Talat BM'den aktif katılım bekliyor

25.05.2009 CNN TURK 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile müzakere ederek bir çözüm planı üzerinde çalıştıklarını kaydederek, "Çözüm planını hazırlayacak olan biziz. BM'den ise daha aktif katılım bekliyoruz" dedi.


Cumhurbaşkanı Talat, bir kabulünde gazetecilerin sorusu üzerine, bir köy gezisi sırasında söylediklerinin bir gazete tarafından yanlış yansıtıldığını ve kendilerinin BM'den bir çözüm planı bekledikleri şeklinde izlenim ortaya çıktığını belirterek, "Böyle bir talebim söz konusu değil" diye konuştu.

Talat "Benim söylediğim, BM'nin sürece daha aktif olarak katılması gerektiğidir. Fakat çözüm planını hazırlamak üzere Rum yönetimi başkanı Hristofyas ile müzakere ederek biz çalışıyoruz" dedi.

Kıbrıs Türk tarafının, çözüm planının yıl sonuna kadar hazırlanması hedefinde olduğunu dile getiren Talat, BM'den istediklerinin de daha aktif katılım olduğunu belirtti.

BM'nin şu sıralar liderlerin üzerinde çalıştığı sürece yeterince aktif olarak katılmadığını, bunun da Rum tarafının motivasyon eksikliği nedeniyle herhangi bir çözüm planı hazırlanmasında önemli sorun yarattığını kaydeden Talat, BM'nin aktif katılımı ile sürecin hızlanmasını istediklerini yineledi

 

 

Mısır ile KKTC arasında ilk temas gerçekleşti

36. İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Dışişleri Bakanları Toplantısı’na katılmak amacıyla Suriye’nin başkenti Şam’da bulunan Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün temaslarını sürdürüyor. Bakan Özgürgün, Şam’da Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Gabi ile görüşerek, “Mısır ile KKTC arasındaki ilk temas”ı gerçekleştirdi.
   Dışişleri Bakanı Özgürgün ayrıca İKÖ Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu ile de bir araya geldi.
   Dışişleri Bakanlığı Basın Bürosu’ndan verilen bilgiye göre Özgürgün, temasları çerçevesinde Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Anwar Gargash, Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Nayla Gabi ve İslam Konferansı Örgütü İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) ve İslam Kültür, Bilim ve Eğitim Teşkilatı (İSESCO) genel müdürleri ile görüştü.

Özgürgün- İhsanoğlu görüşmesi

   Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, İKÖ Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu ile görüşmesi sonrasında Türk gazetecilerin sorularını yanıtladı. Özgürgün, İKÖ Genel Sekreter İhsanoğlu’nun bu yıl içerisinde İK֒nün organizasyonuyla KKTC’de yapılan “Turizm Geliştirme Semineri”nin başarılı geçmesinden dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdiğini söyledi.
   Özgürgün, İhsanoğlu’yla görüşmede, İKÖ ile KKTC arasında devam eden ilişkilerin ve KKTC’nin İK֒ye bağlı ülkelerle sürdürdüğü ilişkilerin gelecek dönemde daha ileriye taşınması hususunda görüş birliğine vardıklarını belirtti.
   İK֒ye üye ülkelerde yeni temsilciliklerin açılacak olduğu bilgisini İKÖ Genel Sekreteri İhsanoğlu’na ilettiklerini ifade eden Dışişleri Bakanı Özgürgün, İKÖ organizasyonu ile düzenlenecek  İslam Oyunları’nda KKTC’li sporcuların da yer alması istemlerini de görüşmede vurguladıklarını söyledi.

Gargash ile görüşmede ticari ilişkiler ele alındı

   Bakan Özgürgün, Birleşik Arap Emirlikleri Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Anwar Gargash ile yaptığı görüşmede ise, iki ülke işadamları arasındaki ilişkileri güçlendirmek suretiyle ticari ilişkilerin artırılabileceğine dikkat çekti, ayrıca Kıbrıs sorunu konusunda Kıbrıs Türk tarafının olmazsa olmazlarını iletti.
   Gargash da, siyasal sorunların, ekonomik ilişkilerin gelişmesinde engel teşkil etmemesi gerektiğine vurgu yaparak, Kıbrıs Türkleri ile ilişkilerin güçlendirilmesini istediklerini söyledi.
   Anwar Gargash, müzakere sürecini çok yakından takip ettiklerini ifade ederek, adadaki iki taraf arasındaki sorunların giderilerek, adil bir sonuca ulaşılması arzusunu dile getirdi.

“Mısır ile KKTC arasında ilk temas”

   Dışişleri Bakanı Özgürgün temasları çerçevesinde Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Nayla Gabi ile de bir araya geldi.
   “Mısır ile KKTC arasında ilk kez yapılan görüşmede” Dışişleri Bakanı Özgürgün, Gabi’ye, müzakere sürecinde gelinen son durum hakkında detaylı bilgiler vererek, Kıbrıslı Türkler üzerinde devam eden ambargoların kaldırılması konusunda destek istedi.
   Bakan Yardımcısı Gabi de, adada devam eden müzakere sürecine destek verdiklerini ifade ederek, soruna en kısa sürede çözüm bulunmasını temenni etti.

Diğer görüşmeler

   Dışişleri Bakanı Özgürgün temasları çerçevesinde İslam Konferansı Örgütü İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) Genel Müdürü Halit Eren ile de bir araya geldi.
   Görüşmede KKTC’nin sahip olduğu zengin İslam tarihi eserlerinin yeniden derlenip yayınlamasının yanı sıra, üniversiteler ile IRSICA işbirliğinde KKTC’de ortak organizasyonlar yapılması konuları ele
alınırken, Kıbrıs Türk Vakıflar İdaresi’nin halen devam eden çalışmalarına müdahil olabilmesi konusunda fikir alışverişinde bulunuldu.
   Dışişleri Bakanı Özgürgün, İK֒ye bağlı bir diğer kurum olan İslam Kültür, Bilim ve Eğitim Teşkilatı (İSESCO) Genel Müdürü Abdulaziz Othman Alwajiri ile de bir araya geldi.
   Görüşmede Alwajiri, geçtiğimiz yıl KKTC’yi ziyaret etmekten duyduğu memnuniyeti dile getirirken, KKTC ile birlikte yürütülecek olan ortak projelere destek vermeye hazır olduklarını belirtti.
   Alwajiri, Müslüman ülkelerin Kıbrıslı Türklerin yanında olması gerektiğini de vurguladı.

KIBRIS 25/05/09

 

Annan’a bu kez “hayır”

ÖNCE PLANI GÖRMELİYİZ… Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, önceki akşam Kalavaç köyünde yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler’in, Kıbrıs sorununa müdahalesini ve yıl sonuna kadar bir çözüm planı hazırlamasını istemişti. KIBRIS muhabirinin, telefonla ulaşabildiği belediye başkanları, Talat’ın bu görüşlerini değerlendirdi. Çoğunluk “önce planı görmeliyiz” dedi…

ANNAN BENZERİ OLMAZ… Belediye başkanlarının bir kısmı, Annan Planı’na benzer bir planın çıkması halinde buna “evet” denmeyeceğini belirtirken, bir kısmı da Cumhurbaşkanı Talat’a güvendiğini ve ortaya çıkacak duruma göre değerlendirme yapacağını söyledi. Çoğunluğun, Kıbrıs Türklerini geri götürmeyecek bir anlaşmadan yana olduğu ortaya çıktı

Ali CANSU
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Birleşmiş Milletler’in (BM) Kıbrıs sorununa müdahalesi ve yıl sonuna kadar bir çözüm planı hazırlamasını istemesi, KKTC’deki belediye başkanları tarafından KIBRIS’a değerlendirildi. Belediye başkanlarının çoğunluğu, “önce hazırlanacak planı görmeliyiz” dedi.
   KIBRIS muhabirinin telefonla ulaşabildiği belediye başkanlarının bir kısmı Annan Planı’na benzer bir planın çıkması halinde “evet” denmeyeceğini belirtirken, bir kısmı da Cumhurbaşkanı Talat’a güvendiğini ve ortaya çıkacak duruma göre değerlendirme yapacağını söyledi. Sonuç itibarıyla çoğunluğun Kıbrıs Türklerini geri götürmeyecek bir anlaşmadan yana olduğu ortaya çıktı.
   Belediye başkanları, Annan Planı’nın referanduma sunulmadan önce Avrupa Birliği’nin Kıbrıs Türk halkına verdiği sözleri yerine getirmediğini hatırlatarak, Annan Planı veya benzer bir planın bundan sonra referanduma sunulması halinde “evet”in çıkmayacağını vurguladı.
   Başkanlar, yeni bir referandumda aynı sonuçların çıkması için verilen sözlerin yerine getirilmesi ve referandumdan önce belirli şartların öne sürülmesi gerektiğini belirtti.
   Bazı belediye başkanları ise son günlerde Rumlarının kuzeyde bıraktığı malların konuşulduğunu ancak Kıbrıslı Türklerin güneyde bıraktığı mallardan hiç söz edilmediğini belirterek, bunun yanlış olduğuna vurgu yaptı.

KIBRIS, olası bir yeni BM planı konusunda belediye başkanlarının görüşlerini aldı:

Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları:
   “Önce planın ne olduğunu görmeniz ve ona göre karar vermemiz gerekir. İlk önce planın içeriğinde Kıbrıs Türklerinin çıkarına olacak maddelerin yer alması lazımdır. Annan Planı geçmişte tartışıldı evet oyu aldı ancak Annan ya da benzeri bir plan yeniden gündeme gelirse hayır oyu alır. AB’nin referandumdan önce verdiği sözler hep fiyaskoyla sonuçlandı, sözlerini tutmadırlar. AB ilk önce geçen defa vermiş olduğu, ambargoların kaldırılması, direk uçuşların gerçekleşmesi gibi sözlerini tutmalı. Ondan sonra referanduma geçilmesi gerekir. Bana göre, Mehmet Ali Talat’ın artık görüşmelerin seyri açısından Annan Planı’nda verilmiş sözleri kendilerine hatırlatması gerekir.”

Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar:
   “Benim eskiden beridir söylediğim bir gerekçe var; herhangi bir anlaşmada insanımızın göç etmeyeceği bir plana evet derim. Bence Annan Planı’ndan öte, öncelikle insanımızın bir daha göç etmemesi önemlidir. Anlaşmaya evet diyoruz. 30- 35 yıllık insanların kurulu düzenini bozmayacak bir anlaşma hazırlanmalıdır. Güzelyurt’ta yaptığımız dünyaca yatırımı bir anda Rum’a devredemeyiz. Rum benim için bir şey yapmadı ki ben ona vereyim.”

Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli:
   “Yerel yöneticiler olarak ülkenin temel meseleleri hakkında ilk söz söyleyecek insanlar değiliz. Ama tabii ben başından beridir bir çözümden yanayım. Çözüm olursa her alanda bir iyileşme olacaktır. Yeni plan, Annan Planı’nın çizgisinde çıkabilir. Esas olan, ismi değil, planın ruhu ve içeriğidir. Yaşayabilir, tarafların kabul edebileceği bir plan çıkarılmalı. Anlaşmadan öte önemli olan bunu yaşatmaktır. Bu da iki toplum tarafından önemsenmesiyle mümkündür.”

Yeniboğaziçi Belediye Başkanı Cemal Biren:
   “Planı görmeden biz bir şey diyemeyiz. Planı görmemiz lazım. Kıbrıslı Türkleri destekleyen bir planı destekleriz. Biz Annan Palanı’na evet dedik. Başka bir sıkıntımız yoktur. Önümüze daha iyi bir plan çıkarsa buna hayır deme durumumuz yoktur. Anlaşma iki tarafın da evet diyeceği bir plandır. Böyle bir plan gelirse ne olduğuna bakılması gereklidir. Erken konuşmak doğru değil.”

Geçitkale Belediye Başkanı Kıvanç Buhara:
   “Yeni plan Annan Planı gibi çıkarsa hayır deriz. Esas olan Kıbrıslı Türklerin Güney’de kalan malları konusuna önem gösterilmeli, pazarlık konusu esas bu olmalı. Bu hiç konuşulmazken, sadece Rumların malı konuşuluyor. Oramslar gibi. Sadece Rumların hakları tartışılıyor. Kıbrıs Türklerinin hakları masada olmalı ve görüşülmelidir. Yeni bir BM planında Kıbrıslı Türklerin hakları, taşınmazları ve diğer siyasi hakları hakikaten masanın dışında kalacaksa ben karşıyım. Annan Planı’na geçmişte de hayır dedik şimdi de deriz. Çözüm Kıbrıslı Türklerin yasal ve sosyal hakları için de önemlidir.”

Akdoğan Belediye Başkanı Adem Ademgil:
   “Bizim için Kıbrıs sorunu 1974’de bitmiştir. Şu anda yapılacak herhangi bir şey yoktur. Rumlar güneyde Türkler kuzeyde ayrı ayrı cumhuriyetlerde yaşasın. Rumlar bizim isteklerimizi kabul etmiyor. Biz de Rumların isteklerini kabul etmiyoruz. Dolayısı ile bana göre Kıbrıs meselesi gibi bir mesele yoktur. Annan Planı’nın benzeri bir plan çıkarsa Türklerin sonu gelir.”

Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın:
   “Planı bilmeden nasıl destekleriz? Ama Cumhurbaşkanına güvenimiz vardır. Kıbrıs sorununda artık iki taraf yoktur. Türkiye, Yunanistan ve AB de vardır. Dolayısıyla Dünya kamuoyunu tatmin edecek ve Kıbrıslı Türk ve Rumların menfaatlerini koruyacak bir anlaşmayı mutlaka Kıbrıslı Türkler olarak destekleyeceğiz. Çünkü, buna ihtiyacımız vardır. Özellikle güvenerek getirdiğimiz Cumhurbaşkanının onay vereceği bir anlaşmayı hem Cumhurbaşkanının hem de anlaşmanın yanında durabileceğimizi söyleyebilirim. Cumhurbaşkanımıza sonsuz güvenimiz vardır.”

İskele Belediye Başkanı Halil Orun:
   “UBP’nin çözüm konusundaki düşüncesi bellidir. KKTC’nin varlığı ve ilkelerini temel alıyoruz. Partimizin ilkelerine ve Kıbrıs konusundaki çözüm önerilerine sıcak bakıyoruz. BM’den çözüm planının içeriğine bakmak lazımdır. Çözüm, BM temelindedir. Eğer bizim isteklerimizi kapsayan ve göz ardı etmeyen bir öneriyle gelinirse  niye olmasın?”

Çatalköy Belediyesi eski başkanı, milletvekili Necdet Numan:
   “Biz, Annan Planı tekrar gündeme gelirse ‘ret’ oyu vereceğiz. Evet dememize rağmen hiçbir şey yürürlüğe girmemiştir. İkinci bir BM planının gelmesi mümkün değildir. Herhalde Annan Planı’ndan daha kötü bir plan gelir. Ona da ret diyeceğiz. Karşı tarafın iyi niyetinden kuşkumuz vardır. Cumhurbaşkanının orada oturma mecburiyeti vardır. Ancak, referandum olacak deniyor bir yıl içerisinde. Referanduma bir şart konulması gerekir. Referandumdan çıktıktan sonra masadaki durumumuz ne olacak? Bu, Annan Planı’na konulmadığı için bugünkü koşullar yaşandı. İsveç’te hazırlandığını duyduğumuz yeni planı şimdi bize kim lanse edecek? AB, İngiltere, Rusya, Amerika kim anlatacak bize? O masada Türkiye var mı? Bizim Kıbrıs’tan bilmediğimiz birileri var mı? Ayrıca, bu şimdiye kadar yapılan Kıbrıs görüşmelerinden ne netice alındığını biz hala bilmiyoruz. Neyin referandumunu yapacağız?

Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp:
   “Ne olduğunu bilmediğim plan hakkında nasıl yorum yapabilirim ki? Benim Cumhurbaşkanına güvenim tamdır. Talat’ın bu görüşmelerde Kıbrıs halkının menfaatlerini en iyi biçimde koruduğunu ve korumaya devam edeceğine inanırım. Dolayısı ile BM’den gelecek herhangi bir çözüm planına da Cumhurbaşkanımız Talat’ın en doğru tavrı koyacağına inanırım. Ben, Annan Planı’na destek verdim. Annan Planı’nın zafiyetlerine rağmen Kıbrıs Türk toplumunun geleceğine dönük menfaatlerine olduğunu düşünüyordum. Yüzde 100 tatmin eder mi, etmezdi ama çoğunlukla Kıbrıs Türk toplumunun çözüm istemine cevap verirdi. Sonuçta referandum sonuçları da bunu gösterdi.”   

Değirmenlik Belediye Başkanı Osman Işısal:
   “BM’den Kıbrıs Türk halkının yararına çıkacak yeni bir planı destekliyoruz. Ben çözümden yana tavır koydum, şimdi de tavrım aynıdır. Çözümü destekliyorum. Biz daha önce Annan Planı’nı da destekledik. Ama yeni bir planın çıkması durumunda bunun içeriğine bakılması gerekir. Bakılmadan bir şey söylenmez. Ayrıca bu konuda halkı bilgilendirmek de gereklidir. Çözümden yanayım.”

KIBRIS 25/05/09

 

 

AP seçimleri için ara emri başvurusu

 

AP seçimlerinin Kıbrıs′ın kuzeyinde gerçekleştirilmemesi ve Kıbrıs halkına ait 6 san-dalyenin de Kıbrıslı Rumlar tarafından doldurulacak olması nedeniyle bir süre önce Avrupa Adalet Divanı′na, AB Konseyi aleyhine dava açan Kıbrıslı Türkler hafta içinde ara emir talebiyle yeniden Avrupa Adalet Divanı′na başvuruyor

 

Özen ÇATAL

Avrupa Parlamentosu′nda Kıbrıs halkını temsil edilecek milletvekillerinin belirleneceği seçimlerin durdurulması için Avrupa Adalet Divanı′na ara emri başvurusunda bulunuluyor.
İngiltere′de yaşayan bazı Kıbrıslı Türkler AP′nda Kıbrıslı Türklere ait sandalyelerin Rumlar tarafından doldurulmaması için Avrupa Adalet Divanı′na bir kez daha başvurarak ara emir almaya hazırlanıyor. Mehmet Bayramoğlu, Münir Tatar ve Londra Barosu avukatlarından Alper Rıza QC′dan oluşan Kıbrıslı Türkler 16 Mart 2009′da Brüksel′de Avrupa Birliği Konseyi′ne tebligatta bulunmuş ardından da 18 Mart 2009′da Avrupa Adalet Divanı′na giderek Avrupa Konseyi aleyhine dava açmıştı. HALKIN SESİ gazetesi′ne açıklamalarda bulunan Londra Barosu avukatlarından Alper Rıza QC prosedür gereği 16 Mart′ta verdikleri tebligatın ardından Avrupa Komisyonu′nun 60 gün içerisinde          vermesi gereken cevabın gelmemesi           üzerine önümüzdeki hafta içerisinde Lüksemburg′a giderek Avrupa Adalet Divanı′na ara emri başvurusunda bulunacaklarını söyledi.
"Avrupa Komisyonu′nun bize verebileceği cevabı yoktu" diyen Rıza, Avrupa Komisyonu′nun Avrupa Parlamentosu seçimleri konusunda hukuk dışı davrandığı ve Kıbrıslı Türkler′in AP′nda kendilerini temsil etme hakkını elinden aldığı yorumunda bulundu. Güney Kıbrıs′ta gerçekleştirilecek seçimlerde belirlenecek 6 Rum milletvekilinin Kıbrıslı Türkleri temsilinin mümkün olmadığını belirten Rıza, davanın Kıbrıslı Türklerin azınlık olmadığını, egemen bir halk olduğunun ispatı açısından da önem arzettiğini vurguladı. AP′nda ,ülkelerin değil, halkların temsil edildiği noktasının altını çizen Rıza, dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyeti′nin değil Kıbrıs halkının temsil edilmesi gereken Avrupa Parlamentosu′nda Kıbrıslı Türklerin kendilerini temsil etmesi gerektiğini belirtti.
AP SEÇİMİ, HEM AB HEM DE 1960 ANAYASASI’NA AYKIRI
AB hukukuna göre, her ülkenin AP seçimlerini kendi anayasal şartlarına göre yapması gerektiğine, 1960 Anayasası′nın 63. maddesi gereği de Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler′e ait iki ayrı seçim kütüğü olması gerektiğine vurgu yapan Alper Rıza dolayısıyla, sadece Güney Kıbrıs′ta gerçekleştirilecek seçimlerle AP′na milletvekili gönderilmesinin hem AB, hem de 1960 Anayasası′na aykırı olduğunu söyledi.
"Kıbrıs Cumhuriyeti bugünkü haliyle sadece bir seçim kütüğüyle seçime katılamaz" diyen Rıza, Kıbrıs′ta iki ayrı politik hayat olduğunu, bu nedenle Güney Kıbrıs′taki siyasi partilerin tek listeyle Kıbrıslı Türkler adına seçimlere katılamayacağını da vurguladı.
Bugünkü durumun nasıl oluştuğu yönünde bir değerlendirme de yapan Alper Rıza, AB′nin Kıbrıs Cumhuriyeti′nin AB′ne birleşik Kıbrıs olarak gireceğini öngördüğü için AP′nda Kıbrıslı Türklerin nüfusu da gözetilerek 6 milletvekiliyle temsil edilmesine karar verdiğini belirtti. Kıbrıs sorunu çözümlenmeden, Güney Kıbrıs′ın AB′ne alınmasıyla birlikte hazırlanan protokolde Yeşil Hat′ın kuzeyinin AB müktesebatı dışında tutularak, AB hukukunun Kuzey Kıbrıs′ta geçerli olmadığının altını çizen Rıza, ancak bunun Kıbrıslı Türklerin varlığının dışlanması anlamına gelmediğini belirtti. Alper Rıza, AB′nin 2004′te aldığı kararla Kıbrıslı Türklerin AP′nda temsil hakkını dondurduğunu ve ileriki bir tarihe ertelediğini, Rum yönetiminin ise bunu tüm adayı temsil edebilecekleri şeklinde yorumladığını belirterek, bunun hukukdışı bir uygulama olduğunu ve bu yüzden dava açmaya karar verdiklerini belirtti.
Alper Rıza, Kıbrıslı Türklerin seçim hakkının uzun süre dondurulmasının da hukukdışı olduğunu bu nedenle Avrupa Komisyonu′nun Kıbrıs′ın iki kesiminde de seçim yapılabilecek organizasyonu yapması yükümlülüğü bulunduğu görüşünü de ortaya koydu.

HALKIN SESI 25/05/09

 

 

Hristofias'tan Türkiye'ye tehdit

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Türk askerinin Kıbrıs'taki varlığını ''işgal'' olarak niteleyerek, bu durumun sürmesi durumunda Türkiye'nin AB üyesi olmasının söz konusu olmadığını iddia etti.

Rum basın haberlerine göre, Hristofyas, Marunilerin eski Başpiskoposu Petros Cemagel için düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, ''Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumların, Marunilerin, Ermenilerin ve Latinlerin çıkarına yönelik olacak, 'işgali ve kolonizasyonu' sonlandıracak, insan haklarını ve temel özgürlükleri teminat altına alacak, karşılıklı kabul edilebilir bir çözümün sağlanması için tüm gücünü kullanacağını'' söyledi.

''Mücadelenin, Kıbrıs sorunu çözülene kadar süreceğini'' ifade eden Hristofyas, ''çözümün, Kıbrıslılardan geleceğini'' kaydetti. Bunun, ''(işgali) ve Türkiye'yi destekleyenleri bağışlama anlamına gelmeyeceği'' görüşünü belirten Hristofyas, ''Türkiye'nin; işgal ülkelerinin, Avrupa ailesinde yer bulmak isteyen demokratik ülkeler olarak kendilerini addetmemesi gerektiğini anlaması gerektiğini'' savundu.

Hristofyas, ''Halkımızı kendi ülkesinde gerçek efendi kılacak olan, siyasi eşitliğe dayalı iki toplumlu iki kesimli federasyon temelinde bir çözümün sağlanması için mücadele sürecek'' diye konuştu.

Hristofyas ayrıca, Marunilerin, Ay. Marina yortusunun yine aynı adı taşıyan ve şu anda KKTC'de bulunan  ''Ay. Marina''da (Gürpınar) kutlanmasına ilişkin taleplerini, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile yapacağı bir sonraki görüşmede gündeme getireceğini sözlerine ekledi.
AA

KIBRIS POSTASI 25/05/09

 

 

Talat neden üzüntü duydu?

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türklerinin, Kıbrıs sorunun devam etmesi nedeniyle Erasmus Programına katılamadığını ve bundan üzüntü duyduğunu söyledi.

Talat, İstanbul Kültür Üniversitesi öğrencileri ile Erasmus Programı çerçevesinde bu okulda öğrenim gören öğrencilerden oluşan heyeti kabul etti.

Kültür ve araştırma gezisi kapsamında KKTC'de bulunan yaklaşık 30 kişilik heyeti kabulünde konuşan Talat, "önemli bir program" olarak değerlendirdiği Erasmus Programına, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü ve Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği (AB) dışında bırakılması nedeniyle Kıbrıslı Türk öğrencilerin katılamadığına işaret ederek, bundan duydukları üzüntüyü dile getirdi.

"Kıbrıslı Türklerin de AB içinde olduğu ve nimetlerinden yararlandığı" şeklindeki söylemlerin gerçekleri yansıtmadığını belirten Talat, "Kıbrıslı Türkler izole edilmeye devam ediyor ve gerek AB, gerekse uluslararası toplum sessiz duruyor" dedi.

Talat, "Türkiye'den öğrencilerin kitap ve belgeler yanında gelip Kıbrıs sorununu burada yerinde de öğrenmesinin kendileri açısından önemli olduğunu" ifade etti.

Talat, toplantının basına kapalı bölümünde ise öğrencilere Kıbrıs konusunda bilgiler aktararak soruları yanıtladı

Heyete başkanlık eden İstanbul Kültür Üniversitesi öğretim görevlisi emekli Büyükelçi Murat Bilhan da, ziyaretleriyle ilgili bilgi verdi.

Üniversitenin uluslararası ilişkiler bölümünde öğrenim gören lisans ve lisansüstü öğrencileriyle birlikte üç gündür KKTC'de bulunduklarını anlatan Bilhan, öğrencilerin gerek Türkiye'de, gerekse KKTC'de Kıbrıs konusunda bilgilendirildiğini kaydetti.

Bilhan, öğrencilerin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'tan da öğrenecekleri çok şey bulunduğuna inandıklarını ifade etti.

AA

KIBRIS POSTASI 25/05/09

 

BM parametrelerinde bir çözüme varız

Özgürgün, İKÖ Dışişleri Bakanları toplantısında konuştu.

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Suriye’nin başkenti Şam’da düzenlenen 36. İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda konuştu.
   Konuşmasında, Kıbrıs gerçeklerini dile getiren Özgürgün, Kıbrıslı Türklerin eski acı günlerin yeniden yaşanmasına fırsat vermeyecek, belirlenmiş BM parametreleri çerçevesinde varılacak bir anlaşmaya varmaya hazır olduğunu söyledi.
   Rum tarafının özellikle “mülkiyet”, “güç paylaşımı” ve “garantiler” konularında, gerçek ve mantık dışı istekleri ileri sürmesinin süreci olumsuz etkilediğini belirten Özgürgün, kapsamlı çözüm çerçevesinde çalışmaların sürdüğü bu dönemde uluslararası toplumun Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonlara son vermesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğunu kaydetti.
   Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Özgürgün, İKÖ Dışişleri Bakanları Toplantısı’ndaki konuşmasına, İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğu’na, Kıbrıs Türk halkına karşı gösterdiği yakın ilişkiden dolayı şükranlarını sunarak başladı.
   Kıbrıs Türk tarafının çözüm parametrelerinin altını çizen Özgürgün, “Sulandırılmamış iki kesimliliğe, iki halkın siyasi eşitliğine, iki kurucu devletin eşit statüsüne dayanan ve Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü temelindeki yeni bir ortaklık Kıbrıs konusunda varılacak bir anlaşmanın temel parametrelerini oluşturmaktadır” dedi.

Ortadoğu’da barış halen sağlanmadı

   Kıbrıs Türk halkının 1963-1974 yılları arasında bir çok insan hakları ihlallerine, katliamlara ve acımasız uygulamalara maruz kaldığına dikkat çeken Özgürgün, 20 Temmuz 1974 tarihinde Anavatan Türkiye’nin garanti anlaşmaları uyarınca yaptığı müdahaleyle Kıbrıs Türk halkının yok olmaktan kurtulduğunu belirtti.
   Ortadoğu’da halen barışın sağlanamadığına dikkat çeken Özgürgün, şöyle devam etti:
   “Jammu ve Kaşmir’in işgali devam etmekte, Azerbaycan’ın bölünmez bir parçası olan Karabağ’ın Ermenistan tarafından işgali ve Batı Trakya’daki Müslüman Türk Azınlığı’nın temel insan haklarının Yunanistan tarafından ihlali devam ediyor. Iraklıların halen kanları dökülüyor ve tarifsiz acılar sürüyor.”

2004’ten sonra Kıbrıs’ta yeni dönem

   Dışişleri Bakanı Özgürgün, İKÖ üyelerine Kıbrıs sorunuyla ilgili son gelişmeleri de aktararak, 24 Nisan 2004’te yapılan referandumla birlikte Kıbrıs’ta yeni bir döneme girildiğini ve yeni bir durumun ortaya çıktığını belirtti.
   Özgürgün, “Eş zamanlı olarak yapılan iki ayrı referandumda Kıbrıs Rum tarafının kuvvetli bir şekilde ‘hayır’ demesi, o dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın kapsamlı çözüm planını ezici bir çoğunlukla reddettiklerini ortaya koymuştur” şeklinde konuştu.

İzolasyonların kaldırılması Rumları motive eder

   Kıbrıs’ta devam eden müzakerelerin Kıbrıs Türk halkının maruz kaldığı insanlık dışı izolasyonların kaldırılması yönündeki çabaları yavaşlatmaması gerektiğine dikkat çeken Özgürgün, izolasyonların kaldırılması yönünde atılacak adımların Kıbrıs Rum tarafını görüşmelerde gerçek bir ilerlemeye katkıda bulunması konusunda teşvik edeceğini kaydetti. Özgürgün, şöyle devam etti:
   “Kıbrıs Rum tarafınca Kıbrıslı Türkler üzerinde uygulanan izolasyonlar, Kıbrıs Türk halkının uluslararası toplumda temsiliyet hakkının reddedilmesini, yurtdışına seyahatlerinin ve dış dünyayla iletişimlerinin engellenmesini veya kısıtlanmasını, Türkiye dahil diğer tüm ülkelerle Kıbrıs Türk halkının tüm kültürel ve sportif ilişkilerinin engellenmesini içeriyor.”

İK֒den beklentiler

   İK֒nün Kıbrıslı Türkler için aldığı kararlara ve deklarasyonlara minnettar olduklarını söyleyen Özgürgün, özellikle, Lazkiye ile Gazimağusa arasındaki feribot seferlerini yeniden tesis etmesinden dolayı Suriye hükümetine, özellikle Suriye Devlet Başkanı Beşir Esad’a teşekkür etti.
   Özgürgün, diğer İK֒ye üye ülkelerden de benzeri adımlar atmalarını ve Kıbrıslı Türkler üzerinde uygulanan insanlık dışı ve haksız izolasyonlara bir son vermelerini istedi. Dışişleri Bakanı Özgürgün, şunları dile getirdi.
   “İKÖ ülkelerindeki temsilcilik sayımızı artırma çabalarımıza devam etmekteyiz. Daha fazla üye devletin ülkelerinde ticaret ve turizm ofisi açmamamıza izin vermelerini beklemekteyiz. Bu bağlamda unutulmaması gerekir ki bu gibi temsilciliklerin açılması Kıbrıs Türk tarafının diğer İKO devletleriyle de bağlantı kurarak, tüm alanlarda kalkınması ve özellikle de kapsamlı bir çözümün olmadığı bir durumda Kıbrıs Türk perspektifinin daha iyi anlaşılması açısından gereklidir.”

Pasaport konusundaki rahatsızlık

   Özgürgün, Kıbrıslı Türklerin kendi makamlarınca verilen pasaportları kullanarak İKÖ ülkelerine seyahat edememesinden duyduğu rahatsızlığı da dile getirerek, “Bu uygulama ne İslami dayanışmaya sığmakta, ne de adil bir uygulamaya örnek teşkil etmektedir” dedi.

Özgürgün’ün diğer temasları

   Bakan Özgürgün, Şam temaslarının son gecesinde Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun İKÖ toplantısına katılan bazı dışişleri bakanlarının onuruna verdiği yemeğe katılırken, Pakistan’ın Dışişleri Bakanlığı’ndan sorumlu Devlet Bakanı Nawabzada Malik Amad Khan ile ikili bir görüşme gerçekleştirdi.
   Dışişleri Bakanlığı Basın Merkezi açıklamasına göre görüşmede, karşılıklı ziyaretlerin yanı sıra, eğitim ve kültür alanlarından birçok konu gündeme geldi.
   Türkiye Cumhuriyeti Şam Büyükelçiliği ikametgahında Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun İK֒ye bağlı bazı üye ülkelerin dışişleri bakanları onuruna verdiği yemekte de Özgürgün, Azerbaycan, Pakistan, Bangladeş, Irak, Burkino Faso, Cibuti, Tacikistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Guyana, Tunus ve Fas Dışişleri Bakanlarıyla gece boyunca fikir alışverişinde bulundu.
   Özgürgün, dün sabah İstanbul üzerinden KKTC’ye döndü.

KIBRIS 26/05/09

 

 

Özgürgün′den, İKÖ′ye pasaport sitemi

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Suriye′nin başkenti Şam′da düzenlenen 36. İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Dışişleri Bakanları Toplantısı′nda konuştu.
Konuşmasında Kıbrıs gerçeklerini dile getiren Özgürgün, Kıbrıslı Türkler′in eski acı günlerin yeniden yaşanmasına fırsat vermeyecek, belirlenmiş BM parametreleri çerçevesinde varılacak bir anlaşmaya varmaya hazır olduğunu söyledi.
Rum tarafının özellikle "mülkiyet", "güç paylaşımı" ve "garantiler" konularında, gerçek ve mantık dışı istekleri ileri sürmesinin süreci olumsuz etkilediğini belirten Özgürgün, kapsamlı çözüm çerçevesinde çalışmaların sürdüğü bu dönemde uluslararası toplumun Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonlara son vermesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğunu kaydetti. Özgürgün, İKÖ Dışişleri Bakanları Toplantısı′ndaki konuşmasına, İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğu′na, Kıbrıs Türk halkına karşı gösterdiği yakın ilişkiden dolayı şükranlarını sunarak başladı. Kıbrıs Türk tarafının çözüm parametrelerinin altını çizen Özgürgün, "Sulandırılmamış iki kesimliliğe, iki halkın siyasi eşitliğine, iki kurucu devletin eşit statüsüne dayanan ve Türkiye′nin etkin ve fiili garantörlüğü temelindeki yeni bir ortaklık Kıbrıs konusunda varılacak bir anlaşmanın temel paramet-relerini oluşturmaktadır" dedi.
"İZOLASYONLARIN KALDIRILMASI RUMLARI MOTİVE EDER"
Kıbrıs′ta devam eden müza-kerelerin Kıbrıs Türk halkının maruz kaldığı insanlık dışı     izolasyonların kaldırılması yönündeki çabaları yavaşlatmaması gerektiğine dikkat çeken Özgürgün, izolasyonların kaldırılması yönünde atılacak adımların Kıbrıs Rum tarafını görüşmelerde gerçek bir ilerlemeye katkıda bulunması konusunda teşvik edeceğini kaydetti. Özgürgün, şöyle devam etti:
"Kıbrıs Rum tarafınca Kıbrıslı Türkler üzerinde uygulanan izolasyonlar, Kıbrıs Türk halkının uluslararası toplumda temsiliyet hakkının reddedilmesini, yurtdışına seyahatlerinin ve dış dünyayla iletişimlerinin engellenmesini veya kısıtlanmasını, Türkiye dahil diğer tüm ülkelerle Kıbrıs Türk halkının tüm kültürel ve sportif ilişkilerinin engellenmesini içeriyor."
İKÖ′DEN BEKLENTİLER
İKÖ′nün Kıbrıslı Türkler için aldığı kararlara ve deklerasyonlara minnettar olduklarını söyleyen Özgürgün, özellikle, Lazkiye ile Gazimağusa arasındaki feribot seferlerini yeniden tesis etmesinden dolayı Suriye hükümetine, özellikle Suriye Devlet Başkanı Beşir Esad′a teşekkür etti. Özgürgün, diğer İKÖ′ye üye ülkelerden de benzeri adımlar atmalarını ve Kıbrıslı Türkler üzerinde uygulanan insanlık dışı ve haksız izolas-yonlara bir son vermelerini istedi. Dışişleri Bakanı Özgürgün, şunları dile getirdi: "İKÖ ülkelerindeki temsilcilik sayımızı artırma çabalarımıza devam etmekteyiz. Daha fazla üye devletin ülkelerinde ticaret ve turizm ofisi açmamamıza izin vermelerini beklemekteyiz. Bu bağlamda unutulmaması gerekir ki bu gibi temsilciliklerin açılması Kıbrıs Türk tarafının diğer İKO devletleriyle de bağlantı kurarak, tüm alanlarda kalkınması ve özellikle de kapsamlı bir çözümün olmadığı bir durumda Kıbrıs Türk perspektifinin daha iyi anlaşılması açısından gereklidir."
PASAPORT KONUSUNDAKİ RAHATSIZLIK
Özgürgün, Kıbrıslı Türklerin kendi makamlarınca verilen pasaportları kullanarak İKÖ ülkelerine seyahat edememesinden duyduğu rahatsızlığı da dile getirerek, "Bu uygulama ne İslami dayanışmaya sığmakta, ne de adil bir uygulamaya örnek teşkil etmektedir" dedi.

HALKIN SESI 26/05/09

 

 

Erçakıca: Sorumlu Türkiye değil..

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca düzenlediği haftalık basın brifinginde Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulma çabalarının  devam ettiğini söyledi.Erçakıca'nın basın brifingde söylediklerinden notlar şöyle:

Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulma çabaları devam ediyor. İki lider Perşembe günü saat 10:00’da ekonomi başlığı altındaki konuları görüşmek üzere yeniden biraraya geleceklerdir. Bu arada, iki liderin temsilcileri dün bu konuyu ele almaya devam etmişlerdir. İki taraftan uzmanların konu üzerindeki çalışmaları bugün de devam edecek, temsilciler ise yarın yeniden biraraya geleceklerdir. 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından, Kıbrıs’ta görevli BM Barış Gücü’nün görev süresini uzatmak amacıyla hazırlanan ve Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporda, müzakere sürecinin ucu açık olamayacağını saptamasının yapılması, görüşmelerin hızlandırılması ve çözümün makul bir zaman çerçevesi (reasonable time frame) içinde sağlanması çağrısının yer alması tarafımızdan menuniyetle karşılanmıştır.

Bilindiği gibi, BM Güvenlik Konseyi 12 Aralık 2008’de aldığı 1847 sayılı kararla ve 30 Nisan 2009 tarihli başkanlık açıklaması ile de liderlerin müzakerelerdeki ivmeyi artırmalarını istemişti.

Kıbrıs Türk tarafı, sürecin hız kazanması için üzerine düşenleri yapmaktadır ve bundan sonra da yapmak kararlılığındadır. BM yetkililerinin bu konudaki çağrıları ve çabaları memniyetle karşılanırken, Cumhurbaşkanımızın bu konudaki çabalarına ve çağrılarına da dikkati çekmek istiyoruz.

Bu arada, raporun BM Güvenlik Konseyi’de ele alınmasından sonra konu ile ilgili açıklamalar yapan Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi’nin Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözüm isteğine bir kez daha vurgu yapmış olduğuna da hatırlatmak isterim. Bu açıklamada, Kıbrıs'ta iki lider arasında devam eden görüşmelerin başarılı olması için yapılması gerekenler bulunduğu belirtilerek, bunlar, "iki liderin daha sık bir araya gelmeleri, sürecin bir sınırının olması gerektiği ve tarafların süreçte BM'nin yardımına ihtiyaç duymaları" olarak sıralandı. Bunlar, Kıbrıs Türk tarafının uzun bir süreden beri üzerinde durduğu hususlardır ve bu tutum, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden sorumlu tutulmaya çalışılan Türkiye’nin çözüm çabalarını destekleme konusundaki kararlılığını göstermesi bakımından anlamlıdır.

Bu arada, Kıbrıs Rum basınının, Orams davası ile ilgili ATAD kararının raporda yer almaması ile ilgili yayınları, Kıbrıs Rum tarafının Orams kararını sadece hukuki bir metin olarak ele almadığını ve bundan siyasi neticeler de çıkarmaya çalışmakta olduğunu göstermiştir. Kıbrıs sorununun temel yönlerinden biri olan mülkiyet sorununu veya diğer sorunları çözme yeri görüşme masasıdır. BM Güvenlik Konseyi çağrıları da bunun açık bir göstergesidir.

BM Genel Sekreteri’nin raporu, bazı eksiklik ve yanlışlıklara karşın, objektif değerlendirmeler de içermektedir ve siyasi bakımdan dengelidir. Raporun teknik yanları ile ilgili görüşlerimiz, alışılagelmiş olduğu şekilde bir mektupla BM’ye iletilecektir.

KIBRIS POSTASI 26/05/09

 

 

Stefanu: Mevcut durum çıkarımıza değil.

Kıbrıslı Türkler ile Rumların geleceğinde ve “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin temelinde “saatli bir bomba” olduğunu iddia etti. Steafnu, “Mevcut durum çıkarımıza değil” dedi.

Kısa adı OKOE olan Yunanistan’daki Rum Örgütler Federasyonu’nun hafta sonu Atina’da düzenlenen 2. geleneksel toplantısı çerçevesinde düzenlenen Kıbrıs sorununa ilişkin seminerde konuşan Stefanu, zamanın geçmesiyle birlikte “işgal ve istilanın” oldu-bittilerinin sabitleştiğini ileri sürdü.

Kıbrıs sorununa ilişkin doğrudan müzakerelerden de bahseden Stefanu, zorlukların masada olduğunu, görüş birlikleri yanında görüş ayrılıklarının da var olduğunu söyledi.

“35 yılın ardından neden Türkiye işbirliğinde bulunsun?” şeklindeki bir soru üzerine Stefanos Stefanu, siyasetin sadece uluslararası hukuk ve BM tüzüğü temelinde değil, çıkarlar temelinde çalıştığını, bu çıkarlar içerisinde Türkiye’nin AB üyelik sürecinin Türkiye’yi Kıbrıs sorununda işbirliğine teşvik edebileceğini kaydetti.

Stefanu, bu nedenlerden dolayı Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın, Türkiye’nin AB üyeliğine destek verdiğini, ancak üyelik sürecinin açık çek olmadığını ifade ettiğini yineledi.

starkıbrıs

 

KIBRIS POSTASI 26/05/09

 

 

Talat`tan BM`e "aktiflik" çağırısı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile müzakere ederek bir çözüm planı üzerinde çalıştıklarını belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile müzakere ederek bir çözüm planı üzerinde çalıştıklarını kaydederek, “çözüm planını hazırlayacak olanın biziz. BM’den ise daha aktif katılım bekliyoruz” dedi.

Bir kabulü öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, geçtiğimiz günlerde bir köy gezisi sırasında söylediklerinin bir gazete tarafından yanlış yansıtıldığını ve kendilerinin BM’den bir çözüm planı bekledikleri şeklinde izlenim ortaya çıktığını belirtti. Talat, “Böyle bir talebim söz konusu değil” dedi.

Talat, “Benim söylediğim BM’nin sürece daha aktif olarak katılması gerektiğidir. Fakat çözüm planını hazırlamak üzere Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas ile müzakere ederek biz çalışıyoruz” diye konuştu.

ÖRGÜTLERLE TOPLANTILARI SÜRÜYOR
Öte yandan Cumhurbaşkanı Talat, sivil toplum örgütlerine Kıbrıs sorunuyla ilgili bilgi vermek amacıyla gerçekleştirilen toplantılar kapsamında dün de Barolar Birliği ile Lefkoşa, Mağusa, Girne ve Güzelyurt mahalli baroları temsilcileriyle bir araya geldi.

Cumhurbaşkanlığı’nda saat 18:00’de başlayan görüşmede, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD)’ın Orams kararı ve Kıbrıs sorununun hukuki süreciyle ilgili değerlendirme yapılacak, bu konularla ilgili görüş alış verişinde bulunuldu.

starkıbrıs

KIBRIS POSTASI 26/05/09

 

UCY professor investigated over possible collaboration with north institution
By Elias Hazou

THE UNIVERSITY of Cyprus is investigating allegations that a faculty member may have collaborated with academics from a Turkish Cypriot university in publishing a scientific paper.

The paper, posted on the internet, is available in Greek, Turkish and English. The English version is signed by the author (the UCY professor) and his associates from the Eastern Mediterranean University in the north. The emblem of the Eastern Mediterranean University has also been uploaded to the website.

The UCY has a strict policy prohibiting any formal collaboration with “non-recognised” institutes of learning in the north.

Stavros Zenios, Rector of the UCY, confirmed an ‘administrative inquiry’ was underway.

“We encourage Greek and Turkish Cypriot academics to interact and work together, so long as this is done in their personal capacity,” Zenios told the Mail.

He said the university was made aware of the case after an article in Sunday’s edition of Pontiki newspaper.

The inquiry will seek to determine whether the UCY professor in question knowingly collaborated with the Turkish Cypriot academics with a view to posting the paper online.

Alternatively, the paper may have been “hijacked” by the latter, said Zenios.

CYPRUS MAIL 26/05/09

 

KKTC'den ABD'ye enerji tepkisi

KKTC Dışişleri  Bakanı Özgürgün, adanın güney batı kıyılarında yapılan doğal gaz ve petrol arama çalışmalarına ve bununla ilgili ABD'nin güney Lefkoşa Büyükelçisi'nin açıklamalarına sert tepki gösterdi.

