Kırmızı bülten çıkaracaklar


SEFA KARAHASAN Lefkoşa

 

Rumlar, Atilla Olgaç için uluslararası tutuklama emri çıkarılması için harekete geçti. Olgaç’ın yalan söylese bile cezalandırılması isteniyor

Kıbrıs Rum Kesimi, 1974’te Barış Harekâtı sırasında biri esir 10 Rumu öldürdüğünü söyleyen ancak daha sonra anlattıklarının senaryo olduğunu ifade eden tiyatrocu Atilla Olgaç hakkında uluslararası tutuklama emri çıkarmaya hazırlanıyor.  Rum Yönetimi’nin, Olgaç’ın açıklamalarında suç unsuru bulunursa, Rum Başsavcılığı’nın isteği doğrultusunda kırmızı bülten çıkaracağı bildirildi.
Rum yönetiminin Olgaç’ın açıklamalarını, AB’de “Türkiye’ye baskı” aracı olarak kullanmaya hazırlandığı da gelen bilgiler arasında. Ana muhalefet DİSİ milletvekili ve Meclis Hukuk Komitesi Başkanı Yoannis Nikolau, “Bu açıklama, kayıp akıbetlerinin belirlenmesinde bilgi vermesi için Türkiye’ye baskı yapılması yönünde değerlendirilebilir” dedi. Rum Başsavcı Petros Kliridis de Atilla Olgaç’ın açıklamasınının Türk makamları  tarafından incelenmesi gerektiğini söyledi.
Olgaç’ın doğru söyleyip söylemediğinin Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi veya BM Komitesi tarafından da araştırılabileceği görüşünü ortaya koyan Kliridis, Olgaç’ın ilk açıklamasının “doğruluğuna” inandığını belirterek, doğruyu söylemese bile, kopardığı gürültü nedeniyle cezalandırılması gerektiğini belirtti.

32 Türk katledildi
Bu arada Rum tarihçi Ronaldos Kaçaunis de 1963’te Gazimağusa’da 32 Kıbrıslı Türkün nasıl katledildiğini anlattı.
Kıbrıs Rum Yömnetimi Lideri Dimitris Hristofyas’a yakınlığıyla tanınan Haravgi gazetesine konuşan Kaçaunis, yaşadıklarını şöyle anlattı: “3 Yunan subayın ve Lefkoşa Polis Müdürü’nün oğlunun da bulunduğu bir otomobil kentin Türk bölgesine girdi. Türkler onları durdurup ateş etti ve yalnız bir tanesi sağ döndü.
Ertesi günü bir grup Kıbrıslı Rum, Rum bölgesindeki bankalarda, dükkanlarda çalışan Kıbrıslı Türkleri tutukladı. Tümü sivil ve bir önceki gün meydana gelen olayla ilgileri olmayan 32 Kıbrıslı Türktü. Onları bir yere götürüp öldürdüler. Daha sonra da toplu mezara gömdüler.”

Türmen: Türkiye zor duruma düşebilir
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) eski yargıcı, Rıza Türmen, Rumların başvurması halinde AİHM’nin davayı kabul edebileceğini söyledi.
Türmen şöyle konuştu: “AİHM söz konusu başvuruyu ‘öldürme’ ve ‘soruşturma’ olmak üzere iki açıdan değerlendirecektir. Öldürme olayı varsa bunu zaman bakımından inceleyecektir. Türkiye’nin AİHM’in Türkiye’nin bireysel başvurusunu kabul ettiği tarih 1987’dir. Öldürmeyle ilgili iddia ise 1974 yılına aittir. Dolayısıyla AİHM zaman bakımından bunu reddedecektir. Ancak Rumlar dava açarsa, olayın kendisi 1987’den önce olsa bile mahkeme, soruşturmada sürekli bir ihmal tespitinde bulunursa başvuruyu kabul edecektir.
Türkiye’nin bu iddiaya ilişkin AİHM karşısında güç duruma düşmemesi için olayı öğrendiği tarihten itibaren derhal etkin bir soruşturma için hemen harekete geçmesi gerekir. Şahsın o tarihte savaşa katılıp katılmadığını belirlemesi ‘İddiayı yeni öğrendim ve etkin soruşturma başlattım’ demezse zor duruma düşecektir.”

MILLIYET 26/01/09

 

 

Piri Reis, Kristof Kolomb’la bilgi alışverişi yapmış


Önay Yılmaz İstanbul

 

Piri Reis hakkında belgesel çeken Çeliker, Piri Reis’in ünlü haritalarını hazırlarken Kristof Kolomb’un haritalarından yararlandığını belirterek, “Araştırmalarıma göre, birbirlerinden bilgi alışverişi bile yapıyorlar” dedi

Türk havacılığının ilk kadın savaş pilotu, Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen belgeseliyle tanınan yapımcı-yönetmen Gülşah Çeliker, yıllardır üzerinde çalıştığı Piri Reis belgeselini tamamladı.
Uzun zamandır Piri Reis’in izini süren Çeliker, Kristof Kolomb’un Cenova’daki evine ve Vatikan arşivlerine girmeyi başararak, ünlü kaptan Andrea Doria’nın Papalık’a yazdığı Barbaros Hayrettin Paşa’yla ilgili “Barbaros Raporu”nu da buldu. Çeliker, Doria’nin raporunda, “Barbaros’un çok güçlendiğini, Osmanlı donanmasını organize ettiğini, güçlü denizciler yetiştirdiğini, Papalık’ın bu güçlü donanmaya karşı önlem alması gerektiğini” yazdığını belirtti.

Sempozyum etkiledi
Çeliker, 2004’te Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın düzenlediği Uluslararası Piri Reis Sempozyumu sonrasında böyle bir belgesel için kolları sıvadığını belirterek, “Özellikle Prof. Svat Soucek bana çok yardımcı oldu. 2006 - 2007 yılları zor geçti. Hiç kimseye ciddiyetimi anlatamadım. Benim asıl amacım, bu tamamladığım 36 dakikalık belgeselden daha global boyutta bir Piri Reis belgeseli hazırlamak” dedi.

Haritalar savaş ganimeti
Dünyaca ünlü uzmanlarla görüşerek belgeseli tamamlayan Çeliker, Piri Reis’in ünlü haritalarını hazırlarken Kolomb’un haritalarından yararlandığını belirterek, şöyle dedi:
“Kolomb’la Piri Reis meslektaş. Yani birbirlerine saygı duyan iki denizci. Birbirlerinden bilgi alışverişi bile yapıyorlar. Araştırmalarıma göre Piri Reis, Kolomb’un haritalarını savaş sırasında ganimet olarak ele geçiriyor.” 

Bakanlık destek verdi
İspanyolların Piri Reis projesini sahiplenmek için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na dosya gönderdiklerini öğrendikten sonra çalışmalarına hız verdiğini anlatan Gülşah Çeliker, şöyle devam etti: “Sonunda Kültür Bakanlığı’na resmen başvurdum ve destek aldım. Kurduğum ulusal ve uluslararası kontakları, tüm araştırmalarımı derleyerek aralık sonuna kadar filmin ilk kopyalarını Türkçe ve İngilizce olarak bitirdik. Gelibolu’da Piri Reis Müzesi, Vatikan ve Cenova’da çekimler yaptık. Cenova’da Kolomb’un evini, Captan De Albertis’in kale müzesini gezdik. Vatikan arşivlerinde aldığım izinle Andrea Doria’nın Barbaros hakkındaki Papalık’a yazdığı raporu buldum. Orada yazanlar o zamanki Osmanlı ve Kanuni dönemi için ve belgeselin bu tarihi dönemi için gerçekten önemliydiler.”

MILLIYET 26/01/09

 

 

Bir katliam itirafı da Rum tarafından geldi

26/01/2009 RADIKAL

Rum Haravgi gazetesine konuşan profesör Ronaldos Kaçaunis: 12 yaşında Magosa'da 32 Türk'ün öldürülüp toplu mezara gömüldüğünü gördüm

 

LEFKOŞA - Oxford Üniversitesi'nde eskiden tarih profesörü olan Rum Ronaldos Kaçaunis, 12 yaşındayken Magosa’da yaşadığı ve Rumların 32 Türk’ü öldürdüğü katliamı anlattı.

Hürriyet gazetesinin haberine göre tiyatro oyuncusu Atilla Olgaç’ın 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında 10 Kıbrıslı Rum’u öldürdüğünü söylemesi ve ardından bu açıklamasının "senaryo" olduğunu itiraf etmesi tartışılırken, Oxford Üniversitesi eski tarih profesörü Rum Ronaldos Kaçaunis, Rum Haravgi gazetesine, 12 yaşındayken Magosa’da yaşadığı ve Rumların 32 Türk’ü öldürdüğü katliamı anlattı.

Kaçaunis şu ifadeleri kullandı: "Üç Yunan subayın aracına yapılan saldırının intikamını almak isteyen bir grup, Rum bölgesindeki bankalar ve dükkanlardan Türkleri topladı. Onları kapalı araçlara doldurup kent dışında bir köyde ateşli silahlarla öldürdüler ve toplu mezara gömdüler. Bu olayın çok sayıda şahidi vardı. Ama herşeyi bilen Magosa polisi sustu. O günkü şartlar altında olay bırakıldı. Mezarlar bulunamadı, suçluların kimlikleri belirlenmedi, yargılanmadılar. Bu katliam tartışılmadı bile."

 

Piri Reis, Kristof Kolomb’la bilgi alışverişi yapmış

26/01/2009 RADIKAL

Piri Reis hakkında belgesel çeken Çeliker, Piri Reis’in ünlü haritalarını hazırlarken Kristof Kolomb’un haritalarından yararlandığını belirterek, “Araştırmalarıma göre, birbirlerinden bilgi alışverişi bile yapıyorlar” dedi


Türk havacılığının ilk kadın savaş pilotu, Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen belgeseliyle tanınan yapımcı-yönetmen Gülşah Çeliker, yıllardır üzerinde çalıştığı Piri Reis belgeselini tamamladı.
Uzun zamandır Piri Reis’in izini süren Çeliker, Kristof Kolomb’un Cenova’daki evine ve Vatikan arşivlerine girmeyi başararak, ünlü kaptan Andrea Doria’nın Papalık’a yazdığı Barbaros Hayrettin Paşa’yla ilgili “Barbaros Raporu”nu da buldu. Çeliker, Doria’nin raporunda, “Barbaros’un çok güçlendiğini, Osmanlı donanmasını organize ettiğini, güçlü denizciler yetiştirdiğini, Papalık’ın bu güçlü donanmaya karşı önlem alması gerektiğini” yazdığını belirtti.

Sempozyum etkiledi
Çeliker, 2004’te Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın düzenlediği Uluslararası Piri Reis Sempozyumu sonrasında böyle bir belgesel için kolları sıvadığını belirterek, “Özellikle Prof. Svat Soucek bana çok yardımcı oldu. 2006 - 2007 yılları zor geçti. Hiç kimseye ciddiyetimi anlatamadım. Benim asıl amacım, bu tamamladığım 36 dakikalık belgeselden daha global boyutta bir Piri Reis belgeseli hazırlamak” dedi.

Haritalar savaş ganimeti
Dünyaca ünlü uzmanlarla görüşerek belgeseli tamamlayan Çeliker, Piri Reis’in ünlü haritalarını hazırlarken Kolomb’un haritalarından yararlandığını belirterek, şöyle dedi:
“Kolomb’la Piri Reis meslektaş. Yani birbirlerine saygı duyan iki denizci. Birbirlerinden bilgi alışverişi bile yapıyorlar. Araştırmalarıma göre Piri Reis, Kolomb’un haritalarını savaş sırasında ganimet olarak ele geçiriyor.”

Bakanlık destek verdi
İspanyolların Piri Reis projesini sahiplenmek için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na dosya gönderdiklerini öğrendikten sonra çalışmalarına hız verdiğini anlatan Gülşah Çeliker, şöyle devam etti: “Sonunda Kültür Bakanlığı’na resmen başvurdum ve destek aldım. Kurduğum ulusal ve uluslararası kontakları, tüm araştırmalarımı derleyerek aralık sonuna kadar filmin ilk kopyalarını Türkçe ve İngilizce olarak bitirdik. Gelibolu’da Piri Reis Müzesi, Vatikan ve Cenova’da çekimler yaptık. Cenova’da Kolomb’un evini, Captan De Albertis’in kale müzesini gezdik. Vatikan arşivlerinde aldığım izinle Andrea Doria’nın Barbaros hakkındaki Papalık’a yazdığı raporu buldum. Orada yazanlar o zamanki Osmanlı ve Kanuni dönemi için ve belgeselin bu tarihi dönemi için gerçekten önemliydiler.”

 

Öldürüp, toplu mezara attılar!

 

Oxford Üniversitesi eski Tarih profesörü akademisyen Ronaldos Kaçaunis, tarihi itirafta bulunarak, Mağusa'da 32 sivil Türk'ün katledilişini açıkladı:

 

 

Oxford Üniversitesi eski Tarih profesörü akademisyen Ronaldos Kaçaunis, Mağusa'da 45 yıl önce 32 Kıbrıs Türk'ün Rumlar tarafından katledilişini anlatırken "Onları bir yere götürdüler ve öldürdüler. Sonra toplu mezara gömdüler" dedi.

   Kaçaunis'le bir röportaj yapan Haravgi gazetesi, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasının hemen ardından Rumların Kıbrıslı Türklere karşı işledikleri suçlarla ilgili çok sayıda şahadet, BM belgesi, toplu mezarlar, v.b. bulunduğunu vurguladı.

   Kaçaunis'le yaptığı söyleşiyi "Kıbrıslı Türklere Karşı İşlenen Suçlarla İlgili Çok Sayıda Şahadet Var" başlığıyla okurlarına aktaran gazete, Kaçaunis'in; Rumların Kıbrıslı Türklere karşı suçlarına ilişkin ekserisi şifahi; çok şahadet bulunduğunu belirterek; kendisi 12 yaşındayken Mağusa'da gerçekleşen 32 Kıbrıslı Türkün katledilmesi olayını şöyle aktardı:

 

"Tümü sivil 32 Türk'ü öldürdüler"

 

   "3 Yunan subayın ve Lefkoşa Polis Müdürü'nün oğlunun da içerisinde bulunduğu bir araba -belki yanlışlıkla- kentin Türk bölgesine girdi. Türkler onları durdurup ateş etti ve yalnız bir tanesi sağ döndü. Ertesi günü bir grup Kıbrıslı Rum, Rum bölgesindeki bankalarda, dükkanlarda, NAAFI, v.b çalışan Kıbrıslı Türkleri tutukladı. Tümü sivil ve bir önceki gün meydana gelen olayla alakaları olmayan 32 Kıbrıslı Türk... Onları bir yere götürdüler ve öldürdüler. Daha sonra da toplu mezara gömdüler. Bu, aynı sayıdaki (32) Kıbrıslı Rum tarafından önceden planlanmış ve işlenmiş örgütlü bir suçtu. Bu Rumlar; 'göze-göz' dediğimiz şeyi uygulayan bir grubun mensuplarıydı. Ortam çok gergindi, Yunan subayların cenaze töreninde, o zamanlar Kıbrıs'ta görev yapan ve daha sonra diktatör olan Dimitrios Yoannidis konuşmuştu.

 

"Onayladıklarından mı korktuklarından mı sustular?"

 

   Mağusa polisi ilk andan beri biliyordu. Çok sayıda Kıbrıslı Türk, gün ortasında, şehir merkezinin çeşitli noktalarındaki dükkanlardan, banka şubelerinden toplanıp tutuklanmıştı. Onları kapalı araçlara doldurup kent dışında bir köye götürdüler, ateşli silahlarla öldürdüler ve toplu mezara gömdüler. Polislerin bunu fark etmemesi mümkün değildi. Ama, onayladıklarından mı yoksa korktuklarından mıdır bilmiyorum; sustular... Bugün halen konusu açıldığında; çeşitli yerlerde Kıbrıslı Türklerin mezarları olduğunu işitiyorum..."

 

"Suçlular yargılanmadı"

 

   Gazetenin "Bu toplu cinayet resmî kaynaklar tarafından not edildi mi?" sorusuna karşılık "Elbette, BM belgelerinde yer aldı" yanıtını veren Kaçaunis şunları da söyledi:

   "BM Barış Gücü ve Kızılhaç mensupları 32 Kıbrıslı Türkü aylarca aradı ama gömüldükleri yer bulunamadı. O günkü şartlar içerisinde, bu olay da bırakıldı. Suçluların kimlikleri belirlenmedi, yargılanmadılar, tartışılmadı bile..."

 

Diğer katliamlar

 

   Kaçaunis, özellikle 63-64 döneminde milliyetçi Rum gruplar, özellikle de Sampson'un silahlı grupları tarafından Kıbrıslı Türklere karşı çok ağır suçlar işlendiğini belirterek, Sampson güçlerinin Küçükkaymaklı baskınını örnek gösterdi. Kaçaunis, Muratağa, Atlılar ve Sandallar katliamlarını da hatırlatarak "100'den fazla sivil, kadın-çocuk katledildi" dedi.

 

"Suç Türklere yüklenmeye çalışılıyor ama esas neden Enosis hedefi"

 

   Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yıkılması ve ardından başlayan çatışmaların nedeninin; güya Zürich ve Londra Anlaşmaları ile Kıbrıslı Türklere aşırı haklar tanınmasından dolayı Rumların Anayasa'da değişiklik yapılmasını, Kıbrıslı Türklerin ise Anayasa'nın olduğu gibi kalmasını istemeleri olarak anlatıldığını hatırlatan Kaçaunis "Gerçeğin tamamı bu değil. Uygun zamanda Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanması (ENOSİS) aracılığıyla (Anayasa'nın) lağvedilmesiydi" dedi.

   Rolandos Kaçaunis ayrıca; EOKA'nın yalnız Kıbrıslı Türkleri değil, sol ideolojideki Rumları da düşman gördüğünü ve Sol'un siyasi varlığını ortadan kaldırmaya çalıştığını kaydetti.

 

Tarihi gerçeklerle ilgili yalanlar ve gerçekler

 

   Öte yandan Politis, Tarih Araştırmacısı-Yazar Makarios Drusiotis imzasıyla yayınladığı "63-64 Toplumlar Arası Çatışmalarıyla İlgili Yalanlar ve Gerçekler" başlıklı haberinde, Rum Eğitim Bakanlığı'nın Makarios'un isim günü dolayısıyla yayınladığı genelgede, 1963-64 olaylarıyla ilgili ifadelerini beğenmeyen ve kendi "gerçeklerini" yayımlayan Rum Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası'nın (OELMEK) iddialarını belgelerle yalanladı.

   OELMEK'in "gerçekler" açıklamasıyla 1963-64 olaylarının bütün sorumluluğunu Kıbrıs Türk tarafına yüklediğini, "Rum liderliğini da Türklerin ve yabancıların hilelerinin kurbanı" olarak gösterdiğini belirten gazete, OELMEK'in iddialarını şöyle sıraladı:

   "OELMEK'e göre 1963-64 olayları şöyle gelişti:

   1-Türkiye 'Kıbrıs Türk aşırı uç örgütü TMT'yi silahlandırdı, o da Kıbrıs Türk toplumunu tamamen denetimi altına aldı.

   2-20 Aralık 1963'te Kıbrıslı Türkler taksimi metotlamak amacıyla Kıbrıs'ın tamamındaki stratejik noktaları ele geçirmeye çalıştı.

   3-Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal makamları ile TMT arasındaki toplumlar arası çatışmalar BM'nin müdahalesiyle durdu.

   4-Çatışmalar; Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bütün kurum ve organlarından ayrılmalarını ve Kıbrıslı Türklerin kendi kendilerini enklavlara hapsetmesine neden oldu"

 

"Hedef Enosis'ti, Makarios'un tutumu da buydu"

 

   TMT'nin var olduğunu ve Kıbrıslı Türklerin de silahlandığının "gerçeğin yarısı olduğunu" kaydeden gazete özetle şöyle devam etti:

   "Kıbrıslı Rum milliyetçiler bir değil en az 15 örgüt kurdular. Bu örgütlerden en az 6'sı önce Kıbrıslı Rumlara, 1963 itibarıyla da Kıbrıslı Türklere yönelik şantaj ve cinayetler de dahil olmak üzere çok ciddi terör faaliyetlerinde bulundu.

   Bu örgütlerin tamamı, birbirinden bağımsız olarak; mücadelelerinin hedefinin Enosis olduğunu açıkladı. Bunların hiçbiri Kıbrıs Cumhuriyeti'ne bağlılık belirtmedi, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yalnızca; Enosis'e giden yolda bir istasyon olarak gördüler. Makarios'un tutumu da buydu. Y. Papandreu'ya gönderdiği 1 Mart 1964 tarihli mektubunda 'Anlaşmalar'ın daimi rejim olacağına bir an bile inanmadım' diye yazdı.

   Aynı dönemde Yunan derin devleti de Kıbrıs'a silah gönderdi. Yunan derin devletinin liderleri, daha sonra diktatörler olan Dimitrios Yoanninis ve Georgios Papadopulos'tu. Papadopulos, yasadışı örgütler kurmak ve onları silahlandırmak amacıyla en az iki kez gizlice Kıbrıs'a geldi. Papadopulos Yorgacis'le Akritas örgütü olarak bilinen Kıbrıslılar Milli Örgütü'nü silahlandırmak konusunda, Yunan hükümetinden gizli bir anlaşma yaptı. Papadopulos, Kıbrıs'a yaptığı gizli ziyaretinde 1963'te silahlı kuvvetler komutanı olan Vasos Lissaridis'le de temas etti. O zaman ELDİK'te (Yunan Alayı) görev yapan Yoannidis, örgütün askeri yöneticisiydi. Örgütten bağımsız hareket eden Nikos Sampson'un bölüklerini de silahlandırdı.

 

Makarios'un itirafı

 

   Bütün bunlar bilimsel olarak kanıtlanmış şeylerdir. Makarios da Y. Papandreu'ya gönderdiği mektupta bunu itiraf etmiş ve şöyle demişti:

   'Sayıları 5 bini aşkın eğitimli üyesi bulunan güçlü bir örgütümüz var. ELDİK kuvvetlerinin deneyimini kullanıyor ve Yunanistan'dan teçhizat ikmal ediyoruz.'

   OELMEK'in Kıbrıslı Türklerin taksimi gündeme getirmek için 20 Aralık'ta Kıbrıs'ın stratejik noktalarını ele geçirmeye çalıştıkları iddiasına gelince... 21 Aralık sabahı meydana gelen olaydan sonra 23 Aralık'ta çatışmalar başladı. TMT çatışmaya neden olmak amacıyla inisiyatif almadı. Çünkü Türkler; Kıbrıslı Rumların her şeyi yapabilecek kadar dikkatsiz olduklarına inanıyorlardı.

 

"Yunan istihbaratı 1960'tan önce de vardı"

 

   Bilgi notlarından öğrendiğimiz kadarıyla Yunan İstihbarat Teşkilatı, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilanından önce Kıbrıs'ta vardı. Makarios 26 Mayıs 1960'ta bölge başkanlarını topladı ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni; daha resmen ilan edilmeden önce şikâyet etmek amacıyla EOKA'yı yeniden kurmaya çalıştı.

 

"Türkleri devlet organlarında tutmaya değil kovmaya çalıştılar"

 

   OELMEK'in 'tarihi gerçekleri'nin 4'üncü maddesi olan; Kıbrıslı Türklerin bir plan dahilinde Kıbrıs Cumhuriyeti kurumlarından çekilmeleri de gerçeğin tamamı değil. Kimse onları cumhuriyet kurumlarında tutmaya çalışmadı. Aksine; korkuyla kaçmaya yönlendirdiler. Toplam 230 Kıbrıslı Türk -TMT savaşçısı değil, sıradan vatandaş- yok oldu. Bugün çukurlarda olanlar onlardır.1963-64 kayıplar listesine bir göz atıldığında polis karakollarında, cezaevinde, hastanede, kırsalda ve çeşitli yollarda kayboldukları görülür. Malları da aynı akıbete uğradı. BM'nin yaptığı ve Genel Sekreter'in (10 Eylül 1964 tarih, sayfa 5950, paragraf 180) raporunda da kaydedilen araştırmaya göre; 103 Kıbrıs Türk köyü veya karma köyde 527 ev yıkıldı, 2 bini yağmalandı. O zaman kimse protesto etmedi, karşı da çıkmadı..."

 KIBRIS 26/01/09

Lüzinyanlardan beri var olan bir köy: Taşpınar (Angolem)

Sonraları, Türkçe isimler verilirken köylerimize, bu köyün adını da Taşpınar yaptık... Kıbrıs'ta "havacılıkla" ilgili esprilere de konu olan Angolem, nüfusunun çok büyük bölümü "köy dışında" yaşam süren, tarihi Lüzinyanlara dayanan eski bir yerleşim yerimiz...

   Espriler neler miydi? Sahi unutmadan yazalım. Güya, bu köylü bir muzip mucit; kendi eliyle ve imkanlarıyla bir uçak yapmış ve evinin balkonundan bu uçakla uçmaya!!! çalışmış... O zamandan beri de "Angolem Hava Yolları" Kıbrıslılar arasında geleneksel şakalar arasında yerini almış...

 

85 yaşındaki bir tarih: Arif Salih Aktoprak

 

   Angolem ya da Taşpınar'ı, bu köyde 44 yıl muhtarlık yapan ve son dönemde bu görevinden ayrılan 85 yaşındaki Arif Salih Aktoprak ile konuştuk... Ondan daha iyi kimse bilemezdi. Ondan daha iyi de kimse anlatamazdı.

   Aktoprak, "Babam da, dedem de, onun babası da dedesi de hep buralıyız" diyerek söze başlıyor... Kulakları az işitiyor, ama her şeyi çok iyi hatırlıyor...

   "Fransa'da Angolemi isimli bir köy var" diyorum, düzeltiyor... "Fransa'nın Güney sahillerinde bu isimde bir köy değil, kasaba var" diyor...

   Angolem ismi, Fransız yani Lüzinyan döneminden, bu kasabadan gelmiş olabilir mi?

   Eski muhtar Aktoprak, "evet öyle olabilir" diyor ve anlatmaya başlıyor:

 

Soyumuz Osmanlı, köyümüz Lüzinyan!

 

   "Bizim soyumuz Osmanlı'dır... Buralara Anadolu'dan geldik. Ama Angolem yıllar önce Lüzinyanlar döneminde kuruldu. 1940'lı - 1950'li yıllarda, Fransa'dan köyümüze bir mektup gelmişti. Bu mektupta, köyümüzdeki kilise hakkında bilgi soruluyordu. Gençler bilmeyecek ama köyümüzde bir kilisenin kalıntıları vardı o yıllarda. Hatta şu anda bile o kilisenin bölgesine, Kilise Lakşası diyoruz... Ben gençken kilisenin kalıntılarını hatırlıyorum. Sonra düzeltildi oraları... Bahçe yapıldı, tarla yapıldı. Şimdi o kiliseden eser yok... Ama demek ki Fransızlar, Lüzinyanlar kendi yaptıkları kiliselerinin kaydını bir yerlerde tutmuşlar ki, sonra sorup bilgi istediler."

   Evet, Arif Salih Aktoprak'a göre bugünkü Taşpınar'da "sadece hayvancılık yapanlar" kaldı...

 

6 bin 600 dönüm toprak!

 

   Köyün 6 bin 600 dönüm toprağı var... Her ne kadar Taşpınar dışında yaşıyor olsalar da, Taşpınarlı birçok kişi, bu tarlaları arpa, buğday ve vigo ekiyor... Hatta, 6 bin 600 dönümün dışında, Bostancı toprağından da kiralanıp ekim yapılıyor.

   Taşpınar'da sebze üretimi de gerçekleştiriliyor. Su olan yerlerde yetişen sebzelerin ülkedeki en lezzetli sebzeler olduğunu söylemek de yanlış olmaz... Köyde 250 - 300 dönüm narenciye de var.

   Arif Salih Aktoprak, köyde 10 su kuyusu bulunduğunu anlatıyor. Ayrıca köyün, yıllar önce yapılmış ve "sıra kuyusu" denen iki tane de tarihi kuyusu olduğunu hatırlatıyor.

   Eskiden artezyen kuyuları yokken, bu kuyular yapılıyordu. Artezyen olmadığı dönemlerde sıra kuyuları kullanılıyor ve yerin şekline göre, sıra sıra kuyularda biriken su, bir noktadan dışarıya çıkarılıyordu.

 

Sıra kuyular hâlâ duruyor

 

   Bu tarihi kuyulardan biri köyün zenginlerinden Hacı Mulla'ya ait. Hacı Mulla İskaiyesi deniyor... Bir de köylü 24 kişi tarafından yapılmış olan var ki bu 24 kişiden biri de Arif Salih Aktoprak...

   5 çocuğu ve yedi torunu bulunan; eşi vefat ettiği için ve yeniden evlenen Arif Salih Aktoprak, köyün nüfusunun şu anda 150 civarında olduğunu aktarıyor... "Tüm gençler de kaçtı" diyor ve şakayla karışık şunları anlatıyor:

   "Gençlerin köyden ayrılması en büyük sıkıntımız... En fakir aile bile çocuğunu okuttu bu köyde. Hepsi üniversite bitirdi. Her üniversite bitiren, kendisi gibi bir üniversiteli eş buldu ve köyden uzağa yerleşti. Galiba okuttuk ve kabahat ettik..."

   Köye işçi olarak yerleşen Türkiye göçmenleri de var. Son zamanlarda gelmişler. Şu anda bu işçilerin çocukları dışında köyde okula giden çocuk hemen hemen yok gibi. Köyün çocukları Bostancı'daki merkez ilkokula gidiyor... Tüm öğrenciler, işçilerin çocukları... Köyde bulunan askeri birlik de canlılığın bir diğer önemli parçası...

 

Devlet memurluğu daha cazip hale getirildi

 

   Sohbet ettiğimiz bazı köylüler de devlet memurluğunun köyde kalıp çiftçilik yapmaktan daha cazip hale getirilmesini eleştirip, Taşpınar'ın en büyük sorununun da bu olduğunu belirttiler.

   "Devletin verdiği maaş, tarladan gelenden fazla olursa, oluyorsa, herkes onu tercih edecekti, öyle de yaptılar ve köyden herkes göç etti" diyen bir Taşpınarlı, köyde şu anda iki büyük üreticinin çok faal olduğunu ve bunların hem üretim hem de toptancılık yaptıklarını anlattı...

   Evet Taşpınar... Çok sayıda ve terkedilmiş ev bakımsız durumda... Köyde, atıl durumda çok miktarda otomobil ve traktör de dikkat çekiyor... Hatta köyün ortasındaki bir meydan adeta otomobil mezarlığı gibi duruyor...

   Trodos Dağları'nın Güzelyurt ovası ile kesiştiği bir noktada, verimli toprakları ile Taşpınar yine de dimdik ayakta... Güney'inde Rum kesimi var. Hemen üst başında Kakopetriya ve Solya Vadisi... Kuzeyde Doğancı köyü... Doğusunda ise Bostancı...

   Hâlâ eski Kıbrıs köyü; eski Kıbrıs kerpiç duvarları ve tahta kapıları az da olsa görmek isteyenler; yolunuzu bu köye de bir uğratın diyoruz...

KIBRIS 26/01/09

 

 

’10 Rum öldürdüm’e hukuki inceleme

Kıbrıs Rum Yönetimi, tiyatro oyuncusu Attilla Olgaç’ın “10 Kıbrıslı Rum öldürdüm” sözleriyle ilgili olarak hukuki inceleme başlattı.

SELİM SAYARI

NTV-MSNBC

Güncelleme: 08:51 TSİ 27 Ocak 2009 Salı

 

LEFKOŞA - Rum Radyosu’nun haberine göre, bu sabah başkanlık sarayında olaya ilişkin bir toplantı düzenlendi ve Başsavcı Petros Kliridis, Olgaç’ın sözlerini incelemekle görevlendirildi. Katıldığı bir programda, “10 Rum öldürdüm” diyen Olgaç daha sonra senaryo olduğunu söyleyerek anlattıklarını yalanlamıştı.

 

Görgü tanıkları da Olgaç’ın askerliği döneminde eline silah almadığını, kantinde görev yaptığını söylüyor.

Olgaç’ın özellikle bir Rum esiri öldürdüğünü söylemesi, savaş suçu işlediği şeklinde yorumlanmıştı.

 

Kıbrıs Barack Obama için öncelikli konu

 

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Robert Wood, ABD'nin yeni Başkanı Barack Obama ve Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın öncelikli konularından birinin Kıbrıs olacağını söyledi.

 

Wood, düzenlediği günlük basın toplantısında, Kıbrıs konusuna yeni yönetimin yaklaşımına ilişkin bir soruya "Kesinlikle umutluyuz ve iki taraf arasında bir anlaşmaya ulaşılabileceğini umuyoruz. Ancak bunun ötesinde daha fazla söyleyebileceğim bir şey yok" yanıtı verdi.

Clinton'ın, Kıbrıs konusunu "öncelikli" konular arasında görüp görmediği yönündeki soruya karşılık Wood, "Elbette. ABD Dışişleri Bakanı için bu öncelikli bir konu. ABD Başkanı Barack Obama için de öncelikli konu. Kıbrıs, uluslararası toplum için öncelikli bir konu" yanıtını verdi.

Bir gazetecinin, Hillary Clinton'ın öncelik verdiği konular arasında birçok bölgenin sayıldığını hatırlatması ve "hangisi daha öncelikli?" sorusunu yöneltmesi üzerine Wood, ABD Dışişleri Bakanı'nın, bir dizi konuya eğilmek durumunda olduğu karşılığını verdi.

CNN TURK 27/01/08

 

İşte gerçek katliam itirafı!

 SEFA KARAHASAN Lefkoşa



 

 

 




Kıbrıs Rum Kesimi, 1974'te Barış Harekatı sırasında biri esir 10 Rum'u öldürdüğünü söyleyen ancak daha sonra anlattıklarının senaryo olduğunu ifade eden tiyatrocu Atilla Olgaç hakkında uluslararası tutuklama emri çıkarmaya hazırlanıyor.

32 Türk katledildi
Bu arada Oxford Üniversitesi eski tarih profesörü Rum akademisyen Ronaldos Kaçaunis de Rumlar tarafından Kıbrıslı Türklere karşı 1963’te başlatılan silahlı eylemlerde Gazimağusa’da 32 Kıbrıslı Türk’ün katledildiğini söyledi. Kaçaunis, “Onları bir yere götürdüler ve öldürdüler. Sonra da toplu mezarlara gömdüler” dedi.
Kıbrıs Rum Yömnetimi Lideri Dimitris Hristofyas’a yakınlığıyla tanınan Haravgi gazetesine konuşan Kaçaunis, yaşadıklarını şöyle anlattı: “3 Yunan subayın ve Lefkoşa Polis Müdürü’nün oğlunun da bulunduğu bir otomobil kentin Türk bölgesine girdi. Türkler onları durdurup ateş etti ve yalnız bir tanesi sağ döndü. Ertesi günü bir grup Kıbrıslı Rum, Rum bölgesindeki bankalarda, dükkanlarda çalışan Kıbrıslı Türkleri tutukladı. Tümü sivil ve bir önceki gün meydana gelen olayla ilgileri olmayan 32 Kıbrıslı Türktü. Onları bir yere götürüp öldürdüler. Daha sonra da toplu mezara gömdüler.”

MILLIYET 27/01/09

 

Yalan söylemişse dahi yargılanmalı

 

27 Ocak Salı 2009 MILLIYET MEHMET ALI BIRAND

 

Bu yazıyı yazmamak için günlerdir bekliyorum.

           

Savcıların harekete geçmelerini ve bu adamı ensesinden yakalayıp mahkemeye sevketmek üzere soruşturma başlatmalarını bekliyorum.

           

Ermenilerden özür dileyenleri 301 inci maddeden inceleme altına alanlar var ya... Kürtçe kutlama mesajı yolladı diye, insanların cezalandırılması için çırpınanlar var ya...İşte onların hareketlenmelerini bekliyorum.

           

Atilla Olgaç adlı tiyatro oyuncusunun, Kanaltürk’te yayınlanan “Orada Neler oluyor” adlı programda, büyük bir kahramanlık yapmış edasıyla, Kıbrıs harekatı sırasında, esir aldıkları bir Rum gencini , hakaret ettiğinden dolayı oracıkta kafasından vurduğunu, savaş sırasında ayrıca 10 kişi öldürdüğünü söyledi. Şimdilerde vatan adına onu bunu öldürmek ve ardından da övünme modası var ya ...Beyefendi de Kurtlar Vadisinde ”Kılıç“ karakteri de bu modaya uygun ya...Atilla Olgaç nasıl bir Türk kahramanı olduğunu anlattı.

           

Esir alınan bir insanı öldürmenin suç sayıldığını, bundan dolayı insanların yargılandıklarını, üstüne üslük bu suçlar İnsanlığa Karşı Suç niteliğinde sayıldığından dolayı, zaman aşımının da işlemediğini herhalde bilmiyor olacak ki, övünerek cinayetini açıkladı.

           

Tabii böylesine bir itiraf hem Rumları, hemde Yunanlıları ayağa kaldırdı.

           

Ayağa kalkmakta da çok haklılar.

           

Ben de onların yerinde olsam aynını yapardım. Zira yıllardan beri, Rumlar savaş sırasında ortadan kaybolan yüzlerce Rum gencini arıyorlar. Bu insanların Türk askeri tarafından gizlice Türkiyede veya Adanın kuzeyindeki bir yerde öldürülüp gömüldüğünü iddia ediyorlar. Türkiye de bunu yıllardır yalanlıyor, ancak Uluslararası suçlamadan ve sürekli denetlemelerden kurtulamıyordu.

           

Atilla Olgaç, ilk defa kendi ağzıyla kayıp rumlar için örnek gösterilebilecek bir cinayeti açıklayınca, eski iddialar yeniden alevlendi

           

Anlayacağınız, bu zat farkına varmadan müthiş bir pandora kutusunun kapağını açmış oldu. Tabii, kıyametler kopunca da, korkup “Söylediklerimin gerçekle ilgisi yok, senaryo “diye bir açıklama yaptı. Savaşın kötülüklerini anlatabilmek için böyle birşey uydurmuş!

