Çelepis: Talat Denktaş gibi değil
Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasın yakın çalışma
arkadaşlarından, Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakere grubu
üyelerinden ve uluslararası ilişkiler uzmanı Tumazos Çelepis,
Rum tarafında yayımlanan Alithia gazetesine verdiği
demeçte, Eğer bir barikatı açamıyorsak, Kıbrıs
sorununu çözebileceğimize dair insanları nasıl ikna
edeceğiz peki? diye konuştu.
Yeşilırmak barikatının ne
oranda açılıp açılmayacağı konusunda kesin bir
yanıt veremeyeceğini söyleyen Çelepis, son zamanlarda meydana gelen
olayların kendilerini biraz temkinli yapması gerektiğini
belirtti.
Çelepis sözlerinin devamında, Eğer herhangi beklenmedik bir şey
ve Türk tarafından yeni bir talep ortaya çıkmazsa, o halde, evet,
barikatın açılmasına yakın olduğumuzu söyleyebilirim
ifadelerini kullandı.
Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili
olarak ise Çelepis, çabalarının taksimi ve işgali ortadan
kaldırmak, ayrıca tüm göçmenlerin haklarının, temel
özgürlüklerin... güvence altına alınması olduğunu
kaydetti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın, I. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş gibi
olmadığını söylemesinin mümkün olduğunu belirten
Çelepis, Talat ile Hristofyas arasında yürütülen müzakerelerde sözü
edilmeye değer görüş birliklerine varıldığına
işaret etti.
Yargı erki ve çıkmazlar
mekanizması konularında hem fikir olunduğunu, öte yandan federal
yetkilerin güçlendirilmesiyle yetkiler konusunda büyük görüş
birliğine varıldığını dile getiren Çelepis, bir
sürü başka konuda da fikir birliğine
varıldığını ifade etti.
Varılan görüş birliklerinin
yanında, ciddi anlaşmazlıklar bulunduğunu da kaydeden
Çelepis, Cumhurbaşkanı Talatın, Denktaş zamanında
yapılması mümkün olmayan işler yaptığını,
fakat yine de Kıbrıs sorununun çözümüne yakın olunduğunu
söyleyemeyeceğini belirtti.
KIBRIS POSTASI 21/06/09
'Ankara'nın
'Kıbrıs'ı tanımayışı kabul edilemez'
Avrupa Parlamentosu'ndaki en önemli Seçim
malzemesinin Türkiye olduğu, AB Güvenlik Çalışmaları
Enstitüsü'nün internet sitesinde yer alan bir makaleyle ortaya konuldu.
Makalede, "Sönük Avrupa seçimlerinde heyecanı yükseltmenin en iyi
yolu nedir? Yanıt: Türkiye" denilirken, Avrupalıların
Türkiye'ye "fırsat" değil "korku" penceresinden
baktıkları belirtildi.
Der Spiegel dergisinin İstanbul
temsilcisi Daniel Steinvorth Avrupa Birliği Güvenlik Çalışmaları
Enstitüsü internet sitesine "AB Seçimleri ve Türkiye"
başlıklı bir makale yazdı. Steinvorth kendi
görüşlerini aktardığı makalesinde "Sönük Avrupa
seçimlerinde heyecanı yükseltmenin en iyi yolu nedir? Yanıt:
Türkiye" ifadesini kullandı ve "Son haftalarda Ankara'nın
AB'ye olanaklı(sız) girişinden daha baskın bir
tartışma olmadı" dedi.
Türkiye'nin AB'ye girmesine sadece sağ
politikacıların değil sokaktaki insanın da karşı
çıktığını belirten Veinvorth şöyle devam etti:
"AB vatandaşlarının üçte
biri Türkiye'nin üye olmasını istiyor. Türkiye'nin AB'ye
girişini çoğunluk olarak kabul edenler 27 AB ülkesinden sadece
dördünde, Romanya, Bulgaristan, Portekiz ve İsveç'te bulunuyor. Almanya'da
bunu sadece yüzde 17.1 onaylarken Avusturya'da rakam yüzde 5.6 düzeyinde
bulunuyor. Türkiye'nin AB'yle entegrasyonunun siyasi vizyonu bir süredir
Avrupalıların çoğunluğunun uzun süredir hararetle
tartıştığı bir konu olmanın
dışında kaldı. Avrupalıların Türkiye
düşüncesi fırsat duygusuyla değil korkularla karakterize
olmuştu: Göçmen korkusu, hayat tarzları üzerinde tehditlere
ilişkin korkular ve İslam'dan duyulan korku.
Bu tip şeyler tüm Seçim
kampanyalarına verilen "hediyelerdir'. Türkiye için AB'ye tam üyelik,
çok uzak bir gelecek için önerilmiş durumdadır."
-"TÜRKİYE'NİN YAPTIKLARINDAN
BAZILARI KABUL EDİLEMEZ"-
Makalede Türkiye'nin on yıldır aday
ülke statüsünden yararlandığı, Brüksel ile müzakereleri son dört
yıldır sürdürdüğü belirtilirken, "Uzlaşma sinyalleri
şu anda seyrek. Komisyon için hazırlanan bir "iç' rapora göre,
geçen yıl Türkiye yalnızca "sınırlı ilerleme'
gerçekleştirdi. Rapor aynı zamanda Ankara'nın kararlarından
bazılarının kesinlikle kabul edilemez olduğunu belirtti.
Eleştiriler ifade özgürlüğü, insan hakları ve hukukun
üstünlüğü alanlarında reform adımlarının
ağır atılmasına yönelik yapılmıştı.
Fakat Ankara'nın Kıbrıs'ı bir AB üyesi olarak
tanımayı reddetmesi ve Ankara ile Brüksel arasındaki
anlaşmaların tüm yeni AB üyelerini kapsaması ortamı
bozmuştu. Şayet Almanya ve Fransa gibi büyük AB ülkeleri kendi yollarında
giderse Türkiye'nin zahmetli üyeliği çok geç değil ama yakın
zamanda "ebedi uykusuna yatabilir' ve "imtiyazlı ortaklık'
denilen teselli mükafatıyla yer değiştirebilir" denildi.
-Erdoğan, Hüsnü Mübarek'TEN DAHA
BAŞARILI OLDU-
Türkiye'nin AB'ye katılımına
daha sert karşı çıkıldıkça, Türkiye'nin İslam ve
Arap dünyasıyla Kafkaslar ve Orta Asya'da daha fazla yoğun
ilişkilere yönelmesi, bunun da Avrupa açısından sonuçları
bulunması olasılıklarının sonuçta Türkiye'yi Avrupa
için daha değerli kıldığı yorumu yapılan
makalede, Gazze savaşında, Erdoğan'ın Mısır
Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek gibi bazı eski Yakın Doğu
"veteranlarından' (tecrübeli kişiler) daha fazla şey
başardığı söylenmişti" denildi.
Temel sorunun AB'yle arası bozulup
müzakereler koptuğu taktirde Tükiye'yle ilişkilerin nasıl iyi
tutulacağı olduğu belirtilen makalede şu görüşler
savunuldu:
"Bir başka soru da Avrupa ve
Türkiye'nin şu anda birbirinden ne kadar uzakta olduğudur. Yeni bir
ankete göre Türkler arasında AB'nin popülerliği yeniden arttı ve
yüzde 57'ye ulaştı. Bir yıl önce bu oran yüzde 30 düzeyindeydi.
Fakat aynı zamanda ankete katılanların çoğunluğu
Birliğin gerçek amacının ülkeyi bölmek ve nihai
amacının ise Hristiyanlığı yaymak olduğunu
düşünüyor. Buna en azından şizofrenik denilebilir, fakat
Avrupalılar ve Türkler arasındaki ilişkinin zor psikolojisini
ortaya koyuyor."
ANKA
KIBRIS POSTASI 21/06/09
Barroso
Talat'la görüşecek
Avrupa
Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barrosonun önümüzdeki
hafta yapacağı Kıbrıs ziyareti sırasında
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasla yemekte bir araya geleceği, ayrıca
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı makamında ziyaret
edeceği açıklandı.
BRTnin Cumhurbaşkanlığı
Özel Kalem Müdürü Asım Akansoya dayandırdığı haberine
göre 24 Haziranda adaya gelecek olan Barroso, 25 Haziran sabah saat 10.30da
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı makamında ziyaret
edecek...
Talat ile Barroso arasında 1 saatlik bir
görüşme öngörülüyor...
Aynı gün saat 13.00te ise Barrosonun
daveti üzerine, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Lider Dimitris
Hristofyas, Ara Bölgede Şato Restaurantta bir araya gelecek.
brt
KIBRIS POSTASI 21/06/09
KEREM HASAN
Kıbrıs Rum Yönetimi İçişleri Bakanlığı çok
tartışılacak bir yasa tasarı daha ortaya attı. Rum
İçişleri Bakanlığı tasarıyla, Güney
Kıbrısta yaşayan yabancıların serbestlik için
müracaatta bulunmaları halinde Yunan dili ve Kıbrıs kültürü
sınavına sokulmasını istiyor.
Kıbrıs Cumhuriyetinin devamı olduğunu ileri süren Rum
Yönetimi, söz konusu yasarıyla Cumhuriyet Anayasasında bulunan resmi
dillerden olan Türkçeyi bir kez daha göz ardı ediyor.
Rum yetkililer, bu uygulamanın Kıbrısın AB hukuku ile
harmonize edilmesi için yapılacağını söylerken,
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasını da bir kez daha
çiğnemekten çekinmeyeceklerini ortaya koyuyor.
Star Kıbrısın elde ettiği bilgilere göre Kıbrıs
Rum İçişleri Bakanlığı, serbestlik için müracaatta
bulunan yabancıların, mecburi Yunan Dili ve Kıbrıs
Kültürü sınavının yapılmasını öngören yasa
tasarısını Temsilciler Meclisine gönderdi.
Bir yabancının Kıbrısta kalabilmesi için Yunan dilini
yeterince konuşabilme ve anlayabilmesi gerekecek, ayrıca
Kıbrısın medeniyetlerini ve tarihini bilmeleri istenecek. Bu
amaçla da sınav zorunluluğu getirilecek. Güney Kıbrıs
hukukuna göre, Kıbrısta yasal olarak beş yıl ikamet
ettikten sonra serbestlik için müracaat edilebiliyor.
Rum yetkililerin yaptığı açıklamalara göre, muhaceret yasa
tasarının bir başka boyutu ise ailelerinin birleşimiyle
ilgili. Güney Kıbrısta yaşayan ve serbestlik alan bir
kişinin ailesini, yakın akrabalarını yanına
aldırabilmesi için gerekli iki yıllık süre sınırı
kaldırılıyor.
Yapılan açıklamada, yeni yasanın hedefi, yabancılar ve
Kıbrıslılar (Rumlar) arasındaki
farklılıkları azaltmak, yakınlaşma ve
anlayış sağlamak olarak açıklanıyor.
Tasarının yasallaşması halinde, yabancı
yatırımcılara cesaret vereceği ve Kıbrıs Rum
ekonomisine katkı sağlayacağı da kaydediliyor
STAR KIBRIS 21/06/09
![]()
Güneyde Türk kirazı alarmı verildi. Polis
işi gücü bıraktı manav kovalıyor.
Güney Kıbrıs, kaçak yollardan ülkeye giren ve satılan Türk
kirazının şokunu yaşamaya devam ediyor. Güneye 3 ton
civarında Türkiye kirazı sokulduğu tahmin ediliyor.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, kaçak yollardan ülkeye giren ve
satılan Türk kirazını tartışmaya devam ediyor. Son
yapılan araştırmalarda, sanılandan çok fazla kirazın
çeşitli manav ve marketlerde satıldığı belirlendi.
KKTCden Güneye 3 ton civarında Türkiye menşeli kiraz sokulduğu
tahmin ediliyor. Polisin kiraz avında çeşitli kentlerde kasa kasa
meyveye el konulurken, olayla ilgili olarak tutuklananların
sayısı beşe çıktı.
Güvenlik birimleri tarafından geçen Çarşamba gününden bu yana Güney
Kıbrısta 3 bin kilodan fazla Türk kirazına el konulduğu
bildirilirken, Söz konusu kirazların, Antalyadan getirildiğine dair
ortada ciddi kanıtlar bulunduğu iddia edildi.
Politis gazetesi, bir Rum yetkiliye dayanarak, kirazların büyük bir
kısmının Larnakada, bir kısmının da Limasolda
ele geçirildiğini kaydetti.
Ele geçirilen kirazların, emare olarak Gümrük biriminin Larnaka
Havaalanında bulunan depolarında konulduğunu ifade eden Politis
gazetesi, kiraz operasyonlarının hızla devam ettiğini de
belirtti.
Rum piyasasına Türk kirazları sürülmesi konusunda Larnakalı 45
yaşındaki Panayotis Panayi isimli toptancının mahkeme
emriyle 5 gün süreyle tutuklandığını ifade eden gazete, söz
konusu toptancının tasarrufunda Antalyadan geldikleri sanılan
büyük miktarda kiraz ele geçirildiğini yazdı.
Bu arada, Rum Gümrük birimlerinin Larnakadaki başka bir
toptancının tasarrufunda da büyük miktarda kiraz ele geçirdiğini
kaydeden gazete, söz konusu kişinin Çarşamba günü yetkili birimlerce
tutuklandığını belirtti. Gazete söz konusu
toptancının suçunu itiraf ettiğini yazdı.
Cyprus Mail gazetesi ise Rum gümrük ve polis yetkililerinin, Dromolaxia
ilçesinde bir markette tespit ettiği Türk kirazlarının, Omluk-Antalya
olarak etiketlendirildiği, KKTCye ithal edildikten sonra, yasa
dışı yollardan Güney Kıbrısa geçirildiği
kaydedildi.
Pashalidis: aman dikkat(!)
Kıbrıs Rum Ticaret Bakanı Antonis Pashalidis
yaptığı açıklamada, hükümetin alarma geçtiğini ve bu
konu ile ilgili çok yönlü çalışma
yapıldığını ileri sürdü. Pashalidis ayrıca, söz
konusu kirazların Kuzey Kıbrısta yetiştirilmiş
olamayacağını, çünkü Kuzeyde böyle bir meyvenin yaygın bir
şekilde yetiştirilmesinin mümkün olmadığını
belirtti.
Pashalidis konuyla ilgili açıklamasında, herkesi dikkatli olmaya da
çağırdı. Kuzey Kıbrısta kiraz üretilmediğini
ileri süren Rum bakan, piyasanın dikkatli olması ve kuşkulu bir
şey fark ettiği anda bunu Rum yetkili birimlerine bildirmesi
gerektiğini söyledi.
Haciyannisin suçlamaları
Bu arada, Rum Ana Muhalefet DİSİ partisinin sözde Mağusa
milletvekillerinden Kiriakos Hacıyannis, Kuzey Kıbrıstan Rum
tarafına gerçekleştirildiği iddia edilen kaçakçılıkla
ilgili ciddi suçlamalarda bulundu.
Açıklamasında Türk kirazları konusuna değinen ve bu
konunun geniş boyutlara sahip olduğunu ileri süren Hacıyannis,
Beyarmudunda; büyük Rum şirketlerinin ürün tedarik ettikleri bir ambalaj
fabrikasının hizmet verdiği iddiasında bulundu.
Haciyannis ayrıca, Bostancıdan Güney Kıbrısa Türkiyeden
ürünler nakledildiğini, bu ürünlerin satışa sunulmak
amacıyla piyasa sürülmeleri için ya nakil sırasında
kamyonların içerisinde, ya da Baf bölgesindeki bir süpermarkette
ambalajlandıklarını ileri sürdü.
Basının feryadı
Öte yandan Rum gazeteleri konuya büyük ilgi gösterirken, şu
başlıkları kullandı:
Haravgi: Kaçakçılık Aşırılığa Kaçıyor
-Gümrük Birimleriyle Polisin Araştırmaları Yoğun Bir
Şekilde Devam Ediyor
Fileleftheros: Türk Kirazları İmha Edilecek
Mahi: Kıbrıs Türkiyeden Gelen Kirazlarla Doldu -Hala Piyasada
Dolaşıyorlar.
STAR KIBRIS 21/06/09
![]()
Cumhurbaşkanı,
Finlandiya ziyareti sonrası Ercanda, ADA TVnin sorularını
yanıtladı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Talat; Kıbrısta çözümün
sağlanmasının bir ülke politikası olduğunu ve
hükümetle farklı görüşlerde olmadığını
vurguladı. müzakerelerin hızı açısından sorunlar
olmasına karşın beklediklerinin gerisinde veya beklediklerinden
farklı bir durum bulunmadığını söyledi.
Tarafların çözüm konusunda değişik görüşler ortaya
koyduklarını kaydeden Talat, Umarım bir uzlaşma
noktasına varabiliriz dedi.
Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubbın
davetlisi olarak ülkede bulunan Talat, yurda döner dönmez,
ayağının tozuyla ADA TV Canlı yayınındaydı.
Ajans 23 Programında Nazar Erişkinin sorularını
yanıtlayan Talat; Finlandiya ziyareti ve gündemdeki gelişmeleri
değerlendirirken; Şehit Teğmen Caner Gönyeli Tatbikatı
sırasında neden ülkede olmadığı yönündeki
eleştirileri de yanıtladı.
Ercan Havalimanında ziyaretine ilişkin açıklamalarda bulunan
Talat, Finlandiyanın Kıbrıs için önemine de değindi.
Finlandiyada sivil Toplum Örgütleri ile yaptığı ziyaretlere de
değinen Talat, müzakere süreci ve gelinen nokta hakkında
yaptığı görüşmelerde, Adada çözüm sağlanması
istencini bir kez daha gördüğünü söyledi.
Cumhurbaşkanı; Başbakan Derviş Eroğlunun kabine
üyeleri ile birlikte düzenlediği basın toplantısında
müzakere sürecine ilişkin olarak yaptığı açıklamalara
da değindi.
Eroğlunnun müzakereler konusunda endişeli olduğu
açıklamasında bulunmasının hatırlatılması
üzerine Talat; Kıbrısta çözümün sağlanmasının bir
ülke politikası olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı
Talat; bu konuda Cumhurbaşkanlığı ile hükümetin farklı
görüşlerde olmasının düşünülemeyeceğini söylerken, bu
durumun ilerleyen süreçte de böyle devam edeceğini söyledi.
Finlandiya ziyaretinin zamanlaması konusundaki eleştirileri de
yanıtlayan Talat, Şehit Teğmen Caner Gönyeli
Tatbikatının tarihi belirlenmeden, gezisinin belli olduğunu
söyledi; ülkede ne olursa olsun, kimi kaçınılmaz etkinliklerin
sürdürülmesi gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat; planlanmış başka yurt
dışı gezileri olup olmadığı yönündeki soruyu
yanıtlarken temkinliydi. Şu an için başka bir yurt
dışı gezisinin görünmediğini söyleyen Talat; daha önce var
olan ancak gerçekleşemeyen ziyaretler olduğu gibi; şu an belli
olmayan ancak gündeme gelebilecek ziyaretlerin de olabileceğini söyledi.
Müzakere sürecinin yavaş ilerlemesi ile ilgili genel kanı konusunda
da soruları yanıtlayan Talat, Müzakere masasında Hristofyastan
edindiği birebir izlenimi de aktardı; sürece ilişkin samimi
açıklamalarda bulundu.
Cumhurbaşkanı; sanıyorum iki tarafta çözüm istiyor derken,
asıl sorunun bu çözümün nasıl olacağı konusunda
olduğunu söylerken; ayrıntılı bir değerlendirme için
erken olduğunu söyledi.
Talat; masaya oturmadan önceki düşünceleri ile şimdikini
kıyasladığında herhangi bir hayal
kırıklığı yaşayıp
yaşamadığının sorulması üzerine ise, Rum
tarafının görüşlerinin kendisi için beklediğinden
farklı olmadığını söyledi ancak, görüşmelerin
daha hızlı geçmesini arzu ettiklerini ancak, şu anki durumun
bunu karşılamadığını söyledi.
STAR KIBRIS 21/06/09
![]()
Cumhurbaşkanı Talat, Downerle görüştü.
Downer yaptığı açıklamada, BM Kıbrıs
müzakerelerinde başarılı sonuç elde etme hedefine
bağlıdır. Bunun için çalışıyoruz dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downerle dün bir
saat süreyle görüştü. Downer, müzakerelerde yakalanan ivmeyi sürdürmenin
önemine işaret ederek BMnin Kıbrıs müzakerelerinde
başarılı bir sonuca varma hedefine bağlı olduğunu
söyledi.
Cumhurbaşkanlığında yer alan ve 11.00de
başlayıp 12.00de tamamlanan görüşmede
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan Sarıca,
Özel Temsilcisi Özdil Nami ve BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Temsilcisi ve Kıbrıstaki Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun da
hazır bulundu.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander
Downer görüşmeden çıkarken sorular üzerine basına
yaptığı açıklamada, BMnin resmi olarak bir zaman çizelgesi
üzerinde taraflara baskı yapmasının söz konusu
olmadığını söyledi. Önemli olan müzakere sürecinde
yakalanan ivmeyi devam ettirmektir diyen Downer, zaman zaman ivmede bir
yavaşlama görülmesinin de normal olduğunu, bunun her müzakere
sürecinde yaşanabileceğini kaydetti.
Alexander Downer, önümüzdeki cuma günü yapılacak Talat-Hristofyas
görüşmesinin, müzakerelerdeki ivmeyi ileriye taşıyacak düzeyde
verimli olmasını umduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyasla iyi ilişkiler kurduğunu belirten BM Kıbrıs
Özel Danışmanı Downer, BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla da
görüldüğü üzere BMnin Kıbrıs müzakerelerinde
başarılı bir sonuç elde etme hedefine bağlı
olduğunu ve bunun için çalışacaklarını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat ise Downerle görüşmesine ilişkin
herhangi bir açıklama yapmadı.
STAR KIBRIS 21/06/09
DİSİ
ve CTP erken çözüm istedi
Güney
Kıbrıstaki ana muhalefet partisi DİSİden bir heyet,
CTP-BG Genel Merkezini ziyaret etti. Genel Başkan Nikos Anastasiades
başkanlığındaki heyet, bu sabah yaptıkları
ziyarette, Ferdi Sabit Soyer başkanlığındaki CTP-BG
heyetiyle görüştü.
CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit
Soyer, Kıbrısın artık kaybedecek zamanı
olmadığını belirterek, bir an evvel çözümün gelmesi
gerektiğini söyledi.
DİSİ Başkanı Nikos
Anastasiades ise, erken çözümün kaçınılmaz olduğunu, iki liderin
erken çözüm bulacağından umutlu olduklarını kaydetti.
KIBRIS POSTASI 22/06/09
Bildt:
Çözümün adresi BM
AB dönem
başkanlığını Temmuz başında Çek
Cumhuriyeti'nden devralacak olan İsveç, Türkiye ile üyelik müzakerelerini
ilerletme kararlılığını vurguladı.
|
AB Konseyi'nde düzenlediği basın
toplantısında ülkesinin dönem başkanlığı
programını anlatan İsveç Dışişleri Bakanı
Carl Bildt, "Hırvatistan ve Türkiye ile üyelik müzakerelerini
sürdürmekte kararlıyız. Her iki alanda da önemli sorunlarla
karşılaşacağımızın farkındayız.
Sorunlar aynı zamanda fırsat ve olanaklar sunabilir. Bu konu
(Türkiye ve Hırvatistan'la müzakereler) aynı zamanda stratejik
açıdan çok büyük önem taşıyan Güneydoğu Avrupa bölgesinde
100 milyon insanın Avrupalı (AB) hedefleriyle yakından
ilgilidir" dedi. Bildt, 4-7 Haziranda düzenlenen son Avrupa
Parlamentosu seçimlerinde bazı partilerin Türkiye'nin üyeliğine
karşı çıkmasının hatırlatılması
üzerine şunları kaydetti: "Bazı partiler seçim
kampanyalarında açıkça AB'nin genişlemesine karşı
çıktılar. Bazıları açıkça Türkiye'nin
üyeliğine, hatta bazıları açıkça Müslümanlara
karşı çıktı. Hepimiz demokrasilerde yaşıyoruz.
Bu da AB'nin güçlü yanlarından biri. Genişleme konusu da kamuoyunda
tartışılabilmeli. İfade edilen bazı fikirleri
paylaşmasam da bu işin doğası böyle. Bence bu tür konular
sadece açıkça tartışma yoluyla ele alınmalı.
Genişlemenin geleceği de bence bu açık
tartışmanın parçası olacak. Farklı görüşler
ifade edilsin ya da edilmesin. Ben şu görüşü paylaşanlara
dahilim: Benim AB vizyonum bazı ülkeleri, bazı milletleri
dışarda bırakan değil, herkesi birleştiren bir
Avrupa. Bu çok iddialı bir vizyon. Bu konuyla ilgili zorlukları
bilsem de sadece daha fazla açık tartışmayla bunun üstesinden
gelebileceğimizi düşünüyorum. Belki bu konuyu yeterince
tartışamadık." Bildt, İsveç'in Fransa ve Çek
Cumhuriyeti dönem başkanlıklarıyla ortak
hazırladığı programda yer alan Türkiye ile müzakereleri
ilerletme sorumluluğuna bağlı kalacağını
belirtti. Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm
beklentisinin sorulması üzerine "Bu konu gerçekten bizim elimizde
değil. AB bu konuda hiçbir zaman aktör olmadı" diyen Bildt,
Kıbrıs'taki her iki toplumun liderleriyle görüştüğünü ve
çözüm kararlılıklarından etkilendiğini anlattı. Berlin Duvarı'nın
yıkılışının 20 yıl ardından Avrupa'da
hala bölünmüş başkent bulunmasının "utanç verici
olduğunu" belirten Bildt, "başka birçok sorunu da beraberinde
getiren" Kıbrıs sorununun artık çözülmesi
gerektiğini vurguladı. Kıbrıs'ta çözüm adresi olarak
Birleşmiş Milletler'i işaret eden Bildt, AB'nin de gerekli
teknik desteği vermeye hazır olduğunu kaydetti. |
KIBRIS POSTASI 22/06/09
Ergenekon
komitesi tamam
KKTC
Cumhuriyet Meclisi'nde, Türkiye'deki "Ergenekon"
soruşturmasının KKTC ile bağını ele almak
amacıyla oluşturulan Meclis Araştırma Komitesinin üyeleri
belli oldu. KKTC Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, Meclis Başkanı
Hasan Bozer başkanlığında toplandı.
Toplantının başında,
Cumhuriyet Meclisi Danışma Kurulu'nun "Türkiye Cumhuriyeti'nde
başlayan Ergenekon soruşturmasının KKTC ile
bağını ele almak maksadıyla oluşturulan Meclis
Araştırma Komitesinin üye sayısını ve oluşumunu
belirleyen kararı" onaylandı. Buna göre Meclis
Araştırması Komitesi 7 üyeli olacak.
Komitede, Ulusal Birlik Partisi'nden (UBP)
İrsen Küçük, Necdet Numan, Afet Özcafer ve Alirıza Usluer,
Cumhuriyetçi Türk Partisi'nden (CTP) Sonay Adem ve Arif Albayrak, Demokrat
Parti'den de (DP) Serdar Denktaş görev yapacak.
-OY SATIN ALINMASIYLA İLGİLİ
ARAŞTIRMA KOMİTESİ ÇALIŞMALARINA BAŞLADI-
Bu arada 19 Nisan 2009 Milletvekilliği
Genel Seçimlerinde Oy Satın Alınmasıyla ilgili Meclis
Araştırma Komitesi de çalışmalarına başladı.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan
Bozer başkanlığında bugün ilk toplantısını
yapan komitede görev dağılımı yapıldı.
Komite başkanlığına UBP
Milletvekili Esat Ergün Serdaroğlu, başkan vekilliğine de CTP
Milletvekili Arif Albayrak getirildi.
DP Genel Başkanı Serdar
Denktaş'ın önerisiyle kurulan komite, UBP milletvekilleri Ali Çetin
Amcaoğlu, Mutlu Atasayan, Esat Ergün Serdaroğlu, CTP Milletvekili
Arif Albayrak ve DP Milletvekili Serdar Denktaş'tan oluşuyor.
-MECLİS YARIN OLAĞANÜSTÜ
TOPLANACAK-
Öte yandan KKTC Cumhuriyet Meclisi Genel
Kurulu yarın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
katılımıyla olağanüstü toplanarak müzakere sürecini
görüşecek.
Cumhurbaşkanı Talat'ın
istemiyle yapılacak ve saat 10.00'da başlayacak toplantıda,
Talat müzakere sürecinde gelinen son durumla ilgili milletvekillerini
bilgilendirecek.
Basına kapalı yapılacak
toplantıda milletvekilleri de söz alıp görüşlerini ifade
edebilecek.
AA
KIBRIS POSTASI 22/06/09
Cyprus in brief
Jogging Russian tourist
nabbed by Turkish troops
A RUSSIAN tourist who went out for a jog on Sunday ended up in a prison in the
north after being arrested by Turkish troops for violating a top security
military zone.
He was released late last night and was giving a statement to police.
The 43-year-old Russian architect came to Cyprus with his wife for a holiday,
staying in the Kapparis area of Paralimni. On Sunday, at 7am, he went out for a
jog as he did on every other day of his holiday, but this time, he failed to
return to his hotel. At 11.25am, his wife called Famagusta police to report her
husband missing.
Later in the day, the Russian wife informed police that she had received a call
from her husbands secretary in Moscow who told her that a Russian woman in the
north had called her, informing her that her boss was safe and under arrest in
the occupied areas.
According to reports, the man had strayed into the north while on his jog. At
around 9.30am, he was arrested while on foot by Turkish troops for entering a
top security restricted military zone.
is believed that the Russian Embassy joined in efforts to secure his release.
Cyprus mail 23/06/09
Cumhurbaşkanı Talat′ın Sözcüsü Hasan Erçakıca,
liderlerin gelen hafta cuma günkü görüşmelerinde konunun
sonuçlanmasını beklediğini açıkladı.
Aslında; Limnitis (Yeşilırmak) ile Pirgos köyü arasındaki
araçlı geçişler konusunda bir "pürüz" yaşanmıyor.
Bu iki geçiş noktasında Yeşil Hat Tüzüğü uygulanacak ve
diğer kapılardaki uygulamanın aynısı yürürlükte
olacak. Taraflar bu konuda mutabakata vardılar.
Ancak son görüşmelerde ele alınan asıl konu; Pirgos köyü içinden
geçerek Erenköy′e (Kokkina) ulaşacak olan Kıbrıslı
Türklerin tabi olacakları kurallar...
Türk tarafı; Limnitis kapısının açılması
karşılığında "Erenköy′e erişim"
diye nitelediği bir paketin uygulanmasını istiyor.
Bu pakete göre; Kıbrıslı Türk araçlar, belirli günlerde, belirli
saatlerde Birleşmiş Milletler "eskort"u ile Pirgos köyünden
geçerek Erenköy′e gidebilecekler. Ancak bu "eskort" ile nelerin
Pirgos′tan geçirilebileceğine ilişkin yapılan liste
çalışmasında sürekli olarak pürüzler ortaya çıkıyor.
Türk tarafı kısıtlı "askeri malzeme"nin
dışında geniş bir serbest listenin uygulanması için
çalışıyor. Hasan Erçakıca bu konudaki
sıkıntıları kabul ediyor ve "Rum makamlarından
askerimizin hayatını kolaylaştırmasını beklememiz
doğru değil" şeklinde konuşuyor. Tabii Rum
tarafının, Türkiyeli ailelerin Erenköy′e geçişi gibi
konularda esneklik gösterdiğini de kabul ediyor.
Hasan Erçakıca′nın Politis′e verdiği yanıtlar
şöyle:
Soru: Neden bu iş uzuyor ve bir türlü uzlaşamıyorsunuz? Pürüzler
neler?
Erçakıca: Ben aslında şu anda görüşülen konuları
"pürüz" olarak nitelendirmiyorum. "Pürüz gibi görünen
konular" demeyi tercih ediyorum. Bu kapı, diğer kapılardaki
yöntemle; yani Bostancı (Zodya) ve Metehan (Ayos Demetios)
kapılarında olduğu gibi ve onların statüsünde
açılacak.
Ancak şu anda tartışılan konu; Erenköy′e bizim
serbest erişim talebimizdir... Biz di-yoruz ki, bu kapı
açıldıktan sonra bizim Erenköy′e deniz yolu ile ulaşmaya
devam etmemiz akıllıca bir iş olmaz. Bu yüzden biz de, madem ki
bu kapı Pirgos köylülerinin Lefkoşa′ya erişmesini
sağlayacak, karşılığında biz de Erenköy′e
karayolundan gidebilelim, diyoruz...
Pile′ye Arçoz′dan yol açma teklifini ortaya
atmıştınız... Şimdi onu geri çektiğiniz
anlaşılıyor.
Geri çektik. Limnidi için bir şart olmaktan çıkardık.
Açılmasını istediğimiz yol; Arçoz′dan geçerek ara
bölgeden geçip Pile′ye ulaşacaktı. Böyle olunca Pileliler, ara
bölgeden geçerek doğrudan Türk bölgesine bağlanacaktı. Yani
İngiliz ya da Rum toprağından geçmek zorunda
kalmayacaklardı. Rumlar bu yolun Türk ordusunun askeri hareketini kolaylaştıracağını
savundular. Bir savaş halinde Türk askerinin Larnaka′ya
gidebileceğini söylediler. Barış Gücü de ara bölgenin
kullanılması konusunda sorun çıkardı.
Bu yüzden biz de bu talebimizi geri
çektik.
Pile yolundan vazgeçilmesini ben içime sindiremedim. Pirgolular; "Biz
burada izolasyon altındayız" diyorlar. Biz bütün
Kıbrıslı Türkler, tümümüz izolasyon altında değil
miyiz?
Erenköy askeri bir bölge. Oraya askeri malzeme geçirilmesi sizce doğru mu?
Rumlara ait bir karayolunu kullanarak askeri silah ve mühimmat geçirmemizin
doğru olmadığını biz de kabul ediyoruz. Bizim
talebimiz, askeri mühimmat dışında serbest geçiştir...
Askerin yiyeceği, içeceği geçebilsin... Detaylara girilince çözümlenebilecek
pürüzler ortaya çıktı. Ben bunlara pürüz demiyorum çünkü
çözümlenemeyecek şeyler olduklarına inanmıyorum. Son
görüşmede iki saat buna ayrıldı. Arkasından Yakovu ile
Özdil Nami bu ayrıntıları görüştüler. Akaryakıt konusu
da "pü-rüzlü" olarak duruyor.
Elektrik konusu ise aşıldı. Onda pürüz yok.
Gelelim görüşmelere... Toprak konusu gelecek hafta tamamlanır
mı?
Toprak konusunda ilk sunuşlar yapıldı. İki tarafın bu
konudaki prensipleri yazılı olarak "none paper" biçiminde
verildi. Tabii bu kağıtlardan çok aslolan orada söylenenlerdir.
Bunlar resmi belgeler değil. Burada Rum tarafının toprak
konusunda prensibi çiğnediğini belirtmeliyim. Ta başında
gündem saptanırken harita konuşulmayacağı konusunda
mutabakata varılmıştı. Fakat Rum tarafı harita
vermeden, bazı şeyleri tanımlayarak yani haritayı yazarak
vermeye çalıştı.
Toprakla ilgili komitede de Rum tarafı sürekli olarak harita talep etti.
Biz hep kaçındık.
Peki neden bu yerlerin adını söylüyorlar?
Bunlar yayınlansın ve Kıbrıs Türk halkı tedirgin olsun
diye yapıyorlar bunu... Biz prensiplerin konuşulmasını
istiyoruz. İki ayrı bölgenin bütünlüğünü savunuyoruz. Biz bu
biçimde ele alınmasını istemiyoruz.
Türk tarafı toprağı hep sona bırakmak istiyor?
Biz, görüşmelerin en azından şekillenmesini bekleyelim, sonra
bunu ele alalım ve konuşalım diyoruz. Adanın egemenliğini
nasıl paylaşacağımıza karar vermeden, bu ülkeyi
dünyada nasıl birlikte temsil edeceğimiz konusunda anlaşmadan,
soruna kaynaklık eden meseleleri çözmeden toprağı ve
yüzdelikleri konuşmak istemi-yoruz.
Kabul etmeliyiz ki Kıbrıs sorunu mülkiyet yüzünden, yani mal
kavgasından dolayı çıkmadı.
Paylaşamadığımız için kavga ettik diyemeyiz. Biz
adadaki egemenliği paylaşmada kavga ettik.
Bize göre, belirgin bir yakınlaşma olunca ve anlaşmazlık
noktalarımız azaldıktan sonra toprak konusu son
"al-ver"e hazırlık olmak üzere konuşulabilir. Burada
devam eden bir insan yaşamı var. Şimdi ne olacağı
belli olmadan Rumların talep ettikleri bölgelerde yaşayanları
tedirgin etmek görüşme prosedürünü de tehdit etmek demektir.
Toprak konusu ne zaman tamamlanacak?
Sanırım; gelecek cuma kapanmazsa, bir sonraki hafta kapanacak. Sonra
güvenlik ve garantiler var. Onlar da bitince, ikinci okuma dediğimiz
safhaya gelinecek. Toprak konusunda ortak kağıt
hazırlanırken Özdil Nami ile Yakovu′nun çok
zorlanacaklarını düşünüyorum.
Peki ikinci okuma ne zaman biter?
Kıbrıs Rum tarafı bunun erken başlayıp erken
birtirilmesini istemiyor. Bu konuda bazı duyumlarım var. Biz bunun
eylül ayında tamamlanmasını düşünüyoruz. Rum tarafı
bizi eylülde bitirmek yerine, başlamaya mecbur bırakacak gibi
görünüyor. Eğer bu duyumlar gerçek ise ciddi gecikmeler olacak. Bana göre
Kıbrıs sorunu o kadar acildir ki tatile kurban gitmemeli ve yazda da
çalışmalıyız. Benim kişisel şüphem odur ki
ağustosta en çok 15 gün bir ara olabilir. Aksi takdirde ekim-kasım
aylarında "al-ver"e başlayamazsak, aralıkta
anlaşmayı ortaya çıkaramayız. Çünkü bir de referandum
süreci var. Bunu da hesaba katmalıyız.
HALKI SESI 23/06/09
Talat
Meclis'e bilgi veriyor
KKTC
Cumhuriyet Meclisi, Kıbrıs müzakere sürecindeki gelişmeleri ele
almak üzere, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer
başkanlığında olağanüstü toplandı.
Meclis Genel Kurulu'nun olağanüstü
birleşimi, daha önce duyurulan saatten yaklaşık 1 saat geç
başladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın istemiyle yapılan toplantıda, Talat Kıbrıs
müzakere sürecinde gelinen son durumla ilgili milletvekillerini
bilgilendirecek. Milletvekilleri de söz alıp görüşlerini ifade
edebilecek.
11 Eylül 2008'de başlayan müzakerelerde,
liderler bugüne kadar 33 görüşme yaptı.
Toplantı basına kapalı
yapılıyor.
AA
KIBRIS POSTASI 23/06/09
Talat:
'Merak edilen konulara açıklık getirdim'
Cumhurbaşkanı
Talat, kapalı oturumda milletvekillerine bilgi verdi.KKTC Cumhuriyet
Meclisi Genel Kurulu'nun, Kıbrıs müzakere sürecinde gelinen
aşamayı değerlendirdiği ve Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'ın katılımıyla yapılan olağanüstü
toplantısı sona erdi.
Yaklaşık 5 saat süren
toplantıda Cumhurbaşkanı Talat, milletvekillerine,
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için yürütülen müzakereler
konusunda detaylı bilgi verdi ve milletvekillerinin sürece ilişkin
sorularını yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Talat, meclisten ayrılırken gazetecilere
yaptığı açıklamada, faydalı bir toplantı
olduğunu söyledi.
Talat, görüşmenin uzun sürmesiyle ilgili
soru üzerine, meclisin yeni olduğuna işaret ederek,
milletvekillerinin değerlendirme yaptıktan sonra detaylı soru
sorduğunu ve onları yanıtladığını, bu
nedenle uzun sürdüğünü kaydetti.
Talat, müzakere sürecinin bütününün ele
alındığını belirtti.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan
Bozer de Cumhurbaşkanı Talat'a teşekkür ederek, Talat'ı
meclise daha sık davet ederek milletvekillerini bilgilendireceklerini
belirtti. Meclis toplantısının her zaman böyle uzun
sürmeyeceğini ifade eden Bozar, "Bu biraz fazla uzun sürdü"
dedi.
AA
KIBRIS POSTASI 23/06/09
Kıbrıs-Kıbrıslı
Türk tartışması
Milliyet'in
Kıbrıs Temsilcisi Sefa Karahasan'dan çok tartışılacak
bir yazı. Sefa Karahasan Faşist Özer Kanlı Ve kim dönme?
başlıklı yazısında BRT'yi, Kıbrıs ya da
Kırbıslı Türk tartışmasını yazdı.
Yazı şöyle:
Faşist Özer Kanlı Ve kim
dönme?
Özer Kanlı, Kıbrıs Türk
halkının sesini dünyaya duyuran devletin resmi yayın organı
Bayrak Radyo Televizyonunun (BRT) yeni
Müdürü...
Kanlı, BRTye Müdür olarak
atandıktan sonra, kurum milli davaya uygun bir değişim
yaşadı.
Bu değişim
bazılarının canını sıktı.
Kıbrıs Türk halkının
haklı davasını dünyaya anlatmak amacıyla yayınlar
yapması gereken
BRT, bir zamanlar; Rum devlet kanalı
PİKle aynı seviyeye geldi eleştirilerine maruz kaldı!
Kanalda; Kuzey Kıbrısta
yaşanan gerçekler, çözüm-barış adı altında,
gizlendi.
Türkiyeye Anavatan denilmesi
yasaklandı.
Kurumun internet sitesinde bulunan KKTC ve
Türkiye bayrakları kaldırıldı.
Bütün bunlar yaşanırken, ülkeyi
yönetenler Kıbrıs Türk halkının iradesini temsil
ettiklerini savundu.
Tâ ki, 19 Nisana kadar!
19 Nisanda Kıbrıs Türk
halkı, BRTde yaşananlara dur dedi.
Milli iradenin bir sonucu olarak, BRTye Özer
Kanlı atandı.
Özer Bey, kuruma atandıktan sonra,
kurumun Milli iradeyi yansıtması konusunda adımlar attı.
Kanlı ne yaptı?
Mesela; haber ve proğramlarda
Kıbrıslı Türk yerine Kıbrıs Türkü ifadesinin
kullanılmasını istedi.
Gerekçesini de, Kıbrıslı
Türkler ifadesi Kıbrısta doğan insanları
tanımlıyor. Yani 1974 sonrası adamıza gelen
yurttaşlarımızı (Türkiyelileri) kapsamıyor.
Kıbrıs Türkü ifadesi ise hem Kıbrıslı Türkleri hem
de Türkiyeden sonradan gelen Türkleri de kapsıyor, en geniş anlamda
toplumu kucaklıyor şeklinde açıkladı.
Kanlı, Kıbrıslı Türkler
ifadesinin yabancılar tarafından
kullanıldığını, 1963ten beri BRTde kullanılan
ifadenin Kıbrıs Türkü olduğunu belirtti.
Konu tartışmaya açıldı.
Ortalık toz duman oldu.
Haklı bulunlar, haklı
bulmayanlar ayrıldı.
Katılmıyorum,
katılıyorum yerine; konu
tartışılırken, eleştirilerin seviyesi düştü.
Bir gazetenin internet sitesinde Asi Tah (1)
adlı bir okur, (kendi yazısıyla) (...)
Kıbrıslıyık, birleşik gıbrıs,
barış , özgürlük, avrupa birliği falan gibi
zırvalıkları diline dolamış olanlara, hayretler için
de kalıyorum. nasıl bir konpleks dir bu. Nasıl bir kendini
beyenmemezlik dir bu yorumunu yaptı.
Devam etti Asi Tah;
Sonuçta sen de (sözüm arap kökenli
olanlardan dışarı) o beyenmediğin türklerden birisin. TÜRK
SÜN. Bunu değiştiremezsin. Sen o utanç duyduğun Türksün. Sen O
beyenmediğin, zararlı gördüğün,
aşağıladığın, inkar ettiğin Türklerden
birisin. Bunu değiştiremezsin. İngilteredeki hindistanlı da
senin gibi hinduları beğenmez ve ben britishim der ama ne çare. hindu
dur. İngilizde bilir onun hindistan dan gelme olduğunu. Ona göre
denetimini yapar. Siz kendinizi nasıl görürsenin , diğer insanlar da
size ona göre değer biçer. soyunu , sopunu inkar eden insana hangi millet
değer verirki:) Çıkarı olan milletler, tarafından
kullanılmaktan öteye gidemezler.
Kullanılıyorsunuz... Komplekslerinizden kurtulun,
Türklüğünüzle gurur duyun.
Asi Tah bunları söylerken, Nazim
Beratli (2) adlı okuyucu, çok sertti!
Nazım Beratli, Soyumuzu dönmelerden
öğrenecek değiliz... Dürte dürte, bize kim Boşnak, kim Çerkez,
kim Sebetaycı, kim Rum dönmesi, kim Ermeni dönmesi söylettirmesinler, hiç
işlerine gelmez sonra... dedikten sonra, İş madem bu
kadar önemli, s... Devamıöyleyeceğimizden kimse alınmasın!
Nenesi Türkçe bilmeyen, babası da Türkçe'yi İstanbul'da okulda öğrenenlerden
Türklük öğrenecek halimiz yok! Herkes haddini bilmeli... Tatarla
konuşurken tercüman arayan, Azeri'nin ne dediğini on günde
anlayamayan adamlardan Türklük öğrenecek halimiz yok! (...) (...)
Kıbrıslıtürküz! Artık ayrı ayrı da
değil...Birleşik: KIbrıslıtürk... diye eleştirileri
yanıtladı!
Şimdi ne gerek vardı birilerini
dönme ilan etmeye?
Veya birilerini Türksün değilsin diye
ayırmaya?
En ufak bir değişiklik bile
ortalığı toz duman ediyor.
Bunlar, ülkemize yakışmıyor.
Bunlar, Kıbrıs Türkünü
yansıtmıyor...
Kıbrıs Türkü asla bu değil!
Bu halk, tartışırken bile,
seviyeyi asla düşürmez.
Kendisini bilir.
Farklı düşüncelere, itibar eder.
Çünkü, itibarlı bir halktır
Kıbrıs Türkü
Lütfen biraz sakin olalım..
1)Asi Tah, yenidüzen gazetesi internet
sitesi 22 Haziran 2009 05:13
2)Nazim Beratli, yenidüzen gazetesi internet sitesi 21 Haziran, 09:15
KIBRIS POSTASI 23/06/09
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı, Sanayi ve Ekonomik Kalkınmadan Sorumlu Komiseri Günter Verheugenin, geçen hafta Kıbrıstaki açıklamalarıyla, ABnin Kıbrıs konusunda tarafsız olamayacağını bir kez daha gözler önüne serdiğini belirtti.
Özgürgün, yazılı açıklamasında, müzakere sürecine destek
beyan eden Verheugenin, Adadaki çözümsüzlüğün Rum tarafından kaynaklandığını
teslim etmekten ısrarla kaçındığını kaydetti.
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Kıbrıs Türk
tarafının Adadaki iki eşit halktan biri olmasından
kaynaklanan hakları ve çözüme yönelik bir vizyonu olduğunun
bilinmesini isteyen Özgürgün, Olası bir çözüm iki halkın siyasi
eşitliğine dayalı, sulandırılmamış iki
kesimliliğe haiz, eşit statüdeki iki Kurucu Devletten oluşacak;
Türkiyenin etkin ve fiili garantisini içeren yeni bir ortaklık
olmalıdır. Bunlara halel getirecek hiçbir anlaşma
kalıcı olmayacaktır dedi.
