25.05.2009
CNN TURK
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas ile müzakere ederek bir çözüm planı üzerinde
çalıştıklarını kaydederek, "Çözüm
planını hazırlayacak olan biziz. BM'den ise daha aktif
katılım bekliyoruz" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, bir kabulünde gazetecilerin sorusu üzerine, bir
köy gezisi sırasında söylediklerinin bir gazete tarafından
yanlış yansıtıldığını ve kendilerinin
BM'den bir çözüm planı bekledikleri şeklinde izlenim ortaya
çıktığını belirterek, "Böyle bir talebim söz
konusu değil" diye konuştu.
Talat "Benim söylediğim, BM'nin sürece daha aktif olarak
katılması gerektiğidir. Fakat çözüm planını
hazırlamak üzere Rum yönetimi başkanı Hristofyas ile müzakere ederek
biz çalışıyoruz" dedi.
Kıbrıs Türk tarafının, çözüm planının yıl
sonuna kadar hazırlanması hedefinde olduğunu dile getiren Talat,
BM'den istediklerinin de daha aktif katılım olduğunu belirtti.
BM'nin şu sıralar liderlerin üzerinde
çalıştığı sürece yeterince aktif olarak
katılmadığını, bunun da Rum tarafının
motivasyon eksikliği nedeniyle herhangi bir çözüm planı
hazırlanmasında önemli sorun yarattığını kaydeden
Talat, BM'nin aktif katılımı ile sürecin
hızlanmasını istediklerini yineledi
Mısır ile KKTC arasında ilk temas gerçekleşti
36. İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)
Dışişleri Bakanları Toplantısına katılmak
amacıyla Suriyenin başkenti Şamda bulunan
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün temaslarını
sürdürüyor. Bakan Özgürgün, Şamda Mısır
Dışişleri Bakan Yardımcısı Gabi ile
görüşerek, Mısır ile KKTC arasındaki ilk teması
gerçekleştirdi.
Dışişleri Bakanı Özgürgün ayrıca İKÖ
Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu ile de bir araya
geldi.
Dışişleri Bakanlığı Basın
Bürosundan verilen bilgiye göre Özgürgün, temasları çerçevesinde
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişlerinden Sorumlu
Devlet Bakanı Anwar Gargash, Mısır Dışişleri
Bakan Yardımcısı Nayla Gabi ve İslam Konferansı Örgütü
İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) ve
İslam Kültür, Bilim ve Eğitim Teşkilatı (İSESCO) genel
müdürleri ile görüştü.
Özgürgün- İhsanoğlu görüşmesi
Dışişleri Bakanı
Hüseyin Özgürgün, İKÖ Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin
İhsanoğlu ile görüşmesi sonrasında Türk gazetecilerin
sorularını yanıtladı. Özgürgün, İKÖ Genel Sekreter
İhsanoğlunun bu yıl içerisinde İKÖnün organizasyonuyla
KKTCde yapılan Turizm Geliştirme Seminerinin
başarılı geçmesinden dolayı duyduğu memnuniyeti dile
getirdiğini söyledi.
Özgürgün, İhsanoğluyla görüşmede, İKÖ ile
KKTC arasında devam eden ilişkilerin ve KKTCnin İKÖye
bağlı ülkelerle sürdürdüğü ilişkilerin gelecek dönemde daha
ileriye taşınması hususunda görüş birliğine
vardıklarını belirtti.
İKÖye üye ülkelerde yeni temsilciliklerin açılacak
olduğu bilgisini İKÖ Genel Sekreteri İhsanoğluna
ilettiklerini ifade eden Dışişleri Bakanı Özgürgün,
İKÖ organizasyonu ile düzenlenecek İslam Oyunlarında
KKTCli sporcuların da yer alması istemlerini de görüşmede
vurguladıklarını söyledi.
Gargash ile görüşmede ticari ilişkiler ele
alındı
Bakan Özgürgün, Birleşik Arap
Emirlikleri Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Anwar
Gargash ile yaptığı görüşmede ise, iki ülke
işadamları arasındaki ilişkileri güçlendirmek suretiyle
ticari ilişkilerin artırılabileceğine dikkat çekti,
ayrıca Kıbrıs sorunu konusunda Kıbrıs Türk
tarafının olmazsa olmazlarını iletti.
Gargash da, siyasal sorunların, ekonomik ilişkilerin
gelişmesinde engel teşkil etmemesi gerektiğine vurgu yaparak,
Kıbrıs Türkleri ile ilişkilerin güçlendirilmesini istediklerini
söyledi.
Anwar Gargash, müzakere sürecini çok yakından takip
ettiklerini ifade ederek, adadaki iki taraf arasındaki sorunların
giderilerek, adil bir sonuca ulaşılması arzusunu dile getirdi.
Mısır ile KKTC arasında ilk temas
Dışişleri Bakanı
Özgürgün temasları çerçevesinde Mısır Dışişleri
Bakan Yardımcısı Nayla Gabi ile de bir araya geldi.
Mısır ile KKTC arasında ilk kez yapılan
görüşmede Dışişleri Bakanı Özgürgün, Gabiye,
müzakere sürecinde gelinen son durum hakkında detaylı bilgiler
vererek, Kıbrıslı Türkler üzerinde devam eden ambargoların
kaldırılması konusunda destek istedi.
Bakan Yardımcısı Gabi de, adada devam eden müzakere
sürecine destek verdiklerini ifade ederek, soruna en kısa sürede çözüm
bulunmasını temenni etti.
Diğer görüşmeler
Dışişleri Bakanı
Özgürgün temasları çerçevesinde İslam Konferansı Örgütü
İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) Genel
Müdürü Halit Eren ile de bir araya geldi.
Görüşmede KKTCnin sahip olduğu zengin İslam tarihi
eserlerinin yeniden derlenip yayınlamasının yanı sıra,
üniversiteler ile IRSICA işbirliğinde KKTCde ortak organizasyonlar
yapılması konuları ele
alınırken, Kıbrıs Türk Vakıflar İdaresinin halen
devam eden çalışmalarına müdahil olabilmesi konusunda fikir alışverişinde
bulunuldu.
Dışişleri Bakanı Özgürgün, İKÖye
bağlı bir diğer kurum olan İslam Kültür, Bilim ve
Eğitim Teşkilatı (İSESCO) Genel Müdürü Abdulaziz Othman
Alwajiri ile de bir araya geldi.
Görüşmede Alwajiri, geçtiğimiz yıl KKTCyi ziyaret
etmekten duyduğu memnuniyeti dile getirirken, KKTC ile birlikte
yürütülecek olan ortak projelere destek vermeye hazır
olduklarını belirtti.
Alwajiri, Müslüman ülkelerin Kıbrıslı Türklerin
yanında olması gerektiğini de vurguladı.
KIBRIS 25/05/09
ÖNCE PLANI GÖRMELİYİZ
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, önceki akşam Kalavaç köyünde
yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletlerin,
Kıbrıs sorununa müdahalesini ve yıl sonuna kadar bir çözüm
planı hazırlamasını istemişti. KIBRIS muhabirinin, telefonla
ulaşabildiği belediye başkanları, Talatın bu
görüşlerini değerlendirdi. Çoğunluk önce planı görmeliyiz
dedi
ANNAN BENZERİ OLMAZ
Belediye
başkanlarının bir kısmı, Annan Planına benzer
bir planın çıkması halinde buna evet denmeyeceğini belirtirken,
bir kısmı da Cumhurbaşkanı Talata güvendiğini ve
ortaya çıkacak duruma göre değerlendirme yapacağını
söyledi. Çoğunluğun, Kıbrıs Türklerini geri götürmeyecek
bir anlaşmadan yana olduğu ortaya çıktı
Ali CANSU
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Birleşmiş
Milletlerin (BM) Kıbrıs sorununa müdahalesi ve yıl sonuna kadar
bir çözüm planı hazırlamasını istemesi, KKTCdeki belediye
başkanları tarafından KIBRISa değerlendirildi. Belediye başkanlarının
çoğunluğu, önce hazırlanacak planı görmeliyiz dedi.
KIBRIS muhabirinin telefonla ulaşabildiği belediye
başkanlarının bir kısmı Annan Planına benzer bir
planın çıkması halinde evet denmeyeceğini belirtirken,
bir kısmı da Cumhurbaşkanı Talata güvendiğini ve
ortaya çıkacak duruma göre değerlendirme yapacağını
söyledi. Sonuç itibarıyla çoğunluğun Kıbrıs Türklerini
geri götürmeyecek bir anlaşmadan yana olduğu ortaya çıktı.
Belediye başkanları, Annan Planının
referanduma sunulmadan önce Avrupa Birliğinin Kıbrıs Türk
halkına verdiği sözleri yerine getirmediğini hatırlatarak,
Annan Planı veya benzer bir planın bundan sonra referanduma
sunulması halinde evetin çıkmayacağını
vurguladı.
Başkanlar, yeni bir referandumda aynı sonuçların
çıkması için verilen sözlerin yerine getirilmesi ve referandumdan önce
belirli şartların öne sürülmesi gerektiğini belirtti.
Bazı belediye başkanları ise son günlerde
Rumlarının kuzeyde bıraktığı malların
konuşulduğunu ancak Kıbrıslı Türklerin güneyde
bıraktığı mallardan hiç söz edilmediğini belirterek,
bunun yanlış olduğuna vurgu yaptı.
KIBRIS, olası bir yeni BM planı konusunda
belediye başkanlarının görüşlerini aldı:
Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal
Bulutoğluları:
Önce planın ne olduğunu görmeniz ve ona göre karar
vermemiz gerekir. İlk önce planın içeriğinde Kıbrıs
Türklerinin çıkarına olacak maddelerin yer alması
lazımdır. Annan Planı geçmişte
tartışıldı evet oyu aldı ancak Annan ya da benzeri bir
plan yeniden gündeme gelirse hayır oyu alır. ABnin referandumdan
önce verdiği sözler hep fiyaskoyla sonuçlandı, sözlerini
tutmadırlar. AB ilk önce geçen defa vermiş olduğu,
ambargoların kaldırılması, direk uçuşların
gerçekleşmesi gibi sözlerini tutmalı. Ondan sonra referanduma
geçilmesi gerekir. Bana göre, Mehmet Ali Talatın artık
görüşmelerin seyri açısından Annan Planında verilmiş
sözleri kendilerine hatırlatması gerekir.
Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut
Özçınar:
Benim eskiden beridir söylediğim bir gerekçe var; herhangi
bir anlaşmada insanımızın göç etmeyeceği bir plana
evet derim. Bence Annan Planından öte, öncelikle
insanımızın bir daha göç etmemesi önemlidir. Anlaşmaya evet
diyoruz. 30- 35 yıllık insanların kurulu düzenini bozmayacak bir
anlaşma hazırlanmalıdır. Güzelyurtta yaptığımız
dünyaca yatırımı bir anda Ruma devredemeyiz. Rum benim için bir
şey yapmadı ki ben ona vereyim.
Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli:
Yerel yöneticiler olarak ülkenin temel meseleleri hakkında
ilk söz söyleyecek insanlar değiliz. Ama tabii ben başından
beridir bir çözümden yanayım. Çözüm olursa her alanda bir iyileşme
olacaktır. Yeni plan, Annan Planının çizgisinde çıkabilir.
Esas olan, ismi değil, planın ruhu ve içeriğidir.
Yaşayabilir, tarafların kabul edebileceği bir plan
çıkarılmalı. Anlaşmadan öte önemli olan bunu
yaşatmaktır. Bu da iki toplum tarafından önemsenmesiyle
mümkündür.
Yeniboğaziçi Belediye Başkanı Cemal
Biren:
Planı görmeden biz bir şey diyemeyiz. Planı
görmemiz lazım. Kıbrıslı Türkleri destekleyen bir
planı destekleriz. Biz Annan Palanına evet dedik. Başka bir
sıkıntımız yoktur. Önümüze daha iyi bir plan çıkarsa
buna hayır deme durumumuz yoktur. Anlaşma iki tarafın da evet
diyeceği bir plandır. Böyle bir plan gelirse ne olduğuna
bakılması gereklidir. Erken konuşmak doğru değil.
Geçitkale Belediye Başkanı Kıvanç
Buhara:
Yeni plan Annan Planı gibi çıkarsa hayır deriz.
Esas olan Kıbrıslı Türklerin Güneyde kalan malları
konusuna önem gösterilmeli, pazarlık konusu esas bu olmalı. Bu hiç
konuşulmazken, sadece Rumların malı konuşuluyor. Oramslar
gibi. Sadece Rumların hakları tartışılıyor.
Kıbrıs Türklerinin hakları masada olmalı ve
görüşülmelidir. Yeni bir BM planında Kıbrıslı
Türklerin hakları, taşınmazları ve diğer siyasi
hakları hakikaten masanın dışında kalacaksa ben
karşıyım. Annan Planına geçmişte de hayır dedik
şimdi de deriz. Çözüm Kıbrıslı Türklerin yasal ve sosyal
hakları için de önemlidir.
Akdoğan Belediye Başkanı Adem
Ademgil:
Bizim için Kıbrıs sorunu 1974de bitmiştir.
Şu anda yapılacak herhangi bir şey yoktur. Rumlar güneyde
Türkler kuzeyde ayrı ayrı cumhuriyetlerde yaşasın. Rumlar
bizim isteklerimizi kabul etmiyor. Biz de Rumların isteklerini kabul
etmiyoruz. Dolayısı ile bana göre Kıbrıs meselesi gibi bir
mesele yoktur. Annan Planının benzeri bir plan çıkarsa
Türklerin sonu gelir.
Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın:
Planı bilmeden nasıl destekleriz? Ama
Cumhurbaşkanına güvenimiz vardır. Kıbrıs sorununda
artık iki taraf yoktur. Türkiye, Yunanistan ve AB de vardır.
Dolayısıyla Dünya kamuoyunu tatmin edecek ve Kıbrıslı
Türk ve Rumların menfaatlerini koruyacak bir anlaşmayı mutlaka
Kıbrıslı Türkler olarak destekleyeceğiz. Çünkü, buna
ihtiyacımız vardır. Özellikle güvenerek getirdiğimiz
Cumhurbaşkanının onay vereceği bir anlaşmayı hem
Cumhurbaşkanının hem de anlaşmanın yanında
durabileceğimizi söyleyebilirim. Cumhurbaşkanımıza sonsuz
güvenimiz vardır.
İskele Belediye Başkanı Halil Orun:
UBPnin çözüm konusundaki düşüncesi bellidir. KKTCnin
varlığı ve ilkelerini temel alıyoruz. Partimizin ilkelerine
ve Kıbrıs konusundaki çözüm önerilerine sıcak bakıyoruz.
BMden çözüm planının içeriğine bakmak lazımdır.
Çözüm, BM temelindedir. Eğer bizim isteklerimizi kapsayan ve göz ardı
etmeyen bir öneriyle gelinirse niye olmasın?
Çatalköy Belediyesi eski başkanı,
milletvekili Necdet Numan:
Biz, Annan Planı tekrar gündeme gelirse ret oyu
vereceğiz. Evet dememize rağmen hiçbir şey yürürlüğe
girmemiştir. İkinci bir BM planının gelmesi mümkün
değildir. Herhalde Annan Planından daha kötü bir plan gelir. Ona da
ret diyeceğiz. Karşı tarafın iyi niyetinden kuşkumuz
vardır. Cumhurbaşkanının orada oturma mecburiyeti
vardır. Ancak, referandum olacak deniyor bir yıl içerisinde.
Referanduma bir şart konulması gerekir. Referandumdan
çıktıktan sonra masadaki durumumuz ne olacak? Bu, Annan Planına
konulmadığı için bugünkü koşullar yaşandı.
İsveçte hazırlandığını duyduğumuz yeni
planı şimdi bize kim lanse edecek? AB, İngiltere, Rusya, Amerika
kim anlatacak bize? O masada Türkiye var mı? Bizim Kıbrıstan
bilmediğimiz birileri var mı? Ayrıca, bu şimdiye kadar
yapılan Kıbrıs görüşmelerinden ne netice
alındığını biz hala bilmiyoruz. Neyin referandumunu
yapacağız?
Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay
Kayalp:
Ne olduğunu bilmediğim plan hakkında nasıl
yorum yapabilirim ki? Benim Cumhurbaşkanına güvenim tamdır.
Talatın bu görüşmelerde Kıbrıs halkının
menfaatlerini en iyi biçimde koruduğunu ve korumaya devam edeceğine
inanırım. Dolayısı ile BMden gelecek herhangi bir çözüm
planına da Cumhurbaşkanımız Talatın en doğru
tavrı koyacağına inanırım. Ben, Annan Planına
destek verdim. Annan Planının zafiyetlerine rağmen
Kıbrıs Türk toplumunun geleceğine dönük menfaatlerine
olduğunu düşünüyordum. Yüzde 100 tatmin eder mi, etmezdi ama
çoğunlukla Kıbrıs Türk toplumunun çözüm istemine cevap verirdi.
Sonuçta referandum sonuçları da bunu gösterdi.
Değirmenlik Belediye Başkanı Osman
Işısal:
BMden Kıbrıs Türk halkının yararına
çıkacak yeni bir planı destekliyoruz. Ben çözümden yana tavır
koydum, şimdi de tavrım aynıdır. Çözümü destekliyorum. Biz
daha önce Annan Planını da destekledik. Ama yeni bir planın
çıkması durumunda bunun içeriğine bakılması gerekir.
Bakılmadan bir şey söylenmez. Ayrıca bu konuda halkı
bilgilendirmek de gereklidir. Çözümden yanayım.
KIBRIS 25/05/09
|
|
|
AP seçimlerinin Kıbrıs′ın kuzeyinde gerçekleştirilmemesi
ve Kıbrıs halkına ait 6 san-dalyenin de
Kıbrıslı Rumlar tarafından doldurulacak olması
nedeniyle bir süre önce Avrupa Adalet Divanı′na, AB Konseyi
aleyhine dava açan Kıbrıslı Türkler hafta içinde ara emir
talebiyle yeniden Avrupa Adalet Divanı′na başvuruyor |
|
|
Özen
ÇATAL
Avrupa
Parlamentosu′nda Kıbrıs halkını temsil edilecek
milletvekillerinin belirleneceği seçimlerin durdurulması için Avrupa
Adalet Divanı′na ara emri başvurusunda bulunuluyor.
İngiltere′de yaşayan bazı Kıbrıslı Türkler AP′nda
Kıbrıslı Türklere ait sandalyelerin Rumlar tarafından
doldurulmaması için Avrupa Adalet Divanı′na bir kez daha
başvurarak ara emir almaya hazırlanıyor. Mehmet Bayramoğlu,
Münir Tatar ve Londra Barosu avukatlarından Alper Rıza QC′dan
oluşan Kıbrıslı Türkler 16 Mart 2009′da
Brüksel′de Avrupa Birliği Konseyi′ne tebligatta bulunmuş
ardından da 18 Mart 2009′da Avrupa Adalet Divanı′na
giderek Avrupa Konseyi aleyhine dava açmıştı. HALKIN SESİ
gazetesi′ne açıklamalarda bulunan Londra Barosu avukatlarından
Alper Rıza QC prosedür gereği 16 Mart′ta verdikleri
tebligatın ardından Avrupa Komisyonu′nun 60 gün
içerisinde vermesi
gereken cevabın gelmemesi
üzerine önümüzdeki hafta içerisinde Lüksemburg′a giderek Avrupa Adalet
Divanı′na ara emri başvurusunda bulunacaklarını
söyledi.
"Avrupa Komisyonu′nun bize verebileceği cevabı yoktu"
diyen Rıza, Avrupa Komisyonu′nun Avrupa Parlamentosu seçimleri
konusunda hukuk dışı davrandığı ve
Kıbrıslı Türkler′in AP′nda kendilerini temsil etme
hakkını elinden aldığı yorumunda bulundu. Güney
Kıbrıs′ta gerçekleştirilecek seçimlerde belirlenecek 6 Rum
milletvekilinin Kıbrıslı Türkleri temsilinin mümkün
olmadığını belirten Rıza, davanın
Kıbrıslı Türklerin azınlık
olmadığını, egemen bir halk olduğunun ispatı
açısından da önem arzettiğini vurguladı. AP′nda
,ülkelerin değil, halkların temsil edildiği noktasının
altını çizen Rıza, dolayısıyla Kıbrıs
Cumhuriyeti′nin değil Kıbrıs halkının temsil
edilmesi gereken Avrupa Parlamentosu′nda Kıbrıslı
Türklerin kendilerini temsil etmesi gerektiğini belirtti.
AP SEÇİMİ, HEM AB HEM DE 1960 ANAYASASINA AYKIRI
AB hukukuna göre, her ülkenin AP seçimlerini kendi anayasal
şartlarına göre yapması gerektiğine, 1960
Anayasası′nın 63. maddesi gereği de
Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler′e ait
iki ayrı seçim kütüğü olması gerektiğine vurgu yapan Alper
Rıza dolayısıyla, sadece Güney Kıbrıs′ta
gerçekleştirilecek seçimlerle AP′na milletvekili gönderilmesinin hem
AB, hem de 1960 Anayasası′na aykırı olduğunu söyledi.
"Kıbrıs Cumhuriyeti bugünkü haliyle sadece bir seçim
kütüğüyle seçime katılamaz" diyen Rıza,
Kıbrıs′ta iki ayrı politik hayat olduğunu, bu nedenle
Güney Kıbrıs′taki siyasi partilerin tek listeyle
Kıbrıslı Türkler adına seçimlere
katılamayacağını da vurguladı.
Bugünkü durumun nasıl oluştuğu yönünde bir değerlendirme de
yapan Alper Rıza, AB′nin Kıbrıs Cumhuriyeti′nin
AB′ne birleşik Kıbrıs olarak gireceğini
öngördüğü için AP′nda Kıbrıslı Türklerin nüfusu da
gözetilerek 6 milletvekiliyle temsil edilmesine karar verdiğini belirtti.
Kıbrıs sorunu çözümlenmeden, Güney Kıbrıs′ın
AB′ne alınmasıyla birlikte hazırlanan protokolde
Yeşil Hat′ın kuzeyinin AB müktesebatı
dışında tutularak, AB hukukunun Kuzey Kıbrıs′ta
geçerli olmadığının altını çizen Rıza, ancak
bunun Kıbrıslı Türklerin varlığının dışlanması
anlamına gelmediğini belirtti. Alper Rıza, AB′nin
2004′te aldığı kararla Kıbrıslı Türklerin
AP′nda temsil hakkını dondurduğunu ve ileriki bir tarihe
ertelediğini, Rum yönetiminin ise bunu tüm adayı
temsil edebilecekleri şeklinde yorumladığını belirterek,
bunun hukukdışı bir uygulama olduğunu ve bu yüzden dava
açmaya karar verdiklerini belirtti.
Alper Rıza, Kıbrıslı Türklerin seçim hakkının
uzun süre dondurulmasının da hukukdışı olduğunu
bu nedenle Avrupa Komisyonu′nun Kıbrıs′ın iki
kesiminde de seçim yapılabilecek organizasyonu yapması
yükümlülüğü bulunduğu görüşünü de ortaya koydu.
HALKIN SESI 25/05/09
Hristofias'tan Türkiye'ye tehdit
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Türk askerinin Kıbrıs'taki
varlığını ''işgal'' olarak niteleyerek, bu durumun
sürmesi durumunda Türkiye'nin AB üyesi olmasının söz konusu
olmadığını iddia etti.
Rum basın haberlerine
göre, Hristofyas, Marunilerin eski Başpiskoposu Petros Cemagel için
düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada,
''Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumların,
Marunilerin, Ermenilerin ve Latinlerin çıkarına yönelik olacak,
'işgali ve kolonizasyonu' sonlandıracak, insan haklarını ve
temel özgürlükleri teminat altına alacak, karşılıklı
kabul edilebilir bir çözümün sağlanması için tüm gücünü kullanacağını''
söyledi.
''Mücadelenin,
Kıbrıs sorunu çözülene kadar süreceğini'' ifade eden Hristofyas,
''çözümün, Kıbrıslılardan geleceğini'' kaydetti. Bunun,
''(işgali) ve Türkiye'yi destekleyenleri bağışlama
anlamına gelmeyeceği'' görüşünü belirten Hristofyas,
''Türkiye'nin; işgal ülkelerinin, Avrupa ailesinde yer bulmak isteyen
demokratik ülkeler olarak kendilerini addetmemesi gerektiğini
anlaması gerektiğini'' savundu.
Hristofyas,
''Halkımızı kendi ülkesinde gerçek efendi kılacak olan,
siyasi eşitliğe dayalı iki toplumlu iki kesimli federasyon
temelinde bir çözümün sağlanması için mücadele sürecek'' diye
konuştu.
Hristofyas ayrıca,
Marunilerin, Ay. Marina yortusunun yine aynı adı taşıyan ve
şu anda KKTC'de bulunan ''Ay. Marina''da (Gürpınar)
kutlanmasına ilişkin taleplerini, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat ile yapacağı bir sonraki görüşmede gündeme
getireceğini sözlerine ekledi.
AA
KIBRIS POSTASI 25/05/09
Talat neden üzüntü duydu?
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türklerinin,
Kıbrıs sorunun devam etmesi nedeniyle Erasmus Programına
katılamadığını ve bundan üzüntü duyduğunu
söyledi.
Talat,
İstanbul Kültür Üniversitesi öğrencileri ile Erasmus Programı
çerçevesinde bu okulda öğrenim gören öğrencilerden oluşan heyeti
kabul etti.
Kültür ve
araştırma gezisi kapsamında KKTC'de bulunan yaklaşık
30 kişilik heyeti kabulünde konuşan Talat, "önemli bir
program" olarak değerlendirdiği Erasmus Programına,
Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü ve Kıbrıslı
Türklerin Avrupa Birliği (AB) dışında
bırakılması nedeniyle Kıbrıslı Türk
öğrencilerin katılamadığına işaret ederek, bundan
duydukları üzüntüyü dile getirdi.
"Kıbrıslı
Türklerin de AB içinde olduğu ve nimetlerinden
yararlandığı" şeklindeki söylemlerin gerçekleri
yansıtmadığını belirten Talat,
"Kıbrıslı Türkler izole edilmeye devam ediyor ve gerek AB,
gerekse uluslararası toplum sessiz duruyor" dedi.
Talat,
"Türkiye'den öğrencilerin kitap ve belgeler yanında gelip
Kıbrıs sorununu burada yerinde de öğrenmesinin kendileri
açısından önemli olduğunu" ifade etti.
Talat, toplantının
basına kapalı bölümünde ise öğrencilere Kıbrıs
konusunda bilgiler aktararak soruları yanıtladı
Heyete
başkanlık eden İstanbul Kültür Üniversitesi öğretim
görevlisi emekli Büyükelçi Murat Bilhan da, ziyaretleriyle ilgili bilgi verdi.
Üniversitenin uluslararası
ilişkiler bölümünde öğrenim gören lisans ve lisansüstü
öğrencileriyle birlikte üç gündür KKTC'de bulunduklarını anlatan
Bilhan, öğrencilerin gerek Türkiye'de, gerekse KKTC'de Kıbrıs
konusunda bilgilendirildiğini kaydetti.
Bilhan,
öğrencilerin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'tan da
öğrenecekleri çok şey bulunduğuna inandıklarını
ifade etti.
AA
KIBRIS POSTASI 25/05/09
Özgürgün,
İKÖ Dışişleri Bakanları toplantısında
konuştu.
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün,
Suriyenin başkenti Şamda düzenlenen 36. İslam Konferansı
Örgütü (İKÖ) Dışişleri Bakanları
Toplantısında konuştu.
Konuşmasında, Kıbrıs gerçeklerini dile getiren
Özgürgün, Kıbrıslı Türklerin eski acı günlerin yeniden
yaşanmasına fırsat vermeyecek, belirlenmiş BM parametreleri
çerçevesinde varılacak bir anlaşmaya varmaya hazır olduğunu
söyledi.
Rum tarafının özellikle mülkiyet, güç
paylaşımı ve garantiler konularında, gerçek ve
mantık dışı istekleri ileri sürmesinin süreci olumsuz
etkilediğini belirten Özgürgün, kapsamlı çözüm çerçevesinde
çalışmaların sürdüğü bu dönemde uluslararası toplumun
Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonlara son vermesine her
zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğunu kaydetti.
Dışişleri Bakanlığından
yapılan açıklamaya göre, Özgürgün, İKÖ Dışişleri
Bakanları Toplantısındaki konuşmasına, İKÖ Genel
Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğuna, Kıbrıs Türk halkına
karşı gösterdiği yakın ilişkiden dolayı
şükranlarını sunarak başladı.
Kıbrıs Türk tarafının çözüm parametrelerinin
altını çizen Özgürgün, Sulandırılmamış iki
kesimliliğe, iki halkın siyasi eşitliğine, iki kurucu
devletin eşit statüsüne dayanan ve Türkiyenin etkin ve fiili
garantörlüğü temelindeki yeni bir ortaklık Kıbrıs konusunda
varılacak bir anlaşmanın temel parametrelerini
oluşturmaktadır dedi.
Ortadoğuda barış halen
sağlanmadı
Kıbrıs Türk
halkının 1963-1974 yılları arasında bir çok insan
hakları ihlallerine, katliamlara ve acımasız uygulamalara maruz
kaldığına dikkat çeken Özgürgün, 20 Temmuz 1974 tarihinde
Anavatan Türkiyenin garanti anlaşmaları uyarınca
yaptığı müdahaleyle Kıbrıs Türk halkının yok
olmaktan kurtulduğunu belirtti.
Ortadoğuda halen barışın
sağlanamadığına dikkat çeken Özgürgün, şöyle devam
etti:
Jammu ve Kaşmirin işgali devam etmekte,
Azerbaycanın bölünmez bir parçası olan Karabağın
Ermenistan tarafından işgali ve Batı Trakyadaki Müslüman Türk
Azınlığının temel insan haklarının
Yunanistan tarafından ihlali devam ediyor. Iraklıların halen
kanları dökülüyor ve tarifsiz acılar sürüyor.
2004ten sonra Kıbrısta yeni dönem
Dışişleri Bakanı
Özgürgün, İKÖ üyelerine Kıbrıs sorunuyla ilgili son
gelişmeleri de aktararak, 24 Nisan 2004te yapılan referandumla
birlikte Kıbrısta yeni bir döneme girildiğini ve yeni bir
durumun ortaya çıktığını belirtti.
Özgürgün, Eş zamanlı olarak yapılan iki ayrı
referandumda Kıbrıs Rum tarafının kuvvetli bir şekilde
hayır demesi, o dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annanın
kapsamlı çözüm planını ezici bir çoğunlukla reddettiklerini
ortaya koymuştur şeklinde konuştu.
İzolasyonların kaldırılması
Rumları motive eder
Kıbrısta devam eden
müzakerelerin Kıbrıs Türk halkının maruz
kaldığı insanlık dışı izolasyonların
kaldırılması yönündeki çabaları yavaşlatmaması
gerektiğine dikkat çeken Özgürgün, izolasyonların
kaldırılması yönünde atılacak adımların
Kıbrıs Rum tarafını görüşmelerde gerçek bir ilerlemeye
katkıda bulunması konusunda teşvik edeceğini kaydetti.
Özgürgün, şöyle devam etti:
Kıbrıs Rum tarafınca Kıbrıslı
Türkler üzerinde uygulanan izolasyonlar, Kıbrıs Türk
halkının uluslararası toplumda temsiliyet hakkının
reddedilmesini, yurtdışına seyahatlerinin ve dış
dünyayla iletişimlerinin engellenmesini veya kısıtlanmasını,
Türkiye dahil diğer tüm ülkelerle Kıbrıs Türk halkının
tüm kültürel ve sportif ilişkilerinin engellenmesini içeriyor.
İKÖden beklentiler
İKÖnün Kıbrıslı
Türkler için aldığı kararlara ve deklarasyonlara minnettar
olduklarını söyleyen Özgürgün, özellikle, Lazkiye ile Gazimağusa
arasındaki feribot seferlerini yeniden tesis etmesinden dolayı Suriye
hükümetine, özellikle Suriye Devlet Başkanı Beşir Esada
teşekkür etti.
Özgürgün, diğer İKÖye üye ülkelerden de benzeri
adımlar atmalarını ve Kıbrıslı Türkler üzerinde
uygulanan insanlık dışı ve haksız izolasyonlara bir
son vermelerini istedi. Dışişleri Bakanı Özgürgün,
şunları dile getirdi.
İKÖ ülkelerindeki temsilcilik sayımızı
artırma çabalarımıza devam etmekteyiz. Daha fazla üye devletin
ülkelerinde ticaret ve turizm ofisi açmamamıza izin vermelerini
beklemekteyiz. Bu bağlamda unutulmaması gerekir ki bu gibi
temsilciliklerin açılması Kıbrıs Türk tarafının
diğer İKO devletleriyle de bağlantı kurarak, tüm alanlarda
kalkınması ve özellikle de kapsamlı bir çözümün
olmadığı bir durumda Kıbrıs Türk perspektifinin daha
iyi anlaşılması açısından gereklidir.
Pasaport konusundaki rahatsızlık
Özgürgün, Kıbrıslı
Türklerin kendi makamlarınca verilen pasaportları kullanarak İKÖ
ülkelerine seyahat edememesinden duyduğu rahatsızlığı
da dile getirerek, Bu uygulama ne İslami dayanışmaya sığmakta,
ne de adil bir uygulamaya örnek teşkil etmektedir dedi.
Özgürgünün diğer temasları
Bakan Özgürgün, Şam
temaslarının son gecesinde Türkiye Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlunun İKÖ toplantısına
katılan bazı dışişleri bakanlarının onuruna
verdiği yemeğe katılırken, Pakistanın
Dışişleri Bakanlığından sorumlu Devlet
Bakanı Nawabzada Malik Amad Khan ile ikili bir görüşme
gerçekleştirdi.
Dışişleri Bakanlığı Basın
Merkezi açıklamasına göre görüşmede,
karşılıklı ziyaretlerin yanı sıra, eğitim ve
kültür alanlarından birçok konu gündeme geldi.
Türkiye Cumhuriyeti Şam Büyükelçiliği ikametgahında
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlunun İKÖye bağlı bazı üye ülkelerin
dışişleri bakanları onuruna verdiği yemekte de
Özgürgün, Azerbaycan, Pakistan, Bangladeş, Irak, Burkino Faso, Cibuti,
Tacikistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Guyana, Tunus ve Fas
Dışişleri Bakanlarıyla gece boyunca fikir
alışverişinde bulundu.
Özgürgün, dün sabah İstanbul üzerinden KKTCye döndü.
KIBRIS 26/05/09
Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgün, Suriye′nin başkenti Şam′da
düzenlenen 36. İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)
Dışişleri Bakanları Toplantısı′nda
konuştu.
Konuşmasında Kıbrıs gerçeklerini dile getiren Özgürgün,
Kıbrıslı Türkler′in eski acı günlerin yeniden
yaşanmasına fırsat vermeyecek, belirlenmiş BM parametreleri
çerçevesinde varılacak bir anlaşmaya varmaya hazır olduğunu
söyledi.
Rum tarafının özellikle "mülkiyet", "güç
paylaşımı" ve "garantiler" konularında,
gerçek ve mantık dışı istekleri ileri sürmesinin süreci
olumsuz etkilediğini belirten Özgürgün, kapsamlı çözüm çerçevesinde
çalışmaların sürdüğü bu dönemde uluslararası toplumun
Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonlara son vermesine her
zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğunu kaydetti. Özgürgün, İKÖ
Dışişleri Bakanları Toplantısı′ndaki
konuşmasına, İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin
İhsanoğu′na, Kıbrıs Türk halkına karşı
gösterdiği yakın ilişkiden dolayı
şükranlarını sunarak başladı. Kıbrıs Türk
tarafının çözüm parametrelerinin altını çizen Özgürgün,
"Sulandırılmamış iki kesimliliğe, iki halkın
siyasi eşitliğine, iki kurucu devletin eşit statüsüne dayanan ve
Türkiye′nin etkin ve fiili garantörlüğü temelindeki yeni bir
ortaklık Kıbrıs konusunda varılacak bir
anlaşmanın temel paramet-relerini oluşturmaktadır"
dedi.
"İZOLASYONLARIN KALDIRILMASI RUMLARI MOTİVE EDER"
Kıbrıs′ta devam eden müza-kerelerin Kıbrıs Türk
halkının maruz kaldığı insanlık
dışı izolasyonların
kaldırılması yönündeki çabaları yavaşlatmaması
gerektiğine dikkat çeken Özgürgün, izolasyonların
kaldırılması yönünde atılacak adımların
Kıbrıs Rum tarafını görüşmelerde gerçek bir ilerlemeye
katkıda bulunması konusunda teşvik edeceğini kaydetti.
Özgürgün, şöyle devam etti:
"Kıbrıs Rum tarafınca Kıbrıslı Türkler üzerinde
uygulanan izolasyonlar, Kıbrıs Türk halkının
uluslararası toplumda temsiliyet hakkının reddedilmesini,
yurtdışına seyahatlerinin ve dış dünyayla
iletişimlerinin engellenmesini veya kısıtlanmasını,
Türkiye dahil diğer tüm ülkelerle Kıbrıs Türk halkının
tüm kültürel ve sportif ilişkilerinin engellenmesini içeriyor."
İKÖ′DEN BEKLENTİLER
İKÖ′nün Kıbrıslı Türkler için aldığı
kararlara ve deklerasyonlara minnettar olduklarını söyleyen Özgürgün,
özellikle, Lazkiye ile Gazimağusa arasındaki feribot seferlerini
yeniden tesis etmesinden dolayı Suriye hükümetine, özellikle Suriye Devlet
Başkanı Beşir Esad′a teşekkür etti. Özgürgün,
diğer İKÖ′ye üye ülkelerden de benzeri adımlar
atmalarını ve Kıbrıslı Türkler üzerinde uygulanan
insanlık dışı ve haksız izolas-yonlara bir son
vermelerini istedi. Dışişleri Bakanı Özgürgün,
şunları dile getirdi: "İKÖ ülkelerindeki temsilcilik
sayımızı artırma çabalarımıza devam etmekteyiz.
Daha fazla üye devletin ülkelerinde ticaret ve turizm ofisi açmamamıza
izin vermelerini beklemekteyiz. Bu bağlamda unutulmaması gerekir ki
bu gibi temsilciliklerin açılması Kıbrıs Türk
tarafının diğer İKO devletleriyle de bağlantı
kurarak, tüm alanlarda kalkınması ve özellikle de kapsamlı bir
çözümün olmadığı bir durumda Kıbrıs Türk
perspektifinin daha iyi anlaşılması açısından
gereklidir."
PASAPORT KONUSUNDAKİ RAHATSIZLIK
Özgürgün, Kıbrıslı Türklerin kendi makamlarınca verilen
pasaportları kullanarak İKÖ ülkelerine seyahat edememesinden
duyduğu rahatsızlığı da dile getirerek, "Bu
uygulama ne İslami dayanışmaya sığmakta, ne de adil
bir uygulamaya örnek teşkil etmektedir" dedi.
HALKIN
SESI 26/05/09
Erçakıca: Sorumlu Türkiye değil..
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca düzenlediği haftalık basın
brifinginde Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulma çabalarının
devam ettiğini söyledi.Erçakıca'nın basın brifingde
söylediklerinden notlar şöyle:
Kıbrıs sorununa
kapsamlı bir çözüm bulma çabaları devam ediyor. İki lider
Perşembe günü saat 10:00da ekonomi başlığı
altındaki konuları görüşmek üzere yeniden biraraya
geleceklerdir. Bu arada, iki liderin temsilcileri dün bu konuyu ele almaya
devam etmişlerdir. İki taraftan uzmanların konu üzerindeki
çalışmaları bugün de devam edecek, temsilciler ise yarın
yeniden biraraya geleceklerdir.
Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri tarafından, Kıbrısta görevli BM
Barış Gücünün görev süresini uzatmak amacıyla hazırlanan
ve Güvenlik Konseyine sunulan raporda, müzakere sürecinin ucu açık
olamayacağını saptamasının yapılması,
görüşmelerin hızlandırılması ve çözümün makul bir
zaman çerçevesi (reasonable time frame) içinde sağlanması
çağrısının yer alması tarafımızdan
menuniyetle karşılanmıştır.
Bilindiği gibi, BM
Güvenlik Konseyi 12 Aralık 2008de aldığı 1847
sayılı kararla ve 30 Nisan 2009 tarihli başkanlık
açıklaması ile de liderlerin müzakerelerdeki ivmeyi
artırmalarını istemişti.
Kıbrıs Türk
tarafı, sürecin hız kazanması için üzerine düşenleri
yapmaktadır ve bundan sonra da yapmak
kararlılığındadır. BM yetkililerinin bu konudaki
çağrıları ve çabaları memniyetle karşılanırken,
Cumhurbaşkanımızın bu konudaki çabalarına ve
çağrılarına da dikkati çekmek istiyoruz.
Bu arada, raporun BM
Güvenlik Konseyide ele alınmasından sonra konu ile ilgili
açıklamalar yapan Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisinin Türkiye'nin
Kıbrıs sorununun çözüm isteğine bir kez daha vurgu
yapmış olduğuna da hatırlatmak isterim. Bu açıklamada,
Kıbrıs'ta iki lider arasında devam eden görüşmelerin
başarılı olması için yapılması gerekenler
bulunduğu belirtilerek, bunlar, "iki liderin daha sık bir araya
gelmeleri, sürecin bir sınırının olması gerektiği
ve tarafların süreçte BM'nin yardımına ihtiyaç
duymaları" olarak sıralandı. Bunlar, Kıbrıs Türk
tarafının uzun bir süreden beri üzerinde durduğu
hususlardır ve bu tutum, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden
sorumlu tutulmaya çalışılan Türkiyenin çözüm
çabalarını destekleme konusundaki
kararlılığını göstermesi bakımından
anlamlıdır.
Bu arada, Kıbrıs
Rum basınının, Orams davası ile ilgili ATAD
kararının raporda yer almaması ile ilgili yayınları,
Kıbrıs Rum tarafının Orams kararını sadece hukuki
bir metin olarak ele almadığını ve bundan siyasi neticeler
de çıkarmaya çalışmakta olduğunu göstermiştir.
Kıbrıs sorununun temel yönlerinden biri olan mülkiyet sorununu veya
diğer sorunları çözme yeri görüşme masasıdır. BM
Güvenlik Konseyi çağrıları da bunun açık bir göstergesidir.
BM Genel Sekreterinin
raporu, bazı eksiklik ve yanlışlıklara karşın,
objektif değerlendirmeler de içermektedir ve siyasi bakımdan
dengelidir. Raporun teknik yanları ile ilgili görüşlerimiz, alışılagelmiş
olduğu şekilde bir mektupla BMye iletilecektir.
KIBRIS POSTASI 26/05/09
Stefanu: Mevcut durum çıkarımıza değil.
Kıbrıslı
Türkler ile Rumların geleceğinde ve Kıbrıs Cumhuriyetinin
temelinde saatli bir bomba olduğunu iddia etti. Steafnu, Mevcut durum
çıkarımıza değil dedi.
Kısa adı OKOE
olan Yunanistandaki Rum Örgütler Federasyonunun hafta sonu Atinada
düzenlenen 2. geleneksel toplantısı çerçevesinde düzenlenen
Kıbrıs sorununa ilişkin seminerde konuşan Stefanu,
zamanın geçmesiyle birlikte işgal ve istilanın
oldu-bittilerinin sabitleştiğini ileri sürdü.
Kıbrıs sorununa
ilişkin doğrudan müzakerelerden de bahseden Stefanu, zorlukların
masada olduğunu, görüş birlikleri yanında görüş
ayrılıklarının da var olduğunu söyledi.
35 yılın
ardından neden Türkiye işbirliğinde bulunsun? şeklindeki
bir soru üzerine Stefanos Stefanu, siyasetin sadece uluslararası hukuk ve
BM tüzüğü temelinde değil, çıkarlar temelinde
çalıştığını, bu çıkarlar içerisinde
Türkiyenin AB üyelik sürecinin Türkiyeyi Kıbrıs sorununda
işbirliğine teşvik edebileceğini kaydetti.
Stefanu, bu nedenlerden
dolayı Yunanistan ve Güney Kıbrısın, Türkiyenin AB
üyeliğine destek verdiğini, ancak üyelik sürecinin açık çek
olmadığını ifade ettiğini yineledi.
starkıbrıs
KIBRIS POSTASI 26/05/09
Talat`tan BM`e "aktiflik" çağırısı
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile
müzakere ederek bir çözüm planı üzerinde
çalıştıklarını belirtti.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile müzakere
ederek bir çözüm planı üzerinde çalıştıklarını
kaydederek, çözüm planını hazırlayacak olanın biziz.
BMden ise daha aktif katılım bekliyoruz dedi.
Bir kabulü öncesinde
gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, geçtiğimiz günlerde bir köy gezisi sırasında
söylediklerinin bir gazete tarafından yanlış
yansıtıldığını ve kendilerinin BMden bir çözüm
planı bekledikleri şeklinde izlenim ortaya çıktığını
belirtti. Talat, Böyle bir talebim söz konusu değil dedi.
Talat, Benim söylediğim
BMnin sürece daha aktif olarak katılması gerektiğidir. Fakat
çözüm planını hazırlamak üzere Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyas ile müzakere ederek biz çalışıyoruz diye
konuştu.
ÖRGÜTLERLE TOPLANTILARI
SÜRÜYOR
Öte yandan Cumhurbaşkanı Talat, sivil toplum örgütlerine
Kıbrıs sorunuyla ilgili bilgi vermek amacıyla
gerçekleştirilen toplantılar kapsamında dün de Barolar
Birliği ile Lefkoşa, Mağusa, Girne ve Güzelyurt mahalli
baroları temsilcileriyle bir araya geldi.
Cumhurbaşkanlığında
saat 18:00de başlayan görüşmede, Avrupa Toplulukları Adalet
Divanı (ATAD)ın Orams kararı ve Kıbrıs sorununun
hukuki süreciyle ilgili değerlendirme yapılacak, bu konularla ilgili
görüş alış verişinde bulunuldu.
starkıbrıs
KIBRIS POSTASI 26/05/09
UCY professor investigated over
possible collaboration with north institution
By Elias Hazou
THE UNIVERSITY of Cyprus is
investigating allegations that a faculty member may have collaborated with
academics from a Turkish Cypriot university in publishing a scientific paper.
The paper, posted on the internet, is available in Greek, Turkish and English.
The English version is signed by the author (the UCY professor) and his
associates from the Eastern Mediterranean University in the north. The emblem
of the Eastern Mediterranean University has also been uploaded to the website.
The UCY has a strict policy prohibiting any formal collaboration with
non-recognised institutes of learning in the north.
Stavros Zenios, Rector of the UCY, confirmed an administrative inquiry was
underway.
We encourage Greek and Turkish Cypriot academics to interact and work
together, so long as this is done in their personal capacity, Zenios told the
Mail.
He said the university was made aware of the case after an article in Sundays
edition of Pontiki newspaper.
The inquiry will seek to determine whether the UCY professor in question
knowingly collaborated with the Turkish Cypriot academics with a view to
posting the paper online.
Alternatively, the paper may have been hijacked by the latter, said Zenios.
