Kırmızı bülten çıkaracaklar
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Rumlar, Atilla Olgaç için
uluslararası tutuklama emri çıkarılması için harekete
geçti. Olgaçın yalan söylese bile cezalandırılması
isteniyor
Kıbrıs Rum
Kesimi, 1974te Barış Harekâtı sırasında biri esir 10
Rumu öldürdüğünü söyleyen ancak daha sonra anlattıklarının
senaryo olduğunu ifade eden tiyatrocu Atilla Olgaç hakkında
uluslararası tutuklama emri çıkarmaya hazırlanıyor.
Rum Yönetiminin, Olgaçın açıklamalarında suç unsuru bulunursa,
Rum Başsavcılığının isteği
doğrultusunda kırmızı bülten çıkaracağı
bildirildi.
Rum yönetiminin Olgaçın açıklamalarını, ABde Türkiyeye
baskı aracı olarak kullanmaya hazırlandığı da
gelen bilgiler arasında. Ana muhalefet DİSİ milletvekili ve
Meclis Hukuk Komitesi Başkanı Yoannis Nikolau, Bu açıklama,
kayıp akıbetlerinin belirlenmesinde bilgi vermesi için Türkiyeye
baskı yapılması yönünde değerlendirilebilir dedi. Rum
Başsavcı Petros Kliridis de Atilla Olgaçın
açıklamasınının Türk makamları tarafından
incelenmesi gerektiğini söyledi.
Olgaçın doğru söyleyip söylemediğinin Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi veya BM Komitesi tarafından da
araştırılabileceği görüşünü ortaya koyan Kliridis,
Olgaçın ilk açıklamasının doğruluğuna
inandığını belirterek, doğruyu söylemese bile,
kopardığı gürültü nedeniyle cezalandırılması
gerektiğini belirtti.
32 Türk katledildi
Bu arada Rum tarihçi Ronaldos Kaçaunis de 1963te Gazimağusada 32
Kıbrıslı Türkün nasıl katledildiğini anlattı.
Kıbrıs Rum Yömnetimi Lideri Dimitris Hristofyasa
yakınlığıyla tanınan Haravgi gazetesine konuşan
Kaçaunis, yaşadıklarını şöyle anlattı: 3 Yunan
subayın ve Lefkoşa Polis Müdürünün oğlunun da bulunduğu
bir otomobil kentin Türk bölgesine girdi. Türkler onları durdurup
ateş etti ve yalnız bir tanesi sağ döndü.
Ertesi günü bir grup Kıbrıslı Rum, Rum bölgesindeki bankalarda,
dükkanlarda çalışan Kıbrıslı Türkleri tutukladı.
Tümü sivil ve bir önceki gün meydana gelen olayla ilgileri olmayan 32
Kıbrıslı Türktü. Onları bir yere götürüp öldürdüler. Daha
sonra da toplu mezara gömdüler.
Türmen: Türkiye zor duruma düşebilir
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) eski yargıcı,
Rıza Türmen, Rumların başvurması halinde AİHMnin
davayı kabul edebileceğini söyledi.
Türmen şöyle konuştu: AİHM söz konusu başvuruyu öldürme
ve soruşturma olmak üzere iki açıdan değerlendirecektir.
Öldürme olayı varsa bunu zaman bakımından inceleyecektir.
Türkiyenin AİHMin Türkiyenin bireysel başvurusunu kabul
ettiği tarih 1987dir. Öldürmeyle ilgili iddia ise 1974 yılına
aittir. Dolayısıyla AİHM zaman bakımından bunu
reddedecektir. Ancak Rumlar dava açarsa, olayın kendisi 1987den önce olsa
bile mahkeme, soruşturmada sürekli bir ihmal tespitinde bulunursa
başvuruyu kabul edecektir.
Türkiyenin bu iddiaya ilişkin AİHM karşısında güç duruma
düşmemesi için olayı öğrendiği tarihten itibaren derhal
etkin bir soruşturma için hemen harekete geçmesi gerekir. Şahsın
o tarihte savaşa katılıp katılmadığını
belirlemesi İddiayı yeni öğrendim ve etkin soruşturma
başlattım demezse zor duruma düşecektir.
MILLIYET 26/01/09
Piri Reis, Kristof Kolombla bilgi alışverişi
yapmış
Önay Yılmaz İstanbul
Piri Reis hakkında belgesel çeken
Çeliker, Piri Reisin ünlü haritalarını hazırlarken Kristof
Kolombun haritalarından yararlandığını belirterek,
Araştırmalarıma göre, birbirlerinden bilgi
alışverişi bile yapıyorlar dedi
Türk
havacılığının ilk kadın savaş pilotu,
Atatürkün manevi kızı Sabiha Gökçen belgeseliyle tanınan
yapımcı-yönetmen Gülşah Çeliker, yıllardır üzerinde
çalıştığı Piri Reis belgeselini tamamladı.
Uzun zamandır Piri Reisin izini süren Çeliker, Kristof Kolombun
Cenovadaki evine ve Vatikan arşivlerine girmeyi başararak, ünlü
kaptan Andrea Dorianın Papalıka yazdığı Barbaros
Hayrettin Paşayla ilgili Barbaros Raporunu da buldu. Çeliker, Dorianin
raporunda, Barbarosun çok güçlendiğini, Osmanlı
donanmasını organize ettiğini, güçlü denizciler
yetiştirdiğini, Papalıkın bu güçlü donanmaya
karşı önlem alması gerektiğini yazdığını
belirtti.
Sempozyum etkiledi
Çeliker, 2004te Deniz Kuvvetleri Komutanlığının
düzenlediği Uluslararası Piri Reis Sempozyumu sonrasında böyle
bir belgesel için kolları sıvadığını belirterek,
Özellikle Prof. Svat Soucek bana çok yardımcı oldu. 2006 - 2007
yılları zor geçti. Hiç kimseye ciddiyetimi anlatamadım. Benim
asıl amacım, bu tamamladığım 36 dakikalık
belgeselden daha global boyutta bir Piri Reis belgeseli hazırlamak dedi.
Haritalar savaş ganimeti
Dünyaca ünlü uzmanlarla görüşerek belgeseli tamamlayan Çeliker, Piri
Reisin ünlü haritalarını hazırlarken Kolombun
haritalarından yararlandığını belirterek, şöyle
dedi:
Kolombla Piri Reis meslektaş. Yani birbirlerine saygı duyan iki
denizci. Birbirlerinden bilgi alışverişi bile yapıyorlar.
Araştırmalarıma göre Piri Reis, Kolombun haritalarını
savaş sırasında ganimet olarak ele geçiriyor.
Bakanlık destek verdi
İspanyolların Piri Reis projesini sahiplenmek için Kültür ve Turizm
Bakanlığına dosya gönderdiklerini öğrendikten sonra
çalışmalarına hız verdiğini anlatan Gülşah
Çeliker, şöyle devam etti: Sonunda Kültür Bakanlığına
resmen başvurdum ve destek aldım. Kurduğum ulusal ve
uluslararası kontakları, tüm araştırmalarımı
derleyerek aralık sonuna kadar filmin ilk kopyalarını Türkçe ve
İngilizce olarak bitirdik. Geliboluda Piri Reis Müzesi, Vatikan ve Cenovada
çekimler yaptık. Cenovada Kolombun evini, Captan De Albertisin kale
müzesini gezdik. Vatikan arşivlerinde aldığım izinle Andrea
Dorianın Barbaros hakkındaki Papalıka yazdığı
raporu buldum. Orada yazanlar o zamanki Osmanlı ve Kanuni dönemi için ve
belgeselin bu tarihi dönemi için gerçekten önemliydiler.
MILLIYET 26/01/09
Bir katliam
itirafı da Rum tarafından geldi
26/01/2009 RADIKAL
Rum Haravgi gazetesine konuşan profesör Ronaldos Kaçaunis: 12 yaşında Magosa'da 32 Türk'ün öldürülüp toplu mezara gömüldüğünü gördüm
LEFKOŞA - Oxford Üniversitesi'nde eskiden tarih profesörü olan Rum Ronaldos Kaçaunis, 12 yaşındayken Magosada yaşadığı ve Rumların 32 Türkü öldürdüğü katliamı anlattı.
Hürriyet gazetesinin haberine göre tiyatro oyuncusu Atilla Olgaçın 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında 10 Kıbrıslı Rumu öldürdüğünü söylemesi ve ardından bu açıklamasının "senaryo" olduğunu itiraf etmesi tartışılırken, Oxford Üniversitesi eski tarih profesörü Rum Ronaldos Kaçaunis, Rum Haravgi gazetesine, 12 yaşındayken Magosada yaşadığı ve Rumların 32 Türkü öldürdüğü katliamı anlattı.
Kaçaunis şu ifadeleri kullandı: "Üç Yunan subayın aracına yapılan saldırının intikamını almak isteyen bir grup, Rum bölgesindeki bankalar ve dükkanlardan Türkleri topladı. Onları kapalı araçlara doldurup kent dışında bir köyde ateşli silahlarla öldürdüler ve toplu mezara gömdüler. Bu olayın çok sayıda şahidi vardı. Ama herşeyi bilen Magosa polisi sustu. O günkü şartlar altında olay bırakıldı. Mezarlar bulunamadı, suçluların kimlikleri belirlenmedi, yargılanmadılar. Bu katliam tartışılmadı bile."
Piri Reis, Kristof
Kolombla bilgi alışverişi yapmış
26/01/2009 RADIKAL
Piri Reis hakkında belgesel çeken Çeliker, Piri Reisin ünlü haritalarını hazırlarken Kristof Kolombun haritalarından yararlandığını belirterek, Araştırmalarıma göre, birbirlerinden bilgi alışverişi bile yapıyorlar dedi
Türk havacılığının ilk kadın savaş pilotu,
Atatürkün manevi kızı Sabiha Gökçen belgeseliyle tanınan
yapımcı-yönetmen Gülşah Çeliker, yıllardır üzerinde
çalıştığı Piri Reis belgeselini tamamladı.
Uzun zamandır Piri Reisin izini süren Çeliker, Kristof Kolombun
Cenovadaki evine ve Vatikan arşivlerine girmeyi başararak, ünlü
kaptan Andrea Dorianın Papalıka yazdığı Barbaros
Hayrettin Paşayla ilgili Barbaros Raporunu da buldu. Çeliker, Dorianin
raporunda, Barbarosun çok güçlendiğini, Osmanlı
donanmasını organize ettiğini, güçlü denizciler
yetiştirdiğini, Papalıkın bu güçlü donanmaya
karşı önlem alması gerektiğini
yazdığını belirtti.
Sempozyum etkiledi
Çeliker, 2004te Deniz Kuvvetleri Komutanlığının
düzenlediği Uluslararası Piri Reis Sempozyumu sonrasında böyle
bir belgesel için kolları sıvadığını belirterek,
Özellikle Prof. Svat Soucek bana çok yardımcı oldu. 2006 - 2007
yılları zor geçti. Hiç kimseye ciddiyetimi anlatamadım. Benim
asıl amacım, bu tamamladığım 36 dakikalık
belgeselden daha global boyutta bir Piri Reis belgeseli hazırlamak dedi.
Haritalar savaş ganimeti
Dünyaca ünlü uzmanlarla görüşerek belgeseli tamamlayan Çeliker, Piri Reisin
ünlü haritalarını hazırlarken Kolombun haritalarından
yararlandığını belirterek, şöyle dedi:
Kolombla Piri Reis meslektaş. Yani birbirlerine saygı duyan iki
denizci. Birbirlerinden bilgi alışverişi bile yapıyorlar.
Araştırmalarıma göre Piri Reis, Kolombun haritalarını
savaş sırasında ganimet olarak ele geçiriyor.
Bakanlık destek verdi
İspanyolların Piri Reis projesini sahiplenmek için Kültür ve Turizm
Bakanlığına dosya gönderdiklerini öğrendikten sonra
çalışmalarına hız verdiğini anlatan Gülşah
Çeliker, şöyle devam etti: Sonunda Kültür Bakanlığına
resmen başvurdum ve destek aldım. Kurduğum ulusal ve
uluslararası kontakları, tüm araştırmalarımı
derleyerek aralık sonuna kadar filmin ilk kopyalarını Türkçe ve
İngilizce olarak bitirdik. Geliboluda Piri Reis Müzesi, Vatikan ve
Cenovada çekimler yaptık. Cenovada Kolombun evini, Captan De
Albertisin kale müzesini gezdik. Vatikan arşivlerinde
aldığım izinle Andrea Dorianın Barbaros hakkındaki
Papalıka yazdığı raporu buldum. Orada yazanlar o zamanki
Osmanlı ve Kanuni dönemi için ve belgeselin bu tarihi dönemi için
gerçekten önemliydiler.
Öldürüp, toplu mezara attılar!
Oxford Üniversitesi eski Tarih profesörü
akademisyen Ronaldos Kaçaunis, tarihi itirafta bulunarak, Mağusa'da 32
sivil Türk'ün katledilişini açıkladı:
Oxford Üniversitesi eski Tarih profesörü
akademisyen Ronaldos Kaçaunis, Mağusa'da 45 yıl önce 32
Kıbrıs Türk'ün Rumlar tarafından katledilişini
anlatırken "Onları bir yere götürdüler ve öldürdüler. Sonra
toplu mezara gömdüler" dedi.
Kaçaunis'le bir röportaj yapan Haravgi
gazetesi, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasının hemen
ardından Rumların Kıbrıslı Türklere karşı
işledikleri suçlarla ilgili çok sayıda şahadet, BM belgesi,
toplu mezarlar, v.b. bulunduğunu vurguladı.
Kaçaunis'le yaptığı
söyleşiyi "Kıbrıslı Türklere Karşı
İşlenen Suçlarla İlgili Çok Sayıda Şahadet Var"
başlığıyla okurlarına aktaran gazete, Kaçaunis'in; Rumların
Kıbrıslı Türklere karşı suçlarına ilişkin
ekserisi şifahi; çok şahadet bulunduğunu belirterek; kendisi 12
yaşındayken Mağusa'da gerçekleşen 32
Kıbrıslı Türkün katledilmesi olayını şöyle
aktardı:
"Tümü sivil 32 Türk'ü öldürdüler"
"3 Yunan subayın ve
Lefkoşa Polis Müdürü'nün oğlunun da içerisinde bulunduğu bir
araba -belki yanlışlıkla- kentin Türk bölgesine girdi. Türkler
onları durdurup ateş etti ve yalnız bir tanesi sağ döndü.
Ertesi günü bir grup Kıbrıslı Rum, Rum bölgesindeki bankalarda,
dükkanlarda, NAAFI, v.b çalışan Kıbrıslı Türkleri
tutukladı. Tümü sivil ve bir önceki gün meydana gelen olayla
alakaları olmayan 32 Kıbrıslı Türk... Onları bir yere
götürdüler ve öldürdüler. Daha sonra da toplu mezara gömdüler. Bu, aynı
sayıdaki (32) Kıbrıslı Rum tarafından önceden
planlanmış ve işlenmiş örgütlü bir suçtu. Bu Rumlar;
'göze-göz' dediğimiz şeyi uygulayan bir grubun
mensuplarıydı. Ortam çok gergindi, Yunan subayların cenaze
töreninde, o zamanlar Kıbrıs'ta görev yapan ve daha sonra diktatör
olan Dimitrios Yoannidis konuşmuştu.
"Onayladıklarından mı
korktuklarından mı sustular?"
Mağusa polisi ilk andan beri
biliyordu. Çok sayıda Kıbrıslı Türk, gün ortasında,
şehir merkezinin çeşitli noktalarındaki dükkanlardan, banka
şubelerinden toplanıp tutuklanmıştı. Onları
kapalı araçlara doldurup kent dışında bir köye götürdüler,
ateşli silahlarla öldürdüler ve toplu mezara gömdüler. Polislerin bunu
fark etmemesi mümkün değildi. Ama, onayladıklarından mı
yoksa korktuklarından mıdır bilmiyorum; sustular... Bugün halen
konusu açıldığında; çeşitli yerlerde
Kıbrıslı Türklerin mezarları olduğunu
işitiyorum..."
"Suçlular yargılanmadı"
Gazetenin "Bu toplu cinayet resmî
kaynaklar tarafından not edildi mi?" sorusuna karşılık
"Elbette, BM belgelerinde yer aldı" yanıtını
veren Kaçaunis şunları da söyledi:
"BM Barış Gücü ve
Kızılhaç mensupları 32 Kıbrıslı Türkü aylarca
aradı ama gömüldükleri yer bulunamadı. O günkü şartlar
içerisinde, bu olay da bırakıldı. Suçluların kimlikleri
belirlenmedi, yargılanmadılar, tartışılmadı
bile..."
Diğer katliamlar
Kaçaunis, özellikle 63-64 döneminde
milliyetçi Rum gruplar, özellikle de Sampson'un silahlı grupları
tarafından Kıbrıslı Türklere karşı çok
ağır suçlar işlendiğini belirterek, Sampson güçlerinin
Küçükkaymaklı baskınını örnek gösterdi. Kaçaunis,
Muratağa, Atlılar ve Sandallar katliamlarını da
hatırlatarak "100'den fazla sivil, kadın-çocuk katledildi"
dedi.
"Suç Türklere yüklenmeye
çalışılıyor ama esas neden Enosis hedefi"
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
yıkılması ve ardından başlayan
çatışmaların nedeninin; güya Zürich ve Londra
Anlaşmaları ile Kıbrıslı Türklere aşırı
haklar tanınmasından dolayı Rumların Anayasa'da
değişiklik yapılmasını, Kıbrıslı
Türklerin ise Anayasa'nın olduğu gibi kalmasını istemeleri
olarak anlatıldığını hatırlatan Kaçaunis
"Gerçeğin tamamı bu değil. Uygun zamanda
Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanması (ENOSİS)
aracılığıyla (Anayasa'nın) lağvedilmesiydi"
dedi.
Rolandos Kaçaunis ayrıca;
EOKA'nın yalnız Kıbrıslı Türkleri değil, sol
ideolojideki Rumları da düşman gördüğünü ve Sol'un siyasi
varlığını ortadan kaldırmaya çalıştığını
kaydetti.
Tarihi gerçeklerle ilgili yalanlar ve gerçekler
Öte yandan Politis, Tarih
Araştırmacısı-Yazar Makarios Drusiotis imzasıyla
yayınladığı "63-64 Toplumlar Arası
Çatışmalarıyla İlgili Yalanlar ve Gerçekler" başlıklı
haberinde, Rum Eğitim Bakanlığı'nın Makarios'un isim
günü dolayısıyla yayınladığı genelgede, 1963-64
olaylarıyla ilgili ifadelerini beğenmeyen ve kendi
"gerçeklerini" yayımlayan Rum Orta Eğitim Öğretmenler
Sendikası'nın (OELMEK) iddialarını belgelerle
yalanladı.
OELMEK'in "gerçekler"
açıklamasıyla 1963-64 olaylarının bütün sorumluluğunu
Kıbrıs Türk tarafına yüklediğini, "Rum
liderliğini da Türklerin ve yabancıların hilelerinin
kurbanı" olarak gösterdiğini belirten gazete, OELMEK'in iddialarını
şöyle sıraladı:
"OELMEK'e göre 1963-64
olayları şöyle gelişti:
1-Türkiye 'Kıbrıs Türk
aşırı uç örgütü TMT'yi silahlandırdı, o da
Kıbrıs Türk toplumunu tamamen denetimi altına aldı.
2-20 Aralık 1963'te
Kıbrıslı Türkler taksimi metotlamak amacıyla
Kıbrıs'ın tamamındaki stratejik noktaları ele
geçirmeye çalıştı.
3-Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
yasal makamları ile TMT arasındaki toplumlar arası
çatışmalar BM'nin müdahalesiyle durdu.
4-Çatışmalar;
Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bütün kurum
ve organlarından ayrılmalarını ve Kıbrıslı
Türklerin kendi kendilerini enklavlara hapsetmesine neden oldu"
"Hedef Enosis'ti, Makarios'un tutumu da
buydu"
TMT'nin var olduğunu ve
Kıbrıslı Türklerin de silahlandığının
"gerçeğin yarısı olduğunu" kaydeden gazete özetle
şöyle devam etti:
"Kıbrıslı Rum
milliyetçiler bir değil en az 15 örgüt kurdular. Bu örgütlerden en az
6'sı önce Kıbrıslı Rumlara, 1963 itibarıyla da
Kıbrıslı Türklere yönelik şantaj ve cinayetler de dahil
olmak üzere çok ciddi terör faaliyetlerinde bulundu.
Bu örgütlerin tamamı, birbirinden
bağımsız olarak; mücadelelerinin hedefinin Enosis olduğunu
açıkladı. Bunların hiçbiri Kıbrıs Cumhuriyeti'ne
bağlılık belirtmedi, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
yalnızca; Enosis'e giden yolda bir istasyon olarak gördüler. Makarios'un
tutumu da buydu. Y. Papandreu'ya gönderdiği 1 Mart 1964 tarihli mektubunda
'Anlaşmalar'ın daimi rejim olacağına bir an bile
inanmadım' diye yazdı.
Aynı dönemde Yunan derin devleti
de Kıbrıs'a silah gönderdi. Yunan derin devletinin liderleri, daha
sonra diktatörler olan Dimitrios Yoanninis ve Georgios Papadopulos'tu.
Papadopulos, yasadışı örgütler kurmak ve onları
silahlandırmak amacıyla en az iki kez gizlice Kıbrıs'a
geldi. Papadopulos Yorgacis'le Akritas örgütü olarak bilinen Kıbrıslılar
Milli Örgütü'nü silahlandırmak konusunda, Yunan hükümetinden gizli bir
anlaşma yaptı. Papadopulos, Kıbrıs'a yaptığı
gizli ziyaretinde 1963'te silahlı kuvvetler komutanı olan Vasos
Lissaridis'le de temas etti. O zaman ELDİK'te (Yunan Alayı) görev yapan
Yoannidis, örgütün askeri yöneticisiydi. Örgütten bağımsız
hareket eden Nikos Sampson'un bölüklerini de silahlandırdı.
Makarios'un itirafı
Bütün bunlar bilimsel olarak
kanıtlanmış şeylerdir. Makarios da Y. Papandreu'ya
gönderdiği mektupta bunu itiraf etmiş ve şöyle demişti:
'Sayıları 5 bini
aşkın eğitimli üyesi bulunan güçlü bir örgütümüz var. ELDİK
kuvvetlerinin deneyimini kullanıyor ve Yunanistan'dan teçhizat ikmal
ediyoruz.'
OELMEK'in Kıbrıslı
Türklerin taksimi gündeme getirmek için 20 Aralık'ta
Kıbrıs'ın stratejik noktalarını ele geçirmeye
çalıştıkları iddiasına gelince... 21 Aralık
sabahı meydana gelen olaydan sonra 23 Aralık'ta çatışmalar
başladı. TMT çatışmaya neden olmak amacıyla inisiyatif
almadı. Çünkü Türkler; Kıbrıslı Rumların her şeyi
yapabilecek kadar dikkatsiz olduklarına inanıyorlardı.
"Yunan istihbaratı 1960'tan önce de
vardı"
Bilgi notlarından
öğrendiğimiz kadarıyla Yunan İstihbarat
Teşkilatı, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilanından önce
Kıbrıs'ta vardı. Makarios 26 Mayıs 1960'ta bölge
başkanlarını topladı ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni;
daha resmen ilan edilmeden önce şikâyet etmek amacıyla EOKA'yı
yeniden kurmaya çalıştı.
"Türkleri devlet organlarında tutmaya
değil kovmaya çalıştılar"
OELMEK'in 'tarihi gerçekleri'nin
4'üncü maddesi olan; Kıbrıslı Türklerin bir plan dahilinde
Kıbrıs Cumhuriyeti kurumlarından çekilmeleri de gerçeğin
tamamı değil. Kimse onları cumhuriyet kurumlarında tutmaya
çalışmadı. Aksine; korkuyla kaçmaya yönlendirdiler. Toplam 230
Kıbrıslı Türk -TMT savaşçısı değil,
sıradan vatandaş- yok oldu. Bugün çukurlarda olanlar
onlardır.1963-64 kayıplar listesine bir göz
atıldığında polis karakollarında, cezaevinde,
hastanede, kırsalda ve çeşitli yollarda kayboldukları görülür.
Malları da aynı akıbete uğradı. BM'nin
yaptığı ve Genel Sekreter'in (10 Eylül 1964 tarih, sayfa 5950,
paragraf 180) raporunda da kaydedilen araştırmaya göre; 103
Kıbrıs Türk köyü veya karma köyde 527 ev yıkıldı, 2
bini yağmalandı. O zaman kimse protesto etmedi, karşı da
çıkmadı..."
KIBRIS 26/01/09
Lüzinyanlardan beri
var olan bir köy: Taşpınar (Angolem)
Sonraları, Türkçe isimler verilirken
köylerimize, bu köyün adını da Taşpınar yaptık...
Kıbrıs'ta "havacılıkla" ilgili esprilere de konu
olan Angolem, nüfusunun çok büyük bölümü "köy dışında"
yaşam süren, tarihi Lüzinyanlara dayanan eski bir yerleşim yerimiz...
Espriler neler miydi? Sahi unutmadan
yazalım. Güya, bu köylü bir muzip mucit; kendi eliyle ve imkanlarıyla
bir uçak yapmış ve evinin balkonundan bu uçakla uçmaya!!!
çalışmış... O zamandan beri de "Angolem Hava
Yolları" Kıbrıslılar arasında geleneksel
şakalar arasında yerini almış...
85 yaşındaki bir tarih: Arif Salih
Aktoprak
Angolem ya da
Taşpınar'ı, bu köyde 44 yıl muhtarlık yapan ve son
dönemde bu görevinden ayrılan 85 yaşındaki Arif Salih Aktoprak
ile konuştuk... Ondan daha iyi kimse bilemezdi. Ondan daha iyi de kimse
anlatamazdı.
Aktoprak, "Babam da, dedem de,
onun babası da dedesi de hep buralıyız" diyerek söze
başlıyor... Kulakları az işitiyor, ama her şeyi çok
iyi hatırlıyor...
"Fransa'da Angolemi isimli bir
köy var" diyorum, düzeltiyor... "Fransa'nın Güney sahillerinde
bu isimde bir köy değil, kasaba var" diyor...
Angolem ismi, Fransız yani
Lüzinyan döneminden, bu kasabadan gelmiş olabilir mi?
Eski muhtar Aktoprak, "evet öyle
olabilir" diyor ve anlatmaya başlıyor:
Soyumuz Osmanlı, köyümüz Lüzinyan!
"Bizim soyumuz
Osmanlı'dır... Buralara Anadolu'dan geldik. Ama Angolem yıllar
önce Lüzinyanlar döneminde kuruldu. 1940'lı - 1950'li yıllarda,
Fransa'dan köyümüze bir mektup gelmişti. Bu mektupta, köyümüzdeki kilise
hakkında bilgi soruluyordu. Gençler bilmeyecek ama köyümüzde bir kilisenin
kalıntıları vardı o yıllarda. Hatta şu anda bile
o kilisenin bölgesine, Kilise Lakşası diyoruz... Ben gençken
kilisenin kalıntılarını hatırlıyorum. Sonra
düzeltildi oraları... Bahçe yapıldı, tarla yapıldı.
Şimdi o kiliseden eser yok... Ama demek ki Fransızlar, Lüzinyanlar
kendi yaptıkları kiliselerinin kaydını bir yerlerde
tutmuşlar ki, sonra sorup bilgi istediler."
Evet, Arif Salih Aktoprak'a göre
bugünkü Taşpınar'da "sadece hayvancılık yapanlar"
kaldı...
6 bin 600 dönüm toprak!
Köyün 6 bin 600 dönüm
toprağı var... Her ne kadar Taşpınar dışında
yaşıyor olsalar da, Taşpınarlı birçok kişi, bu
tarlaları arpa, buğday ve vigo ekiyor... Hatta, 6 bin 600 dönümün
dışında, Bostancı toprağından da kiralanıp
ekim yapılıyor.
Taşpınar'da sebze üretimi de
gerçekleştiriliyor. Su olan yerlerde yetişen sebzelerin ülkedeki en
lezzetli sebzeler olduğunu söylemek de yanlış olmaz... Köyde 250
- 300 dönüm narenciye de var.
Arif Salih Aktoprak, köyde 10 su
kuyusu bulunduğunu anlatıyor. Ayrıca köyün, yıllar önce
yapılmış ve "sıra kuyusu" denen iki tane de
tarihi kuyusu olduğunu hatırlatıyor.
Eskiden artezyen kuyuları yokken,
bu kuyular yapılıyordu. Artezyen olmadığı dönemlerde
sıra kuyuları kullanılıyor ve yerin şekline göre,
sıra sıra kuyularda biriken su, bir noktadan dışarıya
çıkarılıyordu.
Sıra kuyular hâlâ duruyor
Bu tarihi kuyulardan biri köyün
zenginlerinden Hacı Mulla'ya ait. Hacı Mulla İskaiyesi
deniyor... Bir de köylü 24 kişi tarafından yapılmış
olan var ki bu 24 kişiden biri de Arif Salih Aktoprak...
5 çocuğu ve yedi torunu bulunan;
eşi vefat ettiği için ve yeniden evlenen Arif Salih Aktoprak, köyün
nüfusunun şu anda 150 civarında olduğunu aktarıyor...
"Tüm gençler de kaçtı" diyor ve şakayla
karışık şunları anlatıyor:
"Gençlerin köyden
ayrılması en büyük sıkıntımız... En fakir aile
bile çocuğunu okuttu bu köyde. Hepsi üniversite bitirdi. Her üniversite
bitiren, kendisi gibi bir üniversiteli eş buldu ve köyden uzağa
yerleşti. Galiba okuttuk ve kabahat ettik..."
Köye işçi olarak yerleşen
Türkiye göçmenleri de var. Son zamanlarda gelmişler. Şu anda bu
işçilerin çocukları dışında köyde okula giden çocuk
hemen hemen yok gibi. Köyün çocukları Bostancı'daki merkez ilkokula
gidiyor... Tüm öğrenciler, işçilerin çocukları... Köyde bulunan
askeri birlik de canlılığın bir diğer önemli
parçası...
Devlet memurluğu daha cazip hale getirildi
Sohbet ettiğimiz bazı
köylüler de devlet memurluğunun köyde kalıp çiftçilik yapmaktan daha
cazip hale getirilmesini eleştirip, Taşpınar'ın en büyük
sorununun da bu olduğunu belirttiler.
"Devletin verdiği maaş,
tarladan gelenden fazla olursa, oluyorsa, herkes onu tercih edecekti, öyle de
yaptılar ve köyden herkes göç etti" diyen bir
Taşpınarlı, köyde şu anda iki büyük üreticinin çok faal
olduğunu ve bunların hem üretim hem de toptancılık
yaptıklarını anlattı...
Evet Taşpınar... Çok
sayıda ve terkedilmiş ev bakımsız durumda... Köyde,
atıl durumda çok miktarda otomobil ve traktör de dikkat çekiyor... Hatta
köyün ortasındaki bir meydan adeta otomobil mezarlığı gibi
duruyor...
Trodos Dağları'nın
Güzelyurt ovası ile kesiştiği bir noktada, verimli
toprakları ile Taşpınar yine de dimdik ayakta... Güney'inde Rum
kesimi var. Hemen üst başında Kakopetriya ve Solya Vadisi... Kuzeyde
Doğancı köyü... Doğusunda ise Bostancı...
Hâlâ eski Kıbrıs köyü; eski
Kıbrıs kerpiç duvarları ve tahta kapıları az da olsa
görmek isteyenler; yolunuzu bu köye de bir uğratın diyoruz...
KIBRIS 26/01/09
NTV-MSNBC
Güncelleme: 08:51 TSİ 27 Ocak 2009 Salı
LEFKOŞA
- Rum Radyosunun haberine göre, bu sabah başkanlık sarayında
olaya ilişkin bir toplantı düzenlendi ve Başsavcı Petros
Kliridis, Olgaçın sözlerini incelemekle görevlendirildi.
Katıldığı bir programda, 10 Rum öldürdüm diyen Olgaç daha
sonra senaryo olduğunu söyleyerek anlattıklarını
yalanlamıştı.
Görgü tanıkları da Olgaçın askerliği döneminde
eline silah almadığını, kantinde görev
yaptığını söylüyor.
Olgaçın özellikle bir Rum esiri öldürdüğünü söylemesi, savaş
suçu işlediği şeklinde yorumlanmıştı.
Kıbrıs
Barack Obama için öncelikli konu
ABD Dışişleri
Bakanlığı sözcülerinden Robert Wood, ABD'nin yeni
Başkanı Barack Obama ve Dışişleri Bakanı Hillary
Clinton'ın öncelikli konularından birinin Kıbrıs
olacağını söyledi.
Wood, düzenlediği günlük basın
toplantısında, Kıbrıs konusuna yeni yönetimin
yaklaşımına ilişkin bir soruya "Kesinlikle umutluyuz
ve iki taraf arasında bir anlaşmaya ulaşılabileceğini
umuyoruz. Ancak bunun ötesinde daha fazla söyleyebileceğim bir şey
yok" yanıtı verdi.
Clinton'ın, Kıbrıs konusunu "öncelikli" konular
arasında görüp görmediği yönündeki soruya karşılık
Wood, "Elbette. ABD Dışişleri Bakanı için bu öncelikli
bir konu. ABD Başkanı Barack Obama için de öncelikli konu.
Kıbrıs, uluslararası toplum için öncelikli bir konu"
yanıtını verdi.
Bir gazetecinin, Hillary Clinton'ın öncelik verdiği konular
arasında birçok bölgenin sayıldığını
hatırlatması ve "hangisi daha öncelikli?" sorusunu
yöneltmesi üzerine Wood, ABD Dışişleri Bakanı'nın, bir
dizi konuya eğilmek durumunda olduğu
karşılığını verdi.
CNN TURK 27/01/08
SEFA KARAHASAN Lefkoşa


Kıbrıs Rum Kesimi, 1974'te Barış Harekatı
sırasında biri esir 10 Rum'u öldürdüğünü söyleyen ancak daha
sonra anlattıklarının senaryo olduğunu ifade eden tiyatrocu
Atilla Olgaç hakkında uluslararası tutuklama emri çıkarmaya
hazırlanıyor.
32
Türk katledildi
Bu arada Oxford Üniversitesi eski tarih profesörü Rum akademisyen Ronaldos
Kaçaunis de Rumlar tarafından Kıbrıslı Türklere
karşı 1963te başlatılan silahlı eylemlerde
Gazimağusada 32 Kıbrıslı Türkün katledildiğini
söyledi. Kaçaunis, Onları bir yere götürdüler ve öldürdüler. Sonra da
toplu mezarlara gömdüler dedi.
Kıbrıs Rum Yömnetimi Lideri Dimitris Hristofyasa
yakınlığıyla tanınan Haravgi gazetesine konuşan
Kaçaunis, yaşadıklarını şöyle anlattı: 3 Yunan
subayın ve Lefkoşa Polis Müdürünün oğlunun da bulunduğu
bir otomobil kentin Türk bölgesine girdi. Türkler onları durdurup
ateş etti ve yalnız bir tanesi sağ döndü. Ertesi günü bir grup
Kıbrıslı Rum, Rum bölgesindeki bankalarda, dükkanlarda
çalışan Kıbrıslı Türkleri tutukladı. Tümü sivil
ve bir önceki gün meydana gelen olayla ilgileri olmayan 32
Kıbrıslı Türktü. Onları bir yere götürüp öldürdüler. Daha sonra
da toplu mezara gömdüler.
MILLIYET 27/01/09
Yalan
söylemişse dahi yargılanmalı
27 Ocak Salı 2009 MILLIYET MEHMET ALI BIRAND
Bu yazıyı yazmamak için günlerdir bekliyorum.
Savcıların harekete geçmelerini ve bu adamı
ensesinden yakalayıp mahkemeye sevketmek üzere soruşturma
başlatmalarını bekliyorum.
Ermenilerden özür dileyenleri 301 inci maddeden inceleme
altına alanlar var ya... Kürtçe kutlama mesajı yolladı diye,
insanların cezalandırılması için çırpınanlar var
ya...İşte onların hareketlenmelerini bekliyorum.
Atilla Olgaç adlı tiyatro
oyuncusunun, Kanaltürkte yayınlanan Orada Neler
oluyor adlı programda, büyük bir kahramanlık
yapmış edasıyla, Kıbrıs harekatı
sırasında, esir aldıkları bir Rum gencini , hakaret
ettiğinden dolayı oracıkta kafasından vurduğunu, savaş
sırasında ayrıca 10 kişi öldürdüğünü söyledi.
Şimdilerde vatan adına onu bunu öldürmek ve ardından da övünme
modası var ya ...Beyefendi de Kurtlar Vadisinde Kılıç
karakteri de bu modaya uygun ya...Atilla Olgaç nasıl bir
Türk kahramanı olduğunu anlattı.
Esir alınan bir insanı öldürmenin suç
sayıldığını, bundan dolayı insanların
yargılandıklarını, üstüne üslük bu suçlar
İnsanlığa Karşı Suç niteliğinde sayıldığından
dolayı, zaman aşımının da işlemediğini
herhalde bilmiyor olacak ki, övünerek cinayetini açıkladı.
Tabii böylesine bir itiraf hem Rumları, hemde
Yunanlıları ayağa kaldırdı.
Ayağa kalkmakta da çok haklılar.
Ben de onların yerinde olsam aynını yapardım.
Zira yıllardan beri, Rumlar savaş sırasında ortadan
kaybolan yüzlerce Rum gencini arıyorlar. Bu insanların Türk askeri
tarafından gizlice Türkiyede veya Adanın kuzeyindeki bir yerde
öldürülüp gömüldüğünü iddia ediyorlar. Türkiye de bunu yıllardır
yalanlıyor, ancak Uluslararası suçlamadan ve sürekli denetlemelerden
kurtulamıyordu.
Atilla Olgaç, ilk defa kendi
ağzıyla kayıp rumlar için örnek gösterilebilecek bir cinayeti
açıklayınca, eski iddialar yeniden alevlendi
Anlayacağınız, bu zat farkına varmadan
müthiş bir pandora kutusunun kapağını açmış oldu.