Özgürgün, olası çözümün elbette AB ilkelerine aykırı
olamayacağını, çözümün ancak iki halkın isteğiyle ve
buradaki gerçeklere dayandırılarak inşa edilebileceğini
kaydederek, AB yetkililerinin varılacak çözümün AB içerisine
uyumlanacağı ve birincil hukuk haline getirileceği sözünü
verdiğini, bu sözün boş çıkmamasını beklediklerini
belirtti.
Kıbrıs Türk tarafının talep ettiği sapmaların
(derogasyon) daha önce AB içinde ülkelerin kendilerine has durumlarından
dolayı ortaya çıkmış uygulamalarla benzeştiğini
ve birlik içerisinde zaten mevcut olan benzeri uygulamaların
Kıbrısa adaptasyonları olduğunu anlatan Özgürgün,
Verheugenin bu konuya değinirken de adresi
şaşırdığını; bunun Türkiyedeki bazı
çevrelerin problem yaratmak için icat edildiğini ve kabul
görmeyeceğini iddia ettiğini belirtti.
Özgürgün, Türkiyenin Kıbrısta çözüme verdiği desteği
birçok vesileyle dile getirdiğini hatırlatarak, şöyle devam
etti:
Hem Anavatan Türkiye, hem de Kıbrıs Türk tarafı olarak biz,
çözümün BM şemsiyesi altında iki halk tarafından
bulunacağı gerçeğini de her fırsatta yinelemekteyiz.
Bu tür söylemler ancak Rum tarafının propaganda amacıyla
yarattığı iddialardır. Rum tarafı tek taraflı
uluslararası temsiliyet avantajını kullanarak Kıbrıs
sorununa ilişkin gerçekleri çarpıtmaya devam etmektedir. Bu da
göstermektedir ki, her ne kadar Verheugen Kıbrıs sorunu çözülmeden
Rum tarafının tek yanlı AB üyeliğinin bir hata
olmadığını iddia etse de, Avrupa Birliği bu
yanlış karar ile Kıbrıs sorununu çıkmaza
sokmuştur. GKRY Liderliği kendi geleceğini tayin etme
hakkına sahip Kıbrıs Türk halkının eşit egemen
haklarını ihlal etme peşindedir. AB yetkilileri GKRYne bu tür
çabalarına son vermek yönünde baskı yapmak yerine, Rum
liderliğine destek çıkar nitelikte tavırlar sergiledikçe
Kıbrıs konusunda iki taraf arasında varılabilecek adil ve
yaşayabilir bir anlaşmanın yollarını
tıkamaktadır.
ŞİDDETLE KINIYORUZ
Özgürgün, Verheugenin Kıbrıs Türk halkı üzerindeki
insanlık dışı izolasyonu tekzip edecek yere bunların
kaldırılmasını bir anlaşma sonrasına
bırakmasını ise şiddetle kınadıklarını
açıkladı.
Güvenlik konusundaki hassasiyetlerini vurgulayan Hüseyin Özgürgün, Türkiyenin
etkin ve fiili garantisinin devamı Kıbrıs Türk halkı için
yaşamsal bir konudur dedi ve yakın tarihte Bosna Hersek ve Kosovada
yaşananların Kıbrıs Türk halkının
güvenliğini BM ve ABnin sağlayamayacağını
gösterdiğini kaydetti.
Özgürgün, Verheugen gibi üst düzey AB yetkililerinden tek taraflı ve Rum
yanlısı açıklamalardan kaçınmalarını ve daha sorumlu
davranmalarını beklemenin en tabii hakları olduğunu da
belirtti.
STAR KIBRIS 23/06/09
![]()
DİSİ heyeti CTP-BGyi ziyaret etti.
Başkanlar aynı noktayı vurguladı.
Soyer: Kıbrısın artık kaybedecek zamanı yoktur... Bir
an evvel çözüm gelmelidir.
Anastasiades: Erken çözüm kaçınılmaz... iki liderin erken çözüm
bulacağından umutluyuz.
Güney Kıbrıstaki ana muhalefet partisi DİSİden bir heyet,
CTP-BG Genel Merkezini ziyaret etti.
Genel Başkan Nikos Anastasiades başkanlığındaki heyet,
dün sabah yaptıkları ziyarette, Ferdi Sabit Soyer
başkanlığındaki CTP-BG heyetiyle görüştü.
CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Kıbrısın
artık kaybedecek zamanı olmadığını belirterek,
bir an evvel çözümün gelmesi gerektiğini söyledi.
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiades ise, erken çözümün
kaçınılmaz olduğunu, iki liderin erken çözüm
bulacağından umutlu olduklarını kaydetti.
Konuk DİSİ heyetinde parti başkanı Anastasiades,
DİSİnin Toplumlararası Yakınlaşma Komitesi
Başkanı Keti Klerides, Rum Yönetimi eski Tarım Bakanı
Kostas Temistokleus, Rum Başkanlığı eski sözcüsü Manolis
Hristofides, DİSİ Yönetim Kurulu Üyesi Phivios Nicolaides,
DİSİ Siyasi İşler Sorumlusu Harris Georgiadis yer
aldı.
CTP-BG heyeti ise, Genel Başkan Ferdi Sabit Soyer, Lefkoşa
Milletvekili Sibel Siber, Dış İlişkiler Sekreteri Ünal
Fındık, Örgütlenme Sekreteri Özkan Yorgancıoğlu,
Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Kutlay Erk ve MYK Üyesi Sibel
Sorakından oluştu.
AÇIKLAMA GÖRÜŞMEDEN SONRA
Yaklaşık 2 saat süren görüşmeden sonra iki lider basına
açıklama yaptı. Kutlay Erk, Soyerin Türkçe
konuşmasını İngilizceye, Anastasiadesin İngilizce
konuşmasını ise Türkçeye çevirdi.
CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, görüşmeden sonra
yaptığı açıklamada, çok yararlı bir görüşme
yaptıklarını kaydederek en sevindiği noktanın, Nikos
Anastasiades ve DİSİnin, karşılıklı kabul
edilebilir, iki liderin 23 Mayıs ve 1 Temmuzda üzerinde
anlaştıkları temelde Kıbrıs sorununa bir an evvel
federal bir çözüm bulunması noktasında hemfikir olmalarının
devam etmesi olduğunu söyledi.
İki partinin her iki tarafta da bir an evvel erken bir çözüme
ulaşılması için iki lidere yardımcı olma konusundaki
tutumlarını da yeniden teyit ettiklerini söyleyen Soyer, bunun
kendileri için oldukça önemli ve sevindirici bir gelişme olduğunu
kaydetti.
Ne Kıbrıslı Türklerin ne de Kıbrıslı
Rumların artık kaybedecek zamanı olduğunu ifade eden Soyer,
bir an evvel çözümün gelmesi gerektiğini söyledi.
Anastasiades de, konuşmasında, Soyerin sözlerine
katıldığını ve çok yapıcı ve verimli bir
görüşme yaptıklarını ifade ederek, Kıbrısta BM
kararları çerçevesinde, iki toplumlu, iki kesimli, siyasi
eşitliğe dayalı bir çözüme ulaşılması yönünde
çaba gösterme taahhütlerini birbirlerine yinelediklerini söyledi.
Anastasiades, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında daha iyi
bir iklimin oluşturulması gerektiğini kaydederek, erken çözümün
kaçınılmaz olduğunu söyledi. Anastasiades, geçen zamanla beraber
yaratılan sorunları çözebilmek için erken çözüme ihtiyaç
olduğunu, iki liderin erken çözüm bulacağına dair
umutlarının güçlü olduğunu ifade etti.
SORULAR
Rum siyasetçi, bir Rum gazetecinin İki toplum arasındaki iklimi
iyileştirmek için öngördükleri somut bir adım olup
olmadığını sorması üzerine, öncelikle kamuya
yapılan açıklamalarda yapıcı olmayan konular ve
polemiklerden kaçınılması gerektiğini ifade ederek,
kendilerinin müzakereci olmadığını ancak liderlere
tavsiyelerde bulunabileceklerini söyledi.
Anastasiades, açıklama yaparken insanların akıllarında
olmayacak illüzyonlar yaratmanın da sakıncalı olduğunu
söyledi.
Soyer ise, Yeşilırmak Kapısının açılması
konusundaki görüşünün sorulması üzerine, iki taraf arasındaki
ilişkileri geliştirmek için sınır kapılarının
açılmasının çok önemli olduğunu belirterek, ancak bunun
yeterli olmadığını kaydetti.
Yeşilhat Tüzüğü değerlendirilerek iki taraf arasındaki
ekonomik ilişkinin artırılması gerektiğini ifade eden
Soyer, iki tarafın işadamlarının işbirliği
yapmasının çözüme çok yardımcı olacak unsurlar
olduğunu belirtti.
Tüm ada basınının günlerce hatta aylarca Lokmacı
Kapısının açılmasıyla ilgili yazılar
yazdığını, politik tartışmaların
gerçekleştiğini söyleyen Soyer, şimdi bunları kimsenin
hatırlamadığını çünkü Lokmacı
Kapısının açıldığını belirtti.
Soyer, Yeşilırmak Kapısının da en erken bir zamanda
açılacağını ve kimsenin bu gereksiz
tartışmaları hatırlamayacağını, bir an önce
görüşmelerin sonuçlandırılması üstüne olması ve tüm
enerjinin bunun üstüne yöneltilmesi gerektiğini kaydetti.
STAR KIBRIS 23/06/09
23/06/09
ABD'den şok Ermeni raporu
SONSAYFA DÜNYA HABERLERİ
ABD eski Başkanı Reagan'ın danışmanı Fein, sözde
Ermeni soykırımı ile
ilgili müthiş bir açıklama yaptı.
ABD eski Başkanı Reagan'ın danışmanı Fein:
"Beyaz Saray araştırma
yaptı, Ermenilerin 2 milyon Müslüman Osmanlı'yı katlettiği
ortaya
çıktı. Ermeniler, kendi arşivlerini açmıyor, çünkü bu
gerçeğin ortaya
çıkmasını istemiyor..." dedi.
ABD Başkanı Ronald Reagan'ın hukuk
danışmanlığını yapan Bruce Fein,
sözde Ermeni soykırımı iddialarını değerlendirdi.
Ermenilerin bu
iddialarının son derece asılsız olduğunu belirten
Fein, Reagan'ın
başkan olduğu 1981′de bu konunun Beyaz Saray tarafından
araştırıldığını ve iddiaların
asılsız olduğunun belgelendiğini
söyledi. İşte sözde Ermeni soykırımı konusunda Fein'in
açıklamaları:
"Osmanlı İmparatorluğu'nun azınlıklara
karşı "müthiş" sayılabilecek
bir özen gösterdiği gerçeğini unutmamak gerekir.
Azınlıklar, kendi
dini özgürlüklerini ve hayatlarını son derece rahat bir şekilde
sürdürdü.
Ermeni terör çeteleri I. Dünya Savaşı sırasında Fransa ve
Rusya ile
birlikte Osmanlıları öldürdü. Bu rakamın 2 milyon civarında
olduğu bir
gerçek. Ermeni kayıplarının ise 500 bin civarında
olduğu
araştırmalarla kanıtlandı. Burada asıl önemli konu,
Ermenilerin
ihanetidir. Osmanlı da kendisini savundu. Özellikle ABD'de yaşayan
Ermeniler, soykırım yalanı ile büyük getirim sağlıyor.
ABD yönetimi de
büyük paralar döndüğü için Ermenileri karşısına almak
istemiyor.
Ermeniler ısrarla kendi arşivlerini açmıyor. Çünkü
yıllardır soykırım
yalanı ile dönen getirimi kaybetmek istemiyorlar. Arşivler
açıldığı
anda gerçek ortaya çıkacak."
24.06.2009 CNN TURK
Kıbrıs
Rum yönetimin halen kullandığı, 1960'da Türk-Rum
ortaklığında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti
bayrağını çizen ve ve dün ölen Kıbrıslı Türk
ressam İsmet Vahit Güney'in cenazesi, bugün toprağa verildi.

İsmet
Vehit Güney
Güney için, bugün, Lefkoşa Atatürk Kültür Merkezi'nde tören düzenlendi.
Törene, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da katılarak bir
konuşma yaptı. Cumhurbaşkanı Talat, Güney'in geride
bıraktıklarının ressam için söylenebilecek her şeyi
söylediğini vurguladı.
Güney'in birçok arkadaşının hocası olduğunu ve
kendisinden daima büyük hoşnutlukla bahsedildiğini aktaran Talat, bu
birikimi elde ederek, bunları halkıyla paylaşmasının
bile Ressamı güzel duygularla anmak için yeterli olduğunu kaydetti.
Talat, "Onu unutmayacağız, geride bıraktıklarına
sabır diliyoruz" dedi.
Ressamın ailesi adına konuşan kızı Nilgün Güney de,
babasının iyi ve dolu dolu bir hayat
yaşadığını, grafikçilik ve renk
ayrımcılığı da yaptığını,
sanatın birçok dalında kendini eğittiğini anlattı.
"İyi bir babaydı, bizi hiç dövmedi" diyen Güney,
babasının kendilerine güzel bir hayat yaşatmaya
çalıştığını, onun kızı olduğu için
gurur duyduğunu söyledi.
Törende, Ressamın ölümünden bir süre önce hazırlanan ve Güney'in
hayatını kendi dilinden anlatan "Bir Ressamın Öyküsü"
isimli belgesel de gösterildi. Ressam Güney'in cenazesi, öğle
namazını müteakip Lefkoşa Mezarlığı'nda
toprağa verildi.
İsmet Vehit Güney kimdir
KKTC Kültür Dairesi Müdürlüğünden yapılan yazılı
açıklamada, 77 yaşında hayata gözlerini yuman ressam İsmet
Vehit Güney'in, Kıbrıs Türk resim sanatının mihenk
taşlarından biri olduğu ve 1940'lı yıllardan günümüze
kadar resim üretmeye ve sanat dünyasına katkı koymaya devam
ettiği belirtildi.
İsmet Vehit Güney, 1932 yılında Limasol'da doğdu. 2. Dünya
Savaşı'nda İngiliz ordusunda görev yaptı. O yıllarda
İngiltere yönetimindeki Filistin'e bağlı Hayfa'daki İngiliz
Askeri Akademisi'nde askeri konuların yanı sıra resim
eğitimi de aldı.
İbrahim Çallı ile tanıştı ve birlikte
çalıştı. Çallı gibi o da izlenimci resim
akımından etkilendi. 1947'de kişisel sergisini açan ilk
Kıbrıslı Türk ressam oldu. Eserleri pek çok karma ve kişisel
sergide yer aldı, ödüller kazandı.
1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
bayrağının, ambleminin ve Kıbrıs Lirası'nın
tasarımlarını yaptı.
1977'ye kadar Lefkoşa Türk Erkek Lisesi'nde resim ve sanat tarihi
öğretmenliği yaptı, 1986 yılında KKTC Hükümeti, Ressam
Güney'e, Kültür Sanat Hizmet Ödülü verdi.
SEFA
KARAHASAN Lefkoşa
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum
Yönetimi lideri Dimitris Hristofyasla
yaptığı görüşmelerle ilgili olarak, vatan
satılıyor eleştirilerine, Bir insan vatanını satar
mı? Ancak Türkiye satar, satarsa bizi diye tepki gösterdi
ART
TVnin, Talat vatanını satıyor yönündeki eleştirileri
nasıl değerlendiriyorsunuz? şeklindeki sorusuna Talat, Hiç
kimse içinde yaşadığı, çocuklarının
yaşayacağı, torunlarının yaşayacağı
vatanını satar mı? karşılığını
verdi. Talat, Kıbrıs Türklerini ancak Türkiyenin
satabileceğini söyledi. Talat şöyle konuştu: Türkiye olarak siz
Kıbrıstan vazgeçebilirsiniz. Türkiye, Tamam kardeşim, ben
vazgeçiyorum, (Rumlara) kapıları, limanları açıyorum, ben
artık Kıbrısla uğraşmam deyip bizi satabilir. Ama
ben kendi vatanımı, torunlarımın vatanını
nasıl satarım? Sattığım zaman mahvoldum, ölümü göze
aldım demektir.
MILLIYET 24/06/09
High Commissioner hosts launch of
English-Speaking Union Cyprus
BRITISH HIGH Commissioner,
Peter Millett, hosted the launch of the English-Speaking Union Cyprus on Monday
night. The event was attended by over 100 guests from both the Greek and
Turkish Cypriot communities.
According to a press release, in launching the event, the organisations
patron, First Lady Elsie Christofias, expressed her happiness at Cyprus joining
a family of over 50 countries and said that the English language has an
important role to play in Cyprus education system.
She stressed the importance of language in building bridges, saying that the
world needs understanding and English provides a way of achieving it.
The High Commissioner underlined the importance of English as a way to build
reconciliation and friendship. The ESU could therefore play an important role
in Cyprus.
Garo Keheyan, Chairman of the English-Speaking Union Cyprus, described the ESU
as a community of kindred spirits and said this was as a wonderful
opportunity for Cypriots to interact with people from all over the world.
In handing over the ESU flag, the organisations chairman, the Lord Watson
highlighted the motto Global understanding through English.
This was not, he said, about the domination of English over other languages but
about using English to give people the means and encouragement to express
ideas.
The English-Speaking Union is an international charity founded in 1918 to
promote international understanding and friendship through the use of the
English language.
The organisation is present in over 51 overseas countries and has branches as
well as 40 within the UK.
CYPRUS MAIL 24/06/09
Stefanu:
Siyasi eşitlik sayısal eşitlik anlamı taşımaz
Rum Hükümet
Sözcüsü Stefanos Stefanu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın ortak
açıklamalarında da değinilen Birleşmiş Milletlerin
(BM) ilgili kararlarına gönderme yaparak siyasi eşitlik
kavramının, sayısal eşitliği öngörmediğini
söyledi. Ve ekledi: Siyasi eşitlik kavramı; federal bir devlet
çerçevesinde, Kıbrıs Türk toplumunun, kararların
şekillenmesi ve devlet yönetimine etkili katılımı
anlamına geliyor.
Rum radyosunun haberine
göre, bugün gerçekleştirilen Rum Bakanlar toplantısının
ardından Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın ilgili
açıklamalarını yorumlaması istenen Stefanu, siyasi
eşitlik kavramına açıklık getirdi.
KIBRIS POSTASI 24/06/09
Miliband,
Rum protestosuna boyun eğdi
İngiltere
Dışişleri Bakanı David Miliband'ın Kıbrıs'a
yapmayı planladığı ziyaretten, Rum tarafının KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında görüşmesine
karşı çıkması üzerine vazgeçtiği bildirildi.
İngiltere
Dışişleri Bakanı David Miliband'ın Kıbrıs'a
yapmayı planladığı ziyaretten, Rum tarafının KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında görüşmesine
karşı çıkması üzerine vazgeçtiği bildirildi.
Kıbrıs Rum
kesiminde yayımlanan Alithia gazetesinin haberine göre, Rum
Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu ile 19 Mayısta bir
araya gelen Miliband, Atina-Ankara ziyaretinden hemen sonra
Kıbrıs'ı ziyaret etmek istediğini söyledi.
Haberde, Rum tarafının
Miliband'ın KKTC Cumhurbaşkanı ile
Cumhurbaşkanlığı binasında görüşmemesi konusunda
ısrarlı olması üzerine, İngiliz Bakanın ziyaretten
vazgeçtiği belirtildi.
Gazete, Miliband'ın
27-28 Haziranda Yunanistan'ın Korfu adasında yapılacak Avrupa
Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gayri
resmi dışişleri bakanları toplantısı nedeniyle
ziyaret konusunu yeniden gündeme getirdiğini, ancak Rum
tarafının şartlarında ısrarlı olduğunu ve bu
durumun İngilizleri kızdırdığını yazdı.
Alithia gazetesi, son
aylarda aynı nedenden dolayı İsveç Dışişleri
Bakanı Carl Bildt ve Finlandiya Dışişleri Bakanı
Alexander Stubb'ın adayı ziyaretlerinde görüşemedikleri
Cumhurbaşkanı Talat'ı Stockholm ve Helsinki'ye davet ettikleri
anımsattı.
A.A.
KIBRIS POSTASI 24/06/09
Erçakıca:
AB Rumların etkisinde
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca düzenlediği haftalık basın
brifinginde '' Kıbrıs sorununun çözümü konusunda varılacak
anlaşma, Avrupa Birliği birincil hukuku olarak geçerli olacaktır.
Bu anlaşma, elbette AB kuruluş ilkelerine uygun olacak ancak,
birincil hukuk olarak geçerli olması sağlanacaktır.
Varılacak olan anlaşmanın kesin ve kalıcı olabilmesi
için gerekli hukuki önlemler alınacaktır'' dedi.
Erçakıca'nın basın brifinginde söylediklerinden bazı
satır başları şöyle:
KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI
SÖZCÜSÜ HASAN ERÇAKICANIN
BASIN BRİFİNGİ NOTLARI
Cumhurbaşkanımız ile Kıbrıslı Rum Lider
Hristofyas arasında devam eden müzakerelere 26 Haziran Cuma günü saat
10.00da devam edilecektir.
Bilindiği gibi,
geçtiğimiz hafta yapılan görüşmede iki lider temsilcilerine
Yeşilırmak kapısının açılması ve toprak
konularını ele almak için bir araya gelmeleri yönünde talimat
vermişlerdi. Bu bağlamda, Sayın Özdil Nami ile Yorgo Yakovu dün
yaptıkları görüşmede ağırlıklı olarak
Yeşilırmak konusunu görüşmüş, bugün ise
ağırlıklı olarak toprak başlığını
ele almayı kararlaştırmışlardır.
Bu toplantıların
neticesinde Cuma günü yapılacak olan Liderler görüşmesinde iyi
haberler almayı beklediğimizi söylemek istiyorum.
Kıbrıs sorununa
kapsamlı bir çözüm bulma müzakereleri devam ederken, Avrupa Birliği
yetkililerinin adamıza gerçekleştirdiği ziyaretlere tanık
oluyoruz. Bu arada, AB Dönem Başkanlığını üstlenecek
olan İsveçin hazırlıkları da Kıbrıs sorununun
önümüzdeki dönemde Avrupadaki başlıca tartışma
konularından biri olacağını gösteriyor.
Kıbrıslı Rum
liderler ise, Türkiyenin kendilerini Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti
olarak tanımasını ve limanlarını Kıbrıs Rum
bandıralı gemilere açmasını talep ederek, Türkiyenin AB
üyeliği yolunu tıkamaya ve bu süreci Kıbrıs sorununda kendi
istediği çözümü dayatma aracı olarak kullanmaya
çalışıyor.
AB platformalarında
Kıbrıs sorununa artan ilgiyi, Kıbrıs sorununun ne
olduğunu anlatmak için bir fırsat olarak değerlendirmeye
çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımızın Finlandiya
ziyareti bu çerçevede önemli bir çalışma oldu.
Cumhurbaşkanımız, adamızı ziyaret eden AB yetkilileri
ile gerçekleştirdiği görüşmeleri de bu amaçla
değerlendirmekte ve Kıbrıs Türk tarafının çözüm
istenci ile Kıbrıs sorununa bakışını anlatma
olanağı bulmaktadır.
Bu tartışmalar
içinde, AB liderlerinin Kıbrıs sorununun erken çözümü
gerektiğine ilişkin demeçlerine tanık olmamız,
tarafımızdan memnuniyetle karşılanmaktadır.
Bu çerçevede bazı
hususların altını bir kez daha çizmek gerekiyor:
Kıbrıs Rum
tarafının AB organlarında tek yanlı temsiliyeti nedeni ile
Avrupa Birliğinin Kıbrıs sorununun çözümününde etkili bir rol
oynaması olanağı kalmamıştır. Unutulmaması
gerekir ki, AB organlarının şekillenmesinde Kıbrıs Rum
liderliği de rol oynamaktadır ve nitekim, Kıbrıs Rum tarafının
AB yetkilileri üzerindeki etkisi giderek daha fazla hissedilmeye
başlanmıştır.
Kıbrıs sorununun
çözümü konusunda varılacak anlaşma, Avrupa Birliği birincil
hukuku olarak geçerli olacaktır. Bu anlaşma, elbette AB kuruluş
ilkelerine uygun olacak ancak, birincil hukuk olarak geçerli olması
sağlanacaktır. Varılacak olan anlaşmanın kesin ve
kalıcı olabilmesi için gerekli hukuki önlemler alınacaktır.
KIBRIS POSTASI 24/06/09
İsmet
Vehit Güney toprağa verildi
Rahatsızlanarak
dün vefat eden İsmet Vehit Güney bugün toprağa
verildi. Güney, AKM'de düzenlenen törenin ardından İsmail
Safa Cami'inde kılınan öyle namazının
ardından Lefkoşa mezarlığına defnedildi.
İsmet Vehit Güney
1932 yılında , Limasol'da doğdu. Kıbrıslı
ressam, karikatürist, halen Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından resmi
bayrak olarak kullanılan Kıbrıs Cumhuriyeti
bayrağı'nın tasarımcısı.
II. Dünya
Savaşı'nda İngiliz ordusunda görev yaptı. O yıllarda
İngiltere yönetimindeki Filistin'e bağlı Hayfa'daki İngiliz
Askeri Akademisi'nde askeri konuların yanı sıra resim
eğitimi de aldı. İbrahim Çallı ile tanıştı
ve birlikte çalıştı. Çallı gibi o da izlenimci resim
akımından etkilendi. 1947'de kişisel sergisini açan ilk Kıbrıslı
Türk ressam oldu. Eserleri pek çok karma ve kişisel sergide yer aldı,
ödüller kazandı. Karikatürleri İstiklâl ve Köylü gibi
Kıbrıs gazetelerinde yayımlandı. 1960 yılında
kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bayrağının, ambleminin
ve Kıbrıs Lirasının tasarımlarını
yaptı. Bizzat Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makaryos,
İsmet Güney'in tasarımlarını resmi bayrak ve amblem olarak
seçti.
1977'ye kadar Lefkoşa Türk Erkek Lisesi'nde resim ve sanat tarihi
öğretmenliği yaptı. 1986 yılında KKTC hükümeti
kendisine Kültür Sanat Hizmet Ödülü verdi.
KIBRIS POSTASI 24/06/09
![]()
Talat: Çok ayrıntıya girdik. Sorular
soruldu
Görüşme sürecini bütünüyle ele aldık... Son derece
yararlı oldu
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulunun, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın da katılımıyla yaptığı
olağanüstü toplantı tamamlandı.
Yaklaşık 5 saat süren toplantıda Cumhurbaşkanı Talat,
milletvekillerine müzakere süreciyle ilgili ayrıntılı bilgi
verdi, milletvekilleri de değerlendirme yaparak sorular sordu.
Cumhurbaşkanı Talat, toplantıdan çıkışında
basının değerlendirme istemesi üzerine yaptığı
açıklamada, Meclise müzakerelerle; görüşme süreciyle ilgili bilgi
verme imkânı bulduğunu belirterek, toplantının son derece
yararlı olduğunu kaydetti.
Bu bilgilendirme ve değerlendirme çalışmalarını bundan
sonra da sürdüreceklerine işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, Ben
oldukça tatmin oldum. Çünkü hem son derece ayrıntılı bilgi verme
şansı buldum, hem de sorulara cevap verdim. Dolayısıyla son
derece yararlı olduğunu düşünüyoruz şeklinde konuştu.
ÇOK AYRINTIYA GİRDİK
Toplantının bu kadar uzun sürmesinin özel bir nedeni olup
olmadığı sorusuna karşılık
Cumhurbaşkanı Talat, Çok ayrıntıya girdik. Sorular
soruldu, dolayısıyla yeni seçilmiş Meclisin bu ilk
bilgilendirme oturumunda görüşme sürecini bütünüyle ele
aldığımız için biraz uzun oldu. Başka bir nedeni yok
yanıtını verdi.
Talat, üzerine yoğunlaştıkları, Yeşilırmak
kapısı gibi herhangi bir konu olup olmadığı
şeklindeki soru üzerine ise, Yeşilırmak kapısı
olmadı, ama başka konular oldu. Özel bir şey değildi.
Milletvekillerinin ilgi duyduğu, merak ettiği konulardı dedi.
Milletvekilleri söz alıp konuştu mu?sorusuna ise Talat,
Milletvekilleri değerlendirme yapıp soru sordular
yanıtını verdi.
STAR KIBRIS 24/06/09
Kıbrıs Türk Resim Sanatının duayenlerinden İsmet Vehit Güney yaşamını yitirdi.
1932
yılında Limasolda doğan Kıbrıslı ressam,
karikatürist ve halen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bayrağı
olarak kullanılmakta olan eski Kıbrıs Cumhuriyeti
bayrağını tasarlayan kişi olarak belleklere
kazınmış sanatçı İsmet Vehit Güney için bugün,
Lefkoşa Atatürk Kültür Merkezinde tören düzenlenecek.
Kültür Dairesi Müdürlüğünden yapılan yazılı
açıklamada, 77 yaşında hayata gözlerini yuman ressam Güneyin
Kıbrıs Türk Resim Sanatının mihenk taşlarından
biri olduğu ve 1940lı yıllardan günümüze kadar resim üretmeye
ve sanat dünyasına katkı koymaya devam ettiği ifade edilerek,
Kıbrıs Türk Resim Sanatının duayenlerinden olan İsmet
Vehit Güneyi edebiyete uğurlamak için yarın saat 10.30da
Lefkoşa Atatürk Kültür Merkezinde tören düzenleneceği bildirildi.
İSMET VEHİT GÜNEY KİMDİR ?
İsmet Vehit Güney, 1932 yılında Limasolda doğdu. II. Dünya
Savaşında İngiliz ordusunda görev yaptı. O yıllarda
İngiltere yönetimindeki Filistin'e bağlı Hayfa'daki İngiliz
Askeri Akademisi'nde askeri konuların yanı sıra resim
eğitimi de aldı. İbrahim Çallı ile tanıştı
ve birlikte çalıştı. Çallı gibi o da izlenimci resim
akımından etkilendi. 1947'de kişisel sergisini açan ilk
Kıbrıslı Türk ressam oldu. Eserleri pek çok karma ve
kişisel sergide yer aldı, ödüller kazandı.
1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
bayrağının, ambleminin ve Kıbrıs Lirasının
tasarımlarını yaptı. Bizzat dönemin Kıbrıs
Cumhurbaşkanı Makarios, İsmet Güney'in
tasarımlarını resmi bayrak ve amblem olarak seçti.
1977ye kadar Lefkoşa Türk Erkek Lisesi'nde resim ve sanat tarihi
öğretmenliği yaptı, 1986 yılında KKTC Hükümeti
kendisine Kültür Sanat Hizmet Ödülü verdi.
STAR KIBRIS 24/06/09
ntvmsnbc
25
Haziran. 2009 Perşembe
LEFKOŞA - Orams
Davasında KKTCdeki mülklerin yabancılara
satışını engelleyen karara imza atan Avrupa Adalet
Divanı başkanı yargıç Vassilios Skourisin, 2 Kasım
2006 tarihinde dönemin Güney Kıbrıs lideri Tasos Papadopulos
tarafından onurlandırıldığı belirlendi. Ülkenin
en büyük nişanı olan Makarios III madalyası alan Yunan
yargıcın Rum halkına hizmetlerinden ve
bağlılığından ötürü bu ödüle layık
görüldüğü belirtildi.
Skourisin ayrıca,
Orams davasıyla ilgili kararın açıklanmasından 3 ay önce
(Şubat 2009da), Güney Kıbrısı ziyaret ederek Rum Yönetimi
Lideri Dimitris Hristofyas ve üst düzey Rum yetkililerle temaslar
yaptığı da öğrenildi.
Kıbrıs sorununun
temelini oluşturan mülkiyet konusunda siyasi ve ekonomik açıdan Türk
tarafını köşeye sıkıştıran Orams
Davasının Yunan yargıcının, üstün hizmet
nişanını davanın başlamasından 1 yıl sonra
alması dikkat çekiyor.
Papadopulosun Rum
Başkanlık Sarayında düzenlenen törende Avrupa Adalet
Divanı Başkanı Yunan yargıç Vassilios Skourise Güney
Kıbrısa desteğinden ötürü teşekkür ettiği ve Makarios
3 nişanını taktığı öğrenildi.
Skourisin ise
aldığı nişanın kendisi ve Avrupa Adalet Divanı
için bir onur olduğunu söylediği belirtiliyor.
7 Ekim 2003ten beri
Avrupa Adalet Divanı Başkanı olan Skouris, 2006
yılında üç yıl için yeniden başkanlığa
seçilmişti.
KKTCdeki yetkililer Orams
Davası'nda alınan kararın siyasi olduğuna inanıyor.
Vassilios Skourise verilen nişanı bunun kanıtı olarak
değerlendiren hukukçularsa, Türkiye ve KKTCnin davaya müdahil olmasını
savunuyor.
KKTC'NİN
SON DÖNEMDEKİ EN BÜYÜK YENİLGİSİ OLDU
Rumlar, İngiliz Orams çiftine Rum Meletis Apostolidisin 1974ten
önce sahip olduğu arsa üzerine villa inşa ederek suç işledikleri
iddiasıyla dava açmıştı. KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın da onayıyla dava önce İngiltereye
ardından da Avrupa Adalet Divanına taşındı.
KKTCnin son dönemdeki en
büyük hukuki yenilgisi olarak nitelenen davada Avrupa Adalet Divanı, Rum
yargısı tarafından alınan kararların tüm AB ülkeleri
tarafından dikkate alınması gerektiğine hükmetti.
Böylece Rumlar, KKTCde
mülk alan yabancıların AB ülkelerindeki mülklerine ve banka
hesaplarına el koydurma hakkına sahip oldu. Karar KKTCdeki emlak
piyasasının sonunu getirdi.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ATADın Kıbrıstaki
olağandışı durumu görmezden gelen bu kararının
kabul edilmesinin mümkün olmadığını söylemişti.
Başbakan Derviş Eroğlu ise, kararı Görüşmeler devam
ederken Orams davasında çıkan sonuç Rumların çözüm
istemediklerinin bir taktiğidir. Rumlar çözüm sürecini böylelikle
baltalamaya çalışmaktadır diye değerlendirmişti. Rum
lider Hristofyas ise, kararı olumlu bulduğunu belirtmişti. Rum
kamuoyu gelişmeyi zafer olarak nitelemişti.
25
Haziran. 2009 Perşembe
LEFKOŞA - KKTC ve
Güney Kıbrıs'ta temaslarda bulunmak amacıyla dün gece
Kıbrıs'a gelen Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel
Barroso, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüştü.
Temaslarına,
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la bir araya gelerek
başlayan Barroso, bu görüşmenin ardından KKTC'ye geçti.
Barroso, KKTC
Cumhurbaşkanlığı'nda, Cumhurbaşkanı Talat'la bir
araya geldi.
Cumhurbaşkanlığı'na
gelişinde, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan
Sarıca tarafından karşılanan Barroso'nun Talat'la
görüşmesinde, iki taraftan da yetkililer hazır bulundu.
Görüşme öncesinde
açıklama yapılmadı sadece basına görüntü verildi.
KIBRIS
İÇİN ÇÖZÜMÜ BİZDEN BEKLEMEYİN
Barroso Hristofyas ile görüşmesinin ardından
yaptığı açıklamada, ''Kıbrıs sorununun çözümünün,
Kıbrıslılara ait olduğunu'' söyledi.
Rum radyosunun haberine
göre Barroso, ''Kıbrıs sorununun çözümünün,
Kıbrıslılara ait olduğunu'' belirterek, çözümü kendilerinin
bulmalarının söz konusu olmadığını, ancak
Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olabileceklerini ve bu
çabalara destek verebileceklerini kaydetti.
Barroso,
''Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için tarihi bir fırsatın
bulunduğunu'' söyledi.
Rum yönetimi lideri Hristofyas
da, Kıbrıs sorununa çözüm sağlanması için KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile birlikte mümkün olan her şeyi
yapacağını kaydetti.
Barroso ile
yaptığı görüşmeyi dostane olarak nitelendiren Hristofyas,
Avrupa Komisyonu Başkanı'nın ilk andan itibaren
''Kıbrıs'a ve onun davasına'' ilgi gösterdiğini belirtti.
Barroso, Talat'tan sonra
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun'la
görüşecek ve saat 13.00'da ara bölgedeki Chateau Status Restoran'da, Talat
ve Hristofyas'la öğle yemeği yiyecek.
25.06.09 CNN TURK
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas'ın, uzun süredir gündemi meşgul eden
Yeşilırmak kapısının açılması konusunda
uzlaştıkları bildirildi.
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan
müzakereleri çerçevesinde yarın 34. kez bir araya gelecek olan liderlerin
Yeşilırmak kapısının açılış
kararını birlikte açıklamaları bekleniyor.
Türk tarafının diğer kapılardan farklı olarak
Erenköy'e karayoluyla "serbest geçiş" istediği
Yeşilırmak kapısının açılması konusu, Rum
tarafının kara yoluyla akaryakıt taşınmasına
karşı çıkması nedeniyle kilitleniyordu.
Türk tarafının isteklerini kabul ettirdiği ve kapının
açılması için altyapı çalışmalarına başlandığı
bildirildi.
Buna göre, KKTC toprağı olan, ancak kara yolu
bağlantısı bulunmayan Erenköy'e askeri malzeme hariç her türlü
geçiş, Yeşil Hat Tüzüğü ve gümrüğe tabi olmadan
"serbest" olacak.
Jeneratörlerle sağlanan elektrik ihtiyacını Kıbrıs Rum
tarafı karşılayacak. Erenköy'e akaryakıt deniz yoluyla
ulaşmaya devam edecek. Küçük bir askeri birliğin bulunduğu
Erenköy'e askerlerin ve ailelerinin sevki de karadan yapılabilecek.
Bu arada, uzun süredir tartışılan Erenköy'e sivil yerleşim
konusunda da Rum tarafının engel çıkarmayacağı
öğrenildi. Bölgeye kara yolu yapımı, elektrik
bağlanması, sınır kapısının inşası
gibi çalışmaların en az 6 ay alacağı belirtiliyor.
Liderler doğrudan görüşmelerin başlayacağını
duyurdukları 23 Mayıs 2008 tarihinde 3 geçiş
noktasının açılması konusunda
anlaştıklarını açıklamışlardı.
Talat ve Hristofyas, uzun tartışmaların ardından, daha
önce, adadaki bölünmüşlüğün simgesi Lefkoşa Lokmacı
Kapısı'nın 3 Nisan 2008'de açılması kararını
almıştı.
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, bugün güney
Lefkoşa'da düzenlediği basın toplantısında, iki
liderle güven yaratıcı önlemlerin önemini ele
aldığını, bu çerçevede, Yeşilırmak
Kapısı'nın açılmasında anlaşmaya
varılması halinde AB'nin bölgedeki yolun yapılması için
finansal desteğe hazır olduğunu liderlere söylediğini ve
onları kapının açılması için cesaretlendirdiğini
belirtmişti.
Barroso, "Umarım bu konuya erken bir çözüm bulunur" ifadesini
kullanmıştı. KKTC ile Kıbrıs Rum kesimi arasında,
üçü Lefkoşa'da 6 sınır kapısı var.
25.06.2009 CNN TURK
Kıbrıs'ta
temaslarda bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso,
"Ada'da bir çözüme ulaşılması halinde Avrupa Birliği
(AB) bunu sağlamlaştırmak için elinden gelenin en iyisini yapacak"
dedi.
Barroso, limanlarını Rum gemilerine açmasının Türkiye'nin
alacağı karara bağlı olduğunu, ortada Ankara Protokolü
bulunduğunu söyledi.
Barroso, güney Lefkoşa'daki "AB Evi"nde düzenlediği
basın toplantısında, çok kritik bir dönemde geldiğini belirttiği
Kıbrıs'ta, yıllardır süren sorunu çözmek için iyi bir
şans yakalandığını ve bu şansın
kullanılması gerektiğini söyledi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas'la görüşmelerini anlatan Barroso, BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brooke Zerihoun ile de bir
araya geldiğini belirterek, hem liderlerin hem de BM'nin Kıbrıs
sorununun çözümü için gösterdikleri çabayı övdü.
Barroso, liderlerin Kıbrıs'ta kapsamlı bir anlaşmaya
varmaları halinde Avrupa Birliği'nin bunu
sağlamlaştırmak için elinden gelenin en iyisini
yapacağını vurguladı.
İki liderle Güven Yaratıcı Önlemlerin önemini ele
aldığını aktaran Barroso, bu çerçevede,
Yeşilırmak Kapısı'nın açılmasında
anlaşmaya varılması halinde AB'nin bölgedeki yolun
yapılması için finansal desteğe hazır olduğunu
liderlere söylediğini açıkladı.
Liderleri kapının açılması için cesaretlendirdiğini
kaydeden Barroso, "Umarım bu konuya erken bir çözüm bulunur"
dedi.
Barroso, Rum gazetecinin, "Türkiye'nin Kıbrıs sorununun
çözümünde güçlük çıkardığı ve Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın masada rahat hareket etmesini engellediğini"
iddia etmesi üzerine "Bu soru değil" dedi.
Barroso, nasıl bir çözüme ulaşılacağının adadaki
liderlere kaldığını ifade ederek, AB için önemli
olanın birliğin "özgürlük, demokrasi ve hukukun
üstünlüğü" prensiplerine uyumlu bir çözümün ortaya çıkması
olduğunu belirtti.
"Anlaşma bu temel prensiplerimize uyduğu sürece bize söyleyecek
bir şey kalmaz" diyen Barroso, çözümde sözü iki tarafın
söyleyeceğini kaydetti. Barroso basın toplantısında BM'nin
müzakerelerdeki rolüne desteklerinin tam ve güçlü olduğunu da bir kaç kez
yineledi.
Barroso, "Türkiye'nin süreci güçleştireceği" yönündeki
iddialar konusunda ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğünü ve
ikisinin de Kıbrıs'ta çözüme ulaşılması konusunda
yapıcı bir yaklaşım içinde olduklarını
vurguladı.
Barroso, Komisyon bünyesinde Kıbrıs'la ilgili bir çalışma
grubu oluşturulduğunun hatırlatılması üzerine ise,
bunun doğru olduğunu, ancak tamamen teknik anlamda müzakere sürecine
uzmanlık hizmeti vermek ve yardımcı olmak amacını
taşıdığını söyledi.
Barroso, "Bu daha çok müktesebatla ilgili ve danışma hizmeti
veriyoruz" dedi. Barroso, Güney Kıbrıs'ın sonuçta AB üyesi
olduğunu ve teknik açıdan AB'ye uyumun önem
taşıdığını kaydetti.
"Bu fırsat sonuna kadar kalmaz"
Kıbrıs'ta bir fırsat bulunduğunu ancak bunun sonsuza kadar
burada kalamayacağını ifade eden Barroso, siyasi olarak da
sürecin başarılı olması yönünde destek verdiklerini
kaydetti.
Barroso, Rum gazetecilerin, "kültürel miras" ile ilgili bazı
sorular sorarak KKTC ve Türkiye'ye yönelik suçlamalarda bulunmaları
üzerine, bu konuların bilgisi dahilinde olmadığını
belirterek, yanıt vermedi.
Barroso, Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açması
konusundaki değerlendirmesinin sorulması üzerine, bunun Türkiye'nin
alacağı karara bağlı olduğunu, ortada Ankara Protokolü
bulunduğunu ifade etti.
Barroso, başka bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Talat ile çok olumlu
bir görüşme yaptıklarını ifade ederek, sürece direkt
karışma gibi bir niyetlerinin bulunmadığını ve
BM'nin çabalarını desteklediklerini yineledi.
AB yetkilisi, Güney Kıbrıs'ın AB üyesi olmasına
karşın sürece objektif bakmaya
çalıştıklarını savundu. Barroso, "AB'nin, çözüme
ulaşılmamışken Güney Kıbrıs'ı üyeliğe
alması doğru bir karar mıydı?" sorusu üzerine ise
geçmişe geri dönmek istemediğini, "Kıbrıs"ın
artık AB'ye tam üye olduğunu, isteklerinin bir çözüme
ulaşılarak Kıbrıs'taki tüm halkların AB'nin
yarattığı fırsatlardan yararlanmasını
sağlamak olduğunu ifade etti.
Ana muhalefet Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel
Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Derviş Eroğlu′na, düzenlediği
basın toplantısında CTP ve Soyer kabinesinde bakanlık
yapanlara "çamur ve iftira" attığı iddiasıyla
ağır bir tazminat davası açacaklarını
açıkladı.
Tazminat davasının önümüzdeki hafta açılacağını
ifade eden Soyer, UBP Genel Başkanı Eroğlu′nun
iddialarını elindeki belgelerle mahkemede ortaya koymasını
istediklerini belirterek, "Ya ispatlayacak ve tazminat ödemekten
kurtulacak, ya da ödeyecek" dedi.
Soyer, bunun yanında kendileriyle ilgili "boş iddialarla sürekli
olarak yargısız infaz ve tetikçilik yapan" basın yayın
organlarını da mahkemeye sevk edeceklerini belirterek, bu tazminat
davalarının kazanılması durumunda ise tazminatı
hayır kurumlarına vereceklerini söyledi.
CTP Genel Başkanı, eski Başbakan Ferdi Sabit Soyer dün CTP-ÖRP
hükümetinde kabinede bulunan CTP′li bakanlar ve CTP′li yetkililerin katılımıyla Saray Otel′de bir basın
toplantısı düzenledi.
Soyer, basın toplantısında UBP Genel Başkanı ve
Başbakan Derviş Eroğlu′nun geçtiğimiz günlerde düzenlediği basın
toplantısında CTP-ÖRP hükümetiyle ilgili ortaya koyduğu belgeler
ve iddiaları cevapladı.
Bu toplantının "bir cevap niteliğinde" olduğunu
söyleyen Soyer, ayrıca eşitlik temeli ilkesi çerçevesinde devlet
televizyonu BRT′ye, basın
toplantısını diğer basın toplantısı gibi
canlı yayında vermesi için başvuruda bulunduklarını,
fakat ret cevabı aldıklarını söyledi.
Konuşmasında CTP′nin hükümette bulunduğu 5 yıllık süreci
anlatan ve Başbakan Eroğlu′nun "iddialarını" belgelerle cevaplayan
Soyer, iddialarla ilgili olarak UBP′yle artık mahkemede hesaplaşacaklarını,
"kendilerinin bu işe kafalarını koyduklarını, UBP′nin de
parasını koyacağını" söyledi.
Soyer, CTP′li milletvekili ve
bakanların iktidara gelirken olduğu gibi iktidardan giderken de
servetlerini ve mal varlıklarını
açıklayacaklarını ifade ederek, bunu başta Başbakan
Eroğlu olmak üzere UBP′li bakan ve milletvekillerinden de beklediklerini kaydetti.
Soyer, bu konuda yayın yapan Kıbrıs Gazetesi′nin de yine aynı
başlıklar şeklinde bu konuya yer vermesini istedi.
Soyer, ülkenin ihtiyacının akıl ve sağduyu, icraat
olduğunu, hükümetten seçim döneminde verdiği sözleri yerine
getirmesini beklediklerini, ancak iddialarla gündemin
saptırıldığını savunarak, bu çerçevede artık
hükümetle ilişkilerinin sınırlı olacağını,
zamanın bu iddialarla daha fazla geçmemesi için mahkeme sürecini hemen
başlatacaklarını söyledi.
"GERÇEK DIŞI İDDİALAR PEŞİNDE ZAMANI TÜKETMEYE
DEĞİL, İŞ YAPMAYA" ÇAĞIRDI
Ana Muhalefet Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Ferdi
Sabit Soyer, Başbakan Derviş Eroğlu′nu; "gerçek dışı
iddialar peşinde zamanı tüket-meye değil, iş yapmaya",
atamalarını yapmaya ve programını takvimleyerek
açıklamaya çağırdı.
Soyer, Eroğlu′na ayrıca;
"içinde bulunduğumuz zaman, boş ha-yallerin, siyasi polemiklerin
ve kısır döngülerin peşinde sürüklenip gideceğimiz zaman
değildir. İçinde bulunduğumuz zaman süratle seçim atmosferinden
çıkıp, ülkenin, halkın, çözüm bekleyen sorunlarına çareler
üreteceğimiz bir zamandır. Bunun için de ülkenin ve halkın ortak
akla derin bir sağduyuya ihtiyacı vardır" mesajı
gönderdi.
