Çelepis: Talat Denktaş gibi değil

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın yakın çalışma arkadaşlarından, Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakere grubu üyelerinden ve uluslararası ilişkiler uzmanı Tumazos Çelepis, Rum tarafında yayımlanan Alithia gazetesine verdiği demeçte,  “Eğer bir barikatı açamıyorsak, Kıbrıs sorununu çözebileceğimize dair insanları nasıl ikna edeceğiz peki?” diye  konuştu.

Yeşilırmak barikatının ne oranda açılıp açılmayacağı konusunda kesin bir yanıt veremeyeceğini söyleyen Çelepis, son zamanlarda meydana gelen olayların kendilerini biraz temkinli yapması gerektiğini belirtti.
Çelepis sözlerinin devamında, “Eğer herhangi beklenmedik bir şey ve Türk tarafından yeni bir talep ortaya çıkmazsa, o halde, evet, barikatın açılmasına yakın olduğumuzu söyleyebilirim” ifadelerini kullandı.

Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olarak ise Çelepis, çabalarının “taksimi ve işgali” ortadan kaldırmak, ayrıca tüm göçmenlerin haklarının, temel özgürlüklerin...  güvence altına alınması olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, I. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş gibi olmadığını söylemesinin mümkün olduğunu belirten Çelepis, Talat ile Hristofyas arasında yürütülen müzakerelerde sözü edilmeye değer görüş birliklerine varıldığına işaret etti.

Yargı erki ve çıkmazlar mekanizması konularında hem fikir olunduğunu, öte yandan federal yetkilerin güçlendirilmesiyle yetkiler konusunda “büyük” görüş birliğine varıldığını dile getiren Çelepis, bir sürü başka konuda da fikir birliğine varıldığını ifade etti.

Varılan görüş birliklerinin yanında, ciddi anlaşmazlıklar bulunduğunu da kaydeden Çelepis, Cumhurbaşkanı Talat’ın, Denktaş zamanında yapılması mümkün olmayan işler yaptığını, fakat yine de Kıbrıs sorununun çözümüne yakın olunduğunu söyleyemeyeceğini belirtti.

KIBRIS POSTASI 21/06/09

'Ankara'nın 'Kıbrıs'ı tanımayışı kabul edilemez'

Avrupa Parlamentosu'ndaki en önemli Seçim malzemesinin Türkiye olduğu, AB Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü'nün internet sitesinde yer alan bir makaleyle ortaya konuldu. Makalede, "Sönük Avrupa seçimlerinde heyecanı yükseltmenin en iyi yolu nedir? Yanıt: Türkiye" denilirken, Avrupalıların Türkiye'ye "fırsat" değil "korku" penceresinden baktıkları belirtildi.

Der Spiegel dergisinin İstanbul temsilcisi Daniel Steinvorth Avrupa Birliği Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü internet sitesine "AB Seçimleri ve Türkiye" başlıklı bir makale yazdı. Steinvorth kendi görüşlerini aktardığı makalesinde "Sönük Avrupa seçimlerinde heyecanı yükseltmenin en iyi yolu nedir? Yanıt: Türkiye" ifadesini kullandı ve "Son haftalarda Ankara'nın AB'ye olanaklı(sız) girişinden daha baskın bir tartışma olmadı" dedi.

Türkiye'nin AB'ye girmesine sadece sağ politikacıların değil sokaktaki insanın da karşı çıktığını belirten Veinvorth şöyle devam etti:

"AB vatandaşlarının üçte biri Türkiye'nin üye olmasını istiyor. Türkiye'nin AB'ye girişini çoğunluk olarak kabul edenler 27 AB ülkesinden sadece dördünde, Romanya, Bulgaristan, Portekiz ve İsveç'te bulunuyor. Almanya'da bunu sadece yüzde 17.1 onaylarken Avusturya'da rakam yüzde 5.6 düzeyinde bulunuyor. Türkiye'nin AB'yle entegrasyonunun siyasi vizyonu bir süredir Avrupalıların çoğunluğunun uzun süredir hararetle tartıştığı bir konu olmanın dışında kaldı. Avrupalıların Türkiye düşüncesi fırsat duygusuyla değil korkularla karakterize olmuştu: Göçmen korkusu, hayat tarzları üzerinde tehditlere ilişkin korkular ve İslam'dan duyulan korku.

Bu tip şeyler tüm Seçim kampanyalarına verilen "hediyelerdir'. Türkiye için AB'ye tam üyelik, çok uzak bir gelecek için önerilmiş durumdadır."

-"TÜRKİYE'NİN YAPTIKLARINDAN BAZILARI KABUL EDİLEMEZ"-

Makalede Türkiye'nin on yıldır aday ülke statüsünden yararlandığı, Brüksel ile müzakereleri son dört yıldır sürdürdüğü belirtilirken, "Uzlaşma sinyalleri şu anda seyrek. Komisyon için hazırlanan bir "iç' rapora göre, geçen yıl Türkiye yalnızca "sınırlı ilerleme' gerçekleştirdi. Rapor aynı zamanda Ankara'nın kararlarından bazılarının kesinlikle kabul edilemez olduğunu belirtti. Eleştiriler ifade özgürlüğü, insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanlarında reform adımlarının ağır atılmasına yönelik yapılmıştı. Fakat Ankara'nın Kıbrıs'ı bir AB üyesi olarak tanımayı reddetmesi ve Ankara ile Brüksel arasındaki anlaşmaların tüm yeni AB üyelerini kapsaması ortamı bozmuştu. Şayet Almanya ve Fransa gibi büyük AB ülkeleri kendi yollarında giderse Türkiye'nin zahmetli üyeliği çok geç değil ama yakın zamanda "ebedi uykusuna yatabilir' ve "imtiyazlı ortaklık' denilen teselli mükafatıyla yer değiştirebilir" denildi.

-Erdoğan, Hüsnü Mübarek'TEN DAHA BAŞARILI OLDU-

Türkiye'nin AB'ye katılımına daha sert karşı çıkıldıkça, Türkiye'nin İslam ve Arap dünyasıyla Kafkaslar ve Orta Asya'da daha fazla yoğun ilişkilere yönelmesi, bunun da Avrupa açısından sonuçları bulunması olasılıklarının sonuçta Türkiye'yi Avrupa için daha değerli kıldığı yorumu yapılan makalede, Gazze savaşında, Erdoğan'ın Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek gibi bazı eski Yakın Doğu "veteranlarından' (tecrübeli kişiler) daha fazla şey başardığı söylenmişti" denildi.

Temel sorunun AB'yle arası bozulup müzakereler koptuğu taktirde Tükiye'yle ilişkilerin nasıl iyi tutulacağı olduğu belirtilen makalede şu görüşler savunuldu:

"Bir başka soru da Avrupa ve Türkiye'nin şu anda birbirinden ne kadar uzakta olduğudur. Yeni bir ankete göre Türkler arasında AB'nin popülerliği yeniden arttı ve yüzde 57'ye ulaştı. Bir yıl önce bu oran yüzde 30 düzeyindeydi. Fakat aynı zamanda ankete katılanların çoğunluğu Birliğin gerçek amacının ülkeyi bölmek ve nihai amacının ise Hristiyanlığı yaymak olduğunu düşünüyor. Buna en azından şizofrenik denilebilir, fakat Avrupalılar ve Türkler arasındaki ilişkinin zor psikolojisini ortaya koyuyor."
ANKA
KIBRIS POSTASI 21/06/09

Barroso Talat'la görüşecek

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’nun önümüzdeki hafta yapacağı Kıbrıs ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la yemekte bir araya geleceği, ayrıca Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı makamında ziyaret edeceği açıklandı.

BRT’nin Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy’a dayandırdığı haberine göre 24 Haziran’da adaya gelecek olan Barroso, 25 Haziran sabah saat 10.30’da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı makamında ziyaret edecek...

Talat ile Barroso arasında 1 saatlik bir görüşme öngörülüyor...

Aynı gün saat 13.00’te ise Barroso’nun daveti üzerine, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Lider Dimitris Hristofyas, Ara Bölge’de Şato Restaurant’ta bir araya gelecek.
brt
KIBRIS POSTASI 21/06/09

YUNANCA BİLMEYENE ‘SERBESTLİK’ YOK

KEREM HASAN

Kıbrıs Rum Yönetimi İçişleri Bakanlığı çok tartışılacak bir yasa tasarı daha ortaya attı. Rum İçişleri Bakanlığı tasarıyla, Güney Kıbrıs’ta yaşayan yabancıların serbestlik için müracaatta bulunmaları halinde Yunan dili ve Kıbrıs kültürü sınavına sokulmasını istiyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı olduğunu ileri süren Rum Yönetimi, söz konusu yasarıyla Cumhuriyet Anayasası’nda bulunan resmi dillerden olan Türkçe’yi bir kez daha göz ardı ediyor.

Rum yetkililer, bu uygulamanın Kıbrıs’ın AB hukuku ile harmonize edilmesi için yapılacağını söylerken, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nı da bir kez daha çiğnemekten çekinmeyeceklerini ortaya koyuyor.

Star Kıbrıs’ın elde ettiği bilgilere göre Kıbrıs Rum İçişleri Bakanlığı, serbestlik için müracaatta bulunan yabancıların, “mecburi Yunan Dili ve Kıbrıs Kültürü” sınavının yapılmasını öngören yasa tasarısını Temsilciler Meclisine gönderdi.
Bir yabancının Kıbrıs’ta kalabilmesi için Yunan dilini yeterince konuşabilme ve anlayabilmesi gerekecek, ayrıca “Kıbrıs’ın medeniyetlerini ve tarihini bilmeleri” istenecek. Bu amaçla da sınav zorunluluğu getirilecek. Güney Kıbrıs hukukuna göre, Kıbrıs’ta yasal olarak beş yıl ikamet ettikten sonra serbestlik için müracaat edilebiliyor.

Rum yetkililerin yaptığı açıklamalara göre, muhaceret yasa tasarının bir başka boyutu ise ailelerinin birleşimiyle ilgili. Güney Kıbrıs’ta yaşayan ve serbestlik alan bir kişinin ailesini, yakın akrabalarını yanına aldırabilmesi için gerekli iki yıllık süre sınırı kaldırılıyor.

Yapılan açıklamada, yeni yasanın hedefi, “yabancılar ve Kıbrıslılar (Rumlar) arasındaki farklılıkları azaltmak, yakınlaşma ve anlayış sağlamak” olarak açıklanıyor. Tasarının yasallaşması halinde, yabancı yatırımcılara cesaret vereceği ve Kıbrıs Rum ekonomisine katkı sağlayacağı da kaydediliyor

STAR KIBRIS 21/06/09

KİRAZ KRİZİ

   

Güney’de “Türk kirazı” alarmı verildi. Polis işi gücü bıraktı manav kovalıyor. 

Güney Kıbrıs, kaçak yollardan ülkeye giren ve satılan “Türk kirazının” şokunu yaşamaya devam ediyor. Güney’e 3 ton civarında Türkiye kirazı sokulduğu tahmin ediliyor.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, kaçak yollardan ülkeye giren ve satılan “Türk kirazını” tartışmaya devam ediyor. Son yapılan araştırmalarda, sanılandan çok fazla kirazın çeşitli manav ve marketlerde satıldığı belirlendi.
KKTC’den Güney’e 3 ton civarında Türkiye menşeli kiraz sokulduğu tahmin ediliyor. Polisin kiraz avında çeşitli kentlerde kasa kasa meyveye el konulurken, olayla ilgili olarak tutuklananların sayısı beşe çıktı.
Güvenlik birimleri tarafından geçen Çarşamba gününden bu yana Güney Kıbrıs’ta 3 bin kilodan fazla Türk kirazına el konulduğu bildirilirken, Söz konusu kirazların, Antalya’dan getirildiğine dair ortada ciddi kanıtlar bulunduğu iddia edildi.
Politis gazetesi, bir Rum yetkiliye dayanarak, kirazların büyük bir kısmının Larnaka’da, bir kısmının da Limasol’da ele geçirildiğini kaydetti.
Ele geçirilen kirazların, emare olarak Gümrük biriminin Larnaka Havaalanı’nda bulunan depolarında konulduğunu ifade eden Politis gazetesi, kiraz operasyonlarının hızla devam ettiğini de belirtti.
Rum piyasasına Türk kirazları sürülmesi konusunda Larnakalı 45 yaşındaki Panayotis Panayi isimli toptancının mahkeme emriyle 5 gün süreyle tutuklandığını ifade eden gazete, söz konusu toptancının tasarrufunda Antalya’dan geldikleri sanılan büyük miktarda kiraz ele geçirildiğini yazdı.
Bu arada, Rum Gümrük birimlerinin Larnaka’daki başka bir toptancının tasarrufunda da büyük miktarda kiraz ele geçirdiğini kaydeden gazete, söz konusu kişinin Çarşamba günü yetkili birimlerce tutuklandığını belirtti. Gazete söz konusu toptancının suçunu itiraf ettiğini yazdı.
Cyprus Mail gazetesi ise Rum gümrük ve polis yetkililerinin, “Dromolaxia” ilçesinde bir markette tespit ettiği Türk kirazlarının, Omluk-Antalya olarak etiketlendirildiği, KKTC’ye ithal edildikten sonra, yasa dışı yollardan Güney Kıbrıs’a geçirildiği kaydedildi.

Pashalidis: aman dikkat(!)

Kıbrıs Rum Ticaret Bakanı Antonis Pashalidis yaptığı açıklamada, “hükümetin alarma geçtiğini ve bu konu ile ilgili çok yönlü çalışma yapıldığını” ileri sürdü. Pashalidis ayrıca, söz konusu kirazların Kuzey Kıbrıs’ta yetiştirilmiş olamayacağını, çünkü Kuzey’de böyle bir meyvenin yaygın bir şekilde yetiştirilmesinin mümkün olmadığını belirtti.
Pashalidis konuyla ilgili açıklamasında, herkesi dikkatli olmaya da çağırdı. Kuzey Kıbrıs’ta kiraz üretilmediğini ileri süren Rum bakan, piyasanın dikkatli olması ve kuşkulu bir şey fark ettiği anda bunu Rum yetkili birimlerine bildirmesi gerektiğini söyledi.

Haciyannis’in suçlamaları

Bu arada, Rum Ana Muhalefet DİSİ partisinin “sözde Mağusa” milletvekillerinden Kiriakos Hacıyannis, Kuzey Kıbrıs’tan Rum tarafına gerçekleştirildiği iddia edilen kaçakçılıkla ilgili ciddi suçlamalarda bulundu.
Açıklamasında “Türk kirazları” konusuna değinen ve bu konunun geniş boyutlara sahip olduğunu ileri süren Hacıyannis, Beyarmudu’nda; büyük Rum şirketlerinin ürün tedarik ettikleri bir ambalaj fabrikasının hizmet verdiği iddiasında bulundu.
Haciyannis ayrıca, Bostancı’dan Güney Kıbrıs’a Türkiye’den ürünler nakledildiğini, bu ürünlerin satışa sunulmak amacıyla piyasa sürülmeleri için ya nakil sırasında kamyonların içerisinde, ya da Baf bölgesindeki bir süpermarkette ambalajlandıklarını ileri sürdü.

Basının feryadı

Öte yandan Rum gazeteleri konuya büyük ilgi gösterirken, şu başlıkları kullandı:
Haravgi: “Kaçakçılık Aşırılığa Kaçıyor -Gümrük Birimleriyle Polisin Araştırmaları Yoğun Bir Şekilde Devam Ediyor”
Fileleftheros: “Türk Kirazları İmha Edilecek”
Mahi: “Kıbrıs Türkiye’den Gelen Kirazlarla Doldu -Hala Piyasada Dolaşıyorlar.

STAR KIBRIS 21/06/09

Çözüm ülke politikası

   

Cumhurbaşkanı, Finlandiya ziyareti sonrası Ercan’da, ADA TV’nin sorularını yanıtladı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Talat; Kıbrıs’ta çözümün sağlanmasının bir ülke politikası olduğunu ve hükümetle farklı görüşlerde olmadığını vurguladı. müzakerelerin hızı açısından sorunlar olmasına karşın beklediklerinin gerisinde veya beklediklerinden farklı bir durum bulunmadığını söyledi. Tarafların çözüm konusunda değişik görüşler ortaya koyduklarını kaydeden Talat, “Umarım bir uzlaşma noktasına varabiliriz” dedi.
Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubb’ın davetlisi olarak ülkede bulunan Talat, yurda döner dönmez, ayağının tozuyla ADA TV Canlı yayınındaydı. Ajans 23 Programında Nazar Erişkin’in sorularını yanıtlayan Talat; Finlandiya ziyareti ve gündemdeki gelişmeleri değerlendirirken; Şehit Teğmen Caner Gönyeli Tatbikatı sırasında neden ülkede olmadığı yönündeki eleştirileri de yanıtladı.
Ercan Havalimanı’nda ziyaretine ilişkin açıklamalarda bulunan Talat, Finlandiya’nın Kıbrıs için önemine de değindi.


Finlandiya’da sivil Toplum Örgütleri ile yaptığı ziyaretlere de değinen Talat, müzakere süreci ve gelinen nokta hakkında yaptığı görüşmelerde, Ada’da çözüm sağlanması istencini bir kez daha gördüğünü söyledi.


Cumhurbaşkanı; Başbakan Derviş Eroğlu’nun kabine üyeleri ile birlikte düzenlediği basın toplantısında müzakere sürecine ilişkin olarak yaptığı açıklamalara da değindi.
Eroğlun’nun müzakereler konusunda “endişeli” olduğu açıklamasında bulunmasının hatırlatılması üzerine Talat; Kıbrıs’ta çözümün sağlanmasının bir ülke politikası olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Talat; bu konuda Cumhurbaşkanlığı ile hükümetin farklı görüşlerde olmasının düşünülemeyeceğini söylerken, bu durumun ilerleyen süreçte de böyle devam edeceğini söyledi.


Finlandiya ziyaretinin zamanlaması konusundaki eleştirileri de yanıtlayan Talat, Şehit Teğmen Caner Gönyeli Tatbikatı’nın tarihi belirlenmeden, gezisinin belli olduğunu söyledi; ülkede ne olursa olsun, kimi kaçınılmaz etkinliklerin sürdürülmesi gerektiğini söyledi.


Cumhurbaşkanı Talat; planlanmış başka yurt dışı gezileri olup olmadığı yönündeki soruyu yanıtlarken temkinliydi. Şu an için başka bir yurt dışı gezisinin görünmediğini söyleyen Talat; daha önce var olan ancak gerçekleşemeyen ziyaretler olduğu gibi; şu an belli olmayan ancak gündeme gelebilecek ziyaretlerin de olabileceğini söyledi.
Müzakere sürecinin yavaş ilerlemesi ile ilgili genel kanı konusunda da soruları yanıtlayan Talat, Müzakere masasında Hristofyas’tan edindiği birebir izlenimi de aktardı; sürece ilişkin samimi açıklamalarda bulundu.


Cumhurbaşkanı; “sanıyorum iki tarafta çözüm istiyor” derken, asıl sorunun bu çözümün nasıl olacağı konusunda olduğunu söylerken; ayrıntılı bir değerlendirme için erken olduğunu söyledi.


Talat; masaya oturmadan önceki düşünceleri ile şimdikini kıyasladığında herhangi bir hayal kırıklığı yaşayıp yaşamadığının sorulması üzerine ise, Rum tarafının görüşlerinin kendisi için beklediğinden farklı olmadığını söyledi ancak, görüşmelerin daha hızlı geçmesini arzu ettiklerini ancak, şu anki durumun bunu karşılamadığını söyledi.

STAR KIBRIS 21/06/09

Downer: Yakalanan ivme sürdürülmeli

   

Cumhurbaşkanı Talat, Downer’le görüştü. Downer yaptığı açıklamada, “BM Kıbrıs müzakerelerinde başarılı sonuç elde etme hedefine bağlıdır. Bunun için çalışıyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer’le dün bir saat süreyle görüştü. Downer, müzakerelerde yakalanan ivmeyi sürdürmenin önemine işaret ederek BM’nin Kıbrıs müzakerelerinde başarılı bir sonuca varma hedefine bağlı olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanlığı’nda yer alan ve 11.00’de başlayıp 12.00’de tamamlanan görüşmede Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan Sarıca, Özel Temsilcisi Özdil Nami ve BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kıbrıs’taki Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun da hazır bulundu.

BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer görüşmeden çıkarken sorular üzerine basına yaptığı açıklamada, BM’nin resmi olarak bir zaman çizelgesi üzerinde taraflara baskı yapmasının söz konusu olmadığını söyledi. “Önemli olan müzakere sürecinde yakalanan ivmeyi devam ettirmektir” diyen Downer, zaman zaman ivmede bir yavaşlama görülmesinin de normal olduğunu, bunun her müzakere sürecinde yaşanabileceğini kaydetti.

Alexander Downer, önümüzdeki cuma günü yapılacak Talat-Hristofyas görüşmesinin, müzakerelerdeki ivmeyi ileriye taşıyacak düzeyde verimli olmasını umduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’la iyi ilişkiler kurduğunu belirten BM Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla da görüldüğü üzere BM’nin Kıbrıs müzakerelerinde başarılı bir sonuç elde etme hedefine bağlı olduğunu ve bunun için çalışacaklarını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat ise Downer’le görüşmesine ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

STAR KIBRIS 21/06/09

DİSİ ve CTP erken çözüm istedi

Güney Kıbrıs’taki ana muhalefet partisi DİSİ’den bir heyet, CTP-BG Genel Merkezi’ni ziyaret etti. Genel Başkan Nikos Anastasiades başkanlığındaki heyet, bu sabah yaptıkları ziyarette, Ferdi Sabit Soyer başkanlığındaki CTP-BG heyetiyle görüştü.

CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs’ın artık kaybedecek zamanı olmadığını belirterek, bir an evvel çözümün gelmesi gerektiğini söyledi.

DİSİ Başkanı Nikos Anastasiades ise, erken çözümün kaçınılmaz olduğunu, iki liderin erken çözüm bulacağından umutlu olduklarını kaydetti.

KIBRIS POSTASI 22/06/09

Bildt: Çözümün adresi BM

AB dönem başkanlığını Temmuz başında Çek Cumhuriyeti'nden devralacak olan İsveç, Türkiye ile üyelik müzakerelerini ilerletme kararlılığını vurguladı.

AB Konseyi'nde düzenlediği basın toplantısında ülkesinin dönem başkanlığı programını anlatan İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, "Hırvatistan ve Türkiye ile üyelik müzakerelerini sürdürmekte kararlıyız. Her iki alanda da önemli sorunlarla karşılaşacağımızın farkındayız. Sorunlar aynı zamanda fırsat ve olanaklar sunabilir. Bu konu (Türkiye ve Hırvatistan'la müzakereler) aynı zamanda stratejik açıdan çok büyük önem taşıyan Güneydoğu Avrupa bölgesinde 100 milyon insanın Avrupalı (AB) hedefleriyle yakından ilgilidir" dedi.

Bildt, 4-7 Haziranda düzenlenen son Avrupa Parlamentosu seçimlerinde bazı partilerin Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkmasının hatırlatılması üzerine şunları kaydetti:

"Bazı partiler seçim kampanyalarında açıkça AB'nin genişlemesine karşı çıktılar. Bazıları açıkça Türkiye'nin üyeliğine, hatta bazıları açıkça Müslümanlara karşı çıktı. Hepimiz demokrasilerde yaşıyoruz. Bu da AB'nin güçlü yanlarından biri. Genişleme konusu da kamuoyunda tartışılabilmeli. İfade edilen bazı fikirleri paylaşmasam da bu işin doğası böyle. Bence bu tür konular sadece açıkça tartışma yoluyla ele alınmalı. Genişlemenin geleceği de bence bu açık tartışmanın parçası olacak. Farklı görüşler ifade edilsin ya da edilmesin.

Ben şu görüşü paylaşanlara dahilim: Benim AB vizyonum bazı ülkeleri, bazı milletleri dışarda bırakan değil, herkesi birleştiren bir Avrupa. Bu çok iddialı bir vizyon. Bu konuyla ilgili zorlukları bilsem de sadece daha fazla açık tartışmayla bunun üstesinden gelebileceğimizi düşünüyorum. Belki bu konuyu yeterince tartışamadık."

Bildt, İsveç'in Fransa ve Çek Cumhuriyeti dönem başkanlıklarıyla ortak hazırladığı programda yer alan Türkiye ile müzakereleri ilerletme sorumluluğuna bağlı kalacağını belirtti.

Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm beklentisinin sorulması üzerine "Bu konu gerçekten bizim elimizde değil. AB bu konuda hiçbir zaman aktör olmadı" diyen Bildt, Kıbrıs'taki her iki toplumun liderleriyle görüştüğünü ve çözüm kararlılıklarından etkilendiğini anlattı.

Berlin Duvarı'nın yıkılışının 20 yıl ardından Avrupa'da hala bölünmüş başkent bulunmasının "utanç verici olduğunu" belirten Bildt, "başka birçok sorunu da beraberinde getiren" Kıbrıs sorununun artık çözülmesi gerektiğini vurguladı.

Kıbrıs'ta çözüm adresi olarak Birleşmiş Milletler'i işaret eden Bildt, AB'nin de gerekli teknik desteği vermeye hazır olduğunu kaydetti.
AA

 

KIBRIS POSTASI 22/06/09

 

Ergenekon komitesi tamam

KKTC Cumhuriyet Meclisi'nde, Türkiye'deki "Ergenekon" soruşturmasının KKTC ile bağını ele almak amacıyla oluşturulan Meclis Araştırma Komitesinin üyeleri belli oldu. KKTC Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, Meclis Başkanı Hasan Bozer başkanlığında toplandı.

Toplantının başında, Cumhuriyet Meclisi Danışma Kurulu'nun "Türkiye Cumhuriyeti'nde başlayan Ergenekon soruşturmasının KKTC ile bağını ele almak maksadıyla oluşturulan Meclis Araştırma Komitesinin üye sayısını ve oluşumunu belirleyen kararı" onaylandı. Buna göre Meclis Araştırması Komitesi 7 üyeli olacak.

Komitede, Ulusal Birlik Partisi'nden (UBP) İrsen Küçük, Necdet Numan, Afet Özcafer ve Alirıza Usluer, Cumhuriyetçi Türk Partisi'nden (CTP) Sonay Adem ve Arif Albayrak, Demokrat Parti'den de (DP) Serdar Denktaş görev yapacak.

-OY SATIN ALINMASIYLA İLGİLİ ARAŞTIRMA KOMİTESİ ÇALIŞMALARINA BAŞLADI-

Bu arada 19 Nisan 2009 Milletvekilliği Genel Seçimlerinde Oy Satın Alınmasıyla ilgili Meclis Araştırma Komitesi de çalışmalarına başladı.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer başkanlığında bugün ilk toplantısını yapan komitede görev dağılımı yapıldı.

Komite başkanlığına UBP Milletvekili Esat Ergün Serdaroğlu, başkan vekilliğine de CTP Milletvekili Arif Albayrak getirildi.

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın önerisiyle kurulan komite, UBP milletvekilleri Ali Çetin Amcaoğlu, Mutlu Atasayan, Esat Ergün Serdaroğlu, CTP Milletvekili Arif Albayrak ve DP Milletvekili Serdar Denktaş'tan oluşuyor.

-MECLİS YARIN OLAĞANÜSTÜ TOPLANACAK-

Öte yandan KKTC Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu yarın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın katılımıyla olağanüstü toplanarak müzakere sürecini görüşecek.

Cumhurbaşkanı Talat'ın istemiyle yapılacak ve saat 10.00'da başlayacak toplantıda, Talat müzakere sürecinde gelinen son durumla ilgili milletvekillerini bilgilendirecek.

Basına kapalı yapılacak toplantıda milletvekilleri de söz alıp görüşlerini ifade edebilecek.
AA

KIBRIS POSTASI 22/06/09

Cyprus in brief

Jogging Russian tourist nabbed by Turkish troops

A RUSSIAN tourist who went out for a jog on Sunday ended up in a prison in the north after being arrested by Turkish troops for violating a “top security military zone”.

He was released late last night and was giving a statement to police.

The 43-year-old Russian architect came to Cyprus with his wife for a holiday, staying in the Kapparis area of Paralimni. On Sunday, at 7am, he went out for a jog as he did on every other day of his holiday, but this time, he failed to return to his hotel. At 11.25am, his wife called Famagusta police to report her husband missing.

Later in the day, the Russian wife informed police that she had received a call from her husband’s secretary in Moscow who told her that a Russian woman in the north had called her, informing her that her boss was safe and under arrest in the occupied areas.

According to reports, the man had strayed into the north while on his jog. At around 9.30am, he was arrested while on foot by Turkish troops for entering a top security restricted military zone.

is believed that the Russian Embassy joined in efforts to secure his release.