Tabii, kıyametler kopunca da, korkup Söylediklerimin gerçekle
ilgisi yok, senaryo diye bir açıklama yaptı.
Savaşın kötülüklerini anlatabilmek için böyle birşey
uydurmuş!
Tabii kimseyi inandıramadı. Ortaya çıkıp
Bunu tamamen reklamımı yapabilmek, dikkatleri çekmek için
yaptım dese, daha inandırıcı olurdu.
SAVCILAR, BU ZATI GÖRMEZDEN Mİ GELECEKLER ?
Bu olayın yenir yutulur hiçbir yanı yoktur.
Savcıların harekete geçmeleri ve Atilla Olgaçı
insanlığa karşı suç işlemekten yargılanmak üzere
mahkemeye taşımaları gerekir. Adam kendi ağzıyla,
cinayetini itiraf etmiştir. Ben öyle demek istemedim
yollu teviller geçerli olamaz.
Eğer gerçekten ,sırf kendi reklamı için yalan
söylediyse de mahkeme edilmelidir.
Bu iş çocuk oyuncağı değildir. Her önüne
gelen, Uluslararası alanda bu ülkenin başını derde sokacak
abuk sabuk laflar edemez.
Ermenilerden Özür dileyenleri, 301 inci maddeden, Türklüğe
hakaret ettikleri için soruşturmaya alan savcılar bu manzarayı
seyretmekle mi yetinecekler ?
Eğer Türklüğe hakaret konusunda bu kadar
duyarlıysak, asıl bu adamın söyledikleri ya başlı
başına suçtur ve cezalanmalı, eğer söyledikleri yalansa da,
yine cezalanmalıdır. Zira bu yaptığı asıl
Türklüğe hakaret suçudur.
*
*
*
YAHUDİ HOYRATLIĞININ FATURASI ÖNÜMÜZE
GELDİ...
Bu köşede defalarca yazdım.
Başbakanın, İsraili eleştirme adına,
İsrail ile Yahudileri birbirine karıştırıp, ardı
ardına verdiği demeçlerin faturası sonunda önümüze geldi.
Şimdi ayıkla pirincin taşını.
En güçlü yahudi lobisinin yazdığı mektup Ankaraya
vardı. Gazetelerde ardı ardına yazılar çıkmaya
başladı.Türk yahudileri son derece rahatsız oldular ve bu
rahatsızlıklarını etrafa yaydılar. Yahudi finans
çevrelerindeki homurtular duyulur oldu.
İsrail, Başbakanın yaklaşımını
henüz büyük sorun yapmadı. Aksine, anlayışla
karşıladığının işaretlerini verdi. Tabii
aynı kampanya sürdürülürse, onların da tutumlarının
değişeceği besbelli.
İşin bu noktaya gelmesinde, Başbakanın
dikkatsizliği ve yahudilik konusundaki hoyratça kullandığı
sözlerin, bazı aşırı dinci guruplar tarafından
kullanılması oldu. Türk yahudilerine tehditler savurdular. Yeşil
bayraklar açıp gösteriler yaptılar.
Hükümet sadece seyretmekle yetindi.
Şimdi, Cumhurbaşkanı Gülden,
hükümet sözcüsü Cemil Çiçeke kadar herkes özürler diliyor,
Türk yahudilerine güvenceler veriyorlar.
Ancak çok geç...
Güven denilen duygu böyledir.
Hiç hoyratlık kaldırmaz. Bir defa bozuldu mu, kolay
kolay aynı dereceye çıkmaz. Çok daha fazla çaba harcamanız,
kendinizi çok daha fazla ispatlamanız gerekir.
Başbakanın kırıp döken üslubunun diğer
bir kurbanı da Filistin Cumhurbaşkanı Abbas oldu.
Kırılan vazoyu tamir, yine Cumhurbaşkanına
kaldı. Hamasın gözüne girmek mi, yoksa bölgede Hamas
ile diyalog kurabilen tek ülke konumunu devam ettirebilmek için midir,
bilemiyorum.
Ancak artık dikkat etme zamanı geldi.
Başbakanın
Orta Doğudaki anlaşmazlıklara müdahelesini olumlu
karşılayan ve alkışlayan bir insanım. Bunun
yanında, Başbakanın artık konuşmalarına daha
fazla dikkat etmesi ve kırıp dökmeyi bırakması zamanı
geldiğine de inanıyorum.
Bir katliam
itirafı da Rum tarafından geldi
26/01/2009 RADIKAL
Rum Haravgi gazetesine konuşan profesör Ronaldos Kaçaunis: 12 yaşında Magosa'da 32 Türk'ün öldürülüp toplu mezara gömüldüğünü gördüm
LEFKOŞA - Oxford Üniversitesi'nde eskiden tarih profesörü olan Rum Ronaldos Kaçaunis, 12 yaşındayken Magosada yaşadığı ve Rumların 32 Türkü öldürdüğü katliamı anlattı.
Hürriyet gazetesinin haberine göre tiyatro oyuncusu Atilla Olgaçın 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında 10 Kıbrıslı Rumu öldürdüğünü söylemesi ve ardından bu açıklamasının "senaryo" olduğunu itiraf etmesi tartışılırken, Oxford Üniversitesi eski tarih profesörü Rum Ronaldos Kaçaunis, Rum Haravgi gazetesine, 12 yaşındayken Magosada yaşadığı ve Rumların 32 Türkü öldürdüğü katliamı anlattı.
Kaçaunis şu ifadeleri kullandı: "Üç Yunan subayın aracına yapılan saldırının intikamını almak isteyen bir grup, Rum bölgesindeki bankalar ve dükkanlardan Türkleri topladı. Onları kapalı araçlara doldurup kent dışında bir köyde ateşli silahlarla öldürdüler ve toplu mezara gömdüler. Bu olayın çok sayıda şahidi vardı. Ama herşeyi bilen Magosa polisi sustu. O günkü şartlar altında olay bırakıldı. Mezarlar bulunamadı, suçluların kimlikleri belirlenmedi, yargılanmadılar. Bu katliam tartışılmadı bile."
Hedef 18 milyon Sterlin
Talat mülkiyeti
görüşmeye giderken, hükümet Rum arsalarını satışa
çıkardı
Görüşme yarın, satış Cuma
günü... Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sürdürülen
kapsamlı müzakerelerde en kritik aşamaya gelindi. İki lider
yarından itibaren mülkiyet sorununu görüşmeye başlayacak.
Hükümet, böylesi kritik bir aşamada, çok sayıda Rum mülkünü Bakanlar
Kurulu kararıyla satışa çıkardı.
30 Ocak Cuma günü sona erecek ihale ile
satıştan 18 milyon Sterlin sağlanması hedefleniyor...
Akçiçek Tavuk çiftliği de var... İhale
yoluyla satılacak mülkler arasında 2 milyon 972 bin 396 Dolar
(Yaklaşık 2 milyon 161 bin Sterlin) değer biçilen 253 dönüm 2
evlek arazi üzerine kurulu Akçiçek Tavuk Çiftliği de var. Satış
listesinde yer alan mülklerin büyük bir bölümü Girne'ye bağlı köyler
ile Mağusa ve Yeni Erenköy'de bulunuyor. Ozanköy'de bulunan bir mülk için
2 milyon 880 bin Sterlin talep ediliyor...
Karar 2008'de alınmıştı...
Bakanlar Kurulu'nun 23 Temmuz 2008'de almış olduğu, devletin
kontrolündeki Rum mülkleriyle ilgili satış kararının,
bugüne kadar bekletilmesi ve kritik mülkiyet zirvesine saatler kala uygulamaya
konması, bazı kuşkuları da beraberinde getirdi. Özellikle
satış duyurusu ile ihale süresi arasında çok kısa bir
sürenin olması, kuşkuların daha da artmasına yol
açtı...
Gözde SÜREÇ
KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, yarından itibaren, Kıbrıs sorununun en
kritik başlığını oluşturan mülkiyet konusunu
görüşmeye başlıyor. Hristofyas, daha ilk toplantıda
Talat'ın önüne 80 sayfalık bir dosya koymayı planlarken, KKTC
Bakanlar Kurulu kararıyla Kuzey Kıbrıs'ın çeşitli
yerlerinde bulunan bazı Rum mülklerinin satışa
çıkarılması 'baş ağrıtacak' bir uygulama olarak
nitelendirildi.
Hükümetin, 23 Temmuz 2008'de
alınan satış kararını, bugüne kadar bekletmesi ve
kritik mülkiyet zirvesine saatler kala uygulamaya koyması, bazı
kuşkuları da beraberinde getirdi. Seçim yasakları dikkate
alınarak ihale için çok kısa bir süre verilirken, ilgilenenlerin en
geç 30 Ocak Cuma günü başvuru yapmaları istendi. Satışa
çıkarılan tüm mülkler için yaklaşık 18 milyon 359 bin
Sterlin tutarında bir gelir hedefleniyor.
Satışa
çıkarılan mülkler arasında 2 milyon 972 bin 396 Dolar
(Yaklaşık 2 milyon 161 bin Sterlin) değer biçilen 253 dönüm 2
evlek arazi üzerine kurulu Akçiçek Tavuk Çiftliği de var. İhalede yer
alan değerli mülklerden biri Ozanköy'de diğeri ise Mersinlik'te
bulunuyor. Ozanköy'deki mülke 2 milyon 880 bin Sterlin değer biçilirken,
Mersinlik'teki mülkün taban fiyatı 1 milyon Sterlin olarak belirlendi.
Satışa sunulan mülklerin büyük bir bölümü Girne'ye bağlı
köyler, Mağusa ve Yeni Erenköy'de bulunuyor.
Nerede ne satılıyor?
KIBRIS'ın yaptığı
araştırmaya göre devlet tarafından satışa
çıkarılan Rum mülklerinin büyük bir kısmı Girne'ye
bağlı, Ozanköy, Çatalköy, Bahçeli, Lapta ve Alsancak'ta bulunurken,
Yeni Erenköy ve Güzelyurt'ta da satışa çıkarılan birçok
mülk var. Ozanköy'de bulunan bir mülkün satışa fiyatı 2 milyon
880 bin Sterlin olarak belirlenirken, Lapta'da başka bir mülke 478 bin
Sterlin değer biçildi. Bahçeli köyünde bulunan başka bir mülk için
245 bin Sterlin taban fiyatı belirlenirken, Alsancak'taki
taşınmaz bir malın fiyatı 362 bin Sterlin olarak
açıklandı.
Mağusa, Yeni Erenköy ve
Mersinlik'de bulunan birçok değerli mülk de 30 Ocak'ta yapılacak
satış listesinde yer alıyor. Mersinlik'teki bir mülk için 1
milyon Sterlin, Mağusa Tuzla'da bulunan bir mülk için 698 bin Sterlin yine
aynı yerdeki başka bir mülk içinse 900 bin Sterlin taban fiyat
belirlendi. Tatlısu'da bulunan bir mülkün taban fiyatı ise 480 bin
Sterlin.
Satılacak Rum malları
arasında Şirinevler'de bulunan Akçiçek Tavuk Çiftliği en dikkat
çekici olanı. Barış Harekâtı öncesinde ve sonrasındaki
ilk yıllarda ülkenin civciv ihtiyacının önemli bir bölümü bu
çiftlikten karşılanıyordu. İhmal yüzünden önemini yitiren
ve kendi kaderine terk edilen çiftlik büyük ölçüde yıkılmış
olmakla birlikte, kapladığı 253 dönümlük alan, paha biçilmeyecek
değerde muhteşem bir manzaraya sahip.
İhalenin, hükümet tarafından
belirlenen taban fiyatla sonuçlanması durumunda bu şahane arazinin
dönümü 12 bin doların altında satılmış olacak.
BİR ZAMANLAR EN GÖZDE ÇİFTLİKTİ
Akçiçek Tavuk Çiftliği'nin
geçmişteki faaliyetleriyle ilgili olarak Tarım
Bakanlığı Müsteşarı Hasan Kestigül'ün görüşlerine
başvurduk. Kestigül, Rumlardan kalan çiftliğin 1974'ten sonra
Tarım Bakanlığı kontrolünde civciv elde edilen modern bir
tesis olarak kullanıldığını söyledi. Kestigül, tesisin
o yıllarda Kuzey Kıbrıs'ın et ve yumurta civcivi
ihtiyacını karşıladığını, 1986
yılına kadar Türkiye Cumhuriyeti Kalkınma Vakfı'na civciv
satıldığını söyledi. 1996 yılından sonra
Kuzey Kıbrıs'ta tavukçulukta özel sektörün gelişmesine paralel
olarak devletin önce kasaplık piliç sonra da damızlık civciv
üretim piyasasından çıktığını ifade eden
Kestigül, bu tarihin ardından tesisin Devlet Emlak Malzeme Dairesi'ne
devredildiğini ve ihale yoluyla yerli bir firmaya kiralandığını
anlattı. Kestigül, söz konusu firmanın da işletmeden vazgeçmesi
üzerine, çiftliğin Devlet Emlak Malzeme Dairesi kontrolünde ihaleye
yoluyla satışa çıkarıldığını söyledi.
KIBRIS
27/01/09
Talat: En zor başlık olan mülkiyete gelindi
KKTC lideri, zemin
olarak BM ilkeler manzumesini önerdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında sürdürülen müzakere
sürecinde, sıra en zor başlık olan mülkiyet konusuna geldi.
İki lider, yarın
yapacakları görüşmede bu son derece önemli konuyu ele almaya
başlayacak.
Cumhurbaşkanı Talat, bu
konuda temel ve zemin olarak Birleşmiş Milletler ilkeler manzumesinin
alınabileceğini söyledi.
Talat'a göre, müzakerelerde mülkiyet
konusunu bu çerçevede ele alıp değerlendirmelerini yaparak uygun bir
sonuca ulaştırabilecekler.
Cumhurbaşkanı, bundan
sonraki konuların da son derece önemli olduğunu, ancak en önemli iki
konu olan "Yönetim ve Güç Paylaşımı" ile
"Mülkiyet" konuları tamamlandıktan sonra çözüm
imkanlarının ve çözümün ne kadar yakın olduğunun
görüleceğini kaydetti.
Rum tarafının önerileri gerçekçi
değil
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
dün Lefkoşa Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) yer alan "KKTC ve
GAP" konulu panelin açılışında yaptığı
konuşmada Kıbrıs müzakerelerine değindi.
Talat, "Kıbrıs
sorununda önemli bir müzakere başlığı olan 'Yönetim ve Güç
Paylaşımı' başlığını
kapattıklarını", birçok noktasında yakınlaşma
sağladıklarını, ama yakınlaşma
sağlayamadıkları noktalar da bulunduğunu ifade ederek,
"Ancak bunların, benim değerlendirmem, gerçekçi önerilerle
açılabileceği yönündedir" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum
tarafından gelen öneriler gerçekçi olmadığı için bu
ayrılık ve anlaşmazlık noktalarının ortaya
çıktığını, fakat bu öneriler ile düşüncelerin
gerçekçi önerilere dönüşmesi ve 45 yıllık müzakere sürecinin
parametrelerine dayalı hale getirilmesi durumunda bu konuda ciddi bir
ilerleme sağlamanın mümkün olabileceğini söyledi.
Sorun, mülkiyet nedeniyle başlamadı
"Yönetim ve Güç
Paylaşımı" başlığının aslında
"Kıbrıs sorununun anası" olduğuna vurgu yapan
Talat, şöyle devam etti:
"Kıbrıs sorunu ondan
başlar. Kıbrıs sorunu, mülkiyet nedeniyle başlamadı ya
da garantiler, güvenlik düzenlemeleri nedeniyle başlamadı.
Kıbrıs sorunu, tamamen yönetim ve güç paylaşımı
sorunları nedeniyle başladı. 1963'te ve o günden bugüne bu sorun
hala devam ediyor. Dolayısıyla, bu bölümün yani 'yönetim ve güç
paylaşımı' bölümünün çeşitli çatışmalarla, çeşitli
ortak veya ayrılık noktalarıyla kapanması bekleniyor.
Dolayısıyla beklenenin dışında bir gelişme
olmadı. Kötü bir gelişme olmadı bu dönemde kısacası.
Zor başlık... Doğrudur
Cumhurbaşkanı Talat, bundan
sonra önlerinde önemli başlıklar bulunduğunu, ancak en zor
başlık olan "mülkiyet" konusunun şu anda gündeme geldiğini
belirterek, şöyle devam etti:
"Zor başlık.
Doğrudur. Çünkü 45 yılda ülkede iki tanede mülkiyet rejimi
yaratıldı. Kaçınılmaz oldu. Bir tane Güney'de bir tane
Kuzey'de. Güney'dekinin kendi sorunları, var Kuzey'dekinin kendi
sorunları var. Biz tabiatıyla uluslararası hukuk
açısından olaya yaklaşıyoruz ve uluslararası hukuk
açısından olaya baktığımızda mülkiyet sorununun
çözümünün 45 yıllık Kıbrıs sorunu sürecinde önemli bir
başlık olarak özel bir yere sahip olacağını
düşünüyorum.
Temel ilkeler, akıllarına geldiği
gibi değil
Bazı temel ilkeler
Birleşmiş Milletler tarafından belirlenmiştir. Tabii
akıllarına geldiği gibi değil elbette. Uzun yıllar
devam eden müzakereler, uluslararası deneyimler, tartışmalar ve
değerlendirmeler sonucu olarak bu parametreler belirlenmiştir ve
bunlar da birçok anlaşma planında, birçok planda gündeme
getirilmiştir, değerlendirilmiş ve
tartışılmıştır.
Uygun bir sonuca ulaştırabiliriz
Dolayısıyla önümüzde temel
alabileceğimiz, zemin alabileceğimiz bir Birleşmiş Milletler
ilkeler manzumesi vardır. O çerçevede bu konuyu ele alıp
değerlendirmelerimizi yapıp umarım ki uygun bir sonuca
ulaştırabileceğiz.
Bundan sonraki konularımız
da tabii ki son derece önemli, ama sanıyorum en önemli iki konuyu,
mülkiyet konusunu tamamladıktan sonra aşmış
olacağız. O zaman belki daha fazla çözüm imkanları, çözümün ne
kadar yakın olduğu görülmüş olacaktır."
2009 hedefimiz değişmedi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, son zamanlarda çözümün 2009 yılı içerisinde
olacağının birçok çevre tarafından tekrarlanmaya
başlandığını ifade ederek, kendilerinin
başlangıçtaki hedeflerinin; "2008 yılı sonu
çözüm" olduğunu, ancak bunun yetişmeyeceği
anlaşılınca haziran ayındaki Avrupa Parlamentosu
seçimlerine kadar Kıbrıs sorununu çözebilecekleri ümidini ortaya
koyduklarını kaydetti.
Talat, bu hedeflerinin tabii ki
değişmediğine, ancak hedeflerin tek yanlı
belirlenemeyeceğine vurgu yaparak, şöyle devam etti:
"Çünkü hala bir müzakere takvimi
ortaya koymadığımıza göre söylediklerimiz ancak tahminden
ibarettir veya bizim hedeflerimizden ibarettir. Dolayısıyla biz
gerçekten Haziran'a, Avrupa Parlamentosu seçimlerine kadar Kıbrıs
sorununu çözmeyi hedeflemeye devam edeceğiz.
Eğer bu konuda olumlu
işbirliğini görürsek, bunun için elimizden gelen her çabayı
ortaya koyacağız ve Kıbrıs sorununu artık
bitireceğiz.
Hedeflerimiz bunlar,
çabalarımız bunlar. Kıbrıs sorununun bitmesiyle
Kıbrıslı Türkler uluslararası alanda ciddi bir oyuncu
haline gelecektir; uluslararası alanda Avrupa Birliği'ne üye bir
Kıbrıs, Birleşik Kıbrıs'ın, Birleşik
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin eşit parçası olarak Avrupa
Birliği'nde ve o yolla diğer uluslararası alanlarda rol
oynayabilecekler.
Bugüne kadar sürmüş olan ve halen
sürmekte olan izolasyon ve insanlık dışı ambargolar ortadan
kalkacak.
Bunlar tabii ki
Kıbrıslı Türkleri rahatlatıp özgürleştirirken,
aynı zamanda ülkeye de önemli şeyler katacak. Yani Kıbrıs'a
da önemli şeyler katacak; Kıbrıs'ın bir barış ve
istikrar adası olmasını sağlayacak.
Bununla da yetinmeyecek, bunun
Türkiye'ye, Türkiye'nin uluslararası ilişkilerinde
karşılaştığı sorunlara ve Türkiye'nin Yunanistan
ile ilişkilerine çok önemli katkıları bulunacak.
Bütün gayretimizi ortaya koymalıyız
Dolayısıyla Kıbrıs
sorununun çözümü aslında bölgede çok ciddi bir ihtiyaçtır ve bu
ihtiyacı doğru tespit edip Kıbrıs sorunuyla ilgili
elimizden gelen bütün gayreti ortaya koymalıyız.
Biz, bunu yapıyoruz. Eğer
bunun karşılığını alırsak, yani
Kıbrıs Rum tarafının da aynı yaklaşımı
sergilemesini görebilirsek, o sağlanırsa, ben Kıbrıs
sorununun çözülmemesi için bir neden görmüyorum.
Bu anlayışla biz yolumuza
devam ediyoruz, çalışmalarımızı sürdürüyoruz."
KIBRIS
27/01/09
Olgac should face trial
either way
By
Alexia Saoulli
THE
ATTORNEY-generals office was yesterday investigating how best to proceed,
following a Turkish actors confession that he had shot and killed an unarmed
19-year-old Greek Cypriot prisoner of war in 1974.
The legal aspects of Attila Olgacs horrific admission on live television, which
he later retracted on the grounds that hed made the whole thing up, was also
discussed at length at an emergency meeting at the presidential palace under
Presidential Commissioner George Iacovou.
The meeting was attended by the Greek Cypriot representative of the Committee
for Missing Persons (CMP) and representatives from the Foreign Ministry and the
Committee of Relatives of Missing Persons and Undeclared Prisoners of War.
Iacovou said the AG had the final say on the legality of the issue.
We want the issue to be investigated further and if there are the legal means
to promote the issue of the missing for the good of their relatives. This was
always the effort; to see if we can determine their fate and we believe that
this information provides just that, he said.
The issue will be discussed in parliament on Wednesday.
We will see what legal steps we can take to promote the issue of the missing,
the AG added.
It is the first direct admission that he himself killed soldiers, Petros
Clerides reiterated.
There is a lot of evidence that pointed towards this. This particular
information of Attilas will now be examined in the context of all testimonies
and evidence related to this issue, he said.
The AG said it was still too early to specify what the governments next move
would be.
Government spokesman Stefanos Stefanou said the government had every intention
of examining the issue responsibly and seriously, and to the best advantage of
the missing.
He was responding to repeated criticisms from opposition parties that the
government had made little noise over the issue and looked set on failing to
utilise the information.
One such critic was DISY deputy Ionas Nicolaou, who said allowing the
confession to go unpunished would be a political mistake.
Nicolaou said Turkey recognised the unfavourable position it had been put in
thanks to Olgacs confession and every possible means should be examined to
ensure Turkey was held accountable for war crimes committed under its orders in
1974.
But Stefanou said yesterdays meeting had been called precisely because it
wanted to examine all possible angles.
The government had not made a lot of statements on the matter because it was a
sensitive issue and we dont want a lot of statements to make the issue harder
or to possibly harm or limit whatever possibilities there might be to utilise
the whole issue for the good of Cyprus and the missing, he said.
Stefanou added that it was a given that war crimes had been committed in Cyprus
during 1974 and that the government was taking the Olgac issue very seriously.
What concerns the Cyprus Republic first of all is determining the truth and
second of all giving the relatives of the missing a satisfactory answer about
where their beloved were lost, he said.
Last Thursday Olgac confessed to shooting a POW in the forehead after his
Turkish army commander ordered the killing. The confession was made live during
a morning talk show.
The first person that I killed was a 19-year-old soldier who was taken prisoner.
When I aimed my gun at his face, he spat on my face. I shot him in the
forehead. He died. Later on, I killed nine more people during clashes, he
said.
Twenty-four hours later Olgac retracted his confession, claiming to have made
the whole thing up.
Olgac should face trial either way
By Alexia Saoulli
TURKISH national paper, Hurriyet, yesterday said Olgac claimed hed made the
whole thing up to draw attention to the savagery of war.
I did not anticipate the issue becoming such a big deal and I apologise,
Olgac told the daily.
This story has been in my head for 30 years. I wanted to make a movie like
Saving Private Ryan and I have been working on this scenario for a long time. I
told this imagined scenario on television as if it was real, he said.
Olgac said his intention had been to shock people. He added that he had not
even partaken in armed conflict during the invasion.
Speaking to Sigma television, the actor even swore on the Koran that he had
made the whole thing up.
Like many others, Archbishop Chrysostomos expressed the conviction that Olgac
had been pressured into retracting his confession following strong reactions
from Cyprus, Greece and Turkey.
The Church leader said he hadnt heard the actors televised confession but even
if I had heard it, I personally believe that yes, he is guilty.
A Hurriyet columnist said that Olgac should face prosecution whether his
confession was fictitious or not. If it was true, then he should be prosecuted
for war crimes along with all the commanders whod turned a blind eye, the
paper said. If it was a lie, then he should be prosecuted for insulting
Turkishness, it said.
Quoting a former European Court of Human Rights judge, Milliyet newspaper said
Turkey risked the Greek Cypriot side filing an application with the court which
could be accepted. So as to avoid being put in a difficult position Turkey
should act on the information and conduct an investigation of its own first,
the judge said.
CYPRUS
MAIL 27/01/09
NTV
Güncelleme: 13:50 TSİ 28 Ocak 2009 Çarşamba
LEFKOŞA
- Kıbrıs sorununun temelini oluşturan mülkiyet
başlığında taraflar temel ilkeleri görüştü ve
önerilerini sundu. Gelecek Çarşamba yapılacak toplantıda, bu
önerilere verilen karşılıklar üzerinden gidilecek. Ancak,
mülkiyet konusunda derin görüş ayrılıkları var.
Türk tarafı, mülkiyet konusunun bağımsız bir
komisyon tarafından sonuçlandırılmasını istiyor.
Rumlar ise, bunun bireysel bir mesele olduğunu ve kararı mal
sahiplerinin vermesi gerektiğini dile getiriyor.
Rum tarafı, neredeyse Kuzey Kıbrıs nüfusuna denk gelen 200 bin
Rum göçmenin tümüne, Kuzeydeki mülklerine geri dönebilme hakkı
tanınmasını talep ediyor.
NTV
Güncelleme: 12:45 TSİ 28 Ocak 2009 Çarşamba
İSTANBUL
- Bakırköy Cumhuriyet Savcısı Ali Çakır, sinema ve tiyatro
oyuncusu Atilla Olgaç hakkında Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesine
göre soruşturma açtı. Oyuncunun adresinin tespitine çalışan
savcılık, Atilla Olgaçın sözleri ile ilgili ifadesini alacak.
Cumhuriyet savcısı Çakır, soruşturma sonrası
oyuncu Olgaçı suçlu bulursa, dosya Adalet Bakanlığı
Uluslararası Hukuk Genel Müdürlüğü aracılığıyla
Cenevre Savaş Suçları Mahkemesine gönderilecek.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 23:04 TSİ 27 Ocak 2009 Salı
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum Yönetimi hükümetinin sözcüsü Stephanos Stephanou bugün
bir basın toplantısında yaptığı açıklamada,
Kayıp kişiler konusunun Strasbourgdaki Avrupa Konseyinin daimi
üyelerine ve aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
taşınmasına karar verilmiştir. dedi.
Rum
Yönetimi Türkiyeyi Kıbrısta savaş suçuı işlemekle
itham ediyor.
Bu kararın, tiyatrocu Atilla Olgaçın aralarında 19
yaşındaki bir esirin de bulunduğu 10 Rumu öldürdüğüne dair
açıklamasının ardından gelmesi dikkat çekti.
NTV Lefkoşa muhabiri Selim Sayarıya göre, Rumlar tiyatrocu
Olgaçın açıklamalarını siyasi koza dönüştürmüş
durumda ve her ne kadar Olgaç ifadelerini sonradan yalanlansa da, Rumlar bu
durumu AİHMde de avantaj olarak kullanacak.
"Vatandaşın
mülkiyet hakkını savunacağız"
Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bugün ele almaya başlayacakları
"mülkiyet" başlığında, "vatandaşın
mülkiyet hakkını ve ilkeleri savunacaklarını" söyledi.
Rum basınına göre Hristofyas dün,
basının "mülkiyet" konusuyla ilgili görüşmeye hangi ön
koşullarda gideceği sorusu üzerine, "iyi ön koşullarla
görüşmeye gideceğini" ifade etti.
Hristofyas, "bunun yanında her vatandaşın mülkiyet
hakkını ve mülkünü nasıl değerlendirmeyi tercih etme
ilkelerini savunacaklarını" kaydetti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın sürekli olarak
"mülkiyet" konusunun müzakeresinin çok zor olacağını
söylediğini belirten Hristofyas, "Bu konunun göçmenlerin dönüş
hakkı ve ayrıca Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarıyla da
bağlantılı olduğunu" savundu.
"Kolay olmayan günler..."
Rum lider, "Sanırım kolay olmayan günlerden geçeceğiz ancak
biz tam hazırız" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat'ın haziran-temmuz ayına kadar
Kıbrıs sorununun çözümlenmesinin mümkün olduğu yönündeki
açıklamasının hatırlatılması üzerine ise
Hristofyas, "Temennilerle çözümlerin olmayacağını, niyet ve
adalete bağlılığa gereksinim olduğunu" söyledi.
Dimitris Hristofyas, "solun insanları" olarak Talat ve
kendisinin, "sosyal adalet, ülkenin yeniden birleşmesi ve
özgürlüğüne bağlılık ilkelerinin temel
oluşturduğu ortak bir dil bulmaları gerektiği"
görüşünü ifade etti.
Durumların basit olmadığını söyleyen Hristofyas,
"İnşallah Talat haklı çıkar ben
yanılırım ve hazirana kadar Kıbrıs sorununun tüm
boyutlarını görüşürüz" diye konuştu.
CNN TURK 28/01/09
Talat ve
Hristofyas 17. kez görüşüyor
Kıbrıs sorununa çözüm
bulmayı amaçlayan müzakereler çerçevesinde bugün 17. kez bir araya gelen
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, mülkiyet konusunu görüşmeye
başlıyor.
Liderler heyetleriyle birlikte Lefkoşa
ara bölgede bir araya geldi.
Mülkiyet konusunun ele alındığı görüşmeye, iki
tarafın mevcut heyetine ek olarak, mülkiyet konusunda uzman kişiler
katılıyor.
İki lider arasında baş başa başlayan görüşmeye,
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun da
katılıyor.
Taraflar görüşmede, Kıbrıs sorununun en karmaşık
konularından biri olan mülkiyet ana başlığını ele
almaya başlayacak. Çalışma gruplarında mülkiyet konusunda
yapılan çalışmaların ele alınması bekleniyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, mülkiyet konusunda bazı temel ilkelerin
BM tarafından belirlendiğini ifade ederek, bu konuyu, BM
tarafından belirlenen ilkeler çerçevesinde ele alacaklarını
açıklamıştı.
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da
"mülkiyet" konusunun, Kıbrıs sorununun en önemli
konularından biri olduğuna işaret ederek, "Bu nedenle konu
titizlikle ele alınacaktır. Kıbrıs Türk tarafı,
konunun ciddiyetine uygun bir hazırlık süreci geçirmiştir"
demişti.
"Rum tarafı 80 sayfalık dosya hazırladı"
Rum basını daha önce, Kıbrıs Rum tarafının
mülkiyet konusuyla ilgili görüş ve önerilerini içeren 80 sayfalık bir
dosya hazırladığını ve ana görüşünün,
"taşınmaz mal konusunda ilk söz hakkının 'yasal'
sahibe ait olması" şeklinde olduğunu
yazmıştı.
Rum basınına göre, Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu,
mülkiyet konusunda, Kıbrıs Rum tarafının müzakerelerde
sunacağı tezlerin "uluslararası hukuk kurallarına
dayanan ilkeler olacağını" belirterek, Kıbrıs Rum
tarafının çok sayfalı bir belge hazırladığı
yönündeki haberleri doğruladı.
"İlk görüşmede tezler ve ilkeler konusuna
odaklanılacağına inandığını" belirten
Yakovu, zaman kalması durumunda ise bu tez ve ilkelerin nasıl
uygulanacakları konusuna da geçilebileceğini kaydetti.
Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu da Kıbrıs Rum
tarafının, bugünkü görüşmede, "mülkiyet konusunda tutumunu
sunmaya hazır olduğunu" söyledi.
Bu arada,iki lider mülkiyet konusunu ele alırken, özel temsilcileri Özdil
Nami ve Yorgos Yakovu, "Yönetim ve Güç Paylaşımı"
konularında anlaşmaya varılamayan unsurlarda
yakınlaşma sağlamaya çalışacak.
"Çözümün maliyeti"
Öte yandan Fileleftheros gazetesi, "Yapılan bir araştırmaya
göre çözümün uygulanabilmesi için bağışçılardan 1 milyar
avronun gelmesinin gerekli olduğunu" yazdı.
Gazete, Uluslararası Barış Araştırmaları
Enstitüsü (PRİO) adına ekonomistler Praksula Andoniadu Kiriaku, Özlem
Okyüz ve Fiona Mallen tarafından hazırlanan, "Ertesi Gün II:
Birleşik Kıbrıs'ı İnşa Ederken" isimli
araştırmanın yarın yayımlanacağını
duyurdu.
Araştırmaya göre, çözümün maliyetinin karşılanması
için bağışçıların sağlayacağı 1 milyar
euroya ihtiyaç var.
CNN TURK 28/01/09
Olgaç'ın
açıklaması AİHM'ye gidiyor
Oyuncu Atilla Olgaç'ın
askerliği döneminde 10 Rum esiri öldürdüğü yönündeki sözleriyle
başlayan tartışma büyüyor. Kıbrıs Rum yönetimi, konuyu
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne
taşıyacağını duyurdu.
Kayıplar Komitesi'nin Rum üyeleri
bugün bir araya geldi ve Olgaç'ın sözlerini değerlendirdi.
Rum yönetimi, 1974'te kaybolan 1500 Rum'un akıbetlerinin
açıklığa kavuşması için iddiaları Avrupa Konseyi
Daimi Temsilciler toplantısına da taşımayı
kararlaştırdı.
Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, "kayıp
akıbetlerinin tamamen aydınlatılmasına yardımcı
olmak amacıyla" Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'ne (AİHM) başvuracaklarını açıkladı.
Rum haber ajansına göre Stefanu, düzenlediği basın
toplantısında, Rum hükümetinin, tiyatrocu Attila Olgaç'ın
sonradan "senaryo çalışması" olduğunu
belirttiği Kıbrıs Barış Harekatıyla ilgili
iddilarını Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinde gündeme getirmeye,
ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM)
başvuruda bulunmaya karar verdiğini bildirdi.
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın konuyu Rum
Başsavcısı Petros Keridis ve Rum Başkanlık Komiseri
Yorgos Yakovu ile ayrı ayrı görüştüğünü ve görüşmede,
"Atilla Olgaç isimli Türk tiyatro oyuncusunun 'itirafının'
değerlendirilmesi yönünde yapılabilecekler konusunun ele
alındığını" belirten Stefanu, "Görüşme
sırasında, konunun Türkiye aleyhine Güney Kıbrıs'ın
devletlerarası 4. başvurusu çerçevesinde Avrupa Konseyi Bakanlar
Komitesine götürülmesine ve aynı zamanda AİHM'ye
başvurulmasına karar verildi" dedi.
"Ana hedefin, kayıp akıbetlerinin tamamen
aydınlatılmasına yardımcı olmak olduğunu"
kaydeden Stefanu, bir soru üzerine, "AİHM'nin Türkiye'nin kayıp
kişilerin akıbetinin belirlenmesiyle ilgili olarak ne yapması
gerektiği hakkında kararları vardır" ifadesini
kullandı.
Stefanu, konunun, "Avrupa Parlamentosunda ve Rum Meclisinin ilişki
içerisinde bulunduğu diğer uluslararası organlarda
tartışılması yönünde hükümetin Meclisle işbirliği
yapmasının da
kararlaştırıldığını" ifade etti.
Tartışmalar, Olgaç'ın bir televizyon programında 10 Rum
esiri öldürdüğü yönündeki sözleriyle başlamıştı.
Olgaç, daha sonra bu iddiaların sinema senaryosundan ibaret olduğunu
açıklamıştı.
Rum basını ise, Olgaç'ın Ankara'nın baskısıyla
geri adım attığını savunmuştu.
CNN TURK 27/01/09
"Tek parça
Kıbrıs haritası"na Köşk açıklaması
Cumhurbaşkanlığı,
resmi internet sitesinde Kıbrıs adasının tek parça olarak
gösterilmesine açıklık getirdi. Köşk'ten yapılan
yazılı açıklamada, "Sorunun kaynağı Google
altyapısı" denildi.
Cumhurbaşkanlığı
"Google Maps" haritalarından elde edilen koordinat bilgilerinden
faydanıldığını açıkladı.
Konuyla ilgili yapılan açıklamada, "Haritalar üzerinde
kullanıcılar tarafından değişiklik yapma imkanı
yoktur" denildi.
Çankaya Köşkü, "haritanın internet sitesinde
yayınlanmasının duruma herhangi bir resmiyet
kazandırmayacağını" da vurguladı.
Açıklamada, basındaki eleştirilerin aksine Kıbrıs
adasının üzerine tıklandığı zaman, ziyaret edilen
devletin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak
yazıldığının da altı çizildi.
Tartışmalı harita
Cumhurbaşkanlığı bir süre önce Abdullah Gül'ün ziyaret
ettiği yerleri gösteren bir haritayı internet sitesine ekledi.
Türkiye haritasının altında yer alan Kıbrıs'ın
kuzey ve güney olarak bölünmüş gösterilmemesi, adadaki şehirlerin
isimlerinin İngilizce yazılmış olması bazı
haberlere eleştiri konusu olmuştu.