CYPRUS MAIL 26/05/09
LEFKOŞA - KKTC
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, ''Kıbrıs
adası açıklarında doğal kaynaklara dair
çalışmalar yapmanın, Kıbrıs müzakerelerini Orams
davası kadar temelden dinamitleyebilecek potansiyele sahip olduğu''
uyarısında bulundu.
Özgürgün,
yaptığı yazılı açıklamada, ABD'nin güney
Lefkoşa Büyükelçisi Frank Urbancic'in, bir Amerikan şirketinin Güney
Kıbrıs yönetimiyle yaptığı anlaşma uyarınca
Kıbrıs'ın güney batı kıyılarında doğal
gaz ve petrol arama çalışmaları yapacağı yönünde Rum
basınına yansıyan açıklamaları kınadı.
Özgürgün,
açıklamasında, hiçbir ülke veya kuruluşun yalnız Rum
halkını temsil eden Güney Kıbrıs Rum yönetimiyle tüm
Kıbrıs adına anlaşma yapma yetkisi
bulunmadığının altını çizdi.
''Başlatılacak
çalışmaların, Ada üzerindeki ve çevresindeki doğal
kaynaklardan iki tarafın da müşterek yararlanması gerçeğini
göz ardı ettiğine'' dikkati çeken Özgürgün, bir yanlış
yapıldığını kaydetti.
Özgürgün, ABD
Büyükelçisinin bu yanlışı, ''Kıbrıs adına
memnuniyet verici bir gelişme ve bir başarı'' olarak lanse
etmesinin kabul edilebilir olmadığının altını
çizerek, bunun, Kıbrıs Türk halkı arasında infiale neden
olduğunu vurguladı.
KKTC
Dışişleri Bakanı, Rum yönetimini, BM çatısı
altında yeni bir ortaklık kurulması hedefiyle adil ve
yaşayabilir bir anlaşmaya varmak için çaba sarf etmek yerine, tüm
Kıbrıs'ın tek sahibiymiş gibi davranmakla ve
Kıbrıs Türk halkının meşru haklarını gasp
eden sorumsuz, maceracı politikalar uygulamakla suçladı.
ABD yönetimini de,
Amerikan şirketlerini teşvik ederek Rum yönetiminin bu sorumsuz
politikalarına destek olmakla suçlayan Özgürgün, bu tutumun bölgede
gereksiz gerginliklere sebebiyet verebileceği ve Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm bulunması çabalarını olumsuz
etkileyebileceği uyarısında bulundu.
''Kıbrıs Türk
halkının meşru haklarını ihlal ederek Ada
açıklarında doğal kaynaklara dair çalışmalar
başlatmak, Kıbrıs müzakerelerini, Orams davası kadar
temelinden dinamitleyebilecek potansiyele sahiptir'' diyen Özgürgün, ABD'yi,
Kıbrıs sorununun çözümüne gerçekten katkıda bulunmak istiyorsa
iki taraf arasında, özellikle müzakerelerin sürdüğü bir dönemde
gerginliğe sebebiyet verebilecek girişimlerden kaçınmaya
çağırdı.
ABD dahil
uluslararası camianın verdikleri sözlere rağmen Kıbrıs
Türk halkına yönelik izolasyonların her alanda tüm şiddetiyle
devam ettiğine de dikkati çeken Özgürgün, ''Kıbrıs Türk
halkının haklarını gasp ederek Amerikan şirketlerine
peşkeş çekilmesi, Rum-Yunan lobisinin ABD yönetiminde hangi
seviyelere kadar ulaştığının üzücü ve düşündürücü
bir kanıtıdır'' ifadesini kullandı.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, İngiltere ve ABDnin, Barış Gücünün adadaki varlığının doğrudan müzakereler sürecindeki ilerlemeye bağlı olduğuna ilişkin tehditvari davranışlarda bulunduğu gerekçesiyle BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downere mektup gönderdi.
Rum radyosu RIK, konuyla ilgili haberinde, mektupla,
Rum Yönetiminin tutumunun, gerekirse tehdit edenlerden daha da katı
olacağının belirtildiğini bildirdi.
Rum Yönetiminin, Kıbrıs sorununda 4 yıl durgunluk
olduğunu ve Kıbrıs sorununun çözülmesi için çabalar
harcanırken, tüm bunların olmasının adaletsiz olduğunu
düşündüğü kaydedildi.
RIK ayrıca, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın, görüşmelerin
kolaylaşması için, Yeşilırmak Barikatının
açılmasına ilişkin açıklama yapmama konusunda
anlaştıklarını da ileri sürdü.
KIBRIS 27/05/09
ABD Büyükelçisi açıkladı: Amerikan şirketi, Kıbrısta petrol arayacak
ABDnin Lefkoşa
Büyükelçisi Frank Urbancic, adını belirtmediği bir Amerikan
şirketinin, en kısa zamanda Kıbrısın güneybatı
kıyılarında doğal gaz ve petrol arama
çalışmaları yapmaya başlayacağını açıkladı.
Urbancic,
basın toplantısında başka konulara da değindi.
Rum radyosu RIKin haberine göre, Urbancic, dün sabah düzenlediği basın toplantısında, petrol ve doğal gaz aramaya başlayacak olan enerji şirketinin gelmesiyle, Güney Kıbrısta Amerikan yatırımlarının artacağını söyledi.
KIBRIS
27/05/09
Müzakereler yarın
devam
Talat ve Hristofyas, ekonomiyi görüşmeyi sürdürecek
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma
amaçlı müzakereler yarın devam edecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, perşembe günü saat 10.00da bir
araya gelecek. Liderler, ekonomi konusunu ele alamaya devam edecek.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
dün düzenlediği haftalık brifingde, devam eden müzakere süreci
hakkında da bilgi verdi.
İki liderin temsilcilerinin dün ekonomi konusunda bir
toplantı gerçekleştirdiğini kaydeden Erçakıca, iki taraftan
uzmanların konu üzerindeki çalışmalarını dün de
sürdürdüğünü söyledi.
Erçakıca, temsilcilerin bugün yeniden bir araya
geleceğini de belirtti.
Hasan Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, oldukça teknik
olan ve ayrıntı içeren Ekonomi konusunun müzakeresinde genel olarak
uzlaşılan noktaların fazla olduğunu söyledi, ancak
ayrıntı vermedi.
KIBRIS 27/05/09
Hristofyas
başarı diledi
Güney
Kıbrıstaki fuarda tek Kıbrıslı Türk firma!
Elmas TOKAY
Güney
Kıbrısta bu yıl 34üncüsü düzenlenen Kıbrıs
Uluslararası Fuarına KKTCden sadece temizlik ve yapı ürünleri
üreten Darem Tarding Ltd. katıldı. Yaklaşık 30 ülkeden bin
500 firmanın katıldığı uluslararası fuarda
KKTCyi temsil eden Darem Tarding Ltd. Direktörü Mehmet Ünal Serdar, 4
yıldır bu fuara katıldıklarını ve son iki
yıldır katılan tek Kıbrıslı Türk firma
olduklarını belirtti. Darem Tradingin standını ziyaret
edenlerden biri de Rum yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve
eşi Elsi Hristofyas oldu.
Güney Kıbrıstaki piyasaya girmenin sadece fuara
katılmakla mümkün olmadığına dikkat çeken Serdar, ürünleri
bu piyasaya sokabilmek için çok uğraşmak ve mücadele etmek
gerektiğini belirtti.
Darem Tarding Ltd. Direktörü Mehmet Ünal Serdar, fuarın
açılış gecesinde Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofiyasın fuarı gezdiği sırada kendi
standlarını da ziyaret ettiğini ve fuara
katıldıkları için kendilerini tebrik ettiğini kaydetti.
Serdar, Hristofyasın kendilerine, mücadeleden vazgeçmemeniz
gerekir dediğini açıkladı.
Haspolat Sanayi Bölgesindeki üretim tesislerinde yeniden
yapılanmaya girdiklerini söyleyen Darem Tarding Ltd. Direktörü Serdar,
bu bir yatırım olayıdır, bunu yapacak, yaşayacak ve
sonucunu alacaksınız şeklinde konuştu.
Serdar, Güneydeki bazı müşterilerle iletişime
geçtiklerini de sözlerine ekledi.
KIBRIS 27/05/09
Downer, bu çerçevede dün, Kıbrıs Türk
İşçi Sendikaları Federasyonu′nu (Türk-Sen) ziyaret etti.
Ziyarette konuşan Alexander Downer, Türk-Sen yetkilileriyle görüşme
olanağı bulmanın kendisini memnun ettiğini kaydetti.
Downer, görevi nedeniyle KKTC ve Güney Kıbrıs′ın
farklı yerlerindeki sivil toplum örgütleri, sendikalar ve diğer
organizasyon temsilcileriyle bir araya gelip fikir alış
verişinde bulunmanın, iş hayatıyla ilgili endişelerini
öğrenmenin, Kıbrıs sorunu ve soruna kapsamlı bir çözüm
bulma konusunda neler düşündüklerini anlamanın kendisi için önemli
olduğunu söyledi.
Süren Kıbrıs müzakerelerinin Türk-Sen′i ve
çalışanları ilgilendirdiğini dile getiren
Bıçaklı, Türk-Sen′in; Kıbrıs sorununa çözüm bulmak
amacıyla sürdürülen müzakerelere destek verdiğini ve
Kıbrıs′ta kalıcı, yaşayabilir ve her iki
tarafın da kabul edebileceği bir çözüme ulaşılması
için elinden gelen desteği vereceğini ifade etti.
HALKIN SESI 27/05/09
Davutoğlu, Miliband'la
Kıbrıs'ın geleceğini görüştü
Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kıbrıs konusunda kapsamlı
çözüm için 2009 yılının büyük bir fırsat olduğunu
söyleyerek, Kıbrıs Rum yönetimi başta olmak üzere hiç kimsenin, sahip
olduğu konum dolayısıyla, yürüyen müzakere sürecini kendi
çıkarları etrafında şekillendirmeye
çalışmaması gerektiğini belirtti.
Davutoğlu,
İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile
görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın
toplantısında Kıbrıs'a ilişkin bir soru üzerine, başta
2004 yılındaki Annan planı referandumu sırasında
meydana gelenler olmak üzere, tüm geçmiş örneklerden gerekli dersleri
çıkarmak durumunda olduklarını kaydetti.
"Müzakerelerde hiçbir
taraf geçmişte yaşamaz, gelecek vizyonuyla bakar" diyen
Davutoğlu, Miliband ile Kıbrıs'ın geleceği konusundaki
vizyonlarının örtüştüğünü bildirdi.
"OTURMUŞ
PARLAMENTER SİSTEMİMİZ VAR"
Dışişleri
Bakanı Davutoğlu, terör örgütü elebaşılarından Murat
Karayılan'ın İngiliz gazetelerine yaptığı
"İskoç modelini" öngören son açıklamaya ilişkin
değerlendirmesinin sorulması üzerine de şunları kaydetti:
"Doğrusu buradan bu tür açıklamalara cevap verme niyetinde
değilim, doğru da değil. Türkiye'nin anayasal sistemi içinde
şu anda zaten bütün vatandaşları eşit bir şekilde,
bütün haklarından eşit bir biçimde istifade etmekte ve oturmuş
bir parlamenter sistemimiz var. Dolayısıyla bunların bu düzeyde
bugün tartışma konusu yapılması doğru
değil."
"TÜRKİYE'NİN
TAM VE EŞİT ÜYELİĞİNİ DESTEKLİYORUZ"
İngiltere
Dışişleri Bakanı Miliband da İngiltere olarak
Türkiye'nin AB'ye tam ve eşit üye olmasını güçlü bir
şekilde destekleme taahhütlerini sürdürdüklerini söyleyedi. Miliband,
Kıbrıs sorununa da mümkün olan en kısa zamanda çözüm
bulunmasını istediklerini bildirdi.
A.A.
KIBRIS
POSTASI 27/05/09
Müzakerelere devam edecek
Kıbrıs
sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan müzakerelere yarın
devam edilecek. Bu amaçla KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas yarın saat
10.00'da Lefkoşa ara bölgede bir araya gelecek.
Görüşmede,
müzakerelerdeki altı ana başlıktan biri olan "ekonomi"
konusunun ele alınmasına devam edilecek.
Bu arada iki liderin
temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu da bu hafta "ekonomi" ile
ilgili toplantılar yaptı.
Oldukça teknik ve
ayrıntı içermesinden dolayı temsilciler düzeyinde müzakere
edilen "ekonomi" konusuyla ilgili olarak dün ve önceki gün
toplantı yapan temsilci ve uzmanlar, bugün yeniden bir araya geliyor.
AA
KIBRIS
POSTASI 27/05/09
Amerikan şirketi petrol arayacak
Rum radyosunun haberine
göre Urbancic, düzenlediği basın toplantısında, petrol ve
doğal gaz aramaya başlayacak olan enerji şirketinin gelmesiyle,
Güney Kıbrıs'ta Amerikan yatırımlarının
artacağını söyledi.
-ADADA 2 YILDIR
PETROL GERGİNLİĞİ-
Güney
Kıbrıs, geçen yıllarda Mısır ve Lübnan'la deniz
bölgesinde petrol ve doğal gaz yataklarından istifade edilecek
"münhasır ekonomik bölgeleri" belirleyecek anlaşmalar
imzaladı ve denizi parsellere ayırdı, Türkiye ve KKTC buna sert
tepki gösterdi.
Güney Kıbrıs,
sözde "münhasır ekonomik bölgesinde"
başlattığı petrol arama çalışmalarında ilk
aşama olan yabancı şirketlere bilgi verilmesi ve ihale
başvurularının yapılması sürecine 15 Şubat
2007'de başladı ve bu ilk toplantıya Mısır Petrol
Bakanı Emin Semih Semir Fehmi de katıldı.
Kıbrıs Rum
yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol ve doğal gaz aranması için
açtığı ihaleye başvurular, 16 Ağustos 2007'de
tamamlandı. İhaleye iki uluslararası şirketin
başvurduğu açıklandı. Adadaki petrol gerginliği, 2007
ve 2008'e damgasını vurdu.
Kıbrıs Rum
yönetiminin, daha 2008 yazında Kıbrıs adası ile
Mısır arasındaki deniz bölgesinde bulunabilecek petrol
yataklarının araştırılması
çalışmalarına 2009 yılının başlarında
başlayacağı yönünde Rum basınında haberler
çıktı. Kıbrıs Türk tarafı bu durumu, 3 Eylül 2008'de KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas arasında başlayan görüşme öncesinde
"kışkırtıcılık ve sorumsuzluk" olarak
niteledi.
Kıbrıs Türk
tarafı, haklarından hiçbir şekilde taviz vermeyeceğini de
açıkladı.
Kıbrıs Rum yönetimin
Akdeniz'deki petrol arayışları, geçen kasım ve aralık
aylarında da bölgede gerginliği artırdı. Rum lideri
Hristofyas, Türk savaş gemilerinin Rum yönetimi adına petrol
çalışması yapan gemilere müdahalesini iki mektupla BM'ye
şikayet etti. KKTC Cumhurbaşkanı Talat da BM Genel Sekreteri Ban
Ki-mun'a mektup göndererek Hristofyas'a yanıt verdi. Talat, müzakereler
sırasında Hristofyas'tan petrol çalışmalarını
durdurmasını da istedi.
AA
KIBRIS
POSTASI 27/05/09
ATAD kararına tepki
ATAD
Kararını Kınama Platformu bir durum değerlendirmesi yaparak
basına yönelik yazılı bir açıklamada bulundu.
"Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve GKRY Cumhurbaşkanı
Dimitris Hristofyas arasında yapılan 23 Mayıs 2008 tarihli
görüşmede taraflar ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarında siyasi
eşitliğin tarifine uygun şekilde iki-kesimli ve iki-toplumlu
federal bir çözümü desteklediklerini ve bu hedefi gerçekleştirmek için
müzakerelere devam edeceklerini teyit etmişlerdi." diyerek
başlayan açıklamanın tam metni şöyle:
ATAD Kararını
Kınama Platformu Basın Duyurusu
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve GKRY Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas
arasında yapılan 23 Mayıs 2008 tarihli görüşmede taraflar
ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarında siyasi eşitliğin
tarifine uygun şekilde iki-kesimli ve iki-toplumlu federal bir çözümü
desteklediklerini ve bu hedefi gerçekleştirmek için müzakerelere devam
edeceklerini teyit etmişlerdi.
Güvenlik Konseyinin BM
Genel Sekreterine iyi niyet misyonu veren 12 Mart 1975 tarih ve 367
sayılı kararı ve 1977, 1979 Doruk Anlaşmalarından
sonra şekillenen BM parametrelerine göre iki-kesimlilik her federe
devletin bir toplum/halk tarafından yönetilmesini; her halkın kendi
federe devletinde bariz nüfus ve mülkiyet çoğunluğunun açıkça garanti
altına alınmasını; ve bunları sağlayabilmek için
gerek yerleşme gerekse mülk edinme haklarının taraflar
arasında varılacak mutabakata göre bir tavanla
sınırlandırılmasını öngörmektedir.
BMin siyasi
eşitliği tarifinde ise diğer şeyler yanında iki
toplum/halk arasındaki ilişkinin azınlık çoğunluk
ilişkisi olmadığı ve herhangi bir halkın diğeri
üzerinde yetki veya hâkimiyet iddia edemeyeceği öngörülmektedir.
Kıbrıs Türk
tarafının müzakerelerdeki pozisyonu taşınmaz mal konusunun,
iki-kesimliliği de gözetecek şekilde mübadele, tazmin ve
sınırlı iade yolu ile çözümlenebileceği doğrultusunda
olmuştur. Keza bu yöntem BM tarafından da kabul görerek gerek 1992 BM
Fikirler Dizisi gerekse 2004 BM Kapsamlı Çözüm Planında yerini
bulmuş, mülkiyet konusunun Kıbrıs şartlarında siyasi
müzakerelerde ele alınıp çözümlenecek bir mesele olduğu defaten
teyit edilmiştir.
ATADın Orams
davasına ilişkin olarak almış olduğu karar, yoğun
uluslararası uğraşlar neticesi liderlerin
başlattığı müzakereleri anlamsız kılacak bir
müdahaledir. Karar bu güne kadar BM sürecinde olası bir
uzlaşının temelini oluşturabilecek siyasi eşitlik ve
mülkiyet konusu ile ilişkili iki- kesimlilik ilkelerini hiçe saymakta,
sivil ve ticari konularda Rum mahkemelerini yetkilendirmek sureti ile Kıbrıs
Rum halkının Kıbrıs Türk halkı üzerinde yetki ve
hâkimiyet kurma girişimlerini
meşrulaştırmaktadır.
Pratik anlamı ile bu
karar Rum mahkemelerine KKTC de ikamet eden herkes aleyhine sivil ve ticari
konularda karar alma yetkisi vermektedir. Bu tek yanlı karar
1975 Nüfus Mübadelesinden sonra eşit bir taraf olarak Kıbrıs
Türk halkının Rum tarafının bütün hâkimiyetçi
uygulamalarına rağmen BM tarafından da tescil edilen
iki-kesimlilik ilkesine uygun olarak zaruret gereği geliştirdiği
barışçıl sosyo-ekonomik alt yapıyı hiçe saymakta,
Kıbrıs Türk halkının yaşam hakkını göz
ardı etmektedir. Bu karardan köylü/kentli, çiftçi/iş adamı,
memur/meslek sahibi her kişi eşit oranda etkilenmekte, nesillerdir
şekillendirdikleri yaşamları ipotek altına
alınmaktadır. Karar sadece mülkiyet ve İngilizlerle ilgili bir
dava ve karar değildir, Kıbrıs Türkünün adadaki
varlığını ve haklarını etkileyen bir
karardır.
Bu olumsuzluklar ve
yaşamsal tehdit karşısında bir grup duyarlı
yurttaş ve sivil toplum örgütü bir araya gelerek ATAD Kararını
Kınama Platformunu oluşturmuştur. Platformun amacı
Rum hâkimiyetçi zihniyetine karşı duruş sergilemek ve Orams
Davası yolu ile elimizden alınmak istenen kazanılmış
haklarımızı yani bu güne kadar BM tarafından da tescil edildiği
şekilde kurucu bir halk olarak siyasi eşitliğimizi ve iki- kesimlilik
ilkesini korumaktır.
Gücün birlik ve
dayanışmadan doğduğunun ve tehdidin kendi içimizden
değil dıştan geldiğinin bilinci içinde bu ortak mücadelenin
birlik ve beraberlik içinde götürülmesi gereği ortadadır. Bu nedenle
Platform tüm Kıbrıslı Türklere ve yaşamını
KKTCde sürdüren yabancılara açıktır. Bu sivil inisiyatifin her
türlü siyasi yapı ve merkeze eşit mesafede, iç politika
dışı, partiler üstü ve demokratik/şiddet karşıtı
bir duruşla mücadelesini yürütmesi yaşamsal önem arz etmektedir.
Oluşturulan
Müteşebbis Heyetin sunacağı öneriler doğrultusunda
başlatılacak sivil girişimler konusunu ele almak üzere 29
Mayıs Cuma günü saat 16.00da Girne Amerikan Üniversitesi Millenium
Kompleks Senato Kongre Merkezinde genel bir toplantı
yapılacaktır.
Kendilerinin ve sonraki
nesillerin onurlu geleceğine sahip çıkmak isteyen tüm duyarlı
yurttaşlar ve sivil toplum örgütleri bu toplantıya davetlidir.
26 Mayıs 2009
KIBRIS POSTASI
27/05/09
Dont try to link UN presence with Cyprus talks
THE GOVERNMENT has lodged a
strong demarche with the United Nations in connection with alleged moves by
Britain and the US to link UNFICYPs presence with progress in the ongoing
direct negotiations, under UN auspices.
Quoting reliable sources, the Cyprus News Agency (CNA) said President Demetris
Christofias had already sent a letter of protest to the UN Secretary Generals
Special Advisor on Cyprus Alexander Downer.
Nicosia is being blackmailed that the mandate of UNFICYP will not be renewed,
the same sources said, noting that Nicosia was fighting a battle on the matter
and its stance could become more tough, if need be.
Reports in yesterdays Phileleftheros suggested that in a draft resolution on
UNFICYPs mandate there was a thinly veiled blackmail directed towards Nicosia.
According to the report the Security Council said it would take up the matter
again in December 2009, taking into consideration the situation on the ground
and both sides positions, with recommendations to amend the terms of reference
of the force and its operational structure in the light of progress at the
talks.
According to CNA Nicosia believes that such moves are unfair as they take place
at a time when efforts are underway to find a negotiated settlement after four
years of stalemate.
Commenting on the issue yesterday, US Ambassador Frank Urbancic said was a
state that did not need UNFICYP to exist.
The UNFICYP mandate is renewed every six months and is being reviewed now as
it is and as it was last December and there is nothing extraordinary about
that. Cyprus as a state, it clearly exists. Cyprus doesnt need UNFICYP to
exist, he said.
Urbancic was speaking at a news conference at the US pavilion of the State Fair
in Nicosia.
What I am trying to do is break the link. There is nothing between the two.
Cyprus is a member of the EU and there is no possibility of an alteration of
that, he added.
Asked if there were efforts to change UNFICYPs mandate behind the scenes, the
ambassador said there is no behind the scenes per se.
The UNFICYP mandate expires every six months and is up for renewal now. So,
that is where we are, he said.
The US diplomat went on to say there were no secrets in the UN.
The draft (resolution) is being reviewed and is in New York which is where it
properly belongs and governments talk.
He said: This is the normal process. A draft resolution is put out for
whatever purpose it is you are talking about and then it is discussed and
adopted or not adopted. But I see no possibility that it wont be extended.
Commenting on a journalists remark that the new US government has a new
approach about its relationship with Ankara, Urbancic said that there is no
surprise that the US has and will maintain a very solid relationship with
Turkey and thats to everybodys benefit.
You frequently encourage us to talk to Turkey and we couldnt talk to Turkey
if we didnt have a relationship with them, he said, adding that the solution
of the Cyprus problem is something that is going to be good for everybodys
business including your own and we want to be part of that.
Britain's High Commissioner Peter Millett also jumped in saying that
discussions at the Security Council concern the importance of the UN starting
to prepare for the future of UNFICYP in a reunified Cyprus.
''The UK is, and always has been, the strongest supporter of UNFICYP - just as
we are strong supporters of President Christofias' efforts to solve the Cyprus
Problem,'' Millett says in a written statement, issued.
He added: Discussions on the Resolution in New York are all about the
importance of the UN starting to prepare for the future of UNFICYP in a
reunified Cyprus.''
British Foreign Secretary David Miliband , after a meeting in Athens yesterday
with his Greek counterpart Dora Bakoyianni said the UK was determined to play a
supportive role.
The settlement must be by Cypriots and for Cypriots. And the United Kingdom is
determined to play only a supportive role for the vital negotiations that are
taking place at the moment, and which need to make progress over the next few
months, he said.
The British Foreign Secretary went on to say that, courage and flexibility
would be needed in the search for the goal of a bizonal, bicommunal federation
with a single identity.
One history lesson we have learnt in Cyprus is that efforts for a solution
must be made by Cypriots for Cypriots and we respect this important principle
in every discussion or negotiation, he said.
CYPRUS MAIL
27/05/09
French troops could use Cyprus for
decompression
By Nathan Morley
A STEADY stream of French
troops may soon begin arriving in Cyprus as a stop-off to help them adjust to
normal life after the stress of frontline fighting.
French troops, who are active in several combat zones, have never been offered
such a scheme, which is now being touted at the highest levels of the Defence
Ministry in Paris.
British, Canadian and Dutch troops already use the island for decompression
periods, designed to prepare them for a return to family life.
The idea is not to celebrate for three days, says Commander Christophe
Prazuck, spokesman for the French Defence staff.
Other nations that believe in the long term it works, he added
News media in France are speculating that Cyprus has been earmarked for the
scheme, which is still in the planning stages.
Prazuck said feedback suggests that a few days of transition had proved
effective for other armies.
However, the idea has received the cold-shoulder from many serving French
officers, who favour a direct-return to home life.
After six months away from home, we do not want to lose another three days
before returning to our wives and kids. If they want to make things right with
our families, why not incorporate them into the process? an NCO told the
Parisian newspaper.
Thousands of British soldiers from Afghanistan and Iraq have already passed
through the British bases in Cyprus on their way home.
They stay on the island for between 27 and 48 hours.
The British decompression project has been so successful that it is now standard
practice for all home-bound combat troops.
CYPRUS MAIL
27/05/09
US company to begin oil exploration
soon
By Jacqueline Theodoulou
AN
AMERICAN company is soon expected to start exploring the Cyprus coast for oil
and natural gas, the US Ambassador in Cyprus said yesterday.
Speaking at the Cyprus International Fair, Ambassador Frank Urbanic revealed
that the American company planned to start exploring the islands south west
coast in the near future.
US investments in Cyprus amount to more than $379 million, said Urbanic.
This figure will soon increase substantially as an American energy firm begins
exploring for oil and gas off Cyprus southwest coast.
He explained that the specific company had participated in the tenders
procedure that started a few years back for oil exploration in Cyprus and had
achieved the right to start exploring following negotiations with the Commerce
Ministry.
Commenting on the islands politics, Urbanic was asked about UNFICYP and plans
to extend its mandate for another six months.
He said Cyprus was clearly a state in itself and it didnt need UNFICYP in
order to exist.
The Ambassador explained that UNFICYPs service was renewed every six months,
as a fixed procedure, and there was nothing unusual in that. He added that he
didnt see any possibility of the peacemaking forces mandate not being
extended.
Cyprus is clearly a state. Cyprus does not need UNFICYP to exist. What I am
trying to do is break this connection, said Urbanic. Cyprus is a member of
the EU and there is no chance of that being altered.
Asked whether the forces conditions were being reassessed behind the scenes
and without the Cypriot government being aware, Urbanic said there were no
secrets in the UN and the draft bill for UNFICYPs renewal was being examined
in New York.
He said it was standard procedure for a draft bill to be prepared, discussions
to ensue and eventually be adopted or rejected. But I dont see any chance in
it not being extended.
Asked to comment on Turkeys somewhat renewed relations with the US, Urbanic
said this should be of no surprise to anyone, adding that good relations with
Turkey were to everyones benefit.
You often urge us to talk with Turkey and we couldnt talk with Turkey if we
didnt have relations with them.
Earlier on, Urbanic had presented his countrys pavilion at the State Fair,
underlining the good trade relationship between the US and Cyprus.
Bilateral trade statistics for 2008 and recent years show that the United
States supplied $188.5 million worth of goods to Cyprus last year, making up
1.7 per cent of the countrys total imports.
Regarding Cypriot exports to the US, in 2008 the United States absorbed $11.7
million or 0.7 per cent of the island's total exports. Many Cypriot products,
such as dairy products, salt, and mineral substances have increased their sales
in the United States in recent years, while others, such as fresh fish hold
potential for growth.
According to the Ambassador, U.S. exports to Cyprus grew by 73.6per cent last
year. This was partly to do with the weaker dollar.
Also, these figures include imports to Cyprus for re-export to other
countries, especially precious metals which recorded a phenomenal rise in
2008, said Urbanic.
He added: The United States is also a reliable export market for Cyprus, with
considerable untapped potential. Many Cypriot products, such as dairy products,
salt, and mineral substances have been increasing their sales in the United
States in recent years, while others, such as fresh fish hold much potential
for growth. The owner of a major Cypriot dairy company has told us he cant
keep up with the growing U.S. demand for halloumi.
Another step in improving relations between the two nations was the recent
signing of a Science and Technology Cooperation Agreement. This agreement
incidentally, the first signed by the Obama administration -- will strengthen
the scientific and technological capabilities of both our countries by
providing means for our scientists and technology companies to more easily work
together, said Urbanic.
The Agreement, he added, has already led to new collaborations between the
States and Cyprus.
In partnership with the University of Pittsburgh, a local business leader in
Cyprus is establishing a world-class medical centre in Paphos, and IBM has
signed a cooperation agreement with The Cyprus Institute on the development of
supercomputing technologies.
We believe this is just the beginning.
Concluding, the US Ambassador thanked Cyprus for helping thousands of American
nationals to evacuate Lebanon in the summer of 2006
It would be remiss of me to close without referring to an event that happened
here, at the State Fair grounds, three years ago, said Urbanic. Although not
a commercial matter, this event illustrates the ties between our two countries.
I am referring, of course, to the evacuation of thousands of American civilians
from Lebanon in the summer of 2006.
He added, We, as a nation, will never forget the hospitality and assistance of
the Cypriot people during our citizens time of need.
CYPRUS MAIL
27/05/09
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
ABDnin petrol
yatakları olduğu tahmin edilen Kıbrısın güneybatısında Rumların
izniyle petrol aramaya hazırlanmasına KKTC
sert tepki gösterdi
Kıbrıs Rum
Yönetiminin Doğu Akdenizde
tek taraflı olarak petrol
ve doğalgaz arama çalışması
başlatmasının ardından, ABD
de Kıbrısın güneybatı kıyılarında petrol
arayacağını açıkladı. ABDnin Güney
Kıbrısta petrol arayacağız açıklaması KKTCde
şok etkisi yarattı. Konuyla ilgili açıklama yapan ABDnin Rum
Kesimi Büyükelçisi Frank Urbancic, adını belirtmediği bir Amerikan
şirketinin, en kısa zamanda Kıbrısın güneybatı
kıyılarında doğalgaz ve petrol arama
çalışmaları yapmaya başlayacağını söyledi.
Urbancic, düzenlediği basın toplantısında, petrol ve
doğalgaz aramaya başlayacak olan enerji
şirketinin gelmesiyle, Güney Kıbrısta Amerikan
yatırımlarının artacağını belirtti.
Görüşmelere
dinamit
KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, ABD
Büyükelçisinin açıklamasını kınayarak, Kıbrıs
Türk halkının haklarının gasp edilerek Amerikan
şirketlerine peşkeş çekilmesini kabul etmeyeceklerini söyledi.
Özgürgün, Hiçbir ülkenin ve kuruluşun, sadece Rum halkını
temsil eden Rum Yönetimiyle tüm Kıbrıs adına anlaşma yapma
yetkisi bulunmadığını bir kez daha vurgulamakta yarar
görüyoruz uyarısında bulundu.
ABDnin tutumu görüşmelere dinamit koymak anlamına gelir diyen KKTC
Dışişleri Bakanı, ABDnin, Rum Yönetiminin sorumsuz
politikalarına destek olduğuna işaret ederken, Milliyete
konuşan üst düzey bir yetkili ise, ABDden biz destek beklerken, tam
tersi bir hareketle karşılaştık. ABDnin, petrol
arayacağız demesi çok kötü bir olay dedi. Türkiye ve KKTCnin,
petrol arama konusunda Rum Yönetimine gösterdiği tepkiyi de
hatırlatan yetkili, Böyle bir durum ortadayken, ABDnin bu
adımı atmasına anlam veremiyorum diye konuştu.
Savaş
gemileri devrede
Güney Kıbrıs, geçen yıllarda Mısır ve Lübnanla deniz bölgesinde petrol ve
doğalgaz yataklarından istifade edilecek münhasır ekonomik
bölgeleri belirleyecek anlaşmalar imzalamış ve denizi
parsellere ayırmıştı. Rum Yönetiminin bu hareketi
başta Ankara olmak üzere, KKTCnin de sert tepkisini
çekmişti.
Daha önce de kriz çıkmıştı
Rum Yönetimi, Kasım 2008de Panama
bandıralı araştırma gemisiyle Akdenizde petrol arama
çalışmasını başlatmıştı. 13
Kasımda Türk savaş gemileri de Rum gemisini bölgeden
uzaklaştırmıştı. Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas
da Türkiyeyi BMye şikâyet etmişti.
MILLIYET 28/05/09
İngilteredeki
yatırımcı tedirgin!
İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret
Odası, Orams kararı ile ilgili olarak ülkedeki tüm Türk ve
Kıbrıslı Türk sivil toplum örgütlerini biraraya getirerek
bilgilendirecek.
Eylem ERAYDIN / LONDRA
İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odası (CTCC)
Başkanı Durmuş İbrahim Durmuş, Orams
kararının Kuzey Kıbrısta yatırımı olan
üyelerini ve İngiltere Türk toplumunu yakından ilgilendirdiğini
söyledi. Durmuş, bu kararın CTCC üyeleri gibi İngiliz
yatırımcıları da tedirgin ettiğini ve mevcut duruma
göre İngilteredeki bütün sivil toplum kuruluşlarının
birlikte hareket etmesinin kaçınılmaz hale geldiğinin
altını çizdi.
CTCC, Avrupa Toplulukları Adalet Divanının
(ATAD) aldığı Orams kararı ile ilgili olarak
İngilteredeki Türk ve Kıbrıslı Türk örgütlerini
bilgilendirme kararı aldı.
CTCCnin Londradaki merkezinde dün düzenlenen basın
toplantısında konuşan Başkan Durmuş İbrahim
Durmuş, KKTC yetkilileri ile yaptığımız
görüşmeler neticesi olarak Orams kararı sonrasında
atılması gereken adımlar konusunda önümüzdeki günlerde
İngilteredeki sivil toplum kuruluşlarını bilgilendirme
amaçlı bir girişim başlatacağız dedi. CTCC
Başkanı Durmuş Bu konuda bütün sivil toplum
kuruluşlarımızı birlikte hareket etmeye davet ediyoruz
diye konuştu.
Durmuş, Yönetim Kurulu Üyeleri Altan Kemal ve Hayrettin
Ramisle birlikte düzenlediği toplantıda, KKTCye
gerçekleştirdikleri temaslar konusunda bilgi verdi.
Adaya, yeni hükümeti tebrik etmek, Ticaret ve Sanayi
odalarıı ile işbirliği protokolü imzalamak ve Orams
Kararı ile ilgili bilgiler almak amacıyla geldiklerini anlatan
Durmuş, temasların verimli geçtiğini ifade etti.
Durmuş, Oda olarak birkaç hafta içinde Londrada
düzenleyeceğimiz toplantıda davada Türk tarafını savunan
Avukat Nicholas Green QC sivil toplum kuruluşlarının
yöneticilerini bilgilendirecek. Bu girişimi üstleniyoruz ve bütün sivil
toplum kuruluşlarımızı birlikte hareket etmeye davet
ediyoruz diye konuştu.
Hâlâ bir ümit var
İngilterede bu konuda uzman 58
hukukçu bulunduğunu ve çoğunluğunun Rum kesimi ile teması
olduğunu öne süren Yönetim Kurulu Üyesi Altan Kemal ise şunları
söyledi:
Türklerin hakkını savunacak bir kaç hukukçu bulabiliriz. Bunlardan
biri olan Nicholas Green, karar sonrası Türk tarafının durumunu
değerlendirirken, Bütün kapılar kapandı, bir tek anahtar var
kapıyı açabilmek için ama o anahtarı bulmamız gerekiyor
diyerek ümit verdi. Kararı veren hakimin Yunan asıllı
olması ve Cunta zamanında bakan olması. Ayrıca karar öncesi
birkaç defa Güney Kıbrısa giderek Rum yönetimi lideri ile biraraya
geldiği gibi durumlar var. Ayrıca Adalet Divanında her AB
ülkesinden bir hakim bulunuyor. İngiliz hakim taraf olmamak için
çekildiği halde Yunan asıllı mahkeme başkanı
davanın karar sürecinde konumunu muhafaza etmiştir. Bu, Greenin
sözünü ettiği anahtarlardan biri olabalir şeklinde konuştu.
Kuzey Kıbrıs temaslarında ana konuyu Orams kararının
oluşturduğunun altını çizen Durmuş ve Kemal,
ayrıca askerlik konusunun da yeni hükümetin gündemine iletildiğini
bildirdi.
KIBRIS 28/05/09
Müzakereler iyi gitmiyor!
Eylem ERAYDIN / LONDRA
Avrupa Parlamentosu (AP) İngiliz
İşçi Partisi Milletvekili Mary Honeyball, Kıbrıs sorununa
çözüm bulma amaçlı müzakerelerinin iyi gitmediğini söyledi.
Honeyball, Son okuduğum raporlar beklenen sürecin
gerçekleşmediğini gösteriyor, bu çok üzücü bir durum dedi ve
uluslararası toplumun çözüm amaçlı müdahalede bulunabileceğinden
söz etti.
Kıbrıs konusundaki son gelişmelere ilişkin bir
bildiri yayımlayan. Honeyball, çözüm amaçlı müzakerelerin adadaki
liderlerden çok uluslararası politikacılara bağlı
olduğunu, bu yüzden Birleşmiş Milletlerin (BM) müzakere süreci
için hızlandırılmış hareket çağrısında
bulunduğunu belirtti.
Honeyball, Lefkoşada geçen yıl açılan Lokmacı
kapısı ile iki taraf arasında yeni bir dönem
başladığına işaret ederek, Artık şimdi
bütün sokağı kuzey güney geçişini çok fazla fark etmeden
yürüyebiliyor, kafelerde dondurmanızı yiyebiliyor, mağazalarda
gezinebiliyor ve gerçek bir Kıbrıs tecrübesini
yaşayabiliyorsunuz dedi.
Honeyball şöyle konuştu:
Bundan bir yıl önce ben de diğer bir çok insan gibi
Kıbrıs sorununa en sonunda bir çözüm bulunabileceği
umutları taşımıştım. Rum lideri Dimitris
Hristofyas ve Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat
geçtiğimiz Eylül ayında barış görüşmelerine başlamıştı
ve her şey iyi gidiyor gibi görünüyordu. Bu iki lider birbirlerini uzun
zamandır tanıyordu ve bu da iyi bir işaretti.
Kıbrısın uzun süredir dostu olan ben de herkes gibi mutluydum.
Gerçekten bu defa sonuca ulaşarak, şimdiye kadar güç olan bu
sorunu başarabilecektik. Kuzey ve Güneydekilerle birlikte
Kıbrısın büyük bir kısmının bunu görmek
istediğine inanıyorum. Ancak o kadar üzücüdür ki son okuduğum
raporlar beklenen sürecin gerçekleşmediğini gösteriyor.
Birleşmiş Milletler bile müzakereleri yeniden devam ettirmek için
hızlandırılmış hareket çağrısı
yaptı.
Kıbrısın kaderi dış
güçler tarafından belirleniyor
Açıklamasında BMnin
yaptığı hızlı hareket çağrısının
sadece Kıbrıs için değil, Türkiyenin ABye girişi sürecine
de yarar sağlayacağını kayededen Honeyball Bir kere daha
Kıbrısın kaderi dış güçler tarafından
belirleniyor. Kıbrıs sorunu çözülsün ya da çözülmesin bu yine
adanın liderlerinden çok uluslararası siyasetçilere bağlı
olacak diye konuştu.
Türkiyenin Avrupa Birliğine giriş müzakerelerinde bir
yılı daha geride bıraktığını belirten Avrupa
Parlamentosu milletvekili Honeyball, çözüm konusundaki müzakererelerin iyi
gitmemesi durumunun Türkiyenin AB sürecine kabulünde sorun
yaratacağını söyledi.
Nisanda yapılan genel seçimlere de değinen Honeyball,
seçimlerde halkın milliyetçi partinin lideri Derviş Eroğlunu seçtiğini
ve Eroğlunun Kuzey Kıbrısı Denktaş dönemine geri
taşıyabileceğini kaydetti.
Büyük hayal kırıklığı
içindeyim
AP milletvekili Honeyball,
açıklamasında Kıbrıslı Türklere uygulanan
izolasyonlara da değinerek, Türkiye, Rum yönetimi ve Yunanistanı,
Kıbrısı layık olduğu ölçüde değerlendirip
görüşmedikleri için eleştirdi. Honeyball şöyle konuştu:
Bunların hiç biri yeterli değilmiş gibi
tartışmalı sorulardan biri de Türk limanlarının Rum
gemilerine kapalı olması ve ABnin Kuzey Kıbrısa
doğrudan ticareti engelleyen sınırlamasının devam
etmesi. Türkiyenin ABye girişini her zaman desteklememe rağmen, bu
ülkenin, Rum yönetimi ve Yunanistan ile birlikte Kıbrısı hiçbir
zaman layık olduğu gibi görüşüp tartışmamasından
dolayı derin bir hayal kırıklığı içindeyim.
Buradaki boyut bu küçük adanın, açıkça dışardaki
güçlere göre burada yaşayan insanları daha çok etkilemesi. Şunu
çok iyi biliyorum ki yetişkinlik yıllarımın çoğunda
Londra çevresinde özgürce seyehat edemeseydim bundan son derece hoşnutsuz
olurdum. Şimdi bu durumda Kıbrıs sorununa son kez çözüm
yaratmak, Avrupa Birliği müzakerecilerine, Birleşmiş Milletlere
ve uluslararası toplumlara bağlı.
KIBRIS
28/05/09
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu,
Kıbrıs konusunda kapsamlı çözüm için 2009 yılının
büyük bir fırsat olduğunu söyleyerek, Kıbrıs Rum yönetimi
başta olmak üzere hiç kimsenin, sahip olduğu konum
dolayısıyla, yürüyen müzakere sürecini kendi çıkarları
etrafında şekillendirmeye çalışmaması gerektiğini
belirtti.
Davutoğlu, İngiltere Dışişleri Bakanı David
Miliband ile görüştü.
Görümenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında
Kıbrıs′a ilişkin bir soru üzerine, başta 2004
yılındaki Annan Planı referandumu sırasında meydana
gelenler olmak üzere, tüm geçmiş örneklerden gerekli dersleri
çıkarmak durumunda olduklarını kaydetti.
"Müzakerelerde hiçbir taraf geçmişte yaşamaz, gelecek vizyonuyla
bakar" diyen Davutoğlu, Miliband ile Kıbrıs′ın
geleceği konusundaki vizyonlarının örtüştüğünü
bildirdi.
Davutoğlu, bu vizyonun, hem Kıbrıs′taki taraflara
barış, güvenlik ve refah, hem Doğu Akdeniz′e
barış, güvenlik ve istikrar getiren, hem de AB içinde Türkiye ve
Türkiye′ye dost ülkeler arasındaki ortak dayanışmayı
güçlendiren bir vizyon olduğunu ifade etti.
Bu vizyona nasıl ulaşacakları konusunda her zaman görüş
alışverişine açık olduklarını belirten
Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Görüşmemizde bunun çok güzel bir örneğini sergiledik. Bundan
sonra da Türkiye olarak her türlü fikre açığız, ancak tüm
tarafların bilmesi gereken çok açık bir konu var ki, kapsamlı
bir çözüm için 2009 büyük bir fırsattır ve hiç kimse sahip
olduğu konum dolayısıyla, özellikle Kıbrıs Rum
yönetimi başta olmak üzere, bu yürüyen müzakere sürecini kendi çıkarları
etrafında şekillendirme ya da kullanmaya çalışmamalıdır.
Bu konuda Türkiye ile İngiltere′nin pozisyonları tamamen
örtüşmektedir ve bundan sonra da iki garantör ülke olarak adanın
geleceği konusunda birlikte çalışmaya devam edeceğiz."
Davutoğlu, konuk bakan Miliband ile Kıbrıs konusu başta
olmak üzere her konuyu müzakere ederken büyük bir entelektüel zevk
duyduğunu da söyledi. Miliband′ın çok köklü bir entelektüel
geleneği olan bir aileden geldiğine dikkati çeken Davutoğlu,
konuk bakanın babasının eserlerini de okuduğunu ve onlardan
çok istifade ettiğini anlattı.
KIBRIS MÜZAKERELERİ
Kıbrıs′ta Türkiye′nin pozis-yonunun son derece açık
olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Bundan sonra da bu çerçevede her
türlü işbirliğine hazır olduğumuzu söyledim. Türkiye,
Kıbrıs′ta kalıcı ve adil, kapsamlı bir
barış çabası içindedir ve adada yürütülen müzake-relere bu
anlamda destek vermektedir" ifadesini kullandı.
Davutoğlu, konuk bakanın da İngiltere′nin pozisyonunu
aktardığını, son derece kapsamlı ve faydalı bir
görüşme yaptıklarını belirtti.
Miliband ile bölgesel konuları da ele aldıklarını ifade
eden Davutoğlu, başta Orta Doğu olmak üzere Pakistan ve
Afganistan′da meydana gelen gelişmeleri
ele aldıklarını kaydetti.
Davutoğlu, Orta Doğu konusunda 2 hafta kadar önce BM Güvenlik
Konseyinde kendisiyle çok detaylı bir görüşme
yaptıklarını hatırlatarak, "Bu çerçevede
istişarelerimizi bundan sonra daha da kapsamlı şekilde sürdürme
kararı verdik. Orta Doğu konusundaki her alanda, Irak, Lübnan,
Filistin ve diğer konularda bundan sonra da istişarelerimizi
sürdüreceğiz" diye konuştu.
MİLİBAND: EN KISA ZAMANDA ÇÖZÜM
İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband,
İngiltere olarak Türkiye′nin AB′ye tam ve eşit üye
olmasını güçlü bir şekilde destekleme taahhütlerini
sürdürdüklerini söyleyerek, Kıbrıs sorununa da mümkün olan en
kısa zamanda çözüm bulunmasını istediklerini bildirdi.