Cyprus mail 23/06/09

"Ekim-kasımda

Cumhurbaşkanı Talat′ın Sözcüsü Hasan Erçakıca, liderlerin gelen hafta cuma günkü görüşmelerinde konunun sonuçlanmasını beklediğini açıkladı.
Aslında; Limnitis (Yeşilırmak) ile Pirgos köyü arasındaki araçlı geçişler konusunda bir "pürüz" yaşanmıyor. Bu iki geçiş noktasında Yeşil Hat Tüzüğü uygulanacak ve diğer kapılardaki uygulamanın aynısı yürürlükte olacak. Taraflar bu konuda mutabakata vardılar. 
Ancak son görüşmelerde ele alınan asıl konu; Pirgos köyü içinden geçerek Erenköy′e (Kokkina) ulaşacak olan Kıbrıslı Türklerin tabi olacakları kurallar...
Türk tarafı; Limnitis kapısının açılması karşılığında "Erenköy′e erişim" diye nitelediği bir paketin uygulanmasını istiyor.
Bu pakete göre; Kıbrıslı Türk araçlar, belirli günlerde, belirli saatlerde Birleşmiş Milletler "eskort"u ile Pirgos köyünden geçerek Erenköy′e gidebilecekler. Ancak bu "eskort" ile nelerin Pirgos′tan geçirilebileceğine ilişkin yapılan liste çalışmasında sürekli olarak pürüzler ortaya çıkıyor. Türk tarafı kısıtlı "askeri malzeme"nin dışında geniş bir serbest listenin uygulanması için çalışıyor. Hasan Erçakıca bu konudaki sıkıntıları kabul ediyor ve "Rum makamlarından askerimizin hayatını kolaylaştırmasını beklememiz doğru değil" şeklinde konuşuyor. Tabii Rum tarafının, Türkiyeli ailelerin Erenköy′e geçişi gibi konularda esneklik gösterdiğini de kabul ediyor.
Hasan Erçakıca′nın Politis′e verdiği yanıtlar şöyle:
Soru: Neden bu iş uzuyor ve bir türlü uzlaşamıyorsunuz? Pürüzler neler?
Erçakıca: Ben aslında şu anda görüşülen konuları "pürüz" olarak nitelendirmiyorum. "Pürüz gibi görünen konular" demeyi tercih ediyorum. Bu kapı, diğer kapılardaki yöntemle; yani Bostancı (Zodya) ve Metehan (Ayos Demetios) kapılarında olduğu gibi ve onların statüsünde açılacak.  
Ancak şu anda tartışılan konu; Erenköy′e bizim serbest erişim talebimizdir... Biz di-yoruz ki, bu kapı açıldıktan sonra bizim Erenköy′e deniz yolu ile ulaşmaya devam etmemiz akıllıca bir iş olmaz. Bu yüzden biz de, madem ki bu kapı Pirgos köylülerinin Lefkoşa′ya erişmesini sağlayacak, karşılığında biz de Erenköy′e karayolundan gidebilelim, diyoruz...
Pile′ye Arçoz′dan yol açma teklifini ortaya atmıştınız... Şimdi onu geri çektiğiniz anlaşılıyor.
Geri çektik. Limnidi için bir şart olmaktan çıkardık. Açılmasını istediğimiz yol; Arçoz′dan geçerek ara bölgeden geçip Pile′ye ulaşacaktı. Böyle olunca Pileliler, ara bölgeden geçerek doğrudan Türk bölgesine bağlanacaktı. Yani İngiliz ya da Rum toprağından geçmek zorunda kalmayacaklardı. Rumlar bu yolun Türk ordusunun askeri hareketini kolaylaştıracağını savundular. Bir savaş halinde Türk askerinin Larnaka′ya gidebileceğini söylediler.  Barış Gücü de ara bölgenin kullanılması konusunda sorun çıkardı.
Bu yüzden biz de bu talebimizi geri       çektik. 
Pile yolundan vazgeçilmesini ben içime sindiremedim. Pirgolular; "Biz burada izolasyon altındayız" diyorlar. Biz bütün Kıbrıslı Türkler, tümümüz izolasyon altında değil miyiz?
Erenköy askeri bir bölge. Oraya askeri malzeme geçirilmesi sizce doğru mu?
Rumlara ait bir karayolunu kullanarak askeri silah ve mühimmat geçirmemizin doğru olmadığını biz de kabul ediyoruz. Bizim talebimiz, askeri mühimmat dışında serbest geçiştir... Askerin yiyeceği, içeceği geçebilsin... Detaylara girilince çözümlenebilecek pürüzler ortaya çıktı. Ben bunlara pürüz demiyorum çünkü çözümlenemeyecek şeyler olduklarına inanmıyorum. Son görüşmede iki saat buna ayrıldı. Arkasından Yakovu ile Özdil Nami bu ayrıntıları görüştüler. Akaryakıt konusu da "pü-rüzlü" olarak duruyor.
Elektrik konusu ise aşıldı. Onda pürüz yok.
Gelelim görüşmelere... Toprak konusu gelecek hafta tamamlanır mı?
Toprak konusunda ilk sunuşlar yapıldı. İki tarafın bu konudaki prensipleri yazılı olarak "none paper" biçiminde verildi. Tabii bu kağıtlardan çok aslolan orada söylenenlerdir. Bunlar resmi belgeler değil. Burada Rum tarafının toprak konusunda prensibi çiğnediğini belirtmeliyim. Ta başında gündem saptanırken harita konuşulmayacağı konusunda mutabakata varılmıştı. Fakat Rum tarafı harita vermeden, bazı şeyleri tanımlayarak yani haritayı yazarak vermeye çalıştı. 
Toprakla ilgili komitede de Rum tarafı sürekli olarak harita talep etti. Biz hep kaçındık.
Peki neden bu yerlerin adını söylüyorlar?
Bunlar yayınlansın ve Kıbrıs Türk halkı tedirgin olsun diye yapıyorlar bunu... Biz prensiplerin konuşulmasını istiyoruz. İki ayrı bölgenin bütünlüğünü savunuyoruz. Biz bu biçimde ele alınmasını istemiyoruz.
Türk tarafı toprağı hep sona bırakmak istiyor?
Biz, görüşmelerin en azından şekillenmesini bekleyelim, sonra bunu ele alalım ve konuşalım diyoruz. Adanın egemenliğini nasıl paylaşacağımıza karar vermeden, bu ülkeyi dünyada nasıl birlikte temsil edeceğimiz konusunda anlaşmadan, soruna kaynaklık eden meseleleri çözmeden toprağı ve yüzdelikleri konuşmak istemi-yoruz.
Kabul etmeliyiz ki Kıbrıs sorunu mülkiyet yüzünden, yani mal kavgasından dolayı çıkmadı. Paylaşamadığımız için kavga ettik diyemeyiz. Biz adadaki egemenliği paylaşmada kavga ettik.
Bize göre, belirgin bir yakınlaşma olunca ve anlaşmazlık noktalarımız azaldıktan sonra toprak konusu son "al-ver"e hazırlık olmak üzere konuşulabilir. Burada devam eden bir insan yaşamı var. Şimdi ne olacağı belli olmadan Rumların talep ettikleri bölgelerde yaşayanları tedirgin etmek görüşme prosedürünü de tehdit etmek demektir.
Toprak konusu ne zaman tamamlanacak?
Sanırım; gelecek cuma kapanmazsa, bir sonraki hafta kapanacak. Sonra güvenlik ve garantiler var. Onlar da bitince, ikinci okuma dediğimiz safhaya gelinecek. Toprak konusunda ortak kağıt hazırlanırken Özdil Nami ile Yakovu′nun çok zorlanacaklarını düşünüyorum.
Peki ikinci okuma ne zaman biter?
Kıbrıs Rum tarafı bunun erken başlayıp erken birtirilmesini istemiyor. Bu konuda bazı duyumlarım var. Biz bunun eylül ayında tamamlanmasını düşünüyoruz. Rum tarafı bizi eylülde bitirmek yerine, başlamaya mecbur bırakacak gibi görünüyor. Eğer bu duyumlar gerçek ise ciddi gecikmeler olacak. Bana göre Kıbrıs sorunu o kadar acildir ki tatile kurban gitmemeli ve yazda da çalışmalıyız. Benim kişisel şüphem odur ki ağustosta en çok 15 gün bir ara olabilir. Aksi takdirde ekim-kasım aylarında "al-ver"e başlayamazsak, aralıkta anlaşmayı ortaya çıkaramayız. Çünkü bir de referandum süreci var. Bunu da hesaba katmalıyız.  
HALKI SESI 23/06/09

 

Talat Meclis'e bilgi veriyor

KKTC Cumhuriyet Meclisi, Kıbrıs müzakere sürecindeki gelişmeleri ele almak üzere, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer başkanlığında olağanüstü toplandı.

Meclis Genel Kurulu'nun olağanüstü birleşimi, daha önce duyurulan saatten yaklaşık 1 saat geç başladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın istemiyle yapılan toplantıda, Talat Kıbrıs müzakere sürecinde gelinen son durumla ilgili milletvekillerini bilgilendirecek. Milletvekilleri de söz alıp görüşlerini ifade edebilecek.

11 Eylül 2008'de başlayan müzakerelerde, liderler bugüne kadar 33 görüşme yaptı.

Toplantı basına kapalı yapılıyor.
AA

KIBRIS POSTASI 23/06/09

Talat: 'Merak edilen konulara açıklık getirdim'

Cumhurbaşkanı Talat, kapalı oturumda milletvekillerine bilgi verdi.KKTC Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nun, Kıbrıs müzakere sürecinde gelinen aşamayı değerlendirdiği ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın katılımıyla yapılan olağanüstü toplantısı sona erdi.

Yaklaşık 5 saat süren toplantıda Cumhurbaşkanı Talat, milletvekillerine, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için yürütülen müzakereler konusunda detaylı bilgi verdi ve milletvekillerinin sürece ilişkin sorularını yanıtladı.
 
Cumhurbaşkanı Talat, meclisten ayrılırken gazetecilere yaptığı açıklamada, faydalı bir toplantı olduğunu söyledi.

Talat, görüşmenin uzun sürmesiyle ilgili soru üzerine, meclisin yeni olduğuna işaret ederek, milletvekillerinin değerlendirme yaptıktan sonra detaylı soru sorduğunu ve onları yanıtladığını, bu nedenle uzun sürdüğünü kaydetti.

Talat, müzakere sürecinin bütününün ele alındığını belirtti.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer de Cumhurbaşkanı Talat'a teşekkür ederek, Talat'ı meclise daha sık davet ederek milletvekillerini bilgilendireceklerini belirtti. Meclis toplantısının her zaman böyle uzun sürmeyeceğini ifade eden Bozar, "Bu biraz fazla uzun sürdü" dedi.
AA

KIBRIS POSTASI 23/06/09

Kıbrıs-Kıbrıslı Türk tartışması

Milliyet'in Kıbrıs Temsilcisi Sefa Karahasan'dan çok tartışılacak bir yazı. Sefa Karahasan ‘Faşist Özer Kanlı’ Ve ‘kim dönme?’ başlıklı yazısında BRT'yi, Kıbrıs ya da Kırbıslı Türk tartışmasını yazdı. Yazı şöyle:
Faşist Özer Kanlı’ Ve ‘kim dönme?’

Özer Kanlı, Kıbrıs Türk halkının sesini dünyaya duyuran devletin resmi yayın organı

Bayrak Radyo Televizyonu’nun (BRT) yeni Müdürü...

Kanlı, BRT’ye Müdür olarak atandıktan sonra, kurum “milli davaya” uygun bir değişim yaşadı.

Bu değişim bazılarının canını sıktı.

“Kıbrıs Türk halkının haklı davasını dünyaya anlatmak amacıyla” yayınlar yapması gereken

BRT, bir zamanlar; Rum devlet kanalı PİK’le “aynı seviyeye” geldi eleştirilerine maruz kaldı!

Kanalda;  Kuzey Kıbrıs’ta yaşanan gerçekler, “çözüm-barış” adı altında,  gizlendi.

Türkiye’ye “Anavatan” denilmesi yasaklandı.

Kurumun internet sitesinde bulunan KKTC ve Türkiye bayrakları kaldırıldı.

Bütün bunlar yaşanırken, ülkeyi yönetenler Kıbrıs Türk halkının “iradesini” temsil ettiklerini savundu.

Tâ ki, 19 Nisan’a kadar!

19 Nisan’da Kıbrıs Türk halkı,  BRT’de yaşananlara  “dur” dedi.

Milli iradenin bir sonucu olarak, BRT’ye Özer Kanlı atandı.

Özer Bey, kuruma atandıktan sonra, kurumun Milli iradeyi yansıtması konusunda adımlar attı.

Kanlı ne yaptı?

Mesela; haber ve proğramlarda “Kıbrıslı Türk” yerine “Kıbrıs Türkü” ifadesinin kullanılmasını istedi.

Gerekçesini de, “Kıbrıslı Türkler ifadesi Kıbrıs’ta doğan insanları tanımlıyor. Yani 1974 sonrası adamıza gelen yurttaşlarımızı (Türkiyelileri) kapsamıyor. ‘Kıbrıs Türkü’ ifadesi ise hem Kıbrıslı Türkleri hem de Türkiye’den sonradan gelen Türkleri de kapsıyor, en geniş anlamda toplumu kucaklıyor“ şeklinde açıkladı.

Kanlı, “Kıbrıslı Türkler ifadesinin yabancılar tarafından kullanıldığını, 1963’ten beri BRT’de kullanılan ifadenin ‘Kıbrıs Türkü’ olduğunu” belirtti.

Konu tartışmaya açıldı.

Ortalık “toz duman” oldu.

“Haklı” bulunlar, “haklı bulmayanlar” ayrıldı.

“Katılmıyorum”, “katılıyorum” yerine; konu
tartışılırken, eleştirilerin “seviyesi” düştü.

Bir gazetenin internet sitesinde Asi Tah (1) adlı bir okur,  (kendi yazısıyla) “(...) Kıbrıslıyık, birleşik gıbrıs, barış , özgürlük, avrupa birliği falan gibi zırvalıkları diline dolamış olanlara, hayretler için de kalıyorum. nasıl bir konpleks dir bu. Nasıl bir kendini beyenmemezlik dir bu” yorumunu yaptı.

Devam etti Asi Tah;

“Sonuçta sen de (sözüm arap kökenli olanlardan dışarı) o beyenmediğin türklerden birisin. TÜRK SÜN. Bunu değiştiremezsin. Sen o utanç duyduğun Türksün. Sen O beyenmediğin, zararlı gördüğün, aşağıladığın, inkar ettiğin Türklerden birisin. Bunu değiştiremezsin. İngilteredeki hindistanlı da senin gibi hinduları beğenmez ve ben britishim der ama ne çare. hindu dur. İngilizde bilir onun hindistan dan gelme olduğunu. Ona göre denetimini yapar. Siz kendinizi nasıl görürsenin , diğer insanlar da size ona göre değer biçer. soyunu , sopunu inkar eden insana hangi millet değer verirki:) Çıkarı olan milletler, tarafından kullanılmaktan öteye gidemezler.  Kullanılıyorsunuz...  Komplekslerinizden kurtulun, Türklüğünüzle gurur duyun.”

Asi Tah bunları söylerken,  Nazim Beratli (2) adlı okuyucu, çok sertti!

Nazım Beratli, “Soyumuzu dönmelerden öğrenecek değiliz... Dürte dürte, bize kim Boşnak, kim Çerkez, kim Sebetaycı, kim Rum dönmesi, kim Ermeni dönmesi söylettirmesinler, hiç işlerine gelmez sonra...” dedikten sonra,  “İş madem bu kadar önemli, s... Devamıöyleyeceğimizden kimse alınmasın! Nenesi Türkçe bilmeyen, babası da Türkçe'yi İstanbul'da okulda öğrenenlerden Türklük öğrenecek halimiz yok! Herkes haddini bilmeli... Tatarla konuşurken tercüman arayan, Azeri'nin ne dediğini on günde anlayamayan adamlardan Türklük öğrenecek halimiz yok! (...) (...) Kıbrıslıtürküz! Artık ayrı ayrı da değil...Birleşik: KIbrıslıtürk...” diye eleştirileri yanıtladı!

Şimdi ne gerek vardı “birilerini dönme” ilan etmeye?

Veya “birilerini Türksün değilsin” diye ayırmaya?

En ufak bir değişiklik bile ortalığı “toz duman” ediyor.

Bunlar, ülkemize yakışmıyor.

Bunlar, Kıbrıs Türkünü “yansıtmıyor...”

Kıbrıs Türkü asla bu değil!

Bu halk, tartışırken bile, “seviyeyi” asla düşürmez.

Kendisini bilir.

Farklı düşüncelere, “itibar” eder.

Çünkü, “itibarlı bir halktır Kıbrıs Türkü”

Lütfen biraz “sakin” olalım..

1)Asi Tah,  yenidüzen gazetesi internet sitesi 22 Haziran 2009 05:13
2)Nazim Beratli, yenidüzen gazetesi internet sitesi 21 Haziran, 09:15

KIBRIS POSTASI 23/06/09

 

Özgürgün Verheugen’i eleştirdi

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı, Sanayi ve Ekonomik Kalkınmadan Sorumlu Komiseri Günter Verheugen’in, geçen hafta Kıbrıs’taki açıklamalarıyla, AB’nin Kıbrıs konusunda tarafsız olamayacağını bir kez daha gözler önüne serdiğini belirtti.


Özgürgün, yazılı açıklamasında, müzakere sürecine destek beyan eden Verheugen’in, Ada’daki çözümsüzlüğün Rum tarafından kaynaklandığını teslim etmekten ısrarla kaçındığını kaydetti.

Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Kıbrıs Türk tarafının Ada’daki iki eşit halktan biri olmasından kaynaklanan hakları ve çözüme yönelik bir vizyonu olduğunun bilinmesini isteyen Özgürgün, “Olası bir çözüm iki halkın siyasi eşitliğine dayalı, sulandırılmamış iki kesimliliğe haiz, eşit statüdeki iki Kurucu Devletten oluşacak; Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini içeren yeni bir ortaklık olmalıdır. Bunlara halel getirecek hiçbir anlaşma kalıcı olmayacaktır” dedi.

Özgürgün, olası çözümün elbette AB ilkelerine aykırı olamayacağını, çözümün ancak iki halkın isteğiyle ve buradaki gerçeklere dayandırılarak inşa edilebileceğini kaydederek, AB yetkililerinin varılacak çözümün AB içerisine uyumlanacağı ve birincil hukuk haline getirileceği sözünü verdiğini, bu sözün boş çıkmamasını beklediklerini belirtti.
Kıbrıs Türk tarafının talep ettiği sapmaların (derogasyon) daha önce AB içinde ülkelerin kendilerine has durumlarından dolayı ortaya çıkmış uygulamalarla benzeştiğini ve birlik içerisinde zaten mevcut olan benzeri uygulamaların Kıbrıs’a adaptasyonları olduğunu anlatan Özgürgün, Verheugen’in bu konuya değinirken de adresi şaşırdığını; bunun Türkiye’deki bazı çevrelerin problem yaratmak için icat edildiğini ve kabul görmeyeceğini iddia ettiğini belirtti.

Özgürgün, Türkiye’nin Kıbrıs’ta çözüme verdiği desteği birçok vesileyle dile getirdiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:

“Hem Anavatan Türkiye, hem de Kıbrıs Türk tarafı olarak biz, çözümün BM şemsiyesi altında iki halk tarafından bulunacağı gerçeğini de her fırsatta yinelemekteyiz.
Bu tür söylemler ancak Rum tarafının propaganda amacıyla yarattığı iddialardır. Rum tarafı tek taraflı uluslararası temsiliyet avantajını kullanarak Kıbrıs sorununa ilişkin gerçekleri çarpıtmaya devam etmektedir. Bu da göstermektedir ki, her ne kadar Verheugen Kıbrıs sorunu çözülmeden Rum tarafının tek yanlı AB üyeliğinin bir hata olmadığını iddia etse de, Avrupa Birliği bu yanlış karar ile Kıbrıs sorununu çıkmaza sokmuştur. GKRY Liderliği kendi geleceğini tayin etme hakkına sahip Kıbrıs Türk halkının eşit egemen haklarını ihlal etme peşindedir. AB yetkilileri GKRY’ne bu tür çabalarına son vermek yönünde baskı yapmak yerine, Rum liderliğine destek çıkar nitelikte tavırlar sergiledikçe Kıbrıs konusunda iki taraf arasında varılabilecek adil ve yaşayabilir bir anlaşmanın yollarını tıkamaktadır.”

“ŞİDDETLE KINIYORUZ”
Özgürgün, “Verheugen’in Kıbrıs Türk halkı üzerindeki insanlık dışı izolasyonu tekzip edecek yere bunların kaldırılmasını bir anlaşma sonrasına bırakmasını” ise şiddetle kınadıklarını açıkladı.

Güvenlik konusundaki hassasiyetlerini vurgulayan Hüseyin Özgürgün, “Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin devamı Kıbrıs Türk halkı için yaşamsal bir konudur” dedi ve yakın tarihte Bosna Hersek ve Kosova’da yaşananların Kıbrıs Türk halkının güvenliğini BM ve AB’nin sağlayamayacağını gösterdiğini kaydetti.

Özgürgün, Verheugen gibi üst düzey AB yetkililerinden tek taraflı ve Rum yanlısı açıklamalardan kaçınmalarını ve daha sorumlu davranmalarını beklemenin en tabii hakları olduğunu da belirtti.

STAR KIBRIS 23/06/09

Erken çözüm    

DİSİ heyeti CTP-BG’yi ziyaret etti. Başkanlar aynı noktayı vurguladı. 

Soyer: Kıbrıs’ın artık kaybedecek zamanı yoktur... Bir an evvel çözüm gelmelidir.

Anastasiades: Erken çözüm kaçınılmaz... iki liderin erken çözüm bulacağından umutluyuz.

Güney Kıbrıs’taki ana muhalefet partisi DİSİ’den bir heyet, CTP-BG Genel Merkezi’ni ziyaret etti.

Genel Başkan Nikos Anastasiades başkanlığındaki heyet, dün sabah yaptıkları ziyarette, Ferdi Sabit Soyer başkanlığındaki CTP-BG heyetiyle görüştü.

CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs’ın artık kaybedecek zamanı olmadığını belirterek, bir an evvel çözümün gelmesi gerektiğini söyledi.

DİSİ Başkanı Nikos Anastasiades ise, erken çözümün kaçınılmaz olduğunu, iki liderin erken çözüm bulacağından umutlu olduklarını kaydetti.
Konuk DİSİ heyetinde parti başkanı Anastasiades, DİSİ’nin Toplumlararası Yakınlaşma Komitesi Başkanı Keti Klerides, Rum Yönetimi eski Tarım Bakanı Kostas Temistokleus, Rum Başkanlığı eski sözcüsü Manolis Hristofides, DİSİ Yönetim Kurulu Üyesi Phivios Nicolaides, DİSİ Siyasi İşler Sorumlusu Harris Georgiadis yer aldı.
CTP-BG heyeti ise, Genel Başkan Ferdi Sabit Soyer, Lefkoşa Milletvekili Sibel Siber, Dış İlişkiler Sekreteri Ünal Fındık, Örgütlenme Sekreteri Özkan Yorgancıoğlu, Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Kutlay Erk ve MYK Üyesi Sibel Sorakın’dan oluştu.

AÇIKLAMA GÖRÜŞMEDEN SONRA

Yaklaşık 2 saat süren görüşmeden sonra iki lider basına açıklama yaptı. Kutlay Erk, Soyer’in Türkçe konuşmasını İngilizce’ye, Anastasiades’in İngilizce konuşmasını ise Türkçe’ye çevirdi.

CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, çok yararlı bir görüşme yaptıklarını kaydederek en sevindiği noktanın, Nikos Anastasiades ve DİSİ’nin, karşılıklı kabul edilebilir, iki liderin 23 Mayıs ve 1 Temmuz’da üzerinde anlaştıkları temelde Kıbrıs sorununa bir an evvel federal bir çözüm bulunması noktasında hemfikir olmalarının devam etmesi olduğunu söyledi.

İki partinin her iki tarafta da bir an evvel erken bir çözüme ulaşılması için iki lidere yardımcı olma konusundaki tutumlarını da yeniden teyit ettiklerini söyleyen Soyer, bunun kendileri için oldukça önemli ve sevindirici bir gelişme olduğunu kaydetti.
Ne Kıbrıslı Türklerin ne de Kıbrıslı Rumların artık kaybedecek zamanı olduğunu ifade eden Soyer, bir an evvel çözümün gelmesi gerektiğini söyledi.
Anastasiades de, konuşmasında, Soyer’in sözlerine katıldığını ve çok yapıcı ve verimli bir görüşme yaptıklarını ifade ederek, Kıbrıs’ta BM kararları çerçevesinde, iki toplumlu, iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı bir çözüme ulaşılması yönünde çaba gösterme taahhütlerini birbirlerine yinelediklerini söyledi.

Anastasiades, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında daha iyi bir iklimin oluşturulması gerektiğini kaydederek, erken çözümün kaçınılmaz olduğunu söyledi. Anastasiades, geçen zamanla beraber yaratılan sorunları çözebilmek için erken çözüme ihtiyaç olduğunu, iki liderin erken çözüm bulacağına dair umutlarının güçlü olduğunu ifade etti.

SORULAR

Rum siyasetçi, bir Rum gazetecinin “İki toplum arasındaki iklimi iyileştirmek için öngördükleri somut bir adım olup olmadığını” sorması üzerine, öncelikle kamuya yapılan açıklamalarda yapıcı olmayan konular ve polemiklerden kaçınılması gerektiğini ifade ederek, kendilerinin müzakereci olmadığını ancak liderlere tavsiyelerde bulunabileceklerini söyledi.

Anastasiades, açıklama yaparken insanların akıllarında olmayacak illüzyonlar yaratmanın da sakıncalı olduğunu söyledi.

Soyer ise, “Yeşilırmak Kapısı”nın açılması konusundaki görüşünün sorulması üzerine, iki taraf arasındaki ilişkileri geliştirmek için sınır kapılarının açılmasının çok önemli olduğunu belirterek, ancak bunun yeterli olmadığını kaydetti.

Yeşilhat Tüzüğü değerlendirilerek iki taraf arasındaki ekonomik ilişkinin artırılması gerektiğini ifade eden Soyer, iki tarafın işadamlarının işbirliği yapmasının çözüme çok yardımcı olacak unsurlar olduğunu belirtti.

Tüm ada basınının günlerce hatta aylarca Lokmacı Kapısı’nın açılmasıyla ilgili yazılar yazdığını, politik tartışmaların gerçekleştiğini söyleyen Soyer, şimdi bunları kimsenin hatırlamadığını çünkü Lokmacı Kapısı’nın açıldığını belirtti.

Soyer, Yeşilırmak Kapısı’nın da en erken bir zamanda açılacağını ve kimsenin bu gereksiz tartışmaları hatırlamayacağını, bir an önce görüşmelerin sonuçlandırılması üstüne olması ve tüm enerjinin bunun üstüne yöneltilmesi gerektiğini kaydetti.

STAR KIBRIS 23/06/09

23/06/09

ABD'den şok Ermeni raporu
SONSAYFA DÜNYA HABERLERİ

ABD eski Başkanı Reagan'ın danışmanı Fein, sözde Ermeni soykırımı ile
ilgili müthiş bir açıklama yaptı.


ABD eski Başkanı Reagan'ın danışmanı Fein: "Beyaz Saray araştırma
yaptı, Ermenilerin 2 milyon Müslüman Osmanlı'yı katlettiği ortaya
çıktı. Ermeniler, kendi arşivlerini açmıyor, çünkü bu gerçeğin ortaya
çıkmasını istemiyor..." dedi.

ABD Başkanı Ronald Reagan'ın hukuk danışmanlığını yapan Bruce Fein,
sözde Ermeni soykırımı iddialarını değerlendirdi. Ermenilerin bu
iddialarının son derece asılsız olduğunu belirten Fein, Reagan'ın
başkan olduğu 1981
de bu konunun Beyaz Saray tarafından
araştırıldığını ve iddiaların asılsız olduğunun belgelendiğini
söyledi. İşte sözde Ermeni soykırımı konusunda Fein'in açıklamaları:
"Osmanlı İmparatorluğu'nun azınlıklara karşı "müthiş" sayılabilecek
bir özen gösterdiği gerçeğini unutmamak gerekir. Azınlıklar, kendi
dini özgürlüklerini ve hayatlarını son derece rahat bir şekilde
sürdürdü.

Ermeni terör çeteleri I. Dünya Savaşı sırasında Fransa ve Rusya ile
birlikte Osmanlıları öldürdü. Bu rakamın 2 milyon civarında olduğu bir
gerçek. Ermeni kayıplarının ise 500 bin civarında olduğu
araştırmalarla kanıtlandı. Burada asıl önemli konu, Ermenilerin
ihanetidir. Osmanlı da kendisini savundu. Özellikle ABD'de yaşayan
Ermeniler, soykırım yalanı ile büyük getirim sağlıyor. ABD yönetimi de
büyük paralar döndüğü için Ermenileri karşısına almak istemiyor.
Ermeniler ısrarla kendi arşivlerini açmıyor. Çünkü yıllardır soykırım
yalanı ile dönen getirimi kaybetmek istemiyorlar. Arşivler açıldığı
anda gerçek ortaya çıkacak."

 

 

O bayrağı çizen Türk ressam Güney öldü

24.06.2009 CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimin halen kullandığı, 1960'da Türk-Rum ortaklığında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağını çizen ve ve dün ölen Kıbrıslı Türk ressam İsmet Vahit Güney'in cenazesi, bugün toprağa verildi.

 

İsmet Vehit Güney


Güney için, bugün, Lefkoşa Atatürk Kültür Merkezi'nde tören düzenlendi. Törene, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da katılarak bir konuşma yaptı. Cumhurbaşkanı Talat, Güney'in geride bıraktıklarının ressam için söylenebilecek her şeyi söylediğini vurguladı.

Güney'in birçok arkadaşının hocası olduğunu ve kendisinden daima büyük hoşnutlukla bahsedildiğini aktaran Talat, bu birikimi elde ederek, bunları halkıyla paylaşmasının bile Ressamı güzel duygularla anmak için yeterli olduğunu kaydetti. Talat, "Onu unutmayacağız, geride bıraktıklarına sabır diliyoruz" dedi.

Ressamın ailesi adına konuşan kızı Nilgün Güney de, babasının iyi ve dolu dolu bir hayat yaşadığını, grafikçilik ve renk ayrımcılığı da yaptığını, sanatın birçok dalında kendini eğittiğini anlattı. "İyi bir babaydı, bizi hiç dövmedi" diyen Güney, babasının kendilerine güzel bir hayat yaşatmaya çalıştığını, onun kızı olduğu için gurur duyduğunu söyledi.

Törende, Ressamın ölümünden bir süre önce hazırlanan ve Güney'in hayatını kendi dilinden anlatan "Bir Ressamın Öyküsü" isimli belgesel de gösterildi. Ressam Güney'in cenazesi, öğle namazını müteakip Lefkoşa Mezarlığı'nda toprağa verildi.

İsmet Vehit Güney kimdir

KKTC Kültür Dairesi Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, 77 yaşında hayata gözlerini yuman ressam İsmet Vehit Güney'in, Kıbrıs Türk resim sanatının mihenk taşlarından biri olduğu ve 1940'lı yıllardan günümüze kadar resim üretmeye ve sanat dünyasına katkı koymaya devam ettiği belirtildi.

İsmet Vehit Güney, 1932 yılında Limasol'da doğdu. 2. Dünya Savaşı'nda İngiliz ordusunda görev yaptı. O yıllarda İngiltere yönetimindeki Filistin'e bağlı Hayfa'daki İngiliz Askeri Akademisi'nde askeri konuların yanı sıra resim eğitimi de aldı.

İbrahim Çallı ile tanıştı ve birlikte çalıştı. Çallı gibi o da izlenimci resim akımından etkilendi. 1947'de kişisel sergisini açan ilk Kıbrıslı Türk ressam oldu. Eserleri pek çok karma ve kişisel sergide yer aldı, ödüller kazandı.

1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bayrağının, ambleminin ve Kıbrıs Lirası'nın tasarımlarını yaptı.

1977'ye kadar Lefkoşa Türk Erkek Lisesi'nde resim ve sanat tarihi öğretmenliği yaptı, 1986 yılında KKTC Hükümeti, Ressam Güney'e, Kültür Sanat Hizmet Ödülü verdi.

 

‘Ben vatanı satmam’

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’la yaptığı görüşmelerle ilgili olarak, “vatan satılıyor” eleştirilerine, “Bir insan vatanını satar mı? Ancak Türkiye satar, satarsa bizi” diye tepki gösterdi

ART TV’nin, “Talat vatanını satıyor yönündeki eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?” şeklindeki sorusuna Talat, “Hiç kimse içinde yaşadığı, çocuklarının yaşayacağı, torunlarının yaşayacağı vatanını satar mı?” karşılığını verdi. Talat, Kıbrıs Türklerini ancak Türkiye’nin satabileceğini söyledi. Talat şöyle konuştu: “Türkiye olarak siz Kıbrıs’tan vazgeçebilirsiniz. Türkiye, ‘Tamam kardeşim, ben vazgeçiyorum, (Rumlara) kapıları, limanları açıyorum, ben artık Kıbrıs’la uğraşmam’ deyip bizi satabilir. Ama ben kendi vatanımı, torunlarımın vatanını nasıl satarım? Sattığım zaman mahvoldum, ölümü göze aldım demektir.”

MILLIYET 24/06/09

High Commissioner hosts launch of English-Speaking Union Cyprus

BRITISH HIGH Commissioner, Peter Millett, hosted the launch of the English-Speaking Union Cyprus on Monday night. The event was attended by over 100 guests from both the Greek and Turkish Cypriot communities.

According to a press release, in launching the event, the organisation’s patron, First Lady Elsie Christofias, expressed her happiness at Cyprus joining “a family of over 50 countries” and said that the English language has an important role to play in Cyprus’ education system.

She stressed the importance of language in “building bridges”, saying that “the world needs understanding and English provides a way of achieving it.”

The High Commissioner underlined the importance of English as a way to build reconciliation and friendship. The ESU could therefore play an important role in Cyprus.

Garo Keheyan, Chairman of the English-Speaking Union Cyprus, described the ESU as a “community of kindred spirits” and said this was as “a wonderful opportunity for Cypriots to interact with people from all over the world.”

In handing over the ESU flag, the organisation’s chairman, the Lord Watson highlighted the motto “Global understanding through English.”

This was not, he said, about the domination of English over other languages but about using English to give people the means and encouragement to express ideas.

The English-Speaking Union is an international charity founded in 1918 to promote international understanding and friendship through the use of the English language.

The organisation is present in over 51 overseas countries and has branches as well as 40 within the UK.

CYPRUS MAIL 24/06/09

Stefanu: Siyasi eşitlik sayısal eşitlik anlamı taşımaz

Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın ortak açıklamalarında da değinilen Birleşmiş Milletler’in (BM) ilgili kararlarına gönderme yaparak “siyasi eşitlik kavramının, sayısal eşitliği öngörmediğini” söyledi. Ve ekledi: “Siyasi eşitlik kavramı; federal bir devlet çerçevesinde, Kıbrıs Türk toplumunun, kararların şekillenmesi ve devlet yönetimine etkili katılımı anlamına geliyor.

Rum radyosunun haberine göre, bugün gerçekleştirilen Rum Bakanlar toplantısının ardından Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın ilgili açıklamalarını yorumlaması istenen Stefanu, siyasi eşitlik kavramına açıklık getirdi.

KIBRIS POSTASI 24/06/09

Miliband, Rum protestosuna boyun eğdi

İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband'ın Kıbrıs'a yapmayı planladığı ziyaretten, Rum tarafının KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında görüşmesine karşı çıkması üzerine vazgeçtiği bildirildi.

İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband'ın Kıbrıs'a yapmayı planladığı ziyaretten, Rum tarafının KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında görüşmesine karşı çıkması üzerine vazgeçtiği bildirildi.

Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Alithia gazetesinin haberine göre, Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu ile 19 Mayısta bir araya gelen Miliband, Atina-Ankara ziyaretinden hemen sonra Kıbrıs'ı ziyaret etmek istediğini söyledi.

Haberde, Rum tarafının Miliband'ın KKTC Cumhurbaşkanı ile Cumhurbaşkanlığı binasında görüşmemesi konusunda ısrarlı olması üzerine, İngiliz Bakanın ziyaretten vazgeçtiği belirtildi.

Gazete, Miliband'ın 27-28 Haziranda Yunanistan'ın Korfu adasında yapılacak Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gayri resmi dışişleri bakanları toplantısı nedeniyle ziyaret konusunu yeniden gündeme getirdiğini, ancak Rum tarafının şartlarında ısrarlı olduğunu ve bu durumun İngilizleri kızdırdığını yazdı.

Alithia gazetesi, son aylarda aynı nedenden dolayı İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ve Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubb'ın adayı ziyaretlerinde görüşemedikleri Cumhurbaşkanı Talat'ı Stockholm ve Helsinki'ye davet ettikleri anımsattı.

A.A.

KIBRIS POSTASI 24/06/09

Erçakıca: AB Rumların etkisinde
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca düzenlediği haftalık basın brifinginde '' Kıbrıs sorununun çözümü konusunda varılacak anlaşma, Avrupa Birliği birincil hukuku olarak geçerli olacaktır. Bu anlaşma, elbette AB kuruluş ilkelerine uygun olacak ancak, birincil hukuk olarak geçerli olması sağlanacaktır. Varılacak olan anlaşmanın kesin ve kalıcı olabilmesi için gerekli hukuki önlemler alınacaktır'' dedi. Erçakıca'nın basın brifinginde söylediklerinden bazı satır başları şöyle:

KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI SÖZCÜSÜ HASAN ERÇAKICA’NIN
BASIN BRİFİNGİ NOTLARI


Cumhurbaşkanımız ile Kıbrıslı Rum Lider Hristofyas arasında devam eden müzakerelere 26 Haziran Cuma günü saat 10.00’da devam edilecektir.

Bilindiği gibi, geçtiğimiz hafta yapılan görüşmede iki lider temsilcilerine Yeşilırmak kapısının açılması ve toprak konularını ele almak için bir araya gelmeleri yönünde talimat vermişlerdi. Bu bağlamda, Sayın Özdil Nami ile Yorgo Yakovu dün yaptıkları görüşmede ağırlıklı olarak Yeşilırmak konusunu görüşmüş, bugün ise ağırlıklı olarak toprak başlığını ele almayı kararlaştırmışlardır.

Bu toplantıların neticesinde Cuma günü yapılacak olan Liderler görüşmesinde iyi haberler almayı beklediğimizi söylemek istiyorum.

Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulma müzakereleri devam ederken, Avrupa Birliği yetkililerinin adamıza gerçekleştirdiği ziyaretlere tanık oluyoruz. Bu arada, AB Dönem Başkanlığı’nı üstlenecek olan İsveç’in hazırlıkları da Kıbrıs sorununun önümüzdeki dönemde Avrupa’daki başlıca tartışma konularından biri olacağını gösteriyor.

Kıbrıslı Rum liderler ise, Türkiye’nin kendilerini ‘Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti’ olarak tanımasını ve limanlarını Kıbrıs Rum bandıralı gemilere açmasını talep ederek, Türkiye’nin AB üyeliği yolunu tıkamaya ve bu süreci Kıbrıs sorununda kendi istediği çözümü dayatma aracı olarak kullanmaya çalışıyor.

AB platformalarında Kıbrıs sorununa artan ilgiyi, Kıbrıs sorununun ne olduğunu anlatmak için bir fırsat olarak değerlendirmeye çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımızın Finlandiya ziyareti bu çerçevede önemli bir çalışma oldu. Cumhurbaşkanımız, adamızı ziyaret eden AB yetkilileri ile gerçekleştirdiği görüşmeleri de bu amaçla değerlendirmekte ve Kıbrıs Türk tarafının çözüm istenci ile Kıbrıs sorununa bakışını anlatma olanağı bulmaktadır.

Bu tartışmalar içinde, AB liderlerinin Kıbrıs sorununun erken çözümü gerektiğine ilişkin demeçlerine tanık olmamız, tarafımızdan memnuniyetle karşılanmaktadır.

Bu çerçevede bazı hususların altını bir kez daha çizmek gerekiyor:

Kıbrıs Rum tarafının AB organlarında tek yanlı temsiliyeti nedeni ile Avrupa Birliği’nin Kıbrıs sorununun çözümününde etkili bir rol oynaması olanağı kalmamıştır. Unutulmaması gerekir ki, AB organlarının şekillenmesinde Kıbrıs Rum liderliği de rol oynamaktadır ve nitekim, Kıbrıs Rum tarafının AB yetkilileri üzerindeki etkisi giderek daha fazla hissedilmeye başlanmıştır. 

Kıbrıs sorununun çözümü konusunda varılacak anlaşma, Avrupa Birliği birincil hukuku olarak geçerli olacaktır. Bu anlaşma, elbette AB kuruluş ilkelerine uygun olacak ancak, birincil hukuk olarak geçerli olması sağlanacaktır. Varılacak olan anlaşmanın kesin ve kalıcı olabilmesi için gerekli hukuki önlemler alınacaktır.

KIBRIS POSTASI 24/06/09

İsmet Vehit Güney toprağa verildi
Rahatsızlanarak dün vefat eden İsmet Vehit Güney bugün  toprağa verildi. Güney, AKM'de düzenlenen törenin ardından İsmail Safa Cami'inde kılınan öyle namazının ardından Lefkoşa mezarlığına defnedildi. 

İsmet Vehit Güney 1932  yılında , Limasol'da doğdu. Kıbrıslı ressam, karikatürist, halen Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından resmi bayrak olarak kullanılan Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı'nın tasarımcısı.

II. Dünya Savaşı'nda İngiliz ordusunda görev yaptı. O yıllarda İngiltere yönetimindeki Filistin'e bağlı Hayfa'daki İngiliz Askeri Akademisi'nde askeri konuların yanı sıra resim eğitimi de aldı. İbrahim Çallı ile tanıştı ve birlikte çalıştı. Çallı gibi o da izlenimci resim akımından etkilendi. 1947'de kişisel sergisini açan ilk Kıbrıslı Türk ressam oldu. Eserleri pek çok karma ve kişisel sergide yer aldı, ödüller kazandı. Karikatürleri İstiklâl ve Köylü gibi Kıbrıs gazetelerinde yayımlandı. 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bayrağının, ambleminin ve Kıbrıs Lirasının tasarımlarını yaptı. Bizzat Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makaryos, İsmet Güney'in tasarımlarını resmi bayrak ve amblem olarak seçti.

1977'ye kadar Lefkoşa Türk Erkek Lisesi'nde resim ve sanat tarihi öğretmenliği yaptı. 1986 yılında KKTC hükümeti kendisine Kültür Sanat Hizmet Ödülü verdi.

KIBRIS POSTASI 24/06/09

Talat vekillere 5 saat bilgi verdi

   

Talat: “Çok ayrıntıya girdik. Sorular soruldu… Görüşme sürecini bütünüyle ele aldık... Son derece yararlı oldu”

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’nun, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın da katılımıyla yaptığı olağanüstü toplantı tamamlandı.

Yaklaşık 5 saat süren toplantıda Cumhurbaşkanı Talat, milletvekillerine müzakere süreciyle ilgili ayrıntılı bilgi verdi, milletvekilleri de değerlendirme yaparak sorular sordu.

Cumhurbaşkanı Talat, toplantıdan çıkışında basının değerlendirme istemesi üzerine yaptığı açıklamada, Meclis’e müzakerelerle; görüşme süreciyle ilgili bilgi verme imkânı bulduğunu belirterek, toplantının son derece yararlı olduğunu kaydetti.

Bu bilgilendirme ve değerlendirme çalışmalarını bundan sonra da sürdüreceklerine işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, “Ben oldukça tatmin oldum. Çünkü hem son derece ayrıntılı bilgi verme şansı buldum, hem de sorulara cevap verdim. Dolayısıyla son derece yararlı olduğunu düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

“ÇOK AYRINTIYA GİRDİK…”
Toplantının bu kadar uzun sürmesinin özel bir nedeni olup olmadığı sorusuna karşılık Cumhurbaşkanı Talat, “Çok ayrıntıya girdik. Sorular soruldu, dolayısıyla yeni seçilmiş Meclis’in bu ilk bilgilendirme oturumunda görüşme sürecini bütünüyle ele aldığımız için biraz uzun oldu. Başka bir nedeni yok” yanıtını verdi.

Talat, üzerine yoğunlaştıkları, Yeşilırmak kapısı gibi herhangi bir konu olup olmadığı şeklindeki soru üzerine ise, “Yeşilırmak kapısı olmadı, ama başka konular oldu. Özel bir şey değildi. Milletvekillerinin ilgi duyduğu, merak ettiği konulardı” dedi.
“Milletvekilleri söz alıp konuştu mu?”sorusuna ise Talat, “Milletvekilleri değerlendirme yapıp soru sordular” yanıtını verdi.

STAR KIBRIS 24/06/09

İsmet Vehit Güney’i kaybettik

Kıbrıs Türk Resim Sanatı’nın duayenlerinden İsmet Vehit Güney yaşamını yitirdi.

 1932 yılında Limasol’da doğan Kıbrıslı ressam, karikatürist ve halen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bayrağı olarak kullanılmakta olan eski Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağını tasarlayan kişi olarak belleklere kazınmış sanatçı İsmet Vehit Güney için bugün, Lefkoşa Atatürk Kültür Merkezi’nde tören düzenlenecek.
Kültür Dairesi Müdürlüğü’nden yapılan yazılı açıklamada, 77 yaşında hayata gözlerini yuman ressam Güney’in Kıbrıs Türk Resim Sanatı’nın mihenk taşlarından biri olduğu ve 1940’lı yıllardan günümüze kadar resim üretmeye ve sanat dünyasına katkı koymaya devam ettiği ifade edilerek, Kıbrıs Türk Resim Sanatı’nın duayenlerinden olan İsmet Vehit Güney‘i edebiyete uğurlamak için yarın saat 10.30’da Lefkoşa Atatürk Kültür Merkezi’nde tören düzenleneceği bildirildi.

İSMET VEHİT GÜNEY KİMDİR ?

İsmet Vehit Güney, 1932 yılında Limasol’da doğdu. II. Dünya Savaşı’nda İngiliz ordusunda görev yaptı. O yıllarda İngiltere yönetimindeki Filistin'e bağlı Hayfa'daki İngiliz Askeri Akademisi'nde askeri konuların yanı sıra resim eğitimi de aldı. İbrahim Çallı ile tanıştı ve birlikte çalıştı. Çallı gibi o da izlenimci resim akımından etkilendi. 1947'de kişisel sergisini açan ilk Kıbrıslı Türk ressam oldu. Eserleri pek çok karma ve kişisel sergide yer aldı, ödüller kazandı.

1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bayrağının, ambleminin ve Kıbrıs Lirası’nın tasarımlarını yaptı. Bizzat dönemin “Kıbrıs Cumhurbaşkanı” Makarios, İsmet Güney'in tasarımlarını resmi bayrak ve amblem olarak seçti.

1977’ye kadar Lefkoşa Türk Erkek Lisesi'nde resim ve sanat tarihi öğretmenliği yaptı, 1986 yılında KKTC Hükümeti kendisine Kültür Sanat Hizmet Ödülü verdi.

STAR KIBRIS 24/06/09

Orams yargıcına üstün hizmet madalyası!

Orams davasında Türk tarafını köşeye sıkıştıran kararı veren Yunan yargıcın, Rumların eski lideri Papadopulos tarafından üstün hizmet nişanıyla ödüllendirildiği ortaya çıktı.

SELİM SAYARI

ntvmsnbc

25 Haziran. 2009 Perşembe

LEFKOŞA - Orams Davası’nda KKTC’deki mülklerin yabancılara satışını engelleyen karara imza atan Avrupa Adalet Divanı başkanı yargıç Vassilios Skouris’in, 2 Kasım 2006 tarihinde dönemin Güney Kıbrıs lideri Tasos Papadopulos tarafından onurlandırıldığı belirlendi. Ülkenin en büyük nişanı olan Makarios III madalyası alan Yunan yargıcın “Rum halkına hizmetlerinden ve bağlılığından ötürü” bu ödüle layık görüldüğü belirtildi.

Skouris’in ayrıca, Orams davasıyla ilgili kararın açıklanmasından 3 ay önce (Şubat 2009’da), Güney Kıbrıs’ı ziyaret ederek Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ve üst düzey Rum yetkililerle temaslar yaptığı da öğrenildi.

Kıbrıs sorununun temelini oluşturan mülkiyet konusunda siyasi ve ekonomik açıdan Türk tarafını köşeye sıkıştıran Orams Davası’nın Yunan yargıcının, üstün hizmet nişanını davanın başlamasından 1 yıl sonra alması dikkat çekiyor.

Papadopulos’un Rum Başkanlık Sarayı’nda düzenlenen törende Avrupa Adalet Divanı Başkanı Yunan yargıç Vassilios Skouris’e Güney Kıbrıs’a desteğinden ötürü teşekkür ettiği ve Makarios 3 nişanını taktığı öğrenildi.

Skouris’in ise aldığı nişanın kendisi ve Avrupa Adalet Divanı için bir onur olduğunu söylediği belirtiliyor.

7 Ekim 2003’ten beri Avrupa Adalet Divanı Başkanı olan Skouris, 2006 yılında üç yıl için yeniden başkanlığa seçilmişti.

KKTC’deki yetkililer Orams Davası'nda alınan kararın siyasi olduğuna inanıyor. Vassilios Skouris’e verilen nişanı bunun kanıtı olarak değerlendiren hukukçularsa, Türkiye ve KKTC’nin davaya müdahil olmasını savunuyor.

KKTC'NİN SON DÖNEMDEKİ EN BÜYÜK YENİLGİSİ OLDU
Rumlar, İngiliz Orams çiftine Rum Meletis Apostolidis’in 1974’ten önce sahip olduğu arsa üzerine villa inşa ederek suç işledikleri iddiasıyla dava açmıştı. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın da onayıyla dava önce İngiltere’ye ardından da Avrupa Adalet Divanı’na taşındı.

KKTC’nin son dönemdeki en büyük hukuki yenilgisi olarak nitelenen davada Avrupa Adalet Divanı, “Rum yargısı tarafından alınan kararların tüm AB ülkeleri tarafından dikkate alınması gerektiğine” hükmetti.

Böylece Rumlar, KKTC’de mülk alan yabancıların AB ülkelerindeki mülklerine ve banka hesaplarına el koydurma hakkına sahip oldu. Karar KKTC’deki emlak piyasasının sonunu getirdi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “ATAD’ın Kıbrıs’taki olağandışı durumu görmezden gelen bu kararının kabul edilmesinin mümkün olmadığını” söylemişti. Başbakan Derviş Eroğlu ise, kararı “Görüşmeler devam ederken Orams davasında çıkan sonuç Rumların çözüm istemediklerinin bir taktiğidir. Rumlar çözüm sürecini böylelikle baltalamaya çalışmaktadır” diye değerlendirmişti. Rum lider Hristofyas ise, kararı olumlu bulduğunu belirtmişti. Rum kamuoyu gelişmeyi zafer olarak nitelemişti.

Barroso: Kıbrıs'ta çözümü siz bulacaksınız

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, KKTC ve Kıbrıs Rum Kesimi'nde temaslarda bulunuyor.

AA

25 Haziran. 2009 Perşembe

LEFKOŞA - KKTC ve Güney Kıbrıs'ta temaslarda bulunmak amacıyla dün gece Kıbrıs'a gelen Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüştü.

Temaslarına, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la bir araya gelerek başlayan Barroso, bu görüşmenin ardından KKTC'ye geçti.

Barroso, KKTC Cumhurbaşkanlığı'nda, Cumhurbaşkanı Talat'la bir araya geldi.

Cumhurbaşkanlığı'na gelişinde, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan Sarıca tarafından karşılanan Barroso'nun Talat'la görüşmesinde, iki taraftan da yetkililer hazır bulundu.

Görüşme öncesinde açıklama yapılmadı sadece basına görüntü verildi.

KIBRIS İÇİN ÇÖZÜMÜ BİZDEN BEKLEMEYİN
Barroso Hristofyas ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, ''Kıbrıs sorununun çözümünün, Kıbrıslılara ait olduğunu'' söyledi.

Rum radyosunun haberine göre Barroso, ''Kıbrıs sorununun çözümünün, Kıbrıslılara ait olduğunu'' belirterek, çözümü kendilerinin bulmalarının söz konusu olmadığını, ancak Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olabileceklerini ve bu çabalara destek verebileceklerini kaydetti.

Barroso, ''Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için tarihi bir fırsatın bulunduğunu'' söyledi.

Rum yönetimi lideri Hristofyas da, Kıbrıs sorununa çözüm sağlanması için KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile birlikte mümkün olan her şeyi yapacağını kaydetti.

Barroso ile yaptığı görüşmeyi dostane olarak nitelendiren Hristofyas, Avrupa Komisyonu Başkanı'nın ilk andan itibaren ''Kıbrıs'a ve onun davasına'' ilgi gösterdiğini belirtti.

Barroso, Talat'tan sonra BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun'la görüşecek ve saat 13.00'da ara bölgedeki Chateau Status Restoran'da, Talat ve Hristofyas'la öğle yemeği yiyecek.

Kıbrıs'ta bir kapı daha açılıyor

25.06.09 CNN TURK

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, uzun süredir gündemi meşgul eden Yeşilırmak kapısının açılması konusunda uzlaştıkları bildirildi.


Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan müzakereleri çerçevesinde yarın 34. kez bir araya gelecek olan liderlerin Yeşilırmak kapısının açılış kararını birlikte açıklamaları bekleniyor.

Türk tarafının diğer kapılardan farklı olarak Erenköy'e karayoluyla "serbest geçiş" istediği Yeşilırmak kapısının açılması konusu, Rum tarafının kara yoluyla akaryakıt taşınmasına karşı çıkması nedeniyle kilitleniyordu.

Türk tarafının isteklerini kabul ettirdiği ve kapının açılması için altyapı çalışmalarına başlandığı bildirildi.

Buna göre, KKTC toprağı olan, ancak kara yolu bağlantısı bulunmayan Erenköy'e askeri malzeme hariç her türlü geçiş, Yeşil Hat Tüzüğü ve gümrüğe tabi olmadan "serbest" olacak.

Jeneratörlerle sağlanan elektrik ihtiyacını Kıbrıs Rum tarafı karşılayacak. Erenköy'e akaryakıt deniz yoluyla ulaşmaya devam edecek. Küçük bir askeri birliğin bulunduğu Erenköy'e askerlerin ve ailelerinin sevki de karadan yapılabilecek.

Bu arada, uzun süredir tartışılan Erenköy'e sivil yerleşim konusunda da Rum tarafının engel çıkarmayacağı öğrenildi. Bölgeye kara yolu yapımı, elektrik bağlanması, sınır kapısının inşası gibi çalışmaların en az 6 ay alacağı belirtiliyor.

Liderler doğrudan görüşmelerin başlayacağını duyurdukları 23 Mayıs 2008 tarihinde 3 geçiş noktasının açılması konusunda anlaştıklarını açıklamışlardı.

Talat ve Hristofyas, uzun tartışmaların ardından, daha önce, adadaki bölünmüşlüğün simgesi Lefkoşa Lokmacı Kapısı'nın 3 Nisan 2008'de açılması kararını almıştı.

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, bugün güney Lefkoşa'da düzenlediği basın toplantısında, iki liderle güven yaratıcı önlemlerin önemini ele aldığını, bu çerçevede, Yeşilırmak Kapısı'nın açılmasında anlaşmaya varılması halinde AB'nin bölgedeki yolun yapılması için finansal desteğe hazır olduğunu liderlere söylediğini ve onları kapının açılması için cesaretlendirdiğini belirtmişti.

Barroso, "Umarım bu konuya erken bir çözüm bulunur" ifadesini kullanmıştı. KKTC ile Kıbrıs Rum kesimi arasında, üçü Lefkoşa'da 6 sınır kapısı var.

 

Barroso'dan Türkiye'ye Kıbrıs mesajı

25.06.2009 CNN TURK

 

Kıbrıs'ta temaslarda bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, "Ada'da bir çözüme ulaşılması halinde Avrupa Birliği (AB) bunu sağlamlaştırmak için elinden gelenin en iyisini yapacak" dedi.

 


Barroso, limanlarını Rum gemilerine açmasının Türkiye'nin alacağı karara bağlı olduğunu, ortada Ankara Protokolü bulunduğunu söyledi.

Barroso, güney Lefkoşa'daki "AB Evi"nde düzenlediği basın toplantısında, çok kritik bir dönemde geldiğini belirttiği Kıbrıs'ta, yıllardır süren sorunu çözmek için iyi bir şans yakalandığını ve bu şansın kullanılması gerektiğini söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la görüşmelerini anlatan Barroso, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brooke Zerihoun ile de bir araya geldiğini belirterek, hem liderlerin hem de BM'nin Kıbrıs sorununun çözümü için gösterdikleri çabayı övdü.

Barroso, liderlerin Kıbrıs'ta kapsamlı bir anlaşmaya varmaları halinde Avrupa Birliği'nin bunu sağlamlaştırmak için elinden gelenin en iyisini yapacağını vurguladı.

İki liderle Güven Yaratıcı Önlemlerin önemini ele aldığını aktaran Barroso, bu çerçevede, Yeşilırmak Kapısı'nın açılmasında anlaşmaya varılması halinde AB'nin bölgedeki yolun yapılması için finansal desteğe hazır olduğunu liderlere söylediğini açıkladı.

Liderleri kapının açılması için cesaretlendirdiğini kaydeden Barroso, "Umarım bu konuya erken bir çözüm bulunur" dedi.

Barroso, Rum gazetecinin, "Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümünde güçlük çıkardığı ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın masada rahat hareket etmesini engellediğini" iddia etmesi üzerine "Bu soru değil" dedi.

Barroso, nasıl bir çözüme ulaşılacağının adadaki liderlere kaldığını ifade ederek, AB için önemli olanın birliğin "özgürlük, demokrasi ve hukukun üstünlüğü" prensiplerine uyumlu bir çözümün ortaya çıkması olduğunu belirtti.

"Anlaşma bu temel prensiplerimize uyduğu sürece bize söyleyecek bir şey kalmaz" diyen Barroso, çözümde sözü iki tarafın söyleyeceğini kaydetti. Barroso basın toplantısında BM'nin müzakerelerdeki rolüne desteklerinin tam ve güçlü olduğunu da bir kaç kez yineledi.

Barroso, "Türkiye'nin süreci güçleştireceği" yönündeki iddialar konusunda ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğünü ve ikisinin de Kıbrıs'ta çözüme ulaşılması konusunda yapıcı bir yaklaşım içinde olduklarını vurguladı.

Barroso, Komisyon bünyesinde Kıbrıs'la ilgili bir çalışma grubu oluşturulduğunun hatırlatılması üzerine ise, bunun doğru olduğunu, ancak tamamen teknik anlamda müzakere sürecine uzmanlık hizmeti vermek ve yardımcı olmak amacını taşıdığını söyledi.

Barroso, "Bu daha çok müktesebatla ilgili ve danışma hizmeti veriyoruz" dedi. Barroso, Güney Kıbrıs'ın sonuçta AB üyesi olduğunu ve teknik açıdan AB'ye uyumun önem taşıdığını kaydetti.

"Bu fırsat sonuna kadar kalmaz"

Kıbrıs'ta bir fırsat bulunduğunu ancak bunun sonsuza kadar burada kalamayacağını ifade eden Barroso, siyasi olarak da sürecin başarılı olması yönünde destek verdiklerini kaydetti.

Barroso, Rum gazetecilerin, "kültürel miras" ile ilgili bazı sorular sorarak KKTC ve Türkiye'ye yönelik suçlamalarda bulunmaları üzerine, bu konuların bilgisi dahilinde olmadığını belirterek, yanıt vermedi.

Barroso, Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açması konusundaki değerlendirmesinin sorulması üzerine, bunun Türkiye'nin alacağı karara bağlı olduğunu, ortada Ankara Protokolü bulunduğunu ifade etti.

Barroso, başka bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Talat ile çok olumlu bir görüşme yaptıklarını ifade ederek, sürece direkt karışma gibi bir niyetlerinin bulunmadığını ve BM'nin çabalarını desteklediklerini yineledi.

AB yetkilisi, Güney Kıbrıs'ın AB üyesi olmasına karşın sürece objektif bakmaya çalıştıklarını savundu. Barroso, "AB'nin, çözüme ulaşılmamışken Güney Kıbrıs'ı üyeliğe alması doğru bir karar mıydı?" sorusu üzerine ise geçmişe geri dönmek istemediğini, "Kıbrıs"ın artık AB'ye tam üye olduğunu, isteklerinin bir çözüme ulaşılarak Kıbrıs'taki tüm halkların AB'nin yarattığı fırsatlardan yararlanmasını sağlamak olduğunu ifade etti.

CTP, Eroğlunu dava ediyor

Ana muhalefet Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Derviş Eroğluna, düzenlediği basın toplantısında CTP ve Soyer kabinesinde bakanlık yapanlara "çamur ve iftira" attığı iddiasıyla ağır bir tazminat davası açacaklarını açıkladı.
Tazminat davasının önümüzdeki hafta açılacağını ifade eden Soyer, UBP Genel Başkanı Eroğlu
nun iddialarını elindeki belgelerle mahkemede ortaya koymasını istediklerini belirterek, "Ya ispatlayacak ve tazminat ödemekten kurtulacak, ya da ödeyecek" dedi.
Soyer, bunun yanında kendileriyle ilgili "boş iddialarla sürekli olarak yargısız infaz ve tetikçilik yapan" basın yayın organlarını da mahkemeye sevk edeceklerini belirterek, bu tazminat davalarının kazanılması durumunda ise tazminatı hayır kurumlarına vereceklerini söyledi.
CTP Genel Başkanı, eski Başbakan Ferdi Sabit Soyer dün CTP-ÖRP hükümetinde kabinede bulunan CTP
li bakanlar ve CTPli yetkililerin katılımıyla Saray Otelde bir basın toplantısı düzenledi.
Soyer, basın toplantısında UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu
nun geçtiğimiz günlerde düzenlediği basın toplantısında CTP-ÖRP hükümetiyle ilgili ortaya koyduğu belgeler ve iddiaları cevapladı.
Bu toplantının "bir cevap niteliğinde" olduğunu söyleyen Soyer, ayrıca eşitlik temeli ilkesi çerçevesinde devlet televizyonu BRT
ye, basın toplantısını diğer basın toplantısı gibi canlı yayında vermesi için başvuruda bulunduklarını, fakat ret cevabı aldıklarını söyledi.
Konuşmasında CTP
nin hükümette bulunduğu 5 yıllık süreci anlatan ve Başbakan Eroğlunun "iddialarını" belgelerle cevaplayan Soyer, iddialarla ilgili olarak UBPyle artık mahkemede hesaplaşacaklarını, "kendilerinin bu işe kafalarını koyduklarını, UBPnin de parasını koyacağını" söyledi.
Soyer, CTP
li milletvekili ve bakanların iktidara gelirken olduğu gibi iktidardan giderken de servetlerini ve mal varlıklarını açıklayacaklarını ifade ederek, bunu başta Başbakan Eroğlu olmak üzere UBPli bakan ve milletvekillerinden de beklediklerini kaydetti. Soyer, bu konuda yayın yapan Kıbrıs Gazetesinin de yine aynı başlıklar şeklinde bu konuya yer vermesini istedi.
Soyer, ülkenin ihtiyacının akıl ve sağduyu, icraat olduğunu, hükümetten seçim döneminde verdiği sözleri yerine getirmesini beklediklerini, ancak iddialarla gündemin saptırıldığını savunarak, bu çerçevede artık hükümetle ilişkilerinin sınırlı olacağını, zamanın bu iddialarla daha fazla geçmemesi için mahkeme sürecini hemen başlatacaklarını söyledi.
"GERÇEK DIŞI İDDİALAR PEŞİNDE ZAMANI TÜKETMEYE DEĞİL, İŞ YAPMAYA" ÇAĞIRDI
Ana Muhalefet Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Derviş Eroğlu
nu; "gerçek dışı iddialar peşinde zamanı tüket-meye değil, iş yapmaya", atamalarını yapmaya ve programını takvimleyerek açıklamaya çağırdı. 
Soyer, Eroğlu
na ayrıca; "içinde bulunduğumuz zaman, boş ha-yallerin, siyasi polemiklerin ve kısır döngülerin peşinde sürüklenip gideceğimiz zaman değildir. İçinde bulunduğumuz zaman süratle seçim atmosferinden çıkıp, ülkenin, halkın, çözüm bekleyen sorunlarına çareler üreteceğimiz bir zamandır. Bunun için de ülkenin ve halkın ortak akla derin bir sağduyuya ihtiyacı vardır" mesajı gönderdi. 
CTP Genel Başkanı ve eski Başbakan Ferdi Sabit Soyer dün Saray Otel
de CTP hükümetleri döneminde kabinede görev yapan eski bakanlarla birlikte bir basın toplantısı düzenledi.
Başbakan Eroğlu
nun "iddialarına" cevap veren Soyer, ilk olarak hem Kıbrıs sorunu, hem de glo-bal krizin, insan ve ülke ekonomisi üzerinde yaptığı tahribatı aşmak gerektiğini söyledi.
Hükümete geldikleri ilk dönemlerde kendilerinin de bütçe sıkıntısı yaşadığını söyleyen Soyer, CTP-BG olarak o günlerde, bugün Başbakan Derviş Eroğlu
nun 2009 Bütçesi ile ilgili yaptığı gibi mazeretler arkasına saklanmadıklarını söyledi.
"ÇARESİZLİĞİNİ GİZLEMEYE   ÇALIŞIYOR"  
Soyer, şöyle devam etti:
“Dün seçim döneminde,
sorunların çözümü cebimdeki formüldedir diyen Eroğlu, şimdi ise tıpkı 2003 öncesi yaptığı gibi, mesnetsiz ve dayanıksız çamur atmalar, karalamalar, çarpıtmalarla, sevgisiz tavırlarla kendinin bu kusurunu, öngörüsüzlüğünü ve çaresizliğini gizleme-ye çalışmaktadır. Çok kısa bir sürede, 2 ay gibi bir sürede tükenişini düzenlediği bu basın toplantısı ile ilan etmiştir.
Sayın Eroğlu, bu iki ayda zamanın gerçekte öngörüsüzlüğü gizlemek için iktidarını ağlama ve sızlanma zamanı; çamur atma, karalama ile  kendinden farklı olan herkesten kin ve intikam alma zamanına çevirmiştir.
"ZAMAN KISIR ÇEKİŞMELERİN DEĞİL, ÇARE ÜRETMENİN ZAMANDIR"
İşte bu vesile ile Başbakan Eroğlu
na hatırlatmak isterim ki içinde bulunduğumuz zaman, boş hayallerin, siyasi polemiklerin ve kısır döngülerin peşinde sürüklenip gideceğimiz zaman değildir. İçinde bulunduğumuz zaman, süratle seçim atmosferinden çıkıp, ülkenin, halkın, çözüm bekleyen sorunlarına çareler üreteceğimiz bir zamandır. Bunun içinde ülkenin ve halkın ortak akla derin bir sağduyuya ihtiyacı vardır.
Hem Kıbrıs sorunu için hem de giderek bizi  daha fazla bir şekilde girdabına çeken global krizin, insan ve ülke ekonomisi üzerinde yaptığı tahribatı aşmak gerekir.
Bunun için de 18 yıllık Başbakanlık tecrübesiyle övünen Sayın Eroğlu, gerçek dışı iddialar peşinde zamanı tüketmeye değil, iş yapmaya, atamalarını yapmaya, programını hem de takvimleyerek açıklamak zorundadır."
Konuşmasında "gerçek dışı" olduğunu savunduğu iddiaları cevaplayan ve cevaplarını resmi belgelerle basına veren Soyer, ilk olarak 6-7 bin civarında yapıldığı söylenen istihdam konusuna değindi.