CTP Genel Başkanı ve eski Başbakan Ferdi Sabit Soyer dün Saray
Otel′de CTP hükümetleri
döneminde kabinede görev yapan eski bakanlarla birlikte bir basın
toplantısı düzenledi.
Başbakan Eroğlu′nun "iddialarına" cevap veren Soyer, ilk
olarak hem Kıbrıs sorunu, hem de glo-bal krizin, insan ve ülke
ekonomisi üzerinde yaptığı tahribatı aşmak
gerektiğini söyledi.
Hükümete geldikleri ilk dönemlerde kendilerinin de bütçe
sıkıntısı yaşadığını söyleyen
Soyer, CTP-BG olarak o günlerde, bugün Başbakan Derviş Eroğlu′nun 2009 Bütçesi ile
ilgili yaptığı gibi mazeretler arkasına
saklanmadıklarını söyledi.
"ÇARESİZLİĞİNİ GİZLEMEYE
ÇALIŞIYOR"
Soyer, şöyle devam etti:
Dün seçim döneminde, ′sorunların çözümü cebimdeki formüldedir′ diyen Eroğlu,
şimdi ise tıpkı 2003 öncesi yaptığı gibi,
mesnetsiz ve dayanıksız çamur atmalar, karalamalar,
çarpıtmalarla, sevgisiz tavırlarla kendinin bu kusurunu,
öngörüsüzlüğünü ve çaresizliğini gizleme-ye
çalışmaktadır. Çok kısa bir sürede, 2 ay gibi bir sürede
tükenişini düzenlediği bu basın toplantısı ile ilan
etmiştir.
Sayın Eroğlu, bu iki ayda zamanın gerçekte öngörüsüzlüğü
gizlemek için iktidarını ağlama ve sızlanma zamanı;
çamur atma, karalama ile kendinden farklı olan herkesten kin ve
intikam alma zamanına çevirmiştir.
"ZAMAN KISIR ÇEKİŞMELERİN DEĞİL, ÇARE
ÜRETMENİN ZAMANDIR"
İşte bu vesile ile Başbakan Eroğlu′na hatırlatmak isterim ki içinde
bulunduğumuz zaman, boş hayallerin, siyasi polemiklerin ve
kısır döngülerin peşinde sürüklenip gideceğimiz zaman
değildir. İçinde bulunduğumuz zaman, süratle seçim atmosferinden
çıkıp, ülkenin, halkın, çözüm bekleyen sorunlarına çareler
üreteceğimiz bir zamandır. Bunun içinde ülkenin ve halkın ortak
akla derin bir sağduyuya ihtiyacı vardır.
Hem Kıbrıs sorunu için hem de giderek bizi daha fazla bir
şekilde girdabına çeken global krizin, insan ve ülke ekonomisi
üzerinde yaptığı tahribatı aşmak gerekir.
Bunun için de 18 yıllık Başbakanlık tecrübesiyle övünen
Sayın Eroğlu, gerçek dışı iddialar peşinde
zamanı tüketmeye değil, iş yapmaya, atamalarını
yapmaya, programını hem de takvimleyerek açıklamak
zorundadır."
Konuşmasında "gerçek dışı" olduğunu
savunduğu iddiaları cevaplayan ve cevaplarını resmi
belgelerle basına veren Soyer, ilk olarak 6-7 bin civarında
yapıldığı söylenen istihdam konusuna değindi.
HALKIN SESI 25/06/09
Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Barroso, KKTC ve
Güney Kıbrıs′ta temaslarda bulunmak amacıyla dün gece
Kıbrıs′a geldi.
Barroso, ilk görüşmesini, saat 09.00′da, Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas′la yapacak. Bu
görüşmenin ardından KKTC′ye geçecek Barroso, saat 10.40′ta Cumhurbaşkanlığı′nı ziyaret edip Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat′la bir araya gelecek.
Barroso, saat 13.00′te Chateau Status
Restoran′da, Talat ve Hristofyas′la öğle yemeği
yiyecek. Barroso "Avrupa Komisyonu Kıbrıs
Temsilciliği" olarak hizmet veren AB Evi′ni ziyaret edecek. Saat 16.00′da Rum Meclisi
Başkanı Marios Karoyan′la bir araya gelecek Barroso, daha sonra Rum Meclisi′nde konuşacak.
Barroso, saat 17.15′te AB Evi′nde basın
toplantısı düzenleyecek. Barosso, saat 18.00′de Arkeoloji Müzesi′ni ziyaret edecek, saat
18.45′de Hristofyas′ın onuruna
vereceği akşam yemeğine katılıp saat 21.30′da Ada′dan ayrılacak.
Öte yandan Rum gazeteleri, Barroso′nun temaslarının gündeminde, Avrupa Birliği′nin Kıbrıs
sorununa ilişkin rolü ile özellikle AB normlarına ilişkin uyum
olacağını yazdılar. Haberi, "Barroso Avrupa′nın Müdahil
Çerçevesini Ortaya Koymak İçin Geliyor"
başlığıyla veren Fileleftheros gazetesi, Barroso′nun, Kıbrıs
sorunu sürecindeki taraflara; AB′ın kırmızı çizgilerini
aşmaması ve de üzerinde anlaşmaya varılanlar olması
halinde, AB normlarından sapmaların olmasının mümkün
olduğu konusunda bilgi vereceğini savundu.
HALKIN SESI 25/06/09
Cyprus flag designer dies
By Stefanos Evripidou
THE TURKISH Cypriot
designer of the Republic of Cyprus flag died on Tuesday at the age of 77, after
losing a battle against cancer.
Ismet Vehit Guney was a teacher, a prominent cartoonist and painter. Born in
1932 in Limassol, he was the first Turkish Cypriot painter to open an solo
exhibition in 1947. In 1960, he designed the flag for the Republic of Cyprus,
its emblem and the Cyprus lira.
Guneys designed flag was adopted on August 16, 1960. It features a map of the
island, with two olive branches underneath as a symbol of peace on a white background.
Cyprus is the only country to display its map on its official flag.
The flag of Cyprus was selected by Archbishop Makarios after Guney submitted
his proposal along with a message from then Vice President Fazil Kucuk. Both
the Greek blue and Turkish red were avoided at the time.
The Cyprus flag is only used by Greek Cypriots. A new flag was designed under
the terms of the Annan Plan, which was rejected in 2004. Unlike the current
official flag, that version consciously incorporated colours representing
Greece and Turkey.
In 2006, Guney sought payment from the government for his design plus
compensation for copyright use, 46 years after Makarios chose his design to
represent the new Republic.
Turkish Cypriot press reports claimed that Guney was promised £20 a year by
Makarios for designing the flag but he was never paid.
The reports said Guney had hired a Greek Cypriot law firm to push his case,
adding that he was prepared to take the case to the European Court of Human
Rights.
CYPRUS MAIL 25/06/09
Barroso makes whistle-stop Cyprus
visit
By Stefanos Evripidou
PRESIDENT OF the European
Commission Jose Manuel Barroso was set to arrive in Cyprus last night for a
one-day visit to the island, during which he will meet with the leaders of the
two communities.
Barroso will first meet with President Demetris Christofias, after which he
will have separate meetings with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat and
the UN Secretary Generals Special Representative in Cyprus Taye Brook
Zerihoun.
The Commission President will later host a lunch for Christofias and Talat at
Chateau Status near Nicosias Green Line.
The EU leader will then visit the European Commission Representation in Cyprus,
followed by a meeting with House President Marios Garoyian, while he is also
slotted in to address the House plenary.
In the evening, Barroso will attend a dinner hosted in his honour by
Christofias at the Presidential Palace.
The Portuguese dignitary is expected to discuss EU issues with Christofias as
well as developments on the Cyprus problem with both leaders of the two
communities. Barroso, who previously lead the centre-right party in Portugal,
heads the EU monitoring team set up to deal with the Cyprus problem.
Christofias recently justified supporting Barrosos campaign to secure a second
term in office at the helm of the EU-bloc, saying that the leader had shown a
keen interest in Cyprus during his presidency.
CYPRUS MAIL 25/06/09
Dostane bir ortamda yemek yedik
Avrupa
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barrosonun adadaki temasları
çerçevesinde bugün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile öyle yemeğinde bir
araya geldi..
Yemeğe,
Cumhurbaşkanı Talatın BM ve AByle İlişkilerden Sorumlu
Temsilcisi Özdil Nami, Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu ve Avrupa
Komisyonu Kıbrıs Temsilcisi Andrulla Kaminara da katıldı.
Ledra Palace bölgesindeki Chateau Status Restoranda yenilen yemek
yaklaşık 2 saat sürdü. Yemekten sonra air açıklama yapmayan
liderler yemeğin dosthane bir ortamda yendiğini söylediler.
KIBRIS POSTASI 25/06/09
Barosso:Çözüm Kıbrıslılara ait
Avrupa
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasla görüştü. İkilinin görüşmesi
yaklaşık bir saat sürdü.
Görüşmenin
ardından açıklama yapan Barroso, Kıbrıs sorununun
çözümünün, Kıbrıslıların kendisine ait olduğunu
söyledi. Barroso, çözümü kendilerinin bulmalarının söz konusu
olmadığını; ancak çözüme yardımcı
olabileceklerini ve bu çabalara destek verebileceklerini ifade etti.
Görüşmenin
ardından açıklama yapan Hristofyas, Kıbrıs
sorununa çözüm sağlanması için Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile birlikte mümkün olan her şeyi yapacağını
belirtti.
KIBRIS POSTASI 25/06/09
KKTC'yi Zora Sokan Markaj
Avrupa
Birliğinin en yüksek yargı organı Adalet Divanının
Nisan ayında KKTCyi Rum yargısının egemenliği
altına sokan ve Türk tarafını görüşme masasında zor
duruma sokan tarihi kararı için Rum-Yunan lobisinin yoğun
uğraş verdiği ortaya çıktı.
Eski Rum lider Papadopulos,
dava sürerken Adalet Divanının başkanı Yunanlı hakim
Vassilios Skouris Devlet Üstün Hizmet Madalyası ile ödüllendirdi. Yeni
Başkan Hristofyas da kararın açıklanmasına 2 ay kala
Skouris ve ailesine Kıbrıs tatili yaptırdı.
Kilo problemine kesin çözüm
bulundu. Tıklayın!
Rumların özellikle mülkiyet konusunda Avrupa yasası haline
getirdiği ve ilk başladığı günlerde bireysel bir
mülkiyet davası diye algılanan ancak daha sonra kapsamı
genişleyen Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD)
kararındaki Rum-Yunan faaliyetleri şöyle sürdü:
LOBİ ÇARKI BÖYLE DÖNDÜ
Rum Mahkemesi, 2005te
KKTCnin Girne kentinde evi bulunan İngiliz Linda ve David Orams çiftini
evlerini yıkmaya ve tazminat ödemeye mahkum etti ve ardından da
Londrada dava açarak, çiftin İngilteredeki evlerine haciz götürmek
istedi. Rum mahkemesi bu kararını, evin bulunduğu arsanın
1974 öncesinde Rum mülkü olmasına bağladı ve AB üyesi
olması nedeniyle de tüm AB ülkelerinde uygulanmasını istedi.
Dönemin Papadopulos
yönetimi Meletis Apostolidesin adlı Rumun açtığı
davayı büyük bir hukukçu grubuyla savundu. Rum avukatlar,
Amacımız bu davayı İngilterenin ardından Avrupa
Adalet Divanı ATADa taşımak, orada işimiz kolay
açıklamasını yaptılar.
TÜRK ÇIKARLARINI CHERIE
SAVUNDU
Davada KKTC ve
dolayısıyla Türkiyenin çıkarlarını savunmak üzere
İngiliz çiftin avukatlığını İngiltere eski
Başbakanı Cherie Blair ve kalabalık bir hukukçu grubu üstlendi.
Cherie Blair, Kıbrıs Cumhuriyetinin ABye kabul edildiği 2002
yılında anlaşmanın birinci maddesinde yer alan
Kıbrıs Cumhuriyetinin denetimi altında olmayan topraklarda
(KKTC) AB müktesebatı askıya alınmıştır
maddesine dayanarak mahkeme kararlarının uygulanamayacağı
tezini işledi.
Davanın İngiltere
bölümünde Cherie Blair büyük zafer kazandı. Ancak dava Rumların
öngördüğü gibi önce temyize gitti, temyiz işlevi gören İngiliz
Yüksek Mahkemesi de konu AB üyeliğiyle ilgili olması nedeniyle ATADa
gitme kararı aldı.
YUNANLI HAKİME MADALYA
2006da dönemin Rum lideri,
yargıca nişan verdi. 2008de göreve gelen Rum lider Dimitris
Hristofyas da aynı çarkı döndürerek, ATADın kararını
açıklamasına iki ay kala Şubat ayında Yunanlı hakim
Skourisi ailesiyle birlikte adada ağırladı. Sonuçta, 28 Nisanda
ATAD tüm AB ülkelerinde geçerli kararını açıklayarak, Rum mahkemelerin
sadece mülkiyet konusunda değil, tüm ticari ve sosyal konularda KKTC ile
ilgili alacakları her kararın tüm ABde geçerli olmasına karar
verdi.
KKTCnin masada eli
zayıfladı
ATAD kararının
ardından adada inşaat sektörü durma noktasına geldi. En büyük
nedeni ise, KKTC topraklarının yüzde 76sının 1974 öncesi
Rum malı olması ve inşaatların da bu arsalar üzerine
yapılması. Kıbrıslı Rumlarla BM çerçevesinde
barış görüşmeleri yürüten KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat da kararın devam eden görüşme sürecine büyük bir darbe
vurduğunu açıkladı. KKTCdeki eski Rum mülklerine Rumların
mahkemeler yoluyla dönme kararı alması halinde müzakerelerde mülkiyet
konusunda görüşme yapılmasının anlamsız olacağına
dikkat çekti.
Redd-i hákim istenmedi
Avrupa Birliğine üye
ülkeler arasındaki sorunları çözen, ABnin en yüksek yargı
organı ve son karar mercii Lüksemburg merkezli Avrupa Toplulukları
Adalet Divanı, üye ülkelerin gönderdiği hakimlerden oluşuyor.
15 yargıç görevli
Adalet Divanında davada 15 hakim görev alıyor.
Başkanlığını Yunanlı hakim Vassilios Skouris
yaptı. Kıbrıs Cumhuriyeti adına heyette bulunan Rum hakim
Yorgo Arestis, doğrudan taraf olması nedeniyle otomatik olarak
davadan çekildi. Duruşmada, bir hakim raportör, bir hakim de savcı
görevi aldı. Bu nedenle karar 13 hakimin oyuyla alındı.
Hakime itiraz olmadı
Cherie Blair ve ekibi, Rum halkına yaptığı üstün
hizmetlerden dolayı Papadopulostan devlet üstün şeref madalyası
alan Yunan hakimin reddini isteyebilirdi. Ama istemediler.
Karar neydi Adalet Divanı
İngiliz mahkemesinin sorduğu sorular nedeniyle tüm KKTCyi etkileyen
genel bir hüküm verdi. Karar şöyle: Rum mahkemeleri egemenliği
altında olmayan topraklarla ilgili (KKTC) alacağı kararlar tüm
AB ülkelerinde de geçerlidir.
İşte törenin
belgesi
Dönemin Rum lideri Tasos
Papadopulos, 2 Kasım 2006 tarihinde ATADın Yunanlı
Başkanı Vassilios Skourisi Kıbrısa davet etti ve Rum
halkına yaptığı hizmetlerden dolayı üstün şeref
nişanı verdi.
KIBRIS POSTASI 25/06/09
A.A
Mayın
temizliği konusunda Birleşmiş Milletler Başarı
Sertifikasına sahip olan Pekkan Şirketler Grubunun Başkan
Yardımcısı Adnan Volkan Pekkan, Suriye
sınırındaki mayınlı arazide en az 4 trilyon
dolarlık petrol rezervi bulunduğunu öne sürdü.
Petrolün derinde ancak kalitesinin çok yüksek olduğunu ifade
eden Pekkan, Bu petrol çıkartılırsa bölgede terör kalmaz dedi.
Türkiye-Suriye sınırı boyunca yapılacak mayın
temizleme faaliyetlerine ilişkin kanunun Resmi Gazete'de yayımlanmasının
ardından CHP'nin de Mayın Yasası'nın
iptali için Anayasa Mahkemesine dava açacağını
açıklaması, konuyu yeniden gündeme getirdi.
Yurt dışında Specialist Gurkha Services Şirketi ile ortak
anti tank, anti personel, mayın arama, tarama, imha etme ve
patlamamış mühimmatların imhası projelerini yürüten Pekkan
Şirketler Grubunun Başkan Yardımcısı Adnan Volkan
Pekkan, mayın temizleme konusunda toplumda bilgi kirliliği
oluştuğunu söyledi.
Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi konusunda 7
yıl önce Genelkurmay Başkanlığı tarafından
çağrıldıklarını ve brifing verdiklerini anlatan
Pekkan, Türk şirketi olarak bu işe talip olduklarını
belirtti.
Sınırdaki mayınlı arazide en az 4 trilyon dolarlık
petrol rezervi bulunduğunu savunan Pekkan, Petrol oldukça derinde ama
kalitesi çok yüksek. Bu petrol çıkartılırsa bölgede terör
kalmaz. Diyarbakır İstanbul'dan güzel
olur diye konuştu.
Mayının temizlenmesinden ziyade oradaki petrolün peşine
düşülmesi gerektiğini anlatan Pekkan, şöyle konuştu:
Biz İngiliz partnerimizle birlikte orayı temizlemeye talibiz.
Şirketimiz mayın temizleme konusunda BM'den sertifika almış
dünyadaki 5-6 şirketten biridir. Biz burayı son teknolojik cihazlar
yardımıyla 3 yıl içinde temizleriz. Bu işin maliyeti
konusunda telaffuz edilen rakamların çok daha aşağısında
temizleriz.
MAYINLARI 4 AŞAMADA TEMİZLİYORUZ
Mayın temizlemenin 4 aşaması bulunduğunu anlatan Pekkan,
birinci aşamada mayınların yerlerini tespit etmek için özel
donanımlı helikopterlerle arazinin mayın haritasının
çıkarıldığını, ikinci aşamada da araziye
özel donanımlı mayın temizleme araçlarının sürüldüğünü
belirtti.
Bu araçların, önünde zincir bulunduğunu ve saatte 40 kilometre
hızla giderken önündeki mekanizma ile bu zincirleri sabit bir güçle
araziye vurduğunu anlatan Pekkan, bu şekilde mayınların
patlatıldığını ifade etti.
Pekkan, mayın patlatan özel donanımlı bu araçların arazide
ikisi önde diğeri arka çaprazda olmak üzere 3'lü gruplar halinde
çalıştığını belirtti.
TOPRAĞIN ORGANİK OLMASI İSTENİRSE
Toprağın organik tarıma elverişli olması için
patlatılan mayın parçalarının büyük konteynırlar aracılığıyla
temizlendiğini anlatan Pekkan, Mayınlar
patlatıldığı zaman parçaları temizlenmediği
sürece toprak organik olmaz. Toprak filtreleme işleminden geçirilir.
Parçalanan kimyasal kalıntılar, üstte bırakılacak
şekilde elenir. Böylece toprak organik tarıma hazır olur dedi.
Üçüncü aşamada özel eğitimli köpekler ve uzmanların teknik
cihazlarla araziyi taradığını ifade eden Pekkan, son olarak
helikopterlerin yeniden arazinin üzerinden geçirilerek mayın kalıp
kalmadığının kontrol edildiğini kaydetti.
MAYIN PATLATILMADAN ÇIKARILAMAZ
Mayın temizlemenin tek yolu onu patlatmaktır diyen Pekkan, bir
mayının patlatılmadan
çıkartılamayacağını, bunun sadece filmlerde
olacağını belirtti.
BM'nin bir çok ihalesinde mayın temizliğinde anti personel mayın
için 15-20 dolar, anti tank mayını için ise 45-50 dolar fiyat
öngörüldüğünü anlatan Pekkan, şunları kaydetti:
Suriye-Türkiye sınırında, bazılarının
dediği gibi 300 bin-400 bin değil 1,5 milyondan fazla mayın var.
Bunun yarısı anti tank, yarısı anti personel mayını.
Bazı ülkelerde arazinin büyüklüğüne göre fiyat belirlenir
bazılarında ise mayın başına anlaşma
yapılır. Suriye sınırı çok büyük bir alan olduğu
için mayın başına anlaşma yapılmalı.
Genelkurmay'ın tahsis ettiği görevliler gözetiminde günlük
patlatılan mayınlar rapor halinde tutulur.
Türkiye'nin, Ottawa Sözleşmesi'ne göre, 1 Mart 2008 tarihine kadar
depolarında bulunan mayınları imha etmesi, 1 Mart 2014 tarihine
kadar da topraklarında döşeli mayınları imha etmesi
gerekiyor.
HURRIYET 25/06/09
ntvmsnbc ve Ajanslar
26
Haziran. 2009 Cuma
LEFKOŞA - Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, uzun süredir gündemi meşgul eden
Yeşilırmak kapısının açılması konusunda
anlaştı.
Kapsamlı çözüm
müzakereleri çerçevesinde bugün 34. kez biraraya gelen liderler, iki taraf
arasında 7. geçiş noktası olarak Yeşilırmak
kapısının açılacağını duyurdu.
Yeşilırmak, adanın en batısındaki geçiş
noktası olacak.
Görüşmenin
ardından Talat, Hristofyas ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, basının karşısına
geçti. Liderlerin uzlaştığı kuralları Zerihoun
açıkladı. Talat ve Hristofyas da basın mensuplarına el
sıkışarak görüntü verdi.
Türk tarafı,
Yeşilırmak kapısının açılması
karşılığında Erenköy'e karayoluyla "serbest
geçiş" istiyordu ve Rum Yönetimi buna karşı
çıkıyordu. Yeşilırmak kapısının açılması
süreci bu nedenle kilitleniyordu. Anlaşmaya göre, artık kontrollü
olarak Erenköy'e geçiş sağlanabilecek.
Zerihoun, liderlerin,
Yeşilırmak kapısının açılmasıyla ilgili
kurallarda uzlaştıklarını ve geçişlerde
vatandaşlara BM Barış Gücü'nün (UNFİCYP) eşlik
edeceğini duyurdu.
Ayrıca, KKTC
toprağı olan, ancak KKTC ile kara bağlantısı olmayan
Erenköy'e gitmek isteyenler için de haftada 3 gün olmak üzere çarşamba,
cumartesi ve pazar günleri minibüs kaldırılacak. Erenköy'e gidecek
minibüslere BM Barış Gücü eşlik edecek.
Kıbrıs Türk
tarafı gerekli durumlarda, takviye minibüs talebinde bulunabilecek.
Yeşilırmak
kapısından Erenköy'e yiyecek, su ve askeri olmayan diğer erzak
yine BM Barış Gücü eşliğinde gönderilebilecek.
Erenköy'e Güney
Kıbrıs'taki şebekeden elektrik sağlanacak. Ambulanslar acil
durumlarda Erenköy'e giriş çıkış yapabilecek.
Aynı şekilde
Kıbrıs Türk itfaiyesi de acil durumlarda Erenköy'e geçiş
yapabilecek.
Geçişlerle ilgili
olarak, zaman zaman istisnai durumlarda da yeniden düzenleme yapılabilecek.
Erenköy'de jeneratörlerle sağlanan elektriği de, bundan böyle Rum
tarafı karşılayacak.
Kıbrıslı
türklerin milli mücadelesinde sembolik bir öneme sahip olan Erenköy'de küçük
bir askeri birlik bulunuyor.
Yeşilırmak
kapısı, bölgedeki altyapı çalışmaları
tamamlandıktan sonra açılacak. Erenköy'e geçişler de
Yeşilırmak kapısının açılmasıyla eş
zamanlı olacak. Ancak Kıbrıslı Türkler, 8 Temmuz Erenköy
Direnişi törenleri için bölgeye kara yoluyla geçebilecek.
26.06.2009 CNN TURK
KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, AB
Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso'nun bazı gerçekleri göz
ardı ettiğini belirterek, Avrupa Birliği'nin (AB) taahhütlerini
yerine getirmedikçe Türkiye'nin limanlarını Güney Kıbrıs'a
açmasını beklemenin çifte standart olduğunu bildirdi.
Özgürgün, yaptığı yazılı açıklamada, Barroso'nun
Kıbrıs ziyareti sırasındaki açıklamalarından,
Kıbrıs konusunda kapsamlı bir anlaşmaya
varılmasını samimiyetle istediğinin
anlaşıldığını, ancak Türkiye'ye
limanlarını Rum tarafına açması yönünde çağrıda
bulunurken bazı gerçekleri göz ardı ettiğini kaydetti.
Özgürgün, limanlar konusunun sadece Türkiye'nin Ankara Anlaşmasına
dair Ek Protokol konusundaki yükümlülükleri çerçevesinde
değerlendirilebilecek bir konu olmadığını, doğrudan
Kıbrıs konusuyla ilişkisi bulunduğunu ifade etti.
Kıbrıs Türküne yönelik izolasyon devam ederken, AB'nin, izolasyonunun
sona erdirilmesi yönünde verdiği taahhütleri yerine getirmediğine
dikkati çeken Özgürgün, "AB, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü rafa kaldırmışken
Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum yönetimine (GKRY) limanlarını
açmasını beklemenin çifte standart olduğunu" belirtti.
"Defalarca izah ettikleri halde Barroso'nun izolasyona hiç
değinmemesinin, AB'nin Kıbrıs konusunda tarafsız bir tutum
benimseyemeyeceğini bir kez daha gözler önüne serdiğini"
kaydeden KKTC Dışişleri Bakanı Özgürgün, "AB'nin Rum
tarafına yönelik yıllardır sürdürdüğü tavizci
politikaların neticesinde Rum tarafının elde etmiş
olduğu tek yanlı ve haksız AB üyeliği Rum liderliğini
Kıbrıs konusunda daha da katı bir tutum benimsemek yönünde
cesaretlendirmekte, kapsamlı bir anlaşmaya varılması
çabalarını sekteye uğratmaktadır. Dün gerçekleştirilen
basın toplantısında Kıbrıs Türk medya
mensuplarının Rum tarafının haksız ve yasa
dışı AB üyeliği konusundaki sorularını
yanıtlamaktan kaçınan Sayın Barroso bilmelidir ki,
Kıbrıs Türk halkı, AB'nin bu yanlı tutumu nedeniyle
birliğe olan güvenini yitirmektedir" dedi.
Özgürgün, Kıbrıs sorunu konusunda Türk tarafını suçlayan,
Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan'ın konuşmasını
da yorumladı ve "Ortaya attığı hezeyanların, Rum
tarafının AB'nin çifte standart uygulamalarından ne kadar
cesaret aldığının da göstergesi olduğunu"
kaydetti.
Özgürgün, "Sayın Barroso'ya ve tüm AB yetkililerine bir kez daha
hatırlatırız ki, silah zoruyla gasp edilen ve bir
Kıbrıs Rum kurumu haline getirilen sözde temsilciler meclisi iki
halkın ve tüm Kıbrıs'ın meclisi değildir. AB bunun
farkına varamadığı sürece Kıbrıs konusunda adil
ve kalıcı bir çözüm bulunmasına olumlu bir katkı yapabilmesi
mümkün değildir" ifadesini kullandı
You can do it
By Elias Hazou
PRESIDENT
of the European Commission Jose Manuel Barroso has urged the two communities to
redouble their efforts for a solution to the Cyprus problem.
The European Commission and I personally support very much the efforts of the
leaders in every way we can. We cannot make the deal. Thats the point people
have to understand. We can help find a solution, we can support find a
solution, but it is up to Cypriots themselves to find this solution, Barroso
said yesterday after meeting President Demetris Christofias at the Presidential
Palace.
Calling his meeting with Christofias excellent, Barroso said he was
impressed very much by Mr. Christofias sincere commitment and determination
to find a solution to the Cyprus problem together with Mr. Talat.
There is a historic chance now to end this conflict once and for all. So
please keep up your efforts Mr. President. The time is now. Do not allow a
situation where the younger generation will simply accept the status quo.
The European Commission President said reunification would allow all Cypriots
to reap the benefits of Cyprus membership in the EU.
That is the message that I am bringing here today, one of confidence in the
future of this country.
For his part, Christofias welcomed Barroso to Cyprus, noting that the
Commission leader embraced the Cyprus issue from the very start as well as the
islands creative participation in European matters.
This was the reason, he added, that he had supported Barrosos re-election as
President of the Commission.
Personally, I have promised him I will do everything possible together with
Mr. Talat to rid Cyprus of this tragedy and to rid also the EU of this
problem.
The EU chief had a busy day as he shuttled from the south to the north of the
island and back. Barroso left the Presidential Palace and headed straight for
the occupied part of Nicosia, where he saw Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat.
In comments to the press later, Talat described Barrosos meeting to the island
as an important event, adding he had the opportunity to convey the Turkish
Cypriot views on the present state of the Cyprus problem.
I can say that it was a very useful meeting, Talat noted.
Barroso next met with Tay?-Brook Zerihoun, Special Representative of the
Secretary General of the UN.
The EU chief took some time out for lunch with the leaders of the two
communities at the Chateau Status restaurant in the buffer zone. As they
briefly posed for photographers outside, the EU chief remarked on the
beautiful sun of Cyprus, while President Christofias teased journalists that
he could not invite them inside because the room was too small.
Coming out of the meal two hours later, both Christofias and Talat both
commented on how delicious the food had been.
Barroso continued with a visit to the EC Representation offices in Nicosia,
followed by an address before the House of Representatives. Next up was a press
conference at the EC Representation with Greek and Turkish Cypriot media, and
then a visit to the Archaeological Museum.
Before departing from the island, the last stop for the European Commission
President was a dinner at the Presidential Palace hosted by Christofias. The
occasion was attended by the ambassadors of EU member-states in Cyprus, the UN
Secretary Generals Special Representative to Cyprus, local party leaders and
other dignitaries.
CYPRUS MAIL 26/06/09
Historic chance to end Cyprus
conflict
By Elias Hazou
THE EU is neither a peace
broker nor mediator, merely a facilitator, Jose Barroso repeatedly stressed
yesterday.
We do not want to be mediators. If there is a solution, it will come from the
Cypriots, the EU chief told newsmen at the EU House in Nicosia.
I am glad to be in Cyprus at such a critical time. Indeed I believe this to be
a historic opportunity [for a solution], Barroso said in his opening
statement.
Although the European Union does not, and cannot take sides, it is actively
supporting the ongoing peace talks, he said.
That is why I am here. We want to send the message to the people of Cyprus
that we care
Barroso said the bloc can facilitate the peace process with technical expertise
because in the event of an agreement we will need to transpose the EU acquis
into the agreement.
A special European Commission team of experts has been formed, under Barrosos
auspices, to provide that expertise. Its members are already available to give
any assistance to UN officials on the island, he said.
Once the leaders agree to a comprehensive solution, the European Union will do
its utmost to accommodate the terms of an agreement.
Asked whether, apart from political support, the bloc was willing to support a
solution financially, the Portuguese leader revealed that the Commission has
offered to co-finance road works for a crossing at Limnitis.
I encouraged both leaders to reach a solution on Limnitis. It would be a good
idea
it would send the message that things can get done.
Barroso tactfully declined to comment on the difficulties in peace talks: It
is up to the two leaders. Any agreement will be good if it respects the basic
principles of EU law: freedom, democracy and the rule of law. But we do not
comment on the process. It is a Cyprus-led process
and it is not up to outside
partners to say what the agreement should be.
The EU chief said he had encouraged President Demetris Christofias and Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat to work toward a solution.
This opportunity must be grasped because, honestly, it will not be there
forever, he cautioned.
Barroso refused point-blank to be drawn on any loaded questions, for example a
reporters observation that Turkish Cypriots feel Brussels is not neutral.
He did offer, however, that he got no such impression from Talat during their
t?te-?-t?te yesterday.
I try to look at the situation objectively whenever I meet with Mr. Talat.
Asked whether the EU expected Turkey to open its ports to Cypriot vessels in
Decemberthe deadline set by the bloc Barroso said:
We expect our partners to respect the [Ankara] protocol
we convey this message
to Turkey at every opportunity.
The EU chief dodged yet another booby trap when a Turkish Cypriot reporter
asked whether the EU had regretted admitting the Greek Cypriots into the bloc
prior to a comprehensive solution and reunification.
I dont want to go back to the past
the EU is keen to have all of Cyprus as a
member, he said.
CYPRUS MAIL 26/06/09
Barroso walks into the wrong photo
op
By Charles Charalambous
BEFORE lunching with Talat
and Christofias at Chateau Status, Barroso arrived at the Ledra Palace crossing
point on his way to meet the Turkish Cypriot leader in northern Nicosia.
On the southern side close to the barrier, a small protest against the Turkish
occupation organised by the Kyrenia district branches of teachers unions
OELMEK, POED and OLTEK was just ending.
The protest centred on symbolic student registrations for the three district
Gymnasiums of Kyrenia, Ayios Ambrosios and Lapithos, and was attended by 50-60
people, including Kyrenia MP Sophoclis Fittis.
As Barrosos motorcade drew up to the barrier, he seemed to have decided to
talk to the protesters in front of the amassed TV cameras there to cover the
protest.
As he drew close enough to talk, some protesters began to tell him why the EU
should insist on an end to the Turkish occupation, while others started to
chant Turkish troops out of Cyprus!
Without saying much at all, Barroso promptly got back into his car, which then
moved off.
One of the organisers, POED Kyrenia President Dora Katselli, told the Cyprus
Mail that it was a complete coincidence that Barroso was there at the end of
the protest, for which the invitations had gone out two months ago.
CYPRUS MAIL 26/06/09
House President slams Turkey for its
hardline stance
By Elias Hazou
THE chief EU executive was
yesterday treated to a long harangue by the Speaker of the House on the blocs
duty toward a member-state.
Welcoming Barroso to the island, House Speaker Marios Garoyian seized the opportunity
to slam EU candidate Turkey for its hardline stance toward Cyprus and the peace
talks.
The people of Cyprus look to you, and in general to the EU, to support their
rights, and on the basis of community solidarity to defend a small member-state
that languishes under a powerful neighbour who wishes to become a member of the
Union, said Garoyian.
Nothing more, nothing less. We are simply asking for justice.
He went on to warn: Certainly Turkey will find us in her path if she continues
to display todays behaviour and refuse to comply with her obligations and
commitments to the European Union and the Republic of Cyprus.
Turning to Barroso, Garoyian said:
As the guardian of the principles and values of the European Union and the
defender of the acquis communautaire, we expect that you will ensure that these
prevail in the case of the Cyprus problem and its potential solution.
It is Turkey which must adapt to European legitimacy
it is not the European
Union or the EU acquis that must adjust to Turkeys goals and terms.
Garoyian said the fact Cyprus had given the green light for the start of EU
accession negotiations did not translate into carte blanche for Ankara.
Since 1 May 2004, when this island that today is hosting you, is part of EU
territory, and yet 500 meters from here the European values and powers stop
because they are being impeded by Turkish occupation troops.
Addressing the Cyprus parliament, Barrosos message was one of controlled
optimism.
For Cyprus, a settlement could be a fresh start, the beginning of an exciting,
new phase.
The task is difficult. The road is long. But the prize is very big, he said.
That prize is now within your grasp. The two leaders are on the right track. I
believe in them. I believe that they can and will make it. Please support
them. Because, if they fail, the moment will be gone, and there may not be
another opportunity for a very long time if at all.
Let me conclude with a wish: a united Cyprus in the EU Presidency in the
second half of 2012. You can achieve it.
CYPRUS MAIL 26/06/09
![]()
Bir günlüğüne Kıbrısı
ziyaret eden Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso, Talat ve Hristofyas
ile hem ayrı ayrı, hem de üçlü yemekte buluştu.
Kıbrısı bir günlüğüne ziyaret eden Avrupa Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ve Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ile hem ayrı ayrı, hem de
üçlü yemekte buluştu. Rum meclisinde konuştu. Ardından
basın toplantısı düzenleyerek adadan ayrıldı.
Görüşmelerde ve basın toplantısında kamuoyunun daha önce
duymadığı hiçbir açıklama yapılmadı.
Kıbrısta temaslarda bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı
Barroso, Yeşilırmak Kapısının açılması
halinde, ABnin yolun finansmanını üstleneceğini
açıkladı. Barroso, Adada bir çözüme ulaşılması
halinde AB bunu sağlamlaştırmak için elinden gelenin en iyisini
yapacak dedi.
Barroso, dün öğleden sonra Güney Lefkoşadaki AB Evinde basın
toplantısı düzenledi.
Barroso, Türk, Rum ve bazı diğer yabancı gazetecilerin
katıldığı basın toplantısında kısa bir
giriş konuşması yaptı ve daha çok gazetecilerin sorularını
yanıtladı.
Kıbrısa çok kritik bir dönemde geldiğini belirten Barroso,
Kıbrısta, yıllardır süren sorunu çözmek için iyi bir
şans yakalandığını ve bu şansın
kullanılması gerektiğini söyledi.
Açıklamasında liderlerle görüşmelerini anlatan Barroso, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brooke Zerihoun ile de bir
araya geldiğini kaydederek hem liderlerin hem de BMnin Kıbrıs
sorununun çözümü için gösterdikleri çabayı övdü.
Barroso, liderlerin Kıbrısta kapsamlı bir anlaşmaya
varmaları halinde Avrupa Birliğinin bunu
sağlamlaştırmak için elinden gelenin en iyisini
yapacağını da vurguladı.
YEŞİLIRMAK KAPISININ FİNANSMANI
İki liderle Güven Yaratıcı Önlemlerin önemini ele
aldığını kaydeden Barroso, bu çerçevede,
Yeşilırmak Kapısının açılmasında
anlaşmaya varılması halinde ABnin bölgedeki yolun
yapılması için finansal desteğe hazır olduğunu
liderlere söylediğini ve onları kapının açılması
için cesaretlendirdiğini belirtti. Barroso, Umarım bu konuya erken
bir çözüm bulunur dedi.
Barroso, Rum gazetecilerden birinin Türkiyenin Kıbrıs sorununun
çözümünde güçlük çıkardığı ve Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın masada rahat hareket etmesini engellediğini iddia
etmesi üzerine Bu soru değil dedi. Barroso, nasıl bir çözüme
ulaşılacağının adadaki liderlere
kaldığını ifade ederek, AB için önemli olanın
birliğin özgürlük, demokrasi ve hukukun üstünlüğü prensiplerine
uyumlu bir çözümün ortaya çıkması olduğunu belirtti.
Anlaşma bu temel prensiplerimize uyduğu sürece bize söyleyecek bir
şey kalmaz diyen Barroso, çözümde sözü iki tarafın
söyleyeceğini kaydetti.
Barroso basın toplantısında BMnin müzakerelerdeki rolüne
desteklerinin tam ve güçlü olduğunu 3-4 kez tekrarladı.
TÜRKİYE YAPICI BİR YAKLAŞIM İÇERİSİNDE
Barroso, Türkiyenin süreci güçleştireceği yönündeki iddialar
konusunda ise, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğünü ve
ikisinin de Kıbrısta çözüme ulaşılması konusunda
yapıcı bir yaklaşım içinde olduklarını
vurguladı.
Barroso, Komisyon bünyesinde Kıbrısla ilgili bir çalışma
grubu oluşturulduğunun hatırlatılması üzerine ise,
bunun doğru olduğunu, ancak tamamen teknik anlamda müzakere sürecine
uzmanlık hizmeti vermek ve yardımcı olmak amacını
taşıdığını söyleyerek, Bu daha çok müktesebatla
ilgili ve danışma hizmeti veriyoruz dedi. Barroso, Güney
Kıbrısın sonuçta AB üyesi olduğunu ve teknik açıdan
ABye uyumun önem taşıdığını kaydetti.
BU FIRSAT SONSUZA KADAR KALMAZ
Kıbrısta bir fırsat bulunduğunu ancak bu
fırsatın sonsuza kadar burada olmayacağını ifade eden
Barroso, siyasi olarak da, sürecin başarılı olması yönünde
destek verdiklerini kaydetti.
Barroso, Rum gazetecilerin, kültürel miras ile ilgili bazı sorular
sorarak KKTC ve Türkiyeye yönelik suçlamalar içeren sorular sormaları
üzerine, bu konuların bilgisi dahilinde olmadığını
belirterek, yanıt vermedi.
Barroso, Türkiyenin limanlarını Rum gemilerine açması
konusundaki değerlendirmesinin sorulması üzerine, bunun Türkiyenin
alacağı karara bağlı olduğunu, ortada Ankara Protokolü
bulunduğunu ifade etti.
Barroso: Talatın çözüme yönelik çabalarını destekliyorum
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Talat, Kıbrıs sorununa
çözüm bulmak amacıyla sürdürülen müzakerelerin bu aşamasında
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barrosonun ziyaretinin, ABnin
sorunun çözümüyle ilgili istekliliğinin ve cesaretlendirmesinin devam
ettiğini gösterdiğini söyledi.
Barroso da, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın uzun süredir
varlığını sürdüren Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik çabalarını desteklediğini belirtti. Talatın,
Barrosoyla yaptığı görüşme yaklaşık bir saat
sürdü.
Cumhurbaşkanlığındaki görüşmenin ardından Talat
ve Barroso, basına kısa açıklamalarda bulundular.
Talatla görüşmekten memnuniyet duyduğunu ifade eden Barroso,
öğleden sonra basın toplantısı düzenleyeceği için uzun
bir açıklama yapmayacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Yeşilırmak Kapısının
açılması konusunu ele alıp almadıklarının
sorulması üzerineyse, bunun Hristofyas ile kendi arasındaki bir konu
olduğunu; ancak, Barrosonun Yeşilırmak kapısının
en erken zamanda açılması konusunda destek belirttiğini
kaydetti.
Sessiz yemek
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, adada temaslarda bulunan Avrupa Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barrosoyla yemekte bir araya geldi.
Ledra Palace bölgesindeki Chateau Status Restoranda yer alan ve 1 saat 50
dakika süren yemek saat 15:30da sona erdi. Liderler yemekten
ayrılırken yemeğin güzel, iyi, dostane bir ortamda
geçtiğini söylemekle yetindi, başka herhangi bir açıklama
yapmadı.
Yemekten ilk önce Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, birkaç
dakika sonra ise Cumhurbaşkanı Talat, daha sonra ise Avrupa Komisyonu
Başkanı Barroso ayrıldı
Yemeğe, Cumhurbaşkanı Talatın BM ve AByle
İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Rum Başkanlık
Komiseri Yorgo Yakovu ve Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilcisi Andrulla
Kaminara da katıldı.
KIBRIS STAR 26/06/09
![]()
Orams davasının Yunanlı
yargıcına Rumlardan üstün hizmet nişanı
Orams davasında KKTCyi köşeye sıkıştıran
kararı veren ATADın Yunanlı Başkanı Skourisin,
Papadopulos tarafından üstün hizmet nişanıyla
ödüllendirildiği ortaya çıktı.
Orams Davasında KKTCdeki mülklerin yabancılara
satışını engelleyen karara imza atan Avrupa Adalet
Divanı başkanı yargıç Vassilios Skourisin, 2 Kasım
2006 tarihinde dönemin Güney Kıbrıs lideri Tasos Papadopulos
tarafından onurlandırıldığı belirlendi.
NTV temsilcisi Selim Sayarının haberine göre, ülkenin en büyük
nişanı olan Makarios III madalyası alan Yunan yargıcın
Rum halkına hizmetlerinden ve bağlılığından
ötürü bu ödüle layık görüldüğü belirtildi.
Skourisin ayrıca, Orams davasıyla ilgili kararın
açıklanmasından 3 ay önce (Şubat 2009da), Güney
Kıbrısı ziyaret ederek Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas
ve üst düzey Rum yetkililerle temaslar yaptığı da
öğrenildi.
Kıbrıs sorununun temelini oluşturan mülkiyet konusunda siyasi ve
ekonomik açıdan Türk tarafını köşeye
sıkıştıran Orams Davasının Yunan
yargıcının, üstün hizmet nişanını davanın
başlamasından 1 yıl sonra alması dikkat çekiyor.
7 Ekim 2003ten beri Avrupa Adalet Divanı Başkanı olan Skouris,
2006 yılında üç yıl için yeniden başkanlığa
seçilmişti.
KKTCdeki yetkililer Orams Davası'nda alınan kararın siyasi
olduğuna inanıyor. Vassilios Skourise verilen nişanı bunun
kanıtı olarak değerlendiren hukukçularsa, Türkiye ve KKTCnin
davaya müdahil olmasını savunuyor.
DAVA KONUSU
Rumlar, İngiliz Orams çiftine Rum Meletis Apostolidisin 1974ten önce
sahip olduğu arsa üzerine villa inşa ederek suç işledikleri
iddiasıyla dava açmıştı. KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın da onayıyla dava önce İngiltereye
ardından da ATADa taşındı.
KKTCnin son dönemdeki en büyük hukuki yenilgisi olarak nitelenen davada ATAD,
Rum yargısı tarafından alınan kararların tüm AB
ülkeleri tarafından dikkate alınması gerektiğine hükmetti.
Böylece Rumlar, KKTCde mülk alan yabancıların AB ülkelerindeki
mülklerine ve banka hesaplarına el koydurma hakkına sahip oldu. Karar
KKTCdeki emlak piyasasının sonunu getirdi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ATADın
Kıbrıstaki olağandışı durumu görmezden gelen bu
kararının kabul edilmesinin mümkün olmadığını
söylemişti. Başbakan Derviş Eroğlu ise, kararı
Görüşmeler devam ederken Orams davasında çıkan sonuç
Rumların çözüm istemediklerinin bir taktiğidir. Rumlar çözüm sürecini
böylelikle baltalamaya çalışmaktadır diye
değerlendirmişti. Rum lider Hristofyas ise, kararı olumlu
bulduğunu belirtmişti. Rum kamuoyu gelişmeyi zafer olarak
nitelemişti.
STAR KIBRIS 26/06/09
![]()
Brükseldeki düşünce kuruluşu Avrupa
Politikaları Merkezinde konuşan Bağış, Güney
Kıbrısın Belçika Elçisi Eliadesin sert sorularına
verdiği yanıtlarla takdir topladı.
Selda BEKTAŞ/ Brüksel
TUSİAD ile Avrupa Politika Merkezinin Brükselde düzenlendiği
toplantıya katılan Türkiye Devlet Bakanı Başmüzakereci
Egemen Bağış, Türkiyenin ABye üyelik süreci, stratejileri ve
gelinen son noktayı değerlendirdi.
Gazetecilerin Kıbrıs sorunuyla ilgili sorularını da
yanıtlayan Bağış, AB Komisyonunun yılsonunda
hazırlayacağı ilerleme raporunda Türkiye'nin
limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs Rum kesimine
açıp açmamasını da değerlendireceğinin
hatırlatılması üzerine, şunları söyledi:
BEKLENTİ DOĞRUDAN TİCARET
'AB her yıl ilerleme raporu yayımlıyor. Bu yılsonundaki
raporda Kıbrıs konusunda birkaç sayfa fazlalık olacak.
Kıbrıs konusunda (rapor yazılırken) bazı hususlar da
akılda tutulmalı. AB Konseyi (üye ülkelere) Nisan 2004'te
oybirliğiyle Kuzey Kıbrıs üzerindeki izolasyonları kaldırma
kararı aldı. AB Konseyinin bu kararı hala uygulamaya konulmadı.
Türkiye'nin beklentisi AB'nin kendi kararını uygulamaya sokarak
KKTC'ye doğrudan ticareti başlatması.'
AB'nin bu yönde atacağı bir adımın KKTC'yi tanımak
anlamına gelmeyeceğini belirten Bağış, tüm
dünyanın Tayvan ile ticaret yapmasına rağmen çok az ülkenin
Tayvan'ı tanımasını örnek gösterdi.