           

Tabii kimseyi inandıramadı. Ortaya çıkıp “ Bunu tamamen reklamımı yapabilmek, dikkatleri çekmek için yaptım” dese, daha inandırıcı olurdu.

 

SAVCILAR, BU ZATI GÖRMEZDEN Mİ GELECEKLER ?

           

Bu olayın yenir yutulur hiçbir yanı yoktur.

           

Savcıların harekete geçmeleri ve Atilla Olgaç’ı insanlığa karşı suç işlemekten yargılanmak üzere mahkemeye taşımaları gerekir. Adam kendi ağzıyla, cinayetini itiraf etmiştir. “Ben öyle demek istemedim” yollu teviller geçerli olamaz.

           

Eğer gerçekten ,sırf kendi reklamı için yalan söylediyse de mahkeme edilmelidir.

           

Bu iş çocuk oyuncağı değildir. Her önüne gelen, Uluslararası alanda bu ülkenin başını derde sokacak abuk sabuk laflar edemez.

           

Ermenilerden Özür dileyenleri, 301 inci maddeden, Türklüğe hakaret ettikleri için soruşturmaya alan savcılar bu manzarayı seyretmekle mi yetinecekler ?

           

Eğer Türklüğe hakaret konusunda bu kadar duyarlıysak, asıl bu adamın söyledikleri ya başlı başına suçtur ve cezalanmalı, eğer söyledikleri yalansa da, yine cezalanmalıdır. Zira bu yaptığı asıl Türklüğe hakaret suçudur.

                                               *                                 *                                 *

 

YAHUDİ HOYRATLIĞININ FATURASI ÖNÜMÜZE GELDİ...

           

Bu köşe’de defalarca yazdım.

           

Başbakan’ın, İsrail’i eleştirme adına, İsrail ile Yahudileri birbirine karıştırıp, ardı ardına verdiği demeçlerin faturası sonunda önümüze geldi.

           

Şimdi ayıkla pirincin taşını.

           

En güçlü yahudi lobisinin yazdığı mektup Ankara’ya vardı. Gazetelerde ardı ardına yazılar çıkmaya başladı.Türk yahudileri son derece rahatsız oldular ve bu rahatsızlıklarını etrafa yaydılar. Yahudi finans çevrelerindeki homurtular duyulur oldu.

           

İsrail, Başbakan’ın yaklaşımını henüz büyük sorun yapmadı. Aksine, anlayışla karşıladığının işaretlerini verdi. Tabii aynı kampanya sürdürülürse, onların da tutumlarının değişeceği besbelli.

           

İşin bu noktaya gelmesinde, Başbakan’ın dikkatsizliği ve yahudilik konusundaki hoyratça kullandığı sözlerin, bazı aşırı dinci guruplar tarafından kullanılması oldu. Türk yahudilerine tehditler savurdular. Yeşil bayraklar açıp gösteriler yaptılar.

           

Hükümet sadece seyretmekle yetindi.

           

Şimdi, Cumhurbaşkanı Gül’den, hükümet sözcüsü Cemil Çiçek’e kadar herkes özürler diliyor, Türk yahudilerine güvenceler veriyorlar.

           

Ancak çok geç...

           

Güven denilen duygu böyledir.

           

Hiç hoyratlık kaldırmaz. Bir defa bozuldu mu, kolay kolay aynı dereceye çıkmaz. Çok daha fazla çaba harcamanız, kendinizi çok daha fazla ispatlamanız gerekir.

           

Başbakanın kırıp döken üslubunun diğer bir kurbanı da Filistin Cumhurbaşkanı Abbas oldu.  Kırılan vazoyu tamir, yine Cumhurbaşkanına kaldı. Hamas’ın gözüne girmek mi, yoksa bölgede Hamas ile diyalog kurabilen tek ülke konumunu devam ettirebilmek için midir, bilemiyorum.

 

Ancak artık dikkat etme zamanı geldi.

 

Başbakan’ın Orta Doğu’daki anlaşmazlıklara müdahelesini olumlu karşılayan ve alkışlayan bir insanım. Bunun yanında, Başbakanın artık konuşmalarına daha fazla dikkat etmesi ve kırıp dökmeyi bırakması zamanı geldiğine de inanıyorum.

 

Bir katliam itirafı da Rum tarafından geldi

 

26/01/2009 RADIKAL

Rum Haravgi gazetesine konuşan profesör Ronaldos Kaçaunis: 12 yaşında Magosa'da 32 Türk'ün öldürülüp toplu mezara gömüldüğünü gördüm

 

LEFKOŞA - Oxford Üniversitesi'nde eskiden tarih profesörü olan Rum Ronaldos Kaçaunis, 12 yaşındayken Magosa’da yaşadığı ve Rumların 32 Türk’ü öldürdüğü katliamı anlattı.

Hürriyet gazetesinin haberine göre tiyatro oyuncusu Atilla Olgaç’ın 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında 10 Kıbrıslı Rum’u öldürdüğünü söylemesi ve ardından bu açıklamasının "senaryo" olduğunu itiraf etmesi tartışılırken, Oxford Üniversitesi eski tarih profesörü Rum Ronaldos Kaçaunis, Rum Haravgi gazetesine, 12 yaşındayken Magosa’da yaşadığı ve Rumların 32 Türk’ü öldürdüğü katliamı anlattı.

Kaçaunis şu ifadeleri kullandı: "Üç Yunan subayın aracına yapılan saldırının intikamını almak isteyen bir grup, Rum bölgesindeki bankalar ve dükkanlardan Türkleri topladı. Onları kapalı araçlara doldurup kent dışında bir köyde ateşli silahlarla öldürdüler ve toplu mezara gömdüler. Bu olayın çok sayıda şahidi vardı. Ama herşeyi bilen Magosa polisi sustu. O günkü şartlar altında olay bırakıldı. Mezarlar bulunamadı, suçluların kimlikleri belirlenmedi, yargılanmadılar. Bu katliam tartışılmadı bile."

 

Hedef 18 milyon Sterlin

Talat mülkiyeti görüşmeye giderken, hükümet Rum arsalarını satışa çıkardı

Görüşme yarın, satış Cuma günü... Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sürdürülen kapsamlı müzakerelerde en kritik aşamaya gelindi. İki lider yarından itibaren mülkiyet sorununu görüşmeye başlayacak. Hükümet, böylesi kritik bir aşamada, çok sayıda Rum mülkünü Bakanlar Kurulu kararıyla satışa çıkardı.

30 Ocak Cuma günü sona erecek ihale ile satıştan 18 milyon Sterlin sağlanması hedefleniyor...

 

Akçiçek Tavuk çiftliği de var... İhale yoluyla satılacak mülkler arasında 2 milyon 972 bin 396 Dolar (Yaklaşık 2 milyon 161 bin Sterlin) değer biçilen 253 dönüm 2 evlek arazi üzerine kurulu Akçiçek Tavuk Çiftliği de var. Satış listesinde yer alan mülklerin büyük bir bölümü Girne'ye bağlı köyler ile Mağusa ve Yeni Erenköy'de bulunuyor. Ozanköy'de bulunan bir mülk için 2 milyon 880 bin Sterlin talep ediliyor...

 

Karar 2008'de alınmıştı... Bakanlar Kurulu'nun 23 Temmuz 2008'de almış olduğu, devletin kontrolündeki Rum mülkleriyle ilgili satış kararının, bugüne kadar bekletilmesi ve kritik mülkiyet zirvesine saatler kala uygulamaya konması, bazı kuşkuları da beraberinde getirdi. Özellikle satış duyurusu ile ihale süresi arasında çok kısa bir sürenin olması, kuşkuların daha da artmasına yol açtı...

 

Gözde SÜREÇ

 

 

    KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, yarından itibaren, Kıbrıs sorununun en kritik başlığını oluşturan mülkiyet konusunu görüşmeye başlıyor. Hristofyas, daha ilk toplantıda Talat'ın önüne 80 sayfalık bir dosya koymayı planlarken, KKTC Bakanlar Kurulu kararıyla Kuzey Kıbrıs'ın çeşitli yerlerinde bulunan bazı Rum mülklerinin satışa çıkarılması 'baş ağrıtacak' bir uygulama olarak nitelendirildi.

   Hükümetin, 23 Temmuz 2008'de alınan satış kararını, bugüne kadar bekletmesi ve kritik mülkiyet zirvesine saatler kala uygulamaya koyması, bazı kuşkuları da beraberinde getirdi. Seçim yasakları dikkate alınarak ihale için çok kısa bir süre verilirken, ilgilenenlerin en geç 30 Ocak Cuma günü başvuru yapmaları istendi. Satışa çıkarılan tüm mülkler için yaklaşık 18 milyon 359 bin Sterlin tutarında bir gelir hedefleniyor.

    Satışa çıkarılan mülkler arasında 2 milyon 972 bin 396 Dolar (Yaklaşık 2 milyon 161 bin Sterlin) değer biçilen 253 dönüm 2 evlek arazi üzerine kurulu Akçiçek Tavuk Çiftliği de var. İhalede yer alan değerli mülklerden biri Ozanköy'de diğeri ise Mersinlik'te bulunuyor. Ozanköy'deki mülke 2 milyon 880 bin Sterlin değer biçilirken, Mersinlik'teki mülkün taban fiyatı 1 milyon Sterlin olarak belirlendi. Satışa sunulan mülklerin büyük bir bölümü Girne'ye bağlı köyler, Mağusa ve Yeni Erenköy'de bulunuyor.

 

Nerede ne satılıyor?

 

   KIBRIS'ın yaptığı araştırmaya göre devlet tarafından satışa çıkarılan Rum mülklerinin büyük bir kısmı Girne'ye bağlı, Ozanköy, Çatalköy, Bahçeli, Lapta ve Alsancak'ta bulunurken, Yeni Erenköy ve Güzelyurt'ta da satışa çıkarılan birçok mülk var. Ozanköy'de bulunan bir mülkün satışa fiyatı 2 milyon 880 bin Sterlin olarak belirlenirken, Lapta'da başka bir mülke 478 bin Sterlin değer biçildi. Bahçeli köyünde bulunan başka bir mülk için 245 bin Sterlin taban fiyatı belirlenirken, Alsancak'taki taşınmaz bir malın fiyatı 362 bin Sterlin olarak açıklandı.

   Mağusa, Yeni Erenköy ve Mersinlik'de bulunan birçok değerli mülk de 30 Ocak'ta yapılacak satış listesinde yer alıyor. Mersinlik'teki bir mülk için 1 milyon Sterlin, Mağusa Tuzla'da bulunan bir mülk için 698 bin Sterlin yine aynı yerdeki başka bir mülk içinse 900 bin Sterlin taban fiyat belirlendi. Tatlısu'da bulunan bir mülkün taban fiyatı ise 480 bin Sterlin.

   Satılacak Rum malları arasında Şirinevler'de bulunan Akçiçek Tavuk Çiftliği en dikkat çekici olanı. Barış Harekâtı öncesinde ve sonrasındaki ilk yıllarda ülkenin civciv ihtiyacının önemli bir bölümü bu çiftlikten karşılanıyordu. İhmal yüzünden önemini yitiren ve kendi kaderine terk edilen çiftlik büyük ölçüde yıkılmış olmakla birlikte, kapladığı 253 dönümlük alan, paha biçilmeyecek değerde muhteşem bir manzaraya sahip.

   İhalenin, hükümet tarafından belirlenen taban fiyatla sonuçlanması durumunda bu şahane arazinin dönümü 12 bin doların altında satılmış olacak.

BİR ZAMANLAR EN GÖZDE ÇİFTLİKTİ

   Akçiçek Tavuk Çiftliği'nin geçmişteki faaliyetleriyle ilgili olarak Tarım Bakanlığı Müsteşarı Hasan Kestigül'ün görüşlerine başvurduk. Kestigül, Rumlardan kalan çiftliğin 1974'ten sonra Tarım Bakanlığı kontrolünde civciv elde edilen modern bir tesis olarak kullanıldığını söyledi. Kestigül, tesisin o yıllarda Kuzey Kıbrıs'ın et ve yumurta civcivi ihtiyacını karşıladığını, 1986 yılına kadar Türkiye Cumhuriyeti Kalkınma Vakfı'na civciv satıldığını söyledi. 1996 yılından sonra Kuzey Kıbrıs'ta tavukçulukta özel sektörün gelişmesine paralel olarak devletin önce kasaplık piliç sonra da damızlık civciv üretim piyasasından çıktığını ifade eden Kestigül,  bu tarihin ardından tesisin Devlet Emlak Malzeme Dairesi'ne devredildiğini ve ihale yoluyla yerli bir firmaya kiralandığını anlattı. Kestigül, söz konusu firmanın da işletmeden vazgeçmesi üzerine, çiftliğin Devlet Emlak Malzeme Dairesi kontrolünde ihaleye yoluyla satışa çıkarıldığını söyledi.

KIBRIS 27/01/09

 

Talat: En zor başlık olan mülkiyete gelindi

 

KKTC lideri, zemin olarak BM ilkeler manzumesini önerdi.

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında sürdürülen müzakere sürecinde, sıra en zor başlık olan mülkiyet konusuna geldi.

   İki lider, yarın yapacakları görüşmede bu son derece önemli konuyu ele almaya başlayacak.

   Cumhurbaşkanı Talat, bu konuda temel ve zemin olarak Birleşmiş Milletler ilkeler manzumesinin alınabileceğini söyledi.

   Talat'a göre, müzakerelerde mülkiyet konusunu bu çerçevede ele alıp değerlendirmelerini yaparak uygun bir sonuca ulaştırabilecekler. 

    Cumhurbaşkanı, bundan sonraki konuların da son derece önemli olduğunu, ancak en önemli iki konu olan "Yönetim ve Güç Paylaşımı" ile "Mülkiyet" konuları tamamlandıktan sonra çözüm imkanlarının ve çözümün ne kadar yakın olduğunun görüleceğini kaydetti.

 

Rum tarafının önerileri gerçekçi değil

 

  Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Lefkoşa Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) yer alan "KKTC ve GAP" konulu panelin açılışında yaptığı konuşmada Kıbrıs müzakerelerine değindi.

   Talat, "Kıbrıs sorununda önemli bir müzakere başlığı olan 'Yönetim ve Güç Paylaşımı' başlığını kapattıklarını", birçok noktasında yakınlaşma sağladıklarını, ama yakınlaşma sağlayamadıkları noktalar da bulunduğunu ifade ederek, "Ancak bunların, benim değerlendirmem, gerçekçi önerilerle açılabileceği yönündedir" dedi.

   Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafından gelen öneriler gerçekçi olmadığı için bu ayrılık ve anlaşmazlık noktalarının ortaya çıktığını, fakat bu öneriler ile düşüncelerin gerçekçi önerilere dönüşmesi ve 45 yıllık müzakere sürecinin parametrelerine dayalı hale getirilmesi durumunda bu konuda ciddi bir ilerleme sağlamanın mümkün olabileceğini söyledi. 

 

Sorun, mülkiyet nedeniyle başlamadı

 

  "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığının aslında "Kıbrıs sorununun anası" olduğuna vurgu yapan Talat, şöyle devam etti:

   "Kıbrıs sorunu ondan başlar. Kıbrıs sorunu, mülkiyet nedeniyle başlamadı ya da garantiler, güvenlik düzenlemeleri nedeniyle başlamadı. Kıbrıs sorunu, tamamen yönetim ve güç paylaşımı sorunları nedeniyle başladı. 1963'te ve o günden bugüne bu sorun hala devam ediyor. Dolayısıyla, bu bölümün yani 'yönetim ve güç paylaşımı' bölümünün çeşitli çatışmalarla, çeşitli ortak veya ayrılık noktalarıyla kapanması bekleniyor. Dolayısıyla beklenenin dışında bir gelişme olmadı. Kötü bir gelişme olmadı bu dönemde kısacası.

 

Zor başlık... Doğrudur

 

   Cumhurbaşkanı Talat, bundan sonra önlerinde önemli başlıklar bulunduğunu, ancak en zor başlık olan "mülkiyet" konusunun şu anda gündeme geldiğini belirterek, şöyle devam etti:

   "Zor başlık. Doğrudur. Çünkü 45 yılda ülkede iki tanede mülkiyet rejimi yaratıldı. Kaçınılmaz oldu. Bir tane Güney'de bir tane Kuzey'de. Güney'dekinin kendi sorunları, var Kuzey'dekinin kendi sorunları var. Biz tabiatıyla uluslararası hukuk açısından olaya yaklaşıyoruz ve uluslararası hukuk açısından olaya baktığımızda mülkiyet sorununun çözümünün 45 yıllık Kıbrıs sorunu sürecinde önemli bir başlık olarak özel bir yere sahip olacağını düşünüyorum.

 

Temel ilkeler, akıllarına geldiği gibi değil

 

   Bazı temel ilkeler Birleşmiş Milletler tarafından belirlenmiştir. Tabii akıllarına geldiği gibi değil elbette. Uzun yıllar devam eden müzakereler, uluslararası deneyimler, tartışmalar ve değerlendirmeler sonucu olarak bu parametreler belirlenmiştir ve bunlar da birçok anlaşma planında, birçok planda gündeme getirilmiştir, değerlendirilmiş ve tartışılmıştır.

 

Uygun bir sonuca ulaştırabiliriz

  

   Dolayısıyla önümüzde temel alabileceğimiz, zemin alabileceğimiz bir Birleşmiş Milletler ilkeler manzumesi vardır. O çerçevede bu konuyu ele alıp değerlendirmelerimizi yapıp umarım ki uygun bir sonuca ulaştırabileceğiz.

   Bundan sonraki konularımız da tabii ki son derece önemli, ama sanıyorum en önemli iki konuyu, mülkiyet konusunu tamamladıktan sonra aşmış olacağız. O zaman belki daha fazla çözüm imkanları, çözümün ne kadar yakın olduğu görülmüş olacaktır."

 

2009 hedefimiz değişmedi

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, son zamanlarda çözümün 2009 yılı içerisinde olacağının birçok çevre tarafından tekrarlanmaya başlandığını ifade ederek, kendilerinin başlangıçtaki hedeflerinin; "2008 yılı sonu çözüm" olduğunu, ancak bunun yetişmeyeceği anlaşılınca haziran ayındaki Avrupa Parlamentosu seçimlerine kadar Kıbrıs sorununu çözebilecekleri ümidini ortaya koyduklarını kaydetti.

   Talat, bu hedeflerinin tabii ki değişmediğine, ancak hedeflerin tek yanlı belirlenemeyeceğine vurgu yaparak, şöyle devam etti:

   "Çünkü hala bir müzakere takvimi ortaya koymadığımıza göre söylediklerimiz ancak tahminden ibarettir veya bizim hedeflerimizden ibarettir. Dolayısıyla biz gerçekten Haziran'a, Avrupa Parlamentosu seçimlerine kadar Kıbrıs sorununu çözmeyi hedeflemeye devam edeceğiz.

   Eğer bu konuda olumlu işbirliğini görürsek, bunun için elimizden gelen her çabayı ortaya koyacağız ve Kıbrıs sorununu artık bitireceğiz.

   Hedeflerimiz bunlar, çabalarımız bunlar. Kıbrıs sorununun bitmesiyle Kıbrıslı Türkler uluslararası alanda ciddi bir oyuncu haline gelecektir; uluslararası alanda Avrupa Birliği'ne üye bir Kıbrıs, Birleşik Kıbrıs'ın, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin eşit parçası olarak Avrupa Birliği'nde ve o yolla diğer uluslararası alanlarda rol oynayabilecekler.

   Bugüne kadar sürmüş olan ve halen sürmekte olan izolasyon ve insanlık dışı ambargolar ortadan kalkacak.

   Bunlar tabii ki Kıbrıslı Türkleri rahatlatıp özgürleştirirken, aynı zamanda ülkeye de önemli şeyler katacak. Yani Kıbrıs'a da önemli şeyler katacak; Kıbrıs'ın bir barış ve istikrar adası olmasını sağlayacak.

   Bununla da yetinmeyecek, bunun Türkiye'ye, Türkiye'nin uluslararası ilişkilerinde karşılaştığı sorunlara ve Türkiye'nin Yunanistan ile ilişkilerine çok önemli katkıları bulunacak.

 

Bütün gayretimizi ortaya koymalıyız

 

   Dolayısıyla Kıbrıs sorununun çözümü aslında bölgede çok ciddi bir ihtiyaçtır ve bu ihtiyacı doğru tespit edip Kıbrıs sorunuyla ilgili elimizden gelen bütün gayreti ortaya koymalıyız.

   Biz, bunu yapıyoruz. Eğer bunun karşılığını alırsak, yani Kıbrıs Rum tarafının da aynı yaklaşımı sergilemesini görebilirsek, o sağlanırsa, ben Kıbrıs sorununun çözülmemesi için bir neden görmüyorum.

   Bu anlayışla biz yolumuza devam ediyoruz, çalışmalarımızı sürdürüyoruz."

KIBRIS 27/01/09

 

Olgac should face trial either way’
By Alexia Saoulli

THE ATTORNEY-general’s office was yesterday investigating how best to proceed, following a Turkish actor’s confession that he had shot and killed an unarmed 19-year-old Greek Cypriot prisoner of war in 1974.

The legal aspects of Attila Olgac’s horrific admission on live television, which he later retracted on the grounds that he’d made the whole thing up, was also discussed at length at an emergency meeting at the presidential palace under Presidential Commissioner George Iacovou.

The meeting was attended by the Greek Cypriot representative of the Committee for Missing Persons (CMP) and representatives from the Foreign Ministry and the Committee of Relatives of Missing Persons and Undeclared Prisoners of War.

Iacovou said the AG had the final say on the legality of the issue.

“We want the issue to be investigated further and if there are the legal means to promote the issue of the missing for the good of their relatives. This was always the effort; to see if we can determine their fate and we believe that this information provides just that,” he said.

The issue will be discussed in parliament on Wednesday.

“We will see what legal steps we can take to promote the issue of the missing,” the AG added.

“It is the first direct admission that he himself killed soldiers,” Petros Clerides reiterated.

“There is a lot of evidence that pointed towards this. This particular information of Attila’s will now be examined in the context of all testimonies and evidence related to this issue,” he said.

The AG said it was still too early to specify what the government’s next move would be.

Government spokesman Stefanos Stefanou said the government had every intention of examining the issue responsibly and seriously, and to the best advantage of the missing.

He was responding to repeated criticisms from opposition parties that the government had made little noise over the issue and looked set on failing to utilise the information.

One such critic was DISY deputy Ionas Nicolaou, who said allowing the confession to go unpunished would be a political mistake.

Nicolaou said Turkey recognised the unfavourable position it had been put in thanks to Olgac’s confession and every possible means should be examined to ensure Turkey was held accountable for war crimes committed under its orders in 1974.

But Stefanou said yesterday’s meeting had been called precisely because it wanted to examine all possible angles.

The government had not made a lot of statements on the matter because it was a sensitive issue and “we don’t want a lot of statements to make the issue harder or to possibly harm or limit whatever possibilities there might be to utilise the whole issue for the good of Cyprus and the missing,” he said.

Stefanou added that it was a given that war crimes had been committed in Cyprus during 1974 and that the government was taking the Olgac issue very seriously.

“What concerns the Cyprus Republic first of all is determining the truth and second of all giving the relatives’ of the missing a satisfactory answer about where their beloved were lost,” he said.

Last Thursday Olgac confessed to shooting a POW in the forehead after his Turkish army commander ordered the killing. The confession was made live during a morning talk show.

“The first person that I killed was a 19-year-old soldier who was taken prisoner. When I aimed my gun at his face, he spat on my face. I shot him in the forehead. He died. Later on, I killed nine more people during clashes,” he said.

Twenty-four hours later Olgac retracted his confession, claiming to have made the whole thing up.


‘Olgac should face trial either way’
By Alexia Saoulli

TURKISH national paper, Hurriyet, yesterday said Olgac claimed he’d made the whole thing up to draw attention to the savagery of war.

“I did not anticipate the issue becoming such a big deal and I apologise,” Olgac told the daily.

“This story has been in my head for 30 years. I wanted to make a movie like Saving Private Ryan and I have been working on this scenario for a long time. I told this imagined scenario on television as if it was real,” he said.

Olgac said his intention had been to shock people. He added that he had not even partaken in armed conflict during the invasion.

Speaking to Sigma television, the actor even swore on the Koran that he had made the whole thing up.

Like many others, Archbishop Chrysostomos expressed the conviction that Olgac had been “pressured” into retracting his confession following strong reactions from Cyprus, Greece and Turkey.

The Church leader said he hadn’t heard the actor’s televised confession but “even if I had heard it, I personally believe that yes, he is guilty”.

A Hurriyet columnist said that Olgac should face prosecution whether his confession was fictitious or not. If it was true, then he should be prosecuted for war crimes along with all the commanders who’d turned a blind eye, the paper said. If it was a lie, then he should be prosecuted for insulting Turkishness, it said.

Quoting a former European Court of Human Rights judge, Milliyet newspaper said Turkey risked the Greek Cypriot side filing an application with the court which could be accepted. So as to avoid being put in a difficult position Turkey should act on the information and conduct an investigation of its own first, the judge said.

CYPRUS MAIL 27/01/09

 

Kıbrıs Barack Obama için öncelikli konu

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Robert Wood, ABD'nin yeni Başkanı Barack Obama ve Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın öncelikli konularından birinin Kıbrıs olacağını söyledi.

Wood, düzenlediği günlük basın toplantısında, Kıbrıs konusuna yeni yönetimin yaklaşımına ilişkin bir soruya "Kesinlikle umutluyuz ve iki taraf arasında bir anlaşmaya ulaşılabileceğini umuyoruz. Ancak bunun ötesinde daha fazla söyleyebileceğim bir şey yok" yanıtı verdi.

Clinton'ın, Kıbrıs konusunu "öncelikli" konular arasında görüp görmediği yönündeki soruya karşılık Wood, "Elbette. ABD Dışişleri Bakanı için bu öncelikli bir konu. ABD Başkanı Barack Obama için de öncelikli konu. Kıbrıs, uluslararası toplum için öncelikli bir konu" yanıtını verdi.

Bir gazetecinin, Hillary Clinton'ın öncelik verdiği konular arasında birçok bölgenin sayıldığını hatırlatması ve "hangisi daha öncelikli?" sorusunu yöneltmesi üzerine Wood, ABD Dışişleri Bakanı'nın, bir dizi konuya eğilmek durumunda olduğu karşılığını verdi.

CNN TURK 26/01/09

Kıbrıs’ta ilk kez mülkiyet görüşüldü

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Talat’la Rum lider Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde 17. kez biraraya geldi. Liderler, ilk kez mülkiyet başlığını görüştü.

 

NTV

Güncelleme: 13:50 TSİ 28 Ocak 2009 Çarşamba

 

LEFKOŞA - Kıbrıs sorununun temelini oluşturan mülkiyet başlığında taraflar temel ilkeleri görüştü ve önerilerini sundu. Gelecek Çarşamba yapılacak toplantıda, bu önerilere verilen karşılıklar üzerinden gidilecek. Ancak, mülkiyet konusunda derin görüş ayrılıkları var.

 

Türk tarafı, mülkiyet konusunun bağımsız bir komisyon tarafından sonuçlandırılmasını istiyor. Rumlar ise, bunun bireysel bir mesele olduğunu ve kararı mal sahiplerinin vermesi gerektiğini dile getiriyor.

Rum tarafı, neredeyse Kuzey Kıbrıs nüfusuna denk gelen 200 bin Rum göçmenin tümüne, Kuzey’deki mülklerine geri dönebilme hakkı tanınmasını talep ediyor.

 

’10 Rum öldürdüm’ diyen Olgaç’a soruşturma

Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı, 1974 Kıbrıs harekatında 10 Rum’u öldürdüğünü iddia ettikten sonra sözlerini geri alan tiyatrocu Atilla Olgaç’la ilgili soruşturma başlattı.

NTV

Güncelleme: 12:45 TSİ 28 Ocak 2009 Çarşamba

 

İSTANBUL - Bakırköy Cumhuriyet Savcısı Ali Çakır, sinema ve tiyatro oyuncusu Atilla Olgaç hakkında Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesi’ne göre soruşturma açtı. Oyuncunun adresinin tespitine çalışan savcılık, Atilla Olgaç’ın sözleri ile ilgili ifadesini alacak.

 

Cumhuriyet savcısı Çakır, soruşturma sonrası oyuncu Olgaç’ı suçlu bulursa, dosya Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk Genel Müdürlüğü aracılığıyla Cenevre Savaş Suçları Mahkemesi’ne gönderilecek.

 

Rum Kesimi Türkiye hakkında dava açıyor

Kıbrıs Rum Kesimi hükümetinin sözcüsü ülkesinin, 1974’te kaybolan 1500 Rum’un akıbetlerinin açıklığa kavuşması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracağını açıkladı.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 23:04 TSİ 27 Ocak 2009 Salı

 

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Yönetimi hükümetinin sözcüsü Stephanos Stephanou bugün bir basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Kayıp kişiler konusunun Strasbourg’daki Avrupa Konseyi’nin daimi üyelerine ve aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınmasına karar verilmiştir.” dedi.

 

Rum Yönetimi Türkiye’yi Kıbrıs’ta savaş suçuı işlemekle itham ediyor.

Bu kararın, tiyatrocu Atilla Olgaç’ın aralarında 19 yaşındaki bir esirin de bulunduğu 10 Rum’u öldürdüğüne dair açıklamasının ardından gelmesi dikkat çekti.

NTV Lefkoşa muhabiri Selim Sayarı’ya göre, Rumlar tiyatrocu Olgaç’ın açıklamalarını siyasi koza dönüştürmüş durumda ve her ne kadar Olgaç ifadelerini sonradan yalanlansa da, Rumlar bu durumu AİHM’de de avantaj olarak kullanacak.

 

 

"Vatandaşın mülkiyet hakkını savunacağız"

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bugün ele almaya başlayacakları "mülkiyet" başlığında, "vatandaşın mülkiyet hakkını ve ilkeleri savunacaklarını" söyledi.

Rum basınına göre Hristofyas dün, basının "mülkiyet" konusuyla ilgili görüşmeye hangi ön koşullarda gideceği sorusu üzerine, "iyi ön koşullarla görüşmeye gideceğini" ifade etti.

Hristofyas, "bunun yanında her vatandaşın mülkiyet hakkını ve mülkünü nasıl değerlendirmeyi tercih etme ilkelerini savunacaklarını" kaydetti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın sürekli olarak "mülkiyet" konusunun müzakeresinin çok zor olacağını söylediğini belirten Hristofyas, "Bu konunun göçmenlerin dönüş hakkı ve ayrıca Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarıyla da bağlantılı olduğunu" savundu.

"Kolay olmayan günler..."

Rum lider, "Sanırım kolay olmayan günlerden geçeceğiz ancak biz tam hazırız" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat'ın haziran-temmuz ayına kadar Kıbrıs sorununun çözümlenmesinin mümkün olduğu yönündeki açıklamasının hatırlatılması üzerine ise Hristofyas, "Temennilerle çözümlerin olmayacağını, niyet ve adalete bağlılığa gereksinim olduğunu" söyledi.

Dimitris Hristofyas, "solun insanları" olarak Talat ve kendisinin, "sosyal adalet, ülkenin yeniden birleşmesi ve özgürlüğüne bağlılık ilkelerinin temel oluşturduğu ortak bir dil bulmaları gerektiği" görüşünü ifade etti.

Durumların basit olmadığını söyleyen Hristofyas, "İnşallah Talat haklı çıkar ben yanılırım ve hazirana kadar Kıbrıs sorununun tüm boyutlarını görüşürüz" diye konuştu.

CNN TURK 28/01/09

 

 

Talat ve Hristofyas 17. kez görüşüyor

Kıbrıs sorununa çözüm bulmayı amaçlayan müzakereler çerçevesinde bugün 17. kez bir araya gelen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, mülkiyet konusunu görüşmeye başlıyor.

 

Liderler heyetleriyle birlikte Lefkoşa ara bölgede bir araya geldi.

Mülkiyet konusunun ele alındığı görüşmeye, iki tarafın mevcut heyetine ek olarak, mülkiyet konusunda uzman kişiler katılıyor.

İki lider arasında baş başa başlayan görüşmeye, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun da katılıyor.

Taraflar görüşmede, Kıbrıs sorununun en karmaşık konularından biri olan mülkiyet ana başlığını ele almaya başlayacak. Çalışma gruplarında mülkiyet konusunda yapılan çalışmaların ele alınması bekleniyor.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, mülkiyet konusunda bazı temel ilkelerin BM tarafından belirlendiğini ifade ederek, bu konuyu, BM tarafından belirlenen ilkeler çerçevesinde ele alacaklarını açıklamıştı.

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da "mülkiyet" konusunun, Kıbrıs sorununun en önemli konularından biri olduğuna işaret ederek, "Bu nedenle konu titizlikle ele alınacaktır. Kıbrıs Türk tarafı, konunun ciddiyetine uygun bir hazırlık süreci geçirmiştir" demişti.

"Rum tarafı 80 sayfalık dosya hazırladı"

Rum basını daha önce, Kıbrıs Rum tarafının mülkiyet konusuyla ilgili görüş ve önerilerini içeren 80 sayfalık bir dosya hazırladığını ve ana görüşünün, "taşınmaz mal konusunda ilk söz hakkının 'yasal' sahibe ait olması" şeklinde olduğunu yazmıştı.

Rum basınına göre, Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu, mülkiyet konusunda, Kıbrıs Rum tarafının müzakerelerde sunacağı tezlerin "uluslararası hukuk kurallarına dayanan ilkeler olacağını" belirterek, Kıbrıs Rum tarafının çok sayfalı bir belge hazırladığı yönündeki haberleri doğruladı.

"İlk görüşmede tezler ve ilkeler konusuna odaklanılacağına inandığını" belirten Yakovu, zaman kalması durumunda ise bu tez ve ilkelerin nasıl uygulanacakları konusuna da geçilebileceğini kaydetti.

Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu da Kıbrıs Rum tarafının, bugünkü görüşmede, "mülkiyet konusunda tutumunu sunmaya hazır olduğunu" söyledi.

Bu arada,iki lider mülkiyet konusunu ele alırken, özel temsilcileri Özdil Nami ve Yorgos Yakovu, "Yönetim ve Güç Paylaşımı" konularında anlaşmaya varılamayan unsurlarda yakınlaşma sağlamaya çalışacak.

"Çözümün maliyeti"


Öte yandan Fileleftheros gazetesi, "Yapılan bir araştırmaya göre çözümün uygulanabilmesi için bağışçılardan 1 milyar avronun gelmesinin gerekli olduğunu" yazdı.

Gazete, Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (PRİO) adına ekonomistler Praksula Andoniadu Kiriaku, Özlem Okyüz ve Fiona Mallen tarafından hazırlanan, "Ertesi Gün II: Birleşik Kıbrıs'ı İnşa Ederken" isimli araştırmanın yarın yayımlanacağını duyurdu.

Araştırmaya göre, çözümün maliyetinin karşılanması için bağışçıların sağlayacağı 1 milyar euroya ihtiyaç var.

CNN TURK 28/01/09

 

Olgaç'ın açıklaması AİHM'ye gidiyor

 

Oyuncu Atilla Olgaç'ın askerliği döneminde 10 Rum esiri öldürdüğü yönündeki sözleriyle başlayan tartışma büyüyor. Kıbrıs Rum yönetimi, konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşıyacağını duyurdu.

Kayıplar Komitesi'nin Rum üyeleri bugün bir araya geldi ve Olgaç'ın sözlerini değerlendirdi.
 
Rum yönetimi, 1974'te kaybolan 1500 Rum'un akıbetlerinin açıklığa kavuşması için iddiaları Avrupa Konseyi Daimi Temsilciler toplantısına da taşımayı kararlaştırdı.

Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, "kayıp akıbetlerinin tamamen aydınlatılmasına yardımcı olmak amacıyla" Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvuracaklarını açıkladı.

Rum haber ajansına göre Stefanu, düzenlediği basın toplantısında, Rum hükümetinin, tiyatrocu Attila Olgaç'ın sonradan "senaryo çalışması" olduğunu belirttiği Kıbrıs Barış Harekatıyla ilgili iddilarını Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinde gündeme getirmeye, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuruda bulunmaya karar verdiğini bildirdi.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın konuyu Rum Başsavcısı Petros Keridis ve Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ile ayrı ayrı görüştüğünü ve görüşmede, "Atilla Olgaç isimli Türk tiyatro oyuncusunun 'itirafının' değerlendirilmesi yönünde yapılabilecekler konusunun ele alındığını" belirten Stefanu, "Görüşme sırasında, konunun Türkiye aleyhine Güney Kıbrıs'ın devletlerarası 4. başvurusu çerçevesinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine götürülmesine ve aynı zamanda AİHM'ye başvurulmasına karar verildi" dedi.

"Ana hedefin, kayıp akıbetlerinin tamamen aydınlatılmasına yardımcı olmak olduğunu" kaydeden Stefanu, bir soru üzerine, "AİHM'nin Türkiye'nin kayıp kişilerin akıbetinin belirlenmesiyle ilgili olarak ne yapması gerektiği hakkında kararları vardır" ifadesini kullandı.

Stefanu, konunun, "Avrupa Parlamentosunda ve Rum Meclisinin ilişki içerisinde bulunduğu diğer uluslararası organlarda tartışılması yönünde hükümetin Meclisle işbirliği yapmasının da kararlaştırıldığını" ifade etti.

Tartışmalar, Olgaç'ın bir televizyon programında 10 Rum esiri öldürdüğü yönündeki sözleriyle başlamıştı.

Olgaç, daha sonra bu iddiaların sinema senaryosundan ibaret olduğunu açıklamıştı.

Rum basını ise, Olgaç'ın Ankara'nın baskısıyla geri adım attığını savunmuştu.

CNN TURK 27/01/09

 

 

"Tek parça Kıbrıs haritası"na Köşk açıklaması

Cumhurbaşkanlığı, resmi internet sitesinde Kıbrıs adasının tek parça olarak gösterilmesine açıklık getirdi. Köşk'ten yapılan yazılı açıklamada, "Sorunun kaynağı Google altyapısı" denildi.

Cumhurbaşkanlığı "Google Maps" haritalarından elde edilen koordinat bilgilerinden faydanıldığını açıkladı.