AA

27 Mayıs. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, ''Kıbrıs adası açıklarında doğal kaynaklara dair çalışmalar yapmanın, Kıbrıs müzakerelerini Orams davası kadar temelden dinamitleyebilecek potansiyele sahip olduğu'' uyarısında bulundu.

Özgürgün, yaptığı yazılı açıklamada, ABD'nin güney Lefkoşa Büyükelçisi Frank Urbancic'in, bir Amerikan şirketinin Güney Kıbrıs yönetimiyle yaptığı anlaşma uyarınca Kıbrıs'ın güney batı kıyılarında doğal gaz ve petrol arama çalışmaları yapacağı yönünde Rum basınına yansıyan açıklamaları kınadı.

Özgürgün, açıklamasında, hiçbir ülke veya kuruluşun yalnız Rum halkını temsil eden Güney Kıbrıs Rum yönetimiyle tüm Kıbrıs adına anlaşma yapma yetkisi bulunmadığının altını çizdi.

''Başlatılacak çalışmaların, Ada üzerindeki ve çevresindeki doğal kaynaklardan iki tarafın da müşterek yararlanması gerçeğini göz ardı ettiğine'' dikkati çeken Özgürgün, bir yanlış yapıldığını kaydetti.

Özgürgün, ABD Büyükelçisinin bu yanlışı, ''Kıbrıs adına memnuniyet verici bir gelişme ve bir başarı'' olarak lanse etmesinin kabul edilebilir olmadığının altını çizerek, bunun, Kıbrıs Türk halkı arasında infiale neden olduğunu vurguladı.

KKTC Dışişleri Bakanı, Rum yönetimini, BM çatısı altında yeni bir ortaklık kurulması hedefiyle adil ve yaşayabilir bir anlaşmaya varmak için çaba sarf etmek yerine, tüm Kıbrıs'ın tek sahibiymiş gibi davranmakla ve Kıbrıs Türk halkının meşru haklarını gasp eden sorumsuz, maceracı politikalar uygulamakla suçladı.

ABD yönetimini de, Amerikan şirketlerini teşvik ederek Rum yönetiminin bu sorumsuz politikalarına destek olmakla suçlayan Özgürgün, bu tutumun bölgede gereksiz gerginliklere sebebiyet verebileceği ve Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması çabalarını olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu.

''Kıbrıs Türk halkının meşru haklarını ihlal ederek Ada açıklarında doğal kaynaklara dair çalışmalar başlatmak, Kıbrıs müzakerelerini, Orams davası kadar temelinden dinamitleyebilecek potansiyele sahiptir'' diyen Özgürgün, ABD'yi, Kıbrıs sorununun çözümüne gerçekten katkıda bulunmak istiyorsa iki taraf arasında, özellikle müzakerelerin sürdüğü bir dönemde gerginliğe sebebiyet verebilecek girişimlerden kaçınmaya çağırdı.

ABD dahil uluslararası camianın verdikleri sözlere rağmen Kıbrıs Türk halkına yönelik izolasyonların her alanda tüm şiddetiyle devam ettiğine de dikkati çeken Özgürgün, ''Kıbrıs Türk halkının haklarını gasp ederek Amerikan şirketlerine peşkeş çekilmesi, Rum-Yunan lobisinin ABD yönetiminde hangi seviyelere kadar ulaştığının üzücü ve düşündürücü bir kanıtıdır'' ifadesini kullandı.

 

 

Hristofyas’tan Downer’e mektup

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, “İngiltere ve ABD’nin, Barış Gücü’nün adadaki varlığının doğrudan müzakereler sürecindeki ilerlemeye bağlı olduğuna ilişkin tehditvari davranışlarda bulunduğu” gerekçesiyle BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’e mektup gönderdi.

Rum radyosu RIK, konuyla ilgili haberinde, mektupla, Rum Yönetimi’nin tutumunun, gerekirse tehdit edenlerden daha da katı olacağının belirtildiğini bildirdi.
   Rum Yönetimi’nin, “Kıbrıs sorununda 4 yıl durgunluk olduğunu ve Kıbrıs sorununun çözülmesi için çabalar harcanırken, tüm bunların olmasının adaletsiz olduğunu düşündüğü” kaydedildi.
  RIK ayrıca, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, görüşmelerin kolaylaşması için, Yeşilırmak Barikatının açılmasına ilişkin açıklama yapmama konusunda anlaştıklarını da ileri sürdü.

KIBRIS 27/05/09

 

ABD Büyükelçisi açıkladı: Amerikan şirketi, Kıbrıs’ta petrol arayacak

ABD’nin Lefkoşa Büyükelçisi Frank Urbancic, adını belirtmediği bir Amerikan şirketinin, en kısa zamanda Kıbrıs’ın güneybatı kıyılarında doğal gaz ve petrol arama çalışmaları yapmaya başlayacağını açıkladı.
  
Urbancic, basın toplantısında başka konulara da değindi.

Rum radyosu RIK’in haberine göre, Urbancic, dün sabah düzenlediği basın toplantısında, petrol ve doğal gaz aramaya başlayacak olan enerji şirketinin gelmesiyle, Güney Kıbrıs’ta Amerikan yatırımlarının artacağını söyledi. 

KIBRIS 27/05/09

 

 

Müzakereler yarın devam

Talat ve Hristofyas, “ekonomi”yi görüşmeyi sürdürecek

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma amaçlı müzakereler yarın devam edecek.
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, perşembe günü saat 10.00’da bir araya gelecek. Liderler, “ekonomi“ konusunu ele alamaya devam edecek.
   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dün düzenlediği haftalık brifingde, devam eden müzakere süreci hakkında da bilgi verdi.
   İki liderin temsilcilerinin dün “ekonomi” konusunda bir toplantı gerçekleştirdiğini kaydeden Erçakıca, iki taraftan uzmanların konu üzerindeki çalışmalarını dün de sürdürdüğünü söyledi.
   Erçakıca, temsilcilerin bugün yeniden bir araya geleceğini de belirtti.
   Hasan Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, oldukça teknik olan ve ayrıntı içeren “Ekonomi” konusunun müzakeresinde genel olarak uzlaşılan noktaların fazla olduğunu söyledi, ancak ayrıntı vermedi.

KIBRIS 27/05/09

 

 

Hristofyas başarı diledi

Güney Kıbrıs’taki fuarda ‘tek Kıbrıslı Türk’ firma!

Elmas TOKAY

   Güney Kıbrıs’ta bu yıl 34’üncüsü düzenlenen Kıbrıs Uluslararası Fuarı’na KKTC’den sadece temizlik ve yapı ürünleri üreten Darem Tarding Ltd. katıldı. Yaklaşık 30 ülkeden bin 500 firmanın katıldığı uluslararası fuarda KKTC’yi temsil eden Darem Tarding Ltd. Direktörü Mehmet Ünal Serdar, 4 yıldır bu fuara katıldıklarını ve son iki yıldır katılan tek Kıbrıslı Türk firma olduklarını belirtti. Darem Trading’in standını ziyaret edenlerden biri de Rum yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve eşi Elsi Hristofyas oldu.
   Güney Kıbrıs’taki piyasaya girmenin sadece fuara katılmakla mümkün olmadığına dikkat çeken Serdar, ürünleri bu piyasaya sokabilmek için çok uğraşmak ve mücadele etmek gerektiğini belirtti.
   Darem Tarding Ltd. Direktörü Mehmet Ünal Serdar, fuarın açılış gecesinde Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofiyas’ın fuarı gezdiği sırada kendi standlarını da ziyaret ettiğini ve fuara katıldıkları için kendilerini tebrik ettiğini kaydetti. Serdar, Hristofyas’ın kendilerine, “mücadeleden vazgeçmemeniz  gerekir” dediğini açıkladı. 
   Haspolat Sanayi Bölgesi’ndeki üretim tesislerinde yeniden yapılanmaya girdiklerini söyleyen Darem Tarding Ltd. Direktörü Serdar, “ bu bir yatırım olayıdır, bunu yapacak, yaşayacak ve sonucunu alacaksınız” şeklinde konuştu.
   Serdar, Güney’deki bazı müşterilerle iletişime geçtiklerini de sözlerine ekledi.

KIBRIS 27/05/09

 

Downer, sivil topluma indi

Downer, bu çerçevede dün, Kıbrıs Türk İşçi Sendikaları Federasyonu′nu (Türk-Sen) ziyaret etti.
Ziyarette konuşan Alexander Downer, Türk-Sen yetkilileriyle görüşme olanağı bulmanın kendisini memnun ettiğini kaydetti.
Downer, görevi nedeniyle KKTC ve Güney Kıbrıs′ın farklı yerlerindeki sivil toplum örgütleri, sendikalar ve diğer organizasyon temsilcileriyle bir araya gelip fikir alış verişinde bulunmanın, iş hayatıyla ilgili endişelerini öğrenmenin, Kıbrıs sorunu ve soruna kapsamlı bir çözüm bulma konusunda neler düşündüklerini anlamanın kendisi için önemli olduğunu söyledi.
Süren Kıbrıs müzakerelerinin Türk-Sen′i ve çalışanları ilgilendirdiğini dile getiren Bıçaklı, Türk-Sen′in; Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sürdürülen müzakerelere destek verdiğini ve Kıbrıs′ta kalıcı, yaşayabilir ve her iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüme ulaşılması için elinden gelen desteği vereceğini ifade etti.

HALKIN SESI 27/05/09

 

Davutoğlu, Miliband'la Kıbrıs'ın geleceğini görüştü

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kıbrıs konusunda kapsamlı çözüm için 2009 yılının büyük bir fırsat olduğunu söyleyerek, Kıbrıs Rum yönetimi başta olmak üzere hiç kimsenin, sahip olduğu konum dolayısıyla, yürüyen müzakere sürecini kendi çıkarları etrafında şekillendirmeye çalışmaması gerektiğini belirtti.

Davutoğlu, İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Kıbrıs'a ilişkin bir soru üzerine, başta 2004 yılındaki Annan planı referandumu sırasında meydana gelenler olmak üzere, tüm geçmiş örneklerden gerekli dersleri çıkarmak durumunda olduklarını kaydetti.

"Müzakerelerde hiçbir taraf geçmişte yaşamaz, gelecek vizyonuyla bakar" diyen Davutoğlu, Miliband ile Kıbrıs'ın geleceği konusundaki vizyonlarının örtüştüğünü bildirdi.

"OTURMUŞ PARLAMENTER SİSTEMİMİZ VAR"

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, terör örgütü elebaşılarından Murat Karayılan'ın İngiliz gazetelerine yaptığı "İskoç modelini" öngören son açıklamaya ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine de şunları kaydetti: "Doğrusu buradan bu tür açıklamalara cevap verme niyetinde değilim, doğru da değil. Türkiye'nin anayasal sistemi içinde şu anda zaten bütün vatandaşları eşit bir şekilde, bütün haklarından eşit bir biçimde istifade etmekte ve oturmuş bir parlamenter sistemimiz var. Dolayısıyla bunların bu düzeyde bugün tartışma konusu yapılması doğru değil."

"TÜRKİYE'NİN TAM VE EŞİT ÜYELİĞİNİ DESTEKLİYORUZ"

İngiltere Dışişleri Bakanı Miliband da İngiltere olarak Türkiye'nin AB'ye tam ve eşit üye olmasını güçlü bir şekilde destekleme taahhütlerini sürdürdüklerini söyleyedi. Miliband, Kıbrıs sorununa da mümkün olan en kısa zamanda çözüm bulunmasını istediklerini bildirdi.

A.A.

KIBRIS POSTASI 27/05/09

 

Müzakerelere devam edecek

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan müzakerelere yarın devam edilecek. Bu amaçla KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas yarın saat 10.00'da Lefkoşa ara bölgede bir araya gelecek.

Görüşmede, müzakerelerdeki altı ana başlıktan biri olan "ekonomi" konusunun ele alınmasına devam edilecek.

Bu arada iki liderin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu da bu hafta "ekonomi" ile ilgili toplantılar yaptı.

Oldukça teknik ve ayrıntı içermesinden dolayı temsilciler düzeyinde müzakere edilen "ekonomi" konusuyla ilgili olarak dün ve önceki gün toplantı yapan temsilci ve uzmanlar, bugün yeniden bir araya geliyor.
AA

KIBRIS POSTASI 27/05/09

 

Amerikan şirketi petrol arayacak

Rum radyosunun haberine göre Urbancic, düzenlediği basın toplantısında, petrol ve doğal gaz aramaya başlayacak olan enerji şirketinin gelmesiyle, Güney Kıbrıs'ta Amerikan yatırımlarının artacağını söyledi.

-ADADA 2 YILDIR PETROL GERGİNLİĞİ-
Güney Kıbrıs, geçen yıllarda Mısır ve Lübnan'la deniz bölgesinde petrol ve doğal gaz yataklarından istifade edilecek "münhasır ekonomik bölgeleri" belirleyecek anlaşmalar imzaladı ve denizi parsellere ayırdı, Türkiye ve KKTC buna sert tepki gösterdi.

Güney Kıbrıs, sözde "münhasır ekonomik bölgesinde" başlattığı petrol arama çalışmalarında ilk aşama olan yabancı şirketlere bilgi verilmesi ve ihale başvurularının yapılması sürecine 15 Şubat 2007'de başladı ve bu ilk toplantıya Mısır Petrol Bakanı Emin Semih Semir Fehmi de katıldı.

Kıbrıs Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol ve doğal gaz aranması için açtığı ihaleye başvurular, 16 Ağustos 2007'de tamamlandı. İhaleye iki uluslararası şirketin başvurduğu açıklandı. Adadaki petrol gerginliği, 2007 ve 2008'e damgasını vurdu.

Kıbrıs Rum yönetiminin, daha 2008 yazında Kıbrıs adası ile Mısır arasındaki deniz bölgesinde bulunabilecek petrol yataklarının araştırılması çalışmalarına 2009 yılının başlarında başlayacağı yönünde Rum basınında haberler çıktı. Kıbrıs Türk tarafı bu durumu, 3 Eylül 2008'de KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında başlayan görüşme öncesinde "kışkırtıcılık ve sorumsuzluk" olarak niteledi.

Kıbrıs Türk tarafı, haklarından hiçbir şekilde taviz vermeyeceğini de açıkladı.

Kıbrıs Rum yönetimin Akdeniz'deki petrol arayışları, geçen kasım ve aralık aylarında da bölgede gerginliği artırdı. Rum lideri Hristofyas, Türk savaş gemilerinin Rum yönetimi adına petrol çalışması yapan gemilere müdahalesini iki mektupla BM'ye şikayet etti. KKTC Cumhurbaşkanı Talat da BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'a mektup göndererek Hristofyas'a yanıt verdi. Talat, müzakereler sırasında Hristofyas'tan petrol çalışmalarını durdurmasını da istedi.
AA

KIBRIS POSTASI 27/05/09

ATAD kararına tepki

ATAD Kararını Kınama Platformu bir durum değerlendirmesi yaparak basına yönelik yazılı bir açıklamada bulundu. "Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve GKRY Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas arasında yapılan 23 Mayıs 2008 tarihli görüşmede taraflar ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarında siyasi eşitliğin tarifine uygun şekilde iki-kesimli ve iki-toplumlu federal bir çözümü desteklediklerini ve bu hedefi gerçekleştirmek için müzakerelere devam edeceklerini teyit etmişlerdi." diyerek başlayan açıklamanın tam metni şöyle:

ATAD Kararını Kınama Platformu Basın Duyurusu

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve GKRY Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas arasında yapılan 23 Mayıs 2008 tarihli görüşmede taraflar ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarında siyasi eşitliğin tarifine uygun şekilde iki-kesimli ve iki-toplumlu federal bir çözümü desteklediklerini ve bu hedefi gerçekleştirmek için müzakerelere devam edeceklerini teyit etmişlerdi.

Güvenlik Konseyinin BM Genel Sekreterine iyi niyet misyonu veren 12 Mart 1975 tarih ve 367 sayılı kararı ve 1977, 1979 Doruk Anlaşmalarından sonra şekillenen BM parametrelerine göre iki-kesimlilik her federe devletin bir toplum/halk tarafından yönetilmesini; her halkın kendi federe devletinde bariz nüfus ve mülkiyet çoğunluğunun açıkça garanti altına alınmasını; ve bunları sağlayabilmek için gerek yerleşme gerekse mülk edinme haklarının taraflar arasında varılacak mutabakata göre bir tavanla sınırlandırılmasını öngörmektedir.

BM’in siyasi eşitliği tarifinde ise diğer şeyler yanında iki toplum/halk arasındaki ilişkinin azınlık çoğunluk ilişkisi olmadığı ve herhangi bir halkın diğeri üzerinde yetki veya hâkimiyet iddia edemeyeceği öngörülmektedir.

Kıbrıs Türk tarafının müzakerelerdeki pozisyonu taşınmaz mal konusunun, iki-kesimliliği de gözetecek şekilde mübadele, tazmin ve sınırlı iade yolu ile çözümlenebileceği doğrultusunda olmuştur. Keza bu yöntem BM tarafından da kabul görerek gerek 1992 BM Fikirler Dizisi gerekse 2004 BM Kapsamlı Çözüm Planında yerini bulmuş, mülkiyet konusunun Kıbrıs şartlarında siyasi müzakerelerde ele alınıp çözümlenecek bir mesele olduğu defaten teyit edilmiştir.

ATAD’ın Orams davasına ilişkin olarak almış olduğu karar, yoğun uluslararası uğraşlar neticesi liderlerin başlattığı müzakereleri anlamsız kılacak bir müdahaledir.  Karar bu güne kadar BM sürecinde olası bir uzlaşının temelini oluşturabilecek siyasi eşitlik ve mülkiyet konusu ile ilişkili iki- kesimlilik ilkelerini hiçe saymakta, sivil ve ticari konularda Rum mahkemelerini yetkilendirmek sureti ile Kıbrıs Rum halkının Kıbrıs Türk halkı üzerinde yetki ve hâkimiyet kurma girişimlerini meşrulaştırmaktadır. 

Pratik anlamı ile bu karar Rum mahkemelerine KKTC de ikamet eden herkes aleyhine sivil ve ticari konularda  karar alma yetkisi vermektedir.  Bu tek yanlı karar 1975 Nüfus Mübadelesinden sonra eşit bir taraf olarak Kıbrıs Türk halkının Rum tarafının bütün hâkimiyetçi uygulamalarına rağmen BM tarafından da tescil edilen iki-kesimlilik ilkesine uygun olarak zaruret gereği geliştirdiği barışçıl sosyo-ekonomik alt yapıyı hiçe saymakta, Kıbrıs Türk halkının yaşam hakkını göz ardı etmektedir. Bu karardan köylü/kentli, çiftçi/iş adamı, memur/meslek sahibi her kişi eşit oranda etkilenmekte, nesillerdir şekillendirdikleri yaşamları ipotek altına alınmaktadır. Karar sadece mülkiyet ve İngilizlerle ilgili bir dava ve karar değildir, Kıbrıs Türkünün adadaki varlığını ve haklarını etkileyen bir karardır.

Bu olumsuzluklar ve yaşamsal tehdit karşısında bir grup duyarlı yurttaş ve sivil toplum örgütü bir araya gelerek “ATAD Kararını Kınama Platformu”nu oluşturmuştur.  Platformun amacı Rum hâkimiyetçi zihniyetine karşı duruş sergilemek ve Orams Davası yolu ile elimizden alınmak istenen kazanılmış haklarımızı – yani bu güne kadar BM tarafından da tescil edildiği şekilde kurucu bir halk olarak siyasi eşitliğimizi ve iki- kesimlilik ilkesini – korumaktır.

Gücün birlik ve dayanışmadan doğduğunun ve tehdidin kendi içimizden değil dıştan geldiğinin bilinci içinde bu ortak mücadelenin birlik ve beraberlik içinde götürülmesi gereği ortadadır. Bu nedenle Platform tüm Kıbrıslı Türklere ve yaşamını KKTC’de sürdüren yabancılara açıktır. Bu sivil inisiyatifin her türlü siyasi yapı ve merkeze eşit mesafede, iç politika dışı, partiler üstü ve demokratik/şiddet karşıtı bir duruşla mücadelesini yürütmesi yaşamsal önem arz etmektedir.

Oluşturulan Müteşebbis Heyetin sunacağı öneriler doğrultusunda başlatılacak sivil girişimler konusunu ele almak üzere 29 Mayıs Cuma günü saat 16.00’da Girne Amerikan Üniversitesi Millenium Kompleks Senato Kongre Merkezinde genel bir toplantı yapılacaktır.

Kendilerinin ve sonraki nesillerin onurlu geleceğine sahip çıkmak isteyen tüm duyarlı yurttaşlar ve sivil toplum örgütleri bu toplantıya davetlidir.

26 Mayıs 2009

KIBRIS POSTASI 27/05/09

‘Don’t try to link UN presence with Cyprus talks’

THE GOVERNMENT has lodged a strong demarche with the United Nations in connection with alleged moves by Britain and the US to link UNFICYP’s presence with progress in the ongoing direct negotiations, under UN auspices.

Quoting reliable sources, the Cyprus News Agency (CNA) said President Demetris Christofias had already sent a letter of protest to the UN Secretary General’s Special Advisor on Cyprus Alexander Downer.

“Nicosia is being blackmailed that the mandate of UNFICYP will not be renewed,” the same sources said, noting that Nicosia was fighting a battle on the matter and its stance could become more tough, if need be.

Reports in yesterday’s Phileleftheros suggested that in a draft resolution on UNFICYP’s mandate there was a thinly veiled blackmail directed towards Nicosia.

According to the report the Security Council said it would take up the matter again in December 2009, taking into consideration the situation on the ground and both sides’ positions, with recommendations to amend the terms of reference of the force and its operational structure in the light of progress at the talks.

According to CNA Nicosia believes that such moves are unfair as they take place at a time when efforts are underway to find a negotiated settlement after four years of stalemate.

Commenting on the issue yesterday, US Ambassador Frank Urbancic said was a state that did not need UNFICYP to exist.

“The UNFICYP mandate is renewed every six months and is being reviewed now as it is and as it was last December and there is nothing extraordinary about that. Cyprus as a state, it clearly exists. Cyprus doesn’t need UNFICYP to exist,” he said.

Urbancic was speaking at a news conference at the US pavilion of the State Fair in Nicosia.

“What I am trying to do is break the link. There is nothing between the two. Cyprus is a member of the EU and there is no possibility of an alteration of that,” he added.

Asked if there were efforts to change UNFICYP’s mandate behind the scenes, the ambassador said “there is no behind the scenes per se”.

“The UNFICYP mandate expires every six months and is up for renewal now. So, that is where we are,” he said.

The US diplomat went on to say there were no secrets in the UN.

“The draft (resolution) is being reviewed and is in New York which is where it properly belongs and governments talk.”

He said: “This is the normal process. A draft resolution is put out for whatever purpose it is you are talking about and then it is discussed and adopted or not adopted. But I see no possibility that it won’t be extended.”

Commenting on a journalist’s remark that the new US government has a new approach about its relationship with Ankara, Urbancic said that “there is no surprise that the US has and will maintain a very solid relationship with Turkey and that’s to everybody’s benefit”.

“You frequently encourage us to talk to Turkey and we couldn’t talk to Turkey if we didn’t have a relationship with them”, he said, adding that the solution of the Cyprus problem “is something that is going to be good for everybody’s business including your own and we want to be part of that”.

Britain's High Commissioner Peter Millett also jumped in saying that discussions at the Security Council concern the importance of the UN starting to prepare for the future of UNFICYP in a reunified Cyprus.

''The UK is, and always has been, the strongest supporter of UNFICYP - just as we are strong supporters of President Christofias' efforts to solve the Cyprus Problem,'' Millett says in a written statement, issued.

He added: “Discussions on the Resolution in New York are all about the importance of the UN starting to prepare for the future of UNFICYP in a reunified Cyprus.''

British Foreign Secretary David Miliband , after a meeting in Athens yesterday with his Greek counterpart Dora Bakoyianni said the UK was determined to play a supportive role.

“The settlement must be by Cypriots and for Cypriots. And the United Kingdom is determined to play only a supportive role for the vital negotiations that are taking place at the moment, and which need to make progress over the next few months”, he said.

The British Foreign Secretary went on to say that, courage and flexibility would be needed in the search for the goal of a bizonal, bicommunal federation with a single identity.

“One history lesson we have learnt in Cyprus is that efforts for a solution must be made by Cypriots for Cypriots and we respect this important principle in every discussion or negotiation,” he said.

CYPRUS MAIL 27/05/09

 

French troops could use Cyprus for decompression
By Nathan Morley

A STEADY stream of French troops may soon begin arriving in Cyprus as a stop-off to help them adjust to normal life after the stress of frontline fighting.

French troops, who are active in several combat zones, have never been offered such a scheme, which is now being touted at the highest levels of the Defence Ministry in Paris.

British, Canadian and Dutch troops already use the island for decompression periods, designed to prepare them for a return to family life.

“The idea is not to celebrate for three days,” says Commander Christophe Prazuck, spokesman for the French Defence staff.

“Other nations that believe in the long term it works,” he added

News media in France are speculating that Cyprus has been earmarked for the scheme, which is still in the planning stages.

Prazuck said feedback suggests that a few days of transition had proved effective for other armies.

However, the idea has received the cold-shoulder from many serving French officers, who favour a direct-return to home life.

“After six months away from home, we do not want to lose another three days before returning to our wives and kids. If they want to make things right with our families, why not incorporate them into the process?” an NCO told the Parisian newspaper.

Thousands of British soldiers from Afghanistan and Iraq have already passed through the British bases in Cyprus on their way home.

They stay on the island for between 27 and 48 hours.

The British decompression project has been so successful that it is now standard practice for all home-bound combat troops.

CYPRUS MAIL 27/05/09

 

US company to begin oil exploration soon
By Jacqueline Theodoulou

AN AMERICAN company is soon expected to start exploring the Cyprus coast for oil and natural gas, the US Ambassador in Cyprus said yesterday.

Speaking at the Cyprus International Fair, Ambassador Frank Urbanic revealed that the American company planned to start exploring the island’s south west coast in the near future.

“US investments in Cyprus amount to more than $379 million,” said Urbanic. “This figure will soon increase substantially as an American energy firm begins exploring for oil and gas off Cyprus’ southwest coast.”

He explained that the specific company had participated in the tenders’ procedure that started a few years back for oil exploration in Cyprus and had achieved the right to start exploring following negotiations with the Commerce Ministry.

Commenting on the island’s politics, Urbanic was asked about UNFICYP and plans to extend its mandate for another six months.

He said Cyprus was clearly a state in itself and it didn’t need UNFICYP in order to exist.

The Ambassador explained that UNFICYP’s service was renewed every six months, as a fixed procedure, and there was nothing unusual in that. He added that he didn’t see any possibility of the peacemaking force’s mandate not being extended.

“Cyprus is clearly a state. Cyprus does not need UNFICYP to exist. What I am trying to do is break this connection,” said Urbanic. “Cyprus is a member of the EU and there is no chance of that being altered.”

Asked whether the force’s conditions were being reassessed behind the scenes and without the Cypriot government being aware, Urbanic said there were no secrets in the UN and the draft bill for UNFICYP’s renewal was being examined in New York.

He said it was standard procedure for a draft bill to be prepared, discussions to ensue and eventually be adopted or rejected. “But I don’t see any chance in it not being extended.”

Asked to comment on Turkey’s somewhat renewed relations with the US, Urbanic said this should be of no surprise to anyone, adding that good relations with Turkey were to everyone’s benefit.

“You often urge us to talk with Turkey and we couldn’t talk with Turkey if we didn’t have relations with them.”

Earlier on, Urbanic had presented his country’s pavilion at the State Fair, underlining the good trade relationship between the US and Cyprus.

Bilateral trade statistics for 2008 and recent years show that the United States supplied $188.5 million worth of goods to Cyprus last year, making up 1.7 per cent of the country’s total imports.

Regarding Cypriot exports to the US, in 2008 the United States absorbed $11.7 million or 0.7 per cent of the island's total exports. Many Cypriot products, such as dairy products, salt, and mineral substances have increased their sales in the United States in recent years, while others, such as fresh fish hold potential for growth.

According to the Ambassador, U.S. exports to Cyprus grew by 73.6per cent last year. This was partly to do with the weaker dollar.

“Also, these figures include imports to Cyprus for re-export to other countries, especially precious metals which recorded a phenomenal rise in 2008,” said Urbanic.

He added: “The United States is also a reliable export market for Cyprus, with considerable untapped potential. Many Cypriot products, such as dairy products, salt, and mineral substances have been increasing their sales in the United States in recent years, while others, such as fresh fish hold much potential for growth. The owner of a major Cypriot dairy company has told us he can’t keep up with the growing U.S. demand for halloumi.”

Another step in improving relations between the two nations was the recent signing of a Science and Technology Cooperation Agreement. “This agreement – incidentally, the first signed by the Obama administration -- will strengthen the scientific and technological capabilities of both our countries by providing means for our scientists and technology companies to more easily work together,” said Urbanic.

The Agreement, he added, has already led to new collaborations between the States and Cyprus.

In partnership with the University of Pittsburgh, a local business leader in Cyprus is establishing a world-class medical centre in Paphos, and IBM has signed a cooperation agreement with The Cyprus Institute on the development of supercomputing technologies.

“We believe this is just the beginning.”

Concluding, the US Ambassador thanked Cyprus for helping thousands of American nationals to evacuate Lebanon in the summer of 2006

“It would be remiss of me to close without referring to an event that happened here, at the State Fair grounds, three years ago,” said Urbanic. “Although not a commercial matter, this event illustrates the ties between our two countries. I am referring, of course, to the evacuation of thousands of American civilians from Lebanon in the summer of 2006. “

He added, “We, as a nation, will never forget the hospitality and assistance of the Cypriot people during our citizen’s time of need.”

CYPRUS MAIL 27/05/09

 

Ada’da petrol krizI

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

ABD’nin petrol yatakları olduğu tahmin edilen Kıbrıs’ın güneybatısında Rumların izniyle petrol aramaya hazırlanmasına KKTC sert tepki gösterdi

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Doğu Akdeniz’de tek taraflı olarak petrol ve doğalgaz arama çalışması başlatmasının ardından, ABD de Kıbrıs’ın güneybatı kıyılarında petrol arayacağını açıkladı. ABD’nin “Güney Kıbrıs’ta petrol arayacağız” açıklaması KKTC’de şok etkisi yarattı. Konuyla ilgili açıklama yapan ABD’nin Rum Kesimi Büyükelçisi Frank Urbancic, adını belirtmediği bir Amerikan şirketinin, en kısa zamanda Kıbrıs’ın güneybatı kıyılarında doğalgaz ve petrol arama çalışmaları yapmaya başlayacağını söyledi. Urbancic, düzenlediği basın toplantısında, petrol ve doğalgaz aramaya başlayacak olan enerji şirketinin gelmesiyle, Güney Kıbrıs’ta Amerikan yatırımlarının artacağını belirtti.

Görüşmelere dinamit
KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, ABD Büyükelçisi’nin açıklamasını kınayarak, “Kıbrıs Türk halkının haklarının gasp edilerek Amerikan şirketlerine peşkeş çekilmesini kabul etmeyeceklerini” söyledi. Özgürgün, “Hiçbir ülkenin ve kuruluşun, sadece Rum halkını temsil eden Rum Yönetimi’yle tüm Kıbrıs adına anlaşma yapma yetkisi bulunmadığını bir kez daha vurgulamakta yarar görüyoruz” uyarısında bulundu.
“ABD’nin tutumu görüşmelere dinamit koymak anlamına gelir” diyen KKTC Dışişleri Bakanı, “ABD’nin, Rum Yönetimi’nin sorumsuz politikalarına destek olduğuna” işaret ederken, Milliyet’e konuşan üst düzey bir yetkili ise, “ABD’den biz destek beklerken, tam tersi bir hareketle karşılaştık. ABD’nin, ‘petrol arayacağız’ demesi çok kötü bir olay” dedi. Türkiye ve KKTC’nin, petrol arama konusunda Rum Yönetimi’ne gösterdiği tepkiyi de hatırlatan yetkili, “Böyle bir durum ortadayken, ABD’nin bu adımı atmasına anlam veremiyorum” diye konuştu.
Savaş gemileri devrede
Güney Kıbrıs, geçen yıllarda Mısır ve Lübnan’la deniz bölgesinde petrol ve doğalgaz yataklarından istifade edilecek “münhasır ekonomik bölgeleri” belirleyecek anlaşmalar imzalamış ve denizi parsellere ayırmıştı. Rum Yönetimi’nin bu hareketi başta Ankara olmak üzere, KKTC’nin de sert tepkisini çekmişti.

 

Daha önce de kriz çıkmıştı
 Rum Yönetimi, Kasım 2008’de Panama bandıralı araştırma gemisiyle Akdeniz’de petrol arama çalışmasını başlatmıştı. 13 Kasım’da Türk savaş gemileri de Rum gemisini bölgeden uzaklaştırmıştı. Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas da Türkiye’yi BM’ye şikâyet etmişti.

MILLIYET 28/05/09

 

İngiltere’deki yatırımcı tedirgin!

İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odası, Orams kararı ile ilgili olarak ülkedeki tüm Türk ve Kıbrıslı Türk sivil toplum örgütlerini biraraya getirerek bilgilendirecek.

Eylem ERAYDIN / LONDRA


   İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odası (CTCC) Başkanı Durmuş İbrahim Durmuş, Orams kararının Kuzey Kıbrıs’ta yatırımı olan üyelerini ve İngiltere Türk toplumunu yakından ilgilendirdiğini söyledi. Durmuş, bu kararın CTCC üyeleri gibi İngiliz yatırımcıları da tedirgin ettiğini ve mevcut duruma göre İngiltere’deki bütün sivil toplum kuruluşlarının birlikte hareket etmesinin kaçınılmaz hale geldiğinin altını çizdi.    
   CTCC,  Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın (ATAD) aldığı Orams kararı ile ilgili olarak İngiltere’deki Türk ve Kıbrıslı Türk örgütlerini bilgilendirme kararı aldı.
   CTCC’nin Londra’daki merkezinde dün düzenlenen basın toplantısında konuşan Başkan Durmuş İbrahim  Durmuş, “KKTC yetkilileri ile yaptığımız görüşmeler neticesi olarak Orams kararı sonrasında  atılması gereken adımlar konusunda  önümüzdeki günlerde İngiltere’deki sivil toplum kuruluşlarını bilgilendirme amaçlı bir girişim başlatacağız” dedi. CTCC Başkanı Durmuş “Bu konuda bütün sivil toplum kuruluşlarımızı birlikte hareket etmeye davet ediyoruz” diye konuştu.
   Durmuş, Yönetim Kurulu Üyeleri Altan Kemal ve Hayrettin Ramis’le birlikte düzenlediği toplantıda, KKTC’ye  gerçekleştirdikleri temaslar konusunda bilgi verdi.
   Ada’ya, yeni hükümeti tebrik etmek, Ticaret ve Sanayi odalarıı ile işbirliği protokolü imzalamak ve Orams Kararı ile ilgili bilgiler almak amacıyla geldiklerini anlatan Durmuş, temasların verimli geçtiğini ifade etti.
   Durmuş, “Oda olarak birkaç hafta içinde  Londra’da düzenleyeceğimiz toplantıda davada Türk tarafını savunan Avukat Nicholas Green QC sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerini bilgilendirecek. Bu girişimi üstleniyoruz ve bütün sivil toplum kuruluşlarımızı birlikte hareket etmeye davet ediyoruz” diye konuştu.

Hâlâ bir ümit var

   İngiltere’de bu konuda uzman 58 hukukçu bulunduğunu ve çoğunluğunun Rum kesimi ile teması olduğunu öne süren Yönetim Kurulu Üyesi Altan Kemal ise şunları söyledi:
“Türklerin hakkını savunacak bir kaç hukukçu bulabiliriz. Bunlardan biri olan Nicholas Green, karar sonrası Türk tarafının durumunu değerlendirirken, ‘Bütün kapılar kapandı, bir tek anahtar var kapıyı açabilmek için ama o anahtarı bulmamız gerekiyor’ diyerek ümit verdi. Kararı veren hakimin Yunan asıllı olması ve Cunta zamanında bakan olması. Ayrıca karar öncesi birkaç defa Güney Kıbrıs’a giderek Rum yönetimi lideri ile biraraya geldiği gibi durumlar var. Ayrıca Adalet Divanı’nda her AB ülkesinden bir hakim bulunuyor. İngiliz hakim taraf olmamak için çekildiği halde Yunan asıllı mahkeme başkanı davanın karar sürecinde konumunu muhafaza etmiştir. Bu, Green’in sözünü ettiği anahtarlardan biri olabalir” şeklinde konuştu. Kuzey Kıbrıs temaslarında ana konuyu Orams kararı’nın oluşturduğunun altını çizen Durmuş ve Kemal, ayrıca askerlik konusunun da yeni hükümetin gündemine iletildiğini bildirdi.

KIBRIS 28/05/09

“Müzakereler iyi gitmiyor!”

Eylem ERAYDIN / LONDRA

   Avrupa Parlamentosu (AP) İngiliz İşçi Partisi Milletvekili Mary Honeyball, Kıbrıs sorununa çözüm bulma amaçlı müzakerelerinin iyi gitmediğini söyledi. Honeyball, “Son okuduğum raporlar beklenen sürecin gerçekleşmediğini gösteriyor, bu çok üzücü bir durum” dedi ve uluslararası toplumun çözüm amaçlı müdahalede bulunabileceğinden söz etti.
   Kıbrıs konusundaki son gelişmelere ilişkin bir bildiri yayımlayan. Honeyball, çözüm amaçlı müzakerelerin adadaki liderlerden çok uluslararası politikacılara bağlı olduğunu, bu yüzden Birleşmiş Milletler’in (BM) müzakere süreci için hızlandırılmış hareket çağrısında bulunduğunu belirtti.
   Honeyball, Lefkoşa’da geçen yıl açılan Lokmacı kapısı ile iki taraf arasında yeni bir dönem başladığına işaret ederek, “Artık şimdi bütün sokağı kuzey güney geçişini çok fazla fark etmeden yürüyebiliyor, kafelerde dondurmanızı yiyebiliyor, mağazalarda gezinebiliyor ve gerçek bir Kıbrıs tecrübesini yaşayabiliyorsunuz” dedi.
  Honeyball şöyle konuştu:
   “Bundan bir yıl önce ben de diğer bir çok insan gibi Kıbrıs sorununa en sonunda bir çözüm bulunabileceği umutları taşımıştım.  Rum lideri Dimitris Hristofyas ve Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat geçtiğimiz Eylül ayında barış görüşmelerine başlamıştı ve her şey iyi gidiyor gibi görünüyordu. Bu iki lider birbirlerini uzun zamandır tanıyordu ve bu da iyi bir işaretti. Kıbrıs’ın uzun süredir dostu olan ben de herkes gibi mutluydum. Gerçekten bu defa sonuca ulaşarak, şimdiye kadar güç olan  bu sorunu başarabilecektik. Kuzey ve Güney’dekilerle birlikte Kıbrıs’ın büyük bir kısmının bunu görmek istediğine inanıyorum. Ancak o kadar üzücüdür ki son okuduğum raporlar beklenen sürecin gerçekleşmediğini gösteriyor. Birleşmiş Milletler bile müzakereleri yeniden devam ettirmek için hızlandırılmış hareket çağrısı yaptı.”

Kıbrıs’ın kaderi dış
güçler tarafından belirleniyor

   Açıklamasında BM’nin yaptığı hızlı hareket çağrısının sadece Kıbrıs için değil, Türkiye’nin AB’ye girişi sürecine de yarar sağlayacağını kayededen Honeyball “Bir kere daha Kıbrıs’ın kaderi dış güçler tarafından belirleniyor. Kıbrıs sorunu çözülsün ya da çözülmesin bu yine adanın liderlerinden çok uluslararası siyasetçilere bağlı olacak” diye konuştu.
  Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne giriş müzakerelerinde bir yılı daha geride bıraktığını belirten Avrupa Parlamentosu milletvekili Honeyball, çözüm konusundaki müzakererelerin iyi gitmemesi durumunun  Türkiye’nin AB sürecine  kabulünde sorun yaratacağını söyledi.
   Nisanda yapılan genel seçimlere de değinen Honeyball, seçimlerde halkın milliyetçi partinin lideri Derviş Eroğlu’nu seçtiğini ve Eroğlu’nun Kuzey Kıbrıs’ı Denktaş dönemine geri taşıyabileceğini kaydetti.

Büyük hayal kırıklığı içindeyim

   AP milletvekili Honeyball, açıklamasında Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonlara da değinerek, Türkiye,  Rum yönetimi ve Yunanistan’ı,  Kıbrıs’ı layık olduğu ölçüde değerlendirip görüşmedikleri için eleştirdi. Honeyball şöyle konuştu:
“Bunların hiç biri yeterli değilmiş gibi tartışmalı sorulardan biri de Türk limanlarının Rum gemilerine kapalı olması ve AB’nin Kuzey Kıbrıs’a doğrudan ticareti engelleyen sınırlamasının devam etmesi. Türkiye’nin AB’ye girişini her zaman desteklememe rağmen, bu ülkenin, Rum yönetimi ve Yunanistan ile birlikte Kıbrıs’ı hiçbir zaman layık olduğu gibi görüşüp tartışmamasından dolayı derin bir hayal kırıklığı içindeyim. Buradaki boyut bu küçük adanın,  açıkça dışardaki güçlere göre burada yaşayan insanları daha çok etkilemesi. Şunu çok iyi biliyorum ki yetişkinlik yıllarımın çoğunda Londra çevresinde özgürce seyehat edemeseydim bundan son derece hoşnutsuz olurdum. Şimdi bu durumda Kıbrıs sorununa son kez çözüm yaratmak, Avrupa Birliği müzakerecilerine, Birleşmiş Milletlere ve uluslararası toplumlara bağlı.”

“KIBRIS 28/05/09

 

"2009 büyük fırsat"

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kıbrıs konusunda kapsamlı çözüm için 2009 yılının büyük bir fırsat olduğunu söyleyerek, Kıbrıs Rum yönetimi başta olmak üzere hiç kimsenin, sahip olduğu konum dolayısıyla, yürüyen müzakere sürecini kendi çıkarları etrafında şekillendirmeye çalışmaması gerektiğini belirtti.
Davutoğlu, İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile görüştü.
Görümenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Kıbrıs′a ilişkin bir soru üzerine, başta 2004 yılındaki Annan Planı referandumu sırasında meydana gelenler olmak üzere, tüm geçmiş örneklerden gerekli dersleri çıkarmak durumunda olduklarını kaydetti.
"Müzakerelerde hiçbir taraf geçmişte yaşamaz, gelecek vizyonuyla bakar" diyen Davutoğlu, Miliband ile Kıbrıs′ın geleceği konusundaki vizyonlarının örtüştüğünü bildirdi.
Davutoğlu, bu vizyonun, hem Kıbrıs′taki taraflara barış, güvenlik ve refah, hem Doğu Akdeniz′e barış, güvenlik ve istikrar getiren, hem de AB içinde Türkiye ve Türkiye′ye dost ülkeler arasındaki ortak dayanışmayı güçlendiren bir vizyon olduğunu ifade etti.
Bu vizyona nasıl ulaşacakları konusunda her zaman görüş alışverişine açık olduklarını belirten Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Görüşmemizde bunun çok güzel bir örneğini sergiledik. Bundan sonra da Türkiye olarak her türlü fikre açığız, ancak tüm tarafların bilmesi gereken çok açık bir konu var ki, kapsamlı bir çözüm için 2009 büyük bir fırsattır ve hiç kimse sahip olduğu konum dolayısıyla, özellikle Kıbrıs Rum yönetimi başta olmak üzere, bu yürüyen müzakere sürecini kendi çıkarları etrafında şekillendirme ya da kullanmaya çalışmamalıdır. Bu konuda Türkiye ile İngiltere′nin pozisyonları tamamen örtüşmektedir ve bundan sonra da iki garantör ülke olarak adanın geleceği konusunda birlikte çalışmaya devam edeceğiz."
Davutoğlu, konuk bakan Miliband ile Kıbrıs konusu başta olmak üzere her konuyu müzakere ederken büyük bir entelektüel zevk duyduğunu da söyledi. Miliband′ın çok köklü bir entelektüel geleneği olan bir aileden geldiğine dikkati çeken Davutoğlu, konuk bakanın babasının eserlerini de okuduğunu ve onlardan çok istifade ettiğini anlattı.
KIBRIS MÜZAKERELERİ
Kıbrıs′ta Türkiye′nin pozis-yonunun son derece açık olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Bundan sonra da bu çerçevede her türlü işbirliğine hazır olduğumuzu söyledim. Türkiye, Kıbrıs′ta kalıcı ve adil, kapsamlı bir barış çabası içindedir ve adada yürütülen müzake-relere bu anlamda destek vermektedir" ifadesini kullandı.
Davutoğlu, konuk bakanın da İngiltere′nin pozisyonunu aktardığını, son derece kapsamlı ve faydalı bir görüşme yaptıklarını belirtti.
Miliband ile bölgesel konuları da ele aldıklarını ifade eden Davutoğlu, başta Orta Doğu olmak üzere Pakistan ve Afganistan′da meydana gelen gelişmeleri ele      aldıklarını kaydetti.
Davutoğlu, Orta Doğu konusunda 2 hafta kadar önce BM Güvenlik Konseyinde kendisiyle çok detaylı bir görüşme yaptıklarını hatırlatarak, "Bu çerçevede istişarelerimizi bundan sonra daha da kapsamlı şekilde sürdürme kararı verdik. Orta Doğu konusundaki her alanda, Irak, Lübnan, Filistin ve diğer konularda bundan sonra da istişarelerimizi sürdüreceğiz" diye konuştu.
MİLİBAND: EN KISA ZAMANDA ÇÖZÜM
İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband, İngiltere olarak Türkiye′nin AB′ye tam ve eşit üye olmasını güçlü bir şekilde destekleme taahhütlerini sürdürdüklerini söyleyerek, Kıbrıs sorununa da mümkün olan en kısa zamanda çözüm bulunmasını istediklerini bildirdi.
İki saat boyunca yapıcı görüşmeler yaptıklarını anlatan Miliband, Türkiye′nin kendisi için "sorumluluk, eylem ve taahhüt açılarından küresel bir vatandaş", bunun da çok olumlu bir özellik olduğunu söyledi. Türkiye ile İngiltere arasındaki ilişkilerin her zaman her alanda "derin, güçlü ve geniş kapsamlı" olduğunu ifade eden Miliband, Türkiye′ye her geldiğinde iki ülke arasındaki sıkı bağları bir kez daha fark ettiğini belirtti.
Görüşmelerde Kıbrıs konusunun da gündeme geldiğini belirten Miliband, iki ülkenin de kapsamlı bir çözüme destek verdiğini, Kıbrıs konusunda ilerleme kaydedilmesi gerektiğini söyledi. Hayal gücü ve güvenin bu konuda da önemli olduğuna işaret eden Miliband, adadaki her iki toplumun da bir uzlaşmadan elde edeceği kazançların çok büyük olduğunu ve mevcut statükonun değiştirilmesi gerektiğini ifade etti.
SORULAR
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Miliband, "Garantör ülke olarak İngiltere′nin Türk tarafının Kıbrıs sorununa kısa zamanda çözüm bulunarak, referandum yapılmasını destekleyip desteklemediğinin" sorulması üze-rine, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas′ın geçen yıl seçilmesinin, iki toplumun iki liderinin yaptığı toplantıların bu konudaki kararlılığı gösterdiğini söyledi. "İngiltere olarak bu soruna mümkün olan en kısa zamanda çözüm bulunmasını isteriz" diyen Miliband, böyle bir çözümün gerek Ada′daki toplumlar için gerekse jeopolitik açıdan acil olduğunu belirtti.
TÜRKİYE′NİN AB SÜRECİ
Konuk bakan, Kıbrıs′ta ucu açık bir şekilde yürüyen müzakerelerden kısa sürede çözüm çıkacağına inanıp inanmadığının sorulması üzerine, Davutoğlu ile ele aldıkları konulardan birinin de "tarihten dersler çıkartmak ancak geçmişte yaşamamak gerektiği" olduğunu söyledi. Tarihten çıkarttıkları bir dersin, dünyanın bazı bölgelerinde İngiltere belli bir pozisyon almak istediğinde, bazı hususları dikte etmeye çalıştığı gibi görünmesi olduğunu belirten Miliband, dolayısıyla Kıbrıs konusunda da bu çerçevede dikkatli olunması gerektiğini kaydetti.
Kıbrıs′taki müzakereleri Kıbrıslılarla, Kıbrıslılar için desteklediklerini belirten Miliband, mevcut statükonun sürdürülebilir olmadığını yineledi. İngiltere′nin adadaki müzakerelerde pozisyon alma konusundaki ihtiyatına işaret eden konuk bakan, Kıbrıs′ta çözümün kısa zamanda olması gerektiği görüşünü tekrarladı. Miliband, çözüm için yoğun ve yoğunlaştırılmış diyaloğun gerekli olduğuna ve bu çerçevede bu yılın önemine dikkat çekti.
HALKIN SESI 28/05/09

 

Talat: Ekonomi haftaya tamam

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la ara bölgedeki görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanlığına dönüşünde basına yaptığı açıklamada, bugün yine "Ekonomi" konusunun gündemlerinde olduğunu, baş başa çeşitli konuları görüştükten sonra, "Ekonomi" başlığındaki normal görüşmede, Rum tarafının ekonomiye genel bakışıyla ilgili takdim yaptığını bildirdi.