HALKIN SESI 25/06/09

"Barroso, Avrupanın müdahil çerçevesini ortaya koyacak"

Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Barroso, KKTC ve Güney Kıbrısta temaslarda bulunmak amacıyla dün gece Kıbrısa geldi.
Barroso, ilk görüşmesini, saat 09.00
da, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasla yapacak. Bu görüşmenin ardından KKTCye geçecek Barroso, saat 10.40ta Cumhurbaşkanlığını ziyaret edip Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla bir araya gelecek.
Barroso, saat 13.00
te Chateau Status Restoranda, Talat ve Hristofyasla öğle yemeği yiyecek. Barroso "Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği" olarak hizmet veren AB Evini  ziyaret edecek. Saat 16.00da Rum Meclisi Başkanı Marios Karoyanla bir araya gelecek Barroso, daha sonra Rum Meclisinde konuşacak.
Barroso, saat 17.15
te AB Evinde basın toplantısı düzenleyecek. Barosso, saat 18.00de Arkeoloji Müzesini ziyaret edecek, saat 18.45de Hristofyasın onuruna vereceği akşam yemeğine katılıp saat 21.30da Adadan ayrılacak.
Öte yandan Rum gazeteleri, Barroso
nun temaslarının gündeminde, Avrupa Birliğinin Kıbrıs sorununa ilişkin rolü ile özellikle AB normlarına ilişkin uyum olacağını yazdılar. Haberi, "Barroso Avrupanın Müdahil Çerçevesini Ortaya Koymak İçin Geliyor" başlığıyla veren Fileleftheros gazetesi, Barrosonun, Kıbrıs sorunu sürecindeki taraflara; ABın kırmızı çizgilerini aşmaması ve de üzerinde anlaşmaya varılanlar olması halinde, AB normlarından sapmaların olmasının mümkün olduğu konusunda bilgi vereceğini savundu.

HALKIN SESI 25/06/09

"Hristofyasın imzaya yetki ve cesareti yok"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakere süreci ve gündemdeki konulara ilişkin HALKIN SESİne bilgiler verdi. Müzakerelerde eylül-ekim aylarında al ver sürecine girilmesi ve 2010 nisanından önce bir referandumun gerçekleşmesi beklentisi içerisinde olduğunu belirten Talat, bir çözüme ulaşılacağı yönünde umudunu koruduğunu, motivasyonunun da bu ümitten kaynaklandığını vurguladı.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas
ın görüşmeler sonrasında oluşacak anlaşmaya imza koyacak cesaret ve yetkiye sahip olup olmadığı yönündeki bir soruyu yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, bu konuda endişeleri olduğunu belirtti. Talat, öngörüldüğü gibi 2010 yılı içerisinde bir referandum gerçekleşmesi halinde Kıbrıslı Türklerin güçlü bir evet çıkarıp çıkarmayacağı yönündeki düşüncesinin de sorulması üze-rine, sandıktan güçlü bir evet çıkacağı inancında olduğunu belirtti. Talat, bunun nedeninin ortaya çıkacak bir metnin kendi onaylarıyla ortaya konacak olmasından kaynaklandığını belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Genel Yayın Yönetmeni Emin Akkor, Yayın Yönetmeni Ali Fahrioğlu, Haber Müdürü İbrahim Daloğlu, HalkIn Sesİ gazetesi köşe yazarları ve haber merkezinden oluşan HALKIN SESİ ekibiyle dün sabah kahvaltılı toplantıda bir araya geldi.
MECLİSTEKİ BİLGİLENDİRME TOPLANTISI
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması yönünde devam eden müzakere sürecinde gelinen son aşamayla ilgili milletvekillerine önceki gün mecliste bilgi veren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas
la başbaşa görüşmelerinde kendi tutmuş olduğu notlar da dahil olmak üzere müzakere sürecine ait tüm tutanakların meclise gönderil-diğinin altını çizdi. Önceki gün gerçekleşen bilgilendirme toplantısının zaman zaman bazı milletvekillerinin "Görüşmeler gizlilik içinde sürdürülüyor ve bir bilinmezlik var" şeklinde bir hava yaratması ve talepleri üze-rine düzenlendiğini belirten Talat, müzakere sürecinde şu ana kadar gelinen aşama hakkında vekilleri bilgilendirdiğini söyledi.
Talat, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas
la gerçekleştirdikleri başbaşa görüşmelerin avantajını da açıklayarak şöyle konuştu:
 "Başbakan’ın avantajı, ekiplerimizle ve özellikle BM ile konuşamayacağımız şeyleri de konuşabilme imkanıdır. Mesela ben onu uyardım; ‘bak eğer bu konuda böyle bir tutum takınırsan sonra kendi kamuoyunun önünde geri adım atamazsın’ diye. Ben kendi kamuoyuma yönelik, "KKTC ile Kıbrıs Rum Devleti arasında bir anlaşmayla çözüm olacaktır" dersem, sonra masaya oturduğumda Rum tarafı bunu şiddetle reddedip asla bu çerçevede çözüm olma-yacağında ısrar ederse, ben geri adım atmak zorunda kalırsam ne napacağım? Rumlar bunu yapıyor. Bu konuda uyarı yapma imkanım var. O da kendini herhalde ona göre ayarlıyor."
YEŞİLIRMAK VE PİLE
Yeşilırmak kapısının açılması konusunda yaşananları değerlendiren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kendilerinin en başından itibaren serbest geçiş ve mazot tankerlerinin geçişi konusunda ısrar ettiklerini belirterek, herşeyin bir pazarlık olduğunu Pirgo köylülerinin Lefkoşa
ya ulaşması talebine karşılık bu şekildeki bazı taleplerinin doğal olduğunu vurguladı.
Pile
ye yol açılması talebinin geri çekilmesiyle ilgili konuşan Talat, Pileye asfalt yol yapılması konusunun Rum yönetimiyle değil, Birleşmiş Milletler’le ilgili bir konu olduğunu, BM Güvenlik Konseyine 1980li yıllarda sunulmuş bir rapor nedeniyle BMnin bu konuda direnç gösterdiğini belirtti.
Konunun daha önce görüşme masasına da götürüldüğünü ancak BM
nin tavrı nedeniyle geri çekildiğini de belirten Talat, BMnin Pilede bulunan askeri birliğe ikmal yapılabileceği ve askeri avantaj sağlayacağı gerekçesiyle yeni bir asfalt geçiş yolu yapımına karşı çıktığını anlattı. "Tank asfalt istemez" diyen Talat, yolun askeri amaçla kullanılmayacağının altını çizdi.
MÜZAKERE SÜRECİ
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, uluslararası çevreler tarafından hazırlanmakta olan bir anlaşma olup olmadığı ve referanduma gidilip gidilmediği yönündeki bir soruya karşılık, "Anayasa yazıcıları ya da kim yapacaksa bu işi vardığımız mutabakatları onlara vereceğiz, bir Türk, bir Rum, belki Türkiye
den bir anayasa uzmanı. Belki başka yerler de olabilir. Şimdi üniversitelerimiz var. Sonuç itibarıyla temellerini biz hazırlayacağız. Eskiden taraflar görüşürdü, BM yazardı ve ‘sizin görüştüklerinizin ortak noktaları bunlardır, size öneriyoruz’ derdi. Şimdi öyle olmayacak gibi görünüyor. Bizim 30 civarında ortak metnimiz var. İçinde mavi ile yazılmış Rum önerileri, kırmızıyla yazılmış Türk önerilerinin yanı sıra çoğunluğu da siyahla yazılmış ortak görüştür. Biz şimdi mavi ve kırmızıları yok etmeye uğraşıyoruz. Siyahlaştırmış olduğumuz oranda da yakınlaşmış oluruz" dedi. Oluşacak federal devletin BM temsiliyeti ve AB üyeliğinin devam edeceğini ancak Kıbrıs Türk devletinin uyum sürecini de yaşayacağını belirten Talat, Kıbrıslı Türk ve Rumların yapmış olduğu bir takım uluslararası anlaşmaların da yürürlükte kalacağını vurguladı. Şu anda üzerinde çalışılan konulardan birinin de bu olduğunu belirten Talat, Türk ve Rum tarafının yaptığı eski anlaşmaların listelenerek hangilerinin yeni devleti bağlayacağının ortaya konacağını söyledi. Talat, önümüzdeki günlerde kurulacak bir ekibin uluslararası anlaşma niteliği taşıyan ve her iki tarafı da bağlamasında sakınca olmayan anlaşmaları listeleyeceklerini anlattı. Talat, anayasada yeniden düzenlenen hususlara aykırı olmadığı sürece geriye kalan iç mevzuatların geçerli olacağını da vurguladı.
MÜLKİYET
Mülkiyet konusunda oluşturulacak mevzuatın da ne şekilde işleyeceğiyle ilgili bilgiler aktaran Cumhurbaşkanı, mülkiyet konusunun da yeni mevzuatla belirleneceğini belirtti.
Rum kesiminde de yasal olan ya da olmayan bir şekilde istimlâk edilmiş mülklerin bulunduğunu belirten Talat, "İstimlâklar var, o var, bu var. Yasalara uygun olan, olmayan var. Kamu yararına kullanılan var, villa yapılan var. İstimlâk edilmeden yapılan var. Dolayısıyla bütün bunlar yeni mevzuata göre düzenlenecek. Rum tarafının bizden tek bir avantajı var; onlar koçan vermedi. Rum kesiminde az oranda Kıbrıs Türk mülkü olduğundan dolayı kalkınmak için tümünü kullanması gerekmezdi. Ama bizde %80 Rum malı olduğu halde %20 Türk malıyla kalkınma mı olurdu? Dünyanın hiçbir yerinde böyle birşey olmadı. Bizde bir zorunluluktu bu. Ama nasıl ele alına-bilirdi o başka bir tartışma konusu. Geçmişi tartışmaya da gerek yok şimdi" şeklinde konuştu.
BARROSO VE VERHEUGEN
İN ZİYARETLERİ
Avrupa Birliği Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen ve AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso
nun Kıbrıs ziyaretiyle ilgili açıklamalar yapan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn tarafından telefonla kendisine Barossonun adaya geleceğinin bildirildiğini ve yemeğe davet edildiğini belirterek, öncesinde yapılan görüşmenin ise Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın yemek öncesinde Barroso ile görüşecek olmasından dolayı kendi talebiyle gerçekleştirildiğini belirtti. Asıl ilginç olanın AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugenin ziyareti olduğunu vurgulayan Talat, Verheugenin bu ziyareti Rum Yönetiminden gelen baskılara rağmen gerçekleştirdiğini ifade etti. Talat, "Komisyonun genişlemeden sorumlu üyesi ve başkanı dışında olanların beni ziyaret etmesine Rum tarafı uzunca bir süredir engel oluyordu. Verheugen büyük ihtimalle onları dinlemedi. Dinlemediğini de söyledi zaten. Büyük ihtimalle de doğrudur; diğerlerine karşı olduklarına göre Verheugene karşı olmamaları mümkün değil" şeklinde konuştu. Verheugenin Türkiyenin bi-rincil hukuk konusunda ısrarının boşuna olduğu yönünde bazı gazetelerde çıkan açıklamalarının da sorulması üzerine Talat, o açıklamanın kendi görüşmeleri öncesinde yapılan bir mülakatta yer aldığını ancak röportajın görüşmeleri sonrasında yayınlandığının altını çizdi.
Deragasyonların AB
nin birincil hukuku olmasının önemini Verheugene anlattıklarını da belirten Cumhurbaşkanı, ikna olduğu izlenimi edindiğini ve bu konuyu Olli Rehnle görüşmesini söylediğini anlattı. Hristofyasın bu konulara sıcak bakmadığının da altını çizen Talat, "Bizim istediğimiz en ciddi kalıcı deragasyon, nüfus çoğunluğunun Kıbrıslı Türk olmaya devam etmesi. Annan Planında üçte ikisi Kıbrıslı Türk olacak diyor. Bu şarttır" dedi.
YARGI KONUSU
Müzakere sürecinde üzerinde en fazla mutabakat sağlanan konu olan yargının da konuşulduğu toplantıda Cumhurbaşkanı Talat, Türk-Rum yargıçların eşit sayıda olacağını, mahkeme başkanının üstün oyu olmayacağını anlatarak şu an itibarıyla federal suç kapsamına giren suçların ne olduğu konusunda da tam bir mutabakat olduğunu belirtti.
"GÜZELYURTLU DAVASI, İLGİNÇ BİR DAVA OLACAK"
Kıbrıslı Türk ve Rumlardan oluşan suç ve suça ilişkin kurulan komitenin çalışmalarıyla ilgili bir soru üzerine; henüz bu kurumların birbirine ihtiyatla yaklaşmakta olduğunu söyleyen Talat, ancak bu komitenin de önemli bir adım olduğunu vurguladı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
nin önümüzdeki günlerde Güzelyurtlu cinayetiyle ilgili önemli bir karar vereceğini de hatırlatan Talat, bu davanın ilginç olacağını belirtti. Talat, cinayetle ilgili Kıbrıs Türk ve Rum tarafının işbirliği yapmaması nedeniyle Güzelyurtlu ailesi tarafından açılan davanın seyrinin komitenin nasıl işleyeceğini görebilmek açısından bir fırsat olduğunu belirtti.
SEÇİMLER İÇİN İLGİNÇ BİR ÖNERİ
Müzakere masasında henüz ortak bir noktaya varılamamış konulardan biri olan federal devlette seçimlerin nasıl yapılacağı konusunun da gündeme geldiği toplantıda Talat, Rum tezlerinin, adanın nüfusunun %20
sini oluşturan Türklerin oy verdiği bir kişinin bütün devletin cumhurbaşkanı olamayacağı şeklinde olduğunu belirtti.
Talat, bu konuda iki tarafın henüz bir yakınlaşma sağlayamadığını belirtirken, sıcak bakmamakla birlikte ilginç bulduğu, yabancı bir diplomatın önerisini de anlattı. Talat, öne-rinin; her iki tarafta da ayrı seçimler yapılarak her bir tarafta da adayların ikiye düşürülmesi, ikinci turun ise ada çapında yapılması yönünde olduğunu belirtti. Böylelikle marjinal kişilerin Cumhurbaşkanı olmasının önleneceğini ve iki toplumun da en fazla kabul gören adaylarının yarışa gireceğini belirten Talat, öneriyi kabul etmemekle birlikte ilginç bulduğunu yineledi.

HALKIN SESI 25/06/09

Cyprus flag designer dies
By Stefanos Evripidou

THE TURKISH Cypriot designer of the Republic of Cyprus flag died on Tuesday at the age of 77, after losing a battle against cancer.

Ismet Vehit Guney was a teacher, a prominent cartoonist and painter. Born in 1932 in Limassol, he was the first Turkish Cypriot painter to open an solo exhibition in 1947. In 1960, he designed the flag for the Republic of Cyprus, its emblem and the Cyprus lira.

Guney’s designed flag was adopted on August 16, 1960. It features a map of the island, with two olive branches underneath as a symbol of peace on a white background. Cyprus is the only country to display its map on its official flag.

The flag of Cyprus was selected by Archbishop Makarios after Guney submitted his proposal along with a message from then Vice President Fazil Kucuk. Both the Greek blue and Turkish red were avoided at the time.

The Cyprus flag is only used by Greek Cypriots. A new flag was designed under the terms of the Annan Plan, which was rejected in 2004. Unlike the current official flag, that version consciously incorporated colours representing Greece and Turkey.

In 2006, Guney sought payment from the government for his design plus compensation for copyright use, 46 years after Makarios chose his design to represent the new Republic.

Turkish Cypriot press reports claimed that Guney was promised £20 a year by Makarios for designing the flag but he was never paid.

The reports said Guney had hired a Greek Cypriot law firm to push his case, adding that he was prepared to take the case to the European Court of Human Rights.

CYPRUS MAIL 25/06/09

Barroso makes whistle-stop Cyprus visit
By Stefanos Evripidou

PRESIDENT OF the European Commission Jose Manuel Barroso was set to arrive in Cyprus last night for a one-day visit to the island, during which he will meet with the leaders of the two communities.

Barroso will first meet with President Demetris Christofias, after which he will have separate meetings with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat and the UN Secretary General’s Special Representative in Cyprus Taye Brook Zerihoun.

The Commission President will later host a lunch for Christofias and Talat at Chateau Status near Nicosia’s Green Line.

The EU leader will then visit the European Commission Representation in Cyprus, followed by a meeting with House President Marios Garoyian, while he is also slotted in to address the House plenary.

In the evening, Barroso will attend a dinner hosted in his honour by Christofias at the Presidential Palace.

The Portuguese dignitary is expected to discuss EU issues with Christofias as well as developments on the Cyprus problem with both leaders of the two communities. Barroso, who previously lead the centre-right party in Portugal, heads the EU monitoring team set up to deal with the Cyprus problem.

Christofias recently justified supporting Barroso’s campaign to secure a second term in office at the helm of the EU-bloc, saying that the leader had shown a keen interest in Cyprus during his presidency.

CYPRUS MAIL 25/06/09

Dostane bir ortamda yemek yedik

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’nun adadaki temasları çerçevesinde bugün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile öyle yemeğinde bir araya geldi..

Yemeğe, Cumhurbaşkanı Talat’ın BM ve AB’yle İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu ve Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilcisi Andrulla Kaminara da katıldı.

Ledra Palace bölgesindeki Chateau Status Restoran’da yenilen yemek yaklaşık 2 saat sürdü. Yemekten sonra air açıklama yapmayan liderler yemeğin dosthane bir ortamda yendiğini söylediler.

KIBRIS POSTASI 25/06/09

Barosso:Çözüm Kıbrıslılara ait

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la görüştü. İkilinin görüşmesi yaklaşık bir saat sürdü.

Görüşmenin ardından açıklama yapan Barroso, “Kıbrıs sorununun çözümünün, Kıbrıslıların kendisine ait olduğunu” söyledi. Barroso, çözümü kendilerinin bulmalarının söz konusu olmadığını; ancak çözüme yardımcı olabileceklerini ve bu çabalara destek verebileceklerini ifade etti.

Görüşmenin ardından açıklama yapan  Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm sağlanması için Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile birlikte mümkün olan her şeyi yapacağını belirtti.

KIBRIS POSTASI 25/06/09

KKTC'yi Zora Sokan Markaj

Avrupa Birliği’nin en yüksek yargı organı Adalet Divanı’nın Nisan ayında KKTC’yi Rum yargısının egemenliği altına sokan ve Türk tarafını görüşme masasında zor duruma sokan tarihi kararı için Rum-Yunan lobisinin yoğun uğraş verdiği ortaya çıktı.

Eski Rum lider Papadopulos, dava sürerken Adalet Divanı’nın başkanı Yunanlı hakim Vassilios Skouris’ Devlet Üstün Hizmet Madalyası ile ödüllendirdi. Yeni Başkan Hristofyas da kararın açıklanmasına 2 ay kala Skouris ve ailesine Kıbrıs tatili yaptırdı.

Kilo problemine kesin çözüm bulundu. Tıklayın!
 
Rumların özellikle mülkiyet konusunda ’Avrupa yasası’ haline getirdiği ve ilk başladığı günlerde bireysel bir mülkiyet davası diye algılanan ancak daha sonra kapsamı genişleyen Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD) kararındaki Rum-Yunan faaliyetleri şöyle sürdü:

LOBİ ÇARKI BÖYLE DÖNDÜ

Rum Mahkemesi, 2005’te KKTC’nin Girne kentinde evi bulunan İngiliz Linda ve David Orams çiftini evlerini yıkmaya ve tazminat ödemeye mahkum etti ve ardından da Londra’da dava açarak, çiftin İngiltere’deki evlerine haciz götürmek istedi. Rum mahkemesi bu kararını, evin bulunduğu arsanın 1974 öncesinde Rum mülkü olmasına bağladı ve AB üyesi olması nedeniyle de tüm AB ülkelerinde uygulanmasını istedi.

Dönemin Papadopulos yönetimi Meletis Apostolides’in adlı Rum’un açtığı davayı büyük bir hukukçu grubuyla savundu. Rum avukatlar, ’Amacımız bu davayı İngiltere’nin ardından Avrupa Adalet Divanı ATAD’a taşımak, orada işimiz kolay’ açıklamasını yaptılar.

TÜRK ÇIKARLARINI CHERIE SAVUNDU

Davada KKTC ve dolayısıyla Türkiye’nin çıkarlarını savunmak üzere İngiliz çiftin avukatlığını İngiltere eski Başbakanı Cherie Blair ve kalabalık bir hukukçu grubu üstlendi. Cherie Blair, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB’ye kabul edildiği 2002 yılında anlaşmanın birinci maddesinde yer alan ’Kıbrıs Cumhuriyeti’nin denetimi altında olmayan topraklarda (KKTC) AB müktesebatı askıya alınmıştır’ maddesine dayanarak mahkeme kararlarının uygulanamayacağı tezini işledi.

Davanın İngiltere bölümünde Cherie Blair büyük zafer kazandı. Ancak dava Rumların öngördüğü gibi önce temyize gitti, temyiz işlevi gören İngiliz Yüksek Mahkemesi de konu AB üyeliğiyle ilgili olması nedeniyle ATAD’a gitme kararı aldı.

YUNANLI HAKİME MADALYA

2006’da dönemin Rum lideri, yargıca nişan verdi. 2008’de göreve gelen Rum lider Dimitris Hristofyas da aynı çarkı döndürerek, ATAD’ın kararını açıklamasına iki ay kala Şubat ayında Yunanlı hakim Skouris’i ailesiyle birlikte adada ağırladı. Sonuçta, 28 Nisan’da ATAD tüm AB ülkelerinde geçerli kararını açıklayarak, Rum mahkemelerin sadece mülkiyet konusunda değil, tüm ticari ve sosyal konularda KKTC ile ilgili alacakları her kararın tüm AB’de geçerli olmasına karar verdi.

KKTC’nin masada eli zayıfladı

ATAD kararının ardından adada inşaat sektörü durma noktasına geldi. En büyük nedeni ise, KKTC topraklarının yüzde 76’sının 1974 öncesi Rum malı olması ve inşaatların da bu arsalar üzerine yapılması. Kıbrıslı Rumlarla BM çerçevesinde barış görüşmeleri yürüten KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da kararın devam eden görüşme sürecine büyük bir darbe vurduğunu açıkladı. KKTC’deki eski Rum mülklerine Rumların mahkemeler yoluyla dönme kararı alması halinde müzakerelerde mülkiyet konusunda görüşme yapılmasının anlamsız olacağına dikkat çekti.

Redd-i hákim istenmedi

Avrupa Birliği’ne üye ülkeler arasındaki sorunları çözen, AB’nin en yüksek yargı organı ve son karar mercii Lüksemburg merkezli Avrupa Toplulukları Adalet Divanı, üye ülkelerin gönderdiği hakimlerden oluşuyor.

15 yargıç görevli Adalet Divanı’nda davada 15 hakim görev alıyor. Başkanlığını Yunanlı hakim Vassilios Skouris yaptı. Kıbrıs Cumhuriyeti adına heyette bulunan Rum hakim Yorgo Arestis, doğrudan taraf olması nedeniyle otomatik olarak davadan çekildi. Duruşmada, bir hakim raportör, bir hakim de savcı görevi aldı. Bu nedenle karar 13 hakimin oyuyla alındı.

Hakime itiraz olmadı Cherie Blair ve ekibi, Rum halkına yaptığı üstün hizmetlerden dolayı Papadopulos’tan devlet üstün şeref madalyası alan Yunan hakimin reddini isteyebilirdi. Ama istemediler.

Karar neydi Adalet Divanı İngiliz mahkemesinin sorduğu sorular nedeniyle tüm KKTC’yi etkileyen genel bir hüküm verdi. Karar şöyle: Rum mahkemeleri egemenliği altında olmayan topraklarla ilgili (KKTC) alacağı kararlar tüm AB ülkelerinde de geçerlidir.

İşte törenin belgesi

Dönemin Rum lideri Tasos Papadopulos, 2 Kasım 2006 tarihinde ATAD’ın Yunanlı Başkanı Vassilios Skouris’i Kıbrıs’a davet etti ve Rum halkına yaptığı hizmetlerden dolayı üstün şeref nişanı verdi.

KIBRIS POSTASI 25/06/09

Mayınlı arazide 4 trilyon dolarlık petrol var

A.A

Mayın temizliği konusunda Birleşmiş Milletler “Başarı Sertifikası”na sahip olan Pekkan Şirketler Grubunun Başkan Yardımcısı Adnan Volkan Pekkan, Suriye sınırındaki mayınlı arazide en az 4 trilyon dolarlık petrol rezervi bulunduğunu öne sürdü.

Petrolün derinde ancak kalitesinin çok yüksek olduğunu ifade eden Pekkan, “Bu petrol çıkartılırsa bölgede terör kalmaz” dedi.

Türkiye-Suriye sınırı boyunca yapılacak mayın temizleme faaliyetlerine ilişkin kanunun Resmi Gazete'de yayımlanmasının ardından CHP'nin de Mayın Yasası'nın iptali için Anayasa Mahkemesine dava açacağını açıklaması, konuyu yeniden gündeme getirdi.

Yurt dışında Specialist Gurkha Services Şirketi ile ortak anti tank, anti personel, mayın arama, tarama, imha etme ve patlamamış mühimmatların imhası projelerini yürüten Pekkan Şirketler Grubunun Başkan Yardımcısı Adnan Volkan Pekkan, mayın temizleme konusunda toplumda bilgi kirliliği oluştuğunu söyledi.

Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi konusunda 7 yıl önce Genelkurmay Başkanlığı tarafından çağrıldıklarını ve brifing verdiklerini anlatan Pekkan, Türk şirketi olarak bu işe talip olduklarını belirtti.

Sınırdaki mayınlı arazide en az 4 trilyon dolarlık petrol rezervi bulunduğunu savunan Pekkan, “Petrol oldukça derinde ama kalitesi çok yüksek. Bu petrol çıkartılırsa bölgede terör kalmaz. Diyarbakır İstanbul'dan güzel olur” diye konuştu.

Mayının temizlenmesinden ziyade oradaki petrolün peşine düşülmesi gerektiğini anlatan Pekkan, şöyle konuştu:
“Biz İngiliz partnerimizle birlikte orayı temizlemeye talibiz. Şirketimiz mayın temizleme konusunda BM'den sertifika almış dünyadaki 5-6 şirketten biridir. Biz burayı son teknolojik cihazlar yardımıyla 3 yıl içinde temizleriz. Bu işin maliyeti konusunda telaffuz edilen rakamların çok daha aşağısında temizleriz.

“MAYINLARI 4 AŞAMADA TEMİZLİYORUZ”

Mayın temizlemenin 4 aşaması bulunduğunu anlatan Pekkan, birinci aşamada mayınların yerlerini tespit etmek için özel donanımlı helikopterlerle arazinin mayın haritasının çıkarıldığını, ikinci aşamada da araziye özel donanımlı mayın temizleme araçlarının sürüldüğünü belirtti.

Bu araçların, önünde zincir bulunduğunu ve saatte 40 kilometre hızla giderken önündeki mekanizma ile bu zincirleri sabit bir güçle araziye vurduğunu anlatan Pekkan, bu şekilde mayınların patlatıldığını ifade etti.

Pekkan, mayın patlatan özel donanımlı bu araçların arazide ikisi önde diğeri arka çaprazda olmak üzere 3'lü gruplar halinde çalıştığını belirtti.

TOPRAĞIN ORGANİK OLMASI İSTENİRSE

Toprağın organik tarıma elverişli olması için patlatılan mayın parçalarının büyük konteynırlar aracılığıyla temizlendiğini anlatan Pekkan, “Mayınlar patlatıldığı zaman parçaları temizlenmediği sürece toprak organik olmaz. Toprak filtreleme işleminden geçirilir. Parçalanan kimyasal kalıntılar, üstte bırakılacak şekilde elenir. Böylece toprak organik tarıma hazır olur” dedi.

Üçüncü aşamada özel eğitimli köpekler ve uzmanların teknik cihazlarla araziyi taradığını ifade eden Pekkan, son olarak helikopterlerin yeniden arazinin üzerinden geçirilerek mayın kalıp kalmadığının kontrol edildiğini kaydetti.

“MAYIN PATLATILMADAN ÇIKARILAMAZ”

“Mayın temizlemenin tek yolu onu patlatmaktır” diyen Pekkan, bir mayının patlatılmadan çıkartılamayacağını, bunun sadece filmlerde olacağını belirtti.

BM'nin bir çok ihalesinde mayın temizliğinde anti personel mayın için 15-20 dolar, anti tank mayını için ise 45-50 dolar fiyat öngörüldüğünü anlatan Pekkan, şunları kaydetti:
“Suriye-Türkiye sınırında, bazılarının dediği gibi 300 bin-400 bin değil 1,5 milyondan fazla mayın var. Bunun yarısı anti tank, yarısı anti personel mayını. Bazı ülkelerde arazinin büyüklüğüne göre fiyat belirlenir bazılarında ise mayın başına anlaşma yapılır. Suriye sınırı çok büyük bir alan olduğu için mayın başına anlaşma yapılmalı. Genelkurmay'ın tahsis ettiği görevliler gözetiminde günlük patlatılan mayınlar rapor halinde tutulur.”

Türkiye'nin, Ottawa Sözleşmesi'ne göre, 1 Mart 2008 tarihine kadar depolarında bulunan mayınları imha etmesi, 1 Mart 2014 tarihine kadar da topraklarında döşeli mayınları imha etmesi gerekiyor.

HURRIYET 25/06/09

Yeşilırmak kapısı açılıyor

KKTC lideri Talat ve Rum lider Hristofyas'ın bugün gerçekleşen görüşmesinden, Yeşilırmak kapısının açılması kararı çıktı.

ntvmsnbc ve Ajanslar

26 Haziran. 2009 Cuma

LEFKOŞA - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, uzun süredir gündemi meşgul eden Yeşilırmak kapısının açılması konusunda anlaştı.

Kapsamlı çözüm müzakereleri çerçevesinde bugün 34. kez biraraya gelen liderler, iki taraf arasında 7. geçiş noktası olarak Yeşilırmak kapısının açılacağını duyurdu. Yeşilırmak, adanın en batısındaki geçiş noktası olacak.

Görüşmenin ardından Talat, Hristofyas ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, basının karşısına geçti. Liderlerin uzlaştığı kuralları Zerihoun açıkladı. Talat ve Hristofyas da basın mensuplarına el sıkışarak görüntü verdi.

Türk tarafı, Yeşilırmak kapısının açılması karşılığında Erenköy'e karayoluyla "serbest geçiş" istiyordu ve Rum Yönetimi buna karşı çıkıyordu. Yeşilırmak kapısının açılması süreci bu nedenle kilitleniyordu. Anlaşmaya göre, artık kontrollü olarak Erenköy'e geçiş sağlanabilecek.

Zerihoun, liderlerin, Yeşilırmak kapısının açılmasıyla ilgili kurallarda uzlaştıklarını ve geçişlerde vatandaşlara BM Barış Gücü'nün (UNFİCYP) eşlik edeceğini duyurdu.

Ayrıca, KKTC toprağı olan, ancak KKTC ile kara bağlantısı olmayan Erenköy'e gitmek isteyenler için de haftada 3 gün olmak üzere çarşamba, cumartesi ve pazar günleri minibüs kaldırılacak. Erenköy'e gidecek minibüslere BM Barış Gücü eşlik edecek.

Kıbrıs Türk tarafı gerekli durumlarda, takviye minibüs talebinde bulunabilecek.

Yeşilırmak kapısından Erenköy'e yiyecek, su ve askeri olmayan diğer erzak yine BM Barış Gücü eşliğinde gönderilebilecek.

Erenköy'e Güney Kıbrıs'taki şebekeden elektrik sağlanacak. Ambulanslar acil durumlarda Erenköy'e giriş çıkış yapabilecek.

Aynı şekilde Kıbrıs Türk itfaiyesi de acil durumlarda Erenköy'e geçiş yapabilecek.

Geçişlerle ilgili olarak, zaman zaman istisnai durumlarda da yeniden düzenleme yapılabilecek. Erenköy'de jeneratörlerle sağlanan elektriği de, bundan böyle Rum tarafı karşılayacak.

Kıbrıslı türklerin milli mücadelesinde sembolik bir öneme sahip olan Erenköy'de küçük bir askeri birlik bulunuyor.

Yeşilırmak kapısı, bölgedeki altyapı çalışmaları tamamlandıktan sonra açılacak. Erenköy'e geçişler de Yeşilırmak kapısının açılmasıyla eş zamanlı olacak. Ancak Kıbrıslı Türkler, 8 Temmuz Erenköy Direnişi törenleri için bölgeye kara yoluyla geçebilecek.