Konuyla ilgili yapılan açıklamada, "Haritalar üzerinde kullanıcılar tarafından değişiklik yapma imkanı yoktur" denildi.

Çankaya Köşkü, "haritanın internet sitesinde yayınlanmasının duruma herhangi bir resmiyet kazandırmayacağını" da vurguladı.

Açıklamada, basındaki eleştirilerin aksine Kıbrıs adasının üzerine tıklandığı zaman, ziyaret edilen devletin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak yazıldığının da altı çizildi.

Tartışmalı harita


Cumhurbaşkanlığı bir süre önce Abdullah Gül'ün ziyaret ettiği yerleri gösteren bir haritayı internet sitesine ekledi.

Türkiye haritasının altında yer alan Kıbrıs'ın kuzey ve güney olarak bölünmüş gösterilmemesi, adadaki şehirlerin isimlerinin İngilizce yazılmış olması bazı haberlere eleştiri konusu olmuştu.

CNN TURK 27/01/09

 

KKTC’de Rum malı kavgası


SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Lefkoşa hükümetinin kamu maaşlarını ödeyebilmek için Girne çevresindeki Rum mallarını satışa çıkarması Kıbrıs’ın kuzeyini karıştırdı

KKTC’de Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) - Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) koalisyon hükümetinin, Bakanlar Kurulu kararıyla, çoğunluğu Girne bölgesinde bulunan Rum mallarını satışa çıkarması ortalığı karıştırdı. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, satışa, “Görüşmeler devam ederken bu olur mu?” diye sert tepki gösterdi ve satışı durdurdu. Muhalefet de, hükümetin kamu maaşlarını ödemek için Rum mallarını satışa çıkardığını öne sürdü. Hükümetin bu satıştan 18 milyon sterlin (41 milyon TL) elde etmeyi amaçladığı belirtildi.
Tartışma, Bakanlar Kurulu’nun dün Rum malı satın almak isteyenlere cuma gününe kadar süre verildiğini duyurmasıyla başladı. Hükümetin, Cumhurbaşkanı Talat ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında bugün yapılacak görüşme öncesinde böyle bir karar alması, Talat’ın tepkisini çekti.
Talat’ın Kıbrıs sorununun en kritik başlığını oluşturan mülkiyet konusunun görüşülmeye başlanacağı bugünkü toplantı öncesinde böyle bir karar alınmasını “yanlış bulduğu” belirtildi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da, Rum mallarının satışıyla ilgili olarak, “Cumhurbaşkanımızın müdahalesiyle, dünden itibaren bu konudaki çalışmalar durdurulmuştur” açıklaması yaptı.

‘Maaşlar ödenecek’
KKTC Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Dr. Derviş Eroğlu da, hükümetin görüşmeler devam ederken böyle bir karar almasının doğru olmadığını söyledi. Hükümetin içine düştüğü ekonomik çıkmazdan kurtulmak için Rum mallarının satışa çıkarıldığını öne süren Eroğlu, “Maaşları ödemek için bu davranış biçimi yanlıştır. Sayın Talat’ın müdahalesi tam yerindedir” dedi. Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş da, hükümetin bütçe açıklarını kapatmak ve maaşları ödemek için Rum mallarını satışa çıkardığını söyledi. Rum mallarını birilerine peşkeş çekmek için karar alındığını ileri süren Denktaş, “Görüşmeler devam ederken bu nasıl yapılır?” diye sordu.
KKTC Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, muhalefetin iddialarını kabul etmedi ve ihaleyle satışa çıkarılan mallarının satışını, demagoji konusu yapılması nedeniyle, ülkeye verilecek zararı dikkate alarak durdurduğunu açıkladı.

 MILLIYET 28/01/09

 

Atilla Olgaç’a savaş suçu soruşturması

28/01/2009 RADIKAL

'Kıbrıs'ta biri 19 yaşında elleri arkadan bağlı 10 Rum'u öldürdüm' diyen Atilla Olgaç ahkkında savcılık soruşturma başlattı. Bir Rum ajanı, Olgaç'ın kendilerine gelerek 'Vicdan azabı çekiyorum' dediğini iddia etti. AB'de Rum lobisi Olgaç’ın açıklamalarını koz olarak kullanıyor

 

İSTANBUL/ATİNA - Sinema ve tiyatro sanatçısı Atilla Olgaç hakkında, Türkiye’nin taraf olduğu Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesi doğrultusunda soruşturma başlatıldı.

Bakırköy Cumhuriyet Savcısı Ali Çakır, Olgaç’ın bir televizyon programında "1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda biri

esir 10 Rum’u öldürdüğü" yönündeki sözleri üzerine, işlenen fiilin Türk Ceza Kanunu’nda doğrudan bir karşılığı bulunmamasına karşın, Türkiye’nin de taraf olduğu Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesi doğrultusunda soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında Olgaç’ın katıldığı program kayıtları izlenecek ve ifadesi alınacak.

 

 

RUM AJANI ORTAYI ÇIKTI

 

Yorgo Kibraki'nin haberine göre Kıbrıs Rum kesiminde, Atila Olgaç yüzünden Türkiye aleyhinde AİHM’ye yapılacak başvuru için kollar sıvandı. Bu çerçevede, Olgaç’ı tanıdığını iddia eden eski bir Yunan ajanı ortaya çıktı. Rumlar ayrıca hem AB hem Avrupa Parlamentosu’na “Olgaç CD”leri dağıttı. Atina’da ise bir soru önergesiyle Olgaç Yunan parlamentosunu gündemine girdi.

 

-YARGILANMAK İSTEDİĞİNİ SÖYLEDİ-

 

Rum Filelefteros gazetesi, Vasilis Yiannopulos adlı halen Drama şehrinin Nevrokopi kasabası belediye başkanı olan ve Türkiye’de de görev yapmış eski bir Yunan ajanının 1994 yılında görüştüğü bir kişinin Olgaç olduğu iddiasını ortaya attı. Gazete eski Yunan ajanının “Konsolosluğa uzun boylu iri yapılı bir adam geldi. Yanında Kıbrıs’ta görev yaptığı ve gazi olduğuna ilişkin belgeler vardı. Bana Kıbrıs’ta insanlar öldürdüğünü, vicdan azabı çektiğini geceleri uyumadığını, sağlığına kavuşması için Yunanistan’a götürülüp orda yargılanmak istediğini söyledi” şeklindeki iddialarına yer verdi.

Kendisini ziyaret eden kişi ile Olgaç’ın anlattıklarının aynı olduklarını, siması için de hemen hemen emin olduğunu söyleyen belediye başkanı ve eski ajan Yiannopulos “Televizyonda Olgaç’ı gördüm. Çok sene geçti yüzde 100 değilse bile yüzde 80 beni ziyaret eden kişi olduğuna eminim. Yakından görsem hemen tanıyacağım” dedi.

Filelefteros gazetesi, eski Yunan ajanının anlattıklarına dayanarak “Yunanistan’a gönderilmesi sürecinin başlatıldığını, ancak sonunda bunun gerçekleşmediğini” yazdı.

 

-PROPAGANDA SEFERBERLİĞİ-

 

Bu arada, Rum Avrupa parlamenteri Yiannakis Matsis, Olgaç’ın gerek ilk gerek tekzip açıklamalarını içeren dosyayı AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ile AB’nin dış politika ve güvenlik yüksek temsilcisi Javier Solana’ya gönderdi. Rehn cevabında “Cenevre sözleşmesinin apaçık çiğnendiği utanç verici trajik bir hikaye sözkonusu” dedi. Rehn’in bu cevabı Rum medyasında “Atilla’ya Avrupa tokadı” ve “utanç videosu için AB’da şok” başlıklarıyla yayınlandı. Brüksel ziyareti sırasında başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın azarladığı Rum Avrupa parlamenterlerinden Marios Matsakis ise Olgaç’ın açıklamalarını AB parlamentosuna getirdi ve “Bu konu aydınlanıncaya kadar Türkiye’ni üyelik müzakereleri dondurulmalıdır” dedi.

 

-KARAMANLİS’E SORU-

 

Aşırı sağcı Yunan LAOS partisinin lideri Yorgos Karancaferis, başbakan Kostas Karamanlis’in cevaplaması istemiyle parlamentoya verdiği soru önergesinde, Yunan hükümetinin Olgaç’ın söyledikleri hakkında ne yapmak niyetinde olduğunu sordu. Karancaferis, Atina ile Rum yönetimini AB ve uluslararası mahkemelerde işbirliği ile bu konunun üzerine gitmelerini istedi.(Radikal, aa)

 

BBC'nin döner haberi kebapçıları fena vurdu

28/01/2009 RADIKAL

İngiliz yayın kurumu BBC'nin yayımladığı ‘İngiltere’de döner araştırması' başlıklı haber kebapçıları etkiledi. Araştırmanın kabul edilemez olduğunu ve dönerin usulüne uygun olarak yapıldığı savunan kebapçılar zor durumda kaldıklarını söyledi

 

İngiltere’de ekonomik kriz nedeniyle zor günler geçiren kebapçılar BBC'nin yayımladığı haberin etkisiyle kebaba olan ilginin azalmaya başladığı, işlerin giderek düştüğü ve krize doğru sürüklendikleri belirtildi. Londra'nın tanınmış kebapçıları dün akşam Croydon'daki ‘Bodrum Restorant’ta biraraya gelerek durum değerlendirmesi yaptı. Yaklaşık 40 yıldan bu yana Londra'da yaşayan ve İngiltere'nin ilk kebap zinciri ‘Kebab King'in kurucusu olan ‘Kebapçılar kralı' olarak nitelendirilen işadamı Zülfü Ağırbaş BBC’nin yayımladığı haberin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Ağırbaş, şöyle konuştu:
“Londra'da 40 yıldır restorant işletmeciliği yapıyorum. Dönere domuz eti koyulduğunu hiç duymadım. Böyle bir şey zaten imkansız. Ben ve ailem yıllardır döner yiyoruz ve şimdiye kadar bir zararını görmedik.”
Ekonomik kriz nedeniyle ünlü ve pahalı restoranlara olan ilginin azaldığını vurgulayan Ağırbaş, “Türkler'in elinde bulundurduğu döner sektörü ingiltere'deki MCDonald's, KFC, Burger King ve Wimmpy gibi ünlü uluslararası fast food zincirlerini geride bırakmış durumda. İngilizler yarım asırdır kebap yiyorlar. Şimdi kebap sektörünü sekteye uğratmak için senaryolar hazırlanıyor. Bence bu tür haberler kebaba olan ilgiyi azaltmayacaktır” diye devam etti.
İngiltere’nin ardından yatırımlarını Çin’e kaydırdığını belirten Ağırbaş, Çin’in ilk kebap zincirini kurmak için 2 yıldır altyapı çalışmalarını sürdürüyor. Ağırbaş, Çinliler'e Türk kebabını sevdirmeyi planladığını söyledi. 

BBC'nin, İngiltere’de satılan dönerle ilgili yapılan bir araştırmaya dayanarak yayımladığı haberde, döner yapımında kullanılan etin, aşırı tuz ve yağ ve domuz etini içerdiği öne sürülmüştü. BBC, resmi denetim kurumunun elemanlarının, besin değerlerini saptamak üzere 494 yerde satılan döner etini incelediğini ve döner etinin ortalama fiyatının, bir kadının günlük ihtiyacının yarısı olan yaklaşık 1000 kalori içerdiğini saptadıklarını belirtilen haberde, yapılan araştırmada, salata ve sosun hariç tutulduğu kaydedildi. Haberde döner etinin, bir yetişkinin günlük tuz ihtiyacının yüzde 98’ini ve doymuş yağ oranının yüzde 148’ini karşıladığı, incelenen yerlerin 6'sında da müşterilerin uyarılmamasına karşın domuz etinin kullanıldığı, buralarda 1 porsiyon döner etinin 1990'a kadar kalori içerebildiği belirlendiğini savunuldu. Haberde, bu miktardaki kalorinin, bir kadının günlük kalori ihtiyacının yüzde 98’ine, doymuş yağ alımının yüzde 346’sına ve yetişkinin günlük tuz alımının yüzde 277'sine karşılık geldiği kaydedildi. 

BBC, İrlanda’nın kuzey batı bölgelerinde satılan bir porsiyon dönerin 1101, İskoçya'da 1084, Galler'de 1055, İngiltere’nin güneydoğusunda 1066 kalori içerdiği ve en düşük kalorili dönerin, 843 kaloriyle Kuzey İrlanda'da satıldığını belirtmişti. İngiliz Gıda Standartları Dairesi’nin, 2006 yılında yaptığı araştırmada, ülkede yenen dönerlerin yüzde 18,5’inin kamu sağlığına ‘önemli', yüzde 0.8’inin de ‘yakın' tehdit oluşturduğunu ortaya çıkardığı bildirildi.(dha)

Atilla Olgaç mizah dergilerinde

28/01/2009 RADIAKL

Kıbrıs harekatı sırasında biri esir, 10 Rum’u öldürdüğünü söyleyerek gündeme oturan Atilla Olgaç, mizahçıların konusu oldu.

Atilla Olgaç mizah dergilerinde

İSTANBUL - Penguen dergisi Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’da en iyi yönetmen ödülü aldıktan sonra yaptığı konuşmaya gönderme yaparak Olgaç’ı ödül hayali kurarken resmetti. Penguen’in kapak yazısı da şöyle:
Haberin devamı

“Kıbrıs’ta elleri bağlı esir bir Rum askerini başından vurdum, 9 kişiyi daha öldürdüm” diyen tiyatrocu Atilla Olgaç daha sonra anlattıklarının üzerinde çalıştığı film senaryosu olduğunu iddia etti. Hikayesi gerçekse bunu anlatarak kimlerin gözünde kahraman olmayı umuyordu? Yok, eğer senaryo olduğu doğruysa bu filmi kimler için yazıyor?

Leman dergisi’de konuyu “Vadinin kurtlarından Atilla Olgaç patladı” başlığıyla kapağına taşıdı. Leman’ın kapak yazısı da şöyle:

Kurtlar Vadisi oyuncusu Atilla Olgaç’ın Tv’de Kıbrıs savaşı sırasında biri silahsız ve esir olmak üzere 10 kişiyi vurarak öldürdüğünü söylemesi bütün dünyada infiale yol açtı...Bu itiraf Türkiye’yle, Yunanistan arasında diplomatik krize yol açarken, Olgaç’ın savaş suçlusu olarak yargılanması ve hakkında kırmızı bülten çıkarılması gündeme geldi...

NE SÖYLEMİŞTİ?
Atilla Olgaç, katıldığı bir programda tartışma yaratan açıklamalar yapmıştı.

Olgaç şunları söylemişti: “Kılıç karakteriyle senaryo gereği adam öldürdük. Ama ne yazık ki bu vatan için ben gerçek hayatta 10 kişiyi vurdum. Askerlikte terhisime 1 gün kalmıştı. Tam o sırada Kıbrıs Barış Hareketi oldu. Beni Mersin’den Kıbrıs’a gönderdiler. Savaşın en acımasızca ve en kanlı bölümünün sürdüğü temizleme harekatında görev verdiler. Komutana ‘Yapamam, adam öldüremem, ben sanatçıyım’ dedim. ‘Burada sanat bitti. Burası gerçek hayat, savaş. Emir verdim mi öldüreceksin’ dedi. İlk öldürdüğüm çocuk 19 yaşında, esir düşmüş bir askerdi. Silahı yüzüne doğrulttuğumda yüzüme tükürdü. Alnından vurdum, öldü. Daha sonraki çatışmalarda 9 kişiyi daha öldürdüm. Öldürdükten sonra gidip karargâhta ağlıyor, ertesi gün yine öldürüyordum. Rüyamdan çıkmıyor. Uzun süre psikolojik tedavi gördüm. Bu yüzden hala et yiyemiyorum. Kan göremiyorum. Aklıma öldürdüğüm çocuklar, kokmuş cesetler geliyor.”

 

6-7 Eylül Olayları’ ve bir Beyoğlu aşkı

22/01/2009 RADIKAL

Yılmaz Karakoyunlu'nun aynı isimli romanından uyarlanan, Tomris Giritlioğlu’nun yönettiği film, ‘6-7 Eylül Olayları’nı Rum ve Türk gencinin aşk hikâyesiyle aktarıyor 

GÜZ SANCISI

Yönetmen : Tomris Giritlioğlu
Senaryo : Etyen Mahçupyan, Yılmaz Karakoyunlu (Kitap), Nilgün Öneş
Oyuncular : Murat Yıldırım, İlker Aksum, Umut Kurt, Engin Şenkan, Tuncel Kurtiz, Okan Yalabık, Kenan Bal, Hüseyin Avni Danyal, Zeliha Berksoy, Beren Saat, Belçim Erdoğan
Yapımcı : Bahadır Atay, Tomris Giritlioğlu
Görüntü Yönetmeni : Ercan Yılmaz 


FİLMİN KONUSU

1955 yılında geçen “Güz Sancısı”nda milliyetçi, zengin bir toprak ağasının idealist oğlu olan Behçet (Murat Yıldırım), karşı komşusu Rum Elena’ya (Beren Saat) aşık olur ve 6-7 Eylül olaylarının panoramasında duygularıyla ve siyasi fikirleriyle bir iç hesaplaşmaya girişir.

Behçet’in babası Kamil Efendi (Tuncel Kurtiz), Antakya'daki güçlü nüfuzu yüzünden hükümetin yakından ilgilendiği, bürokrasinin içindeki “derin” iradeyle sıcak bağlantıları olan, zengin bir toprak ağasıdır. Babasının etkili kimliğinin gölgesinde kalmış bir genç olan Behçet’in en büyük hedefi Kamil Efendi’nin telkinlerine uyarak siyaset dünyasında yer almak ve yükselmektir. Bu konuda ona en büyük desteği babasının yakın dostu ve nişanlısı Nemika’nın (Belçim Bilgin Erdoğan) babası Kenan Bey (Hüseyin Avni Danyal) vermektedir. Eski bir bürokrat eskisi olan Kenan Bey, “Kıbrıs Türktür Cemiyeti”nin tepe yöneticilerinden ve derin devlet operasyonlarına yön veren isimlerden biridir.

Behçet’in muhafazakar, sakin, ağırbaşlı, içe dönük aynı zamanda da hakkaniyete ve ahlaka önem veren bir yapısı vardır. Bu durum onun çoğu zaman siyaset dünyasındaki gelişmelerden rahatsız olmasına neden olmaktadır, fakat temelde kendi milliyetçi bakışını doğru, adil ve gerçekçi bulur. Türk milletinin ‘batılı’lar tarafından abluka altına alınmış olduğunu, bu durumun da Kıbrıs’ta açıkça ortaya çıktığını düşünmektedir. Aslında bireysel hayatında da abluka altında olduğu hissini çok güçlü olarak yaşayan Behçet, bütün bunların yanı sıra karşı komşusu Rum Elena’ya aşık olmuştur. Beyoğlu'na ağır ağır inmeye başlayan bu gergin siyasi atmosferin karanlığı altında iki genç arasındaki karşı konulmaz aşk, kendini savunmaya çalışmaktadır. Behçet, militan bir kalemin günbegün koyulaşan renklerle çizdiği bir politik çizgide yürürken; 6 Eylül 1955 sabahına doğru attığı her adım, Elena'ya kavuşmasını zorlaştırır. Türk siyasi hayatının ağır yükünü sırtlarında taşımak zorunda kalan bu iki sevgili, aşkın topraklarında "aynı", yaşadıkları ülkenin topraklarında "farklı" taraflardadır

Rum malları dağıtılıyor!

3 AYRI KARAR... Hükümetin, ihaleye çıkılan ve yaklaşık 18 milyon Sterlin talep edilen mülklerin yanı sıra, çok sayıda mülkü de ihaleye çıkmadan 'teklif' çerçevesinde satma kararı aldığı ortaya çıktı. Yaklaşık 7 milyon Sterlin tutarındaki araziler için 3 farklı Bakanlar Kurulu kararı üretildi. Bu kararlarda ihaleye çıkılmasına gerek görülmeyen mallar için 'teklif' ifadesi yer alırken, teklifte bulunan bazı kişilerin isimleri yer aldı.

 

Gözde SÜREÇ

 

   Bakanlar Kurulu kararıyla Kıbrıslı Rumlara ait bazı malların ihale yöntemiyle satışa çıkarılması, özellikle güney göçmenlerinin tepkisine yol açarken, bazı mülk satışlarının da 'teklife' göre ihalesiz satılması yönünde kararların alındığı ortaya çıktı. Haziran 2008, Aralık 2008 ile Ocak 2009 tarihinde alınan ve Resmi Gazete'de yayımlanan 3 farklı kararla yaklaşık 100 Rum malının ihalesiz satılmasının kararlaştırıldığı öngörülüyor. Hükümet, bu satışlardan yaklaşık 7 milyon sterlin değerinde gelir elde etmeyi hedefliyor.

   27 Haziran 2008 tarihli Bakanlar Kurulu kararında, ihalesiz satış için teklif yapılmasına karar verilen mülkler arasında en değerlilerinden biri Akçiçek Tavuk Çiftliği. Hükümetin çiftliğe biçtiği değer 2 milyon 972 bin 396 Dolar. Çiftlik için kime teklif yapıldığı veya kimin teklifte bulunduğu bilinmiyor. Mağusa'da bulunan 225 bin Sterlin değer biçilen bir mal için Hanife Sermet isimli bir şahsın adı geçiyor.

   17 Aralık 2008 tarihli Bakanlar Kurulu kararı çerçevesinde satışı için teklif götürülen mülklerin bazıları oldukça yüksek değerde... Alsancak'ta bulunan ve 250 bin Sterlin değer biçilen mülk için Hüseyin Yılmaz Özasil'in adı geçiyor.

   7 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararında yer alan en değerli mülklerden biri için, Yeni Erenköy'de Cecer co. Trading Ltd.'e (Club Malibu Hotel) 180 bin Sterlinlik teklif götürüldü. Aynı tarihli kararda Alsancak'ta bulunan bir mal için Önder Serdaroğlu'na 100 bin Sterlin değerinde teklif götürüldü.

   3 farklı Bakanlar Kurulu kararıyla ve 'teklif' başlığı adı altında satışa çıkarılan mallar ve adı geçen şahıslar şöyle:

 

Bakanlar Kurulu 27/8/2008 tarihli kararı

 

YER  İSİM  BEDEL

Lapta Yavuzlar Mahallesi  -  Taner Tay  -  35,000Stg.

M/sa-Ayluka  -  Hanife Sermet  -  225,000Stg.

Alsancak Yayla Mah.  -  Topel Kaymakoğlu  -  60,000Stg.

Karaağaç  -  Yücem Şeniz  -  6,000Stg.

M/sa - Ayluka  -  Faika Hançer  -  60,000Stg.

M/sa - Ayluka  -  Ahmet Sanver  -  75,000Stg.

Değirmenlik Bahçelievler Mah.  -  Hüseyin Özen  -  9,000Stg.

Güneşköy (Taraltan Ltd.)  -  Vehbi Altan  -  35,000Stg.

Edremit  -  Hüseyin Aygın  -  120,000Stg.

Karaoğlanoğlu  -  Besim Özbilenler  -  35,000Stg.

M/sa - Aş. Maraş  -  Zehra Coşkun  -  10,000Stg.

Akçiçek (Akçiçek Tavuk Çiftliği)-  *  -  2,972,396 ABD Doları

Lefke (Tüfekçi Ltd.)  -  *  -  532,667,69 ABD Doları

 

**

Bakanlar Kurulu 17/12/2008tarihli kararı

 

YER  İSİM  BEDEL

Tatlısu  -  Rahime İnce  -  6,000 Stg.

Tatlısu  -  Osman Üresin  -  10,000 Stg.

Yarköy  -  Mitat Başaran  -  20,000 Stg.

Mağusa (Aş.Maraş)  -  Mehmet Balcı  -  15,000 Stg.

Y.Girne  -  İsmail Kutsal  -  70,000 Stg.

Büyükkonuk  -  Özber Kutup  -  56,000 Stg.

Alsancak Yayla Mah.  -  Hüseyin Yılmaz Özasil -  250,000 Stg.

Boltaşlı  -  Süleyman Yardımseverler  -  9,000 Stg

Lapta Başpınar Mah.  -  Keziban Abdullah  -  500 Stg.

Karaağaç  -  Turgut Süzgün  -  15,000 Stg.

Lapta Kocatepe Mah.  -  Şenay Kıroğlu  -  17,000 Stg.

Aş. Dikmen  -  Süleyman Aktuna  -  15,000 Stg.

Malatya  -  Ali Kılıç  -  5,000 Stg.

Boltaşlı  -  Semih Arslan  -  9,000 Stg.

Ziyamet  -  Emine Emirhan-  7,000 Stg.

Mağusa Karakol Ayluka Mah.  -  Hanife M. Özarmancı  -  50,000 Stg.

Paşaköy  -  Hakkı Özer  -  10,000 Stg.

Ağıllar  -  Mehmet Serhoş  -  15,000 Stg.

Yeşilköy  -  Selçuk Dağaşan  -  9,000 Stg.

Yeşilköy  -  Cafer Dağaşan  -  9,000Stg.

Değirmenlik Saray Nah.  -  Mehmeh Önöz  -  8,000 Stg.

Haspolat (Depreli Elektronik Ltd.)  -  *  -  40,000 Stg.

Kalkanlı  -  Arkın Ergüney  -  9,000 Stg.

Akdoğan  -  Ali Erusta  -  10,000 Stg.

Geçitkale  -  Mustafa Osman Atılgan  -  9,000 Stg.

Cengizköy  -  Daniş Altınbaş  -  5,000 Stg.

Doğancı  -  Yıldıray Uluşan  -  70,000 Stg.

Lefke  -  Olgun Taşer  -  35,000 Stg.

Aydınköy  -  Hasan Saraç  -  4,000 Stg.

Mağusa Aş. Maraş Anadolu Mah.  -  Ali Öztürk  -  20,000 Stg.

Akova  -  Bülent Erçakıca  -  9,000 Stg.

Ozanköy  -  Selma İzbul  -  75,000 Stg.   

Dipkarpaz Sancar Paşa Mah.  -  Aynur Coşkun  -  10,000 Stg.

Kozanköy  -  Mahmut Tabur  18,000 Stg.

Ozanköy  -  Melisa Özmerter  -  90,000 Stg.

İskele  -  Erdoğan Eryiğitler  -  15,000 Stg.

Boğaziçi  -  Gülter Emirhan  -  4,000 Stg.

Düzova  -  Şifa Kaslı  -  9,000 Stg.

Güzelyurt  -  Tigin Balkaç  -  35,000 Stg.

Aş. Dikmen  -  Tuğçe Kemik  -  10,000 Stg.

Y. Erenköy  -  Özgür Mümtaz Soyer  -  20,000 Stg

Alaniçi  -  Aziz Erginer  -  7,500 Stg.

Türkmenköy  -  Zehra Gündem Coşaner  -  30,000 Stg.

Vadili  -  Fikri Körceyiz  -  15,000 Stg.

Vadili  -  Süleyman Nalcı  -  16,000 Stg.

Köprülü Mağusa (Ektam Kıbrıs Ltd.)  -  *  -  1,575,983 $

 

**

BAKANLAR KURULU 7.1.2009 tarihli kararı

 

YER  İSİM  BEDEL

 

Geçitkale - Adnan Diksoy - 35,000 Stg.

Alsancak (Yayla Mahallesi) - Şeref Özbirim - 11,000 Stg.

Lapta (Yavuz Mah) - Emine İlçen Dağbaşı - 10,000 Stg.

Arapköy - Ali Avcısoylu - 18,000 Stg.

Değirmenlik - Mehmet Gez - 10,000 Stg.

Balıkesir - Hüseyin Çelik - 4,500 Stg.

Minareliköy - Gönül Altan - 6,000 Stg.

Değirmenlik (Mehmetçik Mah.) Ayhan Kılınçarslan - 2,000 Stg.

Mağusa (Ayluka) - Emine Çelikörs - 75,000 Stg.

Bağlıköy - Taner Kerimoğlu - 4,000 Stg.

Alayköy - Barış Umut - 10,000 Stg.

Y.Erenköy - Melehat Öçsu - 8,000 Stg.

Aslanköy - Özen Denizalp - 18,000 Stg. - 6,000 Stg.

Yedidalga - Aycan Can Meriçhan - 20,000 Stg.

Serhatköy - Cengiz Cingiz - 6,500 Stg.

İskele - Emine Zeki Çiftçioğlu - 12,000 Stg.

Aş.Bostancı - Doğan Tilki - 500 Stg.

Y.Bostancı - Selim Karataşlı - 4,000 Stg.

Korkuteli - Erdoğan Acu - 7,000 Stg.

Çayırova - Mehmet İltaşlı - 7,000 Stg.

İskele - Aynur Hasan Avan - 8,000 Stg.

Y.Erenköy - Niyazi, Pınar, Aziz, Selengin, Meral Kudretoğluları - 20,000 Stg.

Doğancı - Salih Hüseyin Özakdenizli - 2,000 Stg.

Sipahi - Yusuf Aygün - 20,000 Stg.

Yeşilköy - Bünyamin Merhametsiz - 8,500 Stg.

Sipahi - Tanyel Constructin  & Estate Ltd - 22,000 Stg.

Aygün - Hayrettin Altunkaynak - 3,000 Stg.

Pamuklu - Bekir Demir - 5,000 Stg.

Esentepe - Zafer Gürbüzer - 12,000 Stg.

Lapta (Yavuz Mah.) Salih Osman Konar - 12.000 Stg.

Güzelyurt - Ömer Canik, Döndü Canik - 22,000 Stg.

İskele - Mustafa Adısönmez - 25,000 Stg.

Ulukışla - Yılmaz Derebeyli - 14,000 Stg.

Alsancak (Yayla Mah.) - Kuyrukkakanı Enterprises Co. Ltd. - 12.000 Stg.

Şirinevler - Özel Beşiktaş - 11,000 Stg.

Alsancak (Yayla Mahallesi) - Önder Serdaroğlu - 100,000 Stg.

Magosa Maraş Ayios Ioannis - Ahmet Sayılgan - 50,000 Stg.

Vadili - Derviş Adahan - 3,000 Stg.

Ötüken - Behiç Musaoğlulları  - 21,000 Stg.

Yeşilköy - Bayram Güler - 7,000 Stg.

Y.Erenköy - Cecer Co. Trading Ltd. (Club Malibu Hotel) - 180,000 Stg.

KIBRIS 28/01/09

Hükümete dava!

Eşdeğer Mal Sahipleri Derneği, Rum mülklerinin satışına şiddetle karşı

ARA EMRİ İSTEYECEKLER... Eşdeğer Mal Sahipleri Derneği (EŞHAKDER), bazı Rum  mülklerinin hükümet tarafından satışa çıkarılmasının, Anayasa ve yasalara aykırı olduğunu bildirdi. KIBRIS'a açıklamada bulunan Dernek Başkanı Taner Derviş, elinde milyonlarca puan bulunan güney göçmenlerine "arazi yoktur" diyen hükümetin, diğer yandan çok sayıda Rum mülkünü satışa çıkarmasını mahkeme kararıyla durdurmak için harekete geçtiklerini söyledi.

 

YASALARA AYKIRI...  Taner Derviş, 23 Temmuz 2008 tarihli Rumlara ait Taşınmaz Malların ihale yöntemiyle satışının yapılmasına imkân veren Bakanlar Kurulu kararının "Taşınmaz Hazine Malları (Kiralama ve Değerlendirme) Yasası, İskan Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası ile Taşınmaz Mal (Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasaları"na dayandırıldığı, ancak yapılan uygulamanın bu yasaların hükümlerine ters düştüğünü belirtti.

 

Gözde SÜREÇ

 

    Hükümetin Rum mülklerini satışa çıkarma girişimi, eşdeğer mal sahiplerinin sert tepkisine yol açtı.

   Eşdeğer Mal Sahipleri Derneği (EŞHAKDER), hükümetin 23 Temmuz 2008 tarihli Bakanlar Kurulu kararı çerçevesinde çok sayıda Rum mülkünü satışa çıkarmasını, yasalara ve anayasaya aykırı bir tavır olarak niteledi. Dernek Yönetimi, yaklaşık 18 milyon Sterlin gelir getireceği öngörülen Rum mallarının satışını önlemek amacıyla, mahkemeden ara emri talep edecek.

   Söz konusu Bakanlar Kurulu kararının iki aşamalı olarak hukuka ve yasalara aykırı olduğu belirtiliyor. İlk aşamada eşdeğer kapsamındaki kaynakların statüsü, Anayasa ve yasa hükümlerine aykırı olarak değiştirilip hazine malları kapsamına alınıyor. İkinci aşamada ise hazine mallarıyla ilgili yasaya uyulmadan söz konusu taşınmaz mallar satılıyor.

   Malların satışını öngören 23 Temmuz 2008 tarihli Bakanlar Kurulu kararının, "Taşınmaz Hazine Malları (Kiralama ve Değerlendirme) Yasası, İskân Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası ile Taşınmaz Mal (Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasaları" na dayandırıldığı ancak yapılan uygulamanın bu yasaların hükümlerine ters düştüğü, anayasa ve yasaların çiğnendiği belirtiliyor.

   Aynı Bakanlar Kurulu kararıyla, taşınmaz malların satışıyla ilgilenecek bir komite kurulduğuna değinen Eşdeğer Mal Sahipleri Derneği Taner Derviş, İskân Encümeni gibi kurumların devre dışı bırakılarak satış işlemlerinin komite tarafından yürütülmesinin bağımsız çalışma ilkelerine ters düştüğünü söyledi. Kurulan Komitenin Başkanı İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Hasan Fındık, Başkan Yardımcısı ise Maliye Bakanlığı Müsteşarı Zeren Mungan.

   Taner Derviş, malların satışıyla ilgili olarak eşitlik ilkesinin de çiğnendiğini kaydetti. Derviş; "kararda mallar satılırken önceliğin malı tasarrufunda bulunduran kişiye verilmesi öngörülüyor. Bu da malı elinde bulunduranın koçanı olmadığını gösteriyor ki önceliğin bu kişiye verilmesi eşitlik ilkesine aykırıdır." şeklinde konuştu.

   Derviş KIBRIS'a konuyla ilgili bilgi vererek, ihalenin hukuka aykırı yapıldığını, bunu durdurmak amacıyla ara emri çıkarmaya hazırlandıklarını söyledi.

  

"Bankalar Kurulu kararı 3 yasaya da aykırı"

 

   Taner Derviş, Rum mallarının satışına dayanak olarak gösterilen 3 yasayanın, satışları destekleyen yasalar olmadığını aksine bu yasalara aykırı davranıldığını belirtti.

   Derviş, Bakanlar Kurulu kararının "Taşınmaz Hazine Malları (Kiralama ve Değerlendirme) Yasası, İskan Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası ile Taşınmaz Mal (Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasaları"na dayandırıldığı ancak yapılan uygulamanın bu yasaların hükümlerine ters düştüğünü ifade etti.

   İskân Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası'nın 13 Şubat 1975 tarihinden itibaren terk edilmiş, sahipsiz taşınmaz malların öncelikle eşdeğer hak sahiplerine verilmesini emrettiğini kaydeden Derviş, yapılan bu uygulamayla taşınmaz malların bu kapsamdan çıkarılarak, hak sahibi olmayan gerçek veya tüzel kişilere satıldığını ifade etti. Derviş, "Bakanlar Kurulu'na söz konusu taşınmaz malları eşdeğer kapsamı dışına çıkararak satış yetkisi verilmiyor" dedi.

   Taşınmaz Hazine Malları (Kiralama ve Değerlendirme) Yasası'na da aykırı hareket edildiğine işaret eden Derviş, yasanın kamu yararı ilkesi çerçevesinde taşınmaz hazine malların kiralanması ve değerlendirilmesi ile ilgili düzenlemeleri öngördüğünü, malların satışını öngörmediğini kaydetti.

   Taşınmaz Mal (Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasası'na da uyulmadığına dikkat çeken Derviş, "yasanın amacı Osmanlı yasalarının öngördüğü taşınmaz mal sınıflarını ortadan kaldırmak ve taşınmaz mallara ilişkin tasarruf, kayıt ve kıymet takdirlerini yapmaktır. Ağırlıklı olarak 1946'lı yılların ihtiyaçlarına dönük olan yasanın 18. maddesi belirlenmiş şartlar çerçevesinde Bakanlar Kuruluna mübadele yetkisi vermektedir. Diğer taraftan Bakanlar Kurulu kararı ise taşınmaz malların satışını öngörmektedir" dedi. Derviş bu yasaya göre Bakanlar Kuruluna satış değil mübadele yetkisi verildiğini altını çizdi.

  

"Komite, bağımsızlığa gölge düşürüyor"

 

   Taşınmaz malların satışıyla ilgilenecek bir komite kurulduğuna da değinen Derviş, İskân Encümeni gibi kurumların devre dışı bırakılarak satış işlemlerinin komite tarafından yürütülmesinin bağımsız çalışma ilkelerine ters düştüğünü söyledi.

   Kurulan Komitenin Başkanı İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Hasan Fındık, Başkan Yardımcısı ise Maliye Bakanlığı Müsteşarı Zeren Mungan. Komite üyeleri; Hasan Kılıç (Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı, Hasan Kestigül (Tarım Bakanlığı Müsteşarı), Öztan Özenergün (İskân ve Rehabilitasyon Dairesi Müdürü), Melih Çerkez (Devlet Emlak ve Malzeme Dairesi Müdürü), Maliye Bakanının atadığı merkez ihale komisyonundan bir temsilci, İçişleri Bakanı'nın atadığı bir temsilci, Çevreden sorumlu bakanın atayacağı bir temsilci.

 

"Olay, yargıya taşınacak"

 

   Taner Derviş, Eşdeğer Mal Sahipleri Derneği olarak Rum mallarının satışı konusunu yargıya taşıyacaklarını söyledi. Derviş üç aşamalı bir hukuk süreci izleyeceklerini kaydetti.

   İlk aşamada "Taşınmaz Hazine Malları" ismi altında yapılan satışların durdurulmasını hedeflediklerini, ikinci aşamada da genel olarak eşdeğer mal hak sahiplerinin bugüne kadar verilmemiş haklarının alınabilmesi için bir dava açılacağını kaydeden Derviş, son aşamada ise eşdeğer uygulamalarıyla ilgili yetkisini kötüye kullanan veya yetki kullanmayanlar hakkında dava açılacağını açıkladı.