CNN TURK 27/01/09
KKTCde Rum malı kavgası
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Lefkoşa hükümetinin kamu
maaşlarını ödeyebilmek için Girne çevresindeki Rum
mallarını satışa çıkarması
Kıbrısın kuzeyini karıştırdı
KKTCde Cumhuriyetçi
Türk Partisi (CTP) - Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) koalisyon hükümetinin,
Bakanlar Kurulu kararıyla, çoğunluğu Girne bölgesinde bulunan
Rum mallarını satışa çıkarması
ortalığı karıştırdı. Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, satışa, Görüşmeler devam ederken bu olur mu?
diye sert tepki gösterdi ve satışı durdurdu. Muhalefet de,
hükümetin kamu maaşlarını ödemek için Rum mallarını
satışa çıkardığını öne sürdü. Hükümetin bu
satıştan 18 milyon sterlin (41 milyon TL) elde etmeyi
amaçladığı belirtildi.
Tartışma, Bakanlar Kurulunun dün Rum malı satın almak
isteyenlere cuma gününe kadar süre verildiğini duyurmasıyla
başladı. Hükümetin, Cumhurbaşkanı Talat ile Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında bugün
yapılacak görüşme öncesinde böyle bir karar alması,
Talatın tepkisini çekti.
Talatın Kıbrıs sorununun en kritik
başlığını oluşturan mülkiyet konusunun görüşülmeye
başlanacağı bugünkü toplantı öncesinde böyle bir karar
alınmasını yanlış bulduğu belirtildi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da, Rum
mallarının satışıyla ilgili olarak,
Cumhurbaşkanımızın müdahalesiyle, dünden itibaren bu
konudaki çalışmalar durdurulmuştur açıklaması
yaptı.
Maaşlar ödenecek
KKTC Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Dr.
Derviş Eroğlu da, hükümetin görüşmeler devam ederken böyle bir
karar almasının doğru olmadığını söyledi.
Hükümetin içine düştüğü ekonomik çıkmazdan kurtulmak için Rum
mallarının satışa
çıkarıldığını öne süren Eroğlu,
Maaşları ödemek için bu davranış biçimi
yanlıştır. Sayın Talatın müdahalesi tam yerindedir
dedi. Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş da,
hükümetin bütçe açıklarını kapatmak ve maaşları ödemek
için Rum mallarını satışa
çıkardığını söyledi. Rum mallarını
birilerine peşkeş çekmek için karar alındığını
ileri süren Denktaş, Görüşmeler devam ederken bu nasıl
yapılır? diye sordu.
KKTC Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, muhalefetin iddialarını
kabul etmedi ve ihaleyle satışa çıkarılan
mallarının satışını, demagoji konusu
yapılması nedeniyle, ülkeye verilecek zararı dikkate alarak
durdurduğunu açıkladı.
MILLIYET 28/01/09
Atilla Olgaça savaş suçu soruşturması
28/01/2009 RADIKAL
'Kıbrıs'ta biri 19 yaşında elleri arkadan bağlı 10 Rum'u öldürdüm' diyen Atilla Olgaç ahkkında savcılık soruşturma başlattı. Bir Rum ajanı, Olgaç'ın kendilerine gelerek 'Vicdan azabı çekiyorum' dediğini iddia etti. AB'de Rum lobisi Olgaçın açıklamalarını koz olarak kullanıyor
İSTANBUL/ATİNA - Sinema ve tiyatro sanatçısı Atilla Olgaç hakkında, Türkiyenin taraf olduğu Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesi doğrultusunda soruşturma başlatıldı.
Bakırköy Cumhuriyet Savcısı Ali Çakır, Olgaçın bir televizyon programında "1974 Kıbrıs Barış Harekatında biri
esir 10 Rumu öldürdüğü" yönündeki sözleri üzerine, işlenen fiilin Türk Ceza Kanununda doğrudan bir karşılığı bulunmamasına karşın, Türkiyenin de taraf olduğu Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesi doğrultusunda soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında Olgaçın katıldığı program kayıtları izlenecek ve ifadesi alınacak.
RUM AJANI ORTAYI ÇIKTI
Yorgo Kibraki'nin haberine göre Kıbrıs Rum kesiminde, Atila Olgaç yüzünden Türkiye aleyhinde AİHMye yapılacak başvuru için kollar sıvandı. Bu çerçevede, Olgaçı tanıdığını iddia eden eski bir Yunan ajanı ortaya çıktı. Rumlar ayrıca hem AB hem Avrupa Parlamentosuna Olgaç CDleri dağıttı. Atinada ise bir soru önergesiyle Olgaç Yunan parlamentosunu gündemine girdi.
-YARGILANMAK İSTEDİĞİNİ SÖYLEDİ-
Rum Filelefteros gazetesi, Vasilis Yiannopulos adlı halen Drama şehrinin Nevrokopi kasabası belediye başkanı olan ve Türkiyede de görev yapmış eski bir Yunan ajanının 1994 yılında görüştüğü bir kişinin Olgaç olduğu iddiasını ortaya attı. Gazete eski Yunan ajanının Konsolosluğa uzun boylu iri yapılı bir adam geldi. Yanında Kıbrısta görev yaptığı ve gazi olduğuna ilişkin belgeler vardı. Bana Kıbrısta insanlar öldürdüğünü, vicdan azabı çektiğini geceleri uyumadığını, sağlığına kavuşması için Yunanistana götürülüp orda yargılanmak istediğini söyledi şeklindeki iddialarına yer verdi.
Kendisini ziyaret eden kişi ile Olgaçın anlattıklarının aynı olduklarını, siması için de hemen hemen emin olduğunu söyleyen belediye başkanı ve eski ajan Yiannopulos Televizyonda Olgaçı gördüm. Çok sene geçti yüzde 100 değilse bile yüzde 80 beni ziyaret eden kişi olduğuna eminim. Yakından görsem hemen tanıyacağım dedi.
Filelefteros gazetesi, eski Yunan ajanının anlattıklarına dayanarak Yunanistana gönderilmesi sürecinin başlatıldığını, ancak sonunda bunun gerçekleşmediğini yazdı.
-PROPAGANDA SEFERBERLİĞİ-
Bu arada, Rum Avrupa parlamenteri Yiannakis Matsis, Olgaçın gerek ilk gerek tekzip açıklamalarını içeren dosyayı AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ile ABnin dış politika ve güvenlik yüksek temsilcisi Javier Solanaya gönderdi. Rehn cevabında Cenevre sözleşmesinin apaçık çiğnendiği utanç verici trajik bir hikaye sözkonusu dedi. Rehnin bu cevabı Rum medyasında Atillaya Avrupa tokadı ve utanç videosu için ABda şok başlıklarıyla yayınlandı. Brüksel ziyareti sırasında başbakan Recep Tayyip Erdoğanın azarladığı Rum Avrupa parlamenterlerinden Marios Matsakis ise Olgaçın açıklamalarını AB parlamentosuna getirdi ve Bu konu aydınlanıncaya kadar Türkiyeni üyelik müzakereleri dondurulmalıdır dedi.
-KARAMANLİSE SORU-
Aşırı sağcı Yunan LAOS partisinin lideri Yorgos Karancaferis, başbakan Kostas Karamanlisin cevaplaması istemiyle parlamentoya verdiği soru önergesinde, Yunan hükümetinin Olgaçın söyledikleri hakkında ne yapmak niyetinde olduğunu sordu. Karancaferis, Atina ile Rum yönetimini AB ve uluslararası mahkemelerde işbirliği ile bu konunun üzerine gitmelerini istedi.(Radikal, aa)
BBC'nin döner haberi kebapçıları fena vurdu
28/01/2009 RADIKAL
İngiliz yayın kurumu BBC'nin yayımladığı İngilterede döner araştırması' başlıklı haber kebapçıları etkiledi. Araştırmanın kabul edilemez olduğunu ve dönerin usulüne uygun olarak yapıldığı savunan kebapçılar zor durumda kaldıklarını söyledi
İngilterede ekonomik kriz nedeniyle zor günler
geçiren kebapçılar BBC'nin yayımladığı haberin
etkisiyle kebaba olan ilginin azalmaya başladığı,
işlerin giderek düştüğü ve krize doğru sürüklendikleri
belirtildi. Londra'nın tanınmış kebapçıları dün
akşam Croydon'daki Bodrum Restorantta biraraya gelerek durum
değerlendirmesi yaptı. Yaklaşık 40 yıldan bu yana
Londra'da yaşayan ve İngiltere'nin ilk kebap zinciri Kebab King'in
kurucusu olan Kebapçılar kralı' olarak nitelendirilen
işadamı Zülfü Ağırbaş BBCnin
yayımladığı haberin gerçeği
yansıtmadığını söyledi. Ağırbaş,
şöyle konuştu:
Londra'da 40 yıldır restorant işletmeciliği
yapıyorum. Dönere domuz eti koyulduğunu hiç duymadım. Böyle bir
şey zaten imkansız. Ben ve ailem yıllardır döner yiyoruz ve
şimdiye kadar bir zararını görmedik.
Ekonomik kriz nedeniyle ünlü ve pahalı restoranlara olan ilginin
azaldığını vurgulayan Ağırbaş, Türkler'in
elinde bulundurduğu döner sektörü ingiltere'deki MCDonald's, KFC, Burger
King ve Wimmpy gibi ünlü uluslararası fast food zincirlerini geride
bırakmış durumda. İngilizler yarım asırdır
kebap yiyorlar. Şimdi kebap sektörünü sekteye uğratmak için
senaryolar hazırlanıyor. Bence bu tür haberler kebaba olan ilgiyi
azaltmayacaktır diye devam etti.
İngilterenin ardından yatırımlarını Çine
kaydırdığını belirten Ağırbaş, Çinin
ilk kebap zincirini kurmak için 2 yıldır altyapı
çalışmalarını sürdürüyor. Ağırbaş,
Çinliler'e Türk kebabını sevdirmeyi planladığını
söyledi.
BBC'nin, İngilterede satılan dönerle ilgili yapılan bir
araştırmaya dayanarak yayımladığı haberde, döner
yapımında kullanılan etin, aşırı tuz ve yağ
ve domuz etini içerdiği öne sürülmüştü. BBC, resmi denetim kurumunun
elemanlarının, besin değerlerini saptamak üzere 494 yerde
satılan döner etini incelediğini ve döner etinin ortalama
fiyatının, bir kadının günlük ihtiyacının
yarısı olan yaklaşık 1000 kalori içerdiğini
saptadıklarını belirtilen haberde, yapılan
araştırmada, salata ve sosun hariç tutulduğu kaydedildi. Haberde
döner etinin, bir yetişkinin günlük tuz ihtiyacının yüzde 98ini
ve doymuş yağ oranının yüzde 148ini
karşıladığı, incelenen yerlerin 6'sında da
müşterilerin uyarılmamasına karşın domuz etinin
kullanıldığı, buralarda 1 porsiyon döner etinin 1990'a
kadar kalori içerebildiği belirlendiğini savunuldu. Haberde, bu
miktardaki kalorinin, bir kadının günlük kalori ihtiyacının
yüzde 98ine, doymuş yağ alımının yüzde 346sına
ve yetişkinin günlük tuz alımının yüzde 277'sine
karşılık geldiği kaydedildi.
BBC, İrlandanın kuzey batı bölgelerinde satılan bir
porsiyon dönerin 1101, İskoçya'da 1084, Galler'de 1055, İngilterenin
güneydoğusunda 1066 kalori içerdiği ve en düşük kalorili
dönerin, 843 kaloriyle Kuzey İrlanda'da satıldığını
belirtmişti. İngiliz Gıda Standartları Dairesinin, 2006
yılında yaptığı araştırmada, ülkede yenen
dönerlerin yüzde 18,5inin kamu sağlığına önemli', yüzde
0.8inin de yakın' tehdit oluşturduğunu ortaya
çıkardığı bildirildi.(dha)
Atilla Olgaç mizah dergilerinde
28/01/2009 RADIAKL
Kıbrıs harekatı sırasında biri esir, 10 Rumu öldürdüğünü söyleyerek gündeme oturan Atilla Olgaç, mizahçıların konusu oldu.

İSTANBUL - Penguen dergisi Nuri Bilge Ceylanın
Cannesda en iyi yönetmen ödülü aldıktan sonra yaptığı
konuşmaya gönderme yaparak Olgaçı ödül hayali kurarken resmetti.
Penguenin kapak yazısı da şöyle:
Haberin devamı
Kıbrısta elleri bağlı esir bir Rum askerini
başından vurdum, 9 kişiyi daha öldürdüm diyen tiyatrocu Atilla
Olgaç daha sonra anlattıklarının üzerinde
çalıştığı film senaryosu olduğunu iddia etti.
Hikayesi gerçekse bunu anlatarak kimlerin gözünde kahraman olmayı
umuyordu? Yok, eğer senaryo olduğu doğruysa bu filmi kimler için
yazıyor?
Leman dergiside konuyu Vadinin kurtlarından Atilla Olgaç patladı
başlığıyla kapağına taşıdı.
Lemanın kapak yazısı da şöyle:
Kurtlar Vadisi oyuncusu Atilla Olgaçın Tvde Kıbrıs
savaşı sırasında biri silahsız ve esir olmak üzere 10
kişiyi vurarak öldürdüğünü söylemesi bütün dünyada infiale yol
açtı...Bu itiraf Türkiyeyle, Yunanistan arasında diplomatik krize
yol açarken, Olgaçın savaş suçlusu olarak yargılanması ve
hakkında kırmızı bülten çıkarılması gündeme
geldi...

NE SÖYLEMİŞTİ?
Atilla Olgaç, katıldığı bir programda tartışma
yaratan açıklamalar yapmıştı.
Olgaç şunları söylemişti: Kılıç karakteriyle senaryo
gereği adam öldürdük. Ama ne yazık ki bu vatan için ben gerçek
hayatta 10 kişiyi vurdum. Askerlikte terhisime 1 gün
kalmıştı. Tam o sırada Kıbrıs Barış
Hareketi oldu. Beni Mersinden Kıbrısa gönderdiler.
Savaşın en acımasızca ve en kanlı bölümünün
sürdüğü temizleme harekatında görev verdiler. Komutana Yapamam, adam
öldüremem, ben sanatçıyım dedim. Burada sanat bitti. Burası
gerçek hayat, savaş. Emir verdim mi öldüreceksin dedi. İlk
öldürdüğüm çocuk 19 yaşında, esir düşmüş bir askerdi.
Silahı yüzüne doğrulttuğumda yüzüme tükürdü. Alnından
vurdum, öldü. Daha sonraki çatışmalarda 9 kişiyi daha öldürdüm.
Öldürdükten sonra gidip karargâhta ağlıyor, ertesi gün yine
öldürüyordum. Rüyamdan çıkmıyor. Uzun süre psikolojik tedavi gördüm.
Bu yüzden hala et yiyemiyorum. Kan göremiyorum. Aklıma öldürdüğüm
çocuklar, kokmuş cesetler geliyor.
6-7 Eylül Olayları ve bir Beyoğlu
aşkı
22/01/2009 RADIKAL
Yılmaz Karakoyunlu'nun aynı isimli romanından uyarlanan, Tomris Giritlioğlunun yönettiği film, 6-7 Eylül Olaylarını Rum ve Türk gencinin aşk hikâyesiyle aktarıyor
GÜZ SANCISI
Yönetmen : Tomris Giritlioğlu
Senaryo : Etyen Mahçupyan, Yılmaz Karakoyunlu (Kitap), Nilgün Öneş
Oyuncular : Murat Yıldırım, İlker Aksum, Umut Kurt, Engin
Şenkan, Tuncel Kurtiz, Okan Yalabık, Kenan Bal, Hüseyin Avni Danyal, Zeliha
Berksoy, Beren Saat, Belçim Erdoğan
Yapımcı : Bahadır Atay, Tomris Giritlioğlu
Görüntü Yönetmeni : Ercan Yılmaz
FİLMİN KONUSU
1955 yılında geçen Güz Sancısında milliyetçi, zengin bir
toprak ağasının idealist oğlu olan Behçet (Murat
Yıldırım), karşı komşusu Rum Elenaya (Beren
Saat) aşık olur ve 6-7 Eylül olaylarının panoramasında
duygularıyla ve siyasi fikirleriyle bir iç hesaplaşmaya girişir.
Behçetin babası Kamil Efendi (Tuncel Kurtiz), Antakya'daki güçlü nüfuzu
yüzünden hükümetin yakından ilgilendiği, bürokrasinin içindeki
derin iradeyle sıcak bağlantıları olan, zengin bir toprak
ağasıdır. Babasının etkili kimliğinin gölgesinde
kalmış bir genç olan Behçetin en büyük hedefi Kamil Efendinin
telkinlerine uyarak siyaset dünyasında yer almak ve yükselmektir. Bu
konuda ona en büyük desteği babasının yakın dostu ve
nişanlısı Nemikanın (Belçim Bilgin Erdoğan)
babası Kenan Bey (Hüseyin Avni Danyal) vermektedir. Eski bir bürokrat
eskisi olan Kenan Bey, Kıbrıs Türktür Cemiyetinin tepe yöneticilerinden
ve derin devlet operasyonlarına yön veren isimlerden biridir.
Behçetin muhafazakar, sakin, ağırbaşlı, içe dönük
aynı zamanda da hakkaniyete ve ahlaka önem veren bir yapısı
vardır. Bu durum onun çoğu zaman siyaset dünyasındaki
gelişmelerden rahatsız olmasına neden olmaktadır, fakat
temelde kendi milliyetçi bakışını doğru, adil ve
gerçekçi bulur. Türk milletinin batılılar tarafından abluka
altına alınmış olduğunu, bu durumun da
Kıbrısta açıkça ortaya çıktığını
düşünmektedir. Aslında bireysel hayatında da abluka altında
olduğu hissini çok güçlü olarak yaşayan Behçet, bütün bunların
yanı sıra karşı komşusu Rum Elenaya aşık
olmuştur. Beyoğlu'na ağır ağır inmeye
başlayan bu gergin siyasi atmosferin karanlığı altında
iki genç arasındaki karşı konulmaz aşk, kendini savunmaya
çalışmaktadır. Behçet, militan bir kalemin günbegün
koyulaşan renklerle çizdiği bir politik çizgide yürürken; 6 Eylül
1955 sabahına doğru attığı her adım, Elena'ya kavuşmasını
zorlaştırır. Türk siyasi hayatının ağır
yükünü sırtlarında taşımak zorunda kalan bu iki sevgili,
aşkın topraklarında "aynı",
yaşadıkları ülkenin topraklarında "farklı"
taraflardadır
Rum malları
dağıtılıyor!
3 AYRI KARAR... Hükümetin, ihaleye
çıkılan ve yaklaşık 18 milyon Sterlin talep edilen
mülklerin yanı sıra, çok sayıda mülkü de ihaleye çıkmadan
'teklif' çerçevesinde satma kararı aldığı ortaya
çıktı. Yaklaşık 7 milyon Sterlin tutarındaki araziler
için 3 farklı Bakanlar Kurulu kararı üretildi. Bu kararlarda ihaleye
çıkılmasına gerek görülmeyen mallar için 'teklif' ifadesi yer
alırken, teklifte bulunan bazı kişilerin isimleri yer aldı.
Gözde SÜREÇ
Bakanlar Kurulu kararıyla
Kıbrıslı Rumlara ait bazı malların ihale yöntemiyle
satışa çıkarılması, özellikle güney göçmenlerinin
tepkisine yol açarken, bazı mülk satışlarının da
'teklife' göre ihalesiz satılması yönünde kararların
alındığı ortaya çıktı. Haziran 2008, Aralık
2008 ile Ocak 2009 tarihinde alınan ve Resmi Gazete'de yayımlanan 3
farklı kararla yaklaşık 100 Rum malının ihalesiz
satılmasının kararlaştırıldığı
öngörülüyor. Hükümet, bu satışlardan yaklaşık 7 milyon
sterlin değerinde gelir elde etmeyi hedefliyor.
27 Haziran 2008 tarihli Bakanlar
Kurulu kararında, ihalesiz satış için teklif
yapılmasına karar verilen mülkler arasında en
değerlilerinden biri Akçiçek Tavuk Çiftliği. Hükümetin çiftliğe
biçtiği değer 2 milyon 972 bin 396 Dolar. Çiftlik için kime teklif
yapıldığı veya kimin teklifte bulunduğu bilinmiyor.
Mağusa'da bulunan 225 bin Sterlin değer biçilen bir mal için Hanife
Sermet isimli bir şahsın adı geçiyor.
17 Aralık 2008 tarihli Bakanlar
Kurulu kararı çerçevesinde satışı için teklif götürülen
mülklerin bazıları oldukça yüksek değerde... Alsancak'ta bulunan
ve 250 bin Sterlin değer biçilen mülk için Hüseyin Yılmaz Özasil'in
adı geçiyor.
7 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu
kararında yer alan en değerli mülklerden biri için, Yeni Erenköy'de
Cecer co. Trading Ltd.'e (Club Malibu Hotel) 180 bin Sterlinlik teklif
götürüldü. Aynı tarihli kararda Alsancak'ta bulunan bir mal için Önder
Serdaroğlu'na 100 bin Sterlin değerinde teklif götürüldü.
3 farklı Bakanlar Kurulu
kararıyla ve 'teklif' başlığı adı altında
satışa çıkarılan mallar ve adı geçen
şahıslar şöyle:
Bakanlar Kurulu 27/8/2008 tarihli kararı
YER İSİM BEDEL
Lapta Yavuzlar Mahallesi - Taner
Tay - 35,000Stg.
M/sa-Ayluka - Hanife Sermet
- 225,000Stg.
Alsancak Yayla Mah. - Topel
Kaymakoğlu - 60,000Stg.
Karaağaç - Yücem Şeniz
- 6,000Stg.
M/sa - Ayluka - Faika Hançer
- 60,000Stg.
M/sa - Ayluka - Ahmet Sanver -
75,000Stg.
Değirmenlik Bahçelievler Mah. -
Hüseyin Özen - 9,000Stg.
Güneşköy (Taraltan Ltd.) - Vehbi
Altan - 35,000Stg.
Edremit - Hüseyin Aygın
- 120,000Stg.
Karaoğlanoğlu - Besim
Özbilenler - 35,000Stg.
M/sa - Aş. Maraş - Zehra
Coşkun - 10,000Stg.
Akçiçek (Akçiçek Tavuk Çiftliği)-
* - 2,972,396 ABD Doları
Lefke (Tüfekçi Ltd.) - * -
532,667,69 ABD Doları
**
Bakanlar Kurulu 17/12/2008tarihli kararı
YER İSİM BEDEL
Tatlısu - Rahime İnce
- 6,000 Stg.
Tatlısu - Osman Üresin
- 10,000 Stg.
Yarköy - Mitat Başaran
- 20,000 Stg.
Mağusa (Aş.Maraş) -
Mehmet Balcı - 15,000 Stg.
Y.Girne - İsmail Kutsal
- 70,000 Stg.
Büyükkonuk - Özber Kutup -
56,000 Stg.
Alsancak Yayla Mah. - Hüseyin
Yılmaz Özasil - 250,000 Stg.
Boltaşlı - Süleyman
Yardımseverler - 9,000 Stg
Lapta Başpınar Mah. - Keziban
Abdullah - 500 Stg.
Karaağaç - Turgut Süzgün
- 15,000 Stg.
Lapta Kocatepe Mah. - Şenay
Kıroğlu - 17,000 Stg.
Aş. Dikmen - Süleyman Aktuna
- 15,000 Stg.
Malatya - Ali Kılıç
- 5,000 Stg.
Boltaşlı - Semih Arslan
- 9,000 Stg.
Ziyamet - Emine Emirhan- 7,000
Stg.
Mağusa Karakol Ayluka Mah. -
Hanife M. Özarmancı - 50,000 Stg.
Paşaköy - Hakkı Özer
- 10,000 Stg.
Ağıllar - Mehmet
Serhoş - 15,000 Stg.
Yeşilköy - Selçuk
Dağaşan - 9,000 Stg.
Yeşilköy - Cafer
Dağaşan - 9,000Stg.
Değirmenlik Saray Nah. - Mehmeh
Önöz - 8,000 Stg.
Haspolat (Depreli Elektronik Ltd.) -
* - 40,000 Stg.
Kalkanlı - Arkın
Ergüney - 9,000 Stg.
Akdoğan - Ali Erusta -
10,000 Stg.
Geçitkale - Mustafa Osman
Atılgan - 9,000 Stg.
Cengizköy - Daniş
Altınbaş - 5,000 Stg.
Doğancı - Yıldıray
Uluşan - 70,000 Stg.
Lefke - Olgun Taşer -
35,000 Stg.
Aydınköy - Hasan Saraç
- 4,000 Stg.
Mağusa Aş. Maraş Anadolu Mah.
- Ali Öztürk - 20,000 Stg.
Akova - Bülent Erçakıca
- 9,000 Stg.
Ozanköy - Selma İzbul
- 75,000 Stg.
Dipkarpaz Sancar Paşa Mah. - Aynur
Coşkun - 10,000 Stg.
Kozanköy - Mahmut Tabur 18,000
Stg.
Ozanköy - Melisa Özmerter -
90,000 Stg.
İskele - Erdoğan
Eryiğitler - 15,000 Stg.
Boğaziçi - Gülter Emirhan
- 4,000 Stg.
Düzova - Şifa Kaslı
- 9,000 Stg.
Güzelyurt - Tigin Balkaç -
35,000 Stg.
Aş. Dikmen - Tuğçe
Kemik - 10,000 Stg.
Y. Erenköy - Özgür Mümtaz Soyer
- 20,000 Stg
Alaniçi - Aziz Erginer -
7,500 Stg.
Türkmenköy - Zehra Gündem
Coşaner - 30,000 Stg.
Vadili - Fikri Körceyiz -
15,000 Stg.
Vadili - Süleyman Nalcı
- 16,000 Stg.
Köprülü Mağusa (Ektam Kıbrıs
Ltd.) - * - 1,575,983 $
**
BAKANLAR KURULU 7.1.2009 tarihli kararı
YER İSİM BEDEL
Geçitkale - Adnan Diksoy - 35,000 Stg.
Alsancak (Yayla Mahallesi) - Şeref Özbirim -
11,000 Stg.
Lapta (Yavuz Mah) - Emine İlçen
Dağbaşı - 10,000 Stg.
Arapköy - Ali Avcısoylu - 18,000 Stg.
Değirmenlik - Mehmet Gez - 10,000 Stg.
Balıkesir - Hüseyin Çelik - 4,500 Stg.
Minareliköy - Gönül Altan - 6,000 Stg.
Değirmenlik (Mehmetçik Mah.) Ayhan
Kılınçarslan - 2,000 Stg.
Mağusa (Ayluka) - Emine Çelikörs - 75,000 Stg.
Bağlıköy - Taner Kerimoğlu - 4,000
Stg.
Alayköy - Barış Umut - 10,000 Stg.
Y.Erenköy - Melehat Öçsu - 8,000 Stg.
Aslanköy - Özen Denizalp - 18,000 Stg. - 6,000 Stg.
Yedidalga - Aycan Can Meriçhan - 20,000 Stg.
Serhatköy - Cengiz Cingiz - 6,500 Stg.
İskele - Emine Zeki Çiftçioğlu - 12,000
Stg.
Aş.Bostancı - Doğan Tilki - 500 Stg.
Y.Bostancı - Selim Karataşlı - 4,000
Stg.
Korkuteli - Erdoğan Acu - 7,000 Stg.
Çayırova - Mehmet İltaşlı -
7,000 Stg.
İskele - Aynur Hasan Avan - 8,000 Stg.
Y.Erenköy - Niyazi, Pınar, Aziz, Selengin,
Meral Kudretoğluları - 20,000 Stg.
Doğancı - Salih Hüseyin Özakdenizli -
2,000 Stg.
Sipahi - Yusuf Aygün - 20,000 Stg.
Yeşilköy - Bünyamin Merhametsiz - 8,500 Stg.
Sipahi - Tanyel Constructin & Estate Ltd
- 22,000 Stg.
Aygün - Hayrettin Altunkaynak - 3,000 Stg.
Pamuklu - Bekir Demir - 5,000 Stg.
Esentepe - Zafer Gürbüzer - 12,000 Stg.
Lapta (Yavuz Mah.) Salih Osman Konar - 12.000 Stg.
Güzelyurt - Ömer Canik, Döndü Canik - 22,000 Stg.
İskele - Mustafa Adısönmez - 25,000 Stg.
Ulukışla - Yılmaz Derebeyli - 14,000
Stg.
Alsancak (Yayla Mah.) - Kuyrukkakanı
Enterprises Co. Ltd. - 12.000 Stg.
Şirinevler - Özel Beşiktaş - 11,000
Stg.
Alsancak (Yayla Mahallesi) - Önder Serdaroğlu
- 100,000 Stg.
Magosa Maraş Ayios Ioannis - Ahmet
Sayılgan - 50,000 Stg.
Vadili - Derviş Adahan - 3,000 Stg.
Ötüken - Behiç Musaoğlulları -
21,000 Stg.
Yeşilköy - Bayram Güler - 7,000 Stg.
Y.Erenköy - Cecer Co. Trading Ltd. (Club Malibu
Hotel) - 180,000 Stg.
KIBRIS 28/01/09
Hükümete dava!
Eşdeğer Mal Sahipleri Derneği, Rum
mülklerinin satışına şiddetle karşı
ARA EMRİ İSTEYECEKLER...
Eşdeğer Mal Sahipleri Derneği (EŞHAKDER), bazı
Rum mülklerinin hükümet tarafından satışa
çıkarılmasının, Anayasa ve yasalara aykırı
olduğunu bildirdi. KIBRIS'a açıklamada bulunan Dernek
Başkanı Taner Derviş, elinde milyonlarca puan bulunan güney
göçmenlerine "arazi yoktur" diyen hükümetin, diğer yandan çok
sayıda Rum mülkünü satışa çıkarmasını mahkeme
kararıyla durdurmak için harekete geçtiklerini söyledi.
YASALARA AYKIRI... Taner Derviş, 23
Temmuz 2008 tarihli Rumlara ait Taşınmaz Malların ihale
yöntemiyle satışının yapılmasına imkân veren
Bakanlar Kurulu kararının "Taşınmaz Hazine
Malları (Kiralama ve Değerlendirme) Yasası, İskan
Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası ile Taşınmaz
Mal (Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasaları"na
dayandırıldığı, ancak yapılan uygulamanın bu
yasaların hükümlerine ters düştüğünü belirtti.
Gözde SÜREÇ
Hükümetin Rum mülklerini
satışa çıkarma girişimi, eşdeğer mal sahiplerinin
sert tepkisine yol açtı.
Eşdeğer Mal Sahipleri Derneği
(EŞHAKDER), hükümetin 23 Temmuz 2008 tarihli Bakanlar Kurulu kararı
çerçevesinde çok sayıda Rum mülkünü satışa
çıkarmasını, yasalara ve anayasaya aykırı bir
tavır olarak niteledi. Dernek Yönetimi, yaklaşık 18 milyon
Sterlin gelir getireceği öngörülen Rum mallarının
satışını önlemek amacıyla, mahkemeden ara emri talep
edecek.
Söz konusu Bakanlar Kurulu
kararının iki aşamalı olarak hukuka ve yasalara
aykırı olduğu belirtiliyor. İlk aşamada
eşdeğer kapsamındaki kaynakların statüsü, Anayasa ve yasa
hükümlerine aykırı olarak değiştirilip hazine malları
kapsamına alınıyor. İkinci aşamada ise hazine
mallarıyla ilgili yasaya uyulmadan söz konusu taşınmaz mallar
satılıyor.
Malların
satışını öngören 23 Temmuz 2008 tarihli Bakanlar Kurulu
kararının, "Taşınmaz Hazine Malları (Kiralama ve
Değerlendirme) Yasası, İskân Topraklandırma ve
Eşdeğer Mal Yasası ile Taşınmaz Mal (Tasarruf,
Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasaları" na dayandırıldığı
ancak yapılan uygulamanın bu yasaların hükümlerine ters
düştüğü, anayasa ve yasaların çiğnendiği belirtiliyor.
Aynı Bakanlar Kurulu
kararıyla, taşınmaz malların satışıyla
ilgilenecek bir komite kurulduğuna değinen Eşdeğer Mal
Sahipleri Derneği Taner Derviş, İskân Encümeni gibi
kurumların devre dışı bırakılarak satış
işlemlerinin komite tarafından yürütülmesinin bağımsız
çalışma ilkelerine ters düştüğünü söyledi. Kurulan
Komitenin Başkanı İçişleri Bakanlığı
Müsteşarı Hasan Fındık, Başkan
Yardımcısı ise Maliye Bakanlığı
Müsteşarı Zeren Mungan.
Taner Derviş, malların
satışıyla ilgili olarak eşitlik ilkesinin de
çiğnendiğini kaydetti. Derviş; "kararda mallar
satılırken önceliğin malı tasarrufunda bulunduran
kişiye verilmesi öngörülüyor. Bu da malı elinde bulunduranın
koçanı olmadığını gösteriyor ki önceliğin bu
kişiye verilmesi eşitlik ilkesine aykırıdır."
şeklinde konuştu.
Derviş KIBRIS'a konuyla ilgili
bilgi vererek, ihalenin hukuka aykırı
yapıldığını, bunu durdurmak amacıyla ara emri
çıkarmaya hazırlandıklarını söyledi.
"Bankalar Kurulu kararı 3 yasaya da
aykırı"
Taner Derviş, Rum
mallarının satışına dayanak olarak gösterilen 3
yasayanın, satışları destekleyen yasalar
olmadığını aksine bu yasalara aykırı
davranıldığını belirtti.
Derviş, Bakanlar Kurulu
kararının "Taşınmaz Hazine Malları (Kiralama ve
Değerlendirme) Yasası, İskan Topraklandırma ve
Eşdeğer Mal Yasası ile Taşınmaz Mal (Tasarruf,
Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasaları"na
dayandırıldığı ancak yapılan uygulamanın bu
yasaların hükümlerine ters düştüğünü ifade etti.
İskân Topraklandırma ve
Eşdeğer Mal Yasası'nın 13 Şubat 1975 tarihinden
itibaren terk edilmiş, sahipsiz taşınmaz malların öncelikle
eşdeğer hak sahiplerine verilmesini emrettiğini kaydeden
Derviş, yapılan bu uygulamayla taşınmaz malların bu
kapsamdan çıkarılarak, hak sahibi olmayan gerçek veya tüzel
kişilere satıldığını ifade etti. Derviş,
"Bakanlar Kurulu'na söz konusu taşınmaz malları
eşdeğer kapsamı dışına çıkararak
satış yetkisi verilmiyor" dedi.
Taşınmaz Hazine Malları
(Kiralama ve Değerlendirme) Yasası'na da aykırı hareket
edildiğine işaret eden Derviş, yasanın kamu yararı
ilkesi çerçevesinde taşınmaz hazine malların kiralanması ve
değerlendirilmesi ile ilgili düzenlemeleri öngördüğünü, malların
satışını öngörmediğini kaydetti.
Taşınmaz Mal (Tasarruf,
Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasası'na da
uyulmadığına dikkat çeken Derviş, "yasanın
amacı Osmanlı yasalarının öngördüğü taşınmaz
mal sınıflarını ortadan kaldırmak ve
taşınmaz mallara ilişkin tasarruf, kayıt ve kıymet
takdirlerini yapmaktır. Ağırlıklı olarak 1946'lı
yılların ihtiyaçlarına dönük olan yasanın 18. maddesi
belirlenmiş şartlar çerçevesinde Bakanlar Kuruluna mübadele yetkisi
vermektedir. Diğer taraftan Bakanlar Kurulu kararı ise
taşınmaz malların satışını öngörmektedir"
dedi. Derviş bu yasaya göre Bakanlar Kuruluna satış değil
mübadele yetkisi verildiğini altını çizdi.
"Komite, bağımsızlığa
gölge düşürüyor"
Taşınmaz malların
satışıyla ilgilenecek bir komite kurulduğuna da
değinen Derviş, İskân Encümeni gibi kurumların devre
dışı bırakılarak satış işlemlerinin
komite tarafından yürütülmesinin bağımsız çalışma
ilkelerine ters düştüğünü söyledi.
Kurulan Komitenin Başkanı
İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Hasan
Fındık, Başkan Yardımcısı ise Maliye
Bakanlığı Müsteşarı Zeren Mungan. Komite üyeleri;
Hasan Kılıç (Ekonomi ve Turizm Bakanlığı
Müsteşarı, Hasan Kestigül (Tarım Bakanlığı
Müsteşarı), Öztan Özenergün (İskân ve Rehabilitasyon Dairesi
Müdürü), Melih Çerkez (Devlet Emlak ve Malzeme Dairesi Müdürü), Maliye
Bakanının atadığı merkez ihale komisyonundan bir
temsilci, İçişleri Bakanı'nın atadığı bir
temsilci, Çevreden sorumlu bakanın atayacağı bir temsilci.
"Olay, yargıya taşınacak"
Taner Derviş, Eşdeğer
Mal Sahipleri Derneği olarak Rum mallarının
satışı konusunu yargıya taşıyacaklarını
söyledi. Derviş üç aşamalı bir hukuk süreci izleyeceklerini
kaydetti.
İlk aşamada
"Taşınmaz Hazine Malları" ismi altında
yapılan satışların durdurulmasını
hedeflediklerini, ikinci aşamada da genel olarak eşdeğer mal hak
sahiplerinin bugüne kadar verilmemiş haklarının
alınabilmesi için bir dava açılacağını kaydeden
Derviş, son aşamada ise eşdeğer uygulamalarıyla ilgili
yetkisini kötüye kullanan veya yetki kullanmayanlar hakkında dava
açılacağını açıkladı.
Eşdeğer Mal Sahipleri Derneği
Eşdeğer Mal Sahipleri
Derneği 10 Ocak 2009 tarihinde kuruldu. Eşdeğer Mal Sahipleri
Derneği Başkanı Taner Derviş, derneğin en önemli
amacı bugüne kadar haklarını alamamış olan
eşdeğer hak sahiplerinin mal ve mülkiyet haklarının
verilmesini sağlamak olduğunu söyledi.