Talat, toplantının yine temsilcilerin yapacağı çalışmalarla gelecek haftaya ertelendiğini ifade ederek, "Gelecek hafta ekonomiyi kapatacağız ve toprak konusuna geçeceğiz, bu konuda anlaştık" dedi.

Bir soru üzerine, Yeşilırmak kapısının açılması konusunu da görüştüklerini belirten Talat, bu konuyu temsilcilerin görüşmeye devam edeceğini, konunun bütün unsurlarıyla, yanlış anlamaya ve anlaşmaya yer vermeyecek şekilde netleştirilmesi kararı aldıklarını hatırlattı.

Talat, bu konuda içerikle ilgili konuşmama kararı aldıklarını da açıkladı.

-"PETROL ARAMA GÜNDEME GELMEDİ"-
Bir Amerikan şirketinin Kıbrıs açıklarında petrol aramaya başlayacak olmasının gündeme gelip gelmediği sorusuna karşılık Talat, "Hayır o konu gündeme gelmedi. O konudaki tutumumuz bellidir. Benim bu konuda, bu noktaya gelmiş durumda sanırım Hristofyas'la yapacağım bir şey yoktu. O yüzden bu konuyu açmadım" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, ABD'nin Güney Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic'in dünkü açıklamalarını ise değerlendireceklerini, şu ana dek bir değerlendirme yapmadıklarını bildirdi.
AA

KIBRIS POSTASI 28/05/09

 

Hristofias: Ne gerekiyorsa görüşüldü

Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, Talat'la görüşmesinin ardından Rum başkanlık köşküne dönüşünde yaptığı açıklamada, Yeşilırmak kapısının açılması konusunun iki toplum liderinin temsilcileri tarafından daha detaylı biçimde ele alınacağını belirtti.

Bugünkü görüşmede, Maruni cemaatiyle ilgili konuyu da gündeme getirip getirmediğinin sorulmasına karşılık Hristofyas, "Gerekli olan her neyse gündeme getirdim" dedi.

BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, herhangi bir mektup almadığını açıkladığının hatırlatılması üzerine ise Hristofyas, "Downer'a değil, Genel Sekretere mektup gönderdim" ifadesini kullandı.
AA

KIBRIS POSTASI 28/05/09

 

Downer: Barış gücünün yapısı değişmeyecek

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, Kıbrıs'ta görevli BM Barış Gücünün (UNFYCYP) adadaki yapısıyla ilgili bir değişikliğin şu anda söz konusu olmadığını söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Lefkoşa ara bölgede yaptığı görüşme sona erdi.

Görüşmede "ekonomi" konusunu tartışmayı sürdüren iki lider, iki saat süren bugünkü görüşmenin 1.5 saatini baş başa görüşerek geçirdi.

Görüşmeye ev sahipliği yapan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, yaptığı açıklamada, iki liderin 3 Haziran Çarşamba günü yeniden bir araya geleceğini ve "ekonomi" başlığının tamamlanacağını belirtti.

Şu anda memnuniyet verici bir ivme olduğunu kaydeden Downer, bunun muhteşem olmadığını, ancak endişe verici de olmadığını kaydetti.

Bu ivmenin sürdürülmesi gerektiğini ifade eden Downer, soruna bir çözüm bulunması konusunda ihtiyatlı bir iyimserlik içinde olduğunu, zaten iyimser olduğu için görevi kabul ettiğini belirtti.

Downer, bir soru üzerine, Hristofyas'ın BM Barış Gücü konusunda BM'ye mektup gönderdiği yönünde Rum basınında çıkan haberleri de yalanladı.

BM Barış Gücünün adadaki konumuyla ilgili soru üzerine de Downer, BM'nin yeni bir çözüm olasılığında nasıl yapılanacağına BM Güvenlik Konseyi'nin karar vereceğini söyledi.

Liderlerin de, BM'nin de çözüm istediğini ve BM'nin her zaman ileriye dönük hazırlık planları olduğunu ifade eden Downer, BM Barış Gücünün adadaki durumu ona göre şekilleneceğini kaydetti. Downer, şu anda barış gücünün adadaki yapısıyla ilgili bir değişikliğin söz konusu olmadığını belirtti.
AA

KIBRIS POSTASI 28/05/09

Liderlerin görüşmesi başladı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan müzakereler çerçevesinde Lefkoşa ara bölgede 30. kez bir araya geldi.

Liderler arasında baş başa başlayan görüşme daha sonra, liderlerin heyetleri ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'ın da katılımıyla devam edecek.

Görüşmeye, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel temsilcisi Taye Brook Zerihoun katılmıyor.

Görüşmede taraflar, ''Ekonomi'' başlığı konusunu ele almaya devam edecek.

Liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu, uzmanların da katılımıyla bu hafta ''Ekonomi'' ile ilgili toplantılar yaptı.

Liderler, 21 Mayıs'ta yapılan son görüşmede, ağırlıklı olarak Yeşilırmak kapısının açılması üzerinde durmuş ve bu konuda bir sonuca varılamamıştı. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Talat, konunun liderlerin temsilcileri tarafından ele alınarak tarafların tutumlarının netleştirilmesi için yeni bir girişim başlatmış ve Yeşilırmak kapısı konusu da hafta içinde temsilciler tarafından görüşülmeye başlanmıştı.
AA

KIBRIS POSTASI 28/05/09

US has no plans to change UN’s Cyprus mandate
By Stefanos Evripidou

US AMBASSADOR to Cyprus Frank Urbancic yesterday sought to again play down reports that the Cyprus government was being “blackmailed” over the renewal of the UNFICYP mandate.

Speaking after a meeting with socialist leader Yiannakis Omirou, Urbancic said the US does not intend to change the terms of the mandate of the UN Peacekeeping Force in Cyprus (UNFICYP).

He further clarified that the US will not seek to set any deadlines regarding the ongoing direct negotiations process between the two community leaders.

On Tuesday, it was reported that the government had lodged a strong demarche with the United Nations in connection with alleged moves by Britain and the US to link UNFICYP’s presence with progress in the ongoing direct negotiations.

Quoting reliable sources, the Cyprus News Agency (CNA) said President Demetris Christofias had already sent a letter of protest to the UN Secretary General’s Special Advisor on Cyprus Alexander Downer.

A source told the agency that “Nicosia is being blackmailed that the mandate of UNFICYP will not be renewed”.

Asked whether he believes that the framework of UNFICYP’s mandate has to remain the same, he replied: “If the question is does UNFICYP somehow influence the basis of the existence of the state, the answer to that is no. There is no attempt by the US or anybody else that I know to change those terms.”

When asked whether the US will ask the UN Security Council to change the terms of the UNFICYP mandate and put pressure on the Greek Cypriot side to accept deadlines and arbitrations in the talks, Urbancic said: “It is just not the fact. UNFICYP renewal comes up every six months and that six months period is about to elapse.”

Foreign Minister Marcos Kyprianou insisted yesterday that the role of the peace-keeping force must continue as is, and only if a solution is found, could that change.

The minister called for fair and objective resolutions on the subject. He added that as long as negotiations on the Cyprus question are on-going, the Security Council resolutions must not contain wording that can lead to misinterpretations or question the presence of UNFICYP in Cyprus before a solution of the Cyprus problem.

“If the goal is to adapt the role of UNFICYP after the settlement, which is rational, because if you solve the Cyprus problem needs for the presence of UNFICYP will change, then there must be a clear reference that we are talking about this issue,” he said.

The Cyprus government considers UNFICYP’s presence as indispensable “contrary with Turkey”, added Kyprianou.

Cyprus and Greece cover more than half of the cost of UNFICYP, he noted.

CYPRUS MAIL 28/05/09

 

Talat çözüm için beklediği tarihi verdi

KKTC lideri Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta çözümün en geç 2010 başında olabileceğini söyledi.

ntvmsnbc ve Ajanslar

29 Mayıs. 2009 Cuma

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs'ta çözüm en geç 2010 başında olabilir" dedi.

Talat, "Hedefim, bu senenin sonuna kadar çözüm ve 2010'un başında da bir referandum. Çözüm şansı yüksek." dedi."

Talat, Reuters haber ajansına verdiği röportajda, "Bu fırsatı kaçırırsak, bir daha bulamayabiliriz" dedi.

Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Eylül 2008'den bu yana çözüm için müzakereler sürdürüyor

 

Talat'a göre Kıbrıs'ta anlaşma 2010'da

29.05.2009 CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimiyle yürütülen müzakerelerden gelecek yılın başlarına kadar bir anlaşma çıkabileceğini belirtti.

 


Talat, Reuters ajansına verdiği demeçte, "Eğer bu fırsatı kaçırırsak, bir daha bulamayabiliriz" dedi.

Hedefinin yıl sonuna kadar çözüme ulaşmak ve gelecek yılın başında da referandum olduğunu söyleyen Talat, o zamana kadar bir çözüme varma olasılığının "epey yüksek" olduğunu kaydetti.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan müzakereler çerçevesinde dün Lefkoşa ara bölgede 30. kez bir araya gelmişti

 

Kıbrıs Rum kesiminde domuz gribi krizi

 

29.05.2009 CNN TURK

 

Kıbrıs Rum yönetimi Sağlık Bakanı Hristos Patsalidis, Güney Kıbrıs'ta domuz gribi olduğunu açıklayan Avrupa Komisyonu'nun sağlıktan sorumlu üyesi Kıbrıslı Rum Andrula Vasiliu'ya tepki göstererek, domuz gribiyle ilgili resmi sonucun yarın açıklanacağını bildirdi.


Güney Kıbrıs'ta bugün öğle saatlerinde Vasiliu tarafından duyurulan domuz gribi vakası ile ilgili olarak açıklama yapan Patsalidis, vakanın henüz araştırılmakta olduğunu, resmi sonucun yarın açıklanacağını söyledi.

Rum radyosunun haberine göre, Vasiliu'nun Güney Kıbrıs'ta domuz gribi vakası görüldüğüne dair yaptığı açıklamaya tepki gösteren Patsalidis, "kimsenin, resmi sonuçlar alınmadan böyle bir vaka bulunduğuna dair açıklama yapma yetkisi bulunmadığını" belirtti.

Vasiliu ise Patsalidis'in eleştirisi üzerine domuz gribi ile ilgili yaptığı açıklamasını geri çekti ve özür diledi.

Vasiliu, gazetecilerin, teyit edilmiş bir vaka olduğu ve bununla ilgili açıklama yapması talebinde bulunmaları üzerine, H1N1 virüsü taşıyan bir hasta tespit edildiğini açıkladığını da belirtti.

Rum radyosu, bugün öğle saatlerinde verdiği haberinde, Kıbrıs Rum kesiminde, domuz gribi vakası tespit edildiğini duyurmuştu.

Habere göre, daimi olarak Güney Kıbrıs'ta yaşayan ve bir süre önce ABD'den dönen 38 yaşındaki yabancı uyruklu bir kadın, bu sabah Limasol Hastanesinde tedavi altına alınmıştı.

Avrupa Komisyonu'nun sağlıktan sorumlu üyesi Andrula Vasiliu, yapılan ilk testin sonucunun pozitif göründüğünü açıklamıştı

 

BM Barış Gücü 6 ay daha Kıbrıs'ta

29.05.09 CNN TURK

BM Güvenlik Konseyi (BMGK), Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin 6 aylığına uzatılmasını talep eden karar tasarısını kabul etti. Türkiye, BMGK'da yapılan oylamada karar tasarısına karşı "hayır" oyu verdi.


BMGK'da düzenlenen toplantıda, UNFICYP'in görev süresinin 6 aylığına uzatılmasını isteyen karar tasarısına karşı 14 ülke "evet" oyu kullandı.

Toplantıda, Türkiye'yi temsil eden BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin ise elini kaldırarak tasarıya karşı "hayır oyu" verdi.

İlkin, toplantı sonrasında gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye'nin başından beri BMGK'nın UNFIYCP kararlarını kabul etmediğini ve bunu kabul etmediğini de BMGK'ya bildirdiğini hatırlattı.

İlkin, "Ama bugünün farkı biz Türkiye olarak UNFIYCP kararları alınırken Konsey'de bulunmamıştık, bu defa Konsey üyesi olduğumuz için kararın görüşülmesi sürecine de katıldık, ayrıca kararın oylanması sırasında da bu sefer elimizi kaldırmak suretiyle (karara) katılmadığımızı söyledik" dedi.

İlkin, karar tasarısında kullanılan dile karşı olduklarını, çünkü kararın "Kıbrıs Cumhuriyetinden" bahsettiğini, bunun da aslında Rum tarafını kastettiğini belirtti.

Kıbrıs Türk tarafının UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasıyla ilgili olarak "taraf" olarak kabul edilmemesinden dolayı resmen mutabakatının alınmadığını belirten İlkin, "halbuki bunun normali iki tarafa da resmen sormak ve iki tarafın da görüşlerini almaktır" diye konuştu.

İlkin, "Bu kararı biz Türkiye olarak her sefer reddediyorduk, bugün de Konsey üyesi olarak reddettik" dedi

 

Türklerin geninden Türklük çıkmadı!

28/05/2009 RADIKAL

İsviçre merkezli iGenea şirketinin yaptığı araştırmaya göre, Avrupa'da yaşayan halklar arasında genetik anlamda “en karışık ve en az safkan” olan topluluk Türkiye halkı


Türkiye’de “safkan Türk” tartışması yaratacak araştırma için Avrupa’nın dört bir yanından DNA örnekleri toplayan ve bunlar üzerinde analizler yapan bilim adamları Türkiye’de yaşayan Türkler’in sekiz farklı etnik gruba ait genleri taşıdığını belirledi. Çalışmada Avrupa’da “safkan” olmaya en yakın halkın ise Ruslar olduğu ortaya çıktı. Aryan ırk için İkinci Dünya Savaşı’nı çıkaran Almanların genetik yapısında ise sadece yüzde 25 Cermen genleri bulunduğu ve hatta genlerinin yüzde 10’luk bir kısmının da Yahudi ırkından geldiği belirlendi. iGenea yetkililerinin araştırmanın “en büyük sürprizi” olarak açıkladığı Türkiye sonuçlarına göre Türkiye’de yaşayan insanların genetik yapısı incelendiğinde sekiz farklı etnik gruba ait izler bulunuyor. Avrupa ve Türkiye’nin çevresindeki bölgede bu kadar karmaşık bir genetiğe sahip olan başka bir millet daha yok. (Vatan)

Türklerin taşıdığı genler ise şöyle:

1) Türk

2) Berberi

3) Hellenik

4) Cermen

5) Slav

6) Arap

7) Yahudi

8) İlirya

 

Millet: Bu fırsatı kaçırmayın

İngiltere’nin Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet, Kıbrıslı Türklere, “Süreç bu kez başarıya ulaşacak ama sizin desteğinize ihtiyacı var, lütfen çözüm fırsatını kaçırmayın” dedi.  
Millet, dün İngiliz yüksek Komiserliği’nin Lefkoşa’nın Köşklüçiftlik Bölgesi’ndeki bürosu “Shakespeare House”un muhteşem bahçesinde bazı Kıbrıslı Türk sivil toplum temsilcileri ile biraraya geldi. 
   Millet, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla yıllardır sarfedilen çabalar arasında, şu andaki müzakerelerin önemli bir yeri olduğuna işaret etti ve “Kıbrıs’ın yeniden birleşmesine inanan iki lider var, bu liderlerin çözüm çabalarına destek verin” dedi.
   Millet, “Birçok Kıbrıslı Türk sürece şüpheli yaklaşıyor, Kıbrıslı Türklerin Annan Planı’ndan dolayı üzgün olduğunu da biliyoruz ve böyle ortamlarda insanlar olumsuzluğu seçse de ben olumlu bakılmasından yanayım” dedi.
   Millet, müzakere sürecinde bazı konularda sorun yaşansa da ciddi ilerleme kaydedildiğini açıkladı. Millet, müzakere sürecinde her iki liderin cesaretlendirmeye ihtiyacı olduğunu kaydetti. Millet, “uluslararası toplum destek verebilir ama asıl önemli olan doğru yardımı sizin sağlamanızdır” diye konuştu.
   Millet, Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği (AB) içerisinde hak ettikleri yeri almaları, Kıbrıslı Türk çocuklarının gelecek endişesinin olmaması gerektiğini de kaydetti ve “çözümle birlikte ekonomik güzelliklerin yaşanacağını söyledi. “Bu sonuca ulaşmak için Kıbrıslı Türklerin desteğine ihtiyaç var” diyen Millet, Orams davasına da değindi. Millet, Orams davasının yargıyla ilgili bir konu olduğunu, AB’nin Komisyon veya Konsey gibi kurumlarının siyasi tavrının değişmediğini öne sürdü.
   Millet, çözüm fırsatının çok yakın olduğunu iddia etti ve Kıbrıslı türklere yönelik olaak, “lütfen bu fırsatı kaçırmayın”çağrısını yaptı.

KIBRIS 29/05/09

 

‘Ekonomi’ tamamlanıyor, ‘Toprak’ konusuna geçiliyor

Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas dün yeniden bir araya geldi.
Görüşmede "Ekonomi başlığını" tartışmayı sürdüren iki lider, iki saat süren görüşmenin bir buçuk saatini baş başa görüşerek geçirdiler.
Görüşmeye ev sahipliği yapan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri′nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, iki liderin gelecek hafta çarşamba günü yeniden biraraya geleceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm müzakerelerinde, önümüzdeki hafta "Ekonomi" konusunu tamamlayarak ardından "Toprak" konusuna geçeceklerini açıkladı.
Talat, Yeşilırmak kapısının açılması konusunda temsilcilerin çalışmalarının, tarafların durumunun yanlış anlama ve anlaşmaya yer vermeyecek şekilde netleşmesi için sürdüğünü ve kısa sürede konuyu netleştirmek istediklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, bu çalışmalar sürerken, içerikle ilgili konuşmama kararı aldıklarını da duyurdu.
RUM TARAFI ‘EKONOMİ’YE BAKIŞINI SUNDU
Talat, Hristofyas′la ara bölgedeki görüşmesinden dönüşünde Cumhurbaşkanlığı′nda basına yaptığı açıklamada, dün yine "Ekonomi" konusunun gündemlerinde olduğunu, başbaşa çeşitli konuları görüştükten sonra, "Ekonomi" başlığındaki normal görüşmede, Rum tarafının ekonomiye genel bakışıyla ilgili takdim yaptığını bildirdi.
Talat, toplantının yine temsilcilerin yapacağı çalışmalarla gelecek haftaya ertelendiğini açıklayarak, "Gelecek hafta ‘Ekonomi’yi kapatacağız ve ‘Toprak’ konusuna geçeceğiz, bu konuda anlaştık" dedi.
Bir soru üzerine Yeşilırmak kapısının açılması konusunu da görüştüklerini belirten Cumhurbaşkanı Talat, temsilcilerin görüşmeye devam edeceğini, konunun bütün unsurlarıyla, yanlış anlamaya ve anlaşmaya yer vermeyecek şekilde netleştirmeleri kararı verdiklerini hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, temsilcilerin çalışmalarını devam ettireceğini kaydederek, kısa sürede konuyu sonuçlandırmak istediklerini vurguladı. Talat, içerikle ilgili konuşmama kararı aldıklarını da açıkladı.

HALKI SESI 29/05/09

Talat: 'Yıl başına kadar çözüm epey yüksek'

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimiyle yürütülen müzakerelerden gelecek yılın başlarına kadar bir anlaşma çıkabileceğini belirtti

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimiyle yürütülen müzakerelerden gelecek yılın başlarına kadar bir anlaşma çıkabileceğini belirtti.

Talat, Reuters ajansına verdiği demeçte, "Eğer bu fırsatı kaçırırsak, bir daha bulamayabiliriz" dedi.

Hedefinin yıl sonuna kadar çözüme ulaşmak ve gelecek yılın başında da referandum olduğunu söyleyen Talat, o zamana kadar bir çözüme varma olasılığının "epey yüksek" olduğunu kaydetti.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan müzakereler çerçevesinde dün Lefkoşa ara bölgede 30. kez bir araya gelmişti.

A.A.

KIBRIS POSTASI 29/05/09

 

KKTC vatandaşları Türkiye vatandaşı olabilecek

TBMM dün, yeni Türk vatandaşlığı Kanunu’nu kabul etti. Yeni yasa ile, KKTC vatandaşları, Türk vatandaşı olmak istediklerini yazılı olarak beyan ettikleri takdirde Türk vatandaşı olabilecek.

TBMM dün, yeni Türk vatandaşlığı Kanunu’nu kabul etti. Yeni yasa ile, getirilen en önemli unsurlar, askerlik yapmayanlar ve izin almadan başka ülke vatandaşlığı alanlar konusunda oldu.

Yeni kanuna göre, askerlik görevini yapmayanlar ile izin almadan yabancı bir ülke vatandaşlığına geçenlerin Türk vatandaşlığının kaybettirilmesi uygulamasına son veriliyor.

Ancak Türk vatandaşı olup da, izin almadan yabancı bir devlet hizmetinde gönüllü olarak askerlik yapanlar Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaşlıktan çıkarılabilecek.

İşte yeni yasaya göre “Türk vatandaşı” olmak ya da “vatandaşlıktan ayrılmanın” şartalrı

YENİ DOĞAN ÇOCUKLARIN TÜRK VATANDAŞI OLMASI

Doğumla kazanılan Türk vatandaşlığı, soy bağı veya doğum yeri esasına göre kendiliğinden kazanılacak.

Türk vatandaşı anne-babanın çocuğu, Türkiye içinde ya da dışında doğmasına bakılmadan, Türk vatandaşı olabilecek.

Evlilik dışı çocuklarda ise;

Eğer anne Türk vatandaşı, baba yabancı ise, çocuk Türk vatandaşı olabilecek.

Eğer baba Türk vatandaşı, anne yabancı ise, çocuk soy bağı kurulmasını sağlayan esasların yerine getirilmesi halinde Türk vatandaşlığını kazanacak.

Anne ve babasının ikisi de yabancı olan çocuk, Türkiye’de doğmuş ve herhangi bir ülke vatandaşlığını kazanamamış ise, doğumdan itibaren Türk vatandaşı olabilecek.

YETKİLİ MAKAM KARARI İLE TÜRK VATANDAŞLIĞI

Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen bir yabancıda aranan şartlar şöyle;

• Kendi milli kanununa, vatansız ise Türk kanunlarına göre ergin ve ayırt etme gücüne sahip olmak;
Başvuru tarihinden geriye doğru Türkiye'de kesintisiz 5 yıl ikamet etmek (Türk vatandaşlığını kazanma talebinde bulunan bir yabancı, başvuru için aranan ikamet süresi içinde toplam 6 ayı geçmemek üzere Türkiye dışında bulunabilecek. Türkiye dışında geçirilen süreler, ikamet süreleri içinde değerlendirilecek)

• Türkiye'de yerleşmeye karar verdiğini davranışlarıyla teyit etmek,

• Genel sağlık bakımından tehlikeli bir hastalığı bulunmamak,

• İyi ahlak sahibi olmak,

• Yeteri kadar Türkçe konuşabilmek,

• Türkiye'de kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin geçimini sağlayacak gelire veya  mesleğe sahip olmak,

• Milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak.

Bu şartları taşıyan yabancı, İçişleri Bakanlığı’nın uygun görmesi halinde, Türk vatandaşlığına kabul edilebilecek. Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancıların başvuru için gerekli şartları taşıyıp taşımadıkları, illerde oluşturulacak vatandaşlık başvuru inceleme komisyonunca tespit edilecek.

• KKTC vatandaşları, Türk vatandaşı olmak istediklerini yazılı olarak beyan ettikleri takdirde Türk vatandaşı olabilecek.

• Türk vatandaşlığı için Türk soylu yabancılara ikamet süresi zorunluluğu31 Aralık 2010 tarihine kadar 2 yıl olarak uygulanacak

EVLAT EDİNİLME YOLU İLE TÜRK VATANDAŞLIĞI
 
Türk vatandaşınca evlat edinilen ergin olmayan kişi, milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel oluşturacak bir hali bulunmamak şartıyla, Türk vatandaşlığını kazanabilecek.

TÜRKİYE’YE SANAYİ YATIRIMI YAPANA VATANDAŞLIK VERİLECEK

Yeni yasa ile, Türkiye’ye sanayi tesisi getiren yabancılara de İçişleri Bakanlığı’nın teklifi ve Bakanlar Kurulu’nun kararıyla doğrudan vatandaşlık verilebilecek. Burada aranacak tek şart ise, kişinin milli güvenlik ve kamu düzenine engel oluştaracak bir hali bulunmaması.

Aynı şekilde, bilimsel, teknolojik, ekonomik, sosyal, sportif, kültürel, sanatsal alanlarda olağanüstü hizmeti geçen ya da geçeceği düşünülen yabancılara da, ilgili bakanlıklarca yapılan teklif ujyarınca, Bakanlar Kurulu kararı ile Türk vatandaşlığı kazanabilecek.

YENİDEN VATANDAŞLIK

Vatandaşlık Kanunu, “vatana bağlılıkla bağdaşmayan eylemlerde bulunduğu için” daha önce Türk vatandaşlığı kaybettirilenlere de yeniden vatandaşlık kazanma hakkı getiriyor. Bu kişilere Türk vatandaşlığı Bakanlar Kurulu kararı ile verilebilecek.

Seçme hakkını kullanarak Türk vatandaşlığını kaybedenlerden yeniden Türk vatandaşlığına dönmek isteyenler için ise, sadece İçişleri Bakanlığı’nın kararıyla vatandaşlık verilebilecek. Ancak bu kişilerde Türkiye’de üç yıl ikamet etme şartı aranacak.

TÜRK VATANDAŞI İLE EVLENMEK, DOĞRUDAN VATANDAŞLIK KAZANDIRMAYACAK

Yabancılar, bir Türk vatandaşıyla en az 3 yıldan beri evli iseler Türk vatandaşlığını kazanmak üzere başvuruda bulunabilecek. Başvuru sahiplerinde; aile birliği içinde yaşama, evlilik birliğiyle bağdaşmayacak faaliyette bulunmama, milli güvenlik ve kamu düzenine engel oluşturacak bir hali bulunmama şartları aranacak.

KİMLER VATANDAŞLIKTAN ÇIKARILACAK?

Yasa ile, Türk vatandaşlığından çıkarılma şartları şöyle belirlendi;

• Yabancı bir devlette Türkiye'nin menfaatlerine uymayan herhangi bir hizmette bulunup da bu görevi bırakmaları kendilerine bildirilmesine rağmen bırakmayanlar;

• Türkiye ile savaş halindeki bir devletin her türlü hizmetinde Bakanlar Kurulunun izni olmaksızın kendi istekleriyle çalışmaya devam edenler;

• İzin almadan yabancı bir devlet hizmetinde gönüllü olarak askerlik yapanlar;

• İçişleri Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaşlığı kaybedecek.

İzin almadan kendi istekleriyle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazananlar, yurt dışında bulunup da muvazzaf askerlik görevini yapmak veya Türkiye'de savaş ilanı üzerine, yurt dışında bulunup da yurt savunmasına katılmak için yetkili kılınan makamlarca usulen yapılacak çağrıya, mazeretsiz 3 ay içinde uymayanlar, sevk sırasında veya kıtalarına katıldıktan sonra yurt dışına kaçıp kanuni süre içinde dönmeyenler, milli güvenlik bakımından engel oluşturacak bir hali bulunmamak kaydıyla, Türkiye'de ikamet etme şartı aranmaksızın Bakanlar Kurulu kararıyla yeniden Türk vatandaşlığına alınabilecek.

hurriyet.com.tr/ Zeynep Gürcanlı

KIBRIS POSTASI 29/05/09

 

Bak şu Rum'un yaptığına

Bir Rum işadamının, Rum İçişleri Bakanlığı bünyesindeki “Kıbrıs Türk Mallarını İdare Birimi” yetkilisinin imzasını sahteleyerek, Limasol’da bulunan büyük ölçekli bir Kıbrıs Türk arazisini satmaya çalıştığı ve bundan toplam 2 milyon 200 bin Euro elde ettiğini bildirdi.

Politis gazetesinde çıkan habere göre, “Milyonluk Mallar ‘Haraç Mezat’ – Tanınmış Kıbrıs Türk Malları ‘İdarecisi’ Suçlu – Belge Sahteleyerek Limasol’daki Büyük Bir Kıbrıs Türk Arazisini Satmaya Çalıştı” başlığıyla yansıttığı haberinde olayın 2007-2008’de cereyan ettiğini yazdı.

Gazeteye göre, Rum işadamı, Limasol’daki eski ve yeni limanlar arasındaki Ay. Andoniu bölgesinde bulunan 6 dönümlük Kıbrıs Türk arazisini müştereken satın almak hedefiyle ortağına; söz konusu Kıbrıs Türk malının sahtelediği tapusunu ve 4 milyon 80 bin sterlinlik sahte kredi belgesi verdi ve ortağından 2 milyon 200 bin Euro tahsil etti.

Gazete, ikinci olayda ise, söz konusu arazinin “idarecisi” olarak görünen Rum işadamının, araziyi 6 milyon 300 bin KL karşılığında başka bir işadamına satmaya kalktığını, bu konuda varılan anlaşma üzerine 500 bin KL kaparo da aldığını; ancak alıcının, bu dolabı zamanında fark ederek şikâyetçi olması üzerine oyunun bozulduğunu yazdı.

Habere göre, adı belirtilmeyen Rumun, birinci olayla ilgili mahkemesi tamamlandı ve cezası 10 Haziran’da açıklanacak. İkinci olayla ilgili yargı süreci ise 18 Eylül’de başlayacak.

RUS DA DOLANDIRILDI
Aynı gazete, “Milyonluk Dolandırıcılık – Kıbrıslı İşadamı Rus’a Sahte Belge Sattı” başlığıyla yansıttığı haberinde ise, bir Rum işadamının Rus ortağına, turistik maksatla değerlendirmek üzere Limasol’dan ortaklaşa bir arazi satın almayı önerdiğini, Rus’un da kendi payına düşen parayı ödeyerek sahte belge satın aldığını, Rum işadamının da paraları alıp kaçtığını yazdı.

Gazete, bu dolandırıcılığın ortaya çıkması üzerine Rum işadamının tutuklandığını ve dün Lefkoşa Rum Kaza Mahkemesi’nden hakkında 8 gün tutukluluk emri alındığını belirtti.

starkıbrıs

KIBRIS POSTASI 29/05/09

 

Downer: Wedding invite but no letter
By Elias Hazou

ALEXANDER Downer, the UN Secretary General’s Special Advisor on Cyprus, said yesterday he had received no letter of demarche from President Christofias regarding the renewal of the UNFICYP mandate.

“I don’t know where this story came from,” Downer told newsmen at a routine briefing following the latest round of reunification talks between Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

In response to questions, the Australian diplomat said he had not received a letter from Christofias “in months”. He had, however, received an invitation to attend the wedding of the President’s daughter tomorrow, Downer said, adding he was very appreciative of the gesture.

On Tuesday, the Cyprus News Agency (CNA) reported that the government had lodged a strong demarche with the United Nations in connection with alleged moves by Britain and the US to link UNFICYP’s presence with progress in the ongoing direct negotiations, as “blackmail” on the Greek Cypriot side.

Citing ‘reliable’ sources, the news agency said President Demetris Christofias had already sent a letter of protest to the UN Secretary General’s Special Advisor on Cyprus Alexander Downer.

It would seem that communication between the agency and the source of the leak broke down somewhere down the line. What had in fact happened was that the demarche was relayed to Downer so that he might forward it to the UN Secretary-General, according to procedure. The Secretary General would then notify the appropriate body, which is United Nations Security Council.

Christofias himself furnished an oracle-like answer when asked to comment on the UNFICYP issue: “Not yet,” he told reporters on retuning to the Presidential Palace. His remark was understood to mean that there was nothing new to say about the government demarche.

The President also momentarily turned defensive when asked whether he had handed the letter of protest to Downer: “I said no such thing; where did you get that from?”

Rumours of planned changes to the status of UNFICYP drew a denial from US Ambassador to Cyprus Frank Urbancic that the United States intended to tamper with the terms of the mandate of the peacekeeping force.

In his latest report released earlier this month, the Secretary-General recommended the renewal of the peacekeeping force’s mandate until December 2009. The actual decision rests with the UNSC, which will vote on the matter today.

Downer sought to play down speculation over the subject, suggesting that for the time being there existed no reason to alter the role of the UN peacekeeping force on the island.

Any change in the terms of the UNFICYP mandate would come about after a settlement to the Cyprus problem, not before.

With peace on the island, it would be natural for the “structure and role of UNFICYP to come under review,” Downer said. “I’m sure this is something the two leaders would like to talk about at a later stage.

“But no one has made a decision on this,” added Downer. “The United Nations has always had contingency plans in order to be able to respond to UN Security Council resolutions.”

Downer also denied the UN is considering setting a timetable for the talks, given a perception they are moving forward too slowly. Deadlines could be counter-productive, he noted.

“It is important to focus on the momentum,” he offered. “I think that we have momentum…it is neither spectacular nor slow, it is satisfactory,” he said.

On the content of yesterday’s talks, the UN official said the two leaders discussed the economy in the reunified state. The following meeting, scheduled for next Wednesday, would be the last on the economy ‘chapter’.

The difficult issue of the Limnitis crossing point was also on the agenda, but no agreement was reached, and the two leaders’ top aides would continue discussions on this, Downer said.

CYPRUS MAIL 29/05/09

Kıbrıs’taki Barış Gücü’nün süresi uzatıldı

BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün görev süresinin 6 aylığına uzatılmasını  talep eden karar tasarısını, Türkiye’nin “hayır” oyuna rağmen kabul etti.

AA

30 Mayıs. 2009 Cumartesi

NEW YORK - BM Güvenlik Konseyi’nde (BMGK)düzenlenen toplantıda, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin 6 aylığına uzatılmasını isteyen karar tasarısına karşı 14 ülke ''evet'' oyu kullandı. Toplantıda, Konsey’in yeni üyesi Türkiye'yi temsil eden BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin ise elini kaldırarak tasarıya karşı ''hayır oyu'' verdi.

İlkin, toplantı sonrasında gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye'nin başından beri BMGK'nın UNFIYCP kararlarını kabul etmediğini ve bunu kabul etmediğini de BMGK'ya bildirdiğini hatırlattı. İlkin, ''Ama bugünün farkı biz Türkiye olarak UNFIYCP kararları alınırken Konsey'de bulunmamıştık, bu defa Konsey üyesi olduğumuz için kararın görüşülmesi sürecine de katıldık, ayrıca kararın oylanması sırasında da bu sefer elimizi kaldırmak suretiyle (karara) katılmadığımızı söyledik'' dedi.

İlkin, karar tasarısında kullanılan dile karşı olduklarını, çünkü kararın ''Kıbrıs Cumhuriyetinden'' bahsettiğini, bunun da aslında Rum tarafını kastettiğini belirtti.

İKİ TARAFA DA SORULMALI’
Kıbrıs Türk tarafının UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasıyla ilgili olarak ''taraf'' olarak kabul edilmemesinden dolayı resmen mutabakatının alınmadığını belirten İlkin, ''halbuki bunun normali iki tarafa da resmen sormak ve iki tarafın da görüşlerini almaktır'' diye konuştu.

İlkin, ''Bu kararı biz Türkiye olarak her sefer reddediyorduk, bugün de Konsey üyesi olarak reddettik'' dedi.

‘KKTC RUMLARDAN DAHA ÇOK BARIL İSTİYOR’
KKTC'nin New York Temsilcisi Büyükelçi Kemal Gökeri de, Kıbrıslı Türkler’in Rumlar’dan daha fazla çözüm istediklerini ve en kısa zamanda çözüme ulaşılmasına ihtiyaç duyduklarını belirtti.

Kararın açıklanmasından sonra Rum temsilcinin ''adada bir işgal olduğundan söz etmesine'' tepki gösteren Gökeri adadaki tek işgalin Rumların ''Kıbrıs hükümeti'' unvanını ve koltuğunu işgal etmeleri olduğunu söyledi. Rumların ''1960 yılında adada kurulan iki uluslu hükümeti kuvvet zoruyla

çaldıklarını'' belirten Gökeri, 1963 yılından bu yana Rum yönetimin adada kendilerini temsil etmediğini vurguladı.

RUMLAR BİZİ TEMSİL ETMİYOR
''Adanın kuzeyinde bizim kendi hükümetimiz var, KKTC devleti var, Rumlar bizi temsil etmiyor, Kıbrıs sorununun da 1963 yılından beri BM gündeminde olmasının nedeni budur'' diye konuşan Gökeri, UNFICYP güçlerinin adada o zaman kıyıma uğrayan Kıbrıslı Türkleri koruma amacıyla geldiği gerçeğinin de herkes tarafından bilindiğini kaydetti.

YENİ BİR ORTAKLIĞA İHTİYACIMIZ VAR
Adadaki sorunun iki kurucu devlet arasında siyasi eşitlik temelinde hakkaniyete dayalı, adil ve kalıcı bir şekilde çözülmesini istediklerini ve bu yönde çalıştıklarını dile getiren Gökeri, ''Yeni bir ortaklığa ihtiyacımız var'' dedi.

BM KARARDAN MEMNUN
BMGK'nın UNFICYP'in görev süresini 6 aylığına uzatan kararda, müzakere sürecinde kaydedilen ilerlemeden memnuniyet ifade edilerek bu fırsatın müzakere sürecinin ivmesini de arttırarak iyi değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Kararda güven artırıcı tedbirlerin uygulamaya konması istenirken Genel Sekreter Ban'dan da BMGK'ya bu kararın uygulanmasıyla ilgili olarak 1 Aralık 2009'a dek bir rapor sunması isteniyor. Karara göre bu raporda UNFIYCP'in adada çözüm durumunda alacağı yapıyla ilgili planlamanın da yer alması isteniyor.

UNFICYP'nin 10 Mayıs 2009 itibariyle 859'u asker, 69'u polis olmak üzere 928 kişilik personeli bulunuyor.

 

‘Kapsamlı müzakere süreci ile bağdaşmıyor’

ANKARA Milliyet

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Burak Özügergin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) petrol ve doğalgaz araştırmalarıyla ilgili faaliyetlerinin Ada’da iki taraf arasında yürütülmekte olan kapsamlı müzakere süreciyle bağdaşmadığını ve gerginlik yaratıcı eylemlerden kaçınılması gerektiğini bildirdi

Özügergin, “Bir Amerikan şirketinin Kıbrıs Adası’nın güneybatısında doğalgaz ve petrol arama çalışmaları başlatacağı” yolunda çıkan haberlere ilişkin sorulara verdiği yanıtta, gerginlik yaratma potansiyeli taşıyan ve hukuki temelden yoksun olan bu tür faaliyetlerin, Kıbrıs Türk halkının Ada’nın doğal kaynakları üzerindeki eşit hak ve çıkarlarını da zedelediğini belirtti.
Türkiye’nin 32 derece 16 dakika 18 saniye doğu boylamının batısında kalan deniz alanlarında temel hak ve menfaatleri bulunduğunun BM nezdinde de kayda geçirildiğini hatırlatan Özügergin, Türkiye’nin bu hakları koruyacağının tabii olduğunu kaydetti.

MILLIYET 30/05/09

 

2010 başına kadar çözüm olasılığı epey yüksek

Cumhurbaşkanı Talat, Reuters’e konuştu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimiyle yürütülen müzakerelerden gelecek yılın başlarına kadar bir anlaşma çıkabileceğini belirtti.
   Talat, Reuters ajansına verdiği demeçte, "Eğer bu fırsatı kaçırırsak, bir daha bulamayabiliriz" dedi.
   Hedefinin; yılsonuna kadar çözüme ulaşmak ve gelecek yılın başında da referandum olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, o zamana kadar bir çözüme varma olasılığının "epey yüksek" olduğunu kaydetti.    
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan müzakereler çerçevesinde önceki gün Lefkoşa ara bölgede 30. kez bir araya gelmişti.

KIBRIS 30/05/09

Türkiye′den petrol tepkisi

TC Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Burak Özügergin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) petrol ve doğalgaz araştırmalarıyla ilgili faaliyetlerinin adada iki taraf arasında yürütülmekte olan kapsamlı müzakere süreciyle bağdaşmadığını ve gerginlik yaratıcı eylemlerden kaçınılması gerektiğini bildirdi.
Özügergin, Kıbrıs Rum basınında ABD kaynaklarına atfen, "bir Amerikan şirketinin Kıbrıs adasının güneybatısında doğalgaz ve petrol arama çalışmaları başlatacağı" yolunda çıkan haberlere ilişkin sorulara verdiği yazılı yanıtta şunları kaydetti:
"GKRY′nin denizdeki petrol ve doğal gaz araştırmalarıyla ilgili görüşlerimiz, muhtelif vesilelerle esasen uluslararası kamuoyuyla paylaşılmıştı. GKRY′nin bu faaliyetleri, her şeyden önce adadaki iki taraf arasında yürütülmekte olan kapsamlı müzakere süreciyle bağdaşmamaktadır."
Özügergin, gerginlik yaratma potansiyeli taşıyan ve hukuki temelden yoksun olan bu tür faaliyetlerin, Kıbrıs Türk halkının adanın doğal kaynakları üzerindeki eşit hak ve çıkarlarını da zedelediğini bildirdi. Ayrıca Türkiye′nin 32 derece 16 dakika 18 saniye doğu boylamının batısında kalan deniz alanlarında temel hak ve menfaatleri bulunduğunun BM nezdinde de kayda geçi-rildiğini hatırlatan Özügergin, Türkiye′nin bu hakları koruyacağının tabii olduğunu kaydetti.
Sözcü Özügergin, "Bu çerçevede beklentimiz, adada müzakere sürecinin devam ettiği bir ortamda sağduyuyla hareket edilerek, gerginlik yaratıcı eylemlerden kaçınılmasıdır" ifadesini kullandı.

HALKIN SESI 30/05/09

Stefanu: Egemenlik haklarımızı koruyacağız

Rum Hükümet Sözcüsü Stefanu, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin doğal zenginliklerini araştırması ve değerlendirmesinin egemenlik hakkı olduğunu” söyledi.

Stefanu, “Kıbrıs Cumhuriyeti egemenlik haklarını kararlılık ve soğukkanlılıkla savunmaktadır” şeklinde konuştu ve uluslar arası topluma “Türk tehditlerine dikkat etme ve yanıt verme” çağrısında bulundu.

Müzakerelerle petrol araştırmalarının bir ilişkisi olmadığını iddia eden Rum Sözcü Stefanu,   “Kıbrıs sorununu çözelim, ülkemizi yeniden birleştirelim ki olası bir petrol bulunmasından herkes faydalanabilsin. Ayrıca şu anda petrol yada doğalgaz bulmuş gibi de davranmayalım, henüz başlangıç aşamasındayız” diye konuştu.