İki saat boyunca yapıcı görüşmeler
yaptıklarını anlatan Miliband, Türkiye′nin kendisi için
"sorumluluk, eylem ve taahhüt açılarından küresel bir
vatandaş", bunun da çok olumlu bir özellik olduğunu söyledi. Türkiye
ile İngiltere arasındaki ilişkilerin her zaman her alanda
"derin, güçlü ve geniş kapsamlı" olduğunu ifade eden
Miliband, Türkiye′ye her geldiğinde iki ülke arasındaki
sıkı bağları bir kez daha fark ettiğini belirtti.
Görüşmelerde Kıbrıs konusunun da gündeme geldiğini belirten
Miliband, iki ülkenin de kapsamlı bir çözüme destek verdiğini,
Kıbrıs konusunda ilerleme kaydedilmesi gerektiğini söyledi.
Hayal gücü ve güvenin bu konuda da önemli olduğuna işaret eden Miliband,
adadaki her iki toplumun da bir uzlaşmadan elde edeceği
kazançların çok büyük olduğunu ve mevcut statükonun
değiştirilmesi gerektiğini ifade etti.
SORULAR
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Miliband, "Garantör
ülke olarak İngiltere′nin Türk tarafının Kıbrıs
sorununa kısa zamanda çözüm bulunarak, referandum
yapılmasını destekleyip desteklemediğinin"
sorulması üze-rine, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas′ın geçen yıl seçilmesinin, iki toplumun iki
liderinin yaptığı toplantıların bu konudaki
kararlılığı gösterdiğini söyledi. "İngiltere
olarak bu soruna mümkün olan en kısa zamanda çözüm bulunmasını
isteriz" diyen Miliband, böyle bir çözümün gerek Ada′daki toplumlar
için gerekse jeopolitik açıdan acil olduğunu belirtti.
TÜRKİYE′NİN AB SÜRECİ
Konuk bakan, Kıbrıs′ta ucu açık bir şekilde yürüyen
müzakerelerden kısa sürede çözüm çıkacağına inanıp
inanmadığının sorulması üzerine, Davutoğlu ile
ele aldıkları konulardan birinin de "tarihten dersler çıkartmak
ancak geçmişte yaşamamak gerektiği" olduğunu söyledi.
Tarihten çıkarttıkları bir dersin, dünyanın bazı
bölgelerinde İngiltere belli bir pozisyon almak istediğinde,
bazı hususları dikte etmeye çalıştığı gibi
görünmesi olduğunu belirten Miliband, dolayısıyla Kıbrıs
konusunda da bu çerçevede dikkatli olunması gerektiğini kaydetti.
Kıbrıs′taki müzakereleri Kıbrıslılarla,
Kıbrıslılar için desteklediklerini belirten Miliband, mevcut
statükonun sürdürülebilir olmadığını yineledi.
İngiltere′nin adadaki müzakerelerde pozisyon alma konusundaki
ihtiyatına işaret eden konuk bakan, Kıbrıs′ta çözümün
kısa zamanda olması gerektiği görüşünü tekrarladı.
Miliband, çözüm için yoğun ve
yoğunlaştırılmış diyaloğun gerekli
olduğuna ve bu çerçevede bu yılın önemine dikkat çekti.
HALKIN SESI 28/05/09
Talat: Ekonomi haftaya tamam
Cumhurbaşkanı
Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la ara
bölgedeki görüşmesinin ardından
Cumhurbaşkanlığına dönüşünde basına
yaptığı açıklamada, bugün yine "Ekonomi"
konusunun gündemlerinde olduğunu, baş başa çeşitli
konuları görüştükten sonra, "Ekonomi"
başlığındaki normal görüşmede, Rum tarafının
ekonomiye genel bakışıyla ilgili takdim
yaptığını bildirdi.
Talat,
toplantının yine temsilcilerin yapacağı
çalışmalarla gelecek haftaya ertelendiğini ifade ederek,
"Gelecek hafta ekonomiyi kapatacağız ve toprak konusuna geçeceğiz,
bu konuda anlaştık" dedi.
Bir soru üzerine,
Yeşilırmak kapısının açılması konusunu da
görüştüklerini belirten Talat, bu konuyu temsilcilerin görüşmeye
devam edeceğini, konunun bütün unsurlarıyla, yanlış
anlamaya ve anlaşmaya yer vermeyecek şekilde netleştirilmesi
kararı aldıklarını hatırlattı.
Talat, bu konuda içerikle
ilgili konuşmama kararı aldıklarını da
açıkladı.
-"PETROL ARAMA
GÜNDEME GELMEDİ"-
Bir Amerikan
şirketinin Kıbrıs açıklarında petrol aramaya
başlayacak olmasının gündeme gelip gelmediği sorusuna
karşılık Talat, "Hayır o konu gündeme gelmedi. O
konudaki tutumumuz bellidir. Benim bu konuda, bu noktaya gelmiş durumda
sanırım Hristofyas'la yapacağım bir şey yoktu. O
yüzden bu konuyu açmadım" dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, ABD'nin Güney Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic'in dünkü
açıklamalarını ise değerlendireceklerini, şu ana dek
bir değerlendirme yapmadıklarını bildirdi.
AA
KIBRIS POSTASI
28/05/09
Hristofias: Ne gerekiyorsa görüşüldü
Rum radyosunun haberine
göre Hristofyas, Talat'la görüşmesinin ardından Rum
başkanlık köşküne dönüşünde yaptığı
açıklamada, Yeşilırmak kapısının
açılması konusunun iki toplum liderinin temsilcileri tarafından
daha detaylı biçimde ele alınacağını belirtti.
Bugünkü görüşmede,
Maruni cemaatiyle ilgili konuyu da gündeme getirip getirmediğinin
sorulmasına karşılık Hristofyas, "Gerekli olan her
neyse gündeme getirdim" dedi.
BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in görüşme
sonrasında yaptığı açıklamada, herhangi bir mektup
almadığını açıkladığının hatırlatılması
üzerine ise Hristofyas, "Downer'a değil, Genel Sekretere mektup
gönderdim" ifadesini kullandı.
AA
KIBRIS POSTASI
28/05/09
Downer: Barış gücünün yapısı
değişmeyecek
Birleşmiş
Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer, Kıbrıs'ta görevli BM
Barış Gücünün (UNFYCYP) adadaki yapısıyla ilgili bir
değişikliğin şu anda söz konusu
olmadığını söyledi.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde
Lefkoşa ara bölgede yaptığı görüşme sona erdi.
Görüşmede
"ekonomi" konusunu tartışmayı sürdüren iki lider, iki
saat süren bugünkü görüşmenin 1.5 saatini baş başa
görüşerek geçirdi.
Görüşmeye ev
sahipliği yapan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer,
yaptığı açıklamada, iki liderin 3 Haziran Çarşamba
günü yeniden bir araya geleceğini ve "ekonomi"
başlığının tamamlanacağını belirtti.
Şu anda memnuniyet
verici bir ivme olduğunu kaydeden Downer, bunun muhteşem
olmadığını, ancak endişe verici de
olmadığını kaydetti.
Bu ivmenin sürdürülmesi
gerektiğini ifade eden Downer, soruna bir çözüm bulunması konusunda
ihtiyatlı bir iyimserlik içinde olduğunu, zaten iyimser olduğu
için görevi kabul ettiğini belirtti.
Downer, bir soru üzerine,
Hristofyas'ın BM Barış Gücü konusunda BM'ye mektup
gönderdiği yönünde Rum basınında çıkan haberleri de
yalanladı.
BM Barış Gücünün
adadaki konumuyla ilgili soru üzerine de Downer, BM'nin yeni bir çözüm
olasılığında nasıl yapılanacağına BM
Güvenlik Konseyi'nin karar vereceğini söyledi.
Liderlerin de, BM'nin de
çözüm istediğini ve BM'nin her zaman ileriye dönük hazırlık
planları olduğunu ifade eden Downer, BM Barış Gücünün
adadaki durumu ona göre şekilleneceğini kaydetti. Downer, şu
anda barış gücünün adadaki yapısıyla ilgili bir
değişikliğin söz konusu olmadığını belirtti.
AA
KIBRIS POSTASI
28/05/09
Liderlerin görüşmesi başladı
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas,
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan
müzakereler çerçevesinde Lefkoşa ara bölgede 30. kez bir araya geldi.
Liderler arasında
baş başa başlayan görüşme daha sonra, liderlerin heyetleri
ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer'ın da katılımıyla devam edecek.
Görüşmeye, BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel temsilcisi Taye Brook Zerihoun
katılmıyor.
Görüşmede taraflar,
''Ekonomi'' başlığı konusunu ele almaya devam edecek.
Liderlerin temsilcileri
Özdil Nami ile Yorgos Yakovu, uzmanların da katılımıyla bu
hafta ''Ekonomi'' ile ilgili toplantılar yaptı.
Liderler, 21 Mayıs'ta
yapılan son görüşmede, ağırlıklı olarak
Yeşilırmak kapısının açılması üzerinde
durmuş ve bu konuda bir sonuca varılamamıştı. Bunun
üzerine Cumhurbaşkanı Talat, konunun liderlerin temsilcileri
tarafından ele alınarak tarafların tutumlarının
netleştirilmesi için yeni bir girişim başlatmış ve
Yeşilırmak kapısı konusu da hafta içinde temsilciler
tarafından görüşülmeye başlanmıştı.
AA
KIBRIS POSTASI
28/05/09
US has no plans to change UNs
Cyprus mandate
By Stefanos Evripidou
US AMBASSADOR to Cyprus
Frank Urbancic yesterday sought to again play down reports that the Cyprus
government was being blackmailed over the renewal of the UNFICYP mandate.
Speaking after a meeting with socialist leader Yiannakis Omirou, Urbancic said
the US does not intend to change the terms of the mandate of the UN
Peacekeeping Force in Cyprus (UNFICYP).
He further clarified that the US will not seek to set any deadlines regarding
the ongoing direct negotiations process between the two community leaders.
On Tuesday, it was reported that the government had lodged a strong demarche
with the United Nations in connection with alleged moves by Britain and the US
to link UNFICYPs presence with progress in the ongoing direct negotiations.
Quoting reliable sources, the Cyprus News Agency (CNA) said President Demetris
Christofias had already sent a letter of protest to the UN Secretary Generals
Special Advisor on Cyprus Alexander Downer.
A source told the agency that Nicosia is being blackmailed that the mandate of
UNFICYP will not be renewed.
Asked whether he believes that the framework of UNFICYPs mandate has to remain
the same, he replied: If the question is does UNFICYP somehow influence the
basis of the existence of the state, the answer to that is no. There is no
attempt by the US or anybody else that I know to change those terms.
When asked whether the US will ask the UN Security Council to change the terms
of the UNFICYP mandate and put pressure on the Greek Cypriot side to accept
deadlines and arbitrations in the talks, Urbancic said: It is just not the
fact. UNFICYP renewal comes up every six months and that six months period is
about to elapse.
Foreign Minister Marcos Kyprianou insisted yesterday that the role of the
peace-keeping force must continue as is, and only if a solution is found, could
that change.
The minister called for fair and objective resolutions on the subject. He added
that as long as negotiations on the Cyprus question are on-going, the Security Council
resolutions must not contain wording that can lead to misinterpretations or
question the presence of UNFICYP in Cyprus before a solution of the Cyprus
problem.
If the goal is to adapt the role of UNFICYP after the settlement, which is
rational, because if you solve the Cyprus problem needs for the presence of
UNFICYP will change, then there must be a clear reference that we are talking
about this issue, he said.
The Cyprus government considers UNFICYPs presence as indispensable contrary
with Turkey, added Kyprianou.
Cyprus and Greece cover more than half of the cost of UNFICYP, he noted.
CYPRUS MAIL 28/05/09
ntvmsnbc ve Ajanslar
29
Mayıs. 2009 Cuma
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs'ta çözüm en
geç 2010 başında olabilir" dedi.
Talat, "Hedefim, bu
senenin sonuna kadar çözüm ve 2010'un başında da bir referandum.
Çözüm şansı yüksek." dedi."
Talat, Reuters haber
ajansına verdiği röportajda, "Bu fırsatı
kaçırırsak, bir daha bulamayabiliriz" dedi.
Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas, Eylül 2008'den bu yana çözüm için müzakereler sürdürüyor
Talat'a göre Kıbrıs'ta anlaşma 2010'da
29.05.2009 CNN TURK
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimiyle yürütülen
müzakerelerden gelecek yılın başlarına kadar bir
anlaşma çıkabileceğini belirtti.
Talat, Reuters ajansına verdiği demeçte, "Eğer bu
fırsatı kaçırırsak, bir daha bulamayabiliriz" dedi.
Hedefinin yıl sonuna kadar çözüme ulaşmak ve gelecek yılın
başında da referandum olduğunu söyleyen Talat, o zamana kadar
bir çözüme varma olasılığının "epey yüksek"
olduğunu kaydetti.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı
amaçlayan müzakereler çerçevesinde dün Lefkoşa ara bölgede 30. kez bir
araya gelmişti
Kıbrıs Rum kesiminde domuz gribi krizi
29.05.2009 CNN TURK
Kıbrıs
Rum yönetimi Sağlık Bakanı Hristos Patsalidis, Güney
Kıbrıs'ta domuz gribi olduğunu açıklayan Avrupa
Komisyonu'nun sağlıktan sorumlu üyesi Kıbrıslı Rum
Andrula Vasiliu'ya tepki göstererek, domuz gribiyle ilgili resmi sonucun
yarın açıklanacağını bildirdi.
Güney Kıbrıs'ta bugün öğle saatlerinde Vasiliu tarafından
duyurulan domuz gribi vakası ile ilgili olarak açıklama yapan
Patsalidis, vakanın henüz araştırılmakta olduğunu,
resmi sonucun yarın açıklanacağını söyledi.
Rum radyosunun haberine göre, Vasiliu'nun Güney Kıbrıs'ta domuz gribi
vakası görüldüğüne dair yaptığı açıklamaya tepki
gösteren Patsalidis, "kimsenin, resmi sonuçlar alınmadan böyle bir
vaka bulunduğuna dair açıklama yapma yetkisi
bulunmadığını" belirtti.
Vasiliu ise Patsalidis'in eleştirisi üzerine domuz gribi ile ilgili yaptığı
açıklamasını geri çekti ve özür diledi.
Vasiliu, gazetecilerin, teyit edilmiş bir vaka olduğu ve bununla
ilgili açıklama yapması talebinde bulunmaları üzerine, H1N1
virüsü taşıyan bir hasta tespit edildiğini
açıkladığını da belirtti.
Rum radyosu, bugün öğle saatlerinde verdiği haberinde,
Kıbrıs Rum kesiminde, domuz gribi vakası tespit edildiğini
duyurmuştu.
Habere göre, daimi olarak Güney Kıbrıs'ta yaşayan ve bir süre
önce ABD'den dönen 38 yaşındaki yabancı uyruklu bir kadın,
bu sabah Limasol Hastanesinde tedavi altına alınmıştı.
Avrupa Komisyonu'nun sağlıktan sorumlu üyesi Andrula Vasiliu,
yapılan ilk testin sonucunun pozitif göründüğünü
açıklamıştı
29.05.09 CNN
TURK
BM
Güvenlik Konseyi (BMGK), Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün
(UNFICYP) görev süresinin 6 aylığına uzatılmasını
talep eden karar tasarısını kabul etti. Türkiye, BMGK'da
yapılan oylamada karar tasarısına karşı "hayır"
oyu verdi.

BMGK'da
düzenlenen toplantıda, UNFICYP'in görev süresinin 6
aylığına uzatılmasını isteyen karar
tasarısına karşı 14 ülke "evet" oyu
kullandı.
Toplantıda, Türkiye'yi temsil eden BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki
İlkin ise elini kaldırarak tasarıya karşı
"hayır oyu" verdi.
İlkin, toplantı sonrasında gazetecilere yaptığı
açıklamada, Türkiye'nin başından beri BMGK'nın UNFIYCP
kararlarını kabul etmediğini ve bunu kabul etmediğini de
BMGK'ya bildirdiğini hatırlattı.
İlkin, "Ama bugünün farkı biz Türkiye olarak UNFIYCP
kararları alınırken Konsey'de bulunmamıştık, bu
defa Konsey üyesi olduğumuz için kararın görüşülmesi sürecine de
katıldık, ayrıca kararın oylanması sırasında
da bu sefer elimizi kaldırmak suretiyle (karara)
katılmadığımızı söyledik" dedi.
İlkin, karar tasarısında kullanılan dile karşı
olduklarını, çünkü kararın "Kıbrıs
Cumhuriyetinden" bahsettiğini, bunun da aslında Rum
tarafını kastettiğini belirtti.
Kıbrıs Türk tarafının UNFICYP'in görev süresinin
uzatılmasıyla ilgili olarak "taraf" olarak kabul
edilmemesinden dolayı resmen mutabakatının
alınmadığını belirten İlkin, "halbuki bunun
normali iki tarafa da resmen sormak ve iki tarafın da görüşlerini
almaktır" diye konuştu.
İlkin, "Bu kararı biz Türkiye olarak her sefer reddediyorduk,
bugün de Konsey üyesi olarak reddettik" dedi
Türklerin geninden Türklük çıkmadı!
28/05/2009 RADIKAL
İsviçre merkezli iGenea şirketinin yaptığı araştırmaya göre, Avrupa'da yaşayan halklar arasında genetik anlamda en karışık ve en az safkan olan topluluk Türkiye halkı
Türkiyede safkan Türk tartışması yaratacak
araştırma için Avrupanın dört bir yanından DNA örnekleri
toplayan ve bunlar üzerinde analizler yapan bilim adamları Türkiyede
yaşayan Türklerin sekiz farklı etnik gruba ait genleri
taşıdığını belirledi. Çalışmada
Avrupada safkan olmaya en yakın halkın ise Ruslar olduğu
ortaya çıktı. Aryan ırk için İkinci Dünya Savaşını
çıkaran Almanların genetik yapısında ise sadece yüzde 25
Cermen genleri bulunduğu ve hatta genlerinin yüzde 10luk bir
kısmının da Yahudi ırkından geldiği belirlendi.
iGenea yetkililerinin araştırmanın en büyük sürprizi olarak
açıkladığı Türkiye sonuçlarına göre Türkiyede
yaşayan insanların genetik yapısı incelendiğinde sekiz
farklı etnik gruba ait izler bulunuyor. Avrupa ve Türkiyenin çevresindeki
bölgede bu kadar karmaşık bir genetiğe sahip olan başka bir
millet daha yok. (Vatan)
Türklerin taşıdığı genler ise şöyle:
1) Türk
2) Berberi
3) Hellenik
4) Cermen
5) Slav
6) Arap
7) Yahudi
8) İlirya
Millet: Bu fırsatı
kaçırmayın
İngilterenin Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter
Millet, Kıbrıslı Türklere, Süreç bu kez başarıya
ulaşacak ama sizin desteğinize ihtiyacı var, lütfen çözüm
fırsatını kaçırmayın dedi.
Millet, dün İngiliz yüksek Komiserliğinin Lefkoşanın
Köşklüçiftlik Bölgesindeki bürosu Shakespeare Houseun muhteşem
bahçesinde bazı Kıbrıslı Türk sivil toplum temsilcileri ile
biraraya geldi.
Millet, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması
amacıyla yıllardır sarfedilen çabalar arasında, şu
andaki müzakerelerin önemli bir yeri olduğuna işaret etti ve
Kıbrısın yeniden birleşmesine inanan iki lider var, bu
liderlerin çözüm çabalarına destek verin dedi.
Millet, Birçok Kıbrıslı Türk sürece şüpheli
yaklaşıyor, Kıbrıslı Türklerin Annan Planından
dolayı üzgün olduğunu da biliyoruz ve böyle ortamlarda insanlar
olumsuzluğu seçse de ben olumlu bakılmasından yanayım
dedi.
Millet, müzakere sürecinde bazı konularda sorun yaşansa
da ciddi ilerleme kaydedildiğini açıkladı. Millet, müzakere
sürecinde her iki liderin cesaretlendirmeye ihtiyacı olduğunu
kaydetti. Millet, uluslararası toplum destek verebilir ama asıl
önemli olan doğru yardımı sizin sağlamanızdır
diye konuştu.
Millet, Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği (AB)
içerisinde hak ettikleri yeri almaları, Kıbrıslı Türk
çocuklarının gelecek endişesinin olmaması gerektiğini
de kaydetti ve çözümle birlikte ekonomik güzelliklerin
yaşanacağını söyledi. Bu sonuca ulaşmak için
Kıbrıslı Türklerin desteğine ihtiyaç var diyen Millet,
Orams davasına da değindi. Millet, Orams davasının
yargıyla ilgili bir konu olduğunu, ABnin Komisyon veya Konsey gibi
kurumlarının siyasi tavrının değişmediğini
öne sürdü.
Millet, çözüm fırsatının çok yakın
olduğunu iddia etti ve Kıbrıslı türklere yönelik olaak,
lütfen bu fırsatı kaçırmayınçağrısını
yaptı.
KIBRIS 29/05/09
Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas dün yeniden
bir araya geldi.
Görüşmede "Ekonomi başlığını"
tartışmayı sürdüren iki lider, iki saat süren görüşmenin
bir buçuk saatini baş başa görüşerek geçirdiler.
Görüşmeye ev sahipliği yapan Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri′nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer, iki liderin gelecek hafta çarşamba günü yeniden biraraya
geleceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm müzakerelerinde, önümüzdeki hafta "Ekonomi"
konusunu tamamlayarak ardından "Toprak" konusuna geçeceklerini
açıkladı.
Talat, Yeşilırmak kapısının açılması
konusunda temsilcilerin çalışmalarının, tarafların
durumunun yanlış anlama ve anlaşmaya yer vermeyecek şekilde
netleşmesi için sürdüğünü ve kısa sürede konuyu
netleştirmek istediklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, bu çalışmalar sürerken, içerikle
ilgili konuşmama kararı aldıklarını da duyurdu.
RUM TARAFI EKONOMİYE BAKIŞINI SUNDU
Talat, Hristofyas′la ara bölgedeki görüşmesinden dönüşünde
Cumhurbaşkanlığı′nda basına
yaptığı açıklamada, dün yine "Ekonomi" konusunun
gündemlerinde olduğunu, başbaşa çeşitli konuları
görüştükten sonra, "Ekonomi" başlığındaki
normal görüşmede, Rum tarafının ekonomiye genel
bakışıyla ilgili takdim yaptığını bildirdi.
Talat, toplantının yine temsilcilerin yapacağı
çalışmalarla gelecek haftaya ertelendiğini açıklayarak,
"Gelecek hafta Ekonomiyi kapatacağız ve Toprak konusuna
geçeceğiz, bu konuda anlaştık" dedi.
Bir soru üzerine Yeşilırmak kapısının
açılması konusunu da görüştüklerini belirten
Cumhurbaşkanı Talat, temsilcilerin görüşmeye devam
edeceğini, konunun bütün unsurlarıyla, yanlış anlamaya ve
anlaşmaya yer vermeyecek şekilde netleştirmeleri kararı
verdiklerini hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, temsilcilerin
çalışmalarını devam ettireceğini kaydederek, kısa
sürede konuyu sonuçlandırmak istediklerini vurguladı. Talat, içerikle
ilgili konuşmama kararı aldıklarını da
açıkladı.
HALKI SESI 29/05/09
Talat: 'Yıl başına kadar çözüm epey yüksek'
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimiyle
yürütülen müzakerelerden gelecek yılın başlarına kadar bir
anlaşma çıkabileceğini belirtti
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimiyle yürütülen
müzakerelerden gelecek yılın başlarına kadar bir
anlaşma çıkabileceğini belirtti.
Talat, Reuters
ajansına verdiği demeçte, "Eğer bu fırsatı
kaçırırsak, bir daha bulamayabiliriz" dedi.
Hedefinin yıl sonuna
kadar çözüme ulaşmak ve gelecek yılın başında da
referandum olduğunu söyleyen Talat, o zamana kadar bir çözüme varma
olasılığının "epey yüksek" olduğunu
kaydetti.
KKTC Cumhurbaşkanı
Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas,
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan
müzakereler çerçevesinde dün Lefkoşa ara bölgede 30. kez bir araya
gelmişti.
A.A.
KIBRIS POSTASI
29/05/09
KKTC vatandaşları Türkiye vatandaşı olabilecek
TBMM dün, yeni Türk vatandaşlığı Kanununu
kabul etti. Yeni yasa ile, KKTC vatandaşları, Türk
vatandaşı olmak istediklerini yazılı olarak beyan ettikleri
takdirde Türk vatandaşı olabilecek.
TBMM dün, yeni Türk
vatandaşlığı Kanununu kabul etti. Yeni yasa ile, getirilen
en önemli unsurlar, askerlik yapmayanlar ve izin almadan başka ülke
vatandaşlığı alanlar konusunda oldu.
Yeni kanuna göre, askerlik
görevini yapmayanlar ile izin almadan yabancı bir ülke
vatandaşlığına geçenlerin Türk
vatandaşlığının kaybettirilmesi uygulamasına son
veriliyor.
Ancak Türk
vatandaşı olup da, izin almadan yabancı bir devlet hizmetinde
gönüllü olarak askerlik yapanlar Bakanlar Kurulu kararıyla
vatandaşlıktan çıkarılabilecek.
İşte yeni yasaya
göre Türk vatandaşı olmak ya da vatandaşlıktan
ayrılmanın şartalrı
YENİ DOĞAN
ÇOCUKLARIN TÜRK VATANDAŞI OLMASI
Doğumla kazanılan
Türk vatandaşlığı, soy bağı veya doğum yeri
esasına göre kendiliğinden kazanılacak.
Türk vatandaşı
anne-babanın çocuğu, Türkiye içinde ya da dışında doğmasına
bakılmadan, Türk vatandaşı olabilecek.
Evlilik dışı
çocuklarda ise;
Eğer anne Türk
vatandaşı, baba yabancı ise, çocuk Türk vatandaşı
olabilecek.
Eğer baba Türk
vatandaşı, anne yabancı ise, çocuk soy bağı
kurulmasını sağlayan esasların yerine getirilmesi halinde
Türk vatandaşlığını kazanacak.
Anne ve babasının
ikisi de yabancı olan çocuk, Türkiyede doğmuş ve herhangi bir
ülke vatandaşlığını kazanamamış ise,
doğumdan itibaren Türk vatandaşı olabilecek.
YETKİLİ MAKAM
KARARI İLE TÜRK VATANDAŞLIĞI
Türk
vatandaşlığını kazanmak isteyen bir yabancıda
aranan şartlar şöyle;
Kendi milli
kanununa, vatansız ise Türk kanunlarına göre ergin ve ayırt etme
gücüne sahip olmak;
Başvuru tarihinden geriye doğru Türkiye'de kesintisiz 5 yıl
ikamet etmek (Türk vatandaşlığını kazanma talebinde
bulunan bir yabancı, başvuru için aranan ikamet süresi içinde toplam
6 ayı geçmemek üzere Türkiye dışında bulunabilecek. Türkiye
dışında geçirilen süreler, ikamet süreleri içinde
değerlendirilecek)
Türkiye'de
yerleşmeye karar verdiğini davranışlarıyla teyit
etmek,
Genel
sağlık bakımından tehlikeli bir hastalığı
bulunmamak,
İyi ahlak
sahibi olmak,
Yeteri kadar Türkçe
konuşabilmek,
Türkiye'de
kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin geçimini
sağlayacak gelire veya mesleğe sahip olmak,
Milli güvenlik ve
kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak.
Bu şartları
taşıyan yabancı, İçişleri
Bakanlığının uygun görmesi halinde, Türk
vatandaşlığına kabul edilebilecek. Türk
vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancıların
başvuru için gerekli şartları taşıyıp
taşımadıkları, illerde oluşturulacak
vatandaşlık başvuru inceleme komisyonunca tespit edilecek.
KKTC
vatandaşları, Türk vatandaşı olmak istediklerini
yazılı olarak beyan ettikleri takdirde Türk vatandaşı
olabilecek.
Türk
vatandaşlığı için Türk soylu yabancılara ikamet süresi
zorunluluğu31 Aralık 2010 tarihine kadar 2 yıl olarak
uygulanacak
EVLAT EDİNİLME
YOLU İLE TÜRK VATANDAŞLIĞI
Türk vatandaşınca evlat edinilen ergin olmayan kişi, milli güvenlik
ve kamu düzeni bakımından engel oluşturacak bir hali bulunmamak
şartıyla, Türk vatandaşlığını kazanabilecek.
TÜRKİYEYE SANAYİ
YATIRIMI YAPANA VATANDAŞLIK VERİLECEK
Yeni yasa ile, Türkiyeye
sanayi tesisi getiren yabancılara de İçişleri
Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararıyla
doğrudan vatandaşlık verilebilecek. Burada aranacak tek
şart ise, kişinin milli güvenlik ve kamu düzenine engel
oluştaracak bir hali bulunmaması.
Aynı şekilde,
bilimsel, teknolojik, ekonomik, sosyal, sportif, kültürel, sanatsal alanlarda
olağanüstü hizmeti geçen ya da geçeceği düşünülen
yabancılara da, ilgili bakanlıklarca yapılan teklif
ujyarınca, Bakanlar Kurulu kararı ile Türk
vatandaşlığı kazanabilecek.
YENİDEN
VATANDAŞLIK
Vatandaşlık
Kanunu, vatana bağlılıkla bağdaşmayan eylemlerde
bulunduğu için daha önce Türk vatandaşlığı
kaybettirilenlere de yeniden vatandaşlık kazanma hakkı
getiriyor. Bu kişilere Türk vatandaşlığı Bakanlar
Kurulu kararı ile verilebilecek.
Seçme hakkını
kullanarak Türk vatandaşlığını kaybedenlerden yeniden
Türk vatandaşlığına dönmek isteyenler için ise, sadece
İçişleri Bakanlığının kararıyla
vatandaşlık verilebilecek. Ancak bu kişilerde Türkiyede üç
yıl ikamet etme şartı aranacak.
TÜRK VATANDAŞI
İLE EVLENMEK, DOĞRUDAN VATANDAŞLIK KAZANDIRMAYACAK
Yabancılar, bir Türk
vatandaşıyla en az 3 yıldan beri evli iseler Türk
vatandaşlığını kazanmak üzere başvuruda
bulunabilecek. Başvuru sahiplerinde; aile birliği içinde yaşama,
evlilik birliğiyle bağdaşmayacak faaliyette bulunmama, milli
güvenlik ve kamu düzenine engel oluşturacak bir hali bulunmama
şartları aranacak.
KİMLER
VATANDAŞLIKTAN ÇIKARILACAK?
Yasa ile, Türk
vatandaşlığından çıkarılma şartları
şöyle belirlendi;
Yabancı bir
devlette Türkiye'nin menfaatlerine uymayan herhangi bir hizmette bulunup da bu
görevi bırakmaları kendilerine bildirilmesine rağmen
bırakmayanlar;
Türkiye ile
savaş halindeki bir devletin her türlü hizmetinde Bakanlar Kurulunun izni
olmaksızın kendi istekleriyle çalışmaya devam edenler;
İzin almadan
yabancı bir devlet hizmetinde gönüllü olarak askerlik yapanlar;
İçişleri
Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulu kararıyla
vatandaşlığı kaybedecek.
İzin almadan kendi
istekleriyle yabancı bir devlet vatandaşlığını
kazananlar, yurt dışında bulunup da muvazzaf askerlik görevini
yapmak veya Türkiye'de savaş ilanı üzerine, yurt
dışında bulunup da yurt savunmasına katılmak için
yetkili kılınan makamlarca usulen yapılacak çağrıya,
mazeretsiz 3 ay içinde uymayanlar, sevk sırasında veya
kıtalarına katıldıktan sonra yurt dışına
kaçıp kanuni süre içinde dönmeyenler, milli güvenlik bakımından
engel oluşturacak bir hali bulunmamak kaydıyla, Türkiye'de ikamet
etme şartı aranmaksızın Bakanlar Kurulu kararıyla
yeniden Türk vatandaşlığına alınabilecek.
hurriyet.com.tr/ Zeynep
Gürcanlı
KIBRIS POSTASI 29/05/09
Bak şu Rum'un
yaptığına
Bir Rum
işadamının, Rum İçişleri Bakanlığı
bünyesindeki Kıbrıs Türk Mallarını İdare Birimi
yetkilisinin imzasını sahteleyerek, Limasolda bulunan büyük ölçekli
bir Kıbrıs Türk arazisini satmaya çalıştığı
ve bundan toplam 2 milyon 200 bin Euro elde ettiğini bildirdi.
Politis gazetesinde
çıkan habere göre, Milyonluk Mallar Haraç Mezat
Tanınmış Kıbrıs Türk Malları İdarecisi
Suçlu Belge Sahteleyerek Limasoldaki Büyük Bir Kıbrıs Türk
Arazisini Satmaya Çalıştı başlığıyla
yansıttığı haberinde olayın 2007-2008de cereyan
ettiğini yazdı.
Gazeteye göre, Rum
işadamı, Limasoldaki eski ve yeni limanlar arasındaki Ay.
Andoniu bölgesinde bulunan 6 dönümlük Kıbrıs Türk arazisini
müştereken satın almak hedefiyle ortağına; söz konusu
Kıbrıs Türk malının sahtelediği tapusunu ve 4 milyon
80 bin sterlinlik sahte kredi belgesi verdi ve ortağından 2 milyon
200 bin Euro tahsil etti.
Gazete, ikinci olayda ise,
söz konusu arazinin idarecisi olarak görünen Rum işadamının,
araziyi 6 milyon 300 bin KL karşılığında başka
bir işadamına satmaya kalktığını, bu konuda
varılan anlaşma üzerine 500 bin KL kaparo da
aldığını; ancak alıcının, bu dolabı
zamanında fark ederek şikâyetçi olması üzerine oyunun
bozulduğunu yazdı.
Habere göre, adı
belirtilmeyen Rumun, birinci olayla ilgili mahkemesi tamamlandı ve
cezası 10 Haziranda açıklanacak. İkinci olayla ilgili
yargı süreci ise 18 Eylülde başlayacak.
RUS DA DOLANDIRILDI
Aynı gazete, Milyonluk Dolandırıcılık
Kıbrıslı İşadamı Rusa Sahte Belge Sattı
başlığıyla yansıttığı haberinde ise,
bir Rum işadamının Rus ortağına, turistik maksatla
değerlendirmek üzere Limasoldan ortaklaşa bir arazi satın almayı
önerdiğini, Rusun da kendi payına düşen parayı ödeyerek
sahte belge satın aldığını, Rum
işadamının da paraları alıp
kaçtığını yazdı.
Gazete, bu
dolandırıcılığın ortaya çıkması üzerine
Rum işadamının tutuklandığını ve dün
Lefkoşa Rum Kaza Mahkemesinden hakkında 8 gün tutukluluk emri
alındığını belirtti.
starkıbrıs
KIBRIS POSTASI 29/05/09
Downer: Wedding invite but no letter
By Elias Hazou
ALEXANDER Downer, the UN
Secretary Generals Special Advisor on Cyprus, said yesterday he had received
no letter of demarche from President Christofias regarding the renewal of the
UNFICYP mandate.
I dont know where this story came from, Downer told newsmen at a routine
briefing following the latest round of reunification talks between Christofias
and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.
In response to questions, the Australian diplomat said he had not received a
letter from Christofias in months. He had, however, received an invitation to
attend the wedding of the Presidents daughter tomorrow, Downer said, adding he
was very appreciative of the gesture.
On Tuesday, the Cyprus News Agency (CNA) reported that the government had
lodged a strong demarche with the United Nations in connection with alleged
moves by Britain and the US to link UNFICYPs presence with progress in the
ongoing direct negotiations, as blackmail on the Greek Cypriot side.
Citing reliable sources, the news agency said President Demetris Christofias
had already sent a letter of protest to the UN Secretary Generals Special
Advisor on Cyprus Alexander Downer.
It would seem that communication between the agency and the source of the leak
broke down somewhere down the line. What had in fact happened was that the
demarche was relayed to Downer so that he might forward it to the UN
Secretary-General, according to procedure. The Secretary General would then
notify the appropriate body, which is United Nations Security Council.
Christofias himself furnished an oracle-like answer when asked to comment on
the UNFICYP issue: Not yet, he told reporters on retuning to the Presidential
Palace. His remark was understood to mean that there was nothing new to say
about the government demarche.
The President also momentarily turned defensive when asked whether he had
handed the letter of protest to Downer: I said no such thing; where did you
get that from?
Rumours of planned changes to the status of UNFICYP drew a denial from US
Ambassador to Cyprus Frank Urbancic that the United States intended to tamper
with the terms of the mandate of the peacekeeping force.
In his latest report released earlier this month, the Secretary-General
recommended the renewal of the peacekeeping forces mandate until December
2009. The actual decision rests with the UNSC, which will vote on the matter
today.
Downer sought to play down speculation over the subject, suggesting that for
the time being there existed no reason to alter the role of the UN peacekeeping
force on the island.
Any change in the terms of the UNFICYP mandate would come about after a
settlement to the Cyprus problem, not before.
With peace on the island, it would be natural for the structure and role of
UNFICYP to come under review, Downer said. Im sure this is something the two
leaders would like to talk about at a later stage.
But no one has made a decision on this, added Downer. The United Nations has
always had contingency plans in order to be able to respond to UN Security
Council resolutions.
Downer also denied the UN is considering setting a timetable for the talks,
given a perception they are moving forward too slowly. Deadlines could be
counter-productive, he noted.
It is important to focus on the momentum, he offered. I think that we have
momentum
it is neither spectacular nor slow, it is satisfactory, he said.
On the content of yesterdays talks, the UN official said the two leaders
discussed the economy in the reunified state. The following meeting, scheduled
for next Wednesday, would be the last on the economy chapter.
The difficult issue of the Limnitis crossing point was also on the agenda, but
no agreement was reached, and the two leaders top aides would continue
discussions on this, Downer said.
CYPRUS MAIL 29/05/09
30
Mayıs. 2009 Cumartesi
NEW YORK - BM Güvenlik
Konseyinde (BMGK)düzenlenen toplantıda, Kıbrıs'taki BM
Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin 6 aylığına
uzatılmasını isteyen karar tasarısına karşı
14 ülke ''evet'' oyu kullandı. Toplantıda, Konseyin yeni üyesi
Türkiye'yi temsil eden BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin ise elini
kaldırarak tasarıya karşı ''hayır oyu'' verdi.
İlkin, toplantı
sonrasında gazetecilere yaptığı açıklamada,
Türkiye'nin başından beri BMGK'nın UNFIYCP kararlarını
kabul etmediğini ve bunu kabul etmediğini de BMGK'ya bildirdiğini
hatırlattı. İlkin, ''Ama bugünün farkı biz Türkiye olarak
UNFIYCP kararları alınırken Konsey'de
bulunmamıştık, bu defa Konsey üyesi olduğumuz için
kararın görüşülmesi sürecine de katıldık, ayrıca
kararın oylanması sırasında da bu sefer elimizi
kaldırmak suretiyle (karara) katılmadığımızı
söyledik'' dedi.
İlkin, karar
tasarısında kullanılan dile karşı
olduklarını, çünkü kararın ''Kıbrıs Cumhuriyetinden''
bahsettiğini, bunun da aslında Rum tarafını
kastettiğini belirtti.
İKİ
TARAFA DA SORULMALI
Kıbrıs Türk tarafının UNFICYP'in görev süresinin
uzatılmasıyla ilgili olarak ''taraf'' olarak kabul edilmemesinden
dolayı resmen mutabakatının
alınmadığını belirten İlkin, ''halbuki bunun
normali iki tarafa da resmen sormak ve iki tarafın da görüşlerini
almaktır'' diye konuştu.
İlkin, ''Bu
kararı biz Türkiye olarak her sefer reddediyorduk, bugün de Konsey üyesi
olarak reddettik'' dedi.
KKTC
RUMLARDAN DAHA ÇOK BARIL İSTİYOR
KKTC'nin New York Temsilcisi Büyükelçi Kemal Gökeri de, Kıbrıslı
Türklerin Rumlardan daha fazla çözüm istediklerini ve en kısa zamanda
çözüme ulaşılmasına ihtiyaç duyduklarını belirtti.
Kararın
açıklanmasından sonra Rum temsilcinin ''adada bir işgal
olduğundan söz etmesine'' tepki gösteren Gökeri adadaki tek işgalin
Rumların ''Kıbrıs hükümeti'' unvanını ve
koltuğunu işgal etmeleri olduğunu söyledi. Rumların ''1960
yılında adada kurulan iki uluslu hükümeti kuvvet zoruyla
çaldıklarını''
belirten Gökeri, 1963 yılından bu yana Rum yönetimin adada
kendilerini temsil etmediğini vurguladı.
RUMLAR
BİZİ TEMSİL ETMİYOR
''Adanın kuzeyinde bizim kendi hükümetimiz var, KKTC devleti var, Rumlar
bizi temsil etmiyor, Kıbrıs sorununun da 1963 yılından beri
BM gündeminde olmasının nedeni budur'' diye konuşan Gökeri,
UNFICYP güçlerinin adada o zaman kıyıma uğrayan
Kıbrıslı Türkleri koruma amacıyla geldiği
gerçeğinin de herkes tarafından bilindiğini kaydetti.
YENİ
BİR ORTAKLIĞA İHTİYACIMIZ VAR
Adadaki sorunun iki kurucu devlet arasında siyasi eşitlik temelinde
hakkaniyete dayalı, adil ve kalıcı bir şekilde çözülmesini
istediklerini ve bu yönde çalıştıklarını dile getiren
Gökeri, ''Yeni bir ortaklığa ihtiyacımız var'' dedi.
BM
KARARDAN MEMNUN
BMGK'nın UNFICYP'in görev süresini 6 aylığına uzatan
kararda, müzakere sürecinde kaydedilen ilerlemeden memnuniyet ifade edilerek bu
fırsatın müzakere sürecinin ivmesini de arttırarak iyi
değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Kararda güven
artırıcı tedbirlerin uygulamaya konması istenirken Genel
Sekreter Ban'dan da BMGK'ya bu kararın uygulanmasıyla ilgili olarak 1
Aralık 2009'a dek bir rapor sunması isteniyor. Karara göre bu raporda
UNFIYCP'in adada çözüm durumunda alacağı yapıyla ilgili
planlamanın da yer alması isteniyor.
UNFICYP'nin 10 Mayıs
2009 itibariyle 859'u asker, 69'u polis olmak üzere 928 kişilik personeli
bulunuyor.
ANKARA Milliyet
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü
Burak Özügergin, Güney Kıbrıs Rum
Yönetiminin (GKRY) petrol ve doğalgaz
araştırmalarıyla ilgili faaliyetlerinin Adada iki taraf
arasında yürütülmekte olan kapsamlı müzakere
süreciyle bağdaşmadığını ve gerginlik
yaratıcı eylemlerden kaçınılması gerektiğini
bildirdi
Özügergin,
Bir Amerikan şirketinin Kıbrıs Adasının
güneybatısında doğalgaz
ve petrol
arama çalışmaları başlatacağı yolunda çıkan
haberlere ilişkin sorulara verdiği yanıtta, gerginlik
yaratma potansiyeli taşıyan ve hukuki temelden yoksun olan bu tür
faaliyetlerin, Kıbrıs Türk halkının Adanın doğal
kaynakları üzerindeki eşit hak ve çıkarlarını da
zedelediğini belirtti.
Türkiyenin 32 derece 16 dakika 18 saniye doğu boylamının
batısında kalan deniz alanlarında temel hak ve menfaatleri
bulunduğunun BM nezdinde de kayda geçirildiğini hatırlatan
Özügergin, Türkiyenin bu hakları koruyacağının tabii
olduğunu kaydetti.
MILLIYET 30/05/09
2010 başına kadar çözüm
olasılığı epey yüksek
Cumhurbaşkanı Talat, Reuterse konuştu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum
yönetimiyle yürütülen müzakerelerden gelecek yılın
başlarına kadar bir anlaşma çıkabileceğini belirtti.
Talat, Reuters ajansına verdiği demeçte, "Eğer
bu fırsatı kaçırırsak, bir daha bulamayabiliriz" dedi.
Hedefinin; yılsonuna kadar çözüme ulaşmak ve gelecek
yılın başında da referandum olduğunu söyleyen
Cumhurbaşkanı Talat, o zamana kadar bir çözüme varma
olasılığının "epey yüksek" olduğunu
kaydetti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı
çözüm bulmayı amaçlayan müzakereler çerçevesinde önceki gün Lefkoşa
ara bölgede 30. kez bir araya gelmişti.
KIBRIS 30/05/09
TC Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Burak Özügergin, Güney Kıbrıs Rum
Yönetiminin (GKRY) petrol ve doğalgaz araştırmalarıyla
ilgili faaliyetlerinin adada iki taraf arasında yürütülmekte olan kapsamlı
müzakere süreciyle bağdaşmadığını ve gerginlik
yaratıcı eylemlerden kaçınılması gerektiğini
bildirdi.
Özügergin, Kıbrıs Rum basınında ABD kaynaklarına
atfen, "bir Amerikan şirketinin Kıbrıs adasının
güneybatısında doğalgaz ve petrol arama
çalışmaları başlatacağı" yolunda çıkan
haberlere ilişkin sorulara verdiği yazılı yanıtta
şunları kaydetti:
"GKRY′nin denizdeki petrol ve doğal gaz
araştırmalarıyla ilgili görüşlerimiz, muhtelif vesilelerle
esasen uluslararası kamuoyuyla paylaşılmıştı.
GKRY′nin bu faaliyetleri, her şeyden önce adadaki iki taraf
arasında yürütülmekte olan kapsamlı müzakere
süreciyle bağdaşmamaktadır."
Özügergin, gerginlik yaratma potansiyeli taşıyan ve hukuki temelden
yoksun olan bu tür faaliyetlerin, Kıbrıs Türk halkının
adanın doğal kaynakları üzerindeki eşit hak ve
çıkarlarını da zedelediğini bildirdi. Ayrıca
Türkiye′nin 32 derece 16 dakika 18 saniye doğu boylamının
batısında kalan deniz alanlarında temel hak ve menfaatleri
bulunduğunun BM nezdinde de kayda geçi-rildiğini hatırlatan
Özügergin, Türkiye′nin bu hakları koruyacağının tabii
olduğunu kaydetti.
Sözcü Özügergin, "Bu çerçevede beklentimiz, adada müzakere sürecinin devam
ettiği bir ortamda sağduyuyla hareket edilerek, gerginlik
yaratıcı eylemlerden kaçınılmasıdır"
ifadesini kullandı.
HALKIN SESI 30/05/09
Stefanu: Egemenlik
haklarımızı koruyacağız
Rum Hükümet Sözcüsü
Stefanu, Kıbrıs Cumhuriyetinin doğal zenginliklerini
araştırması ve değerlendirmesinin egemenlik hakkı
olduğunu söyledi.
Stefanu, Kıbrıs
Cumhuriyeti egemenlik haklarını kararlılık ve soğukkanlılıkla
savunmaktadır şeklinde konuştu ve uluslar arası topluma
Türk tehditlerine dikkat etme ve yanıt verme çağrısında
bulundu.
Müzakerelerle petrol
araştırmalarının bir ilişkisi
olmadığını iddia eden Rum Sözcü Stefanu,
Kıbrıs sorununu çözelim, ülkemizi yeniden birleştirelim ki
olası bir petrol bulunmasından herkes faydalanabilsin. Ayrıca
şu anda petrol yada doğalgaz bulmuş gibi de davranmayalım,
henüz başlangıç aşamasındayız diye konuştu.