İŞGALCİSİNİZ
Güney Kıbrısın Belçika Elçisi Constantinos Eliadesin
Bağışa Siz Kıbrısın Kuzeyini işgal
ediyorsunuz. İşgalci bir ülke olarak ABye üye olmaya
çalışmanız ne kadar doğru sorusu toplantıda
soğuk rüzgârlar estirdi.
Bağış 2004 yılında adanın bölünmüş olarak
ABye girdiğini hatırlatarak; Güney Kıbrıs bölünmüş
olarak 2004 yılında ABye girerken Kıbrıs sorunu bir ön
şart olmamıştı. Kıbrıs sorunu Türkiyenin AB
yolunda da bir ön şart olmamalıdır şeklinde konuştu.
İKİ DEVLET GERÇEĞİNİ KABUL EDİNİZ
Her sabah güneş bu adada doğarken, 2 farklı ülkenin üstünde
parlıyor. Kabul etmemiz gerekir ki, adada 2 meclis, 2 hükümet, 2
farklı devlet ve demokrasi var diyen Bağış, Türkiyenin ve
Güney Kıbrısın diplomatik olarak birbirlerini
tanımamasının bu gerçeği değiştirmeyeceğini
söyledi.
Güney Kıbrısın Belçika Elçisi Constantinos Eliadesin
konuşmasının başında Kıbrıslı Türklere
yapılan 259 milyon Euroluk mali yardım tüzüğünü Güneyin kabul
ettiğini savunması üzerine de Bağış; Tango yapmak
için iki taraf gerekir. Biz pistteyiz. Gelin, siz de bize katılın
cevabını vermesi, salonda takdir topladı
STAR KIBRIS 26/06/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, bugün yeniden bir araya
geliyor. Bugünkü Talat-Hristofyas görüşmesinin gündeminde yine toprak
konusu var.
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyasın her zaman olduğu gibi ara bölgedeki BM tesislerinde yer
alacak bugünkü görüşmesi, saat 10.00da başlayacak.
Liderler, 15 Haziranda yaptıkları son görüşmede,
Kıbrıs sorununun çözümü yönündeki müzakerelerinin başlıklarından
bir olan toprak konusunu ve Yeşilırmak kapısının
açılmasını ele almış; her iki konuyla ilgili olarak
temsilcilerinin çalışma yapmasını
kararlaştırmıştı.
STAR KIBRIS 26/06/09
Yeşilırmak
kapısı açılıyor
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve Rum Lider Dimitris Hristofyas Yeşilırmak
Kapısının açılması konusunda uzlaşmaya
vardı. Ancak kapının ne zaman açılacağı henüz
belli değil. Kapının açılabilmesi için bölgede yol ve
diğer altyapı çalışmalarının tamamlanması
gerekecek. Bunun için beş altı aylık bir zaman öngörülüyor
Müzakereler çerçevesinde
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas bu sabah saat 10.00da ara bölgede yeniden bir araya
geldi.
İki lider bugünkü görüşmelerinde Toprak ve Yeşilırmak
kapısı konularını görüştüler
KIBRIS POSTASI 26/06/09
Talat'ın
arabası Rumları kızdırdı
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın Barroso'nun yemeğine makam aracı ile gitmesi
Rumları kızdırdı. Rumların kızdıran ikinci
konu ise Barosso'nun Ercan'ı ikinci Havaalanı olarak seçmesi oldu.
Konuyu ön sayfasına
taşıyan Rum Simerini Gazetesi 'Talat Makam aracı ile geldi..
Ercan İkinci Havaalanı' başlığını
kullandı.
Gazete'ye göre
Cumhurbaşkanı Talatın dünkü Talat-Hristofyas-Barroso
yemeğine makam aracıyla giderek, 'bölgenin rejimini çiğnedi'.
Gazete ayrıca
yemeğin yapıldığı restoranın Ledra
Palaceta bulunduğunu ve buranın Kıbrıs Cumhuriyeti
tarafından kontrol edildiğini de iddia ederek, savundu ve
Talatın yemeğe KKTC forslu makam aracı ve KKTC polisi
eşliğinde gitmesini kışkırtıcı' olarak
niteledi
Gazete ayrıca,
Barrosonun Kıbrıs ziyareti çerçevesinde hazırlanan uçuş
planda Larnaka Havaalanında acil bir durum olması halinde ikinci
havaalanı olarak Ercan Havaalanına iniş yapılmasının
öngörülmesinin Rumları çaresi bıraktığına
da işaret ettti.
KIBRIS POSTASI 26/06/09
Kıbrıs′ta temaslarda bulunan
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Yeşilırmak
Kapısı′nın
açılması halinde, AB′nin yolun finansmanını üstleneceğini
açıkladı. Barroso, "Adada bir çözüme ulaşılması
halinde AB bunu sağlamlaştırmak için elinden gelenin en iyisini
yapacak" dedi. Barroso, dün öğleden sonra Güney Lefkoşa′daki "AB
Evi"nde basın toplantısı düzenledi. Barroso, Türk, Rum ve
bazı diğer yabancı gazetecilerin katıldığı
basın toplantısında kısa bir giriş konuşması
yaptı ve daha çok gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Kıbrıs′a çok kritik bir dönemde
geldiğini belirten Barroso, Kıbrıs′ta, yıllardır süren sorunu
çözmek için iyi bir şans yakalandığını ve bu
şansın kullanılması gerektiğini söyledi.
Açıklamasında liderlerle görüşmelerini anlatan Barroso, BM Genel
Sekreteri′nin Kıbrıs
Özel Temsilcisi Taye Brooke Zerihoun ile de bir araya geldiğini kaydederek
hem liderlerin hem de BM′nin Kıbrıs sorununun çözümü için gösterdikleri
çabayı övdü.
Barroso, liderlerin Kıbrıs′ta kapsamlı bir anlaşmaya varmaları halinde
Avrupa Birliği′nin bunu
sağlamlaştırmak için elinden gelenin en iyisini
yapacağını da vurguladı.
YEŞİLIRMAK KAPISININ FİNANSMANI
İki liderle Güven Yaratıcı Önlemlerin önemini ele
aldığını kaydeden Barroso, bu çerçevede,
Yeşilırmak Kapısı′nın açılmasında anlaşmaya
varılması halinde AB′nin bölgedeki yolun yapılması için finansal
desteğe hazır olduğunu liderlere söylediğini ve onları
kapının açılması için cesaretlendirdiğini belirtti.
Barroso, "Umarım bu konuya erken bir çözüm bulunur" dedi.
Barroso, Rum gazetecilerden birinin Türkiye′nin Kıbrıs sorununun çözümünde
güçlük çıkardığı ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat′ın masada rahat
hareket etmesini engellediğini iddia etmesi üzerine "Bu soru değil"
dedi. Barroso, nasıl bir çözüme ulaşılacağının
adadaki liderlere kaldığını ifade ederek, AB için önemli
olanın birliğin "özgürlük", "demokrasi" ve
"hukukun üstünlüğü" prensiplerine uyumlu bir çözümün ortaya
çıkması olduğunu belirtti.
"BU FIRSAT SONSUZA KADAR KALMAZ"
Kıbrıs′ta bir fırsat
bulunduğunu ancak bu fırsatın sonsuza kadar burada
olmayacağını ifade eden Barroso, siyasi olarak da, sürecin
başarılı olması yönünde destek verdiklerini kaydetti.
Barroso, Rum gazetecilerin, "kültürel miras" ile ilgili bazı
sorular sorarak KKTC ve Türkiye′ye yönelik suçlamalar içeren sorular sormaları üzerine,
bu konuların bilgisi dahilinde olmadığını belirterek,
yanıt vermedi. Barroso, Türkiye′nin limanlarını Rum gemilerine açması
konusundaki değerlendirmesinin sorulması üzerine, bunun Türkiye′nin alacağı
karara bağlı olduğunu, ortada Ankara Protokolü bulunduğunu
ifade etti.
"SÜRECE DİREKT KARIŞMAYIZ"
Barroso, başka bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Talat ile çok
olumlu bir görüşme yaptıklarını ifade ederek, sürece direkt
karışma gibi bir niyetlerinin bulunmadığını ve BM′nin çabalarını
desteklediklerini yineledi. AB yetkilisi, Güney Kıbrıs′ın AB üyesi
olmasına karşın sürece objektif bakmaya
çalıştıklarını savundu.
HALKIN SESI
26/06/09
Agreement to open new crossing
By Stefanos Evripidou
Talat:
deal will keep alive hopes for the future
THE TWO leaders yesterday agreed to open Limnitis crossing in the north-east of
the island and allow access to and from the Kokkina enclave after months of
negotiation, recrimination and occasional bitterness.
The decision was taken during the 34th meeting between President Demetris
Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat at the UN-controlled
Nicosia airport, as part of direct talks to solve the Cyprus problem.
The news was welcomed among local parties and top EU officials yesterday. Kato
Pyrgos community leader Costas Michaelides described it as a historic day,
and thanked Christofias for his constant efforts on behalf of the people in the
Tyllirias area.
Talat also expressed pleasure at finally reaching a deal on the much-discussed
crossing which he acknowledged had overshadowed the talks and the wider aim of
solving the Cyprus problem.
Following the two leaders meeting, the UN Special Representative in Cyprus,
Taye-Brook Zerihoun announced the seven-point agreement reached on Limnitis and
Kokkina.
The two leaders decided to proceed with the opening of Limnitis crossing point
under normal rules of existing crossings. In the context of this agreement, the
role of UNFICYP is underscored, he said.
The crossing will be open on a daily basis and will be the seventh crossing on
the island following the opening of four for use by motorists (Zohdia,
Pergamos, Strovilia and Ayios Dhometios) and the two pedestrian crossings
(Ledra Palace and Ledra Street).
The UN official noted that those wishing to visit Kokkina from the north could
do so three times a week, Wednesday, Saturday and Sunday, in minibuses and
escorted by UNFICYP. The Turkish Cypriot side may request UNFICYP escort for
one or two extra minibuses a week, he added.
This effectively overcomes one of the many obstacles preventing an agreement
between the two sides as it allows for Turkish nationals (settlers) who may
have relatives stationed as soldiers in the Turkish enclave to cross through
Limnitis to Kokkina, escorted by the UN throughout.
The fourth point of the agreement is the transfer of reasonable quantities of
food and water and other supplies of non-military nature with UNFICYP escort to
Kokkina.
The fifth point deals with the energy demands of the Turkish army base in
Kokkina. Another stumbling block to opening the crossing was the Turkish demand
to transport fuel through Limnitis to Kokkina to end the current practice of
delivering fuel via sea. Instead the two leaders agreed that Kokkina will be
supplied with electricity. In fact, the crossing point cannot be opened until
Kokkina is connected to the nearest electricity grid.
The two sides also agreed to allow ambulances from the north to visit Kokkina
to move the sick, while reciprocally, ambulances of the Republic will cross in
the opposite direction to hospitals in Nicosia, cutting their journey time
substantially. This last point was one of the major concerns of the Tyllirias
residents who argued that lives were put at risk by the need to drive via
Paphos (west of the island) and Limassol (south coast) before reaching Nicosia
general hospital.
In the event of fire, Turkish Cypriot fire engines and accompanying water tanks
will be able to call at Kokkina.
Finally, Zerihoun announced that reciprocal arrangements for specific events
through Limnitis and other crossing points could be arranged from time to time.
After the meeting, a very low-key Christofias said it would take some time to
open Limnitis crossing. Asked to speculate on the time frame, he replied: Give
us some time.
Speaking to reporters, Talat said the opening would possibly take three to five
months to make the necessary arrangements. He described the deal on Limnitis as
good for both sides, adding it would keep alive hopes for the future.
Before the opening, special arrangements would be made for Turkish Cypriots
travelling to Kokkina on August 8 while his side would look positively on any
Greek Cypriot demands to cross for religious services at Ayios Mamas, he said.
The Turkish Cypriot leader added that the two leaders hoped to conclude the
first stage of their discussions on territory next week.
European Commission President José Manuel Barroso described the agreement as
very good news, adding, This agreement shows that where there is a will
there is a way.
Enlargement Commissioner Olli Rehn also welcomed the latest confidence building
measure, noting that the Commission stands ready to financially contribute to
the works.
European Parliament President Hans-Gert Pöttering said the agreement
proved the two leaders were making a serious effort and they deserve every
support from the international community.
AKEL leader Andros Kyprianou said the crossing would open one more hole in the
wall of division on the island, noting that the end-objective was for a
comprehensive agreed solution between the two sides.
Coalition member DIKO released a statement expressing their satisfaction with
yesterdays agreement on Limnitis, adding that they hoped the opening would not
be delayed. The party also sought further information on the content of the
agreement, which they said was not clear enough.
CYPRUS MAIL 27/06/09
![]()
Selda Bektaş Brükselden bildiriyor
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Kıbrıs'ta
kapsamlı çözüm müzakerelerinde 'gelecek aylarda Başbakan
Erdoğan'ın liderliğine tekrar büyük ihtiyaç
hissedileceğini' söyledi.
Belçikanın Başkenti Brükselde düzenlenen Crans Montana Forumu
dolayısıyla bu ülkede bulunan DP Gazimağusa milletvekili
Ertuğrul Hasipoğlu ve UBP Lefkoşa milletvekili Tahsin
Ertuğruloğlunun sorularını cevaplandırmakta hayli
zorlandı ve kaçamak karşılıklarla geçiştirmeye
çalıştı.
Sorularla terledi
KKTC Cumhuriyet Meclisi Eski Başkanı ve DP Gazimağusa
milletvekili Ertuğrul Hasipoğlu Rehne; 1974 Barış
Harekatı ile özgürlüğümüze kavuştuk. İyi niyetle
müzakereleri yürüttük. 2003te Güneye kapıları açtık. 2004
referandumunda evet dedik. Bunlara rağmen Güney Kıbrıs ABye
girdi. Biz tanınmadık. Sizce insan hakları bunun neresinde?
sorusunu yöneltti.
Bu soru üzerine bocaladığı gözlenen Rehn, geçmişte
yapılan hataları bir kenara bırakılması
gerektiğini söyledi.
Rehn bunun yerine Kıbrıs'taki iki toplumun geleceğe
odaklanmasını ve çözüm konusunda ısrarcı olmasını
istedi.
Hırvatistanı durdurdunuz
Daha sonra Tahsin Ertuğruloğlu Rehne Siz Hırvatistanın
Slovenya ile yaşadığı sınır problemi yüzünden
Hırvatistanın üyelik sürecini durdurdunuz. Ancak söz konusu
Kıbrıs diye tabir edilen yer olduğunda AB olarak aynı
kriterleri uygulamadınız. Güneyi ABye aldınız. Sizce bu
çifte standart değil midir? yöneltti.
Bu soru karşısında bocalayan Rehn; aynı cevabı verdi
ve Eğer geçmişe odaklanılsaydı Almanya ve Fransa, Avrupa
Birliği'ni kuramazdı. Birbirini suçlama oyununa girmek çözüm
değil' diye konuştu.
STAR KIBRIS 27/06/09
![]()
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, uzun
süredir gündemde olan Yeşilırmak kapısının
açılmasına karar verdi. Yeşilırmaktan gidiş
gelişlerde diğer kapılardaki prosedür geçerli olacak
Erenköye haftada 3 gün minibüslerle BM eşliğinde geçilecek Erenköye
Güney Kıbrıs şebekesinden elektrik sağlanacak
Cumhurbaşkanı Talat, İyi bir sonuca ulaştık. Her iki
tarafı da tatmin eden bir sonuca ulaştık. Yani bir tarafın
zaferi, diğer tarafın yenilgisi değil, her iki tarafın da
çıkarına olan bir düzenleme yaptık. Biz tatmin olmuş
durumdayız. Umarım ki bölgeye yararlı olur.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, uzun süredir gündemde olan Yeşilırmak
kapısının açılmasına karar verdi.
İki lider arasında dün gerçekleşen görüşme
yaklaşık 3 saat sürdü. Her zaman binadan ayrı ayrı
çıkan liderler, dünkü görüşmenin sonunda kapıdan birlikte
çıktı ve temsilcileri Özdil Nami ve Yorgos Yakovu ile BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brooke Zerihounla birlikte
kürsüye yöneldi. Tarafların Yeşilırmak Kapısı
konusunda vardığı anlaşmanın metnini Zerihoun okudu.
İki lider, Zerihounun açıklamalarından sonra el
sıkışarak ayrıldı. Bu arada Rum Lider
ayrılırken bir basın mensubunun kapı tam ne zaman
açılacak sorusuna, Bunu daha sonra duyuracağız dedi.
Talat: son rötuşları yaptık
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, her iki tarafı da tatmin edecek
bir sonuca ulaşılan Yeşilırmak Kapısı konusunda
bütün kuralların belirlendiğini, son rötuşların
yapıldığını, Erenköye geçişin
sağlanacağını; ancak hem Pirgo-Yeşilırmak, hem de
Yeşilırmak-Gemikonağı arasındaki yolun tamirinin zaman
alacağını söyledi.
Talat, görüşmeden dönüşte yaptığı açıklamada,
oprak konusunu görüşüp, karşılıklı olarak daha önce
ortaya konan görüşlere cevaplar verildiğini belirtti. Haritaya
girmeden, prensipler üzerinde durulan Toprak konusuna gelecek hafta da devam
edeceklerini kaydeden Talat, ortak ilkelerde bileşilebilmesi halinde
ardından Güvenlik-Garanti konusuna geçileceğini ifade etti.
Talat, bir sonraki görüşmenin Perşembe günü saat 10.00da
yapılacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, görüşmeleri gölgeleyen Yeşilırmak
konusunu noktalamaktan duyduğu memnuniyeti de dile getirerek, müzakere
sürecinin bundan sonra daha rahat sürdürüleceğini belirtti.
3-5 ay alacak
Talat, gerekli düzenlemelerin, özellikle alt yapı
çalışmalarının en kısa sürede yapılıp,
kapının açılacağını ve Erenköye geçişlerin
sağlanacağını belirtti. Böyle bir şeyi
başarmanın insanların geleceğe dair umutlarını
canlı tutacağına işaret eden Talat, İyi bir sonuca
ulaştık. Her iki tarafı da tatmin eden bir sonuca
ulaştık. Yani bir tarafın zaferi, diğer tarafın
yenilgisi değil, her iki tarafın da çıkarına olan bir
düzenleme yaptık. Biz tatmin olmuş durumdayız. Umarım ki
bölgeye yararlı olur dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, gazetecilerin sorusu üzerine,
Yeşilırmak Kapısı konusunda bütün kuralların
belirlendiğini ancak hem Pirgo-Yeşilırmak, hem de
Yeşilırmak-Gemikonağı arasındaki yolun tamir edilecek
olmasından dolayı hazırlıkların 3-5 ay
alacağını kaydetti.
Talat, kısa sürede asfaltlama ve gerekli düzenlemeleri yapmanın biraz
da işin mali boyutunu halletmeye de bağlı olduğuna
işaret ederek, ABnin bu konuda desteğinin AB Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barosso tarafından da
açıklandığını kaydetti.
Talat, Yeşilırmak Kapısının açılması,
diğer kapılar gibi olacak. Yollar tamir edilip, tam olarak faaliyete
geçmeden, oraya polis ve gümrükçü yerleştirmemiz çok makul değil
dedi.
Arzuladığımıza yakın
Cumhurbaşkanı Talat, başka bir soruyu yanıtında,
Erenköye geçişle ilgili düzenlemenin, Türk tarafının
arzuladığı çerçeveye yakın bir çerçevede
şekillendiğini söyledi.
Erenköye geçişlerin haftanın belirli günlerinde, BM eskortuyla
gerçekleşeceğini kaydeden Talat, BM eskortunu, sivil halkın
çeşitli sıkıntılar yaşamasını önlemek için
Türk tarafının talep ettiğini belirtti. Talat, Aynı
şekilde ikmal, yiyecek-içecek malzemeleri de var. Dolayısıyla BM
eskortu bu iş için şart şeklinde konuştu
Talat, Erenköyün yerleşime açılmasına ilişkin haberlerin
hatırlatılması üzerine, O başka bir konu. O konu gündeme
gelip, tartışılmadı. Önce bizim kendi içimizde karar
vermemiz, sonra da Rum tarafıyla görüşmemiz gereken bir konudur o
dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, başka bir soruyu yanıtında,
akaryakıta karşılık elektriğin
bağlanmasının söz konusu olacağını söyledi.
Hristofyas: süre gerek
Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, ise Cumhurbaşkanı
Talatla, Yeşilırmak Kapısının açılması
konusunda anlaştıklarını ve kapıda her iki
tarafın da kontrol noktaları bulunacağını söyledi.
Rum radyosunun haberine göre Rum Başkanlık Sarayına dönüşü
sırasında yaptığı açıklamada Hristofyas,
Yeşilırmak Kapısının açılması için süreye ihtiyaçları
olduğunu belirtti.
Erenköye
yapılacak yakıt ikmali konusunda ise Hristofyas, konunun bölgeye
elektrik enerjisi verilmesi ile çözüldüğünü kaydetti.
Yeşilırmak Kapısının hangi günler açık
olacağıyla ilgili bir soru üzerine ise Hristofyas, diğer
geçiş kapıları gibi Yeşilırmak
Kapısının da her gün açık olacağını
söyledi.
Anlaşmanın maddeleri
- Sınır kapısının kesin açılış tarihi
henüz belli olmayan Yeşilırmaktan Güneye gidiş
gelişlerde, diğer geçiş kapılarındaki kurallar
uygulanacak.
- Erenköye gitmek isteyenler için ise, haftada 3 gün minibüs
kaldırılacak. Erenköye gidecek minibüslere BM Barış Gücü
eşlik edecek. Bu ziyaretler Çarşamba, Cumartesi ve Pazar günleri
yapılacak.
- Kıbrıs Türk tarafı bir veya iki ekstra minibüs için eskort
talebinde bulunabilecek.
- Yeşilırmak Kapısından Erenköye yiyecek, su ve askeri
olmayan diğer erzak yine BM Barış Gücü eşliğinde
gönderilebilecek.
- Erenköye, kapı açılmazdan önce Güney Kıbrıstaki
elektrik şebekesinden elektrik sağlanacak.
- Ambulanslar acil durumlarda Erenköye giriş-çıkış
yapabilecek. Bu konuda geçiş kapılarında geçtiğimiz
haftalarda varılan ambulans prosedürleri geçerli olacak.
- Kıbrıs Türk itfaiyesi ve su tankerleri de acil durumlarda Erenköye
geçiş yapabilecek.
- Yeşilırmak ve diğer kapılarda zaman zaman özel
etkinlikler için karşılıklı ayarlamalar yapılabilecek.
- Anlaşmanın uygulanmasında BM Barış Gücü önemli rol
oynayacak.
STAR KIBRIS 27/06/09
![]()
Rum
Parlamentosunda konuşan Barroso mavi boncuk dağıttı
Kıbrısa bir günlük ziyaret gerçekleştiren Avrupa Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso, Rum milletvekillerine seslenirken, AB,
Kıbrıs sorununun çözümü uygulanmasında yardımcı
olacaktır. Yalnız yürümeyeceksiniz dedi.
Rum basını, Kıbrısa bir günlük ziyaret gerçekleştiren
ve dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasla hem ortak hem de ayrı ayrı
görüşmeler gerçekleştiren Avrupa Komisyonu Başkanı Jose
Manuel Barrosonun temas ve açıklamalarına geniş yer verdi.
Fileleftheros;
ABnin Daha Etkin Katılımı Barroso Erdoğanın Önüne
Kıbrıs Sorunu ve Protokol Konularını Koyacak AB
İçerisinde Tek Ülke Tek Ses başlıkları altında
manşetten verdiği haberinde, Avrupa Komisyonu Başkanı
Barrosonun Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına ABnin
müdahalesinin sınırlarını belirlediğini ve çözümün
çerçevesinin AB normları içerisinde olması gerektiğini
vurguladığını ve Yalnız yürümeyeceksiniz
dediğini yazdı.
Ankaraya yönelik girişimler
Gazete, Barrosonun temasları sırasında, ABnin Kıbrıs
sorununun çözüm çabalarında, gerek teknik, gerek politik gerekse ekonomik
açıdan daha etkin katkıda bulunacağını, öte yandan
çözüme katkıda bulunmasını sağlamak amacıyla
Ankaraya yönelik girişimler yapacağını
vurguladığını savundu.
Elde ettiği bilgilere dayandırarak verdiği haberinde gazete,
dünkü Hristofyas- Barroso görüşmesinde Hristofyasın, ABnin çözüm
çabalarında daha etkin rol alması gerektiğini dile
getirdiğini, Barrosonun da bu görüşle hemfikir olduğunu
belirterek, ABnin teknik düzeyde katkıda bulunmaya hazır
olduğunu ifade ettiğini yazdı.
Habere göre Hristofyas-Barroso görüşmesinde Türkiyenin çözüm
çabalarında üstlenebileceği rol de ele alındı. Barroso,
Kıbrıs sorununu çözümünün destekleneceği yönünde Türk
tarafından taahhüt aldığını söylerken, Hristofyas ise
Türkiyenin yabancılara tüm süreci desteklediğini söylediğini,
ancak müzakerelerde tamamen farklı bir imaj sergilediğini iddia
etti.
Erdoğanla görüşeceğim
Gazete, bunun üzerine Barrosonun bugün Türkiye Başbakanı Recep Tayip
Erdoğanla Brükselde bir araya geleceğini belirtti, bu görüşme
çerçevesinde Türkiyenin müzakere sürecine daha özlü katkıda
bulunmasını ve Ankara Protokolünü uygulamaya koymasını
talep edeceğini söyledi.
Gazete, Hristofyas- Barroso görüşmesinde Limnidi (Yeşilırmak)
kapısının açılması konusunun da ele
alındığını ve Barrosonun gerek bu görüşmede
gerekse Talatla görüşmesinde kapının açılması için
ABnin ekonomik desteğini dile getirdiğini yazdı.
Gazete ayrıca, Barrosonun gerek Hristofyas gerekse Talatla
gerçekleştirdiği bire bir görüşmelerin ardından
yaptığı açıklamalarda cesaretlendirme mesajları
gönderdiği yorumunda bulundu.
Görüşmeler tarihi an
Habere göre Hristofyasla dünkü görüşmesinin ardından
yaptığı açıklamada Barroso, Kıbrıstaki müzakere
sürecinin bölünmüşlüğün sona ermesi için tarihi bir an
olduğunu belirtti ve liderlere çabalarını sürdürmeleri
çağrısında bulundu.
Barroso, Avrupa Komisyonu ve şahsen kendisinin, Kıbrıs sorununun
çözümünü desteklediklerini, ancak çözümü kendilerinin
bulmayacağını, sadece çözüm bulunmasına yardımcı
olabileceklerini, çözümün bağlı olduğunu ifade etti.
Hristofyas da konuşmasında, ülkenin yeniden birleşmesi ve hem
Kıbrısın hem de ABnin bu sorundan kurtulması için,
Talatla, elinden geleni yapacağı sözünü verdiğini kaydetti.
Rum Meclisinde konuştu
Diğer bir haberinde ise gazete, Barrosonun dün Rum Meclisinde
yaptığı konuşmaya yer verdi ve Barrosonun Kıbrıs
sorunu ve Türkiyenin AB sürecine ilişkin net mesajlar gönderdiğini
yazdı.
Habere göre Barroso, iki lidere güvendiğini belirtirken, liderlerin
başarısız olmaları durumunda ise böyle bir anın çok
uzun zaman, belki de hiç gelmeyeceği uyarısında bulundu.
Avrupa Birliğinin Kıbrıs sorununun çözümünün
uygulanmasında yardımcı olacağını ifade eden
Barroso, yalnız yürümeyeceksiniz ifadesini kullandı.
Barroso ayrıca, Kıbrıs sorununun çözümü için Türkiyenin
yapıcı tutumunun çok önemli olduğunu belirtti ve Türk
Hükümetinin Kıbrıs sorununun çözümünün AB sürecine taze bir hava
getireceğinin farkında olduğuna inandığını
vurguladı.
Destek bekliyoruz
Öte yandan Rum Meclisi ve DİKO Başkanı Marios Karoyan ise, Türk
uzlaşmazlığının ve konfederasyon ile iki devletli
çözüm hedefinin her gün doğrulanmaya devam ettiğini savundu.
Karoyan ayrıca, Kıbrıs halkının, ABden ve bizzat
Barrosodan, AB dayanışması çerçevesinde, hakları konusunda
destek beklediğini de söyledi.
Diğer yandan KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru da, Barrosonun
ziyareti çerçevesinde açıklamada bulundu ve AB ile Güney Kıbrıs
karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmediği sürece
Güney Kıbrısın Türkiyenin AB sürecinin kesintisiz ve normal
bir şekilde ilerlemesine onay vermesinin beklenmemesi gerektiğini öne
sürdü.
STAR KIBRIS 27/06/09
Avrupa
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas′ın
Yeşilırmak sınır kapısının
açılması yönündeki kararını memnuniyetle
karşıladıklarını bildirdi.
Önceki gün adada temaslarda bulunan, Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri
Dimitris Hristofyas ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat′la ayrı
ayrı görüşen ve yemekte de liderlerle bir araya gelen Barroso,
kararla ilgili olarak, "Bu çok güzel bir haber ve dün (önceki gün) her iki
lidere de yaptığım ′güven artırıcı önlemler ve adanın
birleştirilmesi yönündeki müzakerelerde ilerleme kaydedilmesiyle ilgili
adımlar atılması′ şeklindeki çağrıya güzel bir tepki"
dedi.
Liderlerin bu konudaki anlaşmasının, istendiği zaman
çıkış yolu bulunabileceğinin göstergesi olduğunu
kaydeden Barroso, bunun çözüm süreci açısından ümit verici bir
adım olduğunu belirtti.
Komisyonun, Liderlerin bir çözüme ulaşmak ve adayı birleştirmek
amacıyla BM himayelerinde verdiği çabaya destek verdiğini de
ifade eden Barroso, "Gerçekten de, bu yıl, Avrupa toprakları
üzerinde uzun süredir devam eden anlaşmazlığa son vermek için
gerçek bir şans bulunduğuna inanıyorum; bu şans
kaçırılmamalıdır" ifadelerini kullandı.
Avrupa Komisyonu′nun genişlemeden
sorumlu üyesi Olli Rehn de, Yeşilırmak sınır
kapısının açılmasıyla ilgili karardan memnuniyet
duyduğunu belirterek, "Kıbrıs′taki iki topluma yarar sağlayacak
olan bu güven artırıcı önlemin alınmasını
memnuniyetle karşılıyorum" dedi. "Yeşilırmak
kapısının açılmasının bir çok
Kıbrıslı′nın günlük yaşamını
kolaylaştıracağını ve iki toplum arasındaki
güvenin yeniden inşasına yardımcı
olacağını" ifade eden Rehn, açıklamasını
"Komisyon yapılacak olan işlere maddi katkı koymaya
hazırdır" diyerek tamamladı.
HALKIN SESI 27/06/09
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, uzun
süredir gündemde olan Yeşilırmak kapısının
açılmasına karar verdi.
İki lider arasında dün gerçekleşen görüşme
yaklaşık 3 saat sürdü. Her zaman binadan ayrı ayrı
çıkan liderler, dünkü görüşmenin sonunda kapıdan birlikte
çıktı ve temsilcileri kürsüye yöneldi. Tarafların
Yeşilırmak Kapısı konusunda vardığı
anlaşmanın metnini Zerihoun okudu.
Buna göre, sınır kapısının kesin açılış
tarihi henüz belli olmayan Yeşilırmak′tan Güney′e gidiş gelişlerde, diğer
geçiş kapılarındaki kurallar uygulanacak. Erenköy′e gitmek isteyenler için
ise, haftada 3 gün minibüs kaldırılacak. Erenköy′e gidecek minibüslere BM
Barış Gücü eşlik edecek. Bu ziyaretler Çarşamba, Cumartesi
ve Pazar günleri yapılacak. Kıbrıs Türk tarafı bir veya iki
ekstra minibüs için eskort talebinde bulunabilecek.
Yeşilırmak Kapısı′ndan Erenköy′e yiyecek, su ve askeri olmayan diğer erzak yine BM
Barış Gücü eşliğinde gönderi-lebilecek.
Erenköy′e, kapı
açılmazdan önce Güney Kıbrıs′taki elektrik şebekesinden elektrik
sağlanacak.
Bu arada ambulanslar acil durumlarda Erenköy′e giriş-çıkış
yapabilecek. Bu konuda geçiş kapılarında geçtiğimiz
haftalarda varılan ambulans prosedürleri geçerli olacak. Aynı
şekilde Kıbrıs Türk itfaiyesi ve su tankerleri de acil
durumlarda Erenköy′e geçiş
yapabilecek. Yeşilırmak ve diğer kapılarda zaman zaman özel
etkinlikler için karşılıklı ayarlamalar yapılabilecek.
Zerihoun′un okuduğu metinde
anlaşmanın uygulanmasında BM Barış Gücü′nün önemli rol
oynayacağı vurgulandı.
HALKIN SESI
27/06/09
Talat:
Erenköy'ün tecriti son bulacak
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Yeşilırmak
kapısının açılmasıyla Erenköy'ün tecridinin de bir
anlamda ortadan kalkacağını söyledi. Talat, KKTC ile
Kıbrıs Rum kesimi arasında 7. sınır kapsının
açılacağı Yeşilırmak köyünü ziyaretinde köylülerle
sohbet ederek, sorularını yanıtladı. Ziyarette,
Kıbrıs Rum tarafındaki Pirgo köylüleri de bulundu.
Mehmet Ali Talat,
Yeşilırmak kapısının açılması konusunda
kendisini harekete geçirenin Pirgo köylülerinin yaşadığı,
özellikle sağlık alanındaki sıkıntılar
olduğuna işaret ederek, ''Ben bu kapının
açılmasını bu sebeple istedim ve onayladım'' dedi.
Kapının
açılmasının çözüme yardımcı olmasını
umduğunu belirten Talat, ''Hristofyas bu iyi niyetinizi algıladı
mı'' sorusuna karşılık, ''Herhalde
algılamıştır'' diyerek, Pirgo köylülerinin kendisine
anlattığı sıkıntılardan örnek verdi.
Yeşilırmak
kapısında da diğer kapılardaki kuralların geçerli
olacağını ifade eden Talat, kapının
açılmasıyla Erenköy'e de ulaşımın BM eskortunda
sağlanacağını söyledi.
Talat, Erenköy'e
geçişin herkes için olmadığını, çünkü Erenköy'ün
askeri bölge olduğuna işaret ederer, Yeşilırmak
kapısının açılmasının zaman
alacağını, bu yolların trafiği
kaldırmayacağını, yolların genişletilmesinin ve
tamirinin gerektiğini ifade etti.
AA
KIBRIS POSTASI 27/06/09
Bryza
adaya geliyor
ABD
Dışişleri Bakanlığı AB İşleriyle
İlgili Müsteşar Yardımcısı Mathiew Bryza, çeşitli
temaslarda bulunmak üzere adaya geliyor.
KKTC ve Güney
Kıbrısta temaslarda bulunacak Bryzanın, yarın ya da
Pazartesi günü adaya gelmesi bekleniyor.
Bryza,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından Pazartesi günü
saat 16:00da kabul edilecek. Bryzaya temasları sırasında
ABDnin Lefkoşa Büyükelçisi Franc Urbancic eşlik edecek.
KIBRIS POSTASI 27/06/09
TC:
Yeşilırmak olumlu bir gelişme
TC
Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs'ta
Yeşilırmak kapısının açılması
kararını olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi.
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Burak Özügergin
konuyla ilgili bir soruya verdiği yanıtta, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 16 Ekim 2007'de BM Genel
Sekreteri ile yaptığı görüşmede sunduğu Güven
Arttırıcı Önlemlere ilişkin öneriler arasında
Yeşilırmak kapısının açılmasının da yer
aldığını kaydetti.
Talat'ın, bu tarihteki
önerileri arasında bulunan Lefkoşa şehir merkezindeki
Lokmacı sınır kapısının
açılmasının da, 3 Nisan 2008'de gerçekleştiğini
belirten sözcü, liderlerin bu kez Yeşilırmak kapısının
açılışı konusunda uzlaşmalarını olumlu bir
gelişme olarak değerlendirdiklerini ifade etti.
AA
KIBRIS POSTASI 27/06/09
Özgürgün'den
İngiliz mahkemesine çağrı
Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgün, Avrupa Toplulukları Adalet
Divanının (ATAD) Yunan Başkanı Vasilis Skourisa Rum
halkına hizmetleri için üstün şeref madalyası verilmiş
olmasının, ATADın Orams Davası hakkında siyasi bir
karar aldığı yönündeki Kıbrıs Türk tarafının
görüşünü haklı çıkardığını söyledi.
Özgürgün, İngiliz
İstinaf Mahkemesinin, gerçekleri göz önünde bulundurarak, yaşanmakta
olan adaletsizliğe alet olmamasını ve Orams davasını
Kıbrıs konusundaki gerçekler temelinde değerlendirmesini
beklediklerini kaydetti.
Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgün, Orams davası hakkında tavsiye kararı
veren ATADın Yunan Başkanı Vasilis Skourisa 2006
yılında Kıbrıs Rum Yönetimi eski lideri Tassos Papadopulos
tarafından Rum halkına hizmetlerinden dolayı üstün şeref
madalyası verilmiş olması haberleri üzerine
yaptığı yazılı açıklamada, Yunan
Başkanın ATADın kararı verilmezden iki ay önce
Kıbrıs Rum Kesimini ziyaret ederek, başta Rum lider Dimitris
Hristofyas olmak üzere üst düzey yetkililerle görüştüğüne işaret
etti ve Ortaya çıkan bu gerçekler, ATADın Orams Davası
hakkında siyasi bir karar aldığı yönündeki görüşümüzü
haklı çıkarmaktadır dedi.
Yunan olan ATAD
Başkanın, Güney Kıbrıs Yönetimi ile
yakınlığı ortadayken Orams davasına hakkaniyet ve
tarafsızlık esasları gözetilerek bakmasının
beklenmediğini ifade eden Özgürgün, Yunan Başkanın, genelde ATADın
Avrupa Komisyonunun dava konularına ilişkin görüşlerini dikkate
alma ilkesini de çiğnediğini ve Avrupa Komisyonunun raporunu
sırf Kıbrıs Türk tarafı lehine olduğu için göz
ardı ettiğini kaydetti.
KIBRIS POSTASI 27/06/09
AA
29 Haziran. 2009 Pazartesi
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum yönetimi Rum Dışişleri Bakanı Markos
Kiprianu, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik referandumun,
''şimdiye kadar olan ilerleme çerçevesinde değerlendirme
yapılırsa Ocak 2010'a kadar mümkün olamayacağını''
söyledi.
Rum
Haravgi gazetesine göre, Kiprianu, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği
Teşkilatı (AGİT) gayri resmi dışişleri
bakanları toplantısının yapıldığı
Korfu'da, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile
görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, ''Ocak 2010'a
kadar Kıbrıs müzakere sürecinin tamamlanacağını ve iki
tarafın referanduma gitmeye hazır olacağını söylemek
için henüz erken olduğunu'' kaydetti.
Rum
Bakan, ''şimdiye kadar olan ilerleme çerçevesinde değerlendirme
yapılırsa Ocak ayına kadar bunun olmasının mümkün
olamayacağını'' savundu. Müzakerelerin yavaş ilerlemesinden
Kıbrıs Türk tarafının sorumlu olduğunu iddia eden
Kiprianu, şunları kaydetti:
''Bu,
diğer tarafın arzulanan çözüm şekli, yani iki toplumlu iki
kesimli federasyon ile uyumlu öneriler sunmak yerine; özde, konfederasyon
niteliğinde, yani iki bağımsız devletin birlikte var
olmasına yönelik öneriler sunmasından kaynaklanıyor. Bu durum
gecikmeye ve en basit bir olgunun bile daha çok görüşülmesine sebep
oluyor. Eğer diğer taraf daha yapıcı olursa daha
hızlı ilerlememiz mümkün olabilir, ancak şu an için bir
değerlendirme yapamayız.''
BRYZA: YIL SONUNA KADAR ÇÖZÜM BEKLİYORUZ
ABD Dışişleri Bakanlığının Avrupa ve
Avrasya işlerinden sorumlu Müsteşar Yardımcısı Matthew
Bryza ise, ABD'nin yıl sonuna kadar Kıbrıs sorununun çözülmesini
beklediğini söyledi.
Rum
radyosunun haberine göre, temaslarda bulunmak amacıyla dün adaya gelen
Bryza, bugün Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ile görüştü.
Bryza, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, ''ABD'nin
müzakere sürecinde rol üstlenmediğini, ancak Kıbrıs'ı iki
toplumlu, iki kesimli federasyon temelinde yeniden birleştirilecek adil ve
kalıcı bir çözümün bulunmasıyla ilgilendiğini'' belirtti.
''Müzakere
sürecinde devam eden zorluklar ve bugüne kadar sağlanan ilerleme konusunda
bilgi edinmiş olmasının çok faydalı olduğunu''
belirten Bryza, ''politikalarının, Kıbrıs'ın yeniden
birleşmesini sağlayacak bir çözüm bulmaları için taraflara
yardım etmek olduğunu, iki taraf istemedikten sonra sunacak bir
planları ya da herhangi bir girişimlerinin de
bulunmadığını'' söyledi.
Bryza,
Yeşilırmak kapısının açılması konusunda
tarafların anlaşmaya varmış olmalarından ötürü
memnuniyet duyduklarını, bu kararın bölge halkı için çok
faydalı olacağını ifade etti.
Matthew
Bryza, bugün KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından da
kabul edilecek.
Pelin
ŞAHİN
Türkiye′den KKTC′ye kargoyla mal
nakliyesi sorunsuz yapılabilirken, KKTC′den Türkiye′ye kargo gönderilemiyor olması
tepkiye yol açıyor.
Türkiye′den gelen bir ürünün,
kargoda yaşanan bu ambargodan dolayı iadesi yapılamıyor.
Gelen bir ürünü iade etmek istediklerinde bunun mümkün
olmadığına dikkat çeken işadamları ve kargo
işletmecileri, bu sorunun işlerini
bağladığını ve çok ciddi sorunlarla karşı
karşıya kaldıklarını belirttiler.
Bu sorunun tamamen bürokratik olduğunu ve istenildiğinde çözüme
kavuşturulabileceğini vurgulayan kargo şirketleri, olayı yetkili
makamlarla görüştükleri ancak herhangi bir çözüm
bulunamadığından yakındılar.
Kargoya uygulanan bu ambargoya karşı sert konuşan kargo
işletmecileri, yaşadıkları sorunları HALKIN SESİ′ne anlattılar.
Ayhan
Sığırcı (Aras Kargo Müdürü): ′′Türkiye′den kargo sorunsuz
gelirken KKTC′den Türkiye′ye kargo gitmeme-sinin
birkaç nedeni var. Birincisi; gümrük prosedürleridir. Taşucu Limanı
tu-rizm limanı olduğu için KKTC′den giden araçların boş gitmesi
gerekiyor. Ancak esas sorun; Türkiye, Gümrük Birliğine üye olduğu
için gümrüklerine Gümrük Birliğine üye olan ülkelerden mal alabiliyor.
KKTC de Gümrük Birliğine üye olmadığı için Türkiye buradan
giden malları kabul edemiyor. Türkiye′deki Gümrükçüler Birliği
toplantılarına diğer devletlerden gümrükçü gözlemciler katılıyor
ve konu KKTC olduğunda Gümrükçüler Birliğine üye
olmadığı için mal alamazsınız diyorlar. Bu
şe-kilde olay çözümsüzlüğe itiliyor. Yapabildiğimiz gümrük
taşımacılığı da sadece Türkiye′den buraya oluyor. Biz
buradan ürün gönderemiyoruz. C15 belgesiyle ürünler Lefkoşa gümrüğüne
geliyor ve KKTC′deki vatandaşlar da
Lefkoşa gümrüğünden gelip ürünlerini alabiliyor. Ancak Türkiye
coğrafik anlamda çok büyük olduğu için insanlar gelip Taşucu′ndan alamıyor.
Örneğin İstanbul′da oturan bir insan Taşucu′ndan nasıl gelip ürün alsın?
Çok uzak oluyor. Buradan Türkiye′ye ürün gönderememiz çok büyük maliyetlere sebep oluyor.
Araçlarımız boş döndüğü için bu, taşıma
fiyatlarına yansıyor. Eğer buradan da Türkiye′ye biz ürün
gönderebilsek, kargo fiyatları %30-40 daha azalacaktır. Bu durumdan
esnaf oldukça rahatsız. Esnafımız, Türkiye′den bir ürün alıyor
ancak ürün yanlış geldiğinde tekrar gönderemiyor. Yani bu olay,
alım gücümüzü de düşürüyor. KKTC′de Türkiye′deki kargo rahatlığı yok.
Herkes kendi işini kendisi yapıyor. Bir ürün alacaksa uçağa
bini-yor ve ürününü alıp geliyor. Bu da büyük masraf demektir. Öyle
insanlar tanıyorum ki, sırf KKTC′den Türkiye′ye ürün iade edemediği için
battı. Ürünü satamıyor ve elinde kalıyor ancak onu iade de
edemiyor. Bunun yanında öğrenciler, okulları bittiğinde
eşyalarını götüremiyorlar. Bu sorun bürokratik bir sorundur ve
istenildiği takdirde çözülebilir. Rumlar, AB′ye üye olduğu için herşey ucuz.
Bizim vatandaşlarımız da çıkıp, KKTC çok pahalı Rum tarafından
alışveriş yapıyoruz diyorlar. KKTC′nin pahalı olmasının
sebebi, ürün iadesi yapamayışımızdan
kaynaklanmaktadır. Yani biz kendi kendimizi
baltalıyoruz. Kendi maliyetlerimizi aslında kendimiz
artırıyoruz. Şu anda Aras Kargo olarak zarar ediyoruz. Ancak
prestij açısından burada da olmamız gerekiyor. Giden kargo
olmadığı için biz fatura üretemiyoruz ve KDV
gerçekleştiremiyoruz. Yani devlete birşey veremiyoruz. Bu olay bizi
rahatsız ediyor, ancak elimizi kolumuzu bağlıyorlar. Bizim tek isteğimiz;
yetkililerin önümüzü açması ve artık bürokratların bu konuda
devreye girmesidir. Biz şu anda kargo fiyatlarına çifte KDV′lendirme yapıyoruz.
Hem Lefkoşa gümrüğünde para alınıyor, hem de Taşucu
gümrüğünde. Bu sorun yıllardır var ancak ne çözüm aranıyor
ne de çözüm bulunuyor. Bazı kargolar biz ithalat ve ihracat yapabiliyoruz
diyorlar ama yapabilseler dahi maliyetler çok yüksek. Esnaf bir ürünü 100 TL′ye alı-yor, bozuk
çıkıyor ve iade etmesi gerekiyor. Ancak iade edeceğinde
Taşucu′na ve Lefkoşa
gümrüğüne beyanname ücreti ödemek zorundadır. 100 TL′lik bir ürün 300 TL′ye mal oluyor′′
Melek Sarıcan (Yurtiçi Kargo Müdürü): ′′Taşucu′nda ambarlar
olmadığı için buradan giden TIR′lar, Taşucu′nda indirilemiyor. Türkiye′den kargo ile gelen
ürünler Lefkoşa gümrüğünden alınıyor çünkü KKTC küçük bir
yer. Ancak Türkiye′de böyle bir şans yok.
Bu olay, ticaret yapan insanları çok zorluyor. Türkiye′den bir ürün
aldıklarında eğer o ürün bozuk çıkarsa iade edemiyor. Bu
olay da esnafa yansıyor. Türkiye′nin, KKTC′yi yavruvatan gibi sayarak gümrükleme sorununu çözmesi
gerekli. Sorunlar tamamen bürokratiktir. Büyükelçi yeni geldiğinde bizimle
tanışmak istedi ve ziyaretine gittik. Biz bu sorunu kendisine
aktardık ama çok ilginç bir laf duyduk. Bize, "Burada postane var.