KIBRIS POSTASI 30/05/09

 

Barış Gücü'nün görev süresi uzatıldı

Gökeri BMGK'nın Kıbrıs'taki Barış Gücünün (UNFICYP) görev süresini 15 Aralık 2009'a dek 6 aylığına uzatan kararı almasının ardından BM'deki gazetecilere bir açıklama yaptı ve soruları yanıtladı.

Kararın açıklanmasından sonra Rum temsilcinin ''adada bir işgal olduğundan söz etmesine'' tepki gösteren Gökeri adadaki tek işgalin Rumların ''Kıbrıs hükümeti'' unvanını ve koltuğunu işgal etmeleri olduğunu söyledi.  Rumların ''1960 yılında adada kurulan iki uluslu hükümeti kuvvet zoruyla çaldıklarını'' belirten Gökeri, 1963 yılından bu yana Rum yönetimin adada kendilerini temsil etmediğini vurguladı.
 

''Adanın kuzeyinde bizim kendi hükümetimiz var, KKTC devleti var, Rumlar bizi temsil etmiyor, Kıbrıs sorununun da 1963 yılından beri BM gündeminde olmasının nedeni budur'' diye konuşan Gökeri, UNFICYP güçlerinin adada o zaman kıyıma uğrayan Kıbrıslı Türkleri koruma amacıyla geldiği gerçeğinin de herkes tarafından bilindiğini kaydetti.

Adadaki sorunun iki kurucu devlet arasında siyasi eşitlik temelinde hakkaniyete dayalı, adil ve kalıcı bir şekilde çözülmesini istediklerini ve bu yönde çalıştıklarını dile getiren Gökeri, ''Yeni bir ortaklığa ihtiyacımız var'' dedi.

Gökeri bir soru üzerine ''Biz aslında Rumlardan daha fazla çözüm istiyoruz, çözüme en kısa zamanda ihtiyacımız var, bu yüzden iyi niyetle müzakerelere devam ediyoruz ve yılın sonuna dek bir çözüme ulaşmayı deniyoruz. Bu olur mu olmaz mı zaman gösterir, ama biz yeni bir ortaklık istiyoruz, iki kurucu devlet arasında siyasi eşitlik bizim için çok önemli. Çözüm ne kadar çabuk olursa o kadar iyi'' dedi.

Annan planını Rumlar'ın reddettiğini de anımsatan Gökeri, bir soru üzerine Rum lider Hristofyas'ın seçilmesinin ardından müzakerelerin başladığını ve bunun da olumlu bir gelişme olduğunu söyledi.

Gökeri ''UNFICYP güçlerinin sınır geçişlerindeki kısıtlamalar'' konusuna ve Rum temsilcinin bu konudaki sözlerine açıklık getirmek istediğini de belirterek, söz konusu geçişlerin BM Genel Sekreterinin son Kıbrıs raporunda da değinildiği üzere personelin sosyal amaçlı olarak iki taraf arasında yaptığı geçişler olduğunu, bu geçişlerin UNFICYP'in görev alanı dışında bulunduğunu, bu konunun iyi anlaşılması gerektiğini vurguladı.

Son 14 ayda UNFICYP personelinin 180 bin geçiş yaptığını ve 180 bin geçişin sadece 40-45 tanesinin Kıbrıs Türk tarafı yetkilileri tarafından kısıtlandığını belirten Gökeri, bu kısıtlamaların da kesinlikle barış gücü personelinin göreviyle ilgili olmadığını, bunların da çoğunlukla UNFICYP tarafından görevlendirilen Rum personel olduğunun altını çizdi.

Gökeri daha sonra Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin ile birlikte Türk gazetecilere açıklama yaptı.

Kıbrıs Türk tarafının tutumunun her zaman olduğu gibi Türkiye'nin tutumuyla örtüştüğüne dikkati çeken Gökeri, ''1963 Aralık ayından itibaren tüm Kıbrıs'ı temsil eden bir idareyi tanımıyoruz'' dedi. BMGK kararını da her zamanki gibi sadece Rumların rızası alındığı için kabul etmediklerini belirten Gökeri ''Ama Barış Gücü'nün Kıbrıs'taki faaliyetleri devam edecektir, bizim bir misafirimiz olarak, KKTC hükümetinin koymuş olduğu şartlar ve parametreler çerçevesinde UNFICYP adada hareket edecektir'' diye konuştu.

Kıbrıs Türk tarafının her zaman çözüm yönünde istekli olduğuna işaret eden Gökeri, bu kapsamda her türlü çabayı gösterdiğini ve Türkiye'nin desteğiyle bu yapıcı tutumunun sürdüreceğini belirtti.

Gökeri ''Ne kadar erken bir çözüm olursa bu Kıbrıs Türk halkı için o kadar iyi olacaktır'' dedi.

Gökeri'nin ardından yabancı basına bir açıklama yapan Büyükelçi İlkin bir Rum gazetecinin Türkiye'nin adada asker bulundurmasıyla ilgili bir sorusu üzerine Rumların 2004 yılında Annan planını kabul etmeleri halinde bugün adadaki durumun çok daha farklı olmuş olacağını söyledi.

İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi John Sawers da BMGK'da UNFICYP'in görev süresinin kabul edilmesinin ardından gazetecilere bir açıklama yaparak adadaki müzakere sürecine değindi. Çözüm yönünde takvimlere inanmadıkları görüşünü yineleyen Sawers, şu an adada çözüm yönünde bir fırsat olduğunu, bu fırsatların sonsuza dek sürmeyeceğini ve fırsatın şu an değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Konseyin kararında BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'dan 1 Aralık 2009'a kadar UNFIYCP'in adada çözüm durumunda ne gibi bir yapı (sayısı ve kapsamı açısından) alacağı konusundaki görüşlerini de içeren bir raporu BMGK'ya sunmasını istediklerini belirten Sawers, ''dünyada BM barışı koruma gücüne ihtiyaç var ve her BM barış gücünün etkili ve gerekli olduğu görülmeli'' diye konuştu. Sawers bu kapsamda UNFICYP'in yeniden yapılanmasının adada çözüm olması halinde son derece önemli olduğunu da belirtti.

Rum temsilci Minas Hadjimichael da Rum yönetiminin UNFICYP'in adadaki varlığını ''vazgeçilmez ve olmazsa olmaz'' gördüğünü belirtti. Hadjimichael konuşmasında Kıbrıs Türk tarafını UNFICYP personelinin geçişlerine kısıtlama getirmekle de suçladı ve UNFICYP'in yapısının ve görevinin ancak adada çözüm bulunması halinde gözden geçirilebileciğini savundu. Hadjimichael bir soru üzerine adadaki müzakere sürecinde ilerleme görüldüğünü, liderlerin görüşmelere devam ettiklerini belirtti.

Hadjimichael açıklamalarında adaya UNFICYP'in geldiği zamanki güvenlik durumuyla şimdiki güvenlik durumunda bir fark olmadığını da savundu.
 
BMGK'nın UNFICYP'in görev süresini 6 aylığına uzatan ve Türkiye'nin ''hayır'' oyu verdiği kararda, müzakere sürecinde kaydedilen ilerlemeden memnuniyet ifade edilerek bu fırsatın müzakere sürecinin ivmesini de arttırarak iyi değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Kararda güven artırıcı tedbirlerin uygulamaya konması istenirken Genel Sekreter Ban'dan da BMGK'ya bu kararın uygulanmasıyla ilgili olarak 1 Aralık 2009'a dek bir rapor sunması isteniyor. Karara göre bu raporda UNFIYCP'in adada çözüm durumunda alacağı yapıyla ilgili planlamanın da yer alması isteniyor.

AA

KIBRIS POSTASI 30/05/09

 

Atina'dan Güney Kıbrıs'a destek

Delavekuros yaptığı yazılı açıklamada, Rum Kesimi'nin bu konudaki yaklaşımının uluslararası hukuk ile tam bir uyum içinde olduğunu ve doğal kaynaklardan faydalanmanın aşikar biçimde egemenlik hakkı olduğunu savundu.

Bu ''gerçeğin'' devam eden müzakerelerle ilgisi olmadığını ve bu konuyla karıştırılmaması gerektiğini öne süren Dalevekuras, ''Bizim hedefimiz Kıbrıs'ta adil ve işler bir çözüme ulaşılmasıdır. Çözüm Ada'nın yeniden birleşmesini ve tüm Kıbrıslılar'ın ülkenin doğal ve diğer zenginliklerinden yararlanmalarını sağlayacaktır'' dedi.

Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasının yapıcı olmadığını ve uluslararası Deniz Hukuku düzenlemelerine  aykırı olduğunu savunan Dalevekuros, uluslararası hukuku temel alan yetki ve egemenlik haklarının sorgulanamayacağını ileri sürdü.

Sözcü, ''Ankara'nın tutumunun AB çerçevesinde üyeler ve uluslarası toplum tarafından değerlendirileceğini '' belirtti.

TC Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Burak Özügergin, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin (GKRY) petrol ve doğal gaz araştırmalarıyla ilgili faaliyetlerinin adada iki taraf arasında yürütülmekte olan kapsamlı müzakere süreciyle bağdaşmadığını ve gerginlik yaratıcı eylemlerden kaçınılması gerektiğini açıklamıştı.

Özügergin, Kıbrıs Rum basınında ABD kaynaklarına atfen, "bir Amerikan şirketinin Kıbrıs adasının güneybatısında doğal gaz ve petrol arama çalışmaları başlatacağı" yolunda çıkan haberlere ilişkin sorulara verdiği yazılı yanıtta şunları kaydetmişti:

"GKRY'nin denizdeki petrol ve doğal gaz araştırmalarıyla ilgili görüşlerimiz, muhtelif vesilelerle esasen uluslararası kamuoyuyla paylaşılmıştı. GKRY'nin bu faaliyetleri, her şeyden önce adadaki iki taraf arasında yürütülmekte olan kapsamlı müzakere süreciyle bağdaşmamaktadır."

Özügergin, gerginlik yaratma potansiyeli taşıyan ve hukuki temelden yoksun olan bu tür faaliyetlerin, Kıbrıs Türk halkının adanın doğal kaynakları üzerindeki eşit hak ve çıkarlarını da zedelediğini belirtmişti.

AA

KIBRIS POSTASI 30/05/09

 

UNFICYP mandate renews without ‘blackmail’
By Stefanos Evripidou

THE UN Security Council approved a resolution, renewing the mandate of the UN Peacekeeping Force in Cyprus (UNFICYP) for a further six months yesterday.

Resolution 1783 was passed with 14 votes in favour and one against, the objection coming from Turkey.

The Security Council welcomed the progress made so far in the talks and urged “full exploitation of this opportunity, including by intensifying the momentum of negotiations, improving the current atmosphere of trust and goodwill, and engaging in the process in a constructive and open manner”.

The UN body also called for the implementation of confidence-building measures, and the opening of more crossing points.

The resolution called on both sides to engage “as a matter of urgency” on the demarcation of the buffer zone, and “on the Turkish Cypriot side and Turkish forces to restore in Strovilia the military status quo which existed there prior to 30 June 2000”.

The Security Council requested the Secretary General to submit a report on implementation of the resolution, including on contingency planning in relation to the settlement, by December 1, 2009.

The Council referred to the “rare opportunity to make decisive progress” in solving the Cyprus problem, noting that a comprehensive settlement would be based on a bicommunal, bizonal federation with political equality, as set out in the relevant Security Council resolutions.

It also highlighted the “many important benefits for all Cypriots that would flow from a comprehensive and durable Cyprus settlement”. Both sides were called on to explain clearly the benefits, as well as “the need for increased flexibility and compromise in order to secure them…well in advance of any eventual referenda”.

According to CyBC, the Cypriot Ambassador to the UN Minas Hadjimichael welcomed the final text of the resolution, which he said was an improvement on previous drafts.

The diplomat referred specifically to the reference to a Cyprus solution based on UN resolutions, and to the fact that a review of UNFICYP’s role would be linked to a solution. The government had previously bemoaned efforts to “blackmail” it by threatening to pull UNFICYP out before a solution.

In explaining his country’s stance, the Turkish permanent representative to the UN was quoted saying that the existence of UNFICYP was not necessary, and that the UN’s resources could be put to better use elsewhere.

When reporters put it to him that this was like the cat telling the canary they don’t need a cage, he replied that if the Greek Cypriots had agreed to the Annan plan in 2004, there would be no need for UNFICYP now.

CYPRUS MAIL 30/05/09

 

Artists from both sides to exhibit in talks hall

THE SPECIAL Adviser of the UN Secretary General on Cyprus, Alexander Downer, will be the host of a new initiative to highlight the wealth of artistic expression on the island and the fruits of creative cooperation across the Cyprus divide, UNFICYP said yesterday.

Cypriot artists Andreas Charalambous, Osman Keten, Zehra Sonya and Pola Hadjipapa have agreed to exhibit part of their work inside the premises where direct talks between the two leaders are being held.  The paintings and mixed-media pieces on show touch on Cyprus-related-themes, such as the Cyprus coffee, shared Cypriot experiences, Nicosia’s urbanism and sexual exploitation of women.  Their works will kick off a rolling exhibition, which has the support of both leaders.

“I’m a great believer in the power of art to soothe but also to provoke reflection”, Downer said.  “I think the works on display are a small indication of the tremendous potential of this island, and I am heartened by the collaborative nature of the exhibition, which is conceived and led by Turkish and Greek Cypriot artists”.

The exhibition will be inaugurated officially in July.  Future contributing artists will include creators such as Emin Cizenel, Ashik Mene, Kyriakos Kallis and Chara Savvidou, who will provide new works on a monthly basis to lend artistic support to the peace-process.

The project’s initiators are Neshe Yashin and Andreas Charalambous.  It is organized by Argyro Toumazou and Ozgul Ezgin, who can be contacted at:

atoumazou@cytanet.com.cy (00357 99 317278) and ozgul.ezgin@gmail.com (0090 533 8640418).
CYPRUS MAIL 30/05/09

New Turkish threats over oil exploration
By Anna Hassapi

ANKARA has said it will not allow an American company slated to undertake exploration in Cyprus waters for oil and natural gas reserves to carry out its work, saying the Turkish Navy would intervene to protect its interests.

“Our fleet is there. Even if it is an American company we will not allow them to conduct research,” a Turkish official was quoted as saying in the Turkish newspaper Hurryiet, which did not disclose the official’s name.

Burak Ozugergin, spokesman of the Turkish Foreign Ministry said: “Such moves are inconsistent with the ongoing substantial negotiations between the two sides on the island. Such moves create the dynamics for tension and are devoid of legal standing; in addition they infringe equal rights and the interests of the Turkish Cypriot people that are related to the natural wealth of the island. Turkey has basic rights and interests in the marine areas that are on the west of the equator. It is natural that our country will protect these rights.”

He added: “The agreement was widely covered in the Turkish Cypriot press, making the front page in most publications. In one editorial at Halkin Sesi, Turkish Cypriot journalist Ismet Kotak, called the administration in the north to immediately move to oil exploration in the northern coast of Cyprus and sign an agreement with the a Turkish oil company.

The barrage of threats came after US ambassador Frank Urbancic said earlier in the week that an American company would being exploration soon.

“The announcement of the American ambassador has the potential to blow up the foundations of the negotiations, just like the Orams trial,” Turkish Cypriot ‘Foreign Minister’ Hussein Osgiourgun said.

The Turkish threats caused more anger in Nicosia and were condemned by the government spokesman and party leaders, who called the EU and the international community to take note.

“The exploration and use of whatever wealth the Republic of Cyprus possesses is its sovereign right and the state will act accordingly. If such threats our voiced then it is a matter that the international community should look at because there are international laws, agreements, and an order which everyone with no exceptions should adhere to,” government spokesman Stefanos Stefanou said yesterday.

“It’s our hope that we can solve the Cyprus problem, reunite our country and then we can all benefit from the possible finding of any reserves. We should not behave as if we already have oil and natural gas as we are still at the research stage,” Stefanou added.

“Such statements are unacceptable and arrogant on the part of a country that through the coordination of its powers will show us whether it can conform with international standards and with it European obligations. The message should be given that there is no prospect for progress in Turkey’s EU accession negotiations if it is behaving like a conquering power and if it continues to disregard the rights of a European state. It is the time to talk the language of truth to our European partners,” commented Nikos Anasstasiades, DISY president.

The Greens called the state to activate its common defense pact with Greece and ask the Greek navy as well as the navies of other EU member states to offer protection to the vessels of the American company which will conduct research in the marine area of Cyprus’ exclusive economic zone.

“Turkey should finally respect international law, follow the road of peace and abandon the policy of threats,” said Ioanna Panagiotou, Green Party General Secretary.

CYPRUS MAIL 30/05/09

Talat says talks could be last chance to unite Cyprus
By Simon Bahceli

PEACE TALKS could produce a deal by early next year, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat said yesterday.

"If we miss this opportunity, we may not find one again," he told Reuters in an interview. "The mood of the people is likely to change as fatigue sets in."

"My target is for a solution by the end of the year, and a referendum at the beginning of 2010," said Talat. "The chance (of a solution by then) is quite high."

Diplomats are anxious to forge a deal over Cyprus, fearing that failure will cement partition of the strategically placed island and remain a point of dispute between NATO members Greece and Turkey.

It could also unhinge Turkey's European Union accession negotiations which will be under review at the end of the year. The island is represented in the European Union by its Greek Cypriots who will obstruct Turkish entry to the bloc as long as Cyprus remains divided.

"For Turkey's EU perspective (prospects) to continue we have to solve the problem," said Talat, who said that Ankara was "very decisively supportive" of the peace talks.

He and Christofias are debating complex divisive issues ranging from property rights of refugees to power-sharing.

Talks appeared to be heading for a setback when nationalists advocating a two-state settlement on Cyprus swept to power in Turkish Cypriot parliamentary elections in April.

Talat, who is president of the breakaway enclave and directs his side in negotiations, said he hoped they would pose no obstacles in talks.

"They are not doing so," he said.

Talat said it was important that momentum in the negotiation process was maintained. "Lack of hope (among the population) reduces the desire for a solution."

"My message is not to give up hope. Both leaders want a solution."

CYPRUS MAIL 30/05/09

Kıbrıs'ta garantörlük anlaşmadan sonra

İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband, "Kıbrıs’ta garantörlük konusunun taraflar arasında anlaşmaya varıldıktan sonra ele alınması gereken konu olarak gördüğünü" belirtti.

AA

31 Mayıs. 2009 Pazar

ATİNA - İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband, Atina'da yayımlanan To Vima gazetesindeki demecinde, Türkiye'nin AB perspektifi ile Kıbrıs konusuna değinerek, "İngiliz hükümetinin, her iki konuda da hem Brüksel'den hem de Ankara'dan olumlu yönde kararlar çıkması için yoğun çalışmalarda bulunduğunu" söyledi.

Kıbrıs sorununun çözümünde "önem taşıyan iki ayrı nokta bulunduğunu" ifade eden Miliband, "Birincisi, Kıbrıslılar için çözüm, Kıbrıslılardan gelmeli. İkincisi de garantörlük konusuyla ilgili olarak, önce tarafların bir anlaşmaya varmalarını beklemeliyiz. Bu arada müzakereleri ne şekilde kolaylaştırabileceğimize bakacağız" dedi.

İngiltere'nin, adada sürdürülen müzakerelere elinden geldiğince katkıda bulunmayı arzu ettiğini belirten Miliband, "Kıbrıs sorununun çözümü konusunda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ı bir nesilden beri en uyumlu görüşmeciler olarak gördüğünü" söyledi.

Bu arada Türkiye'nin tam üyeliğini hedef alan Brüksel ile Ankara arasındaki yakınlaşmanın Atina'nın çıkarına olduğunu belirten Miliband, Yunanistan'ın, Türkiye'nin AB üyeliğini destekleme kararını, "stratejik önem taşıyan ileriyi görebilen" bir karar olarak değerlendirdi.

Miliband, "Ayrıca unutmayalım ki, AB'nin, Türkiye'ye ilişkin ortak kararı bulunmaktadır" dedi.

Rum kesiminde evlilik dışı çocuk arttı

31.05.2009 CNN TURK

Kıbrıs Rum kesiminde evlilik dışı çocuk sayısında artış olduğu, doğum oranlarında ise düşüş kaydedildiği açıklandı.

 


Rum Fileleftheros gazetesi, Rum İstatistik Dairesi'nin verilerine dayanarak, 1980'den 2007 yılına kadar evlilik dışı çocuk sayısının 14 kat arttığını duyurdu.

Buna göre 1980 yılında evlilik dışı çocuk sayısı binde 6.3 iken, bu oran 2007'de binde 87 oldu.

Rum İstatistik Dairesi verilerine göre 1980 yılında 10 bin 383 doğum olurken, 2007 yılında bu sayı 8575'e düştü.

 

Talat: Toprak vermek zorunda kalacağız

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ada'da çözüm için en uygun dönemde olduklarını ancak Türk tarafının, toprak vermek zorunda kalabileceğini söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümü için en uygun dönemde olduklarını söyledi. Kıbrıs konusunda yürütülen görüşmelerde birçok konuda yakınlaşma sağlandığını, yargıda yüzde yüz oranında anlaşmaya varıldığını açıklayan Mehmet Ali Talat, görüşmeler sürecinde en zor konunun “toprak” olacağını, Türk tarafının yüzde 29 artıyı başlangıçta kabul ettiğine göre toprak vermek zorunda olacağını bildirdi.
Kıbrıs konusunda yaşanmakta olan gelişmeler hakkında halkı bilgilendirmek amacıyla köy gezileri başlatan Talat, bugün Gaziveren ve Doğancı köylerini ziyaret etti. Talat’a, köy gezilerinde eşi Oya Talat da eşlik etti. Ziyaretlerde köylülerle görüşen Talat, görüşmelerde gelinen aşama hakkında bilgi verdi ve köylülerin yönelttiği soruları yanıtladı. Kıbrıs sorununun çözümünün, halkın karşı karşıya kaldığı birçok sorunun çözümünü de kendiliğinden getireceğini ifade eden Talat, bu dönemin Kıbrıs sorununun çözümü için önemli bir fırsat olduğunu kaydetti ve Türkiye’nin çözüm isteğine dikkati çekti.
Kıbrıs Rum tarafında iktidarda bulunan partinin kuramsal olarak çözüm yanlısı olduğunu belirten Talat, ancak Kıbrıs Rum tarafının çözüm için yeterli motivasyonunun olmadığını dile getirdi.
Görüşme sürecinde “toprak” konusunun en zor konu olacağını ifade eden Talat, “Biz, en baştan yüzde 29 artıyı kabul ettiğimiz için toprak vermek zorundayız. Görüşme sürecinde en zor konu ’toprak’ olacaktır, çünkü toprak vermek zor bir konudur. Ancak halkımız hiç endişe duymasın. Yapılan hiçbir yatırım boşa gitmeyecektir” diye konuştu
.

MILLIYET 31/05/09

Tek ret oyu, Türkiye’den geldi

Güvenlik Konseyi, UNFICYP’in görev süresini uzatan karar tasarısını kabul etti.

“GÜVENLİK KONSEYİ KARAR VERECEK”...  Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi İlkin, adada çözüm
olana kadar UNFICYP'in adada kalıp kalmayacağına Güvenlik Konseyi’nin karar vereceğini vurgulayarak, “Eğer barış sürecinde önemli bir açılım olduysa zaten onu değerlendirmek lazım, yok barış süreci ilerlemiyorsa ve ilerlemeyeceği anlaşılırsa ve bunun özellikle Rum tarafından kaynaklandığı görülürse o zaman tabii Barış Gücünün bu mevcudunu bu kadar tutmak gerekir mi gerekmez mi, bu yeni bir değerlendirmeye yol açar” dedi

GÖKERİ’DEN İŞGAL SÖZÜNE TEPKİ… KKTC’nin New York Temsilcisi Büyükelçi Gökeri, Kıbrıslı Türklerin Rumlardan daha fazla çözüm istediklerini ve en kısa zamanda çözüme ulaşılmasına ihtiyaç duyduklarını belirtti. Kararın açıklanmasından sonra Rum temsilcinin “adada bir işgal olduğundan söz etmesine” tepki gösteren Gökeri adadaki tek işgalin Rumların “Kıbrıs hükümeti” unvanını ve koltuğunu işgal etmeleri olduğunu söyledi
   
RUM TARAFI MEMNUN... BM Genel Sekreteri’nin UNFICYP’in görev süresinin uzatılmasına ilişkin raporunun değiştirilmeden onaylanmasının Rum hükümetinde memnuniyet yarattığı bildirildi. Rum hükümeti, şu anki mevcut koşullar altında UNFICYP’in görev süresinin 15 Haziran 2009’da uzatılmasının gerekli olduğu ve Kıbrıs sorununun çözümünün sorumluluğunun ilk önce Kıbrıslılarda olduğu şeklinde raporda yer alan ifadelerden memnun kaldı

   Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Kıbrıs’taki BM Barış Gücü’nün (UNFICYP) görev süresinin 6 aylığına uzatılmasını talep eden karar tasarısını kabul etti. Türkiye, BMGK’de yapılan oylamada karar tasarısına karşı “hayır” oyu kullandı.
   UNFICYP raporunda UNFICYP’in görev şeklinde herhangi bir değişikliğin gerçekleşmediği bildirildi. Buna göre, BMGK'nın Kıbrıs'taki Barış Gücünün görev süresi 15 Aralık 2009'a dek uzatıldı.
   BMGK'de düzenlenen toplantıda, UNFICYP'in görev süresinin 6 aylığına uzatılmasını isteyen karar tasarısına karşı 14 ülke ''evet'' oyu kullandı. Toplantıda, Türkiye'yi temsil eden BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin ise elini kaldırarak tasarıya karşı ''hayır oyu'' verdi.
   Raporun bu şekilde onaylanmasının Rum hükümetinde memnuniyet yaratırken, tek ret oyu ise Türkiye’den geldi.
   BMGK'nın UNFICYP'in görev süresini 6 aylığına uzatan ve Türkiye'nin ''hayır'' oyu verdiği kararda, müzakere sürecinde kaydedilen ilerlemeden memnuniyet ifade edilerek bu fırsatın müzakere sürecinin ivmesini de arttırarak iyi değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Kararda güven artırıcı tedbirlerin uygulamaya konması istenirken Genel Sekreter Ban Ki-moon'dan da BMGK'ya bu kararın uygulanmasıyla ilgili olarak 1 Aralık 2009'a dek bir rapor sunması isteniyor. Karara göre bu raporda UNFIYCP'in adada çözüm durumunda alacağı yapıyla ilgili planlamanın da yer alması isteniyor.
   UNFICYP'nin 10 Mayıs 2009 itibariyle 859'u asker, 69'u polis olmak üzere 928 kişilik personeli bulunuyor.

İlkin: Kararda kullanılan dile karşıyız

   Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçisi İlkin, toplantı sonrasında gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye'nin başından beri BMGK'nin UNFICYP kararlarını kabul etmediğini ve bunu kabul etmediğini de BMGK'ye bildirdiğini hatırlattı. İlkin, ''Ama bugünün farkı biz Türkiye olarak UNFICYP kararları alınırken Konsey'de bulunmamıştık, bu defa Konsey üyesi olduğumuz için kararın görüşülmesi sürecine de katıldık, ayrıca kararın oylanması sırasında da bu sefer elimizi kaldırmak suretiyle (karara) katılmadığımızı söyledik'' dedi.
   İlkin, karar tasarısında kullanılan dile karşı olduklarını, çünkü kararın ''Kıbrıs Cumhuriyetinden'' bahsettiğini, bunun da aslında Rum tarafını kastettiğini belirtti.
   Kıbrıs Türk tarafının UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasıyla ilgili olarak ''taraf'' olarak kabul edilmemesinden dolayı resmen mutabakatının alınmadığını belirten İlkin, ''halbuki bunun normali iki tarafa da resmen sormak ve iki tarafın da görüşlerini almaktır'' diye konuştu.
   İlkin, ''Bu kararı biz Türkiye olarak her sefer reddediyorduk, bugün de Konsey üyesi olarak reddettik'' dedi.
   Büyükelçi Baki İlkin, UNFICYP’in asıl kurulma nedeninin adadaki Kıbrıslı Türkleri korumak olduğunu hatırlattı.

Türkiye’nin görüşlerini açıkladı

   Büyükelçi İlkin, Türkiye'nin, BM Güvenlik Konseyi'nin UNFICYP görev süresini uzatan kararına karşı ''hayır'' oyu kullanmasının ardından Konsey'de konuyla ilgili Türkiye'nin görüşlerini açıklayan bir konuşma yaptı.
   İlkin konuşmasında 1963 yılında Rumların Kıbrıslı Türkleri tüm ortaklık devleti kurumlarından zorla attığını ve 1963 yılında da ''Kıbrıs Cumhuriyeti''nin ve ''Kıbrıs hükümetinin'' yıkıldığını anımsattı. O zamandan beri Kıbrıs'ın tümünü ne yasal ne de fonksiyonel olarak temsil eden ortak ve anayasal bir hükümet bulunmadığının altını çizen İlkin, adadaki iki halkın da kendi yönetimleri altında ayrı bir şekilde yaşadıklarını vurguladı.
   İlkin 1964 yılında UNFICYP'i oluşturan 186 sayılı BMGK kararının ve o zamandan günümüze gücün görev süresini uzatan BMGK kararlarının hep ''Kıbrıs hükümetinden'' söz ettiğini, bu hükümetin de aslında adada sadece Rumları temsil ettiğini belirtti. Bu yüzden bu kararlarda UNFICYP ile ilgili olarak Kıbrıs Türk tarafının rızasının resmen hiçbir zaman alınmadığını vurguladı.
   İlkin BMGK'daki konuşmasında aslında Türkiye'nin UNFICYP'in kurulmasının altında yatan niyete hiçbir zaman itiraz etmediğini, çünkü bu niyetin Kıbrıslı Türkleri korumak olduğunu söyledi. İlkin ''Bizim itirazımız her zaman bu kararların kullandığı dile ve kabul ediliş tarzına olmuştur'' dedi.
   ''Biz Kıbrıs sorununun iyi bilinen, yerleşmiş BM parametreleri çerçevesinde çözülmesini istiyoruz'' diye konuşan İlkin, Kıbrıslı Türklerin 2004 yılında yapılan referanduma 'evet' oyu vermelerinin de onların adada adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm istediklerini kanıtladığını söyledi.

''UNFICYP diğer barış
güçleri arasında en rahatı''

   İlkin daha sonra KKTC'nin New York Temsilcisi Büyükelçi Kemal Gökeri ile birlikte Türk gazetecilere yaptığı açıklamada, UNFICYP'in dünyadaki BM barış güçleri içerisinde en rahat olanı olduğunu vurguladı.  
   Diğer barış güçlerinin hayatta kalma mücadelesi ve kayıplar verdiklerini söyleyen İlkin, ''Eminim ki diğer yerlerdeki barış gücü kuvvetleri mensupları Kıbrıs'takine bakıp keşke bizim şartlarımız da böyle olsa diyorlardır'' şeklinde konuştu.
   UNFICYP'in adadaki varlığının hayati olmadığını ve adada 1964 yılından beri şartların çok değiştiğini belirten İlkin, Türk tarafının uzun zamandır kendi devleti ve hükümeti olduğunu söyledi. İlkin ''UNFICYP'i de Kıbrıslı Türklerin iyi niyetiyle bir konuk olarak görüyoruz'' dedi.
   İlkin bir soru üzerine, adada herhangi bir olayın olmadığını herkesin gördüğünü belirterek dünyanın pek çok bölgesinde yeni BM birliklerine ihtiyaç olduğunu söyledi. İlkin BM'nin işlevi biten yerlerde barış gücünü kapatıp, o misyonlardaki personeli barış gücüne ihtiyaç duyulan, gerekli olan yerlere nakletmek istediğini de anımsatarak bu kapsamda UNFICYP üzerinde de durulduğunu, zaman zaman diğer BMGK üyelerinin de UNFICYP'in niye hala adada bulunduğunu ve ne yaptığını sorguladıklarını da söyledi.
   Rum tarafının BM temsilcisi Minas Hadjimichael'in önceki gün basına yaptığı konuşmanın özünde aslında ''adada çözüm olana kadar UNFICYP'in adada kalacağı mesajını vermek olduğunu'' belirten İlkin, şunları söyledi:
   ''Tabii onun kararını sadece o verecek değil, şartlara ve gidişata bakmak lazım, neticede bunun kararını BMGK veriyor. Adadaki UNFICYP mensupları en rahat şartlar altında, en az riskle çalışan barış gücü mensupları.''
   İlkin sözlerini şöyle devam etti:
   ''Eğer barış sürecinde önemli bir açılım olduysa zaten onu değerlendirmek lazım, yok barış süreci ilerlemiyorsa ve ilerlemeyeceği anlaşılırsa ve bunun özellikle Rum tarafından kaynaklandığı görülürse o zaman tabii Barış Gücünün bu mevcudunu bu kadar tutmak gerekir mi gerekmez mi, bu yeni bir değerlendirmeye yol açar.''
   
Asıl önemli mesele müzakereler

   Asıl önemli olan meselenin UNFICYP'ten çok adadaki müzakerelerin başarılı olması olduğunu vurgulayan İlkin, ''Kıbrıs Türk tarafının başarılı müzakereler için her türlü çabayı sarf ettiğini biliyoruz, Sayın Cumhurbaşkanı Talat müzakereleri yapıcı bir şekilde yürütüyor'' dedi.
   Adada çözüm istemenin her şartta çözüm istemek olmadığının da altını çizen İlkin, çözümün BM parametrelerinin belli olduğunu, Türkiye ve KKTC'nin bu parametreler içerisinde kalıcı ve kapsamlı bir çözüm istediğini belirtti. Parametrelerin eşit siyasi haklara sahip iki kurucu devlet, iki toplumlu federasyon olduğunu belirten İlkin ''Eğer Rum tarafı bu formüle yanaşırsa Sayın Talat da elinden geldiği kadar bu süreci ileri noktaya taşıyacaktır'' diye konuştu.

Gökeri’nden işgal” sözüne tepki

   KKTC'nin New York Temsilcisi Büyükelçi Kemal Gökeri ise, Kıbrıslı Türklerin Rumlardan daha fazla çözüm istediklerini ve en kısa zamanda çözüme ulaşılmasına ihtiyaç duyduklarını belirtti.
   Gökeri BMGK'nın UNFICYP’in görev süresini uzatan kararı almasının ardından BM'deki gazetecilere bir açıklama yaptı ve soruları yanıtladı.
    Kararın açıklanmasından sonra Rum temsilcinin ''adada bir işgal olduğundan söz etmesine'' tepki gösteren Gökeri adadaki tek işgalin Rumların ''Kıbrıs hükümeti'' unvanını ve koltuğunu işgal etmeleri olduğunu söyledi.  Rumların ''1960 yılında adada kurulan iki uluslu hükümeti kuvvet zoruyla çaldıklarını'' belirten Gökeri, 1963 yılından bu yana Rum yönetimin adada kendilerini temsil etmediğini vurguladı.
   ''Adanın kuzeyinde bizim kendi hükümetimiz var, KKTC devleti var, Rumlar bizi temsil etmiyor, Kıbrıs sorununun da 1963 yılından beri BM gündeminde olmasının nedeni budur'' diye konuşan Gökeri, UNFICYP güçlerinin adada o zaman kıyıma uğrayan Kıbrıslı Türkleri koruma amacıyla geldiği gerçeğinin de herkes tarafından bilindiğini kaydetti.
   Adadaki sorunun iki kurucu devlet arasında siyasi eşitlik temelinde hakkaniyete dayalı, adil ve kalıcı bir şekilde çözülmesini istediklerini ve bu yönde çalıştıklarını dile getiren Gökeri, ''Yeni bir ortaklığa ihtiyacımız var'' dedi.
   Gökeri bir soru üzerine ''Biz aslında Rumlardan daha fazla çözüm istiyoruz, çözüme en kısa zamanda ihtiyacımız var, bu yüzden iyi niyetle müzakerelere devam ediyoruz ve yılın sonuna dek bir çözüme ulaşmayı deniyoruz. Bu olur mu olmaz mı zaman gösterir, ama biz yeni bir ortaklık istiyoruz, iki kurucu devlet arasında siyasi eşitlik bizim için çok önemli. Çözüm ne kadar çabuk olursa o kadar iyi'' dedi.
   Annan planını Rumların reddettiğini de anımsatan Gökeri, bir soru üzerine Rum lider Hristofyas'ın seçilmesinin ardından müzakerelerin başladığını ve bunun da olumlu bir gelişme olduğunu söyledi.

UNFICYP geçişleri

   Gökeri ''UNFICYP güçlerinin sınır geçişlerindeki kısıtlamalar'' konusuna ve Rum temsilcinin bu konudaki
sözlerine açıklık getirmek istediğini de belirterek, söz konusu geçişlerin BM Genel Sekreterinin son Kıbrıs raporunda da değinildiği üzere personelin sosyal amaçlı olarak iki taraf arasında yaptığı geçişler olduğunu, bu geçişlerin UNFICYP'in görev alanı dışında bulunduğunu, bu konunun iyi anlaşılması gerektiğini vurguladı.
   Son 14 ayda UNFICYP personelinin 180 bin geçiş yaptığını ve 180 bin geçişin sadece 40-45 tanesinin Kıbrıs Türk tarafı yetkilileri tarafından kısıtlandığını belirten Gökeri, bu kısıtlamaların da kesinlikle barış gücü personelinin göreviyle ilgili olmadığını, bunların da çoğunlukla UNFICYP tarafından görevlendirilen Rum personel olduğunun altını çizdi.
   Gökeri daha sonra Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin ile birlikte Türk gazetecilere açıklama yaptı.
   Kıbrıs Türk tarafının tutumunun her zaman olduğu gibi Türkiye'nin tutumuyla örtüştüğüne dikkati çeken Gökeri, ''1963 Aralık ayından itibaren tüm Kıbrıs'ı temsil eden bir idareyi tanımıyoruz'' dedi. BMGK kararını da her zamanki gibi sadece Rumların rızası alındığı için kabul etmediklerini belirten Gökeri ''Ama Barış Gücü'nün Kıbrıs'taki faaliyetleri devam edecektir, bizim bir misafirimiz olarak, KKTC hükümetinin koymuş olduğu şartlar ve parametreler çerçevesinde UNFICYP adada hareket edecektir'' diye konuştu.

Çözüm yönünde istekliyiz

   Kıbrıs Türk tarafının her zaman çözüm yönünde istekli olduğuna işaret eden Gökeri, bu kapsamda her türlü çabayı gösterdiğini ve Türkiye'nin desteğiyle bu yapıcı tutumunun sürdüreceğini belirtti.
   Gökeri ''Ne kadar erken bir çözüm olursa bu Kıbrıs Türk halkı için o kadar iyi olacaktır'' dedi.
   Gökeri'nin ardından yabancı basına bir açıklama yapan Büyükelçi İlkin bir Rum gazetecinin Türkiye'nin adada asker bulundurmasıyla ilgili bir sorusu üzerine Rumların 2004 yılında Annan planını kabul etmeleri halinde bugün adadaki durumun çok daha farklı olmuş olacağını söyledi.

Rum tarafı, karardan memnun

   Rum basını, BM Genel Sekreteri’nin UNFICYP’in Kıbrıs’taki görev süresinin uzatılmasına ilişkin raporunun değiştirilmeden onaylanmasının Rum hükümetinde memnuniyet yarattığını bildirdi.
   Politis: “Dikensiz Rapor – UNFICYP’in Görevinin Yenilenmesi Gölgesiz” başlıkları altında verdiği haberinde, UNFICYP raporunun dün Güvenlik Konseyi’nde onaylandığını, UNFICYP’in görev şeklinde herhangi bir değişikliğin gerçekleşmediğini yazdı.
  Gazete, raporun bu şekilde onaylanmasının Rum hükümetinde memnuniyet yarattığını belirtirken tek ret oyunun ise Türkiye’den geldiğine işaret etti.
  Habere göre Rum hükümeti, şu anki mevcut koşullar altında UNFICYP’in görev süresinin 15 Haziran 2009’da uzatılmasının gerekli olduğu ve Kıbrıs sorununun çözümünün sorumluluğunun ilk önce Kıbrıslılarda olduğu şeklinde raporda yer alan ifadelerden memnun kaldı.
   Rum temsilci Minas Hadjimichael, Rum yönetiminin UNFICYP'in adadaki varlığını ''vazgeçilmez ve olmazsa olmaz'' gördüğünü belirtti. Hadjimichael konuşmasında Kıbrıs Türk tarafını UNFICYP personelinin geçişlerine kısıtlama getirmekle de suçladı ve UNFICYP'in yapısının ve görevinin ancak adada çözüm bulunması halinde gözden geçirilebileciğini savundu. Hadjimichael bir soru üzerine adadaki müzakere sürecinde ilerleme görüldüğünü, liderlerin görüşmelere devam ettiklerini belirtti.
   Hadjimichael açıklamalarında adaya UNFICYP'in geldiği zamanki güvenlik durumuyla şimdiki güvenlik durumunda bir fark olmadığını da savundu.

İngiltere: Barış Gücü’nün yeniden
yapılanması çözüm olması halinde önemli

   İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi John Sawers da BMGK'da UNFICYP'in görev süresinin kabul edilmesinin ardından gazetecilere bir açıklama yaparak adadaki müzakere sürecine değindi. Çözüm yönünde takvimlere inanmadıkları görüşünü yineleyen Sawers, şu an adada çözüm yönünde bir fırsat olduğunu, bu fırsatların sonsuza dek sürmeyeceğini ve fırsatın şu an değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
   Konseyin kararında BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'dan 1 Aralık 2009'a kadar UNFIYCP'in adada çözüm
durumunda ne gibi bir yapı (sayısı ve kapsamı açısından) alacağı konusundaki görüşlerini de içeren bir raporu BMGK'ya sunmasını istediklerini belirten Sawers, ''dünyada BM barışı koruma gücüne ihtiyaç var ve her BM barış gücünün etkili ve gerekli olduğu görülmeli'' diye konuştu. Sawers bu kapsamda UNFICYP'in yeniden yapılanmasının adada çözüm olması halinde son derece önemli olduğunu da belirtti.

KIBRIS 31/05/09

 

Dayanç davası!

Kıbrıslı Türk avukat, Tahtakale’deki evini okul yapan ve kira ödemeyen Rum Yönetimi ile AİHM’de hesaplaşacak.

Serhat İNCİRLİ


   Kıbrıslı Türk Avukat Ata Dayanç, Güney Lefkoşa’nın Tahtakale bölgesinde ailesine ait evle ilgili olarak, Kıbrıs Rum Yönetimi aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuruyor. Ata Dayanç, Rumların ilkokul olarak kullandığı evleri için en az 2 milyon Euro tazminat ve evin iadesini talep edecek.
   Ata Dayanç, “1963 yılının Aralık ayında terketmek zorunda kaldığımız evimizde şu anda bir kişi oturuyor olsaydı, belki dava açmazdım ama evin işgalcisi devlettir, bu devlet hem zararımızı tazmin etmelidir hem de evimizi geri iade etmelidir” dedi.
   Ata Dayanç, “Meletis Apostolides isimli Rum’un boş arazisina gariban bir İngiliz ev inşa etmiş; oysa bizim evimizi devlet işgal altında tutmaktadır, bu nedenle de bizim davamız, Orams davasından daha büyüktür” diye konuştu.

Güney’de çok gayrımenkulleri var

   KIBRIS Gazetesi’ne dava süreci ile ilgili bilgiler veren 1947 Lefkoşa doğumlu Avukat Dayanç, Güney Kıbrıs’ta Litrodonda, Astromerit, Peristerona ve Orunda köyleriyle Lefkoşa’nın Büyük Kaymaklı, Ermu Sokağı ve Ömerge bölgelerinde gayrımenkulleri bulunduğunu, bu malların karşılığında hiç eşdeğer de almadıklarını anlattı.
   Dayanç, 1914 Larnaka doğumlu babası Fethi Ata Dayanç’ın1987 yılında, 1917 Lefkoşa doğumlu annesi Fatma Dayanç’ın ise 1984 yılında vefat ettiklerini kaydederken, “her ikisinin de tereke memuru benim ve tereke memurluğum, Larnaka’daki Rum mahkemesi tarafından onaylanmıştır” dedi.
Lefkoşa Rum Barosu’nbun da üyesi olduğunu hatırlatan Dayanç, Tahtakale bölgesinde ilkokul olarak kullanılan binanın ise kendi evleri olduğunu söyledi.

1963’te evimizden kaçmak zorunda kaldık

   Dayanç, “evimizden 1963 yılı Aralık ayında kaçmak zorunda kaldık” dedi. Tahtakale Camisi yanındaki evlerinin 1956 yılında tüccarlık yapan babası tarafından inşa ettirildiğini anlatan Dayanç, “Evimiz iki katlıydı, alt katında altı büyük dükkân vardı, ayrıca bahçesinde ise şu anda yerle bir edilmiş 12 işyeri bulunmaktaydı” diye devam etti.
   1967 yılında serbest geçişler başladığı zaman babasının gidip evi gördüğünü de kaydeden Dayanç, “Sanırım rahmetlik babam 1967 ile 1972 arasında bir miktar kira almış olabilir ancak bundan tam emin değilim” dedi.