KIBRIS POSTASI 30/05/09
Barış Gücü'nün görev süresi
uzatıldı
Gökeri BMGK'nın
Kıbrıs'taki Barış Gücünün (UNFICYP) görev süresini 15
Aralık 2009'a dek 6 aylığına uzatan kararı
almasının ardından BM'deki gazetecilere bir açıklama
yaptı ve soruları yanıtladı.
Kararın
açıklanmasından sonra Rum temsilcinin ''adada bir işgal
olduğundan söz etmesine'' tepki gösteren Gökeri adadaki tek işgalin
Rumların ''Kıbrıs hükümeti'' unvanını ve
koltuğunu işgal etmeleri olduğunu söyledi. Rumların
''1960 yılında adada kurulan iki uluslu hükümeti kuvvet zoruyla
çaldıklarını'' belirten Gökeri, 1963 yılından bu yana
Rum yönetimin adada kendilerini temsil etmediğini vurguladı.
''Adanın kuzeyinde
bizim kendi hükümetimiz var, KKTC devleti var, Rumlar bizi temsil etmiyor,
Kıbrıs sorununun da 1963 yılından beri BM gündeminde
olmasının nedeni budur'' diye konuşan Gökeri, UNFICYP güçlerinin
adada o zaman kıyıma uğrayan Kıbrıslı Türkleri
koruma amacıyla geldiği gerçeğinin de herkes tarafından
bilindiğini kaydetti.
Adadaki sorunun iki kurucu
devlet arasında siyasi eşitlik temelinde hakkaniyete dayalı,
adil ve kalıcı bir şekilde çözülmesini istediklerini ve bu yönde
çalıştıklarını dile getiren Gökeri, ''Yeni bir
ortaklığa ihtiyacımız var'' dedi.
Gökeri bir soru üzerine
''Biz aslında Rumlardan daha fazla çözüm istiyoruz, çözüme en kısa
zamanda ihtiyacımız var, bu yüzden iyi niyetle müzakerelere devam
ediyoruz ve yılın sonuna dek bir çözüme ulaşmayı deniyoruz.
Bu olur mu olmaz mı zaman gösterir, ama biz yeni bir ortaklık
istiyoruz, iki kurucu devlet arasında siyasi eşitlik bizim için çok
önemli. Çözüm ne kadar çabuk olursa o kadar iyi'' dedi.
Annan planını
Rumlar'ın reddettiğini de anımsatan Gökeri, bir soru üzerine Rum
lider Hristofyas'ın seçilmesinin ardından müzakerelerin
başladığını ve bunun da olumlu bir gelişme
olduğunu söyledi.
Gökeri ''UNFICYP güçlerinin
sınır geçişlerindeki kısıtlamalar'' konusuna ve Rum
temsilcinin bu konudaki sözlerine açıklık getirmek istediğini de
belirterek, söz konusu geçişlerin BM Genel Sekreterinin son
Kıbrıs raporunda da değinildiği üzere personelin sosyal
amaçlı olarak iki taraf arasında yaptığı geçişler
olduğunu, bu geçişlerin UNFICYP'in görev alanı
dışında bulunduğunu, bu konunun iyi
anlaşılması gerektiğini vurguladı.
Son 14 ayda UNFICYP
personelinin 180 bin geçiş yaptığını ve 180 bin
geçişin sadece 40-45 tanesinin Kıbrıs Türk tarafı
yetkilileri tarafından kısıtlandığını
belirten Gökeri, bu kısıtlamaların da kesinlikle barış
gücü personelinin göreviyle ilgili olmadığını,
bunların da çoğunlukla UNFICYP tarafından görevlendirilen Rum
personel olduğunun altını çizdi.
Gökeri daha sonra
Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin ile birlikte Türk
gazetecilere açıklama yaptı.
Kıbrıs Türk
tarafının tutumunun her zaman olduğu gibi Türkiye'nin tutumuyla
örtüştüğüne dikkati çeken Gökeri, ''1963 Aralık ayından itibaren
tüm Kıbrıs'ı temsil eden bir idareyi tanımıyoruz''
dedi. BMGK kararını da her zamanki gibi sadece Rumların
rızası alındığı için kabul etmediklerini belirten
Gökeri ''Ama Barış Gücü'nün Kıbrıs'taki faaliyetleri devam
edecektir, bizim bir misafirimiz olarak, KKTC hükümetinin koymuş
olduğu şartlar ve parametreler çerçevesinde UNFICYP adada hareket
edecektir'' diye konuştu.
Kıbrıs Türk
tarafının her zaman çözüm yönünde istekli olduğuna işaret
eden Gökeri, bu kapsamda her türlü çabayı gösterdiğini ve Türkiye'nin
desteğiyle bu yapıcı tutumunun sürdüreceğini belirtti.
Gökeri ''Ne kadar erken bir
çözüm olursa bu Kıbrıs Türk halkı için o kadar iyi
olacaktır'' dedi.
Gökeri'nin ardından
yabancı basına bir açıklama yapan Büyükelçi İlkin bir Rum
gazetecinin Türkiye'nin adada asker bulundurmasıyla ilgili bir sorusu
üzerine Rumların 2004 yılında Annan planını kabul
etmeleri halinde bugün adadaki durumun çok daha farklı olmuş
olacağını söyledi.
İngiltere'nin BM Daimi
Temsilcisi Büyükelçi John Sawers da BMGK'da UNFICYP'in görev süresinin kabul
edilmesinin ardından gazetecilere bir açıklama yaparak adadaki
müzakere sürecine değindi. Çözüm yönünde takvimlere
inanmadıkları görüşünü yineleyen Sawers, şu an adada çözüm
yönünde bir fırsat olduğunu, bu fırsatların sonsuza dek sürmeyeceğini
ve fırsatın şu an değerlendirilmesi gerektiğini
belirtti.
Konseyin kararında BM
Genel Sekreteri Ban Ki-mun'dan 1 Aralık 2009'a kadar UNFIYCP'in adada
çözüm durumunda ne gibi bir yapı (sayısı ve kapsamı
açısından) alacağı konusundaki görüşlerini de içeren
bir raporu BMGK'ya sunmasını istediklerini belirten Sawers, ''dünyada
BM barışı koruma gücüne ihtiyaç var ve her BM barış
gücünün etkili ve gerekli olduğu görülmeli'' diye konuştu. Sawers bu
kapsamda UNFICYP'in yeniden yapılanmasının adada çözüm
olması halinde son derece önemli olduğunu da belirtti.
Rum temsilci Minas
Hadjimichael da Rum yönetiminin UNFICYP'in adadaki
varlığını ''vazgeçilmez ve olmazsa olmaz'' gördüğünü
belirtti. Hadjimichael konuşmasında Kıbrıs Türk
tarafını UNFICYP personelinin geçişlerine kısıtlama
getirmekle de suçladı ve UNFICYP'in yapısının ve görevinin
ancak adada çözüm bulunması halinde gözden geçirilebileciğini
savundu. Hadjimichael bir soru üzerine adadaki müzakere sürecinde ilerleme
görüldüğünü, liderlerin görüşmelere devam ettiklerini belirtti.
Hadjimichael
açıklamalarında adaya UNFICYP'in geldiği zamanki güvenlik
durumuyla şimdiki güvenlik durumunda bir fark
olmadığını da savundu.
BMGK'nın UNFICYP'in görev süresini 6 aylığına uzatan ve
Türkiye'nin ''hayır'' oyu verdiği kararda, müzakere sürecinde
kaydedilen ilerlemeden memnuniyet ifade edilerek bu fırsatın müzakere
sürecinin ivmesini de arttırarak iyi değerlendirilmesi gerektiği
belirtiliyor. Kararda güven artırıcı tedbirlerin uygulamaya
konması istenirken Genel Sekreter Ban'dan da BMGK'ya bu kararın
uygulanmasıyla ilgili olarak 1 Aralık 2009'a dek bir rapor
sunması isteniyor. Karara göre bu raporda UNFIYCP'in adada çözüm durumunda
alacağı yapıyla ilgili planlamanın da yer alması
isteniyor.
AA
KIBRIS POSTASI 30/05/09
Atina'dan Güney
Kıbrıs'a destek
Delavekuros
yaptığı yazılı açıklamada, Rum Kesimi'nin bu
konudaki yaklaşımının uluslararası hukuk ile tam bir
uyum içinde olduğunu ve doğal kaynaklardan faydalanmanın
aşikar biçimde egemenlik hakkı olduğunu savundu.
Bu ''gerçeğin'' devam
eden müzakerelerle ilgisi olmadığını ve bu konuyla
karıştırılmaması gerektiğini öne süren
Dalevekuras, ''Bizim hedefimiz Kıbrıs'ta adil ve işler bir
çözüme ulaşılmasıdır. Çözüm Ada'nın yeniden
birleşmesini ve tüm Kıbrıslılar'ın ülkenin doğal
ve diğer zenginliklerinden yararlanmalarını
sağlayacaktır'' dedi.
Dışişleri
Bakanlığı'nın açıklamasının yapıcı
olmadığını ve uluslararası Deniz Hukuku
düzenlemelerine aykırı olduğunu savunan Dalevekuros,
uluslararası hukuku temel alan yetki ve egemenlik haklarının
sorgulanamayacağını ileri sürdü.
Sözcü, ''Ankara'nın
tutumunun AB çerçevesinde üyeler ve uluslarası toplum tarafından
değerlendirileceğini '' belirtti.
TC Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Burak Özügergin, Güney Kıbrıs Rum
Yönetiminin (GKRY) petrol ve doğal gaz araştırmalarıyla
ilgili faaliyetlerinin adada iki taraf arasında yürütülmekte olan
kapsamlı müzakere süreciyle bağdaşmadığını
ve gerginlik yaratıcı eylemlerden kaçınılması
gerektiğini açıklamıştı.
Özügergin, Kıbrıs
Rum basınında ABD kaynaklarına atfen, "bir Amerikan
şirketinin Kıbrıs adasının güneybatısında
doğal gaz ve petrol arama çalışmaları
başlatacağı" yolunda çıkan haberlere ilişkin
sorulara verdiği yazılı yanıtta şunları
kaydetmişti:
"GKRY'nin denizdeki
petrol ve doğal gaz araştırmalarıyla ilgili
görüşlerimiz, muhtelif vesilelerle esasen uluslararası kamuoyuyla
paylaşılmıştı. GKRY'nin bu faaliyetleri, her
şeyden önce adadaki iki taraf arasında yürütülmekte olan
kapsamlı müzakere süreciyle bağdaşmamaktadır."
Özügergin, gerginlik yaratma potansiyeli taşıyan ve hukuki temelden
yoksun olan bu tür faaliyetlerin, Kıbrıs Türk halkının
adanın doğal kaynakları üzerindeki eşit hak ve
çıkarlarını da zedelediğini belirtmişti.
AA
KIBRIS POSTASI 30/05/09
UNFICYP mandate renews without
blackmail
By Stefanos Evripidou
THE
UN Security Council approved a resolution, renewing the mandate of the UN
Peacekeeping Force in Cyprus (UNFICYP) for a further six months yesterday.
Resolution 1783 was passed with 14 votes in favour and one against, the
objection coming from Turkey.
The Security Council welcomed the progress made so far in the talks and urged
full exploitation of this opportunity, including by intensifying the momentum
of negotiations, improving the current atmosphere of trust and goodwill, and
engaging in the process in a constructive and open manner.
The UN body also called for the implementation of confidence-building measures,
and the opening of more crossing points.
The resolution called on both sides to engage as a matter of urgency on the
demarcation of the buffer zone, and on the Turkish Cypriot side and Turkish
forces to restore in Strovilia the military status quo which existed there
prior to 30 June 2000.
The Security Council requested the Secretary General to submit a report on
implementation of the resolution, including on contingency planning in relation
to the settlement, by December 1, 2009.
The Council referred to the rare opportunity to make decisive progress in
solving the Cyprus problem, noting that a comprehensive settlement would be
based on a bicommunal, bizonal federation with political equality, as set out
in the relevant Security Council resolutions.
It also highlighted the many important benefits for all Cypriots that would
flow from a comprehensive and durable Cyprus settlement. Both sides were
called on to explain clearly the benefits, as well as the need for increased
flexibility and compromise in order to secure them
well in advance of any
eventual referenda.
According to CyBC, the Cypriot Ambassador to the UN Minas Hadjimichael welcomed
the final text of the resolution, which he said was an improvement on previous
drafts.
The diplomat referred specifically to the reference to a Cyprus solution based
on UN resolutions, and to the fact that a review of UNFICYPs role would be
linked to a solution. The government had previously bemoaned efforts to
blackmail it by threatening to pull UNFICYP out before a solution.
In explaining his countrys stance, the Turkish permanent representative to the
UN was quoted saying that the existence of UNFICYP was not necessary, and that
the UNs resources could be put to better use elsewhere.
When reporters put it to him that this was like the cat telling the canary they
dont need a cage, he replied that if the Greek Cypriots had agreed to the
Annan plan in 2004, there would be no need for UNFICYP now.
CYPRUS MAIL 30/05/09
Artists from both sides to exhibit in talks hall
THE
SPECIAL Adviser of the UN Secretary General on Cyprus, Alexander Downer, will
be the host of a new initiative to highlight the wealth of artistic expression
on the island and the fruits of creative cooperation across the Cyprus divide,
UNFICYP said yesterday.
Cypriot artists Andreas Charalambous, Osman Keten, Zehra Sonya and Pola Hadjipapa
have agreed to exhibit part of their work inside the premises where direct
talks between the two leaders are being held. The paintings and
mixed-media pieces on show touch on Cyprus-related-themes, such as the Cyprus
coffee, shared Cypriot experiences, Nicosias urbanism and sexual exploitation
of women. Their works will kick off a rolling exhibition, which has the
support of both leaders.
Im a great believer in the power of art to soothe but also to provoke
reflection, Downer said. I think the works on display are a small
indication of the tremendous potential of this island, and I am heartened by
the collaborative nature of the exhibition, which is conceived and led by
Turkish and Greek Cypriot artists.
The exhibition will be inaugurated officially in July. Future
contributing artists will include creators such as Emin Cizenel, Ashik Mene,
Kyriakos Kallis and Chara Savvidou, who will provide new works on a monthly
basis to lend artistic support to the peace-process.
The projects initiators are Neshe Yashin and Andreas Charalambous. It is
organized by Argyro Toumazou and Ozgul Ezgin, who can be contacted at:
atoumazou@cytanet.com.cy (00357 99 317278) and ozgul.ezgin@gmail.com (0090 533
8640418).
CYPRUS MAIL 30/05/09
New Turkish threats over oil
exploration
By Anna Hassapi
ANKARA
has said it will not allow an American company slated to undertake exploration
in Cyprus waters for oil and natural gas reserves to carry out its work, saying
the Turkish Navy would intervene to protect its interests.
Our fleet is there. Even if it is an American company we will not allow them
to conduct research, a Turkish official was quoted as saying in the Turkish
newspaper Hurryiet, which did not disclose the officials name.
Burak Ozugergin, spokesman of the Turkish Foreign Ministry said: Such moves
are inconsistent with the ongoing substantial negotiations between the two
sides on the island. Such moves create the dynamics for tension and are devoid
of legal standing; in addition they infringe equal rights and the interests of
the Turkish Cypriot people that are related to the natural wealth of the
island. Turkey has basic rights and interests in the marine areas that are on
the west of the equator. It is natural that our country will protect these rights.
He added: The agreement was widely covered in the Turkish Cypriot press,
making the front page in most publications. In one editorial at Halkin Sesi,
Turkish Cypriot journalist Ismet Kotak, called the administration in the north
to immediately move to oil exploration in the northern coast of Cyprus and sign
an agreement with the a Turkish oil company.
The barrage of threats came after US ambassador Frank Urbancic said earlier in
the week that an American company would being exploration soon.
The announcement of the American ambassador has the potential to blow up the
foundations of the negotiations, just like the Orams trial, Turkish Cypriot
Foreign Minister Hussein Osgiourgun said.
The Turkish threats caused more anger in Nicosia and were condemned by the
government spokesman and party leaders, who called the EU and the international
community to take note.
The exploration and use of whatever wealth the Republic of Cyprus possesses is
its sovereign right and the state will act accordingly. If such threats our
voiced then it is a matter that the international community should look at
because there are international laws, agreements, and an order which everyone
with no exceptions should adhere to, government spokesman Stefanos Stefanou
said yesterday.
Its our hope that we can solve the Cyprus problem, reunite our country and
then we can all benefit from the possible finding of any reserves. We should
not behave as if we already have oil and natural gas as we are still at the
research stage, Stefanou added.
Such statements are unacceptable and arrogant on the part of a country that
through the coordination of its powers will show us whether it can conform with
international standards and with it European obligations. The message should be
given that there is no prospect for progress in Turkeys EU accession
negotiations if it is behaving like a conquering power and if it continues to
disregard the rights of a European state. It is the time to talk the language
of truth to our European partners, commented Nikos Anasstasiades, DISY
president.
The Greens called the state to activate its common defense pact with Greece and
ask the Greek navy as well as the navies of other EU member states to offer
protection to the vessels of the American company which will conduct research
in the marine area of Cyprus exclusive economic zone.
Turkey should finally respect international law, follow the road of peace and
abandon the policy of threats, said Ioanna Panagiotou, Green Party General
Secretary.
CYPRUS
MAIL 30/05/09
Talat says talks could be last
chance to unite Cyprus
By Simon Bahceli
PEACE TALKS could produce a
deal by early next year, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat said
yesterday.
"If we miss this opportunity, we may not find one again," he told
Reuters in an interview. "The mood of the people is likely to change as
fatigue sets in."
"My target is for a solution by the end of the year, and a referendum at
the beginning of 2010," said Talat. "The chance (of a solution by
then) is quite high."
Diplomats are anxious to forge a deal over Cyprus, fearing that failure will
cement partition of the strategically placed island and remain a point of
dispute between NATO members Greece and Turkey.
It could also unhinge Turkey's European Union accession negotiations which will
be under review at the end of the year. The island is represented in the
European Union by its Greek Cypriots who will obstruct Turkish entry to the
bloc as long as Cyprus remains divided.
"For Turkey's EU perspective (prospects) to continue we have to solve the
problem," said Talat, who said that Ankara was "very decisively
supportive" of the peace talks.
He and Christofias are debating complex divisive issues ranging from property
rights of refugees to power-sharing.
Talks appeared to be heading for a setback when nationalists advocating a
two-state settlement on Cyprus swept to power in Turkish Cypriot parliamentary
elections in April.
Talat, who is president of the breakaway enclave and directs his side in
negotiations, said he hoped they would pose no obstacles in talks.
"They are not doing so," he said.
Talat said it was important that momentum in the negotiation process was
maintained. "Lack of hope (among the population) reduces the desire for a
solution."
"My message is not to give up hope. Both leaders want a solution."
CYPRUS
MAIL 30/05/09
AA
31
Mayıs. 2009 Pazar
ATİNA -
İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband, Atina'da
yayımlanan To Vima gazetesindeki demecinde, Türkiye'nin AB perspektifi ile
Kıbrıs konusuna değinerek, "İngiliz hükümetinin, her iki
konuda da hem Brüksel'den hem de Ankara'dan olumlu yönde kararlar
çıkması için yoğun çalışmalarda bulunduğunu"
söyledi.
Kıbrıs sorununun
çözümünde "önem taşıyan iki ayrı nokta
bulunduğunu" ifade eden Miliband, "Birincisi,
Kıbrıslılar için çözüm, Kıbrıslılardan gelmeli.
İkincisi de garantörlük konusuyla ilgili olarak, önce tarafların bir
anlaşmaya varmalarını beklemeliyiz. Bu arada müzakereleri ne
şekilde kolaylaştırabileceğimize bakacağız"
dedi.
İngiltere'nin, adada
sürdürülen müzakerelere elinden geldiğince katkıda bulunmayı
arzu ettiğini belirten Miliband, "Kıbrıs sorununun çözümü
konusunda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas'ı bir nesilden beri en uyumlu görüşmeciler olarak
gördüğünü" söyledi.
Bu arada Türkiye'nin tam
üyeliğini hedef alan Brüksel ile Ankara arasındaki
yakınlaşmanın Atina'nın çıkarına olduğunu
belirten Miliband, Yunanistan'ın, Türkiye'nin AB üyeliğini destekleme
kararını, "stratejik önem taşıyan ileriyi
görebilen" bir karar olarak değerlendirdi.
Miliband,
"Ayrıca unutmayalım ki, AB'nin, Türkiye'ye ilişkin ortak
kararı bulunmaktadır" dedi.
31.05.2009 CNN TURK
Kıbrıs
Rum kesiminde evlilik dışı çocuk sayısında artış
olduğu, doğum oranlarında ise düşüş kaydedildiği
açıklandı.
Rum Fileleftheros gazetesi, Rum İstatistik Dairesi'nin verilerine
dayanarak, 1980'den 2007 yılına kadar evlilik dışı
çocuk sayısının 14 kat arttığını duyurdu.
Buna göre 1980 yılında evlilik dışı çocuk
sayısı binde 6.3 iken, bu oran 2007'de binde 87 oldu.
Rum İstatistik Dairesi verilerine göre 1980 yılında 10 bin 383
doğum olurken, 2007 yılında bu sayı 8575'e düştü.
Talat: Toprak vermek zorunda
kalacağız
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ada'da çözüm için en uygun dönemde
olduklarını ancak Türk tarafının, toprak vermek zorunda
kalabileceğini söyledi.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümü için en uygun dönemde
olduklarını söyledi. Kıbrıs konusunda yürütülen
görüşmelerde birçok konuda yakınlaşma
sağlandığını, yargıda yüzde yüz oranında
anlaşmaya varıldığını açıklayan Mehmet Ali
Talat, görüşmeler sürecinde en zor konunun toprak
olacağını, Türk tarafının yüzde 29 artıyı
başlangıçta kabul ettiğine göre toprak vermek zorunda
olacağını bildirdi.
Kıbrıs konusunda yaşanmakta olan gelişmeler hakkında halkı
bilgilendirmek amacıyla köy gezileri başlatan Talat, bugün Gaziveren
ve Doğancı köylerini ziyaret etti. Talata, köy gezilerinde eşi Oya
Talat da eşlik etti. Ziyaretlerde köylülerle görüşen Talat,
görüşmelerde gelinen aşama hakkında bilgi verdi ve köylülerin
yönelttiği soruları yanıtladı. Kıbrıs sorununun
çözümünün, halkın karşı karşıya kaldığı
birçok sorunun çözümünü de kendiliğinden getireceğini ifade eden
Talat, bu dönemin Kıbrıs sorununun çözümü için önemli bir fırsat
olduğunu kaydetti ve Türkiyenin çözüm isteğine dikkati çekti.
Kıbrıs Rum tarafında iktidarda bulunan partinin kuramsal
olarak çözüm yanlısı olduğunu belirten Talat, ancak
Kıbrıs Rum tarafının çözüm için yeterli motivasyonunun
olmadığını dile getirdi.
Görüşme sürecinde toprak konusunun en zor konu olacağını
ifade eden Talat, Biz, en baştan yüzde 29 artıyı kabul
ettiğimiz için toprak vermek zorundayız. Görüşme sürecinde en
zor konu toprak olacaktır, çünkü toprak vermek zor bir konudur. Ancak
halkımız hiç endişe duymasın. Yapılan hiçbir
yatırım boşa gitmeyecektir diye konuştu.
MILLIYET 31/05/09
Tek ret oyu, Türkiyeden geldi
Güvenlik Konseyi, UNFICYPin görev süresini uzatan karar
tasarısını kabul etti.
GÜVENLİK KONSEYİ KARAR VERECEK...
Türkiyenin BM Daimi Temsilcisi İlkin, adada çözüm
olana kadar UNFICYP'in adada kalıp kalmayacağına Güvenlik
Konseyinin karar vereceğini vurgulayarak, Eğer barış
sürecinde önemli bir açılım olduysa zaten onu değerlendirmek
lazım, yok barış süreci ilerlemiyorsa ve ilerlemeyeceği
anlaşılırsa ve bunun özellikle Rum tarafından
kaynaklandığı görülürse o zaman tabii Barış Gücünün bu
mevcudunu bu kadar tutmak gerekir mi gerekmez mi, bu yeni bir
değerlendirmeye yol açar dedi
GÖKERİDEN İŞGAL SÖZÜNE TEPKİ
KKTCnin New York Temsilcisi Büyükelçi Gökeri, Kıbrıslı
Türklerin Rumlardan daha fazla çözüm istediklerini ve en kısa zamanda
çözüme ulaşılmasına ihtiyaç duyduklarını belirtti.
Kararın açıklanmasından sonra Rum temsilcinin adada bir
işgal olduğundan söz etmesine tepki gösteren Gökeri adadaki tek
işgalin Rumların Kıbrıs hükümeti unvanını ve
koltuğunu işgal etmeleri olduğunu söyledi
RUM TARAFI MEMNUN... BM Genel Sekreterinin UNFICYPin görev süresinin
uzatılmasına ilişkin raporunun değiştirilmeden
onaylanmasının Rum hükümetinde memnuniyet yarattığı
bildirildi. Rum hükümeti, şu anki mevcut koşullar altında
UNFICYPin görev süresinin 15 Haziran 2009da uzatılmasının
gerekli olduğu ve Kıbrıs sorununun çözümünün sorumluluğunun
ilk önce Kıbrıslılarda olduğu şeklinde raporda yer
alan ifadelerden memnun kaldı
Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi (BMGK), Kıbrıstaki BM Barış Gücünün (UNFICYP)
görev süresinin 6 aylığına uzatılmasını talep
eden karar tasarısını kabul etti. Türkiye, BMGKde yapılan
oylamada karar tasarısına karşı hayır oyu
kullandı.
UNFICYP raporunda UNFICYPin görev şeklinde herhangi bir
değişikliğin gerçekleşmediği bildirildi. Buna göre,
BMGK'nın Kıbrıs'taki Barış Gücünün görev süresi 15
Aralık 2009'a dek uzatıldı.
BMGK'de düzenlenen toplantıda, UNFICYP'in görev süresinin 6
aylığına uzatılmasını isteyen karar
tasarısına karşı 14 ülke ''evet'' oyu kullandı.
Toplantıda, Türkiye'yi temsil eden BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki
İlkin ise elini kaldırarak tasarıya karşı ''hayır
oyu'' verdi.
Raporun bu şekilde onaylanmasının Rum hükümetinde
memnuniyet yaratırken, tek ret oyu ise Türkiyeden geldi.
BMGK'nın UNFICYP'in görev süresini 6 aylığına
uzatan ve Türkiye'nin ''hayır'' oyu verdiği kararda, müzakere
sürecinde kaydedilen ilerlemeden memnuniyet ifade edilerek bu
fırsatın müzakere sürecinin ivmesini de arttırarak iyi
değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Kararda güven artırıcı
tedbirlerin uygulamaya konması istenirken Genel Sekreter Ban Ki-moon'dan
da BMGK'ya bu kararın uygulanmasıyla ilgili olarak 1 Aralık
2009'a dek bir rapor sunması isteniyor. Karara göre bu raporda UNFIYCP'in adada
çözüm durumunda alacağı yapıyla ilgili planlamanın da yer
alması isteniyor.
UNFICYP'nin 10 Mayıs 2009 itibariyle 859'u asker, 69'u polis
olmak üzere 928 kişilik personeli bulunuyor.
İlkin: Kararda kullanılan dile
karşıyız
Türkiyenin BM Daimi Temsilcisi
Büyükelçisi İlkin, toplantı sonrasında gazetecilere
yaptığı açıklamada, Türkiye'nin başından beri
BMGK'nin UNFICYP kararlarını kabul etmediğini ve bunu kabul
etmediğini de BMGK'ye bildirdiğini hatırlattı. İlkin,
''Ama bugünün farkı biz Türkiye olarak UNFICYP kararları
alınırken Konsey'de bulunmamıştık, bu defa Konsey
üyesi olduğumuz için kararın görüşülmesi sürecine de
katıldık, ayrıca kararın oylanması sırasında
da bu sefer elimizi kaldırmak suretiyle (karara) katılmadığımızı
söyledik'' dedi.
İlkin, karar tasarısında kullanılan dile karşı
olduklarını, çünkü kararın ''Kıbrıs Cumhuriyetinden''
bahsettiğini, bunun da aslında Rum tarafını
kastettiğini belirtti.
Kıbrıs Türk tarafının UNFICYP'in görev
süresinin uzatılmasıyla ilgili olarak ''taraf'' olarak kabul
edilmemesinden dolayı resmen mutabakatının
alınmadığını belirten İlkin, ''halbuki bunun
normali iki tarafa da resmen sormak ve iki tarafın da görüşlerini
almaktır'' diye konuştu.
İlkin, ''Bu kararı biz Türkiye olarak her sefer
reddediyorduk, bugün de Konsey üyesi olarak reddettik'' dedi.
Büyükelçi Baki İlkin, UNFICYPin asıl kurulma nedeninin
adadaki Kıbrıslı Türkleri korumak olduğunu
hatırlattı.
Türkiyenin görüşlerini açıkladı
Büyükelçi İlkin, Türkiye'nin, BM
Güvenlik Konseyi'nin UNFICYP görev süresini uzatan kararına karşı
''hayır'' oyu kullanmasının ardından Konsey'de konuyla
ilgili Türkiye'nin görüşlerini açıklayan bir konuşma yaptı.
İlkin konuşmasında 1963 yılında
Rumların Kıbrıslı Türkleri tüm ortaklık devleti
kurumlarından zorla attığını ve 1963 yılında
da ''Kıbrıs Cumhuriyeti''nin ve ''Kıbrıs hükümetinin''
yıkıldığını anımsattı. O zamandan beri
Kıbrıs'ın tümünü ne yasal ne de fonksiyonel olarak temsil eden
ortak ve anayasal bir hükümet bulunmadığının
altını çizen İlkin, adadaki iki halkın da kendi yönetimleri
altında ayrı bir şekilde yaşadıklarını
vurguladı.
İlkin 1964 yılında UNFICYP'i oluşturan 186
sayılı BMGK kararının ve o zamandan günümüze gücün görev
süresini uzatan BMGK kararlarının hep ''Kıbrıs
hükümetinden'' söz ettiğini, bu hükümetin de aslında adada sadece
Rumları temsil ettiğini belirtti. Bu yüzden bu kararlarda UNFICYP ile
ilgili olarak Kıbrıs Türk tarafının
rızasının resmen hiçbir zaman
alınmadığını vurguladı.
İlkin BMGK'daki konuşmasında aslında
Türkiye'nin UNFICYP'in kurulmasının altında yatan niyete hiçbir
zaman itiraz etmediğini, çünkü bu niyetin Kıbrıslı Türkleri
korumak olduğunu söyledi. İlkin ''Bizim itirazımız her
zaman bu kararların kullandığı dile ve kabul ediliş
tarzına olmuştur'' dedi.
''Biz Kıbrıs sorununun iyi bilinen, yerleşmiş
BM parametreleri çerçevesinde çözülmesini istiyoruz'' diye konuşan
İlkin, Kıbrıslı Türklerin 2004 yılında
yapılan referanduma 'evet' oyu vermelerinin de onların adada adil,
kalıcı ve kapsamlı bir çözüm istediklerini
kanıtladığını söyledi.
''UNFICYP diğer barış
güçleri arasında en rahatı''
İlkin daha sonra KKTC'nin New York
Temsilcisi Büyükelçi Kemal Gökeri ile birlikte Türk gazetecilere
yaptığı açıklamada, UNFICYP'in dünyadaki BM barış
güçleri içerisinde en rahat olanı olduğunu vurguladı.
Diğer barış güçlerinin hayatta kalma mücadelesi ve
kayıplar verdiklerini söyleyen İlkin, ''Eminim ki diğer
yerlerdeki barış gücü kuvvetleri mensupları
Kıbrıs'takine bakıp keşke bizim şartlarımız
da böyle olsa diyorlardır'' şeklinde konuştu.
UNFICYP'in adadaki varlığının hayati
olmadığını ve adada 1964 yılından beri
şartların çok değiştiğini belirten İlkin, Türk
tarafının uzun zamandır kendi devleti ve hükümeti olduğunu
söyledi. İlkin ''UNFICYP'i de Kıbrıslı Türklerin iyi
niyetiyle bir konuk olarak görüyoruz'' dedi.
İlkin bir soru üzerine, adada herhangi bir olayın
olmadığını herkesin gördüğünü belirterek dünyanın
pek çok bölgesinde yeni BM birliklerine ihtiyaç olduğunu söyledi.
İlkin BM'nin işlevi biten yerlerde barış gücünü
kapatıp, o misyonlardaki personeli barış gücüne ihtiyaç duyulan,
gerekli olan yerlere nakletmek istediğini de anımsatarak bu kapsamda
UNFICYP üzerinde de durulduğunu, zaman zaman diğer BMGK üyelerinin de
UNFICYP'in niye hala adada bulunduğunu ve ne yaptığını
sorguladıklarını da söyledi.
Rum tarafının BM temsilcisi Minas Hadjimichael'in önceki
gün basına yaptığı konuşmanın özünde aslında
''adada çözüm olana kadar UNFICYP'in adada kalacağı
mesajını vermek olduğunu'' belirten İlkin,
şunları söyledi:
''Tabii onun kararını sadece o verecek değil,
şartlara ve gidişata bakmak lazım, neticede bunun
kararını BMGK veriyor. Adadaki UNFICYP mensupları en rahat
şartlar altında, en az riskle çalışan barış gücü
mensupları.''
İlkin sözlerini şöyle devam etti:
''Eğer barış sürecinde önemli bir açılım
olduysa zaten onu değerlendirmek lazım, yok barış süreci
ilerlemiyorsa ve ilerlemeyeceği anlaşılırsa ve bunun
özellikle Rum tarafından kaynaklandığı görülürse o zaman
tabii Barış Gücünün bu mevcudunu bu kadar tutmak gerekir mi gerekmez
mi, bu yeni bir değerlendirmeye yol açar.''
Asıl önemli mesele müzakereler
Asıl önemli olan meselenin
UNFICYP'ten çok adadaki müzakerelerin başarılı olması
olduğunu vurgulayan İlkin, ''Kıbrıs Türk
tarafının başarılı müzakereler için her türlü çabayı
sarf ettiğini biliyoruz, Sayın Cumhurbaşkanı Talat
müzakereleri yapıcı bir şekilde yürütüyor'' dedi.
Adada çözüm istemenin her şartta çözüm istemek
olmadığının da altını çizen İlkin, çözümün
BM parametrelerinin belli olduğunu, Türkiye ve KKTC'nin bu parametreler
içerisinde kalıcı ve kapsamlı bir çözüm istediğini
belirtti. Parametrelerin eşit siyasi haklara sahip iki kurucu devlet, iki
toplumlu federasyon olduğunu belirten İlkin ''Eğer Rum
tarafı bu formüle yanaşırsa Sayın Talat da elinden
geldiği kadar bu süreci ileri noktaya taşıyacaktır'' diye
konuştu.
Gökerinden işgal sözüne tepki
KKTC'nin New York Temsilcisi Büyükelçi
Kemal Gökeri ise, Kıbrıslı Türklerin Rumlardan daha fazla çözüm
istediklerini ve en kısa zamanda çözüme ulaşılmasına
ihtiyaç duyduklarını belirtti.
Gökeri BMGK'nın UNFICYPin görev süresini uzatan kararı
almasının ardından BM'deki gazetecilere bir açıklama
yaptı ve soruları yanıtladı.
Kararın açıklanmasından sonra Rum temsilcinin
''adada bir işgal olduğundan söz etmesine'' tepki gösteren Gökeri
adadaki tek işgalin Rumların ''Kıbrıs hükümeti''
unvanını ve koltuğunu işgal etmeleri olduğunu
söyledi. Rumların ''1960 yılında adada kurulan iki uluslu
hükümeti kuvvet zoruyla çaldıklarını'' belirten Gökeri, 1963
yılından bu yana Rum yönetimin adada kendilerini temsil
etmediğini vurguladı.
''Adanın kuzeyinde bizim kendi hükümetimiz var, KKTC devleti
var, Rumlar bizi temsil etmiyor, Kıbrıs sorununun da 1963
yılından beri BM gündeminde olmasının nedeni budur'' diye
konuşan Gökeri, UNFICYP güçlerinin adada o zaman kıyıma
uğrayan Kıbrıslı Türkleri koruma amacıyla geldiği
gerçeğinin de herkes tarafından bilindiğini kaydetti.
Adadaki sorunun iki kurucu devlet arasında siyasi
eşitlik temelinde hakkaniyete dayalı, adil ve kalıcı bir
şekilde çözülmesini istediklerini ve bu yönde
çalıştıklarını dile getiren Gökeri, ''Yeni bir
ortaklığa ihtiyacımız var'' dedi.
Gökeri bir soru üzerine ''Biz aslında Rumlardan daha fazla
çözüm istiyoruz, çözüme en kısa zamanda ihtiyacımız var, bu
yüzden iyi niyetle müzakerelere devam ediyoruz ve yılın sonuna dek
bir çözüme ulaşmayı deniyoruz. Bu olur mu olmaz mı zaman
gösterir, ama biz yeni bir ortaklık istiyoruz, iki kurucu devlet
arasında siyasi eşitlik bizim için çok önemli. Çözüm ne kadar çabuk
olursa o kadar iyi'' dedi.
Annan planını Rumların reddettiğini de
anımsatan Gökeri, bir soru üzerine Rum lider Hristofyas'ın
seçilmesinin ardından müzakerelerin başladığını
ve bunun da olumlu bir gelişme olduğunu söyledi.
UNFICYP geçişleri
Gökeri ''UNFICYP güçlerinin
sınır geçişlerindeki kısıtlamalar'' konusuna ve Rum
temsilcinin bu konudaki
sözlerine açıklık getirmek istediğini de belirterek, söz konusu
geçişlerin BM Genel Sekreterinin son Kıbrıs raporunda da
değinildiği üzere personelin sosyal amaçlı olarak iki taraf arasında
yaptığı geçişler olduğunu, bu geçişlerin
UNFICYP'in görev alanı dışında bulunduğunu, bu konunun
iyi anlaşılması gerektiğini vurguladı.
Son 14 ayda UNFICYP personelinin 180 bin geçiş
yaptığını ve 180 bin geçişin sadece 40-45 tanesinin
Kıbrıs Türk tarafı yetkilileri tarafından
kısıtlandığını belirten Gökeri, bu
kısıtlamaların da kesinlikle barış gücü personelinin
göreviyle ilgili olmadığını, bunların da çoğunlukla
UNFICYP tarafından görevlendirilen Rum personel olduğunun
altını çizdi.
Gökeri daha sonra Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki
İlkin ile birlikte Türk gazetecilere açıklama yaptı.
Kıbrıs Türk tarafının tutumunun her zaman
olduğu gibi Türkiye'nin tutumuyla örtüştüğüne dikkati çeken
Gökeri, ''1963 Aralık ayından itibaren tüm Kıbrıs'ı
temsil eden bir idareyi tanımıyoruz'' dedi. BMGK kararını
da her zamanki gibi sadece Rumların rızası
alındığı için kabul etmediklerini belirten Gökeri ''Ama
Barış Gücü'nün Kıbrıs'taki faaliyetleri devam edecektir,
bizim bir misafirimiz olarak, KKTC hükümetinin koymuş olduğu
şartlar ve parametreler çerçevesinde UNFICYP adada hareket edecektir''
diye konuştu.
Çözüm yönünde istekliyiz
Kıbrıs Türk
tarafının her zaman çözüm yönünde istekli olduğuna işaret
eden Gökeri, bu kapsamda her türlü çabayı gösterdiğini ve Türkiye'nin
desteğiyle bu yapıcı tutumunun sürdüreceğini belirtti.
Gökeri ''Ne kadar erken bir çözüm olursa bu Kıbrıs Türk
halkı için o kadar iyi olacaktır'' dedi.
Gökeri'nin ardından yabancı basına bir
açıklama yapan Büyükelçi İlkin bir Rum gazetecinin Türkiye'nin adada
asker bulundurmasıyla ilgili bir sorusu üzerine Rumların 2004
yılında Annan planını kabul etmeleri halinde bugün adadaki
durumun çok daha farklı olmuş olacağını söyledi.
Rum tarafı, karardan memnun
Rum basını, BM Genel
Sekreterinin UNFICYPin Kıbrıstaki görev süresinin
uzatılmasına ilişkin raporunun değiştirilmeden
onaylanmasının Rum hükümetinde memnuniyet
yarattığını bildirdi.
Politis: Dikensiz Rapor UNFICYPin Görevinin Yenilenmesi
Gölgesiz başlıkları altında verdiği haberinde,
UNFICYP raporunun dün Güvenlik Konseyinde onaylandığını,
UNFICYPin görev şeklinde herhangi bir değişikliğin
gerçekleşmediğini yazdı.
Gazete, raporun bu şekilde onaylanmasının Rum hükümetinde
memnuniyet yarattığını belirtirken tek ret oyunun ise
Türkiyeden geldiğine işaret etti.
Habere göre Rum hükümeti, şu anki mevcut koşullar altında
UNFICYPin görev süresinin 15 Haziran 2009da uzatılmasının
gerekli olduğu ve Kıbrıs sorununun çözümünün sorumluluğunun
ilk önce Kıbrıslılarda olduğu şeklinde raporda yer
alan ifadelerden memnun kaldı.
Rum temsilci Minas Hadjimichael, Rum yönetiminin UNFICYP'in
adadaki varlığını ''vazgeçilmez ve olmazsa olmaz''
gördüğünü belirtti. Hadjimichael konuşmasında Kıbrıs
Türk tarafını UNFICYP personelinin geçişlerine
kısıtlama getirmekle de suçladı ve UNFICYP'in
yapısının ve görevinin ancak adada çözüm bulunması halinde
gözden geçirilebileciğini savundu. Hadjimichael bir soru üzerine adadaki
müzakere sürecinde ilerleme görüldüğünü, liderlerin görüşmelere devam
ettiklerini belirtti.
Hadjimichael açıklamalarında adaya UNFICYP'in
geldiği zamanki güvenlik durumuyla şimdiki güvenlik durumunda bir
fark olmadığını da savundu.
İngiltere: Barış Gücünün yeniden
yapılanması çözüm olması halinde önemli
İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi
Büyükelçi John Sawers da BMGK'da UNFICYP'in görev süresinin kabul edilmesinin
ardından gazetecilere bir açıklama yaparak adadaki müzakere sürecine
değindi. Çözüm yönünde takvimlere inanmadıkları görüşünü
yineleyen Sawers, şu an adada çözüm yönünde bir fırsat olduğunu,
bu fırsatların sonsuza dek sürmeyeceğini ve fırsatın
şu an değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Konseyin kararında BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'dan 1
Aralık 2009'a kadar UNFIYCP'in adada çözüm
durumunda ne gibi bir yapı (sayısı ve kapsamı
açısından) alacağı konusundaki görüşlerini de içeren
bir raporu BMGK'ya sunmasını istediklerini belirten Sawers, ''dünyada
BM barışı koruma gücüne ihtiyaç var ve her BM barış
gücünün etkili ve gerekli olduğu görülmeli'' diye konuştu. Sawers bu
kapsamda UNFICYP'in yeniden yapılanmasının adada çözüm
olması halinde son derece önemli olduğunu da belirtti.
KIBRIS 31/05/09
Dayanç davası!
Kıbrıslı Türk avukat, Tahtakaledeki evini
okul yapan ve kira ödemeyen Rum Yönetimi ile AİHMde hesaplaşacak.
Serhat İNCİRLİ
Kıbrıslı Türk Avukat Ata Dayanç, Güney
Lefkoşanın Tahtakale bölgesinde ailesine ait evle ilgili olarak,
Kıbrıs Rum Yönetimi aleyhine Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine (AİHM) başvuruyor. Ata Dayanç, Rumların ilkokul
olarak kullandığı evleri için en az 2 milyon Euro tazminat ve
evin iadesini talep edecek.
Ata Dayanç, 1963 yılının Aralık ayında
terketmek zorunda kaldığımız evimizde şu anda bir
kişi oturuyor olsaydı, belki dava açmazdım ama evin
işgalcisi devlettir, bu devlet hem zararımızı tazmin
etmelidir hem de evimizi geri iade etmelidir dedi.
Ata Dayanç, Meletis Apostolides isimli Rumun boş arazisina
gariban bir İngiliz ev inşa etmiş; oysa bizim evimizi devlet
işgal altında tutmaktadır, bu nedenle de bizim davamız,
Orams davasından daha büyüktür diye konuştu.
Güneyde çok gayrımenkulleri var
KIBRIS Gazetesine dava süreci ile
ilgili bilgiler veren 1947 Lefkoşa doğumlu Avukat Dayanç, Güney
Kıbrısta Litrodonda, Astromerit, Peristerona ve Orunda köyleriyle Lefkoşanın
Büyük Kaymaklı, Ermu Sokağı ve Ömerge bölgelerinde
gayrımenkulleri bulunduğunu, bu malların
karşılığında hiç eşdeğer de
almadıklarını anlattı.
Dayanç, 1914 Larnaka doğumlu babası Fethi Ata
Dayançın1987 yılında, 1917 Lefkoşa doğumlu annesi Fatma
Dayançın ise 1984 yılında vefat ettiklerini kaydederken, her
ikisinin de tereke memuru benim ve tereke memurluğum, Larnakadaki Rum
mahkemesi tarafından onaylanmıştır dedi.
Lefkoşa Rum Barosunbun da üyesi olduğunu hatırlatan Dayanç,
Tahtakale bölgesinde ilkokul olarak kullanılan binanın ise kendi
evleri olduğunu söyledi.
1963te evimizden kaçmak zorunda kaldık
Dayanç, evimizden 1963 yılı
Aralık ayında kaçmak zorunda kaldık dedi. Tahtakale Camisi
yanındaki evlerinin 1956 yılında tüccarlık yapan babası
tarafından inşa ettirildiğini anlatan Dayanç, Evimiz iki
katlıydı, alt katında altı büyük dükkân vardı,
ayrıca bahçesinde ise şu anda yerle bir edilmiş 12 işyeri
bulunmaktaydı diye devam etti.
1967 yılında serbest geçişler
başladığı zaman babasının gidip evi
gördüğünü de kaydeden Dayanç, Sanırım rahmetlik babam 1967 ile
1972 arasında bir miktar kira almış olabilir ancak bundan tam
emin değilim dedi.
Tek kuruş kira geliri almadık
Dayanç, 1972 yılından
günümüze kadar evlerinden tek kuruş kira geliri
almadıklarını kaydetti.
Evimizin ilkokul olduğunu 2003 yılında kapılar
açılıp da Güneye geçince öğrendim diye konuşan Dayanç,
benim evimi, benden izinsiz işgal etmiş durumdadırlar, Orams
çiftinin durumundan çok daha vahim bir durum söz konusudur çünkü devlet
malımın işgalcisidir şeklinde görüş belirtti.
2005 yılında Larnaka mahkemesine gidip resmen tereke memuru
olduğunu belirten Dayanç, şunları anlattı:
Rum Eğitim Bakanlığından görüşme talep
ettim. Zarar ve ziyanımı görüşmek istedim. 6 Ağustos
2008de bir mektupla talebimi ilettim. 7 Ekim 2008de Rum Eğitim
Bakanlığı Müsteşarı Alexandros Kouratos konuyla
ilgilendiklerini ve bana bilgi vereceklerini belirten bir cevap yazdı.