  

Eşdeğer Mal Sahipleri Derneği 

 

   Eşdeğer Mal Sahipleri Derneği 10 Ocak 2009 tarihinde kuruldu. Eşdeğer Mal Sahipleri Derneği Başkanı Taner Derviş, derneğin en önemli amacı bugüne kadar haklarını alamamış olan eşdeğer hak sahiplerinin mal ve mülkiyet haklarının verilmesini sağlamak olduğunu söyledi.

   Derneğin, puan değerlendirmelerinde yapılan değişikliklerin Anayasa'nın eşitlik ilkesi çerçevesinde yeniden düzenlenmesi için de çalışmalar başlatacağını açıklayan Derviş, kullanım kaybından kaynaklanan zararların tazmin edilmesi konusunun da gündemlerinde bulunduğunu ifade etti.

    Dernek Başkanı Derviş, eşdeğer mal konusuyla ilgili olanlar, Güney'de mal bırakmış hak sahipleri ve malı askeri bölgede kalmış olan kişilerin derneğe başvurabileceğini belirtti.

   Derneğe ulaşmak isteyenler 0542 853 2311 numaralı telefondan veya esdeger@yahoo.com elektronik posta adresinden dernek yetkililerine ulaşabilir.

KIBRIS 28/01/09

Kayıp Şahıslar Komitesi'nden çağrı: Bilgisi olan yardımcı olsun

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, kayıp arama çalışmalarına yardımcı olabilecek herkese komiteyle irtibat kurması çağrısında bulundu.

Kıbrıs'ta yaşanan çatışmalarda kaybolanların akıbetini araştıran Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi yaptığı yazılı açıklamada, kayıplarla ilgili ele geçirilen her ipucunun araştırılmasının komitenin görevi olduğu belirtildi.

   Açıklamada, "1964 veya 1974'te bireysel veya topluca müdahil olan, konuyla ilgili bilgiye sahip olan veya bulunmasına yardımcı olabilecek durumda olan, Kıbrıs veya herhangi bir yerde yaşayan herkese komiteyle temas kurmalarını ve zor görevlerinde yardımcı olmaları yönündeki çağrısını tekrarlamak istiyor" denildi.

   Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin hem Kıbrıslı Türk hem de Kıbrıslı Rum üyesinin ofislerine bağlı, gömü yerleri de dahil kayıpların akıbetini öğrenmek amacıyla ele geçen tüm ipuçlarını araştıran inceleme ekipleri bulunduğu belirtilen açıklamada, bu önemli çalışmayı müteakip komiteye bağlı iki toplumlu bir bilim adamları ekibinin, bulunan kalıntıların çıkarılması ve kimliğinin tespiti, ardından da ailelerine teslimi için çalışmalar yürüttüğü kaydedildi.

   Komitenin insani görevini yerine getirmek, kayıp yakınlarının beklentilerine son vermek için çok çaba sarf etmekte olduğu belirtilen açıklamada, bu güne kadar 110 kayba akit kalıntıların kimliklerinin tespit edildiği ifade edildi.

KIBRIS 28/01/09

Talat, mal satışlarına müdahale etti

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, satışa çıkarılan devlet mallarının Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın müdahalesiyle durdurulduğunu açıkladı.

Erçakıca dünkü basın brifinginde, Rum mallarının satışıyla ilgili bir soru üzerine, "Bu herhalde bir yanlış anlamadan olabilir veya yanlış faaliyet olabilir. Cumhurbaşkanımızın müdahalesiyle önceki günden itibaren bu konudaki çalışmalar durdurulmuştur" dedi.

 

Eroğlu: Hükümetin tavrı yanlış

 

  Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu, gazetecilerin bazı malların devlet ihalesiyle  satışa çıkarılması konusundaki sorusu üzerine, "Eşdeğer puanları eşdeğercilerin elinde dururken, savcılığın da bu konuda yorumları varken, eşdeğere kaynak arazilerin satışa çıkarılması ve açıklarını bundan karşılanmaya çalışılması doğru değil" dedi.

   Cumhurbaşkanı'nın bu malların satışını engellemesinin doğru bir hareket olduğunu belirten Eroğlu, kırsal kesim arsası dağıtımlarında gençlerden 8-10 bin sterlin para istenmesinin de hükümetin içine düştüğü ekonomik acizliği gösterdiğini savundu.

 

Soyer: Seçimden sonra

konu yeniden ele alınacak

 

 

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ihaleyle satışa çıkarılan bir kısım devlet emlakının satışını, demagoji konusu yapılması nedeniyle, ülkeye verilecek zararı dikkate alarak durdurduğunu söyledi.

   Soyer, seçim sonrasında konunun geniş şekilde tartışılıp ele alınacağını ve çözüm üretileceğini ifade etti.

   Başbakan Soyer, TAK'a yaptığı açıklamada, 2008 yılında bir kısım devlet emlakının hem ekonomiye kazandırılması, hem de elde edilecek gelirle bir tazminat fonu oluşturarak özellikle eşdeğer mağdurlarına belli bir kaynak sağlanması amacıyla ihale usulüyle satışına karar verdiklerini söyledi.

   Bunun özel bir sürece ve prosedüre ihtiyaç duyduğunu kaydeden Soyer, "2009'un bu dönemine denk gelen bir süreç yaşandığını, ancak önceki gün mecliste DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın konuyu tamamen iç siyasete endeksleyen, demagojik konuşmasını dinledikten sonra, bunun Kıbrıs sorununda da demagojik sıkıntılara yol açacağını düşünerek, önceki gün itibarıyla tüm ilgililerle ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşerek bu konuyu durdurmaya karar verdiğini" açıkladı.

   Başbakan Soyer, bazı gazetelerin konuyu ele alışlarını gördükten sonra ne kadar isabetli bir karar verdiğinin ortaya çıktığını belirterek, şöyle konuştu:

   "Bu konuda Kıbrıs sorununun çözümü, mülkiyet meselesinin ele alınması, Güney'deki Türk emlaklarının kaderi hakkında hiçbir söz söylemeyenlerin ve yıllardır bu memlekette yüzlerce insanı, karşılığı olmayan 5 milyar eşdeğer puanıyla yüz yüze bırakan insanların yaratacağı demagojilerin, ülkeye vereceği zararı dikkate alarak bu işlemi durdurdum.

   Seçim sonrası bu konuyu geniş bir tartışma sürecinde ele alacağımızı ve soruna çözüm bulacak düşünceleri üreteceğimizi halkımıza duyurmak istiyorum."

   Bir süre önce yayımlanan ihale duyurularında, KKTC'nin çeşitli bölgelerindeki 116 taşınmaz malın, ihale yoluyla satılacağı bilgisi yer almıştı.

   Söz konusu ihalenin iptal edildiği bugün Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca tarafından da duyuruldu.

KIBRIS 28/01/09

Talat thwarts sell-off of Greek Cypriot land
By Simon Bahceli

A PLAN to sell off thousands of donums of Greek Cypriot land in the north was thwarted yesterday by the last minute intervention of Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, a source close to Talat told the Cyprus Mail.

The plan came to light in an article published yesterday by the north’s top-selling daily Kibris, which said the Turkish Cypriot ‘council of ministers’ had passed a bill last July allowing for the privatisation of ‘government-held’ Greek Cypriot land in Kyrenia, Morphou, Lapithos, Famagusta, Yialoussa, Ayios Molaos, Kazafana, Ayios Epiktitos, Karavas and Akanthou.

Talat is said to have been unaware of the plan and “was furious” when he read about it in yesterday’s Kibris.

With Talat and President Demetris Christofias due to meet and discuss the thorny issue of property rights today, the news could not have come at a worse time.

“It’s a shame on the council of ministers, and totally against the philosophy and practice of the current government,” the source, who wished to remain anonymous, told the Cyprus Mail. He added that the revelation had resulted in angry words between Talat and the Turkish Cypriot ‘prime minister’ Ferdi Sabit Soyer.

Soyer’s press officer said yesterday, however, that he and Talat had not argued, but that Talat had simply ordered that the sell-off be ditched.

Asked how Talat could have been left unaware of such a major development involving such large tracts of Greek Cypriot land, the source said: “Decisions taken by the council of ministers do not need the approval of the president, so unless he goes through all their decisions one-by-one it’s possible for him not to know.

“I am sure he wasn’t aware of the situation. I got that impression when I saw his face this morning”.

He added, however, that Talat had intervened, not only because of ongoing reunification talks, but because of the negative impact the selloff could have on 1,400 Greek Cypriot property cases against Turkey at the European Court of Human Rights (ECHR).

The Turkish Cypriot side has established a controversial property commission that offers compensation and, in some cases, the reinstatement of property rights to displaced Greek Cypriot refugees. The legal status of the property commission has yet to be established by the ECHR.

“Something like this could have been really bad for us,” the source said.

According to yesterday’s Kibris report, the lands were to be sold off to raise around €20 million for the cash-strapped Turkish Cypriot administration, which is currently facing difficulties paying even the salaries of public sector workers. The ‘government’ will also face the electorate on April 19, and selling off assets may have been seen as a way of currying favour with some of its financial backers.

Of the prize properties up for grabs, one was a derelict ‘state-owned’ chicken farm in Ayios Molaos “with superb views”, said to be worth around €3 million. Another unspecified property in Kazafana was also said to be worth around €3 million, along with another in Flamoudi “with a starting price” of €1.1 million.

Commenting before yesterday’s revelations, Talat said, “Property is a difficult issue, because for the last 45 years there have existed two separate property regimes. There is one in the south, and one in the north. The one in the south has its problem, and so does the one in the north.”

CYPRUS MAIL 28/01/09

 

Cyprus takes Turkey to ECHR over actor’s war claims
By Alexia Saoulli

THE GOVERNMENT will go to the European Court of Human Rights (ECHR) and the Council of Europe over a Turkish actor’s recent confession that he shot and killed an unarmed prisoner of war in cold blood.

Government spokesman Stefanos Stefanou said the government planned to file an appeal with the ECHR regarding Attila Olgac’s admission on live television last week.

The issue will also be raised with the Permanent Members of the Council of Europe in Strasbourg, he said.

Stefanou was speaking to reporters yesterday following a meeting between President Demetris Christofias and Attorney-general Petros Clerides to address the issue.

“During the meeting it was decided that the issue will be brought to the Council of Europe’s Committee of Ministers in the framework of Fourth Interstate Application of Cyprus against Turkey, and at the same time to appeal to the ECHR,” Stefanou said.

“There are ECHR decisions that outline Turkey’s obligations to help determine the fate of the missing and we are taking this step to point out Turkey’s failure to comply… Turkey must co-operate to determine under which conditions people disappeared. This is something Turkey has not done,” he said.

In May 2001 in the Fourth Interstate Application of Cyprus against Turkey, the ECHR ruled that Turkish authorities had failed to effectively investigate the whereabouts and fate of Greek Cypriot missing persons following claims by their relatives that they had disappeared after being detained in life-threatening circumstances.

The ECHR concluded that “the silence of the authorities… in the face of the real concerns of the relatives of the missing persons attains a level of severity which can only be categorised as inhuman treatment within the meaning of Article 3”.

The government, in co-operation with the House of Representatives, would also examine the exploitation of Olgac’s confession in the European Parliament and in other international fora with which the Cypriot parliament had relations, said Stefanou.

“The chief purpose of our actions is to use this issue to help fully determine the fate of our missing,” he said.

“There are decisions from the ECHR on what Turkey has to do regarding the determination of the fate of the missing persons… Turkey needs to co-operate, Turkey’s co-operation is obligatory, to determine and clarify the circumstances in which various people have gone missing, something Turkey has yet to do,” he said.

In its effort to avoid compliance with the judgment, Turkey has repeatedly made reference to the work of the Committee of Missing Persons (CMP). However, both the European Commission of Human Rights and the ECHR found that the CMP was not the forum where an effective investigation could be conducted.

Established in 1981 the CMP operates under the auspices of the United Nations and mandated to investigate Greek Cypriot, Turkish Cypriot and Greek missing persons.

Last Thursday Olgac confessed to shooting a 19-year-old POW in at point blank range on this Turkish army commander’s orders. He also confessed to killing nine other Greek Cypriots during post-war skirmishes between both sides. The confession was made during a morning talk show.

Following strong reactions from Cyprus, Turkey and Greece, Olgac retracted his statement alleging he’d confused reality with a war film script he was working on.

The government believes the actor was pressured into backtracking due to the political ramifications of his confession.

“Analysing how and under what circumstances the confession was made, it doesn’t appear to be the admission of a psychopath,” said presidential adviser George Iacovou.

He was referring to efforts on Turkey’s part to discredit the actor’s words.

CMP renews humanitarian appeal for missing

THE COMMITTEE on Missing Persons (CMP) yesterday reiterated its appeal everyone who could give information which would assist in its efforts to determine the fate of the missing to please come forward.

Following the publication “of various reports in the media about events which happened in 1974 in Cyprus and which may concern the fate of persons unaccounted for”, the CMP released a statement stating that “within the framework of its mandate to determine the fate of the missing persons, it is duty-bound to follow up on any piece of information that reaches it”.

“In this respect, it wishes to renew its humanitarian appeal to all, in Cyprus or elsewhere, who were involved collectively or individually in 1964 or 1974, who know or are in a position to assist in finding out relevant information, to approach the Committee and help it in this difficult task,” it said.

The CMP said its offices had investigation teams that pursued “any lead” available to determine the fate of missing persons, including the location of possible burial sites.

But although the remains of 110 individuals have been identified to date, the CMP’s inquiries are limited to Cyprus alone. According to the Foreign Ministry it has been documented that some of the missing were taken and held prisoners after their arrest by the Turkish army.

Meanwhile Greek Foreign Minister Dora Bakoyianni described Olgac’s confession as “shocking”.

According to the Cyprus News Agency (CNA), Bakoyianni called for Turkey’s co-operation to shed light into the issue of the missing.

“This is a shocking confession and what is said afterwards does not change what is well known, that actions of brutal violation of international and humanitarian law occurred during the illegal Turkish invasion of Cyprus,” she told CNA.

“It is imperative to fully implement all relevant European Court of Human Rights decisions and that Turkey cooperates to help establish fully all the cases of disappearance of people during the Turkish invasion,” Bakoyianni concluded.

CYPRUS MAIL 28/01/09

 

Emotional exchange during visit by enclaved school members
By Jacqueline Theodoulou

A PARLIAMENTARY discussion on the problems faced by pupils and teachers from occupied Rizokarpaso yesterday turned sour when the school’s headmistress launched an attack on EDEK deputy George Varnava.

The reason was an article published in Pontiki newspaper, supposedly signed by Varnava, criticising the Rizokarpaso School for allowing the presentation of a show organised by an American theatrical organisation.

Headmistress Lucy Lyssandrou, who was accompanied by school students during her visit, said the school needed support and not war from the deputies and especially Varnava.

In response the EDEK deputy condemned the Lyssandrou’s behaviour, which he said had tainted the meeting and added that his criticism had not been aimed towards the teachers but the specific theatrical group.

The matter has now been submitted for discussion at the Education Committee.

Before the row erupted, visiting children had offered the MPs gifts and sung songs. The school’s teachers had also asked parliament to intervene to approve the appointment of a speech therapist and an extra teacher for the school.

In an intervention to the CyBC’s Triton radio programme, Varnava explained that he had never written an article for Pontiki.

“For a start I would like to say that I haven’t written any article or letter to the specific newspaper,” said Varnava. “I had initially planned to mention the specific matter and that the play was being funded by the American organisation during my 2008 budget speech. But for my own reasons I decided not to mention it and submit it for discussion at the House Education Committee instead.”

The EDEK deputy said the specific newspaper took his speech and published that specific excerpt, “so I had no involvement in its publication”.

“But I would like to say that today at the House Education Committee this wasn’t the issue that we were meant to discuss. We were all taken by surprise by the headmistress, because while she had been asked by the Committee Chairman to present the problems being faced at the gymnasium, she replied as such: ‘We have no problems, the only problem is that certain deputies are fighting against us and will not allow the Education Ministry’s goals to be implemented’.”

Asked to expand, Lyssandrou referred to the article by Varnava.

“The room froze as this was completely off subject and no one was expecting it,” said Varnava. “Instead of mentioning the problems, the understaffing and the ongoing Turkish occupation, and that these children are being taught under dire conditions, her only problem was that an MP expressed an opinion for a show that was presented at Rizokarpaso Gymnasium.

“I am very saddened by this becoming public. This woman’s statement has blackened the heroic children’s visit to Parliament.

We truly respect these teachers who go to Rizokarpaso every day and we take our hat off to them.”

Commenting on the row after the meeting, Committee Chairman Nicos Tornaritis of DISY said he was saddened by the whole affair.

“You understand, we were honoured that these children from Rizokarpaso visited our Committee,” said Tornaritis. “I feel the headmistress should not have expressed the views that she expressed. We asked to be informed on the problems faced by the Rizokarpaso Gymnasium. We didn’t seek the political views of the specific headmistress.”

CYPRUS MAIL 28/01/09

 

Revival of Green Line a top priority

THE GOVERNMENT will spend €24.5 million on a new four-year revitalisation scheme for Green Line areas in Nicosia and Ayios Dhometios municipalities.

Interior Minister Neoclis Sylikiotis yesterday presented the costs for three separate plans covering the years 2009 to 2012. These cover a grant for infrastructure projects; grants to help businesses; and grants for shop owners to upgrade and renovate their premises.

“The revival programmes for the renewal, expansion, attractiveness and balance of the areas along the buffer zone will be a top priority for the state for the next four years,” the Minister said.

''The project's goal is to carry out targeted substantive public investments in these areas, aiming at boosting the activities of the private sector,” he added.

A total of €19.5 million will be earmarked for infrastructure projects including a new town hall in Nicosia, which will take €10 million; the completion of the Community Sports Centre in Kaimakli with €1.3 million; the Youth Centre in Chrysaliniotissa with €600,000; the upgrading the lighting within the walls with €400,000; the restructuring of Synergasias Avenue in Kaimakli and Markou Drakou Avenue at Paphos Gate with a total sponsorship of €1.5 million; the maintenance of Paphos Gate with €270,000; the upgrade of the western part of the city within the walls with €1.3 million; and public transport within the walls with €1.2 million for the launch of small bus routes.

For the Ayios Dhometios projects €1.3 million will be spent to improve the facades of the buildings in the old centre, with the same amount to be spent on the construction of a gym on Grigoris Afxentiou Avenue.

CYPRUS MAIL 28/01/09

DISY pushes for Partnership for Peace entry
By Anna Hassapi

OPPOSITION party DISY recently re-introduced the issue of Cyprus joining the Partnership for Peace, a programme of practical military and security co-operation between NATO and individual countries.

Based on the argument that Cyprus is the only EU member that has not joined, DISY is trying to forge alliances with other parties that support its entry. Meanwhile, AKEL is adamant that entry to the PfP would not serve Cyprus’ interests, particularly while peace talks are ongoing.

“It is not possible that 26 of the 27 EU member states are members of the Partnership for Peace and Cyprus is the only red sheep,” Averof Neophytou, DISY Vice-President told the Cyprus Mail.

Neophytou has been pushing for PfP membership and has recently reached an unprecedented agreement on the issue with EVROKO, a party that was formed following a split among DISY’s leading members.

He confirmed that meetings have been also scheduled with DIKO and EDEK next Monday and Tuesday, as these two parties also support Cyprus’ entry into the organisation.

AKEL, however, continues to reject such suggestions, basing its argument on practical considerations, as well as matters of principle, as the PfP is closely related to NATO.

“AKEL is opposed for three main reasons. First, we are now going through a period of negotiations for the settlement of the Cyprus problem, and demilitarisation is a basic parameter of this settlement.

“We would therefore be giving the wrong messages to the international community if at the same time we start negotiating entry into a military organisation. Second, we should also analyse international political developments, our capabilities as a small state and what role we could play in such an organisation. This body functions as a gateway to NATO, where Turkey plays a significant role. Thirdly, we should not forget the role which NATO played in Cyprus, in the events of 1974,” said Aristos Damianou, member of AKEL’s Central Committee.

PfP membership, however, includes many small states, including all the new member states. AKEL, however, believes that Cyprus’ interests are different to these countries.

“Indeed, nine out of the ten new member-states that joined in the 2004 enlargement were granted EU membership on the precondition that they joined NATO. We did not have to do that as our interests are different and we seek a solution without armies.

“Also, we are the only divided member-state. While other small states choose to join in order to enhance their position, we have chosen to move through political means, participating in EU foreign policy structures and bodies, where we have a strong presence,” Damianou said.

AKEL also objects to some of the military operations, where the PfP participated. “NATO and the Partnership for Peace participated in military missions that were not sanctioned by the United Nations, such as the war in Yugoslavia and the first stages of the Iraq war.

“As we are struggling for a solution based on international justice, we cannot join an organisation that infringes international rules,” he said.

In fact, during the Kosovo crisis, Albania and Macedonia had used a mechanism provided in the PfP’s Framework Document, that calls partners to alert the organisation when it perceives a direct threat to its territorial integrity, political independence or security.

In practice, as the EU does not have its own army, it has used NATO as a sort of informal security provider. In addition, the EU has not yet established a strong Common Security Policy acceptable to all its members, but joining the PfP has been one of the first steps towards this goal. Thus, DISY bases its argument on the fact that as an EU member, Cyprus should strive to participate and co-operate with other members.

“As a political power DISY played a leading role in supporting Cyprus’ entry into the EU, as well as its entry into the eurozone. We are now working for full entry in the EU’s common defence and security pillar, which includes membership into the Partnership for Peace organization,” Neophytou said.

The PfP, established in 1994, has a wide membership of EU member states, as well as Russia, Armenia, Kazakhstan, Kyrghyz Republic, Serbia, Switzerland, Tajikistan, FYROM, Turkmenistan, Ukraine and Uzbekistan. Its stated objectives are to increase stability, diminish threats to peace, strengthen security relations between partner countries and NATO, as well as among the partner countries.

CYPRUS MAIL 28/01/09

DISY pushes for Partnership for Peace entry
By Anna Hassapi

OPPOSITION party DISY recently re-introduced the issue of Cyprus joining the Partnership for Peace, a programme of practical military and security co-operation between NATO and individual countries.

Based on the argument that Cyprus is the only EU member that has not joined, DISY is trying to forge alliances with other parties that support its entry. Meanwhile, AKEL is adamant that entry to the PfP would not serve Cyprus’ interests, particularly while peace talks are ongoing.

“It is not possible that 26 of the 27 EU member states are members of the Partnership for Peace and Cyprus is the only red sheep,” Averof Neophytou, DISY Vice-President told the Cyprus Mail.

Neophytou has been pushing for PfP membership and has recently reached an unprecedented agreement on the issue with EVROKO, a party that was formed following a split among DISY’s leading members.

He confirmed that meetings have been also scheduled with DIKO and EDEK next Monday and Tuesday, as these two parties also support Cyprus’ entry into the organisation.

AKEL, however, continues to reject such suggestions, basing its argument on practical considerations, as well as matters of principle, as the PfP is closely related to NATO.

“AKEL is opposed for three main reasons. First, we are now going through a period of negotiations for the settlement of the Cyprus problem, and demilitarisation is a basic parameter of this settlement.

“We would therefore be giving the wrong messages to the international community if at the same time we start negotiating entry into a military organisation. Second, we should also analyse international political developments, our capabilities as a small state and what role we could play in such an organisation. This body functions as a gateway to NATO, where Turkey plays a significant role. Thirdly, we should not forget the role which NATO played in Cyprus, in the events of 1974,” said Aristos Damianou, member of AKEL’s Central Committee.

PfP membership, however, includes many small states, including all the new member states. AKEL, however, believes that Cyprus’ interests are different to these countries.

“Indeed, nine out of the ten new member-states that joined in the 2004 enlargement were granted EU membership on the precondition that they joined NATO. We did not have to do that as our interests are different and we seek a solution without armies.

“Also, we are the only divided member-state. While other small states choose to join in order to enhance their position, we have chosen to move through political means, participating in EU foreign policy structures and bodies, where we have a strong presence,” Damianou said.

AKEL also objects to some of the military operations, where the PfP participated. “NATO and the Partnership for Peace participated in military missions that were not sanctioned by the United Nations, such as the war in Yugoslavia and the first stages of the Iraq war.

“As we are struggling for a solution based on international justice, we cannot join an organisation that infringes international rules,” he said.

In fact, during the Kosovo crisis, Albania and Macedonia had used a mechanism provided in the PfP’s Framework Document, that calls partners to alert the organisation when it perceives a direct threat to its territorial integrity, political independence or security.

In practice, as the EU does not have its own army, it has used NATO as a sort of informal security provider. In addition, the EU has not yet established a strong Common Security Policy acceptable to all its members, but joining the PfP has been one of the first steps towards this goal. Thus, DISY bases its argument on the fact that as an EU member, Cyprus should strive to participate and co-operate with other members.

“As a political power DISY played a leading role in supporting Cyprus’ entry into the EU, as well as its entry into the eurozone. We are now working for full entry in the EU’s common defence and security pillar, which includes membership into the Partnership for Peace organization,” Neophytou said.

The PfP, established in 1994, has a wide membership of EU member states, as well as Russia, Armenia, Kazakhstan, Kyrghyz Republic, Serbia, Switzerland, Tajikistan, FYROM, Turkmenistan, Ukraine and Uzbekistan. Its stated objectives are to increase stability, diminish threats to peace, strengthen security relations between partner countries and NATO, as well as among the partner countries.

CYPRUS MAIL 28/01/09

Rum Kesimi: Türkiye arşivlerini açsın

Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu, Türkiye’den, 1974 Barış Hareketı’nda kaybolan Rumlara ilişkin arşivlerini açmasını istedi.

NTV

Güncelleme: 12:25 TSİ 29 Ocak 2009 Perşembe

 

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu, oyuncu Atilla Olgaç’ın “Barış Hareketı sırasında “biri esir 10 Rum’u öldürdüğü” yönündeki sözlerini değerlendirdi. Rum Bakan, “Bu kişinin söyledikleri, bildiklerimizi doğruladı. Eldeki deliller, bu kişilerin infaz edildiklerini gösteriyor” dedi.

 

Kayıp Rumlar konusunda Kıbrıs Türk tarafıyla yapılan işbirliğine Ankara’nın da dahil olmasını isteyen Kipriyanu, Türkiye’nin arşivlerini açmasını beklediklerini söyledi.

Rum Yönetimi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kayıplar konusunda yeni başvurular yapmaya hazırlanırken, Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı dün, Olgaç hakkında Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesi’ne göre soruşturma açmıştı. Olgaç, anlattıklarının senaryodan ibaret olduğunu belirtiyor.

 

 

CHP de uydu haritası linkini kaldırdı

Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesinde Kıbrıs adasının tek parça olarak gösterildiği "Google Maps" haritasıyla ilgili tartışma sürerken, CHP de kendi internet sitesinde partinin yerini gösteren uluslararası uydu haritası linkinin "medyanın bu haritayla ilgili duyarlılığı nedeniyle" sistemden kaldırdığını bildirdi.

CHP İletişim Koordinatörlüğü'nden yapılan yazılı açıklamada, şunlar kaydedildi:

"CHP internet sitesi hazırlanırken, uydu aracılığıyla CHP'nin yerinin belirlenmesi, adresinin gösterilmesi için kullanılan uluslararası uydu haritası linki, medyamızın bu haritayla ilgili duyarlılığı nedeniyle iptal edilmiş, partimizin yerini gösteren uluslararası haritayı da içeren video sistemimizden çıkarılmıştır."

Cumhurbaşkanlığı "Google Maps" haritalarından elde edilen koordinat bilgilerinden faydanıldığını açıklamış, "Sorunun kaynağı Google altyapısı" ifadesini kullanmıştı.

CNN TURK

 

6-7 Eylül tertip miydi?..

 

29 Ocak Perşembe 2009 DOGAN HELER MILLIYET 29/01/2009

 

6-7 Eylül olayları” her eylül ayında sil baştan gündeme gelir. Bu defa eylül ayı olmadığı halde yine “6-7 Eylül olayları” konuşuluyor. Bu kez o olayları konu alan bir film nedeniyle.
Ben bu filme henüz gitmedim ama 6-7 Eylül olaylarını birçoğunuz gibi, yaşadım. Ve o günlerde meydana gelen olayların münakaşalarını TV’lerde izledim.
İlginç bir tartışma da geçen gece “Teke Tek” programında vardı.
Bu programda konu “6-7 Eylül olayları tertip miydi?” cümlesiyle özetlenebilirdi.
En dikkat çekici konuşmacılardan biri ise 6-7 Eylül olayları sırasında İçişleri Bakanı olan ve 27 Mayıs’ta intihar eden Dr. Namık Gedik’in oğlu Arda Gedik’ti.
Gedik, aksini savunanlara karşı kesin konuştu: “6-7 Eylül olayları o günkü hükümetin tertibi değildir.”
Hatta Gedik, emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu’na, “Kanaatim budur demekle olmaz, 6-7 Eylül olaylarının olacağından hükümetin haberi var diyorsanız, delilleri açıklayın” diye de adeta meydan okudu.
Gedik 6-7 Eylül olayları için hükümetin “Yassıada’da bile suçlanmadığını” söyledi.
* * *
6-7 Eylül’ün kilit ismi Oktay Engin olarak biliniyor. Engin sonradan vali de olmuştu.
Onun, Selanik’teki Atatürk evine bomba koyduğu iddia edilmişti, o da konuştu ve özetle şunları söyledi:
“Ben Atatürk’ün evine bomba atmadım. Bunu söyleyenleri, yazanları mahkûm ettirdim.
O günleri bilmeden bugün yorum yapılamaz.
O günlerde Kıbrıs’ta her an Türklere karşı katliam bekleniyordu.
Selanik’te, Atatürk evinin olduğu mahalle Türk mahallesidir. Ama bu mahalleye Türkiye’den gelen ve Türklere karşı kuyruk acısı olan Rumlar yerleştirilmişlerdi.
İşte bombayı onlar atmış olabilir.”
* * *
Tertip var mıydı, yok muydu?
Olsa da olmasa da olay yüz kızartıcıdır. Hele hükümetin olayların büyümesini önleyememesi affedilir gibi değildir. Toplum psikolojisi, tahrikten yağma uman bazı kişiler yüzünden şaha kalkmıştır, onlar yüzünden olaylar çığırından çıkmıştır.
Ben 6-7 Eylül’ü yaşadım, dedim.
Evimiz İstanbul Aksaray’daydı. Meydanda Vangel’in işkembe çorbası dükkânı adeta yerle bir olmuştu. Vangel, o iri cüssesiyle kapının önünde oturmuş, ağlıyordu.
Yedikule sapağındaki bir dükkânın sahibi kızgın kalabalığa bir başka dükkânı tarif edip “Onun da sahibi gâvur, oraya da gidin” diyordu.
Kumkapı’da bir topluluk, kilisenin çanını söküp aşağıya atmaya uğraşıyordu.
İstiklal Caddesi eşyayla kaplıydı, vitrinler paramparçaydı.
Kumaş topunu biri açıyor, diğeri keskin bir bıçakla ikiye bölüyordu.
Gece yarısı dönüşte Galata Köprüsü’ndeydik. Adamın biri akordeonla, bizim bilmediğimiz parçaları çalarak(!) ilerliyordu... Köprü başlarını tutan polis, çalınan parçalardan anladı ve akordeon meraklısı ama daha çalmasını bile bilmeyen yağmacıyı köprü altı karakoluna aldı!..
* * *
Tertip var mıydı yok muydu? Bu münakaşa yapıladursun, benim bugün bile, olanlardan yüzüm kızarıyor. Bu yüzden, hükümetlerin dışta ve içte dirayetli olması lazım, diyorum...

 

PARDON!..
“11 ay yattım hâlâ suçumu bilmiyorum”.
Bunu, Silivri Cezaevi’nden salıverilen gazeteci Vedat Yenerer söylüyor. Peki hapiste kaldığı 11 ay ne olacak? “Hayatımın en kötü, en acı, en üzücü günleri bu 11 aydır” diyor, Yenerer.
Peki “pardon” deyip kapatılacak mı, kapanır mı bu acı günler? Bunun müeyyidesi yok mu? Bu haksızlığı yapanlar ellerini kollarını sallayıp aramızda nasıl dolaşacaklar; dolaşabilirler?

 

Hem İsa’ya hem Musa’ya
“Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” sözü sanki Tayyip Erdoğan için söylenmiş. Ama, yalnız evindeki bulgurdan olsa yüreğimiz yanmayacak, olan Türkiye’ye oluyor.
Bakın ABD’deki Yahudi lobisi aleyhimize döndü. Yalnız onlar olsa, “Adam sen de!” diyeceğiz, ama ya Mısır? Mısır, Gazze sınırındaki Türk heyetine adeta zulüm yaptı ve uzun süre bekletti. Hem de Fransız, Alman ve İrlandalı heyetlerin geçişine hemen izin verdiği halde.
Obama’nın temsilcisi Gazze için 7 ülkeyi dolaşmaya başladı ama listede Ankara yok. Ne demeli; beceriksizliğimizle “İsa’yı da Musa’yı da” kızdırıyor muyuz ne?

 

İYİ İNSAN
Orhan Duru...
Orhan Duru da aramızdan ayrıldı.
Ankara ondan sorulurdu.
Her gün birçok kez telefonla konuşurduk. Şimdi sayısını unuttum. Önce itiraz ederdim, sonra, bakardım, istenen haberi en mükemmel şekilde geçmiş.
Edebiyatçı kişiliği haberlerine aksederdi. Yani hitap ettiği kitleyi bilirdi. Haberleri herkesin anlayabileceği şekildeydi, okununca anlaşılırdı. Bilmece yazmazdı. Yazdırmazdı!..
Sonra, Orhan İstanbul’a geldi. Mehmet Ali Birand’ın Milliyet’teki kısa süren yöneticiliği sırasında o da görevlendirilmişti.
Bu dönemde de burun büyüklüğü yapmadan gece gündüz Milliyet için elinden gelen çabayı gösteriyordu.
Çünkü o, gazeteci olmaktan önce, iyi bir insandı.
Sonra günler geçti. Orhan artık Milliyet’te değildi.
Ama yine arada görüşebiliyorduk. Her cumartesi Beyoğlu’nda “Saki” de bir araya geliyorduk.
Bir süre sonra Orhan buluşmaları aksatmaya başladı, sonra da hiç gelmedi. Hastalığı ilerlemişti.
Pazar gününe kadar.
O gün Orhan Duru’nun hayat “hikâyesi” de sona erdi...
Huzur içinde yat kardeşim, ne mutlu sana ki arkanda olumlu izlenimler bıraktın...

 

10’DU, 9 OLDU
Hakkâri demek zor
Hasan Abi’nin geçen gün yazısını okuyunca ben de gerilere gittim. Ne kadar gerilere? Yılını söylemeyeceğim, yaşım ortaya çıkar!.. Bana “55-60 yaşlarında gösteriyorsun” diyorlar da!..
Neyse, gelelim Hasan Abi’nin yazısına.
Yazının sonunda Hasan Pulur, “TRT dışında Hakkâri diyebilen spiker var mı?” diye soruyor. Yani telaffuz bozukluklarına “Hakkâri” kelimesiyle işaret ediyordu.
Bu bana lise bitirme sınavımı hatırlattı.
Sınav coğrafyadan idi ve imtihan sözlü yapılıyordu.
Ben anlatıyorum, mümeyyizler dinliyor. Ve aldığım notu bana bildiriyorlar:
“On alacaktın, ama Hakkâri’yi doğru telaffuz edemedin onun için bir notunu kırıyoruz. Dokuz”.
Spiker olmaya ne lüzum var? Madem bu kelime Türkçede kullanılıyor, öyleyse doğru telaffuz edilecek. Lise öğrencisi de olsan bu böyle...
Ama bizim spikerler göz önünde olan insanlar, hep onları dinliyoruz ve dinlerken ben çoğu zaman şunu söylüyorum, “Be kardeşim, şu elindeki metni bir kez okuyup öyle çıksan ya ekrana, olmaz mı?”
Ha, benim “Hakkâri” maceram bitmedi, sonu da var.
O günden beri, yani lise bitirme sınavından beri “Hakkâri” kelimesini çok lazım olmadıkça kullanmıyorum. Ne olur ne olmaz yine yanlış telaffuz ederim diye.

 

Eşdeğer kurbanı

Koçanlı arsalarından biri BM kampı içinde

çıktı, diğerine sanayi tesisi kuruluyor

 

KOÇANLI MALI PARSELLEDİLER...KIBRIS'ın kısa bir süre önce "İskan Komedisi" başlığıyla verdiği haberde, Kemal Binatlılı adındaki vatandaşa, Birleşmiş Milletler Kampı içerisinden arsa koçan edildiği duyurulmuştu. Binatlılı, Mağusa'daki arsasıyla ilgili sorunu çözemeden, bu kez de 2000 yılında puan karşılığı Kalkanlı'dan kendisine koçan edilen 69 dönümlük tarlasının üzerine sanayi sitesi kurulacağını öğrendi. Karşılaştığı akıl dışı olaylar nedeniyle şok geçiren Binatlılı 'gerçek anlamda eşdeğer kurbanı' olduğunu söyledi.

 

ADETA ŞOK GEÇİRDİ... Güney'deki mülklerine karşılık kendisine kuzeyden verilen mülkleri kullanamayacak duruma geldiğini, elinde halen 3 milyon 661 bin puan bulunduğunu anlatan Binatlılı, yaşadığı sorunları İçişleri ve İskan Bakanı Özkan Murat'a iletmek için yanına gittiğini, fakat görüşemediğini söyledi. "Kendi koçanına ve vatandaşına saygısı olmayan bir devlet konumuna düştük" diyen Binatlılı, Kalkanlı'daki tarlasına sanayi sitesi yapmak isteyen hükümet aleyhinde ara emri talep etmek istediğini, fakat avukat tutacak parasının olmadığını belirtti. 

 

Ergül ERNUR

 

   Eşdeğer puanlarına karşılık kendisine verilen arsanın Birleşmiş Milletler kampı içinde çıkmasıyla şok geçiren Kemal Binatlılı, yetkililerden uğradığı mağduriyetin giderilmesini beklerken ikinci bir iskan komedisiyle karşılaşarak yıkıldı.