KKTC'den Barroso'ya liman tepkisi

26.06.2009 CNN TURK

 KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, AB Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso'nun bazı gerçekleri göz ardı ettiğini belirterek, Avrupa Birliği'nin (AB) taahhütlerini yerine getirmedikçe Türkiye'nin limanlarını Güney Kıbrıs'a açmasını beklemenin çifte standart olduğunu bildirdi.


Özgürgün, yaptığı yazılı açıklamada, Barroso'nun Kıbrıs ziyareti sırasındaki açıklamalarından, Kıbrıs konusunda kapsamlı bir anlaşmaya varılmasını samimiyetle istediğinin anlaşıldığını, ancak Türkiye'ye limanlarını Rum tarafına açması yönünde çağrıda bulunurken bazı gerçekleri göz ardı ettiğini kaydetti.

Özgürgün, limanlar konusunun sadece Türkiye'nin Ankara Anlaşmasına dair Ek Protokol konusundaki yükümlülükleri çerçevesinde değerlendirilebilecek bir konu olmadığını, doğrudan Kıbrıs konusuyla ilişkisi bulunduğunu ifade etti.

Kıbrıs Türküne yönelik izolasyon devam ederken, AB'nin, izolasyonunun sona erdirilmesi yönünde verdiği taahhütleri yerine getirmediğine dikkati çeken Özgürgün, "AB, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü rafa kaldırmışken Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum yönetimine (GKRY) limanlarını açmasını beklemenin çifte standart olduğunu" belirtti.

"Defalarca izah ettikleri halde Barroso'nun izolasyona hiç değinmemesinin, AB'nin Kıbrıs konusunda tarafsız bir tutum benimseyemeyeceğini bir kez daha gözler önüne serdiğini" kaydeden KKTC Dışişleri Bakanı Özgürgün, "AB'nin Rum tarafına yönelik yıllardır sürdürdüğü tavizci politikaların neticesinde Rum tarafının elde etmiş olduğu tek yanlı ve haksız AB üyeliği Rum liderliğini Kıbrıs konusunda daha da katı bir tutum benimsemek yönünde cesaretlendirmekte, kapsamlı bir anlaşmaya varılması çabalarını sekteye uğratmaktadır. Dün gerçekleştirilen basın toplantısında Kıbrıs Türk medya mensuplarının Rum tarafının haksız ve yasa dışı AB üyeliği konusundaki sorularını yanıtlamaktan kaçınan Sayın Barroso bilmelidir ki, Kıbrıs Türk halkı, AB'nin bu yanlı tutumu nedeniyle birliğe olan güvenini yitirmektedir" dedi.

Özgürgün, Kıbrıs sorunu konusunda Türk tarafını suçlayan, Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan'ın konuşmasını da yorumladı ve "Ortaya attığı hezeyanların, Rum tarafının AB'nin çifte standart uygulamalarından ne kadar cesaret aldığının da göstergesi olduğunu" kaydetti.

Özgürgün, "Sayın Barroso'ya ve tüm AB yetkililerine bir kez daha hatırlatırız ki, silah zoruyla gasp edilen ve bir Kıbrıs Rum kurumu haline getirilen sözde temsilciler meclisi iki halkın ve tüm Kıbrıs'ın meclisi değildir. AB bunun farkına varamadığı sürece Kıbrıs konusunda adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasına olumlu bir katkı yapabilmesi mümkün değildir" ifadesini kullandı

 

 

‘You can do it’
By Elias Hazou

PRESIDENT of the European Commission Jose Manuel Barroso has urged the two communities to redouble their efforts for a solution to the Cyprus problem.

“The European Commission and I personally support very much the efforts of the leaders in every way we can. We cannot make the deal. That’s the point people have to understand. We can help find a solution, we can support find a solution, but it is up to Cypriots themselves to find this solution,” Barroso said yesterday after meeting President Demetris Christofias at the Presidential Palace.

Calling his meeting with Christofias “excellent,” Barroso said he was “impressed very much by Mr. Christofias’ sincere commitment and determination to find a solution to the Cyprus problem together with Mr. Talat.

“There is a historic chance now to end this conflict once and for all. So please keep up your efforts Mr. President. The time is now. Do not allow a situation where the younger generation will simply accept the status quo.”

The European Commission President said reunification would allow all Cypriots to reap the benefits of Cyprus’ membership in the EU.

“That is the message that I am bringing here today, one of confidence in the future of this country.”

For his part, Christofias welcomed Barroso to Cyprus, noting that the Commission leader embraced the Cyprus issue from the very start as well as the island’s creative participation in European matters.

This was the reason, he added, that he had supported Barroso’s re-election as President of the Commission.

“Personally, I have promised him I will do everything possible together with Mr. Talat to rid Cyprus of this tragedy and to rid also the EU of this problem.”

The EU chief had a busy day as he shuttled from the south to the north of the island and back. Barroso left the Presidential Palace and headed straight for the occupied part of Nicosia, where he saw Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

In comments to the press later, Talat described Barroso’s meeting to the island as “an important event,” adding he had the opportunity to convey the Turkish Cypriot views on the present state of the Cyprus problem.

“I can say that it was a very useful meeting,” Talat noted.

Barroso next met with Tay?-Brook Zerihoun, Special Representative of the Secretary General of the UN.

The EU chief took some time out for lunch with the leaders of the two communities at the Chateau Status restaurant in the buffer zone. As they briefly posed for photographers outside, the EU chief remarked on the “beautiful sun of Cyprus,” while President Christofias teased journalists that he could not invite them inside because the room was too small.

Coming out of the meal two hours later, both Christofias and Talat both commented on how delicious the food had been.

Barroso continued with a visit to the EC Representation offices in Nicosia, followed by an address before the House of Representatives. Next up was a press conference at the EC Representation with Greek and Turkish Cypriot media, and then a visit to the Archaeological Museum.

Before departing from the island, the last stop for the European Commission President was a dinner at the Presidential Palace hosted by Christofias. The occasion was attended by the ambassadors of EU member-states in Cyprus, the UN Secretary General’s Special Representative to Cyprus, local party leaders and other dignitaries.

CYPRUS MAIL 26/06/09

 

‘Historic chance to end Cyprus conflict’
By Elias Hazou

THE EU is neither a peace broker nor mediator, merely a facilitator, Jose Barroso repeatedly stressed yesterday.

“We do not want to be mediators. If there is a solution, it will come from the Cypriots,” the EU chief told newsmen at the EU House in Nicosia.

“I am glad to be in Cyprus at such a critical time. Indeed I believe this to be a historic opportunity [for a solution],” Barroso said in his opening statement.

Although the European Union does not, and cannot take sides, it is actively supporting the ongoing peace talks, he said.

“That is why I am here. We want to send the message to the people of Cyprus that we care…”

Barroso said the bloc can facilitate the peace process with technical expertise “because in the event of an agreement we will need to transpose the EU acquis into the agreement.”

A special European Commission team of experts has been formed, under Barroso’s auspices, to provide that expertise. Its members are already available to give any assistance to UN officials on the island, he said.

“Once the leaders agree to a comprehensive solution, the European Union will do its utmost to accommodate the terms of an agreement.”

Asked whether, apart from political support, the bloc was willing to support a solution financially, the Portuguese leader revealed that the Commission has offered to co-finance road works for a crossing at Limnitis.

“I encouraged both leaders to reach a solution on Limnitis. It would be a good idea…it would send the message that things can get done.”

Barroso tactfully declined to comment on the difficulties in peace talks: “It is up to the two leaders. Any agreement will be good if it respects the basic principles of EU law: freedom, democracy and the rule of law. But we do not comment on the process. It is a Cyprus-led process…and it is not up to outside partners to say what the agreement should be.”

The EU chief said he had encouraged President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat to work toward a solution.

“This opportunity must be grasped because, honestly, it will not be there forever,” he cautioned.

Barroso refused point-blank to be drawn on any loaded questions, for example a reporter’s observation that Turkish Cypriots feel Brussels is not neutral.

He did offer, however, that he got no such impression from Talat during their t?te-?-t?te yesterday.

“I try to look at the situation objectively whenever I meet with Mr. Talat.”

Asked whether the EU expected Turkey to open its ports to Cypriot vessels in December—the deadline set by the bloc – Barroso said:

“We expect our partners to respect the [Ankara] protocol…we convey this message to Turkey at every opportunity.”

The EU chief dodged yet another booby trap when a Turkish Cypriot reporter asked whether the EU had regretted admitting the Greek Cypriots into the bloc prior to a comprehensive solution and reunification.

“I don’t want to go back to the past…the EU is keen to have all of Cyprus as a member,” he said.

CYPRUS MAIL 26/06/09

Barroso walks into the wrong photo op
By Charles Charalambous

BEFORE lunching with Talat and Christofias at Chateau Status, Barroso arrived at the Ledra Palace crossing point on his way to meet the Turkish Cypriot leader in northern Nicosia.

On the southern side close to the barrier, a small protest against the Turkish occupation organised by the Kyrenia district branches of teachers’ unions OELMEK, POED and OLTEK was just ending.

The protest centred on symbolic student registrations for the three district Gymnasiums of Kyrenia, Ayios Ambrosios and Lapithos, and was attended by 50-60 people, including Kyrenia MP Sophoclis Fittis.

As Barroso’s motorcade drew up to the barrier, he seemed to have decided to talk to the protesters in front of the amassed TV cameras there to cover the protest.

As he drew close enough to talk, some protesters began to tell him why the EU should insist on an end to the Turkish occupation, while others started to chant “Turkish troops out of Cyprus!”

Without saying much at all, Barroso promptly got back into his car, which then moved off.

One of the organisers, POED Kyrenia President Dora Katselli, told the Cyprus Mail that it was “a complete coincidence” that Barroso was there at the end of the protest, for which the invitations had gone out two months ago.

CYPRUS MAIL 26/06/09

House President slams Turkey for its hardline stance
By Elias Hazou

THE chief EU executive was yesterday treated to a long harangue by the Speaker of the House on the bloc’s duty toward a member-state.

Welcoming Barroso to the island, House Speaker Marios Garoyian seized the opportunity to slam EU candidate Turkey for its hardline stance toward Cyprus and the peace talks.

“The people of Cyprus look to you, and in general to the EU, to support their rights, and on the basis of community solidarity to defend a small member-state that languishes under a powerful neighbour who wishes to become a member of the Union,” said Garoyian.

“Nothing more, nothing less. We are simply asking for justice.

He went on to warn: “Certainly Turkey will find us in her path if she continues to display today’s behaviour and refuse to comply with her obligations and commitments to the European Union and the Republic of Cyprus.”

Turning to Barroso, Garoyian said:

“As the guardian of the principles and values of the European Union and the defender of the acquis communautaire, we expect that you will ensure that these prevail in the case of the Cyprus problem and its potential solution.

“It is Turkey which must adapt to European legitimacy…it is not the European Union or the EU acquis that must adjust to Turkey’s goals and terms.”

Garoyian said the fact Cyprus had given the green light for the start of EU accession negotiations did not translate into carte blanche for Ankara.

“Since 1 May 2004, when this island that today is hosting you, is part of EU territory, and yet 500 meters from here the European values and powers stop because they are being impeded by Turkish occupation troops.”

Addressing the Cyprus parliament, Barroso’s message was one of controlled optimism.

“For Cyprus, a settlement could be a fresh start, the beginning of an exciting, new phase.

The task is difficult. The road is long. But the prize is very big,” he said.

“That prize is now within your grasp. The two leaders are on the right track. I believe in them. I believe that they can – and will – make it. Please support them. Because, if they fail, the moment will be gone, and there may not be another opportunity for a very long time – if at all.

“Let me conclude with a wish: a united Cyprus in the EU Presidency in the second half of 2012. You can achieve it.”

CYPRUS MAIL 26/06/09

Barosso rüzgar gibi geçti

   

Bir günlüğüne Kıbrıs’ı ziyaret eden Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso, Talat ve Hristofyas ile hem ayrı ayrı, hem de üçlü yemekte buluştu.

Kıbrıs’ı bir günlüğüne ziyaret eden Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ile hem ayrı ayrı, hem de üçlü yemekte buluştu. Rum meclisinde konuştu. Ardından basın toplantısı düzenleyerek adadan ayrıldı. Görüşmelerde ve basın toplantısında kamuoyunun daha önce duymadığı hiçbir açıklama yapılmadı.
Kıbrıs’ta temaslarda bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso, Yeşilırmak Kapısı’nın açılması halinde, AB’nin yolun finansmanını üstleneceğini açıkladı. Barroso, “Adada bir çözüme ulaşılması halinde AB bunu sağlamlaştırmak için elinden gelenin en iyisini yapacak” dedi.
Barroso, dün öğleden sonra Güney Lefkoşa’daki “AB Evi”nde basın toplantısı düzenledi.
Barroso, Türk, Rum ve bazı diğer yabancı gazetecilerin katıldığı basın toplantısında kısa bir giriş konuşması yaptı ve daha çok gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Kıbrıs’a çok kritik bir dönemde geldiğini belirten Barroso, Kıbrıs’ta, yıllardır süren sorunu çözmek için iyi bir şans yakalandığını ve bu şansın kullanılması gerektiğini söyledi.
Açıklamasında liderlerle görüşmelerini anlatan Barroso, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brooke Zerihoun ile de bir araya geldiğini kaydederek hem liderlerin hem de BM’nin Kıbrıs sorununun çözümü için gösterdikleri çabayı övdü.
Barroso, liderlerin Kıbrıs’ta kapsamlı bir anlaşmaya varmaları halinde Avrupa Birliği’nin bunu sağlamlaştırmak için elinden gelenin en iyisini yapacağını da vurguladı.

YEŞİLIRMAK KAPISININ FİNANSMANI

İki liderle Güven Yaratıcı Önlemlerin önemini ele aldığını kaydeden Barroso, bu çerçevede, Yeşilırmak Kapısı’nın açılmasında anlaşmaya varılması halinde AB’nin bölgedeki yolun yapılması için finansal desteğe hazır olduğunu liderlere söylediğini ve onları kapının açılması için cesaretlendirdiğini belirtti. Barroso, “Umarım bu konuya erken bir çözüm bulunur” dedi.
Barroso, Rum gazetecilerden birinin Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümünde güçlük çıkardığı ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın masada rahat hareket etmesini engellediğini iddia etmesi üzerine “Bu soru değil” dedi. Barroso, nasıl bir çözüme ulaşılacağının adadaki liderlere kaldığını ifade ederek, AB için önemli olanın birliğin “özgürlük”, “demokrasi” ve “hukukun üstünlüğü” prensiplerine uyumlu bir çözümün ortaya çıkması olduğunu belirtti.
“Anlaşma bu temel prensiplerimize uyduğu sürece bize söyleyecek bir şey kalmaz” diyen Barroso, çözümde sözü iki tarafın söyleyeceğini kaydetti.
Barroso basın toplantısında BM’nin müzakerelerdeki rolüne desteklerinin tam ve güçlü olduğunu 3-4 kez tekrarladı.

TÜRKİYE YAPICI BİR YAKLAŞIM İÇERİSİNDE

Barroso, Türkiye’nin süreci güçleştireceği yönündeki iddialar konusunda ise, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğünü ve ikisinin de Kıbrıs’ta çözüme ulaşılması konusunda yapıcı bir yaklaşım içinde olduklarını vurguladı.
Barroso, Komisyon bünyesinde Kıbrıs’la ilgili bir çalışma grubu oluşturulduğunun hatırlatılması üzerine ise, bunun doğru olduğunu, ancak tamamen teknik anlamda müzakere sürecine uzmanlık hizmeti vermek ve yardımcı olmak amacını taşıdığını söyleyerek, “Bu daha çok müktesebatla ilgili ve danışma hizmeti veriyoruz” dedi. Barroso, Güney Kıbrıs’ın sonuçta AB üyesi olduğunu ve teknik açıdan AB’ye uyumun önem taşıdığını kaydetti.

BU FIRSAT SONSUZA KADAR KALMAZ

Kıbrıs’ta bir fırsat bulunduğunu ancak bu fırsatın sonsuza kadar burada olmayacağını ifade eden Barroso, siyasi olarak da, sürecin başarılı olması yönünde destek verdiklerini kaydetti.
Barroso, Rum gazetecilerin, “kültürel miras” ile ilgili bazı sorular sorarak KKTC ve Türkiye’ye yönelik suçlamalar içeren sorular sormaları üzerine, bu konuların bilgisi dahilinde olmadığını belirterek, yanıt vermedi.
Barroso, Türkiye’nin limanlarını Rum gemilerine açması konusundaki değerlendirmesinin sorulması üzerine, bunun Türkiye’nin alacağı karara bağlı olduğunu, ortada Ankara Protokolü bulunduğunu ifade etti.


Barroso: Talat’ın çözüme yönelik çabalarını destekliyorum


Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Talat, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sürdürülen müzakerelerin bu aşamasında Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’nun ziyaretinin, AB’nin sorunun çözümüyle ilgili istekliliğinin ve cesaretlendirmesinin devam ettiğini gösterdiğini söyledi.
Barroso da, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın uzun süredir varlığını sürdüren Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik çabalarını desteklediğini belirtti. Talat’ın, Barroso’yla yaptığı görüşme yaklaşık bir saat sürdü.
Cumhurbaşkanlığı’ndaki görüşmenin ardından Talat ve Barroso, basına kısa açıklamalarda bulundular.
Talat’la görüşmekten memnuniyet duyduğunu ifade eden Barroso, öğleden sonra basın toplantısı düzenleyeceği için uzun bir açıklama yapmayacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Yeşilırmak Kapısı’nın açılması konusunu ele alıp almadıklarının sorulması üzerineyse, bunun Hristofyas ile kendi arasındaki bir konu olduğunu; ancak, Barroso’nun Yeşilırmak kapısının en erken zamanda açılması konusunda destek belirttiğini kaydetti.


Sessiz yemek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, adada temaslarda bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’yla yemekte bir araya geldi.
Ledra Palace bölgesindeki Chateau Status Restoran’da yer alan ve 1 saat 50 dakika süren yemek saat 15:30’da sona erdi. Liderler yemekten ayrılırken yemeğin “güzel, iyi, dostane bir ortamda geçtiğini” söylemekle yetindi, başka herhangi bir açıklama yapmadı.
Yemekten ilk önce Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, birkaç dakika sonra ise Cumhurbaşkanı Talat, daha sonra ise Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso ayrıldı
Yemeğe, Cumhurbaşkanı Talat’ın BM ve AB’yle İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu ve Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilcisi Andrulla Kaminara da katıldı.

KIBRIS STAR 26/06/09

ATAD’ın tarafsızlığı hikaye

   

Orams davasının Yunanlı yargıcına Rumlar’dan üstün hizmet nişanı 

Orams davasında KKTC’yi köşeye sıkıştıran kararı veren ATAD’ın Yunanlı Başkanı Skouris’in, Papadopulos tarafından üstün hizmet nişanıyla ödüllendirildiği ortaya çıktı.

Orams Davası’nda KKTC’deki mülklerin yabancılara satışını engelleyen karara imza atan Avrupa Adalet Divanı başkanı yargıç Vassilios Skouris’in, 2 Kasım 2006 tarihinde dönemin Güney Kıbrıs lideri Tasos Papadopulos tarafından onurlandırıldığı belirlendi.
NTV temsilcisi Selim Sayarı’nın haberine göre, ülkenin en büyük nişanı olan Makarios III madalyası alan Yunan yargıcın “Rum halkına hizmetlerinden ve bağlılığından ötürü” bu ödüle layık görüldüğü belirtildi.
Skouris’in ayrıca, Orams davasıyla ilgili kararın açıklanmasından 3 ay önce (Şubat 2009’da), Güney Kıbrıs’ı ziyaret ederek Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ve üst düzey Rum yetkililerle temaslar yaptığı da öğrenildi.
Kıbrıs sorununun temelini oluşturan mülkiyet konusunda siyasi ve ekonomik açıdan Türk tarafını köşeye sıkıştıran Orams Davası’nın Yunan yargıcının, üstün hizmet nişanını davanın başlamasından 1 yıl sonra alması dikkat çekiyor.
7 Ekim 2003’ten beri Avrupa Adalet Divanı Başkanı olan Skouris, 2006 yılında üç yıl için yeniden başkanlığa seçilmişti.
KKTC’deki yetkililer Orams Davası'nda alınan kararın siyasi olduğuna inanıyor. Vassilios Skouris’e verilen nişanı bunun kanıtı olarak değerlendiren hukukçularsa, Türkiye ve KKTC’nin davaya müdahil olmasını savunuyor.

DAVA KONUSU

Rumlar, İngiliz Orams çiftine Rum Meletis Apostolidis’in 1974’ten önce sahip olduğu arsa üzerine villa inşa ederek suç işledikleri iddiasıyla dava açmıştı. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın da onayıyla dava önce İngiltere’ye ardından da ATAD’a taşındı.
KKTC’nin son dönemdeki en büyük hukuki yenilgisi olarak nitelenen davada ATAD, “Rum yargısı tarafından alınan kararların tüm AB ülkeleri tarafından dikkate alınması gerektiğine” hükmetti.
Böylece Rumlar, KKTC’de mülk alan yabancıların AB ülkelerindeki mülklerine ve banka hesaplarına el koydurma hakkına sahip oldu. Karar KKTC’deki emlak piyasasının sonunu getirdi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “ATAD’ın Kıbrıs’taki olağandışı durumu görmezden gelen bu kararının kabul edilmesinin mümkün olmadığını” söylemişti. Başbakan Derviş Eroğlu ise, kararı “Görüşmeler devam ederken Orams davasında çıkan sonuç Rumların çözüm istemediklerinin bir taktiğidir. Rumlar çözüm sürecini böylelikle baltalamaya çalışmaktadır” diye değerlendirmişti. Rum lider Hristofyas ise, kararı olumlu bulduğunu belirtmişti. Rum kamuoyu gelişmeyi zafer olarak nitelemişti.

STAR KIBRIS 26/06/09

Bağış, Eliades’i ‘piste’ davet etti

   

Brüksel’deki düşünce kuruluşu Avrupa Politikaları Merkezi’nde konuşan Bağış, Güney Kıbrıs’ın Belçika Elçisi Eliades’in sert sorularına verdiği yanıtlarla takdir topladı.

Selda BEKTAŞ/ Brüksel

TUSİAD ile Avrupa Politika Merkezi’nin Brüksel’de düzenlendiği toplantıya katılan Türkiye Devlet Bakanı Başmüzakereci Egemen Bağış, Türkiye’nin AB’ye üyelik süreci, stratejileri ve gelinen son noktayı değerlendirdi.
Gazetecilerin Kıbrıs sorunuyla ilgili sorularını da yanıtlayan Bağış, AB Komisyonu’nun yılsonunda hazırlayacağı ilerleme raporunda Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs Rum kesimine açıp açmamasını da değerlendireceğinin hatırlatılması üzerine, şunları söyledi:

“BEKLENTİ DOĞRUDAN TİCARET”
'AB her yıl ilerleme raporu yayımlıyor. Bu yılsonundaki raporda Kıbrıs konusunda birkaç sayfa fazlalık olacak. Kıbrıs konusunda (rapor yazılırken) bazı hususlar da akılda tutulmalı. AB Konseyi (üye ülkelere) Nisan 2004'te oybirliğiyle Kuzey Kıbrıs üzerindeki izolasyonları kaldırma kararı aldı. AB Konseyinin bu kararı hala uygulamaya konulmadı. Türkiye'nin beklentisi AB'nin kendi kararını uygulamaya sokarak KKTC'ye doğrudan ticareti başlatması.'
AB'nin bu yönde atacağı bir adımın KKTC'yi tanımak anlamına gelmeyeceğini belirten Bağış, tüm dünyanın Tayvan ile ticaret yapmasına rağmen çok az ülkenin Tayvan'ı tanımasını örnek gösterdi.

“İŞGALCİSİNİZ”
Güney Kıbrıs’ın Belçika Elçisi Constantinos Eliades’in Bağış’a “Siz Kıbrıs’ın Kuzeyi’ni işgal ediyorsunuz. İşgalci bir ülke olarak AB’ye üye olmaya çalışmanız ne kadar doğru” sorusu toplantıda soğuk rüzgârlar estirdi.
Bağış 2004 yılında adanın bölünmüş olarak AB’ye girdiğini hatırlatarak; “Güney Kıbrıs bölünmüş olarak 2004 yılında AB’ye girerken Kıbrıs sorunu bir ön şart olmamıştı. Kıbrıs sorunu Türkiye’nin AB yolunda da bir ön şart olmamalıdır” şeklinde konuştu.

“İKİ DEVLET GERÇEĞİNİ KABUL EDİNİZ”
“Her sabah güneş bu adada doğarken, 2 farklı ülkenin üstünde parlıyor. Kabul etmemiz gerekir ki, adada 2 meclis, 2 hükümet, 2 farklı devlet ve demokrasi var” diyen Bağış, Türkiye’nin ve Güney Kıbrıs’ın diplomatik olarak birbirlerini tanımamasının bu gerçeği değiştirmeyeceğini söyledi.
Güney Kıbrıs’ın Belçika Elçisi Constantinos Eliades’in konuşmasının başında Kıbrıslı Türklere yapılan 259 milyon Euroluk mali yardım tüzüğünü Güney’in kabul ettiğini savunması üzerine de Bağış; “Tango yapmak için iki taraf gerekir. Biz pistteyiz. Gelin, siz de bize katılın” cevabını vermesi, salonda takdir topladı

STAR KIBRIS 26/06/09

Liderler bugün yeniden bir araya geliyor

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, bugün yeniden bir araya geliyor. Bugünkü Talat-Hristofyas görüşmesinin gündeminde yine toprak konusu var.

Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın her zaman olduğu gibi ara bölgedeki BM tesislerinde yer alacak bugünkü görüşmesi, saat 10.00’da başlayacak.

Liderler, 15 Haziran’da yaptıkları son görüşmede, Kıbrıs sorununun çözümü yönündeki müzakerelerinin başlıklarından bir olan toprak konusunu ve Yeşilırmak kapısının açılmasını ele almış; her iki konuyla ilgili olarak temsilcilerinin çalışma yapmasını kararlaştırmıştı.

STAR KIBRIS 26/06/09

Yeşilırmak kapısı açılıyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Lider Dimitris Hristofyas Yeşilırmak Kapısının açılması konusunda uzlaşmaya vardı. Ancak kapının ne zaman açılacağı henüz belli değil. Kapının açılabilmesi için bölgede yol ve diğer altyapı çalışmalarının tamamlanması gerekecek. Bunun için beş altı aylık bir zaman öngörülüyor

Müzakereler çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas bu sabah saat 10.00’da ara bölgede yeniden bir araya geldi. 

İki lider bugünkü görüşmelerinde “Toprak” ve Yeşilırmak kapısı konularını görüştüler

KIBRIS POSTASI 26/06/09

Talat'ın arabası Rumları kızdırdı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Barroso'nun yemeğine makam aracı ile gitmesi Rumları kızdırdı. Rumların kızdıran ikinci konu ise Barosso'nun Ercan'ı ikinci Havaalanı olarak seçmesi oldu.

Konuyu ön sayfasına taşıyan Rum Simerini Gazetesi 'Talat Makam aracı ile geldi.. Ercan İkinci Havaalanı' başlığını kullandı.

Gazete'ye göre  Cumhurbaşkanı Talat’ın dünkü Talat-Hristofyas-Barroso yemeğine makam aracıyla giderek, 'bölgenin rejimini çiğnedi'.

Gazete ayrıca  yemeğin yapıldığı  restoranın Ledra Palace’ta bulunduğunu ve buranın Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından kontrol edildiğini de iddia ederek, savundu ve Talat’ın yemeğe KKTC forslu makam aracı ve KKTC polisi eşliğinde gitmesini “kışkırtıcı' olarak niteledi

Gazete ayrıca, Barroso’nun Kıbrıs ziyareti çerçevesinde hazırlanan uçuş planda Larnaka Havaalanı’nda acil bir durum olması halinde ikinci havaalanı olarak Ercan Havaalanı’na iniş yapılmasının öngörülmesinin Rumları çaresi bıraktığına da işaret ettti.

KIBRIS POSTASI 26/06/09

Yeşilırmak kapısı için AB finansman

Kıbrısta temaslarda bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Yeşilırmak Kapısının açılması halinde, ABnin yolun finansmanını üstleneceğini açıkladı. Barroso, "Adada bir çözüme ulaşılması halinde AB bunu sağlamlaştırmak için elinden gelenin en iyisini yapacak" dedi. Barroso, dün öğleden sonra Güney Lefkoşadaki "AB Evi"nde basın toplantısı düzenledi. Barroso, Türk, Rum ve bazı diğer yabancı gazetecilerin katıldığı basın toplantısında kısa bir giriş konuşması yaptı ve daha çok gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Kıbrıs
a çok kritik bir dönemde geldiğini belirten Barroso, Kıbrısta, yıllardır süren sorunu çözmek için iyi bir şans yakalandığını ve bu şansın kullanılması gerektiğini söyledi. Açıklamasında liderlerle görüşmelerini anlatan Barroso, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brooke Zerihoun ile de bir araya geldiğini kaydederek hem liderlerin hem de BMnin Kıbrıs sorununun çözümü için gösterdikleri çabayı övdü.
Barroso, liderlerin Kıbrıs
ta kapsamlı bir anlaşmaya varmaları halinde Avrupa Birliğinin bunu sağlamlaştırmak için elinden gelenin en iyisini yapacağını da vurguladı.
YEŞİLIRMAK KAPISININ FİNANSMANI
İki liderle Güven Yaratıcı Önlemlerin önemini ele aldığını kaydeden Barroso, bu çerçevede, Yeşilırmak Kapısı
nın açılmasında anlaşmaya varılması halinde ABnin bölgedeki yolun yapılması için finansal desteğe hazır olduğunu liderlere söylediğini ve onları kapının açılması için cesaretlendirdiğini belirtti. Barroso, "Umarım bu konuya erken bir çözüm bulunur" dedi. Barroso, Rum gazetecilerden birinin Türkiyenin Kıbrıs sorununun çözümünde güçlük çıkardığı ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın masada rahat hareket etmesini engellediğini iddia etmesi üzerine "Bu soru değil" dedi. Barroso, nasıl bir çözüme ulaşılacağının adadaki liderlere kaldığını ifade ederek, AB için önemli olanın birliğin "özgürlük", "demokrasi" ve "hukukun üstünlüğü" prensiplerine uyumlu bir çözümün ortaya çıkması olduğunu belirtti.
 "BU FIRSAT SONSUZA KADAR KALMAZ"
Kıbrıs
ta bir fırsat bulunduğunu ancak bu fırsatın sonsuza kadar burada olmayacağını ifade eden Barroso, siyasi olarak da, sürecin başarılı olması yönünde destek verdiklerini kaydetti. Barroso, Rum gazetecilerin, "kültürel miras" ile ilgili bazı sorular sorarak KKTC ve Türkiyeye yönelik suçlamalar içeren sorular sormaları üzerine, bu konuların bilgisi dahilinde olmadığını belirterek, yanıt vermedi. Barroso, Türkiyenin limanlarını Rum gemilerine açması konusundaki değerlendirmesinin sorulması üzerine, bunun Türkiyenin alacağı karara bağlı olduğunu, ortada Ankara Protokolü bulunduğunu ifade etti.
 "SÜRECE DİREKT KARIŞMAYIZ"
Barroso, başka bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Talat ile çok olumlu bir görüşme yaptıklarını ifade ederek, sürece direkt karışma gibi bir niyetlerinin bulunmadığını ve BM
nin çabalarını desteklediklerini yineledi. AB yetkilisi, Güney Kıbrısın AB üyesi olmasına karşın sürece objektif bakmaya çalıştıklarını savundu.

HALKIN SESI 26/06/09

 

Agreement to open new crossing
By Stefanos Evripidou

Talat: deal will keep alive hopes for the future

THE TWO leaders yesterday agreed to open Limnitis crossing in the north-east of the island and allow access to and from the Kokkina enclave after months of negotiation, recrimination and occasional bitterness.

The decision was taken during the 34th meeting between President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat at the UN-controlled Nicosia airport, as part of direct talks to solve the Cyprus problem.

The news was welcomed among local parties and top EU officials yesterday. Kato Pyrgos community leader Costas Michaelides described it as a “historic day”, and thanked Christofias for his constant efforts on behalf of the people in the Tyllirias area.

Talat also expressed pleasure at finally reaching a deal on the much-discussed crossing which he acknowledged had overshadowed the talks and the wider aim of solving the Cyprus problem.