Taşımacılık işini sizin yapmanıza gerek yok. Bu
görevi postaneye verin" dedi. Bu sorun yıllardır çözülmeyen bir
sorundur′′
Sevgi Erhun Çelik (DHC Kargo Müdürü): Bu durum Türkiye gümrükleri ile
alakalı bir durumdur. Biz ihracat yapabiliyoruz. Bizim için bir
sıkıntı yok. Zaten biz sadece Türkiye ile çalışmıyo-ruz.
Bütün ülkelerle çalışıyoruz′′
HALKIN SESI 29/06/09
Bağış, Türkiye
limanlarının Rum bandıralı gemilere açılmasıyla
ilgili olarak ise "Türkiye′nin limanlarını Rum gemilerine
açmasının, Rum yönetimini tüm adada egemen devlet olarak
tanıdığı anlamına gelmeyeceğini"
vurguladı.
Egemen Bağış, "bu konuda aynı anda hareket edebiliriz.
AB ülkeleri Kuzey Kıbrıs ile ticarete başlasınlar ve
Türkiye de limanlarını açsın" dedi.
Başmüzakereci Bağış, Atina′da yayımlanan Kathimerini gazetesine
verdiği demeçte, Türkiye′nin AB perspektifi, kaçak göçmen sorunu, Türk-Yunan
ilişkileri ve Kıbrıs konusuna değindi.
AB içerisinde Türkiye′nin üyeliğiyle ilgili bazı çevrelerin itirazlarına
rağmen, "Türkiye′nin bu konuda gerekli adımları atarak müzakereleri
tamamlamakta kararlı olduğunu" belirten Bağış,
"Tam üyelikten daha az hiçbir şeyi kabul etmiyoruz. Ya tam üye
oluruz, ya da hiçbir şey" dedi.
Bağış, "Bunun alternatifi yok. Şu, ′imtiyazlı
işbirliği′ hikayesi de, AB′nin hiçbir
uygulamasında bulunmamaktadır. Biz önce müzakereleri
tamamlayacağız. Ondan sonra belki üye olmamaya karar veririz ya da
bizi üyeliğe kabul etmemeyi tercih ederler. Ancak, bu karar şimdi
alınacak bir karar değil. Müzakerelerin tamamlandığı
gün Türkiye çok farklı bir ülke olacak ve AB de çok farklı bir birlik
olacak" diye konuştu.
"TÜRKİYE, ANLAŞMAYI DESTEKLEYECEK"
Kıbrıs konusunda ise Bağış, "adadaki toplum
liderlerinin her iki tarafın da kabul edebileceği bir plan üzerinde
anlaşması durumunda, Türkiye′nin bunu destekleyeceğini" söyledi.
Türkiye limanlarının Rum bandıralı gemilere açılmasıyla
ilgili bir soruyu yanıtlayan Bağış, "Türkiye′nin
limanlarını Rum gemilerine açmasının, Rum yönetimini tüm
adada egemen devlet olarak tanıdığı anlamına
gelmeyeceğini" vurguladı.
Bununla ilgili olarak Tayvan′ı örnek gösteren Bağış, şöyle
konuştu:
"GELİN AYNI ANDA AÇALIM"
"Bütün dünyanın Tayvan ile ticaret yapması bu ülke
tanınıyor anlamına gelmiyor. AB, 26 Nisan 2004 tarihinde
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyona son verme kararı aldığında,
bu hareketi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti′ni (KKTC) tanıdığı
anlamına gelmemişti. Türkiye de, eğer limanlarını Rum
gemilerine açarsa Rum yönetimini tüm adada egemen devlet olarak tanıyor
anlamına gelmeyecektir. Bu konuda aynı anda hareket edebiliriz. AB
ülkeleri Kuzey Kıbrıs ile ticarete başlasınlar ve Türkiye
de limanlarını açsın.
"TÜRK LİMANLARINA İLK DEMİR ATACAK RUM
GEMİSİ"
Ben, Türk limanlarına demir atacak ilk Rum gemisinin de, Kuzey Kıbrıs′tan portakal
yükle-yerek, sadece Türkiye′ye değil, Atina′ya, Hollanda′ya, Fransa′ya ve diğer ülkelere
taşıması gerektiğine inanıyorum.
"ANNAN PLANI MÜKEMMEL DEĞİLDİ, AMA ADİLDİ"
Konunun siyasi boyutunun çözümüyle ilgili olarak da, Annan Planı mükemmel
değildi. Ancak, adil olduğu için destekledik. Ve eğer iki
Kıbrıslı lider her iki tarafın da kabul edebileceği
adil bir plan hazırlayabilirlerse, biz destekleyeceğiz. Birbirimizi
daha iyi anlama ve ortak sorunlara odaklanma zamanı gelmiştir."
HALKIN SESI 29/06/09
İngiliz
mahkemeleri kararı uygulayacak
Rum Başsavcısı Kliridis:
Rum
Başsavcısı Petros Kliridis, Haravgi gazetesine verdiği
demeçte, KKTCdeki Taşınmaz Mal Komisyonunun, nihai olarak
önümüzdeki Kasım ayında değerlendirileceğini savundu.
Gazeteye demecinde, Kıbrıslı Rumların topluca
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurduğunu
ve bu durumun büyük miktarda davanın birikmesine sebep olduğunu ifade
eden Kliridis, bu durumun mahkemenin (AİHM); iç hukuk yollarının
Türkiye tarafından tüketilmesi gibi bir eğilim geliştirmesi
sonucuna yol açtığını kaydetti.
Başvuru sahiplerinin; ilk önce iç yargı
yollarına, ardından da memnun kalmazlarsa mahkemeye (AİHM)
başvurmaları amacıyla, Türkiye tarafından
Taşınmaz Mal Komisyonunun kurulduğunu ifade eden Kliridis,
Taşınmaz Mal Komisyonunun kaderini belirleyeceği ileri sürülen,
Kıbrıslı Rumların Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde (AİHM) açtığı sekiz pilot davanın
duruşmasının önümüzdeki Kasım ayında
gerçekleştirileceğini söyledi.
Davadan önce, daha fazla göçmenin başvuru
yapmasının hiçbir amaca hizmet etmediğini kaydeden Kliridis,
mülkiyet konusunun çok karmaşık bir konu olduğunu ve nihai
olarak sadece siyasi yöntemle çözüleceğini ileri sürdü.
Orams davasının çok önemli bir dava olduğunu ve bu
davanın Kıbrıs Cumhuriyeti mahkemelerinin; devletin resmi
mahkemeleri olduğunu doğruladığını iddia eden
Başsavcı Kliridis, davanın sonuçlanmasından ötürü mutlu
olduğunu belirtti.
ATADın Yunanlı başkanı Vassilios Skurisle
ilgili Türk basınında çıkan haberlere ilişkin kendisine
soru yöneltilen Kliridis, Türkiyenin; Avrupa Toplulukları Adalet
Divanının (ATAD) Yunanlı yargıcı Vassilios Skuris
konusunu resmi bir şekilde hiçbir zaman gündeme getirmediğini, fakat
Türkiyenin mahkeme başkanının (Yunanlı) Skuris olduğunu
gündeme getirmek için farklı yöntemler denediğini ileri sürdü.
Türk basınında çıkan haberlerde, ATADın
Yunanlı Başkanı Skurisin Orams davası kararında taraf
tuttuğu ifade edilirken, Kliridis açıklamasında, Türkiyenin bu
kabul edilemez iddiayı açık bir şekilde ortaya koymaya hiçbir
zaman cesaret edemediğini ileri sürdü.
İngiliz mahkemelerinin Orams davası kararını
uygulamaya mecbur olduklarını savunan Kliridis, İngiliz
adaletinin ATADın kararını uygulamaktan başka
çıkış noktası bulunmadığını öne sürdü.
KIBRIS
29/06/09
Kıbrıs Cumhuriyetine
katılım!
Talatın,
birleşme konusunda Politis gazetesine verdiği demeçten çıkan
sonuç:
Gizli
oturumda söylediklerini anlattı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
KKTC Meclisinin gizli oturumunda söylediklerini, ilk defa detaylı bir
şekilde Politis gazetesine anlattı. Yeni devletin, iki devletin
birleşmesinden oluşacağını söyleyen Talat, ancak bu
ortaklığın yüzde 50 Kıbrıs Cumhuriyeti, yüzde 50 KKTC
şeklinde olmayacağını belirtti. Talat Büyük çoğunluğu
Kıbrıs Cumhuriyeti olacak. BMde temsil edilme ve ABye
katılım devam edecek, ancak Kıbrıs Türk devletinin de uyum
süreci olacak dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasla gerçekleştirdikleri müzakereler
sonrasında Kıbrıs sorununa bulunacak çözümde kurulacak yeni
devletin iki devletin birleşmesinden oluşacağını,
ancak bu ortaklığın yüzde 50 Kıbrıs Cumhuriyeti, yüzde
50 KKTC şeklinde olmayacağını söyledi.
Talat, Büyük çoğunluğu Kıbrıs Cumhuriyeti
olacak. BMde temsil edilme ve ABye katılım devam edecek, ancak
Kıbrıs Türk devletinin de uyum süreci olacak dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafıyla mahkemeler
konusunda anlaştıklarını da açıkladı. Federal
mahkemelerde yargıçların sayısının eşit
olacağını vurgulayan Talat, Anayasa mahkemesi, üst mahkeme ve
temyiz mahkemelerinde mahkeme başkanının üstün oyu
olmayacağını belirtti.
Politis, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla
Kıbrıs sorunu ve müzakerelere ilişkin olarak gazete adına
Hasan Kahvecioğlu ile gerçekleştirdiği söyleşiye yer verdi.
Cumhurbaşkanı Talat söyleşisinde ilk olarak,
Hristofyasla baş başa görüşmelerinin sebebinin ne olduğu
ve bu görüşmede tutanak tutulup tutulmadığı sorusunu
yanıtladı.
Baş başa görüşmelere ilişkin hiçbir şeyin
gizli tutulmadığını, tüm tutanakların Cumhuriyet
Meclisine gönderildiğini belirten Talat, baş başa
görüşmede ise tutanakları bizzat kendisinin tuttuğunu ve
bunları da Meclise gönderdiğini vurguladı.
Talat, baş başa görüşmelerde, BM yetkilileri ve
müzakere grupları olduğunda görüşemedikleri konuları
konuştuklarını ifade etti ve sözlerini şöyle sürdürdü:
Örneğin Onu (Hristofyası) uyarıyor ve şöyle
diyorum: Eğer bu konuda böyle bir tutum olursa daha sonra kendi toplumunun
önünde geri adım atamazsın. Mesela, ben çıkıp toplumumun
önünde, Kıbrıs Cumhuriyeti ve KKTC arasında bir anlaşma
olacak dersem ve daha sonra Kıbrıs Rum tarafı müzakere
masasında böyle bir şey kesinlikle olmayacak derse, geri adım
atmak zorunda kalacak olan ben olurum.
Kıbrıs
sorunu nasıl çözülecek?
Rum Yönetimi Başkanı Hristofyasın Kıbrıs Çözümünden
söz ettiği ve bunun ne anlama geldiği yönündeki soruya
karşılık ise Talat, başka kimsenin bir çözüm planı
yazmayacağını, çözüm planını kendilerinin
yazacağını söyledi.
Şu ana kadar, mavi tükenmezle yazılmış
Kıbrıs Rum, kırmızı ile yazılmış
Kıbrıs Türk ve çoğunluğu teşkil eden siyahla
yazılmış ortak tezlerin yer aldığı 30 kadar ortak
belge bulunduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, şu anda
kırmızı ve mavi noktaları ortadan kaldırmaya
çalıştıklarını belirtti.
Talat, bu çalışmanın sonunda, bunların anayasa
uzmanlarına verileceğini, bu uzmanların Türkiye, Yunanistan ve
hatta yabancı uyruklu da olabileceklerini ve bu uzmanların ortaya
çıkan çalışmayı ele alacaklarını belirtirken,
ancak temelleri biz hazırlayacağız şeklinde konuştu.
Anlaşmaları
inceleyecek grup kuruluyor
Güney Kıbrıs tarafının imzalamış olan
uluslararası anlaşmaların listeleneceğini ve bunlardan
hangilerinin yeni devlet için bağlayıcı
olacağının ortaya çıkacağını vurgulayan
Cumhurbaşkanı Talat, kendilerinin de Türkiyeyle anlaşmalarının
bulunduğunu, bu anlaşmaların uluslararası niteliğe
sahip olmaları durumunda korunacaklarını belirtti.
Talat, şu günlerde her iki tarafın imzalamış
oldukları ve her iki taraf için de bağlayıcı olması
sorun olmayacak uluslararası anlaşmaları inceleyerek
listeleyecek bir grubun kurulmakta olduğunu ifade etti.
Kalıcı
sapmalar
Cumhurbaşkanı Talat söyleşisinde, birincil hukuk ve
kalıcı sapmalar konularında da açıklamada bulundu.
Birincil hukuk konusunun Türkiye tarafından Bürgenstockta
gündeme getirildiğini ve sapmaların anlaşmada birincil hukuk
halinde gelmesinin şart olduğunu belirten Talat, kendilerinin tüm
Avrupa Birliği ülkelerinin geçici ve kalıcı sapmaları
ayrı ayrı onaylamalarını istediğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat, İrlandanın talep
ettiği ve AB tarafından kabul edilen sapmaları örnek göstererek,
İrlandanın sapmalara ilişkin taleplerinin kabul edilmesine
karşın kendilerininkinin kabul edilmemekte olduğunu belirtti.
Talat; Avrupa Konseyi Başkan Yardımcısı Günter
Verheugenin Adaya gerçekleştirdiği son ziyaretinde, Türkiyenin
birincil hukuk konusunda ısrar etmesinin yersiz olduğunu
söylediğini, ancak burada ikna olarak, Olli Rehnle konuşun
dediğini açıkladı.
Talat, Hristofyasın bu konuya olumlu
bakmadığını da vurguladı.
Kalıcı sapmalar olarak ise, Kıbrıslı
Türklerin kendi bölgelerinde nüfusun çoğunluğunu teşkil etmeye
devam etmelerini istediklerini belirten Cumhurbaşkanı Talat, Annan
Planında ilgili maddenin nüfusun 3te 2sinin Kıbrıslı
Türklerden oluşmasını öngördüğünü hatırlattı.
Talat sözlerinin devamında şunları söyledi:
Kıbrıslı Rumların senatoda
çoğunluğu elde edebileceklerini gördükleri zaman ben de toplum
mantığını yeniden getirdim. Denktaş döneminde, ne de
Annan Planında toplum yoktu. Halk ve devletten söz ediliyordu.
Denktaş, bunların kabul edilmesini sağlayamadı.
Bürgenstockta bu ifadelere değinmeden Kıbrıslı Türkler ve
Kıbrıslı Rumlar diyorduk. Daha sonra ana dili Türkçe olanlar ve
Yunanca olanlardan bahsetmeye başladık. Bu sefer ise ilk günden
itibaren, eskiden de terminolojide kullanılan, ancak daha sonra
kullanılmasından vazgeçilen bi-communal, bi-zonal federation
ifadelerini ortaya koydum. Bizi daha emniyette tutacak olan budur. Federasyonun
anlamı da budur, çünkü federasyon ve taraflar arasında hiyerarşi
yoktur. Yani daha üstün-daha düşük ilişkisi yoktur. Federal
yasaların federal devletlerin yasalarından daha üstün oldukları
yaklaşımı yoktur. Eğer bir anlaşmazlık varsa bunu
Anayasa Mahkemesi çözer.
Mahkemeler
konusunda anlaştık
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafıyla mahkemeler konusunda
anlaştıklarını da açıkladı.
Federal mahkemelerde yargıçların
sayısının eşit olacağını vurgulayan Talat,
Anayasa mahkemesi, üst mahkeme ve temyiz mahkemelerinde mahkeme
başkanının üstün oyu olmayacağını belirtti.
Talat, üç yabancı yargıcın
atanacağını, ancak bunların daimi statüde
olmayacaklarını, evlerinde oturacaklarını yani stand by
durumunda bulunacaklarını belirtirken, bu yargıçlara ihtiyaç
duyulduğunda Adaya geleceklerini ifade etti.
Federal suçlar konusunda da anlaşmaya
vardıklarını belirten Talat, ancak federal poliste eşit
sayı olmasını istediklerini ve bu konuda
anlaşamadıklarını söyledi.
Suçla mücadele komitesinin kurulduğunun ve bu komite
üyelerinin eski Uluslararası Lefkoşa Havaalanında bir büroda
çalıştıklarının hatırlatılması ve bu
komitenin herhangi bir çalışma üretip üretmediğinin
sorulması üzerine ise Talat, bu kişilerin birbirilerine temkinli
yaklaştıklarını belirterek, önlerinde çok ilginç bir
dava olan Güzelyurtlu cinayeti davasının bulunduğunu ifade etti.
Talat, söz konusu davanın Türkiye ve Kıbrıs Rum
tarafı aleyhine, tarafların işbirliği
yapmadıkları gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde (AİHM) açıldığını
hatırlattı ve suç işlendiği zaman Kıbrıs Rum
tarafından delilleri vermesini istedik. Vermediler. Onları bize verin
yargılayalım dediler şeklinde konuştu.
Başkanları
senato seçsin
Cumhurbaşkanı Talat söyleşisinde, çözüm sonrasında
oluşacak devletin başkanının seçilmesi konusuna da
değindi ve kendilerinin başkanın Senato tarafından
seçilmesinden yana olduklarını vurguladı.
Talat, Kıbrıs Türk tarafının, üyeleri meclis
tarafından seçilecek olan bir Başkanlık Konseyi önerdiğini,
Kıbrıs Rum tarafının Başkanlık Konseyinin
işlemeyeceğini söylediğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, Adanın nüfusunun yüzde
20sinin Türk olduğunu ve bunların yarısının, yani
yüzde 10luk bir kesimin oylarıyla devletin başkanının
seçileceğini, bu yüzden de Kıbrıs Rum tarafının, buna
bir miktar Kıbrıs Rum oyunun da katılması, Kıbrıs
Rum başkanın seçilmesinde de bir miktar Türk oyunun olması
gerektiği görüşünde olduğunu belirtti.
Kendisinin bu konudaki görüşünün kesin olduğunu ve bunu
kabul etmediğini vurgulayan Talat, Kesin olduğumuz tek şey,
Kıbrıslı Türklerin iradesinin kendileri tarafından ifade
edilmesidir şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, kendi önerisinin;
başkanların Senato tarafından seçilmesi ve senatoda da
eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Rumun yer alması
şeklinde olduğunu belirtti ve böyle bir mecliste
Kıbrıslı Türklerin ve Rumların siyasi görüşlerinin
koalisyonunun olacağını ifade etti.
Talat, Ortak liste ağırlıklı çoğunluk
oyuyla seçilsin. Başkanlar bakanlar kurulunu oluştursun.
Dönüşümlü başkanlık olacağı için
Kıbrıslı Rum senatörler de Kıbrıslı Türk
başkana oy verecekler diye konuştu.
Başkanlık
konusunda yeni öneri
Öte yandan Cumhurbaşkanı Talat, başkanlık seçimi konusunda
yabancılardan gelen bir öneri bulunduğunu ve bu önerinin ilgisini
çektiğini ifade etti.
Talat,, söz konusu öneride, her iki tarafta da ayrı seçimler
yapılması, her iki taraftaki adayların sayısının
ikiye düşürülmesi ve ardından yapılacak ikinci tur seçimlerin
tüm ada çapında gerçekleştirilerek tüm halkın oy vermesinin
öngörüldüğünü belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, bu öneride; Kıbrıs Türk
tarafındaki seçim sonrasında, biri yüzde 35, diğer, yüzde 45 oy
alan iki adaydan, yapılacak ikinci tur seçimde Kıbrıslı
Rumların da oylarıyla yüzde 35 oy alanın kazanmasının
öngörüldüğünü vurguladı.
Kıbrıs Rum tarafının bu öneriyi kabul
edeceğini zannetmediğini ifade eden Talat, kendisinin bu öneriyi
kesin kabul etmemekle birlikte mantıklı bulduğunun
altını çizdi.
Umut fakirin
ekmeği
Cumhurbaşkanı Talat, müzakerelere ve al ver sürecine ilişkin
umutlu olduğunu, umutsuz olması durumunda müzakereleri
sürdüremeyeceğini belirtti ve Umut fakirin ekmeğidir ifadesini
kullandı.
Müzakereler sonucunda ortaya çıkacak anlaşma metninin
iki lider olarak kendi onayları sonrasında referanduma
sunulacağını, bu yüzden de Kıbrıs Türk
tarafının referandumda evet diyeceğine
inandığını belirten Talat, Hristofyasın nihai çözümü
imzalayacak cesarete sahip olup olmadığı yönündeki soruya ise
Bu konuda endişeliyim yanıtını verdi.
KIBRIS
29/06/09
![]()
Kurulacak
yeni devlet, iki devletin birleşmesinden oluşacağını,
ancak bu ortaklığın yüzde 50 Kıbrıs Cumhuriyeti, yüzde
50 KKTC şeklinde olmayacak.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasla gerçekleştirdikleri müzakereler sonrasında
Kıbrıs sorununa bulunacak çözümde kurulacak yeni devletin iki
devletin birleşmesinden oluşacağını, ancak bu
ortaklığın yüzde 50 Kıbrıs Cumhuriyeti, yüzde 50 KKTC
şeklinde olmayacağını söyledi.
Talat, Büyük çoğunluğu Kıbrıs Cumhuriyeti olacak. BMde
temsil edilme ve ABye katılım devam edecek, ancak Kıbrıs
Türk devletinin de uyum süreci olacak dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafıyla mahkemeler konusunda
anlaştıklarını da açıkladı.
Federal mahkemelerde yargıçların sayısının eşit
olacağını vurgulayan Talat, Anayasa mahkemesi, üst mahkeme ve
temyiz mahkemelerinde mahkeme başkanının üstün oyu
olmayacağını belirtti.
Politis, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla Kıbrıs sorunu ve
müzakerelere ilişkin olarak gazete adına Hasan Kahvecioğlu ile
gerçekleştirdiği söyleşiye yer verdi.
Cumhurbaşkanı Talat söyleşisinde ilk olarak, Hristofyasla
baş başa görüşmelerinin sebebinin ne olduğu ve bu
görüşmede tutanak tutulup tutulmadığı sorusunu
yanıtladı.
Baş başa görüşmelere ilişkin hiçbir şeyin gizli
tutulmadığını, tüm tutanakların Cumhuriyet Meclisine
gönderildiğini belirten Talat, baş başa görüşmede ise
tutanakları bizzat kendisinin tuttuğunu ve bunları da Meclise
gönderdiğini vurguladı.
Talat, baş başa görüşmelerde, BM yetkilileri ve müzakere
grupları olduğunda görüşemedikleri konuları
konuştuklarını ifade etti ve sözlerini şöyle sürdürdü:
Örneğin Onu (Hristofyası) uyarıyor ve şöyle diyorum:
Eğer bu konuda böyle bir tutum olursa daha sonra kendi toplumunun önünde
geri adım atamazsın. Mesela, ben çıkıp toplumumun önünde,
Kıbrıs Cumhuriyeti ve KKTC arasında bir anlaşma olacak
dersem ve daha sonra Kıbrıs Rum tarafı müzakere masasında
böyle bir şey kesinlikle olmayacak derse, geri adım atmak zorunda
kalacak olan ben olurum.
KIBRIS ÇÖZÜMÜ...
Rum Yönetimi Başkanı Hristofyasın Kıbrıs
Çözümünden söz ettiği ve bunun ne anlama geldiği yönündeki soruya
karşılık ise Talat, başka kimsenin bir çözüm planı
yazmayacağını, çözüm planını kendilerinin
yazacağını söyledi.
Şu ana kadar, mavi tükenmezle yazılmış Kıbrıs
Rum, kırmızı ile yazılmış Kıbrıs Türk
ve çoğunluğu teşkil eden siyahla yazılmış ortak
tezlerin yer aldığı 30 kadar ortak belge bulunduğunu
vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, şu anda kırmızı
ve mavi noktaları ortadan kaldırmaya
çalıştıklarını belirtti.
Talat, bu çalışmanın sonunda, bunların anayasa
uzmanlarına verileceğini, bu uzmanların Türkiye, Yunanistan ve
hatta yabancı uyruklu da olabileceklerini ve bu uzmanların ortaya
çıkan çalışmayı ele alacaklarını belirtirken,
ancak temelleri biz hazırlayacağız şeklinde konuştu.
ÇOĞU KIBRIS CUMHURİYETİ
Yeni devletin yapısının nasıl olacağı
şeklindeki soruya karşılık ise Cumhurbaşkanı
Talat, çözüm sonrasında kurulacak yeni devletin iki devletin
birleşmesinden oluşacağını, ancak bu
ortaklığın yüzde 50 Kıbrıs Cumhuriyeti, yüzde 50 KKTC
şeklinde olmayacağını söyledi.
Talat; Büyük çoğunluğu Kıbrıs Cumhuriyeti olacak. BMde
temsil edilme ve ABye katılım devam edecek, ancak Kıbrıs
Türk devletinin de uyum süreci olacak şeklinde konuştu.
Güney Kıbrıs tarafının imzalamış olan
uluslararası anlaşmaların listeleneceğini ve bunlardan
hangilerinin yeni devlet için bağlayıcı
olacağının ortaya çıkacağını vurgulayan
Cumhurbaşkanı Talat, kendilerinin de Türkiyeyle
anlaşmalarının bulunduğunu, bu anlaşmaların
uluslararası niteliğe sahip olmaları durumunda
korunacaklarını belirtti.
Talat, şu günlerde her iki tarafın imzalamış oldukları
ve her iki taraf için de bağlayıcı olması sorun olmayacak
uluslararası anlaşmaları inceleyerek listeleyecek bir grubun
kurulmakta olduğunu ifade etti.
KALICI SAPMALAR
Cumhurbaşkanı Talat söyleşisinde, birincil hukuk ve
kalıcı sapmalar konularında da açıklamada bulundu.
Birincil hukuk konusunun Türkiye tarafından Bürgenstockta gündeme
getirildiğini ve sapmaların anlaşmada birincil hukuk halinde
gelmesinin şart olduğunu belirten Talat, kendilerinin tüm Avrupa
Birliği ülkelerinin geçici ve kalıcı sapmaları ayrı
ayrı onaylamalarını istediğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat, İrlandanın talep ettiği ve AB
tarafından kabul edilen sapmaları örnek göstererek,
İrlandanın sapmalara ilişkin taleplerinin kabul edilmesine
karşın kendilerininkinin kabul edilmemekte olduğunu belirtti.
Talat; Avrupa Konseyi Başkan Yardımcısı Günter Verheugenin
Adaya gerçekleştirdiği son ziyaretinde, Türkiyenin birincil hukuk
konusunda ısrar etmesinin yersiz olduğunu söylediğini, ancak
burada ikna olarak, Olli Rehnle konuşun dediğini
açıkladı.
Talat, Hristofyasın bu konuya olumlu bakmadığını da
vurguladı.
Kalıcı sapmalar olarak ise, Kıbrıslı Türklerin kendi
bölgelerinde nüfusun çoğunluğunu teşkil etmeye devam etmelerini
istediklerini belirten Cumhurbaşkanı Talat, Annan Planında
ilgili maddenin nüfusun 3te 2sinin Kıbrıslı Türklerden
oluşmasını öngördüğünü hatırlattı.
Talat sözlerinin devamında şunları söyledi:
Kıbrıslı Rumların senatoda çoğunluğu elde
edebileceklerini gördükleri zaman ben de toplum mantığını
yeniden getirdim. Denktaş döneminde, ne de Annan Planında toplum
yoktu. Halk ve devletten söz ediliyordu. Denktaş, bunların kabul
edilmesini sağlayamadı. Bürgenstockta bu ifadelere değinmeden
Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar diyorduk.
Daha sonra ana dili Türkçe olanlar ve Yunanca olanlardan bahsetmeye
başladık. Bu sefer ise ilk günden itibaren, eskiden de terminolojide
kullanılan, ancak daha sonra kullanılmasından vazgeçilen
bi-communal, bi-zonal federation ifadelerini ortaya koydum. Bizi daha emniyette
tutacak olan budur. Federasyonun anlamı da budur, çünkü federasyon ve
taraflar arasında hiyerarşi yoktur. Yani daha üstün-daha düşük
ilişkisi yoktur. Federal yasaların federal devletlerin
yasalarından daha üstün oldukları yaklaşımı yoktur.
Eğer bir anlaşmazlık varsa bunu Anayasa Mahkemesi çözer.
MAHKEMELER KONUSUNDA ANLAŞTIK
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafıyla mahkemeler konusunda
anlaştıklarını da açıkladı. Federal mahkemelerde
yargıçların sayısının eşit
olacağını vurgulayan Talat, Anayasa mahkemesi, üst mahkeme ve
temyiz mahkemelerinde mahkeme başkanının üstün oyu
olmayacağını belirtti.
Talat, üç yabancı yargıcın atanacağını, ancak
bunların daimi statüde olmayacaklarını, evlerinde
oturacaklarını yani stand by durumunda bulunacaklarını
belirtirken, bu yargıçlara ihtiyaç duyulduğunda Adaya geleceklerini
ifade etti.
Federal suçlar konusunda da anlaşmaya vardıklarını
belirten Talat, ancak federal poliste eşit sayı olmasını
istediklerini ve bu konuda anlaşamadıklarını söyledi.
Suçla mücadele komitesinin kurulduğunun ve bu komite üyelerinin eski
Uluslararası Lefkoşa Havaalanında bir büroda
çalıştıklarının hatırlatılması ve bu
komitenin herhangi bir çalışma üretip üretmediğinin
sorulması üzerine ise Talat, bu kişilerin birbirilerine temkinli
yaklaştıklarını belirterek, önlerinde çok ilginç bir
dava olan Güzelyurtlu cinayeti davasının bulunduğunu ifade etti.
Talat, söz konusu davanın Türkiye ve Kıbrıs Rum tarafı
aleyhine, tarafların işbirliği yapmadıkları
gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) açıldığını
hatırlattı ve suç işlendiği zaman Kıbrıs Rum
tarafından delilleri vermesini istedik. Vermediler. Onları bize verin
yargılayalım dediler şeklinde konuştu.
BAŞKANLARI SENATO SEÇSİN
Cumhurbaşkanı Talat söyleşisinde, çözüm sonrasında
oluşacak devletin başkanının seçilmesi konusuna da
değindi ve kendilerinin başkanın Senato tarafından
seçilmesinden yana olduklarını vurguladı.
Talat, Kıbrıs Türk tarafının, üyeleri meclis
tarafından seçilecek olan bir Başkanlık Konseyi önerdiğini,
Kıbrıs Rum tarafının Başkanlık Konseyinin
işlemeyeceğini söylediğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, Adanın nüfusunun yüzde 20sinin Türk
olduğunu ve bunların yarısının, yani yüzde 10luk bir
kesimin oylarıyla devletin başkanının seçileceğini, bu
yüzden de Kıbrıs Rum tarafının, buna bir miktar
Kıbrıs Rum oyunun da katılması, Kıbrıs Rum
başkanın seçilmesinde de bir miktar Türk oyunun olması
gerektiği görüşünde olduğunu belirtti.
Kendisinin bu konudaki görüşünün kesin olduğunu ve bunu kabul
etmediğini vurgulayan Talat, Kesin olduğumuz tek şey,
Kıbrıslı Türklerin iradesinin kendileri tarafından ifade
edilmesidir şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, kendi önerisinin; başkanların Senato
tarafından seçilmesi ve senatoda da eşit sayıda
Kıbrıslı Türk ve Rumun yer alması şeklinde
olduğunu belirtti ve böyle bir mecliste Kıbrıslı Türklerin
ve Rumların siyasi görüşlerinin koalisyonunun
olacağını ifade etti.
Talat, Ortak liste ağırlıklı çoğunluk oyuyla
seçilsin. Başkanlar bakanlar kurulunu oluştursun. Dönüşümlü
başkanlık olacağı için Kıbrıslı Rum
senatörler de Kıbrıslı Türk başkana oy verecekler diye
konuştu.
BAŞKANLIK İÇİN YENİ ÖNERİ
Cumhurbaşkanı Talat, başkanlık seçimi konusunda
yabancılardan gelen bir öneri bulunduğunu ve bu önerinin ilgisini
çektiğini ifade etti.
Talat,, söz konusu öneride, her iki tarafta da ayrı seçimler
yapılması, her iki taraftaki adayların sayısının
ikiye düşürülmesi ve ardından yapılacak ikinci tur seçimlerin
tüm ada çapında gerçekleştirilerek tüm halkın oy vermesinin
öngörüldüğünü belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, bu öneride; Kıbrıs Türk
tarafındaki seçim sonrasında, biri yüzde 35, diğer, yüzde 45 oy
alan iki adaydan, yapılacak ikinci tur seçimde Kıbrıslı
Rumların da oylarıyla yüzde 35 oy alanın
kazanmasının1 öngörüldüğünü vurguladı.
Kıbrıs Rum tarafının bu öneriyi kabul edeceğini
zannetmediğini ifade eden Talat, kendisinin bu öneriyi kesin kabul
etmemekle birlikte mantıklı bulduğunun altını çizdi.
YEŞİLIRMAK TARTIŞMASI DOĞRU
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Limnidi (Yeşilırmak)
kapısının açılması konusunda Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasla sert tartışmalar
yaşadıklarını doğruladı.
Limnidi konusundaki başa baş görüşmenizde
tartıştığınız yazıldı. Bir
diplomatın yüksek sesle tartıştığınızı
duyduğu yazıldı. Doğru mudur? şeklindeki soruya Talat
doğrudur yanıtını verdi.
Cumhurbaşkanı Talat sözlerini şöyle sürdürdü:
Yeşilırmak konusunda olaylar çok kötüydü. Hristofyasla resmen
tartıştık, ancak daha sonra ben bu konuya hiç değinmedim.
Ancak kendisi benim için açgözlü, doymaz kelimelerini kullandı.
Nihayetinde her ne kadar da kavga etsek de anlaşmanın yolunu
buluyoruz. Sonuçta her şey yolunda.
Talat ayrıca, Yeşilırmak kapısının
açılmasına ilişkin anlaşmanın iyi bir anlaşma
olduğunu ve her iki tarafı da memnun ettiğini vurguladı.
UMUT FAKİRİN EKMEĞİ
Cumhurbaşkanı Talat, müzakerelere ve al ver sürecine ilişkin
umutlu olduğunu, umutsuz olması durumunda müzakereleri
sürdüremeyeceğini belirtti ve Umut fakirin ekmeğidir ifadesini
kullandı.
Müzakereler sonucunda ortaya çıkacak anlaşma metninin iki lider
olarak kendi onayları sonrasında referanduma
sunulacağını, bu yüzden de Kıbrıs Türk
tarafının referandumda evet diyeceğine
inandığını belirten Talat, Hristofyasın nihai çözümü
imzalayacak cesarete sahip olup olmadığı yönündeki soruya ise
Bu konuda endişeliyim yanıtını verdi.
STAR
KIBRIS 29/06/09
Global cruise operator includes
occupied Famagusta in 2010 ports-of-call list
By Charles Charalambous
HOLLAND America Lines
(HAL), a wholly-owned subsidiary of Carnival Corporation, the largest cruise
operator in the world, has included the port of Famagusta in the occupied part
of the island as one of its ports of call for its 2010 European cruise season.
According to a HAL press release carried by a number of travel business
websites last week saying new itineraries offer unique experiences the six
HAL ships allocated to its European routes will call at 11 new ports in Europe
throughout the 2010 season, including Famagusta.
HALs website currently offers two cruises calling at Famagusta. The first is a
29-day Ancient Lands Discovery cruise departing from Greenwich, London on 11
September 2010 and ending in Piraeus, Greece. The second is a 14-day Ancient
Splendours cruise departing from Civitavecchia (Rome), Italy on 26 September
2010 and following the remainder of the itinerary for the longer cruise.
As part of the combined itinerary, the cruise-ship Prinsendam is scheduled to
call in at Famagusta for one day, arriving at 8am and at departing 5pm. The destination
overview on HALs website says: Founded in 300 BC, Famagusta offers centuries
of history and modern Mediterranean delights. Explore the world famous ruins of
Salamis including beautiful mosaics, a magnificent amphitheatre, Roman baths,
and royal tombs; wander the ramparts of the ancient Citadel and gaze at the
harbour from Othellos Tower; visit St. Nicholas's Cathedral, built in the
gothic style of the 14th century; and enjoy the pleasures of world class
Mediterranean beaches.
Last year, HAL offered 12-day cruises for the period May-September in the
Eastern Mediterranean and the Balkans, which included Limassol as a port of
call. The companys website describes Limassol as being very much in the Greek
sector of Cyprus.
HAL, which describes itself as the highest-rated premium cruise line in the
world, was founded in 1873 as a shipping and passenger line. It switched to
running cruise ships full time in 1971, and in 1989 became a wholly-owned
subsidiary of Carnival Corporation, comprising 11 cruise brands including
British brands P&O Cruises and Cunard Line operating out of five
countries. Today, the cruise line operates 14 ships to 320 ports in more than
100 countries, territories or dependencies and carries nearly 700,000 cruise
passengers a year.
CYPRUS
MAIL 28/06/09
The attention is great, but we dont
want too much of it
By Elias Hazou
THE once out-of-the-way
Tylliria area, with its pristine beaches, groves and lush green landscape, may
be poised to become the next Monte Carlo of Cyprus if land developers have
their way. Locals, meanwhile, seem to be caught between two minds: the
attention is welcome, they say, so long as theres not too much of it.
Costas Michaelides, community leader of Kato Pyrgos, yesterday confirmed
reports that land developers have taken a keen interest in the hitherto
untouched region.
Perhaps as much as 50 per cent of the available land has been bought up over
the last five to six years, but especially in the last few months theres been
a lot of activity, he said.
The companies buying plots of land include all the big players: Leptos Estates,
Aristo Developers, Kermia, Universal and Louis Estates.
Most of the companies invested over the past 10 years or so, with a view to
making a killing once conditions were right. Phileleftheros said yesterday that
a plot of land (for housing purposes) could now go for as much as 120,000 to
130,000.
Louis Estates have recently acquired a sizeable tract of land near the coast.
The company had previously secured a permit for the construction of a five-star
hotel, but kept actual construction on ice in anticipation of political
developments. That could all change now with the decision to open a crossing
point at Limnitis.
What is new is that developers and realtors have begun segregating the land
plots.
Michaelides could neither confirm nor deny reports that one company (Universal)
had bought up 1,000 donums of land. According to Phileleftheros, the investment
had occurred in installments, over a 19-year-period beginning in 1990. The
paper claimed that some investors had purchased land lying in the buffer zone.
It appears that a number of locals, who in the past sold land plots thinking
the area was a lost cause, are now having regrets for not holding out more. Win
some, lose some.
Meanwhile the wealthy Diocese of Kykkos, which has also acquired substantial
real estate, is said to be interested in building a monastery and a luxury
hotel.
A number of private individuals had also invested in the area, Michaelides
said.
We hope that the decision to open a crossing point will rejuvenate the area,
which has been frozen economically for the last 35 years.
The mukhtar cautioned, however, that real estate development should not be
allowed to run rampant.
Certainly we dont want to spoil the wildlife here; well be keeping a close
eye on this, he remarked.
The sentiment is shared by Goksel Kabaran, community leader of the Turkish
Cypriot village of Limnitis.
Working with the Greek Cypriots, weve got to make sure we dont destroy
nature in the name of a quick profit, he said.
CYPRUS
MAIL 28/06/09
İşte
Politis'teki Talat haberi
Gazeteci
Hasan Kahvecioğlu Politis'te Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la
ilgili yer alan söyleşinin tam metnini Kıbrıs Postası
okurları ile paylaştı. Cumhurbaşkanlığı
bugün bir açıklama yaparak Kahvecioğlu'na
Cumhurbaşkanı'nın özel bir mülakat vermediğini
bildirmişti. İşte Politis'te konuyla ilgili yer alan haber ve
soru-cevap kısımlarının tam metni:
Talat: Rumun seçiminde
Türk oyu katkısı aranmasını istemiyoruz. Bu konuda
katıyız. Ben kabul etmiyorum.
Talata göre;
1) Türk nüfusunun kendi bölgesinde çoğunlukta olması için
kalıcı deregasyon şarttır.
2) Rum tarafının önerisi kabul edilirse, yüzde 5 oy alan radikal
bir Kıbrıslı Türk, Rum oyları ile Başkan seçilebilir.
3) Dönüşümlü Başkanları eşit sayıdaki Senato
seçmeli...
4) Çözüm planını iki lider yazacak ve uzmanlar da
sonuçlandıracak.
5) Birleşik devlet, büyük oranda Kıbrıs Cumhuriyeti ile az
oranda KKTCden oluşacak...
6) Ferheugen Birincil hukuk konusundaki Türk tezini anladı ve ikna
oldu.
7) Referandum yapılacak olsa Türk tarafı evet diyecek...
Hafta içinde Mehmet Ali Talatla kahvaltıda biraraya geldik. Masada, Annan
Planına karşı olan, görüşmelerin devam etmesini gereksiz
bulan köşe yazarları ve gazeteciler de vardı.
Talat, Limnidi
kapısı konusunda Hristofyas ile gerçek anlamda bir kavga
yaptığını doğruladı ve Hristofyasın,
olası bir anlaşmaya imza atacak kadar cesur ve yetkili olduğuna
inanıyor musunuz? şeklindeki soruya Ondan endişem var...
şeklinde yanıt verdi.
Görüşmelerde,
Mahkemeler konusunu bağladıklarını, federal suçlar
konusunda anlaştıklarını belirten Talat, Yürütmede görev
alacak Başkanların Senatonun ortak oyu ile seçilmesini
benimsediğini de söyledi.
Türk ve Rumların
ortak liste ile seçime gitmesi halinde, yüzde 5 oy alan radikal Türk
adayların seçim kazanacağını belirten Talat, bir
yabancının ortaya attığı İlk tur seçim
toplumların kendi içinde, ikinci tur ortak seçim yapılsın
şeklindeki öneriyi ilginç bulduğunu söyledi.
Başbaşa
görüşme
Hristofyas ile
Başbaşa görüşme yapmasının nedenlerini ve tutanak
tutulup tutulmadığını soran gazetecileri Talat şöyle
yanıtladı:
Görüşmelerle ilgili
hiçbir bilgi gizli değil. Bütün tutanakları ben Meclise
gönderiyorum. Orada vekillerin bunları okuması mümkündür.
Başbaşa
yaptığımız görüşmelerin tutanaklarını bizzat
ben yazarım ve Meclise gönderirim. Başbaşa görüşmenin
bazı avantajları var. Birleşmiş Milletler yetkilileri ve ekiplerimizle
konuşamayacağımız şeyleri konuşuruz. Mesela ben
onu uyarırım. Bak, bu konuda şöyle bir tutum olursa, sonra
kendi kamuoyun önünde geri adım atamazsın derim. Örneğin ben de
kalkar da kendi kamuoyum önünde KKTC ile Kıbrıs Cumhuriyeti
arasında bir çözüm olacaktır dersem, sonra masada Rum tarafı
Asla böyle bir şey olmayacak derse, bu kez ben geri adım atmak
zorunda kalabilirim.
Talatla
yaptığımız söyleşide kendisine sorulan sorular ve
yanıtları şöyle:
Limnidi konusunda kavga
ettiğimiz doğrudur...
Soru: Sayın
Talat, Limnidiyi bir türlü çözemediniz. Üstelik kavga ettiğiniz de
yazıldı. Bir diplomat yüksek sesle kavga ettiğinizi
duymuş... Doğru mu?
Yanıt: Doğrudur. Yeşilırmak (Limnidi) konusunda çok kötü
olmuştu. Resmen kavga ettik Hristofyasla... ama ben toplantı
sonrasında hiç bundan söz etmedim. Oysa bana açgözlü dedi. Doymaz
dedi.
Soru: Peki siz
sonradan fazla şeyler mi talep ettiniz?
Yanıt: Biz ilk
baştan beri serbest geçiş diyoruz. Yani bunun içinde herşey
var. Mazot yok mu? Tabii mazot tankeri de geçecek. Öyle
anlaşmıştık. Eğer siz Pirgo köylülerinin Lefkoşaya
ulaşması için (Dikkat ediniz; kuzeye geçmeleri için değil...) bu
kapının açılmasını istiyorsanız, ben de Erenköye
ulaşmak isterim. Madem ki aramızda sorun var, herşey bir pazarlık
konusu olacaktır.
Soru: Hristofyas
Kıbrıslı çözüm diyor. Bu ne anlama geliyor? Birileri bir plan
yazmayacak mı bizim için?
Yanıt: Hayır
birileri yazmayacak... Biz yazacağız...
Vardığımız mutabakatları uzmanlara vereceğiz.
Şu anda bizim 30 civarında ortak metnimiz var. İçinde mavi ile
yazılmış Rum, kırmızı ile yazılmış
Türk görüşleri yanısıra çoğunluğu da siyahla
yazılmış ortak görüşlerdir. Biz şimdi mavi ve
kırmızıları yok etmek için uğraşıyoruz.
Sonuçta bunları Anayasa yazıcılarına vereceğiz. Belki
de Türkiyeden, Yunanistandan birileri olabilir, hatta yabancı uzmanlar
da çağırabiliriz. Onlar biraraya gelecekler. Ama temelleri biz
hazırlayacağız. Eskiden taraflar görüşürdü. BM yazardı
ve taraflara Sizin görüştüklerinizin ortak noktaları
bunlardır, size öneriyoruz derlerdi. Şimdi öyle olmayacak gibi
görünüyor.
Soru: Peki, bu yeni
devlet nasıl bir yapı olacak?
Yanıt: Annan
Planı neydi? Bir Kıbrıs Anayasası modifikasyonu muydu,
yoksa yeni bir düzenleme miydi? Herkes istediği gibi algılayacak...
Kimisi Bu Kıbrıs Cumhuriyetine yamadır diyecek, kimisi de
yeni bir devlet olarak görecek.
Ama aslında
yapılacak olan iki devletin birleşmesidir. Ancak; yüzde elli KKTC
ve yüzde elli Kıbrıs Cumhuriyeti olmayacak bu ortaklık...
Çoğunluk Kıbrıs Cumhuriyeti olacak... BM temsiliyeti, AB
üyeliği devam edecek. Ama Kıbrıs Türk devletinin uyum süreci de
olacak... Rum tarafının yaptığı anlaşmalar
listelenecek ve hangi anlaşmalar yeni devleti bağlayacak belli
olacak... Bizim de Türkiye ile olan anlaşmalarımız var. Uluslararası
anlaşma niteliği taşıyorlarsa onlar korunacak. Bu günlerde
bir ekip kuruyoruz... Çalışacaklar ve uluslararası anlaşma
niteliği olan ve her iki tarafı da bağlamasında
sakınca olmayan anlaşmaları listeleyecekler.
Verheugen bizi anladı
ve ikna oldu...
Soru: Bir de
Birincil hukuk konusu var. Bu konuda ısrarlı olduğunuz
biliniyor?
Yanıt: Birincil
hukuk konusu Bürgenstokta Türkiye tarafından öne
çıkarılmıştı. Anlaşmamızdaki sapmaların
(Deregasyonlar) birincil hukuk haline gelmesi şarttır. Biz her
ülkenin ayrı ayrı geçici ve kalıcı derogasyonlara onay
vermesini istiyoruz. Örneğin İrlandanın istediği sapmalar
var. Onu onaylamayı kabul ediyorlar. Bizimkini kabul etmiyorlar.
Geçenlerde buraya gelen
Ferheugen Türkiyenin birincil hukuk ısrarının yersiz
olduğunu söylemişti. Burada ikna oldu. Bunu Olly Rein ile konuşun
dedi.
AB üyelerinin teker teker
Akiden olan geçici ve kalıcı sapmaları onaylamasını
istiyoruz. Hristofyas bu konulara sıcak bakmıyor.