   Kalkanlı'daki koçanlı tarlasını görmeye giden iskan kurbanı vatandaş, malının sanayi sitesi kurulmak üzere parsellendiğini gördü.

   Güzelyurt'a bağlı Kalkanlı köyünün alt kısmından 2000 yılında puan karşılığında aldığı söz konusu arazinin de başkalarına verilmesiyle isyan eden Binatlılı, "Koçanlı malımın üzerine benden izin almadan kim sanayi sitesi kuruyor? Devlet kendi tapusunu tanımıyor" diye acı acı yakındı.

  

Koçanlı tarlaya, sanayi sitesi

 

   Kısa bir süre önce "İskan Komedisi" başlığıyla KIBRIS'ta manşetten verilen haberde, Kemal Binatlılı adındaki vatandaşa, Birleşmiş Milletler kampı içerisinden arsa koçan edildiği duyurulmuştu.

   Binatlılı'nın , Mağusa'daki arsasıyla ilgili soruna hâlâ bir çözüm bulunamazken, bu kez de tarlasını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

   Başvurduğu paketten, 17 Nisan 2000 tarihinde Güzelyurt'a bağlı Kalkanlı köyünün alt kısmından kendisine 69 dönümlük tarla koçan edilen Binatlılı, geçtiğimiz günlerde koçanlı malının üzerine Kalkanlı Sanayi Sitesi'nin yapılacağını öğrendi.

   Binatlılı, 2000'de 553 bin 624 puan karşılığında "594" parsel numaralı taşınmaz mal koçanını aldığını, söz konusu yer için de beş yıl mahkemeye gidip geldiğini vurguladı.

 

"Koçanlı malıma ara emri aldılar,

beş sene mahkemeye gittim"

 

   Kalkanlı'daki 69 dönümlük yerin kendisine koçan edilmesinden sonra, söz konu yeri başkasının almak istediğini anlatan Kemal Binatlılı, "Koçanlı malımı almak isteyen şahıs, yeri satamamam ve devretmemem için ara emri çıkarttı" dedi. Beş yıl boyunca hakkını savunabilmek ve tarlanın üzerindeki ara emri kararını kaldırabilmek için uğraştığını ifade eden Binatlılı, 2004-2005 yıllarında sonuçlanan mahkeme kararıyla davayı kazandığını söyledi.

   Binatlılı, yetkili biriyle geçtiğimiz günlerde Kalkanlı'daki taşınmazının yerini görmeye gittiğinde, tarlasının parsellendiğini öğrendi.

 

"İçişleri Bakanı Murat

beni içeriye bile almadı"

 

   Söz konusu durumu İçişleri Bakanı Özkan Murat'a iletmek için bakanlığa gittiğini söyleyen Kemal Binatlılı, "Beni içeriye bile almadı" dedi.

   Binatlılı, yetkilileri "ilgisizlikle" suçlayarak "Kendi koçanına ve vatandaşına saygısı olmayan bir devlet konumuna düştük" diye konuştu.

   3 milyon 661 bin 330 eşdeğer puanı, ayrıca 119 bin 791 de mücahitlik puanı bulunduğuna dikkat çeken Binatlılı, puanların artık bir anlamı kalmadığını kaydetti.

   Binatlılı, Kalkanlı'daki tarlasının üzerine yapılacak olan sanayi sitesi için de ara emri kararı çıkartması gerektiğini ifade ederek "Avukat tutacak, ara emri çıkartacak param yok" dedi.

   Binatlılı, yetkilileri yaptıkları yanlıştan dönmeye çağırdı.

KIBRIS 29/01/09

 

 

Pantazis'in buruk sevinci!

Elmas TOKAY

 

    Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum kayıpların kemiklerinin bulunması için yapılan kazılarda, insanlar bazen içindeki özlemi daha da dayanılmaz hale getiren hüsran, bazen de gözyaşlarını tutamadığı buruk bir sevinç yaşıyor. 

   Kıbrıslı Rum Georgios Pantazis, 33 yıldır kayıp olan babasının kemiklerine ulaşılmasıyla, işte o buruk sevinci yaşayan, hatta bu sevincini "çok mutlu oldum" sözleriyle ifade edebilen insanlardan biri.

   Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi ve uzman ekibin dün Değirmenlik'teki Aleminyo Şehitleri Anıtı arkasında yaptığı kazıyı, Pantazis bir kenara oturup ve belki de içinden sürekli dua ederek izledi.

   Heyecanlıydı, mutluydu; babası Laleksandras Pantazis'in orada gömülü olduğundan adı gibi emin olduğunu söyledi.

   Çünkü birilerinden, babasının orada gömülü olduğunu öğrenmiş ve Kayıp Şahıslar Komitesi'ne kazmalarını istediği yeri göstermişti. Savaştan önce, kazılan yerin çok yakınında oturuyorlardı.

   Sonuçta biri babasına ait iki kişinin kemikleri çıktı ortaya. Diğer kişinin kemikleri ise, komşuları Nikolas Kantiglidis'e aitti.

   Georgios Pantazis, Kayıp Şahıslar Komitesi'ne şahsı ve ailesi adına sonsuz teşekkürlerini sundu, çok mutlu olduğunu söyledi.

   Ona bundan daha güzel bir armağan verilemezdi.

   KIBRIS'a, babasının ve oturdukları evin yıllar önce çekilmiş fotoğraflarını gösterdi.

 

Tam teşhis, testlerden

sonra belli olacak

 

   Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk üyesi Gülden Plümer Küçük, Değirmenlik'teki Aleminyo Şehitleri Anıtı arkasında yaptıkları kazıda iki kişinin kemiklerine ulaştıklarını, kazıların bugün de sürdürüleceğini söyledi. Küçük, Georgeos Pantazis isimli Rum'un kazıda çıkan şahıslardan birinin babası olduğuna çok inandığını, ancak tam teşhisin Antropoloji Laboratuarı'nda ve DNA Laboratuarı'nda belli olacağını kaydetti.

   Toprak yapısının kötü olmasında dolayı kemiklerin iyi korunamadığına işaret eden Küçük, uzaman ekibin kemikleri özenle çıkardıklarını belirtti.

   Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk üyesi Gülden Plümer Küçük, kendilerine gelen bilgilerin, bulguların tümünü aldıklarını ve çok gizli tuttuklarını kaydetti.

   Kazıların iki tarafta da devam ettiğini hatırlatan Küçük, kayıp arama çalışmalarına yardımcı olabilecek herkesi komiteyle irtibat kurmaya çağırdı.

 

Fotoğraflar/Özmen YILANCILAR

KIBRIS 29/01/09

 

 

Talat: Uzun sürmeyecek

Liderler, mülkiyet konusunda karşılıklı belge sundu

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması amacıyla sürdürülen müzakereler çerçevesinde dün yeniden bir araya geldi.

   16 Ocak'taki son toplantılarında "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığı altındaki görüşmelerini tamamlayan liderler, dün, "Mülkiyet" konusunu tartışmaya başladı.

   Kapsamlı çözüm müzakereleri kapsamında "yönetim ve güç paylaşımı" başlığının ardından "mülkiyet" konusunu görüşmeye başlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, yaklaşık 3 saat süren dünkü görüşmede konuya ilişkin pozisyonlarını içeren resmi belgeler sundular.

   Ara bölgedeki görüşme sonunda liderler açıklama yapmadan bölgeden ayrılırken, görüşmeye ev sahipliği yapan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun, liderlerin dün mülkiyet konusunu görüşmeye başladığını söyledi.

   Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın mülkiyet konusundaki müzakerelere ilişkin prensip ve görüşlerini içeren resmi belgeleri birbirlerine sunduklarını ifade eden Zerihoun, 4 Şubat'taki görüşmede de liderlerin resmi belgelerle ilgili fikirlerini birbirlerine ileteceklerini belirtti.

   Zerihoun, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ve Yorgos Yakovu'nun da gelecek hafta bir araya gelerek, müzakerelerin ilk başlığını oluşturan "Yönetim ve Güç Paylaşımı" konusunda tam bir yakınlaşma sağlanması yönünde çalışma yapacağını, ayrıca diğer konuları da görüşeceklerini belirtti.

        

Kültürel mirasın korunması amacıyla danışma masası

 

   Zerihoun, liderlerin heyetler arası görüşmeye geçmeden önce baş başa gerçekleştirdikleri bir saatlik görüşmede kültürel mirasla ilgili teknik komitede ulaşılan anlaşmanın ve anlayışın uygulanması için, taşınmaz kültürel mirasla ilgili çalışma yapacak bir danışma masası kurulmasına karar verdiklerini de açıkladı.

   Cumhurbaşkanı Talat'ın heyetinde dün BM ve AB'yle Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Dışişleri Bakanlığı Birinci Sekreteri Mehmet Dana, Kamu Hukuku Uzmanı Tufan Erhürman ve Uluslararası Hukuk Uzmanı Kudret Özersay yanında, mülkiyetle ilgili çalışma grubunda Kıbrıs Türk heyetine başkanlık yapan İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Hasan Fındık ile aynı grupta çalışan Uzman Serden Hoca da yer aldı.

   Hristofyas'ın heyetinde ise, Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu başkanlığındaki heyeti yanında eski Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli ve Andreas Simeu da yer aldı.

 

Talat: Önerilerimiz uluslararası hukuk çerçevesinde

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, mülkiyet konusunda dün ortaya koydukları önerilerin Uluslararası hukuk ve BM parametreleri çerçevesinde olduğunu söyledi.

   Talat "Mülkiyet" başlığının çok karmaşık ve bütün yurttaşları ilgilendiren zor bir konu olmasına karşın çok ayrıntılı olmadığını belirterek, bu yüzden bu konunun görüşülmesinin "Yönetim ve Güç Paylaşımı" kadar uzun zaman almayacağını düşündüğünü kaydetti.

   Cumhurbaşkanı Talat gelecek hafta yapılacak görüşmede, "mülkiyet konusunun çözümlenmesi yöntemi, tazminatlar, takas ve iade sisteminin nasıl çalışacağı" konularının ele alınacağını açıkladı.

   Talat, dünkü görüşmede önerilerini yaparken bağlı olacakları ilkeleri ortaya koyduklarını belirterek, bu ilkelerin "uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletlerin parametreleri çerçevesindeki ilkeler" olduğunu dile getirdi.

   Kıbrıs Rum tarafının da kendi ilkelerini ortaya koyduğunu söyleyen Talat, "Mülkiyet konusu çok karmaşık ve bütün yurttaşları ilgilendiren zor bir konu olduğu için, yakınlaşmanın ne ölçüde olduğu gelecek hafta yapacağımız tartışmada daha çok ortaya çıkacak" dedi. 

 

Haftaya tazminat, takas ve iade sistemi görüşülecek

 

   Talat, haftaya yapılacak olan görüşmede "mülkiyet konusu nasıl bir yöntemle çözülecek, tazminatlar, takas ve iade sistemi nasıl çalışacak" konularında her iki tarafın görüşlerini ortaya koyacağını söyledi.

   Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun mülkiyetle ilgili olan bölümünün temel ilkelerinin neler olacağını konuştuklarını belirterek, "Bunun içinde önceliğin kime ait olacağı gibi konular da var, ama bunlar büyük ölçüde Birleşmiş Milletlerin yerleşmiş parametreleri tarafından belirlenmiştir" dedi.

   Talat, görüşülmesine bugün başlanan "Mülkiyet" başlığının, "Yönetim ve Güç Paylaşımı" kadar uzun zaman almayacağını düşündüğünü ifade ederek, bu konuda şunları söyledi:

   "Mülkiyet konusu zor ama çok ayrıntılı değil, çok bölümü ve bileşeni yok. Yönetim ve Güç Paylaşımı kadar geniş değil. Bu bakımdan çok uzun olmayacağını düşünüyorum.

   Ortak ve ayrılık noktalarımız nelerdir onları saptama bakımından çok uzun bir zamana ihtiyaç olmayacak diye düşünüyorum."

   Cumhurbaşkanı Talat, "Mülkiyet sorununun çözümü komisyona devredilince, bu konu müzakere masanızdan kalkmış mı olacak?" sorusuna, "Hayır kalkmış olmaz, sonuçta kriterlerde anlaşma arayacağımıza göre müzakerelerin belli bir bileşeni olacak ve bu bileşen bütünlüklü çözüm tamamlanıncaya kadar masada olacak. Ama belli kriterler belirlendikten sonra bunun daha ileri götürülmesi için belki daha dar bir uzman gruba devredilebilir" cevabını verdi.

 

Olgaç'ın açıklamaları siyasi değil insani bir mesele

 

   Cumhurbaşkanı Talat, Türkiyeli tiyatro sanatçısı Atilla Olgaç'ın açıklamalarının gündeme gelip gelmediğinin sorulması üzerine ise, bu konunun gündeme gelmediğini, zaten konunun siyasi değil, insani bir mesele olduğunu belirterek, gerekli çalışmalar ve araştırmaların mutlaka yapılacağını söyledi.

KIBRIS 29/01/09

 

 

Turkish prosecutor probes actor over Cyprus comments
By Alexia Saoulli

THE TURKISH actor who confessed to murdering a 19-year-old Greek Cypriot prisoner of war in 1974 will be investigated by Turkish authorities in accordance with the Geneva Convention of Prisoners of War.

Attila Olgac became a diplomatic embarrassment to his country and created a political scandal after his admission on live television last week will be investigated by the Prosecutor’s Office in Istanbul’s Bakirkoy district, according to yesterday’s Turkish press reports.

The Istanbul prosecutor, Ali Cakir, told Reuters he launched the investigation under the Geneva Convention on the treatment of prisoners of war, to which Turkey is party.

If evidence of wrongdoing emerges, the dossier will be sent to the International Criminal Court in the Hague, he said.

Such a move would make him the first Turkish citizen to be tried in this court.

In the meantime, simultaneous statements made by Turkish Prime Minister Tayipp Erdogan contradicted reports regarding such a probe.

Speaking to reporters at Ankara airport before flying to Davos to participate in the World Economic Summit, Erdogan said: “Turkey is not going to take any action regarding the issue of the Turkish actor Attila Olgac.”

Asked whether the Turkish government was going to do anything, he said: “Since the actor has retracted his statement and said it was a script, we cannot do anything.”

But as far as Cyprus is concerned “it is an issue”, said President Demetris Christofias, after he was asked to comment on Erdogan’s statement.

In fact the government plans to exploit the issue by filing an appeal with the European Court of Human Rights over Olgac’s claims to clarify the fate of the missing. It also plans to raise the issue with the Council of Europe’s Permanent Members in the framework of the Fourth Interstate Application of Cyprus against Turkey.

Olgac’s confession had no place during yesterday’s direct talks between Christofias and Turkish Cypriot leader Mehemet Ali Talat and was never brought up, Christofias said.

“We didn’t discuss such a matter and nor do I want to involve Mr Talat in these discussions. It is not part of the whole issue. This is about invasion, occupation and crimes that were committed during the invasion… Is this an issue that concerns both communities or an issue between the Cyprus Republic and Turkey?” the president said.

Last Thursday Olgac shocked Cyprus, Greece and Turkey when he claimed in a television breakfast show to have killed an unarmed Greek Cypriot POW and nine others during the 1974 invasion. Twenty-four hours later he retracted his confession and said he had confused reality with a war film script he was working on.

Refugee committee to meet over Olgac claims

THE HOUSE Refugee Committee Chairman will today meet with the House speaker to discuss proposals regarding what steps parliament will undertake, in co-operation with the government, on the issue of the missing.

The decision was made during yesterday’s committee meeting and follows Turkish actor Attila Olgac’s recent confession that he killed 10 Greek Cypriots in 1974.

Aristophanes Georgiou said the committee would act decisively and demand that Turkey and the orchestrators or executors of war crimes be held accountable.

“One of which was Attila Olgac,” he said.

“Whatever is possible will be done to secure a statement or evidence or testimony.”

Georgiou did not want to go into further detail about how it planned to go about achieving something like that so as not to allow Turkey to make a move before Cyprus did or to block any steps it might take.

The AKEL deputy was speaking to reporters following yesterday’s committee meeting. The two-hour meeting was held behind closed doors and included the participation of Attorney-general Petros Clerides.

Georgiou said determining the fate of the missing was and always had been the committee’s priority.

Olgac’s confession regarding “the cold blooded murder of prisoners of war on the instructions of officers of the Turkish army” had not only devastated the relatives of the missing but had also horrified Europe at large, he said.

As chairman of the Refugee Committee, Georgiou said he had already prepared a series of measures that parliament must take with respect to this case. These proposals were added to by other committee members and would be put to Marios Garoyian during the pair’s meeting today, he said.

Meanwhile Foreign Minister Markos Kyprianou said yesterday that Olgac’s confession had to be investigated. He questioned whether the actor had retracted his statement because it was untrue or because he was frightened, pressured or realised its severity.

“Either way it must be investigated,” he said.

Kyprianou also said Turkey had to comply with the decision of the Fourth Interstate Application of Cyprus against Turkey and co-operate to determine the fate of the missing and the circumstances under which they disappeared or were killed.

“This is a humanitarian and not a political issue, but the efforts cannot be limited to the role of the Committee of Missing Persons which is the recognition and identification of remains,” he said.

CYPRUS MAIL 29/01/09

 

Talat-Christofias property meeting goes ‘as expected’
By Jacqueline Theodoulou

YESTERDAY’S meeting between the two community leaders to discuss property rights went “as could be expected”, President Demetris Christofias said after the talks.

Asked whether he had found common ground with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat over the principles upon which the discussion will be carried out, Christofias said each side had offered its positions on the matter and would discuss each other’s views in the next meeting.

“From there on, the discussion will become more specific and we will try to agree on the principles upon which the problem could be resolved,” said the President.

Asked whether he was right in his predictions over the way Talat would enter yesterday’s discussion (the President said he had a feeling Talat would be following his “same old beaten path” on the matter) Christofias said, “We, too, followed our own beaten path, supporting the principles of international justice and those of the European Court of Human Rights, as well as the human rights treaties, both international and European. And they tabled their own views”.

Asked whether Talat remained true to his word that he respects property rights, Christofias said this remained to be seen.

“The working groups of both sides have accepted the right to property. The question is, how can we exercise this right and this is where the big discussion will be centred.”

The meeting, which started just after 10am and lasted around three hours, was the first in many to follow on the thorny subject of property rights.

Exiting the UN-controlled meeting place in the old Nicosia Airport area, Christofias’ first comment was “we have begun”, while asked if he was satisfied with the way the meeting went, Talat replied: “We will see”.

The President was accompanied by Presidential Commissioner George Iacovou, the head of the working group for government matters, Andreas Mavrommatis, the head and a member of the properties working group, Erato Kozakou Markoulli and Andreas Simeou respectively, and legal advisers Toumazos Tsielepis and Meneleos Menelaou.

In their previous meeting, the two community leaders had wrapped up discussions on the chapter concerning the island’s government and distribution of powers.

According to the UN Secretary General’s Special Representative in Cyprus, Taye Brook Zerihoun, the leaders yesterday exchanged papers, which put down the principles that will guide their discussions on property.

He added that the leaders would meet again on February 4, and will present initial reactions to each other’s papers.

Zerihoun said the leaders decided to implement the understanding or agreement reached in the technical committees on cultural heritage, namely the establishment of an advisory board on the preservation, physical protection and restoration of immovable cultural heritage in Cyprus.

He added that the leaders’ two representatives will meet next week “to continue efforts towards full convergence on the governance chapter. They will also take up other issues”.

Asked if the two sides tabled any positions on the property issue, Zerihoun replied, “Yes they have exchanged papers”.

CYPRUS MAIL 29/01/09

 

EU aid for Turkish Cypriots

THE EUROPEAN Commission has signed two contracts for a total of €4.2 million to assist the Turkish Cypriot community to improve the management of solid waste and water and wastewater services so as to reach EU environmental standards.

The consortium led by the Danish company Grontmij/CarlBro A/S will provide experienced professionals to work alongside Turkish Cypriot counterparts in the fields of water, wastewater and solid waste management.

The selected consultants will provide extensive training and support to Turkish Cypriots to introduce the changes needed to achieve state-of-the-art practices in the management of these sectors. Pilot projects in the field of medical and organic waste management will be implemented. There will be a communication strategy with specific focus on solid waste management.

This project is needed to make the necessary technical skills available in the Turkish Cypriot community to ensure long-term sustainability of EU funded works contracts in the field of solid waste and water/wastewater.

A launch is set to be held by European Commission officials, the company Grontmij | Carl Bro A/S and representatives of the Turkish Cypriot community in Nicosia today.

The project is funded under the €259 million EU Aid Programme for the Turkish Cypriot community, managed by the European Commission.

CYPRUS MAIL 29/01/09

 

 

European Court rules on property cases against Turkey

THE EUROPEAN Court of Human Rights (ECHR) has ruled, by majority vote, that Turkey violates the property rights of eight Greek Cypriots, who own land and immovable property in Turkish occupied Cyprus.

The Court has asked all of the applicants – three from villages in the occupied district of Famagusta on the east and five from villages in Kyrenia district on the north – and the Turkish government to submit, their written observations within three months from the date the Court judgment becomes final.

The Court also held that the heirs to these Greek Cypriots could continue the present proceedings in place of the applicants.

The Court rejected Turkey’s argument that domestic remedies have not been exhausted. Turkey maintains the north’s self-styled property commission is effective domestic remedy for property claims.

In previous judgments, the Court held Turkey responsible for what happens in occupied Cyprus by virtue of the effective control its troops exercise in this part of the country. It described the Turkish Cypriot regime as local subordinate administration to Turkey.

The applicants brought their cases to the Court in May or June 1991, saying that the Turkish military deprives them of their property rights and prevents them from enjoying their property.

The Court found by six votes to one that Turkey has violated Article 1 of Protocol 1 of the European Convention of Human Rights, which secures the right of every person to “the peaceful enjoyment of his possessions.”

The article says, “no one shall be deprived of his possessions except in the public interest and subject to conditions provided for by law and by the general principles of international law.”

Some of these applicants, the Court heard, have made unsuccessful attempts to return to their properties but were prevented from doing so by the Turkish military.

In its judgments, the Court also established by majority vote that there has been violation of Article 8 of the Convention, which provides for the “right to respect for his (a person’s) private and family life, his home and his correspondence.” (CNA)

CYPRUS MAIL 29/01/09

 

 

Kuzey'deki eski mülklerini Rumlar da satıyor!

Rum hükümetinin, 170 Euroya kadar düşen fiyatlarlarla arsa satışı yapılarak, vatandaşların istismar edildiğini saptayıp, Kuzey Kıbrıs'taki Rum arazilerinin devrini yasaklayan yasa tasarısı hazırlamaya başladığı bildirildi

Birçok Rum göçmenin, tahammül ve sabırlarının taşma noktasına geldiği; ufukta Kıbrıs sorununa çözüm göremeyen Rumların, yaşadıkları ekonomik sorunların ağırlığı altında, KKTC'deki eski taşınmaz mallarını yine Rumlara satmakta oldukları bildirildi.

   Politis gazetesi manşete çektiği haberinde, Rum Tapu Dairesi'nin yaptığı araştırmada, son yıl içerisinde KKTC'deki eski Rum taşınmaz mallarının Rumlar arasında alım-satımlarında büyük artış meydana geldiğinin ortaya çıktığına işaret ederek, bu sonuçları özetle şöyle aktardı:

   "2005'ten 2008'e kadar Kuzey'deki 668 parça mal Rum'dan Rum'a satıldı. Bu alım - satımlar için harcanan para 12 milyon 926 bin 751 Euro'nun üzerindedir.

   Aynı dönemde, üçüncü dereceye kadar kan bağı olmayan kişilere 1376 parça mal hibe-devir yapıldı.

   Bu eğilim endişe verici derecede artmıştır, belirtilen rakamlara; bilgisayarlara kaydedilmemiş alım-satımlar ile Rumların işgal bölgelerindeki yatırımcılara yaptıkları yasadışı satışlar dahil değildir. Hükümet; bu alım-satımları yasaklayan bir yasa hazırlıyor."

KIBRIS 30/01/09

 

AB'den 4.2 milyon Euro

Avrupa Komisyonu, Kuzey Kıbrıs'ın Katı Atık, Su ve Atık Su hizmetleri yönetimini geliştirmek ve Avrupa Birliği çevre standartlarına ulaşmasına yardımcı olmak amacıyla imzaladığı kontrat çerçevesinde yürütülecek 4.2 milyon Euro tutarındaki projeyle ilgili bir açılış toplantısı gerçekleştirdi.

   Kontrat imzalanan Grontmij/CarlBro A/S isimli Danimarkalı şirketin liderlik yaptığı konsorsiyum, tecrübeli ve profesyonel kişilerin su, atık su ve katı atık yönetimi alanlarında, Kıbrıslı Türk meslektaşları ile birlikte çalışmalarını sağlayacak.

   Görevlendirilecek danışmanlar, geniş eğitim ve destek sağlayıp Kıbrıslı Türklerin, bu sektörlerdeki yönetimde teknolojinin son durumunu yakalayabilmeleri için ihtiyaç duyulan değişiklikleri sunacaklar.

   Kontrat çerçevesinde, tıbbi ve organik atık yönetimi alanlarında pilot projeler uygulanacak ve katı atık yönetimine özel olarak odaklanan iletişim stratejisi de projede yer alacak.

   Toplam değeri 4.2 milyon Euro olan projenin açılış toplantısı dün saat 17:00'de AB Destek Ofisi'nde yer aldı.

   Toplantıda Avrupa Birliği Kıbrıs Türk Toplumu Görev Grubu Başkanı Andrew Rasbash, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı Müdürü Erhan Özkan ile kontratın imzalandığı şirket temsilcisi David Hofman birer konuşma yaptı.

   Avrupa Birliği Kıbrıs Türk Toplumu Görev Grubu Başkanı Andrew Rasbash, projenin 4,2 milyon Euro'luk bir kapasite geliştirme projesi olduğunu söyledi ve çevre konusunda yapılacak şeylerin AB standartlarına yükseltilmesinin hedeflendiğini kaydetti.

   AB standartlarına ulaşılmasının özellikle çevre konusunda zor olacağını belirten Rasbash, bu projede su tedariki, atık su ve katık atıkla ilgili konuların AB standartlarında gerçekleştirilmesinin söz konusu olduğunu söyledi.

   Proje çerçevesinde yapılacak olan yatırımların insana yapılacak olan yatırımlar ve idari kapasiteyi güçlendirmek için kullanılacak olan yardım olduğunu vurgulayan Rasbash, AB standartlarını yakalayabilmek için insanların çalışmasının gerektiğini belirtti.

   Bu alanda büyük yatırımlara ihtiyaç duyulduğuna dikkat çeken Rasbash, işin fiziki boyutuna yapılacak olan yatırımın 90 milyon Euro civarında olduğunu kaydetti.

   Sektörün gereken şekilde yönetilmemesi halinde bu yatırımın boşa gideceği uyarısında bulunan Rasbash, bu nedenle Kıbrıslı Türk uzmanların, yapılacak yatırımları gereken şekilde yönetebilmesi için idare içerisinde kendi yapılarını güçlendirmeleri gerektiğini vurguladı.

   Andrew Rasbash, hem teknik uzmanlık hem de atık su yönetimiyle ilgili teknolojiye ihtiyaç duyulduğunu da söyledi.

   Yönetim içerisinde gereken şekilde işlemeyen bir yapının bulunması halinde her şeyin boşa gideceğini söyleyen Rasbash, paranın boşa gittiğini görmeyi kesinlikle istemediklerini dile getirdi.

   Rasbash, projenin en iyi şekilde yönetilebilmesi, hayata geçirilmesi ve paranın boşa gitmemesi için Kıbrıslı Türk yetkililere güvendiklerini ifade etti ve imzalanan kontratın da bununla ilgili olduğunu, amacın Kıbrıslı Türklerin bu işi gerçekleştirebilmesine yardımcı olmak olduğunu vurguladı.

   İş yapılırken birçok uzmanın Kıbrıslı Türklere yardımcı olacağını kaydeden Rasbash, "Bu işi yapacak olan ne yabancı uzmanlar ne de biziz, Kıbrıslı Türklerin kendileridir" diye konuştu.

   Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı Müdürü Erhan Özkan da, teknik yardımları küçümsememek gerektiğini ifade ederek, teknik yardımların yapılacak olan yatırımların ileride uygulanabilirliğinin garantisini sağlamak amacı taşıdığını belirtti.

   Ekonomik krizin olduğu bu dönemde hiç kimsenin para israf etmeye tahammülü olmadığını vurgulayan Özkan, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı'nın uygulamada yalnız olmadığını, uygulamanın yerel yönetimler, yerel idareler ve halkla birlikte olacağını söyledi.

   Özkan, halkta farkındalık yaratarak katılım sağlamanın da önemine işaret etti.             

   İhaleyi kazanarak sözleşmeyi imzalayan şirketin ekip lideri David Hofman da, projenin Kıbrıslı Türkler için çok önemli ve kritik bir proje olduğunu söyledi, projeyi beklentileri en iyi şekilde karşılayacak şekilde hayata geçirmeyi umduklarını belirtti.

   Projenin kısa bir süre önce başladığını ve hazırlıkların sürdürdüğünü ifade eden Hofman, projenin geri kalanıyla ilgili bir çalışma programı hazırlayacaklarını kaydetti.

   Hofman, iyi bir iş birliğiyle projeyi başarıya götürmeyi umut ettiklerini de dile getirdi.

KIBRIS 30/01/09

 

Greek mayor says Olgac made POW admissions to him in 1990
By Alexia Saoulli

THE MAYOR of a Greek town has come forward to corroborate the original confession of a Turkish actor who said he had shot and killed an unarmed prisoner of war in 1974.

Nevrokopi mayor Vassilis Giannopoulos said he was willing to testify that Attila Olgac had admitted to killing Greek and Greek Cypriot POWs during the Turkish invasion almost two decades ago.

“Why shouldn’t I? It is my obligation and duty towards the dead,” he said.

The mayor said he could not be entirely certain that the man he saw almost 19 years ago was the same Turkish actor who had recently confessed on live television that he’d killed 10 Greek Cypriots including a teenage POW in 1974, he said the confession was identical.

“His words and his features remind me of that person,” he said.

According to Giannopoulos, Olgac came forward in 1990 when the mayor was an employee at the Greek consulate in Smyrna.

At the time, the mayor was responsible for investigating the issue of the missing in Turkey.

He said Olgac looked like an emotional victim of war on the verge of a nervous breakdown and confessed that he’d been a soldier in the Turkish armed forces posted to Cyprus in ’74. He then told Giannopoulos he’d murdered a number of POWs in his care.

“He [Olgac] said he felt intensely guilty. He couldn’t sleep. He was haunted by nightmares. He saw them in his sleep and wanted salvation,” the mayor said.

Giannopoulos said the man who approached him had asked to be taken to Greece for prosecution so that he could face justice and finally find peace.

This had not however been possible because he had no travel documents, the mayor said.

“We could not use the information. What were we to do, abduct him? He had no travel documents. Things weren’t simple. The Turks wanted visas and he couldn’t get a passport.”

After he left the consulate, he disappeared, said Giannopoulos.

The actor’s confession was not the first testimony that had come his way regarding the execution of missing persons during his time in Smyrna, he added.

Meanwhile Foreign Minister Markos Kyprianou said the government would closely monitor as best it could how Turkish authorities investigated Olgac’s admissions. He said what was needed was a thorough and in-depth investigation that had international standing and not simply a focus on Olgac’s insulting of ‘Turkishness’.

“It is important that this investigation focuses on the events of 1974 and not to conclude that the actor should be prosecuted for insulting the Turkish nation,” he said.

Olgac, known as ‘the tough wolf’ for his portrayal of a gangster, is facing possible war crimes charges for his confession, despite retracting his statement a day later.

Turkish prosecutor Ali Cakir launched an investigation into the case on Wednesday. Should evidence of wrongdoing emerge, Cakir said the report would be sent to the International War Crimes Tribunal in The Hague.

CYPRUS MAIL 30/01/09

 

Kuzey'den Güney'e on bin ekmek

Simerini gazetesi, KKTC'den Güney Kıbrıs'a giden ekmeklerin üzerlerinde, nerede ve ne zaman imal edildiklerinin yazmadığını savundu, sınır kapısında Rum yetkililerin ise, söz konusu ekmekleri sadece görsel kontrolden geçirdiklerini ileri sürdü.

   Öte yandan Rum Sağlık Hizmetleri yetkilisi Yorgos Yorgallas, Güney Kıbrıs pazarında hali hazırda KKTC'den gelen ekmeklerin bulunduğunu, ancak bunların naylon poşetler içerisinde, nelerden ve nerede üretildiği yazacak şekilde satıldıklarını bildirdi.

   Habere göre Yorgallas, Güney Kıbrıs'a geçen ekmeklerin Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın (KTTO) belgesine sahip olduğunu, sınır kapılarında yapılan kontroller çerçevesinde ise zaman zaman ekmeklerden örnekler alınarak laboratuara gönderildiğini belirtti.

KIBRIS 31/01/09

 

Stefanu: Türk tarafı ikili oynuyor

Mülkiyet konusunda kafalar karışık

Rum Sözcü Stefanu, Türk tarafının, mülkiyet konusundaki görüşmelerde ikili oynadığını öne sürerek, bu tutumun sorunu daha da zorlaştırdığını iddia etti

 

   Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu; "Türklerin; mülkiyet konusunun müzakerelerine başlandığı bir anda bu konuyla 'oynadıklarını', meseleyi daha da zorlaştıran bu tavırlarının kaygılandırdığını" ileri sürdü.

   Simerini gazetesinde yer alan habere göre, önceki günkü Rum Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında, Kıbrıslı Türk siyasilerin KKTC'deki eski Rum mallarında villa inşa ettirdiklerine ilişkin, Kıbrıs Türk basınında yer alan haberleri yorumlaması istenen Stefanu, "Kıbrıs Rum mallarının gasp edilmesi kınanacak bir şey olmasının ötesinde; reddedilecek ve yasadışı bir harekettir" dedi.

   Bu hareketlerin, zaten karmaşık olan mülkiyet meselesini daha da zorlaştırdığı görüşünü ortaya koyan Stefanu, mülkiyet meselesinin; Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması çabaları çerçevesinde müzakere edilmekte olduğunu söyledi ve şöyle devam etti:

   "Kapsamlı bir çözümle; Türk işgalinin, fiili bölünmüşlüğün yarattığı bütün sorunların -ki işgal nedeniyle Kıbrıs Cumhuriyeti işgal altındaki bölgelerde etkin denetim uygulayamıyor- sonuç getirici şekilde göğüsleneceğini umuyorum."

 

Açıklama yapmaktan kaçındı

 

   Stefanu; Rumların KKTC'deki eski mallarını diğer Rumlara devretmeleri olgusunu göğüslemeye yönelik bir yasa tasarısı hazırlamakta olduğuna değinmekten kaçınarak, "bu konuda açıklayacak bir şeyim yok. Hükümet; Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunmasıyla bu meselenin de çözüleceği beklentisiyle mülkiyet meselesini müzakereler çerçevesinde yönetiyor. Önümüzde, açıklayabileceğim hiçbir şey yok" dedi.

   Gazete, mülkiyet meselesine; siyasi gündemi ele aldıkları görüşmelerinin ardından, DİKO Başkanı Marios Karoyan ve AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu'nun da değindiğini ve bu meseleyi "zor" diye nitelediklerini kaydetti.

 

"Mülkiyet çok zor bir konu"

 

   Habere göre, Andros Kiprianu, "Mülkiyet çok zor bir konu olacak, bundan hiç kuşku duyulmaması lazım. Bizim için önemli olan; Başkan Hristofyas'ın bu görüşmelerde ilkelere, uluslararası hukuka ve Avrupa hukukuna dayanan net yaklaşımlarla söyledikleridir. Kıbrıs sorununun çözülmesi için çok büyük çaba harcaması gerek, bizim taraf da ilkelere bağlı ve bunlarda ısrarlı; ama taktik meselelerinde esnek olmalı" dedi.

   Marios Karoyan ise, mülkiyetin en dikenli konulardan biri olduğundan kuşku bulunmadığına işaret ettiği açıklamasında, "bizim taraf uluslararası hukukla, AİHM kararlarıyla, Avrupa müktesebatıyla ve Avrupa hukuku ile takviyelidir. Müzakere edilemez ilkeler vardır, bunlar; bizim tarafın kanıtlı talep ve tezlerimizi güçlendiriyor ve zırhlandırıyor."

 

"Belgelerin felsefesi"

 

   Politis gazetesi ise haberinde, Türk tarafının; malların akıbetine ilişkin ilk söz hakkının asıl sahiplerinde olmasını kabul etmeye yanaşmaması halinde, Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın, mülkiyet başlığındaki tezlerini karşılıklı olarak sunmaları uygulamasının kısa süreceğini yazdı.

   Bu meselenin, mülkiyet meselesinin müzakeresini zorlaştırmasının beklendiğini yazan gazete, önümüzdeki görüşmelerde Cumhurbaşkanı Talat'ın "tutumunda iyileşme" olmaması halinde, mülkiyetin ana başlıklarının al-ver aşamasına havale edileceğini ileri sürdü, özetle şunları yazdı:

   "Kıbrıslı Türk liderin önceki gün sunduğu belge; iki kesimliliği ve ağırlıklı mal sahipliliğinin Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğinde kalmasını sağlamak mantığında hareket ediyor. Bunun için de; 'Kıbrıs Rum mallarının bugünkü kullanıcılarının haklarına dokunulmaması gerekiyor.' Bu talep Kıbrıs Rum tarafının tezine taban tabana zıttır. Kıbrıs Rum tarafı kendi belgesinde; mülkiyet hakkının ve yasal mal sahibinin, malının akıbetine ilişkin birinci tercih hakkına sahip olmasını güvence altına alındığı ve bir dizi hukuki argüman, mahkeme kararı ve uluslararası sözleşme maddesine yer verdi.

   Mehmet Ali Talat mülkiyet hakkını tanıyor ancak Kıbrıslı Rumlarının Kıbrıs Türk idaresi altında kalacak mallarını elde etmelerini etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Kıbrıs'ın 'kamu çıkarına' bu şekilde hizmet edecekse; malın, yasal sahibine iade edilmemesi gerektiğini söylüyor."