Tek kuruş kira geliri almadık

   Dayanç, 1972 yılından günümüze kadar evlerinden tek kuruş kira geliri almadıklarını kaydetti.
“Evimizin ilkokul olduğunu 2003 yılında kapılar açılıp da Güney’e geçince öğrendim” diye konuşan Dayanç, “benim evimi, benden izinsiz işgal etmiş durumdadırlar, Orams çiftinin durumundan çok daha vahim bir durum söz konusudur çünkü devlet malımın işgalcisidir” şeklinde görüş belirtti.
2005 yılında Larnaka mahkemesine gidip resmen tereke memuru olduğunu belirten Dayanç, şunları anlattı:
   “Rum Eğitim Bakanlığı’ndan görüşme talep ettim. Zarar ve ziyanımı görüşmek istedim. 6 Ağustos 2008’de bir mektupla talebimi ilettim. 7 Ekim 2008’de Rum Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Alexandros Kouratos konuyla ilgilendiklerini ve bana bilgi vereceklerini belirten bir cevap yazdı. Bekledim. Kimse arayıp sormayınca, 12 Ocak 2009’da bir mektup daha yazdım. Kendi evimin kullanımından mahrum edildiğimi, zarar ettiğimi bir daha anlattım. 30 Ocak 2009’da aynı adam yani Sayın Kouratos, daha önce gönderdiği mektubun aynısını yine gönderdi ve “konuyu araştırıyoruz, size bilgi vereceğiz” dedi.     30 Mart 2009’da kendilerine yasal yola başvuracağımı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracağımı bildirdim. Hiç haber almadım. Şimdi dosyam hazır, bugün mahkemeye başvuruyorum.”

KIBRIS 31/05/09

Domuz Gribi′ne karşı maskeli önlem

Güney Kıbrıs Rum Kesimi′ne Amerika′dan gelen 39 yaşındaki Moldovalı bir bayanda "Domuz Gribi" olarak bilinen H1N1 virüsünün tespit edilmesinin ardından, Sağlık Bakanlığı, Güney Kıbrıs Rum Kesimi′yle bulunan 6 sınır kapısında çeşitli önlemler aldı.
Güney Kıbrıs′ta sürekli ikamet eden bayanın Yunanistan′da yapılan ilk testinden pozitif sonuç elde edildiğinin açıklanmasının ardından, dün sabah itibarıyla, sınır kapılarında çalışan personelin kişisel korunmasını sağlamak, olası bir olumsuzluk halinde tedbir amacıyla görevlilere gerektiğinde kullanmak üzere eldiven ve yüz için maske dağıtıldı. Ayrıca personel, Sağlık Bakanlığı yetkilileri tarafından bilgilendirildi.
Bugün kapılara ayrıca el broşürlerinin dağıtılacağına işaret edilirken, vatandaşlardan iş, eğitim, sağlık ve çalışma dışında Güney′de kalabalık ortamlarda ve alışveriş merkezlerinde bulunmamaları tavsiyesinde bulunuldu. 
Ercan Devlet Havalimanı′na 10 gün önce termal kamere yerleştirildiği anımsatılan açıklamada, bu kameralarla 24 saat esasına göre, polislerin de yardımıyla alınarak kontrol yapıldığı kaydedildi.
GİRNE VE GAZİMAĞUSA LİMANLARI′NDAKİ PERSONELE MASKE VE ELDİVEN
Türkiye′de Amerika′dan gelen 2 vakaya rastlandığı ifade edilen açıklamada, KKTC Sağlık Bakanlığı′nın önlem olarak Girne ve Gazimağusa limanlarındaki personele de maske ve eldiven dağıtıldığı belirtildi.
KKTC Sağlık Bakanlığı′nın, hem TC Sağlık Bakanlığı′yla hem de Güney′deki yetkili sağlık komiteleriyle sürekli olarak istişarede bulunarak, görüş alışverişinde bulunulduğu kaydedilen açıklamada, gerek Güney′de gerek Türkiye′de tespit edilen vakaların karantinaya alındığına işaret edildi. 
Açıklamada ayrıca Dünya Sağlık Örgütü′nün dünyadaki son Domuz Gribi verileri hakkında da bilgi verilerek 53 ülkede, 15 bin 510 vaka tespit edildiği, bu vakaların 99′unun ölümle sonuçlandığı kaydedildi.

HALKIN SESI 31/05/09

 

"Orams kararı lehimize dönebilir"

Özen ÇATAL

Halen İngiliz İstinaf Mahkemesi′nde sürmekte olan Orams davası, İngiliz Yüksek Mahkemesi′nin talebiyle Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD)′nın verdiği Kıbrıs Cumhuriyeti mahkemelerinde alınan bir kararın tüm AB ülkelerinde geçerli olabileceği yönündeki tavsiye kararıyla yeni bir boyut kazanırken, bu aşamada yeni adımlar atılması gündeme geldi.
Londra Barosu avukatlarından Alper Rıza QC, HALKIN SESİ′ne yaptığı açıklamada halen atılabilecek adımlar olduğunu belirterek, KKTC makamlarının, İngiliz İstinaf Mahkemesi′nde görüşülmekte olan davaya derhal taraf olması gerektiğini söyledi.
Rıza, konunun KKTC′nin tanınıp tanınmama meselesi olmadığını, tanınmamış olsa dahi Oramslar′a tapuyu veren makamın KKTC olması nedeniyle bu oluşumun temsilcisi olarak davaya taraf olma talebinde bulunması gerekliliğini vurguladı. Rıza, "Oramslar iyi niyetle gelip malı satın aldılar. Bu tapuyu Oramslar′a veren KKTC′dir. Oramsların, KKTC yasalarına uymaktan başka hiçbir suçu yoktur. Dolayısıyla KKTC, "Bu dava beni da ilgilendirir, ben de bu davaya müdahil olmak isterim diye başvuru yapması lazım" şeklinde konuştu.
İngiliz İstinaf Mahkemesi′nin böyle bir başvuruyu kabul edip etmeyeceği yönündeki bir soruya karşılık Rıza, mahkemenin geç kalındığı için bu talebi reddedebileceğini ancak mevcut durumda, konunun binlerce kişiyi ilgilendirmesi nedeniyle başvurunun reddedilmeyeceği inancında olduğunu söyledi.
DAVANIN YENİDEN ABAD′A DÖNMESİNİ TALEP ETMELİYİZ
Avukat Alper Rıza, gelinen aşamada KKTC′nin atabileceği adımları ve gerekçelerini değerlendirerek yapılabilecek en doğru şeyin öncelikle KKTC′nin konuya müdahil olması, ardından da davanın ABAD′a yeniden değerlendirilmek üzere gönderilmesini olduğunu ifade etti. Konunun mevcut haliyle sivil ve ticari bir konu olarak İngiliz İstinaf Mahkemesi′nde görüşülmekte olduğunu haliyle ABAD′ın da bu çerçevede görüş bildirdiğini belirten Rıza, KKTC′nin davaya taraf olmasıyla birlikte davanın politik olduğunun ortaya çıkacağını ve bu çerçevede yeniden görüş alınması gerektiğini vurguladı. "Kıbrıs Cumhuriyeti yasaları ve kararları sivil davalar için geçerlidir" diyen Rıza, KKTC′nin konuya taraf olmasıyla birlikte ABAD′a doğru sorunun sorulmuş olacağını söyledi. ABAD′a sorulacak en doğru sorunun "Kıbrıs′ın AB′ye girmesi Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasına uygun muydu? Değil ise AB hukuk dışına mı çıktı?" şeklinde olması gerektiğini belirten Rıza, KKTC′nin davaya taraf olmasıyla bu sorunun ABAD′a sorulabileceğini söyledi. Rıza, böylelikle Orams davasında sorunun esas kaynağının da ortaya çıkarılacağının altını çizerek davanın KKTC lehine döndürülebileceğini vurguladı. Rıza, davacı taraf olan Rum Apostolidis′in davada haklı bir yanı olduğunun, hakkını araması gerektiğini ancak Kıbrıslı Türkler′e yapılanın daha büyük bir haksızlık olduğunu da sözlerine ekledi.

HALKIN SESI 31/05/09

Miliband: Garantörlük son aşamada

İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband, "Kıbrıs;ta garantörlük konusunun taraflar arasında anlaşmaya varıldıktan sonra ele alınması gereken konu olarak gördüğünü" belirtti.

Miliband, Atina'da yayımlanan To Vima gazetesindeki demecinde, Türkiye'nin AB perspektifi ile Kıbrıs konusuna değinerek, "İngiliz hükümetinin, her iki konuda da hem Brüksel'den hem de Ankara'dan olumlu yönde kararlar çıkması için yoğun çalışmalarda bulunduğunu" söyledi.

Kıbrıs sorununun çözümünde "önem taşıyan iki ayrı nokta bulunduğunu" ifade eden Miliband, "Birincisi, Kıbrıslılar için çözüm, Kıbrıslılardan gelmeli. İkincisi de garantörlük konusuyla ilgili olarak, önce
tarafların bir anlaşmaya varmalarını beklemeliyiz. Bu arada müzakereleri ne şekilde kolaylaştırabileceğimize bakacağız" dedi.

İngiltere'nin, adada sürdürülen müzakerelere elinden geldiğince katkıda bulunmayı arzu ettiğini belirten Miliband, "Kıbrıs sorununun çözümü konusunda, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ı bir nesilden beri en uyumlu görüşmeciler olarak gördüğünü" söyledi.

Bu arada Türkiye'nin tam üyeliğini hedef alan Brüksel ile Ankara arasındaki yakınlaşmanın Atina'nın çıkarına olduğunu belirten Miliband, Yunanistan'ın, Türkiye'nin AB üyeliğini destekleme kararını, "stratejik önem taşıyan ileriyi görebilen" bir karar olarak değerlendirdi.

Miliband, "Ayrıca unutmayalım ki, AB'nin, Türkiye'ye ilişkin ortak kararı bulunmaktadır" dedi.
AA

KIBRIS POSTASI 31/05/09

 

Talat: Toprak vermek zorunda kalacağız

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda yürütülen görüşmelerde birçok konuda yakınlaşma sağlandığını, yargıda yüzde yüz oranında anlaşmaya varıldığını söyledi.Görüşmeler sürecinde en zor konunun toprak olacağını, Türk tarafının yüzde 29 artıyı başlangıçta kabul ettiğine göre, toprak vermek zorunda olacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, ancak halkın bu konuda endişe duymamasını da istedi.

Talat, "Yapılan hiçbir yatırım boşa gitmeyecektir" dedi. Kıbrıs konusunda yaşanmakta olan gelişmeler hakkında halkı bilgilendirmek amacıyla köy gezileri başaltan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Gaziveren ve Doğancı köylerini ziyaret etti.

Ziyareti sırasında görüşmelerin geldiği aşamayla ilgili bilgi veren Talat, köylülerin sorularını da yanıtladı.

Kıbrıs sorununun çözümünün halkın karşı karşıya kaldığı birçok sorunun çözümünü de beraberinde getireceğine işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, bu dönemin Kıbrıs sorununun çözümü için önemli bir fırsat olduğunu ifade etti.

Talat, Türkiye'nin çözüm isteğine de dikkati çekti.

Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafında iktidardaki partinin çözüm yanlısı bir parti olmasına rağmen Güney Kıbrıs'ta çözüm için yeterli motivasyon bulunmadığını kaydetti.

Gazeteler

KIBRIS POSTASI 31/05/09

Solution possible by the end of the year
By Simon Bahceli

CYPRIOTS should remain hopeful of a solution to the Cyprus problem in the near future, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat told the Sunday Mail yesterday.

“My message is not to give up hope. Both leaders want a solution,” Talat said from his office in north Nicosia, adding: “We will revive these hopes in the course of negotiations when more convergence comes about and when this is somehow revealed”.

Talat also hinted at good news concerning the proposed opening of a new crossing in the west of the island at Limnitis when he declined to deny rumours that its opening was “imminent”.

“Our representatives are discussing the matter,” he said, adding: “I am very hopeful. There is no reason not to be able to open the crossing point”.

Despite reports that ongoing reunification talks have become bogged down in disagreement, Talat still believes an agreement between him and President Demetris Christofias will be forthcoming in months rather than years.

“My target is for a solution by the end of the year, and a referendum at the beginning of 2010. The chance [of a solution by then] is quite high, he said”.

Talat bases his optimism on a convergence of factors, the most important of these being Turkey’s determination to see the decades-old Cyprus problem solved.

“For Turkey’s EU perspective to continue we have to solve the problem. The incentive for Turkey is in place,” he said.

Talat says he worries, however, that the same incentive may not exist on the Greek Cypriot side, despite Christofias’ personal desire to see the island reunited along federal lines, and warned that if failure struck again Cypriots would simply give up trying to reunite. Indicative of this, he said, was research that showed Turkish Cypriots now cared more about their financial wellbeing than solving the Cyprus problem.

While some have worried that Talat’s hand in negotiations may have been weakened by the nationalist National Unity Party’s (UBP) election victory in April, the Turkish Cypriot leader, whose term ends in April next year, says he is confident the new administration will not seek to derail talks.

“When the time comes for approval [of a solution] they will decide on their position. What I’m looking for is that they do not create obstacles [in negotiations], and [currently] they are not doing so,” he said. Talat also indicated that he was likely to run again as a ‘presidential’ candidate in next year’s election by saying, “If the solution perspective is in place and my contribution is needed, I cannot say ‘thank you I’m going home’”

Despite his apparent optimism, Talat was not hiding the fact that negotiations were taking place at a painstakingly slow pace.

“We are not very near [a solution], but we are on the right track. There are disagreements and convergences, which is normal, so I have no problem in that regard,” he said.

Asked what was preventing them from moving at a faster pace he said both leaders were limited by political constraints posed by their respective opposition parties.

Perhaps more importantly, there also exist differences between the leaders on how the proposed federal setup of a reunited Cyprus would work. Talat says he favours a looser federation than the model proposed by Christofias because of the fact that the Turkish Cypriots number only around 20 per cent of the island’s total population.

“The presence of Turkish Cypriots in central institutions has to be more powerful [than their numbers suggest] in order to exercise real political equality. Otherwise, Turkish Cypriots, with a low percentage, will not be able to express their will,” he said. The only alternative to this was to grant greater autonomy for the two constituent Turkish and Greek Cypriot states, thereby making the Turkish Cypriots’ numerical minority in the central government less of an issue, he said.

Talat added that he was not in favour of a system similar to that of the original 1960 Cyprus Republic setup whereby the Turkish Cypriot vice president had the right of veto over decisions made by the Greek Cypriot president.

“This was not constructive, it was destructive. I don’t want the right of veto; I want to participate in the decision making”.

CYPRUS MAIL 31/05/09

Is Downer looking for a way out?
By Stefanos Evripidou

UN Special Envoy to Cyprus applying for jobs elsewhere

THE IMPASSE over the Limnitis crossing has failed to dampen the “cautious optimism” of the UN’s Special Envoy to Cyprus, so much so that he’s apparently already looking for new jobs for next year.

According to the Sydney Morning Herald, Australian diplomat Alexander Downer applied for the position of head of the Asia-Pacific Economic Co-operation (APEC) secretariat, a three-year position based in Singapore, due to start next year.

The former foreign minister was shortlisted for the job and due to be interviewed on Thursday, but withdrew his application at the last minute, following claims that the Australian government would not support him.

The paper quoted a senior source saying that there were concerns within the Australian foreign ministry regarding Downer’s suitability for the job. The general feeling was that the previous government had “never really embraced multilateral bodies and it always regarded APEC as a Labor invention”.

“There was a view that Mr Downer was not the right fit for the job. They had never wanted him to apply for the position,” the source told the paper.

However, Downer was quoted from Cyprus saying he was unaware of these concerns but was simply told by the ministry that he would be bored if he took the job.

“I just didn't want to do it,” he told the Sydney Morning Herald.

The Australian diplomat confirmed that he had applied for the job but “not with any intention”. In any event, Downer found his current job “much more important”.

“It’s all about the security of the eastern Mediterranean,” he explained to the paper. “I think I’d rather work for the UN,” he added.

Downer pointed out that it would have been unfair for the Australian government not to have supported him in his international job search, as he had helped his Labour predecessor when he was foreign minister.

The incumbent government may not have found Downer “suitable” for the role of APEC chief given his party’s reported aversion to multilateralism but it did, however, support his application for United Nations Special Envoy to Cyprus.

As for the alleged job search, a constant theme of the direct talks in Cyprus has been that there shall be no “stifling timeframes” yet everyone from Mehmet Ali Talat to British Foreign Minister David Miliband has used every opportunity to stress that the world would like to see a solution in 2009.

The reasons are a dime a dozen, but the most relevant have to do with the EU’s Turkey-Cyprus assessment due in December, and the ‘presidential’ elections in the north set for next April.

Whether Downer is applying for a job in 2010 because he is in possession of a rare sense of optimism that the talks will succeed or something quite the opposite is anyone’s guess. But they don’t call Cyprus “the diplomat’s graveyard” for nothing.

CYPRUS MAIL 31/05/09

 

Rum halkını rahatlattı

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas çözüm olsun diye çözümü kabul etmeyeceklerinin altını çizerek Rum halkına "gözünüz arkada kalmasın" mesajını verdi. Hristofyas, Kıbrıs sorununa aralık ayından önce ortak kabul edilebilir bir çözüm bulunmasının iyi bir iş olacağını, ancak bazı takvimler uğruna, çözüm olsun diye çözümü kabul etmelerinin söz konusu olmadığını söyledi. Rum Lider Hristofyas "Bunu Sayın Talat′a da, Güvenlik Konseyi′nin 5 daimi üyesine de, müstakbel İsveç dönem başkanlığına da, Kıbrıs sorunuyla meşgul olan herkese söyledim" dedi.
Gazete manşete çektiği söyleşiyi "′Şantajları Reddediyoruz" -Başkan Hristofyas Fileleftheros′a Konuştu -Limnidi Açılabilir -Ara Anlaşmayı Reddediyoruz -Türkiye Nezdinde Girişimlerde Bulunuldu -Senaryoları Atina ve Partilerle İnceleyeceğiz -Talat′la Tek Devlet Tek Egemenlik Konuşuyoruz" başlık ve spotlarıyla yansıttı.
Türkiye′nin üyelik sürecinin AB tarafından gözden geçirilmesi ışığı altında "çözüm olsun diye çözümü kabul etmeyeceklerini, ilkeleri ihlal eden anlaşmaya da rıza göstermeyeceklerini" söyleyen Hristofyas, zorluklarla karşılaşacaklarını kabul etmekle birlikte, hazırlık yaptıklarını söyledi ve "çok dar boğazlardan geçtik" dedi.
Hristofyas, "Gözünüz arkada kalmasın" diyerek, beklenmekte olan gelişmeler ışığı altında Rum halkını rahatlatmaya çalışırken; doğrudan müzakereler-de iniş-çıkışlar olduğunu söyledi ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat′ın tavrının kendisini üzdüğünü söyledi. "Baskı yapmak isteyenler öteki tarafın kapısını çalsın" diyen, ancak aynı zamanda; baskı ve şantaj kabul etmediklerini söyleyen Dimitris Hristofyas, Rum yönetiminin, Türkiye′nin AB üyelik sürecinin gözden geçirileceği Aralık ayında takınacağı tavırla ilgili genel bir çerçeve ortaya koymakla birlikte, kartlarını kapalı tuttu.
"ÇÖZÜM OLSUN DİYE ÇÖZÜMÜ KABUL ETMEYECEĞİZ"
Cumhurbaşkanı Talat′la kendisinin 30, Nami ve Yakovu′nun çok daha fazla kez görüştüğünü hatırlatan gazete Hristofyas′a "bazı konularda anlaştığınızı açıkladınız ama sonra Türk tarafından cayma oldu. Prosedürün süreç içerisinde, Türk tavrından dolayı yozlaşacağı tehlikesi görüyor musunuz?" sorusunu yöneltti. Hristofyas değerlendirme yaparken tek yanlı olunmaması ve yalnız bir açıdan bakılmaması gerektiğini belirterek şunları söyledi:
"Pertev ile Conis arasında 50′den fazla görüşme oldu ve bir adım bile ilerlenmedi. Şimdi pek çok görüşme yapıldı ama ileri doğru adımlar atılıyor. Bu adımlar, çözümün dayanması gereken zeminle, merkezi hükümetin ve bölgesel hükümetlerin yetkileriyle ve diğer bazı konularla ilgilidir. Ancak, müzakere sürecinde iniş-çıkışlar olmasının bizi hoşnutsuz ettiği bir gerçektir. Prosedürle ilgili daha fazla ilerleme ve daha çok tutarlılık beklediğimi geçmişte de söyledim. Zorlukları göğüslemek için hazırlık yapıyoruz. Çoğu kez çeşitli darboğazlardan geçtik, çeşitli kazanlarda kaynadık, kişileri de durumları da biliyoruz. Aynı zamanda, bu Başkan′ın (Hristofyas) duygularını; sizin veya vatandaşların ve genel olarak bazı politikacıların yapabildiği gibi, alenen açıklayamayacağını anlarsınız… Kim olursa olsun, dikkatli olmalı. Ama açıkça ifade etmek isterim ki ′gözünüz arkada kalmasın.′" Türkiye′nin, sözünü ettiği "yükümlülükleri" yerine getirmemesi halinde Yunanistan′la birlikte yalnız Güney Kıbrıs′ın mı tepki göstereceğinin sorulmasına karşılık da Hristofyas, Aralık ayında yapacaklarını Mart ayında açıklamasının hiç yapmadığı bir şey ve kötü niyet işareti olacağını söyledi, şunları ekledi:
"Vermek istediğim ve muha-taplarıma da verdiğim mesaj; ′Türkiye′ye, yaratıcı olması için yardım edin′dir ve hedefimiz ülkemize yardım etmek, aynı zamanda Türkiye′ye de yardım edilmesidir. Bu söyledikleriniz masadadır. Yunan hükümeti ve siyasi güçleriyle birlikte oturup bütün olası senaryoları inceleyeceğiz. Bu senaryoları kamuoyuna açıklarsak kendi icraatlarımızı et-kisiz kılarız. Türkiye′nin, bütün dostlarının yardımıyla, Kıbrıs′a ve Kıbrıs sorununa yönelik adımlar atmanın kendi yararına olduğuna duyarlılık göstermesini umuyorum. "Kıbrıs müzakerelerinin, Türkiye′nin AB üyelik sürecinin gözden geçirileceği 2009 Aralık ayı ve KKTC′de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağı 2010 Nisan′ı ışığı altında bazı takvimler temelinde ilerlemekte olduğunun hatırlatılması ve bu çabayı nasıl değerlendirdiğinin sorulması üze-rine Hristofyas, Kıbrıs sorununa aralık ayından önce ortak kabul edilebilir bir çözüm bulunmasının iyi bir iş olacağını, ancak suni veya değil bazı takvimler uğruna, çözüm olsun diye çözümü kabul etmelerinin söz konusu olmadığını söyledi. Hristofyas "Bunu Sayın Talat′a da, Güvenlik Konseyi′nin 5 daimi üyesine de, müstakbel İsveç dönem başkanlığına da, Kıbrıs sorunuyla meşgul olan herkese de söyledim" dedi.
Rum tarafının ara çözüm olasılığını inceleyip incelemediği sorulan Hristofyas "hayır" yanıtını verince "bunu kabul de mi edemeyiz" sorusunu yönelten gazete Rum Yönetimi Başkanı′ndan "Bu hayal ürünüdür. Anlaşma yapsak da yapmasak da…" yanıtını aldı. Doğrudan müzakereler prosedürünün ilerlememesi veya çıkmaza sürüklenmesi halinde devreye sokulacak bir B planı olup olmadığı sorusuna karşılık Hristofyas "Yunan hükümetiyle birlikte, olası bütün senaryoları inceleyeceğiz dediğimde ne kastediyorum? B planımız var demeden..." ifadesini kullandı.
Hristofyas′a, Aralık ayına kadar olan zamanı çözüm için yeterli bulup bulmadığı da soruldu. Sözlerine "Elbette" diye başlayan Rum Yönetimi Başkanı, şöyle devam etti: "Çünkü, bazen basit şeyler karmaşık olur, ancak tam tersi de var. Karmaşık şeyler basit olabilir. Dolayısıyla iki tarafa ve Türkiye′ye bağlıdır. Yunanistan′a bağlıdır demiyorum. Bu fırsatla, söylemem gerekir ki, Yunan hükümetiyle aramızdaki mükemmel işbirliğinden çok memnunum. Başbakan Karamanlis ve Dışişleri Bakanı Bakoyanni ile aramızda iletişim ve eşgüdüm var."
Gazetenin "Sayın Talat bir barikat konusunda hareket edemiyor, çözüm anlaşmasını nasıl yapacak, çözümün uygulanmasında nasıl anlaşacak? Ledra (Lokmacı) ve Limnidi (Yeşilırmak) konusuna anlaşmıştınız ama o riayet etmedi" şeklindeki sorusuna karşılık Hristofyas "Limnidi açılabilir ve bu söylediğiniz ortadan kaldırılabilir. Konu kapanmadı" dedi, şunları söyledi:
"Bütün Kıbrıs Cumhuriyeti başkanlarının çabası, Türkiye′yle müzakere etmemizdi. Türkiye görüşmeyi reddediyor. BM kararları, Kıbrıs sorununun çözümü için iki toplumun liderlerinin görüşmesini öngörüyor. Şimdi; ′Kıbrıslı Türklerin lideri A′yı veya B′yi yapmak istemiyor veya yapamıyor′ dedik diye bu çizgiyi, uluslar arası camiadaki; Kıbrıs sorununu çözmek istediğimiz görüntüsünü değiştirecek miyiz?"
Gazetenin "Ama bu bir gerçek... Muhatabınız herhangi bir şeye karar veremiyor" diye üstelemesi üzerine sözlerine "Sürekli olarak; size katılmam halinde Sayın Talat′ı kışkırtacak sorular soruyorsunuz" sitemiyle başlayan Hristofyas şunları söyledi:
"Ben, Sayın Talat′la müzakere etmek ve süreçte ortak dil bulmamız için açık pencere bırakmak istiyorum. Ben de tıpkı sizin istediğiniz gibi ′Talat Türkiye′ye sormadan hiçbir şey yapamaz′ şeklinde kesin konuşursam o zaman müzakerelere neden gidiyoruz? Ben bu sonuca varmak istemiyorum, çünkü böyle bir şey Kıbrıs halkının çıkarına değil."
 "TALAT′TAN DAHA FAZLASINI BEKLERDİM"
Cumhurbaşkanı Talat′la bugüne kadar gerçekleştirdikleri 30 görüşmeden sonra pişmanlık duyduğu herhangi bir şey olup olmadığı sorusuna "zannetmiyorum" yanıtını veren Hristofyas "Muhatabımdan daha fazlasını beklerdim, bunu hiç saklamadım. Bu da duygularımı kışkırtan ve beni üzen bir şeydir. ′Hayal kırıklığı′ demeyeceğim" ifadesini kullandı.

HALKIN SESI 01/06/09

 

Talat: Haberler hayal ürünü

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta bir anlaşma için Türk tarafının toprak vermesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı ve bunun 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş zamanından kabul edilerek Meclis kararı haline geldiğini anımsattı. Talat, “Ancak ne kadar toprak verilecek, neresi verilecek gibi bir çalışma yok” dedi.

Türkiye’de bir gazetede bugün çıkan konuya ilişkin haberi “hayal ürünü” olarak niteleyen Talat, toprak düzenlemelerini içerecek haritanın da ancak müzakerelerin son aşamasında ve diğer konularda anlaşma halinde gündeme gelebileceğini vurguladı.

TAK ajansına yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, geçtiğimiz gün bir köy ziyaretinde toprak düzenlemesi ve 29+’dan bahsetme nedenlerinin sorulması üzerine, özetle şunları söyledi: “Güzelyurt bölgesindeydim ve vatandaş her zamanki gibi toprak tavizi olup olmayacağını sordu.  Ben de anlaşma için toprak düzenlemesinin kaçınılmaz olduğunu anlatırken geçmiş iktidarlar döneminde, yıllar önce kabul edilen 29+ formülünü anımsattım. Sayın Denktaş zamanında kabul edilen ve Meclis kararı haline de gelen bu kararı, toprak verileceğinin kanıt olarak hatırlattım. Bu, Kıbrıs konusunu az çok bilen herkesin, sadece yetkililerin değil, vatandaşın da bildiği bir konu. Yeni bir şey yok... Ama anlaşma halinde ne kadar verilecek, neresi verilecek diye bir çalışma kesinlikle yok... Henüz o aşamalarda değiliz.”

Gelecek haftadan sonra müzakere sürecinde toprak başlığına geçileceğini, ancak prensiplerin konuşulacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, “Harita sunma birçok konuda anlaşma halinde ancak son aşamada gündeme gelebilir. Çünkü hassas bir konu” dedi. Türkiye’de bir gazetenin 29+ açıklamasından hareketle “Güzelyurt’un Rumlara verileceğine” ilişkin bugün verdiği haberi “Tamamen hayal ürünü, bilgisizlik” diye niteleyen Talat, “Türkiye basını konunun esasını öğrenmeden yayın yapmamaya özen göstermeli. Konuya hakim gazetecilere haber yaptırmalı” ifadelerini kullandı.

AA

KIBRIS POSTASI 01/06/09

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Talat'ı istifaya çağırdı

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın, dürüstlük sıfatını sürdürebilmesi için görevinden ayrılması gerektiğini savunarak, “Eğer bir bakan, kendine bağlı kurumun başkanını istifaya davet ediyor, bu olmuyorsa, Sayın Arınç'ın o görevden ayrılması lazım” dedi.Kılıçdaroğlu, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı da istifaya çağırdı.

Parlamento Muhabirleri Derneğini ziyaret eden Kılıçdaroğlu, gazetecilerin, gündemdeki konulara ilişkin sorularını yanıtladı.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın, RTÜK Başkanı Zahid Akman'dan istifasını istemesine yönelik değerlendirmesinin ne olduğunun sorulması üzerine Kılıçdaroğlu, Arınç'ın, yolsuzluklar konusundaki duyarlılığını bildiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, Arınç'ın, Akman ile görüşmesinde bu konudaki duyarlılığını dile getirdiğini belirterek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Akman'ın arkasında durma kararlılığını sürdürdüğünü savundu.

“Eğer bir bakan, kendine bağlı kurumun başkanını istifaya davet ediyor, kamuoyunun beklentisi de bu yöndeyse, bu istifa gerçekleşmiyorsa, Sayın Bülent Arınç'ın o görevden ayrılması lazım” diyen CHP'li Kılıçdaroğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Çünkü olay, Bülent Arınç-Zahit Akman olayının ötesine çıkmıştır. Başbakan'ın bizzat destek verdiği bürokrat ile o bürokratın bağlı olduğu bakan arasındaki ciddi bir sorundur bu. Sayın Arınç'ın, dürüstlük sıfatını sürdürebilmesi için o görevden ayrılması gerekir. Sayın Arınç, bir bürokrata sözünü geçiremiyorsa, Almanya'ya gidemeyen bir bürokrat, artık sabah-akşam Sayın Arınç'ı ziyaret edecekse, bu olmaz. Sayın Arınç'ın o nedenle görevden ayrılması gerekiyor. Sayın Arınç, Başbakan'a gidecek, 'Ben, Meclis Başkanı istifasını istedi, kamuoyu, tüm muhalefet partileri istifasını bekliyor ama bu kişiye siz güven, destek veriyorsunuz, arkasında olduğunuzu söylüyorsunuz, o kişi de ayrılmıyor. O zaman kusura bakmayın ben bu görevden ayrılmak zorundayım' diyecek. Eğer ayrılmazsa, Sayın Arınç'ın bu konudaki söylemlerinin samimi olmadığına dair bir görüşümüz olacak.”

“ALLAH AKIL FİKİR VERSİN”

CHP Grup Başkanvekili Kılıçdaroğlu, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, “Biz, en baştan yüzde 29 artıyı kabul ettiğimiz için toprak vermek zorundayız. Görüşme sürecinde en zor konu toprak olacaktır, çünkü toprak vermek zor bir konudur” sözlerini değerlendirdi.

Uluslararası pazarlıklarda, masaya, kartları açarak oturulamayacağını belirten Kılıçdaroğlu, “Sayın Talat, zaten baştan verici. Sayın Talat, KKTC'nin haklarını savunmaktan acizse, o görevi derhal bırakması lazım. 'Biz toprak vermek zorundayız' diyor, bari sınırlarını da çizin. Böyle bir devlet yönetimi anlayışı, herhalde dünyada ilk kez karşılaşılan bir anlayıştır. Allah akıl fikir versin” diye konuştu.

“SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ”

Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın, 63 milyon avroluk Phieleas marka otobüsleri, hangi mantıkla ve krediyle aldığını İstanbullulara açıklaması gerektiğini söyledi. Topbaş'ın, otobüsün teknik özelliklerini, Makine Mühendisleri Odası'na vermekten korktuğunu öne süren Kılıçdaroğlu, sorunun, şoförlere bağlandığını kaydetti.

Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığının, dava açtığını anımsatan Kılıçdaroğlu, “Herhalde Sayın Topbaş, cumhuriyet savcısını da özür dilemeye davet edecektir. Topbaş, bu sürecin içinde mi yoksa dışına mı çıkarıldı? Dışına çıkarıldıysa, suç duyurusunda bulunacağız. İçindeyse, ek delillerle, dava sürecini yakından izleyeceğiz” görüşünü dile getirdi.

Kılıçdaroğlu, CHP'li bir milletvekilinin özel yaşamına ilişkin bir soru üzerine, konuyu ilk kez duyduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, kişilerin özel yaşamıyla hiç ilgilenmediğini, bu konuda kendisine çok sayıda fotoğraf, belge geldiğini ancak hiçbirini kullanmadığını, politikada eleştiri unsuru yapmadığını belirtti.

A.A.

KIBRIS POSTASI 01/06/09

 

 

Kılıçdaroğlu Arınç ve Talat'ı istifaya çağırdı

01.06.2009 CNN TURK

 

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bakanı Bülent Arınç'ın, dürüstlük sıfatını sürdürebilmesi için görevinden ayrılması gerektiğini savunarak, "Eğer bir bakan, kendine bağlı kurumun başkanını istifaya davet ediyor, bu olmuyorsa, Sayın Arınç'ın o görevden ayrılması lazım" dedi.


Kılıçdaroğlu, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı da istifaya çağırdı.

Parlamento Muhabirleri Derneğini ziyaret eden Kılıçdaroğlu, gazetecilerin, gündemdeki konulara ilişkin sorularını yanıtladı.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın, RTÜK Başkanı Zahid Akman'dan istifasını istemesine yönelik değerlendirmesinin ne olduğunun sorulması üzerine Kılıçdaroğlu, Arınç'ın, yolsuzluklar konusundaki duyarlılığını bildiğini söyledi.

Kılıçdaroğlu, Arınç'ın, Akman ile görüşmesinde bu konudaki duyarlılığını dile getirdiğini belirterek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Akman'ın arkasında durma kararlılığını sürdürdüğünü savundu.

"Eğer bir bakan, kendine bağlı kurumun başkanını istifaya davet ediyor, kamuoyunun beklentisi de bu yöndeyse, bu istifa gerçekleşmiyorsa, Sayın Bülent Arınç'ın o görevden ayrılması lazım" diyen CHP'li Kılıçdaroğlu, "Çünkü olay, Bülent Arınç-Zahit Akman olayının ötesine çıkmıştır. Başbakan'ın bizzat destek verdiği bürokrat ile o bürokratın bağlı olduğu bakan arasındaki ciddi bir sorundur bu. Sayın Arınç'ın, dürüstlük sıfatını sürdürebilmesi için o görevden ayrılması gerekir. Sayın Arınç, bir bürokrata sözünü geçiremiyorsa, Almanya'ya gidemeyen bir bürokrat, artık sabah-akşam Sayın Arınç'ı ziyaret edecekse, bu olmaz. Sayın Arınç'ın o nedenle görevden ayrılması gerekiyor. Sayın Arınç, Başbakan'a gidecek, 'Ben, Meclis Başkanı istifasını istedi, kamuoyu, tüm muhalefet partileri istifasını bekliyor ama bu kişiye siz güven, destek veriyorsunuz, arkasında olduğunuzu söylüyorsunuz, o kişi de ayrılmıyor. O zaman kusura bakmayın ben bu görevden ayrılmak zorundayım' diyecek. Eğer ayrılmazsa, Sayın Arınç'ın bu konudaki söylemlerinin samimi olmadığına dair bir görüşümüz olacak" dedi.

"Allah akıl fikir versin"

CHP Grup Başkanvekili Kılıçdaroğlu, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, "Biz, en baştan yüzde 29 artıyı kabul ettiğimiz için toprak vermek zorundayız. Görüşme sürecinde en zor konu toprak olacaktır, çünkü toprak vermek zor bir konudur" sözlerini değerlendirdi.

Uluslararası pazarlıklarda, masaya, kartları açarak oturulamayacağını belirten Kılıçdaroğlu, "Sayın Talat, zaten baştan verici. Sayın Talat, KKTC'nin haklarını savunmaktan acizse, o görevi derhal bırakması lazım. 'Biz toprak vermek zorundayız' diyor, bari sınırlarını da çizin. Böyle bir devlet yönetimi anlayışı, herhalde dünyada ilk kez karşılaşılan bir anlayıştır. Allah akıl fikir versin" diye konuştu.

"Suç duyurusunda bulunacağız"

Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın, 63 milyon avroluk Phieleas marka otobüsleri, hangi mantıkla ve krediyle aldığını İstanbullulara açıklaması gerektiğini söyledi. Topbaş'ın, otobüsün teknik özelliklerini, Makine Mühendisleri Odası'na vermekten korktuğunu öne süren Kılıçdaroğlu, sorunun, şoförlere bağlandığını kaydetti.

Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığının, dava açtığını anımsatan Kılıçdaroğlu, "Herhalde Sayın Topbaş, cumhuriyet savcısını da özür dilemeye davet edecektir. Topbaş, bu sürecin içinde mi yoksa dışına mı çıkarıldı? Dışına çıkarıldıysa, suç duyurusunda bulunacağız. İçindeyse, ek delillerle, dava sürecini yakından izleyeceğiz" görüşünü dile getirdi.

Kılıçdaroğlu, CHP'li bir milletvekilinin özel yaşamına ilişkin bir soru üzerine, konuyu ilk kez duyduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, kişilerin özel yaşamıyla hiç ilgilenmediğini, bu konuda kendisine çok sayıda fotoğraf, belge geldiğini ancak hiçbirini kullanmadığını, politikada eleştiri unsuru yapmadığını belirtti.

 

 

BM Kıbrıs’a yeni plan hazırladı

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs’ta liderler arasında görüşmelerin sona ermesinin ardından 50 sayfalık bir raporu taraflara sunacağı ve rapor üzerinden referandum düzenleneceği öne sürüldü

Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında bir süreden beri devam eden görüşmelerin sonunda Birleşmiş Milletler’in (BM), liderlere yaklaşık 50 sayfalık yeni bir rapor sunacağı ve bu rapor üzerinden referanduma gidileceği ileri sürüldü.
Milliyet’in güvenilir kaynaklardan elde ettiği bilgilere göre, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer, 2 haftadır KKTC’de kamp kurdu. Geçtiğimiz hafta sonunu Girne’de bir otelde geçiren Downer, işadamları ve sivil toplum kuruluşlarının yöneticileriyle görüşmeler yaptı.
BM, Talat ile Hristofyas arasında süren görüşmelerin “sekteye uğramasını” istemiyor.
Bu çerçevede, Talat ve Hristofyas görüşmesinin yanı sıra, 1974’ten sonra Türk ve  Rum liderler arasında yapılan görüşmeler de incelenerek yeni bir rapor hazırlanacak.
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer, yaklaşık 2 haftadır KKTC’deki sivil toplum kuruluşları, işadamları ve önde gelen şahsiyetlerle temaslarda bulunuyor. Downer’in temasları sırasında Kıbrıs Türk tarafının “hassasiyetlerini” dinlediği ve BM’nin Kıbrıs’ta aktif olarak devreye gireceği zaman nasıl bir tutum izlenmesi gerektiği konusunda bir ön çalışma yaptığı belirtildi. 
Downer’in temaslarını tamamlamasının ardından liderlere sunulacak rapora son şeklinin verileceği ifade edildi. Milliyet’e bilgi veren diplomatik kaynaklar, “liderlere sunulacak raporun, taslak anlaşmanın genel bir özeti olacağını ve bu nedenle Kıbrıs Türk tarafının çok dikkatli olması gerektiğine” vurgu yaptılar.

MILLIYET02/06/09

 

Rum Kilisesi, Türkiye’yi AİHM’e şikayet edecek

Kıbrıs Kilisesi, KKTC’deki mallarının gasp edilmesi ve haklarının ihlali gerekçesiyle Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne şikayet edecek.

KHA’ya göre, Rum Başpiskoposu II. Hrisostomos dün düzenlediği basın toplantısında, AİHM’de Türkiye’ye karşı açılacak davanın hazırlandığını bildirdi.
   Başpiskopos, “Şimdi Kıbrıs Kilisesi için Türkiye’nin kilise haklarını ihlalini, kuzeydeki mallarımızın gaspını, inkar edilemez hakkımız olan kuzeydeki dini yerlerimizi ziyaret edip dua etmemize izin verilmemesini, kötü durumda ve yıkılmaya yüz tutmuş kiliselerimizi tamir hakkımızın elimizden alınmasını resmen AİHM’de rapor haline getirme zamanıdır” dedi.
   Kilisenin avukatlarından Andreas Angelidis de açıklamalarında, böyle önemli bir davada kendisine görev verilmesinin onur olduğunu söyledi ve “Savunmamızı özel davalarla ilgili dava hukuku ve Kıbrıs’ın Türkiye’ye karşı dördüncü devletlerarası başvuru üzerine bina edeceğiz” şeklinde konuştu.
   Kilisenin diğer avukatı Simos Angelidis de, yıllar boyunca yaşanan gerçeklerin değerlendirilmesi ve hazırlanmasıyla bu davanın önemi, Avrupa Konvansiyonu’nun insan haklarından doğan devredilemez haklarının savunmasında Kilise’nin hazırlığında yattığını belirtti.
   Avukat Angelidis, şöyle devam etti:
  “Tarih, uygarlık, dini eserler ve Kıbrıslı Rumların özgürlükleri 35 yıldan bu yana açıkça ihlal edilmiştir ve hiçbir hukuki fikri yoktur. Askeri üstünlüğüne karşın Türkiye uluslararası hukuka uymalıdır. Bugün Kıbrıs Kilisesi Avrupa İnsan Hakları kurumlarında adalet istemek ve bulmak için yoğun bir mücadele vermektedir”.
   Davanın bir ay içinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açılması bekleniyor.
   Davanın sunulmasından sonra Kilise’nin Türk tarafından bir misilleme bekleyip beklemediği sorusuna Rum Başpiskopos Hrisostomos, “Sanırım çok bekledik ve sınırlarımızı zorladık. Türkler ne yaparlarsa yapsınlar önemsizdir. Türkiye’nin köşeye sıkıştırılması ve dünyanın bu ülkenin nasıl düşündüğünü ve nasıl hareket ettiğini görmesi zamanıdır” dedi.
   Rum Kilisesi, bu yılın başında yayımladığı bir basın açıklamasında, 1974’ten bu yana birçok kilisenin ahıra, hayvan barınağına, kümese, gece kulübüne, kütüphaneye, kültür merkezine, morga, camiye ve askeri kamplara dönüştürüldüğünü savunmuştu. 

KIBRIS 02/06/09

 

"Ne kadar toprak verileceğine dair çalışma yok"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs′ta bir anlaşma için Türk tarafının toprak vermesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı ve bunun 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş zamanından kabul edilerek meclis kararı haline geldiğini anımsattı. Talat, "Ancak ne kadar toprak verilecek, neresi ve-rilecek gibi bir çalışma yok" dedi.
Türkiye′de bir gazetede dün çıkan konuya ilişkin haberi "hayal ürünü" olarak niteleyen Talat, toprak düzenlemelerini içerecek haritanın da ancak müza-kerelerin son aşamasında ve diğer konularda anlaşma halinde gündeme gelebileceğini vurguladı.
TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, geçtiğimiz gün bir köy ziyaretinde toprak düzenlemesi ve 29+′dan bahsetme nedenlerinin sorulması üzerine, özetle şunları söyledi:
"Güzelyurt bölgesindeydim ve vatandaş her zamanki gibi toprak tavizi olup olmayacağını sordu. Ben de anlaşma için toprak düzenlemesinin kaçınılmaz olduğunu anlatırken geçmiş iktidarlar döneminde, yıllar önce kabul edilen 29+ formülünü anımsattım. Sayın Denktaş zamanında kabul edilen ve meclis kararı haline de gelen bu kararı, toprak verileceğinin kanıtı olarak hatırlattım. Bu, Kıbrıs konusunu az çok bilen herkesin, sadece yetkililerin değil, vatandaşın da bildiği bir konu. Yeni birşey yok... Ama anlaşma halinde ne kadar verilecek, neresi veri-lecek diye bir çalışma kesinlikle yok... Henüz o aşamalarda değiliz."
Gelecek haftadan sonra müzakere sürecinde toprak başlığına geçileceğini, ancak prensiplerin konuşulacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, "Harita sunma birçok konuda anlaşma halinde ancak son aşamada gündeme gelebilir. Çünkü hassas bir konu" dedi.
Türkiye′de bir gazetenin 29+ açıklamasından hareketle "Güzelyurt′un Rumlara verileceğine" ilişkin dün verdiği haberi "Tamamen hayal ürünü, bilgisizlik" diye niteleyen Talat, "Türkiye basını konunun esasını öğrenmeden yayın yapmamaya özen göstermeli. Konuya hakim gazetecilere haber yaptırmalı" ifadelerini kullandı.

HALKIN SESI 02/06/09

 

Rum tarafında Kilise ve hükümet krizi

Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Hrisostomos, Yunanistan’ın Nikea kentinde düzenlenen bir ayinde Türkiye’yi Kıbrıs, Ege ve Trakya’yı istemekle suçladı ve Kıbrıslı Türkler ile müzakere yürüten Rum siyasetçileri de ’ödün veren cahiller’ diye azarladı. Hemen karşılık veren Rum hükümeti ise, Kilise’yi bölücü ilan etti.