Bekledim. Kimse arayıp sormayınca, 12 Ocak 2009da bir mektup daha yazdım.
Kendi evimin kullanımından mahrum edildiğimi, zarar
ettiğimi bir daha anlattım. 30 Ocak 2009da aynı adam yani
Sayın Kouratos, daha önce gönderdiği mektubun aynısını
yine gönderdi ve konuyu araştırıyoruz, size bilgi
vereceğiz dedi. 30 Mart 2009da kendilerine yasal
yola başvuracağımı ve Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine başvuracağımı bildirdim. Hiç haber
almadım. Şimdi dosyam hazır, bugün mahkemeye başvuruyorum.
KIBRIS 31/05/09
Güney Kıbrıs Rum Kesimi′ne Amerika′dan gelen
39 yaşındaki Moldovalı bir bayanda "Domuz Gribi"
olarak bilinen H1N1 virüsünün tespit edilmesinin ardından,
Sağlık Bakanlığı, Güney Kıbrıs Rum
Kesimi′yle bulunan 6 sınır kapısında çeşitli
önlemler aldı.
Güney Kıbrıs′ta sürekli ikamet eden bayanın
Yunanistan′da yapılan ilk testinden pozitif sonuç elde
edildiğinin açıklanmasının ardından, dün sabah
itibarıyla, sınır kapılarında çalışan
personelin kişisel korunmasını sağlamak, olası bir
olumsuzluk halinde tedbir amacıyla görevlilere gerektiğinde kullanmak
üzere eldiven ve yüz için maske dağıtıldı. Ayrıca
personel, Sağlık Bakanlığı yetkilileri tarafından
bilgilendirildi.
Bugün kapılara ayrıca el broşürlerinin
dağıtılacağına işaret edilirken,
vatandaşlardan iş, eğitim, sağlık ve çalışma
dışında Güney′de kalabalık ortamlarda ve
alışveriş merkezlerinde bulunmamaları tavsiyesinde
bulunuldu.
Ercan Devlet Havalimanı′na 10 gün önce termal kamere
yerleştirildiği anımsatılan açıklamada, bu kameralarla
24 saat esasına göre, polislerin de yardımıyla alınarak
kontrol yapıldığı kaydedildi.
GİRNE VE GAZİMAĞUSA LİMANLARI′NDAKİ PERSONELE
MASKE VE ELDİVEN
Türkiye′de Amerika′dan gelen 2 vakaya rastlandığı
ifade edilen açıklamada, KKTC Sağlık
Bakanlığı′nın önlem olarak Girne ve Gazimağusa
limanlarındaki personele de maske ve eldiven
dağıtıldığı belirtildi.
KKTC Sağlık Bakanlığı′nın, hem TC
Sağlık Bakanlığı′yla hem de Güney′deki
yetkili sağlık komiteleriyle sürekli olarak istişarede
bulunarak, görüş alışverişinde bulunulduğu kaydedilen
açıklamada, gerek Güney′de gerek Türkiye′de tespit edilen
vakaların karantinaya alındığına işaret
edildi.
Açıklamada ayrıca Dünya Sağlık Örgütü′nün dünyadaki
son Domuz Gribi verileri hakkında da bilgi verilerek 53 ülkede, 15 bin 510
vaka tespit edildiği, bu vakaların 99′unun ölümle
sonuçlandığı kaydedildi.
HALKIN SESI 31/05/09
Özen
ÇATAL
Halen
İngiliz İstinaf Mahkemesi′nde sürmekte olan Orams davası,
İngiliz Yüksek Mahkemesi′nin talebiyle Avrupa Birliği Adalet
Divanı (ABAD)′nın verdiği Kıbrıs Cumhuriyeti
mahkemelerinde alınan bir kararın tüm AB ülkelerinde geçerli
olabileceği yönündeki tavsiye kararıyla yeni bir boyut
kazanırken, bu aşamada yeni adımlar atılması gündeme
geldi.
Londra Barosu avukatlarından Alper Rıza QC, HALKIN SESİ′ne
yaptığı açıklamada halen atılabilecek adımlar
olduğunu belirterek, KKTC makamlarının, İngiliz
İstinaf Mahkemesi′nde görüşülmekte olan davaya derhal taraf
olması gerektiğini söyledi.
Rıza, konunun KKTC′nin tanınıp tanınmama meselesi
olmadığını, tanınmamış olsa dahi Oramslar′a
tapuyu veren makamın KKTC olması nedeniyle bu oluşumun
temsilcisi olarak davaya taraf olma talebinde bulunması gerekliliğini
vurguladı. Rıza, "Oramslar iyi niyetle gelip malı
satın aldılar. Bu tapuyu Oramslar′a veren KKTC′dir.
Oramsların, KKTC yasalarına uymaktan başka hiçbir suçu yoktur.
Dolayısıyla KKTC, "Bu dava beni da ilgilendirir, ben de bu
davaya müdahil olmak isterim diye başvuru yapması lazım"
şeklinde konuştu.
İngiliz İstinaf Mahkemesi′nin böyle bir başvuruyu kabul
edip etmeyeceği yönündeki bir soruya karşılık Rıza,
mahkemenin geç kalındığı için bu talebi
reddedebileceğini ancak mevcut durumda, konunun binlerce kişiyi
ilgilendirmesi nedeniyle başvurunun reddedilmeyeceği inancında
olduğunu söyledi.
DAVANIN YENİDEN ABAD′A DÖNMESİNİ TALEP ETMELİYİZ
Avukat Alper Rıza, gelinen aşamada KKTC′nin atabileceği
adımları ve gerekçelerini değerlendirerek yapılabilecek en
doğru şeyin öncelikle KKTC′nin konuya müdahil olması,
ardından da davanın ABAD′a yeniden değerlendirilmek üzere
gönderilmesini olduğunu ifade etti. Konunun mevcut haliyle sivil ve ticari
bir konu olarak İngiliz İstinaf Mahkemesi′nde görüşülmekte
olduğunu haliyle ABAD′ın da bu çerçevede görüş
bildirdiğini belirten Rıza, KKTC′nin davaya taraf
olmasıyla birlikte davanın politik olduğunun ortaya
çıkacağını ve bu çerçevede yeniden görüş
alınması gerektiğini vurguladı. "Kıbrıs
Cumhuriyeti yasaları ve kararları sivil davalar için geçerlidir"
diyen Rıza, KKTC′nin konuya taraf olmasıyla birlikte
ABAD′a doğru sorunun sorulmuş olacağını söyledi.
ABAD′a sorulacak en doğru sorunun
"Kıbrıs′ın AB′ye girmesi Kıbrıs
Cumhuriyeti anayasasına uygun muydu? Değil ise AB hukuk
dışına mı çıktı?" şeklinde olması
gerektiğini belirten Rıza, KKTC′nin davaya taraf olmasıyla
bu sorunun ABAD′a sorulabileceğini söyledi. Rıza, böylelikle
Orams davasında sorunun esas kaynağının da ortaya
çıkarılacağının altını çizerek davanın
KKTC lehine döndürülebileceğini vurguladı. Rıza, davacı
taraf olan Rum Apostolidis′in davada haklı bir yanı
olduğunun, hakkını araması gerektiğini ancak
Kıbrıslı Türkler′e yapılanın daha büyük bir
haksızlık olduğunu da sözlerine ekledi.
HALKIN SESI 31/05/09
Miliband: Garantörlük son aşamada
İngiltere
Dışişleri Bakanı David Miliband, "Kıbrıs;ta
garantörlük konusunun taraflar arasında anlaşmaya
varıldıktan sonra ele alınması gereken konu olarak
gördüğünü" belirtti.
Miliband, Atina'da
yayımlanan To Vima gazetesindeki demecinde, Türkiye'nin AB perspektifi ile
Kıbrıs konusuna değinerek, "İngiliz hükümetinin, her
iki konuda da hem Brüksel'den hem de Ankara'dan olumlu yönde kararlar
çıkması için yoğun çalışmalarda bulunduğunu"
söyledi.
Kıbrıs sorununun
çözümünde "önem taşıyan iki ayrı nokta
bulunduğunu" ifade eden Miliband, "Birincisi,
Kıbrıslılar için çözüm, Kıbrıslılardan gelmeli.
İkincisi de garantörlük konusuyla ilgili olarak, önce
tarafların bir anlaşmaya varmalarını beklemeliyiz. Bu arada
müzakereleri ne şekilde kolaylaştırabileceğimize
bakacağız" dedi.
İngiltere'nin, adada
sürdürülen müzakerelere elinden geldiğince katkıda bulunmayı
arzu ettiğini belirten Miliband, "Kıbrıs sorununun çözümü
konusunda, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ı bir nesilden beri en uyumlu
görüşmeciler olarak gördüğünü" söyledi.
Bu arada Türkiye'nin tam
üyeliğini hedef alan Brüksel ile Ankara arasındaki
yakınlaşmanın Atina'nın çıkarına olduğunu
belirten Miliband, Yunanistan'ın, Türkiye'nin AB üyeliğini destekleme
kararını, "stratejik önem taşıyan ileriyi görebilen"
bir karar olarak değerlendirdi.
Miliband, "Ayrıca
unutmayalım ki, AB'nin, Türkiye'ye ilişkin ortak kararı
bulunmaktadır" dedi.
AA
KIBRIS POSTASI 31/05/09
Talat: Toprak vermek zorunda kalacağız
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
konusunda yürütülen görüşmelerde birçok konuda yakınlaşma
sağlandığını, yargıda yüzde yüz oranında
anlaşmaya varıldığını söyledi.Görüşmeler
sürecinde en zor konunun toprak olacağını, Türk
tarafının yüzde 29 artıyı başlangıçta kabul
ettiğine göre, toprak vermek zorunda olacağını ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, ancak halkın bu konuda endişe
duymamasını da istedi.
|
Talat, "Yapılan
hiçbir yatırım boşa gitmeyecektir" dedi. Kıbrıs
konusunda yaşanmakta olan gelişmeler hakkında halkı
bilgilendirmek amacıyla köy gezileri başaltan Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, dün Gaziveren ve Doğancı köylerini ziyaret etti. Ziyareti
sırasında görüşmelerin geldiği aşamayla ilgili bilgi
veren Talat, köylülerin sorularını da yanıtladı. Kıbrıs
sorununun çözümünün halkın karşı karşıya
kaldığı birçok sorunun çözümünü de beraberinde
getireceğine işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, bu dönemin
Kıbrıs sorununun çözümü için önemli bir fırsat olduğunu
ifade etti. Talat, Türkiye'nin çözüm
isteğine de dikkati çekti. Gazeteler |
KIBRIS POSTASI 31/05/09
Solution possible by the end of the
year
By Simon Bahceli
CYPRIOTS should remain
hopeful of a solution to the Cyprus problem in the near future, Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat told the Sunday Mail yesterday.
My message is not to give up hope. Both leaders want a solution, Talat said
from his office in north Nicosia, adding: We will revive these hopes in the
course of negotiations when more convergence comes about and when this is
somehow revealed.
Talat also hinted at good news concerning the proposed opening of a new
crossing in the west of the island at Limnitis when he declined to deny rumours
that its opening was imminent.
Our representatives are discussing the matter, he said, adding: I am very
hopeful. There is no reason not to be able to open the crossing point.
Despite reports that ongoing reunification talks have become bogged down in
disagreement, Talat still believes an agreement between him and President
Demetris Christofias will be forthcoming in months rather than years.
My target is for a solution by the end of the year, and a referendum at the
beginning of 2010. The chance [of a solution by then] is quite high, he said.
Talat bases his optimism on a convergence of factors, the most important of
these being Turkeys determination to see the decades-old Cyprus problem
solved.
For Turkeys EU perspective to continue we have to solve the problem. The
incentive for Turkey is in place, he said.
Talat says he worries, however, that the same incentive may not exist on the
Greek Cypriot side, despite Christofias personal desire to see the island
reunited along federal lines, and warned that if failure struck again Cypriots
would simply give up trying to reunite. Indicative of this, he said, was
research that showed Turkish Cypriots now cared more about their financial
wellbeing than solving the Cyprus problem.
While some have worried that Talats hand in negotiations may have been
weakened by the nationalist National Unity Partys (UBP) election victory in
April, the Turkish Cypriot leader, whose term ends in April next year, says he
is confident the new administration will not seek to derail talks.
When the time comes for approval [of a solution] they will decide on their
position. What Im looking for is that they do not create obstacles [in
negotiations], and [currently] they are not doing so, he said. Talat also
indicated that he was likely to run again as a presidential candidate in next
years election by saying, If the solution perspective is in place and my
contribution is needed, I cannot say thank you Im going home
Despite his apparent optimism, Talat was not hiding the fact that negotiations
were taking place at a painstakingly slow pace.
We are not very near [a solution], but we are on the right track. There are
disagreements and convergences, which is normal, so I have no problem in that
regard, he said.
Asked what was preventing them from moving at a faster pace he said both leaders
were limited by political constraints posed by their respective opposition
parties.
Perhaps more importantly, there also exist differences between the leaders on
how the proposed federal setup of a reunited Cyprus would work. Talat says he
favours a looser federation than the model proposed by Christofias because of
the fact that the Turkish Cypriots number only around 20 per cent of the
islands total population.
The presence of Turkish Cypriots in central institutions has to be more
powerful [than their numbers suggest] in order to exercise real political
equality. Otherwise, Turkish Cypriots, with a low percentage, will not be able
to express their will, he said. The only alternative to this was to grant
greater autonomy for the two constituent Turkish and Greek Cypriot states,
thereby making the Turkish Cypriots numerical minority in the central
government less of an issue, he said.
Talat added that he was not in favour of a system similar to that of the
original 1960 Cyprus Republic setup whereby the Turkish Cypriot vice president
had the right of veto over decisions made by the Greek Cypriot president.
This was not constructive, it was destructive. I dont want the right of veto;
I want to participate in the decision making.
CYPRUS MAIL 31/05/09
Is Downer looking for a way out?
By Stefanos Evripidou
UN Special Envoy to Cyprus
applying for jobs elsewhere
THE IMPASSE over the Limnitis crossing has failed to dampen the cautious
optimism of the UNs Special Envoy to Cyprus, so much so that hes apparently
already looking for new jobs for next year.
According to the Sydney Morning Herald, Australian diplomat Alexander Downer
applied for the position of head of the Asia-Pacific Economic Co-operation
(APEC) secretariat, a three-year position based in Singapore, due to start next
year.
The former foreign minister was shortlisted for the job and due to be
interviewed on Thursday, but withdrew his application at the last minute,
following claims that the Australian government would not support him.
The paper quoted a senior source saying that there were concerns within the
Australian foreign ministry regarding Downers suitability for the job. The
general feeling was that the previous government had never really embraced
multilateral bodies and it always regarded APEC as a Labor invention.
There was a view that Mr Downer was not the right fit for the job. They had
never wanted him to apply for the position, the source told the paper.
However, Downer was quoted from Cyprus saying he was unaware of these concerns
but was simply told by the ministry that he would be bored if he took the job.
I just didn't want to do it, he told the Sydney Morning Herald.
The Australian diplomat confirmed that he had applied for the job but not with
any intention. In any event, Downer found his current job much more
important.
Its all about the security of the eastern Mediterranean, he explained to the
paper. I think Id rather work for the UN, he added.
Downer pointed out that it would have been unfair for the Australian government
not to have supported him in his international job search, as he had helped his
Labour predecessor when he was foreign minister.
The incumbent government may not have found Downer suitable for the role of
APEC chief given his partys reported aversion to multilateralism but it did,
however, support his application for United Nations Special Envoy to Cyprus.
As for the alleged job search, a constant theme of the direct talks in Cyprus
has been that there shall be no stifling timeframes yet everyone from Mehmet
Ali Talat to British Foreign Minister David Miliband has used every opportunity
to stress that the world would like to see a solution in 2009.
The reasons are a dime a dozen, but the most relevant have to do with the EUs
Turkey-Cyprus assessment due in December, and the presidential elections in
the north set for next April.
Whether Downer is applying for a job in 2010 because he is in possession of a
rare sense of optimism that the talks will succeed or something quite the
opposite is anyones guess. But they dont call Cyprus the diplomats
graveyard for nothing.
CYPRUS MAIL 31/05/09
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas çözüm olsun diye çözümü kabul etmeyeceklerinin altını
çizerek Rum halkına "gözünüz arkada kalmasın"
mesajını verdi. Hristofyas, Kıbrıs sorununa aralık
ayından önce ortak kabul edilebilir bir çözüm bulunmasının iyi
bir iş olacağını, ancak bazı takvimler uğruna,
çözüm olsun diye çözümü kabul etmelerinin söz konusu
olmadığını söyledi. Rum Lider Hristofyas "Bunu
Sayın Talat′a da, Güvenlik Konseyi′nin 5 daimi üyesine de,
müstakbel İsveç dönem başkanlığına da,
Kıbrıs sorunuyla meşgul olan herkese söyledim" dedi.
Gazete manşete çektiği söyleşiyi
"′Şantajları Reddediyoruz" -Başkan Hristofyas
Fileleftheros′a Konuştu -Limnidi Açılabilir -Ara
Anlaşmayı Reddediyoruz -Türkiye Nezdinde Girişimlerde Bulunuldu -Senaryoları
Atina ve Partilerle İnceleyeceğiz -Talat′la Tek Devlet Tek
Egemenlik Konuşuyoruz" başlık ve spotlarıyla
yansıttı.
Türkiye′nin üyelik sürecinin AB tarafından gözden geçirilmesi
ışığı altında "çözüm olsun diye çözümü kabul
etmeyeceklerini, ilkeleri ihlal eden anlaşmaya da rıza
göstermeyeceklerini" söyleyen Hristofyas, zorluklarla
karşılaşacaklarını kabul etmekle birlikte,
hazırlık yaptıklarını söyledi ve "çok dar
boğazlardan geçtik" dedi.
Hristofyas, "Gözünüz arkada kalmasın" diyerek, beklenmekte olan
gelişmeler ışığı altında Rum
halkını rahatlatmaya çalışırken; doğrudan
müzakereler-de iniş-çıkışlar olduğunu söyledi ve
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat′ın tavrının
kendisini üzdüğünü söyledi. "Baskı yapmak isteyenler öteki
tarafın kapısını çalsın" diyen, ancak aynı
zamanda; baskı ve şantaj kabul etmediklerini söyleyen Dimitris
Hristofyas, Rum yönetiminin, Türkiye′nin AB üyelik sürecinin gözden
geçirileceği Aralık ayında takınacağı
tavırla ilgili genel bir çerçeve ortaya koymakla birlikte,
kartlarını kapalı tuttu.
"ÇÖZÜM OLSUN DİYE ÇÖZÜMÜ KABUL ETMEYECEĞİZ"
Cumhurbaşkanı Talat′la kendisinin 30, Nami ve Yakovu′nun
çok daha fazla kez görüştüğünü hatırlatan gazete
Hristofyas′a "bazı konularda
anlaştığınızı açıkladınız ama
sonra Türk tarafından cayma oldu. Prosedürün süreç içerisinde, Türk
tavrından dolayı yozlaşacağı tehlikesi görüyor
musunuz?" sorusunu yöneltti. Hristofyas değerlendirme yaparken tek
yanlı olunmaması ve yalnız bir açıdan bakılmaması
gerektiğini belirterek şunları söyledi:
"Pertev ile Conis arasında 50′den fazla görüşme oldu ve
bir adım bile ilerlenmedi. Şimdi pek çok görüşme
yapıldı ama ileri doğru adımlar atılıyor. Bu
adımlar, çözümün dayanması gereken zeminle, merkezi hükümetin ve
bölgesel hükümetlerin yetkileriyle ve diğer bazı konularla ilgilidir.
Ancak, müzakere sürecinde iniş-çıkışlar olmasının
bizi hoşnutsuz ettiği bir gerçektir. Prosedürle ilgili daha fazla
ilerleme ve daha çok tutarlılık beklediğimi geçmişte de
söyledim. Zorlukları göğüslemek için hazırlık
yapıyoruz. Çoğu kez çeşitli darboğazlardan geçtik,
çeşitli kazanlarda kaynadık, kişileri de durumları da
biliyoruz. Aynı zamanda, bu Başkan′ın (Hristofyas)
duygularını; sizin veya vatandaşların ve genel olarak bazı
politikacıların yapabildiği gibi, alenen
açıklayamayacağını anlarsınız
Kim olursa olsun,
dikkatli olmalı. Ama açıkça ifade etmek isterim ki ′gözünüz
arkada kalmasın.′" Türkiye′nin, sözünü ettiği
"yükümlülükleri" yerine getirmemesi halinde Yunanistan′la
birlikte yalnız Güney Kıbrıs′ın mı tepki
göstereceğinin sorulmasına karşılık da Hristofyas,
Aralık ayında yapacaklarını Mart ayında
açıklamasının hiç yapmadığı bir şey ve kötü
niyet işareti olacağını söyledi, şunları ekledi:
"Vermek istediğim ve muha-taplarıma da verdiğim mesaj;
′Türkiye′ye, yaratıcı olması için yardım
edin′dir ve hedefimiz ülkemize yardım etmek, aynı zamanda
Türkiye′ye de yardım edilmesidir. Bu söyledikleriniz masadadır.
Yunan hükümeti ve siyasi güçleriyle birlikte oturup bütün olası
senaryoları inceleyeceğiz. Bu senaryoları kamuoyuna
açıklarsak kendi icraatlarımızı et-kisiz kılarız.
Türkiye′nin, bütün dostlarının yardımıyla,
Kıbrıs′a ve Kıbrıs sorununa yönelik adımlar
atmanın kendi yararına olduğuna duyarlılık
göstermesini umuyorum. "Kıbrıs müzakerelerinin,
Türkiye′nin AB üyelik sürecinin gözden geçirileceği 2009 Aralık
ayı ve KKTC′de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin
yapılacağı 2010 Nisan′ı
ışığı altında bazı takvimler temelinde
ilerlemekte olduğunun hatırlatılması ve bu çabayı
nasıl değerlendirdiğinin sorulması üze-rine Hristofyas,
Kıbrıs sorununa aralık ayından önce ortak kabul edilebilir
bir çözüm bulunmasının iyi bir iş olacağını,
ancak suni veya değil bazı takvimler uğruna, çözüm olsun diye
çözümü kabul etmelerinin söz konusu olmadığını söyledi.
Hristofyas "Bunu Sayın Talat′a da, Güvenlik Konseyi′nin 5
daimi üyesine de, müstakbel İsveç dönem başkanlığına
da, Kıbrıs sorunuyla meşgul olan herkese de söyledim" dedi.
Rum tarafının ara çözüm olasılığını
inceleyip incelemediği sorulan Hristofyas "hayır"
yanıtını verince "bunu kabul de mi edemeyiz" sorusunu
yönelten gazete Rum Yönetimi Başkanı′ndan "Bu hayal
ürünüdür. Anlaşma yapsak da yapmasak da
" yanıtını
aldı. Doğrudan müzakereler prosedürünün ilerlememesi veya
çıkmaza sürüklenmesi halinde devreye sokulacak bir B planı olup
olmadığı sorusuna karşılık Hristofyas "Yunan
hükümetiyle birlikte, olası bütün senaryoları inceleyeceğiz
dediğimde ne kastediyorum? B planımız var demeden..."
ifadesini kullandı.
Hristofyas′a, Aralık ayına kadar olan zamanı çözüm için
yeterli bulup bulmadığı da soruldu. Sözlerine
"Elbette" diye başlayan Rum Yönetimi Başkanı,
şöyle devam etti: "Çünkü, bazen basit şeyler karmaşık
olur, ancak tam tersi de var. Karmaşık şeyler basit olabilir.
Dolayısıyla iki tarafa ve Türkiye′ye bağlıdır.
Yunanistan′a bağlıdır demiyorum. Bu fırsatla,
söylemem gerekir ki, Yunan hükümetiyle aramızdaki mükemmel
işbirliğinden çok memnunum. Başbakan Karamanlis ve
Dışişleri Bakanı Bakoyanni ile aramızda iletişim
ve eşgüdüm var."
Gazetenin "Sayın Talat bir barikat konusunda hareket edemiyor, çözüm
anlaşmasını nasıl yapacak, çözümün uygulanmasında
nasıl anlaşacak? Ledra (Lokmacı) ve Limnidi
(Yeşilırmak) konusuna anlaşmıştınız ama o
riayet etmedi" şeklindeki sorusuna karşılık Hristofyas
"Limnidi açılabilir ve bu söylediğiniz ortadan
kaldırılabilir. Konu kapanmadı" dedi, şunları
söyledi:
"Bütün Kıbrıs Cumhuriyeti başkanlarının
çabası, Türkiye′yle müzakere etmemizdi. Türkiye görüşmeyi
reddediyor. BM kararları, Kıbrıs sorununun çözümü için iki
toplumun liderlerinin görüşmesini öngörüyor. Şimdi;
′Kıbrıslı Türklerin lideri A′yı veya B′yi
yapmak istemiyor veya yapamıyor′ dedik diye bu çizgiyi, uluslar
arası camiadaki; Kıbrıs sorununu çözmek istediğimiz
görüntüsünü değiştirecek miyiz?"
Gazetenin "Ama bu bir gerçek... Muhatabınız herhangi bir
şeye karar veremiyor" diye üstelemesi üzerine sözlerine "Sürekli
olarak; size katılmam halinde Sayın Talat′ı
kışkırtacak sorular soruyorsunuz" sitemiyle başlayan
Hristofyas şunları söyledi:
"Ben, Sayın Talat′la müzakere etmek ve süreçte ortak dil
bulmamız için açık pencere bırakmak istiyorum. Ben de
tıpkı sizin istediğiniz gibi ′Talat Türkiye′ye
sormadan hiçbir şey yapamaz′ şeklinde kesin konuşursam o
zaman müzakerelere neden gidiyoruz? Ben bu sonuca varmak istemiyorum, çünkü
böyle bir şey Kıbrıs halkının çıkarına
değil."
"TALAT′TAN DAHA FAZLASINI BEKLERDİM"
Cumhurbaşkanı Talat′la bugüne kadar gerçekleştirdikleri 30
görüşmeden sonra pişmanlık duyduğu herhangi bir şey
olup olmadığı sorusuna "zannetmiyorum"
yanıtını veren Hristofyas "Muhatabımdan daha
fazlasını beklerdim, bunu hiç saklamadım. Bu da duygularımı
kışkırtan ve beni üzen bir şeydir. ′Hayal
kırıklığı′ demeyeceğim" ifadesini
kullandı.
HALKIN SESI 01/06/09
Talat: Haberler hayal ürünü
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrısta bir anlaşma için Türk
tarafının toprak vermesinin kaçınılmaz olduğunu
vurguladı ve bunun 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş
zamanından kabul edilerek Meclis kararı haline geldiğini
anımsattı. Talat, Ancak ne kadar toprak verilecek, neresi verilecek
gibi bir çalışma yok dedi.
Türkiyede bir gazetede
bugün çıkan konuya ilişkin haberi hayal ürünü olarak niteleyen
Talat, toprak düzenlemelerini içerecek haritanın da ancak müzakerelerin
son aşamasında ve diğer konularda anlaşma halinde gündeme
gelebileceğini vurguladı.
TAK ajansına
yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
geçtiğimiz gün bir köy ziyaretinde toprak düzenlemesi ve 29+dan bahsetme
nedenlerinin sorulması üzerine, özetle şunları söyledi:
Güzelyurt bölgesindeydim ve vatandaş her zamanki gibi toprak tavizi olup
olmayacağını sordu. Ben de anlaşma için toprak düzenlemesinin
kaçınılmaz olduğunu anlatırken geçmiş iktidarlar
döneminde, yıllar önce kabul edilen 29+ formülünü anımsattım.
Sayın Denktaş zamanında kabul edilen ve Meclis kararı
haline de gelen bu kararı, toprak verileceğinin kanıt olarak
hatırlattım. Bu, Kıbrıs konusunu az çok bilen herkesin,
sadece yetkililerin değil, vatandaşın da bildiği bir konu.
Yeni bir şey yok... Ama anlaşma halinde ne kadar verilecek, neresi
verilecek diye bir çalışma kesinlikle yok... Henüz o aşamalarda
değiliz.
Gelecek haftadan sonra
müzakere sürecinde toprak başlığına geçileceğini,
ancak prensiplerin konuşulacağını söyleyen
Cumhurbaşkanı Talat, Harita sunma birçok konuda anlaşma halinde
ancak son aşamada gündeme gelebilir. Çünkü hassas bir konu dedi.
Türkiyede bir gazetenin 29+ açıklamasından hareketle Güzelyurtun
Rumlara verileceğine ilişkin bugün verdiği haberi Tamamen
hayal ürünü, bilgisizlik diye niteleyen Talat, Türkiye basını
konunun esasını öğrenmeden yayın yapmamaya özen göstermeli.
Konuya hakim gazetecilere haber yaptırmalı ifadelerini
kullandı.
AA
KIBRIS
POSTASI 01/06/09
Kılıçdaroğlu,
Cumhurbaşkanı Talat'ı istifaya çağırdı
CHP Grup Başkanvekili
Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Bülent Arınç'ın, dürüstlük
sıfatını sürdürebilmesi için görevinden ayrılması
gerektiğini savunarak, Eğer bir bakan, kendine bağlı
kurumun başkanını istifaya davet ediyor, bu olmuyorsa,
Sayın Arınç'ın o görevden ayrılması lazım dedi.Kılıçdaroğlu,
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı da istifaya
çağırdı.
Parlamento Muhabirleri
Derneğini ziyaret eden Kılıçdaroğlu, gazetecilerin,
gündemdeki konulara ilişkin sorularını yanıtladı.
Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın, RTÜK
Başkanı Zahid Akman'dan istifasını istemesine yönelik
değerlendirmesinin ne olduğunun sorulması üzerine
Kılıçdaroğlu, Arınç'ın, yolsuzluklar konusundaki
duyarlılığını bildiğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, Arınç'ın, Akman ile görüşmesinde bu
konudaki duyarlılığını dile getirdiğini
belirterek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Akman'ın
arkasında durma kararlılığını sürdürdüğünü
savundu.
Eğer bir bakan,
kendine bağlı kurumun başkanını istifaya davet ediyor,
kamuoyunun beklentisi de bu yöndeyse, bu istifa gerçekleşmiyorsa,
Sayın Bülent Arınç'ın o görevden ayrılması lazım
diyen CHP'li Kılıçdaroğlu, sözlerine şöyle devam etti:
Çünkü olay, Bülent
Arınç-Zahit Akman olayının ötesine
çıkmıştır. Başbakan'ın bizzat destek verdiği
bürokrat ile o bürokratın bağlı olduğu bakan
arasındaki ciddi bir sorundur bu. Sayın Arınç'ın, dürüstlük
sıfatını sürdürebilmesi için o görevden ayrılması
gerekir. Sayın Arınç, bir bürokrata sözünü geçiremiyorsa, Almanya'ya
gidemeyen bir bürokrat, artık sabah-akşam Sayın
Arınç'ı ziyaret edecekse, bu olmaz. Sayın Arınç'ın o
nedenle görevden ayrılması gerekiyor. Sayın Arınç, Başbakan'a
gidecek, 'Ben, Meclis Başkanı istifasını istedi, kamuoyu,
tüm muhalefet partileri istifasını bekliyor ama bu kişiye siz
güven, destek veriyorsunuz, arkasında olduğunuzu söylüyorsunuz, o
kişi de ayrılmıyor. O zaman kusura bakmayın ben bu görevden
ayrılmak zorundayım' diyecek. Eğer ayrılmazsa, Sayın
Arınç'ın bu konudaki söylemlerinin samimi olmadığına
dair bir görüşümüz olacak.
ALLAH AKIL FİKİR
VERSİN
CHP Grup Başkanvekili
Kılıçdaroğlu, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın, Biz, en baştan yüzde 29 artıyı kabul
ettiğimiz için toprak vermek zorundayız. Görüşme sürecinde en
zor konu toprak olacaktır, çünkü toprak vermek zor bir konudur sözlerini
değerlendirdi.
Uluslararası
pazarlıklarda, masaya, kartları açarak
oturulamayacağını belirten Kılıçdaroğlu,
Sayın Talat, zaten baştan verici. Sayın Talat, KKTC'nin
haklarını savunmaktan acizse, o görevi derhal bırakması
lazım. 'Biz toprak vermek zorundayız' diyor, bari
sınırlarını da çizin. Böyle bir devlet yönetimi
anlayışı, herhalde dünyada ilk kez karşılaşılan
bir anlayıştır. Allah akıl fikir versin diye konuştu.
SUÇ DUYURUSUNDA
BULUNACAĞIZ
Kılıçdaroğlu,
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir
Topbaş'ın, 63 milyon avroluk Phieleas marka otobüsleri, hangi
mantıkla ve krediyle aldığını İstanbullulara
açıklaması gerektiğini söyledi. Topbaş'ın, otobüsün
teknik özelliklerini, Makine Mühendisleri Odası'na vermekten
korktuğunu öne süren Kılıçdaroğlu, sorunun, şoförlere
bağlandığını kaydetti.
Beyoğlu Cumhuriyet
Savcılığının, dava açtığını
anımsatan Kılıçdaroğlu, Herhalde Sayın Topbaş,
cumhuriyet savcısını da özür dilemeye davet edecektir.
Topbaş, bu sürecin içinde mi yoksa dışına mı
çıkarıldı? Dışına çıkarıldıysa,
suç duyurusunda bulunacağız. İçindeyse, ek delillerle, dava
sürecini yakından izleyeceğiz görüşünü dile getirdi.
Kılıçdaroğlu,
CHP'li bir milletvekilinin özel yaşamına ilişkin bir soru
üzerine, konuyu ilk kez duyduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu,
kişilerin özel yaşamıyla hiç ilgilenmediğini, bu konuda
kendisine çok sayıda fotoğraf, belge geldiğini ancak hiçbirini
kullanmadığını, politikada eleştiri unsuru
yapmadığını belirtti.
A.A.
KIBRIS
POSTASI 01/06/09
01.06.2009 CNN TURK
CHP
Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bakanı
Bülent Arınç'ın, dürüstlük sıfatını sürdürebilmesi
için görevinden ayrılması gerektiğini savunarak, "Eğer
bir bakan, kendine bağlı kurumun başkanını istifaya
davet ediyor, bu olmuyorsa, Sayın Arınç'ın o görevden
ayrılması lazım" dedi.
Kılıçdaroğlu, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı
da istifaya çağırdı.
Parlamento Muhabirleri Derneğini ziyaret eden Kılıçdaroğlu,
gazetecilerin, gündemdeki konulara ilişkin sorularını
yanıtladı.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent
Arınç'ın, RTÜK Başkanı Zahid Akman'dan istifasını
istemesine yönelik değerlendirmesinin ne olduğunun sorulması
üzerine Kılıçdaroğlu, Arınç'ın, yolsuzluklar
konusundaki duyarlılığını bildiğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, Arınç'ın, Akman ile görüşmesinde bu
konudaki duyarlılığını dile getirdiğini
belirterek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Akman'ın
arkasında durma kararlılığını sürdürdüğünü
savundu.
"Eğer bir bakan, kendine bağlı kurumun
başkanını istifaya davet ediyor, kamuoyunun beklentisi de bu
yöndeyse, bu istifa gerçekleşmiyorsa, Sayın Bülent Arınç'ın
o görevden ayrılması lazım" diyen CHP'li
Kılıçdaroğlu, "Çünkü olay, Bülent Arınç-Zahit Akman
olayının ötesine çıkmıştır. Başbakan'ın
bizzat destek verdiği bürokrat ile o bürokratın bağlı
olduğu bakan arasındaki ciddi bir sorundur bu. Sayın
Arınç'ın, dürüstlük sıfatını sürdürebilmesi için o
görevden ayrılması gerekir. Sayın Arınç, bir bürokrata
sözünü geçiremiyorsa, Almanya'ya gidemeyen bir bürokrat, artık
sabah-akşam Sayın Arınç'ı ziyaret edecekse, bu olmaz. Sayın
Arınç'ın o nedenle görevden ayrılması gerekiyor. Sayın
Arınç, Başbakan'a gidecek, 'Ben, Meclis Başkanı
istifasını istedi, kamuoyu, tüm muhalefet partileri
istifasını bekliyor ama bu kişiye siz güven, destek
veriyorsunuz, arkasında olduğunuzu söylüyorsunuz, o kişi de
ayrılmıyor. O zaman kusura bakmayın ben bu görevden
ayrılmak zorundayım' diyecek. Eğer ayrılmazsa, Sayın
Arınç'ın bu konudaki söylemlerinin samimi olmadığına
dair bir görüşümüz olacak" dedi.
"Allah akıl fikir versin"
CHP Grup Başkanvekili Kılıçdaroğlu, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, "Biz, en baştan
yüzde 29 artıyı kabul ettiğimiz için toprak vermek
zorundayız. Görüşme sürecinde en zor konu toprak olacaktır,
çünkü toprak vermek zor bir konudur" sözlerini değerlendirdi.
Uluslararası pazarlıklarda, masaya, kartları açarak
oturulamayacağını belirten Kılıçdaroğlu,
"Sayın Talat, zaten baştan verici. Sayın Talat, KKTC'nin
haklarını savunmaktan acizse, o görevi derhal bırakması
lazım. 'Biz toprak vermek zorundayız' diyor, bari
sınırlarını da çizin. Böyle bir devlet yönetimi
anlayışı, herhalde dünyada ilk kez
karşılaşılan bir anlayıştır. Allah akıl
fikir versin" diye konuştu.
"Suç duyurusunda bulunacağız"
Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanı Kadir Topbaş'ın, 63 milyon avroluk Phieleas marka
otobüsleri, hangi mantıkla ve krediyle aldığını
İstanbullulara açıklaması gerektiğini söyledi.
Topbaş'ın, otobüsün teknik özelliklerini, Makine Mühendisleri
Odası'na vermekten korktuğunu öne süren Kılıçdaroğlu,
sorunun, şoförlere bağlandığını kaydetti.
Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığının, dava açtığını
anımsatan Kılıçdaroğlu, "Herhalde Sayın
Topbaş, cumhuriyet savcısını da özür dilemeye davet
edecektir. Topbaş, bu sürecin içinde mi yoksa dışına
mı çıkarıldı? Dışına
çıkarıldıysa, suç duyurusunda bulunacağız.
İçindeyse, ek delillerle, dava sürecini yakından
izleyeceğiz" görüşünü dile getirdi.
Kılıçdaroğlu, CHP'li bir milletvekilinin özel yaşamına
ilişkin bir soru üzerine, konuyu ilk kez duyduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu, kişilerin özel yaşamıyla hiç
ilgilenmediğini, bu konuda kendisine çok sayıda fotoğraf, belge
geldiğini ancak hiçbirini kullanmadığını, politikada
eleştiri unsuru yapmadığını belirtti.
SEFA
KARAHASAN Lefkoşa
Birleşmiş Milletlerin Kıbrısta liderler arasında
görüşmelerin sona ermesinin ardından 50 sayfalık bir raporu
taraflara sunacağı ve rapor üzerinden referandum
düzenleneceği öne sürüldü
Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum
Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas
arasında bir süreden beri devam eden görüşmelerin sonunda
Birleşmiş Milletlerin (BM), liderlere yaklaşık 50
sayfalık yeni bir rapor sunacağı ve bu rapor üzerinden
referanduma gidileceği ileri sürüldü.
Milliyetin güvenilir kaynaklardan elde ettiği bilgilere göre, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer, 2 haftadır KKTCde kamp kurdu.
Geçtiğimiz hafta sonunu Girnede bir otelde geçiren Downer,
işadamları ve sivil toplum kuruluşlarının
yöneticileriyle görüşmeler yaptı.
BM, Talat ile Hristofyas arasında süren görüşmelerin sekteye
uğramasını istemiyor.
Bu çerçevede, Talat ve Hristofyas görüşmesinin yanı sıra,
1974ten sonra Türk ve Rum liderler arasında yapılan
görüşmeler de incelenerek yeni bir rapor hazırlanacak.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer,
yaklaşık 2 haftadır KKTCdeki sivil toplum
kuruluşları, işadamları ve önde gelen şahsiyetlerle
temaslarda bulunuyor. Downerin temasları sırasında
Kıbrıs Türk tarafının hassasiyetlerini dinlediği ve
BMnin Kıbrısta aktif olarak devreye gireceği zaman nasıl
bir tutum izlenmesi gerektiği konusunda bir ön çalışma
yaptığı belirtildi.
Downerin temaslarını tamamlamasının ardından
liderlere sunulacak rapora son şeklinin verileceği ifade edildi.
Milliyete bilgi veren diplomatik
kaynaklar, liderlere sunulacak raporun, taslak anlaşmanın genel bir
özeti olacağını ve bu nedenle Kıbrıs Türk
tarafının çok dikkatli olması gerektiğine vurgu
yaptılar.
MILLIYET02/06/09
Rum Kilisesi,
Türkiyeyi AİHMe şikayet edecek
Kıbrıs Kilisesi, KKTCdeki
mallarının gasp edilmesi ve haklarının ihlali gerekçesiyle
Türkiyeyi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine şikayet edecek.
KHAya göre, Rum Başpiskoposu II. Hrisostomos
dün düzenlediği basın toplantısında, AİHMde
Türkiyeye karşı açılacak davanın
hazırlandığını bildirdi.
Başpiskopos, Şimdi Kıbrıs Kilisesi için
Türkiyenin kilise haklarını ihlalini, kuzeydeki
mallarımızın gaspını, inkar edilemez
hakkımız olan kuzeydeki dini yerlerimizi ziyaret edip dua etmemize
izin verilmemesini, kötü durumda ve yıkılmaya yüz tutmuş
kiliselerimizi tamir hakkımızın elimizden
alınmasını resmen AİHMde rapor haline getirme zamanıdır
dedi.
Kilisenin avukatlarından Andreas Angelidis de
açıklamalarında, böyle önemli bir davada kendisine görev verilmesinin
onur olduğunu söyledi ve Savunmamızı özel davalarla ilgili dava
hukuku ve Kıbrısın Türkiyeye karşı dördüncü
devletlerarası başvuru üzerine bina edeceğiz şeklinde
konuştu.
Kilisenin diğer avukatı Simos Angelidis de, yıllar
boyunca yaşanan gerçeklerin değerlendirilmesi ve
hazırlanmasıyla bu davanın önemi, Avrupa Konvansiyonunun insan
haklarından doğan devredilemez haklarının savunmasında
Kilisenin hazırlığında yattığını
belirtti.
Avukat Angelidis, şöyle devam etti:
Tarih, uygarlık, dini eserler ve Kıbrıslı
Rumların özgürlükleri 35 yıldan bu yana açıkça ihlal
edilmiştir ve hiçbir hukuki fikri yoktur. Askeri üstünlüğüne
karşın Türkiye uluslararası hukuka uymalıdır. Bugün
Kıbrıs Kilisesi Avrupa İnsan Hakları kurumlarında
adalet istemek ve bulmak için yoğun bir mücadele vermektedir.
Davanın bir ay içinde Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde açılması bekleniyor.
Davanın sunulmasından sonra Kilisenin Türk
tarafından bir misilleme bekleyip beklemediği sorusuna Rum
Başpiskopos Hrisostomos, Sanırım çok bekledik ve
sınırlarımızı zorladık. Türkler ne yaparlarsa
yapsınlar önemsizdir. Türkiyenin köşeye sıkıştırılması
ve dünyanın bu ülkenin nasıl düşündüğünü ve nasıl
hareket ettiğini görmesi zamanıdır dedi.
Rum Kilisesi, bu yılın başında
yayımladığı bir basın açıklamasında,
1974ten bu yana birçok kilisenin ahıra, hayvan barınağına,
kümese, gece kulübüne, kütüphaneye, kültür merkezine, morga, camiye ve askeri
kamplara dönüştürüldüğünü savunmuştu.
KIBRIS 02/06/09
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs′ta bir anlaşma için Türk tarafının toprak
vermesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı ve bunun 1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş zamanından kabul edilerek meclis
kararı haline geldiğini anımsattı. Talat, "Ancak ne
kadar toprak verilecek, neresi ve-rilecek gibi bir çalışma yok"
dedi.
Türkiye′de bir gazetede dün çıkan konuya ilişkin haberi
"hayal ürünü" olarak niteleyen Talat, toprak düzenlemelerini içerecek
haritanın da ancak müza-kerelerin son aşamasında ve diğer
konularda anlaşma halinde gündeme gelebileceğini vurguladı.
TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, geçtiğimiz gün bir köy ziyaretinde toprak düzenlemesi ve
29+′dan bahsetme nedenlerinin sorulması üzerine, özetle
şunları söyledi:
"Güzelyurt bölgesindeydim ve vatandaş her zamanki gibi toprak tavizi
olup olmayacağını sordu. Ben de anlaşma için toprak
düzenlemesinin kaçınılmaz olduğunu anlatırken geçmiş
iktidarlar döneminde, yıllar önce kabul edilen 29+ formülünü
anımsattım. Sayın Denktaş zamanında kabul edilen ve
meclis kararı haline de gelen bu kararı, toprak verileceğinin
kanıtı olarak hatırlattım. Bu, Kıbrıs konusunu az
çok bilen herkesin, sadece yetkililerin değil, vatandaşın da
bildiği bir konu. Yeni birşey yok... Ama anlaşma halinde ne
kadar verilecek, neresi veri-lecek diye bir çalışma kesinlikle yok...
Henüz o aşamalarda değiliz."
Gelecek haftadan sonra müzakere sürecinde toprak başlığına
geçileceğini, ancak prensiplerin konuşulacağını
söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, "Harita sunma birçok konuda
anlaşma halinde ancak son aşamada gündeme gelebilir. Çünkü hassas bir
konu" dedi.
Türkiye′de bir gazetenin 29+ açıklamasından hareketle
"Güzelyurt′un Rumlara verileceğine" ilişkin dün
verdiği haberi "Tamamen hayal ürünü, bilgisizlik" diye niteleyen
Talat, "Türkiye basını konunun esasını öğrenmeden
yayın yapmamaya özen göstermeli. Konuya hakim gazetecilere haber
yaptırmalı" ifadelerini kullandı.
HALKIN SESI 02/06/09
Rum tarafında Kilise ve hükümet krizi
Kıbrıs Rum
Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Hrisostomos, Yunanistanın Nikea
kentinde düzenlenen bir ayinde Türkiyeyi Kıbrıs, Ege ve
Trakyayı istemekle suçladı ve Kıbrıslı Türkler ile
müzakere yürüten Rum siyasetçileri de ödün veren cahiller diye azarladı.
Hemen karşılık veren Rum hükümeti ise, Kiliseyi bölücü ilan
etti.
Kıbrısta Rum
yönetimi ile güçlü kilise arasında bir süredir devam eden uzlaşma,
Başpiskopos Hrisostomosun Yunanistanda Türkiyenin yanı sıra,
Rum yönetimini topa tutması ile yerini kavgaya bıraktı.