 

"Oksijen aranıyor"

 

   Fileleftheros gazetesi de haberinde, mülkiyet konusunun çok uzun sürmeyeceğini, saptanmakta olan çeşitli görüş ayrılıklarının bu başlığı prosedürün sonuna havale edeceğinin ortada olduğunu yazdı.

   Anlaşmazlıklar sepetinin ilk başta danışmanlara ulaşacağını, daha sonra da sapmaların al-ver aşamasına konulacağını savunan gazete, edindiği bilgilere dayanarak, yabancı arabulucuların ve BM'nin; prosedüre soluk verilmesi gerektiği görüşünde olduklarını, bunun da; ekonomi ve AB başlıklarının müzakeresine geçilerek sağlanacağını kaydetti.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 4 Şubat'ta gerçekleşecek bir sonraki görüşmeleri ışığı altında her iki tarafın da; bir önceki görüşmede sunulan tezleri yorumlamak için yoğun bir çaba içerisine girdiklerine işaret ediliyor.

   Gazete, 17'nci görüşmede sunulan belgelerde sürpriz olmadığını; ancak detaylı şekilde incelenerek argümanın delillerle desteklenmesinin şart olduğunu belirtti.

KIBRIS 31/01/09

 

 

Nicosia gearing up for 2012 EU presidency
By Marianna Pissa

NICOSIA Municipality is planning to spend almost €32 million on the capital in 2009, Mayor Eleni Mavrou said yesterday.

At a news conference, Mavrou said income in 2009 was estimated at €31.9 million, which is almost equal to the expenditure forecast.

Mavrou said that part of the projects for 2009 would be completed by the end of March. The first phase of the restoration of the Kaimakli centre would cost €800,000 and the second phase €1,700,000, she said.

Other projects planned for 2009 are the first phase of the renewal of the Tachtakalas area within the walls of Nicosia at a cost of €1.5 million, the upgrading of the Ayios Antonios Market costing €1.28 million the construction of five sports fields estimated at €500,000.

Also, the municipality will upgrade several roads and squares, the new City Hall in the old town as well as the creation of a Community Centre in Chrysaliniotissa.

“We want Nicosia to get the look it deserves, to change and become a truly modern city, to be strengthened as a gateway between the countries of the European Union and be prepared for 2012 when it will assume the role of EU Presidency”, Mavrou said.

“All the projects financed by the EU Structural Funds and by the government have been completed, in the framework of the first stage.”

Regarding the Municipal referendum to regenerate the site of the old GSP Stadium, Mavrou said: “It was an innovative process for the Local Authorities”

“We have dedicated ourselves to adopting the decision of our townspeople and to support the relevant government committees, and that is exactly what we did…we let them express their views freely and gave them the opportunity to participate directly in decision making”

She said she wanted to reassure residents of the capital that “we will continue our effort to implement the programmes we have set to create a Nicosia that will be modern, beautiful so that its people take great pride in it”.

CYPRUS MAIL 31/01/09

 

Turkish army to investigate Olgac’s confession
By Alexia Saoulli

‘He was an actor, not a fighter’ said Turkish professor

THE TURKISH army yesterday launched an investigation into the confession of a Turkish actor who said he had shot and killed an unarmed Greek Cypriot prisoner of war in 1974.

Brigadier General Metin Gurak made the announcement at his weekly news conference. He said the army planned to investigate the issue of Attila Olgac’s confession thoroughly.

The investigation follows the probe launched by the Prosecutor’s Office in Istanbul earlier this week. If found guilty Turkey’s Justice Ministry will send Olgac’s case to the War Crimes Tribunal in The Hague.

Olgac told a live breakfast show he had shot and killed a 19-year-old POW on his commanding officer’s orders after the teen refused to talk, and spat in Olgac’s face. He said he killed nine other Greek Cypriots in later skirmishes. Twenty-four hours later he retracted his story claiming he’d made the whole thing up.

Despite the retraction, Olgac’s confession has made headlines in Cyprus and in Turkey since last week.

Speaking on Turkish television this week, a Turkish Professor said Attila Olgac had never even fired a shot during his posting to Cyprus in 1974.

Yalc?n Kucuk said he had met Olgac in Cyprus and that the pair had become friends.

“He was an actor not a fighter. After a little while we sent him back to Turkey. They sent me to carry out cleansing operations,” he said.

Kucuk was speaking on weekly television programme ‘32 Gun’ following his recent release after he was detained in connection with the formation of an illegal organisation, Ergenekon, to provoke a series of events that would pave the way for a military coup.

Kucuk said he had served in Cyprus during the same period as Olgac. He also said he had participated in the Tymbou airport operation.

Irrespective of the retraction and reported corroboration from some Turkish sources, the Cyprus government said it will file recourse with the European Court of Human Rights and put the matter before the Council of Europe’s Permanent Members.

The issue was also discussed by the Committee of Missing Person at its weekly meeting. The CMP’s third member, Christophe Girod said: “We discussed the issue of the statements made in the media. The CMP relies on the good will of people who are willing to talk to us so that we can locate burial grounds.”

He said the Committee, which is responsible for the location and identification of missing persons, would monitor developments on the issue.

Olgac’s statement did not escape discussion in the Greek parliament. In fact an argument erupted between Foreign Minister Dora Bakoyianni and opposition parties over the Greek government’s handling of the issue. Bakoyianni said the Greek government would co-operate with Cyprus to utilise the information and it was handling it with caution and sensitivity. Opposition deputies accused the government of being too lenient and mild in its approach.

Commenting on the issue yesterday, AKEL leader Andros Kyprianou said Olgac’s confession simply reaffirmed what the Greek Cypriot side had always known regarding events during the 1974 invasion.

AKEL’s youth organisation EDON said the confession had charged sentiments among Greek Cypriots, particularly among the relatives of the missing, while the youth organisation of the Turkish Republican Party said it was aware of the realities of the island and was unsurprised by Olgac’s confession.

Ironically figures presented by the European Court of Human Rights on Thursday do little to paint Turkey in a good light.

According to the ECHR’s annual table of violations per country for 2008, Turkey was the country that gave rise to the greatest number of judgments (257) in which at least one violation of the Convention was found. The countries that followed were Russia (233), Romania (189), Poland (129) and Ukraine (110).

CYPRUS MAIL 31/01/09

 

Ermeni aydınlardan da özür kampanyası

Türkiye’de bazı aydınların başlattığı ‘Özür diliyoruz’ kampanyasından sonra Ermeni aydınlar da bir karşı özür kampanyası hazırlıyor.

NTV-MSNBC

Güncelleme: 13:52 TSİ 01 Şubat 2009 Pazar

 

İSTANBUL - Radikal gazetesinde bugün yer alan habere göre; Avustralya’nın Sydney kentindeki Macquarie Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Türk Ermeni Diyalog Grubu Eşbaşkanı Dr. Armen Gakavian da bir karşı özür kampanyası hazırlıyor. Kampanyayı, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Ermeni cemaatinden, tarihçi Profesör Dennis Papazyan da destekliyor.

 

Kampanya için hazırlanan taslak bildiri metni şöyle:

“Ermeni halkı adına işlenen cinayetler için özür diliyor, bunların acısını duyan masum Osmanlıların ve Türklerin duygularını paylaşıyorum.”

Radikal gazetesine konuşan Gakavian, “Yürüteceğimiz kampanya ile Türkiye’deki aydınların ‘özür dileme’ kampanyasını tüm yüreğimizle karşıladığımızı göstereceğiz. Hazırlanan bildiri, Ermeni çetecilerin işlediği cinayetler ve ASALA eylemlerinden ötürü Türklerden özür dilemeye yöneliktir. Geçmişte yaşanmış ve gelecekte meydana gelebilecek her türlü şiddeti reddediyoruz. Umarım kampanya başarılı olur” dedi. Kampanyayı, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Ermeni cemaatinden, tarihçi Profesör Dennis Papazyan da destekliyor.

Gakavian’ın Radikal Gazetesi’nin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
Türkiye’de 30 bin kişinin katılımını sağlayan bir kampanya yürütülüyor. 1915 Ermeni soykırımını hayata geçirmiş Osmanlı Türkleri yüzünden acı çeken ve adaletsizliğe uğrayan Ermenilerden özür diliyorlar. Bundan haberdar mısınız?
Evet, Sydney’deki bazı Türk dostlarımdan olayı işittim. Bence Türk ulusunun asaletini güçlendirecek türden harika bir girişim. Bu türden bir özür asaleti gösteriyor zira bir kişinin, sıradan bir insan da olsa bir ulus da olsa geçmişiyle yüzleşmesi çok güç; ve bu cesareti gösteriyor zira çok kısa zaman önce yüzleşme çabalarının susturulma girişimi olarak TCK 301. maddeyi tanıdık. Umarım Ermeniler dahil dünyanın diğer ulusları da bu özür kampanyasına imzalarıyla katılarak öncülük edenlerin gösterdiği cüretin aynını sergileyerek kendi dolaplarındaki iskeletlerle yüzleşebilirler.

Ermeni aydınların başlatacağı kampanyanın içeriğini anlatabilir misiniz? Ne yazacak hazırlanan bildiride?
Türkiye’deki ‘özür dilerim’ kampanyasına yanıt niteliğinde bir çalışma bu. Geçmişte yaşanmış ve gelecekte yaşanacak olan her türlü şiddeti reddetmeliyiz. Türkiye’deki çalışmayı yürekten destekliyorum. Bu bize mutluluk verdi. Bir hafta sonra imzaya açacağımızın bildirimiz son şeklini almış olacak. Ermeni çetecilerin işlediği cinayetlerden ve ASALA eylemlerinden ötürü Türklerden ve Osmanlılardan özür dileyen, yaşananlardan duyulan üzüntüyü anlatan bir içeriği var bildirinin.

Siz Türk devletinin yerinde olsaydınız özür diler miydiniz?
Öyle olacağını umardım. Bu soru etrafında düşünelim: Bir Ermeni olarak Ermenilerin işlediği suçlardan ötürü üzgün müyüm? ASALA nedeniyle üzgün müyüm? Ermenilerin işlediği katliamlar ve etnik temizlikten ötürü? Evet, üzgünüm, hiç bir çekimcem yok. Bu suçlar bütün bir ulusun ortadan kaldırılması girişimiyle karşılaştırılamasa dahi hâlâ suçtur ve kimse aksine ispat edip bunları önemsizleştiremez. Eğer Türk devletinin yerinde olsaydım, özrü onyıllar süren inkârın ardından yitirilmiş itibarın yeniden kazanılmasının mükemmel bir yolu olarak görürdüm.

Türkiye’deki özür kampanyasında sizin bulgularınızın yeri var mı?
Hayır, doğrudan yok. Özür Ermenilerin çektikleri acıların tanınmasıdır ve bu acıya sebep olan Türk devletinin hem öldürmeler hem de inkârdaki sorumluluğunu üstlenmesidir. Amaç tanımlamalar sorusuna ve siyasi açıklamalara vs. yanıt vermek değildir. Bu yüzden özüre dair herhangi bir Ermeni tavrı da benzer olmalı. Gerçekte şahsen Türk aydınlarının açıklamalarına yanıt niteliğinde bir taslak hazırladım ve bunu çok yakında dağıtıp sonra da kamuoyuna sunacağım. Bu umut ederim ki Ermenilerin de imzalarını koyacakları bir dilekçeye dönüşür. Ayrıca Fransa’dan da bazı karşı yanıtlar var, bir grup Fransız-Ermeni aydının imzaladığı.

Türkiye’deki özür kampanyasının, Ermenilerin Ermeni toplumu içinde yaptıklarına etkisi ne olur?
Köklü düzeyde denilebilecek devasa bir etki olmaz ve şu türden konuşmalardan öteye geçmez: “Harika değil mi? Türkiye’de bazı şeyler açıkça değişiyor.” Kimileri şüpheli duracak yahut yeterli bulmayacaktır. Fakat çoğunluğu müteşekkir olacak ve bundan etkilenecektir. Ermenilerin çoğunun bunun ne kadar cesurca bir adım olduğunun farkına varacağını sanmıyorum.

Peki bundan sonra ne olur? Kendi araştırmanız ve kampanyanıza dair nasıl bir sonuç görmek istersiniz?
Ermenileri kaçınılmaz bir devlet kabulünü memnuniyetle karşılamaya hazırlamak isterim. Bu altı ayda da olsa 60 yılda da fark etmez. Ve cesur Türklerin yaptıkları gibi Ermenilerin de kendi dolaplarının içindeki iskeletleri ortaya koymaya istekli olmalarını isterim.
Bu arada aynı zamanda Sydney’deki Ermenilerle Türkleri bir araya getirme çalışmama devam edeceğim, nereye gidersem gideyim yine aynı şeyi yapacağım. Burada, Sydney’de yaptığımız nefret ve yalanların üstesinden sevgi ve hakikatle gelebilecek dünya çapında gelişen bir hareketin parçası olmaktır. Bu tanrının verdiği görev ve aksi davranamam. Türk özründe kullanılan kelimelerdeki gibi, ‘vicdanım reddeder’... yerli yerimde durup hakikat ve uzlaşma yolundaki fırsatın kaçmasını...

Türk hükümetinin pozisyonu veyahut halet-i ruhiyesi özür dileyecek bir şey yapılmadığı yolunda. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tam aksine özür dilemesi icap eden devlet. Evet bireyler özür dileyebilir, bunun pek çok örneği var. Vicdanların sessiz kalmaya müsaade etmediğini yahut da bir biçimde bu suçlardan ötürü kârlı çıktıklarını anladıklarını görüyoruz.?Fakat bu devletin bir hakikati kabul edip özür dilemesinin yerini tutmaz.

ÖZÜR İYİ BİR BAŞLANGIÇTIR
Türklerin Ermenilerden özür dilemesi yeterli mi? Bu Ermeni toplumunu tatmin edecek mi?
Bu çok önemli ve zor bir soru. Bu konuda Ermeniler içinde elbette çok farklı görüşler var. Ben sadece benimkini dile getireyim. Daha önce de belirttiğim gibi bir özür sadece bir başlangıçtır, fakat iyi bir başlangıçtır. Eğer özür yitirilmiş insan yaşamı ve çekilmiş acıların tanınmasıysa, ki bugün tanıklık ettiğimiz özür tam da bu, bunun çok büyük bir önemi vardır.
Fakat özrün samimiyeti bunu izleyen adımların ne olacağına da bağlı, mümkün olduğu kadar işlenmiş olan suçun sonuçlarına da bağlı. Türk devleti örneğinde bu, kurbanların faillere dönüştürüldüğü inkâr ve tarihi çarpıtma politikasının bir kenara bırakılması anlamına geliyor. Aynı zamanda bu anıtların restorasyonu, geri dönme hakkı (ziyaret için yahut yaşamak için) yahut da Ermenistan’ın Türk toprakları aracılığıyla bir limana erişiminin sağlanması türünde olabilir.

TOPRAK TALEBİ ABESTİR
Açıkça belirtmeliyim ki bence toprak talepleri, bazı toprakların Ermenistan’a verilmesi anlamında tamamen abestir. Bu aynı zamanda gerçekdışıdır da.
Tartışılabilecek başka bazı fikirler de olabilir. Fakat hiç tereddütsüz söylenebilecek tek bir şey varsa o da şudur: En büyük tazminat ve samimiyet ifadesi Türkiye’nin koşulsuz olarak Ermenistan’a uyguladığı ablukayı kaldırması ve Ermenistan’ın kendi ayakları üzerinde durabilmesi olacaktır.
Bu yüzden şahsen geleneksel anlayışta olduğu gibi toprak talepleriyle ilgilenmiyorum. Ermenilerin ceplerine para konulması anlamında mali tazminatla da ilgilenmiyorum. Devlet yukarıda saydığım tavsiyelerin uygulanmasına harcanmak üzere fon bulmakla yükümlü zaten ve ayrıca Türk hükümetinin Washington’daki lobicilere ödediği paraları kestiğinde hayli tasarruf edeceğini de unutmamalıyız.

Özür dilemenin etkisi ne olur?
‘Cinayetin inkârının son aşaması’ denilip duruldu. Özür Ermenilerin tarihlerinin korkunç bir parçasını kapatmasına yardımcı olabilir. Bir iyileşme sürecini başlatabilir. Kimi acıları dindirmeye yarayabilir. Fakat belirtmeliyim ki bu sadece bir ilk adım olmalı, son değil.

Özür kampanyasına öncülük anlamında aydınların rolü için ne düşünüyorsunuz?
Mükemmel ve tarihsel anlamda kaçınılmaz. Memnuniyetle karşılıyorum. Bu hareket özür yolunda harekete geçilmesi için iyi bir başlangıç fırsatı oluyor. Dünya tarihi boyunca aydınlar en büyük değişim yapıcılar oldular. Gelecekte neler olacağını görmek için sabırsızlanıyorum.

ABORİJİNLERE HÜKÜMET ÖZÜRÜ
Halihazırdaki Avustralya hükümeti Şubat 2008’de ülkedeki ‘kayıp kuşaklardan’ (Avustralya’nın yerli halkı Aborijinler) özür diledi fakat Avustralya’nın 1778’deki işgalinden ötürü yerli halka reva görülenlerde ötürü özür dilemediler. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu özür Avustralya hükümetinin olgunluğunun ve asaletinin kanıtıydı. Özrün kendisi çok etkili ve samimiydi ve başbakan özür metnini kendisi yazmakta ısrarcı oldu, bu yüzden çok kalpten gelen bir şeydi. Fakat bunun arkasında neredeyse yarım yüzyıllık tartışmanın ardından bir inkâr ve öteleme var. Ve bu çok spesifik bir özürdü, sadece yerli Avustralyalılara yönelik özel bir muameleyi ele alıyordu. Neden? Belki de bu yaptığımız hataların çok somut delillerinin sadece bir kısmını içeriyor. Bilemiyorum.
Özür aynı zamanda ‘soykırım’ kelimesini içermedi, büyük olasılıkla bu türden bir kavramın bölücü olacağından ötürü. Belki de birkaç yıl içinde toz duman yatıştığında ve hâlâ önde gelen kişilikler nezdinde kayıp kuşakların soykırıma maruz kaldığı yolunda büyük bir fikir birliği hasıl olursa gelecekteki hükümet bu kavramı da kullanabilir.
Fakat daha da önemlisi yerli Avustralyalıların yaşadıkları felaketin ve derin acıların tanınmış olması ve kamuoyu nezdinde bunun ortaya koyulması. Hükümetin bu doğrultudaki sorumluluğunu herhangi bir gerekçeye başvurmadan yerine getirmesi.
Parlamentoda başbakanın dudaklarından ‘özür dilerim’ kelimesini işittiklerinde ağlayan yerli Avustralyalıları gördüğümde, bir anlığına Türk hükümetinin de böylesi bir özrü dile getirmesinin nasıl bir şey olacağını hayal etmeye çalıştım. Sanırım pek çok Ermeni gibi ben de rahatlamış hissederdim. Fakat bunun sadece bir başlangıç olduğunu, nihayet olmadığını, bir süreç olduğunu da görmemiz lazım.

 

Şimdi de Ermeni aydınlar özür diliyor

Ermeni aydınlar, Türkiye'de büyük tartışma yaratan "Ermenilerden özür kampanyası"na, "Türklerden özür kampanyası" ile karşılık vermeye hazırlanıyor. Ermeni diasporasından bazı aydınlar, Ermeni çetelerinin ve ASALA'nın eylemleri için Türklerden özür dileyecek.

 

Türk Ermeni diyalog grubu eşbaşkanı Dr. Armen Gakavian, Radikal gazetesine yaptıkları çalışma hakkında bilgi verdi.

İmzaya açılacak bildiride, "Ermeni halkı adına işlenen cinayetler için özür diliyor, bunların acısını duyan masum Osmanlıların ve Türklerin duygularını paylaşıyorum" deniyor.

Dr. Armen Gakavian, Ermeni aydınlara bu adımı attıran olayın, Türkiye'de başlatılan 'Özür diliyorum' kampanyası olduğunu vurguladı.

Taslak bildiriye, önümüzdeki hafta son şekli verilecek ve dünyadaki bütün Ermenilere imzalamaları için ulaştırılacak.

Bazı Türk aydınların başlattığı Ermenilerden özür kampanyası büyük tartışma yaratmış; kampanya hakkında suç duyuruları yapılmıştı.

Savcılık, "Demokrasilerde karşıt görüşler de koruma altındadır" diyerek kampanyayı düşünce özgürlüğü çerçevesinde bulduğu görüşüyle takipsizlik kararı vermişti.

CNN TURK 01/02/09

 

Tehciri yaşayan son üç Ermeniden biri öldü

1915'te Anadolu'da meydana gelen Ermeni tehcirine şahit olan ve halen hayatta olan son üç Ermeni'den Gazaros Kademyan 101 yaşında ABD'nin California eyaletinde öldü.

ABD'de yayınlanan Los Angeles Daily News Gazetesi'nin haberine göre, tehcir sırasında Adana yakınlarındaki Zeytun'da yaşayan ve o tarihte 8 yaşında olan Gazaros'un, ailesiyle birlikte bir sabah Irak'a sürüldüğü iddia ediliyor.

Ailesiyle birlikte uzun süre Irak'ta yaşayan Gazaros Kademyan, daha sonra eşi Azaduhi ve çocukları Ohannes, Asdig ve Anahid ile ABD'ye göçmüştü.

Burada California'nın Glendale kentine yerleşen Kademyan, uzun süre ABD'deki Ermeni lobisinin en aktif üyelerinden biri olarak faaliyet göstermişti.

Son olarak ABD'nin batısındaki Ermenileri bir araya getiren Ermeni Ulusal Komitesi'nde faaliyet gösteren Kademyan, Ermeni tehcirinin yaşayan son üç anıtından biri olarak görülüyordu.

Kademyan, ABD'deki Ermeni lobisinin soykırım iddialarını her dile getirişinde "canlı kanıt" olarak gösteriliyordu.

CNN TURK 01/02/09

 

Erdoğan, Newsweek'e içini döktü

Davos'taki Gazze oturumunu terk ederek dünya gündemine oturan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Yahudi düşmanlığına her zaman karşı çıktım" dedi. Newsweek'e konuşan Erdoğan, dünyanın Filistin halkının siyasi iradesine saygı göstermediğini belirtti. Yahudi kuruluşlarından da tepki geliyor.

Başbakan Erdoğan, Gazze yönetimini elinde tutan Hamas için, "Dünya onlara siyasi bir oyuncu olmaları şansını verseydi, kazandıkları seçimden sonra bugünkü gibi bir durumda olmazlardı" dedi.

Başbakan Erdoğan, Hamas'ın İran'ın bir kolu olmadığını da ifade etti.

Anti-semitik olduğu suçlamalarıyla karşı karşıya kaldığını söyleyen Erdoğan, "Ben her zaman anti-semitizme karşı çıktım. Benim, mevcut İsrail hükümetinden duyduğum rahatsızlık, onların bize haksız davranmasından" dedi.

"İsrail'le ilişkiniz bitti mi?" şeklindeki bir soruyu da Başbakan Erdoğan, "Ciddi bir ilişkimiz var, ancak mevcut İsrail hükümeti kendisine bakmalı. Bu konuyu İsrail'de yaklaşan seçimler için istismar etmemeli" diye yanıtladı.

Yahudi kuruluşlarından tepki


Bu arada, Davos'ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'le tartışan Başbakan Erdoğan'a Yahudi kuruluşlarından tepkiler gelmeye devam ediyor.

ABD'deki etkin Yahudi kuruluşlarından Anti-Defemation League (İftira ve İnkarla Mücadele Birliği) ADL, Başbakan Erdoğan'ın ifadelerinin endişe verici olduğunu öne sürdü.

Kuruluşun Başkanı Abraham Foxam, yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, "Erdoğan'ın sert yaklaşımlarının Yahudilere ya da İsrail halkına yönelik olmadığını belirtmesi memnuniyet verici. Ancak Başbakan'ın öfkeli çıkışlarının zaten gergin olan ortamı sadece daha fazla gereceğinden ötürü endişeliyiz" denildi.

Açıklamada, "Şimon Peres'in olay sonrası Erdoğan'ı aramasını takdirle karşılıyoruz" ifadesi yer aldı.

ABD'deki diğer bir Yahudi kuruluşunun açıklamasında ise, Erdoğan'ın "Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz" sözleri hatırlatıldı ve "Böylesine sert yorumlar, İsrail ile Türkiye arasındaki uzun ve verimli ilişkilerde gereksiz gerginliklere sebep olacaktır" yorumu yapıldı.

CNN TURK 01/02/09

 

Ermeni aydınlar da harekete geçiyor:

Ermeni aydınlar da harekete geçiyor:

İddialara göre, Anadolu’da 1900’lü yılların başında, tehcir ve kıyıma uğrayan Ermeniler, çete kurup köyleri bastı ve çok sayıda masum insanı öldürdü.

01/02/2009

Büyük tartışmalara neden olan ‘Ermeniler’den özür diliyorum’ kampanyası, Ermeni aydınlara da ilham verdi. Şimdi Ermeni aydınlar, 1900’lü yılların başında Ermeni çetelerin öldürdüğü masumlar ve ASALA eylemleri için Türklerden özür dileyecek

 

ADNAN GÜNDOĞAN/ERTUĞRUL MAVİOĞLU

GÜNEY AVUSTRALYA/İSTANBUL - “Ermeni halkı adına işlenen cinayetler için özür diliyor, bunların acısını duyan masum Osmanlıların ve Türklerin duygularını paylaşıyorum.”
Bu cümlenin, Avustralya’nın Sydney kentindeki Macquarie Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Türk Ermeni Diyalog Grubu Eşbaşkanı Dr. Armen Gakavian tarafından ‘özür diliyorum’ kampanyası çerçevesinde imzaya açılacak olan bildirinin taslağında yer aldığını, Radikal 2’de Baskın Oran’ın yazısından öğreniyoruz.
ABD’den Prof. Dennis Papazian’ın da desteklediği taslak bildiriye önümüzdeki hafta son hali verilecek ve dünyadaki bütün Ermenilere imzalamaları için ulaştırılacak. Kampanyanın önemli isimlerinden Papazian, Michigan’daki Ermeni Araştırmaları Merkezi’nde Tarih doktorası sahibi bir araştırmacı olarak tanınıyor. Papazian, Ermeniler konusundaki düşünce ve yazılarıyla bilinen Taner Akçam ile aynı üniversite bünyesinde çalışmalar yapıyor.
Ermeni aydınlara bu adımı attıran olayın, Türkiye’de başlatılan ve başlar başlamaz da ırkçı-faşist çevrelerin yoğun saldırısına uğrayan ‘özür diliyorum’ kampanyası olduğunu, Dr. Armen Gakavian reddetmedi. Gakavian, kampanyanın sürdürüldüğü www.ozurdiliyorum.com sitesi hack saldırısına uğramış olsa da 30 bin imzaya ulaşılmış olunmasından mutlu. Ermeni aydınların kampanyası, “1915’te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felâket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum” diyen Türkiye’deki bildiriden esinlenmiş. Şimdi benzer cümleler Ermeni aydınlar tarafından dile getirilecek ve yeni bir vicdan muhasebesinin de önü açılacak. Ve belki de iki özürden dünyayı kıskandıracak sıkı bir kardeşlik doğacak.
Radikal’in sorularını yanıtlayan Gakavian, “Yürüteceğimiz kampanya ile Türkiye’deki aydınların ‘özür dileme’ kampanyasını tüm yüreğimizle karşıladığımızı göstereceğiz. Hazırlanan bildiri, Ermeni çetecilerin işlediği cinayetler ve ASALA eylemlerinden ötürü Türklerden özür dilemeye yöneliktir. Geçmişte yaşanmış ve gelecekte meydana gelebilecek her türlü şiddeti reddediyoruz. Umarım kampanya başarılı olur.” dedi. İşte Gakavian’ın sorularımıza yanıtları:

İskeletlerle yüzleşme Türkiye’de 30 bin kişinin katılımını sağlayan bir kampanya yürütülüyor. 1915 Ermeni soykırımını hayata geçirmiş Osmanlı Türkleri yüzünden acı çeken ve adaletsizliğe uğrayan Ermenilerden özür diliyorlar. Bundan haberdar mısınız? Evet, Sydney’deki bazı Türk dostlarımdan olayı işittim. Bence Türk ulusunun asaletini güçlendirecek türden harika bir girişim. Bu türden bir özür asaleti gösteriyor zira bir kişinin, sıradan bir insan da olsa bir ulus da olsa geçmişiyle yüzleşmesi çok güç; ve bu cesareti gösteriyor zira çok kısa zaman önce yüzleşme çabalarının susturulma girişimi olarak TCK 301. maddeyi tanıdık. Umarım Ermeniler dahil dünyanın diğer ulusları da bu özür kampanyasına imzalarıyla katılarak öncülük edenlerin gösterdiği cüretin aynını sergileyerek kendi dolaplarındaki iskeletlerle yüzleşebilirler.
Ermeni aydınların başlatacağı kampanyanın içeriğini anlatabilir misiniz? Ne yazacak hazırlanan bildiride?
Türkiye’deki ‘özür dilerim’ kampanyasına yanıt niteliğinde bir çalışma bu. Geçmişte yaşanmış ve gelecekte yaşanacak olan her türlü şiddeti reddetmeliyiz. Türkiye’deki çalışmayı yürekten destekliyorum. Bu bize mutluluk verdi. Bir hafta sonra imzaya açacağımızın bildirimiz son şeklini almış olacak. Ermeni çetecilerin işlediği cinayetlerden ve ASALA eylemlerinden ötürü Türklerden ve Osmanlılardan özür dileyen, yaşananlardan duyulan üzüntüyü anlatan bir içeriği var bildirinin.

Siz Türk devletinin yerinde olsaydınız özür diler miydiniz? Öyle olacağını umardım. Bu soru etrafında düşünelim: Bir Ermeni olarak Ermenilerin işlediği suçlardan ötürü üzgün müyüm? ASALA nedeniyle üzgün müyüm? Ermenilerin işlediği katliamlar ve etnik temizlikten ötürü? Evet, üzgünüm, hiç bir çekimcem yok. Bu suçlar bütün bir ulusun ortadan kaldırılması girişimiyle karşılaştırılamasa dahi hâlâ suçtur ve kimse aksine ispat edip bunları önemsizleştiremez. Eğer Türk devletinin yerinde olsaydım, özrü onyıllar süren inkârın ardından yitirilmiş itibarın yeniden kazanılmasının mükemmel bir yolu olarak görürdüm.

Taslak bildiri hazır
Türkiye’deki özür kampanyasında sizin bulgularınızın yeri var mı?
Hayır, doğrudan yok. Özür Ermenilerin çektikleri acıların tanınmasıdır ve bu acıya sebep olan Türk devletinin hem öldürmeler hem de inkârdaki sorumluluğunu üstlenmesidir. Amaç tanımlamalar sorusuna ve siyasi açıklamalara vs. yanıt vermek değildir. Bu yüzden özüre dair herhangi bir Ermeni tavrı da benzer olmalı. Gerçekte şahsen Türk aydınlarının açıklamalarına yanıt niteliğinde bir taslak hazırladım ve bunu çok yakında dağıtıp sonra da kamuoyuna sunacağım. Bu umut ederim ki Ermenilerin de imzalarını koyacakları bir dilekçeye dönüşür. Ayrıca Fransa’dan da bazı karşı yanıtlar var, bir grup Fransız-Ermeni aydının imzaladığı.

Türkiye’deki özür kampanyasının, Ermenilerin Ermeni toplumu içinde yaptıklarına etkisi ne olur? Köklü düzeyde denilebilecek devasa bir etki olmaz ve şu türden konuşmalardan öteye geçmez: “Harika değil mi? Türkiye’de bazı şeyler açıkça değişiyor.”
Kimileri şüpheli duracak yahut yeterli bulmayacaktır. Fakat çoğunluğu müteşekkir olacak ve bundan etkilenecektir. Ermenilerin çoğunun bunun ne kadar cesurca bir adım olduğunun farkına varacağını sanmıyorum.

Peki bundan sonra ne olur? Kendi araştırmanız ve kampanyanıza dair nasıl bir sonuç görmek istersiniz?
Ermenileri kaçınılmaz bir devlet kabulünü memnuniyetle karşılamaya hazırlamak isterim. Bu altı ayda da olsa 60 yılda da fark etmez. Ve cesur Türklerin yaptıkları gibi Ermenilerin de kendi dolaplarının içindeki iskeletleri ortaya koymaya istekli olmalarını isterim.
Bu arada aynı zamanda Sydney’deki Ermenilerle Türkleri bir araya getirme çalışmama devam edeceğim, nereye gidersem gideyim yine aynı şeyi yapacağım. Burada, Sydney’de yaptığımız nefret ve yalanların üstesinden sevgi ve hakikatle gelebilecek dünya çapında gelişen bir hareketin parçası olmaktır. Bu tanrının verdiği görev ve aksi davranamam. Türk özründe kullanılan kelimelerdeki gibi, ‘vicdanım reddeder’... yerli yerimde durup hakikat ve uzlaşma yolundaki fırsatın kaçmasını...

Türk hükümetinin pozisyonu veyahut halet-i ruhiyesi özür dileyecek bir şey yapılmadığı yolunda. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tam aksine özür dilemesi icap eden devlet. Evet bireyler özür dileyebilir, bunun pek çok örneği var. Vicdanların sessiz kalmaya müsaade etmediğini yahut da bir biçimde bu suçlardan ötürü kârlı çıktıklarını anladıklarını görüyoruz.?Fakat bu devletin bir hakikati kabul edip özür dilemesinin yerini tutmaz.

Özür iyi bir başlangıçtır
Türklerin Ermenilerden özür dilemesi yeterli mi? Bu Ermeni toplumunu tatmin edecek mi?
Bu çok önemli ve zor bir soru. Bu konuda Ermeniler içinde elbette çok farklı görüşler var. Ben sadece benimkini dile getireyim. Daha önce de belirttiğim gibi bir özür sadece bir başlangıçtır, fakat iyi bir başlangıçtır. Eğer özür yitirilmiş insan yaşamı ve çekilmiş acıların tanınmasıysa, ki bugün tanıklık ettiğimiz özür tam da bu, bunun çok büyük bir önemi vardır.
Fakat özrün samimiyeti bunu izleyen adımların ne olacağına da bağlı, mümkün olduğu kadar işlenmiş olan suçun sonuçlarına da bağlı. Türk devleti örneğinde bu, kurbanların faillere dönüştürüldüğü inkâr ve tarihi çarpıtma politikasının bir kenara bırakılması anlamına geliyor. Aynı zamanda bu anıtların restorasyonu, geri dönme hakkı (ziyaret için yahut yaşamak için) yahut da Ermenistan’ın Türk toprakları aracılığıyla bir limana erişiminin sağlanması türünde olabilir.

Toprak talebi abestir
Açıkça belirtmeliyim ki bence toprak talepleri, bazı toprakların Ermenistan’a verilmesi anlamında tamamen abestir. Bu aynı zamanda gerçekdışıdır da.
Tartışılabilecek başka bazı fikirler de olabilir. Fakat hiç tereddütsüz söylenebilecek tek bir şey varsa o da şudur: En büyük tazminat ve samimiyet ifadesi Türkiye’nin koşulsuz olarak Ermenistan’a uyguladığı ablukayı kaldırması ve Ermenistan’ın kendi ayakları üzerinde durabilmesi olacaktır.
Bu yüzden şahsen geleneksel anlayışta olduğu gibi toprak talepleriyle ilgilenmiyorum. Ermenilerin ceplerine para konulması anlamında mali tazminatla da ilgilenmiyorum. Devlet yukarıda saydığım tavsiyelerin uygulanmasına harcanmak üzere fon bulmakla yükümlü zaten ve ayrıca Türk hükümetinin Washington’daki lobicilere ödediği paraları kestiğinde hayli tasarruf edeceğini de unutmamalıyız.

Özür dilemenin etkisi ne olur?
‘Cinayetin inkârının son aşaması’ denilip duruldu. Özür Ermenilerin tarihlerinin korkunç bir parçasını kapatmasına yardımcı olabilir. Bir iyileşme sürecini başlatabilir. Kimi acıları dindirmeye yarayabilir. Fakat belirtmeliyim ki bu sadece bir ilk adım olmalı, son değil.

Özür kampanyasına öncülük anlamında aydınların rolü için ne düşünüyorsunuz? Mükemmel ve tarihsel anlamda kaçınılmaz. Memnuniyetle karşılıyorum. Bu hareket özür yolunda harekete geçilmesi için iyi bir başlangıç fırsatı oluyor. Dünya tarihi boyunca aydınlar en büyük değişim yapıcılar oldular. Gelecekte neler olacağını görmek için sabırsızlanıyorum.
***
Aborijinlere hükümet özürü

Halihazırdaki Avustralya hükümeti Şubat 2008’de ülkedeki ‘kayıp kuşaklardan’ (Avustralya’nın yerli halkı Aborijinler) özür diledi fakat Avustralya’nın 1778’deki işgalinden ötürü yerli halka reva görülenlerde ötürü özür dilemediler. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu özür Avustralya hükümetinin olgunluğunun ve asaletinin kanıtıydı. Özrün kendisi çok etkili ve samimiydi ve başbakan özür metnini kendisi yazmakta ısrarcı oldu, bu yüzden çok kalpten gelen bir şeydi. Fakat bunun arkasında neredeyse yarım yüzyıllık tartışmanın ardından bir inkâr ve öteleme var. Ve bu çok spesifik bir özürdü, sadece yerli Avustralyalılara yönelik özel bir muameleyi ele alıyordu. Neden? Belki de bu yaptığımız hataların çok somut delillerinin sadece bir kısmını içeriyor. Bilemiyorum.
Özür aynı zamanda ‘soykırım’ kelimesini içermedi, büyük olasılıkla bu türden bir kavramın bölücü olacağından ötürü. Belki de birkaç yıl içinde toz duman yatıştığında ve hâlâ önde gelen kişilikler nezdinde kayıp kuşakların soykırıma maruz kaldığı yolunda büyük bir fikir birliği hasıl olursa gelecekteki hükümet bu kavramı da kullanabilir.
Fakat daha da önemlisi yerli Avustralyalıların yaşadıkları felaketin ve derin acıların tanınmış olması ve kamuoyu nezdinde bunun ortaya koyulması. Hükümetin bu doğrultudaki sorumluluğunu herhangi bir gerekçeye başvurmadan yerine getirmesi.
Parlamentoda başbakanın dudaklarından ‘özür dilerim’ kelimesini işittiklerinde ağlayan yerli Avustralyalıları gördüğümde, bir anlığına Türk hükümetinin de böylesi bir özrü dile getirmesinin nasıl bir şey olacağını hayal etmeye çalıştım. Sanırım pek çok Ermeni gibi ben de rahatlamış hissederdim. Fakat bunun sadece bir başlangıç olduğunu, nihayet olmadığını, bir süreç olduğunu da görmemiz lazım.