Derneğin, puan
değerlendirmelerinde yapılan değişikliklerin
Anayasa'nın eşitlik ilkesi çerçevesinde yeniden düzenlenmesi için de
çalışmalar başlatacağını açıklayan
Derviş, kullanım kaybından kaynaklanan zararların tazmin
edilmesi konusunun da gündemlerinde bulunduğunu ifade etti.
Dernek Başkanı
Derviş, eşdeğer mal konusuyla ilgili olanlar, Güney'de mal
bırakmış hak sahipleri ve malı askeri bölgede
kalmış olan kişilerin derneğe başvurabileceğini
belirtti.
Derneğe ulaşmak isteyenler
0542 853 2311 numaralı telefondan veya esdeger@yahoo.com elektronik posta
adresinden dernek yetkililerine ulaşabilir.
KIBRIS 28/01/09
Kayıp
Şahıslar Komitesi'nden çağrı: Bilgisi olan
yardımcı olsun
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi,
kayıp arama çalışmalarına yardımcı olabilecek
herkese komiteyle irtibat kurması çağrısında bulundu.
Kıbrıs'ta yaşanan
çatışmalarda kaybolanların akıbetini araştıran
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi yaptığı
yazılı açıklamada, kayıplarla ilgili ele geçirilen her ipucunun
araştırılmasının komitenin görevi olduğu
belirtildi.
Açıklamada, "1964 veya
1974'te bireysel veya topluca müdahil olan, konuyla ilgili bilgiye sahip olan
veya bulunmasına yardımcı olabilecek durumda olan,
Kıbrıs veya herhangi bir yerde yaşayan herkese komiteyle temas
kurmalarını ve zor görevlerinde yardımcı olmaları
yönündeki çağrısını tekrarlamak istiyor" denildi.
Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi'nin hem Kıbrıslı Türk hem de Kıbrıslı
Rum üyesinin ofislerine bağlı, gömü yerleri de dahil
kayıpların akıbetini öğrenmek amacıyla ele geçen tüm
ipuçlarını araştıran inceleme ekipleri bulunduğu
belirtilen açıklamada, bu önemli çalışmayı müteakip
komiteye bağlı iki toplumlu bir bilim adamları ekibinin, bulunan
kalıntıların çıkarılması ve kimliğinin tespiti,
ardından da ailelerine teslimi için çalışmalar yürüttüğü
kaydedildi.
Komitenin insani görevini yerine
getirmek, kayıp yakınlarının beklentilerine son vermek için
çok çaba sarf etmekte olduğu belirtilen açıklamada, bu güne kadar 110
kayba akit kalıntıların kimliklerinin tespit edildiği ifade
edildi.
KIBRIS 28/01/09
Talat, mal
satışlarına müdahale etti
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, satışa çıkarılan devlet mallarının
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın müdahalesiyle
durdurulduğunu açıkladı.
Erçakıca dünkü basın brifinginde, Rum
mallarının satışıyla ilgili bir soru üzerine, "Bu
herhalde bir yanlış anlamadan olabilir veya yanlış faaliyet
olabilir. Cumhurbaşkanımızın müdahalesiyle önceki günden
itibaren bu konudaki çalışmalar durdurulmuştur" dedi.
Eroğlu: Hükümetin tavrı yanlış
Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı
Derviş Eroğlu, gazetecilerin bazı malların devlet
ihalesiyle satışa çıkarılması konusundaki sorusu
üzerine, "Eşdeğer puanları eşdeğercilerin elinde
dururken, savcılığın da bu konuda yorumları varken,
eşdeğere kaynak arazilerin satışa
çıkarılması ve açıklarını bundan
karşılanmaya çalışılması doğru
değil" dedi.
Cumhurbaşkanı'nın bu
malların satışını engellemesinin doğru bir
hareket olduğunu belirten Eroğlu, kırsal kesim arsası
dağıtımlarında gençlerden 8-10 bin sterlin para
istenmesinin de hükümetin içine düştüğü ekonomik acizliği
gösterdiğini savundu.
Soyer: Seçimden sonra
konu yeniden ele alınacak
Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
ihaleyle satışa çıkarılan bir kısım devlet
emlakının satışını, demagoji konusu
yapılması nedeniyle, ülkeye verilecek zararı dikkate alarak
durdurduğunu söyledi.
Soyer, seçim sonrasında konunun
geniş şekilde tartışılıp ele
alınacağını ve çözüm üretileceğini ifade etti.
Başbakan Soyer, TAK'a
yaptığı açıklamada, 2008 yılında bir
kısım devlet emlakının hem ekonomiye kazandırılması,
hem de elde edilecek gelirle bir tazminat fonu oluşturarak özellikle
eşdeğer mağdurlarına belli bir kaynak sağlanması
amacıyla ihale usulüyle satışına karar verdiklerini
söyledi.
Bunun özel bir sürece ve prosedüre
ihtiyaç duyduğunu kaydeden Soyer, "2009'un bu dönemine denk gelen bir
süreç yaşandığını, ancak önceki gün mecliste DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş'ın konuyu tamamen iç siyasete
endeksleyen, demagojik konuşmasını dinledikten sonra, bunun
Kıbrıs sorununda da demagojik sıkıntılara yol
açacağını düşünerek, önceki gün itibarıyla tüm
ilgililerle ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşerek bu
konuyu durdurmaya karar verdiğini" açıkladı.
Başbakan Soyer, bazı
gazetelerin konuyu ele alışlarını gördükten sonra ne kadar
isabetli bir karar verdiğinin ortaya çıktığını
belirterek, şöyle konuştu:
"Bu konuda Kıbrıs
sorununun çözümü, mülkiyet meselesinin ele alınması, Güney'deki Türk
emlaklarının kaderi hakkında hiçbir söz söylemeyenlerin ve
yıllardır bu memlekette yüzlerce insanı,
karşılığı olmayan 5 milyar eşdeğer
puanıyla yüz yüze bırakan insanların yaratacağı
demagojilerin, ülkeye vereceği zararı dikkate alarak bu işlemi
durdurdum.
Seçim sonrası bu konuyu
geniş bir tartışma sürecinde ele alacağımızı
ve soruna çözüm bulacak düşünceleri üreteceğimizi halkımıza
duyurmak istiyorum."
Bir süre önce yayımlanan ihale
duyurularında, KKTC'nin çeşitli bölgelerindeki 116 taşınmaz
malın, ihale yoluyla satılacağı bilgisi yer
almıştı.
Söz konusu ihalenin iptal
edildiği bugün Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca tarafından da duyuruldu.
KIBRIS 28/01/09
Talat thwarts sell-off
of Greek Cypriot land
By
Simon Bahceli
A PLAN to
sell off thousands of donums of Greek Cypriot land in the north was thwarted
yesterday by the last minute intervention of Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat, a source close to Talat told the Cyprus Mail.
The plan came to light in an article published yesterday by the norths
top-selling daily Kibris, which said the Turkish Cypriot council of ministers
had passed a bill last July allowing for the privatisation of government-held
Greek Cypriot land in Kyrenia, Morphou, Lapithos, Famagusta, Yialoussa, Ayios
Molaos, Kazafana, Ayios Epiktitos, Karavas and Akanthou.
Talat is said to have been unaware of the plan and was furious when he read
about it in yesterdays Kibris.
With Talat and President Demetris Christofias due to meet and discuss the
thorny issue of property rights today, the news could not have come at a worse
time.
Its a shame on the council of ministers, and totally against the philosophy
and practice of the current government, the source, who wished to remain
anonymous, told the Cyprus Mail. He added that the revelation had resulted in
angry words between Talat and the Turkish Cypriot prime minister Ferdi Sabit
Soyer.
Soyers press officer said yesterday, however, that he and Talat had not
argued, but that Talat had simply ordered that the sell-off be ditched.
Asked how Talat could have been left unaware of such a major development
involving such large tracts of Greek Cypriot land, the source said: Decisions
taken by the council of ministers do not need the approval of the president, so
unless he goes through all their decisions one-by-one its possible for him not
to know.
I am sure he wasnt aware of the situation. I got that impression when I saw
his face this morning.
He added, however, that Talat had intervened, not only because of ongoing
reunification talks, but because of the negative impact the selloff could have
on 1,400 Greek Cypriot property cases against Turkey at the European Court of
Human Rights (ECHR).
The Turkish Cypriot side has established a controversial property commission
that offers compensation and, in some cases, the reinstatement of property
rights to displaced Greek Cypriot refugees. The legal status of the property
commission has yet to be established by the ECHR.
Something like this could have been really bad for us, the source said.
According to yesterdays Kibris report, the lands were to be sold off to raise
around 20 million for the cash-strapped Turkish Cypriot administration, which
is currently facing difficulties paying even the salaries of public sector
workers. The government will also face the electorate on April 19, and
selling off assets may have been seen as a way of currying favour with some of
its financial backers.
Of the prize properties up for grabs, one was a derelict state-owned chicken
farm in Ayios Molaos with superb views, said to be worth around 3 million.
Another unspecified property in Kazafana was also said to be worth around 3
million, along with another in Flamoudi with a starting price of 1.1
million.
Commenting before yesterdays revelations, Talat said, Property is a difficult
issue, because for the last 45 years there have existed two separate property
regimes. There is one in the south, and one in the north. The one in the south
has its problem, and so does the one in the north.
CYPRUS MAIL 28/01/09
Cyprus takes Turkey to
ECHR over actors war claims
By
Alexia Saoulli
THE
GOVERNMENT will go to the European Court of Human Rights (ECHR) and the Council
of Europe over a Turkish actors recent confession that he shot and killed an
unarmed prisoner of war in cold blood.
Government spokesman Stefanos Stefanou said the government planned to file an
appeal with the ECHR regarding Attila Olgacs admission on live television last
week.
The issue will also be raised with the Permanent Members of the Council of
Europe in Strasbourg, he said.
Stefanou was speaking to reporters yesterday following a meeting between
President Demetris Christofias and Attorney-general Petros Clerides to address
the issue.
During the meeting it was decided that the issue will be brought to the
Council of Europes Committee of Ministers in the framework of Fourth
Interstate Application of Cyprus against Turkey, and at the same time to appeal
to the ECHR, Stefanou said.
There are ECHR decisions that outline Turkeys obligations to help determine
the fate of the missing and we are taking this step to point out Turkeys
failure to comply
Turkey must co-operate to determine under which conditions
people disappeared. This is something Turkey has not done, he said.
In May 2001 in the Fourth Interstate Application of Cyprus against Turkey, the
ECHR ruled that Turkish authorities had failed to effectively investigate the
whereabouts and fate of Greek Cypriot missing persons following claims by their
relatives that they had disappeared after being detained in life-threatening
circumstances.
The ECHR concluded that the silence of the authorities
in the face of the
real concerns of the relatives of the missing persons attains a level of
severity which can only be categorised as inhuman treatment within the meaning
of Article 3.
The government, in co-operation with the House of Representatives, would also
examine the exploitation of Olgacs confession in the European Parliament and
in other international fora with which the Cypriot parliament had relations,
said Stefanou.
The chief purpose of our actions is to use this issue to help fully determine
the fate of our missing, he said.
There are decisions from the ECHR on what Turkey has to do regarding the
determination of the fate of the missing persons
Turkey needs to co-operate,
Turkeys co-operation is obligatory, to determine and clarify the circumstances
in which various people have gone missing, something Turkey has yet to do, he
said.
In its effort to avoid compliance with the judgment, Turkey has repeatedly made
reference to the work of the Committee of Missing Persons (CMP). However, both
the European Commission of Human Rights and the ECHR found that the CMP was not
the forum where an effective investigation could be conducted.
Established in 1981 the CMP operates under the auspices of the United Nations
and mandated to investigate Greek Cypriot, Turkish Cypriot and Greek missing
persons.
Last Thursday Olgac confessed to shooting a 19-year-old POW in at point blank
range on this Turkish army commanders orders. He also confessed to killing
nine other Greek Cypriots during post-war skirmishes between both sides. The
confession was made during a morning talk show.
Following strong reactions from Cyprus, Turkey and Greece, Olgac retracted his
statement alleging hed confused reality with a war film script he was working
on.
The government believes the actor was pressured into backtracking due to the
political ramifications of his confession.
Analysing how and under what circumstances the confession was made, it doesnt
appear to be the admission of a psychopath, said presidential adviser George
Iacovou.
He was referring to efforts on Turkeys part to discredit the actors words.
CMP renews humanitarian appeal for missing
THE COMMITTEE on Missing Persons (CMP) yesterday reiterated its appeal everyone
who could give information which would assist in its efforts to determine the
fate of the missing to please come forward.
Following the publication of various reports in the media about events which
happened in 1974 in Cyprus and which may concern the fate of persons
unaccounted for, the CMP released a statement stating that within the
framework of its mandate to determine the fate of the missing persons, it is
duty-bound to follow up on any piece of information that reaches it.
In this respect, it wishes to renew its humanitarian appeal to all, in Cyprus
or elsewhere, who were involved collectively or individually in 1964 or 1974,
who know or are in a position to assist in finding out relevant information, to
approach the Committee and help it in this difficult task, it said.
The CMP said its offices had investigation teams that pursued any lead
available to determine the fate of missing persons, including the location of
possible burial sites.
But although the remains of 110 individuals have been identified to date, the
CMPs inquiries are limited to Cyprus alone. According to the Foreign Ministry
it has been documented that some of the missing were taken and held prisoners
after their arrest by the Turkish army.
Meanwhile Greek Foreign Minister Dora Bakoyianni described Olgacs confession
as shocking.
According to the Cyprus News Agency (CNA), Bakoyianni called for Turkeys
co-operation to shed light into the issue of the missing.
This is a shocking confession and what is said afterwards does not change what
is well known, that actions of brutal violation of international and
humanitarian law occurred during the illegal Turkish invasion of Cyprus, she
told CNA.
It is imperative to fully implement all relevant European Court of Human
Rights decisions and that Turkey cooperates to help establish fully all the
cases of disappearance of people during the Turkish invasion, Bakoyianni
concluded.
CYPRUS MAIL 28/01/09
Emotional exchange
during visit by enclaved school members
By
Jacqueline Theodoulou
A
PARLIAMENTARY discussion on the problems faced by pupils and teachers from
occupied Rizokarpaso yesterday turned sour when the schools headmistress
launched an attack on EDEK deputy George Varnava.
The reason was an article published in Pontiki newspaper, supposedly signed by
Varnava, criticising the Rizokarpaso School for allowing the presentation of a
show organised by an American theatrical organisation.
Headmistress Lucy Lyssandrou, who was accompanied by school students during her
visit, said the school needed support and not war from the deputies and
especially Varnava.
In response the EDEK deputy condemned the Lyssandrous behaviour, which he said
had tainted the meeting and added that his criticism had not been aimed towards
the teachers but the specific theatrical group.
The matter has now been submitted for discussion at the Education Committee.
Before the row erupted, visiting children had offered the MPs gifts and sung
songs. The schools teachers had also asked parliament to intervene to approve
the appointment of a speech therapist and an extra teacher for the school.
In an intervention to the CyBCs Triton radio programme, Varnava explained that
he had never written an article for Pontiki.
For a start I would like to say that I havent written any article or letter
to the specific newspaper, said Varnava. I had initially planned to mention
the specific matter and that the play was being funded by the American
organisation during my 2008 budget speech. But for my own reasons I decided not
to mention it and submit it for discussion at the House Education Committee
instead.
The EDEK deputy said the specific newspaper took his speech and published that
specific excerpt, so I had no involvement in its publication.
But I would like to say that today at the House Education Committee this
wasnt the issue that we were meant to discuss. We were all taken by surprise
by the headmistress, because while she had been asked by the Committee Chairman
to present the problems being faced at the gymnasium, she replied as such: We
have no problems, the only problem is that certain deputies are fighting
against us and will not allow the Education Ministrys goals to be
implemented.
Asked to expand, Lyssandrou referred to the article by Varnava.
The room froze as this was completely off subject and no one was expecting
it, said Varnava. Instead of mentioning the problems, the understaffing and
the ongoing Turkish occupation, and that these children are being taught under
dire conditions, her only problem was that an MP expressed an opinion for a
show that was presented at Rizokarpaso Gymnasium.
I am very saddened by this becoming public. This womans statement has
blackened the heroic childrens visit to Parliament.
We truly respect these teachers who go to Rizokarpaso every day and we take our
hat off to them.
Commenting on the row after the meeting, Committee Chairman Nicos Tornaritis of
DISY said he was saddened by the whole affair.
You understand, we were honoured that these children from Rizokarpaso visited
our Committee, said Tornaritis. I feel the headmistress should not have
expressed the views that she expressed. We asked to be informed on the problems
faced by the Rizokarpaso Gymnasium. We didnt seek the political views of the
specific headmistress.
CYPRUS MAIL 28/01/09
Revival of Green Line a
top priority
THE
GOVERNMENT will spend 24.5 million on a new four-year revitalisation scheme
for Green Line areas in Nicosia and Ayios Dhometios municipalities.
Interior Minister Neoclis Sylikiotis yesterday presented the costs for three
separate plans covering the years 2009 to 2012. These cover a grant for
infrastructure projects; grants to help businesses; and grants for shop owners
to upgrade and renovate their premises.
The revival programmes for the renewal, expansion, attractiveness and balance
of the areas along the buffer zone will be a top priority for the state for the
next four years, the Minister said.
''The project's goal is to carry out targeted substantive public investments in
these areas, aiming at boosting the activities of the private sector, he
added.
A total of 19.5 million will be earmarked for infrastructure projects
including a new town hall in Nicosia, which will take 10 million; the
completion of the Community Sports Centre in Kaimakli with 1.3 million; the
Youth Centre in Chrysaliniotissa with 600,000; the upgrading the lighting
within the walls with 400,000; the restructuring of Synergasias Avenue in
Kaimakli and Markou Drakou Avenue at Paphos Gate with a total sponsorship of
1.5 million; the maintenance of Paphos Gate with 270,000; the upgrade of the
western part of the city within the walls with 1.3 million; and public
transport within the walls with 1.2 million for the launch of small bus
routes.
For the Ayios Dhometios projects 1.3 million will be spent to improve the facades
of the buildings in the old centre, with the same amount to be spent on the
construction of a gym on Grigoris Afxentiou Avenue.
CYPRUS MAIL 28/01/09
DISY pushes for
Partnership for Peace entry
By
Anna Hassapi
OPPOSITION
party DISY recently re-introduced the issue of Cyprus joining the Partnership
for Peace, a programme of practical military and security co-operation between
NATO and individual countries.
Based on the argument that Cyprus is the only EU member that has not joined,
DISY is trying to forge alliances with other parties that support its entry.
Meanwhile, AKEL is adamant that entry to the PfP would not serve Cyprus
interests, particularly while peace talks are ongoing.
It is not possible that 26 of the 27 EU member states are members of the
Partnership for Peace and Cyprus is the only red sheep, Averof Neophytou, DISY
Vice-President told the Cyprus Mail.
Neophytou has been pushing for PfP membership and has recently reached an
unprecedented agreement on the issue with EVROKO, a party that was formed
following a split among DISYs leading members.
He confirmed that meetings have been also scheduled with DIKO and EDEK next
Monday and Tuesday, as these two parties also support Cyprus entry into the
organisation.
AKEL, however, continues to reject such suggestions, basing its argument on
practical considerations, as well as matters of principle, as the PfP is
closely related to NATO.
AKEL is opposed for three main reasons. First, we are now going through a
period of negotiations for the settlement of the Cyprus problem, and
demilitarisation is a basic parameter of this settlement.
We would therefore be giving the wrong messages to the international community
if at the same time we start negotiating entry into a military organisation.
Second, we should also analyse international political developments, our
capabilities as a small state and what role we could play in such an
organisation. This body functions as a gateway to NATO, where Turkey plays a
significant role. Thirdly, we should not forget the role which NATO played in
Cyprus, in the events of 1974, said Aristos Damianou, member of AKELs Central
Committee.
PfP membership, however, includes many small states, including all the new
member states. AKEL, however, believes that Cyprus interests are different to
these countries.
Indeed, nine out of the ten new member-states that joined in the 2004
enlargement were granted EU membership on the precondition that they joined
NATO. We did not have to do that as our interests are different and we seek a
solution without armies.
Also, we are the only divided member-state. While other small states choose to
join in order to enhance their position, we have chosen to move through
political means, participating in EU foreign policy structures and bodies,
where we have a strong presence, Damianou said.
AKEL also objects to some of the military operations, where the PfP
participated. NATO and the Partnership for Peace participated in military
missions that were not sanctioned by the United Nations, such as the war in
Yugoslavia and the first stages of the Iraq war.
As we are struggling for a solution based on international justice, we cannot
join an organisation that infringes international rules, he said.
In fact, during the Kosovo crisis, Albania and Macedonia had used a mechanism
provided in the PfPs Framework Document, that calls partners to alert the
organisation when it perceives a direct threat to its territorial integrity,
political independence or security.
In practice, as the EU does not have its own army, it has used NATO as a sort
of informal security provider. In addition, the EU has not yet established a
strong Common Security Policy acceptable to all its members, but joining the
PfP has been one of the first steps towards this goal. Thus, DISY bases its
argument on the fact that as an EU member, Cyprus should strive to participate
and co-operate with other members.
As a political power DISY played a leading role in supporting Cyprus entry
into the EU, as well as its entry into the eurozone. We are now working for
full entry in the EUs common defence and security pillar, which includes
membership into the Partnership for Peace organization, Neophytou said.
The PfP, established in 1994, has a wide membership of EU member states, as
well as Russia, Armenia, Kazakhstan, Kyrghyz Republic, Serbia, Switzerland,
Tajikistan, FYROM, Turkmenistan, Ukraine and Uzbekistan. Its stated objectives
are to increase stability, diminish threats to peace, strengthen security
relations between partner countries and NATO, as well as among the partner
countries.
CYPRUS MAIL 28/01/09
DISY pushes for
Partnership for Peace entry
By
Anna Hassapi
OPPOSITION
party DISY recently re-introduced the issue of Cyprus joining the Partnership
for Peace, a programme of practical military and security co-operation between
NATO and individual countries.
Based on the argument that Cyprus is the only EU member that has not joined,
DISY is trying to forge alliances with other parties that support its entry. Meanwhile,
AKEL is adamant that entry to the PfP would not serve Cyprus interests,
particularly while peace talks are ongoing.
It is not possible that 26 of the 27 EU member states are members of the
Partnership for Peace and Cyprus is the only red sheep, Averof Neophytou, DISY
Vice-President told the Cyprus Mail.
Neophytou has been pushing for PfP membership and has recently reached an
unprecedented agreement on the issue with EVROKO, a party that was formed
following a split among DISYs leading members.
He confirmed that meetings have been also scheduled with DIKO and EDEK next
Monday and Tuesday, as these two parties also support Cyprus entry into the
organisation.
AKEL, however, continues to reject such suggestions, basing its argument on
practical considerations, as well as matters of principle, as the PfP is
closely related to NATO.
AKEL is opposed for three main reasons. First, we are now going through a
period of negotiations for the settlement of the Cyprus problem, and
demilitarisation is a basic parameter of this settlement.
We would therefore be giving the wrong messages to the international community
if at the same time we start negotiating entry into a military organisation.
Second, we should also analyse international political developments, our
capabilities as a small state and what role we could play in such an
organisation. This body functions as a gateway to NATO, where Turkey plays a
significant role. Thirdly, we should not forget the role which NATO played in
Cyprus, in the events of 1974, said Aristos Damianou, member of AKELs Central
Committee.
PfP membership, however, includes many small states, including all the new
member states. AKEL, however, believes that Cyprus interests are different to
these countries.
Indeed, nine out of the ten new member-states that joined in the 2004
enlargement were granted EU membership on the precondition that they joined
NATO. We did not have to do that as our interests are different and we seek a
solution without armies.
Also, we are the only divided member-state. While other small states choose to
join in order to enhance their position, we have chosen to move through
political means, participating in EU foreign policy structures and bodies,
where we have a strong presence, Damianou said.
AKEL also objects to some of the military operations, where the PfP
participated. NATO and the Partnership for Peace participated in military
missions that were not sanctioned by the United Nations, such as the war in
Yugoslavia and the first stages of the Iraq war.
As we are struggling for a solution based on international justice, we cannot
join an organisation that infringes international rules, he said.
In fact, during the Kosovo crisis, Albania and Macedonia had used a mechanism
provided in the PfPs Framework Document, that calls partners to alert the
organisation when it perceives a direct threat to its territorial integrity,
political independence or security.
In practice, as the EU does not have its own army, it has used NATO as a sort
of informal security provider. In addition, the EU has not yet established a
strong Common Security Policy acceptable to all its members, but joining the
PfP has been one of the first steps towards this goal. Thus, DISY bases its
argument on the fact that as an EU member, Cyprus should strive to participate
and co-operate with other members.
As a political power DISY played a leading role in supporting Cyprus entry
into the EU, as well as its entry into the eurozone. We are now working for
full entry in the EUs common defence and security pillar, which includes
membership into the Partnership for Peace organization, Neophytou said.
The PfP, established in 1994, has a wide membership of EU member states, as
well as Russia, Armenia, Kazakhstan, Kyrghyz Republic, Serbia, Switzerland,
Tajikistan, FYROM, Turkmenistan, Ukraine and Uzbekistan. Its stated objectives
are to increase stability, diminish threats to peace, strengthen security
relations between partner countries and NATO, as well as among the partner
countries.
CYPRUS MAIL 28/01/09
NTV
Güncelleme: 12:25 TSİ 29 Ocak 2009 Perşembe
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos
Kipriyanu, oyuncu Atilla Olgaçın Barış Hareketı
sırasında biri esir 10 Rumu öldürdüğü yönündeki sözlerini
değerlendirdi. Rum Bakan, Bu kişinin söyledikleri, bildiklerimizi
doğruladı. Eldeki deliller, bu kişilerin infaz edildiklerini
gösteriyor dedi.
Kayıp
Rumlar konusunda Kıbrıs Türk tarafıyla yapılan
işbirliğine Ankaranın da dahil olmasını isteyen
Kipriyanu, Türkiyenin arşivlerini açmasını beklediklerini
söyledi.
Rum Yönetimi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kayıplar
konusunda yeni başvurular yapmaya hazırlanırken, Bakırköy
Cumhuriyet Savcılığı dün, Olgaç hakkında Cenevre
Savaş Hukuku Sözleşmesine göre soruşturma
açmıştı. Olgaç, anlattıklarının senaryodan ibaret
olduğunu belirtiyor.
CHP de uydu
haritası linkini kaldırdı
Cumhurbaşkanlığı
resmi internet sitesinde Kıbrıs adasının tek parça olarak
gösterildiği "Google Maps" haritasıyla ilgili
tartışma sürerken, CHP de kendi internet sitesinde partinin yerini
gösteren uluslararası uydu haritası linkinin "medyanın bu
haritayla ilgili duyarlılığı nedeniyle" sistemden
kaldırdığını bildirdi.
CHP İletişim
Koordinatörlüğü'nden yapılan yazılı açıklamada,
şunlar kaydedildi:
"CHP internet sitesi hazırlanırken, uydu
aracılığıyla CHP'nin yerinin belirlenmesi, adresinin
gösterilmesi için kullanılan uluslararası uydu haritası linki,
medyamızın bu haritayla ilgili duyarlılığı
nedeniyle iptal edilmiş, partimizin yerini gösteren uluslararası
haritayı da içeren video sistemimizden
çıkarılmıştır."
Cumhurbaşkanlığı "Google Maps"
haritalarından elde edilen koordinat bilgilerinden
faydanıldığını açıklamış,
"Sorunun kaynağı Google altyapısı" ifadesini
kullanmıştı.
CNN TURK
6-7
Eylül tertip miydi?..
29 Ocak Perşembe 2009 DOGAN HELER MILLIYET 29/01/2009
6-7 Eylül olayları
her eylül ayında sil baştan gündeme gelir. Bu defa eylül ayı
olmadığı halde yine 6-7 Eylül olayları konuşuluyor.
Bu kez o olayları konu alan bir film nedeniyle.
Ben bu filme henüz gitmedim ama 6-7 Eylül olaylarını birçoğunuz
gibi, yaşadım. Ve o günlerde meydana gelen olayların
münakaşalarını TVlerde izledim.
İlginç bir tartışma da geçen gece Teke Tek programında
vardı.
Bu programda konu 6-7 Eylül olayları tertip miydi? cümlesiyle
özetlenebilirdi.
En dikkat çekici konuşmacılardan biri ise 6-7 Eylül olayları
sırasında İçişleri Bakanı olan ve 27 Mayısta
intihar eden Dr. Namık Gedikin oğlu Arda Gedikti.
Gedik, aksini savunanlara karşı kesin konuştu: 6-7 Eylül
olayları o günkü hükümetin tertibi değildir.
Hatta Gedik, emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğluna, Kanaatim budur
demekle olmaz, 6-7 Eylül olaylarının olacağından hükümetin
haberi var diyorsanız, delilleri açıklayın diye de adeta meydan
okudu.
Gedik 6-7 Eylül olayları için hükümetin Yassıadada bile
suçlanmadığını söyledi.
* * *
6-7 Eylülün kilit ismi Oktay Engin olarak biliniyor. Engin sonradan vali de
olmuştu.
Onun, Selanikteki Atatürk evine bomba koyduğu iddia edilmişti, o da
konuştu ve özetle şunları söyledi:
Ben Atatürkün evine bomba atmadım. Bunu söyleyenleri, yazanları
mahkûm ettirdim.
O günleri bilmeden bugün yorum yapılamaz.
O günlerde Kıbrısta her an Türklere karşı katliam
bekleniyordu.
Selanikte, Atatürk evinin olduğu mahalle Türk mahallesidir. Ama bu
mahalleye Türkiyeden gelen ve Türklere karşı kuyruk acısı
olan Rumlar yerleştirilmişlerdi.
İşte bombayı onlar atmış olabilir.
* * *
Tertip var mıydı, yok muydu?
Olsa da olmasa da olay yüz kızartıcıdır. Hele hükümetin
olayların büyümesini önleyememesi affedilir gibi değildir. Toplum
psikolojisi, tahrikten yağma uman bazı kişiler yüzünden
şaha kalkmıştır, onlar yüzünden olaylar
çığırından çıkmıştır.
Ben 6-7 Eylülü yaşadım, dedim.
Evimiz İstanbul Aksaraydaydı. Meydanda Vangelin işkembe
çorbası dükkânı adeta yerle bir olmuştu. Vangel, o iri
cüssesiyle kapının önünde oturmuş, ağlıyordu.
Yedikule sapağındaki bir dükkânın sahibi kızgın
kalabalığa bir başka dükkânı tarif edip Onun da sahibi gâvur,
oraya da gidin diyordu.
Kumkapıda bir topluluk, kilisenin çanını söküp
aşağıya atmaya uğraşıyordu.
İstiklal Caddesi eşyayla kaplıydı, vitrinler
paramparçaydı.
Kumaş topunu biri açıyor, diğeri keskin bir bıçakla ikiye
bölüyordu.
Gece yarısı dönüşte Galata Köprüsündeydik. Adamın biri
akordeonla, bizim bilmediğimiz parçaları çalarak(!) ilerliyordu...
Köprü başlarını tutan polis, çalınan parçalardan
anladı ve akordeon meraklısı ama daha çalmasını bile
bilmeyen yağmacıyı köprü altı karakoluna aldı!..
* * *
Tertip var mıydı yok muydu? Bu münakaşa yapıladursun, benim
bugün bile, olanlardan yüzüm kızarıyor. Bu yüzden, hükümetlerin
dışta ve içte dirayetli olması lazım, diyorum...
PARDON!..
11 ay yattım hâlâ suçumu bilmiyorum.
Bunu, Silivri Cezaevinden salıverilen gazeteci Vedat Yenerer söylüyor.
Peki hapiste kaldığı 11 ay ne olacak? Hayatımın en
kötü, en acı, en üzücü günleri bu 11 aydır diyor, Yenerer.
Peki pardon deyip kapatılacak mı, kapanır mı bu acı
günler? Bunun müeyyidesi yok mu? Bu haksızlığı yapanlar
ellerini kollarını sallayıp aramızda nasıl
dolaşacaklar; dolaşabilirler?
Hem İsaya hem
Musaya
Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak sözü sanki Tayyip
Erdoğan için söylenmiş. Ama, yalnız evindeki bulgurdan olsa
yüreğimiz yanmayacak, olan Türkiyeye oluyor.
Bakın ABDdeki Yahudi lobisi aleyhimize döndü. Yalnız onlar olsa,
Adam sen de! diyeceğiz, ama ya Mısır? Mısır, Gazze
sınırındaki Türk heyetine adeta zulüm yaptı ve uzun süre
bekletti. Hem de Fransız, Alman ve İrlandalı heyetlerin
geçişine hemen izin verdiği halde.
Obamanın temsilcisi Gazze için 7 ülkeyi dolaşmaya başladı
ama listede Ankara yok. Ne demeli; beceriksizliğimizle İsayı
da Musayı da kızdırıyor muyuz ne?
İYİ İNSAN
Orhan Duru...
Orhan Duru da aramızdan ayrıldı.
Ankara ondan sorulurdu.
Her gün birçok kez telefonla konuşurduk. Şimdi
sayısını unuttum. Önce itiraz ederdim, sonra, bakardım,
istenen haberi en mükemmel şekilde geçmiş.
Edebiyatçı kişiliği haberlerine aksederdi. Yani hitap
ettiği kitleyi bilirdi. Haberleri herkesin anlayabileceği
şekildeydi, okununca anlaşılırdı. Bilmece
yazmazdı. Yazdırmazdı!..
Sonra, Orhan İstanbula geldi. Mehmet Ali Birandın Milliyetteki
kısa süren yöneticiliği sırasında o da
görevlendirilmişti.
Bu dönemde de burun büyüklüğü yapmadan gece gündüz Milliyet için elinden
gelen çabayı gösteriyordu.
Çünkü o, gazeteci olmaktan önce, iyi bir insandı.
Sonra günler geçti. Orhan artık Milliyette değildi.
Ama yine arada görüşebiliyorduk. Her cumartesi Beyoğlunda Saki de
bir araya geliyorduk.
Bir süre sonra Orhan buluşmaları aksatmaya başladı, sonra
da hiç gelmedi. Hastalığı ilerlemişti.
Pazar gününe kadar.
O gün Orhan Durunun hayat hikâyesi de sona erdi...
Huzur içinde yat kardeşim, ne mutlu sana ki arkanda olumlu izlenimler
bıraktın...
10DU, 9 OLDU
Hakkâri demek zor
Hasan Abinin geçen gün yazısını okuyunca ben de gerilere
gittim. Ne kadar gerilere? Yılını söylemeyeceğim,
yaşım ortaya çıkar!.. Bana 55-60 yaşlarında
gösteriyorsun diyorlar da!..
Neyse, gelelim Hasan Abinin yazısına.
Yazının sonunda Hasan Pulur, TRT dışında Hakkâri
diyebilen spiker var mı? diye soruyor. Yani telaffuz bozukluklarına
Hakkâri kelimesiyle işaret ediyordu.
Bu bana lise bitirme sınavımı hatırlattı.
Sınav coğrafyadan idi ve imtihan sözlü yapılıyordu.
Ben anlatıyorum, mümeyyizler dinliyor. Ve aldığım notu bana
bildiriyorlar:
On alacaktın, ama Hakkâriyi doğru telaffuz edemedin onun için bir
notunu kırıyoruz. Dokuz.
Spiker olmaya ne lüzum var? Madem bu kelime Türkçede kullanılıyor,
öyleyse doğru telaffuz edilecek. Lise öğrencisi de olsan bu böyle...
Ama bizim spikerler göz önünde olan insanlar, hep onları dinliyoruz ve
dinlerken ben çoğu zaman şunu söylüyorum, Be kardeşim, şu
elindeki metni bir kez okuyup öyle çıksan ya ekrana, olmaz mı?
Ha, benim Hakkâri maceram bitmedi, sonu da var.
O günden beri, yani lise bitirme sınavından beri Hakkâri kelimesini
çok lazım olmadıkça kullanmıyorum. Ne olur ne olmaz yine
yanlış telaffuz ederim diye.
Eşdeğer kurbanı
Koçanlı arsalarından biri BM kampı
içinde
çıktı, diğerine sanayi tesisi
kuruluyor
KOÇANLI MALI PARSELLEDİLER...KIBRIS'ın
kısa bir süre önce "İskan Komedisi"
başlığıyla verdiği haberde, Kemal Binatlılı
adındaki vatandaşa, Birleşmiş Milletler Kampı
içerisinden arsa koçan edildiği duyurulmuştu. Binatlılı, Mağusa'daki
arsasıyla ilgili sorunu çözemeden, bu kez de 2000 yılında puan
karşılığı Kalkanlı'dan kendisine koçan edilen 69
dönümlük tarlasının üzerine sanayi sitesi kurulacağını
öğrendi. Karşılaştığı akıl
dışı olaylar nedeniyle şok geçiren Binatlılı
'gerçek anlamda eşdeğer kurbanı' olduğunu söyledi.
ADETA ŞOK GEÇİRDİ... Güney'deki
mülklerine karşılık kendisine kuzeyden verilen mülkleri
kullanamayacak duruma geldiğini, elinde halen 3 milyon 661 bin puan
bulunduğunu anlatan Binatlılı, yaşadığı
sorunları İçişleri ve İskan Bakanı Özkan Murat'a
iletmek için yanına gittiğini, fakat görüşemediğini
söyledi. "Kendi koçanına ve vatandaşına saygısı
olmayan bir devlet konumuna düştük" diyen Binatlılı,
Kalkanlı'daki tarlasına sanayi sitesi yapmak isteyen hükümet aleyhinde
ara emri talep etmek istediğini, fakat avukat tutacak parasının
olmadığını belirtti.
Ergül ERNUR
Eşdeğer puanlarına
karşılık kendisine verilen arsanın Birleşmiş
Milletler kampı içinde çıkmasıyla şok geçiren Kemal
Binatlılı, yetkililerden uğradığı
mağduriyetin giderilmesini beklerken ikinci bir iskan komedisiyle
karşılaşarak yıkıldı.
Kalkanlı'daki koçanlı
tarlasını görmeye giden iskan kurbanı vatandaş,
malının sanayi sitesi kurulmak üzere parsellendiğini gördü.