Başpiskopos ayindeki konuşmasında, "Bugün siyasilerimiz,
Kıbrıs sorununun çabucak çözümlenmesi gerektiğini yoksa
Kıbrısın bölüneceğini, çabuk çözüm olmazsa Türk devletinin
tanınacağını bağırıyor. Bu
yalandır" dedi. Rum hükümeti, Başpiskoposa yanıt vererek
bu görüşlerinin bölünme yanlılarına hizmet ettiğini
belirtti.
haberler.com
KIBRIS POSTASI 02/06/09
Denktaş:Toprak vermek zorunda değiliz
Cumhurbaşkanı Sn.
Talat, haklı olarak, toprak konusu en zor konulardan biridir demiş
ve geçmişte %29+yı kabul ettiğimiz için bu konuda taviz vermek
zorundayız diye de eklemiştir. Gün gele toprak konusunun ele
alınarak bazı değişiklikler yapılması
kaçınılmazdır ancak geçmişte %29+ya razı
olduğumuz için taviz vermek zorundayız düşüncesi
yanlıştır çünkü geçmişteki BM Planlarında veya
önerilerinde var olan herhangi bir şeyi Rum tarafı kabul
etmiş değildir.
Bu nedenle geçmişte söylediklerimiz bizi bağlar fakat Rumlar her
konuda yeni iddialarda bulunabilirler yaklaşımı kabul edilemez
bir yaklaşımdır. %29+ konusu çok gerilerde
kalmıştır ve bu oranın, Talat-Hristofyas
görüşmelerinde bağlayıcı hiç bir yönü de yoktur.
Anlatayım:
BM Genel Sekreteri Perez de Cuellar zamanında üzerinde derinliğine
çalıştığımız ve hemen hemen görüş
birliğine varıldığı sanılan BM Planını
imzalamak üzere New Yorka davet edilmiştik. Rum tarafı , daima
yaptığı gibi, tüm ilgililere planı imzalamak niyetinde oldukları
haberini maksatlı olarak yaymış, benim plana karşı
çıkmamı beklemekteydi. TC temsilcisi rahmetli Kırca idi.
Ben NYa gitmeden önce planla ilgili görüşümü Ankara ile
paylaşmıştım. Toprak talebimiz %30 idi. Genel Sekreter ile
ilk temasımı yapmak üzere kendisini ziyaret ettiğimde Cuellar
bana bu işin sonuna geldik; senden bir küçük ricam olacak; Kypriyanu %30
toprak talebinize takmış, her şeyi kabul ediyor fakat
halkına bu %30u kabul ettiremeyeceğini söylüyor; bunun altında
her şeyi kabul edebileceğini söylemektedir.
Lütfen bu konuda esneklik göster ve bu işi artık burada bitirelim
dedi. Konu %30 mu ? Ve ben bunun altına inersem Kypriyanu planın
tümüne evet mi diyecek? diye sordum. Cuelların cevabı evet,
istediği şu %30un görülmemesi dedi. Pek alâ dedim ve
Cuelların önünde duran kâğıdı alarak %29+yı
yazdım. Cuellar memnun ve mesut; beni kutladı, büyük devlet
adamlığı yaptığımı söyledi. Kendisine bu
önerim, bugün bu anlaşmanın tamamlanması için
yapılmış bir öneridir. Bugün Kypriyanu bu önerimi kabul etmezse
geçerliliği sona erer dedim ve ayrıldım. Rahmetli Kırcaya
konuyu anlattığımda o da çok memnun oldu. Türkiyeyi büyük bir
yükten kurtarıyorsun diyerek beni tebrik etti. Kypriyanu bu öneriyi de
ret ederse KKTCnin tanınması muhakkak gündeme gelecekti. Cuellar da
bunu ima etmişti.
Ayni gün müşterek toplantıya gittiğimde Kypriyanonun konuyu
Yunan hükümeti ile görüşmek üzere Atinaya gideceğini
öğrendim. On veya on beş gün New Yorkta Kipriyanonun geri
gelmesini bekledim. Geldi ve planı ret etti. Bu nedenle Cuellar belgesinin
bir bütün olarak kabulüne bağlı olan %29+ önerisini
bağlayıcı addetmek kadar yanlış bir yaklaşım
olamaz. O günden bu güne Kıbrıs Türklerinin yerleşim ve
tapu edinme konuları daha da artmıştır. Şimdi toprak
konusu görüşülürken bütün bu gerçeklerin değerlendirilmesi gerekir.
1960 Antlaşmalarında iki kurucu taraf idarede %30
paylaşıma, bağımsızlıkta ve egemenlikte eşit
ortaklığa razı olmuştu.
Temel budur. 20 yıl uğraştan sonra KKTCnin ilânı da
egemenliğine ve bağımsızlığına sahip
çıkan halkımızın bu temel haklarını hayata
geçirmesinden ibarettir. Rum bunu anlamıyor ve adanın tümüne sahip
çıkma pişkinliğini devam ettirebiliyorsa, ABD ile Garantör
İngiltere ve şimdi de AB bu pişkinliği desteklemeye devamda
kararlı iseler, bütün bunlar bizim Devletimizden,
bağımsızlığımızdan ve topraktaki
hakkımızdan vazgeçmemiz veya bu konularda taviz vermemiz için bir
neden olamaz. Kazanılan bir devletimiz vardır.
Egemeniz ve bağımsızız. Anavatan sayesinde bunları
koruyacak durumdayız. Taviz, Rumdan, suçludan, cinayetleri, darbeleri
başlatıp masum insanları toplu mezarlara gömerek
Kıbrısın tümüne sahip çıkabileceklerini sananlar
tarafından verilmelidir. Hak ve hukukunu korumak için can verenlerden
değil.
KIBRIS POSTASI 02/06/09
Toprak konusunda çalışma yok
Gelecek haftadan itibaren
Toprak konusunun konuşulmaya başlanmasıyla prensiplerin ele
alınacağını, harita konusunun ise ancak son aşamada
gündeme geleceğini söyleyen Talat, Şu an için anlaşma halinde
ne kadar toprak verilecek, neresi verilecek diye bir çalışmamız
kesinlikle yok...
Şurası veya burası verilecek gibi haberler tamamen hayal
ürünü... Henüz o aşamalarda değiliz. Konunun hassasiyeti ve tüm
vatandaşları yakından ilgilendirmesi nedeniyle ancak son
aşamada gündeme gelebilir dedi.
BRT
KIBRIS
POSTASI 02/06/09
BM
Kıbrısa yeni plan hazırladı
|
Kıbrıs
sorununun çözümü amacıyla KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında bir süreden beri
devam eden görüşmelerin sonunda Birleşmiş Milletlerin (BM),
liderlere yaklaşık 50 sayfalık yeni bir rapor
sunacağı ve bu rapor üzerinden referanduma gidileceği ileri
sürüldü. Milliyetin güvenilir
kaynaklardan elde ettiği bilgilere göre, BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer, 2 haftadır KKTCde
kamp kurdu. Geçtiğimiz hafta sonunu Girnede bir otelde geçiren Downer,
işadamları ve sivil toplum kuruluşlarının
yöneticileriyle görüşmeler yaptı. BM, Talat ile Hristofyas
arasında süren görüşmelerin sekteye uğramasını
istemiyor. Bu çerçevede, Talat ve
Hristofyas görüşmesinin yanı sıra, 1974ten sonra Türk
ve Rum liderler arasında yapılan görüşmeler de
incelenerek yeni bir rapor hazırlanacak. BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer, yaklaşık 2
haftadır KKTCdeki sivil toplum kuruluşları,
işadamları ve önde gelen şahsiyetlerle temaslarda bulunuyor.
Downerin temasları sırasında Kıbrıs Türk
tarafının hassasiyetlerini dinlediği ve BMnin
Kıbrısta aktif olarak devreye gireceği zaman nasıl bir
tutum izlenmesi gerektiği konusunda bir ön çalışma
yaptığı belirtildi. Downerin
temaslarını tamamlamasının ardından liderlere
sunulacak rapora son şeklinin verileceği ifade edildi. Milliyete
bilgi veren diplomatik kaynaklar, liderlere sunulacak raporun, taslak
anlaşmanın genel bir özeti olacağını ve bu nedenle
Kıbrıs Türk tarafının çok dikkatli olması
gerektiğine vurgu yaptılar. Milliyet SEFA KARAHASAN
Lefkoşa |
KIBRIS POSTASI
02/06/09
Artistic backdrop to the talks
By Daniel Thomas
THE
ongoing reunification talks were given a brief respite yesterday from the usual
humdrum exchange of black and white demands, with an interlude of colour and a
chance to marvel at works of art that highlight the shared experiences and
culture of the communities of Cyprus.
During yesterdays meeting between the delegations, Cypriot artists Andreas
Charalambous, Osman Keten, Zehra Sonya and Pola Hadjipapa presented their works
to members of the press and negotiating officials.
The projects touch on a number of shared themes of both positive and negative
aspects of life in Cyprus, such as old Nicosias architectural uniqueness, the
geographical beauty of the island and the sexual exploitation of women.
A potent example of this shared inheritance of culture and the potential to
present it as a means of moving together in the future was provided by Andreas
Charalambous depiction of rock formations in the Karpasia Peninsula, entitled
The Hovering Step of Travacounta. The word Travacounta was coined by the
artist using the two Greek words for pull and push, and is explained with
the logic that the coexistence of the two rocks creates forms which lead to
traces of ancient ancestors and of sculptural masses. Through these the artist
flies to the past, approaches with sobriety the present and looks on with
optimism to the future.
Charalambous explained that although the exhibition is not open to the general
public, the idea was to provide a cultural and artistic platform for the
negotiating process to take place in for the two teams of negotiators.
The works will be exhibited for the coming months, with more works and artists
being introduced at later stages during the summer.
CYPRUS MAIL 02/06/09
Bicommunual clean up group disturbed
by beach rubbish
By Bejay Browne
A BICOMMUNAL group of
environmentalists have expressed their outrage at the amount of rubbish they
found on Lara Beachs protected turtle breeding grounds in Paphos at the
weekend.
The group, consisting of around 30 Greek and Turkish Cypriots, who first met in
Brussels under the auspices of the EU, visited the Akamas to carry out the
beach clean up.
The chief representative in Cyprus is Androulla Kaminara said it was outrageous
that so much rubbish was found.
"We organised a beach-cleaning event in Lara beach and Toxeftra beach.
Lara is home to nesting turtles. We were surprised to find such a large amount
of rubbish on the beaches and collected enough to fill up a van, she said.
These included plastic, bottles and drinks cans. Its outrageous of people to
leave these things behind in places such as that."
She said many of the bags were almost too heavy to carry to the rubbish
collection point.
This was the second such event the group had attended, the first was a trip to
Kormakitis.
The trips were planned after a group of NGO environmentalists were sent on a
training trip to Brussels. The group was made up of colleagues in specialist
fields and they met with colleagues in other fields. Group members then asked
the EU if it could facilitate further meetings.
"We re planning to go to the Karpas peninsula in the future, but the date
has yet to be agreed,"
Kaminara said.
"We are now ten times more friendly, if that is possible, and people are
fired up to ask where we are we going next."
She said the movement is snowballing, and she has received enquiries from
people trying to find out how they may join in with the projects.
"Its a real pleasure to see all these experts and specialists in their
fields being so dedicated to a common cause," she said." Of course
other bi-communal groups, such as those looking at how to re-use old quarry
sites must also be acknowledged, as they are also dong good work," she
said.
This week is also Green Week and there are a series of events taking place in
Nicosia. Tonight at Strovlos Municipality at 8.30pm there is a photographic
exhibition titled Water of Life. A press conference in northern Nicosia will be
followed by a showing of Al Gores documentary film An Inconvenient Truth.
"Its important for people to know that a wide range of events are
happening, which are helping bring the two communities of Cyprus closer
together, said Kaminara.
Its good for people in Paphos to know that Turkish Cypriots bothered to come
and clean up Lara beach. These events, and being a supporter of the
environment, are for the common good of all the people. The turtle doesnt
understand about green lines and buffer zones.
CYPRUS MAIL 02/06/09
Keep up momentum, says Downer
By Elias Hazou
ANY
disappointment over the failure thus far to reach agreement on Limnitis should
not be allowed to stem the impetus of reunification talks, UN Special Envoy
Alexander Downer said yesterday.
The main game, as Downer put it, was to keep the momentum in negotiations
going.
He was speaking to newsmen shortly after meeting separately with President
Christofias at the Presidential Palace.
The Australian diplomat refused to be drawn on whether the Limnitis issue was
deadlocked, or whether the dispute threatened to derail peace talks.
There are good days and there are bad days, and that should come as no
surprise, he offered.
CYPRUS MAIL 02/06/09
AA
Güncelleme: 14:33 TSİ 03 Haziran. 2009
Çarşamba
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde
Lefkoşa ara bölge yaptığı görüşme sona erdi.
11 Haziran'da yeniden bir
araya gelecek olan liderler, "toprak" başlığı
üzerindeki görüşmelere geçecek.
Liderler, görüşmenin
sonunda açıklama yapmadan bölgeden ayrıldı. BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer,
yaptığı açıklamada, liderlerin "Ekonomi"
başlığı ile Yeşilırmak kapısının
açılması konusunu ele aldığını belirtti.
Downer, liderlerin 11
Haziran Perşembe günü yeniden bir araya gelerek "toprak"
başlığına geçeceğini, ancak daha önce
"ekonomi" ve Yeşilırmak konularını yeniden ele
alacağını söyledi.
Downer, BM'nin 50
sayfalık çözüm planı hazırladığına dair
basında çıkan haberlerle ilgili bir soru üzerine, bir plan
hazırlığı içinde olmadıklarını ifade ederek,
BM'nin görevinin metin yazmak değil, taraflara yardım etmek olduğunu
kaydetti. Downer, anlaşma metnine liderlerin karar vereceğini belirtti.
Garantilerle ilgili bir
soru üzerine de Downer, garantilerin BM'yle ilgili
olmadığını kaydederek, müzakere sürecinin doğal
rayına oturması için çalıştıklarını
bildirdi.
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
KKTC Milli Eğitim,
Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüstün, ortaokullarda seçmeli
okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersinin en yakın zamanda zorunlu
hale getirileceğini açıklaması krize neden oldu
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, din dersinin zorunlu olmasına, Bu
insan haklarına aykırı olur diye karşı
çıktı. Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası
(KTÖS) da, Din dersi zorunlu olamaz, tepkimiz sert olur
çıkışını yaptı. Dürüst, daha sonra din dersinin
zorunlu olmayacağı mesajı verdi.
Din Görevlileri Sendikası İkinci Olağan Genel Kurulunda
yaptığı konuşmada, din derslerinin zorunlu
olacağını söyleyen Dürüst, Müslüman bir toplum olarak milli
değerler ve maneviyatın kendileri için önemli olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat ise, din dersinin müfredata
alınabileceğini belirterek, Ama zorunlu kılmak insan
haklarına aykırı olabilir. İsteyenin tercihine
bırakmak evrensel bir anlayıştır dedi.
MILLIYET 03/06/09
Talat- Hristofyas,
ekonomiyle devam
Ekonomi başlığı altındaki
müzakereleri bugün tamamlaması beklenen liderler, bir sonraki
görüşmede toprak başlığına geçecek.
Yakovu: Liderler, ortak bir
belgeyi kabul edecek
Rum Başkanlık Komiseri Yorgo
Yakovu, iki toplum liderinin, bugün ekonomi konusundaki görüşmelerini
tamamlayacaklarını söyledi.
Yakovu, Rum lider Dimitris Hristofyasın temsilcisi Yorgo
Yakovu ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın BM ve AB ile
Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami tarafından ekonomi konusunda
hazırlanan ortak bir belgeyi onaylayarak, bu konunun ilk
okumasını tamamlayacaklarını söyledi.
KHAya açıklamalarda bulunan Yakovu, iki temsilcinin ekonomi
konularıyla meşgul olduğunu ifade ederek, en başından
ekonomi ile ilgili tüm konuları ele aldıklarını ve önceki
gün iki ya da üç konuyu tamamlamış olduklarını söyledi.
Yakovu, temsilcilerin ekonomi konuları
başlığının BM Genel Sekreterinin Kıbrıs
Özel Danışmanı Alexander Downer adadan ayrılmadan önce
tamamlanacağı sözünü verdiklerini de belirtti.
Rum Başkanlık Komiseri Yakovu ayrıca, ele alınacak
geçici hükümler olan bir sonraki konuda mutabık
kalınamayabileceğini ifade ederek, Rum tarafının
görüşüne göre geçici hükümlerin yapılmasıyla ilgili nihai
belirlemelerden önce diğer başlıkların
sonuçlandırılması gerektiğini söyledi.
Başkanlık Komiseri, Bu nedenle Hristofyas ile Talat
arasındaki yarınki (bugünkü) görüşme için ana konu ekonomi
olacaktır diyerek, liderlerin baş başa görüşmelerinde bu
başlıkları onaylamalarının beklendiğini
söyledi.
Yeşilırmak (Limnitis) geçiş noktasıyla ilgili
olarak Yakovu, kendisinin ve Naminin bu konuyu derinliğine görüşme
fırsatı bulamadıklarını çünkü bugünkü BM
görüşmesi için ortak bir belge hazırlayıp ekonomi konusuyla
meşgul olduklarını söyledi.
Komiser, (Dün Nami ile) kısa bir görüşme yaptık. Yarından
sonra göreceğiz diyerek, iki liderin Yeşilırmak konusunu
görüşmelerinin beklendiğini kaydetti.
KIBRIS 03/06/09
AB yardımıyla
Lefkoşaya sağlıklı su
2.7 milyon Euroya mal olacak
proje çerçevesinde, Küçükkaymaklı-Kızılbaş-Yenişehir
hattındaki asbest su boruları değiştirilecek
Lefkoşa su şebekesindeki 80 kilometrelik
asbest boru, plastik olanlarıyla değiştiriliyor.
Su Dağıtım Şebekesinin yenilenmesi
çerçevesindeki proje, ABnin Kıbrıslı Türklere yönelik 259
milyon Euroluk Mali Yardımının projeden hayata geçirilen ilk
fiziki uygulaması oldu.
2.7 milyon Euroya mal olacak proje çerçevesinde,
Küçükkaymaklı-Kızılbaş-Yenişehir hattındaki
asbest su boruları değiştirilecek.
Su borularının yanı sıra 4 binin üzerinde su
sayacı ve sayaç korumaları takılacak.
Projenin başlaması nedeniyle dün sabah Şehit
Ertuğrul İlkokulu önündeki alanda bir tören düzenlendi.
Törene, Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanı Hasan Taçoy, Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal
Bulutoğluları, AB Komisyonu yetkililerinden AB Destek Ofisi Bölüm
Başkanı Alessandra Viezzer ve diğer yetkililer
katıldı.
Törene, ilkokul öğrencileri de katılarak su tasarrufu ve
suyun önemiyle ilgili pankartlar tuttular.
Bulutoğluları: Kanser saçan asbest
boruları değiştiriyoruz
Törende ilk konuşmayı yapan
Bulutoğluları, LTB olarak bir ilke imza attıklarını
belirtti. Bulutoğluları, AB Mali Yardımı çerçevesinde ilk
kez bir projenin uygulamasına başlandığını ifade
ederek, yıllardır kansere yol açan asbest boruların
değiştirileceğini, böylece halkın
sağlığı konusunda da gelişme sağlanmış
olacağını vurguladı.
Bulutoğluları, göreve geldiğinden bu yana
Lefkoşa su şebekesindeki boruların yarısını
değiştirdiklerini, ABye yaptıkları son başvurunun da
kabul edilmesi halinde alacakları yardımla söz verdiği gibi bir
yıl içinde şehrin su şebekesi iletim hatlarının
tamamının yenilenmiş olacağını kaydetti.
2012de günde 23 bin metreküp su arıtılacak
AB yetkilisi Viezzer ise
konuşmasında, temiz suyun önemini vurgulayarak, bir zamanlar
insanların, temiz olması nedeniyle şebekeden su içebildiklerini
hatırlatarak, projenin hayata geçmesiyle Lefkoşanın
sağlıklı suya kavuşacağını belirtti.
Viezzer, Kıbrıstaki en büyük su kaynağı olan
Güzelyurt akiferinin aşırı kullanım nedeniyle çok
azaldığına, ayrıca denizden dolayı
tuzlandığına işaret ederek ABnin Mali Yardımı
sayesinde Kuzey Kıbrısta su yatırımlarının
süreceğini ve Kumköyde 2012de denizden su arıtma tesisinin hayata
geçirileceğini anlattı. Viezzer, bu tesisin hayata geçmesiyle günde,
içme suyu kalitesinde 23 bin metreküp su sağlanacağını,
bunun da 1500 tanker su anlamına geldiğini söyledi.
Viezzer, su iletim hatlarının da mutlaka yenilenmesi
gerektiğini ifade ederek, başlayacak projenin AB Mali
Yardımı çerçevesinde fiziki uygulamaya konulan ilk çalışma
olduğunu belirtti.
Viezzer, Girne, Gönyeli ve Lefkede de benzer
çalışmaların yakında başlayacağını ve
insanların çeşmeden su içebileceklerini söyledi.
Viezzer, konuşmasının sonunda Türkçe olarak Su
Hayattır dedi.
Erhan Erçin: Projenin uygulamaya geçmesi dönüm
noktası
AB Başbakanlık Koordinasyon
Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin ise konuşmasında, projenin uygulamaya
geçmesinin bir dönüm noktası olduğunu ifade ederek, asbest
boruların değişimi projesinin bu açıdan da büyük önem
taşıdığını söyledi.
Aynı çerçevede çalışmaların Lefke, Gönyeli ve
Girnede de yapılacağını belirten Erçin, atık su
arıtma ve denizden su arıtma projelerinin de gündemde olduğuna
dikkat çekerek, dün hayata geçen projenin çalışmasının
yaklaşık 3 yıldır devam ettiğini kaydetti.
Erçin, bu projenin ihalesini bir Kıbrıslı Türk
firmasının almasının da önemli olduğunu ve projede
gerçekleştirilecek performansın bundan sonraki ihaleler için
diğer Kıbrıslı Türk firmalarının da önünü
açacağını söyledi.
Erçin, Lefkoşaya daha kaliteli su sağlayacak projeye
katkısı geçenlere teşekkür etti.
Taçoy: Proje, insan sağlığı için
önemli
Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy konuşmasında, insan
sağlığı için önem taşıyan proje sayesinde
sağlıklı yaşam konusunda ileri bir adım
atıldığını ifade etti.
Taçoy, projenin 3 yıl önce başladığına ve
AB yardımlarının ilk kez fiziki olarak uygulanmakta
olduğuna işaret ederek, projenin maliyetinin küçük bir rakam
olduğunu, ancak bir ilkin yaşanması açısından büyük
önem taşıdığını belirtti.
Projeye katkı koyanlar su gibi aziz olsun diyen Taçoy,
ABye de yardımlarından dolayı teşekkür ederek
bunların gelecekteki projeler için örnek teşkil etmesini diledi.
Güralp
Törende son konuşmayı LTB Su
İşleri Amiri Hasan Güralp yaptı. LTBnin Su Şebekesini 16
yıl önce devraldığını anlatan Güralp, şebeke ve
yapılan çalışmalara ilişkin ayrıntılı teknik
bilgiler
aktardı
Güralp, Lefkoşanın 1993te 30 bin olan nüfusunun bugün
60 bine, ayrıca her gün şehirde çalışanlarla birlikte 100
bine ulaştığını kaydetti.
Güralp eski su şebekesi yüzünden şehre gelen suyun
yarısının heba olduğunu belirterek, boruların
değişmesiyle bunun ortadan kalkacağını vurguladı.
Güralp, bu projenin tamamlanmasıyla Lefkoşada, geriye
200 KM yenilenmesi gereken su hattı kalacağını söyledi.
Konuşmaların sonunda çalışmalar
başlatıldı.
Kürsü krizi
Bu arada konuşmalara geçilmeden
önce, önünde metal plaka üzerinde Türk ve KKTC bayrakları bulunan
konuşma kürsüsünün üzeri AB yetkililerinin ricasıyla, bayraklar
görülmeyecek şekilde örtüldü.
Basın mensuplarının bunu fark ederek görüntü almaya
başlaması üzerine, LTB yetkilileri kürsünün üzerindeki örtüyü
kaldırdı.
Örtünün kaldırılmasından sonra Türk yetkililer
konuşmalarını kürsüden yaparken, Viezzer konuşmasını
kürsüden uzakta, üzerinde projenin adı ve AB bayrağı bulunan
panonun önünde yaptı.
KIBRIS 03/06/09
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
müzakere dönemi ve Türkiye′nin ABye üyelik sürecinde dönüm
noktalarından birini oluşturan aralık ayı ile KKTC
Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin belirleyici tarihler
olacağını vurgulayarak, "Sonsuza kadar gidemez.
Anlaşma konusunda umutluyum. Ama olsun veya olmasın her halükarda
önemli bir durum ortaya çıkacak" dedi.
Müzakere sürecine dünyanın ilgisini "platonik" olarak
niteleyerek memnuniyetsizliğini belirten Talat, Yeşilırmak
kapısının açılması halinde Erenköy′ün kaderinin
değişebileceğini de vurguladı.
MÜZAKERELERDE İLK
TURUN
SONUNA GELİNDİ
TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, "Yönetim ve Güç Paylaşımı",
"Mülkiyet" ile "AB Konuları"
başlıklarının ardından "Ekonomi" konusunun
da önümüzdeki görüşmede tamamlanmasıyla kritik gündem
"Toprak" konusu ile "Garantiler"in ele alınmaya
başlanacağını vurguladı.
"Bugüne kadar ulaşılan nokta ne?" sorusuna Talat,
detaya girmeden, "Önemli aşamalar katettik.
Anlaştıklarımız da anlaşamadıklarımız
da var. Bazı yakınlaşmalar sağlandı. Taraflar
konuşulan her konuda tutumlarını ortaya koydu. Konuşulmayan
konu kalmadı" yanıtını verdi.
"Toprak" konusu ile "Garantilerin" bilinçli olarak sona
bırakıldığını, bu konularda ilerlemenin
diğer başlıklarda ilerlemeye bağlı olduğunu
vurgulayan Talat, vatandaşları yakından ilgilendiren
"Toprak" konusunda ciddi hassasiyetler bulunduğunu
söyledi.
"TOPRAK", HASSAS KONU
HARİTA SON AŞAMADA
Türk tarafının anlaşma halinde toprak düzenlemesi
yapmasının kaçınılmaz olduğunu ve yıllar
öncesinden 29+ formülünün telaffuz edilerek meclis kararı haline
getirilmesinin bunun kanıtı oluğunu yineleyen Talat, ancak bunun
tüm konularda anlaşma halinde mümkün olacağını
vurguladı.
Gelecek haftadan itibaren "Toprak" konusunun konuşulmaya
başlanmasıyla prensiplerin ele alınacağını,
harita konusunun ise ancak son aşamada gündeme geleceğini söyleyen
Talat, "Şu an için ′anlaşma halinde ne kadar toprak
verilecek, neresi verilecek′ diye bir çalışmamız
kesinlikle yok... ′Şurası veya burası verilecek′
gibi haberler tamamen hayal ürünü... Henüz o aşamalarda değiliz.
Konunun hassasiyeti ve tüm vatandaşları yakından ilgilendirmesi
nedeniyle ancak son aşamada gündeme gelebilir" dedi.
YEŞİLIRMAK
ERENKÖY′ÜN KADERİ
DEĞİŞEBİLİR
"Yeşilırmak kapısının açılması kriz
haline geldi. Bu konuda bile analaşma olmadıktan sonra çözüm
nasıl olacak?" sorusuna, "Kriz konusu oldu, çünkü
yanlış ele alındı. Bizim söylediklerimizi Rumlar
yanlış değerlendirdi. Oysa yeni birşey istemedik"
diyen Talat, detaya girmekten kaçındı.
Rumların geleneksel "Türkiye ve asker"
takıntısının devam ettiğini, bunun da birçok konuda
yanlış algılamalara yol açtığını anlatan
Talat, Yeşilırmak konusunun temsilciler arasında ele
alınmaya devam ettiğine dikkat çekti.
Yeşilırmak kapısının açılmasıyla Tük
toprağı Erenköy′ün kaderinin değişebileceğini ve
bölgenin yıllardan sonra sivil yerleşime açılabileceğini de
söyleyen Talat, bir soru üzerine, "Sivil yerleşime açılması
demek askerin çekilmesi demek değildir. Güvenlik için askerin de
kalması gerekir" dedi.
SONSUZA KADAR SÜREMEZ
"Yaklaşık 9 ay önce müzakere süreci başlarken çok
umutluydunuz. Aynı umudu koruyor musunuz?" sorusuna "Umut
olmadan olmaz. Rum tarafından gelen açıklamalar genelde olumsuz bir
hava yaratıyor, ama çözmek zorunda olduğumuzu biliyoruz" diyen
Talat, başka bir soruya karşılık, Türkiye′nin AB
üyelik sürecinin belirleneceği aralık ayı ile gelecek yıl
nisan ayında yapılacak KKTC cumhurbaşkanlığı
seçimle-rine yönelik sürecin müzakereler için belirleyici
olacağını anlattı.
"Anlaşma olsa da önemli, olmasa da... Olmazsa ne yaparız, o gün
geldiğinde değerlendireceğiz" diyen Talat, taraflardan hiçbirinin
masadan kalkma niyeti olmadığını, ancak görüşmelerin
de sonsuza kadar süremeyeceğini vurguladı.
PLAN HAZIRLIĞI YOK
İLGİ PLATONİK
Cumhurbaşkanı Talat, Annan Planı ile ilgili süreç
anımsatılarak "sürecin sonunda aniden önümüzde bir plan bulur
muyuz?" sorusuna, "Öyle bir belirti yok. BM′den plan
beklentimiz de yok. Olacaksa biz yapacağız ve BM de
yardımcı olacak" karşılığını
verdi.
Uluslararası toplumun beklentilerin aksine müzakere sürecine
ilgisizliğiyle ilgili olarak da Talat, "Dünyanın ilgisi var ama
platonik bir ilgi... Ete kemiğe bürünmüş değil. Çözüm istiyorsak
dünyanın ilgisini çekmek zorundayız. Çünkü Kıbrıs sorunu
uluslararası bir sorun ve uluslararası sorunlar da ancak
uluslararası ilgiyle çözülür" dedi.
İlgisizliği, "Yoruldular, başarı olmayınca daha
az ilgilenmeye başladılar" sözleriyle açıklayan Talat,
Kıbrıs Türk toplumunun çözümle ilgili umutsuzluğunda
uluslararası toplumun devrede olmamasının da payı
olduğuna işaret etti.
HALKIN SESI 03/06/09
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, liderlerin yarın "Ekonomi" konusunu
tamamlamasının ardından başlanacak "Toprak"
konusu görüşülürken, bir haritanın gündeme gelmesini beklemediklerini
söyledi. Erçakıca, bu aşamada, iki kurucu devletin kontrolünde olacak
toprak miktarını saptarken kullanılacak ilkelerin
görüşülmesi gerektiğini belirtti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, dün
düzenlediği haftalık basın brifinginde, taraflar ancak
diğer konularda anlaşmaya yaklaşınca toprak konusunun
harita üzerinde ele alınabileceğini ifade etti.
Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm
bulmayı amaçlayan görüşmelerin bugün devam edeceğini
hatırlatan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofiyas′ın, bugünkü
görüşmede "Ekonomi" başlığı altındaki
görüşmelerini tamamlamayı he-deflediğini kaydetti.
SPEKÜLASYON
İki lider, ekonomi başlığı altındaki konulardan
sonra "Toprak" başlığı altındaki
konuları ele almayı kararlaştırdıklarını da
anımsatan Erçakıca, şöyle devam etti:
"Bu vesileyle bir kez daha belirtmek iste-riz ki, görüşmelerin bu
aşamasında, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum kurucu
devletlerinin kontrolünde olacak toprak miktarının ele
alınmasını beklemiyoruz. Bu aşamada, iki kurucu devletin
kontrolünde olacak toprak miktarını saptarken kullanılacak
ilkelerin görüşülmesi gerekiyor. Bu bağlamda, geçtiğimiz
günlerde bazı basın-yayın organlarında toprak konusuyla
ilgili olarak yer alan haberlerin tümüyle spekülasyon olduğunu bir kez
daha belirtmek istiyoruz."
Cumhurbaşkanı Talat′ın Güzelyurt bölgesindeki bir köyü
ziyaretinde soru üzerine toprak konusunda söylediklerinin neden olduğu
tartışmalara işaret eden Erçakıca, Kıbrıs Türk
tarafının toprak konusundaki tutumunun bilindiğini ve
basının da bunu bilmesi gerektiğini kaydetti. Erçakıca,
liderlerin şu ana kadarki görüşmelerde harita görüşmediğini
de vurguladı.
HALKIN SESI 03/06/09
Bağış'tan Rumlara
uyarı
Türkiye
Cumhuriyeti Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen
Bağış, AB sürecinde henüz açılmamış 18 müzakere
faslının önünde siyasi engeller bulunduğunu belirterek,
"Kıbrıs konusunda limanların açılmasına
endekslenmiş sekiz fasıl var, Fransa'nın engellediği
beş fasıl var" dedi. Bağış, Kıbrıs Rum
yönetiminin de sadece siyasi gerekçelerle kriterleri yerine getirilmesine
rağmen bazı fasılları engellediğini vurguladı.
AB Genel
Sekreterliğinde (ABGS) basın-yayın kuruluşlarının
temsilcileriyle bir araya gelen Bağış, gazetecilerle
yaptığı sohbet toplantısında Kıbrıs
konusunda açıklamalarda bulundu
Avrupa Parlamentosu
seçimlerinde Türkiye aleyhtarı mesajlar veren Avrupalı siyasetçiler
olduğuna işaret eden Bağış, "Asıl hedefleri
olan Türkiye'ye havlu attırma konusunda başarılı
olamayacaklar" dedi.
Uzun vadede
bakıldığında AB'nin insanlık tarihindeki en eski ve en
kalıcı barış projesi olduğunu kaydeden
Bağış, Türkiye'nin de katılmasının bu
barış projesinin taçlandırılması anlamına
geleceğini söyledi. Bağış, Avrupa ülkeleriyle
Türkiye'nin karşılaşacağı ortak sorunların yüzde
80'inin entegrasyonla kendiliğinden çözüleceğini savundu.
Bir gazetecinin sorusu
üzerine "Çalışmalarımızın birçoğunun
üzerinde bir Kıbrıs gölgesini hissediyoruz" diyen Egemen
Bağış, yine de "bardağın dolu
tarafını" görmekten yana olduğunu, sürecin sadece
Kıbrıs'a endeksli olmadığını söyledi.
Bağış,
diğer alanlardaki reformları Türkiye tamamlarsa Kıbrıs
sorununun da engel olarak kalmayacağını düşündüğünü
kaydetti. Bugüne kadar AB sürecinde Kıbrıs sorunundan kaynaklanan
krizlerin hep bir şekilde aşıldığını
kaydeden Bağış, bu süreçte hem verilen, hem de alınan
tavizler olduğunu, adadan bir tek asker çekmeden Türkiye'nin dengeleri
değiştirdiğini, 10 müzakere faslı açmayı
başardığını vurguladı.
AA
KIBRIS POSTASI 03/06/09
Talat: Masada harita olmayacak
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın
"ekonomi" başlığı ile Yeşilırmak
kapısının açılması konusunu ele aldıkları
bildirildi.
İki liderin,
Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Lefkoşa ara bölge
yaptığı 31. görüşme sona erdi. 11 Haziranda bir araya
gelecek olan liderler, iki konuyu yeniden alarak, "toprak"
başlığı üzerindeki görüşmelere geçecek.
Liderler, görüşme
sonrası açıklama yapmadan bölgeden ayrılırken, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer,
Kıbrıs'ta bir anlaşma metnine liderlerin karar vereceğini
söyledi.
Cumhurbaşkanlığına
dönüşünde gazetecilerin görüşmeyle ilgili sorularını
yanıtlayan KKTC Cumhurbaşkanı Talat, özetle şu bilgiyi
verdi:
"Ekonomide ciddi
farklılığımız nedeniyle biz, ekonomi konusunda
hızla yakınlaşmayı sağlamak ve birleşik
Kıbrıs'ın ekonomisini de birleşik hale getirebilmek için
bazı ara düzenlemeler olduğunu düşünüyoruz. Kıbrıs Rum
tarafı bunu biraz daha hızlı öngörüyor. Biz ise ekonomik
gerçekliklere uygun olarak, yine mümkün olan en yüksek hızda
gerçekleşmesini istiyoruz. Sanıyorum, bu genel yaklaşım
dışında ciddi bir farkımız yoktur. Olan
farklarımız bundan kaynaklanıyor. Önümüzdeki hafta
buluştuğumuzda biraz daha yakınlaşma
sağlayabileceğimizi umuyoruz."
Talat, "toprak konusu
konuşulurken ortaya nasıl bir çerçeve konulacağı"
sorusu üzerine, ilk aşamada konunun temel ilkelerini masaya
koyacaklarını belirterek, "Masaya harita koyup 'Şu
Kıbrıs Türk devleti', 'Şu Kıbrıs Rum devleti' diye bir
harita tartışması yapmayacaklarını" bildirdi.
BM'nin plan
hazırlığı içinde olduğu yönündeki haberlerin
anımsatılması üzerine de Talat, "Böyle bir şey yok;
planı biz hazırlıyoruz, biz hazırlayacağız daha
doğrusu" ifadesini kullandı.
Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Hristofyas, KKTC Cumhrubaşkanı Mehmet Ali Talat ile
sürdürdükleri müzakerelerde, "ekonomi" başlığında
da "bir miktar görüş birliğine vardıklarını"
söyledi.
Rum radyosunun haberine
göre, Hristofyas, Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmesine giderken,
Rum gazetecilerin soruları üzerine, BM'nin Kıbrıs sorununda yeni
bir çözüm planı sunacağına ilişkin haberleri "hayal ürünü"
olarak niteledi.
AA
KIBRIS POSTASI 03/06/09
Sırada toprak var
Kıbrıs'ta
liderler 11 Haziran'daki buluşmada "toprak"
başlığı üzerinde görüşmeler yapacak.BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer,
Kıbrıs'ta bir anlaşma metnine liderlerin karar vereceğini
söyledi.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde
Lefkoşa ara bölge yaptığı görüşme sona erdi. 11
Haziranda yeniden bir araya gelecek olan liderler, "toprak"
başlığı üzerindeki görüşmelere geçecek.
Liderler, görüşmenin
sonunda açıklama yapmadan bölgeden ayrıldı. BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer,
yaptığı açıklamada, liderlerin "Ekonomi"
başlığı ile Yeşilırmak kapısının
açılması konusunu ele aldığını belirtti.
Downer, liderlerin 11
Haziran Perşembe günü yeniden bir araya gelerek "toprak"
başlığına geçeceğini, ancak daha önce
"ekonomi" ve Yeşilırmak konularını yeniden ele
alacağını söyledi.
Downer, BM'nin 50
sayfalık çözüm planı hazırladığına dair
basında çıkan haberlerle ilgili bir soru üzerine, bir plan
hazırlığı içinde olmadıklarını ifade ederek,
BM'nin görevinin metin yazmak değil, taraflara yardım etmek
olduğunu kaydetti. Downer, anlaşma metnine liderlerin karar
vereceğini belirtti.
Garantilerle ilgili bir
soru üzerine de Downer, garantilerin BM'yle ilgili
olmadığını kaydederek, müzakere sürecinin doğal
rayına oturması için çalıştıklarını
bildirdi.
KIBRIS POSTASI 03/06/09
Vahr, Kıbrıs konusuna da değindi
Vahr,
Kıbrıs sorununun yıllardır devam eden bir sorun
olduğunu ve şimdi ortada bir "fırsat penceresi
bulunduğunu" kaydederek, "Bu pencere sonsuza kadar açık
olmayacaktır. 2009 yılı, bu fırsat penceresinin olduğu
bir yıldır" dedi.
NATO'nun yeni Genel
Sekreteri Anders Fogh Rasmussen'in Özel Kalem Müdürlüğü görevine getirilen
Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi Jesper Vahr, Roj TV ile ilgili
soruşturmanın tamamlanması ve Roj TV'ye herhangi bir ceza
verilip verilmeyeceğine dair karara varılması konusunda bu
yıl içinde bir sonuca ulaşılabileceğini söyledi.
Yeni görevini, Rasmussen'in
de resmen göreve başlayacağı 1 Ağustos'ta üstlenecek olan
Büyükelçi Vahr, Ankara'dan ayrılmadan önce soruları
yanıtladı.
Türkiye'nin Roj TV'nin
kapatılması konusundaki isteğinin hatırlatılması
üzerine Vahr, "Danimarka, hiçbir şekilde PKK'ya göz yummuyor. PKK,
bize göre bir terör örgütüdür" dedi.
Roj TV konusunun ise daha
karmaşık bir konu olduğu görüşünü dile getiren Vahr,
Danimarka'nın alacağı siyasi bir kararla bu kanalın
kapatılamayacağını, bunun yasal bir süreç olduğunu
belirtti.
Büyükelçi Vahr,
savcıların ve polisin konuya ilişkin delilleri bir süredir
incelemekte olduğunu ve bu inceleme sonucu ceza verilip verilmeyeceği
konusunda bir karara varılacağını ifade etti. Vahr,
sözlerini şöyle sürdürdü:
"Danimarkalı ve
Türk yetkililer arasında bu konuya ilişkin işbirliği yeni
bir seviyeye ulaşmıştır. Çok uzak olmayan bir gelecekte
yeterli delilin olup olmadığına ilişkin bir kararın
verileceğine eminim. Bu, iyi bir şey. Çünkü, bu konuyu uzatarak, iki
ülke ilişkilerinde 'tekrarlanan bir konu' haline getirmemeliyiz.
Soruşturmanın
tamamlanması ve herhangi bir ceza verilip verilmeyeceğine dair bir
karara varılması konusunda bu yıl sonundan önce sonuca
ulaşacağımızı düşünüyorum. Ama tabii sonuca savcılık
karar verecek."
"ROJ TV KONUSU,
İLİŞKİLERİ OLUMSUZ ETKİLEDİ"
Roj TV ile ilgili
alınacak olası bir kararın bu kadar uzun sürmesinin
Türkiye-Danimarka ilişkilerini olumsuz etkileyip etkilemediğinin
sorulması üzerine Vahr, "Bence etkiledi. Bu konu, birçok ikili
görüşmede konu oldu" dedi.
İki ülke arasında
birçok konuda iyi ve verimli bir işbirliği olduğunu kaydeden
Büyükelçi Vahr, "ancak Roj TV konusunun ilişkileri olumsuz
etkilemesinin iki ülke ilişkilerine haksızlık etmek
anlamına geldiğini, çünkü ister PKK, isterse El-Kaide olsun terörle
mücadelede ülkesinin Türkiye'yi desteklediğini" söyledi.
Büyükelçi Vahr, terörle
mücadelede Türkiye ile Danimarka arasındaki işbirliğine dikkati
çekerek, bu işbirliğinin hem siyasi hem de operasyonel seviyede
olduğunu bildirdi. Vahr, tartışmalı bir konu olan Roj TV'ye
yoğunlaşmak yerine, terörle ortak mücadeleye ve bu çerçevede
yapılan işbirliğine odaklanılması gerektiğini
belirtti.
"TERÖRİZMLE
MÜCADELEDE KAPSAMLI YAKLAŞIMA İHTİYAÇ VAR"
Vahr, Türkiye'nin,
Irak'ın kuzeyindeki yerel yönetimle ilişkileri ve irtibatı
arttırması konusunda ise "Bunu kesinlikle olumlu bir
gelişme olarak değerlendiriyorum" dedi.
"Türk yetkililerle,
Irak'ın kuzeyindeki yetkililer arasında yakın bağlar
kurulmasını memnuniyetle karşılıyoruz" diyen
Büyükelçi Vahr, hem siyasi anlamda, hem de yetkililerin temasları
düzeyinde "cesur diplomatik çabaların" gerçekleştiğini
ifade etti. Bu temasların ve çabaların sorunun çözümüne ve
sürdürülebilir bir barışa yönelik çok önemli olduğunu kaydeden
Vahr, şöyle konuştu:
"Çünkü terörizmle
kapsamlı bir şekilde ilgilenilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Türkiye'nin askeri usullerle karşılık vermesi gerekliliğini
kabul ediyoruz ama sosyal, ekonomik ve kültürel gibi konulara da
değinilmesi gerekiyor. Bunun için de kapsamlı bir yaklaşıma
ihtiyaç var."
Büyükelçi Vahr,
TRT-6'nın açılmasının da iyi ve olumlu bir gelişme
olduğunu ifade etti.
"ARTIK
TÜRKİYE'NİN BAHANELERİ TÜKENİYOR"
Danimarka'nın Ankara
Büyükelçisi Vahr, Türkiye'nin AB süreciyle ilgili olarak da "Danimarka,
Türkiye'nin AB'ye girme isteğini destekliyor" dedi.
AB'nin genişlemesinin,
Avrupa'nın barışı, istikrarı ve refahı
açısından önemli olduğunu ifade eden Vahr, ancak AB'ye üye
olacak ülkelerin bazı şartları yerine getirmesi gerektiğini
söyledi.
Büyükelçi Vahr, Türkiye'nin
AB ile müzakere sürecine başlamadan önce bazı reformları
gerçekleştirdiğini ancak müzakerelere başlamasından bu yana
reform sürecinde bir yavaşlama olduğunu savundu ve şu
görüşleri dile getirdi:
"Bu
yavaşlamanın bazı sebepleri vardı; 2007'deki
Cumhurbaşkanlığı seçimi, genel seçimler, Ak Parti'nin
kapatılması davası gibi ama Ak Parti'nin önde gelen bir
yetkilisinin bana söylediği bir cümleden alıntı yapmak gerekirse
'Artık Türkiye'nin bahaneleri tükeniyor'. Bence bu aynı zamanda
AB'nin de Türkiye'deki reform sürecinin yeniden hız kazanması
gerektiğini görmesi anlamına geliyor."
Vahr, Türkiye'nin "tam
zamanlı bir AB müzakerecisi" atamasının önemli bir
gelişme olduğunu ama bu görevlendirmenin "bir sonu temsil
etmediğini", reform sürecinin hızlanması gerektiğini
belirtti. Büyükelçi Vahr bu çerçevede, anayasa değişikliğinin
gerekliliğine ve şimdiye kadar yapılan reformların
uygulanmasının önemine işaret etti.
Reform sürecinde
"zihniyet değişikliğinin" gerektiği görüşünü
dile getiren Vahr, özellikle insan hakları alanındaki reformların
hayata geçirilmesi ve uygulanması gerektiğini söyledi.
"DANİMARKA'NIN
LÜGATINDA 'İMTİYAZLI ORTAKLIK' YOK"
Avrupa Parlamentosunda (AP)
bu hafta sonu yapılacak seçimler için düzenlenen kampanyalarda bazı
ülkelerin Türkiye'nin AB üyeliğinin tartışma konusu olarak
kullanmasının hatırlatılması üzerine Büyükelçi Vahr,
seçim dönemlerinde bu tür "popülist eğilimlerin"
görüldüğünü ancak adayların kişisel politikaları yerine
hükümet politikalarına bakılması gerektiğini belirtti.
Bazı AB ülkelerinin
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği yerine, "imtiyazlı
ortaklığını" savunduğunun
anımsatılması üzerine de Vahr, "Danimarka hükümetinin
lügatında 'imtiyazlı ortaklık' kavramı yer almıyor.