RADIKAL 01/02/09

 

Takvim gerekli

İRADE VARSA 6 AYDA ÇÖZERİZ... Kıbrıs sorununun, 35 yıl daha müzakere edilemeyeceğine dikkat çeken Rum yönetimi tarım eski bakanı ve cumhurbaşkanı adayı Kostas Themistokleus, müzakerelerin takvimlendirilerek yürütülmesi gerektiğini söyledi. "Eğer siyasi irademiz varsa, sorunu 6 ay içerisinde çözebiliriz. Ancak böyle bir iradeden söz edemeyeceksek, bir 40 yılın daha bu çabalara katkı koyabileceğini sanmıyorum" diyen Themistokleus, 2010 yılına çözüm bulunmadan girilmesi durumunda Talat ve Hristofyas'ın gösterdiği çabanın berbat olacağını söyledi.

 

Aral MORAL

   Rum yönetimi tarım eski bakanı ve cumhurbaşkanı adayı Kostas Themistokleus, Kıbrıs sorununun, 35 yıl daha müzakere edilemeyeceğine dikkat çekerek, görüşmelerin takvimlendirilmesi gerektiğini belirtti.

   Themistokleus, "Bence, liderler sürece daha fazla zaman ayırmalı" diyerek, Talat ve Hristofyas'ın daha sık bir araya gelmesi gerektiğini ifade etti.

   "Eğer politik irademiz varsa, sorunu 6 ay içerisinde çözebiliriz. Ancak böyle bir iradeden söz edemeyeceksek, bir 40 yılın daha bu çabalara katkı koyabileceğini sanmıyorum" diye konuşan Kostas Themistokleus, 2010 yılına çözüm bulunmadan girilmesi durumunda Talat ve Hristofyas'ın gösterdiği çabanın berbat olacağını belirtti.

   Tarım bakanlığı yapması nedeniyle, adamız Kıbrıs'ta giderek hissedilen kuraklık konusunda da soruları yanıtlayan Themistokleus, Kıbrıslı Türklerle, Kıbrıslı Rumların su sorununa yönelik işbirliği yapması gerektiğini kaydetti.

 

"Talat ve Hristofyas daha sık bir araya gelmeli"

 

   Kostas Themistokleus, müzakere sürecinin yavaş işlediğini ifade ederek görüşmelerin hızlanması gerektiğini belirtti.

   "Bence, liderler sürece daha fazla zaman ayırmalı" diye konuşan Themistokleus, Talat ve Hristofyas'ın daha sık bir araya gelmesi gerektiğini vurguladı.

   Bir diğer önemli noktanın da, müzakereler için daha sağlam bir temelin gerektiğini söyleyen Kostas Themistokleus, sözlerini şöyle sürdürdü:

   "Şimdi az-çok iyi bir temele sahipler. Ancak bundan daha sağlam bir temel bulmaları gerekiyor. Belli bir şeyden bahsetmiyorum. Daha önce gösterilmiş çabaları da göz önünde bulundurmaları gerekiyor. BM tarafından daha önce ortaya konulmuş çalışmalardan da faydalanmaları gerekiyor. Kıbrıs sorunun 35 yıldan fazladır sürdüğünü düşünürsek, BM'nin çalışmaları fayda getirebilir."

 

"Çözüm için çok fazla zamanımız yok"

 

   Themistokleus, Talat ve Hristofyas arasındaki iyimser havanın azaldığı yönündeki bir soruya ise "Çok iyi bir momentum yakalandı. Şu anda Talat ve Hristofyas lider pozisyonda. Aynı zamanda Yunanistan ve Türkiye adada bulunacak çözümden yana. Bunun değerlendirilmesi lazım" dedi.

   Gerekli elementlerin masada olduğunu vurgulayan Rum yönetimi eski tarım bakanı, çözüm için tüm koşulların bulunduğunu ifade etti.

   Kıbrıs sorunuyla ilgili tarafların olası bir çözümden faydalanabileceğine işaret eden Themistokleus, kısa bir süre içinde çözüm bulunması gerektiğini kaydetti.

   "Çözüm için fazla zamanımız yok. Sorunu 2009 içerisinde çözebileceğimize inanıyorum" diye konuşan Kostas Themistokleus, geçtiğimiz yılın da çözüm için yeterli bir zaman olduğunu şu sözlerle anlattı:

   "Demek istediğim; Hristofyas şubatta başa geçti. Benim de inancım, kalan 8 aylık sürenin çözüm için yeterli olduğuydu. Ancak maalesef müzakereler mart ayında değil de eylül ayında başladı. Bir konu için 4 ay harcadılar."

 

"Her başlığı 1 ay görüşebilirler"

 

   Müzakerelerin daha hızlı bir şekilde sürmesi için öneride de bulunan Themistokleus, liderlerin her ay bir konuyu görüşebileceğini ve kendi pozisyonlarını masaya koyabileceklerini belirtti.

   Kostas Themistokleus, "Yani ana başlıklar üzerinde 4 ay harcamadan, hızlı bir şekilde görüşme gerçekleştirerek kendi pozisyonlarını ortaya koymaları ve al ver sürecinin başlayacağı son aşamaya gelebilirler. Çünkü bu sorun ancak al ver süreciyle çözülebilir. Al ver sürecinin ise ancak bütün konuların masada olmasıyla başlayabilir" diye konuştu.

 

"2009 da olmazsa ne zaman olacağını bilemiyorum"

 

   Liderlerin "yönetim ve güç paylaşımı" konusunun ardından mal mülk konusunu görüşmeye başlayacaklarının hatırlatılması üzerine Themistokleus, mal mülk konusunun en büyük sorunlardan biri olduğunu vurguladı.

   Liderlerin, yol gösterici ilkeler belirlemesi durumunda yönetim ve güç paylaşımı başlığında olduğu gibi, mal mülk konusunu da 4 ay görüşmelerine gerek duymayacaklarına dikkat çeken Kostas Themistokleus, "Eğer 2009'da da çözüm bulamazsak, bir daha ne zaman bulabileceğimizi bilmiyorum" dedi.

   Themistokleus, siyasi eşitliğe dayalı iki kesimli, iki toplumlu federal çözümü destekleyen liderlerin başta olması nedeniyle çözüm için en doğru zaman olduğunu yineledi.

 

"Takvimlendirmenin gerektiğine inanıyorum"

 

   Kıbrıs sorununun, 35 yıl daha müzakere edilemeyeceğine dikkat çeken Rum yönetimi Tarım Eski Bakanı Themistokleus, müzakerelerin takvimlendirilerek yürütülmesine olan inancını dile getirdi.

   "Eğer politik irademiz varsa, sorunu 6 ay içerisinde çözebiliriz. Ancak böyle bir iradeden söz edemeyeceksek, bir 40 yılın daha bu çabalara katkı koyabileceğini sanmıyorum" diye konuşan Kostas Themistokleus, 2010 yılına çözüm bulunmadan girilmesi durumunda Talat ve Hristofyas'ın gösterdiği çabanın berbat olacağını belirtti.

   Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum toplumu arasındaki ilişkiyi de değerlendiren Themistokleus, Lokmacının açılması olumlu olduğunu ancak buna karşılık Yeşilırmak kapısının açılamamasının ise olumsuz bir gelişme olduğunu kaydetti.

   İki toplum arasındaki ticaretin de Yeşil Hat Tüzüğü nedeniyle beklenenin altında olduğunu söyleyen Kostas Themistokleus "Tüzük üzerinde değişiklik yapabilirsek, ticarete daha fazla alan yaratabileceğimize inanıyorum" dedi.

   Themistokleus ayrıca, sportif aktiviteyle ya da kültürel etkinliklerle de insanların bir araya getirilebileceğine vurgu yaptı.

 

"İki toplum, su sorunu konusunda işbirliği yapmalı"

 

   Rum yönetimi Tarım Eski Bakanı olması nedeniyle, adamız Kıbrıs'ta giderek hissedilen kuraklık konusunda da sorularımızı yanıtlayan Themistokleus, "Su sorunu gerçekten büyük. Bazı insanlar bunun, Kıbrıs sorunundan da önemli olduğunu belirtiyor" dedi.

   Kıbrıslı Türklerle, Kıbrıslı Rumların su sorununa yönelik işbirliği yapması gerektiğini söyleyen Kostas Themistokleus, "Kıbrıs'ta, geçmişte yaşanan acı dolu olaylar meydana gelmeseydi, Türkiye'den boruyla su getirilmesi bir diğer çözüm olabilirdi" dedi.

   Kıbrıs sorununa çözüm bulunması durumunda da Türkiye'den su getirilmesinin gündemde olabileceğine işaret eden Rum yönetimi Tarım Eski Bakanı Kostas Themistokleus, bunun uygun bir çözüm olacağının altını çizdi.

   Çözüm bulunana kadar ise arıtma tesislerinin kurularak deniz suyunun arıtılabileceğini belirten Themistokleus, sözlerini şöyle tamamladı:

   "Yeteri kadar yağış olmuyor. Her yıl yağış miktarı azalıyor. Bir adada yaşadığımız ve etrafımızın denizle çevrildiğini unutmamamız lazım. Güneyde büyük bir arıtma tesisi kuruldu ve oradan günde 100 bin metre küp su arıtılıyor. Lefkoş, Larnaka ve Mağusa bölgelerine içilebilir su sağlanıyor. Bence şu an için en geçerli çare bu."

KIBRIS 01/02/09

 

Ryan: AB'ye uyum çalışmaları çözüm sürecini kolaylaştıracak

"İNGİLTERE ÖNCÜLÜK ETSİN"... Meclis İdari ve Sosyal İşler Komitesi Başkanı Ahmet Barçın, yaşayabilir bir çözüm bulunması için adadaki her iki tarafa da eşit mesafede yaklaşılması gerektiğini belirtti. İngiltere'nin, diğer AB ülkelerine bu konuda öncülük etmesini beklediklerini kaydeden Barçın, "İngiltere'nin tutumu ve adadaki taraflara eşit yaklaşımı iyi bir örnek teşkil edecektir" diyerek, İngiltere'nin Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Flint'in önümüzdeki hafta Kıbrıs'a yapacağı ziyaretin bu açıdan önemli olduğunu söyledi

 

T.A.K/HASAN CANPOLAT

 

   İngiltere'nin eski Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kuzey Enfield bölgesinin İşçi Partili Milletvekili Joan Ryan, Meclis İdari ve Sosyal İşler Komitesi'nin, Kamu Reformu ve AB'ye uyum yönündeki çalışmalarının hem Kıbrıs Türk halkının yapılanmasında hem de çözüme giden yolda önemli çalışmalar olduğunu ve süreci kolaylaştıracağını vurguladı.

   Bu çalışmaların Kıbrıs Türk halkının AB içinde yer alması açısından da önemini dile getiren Joan Ryan, federasyona ulaşılması halinde bu çalışmaların büyük bir adım olacağını söyledi.

   Londra'da "Devletin Hizmet Yapısı" konulu bir eğitim programına katılan Ahmet Barçın başkanlığındaki Cumhuriyet Meclisi İdari ve Sosyal İşler Komitesi heyeti, Joan Ryan'ı, İngiliz Parlamentosu'nda ziyaret etti.

   Joan Ryan'ın parlamentodaki toplantı odasında gerçekleşen görüşmede konuşan İdari ve Sosyal İşler Komitesi Başkanı Ahmet Barçın, KKTC'de kamu reformu çalışmalarının yapıldığı bir dönemde Kamu Yönetimi'yle ilgili bir eğitim programı için İngiltere'de bulunduklarını, bu programda kamu reformu çalışmaları sırasında hayata geçirecekleri yol haritasının bir parçasını öğrendiklerini ifade ederek, sağladığı ve sağlamayı tasarladığı katkılar ve misafirperverliğinden dolayı Ryan'ın şahsında İngiliz hükümetine teşekkür etti.

 

Halk nisandaki seçimlerde reformları

hayata geçirmemize fırsat verecek

 

   Kamu reformu çalışmalarını anlatırken olmayan bir şeyi kurmanın, olanı değiştirmekten daha kolay olduğunu dile getiren Ahmet Barçın, ancak artık somut adım atacak noktaya geldiklerini kaydetti.

   Barçın, halkın, nisan ayındaki seçimlerde kendilerine tasarladıkları reformları hayata geçirme fırsatı vereceğine ve bir kere daha çözüm, Avrupa Birliği (AB) ve reform yanlısı olan partilerine destek vereceğine inanç belirtti.

   Ahmet Barçın, seçim sonuçlarının, Kıbrıs Türk halkının çözüm ve AB yönündeki iradesinin devam edip etmediğini de ortaya koyacağını kaydetti.

   İdari ve Sosyal İşler Komitesi Başkanı Ahmet Barçın, Kamu Reformu ve AB'ye uyum konusunda yapılan çalışmaların Kıbrıs Türklerini çözüme hazırladığına inandığını da ifade etti, "AB uyum çalışmaları ve Kamu Reformu, birleşik Kıbrıs çatısı altında kurulan Kıbrıs Türk Kurucu Devleti'nin etkin, çalışır bir yapıda olmasını ve çözümün uygulanırlılığını kolaylaştıracaktır" dedi.

 

AB ve İngiltere'ye çağrı

 

   Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için liderler tarafından yürütülen çözüm sürecinin yavaş ilerlediğine vurgu yapan Ahmet Barçın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, süreci hızlandıracak katalizörlere ihtiyaç olduğu yönündeki sözlerine dikkat çekti.

   Barçın bu bağlamda, uluslararası toplum tarafından somut adımlar atılmasını ve yapıcı açıklamalar yapılmasını talep etti, ayrıca sağlıklı ve yaşayabilir bir çözüm bulunması için, adadaki her iki tarafa da eşit mesafede yaklaşılması gerektiğini kaydetti.

   Ahmet Barçın, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer'in bu anlamda ortaya koyduğu tutumu memnuniyet verici bulduklarını açıkladı.

   AB'nin de adadaki taraflara eşit davranmasının Kıbrıs Türkleri açısından önemli olduğunu dile getiren Ahmet Barçın, referandumda "hayır" diyen Rum tarafının AB'ye tek taraflı üye olmasının AB üyesi ülkelerin Kıbrıs sorununa yaklaşımını taraflı kıldığını, bu taraflı yaklaşımın, içinden geçilen kritik dönemde devam etmesinin ise Kıbrıslı Türklerin çözüm süreciyle özdeşleştirdikleri AB'ye olan inancını sarsacak nitelikte olduğunu ifade etti.

   İngiltere'nin, diğer AB ülkelerine bu konuda öncülük etmesini beklediklerini kaydeden Barçın, "İngiltere'nin tutumu ve adadaki taraflara eşit yaklaşımı iyi bir örnek teşkil edecektir" diyerek, İngiltere'nin Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Caroline Flint'in önümüzdeki hafta Kıbrıs'a yapacağı ziyaretin bu açıdan önemli olduğunu söyledi.

   Ahmet Barçın, Flint'in Kıbrıs ziyareti sırasında yapacağı görüşmelerin hem Kıbrıslı Türklere hem de Rumlara yapıcı mesajlar vermek açısından iyi bir fırsat olacağını vurguladı.

   Barçın, "Flint'in ziyaretinde Kıbrıslı Türklerin seçilmiş vekilleriyle görüşmesinin, çözüm sürecine yönelik tesis etmek istedikleri siyasi diyalogun ilk adımını oluşturacağını" da kaydetti.  

 

Çalışmalar Kıbrıslı Türklerin AB

içinde yer alması açısından önemini

 

   Heyeti Türkçe olarak "Merhaba... Nasılsınız?" sözleriyle karşılayan Joan Ryan ise, zaman zaman sorular sorarak bilgiler de aldığı konuşmasında İdari ve Sosyal İşler Komitesi'nin önemli görevleri bulunduğunu, Kamu Reformu ve AB'ye uyum yönündeki çalışmalarının hem Kıbrıs Türk halkının yapılanmasında hem de çözüme giden yolda önemli çalışmalar olduğunu ve süreci kolaylaştıracağını vurguladı.

   Bu çalışmaların Kıbrıs Türk halkının AB içinde yer alması açısından da önemini dile getiren Joan Ryan, federasyona ulaşılması halinde bu çalışmaların büyük bir adım olacağını söyledi.

   Joan Ryan, Kamu Reformu çalışmalarının hem çözüme giden yolda, hem çözüm sonrası için önemini yinelerken, bu çalışmaları daha önce yapmış olan Rum tarafına yetişme olanağının yakalanacağını ve aynı seviyede koşulacağını, aksi halde Türk tarafının geride kalmış olacağını belirtti.

   Ryan, federasyon kurulduğunda bu çalışmaların tamamlanmış olmasının ve Rumlara eşit seviyeye gelinmesinin, geride kalmadığını gören Kıbrıslı Türkler üzerinde olumlu bir psikoloji de bırakacağını söyledi.    

   Joan Ryan, İngiltere'nin ve önümüzdeki hafta Kıbrıs'ı ziyaret edecek olan Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Caroline Flint'in, istendiğinde süreci ve liderleri cesaretlendirmek için elinden geleni yapacağını da dile getirdi.

   Kamu yönetimiyle ilgili eğitim programını tamamlayan Cumhuriyet Meclisi İdari ve Sosyal İşler Komitesi heyeti, bu gece adaya dönecek.

KIBRIS 01/02/09

 

 

Kıbrıs sorununun çözümü NATO içindeki sorunların çözümüne katkıda bulunacak

ABD'nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, NATO ile AB Güvenlik ve Savunma Politikası arasındaki entegrasyonda yaşanan sıkıntılara atıfta bulunarak, Kıbrıs sorununun çözülmesinin NATO içindeki sorunların ve bu sorunun çözülmesine katkıda bulunacağına işaret etti.

   ABD'nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, 17. Antalya Uluslararası Güvenlik ve İşbirliği Konferansı çerçevesinde "NATO'nun 60. yıl dönümü Sonrasına Bakış" başlıklı panelde konuştu.

  ABD Büyükelçisi, yeni ABD Başkanı Barack Obama'nın göreve geldikten sonra ilk iş olarak, NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer'e, ABD'nin NATO'daki yükümlülüklerine bağlılığına dair bir mektup yazdığını anlattı.

   Jeffrey, NATO ile AB Güvenlik ve Savunma Politikası arasındaki entegrasyonda yaşanan sıkıntılara atıfta bulunarak, Kıbrıs sorununun çözülmesinin NATO içindeki sorunların ve bu sorunun çözülmesine katkıda bulunacağına işaret etti.

   Türkiye'nin, terörle mücadelesine rağmen Afganistan'daki operasyonlara katkısının diğer ülkeleri cesaretlendirdiğini söyledi.

   Jeffrey, ''Türkiye Güneydoğusu'nda önemli bir operasyon yürütüyor. Biz de terörle mücadele kapsamında bunu destekliyoruz. Türkiye, bu büyük yükümlülüğüne rağmen Afganistan'daki mücadeleye önemli katkıda bulunuyor. Bunun devam edeceğini umuyoruz. Türkiye'nin bu tavrı Afganistan'daki mücadeleye katkıda daha cömert olmaları konusunda bazı ülkeleri cesaretlendiriyor'' ifadesini kullandı.

KIBRIS 01/02/09

 

Stark warning from UK tour operators
By Jean Christou

BRITISH TOUR operators have issued a stark warning to Cypriot hoteliers: either cut room rates or they will cut capacity to the island from the recession-hit UK market where only value for money counts.

Bookings to Cyprus for this summer are even worse than expected. From the 20 per cent drop hoteliers were predicting last November, reservations to Cyprus are in reality down between 25 per cent and 35 per cent, according to Noel Josephides a board member of the Association of British Travel Agents.

Cyprus Hotels Association Director General Zacharias Ioannides said he could confirm that these were also the latest figures the hoteliers had. He also confirmed that tour operators were pushing hard for discounts.

“There is extreme pressure on us,” said Ioannides.

“The message to hoteliers is they have a couple of weeks left to salvage this year,” said Josephides, who is also the CEO of Cyprus specialists, Sunvil Travel.

He said Egypt and Turkey, where bookings are up, were “throwing money around” to get business or “what there is anyway”.

“In a few weeks the tour operators will start cutting capacity. It’s a very stark choice on the part of the hoteliers. Everyone here will take a hit on their profits this year. We have been discussing it and we just have to. Either that or we get no business. Everyone is going to take an enormous hit. All of us,” said Josephides.

He said the hoteliers didn’t have long to decide, and the indications at this point were that late bookings would go to Egypt and Turkey.

“Cyprus is probably one of the worst hit and they are living in cloud cuckoo land if they think things are going to get any better,” Jospehides added.

Hoteliers have been pressing the government for help by suggesting incentives that would allow them to reduce their costs, which would in turn enable them to offer cheaper rates to the tour operators.

They have asked for a reduction in VAT and electricity levies, and also more understanding from banks whose interest rates have shot up, putting more pressure on those hotels with massive loans.

However little has been forthcoming from the state, which has allocated only €12 million to boost tourism, and this was given over to the Cyprus Tourism Organisation (CTO) for advertising.

Finance Minister Charilaos Stavrakis angered hoteliers recently when he said he was not keen on handing over taxpayers’ money to hoteliers who might use it to pay off their debts or in some other way that would not necessarily guarantee a reduction in the cost of a holiday to Cyprus.

The CTO does have its own range of incentives, partly funded by EU cash, but much of what is on offer relates more to the medium- and long-term upgrading of hotels and holiday apartments.

A meeting on the general economic crisis on Friday, chaired by President Demetris Christofias, hinted there might be more aid to come for tourism when the cabinet meets for an extraordinary session on Tuesday.

Ioannides said hoteliers were holding out for this, although it’s likely the bulk of any assistance will go to the building sector, which has also been hit hard by the crisis..

“We have given (the government) the opportunity to take a share of our burden in order to regain our competitiveness and we have also noted the latest comments by the Finance Minister,” Ioannides said.

He said however the association wanted to give the government the benefit of the doubt in recognising the seriousness of the situation and to act accordingly.

Ioannides refused to be drawn on the percentage discounts the tour operators were demanding. He said it was an individual matter for each hotelier.

“But every day that goes by is a lost opportunity,” he said.

The government and CTO appear to be more optimistic than the hoteliers about 2009, and they talk of weathering the crisis by turning to new and growing markets such as Russia, which was up 24 per cent in 2008.

However Josephides said compared to the UK market, which brought in 1.2 million of the 2.4 total arrivals last year, Russian numbers – around 160,000 – were insignificant.

“Like it or not Cyprus is tied to the UK market and if they value it they have to meet the tour operators halfway,” he said.

To put it in perspective, Josephides said tour giant TUI alone brings 200,000 tourists to Cyprus every year, and if they cut capacity by 20 per cent it could mean the loss of 40,000 visitors.

“So no matter what you get from Russia – and things are just as bad there – it will not make up for the fall in the UK market.

“If the operators cut capacity and hoteliers start screaming and shouting, by then it will be too late,” he said.

CYPRUS MAIL 01/02/09

 

7.1 Milyon Euro'luk sattık, 1.4 Milyon Euro'luk aldık

Rum basını, Rum Sanayi ve Ticaret Odası (KEVE) ile Kıbrıs Türk Ticaret Odası'ndan (KTTO) alınan verilere göre, KKTC ile Güney Kıbrıs arasında Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde 2008 yılı içerisinde gerçekleştirilen karşılıklı ticarete ilişkin verilere yer verdi.

   Fileleftheros, söz konusu verilere göre KKTC-Güney Kıbrıs arasındaki ticari alışverişin 2008 yılı için toplam 8 milyon 500 bin Euro olduğunu, KKTC'den Güney'e yapılan satışların, Güney'den KKTC'ye yapılanlardan kat kat fazla olduğunu iddia etti.

   Habere göre, KKTC'den Güney Kıbrıs'a 2008 yılında 7 milyon 170 bin 817 Euro'luk ihracat yapılırken, Güney'den alınan malların tutarı ise 1 milyon 404 bin 332 Euro olarak gerçekleşti.

   Gazete, Kıbrıslı Rumların ticari mallarının KKTC'ye satılması konusunda KKTC makamlarının çeşitli sorunlar çıkardıklarını da iddia ettiği haberinde, Kıbrıslı Türklerin Güney'e gönderdikleri ticari malların başında meyve-sebze grubunun yer aldığını belirtti.

KIBRIS 02/02/09

 

 

'10 Rum öldürdüm' diyen Olgaç emekli oldu

ANKA

“Kıbrıs’ta biri esir, 10 Rum öldürdüm” diyen İstanbul Devlet Tiyatrosu oyuncusu, aktör Atilla Olgaç, Devlet Tiyatroları tarafından hakkında idari soruşturma istenmesinin ardından emekli oldu.

Kıbrıs harekatında 10 Rum’u öldürdüğünü iddia ettikten sonra, büyük tepki almasının ardından sözlerini geri alan ancak Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’nın açtığı soruşturmadan kurtulamayan Olgaç, Devlet Tiyatroları'nın da tepkisi alınca, çözümü emekli olmakta buldu.

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, hakkında idari soruşturma açmaya hazırlanırken, Olgaç’ın birkaç gün önce dilekçesini vererek emekliliğini istediği ortaya çıktı. Hemen işlemlerine başlanan ve Devlet Tiyatroları tarafından da belgeleri dün Emekli Sandığı’na gönderilen Olgaç’ın emekli olduğu öğrenildi.

39 yıllık Devlet Tiyatroları sanatçısı Olgaç, 1970 yılında Ankara’da başladığı görevine, 1983 yılından bu yana da İstanbul Devlet Tiyatroları’nda devam ediyordu.

Olay yaratan sözlerinin ardından Olgaç’ın “sahneye çıkmasını uygun bulmadığını söylen” Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin ise, Olgaç’ın emekliliği konusunda “Kendince bir karar verdi, hayırlı olmasını dilerim” diye konuştu.
HURRIYET 03/02/09

10 Rum öldürdüm diyen tiyatrocu Olgaç emekli oldu

03/02/2009 RADIKAL

“Kıbrıs’ta biri esir, 10 Rum öldürdüm” diyen İstanbul Devlet Tiyatrosu oyuncusu, aktör Atilla Olgaç, Devlet Tiyatroları tarafından hakkında idari soruşturma istenmesinin ardından emekli oldu.


Kıbrıs harekatında 10 Rum’u öldürdüğünü iddia ettikten sonra, büyük tepki almasının ardından sözlerini geri alan ancak Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’nın açtığı soruşturmadan kurtulamayan Olgaç, Devlet Tiyatroları’nın da tepkisi alınca, çözümü emekli olmakta buldu.
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, hakkında idari soruşturma açmaya hazırlanırken, Olgaç’ın birkaç gün önce dilekçesini vererek emekliliğini istediği ortaya çıktı. Hemen işlemlerine başlanan ve Devlet Tiyatroları tarafından da belgeleri dün Emekli Sandığı’na gönderilen Olgaç’ın emekli olduğu öğrenildi.
39 yıllık Devlet Tiyatroları sanatçısı Olgaç, 1970 yılında Ankara’da başladığı görevine, 1983 yılından bu yana da İstanbul Devlet Tiyatroları’nda devam ediyordu.
Olay yaratan sözlerinin ardından Olgaç’ın “sahneye çıkmasını uygun bulmadığını söyleyen Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin ise, Olgaç’ın emekliliği konusunda “Kendince bir karar verdi, hayırlı olmasını dilerim” diye konuştu. (anka

 

Ermeniler'i çıldırtan özür

Fransa’da parlamentonun kabul ettiği sözde “soykırım yasasının” mimarı, eski Kültür Bakanı Jack Lang’dan şok açıklama. Lang, 2001 yılında çıkan yasaya destek verdiği için “suçlu olduğunu” ve büyük pişmanlık duyduğunu açıkladı.

Jack Lang Ermenileri çıldırtan açıklamasını 11 Ekim 2008’de seçim bölgesinde Ğ Turquie Europeenne ğ adlı bir internet sitesi tarafından düzenlenen panelde yaptı.
Ancak Lang’ın konuşmasını içeren video görüntüleri yeni ortaya çıktı. Lang toplantıda, 1915 olayları için “soykırım” değil, “katliam” kelimesini kullandı.

2001 yılında Fransa Meclisi’nin “soykırımı tanıdığı” kararı destekleyerek ve bir an evvel çıkmasını sağlayarak “iki kez hata yaptığını” vurgulayan Lang, şöyle konuştu:

“Fransa Milli Meclisi’in ilk Ermeni soykırım yasası lehinde oy kullandı. Çünkü o dönemde bunun hem ruhani, hem de tarihi bir düzeltme olacağına inanıyordum. Ancak şimdi olsa, aynı şekilde davranır mıyım bilmiyorum.”
2001 yılında Fransa Meclisi’nin soykırımı tanıdığı kararın çıktığı dönemdi Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanı olduğunu da hatırlatan Lang, “Bu nedenle, iki kez hata yaptım. Hem Dışişleri Komisyonu Başkanı, hem de bir milletvekili olarak” dedi.
Lang, Fransa Meclisi’nde 2007 yılında kabul edilen Ermeni iddialarını reddetmeyi suç sayan yasa gündeme geldiğinde ise “karşı oy verdiğini” söyledi. Lang, “inkar yasanın Ermenilerin acıları anlaşıldığı için değil, seçim yatırımı amacıyla politikacılar tarafından getirildiğini, dolasıyla tarihin politikacılar tarafından yapılmasının da tehlikeli olduğunu” da söyledi.

Jack Lang, Fransız Parlamentosu’nda 2001 yılında kabul edilen Türkiye’nin Ermenilere soykırım uyguladığına dair yasanın en hızlı savunucusu olmuştu. O dönemde “Meclis  Dışişleri Komisyonu Başkanı” olarak, yasanın hızlı şekilde çıkması iç in bizzat Fransa Senatosu’na da baskı uygulamıştı.

2007 yılında Sosyalistlerin Cumhurbaşkanı adaylığı için de yarışmış olan Lang’ın bu açıklaması üzerine, Fransa’daki Ermeni diasporası ayağa kalktı.
Lang bu sözleri üç ay önce söylemişti. Ancak olay, bu sözler ve toplantıya ilişkin video görüntüleri Fransa’daki Ermeni derneklerinin internet sitelerinde yayınlanınca patladı.

BİR ÇARK DAHA…

Lang’ın “katliam” kelimesini kullanmasını Fransız Ermeni dernekleri “küfür” olarak yorumladılar.

Ermeni Dernekleri Koordinasyon Konseyi (CCAF) Başkanı Alexis Govciyan, Lang’ın yanısıra Sosyalist Partili eski ve yeni liderlere mektup yazarak Lang’ın sözlerini protesto etti. Daşnak Sütyun Derneği’nin Fransa şubesi ise Lang’ı Fransa’ya ve insanlık değerlerine küfür etmekle suçladı.

Bunun üzerine geri adım atmak zorunda kalan Jack Lang, bu kez de yeni bir açıklama yaptı.

Açıklamalarını ve Ermenilerden gelen tepkileri haber yapan Fransız Nouvel Observateur dergisine mektup gönderen Lang, “soykırımı kabul ettiğini”, ancak “tarihi politikacıların yapmasını doğru bulmadığı için böyle bir açıklamada bulunduğu’ söyledi. Lang, sözkonusu ifadelerin parlamenterlerin tarih yapma yetkisini tartışan bilimsel bir panelde sarfedildiğini, ancak soykırımın inkarının mümkün olamayacağını, ancak bunun yasayla zorla benimsetilmesine karşı olduğunu belirtti.

HURRIYET 04/02/09

 

 

Proje 2010 yılında tamamlanacak

Açılışı, şantiye önünde, ABD’nin Lefkoşa Büyükelçisi Frank C. Urbancic Jr, UNDP-ACT Program Müdürü Jaco Cilliers ve Evkaf Genel Müdürü Hatice Çavlan’ın katılımıyla gerçekleştirilen tanıtımda, LTB Başkanı Cemal Bulutoğluları da hazır bulundu.

   Tanıtımın ardından Saray Otel’de projeksiyon gösterisi eşliğinde, sırasıyla, ABD Büyükelçisi Frank C. Urbancic Jr, Evkaf Genel Müdürü Hatice Çavlan ve UNDP-ACT Program Müdürü Jaco Cilliers birer kısa konuşma yaptı.

 

Urbancic: Hamam, adanın önemli sembollerinden biri

 

   ABD Büyükelçisi Frank C. Urbancic Jr, konuşmasında, “ACT programı çerçevesinde, Kıbrıs’ın zengin kültürel mirasını korumaya yönelik göstermiş olduğunuz çabaları desteklemek ve kutlamak adına burada bulunmaktan mutluluk duyuyorum” dedi.

   Büyük Hamam’ın 1571-1590 yılları arasında Osmanlı tarafından inşa edilen eski bir bina ve adanın zengin kültürel mirasının önemli sembollerinden biri olduğunu belirten Urbancic, Büyük Hamam’ı eski görkemli günlerine kavuşturmanın, “Kıbrıslıların” kültürel yaşamlarının önemli bir parçası olan, dikkate değer bir eserin korunmasına yönelik büyük bir katkı olacağını söyledi.

   Urbancic, projenin Kıbrıs Türk toplumu için önemli olan eserlerin korunması ve bakımı işleriyle ilgilenen, Kıbrıs’ın en eski ve köklü kurumlarından biri olan Evkaf İdaresi tarafından yürütüleceğini vurgulayarak, Evkaf İdaresi’nin uzun yıllardır tarihi öneme sahip binaların restorasyon ve yenileme işleriyle ilgilendiğini anımsattı.

 

Çavlan: Geciktik; ama projeyi özenle hazırladık

 

   Evkaf Genel Müdürü Hatice Çavlan ise, 1980’lere kadar herkesin aşina olduğu ve yoğun şekilde kullandığı ve Lefkoşalıların anılarında ve tarihinde büyük yer tutan tarihi Büyük Hamam’ın en önemli özelliklerinden birinin birçok tarihe tanıklık etmesi olduğunu söyledi.

   Büyük Hamam’ın 1300’lü yıllarda kilise olarak kullanıldığını ardından Hamam olarak düzenlendiğini anlatan Çavlan, “Restorasyonun geciktiğini kabul ediyoruz ama tarihin bizi affetmesi için projeyi çok özenle hazırladık ve 400 yıldır kesintisiz hamam olarak kullanılan binayı yine hamam olarak fonksiyonladık” dedi.

   Çavlan, Büyük Hamam’ı da diğerleriyle birlikte Lefkoşa’ya armağan etme şansı buldukları için mutlu olduklarını dile getirerek, projeye katkı sağlayan UNDP-ACT, USAİD ve Vakıflar İdaresi inşaat şubesine teşekkür etti.

 

Cilliers: 2010 yılında tamamlanacak

 

   UNDP-ACT Program Müdürü Jaco Cilliers ise, Evkaf İdaresi’yle gerçekleştirdikleri işbirliğine bakıldığı zaman kültürel mirasın uzlaşım için bir güç olarak kullanılabileceğinin aşikar olduğunu ifade ederek, “Bu işbirliğinin adada sürekli barış ve birlikte varolabilmek için bir yol bulunmasında herkese ilham vermesini ümit ediyoruz” dedi.

   Bu projenin 2010 yılında tamamlanmasıyla birlikte, yeni iş imkanlarının yaratılmasını ve surlar içinin yeniden canlanmasını da umduklarını belirten Cilliers, Büyük Hamam’ın popülerliğini yeniden kazanmasını sağlamak için Evkaf’ın restorasyon tamamlanır tamamlanmaz efektif hale gelecek, işletimsel ve pazarlama unsurlarının ana hatlarını belirleyen bir plan geliştirdiğini kaydetti.

KIBRIS 04/02/09

 

 

Kıbrıs trafiği yoğunlaşıyor

İki toplumlu müzakereler devam ederken, önemli isimlerin Kıbrıs’ı ziyaret edecek olması, “Kıbrıs sorununda hareketli günler yaşanacak” görüşünü güçlendiriyor.  

Babacan, yarın geliyor

 

   Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, resmi ziyaret için yarın KKTC’ye geliyor.

   TAK muhabirinin Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı’ndan edindiği bilgiye göre, Babacan bir günlük ziyaretinde KKTC’de temaslar yapacak.

   Babacan’ın devlet ve hükümet yetkilileriyle Kıbrıs sorunu konusundaki gelişmeleri de değerlendireceği öğrenildi.

 

Flint, 9 Şubat’ta, Rehn

13 Şubat’ta gelecek

 

   AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oli Rehn ile İngiltere’nin Avrupa İle İlişkilerden Sorumlu Bakanı Caroline Flint gelecek hafta Kıbrıs’a geliyor.

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca haftalık brifinginde, Flint ile Rehn’in Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’tan randevu talebinde bulunduğunu, ancak görüşme tarihinin henüz kesinleşmediğini söyledi.

   Flint, 9-10 Şubat’ta, Rehn ise 13 Şubat’ta Kıbrıs’a gelecek.

KIBRIS 04/02/09

 

Rum lider: İşgal bitmeden AB üyeliği olmaz

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, “Kıbrıs’ta işgal sürdükçe Türkiye Avrupa Birliği’ne giremez” dedi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 16:33 TSİ 05 Şubat 2009 Perşembe

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs müzakerelerini sürdüren Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, “Kıbrıs’ta işgal sürdükçe, Türkiye AB’ye giremez” dedi.

 

Reuters haber ajansına konuşanm Hristofyas, ” Türkiye AB’ye üye olabilmek için, Kuzey Kıbrıs’taki askerlerini çekmeli.” ifadesini kullandı.

 

Rum liderden AB resti

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, "Türkiye Kuzey Kıbrıs'ı işgal ettiği sürece Avrupa Birliği'ne giremez" dedi

(CNNTURK.COM) -- Reuters haber ajansının haberine göre, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas, Türkiye askerlerini adada tuttuğu sürece AB'ye girmesinin mümkün olamayacağını belirtti.