Güzelyurt'a bağlı
Kalkanlı köyünün alt kısmından 2000 yılında puan
karşılığında aldığı söz konusu arazinin
de başkalarına verilmesiyle isyan eden Binatlılı,
"Koçanlı malımın üzerine benden izin almadan kim sanayi
sitesi kuruyor? Devlet kendi tapusunu tanımıyor" diye acı
acı yakındı.
Koçanlı tarlaya, sanayi sitesi
Kısa bir süre önce
"İskan Komedisi" başlığıyla KIBRIS'ta
manşetten verilen haberde, Kemal Binatlılı adındaki
vatandaşa, Birleşmiş Milletler kampı içerisinden arsa koçan
edildiği duyurulmuştu.
Binatlılı'nın ,
Mağusa'daki arsasıyla ilgili soruna hâlâ bir çözüm bulunamazken, bu
kez de tarlasını kaybetme tehlikesiyle karşı
karşıya kaldı.
Başvurduğu paketten, 17
Nisan 2000 tarihinde Güzelyurt'a bağlı Kalkanlı köyünün alt
kısmından kendisine 69 dönümlük tarla koçan edilen
Binatlılı, geçtiğimiz günlerde koçanlı malının
üzerine Kalkanlı Sanayi Sitesi'nin yapılacağını
öğrendi.
Binatlılı, 2000'de 553 bin
624 puan karşılığında "594" parsel
numaralı taşınmaz mal koçanını
aldığını, söz konusu yer için de beş yıl mahkemeye
gidip geldiğini vurguladı.
"Koçanlı malıma ara emri
aldılar,
beş sene mahkemeye gittim"
Kalkanlı'daki 69 dönümlük yerin
kendisine koçan edilmesinden sonra, söz konu yeri başkasının
almak istediğini anlatan Kemal Binatlılı, "Koçanlı
malımı almak isteyen şahıs, yeri satamamam ve devretmemem
için ara emri çıkarttı" dedi. Beş yıl boyunca
hakkını savunabilmek ve tarlanın üzerindeki ara emri
kararını kaldırabilmek için uğraştığını
ifade eden Binatlılı, 2004-2005 yıllarında sonuçlanan
mahkeme kararıyla davayı kazandığını söyledi.
Binatlılı, yetkili biriyle
geçtiğimiz günlerde Kalkanlı'daki taşınmazının
yerini görmeye gittiğinde, tarlasının parsellendiğini
öğrendi.
"İçişleri Bakanı Murat
beni içeriye bile almadı"
Söz konusu durumu İçişleri
Bakanı Özkan Murat'a iletmek için bakanlığa gittiğini
söyleyen Kemal Binatlılı, "Beni içeriye bile almadı"
dedi.
Binatlılı, yetkilileri
"ilgisizlikle" suçlayarak "Kendi koçanına ve
vatandaşına saygısı olmayan bir devlet konumuna
düştük" diye konuştu.
3 milyon 661 bin 330 eşdeğer
puanı, ayrıca 119 bin 791 de mücahitlik puanı bulunduğuna
dikkat çeken Binatlılı, puanların artık bir anlamı
kalmadığını kaydetti.
Binatlılı,
Kalkanlı'daki tarlasının üzerine yapılacak olan sanayi
sitesi için de ara emri kararı çıkartması gerektiğini ifade
ederek "Avukat tutacak, ara emri çıkartacak param yok" dedi.
Binatlılı, yetkilileri
yaptıkları yanlıştan dönmeye çağırdı.
KIBRIS 29/01/09
Pantazis'in buruk sevinci!
Elmas TOKAY
Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum kayıpların kemiklerinin bulunması
için yapılan kazılarda, insanlar bazen içindeki özlemi daha da
dayanılmaz hale getiren hüsran, bazen de gözyaşlarını
tutamadığı buruk bir sevinç yaşıyor.
Kıbrıslı Rum Georgios
Pantazis, 33 yıldır kayıp olan babasının kemiklerine ulaşılmasıyla,
işte o buruk sevinci yaşayan, hatta bu sevincini "çok mutlu
oldum" sözleriyle ifade edebilen insanlardan biri.
Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi ve uzman ekibin dün Değirmenlik'teki Aleminyo Şehitleri
Anıtı arkasında yaptığı kazıyı,
Pantazis bir kenara oturup ve belki de içinden sürekli dua ederek izledi.
Heyecanlıydı, mutluydu;
babası Laleksandras Pantazis'in orada gömülü olduğundan adı gibi
emin olduğunu söyledi.
Çünkü birilerinden,
babasının orada gömülü olduğunu öğrenmiş ve Kayıp
Şahıslar Komitesi'ne kazmalarını istediği yeri
göstermişti. Savaştan önce, kazılan yerin çok
yakınında oturuyorlardı.
Sonuçta biri babasına ait iki
kişinin kemikleri çıktı ortaya. Diğer kişinin
kemikleri ise, komşuları Nikolas Kantiglidis'e aitti.
Georgios Pantazis, Kayıp
Şahıslar Komitesi'ne şahsı ve ailesi adına sonsuz
teşekkürlerini sundu, çok mutlu olduğunu söyledi.
Ona bundan daha güzel bir armağan
verilemezdi.
KIBRIS'a, babasının ve
oturdukları evin yıllar önce çekilmiş
fotoğraflarını gösterdi.
Tam teşhis, testlerden
sonra belli olacak
Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi Türk üyesi Gülden Plümer Küçük, Değirmenlik'teki Aleminyo
Şehitleri Anıtı arkasında yaptıkları kazıda
iki kişinin kemiklerine ulaştıklarını,
kazıların bugün de sürdürüleceğini söyledi. Küçük, Georgeos
Pantazis isimli Rum'un kazıda çıkan şahıslardan birinin
babası olduğuna çok inandığını, ancak tam
teşhisin Antropoloji Laboratuarı'nda ve DNA Laboratuarı'nda
belli olacağını kaydetti.
Toprak yapısının kötü
olmasında dolayı kemiklerin iyi korunamadığına
işaret eden Küçük, uzaman ekibin kemikleri özenle
çıkardıklarını belirtti.
Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi Türk üyesi Gülden Plümer Küçük, kendilerine gelen bilgilerin,
bulguların tümünü aldıklarını ve çok gizli tuttuklarını
kaydetti.
Kazıların iki tarafta da
devam ettiğini hatırlatan Küçük, kayıp arama
çalışmalarına yardımcı olabilecek herkesi komiteyle
irtibat kurmaya çağırdı.
Fotoğraflar/Özmen YILANCILAR
KIBRIS 29/01/09
Talat: Uzun sürmeyecek
Liderler,
mülkiyet konusunda karşılıklı belge sundu
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm bulunması amacıyla sürdürülen müzakereler
çerçevesinde dün yeniden bir araya geldi.
16 Ocak'taki son toplantılarında
"Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığı
altındaki görüşmelerini tamamlayan liderler, dün,
"Mülkiyet" konusunu tartışmaya başladı.
Kapsamlı çözüm müzakereleri
kapsamında "yönetim ve güç paylaşımı"
başlığının ardından "mülkiyet" konusunu
görüşmeye başlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, yaklaşık 3 saat süren
dünkü görüşmede konuya ilişkin pozisyonlarını içeren resmi
belgeler sundular.
Ara bölgedeki görüşme sonunda
liderler açıklama yapmadan bölgeden ayrılırken, görüşmeye
ev sahipliği yapan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi
Taye-Brook Zerihoun, liderlerin dün mülkiyet konusunu görüşmeye
başladığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum
Yönetimi Başkanı Hristofyas'ın mülkiyet konusundaki müzakerelere
ilişkin prensip ve görüşlerini içeren resmi belgeleri birbirlerine
sunduklarını ifade eden Zerihoun, 4 Şubat'taki görüşmede de
liderlerin resmi belgelerle ilgili fikirlerini birbirlerine ileteceklerini
belirtti.
Zerihoun, liderlerin temsilcileri Özdil
Nami ve Yorgos Yakovu'nun da gelecek hafta bir araya gelerek, müzakerelerin ilk
başlığını oluşturan "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" konusunda tam bir yakınlaşma
sağlanması yönünde çalışma yapacağını,
ayrıca diğer konuları da görüşeceklerini belirtti.
Kültürel mirasın korunması amacıyla
danışma masası
Zerihoun, liderlerin heyetler
arası görüşmeye geçmeden önce baş başa
gerçekleştirdikleri bir saatlik görüşmede kültürel mirasla ilgili
teknik komitede ulaşılan anlaşmanın ve anlayışın
uygulanması için, taşınmaz kültürel mirasla ilgili
çalışma yapacak bir danışma masası kurulmasına
karar verdiklerini de açıkladı.
Cumhurbaşkanı Talat'ın
heyetinde dün BM ve AB'yle Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami,
Dışişleri Bakanlığı Birinci Sekreteri Mehmet
Dana, Kamu Hukuku Uzmanı Tufan Erhürman ve Uluslararası Hukuk
Uzmanı Kudret Özersay yanında, mülkiyetle ilgili çalışma
grubunda Kıbrıs Türk heyetine başkanlık yapan
İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Hasan
Fındık ile aynı grupta çalışan Uzman Serden Hoca da
yer aldı.
Hristofyas'ın heyetinde ise, Rum
Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu başkanlığındaki
heyeti yanında eski Dışişleri Bakanı Erato Kozaku
Markulli ve Andreas Simeu da yer aldı.
Talat: Önerilerimiz uluslararası hukuk
çerçevesinde
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, mülkiyet konusunda dün ortaya koydukları önerilerin
Uluslararası hukuk ve BM parametreleri çerçevesinde olduğunu söyledi.
Talat "Mülkiyet"
başlığının çok karmaşık ve bütün
yurttaşları ilgilendiren zor bir konu olmasına karşın
çok ayrıntılı olmadığını belirterek, bu
yüzden bu konunun görüşülmesinin "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" kadar uzun zaman almayacağını
düşündüğünü kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat gelecek
hafta yapılacak görüşmede, "mülkiyet konusunun çözümlenmesi
yöntemi, tazminatlar, takas ve iade sisteminin nasıl
çalışacağı" konularının ele
alınacağını açıkladı.
Talat, dünkü görüşmede
önerilerini yaparken bağlı olacakları ilkeleri ortaya
koyduklarını belirterek, bu ilkelerin "uluslararası hukuk
ve Birleşmiş Milletlerin parametreleri çerçevesindeki ilkeler"
olduğunu dile getirdi.
Kıbrıs Rum
tarafının da kendi ilkelerini ortaya koyduğunu söyleyen Talat,
"Mülkiyet konusu çok karmaşık ve bütün yurttaşları
ilgilendiren zor bir konu olduğu için, yakınlaşmanın ne
ölçüde olduğu gelecek hafta yapacağımız
tartışmada daha çok ortaya çıkacak" dedi.
Haftaya tazminat, takas ve iade sistemi
görüşülecek
Talat, haftaya yapılacak olan
görüşmede "mülkiyet konusu nasıl bir yöntemle çözülecek,
tazminatlar, takas ve iade sistemi nasıl çalışacak"
konularında her iki tarafın görüşlerini ortaya
koyacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıs sorununun mülkiyetle ilgili olan bölümünün temel ilkelerinin
neler olacağını konuştuklarını belirterek,
"Bunun içinde önceliğin kime ait olacağı gibi konular da
var, ama bunlar büyük ölçüde Birleşmiş Milletlerin
yerleşmiş parametreleri tarafından belirlenmiştir"
dedi.
Talat, görüşülmesine bugün
başlanan "Mülkiyet" başlığının,
"Yönetim ve Güç Paylaşımı" kadar uzun zaman
almayacağını düşündüğünü ifade ederek, bu konuda
şunları söyledi:
"Mülkiyet konusu zor ama çok
ayrıntılı değil, çok bölümü ve bileşeni yok. Yönetim
ve Güç Paylaşımı kadar geniş değil. Bu bakımdan
çok uzun olmayacağını düşünüyorum.
Ortak ve ayrılık
noktalarımız nelerdir onları saptama bakımından çok
uzun bir zamana ihtiyaç olmayacak diye düşünüyorum."
Cumhurbaşkanı Talat,
"Mülkiyet sorununun çözümü komisyona devredilince, bu konu müzakere
masanızdan kalkmış mı olacak?" sorusuna,
"Hayır kalkmış olmaz, sonuçta kriterlerde anlaşma
arayacağımıza göre müzakerelerin belli bir bileşeni olacak
ve bu bileşen bütünlüklü çözüm tamamlanıncaya kadar masada olacak.
Ama belli kriterler belirlendikten sonra bunun daha ileri götürülmesi için
belki daha dar bir uzman gruba devredilebilir" cevabını verdi.
Olgaç'ın açıklamaları siyasi
değil insani bir mesele
Cumhurbaşkanı Talat,
Türkiyeli tiyatro sanatçısı Atilla Olgaç'ın
açıklamalarının gündeme gelip gelmediğinin sorulması
üzerine ise, bu konunun gündeme gelmediğini, zaten konunun siyasi
değil, insani bir mesele olduğunu belirterek, gerekli
çalışmalar ve araştırmaların mutlaka
yapılacağını söyledi.
KIBRIS 29/01/09
Turkish prosecutor
probes actor over Cyprus comments
By
Alexia Saoulli
THE TURKISH
actor who confessed to murdering a 19-year-old Greek Cypriot prisoner of war in
1974 will be investigated by Turkish authorities in accordance with the Geneva
Convention of Prisoners of War.
Attila Olgac became a diplomatic embarrassment to his country and created a
political scandal after his admission on live television last week will be
investigated by the Prosecutors Office in Istanbuls Bakirkoy district,
according to yesterdays Turkish press reports.
The Istanbul prosecutor, Ali Cakir, told Reuters he launched the investigation
under the Geneva Convention on the treatment of prisoners of war, to which
Turkey is party.
If evidence of wrongdoing emerges, the dossier will be sent to the
International Criminal Court in the Hague, he said.
Such a move would make him the first Turkish citizen to be tried in this court.
In the meantime, simultaneous statements made by Turkish Prime Minister Tayipp
Erdogan contradicted reports regarding such a probe.
Speaking to reporters at Ankara airport before flying to Davos to participate
in the World Economic Summit, Erdogan said: Turkey is not going to take any
action regarding the issue of the Turkish actor Attila Olgac.
Asked whether the Turkish government was going to do anything, he said: Since
the actor has retracted his statement and said it was a script, we cannot do
anything.
But as far as Cyprus is concerned it is an issue, said President Demetris
Christofias, after he was asked to comment on Erdogans statement.
In fact the government plans to exploit the issue by filing an appeal with the
European Court of Human Rights over Olgacs claims to clarify the fate of the
missing. It also plans to raise the issue with the Council of Europes
Permanent Members in the framework of the Fourth Interstate Application of
Cyprus against Turkey.
Olgacs confession had no place during yesterdays direct talks between
Christofias and Turkish Cypriot leader Mehemet Ali Talat and was never brought
up, Christofias said.
We didnt discuss such a matter and nor do I want to involve Mr Talat in these
discussions. It is not part of the whole issue. This is about invasion,
occupation and crimes that were committed during the invasion
Is this an issue
that concerns both communities or an issue between the Cyprus Republic and
Turkey? the president said.
Last Thursday Olgac shocked Cyprus, Greece and Turkey when he claimed in a
television breakfast show to have killed an unarmed Greek Cypriot POW and nine
others during the 1974 invasion. Twenty-four hours later he retracted his
confession and said he had confused reality with a war film script he was
working on.
Refugee committee to meet over Olgac claims
THE HOUSE Refugee Committee Chairman will today meet with the House speaker to
discuss proposals regarding what steps parliament will undertake, in co-operation
with the government, on the issue of the missing.
The decision was made during yesterdays committee meeting and follows Turkish
actor Attila Olgacs recent confession that he killed 10 Greek Cypriots in
1974.
Aristophanes Georgiou said the committee would act decisively and demand that
Turkey and the orchestrators or executors of war crimes be held accountable.
One of which was Attila Olgac, he said.
Whatever is possible will be done to secure a statement or evidence or
testimony.
Georgiou did not want to go into further detail about how it planned to go
about achieving something like that so as not to allow Turkey to make a move
before Cyprus did or to block any steps it might take.
The AKEL deputy was speaking to reporters following yesterdays committee
meeting. The two-hour meeting was held behind closed doors and included the
participation of Attorney-general Petros Clerides.
Georgiou said determining the fate of the missing was and always had been the
committees priority.
Olgacs confession regarding the cold blooded murder of prisoners of war on
the instructions of officers of the Turkish army had not only devastated the
relatives of the missing but had also horrified Europe at large, he said.
As chairman of the Refugee Committee, Georgiou said he had already prepared a
series of measures that parliament must take with respect to this case. These
proposals were added to by other committee members and would be put to Marios
Garoyian during the pairs meeting today, he said.
Meanwhile Foreign Minister Markos Kyprianou said yesterday that Olgacs
confession had to be investigated. He questioned whether the actor had
retracted his statement because it was untrue or because he was frightened,
pressured or realised its severity.
Either way it must be investigated, he said.
Kyprianou also said Turkey had to comply with the decision of the Fourth
Interstate Application of Cyprus against Turkey and co-operate to determine the
fate of the missing and the circumstances under which they disappeared or were
killed.
This is a humanitarian and not a political issue, but the efforts cannot be
limited to the role of the Committee of Missing Persons which is the
recognition and identification of remains, he said.
CYPRUS MAIL 29/01/09
Talat-Christofias
property meeting goes as expected
By
Jacqueline Theodoulou
YESTERDAYS
meeting between the two community leaders to discuss property rights went as
could be expected, President Demetris Christofias said after the talks.
Asked whether he had found common ground with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat over the principles upon which the discussion will be carried out,
Christofias said each side had offered its positions on the matter and would
discuss each others views in the next meeting.
From there on, the discussion will become more specific and we will try to
agree on the principles upon which the problem could be resolved, said the
President.
Asked whether he was right in his predictions over the way Talat would enter
yesterdays discussion (the President said he had a feeling Talat would be
following his same old beaten path on the matter) Christofias said, We, too,
followed our own beaten path, supporting the principles of international
justice and those of the European Court of Human Rights, as well as the human
rights treaties, both international and European. And they tabled their own
views.
Asked whether Talat remained true to his word that he respects property rights,
Christofias said this remained to be seen.
The working groups of both sides have accepted the right to property. The
question is, how can we exercise this right and this is where the big
discussion will be centred.
The meeting, which started just after 10am and lasted around three hours, was
the first in many to follow on the thorny subject of property rights.
Exiting the UN-controlled meeting place in the old Nicosia Airport area,
Christofias first comment was we have begun, while asked if he was satisfied
with the way the meeting went, Talat replied: We will see.
The President was accompanied by Presidential Commissioner George Iacovou, the
head of the working group for government matters, Andreas Mavrommatis, the head
and a member of the properties working group, Erato Kozakou Markoulli and Andreas
Simeou respectively, and legal advisers Toumazos Tsielepis and Meneleos
Menelaou.
In their previous meeting, the two community leaders had wrapped up discussions
on the chapter concerning the islands government and distribution of powers.
According to the UN Secretary Generals Special Representative in Cyprus, Taye
Brook Zerihoun, the leaders yesterday exchanged papers, which put down the
principles that will guide their discussions on property.
He added that the leaders would meet again on February 4, and will present
initial reactions to each others papers.
Zerihoun said the leaders decided to implement the understanding or agreement
reached in the technical committees on cultural heritage, namely the
establishment of an advisory board on the preservation, physical protection and
restoration of immovable cultural heritage in Cyprus.
He added that the leaders two representatives will meet next week to continue
efforts towards full convergence on the governance chapter. They will also take
up other issues.
Asked if the two sides tabled any positions on the property issue, Zerihoun
replied, Yes they have exchanged papers.
CYPRUS MAIL 29/01/09
EU aid for Turkish
Cypriots
THE EUROPEAN
Commission has signed two contracts for a total of 4.2 million to assist the
Turkish Cypriot community to improve the management of solid waste and water
and wastewater services so as to reach EU environmental standards.
The consortium led by the Danish company Grontmij/CarlBro A/S will provide
experienced professionals to work alongside Turkish Cypriot counterparts in the
fields of water, wastewater and solid waste management.
The selected consultants will provide extensive training and support to Turkish
Cypriots to introduce the changes needed to achieve state-of-the-art practices
in the management of these sectors. Pilot projects in the field of medical and
organic waste management will be implemented. There will be a communication
strategy with specific focus on solid waste management.
This project is needed to make the necessary technical skills available in the
Turkish Cypriot community to ensure long-term sustainability of EU funded works
contracts in the field of solid waste and water/wastewater.
A launch is set to be held by European Commission officials, the company
Grontmij | Carl Bro A/S and representatives of the Turkish Cypriot community in
Nicosia today.
The project is funded under the 259 million EU Aid Programme for the Turkish
Cypriot community, managed by the European Commission.
CYPRUS MAIL 29/01/09
European Court rules on
property cases against Turkey
THE EUROPEAN
Court of Human Rights (ECHR) has ruled, by majority vote, that Turkey violates
the property rights of eight Greek Cypriots, who own land and immovable
property in Turkish occupied Cyprus.
The Court has asked all of the applicants three from villages in the occupied
district of Famagusta on the east and five from villages in Kyrenia district on
the north and the Turkish government to submit, their written observations
within three months from the date the Court judgment becomes final.
The Court also held that the heirs to these Greek Cypriots could continue the
present proceedings in place of the applicants.
The Court rejected Turkeys argument that domestic remedies have not been
exhausted. Turkey maintains the norths self-styled property commission is
effective domestic remedy for property claims.
In previous judgments, the Court held Turkey responsible for what happens in
occupied Cyprus by virtue of the effective control its troops exercise in this
part of the country. It described the Turkish Cypriot regime as local
subordinate administration to Turkey.
The applicants brought their cases to the Court in May or June 1991, saying
that the Turkish military deprives them of their property rights and prevents
them from enjoying their property.
The Court found by six votes to one that Turkey has violated Article 1 of
Protocol 1 of the European Convention of Human Rights, which secures the right
of every person to the peaceful enjoyment of his possessions.
The article says, no one shall be deprived of his possessions except in the
public interest and subject to conditions provided for by law and by the
general principles of international law.
Some of these applicants, the Court heard, have made unsuccessful attempts to
return to their properties but were prevented from doing so by the Turkish
military.
In its judgments, the Court also established by majority vote that there has
been violation of Article 8 of the Convention, which provides for the right to
respect for his (a persons) private and family life, his home and his
correspondence. (CNA)
CYPRUS MAIL 29/01/09
Kuzey'deki eski mülklerini Rumlar da satıyor!
Rum
hükümetinin, 170 Euroya kadar düşen fiyatlarlarla arsa
satışı yapılarak, vatandaşların istismar
edildiğini saptayıp, Kuzey Kıbrıs'taki Rum arazilerinin
devrini yasaklayan yasa tasarısı hazırlamaya
başladığı bildirildi
Birçok Rum göçmenin, tahammül ve
sabırlarının taşma noktasına geldiği; ufukta
Kıbrıs sorununa çözüm göremeyen Rumların,
yaşadıkları ekonomik sorunların
ağırlığı altında, KKTC'deki eski
taşınmaz mallarını yine Rumlara satmakta oldukları
bildirildi.
Politis gazetesi manşete
çektiği haberinde, Rum Tapu Dairesi'nin yaptığı
araştırmada, son yıl içerisinde KKTC'deki eski Rum
taşınmaz mallarının Rumlar arasında
alım-satımlarında büyük artış meydana geldiğinin
ortaya çıktığına işaret ederek, bu sonuçları
özetle şöyle aktardı:
"2005'ten 2008'e kadar Kuzey'deki
668 parça mal Rum'dan Rum'a satıldı. Bu alım - satımlar
için harcanan para 12 milyon 926 bin 751 Euro'nun üzerindedir.
Aynı dönemde, üçüncü dereceye
kadar kan bağı olmayan kişilere 1376 parça mal hibe-devir
yapıldı.
Bu eğilim endişe verici
derecede artmıştır, belirtilen rakamlara; bilgisayarlara
kaydedilmemiş alım-satımlar ile Rumların işgal
bölgelerindeki yatırımcılara yaptıkları
yasadışı satışlar dahil değildir. Hükümet; bu
alım-satımları yasaklayan bir yasa hazırlıyor."
KIBRIS 30/01/09
AB'den 4.2 milyon Euro
Avrupa Komisyonu, Kuzey Kıbrıs'ın
Katı Atık, Su ve Atık Su hizmetleri yönetimini geliştirmek
ve Avrupa Birliği çevre standartlarına ulaşmasına
yardımcı olmak amacıyla imzaladığı kontrat
çerçevesinde yürütülecek 4.2 milyon Euro tutarındaki projeyle ilgili bir
açılış toplantısı gerçekleştirdi.
Kontrat imzalanan Grontmij/CarlBro A/S
isimli Danimarkalı şirketin liderlik yaptığı
konsorsiyum, tecrübeli ve profesyonel kişilerin su, atık su ve
katı atık yönetimi alanlarında, Kıbrıslı Türk
meslektaşları ile birlikte çalışmalarını
sağlayacak.
Görevlendirilecek
danışmanlar, geniş eğitim ve destek sağlayıp
Kıbrıslı Türklerin, bu sektörlerdeki yönetimde teknolojinin son
durumunu yakalayabilmeleri için ihtiyaç duyulan değişiklikleri
sunacaklar.
Kontrat çerçevesinde, tıbbi ve
organik atık yönetimi alanlarında pilot projeler uygulanacak ve
katı atık yönetimine özel olarak odaklanan iletişim stratejisi
de projede yer alacak.
Toplam değeri 4.2 milyon Euro
olan projenin açılış toplantısı dün saat 17:00'de AB
Destek Ofisi'nde yer aldı.
Toplantıda Avrupa Birliği
Kıbrıs Türk Toplumu Görev Grubu Başkanı Andrew Rasbash,
Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı Müdürü Erhan Özkan ile
kontratın imzalandığı şirket temsilcisi David Hofman
birer konuşma yaptı.
Avrupa Birliği Kıbrıs Türk
Toplumu Görev Grubu Başkanı Andrew Rasbash, projenin 4,2 milyon
Euro'luk bir kapasite geliştirme projesi olduğunu söyledi ve çevre
konusunda yapılacak şeylerin AB standartlarına yükseltilmesinin
hedeflendiğini kaydetti.
AB standartlarına
ulaşılmasının özellikle çevre konusunda zor
olacağını belirten
Rasbash, bu projede su tedariki, atık su ve katık atıkla ilgili
konuların AB standartlarında gerçekleştirilmesinin söz konusu
olduğunu söyledi.
Proje çerçevesinde yapılacak olan
yatırımların insana yapılacak olan yatırımlar ve
idari kapasiteyi güçlendirmek için kullanılacak olan yardım
olduğunu vurgulayan Rasbash, AB standartlarını yakalayabilmek
için insanların çalışmasının gerektiğini
belirtti.
Bu alanda büyük yatırımlara
ihtiyaç duyulduğuna dikkat çeken Rasbash, işin fiziki boyutuna
yapılacak olan yatırımın 90 milyon Euro civarında
olduğunu kaydetti.
Sektörün gereken şekilde
yönetilmemesi halinde bu yatırımın boşa gideceği
uyarısında bulunan Rasbash, bu nedenle Kıbrıslı Türk
uzmanların, yapılacak yatırımları gereken şekilde
yönetebilmesi için idare içerisinde kendi yapılarını
güçlendirmeleri gerektiğini vurguladı.
Andrew Rasbash, hem teknik
uzmanlık hem de atık su yönetimiyle ilgili teknolojiye ihtiyaç
duyulduğunu da söyledi.
Yönetim içerisinde gereken
şekilde işlemeyen bir yapının bulunması halinde her
şeyin boşa gideceğini söyleyen Rasbash, paranın boşa
gittiğini görmeyi kesinlikle istemediklerini dile getirdi.
Rasbash, projenin en iyi şekilde
yönetilebilmesi, hayata geçirilmesi ve paranın boşa gitmemesi için
Kıbrıslı Türk yetkililere güvendiklerini ifade etti ve imzalanan
kontratın da bununla ilgili olduğunu, amacın
Kıbrıslı Türklerin bu işi gerçekleştirebilmesine yardımcı
olmak olduğunu vurguladı.
İş yapılırken
birçok uzmanın Kıbrıslı Türklere yardımcı
olacağını kaydeden Rasbash, "Bu işi yapacak olan ne
yabancı uzmanlar ne de biziz, Kıbrıslı Türklerin
kendileridir" diye konuştu.
Çevre ve Doğal Kaynaklar
Bakanlığı Müdürü Erhan Özkan da, teknik yardımları
küçümsememek gerektiğini ifade ederek, teknik yardımların
yapılacak olan yatırımların ileride
uygulanabilirliğinin garantisini sağlamak amacı
taşıdığını belirtti.
Ekonomik krizin olduğu bu dönemde
hiç kimsenin para israf etmeye tahammülü olmadığını
vurgulayan Özkan, Çevre ve Doğal Kaynaklar
Bakanlığı'nın uygulamada yalnız
olmadığını, uygulamanın yerel yönetimler, yerel
idareler ve halkla birlikte olacağını söyledi.
Özkan, halkta farkındalık
yaratarak katılım sağlamanın da önemine işaret
etti.
İhaleyi kazanarak sözleşmeyi
imzalayan şirketin ekip lideri David Hofman da, projenin
Kıbrıslı Türkler için çok önemli ve kritik bir proje
olduğunu söyledi, projeyi beklentileri en iyi şekilde
karşılayacak şekilde hayata geçirmeyi umduklarını
belirtti.
Projenin kısa bir süre önce
başladığını ve hazırlıkların
sürdürdüğünü ifade eden Hofman, projenin geri kalanıyla ilgili bir
çalışma programı hazırlayacaklarını kaydetti.
Hofman, iyi bir iş
birliğiyle projeyi başarıya götürmeyi umut ettiklerini de dile
getirdi.
KIBRIS 30/01/09
Greek mayor says Olgac
made POW admissions to him in 1990
By
Alexia Saoulli
THE MAYOR of
a Greek town has come forward to corroborate the original confession of a
Turkish actor who said he had shot and killed an unarmed prisoner of war in
1974.
Nevrokopi mayor Vassilis Giannopoulos said he was willing to testify that
Attila Olgac had admitted to killing Greek and Greek Cypriot POWs during the
Turkish invasion almost two decades ago.
Why shouldnt I? It is my obligation and duty towards the dead, he said.
The mayor said he could not be entirely certain that the man he saw almost 19
years ago was the same Turkish actor who had recently confessed on live
television that hed killed 10 Greek Cypriots including a teenage POW in 1974,
he said the confession was identical.
His words and his features remind me of that person, he said.
According to Giannopoulos, Olgac came forward in 1990 when the mayor was an
employee at the Greek consulate in Smyrna.
At the time, the mayor was responsible for investigating the issue of the
missing in Turkey.
He said Olgac looked like an emotional victim of war on the verge of a nervous
breakdown and confessed that hed been a soldier in the Turkish armed forces
posted to Cyprus in 74. He then told Giannopoulos hed murdered a number of
POWs in his care.
He [Olgac] said he felt intensely guilty. He couldnt sleep. He was haunted by
nightmares. He saw them in his sleep and wanted salvation, the mayor said.
Giannopoulos said the man who approached him had asked to be taken to Greece
for prosecution so that he could face justice and finally find peace.
This had not however been possible because he had no travel documents, the
mayor said.
We could not use the information. What were we to do, abduct him? He had no
travel documents. Things werent simple. The Turks wanted visas and he couldnt
get a passport.
After he left the consulate, he disappeared, said Giannopoulos.
The actors confession was not the first testimony that had come his way
regarding the execution of missing persons during his time in Smyrna, he added.
Meanwhile Foreign Minister Markos Kyprianou said the government would closely
monitor as best it could how Turkish authorities investigated Olgacs
admissions. He said what was needed was a thorough and in-depth investigation
that had international standing and not simply a focus on Olgacs insulting of
Turkishness.
It is important that this investigation focuses on the events of 1974 and not
to conclude that the actor should be prosecuted for insulting the Turkish
nation, he said.
Olgac, known as the tough wolf for his portrayal of a gangster, is facing
possible war crimes charges for his confession, despite retracting his
statement a day later.
Turkish prosecutor Ali Cakir launched an investigation into the case on
Wednesday. Should evidence of wrongdoing emerge, Cakir said the report would be
sent to the International War Crimes Tribunal in The Hague.
CYPRUS MAIL 30/01/09
Kuzey'den Güney'e on bin ekmek
Simerini gazetesi, KKTC'den Güney
Kıbrıs'a giden ekmeklerin üzerlerinde, nerede ve ne zaman imal
edildiklerinin yazmadığını savundu, sınır
kapısında Rum yetkililerin ise, söz konusu ekmekleri sadece görsel
kontrolden geçirdiklerini ileri sürdü.
Öte yandan Rum Sağlık
Hizmetleri yetkilisi Yorgos Yorgallas, Güney Kıbrıs pazarında
hali hazırda KKTC'den gelen ekmeklerin bulunduğunu, ancak
bunların naylon poşetler içerisinde, nelerden ve nerede
üretildiği yazacak şekilde satıldıklarını
bildirdi.
Habere göre Yorgallas, Güney
Kıbrıs'a geçen ekmeklerin Kıbrıs Türk Ticaret
Odası'nın (KTTO) belgesine sahip olduğunu, sınır
kapılarında yapılan kontroller çerçevesinde ise zaman zaman
ekmeklerden örnekler alınarak laboratuara gönderildiğini belirtti.
KIBRIS 31/01/09
Stefanu: Türk tarafı ikili oynuyor
Mülkiyet
konusunda kafalar karışık
Rum Sözcü Stefanu, Türk tarafının,
mülkiyet konusundaki görüşmelerde ikili oynadığını öne
sürerek, bu tutumun sorunu daha da
zorlaştırdığını iddia etti
Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu;
"Türklerin; mülkiyet konusunun müzakerelerine
başlandığı bir anda bu konuyla
'oynadıklarını', meseleyi daha da zorlaştıran bu
tavırlarının
kaygılandırdığını" ileri sürdü.
Simerini gazetesinde yer alan habere
göre, önceki günkü Rum Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında,
Kıbrıslı Türk siyasilerin KKTC'deki eski Rum mallarında
villa inşa ettirdiklerine ilişkin, Kıbrıs Türk
basınında yer alan haberleri yorumlaması istenen Stefanu,
"Kıbrıs Rum mallarının gasp edilmesi kınanacak
bir şey olmasının ötesinde; reddedilecek ve yasadışı
bir harekettir" dedi.
Bu hareketlerin, zaten
karmaşık olan mülkiyet meselesini daha da
zorlaştırdığı görüşünü ortaya koyan Stefanu,
mülkiyet meselesinin; Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm
bulunması çabaları çerçevesinde müzakere edilmekte olduğunu
söyledi ve şöyle devam etti:
"Kapsamlı bir çözümle; Türk
işgalinin, fiili bölünmüşlüğün yarattığı bütün
sorunların -ki işgal nedeniyle Kıbrıs Cumhuriyeti
işgal altındaki bölgelerde etkin denetim uygulayamıyor- sonuç
getirici şekilde göğüsleneceğini umuyorum."
Açıklama yapmaktan kaçındı
Stefanu; Rumların KKTC'deki eski
mallarını diğer Rumlara devretmeleri olgusunu göğüslemeye
yönelik bir yasa tasarısı hazırlamakta olduğuna
değinmekten kaçınarak, "bu konuda açıklayacak bir
şeyim yok. Hükümet; Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm
bulunmasıyla bu meselenin de çözüleceği beklentisiyle mülkiyet
meselesini müzakereler çerçevesinde yönetiyor. Önümüzde,
açıklayabileceğim hiçbir şey yok" dedi.
Gazete, mülkiyet meselesine; siyasi
gündemi ele aldıkları görüşmelerinin ardından, DİKO
Başkanı Marios Karoyan ve AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu'nun da
değindiğini ve bu meseleyi "zor" diye nitelediklerini
kaydetti.
"Mülkiyet çok zor bir konu"
Habere göre, Andros Kiprianu,
"Mülkiyet çok zor bir konu olacak, bundan hiç kuşku duyulmaması
lazım. Bizim için önemli olan; Başkan Hristofyas'ın bu
görüşmelerde ilkelere, uluslararası hukuka ve Avrupa hukukuna dayanan
net yaklaşımlarla söyledikleridir. Kıbrıs sorununun
çözülmesi için çok büyük çaba harcaması gerek, bizim taraf da ilkelere
bağlı ve bunlarda ısrarlı; ama taktik meselelerinde esnek
olmalı" dedi.
Marios Karoyan ise, mülkiyetin en
dikenli konulardan biri olduğundan kuşku bulunmadığına
işaret ettiği açıklamasında, "bizim taraf
uluslararası hukukla, AİHM kararlarıyla, Avrupa
müktesebatıyla ve Avrupa hukuku ile takviyelidir. Müzakere edilemez
ilkeler vardır, bunlar; bizim tarafın kanıtlı talep ve
tezlerimizi güçlendiriyor ve zırhlandırıyor."
"Belgelerin felsefesi"
Politis gazetesi ise haberinde, Türk
tarafının; malların akıbetine ilişkin ilk söz
hakkının asıl sahiplerinde olmasını kabul etmeye
yanaşmaması halinde, Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi
Başkanı Hristofyas'ın, mülkiyet başlığındaki
tezlerini karşılıklı olarak sunmaları
uygulamasının kısa süreceğini yazdı.
Bu meselenin, mülkiyet meselesinin
müzakeresini zorlaştırmasının beklendiğini yazan
gazete, önümüzdeki görüşmelerde Cumhurbaşkanı Talat'ın
"tutumunda iyileşme" olmaması halinde, mülkiyetin ana
başlıklarının al-ver aşamasına havale edileceğini
ileri sürdü, özetle şunları yazdı:
"Kıbrıslı Türk
liderin önceki gün sunduğu belge; iki kesimliliği ve
ağırlıklı mal sahipliliğinin Kıbrıs Türk
oluşturucu devletçiğinde kalmasını sağlamak
mantığında hareket ediyor. Bunun için de; 'Kıbrıs Rum
mallarının bugünkü kullanıcılarının
haklarına dokunulmaması gerekiyor.' Bu talep Kıbrıs Rum
tarafının tezine taban tabana zıttır. Kıbrıs Rum
tarafı kendi belgesinde; mülkiyet hakkının ve yasal mal
sahibinin, malının akıbetine ilişkin birinci tercih
hakkına sahip olmasını güvence altına
alındığı ve bir dizi hukuki argüman, mahkeme kararı ve
uluslararası sözleşme maddesine yer verdi.