Şu anda katılım müzakereleri sürdürülüyor" dedi.
"FIRSAT PENCERESİ
SONSUZA KADAR AÇIK OLMAYACAKTIR"
"AB'nin Ankara
protokolünün uygulanması konusunda Türkiye'den açık bir beklentisi
var ve bu AB'nin açık bir şartı" diyen Vahr,
Kıbrıs'ta devam eden müzakereler konusunda umutlu
olduklarını söyledi.
Adada bu yıl
içerisinde bir çözüm beklenip beklenmemesi gerektiği konusunda ise Vahr,
iki tarafın büyük çabasıyla, ve Türkiye'nin de dahil olduğu
ilgili tarafların desteğiyle çözüm konusunda umutlu
olduklarını yineledi.
NATO'nun yeni Genel
Sekreteri Anders Fogh Rasmussen'in Özel Kalem Müdürlüğü görevine getirilen
Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi Jesper Vahr, Roj TV ile ilgili
soruşturmanın tamamlanması ve Roj TV'ye herhangi bir ceza
verilip verilmeyeceğine dair karara varılması konusunda bu
yıl içinde bir sonuca ulaşılabileceğini söyledi.
Yeni görevini, Rasmussen'in
de resmen göreve başlayacağı 1 Ağustos'ta üstlenecek olan
Büyükelçi Vahr, Ankara'dan ayrılmadan önce soruları
yanıtladı.
Türkiye'nin Roj TV'nin
kapatılması konusundaki isteğinin hatırlatılması
üzerine Vahr, "Danimarka, hiçbir şekilde PKK'ya göz yummuyor. PKK,
bize göre bir terör örgütüdür" dedi.
Roj TV konusunun ise daha
karmaşık bir konu olduğu görüşünü dile getiren Vahr,
Danimarka'nın alacağı siyasi bir kararla bu kanalın
kapatılamayacağını, bunun yasal bir süreç olduğunu
belirtti.
Büyükelçi Vahr,
savcıların ve polisin konuya ilişkin delilleri bir süredir
incelemekte olduğunu ve bu inceleme sonucu ceza verilip verilmeyeceği
konusunda bir karara varılacağını ifade etti. Vahr,
sözlerini şöyle sürdürdü:
"Danimarkalı ve
Türk yetkililer arasında bu konuya ilişkin işbirliği yeni
bir seviyeye ulaşmıştır. Çok uzak olmayan bir gelecekte
yeterli delilin olup olmadığına ilişkin bir kararın
verileceğine eminim. Bu, iyi bir şey. Çünkü, bu konuyu uzatarak, iki
ülke ilişkilerinde 'tekrarlanan bir konu' haline getirmemeliyiz.
Soruşturmanın
tamamlanması ve herhangi bir ceza verilip verilmeyeceğine dair bir
karara varılması konusunda bu yıl sonundan önce sonuca
ulaşacağımızı düşünüyorum. Ama tabii sonuca savcılık
karar verecek."
"ROJ TV KONUSU,
İLİŞKİLERİ OLUMSUZ ETKİLEDİ"
Roj TV ile ilgili
alınacak olası bir kararın bu kadar uzun sürmesinin
Türkiye-Danimarka ilişkilerini olumsuz etkileyip etkilemediğinin
sorulması üzerine Vahr, "Bence etkiledi. Bu konu, birçok ikili
görüşmede konu oldu" dedi.
İki ülke arasında
birçok konuda iyi ve verimli bir işbirliği olduğunu kaydeden
Büyükelçi Vahr, "ancak Roj TV konusunun ilişkileri olumsuz
etkilemesinin iki ülke ilişkilerine haksızlık etmek
anlamına geldiğini, çünkü ister PKK, isterse El-Kaide olsun terörle
mücadelede ülkesinin Türkiye'yi desteklediğini" söyledi.
Büyükelçi Vahr, terörle
mücadelede Türkiye ile Danimarka arasındaki işbirliğine dikkati
çekerek, bu işbirliğinin hem siyasi hem de operasyonel seviyede
olduğunu bildirdi. Vahr, tartışmalı bir konu olan Roj TV'ye
yoğunlaşmak yerine, terörle ortak mücadeleye ve bu çerçevede
yapılan işbirliğine odaklanılması gerektiğini
belirtti.
"TERÖRİZMLE
MÜCADELEDE KAPSAMLI YAKLAŞIMA İHTİYAÇ VAR"
Vahr, Türkiye'nin,
Irak'ın kuzeyindeki yerel yönetimle ilişkileri ve irtibatı arttırması
konusunda ise "Bunu kesinlikle olumlu bir gelişme olarak
değerlendiriyorum" dedi.
"Türk yetkililerle,
Irak'ın kuzeyindeki yetkililer arasında yakın bağlar
kurulmasını memnuniyetle karşılıyoruz" diyen
Büyükelçi Vahr, hem siyasi anlamda, hem de yetkililerin temasları
düzeyinde "cesur diplomatik çabaların" gerçekleştiğini
ifade etti. Bu temasların ve çabaların sorunun çözümüne ve
sürdürülebilir bir barışa yönelik çok önemli olduğunu kaydeden
Vahr, şöyle konuştu:
"Çünkü terörizmle
kapsamlı bir şekilde ilgilenilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Türkiye'nin askeri usullerle karşılık vermesi gerekliliğini
kabul ediyoruz ama sosyal, ekonomik ve kültürel gibi konulara da
değinilmesi gerekiyor. Bunun için de kapsamlı bir yaklaşıma
ihtiyaç var."
Büyükelçi Vahr, TRT-6'nın
açılmasının da iyi ve olumlu bir gelişme olduğunu
ifade etti.
"ARTIK
TÜRKİYE'NİN BAHANELERİ TÜKENİYOR"
Danimarka'nın Ankara
Büyükelçisi Vahr, Türkiye'nin AB süreciyle ilgili olarak da "Danimarka,
Türkiye'nin AB'ye girme isteğini destekliyor" dedi.
AB'nin genişlemesinin,
Avrupa'nın barışı, istikrarı ve refahı
açısından önemli olduğunu ifade eden Vahr, ancak AB'ye üye
olacak ülkelerin bazı şartları yerine getirmesi gerektiğini
söyledi.
Büyükelçi Vahr, Türkiye'nin
AB ile müzakere sürecine başlamadan önce bazı reformları
gerçekleştirdiğini ancak müzakerelere başlamasından bu yana
reform sürecinde bir yavaşlama olduğunu savundu ve şu
görüşleri dile getirdi:
"Bu
yavaşlamanın bazı sebepleri vardı; 2007'deki
Cumhurbaşkanlığı seçimi, genel seçimler, Ak Parti'nin
kapatılması davası gibi ama Ak Parti'nin önde gelen bir
yetkilisinin bana söylediği bir cümleden alıntı yapmak gerekirse
'Artık Türkiye'nin bahaneleri tükeniyor'. Bence bu aynı zamanda
AB'nin de Türkiye'deki reform sürecinin yeniden hız kazanması gerektiğini
görmesi anlamına geliyor."
Vahr, Türkiye'nin "tam
zamanlı bir AB müzakerecisi" atamasının önemli bir
gelişme olduğunu ama bu görevlendirmenin "bir sonu temsil
etmediğini", reform sürecinin hızlanması gerektiğini
belirtti. Büyükelçi Vahr bu çerçevede, anayasa değişikliğinin
gerekliliğine ve şimdiye kadar yapılan reformların
uygulanmasının önemine işaret etti.
Reform sürecinde
"zihniyet değişikliğinin" gerektiği görüşünü
dile getiren Vahr, özellikle insan hakları alanındaki
reformların hayata geçirilmesi ve uygulanması gerektiğini
söyledi.
"DANİMARKA'NIN
LÜGATINDA 'İMTİYAZLI ORTAKLIK' YOK"
Avrupa Parlamentosunda (AP)
bu hafta sonu yapılacak seçimler için düzenlenen kampanyalarda bazı
ülkelerin Türkiye'nin AB üyeliğinin tartışma konusu olarak
kullanmasının hatırlatılması üzerine Büyükelçi Vahr,
seçim dönemlerinde bu tür "popülist eğilimlerin"
görüldüğünü ancak adayların kişisel politikaları yerine
hükümet politikalarına bakılması gerektiğini belirtti.
Bazı AB ülkelerinin
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği yerine, "imtiyazlı
ortaklığını" savunduğunun
anımsatılması üzerine de Vahr, "Danimarka hükümetinin
lügatında 'imtiyazlı ortaklık' kavramı yer almıyor.
Şu anda katılım müzakereleri sürdürülüyor" dedi.
"FIRSAT PENCERESİ
SONSUZA KADAR AÇIK OLMAYACAKTIR"
"AB'nin Ankara
protokolünün uygulanması konusunda Türkiye'den açık bir beklentisi
var ve bu AB'nin açık bir şartı" diyen Vahr,
Kıbrıs'ta devam eden müzakereler konusunda umutlu
olduklarını söyledi.
Adada bu yıl
içerisinde bir çözüm beklenip beklenmemesi gerektiği konusunda ise Vahr,
iki tarafın büyük çabasıyla, ve Türkiye'nin de dahil olduğu
ilgili tarafların desteğiyle çözüm konusunda umutlu
olduklarını yineledi.
Vahr, Kıbrıs
sorununun yıllardır devam eden bir sorun olduğunu ve şimdi
ortada bir "fırsat penceresi bulunduğunu" kaydederek,
"Bu pencere sonsuza kadar açık olmayacaktır. 2009
yılı, bu fırsat penceresinin olduğu bir
yıldır" dedi.
"YENİ
GÖREVİM KONUSUNDA ÇOK HEYECANLIYIM"
Nisan ayı sonunda
NATO'nun yeni Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen'in Özel Kalem Müdürü
olacağı duyurulan ve bu göreve Rasmussen'le birlikte 1
Ağustos'ta başlayacak olan Büyükelçi Vahr, yeni görevi konusunda çok
heyecanlı olduğunu söyledi.
1996-2007 yılları
arasında bulunduğu görevler dolayısıyla NATO
konularıyla yakından ilgilendiğini belirten Vahr,
"Dolayısıyla kalbime yakın olan bu alana geri dönmek büyük
bir fırsat" dedi.
Rasmussen'in NATO Genel
Sekreterliğine seçimi esnasındaki gerginlikle ilgili olarak da Vahr,
"Bazı endişeler olduğundan bahsetmenin adil olduğunu
düşünmüyorum çünkü Türkiye diğer bütün NATO ülkeleriyle birlikte
Rasmussen'in NATO Genel Sekreteri olması gerektiğine karar
vermiştir ve eminim ki Türkiye, Rasmussen görevine
başladığında yapıcı bir rol oynayacaktır"
diye konuştu.
"İYİ VE
YAPICI İLİŞKİLER OLACAK"
Büyükelçi Vahr ayrıca,
Rasmussen ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın son olarak
İstanbul'da bir araya geldiğini anımsattı ve
"Türkiye'nin NATO'nun yeni Genel Sekreteri olarak Rasmussen'le
ilişkiler konusunda bir endişesi olmadığını, iyi
ve yapıcı ilişkiler olacağını" söyledi.
Rasmussen'in
yardımcılarından birinin Türk olabileceği yönündeki
haberlerin hatırlatılması üzerine de Vahr, NATO'daki temsil
konusunun, diğer NATO üyesi ülkelerin de yaptığı gibi,
zaman zaman Türkiye tarafından da gündeme getirildiğini kaydetti. Üye
ülkelerin NATO'da yüksek seviyelerde temsilinin önemli olduğunu bildiren
Vahr, Türkiye'nin bu isteğini gayet iyi anladığını
ifade etti.
Türkiye, karikatür krizi ve
Roj TV gibi konular nedeniyle Danimarka'nın eski Başbakanı
Rasmussen'in NATO'nun yeni Genel Sekreteri seçilmesine karşı
çıkmış, Başbakan Erdoğan'ın "çekincelerin
ABD Başkanı Barack Obama'nın garantörlüğünde
çözüldüğü" yönündeki açıklamasıyla Türkiye itirazını
geri çekmişti.
YENİ BÜYÜKELÇİ
İÇİN ÖNERİ: DANİMARKA'NIN ŞAM BÜYÜKELÇİSİ
MIKKELSEN
Vahr ayrıca,
Türkiye'de yaklaşık iki yıl kaldığını
söyleyerek, ayrılacak olmaktan üzüntü duyduğunu, özellikle
insanların misafirperverliğini ve iklimi özleyeceğini ifade
etti.
Temmuz ayı
ortasında Ankara'dan ayrılacak olan Vahr, Ankara'daki büyükelçilik
görevini 10 Ekim 2007'den bu yana sürdürüyordu.
Bu arada,
Danimarka'nın, yeni büyükelçilik görevi için şimdiki Şam
Büyükelçisi Ole Egberg Mikkelsen için Ankara'dan agreman istediği
öğrenildi. Konuya ilişkin, Ankara'nın yanıtı
bekleniyor.
A.A.
"YENİ
GÖREVİM KONUSUNDA ÇOK HEYECANLIYIM"
Nisan ayı sonunda
NATO'nun yeni Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen'in Özel Kalem Müdürü
olacağı duyurulan ve bu göreve Rasmussen'le birlikte 1
Ağustos'ta başlayacak olan Büyükelçi Vahr, yeni görevi konusunda çok
heyecanlı olduğunu söyledi.
1996-2007 yılları
arasında bulunduğu görevler dolayısıyla NATO
konularıyla yakından ilgilendiğini belirten Vahr,
"Dolayısıyla kalbime yakın olan bu alana geri dönmek büyük
bir fırsat" dedi.
Rasmussen'in NATO Genel
Sekreterliğine seçimi esnasındaki gerginlikle ilgili olarak da Vahr,
"Bazı endişeler olduğundan bahsetmenin adil olduğunu
düşünmüyorum çünkü Türkiye diğer bütün NATO ülkeleriyle birlikte
Rasmussen'in NATO Genel Sekreteri olması gerektiğine karar
vermiştir ve eminim ki Türkiye, Rasmussen görevine
başladığında yapıcı bir rol
oynayacaktır" diye konuştu.
"İYİ VE
YAPICI İLİŞKİLER OLACAK"
Büyükelçi Vahr ayrıca,
Rasmussen ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın son olarak
İstanbul'da bir araya geldiğini anımsattı ve
"Türkiye'nin NATO'nun yeni Genel Sekreteri olarak Rasmussen'le
ilişkiler konusunda bir endişesi olmadığını, iyi
ve yapıcı ilişkiler olacağını" söyledi.
Rasmussen'in
yardımcılarından birinin Türk olabileceği yönündeki
haberlerin hatırlatılması üzerine de Vahr, NATO'daki temsil
konusunun, diğer NATO üyesi ülkelerin de yaptığı gibi,
zaman zaman Türkiye tarafından da gündeme getirildiğini kaydetti. Üye
ülkelerin NATO'da yüksek seviyelerde temsilinin önemli olduğunu bildiren
Vahr, Türkiye'nin bu isteğini gayet iyi anladığını
ifade etti.
Türkiye, karikatür krizi ve
Roj TV gibi konular nedeniyle Danimarka'nın eski Başbakanı
Rasmussen'in NATO'nun yeni Genel Sekreteri seçilmesine karşı
çıkmış, Başbakan Erdoğan'ın "çekincelerin
ABD Başkanı Barack Obama'nın garantörlüğünde
çözüldüğü" yönündeki açıklamasıyla Türkiye
itirazını geri çekmişti.
YENİ BÜYÜKELÇİ
İÇİN ÖNERİ: DANİMARKA'NIN ŞAM BÜYÜKELÇİSİ
MIKKELSEN
Vahr ayrıca,
Türkiye'de yaklaşık iki yıl kaldığını
söyleyerek, ayrılacak olmaktan üzüntü duyduğunu, özellikle
insanların misafirperverliğini ve iklimi özleyeceğini ifade
etti.
Temmuz ayı
ortasında Ankara'dan ayrılacak olan Vahr, Ankara'daki büyükelçilik
görevini 10 Ekim 2007'den bu yana sürdürüyordu.
Bu arada,
Danimarka'nın, yeni büyükelçilik görevi için şimdiki Şam
Büyükelçisi Ole Egberg Mikkelsen için Ankara'dan agreman istediği
öğrenildi. Konuya ilişkin, Ankara'nın yanıtı
bekleniyor.
A.A.
KIBRIS POSTASI 03/06/09
Cyprus 48th most peaceful country in
the world
By Daniel LUCAS
CYPRUS has moved up three
places to 48th out of 144 countries on the Global Peace Index (GPI), but is
still in second last place when it comes to the Western European countries
coming in 18th after Greece in 19th place.
The index is based on a system developed by the Economist Intelligence Unit
that is now in its third year. It uses a broad range of 23 qualitative and
quantitative indicators determined by an international panel of experts that
can produce an accurate estimate of a countrys internal and external
propensity towards peace.
These include levels of democracy and transparency, education and material
wellbeing.
In this years findings, the Index ranked Cyprus 48th in the world in terms of
levels of peace, ascending three places since the GPI of 2008. This was largely
due to its low risk of being the subject of a terrorist attack.
The countries at the top of the table are New Zealand, Denmark and Norway at
1st, 2nd and 3rd respectively, while 14 out of the top 20 countries are located
in either Western or Central Europe. All five Scandinavian countries are in the
top 10 list. At the bottom of the Index is Iraq, followed closely by
Afghanistan and Somalia.
While some people might argue that analysing levels of peace is a futile
endeavour if little is being done to minimise the incidence of its absence, the
Index in fact provides much more than just a list.
Researchers working for the Index observed that there was a marked decrease in
the levels of peace in 2009, due in large part to an increase in violent
conflict across the world that has been caused by ethnic and political
rivalries being exacerbated by the global economic recession.
From Gaza, Somalia and Sri Lanka, to Zimbabwe, Madagascar and Afghanistan,
conflict and political turmoil have been observed to increase, thus
contributing to an overall drop in global peace. The indicators that are used
by the Index in gauging peace are extremely sensitive and take into account
factors such as well-being, political expression and transparency, affluence
and economic vitality and the possession of choice and health.
Along with the GPI, an adjacent, unprecedented analysis of the economic causes
and effects of the absence of peace was also undertaken, which served to
highlight the correlation between the economic health of a country and the
levels of peace within it.
Iceland provides the best example of this connection, as it topped the Index
last year but has since dropped to fourth place because of the significant
impact the recession has had there. Steve Killelea, founder of the Global Peace
Index, explains:
People need to understand the structure and attitudes that create peace and
start to build them in to their societies. Peace lies at the centre of being
able to manage the many and varied challenges facing humanity, simply because
peace creates the optimum environment in which the other activities that
contribute to human growth can take place
Peace does have an economic value
apart from the very real humanitarian values associated with it. Research has
calculated the impact of lost peace to the world economy over a period of ten
years is US$48 trillion.
With the loss of such a substantial amount of money, one could be excused for
supposing that such a weighty statistic would be enough to convince the leading
countries of the world to act with a bit more urgency and expedience when it
comes to maintaining peace. However, a possibly surprising yet ultimately
predictable conclusion of the Index is that the three leading military powers
of the world hold significantly forlorn places on the index with the US at 83rd,
China at 74th and Russia at a dismal 136th. When observing the countries of the
G8, excluding the three previously mentioned, only Japan (7), Canada (8) and
Germany (16) can be considered as doing well. The UK came in at 35th.
The Global Peace Index was founded by Steve Killelea, an Australian
entrepreneur and philanthropist, and its members include a range of
international personalities, from Desmond Tutu and Kofi Anan to Sir Mark
Moody-Stuart, chairman of Anglo American and former chairman of Royal Dutch
Shell. It composes part of the Institute for Economics and Peace, a think tank
that attempts to determine the fluid and complex relationship between
economics, business and peace.
For full list of countries www.visionofhumanity.org
CYPRUS MAIL 03/06/09
Talatın açıklamaları
din görevlilerini üzdü
Din Görevlileri Sendikası Başkanı Mehmet Dere,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın dün basında yer alan
Mecburi din eğitimi insan haklarına aykırıdır
ifadelerini üzüntü ve endişe içinde karşıladıklarını
söyledi.
Dere yaptığı yazılı açıklamada, din
eğitiminin Avrupanın hemen hemen tüm ülkelerinde verildiğini,
bazı Avrupa ülkelerinde ise uygulamalı olarak verildiğini
kaydetti.
Dere, Laik devlet, bir genel kültür bilgisi olarak bütün dinleri
ve kişinin içinde yaşadığı memleketin dinini
öğrenciye öğretmek zorundadır. Ondan sonrası kişinin
kendi tercihidir dedi.
Anayasanın 59uncu maddesi, 4üncü fıkrasında
belirtildiği gibi halkın öğretim ve eğitim
ihtiyaçlarının karşılanmasının da devletin temel
görevleri arasında olduğunu ifade eden Dere, buna bağlı
olarak din eğitiminin, Anayasanın 23üncü maddesi ve 4üncü
fıkrasında belirtildiği gibi devletin gözetiminde ve denetimi
altında yapılmak mecburiyetinde olduğunu kaydetti.
Güney Kıbrısta yapılan din eğitiminin de
mecburi olduğunu ifade eden Dere, Sendika olarak, Milli Eğitim,
Gençlik ve Spor Bakanlığının okullarda Din Kültürü ve
Ahlak Bilgisi dersini zorunlu okutma girişimini destekliyor ve
alkışlıyoruz dedi.
KIBRIS 04/06/09
Avrupa Komisyonu "Kıbrıs" Temsilciliği
ile bazı sivil toplum örgütleri, 5 Haziran Dünya Çevre Günü
dolayısıyla çevre konusundaki sorunlar ve alınması gereken
önlemlere dikkat çekmek amacıyla dün bir basın toplantısı
düzenledi.
"Avrupa Yeşil Hafta" konulu basın toplantısı
başkent Lefkoşa′da Sidestreets′te yer aldı.
Halkın dikkatini çevre sorunlarına çekmek ve duyarlılık
yaratmak amacıyla Sidestreets karşısında mahkemeler
önündeki kaldırımda ise doğa fotoğrafları sergilendi
ve sivil toplum örgütleri tarafından halka broşürler
dağıtıldı.
Basın toplantısında KKTC′de önemli çevre sorunları
yaşandığı ve gerekli önlemlerin ivedilikle
alınmaması halinde çevre felaketine doğru sürüklenileceği
uyarısında bulunuldu.
2020YE KADAR 3 HEDEF
Avrupa Komisyonu "Kıbrıs" Temsilcisi Androulla Kaminara,
tüm dünyayı etkisi altına alan küresel ısınma
sorununun Kıbrıs′ta diğer ülkelere oranla daha ciddi
boyutlarda yaşanacağını kaydederek, "kurtuluş
için" uyarıların dikkate alınmasını istedi.
Avrupa Komisyonu′nun geçen Aralık ayında çevreyle ilgili bir
paket kabul ettiğini kaydeden Kaminara, bu paketin Avrupa′da
çevreyle dost politikaları yaymak amacı
taşıdığını belirtti.
Bu önlemler paketinin isminin "20 20 20 for 2020" olduğunu
kaydeden Kaminara, ismin açıklamasını da yaptı.
Kaminara; ilk 20′nin yenilenebilir enerji kaynaklarının 2020
yılına kadar yüzde 20 oranında
artırılmasını; ikinci yirminin atmosferdeki karbondioksit
salımının 2020 yılına kadar azaltılmasını;
üçüncü yirminin ise 2020 yılına kadar enerji sarfiyatının
yüzde 20 oranında azaltılmasını temsil ettiğini
anlattı.
Bunların herhangi bir ülkenin hedef olarak birleyebileceği global
önlemler olduğunu belirten Kaminara, amaçlarının; küresel
ısınmanın önüne geçerek sıcaklıktaki
artışın 2 derecenin üzerine çıkmamasını
sağlamak olduğunu söyledi.
"KIBRIS′TA YENİLENEBİLİR ENERJİ
KAYNAKLARININ KULLANIMINI ARTIRMAK"
Bunların Avrupalı hedefler olduğunu ve her üye ülkeye
farklı şekillerde adapte edildiğini belirten Kaminara,
Kıbrıs′ta hedefin; 2020′ye kadar yenilenebilir enerji
kaynaklarının kullanımını yüzde 13 oranında
artırmak olduğunu dile getirdi. Kaminara, Kıbrıs′ta
güneş enerjisi ile su ısıtmanın yüksek seviyelerde
olmasına rağmen, yenilenebilir enerji kaynaklarının
kullanımının son derece düşük olduğunu ifade etti.
NELER YAPILABİLİR?
Çevreyi korumak, enerji kaynaklarının sarfiyatını azaltmak
için bireylerin neler yapabileceğini de anlatan Kaminara, bunları;
ışıkların kapatılması, klimaların
kullanımında tasarrufa gidilmesi, yüzme havuzlarının
kısıtlanması ve su kullanımının mümkün
olduğunca azaltılması olarak sıraladı.
Avrupa Komisyonu′nun Kuzey Kıbrıs′ta çevre için neler
yaptığıyla ilgili bilgiler de veren Kaminara,
Kıbrıslı Türkler′e sağlanan 259 milyon euroluk mali
yardımın 100 milyon eurosunun çevreye
yatırıldığını kaydetti.
Avrupa Komisyonu′nun su tedariki ile sanitasyona (su
kullanımının daha sağlıklı bir hale
getirilmesine), Natura 200 kapsamındaki bölgelerin korunmasına,
katı atık yönetimine, CMC rehabilitasyon projesine
yatırımlar yaptığını kaydeden Kaminara,
Kıbrıs Türk halkının çevre konusundaki bilincini ve
duyarlılığını artırmak için de
çalışmalar yaptıklarını kaydetti.
SAHİR
Yeşil Barış Hareketi Başkanı Doğan Sahir de
KKTC′nin çevre tahribatından önemli oranda nasibini
aldığını kaydederek, dünyadaki örnekler takip edilmeden
vahşi yöntemlerin KKTC′de kullanılmaya devam edildiğini
ifade etti.
Denetimden kaçınıldığını da kaydeden Sahir,
plansız bir şe-kilde su arıtıldığına dikkat
çe-kerek, bunun denizi olumsuz yönde etkilediğini söyledi.
TUĞSAL
Kıbrıs Erozyonla Mücadele Doğal Varlıkları Koruma ve
Yaşatma Vakfı (KEMA) Yönetim Kurulu üyesi Osman Tuğsal da,
KKTC′de aşırı bir ağaçsızlık olduğunu
kaydederek, AB standartlarına yükseltilmesi için 35 hektarlık
ağaç ekilmesi gerektiğini vurguladı.
KEMA′nın uyarılarda bulunarak bu eksikliğin giderilmesini
sağlamaya çalıştığını ifade eden
Tuğsal, okullarda düzenledikleri kompozisyon yarışmalarıyla
çocukların doğaya duyarlılığını
artırmaya çalıştıklarını kaydetti.
KKTC′de çölleşmeye gidildiği uyarısında da bulunan
Tuğsal, çare aramanın ve önlem almanın hem halkın hem de
devletin görevi olduğunu söyledi.
Tuğsal, "KKTC′de hukuksuzluk bizi bu noktalara
taşıdı" iddia-sında da bulundu.
HALKIN SESI 04/06/09
İngiltere'nin garantiler politikası
değişmedi
İngiliz
Yüksek Komiseri Peter Millet Rum Başkanlığı ve
Dışişleri Bakanlığı ile temasa geçerek,
İngilterenin garantiler konusundaki siyasetinin
değişmediğini teyit ettiği belirtildi.
Politis Gazetesine, göre
İngiltere Dışişleri Bakanı David Milibandın
Yunanistanda yayımlanan To Vima gazetesine yapmış olduğu
önce Kıbrıs sorunun çözümlenmesi ve ardından garantiler
konusunun ele alınması şeklindeki açıklamasını
yorumlayan Millet, ülkesinin; garantiler ve güvenlik konusunu, müzakerelerin
ayrılmaz bir parçası olduğunu düşündüğünü belirtti.
GÖRÜŞÜNÜZÜ
SÖYLEYİN
Öte yandan DİKO
Başkan Vekili Yorgos Kolokasidis, İngilterenin tezlerinin,
kendilerine ilerleyin ve bekleyin diyen Annan Planı reçetesine
benzediğini ileri sürdü.
Sonuçta müzakerelerde işgalin yasallaşmasını mı yoksa
vereceğimiz tavizleri mi konuşacağız sorusunu soran
Kolokasidis, garantiler konusunun kendileri için kırmızı çizgi
olduğunu belirtti ve bu konuda düşüncelerini ortaya koymaları
için AKEL ve DİKOya çağrıda bulundu.
starkıbrıs
KIBRIS POSTASI
04/06/09
President says progress on economy
talks
By Stefanos Evripidou
THE
TWO leaders made some headway on the economy in their efforts to reach a
solution to the Cyprus problem, said President Demetris Christofias yesterday.
Speaking after the 31st meeting between the two community leaders since direct
talks began last September, Christofias said that some convergence has been
achieved in some aspects of the economy chapter.
Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat discussed the economy
and the controversial Limnitis crossing during yesterdays talks, after which,
the president said on the economy: I must admit we have achieved something.
Both issues will be discussed again next Thursday as will the potentially
explosive issue of territory.
Asked to comment on Turkish press reports that the UN has prepared a 50-page
solution blueprint, Christofias replied: How many comments are we going to
make on these figments of the imagination?
The UNs Special Envoy to Cyprus Alexander Downer categorically denied reports
that the UN was preparing any kind of blueprint document.
The United Nations isnt in the game of writing blueprints. It is for the
leaders to negotiate ultimately a comprehensive settlement, not for the United
Nations to write blueprints, he said.
One UN source said the Turkish press report was a case of some people
mistaking wishes for reality. Its just absurd.
However absurd, the report caught the ear of political parties, inciting a
barrage of warnings and criticism from a number of parties such as EDEK, DIKO
and EVROKO, who cautioned the UN against proposing another Annan plan.
Socialist EDEK leader Yiannakis Omirou reminded Downer that the UN must play an
objective role.
A source close to the talks confirmed that the UN hasnt written a single
word.
It is very clear that Cypriots are doing the writing. They bring their own
documents to the talks and email each other. The reality is its a Cypriot
process.
The source noted that the trend so far in the talks was for the Turkish Cypriot
negotiating team to put forward draft documents first, while the Greek Cypriot
team seemed to be in less of a hurry, though this occasionally puts them on the
back foot.
Regarding the economy issue, the Turkish Cypriot team approached the issue from
a very different direction than that set out in the joint document compiled by
the relevant Working Group on economic issues.
They essentially took the joint paper and moved it around a lot so that the
issue of competences kept on coming up, said one source.
One political analyst told the Cyprus Mail the tactic appeared to be geared
towards sending the message that until the issue of governance is agreed,
little progress can be made elsewhere.
The Turkish Cypriots care more about effective participation more than
anything else. If this is sorted out, then you might start seeing less demand
for three of everything, said the analyst. The figure three is relevant to the
question of whether each official position should be represented three times
(Greek Cypriot and Turkish Cypriot constituent states and federal state).
The Greek Cypriots read the insistence on three as them pushing for two
states, but really it seems to be a way of pressuring the Greek Cypriots to
reach agreement on governance. The Turkish Cypriots want to be convinced that
the federal state will be run by both communities.
The two sides pulled back from the brink on the hot issue of Limnitis, and
overcame the Orams property case bombshell, to make some progress yesterday on
the economy.
They will continue on that issue even after starting on territory, but only
during their tete-a-tete sessions, where the two can sound each other out on
their positions.
No one expects proper negotiations on territory and security. They will likely
go back to the issue of governance and try to sort it out before the summer
break, said the source.
They are genuine about wanting a solution. Both sides have loosened up a bit
and are moving towards a middle ground. They need to fix the difficult stuff
before September. But you never know, things could blow up at any point, they
added.
CYPRUS MAIL 04/06/09
Occupied mayorships upset over
Hillary snub
By Elias Hazou
THE MAYOR of the occupied
town of Famagusta wants the government to protest to Washington because US
Secretary of State Hillary Clinton refused to see the mayors of occupied
townships when the opportunity arose recently.
According to Alexis Galanos, a delegation of PSEKA had arranged a meeting with
Clinton and they had asked that the meeting include mayors of occupied
municipalities.
However it seems the Secretary of State resorted to a bit of diplomatic
legerdemain. According to Galanos, prior to her meeting with PSEKA, Clinton had
set the condition that she would see only American citizenseffectively
disqualifying the Greek Cypriot mayors who were keen for some face-time with
the top US diplomat.
Galanos speculated this was part of US protocol of keeping equal distances:
had Clinton agreed to meet with the Greek Cypriot mayors, this might have upset
the Turkish Cypriots.
But Galanos was none too impressed, calling the treatment of the mayors
unacceptable.
He said the snub was a sign the Obama administration was not as involved with
refugee issues as much as wed like.
It is the first time this has happened...and we express our bitterness, the
Famagusta mayor told newsmen.
We believe our Foreign Ministry should issue a demarche to Washington, he
added.
On a smaller scale, the mayors grievance echoed the fuss made by certain
quarters last month after Clinton had agreed on a one-on-one with Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat.
Galanos praised the Greek Cypriot community in the United States for its solid
work in promoting the Cyprus issue, but bemoaned the lack of coordination
between expat organizations and the government.
PSEKA, also known as The International Coordinating Committee "Justice for
Cyprus, was founded in 1975 by the late President of Cyprus, Archbishop
Makarios. The organization, with headquarters in Nicosia, Cyprus, has chapters
all over the world. Its North American headquarters are located in New York
City.
CYPRUS MAIL 04/06/09
AA
05 Haziran. 2009 Cuma
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin, Avrupa
Birliği müzakere sürecinde attığı her adımda
karşısında Güney Kıbrıs'ı
bulacağını söyleyen Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas'a ''Allah ona kolaylık versin'' diyerek yanıt
verdi.
Mehmet
Ali Talat, bu yıl 33.sü düzenlenen KKTC Uluslararası
Fuarı'nın açılışında, Dimitris
Hristofyas'ın, ''Türkiye, Avrupa Birliği müzakere sürecinde
attığı her adımda karışında(Güney)
'Kıbrıs'ı bulacak'' sözlerini değerlendirdi.
Talat,
''Vallahi Allah ona kolaylık versin. Yani Türkiye ile rekabete soyunuyorsa
Allah ona kolaylık versin. Bu duama ihtiyacı olacak'' dedi.
FT: 'Üyelik sürecinin durması endişesi'
AP Seçim kampanyasında Türkiye'ye yönelik ağır
eleştirilerin Türkiye'de kaygı ve rahatsızlık
yarattığı belirtilirken müzakere sürecinin çıkmaza girmesi
korkularına dikkat çekiliyor. Financial Times gazetesi, "Ankara'daki
diplomatlar, şimdiden Avrupa Birliği üyeliği yönündeki
ilerlemenin gıcırdayarak durmasından endişe
duyuyorlar" diye yazdı.
AP Seçim kampanyasında
Türkiye'ye yönelik ağır eleştirilerin Türkiye'de kaygı ve
rahatsızlık yarattığı belirtilirken müzakere sürecinin
çıkmaza girmesi korkularına dikkat çekiliyor. Financial Times
gazetesi, "Ankara'daki diplomatlar, şimdiden Avrupa Birliği
üyeliği yönündeki ilerlemenin gıcırdayarak durmasından
endişe duyuyorlar" diye yazdı.
Financial Times gazetesi,
Türkiye muhabirini Delphine Strauss imzalı haberinde AP Seçim
kampanyasında Türkiye'ye yönelik ağır eleştirilerin,
politikacılar arasında yarattığı olumsuz etkilerine
işaret ederken "Ankara'daki diplomatlar, şimdiden Avrupa
Birliği üyeliği yönündeki ilerlemenin gıcırdayarak
durmasından endişe duyuyorlar" diye yazdı.
Fransa
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin "imtiyazlı
ortaklık" ısrarından Hollanda, Avusturya ve
Bulgaristan'daki aşırı sağ partilerin milliyetçi söylemine
kadar herhangi bir eleştirinin, Türk medyasınca Türkiye'nin 50
yıllık AB üyeliği çabaları için yeni bir ret olarak
yorumlandığını kaydeden gazete, haberinde şöyle devam
etti:
"Ancak en büyük
sorunu, Türkiye'nin uzun vadeli üyelik şansına ilişkin
kuşkuların, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'ne (AKP),
müzakereleri ilerletecek gerekli reformları geçirmek amacıyla siyasi
risk alması için teşvik edici olmaması oluşturuyor."
-"TEK BAŞLIK
AÇILIRSA TÜRKİYE ŞANSLI SAYILACAK"
2005 yılının
sonundan bu yana Türkiye'nin genel olarak her dönem
başkanlığında iki başlık açtığını
belirten gazete "Ancak şimdi, Çek Başkanlığı sona
ermeden tek bir başlık - vergilendirme - açabilirse şanslı
sayılacak. Sendikalar ile ilgili yasanın geçememesi, yetkililerin
planlarının aksine sosyal politika ve istihdam ile ilgili
müzakerelere başlanmayacağı anlamına geliyor" diye
yazdı. Gazete şöyle devam etti:
"Fransızların
ve Kıbrıslıların (Rumların) itirazları nedeniyle
birçok başlığı durduğu için, Kıbrıs'taki
görüşmelerde sağlanabilecek bir hamle Türkiye'yi, limanlarını
Rumlara açmaya yönlendirmese, her türlü ilerleme görüntüsü gelecek yıl
durabilir."
Gazeteye konuşan,
Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Cengiz Aktar'ın
da "Eğer sürecin, bu yılın sonunda veya gelecek
yılın başında doğal nedenlerden ölmesini istemiyorsak
taze kana ihtiyacımız var" derken hükümetin harekete geçmesi
gereğini de vurguladı.
-"AB'NİN
MÜZAKERELERİ TAMAMEN ASKIYA ALMASI BEKLENMİYOR"
Buna karşın FT,
"Ancak Avrupa yanlısı bir AKP milletvekili, son bir yılda
fazla bir şey yapılmadığını ve AB'nin,
Türkiye'deki ilerlemeyi yeniden değerlendirmesinden önce reformların
parlamentodan geçmesi için pek zaman kalmadığını kabul
ediyor" diye yazdı. Gazete şu görüşleri dile getirdi:
"Yıl sonunda
yapılacak ve aynı zamanda Türkiye'nin Rum gemilerini kabul etme
taahhüdünün de değerlendirileceği gözden geçirmenin, devlet
üyelerini, müzakereleri tamamen askıya almalarına yol açması
beklenmiyor. Ancak Türkiye'nin katılım hedefini destekleyen
Avrupalı diplomatlar, yeni ertelemeler olasılığından
kaygı duyduklarını söylüyorlar."
-"DURGUNLUK,
ADAYLIĞI YAVAŞ BİR ÖLÜM SARMALINA SOKABİLİR"
FT'ye konuşan Eurasia
Group'tan Wolfango Piccoli de "Stagnasyon, karşılıklı
yabancılaşmayı daha da körükleyebilir ve bu, Ankara'nın
adaylığını yavaş bir ölüm sarmalına sokabilir"
uyarısını yaptı.
İngiliz gazetesi,
Almanya'da eylülde yapılacak seçimlerin de kaygı
yarattığını belirtirken, "Angela Merkel, son dönemde
Türkiye'nin üyelik hedefine ilişkin tonunu yumuşatmış ise
de, SPD koalisyon ortakları olmadan hükümet oluşturabilirse Seçim
sonrası Ankara, en güçlü Alman destekçilerini kaybeder" görüşünü
de dile getirdi.
Türkiye'nin
karşılaştığı engeller dikkat alınırsa
Avrupa Komisyonu'nun Ankara Temsilcisi Büyükelçi Marc Pieri'nin hayranlık
yaratacak kadar iyimser olduğunu belirten gazete, Pieri'nin İngiltere,
İspanya ve Bulgaristan'ı örnek göstererek katılım
müzakereleri sürecinde hayal kırıklarının olduğunu
ancak sonunda üyeliğin gerçekleştiğini söylediğine dikkat
çekti.(ANKA
ANKA/ haberler.com
KIBRIS POSTASI
05/06/09
Stefanu'dan 'taviz' savunması
Güney
Kıbrısta işler her geçen gün biraz daha
karışıyor. Hükümet ortakları arasındaki kriz
tırmanıyor. Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, Rum Lider Dimitris
Hrisyofiasa dönük Kıbrıs konusunda taviz verdiğine ilişkin
eleştirilerin yoğunlaşmaya başlaması üzerine
açıklama yapma gereği duydu. Stefanu Hristofias'ın taviz
vermediğini söyledi
Stefanu,
Haravgi Gazetesine yaptığı açıklamada, Hristofyasın
Türkiye kökenli Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşları
ve dönüşümlü başkanlık konularında taviz vermiş olduğu
iddialarının gerçeği yansıtmadığını,
aksine Hristofyasın Kıbrıs Rum tarafının daha önce bu
konularda kabul etmiş olduğu tezleri iyileştirerek müzakere
masasına sunduğunu ifade etti.
Stefanu,
dönüşümlü başkanlık konusunda yapılan eleştirilerle
ilgili olarak ise Hristofias başkanlık konseyi çerçevesindeki
dönüşümlü başkanlık olgusunu müzakere ediyor ve bunun Annan
Planı çerçevesinde de kabul edildiği unutulmamalıdır dedi.
KIBRIS POSTASI
05/06/09
Cyprus media proving to be a big
downer for Un envoy
By Stefanos Evripidou
NO ONE said it would be
easy but UN Special Envoy Alexander Downer might just wish someone had told him
it would be this hard after spending the last few days rejecting a convoy of
explosive comments attributed to him by the media.
The Australian diplomat has been fighting off accusation after accusation the
last few days, coming from all angles and on all subjects, forcing him to deny
each allegation one by one before the cameras.
Working and speaking about the Cyprus problem requires a good degree of
dexterity and diplomatic reserve, but one can do little about what is not said,
and according to Downer, the media has focused most of its attention on just
that.
The hottest potato was a report in the Turkish press and picked up by the Greek
Cypriot media that the UN has prepared a 50-page settlement blueprint,
completely contradicting the solution by Cypriots for Cypriots mantra of the
past few months.
Another allegation was that Downer had said Turkeys guarantee and troops
would remain on the island post-solution. Reports also surfaced that Downer was
putting pressure on political leaders to solve the Cyprus problem, forcing
President Demetris Christofias to say he would investigate the matter and have
a few words if this was the case.
The latest comment attributed to the former foreign minister was that he finds
certain Greek Cypriot media, namely papers Phileleftheros and Simerini and TV
channels Antenna and Sigma, disgusting.
Then perhaps on a lighter note there was the report that he had applied for a
top international job as head of the APEC secretariat for 2010. Despite Downer
insisting he didnt really have his heart in it, this was actually true.
The series of allegations bandied about the media stirred up quite a fuss among
government coalition partners DIKO and EDEK, as well as Evroko and the Greens.
DIKOs Fotis Fotiou said all thats happening in the last few weeks is
certainly reminiscent of the pre-referendum period in 2004 while EDEKs
Yiannakis Omirou warned against another UN-made plan with timeframes and
concessions, saying reheated food is a recipe for failure.
AKELs chief Andros Kyprianou categorically rejected the notion that the UN had
prepared a blue print while DISYs Nicos Anastassiades didnt take the reports
too seriously.
I have the impression that the effort to demonise UN representatives from time
to time is not most beneficial to Cyprus, said the DISY leader.
As for the man himself, he had this to say: Well, I have been a politician for
many years and I am used to people putting words into my mouth. But you can
take it from me that I dont have any model that I think should be imposed on
Cyprus. I am not promoting any particular model privately or publicly.
Regarding the level of disgust he possessed for the media in Cyprus, Downer
replied: You just take it as it comes - I am not too sensitive to anything in
the media. I think on the whole media does a good job here, they put forward
different points of view and debate, and thats the role of the media. I
have no problems with them.
A source close to the UN described some of the allegations floating about as
absurd.
Its a malicious attempt to discredit him and hurt the process. He wouldnt
use those terms and not in public. He may have said certain parts of the press
give voice to very extreme opinion but he didnt put it in those terms.
In fact, what he has said is that often the press takes something and reports
on it without even calling first to see if its true. Ironically, thats
exactly what they did regarding the claim that the UN has prepared a 50-page
blueprint, said the source. One thing that Downer has expressed is the view
that the local media can be very assertive and sometimes aggressive when airing
their views on the Cyprus problem, added the source.
As for the allegation that he finds TV channels Sigma and Antenna disgusting,
Downer says he cant even watch the channels because he doesnt speak Greek.
CYPRUS MAIL 05/06/09
CTP,
Erkenekon soruşturmasında Kıbrıs ile ilgili iddiaların
ortaya çıkartılması için Perşembe günü Cumhuriyet
Meclisine araştırma önerisi sundu. Emre Dinerin
ele geçirdiği, Meclis Başkanı Hasan Bozere sunulan önerinin
önümüzdeki hafta Genel Kurulun gündemine alınması bekleniyor. CTP,
1998 seçimlerinde başlayan, 2000deki Cumhurbaşkanlığı
seçimlerini hedefleyen ve sonrasında Başbakan Talata dönük
istihbarat toplamasını içeren; son dönemlerde Sağlık
Bakanlığının açtığı otomasyon projesinin engellenmesi
için bazı odakların Türkiyede çalışma
yaptığını gösteren ifade ve belgelerin
araştırılmasını istiyor
Emre DİNERin
Haberi
Türkiyede devam eden
Ergenekon soruşturmasının KKTCye uzandığı
gerekçesiyle 19 Nisan Erken seçimlerinden önce gündeme gelen iddialar Meclise
taşındı.
Cumhuriyetçi Türk
Partisinin 4 Haziran 2009 tarihinde Cumhuriyet Meclisine sunduğu
araştırma açılması önerisinde Ergenekon iddiaları
yeniden gündeme geldi.
HALKIN SESİnin ele
geçirdiği araştırma önerisine göre, Ergenekonun
Kıbrısla ilgili bağlantısının
araştırılması öngörülüyor.
İşte CTP-BGnin
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Bozere sunduğu tüm
milletvekillerinin imzasını taşıyan önerinin tam metninde
yer alan ifadeler şöyle:
Son dönemlerde Türkiyede
başlayan Ergenekon soruşturmasında ortaya çıkan ve
demokrasimiz üzerine gelen gölgeler son derece önem
taşımaktadır. Konuyla ilgili basınımızda da
yayınlanan bazı belge ve dökümanlar olmuştur. Bu belge ve
dökümanlarda 1998 seçimlerinde başlayan, 2000deki
Cumhurbaşkanlığı seçimlerini hedefleyen ve sonrasında
Başbakan Mehmet Ali Talata dönük istihbarat toplamasını içeren;
aynı zamanda son dönemlerde KKTC Sağlık
Bakanlığının açtığı otomasyon projesinin
engellenmesi için bazı odakların, Türkiyede çalışma
yaptığını gösteren ifade ve belgeler olduğu
görülmüştür.
Bu arada, KKTC
vatandaşı yapılan bazı kişilerin Türkiyede süren
Ergenekon soruşturması kapsamında değerlendirilen bazı
terör olaylarının da faiilleri arasında bulunması konuyu
daha da önemli kılmaktadır.