Following the two leaders’ meeting, the UN Special Representative in Cyprus, Taye-Brook Zerihoun announced the seven-point agreement reached on Limnitis and Kokkina.

“The two leaders decided to proceed with the opening of Limnitis crossing point under normal rules of existing crossings. In the context of this agreement, the role of UNFICYP is underscored,” he said.

The crossing will be open on a daily basis and will be the seventh crossing on the island following the opening of four for use by motorists (Zohdia, Pergamos, Strovilia and Ayios Dhometios) and the two pedestrian crossings (Ledra Palace and Ledra Street).

The UN official noted that those wishing to visit Kokkina from the north could do so three times a week, Wednesday, Saturday and Sunday, in minibuses and escorted by UNFICYP. The Turkish Cypriot side may request UNFICYP escort for one or two extra minibuses a week, he added.

This effectively overcomes one of the many obstacles preventing an agreement between the two sides as it allows for Turkish nationals (settlers) who may have relatives stationed as soldiers in the Turkish enclave to cross through Limnitis to Kokkina, escorted by the UN throughout.

The fourth point of the agreement is the “transfer of reasonable quantities of food and water and other supplies of non-military nature with UNFICYP escort to Kokkina”.

The fifth point deals with the energy demands of the Turkish army base in Kokkina. Another stumbling block to opening the crossing was the Turkish demand to transport fuel through Limnitis to Kokkina to end the current practice of delivering fuel via sea. Instead the two leaders agreed that Kokkina will be supplied with electricity. In fact, the crossing point cannot be opened until Kokkina is connected to the nearest electricity grid.

The two sides also agreed to allow ambulances from the north to visit Kokkina to move the sick, while reciprocally, ambulances of the Republic will cross in the opposite direction to hospitals in Nicosia, cutting their journey time substantially. This last point was one of the major concerns of the Tyllirias residents who argued that lives were put at risk by the need to drive via Paphos (west of the island) and Limassol (south coast) before reaching Nicosia general hospital.

In the event of fire, Turkish Cypriot fire engines and accompanying water tanks will be able to call at Kokkina.

Finally, Zerihoun announced that reciprocal arrangements for specific events through Limnitis and other crossing points could be arranged from time to time.

After the meeting, a very low-key Christofias said it would take some time to open Limnitis crossing. Asked to speculate on the time frame, he replied: “Give us some time.”

Speaking to reporters, Talat said the opening would possibly take three to five months to make the necessary arrangements. He described the deal on Limnitis as good for both sides, adding it would keep alive hopes for the future.

Before the opening, special arrangements would be made for Turkish Cypriots travelling to Kokkina on August 8 while his side would look positively on any Greek Cypriot demands to cross for religious services at Ayios Mamas, he said.

The Turkish Cypriot leader added that the two leaders hoped to conclude the first stage of their discussions on territory next week.

European Commission President José Manuel Barroso described the agreement as “very good news”, adding, “This agreement shows that where there is a will there is a way”.

Enlargement Commissioner Olli Rehn also welcomed the latest confidence building measure, noting that “the Commission stands ready to financially contribute to the works”.  

European Parliament President Hans-Gert Pöttering said the agreement proved the two leaders were “making a serious effort and they deserve every support from the international community”.

AKEL leader Andros Kyprianou said the crossing would “open one more hole in the wall of division” on the island, noting that the end-objective was for a comprehensive agreed solution between the two sides.

Coalition member DIKO released a statement expressing their satisfaction with yesterday’s agreement on Limnitis, adding that they hoped the opening would not be delayed. The party also sought further information on the content of the agreement, which they said was not clear enough.

CYPRUS MAIL 27/06/09

REHN’İ TERLETTİLER

   

Selda Bektaş Brüksel’den bildiriyor

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm müzakerelerinde 'gelecek aylarda Başbakan Erdoğan'ın liderliğine tekrar büyük ihtiyaç hissedileceğini' söyledi.

Belçika’nın Başkenti Brüksel’de düzenlenen Crans Montana Forumu dolayısıyla bu ülkede bulunan DP Gazimağusa milletvekili Ertuğrul Hasipoğlu ve UBP Lefkoşa milletvekili Tahsin Ertuğruloğlu’nun sorularını cevaplandırmakta hayli zorlandı ve kaçamak karşılıklarla geçiştirmeye çalıştı.

Sorularla terledi

KKTC Cumhuriyet Meclisi Eski Başkanı ve DP Gazimağusa milletvekili Ertuğrul Hasipoğlu Rehn’e; “1974 Barış Harekatı ile özgürlüğümüze kavuştuk. İyi niyetle müzakereleri yürüttük. 2003’te Güney’e kapıları açtık. 2004 referandumunda ‘evet’ dedik. Bunlara rağmen Güney Kıbrıs AB’ye girdi. Biz tanınmadık. Sizce insan hakları bunun neresinde?” sorusunu yöneltti.
Bu soru üzerine bocaladığı gözlenen Rehn, geçmişte yapılan hataları bir kenara bırakılması gerektiğini söyledi.
Rehn bunun yerine Kıbrıs'taki iki toplumun geleceğe odaklanmasını ve çözüm konusunda ısrarcı olmasını istedi.

Hırvatistan’ı durdurdunuz

Daha sonra Tahsin Ertuğruloğlu Rehn’e “Siz Hırvatistan’ın Slovenya ile yaşadığı sınır problemi yüzünden Hırvatistan’ın üyelik sürecini durdurdunuz. Ancak söz konusu ‘Kıbrıs’ diye tabir edilen yer olduğunda AB olarak aynı kriterleri uygulamadınız. Güney’i AB’ye aldınız. Sizce bu çifte standart değil midir?” yöneltti.
Bu soru karşısında bocalayan Rehn; aynı cevabı verdi ve “Eğer geçmişe odaklanılsaydı Almanya ve Fransa, Avrupa Birliği'ni kuramazdı. Birbirini suçlama oyununa girmek çözüm değil' diye konuştu.

STAR KIBRIS 27/06/09

YEŞİLIRMAK’TA MUTLU SON

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, uzun süredir gündemde olan Yeşilırmak kapısının açılmasına karar verdi. Yeşilırmak’tan gidiş gelişlerde diğer kapılardaki prosedür geçerli olacak

Erenköy’e haftada 3 gün minibüslerle BM eşliğinde geçilecek Erenköy’e Güney Kıbrıs şebekesinden elektrik sağlanacak

Cumhurbaşkanı Talat, “İyi bir sonuca ulaştık. Her iki tarafı da tatmin eden bir sonuca ulaştık. Yani bir tarafın zaferi, diğer tarafın yenilgisi değil, her iki tarafın da çıkarına olan bir düzenleme yaptık. Biz tatmin olmuş durumdayız. Umarım ki bölgeye yararlı olur.”


Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, uzun süredir gündemde olan Yeşilırmak kapısının açılmasına karar verdi.

İki lider arasında dün gerçekleşen görüşme yaklaşık 3 saat sürdü. Her zaman binadan ayrı ayrı çıkan liderler, dünkü görüşmenin sonunda kapıdan birlikte çıktı ve temsilcileri Özdil Nami ve Yorgos Yakovu ile BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brooke Zerihoun’la birlikte kürsüye yöneldi. Tarafların Yeşilırmak Kapısı konusunda vardığı anlaşmanın metnini Zerihoun okudu.

İki lider, Zerihoun’un açıklamalarından sonra el sıkışarak ayrıldı. Bu arada Rum Lider ayrılırken bir basın mensubunun kapı tam ne zaman açılacak sorusuna, “Bunu daha sonra duyuracağız” dedi.

Talat: son rötuşları yaptık

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, her iki tarafı da tatmin edecek bir sonuca ulaşılan Yeşilırmak Kapısı konusunda bütün kuralların belirlendiğini, son rötuşların yapıldığını, Erenköy’e geçişin sağlanacağını; ancak hem Pirgo-Yeşilırmak, hem de Yeşilırmak-Gemikonağı arasındaki yolun tamirinin zaman alacağını söyledi.

Talat, görüşmeden dönüşte yaptığı açıklamada, oprak konusunu görüşüp, karşılıklı olarak daha önce ortaya konan görüşlere cevaplar verildiğini belirtti. Haritaya girmeden, prensipler üzerinde durulan “Toprak” konusuna gelecek hafta da devam edeceklerini kaydeden Talat, ortak ilkelerde bileşilebilmesi halinde ardından “Güvenlik-Garanti” konusuna geçileceğini ifade etti.

Talat, bir sonraki görüşmenin Perşembe günü saat 10.00’da yapılacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, görüşmeleri gölgeleyen Yeşilırmak konusunu noktalamaktan duyduğu memnuniyeti de dile getirerek, müzakere sürecinin bundan sonra daha rahat sürdürüleceğini belirtti.

3-5 ay alacak

Talat, gerekli düzenlemelerin, özellikle alt yapı çalışmalarının en kısa sürede yapılıp, kapının açılacağını ve Erenköy’e geçişlerin sağlanacağını belirtti. Böyle bir şeyi başarmanın insanların geleceğe dair umutlarını canlı tutacağına işaret eden Talat, “İyi bir sonuca ulaştık. Her iki tarafı da tatmin eden bir sonuca ulaştık. Yani bir tarafın zaferi, diğer tarafın yenilgisi değil, her iki tarafın da çıkarına olan bir düzenleme yaptık. Biz tatmin olmuş durumdayız. Umarım ki bölgeye yararlı olur” dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, gazetecilerin sorusu üzerine, Yeşilırmak Kapısı konusunda bütün kuralların belirlendiğini ancak hem Pirgo-Yeşilırmak, hem de Yeşilırmak-Gemikonağı arasındaki yolun tamir edilecek olmasından dolayı hazırlıkların 3-5 ay alacağını kaydetti.

Talat, kısa sürede asfaltlama ve gerekli düzenlemeleri yapmanın biraz da işin mali boyutunu halletmeye de bağlı olduğuna işaret ederek, AB’nin bu konuda desteğinin AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso tarafından da açıklandığını kaydetti.
Talat, “Yeşilırmak Kapısı’nın açılması, diğer kapılar gibi olacak. Yollar tamir edilip, tam olarak faaliyete geçmeden, oraya polis ve gümrükçü yerleştirmemiz çok makul değil” dedi.

Arzuladığımıza yakın

Cumhurbaşkanı Talat, başka bir soruyu yanıtında, Erenköy’e geçişle ilgili düzenlemenin, Türk tarafının arzuladığı çerçeveye yakın bir çerçevede şekillendiğini söyledi.

Erenköy’e geçişlerin haftanın belirli günlerinde, BM eskortuyla gerçekleşeceğini kaydeden Talat, BM eskortunu, sivil halkın çeşitli sıkıntılar yaşamasını önlemek için Türk tarafının talep ettiğini belirtti. Talat, “Aynı şekilde ikmal, yiyecek-içecek malzemeleri de var. Dolayısıyla BM eskortu bu iş için şart” şeklinde konuştu
Talat, “Erenköy’ün yerleşime açılması”na ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine, “O başka bir konu. O konu gündeme gelip, tartışılmadı. Önce bizim kendi içimizde karar vermemiz, sonra da Rum tarafıyla görüşmemiz gereken bir konudur o” dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, başka bir soruyu yanıtında, akaryakıta karşılık elektriğin bağlanmasının söz konusu olacağını söyledi.

Hristofyas: süre gerek

Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, ise Cumhurbaşkanı Talat’la, Yeşilırmak Kapısı’nın açılması konusunda anlaştıklarını ve kapıda her iki tarafın da kontrol noktaları bulunacağını söyledi.

Rum radyosunun haberine göre Rum Başkanlık Sarayı’na dönüşü sırasında yaptığı açıklamada Hristofyas, Yeşilırmak Kapısı’nın açılması için süreye ihtiyaçları olduğunu belirtti.

Erenköy’e yapılacak yakıt ikmali konusunda ise Hristofyas, konunun bölgeye elektrik enerjisi verilmesi ile çözüldüğünü kaydetti.

Yeşilırmak Kapısı’nın hangi günler açık olacağıyla ilgili bir soru üzerine ise Hristofyas, diğer geçiş kapıları gibi Yeşilırmak Kapısı’nın da her gün açık olacağını söyledi.


Anlaşmanın maddeleri

- Sınır kapısının kesin açılış tarihi henüz belli olmayan Yeşilırmak’tan Güney’e gidiş gelişlerde, diğer geçiş kapılarındaki kurallar uygulanacak.
- Erenköy’e gitmek isteyenler için ise, haftada 3 gün minibüs kaldırılacak. Erenköy’e gidecek minibüslere BM Barış Gücü eşlik edecek. Bu ziyaretler Çarşamba, Cumartesi ve Pazar günleri yapılacak.
- Kıbrıs Türk tarafı bir veya iki ekstra minibüs için eskort talebinde bulunabilecek.
- Yeşilırmak Kapısı’ndan Erenköy’e yiyecek, su ve askeri olmayan diğer erzak yine BM Barış Gücü eşliğinde gönderilebilecek.
- Erenköy’e, kapı açılmazdan önce Güney Kıbrıs’taki elektrik şebekesinden elektrik sağlanacak.
- Ambulanslar acil durumlarda Erenköy’e giriş-çıkış yapabilecek. Bu konuda geçiş kapılarında geçtiğimiz haftalarda varılan ambulans prosedürleri geçerli olacak.
- Kıbrıs Türk itfaiyesi ve su tankerleri de acil durumlarda Erenköy’e geçiş yapabilecek.
- Yeşilırmak ve diğer kapılarda zaman zaman özel etkinlikler için karşılıklı ayarlamalar yapılabilecek.
- Anlaşmanın uygulanmasında BM Barış Gücü önemli rol oynayacak.

STAR KIBRIS 27/06/09

YALNIZ YÜRÜMEYECEKSİNİZ’

   

Rum Parlamentosu’nda konuşan Barroso mavi boncuk dağıttı 

Kıbrıs’a bir günlük ziyaret gerçekleştiren Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Rum milletvekillerine seslenirken, “AB, Kıbrıs sorununun çözümü uygulanmasında yardımcı olacaktır. Yalnız yürümeyeceksiniz” dedi.

Rum basını, Kıbrıs’a bir günlük ziyaret gerçekleştiren ve dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la hem ortak hem de ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştiren Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’nun temas ve açıklamalarına geniş yer verdi.

Fileleftheros; “AB’nin Daha Etkin Katılımı – Barroso Erdoğan’ın Önüne Kıbrıs Sorunu ve Protokol Konularını Koyacak – AB İçerisinde Tek Ülke Tek Ses” başlıkları altında manşetten verdiği haberinde, Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso’nun Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına AB’nin müdahalesinin “sınırlarını belirlediğini ve çözümün çerçevesinin AB normları içerisinde olması gerektiğini vurguladığını” ve ‘Yalnız yürümeyeceksiniz” dediğini yazdı.

Ankara’ya yönelik girişimler

Gazete, Barroso’nun temasları sırasında, AB’nin Kıbrıs sorununun çözüm çabalarında, gerek teknik, gerek politik gerekse ekonomik açıdan daha etkin katkıda bulunacağını, öte yandan “çözüme katkıda bulunmasını sağlamak amacıyla Ankara’ya yönelik girişimler yapacağını” vurguladığını savundu.

Elde ettiği bilgilere dayandırarak verdiği haberinde gazete, dünkü Hristofyas- Barroso görüşmesinde Hristofyas’ın, AB’nin çözüm çabalarında daha etkin rol alması gerektiğini dile getirdiğini, Barroso’nun da bu görüşle hemfikir olduğunu belirterek, AB’nin teknik düzeyde katkıda bulunmaya hazır olduğunu ifade ettiğini yazdı.
Habere göre Hristofyas-Barroso görüşmesinde Türkiye’nin çözüm çabalarında üstlenebileceği rol de ele alındı. Barroso, Kıbrıs sorununu çözümünün destekleneceği yönünde Türk tarafından taahhüt aldığını söylerken, Hristofyas ise “Türkiye’nin yabancılara tüm süreci desteklediğini söylediğini, ancak müzakerelerde tamamen farklı bir imaj sergilediğini” iddia etti.

‘Erdoğan’la görüşeceğim’

Gazete, bunun üzerine Barroso’nun bugün Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan’la Brüksel’de bir araya geleceğini belirtti, bu görüşme çerçevesinde Türkiye’nin müzakere sürecine “daha özlü katkıda bulunmasını ve Ankara Protokolü’nü uygulamaya koymasını talep edeceğini” söyledi.

Gazete, Hristofyas- Barroso görüşmesinde “Limnidi” (Yeşilırmak) kapısının açılması konusunun da ele alındığını ve Barroso’nun gerek bu görüşmede gerekse Talat’la görüşmesinde kapının açılması için AB’nin ekonomik desteğini dile getirdiğini yazdı.
Gazete ayrıca, Barroso’nun gerek Hristofyas gerekse Talat’la gerçekleştirdiği bire bir görüşmelerin ardından yaptığı açıklamalarda “cesaretlendirme mesajları gönderdiği” yorumunda bulundu.

Görüşmeler tarihi an

Habere göre Hristofyas’la dünkü görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada Barroso, Kıbrıs’taki müzakere sürecinin “bölünmüşlüğün sona ermesi için tarihi bir an olduğunu” belirtti ve liderlere çabalarını sürdürmeleri çağrısında bulundu.

Barroso, Avrupa Komisyonu ve şahsen kendisinin, Kıbrıs sorununun çözümünü desteklediklerini, ancak “çözümü kendilerinin bulmayacağını, sadece çözüm bulunmasına yardımcı olabileceklerini, çözümün bağlı olduğunu” ifade etti.
Hristofyas da konuşmasında, “ülkenin yeniden birleşmesi ve hem Kıbrıs’ın hem de AB’nin bu sorundan kurtulması için, Talat’la, elinden geleni yapacağı sözünü verdiğini” kaydetti.

Rum Meclisi’nde konuştu

Diğer bir haberinde ise gazete, Barroso’nun dün Rum Meclisi’nde yaptığı konuşmaya yer verdi ve Barroso’nun Kıbrıs sorunu ve Türkiye’nin AB sürecine ilişkin “net mesajlar” gönderdiğini yazdı.

Habere göre Barroso, iki lidere güvendiğini belirtirken, “liderlerin başarısız olmaları durumunda ise böyle bir anın çok uzun zaman, belki de hiç gelmeyeceği” uyarısında bulundu.

Avrupa Birliği’nin Kıbrıs sorununun çözümünün uygulanmasında yardımcı olacağını ifade eden Barroso, “yalnız yürümeyeceksiniz” ifadesini kullandı.
Barroso ayrıca, Kıbrıs sorununun çözümü için Türkiye’nin yapıcı tutumunun çok önemli olduğunu belirtti ve “Türk Hükümeti’nin Kıbrıs sorununun çözümünün AB sürecine taze bir hava getireceğinin farkında olduğuna inandığını” vurguladı.

Destek bekliyoruz

Öte yandan Rum Meclisi ve DİKO Başkanı Marios Karoyan ise, “Türk uzlaşmazlığının ve konfederasyon ile iki devletli çözüm hedefinin her gün doğrulanmaya devam ettiğini ” savundu.


Karoyan ayrıca, “Kıbrıs halkının, AB’den ve bizzat Barroso’dan, AB dayanışması çerçevesinde, hakları konusunda destek beklediğini” de söyledi.
Diğer yandan KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru da, Barroso’nun ziyareti çerçevesinde açıklamada bulundu ve AB ile Güney Kıbrıs karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmediği sürece Güney Kıbrıs’ın Türkiye’nin AB sürecinin kesintisiz ve normal bir şekilde ilerlemesine onay vermesinin beklenmemesi gerektiğini öne sürdü.

STAR KIBRIS 27/06/09

 

AB, Yeşilırmak kararından memnun

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın Yeşilırmak sınır kapısının açılması yönündeki kararını memnuniyetle karşıladıklarını bildirdi.
Önceki gün adada temaslarda bulunan,  Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
la  ayrı ayrı görüşen ve yemekte de liderlerle bir araya gelen Barroso, kararla ilgili olarak, "Bu çok güzel bir haber ve dün (önceki gün) her iki lidere de yaptığım güven artırıcı önlemler ve adanın birleştirilmesi yönündeki müzakerelerde ilerleme kaydedilmesiyle ilgili adımlar atılması şeklindeki çağrıya güzel bir tepki" dedi.
Liderlerin bu konudaki anlaşmasının, istendiği zaman çıkış yolu bulunabileceğinin göstergesi olduğunu kaydeden Barroso, bunun çözüm süreci açısından ümit verici bir adım olduğunu belirtti.
Komisyonun, Liderlerin bir çözüme ulaşmak ve adayı birleştirmek amacıyla BM himayelerinde verdiği çabaya destek verdiğini de ifade eden Barroso, "Gerçekten de, bu yıl, Avrupa toprakları üzerinde uzun süredir devam eden anlaşmazlığa son vermek için gerçek bir şans bulunduğuna inanıyorum; bu şans kaçırılmamalıdır" ifadelerini kullandı.
Avrupa Komisyonu
nun genişlemeden sorumlu üyesi  Olli Rehn de, Yeşilırmak sınır kapısının açılmasıyla ilgili karardan memnuniyet duyduğunu belirterek, "Kıbrıstaki iki topluma yarar sağlayacak olan bu güven artırıcı önlemin alınmasını memnuniyetle karşılıyorum" dedi. "Yeşilırmak kapısının açılmasının bir çok Kıbrıslının günlük yaşamını kolaylaştıracağını ve iki toplum arasındaki güvenin yeniden inşasına yardımcı olacağını" ifade eden Rehn, açıklamasını "Komisyon yapılacak olan işlere maddi katkı koymaya hazırdır" diyerek tamamladı.

HALKIN SESI 27/06/09

Yeşilırmak kapısı açılıyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, uzun süredir gündemde olan Yeşilırmak kapısının açılmasına karar verdi.
İki lider arasında dün gerçekleşen görüşme yaklaşık 3 saat sürdü. Her zaman binadan ayrı ayrı çıkan liderler, dünkü görüşmenin sonunda kapıdan birlikte çıktı ve temsilcileri kürsüye yöneldi. Tarafların Yeşilırmak Kapısı konusunda vardığı anlaşmanın metnini Zerihoun okudu.
Buna göre, sınır kapısının kesin açılış tarihi henüz belli olmayan Yeşilırmak
tan Güneye gidiş gelişlerde, diğer geçiş kapılarındaki kurallar uygulanacak. Erenköye gitmek isteyenler için ise, haftada 3 gün minibüs kaldırılacak. Erenköye gidecek minibüslere BM Barış Gücü eşlik edecek. Bu ziyaretler Çarşamba, Cumartesi ve Pazar günleri yapılacak. Kıbrıs Türk tarafı bir veya iki ekstra minibüs için eskort talebinde bulunabilecek.
Yeşilırmak Kapısı
ndan Erenköye yiyecek, su ve askeri olmayan diğer erzak yine BM Barış Gücü eşliğinde gönderi-lebilecek.
Erenköy
e, kapı açılmazdan önce Güney Kıbrıstaki elektrik şebekesinden elektrik sağlanacak.
Bu arada ambulanslar acil durumlarda Erenköy
e giriş-çıkış yapabilecek. Bu konuda geçiş kapılarında geçtiğimiz haftalarda varılan ambulans prosedürleri geçerli olacak. Aynı şekilde Kıbrıs Türk itfaiyesi ve su tankerleri de acil durumlarda Erenköye geçiş yapabilecek. Yeşilırmak ve diğer kapılarda zaman zaman özel etkinlikler için karşılıklı ayarlamalar yapılabilecek.
Zerihoun
un okuduğu metinde anlaşmanın uygulanmasında BM Barış Gücünün önemli rol oynayacağı vurgulandı.   

HALKIN SESI 27/06/09

Talat: Erenköy'ün tecriti son bulacak

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Yeşilırmak kapısının açılmasıyla Erenköy'ün tecridinin de bir anlamda ortadan kalkacağını söyledi. Talat, KKTC ile Kıbrıs Rum kesimi arasında 7. sınır kapsının açılacağı Yeşilırmak köyünü ziyaretinde köylülerle sohbet ederek, sorularını yanıtladı. Ziyarette, Kıbrıs Rum tarafındaki Pirgo köylüleri de bulundu.

Mehmet Ali Talat, Yeşilırmak kapısının açılması konusunda kendisini harekete geçirenin Pirgo köylülerinin yaşadığı, özellikle sağlık alanındaki sıkıntılar olduğuna işaret ederek, ''Ben bu kapının açılmasını bu sebeple istedim ve onayladım'' dedi.

Kapının açılmasının çözüme yardımcı olmasını umduğunu belirten Talat, ''Hristofyas bu iyi niyetinizi algıladı mı'' sorusuna karşılık, ''Herhalde algılamıştır'' diyerek, Pirgo köylülerinin kendisine anlattığı sıkıntılardan örnek verdi.

Yeşilırmak kapısında da diğer kapılardaki kuralların geçerli olacağını ifade eden Talat, kapının açılmasıyla Erenköy'e de ulaşımın BM eskortunda sağlanacağını söyledi.

Talat, Erenköy'e geçişin herkes için olmadığını, çünkü Erenköy'ün askeri bölge olduğuna işaret ederer, Yeşilırmak kapısının açılmasının zaman alacağını, bu yolların trafiği kaldırmayacağını, yolların genişletilmesinin ve tamirinin gerektiğini ifade etti.
AA

KIBRIS POSTASI 27/06/09

Bryza adaya geliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı AB İşleriyle İlgili Müsteşar Yardımcısı Mathiew Bryza, çeşitli temaslarda bulunmak üzere adaya geliyor.

KKTC ve Güney Kıbrıs’ta temaslarda bulunacak Bryza’nın, yarın ya da Pazartesi günü adaya gelmesi bekleniyor.

Bryza, Cumhurbaşkanı  Mehmet Ali Talat tarafından Pazartesi günü saat 16:00’da kabul edilecek. Bryza’ya temasları sırasında ABD’nin Lefkoşa Büyükelçisi Franc Urbancic eşlik edecek.

KIBRIS POSTASI 27/06/09

TC: Yeşilırmak olumlu bir gelişme

TC Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs'ta Yeşilırmak kapısının açılması kararını olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Burak Özügergin konuyla ilgili bir soruya verdiği yanıtta, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 16 Ekim 2007'de BM Genel Sekreteri ile yaptığı görüşmede sunduğu Güven Arttırıcı Önlemlere ilişkin öneriler arasında Yeşilırmak kapısının açılmasının da yer aldığını kaydetti.

Talat'ın, bu tarihteki önerileri arasında bulunan Lefkoşa şehir merkezindeki Lokmacı sınır kapısının açılmasının da, 3 Nisan 2008'de gerçekleştiğini belirten sözcü, liderlerin bu kez Yeşilırmak kapısının açılışı konusunda uzlaşmalarını olumlu bir gelişme olarak değerlendirdiklerini ifade etti.
AA

KIBRIS POSTASI 27/06/09

 

Özgürgün'den İngiliz mahkemesine çağrı

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Avrupa Toplulukları Adalet Divanının (ATAD) Yunan Başkanı Vasilis Skouris’a Rum halkına hizmetleri için üstün şeref madalyası verilmiş olmasının, ATAD’ın Orams Davası hakkında siyasi bir karar aldığı yönündeki Kıbrıs Türk tarafının görüşünü haklı çıkardığını söyledi.

Özgürgün, İngiliz İstinaf Mahkemesinin, gerçekleri göz önünde bulundurarak, yaşanmakta olan adaletsizliğe alet olmamasını ve Orams davasını Kıbrıs konusundaki gerçekler temelinde değerlendirmesini beklediklerini kaydetti.

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Orams davası hakkında tavsiye kararı veren ATAD’ın Yunan Başkanı Vasilis Skouris’a 2006 yılında Kıbrıs Rum Yönetimi eski lideri Tassos Papadopulos tarafından Rum halkına hizmetlerinden dolayı üstün şeref madalyası verilmiş olması haberleri üzerine yaptığı yazılı açıklamada, Yunan Başkanın ATAD’ın kararı verilmezden iki ay önce Kıbrıs Rum Kesimini ziyaret ederek, başta Rum lider Dimitris Hristofyas olmak üzere üst düzey yetkililerle görüştüğüne işaret etti ve “Ortaya çıkan bu gerçekler, ATAD’ın Orams Davası hakkında siyasi bir karar aldığı yönündeki görüşümüzü haklı çıkarmaktadır” dedi.

Yunan olan ATAD Başkanın, Güney Kıbrıs Yönetimi ile yakınlığı ortadayken Orams davasına hakkaniyet ve tarafsızlık esasları gözetilerek bakmasının beklenmediğini ifade eden Özgürgün, Yunan Başkan’ın, genelde ATAD’ın Avrupa Komisyonu’nun dava konularına ilişkin görüşlerini dikkate alma ilkesini de çiğnediğini ve Avrupa Komisyonu’nun raporunu sırf  Kıbrıs Türk tarafı lehine olduğu için göz ardı ettiğini kaydetti.

KIBRIS POSTASI 27/06/09

 

Kiprianu: 2010'dan önce referandum olmaz

Rum Dışişleri Bakanı Kiprianu, Kıbrıs'ta referandumun 0cak 2010'a kadar mümkün olamayacağını söyledi.

AA

29 Haziran. 2009 Pazartesi

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik referandumun, ''şimdiye kadar olan ilerleme çerçevesinde değerlendirme yapılırsa Ocak 2010'a kadar mümkün olamayacağını'' söyledi.

Rum Haravgi gazetesine göre, Kiprianu, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gayri resmi dışişleri bakanları toplantısının yapıldığı Korfu'da, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, ''Ocak 2010'a kadar Kıbrıs müzakere sürecinin tamamlanacağını ve iki tarafın referanduma gitmeye hazır olacağını söylemek için henüz erken olduğunu'' kaydetti.

Rum Bakan, ''şimdiye kadar olan ilerleme çerçevesinde değerlendirme yapılırsa Ocak ayına kadar bunun olmasının mümkün olamayacağını'' savundu. Müzakerelerin yavaş ilerlemesinden Kıbrıs Türk tarafının sorumlu olduğunu iddia eden Kiprianu, şunları kaydetti:

''Bu, diğer tarafın arzulanan çözüm şekli, yani iki toplumlu iki kesimli federasyon ile uyumlu öneriler sunmak yerine; özde, konfederasyon niteliğinde, yani iki bağımsız devletin birlikte var olmasına yönelik öneriler sunmasından kaynaklanıyor. Bu durum gecikmeye ve en basit bir olgunun bile daha çok görüşülmesine sebep oluyor. Eğer diğer taraf daha yapıcı olursa daha hızlı ilerlememiz mümkün olabilir, ancak şu an için bir değerlendirme yapamayız.''

BRYZA: YIL SONUNA KADAR ÇÖZÜM BEKLİYORUZ
ABD Dışişleri Bakanlığının Avrupa ve Avrasya işlerinden sorumlu Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza ise, ABD'nin yıl sonuna kadar Kıbrıs sorununun çözülmesini beklediğini söyledi.

Rum radyosunun haberine göre, temaslarda bulunmak amacıyla dün adaya gelen Bryza, bugün Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ile görüştü. Bryza, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, ''ABD'nin müzakere sürecinde rol üstlenmediğini, ancak Kıbrıs'ı iki toplumlu, iki kesimli federasyon temelinde yeniden birleştirilecek adil ve kalıcı bir çözümün bulunmasıyla ilgilendiğini'' belirtti.

''Müzakere sürecinde devam eden zorluklar ve bugüne kadar sağlanan ilerleme konusunda bilgi edinmiş olmasının çok faydalı olduğunu'' belirten Bryza, ''politikalarının, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini sağlayacak bir çözüm bulmaları için taraflara yardım etmek olduğunu, iki taraf istemedikten sonra sunacak bir planları ya da herhangi bir girişimlerinin de bulunmadığını'' söyledi.

Bryza, Yeşilırmak kapısının açılması konusunda tarafların anlaşmaya varmış olmalarından ötürü memnuniyet duyduklarını, bu kararın bölge halkı için çok faydalı olacağını ifade etti.

Matthew Bryza, bugün KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından da kabul edilecek.