Kıbrıs’ta Rum yönetimi ile güçlü kilise arasında bir süredir devam eden uzlaşma, Başpiskopos Hrisostomos’un Yunanistan’da Türkiye’nin yanı sıra, Rum yönetimini topa tutması ile yerini kavgaya bıraktı. Başpiskopos ayindeki konuşmasında, "Bugün siyasilerimiz, Kıbrıs sorununun çabucak çözümlenmesi gerektiğini yoksa Kıbrıs’ın bölüneceğini, çabuk çözüm olmazsa Türk devletinin tanınacağını bağırıyor. Bu yalandır"’ dedi. Rum hükümeti, Başpiskopos’a yanıt vererek bu görüşlerinin bölünme yanlılarına hizmet ettiğini belirtti.

haberler.com

KIBRIS POSTASI 02/06/09

Denktaş:Toprak vermek zorunda değiliz

Cumhurbaşkanı Sn. Talat, haklı olarak, “toprak konusu en zor konulardan biridir” demiş ve “geçmişte %29+’yı kabul ettiğimiz için bu konuda taviz vermek zorundayız” diye de eklemiştir.  Gün gele toprak konusunun ele alınarak bazı değişiklikler yapılması kaçınılmazdır ancak “geçmişte %29+’ya razı olduğumuz için taviz vermek zorundayız” düşüncesi yanlıştır çünkü geçmişteki BM Planlarında veya önerilerinde var olan herhangi bir şeyi  Rum tarafı kabul etmiş değildir.

Bu nedenle geçmişte söylediklerimiz bizi bağlar fakat Rumlar her konuda yeni iddialarda bulunabilirler yaklaşımı kabul edilemez bir yaklaşımdır. %29+” konusu çok gerilerde kalmıştır ve bu oranın, Talat-Hristofyas görüşmelerinde bağlayıcı hiç bir yönü de yoktur. Anlatayım:


BM Genel Sekreteri Perez de Cuellar zamanında üzerinde derinliğine çalıştığımız ve hemen hemen görüş birliğine varıldığı sanılan BM Planını imzalamak üzere New York’a davet edilmiştik. Rum tarafı , daima yaptığı gibi, tüm ilgililere planı imzalamak niyetinde oldukları haberini maksatlı olarak yaymış, benim plana karşı çıkmamı beklemekteydi. TC temsilcisi rahmetli Kırca idi.

Ben NY’a gitmeden önce planla ilgili görüşümü Ankara ile paylaşmıştım. Toprak talebimiz %30 idi. Genel Sekreter ile ilk temasımı yapmak üzere kendisini ziyaret ettiğimde Cuellar bana “bu işin sonuna geldik; senden bir küçük ricam olacak; Kypriyanu %30 toprak talebinize takmış, her şeyi kabul ediyor fakat halkına bu %30’u kabul ettiremeyeceğini söylüyor; bunun altında her şeyi kabul edebileceğini söylemektedir.

Lütfen bu konuda esneklik göster ve bu işi artık burada bitirelim” dedi. “Konu %30 mu ? Ve ben bunun altına inersem Kypriyanu planın tümüne evet mi diyecek?” diye sordum. Cuellar’ın cevabı “evet, istediği şu %30’un görülmemesi” dedi. “Pek al┠dedim ve Cuellar’ın önünde duran kâğıdı alarak “%29+”yı yazdım. Cuellar memnun ve mesut; beni kutladı, “büyük devlet adamlığı yaptığımı” söyledi. Kendisine “bu önerim, bugün bu anlaşmanın tamamlanması için yapılmış bir öneridir. Bugün Kypriyanu bu önerimi kabul etmezse geçerliliği sona erer” dedim ve ayrıldım. Rahmetli Kırca’ya konuyu anlattığımda o da çok memnun oldu. “Türkiye’yi büyük bir yükten kurtarıyorsun” diyerek beni tebrik etti. Kypriyanu bu öneriyi de ret ederse KKTC’nin tanınması muhakkak gündeme gelecekti. Cuellar da bunu ima etmişti.


Ayni gün müşterek toplantıya gittiğimde Kypriyano’nun “konuyu Yunan hükümeti ile görüşmek üzere Atina’ya” gideceğini öğrendim.  On veya on beş gün New York’ta Kipriyano’nun geri gelmesini bekledim. Geldi ve planı ret etti. Bu nedenle Cuellar belgesinin bir bütün olarak kabulüne bağlı olan %29+ önerisini bağlayıcı addetmek kadar yanlış bir yaklaşım olamaz.  O günden bu güne Kıbrıs Türklerinin yerleşim ve tapu edinme konuları daha da artmıştır. Şimdi toprak konusu görüşülürken bütün bu gerçeklerin değerlendirilmesi gerekir. 1960 Antlaşmalarında iki kurucu taraf  idarede %30 paylaşıma, bağımsızlıkta ve egemenlikte eşit ortaklığa  razı olmuştu.


Temel budur. 20 yıl uğraştan sonra KKTC’nin ilânı da egemenliğine ve bağımsızlığına sahip çıkan halkımızın bu temel haklarını hayata geçirmesinden ibarettir. Rum bunu anlamıyor ve adanın tümüne sahip çıkma pişkinliğini devam ettirebiliyorsa, ABD ile Garantör İngiltere ve şimdi de AB bu pişkinliği desteklemeye devamda kararlı iseler, bütün bunlar bizim Devletimizden, bağımsızlığımızdan ve topraktaki hakkımızdan vazgeçmemiz veya bu konularda taviz vermemiz için bir neden olamaz. Kazanılan bir devletimiz vardır.

Egemeniz ve bağımsızız. Anavatan sayesinde bunları koruyacak durumdayız. Taviz, Rum’dan, suçludan, cinayetleri, darbeleri başlatıp masum insanları toplu mezarlara gömerek Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkabileceklerini sananlar tarafından verilmelidir. Hak ve hukukunu korumak için can verenlerden değil.

KIBRIS POSTASI 02/06/09

 

Toprak konusunda çalışma yok

Gelecek haftadan itibaren “Toprak” konusunun konuşulmaya başlanmasıyla prensiplerin ele alınacağını, harita konusunun ise ancak son aşamada gündeme geleceğini söyleyen Talat, “Şu an için ‘anlaşma halinde ne kadar toprak verilecek, neresi verilecek’ diye bir çalışmamız kesinlikle yok...

‘Şurası veya burası verilecek’ gibi haberler tamamen hayal ürünü... Henüz o aşamalarda değiliz. Konunun hassasiyeti ve tüm vatandaşları yakından ilgilendirmesi nedeniyle ancak son aşamada gündeme gelebilir” dedi.

BRT
 
KIBRIS POSTASI 02/06/09

 

BM Kıbrıs’a yeni plan hazırladı

Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında bir süreden beri devam eden görüşmelerin sonunda Birleşmiş Milletler’in (BM), liderlere yaklaşık 50 sayfalık yeni bir rapor sunacağı ve bu rapor üzerinden referanduma gidileceği ileri sürüldü.

Milliyet’in güvenilir kaynaklardan elde ettiği bilgilere göre, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer, 2 haftadır KKTC’de kamp kurdu. Geçtiğimiz hafta sonunu Girne’de bir otelde geçiren Downer, işadamları ve sivil toplum kuruluşlarının yöneticileriyle görüşmeler yaptı.

BM, Talat ile Hristofyas arasında süren görüşmelerin “sekteye uğramasını” istemiyor.

Bu çerçevede, Talat ve Hristofyas görüşmesinin yanı sıra, 1974’ten sonra Türk ve  Rum liderler arasında yapılan görüşmeler de incelenerek yeni bir rapor hazırlanacak.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer, yaklaşık 2 haftadır KKTC’deki sivil toplum kuruluşları, işadamları ve önde gelen şahsiyetlerle temaslarda bulunuyor. Downer’in temasları sırasında Kıbrıs Türk tarafının “hassasiyetlerini” dinlediği ve BM’nin Kıbrıs’ta aktif olarak devreye gireceği zaman nasıl bir tutum izlenmesi gerektiği konusunda bir ön çalışma yaptığı belirtildi.

Downer’in temaslarını tamamlamasının ardından liderlere sunulacak rapora son şeklinin verileceği ifade edildi. Milliyet’e bilgi veren diplomatik kaynaklar, “liderlere sunulacak raporun, taslak anlaşmanın genel bir özeti olacağını ve bu nedenle Kıbrıs Türk tarafının çok dikkatli olması gerektiğine” vurgu yaptılar.

Milliyet SEFA KARAHASAN Lefkoşa

KIBRIS POSTASI 02/06/09

 

Artistic backdrop to the talks
By Daniel Thomas

THE ongoing reunification talks were given a brief respite yesterday from the usual humdrum exchange of black and white demands, with an interlude of colour and a chance to marvel at works of art that highlight the shared experiences and culture of the communities of Cyprus.

During yesterday’s meeting between the delegations, Cypriot artists Andreas Charalambous, Osman Keten, Zehra Sonya and Pola Hadjipapa presented their works to members of the press and negotiating officials.

The projects touch on a number of shared themes of both positive and negative aspects of life in Cyprus, such as old Nicosia’s architectural uniqueness, the geographical beauty of the island and the sexual exploitation of women.

A potent example of this shared inheritance of culture and the potential to present it as a means of moving together in the future was provided by Andreas Charalambous’ depiction of rock formations in the Karpasia Peninsula, entitled ‘The Hovering Step of Travacounta’. The word ‘Travacounta’ was coined by the artist using the two Greek words for ‘pull’ and ‘push’, and is explained with the logic that “the coexistence of the two rocks creates forms which lead to traces of ancient ancestors and of sculptural masses. Through these the artist flies to the past, approaches with sobriety the present and looks on with optimism to the future.”

Charalambous explained that “although the exhibition is not open to the general public, the idea was to provide a cultural and artistic platform for the negotiating process to take place in for the two teams of negotiators.”

The works will be exhibited for the coming months, with more works and artists being introduced at later stages during the summer.

CYPRUS MAIL 02/06/09

Bicommunual clean up group disturbed by beach rubbish
By Bejay Browne

A BICOMMUNAL group of environmentalists have expressed their outrage at the amount of rubbish they found on Lara Beach’s protected turtle breeding grounds in Paphos at the weekend.

The group, consisting of around 30 Greek and Turkish Cypriots, who first met in Brussels under the auspices of the EU, visited the Akamas to carry out the beach clean up.

The chief representative in Cyprus is Androulla Kaminara said it was outrageous that so much rubbish was found.

"We organised a beach-cleaning event in Lara beach and Toxeftra beach. Lara is home to nesting turtles. We were surprised to find such a large amount of rubbish on the beaches and collected enough to fill up a van,” she said. “These included plastic, bottles and drinks cans. It’s outrageous of people to leave these things behind in places such as that."

She said many of the bags were almost too heavy to carry to the rubbish collection point.

This was the second such event the group had attended, the first was a trip to Kormakitis.

The trips were planned after a group of NGO environmentalists were sent on a training trip to Brussels. The group was made up of colleagues in specialist fields and they met with colleagues in other fields. Group members then asked the EU if it could facilitate further meetings.

"We ‘re planning to go to the Karpas peninsula in the future, but the date has yet to be agreed,"

Kaminara said.

"We are now ten times more friendly, if that is possible, and people are fired up to ask where we are we going next."

She said the movement is snowballing, and she has received enquiries from people trying to find out how they may join in with the projects.

"It’s a real pleasure to see all these experts and specialists in their fields being so dedicated to a common cause," she said." Of course other bi-communal groups, such as those looking at how to re-use old quarry sites must also be acknowledged, as they are also dong good work," she said.

This week is also Green Week and there are a series of events taking place in Nicosia. Tonight at Strovlos Municipality at 8.30pm there is a photographic exhibition titled Water of Life. A press conference in northern Nicosia will be followed by a showing of Al Gore’s documentary film An Inconvenient Truth.

"It’s important for people to know that a wide range of events are happening, which are helping bring the two communities of Cyprus closer together,” said Kaminara.

“It’s good for people in Paphos to know that Turkish Cypriots bothered to come and clean up Lara beach. These events, and being a supporter of the environment, are for the common good of all the people. The turtle doesn’t understand about green lines and buffer zones.”

CYPRUS MAIL 02/06/09

Keep up momentum, says Downer
By Elias Hazou

ANY disappointment over the failure thus far to reach agreement on Limnitis should not be allowed to stem the impetus of reunification talks, UN Special Envoy Alexander Downer said yesterday.

“The main game,” as Downer put it, was to keep the momentum in negotiations going.

He was speaking to newsmen shortly after meeting separately with President Christofias at the Presidential Palace.

The Australian diplomat refused to be drawn on whether the Limnitis issue was deadlocked, or whether the dispute threatened to derail peace talks.

“There are good days and there are bad days, and that should come as no surprise,” he offered.

CYPRUS MAIL 02/06/09

Kıbrıs'ta sırada toprak konusu var

KKTC lideri Talat ile Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas'ın 31. görüşmesi sona erdi. Liderler 11 Haziran'da toprak konusunu görüşmeye başlayacak.

AA

Güncelleme: 14:33 TSİ 03 Haziran. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Lefkoşa ara bölge yaptığı görüşme sona erdi.

11 Haziran'da yeniden bir araya gelecek olan liderler, "toprak" başlığı üzerindeki görüşmelere geçecek.

Liderler, görüşmenin sonunda açıklama yapmadan bölgeden ayrıldı. BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, yaptığı açıklamada, liderlerin "Ekonomi" başlığı ile Yeşilırmak kapısının açılması konusunu ele aldığını belirtti.

Downer, liderlerin 11 Haziran Perşembe günü yeniden bir araya gelerek "toprak" başlığına geçeceğini, ancak daha önce "ekonomi" ve Yeşilırmak konularını yeniden ele alacağını söyledi.

Downer, BM'nin 50 sayfalık çözüm planı hazırladığına dair basında çıkan haberlerle ilgili bir soru üzerine, bir plan hazırlığı içinde olmadıklarını ifade ederek, BM'nin görevinin metin yazmak değil, taraflara yardım etmek olduğunu kaydetti. Downer, anlaşma metnine liderlerin karar vereceğini belirtti.

Garantilerle ilgili bir soru üzerine de Downer, garantilerin BM'yle ilgili olmadığını kaydederek, müzakere sürecinin doğal rayına oturması için çalıştıklarını bildirdi.

 

KKTC’de din dersi krizi

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

KKTC Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüst’ün, ortaokullarda seçmeli okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’nin “en yakın zamanda zorunlu hale getirileceğini” açıklaması krize neden oldu

 Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, din dersinin zorunlu olmasına, “Bu insan haklarına aykırı olur” diye karşı çıktı. Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) da, “Din dersi zorunlu olamaz, tepkimiz sert olur” çıkışını yaptı. Dürüst, daha sonra “din dersinin zorunlu olmayacağı” mesajı verdi.
Din Görevlileri Sendikası İkinci Olağan Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, din derslerinin “zorunlu olacağını” söyleyen Dürüst, “Müslüman bir toplum olarak milli değerler ve maneviyatın kendileri için önemli olduğunu” söyledi. Cumhurbaşkanı Talat ise, din dersinin müfredata alınabileceğini belirterek, “Ama zorunlu kılmak insan haklarına aykırı olabilir. İsteyenin tercihine bırakmak evrensel bir anlayıştır” dedi.   

MILLIYET 03/06/09

 

Talat- Hristofyas, “ekonomi”yle devam

“Ekonomi” başlığı altındaki müzakereleri bugün tamamlaması beklenen liderler, bir sonraki görüşmede “toprak” başlığına geçecek.

Yakovu: Liderler, ortak bir
belgeyi kabul edecek

  Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu, iki toplum liderinin, bugün ekonomi konusundaki görüşmelerini tamamlayacaklarını söyledi.
   Yakovu, Rum lider Dimitris Hristofyas’ın temsilcisi Yorgo Yakovu ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami tarafından ekonomi konusunda hazırlanan ortak bir belgeyi onaylayarak, bu konunun ilk okumasını tamamlayacaklarını söyledi.
  KHA’ya açıklamalarda bulunan Yakovu, iki temsilcinin ekonomi konularıyla meşgul olduğunu ifade ederek, en başından ekonomi ile ilgili tüm konuları ele aldıklarını ve önceki gün iki ya da üç konuyu tamamlamış olduklarını söyledi.
   Yakovu, temsilcilerin ekonomi konuları başlığının BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer adadan ayrılmadan önce tamamlanacağı sözünü verdiklerini de belirtti.
   Rum Başkanlık Komiseri Yakovu ayrıca, ele alınacak “geçici hükümler” olan bir sonraki konuda mutabık kalınamayabileceğini ifade ederek, Rum tarafının görüşüne göre geçici hükümlerin yapılmasıyla ilgili nihai belirlemelerden önce diğer başlıkların sonuçlandırılması gerektiğini söyledi.
   Başkanlık Komiseri, “Bu nedenle Hristofyas ile Talat arasındaki yarınki (bugünkü) görüşme için ana konu ekonomi olacaktır” diyerek, liderlerin baş başa görüşmelerinde bu başlıkları onaylamalarının beklendiğini söyledi.  
   Yeşilırmak (Limnitis) geçiş noktasıyla ilgili olarak Yakovu, kendisinin ve Nami’nin bu konuyu derinliğine görüşme fırsatı bulamadıklarını çünkü bugünkü BM görüşmesi için ortak bir belge hazırlayıp ekonomi konusuyla meşgul olduklarını söyledi.
  Komiser, “(Dün Nami ile) kısa bir görüşme yaptık. Yarından sonra göreceğiz” diyerek, iki liderin Yeşilırmak konusunu görüşmelerinin beklendiğini kaydetti.

KIBRIS 03/06/09

AB yardımıyla Lefkoşa’ya sağlıklı su

2.7 milyon Euro’ya mal olacak proje çerçevesinde, Küçükkaymaklı-Kızılbaş-Yenişehir hattındaki asbest su boruları değiştirilecek…

Lefkoşa su şebekesindeki 80 kilometrelik asbest boru, plastik olanlarıyla değiştiriliyor.
   Su Dağıtım Şebekesi’nin yenilenmesi çerçevesindeki proje, AB’nin Kıbrıslı Türklere yönelik 259 milyon Euro’luk Mali Yardımı’nın projeden hayata geçirilen ilk fiziki uygulaması oldu.
   2.7 milyon Euro’ya mal olacak proje çerçevesinde, Küçükkaymaklı-Kızılbaş-Yenişehir hattındaki asbest su boruları değiştirilecek.
   Su borularının yanı sıra 4 binin üzerinde su sayacı ve sayaç korumaları takılacak.
   Projenin başlaması nedeniyle dün sabah Şehit Ertuğrul İlkokulu önündeki alanda bir tören düzenlendi. 
   Törene, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy, Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları, AB Komisyonu yetkililerinden AB Destek Ofisi Bölüm Başkanı Alessandra Viezzer ve diğer yetkililer katıldı.
   Törene, ilkokul öğrencileri de katılarak su tasarrufu ve suyun önemiyle ilgili pankartlar tuttular.

Bulutoğluları: Kanser saçan asbest boruları değiştiriyoruz

   Törende ilk konuşmayı yapan Bulutoğluları, LTB olarak bir ilke imza attıklarını belirtti. Bulutoğluları, AB Mali Yardımı çerçevesinde ilk kez bir projenin uygulamasına başlandığını ifade ederek, yıllardır kansere yol açan asbest boruların değiştirileceğini, böylece halkın sağlığı konusunda da gelişme sağlanmış olacağını vurguladı.
   Bulutoğluları, göreve geldiğinden bu yana Lefkoşa su şebekesindeki boruların yarısını değiştirdiklerini, AB’ye yaptıkları son başvurunun da kabul edilmesi halinde alacakları yardımla söz verdiği gibi bir yıl içinde şehrin su şebekesi iletim hatlarının tamamının yenilenmiş olacağını kaydetti.
 
“2012’de günde 23 bin metreküp su arıtılacak”

   AB yetkilisi Viezzer ise konuşmasında, temiz suyun önemini vurgulayarak, bir zamanlar insanların, temiz olması nedeniyle şebekeden su içebildiklerini hatırlatarak, projenin hayata geçmesiyle Lefkoşa’nın sağlıklı suya kavuşacağını belirtti.
   Viezzer, Kıbrıs’taki en büyük su kaynağı olan Güzelyurt akiferinin aşırı kullanım nedeniyle çok azaldığına, ayrıca denizden dolayı tuzlandığına işaret ederek AB’nin Mali Yardımı sayesinde Kuzey Kıbrıs’ta su yatırımlarının süreceğini ve Kumköy’de 2012’de denizden su arıtma tesisinin hayata geçirileceğini anlattı. Viezzer, bu tesisin hayata geçmesiyle günde, içme suyu kalitesinde 23 bin metreküp su sağlanacağını, bunun da 1500 tanker su anlamına geldiğini söyledi.
   Viezzer, su iletim hatlarının da mutlaka yenilenmesi gerektiğini ifade ederek, başlayacak projenin AB Mali Yardımı çerçevesinde fiziki uygulamaya konulan ilk çalışma olduğunu belirtti.
   Viezzer, Girne, Gönyeli ve Lefke’de de benzer çalışmaların yakında başlayacağını ve insanların çeşmeden su içebileceklerini söyledi.
   Viezzer, konuşmasının sonunda Türkçe olarak “Su Hayattır” dedi.

Erhan Erçin: Projenin uygulamaya geçmesi dönüm noktası    

   AB Başbakanlık Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin ise konuşmasında, projenin uygulamaya geçmesinin bir dönüm noktası olduğunu ifade ederek, asbest boruların değişimi projesinin bu açıdan da büyük önem taşıdığını söyledi.
   Aynı çerçevede çalışmaların Lefke, Gönyeli ve Girne’de de yapılacağını belirten Erçin, atık su arıtma ve denizden su arıtma projelerinin de gündemde olduğuna dikkat çekerek, dün hayata geçen projenin çalışmasının yaklaşık 3 yıldır devam ettiğini kaydetti.
   Erçin, bu projenin ihalesini bir Kıbrıslı Türk firmasının almasının da önemli olduğunu ve projede gerçekleştirilecek performansın bundan sonraki ihaleler için diğer Kıbrıslı Türk firmalarının da önünü açacağını söyledi.
   Erçin, Lefkoşa’ya daha kaliteli su sağlayacak projeye katkısı geçenlere teşekkür etti.

Taçoy: Proje, insan sağlığı için önemli

   Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy konuşmasında, insan sağlığı için önem taşıyan proje sayesinde sağlıklı yaşam konusunda ileri bir adım atıldığını ifade etti.
   Taçoy, projenin 3 yıl önce başladığına ve AB yardımlarının ilk kez fiziki olarak uygulanmakta olduğuna işaret ederek, projenin maliyetinin küçük bir rakam olduğunu, ancak bir ilkin yaşanması açısından büyük önem taşıdığını belirtti.
   “Projeye katkı koyanlar su gibi aziz olsun” diyen Taçoy, AB’ye de yardımlarından dolayı teşekkür ederek bunların gelecekteki projeler için örnek teşkil etmesini diledi.

Güralp

   Törende son konuşmayı LTB Su İşleri Amiri Hasan Güralp yaptı. LTB’nin Su Şebekesi’ni 16 yıl önce devraldığını anlatan Güralp, şebeke ve yapılan çalışmalara ilişkin ayrıntılı teknik bilgiler
aktardı
   Güralp, Lefkoşa’nın 1993’te 30 bin olan nüfusunun bugün 60 bine, ayrıca her gün şehirde çalışanlarla birlikte 100 bine ulaştığını kaydetti.
   Güralp eski su şebekesi yüzünden şehre gelen suyun yarısının heba olduğunu belirterek, boruların değişmesiyle bunun ortadan kalkacağını vurguladı.
   Güralp, bu projenin tamamlanmasıyla Lefkoşa’da, geriye 200 KM yenilenmesi gereken su hattı kalacağını söyledi.
   Konuşmaların sonunda çalışmalar başlatıldı.

Kürsü krizi

   Bu arada konuşmalara geçilmeden önce, önünde metal plaka üzerinde Türk ve KKTC bayrakları bulunan konuşma kürsüsünün üzeri AB yetkililerinin “ricasıyla”, bayraklar görülmeyecek şekilde örtüldü.
  Basın mensuplarının bunu fark ederek görüntü almaya başlaması üzerine, LTB yetkilileri kürsünün üzerindeki örtüyü kaldırdı.
   Örtünün kaldırılmasından sonra Türk yetkililer konuşmalarını kürsüden yaparken, Viezzer konuşmasını kürsüden uzakta, üzerinde projenin adı ve AB bayrağı bulunan panonun önünde yaptı.

KIBRIS 03/06/09

"Dünya, Kıbrıs sorunundan yoruldu"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakere dönemi ve Türkiye′nin AB’ye üyelik sürecinde dönüm noktalarından birini oluşturan aralık ayı ile KKTC Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin belirleyici tarihler olacağını vurgulayarak, "Sonsuza kadar gidemez. Anlaşma konusunda umutluyum. Ama olsun veya olmasın her halükarda önemli bir durum ortaya çıkacak" dedi.
Müzakere sürecine dünyanın ilgisini "platonik" olarak niteleyerek memnuniyetsizliğini belirten Talat, Yeşilırmak kapısının açılması halinde Erenköy′ün kaderinin değişebileceğini de vurguladı.
MÜZAKERELERDE İLK TURUN              SONUNA GELİNDİ
TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Yönetim ve Güç Paylaşımı", "Mülkiyet" ile "AB Konuları" başlıklarının ardından "Ekonomi" konusunun da önümüzdeki görüşmede tamamlanmasıyla kritik gündem "Toprak" konusu ile "Garantiler"in ele alınmaya başlanacağını vurguladı.
 "Bugüne kadar ulaşılan nokta ne?" sorusuna Talat, detaya girmeden, "Önemli aşamalar katettik. Anlaştıklarımız da anlaşamadıklarımız da var. Bazı yakınlaşmalar sağlandı. Taraflar konuşulan her konuda tutumlarını ortaya koydu. Konuşulmayan konu kalmadı" yanıtını verdi.
"Toprak" konusu ile "Garantilerin" bilinçli olarak sona bırakıldığını, bu konularda ilerlemenin diğer başlıklarda ilerlemeye bağlı olduğunu vurgulayan Talat, vatandaşları yakından ilgilendiren "Toprak" konusunda ciddi hassasiyetler bulunduğunu söyledi. 
"TOPRAK", HASSAS KONU… HARİTA SON AŞAMADA
Türk tarafının anlaşma halinde toprak düzenlemesi yapmasının kaçınılmaz olduğunu ve yıllar öncesinden 29+ formülünün telaffuz edilerek meclis kararı haline getirilmesinin bunun kanıtı oluğunu yineleyen Talat, ancak bunun tüm konularda anlaşma halinde mümkün olacağını vurguladı.
Gelecek haftadan itibaren "Toprak" konusunun konuşulmaya başlanmasıyla prensiplerin ele alınacağını, harita konusunun ise ancak son aşamada gündeme geleceğini söyleyen Talat, "Şu an için ′anlaşma halinde ne kadar toprak verilecek, neresi verilecek′ diye bir çalışmamız kesinlikle yok... ′Şurası veya burası verilecek′ gibi haberler tamamen hayal ürünü... Henüz o aşamalarda değiliz. Konunun hassasiyeti ve tüm vatandaşları yakından ilgilendirmesi nedeniyle ancak son aşamada gündeme gelebilir" dedi.
YEŞİLIRMAK… ERENKÖY′ÜN KADERİ DEĞİŞEBİLİR
"Yeşilırmak kapısının açılması kriz haline geldi. Bu konuda bile analaşma olmadıktan sonra çözüm nasıl olacak?" sorusuna, "Kriz konusu oldu, çünkü yanlış ele alındı. Bizim söylediklerimizi Rumlar yanlış değerlendirdi. Oysa yeni birşey istemedik" diyen Talat, detaya girmekten kaçındı.
Rumların geleneksel "Türkiye ve asker" takıntısının devam ettiğini, bunun da birçok konuda yanlış algılamalara yol açtığını anlatan Talat, Yeşilırmak konusunun temsilciler arasında ele alınmaya devam ettiğine dikkat çekti.
Yeşilırmak kapısının açılmasıyla Tük toprağı Erenköy′ün kaderinin değişebileceğini ve bölgenin yıllardan sonra sivil yerleşime açılabileceğini de söyleyen Talat, bir soru üzerine, "Sivil yerleşime açılması demek askerin çekilmesi demek değildir. Güvenlik için askerin de kalması gerekir" dedi.
SONSUZA KADAR SÜREMEZ
"Yaklaşık 9 ay önce müzakere süreci başlarken çok umutluydunuz. Aynı umudu koruyor musunuz?" sorusuna "Umut olmadan olmaz. Rum tarafından gelen açıklamalar genelde olumsuz bir hava yaratıyor, ama çözmek zorunda olduğumuzu biliyoruz" diyen Talat, başka bir soruya karşılık, Türkiye′nin AB üyelik sürecinin belirleneceği aralık ayı ile gelecek yıl nisan ayında yapılacak KKTC cumhurbaşkanlığı seçimle-rine yönelik sürecin müzakereler için belirleyici olacağını anlattı.
"Anlaşma olsa da önemli, olmasa da... Olmazsa ne yaparız, o gün geldiğinde değerlendireceğiz" diyen Talat, taraflardan hiçbirinin masadan kalkma niyeti olmadığını, ancak görüşmelerin de sonsuza kadar süremeyeceğini vurguladı.
PLAN HAZIRLIĞI YOK… İLGİ PLATONİK
Cumhurbaşkanı Talat, Annan Planı ile ilgili süreç anımsatılarak "sürecin sonunda aniden önümüzde bir plan bulur muyuz?" sorusuna, "Öyle bir belirti yok. BM′den plan beklentimiz de yok. Olacaksa biz yapacağız ve BM de yardımcı olacak" karşılığını verdi.
Uluslararası toplumun beklentilerin aksine müzakere sürecine ilgisizliğiyle ilgili olarak da Talat, "Dünyanın ilgisi var ama platonik bir ilgi... Ete kemiğe bürünmüş değil. Çözüm istiyorsak dünyanın ilgisini çekmek zorundayız. Çünkü Kıbrıs sorunu uluslararası bir sorun ve uluslararası sorunlar da ancak uluslararası ilgiyle çözülür" dedi.
İlgisizliği, "Yoruldular, başarı olmayınca daha az ilgilenmeye başladılar" sözleriyle açıklayan Talat, Kıbrıs Türk toplumunun çözümle ilgili umutsuzluğunda uluslararası toplumun devrede olmamasının da payı olduğuna işaret etti.

HALKIN SESI 03/06/09

"Toprak miktarı saptanırken kullanılacak ilkeler görüşülmeli"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, liderlerin yarın "Ekonomi" konusunu tamamlamasının ardından başlanacak "Toprak" konusu görüşülürken, bir haritanın gündeme gelmesini beklemediklerini söyledi. Erçakıca, bu aşamada, iki kurucu devletin kontrolünde olacak toprak miktarını saptarken kullanılacak ilkelerin görüşülmesi gerektiğini belirtti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, dün düzenlediği haftalık basın brifinginde, taraflar ancak diğer konularda anlaşmaya yaklaşınca toprak konusunun harita üzerinde ele alınabileceğini ifade etti.
Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm     bulmayı amaçlayan görüşmelerin bugün devam edeceğini hatırlatan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofiyas′ın, bugünkü görüşmede "Ekonomi" başlığı altındaki görüşmelerini tamamlamayı he-deflediğini kaydetti.
SPEKÜLASYON
İki lider, ekonomi başlığı altındaki konulardan sonra "Toprak" başlığı altındaki konuları ele almayı kararlaştırdıklarını da anımsatan Erçakıca, şöyle devam etti:
"Bu vesileyle bir kez daha belirtmek iste-riz ki, görüşmelerin bu aşamasında, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum kurucu devletlerinin kontrolünde olacak toprak miktarının ele alınmasını beklemiyoruz. Bu aşamada, iki kurucu devletin kontrolünde olacak toprak miktarını saptarken kullanılacak ilkelerin görüşülmesi gerekiyor. Bu bağlamda, geçtiğimiz günlerde bazı basın-yayın organlarında toprak konusuyla ilgili olarak yer alan haberlerin tümüyle spekülasyon olduğunu bir kez daha belirtmek istiyoruz."
Cumhurbaşkanı Talat′ın Güzelyurt bölgesindeki bir köyü ziyaretinde soru üzerine toprak konusunda söylediklerinin neden olduğu tartışmalara işaret eden Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının toprak konusundaki tutumunun bilindiğini ve basının da bunu bilmesi gerektiğini kaydetti. Erçakıca, liderlerin şu ana kadarki görüşmelerde harita görüşmediğini de vurguladı.

HALKIN SESI 03/06/09

Bağış'tan Rumlara uyarı

Türkiye Cumhuriyeti  Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, AB sürecinde henüz açılmamış 18 müzakere faslının önünde siyasi engeller bulunduğunu belirterek, "Kıbrıs konusunda limanların açılmasına endekslenmiş sekiz fasıl var, Fransa'nın engellediği beş fasıl var" dedi. Bağış, Kıbrıs Rum yönetiminin de sadece siyasi gerekçelerle kriterleri yerine getirilmesine rağmen bazı fasılları engellediğini vurguladı.

AB Genel Sekreterliğinde (ABGS) basın-yayın kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelen Bağış, gazetecilerle yaptığı sohbet toplantısında Kıbrıs konusunda açıklamalarda bulundu

Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Türkiye aleyhtarı mesajlar veren Avrupalı siyasetçiler olduğuna işaret eden Bağış, "Asıl hedefleri olan Türkiye'ye havlu attırma konusunda başarılı olamayacaklar" dedi.

Uzun vadede bakıldığında AB'nin insanlık tarihindeki en eski ve en kalıcı barış projesi olduğunu kaydeden Bağış, Türkiye'nin de katılmasının bu barış projesinin taçlandırılması anlamına geleceğini söyledi.  Bağış, Avrupa ülkeleriyle Türkiye'nin karşılaşacağı ortak sorunların yüzde 80'inin entegrasyonla kendiliğinden çözüleceğini savundu.

Bir gazetecinin sorusu üzerine "Çalışmalarımızın birçoğunun üzerinde bir Kıbrıs gölgesini hissediyoruz" diyen Egemen Bağış, yine de "bardağın dolu tarafını" görmekten yana olduğunu, sürecin sadece Kıbrıs'a endeksli olmadığını söyledi.

Bağış, diğer alanlardaki reformları Türkiye tamamlarsa Kıbrıs sorununun da engel olarak kalmayacağını düşündüğünü kaydetti. Bugüne kadar AB sürecinde Kıbrıs sorunundan kaynaklanan krizlerin hep bir şekilde aşıldığını kaydeden Bağış, bu süreçte hem verilen, hem de alınan tavizler olduğunu, adadan bir tek asker çekmeden Türkiye'nin dengeleri değiştirdiğini, 10 müzakere faslı açmayı başardığını vurguladı.  
AA

KIBRIS POSTASI 03/06/09

Talat: Masada harita olmayacak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın "ekonomi" başlığı ile Yeşilırmak kapısının açılması konusunu ele aldıkları bildirildi.

İki liderin, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Lefkoşa ara bölge yaptığı 31. görüşme sona erdi. 11 Haziranda bir araya gelecek olan liderler, iki konuyu yeniden alarak, "toprak" başlığı üzerindeki görüşmelere geçecek.

Liderler, görüşme sonrası açıklama yapmadan bölgeden ayrılırken, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, Kıbrıs'ta bir anlaşma metnine liderlerin karar vereceğini söyledi.

Cumhurbaşkanlığına dönüşünde gazetecilerin görüşmeyle ilgili sorularını yanıtlayan KKTC Cumhurbaşkanı Talat, özetle şu bilgiyi verdi:

"Ekonomide ciddi farklılığımız nedeniyle biz, ekonomi konusunda hızla yakınlaşmayı sağlamak ve birleşik Kıbrıs'ın ekonomisini de birleşik hale getirebilmek için bazı ara düzenlemeler olduğunu düşünüyoruz. Kıbrıs Rum tarafı bunu biraz daha hızlı öngörüyor. Biz ise ekonomik gerçekliklere uygun olarak, yine mümkün olan en yüksek hızda gerçekleşmesini istiyoruz. Sanıyorum, bu genel yaklaşım dışında ciddi bir farkımız yoktur. Olan farklarımız bundan kaynaklanıyor. Önümüzdeki hafta buluştuğumuzda biraz daha yakınlaşma sağlayabileceğimizi umuyoruz."

Talat, "toprak konusu konuşulurken ortaya nasıl bir çerçeve konulacağı" sorusu üzerine, ilk aşamada konunun temel ilkelerini masaya koyacaklarını belirterek, "Masaya harita koyup 'Şu Kıbrıs Türk devleti', 'Şu Kıbrıs Rum devleti' diye bir harita tartışması yapmayacaklarını" bildirdi.

BM'nin plan hazırlığı içinde olduğu yönündeki haberlerin anımsatılması üzerine de Talat, "Böyle bir şey yok; planı biz hazırlıyoruz, biz hazırlayacağız daha doğrusu" ifadesini kullandı.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas, KKTC Cumhrubaşkanı Mehmet Ali Talat ile sürdürdükleri müzakerelerde, "ekonomi" başlığında da "bir miktar görüş birliğine vardıklarını" söyledi.

Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmesine giderken, Rum gazetecilerin soruları üzerine, BM'nin Kıbrıs sorununda yeni bir çözüm planı sunacağına ilişkin haberleri "hayal ürünü" olarak niteledi.
AA

KIBRIS POSTASI 03/06/09

Sırada toprak var

Kıbrıs'ta liderler 11 Haziran'daki buluşmada "toprak" başlığı üzerinde görüşmeler yapacak.BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, Kıbrıs'ta bir anlaşma metnine liderlerin karar vereceğini söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Lefkoşa ara bölge yaptığı görüşme sona erdi. 11 Haziranda yeniden bir araya gelecek olan liderler, "toprak" başlığı üzerindeki görüşmelere geçecek.

Liderler, görüşmenin sonunda açıklama yapmadan bölgeden ayrıldı. BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, yaptığı açıklamada, liderlerin "Ekonomi" başlığı ile Yeşilırmak kapısının açılması konusunu ele aldığını belirtti.

Downer, liderlerin 11 Haziran Perşembe günü yeniden bir araya gelerek "toprak" başlığına geçeceğini, ancak daha önce "ekonomi" ve Yeşilırmak konularını yeniden ele alacağını söyledi.

Downer, BM'nin 50 sayfalık çözüm planı hazırladığına dair basında çıkan haberlerle ilgili bir soru üzerine, bir plan hazırlığı içinde olmadıklarını ifade ederek, BM'nin görevinin metin yazmak değil, taraflara yardım etmek olduğunu kaydetti. Downer, anlaşma metnine liderlerin karar vereceğini belirtti.

Garantilerle ilgili bir soru üzerine de Downer, garantilerin BM'yle ilgili olmadığını kaydederek, müzakere sürecinin doğal rayına oturması için çalıştıklarını bildirdi.

KIBRIS POSTASI 03/06/09

 

Vahr, Kıbrıs konusuna da değindi

Vahr, Kıbrıs sorununun yıllardır devam eden bir sorun olduğunu ve şimdi ortada bir "fırsat penceresi bulunduğunu" kaydederek, "Bu pencere sonsuza kadar açık olmayacaktır. 2009 yılı, bu fırsat penceresinin olduğu bir yıldır" dedi.

NATO'nun yeni Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen'in Özel Kalem Müdürlüğü görevine getirilen Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi Jesper Vahr, Roj TV ile ilgili soruşturmanın tamamlanması ve Roj TV'ye herhangi bir ceza verilip verilmeyeceğine dair karara varılması konusunda bu yıl içinde bir sonuca ulaşılabileceğini söyledi.

Yeni görevini, Rasmussen'in de resmen göreve başlayacağı 1 Ağustos'ta üstlenecek olan Büyükelçi Vahr, Ankara'dan ayrılmadan önce soruları yanıtladı.

Türkiye'nin Roj TV'nin kapatılması konusundaki isteğinin hatırlatılması üzerine Vahr, "Danimarka, hiçbir şekilde PKK'ya göz yummuyor. PKK, bize göre bir terör örgütüdür" dedi.

Roj TV konusunun ise daha karmaşık bir konu olduğu görüşünü dile getiren Vahr, Danimarka'nın alacağı siyasi bir kararla bu kanalın kapatılamayacağını, bunun yasal bir süreç olduğunu belirtti.

Büyükelçi Vahr, savcıların ve polisin konuya ilişkin delilleri bir süredir incelemekte olduğunu ve bu inceleme sonucu ceza verilip verilmeyeceği konusunda bir karara varılacağını ifade etti. Vahr, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Danimarkalı ve Türk yetkililer arasında bu konuya ilişkin işbirliği yeni bir seviyeye ulaşmıştır. Çok uzak olmayan bir gelecekte yeterli delilin olup olmadığına ilişkin bir kararın verileceğine eminim. Bu, iyi bir şey. Çünkü, bu konuyu uzatarak, iki ülke ilişkilerinde 'tekrarlanan bir konu' haline getirmemeliyiz.

Soruşturmanın tamamlanması ve herhangi bir ceza verilip verilmeyeceğine dair bir karara varılması konusunda bu yıl sonundan önce sonuca ulaşacağımızı düşünüyorum. Ama tabii sonuca savcılık karar verecek."

"ROJ TV KONUSU, İLİŞKİLERİ OLUMSUZ ETKİLEDİ"

Roj TV ile ilgili alınacak olası bir kararın bu kadar uzun sürmesinin Türkiye-Danimarka ilişkilerini olumsuz etkileyip etkilemediğinin sorulması üzerine Vahr, "Bence etkiledi. Bu konu, birçok ikili görüşmede konu oldu" dedi.

İki ülke arasında birçok konuda iyi ve verimli bir işbirliği olduğunu kaydeden Büyükelçi Vahr, "ancak Roj TV konusunun ilişkileri olumsuz etkilemesinin iki ülke ilişkilerine haksızlık etmek anlamına geldiğini, çünkü ister PKK, isterse El-Kaide olsun terörle mücadelede ülkesinin Türkiye'yi desteklediğini" söyledi.

Büyükelçi Vahr, terörle mücadelede Türkiye ile Danimarka arasındaki işbirliğine dikkati çekerek, bu işbirliğinin hem siyasi hem de operasyonel seviyede olduğunu bildirdi. Vahr, tartışmalı bir konu olan Roj TV'ye yoğunlaşmak yerine, terörle ortak mücadeleye ve bu çerçevede yapılan işbirliğine odaklanılması gerektiğini belirtti.

"TERÖRİZMLE MÜCADELEDE KAPSAMLI YAKLAŞIMA İHTİYAÇ VAR"

Vahr, Türkiye'nin, Irak'ın kuzeyindeki yerel yönetimle ilişkileri ve irtibatı arttırması konusunda ise "Bunu kesinlikle olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyorum" dedi.

"Türk yetkililerle, Irak'ın kuzeyindeki yetkililer arasında yakın bağlar kurulmasını memnuniyetle karşılıyoruz" diyen Büyükelçi Vahr, hem siyasi anlamda, hem de yetkililerin temasları düzeyinde "cesur diplomatik çabaların" gerçekleştiğini ifade etti. Bu temasların ve çabaların sorunun çözümüne ve sürdürülebilir bir barışa yönelik çok önemli olduğunu kaydeden Vahr, şöyle konuştu:

"Çünkü terörizmle kapsamlı bir şekilde ilgilenilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye'nin askeri usullerle karşılık vermesi gerekliliğini kabul ediyoruz ama sosyal, ekonomik ve kültürel gibi konulara da değinilmesi gerekiyor. Bunun için de kapsamlı bir yaklaşıma ihtiyaç var."

Büyükelçi Vahr, TRT-6'nın açılmasının da iyi ve olumlu bir gelişme olduğunu ifade etti.

"ARTIK TÜRKİYE'NİN BAHANELERİ TÜKENİYOR"

Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi Vahr, Türkiye'nin AB süreciyle ilgili olarak da "Danimarka, Türkiye'nin AB'ye girme isteğini destekliyor" dedi.

AB'nin genişlemesinin, Avrupa'nın barışı, istikrarı ve refahı açısından önemli olduğunu ifade eden Vahr, ancak AB'ye üye olacak ülkelerin bazı şartları yerine getirmesi gerektiğini söyledi.

Büyükelçi Vahr, Türkiye'nin AB ile müzakere sürecine başlamadan önce bazı reformları gerçekleştirdiğini ancak müzakerelere başlamasından bu yana reform sürecinde bir yavaşlama olduğunu savundu ve şu görüşleri dile getirdi:

"Bu yavaşlamanın bazı sebepleri vardı; 2007'deki Cumhurbaşkanlığı seçimi, genel seçimler, Ak Parti'nin kapatılması davası gibi ama Ak Parti'nin önde gelen bir yetkilisinin bana söylediği bir cümleden alıntı yapmak gerekirse 'Artık Türkiye'nin bahaneleri tükeniyor'. Bence bu aynı zamanda AB'nin de Türkiye'deki reform sürecinin yeniden hız kazanması gerektiğini görmesi anlamına geliyor."

Vahr, Türkiye'nin "tam zamanlı bir AB müzakerecisi" atamasının önemli bir gelişme olduğunu ama bu görevlendirmenin "bir sonu temsil etmediğini", reform sürecinin hızlanması gerektiğini belirtti. Büyükelçi Vahr bu çerçevede, anayasa değişikliğinin gerekliliğine ve şimdiye kadar yapılan reformların uygulanmasının önemine işaret etti.

Reform sürecinde "zihniyet değişikliğinin" gerektiği görüşünü dile getiren Vahr, özellikle insan hakları alanındaki reformların hayata geçirilmesi ve uygulanması gerektiğini söyledi.

"DANİMARKA'NIN LÜGATINDA 'İMTİYAZLI ORTAKLIK' YOK"

Avrupa Parlamentosunda (AP) bu hafta sonu yapılacak seçimler için düzenlenen kampanyalarda bazı ülkelerin Türkiye'nin AB üyeliğinin tartışma konusu olarak kullanmasının hatırlatılması üzerine Büyükelçi Vahr, seçim dönemlerinde bu tür "popülist eğilimlerin" görüldüğünü ancak adayların kişisel politikaları yerine hükümet politikalarına bakılması gerektiğini belirtti.