Demokrasinin kurumsallaşması
sürecine zarar veren çok yönlü gizli olayların olduğu söz konusudur.
Bu bağlamda KKTC
Meclisinin konuyla ilgili olarak Meclis araştırması
yapması meselenin her yönüyle açığa kavuşturulması
önem taşımaktadır.
ÖNERİ:
Bu gerçekler
ışığında, KKTC Meclisinin basınımızda
yayınlanan belgelerden hareketle Ergenekon konusunun KKTC ile
bağını ele almak maksatıyla Türkiye Cumhuriyetinin ilgili
resmi makamlarıyla, temas, görüşme ve belge temini dahil olmak üzere;
KKTCnin tüm ilgili resmi kurumlarıyla da işbirliği içinde
konuyu ele alması ve açıklığa kavuşturması için
meclis araştırması yapılması gerektiğine
inanarak, Ergenekon konusu hakkında meclis araştırması
yapılmasını öneriyoruz.
Bu
anlayışla KKTC Meclis Genel Kurulunun ve değerli tüm
milletvekili ile siyasi partilerimizin bu konuyu açıklığa
çıkarmak maksadı ile verilen bu öneriye sıcak bakacaklarına
ve destekleyeceklerine inanıyoruz
KIBRIS POSTASI 06/06/09
Nami:
Bayrak krizi üzdü
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat`ın BM ve AB ilişkilerinden sorumlu Temsilcisi Özdil
Nami; Birinci turda anlaşılan konular anlaşılmayanlara
göre daha fazla, ikinci turda 6 konu başlığı altında
30dan fazla sayfa görüşülmeyi bekliyor
Nami:
Uzlaşılan konular daha fazla
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat`ın BM ve AB ilişkilerinden sorumlu Temsilcisi Özdil
Nami gelecek hafta ekonominin görüşülerek toprak konusuna
geçileceğini, Toprak konusunun ilk turunda haritaların
konuşulmayacağını, İkinci tur görüşmeleri için
çalışmalara başlandığını ve 6 konu
başlığı altında 30 sayfadan fazla dökümanın
biriktiğini söyledi. ATADı kınama grubunun oluşmasına
olumlu bakan Nami, Bayrak krizini üzüntü verici ve
yakışıksız olarak değerlendirdi. Anlaşılan
konuların, anlaşılmayan konulara göre daha fazla olduğunu,
ancak bazı dış etkenlerin de süreci olumsuz etkilediğini
ifade eden Nami, AB seçimlerine katılmayı uygun
bulmadığını Kıbrısta çözüm olursa seçimlerin
tekrarlanacağını ve 2 Türk adayın seçileceğini
belirtti. Özdil Nami ADA TVde yayınlanan Öğlen Ajansı
programına katılarak Cem KARın sorularını
yanıtladı.
EKONOMİDEN
SONRA TORAK GÖRÜŞÜLECEK
Özdil Nami ekonomi
başlığı altında yapılan son toplantıya Rum
yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ile kendisinin de
katıldığını söyleyerek ekonomi konularının
siyasi iradeyle aşılacağını görüştüklerini
kaydetti. Nami Toprak konusunun ilk turunda haritaların
konuşulmayacağını, liderlerin kriterleri
konuşacağını söyleyerek daha önce çalışma
grubundayken Rumların harita talebinden dolayı ilerleme
sağlanamadığını belirtti.
EKONOMİ
EŞİTLENECEK
Nami, Güney
ekonomisinin Kuzey ekonomisini yutacak diye bir yaklaşımın
yanlış olduğunu, koruyucu tedbirler ve geçiş
koşulları sayesinde rekabet koşullarının
sağlanacağını, AB katkısı ile ekonomilerin
eşitleneceğini söyledi. Nami, bu duruma Rumların itiraz etmediğini
belirtti. Rekabet koşulları, Merkez Bankası, Ekonomi ve Maliye
Bakanlıklarının yapılandırılması ile banka
ve finans sektörlerinin nasıl denetleneceği üzerinde
görüştüklerini, tavırlarının eşitliğin
sağlanması yönünde olduğunu ifade etti. Nami gelecek hafta
ekonominin görüşülerek toprak konusuna geçileceğini belirtti.
2Cİ TURA
HAZIRLANIYORUZ
İkinci tur
görüşmeleri için çalışmalara
başlandığını söyleyen Nami, 6 konu
başlığı altında 30 sayfadan fazla dökümanın
biriktiğini Yakovu ile kendisinin haftada 3, teknik arkadaşların
ise daha fazla bir araya gelmesi gerektiğini söyledi. Downerin plan için
değil, nabız tutup BM Genel Sekreterne bilgi vermek için
Kıbrısta bulunduğunu ifade etti. Nami, çözümü iki tarafında
istediğini ancak çözüm olacağına inanılmadığını
belirterek tarafların farklı çözümler üzerinde durduğunu ve
büyük oranda federasyon istendiğini belirtti.
ANLAŞILAN
KONULAR DAHA FAZLA
Yaşanan
sürecin Annan Planı döneminden farklı olduğunu, Annan
planının BMnin taraflarla yaptığı görüşmeler sonucu
yazıldığını söyleyerek şimdi tarafların
görüşleri doğrultusunda planın yazılacağını
dile getirdi. Anlaşılan konuların, anlaşılmayan
konulara göre daha fazla olduğunu, ancak bazı dış
etkenlerin de süreci olumsuz etkilediğini ifade etti.
ATADI KINAMA
SEVİNDİRİCİ
ATADı
kınama grubunun oluşmasına olumlu bakan Nami, sivil toplum
örgütlerinin yapılan haksızlıklara karşı hareket
etmesinin iyi bir şey olduğunu belirtti. ATAD davasından sonra
müzakere sürecinin hızlandığını ancak Rumların
mülkiyet konusunda pozisyonlarının değişmediğini ifade
etti.
BAYRAK
KRİZİ ÜZÜCÜ
Bayrak krizini
üzüntü verici ve yakışıksız olarak değerlendiren Nami,
her halkın kendi sembollerini seçme özgürlüğü olduğunu söyledi.
AB PARLEMENTO
SEÇİMLERİ
AB parlamento
seçimlerini değerlendiren Nami, Rauf Denktaşın bu konudaki
açıklamalarına katılmadığını ancak AB
seçimlerine de katılmayı uygun bulmadığını
söyledi. Nami, Kıbrısta çözüm olursa seçimlerin
tekrarlanacağını ve 2 Türk adayın seçileceğini
belirtti.
Star Kıbrıs -
Ziya Nasıfoğlu
KIBRIS POSTASI 06/06/09
Rumlardan toprak kriterleri
Rum
tarafının, devam eden doğrudan müzakereler kapsamında
önümüzdeki Perşembe günü açılacak Toprak
başlığında kriterler ortaya koyacağı, ancak bu
aşamada haritaya ilişkin öneriler sunulmasının söz konusu
olmadığı belirtildi.
Fileleftheros Gazetesi,
Toprak: Lefkoşa Kriterler Koyuyor Kıyılar, Nüfus Oranı
ve Mülkiyet Türkler Annan Planındakinden Çok Daha Kötü Harita Versiyonu
Hazırladı başlığıyla ve bilgi sahibi kaynaklara
atıfta bulunarak verdiği haberde, Toprakla ilgili çalışma
grubunun görüşmeleri sırasında, Türk tarafının
kriterler konusunu ciddiyetle görüşmediğini, böylece niyetinin de
ortaya çıktığını savundu.
TÜRK TARAFININ
HARİTAYA ÖNERİLERİ
Kıbrıs Türk
tarafının haritaya ilişkin önerileri bulunduğu,
bunların; Annan Planındakinden çok daha kötü bir versiyon
olduğu yolunda bilgiler bulunduğunu yazan gazete, prosedürün al-ver
mantığına girmesinin söz konusu olmadığını
kaydetti.
Rum tarafının
gerek yaşayabilirliği gerek nüfus oranını gerekse mülkiyet
oranını dikkate alan kriterler hazırladığı,
sınır düzenlemeleriyle ilgili, temel kriterleri dikkate almayan
herhangi bir düzenlemeyi görüşemeyeceğinin savunulduğu haberde
şunlar da kaydedildi:
Mesela, Türk tarafı,
Ada kıyı şeridinin yüzde 59unu elinde tutma
mantığında ısrar edemez. Annan Planı, Adanın
kıyı şeridinin yüzde 59unun Türk tarafında
olmasını öngörüyordu ve reddedildi. Böyle bir öneri bugün de
benimsenemez. Dahası; mülkiyet konusu, Toprakta uzlaşılacak
oran açısından önemli bir unsurdur.
MARAŞ ZATEN BİR
OLGU
Bilgi sahibi
kaynağın işaret ettiği üzere Maraş meselesinin de;
kararlarda ve Genel Sekreterin raporlarında iade edilmesi gereğine
vurgu yapıldığı mantığıyla; Rum tarafı
için bir olgu olduğu ortadadır. Maraşın bir bölümünün 1974ten
beridir iskana açılmamış olması da bunu güçlendiriyor.
EKONOMİ MİRAS
BIRAKILDI
Bu arada, önceki gün
kapanan Ekonomi başlığı, görüş birlikleri ve
görüş ayrılıklarıyla beraber, müzakerelerin bir sonraki
aşamasına miras bırakılıyor. Öğrendiğimize
göre Talat, Başkan Dimitris Hristofyasla görüşmesi
sırasında kendisine yöneltilen sorulara açıklama getirme
hakkını saklı tuttu. Dimitris Hristofyas, birleşik, üniter
bir ekonomiye atıfta bulunmayan, uzun geçiş hükümleriyle ve
tezleriyle ilgili meseleler gündeme getirdi. İşgal liderinin, bu
meselelere ilişkin yanıtlarını önümüzdeki görüşmelerde
vermesi bekleniyor.
AP SEÇİMLERİNDEN
SONRA
Politis Gazetesi de; Halen
İkinci Turu Görüyorlar Avrupa Seçimlerinden Sonra Limnidiyle
(Yeşilırmak) İlgili Beklentiler ve Yeni Görüş Birlikleri
başlıklı haberinde Rum yönetiminin, sonbaharda özlü bir al-ver
olabilmesi için müzakerelerin ikinci turunda Kıbrıs Türk
tarafından toprak, mülkiyet ve güvenlikle ilgili uzlaşı tezleri
beklemekte olduğunu bildirdi.
Rum tarafının,
özellikle önem verdiği konularda Türk tarafıyla görüş
birliğine varma konusunda ümitlerini, müzakerelerin ikinci turuna
bağladığını yazan gazete, Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasın; Güney Kıbrısta
yarın gerçekleştirilecek Avrupa Parlamentosu seçimlerinden sonra
müzakerelere; Yeşilırmak geçidinin açılmasıyla
bağlantılı olabilecek olumlu bir ton katmak niyetinde
olduğunu kaydetti.
Gazete haberinde,
Hristofyasın çalışma arkadaşları toprağa
ilişkin öneriler üzerinde çalışmaya başladı, ancak bu
aşamada harita sunulması beklenmiyor. Herkes kabul ediyor ki; özlü
düzeyde müzakere ikinci turda derinlere inecek. Bu aşamada; işgal
bölgelerinde Nisan ayında yapılan milletvekilliği seçimleri
nedeniyle öksüz kalan mülkiyet meselesinin yeniden gözden geçirilmesi
ihtimali göz ardı edilmiyor dedi.
starkıbrıs
KIBRIS POSTASI 06/06/09
Sabetay
Varol
ABD Başkanı Obama, Türkiyenin
AB üyeliğine karşı tutumuyla bilinen Sarkozynin de
bulunduğu basın toplantısında önemli bir müttefik
olduğunu dile getirdiği Türkiyenin ABye alınmasını
destekledi
ABD
Başkanı Barack
Obama, Türkiyenin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine karşı
çıkan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozynin yüzüne karşı, Türkiye çok
çok önemli bir müttefik ve AB için de önemli ifadesini kullandı.
Ortadoğu ve Avrupa gezisinin son durağında,
dün 2. Dünya Savaşının sonunu getiren Normandiya
çıkarmasının Fransanın Caen kentindeki 65. yıldönümü
törenlerine katılan Obama, Türkiyenin AB üyeliğinin önemli
olduğunu daha önce de söylemiştim dedi. Türkiyenin önemli bir NATO
müttefiki olduğunu belirterek Afganistanda
teröre karşı savaşa yardım ettiğini vurguladı.
Ekonomisi büyüyen Türkiyenin Avrupa ile yakın ilişkiler
istediğini kaydeden ABD Başkanı, kendisinin de bunu teşvik
ettiğini söyledi. Obama, Türkiyenin AB ile ekonomik olarak ortak olma
yeterliliğine sahip olduğunu sözlerine ekledi.
Obama ile ortak hedefte buluştuğunu dile getiren Sarkozy ise
Türkiyenin Avrupa ile bütünleşmesini desteklediğini, ancak bu
amacın gerçekleşeceği yöntem konusunda Obama ile farklı
düşündüğünü tekrarladı. Türkiyenin Doğu ile Batı
arasında köprü rolü oynaması gerektiğini savunan Sarkozy, ABD
ile farklılığın uygulamada olduğunu söyledi. Önceki
ABD başkanlarının hep Türkiyenin AB üyeliğine destek
verdiğini hatırlatan Fransa Cumhurbaşkanı, Görüşüm
Türkiyenin ABye üye olması biçiminde değil diye konuştu.
Türban
yasağı
Obamanın Mısırın başkenti Kahiredeki
konuşmasında türban yasağına karşı
çıktığını ve bunun Fransadaki uygulamalarla bir
farklılığı yansıttığının öne
sürülmesine de değinen Nicolas Sarkozy, Fransada türban yasağı
olmadığını, sadece resmi dairelerde devlet
memurlarının dinler karşısındaki
tarafsızlığını göstermek amacıyla kıyafet
farklılığına izin verilmediğini söyledi.
ABD Başkanı Barack Obama, geçen nisandaki Türkiye ziyaretinden hemen
önce Çek Cumhuriyetinin başkenti Pragda
yapılan ABD-AB Zirvesinde, ABnin en güçlü ülkelerini
karşısına alma pahasına, Türkiyeyi Birliğe
alın mesajı vermişti. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy,
Türkiye çok büyük ve hem ABnin hem de ABDnin müttefiki bir ülke.
İmtiyazlı ortak olarak kalmalıdır karşılığını
vermişti.
Sarkozynin yemek
davetini reddetti
ABD Başkanı Barack Obama ile Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas
Sarkozy arasında Türkiyenin AB üyeliği konusundaki görüş
ayrılığının iki liderin ikili ilişkilerinde
soğukluk yarattığı ileri sürülüyor.
İngiliz Daily Telegraph gazetesi Sarkozynin Obamayı Pariste
aileler arasında bir yemekte ağırlamak istediğini, ancak
Obamanın yoğun programını gerekçe göstererek bu teklifi
geri çevirdiğini bildirdi.
İngiliz gazetesi, Sarkozynin Obama tarafından refüze edildiğini
aktardığı haberinde iki lider arasında Türkiyenin AB
üyeliği konusunda ciddi görüş ayrılığı
bulunduğunu hatırlattı.
MILLIYET 07/06/09
LEFKOŞA
AA
Rum
liderin, Türkiye AB sürecinde attığı her adımda
karşısında bizi bulacak şeklindeki sözlerine M. Ali Talat
alaycı bir dille yanıt verdi
Kıbrıs Rum
Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas,
Türkiyenin, Avrupa Birliği (AB) müzakere sürecinde
attığı her adımda karşısında Güney
Kıbrısı bulacağını söyledi.
Rum haber ajansına göre, Dimitris Hristofyas, Devlet Bakanı ve
Başmüzakereci Egemen Bağışın,
Çalışmalarımızın bir çoğunun üzerinde bir
Kıbrıs gölgesini hissediyoruz yönündeki sözlerini yorumladı.
Rum lider, Türkiye, Avrupa Birliği müzakere sürecinde
attığı her adımda karşısında
Kıbrısı bulacak. Türkiyenin Avrupa Birliği sürecini
engellemeyip devam ettirdiğimizi savunan herkese yanıtımız
budur. Bu iddiaların gerçekle ilgisi yoktur. Tabii ki Türkiye,
attığı her adımda karşısında bizi bulacak
dedi.
Rum hükümetinin tutumunun belli olduğunu, Türkiyenin, işgali sona
erdirmesi gerektiğini belirten Hristofyas, Aksi halde müzakere sürecinde
bizi karşısında bulacak ve tabii ki aralık ayında da
karşısında bulacak diye konuştu.
Allah kolaylık versin
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Hristofyasın bu sözlerine
yanıt vererek, Vallahi Allah ona kolaylık versin. Yani Türkiye ile
rekabete soyunuyorsa Allah ona kolaylık versin. Bu duama ihtiyacı
olacak dedi.
MILLIYET 07/06/09
GKRY'deki Türkler seçime ilgi göstermedi
Güney Kıbrıs Rum
Kesimi'nde dün yapılan Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerine
kayıtlı Kıbrıslı Türk seçmenleri ilgi göstermedi.
Rum Kesimi'nde Seçim kurulu
yetkilisi Lazaros Savvides, AP'de Rum Kesimi'ni temsil edecek 6 parlamenteri
seçmek üzere düzenlenen seçimde çok az kayıtlı Türk seçmeninin oy
kullandığını belirtti Savvides, yerel saatiyle saat 18.00
itibariyle 747 kayıtlı Türk seçmeninin sadece 117'sinin oy
kullandığını açıkladı.
Lazaros Savvides, Rum
Kesimi'nde genel seçime katılma oranının yüzde 54.4 olarak
gerçekleştiğini de belirtti. Savvides, bu oranın,
Kıbrıs'ta oy kullananan başka AB ülkelerinin
vatandaşları arasında yüzde 42.2, "Türkiye'nin işgal
altındaki bölgelerde yaşayan Kıbrıslı Türkler"
arasında ise yüzde 15.6'da kaldığını da söyledi.
ANKA/ haberler.com
KIBRIS POSTASI 07/06/09
ITV'den ev almayın uyarısı
İngiliz
ITV-1 televizyonu, Tonight programında, Akdeniz Kabusları
adıyla KKTCde emlak sahibi olan İngilizleri ve
karşılaşabilecekleri sorunları masaya
yatırdı.Programda konuşan David ve Linda Orams çifti,
haklarını sonuna kadar arayacaklarını belirtti, Olumlu
olmaya gayret ediyoruz dedi.
AVRUPA Toplulukları
Adalet Divanının kararından sonra yeniden gündeme gelen Linda ve
David Oramslar, bu kez de İngiliz ITV-1 Kanalına konu oldular.
Tonight programında, Akdeniz Kabusları adıyla
yayınlanan yarım saatlik program, Orams çiftini örnek alarak,
adanın Kuzeyinde ucuz olduğu için emlak alan veya almak isteyen
İngilizleri uyardı , 1974 öncesi Kıbrıslı Rumlara ait
araziye yapılan hiçbir emlağı almayın. Yoksa kaybedebilirsiniz
mesajını verdi.
Son yıllarda binlerce
İngilizin, ikinci veya emeklilik yeri olarak Kuzey Kıbrısı
seçtiğine ve adanın Güneyi ve Akdenizin diğer ülkelerine göre
çok ucuza emlak satın aldığına dikkati çeken program, Tüm
bunların geleceği İngiliz Yüksek Mahkemesinin vereceği
karara bağlı. Bile bile ucuz olduğu için , siyasi yönden sorunlu
bir yerde ev alırsanız, sonuçlarına da
katlanırsınız uyarısında bulundu.
Akdeniz Kabusları
programını, İngiliz TVlerinin tanınmış ismi Mike
Nicholson sundu. 1974 Barış Harekatında adada görev yapan ve
çıkartmadan o günlere ait Türk askerlerinin paraşütle adaya inerken
filmlerini gösteren programda, Kuzey Kıbrısın son yıllarda
emlak konusunda büyük ilgi gördüğüne değinildi. Sunucu Nicholson,
Orams çiftiyla ilk kez 2005de adada görüştüğünü, 4 yıldan sonra
ikinci kez yeniden Laptada buluştuklarını belirterek, Linda ve
David çiftinin ağzından başlarına gelenleri ekrana
taşıdı. Oramsların iyi niyetle dört duvar halindeki evi
satın alıp, büyük masraflarla son haline kavuşturduğunu
belirten programda İngiliz çift, haklarını sonuna kadar
arayacaklarını, umutlu olmaya gayret ettiklerini, Apostolidesin
evlerine nasıl geldiğini ayrıntılarıyla
anlattılar.
Adada ev sahibi başka
Ingilizlerin de konuk olduğu programda, İngiliz veya Avrupa
mahkemelerinin Kuzey Kıbrısı ikinci vatan seçip, yerleşen
İngilizlerin evlerini nasıl ellerinden alacağı da
sorgulandı.
Tonight Programında,
Kıbrıs, Akdenizin incisi,Akdenizin Hayaletli Adası,
Vahşice Bölünmüş Ada, olarak tanımlandı,
Kıbrısın güneşine gölge düştü denildi.
Ev almak isteyenlere
uyarılar
Programa konuk olan ve
adanın kuzeyinde yaşayan gazeteci Helena Smith ile Simon Bahçeli,
KKTCde ev almak isteyen İngilizleri uyardı. Smith, adada ev alan
İngilizlerin büyük yanlışlık yaptığını
belirterek, KKTCnin emlak sektöründe dünyanın en tehlikeli ve riskli
bölgelerinden olduğunu iddia etti. Satın alanların siyasi,
finansal, yasal ve pratik sorunlarla karşılaşmalarının
kaçınılmaz olduğunu vurguladı.
Simon Bahçeli ise Orams
davası nedeniyle kuzeyde emlak sektörünün durgunluğa
uğradığını , Oramsların adanın her iki
tarafında da tanındığını, İngiliz kamuoyunun
da adadaki durumu artık öğrendiğini belirtti. İngilizler,
Oramsların başına gelenleri öğrendiğinden bu yana,
arsanın sahibi konusunu araştırmaya başladılar.
dedi.
Kuzeyde evi olan ve 5
yıldır orada yaşayan Marian Stokes, Linda ve David Oramsin
kendileri gibi olan adanın kuzeyindeki tüm İngilizler adına
savaştığını söyledi, Bulutların
dağılmasını umutla bekliyoruz. ATADın kararı
bizim kontrolumuz dışında çıktı. Şimdi ev almak
isteyenlere, almayın diyemem. Ancak alırken çok dikkatli olsunlar
mesajını verdi.
İngilizlerin
kendilerini siyasi bir oyunda, piyon gibi gördüğüne değinen Tonight
programında, Oramsların sonbaharda İngiliz İstinaf
Mahkemesine gelecek duruşmayı kaybederlerse, herşeylerini
kaybedeceği öne sürüldü. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet ali Talat ile
Rum Lideri Dimitris Hristofyasın Orams davasını da görüştüklerini
kaydeden program, sorunun siyasi yolda çözümlenebileceğini vurguladı.
Bu arada, eşdeğer
arazi konusuna da değinen sunucu Mike Nicholson, Rumların bu konuyu
kabul etmediğini ve hiçbir anlaşma
yapılmadığını savunduğunu belirtti. Kuzeyde,
Rumlara ait arazilere yapılan inşaat halindeki evleri de ekranda gösterdi.
Mike Nicholson ayrıca
2005 yılında Oramslarla görüşmeye gittiğinde ziyaret
ettiği Grand Valley projesi ve sahibi Tahir Soycanı da o
yıllardaki filmleriyle ekrana taşıdı. Şimdi 4
yıl aradan sonra bu inşaat projesinde bir adımlık ilerleme
yok. Proje durdu dedi.
Oramslara karşı
ATADda dava açan Apostolidesin avukatı Constantis Candounasın da
konuk olduğu programda, Rum avukat bilerek, ucuz olduğu için tatil
veya emeklilik evi alan İngilizleri suçladı. Riskli yeri, bilerek
ucuza satın alanların sonuçlarına da katlanmaları
gerektiğini söyledi.
starkıbrıs(Mihrişah
Safa)
KIBRIS POSTASI 07/06/09
Makarios Türk müydü?
Kıbrıslı
Rum lider Başpiskopos Makariosun kökenleri hep kapalı kapılar
ardında konuşuldu. Fısıltı gazetelerinde onun hayatta
kimsesiz kaldığı için Kirkos Manastırına
evlatlık verildiği söylendi.
Kimi zaman Makariosun çok
güzel Türkçe konuştuğu, bunu İstanbul Heybeliadadaki Ruhban
Okulunda okuduğu sıralarda asla öğrenemeyeceği o nedenle
Türkçeyi çocukluğunda öğrenmiş olması gerektiği ileri
sürüldü!..
Rum liderin
kişiliğine ilişkin söylentiler çok. Ancak Makariosun biraz
sır perdesiyle kaplı geçmişi gün
ışığına çıkıyor.
Kıbrıs Türkünün
tarihinde önemli rol oynayan Rum liderinin gerçek kimliğine
ulaşabilmek, onun geçmişinde kalan sır perdesini aralamak
istiyoruz.
Şurası gerçek ki,
Kıbrıs gibi son derece küçük bir coğrafyaya
sıkışıp kalan Kıbrıslı Türk ve Rumlar
arasında gönül maceralarının yaşanması
kaçınılamazdı.
Çoğu kez hüsranla sona
eren bu ilişkiler zaman zaman meyvelerini de verdi. Ancak, annesi veya
babası Türk olan karma evliliklerden çocuklar, genellikle bu
ilişkileri örtbas ederek geçmişlerini saklamak istediler. Çünkü Rum
Kilisesi, Türklerle evliliği ret ediyor, Müslüman bir erkeğin Rum
kızı ile evlenebilmesi için kızın Müslümanlığı
seçmesi gerekiyordu. O nedenle gönlünü bir Ruma kaptıran kimi Türk
kızları Rum tarafına kaçıp kendisine yepyeni bir kimlik
alırken, kimi Rum kızları da Türkleşmeyi kabul ediyordu.
Bu arada sayıları
az da olsa, kimliklerini inkar etmeyenler de oluyordu. Bazen, karma
evliliklerde çiftler kendi aralarında çözümler buluyordu. Örneğin bir
Rum anne, kocasına Eğer kızımız olursa onu Rum
kimliği ile büyütelim, önerisinde bulunuyordu. Tabii, çocukları
erkek olursa, oğulları da Türk kimliği ile büyüyecekti. Nitekim
böyle bir ailenin iki oğlu Erenköye gönüllü çıkan Türk gençlerin
başında yer almıştı.
MAKARİOSUN
GİZEMLİ GEÇMİŞİ
Makariosun annesi de, dediklerine göre gönlünü Türke kaptıranlardan
biriydi.
Dağaşan (Vreça)
köyü Troodosların batısında, orman içindeki bir Türk köyüydü.
Hemen yanında da Panayia adlı bir Rum köyü vardı. Geniş
toprakları, üzüm bağları harup ve zeytin ağaçları ile
verimli toprakların hemen bitiminde, Poliye giden yol üzerinde, dağdan
inen gür su üzerinde Vreçalı Hacı Hoca tarafından bir
değirmen yapılmıştı.
İşte Makariosun
hayatındaki en önemli dönüm noktasının bu değirmende
yaşandığı söylenirdi.
Hacı Hoca, her ne
kadar dini bütün birisiyse de, harama uçkur açmıştı. Makariosun
genç annesi Hacı Hocayı baştan çıkartmayı bilmiş
ya da tersi olmuş, Hoca, Hacılık gibi manevi değeri büyük
bir ünvanı unutup, Makariosun annesini değirmendeki samanların
üstüne atmayı başarmıştı.
Bugün yaşları 70
ve üzerinde olan Vreça-Panayia ve çevresi köylüleri arasındaki söylentiye
göre işte o değirmenlikte birbirlerine arzuyla kavuşan
bedenlerin ürünüydü, Makarios. Dünyaya gözlerini açtığında 13
Ağustos 1913 idi ve Panayia Kilisesinde vatviz edilirken kendisine
verilen ad Mihail Hristodulu Muskosdu. Ne var ki dünya onu Kıbrıs
Rum Ortodoks Kilisesinin başına geçtiğinde
aldığı Makarios II adıyla tanıyacaktı.
İki kişinin
bildiği gerçek sır kalır mı?
Aslında bir Türke
gönül kaptıran sadece Makariosun annesi değildi. Teyzesi de
Dağaşan köyünde bir Türke aşık olmuş, o zamanın
geleneklerine göre adını değiştirip Müslüman olmuştu.
Yeni Ayşe adıyla anılacak olan genç kadın, belki de
annesinin Değirmenci Hacı Hoca ile tanışmasına
yardımcı olmuştu.
Büyük bir
olasılıkla durumu ilk bilen kişi Yeni Ayşe diye
tanınan Makariosun teyzesiydi.
Küçük yerlerde sır saklamak
zordu. Belki, Yeni Ayşe bu sırrı kocasıyla
paylaşmıştı. Belki de Hacı Hoca bir Rum
kadınıyla yaşadığını dakikaları
köylüleriyle paylaşmıştı. O nedenle sır uzun süre
saklanamamıştı. Kulakta kulağa söylenenler kısa
zamanda komşu köy Panayiaya ulaşmış, Makariosun
babası da dedikodulardan nasibini almıştı.
Ancak adam güzel
karısını sevmiş, söylenenlere kulak
tıkamıştı. Ne var ki, yıllar geçerken küçük
Makariosun da giderek Rum annesinin kocasına pek benzemediği
anlaşılmıştı. Onun Dağaşan köyündeki Türk
değirmenciye benzediğini gören adamın içine şüphe kurdu
düşmüştü. Acaba söylenenler doğrumuydu? Çocuk gerçekten
kendisinden değil miydi?
Kurulan hain plan
Başlangıçta arada bir aklına takılan bu sorular giderek
Makariosun babası için dayanılmaz bir hal almıştı.
Artık gözü içten içe dönmüş, öç alma duygusu benliğini
kaplamıştı.
Önce kendisini bütün köy
halkının önünde aşağılatan kadından
kurtulması gerektiğine inanmıştı. Yıllardır
köyde başının eğik gezmesine neden olan, o pis
dedikoduların kaynağını kurutacaktı. Ona vereceği
ceza herkese ibret olmalıydı. Daha sonra yapacağını
biliyordu. Türkten peydahladığı oğlanı da
başından defedecekti.
Kendisine ihanet eden
karısını öldüremezdi. Herkes cinayetin kendisi tarafından
işlendiğini kolaylıkla anlayabilirdi. O nedenle nefret
ettiği karısının başına masum bir kaza
gelmeliydi. Yoksa İngiliz Hakimi nasıl inandırabilirdi?
Karısının günlük yaşamını iyice incelemeli, onun
bir boşluğunu yakalamalıydı.
BEKLENEN FIRSAT
Derken Makariosun sözde babası aradığı fırsatı
bulmuştu. Karısı her çarşamba çamaşır
yıkıyor, gerekli kova kova suyu kuyudan çekmekteydi. Adam, hiçbir
şeyden habersiz su çeker karısına gizlice
yaklaşmıştı. Onun tam arkasına geldiğinde
karısını hiç acımadan kuyuya itmişti.
Tabii, talihsiz kadın
kuyuya yuvarlanırken avazı çıktığı kadar
bağırmış, komşularından yardım
istemişti. O daha atik davranmış; tüm gücüyle
bağırarak köylüleri yardıma çağırmıştı.
Ancak gelenlerin yapacağı bir şey kalmamıştı.
Kadın kuyuya düşmüş ve ölmüştü.
DEDİKODULAR
DİNMİYOR
Adam karısını kuyuya itmiş ve köyde kendisini rezil eden
kadından kurtulmuştu. Ancak, karısını kuyuya
ittiği dedikoduları hızla yayılmıştı. Hiç
kimse, kadının dengesini kaybederek daracık kuyuya
düşeceği yalanına inanmamıştı. Dedikodular
artarak suçlamaya şeklini alırken kadının akrabaların
ölümden adamı sorumlu tutmuştu.
Sonunda iş Baftaki
mahkemeye yansıdı. İngiliz Hakim karşısındaki
adama pek inanmasa da elinde yeterli delil bulamamıştı. Adam
karısı kuyudan kovayı kaldırırken dengesini kaybederek
bağırdığını duymuş, onu kurtarmaya
çalışmışsa da, başaramamıştı!.
Suçsuzdu, beratını istiyordu.
KİRKOS MANASTIRINA
GİDİŞ
O günden sonra Makarios
babasından hiçbir destek göremedi. Öyle ki, köylüler çoğu kez
yarı aç, yarı tok yaşayan çocuğun hayatını
kurtarabilmesi için Kirkos Manastırına yatılı verilmesini
düşünülmüştü.
Kirkos Manastırı
Troodosun yüksek tepelerinden biri üzerinde kurulmuştu. Önce Vreçaya
geliniyor, oradan manastıra gidiliyordu. Orman içindeki Venedik
köprülerinin üzerinden geçen eski kervan yolunda, eşek üstünde
yapılan 6 saatlik bir yolculuktan sonra Milikouri köyüne
varılıyordu. Oradan Kirkos Manastırı sadece 2 saat
çekiyordu.
Gel zaman, git zaman
Makarios Manastırda okudu, büyüdü. Kilise içinde hızla yükselerek
zaman içinde Kıbrısın Başpiskoposu oldu.
YOKSA MAKARİOS DR.
İHSAN ALİNİN KARDEŞİ Mİ?
Vreça ve çevresinde yaygın olan bir başka söylenti de, bölgenin en
zenginlerinden biri, çiftlik ağası hovarda Ali Bey
yaşamıştı. Rahmetli Ali bey ünlü Doktor İhsan Alinin
de babasıydı.
Ancak dedikodular da zaten
İhsan Alinin Makariosa inanılmaz benzemesinden
kaynaklanmıştı. Sanki ikisi birbirlerine bir yumurta ikizi kadar
benziyordu. Dediklerine göre, Ali Beyin yoksul Rum kadını
baştan çıkartması zor olmamış, birlikteliklerinden nur
topu gibi bir erkek çocuk dünyaya gelmişti. İşte, o çocuk
kardeşi olduğu ileri sürülen Doktor İhsan Aliye çok
benzetilmişti. Öykünün geri kalan bölümü gene aynıydı. Annesi
bir şekilde ölüyor, sokakta kalan Makarios Kirkos Manastırında
büyütülüyordu.
Bu teorinin en can alıcı
noktası, daha sonraki yıllarda savunduğu görüşler nedeniyle
Türk toplumundan uzaklaştırılan Doktor İhsan Aliye
Makariosun sahip çıkması ve ona ölesiye kadar maaş
bağlatmasıydı.
BAŞPİSKOPOSLUA
GELEN EŞEKLİ ZİYARETÇİ
Lefkoşada Baf Kapısı yakınlarındaki
Başpiskoposluğa yılda bir kere Troodos dağlarından
eşek sırtında bir yaşlı Türk gelir ve kendisini
ziyaret ederdi.
Önceden izin ve randevu
almaksızın Makariosu görmeye gelen o yaşlı Türkün kim
olduğunu hiç kimse sormadı; soramadı!..
Makarios da ziyaretine
gelen o ilginç kişi hakkında kimseye bir şey söylemedi.
Dedikodular, o
yaşlı Türkün kendisine sahip çıkıp Kirkos
Manastırına yerleşmesine yardım eden kişi olduğu
doğrultusundaydı. Ancak kimsenin aklına, o yaşlı
Türkün aslında annesiyle gizli aşk hayatı yaşayan
değirmenci Hacı Hoca olup olmadığını sormak
gelmedi. Gerçek hiçbir zaman öğrenilemedi!..
GERÇEĞE NASIL
ULAŞILIR?
Ancak Dağaşan
köyündekiler zaman içinde Kıbrıs Cumhuriyetinin
Cumhurbaşkanı olan Makariosun aslında köyün bazı
delikanlılarına çok benzediğini söyleyerek, ünlü Rum liderin Rum
kültüründeki yaygın adıyla Türk tohumu olacağını
söylediler.
Bu dedikodular hiç
susmadı. Dağaşan ve çevre köylerinin kahvelerinde dedikodulara
meze oldu. Taa ki, o günleri yaşayanlar birer ikişer aramızdan
ayrılana dek
Gel İhsan Ali,
gardaşın Papazın bugün gazetede çıkan resmine bak!..
Günahı
boyunlarına, valla çok benziyor!..
Acaba Marakiosdaki dinmek
bilmeyen Türk düşmanlığının ardında annesinin
ölümüne neden olan gizli aşk macerası mı vardı?
Makriosun gerçek
babası Doktor İhsan Alinin de babası mıydı; yoksa
Değirmenci
Hacı Hoca
mıydı?..
Makariosun halen hayatta
olan kız kardeşinden alınan DNAlar ile Dağaşan
Köyünden ve bizde kimlikleri saklı bazı köylülerin DNAları
karşılaştırılarak.
starkıbrıs/ Denge
Dergisi
KIBRIS POSTASI 07/06/09
Dipkarpaz, Türk genci ile Rum kızın
aşkını konuşuyor
KKTCnin
Dipkarpaz köyünde yaşayan 17 yaşındaki Rum kızı Elli
Yorgalli, Türk komşularının oğlu Emrah Büyükdoğana
(22) áşık oldu. Ailesinin şiddetle karşı
çıkmasına rağmen aşkından vazgeçmedi ve Türk-Rum
düşmanlığına meydan okuyarak Emraha kaçtı.
ELLİ-Emrah
aşkı Rumlarla Türklerin karışık
yaşadığı KKTCnin Dipkarpaz köyünde üç yıl önce
başladı. Elli 14 yaşındayken Türk komşuların en
büyük oğlu Emrah Büyükdoğana áşık oldu ve iki genç
görüşmeye başladı. Filizlenen aşkı fark eden Yorgalli
ailesi, kızları Elliye Emrah ile görüşmesini yasakladı ve
aylarca eve kapattı. Tüm yasaklara rağmen Elli-Emrah aşkı devam
etti
17 yaşına giren
ve ailesinin baskılarından bunalan Elli, bir buçuk ay önce Emraha
kaçtı. Emrah da gelin adayını babası Mustafa
Büyükdoğanın evine götürdü. Baba Mustafa ve anne Döne,
kızım dediği Elliyi bağırlarına bastı.
Dipkarpazda herkesin yıllardır bildiği Elli-Emrah
aşkına komşuların desteği büyüktü. Ancak Ellinin
ailesi, kızlarının reşit olmadığını ve
kaçırıldığını belirterek polise başvurdu.
Yorgalli ailesi, Büyükdoğan ailesinin 1978 yılında Kayseriden
gelerek adaya yerleştiği için, Kızımı Türkiyeliler
zorla kaçırdı diye şikáyetçi oldu. Tarafları dinleyen
polis ise ortada kaçırılma olmadığını
açıkladı.
Nikáh şahidi Talat
Emrah,
başlarından geçenleri anlatırken, "Ellinin ailesi,
polisten de sonuç alamayınca adam tutarak bizi darp etti. Elli ile bir
lokantada yemek yerken saldırıya da uğradık. Hatta Ellinin
annesi o saldırıda ayağımı da ısırdı.
Aşkımız üç yıl önce 17 Eylülde
başlamıştı. Bu tarihte de evleneceğiz" dedi. Elli
ise, "Emrahı çocukluğumdan bu yana tanıyorum. Çok zor
günler geçirdik ama Emrahı çok seviyorum. Engel olamayacaklar" diye
konuştu.
Evliliğe şiddetle
karşı çıkan Yorgalli ailesi ise, genç áşıkları
ayırmak için mücadelelerine devam ediyor. Rum aile, iki hafta önce
Dipkarpazı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın
yolunu kesti ve Kızımızı kaçırdılar diyerek
yardım istedi. Genç çift ile buluşan Talat ise, Emrah ile Ellinin
aşkını öğrenince, "Ben bu aşka sahip
çıkacağım, nikáh şahitleri de ben olacağım"
sözü verdi. Talat, Kıbrıs sorununu çözme görüşmeleri
yaptığı Rum lider Dimitris Hristofyasa da durumu
anlatacağını ve Ellinin nikáh şahidi olması teklif
edeceğini de belirtti. Elli ve Emrahın en büyük destekçileri ise
Dipkarpaz Belediye Başkanı Mehmet Demirci. Belediye Başkanı
Demirci ekonomik durumları iyi olmayan Emrah ve ailesinin düğününü
Lefkoşada yapacak.
Hürriyet(Ömer BİLGE)
KIBRIS POSTASI 07/06/09
Özgürgün:Seçme hakkımız gasbediliyor
Bakan Özgürgün
Kıbrıslı Türklerin belirlemesi gereken 2 sandalyenin de Rumlar
tarafından doldurulacağı Avrupa Parlamentosu seçimlerini BRTye
değerlendirdi.
Hüseyin Özgürgün, 1960
Anlaşmalarının Kıbrıslı Türklere kendi Cemaat
Meclisini seçme hakkı verirken, Avrupa Parlamentosunun
Kıbrıslı Türklere temsilcilerini belirleme hakkını
teslim etmemesinin kabul edilmez olduğunu belirtti.
Avrupa Konseyi
Parlamenterler Asamblesinde Kıbrıs Türklerinin 2 sandalyesi
bulunduğunu ve bunların boş tutulduğunu örnek veren
Özgürgün, buna kaşılık 2 Kıbrıslı Türk
temsilcinin AKPA toplantılarına katılmasının
sağlandığını anlatt.
Kıbrıslı
Türklerin Avrupa Parlamentosundaki temsiliyetine karşı Avrupa
Birliğinin ortaya koyduğu tavrı eleştiren Özgürgün, bu
tavır Kıbrıs Türk Halkının varlığına
saldırıdır değerlendirmesinde bulundu..
Bakan Özgürgün, Avrupa
Birliğinin Kıbrıs Türk Halkına yönelik bu hataları
kasıtlı yaptığını belirterek,
Kıbrıslı Türklerin Adadaki varlığının yok
sayılmaya çalışılmasını kınadı.
Kıbrıs Türk
Halkının eşit ve egemen varlığı görmezden
gelindiği sürece bir anlaşma sağlanmasının mümkün
olmayacağına dikkati çeken Özgürgün, bunun aksi
yaklaşımlarla bir yere varılamayacağının
altını çizdi.
Kıbrıs Türk
Tarafının Adada 2 taraf arasında bir uzlaşma
istediğini yineleyen Özgürgün, gerçekler temelinde egemen ortak olarak
anlaşma sağlanması gerektiğine vurgu yaptı.
BRT
KIBRIS POSTASI 07/06/09
Clinton: US willing to help Cyprus
solution
U.S. SECRETARY of State
Hillary Clinton said that Washington was willing to help the parties in Cyprus
work toward a settlement that reunifies the island into a bi-zonal and
bi-communal federation.
She made the remark during a press conference with Turkish Foreign Affairs
Minister Ahmet Davutoglu at the State Department.
In her remarks, Clinton underscored the United States strong support for
Turkeys bid to become a member of the European Union, adding that Turkey has
made significant progress toward membership.
She said that it has been in a process of reform that is generated by its own
internal decisions but which has certainly responded to many of the concerns
regarding the strength of the bid that Turkey had. And so we applaud what Turkey
has already done and pledge to continue working with Turkey.
Referring to the Cyprus issue, Clinton said the two discussed Cyprus, which is
an issue that the President also addressed when he was in Turkey in April
The two Cypriot leaders have an opportunity through their commitment to
negotiations under the United Nations Good Offices Missions, and the United
States is willing to help the parties. We want to work toward a settlement that
reunifies Cyprus into a bi-zonal and bi-communal federation, she added.
Davutoglu made no comments on Cyprus.
During the 47th meeting of the EC-Turkey Association Council in May, the EU
noted with regret that Turkey has not yet fulfilled its obligation of full non
discriminatory implementation of the Additional Protocol to the Association
Agreement and has not made progress towards normalization of its relations with
the Republic of Cyprus. It said the EU will continue to closely follow and
review progress made on the issues covered by the declaration of the European
Community and its member states of 21 September 2005, in accordance with its
conclusions of 11 December 2006. Progress is now urgently awaited.
Ombudswoman: teachers union showing
distrust and suspicion towards Turkish Cypriot pupils
By Stefanos Evripidou
Union says Greek and
Turkish Cypriot adults should mutually accept each other first before children
are asked to do so
Union says conditions not ripe for such activities yet, said the union
leadership, adding that both Greek and Turkish Cypriot adults should mutually
accept each other first before children were asked to do so
THE PRIMARY school teachers union POED was charged with showing distrust and
suspicion towards Turkish Cypriot pupils and teachers by Ombudswoman Iliana
Nicolaou yesterday, who called on the union to revise its policy towards
Turkish Cypriots.
As head of the Authority against Racism and Discrimination, Nicolaou was asked
to investigate a circular issued by the primary school teachers union last February.
The circular set out the unions positions on the Ministrys goals for the
academic year. In particular, the union had major misgivings about the proposed
visits by Turkish Cypriot pupils and teachers to public primary schools as part
of efforts to cultivate a culture of peaceful coexistence between the two
communities on the island.
POED called on teachers and heads of schools not to implement the policy and
rejected any suggestion that teachers would be subject to evaluation on their
implementation of this aspect of the ministry goals.
The Ombudswoman received two complaints against the circular, where POED was
charged with fostering fear and distance between pupils of both communities
and encouraging teachers to discriminate against Turkish Cypriot pupils and
teachers.
The results of her investigation were released yesterday.
The circular indicates a distrust and suspicion towards the Turkish Cypriot
pupils and teachers, which is inconsistent with the overall objective of the
Ministry and with the stated goals of the organisation itself. In this respect,
and without ignoring the sensitivities of POED on this issue and education in
general, I believe that the reaction was rushed, said Nicolaou.
POED had argued that in parallel to the new goals set for the academic year,
teachers still had to implement existing goals, including the programme I
know, I dont forget and I struggle on the Turkish occupation.
The union argued that allowing Turkish Cypriot pupils and teachers to visit
primary schools might disrupt the smooth operation of schools by provoking
feelings, sensitivities and concerns of teachers and parents.
Conditions were not ripe for such activities yet, said the union leadership,
adding that both Greek and Turkish Cypriot adults should mutually accept each
other first before children were asked to do so.
It further highlighted that a part of Cyprus remained occupied by an illegal
regime which is difficult to distinguish from Turkish Cypriots. POED expressed
fear that the unpredictable evolution and unsuccessful implementation of the
goal could likely cause irreparable psychological harm and other damage to
the children.
In her conclusion, Nicolaou stated that in this case, POEDs arguments do not
adequately support its positions. The ombudswoman expressed her belief that
such contacts between teachers and pupils from both communities presented an
opportunity for natural forms of contact through education.
Under favourable conditions, and not a charged atmosphere, it will contribute
substantially to contact between the younger members of both communities and
increase the chances of meeting the overall objective in consolidating a
culture of peaceful coexistence.
Regarding fears that it would disrupt the smooth operation of schools, Nicolaou
said: our education system has the potential to prevent, manage and deal with
any unpleasant incident in connection with these visits.
The head of the anti-discrimination authority called on POED to re-examine its
position on the potential for visits of Turkish Cypriot pupils and teachers to
primary schools in the free areas of Cyprus. The report was sent to the POED
board and the education minister.