 

Kargo ambargosu

Pelin ŞAHİN

Türkiyeden KKTCye kargoyla mal nakliyesi sorunsuz yapılabilirken, KKTCden Türkiyeye kargo gönderilemiyor olması tepkiye yol açıyor.
Türkiye
den gelen bir ürünün, kargoda yaşanan bu ambargodan dolayı iadesi yapılamıyor.
Gelen bir ürünü iade etmek istediklerinde bunun mümkün olmadığına dikkat çeken işadamları ve kargo işletmecileri, bu sorunun işlerini bağladığını ve çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldıklarını belirttiler.
Bu sorunun tamamen bürokratik olduğunu ve istenildiğinde çözüme kavuşturulabileceğini vurgulayan kargo şirketleri, olayı yetkili makamlarla görüştükleri ancak herhangi bir çözüm bulunamadığından yakındılar.
Kargoya uygulanan bu ambargoya karşı sert konuşan kargo işletmecileri, yaşadıkları sorunları HALKIN SESİ
ne anlattılar.

Ayhan Sığırcı (Aras Kargo Müdürü):  ′′Türkiyeden kargo sorunsuz gelirken KKTCden Türkiyeye kargo gitmeme-sinin birkaç nedeni var. Birincisi; gümrük prosedürleridir. Taşucu Limanı tu-rizm limanı olduğu için KKTCden giden araçların boş gitmesi gerekiyor. Ancak esas sorun; Türkiye, Gümrük Birliği’ne üye olduğu için gümrüklerine Gümrük Birliği’ne üye olan ülkelerden mal alabiliyor. KKTC de Gümrük Birliği’ne üye olmadığı için Türkiye buradan giden malları kabul edemiyor. Türkiyedeki Gümrükçüler Birliği toplantılarına diğer devletlerden gümrükçü gözlemciler katılıyor ve konu KKTC olduğunda ‘Gümrükçüler Birliği’ne üye olmadığı için mal alamazsınız’ diyorlar. Bu şe-kilde olay çözümsüzlüğe itiliyor. Yapabildiğimiz gümrük taşımacılığı da sadece Türkiyeden buraya oluyor. Biz buradan ürün gönderemiyoruz. C15 belgesiyle ürünler Lefkoşa gümrüğüne geliyor ve KKTCdeki vatandaşlar da Lefkoşa gümrüğünden gelip ürünlerini alabiliyor. Ancak Türkiye coğrafik anlamda çok büyük olduğu için insanlar gelip Taşucundan alamıyor. Örneğin İstanbulda oturan bir insan Taşucundan nasıl gelip ürün alsın? Çok uzak oluyor. Buradan Türkiyeye ürün gönderememiz çok büyük maliyetlere sebep oluyor. Araçlarımız boş döndüğü için bu, taşıma fiyatlarına yansıyor. Eğer buradan da Türkiyeye biz ürün gönderebilsek, kargo fiyatları %30-40 daha azalacaktır. Bu durumdan esnaf oldukça rahatsız. Esnafımız, Türkiyeden bir ürün alıyor ancak ürün yanlış geldiğinde tekrar gönderemiyor. Yani bu olay, alım gücümüzü de düşürüyor. KKTCde Türkiyedeki kargo rahatlığı yok. Herkes kendi işini kendisi yapıyor. Bir ürün alacaksa uçağa bini-yor ve ürününü alıp geliyor. Bu da büyük masraf demektir. Öyle insanlar tanıyorum ki, sırf KKTCden Türkiyeye ürün iade edemediği için battı. Ürünü satamıyor ve elinde kalıyor ancak onu iade de edemiyor. Bunun yanında öğrenciler, okulları bittiğinde eşyalarını götüremiyorlar. Bu sorun bürokratik bir sorundur ve istenildiği takdirde çözülebilir. Rumlar, ABye üye olduğu için herşey ucuz. Bizim vatandaşlarımız da çıkıp, “KKTC çok pahalı Rum tarafından alışveriş yapıyoruz” diyorlar. KKTCnin pahalı olmasının sebebi, ürün iadesi yapamayışımızdan kaynaklanmaktadır. Yani biz kendi kendimizi     baltalıyoruz. Kendi maliyetlerimizi aslında kendimiz artırıyoruz. Şu anda Aras Kargo olarak zarar ediyoruz. Ancak prestij açısından burada da olmamız gerekiyor. Giden kargo olmadığı için biz fatura üretemiyoruz ve KDV gerçekleştiremiyoruz. Yani devlete birşey veremiyoruz. Bu olay bizi rahatsız ediyor, ancak elimizi kolumuzu bağlıyorlar. Bizim tek isteğimiz; yetkililerin önümüzü açması ve artık bürokratların bu konuda devreye girmesidir. Biz şu anda kargo fiyatlarına çifte KDVlendirme yapıyoruz. Hem Lefkoşa gümrüğünde para alınıyor, hem de Taşucu gümrüğünde. Bu sorun yıllardır var ancak ne çözüm aranıyor ne de çözüm bulunuyor. Bazı kargolar biz ithalat ve ihracat yapabiliyoruz diyorlar ama yapabilseler dahi maliyetler çok yüksek. Esnaf bir ürünü 100 TLye alı-yor, bozuk çıkıyor ve iade etmesi gerekiyor. Ancak iade edeceğinde Taşucuna ve Lefkoşa gümrüğüne beyanname ücreti ödemek zorundadır. 100 TLlik bir ürün 300 TLye mal oluyor′′
Melek Sarıcan (Yurtiçi Kargo Müdürü):
′′Taşucunda ambarlar
olmadığı için buradan giden TIR
lar, Taşucunda indirilemiyor. Türkiyeden kargo ile gelen ürünler Lefkoşa gümrüğünden alınıyor çünkü KKTC küçük bir yer. Ancak Türkiyede böyle bir şans yok. Bu olay, ticaret yapan insanları çok zorluyor. Türkiyeden bir ürün aldıklarında eğer o ürün bozuk çıkarsa iade edemiyor. Bu olay da esnafa yansıyor. Türkiyenin, KKTCyi yavruvatan gibi sayarak gümrükleme sorununu çözmesi gerekli. Sorunlar tamamen bürokratiktir. Büyükelçi yeni geldiğinde bizimle tanışmak istedi ve ziyaretine gittik. Biz bu sorunu kendisine aktardık ama çok ilginç bir laf duyduk. Bize, "Burada postane var. Taşımacılık işini sizin yapmanıza gerek yok. Bu görevi postaneye verin" dedi. Bu sorun yıllardır çözülmeyen bir sorundur′′
Sevgi Erhun Çelik (DHC Kargo Müdürü): Bu durum Türkiye gümrükleri ile alakalı bir durumdur. Biz ihracat yapabiliyoruz. Bizim için bir sıkıntı yok. Zaten biz sadece Türkiye ile çalışmıyo-ruz. Bütün ülkelerle çalışıyoruz
′′

HALKIN SESI 29/06/09

 

"Gelin aynı anda açalım"

Bağış, Türkiye limanlarının Rum bandıralı gemilere açılmasıyla ilgili olarak ise "Türkiyenin limanlarını Rum gemilerine açmasının, Rum yönetimini tüm adada egemen devlet olarak tanıdığı anlamına gelmeyeceğini" vurguladı.
Egemen Bağış, "bu konuda aynı anda hareket edebiliriz. AB ülkeleri Kuzey Kıbrıs ile ticarete başlasınlar ve Türkiye de limanlarını açsın" dedi.
Başmüzakereci Bağış, Atina
da yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği demeçte, Türkiyenin AB perspektifi, kaçak göçmen sorunu, Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs konusuna değindi.
AB içerisinde Türkiye
nin üyeliğiyle ilgili bazı çevrelerin itirazlarına rağmen, "Türkiyenin bu konuda gerekli adımları atarak müzakereleri tamamlamakta kararlı olduğunu" belirten Bağış, "Tam üyelikten daha az hiçbir şeyi kabul etmiyoruz. Ya tam üye oluruz, ya da hiçbir şey" dedi.
Bağış, "Bunun alternatifi yok. Şu,
imtiyazlı işbirliği hikayesi de, ABnin hiçbir uygulamasında bulunmamaktadır. Biz önce müzakereleri tamamlayacağız. Ondan sonra belki üye olmamaya karar veririz ya da bizi üyeliğe kabul etmemeyi tercih ederler. Ancak, bu karar şimdi alınacak bir karar değil. Müzakerelerin tamamlandığı gün Türkiye çok farklı bir ülke olacak ve AB de çok farklı bir birlik olacak" diye konuştu.
 "TÜRKİYE, ANLAŞMAYI DESTEKLEYECEK"
Kıbrıs konusunda ise Bağış, "adadaki toplum liderlerinin her iki tarafın da kabul edebileceği bir plan üzerinde anlaşması durumunda, Türkiye
nin bunu destekleyeceğini" söyledi.
Türkiye limanlarının Rum bandıralı gemilere açılmasıyla ilgili bir soruyu yanıtlayan Bağış, "Türkiye
nin limanlarını Rum gemilerine açmasının, Rum yönetimini tüm adada egemen devlet olarak tanıdığı anlamına gelmeyeceğini" vurguladı.
Bununla ilgili olarak Tayvan
ı örnek gösteren Bağış, şöyle konuştu:
"GELİN AYNI ANDA AÇALIM"
"Bütün dünyanın Tayvan ile ticaret yapması bu ülke tanınıyor anlamına gelmiyor. AB, 26 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyona son verme kararı aldığında, bu hareketi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
ni (KKTC) tanıdığı anlamına gelmemişti. Türkiye de, eğer limanlarını Rum gemilerine açarsa Rum yönetimini tüm adada egemen devlet olarak tanıyor anlamına gelmeyecektir. Bu konuda aynı anda hareket edebiliriz. AB ülkeleri Kuzey Kıbrıs ile ticarete başlasınlar ve Türkiye de limanlarını açsın.
"TÜRK LİMANLARINA İLK DEMİR ATACAK RUM GEMİSİ"
Ben, Türk limanlarına demir atacak ilk Rum gemisinin de, Kuzey Kıbrıs
tan portakal yükle-yerek, sadece Türkiyeye değil, Atinaya, Hollandaya, Fransaya ve diğer ülkelere taşıması gerektiğine inanıyorum.
"ANNAN PLANI MÜKEMMEL DEĞİLDİ, AMA ADİLDİ"
Konunun siyasi boyutunun çözümüyle ilgili olarak da, Annan Planı mükemmel değildi. Ancak, adil olduğu için destekledik. Ve eğer iki Kıbrıslı lider her iki tarafın da kabul edebileceği adil bir plan hazırlayabilirlerse, biz destekleyeceğiz. Birbirimizi daha iyi anlama ve ortak sorunlara odaklanma zamanı gelmiştir."

HALKIN SESI 29/06/09

 

İngiliz mahkemeleri kararı uygulayacak

Rum Başsavcısı Kliridis:

Rum Başsavcısı Petros Kliridis, Haravgi gazetesine verdiği demeçte, KKTC’deki Taşınmaz Mal Komisyonu’nun, nihai olarak önümüzdeki Kasım ayında değerlendirileceğini savundu.
   Gazeteye demecinde, Kıbrıslı Rumların topluca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurduğunu ve bu durumun büyük miktarda davanın birikmesine sebep olduğunu ifade eden Kliridis, bu durumun mahkemenin (AİHM); iç hukuk yollarının Türkiye tarafından tüketilmesi gibi bir eğilim geliştirmesi sonucuna yol açtığını kaydetti.
    “Başvuru sahiplerinin; ilk önce iç yargı yollarına, ardından da memnun kalmazlarsa mahkemeye (AİHM) başvurmaları amacıyla, Türkiye tarafından Taşınmaz Mal Komisyonu’nun kurulduğunu” ifade eden Kliridis, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun kaderini belirleyeceği ileri sürülen, Kıbrıslı Rumların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) açtığı sekiz pilot davanın duruşmasının önümüzdeki Kasım ayında gerçekleştirileceğini söyledi.
   Davadan önce, daha fazla göçmenin başvuru yapmasının hiçbir amaca hizmet etmediğini kaydeden Kliridis, mülkiyet konusunun çok karmaşık bir konu olduğunu ve nihai olarak sadece siyasi yöntemle çözüleceğini ileri sürdü.
   Orams davasının çok önemli bir dava olduğunu ve “bu davanın Kıbrıs Cumhuriyeti mahkemelerinin; devletin resmi mahkemeleri olduğunu doğruladığını” iddia eden Başsavcı Kliridis, davanın sonuçlanmasından ötürü mutlu olduğunu belirtti.
   ATAD’ın Yunanlı başkanı Vassilios Skuris’le ilgili Türk basınında çıkan haberlere ilişkin kendisine soru yöneltilen Kliridis, Türkiye’nin; Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın (ATAD) Yunanlı yargıcı Vassilios Skuris konusunu resmi bir şekilde hiçbir zaman gündeme getirmediğini, fakat Türkiye’nin mahkeme başkanının (Yunanlı) Skuris olduğunu gündeme getirmek için farklı yöntemler denediğini ileri sürdü.
   Türk basınında çıkan haberlerde, ATAD’ın Yunanlı Başkanı Skuris’in Orams davası kararında taraf tuttuğu ifade edilirken, Kliridis açıklamasında, “Türkiye’nin bu kabul edilemez iddiayı açık bir şekilde ortaya koymaya hiçbir zaman cesaret edemediğini” ileri sürdü.
   İngiliz mahkemelerinin Orams davası kararını uygulamaya mecbur olduklarını savunan Kliridis, İngiliz adaletinin ATAD’ın kararını uygulamaktan başka çıkış noktası bulunmadığını öne sürdü.

KIBRIS 29/06/09

 

Kıbrıs Cumhuriyeti’ne katılım!

Talat’ın, birleşme konusunda Politis gazetesine verdiği demeçten çıkan sonuç:

Gizli oturumda söylediklerini anlattı… Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC Meclisi’nin gizli oturumunda söylediklerini, ilk defa detaylı bir şekilde Politis gazetesine anlattı. Yeni devletin, iki devletin birleşmesinden oluşacağını söyleyen Talat, ancak bu ortaklığın yüzde 50 Kıbrıs Cumhuriyeti, yüzde 50 KKTC şeklinde olmayacağını belirtti. Talat “Büyük çoğunluğu Kıbrıs Cumhuriyeti olacak. BM’de temsil edilme ve AB’ye katılım devam edecek, ancak Kıbrıs Türk devletinin de uyum süreci olacak” dedi.


   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la gerçekleştirdikleri müzakereler sonrasında Kıbrıs sorununa bulunacak çözümde kurulacak yeni devletin “iki devletin birleşmesinden oluşacağını, ancak bu ortaklığın yüzde 50 Kıbrıs Cumhuriyeti, yüzde 50 KKTC şeklinde olmayacağını” söyledi.
   Talat, “Büyük çoğunluğu Kıbrıs Cumhuriyeti olacak. BM’de temsil edilme ve AB’ye katılım devam edecek, ancak Kıbrıs Türk devletinin de uyum süreci olacak” dedi. 
   Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafıyla mahkemeler konusunda anlaştıklarını da açıkladı. Federal mahkemelerde yargıçların sayısının eşit olacağını vurgulayan Talat, Anayasa mahkemesi, üst mahkeme ve temyiz mahkemelerinde mahkeme başkanının “üstün oyu olmayacağını” belirtti.
   Politis, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la Kıbrıs sorunu ve müzakerelere ilişkin olarak gazete adına Hasan Kahvecioğlu ile gerçekleştirdiği söyleşiye yer verdi.
   Cumhurbaşkanı Talat söyleşisinde ilk olarak, Hristofyas’la baş başa görüşmelerinin sebebinin ne olduğu ve bu görüşmede tutanak tutulup tutulmadığı sorusunu yanıtladı.
   Baş başa görüşmelere ilişkin hiçbir şeyin gizli tutulmadığını, tüm tutanakların Cumhuriyet Meclisi’ne gönderildiğini belirten Talat, baş başa görüşmede ise tutanakları bizzat kendisinin tuttuğunu ve bunları da Meclis’e gönderdiğini vurguladı.
   Talat, baş başa görüşmelerde, BM yetkilileri ve müzakere grupları olduğunda görüşemedikleri konuları konuştuklarını ifade etti ve sözlerini şöyle sürdürdü:
   “Örneğin O’nu (Hristofyas’ı) uyarıyor ve şöyle diyorum: Eğer bu konuda böyle bir tutum olursa daha sonra kendi toplumunun önünde geri adım atamazsın. Mesela, ben çıkıp toplumumun önünde, Kıbrıs Cumhuriyeti ve KKTC arasında bir anlaşma olacak dersem ve daha sonra Kıbrıs Rum tarafı müzakere masasında ‘böyle bir şey kesinlikle olmayacak’ derse, geri adım atmak zorunda kalacak olan ben olurum.”

Kıbrıs sorunu nasıl çözülecek?

   Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın “Kıbrıs Çözümü’nden” söz ettiği ve bunun ne anlama geldiği yönündeki soruya karşılık ise Talat, “başka kimsenin bir çözüm planı yazmayacağını, çözüm planını kendilerinin yazacağını” söyledi.
   Şu ana kadar, mavi tükenmezle yazılmış Kıbrıs Rum, kırmızı ile yazılmış Kıbrıs Türk ve çoğunluğu teşkil eden siyahla yazılmış ortak tezlerin yer aldığı 30 kadar ortak belge bulunduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, şu anda kırmızı ve mavi noktaları ortadan kaldırmaya çalıştıklarını belirtti.
   Talat, bu çalışmanın sonunda, bunların anayasa uzmanlarına verileceğini, bu uzmanların Türkiye, Yunanistan ve hatta yabancı uyruklu da olabileceklerini ve bu uzmanların ortaya çıkan çalışmayı ele alacaklarını belirtirken, “ancak temelleri biz hazırlayacağız” şeklinde konuştu.

Anlaşmaları inceleyecek grup kuruluyor

   Güney Kıbrıs tarafının imzalamış olan uluslararası anlaşmaların listeleneceğini ve bunlardan hangilerinin yeni devlet için bağlayıcı olacağının ortaya çıkacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, kendilerinin de Türkiye’yle anlaşmalarının bulunduğunu, bu anlaşmaların uluslararası niteliğe sahip olmaları durumunda korunacaklarını belirtti.
   Talat, şu günlerde her iki tarafın imzalamış oldukları ve her iki taraf için de bağlayıcı olması sorun olmayacak uluslararası anlaşmaları inceleyerek listeleyecek bir grubun kurulmakta olduğunu ifade etti.

Kalıcı sapmalar

   Cumhurbaşkanı Talat söyleşisinde, “birincil hukuk ve kalıcı sapmalar” konularında da açıklamada bulundu.
   Birincil hukuk konusunun Türkiye tarafından Bürgenstock’ta gündeme getirildiğini ve sapmaların anlaşmada birincil hukuk halinde gelmesinin şart olduğunu belirten Talat, kendilerinin tüm Avrupa Birliği ülkelerinin geçici ve kalıcı sapmaları ayrı ayrı onaylamalarını istediğini ifade etti.
    Cumhurbaşkanı Talat, İrlanda’nın talep ettiği ve AB tarafından kabul edilen sapmaları örnek göstererek, İrlanda’nın sapmalara ilişkin taleplerinin kabul edilmesine karşın kendilerininkinin kabul edilmemekte olduğunu belirtti.
   Talat; Avrupa Konseyi Başkan Yardımcısı Günter Verheugen’in Ada’ya gerçekleştirdiği son ziyaretinde, “Türkiye’nin birincil hukuk konusunda ısrar etmesinin yersiz olduğunu” söylediğini, ancak burada ikna olarak, “Olli Rehn’le konuşun” dediğini açıkladı.
   Talat, Hristofyas’ın bu konuya “olumlu bakmadığını” da vurguladı.
   Kalıcı sapmalar olarak ise, Kıbrıslı Türklerin kendi bölgelerinde nüfusun çoğunluğunu teşkil etmeye devam etmelerini istediklerini belirten Cumhurbaşkanı Talat, Annan Planı’nda ilgili maddenin nüfusun 3’te 2’sinin Kıbrıslı Türklerden oluşmasını öngördüğünü hatırlattı.
   Talat sözlerinin devamında şunları söyledi:
   “Kıbrıslı Rumların senatoda çoğunluğu elde edebileceklerini gördükleri zaman ben de ‘toplum’ mantığını yeniden getirdim. Denktaş döneminde, ne de Annan Planı’nda ‘toplum’ yoktu. Halk ve devletten söz ediliyordu. Denktaş, bunların kabul edilmesini sağlayamadı. Bürgenstock’ta bu ifadelere değinmeden ‘Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar’ diyorduk. Daha sonra ana dili Türkçe olanlar ve Yunanca olanlardan bahsetmeye başladık. Bu sefer ise ilk günden itibaren, eskiden de terminolojide kullanılan, ancak daha sonra kullanılmasından vazgeçilen “bi-communal, bi-zonal federation” ifadelerini ortaya koydum. Bizi daha emniyette tutacak olan budur. Federasyonun anlamı da budur, çünkü federasyon ve taraflar arasında hiyerarşi yoktur. Yani daha üstün-daha düşük ilişkisi yoktur. Federal yasaların federal devletlerin yasalarından daha üstün oldukları yaklaşımı yoktur. Eğer bir anlaşmazlık varsa bunu Anayasa Mahkemesi çözer.”

“Mahkemeler konusunda anlaştık”

   Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafıyla mahkemeler konusunda anlaştıklarını da açıkladı.
   Federal mahkemelerde yargıçların sayısının eşit olacağını vurgulayan Talat, Anayasa mahkemesi, üst mahkeme ve temyiz mahkemelerinde mahkeme başkanının “üstün oyu olmayacağını” belirtti.
   Talat, üç yabancı yargıcın atanacağını, ancak bunların daimi statüde olmayacaklarını, “evlerinde oturacaklarını yani stand by durumunda bulunacaklarını” belirtirken, bu yargıçlara ihtiyaç duyulduğunda Ada’ya geleceklerini ifade etti.
   “Federal suçlar” konusunda da anlaşmaya vardıklarını belirten Talat, ancak “federal poliste” eşit sayı olmasını istediklerini ve bu konuda anlaşamadıklarını” söyledi.
   Suçla mücadele komitesinin kurulduğunun ve bu komite üyelerinin eski Uluslararası Lefkoşa Havaalanı’nda bir büroda çalıştıklarının hatırlatılması ve bu komitenin herhangi bir çalışma üretip üretmediğinin sorulması üzerine ise Talat, “bu kişilerin birbirilerine temkinli yaklaştıklarını” belirterek, önlerinde “çok ilginç” bir dava olan Güzelyurtlu cinayeti davasının bulunduğunu ifade etti.
   Talat, söz konusu davanın Türkiye ve Kıbrıs Rum tarafı aleyhine, tarafların işbirliği yapmadıkları gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) açıldığını hatırlattı ve “suç işlendiği zaman Kıbrıs Rum tarafından delilleri vermesini istedik. Vermediler. Onları bize verin yargılayalım dediler” şeklinde konuştu.

 “Başkanları senato seçsin”

   Cumhurbaşkanı Talat söyleşisinde, çözüm sonrasında oluşacak devletin başkanının seçilmesi konusuna da değindi ve kendilerinin başkanın Senato tarafından seçilmesinden yana olduklarını vurguladı.
   Talat, Kıbrıs Türk tarafının, üyeleri meclis tarafından seçilecek olan bir Başkanlık Konseyi önerdiğini, Kıbrıs Rum tarafının Başkanlık Konseyi’nin işlemeyeceğini söylediğini belirtti.
   Cumhurbaşkanı Talat, Ada’nın nüfusunun yüzde 20’sinin Türk olduğunu ve bunların yarısının, yani yüzde 10’luk bir kesimin oylarıyla devletin başkanının seçileceğini, bu yüzden de Kıbrıs Rum tarafının, “buna bir miktar Kıbrıs Rum oyunun da katılması, Kıbrıs Rum başkanın seçilmesinde de bir miktar Türk oyunun olması gerektiği” görüşünde olduğunu belirtti.
   Kendisinin bu konudaki görüşünün kesin olduğunu ve bunu kabul etmediğini vurgulayan Talat, “Kesin olduğumuz tek şey, Kıbrıslı Türklerin iradesinin kendileri tarafından ifade edilmesidir” şeklinde konuştu.
   Cumhurbaşkanı Talat, kendi önerisinin; “başkanların Senato tarafından seçilmesi ve senatoda da eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Rum’un yer alması” şeklinde olduğunu belirtti ve böyle bir mecliste Kıbrıslı Türklerin ve Rumların siyasi görüşlerinin koalisyonunun olacağını ifade etti.
   Talat, “Ortak liste ağırlıklı çoğunluk oyuyla seçilsin. Başkanlar bakanlar kurulunu oluştursun. Dönüşümlü başkanlık olacağı için Kıbrıslı Rum senatörler de Kıbrıslı Türk başkana oy verecekler” diye konuştu.

Başkanlık konusunda yeni öneri

   Öte yandan Cumhurbaşkanı Talat, başkanlık seçimi konusunda yabancılardan gelen bir öneri bulunduğunu ve bu önerinin “ilgisini çektiğini” ifade etti.
   Talat,, söz konusu öneride, her iki tarafta da ayrı seçimler yapılması, her iki taraftaki adayların sayısının ikiye düşürülmesi ve ardından yapılacak ikinci tur seçimlerin tüm ada çapında gerçekleştirilerek tüm halkın oy vermesinin öngörüldüğünü belirtti.
   Cumhurbaşkanı Talat, bu öneride; “Kıbrıs Türk tarafındaki seçim sonrasında, biri yüzde 35, diğer, yüzde 45 oy alan iki adaydan, yapılacak ikinci tur seçimde Kıbrıslı Rumların da oylarıyla yüzde 35 oy alanın kazanmasının” öngörüldüğünü vurguladı.
   Kıbrıs Rum tarafının bu öneriyi kabul edeceğini zannetmediğini ifade eden Talat, kendisinin bu öneriyi kesin kabul etmemekle birlikte mantıklı bulduğunun altını çizdi.

Umut fakirin ekmeği

   Cumhurbaşkanı Talat, müzakerelere ve al ver sürecine ilişkin umutlu olduğunu, umutsuz olması durumunda müzakereleri sürdüremeyeceğini belirtti ve “Umut fakirin ekmeğidir” ifadesini kullandı.
   Müzakereler sonucunda ortaya çıkacak anlaşma metninin iki lider olarak kendi onayları sonrasında referanduma sunulacağını, bu yüzden de Kıbrıs Türk tarafının referandumda “evet” diyeceğine inandığını belirten Talat, Hristofyas’ın nihai çözümü imzalayacak cesarete sahip olup olmadığı yönündeki soruya ise “Bu konuda endişeliyim” yanıtını verdi.

 

KIBRIS 29/06/09

 

Talat, çözümün tanımını yaptı

   

“Kurulacak yeni devlet, iki devletin birleşmesinden oluşacağını, ancak bu ortaklığın yüzde 50 Kıbrıs Cumhuriyeti, yüzde 50 KKTC şeklinde olmayacak”.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la gerçekleştirdikleri müzakereler sonrasında Kıbrıs sorununa bulunacak çözümde kurulacak yeni devletin “iki devletin birleşmesinden oluşacağını, ancak bu ortaklığın yüzde 50 Kıbrıs Cumhuriyeti, yüzde 50 KKTC şeklinde olmayacağını” söyledi.
Talat, “Büyük çoğunluğu Kıbrıs Cumhuriyeti olacak. BM’de temsil edilme ve AB’ye katılım devam edecek, ancak Kıbrıs Türk devletinin de uyum süreci olacak” dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafıyla mahkemeler konusunda anlaştıklarını da açıkladı.
Federal mahkemelerde yargıçların sayısının eşit olacağını vurgulayan Talat, Anayasa mahkemesi, üst mahkeme ve temyiz mahkemelerinde mahkeme başkanının “üstün oyu olmayacağını” belirtti.


Politis, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la Kıbrıs sorunu ve müzakerelere ilişkin olarak gazete adına Hasan Kahvecioğlu ile gerçekleştirdiği söyleşiye yer verdi.
Cumhurbaşkanı Talat söyleşisinde ilk olarak, Hristofyas’la baş başa görüşmelerinin sebebinin ne olduğu ve bu görüşmede tutanak tutulup tutulmadığı sorusunu yanıtladı.


Baş başa görüşmelere ilişkin hiçbir şeyin gizli tutulmadığını, tüm tutanakların Cumhuriyet Meclisi’ne gönderildiğini belirten Talat, baş başa görüşmede ise tutanakları bizzat kendisinin tuttuğunu ve bunları da Meclis’e gönderdiğini vurguladı.
Talat, baş başa görüşmelerde, BM yetkilileri ve müzakere grupları olduğunda görüşemedikleri konuları konuştuklarını ifade etti ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“Örneğin O’nu (Hristofyas’ı) uyarıyor ve şöyle diyorum: Eğer bu konuda böyle bir tutum olursa daha sonra kendi toplumunun önünde geri adım atamazsın. Mesela, ben çıkıp toplumumun önünde, Kıbrıs Cumhuriyeti ve KKTC arasında bir anlaşma olacak dersem ve daha sonra Kıbrıs Rum tarafı müzakere masasında ‘böyle bir şey kesinlikle olmayacak’ derse, geri adım atmak zorunda kalacak olan ben olurum.”

KIBRIS ÇÖZÜMÜ...

Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın “Kıbrıs Çözümü’nden” söz ettiği ve bunun ne anlama geldiği yönündeki soruya karşılık ise Talat, “başka kimsenin bir çözüm planı yazmayacağını, çözüm planını kendilerinin yazacağını” söyledi.


Şu ana kadar, mavi tükenmezle yazılmış Kıbrıs Rum, kırmızı ile yazılmış Kıbrıs Türk ve çoğunluğu teşkil eden siyahla yazılmış ortak tezlerin yer aldığı 30 kadar ortak belge bulunduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, şu anda kırmızı ve mavi noktaları ortadan kaldırmaya çalıştıklarını belirtti.


Talat, bu çalışmanın sonunda, bunların anayasa uzmanlarına verileceğini, bu uzmanların Türkiye, Yunanistan ve hatta yabancı uyruklu da olabileceklerini ve bu uzmanların ortaya çıkan çalışmayı ele alacaklarını belirtirken, “ancak temelleri biz hazırlayacağız” şeklinde konuştu.

ÇOĞU KIBRIS CUMHURİYETİ

“Yeni devletin yapısının nasıl olacağı” şeklindeki soruya karşılık ise Cumhurbaşkanı Talat, çözüm sonrasında kurulacak yeni devletin “iki devletin birleşmesinden oluşacağını, ancak bu ortaklığın yüzde 50 Kıbrıs Cumhuriyeti, yüzde 50 KKTC şeklinde olmayacağını” söyledi.


Talat; “Büyük çoğunluğu Kıbrıs Cumhuriyeti olacak. BM’de temsil edilme ve AB’ye katılım devam edecek, ancak Kıbrıs Türk devletinin de uyum süreci olacak” şeklinde konuştu.


Güney Kıbrıs tarafının imzalamış olan uluslararası anlaşmaların listeleneceğini ve bunlardan hangilerinin yeni devlet için bağlayıcı olacağının ortaya çıkacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, kendilerinin de Türkiye’yle anlaşmalarının bulunduğunu, bu anlaşmaların uluslararası niteliğe sahip olmaları durumunda korunacaklarını belirtti.


Talat, şu günlerde her iki tarafın imzalamış oldukları ve her iki taraf için de bağlayıcı olması sorun olmayacak uluslararası anlaşmaları inceleyerek listeleyecek bir grubun kurulmakta olduğunu ifade etti.

KALICI SAPMALAR

Cumhurbaşkanı Talat söyleşisinde, “birincil hukuk ve kalıcı sapmalar” konularında da açıklamada bulundu.


Birincil hukuk konusunun Türkiye tarafından Bürgenstock’ta gündeme getirildiğini ve sapmaların anlaşmada birincil hukuk halinde gelmesinin şart olduğunu belirten Talat, kendilerinin tüm Avrupa Birliği ülkelerinin geçici ve kalıcı sapmaları ayrı ayrı onaylamalarını istediğini ifade etti.


Cumhurbaşkanı Talat, İrlanda’nın talep ettiği ve AB tarafından kabul edilen sapmaları örnek göstererek, İrlanda’nın sapmalara ilişkin taleplerinin kabul edilmesine karşın kendilerininkinin kabul edilmemekte olduğunu belirtti.


Talat; Avrupa Konseyi Başkan Yardımcısı Günter Verheugen’in Ada’ya gerçekleştirdiği son ziyaretinde, “Türkiye’nin birincil hukuk konusunda ısrar etmesinin yersiz olduğunu” söylediğini, ancak burada ikna olarak, “Olli Rehn’le konuşun” dediğini açıkladı.