Rum lider, gazetecilere yaptığı açıklamada, "Türkiye, Kıbrıs'taki işgalini sürdürürken, Avrupa Birliği üyeliğine kabul edilmesi mümkün değil" dedi.

CNN TURK 05/02/09

 

KKTC meclisinde küfürlü tartışma

KKTC'de 19 Nisan'da yapılacak erken genel seçimler öncesinde meclis, yasama çalışmalarına hız verdi. Ancak dünkü oturumda gerginlik hakimdi. KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın konuşmasına Demokrat Parti lideri Serdar Denktaş, tepki gösterip küfür etti.

Turgay Avcı'nın, "30 yıl Dışişleri Bakanlığı'nda bir şey yapılmadı" ifadesi, daha önce  Dışişleri Bakanlığı yapan Serdar Denktaş'ı sinirlendirdi.

Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş, kürsüde konuşma yapan Avcı'ya küfür edince, KKTC meclisi karıştı.

Denktaş, kürsüde konuşma yapan Avcı'nın üzerine yürüdü.

Ancak olay diğer milletvekillerinin müdahalesiyle daha fazla büyümeden önlendi.

"Saygılı dil kullanılmalı"


KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, meclisteki çalışmaların daha verimli olabilmesi için, siyasilerin daha saygılı bir dil kullanmasının zorunlu olduğunu söyledi.

"Meclisin saygınlığını korumak bakımından daha seviyeli tartışmaların olmasına ihtiyaç olduğunu" ifade eden Erçakıca, "Tartışmalar daha seviyeli olmalıdır. Tabii meclis, halk iradesinin temsil edildiği yerdir, dolayısıyla buna karar verecek olan seçmenlerdir. Zaten bir seçim dönemine de girmiş bulunuyoruz, takdir halkındır, seçmenindir. Dolayısıyla biz Cumhurbaşkanlığından çok da ayrıntılı yorum yapma hakkına ve şansına sahip değiliz. Ama siyasiler arasındaki diyaloğun verimli olabilmesi için, meclisteki çalışmaların verimli olabilmesi için daha saygılı bir dil kullanılması elzemdir, zorunludur" dedi.

CNN TURK 03/02/09

 

Rumlar ölülerini yakmak istiyor

Kıbrıs Rum yönetimi, ölülerin yakılmasını öngören yasa tasarısı için hazırlıklara başladı.

Rum Fileleftheros gazetesinin haberine göre, Rum yönetimi İçişleri Bakanı Neoklis Silikiotis, ölülerin yakılmasına imkan sağlayacak yasa tasarısının hazırlanması için ilgililere talimat verdi.

Rum İçişleri Bakanlığı Genel Müdürü Lazaros Savvidis, üç ayda hazırlanması planlanan yasa tasarısının, Rum Bakanlar Kurulu'na sunulacağını açıkladı.

CNN TURK 03/02/09

 

İki lider mülkiyet prensiplerini iletti

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın bugün 18. kez bir araya geldi. Görüşmede taraflar, karşılıklı olarak mülkiyetle ilgili prensiplerini iletti.

Kıbrıs müzakereleri kapsamında Lefkoşa ara bölgede "mülkiyet" konusunun ele alındığı görüşme sona erdi. Yaklaşık 4 saat süren görüşmenin 1,5 saati liderler arasında baş başa geçti.

Liderler, görüşmenin ardından açıklama yapmadan bölgeden ayrıldı.

BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, liderlerin mülkiyet konusunu görüştüğünü ve bir önceki görüşmede sunulan önerilere karşı önerilerini sunduklarını söyledi.

Her iki tarafın da mülkiyetle ilgili prensiplerini birbirine ilettiğini ifade eden Zerihoun, mülkiyet konusunun görüşülmesine haftaya devam edileceğini belirtti.

Zerihoun, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun, liderlerin çabalarını desteklemek için görüşmelerini sürdüreceklerini ve bu çerçevede cuma günü yeniden bir araya geleceklerini söyledi.

BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexsander Downer'ın bu sabah adaya geldiğini de açıklayan Zerihoun, Downer'in liderlerin 12 Şubat'ta öğleden sonra yapacağı görüşmeye katılacağını bildirdi.

CNN TURK 04//02/09

 

Bakan Babacan KKTC'de

Dışişleri Bakanı Ali Babacan, resmi temaslarda bulunmak üzere KKTC'de. Dışişleri Bakanı Babacan, Kıbrıs sorununda gelinen aşamayı ele alacak.

Temaslarına bu sabah başlayacak olan Dışişleri Bakanı Babacan, ilk olarak Girne'de Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu'ya nezaket ziyaretinde bulunacak.

Sırasıyla, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile ayrı ayrı görüşecek olan Babacan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın onuruna vereceği öğle yemeğine katılacak.

Yemekten sonra Talat ve Babacan baş başa görüşecek. Ardından heyetlerarasındaki görüşmelere geçilecek ve ortak basın açıklaması yapılacak.

Bakan Babacan, basın açıklamasından sonra KKTC'den ayrılacak.

CNN TURK 05//02/09

 

Rehn müzakerelere destek için Kıbrıs'a gidecek

Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Kıbrıs'ta geçtiğimiz eylül ayında başlayan görüşmelere destek vermek amacıyla önümüzdeki hafta adaya gidecek.

(Metin Güneş / CNN TÜRK / Londra) -- Rehn, İngiliz Financial Times gazetesine verdiği mülakatta, "Kıbrıs sorununun çözümü sayesinde Türkiye’nin üyelik müzakerelerinde bir kriz yaşanmasının önlenmesini umuyorum" dedi.

Olli Rehn, adanın yeniden birleşmesi için Kıbrıslı Türk ve Rum liderler arasında kapsamlı bir anlaşma sağlanması için destek vereceğini de söyledi.

Rehn, "Önemli olan sürecin devam ediyor olması. Gerçekçi olmak gerekirse benim görüşüme göre, yoğun müzakereler nisan ayı ile sonbahar arasında olacak" diye konuştu.

AB yetkilileri adada çözüme ulaşılması ile Türkiye’nin liman ve havalimanlarını bu yıl bitmeden önce Kıbrıslı Rum gemi ve uçaklarına açacağını, bu sayede AB-Türkiye ilişkilerine inebilecek ciddi bir darbenin engellenmiş olacağını söyledi.

Bu arada, Rehn Hırvatistan’ın AB üyelik müzakerelerini 2009 yılı sonundan önce tamamlamasının Slovenya ile yaşanan sınır anlaşmazlığını nedeniyle tehlikeye girdiğini de sözlerine ekledi.

CNN TURK 05//02/09

 

Stratfor'dan Türkiye yorumu!

 

ABD'de yayımlanan istihbarat ve ekonomi dergisi Stratfor'dan ilginç Türkiye yorumları.

ABD'de yayımlanan istihbarat ve ekonomi dergisi Stratfor'da, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Davos'taki çıkışının İsrail'i veya Yahudi halkını hedef almadığına dikkat çekildi ve Türkiye'nin bölgesinde gücünün uzun vadede artmasının kaçınılmaz olduğu belirtildi.

Texas'ta 1996 yılında kurulan Stratfor özel istihbarat kuruluşunun dergisinde, derginin kurucusu George Friedman imzasıyla yer alan “Erdoğan'ın Çıkışı ve Türk Devletinin Geleceği” başlıklı yazıda, Erdoğan'ın İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'ten ziyade, Peres'e daha fazla süre tanımakla suçladığı moderatör Washington Post gazetesi köşe yazarı David Ignatius'a öfkelendiği kaydedildi.

Başbakan Erdoğan'ın “Hiçbir şekilde İsrail halkını, Cumhurbaşkanı Peres'i veya Musevi halkını hedef almadım” dediği belirtilen yazıda, buna karşın uluslararası basının, Erdoğan'ın İsrail'in Gazze politikasını eleştirmesine ve salondan çıkmasına yoğunlaştığı ifade edildi.

Derginin makalesinde, Türkiye ile İsrail'in çok yakın müttefikler olduğuna dikkat çekilerek, “Bu ittifak göz önünde bulundurulursa, Gazze'de yaşanan son olaylar Erdoğan'ı zor bir duruma sokmuştur” denildi.

Türkiye'nin zorlu bir jeopolitik bölgede bulunduğu belirtilen makalede, bu konumda izlenebilecek iki yol bulunduğu, bunların “laik soyutlanma politikası” veya “İslamcı enternasyonalizm” olduğu görüşü dile getirildi.

Yazıda, “laik soyutlanma politikası” olarak adlandırılan görüş hakkında, Soğuk Savaş sırasında Türkiye'nin kuzeyden gelen Sovyet tehdidine karşı ABD ve NATO ile ittifak yaptığı, Sovyetler'in de önce Mısır, ardından Suriye ve Irak gibi ülkeleri 1950 ve 1970'lerde etkisi altına aldığı anlatıldı. Mısır'ın
Sovyet etkisi altına girmesiyle Türkiye'nin güney sınırının tehdit altına girdiği savunulan yazıda, Türkiye'nin İsrail ile ilişkisinin böylece doğduğu, iki ülkenin doğu Akdeniz'de ortak çıkarları paylaştığı kaydedildi.

“İslamcı enternasyonalizm” konusunda ise yazıda, Türkiye'nin “Müslüman güç” olarak ikinci bir bakış açısının daha bulunduğu, bu bakış açısının ise İsrail ve ABD ile ilişkileri koparacağı ileri sürüldü. Yazıda, söz konusu ilişkilerin artık eskisi kadar önemli olmadığı, İsrail'in Türkiye'nin ulusal güvenliğinin vazgeçilmez parçası olarak görülmediği ve Türkiye'nin ABD'ye dayanmaktan kurtulduğu, ABD'nin ise Türkiye'ye daha fazla ihtiyaç duyduğu tezine yer verildi.

Dergi, Türkiye'nin gücünü Müslümanları desteklemek üzere genişletebileceğini, Arnavutlar ve Boşnakları desteklerken Balkanlar'a girebileceğini, etkisini Arap rejimlerini şekillendirmek için güneye doğru uzatacağını ve Orta Asya ile zaten yakın bağlarının bulunduğunu kaydetti. Türkiye'nin en sonunda Kuzey Afrika'daki olayları etkileyen bir deniz gücüne de yoğunlaşabileceğini savunan dergi, bu “yayılmacı vizyonu” desteklemek için ordunun da güçlendirilmesinin gerektiği görüşünü dile getirdi.

Stratfor, İslam dünyasında Endonezya, Pakistan, İran ve Mısır'ın yanı sıra kendi komşularının ötesinde nüfuzunu kullanabilecek beş ülkeden biri olan Türkiye'nin dünyanın 17'inci büyük ekonomisi olarak, Suudi Arabistan dahil diğer bütün Müslüman ülkelerden daha büyük bir gayri safi yurt içi hasılaya sahip olduğunu yazdı.

TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ
“Türkiye'nin derinden bölünmüş bir toplum olduğunu söylemenin doğru olmayacağı, tam tersine anlaşmazlıkları uzlaştırmayı öğrendiği” ifade edilen yazıda, Başbakan Erdoğan'ın “Türk siyasi yelpazesinin merkezini” temsil ettiği belirtildi.

Dergi, Erdoğan'ın üç gücü dengelemesi gerektiğini belirtirken, bu güçleri, “sıkıntılara karşın sağlam ve sağlıklı kalan bir ekonomi, dış karışıklıklara aşırı derecede müdahil olmak istemeyen ve bunun özellikle de dinsel nedenlere bağlı olmasına karşı çıkan güçlü bir ordu ve Türkiye'yi İslam dünyasının bir parçası ve belki de lideri olarak görmek isteyen İslamcı hareket” olarak saydı.

“Başbakanın aynı anda hem iş dünyasını, hem orduyu, hem de dindar kesimi memnun etmeye çalıştığını” kaydeden Stratfor, “Erdoğan, Gazze'ye saldırarak bu işi daha da zorlaştıran İsrail'e çok kızdı” ifadesine yer verdi.

Dergi, “Davos'taki çıkışın İsrail ile kesin olarak yolları ayırmış görünmesine, ancak aynı zamanda gerçek bir kopma yaratmamasına imkan tanıdığını, böylece Başbakan Erdoğan'ın ince çizgisinde başarıyla yürüdüğünü” belirtti.

Bununla birlikte bölge daha karışık hale geldikçe ve Türkiye güçlendikçe, Türkiye üzerindeki jeopolitik baskının da artacağı ifade edilen makalede, “Buna bir de yayılmacı ideolojiyi, bir Türk İslamcılığını ekleyin, bölgede hemen kuvvetli yeni bir güç ortaya çıkabilir” denildi.

“Bu gücü sınırlayacak tek unsurun Rusya olduğu” belirtilen yazıda, Rusya'nın Gürcistan'a boyun eğdirip kuvvetlerini tekrar Ermenistan'daki Türk sınırına getirmesi durumunda, Türkiye'nin politikalarını Rusya'yı dengeleyecek şekilde yeniden belirleyebileceği görüşü dile getirildi. Yazıda, Rusya'nın nasıl bir dönüş yaptığına bakılmaksızın, “Türkiye'nin gücünün uzun vadede artmasının kaçınılmaz olduğu” vurgulandı.

MILLIYET 05/02/09

 

Hristofyas’ın doğduğu köy; Dikmen

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın tatil evinin Sadrazamköy’de olduğunu yazdık... Talat’tan bahsedip de Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyas’tan bahsetmemek olur mu? Olur olmasına ama hazır yeri gelmişken bahsedelim... Nasıl mı bahsedeceğiz? Onun da doğduğu köye giderek. Dikmen’e... Ya da eski adıyla Digomo’ya...

Röportaj / Serhat İNCİRLİ

 Dikmen ya da eski adıyla Dikomo (Digomo), 1974 öncesi Aşağı ve Yukarı Dikomo diye iki ayrı köydü... Dimitris Hristofyas  29 Ağustos 1946 tarihinde bu köyde doğdu.

EOKA’cıların saklandığı köylerden biriydi

   Köyde birincisi 1958, öteki ise 1974 yılında iki önemli “askeri” olay yaşandı... 19 Kasım 1958 tarihinde İngiliz askerleri kendilerine karşı savaşan üç EOKA’cıyı bu köyde bir mağarada sıkıştırdı. Bu üç EOKA’cı Kostaris Christodoulou, Andreas Sofiopoulos ve onların komutanı olan Kyriakos Matsis’ti… Kyriakos Matsis, iki arkadaşına teslim olmalarını emretti ama kendisi teslim olmadı. İngilizler mağarayı bombaladı ve Matsis’i öldürdü. Bazı Rumlara göre Selanik Üniversitesi Mezunu ve sendika lideri olan Kyriakos Matsis ölmemiş olsaydı, 1960 sonrası önemli Rum liderlerden biri olabilirdi… Matsis 1956’da yakalanmıştı… İddialara göre dönemin İngiliz Valisi Sir John Harding ünlü teröriste 500 bin sterlinlik rüşvet karşılığı Grivas’ın yerini söylemesini teklif etmiş… Matsis ise “biz bu kavgayı para için değil namus için veriyoruz” demiş… Hapse atılmış ama altı arkadaşı ile birlikte kaçmayı başarmış...

   İkinci önemli olay ise 1974 yılında bu bölgede bekleyen bu kez EOKA B milislerinin yaşadığı bozgun olarak biliniyor... Türk askerlerine pusu kuran ve bu köyde bekleyen bir Rum konvoyu,  uçakların hedefi olmuş ve onlarca milis kamyonlar içinde beklerken kaçamadan yaşamını yitirmiş...

   Evet, Dikmen şu anda Armenehor, Koççat, biraz Lefkoşa biraz da diğer köylerden ve Türkiye’den gelenlerin yaşam sürdüğü bir köyümüz... Köyün resmi nüfusu 2 bin 608... Ancak 3 bini aştığı biliniyor...

Su değirmenleri kurtarılmalı

  Köyde Biri Roma – Bizans öteki ise Osmanlı dönemine ait iki değirmen kalıntısı var... Su değirmenlerinde bir zamanlar un üretimi yapılıyormuş... Dikmen bir dönemler define avcılarının da önemli ilgi alanları arasındaydı... Çok sayıda tarihi eser ve definenin bu bölgede bulunup kaçak olarak satıldığı söyleniyor...

   İngilizlerin 1878 yılında adaya gelmesiyle değirmenlere ilgi göstermeleri de gündeme gelmiş... Fransa’dan dünyaca ünlü değirmen taşları (Meuliere bölgesinden) getirilmiş... Yıllarca da bu değirmenler kullanılmış. Şimdilerde ise en azından tarihi eser olarak tamir edilmeyi bekliyor... Belediye Başkanı Yüksel Çelebi bu konuda kararlı. Ancak “değirmenlerin restorasyonu için en az bir milyon Dolar lazım, bu parayı bulsak, önce yeni bölgelerimizin yol ve altyapı ihtiyaçlarını yaparız” diyor...

Köyün en büyük sorunu işsizlik

   Köyde en çok göze çarpan konu gençlerin iş sorunu... Bu köyde gerçekten de ciddi bir işsizlik var. Gençliğin alkol tüketiminin de oldukça yüksek olduğu söyleniyor.  Güney Kıbrıs’ta çalışanların sayısı da hayli yüksek...

   Köylünün en önemli sıkıntılarından biri, Lefkoşa yolu üzerinde, Lefkoşa Belediyesi’ne ait Salhane... Bu salhane şu anda yeni inşaat bölgesi içerisinde... Pis kokular, Dikmen Çöplüğünü pek aratmıyor... Bölgede yaşayanlar oldukça şikayetçi.

   Armenehor yani Esenköy göçmeni, hayvancı ve esnaf Salih Akınsel ile sohbet edelim biraz... Bakalım neler söylüyor:

   “Güney’e geçişler başladıktan sonra bizim işler düştü. Herkes gider çantasını o taraftan doldurur gelir. Küçük esnaf çökmüş durumdadır. Devletin artık küçük esnafa desteği de kalmamıştır. Kuraklık da bizi bitirdi. Küçükbaş hayvana eskiden yardım yapılırdı şimdi o da durdu. Bir kez arpa verdiler o kadar. Hayvancılık battı. Köyde işsiz çok. Geçici bir kaç iş bulan gider işler.”

   Köyde bir de bet ofisi var... Dikmen Spor Kulübü kahvehanesini çalıştıran Ali Yetken, tüm ülkede kumarın serbest olduğunu ancak kahvehanelerde hala yasak uygulandığını anlatıyor... Polisin sürekli kontrol yaptığını belirtiyor...

   Dikmen’de UBP, CTP, DP ve ÖRP’nin kulüpleri, merkezleri var... Buralarda da kağıt oyunları oynanıyor. Ayrıca biri spor kulübü olmak üzere üç tane de kahvehane bulunuyor.

Dikmen’e bağlanan köylerde su sorunu var

   Girne ve Lefkoşa’ya 10’ar kilometre uzaklıktaki Dikmen’de Belediye Başkanı Yüksel Çelebi ile de görüşüyoruz...

   Çelebi’nin en büyük dertlerinden biri, belediyeye yeni bağlanan bazı köylerdeki su sıkıntısı... Buna bağlı olarak devletle de sıkıntı yaşıyor... Boğaz bölgesinde suyun bir kısmını Su Dairesi kontrol ediyor... Belediye bazı yeni binalara ya da bölgelere su bağlamaya çalışır, Su Dairesi gider keser. Ciddi bir yetki çatışması var. Başkan bu konuda şunları anlatıyor:

   “Biz iyi niyetle davrandık. Dikmen’de açılan kuyudan Hamitköy ve Lefkoşa’ya su gitmesine ses çıkarmadık. Ama iyi niyetimizi suiistimal etmesinler. Su Dairesi her görüşmemizde bir protokol imzalayıp su yönetimini bize devretmeyi kabul eder ama sonra bu karara uymazlar. 16 hanelik bir siteye su bağladık. Yetkiniz yok dediler, kestiler...”

   Dikmen’in köy olarak su sorunu yok. Ama belediye sınırlarında su sıkıntısı yaşayan köyler var. Belediye Başkanı Yüksel Çelebi, devletten bu konuda ilgi beklediklerini kaydediyor.

   Çelebi’ye göre şu anda köyde 2009 yılı sonuna kadar, içerisine lağım akan derenin yarattığı sorunun çözümü gerekiyor...

   Dikmen köyünde herhangi bir lokal sorun bulunmadığına dikkat çeken Çelebi, “işsizlik ülke genelinde sıkıntı... Köyde de işsizlik büyük sorun, belediye olarak istihdam yaptık ama bu sorunu, bu sıkıntıyı aşamayacağımızı iyi biliyoruz” diyor...

KIBRIS 05/02/09

 

Hristofyas, “iade”, Talat “3 seçenek”

Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sürdürülen Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas dün 18. kez bir araya gelerek, “mülkiyet” konusunu ele almaya devam ettiler.

   Liderler, 28 Ocak 2008’de yapılan görüşmede birbirlerine mülkiyet konusundaki prensipleriyle ilgili sunulan kağıtlarla ilgili karşılıklı düşüncelerini ortaya koydukları bildirildi.

   12 Şubat Perşembe günü yapılacak bir sonraki görüşmede iki toplum lideri mülkiyetle ilgili müzakere sürecine devam edecek. Görüşmeye aynı gün adaya gelecek BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer de katılacak.

   Ara bölgede 4 saat süren liderler görüşmenin ilk 1.5 saatinde iki lider baş başa görüştü, ardından heyetlerin de katılımıyla görüşme devam etti.

   Liderlerin başkanlığında yapılan görüşmeye KKTC’den Cumhurbaşkanı’nın BM ve AB Özel Temsilcisi Özdil Nami ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nden Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu başta olmak üzere aralarında iskan konusunda uzmanların da bulunduğu heyetler de katıldı.               

   Görüşmenin ardından liderler açıklama yapmadan bölgeden ayrılırken BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun basın mensuplarına kısa bir açıklama yaptı.         

   BM temsilcisi, geçen hafta tarafların birbirlerine mülkiyet konusundaki prensiplerini sunduklarını, dün de tarafların birbirlerinin prensipleriyle ilgili düşüncelerini ortaya koyduklarını belirtti.

   Liderlerin mülkiyetle ilgili tartışmayı gelecek hafta da sürdüreceklerini söyleyen Zerihoun, 12 Şubat Perşembe günü öğleden sonra devam edecek görüşmeye, aynı gün adaya gelecek BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’in de katılacağını bildirdi.

   Zerihoun, iki liderin temsilcileri Özdil Nami ve Yorgos Yakovu’nun ise yarın bir araya gelerek, “liderlerin çabalarını destekleyici görüşmelerine” devam edeceklerini kaydetti.

 

Talat: Rum tarafı iade konusunda fazla ısrarcı

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakere sürecinde mülkiyet sorununa tazminat, takas ve iade temelinde çözüm bulunabileceğini söyledi. 

   Talat, Türk tarafı her üç seçeneği de dikkate alırken, Rum tarafının iade konusunda daha fazla ısrar ettiğini de vurguladı.   

   Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanlığı’na dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

   “Mülkiyet” konusunda geçen görüşmede sunulan kağıtlara dünkü görüşmede karşılıklı yanıtların verildiğini anlatan Talat, 12 Şubat Perşembe günü yapılacak görüşmede ise konuyla ilgili karşılıklı kriterlerin ortaya konacağını ve mülkiyetle ilgili müzakere sürecinin devam edeceğini kaydetti.

 

Konu gelecek hafta belirginleşecek

 

   Mülkiyet konusunun temelini takas, tazminat ve iadenin oluşturduğuna işaret eden Talat, hangi koşullarda tazminat, takas ve iade yapılacağı konusunda tarafların pozisyonlarını belirleyip ortaya koyacaklarını dile getirdi.

   “Mülkiyet konusundaki prensiplere karşılıklı cevaplar verilmesinin ardından bir yakınlaşma var mı?” sorusuna, “Buna yanıt vermek zor, çünkü kriterler gelecek hafta ortaya konacak” yanıtını veren Talat, kriterlerin ortaya konmasının ardından bunun daha rahat anlaşılabileceğini söyledi.

   Mülkiyet sorununa tazminat, takas ve iade yoluyla çözüm bulunabileceğini belirten Talat, Kıbrıs Türk tarafı her üç seçeneği dikkate alırken Rum tarafının iade konusunda daha fazla ısrar ettiğini, bu nedenle konunun gelecek hafta ortaya konacak kriterlerle daha açık bir hal alacağını kaydetti.

 

Talat, futbol konusunda sessiz kaldı

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “geçen toplantıda futbol ile ilgili sözlü önerilerde bulunmuştunuz” yönündeki soruya karşılık da, bu konunun çok istismar edildiğini, o yüzden bu konuyu konuşmadığını ve bu konuda yorum yapmadığını belirtti.

 

Sanatçının bireysel tercihi

 

   Kıbrıslı Türk bir sanatçının “Kıbrıs Cumhuriyeti” adına Eurovision yarışmasına katılmasına ilişkin görüşünün sorulması üzerine ise Talat, “Sanatçının bireysel tercihi” diyerek, görüşmede bu konunun gündeme gelmediğini kaydetti.

   Talat, Hristofyas’ın yüzündeki yara izinin sorulması üzerine ise, “Küçük bir operasyon geçirdi” dedi.

 

Hristofyas’tan açıklama yok

 

   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, başkanlık konutuna dönüşünde herhangi bir açıklama yapmadı.

   Rum Radyosu’nun haberine göre, görüşmenin içeriğine ilişkin soruları “Her zamanki gibi, devam ediyoruz” diyerek yanıtsız bırakan Hristofyas, görüşmenin neden uzun sürdüğüne ilişkin soruya da “Daha uzun bir süre baş başa görüştük” karşılığını verdi.

KIBRIS 05/02/09

 

Property discussions continue at Cyprus talks

PRESIDENT Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday had a ‘substantial discussion’ on the property issue, in their second discussion on the thorny subject as part of the ongoing negotiations.

According to the UN Secretary General’s Special Representative in Cyprus Taye Brook Zerihoun, the two leaders presented their sides’ views and reactions to the principles set by each side during their previous meeting last week.

“They had a good round of discussions, a substantial discussion on this matter and they have agreed to continue these discussions next week, in the afternoon of February 12,” said Zerihoun.

He added that in the meantime, on Friday, the two leaders’ advisors – Presidential Commissioner George Iacovou and Ozdil Nami – would meet to continue their discussions on how to assist the current efforts.

Zerihoun also announced that the UN Secretary General’s special advisor in Cyprus, Alexander Downer, would be present at the two leaders’ meeting next week.

Yesterday’s meeting, which started a little after 10 am and ended just before 2pm, was the 18th in a series of discussions between the two leaders, in their efforts to find a solution to the Cyprus problem.

Meanwhile, it was yesterday announced that Turkish Foreign Minister Ali Babacan is planning a visit to the occupied areas today.

Also planning a visit is British Minister for European Affairs’ Caroline Flint who arrives on Sunday and will meet Christofias and with political parties.

CYPRUS MAIL 05/02/09

 

 

Türkler kimseyi sevmiyor

BBC’nin dünya genelinde düzenlediği bir anketin sonuçlarına göre, İran ve İsrail dünyada en az desteklenen ülkeler oldu. Rusya ve Çin ise geçen yıla göre daha negatif bir imaj sergiliyor. Türkiye’de ise dünyaya genel olarak negatif bir bakış var.

NTV-MSNBC

Güncelleme: 13:30 TSİ 06 Şubat 2009 Cuma

 

İSTANBUL - BBC’nin dünya genelinde kamuoyunun nabzını tutmak üzere her yıl düzenlediği anket, Çin ve Rusya’nın dünyadaki itibarının geçen yıl azaldığını gösteriyor. 21 ülkede 13 bin 500 kişinin katılımıyla düzenlenen kamuoyu araştırmasında, ABD’nin durumunun ise, geçen yıla göre az da olsa, iyileştiği görülüyor.

 

Ancak ABD genel olarak hala ‘negatif’ algılanıyor.

Globescan araştırma kuruluşunun düzenlediği ankette, katılımcılara ‘Hangi ülke dünyayı olumlu/olumsuz etkiliyor’ sorusu soruldu.

EN POZİTİF GÖRÜLEN ALMANYA
Dünyada negatif olarak görülen ülkelerin başında İran geliyor. İran’a yüzde 55’lik bir kesim olumsuz olarak bakarken, katılımcıların yüzde 51’i İsrail’e karşı da negatif yönde görüş beslediğini belirtti.

İsrail’e pozitif bakan ABD ve bu konuda kararsız olan Rusya hariç, ankette yer alan 19 ülke İsrail’in etkisini olumsuz buluyor.

Pakistan’da 18 ülke tarafından negatif olarak algılanıyor. Ankette en pozitif görülen ülke ise geçen yıl olduğu gibi Almanya oldu.

TÜRKİYE DÜNYAYA ‘NEGATİF’ BAKIYOR
Katılımcı 21 ülke içinde AB’nin dünyadaki etkisine olumsuz bakanların çoğunlukta olduğu tek ülke Türkiye oldu. Olumlu görüşler yüzde 44’ten 34’e gerilerken, olumsuzlar yüzde 40’tan 44’e yükseldi.

Türkiye’de, katılımcıların görüşlerinin sorulduğu 15 ülke arasında, hakkında olumlu görüşlerin çoğunlukta olduğu tek ülke Almanya oldu. Katılımcıların yüzde 44’ü Almanya’yı destekliyor.

İngiltere, Fransa, Kanada, Hindistan, Pakistan, Güney Afrika, İran, Rusya, Brezilya ve Japonya’nın etkisi konusunda ‘olumsuz’ diyen kesimin oranlarında artış var.

RUSYA VE ÇİN İÇİN İBRE GERİYE DÖNDÜ
ABD, halkın yüzde 63’ünün negatif bulduğu bir ülke olmaya devam ediyor. Bu oran geçen yıl yüzde 73’tü. Yani Washington’a bakışta iyileşme mevcut.

Dünya genelinde, Kasım ve Şubat ayları arasında düzenlenen ankette elde edilen sonuçlar, geçen yılın oranlarıyla da karşılaştırıldı. Geçen yıl, katılımcıların eğilimi Çin ve Rusya’nın olumlu etkisi olduğunu söyleme yönündeydi. Şimdi ise, olumlu değerlendirmeleri altı puan azalan Çin için, yüzde 39 olumlu, yüzde 40 olumsuz bir oran görünüyor.

Rusya’nın tavrını olumsuz değerlendirenlerin oranındaki yüzde 8 artış ise, ibrenin yönünü değiştirdi: Ülkenin etkisi olumsuz diyenler yüzde 40, olumlu diyenler yüzde 30 oldu.

 

 

Aynen devam edecek

Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Kıbrıs’ta iki kesimliliğe ve iki kesimin siyasi eşitliğine, iki kurucu devletin oluşturacağı bir ortaklığa dayalı bir çözüm istediklerini ifade ederek, hedefin adil ve kalıcı bir çözüme ulaşılmak olduğunu söyledi.

    Babacan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın yapıcı tutumuna tam destek verdiklerini de belirterek, “çözümün adadaki gerçeklere uygun olmasını ısrarla söyledik bugüne kadar, bundan sonra da bu tutumumuzu devam ettireceğiz” dedi.

  Babacan, ayrıca Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünün geçerli olduğunu ve adada ulaşılacak çözümden sonra da bunun geçerliliğini koruyacağını vurguladı.

  Garanti ve ittifak anlaşmalarının da yürürlükte kalması gerektiğini söyleyen Babacan, bugüne kadar hep çözüm yönünde adım atmış olmalarına rağmen, Kıbrıs Türklerine haksız uygulamaların devam ettiğine dikkati çekerek, bu haksız uygulamaların bir an önce son bulması gerektiğini ve bu yönde uluslararası toplumun adım atmasını beklediklerini yineledi.

   Bir günlük resmi ziyaret için KKTC’ye gelen Babacan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edildi. Talat ve Babacan Cumhurbaşkanlığında baş başa görüştü, ardından heyetler arası görüşmelere geçildi.

   Cumhurbaşkanlığında süren görüşme sonrasında Talat ve Babacan ortak basın toplantısı düzenledi.

   Babacan, dünkü ziyaretleri çerçevesinde ayrıca Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ve Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu ile görüştü.

    TC Dışişleri Bakanı Ali Babacan dün akşam saatlerinde KKTC’den ayrıldı.

        

Talat-Babacan ortak açkılama

 

    Babacan ile düzenlediği basın toplantısında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sürekli istişare halinde oldukları Türkiye’nin Kıbrıs sorununa çözüm bulma amaçlı müzakere sürecine desteğinin en kuvvetli şekilde sürdüğünü, yeniden tespit ettiklerini kaydetti. Talat, “Buna gerçekten ihtiyacımız var. Kıbrıslı Türkler sadece Türkiye tarafından koşulsuz olarak destekleniyor. Bu nedenle bu destek bizim için önemlidir” dedi.

  Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan ise, sadece Kıbrıs Türk tarafının çaba ve iyi niyetiyle çözüme ulaşmanın mümkün olmayacağını, ilgili tüm tarafların BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde ciddiyetle ve sorumluluk bilinciyle, samimi bir çaba içine girmesinin elzem olduğunu söyledi.

  Türkiye ile KKTC arasında tam bir görüş birliği bulunduğunu kaydeden Babacan, Türkiye’nin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da KKTC’nin adil ve kalıcı bir çözüm sağlanmasına yönelik içten ve samimi çabalarını desteklemeyi sürdüreceğini belirtti.

 

“Türkiye’nin desteği doğru kullanılacak”

 

  Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, basın toplantısında yaptığı konuşmada, oldukça yararlı bir görüşme gerçekleştirdiklerini söyledi.

  Oldukça geniş değerlendirmeler yaptıkları görüşmede genel olarak karşılaşılan sorunların gözden geçirildiğini kaydeden Talat, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs sorununun çözümü doğrultusundaki kararlılığının desteklendiğini gördüklerini belirtti.

  Cumhurbaşkanı Talat, sürekli istişare halinde oldukları Türkiye’nin Kıbrıs sorununa çözüm bulma amaçlı müzakere sürecine desteğinin en kuvvetli şekilde devam ettiğini, yeniden tespit ettiklerini kaydetti. Talat, “Buna gerçekten ihtiyacımız var. Kıbrıslı Türkler sadece Türkiye tarafından koşulsuz olarak destekleniyor. Bu nedenle bu destek bizim için önemlidir” dedi.

  Cumhurbaşkanı Talat, büyük memnuniyet duydukları bu desteğin bundan sonra da barış ve Kıbrıs sorununun çözümü için doğru şekilde kullanılacağından emin olunmasını istedi.

  Barış ve çözüm isteyen ve Kıbrıs sorununu bir an önce bitirmek isteyen taraf olarak Kıbrıs Türkü’nün hala daha haksız izolasyonlar altında olduğuna işaret eden Talat, haksız izolasyonların dünyadan tecrit ettiği Kıbrıs Türkü’nün dünyayla en hayati bağlarının dahi zaman zaman kesilme noktasına geldiğini belirtti. 

 

“Garanti anlaşmalarının devamı vazgeçilmez unsur”

 

  Türkiye Dışişleri Bakanı Babacan da konuşmasında, Cumhurbaşkanı Talat’ın kapsamlı çözüm müzakerelerinin seyriyle ilgili olarak kendilerine ayrıntılı bilgi verdiğini söyledi.

  Ali Babacan, yerleşmiş BM parametreleri ve liderler arasında varılmış uzlaşılara riayet etmek gerektiğini dile getirdi. Babacan, “Siyasi eşitlik, gerçek anlamda iki kesimlilik ve eşit statüde 2 kurucu devletten oluşacak yeni ortaklık bu çözümün esaslarını oluşturacaktır” dedi.

  Babacan, yeni ortaklığın sadece adada değil, tüm bölgede huzur, refah ve istikrara katkı sağlayacağına işaret etti.

  Türkiye Dışişleri Bakanı Babacan, Kıbrıs’ta ulaşılacak çözümde garanti ve ittifak anlaşmalarının devamının da vazgeçilmez unsur olduğunu kaydetti.

   Ali Babacan, Türkiye’nin garantör ülke olarak ulaşılacak çözüm çerçevesinde hayata geçirilecek yeni ortaklık temelinde de uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan sorumluluklarını hassasiyetlerini yerine getirmeye devam edeceğini söyledi.

 

İzolasyon maalesef devam ediyor

 

  Adada kalıcı ve adil bir çözüme ulaşılması için her türlü fedakarlığı gösteren Kıbrıs Türklerinin hala uluslararası kısıtlamalarla karşı karşıya olduğunu kaydeden Babacan, “İzolasyon, tecrit maalesef devam etmekte” dedi.

  Mevcut haksızlığın giderilmesine yönelik sözlerin hala yerine getirilmediğine işaret eden Babacan, KKTC’nin mevcut koşullardaki çözüm çabalarını sürdürmekteki kararlılığının takdire şayan olduğunu söyledi. 

   Babacan, şöyle devam etti:

  “Bu kısıtlamaların daha fazla vakit geçirilmeden sona erdirilmesi, başta bu yönde taahhütlerde bulunmuş taraflar olmak üzere, uluslararası toplumun inanırlığı ve tutarlılığı açısından zaruridir.

   KKTC ile yakın işbirliğimizi, Kıbrıs Türkü’nün hürriyeti, huzuru ve refahının sağlanması ve güçlenmesi bağlamında her alanda kararlılıkla sürdürecek ve desteğimize devam edeceğiz.”

 

Olumsuz söylemlerle çözüme ulaşılamaz

 

  Gazetecilerin, “Rum liderliğinin Türk askerinin adadaki varlığı ve limanlar konusuyla ilgili saldırgan açıklamalarını” hatırlatması üzerine, müzakere boyunca tüm tarafların sürece olumlu bir perspektifle yaklaşması gerektiğini kaydeden Babacan, olumsuzluklar üzerinden üretilen söylemlerle yürütülen bir siyasetle çözüme ulaşmanın mümkün olmayacağını söyledi.

  Babacan, ilgili tüm taraflara, kamuoyuna verecekleri tüm mesajlarda dikkatli olma tavsiyesinde bulunarak, herkesin çözüme odaklanmasını istedi.