Mehmet Ali Talat mülkiyet
hakkını tanıyor ancak Kıbrıslı
Rumlarının Kıbrıs Türk idaresi altında kalacak
mallarını elde etmelerini etkisiz hale getirmeye
çalışıyor. Kıbrıs'ın 'kamu çıkarına' bu
şekilde hizmet edecekse; malın, yasal sahibine iade edilmemesi
gerektiğini söylüyor."
"Oksijen aranıyor"
Fileleftheros gazetesi de haberinde,
mülkiyet konusunun çok uzun sürmeyeceğini, saptanmakta olan çeşitli
görüş ayrılıklarının bu başlığı
prosedürün sonuna havale edeceğinin ortada olduğunu yazdı.
Anlaşmazlıklar sepetinin ilk
başta danışmanlara ulaşacağını, daha sonra
da sapmaların al-ver aşamasına konulacağını
savunan gazete, edindiği bilgilere dayanarak, yabancı
arabulucuların ve BM'nin; prosedüre soluk verilmesi gerektiği
görüşünde olduklarını, bunun da; ekonomi ve AB
başlıklarının müzakeresine geçilerek sağlanacağını
kaydetti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 4
Şubat'ta gerçekleşecek bir sonraki görüşmeleri
ışığı altında her iki tarafın da; bir önceki
görüşmede sunulan tezleri yorumlamak için yoğun bir çaba içerisine
girdiklerine işaret ediliyor.
Gazete, 17'nci görüşmede sunulan
belgelerde sürpriz olmadığını; ancak detaylı
şekilde incelenerek argümanın delillerle desteklenmesinin şart
olduğunu belirtti.
KIBRIS 31/01/09
Nicosia gearing up for
2012 EU presidency
By
Marianna Pissa
NICOSIA
Municipality is planning to spend almost 32 million on the capital in 2009,
Mayor Eleni Mavrou said yesterday.
At a news conference, Mavrou said income in 2009 was estimated at 31.9
million, which is almost equal to the expenditure forecast.
Mavrou said that part of the projects for 2009 would be completed by the end of
March. The first phase of the restoration of the Kaimakli centre would cost
800,000 and the second phase 1,700,000, she said.
Other projects planned for 2009 are the first phase of the renewal of the
Tachtakalas area within the walls of Nicosia at a cost of 1.5 million, the
upgrading of the Ayios Antonios Market costing 1.28 million the construction
of five sports fields estimated at 500,000.
Also, the municipality will upgrade several roads and squares, the new City Hall
in the old town as well as the creation of a Community Centre in
Chrysaliniotissa.
We want Nicosia to get the look it deserves, to change and become a truly
modern city, to be strengthened as a gateway between the countries of the
European Union and be prepared for 2012 when it will assume the role of EU
Presidency, Mavrou said.
All the projects financed by the EU Structural Funds and by the government
have been completed, in the framework of the first stage.
Regarding the Municipal referendum to regenerate the site of the old GSP
Stadium, Mavrou said: It was an innovative process for the Local Authorities
We have dedicated ourselves to adopting the decision of our townspeople and to
support the relevant government committees, and that is exactly what we did
we
let them express their views freely and gave them the opportunity to
participate directly in decision making
She said she wanted to reassure residents of the capital that we will continue
our effort to implement the programmes we have set to create a Nicosia that
will be modern, beautiful so that its people take great pride in it.
CYPRUS MAIL 31/01/09
Turkish army to
investigate Olgacs confession
By
Alexia Saoulli
He was an
actor, not a fighter said Turkish professor
THE TURKISH army yesterday launched an investigation into the confession of a
Turkish actor who said he had shot and killed an unarmed Greek Cypriot prisoner
of war in 1974.
Brigadier General Metin Gurak made the announcement at his weekly news
conference. He said the army planned to investigate the issue of Attila Olgacs
confession thoroughly.
The investigation follows the probe launched by the Prosecutors Office in
Istanbul earlier this week. If found guilty Turkeys Justice Ministry will send
Olgacs case to the War Crimes Tribunal in The Hague.
Olgac told a live breakfast show he had shot and killed a 19-year-old POW on
his commanding officers orders after the teen refused to talk, and spat in
Olgacs face. He said he killed nine other Greek Cypriots in later skirmishes.
Twenty-four hours later he retracted his story claiming hed made the whole
thing up.
Despite the retraction, Olgacs confession has made headlines in Cyprus and in
Turkey since last week.
Speaking on Turkish television this week, a Turkish Professor said Attila Olgac
had never even fired a shot during his posting to Cyprus in 1974.
Yalc?n Kucuk said he had met Olgac in Cyprus and that the pair had become
friends.
He was an actor not a fighter. After a little while we sent him back to Turkey.
They sent me to carry out cleansing operations, he said.
Kucuk was speaking on weekly television programme 32 Gun following his recent
release after he was detained in connection with the formation of an illegal
organisation, Ergenekon, to provoke a series of events that would pave the way
for a military coup.
Kucuk said he had served in Cyprus during the same period as Olgac. He also
said he had participated in the Tymbou airport operation.
Irrespective of the retraction and reported corroboration from some Turkish
sources, the Cyprus government said it will file recourse with the European
Court of Human Rights and put the matter before the Council of Europes
Permanent Members.
The issue was also discussed by the Committee of Missing Person at its weekly
meeting. The CMPs third member, Christophe Girod said: We discussed the issue
of the statements made in the media. The CMP relies on the good will of people
who are willing to talk to us so that we can locate burial grounds.
He said the Committee, which is responsible for the location and identification
of missing persons, would monitor developments on the issue.
Olgacs statement did not escape discussion in the Greek parliament. In fact an
argument erupted between Foreign Minister Dora Bakoyianni and opposition
parties over the Greek governments handling of the issue. Bakoyianni said the
Greek government would co-operate with Cyprus to utilise the information and it
was handling it with caution and sensitivity. Opposition deputies accused the
government of being too lenient and mild in its approach.
Commenting on the issue yesterday, AKEL leader Andros Kyprianou said Olgacs
confession simply reaffirmed what the Greek Cypriot side had always known
regarding events during the 1974 invasion.
AKELs youth organisation EDON said the confession had charged sentiments among
Greek Cypriots, particularly among the relatives of the missing, while the
youth organisation of the Turkish Republican Party said it was aware of the
realities of the island and was unsurprised by Olgacs confession.
Ironically figures presented by the European Court of Human Rights on Thursday
do little to paint Turkey in a good light.
According to the ECHRs annual table of violations per country for 2008, Turkey
was the country that gave rise to the greatest number of judgments (257) in
which at least one violation of the Convention was found. The countries that
followed were Russia (233), Romania (189), Poland (129) and Ukraine (110).
CYPRUS MAIL 31/01/09
NTV-MSNBC
Güncelleme: 13:52 TSİ 01 Şubat 2009 Pazar
İSTANBUL
- Radikal gazetesinde bugün yer alan habere göre; Avustralyanın Sydney
kentindeki Macquarie Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Türk Ermeni Diyalog
Grubu Eşbaşkanı Dr. Armen Gakavian da bir karşı özür
kampanyası hazırlıyor. Kampanyayı, Amerika Birleşik
Devletlerindeki Ermeni cemaatinden, tarihçi Profesör Dennis Papazyan da
destekliyor.
Kampanya
için hazırlanan taslak bildiri metni şöyle:
Ermeni halkı adına işlenen cinayetler için özür diliyor,
bunların acısını duyan masum Osmanlıların ve
Türklerin duygularını paylaşıyorum.
Radikal gazetesine konuşan Gakavian, Yürüteceğimiz kampanya ile
Türkiyedeki aydınların özür dileme kampanyasını tüm
yüreğimizle karşıladığımızı
göstereceğiz. Hazırlanan bildiri, Ermeni çetecilerin
işlediği cinayetler ve ASALA eylemlerinden ötürü Türklerden özür dilemeye
yöneliktir. Geçmişte yaşanmış ve gelecekte meydana
gelebilecek her türlü şiddeti reddediyoruz. Umarım kampanya
başarılı olur dedi. Kampanyayı, Amerika Birleşik
Devletlerindeki Ermeni cemaatinden, tarihçi Profesör Dennis Papazyan da
destekliyor.
Gakavianın Radikal Gazetesinin sorularına verdiği
yanıtlar şöyle:
Türkiyede 30 bin kişinin katılımını sağlayan
bir kampanya yürütülüyor. 1915 Ermeni soykırımını hayata
geçirmiş Osmanlı Türkleri yüzünden acı çeken ve
adaletsizliğe uğrayan Ermenilerden özür diliyorlar. Bundan haberdar
mısınız?
Evet, Sydneydeki bazı Türk dostlarımdan olayı işittim.
Bence Türk ulusunun asaletini güçlendirecek türden harika bir girişim. Bu
türden bir özür asaleti gösteriyor zira bir kişinin, sıradan bir
insan da olsa bir ulus da olsa geçmişiyle yüzleşmesi çok güç; ve bu
cesareti gösteriyor zira çok kısa zaman önce yüzleşme
çabalarının susturulma girişimi olarak TCK 301. maddeyi
tanıdık. Umarım Ermeniler dahil dünyanın diğer
ulusları da bu özür kampanyasına imzalarıyla katılarak
öncülük edenlerin gösterdiği cüretin aynını sergileyerek kendi
dolaplarındaki iskeletlerle yüzleşebilirler.
Ermeni aydınların başlatacağı kampanyanın
içeriğini anlatabilir misiniz? Ne yazacak hazırlanan bildiride?
Türkiyedeki özür dilerim kampanyasına yanıt niteliğinde
bir çalışma bu. Geçmişte yaşanmış ve gelecekte
yaşanacak olan her türlü şiddeti reddetmeliyiz. Türkiyedeki
çalışmayı yürekten destekliyorum. Bu bize mutluluk verdi. Bir
hafta sonra imzaya açacağımızın bildirimiz son şeklini
almış olacak. Ermeni çetecilerin işlediği cinayetlerden ve
ASALA eylemlerinden ötürü Türklerden ve Osmanlılardan özür dileyen,
yaşananlardan duyulan üzüntüyü anlatan bir içeriği var bildirinin.
Siz Türk devletinin yerinde olsaydınız özür diler miydiniz?
Öyle olacağını umardım. Bu soru etrafında
düşünelim: Bir Ermeni olarak Ermenilerin işlediği suçlardan
ötürü üzgün müyüm? ASALA nedeniyle üzgün müyüm? Ermenilerin işlediği
katliamlar ve etnik temizlikten ötürü? Evet, üzgünüm, hiç bir çekimcem yok. Bu
suçlar bütün bir ulusun ortadan kaldırılması girişimiyle
karşılaştırılamasa dahi hâlâ suçtur ve kimse aksine
ispat edip bunları önemsizleştiremez. Eğer Türk devletinin
yerinde olsaydım, özrü onyıllar süren inkârın ardından
yitirilmiş itibarın yeniden kazanılmasının mükemmel
bir yolu olarak görürdüm.
Türkiyedeki özür kampanyasında sizin bulgularınızın yeri
var mı?
Hayır, doğrudan yok. Özür Ermenilerin çektikleri
acıların tanınmasıdır ve bu acıya sebep olan Türk
devletinin hem öldürmeler hem de inkârdaki sorumluluğunu üstlenmesidir.
Amaç tanımlamalar sorusuna ve siyasi açıklamalara vs. yanıt
vermek değildir. Bu yüzden özüre dair herhangi bir Ermeni tavrı da
benzer olmalı. Gerçekte şahsen Türk aydınlarının
açıklamalarına yanıt niteliğinde bir taslak
hazırladım ve bunu çok yakında dağıtıp sonra da
kamuoyuna sunacağım. Bu umut ederim ki Ermenilerin de
imzalarını koyacakları bir dilekçeye dönüşür. Ayrıca
Fransadan da bazı karşı yanıtlar var, bir grup
Fransız-Ermeni aydının imzaladığı.
Türkiyedeki özür kampanyasının, Ermenilerin Ermeni toplumu içinde
yaptıklarına etkisi ne olur?
Köklü düzeyde denilebilecek devasa bir etki olmaz ve şu türden
konuşmalardan öteye geçmez: Harika değil mi? Türkiyede bazı
şeyler açıkça değişiyor. Kimileri şüpheli duracak
yahut yeterli bulmayacaktır. Fakat çoğunluğu müteşekkir
olacak ve bundan etkilenecektir. Ermenilerin çoğunun bunun ne kadar
cesurca bir adım olduğunun farkına varacağını
sanmıyorum.
Peki bundan sonra ne olur? Kendi araştırmanız ve
kampanyanıza dair nasıl bir sonuç görmek istersiniz?
Ermenileri kaçınılmaz bir devlet kabulünü memnuniyetle
karşılamaya hazırlamak isterim. Bu altı ayda da olsa 60
yılda da fark etmez. Ve cesur Türklerin yaptıkları gibi
Ermenilerin de kendi dolaplarının içindeki iskeletleri ortaya koymaya
istekli olmalarını isterim.
Bu arada aynı zamanda Sydneydeki Ermenilerle Türkleri bir araya getirme
çalışmama devam edeceğim, nereye gidersem gideyim yine aynı
şeyi yapacağım. Burada, Sydneyde yaptığımız
nefret ve yalanların üstesinden sevgi ve hakikatle gelebilecek dünya
çapında gelişen bir hareketin parçası olmaktır. Bu
tanrının verdiği görev ve aksi davranamam. Türk özründe
kullanılan kelimelerdeki gibi, vicdanım reddeder... yerli yerimde
durup hakikat ve uzlaşma yolundaki fırsatın
kaçmasını...
Türk hükümetinin pozisyonu veyahut halet-i ruhiyesi özür dileyecek bir
şey yapılmadığı yolunda. Bunu nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Tam aksine özür dilemesi icap eden devlet. Evet bireyler özür dileyebilir,
bunun pek çok örneği var. Vicdanların sessiz kalmaya müsaade
etmediğini yahut da bir biçimde bu suçlardan ötürü kârlı
çıktıklarını anladıklarını görüyoruz.?Fakat
bu devletin bir hakikati kabul edip özür dilemesinin yerini tutmaz.
ÖZÜR İYİ BİR BAŞLANGIÇTIR
Türklerin Ermenilerden özür dilemesi yeterli mi? Bu Ermeni toplumunu tatmin
edecek mi?
Bu çok önemli ve zor bir soru. Bu konuda Ermeniler içinde elbette çok
farklı görüşler var. Ben sadece benimkini dile getireyim. Daha önce
de belirttiğim gibi bir özür sadece bir başlangıçtır, fakat
iyi bir başlangıçtır. Eğer özür yitirilmiş insan
yaşamı ve çekilmiş acıların tanınmasıysa, ki
bugün tanıklık ettiğimiz özür tam da bu, bunun çok büyük bir
önemi vardır.
Fakat özrün samimiyeti bunu izleyen adımların ne olacağına
da bağlı, mümkün olduğu kadar işlenmiş olan suçun sonuçlarına
da bağlı. Türk devleti örneğinde bu, kurbanların faillere
dönüştürüldüğü inkâr ve tarihi çarpıtma politikasının
bir kenara bırakılması anlamına geliyor. Aynı zamanda
bu anıtların restorasyonu, geri dönme hakkı (ziyaret için yahut
yaşamak için) yahut da Ermenistanın Türk toprakları
aracılığıyla bir limana erişiminin
sağlanması türünde olabilir.
TOPRAK TALEBİ ABESTİR
Açıkça belirtmeliyim ki bence toprak talepleri, bazı toprakların
Ermenistana verilmesi anlamında tamamen abestir. Bu aynı zamanda gerçekdışıdır
da.
Tartışılabilecek başka bazı fikirler de olabilir.
Fakat hiç tereddütsüz söylenebilecek tek bir şey varsa o da şudur: En
büyük tazminat ve samimiyet ifadesi Türkiyenin koşulsuz olarak
Ermenistana uyguladığı ablukayı kaldırması ve
Ermenistanın kendi ayakları üzerinde durabilmesi olacaktır.
Bu yüzden şahsen geleneksel anlayışta olduğu gibi toprak
talepleriyle ilgilenmiyorum. Ermenilerin ceplerine para konulması
anlamında mali tazminatla da ilgilenmiyorum. Devlet yukarıda
saydığım tavsiyelerin uygulanmasına harcanmak üzere fon
bulmakla yükümlü zaten ve ayrıca Türk hükümetinin Washingtondaki
lobicilere ödediği paraları kestiğinde hayli tasarruf
edeceğini de unutmamalıyız.
Özür dilemenin etkisi ne olur?
Cinayetin inkârının son aşaması denilip duruldu. Özür
Ermenilerin tarihlerinin korkunç bir parçasını kapatmasına
yardımcı olabilir. Bir iyileşme sürecini başlatabilir. Kimi
acıları dindirmeye yarayabilir. Fakat belirtmeliyim ki bu sadece bir ilk
adım olmalı, son değil.
Özür kampanyasına öncülük anlamında aydınların rolü için
ne düşünüyorsunuz?
Mükemmel ve tarihsel anlamda kaçınılmaz. Memnuniyetle
karşılıyorum. Bu hareket özür yolunda harekete geçilmesi için
iyi bir başlangıç fırsatı oluyor. Dünya tarihi boyunca
aydınlar en büyük değişim yapıcılar oldular. Gelecekte
neler olacağını görmek için sabırsızlanıyorum.
ABORİJİNLERE HÜKÜMET ÖZÜRÜ
Halihazırdaki Avustralya hükümeti Şubat 2008de ülkedeki
kayıp kuşaklardan (Avustralyanın yerli halkı
Aborijinler) özür diledi fakat Avustralyanın 1778deki işgalinden
ötürü yerli halka reva görülenlerde ötürü özür dilemediler. Bunu nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Bu özür Avustralya hükümetinin olgunluğunun ve asaletinin
kanıtıydı. Özrün kendisi çok etkili ve samimiydi ve
başbakan özür metnini kendisi yazmakta ısrarcı oldu, bu yüzden
çok kalpten gelen bir şeydi. Fakat bunun arkasında neredeyse
yarım yüzyıllık tartışmanın ardından bir
inkâr ve öteleme var. Ve bu çok spesifik bir özürdü, sadece yerli
Avustralyalılara yönelik özel bir muameleyi ele alıyordu. Neden?
Belki de bu yaptığımız hataların çok somut
delillerinin sadece bir kısmını içeriyor. Bilemiyorum.
Özür aynı zamanda soykırım kelimesini içermedi, büyük
olasılıkla bu türden bir kavramın bölücü olacağından
ötürü. Belki de birkaç yıl içinde toz duman
yatıştığında ve hâlâ önde gelen kişilikler
nezdinde kayıp kuşakların soykırıma maruz
kaldığı yolunda büyük bir fikir birliği hasıl olursa
gelecekteki hükümet bu kavramı da kullanabilir.
Fakat daha da önemlisi yerli Avustralyalıların
yaşadıkları felaketin ve derin acıların
tanınmış olması ve kamuoyu nezdinde bunun ortaya
koyulması. Hükümetin bu doğrultudaki sorumluluğunu herhangi bir
gerekçeye başvurmadan yerine getirmesi.
Parlamentoda başbakanın dudaklarından özür dilerim kelimesini
işittiklerinde ağlayan yerli Avustralyalıları
gördüğümde, bir anlığına Türk hükümetinin de böylesi bir
özrü dile getirmesinin nasıl bir şey olacağını hayal
etmeye çalıştım. Sanırım pek çok Ermeni gibi ben de
rahatlamış hissederdim. Fakat bunun sadece bir başlangıç
olduğunu, nihayet olmadığını, bir süreç olduğunu
da görmemiz lazım.
Şimdi de
Ermeni aydınlar özür diliyor
Ermeni aydınlar, Türkiye'de büyük tartışma yaratan "Ermenilerden özür kampanyası"na, "Türklerden özür kampanyası" ile karşılık vermeye hazırlanıyor. Ermeni diasporasından bazı aydınlar, Ermeni çetelerinin ve ASALA'nın eylemleri için Türklerden özür dileyecek.
Türk Ermeni diyalog grubu
eşbaşkanı Dr. Armen Gakavian, Radikal gazetesine
yaptıkları çalışma hakkında bilgi verdi.
İmzaya açılacak bildiride, "Ermeni halkı adına
işlenen cinayetler için özür diliyor, bunların acısını
duyan masum Osmanlıların ve Türklerin duygularını
paylaşıyorum" deniyor.
Dr. Armen Gakavian, Ermeni aydınlara bu adımı attıran
olayın, Türkiye'de başlatılan 'Özür diliyorum' kampanyası olduğunu
vurguladı.
Taslak bildiriye, önümüzdeki hafta son şekli verilecek ve dünyadaki bütün
Ermenilere imzalamaları için ulaştırılacak.
Bazı Türk aydınların başlattığı Ermenilerden
özür kampanyası büyük tartışma yaratmış; kampanya
hakkında suç duyuruları yapılmıştı.
Savcılık, "Demokrasilerde karşıt görüşler de
koruma altındadır" diyerek kampanyayı düşünce
özgürlüğü çerçevesinde bulduğu görüşüyle takipsizlik kararı
vermişti.
CNN TURK 01/02/09
Tehciri
yaşayan son üç Ermeniden biri öldü
1915'te Anadolu'da meydana gelen Ermeni tehcirine şahit olan ve halen hayatta olan son üç Ermeni'den Gazaros Kademyan 101 yaşında ABD'nin California eyaletinde öldü.
ABD'de yayınlanan Los Angeles Daily
News Gazetesi'nin haberine göre, tehcir sırasında Adana
yakınlarındaki Zeytun'da yaşayan ve o tarihte 8
yaşında olan Gazaros'un, ailesiyle birlikte bir sabah Irak'a
sürüldüğü iddia ediliyor.
Ailesiyle birlikte uzun süre Irak'ta yaşayan Gazaros Kademyan, daha sonra
eşi Azaduhi ve çocukları Ohannes, Asdig ve Anahid ile ABD'ye
göçmüştü.
Burada California'nın Glendale kentine yerleşen Kademyan, uzun süre
ABD'deki Ermeni lobisinin en aktif üyelerinden biri olarak faaliyet
göstermişti.
Son olarak ABD'nin batısındaki Ermenileri bir araya getiren Ermeni
Ulusal Komitesi'nde faaliyet gösteren Kademyan, Ermeni tehcirinin yaşayan
son üç anıtından biri olarak görülüyordu.
Kademyan, ABD'deki Ermeni lobisinin soykırım iddialarını
her dile getirişinde "canlı kanıt" olarak
gösteriliyordu.
CNN TURK 01/02/09
Erdoğan,
Newsweek'e içini döktü
Davos'taki Gazze oturumunu terk ederek dünya gündemine oturan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Yahudi düşmanlığına her zaman karşı çıktım" dedi. Newsweek'e konuşan Erdoğan, dünyanın Filistin halkının siyasi iradesine saygı göstermediğini belirtti. Yahudi kuruluşlarından da tepki geliyor.
Başbakan Erdoğan, Gazze
yönetimini elinde tutan Hamas için, "Dünya onlara siyasi bir oyuncu
olmaları şansını verseydi, kazandıkları seçimden
sonra bugünkü gibi bir durumda olmazlardı" dedi.
Başbakan Erdoğan, Hamas'ın İran'ın bir kolu
olmadığını da ifade etti.
Anti-semitik olduğu suçlamalarıyla karşı karşıya
kaldığını söyleyen Erdoğan, "Ben her zaman
anti-semitizme karşı çıktım. Benim, mevcut İsrail
hükümetinden duyduğum rahatsızlık, onların bize haksız
davranmasından" dedi.
"İsrail'le ilişkiniz bitti mi?" şeklindeki bir soruyu
da Başbakan Erdoğan, "Ciddi bir ilişkimiz var, ancak mevcut
İsrail hükümeti kendisine bakmalı. Bu konuyu İsrail'de
yaklaşan seçimler için istismar etmemeli" diye yanıtladı.
Yahudi kuruluşlarından tepki
Bu arada, Davos'ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'le
tartışan Başbakan Erdoğan'a Yahudi
kuruluşlarından tepkiler gelmeye devam ediyor.
ABD'deki etkin Yahudi kuruluşlarından Anti-Defemation League
(İftira ve İnkarla Mücadele Birliği) ADL, Başbakan Erdoğan'ın
ifadelerinin endişe verici olduğunu öne sürdü.
Kuruluşun Başkanı Abraham Foxam, yazılı açıklama
yaptı. Açıklamada, "Erdoğan'ın sert
yaklaşımlarının Yahudilere ya da İsrail halkına
yönelik olmadığını belirtmesi memnuniyet verici. Ancak
Başbakan'ın öfkeli çıkışlarının zaten gergin
olan ortamı sadece daha fazla gereceğinden ötürü
endişeliyiz" denildi.
Açıklamada, "Şimon Peres'in olay sonrası
Erdoğan'ı aramasını takdirle
karşılıyoruz" ifadesi yer aldı.
ABD'deki diğer bir Yahudi kuruluşunun açıklamasında ise,
Erdoğan'ın "Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz" sözleri
hatırlatıldı ve "Böylesine sert yorumlar, İsrail ile
Türkiye arasındaki uzun ve verimli ilişkilerde gereksiz gerginliklere
sebep olacaktır" yorumu yapıldı.
CNN TURK 01/02/09
Ermeni
aydınlar da harekete geçiyor:

İddialara göre, Anadoluda 1900lü yılların başında, tehcir ve kıyıma uğrayan Ermeniler, çete kurup köyleri bastı ve çok sayıda masum insanı öldürdü.
01/02/2009
Büyük tartışmalara neden olan Ermenilerden özür diliyorum kampanyası, Ermeni aydınlara da ilham verdi. Şimdi Ermeni aydınlar, 1900lü yılların başında Ermeni çetelerin öldürdüğü masumlar ve ASALA eylemleri için Türklerden özür dileyecek
ADNAN GÜNDOĞAN/ERTUĞRUL MAVİOĞLU
GÜNEY AVUSTRALYA/İSTANBUL - Ermeni halkı
adına işlenen cinayetler için özür diliyor, bunların
acısını duyan masum Osmanlıların ve Türklerin
duygularını paylaşıyorum.
Bu cümlenin, Avustralyanın Sydney kentindeki Macquarie Üniversitesi
Öğretim Üyesi ve Türk Ermeni Diyalog Grubu Eşbaşkanı Dr.
Armen Gakavian tarafından özür diliyorum kampanyası çerçevesinde
imzaya açılacak olan bildirinin taslağında yer aldığını,
Radikal 2de Baskın Oranın yazısından öğreniyoruz.
ABDden Prof. Dennis Papazianın da desteklediği taslak bildiriye
önümüzdeki hafta son hali verilecek ve dünyadaki bütün Ermenilere
imzalamaları için ulaştırılacak. Kampanyanın önemli
isimlerinden Papazian, Michigandaki Ermeni Araştırmaları
Merkezinde Tarih doktorası sahibi bir araştırmacı olarak
tanınıyor. Papazian, Ermeniler konusundaki düşünce ve
yazılarıyla bilinen Taner Akçam ile aynı üniversite bünyesinde
çalışmalar yapıyor.
Ermeni aydınlara bu adımı attıran olayın, Türkiyede
başlatılan ve başlar başlamaz da
ırkçı-faşist çevrelerin yoğun saldırısına
uğrayan özür diliyorum kampanyası olduğunu, Dr. Armen Gakavian
reddetmedi. Gakavian, kampanyanın sürdürüldüğü www.ozurdiliyorum.com
sitesi hack saldırısına uğramış olsa da 30 bin
imzaya ulaşılmış olunmasından mutlu. Ermeni
aydınların kampanyası, 1915te Osmanlı Ermenilerinin
maruz kaldığı Büyük Felâkete duyarsız
kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor.
Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin
duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür
diliyorum diyen Türkiyedeki bildiriden esinlenmiş. Şimdi benzer
cümleler Ermeni aydınlar tarafından dile getirilecek ve yeni bir
vicdan muhasebesinin de önü açılacak. Ve belki de iki özürden dünyayı
kıskandıracak sıkı bir kardeşlik doğacak.
Radikalin sorularını yanıtlayan Gakavian, Yürüteceğimiz
kampanya ile Türkiyedeki aydınların özür dileme
kampanyasını tüm yüreğimizle
karşıladığımızı göstereceğiz. Hazırlanan
bildiri, Ermeni çetecilerin işlediği cinayetler ve ASALA
eylemlerinden ötürü Türklerden özür dilemeye yöneliktir. Geçmişte
yaşanmış ve gelecekte meydana gelebilecek her türlü şiddeti
reddediyoruz. Umarım kampanya başarılı olur. dedi.
İşte Gakavianın sorularımıza yanıtları:
İskeletlerle yüzleşme Türkiyede
30 bin kişinin katılımını sağlayan bir kampanya
yürütülüyor. 1915 Ermeni soykırımını hayata geçirmiş
Osmanlı Türkleri yüzünden acı çeken ve adaletsizliğe
uğrayan Ermenilerden özür diliyorlar. Bundan haberdar
mısınız? Evet, Sydneydeki bazı Türk
dostlarımdan olayı işittim. Bence Türk ulusunun asaletini
güçlendirecek türden harika bir girişim. Bu türden bir özür asaleti
gösteriyor zira bir kişinin, sıradan bir insan da olsa bir ulus da
olsa geçmişiyle yüzleşmesi çok güç; ve bu cesareti gösteriyor zira
çok kısa zaman önce yüzleşme çabalarının susturulma
girişimi olarak TCK 301. maddeyi tanıdık. Umarım Ermeniler
dahil dünyanın diğer ulusları da bu özür kampanyasına
imzalarıyla katılarak öncülük edenlerin gösterdiği cüretin
aynını sergileyerek kendi dolaplarındaki iskeletlerle
yüzleşebilirler.
Ermeni aydınların başlatacağı kampanyanın
içeriğini anlatabilir misiniz? Ne yazacak hazırlanan bildiride?
Türkiyedeki özür dilerim kampanyasına yanıt niteliğinde bir
çalışma bu. Geçmişte yaşanmış ve gelecekte
yaşanacak olan her türlü şiddeti reddetmeliyiz. Türkiyedeki
çalışmayı yürekten destekliyorum. Bu bize mutluluk verdi. Bir
hafta sonra imzaya açacağımızın bildirimiz son şeklini
almış olacak. Ermeni çetecilerin işlediği cinayetlerden ve
ASALA eylemlerinden ötürü Türklerden ve Osmanlılardan özür dileyen,
yaşananlardan duyulan üzüntüyü anlatan bir içeriği var bildirinin.
Siz Türk devletinin yerinde olsaydınız özür diler miydiniz? Öyle
olacağını umardım. Bu soru etrafında düşünelim:
Bir Ermeni olarak Ermenilerin işlediği suçlardan ötürü üzgün müyüm?
ASALA nedeniyle üzgün müyüm? Ermenilerin işlediği katliamlar ve etnik
temizlikten ötürü? Evet, üzgünüm, hiç bir çekimcem yok. Bu suçlar bütün bir
ulusun ortadan kaldırılması girişimiyle
karşılaştırılamasa dahi hâlâ suçtur ve kimse aksine
ispat edip bunları önemsizleştiremez. Eğer Türk devletinin
yerinde olsaydım, özrü onyıllar süren inkârın ardından
yitirilmiş itibarın yeniden kazanılmasının mükemmel
bir yolu olarak görürdüm.
Taslak bildiri hazır
Türkiyedeki özür kampanyasında sizin
bulgularınızın yeri var mı?
Hayır, doğrudan yok. Özür Ermenilerin çektikleri acıların
tanınmasıdır ve bu acıya sebep olan Türk devletinin hem
öldürmeler hem de inkârdaki sorumluluğunu üstlenmesidir. Amaç
tanımlamalar sorusuna ve siyasi açıklamalara vs. yanıt vermek
değildir. Bu yüzden özüre dair herhangi bir Ermeni tavrı da benzer
olmalı. Gerçekte şahsen Türk aydınlarının
açıklamalarına yanıt niteliğinde bir taslak hazırladım
ve bunu çok yakında dağıtıp sonra da kamuoyuna
sunacağım. Bu umut ederim ki Ermenilerin de imzalarını
koyacakları bir dilekçeye dönüşür. Ayrıca Fransadan da
bazı karşı yanıtlar var, bir grup Fransız-Ermeni
aydının imzaladığı.
Türkiyedeki özür kampanyasının, Ermenilerin Ermeni toplumu
içinde yaptıklarına etkisi ne olur? Köklü düzeyde
denilebilecek devasa bir etki olmaz ve şu türden konuşmalardan öteye
geçmez: Harika değil mi? Türkiyede bazı şeyler açıkça
değişiyor.
Kimileri şüpheli duracak yahut yeterli bulmayacaktır. Fakat
çoğunluğu müteşekkir olacak ve bundan etkilenecektir.
Ermenilerin çoğunun bunun ne kadar cesurca bir adım olduğunun
farkına varacağını sanmıyorum.
Peki bundan sonra ne olur? Kendi araştırmanız ve
kampanyanıza dair nasıl bir sonuç görmek istersiniz?
Ermenileri kaçınılmaz bir devlet kabulünü memnuniyetle
karşılamaya hazırlamak isterim. Bu altı ayda da olsa 60
yılda da fark etmez. Ve cesur Türklerin yaptıkları gibi
Ermenilerin de kendi dolaplarının içindeki iskeletleri ortaya koymaya
istekli olmalarını isterim.
Bu arada aynı zamanda Sydneydeki Ermenilerle Türkleri bir araya getirme
çalışmama devam edeceğim, nereye gidersem gideyim yine aynı
şeyi yapacağım. Burada, Sydneyde yaptığımız
nefret ve yalanların üstesinden sevgi ve hakikatle gelebilecek dünya
çapında gelişen bir hareketin parçası olmaktır. Bu
tanrının verdiği görev ve aksi davranamam. Türk özründe
kullanılan kelimelerdeki gibi, vicdanım reddeder... yerli yerimde
durup hakikat ve uzlaşma yolundaki fırsatın
kaçmasını...
Türk hükümetinin pozisyonu veyahut halet-i ruhiyesi özür dileyecek bir
şey yapılmadığı yolunda. Bunu nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Tam aksine özür dilemesi icap eden devlet. Evet bireyler özür dileyebilir,
bunun pek çok örneği var. Vicdanların sessiz kalmaya müsaade
etmediğini yahut da bir biçimde bu suçlardan ötürü kârlı çıktıklarını
anladıklarını görüyoruz.?Fakat bu devletin bir hakikati kabul
edip özür dilemesinin yerini tutmaz.
Özür iyi bir başlangıçtır
Türklerin Ermenilerden özür dilemesi yeterli mi? Bu Ermeni toplumunu
tatmin edecek mi?
Bu çok önemli ve zor bir soru. Bu konuda Ermeniler içinde elbette çok
farklı görüşler var. Ben sadece benimkini dile getireyim. Daha önce
de belirttiğim gibi bir özür sadece bir başlangıçtır, fakat
iyi bir başlangıçtır. Eğer özür yitirilmiş insan
yaşamı ve çekilmiş acıların tanınmasıysa, ki
bugün tanıklık ettiğimiz özür tam da bu, bunun çok büyük bir
önemi vardır.
Fakat özrün samimiyeti bunu izleyen adımların ne olacağına
da bağlı, mümkün olduğu kadar işlenmiş olan suçun
sonuçlarına da bağlı. Türk devleti örneğinde bu,
kurbanların faillere dönüştürüldüğü inkâr ve tarihi
çarpıtma politikasının bir kenara bırakılması
anlamına geliyor. Aynı zamanda bu anıtların restorasyonu,
geri dönme hakkı (ziyaret için yahut yaşamak için) yahut da
Ermenistanın Türk toprakları aracılığıyla bir
limana erişiminin sağlanması türünde olabilir.
Toprak talebi abestir
Açıkça belirtmeliyim ki bence toprak talepleri, bazı toprakların
Ermenistana verilmesi anlamında tamamen abestir. Bu aynı zamanda
gerçekdışıdır da.
Tartışılabilecek başka bazı fikirler de olabilir.
Fakat hiç tereddütsüz söylenebilecek tek bir şey varsa o da şudur: En
büyük tazminat ve samimiyet ifadesi Türkiyenin koşulsuz olarak
Ermenistana uyguladığı ablukayı kaldırması ve
Ermenistanın kendi ayakları üzerinde durabilmesi olacaktır.
Bu yüzden şahsen geleneksel anlayışta olduğu gibi toprak
talepleriyle ilgilenmiyorum. Ermenilerin ceplerine para konulması
anlamında mali tazminatla da ilgilenmiyorum. Devlet yukarıda
saydığım tavsiyelerin uygulanmasına harcanmak üzere fon
bulmakla yükümlü zaten ve ayrıca Türk hükümetinin Washingtondaki
lobicilere ödediği paraları kestiğinde hayli tasarruf
edeceğini de unutmamalıyız.
Özür dilemenin etkisi ne olur?
Cinayetin inkârının son aşaması denilip duruldu. Özür
Ermenilerin tarihlerinin korkunç bir parçasını kapatmasına
yardımcı olabilir. Bir iyileşme sürecini başlatabilir. Kimi
acıları dindirmeye yarayabilir. Fakat belirtmeliyim ki bu sadece bir
ilk adım olmalı, son değil.
Özür kampanyasına öncülük anlamında aydınların rolü
için ne düşünüyorsunuz? Mükemmel ve tarihsel anlamda
kaçınılmaz. Memnuniyetle karşılıyorum. Bu hareket özür
yolunda harekete geçilmesi için iyi bir başlangıç fırsatı
oluyor. Dünya tarihi boyunca aydınlar en büyük değişim
yapıcılar oldular. Gelecekte neler olacağını görmek
için sabırsızlanıyorum.