Kalıcı
deregasyonlar istiyoruz
Soru: Türk
tarafı hangi konularda kalıcı deregasyonlar talep ediyor?
Yanıt: Kalıcı derogasyon olarak; nüfus çoğunluğunun
Kıbrıslı Türk olmaya devam etmesini talep ediyoruz. Annan
Planında üçte ikisi Kıbrıslı Türk olacak diyordu. Bu
şarttır.
Rumların;
çoğunluğu Senatoda sağlayabileceklerini gördükten sonra ben
toplum mantığının tekrar getirilmesini talep ettim.
Denktaş döneminde toplum yoktu. Annan Planında da yoktu. Halk ve
devlet deniliyordu. Denktaş bunları kabul ettiremedi.
Bürgenstokta toplumdan
bahsetmeden Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum dedik.
Sonra ana dili Türkçe olanlar ve ana dili Rumca olanlar dedik. Bu defa ilk
günden itibaren bi-communal, bi-zonal federation ifadelerini, eski
literatürde olanları ve sonradan vazgeçilen terimleri koydurdum.
Bizi en fazla güvencede tutacak olan budur. Federasyon kavramı da böyledir.
Çünkü federasyonda taraflar arasında hiyerarşi yoktur. Yani alt-üst
ilişkisi yoktur. Federal yasalar federe devlet yasalarından daha
üstündür diye bir yaklaşım yoktur. Çelişki varsa, bunu Anayasa
Mahkemesi çözer.
Mahkemelerde
anlaştık...
Soru: Galiba, anlaştığınız
konular içinde mahkemler var.
Yanıt: Mahkemeler
konusunda anlaştık. Federal mahkemelerde yargıçlar eşit
sayıda olacak. Anayasa, Yüksek Mahkeme ve İstinaf Mahkemesinde
Başkanın ayrı oyu olmayacak. Üç tane yabancı yargıç
saptanacak. Onlar sürekli görev yapmayacak. Evlerinde oturacaklar. Yani Sytand
by olacaklar. Gerektiğinde gelip görev yapacaklar.
Federal suçlar konusunda
da anlaştık. Ancak Federal polisin eşit sayıda
olmasını istiyoruz. Bu konuda anlaşamadık.
Soru: Suç ve Suça
ilişkin konularda bir alt komite kurulduğu ve eski havaalanında
bir ofiste birlikte çalıştıklarını biliyoruz. Bir
şey ürettiler mi?
Yanıt: Henüz bu
insanlar birbirlerine ihtiyatla yaklaşıyorlar. Ancak bu çok önemli
bir başlangıçtır. Yakında bir dava var. Rum tarafında
öldürülen Güzelyurtlu ailesi hem Türkiyeyi hem de Rum tarafını dava
etti. İlginç bir dava olacak... Taraflar işbirliği yapmamakla
suçlanıyor. Cinayet olduğunda biz Rum tarafından delilleri
istemiştik. Vermediler. Bize Adamları verin biz
yargılayalım demişlerdi.
Soru: Ortak seçim
konusunda esnek misiniz?
Yanıt: Biz
Başkanlar Konseyi öneriyoruz ve üyelerin halk tarafından değil,
Meclis tarafından seçilmesini istiyoruz. Rum tarafı Konseyin bu
biçimde çalışamayacağını söylüyor. Adanın yüzde
20si Türk... Bunun yarısının yani yüzde 10un oy verdiği
bir kişi bütün devletin Cumhurbaşkanı olacak. Rum tarafı bu
nedenle Mutlaka bir miktar Rum oyu katkısı olsun diyor. Rumun
seçiminde de Türk oyu katkısı aransın, istiyor... Bu konuda
katıyız. Ben kabul etmiyorum.
Katı olduğumuz;
Kıbrıs Türk iradesinin kendileri tarafından ifade edilmesidir.
Benim somut önerim başkanları Senatonun seçmesidir. Senatoda Türk ve
Rumlar eşit sayıda olacak. Türk-Rum ve siyasi düşünce koalisyonu
olacak böyle bir parlamentoda. Ortak liste ağırlıklı
çoğunluk oyu ile seçilsin... Başkanlar, Bakanlar Kurulunu
oluştursun. Başkanlık Dönüşümlü olacağına göre,
Türk Başkana Rum senatörler de oy versin.
Son zamanlarda ortaya
atılan makul olabilecek bir öneri var. Rumlar bunu herhalde kabul
etmezler. Bu öneriye göre; her bir tarafta ayrı ayrı seçim olacak.
Her tarafta seçimde adaylar 2ye düşürülecek. İkinci tur ada
çapında olacak. Bu kez bütün halk oy kullanacak. Ben bu öneriyi ilginç
buluyorum ama benimsemiyorum.
Bir yabancıya ait olan
bu öneriye göre; iki Türk aday kendi toplumlarında, biri yüzde 35 ve
diğeri de yüzde 40 oy alsa... İkinci turda Rumların
oyları ile yüzde 35 oy alan kişi seçimi kazanabilir... Bu bana makul
görünüyor.
Ancak Rum
tarafının baştan beri üzerinde durduğu formül bu
değil... Rumların önerisi kabul edersek, bizden en marjinal
kimse o seçilecek... Yüzde 5 oy alan kişi Rum oyları ile
seçilebilecek... Oysa yukarıdaki yabancının formülünde
marjinaller seçilemez.
Soru:
İtalyadan davet almıştınız. Son anda gitmekten vaz
geçtiniz?
Yanıt: İtalyan
Dışişleri Bakanının daveti ile Onunla
görüşecektim. Ancak, orada bulunan temsilcimizin heyette
olmasını kabul etmediler. Bu, Rumların baskısı ile
oldu. Ben de Siz benim heyetimi beliryememezsiniz dedim ve gitmekten
vazgeçtim.
Soru: Eylül -
Ekimde Al-ver başlayacak mı? Umutlu musunuz?
Yanıt: Ben her zaman
için umutluyum. Ümit fakirin ekmeğidir... Umutsuz olsam bu müzakere
sürecini yürütemem. Bizim ekmeğimiz de ümittir.
Soru: Siz
Hristofyasın bir gün oturup imza atacak kadar cesur ve yetkili
olduğuna inanıyor musunuz?
-Ondan endişem var...
Soru: Peki
referandum yapılsa, Türk tarafından gene evet çıkar mı?
Yanıt: Evet çıkacağına inanırım. O taslak metin
bizim onayımızla gidecek. Bu yüzden evet çıkacak.
KIBRIS
POSTASI 29/06/09
Talat'tan
yalanlama
Cumhurbaşkanlığı,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın, gazeteci-yazar Hasan
Kahvecioğluna Politiste yayınlanmak üzere herhangi bir demeç
vermediğini açıkladı.
Cumhurbaşkanlığı
Basın Bürosundan yapılan açıklamada, Güney Kıbrısta
yayınlanan Politiste, dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın özel demeci olarak lanse edilen haber ve haberde ifade
edilenler gerçek değil ifadelerine yer verildi.
Cumhurbaşkanı
Talatın gazeteci-yazar Hasan Kahvecioğluna Politiste
yayınlanmak üzere herhangi bir demeç vermediği kaydedilen
açıklamada, Kahvecioğlunun 24 Haziran Çarşamba günü,
Halkın Sesi yazarı olarak katıldığı
toplantıda edindiği izlenimleri, Cumhurbaşkanının Politise
özel demeci olarak kaleme aldığı belirtildi.
Açıklamada ayrıca
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Halkın Sesi yazı
işleri ailesiyle yaptığı sohbette ortaya koyduğu
görüşlerin, bugüne kadar ifade ettiklerinden farklı
olmadığı ve Politis gazetesinde yayınlananlarla
bağdaşmadığı kaydedildi.
Cumhurbaşkanı
Talatın ortaklık devletinin oluşumuyla ilgili görüş ve
tutumunun bilindiğine işaret edilen açıklamada, Türk
tarafının tutumu şöyle izah edildi:
Cumhurbaşkanımızın,
ortaklık devletinin iki devletin birleşmesi ile
oluşturulacağını veya Kıbrıs Cumhuriyetinin
devam edeceğini çağrıştıracak ifadeler
kullanması elbette beklenemez. Bilindiği gibi, Türk
tarafının tutumu, bir anlaşma ile oluşacak olan
birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin yeni bir ortaklık olacağı
ve kendine has yöntemlerle, adada mevcut olan iki devletten bir kısım
unsurları bünyesinde taşıyarak oluşacağı
şeklindedir.
KIBRIS
POSTASI 29/06/09
Bryza
yıl sonuna kadar çözüm diledi
Kıbrısa
temaslarda bulunmak üzere gelen ABD Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edildi.
Görüşme
sonrasında Cumhurbaşkanı Talat bir açıklamada
bulunmazken, Bryza, Cumhurbaşkanı Talat ile çok
yapıcı bir görüşme gerçekleştirdiklerini söyledi.
Kimseye birşey empoze
etmek niyetinde olmadıklarını, kimseye zorla istemediği
birşey yaptırma düşüncesi
taşımadıklarının altını çizen Bryza, devam
etmekte olan görüşme sürecine destek verdiklerini, Kıbrıs
bulunacak bir çözümün kendillerinin tüm stratejik çıkarlarına yardım
edeceğini bildirdi.
Bryza, Yeşilırmak
Kapısının açılması konusunda varılan
anlaşmadan dolayı tarafları kutladı ve bunu cesaret evrici
bir adım olarak niteleyerek yıl sonuna kadar bir anlaşmaya
varılmasını diledi.
Bryza Talat'la görüşmesi öncesinde Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi
Özdil Nami ile de görüştü.
Amerikalı diplomat sabah
saatlerinde ise Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ile
bıraraya geldi.
Bu görüşmesi sonrasındaki açıklamasında Bryza, ABDnin
müzakere sürecinde rol üstlenmediğini, ancak Kıbrısı iki
toplumlu, iki kesimli federasyon temelinde yeniden birleştirilecek adil ve
kalıcı bir çözümün bulunmasıyla ilgilendiğini ifade etti.
KIBRIS
POSTASI 29/06/09
Makarios'un
evi meğer onun değilmiş
Yazarlarımızdan
Bülent Dizdarlı yine ilginç bir konuyu gündeme getirdi. Dizdarlı,
'Makariosun evi , meğer Makariosun evi değilmiş' diye
yazdı ve herkesin Makarios'un evi sandığı evin bakın
kimin olduğunu yazdı..
Bilirsiniz,
Lefkoşadan Girne ye gelirken , Ciklos diye
anılan virajı geçtikten hemen sonra ,
sağ kolunuz tarafında yüksek tepelere
kurulmuş müthiş görünümlü bir yapı
vardır. 1974 den günümüze artan
yapılaşmaya rağmen hala etrafı
meskun değildir. Belki askeri bölgede olmasından belki
de konumunun zorluğundandır, yakın
çevresinde hiç yeni bina yapılamamıştır.
İşin enteresanı görüntüsü itibarı ile
de hala ilk bakışta insanların ilgisini
çekecek kadar da güzeldir.
Bu yer biz
Kıbrıslıtürkler tarafından hep,
Kıbrıs Cumhuriyetinin İlk Cumhurbaşkanı
Makariosun yazlık evi yada sarayı olarak
bilinmektedir. Bir kartal yuvası görünümünde olup Çatalköy den
Laptaya tüm kuzey sahillerini gözlemleyecek bir panaromik
sunuma sahiptir. Kıbrısın bu
müthiş manzaralı, bir o kadar da ilginç mimarisi olan
yapısının aslında Makarios dan çok
önce de var olduğunu , hatta buranın bir
Osmanlı Paşası tarafından
yapıldığını biliyormuydunuz.? Ben
bilmiyordum. Nasıl bileyim ki, Türkiyeden gelen
turistlere bile uzaktan Makariosun
Sarayı olarak gösterilen bu yer hakkında
değişik bir bilgimin olmasını beklemek mümkün mü ?
Oysa kazın
ayağı öyle değilmiş. Osmanlının
Kıbrısa gönderdiği güçlü paşalar dan Süleyman
Paşa yaptırmış o binayı. Ardından
İngiliz valiler de kullanmış. Ve
sıkı durun, siz bakmayın öyle kuş
uçmaz kervan geçmez bir yerde göründüğüne. Tam
önünden birde yol geçiyormuş, Bu yol Girneye
inmeden Beylerbeyine ulaşımı
sağlarmış ve 20 Temmuz 1974 den beri
sivillere kapalı imiş.
O
zamanlar kapatılmasının mutlaka haklı
gerekçeleri vardır ama , artık yaşanan trafik
sıkışıklığında , bu yolun
değerlendirilmesi zamanının geldiği
inancındayım. Kaldı ki Makariosun yada
Süleyman paşanın evi de , ayni Mavi
Köşk gibi sivil halkın ziyaretine
açılmalı, bu tarihi mimari eserin halk
tarafından yakından görülmesi sağlanmalıdır.
Bu sayede hem yoğun trafikten kaçacaklara
bir alternatif yol , hem de insanların kendi
ülkelerinin tarihi bir anıtını daha
iyi tanımaları sağlanacaktır . Lütfen
! 1974 deki sakıncalar yoksa
artık açın bize bu yolu. Açın bu tarihi yapıyı
Bülent
DİZDARLI
KIBRIS POSTASI 29/06/09
AA
30
Haziran. 2009 Salı
LEFKOŞA - ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Mathiew Bryza, Kıbrısta her iki kesimle de
görüşmelerde bulunuyor.
Kıbrıs Rum
Kesimi basınına göre, Rum Meclisi ve Demokratik Parti (DİKO)
Başkanı Marios
Karoyan, ABD'nin
Türkiye'nin Kıbrıs sorununa ilişkin tutumundan vazgeçmesi
yönünde baskı uygulaması gerektiğini savundu. Bryza ise
Türkiye'nin bölgede süper güç olduğunu ve ABD'nin bu ülkeye artık
baskı yapamayacağını cevabını verdi.
Bryza, Karoyan'la
görüşmesinde, ''ABD'nin Türkiye'ye baskı yapmasının mümkün
olmadığını'' ifade ederek, şunları söyledi:
''ABD Türkiye'ye
baskı yapamaz. Eğer 70'ler, 80'ler ya da 90'larda olsaydık
olabilirdi, ancak şu anda kendi bölgesinde süper güç haline gelen Türkiye
tamamen kendi gücüyle bağlıdır ve baskı yapmamız söz
konusu değildir.''
Bryza'nın bu sözleri
üzerine Karoyan, ''Türkiye'ye ABD tarafından baskı
yapılamayacaksa kimse tarafından yapılamaz. Bu koşullar
altında ne Kıbrıs sorununun çözümü ne de Türkiye'nin AB
üyeliği mümkün olur'' ifadesini kullandı.
KKTC
ve Kıbrıs Rum
kesiminde temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı
Müsteşar Yardımcısı Mathiew Bryza, Kıbrıs
konusunda tutumunu değiştirmesi için ABDnin Türkiyeye baskı
yapmasını isteyen Rum Meclis
Başkanı Marios Karoyana, Türkiye süper güç oldu, ABD baskı
yapamaz karşılığını verdi.
Rum basınına göre, Rum Meclisi ve Demokratik Parti (DİKO)
Başkanı Marios Karoyan, ABDnin Türkiyenin Kıbrıs sorununa
ilişkin tutumundan vazgeçmesi yönünde baskı uygulaması
gerektiğini savundu. Bryza ise Türkiyenin bölgede süper güç olduğunu
ve ABDnin bu ülkeye artık baskı yapamayacağını
kaydetti. Bryza, Karoyanla görüşmesinde, ABDnin Türkiyeye baskı
yapmasının mümkün olmadığını ifade ederek,
şunları söyledi:
ABD Türkiyeye baskı yapamaz. Eğer 70ler, 80ler ya da 90larda
olsaydık olabilirdi, ancak şu anda kendi bölgesinde süper güç haline
gelen Türkiye tamamen kendi gücüyle bağlıdır ve baskı
yapmamız söz konusu değildir. Bryzanın bu sözleri üzerine
Karoyan, Türkiyeye ABD tarafından baskı yapılamayacaksa kimse
tarafından yapılamaz. Bu koşullar altında ne Kıbrıs
sorununun çözümü ne de Türkiyenin AB üyeliği mümkün olur ifadesini
kullandı.
MILLIYET
30/06/09
'Türkiye bölgede
süper güç oldu, ABD baskı yapamaz'
30/06/2009 RADIKAL
KKTC ve Kıbrıs Rum kesiminde temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathiew Bryza, Kıbrıs konusunda tutumunu değiştirmesi için ABD'nin Türkiye'ye baskı yapmasını isteyen Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan'a, Türkiye süper güç oldu, ABD baskı yapamaz karşılığını verdi.
Rum basınına göre, Rum Meclisi ve Demokratik Parti (DİKO)
Başkanı Marios Karoyan, ABDnin Türkiyenin Kıbrıs sorununa
ilişkin tutumundan vazgeçmesi yönünde baskı uygulaması
gerektiğini savundu. Bryza ise Türkiyenin bölgede süper güç olduğunu
ve ABDnin bu ülkeye artık baskı yapamayacağını
kaydetti. Bryza, Karoyanla görüşmesinde, ABDnin Türkiyeye baskı
yapmasının mümkün olmadığını ifade ederek,
şunları söyledi:
ABD Türkiyeye baskı yapamaz. Eğer 70ler, 80ler ya da 90larda
olsaydık olabilirdi, ancak şu anda kendi bölgesinde süper güç haline
gelen Türkiye tamamen kendi gücüyle bağlıdır ve baskı
yapmamız söz konusu değildir. Bryzanın bu sözleri üzerine
Karoyan, Türkiyeye ABD tarafından baskı yapılamayacaksa kimse
tarafından yapılamaz. Bu koşullar altında ne
Kıbrıs sorununun çözümü ne de Türkiyenin AB üyeliği mümkün
olur ifadesini kullandı. (Milliyet)
Rum
Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, Ocak 2010′a kadar Kıbrıs
müzakere sürecinin tamamlanacağını ve iki tarafın
referanduma gitmeye hazır olacağını söylemek için henüz
erken olduğunu, şimdiye kadar olan ilerleme çerçevesinde
değerlendirme yapılırsa, Ocak ayına kadar bunun
olmasının mümkün olamayacağını savundu.
Kiprianu şunları ifade etti: "Bu, diğer tarafın
arzulanan çözüm şekli -yani iki toplumlu iki kesimli federasyon- ile
uyumlu öneriler sunmak yerine; özde, konfederasyon niteliğinde -yani iki
bağımsız devletin birlikte var olması- öneriler
sunmasından kaynaklanıyor. Bu durum gecikmeye ve en basit bit
olgunun bile daha çok görüşülmesine sebep oluyor. Eğer diğer
taraf daha yapıcı olursa, daha hızlı ilerlememiz mümkün
olabilir, ancak şu an için bir değerlendirme yapamayız."
HALKIN
SESI 30/06/09
![]()
Cumhurbaşkanlığı, Hasan
Kahvecioğluna Politiste yayınlanmak üzere herhangi bir demeç
verilmedi açıklaması yaptı.
Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın, gazeteci-yazar Hasan Kahvecioğluna Politiste
yayınlanmak üzere herhangi bir demeç vermediğini açıkladı.
Bugün KKTC basınında (Politisten alıntı yapılarak)
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Politis adına
gazeteci-yazar Hasan Kahvecioğluna müzakereler konusundaki
gelişmeleri anlattığına ilişkin geniş çaplı
haberler yer almıştı.
Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosundan yapılan
açıklamada, Güney Kıbrısta yayınlanan Politiste, önceki
gün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın özel demeci olarak lanse
edilen haber ve haberde ifade edilenler gerçek değil ifadelerine yer
verildi.
Cumhurbaşkanı Talatın gazeteci-yazar Hasan Kahvecioğluna
Politiste yayınlanmak üzere herhangi bir demeç vermediği kaydedilen
açıklamada, Kahvecioğlunun 24 Haziran Çarşamba günü,
Halkın Sesi yazarı olarak katıldığı
toplantıda edindiği izlenimleri, Cumhurbaşkanının
Politise özel demeci olarak kaleme aldığı belirtildi.
Açıklamada ayrıca Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın
Halkın Sesi yazı işleri ailesiyle yaptığı
sohbette ortaya koyduğu görüşlerin, bugüne kadar ifade ettiklerinden
farklı olmadığı ve Politis gazetesinde yayınlananlarla
bağdaşmadığı kaydedildi.
Cumhurbaşkanı Talatın ortaklık devletinin oluşumuyla
ilgili görüş ve tutumunun bilindiğine işaret edilen
açıklamada, Türk tarafının tutumu şöyle izah edildi:
Cumhurbaşkanımızın, ortaklık devletinin iki devletin
birleşmesi ile oluşturulacağını veya
Kıbrıs Cumhuriyetinin devam edeceğini
çağrıştıracak ifadeler kullanması elbette beklenemez.
Bilindiği gibi, Türk tarafının tutumu, bir anlaşma ile
oluşacak olan birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin yeni bir
ortaklık olacağı ve kendine has yöntemlerle, adada mevcut olan
iki devletten bir kısım unsurları bünyesinde taşıyarak
oluşacağı şeklindedir.
Tepkiler gecikmedi
Bu arada, Kıbrıs Türk Platformu, Talata, Rum basınına
yaptığı ileri sürülen açıklamalardan dolayı tepki
gösterdi. Platformdan yapılan yazılı açıklamada,
Talatın, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile halktan
gizli görüşme yaptığı iddia edilerek, müzakereleri
şüpheyle karşılamalarının
haklılığının bir kez daha ortaya çıktığı
savunuldu.
Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği (KTMD) Genel Başkanı
Vural Türkmen ise İngilterenin Lefkoşa Yüksek Komiseri Peter
Milletin Alithia gazetesinde dün yayınlanan demecinde, birleşik
federal Kıbrısın AB içinde bölünmez olacağı ve
ayrılma hakkının mümkün olmayacağı
açıklamasını reddettiklerini söyledi.
Stefanunu da dertli
Öte yandan, Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu ise Talatın, Politis
gazetesine verdiği iddia edilen söyleşiyi yorumlarken iki
tarafın; müzakerelerin, kamuoyu açıklamaları veya
söyleşilerle değil, müzakere masasında yapılacağı
konusunda anlaşamaya vardıklarını anımsattı.
Stefanu, Talatın maalesef verdiği söyleşiyle ve son
zamanlardaki açıklamalarıyla anlaşmaya
uymadığını iddia etti ve bunun yapıcı ve verimli
olmadığını söyledi.
Başbakan Derviş Eroğlunun Güzelyurtun kırmızı
çizgi olduğu şeklindeki açıklamasının
yorumlamasının istenmesi üzerine ise Stefanu, bu tür
yaklaşımların, müzakerenin kendisine önceden karar veren
açıklamaların verimsiz olduğunu ifade etti.
Stefanu, iki toplumun tezlerinin unutulmamasına bağlı olarak
müzakerelerde sahip oldukları sorunların yeterli olduğunu,
sürece başka sorunlar yüklenilmesine gereksinim
kalmadığını belirtti.
STAR KIBRIS 30/06/09
![]()
ABD Dışişleri Bakanlığı
Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza, dün KKTC
Cumhurbaşkanı ve Başbakanı ile bir araya geldi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrısta temaslarda
bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Matthew Bryzayı kabul etti. Görüşmeye
basın alınmazken, Bryza bir saat 15 dakika süren görüşme
sonrasında gazetecilere açıklamalarda bulundu.
Bryza, Talat ile çok yapıcı bir görüşme
gerçekleştirdiklerini, görüşme öncesinde Özel Temsilci Özdil Nami ile
de bir araya geldiğini söyledi.
Görüşmede ABDnin Kıbrıs sorununun çözümüne ne gibi
katkılar yapabileceğini ele aldıklarını anlatan Bryza,
Güneyde yaptığı açıklamayı anımsatarak, Orada
da dediğim gibi, birine bir şeyler empoze etmek ve istemediği
bir şey yaptırmak gibi bir niyetimiz yok dedi.
Bryza, adadaki iki tarafa da iyi niyet ve iyi dilekten başka bir niyetleri
olmadığını ifade ederek, Burada bir anlaşma olursa
bizim tüm stratejik çıkarlarımıza yardım eder dedi.
Bryza, yıllardır Kıbrıstaki süreci ilgiyle izlediklerini
belirterek, geçmişte katkıları bulunduğunu umduğunu
söyledi.
Yeşilırmak Kapısının açılması konusunda
varılan anlaşmadan dolayı Kıbrıstaki iki halkı
da kutlayan Bryza, bunun cesaret verici bir adım olduğunu ve
taraflarda yeni bir enerji ile heyecan yaratacağına
inandığını söyledi.
Taraflar arasındaki felsefe farklılıklarına rağmen
sürecin ilerleyeceği yönünde iyimser olduklarını kaydeden Bryza,
Yeşilırmak Kapısının yarattığı
enerjinin görüşmelere de yansımasını ve liderlerin yıl
sonuna kadar bir anlaşmaya varmasını diledi.
Eroğlu ile de görüştü
Bu arada, Başbakan Derviş Eroğlu da Amerikanın Avrupa ve
Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew
Bryzayı kabul etti. Başbakanlıkta saat 17.15te
gerçekleşen kabulde açıklama yapılmazken, basının
görüntü almasına izin verildi.
STAR KIBRIS 30/06/09
Bryza positive after Lmnitis
decision
By Stefanos Evripidou
THE US Deputy Assistant
Secretary of State Matthew Bryza yesterday reassured Cypriots across the divide
that his country has no intention to impose anything on Cyprus.
Speaking after a meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat Bryza
said: We dont have any intention of imposing ourselves or forcing anyone to
do anything they dont wish to do. But we hope the parties know we have nothing
but good will, good intentions.
The American diplomat said he also met with Talats aide Ozdil Nami to explore
the ways that the US can be helpful. On the leaders decision to open the
Limnitis crossing point, Bryza congratulated all residents of Cyprus on both
sides, describing the development as a step that took courage and the most
concrete, constructive step forward that we can all see in quite some time.
Limnitis has created a renewed sense of optimism that the Cyprus process is
moving forward, he said, expressing hope that this new energy will be
harnessed in the talks so the two leaders can finalise an agreement by the end
of the year.
That will take a lot of work, he concluded.
Earlier, after meeting with Presidential Commissioner George Iacovou he told
reporters that the US looked forward to and anticipated an agreement by the end
of the year. He is the second diplomat representing a permanent member of the
Security Council to stress the fact that the two leaders were expected to come
up with the goods by the end of the year, following British High Commissioner
Peter Milletts statements in a local newspaper.
Bryza also met with DISY leader Nicos Anastasiades, saying after the meeting
that he was here to simply hear the parties views and if they ask us, to help
them think through the issues. Bryza described it as an honour to have a
chance to hear the wise thoughts of one of the Republics most important
political leaders for years.
He added: We stand ready in any way, being helpful, without any pressure or
intervention but knowing that there are wise people in our country, as in every
country, who studied this issue for a long time and have their thoughts, their
ideas.
Speaking after his meeting with the American official, Anastasiades said Bryza
reaffirmed that US interest is restricted to supporting the talks between the
islands two community leaders.
Bryza also met with House President Marios Garoyian yesterday, during which
Garoyian said he underlined the role the US could play in exerting influence on
Turkey.
The US official is due to meet President Demetris Christofias and Foreign
Minister Marcos Kyprianou today.
CYPRUS MAIL 30/06/09
Rumlara
zaman baskısı
Kıbrıs
sorununa kapsamlı çözüme yönelik müzakereler devam ederken sürece bir
zaman çerçevesinin getirilmesine karşı çıkan Rum Yönetimi,
müzakerelerin yılın sonuna kadar sonuçlanması yönünde giderek
artan bir baskı altında bulunuyor.
ABD, Avrupa Birliği ve
garantör ülkelerinden İngiltere, "Aralık'a kadar çözüm
bekliyoruz" mesajlarını çoğaltıyor.
KKTC Cumhurbaşkanı ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas tarafından yürürülen Kıbrıs müzakere süreci, Eylül
2008'den beri devam ediyor. Türkiye ve KKTC, sürecin
hızlandırılması gereğini vurgulayan açıklamalar
yaparken Rum tarafı ise, müzakerelerin
hızlandırılmasına, bir "zaman" çerçevesinin
getirilmesi, karşı çıkarak sürecin uzamasını tercih
ettiği izlemini veriyor.
Ancak son dönemde dünya
başkentlerinden Kıbrıs müzakere sürecinin en kısa süre
içinde tamamlanması gerektiği yönündeki çağrılar
çoğaldı. Avrupa Komisyon ve garantör ülkelerden İngiltere'nin
ardından ABD Dışişleri Müsteşar
Yardımcısı Matt Bryza, bu hafta da benzer bir çağrıda
bulundu.
Lefkoşa'yı
ziyaret eden Bryza, Washington'un bu yıl sonuna kadar bir çözüm
bulunması arzu ve beklentisini dile getirmesi, yankı buldu.
Bryza'nın bu yöndeki açıklamaları, "zaman
baskıları"na karşı tavır alan Rum Kesimi'nde
özellikle dikkat çekti.
Kıbrıs'ta
müzakerelerin bu yılın sonuna kadar sonuçlanması ve 2010
yılının ilk aylarında adanın iki tarafında bir
referandum düzenlenmesi, Batı'nın ilgili başkentleri ve BM'de
önemsenmiyor. Bunda çeşitli faktörler etkili oluyor.
Bu faktörler arasında
KKTC'de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Nisan ayında
yapılacak olması da var. Diğer önemli bir nedeni de Türkiye'nin
AB müzareleri süreci oluşturuyor.
Eğer Kıbrıs
müzakereleri bu yılın sonuna kadar sonuçlandırılırsa
Türkiye üzerindeki baskılar önemli ölçüde hafifleyecek. Rumların,
AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonu kaldırma
kararının uygulanmasına yeşil ışık
yakabileceği gibi bu veto sürdüğü için limanlarını Rumlara
açmaya yanaşmayan Ankara'nın Ek Protokol'ün uygulanması
konusunda önemli ölçüde rahatlanacağı düşünülüyor.
Öte yandan, Türkiye'nin Ek
Protokolü uygulamadığı gerekçesiyle 8 müzakere
başlığını askıya alan AB hükümetlerinin, bu
yaptırımı gözden geçirebileceğe dikkat çekiliyor.
KIBRIS POSTASI 30/06/09
Erçakıca
açıklık getirdi. İşte yeni ortaklığın
formülü
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrısta yeni ortaklık devletinin,
ne iki devletin birleşmesiyle ne de 1960 Kıbrıs Ortaklık
Cumhuriyetinin devamı şeklinde olacağını söyledi.
Erçakıca, bugün
düzenlediği basın toplantısında, Politis gazetesinde,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Hasan Kahvecioğluna
özel demeci diye yayınlanan ancak Cumhurbaşkanlığı
tarafından Kahvecioğluna Politiste yayınlanması için
herhangi bir demeç verilmedi denilerek yalanlanan haberle ilgili soruyu
yanıtladı.
Hasan Erçakıca,
Cumhurbaşkanının, Halkın Sesi gazetesi yazı
işleri ailesiyle kahvaltıda bir araya geldiğini,
Kahvecioğlunun buradaki materyali kullanarak söz konusu haberi
yaptığı, ancak kahvaltıda konuşulanlarla Politiste
Cumhurbaşkanının söylediği iddia edilen sözlerin
bağdaşmadığını vurguladı.
Kahvaltıda
konuşulanların bantlarını çözdüklerini söyleyen
Erçakıca, Politiste yazılanların
Cumhurbaşkanının siyasi tutumunu
yansıtmadığını kaydederek, Sayın Cumhurbaşkanının
yeni, devletin Kıbrıs Cumhuriyetinin devamı olacağı
ifadesini kullanması mümkün değil dedi.
Erçakıca, yeni
ortaklığın iki devletin birleşmesiyle olacağı
iddiasının da taraflar arasında ciddi sorunlara neden olacak bir
olgu olduğunu kaydetti.
Bu yazıyı
düzeltme ihtiyacı hissettiklerini kaydeden Hasan Erçakıca,
Kıbrıs Türk tarafının yeni ortaklık devletinin kendine
has yöntemlerle oluşacağını söylediğini, buna da
Bakir Doğum dediklerini, ancak Rum tarafının bu kelimelere
olan alerjik tepkisini dikkate alarak konuyu gündeme getirirken bu ismi
dillendirmeden anlatmaya çalıştıklarını kaydetti.
KIBRIS POSTASI 30/06/09
HALKIN
SESI 01/07/09
![]()
Yeşilırmak (Limnidi) kapısının
açılması kararına ilişkin tepkiler sürüyor. Rum
basını, Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanunun önceki gün
yaptığı açıklamada, kapının açılmasına
ilişkin tarih vermekten kaçındığını ve
kapının en kısa sürede açılmasını
hedeflediklerini söylediğini yazdı.
Habere göre Stefanu açıklamasında, kapının ne zaman
açılacağına dair şu anda bir şey
söyleyemeyeceğini, ancak en kısa sürede açılması için
ellerinden geleni yapacaklarını ifade etti.
Öte yandan gazete, İngiltere Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsünün de konuya ilişkin Rum Haber
Ajansına açıklamada bulunduğunu, kapının
açılması anlaşmasının siyasi irade olduğu zaman
zor konuların çözülebileceğinin kanıtını teşkil
ettiğini söylediğini belirtti.
Haberde adı yer almayan yetkili ayrıca, liderlerin şimdi çözüme
ulaşmak için temel konulara odaklanmalarını umut ettiklerini de
vurguladı.
STAR
KIBRIS 01/07/09
Special opportunity for
reunification
By Stefanos Evripidou
As Mick Jagger said: You
cant always get what you want
THE TURKISH government genuinely wants a solution based on a bizonal,
bicommunal federation, US Deputy Assistant Secretary of State Matthew Bryza
said yesterday.
Speaking to reporters after meeting President Demetris Christofias and Foreign
Minister Marcos Kyprianou, the US diplomat said that Turkeys interest in a
solution, combined with the presence of two pro-solution leaders created a
special opportunity for the reunification of the island.
For the first time we have pro-solution leaders leading both communities, we
could never say that in the past, he said.
The US official described his meeting with Christofias as very in depth, warm
and constructive. He noted that on some issues the two leaders have bridged
their differences and have come to a lot of agreed language, adding that there
are fundamental philosophical differences that are quite difficult to resolve.
Bryza noted that the Turkish government has provided Mr (Mehmet Ali) Talat
space to negotiate in good faith at least on the issues that have been
discussed so far.
Now some tough ones remain to be resolved, he added.
Pressed to comment on Ankara's consistent talk of two states and two peoples in
Cyprus, Bryza said from his private discussions with senior Turkish officials
he got the impression that there are plenty of people in positions of high
authority who do want to see a reunified island that is a bizonal, bicommunal
federation.
Welcoming the two leaders decision to open Limnitis, Bryza announced that the
US is ready to offer financial assistance, if the parties seek it, to help the
reopening of Limnitis crossing go forward even faster.
Bryza clarified that he hoped, not anticipated, for a solution between the two
sides by the end of the year. After listening to both Christofias and Talat,
the US official said he sensed their commitment to target an agreement by the
end of the year, but also sensed that neither wants to be in a hurry.
Neither leader, understandably, wants time to be a pressure on them, to have
to make concessions that their voters are not ready for. Its a hope
everybodys expressed, but as Mick Jagger said: You cant always get what you
want, he said.
Bryza highlighted the confluence of positive factors that lend themselves to
a solution this year, including strong interest by the international community
and an international timetable that has provided incentives for the parties to
move forward.
Everybody knows that Turkey has obligated itself to fulfil the additional
Ankara protocol and to reopen its ports to Cypriot vessels, Bryza said,
referring to the European Commissions assessment of Turkey due this December.
The US diplomat added that Turkish officials were well aware of the pending
December review, noting: One thing you can say about Turkish strategic
thinkers is that they are well-informed and they are very powerful thinkers so
I think they understand.
Asked whether anyone had asked for American help during his meetings on the
island, Bryza replied: No, the spirit of constructiveness has really hit me
this time, in a way that is more hopeful than it has done in the past. Theyre
doing a good job on their own.
He noted, however, that there were proposals to provide at a later date, if
requested, smart people of which there are many in all of our countries to
offer ideas on how to bridge the final gaps as the parties move forward.
CYPRUS
MAIL 01/07/09
Liderler yeniden
görüşecekler
Kıbrıs
sorununa kapsamlı çözüm bulma amaçlı müzakereler yarın devam
edecek.Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, yarın saat 10.00da bir araya
gelecek.
Liderler, Toprak konusunu müzakereyi sürdürecek.Haritaya
girmeden, prensipler üzerinde durulan Toprak konusunun ardından ise son
başlık olan Güvenlik-Garanti konusuna geçilecek.
KIBRIS POSTASI 01/07/09
Başbakan Derviş Eroğlu, bir
anlaşma olmadan mülkiyet konusunun halledilemeyeceğini belirterek,
"Mülkiyet konusunu halletmenin de kriterleri ortadadır. Takas ve
tazminat en çıkar yoldur" dedi.
Türkiye′de Marmara Grubu Vakfı′nca, Yıldız
Sarayı′nda düzenlenen
toplantıda konuşan Başbakan Derviş Eroğlu, Ulusal Birlik
Partisi Genel Başkanı olarak kendisinin ve partisinin, parti
meclisinde alınan kararla Annan Planı′na karşı
çıktıklarını hatırlattı.
Eroğlu, " Nasıl olsa Rumlar kabul etmeyecek
anlayışı içinde hareket edildiği sürece müzakere
masasında taviz veriyoruz. Rumlar o anlaşmayı reddediyor ama
bizim verdiğimiz masada kalıyor. Şimdi ise oynanan oyun Siz nasıl
olsa Annan Planı′nı kabul etmiştiniz. Dolayısıyla
anlaşma ihtiyacında olan da sizsiziniz, Rumlar′ı anlaşmaya
ikna etmek için yapmanız gerekenler vardır. Onu yapınız.
Yani taviz veriniz deyişleriyle karşı
karşıyayız" diye konuştu.
Müzakerelere başlıklar halinde devam edildiğini belirten
Eroğlu, "Mülkiyet kutsaldır. Dolayısıyla mülk
sahipleri ister satar, ister gelir yerleşir, ister takas yapar. Bizim görüşümüz öyle değil.
Çünkü bütün Rumlar′ın malına
geleceğini düşünürüz. Bizim o topraklarda yaşama
şansımız kalmaz" diye konuştu.
"TAKAS VE TAZMİNAT EN ÇIKAR YOLDUR"
KKTC′de 200 bin Türk
vatandaşın yaşadığını belirten Eroğlu,
sözlerini şöyle sürdürdü:
"34 yıldır Türk insanımız o topraklarda
yaşıyor ve ekonomik faaliyetini sürdürü-yor. Çocukları oralarda
doğmuş, atalarını o topraklara gömmüş. Bu
şartlarda şimdi barış tohumları ekilecekmiş diye
Türkler o topraklardan çıkarılacak. Hayatlarını devam
ettirdikleri evlerinden, topraklarından, arazilerden çıkacak. Rum,
kamyona eşyayı yükleyip gelecek ve barış tohumları
ekilecekmiş. İşte o zaman düşmanlık tohumları
ekilecek. Çünkü 30 küsur senedir oturduğu evden zorla
çıkarılacak. Evden çıkarken Rum′un geldiğini, yerleştiğini
görecek. Bu mümkün değil. KKTC toprakları ne ABD′nin
toprağıdır ne anavatan Türkiye′nin toprağıdır. Küçücük
bir ülkede yaşıyoruz."
HALKIN SESI 02/07/09
Avrupa Birliği Adalet Divanı (ATAD)′ın Orams çiftiyle
ilgili kararını ′olumsuz′ olarak değerlendiren Yüksek Mahkeme emekli
Başkanı Taner Erginel, bu kararla KKTC′nin tasfiye edildiği, adada
eşitliğin bozulduğu ve Kıbrslı Türklerin
azınlık haline dönüştüğü değerlendirmesinde bulundu.
Erginel, Orams davası ve ATAD′ın verdiği karar doğrultuda oluşan yeni
ortam ve Kıbrıslı Türkleri nasıl gelişmeler
beklediğiyle ilgili HALKIN SESİ′ne değerlendirmelerde bulundu.
Yazı dizisi olarak yayınlayacağımız, ATAD′ın verdiği
Orams davası ve bağlantılı konuları derinlemesine
irdelediğimiz söyleşinin bugünkü bölümünde Taner Erginel, karardaki
haksız-lıklara dikkat çekti.
Taner Erginel′le
yaptığımız röportajın ilk kısmı şöyle:
HALKIN SESİ: Avrupa Toplulukları Adalet Divanının (ATAD),
Orams davasında 28 Nisan 2009 tarihinde verdiği kararla ilgili
değişik görüşler öne sürülüyor. Siz bu kararı nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Taner Erginel: Bu kararın son derece olumsuz olduğunu ve
Kıbrıslı Türklere büyük haksızlık
yapıldığını düşünüyorum.
Kararın olumsuz olan yönü nedir? Bazı hukukçular davanın henüz
sonuçlanmadığını, son sözü İngiltere İstinaf
Mahkemesi′nin söyleyeceğini
ve endişe edilecek bir durum olmadığını söylüyorlar.
Herşeyden önce şunu vurgulamak istiyorum; hukukta her zaman
farklı görüşler öne sürülür. Bu hukukun doğasında
vardır. Bu nedenle değişik görüşlere saygı
duymak gerekir. Herkes kendi yorumunu yapar ve kendi görüşünü
söyler. Yargıda mahkemeler farklı görüşleri değerlendirerek
bir tercih yaparlar ve kararlarını verirler. Diğer ortamlarda
ise dinleyenlerin tercih yapması ve kendi görüşlerini
oluşturması gerekmektedir. Hukukta bir kişinin "ille de
benim görüşüm doğrudur" diye ısrar etmesi
hatalıdır. Her görüşün haklı çıkma
olasılığı vardır.
ATAD kararını bu kadar haksız bulmanızın nedeni nedir?
ATAD, KKTC′de meydana gelen tüm
sivil ve ticari konularda Rum mahkemelerinin yargı yetkisi olduğunu
ve verilen kararların diğer AB ülkelerinde uygulanması
gerektiğini karara bağlamıştır. Bu, hukuk tarihinde
görülmemiş son derece haksız bir karardır.
Niçin bu kadar büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorsunuz?
Bunun nedenlerini açıklamaya çalışayım:
ATAD KARARI, KKTCYİ TASFİYE ETMEKTEDİR
Devletlerin vazgeçilmez üç erkinden biri yargıdır. Bir devlette
meydana gelen olaylarda başka bir devlet mahkemesinin yargı yetkisi
olduğunu söylemek o devleti yok saymak veya diğer devlete ilhak
etmek demektir. ATAD kararı KKTC′yi yok sayıp Rum Yönetimi′ne ilhak ederek tarihte benzeri
görülmemiş bir haksızlık yapmıştır.
ATAD KARARI KIBRIS′TA
EŞİTLİĞİ BOZMAKTADIR
Bilindiği gibi Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 yılında iki
kurucu ortağın müşterek iradesi ile kurulmuştu. Önemli
konularda karar vermek iki halkın temsilcilerinin anlaşmasına
bağlı idi. Bu kuruluş ve çalışma şekli iki
halk arasında bir çoğunluk- azınlık ilişkisi
olmadığını iki ortağın eşit konumda olduklarını
göstermektedir. Maalesef Rum ortak bu eşitlikten hoşnut değildi.
1963′te devleti yıkarak
ortaklık yapısını sona erdirmeye ve devleti üniter bir
devlete dönüştürmeye teşebbüs etti. Rum siyasiler etnik temizlik
gi-rişimleriyle bu amaca ulaşmaya çalıştılar. ATAD
kararı, Rum siyasi emellerine paralel, Kıbrıs′ta iki halkın
eşit olmadığı görüşünden hareket ederek ve-rilmiş
bir karardır.
ATAD KARARI, KIBRISLI TÜRKLERİ AZINLIK HALİNE GETİRMEYE
ÇALIŞMAKTADIR
Kıbrıs′ta son 45 yıl devam
eden siyasi mücadeleyi; 1959 ve 1960da eşit halk olduğunu kabul
ettirmiş ve tescil ettirmiş Kıbrıslı Türklerin
ortaklık statüsünün Rum Yönetimi tarafından bozulmaya
çalışılması ve Kıbrıslı Türklerin buna
karşı direnmesi olarak özetleyebiliriz. Kıbrıs′ın siyasi
geçmişiyle ilgili görüşü benimseyenler bu mücadelede iki taraftan
birinin haklı olduğuna karar vermek ve ona göre hareket etmek
zorundadırlar. Eğer biz, 1960′ta eşit halk olan
Kıbrıslı Türklerin eşit halk olmaya devam ettiği
görüşündeysek tüm değerlendirmelerimizi bu temel üze-rine
yapılandırmak zorundayız. O zaman Rum halkının elde
ettiği kazanımların aynısını
Kıbrıslı Türklerin halkın da elde etmeye hakkı
olduğu sonucuna varırız. Diğer görüş ise
Kıbrıslı Türklerin eşitlik statüsünü yitirdiği ve
azınlık haline geldiği görüşüdür. Maalesef, ATAD, bu iki görüşten
ikincisini tercih etmiş ve Kıbrıs′ta iki eşit halk
olmadığı, Kıbrıs′ın Rum egemenliğinde üniter bir
devlet oluğu, Kıbrıslı Türklerin azınlık haline
dönüştüğü anlamına gelen kararını vermiştir. ATAD
kararını başka türlü yorumlamak mümkün değildir. Dünya
bağımsızlığa ve eşitliğe koşarken,
Kıbrıs′ta birleşmeye ve
eşitsizliğe karar verilmiştir.
Tarafsız bir hukukçu konuya baktığı zaman,
Kıbrıslı Türklerin geçmişteki ortaklık statüsünü
yitirmesi için hiçbir neden olmadığını görür ve KKTC′nin Rum devletinden daha
yasal olduğu sonucuna varır. Çünkü ortak devleti yıkmak isteyen,
yıkmaya çalışan ve ortak devletten ayrılıp ilk
ayrı devleti kuran Rum tarafı olmuştur. Bir ortaklık
bozulunca iki ortaktan birinin yaptıklarını diğer
ortağın da yapmaya hakkı vardır. Bu, temel bir hukuk
ilkesidir. Bu nedenle KKTC, en az Rum Yönetimi kadar yasaldır.
Rumlar bir aldatmacayla kendi yaptıklarının benzerini
Kıbrıslı Türklerin yapmasını engellemeye
çalışmaktadırlar. Örneğin taksime şiddetle karşı
olduklarını söylüyorlar, fakat Kıbrıs′ı kendilerinin
taksim ettiğini göz ardı ediyorlar. Kıbrıs′ı birleştirmek
istediklerini söylüyorlar, fakat Kıbrıs′ı taksim etmekle elde ettikleri
kazanımların devam etmesini istiyorlar.
Rum devleti, KKTC ile birleşmek istediğini her vesileyle ifade
etmektedir. Ancak kendi devletini tasfiye etmeden sadece KKTC′yi tasfiye ederek
birleşmeye çalışmaktadır. Rum siyasilerin öngördüğü
böyle bir birleşmede 1960 eşitlik dengesinin korunması mümkün
değildir ve Kıbrıslı Türkler azınlık haline
gelecektir. ATAD kararı da aynı doğrultudaki bir düşüncenin
eseridir.
(Yarın: ATAD kararıyla nasıl bir insan hakları ihlali
oldu?)
HALKIN SESI 02/07/09
Hristofias: Harita konuşulmadı
Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, bugünkü doğrudan müzakereler
kapsamında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla
yaptığı görüşmede Toprak konusunda kriterleri ve bu
konuyla ilgili görüşlerini ortaya koyduklarını belirtti.