Bazı AB ülkelerinin Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği yerine, "imtiyazlı ortaklığını" savunduğunun anımsatılması üzerine de Vahr, "Danimarka hükümetinin lügatında 'imtiyazlı ortaklık' kavramı yer almıyor. Şu anda katılım müzakereleri sürdürülüyor" dedi.

"FIRSAT PENCERESİ SONSUZA KADAR AÇIK OLMAYACAKTIR"

"AB'nin Ankara protokolünün uygulanması konusunda Türkiye'den açık bir beklentisi var ve bu AB'nin açık bir şartı" diyen Vahr, Kıbrıs'ta devam eden müzakereler konusunda umutlu olduklarını söyledi.

Adada bu yıl içerisinde bir çözüm beklenip beklenmemesi gerektiği konusunda ise Vahr, iki tarafın büyük çabasıyla, ve Türkiye'nin de dahil olduğu ilgili tarafların desteğiyle çözüm konusunda umutlu olduklarını yineledi.

NATO'nun yeni Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen'in Özel Kalem Müdürlüğü görevine getirilen Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi Jesper Vahr, Roj TV ile ilgili soruşturmanın tamamlanması ve Roj TV'ye herhangi bir ceza verilip verilmeyeceğine dair karara varılması konusunda bu yıl içinde bir sonuca ulaşılabileceğini söyledi.

Yeni görevini, Rasmussen'in de resmen göreve başlayacağı 1 Ağustos'ta üstlenecek olan Büyükelçi Vahr, Ankara'dan ayrılmadan önce soruları yanıtladı.

Türkiye'nin Roj TV'nin kapatılması konusundaki isteğinin hatırlatılması üzerine Vahr, "Danimarka, hiçbir şekilde PKK'ya göz yummuyor. PKK, bize göre bir terör örgütüdür" dedi.

Roj TV konusunun ise daha karmaşık bir konu olduğu görüşünü dile getiren Vahr, Danimarka'nın alacağı siyasi bir kararla bu kanalın kapatılamayacağını, bunun yasal bir süreç olduğunu belirtti.

Büyükelçi Vahr, savcıların ve polisin konuya ilişkin delilleri bir süredir incelemekte olduğunu ve bu inceleme sonucu ceza verilip verilmeyeceği konusunda bir karara varılacağını ifade etti. Vahr, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Danimarkalı ve Türk yetkililer arasında bu konuya ilişkin işbirliği yeni bir seviyeye ulaşmıştır. Çok uzak olmayan bir gelecekte yeterli delilin olup olmadığına ilişkin bir kararın verileceğine eminim. Bu, iyi bir şey. Çünkü, bu konuyu uzatarak, iki ülke ilişkilerinde 'tekrarlanan bir konu' haline getirmemeliyiz.

Soruşturmanın tamamlanması ve herhangi bir ceza verilip verilmeyeceğine dair bir karara varılması konusunda bu yıl sonundan önce sonuca ulaşacağımızı düşünüyorum. Ama tabii sonuca savcılık karar verecek."

"ROJ TV KONUSU, İLİŞKİLERİ OLUMSUZ ETKİLEDİ"

Roj TV ile ilgili alınacak olası bir kararın bu kadar uzun sürmesinin Türkiye-Danimarka ilişkilerini olumsuz etkileyip etkilemediğinin sorulması üzerine Vahr, "Bence etkiledi. Bu konu, birçok ikili görüşmede konu oldu" dedi.

İki ülke arasında birçok konuda iyi ve verimli bir işbirliği olduğunu kaydeden Büyükelçi Vahr, "ancak Roj TV konusunun ilişkileri olumsuz etkilemesinin iki ülke ilişkilerine haksızlık etmek anlamına geldiğini, çünkü ister PKK, isterse El-Kaide olsun terörle mücadelede ülkesinin Türkiye'yi desteklediğini" söyledi.

Büyükelçi Vahr, terörle mücadelede Türkiye ile Danimarka arasındaki işbirliğine dikkati çekerek, bu işbirliğinin hem siyasi hem de operasyonel seviyede olduğunu bildirdi. Vahr, tartışmalı bir konu olan Roj TV'ye yoğunlaşmak yerine, terörle ortak mücadeleye ve bu çerçevede yapılan işbirliğine odaklanılması gerektiğini belirtti.

"TERÖRİZMLE MÜCADELEDE KAPSAMLI YAKLAŞIMA İHTİYAÇ VAR"

Vahr, Türkiye'nin, Irak'ın kuzeyindeki yerel yönetimle ilişkileri ve irtibatı arttırması konusunda ise "Bunu kesinlikle olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyorum" dedi.

"Türk yetkililerle, Irak'ın kuzeyindeki yetkililer arasında yakın bağlar kurulmasını memnuniyetle karşılıyoruz" diyen Büyükelçi Vahr, hem siyasi anlamda, hem de yetkililerin temasları düzeyinde "cesur diplomatik çabaların" gerçekleştiğini ifade etti. Bu temasların ve çabaların sorunun çözümüne ve sürdürülebilir bir barışa yönelik çok önemli olduğunu kaydeden Vahr, şöyle konuştu:

"Çünkü terörizmle kapsamlı bir şekilde ilgilenilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye'nin askeri usullerle karşılık vermesi gerekliliğini kabul ediyoruz ama sosyal, ekonomik ve kültürel gibi konulara da değinilmesi gerekiyor. Bunun için de kapsamlı bir yaklaşıma ihtiyaç var."

Büyükelçi Vahr, TRT-6'nın açılmasının da iyi ve olumlu bir gelişme olduğunu ifade etti.

"ARTIK TÜRKİYE'NİN BAHANELERİ TÜKENİYOR"

Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi Vahr, Türkiye'nin AB süreciyle ilgili olarak da "Danimarka, Türkiye'nin AB'ye girme isteğini destekliyor" dedi.

AB'nin genişlemesinin, Avrupa'nın barışı, istikrarı ve refahı açısından önemli olduğunu ifade eden Vahr, ancak AB'ye üye olacak ülkelerin bazı şartları yerine getirmesi gerektiğini söyledi.

Büyükelçi Vahr, Türkiye'nin AB ile müzakere sürecine başlamadan önce bazı reformları gerçekleştirdiğini ancak müzakerelere başlamasından bu yana reform sürecinde bir yavaşlama olduğunu savundu ve şu görüşleri dile getirdi:

"Bu yavaşlamanın bazı sebepleri vardı; 2007'deki Cumhurbaşkanlığı seçimi, genel seçimler, Ak Parti'nin kapatılması davası gibi ama Ak Parti'nin önde gelen bir yetkilisinin bana söylediği bir cümleden alıntı yapmak gerekirse 'Artık Türkiye'nin bahaneleri tükeniyor'. Bence bu aynı zamanda AB'nin de Türkiye'deki reform sürecinin yeniden hız kazanması gerektiğini görmesi anlamına geliyor."

Vahr, Türkiye'nin "tam zamanlı bir AB müzakerecisi" atamasının önemli bir gelişme olduğunu ama bu görevlendirmenin "bir sonu temsil etmediğini", reform sürecinin hızlanması gerektiğini belirtti. Büyükelçi Vahr bu çerçevede, anayasa değişikliğinin gerekliliğine ve şimdiye kadar yapılan reformların uygulanmasının önemine işaret etti.

Reform sürecinde "zihniyet değişikliğinin" gerektiği görüşünü dile getiren Vahr, özellikle insan hakları alanındaki reformların hayata geçirilmesi ve uygulanması gerektiğini söyledi.

"DANİMARKA'NIN LÜGATINDA 'İMTİYAZLI ORTAKLIK' YOK"

Avrupa Parlamentosunda (AP) bu hafta sonu yapılacak seçimler için düzenlenen kampanyalarda bazı ülkelerin Türkiye'nin AB üyeliğinin tartışma konusu olarak kullanmasının hatırlatılması üzerine Büyükelçi Vahr, seçim dönemlerinde bu tür "popülist eğilimlerin" görüldüğünü ancak adayların kişisel politikaları yerine hükümet politikalarına bakılması gerektiğini belirtti.

Bazı AB ülkelerinin Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği yerine, "imtiyazlı ortaklığını" savunduğunun anımsatılması üzerine de Vahr, "Danimarka hükümetinin lügatında 'imtiyazlı ortaklık' kavramı yer almıyor. Şu anda katılım müzakereleri sürdürülüyor" dedi.

"FIRSAT PENCERESİ SONSUZA KADAR AÇIK OLMAYACAKTIR"

"AB'nin Ankara protokolünün uygulanması konusunda Türkiye'den açık bir beklentisi var ve bu AB'nin açık bir şartı" diyen Vahr, Kıbrıs'ta devam eden müzakereler konusunda umutlu olduklarını söyledi.

Adada bu yıl içerisinde bir çözüm beklenip beklenmemesi gerektiği konusunda ise Vahr, iki tarafın büyük çabasıyla, ve Türkiye'nin de dahil olduğu ilgili tarafların desteğiyle çözüm konusunda umutlu olduklarını yineledi.

Vahr, Kıbrıs sorununun yıllardır devam eden bir sorun olduğunu ve şimdi ortada bir "fırsat penceresi bulunduğunu" kaydederek, "Bu pencere sonsuza kadar açık olmayacaktır. 2009 yılı, bu fırsat penceresinin olduğu bir yıldır" dedi.

"YENİ GÖREVİM KONUSUNDA ÇOK HEYECANLIYIM"

Nisan ayı sonunda NATO'nun yeni Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen'in Özel Kalem Müdürü olacağı duyurulan ve bu göreve Rasmussen'le birlikte 1 Ağustos'ta başlayacak olan Büyükelçi Vahr, yeni görevi konusunda çok heyecanlı olduğunu söyledi.

1996-2007 yılları arasında bulunduğu görevler dolayısıyla NATO konularıyla yakından ilgilendiğini belirten Vahr, "Dolayısıyla kalbime yakın olan bu alana geri dönmek büyük bir fırsat" dedi.

Rasmussen'in NATO Genel Sekreterliğine seçimi esnasındaki gerginlikle ilgili olarak da Vahr, "Bazı endişeler olduğundan bahsetmenin adil olduğunu düşünmüyorum çünkü Türkiye diğer bütün NATO ülkeleriyle birlikte Rasmussen'in NATO Genel Sekreteri olması gerektiğine karar vermiştir ve eminim ki Türkiye, Rasmussen görevine başladığında yapıcı bir rol oynayacaktır" diye konuştu.

"İYİ VE YAPICI İLİŞKİLER OLACAK"

Büyükelçi Vahr ayrıca, Rasmussen ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın son olarak İstanbul'da bir araya geldiğini anımsattı ve "Türkiye'nin NATO'nun yeni Genel Sekreteri olarak Rasmussen'le ilişkiler konusunda bir endişesi olmadığını, iyi ve yapıcı ilişkiler olacağını" söyledi.

Rasmussen'in yardımcılarından birinin Türk olabileceği yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine de Vahr, NATO'daki temsil konusunun, diğer NATO üyesi ülkelerin de yaptığı gibi, zaman zaman Türkiye tarafından da gündeme getirildiğini kaydetti. Üye ülkelerin NATO'da yüksek seviyelerde temsilinin önemli olduğunu bildiren Vahr, Türkiye'nin bu isteğini gayet iyi anladığını ifade etti.

Türkiye, karikatür krizi ve Roj TV gibi konular nedeniyle Danimarka'nın eski Başbakanı Rasmussen'in NATO'nun yeni Genel Sekreteri seçilmesine karşı çıkmış, Başbakan Erdoğan'ın "çekincelerin ABD Başkanı Barack Obama'nın garantörlüğünde çözüldüğü" yönündeki açıklamasıyla Türkiye itirazını geri çekmişti.

YENİ BÜYÜKELÇİ İÇİN ÖNERİ: DANİMARKA'NIN ŞAM BÜYÜKELÇİSİ MIKKELSEN

Vahr ayrıca, Türkiye'de yaklaşık iki yıl kaldığını söyleyerek, ayrılacak olmaktan üzüntü duyduğunu, özellikle insanların misafirperverliğini ve iklimi özleyeceğini ifade etti.

Temmuz ayı ortasında Ankara'dan ayrılacak olan Vahr, Ankara'daki büyükelçilik görevini 10 Ekim 2007'den bu yana sürdürüyordu.

Bu arada, Danimarka'nın, yeni büyükelçilik görevi için şimdiki Şam Büyükelçisi Ole Egberg Mikkelsen için Ankara'dan agreman istediği öğrenildi. Konuya ilişkin, Ankara'nın yanıtı bekleniyor.

A.A.

"YENİ GÖREVİM KONUSUNDA ÇOK HEYECANLIYIM"

Nisan ayı sonunda NATO'nun yeni Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen'in Özel Kalem Müdürü olacağı duyurulan ve bu göreve Rasmussen'le birlikte 1 Ağustos'ta başlayacak olan Büyükelçi Vahr, yeni görevi konusunda çok heyecanlı olduğunu söyledi.

1996-2007 yılları arasında bulunduğu görevler dolayısıyla NATO konularıyla yakından ilgilendiğini belirten Vahr, "Dolayısıyla kalbime yakın olan bu alana geri dönmek büyük bir fırsat" dedi.

Rasmussen'in NATO Genel Sekreterliğine seçimi esnasındaki gerginlikle ilgili olarak da Vahr, "Bazı endişeler olduğundan bahsetmenin adil olduğunu düşünmüyorum çünkü Türkiye diğer bütün NATO ülkeleriyle birlikte Rasmussen'in NATO Genel Sekreteri olması gerektiğine karar vermiştir ve eminim ki Türkiye, Rasmussen görevine başladığında yapıcı bir rol oynayacaktır" diye konuştu.

"İYİ VE YAPICI İLİŞKİLER OLACAK"

Büyükelçi Vahr ayrıca, Rasmussen ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın son olarak İstanbul'da bir araya geldiğini anımsattı ve "Türkiye'nin NATO'nun yeni Genel Sekreteri olarak Rasmussen'le ilişkiler konusunda bir endişesi olmadığını, iyi ve yapıcı ilişkiler olacağını" söyledi.

Rasmussen'in yardımcılarından birinin Türk olabileceği yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine de Vahr, NATO'daki temsil konusunun, diğer NATO üyesi ülkelerin de yaptığı gibi, zaman zaman Türkiye tarafından da gündeme getirildiğini kaydetti. Üye ülkelerin NATO'da yüksek seviyelerde temsilinin önemli olduğunu bildiren Vahr, Türkiye'nin bu isteğini gayet iyi anladığını ifade etti.

Türkiye, karikatür krizi ve Roj TV gibi konular nedeniyle Danimarka'nın eski Başbakanı Rasmussen'in NATO'nun yeni Genel Sekreteri seçilmesine karşı çıkmış, Başbakan Erdoğan'ın "çekincelerin ABD Başkanı Barack Obama'nın garantörlüğünde çözüldüğü" yönündeki açıklamasıyla Türkiye itirazını geri çekmişti.

YENİ BÜYÜKELÇİ İÇİN ÖNERİ: DANİMARKA'NIN ŞAM BÜYÜKELÇİSİ MIKKELSEN

Vahr ayrıca, Türkiye'de yaklaşık iki yıl kaldığını söyleyerek, ayrılacak olmaktan üzüntü duyduğunu, özellikle insanların misafirperverliğini ve iklimi özleyeceğini ifade etti.

Temmuz ayı ortasında Ankara'dan ayrılacak olan Vahr, Ankara'daki büyükelçilik görevini 10 Ekim 2007'den bu yana sürdürüyordu.

Bu arada, Danimarka'nın, yeni büyükelçilik görevi için şimdiki Şam Büyükelçisi Ole Egberg Mikkelsen için Ankara'dan agreman istediği öğrenildi. Konuya ilişkin, Ankara'nın yanıtı bekleniyor.

A.A.

KIBRIS POSTASI 03/06/09

 

Cyprus 48th most peaceful country in the world
By Daniel LUCAS

CYPRUS has moved up three places to 48th out of 144 countries on the Global Peace Index (GPI), but is still in second last place when it comes to the Western European countries coming in 18th after Greece in 19th place.

The index is based on a system developed by the Economist Intelligence Unit that is now in its third year. It uses a broad range of 23 qualitative and quantitative indicators determined by an international panel of experts that can produce an accurate estimate of a country’s internal and external propensity towards peace.

These include levels of democracy and transparency, education and material wellbeing.

In this year’s findings, the Index ranked Cyprus 48th in the world in terms of levels of peace, ascending three places since the GPI of 2008. This was largely due to its low risk of being the subject of a terrorist attack.

The countries at the top of the table are New Zealand, Denmark and Norway at 1st, 2nd and 3rd respectively, while 14 out of the top 20 countries are located in either Western or Central Europe. All five Scandinavian countries are in the top 10 list. At the bottom of the Index is Iraq, followed closely by Afghanistan and Somalia.

While some people might argue that analysing levels of peace is a futile endeavour if little is being done to minimise the incidence of its absence, the Index in fact provides much more than just a list.

Researchers working for the Index observed that there was a marked decrease in the levels of peace in 2009, due in large part to an increase in violent conflict across the world that has been caused by ethnic and political rivalries being exacerbated by the global economic recession.

From Gaza, Somalia and Sri Lanka, to Zimbabwe, Madagascar and Afghanistan, conflict and political turmoil have been observed to increase, thus contributing to an overall drop in global ‘peace’. The indicators that are used by the Index in gauging peace are extremely sensitive and take into account factors such as well-being, political expression and transparency, affluence and economic vitality and the possession of choice and health.

Along with the GPI, an adjacent, unprecedented analysis of the economic causes and effects of the absence of peace was also undertaken, which served to highlight the correlation between the economic health of a country and the levels of peace within it.

Iceland provides the best example of this connection, as it topped the Index last year but has since dropped to fourth place because of the significant impact the recession has had there. Steve Killelea, founder of the Global Peace Index, explains:

“People need to understand the structure and attitudes that create peace and start to build them in to their societies. Peace lies at the centre of being able to manage the many and varied challenges facing humanity, simply because peace creates the optimum environment in which the other activities that contribute to human growth can take place… Peace does have an economic value apart from the very real humanitarian values associated with it. Research has calculated the impact of lost peace to the world economy over a period of ten years is US$48 trillion.”

With the loss of such a substantial amount of money, one could be excused for supposing that such a weighty statistic would be enough to convince the leading countries of the world to act with a bit more urgency and expedience when it comes to maintaining peace. However, a possibly surprising yet ultimately predictable conclusion of the Index is that the three leading military powers of the world hold significantly forlorn places on the index with the US at 83rd, China at 74th and Russia at a dismal 136th. When observing the countries of the G8, excluding the three previously mentioned, only Japan (7), Canada (8) and Germany (16) can be considered as doing well. The UK came in at 35th.

The Global Peace Index was founded by Steve Killelea, an Australian entrepreneur and philanthropist, and its members include a range of international personalities, from Desmond Tutu and Kofi Anan to Sir Mark Moody-Stuart, chairman of Anglo American and former chairman of Royal Dutch Shell. It composes part of the Institute for Economics and Peace, a think tank that attempts to determine the fluid and complex relationship between economics, business and peace.

For full list of countries www.visionofhumanity.org

CYPRUS MAIL 03/06/09

 

Talat’ın açıklamaları din görevlilerini üzdü

Din Görevlileri Sendikası Başkanı Mehmet Dere, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın dün basında yer alan “Mecburi din eğitimi insan haklarına aykırıdır” ifadelerini üzüntü ve endişe içinde karşıladıklarını söyledi.

Dere yaptığı yazılı açıklamada, din eğitiminin Avrupa’nın hemen hemen tüm ülkelerinde verildiğini, bazı Avrupa ülkelerinde ise uygulamalı olarak verildiğini kaydetti.
   Dere, “Laik devlet, bir genel kültür bilgisi olarak bütün dinleri ve kişinin içinde yaşadığı memleketin dinini öğrenciye öğretmek zorundadır. Ondan sonrası kişinin kendi tercihidir” dedi.
   Anayasa’nın 59’uncu maddesi, 4’üncü fıkrasında belirtildiği gibi halkın öğretim ve eğitim ihtiyaçlarının karşılanmasının da devletin temel görevleri arasında olduğunu ifade eden Dere, buna bağlı olarak din eğitiminin, Anayasa’nın 23’üncü maddesi ve 4’üncü fıkrasında belirtildiği gibi devletin gözetiminde ve denetimi altında yapılmak mecburiyetinde olduğunu kaydetti. 
   Güney Kıbrıs’ta yapılan din eğitiminin de mecburi olduğunu ifade eden Dere, “Sendika olarak, Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın okullarda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini zorunlu okutma girişimini destekliyor ve alkışlıyoruz” dedi.

KIBRIS 04/06/09

 

"Çevre felaketine sürükleniyoruz"

Avrupa Komisyonu "Kıbrıs" Temsilciliği ile bazı sivil toplum örgütleri, 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla çevre konusundaki sorunlar ve alınması gereken önlemlere dikkat çekmek amacıyla dün bir basın toplantısı düzenledi.
"Avrupa Yeşil Hafta" konulu basın toplantısı başkent Lefkoşa′da Sidestreets′te yer aldı.
Halkın dikkatini çevre sorunlarına çekmek ve duyarlılık yaratmak amacıyla Sidestreets karşısında mahkemeler önündeki kaldırımda ise doğa fotoğrafları sergilendi ve sivil toplum örgütleri tarafından halka broşürler dağıtıldı.
Basın toplantısında KKTC′de önemli çevre sorunları yaşandığı ve gerekli önlemlerin ivedilikle alınmaması halinde çevre felaketine doğru sürüklenileceği uyarısında bulunuldu.
2020’YE KADAR 3 HEDEF
Avrupa Komisyonu "Kıbrıs" Temsilcisi Androulla Kaminara, tüm dünyayı etkisi altına alan  küresel ısınma sorununun Kıbrıs′ta diğer ülkelere oranla daha ciddi boyutlarda yaşanacağını kaydederek, "kurtuluş için" uyarıların dikkate alınmasını istedi.
Avrupa Komisyonu′nun geçen Aralık ayında çevreyle ilgili bir paket kabul ettiğini kaydeden Kaminara, bu paketin Avrupa′da çevreyle dost politikaları yaymak amacı taşıdığını belirtti.
Bu önlemler paketinin isminin "20 20 20 for 2020" olduğunu kaydeden Kaminara, ismin açıklamasını da yaptı.
Kaminara; ilk 20′nin yenilenebilir enerji kaynaklarının 2020 yılına kadar yüzde 20 oranında artırılmasını; ikinci yirminin atmosferdeki karbondioksit salımının 2020 yılına kadar azaltılmasını; üçüncü yirminin ise 2020 yılına kadar enerji sarfiyatının yüzde 20 oranında azaltılmasını temsil ettiğini anlattı.
Bunların herhangi bir ülkenin hedef olarak birleyebileceği global önlemler olduğunu belirten Kaminara, amaçlarının; küresel ısınmanın önüne geçerek sıcaklıktaki artışın 2 derecenin üzerine çıkmamasını sağlamak olduğunu söyledi.
"KIBRIS′TA YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ   KULLANIMINI ARTIRMAK"
Bunların Avrupalı hedefler olduğunu ve her üye ülkeye farklı şekillerde adapte edildiğini belirten Kaminara, Kıbrıs′ta hedefin; 2020′ye kadar yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını yüzde 13 oranında artırmak olduğunu dile getirdi. Kaminara, Kıbrıs′ta güneş enerjisi ile su ısıtmanın yüksek seviyelerde olmasına rağmen, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının son derece düşük olduğunu ifade etti.
NELER YAPILABİLİR?
Çevreyi korumak, enerji kaynaklarının sarfiyatını azaltmak için bireylerin neler yapabileceğini de anlatan Kaminara, bunları; ışıkların kapatılması, klimaların kullanımında tasarrufa gidilmesi, yüzme havuzlarının kısıtlanması ve su kullanımının mümkün olduğunca azaltılması olarak sıraladı.
Avrupa Komisyonu′nun Kuzey Kıbrıs′ta çevre için neler yaptığıyla ilgili bilgiler de veren Kaminara, Kıbrıslı Türkler′e sağlanan 259 milyon euroluk mali yardımın 100 milyon eurosunun çevreye yatırıldığını kaydetti.
Avrupa Komisyonu′nun su tedariki ile sanitasyona (su kullanımının daha sağlıklı bir hale getirilmesine), Natura 200 kapsamındaki bölgelerin korunmasına, katı atık yönetimine, CMC rehabilitasyon projesine yatırımlar yaptığını kaydeden Kaminara, Kıbrıs Türk halkının çevre konusundaki bilincini ve duyarlılığını artırmak için de çalışmalar yaptıklarını kaydetti.
SAHİR
Yeşil Barış Hareketi Başkanı Doğan Sahir de KKTC′nin çevre tahribatından önemli oranda nasibini aldığını kaydederek, dünyadaki örnekler takip edilmeden vahşi yöntemlerin KKTC′de kullanılmaya devam edildiğini ifade etti.
Denetimden kaçınıldığını da kaydeden Sahir, plansız bir şe-kilde su arıtıldığına dikkat çe-kerek, bunun denizi olumsuz yönde etkilediğini söyledi.
TUĞSAL
Kıbrıs Erozyonla Mücadele Doğal Varlıkları Koruma ve Yaşatma Vakfı (KEMA) Yönetim Kurulu üyesi Osman Tuğsal da, KKTC′de aşırı bir ağaçsızlık olduğunu kaydederek, AB standartlarına yükseltilmesi için 35 hektarlık ağaç ekilmesi gerektiğini vurguladı.
KEMA′nın uyarılarda bulunarak bu eksikliğin giderilmesini sağlamaya çalıştığını ifade eden Tuğsal, okullarda düzenledikleri kompozisyon yarışmalarıyla çocukların doğaya duyarlılığını artırmaya çalıştıklarını kaydetti.
KKTC′de çölleşmeye gidildiği uyarısında da bulunan Tuğsal, çare aramanın ve önlem almanın hem halkın hem de devletin görevi olduğunu söyledi.
Tuğsal, "KKTC′de hukuksuzluk bizi bu noktalara taşıdı" iddia-sında da bulundu.

HALKIN SESI 04/06/09

 

İngiltere'nin garantiler politikası değişmedi

İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet Rum Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı ile temasa geçerek, “İngiltere’nin garantiler konusundaki siyasetinin değişmediğini teyit ettiği” belirtildi.

Politis Gazetesi’ne, göre İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband’ın Yunanistan’da yayımlanan “To Vima” gazetesine yapmış olduğu “önce Kıbrıs sorunun çözümlenmesi ve ardından garantiler konusunun ele alınması” şeklindeki açıklamasını yorumlayan Millet, ülkesinin; garantiler ve güvenlik konusunu, müzakerelerin ayrılmaz bir parçası olduğunu düşündüğünü belirtti.

GÖRÜŞÜNÜZÜ SÖYLEYİN

Öte yandan DİKO Başkan Vekili Yorgos Kolokasidis, İngiltere’nin tezlerinin, kendilerine “ilerleyin ve bekleyin” diyen “Annan Planı reçetesine” benzediğini ileri sürdü.
“Sonuçta müzakerelerde işgalin yasallaşmasını mı yoksa vereceğimiz tavizleri mi konuşacağız” sorusunu soran Kolokasidis, garantiler konusunun kendileri için kırmızı çizgi olduğunu belirtti ve bu konuda düşüncelerini ortaya koymaları için AKEL ve DİKO’ya çağrıda bulundu.

starkıbrıs

KIBRIS POSTASI 04/06/09

 

President says progress on economy talks
By Stefanos Evripidou

THE TWO leaders made some headway on the economy in their efforts to reach a solution to the Cyprus problem, said President Demetris Christofias yesterday.

Speaking after the 31st meeting between the two community leaders since direct talks began last September, Christofias said that some convergence has been achieved in some aspects of the economy chapter.

Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat discussed the economy and the controversial Limnitis crossing during yesterday’s talks, after which, the president said on the economy: “I must admit we have achieved something”.

Both issues will be discussed again next Thursday as will the potentially explosive issue of territory.

Asked to comment on Turkish press reports that the UN has prepared a 50-page solution blueprint, Christofias replied: “How many comments are we going to make on these figments of the imagination?”

The UN’s Special Envoy to Cyprus Alexander Downer categorically denied reports that the UN was preparing any kind of blueprint document.

“The United Nations isn’t in the game of writing blueprints. It is for the leaders to negotiate ultimately a comprehensive settlement, not for the United Nations to write blueprints,” he said.

One UN source said the Turkish press report was a case of “some people mistaking wishes for reality. It’s just absurd.”

However absurd, the report caught the ear of political parties, inciting a barrage of warnings and criticism from a number of parties such as EDEK, DIKO and EVROKO, who cautioned the UN against proposing another Annan plan.

Socialist EDEK leader Yiannakis Omirou reminded Downer that the UN must play an objective role.

A source close to the talks confirmed that the UN “hasn’t written a single word”.

“It is very clear that Cypriots are doing the writing. They bring their own documents to the talks and email each other. The reality is it’s a Cypriot process.”

The source noted that the trend so far in the talks was for the Turkish Cypriot negotiating team to put forward draft documents first, while the Greek Cypriot team seemed to be in less of a hurry, though this occasionally puts them on the back foot.

Regarding the economy issue, the Turkish Cypriot team approached the issue from a very different direction than that set out in the joint document compiled by the relevant Working Group on economic issues.

“They essentially took the joint paper and moved it around a lot so that the issue of competences kept on coming up,” said one source.

One political analyst told the Cyprus Mail the tactic appeared to be geared towards sending the message that until the issue of governance is agreed, little progress can be made elsewhere.

“The Turkish Cypriots care more about ‘effective participation’ more than anything else. If this is sorted out, then you might start seeing less demand for three of everything,” said the analyst. The figure three is relevant to the question of whether each official position should be represented three times (Greek Cypriot and Turkish Cypriot constituent states and federal state).

“The Greek Cypriots read the insistence on ‘three’ as them pushing for two states, but really it seems to be a way of pressuring the Greek Cypriots to reach agreement on governance. The Turkish Cypriots want to be convinced that the federal state will be run by both communities.”

The two sides pulled back from the brink on the hot issue of Limnitis, and overcame the Orams property case bombshell, to make some progress yesterday on the economy.

They will continue on that issue even after starting on territory, but only during their tete-a-tete sessions, where the two can sound each other out on their positions.

“No one expects proper negotiations on territory and security. They will likely go back to the issue of governance and try to sort it out before the summer break,” said the source.

“They are genuine about wanting a solution. Both sides have loosened up a bit and are moving towards a middle ground. They need to fix the difficult stuff before September. But you never know, things could blow up at any point,” they added.

CYPRUS MAIL 04/06/09

Occupied mayorships upset over Hillary snub
By Elias Hazou

THE MAYOR of the occupied town of Famagusta wants the government to protest to Washington because US Secretary of State Hillary Clinton “refused” to see the mayors of occupied townships when the opportunity arose recently.

According to Alexis Galanos, a delegation of PSEKA had arranged a meeting with Clinton and they had asked that the meeting include mayors of occupied municipalities.

However it seems the Secretary of State resorted to a bit of diplomatic legerdemain. According to Galanos, prior to her meeting with PSEKA, Clinton had set the condition that she would see only American citizens—effectively disqualifying the Greek Cypriot mayors who were keen for some face-time with the top US diplomat.

Galanos speculated this was part of US protocol of “keeping equal distances”: had Clinton agreed to meet with the Greek Cypriot mayors, this might have upset the Turkish Cypriots.

But Galanos was none too impressed, calling the treatment of the mayors “unacceptable.”

He said the snub was a sign the Obama administration was not as “involved with refugee issues as much as we’d like.

“It is the first time this has happened...and we express our bitterness,” the Famagusta mayor told newsmen.

“We believe our Foreign Ministry should issue a demarche to Washington,” he added.

On a smaller scale, the mayors’ grievance echoed the fuss made by certain quarters last month after Clinton had agreed on a one-on-one with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

Galanos praised the Greek Cypriot community in the United States for its solid work in promoting the Cyprus issue, but bemoaned the lack of coordination between expat organizations and the government.

PSEKA, also known as The International Coordinating Committee "Justice for Cyprus,” was founded in 1975 by the late President of Cyprus, Archbishop Makarios. The organization, with headquarters in Nicosia, Cyprus, has chapters all over the world. Its North American headquarters are located in New York City.

CYPRUS MAIL 04/06/09

Talat'tan Hristofyas'a: Allah kolaylık versin

Rum Kesimi liderinin, Türkiye'nin AB yolunda atacağı her adımda karşısında kendilerini bulacağı açıklamasına, Mehmet Ali Talat'tan yanıt geldi.

AA

05 Haziran. 2009 Cuma

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin, Avrupa Birliği müzakere sürecinde attığı her adımda karşısında Güney Kıbrıs'ı bulacağını söyleyen Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'a ''Allah ona kolaylık versin'' diyerek yanıt verdi.

Mehmet Ali Talat, bu yıl 33.sü düzenlenen KKTC Uluslararası Fuarı'nın açılışında, Dimitris Hristofyas'ın, ''Türkiye, Avrupa Birliği müzakere sürecinde attığı her adımda karışında(Güney) 'Kıbrıs'ı bulacak'' sözlerini değerlendirdi.

Talat, ''Vallahi Allah ona kolaylık versin. Yani Türkiye ile rekabete soyunuyorsa Allah ona kolaylık versin. Bu duama ihtiyacı olacak'' dedi.

 

FT: 'Üyelik sürecinin durması endişesi'

AP Seçim kampanyasında Türkiye'ye yönelik ağır eleştirilerin Türkiye'de kaygı ve rahatsızlık yarattığı belirtilirken müzakere sürecinin çıkmaza girmesi korkularına dikkat çekiliyor. Financial Times gazetesi, "Ankara'daki diplomatlar, şimdiden Avrupa Birliği üyeliği yönündeki ilerlemenin gıcırdayarak durmasından endişe duyuyorlar" diye yazdı.

AP Seçim kampanyasında Türkiye'ye yönelik ağır eleştirilerin Türkiye'de kaygı ve rahatsızlık yarattığı belirtilirken müzakere sürecinin çıkmaza girmesi korkularına dikkat çekiliyor. Financial Times gazetesi, "Ankara'daki diplomatlar, şimdiden Avrupa Birliği üyeliği yönündeki ilerlemenin gıcırdayarak durmasından endişe duyuyorlar" diye yazdı.

Financial Times gazetesi, Türkiye muhabirini Delphine Strauss imzalı haberinde AP Seçim kampanyasında Türkiye'ye yönelik ağır eleştirilerin, politikacılar arasında yarattığı olumsuz etkilerine işaret ederken "Ankara'daki diplomatlar, şimdiden Avrupa Birliği üyeliği yönündeki ilerlemenin gıcırdayarak durmasından endişe duyuyorlar" diye yazdı.

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin "imtiyazlı ortaklık" ısrarından Hollanda, Avusturya ve Bulgaristan'daki aşırı sağ partilerin milliyetçi söylemine kadar herhangi bir eleştirinin, Türk medyasınca Türkiye'nin 50 yıllık AB üyeliği çabaları için yeni bir ret olarak yorumlandığını kaydeden gazete, haberinde şöyle devam etti:

"Ancak en büyük sorunu, Türkiye'nin uzun vadeli üyelik şansına ilişkin kuşkuların, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'ne (AKP), müzakereleri ilerletecek gerekli reformları geçirmek amacıyla siyasi risk alması için teşvik edici olmaması oluşturuyor."

-"TEK BAŞLIK AÇILIRSA TÜRKİYE ŞANSLI SAYILACAK"

2005 yılının sonundan bu yana Türkiye'nin genel olarak her dönem başkanlığında iki başlık açtığını belirten gazete "Ancak şimdi, Çek Başkanlığı sona ermeden tek bir başlık - vergilendirme - açabilirse şanslı sayılacak. Sendikalar ile ilgili yasanın geçememesi, yetkililerin planlarının aksine sosyal politika ve istihdam ile ilgili müzakerelere başlanmayacağı anlamına geliyor" diye yazdı. Gazete şöyle devam etti:

"Fransızların ve Kıbrıslıların (Rumların) itirazları nedeniyle birçok başlığı durduğu için, Kıbrıs'taki görüşmelerde sağlanabilecek bir hamle Türkiye'yi, limanlarını Rumlara açmaya yönlendirmese, her türlü ilerleme görüntüsü gelecek yıl durabilir."

Gazeteye konuşan, Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Cengiz Aktar'ın da "Eğer sürecin, bu yılın sonunda veya gelecek yılın başında doğal nedenlerden ölmesini istemiyorsak taze kana ihtiyacımız var" derken hükümetin harekete geçmesi gereğini de vurguladı.

-"AB'NİN MÜZAKERELERİ TAMAMEN ASKIYA ALMASI BEKLENMİYOR"

Buna karşın FT, "Ancak Avrupa yanlısı bir AKP milletvekili, son bir yılda fazla bir şey yapılmadığını ve AB'nin, Türkiye'deki ilerlemeyi yeniden değerlendirmesinden önce reformların parlamentodan geçmesi için pek zaman kalmadığını kabul ediyor" diye yazdı. Gazete şu görüşleri dile getirdi:

"Yıl sonunda yapılacak ve aynı zamanda Türkiye'nin Rum gemilerini kabul etme taahhüdünün de değerlendirileceği gözden geçirmenin, devlet üyelerini, müzakereleri tamamen askıya almalarına yol açması beklenmiyor. Ancak Türkiye'nin katılım hedefini destekleyen Avrupalı diplomatlar, yeni ertelemeler olasılığından kaygı duyduklarını söylüyorlar."

-"DURGUNLUK, ADAYLIĞI YAVAŞ BİR ÖLÜM SARMALINA SOKABİLİR"

FT'ye konuşan Eurasia Group'tan Wolfango Piccoli de "Stagnasyon, karşılıklı yabancılaşmayı daha da körükleyebilir ve bu, Ankara'nın adaylığını yavaş bir ölüm sarmalına sokabilir" uyarısını yaptı.

İngiliz gazetesi, Almanya'da eylülde yapılacak seçimlerin de kaygı yarattığını belirtirken, "Angela Merkel, son dönemde Türkiye'nin üyelik hedefine ilişkin tonunu yumuşatmış ise de, SPD koalisyon ortakları olmadan hükümet oluşturabilirse Seçim sonrası Ankara, en güçlü Alman destekçilerini kaybeder" görüşünü de dile getirdi.

Türkiye'nin karşılaştığı engeller dikkat alınırsa Avrupa Komisyonu'nun Ankara Temsilcisi Büyükelçi Marc Pieri'nin hayranlık yaratacak kadar iyimser olduğunu belirten gazete, Pieri'nin İngiltere, İspanya ve Bulgaristan'ı örnek göstererek katılım müzakereleri sürecinde hayal kırıklarının olduğunu ancak sonunda üyeliğin gerçekleştiğini söylediğine dikkat çekti.(ANKA

ANKA/ haberler.com

KIBRIS POSTASI 05/06/09

 

Stefanu'dan 'taviz' savunması

Güney Kıbrıs’ta işler her geçen gün biraz daha karışıyor. Hükümet ortakları arasındaki kriz tırmanıyor. Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, Rum Lider Dimitris Hrisyofias’a dönük Kıbrıs konusunda taviz verdiğine ilişkin eleştirilerin yoğunlaşmaya başlaması üzerine açıklama yapma gereği duydu. Stefanu Hristofias'ın taviz vermediğini söyledi

Stefanu, Haravgi Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, Hristofyas’ın Türkiye kökenli Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşları ve dönüşümlü başkanlık konularında taviz vermiş olduğu iddialarının gerçeği yansıtmadığını, aksine Hristofyas’ın Kıbrıs Rum tarafının daha önce bu konularda kabul etmiş olduğu tezleri iyileştirerek müzakere masasına sunduğunu ifade etti.

Stefanu, dönüşümlü başkanlık konusunda yapılan eleştirilerle ilgili olarak ise “Hristofias “başkanlık konseyi çerçevesindeki dönüşümlü başkanlık” olgusunu müzakere ediyor ve bunun Annan Planı çerçevesinde de kabul edildiği unutulmamalıdır” dedi.

KIBRIS POSTASI 05/06/09

 

Cyprus media proving to be a big downer for Un envoy
By Stefanos Evripidou

NO ONE said it would be easy but UN Special Envoy Alexander Downer might just wish someone had told him it would be this hard after spending the last few days rejecting a convoy of explosive “comments” attributed to him by the media.

The Australian diplomat has been fighting off accusation after accusation the last few days, coming from all angles and on all subjects, forcing him to deny each allegation one by one before the cameras.

Working and speaking about the Cyprus problem requires a good degree of dexterity and diplomatic reserve, but one can do little about what is not said, and according to Downer, the media has focused most of its attention on just that.

The hottest potato was a report in the Turkish press and picked up by the Greek Cypriot media that the UN has prepared a 50-page settlement blueprint, completely contradicting the “solution by Cypriots for Cypriots” mantra of the past few months.

Another allegation was that Downer had said Turkey’s “guarantee” and troops would remain on the island post-solution. Reports also surfaced that Downer was putting pressure on political leaders to solve the Cyprus problem, forcing President Demetris Christofias to say he would investigate the matter and have a few words if this was the case.

The latest comment attributed to the former foreign minister was that he finds certain Greek Cypriot media, namely papers Phileleftheros and Simerini and TV channels Antenna and Sigma, “disgusting”.

Then perhaps on a lighter note there was the report that he had applied for a top international job as head of the APEC secretariat for 2010. Despite Downer insisting he didn’t really have his heart in it, this was actually true.

The series of allegations bandied about the media stirred up quite a fuss among government coalition partners DIKO and EDEK, as well as Evroko and the Greens.

DIKO’s Fotis Fotiou said “all that’s happening in the last few weeks is certainly reminiscent of the pre-referendum period in 2004” while EDEK’s Yiannakis Omirou warned against another UN-made plan with timeframes and concessions, saying “reheated food is a recipe for failure”.

AKEL’s chief Andros Kyprianou categorically rejected the notion that the UN had prepared a blue print while DISY’s Nicos Anastassiades didn’t’ take the reports too seriously.

“I have the impression that the effort to demonise UN representatives from time to time is not most beneficial to Cyprus,” said the DISY leader.

As for the man himself, he had this to say: “Well, I have been a politician for many years and I am used to people putting words into my mouth. But you can take it from me that I don’t have any model that I think should be imposed on Cyprus. I am not promoting any particular model privately or publicly.”

Regarding the level of disgust he possessed for the media in Cyprus, Downer replied: “You just take it as it comes - I am not too sensitive to anything in the media. I think on the whole media does a good job here, they put forward different points of view and debate, and that’s the role of the media.  I have no problems with them.”

A source close to the UN described some of the allegations floating about as “absurd”.

“It’s a malicious attempt to discredit him and hurt the process. He wouldn’t use those terms and not in public. He may have said certain parts of the press give voice to very extreme opinion but he didn’t put it in those terms.”

“In fact, what he has said is that often the press takes something and reports on it without even calling first to see if it’s true. Ironically, that’s exactly what they did regarding the claim that the UN has prepared a 50-page blueprint,” said the source. One thing that Downer has expressed is the view that “the local media can be very assertive and sometimes aggressive when airing their views on the Cyprus problem”, added the source.

As for the allegation that he finds TV channels Sigma and Antenna “disgusting”, Downer says he can’t even watch the channels because he doesn’t speak Greek.

CYPRUS MAIL 05/06/09

 

Ergenekon Meclis’e taşındı

CTP, Erkenekon soruşturmasında Kıbrıs ile ilgili iddiaların ortaya çıkartılması için Perşembe günü Cumhuriyet Meclisi’ne araştırma önerisi sundu. Emre Diner’in ele geçirdiği, Meclis Başkanı Hasan Bozer’e sunulan önerinin önümüzdeki hafta Genel Kurul’un gündemine alınması bekleniyor. CTP, 1998 seçimlerinde başlayan, 2000’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini hedefleyen ve sonrasında Başbakan Talat’a dönük istihbarat toplamasını içeren; son dönemlerde Sağlık Bakanlığı’nın açtığı otomasyon projesinin engellenmesi için bazı odakların Türkiye’de çalışma yaptığını gösteren ifade ve belgelerin araştırılmasını istiyor

Emre DİNER’in Haberi

Türkiye’de devam eden Ergenekon soruşturmasının KKTC’ye uzandığı gerekçesiyle 19 Nisan Erken seçimlerinden önce gündeme gelen iddialar Meclis’e taşındı.

Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin 4 Haziran 2009 tarihinde Cumhuriyet Meclisi’ne sunduğu araştırma açılması önerisinde Ergenekon iddiaları yeniden gündeme geldi.

HALKIN SESİ’nin ele geçirdiği araştırma önerisine göre, Ergenekon’un Kıbrıs’la ilgili bağlantısının araştırılması öngörülüyor.

İşte CTP-BG’nin Cumhuriyet Meclisi Başkanı Bozer’e sunduğu tüm milletvekillerinin imzasını taşıyan önerinin tam metninde yer alan ifadeler şöyle:

“Son dönemlerde Türkiye’de başlayan Ergenekon soruşturmasında ortaya çıkan ve demokrasimiz üzerine gelen gölgeler son derece önem taşımaktadır. Konuyla ilgili basınımızda da yayınlanan bazı belge ve dökümanlar olmuştur. Bu belge ve dökümanlarda 1998 seçimlerinde başlayan, 2000’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini hedefleyen ve sonrasında Başbakan Mehmet Ali Talat’a dönük istihbarat toplamasını içeren; aynı zamanda son dönemlerde KKTC Sağlık Bakanlığı’nın açtığı otomasyon projesinin engellenmesi için bazı odakların, Türkiye’de çalışma yaptığını gösteren ifade ve belgeler olduğu görülmüştür.

Bu arada, KKTC vatandaşı yapılan bazı kişilerin Türkiye’de süren Ergenekon soruşturması kapsamında değerlendirilen bazı terör olaylarının da faiilleri arasında bulunması konuyu daha da önemli kılmaktadır.

Demokrasinin kurumsallaşması sürecine zarar veren çok yönlü gizli olayların olduğu söz konusudur.