***
Aborijinlere hükümet özürü
Halihazırdaki Avustralya hükümeti Şubat 2008de ülkedeki
kayıp kuşaklardan (Avustralyanın yerli halkı
Aborijinler) özür diledi fakat Avustralyanın 1778deki işgalinden
ötürü yerli halka reva görülenlerde ötürü özür dilemediler. Bunu nasıl
değerlendiriyorsunuz? Bu özür Avustralya hükümetinin
olgunluğunun ve asaletinin kanıtıydı. Özrün kendisi çok
etkili ve samimiydi ve başbakan özür metnini kendisi yazmakta
ısrarcı oldu, bu yüzden çok kalpten gelen bir şeydi. Fakat bunun
arkasında neredeyse yarım yüzyıllık
tartışmanın ardından bir inkâr ve öteleme var. Ve bu çok
spesifik bir özürdü, sadece yerli Avustralyalılara yönelik özel bir
muameleyi ele alıyordu. Neden? Belki de bu yaptığımız
hataların çok somut delillerinin sadece bir kısmını
içeriyor. Bilemiyorum.
Özür aynı zamanda soykırım kelimesini içermedi, büyük
olasılıkla bu türden bir kavramın bölücü olacağından
ötürü. Belki de birkaç yıl içinde toz duman
yatıştığında ve hâlâ önde gelen kişilikler nezdinde
kayıp kuşakların soykırıma maruz
kaldığı yolunda büyük bir fikir birliği hasıl olursa
gelecekteki hükümet bu kavramı da kullanabilir.
Fakat daha da önemlisi yerli Avustralyalıların
yaşadıkları felaketin ve derin acıların
tanınmış olması ve kamuoyu nezdinde bunun ortaya
koyulması. Hükümetin bu doğrultudaki sorumluluğunu herhangi bir
gerekçeye başvurmadan yerine getirmesi.
Parlamentoda başbakanın dudaklarından özür dilerim kelimesini
işittiklerinde ağlayan yerli Avustralyalıları
gördüğümde, bir anlığına Türk hükümetinin de böylesi bir
özrü dile getirmesinin nasıl bir şey olacağını hayal
etmeye çalıştım. Sanırım pek çok Ermeni gibi ben de
rahatlamış hissederdim. Fakat bunun sadece bir başlangıç
olduğunu, nihayet olmadığını, bir süreç olduğunu
da görmemiz lazım.
RADIKAL 01/02/09
Takvim gerekli
İRADE VARSA 6 AYDA ÇÖZERİZ...
Kıbrıs sorununun, 35 yıl daha müzakere edilemeyeceğine
dikkat çeken Rum yönetimi tarım eski bakanı ve
cumhurbaşkanı adayı Kostas Themistokleus, müzakerelerin
takvimlendirilerek yürütülmesi gerektiğini söyledi. "Eğer siyasi
irademiz varsa, sorunu 6 ay içerisinde çözebiliriz. Ancak böyle bir iradeden
söz edemeyeceksek, bir 40 yılın daha bu çabalara katkı
koyabileceğini sanmıyorum" diyen Themistokleus, 2010
yılına çözüm bulunmadan girilmesi durumunda Talat ve
Hristofyas'ın gösterdiği çabanın berbat olacağını
söyledi.
Aral MORAL
Rum yönetimi tarım eski
bakanı ve cumhurbaşkanı adayı Kostas Themistokleus,
Kıbrıs sorununun, 35 yıl daha müzakere edilemeyeceğine
dikkat çekerek, görüşmelerin takvimlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Themistokleus, "Bence, liderler
sürece daha fazla zaman ayırmalı" diyerek, Talat ve
Hristofyas'ın daha sık bir araya gelmesi gerektiğini ifade etti.
"Eğer politik irademiz
varsa, sorunu 6 ay içerisinde çözebiliriz. Ancak böyle bir iradeden söz
edemeyeceksek, bir 40 yılın daha bu çabalara katkı
koyabileceğini sanmıyorum" diye konuşan Kostas
Themistokleus, 2010 yılına çözüm bulunmadan girilmesi durumunda Talat
ve Hristofyas'ın gösterdiği çabanın berbat
olacağını belirtti.
Tarım bakanlığı
yapması nedeniyle, adamız Kıbrıs'ta giderek hissedilen
kuraklık konusunda da soruları yanıtlayan Themistokleus,
Kıbrıslı Türklerle, Kıbrıslı Rumların su
sorununa yönelik işbirliği yapması gerektiğini kaydetti.
"Talat ve Hristofyas daha sık bir araya
gelmeli"
Kostas Themistokleus, müzakere
sürecinin yavaş işlediğini ifade ederek görüşmelerin
hızlanması gerektiğini belirtti.
"Bence, liderler sürece daha
fazla zaman ayırmalı" diye konuşan Themistokleus, Talat ve
Hristofyas'ın daha sık bir araya gelmesi gerektiğini
vurguladı.
Bir diğer önemli noktanın
da, müzakereler için daha sağlam bir temelin gerektiğini söyleyen
Kostas Themistokleus, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Şimdi az-çok iyi bir temele
sahipler. Ancak bundan daha sağlam bir temel bulmaları gerekiyor.
Belli bir şeyden bahsetmiyorum. Daha önce gösterilmiş çabaları
da göz önünde bulundurmaları gerekiyor. BM tarafından daha önce
ortaya konulmuş çalışmalardan da faydalanmaları gerekiyor.
Kıbrıs sorunun 35 yıldan fazladır sürdüğünü
düşünürsek, BM'nin çalışmaları fayda getirebilir."
"Çözüm için çok fazla zamanımız
yok"
Themistokleus, Talat ve Hristofyas
arasındaki iyimser havanın azaldığı yönündeki bir
soruya ise "Çok iyi bir momentum yakalandı. Şu anda Talat ve Hristofyas
lider pozisyonda. Aynı zamanda Yunanistan ve Türkiye adada bulunacak
çözümden yana. Bunun değerlendirilmesi lazım" dedi.
Gerekli elementlerin masada
olduğunu vurgulayan Rum yönetimi eski tarım bakanı, çözüm için
tüm koşulların bulunduğunu ifade etti.
Kıbrıs sorunuyla ilgili
tarafların olası bir çözümden faydalanabileceğine işaret
eden Themistokleus, kısa bir süre içinde çözüm bulunması
gerektiğini kaydetti.
"Çözüm için fazla
zamanımız yok. Sorunu 2009 içerisinde çözebileceğimize
inanıyorum" diye konuşan Kostas Themistokleus, geçtiğimiz
yılın da çözüm için yeterli bir zaman olduğunu şu sözlerle
anlattı:
"Demek istediğim; Hristofyas
şubatta başa geçti. Benim de inancım, kalan 8 aylık sürenin
çözüm için yeterli olduğuydu. Ancak maalesef müzakereler mart ayında
değil de eylül ayında başladı. Bir konu için 4 ay
harcadılar."
"Her başlığı 1 ay
görüşebilirler"
Müzakerelerin daha hızlı bir
şekilde sürmesi için öneride de bulunan Themistokleus, liderlerin her ay
bir konuyu görüşebileceğini ve kendi pozisyonlarını masaya
koyabileceklerini belirtti.
Kostas Themistokleus, "Yani ana
başlıklar üzerinde 4 ay harcamadan, hızlı bir şekilde
görüşme gerçekleştirerek kendi pozisyonlarını ortaya
koymaları ve al ver sürecinin başlayacağı son aşamaya
gelebilirler. Çünkü bu sorun ancak al ver süreciyle çözülebilir. Al ver
sürecinin ise ancak bütün konuların masada olmasıyla
başlayabilir" diye konuştu.
"2009 da olmazsa ne zaman
olacağını bilemiyorum"
Liderlerin "yönetim ve güç
paylaşımı" konusunun ardından mal mülk konusunu
görüşmeye başlayacaklarının hatırlatılması
üzerine Themistokleus, mal mülk konusunun en büyük sorunlardan biri
olduğunu vurguladı.
Liderlerin, yol gösterici ilkeler
belirlemesi durumunda yönetim ve güç paylaşımı
başlığında olduğu gibi, mal mülk konusunu da 4 ay
görüşmelerine gerek duymayacaklarına dikkat çeken Kostas
Themistokleus, "Eğer 2009'da da çözüm bulamazsak, bir daha ne zaman
bulabileceğimizi bilmiyorum" dedi.
Themistokleus, siyasi
eşitliğe dayalı iki kesimli, iki toplumlu federal çözümü
destekleyen liderlerin başta olması nedeniyle çözüm için en
doğru zaman olduğunu yineledi.
"Takvimlendirmenin gerektiğine
inanıyorum"
Kıbrıs sorununun, 35
yıl daha müzakere edilemeyeceğine dikkat çeken Rum yönetimi
Tarım Eski Bakanı Themistokleus, müzakerelerin takvimlendirilerek
yürütülmesine olan inancını dile getirdi.
"Eğer politik irademiz
varsa, sorunu 6 ay içerisinde çözebiliriz. Ancak böyle bir iradeden söz
edemeyeceksek, bir 40 yılın daha bu çabalara katkı koyabileceğini
sanmıyorum" diye konuşan Kostas Themistokleus, 2010
yılına çözüm bulunmadan girilmesi durumunda Talat ve
Hristofyas'ın gösterdiği çabanın berbat olacağını
belirtti.
Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum toplumu arasındaki ilişkiyi de
değerlendiren Themistokleus, Lokmacının açılması
olumlu olduğunu ancak buna karşılık Yeşilırmak
kapısının açılamamasının ise olumsuz bir
gelişme olduğunu kaydetti.
İki toplum arasındaki
ticaretin de Yeşil Hat Tüzüğü nedeniyle beklenenin altında
olduğunu söyleyen Kostas Themistokleus "Tüzük üzerinde
değişiklik yapabilirsek, ticarete daha fazla alan
yaratabileceğimize inanıyorum" dedi.
Themistokleus ayrıca, sportif
aktiviteyle ya da kültürel etkinliklerle de insanların bir araya
getirilebileceğine vurgu yaptı.
"İki toplum, su sorunu konusunda
işbirliği yapmalı"
Rum yönetimi Tarım Eski
Bakanı olması nedeniyle, adamız Kıbrıs'ta giderek
hissedilen kuraklık konusunda da sorularımızı
yanıtlayan Themistokleus, "Su sorunu gerçekten büyük. Bazı
insanlar bunun, Kıbrıs sorunundan da önemli olduğunu
belirtiyor" dedi.
Kıbrıslı Türklerle,
Kıbrıslı Rumların su sorununa yönelik işbirliği
yapması gerektiğini söyleyen Kostas Themistokleus,
"Kıbrıs'ta, geçmişte yaşanan acı dolu olaylar
meydana gelmeseydi, Türkiye'den boruyla su getirilmesi bir diğer çözüm
olabilirdi" dedi.
Kıbrıs sorununa çözüm
bulunması durumunda da Türkiye'den su getirilmesinin gündemde
olabileceğine işaret eden Rum yönetimi Tarım Eski Bakanı
Kostas Themistokleus, bunun uygun bir çözüm olacağının
altını çizdi.
Çözüm bulunana kadar ise arıtma
tesislerinin kurularak deniz suyunun arıtılabileceğini belirten
Themistokleus, sözlerini şöyle tamamladı:
"Yeteri kadar
yağış olmuyor. Her yıl yağış miktarı
azalıyor. Bir adada yaşadığımız ve
etrafımızın denizle çevrildiğini unutmamamız
lazım. Güneyde büyük bir arıtma tesisi kuruldu ve oradan günde 100
bin metre küp su arıtılıyor. Lefkoş, Larnaka ve Mağusa
bölgelerine içilebilir su sağlanıyor. Bence şu an için en
geçerli çare bu."
KIBRIS 01/02/09
Ryan: AB'ye uyum çalışmaları çözüm sürecini
kolaylaştıracak
"İNGİLTERE ÖNCÜLÜK
ETSİN"... Meclis İdari ve Sosyal İşler Komitesi
Başkanı Ahmet Barçın, yaşayabilir bir çözüm bulunması
için adadaki her iki tarafa da eşit mesafede yaklaşılması
gerektiğini belirtti. İngiltere'nin, diğer AB ülkelerine bu
konuda öncülük etmesini beklediklerini kaydeden Barçın,
"İngiltere'nin tutumu ve adadaki taraflara eşit
yaklaşımı iyi bir örnek teşkil edecektir" diyerek,
İngiltere'nin Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı
Flint'in önümüzdeki hafta Kıbrıs'a yapacağı ziyaretin bu
açıdan önemli olduğunu söyledi
T.A.K/HASAN CANPOLAT
İngiltere'nin eski
Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kuzey Enfield bölgesinin İşçi
Partili Milletvekili Joan Ryan, Meclis İdari ve Sosyal İşler
Komitesi'nin, Kamu Reformu ve AB'ye uyum yönündeki
çalışmalarının hem Kıbrıs Türk halkının
yapılanmasında hem de çözüme giden yolda önemli çalışmalar
olduğunu ve süreci kolaylaştıracağını vurguladı.
Bu çalışmaların
Kıbrıs Türk halkının AB içinde yer alması
açısından da önemini dile getiren Joan Ryan, federasyona
ulaşılması halinde bu çalışmaların büyük bir
adım olacağını söyledi.
Londra'da "Devletin Hizmet
Yapısı" konulu bir eğitim programına katılan
Ahmet Barçın başkanlığındaki Cumhuriyet Meclisi
İdari ve Sosyal İşler Komitesi heyeti, Joan Ryan'ı,
İngiliz Parlamentosu'nda ziyaret etti.
Joan Ryan'ın parlamentodaki
toplantı odasında gerçekleşen görüşmede konuşan
İdari ve Sosyal İşler Komitesi Başkanı Ahmet
Barçın, KKTC'de kamu reformu çalışmalarının
yapıldığı bir dönemde Kamu Yönetimi'yle ilgili bir
eğitim programı için İngiltere'de bulunduklarını, bu
programda kamu reformu çalışmaları sırasında hayata
geçirecekleri yol haritasının bir parçasını öğrendiklerini
ifade ederek, sağladığı ve sağlamayı
tasarladığı katkılar ve misafirperverliğinden
dolayı Ryan'ın şahsında İngiliz hükümetine
teşekkür etti.
Halk nisandaki seçimlerde reformları
hayata geçirmemize fırsat verecek
Kamu reformu
çalışmalarını anlatırken olmayan bir şeyi
kurmanın, olanı değiştirmekten daha kolay olduğunu
dile getiren Ahmet Barçın, ancak artık somut adım atacak noktaya
geldiklerini kaydetti.
Barçın, halkın, nisan
ayındaki seçimlerde kendilerine tasarladıkları reformları
hayata geçirme fırsatı vereceğine ve bir kere daha çözüm, Avrupa
Birliği (AB) ve reform yanlısı olan partilerine destek
vereceğine inanç belirtti.
Ahmet Barçın, seçim
sonuçlarının, Kıbrıs Türk halkının çözüm ve AB
yönündeki iradesinin devam edip etmediğini de ortaya
koyacağını kaydetti.
İdari ve Sosyal İşler
Komitesi Başkanı Ahmet Barçın, Kamu Reformu ve AB'ye uyum
konusunda yapılan çalışmaların Kıbrıs Türklerini
çözüme hazırladığına inandığını da
ifade etti, "AB uyum çalışmaları ve Kamu Reformu,
birleşik Kıbrıs çatısı altında kurulan
Kıbrıs Türk Kurucu Devleti'nin etkin, çalışır bir
yapıda olmasını ve çözümün
uygulanırlılığını
kolaylaştıracaktır" dedi.
AB ve İngiltere'ye çağrı
Kıbrıs sorununa çözüm
bulunması için liderler tarafından yürütülen çözüm sürecinin
yavaş ilerlediğine vurgu yapan Ahmet Barçın,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, süreci
hızlandıracak katalizörlere ihtiyaç olduğu yönündeki sözlerine
dikkat çekti.
Barçın bu bağlamda,
uluslararası toplum tarafından somut adımlar
atılmasını ve yapıcı açıklamalar
yapılmasını talep etti, ayrıca sağlıklı ve
yaşayabilir bir çözüm bulunması için, adadaki her iki tarafa da
eşit mesafede yaklaşılması gerektiğini kaydetti.
Ahmet Barçın, BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer'in bu anlamda
ortaya koyduğu tutumu memnuniyet verici bulduklarını
açıkladı.
AB'nin de adadaki taraflara eşit
davranmasının Kıbrıs Türkleri açısından önemli
olduğunu dile getiren Ahmet Barçın, referandumda
"hayır" diyen Rum tarafının AB'ye tek taraflı üye
olmasının AB üyesi ülkelerin Kıbrıs sorununa
yaklaşımını taraflı kıldığını,
bu taraflı yaklaşımın, içinden geçilen kritik dönemde devam
etmesinin ise Kıbrıslı Türklerin çözüm süreciyle
özdeşleştirdikleri AB'ye olan inancını sarsacak nitelikte
olduğunu ifade etti.
İngiltere'nin, diğer AB
ülkelerine bu konuda öncülük etmesini beklediklerini kaydeden Barçın,
"İngiltere'nin tutumu ve adadaki taraflara eşit
yaklaşımı iyi bir örnek teşkil edecektir" diyerek,
İngiltere'nin Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Caroline
Flint'in önümüzdeki hafta Kıbrıs'a yapacağı ziyaretin bu
açıdan önemli olduğunu söyledi.
Ahmet Barçın, Flint'in
Kıbrıs ziyareti sırasında yapacağı
görüşmelerin hem Kıbrıslı Türklere hem de Rumlara
yapıcı mesajlar vermek açısından iyi bir fırsat olacağını
vurguladı.
Barçın, "Flint'in
ziyaretinde Kıbrıslı Türklerin seçilmiş vekilleriyle
görüşmesinin, çözüm sürecine yönelik tesis etmek istedikleri siyasi
diyalogun ilk adımını oluşturacağını"
da kaydetti.
Çalışmalar Kıbrıslı
Türklerin AB
içinde yer alması açısından önemini
Heyeti Türkçe olarak "Merhaba...
Nasılsınız?" sözleriyle karşılayan Joan Ryan ise,
zaman zaman sorular sorarak bilgiler de aldığı
konuşmasında İdari ve Sosyal İşler Komitesi'nin önemli
görevleri bulunduğunu, Kamu Reformu ve AB'ye uyum yönündeki
çalışmalarının hem Kıbrıs Türk halkının
yapılanmasında hem de çözüme giden yolda önemli çalışmalar
olduğunu ve süreci kolaylaştıracağını
vurguladı.
Bu çalışmaların
Kıbrıs Türk halkının AB içinde yer alması
açısından da önemini dile getiren Joan Ryan, federasyona
ulaşılması halinde bu çalışmaların büyük bir
adım olacağını söyledi.
Joan Ryan, Kamu Reformu
çalışmalarının hem çözüme giden yolda, hem çözüm
sonrası için önemini yinelerken, bu çalışmaları daha önce
yapmış olan Rum tarafına yetişme olanağının
yakalanacağını ve aynı seviyede koşulacağını,
aksi halde Türk tarafının geride kalmış
olacağını belirtti.
Ryan, federasyon kurulduğunda bu
çalışmaların tamamlanmış olmasının ve
Rumlara eşit seviyeye gelinmesinin, geride kalmadığını
gören Kıbrıslı Türkler üzerinde olumlu bir psikoloji de bırakacağını
söyledi.
Joan Ryan, İngiltere'nin ve
önümüzdeki hafta Kıbrıs'ı ziyaret edecek olan Avrupa
İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Caroline Flint'in,
istendiğinde süreci ve liderleri cesaretlendirmek için elinden geleni
yapacağını da dile getirdi.
Kamu yönetimiyle ilgili eğitim
programını tamamlayan Cumhuriyet Meclisi İdari ve Sosyal
İşler Komitesi heyeti, bu gece adaya dönecek.
KIBRIS 01/02/09
Kıbrıs sorununun çözümü NATO içindeki
sorunların çözümüne katkıda bulunacak
ABD'nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, NATO ile
AB Güvenlik ve Savunma Politikası arasındaki entegrasyonda
yaşanan sıkıntılara atıfta bulunarak, Kıbrıs
sorununun çözülmesinin NATO içindeki sorunların ve bu sorunun çözülmesine
katkıda bulunacağına işaret etti.
ABD'nin Ankara Büyükelçisi James
Jeffrey, 17. Antalya Uluslararası Güvenlik ve İşbirliği
Konferansı çerçevesinde "NATO'nun 60. yıl dönümü Sonrasına
Bakış" başlıklı panelde konuştu.
ABD Büyükelçisi, yeni ABD Başkanı
Barack Obama'nın göreve geldikten sonra ilk iş olarak, NATO Genel
Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer'e, ABD'nin NATO'daki yükümlülüklerine
bağlılığına dair bir mektup
yazdığını anlattı.
Jeffrey, NATO ile AB Güvenlik ve
Savunma Politikası arasındaki entegrasyonda yaşanan
sıkıntılara atıfta bulunarak, Kıbrıs sorununun
çözülmesinin NATO içindeki sorunların ve bu sorunun çözülmesine
katkıda bulunacağına işaret etti.
Türkiye'nin, terörle mücadelesine
rağmen Afganistan'daki operasyonlara katkısının diğer
ülkeleri cesaretlendirdiğini söyledi.
Jeffrey, ''Türkiye
Güneydoğusu'nda önemli bir operasyon yürütüyor. Biz de terörle mücadele
kapsamında bunu destekliyoruz. Türkiye, bu büyük yükümlülüğüne
rağmen Afganistan'daki mücadeleye önemli katkıda bulunuyor. Bunun
devam edeceğini umuyoruz. Türkiye'nin bu tavrı Afganistan'daki
mücadeleye katkıda daha cömert olmaları konusunda bazı ülkeleri
cesaretlendiriyor'' ifadesini kullandı.
KIBRIS 01/02/09
Stark warning from UK
tour operators
By
Jean Christou
BRITISH TOUR
operators have issued a stark warning to Cypriot hoteliers: either cut room
rates or they will cut capacity to the island from the recession-hit UK market
where only value for money counts.
Bookings to Cyprus for this summer are even worse than expected. From the 20
per cent drop hoteliers were predicting last November, reservations to Cyprus
are in reality down between 25 per cent and 35 per cent, according to Noel
Josephides a board member of the Association of British Travel Agents.
Cyprus Hotels Association Director General Zacharias Ioannides said he could
confirm that these were also the latest figures the hoteliers had. He also
confirmed that tour operators were pushing hard for discounts.
There is extreme pressure on us, said Ioannides.
The message to hoteliers is they have a couple of weeks left to salvage this
year, said Josephides, who is also the CEO of Cyprus specialists, Sunvil
Travel.
He said Egypt and Turkey, where bookings are up, were throwing money around
to get business or what there is anyway.
In a few weeks the tour operators will start cutting capacity. Its a very
stark choice on the part of the hoteliers. Everyone here will take a hit on
their profits this year. We have been discussing it and we just have to. Either
that or we get no business. Everyone is going to take an enormous hit. All of
us, said Josephides.
He said the hoteliers didnt have long to decide, and the indications at this
point were that late bookings would go to Egypt and Turkey.
Cyprus is probably one of the worst hit and they are living in cloud cuckoo
land if they think things are going to get any better, Jospehides added.
Hoteliers have been pressing the government for help by suggesting incentives
that would allow them to reduce their costs, which would in turn enable them to
offer cheaper rates to the tour operators.
They have asked for a reduction in VAT and electricity levies, and also more
understanding from banks whose interest rates have shot up, putting more
pressure on those hotels with massive loans.
However little has been forthcoming from the state, which has allocated only
12 million to boost tourism, and this was given over to the Cyprus Tourism
Organisation (CTO) for advertising.
Finance Minister Charilaos Stavrakis angered hoteliers recently when he said he
was not keen on handing over taxpayers money to hoteliers who might use it to
pay off their debts or in some other way that would not necessarily guarantee a
reduction in the cost of a holiday to Cyprus.
The CTO does have its own range of incentives, partly funded by EU cash, but
much of what is on offer relates more to the medium- and long-term upgrading of
hotels and holiday apartments.
A meeting on the general economic crisis on Friday, chaired by President
Demetris Christofias, hinted there might be more aid to come for tourism when
the cabinet meets for an extraordinary session on Tuesday.
Ioannides said hoteliers were holding out for this, although its likely the
bulk of any assistance will go to the building sector, which has also been hit
hard by the crisis..
We have given (the government) the opportunity to take a share of our burden
in order to regain our competitiveness and we have also noted the latest
comments by the Finance Minister, Ioannides said.
He said however the association wanted to give the government the benefit of
the doubt in recognising the seriousness of the situation and to act
accordingly.
Ioannides refused to be drawn on the percentage discounts the tour operators
were demanding. He said it was an individual matter for each hotelier.
But every day that goes by is a lost opportunity, he said.
The government and CTO appear to be more optimistic than the hoteliers about
2009, and they talk of weathering the crisis by turning to new and growing
markets such as Russia, which was up 24 per cent in 2008.
However Josephides said compared to the UK market, which brought in 1.2 million
of the 2.4 total arrivals last year, Russian numbers around 160,000 were
insignificant.
Like it or not Cyprus is tied to the UK market and if they value it they have
to meet the tour operators halfway, he said.
To put it in perspective, Josephides said tour giant TUI alone brings 200,000
tourists to Cyprus every year, and if they cut capacity by 20 per cent it could
mean the loss of 40,000 visitors.
So no matter what you get from Russia and things are just as bad there it
will not make up for the fall in the UK market.
If the operators cut capacity and hoteliers start screaming and shouting, by
then it will be too late, he said.
CYPRUS MAIL 01/02/09
7.1 Milyon Euro'luk sattık, 1.4 Milyon Euro'luk
aldık
Rum basını, Rum Sanayi ve Ticaret
Odası (KEVE) ile Kıbrıs Türk Ticaret Odası'ndan (KTTO)
alınan verilere göre, KKTC ile Güney Kıbrıs arasında
Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde 2008 yılı içerisinde
gerçekleştirilen karşılıklı ticarete ilişkin
verilere yer verdi.
Fileleftheros, söz konusu verilere
göre KKTC-Güney Kıbrıs arasındaki ticari
alışverişin 2008 yılı için toplam 8 milyon 500 bin
Euro olduğunu, KKTC'den Güney'e yapılan satışların,
Güney'den KKTC'ye yapılanlardan kat kat fazla olduğunu iddia etti.
Habere göre, KKTC'den Güney
Kıbrıs'a 2008 yılında 7 milyon 170 bin 817 Euro'luk ihracat
yapılırken, Güney'den alınan malların tutarı ise 1
milyon 404 bin 332 Euro olarak gerçekleşti.
Gazete, Kıbrıslı Rumların
ticari mallarının KKTC'ye satılması konusunda KKTC
makamlarının çeşitli sorunlar çıkardıklarını
da iddia ettiği haberinde, Kıbrıslı Türklerin Güney'e
gönderdikleri ticari malların başında meyve-sebze grubunun yer
aldığını belirtti.
KIBRIS 02/02/09
ANKA
Kıbrısta biri esir, 10 Rum öldürdüm diyen
İstanbul Devlet Tiyatrosu oyuncusu, aktör Atilla Olgaç, Devlet
Tiyatroları tarafından hakkında idari soruşturma
istenmesinin ardından emekli oldu.
Kıbrıs harekatında 10 Rumu
öldürdüğünü iddia ettikten sonra, büyük tepki almasının
ardından sözlerini geri alan ancak Bakırköy Cumhuriyet
Savcılığının açtığı soruşturmadan
kurtulamayan Olgaç, Devlet Tiyatroları'nın da tepkisi alınca,
çözümü emekli olmakta buldu.
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, hakkında idari
soruşturma açmaya hazırlanırken, Olgaçın birkaç gün önce
dilekçesini vererek emekliliğini istediği ortaya çıktı.
Hemen işlemlerine başlanan ve Devlet Tiyatroları tarafından
da belgeleri dün Emekli Sandığına gönderilen Olgaçın
emekli olduğu öğrenildi.
39 yıllık Devlet Tiyatroları sanatçısı Olgaç, 1970
yılında Ankarada başladığı
görevine, 1983 yılından bu yana da İstanbul Devlet Tiyatrolarında devam
ediyordu.
Olay yaratan sözlerinin ardından Olgaçın sahneye
çıkmasını uygun bulmadığını söylen Devlet
Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin ise, Olgaçın emekliliği
konusunda Kendince bir karar verdi, hayırlı olmasını
dilerim diye konuştu.
HURRIYET 03/02/09
10 Rum
öldürdüm diyen tiyatrocu Olgaç emekli oldu
03/02/2009 RADIKAL
Kıbrısta biri esir, 10 Rum öldürdüm diyen İstanbul Devlet Tiyatrosu oyuncusu, aktör Atilla Olgaç, Devlet Tiyatroları tarafından hakkında idari soruşturma istenmesinin ardından emekli oldu.
Kıbrıs harekatında 10 Rumu öldürdüğünü iddia ettikten
sonra, büyük tepki almasının ardından sözlerini geri alan ancak
Bakırköy Cumhuriyet Savcılığının
açtığı soruşturmadan kurtulamayan Olgaç, Devlet
Tiyatrolarının da tepkisi alınca, çözümü emekli olmakta buldu.
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, hakkında idari
soruşturma açmaya hazırlanırken, Olgaçın birkaç gün önce
dilekçesini vererek emekliliğini istediği ortaya çıktı.
Hemen işlemlerine başlanan ve Devlet Tiyatroları tarafından
da belgeleri dün Emekli Sandığına gönderilen Olgaçın
emekli olduğu öğrenildi.
39 yıllık Devlet Tiyatroları sanatçısı Olgaç, 1970
yılında Ankarada başladığı görevine, 1983
yılından bu yana da İstanbul Devlet Tiyatrolarında devam
ediyordu.
Olay yaratan sözlerinin ardından Olgaçın sahneye
çıkmasını uygun bulmadığını söyleyen Devlet
Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin ise, Olgaçın emekliliği
konusunda Kendince bir karar verdi, hayırlı olmasını
dilerim diye konuştu. (anka
Fransada parlamentonun kabul ettiği sözde
soykırım yasasının mimarı, eski Kültür Bakanı
Jack Langdan şok açıklama. Lang, 2001 yılında çıkan
yasaya destek verdiği için suçlu olduğunu ve büyük
pişmanlık duyduğunu açıkladı.
Jack Lang
Ermenileri çıldırtan açıklamasını 11 Ekim 2008de
seçim bölgesinde Ğ Turquie Europeenne ğ adlı bir internet sitesi
tarafından düzenlenen panelde yaptı.
Ancak Langın konuşmasını içeren video görüntüleri yeni
ortaya çıktı. Lang toplantıda, 1915 olayları için
soykırım değil, katliam kelimesini kullandı.
2001
yılında Fransa Meclisinin
soykırımı tanıdığı kararı
destekleyerek ve bir an evvel çıkmasını sağlayarak iki kez
hata yaptığını vurgulayan Lang, şöyle konuştu:
Fransa Milli
Meclisiin ilk Ermeni soykırım yasası lehinde oy kullandı.
Çünkü o dönemde bunun hem ruhani, hem de tarihi bir düzeltme
olacağına inanıyordum. Ancak şimdi olsa, aynı
şekilde davranır mıyım bilmiyorum.
2001 yılında Fransa Meclisinin
soykırımı tanıdığı kararın
çıktığı dönemdi Meclis Dışişleri Komisyonu
Başkanı olduğunu da hatırlatan Lang, Bu nedenle, iki kez
hata yaptım. Hem Dışişleri Komisyonu Başkanı, hem
de bir milletvekili olarak dedi.
Lang, Fransa Meclisinde 2007 yılında
kabul edilen Ermeni iddialarını reddetmeyi suç sayan yasa gündeme
geldiğinde ise karşı oy verdiğini söyledi. Lang, inkar
yasanın Ermenilerin acıları anlaşıldığı
için değil, seçim yatırımı amacıyla politikacılar
tarafından getirildiğini, dolasıyla tarihin politikacılar
tarafından yapılmasının da tehlikeli olduğunu da
söyledi.
Jack Lang,
Fransız Parlamentosunda 2001 yılında kabul edilen Türkiyenin
Ermenilere soykırım uyguladığına dair yasanın en
hızlı savunucusu olmuştu. O dönemde Meclis
Dışişleri Komisyonu Başkanı olarak, yasanın
hızlı şekilde çıkması iç in bizzat Fransa Senatosuna da baskı
uygulamıştı.
2007
yılında Sosyalistlerin Cumhurbaşkanı adaylığı
için de yarışmış olan Langın bu açıklaması
üzerine, Fransadaki Ermeni diasporası ayağa
kalktı.
Lang bu sözleri üç ay önce söylemişti. Ancak olay, bu sözler ve
toplantıya ilişkin video görüntüleri Fransadaki Ermeni derneklerinin internet
sitelerinde yayınlanınca patladı.
BİR ÇARK DAHA
Langın
katliam kelimesini kullanmasını Fransız Ermeni dernekleri
küfür olarak yorumladılar.
Ermeni Dernekleri
Koordinasyon Konseyi (CCAF) Başkanı Alexis Govciyan, Langın
yanısıra Sosyalist Partili eski ve yeni liderlere mektup yazarak
Langın sözlerini protesto etti. Daşnak Sütyun Derneğinin Fransa şubesi ise Langı Fransaya ve insanlık değerlerine
küfür etmekle suçladı.
Bunun üzerine geri
adım atmak zorunda kalan Jack Lang, bu kez de yeni bir açıklama
yaptı.
Açıklamalarını
ve Ermenilerden gelen tepkileri haber yapan Fransız Nouvel Observateur
dergisine mektup gönderen Lang, soykırımı kabul ettiğini,
ancak tarihi politikacıların yapmasını doğru
bulmadığı için böyle bir açıklamada bulunduğu
söyledi. Lang, sözkonusu ifadelerin parlamenterlerin tarih yapma yetkisini
tartışan bilimsel bir panelde sarfedildiğini, ancak
soykırımın inkarının mümkün
olamayacağını, ancak bunun yasayla zorla benimsetilmesine
karşı olduğunu belirtti.
HURRIYET 04/02/09
Proje 2010 yılında tamamlanacak
Açılışı, şantiye önünde,
ABDnin Lefkoşa Büyükelçisi Frank C. Urbancic Jr, UNDP-ACT Program Müdürü
Jaco Cilliers ve Evkaf Genel Müdürü Hatice Çavlanın
katılımıyla gerçekleştirilen tanıtımda, LTB
Başkanı Cemal Bulutoğluları da hazır bulundu.
Tanıtımın ardından
Saray Otelde projeksiyon gösterisi eşliğinde, sırasıyla,
ABD Büyükelçisi Frank C. Urbancic Jr, Evkaf Genel Müdürü Hatice Çavlan ve
UNDP-ACT Program Müdürü Jaco Cilliers birer kısa konuşma yaptı.
Urbancic: Hamam, adanın önemli sembollerinden
biri
ABD Büyükelçisi Frank C. Urbancic Jr,
konuşmasında, ACT programı çerçevesinde,
Kıbrısın zengin kültürel mirasını korumaya yönelik
göstermiş olduğunuz çabaları desteklemek ve kutlamak adına
burada bulunmaktan mutluluk duyuyorum dedi.
Büyük Hamamın 1571-1590
yılları arasında Osmanlı tarafından inşa edilen
eski bir bina ve adanın zengin kültürel mirasının önemli
sembollerinden biri olduğunu belirten Urbancic, Büyük Hamamı eski
görkemli günlerine kavuşturmanın, Kıbrıslıların
kültürel yaşamlarının önemli bir parçası olan, dikkate
değer bir eserin korunmasına yönelik büyük bir katkı
olacağını söyledi.
Urbancic, projenin Kıbrıs
Türk toplumu için önemli olan eserlerin korunması ve bakımı
işleriyle ilgilenen, Kıbrısın en eski ve köklü
kurumlarından biri olan Evkaf İdaresi tarafından
yürütüleceğini vurgulayarak, Evkaf İdaresinin uzun
yıllardır tarihi öneme sahip binaların restorasyon ve yenileme
işleriyle ilgilendiğini anımsattı.
Çavlan: Geciktik; ama projeyi özenle
hazırladık
Evkaf Genel Müdürü Hatice Çavlan ise,
1980lere kadar herkesin aşina olduğu ve yoğun şekilde
kullandığı ve Lefkoşalıların anılarında
ve tarihinde büyük yer tutan tarihi Büyük Hamamın en önemli
özelliklerinden birinin birçok tarihe tanıklık etmesi olduğunu
söyledi.
Büyük Hamamın 1300lü
yıllarda kilise olarak kullanıldığını
ardından Hamam olarak düzenlendiğini anlatan Çavlan, Restorasyonun
geciktiğini kabul ediyoruz ama tarihin bizi affetmesi için projeyi çok
özenle hazırladık ve 400 yıldır kesintisiz hamam olarak
kullanılan binayı yine hamam olarak fonksiyonladık dedi.
Çavlan, Büyük Hamamı da
diğerleriyle birlikte Lefkoşaya armağan etme şansı
buldukları için mutlu olduklarını dile getirerek, projeye
katkı sağlayan UNDP-ACT, USAİD ve Vakıflar İdaresi
inşaat şubesine teşekkür etti.
Cilliers: 2010 yılında tamamlanacak
UNDP-ACT Program Müdürü Jaco Cilliers
ise, Evkaf İdaresiyle gerçekleştirdikleri işbirliğine
bakıldığı zaman kültürel mirasın uzlaşım
için bir güç olarak kullanılabileceğinin aşikar olduğunu
ifade ederek, Bu işbirliğinin adada sürekli barış ve
birlikte varolabilmek için bir yol bulunmasında herkese ilham vermesini
ümit ediyoruz dedi.
Bu projenin 2010 yılında
tamamlanmasıyla birlikte, yeni iş imkanlarının
yaratılmasını ve surlar içinin yeniden canlanmasını da
umduklarını belirten Cilliers, Büyük Hamamın popülerliğini
yeniden kazanmasını sağlamak için Evkafın restorasyon
tamamlanır tamamlanmaz efektif hale gelecek, işletimsel ve pazarlama
unsurlarının ana hatlarını belirleyen bir plan
geliştirdiğini kaydetti.