Rum radyosunun haberine
göre Hristofyas, Başkanlık binasına dönüşünde
yaptığı açıklamada, tarafların,
anlaşılır nedenlerden dolayı vardıkları
uzlaşma çerçevesinde herhangi bir haritanın ne
görüşüldüğünü ne de sunulduğunu söyledi.
Sabırlı
olunması yönünde çağrı yapan Hristofyas, hiçbir şeyin
gizlide kalmayacağını, ancak bunun da her söylenin, her
defasında kamuoyuna açıklanacağı anlamına
gelmediğini belirtti.
KIBRIS
POSTASI 02/07/09
Liderler anlaştı
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas,
Kıbrıs müzakereleri çerçevesindeki bugünkü görüşmelerinde
Toprak başlığını tamamladı. Liderler,
önümüzdeki 3-4 aylık görüşme programında da anlaştı.
BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brooke Zerihoun, görüşmeden
sonra yaptığı açıklamada, liderlerin yaklaşık 1.5
saat temsilcilerinin de katıldığı dörtlü bir görüşme
gerçekleştirdiklerini ve daha sonra heyetler arası görüşmeye
geçildiğini belirtti.
Zerihoun, baş
başa görüşmede, liderlerin Yeşilırmak
Kapısının açılması anlaşmasının
ardından meydana gelen gelişmeleri ele aldıklarını
söyledi. Zerihoun, görüşmede, önümüzdeki 3-4 ayın görüşme
programının da karara bağlandığını
açıkladı.
Zerihoun, Ağustos
ayının tatil ayı olması nedeniyle sadece bir
görüşmenin gerçekleştirileceğini ifade etti. Programa göre
önümüzdeki haftadan itibaren 2 Ekime kadar 9 görüşme
gerçekleştirilecek. Bu dönemde temsilciler görüşmelerle ilgili
çalışmalarını sürdürmek üzere bir araya gelmeyi
sürdürecekler.
Zerihoun, liderlerin toprak
konusunun ilk okumasını tamamlamaya karar verdiklerini ve gelecek
görüşmenin yapılacağı tarih olan 9 Temmuzda Güvenlik
konusunun başlayacağını ifade etti.
Zerihounun
açıklamasına göre liderlerin görüşme programı şöyle:
9 Temmuz, 17 Temmuz, 23 Temmuz, 30 Temmuz, 6 Ağustos, 3 Eylül, 10 Eylül ve
17 Eylül, 2 Ekim.
KIBRIS
POSTASI 02/07/09
Kıbrıslı Türkler Dünyanın
Ezberini Bozdu
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
dünyanın Kıbrıslı Türklere yönelik ''dinlemez, duymaz,
anlamaz'' yaklaşımına karşın, Kıbrıslı
Türklerin barışı, Kıbrıs sorununun çözümünü
istediğini ispat ettiğini ve dünyanın ezberini bozduğunu
belirterek, ''şimdi dünyayı yeni bir anlayışa götürme
zamanı olduğunu'' söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat, Başbakan Derviş Eroğlu ve bazı bakanlarla birlikte
41. Uluslararası İskele Festivalinin açılış törenine
katıldı.
Talat, burada
yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türkünün
yıllardır, yaşadığı sıkıntılardan
kurtulmak ve bütün Kıbrıs'ın barış içinde
yaşayabilmesi için barış arayışı
çabalarını sürdürdüğünü kaydetti.
Talat, son yıllarda
Kıbrıslı Türklerin çok önemli başarılara imza atarak,
dünyanın Kıbrıslı Türklere yönelik ''dinlemez, duymaz,
anlamaz'' yaklaşımına karşın, barışı,
Kıbrıs sorununun çözümünü istediğini ispat ettiğini ve
dünyanın ezberini bozduğunu belirtti.
Bozulan ezberle birlikte
dünyayı Kıbrıs'a, Kıbrıslı Türklere ilişkin
yeni bir anlayışa götürme zamanı olduğunu ifade eden Talat,
şunları kaydetti:
''Bunu hep birlikte,
sizler, tüm insanlarımızın katılacağı festivaller
düzenleyerek ve bu festivallerde barışa vurgu yaparak, güvercinler
uçurarak, dünyayla kucaklaşarak, kültürel faaliyetleri dünya kültürüyle
bütünleşen bir anlayışla öne çıkararak
çalışacaksınız. Başkaları başka alanlarda
çalışacaklar. Hep birlikte aynı hedefe doğru,
Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs Türk halkının
çıkarlarının güvence altında olacağı bir
barışa doğru bir orkestra gibi farklı sesler, farklı
heyecanlar, farklı sözler kullanarak, ama aynı hedefe yönelik olarak
çalışacağız ve bunu mutlaka başaracağız.''
12 Temmuz'a kadar sürecek
festivalin açılışında, Karadağ, Portekiz, Porto Riko
ve Gürcistan halk oyunları ekipleri de gösteriler sundu.
AA
KIBRIS
POSTASI 02/07/09
Liderler Biraraya Geldi
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs
sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla başlatılan
müzakereler çerçevesinde 35. kez bir araya geldi.
Liderler ve temsilcileri
Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun da katılımıyla dörtlü
başlayan görüşmeye, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Temsilcisi Taye Brook Zerihoun ev sahipliği yapıyor.
Heyetlerinin eşlik
ettiği liderler, "Toprak" konusu üzerindeki görüşmelere
devam edecek. Taraflar, "Toprak" başlığında
harita konusuna girmeden, prensipler üzerinde duruyor ve birbirlerinin
görüşlerine yanıt veriyor.
11 Eylül 2008'de
başlayan müzakerelerde, bugüne kadar, 6 ana başlıktan ''Yönetim
ve Güç Paylaşımı'', ''Mülkiyet'', ''AB ile İlişkiler''
ve ''Ekonomi'' üzerine ilk gözden geçirmeyi tamamlayan taraflar, ''Toprak''
konusunun ardından, son başlık olan ''Güvenlik-Garanti''
konusuna geçecek.
Liderler, 26 Haziran Cuma
günü yaptıkları son görüşmede, Yeşilırmak
kapısının açılması kararını
almıştı.
AA
KIBRIS
POSTASI 02/07/09
![]()
Orams davasını bu kez davanın avukatı
anlattı:
Londra Kıbrıs Türk Ticaret Odasının, Londradaki
Hukukçular Birliğinde düzenlediği
Apostilides-Orams davası konulu seminerde, konunun Avrupada
yaşayan Kıbrıslı Türklere etkileri ve alınabilecek
kararların sonuçları tartışıldı.
Mihrişah Safa
SONBAHARda yeniden İngilterenin başkenti Londraya, İstinaf
Mahkemesine (Temyiz) gelip, karara bağlanacak Orams davası, bu kez
de davayı ATADda savunan, Oramsların avukatı yüksek hukukçu
Nicholas Green Q.C tarafından başkentte masaya yatırıldı.
İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odasının düzenlediği
Apostolides Orams davasının sonuçları ve bunun Avrupa
Birliğinde yaşayan KKTCde emlak sahiplerine etkilerini irdeleyen
seminerde Green dışında , İrlandalı Hukukçu Dr. Angela
Ward ile Amerikalı hukukçu Andrew Grossman da konuyu değişik
boyutlarıyla ele alarak, tartıştılar.
Kent merkezindeki Law Society Hukukçular Birliğinde düzenlenen
seminere T.C Londra Büyükelçiliği siyasi müsteşarı Serra Kaleli,
KKTC Londra temsilcisi Kemal Köprülü, Konsolosu Cem Topçu, Ticaret Odası
Başkanı İbrahim Durmuş, işadamları, CTCCnin
yönetici ve üyeleri ile 100e yakın konuk katıldı ve
konuşmaları ilgiyle dinledi.
Politik açıdan çok hassas
Kıbrıs Türk Ticaret Odası üyesi Avukat Erdoğan
Dervişin sunum ve açılışını
yaptığı seminerde ilk sözü Nicholas Green Q.C aldı. Linda
ve David Oramsın davasını Avrupa Adalet Divanında savunan
Green, ATADda 100den fazla duruşmada avukatlık
yaptığını, ancak Oramslarınki kadar politik yönden
hassas bir davaya rastlamadığını vurguladı.
Oramsların avukatı , Lüksemburgdaki duruşmada davayı
ilgilendiren devletler Türkiyenin AB üyesi olmadığı, KKTCnin
ise tanınmadığı için temsil edilmediğine işaret
etti. Adalet Divanında ancak çok önemli davalara 12 yargıcın
baktığını, Oramsın da bu tür öneme sahip
olduğunu kaydeden Green Q.C, ATADın Apostolides lehine verdiği
kararı da çok zayıf yasal sonuç olarak tanımladı.
Mahkeme başkanının bir Yunanlı olduğunun,
Kıbrıs Rum yönetimi tarafından özel nişanla
ödüllendirildiğiyle ilgili konu üzerine, Yargıçların
milliyetlerinin bu mahkemlerde fazla önemli olmadığını
kaydetti.
Halen devam eden bir dava konusunda fazla ayrıntıya
giremeyeceğini, ancak genel hatlarıyla bilgi verebileceğini
hatırlatan Nicholas Green, 12 yargıcın oy birliğiyle
kararı almadığını tahmin ettiğini belirtti.
Spekülasyon yapıyorum belki . Ancak 12 yargıcın davayı
tartıştıktan sonra karar birliğine
varamadığını tahmin ediyorum. Oylamaya gittiler. Bazan
karar alınamayınca dava ortaya konur, karar alınır ve
açıklanır. Orams davası böyle oldu demesem de, tahmin ediyorum.
diyerek , konuyla ilgili yasal tartışmanın oldukça
karışık olduğunu söyledi.
Sonbaharda Londradaki İstinaf Mahkemesinde görüşülecek davada,
duruşmanın asıl konusunun Kamunun yararına olup,
olmadığının ele alınacağını kaydeden
Green, Güney Kıbrısta alınan bir yasal kararın
Birleşik Krallıkta uygulanmasına zorlanıp
zorlanılmayacağının anlaşılacağını
belirtti. Kararın en fazla , çok sayıda Britanya vatandaşı
Kıbrıslı Türkün yaşadığı , ayrıca
KKTCde emlak sahibi olan binlerce Britanya vatandaşı bulunduğu
için en fazla Birleşik Krallıkta yaşayanları
ilgilendireceğini, belki İsveç ve Almanyada yaşayanları da
ilgilendirebileceğini hatırlattı.
İstinaf mahkemesinden çıkabilecek üç seçenek
Bir soru üzerine, Lüksemburgdaki davayı durdurmak için yapılacak
hiçbirşey olmadığını kaydeden Nicholas Green,
ATADın TRNCyi tanımadığını, tüm adayı AB
üyesi Kıbrıs olarak bir bütün halinde kabul ettiğini belirtti.
İstinaf Mahkemesinin ne gibi seçeneği olduğuyla ilgili bir
soruya ise Green şu yanıtı verdi:
Apostilides, ATAD kararından sonra Biz kazandık. Bu yolun sonu,
sizin hiçbir şansınız yok. Oramslar davayı kaybetti,
evlerini yıkacağız dedi.. Ancak bana göre Londradaki
duruşmadan çıkabilecek 3 seçenek var. Bunlar, Mahkeme bize siz
kaybettiniz diyebilir. Bu bir olasılık. İkincisi Kamunun
yararı ve ilgisi gözönüne alınarak Oramslar lehine karar aldık,
siz kazandınız denilebilir.. Veya üçüncü seçenek davayı yeniden
Avrupa Adalet Divanına göndermek olabilir. ATADda kaybettik. Ancak küçük
de olsa bir kapı açıldı bize. Bunu şimdi itip, açmaya
uğraşıyoruz
Kıbrıslı Türklerin dolaşım özgürlüğü
Seminerin ikinci konuşmacısı İrlanda asıllı,
Sydneyde Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Angela Ward, konuyu Avrupada
iş ve ticaret yapan Kıbrıslı Türklerin dolaşım
serbestisi ve insan hakları açısından ele alarak
değerlendirdi. Güney Kıbrıs mahkemesinde alınan
kararın, AB yasalarına karşı sorgulanabileceğini öne
süren Dr. Ward, Kıbrıs asıllı Türklerin,
vatandaşlıkları ne olursa olsun Avrupada dolaşım
haklarının bu kararla tehlikeye girebileceğini söyledi ve insan
haklarının çiğnenebileceğine işaret etti. .
Oramslar yasal yanlışlık kurbanı
Uluslararası özel hukuk uzmanı, ayrıca vergi, mal-mülk,
sınır ötesi anlaşmazlıklar konusu uzmanı hukukçu Andrew
Grossman, konunun uluslararası hukuku ilgilendiren yönü bulunduğu
belirterek, konuyu bu yönleriyle ele aldı.
Ne Güney Kıbrısın, ne de Birleşik Krallık
mahkemelerinin , KKTCde yaptırım gücüne sahip
olmadığını ifade eden Grossman, ATADın
aldığı kararın çok zayıf olduğunu ve gereken
adil kararı barındırmadığını söyledi.
Bir soru üzerine konunun kesinlikle siyasi olduğunu ve ilgili
devletlerin desteğini gördüğünü belirten hukukçu Grossman,
Oramslar, yasal yanlışlıkların kurbanı oldu.
Kıbrıslı Rum ve Türklere eşit yasa
uygulanmadığının da göstergesi. Karar yeniden vurguluyorum,
zayıf bir karar. dedi.
Kıbrısın bölünmüş ve henüz siyasi çözüme kavuşmadan
A.Bne üye alınmasının doğru olup ,
olmadığıyla ilgili bir soruya ise Grossman, Bu sizler için çok
önemli bir konu. Ancak Romanya, Moldova da benzeri duruma sahip. Böyle benzeri
vakalar var. Ben diplomat olarak ABD Dışişlerinde görev
yaptım. Yunanistanın, generallerden kurtulması için ABye erken
üye yapıldığı duygusu hala gecerlidir. Yunanistan, her
zaman veto hakkını, istediklerini ele edebilmek için tehdit unsuru
olarak kullanmıştır. A.B, Yunanistanı erken üye
yaptığına hep pişmanlık duydu.
yanıtını verdi.
STAR
KIBRIS 02/07/09
![]()
AB
Dönem Başkanlığını Çek Cumhuriyetinden devralan
İsveçin; çözüm anahtarının Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile Rum Yönetimi lider Dimitris Hristofiyasta olduğuna
inandığı belirtildi.
AB Dönem Başkanlığını dünden itibaren Çek
Cumhuriyetinden devralan İsveçin; Kıbrıs sorununu
doğrudan ele almaya kararlı göründüğü ve çözüm
anahtarının Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
lider Dimitris Hristofiyasta olduğuna inandığı belirtildi.
Politis Gazetesi, Kıbrıs Sorunu... İsveç Saunasında-
Avrupa Birliği (AB) Yeni Dönem Başkanlığı Çözüm
İçin Son Fırsatı Görüyor- UNFICYPin Statüsü de Masada
başlığıyla manşete çıkardığı
haberinde, Avrupa Birliği (AB) Dönem
Başkanlığını bugünden itibaren Çek Cumhuriyetinden
devralan İsveçin; Kıbrıs sorununu doğrudan ele almaya
kararlı göründüğü yorumunda bulundu.
AB yeni dönem başkanlığının, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas
arasında gerçekleştirilmekte olan süreci, Kıbrıs sorununun
çözümüne ilişkin son fırsat olarak nitelendirdiğini yazan
gazete, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildtin önceki
gün kalabalık bir gazeteci ordusuyla gerçekleştirdiği basın
toplantısında, kapsamlı bir şekilde Kıbrıs
sorununa, aynı zamanda doğrudan müzakerelerin başarı ya da
başarısızlık senaryolarına değindiğini
iletti.
ANAHTAR LİDERLERDE
Gazete haberine, İsveç Dışişleri Bakanı Bildt;
kendisine yöneltilen Türkiyenin Kıbrıs sorununun çözümü
amacıyla gerçekleştirilen müzakerelere nasıl ve ne zaman
katkıda bulunması gerekir? sorusuna, sürecin anahtarını
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyasın tuttuğu şeklinde yanıt verdi.
Açıklamasında, iki liderin kararlılığını
takdir ettiğini de belirten Bildt, müzakerelerin başarılı
ya da başarısız olmasıyla ilgili senaryolara da
değindi.
Müzakere sürecinin başarılı olması durumunda, o zaman
Avrupa Birliğinin oynayacak bir role sahip olacağını
kaydeden Bildt, ABnin; AB normlarının uygulanmasıyla ilgili bazı
kurnaz taleplere yanıt vermesi gerekeceğini ifade etti.
GARANTİLERE ÇÖZÜM BULUN
İsveç Dışişleri Bakanı Bildtin, Kıbrıs
sorunu çözüm sürecini, Türkiyenin 2009 yılının Aralık
ayında gerçekleştirilecek AB değerlendirmesiyle
ilişkilendirdiğini belirten gazete, Bildtin müdahil tarafları
garantiler konusuna çözüm bulmaya çağırdığını,
öte yandan Kıbrıstaki Birleşmiş Milletler Barış
Gücü (UNFICYP) konusunu tekrar gündeme getirdiğini ifade etti.
Haberini; UNFICYP Masada başlığıyla iç sayfalardan
yayımlamaya devam eden gazete, İsveçin Ankara ve iki liderden
garantiler konusunu ele almalarını beklediğini ve bu konuyu
müzakerelerin bir parçası olarak değerlendirdiğini ifade etti.
Bildtin; UNFICYPin adadaki mevcudiyetinin geleceğinin, masadaki
görüşme konularından birini teşkil ettiğine dair
inancını ifade ettiğini yazan gazete, Bildtin
kullandığı ifadenin; ya Kıbrıs sorununun çözümü
durumunda UNFICYP mensuplarının takviye edileceği, ya da çözüm
gerçekleşmemesi durumunda BM gücünün çekilmesi olasılığını
apaçık ortada bıraktığını ileri sürdü.
ABnin doğrudan müzakerelerdeki rolünün kısıtlı
olduğuna değinen Bildt, Kıbrıs sorununda bir uzlaşmaya
varıldığı takdirde Avrupa Birliği, Amerika
Birleşik Devletleri ve diğer uluslararası unsurların;
gerçekleştirilecek olan referandumlardan önce çözümün getireceği
kazançları kamuoyuna göstermek amacıyla iletişimsel alanda,
dinamik müdahalede bulunmaları gerekeceğini sözlerine ekledi.
UNFICYP KONUSU
Kıbrıs sorunuyla ilgili ilk söze, Birleşmiş Milletler; özellikle
de BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonun Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer ve çalışma
arkadaşlarının sahip olduğunu ifade eden Bildt, Downer ve
çalışma arkadaşlarının iki liderin
gerçekleştirdiği müzakere sürecini
kolaylaştırdığını savundu.
UNFICYPin statüsünün şu an apaçık bir şekilde olduğu
yerde durduğunu ifade eden Bildt, Politisin bir sorusuna cevaben; BM
misyonunun geleceği konusunun; müzakere masasında bulunan
konuların bir parçasını teşkil ettiğini söyledi.
Gazete, Bildtin UNFICYPle ilgili kullandığı ifadenin; şu
yorumu beraberinde getirdiğini yazdı:
Ya çözüm durumunda UNFICYP mensupları takviye edilecek, ya da BM gücünün
adadan çekilmesi olasılığı da göz önünde bulundurularak,
UNFICYP mensuplarının sayısı daha da azaltılacak.
STAR
KIBRIS 02/07/09
![]()
Rum Bilim Adamları ve Teknisyenler Odası (ETEK) eski başkanı ve Maraş şehrinin yasal sakinlerine iade edilmesi kararından sonraki gün yapılacak faaliyetleri hazırlayan grubun üyelerinden Themos Dimitriu, Maraşın Rumlara iadesinin 4 milyar Auroya mal olacağını söyledi.
Themos Dimitriu, Fileleftheros Gazetesine yaptığı
açıklamada, Maraşın geri iadesi durumunda yaklaşık
olarak bin inşaat mühendisi ve mimarın faaliyette bulunmasına
ihtiyaç duyulacağını belirtti.
Dimitriu, (geri dönecek) Maraş sakinlerinin 30 bin kişi olması
durumunda, bunun yaklaşık olarak 10 bin konutun kontrolden geçmesi
gerekeceği anlamına geldiğini de sözlerine ekledi.
Haberde, Maraş şehrinin yeniden iskan edilmesinin maliyetinin 4
milyar Euro olarak tahmin edildiği de ifade edildi.
OMİRU MEKTUP YOLLAYACAK
Öte yandan Alithia Gazetesi, EDEK Başkanı Yannakis Omirunun
Sosyalist Enternasyonaller ve Avrupa Sosyalist Partisi başkanlarına
Maraş konusuyla ilgili mektup yollayacağını yazdı.
Habere göre Omiru mektupta, parti başkanlarından üyelerini; sözde
Maraş Belediyesinin; yasal sakinlerin gelecekteki yeniden
iskanına ilişkin inceleme hazırlamaları amacıyla
BMden uzmanların şehre girmesine ilişkin önerisiyle ilgili
bilgilendirmesini isteyecek.
STAR
KIBRIS 02/07/09
![]()
MGK
toplantısında (Kıbrıs Müzakereleri) ilgili tüm
tarafların sürece zarar verecek yaklaşımlardan
kaçınmaları ve BM süreci ile parametrelerine sahip
çıkmaları gerektiği vurgulandı.
Türkiye Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında, Kıbrıs
sorunun adil ve kalıcı biçimde çözüme
kavuşturulmasının bölgede güvenlik, istikrar ve refahın
sağlanabilmesi açısından önem arz ettiği; ilgili tüm
tarafların sürece zarar verecek yaklaşımlardan kaçınmaları
ve Birleşmiş Milletler süreci ile parametrelerine sahip
çıkmaları gerektiği kaydedildi.
Türkiye Milli Güvenlik Kurulu'nun yaklaşık 8 saat süren
toplantısının ardından MGK Genel Sekreterliğince
yayınlanan bildiride Türkiyedeki konular yanında Kıbrıs
konusunda da yer verildi.
Bildiride Kıbrıs konusuyla ilgili yer alan ifadeler şöyle:
Kıbrıs sorunun adil ve kalıcı biçimde çözüme
kavuşturulmasının bölgede güvenlik, istikrar ve refahın
sağlanabilmesi açısından önem arz ettiği; Türkiye'nin,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu
çerçevesinde yürütülmekte olan kapsamlı çözüm müzakerelerini ve bu
bağlamda Kıbrıs Türk tarafının yapıcı
çabalarını desteklediği, çözümün; siyasi eşitlik, iki
kesimlilik ve eşit statüde iki kurucu devlete haiz yeni bir ortaklık
çerçevesinde bulunması, garanti ve ittifak antlaşmalarının
devamı, çözümün hukuki güvenlik ve kesinliğinin teminat altına
alınması, ilgili tüm tarafların sürece zarar verecek
yaklaşımlardan kaçınmaları ve Birleşmiş Milletler
süreci ile parametrelerine sahip çıkmaları gerektiği
vurgulanmıştır.
STAR
KIBRIS 02/07/09
![]()
KKTCde
yaşayan İngilizler Girnede düzenledikleri yaz şenliğinden
elde ettikleri geliri Mehmetçik Vakfına bağışladı.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde yaşayan vatandaş
İngilizler bu yıl 17 Mayısta Girnede ikincisini
düzenlediği; The British Community Summer Fete yaz festivalinden elde
ettiği geliri başta Mehmetçik Vakfı olmak üzere KKTCde faaliyet
gösteren bazı özel eğitim merkezleri ile St. Andrews Anglikan
Kilisesine bağışladı.
St. Andrews Anglikan Kilisesi Papazı Michail Houston ile kilise
Saymanı William Grundy, festival komitesi adına dün sabah Girnedeki
Türk Bankası Çarşı Şubesini ziyaret ederek, Mehmetçik
Vakfına yatırılmak üzere 2 bin 200 TL tutarındaki
bağış çekini banka Müdürü Mehtap Fehmiye teslim etti. St.
Andrews Anglikan Kilisesi Papazı Michail Houston çekin
bağışlanması esnasında basına kısa bir
açıklamada bulundu. Bu arada komite festivalden elde ettiği gelirle
ayrıca Karakum Özel Eğitim Merkezi ile Lefkoşadaki
Sağır ve Dilsizler Okuluna da 2 bin 200er TLlik
bağış yapacak.
SİLAHLI KUVVETLER ÇOK KATKI KOYUYOR
St. Andrews Anglikan Kilisesi Papazı Michail Houston
yaptığı açıklamada, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetinde yaşayan İngilizler ile Kıbrıslı
Türkler arasında yardımlaşma ve kaynaşma sağlamak
amacıyla düzenledikleri yaz festivalinden elde ettikleri geliri Mehmetçik
Vakfı, Karakum Özel Eğitim Merkezi, Lefkoşa Sağır ve
Dilsizler Okulu ile St. Andrews Anglikan Kilisesine
bağışladığını belirtti.
Her yıl geleneksel olarak düzenlemekte olduğumuz festivale Türk
Silahlı Kuvvetleri çok katkı koyuyor diyen Papaz Houston,
yardımlaşma ve kaynaşmayı amaçlayan festivalin,
amacına ulaştığını ve İngilizler ile
Kıbrıs Türkleri arasında var olan yakınlaşmayı
daha da pekiştirdiğini vurguladı.
Karakum Özel Eğitim Merkezi ile Lefkoşa Sağır ve Dilsizler
Okuluna bağışları, okulların kapalı olması
nedeniyle Ağustos ayı sonunda yapacaklarını ifade eden Papaz
Houston, bağışların ilerde de devam edeceğini
sözlerine ekledi
STAR
KIBRIS 02/07/09
Emekli Yüksek
Mahkeme Baş-kanı Taner Erginel, ATAD kararıyla sadece ülkemizde
yaşayan ya-bancılar için tehlike olarak görünen Orams
davasının artık Kıb-rıslı Türkler
açısından da kritik bir süreci getirdiğine işaret etti.
Erginel, Rumların artık Kıbrıslı Türkler aneyhine de
Güney mahkemelerinde dava açmalarının yolunun
açıldığını kaydetti.
Rum yönetiminin iki halk arasında gerginlik yaratılmasını
istemediği için KKTC′deki olaylarla ilgili Rum mahkemelerinde dava
açılmasını engelleyebileceği ihtimalini de dile getiren
Erginel, yine de Rum halkının hukuk önünde böyle bir hakkı
doğduğunun dikkatten kaçırılmaması gerektiğini
belirtti.
Taner Erginel′le
yaptığımız röportajın ikinci kısmını
yayımlı-yoruz.
HALKIN SESİ: ATAD kararının insan haklarını ihlal
ettiğini söylediniz. Bir mahkemenin insan haklarını ihlal etmesi
nasıl olabilir?
Taner Erginel: 21 Aralık 1963′te başlayan çatışmalar sonunda
Kıbrıs iki ayrı egemenlik oluşmuştur. Rum
egemenliğine girmeyi reddeden Kıbrıs Türk halkı kendi
bölgelerinde kendi egemenliği altında yaşamaya
başlamıştır. Egemenlik demek kendi hukukunu oluşturmak
demektir. Dolayısıyla Kıbrıs′ta 1963′ten sonra iki farklı hukuk
oluşmuştur.
Örneğin Kuzeyde bir TV kanalı yayına başlamışsa
iznini Türk yönetiminden almıştır. Bir şirket
kurulmuşsa KKTC yasalarına göre kurulmuştur. Bir mal satın
alınmışsa KKTC yasalarına göre satın
alınmıştır.
Dünyada tüm mahkemeler, kendi devletlerinin yasalarını uygular. KKTC
mahkemeleri kendi yasalarını uyguladığı gibi Rum
mahkemeleri de kendi yasalarını uygulamaktadırlar.
KKTC′deki olaylarda Rum
mahkemelerinin yetkili olacağını söylemek, KKTC
yasalarının dikkate alınmayacağını ve Rum yasalarının
uygulanacağını söylemek demektir. Böyle bir durumda KKTC
yasalarına göre yapılmış tüm işler yasa
dışı olacak, KKTC yasalarına uymaktan başka kusuru
olmayan insanlar suçlu ve borçlu haline gelecektir.
ATAD kararı, KKTC halkının yıllar süren gayretleriyle elde
ettikleri tüm kazanımların ve hakların ortadan
kaldırılması anlamına gelmektedir. Bir halkın
uyguladığı yasaların hem de demokratik seçimlerle iş
başına gelmiş temsilcilerinin yaptığı
yasaların, yıllar sonra geçersiz kabul edilmesi ta-rihte benzeri
görülmemiş bir olaydır. Geçmişe dönük olarak
yapılmış işlemlerin yapılmamış kabul
edilmesi ve kazanılmış hakların yok sayılması
insan haklarının ağır bir şekilde ihlalidir.
Kararın çok olumsuz olduğunu söylüyorsunuz. Fakat önemli olan
kararın halkımıza ne zarar vereceğidir. ATAD kararı
halkımıza pratikte nasıl bir zarar verebilir?
Karar, teorik olarak KKTC′yi tasfiye etmiştir. Kıbrıs Türk
halkının üzerine KKTC′nin sağladığı korumayı, AB ülkeleri
nezdinde kaldırmıştır. Kıbrıs Tük
halkının 1963′ten beri uyguladığı hukuku yok
saymıştır. Kıbrıs Türk halkını AB
ülkelerinde Rum yönetimine tabi hale getirmiştir. Ancak tüm bunlar
Rumların yasal olarak elde ettiği olanaklardır. Uygulamada ne
yapabilecekleri farklı bir konu. Pratikte, nelerin
olabileceğini, yasal durumdan ayrı olarak değerlendirmemiz
gerekir.
Konuya şöyle bakabiliriz: ATAD′ın, Rum yönetimi ve halkının eline çok büyük
bir silah verdiğini düşünebiliriz. ATAD kararından sonra Rumlar
diledikleri Kıbrıslı Türk′ü kendi mahkemelerinde dava edebilecekler
ve aldıkları hükümleri kolaylıkla diğer AB
ülkelerinde kaydettirip icra edebileceklerdir. Davaları, Rum
hükümetinin açabileceği gibi Türklerle anlaşmaz-lığı
olan herhangi bir Rum da açabilecektir. Dolayısıyla ATAD
kararı, Kıbrıslı Türkleri, Rumların tutsağı
haline getiren bir karardır. Ancak acaba Rumlar bu olanaktan yararlanma
yönüne gidebilecekler mi?
Bir kişiye "yasal olarak komşunu dava edebilirsin,
evini elinden alabilirsin, hatta onu hapse attırabilirsin"
diyorsunuz. O size "bu olanağa kavuştuğuma memnunum
ancak yine de bunları yapmak istemem. Yüzüne gülüp onu bahçemde
çalıştırmayı tercih ederim" diyebilir. Rum yönetimi
iki halk arasına gerginlik yaratılmasını istemediği
için KKTC′deki olaylarla ilgili
Rum mahkemelerinde dava açılmasını engelleyebilir, hatta bir
yasa ile dava açılmasını yasaklayabilir. Bu, olayın
pragmatik yönü. Biz olayın hukuk yönü ile ilgileniyo-ruz ve Rumların
uygulamak istemesi halinde Kıbrıs Türklerinin başına ne
gibi felaketler gelebileceğini anlamaya çalışıyoruz.
Hapse atılmadan söz ediyorsunuz. Orams davası bir hukuk davası
değil mi? ATAD kararının hapislikle ne ilgisi olabilir?
Bu konuda kamuoyunda yanlış anlamalar var. Evet, ATAD, Orams
kararını bir hukuk davasında vermiştir. Ancak kararın
ceza davalarına da etkisi olacaktır. Orams davasında
tartışma konusu olan 44/2001 sayılı AB Tüzüğüdür. Bu
tüzük hukuk davalarında bir AB ülkesinde ve-rilen mahkeme hükmünün
diğer AB ülkelerinde icrası konusunu düzenlemektedir. Fakat, ATAD
kararının diğer konulara da yansıması olacaktır. ATAD
Güney Kıbrıs′ın AB′ye katılım anlaşmasına ek 10. Protokolü
yorumlamış ve Güney Kıbrıs mahkemelerinin Kuzeydeki
olaylarda yargı yetkisi olduğuna karar vermiştir. Bu, ceza
davalarını da kapsayabilecek genel bir değerlendirmedir.
Örneğin, Kıbrıslı Türk bir iş adamının bir
Rum işadamı ile anlaşmazlığa düştüğünü
varsa-yalım. Rum işadamı için en kolay çıkış
yolu, Türk′ü suçlayıp AB
ülkelerinde tutuklatmak olacaktır. Böyle bir olasılık Türk
işadamı üzerinde çok büyük bir baskı oluşturacaktır.
Diyelim ki, KKTC′de meydana gelen bir
olayla ilgili, KKTC yasalarına göre suçsuz fakat Rum yasalarına
göre suçlu bir Kıbrıslı Türk, İngiltere′de tutuklandı ve
yargılanmak için Güney Kıbrıs′a götürülmek isteniyor. İlk
başvuracağı kişi bir avukat olacaktır. ATAD
kararından önce bu avukat tutuklanan kişiye "hiç merak etme, AB
yasaları Kuzey Kıbrıs′ta askıya alınmış durumda, KKTC′de meydana gelmiş
bir olay nedeniyle seni tutuklayıp Güney′e götüremezler" diyecekti. ATAD
kararı, avukatın vereceği bu yanıtı değiştirmiştir.
ATAD, 10uncu Protokolü yorumlamış ve "gerçi AB yasaları KKTC′de askıya
alınmış durumda, ancak buna rağmen Rum Yönetimi Kuzeyde egemendir ve Rum mahkemelerinin
Kuzeydeki olaylarda yargı yetkisi vardır" demiştir.
Böylece Avrupai tutuklama emri ile tutuklanan Kıbrıslı Türklerin
öne sürebileceği en önemli savunmayı elinden almıştır.
Bu nedenle Kıbrıslı Türkler Güneye giderek yargılanmaktan
ve kaderine razı olmaktan başka çare bulamayacaktır.
Yarın:
Orams davasında İngiltere mahkemelerinde neler olabilir?
HALKIN
SESI 03/07/09
Talat: İkinci
safha güvenlik ve garantilerden sonra
GARANTÖRLERLE
ORTAK TOPLANTI KONUSU... Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs
müzakerelerinde ikinci safhaya Güvenlik ve Garantiler konusu bittikten sonra
başlayacaklarını düşündüğünü söyledi. Talat, Güvenlik
ve Garantiler konusu görüşülürken Türkiye ile Yunanistandan da nihayette
katılım olacağını ifade ederek, 4lü bir
çalışma olması gerekir; hatta 5li (İngiltere)
toplantı olması gerekiyor. Ancak bu bizim pozisyonumuz, bunun için
herhangi bir karar alınmış değil dedi.
l EKİME
KADAR 9 KEZ GÖRÜŞECEKLER
Talat ve Hristofyas, dünkü
görüşmelerinde Toprak başlığını tamamladı.
Liderler, önümüzdeki 34 aylık görüşme programında da
anlaştı. Programa göre, önümüzdeki haftadan itibaren 2 Ekime kadar 9
görüşme gerçekleştirilecek. Bu dönemde temsilciler görüşmelerle
ilgili çalışmalarını sürdürmek üzere bir araya gelmeyi
sürdürecekler. Ağustos ayının tatil ayı olması
nedeniyle sadece bir görüşme yapılacak.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
müzakerelerinde ikinci safhaya Güvenlik ve Garantiler konusu bittikten sonra
başlayacaklarını düşündüğünü söyledi.
Talat, Güvenlik ve Garantiler konusu görüşülürken
Türkiye ile Yunanistandan da nihayette katılım
olacağını ifade ederek, 4lü bir çalışma olması
gerekir; hatta 5li (İngiltere) toplantı olması gerekiyor. Ancak
bu bizim pozisyonumuz, bunun için herhangi bir karar alınmış
değil dedi.
Toprak konusunda ise Hristofyasla harita üzerine değil
temel ilkeler üzerine konuştuklarını belirten Talat, ilkeler
konusunda bazı farklılıkların olduğunu, bu
farklılıkların da masaya harita, yani kurucu devletlerin
sınırları konusu gündeme geldiğinde kendini
göstereceğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri
çerçevesindeki dünkü görüşmelerinde Toprak
başlığını tamamladı. Liderler, önümüzdeki 3-4
aylık görüşme programında da anlaştı.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye
Brooke Zerihoun, yaklaşık 3.5 saat süren görüşmeden sonra
yaptığı açıklamada, liderlerin yaklaşık 1.5 saat
temsilcilerinin de katıldığı dörtlü bir görüşme
gerçekleştirdiklerini ve daha sonra heyetler arası görüşmeye
geçildiğini belirtti.
Zerihoun, baş başa görüşmede, liderlerin
Yeşilırmak Kapısının açılması
anlaşmasının ardından meydana gelen gelişmeleri ele
aldıklarını söyledi. Zerihoun, görüşmede, önümüzdeki 3-4 ayın
görüşme programının da karara
bağlandığını açıkladı.
Zerihoun, ağustos ayının tatil ayı
olması nedeniyle sadece bir görüşmenin
gerçekleştirileceğini ifade etti. Programa göre önümüzdeki haftadan
itibaren 2 Ekime kadar 9 görüşme gerçekleştirilecek. Bu dönemde
temsilciler görüşmelerle ilgili çalışmalarını
sürdürmek üzere bir araya gelmeyi sürdürecekler.
Zerihoun, liderlerin toprak konusunun ilk okumasını
tamamlamaya karar verdiklerini ve gelecek görüşmenin
yapılacağı tarih olan 9 Temmuzda Güvenlik konusunun
başlayacağını ifade etti.
Zerihounun açıklamasına göre liderlerin görüşme
programı şöyle:
9 Temmuz, 17 Temmuz, 23 Temmuz, 30 Temmuz, 6 Ağustos, 3
Eylül, 10 Eylül ve 17 Eylül, 2 Ekim.
Talat:
Toprak konusunun ilk okuması tamamlandı
Hristofyas ile görüşmesinin ardından basına açıklamada
bulunan Cumhurbaşkanı Talat, dün Toprak konusunu, ilk
görüşlerini ortaya koymak suretiyle tamamladıklarını ve
gelecek haftadan itibaren Güvenlik ve Garantiler
başlığına geçmeye karar verdiklerini söyledi.
Görüşmede Hristofyasla yapacakları toplantıların,
büyük bir aksilik olmaması durumunda ekim ayına kadar olan
programlarını saptadıklarını dile getiren Talat, bunun
dışında Yeşilırmak kapısının nasıl
açılacağı konusunda görüş alışverişinde
bulunduklarını ve temsilcilerini görevlendirdiklerini kaydetti.
Yeşilırmakla
temsilciler ilgilenecek
Cumhurbaşkanı Talat, basın mensuplarının
sorularını yanıtlarken, Yeşilırmak
kapısındaki çalışmaların, temsilcilerinin
görüşmelerine göre hemen başlayacağını,
burasının ara bölge olması dolayısıyla BMnin de rolü
olduğunu, çünkü hem ara bölgede, hem Türk, hem de Rum tarafında
ABnin, finansmanına katkı yapacağı taahhüdünde
bulunduğu tamir edilmesi gereken yol tamiratları bulunduğunu
belirtti. Tüm bunları çok iyi bir hazırlıktan sonra hayata
geçirmek gerektiğini ifade eden Talat, bu yüzden hazırlık
çalışmalarının temsilciler tarafından
başlatılacağını söyledi.
Harita
üzerinde değil temel ilkleri ele aldık
Cumhurbaşkanı Talat, toprak konusundaki bir soru üzerine,
Hristofyasla harita üzerine değil temel ilkeler üzerine
konuştuklarını belirterek, ilkeler konusunda bazı
farklılıkların olduğunu vurguladı.
Talat, bu farklılıkların da masaya harita, yani kurucu
devletlerin sınırları konusu gündeme geldiğinde kendini
göstereceğini belirterek, bunun bir gerçek olduğunu, fakat bunun
dışında görüşmeler çok somut olmadığı için,
aradaki uzaklığın ne ölçüde olduğunun o safhada belli
olacağını söyledi.
Ekimden sonraki sürecin ne olacağının
sorulması üzerine Talat, ekime kadar neyi başaracaklarını
bilemediğini, ama Ağustos ayında 3 haftalık bir ara
verdiklerini, bir de 2 Eylülde Hristofyasın BMnin
açılışı vesilesiyle uzun bir yurtdışı
seyahati olduğunu, başka da aranın
olmadığını dile getirdi.
2.
aşama güvenlik ve garantilerden sonra
Talat, belirlenen takvimde neyin öngörüldüğünün ve ikinci aşamaya
geçilip geçilmeyeceğinin sorulması üzerine şunları söyledi:
Belli bir süre sonra artık ikinci safhaya geçmiş
olacağız, onun için bir takvim yapmadık, sadece görüşme
günlerini saptadık. Dolayısıyla ben ikinci safhaya Güvenlik ve
Garantiler konusu bittikten sonra başlayacağımızı
düşünüyorum. Başka yolu yok ki...
Güvenlik ve Garantiler bittikten sonra tekrara geçtiğimizde
ikinci safha olacak. Bunu da Türk tarafının öngörüsü Temmuz ayı
çıkmadan Güvenlik ve Garantileri bitirmektir. Böylece birinci safha
bitecek ikinci safhaya da Ağustosta geçmiş olacağız.
Garantör
ülkelerle birlikte bir toplantıya karar verilmedi
Talat, Güvenlik ve Garantiler konusu görüşülürken garantör ülkelerin
toplantıya katılıp katılmayacakları sorusu üzerine,
Bu safhada değil, Türkiye ile Yunanistandan da tabii ki nihayette
katılım olacak, 4lü bir çalışma olması gerekir hatta
5li (İngiltere) toplantı olması gerekiyor. Ancak bu bizim
pozisyonumuz, bunun için herhangi bir karar alınmış değil
dedi.
Hristofyas: Harita ne görüşüldü ne de sunuldu
Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, dünkü doğrudan müzakereler
kapsamında Cumhurbaşkanı Talatla yaptığı
görüşmede Toprak konusunda kriterleri ve bu konuyla ilgili
görüşlerini ortaya koyduklarını belirtti.
Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, Başkanlık
binasına dönüşünde yaptığı açıklamada,
tarafların, anlaşılır nedenlerden dolayı
vardıkları uzlaşma çerçevesinde herhangi bir haritanın ne
görüşüldüğünü ne de sunulduğunu söyledi.
Sabırlı olunması yönünde çağrı yapan
Hristofyas, hiçbir şeyin gizlide kalmayacağını, ancak bunun
da her söylenin, her defasında kamuoyuna açıklanacağı
anlamına gelmediğini belirtti.
KIBRIS
03/07/09
Millet KTÖS'teydi
İngiltere'nin Kıbrıs Yüksek
Komiseri Peter Millet KTÖSteydi. 3 Temmuz 2009 Cuma saat 10.30'da
İngiltere'nin Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet ile
sendikamız yetkilileri bir toplantı gerçekleştirerek
karşılıklı görüş alışverişinde
bulundular.
Toplantı başında Kıbrıs Türk
Öğretmenler Sendikası Genel Başkanı Sn. Güven Varoğlu,
Peter Millete sendikamız tarihçesi hakkında kısa bilgi verdi.
Sendika çatısı altında gerek öğretmenler gerekse toplumu
ilgilendiren birçok konunun ciddi bir sorumlulukla tartışılarak
kararlar alındığını ve 1968 yılından beri
Kıbrıs için çok önemli bir kurum olduğunu sözlerine ekledi.
Ayrıca İngiltere ile Kıbrıslı Türklerin
İngilizlerin adayı yönettikleri dönemden kalan tarihi ilişkileri
bulunduğunu ve İngilterede 200 binin üzerinde
Kıbrıslı Türk olduğunu vurguladı.
Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası Genel Sekreteri Sn.
Şener Elcil, Kıbrıs meselesinin çok kritik bir noktada
olduğunu, Mehmet Ali Talat ve Dimitris Hristofiasın iki toplum
liderleri olarak anlaşma ve çözüm yolunda gerçekleştirdikleri
diyaloğu desteklediklerini söyleyerek çok önemli bir konuya da dikkat
çekti. Elcil, Kıbrıslı Türk kavramının ne anlama
geldiğinin sorgulanmasını, ve buradaki Kıbrıslı
nüfusun ne şekilde politik oyunlar sonucunda farklılaştırıldığını
ve kuzeydeki demografik yapının tamamen değiştirildiğinin
farkına varılmasına dikkat çekti.
Konuya ilişkin Peter Millet, çözüm sürecinin her zaman takipçisi ve
destekçisi olduklarını belirtirken, Kıbrısta olabilecek
çözümün adanın ekonomik tabanını da olumlu yönde
etkileyeceğini sözlerine ekledi. Kıbrısın doğu
akdeniz bölgesinde çok önemli bir konumda olduğunu ve AB çerçevesinde
buraya destek olunması gerektiğini vurguladı. Ayrıca,
Kıbrısın birleştirilmesinin İngilterenin bugünkü
çıkarları ile örtüştüğünü, garantör ülke olarak bu yönde
devam eden görüşme sürecine destek olduklarını vurgulayarak
çözüm konusunda iyimser olduklarını belirtti.
Toplantı sonunda Peter Millet, KTÖS ile ilişkilerinin devam etmesi
gerektiğini, bu konuda gerekli hassasiyeti göstereceklerini belirtti.
KIBRIS POSTASI 03/07/09
![]()
İngilterede doğup büyüyen ve Hertfordshire Üniversitesi Hukuk mezunu Kerem Hasan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine yerleştikten sonra, medya ve siyasete olan ilgisinden dolayı STAR KIBRIS MEDYA GRUBUna katılıp, ADA TV İngilizce Servisi ve Star Kıbrıs Medya bünyesinde bulunan haftalık İngilizce Gazetesi olan CYPRUS STAR gazetesinde sub-editörlük yapıyor.
Orams davasının son geldiği aşamayı hem bir hukukçu
gözüyle bakan hemde reel politik gözüyle bakan Hasan, Orams Davasının
son geldiği aşamayı STAR KIBRIS için değerlendirdi:
Avrupa Adalet Divanı (ATAD)ın tartışmalı Orams
Davası kararı su yüzüne çıktıktan sonra, İngiltere
İstinaf Mahkemesinin ne şekilde karar verebileceğini;
davanın siyasi nitelikli olması ve son olarak da bir ATAD
Yargıcının/Hakiminin tarafsızlığını
koruyan Avrupa Birliğinin birinci ve ikinci hukuk statüsündeki
maddelerini değerlendiriyor.
ORAMS DAVASINDAKİ GELİŞMELER
Son günlerde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı ve yurt
dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin yanı
sıra, adada yaşayan İngiliz toplumu da son gelişmeleri
değerlendiriyor, tartışıyorlar. Son haberlere göre,
ATADın Başkanı olan ve Orams davasına da bakan Yargıç
Vasillios Skouris, AB hukukunda olan Tarafsızlık ilkesine ters
davranıp davranmadığı konusunda, ABnin kendi hukuku
incelenerek bir sonuca gitmek mümkündür.
Avrupa Birliğinin bir mahkemenin tarafsızlığı
konusundaki hassaslığı kendi maddelerindeki yüksek niteleyici
standardından da görülebiliyor. Hatta AB hukukuna göre, bir
yargıcının Görevi olan, tarafsızlığın
korunması için duruşmada gereken her türlü önlemin alınması
gerekmektedir.
Yargıç Skourise, 2006 yılında, vefat etmiş ve eski Rum
Lideri Tassos Papadopulus tarafından Beyaz Yaka Makarios III
Nişanı verildiği yönündeki haberler şok etkisi
yarattı. Nedeni ise nişanın veriliş sebebiydi. Nişan,
Kıbrıs Rumlarına onur ve üstün hizmetten dolayı
verilmişti.