Bu bağlamda KKTC Meclisi’nin konuyla ilgili olarak Meclis araştırması yapması meselenin her yönüyle açığa kavuşturulması önem taşımaktadır.

ÖNERİ:

Bu gerçekler ışığında, KKTC Meclisi’nin basınımızda yayınlanan belgelerden hareketle Ergenekon konusunun KKTC ile bağını ele almak maksatıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin ilgili resmi makamlarıyla, temas, görüşme ve belge temini dahil olmak üzere; KKTC’nin tüm ilgili resmi kurumlarıyla da işbirliği içinde  konuyu ele alması ve açıklığa kavuşturması için meclis araştırması yapılması gerektiğine inanarak, Ergenekon konusu hakkında meclis araştırması yapılmasını öneriyoruz.

Bu anlayışla  KKTC Meclis Genel Kurulu’nun ve değerli tüm milletvekili ile siyasi partilerimizin bu konuyu açıklığa çıkarmak maksadı ile verilen bu öneriye sıcak bakacaklarına ve destekleyeceklerine inanıyoruz
KIBRIS POSTASI 06/06/09

Nami: Bayrak krizi üzdü

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat`ın BM ve AB ilişkilerinden sorumlu Temsilcisi Özdil Nami; “Birinci turda anlaşılan konular anlaşılmayanlara göre daha fazla, ikinci turda 6 konu başlığı altında 30’dan fazla sayfa görüşülmeyi bekliyor”

Nami: “Uzlaşılan konular daha fazla”
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat`ın BM ve AB ilişkilerinden sorumlu Temsilcisi Özdil Nami gelecek hafta ekonominin görüşülerek toprak konusuna geçileceğini, Toprak konusunun ilk turunda haritaların konuşulmayacağını, İkinci tur görüşmeleri için çalışmalara başlandığını ve 6 konu başlığı altında 30 sayfadan fazla dökümanın biriktiğini söyledi. ATAD’ı kınama grubunun oluşmasına olumlu bakan Nami, Bayrak krizini üzüntü verici ve yakışıksız olarak değerlendirdi. Anlaşılan konuların, anlaşılmayan konulara göre daha fazla olduğunu, ancak bazı dış etkenlerin de süreci olumsuz etkilediğini ifade eden Nami, AB’ seçimlerine katılmayı uygun bulmadığını Kıbrıs’ta çözüm olursa seçimlerin tekrarlanacağını ve 2 Türk adayın seçileceğini belirtti. Özdil Nami ADA TV’de yayınlanan Öğlen Ajansı programına katılarak Cem KAR’ın sorularını yanıtladı.

EKONOMİ’DEN SONRA TORAK GÖRÜŞÜLECEK
Özdil Nami ekonomi başlığı altında yapılan son toplantıya Rum yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ile kendisinin de katıldığını söyleyerek ekonomi konularının siyasi iradeyle aşılacağını görüştüklerini kaydetti. Nami Toprak konusunun ilk turunda haritaların konuşulmayacağını, liderlerin kriterleri konuşacağını söyleyerek daha önce çalışma grubundayken Rumların harita talebinden dolayı ilerleme sağlanamadığını belirtti.

EKONOMİ EŞİTLENECEK
Nami, Güney ekonomisinin Kuzey ekonomisini yutacak diye bir yaklaşımın yanlış olduğunu, koruyucu tedbirler ve geçiş koşulları sayesinde rekabet koşullarının sağlanacağını, AB katkısı ile ekonomilerin eşitleneceğini söyledi. Nami, bu duruma Rumların itiraz etmediğini belirtti. Rekabet koşulları, Merkez Bankası, Ekonomi ve Maliye Bakanlıkları’nın yapılandırılması ile banka ve finans sektörlerinin nasıl denetleneceği üzerinde görüştüklerini, tavırlarının eşitliğin sağlanması yönünde olduğunu ifade etti. Nami gelecek hafta ekonominin görüşülerek toprak konusuna geçileceğini belirtti.

2’Cİ TURA HAZIRLANIYORUZ
İkinci tur görüşmeleri için çalışmalara başlandığını söyleyen Nami, 6 konu başlığı altında 30 sayfadan fazla dökümanın biriktiğini Yakovu ile kendisinin haftada 3, teknik arkadaşların ise daha fazla bir araya gelmesi gerektiğini söyledi. Downer’in plan için değil, nabız tutup BM Genel Sekreter’ne bilgi vermek için Kıbrıs’ta bulunduğunu ifade etti. Nami, çözümü iki tarafında istediğini ancak çözüm olacağına inanılmadığını belirterek tarafların farklı çözümler üzerinde durduğunu ve büyük oranda federasyon istendiğini belirtti.

ANLAŞILAN KONULAR DAHA FAZLA
Yaşanan sürecin Annan Planı döneminden farklı olduğunu, Annan planının BM’nin taraflarla yaptığı görüşmeler sonucu yazıldığını söyleyerek şimdi tarafların görüşleri doğrultusunda planın yazılacağını dile getirdi. Anlaşılan konuların, anlaşılmayan konulara göre daha fazla olduğunu, ancak bazı dış etkenlerin de süreci olumsuz etkilediğini ifade etti.

ATAD’I KINAMA SEVİNDİRİCİ
ATAD’ı kınama grubunun oluşmasına olumlu bakan Nami, sivil toplum örgütlerinin yapılan haksızlıklara karşı hareket etmesinin iyi bir şey olduğunu belirtti. ATAD davasından sonra müzakere sürecinin hızlandığını ancak Rumların mülkiyet konusunda pozisyonlarının değişmediğini ifade etti.

BAYRAK KRİZİ ÜZÜCÜ
Bayrak krizini üzüntü verici ve yakışıksız olarak değerlendiren Nami, her halkın kendi sembollerini seçme özgürlüğü olduğunu söyledi.

AB PARLEMENTO SEÇİMLERİ
AB parlamento seçimlerini değerlendiren Nami, Rauf Denktaş’ın bu konudaki açıklamalarına katılmadığını ancak AB’ seçimlerine de katılmayı uygun bulmadığını söyledi. Nami, Kıbrıs’ta çözüm olursa seçimlerin tekrarlanacağını ve 2 Türk adayın seçileceğini belirtti.

Star Kıbrıs - Ziya Nasıfoğlu

KIBRIS POSTASI 06/06/09

 

Rumlardan ‘toprak kriterleri’

Rum tarafının, devam eden doğrudan müzakereler kapsamında önümüzdeki Perşembe günü açılacak Toprak başlığında kriterler ortaya koyacağı, ancak bu aşamada haritaya ilişkin öneriler sunulmasının söz konusu olmadığı belirtildi.

Fileleftheros Gazetesi, “Toprak: Lefkoşa Kriterler Koyuyor – Kıyılar, Nüfus Oranı ve Mülkiyet – Türkler Annan Planındakinden Çok Daha Kötü Harita Versiyonu Hazırladı” başlığıyla ve bilgi sahibi kaynaklara atıfta bulunarak verdiği haberde, Toprak’la ilgili çalışma grubunun görüşmeleri sırasında, Türk tarafının kriterler konusunu ciddiyetle görüşmediğini, böylece niyetinin de ortaya çıktığını savundu.

TÜRK TARAFININ HARİTAYA ÖNERİLERİ

Kıbrıs Türk tarafının haritaya ilişkin önerileri bulunduğu, bunların; Annan Planı’ndakinden çok daha kötü bir versiyon olduğu yolunda bilgiler bulunduğunu yazan gazete, prosedürün al-ver mantığına girmesinin söz konusu olmadığını kaydetti.

Rum tarafının gerek yaşayabilirliği gerek nüfus oranını gerekse mülkiyet oranını dikkate alan kriterler hazırladığı, “sınır düzenlemeleriyle” ilgili, temel kriterleri dikkate almayan herhangi bir düzenlemeyi görüşemeyeceğinin savunulduğu haberde şunlar da kaydedildi:

“Mesela, Türk tarafı, Ada kıyı şeridinin yüzde 59’unu elinde tutma mantığında ısrar edemez. Annan Planı, Ada’nın kıyı şeridinin yüzde 59’unun Türk tarafında olmasını öngörüyordu ve reddedildi. Böyle bir öneri bugün de benimsenemez. Dahası; mülkiyet konusu, Toprak’ta uzlaşılacak oran açısından önemli bir unsurdur.

MARAŞ ZATEN BİR OLGU

Bilgi sahibi kaynağın işaret ettiği üzere Maraş meselesinin de; kararlarda ve Genel Sekreter’in raporlarında iade edilmesi gereğine vurgu yapıldığı mantığıyla; Rum tarafı için bir olgu olduğu ortadadır. Maraş’ın bir bölümünün 1974’ten beridir iskana açılmamış olması da bunu güçlendiriyor.

EKONOMİ MİRAS BIRAKILDI

Bu arada, önceki gün kapanan Ekonomi başlığı, görüş birlikleri ve görüş ayrılıklarıyla beraber, müzakerelerin bir sonraki aşamasına miras bırakılıyor. Öğrendiğimize göre Talat, Başkan Dimitris Hristofyas’la görüşmesi sırasında kendisine yöneltilen sorulara açıklama getirme hakkını saklı tuttu. Dimitris Hristofyas, birleşik, üniter bir ekonomiye atıfta bulunmayan, uzun geçiş hükümleriyle ve tezleriyle ilgili meseleler gündeme getirdi. İşgal liderinin, bu meselelere ilişkin yanıtlarını önümüzdeki görüşmelerde vermesi bekleniyor.”

AP SEÇİMLERİNDEN SONRA

Politis Gazetesi de; “Halen İkinci Turu Görüyorlar – Avrupa Seçimlerinden Sonra Limnidi’yle (Yeşilırmak) İlgili Beklentiler ve Yeni Görüş Birlikleri” başlıklı haberinde Rum yönetiminin, sonbaharda özlü bir al-ver olabilmesi için müzakerelerin ikinci turunda Kıbrıs Türk tarafından toprak, mülkiyet ve güvenlikle ilgili “uzlaşı” tezleri beklemekte olduğunu bildirdi.

Rum tarafının, özellikle önem verdiği konularda Türk tarafıyla görüş birliğine varma konusunda ümitlerini, müzakerelerin ikinci turuna bağladığını yazan gazete, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın; Güney Kıbrıs’ta yarın gerçekleştirilecek Avrupa Parlamentosu seçimlerinden sonra müzakerelere; Yeşilırmak geçidinin açılmasıyla bağlantılı olabilecek olumlu bir “ton” katmak niyetinde olduğunu kaydetti.

Gazete haberinde, “Hristofyas’ın çalışma arkadaşları toprağa ilişkin öneriler üzerinde çalışmaya başladı, ancak bu aşamada harita sunulması beklenmiyor. Herkes kabul ediyor ki; özlü düzeyde müzakere ikinci turda derinlere inecek. Bu aşamada; işgal bölgelerinde Nisan ayında yapılan ‘milletvekilliği seçimleri’ nedeniyle ‘öksüz kalan’ mülkiyet meselesinin yeniden gözden geçirilmesi ihtimali göz ardı edilmiyor” dedi.

starkıbrıs

KIBRIS POSTASI 06/06/09

 

Türkiye çok önemli

Sabetay Varol

 

ABD Başkanı Obama, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı tutumuyla bilinen Sarkozy’nin de bulunduğu basın toplantısında önemli bir müttefik olduğunu dile getirdiği Türkiye’nin AB’ye alınmasını destekledi

ABD Başkanı Barack Obama, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine karşı çıkan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin yüzüne karşı, “Türkiye çok çok önemli bir müttefik ve AB için de önemli” ifadesini kullandı.
Ortadoğu ve Avrupa gezisinin son durağında, dün 2. Dünya Savaşı’nın sonunu getiren Normandiya çıkarmasının Fransa’nın Caen kentindeki 65. yıldönümü törenlerine katılan Obama, “Türkiye’nin AB üyeliğinin önemli olduğunu daha önce de söylemiştim” dedi. Türkiye’nin önemli bir NATO müttefiki olduğunu belirterek Afganistan’da teröre karşı savaşa yardım ettiğini vurguladı. Ekonomisi büyüyen Türkiye’nin Avrupa ile yakın ilişkiler istediğini kaydeden ABD Başkanı, kendisinin de bunu teşvik ettiğini söyledi. Obama, Türkiye’nin AB ile ekonomik olarak ortak olma yeterliliğine sahip olduğunu sözlerine ekledi.
Obama ile ortak hedefte buluştuğunu dile getiren Sarkozy ise Türkiye’nin Avrupa ile bütünleşmesini desteklediğini, ancak bu amacın gerçekleşeceği yöntem konusunda Obama ile farklı düşündüğünü tekrarladı. “Türkiye’nin Doğu ile Batı arasında köprü rolü oynaması gerektiğini” savunan Sarkozy, ABD ile farklılığın uygulamada olduğunu söyledi. Önceki ABD başkanlarının hep Türkiye’nin AB üyeliğine destek verdiğini hatırlatan Fransa Cumhurbaşkanı, “Görüşüm Türkiye’nin AB’ye üye olması biçiminde değil” diye konuştu.

Türban yasağı
Obama’nın Mısır’ın başkenti Kahire’deki konuşmasında türban yasağına karşı çıktığını ve bunun Fransa’daki uygulamalarla bir farklılığı yansıttığının öne sürülmesine de değinen Nicolas Sarkozy, Fransa’da türban yasağı olmadığını, sadece resmi dairelerde devlet memurlarının dinler karşısındaki tarafsızlığını göstermek amacıyla kıyafet farklılığına izin verilmediğini söyledi.
ABD Başkanı Barack Obama, geçen nisandaki Türkiye ziyaretinden hemen önce Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da yapılan ABD-AB Zirvesi’nde, AB’nin en güçlü ülkelerini karşısına alma pahasına, “Türkiye’yi Birliğe alın” mesajı vermişti. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, “Türkiye çok büyük ve hem AB’nin hem de ABD’nin müttefiki bir ülke. İmtiyazlı ortak olarak kalmalıdır” karşılığını vermişti.

 

Sarkozy’nin yemek davetini reddetti
ABD Başkanı Barack Obama ile Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy arasında Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki görüş ayrılığının iki liderin ikili ilişkilerinde soğukluk yarattığı ileri sürülüyor.
İngiliz Daily Telegraph gazetesi Sarkozy’nin Obama’yı Paris’te aileler arasında bir yemekte ağırlamak istediğini, ancak Obama’nın yoğun programını gerekçe göstererek bu teklifi geri çevirdiğini bildirdi.
İngiliz gazetesi, Sarkozy’nin Obama tarafından refüze edildiğini aktardığı haberinde iki lider arasında Türkiye’nin AB üyeliği konusunda ciddi görüş ayrılığı bulunduğunu hatırlattı.

MILLIYET 07/06/09

 

 

Talat ve Hristofyas’ın Türkiye atışması

LEFKOŞA AA

Rum liderin, “Türkiye AB sürecinde attığı her adımda karşısında bizi bulacak” şeklindeki sözlerine M. Ali Talat alaycı bir dille yanıt verdi

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Türkiye’nin, Avrupa Birliği (AB) müzakere sürecinde attığı her adımda karşısında Güney Kıbrıs’ı bulacağını söyledi.
Rum haber ajansına göre, Dimitris Hristofyas, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın, “Çalışmalarımızın bir çoğunun üzerinde bir Kıbrıs gölgesini hissediyoruz” yönündeki sözlerini yorumladı. Rum lider, “Türkiye, Avrupa Birliği müzakere sürecinde attığı her adımda karşısında Kıbrıs’ı bulacak. Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecini engellemeyip devam ettirdiğimizi savunan herkese yanıtımız budur. Bu iddiaların gerçekle ilgisi yoktur. Tabii ki Türkiye, attığı her adımda karşısında bizi bulacak” dedi.
Rum hükümetinin tutumunun belli olduğunu, Türkiye’nin, “işgali” sona erdirmesi gerektiğini belirten Hristofyas, “Aksi halde müzakere sürecinde bizi karşısında bulacak ve tabii ki aralık ayında da karşısında bulacak” diye konuştu.

‘Allah kolaylık versin’
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Hristofyas’ın bu sözlerine yanıt vererek, “Vallahi Allah ona kolaylık versin. Yani Türkiye ile rekabete soyunuyorsa Allah ona kolaylık versin. Bu duama ihtiyacı olacak” dedi.

MILLIYET 07/06/09

 

 

GKRY'deki Türkler seçime ilgi göstermedi

Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nde dün yapılan Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerine kayıtlı Kıbrıslı Türk seçmenleri ilgi göstermedi.

Rum Kesimi'nde Seçim kurulu yetkilisi Lazaros Savvides, AP'de Rum Kesimi'ni temsil edecek 6 parlamenteri seçmek üzere düzenlenen seçimde çok az kayıtlı Türk seçmeninin oy kullandığını belirtti Savvides, yerel saatiyle saat 18.00 itibariyle 747 kayıtlı Türk seçmeninin sadece 117'sinin oy kullandığını açıkladı.

Lazaros Savvides, Rum Kesimi'nde genel seçime katılma oranının yüzde 54.4 olarak gerçekleştiğini de belirtti. Savvides, bu oranın, Kıbrıs'ta oy kullananan başka AB ülkelerinin vatandaşları arasında yüzde 42.2, "Türkiye'nin işgal altındaki bölgelerde yaşayan Kıbrıslı Türkler" arasında ise yüzde 15.6'da kaldığını da söyledi.

ANKA/ haberler.com

KIBRIS POSTASI 07/06/09

 

ITV'den ev almayın uyarısı

İngiliz ITV-1 televizyonu, “Tonight” programında, “Akdeniz Kabusları” adıyla KKTC’de emlak sahibi olan İngilizleri ve karşılaşabilecekleri sorunları masaya yatırdı.Programda konuşan David ve Linda Orams çifti, haklarını sonuna kadar arayacaklarını belirtti, “Olumlu olmaya gayret ediyoruz” dedi.

AVRUPA Toplulukları Adalet Divanının kararından sonra yeniden gündeme gelen Linda ve David Orams’lar, bu kez de İngiliz ITV-1 Kanalına konu oldular. “Tonight” programında, “Akdeniz Kabusları” adıyla yayınlanan yarım saatlik program, Orams çiftini örnek alarak, adanın Kuzeyinde “ucuz olduğu” için emlak alan veya almak isteyen İngilizleri uyardı ,“ 1974 öncesi Kıbrıslı Rumlara ait araziye yapılan hiçbir emlağı almayın. Yoksa kaybedebilirsiniz” mesajını verdi.

Son yıllarda binlerce İngilizin, ikinci veya emeklilik yeri olarak Kuzey Kıbrıs’ı seçtiğine ve adanın Güneyi ve Akdeniz’in diğer ülkelerine göre çok ucuza emlak satın aldığına dikkati çeken program, “ Tüm bunların geleceği İngiliz Yüksek Mahkemesinin vereceği karara bağlı. Bile bile ucuz olduğu için , siyasi yönden sorunlu bir yerde ev alırsanız, sonuçlarına da katlanırsınız” uyarısında bulundu.

“Akdeniz Kabusları” programını, İngiliz TV’lerinin tanınmış ismi Mike Nicholson sundu. 1974 Barış Harekatında adada görev yapan ve çıkartmadan o günlere ait Türk askerlerinin paraşütle adaya inerken filmlerini gösteren programda, Kuzey Kıbrıs’ın son yıllarda emlak konusunda büyük ilgi gördüğüne değinildi. Sunucu Nicholson, Orams çiftiyla ilk kez 2005’de adada görüştüğünü, 4 yıldan sonra ikinci kez yeniden Lapta’da buluştuklarını belirterek, Linda ve David çiftinin ağzından başlarına gelenleri ekrana taşıdı. Orams’ların iyi niyetle dört duvar halindeki evi satın alıp, büyük masraflarla son haline kavuşturduğunu belirten programda İngiliz çift, haklarını sonuna kadar arayacaklarını, umutlu olmaya gayret ettiklerini, Apostolides’in evlerine nasıl geldiğini ayrıntılarıyla anlattılar.

Adada ev sahibi başka Ingilizlerin de konuk olduğu programda, İngiliz veya Avrupa mahkemelerinin Kuzey Kıbrıs’ı ikinci vatan seçip, yerleşen İngilizlerin evlerini nasıl ellerinden alacağı da sorgulandı.

Tonight Programında, Kıbrıs, “ Akdeniz’in incisi”,”Akdeniz’in Hayaletli Adası”, “Vahşice Bölünmüş Ada”, olarak tanımlandı, “ Kıbrıs’ın güneşine gölge düştü” denildi.

Ev almak isteyenlere uyarılar

Programa konuk olan ve adanın kuzeyinde yaşayan gazeteci Helena Smith ile Simon Bahçeli, KKTC’de ev almak isteyen İngilizleri uyardı. Smith, adada ev alan İngilizlerin büyük yanlışlık yaptığını belirterek, KKTC’nin emlak sektöründe dünyanın en tehlikeli ve riskli bölgelerinden olduğunu iddia etti. Satın alanların siyasi, finansal, yasal ve pratik sorunlarla karşılaşmalarının kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

Simon Bahçeli ise Orams davası nedeniyle kuzeyde emlak sektörünün durgunluğa uğradığını , Orams’ların adanın her iki tarafında da tanındığını, İngiliz kamuoyunun da adadaki durumu artık öğrendiğini belirtti. “İngilizler, Oramsların başına gelenleri öğrendiğinden bu yana, arsanın sahibi konusunu araştırmaya başladılar. “ dedi.

Kuzey’de evi olan ve 5 yıldır orada yaşayan Marian Stokes, Linda ve David Orams’in kendileri gibi olan adanın kuzeyindeki tüm İngilizler adına savaştığını söyledi, “Bulutların dağılmasını umutla bekliyoruz. ATAD’ın kararı bizim kontrolumuz dışında çıktı. Şimdi ev almak isteyenlere, “ almayın” diyemem. Ancak alırken çok dikkatli olsunlar” mesajını verdi.

İngilizlerin kendilerini siyasi bir oyunda, piyon gibi gördüğüne değinen “Tonight” programında, Oramsların sonbaharda İngiliz İstinaf Mahkemesine gelecek duruşmayı kaybederlerse, herşeylerini kaybedeceği öne sürüldü. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet ali Talat ile Rum Lideri Dimitris Hristofyas’ın Orams davasını da görüştüklerini kaydeden program, sorunun siyasi yolda çözümlenebileceğini vurguladı.

Bu arada, eşdeğer arazi konusuna da değinen sunucu Mike Nicholson, Rumların bu konuyu kabul etmediğini ve hiçbir anlaşma yapılmadığını savunduğunu belirtti. Kuzeyde, Rumlara ait arazilere yapılan inşaat halindeki evleri de ekranda gösterdi.

Mike Nicholson ayrıca 2005 yılında Oramslarla görüşmeye gittiğinde ziyaret ettiği “Grand Valley projesi” ve sahibi Tahir Soycan’ı da o yıllardaki filmleriyle ekrana taşıdı. “Şimdi 4 yıl aradan sonra bu inşaat projesinde bir adımlık ilerleme yok. Proje durdu” dedi.

Oramslara karşı ATAD’da dava açan Apostolides’in avukatı Constantis Candounas’ın da konuk olduğu programda, Rum avukat bilerek, ucuz olduğu için tatil veya emeklilik evi alan İngilizleri suçladı. Riskli yeri, bilerek ucuza satın alanların sonuçlarına da katlanmaları gerektiğini söyledi.

starkıbrıs(Mihrişah Safa)

KIBRIS POSTASI 07/06/09

 

Makarios Türk müydü?

Kıbrıslı Rum lider Başpiskopos Makarios’un kökenleri hep kapalı kapılar ardında konuşuldu. Fısıltı gazetelerinde onun hayatta kimsesiz kaldığı için Kirkos Manastırı’na evlatlık verildiği söylendi.

Kimi zaman Makarios’un çok güzel Türkçe konuştuğu, bunu İstanbul Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nda okuduğu sıralarda asla öğrenemeyeceği o nedenle Türkçeyi çocukluğunda öğrenmiş olması gerektiği ileri sürüldü!..

Rum liderin kişiliğine ilişkin söylentiler çok. Ancak Makarios’un biraz sır perdesiyle kaplı geçmişi gün ışığına çıkıyor.

Kıbrıs Türkü’nün tarihinde önemli rol oynayan Rum liderinin gerçek kimliğine ulaşabilmek, onun geçmişinde kalan sır perdesini aralamak istiyoruz.

Şurası gerçek ki, Kıbrıs gibi son derece küçük bir coğrafyaya sıkışıp kalan Kıbrıslı Türk ve Rumlar arasında gönül maceralarının yaşanması kaçınılamazdı.

Çoğu kez hüsranla sona eren bu ilişkiler zaman zaman meyvelerini de verdi. Ancak, annesi veya babası Türk olan karma evliliklerden çocuklar, genellikle bu ilişkileri örtbas ederek geçmişlerini saklamak istediler. Çünkü Rum Kilisesi, Türklerle evliliği ret ediyor, Müslüman bir erkeğin Rum kızı ile evlenebilmesi için kızın Müslümanlığı seçmesi gerekiyordu. O nedenle gönlünü bir Rum’a kaptıran kimi Türk kızları Rum tarafına kaçıp kendisine yepyeni bir kimlik alırken, kimi Rum kızları da Türkleşmeyi kabul ediyordu.

Bu arada sayıları az da olsa, kimliklerini inkar etmeyenler de oluyordu. Bazen, karma evliliklerde çiftler kendi aralarında çözümler buluyordu. Örneğin bir Rum anne, kocasına “Eğer kızımız olursa onu Rum kimliği ile büyütelim”, önerisinde bulunuyordu. Tabii, çocukları erkek olursa, oğulları da Türk kimliği ile büyüyecekti. Nitekim böyle bir ailenin iki oğlu Erenköy’e gönüllü çıkan Türk gençlerin başında yer almıştı.

MAKARİOS’UN GİZEMLİ GEÇMİŞİ
Makarios’un annesi de, dediklerine göre gönlünü Türk’e kaptıranlardan biriydi.

Dağaşan (Vreça) köyü Troodosların batısında, orman içindeki bir Türk köyüydü. Hemen yanında da Panayia adlı bir Rum köyü vardı. Geniş toprakları, üzüm bağları harup ve zeytin ağaçları ile verimli toprakların hemen bitiminde, Poli’ye giden yol üzerinde, dağdan inen gür su üzerinde Vreçalı Hacı Hoca tarafından bir değirmen yapılmıştı.

İşte Makarios’un hayatındaki en önemli dönüm noktasının bu değirmende yaşandığı söylenirdi.

Hacı Hoca, her ne kadar dini bütün birisiyse de, harama uçkur açmıştı. Makarios’un genç annesi Hacı Hoca’yı baştan çıkartmayı bilmiş ya da tersi olmuş, Hoca, Hacılık gibi manevi değeri büyük bir ünvanı unutup, Makarios’un annesini değirmendeki samanların üstüne atmayı başarmıştı.

Bugün yaşları 70 ve üzerinde olan Vreça-Panayia ve çevresi köylüleri arasındaki söylentiye göre işte o değirmenlikte birbirlerine arzuyla kavuşan bedenlerin ürünüydü, Makarios. Dünyaya gözlerini açtığında 13 Ağustos 1913 idi ve Panayia Kilisesi’nde vatviz edilirken kendisine verilen ad Mihail Hristodulu Muskos’du. Ne var ki dünya onu Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi’nin başına geçtiğinde aldığı Makarios II adıyla tanıyacaktı.

İki kişinin bildiği gerçek sır kalır mı?

Aslında bir Türk’e gönül kaptıran sadece Makarios’un annesi değildi. Teyzesi de Dağaşan köyünde bir Türk’e aşık olmuş, o zamanın geleneklerine göre adını değiştirip Müslüman olmuştu. Yeni Ayşe adıyla anılacak olan genç kadın, belki de annesinin Değirmenci Hacı Hoca ile tanışmasına yardımcı olmuştu.

Büyük bir olasılıkla durumu ilk bilen kişi Yeni Ayşe diye tanınan Makarios’un teyzesiydi.

Küçük yerlerde sır saklamak zordu. Belki, Yeni Ayşe bu sırrı kocasıyla paylaşmıştı. Belki de Hacı Hoca bir Rum kadınıyla yaşadığını dakikaları köylüleriyle paylaşmıştı. O nedenle “sır” uzun süre saklanamamıştı. Kulakta kulağa söylenenler kısa zamanda komşu köy Panayia’ya ulaşmış, Makarios’un babası da dedikodulardan nasibini almıştı.

Ancak adam güzel karısını sevmiş, söylenenlere kulak tıkamıştı. Ne var ki, yıllar geçerken küçük Makarios’un da giderek Rum annesinin kocasına pek benzemediği anlaşılmıştı. Onun Dağaşan köyündeki Türk değirmenciye benzediğini gören adamın içine “şüphe” kurdu düşmüştü. Acaba söylenenler doğrumuydu? Çocuk gerçekten kendisinden değil miydi?

Kurulan hain plan Başlangıçta arada bir aklına takılan bu sorular giderek Makarios’un babası için dayanılmaz bir hal almıştı. Artık gözü içten içe dönmüş, öç alma duygusu benliğini kaplamıştı.

Önce kendisini bütün köy halkının önünde aşağılatan kadından kurtulması gerektiğine inanmıştı. Yıllardır köyde başının eğik gezmesine neden olan, o pis dedikoduların kaynağını kurutacaktı. Ona vereceği ceza herkese ibret olmalıydı. Daha sonra yapacağını biliyordu. Türk’ten peydahladığı oğlanı da başından defedecekti.

Kendisine ihanet eden karısını öldüremezdi. Herkes cinayetin kendisi tarafından işlendiğini kolaylıkla anlayabilirdi. O nedenle nefret ettiği karısının başına masum bir kaza gelmeliydi. Yoksa İngiliz Hakimi nasıl inandırabilirdi? Karısının günlük yaşamını iyice incelemeli, onun bir boşluğunu yakalamalıydı.

BEKLENEN FIRSAT
Derken Makarios’un sözde babası aradığı fırsatı bulmuştu. Karısı her çarşamba çamaşır yıkıyor, gerekli kova kova suyu kuyudan çekmekteydi. Adam, hiçbir şeyden habersiz su çeker karısına gizlice yaklaşmıştı. Onun tam arkasına geldiğinde karısını hiç acımadan kuyuya itmişti.

Tabii, talihsiz kadın kuyuya yuvarlanırken avazı çıktığı kadar bağırmış, komşularından yardım istemişti. O daha atik davranmış; tüm gücüyle bağırarak köylüleri yardıma çağırmıştı. Ancak gelenlerin yapacağı bir şey kalmamıştı. Kadın kuyuya düşmüş ve ölmüştü.

DEDİKODULAR DİNMİYOR
Adam karısını kuyuya itmiş ve köyde kendisini rezil eden kadından kurtulmuştu. Ancak, karısını kuyuya ittiği dedikoduları hızla yayılmıştı. Hiç kimse, kadının dengesini kaybederek daracık kuyuya düşeceği yalanına inanmamıştı. Dedikodular artarak suçlamaya şeklini alırken kadının akrabaların ölümden adamı sorumlu tutmuştu.

Sonunda iş Baf’taki mahkemeye yansıdı. İngiliz Hakim karşısındaki adama pek inanmasa da elinde yeterli delil bulamamıştı. Adam karısı kuyudan kovayı kaldırırken dengesini kaybederek bağırdığını duymuş, onu kurtarmaya çalışmışsa da, başaramamıştı!. Suçsuzdu, beratını istiyordu.

KİRKOS MANASTIRI’NA GİDİŞ

O günden sonra Makarios babasından hiçbir destek göremedi. Öyle ki, köylüler çoğu kez yarı aç, yarı tok yaşayan çocuğun hayatını kurtarabilmesi için Kirkos Manastırı’na yatılı verilmesini düşünülmüştü.

Kirkos Manastırı Troodos’un yüksek tepelerinden biri üzerinde kurulmuştu. Önce Vreça’ya geliniyor, oradan manastıra gidiliyordu. Orman içindeki Venedik köprülerinin üzerinden geçen eski kervan yolunda, eşek üstünde yapılan 6 saatlik bir yolculuktan sonra Milikouri köyüne varılıyordu. Oradan Kirkos Manastırı sadece 2 saat çekiyordu.

Gel zaman, git zaman Makarios Manastır’da okudu, büyüdü. Kilise içinde hızla yükselerek zaman içinde Kıbrıs’ın Başpiskoposu oldu.

YOKSA MAKARİOS DR. İHSAN ALİ’NİN KARDEŞİ Mİ?
Vreça ve çevresinde yaygın olan bir başka söylenti de, bölgenin en zenginlerinden biri, çiftlik ağası hovarda Ali Bey yaşamıştı. Rahmetli Ali bey ünlü Doktor İhsan Ali’nin de babasıydı.

Ancak dedikodular da zaten İhsan Ali’nin Makarios’a inanılmaz benzemesinden kaynaklanmıştı. Sanki ikisi birbirlerine bir yumurta ikizi kadar benziyordu. Dediklerine göre, Ali Bey’in yoksul Rum kadını baştan çıkartması zor olmamış, birlikteliklerinden nur topu gibi bir erkek çocuk dünyaya gelmişti. İşte, o çocuk kardeşi olduğu ileri sürülen Doktor İhsan Ali’ye çok benzetilmişti. Öykünün geri kalan bölümü gene aynıydı. Annesi bir şekilde ölüyor, sokakta kalan Makarios Kirkos Manastırında büyütülüyordu.

Bu teorinin en can alıcı noktası, daha sonraki yıllarda savunduğu görüşler nedeniyle Türk toplumundan uzaklaştırılan Doktor İhsan Ali’ye Makarios’un sahip çıkması ve ona ölesiye kadar maaş bağlatmasıydı.

BAŞPİSKOPOSLUA GELEN EŞEKLİ ZİYARETÇİ
Lefkoşa’da Baf Kapısı yakınlarındaki Başpiskoposluğa yılda bir kere Troodos dağlarından eşek sırtında bir yaşlı Türk gelir ve kendisini ziyaret ederdi.

Önceden izin ve randevu almaksızın Makarios’u görmeye gelen o yaşlı Türk’ün kim olduğunu hiç kimse sormadı; soramadı!..

Makarios da ziyaretine gelen o ilginç kişi hakkında kimseye bir şey söylemedi.

Dedikodular, o yaşlı Türkün kendisine sahip çıkıp Kirkos Manastırına yerleşmesine yardım eden kişi olduğu doğrultusundaydı. Ancak kimsenin aklına, o yaşlı Türkün aslında annesiyle gizli aşk hayatı yaşayan değirmenci Hacı Hoca olup olmadığını sormak gelmedi. Gerçek hiçbir zaman öğrenilemedi!..

GERÇEĞE NASIL ULAŞILIR?

Ancak Dağaşan köyündekiler zaman içinde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olan Makarios’un aslında köyün bazı delikanlılarına çok benzediğini söyleyerek, ünlü Rum liderin Rum kültüründeki yaygın adıyla “Türk tohumu” olacağını söylediler.

Bu dedikodular hiç susmadı. Dağaşan ve çevre köylerinin kahvelerinde dedikodulara meze oldu. Taa ki, o günleri yaşayanlar birer ikişer aramızdan ayrılana dek…

“Gel İhsan Ali, gardaşın Papaz’ın bugün gazetede çıkan resmine bak!..”

“Günahı boyunlarına, valla çok benziyor!..”

Acaba Marakios’daki dinmek bilmeyen Türk düşmanlığının ardında annesinin ölümüne neden olan gizli aşk macerası mı vardı?

Makrios’un gerçek babası Doktor İhsan Ali’nin de babası mıydı; yoksa Değirmenci

Hacı Hoca mıydı?..

Makarios’un halen hayatta olan kız kardeşinden alınan DNA’lar ile Dağaşan Köyünden ve bizde kimlikleri saklı bazı köylülerin DNA’ları karşılaştırılarak.

starkıbrıs/ Denge Dergisi

 

KIBRIS POSTASI 07/06/09

 

Dipkarpaz, Türk genci ile Rum kızın aşkını konuşuyor

KKTC’nin Dipkarpaz köyünde yaşayan 17 yaşındaki Rum kızı Elli Yorgalli, Türk komşularının oğlu Emrah Büyükdoğan’a (22) áşık oldu. Ailesinin şiddetle karşı çıkmasına rağmen aşkından vazgeçmedi ve Türk-Rum düşmanlığına meydan okuyarak Emrah’a kaçtı.

ELLİ-Emrah aşkı Rumlarla Türklerin karışık yaşadığı KKTC’nin Dipkarpaz köyünde üç yıl önce başladı. Elli 14 yaşındayken Türk komşuların en büyük oğlu Emrah Büyükdoğan’a áşık oldu ve iki genç görüşmeye başladı. Filizlenen aşkı fark eden Yorgalli ailesi, kızları Elli’ye Emrah ile görüşmesini yasakladı ve aylarca eve kapattı. Tüm yasaklara rağmen Elli-Emrah aşkı devam etti

17 yaşına giren ve ailesinin baskılarından bunalan Elli, bir buçuk ay önce Emrah’a kaçtı. Emrah da gelin adayını babası Mustafa Büyükdoğan’ın evine götürdü. Baba Mustafa ve anne Döne, ’kızım’ dediği Elli’yi bağırlarına bastı. Dipkarpaz’da herkesin yıllardır bildiği Elli-Emrah aşkına komşuların desteği büyüktü. Ancak Elli’nin ailesi, kızlarının reşit olmadığını ve kaçırıldığını belirterek polise başvurdu. Yorgalli ailesi, Büyükdoğan ailesinin 1978 yılında Kayseri’den gelerek adaya yerleştiği için, ’Kızımı Türkiyeliler zorla kaçırdı’ diye şikáyetçi oldu. Tarafları dinleyen polis ise ortada kaçırılma olmadığını açıkladı.

Nikáh şahidi Talat

Emrah, başlarından geçenleri anlatırken, "Elli’nin ailesi, polisten de sonuç alamayınca adam tutarak bizi darp etti. Elli ile bir lokantada yemek yerken saldırıya da uğradık. Hatta Elli’nin annesi o saldırıda ayağımı da ısırdı. Aşkımız üç yıl önce 17 Eylül’de başlamıştı. Bu tarihte de evleneceğiz" dedi. Elli ise, "Emrah’ı çocukluğumdan bu yana tanıyorum. Çok zor günler geçirdik ama Emrah’ı çok seviyorum. Engel olamayacaklar" diye konuştu.

Evliliğe şiddetle karşı çıkan Yorgalli ailesi ise, genç áşıkları ayırmak için mücadelelerine devam ediyor. Rum aile, iki hafta önce Dipkarpaz’ı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın yolunu kesti ve ’Kızımızı kaçırdılar’ diyerek yardım istedi. Genç çift ile buluşan Talat ise, Emrah ile Elli’nin aşkını öğrenince, "Ben bu aşka sahip çıkacağım, nikáh şahitleri de ben olacağım" sözü verdi. Talat, Kıbrıs sorununu çözme görüşmeleri yaptığı Rum lider Dimitris Hristofyas’a da durumu anlatacağını ve Elli’nin nikáh şahidi olması teklif edeceğini de belirtti. Elli ve Emrah’ın en büyük destekçileri ise Dipkarpaz Belediye Başkanı Mehmet Demirci. Belediye Başkanı Demirci ekonomik durumları iyi olmayan Emrah ve ailesinin düğününü Lefkoşa’da yapacak.

Hürriyet(Ömer BİLGE)

KIBRIS POSTASI 07/06/09

 

Özgürgün:Seçme hakkımız gasbediliyor

Bakan Özgürgün Kıbrıslı Türklerin belirlemesi gereken 2 sandalyenin de Rumlar tarafından doldurulacağı Avrupa Parlamentosu seçimlerini BRT’ye değerlendirdi.

Hüseyin Özgürgün, 1960 Anlaşmalarının Kıbrıslı Türklere kendi Cemaat Meclisi’ni seçme hakkı verirken, Avrupa Parlamentosu’nun Kıbrıslı Türklere temsilcilerini belirleme hakkını teslim etmemesinin kabul edilmez olduğunu belirtti.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi’nde Kıbrıs Türklerinin 2 sandalyesi bulunduğunu ve bunların boş tutulduğunu örnek veren Özgürgün, buna kaşılık 2 Kıbrıslı Türk temsilcinin AKPA toplantılarına katılmasının sağlandığını anlatt. 

Kıbrıslı Türklerin Avrupa Parlamentosu’ndaki temsiliyetine karşı Avrupa Birliği’nin ortaya koyduğu tavrı eleştiren Özgürgün, “bu tavır Kıbrıs Türk Halkı’nın varlığına saldırıdır” değerlendirmesinde bulundu..

Bakan Özgürgün, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs Türk Halkı’na yönelik bu hataları kasıtlı yaptığını belirterek, Kıbrıslı Türklerin Adadaki varlığının yok sayılmaya çalışılmasını kınadı.

Kıbrıs Türk Halkı’nın eşit ve egemen varlığı görmezden gelindiği sürece bir anlaşma sağlanmasının mümkün olmayacağına dikkati çeken Özgürgün, bunun aksi yaklaşımlarla bir yere varılamayacağının altını çizdi.    

Kıbrıs Türk Tarafı’nın Adada 2 taraf arasında bir uzlaşma istediğini yineleyen Özgürgün, gerçekler temelinde egemen ortak olarak anlaşma sağlanması gerektiğine vurgu yaptı.

BRT

KIBRIS POSTASI 07/06/09

 

Clinton: US willing to help Cyprus solution

U.S. SECRETARY of State Hillary Clinton said that Washington was willing to help the parties in Cyprus work toward a settlement that reunifies the island into a bi-zonal and bi-communal federation.

She made the remark during a press conference with Turkish Foreign Affairs Minister Ahmet Davutoglu at the State Department.

In her remarks, Clinton underscored the United States’ strong support for Turkey’s bid to become a member of the European Union, adding that “Turkey has made significant progress toward membership”.

She said that it has “been in a process of reform that is generated by its own internal decisions but which has certainly responded to many of the concerns regarding the strength of the bid that Turkey had. And so we applaud what Turkey has already done and pledge to continue working with Turkey.

Referring to the Cyprus issue, Clinton said the two “discussed Cyprus, which is an issue that the President also addressed when he was in Turkey in April”

“The two Cypriot leaders have an opportunity through their commitment to negotiations under the United Nations Good Offices Missions, and the United States is willing to help the parties. We want to work toward a settlement that reunifies Cyprus into a bi-zonal and bi-communal federation,” she added.

Davutoglu made no comments on Cyprus.

During the 47th meeting of the EC-Turkey Association Council in May, the EU noted with regret that Turkey has not yet fulfilled its obligation of full non – discriminatory implementation of the Additional Protocol to the Association Agreement and has not made progress towards normalization of its relations with the Republic of Cyprus. It said the EU will continue to closely follow and review progress made on the issues covered by the declaration of the European Community and its member states of 21 September 2005, in accordance with its conclusions of 11 December 2006. Progress is now urgently awaited.

CYPRUS MAIL 07/06/09

 

Ombudswoman: teachers union showing ‘distrust and suspicion towards Turkish Cypriot pupils
By Stefanos Evripidou

Union says Greek and Turkish Cypriot adults should mutually accept each other first before children are asked to do so

Union says conditions not ripe for such activities yet, said the union leadership, adding that both Greek and Turkish Cypriot adults should mutually accept each other first before children were asked to do so

THE PRIMARY school teachers union POED was charged with showing “distrust and suspicion” towards Turkish Cypriot pupils and teachers by Ombudswoman Iliana Nicolaou yesterday, who called on the union to revise its policy towards Turkish Cypriots.

As head of the Authority against Racism and Discrimination, Nicolaou was asked to investigate a circular issued by the primary school teachers union last February. The circular set out the union’s positions on the Ministry’s goals for the academic year. In particular, the union had major misgivings about the proposed visits by Turkish Cypriot pupils and teachers to public primary schools as part of efforts to cultivate a culture of peaceful coexistence between the two communities on the island.

POED called on teachers and heads of schools not to implement the policy and rejected any suggestion that teachers would be subject to evaluation on their implementation of this aspect of the ministry goals.

The Ombudswoman received two complaints against the circular, where POED was charged with “fostering fear and distance between pupils of both communities” and encouraging teachers to discriminate against Turkish Cypriot pupils and teachers.

The results of her investigation were released yesterday.

“The circular indicates a distrust and suspicion towards the Turkish Cypriot pupils and teachers, which is inconsistent with the overall objective of the Ministry and with the stated goals of the organisation itself. In this respect, and without ignoring the sensitivities of POED on this issue and education in general, I believe that the reaction was rushed,” said Nicolaou.

POED had argued that in parallel to the new goals set for the academic year, teachers still had to implement existing goals, including the programme ““I know, I don’t forget and I struggle” on the Turkish occupation.

The union argued that allowing Turkish Cypriot pupils and teachers to visit primary schools might disrupt the smooth operation of schools by provoking feelings, sensitivities and concerns of teachers and parents.

Conditions were not ripe for such activities yet, said the union leadership, adding that both Greek and Turkish Cypriot adults should mutually accept each other first before children were asked to do so.

It further highlighted that a part of Cyprus remained occupied by “an illegal regime which is difficult to distinguish from Turkish Cypriots”. POED expressed fear that “the unpredictable evolution and unsuccessful implementation” of the goal could likely “cause irreparable psychological harm and other damage” to the children.

In her conclusion, Nicolaou stated that in this case, POED’s arguments “do not adequately support its positions”. The ombudswoman expressed her belief that such contacts between teachers and pupils from both communities presented an opportunity for natural forms of contact through education.

“Under favourable conditions, and not a charged atmosphere, it will contribute substantially to contact between the younger members of both communities and increase the chances of meeting the overall objective in consolidating a culture of peaceful coexistence.”

Regarding fears that it would disrupt the smooth operation of schools, Nicolaou said: “our education system has the potential to prevent, manage and deal with any unpleasant incident in connection with these visits.”

The head of the anti-discrimination authority called on POED to re-examine its position on the potential for visits of Turkish Cypriot pupils and teachers to primary schools in the free areas of Cyprus. The report was sent to the POED board and the education minister.

CYPRUS MAIL 07/06/09