KIBRIS
04/02/09
Kıbrıs trafiği yoğunlaşıyor
İki toplumlu müzakereler devam ederken, önemli
isimlerin Kıbrısı ziyaret edecek olması, Kıbrıs
sorununda hareketli günler yaşanacak görüşünü güçlendiriyor.
Babacan, yarın geliyor
Türkiye Dışişleri
Bakanı Ali Babacan, resmi ziyaret için yarın KKTCye geliyor.
TAK muhabirinin Başbakan
Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığından edindiği bilgiye göre, Babacan bir günlük
ziyaretinde KKTCde temaslar yapacak.
Babacanın devlet ve hükümet
yetkilileriyle Kıbrıs sorunu konusundaki gelişmeleri de
değerlendireceği öğrenildi.
Flint, 9 Şubatta, Rehn
13 Şubatta gelecek
AB Komisyonunun Genişlemeden
Sorumlu Üyesi Oli Rehn ile İngilterenin Avrupa İle
İlişkilerden Sorumlu Bakanı Caroline Flint gelecek hafta
Kıbrısa geliyor.
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca haftalık brifinginde, Flint ile Rehnin
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talattan randevu talebinde
bulunduğunu, ancak görüşme tarihinin henüz kesinleşmediğini
söyledi.
Flint, 9-10 Şubatta, Rehn ise 13
Şubatta Kıbrısa gelecek.
KIBRIS
04/02/09
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 16:33 TSİ 05 Şubat 2009 Perşembe
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs
müzakerelerini sürdüren Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas, Kıbrısta işgal sürdükçe, Türkiye ABye giremez
dedi.
Reuters
haber ajansına konuşanm Hristofyas, Türkiye ABye üye olabilmek
için, Kuzey Kıbrıstaki askerlerini çekmeli. ifadesini
kullandı.
Rum liderden AB
resti
Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas, "Türkiye Kuzey Kıbrıs'ı işgal ettiği
sürece Avrupa Birliği'ne giremez" dedi
(CNNTURK.COM) -- Reuters haber ajansının haberine göre, Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Hristofyas, Türkiye askerlerini adada tuttuğu sürece
AB'ye girmesinin mümkün olamayacağını belirtti.
Rum lider, gazetecilere yaptığı açıklamada, "Türkiye,
Kıbrıs'taki işgalini sürdürürken, Avrupa Birliği
üyeliğine kabul edilmesi mümkün değil" dedi.
CNN TURK 05/02/09
KKTC meclisinde
küfürlü tartışma
KKTC'de 19 Nisan'da yapılacak erken
genel seçimler öncesinde meclis, yasama çalışmalarına hız
verdi. Ancak dünkü oturumda gerginlik hakimdi. KKTC Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı'nın konuşmasına Demokrat Parti
lideri Serdar Denktaş, tepki gösterip küfür etti.
Turgay Avcı'nın, "30
yıl Dışişleri Bakanlığı'nda bir şey
yapılmadı" ifadesi, daha önce Dışişleri
Bakanlığı yapan Serdar Denktaş'ı sinirlendirdi.
Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş, kürsüde
konuşma yapan Avcı'ya küfür edince, KKTC meclisi
karıştı.
Denktaş, kürsüde konuşma yapan Avcı'nın üzerine yürüdü.
Ancak olay diğer milletvekillerinin müdahalesiyle daha fazla büyümeden
önlendi.
"Saygılı dil kullanılmalı"
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
meclisteki çalışmaların daha verimli olabilmesi için,
siyasilerin daha saygılı bir dil kullanmasının zorunlu
olduğunu söyledi.
"Meclisin saygınlığını korumak
bakımından daha seviyeli tartışmaların olmasına
ihtiyaç olduğunu" ifade eden Erçakıca,
"Tartışmalar daha seviyeli olmalıdır. Tabii meclis,
halk iradesinin temsil edildiği yerdir, dolayısıyla buna karar
verecek olan seçmenlerdir. Zaten bir seçim dönemine de girmiş bulunuyoruz,
takdir halkındır, seçmenindir. Dolayısıyla biz
Cumhurbaşkanlığından çok da ayrıntılı yorum
yapma hakkına ve şansına sahip değiliz. Ama siyasiler
arasındaki diyaloğun verimli olabilmesi için, meclisteki
çalışmaların verimli olabilmesi için daha saygılı bir
dil kullanılması elzemdir, zorunludur" dedi.
CNN TURK 03/02/09
Rumlar
ölülerini yakmak istiyor
Kıbrıs Rum yönetimi, ölülerin
yakılmasını öngören yasa tasarısı için
hazırlıklara başladı.
Rum Fileleftheros gazetesinin haberine
göre, Rum yönetimi İçişleri Bakanı Neoklis Silikiotis, ölülerin
yakılmasına imkan sağlayacak yasa tasarısının
hazırlanması için ilgililere talimat verdi.
Rum İçişleri Bakanlığı Genel Müdürü Lazaros Savvidis,
üç ayda hazırlanması planlanan yasa tasarısının, Rum
Bakanlar Kurulu'na sunulacağını açıkladı.
CNN TURK 03/02/09
İki lider
mülkiyet prensiplerini iletti
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas'ın bugün 18. kez bir araya geldi. Görüşmede
taraflar, karşılıklı olarak mülkiyetle ilgili prensiplerini
iletti.
Kıbrıs
müzakereleri kapsamında Lefkoşa ara bölgede "mülkiyet"
konusunun ele alındığı görüşme sona erdi.
Yaklaşık 4 saat süren görüşmenin 1,5 saati liderler
arasında baş başa geçti.
Liderler, görüşmenin ardından açıklama yapmadan bölgeden
ayrıldı.
BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun,
görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, liderlerin
mülkiyet konusunu görüştüğünü ve bir önceki görüşmede sunulan
önerilere karşı önerilerini sunduklarını söyledi.
Her iki tarafın da mülkiyetle ilgili prensiplerini birbirine
ilettiğini ifade eden Zerihoun, mülkiyet konusunun görüşülmesine
haftaya devam edileceğini belirtti.
Zerihoun, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun, liderlerin
çabalarını desteklemek için görüşmelerini sürdüreceklerini ve bu
çerçevede cuma günü yeniden bir araya geleceklerini söyledi.
BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexsander
Downer'ın bu sabah adaya geldiğini de açıklayan Zerihoun,
Downer'in liderlerin 12 Şubat'ta öğleden sonra yapacağı
görüşmeye katılacağını bildirdi.
CNN TURK 04//02/09
Bakan Babacan
KKTC'de
Dışişleri Bakanı Ali
Babacan, resmi temaslarda bulunmak üzere KKTC'de. Dışişleri
Bakanı Babacan, Kıbrıs sorununda gelinen aşamayı ele
alacak.
Temaslarına bu sabah başlayacak
olan Dışişleri Bakanı Babacan, ilk olarak Girne'de
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hilmi
Akın Zorlu'ya nezaket ziyaretinde bulunacak.
Sırasıyla, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı ile ayrı ayrı görüşecek olan Babacan,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın onuruna vereceği
öğle yemeğine katılacak.
Yemekten sonra Talat ve Babacan baş başa görüşecek.
Ardından heyetlerarasındaki görüşmelere geçilecek ve ortak
basın açıklaması yapılacak.
Bakan Babacan, basın açıklamasından sonra KKTC'den
ayrılacak.
CNN TURK 05//02/09
Rehn
müzakerelere destek için Kıbrıs'a gidecek
Avrupa Birliği'nin
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Kıbrıs'ta geçtiğimiz
eylül ayında başlayan görüşmelere destek vermek amacıyla
önümüzdeki hafta adaya gidecek.
(Metin Güneş / CNN TÜRK /
Londra) -- Rehn, İngiliz Financial Times
gazetesine verdiği mülakatta, "Kıbrıs sorununun çözümü
sayesinde Türkiyenin üyelik müzakerelerinde bir kriz
yaşanmasının önlenmesini umuyorum" dedi.
Olli Rehn, adanın yeniden birleşmesi için Kıbrıslı
Türk ve Rum liderler arasında kapsamlı bir anlaşma
sağlanması için destek vereceğini de söyledi.
Rehn, "Önemli olan sürecin devam ediyor olması. Gerçekçi olmak
gerekirse benim görüşüme göre, yoğun müzakereler nisan ayı ile
sonbahar arasında olacak" diye konuştu.
AB yetkilileri adada çözüme ulaşılması ile Türkiyenin liman ve
havalimanlarını bu yıl bitmeden önce Kıbrıslı Rum
gemi ve uçaklarına açacağını, bu sayede AB-Türkiye
ilişkilerine inebilecek ciddi bir darbenin engellenmiş
olacağını söyledi.
Bu arada, Rehn Hırvatistanın AB üyelik müzakerelerini 2009
yılı sonundan önce tamamlamasının Slovenya ile yaşanan
sınır anlaşmazlığını nedeniyle tehlikeye
girdiğini de sözlerine ekledi.
CNN TURK 05//02/09
ABD'de yayımlanan istihbarat ve ekonomi dergisi Stratfor'dan ilginç Türkiye yorumları.
ABD'de yayımlanan istihbarat ve
ekonomi dergisi Stratfor'da, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
Davos'taki çıkışının İsrail'i veya Yahudi
halkını hedef almadığına dikkat çekildi ve Türkiye'nin
bölgesinde gücünün uzun vadede artmasının kaçınılmaz
olduğu belirtildi.
Texas'ta 1996 yılında kurulan Stratfor özel istihbarat
kuruluşunun dergisinde, derginin kurucusu George Friedman imzasıyla
yer alan Erdoğan'ın Çıkışı ve Türk Devletinin
Geleceği başlıklı yazıda, Erdoğan'ın
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'ten ziyade, Peres'e daha
fazla süre tanımakla suçladığı moderatör Washington Post
gazetesi köşe yazarı David Ignatius'a öfkelendiği kaydedildi.
Başbakan Erdoğan'ın Hiçbir şekilde İsrail
halkını, Cumhurbaşkanı Peres'i veya Musevi
halkını hedef almadım dediği belirtilen yazıda, buna
karşın uluslararası basının, Erdoğan'ın
İsrail'in Gazze politikasını eleştirmesine ve salondan
çıkmasına yoğunlaştığı ifade edildi.
Derginin makalesinde, Türkiye ile İsrail'in çok yakın müttefikler
olduğuna dikkat çekilerek, Bu ittifak göz önünde bulundurulursa, Gazze'de
yaşanan son olaylar Erdoğan'ı zor bir duruma sokmuştur
denildi.
Türkiye'nin zorlu bir jeopolitik bölgede bulunduğu belirtilen makalede, bu
konumda izlenebilecek iki yol bulunduğu, bunların laik soyutlanma
politikası veya İslamcı enternasyonalizm olduğu
görüşü dile getirildi.
Yazıda, laik soyutlanma politikası olarak adlandırılan
görüş hakkında, Soğuk Savaş sırasında Türkiye'nin
kuzeyden gelen Sovyet tehdidine karşı ABD ve NATO ile ittifak
yaptığı, Sovyetler'in de önce Mısır, ardından
Suriye ve Irak gibi ülkeleri 1950 ve 1970'lerde etkisi altına aldığı
anlatıldı. Mısır'ın
Sovyet etkisi altına girmesiyle Türkiye'nin güney
sınırının tehdit altına girdiği savunulan
yazıda, Türkiye'nin İsrail ile ilişkisinin böylece
doğduğu, iki ülkenin doğu Akdeniz'de ortak çıkarları
paylaştığı kaydedildi.
İslamcı enternasyonalizm konusunda ise yazıda, Türkiye'nin
Müslüman güç olarak ikinci bir bakış açısının daha
bulunduğu, bu bakış açısının ise İsrail ve
ABD ile ilişkileri koparacağı ileri sürüldü. Yazıda, söz
konusu ilişkilerin artık eskisi kadar önemli olmadığı,
İsrail'in Türkiye'nin ulusal güvenliğinin vazgeçilmez parçası
olarak görülmediği ve Türkiye'nin ABD'ye dayanmaktan kurtulduğu,
ABD'nin ise Türkiye'ye daha fazla ihtiyaç duyduğu tezine yer verildi.
Dergi, Türkiye'nin gücünü Müslümanları desteklemek üzere
genişletebileceğini, Arnavutlar ve Boşnakları desteklerken
Balkanlar'a girebileceğini, etkisini Arap rejimlerini şekillendirmek
için güneye doğru uzatacağını ve Orta Asya ile zaten
yakın bağlarının bulunduğunu kaydetti. Türkiye'nin en
sonunda Kuzey Afrika'daki olayları etkileyen bir deniz gücüne de
yoğunlaşabileceğini savunan dergi, bu yayılmacı
vizyonu desteklemek için ordunun da güçlendirilmesinin gerektiği
görüşünü dile getirdi.
Stratfor, İslam dünyasında Endonezya, Pakistan, İran ve
Mısır'ın yanı sıra kendi komşularının
ötesinde nüfuzunu kullanabilecek beş ülkeden biri olan Türkiye'nin
dünyanın 17'inci büyük ekonomisi olarak, Suudi Arabistan dahil diğer
bütün Müslüman ülkelerden daha büyük bir gayri safi yurt içi hasılaya
sahip olduğunu yazdı.
TÜRKİYE'NİN
GELECEĞİ
Türkiye'nin derinden bölünmüş bir toplum olduğunu söylemenin
doğru olmayacağı, tam tersine anlaşmazlıkları
uzlaştırmayı öğrendiği ifade edilen yazıda,
Başbakan Erdoğan'ın Türk siyasi yelpazesinin merkezini temsil
ettiği belirtildi.
Dergi, Erdoğan'ın üç gücü dengelemesi gerektiğini belirtirken,
bu güçleri, sıkıntılara karşın sağlam ve
sağlıklı kalan bir ekonomi, dış
karışıklıklara aşırı derecede müdahil olmak
istemeyen ve bunun özellikle de dinsel nedenlere bağlı olmasına
karşı çıkan güçlü bir ordu ve Türkiye'yi İslam
dünyasının bir parçası ve belki de lideri olarak görmek isteyen
İslamcı hareket olarak saydı.
Başbakanın aynı anda hem iş dünyasını, hem
orduyu, hem de dindar kesimi memnun etmeye
çalıştığını kaydeden Stratfor, Erdoğan,
Gazze'ye saldırarak bu işi daha da zorlaştıran
İsrail'e çok kızdı ifadesine yer verdi.
Dergi, Davos'taki çıkışın İsrail ile kesin olarak
yolları ayırmış görünmesine, ancak aynı zamanda gerçek
bir kopma yaratmamasına imkan tanıdığını, böylece
Başbakan Erdoğan'ın ince çizgisinde başarıyla
yürüdüğünü belirtti.
Bununla birlikte bölge daha karışık hale geldikçe ve Türkiye
güçlendikçe, Türkiye üzerindeki jeopolitik baskının da
artacağı ifade edilen makalede, Buna bir de yayılmacı
ideolojiyi, bir Türk İslamcılığını ekleyin,
bölgede hemen kuvvetli yeni bir güç ortaya çıkabilir denildi.
Bu gücü sınırlayacak tek unsurun Rusya olduğu belirtilen
yazıda, Rusya'nın Gürcistan'a boyun eğdirip kuvvetlerini tekrar
Ermenistan'daki Türk sınırına getirmesi durumunda, Türkiye'nin
politikalarını Rusya'yı dengeleyecek şekilde yeniden
belirleyebileceği görüşü dile getirildi. Yazıda, Rusya'nın
nasıl bir dönüş yaptığına
bakılmaksızın, Türkiye'nin gücünün uzun vadede
artmasının kaçınılmaz olduğu vurgulandı.
MILLIYET 05/02/09
Hristofyasın doğduğu köy; Dikmen
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın tatil evinin Sadrazamköyde
olduğunu yazdık... Talattan bahsedip de Kıbrıslı Rum
lider Dimitris Hristofyastan bahsetmemek olur mu? Olur olmasına ama
hazır yeri gelmişken bahsedelim... Nasıl mı
bahsedeceğiz? Onun da doğduğu köye giderek. Dikmene... Ya da
eski adıyla Digomoya...
Röportaj / Serhat İNCİRLİ
Dikmen ya da eski adıyla Dikomo
(Digomo), 1974 öncesi Aşağı ve Yukarı Dikomo diye iki
ayrı köydü... Dimitris Hristofyas 29 Ağustos 1946 tarihinde bu
köyde doğdu.
EOKAcıların saklandığı
köylerden biriydi
Köyde birincisi 1958, öteki ise 1974
yılında iki önemli askeri olay yaşandı... 19 Kasım
1958 tarihinde İngiliz askerleri kendilerine karşı savaşan
üç EOKAcıyı bu köyde bir mağarada
sıkıştırdı. Bu üç EOKAcı Kostaris Christodoulou,
Andreas Sofiopoulos ve onların komutanı olan Kyriakos Matsisti
Kyriakos Matsis, iki arkadaşına teslim olmalarını emretti
ama kendisi teslim olmadı. İngilizler mağarayı
bombaladı ve Matsisi öldürdü. Bazı Rumlara göre Selanik Üniversitesi
Mezunu ve sendika lideri olan Kyriakos Matsis ölmemiş olsaydı, 1960
sonrası önemli Rum liderlerden biri olabilirdi
Matsis 1956da
yakalanmıştı
İddialara göre dönemin İngiliz Valisi
Sir John Harding ünlü teröriste 500 bin sterlinlik rüşvet
karşılığı Grivasın yerini söylemesini teklif
etmiş
Matsis ise biz bu kavgayı para için değil namus için
veriyoruz demiş
Hapse atılmış ama altı
arkadaşı ile birlikte kaçmayı başarmış...
İkinci önemli olay ise 1974
yılında bu bölgede bekleyen bu kez EOKA B milislerinin
yaşadığı bozgun olarak biliniyor... Türk askerlerine pusu
kuran ve bu köyde bekleyen bir Rum konvoyu, uçakların hedefi
olmuş ve onlarca milis kamyonlar içinde beklerken kaçamadan
yaşamını yitirmiş...
Evet, Dikmen şu anda Armenehor,
Koççat, biraz Lefkoşa biraz da diğer köylerden ve Türkiyeden
gelenlerin yaşam sürdüğü bir köyümüz... Köyün resmi nüfusu 2 bin
608... Ancak 3 bini aştığı biliniyor...
Su değirmenleri kurtarılmalı
Köyde Biri Roma Bizans öteki ise
Osmanlı dönemine ait iki değirmen kalıntısı var... Su
değirmenlerinde bir zamanlar un üretimi yapılıyormuş...
Dikmen bir dönemler define avcılarının da önemli ilgi alanları
arasındaydı... Çok sayıda tarihi eser ve definenin bu bölgede
bulunup kaçak olarak satıldığı söyleniyor...
İngilizlerin 1878
yılında adaya gelmesiyle değirmenlere ilgi göstermeleri de
gündeme gelmiş... Fransadan dünyaca ünlü değirmen taşları
(Meuliere bölgesinden) getirilmiş... Yıllarca da bu değirmenler
kullanılmış. Şimdilerde ise en azından tarihi eser
olarak tamir edilmeyi bekliyor... Belediye Başkanı Yüksel Çelebi bu
konuda kararlı. Ancak değirmenlerin restorasyonu için en az bir
milyon Dolar lazım, bu parayı bulsak, önce yeni bölgelerimizin yol ve
altyapı ihtiyaçlarını yaparız diyor...
Köyün en büyük sorunu işsizlik
Köyde en çok göze çarpan konu
gençlerin iş sorunu... Bu köyde gerçekten de ciddi bir işsizlik var.
Gençliğin alkol tüketiminin de oldukça yüksek olduğu
söyleniyor. Güney Kıbrısta çalışanların sayısı
da hayli yüksek...
Köylünün en önemli
sıkıntılarından biri, Lefkoşa yolu üzerinde,
Lefkoşa Belediyesine ait Salhane... Bu salhane şu anda yeni
inşaat bölgesi içerisinde... Pis kokular, Dikmen Çöplüğünü pek aratmıyor...
Bölgede yaşayanlar oldukça şikayetçi.
Armenehor yani Esenköy göçmeni,
hayvancı ve esnaf Salih Akınsel ile sohbet edelim biraz...
Bakalım neler söylüyor:
Güneye geçişler
başladıktan sonra bizim işler düştü. Herkes gider
çantasını o taraftan doldurur gelir. Küçük esnaf çökmüş
durumdadır. Devletin artık küçük esnafa desteği de
kalmamıştır. Kuraklık da bizi bitirdi. Küçükbaş
hayvana eskiden yardım yapılırdı şimdi o da durdu. Bir
kez arpa verdiler o kadar. Hayvancılık battı. Köyde işsiz
çok. Geçici bir kaç iş bulan gider işler.
Köyde bir de bet ofisi var... Dikmen
Spor Kulübü kahvehanesini çalıştıran Ali Yetken, tüm ülkede
kumarın serbest olduğunu ancak kahvehanelerde hala yasak
uygulandığını anlatıyor... Polisin sürekli kontrol
yaptığını belirtiyor...
Dikmende UBP, CTP, DP ve ÖRPnin
kulüpleri, merkezleri var... Buralarda da kağıt oyunları
oynanıyor. Ayrıca biri spor kulübü olmak üzere üç tane de kahvehane
bulunuyor.
Dikmene bağlanan köylerde su sorunu var
Girne ve Lefkoşaya 10ar
kilometre uzaklıktaki Dikmende Belediye Başkanı Yüksel Çelebi
ile de görüşüyoruz...
Çelebinin en büyük dertlerinden biri,
belediyeye yeni bağlanan bazı köylerdeki su
sıkıntısı... Buna bağlı olarak devletle de
sıkıntı yaşıyor... Boğaz bölgesinde suyun bir
kısmını Su Dairesi kontrol ediyor... Belediye bazı yeni
binalara ya da bölgelere su bağlamaya çalışır, Su Dairesi
gider keser. Ciddi bir yetki çatışması var. Başkan bu
konuda şunları anlatıyor:
Biz iyi niyetle davrandık.
Dikmende açılan kuyudan Hamitköy ve Lefkoşaya su gitmesine ses
çıkarmadık. Ama iyi niyetimizi suiistimal etmesinler. Su Dairesi her
görüşmemizde bir protokol imzalayıp su yönetimini bize devretmeyi
kabul eder ama sonra bu karara uymazlar. 16 hanelik bir siteye su
bağladık. Yetkiniz yok dediler, kestiler...
Dikmenin köy olarak su sorunu yok.
Ama belediye sınırlarında su sıkıntısı
yaşayan köyler var. Belediye Başkanı Yüksel Çelebi, devletten bu
konuda ilgi beklediklerini kaydediyor.
Çelebiye göre şu anda köyde 2009
yılı sonuna kadar, içerisine lağım akan derenin
yarattığı sorunun çözümü gerekiyor...
Dikmen köyünde herhangi bir lokal
sorun bulunmadığına dikkat çeken Çelebi, işsizlik ülke
genelinde sıkıntı... Köyde de işsizlik büyük sorun,
belediye olarak istihdam yaptık ama bu sorunu, bu sıkıntıyı
aşamayacağımızı iyi biliyoruz diyor...
KIBRIS 05/02/09
Hristofyas, iade, Talat 3 seçenek
Kıbrıs sorununa çözüm bulmak
amacıyla sürdürülen Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas dün 18. kez bir araya gelerek, mülkiyet konusunu ele
almaya devam ettiler.
Liderler, 28 Ocak 2008de yapılan
görüşmede birbirlerine mülkiyet konusundaki prensipleriyle ilgili sunulan
kağıtlarla ilgili karşılıklı düşüncelerini
ortaya koydukları bildirildi.
12 Şubat Perşembe günü
yapılacak bir sonraki görüşmede iki toplum lideri mülkiyetle ilgili
müzakere sürecine devam edecek. Görüşmeye aynı gün adaya gelecek BM
Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer de katılacak.
Ara bölgede 4 saat süren liderler
görüşmenin ilk 1.5 saatinde iki lider baş başa görüştü,
ardından heyetlerin de katılımıyla görüşme devam etti.
Liderlerin
başkanlığında yapılan görüşmeye KKTCden
Cumhurbaşkanının BM ve AB Özel Temsilcisi Özdil Nami ve Güney
Kıbrıs Rum Yönetiminden Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu
başta olmak üzere aralarında iskan konusunda uzmanların da
bulunduğu heyetler de
katıldı.
Görüşmenin ardından liderler
açıklama yapmadan bölgeden ayrılırken BM Kıbrıs Özel
Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun basın mensuplarına kısa bir
açıklama yaptı.
BM temsilcisi, geçen hafta
tarafların birbirlerine mülkiyet konusundaki prensiplerini
sunduklarını, dün de tarafların birbirlerinin prensipleriyle
ilgili düşüncelerini ortaya koyduklarını belirtti.
Liderlerin mülkiyetle ilgili
tartışmayı gelecek hafta da sürdüreceklerini söyleyen Zerihoun,
12 Şubat Perşembe günü öğleden sonra devam edecek
görüşmeye, aynı gün adaya gelecek BM Genel Sekreterinin Kıbrıs
Özel Danışmanı Alexander Downerin de katılacağını
bildirdi.
Zerihoun, iki liderin
temsilcileri Özdil Nami ve Yorgos Yakovunun ise yarın bir araya gelerek,
liderlerin çabalarını destekleyici görüşmelerine devam
edeceklerini kaydetti.
Talat: Rum tarafı iade konusunda fazla
ısrarcı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, müzakere sürecinde mülkiyet sorununa tazminat, takas ve iade temelinde
çözüm bulunabileceğini söyledi.
Talat, Türk tarafı her üç
seçeneği de dikkate alırken, Rum tarafının iade konusunda
daha fazla ısrar ettiğini de vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile görüşmesinin
ardından Cumhurbaşkanlığına dönüşünde
gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Mülkiyet konusunda geçen
görüşmede sunulan kağıtlara dünkü görüşmede
karşılıklı yanıtların verildiğini anlatan
Talat, 12 Şubat Perşembe günü yapılacak görüşmede ise
konuyla ilgili karşılıklı kriterlerin ortaya
konacağını ve mülkiyetle ilgili müzakere sürecinin devam edeceğini
kaydetti.
Konu gelecek hafta belirginleşecek
Mülkiyet konusunun temelini takas,
tazminat ve iadenin oluşturduğuna işaret eden Talat, hangi
koşullarda tazminat, takas ve iade yapılacağı konusunda
tarafların pozisyonlarını belirleyip ortaya koyacaklarını
dile getirdi.
Mülkiyet konusundaki prensiplere
karşılıklı cevaplar verilmesinin ardından bir
yakınlaşma var mı? sorusuna, Buna yanıt vermek zor, çünkü
kriterler gelecek hafta ortaya konacak yanıtını veren Talat,
kriterlerin ortaya konmasının ardından bunun daha rahat
anlaşılabileceğini söyledi.
Mülkiyet sorununa tazminat, takas
ve iade yoluyla çözüm bulunabileceğini belirten Talat, Kıbrıs
Türk tarafı her üç seçeneği dikkate alırken Rum
tarafının iade konusunda daha fazla ısrar ettiğini, bu
nedenle konunun gelecek hafta ortaya konacak kriterlerle daha açık bir hal
alacağını kaydetti.
Talat, futbol konusunda sessiz kaldı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, geçen toplantıda futbol ile ilgili sözlü önerilerde
bulunmuştunuz yönündeki soruya karşılık da, bu konunun çok
istismar edildiğini, o yüzden bu konuyu
konuşmadığını ve bu konuda yorum
yapmadığını belirtti.
Sanatçının bireysel tercihi
Kıbrıslı Türk bir
sanatçının Kıbrıs Cumhuriyeti adına Eurovision
yarışmasına katılmasına ilişkin görüşünün
sorulması üzerine ise Talat, Sanatçının bireysel tercihi
diyerek, görüşmede bu konunun gündeme gelmediğini kaydetti.
Talat, Hristofyasın yüzündeki
yara izinin sorulması üzerine ise, Küçük bir operasyon geçirdi dedi.
Hristofyastan açıklama yok
Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, başkanlık konutuna dönüşünde herhangi bir
açıklama yapmadı.
Rum Radyosunun haberine göre,
görüşmenin içeriğine ilişkin soruları Her zamanki gibi,
devam ediyoruz diyerek yanıtsız bırakan Hristofyas,
görüşmenin neden uzun sürdüğüne ilişkin soruya da Daha uzun bir
süre baş başa görüştük
karşılığını verdi.
KIBRIS 05/02/09
Property discussions
continue at Cyprus talks
PRESIDENT
Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday had
a substantial discussion on the property issue, in their second discussion on
the thorny subject as part of the ongoing negotiations.
According to the UN Secretary Generals Special Representative in Cyprus Taye
Brook Zerihoun, the two leaders presented their sides views and reactions to
the principles set by each side during their previous meeting last week.
They had a good round of discussions, a substantial discussion on this matter
and they have agreed to continue these discussions next week, in the afternoon
of February 12, said Zerihoun.
He added that in the meantime, on Friday, the two leaders advisors
Presidential Commissioner George Iacovou and Ozdil Nami would meet to
continue their discussions on how to assist the current efforts.
Zerihoun also announced that the UN Secretary Generals special advisor in
Cyprus, Alexander Downer, would be present at the two leaders meeting next
week.
Yesterdays meeting, which started a little after 10 am and ended just before
2pm, was the 18th in a series of discussions between the two leaders, in their
efforts to find a solution to the Cyprus problem.
Meanwhile, it was yesterday announced that Turkish Foreign Minister Ali Babacan
is planning a visit to the occupied areas today.
Also planning a visit is British Minister for European Affairs Caroline Flint
who arrives on Sunday and will meet Christofias and with political parties.
CYPRUS MAIL 05/02/09
NTV-MSNBC
Güncelleme: 13:30 TSİ 06 Şubat 2009 Cuma
İSTANBUL
- BBCnin dünya genelinde kamuoyunun nabzını tutmak üzere her
yıl düzenlediği anket, Çin ve Rusyanın dünyadaki
itibarının geçen yıl azaldığını gösteriyor.
21 ülkede 13 bin 500 kişinin katılımıyla düzenlenen kamuoyu
araştırmasında, ABDnin durumunun ise, geçen yıla göre az
da olsa, iyileştiği görülüyor.
|
Ancak ABD genel olarak hala negatif algılanıyor. |
|
Aynen devam edecek
Türkiye Dışişleri Bakanı Ali
Babacan, Kıbrısta iki kesimliliğe ve iki kesimin siyasi
eşitliğine, iki kurucu devletin oluşturacağı bir
ortaklığa dayalı bir çözüm istediklerini ifade ederek, hedefin
adil ve kalıcı bir çözüme ulaşılmak olduğunu söyledi.
Babacan, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın yapıcı tutumuna tam destek verdiklerini de
belirterek, çözümün adadaki gerçeklere uygun olmasını ısrarla
söyledik bugüne kadar, bundan sonra da bu tutumumuzu devam ettireceğiz
dedi.
Babacan, ayrıca Türkiyenin etkin ve
fiili garantörlüğünün geçerli olduğunu ve adada ulaşılacak
çözümden sonra da bunun geçerliliğini koruyacağını
vurguladı.
Garanti ve ittifak
anlaşmalarının da yürürlükte kalması gerektiğini
söyleyen Babacan, bugüne kadar hep çözüm yönünde adım atmış
olmalarına rağmen, Kıbrıs Türklerine haksız
uygulamaların devam ettiğine dikkati çekerek, bu haksız
uygulamaların bir an önce son bulması gerektiğini ve bu yönde
uluslararası toplumun adım atmasını beklediklerini
yineledi.
Bir günlük resmi ziyaret için KKTCye
gelen Babacan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul
edildi. Talat ve Babacan Cumhurbaşkanlığında baş
başa görüştü, ardından heyetler arası görüşmelere
geçildi.
Cumhurbaşkanlığında süren görüşme sonrasında
Talat ve Babacan ortak basın toplantısı düzenledi.
Babacan, dünkü ziyaretleri
çerçevesinde ayrıca Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı ve Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hilmi Akın
Zorlu ile görüştü.
TC Dışişleri
Bakanı Ali Babacan dün akşam saatlerinde KKTCden ayrıldı.
Talat-Babacan ortak açkılama
Babacan ile düzenlediği
basın toplantısında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
sürekli istişare halinde oldukları Türkiyenin Kıbrıs
sorununa çözüm bulma amaçlı müzakere sürecine desteğinin en kuvvetli
şekilde sürdüğünü, yeniden tespit ettiklerini kaydetti. Talat, Buna
gerçekten ihtiyacımız var. Kıbrıslı Türkler sadece
Türkiye tarafından koşulsuz olarak destekleniyor. Bu nedenle bu
destek bizim için önemlidir dedi.
Türkiye Dışişleri Bakanı
Ali Babacan ise, sadece Kıbrıs Türk tarafının çaba ve iyi
niyetiyle çözüme ulaşmanın mümkün olmayacağını, ilgili
tüm tarafların BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde
ciddiyetle ve sorumluluk bilinciyle, samimi bir çaba içine girmesinin elzem
olduğunu söyledi.
Türkiye ile KKTC arasında tam bir
görüş birliği bulunduğunu kaydeden Babacan, Türkiyenin bugüne
kadar olduğu gibi bundan sonra da KKTCnin adil ve kalıcı bir
çözüm sağlanmasına yönelik içten ve samimi çabalarını
desteklemeyi sürdüreceğini belirtti.
Türkiyenin desteği doğru
kullanılacak
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
basın toplantısında yaptığı konuşmada,
oldukça yararlı bir görüşme gerçekleştirdiklerini söyledi.
Oldukça geniş değerlendirmeler
yaptıkları görüşmede genel olarak
karşılaşılan sorunların gözden geçirildiğini
kaydeden Talat, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs sorununun
çözümü doğrultusundaki kararlılığının
desteklendiğini gördüklerini belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, sürekli
istişare halinde oldukları Türkiyenin Kıbrıs sorununa
çözüm bulma amaçlı müzakere sürecine desteğinin en kuvvetli
şekilde devam ettiğini, yeniden tespit ettiklerini kaydetti. Talat,
Buna gerçekten ihtiyacımız var. Kıbrıslı Türkler
sadece Türkiye tarafından koşulsuz olarak destekleniyor. Bu nedenle
bu destek bizim için önemlidir dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, büyük
memnuniyet duydukları bu desteğin bundan sonra da barış ve
Kıbrıs sorununun çözümü için doğru şekilde kullanılacağından
emin olunmasını istedi.
Barış ve çözüm isteyen ve
Kıbrıs sorununu bir an önce bitirmek isteyen taraf olarak
Kıbrıs Türkünün hala daha haksız izolasyonlar altında
olduğuna işaret eden Talat, haksız izolasyonların dünyadan
tecrit ettiği Kıbrıs Türkünün dünyayla en hayati
bağlarının dahi zaman zaman kesilme noktasına
geldiğini belirtti.
Garanti anlaşmalarının devamı
vazgeçilmez unsur
Türkiye Dışişleri Bakanı
Babacan da konuşmasında, Cumhurbaşkanı Talatın
kapsamlı çözüm müzakerelerinin seyriyle ilgili olarak kendilerine
ayrıntılı bilgi verdiğini söyledi.
Ali Babacan, yerleşmiş BM
parametreleri ve liderler arasında varılmış
uzlaşılara riayet etmek gerektiğini dile getirdi. Babacan,
Siyasi eşitlik, gerçek anlamda iki kesimlilik ve eşit statüde 2
kurucu devletten oluşacak yeni ortaklık bu çözümün
esaslarını oluşturacaktır dedi.
Babacan, yeni ortaklığın
sadece adada değil, tüm bölgede huzur, refah ve istikrara katkı
sağlayacağına işaret etti.
Türkiye Dışişleri Bakanı
Babacan, Kıbrısta ulaşılacak çözümde garanti ve ittifak
anlaşmalarının devamının da vazgeçilmez unsur
olduğunu kaydetti.
Ali Babacan, Türkiyenin garantör ülke
olarak ulaşılacak çözüm çerçevesinde hayata geçirilecek yeni
ortaklık temelinde de uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan
sorumluluklarını hassasiyetlerini yerine getirmeye devam
edeceğini söyledi.
İzolasyon maalesef devam ediyor
Adada kalıcı ve adil bir çözüme
ulaşılması için her türlü fedakarlığı gösteren
Kıbrıs Türklerinin hala uluslararası kısıtlamalarla karşı
karşıya olduğunu kaydeden Babacan, İzolasyon, tecrit
maalesef devam etmekte dedi.
Mevcut haksızlığın
giderilmesine yönelik sözlerin hala yerine getirilmediğine işaret
eden Babacan, KKTCnin mevcut koşullardaki çözüm çabalarını
sürdürmekteki kararlılığının takdire şayan
olduğunu söyledi.
Babacan, şöyle devam etti:
Bu kısıtlamaların daha fazla
vakit geçirilmeden sona erdirilmesi, başta bu yönde taahhütlerde
bulunmuş taraflar olmak üzere, uluslararası toplumun
inanırlığı ve tutarlılığı açısından
zaruridir.
KKTC ile yakın
işbirliğimizi, Kıbrıs Türkünün hürriyeti, huzuru ve
refahının sağlanması ve güçlenmesi bağlamında her
alanda kararlılıkla sürdürecek ve desteğimize devam edeceğiz.
Olumsuz söylemlerle çözüme ulaşılamaz
Gazetecilerin, Rum liderliğinin Türk
askerinin adadaki varlığı ve limanlar konusuyla ilgili
saldırgan açıklamalarını hatırlatması üzerine,
müzakere boyunca tüm tarafların sürece olumlu bir perspektifle yaklaşması
gerektiğini kaydeden Babacan, olumsuzluklar üzerinden üretilen söylemlerle
yürütülen bir siyasetle çözüme ulaşmanın mümkün
olmayacağını söyledi.
Babacan, ilgili tüm taraflara, kamuoyuna
verecekleri tüm mesajlarda dikkatli olma tavsiyesinde bulunarak, herkesin
çözüme odaklanmasını istedi.