Nişanın Orams davasının başlamasından sadece bir
yıl sonra verilmesi ise dikkat çekici nitelikte. Ayrıca, 28
Şubat 2009 tarihinde Yargıç Skouris, yani Orams davasının
ATAD duruşmasının başlayacağı zamandan çok
kısa bir süre önce Güney Kıbrıs Rum tarafını ziyaret
etmesi de tartışılır bir gelişme. Çünkü bu ziyarette,
Kıbrıslı Rum Devlet ve Hükümet yetkilileriyle
görüştüğü biliniyor.
Cumhurbaşkanı Sözcüsü Hasan Erçakıcanın söyledikleri de
oldukça ilgi çekici. 13 Mart 2009 da Kıbrıslı Rum Parlamento
heyeti (Kıbrıs Rum Hukuk İşleri Komitesi) ATADa resmi bir
ziyarette bulunurken, ATAD Yetkilileri yanında Orams davasına bakan
Yargıç Skourisle de temas etti.
TARAFSIZLIĞIN ŞÜPHESİZ OLMASI
Bu olaylar karşısında hukuki olarak sorulması gereken soru,
ATAD yargıcının tarafsız olup
olmadığıdır. ATAD, 1952 yılında, pek çok Avrupa
Birliği kurumuna ev sahipliği yapan Brüksel kentinde değil,
Lüksemburg şehrinde kurulmuştur. Mahkeme, her Avrupa Birliği
üyesi ülkeden bir yargıçtan oluşur ancak, bu üyelerden yalnızca
13ü büyük salonda davalara bakar. Avrupa Birliğini kuran ve birincil
hukuk statüsünde olan Avrupa Toplulukları Anlaşması (European
Communities) (EC)nin 222 Maddesinde, Bir hukuk sözcüsünün görevi olan,
tarafsız ve bağımsız olması. Duruşmada,
mahkemenin verilmiş görevleri tam yerine getirebilmesi için makul
takdimleri yapması gerekmektedir diyor.
Ayrıca, Madde 223 ECdeki yargıçların
tarafsızlığı ile ilgili şu madde
yazılmaktadır: Mahkemenin üye kişilerinin
tarafsızlığı şüphe götürmez nitelikte
olmalıdır (beyond doubt).
İki madde de özellikle tarafsızlık ve bağımsız
olma ilkesini sadece ilke olarak ortaya koymuyor, yargıçlarının,
tarafsız olmaları mükellefiyetini de getiriyor.
Peki, Yargıç Skourisin Kıbrıslı Rumlardan
aldığı üstün nişan ve Skourisin bunu mahkemede
açıklamaması bu maddelere aykırı mı? Evet.
Yargıçlar tarafsız ve bağımsız olmaları
gerekmektedir ve Skourisin ATAD Başkanı olması ve diğer
yargıçlarını da etkileyebileceği yönündeki kuşkular
(yani davanın şüphe duyulmayacak kadar tarafsız
olmasını zedeleyebilecek bulguların olması) Orams
hukukçularının kullanması zorunlu argümanlar oluyor.
ATAD KARARINI DEĞİŞTİREBİLİR
Avrupa Adalet Divanının kararları birinci hukuk
niteliğindedir, ancak birincil hukuk, yine birincil hukukla
değişebiliyor. Geçmişten kalan emsal bazı davalara
bakarsak, ATAD kararı geri çekilip, yerine yeni bir karar üretilebilir.
Örneğin Cafe Hag II davasında, ATAD daha önceki kararını,
yani Cafe Hag Ideki kararını değiştirmekten
kaçınmadı.Bu davada karar prensibinin Yargıç Jacobun fikirleri
doğrultusunda, bir önceki kararını geri çekip, yerine
farklı bir karar vermesi söz konusuydu.
STAR
KIBRIS 03/07/09
![]()
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, dünkü doğrudan müzakereler kapsamında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla yaptığı görüşmede Toprak konusunda kriterleri ve bu konuyla ilgili görüşlerini ortaya koyduklarını belirtti.
Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, Başkanlık binasına
dönüşünde yaptığı açıklamada, tarafların,
anlaşılır nedenlerden dolayı vardıkları
uzlaşma çerçevesinde herhangi bir haritanın ne
görüşüldüğünü ne de sunulduğunu söyledi.
Sabırlı olunması yönünde çağrı yapan Hristofyas,
hiçbir şeyin gizlide kalmayacağını, ancak bunun da her
söylenin, her defasında kamuoyuna açıklanacağı
anlamına gelmediğini belirtti.
STAR
KIBRIS 03/07/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde ikinci safhaya Güvenlik ve Garantiler konusu bittikten sonra başlayacaklarını düşündüğünü söyledi.
Talat, Güvenlik ve Garantiler konusu görüşülürken Türkiye ile Yunanistandan da nihayette katılım olacağını ifade ederek, 4lü bir çalışma olması gerekir; hatta 5li (İngiltere) toplantı olması gerekiyor. Ancak bu bizim pozisyonumuz, bunun için herhangi bir karar alınmış değil dedi.
Toprak konusunda ise Hristofyasla harita üzerine değil temel ilkeler
üzerine konuştuklarını belirten Talat, ilkeler konusunda
bazı farklılıkların olduğunu, bu
farklılıkların da masaya harita, yani kurucu devletlerin
sınırları konusu gündeme geldiğinde kendini göstereceğini
vurguladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyas ile Kıbrıs müzakereleri kapsamında
yaptığı görüşme sonrasında
Cumhurbaşkanlığında basına açıklamalarda
bulundu.
HAFTAYA GÜVENLİK VE GARANTİLER
Talat, dün Toprak konusunu, ilk görüşlerini ortaya koymak suretiyle
tamamladıklarını ve gelecek haftadan itibaren Güvenlik ve
Garantiler başlığına geçmeye karar verdiklerini söyledi.
Görüşmede Hristofyasla yapacakları toplantıların, büyük
bir aksilik olmaması durumunda Ekim ayına kadar olan
programlarını saptadıklarını dile getiren Talat, bunun
dışında Yeşilırmak kapısının nasıl
açılacağı konusunda görüş alışverişinde
bulunduklarını ve temsilcilerini görevlendirdiklerini kaydetti.
YEŞİLIRMAK
Cumhurbaşkanı Talat, basın mensuplarının
sorularını yanıtlarken, Yeşilırmak
kapısındaki çalışmaların, temsilcilerinin
görüşmelerine göre hemen başlayacağını, burasının
ara bölge olması dolayısıyla BMnin de rolü olduğunu, çünkü
hem ara bölgede, hem Türk, hem de Rum tarafında ABnin, finansmanına
katkı yapacağı taahhüdünde bulunduğu tamir edilmesi gereken
yol tamiratları bulunduğunu belirtti. Tüm bunları çok iyi bir
hazırlıktan sonra hayata geçirmek gerektiğini ifade eden Talat,
bu yüzden hazırlık çalışmalarının temsilciler
tarafından başlatılacağını söyledi.
Ekimden sonraki sürecin ne olacağının sorulması üzerine
Talat, Ekime kadar neyi başaracaklarını bilemediğini, ama
Ağustos ayında 3 haftalık bir ara verdiklerini, bir de 2
Eylülde Hristofyasın BMnin açılışı vesilesiyle uzun
bir yurtdışı seyahati olduğunu, başka da aranın
olmadığını dile getirdi.
MÜZAKERELERDE 2. AŞAMA
Talat, belirlenen takvimde neyin öngörüldüğünün ve ikinci aşamaya
geçilip geçilmeyeceğinin sorulması üzerine şunları söyledi:
Belli bir süre sonra artık ikinci safhaya geçmiş olacağız,
onun için bir takvim yapmadık, sadece görüşme günlerini
saptadık. Dolayısıyla ben ikinci safhaya Güvenlik ve
Garantiler konusu bittikten sonra başlayacağımızı
düşünüyorum. Başka yolu yok ki...
Güvenlik ve Garantiler bittikten sonra tekrara geçtiğimizde ikinci safha
olacak. Bunu da Türk tarafının öngörüsü Temmuz ayı çıkmadan
Güvenlik ve Garantileri bitirmektir. Böylece birinci safha bitecek ikinci
safhaya da Ağustosta geçmiş olacağız.
STAR
KIBRIS 03/07/09
Leaders give preliminary views on
territory in tete-a-tete
By Stefanos Evripidou
THE TWO leaders yesterday
talked territory without maps or conclusions, but did reach agreement on the
next nine dates for direct talks until October, with a three-week recess
pencilled in for August.
According to the UNs Special Representative Taye-Brook Zerihoun, President
Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat had an
extended tete-a-tete meeting for one and a half hours yesterday, with the
participation of their representatives, George Iacovou and Ozdil Nami, where
they discussed the Limnitis crossing.
The two then continued to exchange preliminary views on the chapter of
territory without submitting any maps. They have now decided to conclude the
first reading of the territory, said Zerihoun.
The UN representative announced that the two leaders agreed to open discussion
on the security chapter at their next meeting. Agreement was also reached on
the dates of the next nine meetings, which will take place in July 9, 17, 23
and 30, August 6, September 3, 10 and 17 and October 2.
After the talks, Christofias said he agreed with Talat not to exchange maps at
this stage of the discussion on territory as it would only fuel the fire of
speculation at a point when nothing had been decided.
Therefore, I call on the people to remain calm, to know that we support the
principles and interests of both communities, he said, adding that when
discussions move forward, nothing will be kept secret from the public.
Invited to comment on statements made by Swedish Foreign Minister Carl Bildt,
whose country has taken over the EU rotating presidency, Christofias said he
was not about to pick a fight with Bildt. Whatever he had to say would be said
with Bildt and the Swedish Prime Minister.
Christofias said he had no problem with Bildt and the Swedish Presidency not
hiding their sympathy for Turkey, adding this would only become a problem if it
was at the cost of the Cyprus Republic.
Christofias highlighted that Bildt himself stipulated that Turkey had to
implement its obligations and implement the Ankara protocol.
The president said he will call a meeting of the National Council soon to
discuss the parties views on the EUs December evaluation of Turkeys
accession path.
Meanwhile, in an interview with Turkish Cypriot paper Yeni Duzen, Talat was
quoted saying that the two leaders have reached agreement on 80 per cent of the
issues put on the table so far.
The Turkish Cypriot leader expressed optimism, noting that the two leaders have
prepared 30 documents of which 80 per cent are written in black ink, meaning
that they are points of agreement. The red-inked parts represent the views of
the Turkish Cypriot side and the blue those of the Greek Cypriot side.
The aim is to increase the number of documents with black ink, said Talat.
CYPRUS
MAIL 03/07/09
İsveç′in Lefkoşa Büyükelçisi Ingemar
Lindahl, İsveç′in AB Dönem
başkanlığı döneminde hayata geçirmeyi düşündüğü
planları açıkladığı bir basın
toplantısı düzenledi.
Lindahl, AB Dönem Başkanlığının Türkiye′nin AB′ye giriş müzakerelerinin
devamının sağlanması amacında olduğunu ve
genişlemenin AB′ye daha fazla refah,
demokrasi ve istikrar katabilecek en önemli araç olduğunu vurguladı.
Lindahl, kendisine sorulan bir soruya karşılık, Kıbrıs
sorununun çözümünün, Türkiye′nin AB yolunda çok önemli bir engeli ortadan
kaldıracağını; AB′nin de, daha çok, çözümün bulunmasında değil,
varılacak çözümün uygulanmasında teknik destek
sağlayacağını anlattı.
"Kıbrıslılar" için Kıbrıs sorununun
çözümünün yüksek öneme sahip olduğunu söyleyen Lindahl, çözümün uygulanmasında
yardımını esirgemeyecek olan AB′nin, yıl sonuna kadar bir
anlaşmaya varılması halinde muktesebatın "en az
acı verecek şekil-de" uygulanmasını
sağlamayı hedeflediğini kaydetti.
Lindahl, başka bir soruya karşılık da, liderlerin çözüm
üzerinde çok kararlı ve ciddi bir çalışma yürüttüklerini söyledi
ve yaz sonu (sonbaharda) al-ver sürecine girme, 2010 yılında da bir
referandumu "çok yüksek ihtimal" olarak niteledi.
HALKIN SESI 05/07/09
ABD'den Türkiye'ye 'Kıbrıs' desteği
ABD'nin Avrupa ve Avrasya
İlişkilerinden Sorumlu Dışişleri Bakan
Yardımcısı Philip Gordon, "Limanların
açılması sorununun, en iyi biçimde, Kıbrıs sorununa kesin
çözüm bulunmasıyla çözülebileceğini" söyledi.
ABD'nin Avrupa ve Avrasya
İlişkilerinden Sorumlu Dışişleri Bakan
Yardımcısı Philip Gordon, "Limanların
açılması sorununun, en iyi biçimde, Kıbrıs sorununa kesin
çözüm bulunmasıyla çözülebileceğini" söyledi.
Gordon, Atina'da
yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği demeçte, Kıbrıs
sorunu, Türkiye'nin AB perspektifi ve Ege'deki askeri uçuşlara
değindi.
Türk limanlarının
Kıbrıs Rum gemilerine açılması konusunun Türkiye'nin AB
üyelik müzakerelerinde engel teşkil ettiğini belirten Gordon,
"Bu, AB'nin bir konusu olmakla birlikte, ABD'nin de son derece önemle ele
aldığı ciddi bir konudur. Bu sorun, en iyi biçimde,
Kıbrıs sorununa kesin bir çözüm bulunmasıyla çözümlenebilir.
Kıbrıs sorununun yıl sonuna kadar çözümlenmesi limanlar konusunu
da çözecek ve Türkiye'nin AB üyelik müzakereleri de sürdürülebilecek. Eğer
Kıbrıs sorununda çözüm olmazsa limanlar konusundaki
çıkmazın ortadan kalkmasına yardımcı olacak başka
biçimde bir ilerleme kaydedileceğini umuyoruz" diye konuştu.
ABD'nin bu konuda elinden
gelen yardımı yapmaya hazır olduğunu belirten Gordon,
"Limanların açılması konusunun çözümlendiğini görmek
istiyoruz. Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerini birçok ülke gibi biz de
destekliyoruz. Biz bu konuyla doğrudan ilgili değiliz. Ancak
taraflarla konuşabilir ve çeşitli girişimler için
cesaretlendirebiliriz. Taraflar, bu konuda ilerleme kaydedilmesinin ilgililerin
hepsinin çıkarına olacağını
anlamalıdırlar" dedi.
Kıbrıs sorununun
on yıllardır süren zor bir konu olduğunu ifade eden Gordon,
"Çözüm için büyük çabalar ve uzlaşma gerekeceğini" söyledi.
Gordon, "Taraflar
arasında gerçek görüş ayrılıkları var. Ancak açık
fikirli ve çözüm konusunda kararlı olduklarını
kanıtlamış olan iki toplum liderlerinin doğrudan
görüşmelerini görmek cesaret verici" diye konuştu.
Annan planı ile ilgili
soruyu yanıtlayan Gordon, "'Bu planın artık
geçerliliği kalmadığına
inandığını" ifade ederek, "Şu anda
doğrudan görüşmeler sürüyor ve hiç kimse bundan söz etmiyor. ABD,
Annan planını desteklemişti ancak bu 2004
yılındaydı. Annan planı artık masada yok" dedi.
Gordon,
Kıbrıs'taki Türk askeri varlığını
"işgal gücü" olarak görüp görmediğine ilişkin soru
üzerine de "Bu konuyu tartışmanın bir yararı
olmadığını" belirtti ve şöyle konuştu:
"Görülen o ki, ilgili taraflardan kimileri bunu işgal gücü olarak
görüyor. Türkiye ise adada askeri varlık olarak görüyor. Buna ne
diyeceğimizi, ne şekilde tanımlayacağımızı
tartışabiliriz. Ancak adadaki askeri güçlerin azaltılması
iyi olacaktır. Kıbrıs sorununun çözümü, şüphesiz askeri güçlerin
azalmasına yardımcı olacaktır. Bugüne kadar
tartışılan her çözüm şekli, Türk askerinin
azaltılmasını da içeriyordu. Biz de bunu başarmak
istiyoruz. Ancak bu askeri güçleri ne şekilde
tanımlayacağımız konusunda bir tartışmaya
girmenin yararlı olacağını sanmıyorum."
Gordon, Ege'deki
uçuşlarla ilgili olarak da şunları söyledi: "Durumu büyük
bir dikkatle izliyoruz. Ve samimiyetle söyleyeyim, bu bizi rahatsız
ediyor. Bu, eğer devam ederse bir kazaya neden olabilecek tehlikeli bir
durum. Tabii ki gerginlik yaratıyor ancak insan hayatına mal
olabilecek daha kötü bir şey olabilir, hasara yol açabilir ve önemli bir
ilişkiye ciddi şekilde zarar verebilir. Bundan rahatsısız
ve zaten girişimde bulunduk. Her iki ülkeyle ve onların silahlı
kuvvetleriyle yakın ilişkilerimiz var. Ve her ikisinden de
kendilerine hakim olmalarını ve geri adım atmalarını
istiyoruz. Meskun adaların üzerinden uçmak gereksiz bir şey."
Kaçak göçmen konusuna da
soru üzerine değinen Gordon, Türkiye ile Yunanistan arasındaki bu
konudaki anlaşmanın ayrıntılarıyla ilgili bilgi sahibi
olmadığını belirterek, "Sınırların korunması
her ülkenin milli güvenlik konusudur. Bu, Türkiye ile Yunanistan gibi iki
ülkenin çözecek durumda olmaları gereken bir konu" dedi.
hurriyet.com.tr
KIBRIS
POSTASI 05/07/09
BM Hakemlik hazırlığında
Birleşmiş
Milletlerin Kıbrıs sorununun çözümü müzakereleri çerçevesinde iki
taraf arasında mevcut olan görüş ayrılıklarını
gidermek için köprü kurucu öneriler hazırlamakta olduğu iddia
edildi.
Konuyla ilgili iddia Rum
Fileleftheros Gazetesinde yer aldı.
İddiaya göre, BM tarafından görevlendirilen uzmanlar
doğrudan müzakerelerde bugüne kadar ele alınan tüm
başlıklar için köprü kurucu öneriler hazırlıyorlar.
Söz konusu uzmanlar
tarafından hazırlanan öneriler al-ver sürecinde taraflara sunulacak.
BMnin bu
çalışmasının sürece ivme kazandırması
tarafların kendi tezlerindeki ısrarlarını sürdürmemelerine
bağlı.
KIBRIS
POSTASI 05/07/09
![]()
DİSİ Milletvekili Ketty Klerides ile
Kıbrıs Barış Merkezi Başkanı Costas Shammas ADA
TVnin Dispatches programında, Kıbrıs sorunu hakkında
ilginç açıklamalarda bulundu.
DİSİ Milletvekili Ketty Klerides ile Kıbrıs
Barış Merkezi (Peace Centre Cyprus) Başkanı Costas Shammas
ADA TVde yayınlanan ve Kerem Hasanın hazırlayıp
sunduğu Dispatches programında, Kıbrıs sorunu
hakkında çok özel açıklamalarda bulundu
Ketty Klerides Rauf Denktaştan sonra Kuzeyde barış isteyen bir
lider seçildiğini ancak, bu sefer de Güneyde çözüm
karşıtı birisinin koltuğa oturduğunu söyledi.
Ayrıca Kleridesin eşi de olan PCC Başkanı Shammas ise
Kıbrıslı Türkler durup dururken mağdur olmadılar.
Herkes birbirine karşı silahlanmıştı. Ancak
Kıbrıslı Rumlar adada çoğunluktaydı ve
Kıbrıslı Türkleri yok edip, adayı saf Yunan Devletine
dönüştürmek istedi. Önce ENOSIS istediler. Sonra bundan vazgeçerek, ikinci
bağımsız Yunan devletini kovaladılar. Tüm Rumlar bu konuda
hem fikir olmasa da, bu bir plan olarak uygulanmak istendi şeklinde
konuştu.
CPP Başkanı Shammas faaliyetleri hakkında konuşurken, Portalın
iki toplumlu etkinliklere destek verdiğini ve son 17 seneden beri faaliyet
yaptıklarını, barış felsefesini genişletme,
insanlara yaydırmak ve iki toplum ararsındaki teması
sağlamak olduğunu söyledi. Ayrıca web sitelerinin
(www.peace.org.cy) bulunduğunu ve sınırlar kapalıyken yurt
dışında Kıbrıslı Türkleri ve Rumları gruplar
halinde buluşturduklarını anlattı.
Shammas, CPP daha önce UNOPS tarafından destek görüyordu, ara bölgede
bulunan Fullbright Merkezinden de katkı aldı. Şimdi ise Avrupa
Birliğiden destek alıyoruz. Gayemiz iki toplumu ötekileştiren
mantığına karşı hareket edip, herkesin birbirini
anlayabilmesi, dayanışma sağlamaktır. Ancak üyelerimiz
arasında Kıbrıslı Türkler bulunmamaktadır. Biz buna
saygılıyız, çünkü biz Güney Kıbrısta faaliyet
gösteren ve kayıtlı olan bir derneğiz dedi.
Kıbrıs sorunu nedir?
Program sunucusu Kerem Hasanın, Kıbrıs sorunu nedir? Bu
sorunun bu kadar yıl sürmesi ve bir çözüme gidilememesini durduran ne?
Sürüp giden bu sorunu neden bir türlü halledemiyoruz sorusuna cevap veren
Ketty Klerides şunları söyledi:
Bu sorunun çok seviyeleri vardır.
1) İki toplumun ilişkileri.
2) Türkiye ve Yunanistannın (Anavatanların) ilişkileri.
3) Uluslararası toplumun soruna yapmış olduğu etkileri.
Çözüm bulunamamasının bir başka nedeni senkronizeden dolayı
olan etki. Örneğin, Sayın Rauf Denktaş zamanında BM
parametreleri dışında görüşler ortaya koyuyordu. Daha sonra
Kıbrıslı Türkler çözüm yanlısı bir lider getirdi.
Ayrıca Türkiyede Başbakan Recep Tayip Erdoğanın da
Kıbrıs sorunun müzakereler yoluyla hal edilebileceğini söylemesi
olumlu oldu. Ancak bu sefer bizim tarafta benim görüşüme göre çözüm
karşıtı birisi geldi.
Klerides, bir başka soru üzerine, Cumhurbaşkanı Talatı
çözüm yanlısı olarak kabul ettiğini, ancak Sayın
Hristofyasın ve bazı Rum yetkililerin Talatı
katılaştırdığını söylediklerini sorusuna
cevap vererek: Ben bu tür yakıştırmaların iki tarafta da
yapılması hiç de yardımcı olmuyor şeklinde
konuştu.
Yakınlaşma ve güven
İki taraf arasında güven meselesi olup olmadığı
sorusuna cevap veren Katty Klerides:
İki toplum arasında kendilerince haklı ve birbirini suçlama
yarışı içerisindedir. İki taraf da birbirine
karşı suç işledi. İki tarafın kendi hikayesi, kendi
tarihi değerlendirmesi vardır. Aslında temel sorun
buradadır. Belki iki taraf birbirinden özür dilemesi bu durumun
çözülmesine yardımcı olur şeklinde konuştu.
Karşılıklı güven konusuna CPP Başkanı
Shammasta katılarak, Geriye bakmamak lazım. Yeni görüşle
ileriye gitmek lazım. Dünya değişiyor, ancak biz
Kıbrıslılar halen değişmemek için ısrar ediyoruz
dedi.
Kerem Hasanın, Peki geçmişte kalmamamız lazım buna
katılıyorum. Ancak bugüne bakalım. Kıbrıslı
Türklerin görüşü şu 2004te Annan Plan referandumundan sonra
Kıbrıslı Türklere çok sözler verildi. AB izolasyon kalkacak
dedi. Dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan referandum sonucundan sonra
Kıbrıslı Türkler cezalandırılmamalı yorumunu
yaptı. Ama, Kıbrıslı Türkler, siyasi veya ekonomik olmasa
bile, en azından sportif organizasyonlara katılma konusunda çaba
gösterirken, karşılarında hep Kıbrıslı
Rumları buluyorlar. Bu durumda nasıl güvenecekler? sorusunu
cevaplayan Costs Shammas, Yeniden başlamamız lazım. Farklı
değerlendirmeler yapmamız lazım. Böyle devam edebiliriz ve
birbirimizi suçlayabiliriz. Atın üzerinde iki sürücü vardır, biri bir
yana, ötekisi başka yana çekiyor. Tekrar baştan
başlanılması lazım dedi.
Shammas Kıbrıslı Türkler ve hakları konusunda ise
şöyle dedi:
Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türklerin
adına işler yapamaz. Kıbrıslı Türkler, toplu
varlık olarak buradadırlar. Kendi entiteleri olarak hakları
vardır. Yani kişisel değil, toplu varlıktan bahsediyorum.
Rum tarafının da Kıbrıslı Türklere bunu
tanıdıklarını göstermesi gerekir.
Mülk meselesi
DİSİ Milletvekili Ketty Klerides, Mülk meselesinin nasıl hal
edilebileceği sorusuna cevap verirken hiç kimsenin mahkemelerden mahrum
edilemeyeceğini, çünkü bunun bir kişisel hak olduğunu
söyleyerek sözlerine başlarken, buna rağmen mülk sorununun ancak,
kapsamlı müzakereler yoluyla çözülebileceğine dikkat çekti.
CPP Başkanı Shammas, Hasanın, Mahkemelere gitmenin iki halk
arasında sürtüşmeleri artacağı, iki kesimli bir çözüme
nasıl ulaşılabileceği sorusuna, hiç kimsenin mahkeme
yolunun kapatılamayacağını, Kıbrıslı Türklerin
de istediği zaman Güneyde mallarını ayni şekilde
alabileceği cevabını verdi.
Garantörlük meselesi
Klerides, garantiler konusundaki soruya verdiği cevapta ise
şunları söyledi:
Orta yolun bulunması lazım. Kıbrıslı Rumlar, Garanti
anlaşmasını kullanıp Türkiyenin buraya gelmesinden
korkuyor. Her sorunun çözümünün orta yol olduğu gibi, bu konuda da bir
orta yolun bulunması lazım. Unutmamalıdır ki
Kıbrıs bir AB ülkesidir, dolaysıyla garantörlüklerin ne kadar
ihtiyaç olduğu konusunda tartışılması lazım.
Tarihi incelerken
CPP Başkanı Costas Shammas ise başka bir soruya cevap verirken,
1963-74ü anlatırken iki toplumun birbirine siper
aldığını, iki tarafın da suçlu olduğunu iddia
ederek şunları söyledi: Kıbrıslı Türkler durup
dururken mağdur olmamışlardı. Herkes birbirine
karşı silahlanmıştı. Ancak Kıbrıslı
Rumlar adada çoğunluktaydı ve Kıbrıslı Türkleri yok
edip, adayı saf Yunan Devletine dönüştürmek istedi. Önce
Yunanistanla birleşme istediler. Sonra bundan dönerek bir başka
bağımsız Yunan devleti istendi. Bütün Kıbrıslı
Rumlar buna hem fikir olmasa da, bu, bir plan olarak uygulandı.
Klerides, 2010 referandum söylemlerine ise Çözüm sürecine
Kıbrıslı Rumların kuşkulu ve inançsız
baktığını, çünkü bu kadar kısa sürede bir çözümün
ulaşılabileceğine inanmıyorlar yorumunu yaptı.
STAR
KIBRIS 05/07/09
![]()
Oshan SABIRLI
Kıbrıs'ın 30 yıllık bölünmüşlüğe son vermek
amacıyla, 24 Nisan 2004 tarihinde, Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın hazırladığı ANNAN Planı
adadın iki kesiminde de oylandı. Eski başbakan ve Cumhuriyetçi
Türk Partisi Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer Referandumun 24 saatini
anlattı.
ADA: 2004 - Annan Planı referandumun önemi nedir?
Ferdi Sabit Soyer (FSS): Kıbrıs'ta ilk kez tüm uluslararası
kamuoyu, ülkenin geleceğiyle ilgili söz söyleme hakkına ehil, yetkili
bir halk olduğunu gördü. BM temelinde ve tüm uluslararası hukuk
temelinde ilk kez böyle bir özelliğe sahip olduğunu uluslararası
devletlere de göstermiş oldu.
Referandum sürecinde en çok Papadopoulos gözyaşlarıyla
hatıralarda kalmadı mı ?
ADA: Papadopoulos ağladı, bizim tarafta ise Denktaş
ağladı. Sayın Hristofyasın bana söylediği bir söz
var. Papadopoulos çok ağladı ve halkı çok etkiledi. Bende ona
dedim ki ' Sayın Denktaş'ta ağladı. Hem de hüngür hüngür
ağladı. Gözünden yaşlar aktı'. İnsani bir durumdur
kabul ediyorum. Çünkü her ikisinin de inandığı bir dava
vardı. Bu, inandığı davanın
farklılaşacağına dair atmosferde hissettiren bir
duygusallıktır. Ama barışçı insanlar, akan
gözyaşlarının akıntısı içerisinde sürüklenip
gitmez. Bunun tersine, barışa hizmet edecek bir noktaya
döndürülmesine katkı sağlar. Sayın Denktaş
ağladı, sayın Papadopoulos ta ağladı. Birbirinden
farklı iki tezleri vardı. Kıbrıs Türk tarafından kabul
edilen değer, Sayın Denktaş'ın hayatı boyunca verdiği
efordan farklıydı. Duygusallığını sağlayan
nokta buydu. Papadopoulosun ulaştığı noktada da buydu.
Kendi elindeki, bütün hayatı boyunca oluşturduğu ve etnik
olarak, Kıbrıs Rum kimliğinin hâkim olduğu bir Cumhuriyet
olgusunun, eşitlik temelinde bir federasyona dönmemesine dair endişeden
ötürü gözyaşları aktı.
Kıbrıs Türkleri saygı duydu
FSS: Kıbrıs Rum halkı, o gözyaşlarında boğuldu.
Kıbrıs Türk halkı ise Denktaşın o
gözyaşlarına saygı duydu. Ancak gelecek için eşitlik
temelinde bir çözüme evet dedi. Benim için çok zor oldu. Neden çok zor oldu
çünkü bu bir referandumdu. İnsanların katılımı çok
önemliydi. Bu siyasal parti seçiminden çok farklıydı.
ADA: Referandum sürecinin o 24 saatlik bölümünü anlatırken neler
söylersiniz?
FSS: 1 gün değil, 2 gün öncesine dönelim. Lefkoşada evet mitingi
düzenlendi. O gün CTP'nin günüydü. normal siyasal partiler çerçevesinde. Önce
buna karar verdik ve tüm siyasi partileri oraya davet ettik. Sivil toplum
örgütlerini davet ettik. Bu yeni bir durumdu. Sayın Talat konuştu,
BDH yetkilileri konuştu, Akıncı, Ramiz Manyera, Ertuğrul
Hasipoğlu konuştu, ben konuştum. O meydanda, değişik
siyasi partilere konuştuk. Orada farklı sivil toplum örgütleri,
toplumda farklı konumlar içerisinde olanlarla toplanıldı. 10
binlerce insan orada toplandı. Böyle bir şeyi organize etmek büyük
bir iştir. Mitingimizde herhangi bir kaos olmaması, trafiğin
aksamamsı, öfkeli evet veya hayır diyen insanların birbirine
girmemesi için kendi parti üyelerimizle birlikte, olağanüstü güvenlik
tedbirleri aldık. Her bir noktaya partili görevliler yerleştirdik.
Değişik insanları bir anlamda sakinleştirmek, demokratik
bir çerçevede bu olayın gerçekleşebilmesi için görev ifşa
etmeleri için müthiş bir organizasyon yaptık. Bu çok zor, çok
yorucuydu. Ama başardık yüzümüzün akıyla çıktık.
Tek taş atılmadı
Bunun 600 metre uzağında yine büyük ve öfkeli bir şekilde
hayır denmesini öngören bir başka miting vardı. Ayni anda on
binlerce insan, iki uç noktada, Lefkoşada idi. Ne bir cam
kırıldı, ne bir taş atıldı. Ne bir yumruk
yapıldı. Hatta evet ve/veya hayır mitingine gelen insanlar ayni
arabayla köylerine geri gittiler. Böylesine güzel ve demokratik olgunluğu
da Kıbrıs Türkü yaşadı ve dünyaya kanıtladı. Bu
son derece önemlidir.
Ertesi gün bu işi sabah namazından itibaren oy vermeye yönelik
ilişkilere girdik. Değişik siyasi parti, güçler, onların
temasta olduğu insanların harekete geçirilmesi
Seçim günü ise
sandıkları dolaşmak, sandık görevlilerine gerekli
katkıyı yapmak için çalıştık. Sandığa
gitmeyenleri sandığa gitmeleri için ikna etmek adına büyük bir
organizasyonun içerisinde olduk.
İnsanlar Saraya yürümek istedi
Ada: Referandum gecesi neler yaptınız?
FSS: Seçim gecesi, 24 Nisan gecesi yaşadığım hadise,
hayatım boyunca unutamayacağım bir hadisedir.
İnsanların bir yüzü gülüyor, yüzlerinin diğer yarısı
ile de ağlıyorlardı. İnsanlar Girne kapısına
gelmeye başladı. İnsanlar, yüzde 65lik bir sevinci
yaşıyordu. Güney hayır diyordu, işte tam bu esnada
Sayın Denktaş televizyona çıktı ve 'Evet demedikleri için,
Allah Rumlardan razı olsun... Hayır dedikleri için Allah Rumlardan
razı olsun' dedi. Bunu işiten insanlar adanın dört bir
tarafında Lefkoşaya gelmeye devam etti. Girne Kapısına
gelen o insanlar, derin bir infial ve kontrol dışı bir öfkeye
kapıldılar. İnanılmaz bir şeydi. Bu öyle bir öfke ki
inanılması güçtü. Bu insanlar toplanıp, saraya yürümek
istiyordu.
Hayatımda karşılaştığım en zor gecedir
Nasıl ki meclis basıldı, halkta saraya yürüyüp, bir taraf girip,
diğer tarafından çıkmak istiyordu. İşte o anda, o
meydanda bulunan bütün partili arkadaşlarımızı örgütlendi.
Süratle, ani olarak insan zincirleri oluşturduk. O insan zincirleriyle o
öfkeli kalabalığın, Cumhurbaşkanlığı
sarayına yürüyüp tahrip etmemesi için sağı solu
yıkmaması için, büyük bir efor harcadık. O kalabalık bizim
arkadaşlarımızı dövmeye kalktı. Engel olmayın
bize diye... Orada harcadığımız emek, inanılmaz bir
emekti. O akşam, o anda portatif bir hoparlör buldum. Ve o portatif
hoparlörle, hisardan hisara koşarak, yüksek yerlere çıkarak, o öfkeli
kitleye, İnönü Meydanının mücahitler sitesi tarafına
yönlendirmek istedim. Sarayönüne yürüyüşü durdurabilmeye
çalıştık. O sürede, arabasına binen herkes, akın
akın Lefkoşa'ya geliyordu. Biz eğer bunları
yapmamış olsaydık, çok büyük hadiseler çıkacaktı. O
gece benim hayatımda karşılaştım en zor gecedir. Bir
taraftan üzülüyorum, bir taraftan ise halkımızın irade
göstermesini olgu koymasını, halkımızın kendisini
dünyaya halk olarak göstermesini ve eşitlik temelindeki bir çözümün
tarafı olma iradesinin mutluluğunu yaşıyorum. Diğer
yandan bu söz üzerine öfkelenen büyük ölçüde tepki içerisine,
Cumhurbaşkanlığına yüründü. Hayatımda hiç bu kadar
yorulmadım. Ani olarak hareket ettik ve daha sonrasında da
arkadaşlarımla gurur duydum.
Bira içtik ve ağladık
ADA: Referandum gecesi başka ne yaptınız?
FSS: Tüm bu olaylar yatıştıktan ve herkes dağıldıktan
sonra, alanda görev yapan tüm arkadaşlarla parti binasına gittik.
Orada hep beraber ağladık. Birer bira içtik ve gece
yarısına doğru ağladık. Neden mi? Çünkü içimiz
boşaldı. Tümümüz içimizi boşalttık. Orada, kendi kendimize,
biz bu yolu yürümeye devam edeceğiz dedik. Kıbrıs Türkünü,
eşitlik temelinde, dünyanın ve Avrupanın tarafı
yapacağız dedik. Şu anda biz kazandık, geçmişten
gelen süreçle ve güneydeki bağnazlık nedeniyle kaybettik. Bunun
sonuçları olacak. Bu sonuçlardan asla geri çekilmeyeceğiz. Pilavdan
dönenin kaşığı kırılsın. Eşit olarak
Kıbrıslı Türkleri AB'nin parçası yapmak için yola devam. O
gece parti binasından saat 5 buçukta ayrıldık. O gün bugündür arkadaşlarımın
o kararlılığını görüp bundan mutluluk duyuyorum. Bu da
benim için çok unutulmazdır.
STAR
KIBRIS 05/07/09
![]()
AB Dönem Başkanlığını devralan
İsveçin, Kıbrıs sorunuyla ilgili özel temsilci atama niyeti
olduğu bildirildi.
AB Dönem Başkanlığını devralan İsveçin,
Kıbrıs sorunuyla ilgili özel temsilci atama niyeti olduğu
bildirildi. Fileleftheros gazetesi, Özel Temsilciyle İlgili
Görüşler... Dışişleri Bakanı Bildt, Lindahlı
Atama Niyeti Konusunda Lefkoşayı Bilgilendirdi
başlıklarıyla okuyucuya sunduğu haberinde, AB Dönem
Başkanlığını devralan İsveçin; Kıbrıs
sorunuyla ilgili özel temsilci atama niyeti olduğunu savundu.
Gazete, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildtin;
İsveçin Kıbrıstaki Büyükelçisi İngemar Lindahlı
Kıbrıs sorunuyla ilgili özel temsilci pozisyonuna atama niyeti
hakkında, hali hazırda Rum hükümetini bilgilendirdiğini de öne
sürdü.
Bunun gerçekleşmesinin Kıbrısta görev yapan İsveç
büyükelçisinin hali hazırda oynuyor olduğu rolü yükselteceğini kaydeden
gazete, İsveç Başkanlığının özel temsilci
atamasının; İsveçin ne Kıbrıs sorununun çözüm
çabalarına ilişkin ne rolünü, ne de müdahale derecesini
değiştirmesinin beklenmediğini yazdı.
STAR
KIBRIS 05/07/09
![]()
AKEL, DİKO ve EDEK parti yetkilileri önceki gün
yaptıkları açıklamalarda, garantiler konusunda 5li
konferansı kabul etmelerinin söz konusu olmadığını
açıkladı.
Güney Kıbrısın önde gelen partileri Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın, garantiler konusunda 5li konferans
yapılması gerektiği şeklindeki sözlerine atfen, böyle bir
konferansı kabul etmelerinin söz konusu olmadığını
açıkladılar.
Haravginin haberine göre AKEL, DİKO ve EDEK parti yetkilileri önceki gün
yaptıkları açıklamalarda, 5li konferansı kabul etmelerinin
söz konusu olmadığını vurguladılar.
Habere göre AKEL Basın Sözcüsü Stavros Evagoru açıklamasında,
AKELin 5li konferans konusundaki görüşlerinin eskinden beri
bilindiğini, bunu kabul edemeyeceklerini ifade etti. Evagoru,
Kıbrıs sorununun çözümünün Birleşmiş Milletler çerçevesinde
ve himayesinde kalması taraftarı olduklarını belirterek
konunun henüz doğrudan müzakerelerde ele
alınmadığını, Talatın müzakere masasına ne
sunacağını görmeden konuşmamak gerektiğini söyledi.
Gazete, DİKO ve Rum Meclisi Başkanı Marios Karoyan ile EDEK
Başkanı Yannakis Omirunun da dün yaptıkları
açıklamalarda, gerek Güney Kıbrıs gerek Yunanistanın 5li
konferans gerçekleştirilmesi düşüncesine karşı
olduklarını söylediklerini yazdı. Karoyan ve Omiru, Güney
Kıbrısın bu görüşünün değişmesinin de söz konusu
olmayacağını ifade ettiler.
Öte yandan Fileleftheros, Türkiyenin, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs
Özel Danışmanı Aleksander Downer
aracılığıyla gerek BMye gerek Güney Kıbrısa,
garantörlük sisteminden vazgeçilmesinin söz konusu olmadığı
mesajını ilettiğini yazdı.
Gazete, Downerin Türk yetkilileriyle temaslarında, garantiler ve çözümden
sonra adada Türk askerinin bulunmasının Türkiye için
kırmızıçizgi teşkil ettiği mesajını
aldığını ve bunu gerek BM gerek Rum yetkililere
ilettiğini kaydetti.
Haberde ayrıca, diğer garantör ülkeler olan Yunanistan ve
İngilterenin ise, AB üyesi bir ülke olan sözde Kıbrıs
Cumhuriyetinin başka bir devletin garantörlüğüne ihtiyacı
bulunmadığı ve garantilerin gerekli olmadığı
görüşünü taşıdıkları iddia edildi
STAR
KIBRIS 05/07/09
Questioning the stereotypical
version of the islands history
By Charles Charalambous
The threat of a jail
sentence and heavy fine made against journalist and writer Makarios Drousiotis
made last week by a State Archivist raises a number of fundamental questions
regarding the way Cyprus past is dealt with in todays society )
ALTHOUGH there is a growing discussion among academics both in Cyprus and
abroad about how the islands history is recorded and recounted addressing
questions of collective memory, identity and nationalism and how social
history compares with the official version, this discussion rarely finds its
way into the mainstream media or public debate.
The threat by archivist Efrosyni Parparinou was made in a June 22 letter June,
based on the allegation that Dhroushiotis had certain public documents and
quoted them in his latest book, Two attempts and a murder: the Greek Junta and
Cyprus, 1967-1970.
Among other things, the book deals with the murder in 1970 of former EOKA
fighter and Interior Minister Polycarpos Yiorkadjis. Drousiotis told the Sunday
Mail that the Polycarpos Yiorkadjis Foundation had complained to Phileleftheros
newspaper on Saturday, June 20 and by the Monday the state archivists letter
was delivered to him by hand.
As far as Drousiotis is concerned, the State Archive should be a tool for
learning our history, but it has neither the infrastructure nor the staff to
fulfil this mission nor in fact the willingness to carry it out.
He referred to his own experience of asking for the official transcript of a
trial which had been open to the public, but which some quarters would view as
politically sensitive. The archivist found the file, but told me that official
approval would be needed before it could be released, he said. Two weeks later
he was told that access had been denied.
Drousiotis said: Hiding things away for 200 years until their value is simply
archaeological and only then releasing them is that their mission?
There is also the question of what makes it into the State Archive. Speaking at
the launch of Drousiotis book last month, former Attorney General Alecos
Markides said that archives have been maintained at the Presidential Palace
over the years, but for example Presidents Spyros Kyprianou and Glafcos
Clerides took their archives with them at the end of their terms in office. He
said that President Tassos Papadopoulos was the first to insist that papers
were archived in duplicate, allowing at least one copy to remain permanently
available.
Asked about the publics level of awareness of important questions and events
in the islands modern history, Drousiotis said that despite his belief that
there is a public appetite for the full facts, a stereotypical version of
history prevails. Reference to history starts with EOKA, makes a brief stop
at 1960 and independence, then there is a blackout until 1974, and history
resumes from the July 1974 coup and invasion, he said.
Dhroushiotis view is supported by a item entitled Lessons in Cypriot history
transmitted by the award-winning Neoi Fakeloi (New Files) programme on Greek
channel Skai TV in March 2009. The item showed the different approaches to
teaching history in schools in the north and south of the island. One part
showed a class of Greek Cypriot primary school children being taught during the
regular Then Xehno (I dont forget) hour, which was introduced into the
official curriculum shortly after the 1974 invasion.
The teacher is shown giving a short historical overview, beginning with Cyprus
formal independence in 1960, when joy, peace and progress prevailed, and then
immediately moving on to 1974. What just happened, reporter Katerina
Lomvardea said in her commentary, is that the teacher has just skipped 14
whole years of Cypriot history, arriving at the invasion of 20 July 1974, which
is presented as being a bolt out of the blue. She went on: The children, who
just previously were being told they should love the Turkish Cypriots, suddenly
see them as the cause of all of Cyprus hurt. Exactly the same is repeated in
[the standard text] The History of Cyprus, taught at secondary school level.
The 14 most critical years of the course of the Cyprus problem are covered in
just two out of the books 120 pages.
In Drousiotis view, an extremely conservative attitude is being exercised by
a political elite which controls the education system and the media, only
letting through what it approves of, and condemning any dissenting view as
treacherous or unpatriotic.
Historians would argue that the official version of our past facilitates the
way the current political process operates, and therefore will determine our
future to a significant extent unless that version is challenged.
History is always a political tool, Dhroushiotis said. The issue is for
people to ask the difficult questions, to debate and to argue while allowing
for alternative views, in order to have a real sense of their own history.
n The Skai TV report can be accessed at
http://www.skai.gr/player/tv/?mmid=25439
CYPRUS
MAIL 05/07/09
Can you imagine Cyprus holding the
Presidency of the EU with this nonsense going on?
By Nathan Morley
In an exclusive interview
with the Sunday Mail, British peer Lord Jones of Cheltenham tells of how the
powerlessness of those caught in the title deed trap prompted him to act in the
House of Lords. )
IT WAS a question from a British peer that exposed legislation to fix the much
hyped title deeds saga was a fantasy.
A month later the same man shot another broadside when he publicly warned that
buying a house in Cyprus was a risky endeavour and called for the closure of
Cypriot developers in the UK.
Since being rocketed in the local news headlines, Lord Jones of Cheltenham has
declined to speak to the media, but in a rare interview this week, he told of
how he became involved in the Cyprus property quagmire.
I received a stream of letters and emails from UK citizens who had been caught
in the trap. It struck me as (a) unjust and (b) an ideal issue for the House of
Lords to mull over. My file of cases grows by the week. I am unable to take up
individual cases as that is the job of the person's own MP and lawyer, he
said.
It was his call last month for the British government to shut down the UK
offices of Cypriot companies selling property and to impose a ban on the
promotion of Cyprus property at overseas property exhibitions in the UK; that
caused a considerable stir in Cyprus. However, he admitted, he never expected
such proposals to be adopted.
If it has concentrated the minds of good, honest property businesses in Cyprus
to put pressure on their own government to sort out the mess, then it might
have achieved something. Under European competition law, the idea of shutting
business is almost certainly anti-competitive and therefore illegal. No doubt
that is why the UK Government has turned down the idea.
In the event, the British government said they would not take any steps to
close down offices of Cypriot companies or ban the promotion of Cyprus property
at exhibitions unless they received evidence of illegal behaviour.
With British and European politicians lining up to condemn the Cyprus
governments lack of action on the deeds fiasco, Lord Jones is happy to offer
advice to the government in Nicosia.
There are two issues. First, pass a piece of legislation obliging title deeds
to be passed over on completion of new property sales. This ought to be
relative straightforward as no retrospection is involved.
Second, ban the use of title deeds for properties already sold to someone else
to raise loans for further developments (or any other purpose). Again this
should be relatively straightforward.
Third, use whatever powers they currently have to force handover of deeds for
sales which have happened already - including European competition law.
I understand a fee is payable to the Cypriot government every time deeds are
handed over, so there is a financial incentive for them to act. If additional
legislation is necessary, I'm sure property lawyers can advise.
Jones added that with potential buyers and EU governments increasing aware of
the problem the state should be busily working on a fix.
If it is not sorted out, the advice to UK citizens and other Europeans will
become stronger to have nothing to do with the property sector in Cyprus. I
know that recently elected MEPs are onto the case in the European Parliament.
There is therefore some urgency in sorting out the mess. Can you imagine Cyprus
holding the Presidency of the EU with this nonsense going on?
With many developers criticising his recent questions to the Upper House, Jones
had a simple, but blunt message for them.
I have every sympathy with good, honest property companies who have done
nothing wrong. They probably felt a bit bruised by the questions and I'm sorry
for that. My real target is the rogues who are damaging the image of the
industry for everyone else. My message to them is Clean up your act!
Currently, the title deeds to more than 100,000 properties have still not been
received by their owners, 30,000 of them non-Cypriot, with little sign that any
new fix is in the pipeline.
CYPRUS
MAIL 05/07/09