Talat, Hristofyas’ın bu konuya “olumlu bakmadığını” da vurguladı.
Kalıcı sapmalar olarak ise, Kıbrıslı Türklerin kendi bölgelerinde nüfusun çoğunluğunu teşkil etmeye devam etmelerini istediklerini belirten Cumhurbaşkanı Talat, Annan Planı’nda ilgili maddenin nüfusun 3’te 2’sinin Kıbrıslı Türklerden oluşmasını öngördüğünü hatırlattı.


Talat sözlerinin devamında şunları söyledi:
“Kıbrıslı Rumların senatoda çoğunluğu elde edebileceklerini gördükleri zaman ben de ‘toplum’ mantığını yeniden getirdim. Denktaş döneminde, ne de Annan Planı’nda ‘toplum’ yoktu. Halk ve devletten söz ediliyordu. Denktaş, bunların kabul edilmesini sağlayamadı. Bürgenstock’ta bu ifadelere değinmeden ‘Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar’ diyorduk. Daha sonra ana dili Türkçe olanlar ve Yunanca olanlardan bahsetmeye başladık. Bu sefer ise ilk günden itibaren, eskiden de terminolojide kullanılan, ancak daha sonra kullanılmasından vazgeçilen “bi-communal, bi-zonal federation” ifadelerini ortaya koydum. Bizi daha emniyette tutacak olan budur. Federasyonun anlamı da budur, çünkü federasyon ve taraflar arasında hiyerarşi yoktur. Yani daha üstün-daha düşük ilişkisi yoktur. Federal yasaların federal devletlerin yasalarından daha üstün oldukları yaklaşımı yoktur. Eğer bir anlaşmazlık varsa bunu Anayasa Mahkemesi çözer.”

MAHKEMELER KONUSUNDA ANLAŞTIK

Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafıyla mahkemeler konusunda anlaştıklarını da açıkladı. Federal mahkemelerde yargıçların sayısının eşit olacağını vurgulayan Talat, Anayasa mahkemesi, üst mahkeme ve temyiz mahkemelerinde mahkeme başkanının “üstün oyu olmayacağını” belirtti.


Talat, üç yabancı yargıcın atanacağını, ancak bunların daimi statüde olmayacaklarını, “evlerinde oturacaklarını yani stand by durumunda bulunacaklarını” belirtirken, bu yargıçlara ihtiyaç duyulduğunda Ada’ya geleceklerini ifade etti.
“Federal suçlar” konusunda da anlaşmaya vardıklarını belirten Talat, ancak “federal poliste” eşit sayı olmasını istediklerini ve bu konuda anlaşamadıklarını” söyledi.
Suçla mücadele komitesinin kurulduğunun ve bu komite üyelerinin eski Uluslararası Lefkoşa Havaalanı’nda bir büroda çalıştıklarının hatırlatılması ve bu komitenin herhangi bir çalışma üretip üretmediğinin sorulması üzerine ise Talat, “bu kişilerin birbirilerine temkinli yaklaştıklarını” belirterek, önlerinde “çok ilginç” bir dava olan Güzelyurtlu cinayeti davasının bulunduğunu ifade etti.


Talat, söz konusu davanın Türkiye ve Kıbrıs Rum tarafı aleyhine, tarafların işbirliği yapmadıkları gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) açıldığını hatırlattı ve “suç işlendiği zaman Kıbrıs Rum tarafından delilleri vermesini istedik. Vermediler. Onları bize verin yargılayalım dediler” şeklinde konuştu.

BAŞKANLARI SENATO SEÇSİN

Cumhurbaşkanı Talat söyleşisinde, çözüm sonrasında oluşacak devletin başkanının seçilmesi konusuna da değindi ve kendilerinin başkanın Senato tarafından seçilmesinden yana olduklarını vurguladı.


Talat, Kıbrıs Türk tarafının, üyeleri meclis tarafından seçilecek olan bir Başkanlık Konseyi önerdiğini, Kıbrıs Rum tarafının Başkanlık Konseyi’nin işlemeyeceğini söylediğini belirtti.


Cumhurbaşkanı Talat, Ada’nın nüfusunun yüzde 20’sinin Türk olduğunu ve bunların yarısının, yani yüzde 10’luk bir kesimin oylarıyla devletin başkanının seçileceğini, bu yüzden de Kıbrıs Rum tarafının, “buna bir miktar Kıbrıs Rum oyunun da katılması, Kıbrıs Rum başkanın seçilmesinde de bir miktar Türk oyunun olması gerektiği” görüşünde olduğunu belirtti.


Kendisinin bu konudaki görüşünün kesin olduğunu ve bunu kabul etmediğini vurgulayan Talat, “Kesin olduğumuz tek şey, Kıbrıslı Türklerin iradesinin kendileri tarafından ifade edilmesidir” şeklinde konuştu.


Cumhurbaşkanı Talat, kendi önerisinin; “başkanların Senato tarafından seçilmesi ve senatoda da eşit sayıda Kıbrıslı Türk ve Rum’un yer alması” şeklinde olduğunu belirtti ve böyle bir mecliste Kıbrıslı Türklerin ve Rumların siyasi görüşlerinin koalisyonunun olacağını ifade etti.


Talat, “Ortak liste ağırlıklı çoğunluk oyuyla seçilsin. Başkanlar bakanlar kurulunu oluştursun. Dönüşümlü başkanlık olacağı için Kıbrıslı Rum senatörler de Kıbrıslı Türk başkana oy verecekler” diye konuştu.

BAŞKANLIK İÇİN YENİ ÖNERİ

Cumhurbaşkanı Talat, başkanlık seçimi konusunda yabancılardan gelen bir öneri bulunduğunu ve bu önerinin “ilgisini çektiğini” ifade etti.


Talat,, söz konusu öneride, her iki tarafta da ayrı seçimler yapılması, her iki taraftaki adayların sayısının ikiye düşürülmesi ve ardından yapılacak ikinci tur seçimlerin tüm ada çapında gerçekleştirilerek tüm halkın oy vermesinin öngörüldüğünü belirtti.


Cumhurbaşkanı Talat, bu öneride; “Kıbrıs Türk tarafındaki seçim sonrasında, biri yüzde 35, diğer, yüzde 45 oy alan iki adaydan, yapılacak ikinci tur seçimde Kıbrıslı Rumların da oylarıyla yüzde 35 oy alanın kazanmasının1” öngörüldüğünü vurguladı.
Kıbrıs Rum tarafının bu öneriyi kabul edeceğini zannetmediğini ifade eden Talat, kendisinin bu öneriyi kesin kabul etmemekle birlikte mantıklı bulduğunun altını çizdi.

YEŞİLIRMAK TARTIŞMASI “DOĞRU”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Limnidi” (Yeşilırmak) kapısının açılması konusunda Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la “sert tartışmalar” yaşadıklarını doğruladı.
“Limnidi konusundaki başa baş görüşmenizde tartıştığınız yazıldı. Bir diplomatın yüksek sesle tartıştığınızı duyduğu yazıldı. Doğru mudur?” şeklindeki soruya Talat “doğrudur” yanıtını verdi.


Cumhurbaşkanı Talat sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yeşilırmak konusunda olaylar çok kötüydü. Hristofyas’la resmen tartıştık, ancak daha sonra ben bu konuya hiç değinmedim. Ancak kendisi benim için ‘açgözlü’, ‘doymaz’ kelimelerini kullandı. Nihayetinde her ne kadar da kavga etsek de anlaşmanın yolunu buluyoruz. Sonuçta her şey yolunda.”
Talat ayrıca, Yeşilırmak kapısının açılmasına ilişkin anlaşmanın iyi bir anlaşma olduğunu ve her iki tarafı da memnun ettiğini vurguladı.

UMUT FAKİRİN EKMEĞİ

Cumhurbaşkanı Talat, müzakerelere ve al ver sürecine ilişkin umutlu olduğunu, umutsuz olması durumunda müzakereleri sürdüremeyeceğini belirtti ve “Umut fakirin ekmeğidir” ifadesini kullandı.


Müzakereler sonucunda ortaya çıkacak anlaşma metninin iki lider olarak kendi onayları sonrasında referanduma sunulacağını, bu yüzden de Kıbrıs Türk tarafının referandumda “evet” diyeceğine inandığını belirten Talat, Hristofyas’ın nihai çözümü imzalayacak cesarete sahip olup olmadığı yönündeki soruya ise “Bu konuda endişeliyim” yanıtını verdi.

STAR KIBRIS 29/06/09

 

Global cruise operator includes occupied Famagusta in 2010 ports-of-call list
By Charles Charalambous

HOLLAND America Lines (HAL), a wholly-owned subsidiary of Carnival Corporation, the largest cruise operator in the world, has included the port of Famagusta in the occupied part of the island as one of its ports of call for its 2010 European cruise season.

According to a HAL press release carried by a number of travel business websites last week –saying “new itineraries offer unique experiences” – the six HAL ships allocated to its European routes will call at 11 new ports in Europe throughout the 2010 season, including Famagusta.

HAL’s website currently offers two cruises calling at Famagusta. The first is a 29-day “Ancient Lands Discovery” cruise departing from Greenwich, London on 11 September 2010 and ending in Piraeus, Greece. The second is a 14-day “Ancient Splendours” cruise departing from Civitavecchia (Rome), Italy on 26 September 2010 and following the remainder of the itinerary for the longer cruise.

As part of the combined itinerary, the cruise-ship “Prinsendam” is scheduled to call in at Famagusta for one day, arriving at 8am and at departing 5pm. The destination overview on HAL’s website says: “Founded in 300 BC, Famagusta offers centuries of history and modern Mediterranean delights. Explore the world famous ruins of Salamis including beautiful mosaics, a magnificent amphitheatre, Roman baths, and royal tombs; wander the ramparts of the ancient Citadel and gaze at the harbour from Othello’s Tower; visit St. Nicholas's Cathedral, built in the gothic style of the 14th century; and enjoy the pleasures of world class Mediterranean beaches.”

Last year, HAL offered 12-day cruises for the period May-September in the Eastern Mediterranean and the Balkans, which included Limassol as a port of call. The company’s website describes Limassol as being “very much in the Greek sector of Cyprus”.

HAL, which describes itself as “the highest-rated premium cruise line in the world”, was founded in 1873 as a shipping and passenger line. It switched to running cruise ships full time in 1971, and in 1989 became a wholly-owned subsidiary of Carnival Corporation, comprising 11 cruise brands – including British brands P&O Cruises and Cunard Line – operating out of five countries. Today, the cruise line operates 14 ships to 320 ports in more than 100 “countries, territories or dependencies” and carries nearly 700,000 cruise passengers a year.

CYPRUS MAIL 28/06/09

 

The attention is great, but we don’t want too much of it
By Elias Hazou

THE once out-of-the-way Tylliria area, with its pristine beaches, groves and lush green landscape, may be poised to become the next Monte Carlo of Cyprus if land developers have their way. Locals, meanwhile, seem to be caught between two minds: the attention is welcome, they say, so long as there’s not too much of it.

Costas Michaelides, community leader of Kato Pyrgos, yesterday confirmed reports that land developers have taken a keen interest in the hitherto untouched region.

“Perhaps as much as 50 per cent of the available land has been bought up over the last five to six years, but especially in the last few months there’s been a lot of activity,” he said.

The companies buying plots of land include all the big players: Leptos Estates, Aristo Developers, Kermia, Universal and Louis Estates.

Most of the companies invested over the past 10 years or so, with a view to making a killing once conditions were right. Phileleftheros said yesterday that a plot of land (for housing purposes) could now go for as much as €120,000 to €130,000.

Louis Estates have recently acquired a sizeable tract of land near the coast. The company had previously secured a permit for the construction of a five-star hotel, but kept actual construction on ice in anticipation of political developments. That could all change now with the decision to open a crossing point at Limnitis.

What is new is that developers and realtors have begun segregating the land plots.

Michaelides could neither confirm nor deny reports that one company (Universal) had bought up 1,000 donums of land. According to Phileleftheros, the investment had occurred in installments, over a 19-year-period beginning in 1990. The paper claimed that some investors had purchased land lying in the buffer zone.

It appears that a number of locals, who in the past sold land plots thinking the area was a lost cause, are now having regrets for not holding out more. Win some, lose some.

Meanwhile the wealthy Diocese of Kykkos, which has also acquired substantial real estate, is said to be interested in building a monastery and a luxury hotel.

A number of private individuals had also invested in the area, Michaelides said.

“We hope that the decision to open a crossing point will rejuvenate the area, which has been frozen economically for the last 35 years.”

The mukhtar cautioned, however, that real estate development should not be allowed to run rampant.

“Certainly we don’t want to spoil the wildlife here; we’ll be keeping a close eye on this,” he remarked.

The sentiment is shared by Goksel Kabaran, community leader of the Turkish Cypriot village of Limnitis.

“Working with the Greek Cypriots, we’ve got to make sure we don’t destroy nature in the name of a quick profit,” he said.

CYPRUS MAIL 28/06/09

 

İşte Politis'teki Talat haberi

Gazeteci Hasan Kahvecioğlu Politis'te Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la ilgili yer alan söyleşinin tam metnini Kıbrıs Postası okurları ile paylaştı. Cumhurbaşkanlığı bugün bir açıklama yaparak Kahvecioğlu'na Cumhurbaşkanı'nın özel bir mülakat vermediğini bildirmişti. İşte Politis'te konuyla ilgili yer alan haber ve soru-cevap kısımlarının tam metni:

Talat: “Rumun seçiminde Türk oyu katkısı aranmasını istemiyoruz.  Bu konuda katıyız. Ben kabul etmiyorum.”

Talat’a göre;
1) “Türk nüfusunun kendi bölgesinde çoğunlukta olması” için kalıcı deregasyon şarttır.
2) Rum tarafının önerisi kabul edilirse, yüzde 5 oy alan radikal bir Kıbrıslı Türk, Rum oyları ile Başkan seçilebilir.
3) Dönüşümlü Başkanları eşit sayıdaki Senato seçmeli...
4) Çözüm planını iki lider yazacak ve uzmanlar da sonuçlandıracak.
5) Birleşik devlet, büyük oranda Kıbrıs Cumhuriyeti ile az oranda “KKTC”den oluşacak...
6) Ferheugen “Birincil hukuk” konusundaki Türk tezini anladı ve ikna oldu.
7) Referandum yapılacak olsa Türk tarafı evet diyecek...


Hafta içinde Mehmet Ali Talat’la kahvaltıda biraraya geldik. Masada, Annan Planı’na karşı olan, görüşmelerin devam etmesini gereksiz bulan köşe yazarları ve gazeteciler de vardı.

Talat, Limnidi kapısı konusunda Hristofyas ile gerçek anlamda bir “kavga” yaptığını doğruladı ve “Hristofyas’ın, olası bir anlaşmaya imza atacak kadar cesur ve yetkili olduğuna inanıyor musunuz?” şeklindeki soruya “Ondan endişem var...” şeklinde yanıt verdi.

Görüşmelerde, Mahkemeler konusunu bağladıklarını, federal suçlar konusunda anlaştıklarını belirten Talat, Yürütme’de görev alacak Başkanlar’ın Senato’nun ortak oyu ile seçilmesini benimsediğini de söyledi.

Türk ve Rumlar’ın “ortak” liste ile seçime gitmesi halinde, yüzde 5 oy alan radikal Türk adayların seçim kazanacağını belirten Talat, bir yabancının ortaya attığı “İlk tur seçim toplumların kendi içinde, ikinci tur ortak seçim yapılsın” şeklindeki öneriyi ilginç bulduğunu söyledi.

“Başbaşa görüşme”
Hristofyas ile “Başbaşa görüşme” yapmasının nedenlerini ve tutanak tutulup tutulmadığını soran gazetecileri Talat şöyle yanıtladı:

“Görüşmelerle ilgili hiçbir bilgi gizli değil. Bütün tutanakları ben “Meclis”e gönderiyorum. Orada “vekil”lerin bunları okuması mümkündür.

Başbaşa yaptığımız görüşmelerin tutanaklarını bizzat ben yazarım ve “Meclis”e gönderirim. “Başbaşa görüşme”nin bazı avantajları var. Birleşmiş Milletler yetkilileri ve ekiplerimizle konuşamayacağımız şeyleri konuşuruz. Mesela ben onu uyarırım. “Bak, bu konuda şöyle bir tutum olursa, sonra kendi kamuoyun önünde geri adım atamazsın” derim. Örneğin ben de kalkar da kendi kamuoyum önünde “KKTC ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında bir çözüm olacaktır” dersem, sonra masada Rum tarafı “Asla böyle bir şey olmayacak” derse, bu kez ben geri adım atmak zorunda kalabilirim.”

Talat’la yaptığımız söyleşide kendisine sorulan sorular ve yanıtları şöyle:

Limnidi konusunda kavga ettiğimiz doğrudur...

Soru: Sayın Talat, Limnidi’yi bir türlü çözemediniz.  Üstelik kavga ettiğiniz de yazıldı. Bir diplomat yüksek sesle kavga ettiğinizi duymuş... Doğru mu?

Yanıt: Doğrudur. Yeşilırmak (Limnidi) konusunda çok kötü olmuştu. Resmen kavga ettik Hristofyas’la... ama ben toplantı sonrasında hiç bundan söz etmedim. Oysa bana “açgözlü” dedi. “Doymaz” dedi.

Soru: Peki siz sonradan fazla şeyler mi talep ettiniz?

Yanıt: Biz ilk baştan beri “serbest geçiş” diyoruz. Yani bunun içinde herşey var. Mazot yok mu? Tabii mazot tankeri de geçecek. Öyle anlaşmıştık. Eğer siz Pirgo köylülerinin Lefkoşa’ya ulaşması için (Dikkat ediniz; kuzeye geçmeleri için değil...) bu kapının açılmasını istiyorsanız, ben de Erenköy’e ulaşmak isterim. Madem ki aramızda sorun var, herşey bir pazarlık konusu olacaktır.  

Soru: Hristofyas “Kıbrıslı çözüm” diyor. Bu ne anlama geliyor? Birileri bir plan yazmayacak mı bizim için?

Yanıt: Hayır birileri yazmayacak... Biz yazacağız... Vardığımız mutabakatları uzmanlara vereceğiz. Şu anda bizim 30 civarında ortak metnimiz var. İçinde mavi ile yazılmış Rum, kırmızı ile yazılmış Türk görüşleri yanısıra çoğunluğu da siyahla yazılmış ortak görüşlerdir. Biz şimdi mavi ve kırmızıları yok etmek için uğraşıyoruz. Sonuçta bunları Anayasa yazıcılarına vereceğiz. Belki de Türkiye’den, Yunanistan’dan birileri olabilir, hatta yabancı uzmanlar da çağırabiliriz. Onlar biraraya gelecekler. Ama temelleri biz hazırlayacağız. Eskiden taraflar görüşürdü. BM yazardı ve taraflara “Sizin görüştüklerinizin ortak noktaları  bunlardır, size öneriyoruz” derlerdi. Şimdi öyle olmayacak gibi görünüyor.

Soru: Peki, bu yeni devlet nasıl bir yapı olacak?

Yanıt: Annan Planı neydi? Bir Kıbrıs Anayasası modifikasyonu muydu, yoksa yeni bir düzenleme miydi? Herkes istediği gibi algılayacak... Kimisi “Bu Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yamadır” diyecek, kimisi de yeni bir devlet olarak görecek.

Ama aslında yapılacak olan iki “devlet”in birleşmesidir. Ancak; yüzde elli “KKTC” ve yüzde elli Kıbrıs Cumhuriyeti olmayacak bu ortaklık... Çoğunluk Kıbrıs Cumhuriyeti olacak... BM temsiliyeti, AB üyeliği devam edecek. Ama Kıbrıs Türk devletinin uyum süreci de olacak... Rum tarafının yaptığı anlaşmalar listelenecek ve hangi anlaşmalar  yeni devleti bağlayacak belli olacak... Bizim de Türkiye ile olan anlaşmalarımız var. Uluslararası anlaşma niteliği taşıyorlarsa onlar korunacak. Bu günlerde bir ekip kuruyoruz... Çalışacaklar ve uluslararası anlaşma niteliği olan ve her iki tarafı da bağlamasında sakınca olmayan anlaşmaları listeleyecekler.

Verheugen bizi anladı ve ikna oldu...

Soru: Bir de “Birincil hukuk” konusu var. Bu konuda ısrarlı olduğunuz biliniyor?

Yanıt:  Birincil hukuk konusu Bürgenstok’ta Türkiye tarafından öne çıkarılmıştı. Anlaşmamızdaki sapmaların (Deregasyonlar) birincil hukuk haline gelmesi şarttır. Biz her ülkenin ayrı ayrı geçici ve kalıcı derogasyonlara onay vermesini istiyoruz. Örneğin İrlanda’nın istediği sapmalar var. Onu onaylamayı kabul ediyorlar. Bizimkini kabul etmiyorlar.

Geçenlerde buraya gelen Ferheugen Türkiye’nin birincil hukuk ısrarının yersiz olduğunu söylemişti. Burada ikna oldu. “Bunu Olly Rein ile konuşun” dedi.

AB üyelerinin teker teker “Aki”den olan geçici ve kalıcı sapmaları onaylamasını istiyoruz. Hristofyas bu konulara sıcak bakmıyor.

Kalıcı deregasyonlar istiyoruz

Soru: Türk tarafı hangi konularda kalıcı deregasyonlar talep ediyor?

Yanıt: Kalıcı derogasyon olarak; nüfus çoğunluğunun Kıbrıslı Türk olmaya devam etmesini talep ediyoruz. Annan Planı’nda üçte ikisi Kıbrıslı Türk olacak diyordu. Bu şarttır.

Rumların; çoğunluğu Senato’da sağlayabileceklerini gördükten sonra ben “toplum” mantığının tekrar getirilmesini talep ettim. Denktaş döneminde “toplum” yoktu. Annan Planı’nda da yoktu. Halk ve devlet deniliyordu. Denktaş bunları kabul ettiremedi.

Bürgenstok’ta toplumdan bahsetmeden Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum dedik. Sonra ana dili Türkçe olanlar ve ana dili Rumca olanlar dedik. Bu defa ilk günden itibaren “bi-communal, bi-zonal federation” ifadelerini, eski literatürde olanları ve sonradan vazgeçilen terimleri koydurdum.  Bizi en fazla güvencede tutacak olan budur. Federasyon kavramı da böyledir. Çünkü federasyonda taraflar arasında hiyerarşi yoktur. Yani alt-üst ilişkisi yoktur. Federal yasalar federe devlet yasalarından daha üstündür diye bir yaklaşım yoktur. Çelişki varsa, bunu Anayasa Mahkemesi çözer.

Mahkemelerde anlaştık...

Soru: Galiba, anlaştığınız konular içinde mahkemler var. 

Yanıt: Mahkemeler konusunda anlaştık. Federal mahkemelerde yargıçlar eşit sayıda olacak. Anayasa, Yüksek Mahkeme ve İstinaf Mahkemesinde Başkan’ın ayrı oyu olmayacak. Üç tane yabancı yargıç saptanacak. Onlar sürekli görev yapmayacak. Evlerinde oturacaklar. Yani “Sytand by” olacaklar. Gerektiğinde gelip görev yapacaklar.

“Federal suçlar” konusunda da anlaştık. Ancak “Federal polis”in eşit sayıda olmasını istiyoruz. Bu konuda anlaşamadık.

Soru: Suç ve Suça ilişkin konularda bir alt komite kurulduğu ve eski havaalanında bir ofiste birlikte çalıştıklarını biliyoruz. Bir şey ürettiler mi?

Yanıt: Henüz bu insanlar birbirlerine ihtiyatla yaklaşıyorlar. Ancak bu çok önemli bir başlangıçtır. Yakında bir dava var. Rum tarafında öldürülen Güzelyurtlu ailesi hem Türkiye’yi hem de Rum tarafını dava etti. İlginç bir dava olacak... Taraflar işbirliği yapmamakla suçlanıyor. Cinayet olduğunda biz Rum tarafından delilleri istemiştik. Vermediler. Bize “Adamları verin biz yargılayalım” demişlerdi.  

Soru: Ortak seçim konusunda esnek misiniz?

Yanıt: Biz Başkanlar Konseyi öneriyoruz ve üyelerin halk tarafından değil, Meclis tarafından seçilmesini istiyoruz. Rum tarafı Konsey’in bu biçimde çalışamayacağını söylüyor. Adanın yüzde 20’si Türk... Bunun yarısının yani yüzde 10’un oy verdiği bir kişi bütün devletin Cumhurbaşkanı olacak. Rum tarafı bu nedenle “Mutlaka bir miktar Rum oyu katkısı olsun” diyor. Rumun seçiminde de Türk oyu katkısı aransın, istiyor... Bu konuda katıyız. Ben kabul etmiyorum.

Katı olduğumuz; Kıbrıs Türk iradesinin kendileri tarafından ifade edilmesidir. Benim somut önerim başkanları Senatonun seçmesidir. Senato’da Türk ve Rumlar eşit sayıda olacak. Türk-Rum ve siyasi düşünce koalisyonu olacak böyle bir parlamentoda. Ortak liste ağırlıklı çoğunluk oyu ile seçilsin... Başkanlar, Bakanlar Kurulu’nu oluştursun. Başkanlık Dönüşümlü olacağına göre, Türk Başkan’a Rum senatörler de oy versin.

Son zamanlarda ortaya atılan makul olabilecek bir öneri var. Rumlar bunu herhalde kabul etmezler. Bu öneriye göre; her bir tarafta ayrı ayrı seçim olacak. Her tarafta seçimde adaylar 2’ye düşürülecek. İkinci tur ada çapında olacak. Bu kez bütün halk oy kullanacak. Ben bu öneriyi ilginç buluyorum ama benimsemiyorum.

Bir yabancıya ait olan bu öneriye göre; iki Türk aday kendi toplumlarında, biri yüzde 35 ve diğeri de yüzde 40 oy alsa... İkinci turda Rumlar’ın  oyları ile yüzde 35 oy alan kişi seçimi kazanabilir... Bu bana makul görünüyor.

Ancak Rum tarafının baştan beri üzerinde durduğu formül bu değil...  Rumların önerisi kabul edersek, bizden en marjinal kimse o seçilecek... Yüzde 5 oy alan kişi Rum oyları ile seçilebilecek... Oysa yukarıdaki yabancının formülünde marjinaller seçilemez.

Soru: İtalya’dan davet almıştınız. Son anda gitmekten vaz geçtiniz?

Yanıt: İtalyan Dışişleri Bakanı’nın daveti ile Onunla görüşecektim. Ancak, orada bulunan temsilcimizin heyette olmasını kabul etmediler. Bu, Rumların baskısı ile oldu. Ben de “Siz benim heyetimi beliryememezsiniz” dedim ve gitmekten vazgeçtim.

Soru: Eylül - Ekimde “Al-ver” başlayacak mı? Umutlu musunuz?

Yanıt: Ben her zaman için umutluyum. Ümit fakirin ekmeğidir... Umutsuz olsam bu müzakere sürecini yürütemem. Bizim ekmeğimiz de ümittir.

Soru: Siz Hristofyas’ın bir gün oturup imza atacak kadar cesur ve yetkili olduğuna inanıyor musunuz?

-Ondan endişem var...

Soru: Peki referandum yapılsa, Türk tarafından gene evet çıkar mı?

Yanıt: Evet çıkacağına inanırım. O taslak metin bizim onayımızla gidecek. Bu yüzden evet çıkacak.

KIBRIS POSTASI 29/06/09

 

Talat'tan yalanlama

Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, gazeteci-yazar Hasan Kahvecioğlu’na Politis’te yayınlanmak üzere herhangi bir demeç vermediğini açıkladı.

Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosu’ndan yapılan açıklamada, “Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Politis’te, dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın ‘özel demeci’ olarak lanse edilen haber ve haberde ifade edilenler gerçek değil” ifadelerine yer verildi.

Cumhurbaşkanı Talat’ın gazeteci-yazar Hasan Kahvecioğlu’na Politis’te yayınlanmak üzere herhangi bir demeç vermediği kaydedilen açıklamada, Kahvecioğlu’nun 24 Haziran Çarşamba günü, Halkın Sesi yazarı olarak katıldığı toplantıda edindiği izlenimleri, Cumhurbaşkanı’nın Politis’e özel demeci olarak kaleme aldığı belirtildi.

Açıklamada ayrıca Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Halkın Sesi yazı işleri ailesiyle yaptığı sohbette ortaya koyduğu görüşlerin, bugüne kadar ifade ettiklerinden farklı olmadığı ve Politis gazetesinde yayınlananlarla bağdaşmadığı kaydedildi.

Cumhurbaşkanı Talat’ın ortaklık devletinin oluşumuyla ilgili görüş ve tutumunun bilindiğine işaret edilen açıklamada, Türk tarafının tutumu şöyle izah edildi:

“Cumhurbaşkanımızın, ortaklık devletinin ‘iki devletin birleşmesi ile oluşturulacağını’ veya ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devam edeceğini’ çağrıştıracak ifadeler kullanması elbette beklenemez. Bilindiği gibi, Türk tarafının tutumu, bir anlaşma ile oluşacak olan birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ‘yeni bir ortaklık’ olacağı ve kendine has yöntemlerle, adada mevcut olan iki devletten bir kısım unsurları bünyesinde taşıyarak oluşacağı şeklindedir.”

KIBRIS POSTASI 29/06/09

 

Bryza yıl sonuna kadar çözüm diledi

Kıbrıs’a temaslarda bulunmak üzere gelen ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edildi.

Görüşme sonrasında Cumhurbaşkanı Talat  bir açıklamada bulunmazken,  Bryza, Cumhurbaşkanı Talat ile çok yapıcı bir görüşme gerçekleştirdiklerini söyledi.

Kimseye birşey empoze etmek niyetinde olmadıklarını, kimseye zorla istemediği birşey yaptırma düşüncesi taşımadıklarının altını çizen Bryza, devam etmekte olan görüşme sürecine destek verdiklerini, Kıbrıs bulunacak bir çözümün kendillerinin tüm stratejik çıkarlarına yardım edeceğini bildirdi.

Bryza, Yeşilırmak Kapısı’nın açılması konusunda varılan anlaşmadan dolayı tarafları kutladı ve bunu cesaret evrici bir adım olarak niteleyerek yıl sonuna kadar bir anlaşmaya varılmasını diledi.

Bryza Talat'la görüşmesi öncesinde Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi Özdil Nami ile de görüştü.

Amerikalı diplomat sabah saatlerinde ise Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ile bıraraya geldi.

Bu görüşmesi sonrasındaki açıklamasında Bryza, “ABD’nin müzakere sürecinde rol üstlenmediğini, ancak Kıbrıs’ı iki toplumlu, iki kesimli federasyon temelinde yeniden birleştirilecek adil ve kalıcı bir çözümün bulunmasıyla ilgilendiğini” ifade etti.

KIBRIS POSTASI 29/06/09

 

Makarios'un evi meğer onun değilmiş

Yazarlarımızdan Bülent Dizdarlı yine ilginç bir konuyu gündeme getirdi. Dizdarlı, 'Makarios’un evi , meğer Makarios’un evi değilmiş' diye yazdı ve herkesin Makarios'un evi sandığı evin bakın kimin olduğunu yazdı..

Bilirsiniz,  Lefkoşa’dan Girne ye  gelirken , Ciklos  diye  anılan   virajı  geçtikten  hemen sonra ,  sağ kolunuz  tarafında  yüksek  tepelere  kurulmuş  müthiş  görünümlü bir  yapı  vardır. 1974  den  günümüze   artan yapılaşmaya  rağmen hala   etrafı  meskun  değildir. Belki askeri bölgede olmasından  belki de   konumunun   zorluğundandır, yakın  çevresinde  hiç yeni bina yapılamamıştır. İşin  enteresanı  görüntüsü itibarı ile  de  hala  ilk  bakışta insanların ilgisini çekecek kadar da  güzeldir.

Bu  yer  biz Kıbrıslıtürkler tarafından   hep,  Kıbrıs Cumhuriyetinin  İlk Cumhurbaşkanı  Makarios’un   yazlık evi yada sarayı  olarak bilinmektedir. Bir kartal  yuvası  görünümünde olup Çatalköy den Lapta’ya  tüm kuzey sahillerini  gözlemleyecek bir panaromik  sunuma  sahiptir.  Kıbrıs’ın bu  müthiş  manzaralı, bir o kadar da ilginç mimarisi olan yapısının   aslında  Makarios dan çok  önce  de  var olduğunu , hatta   buranın bir Osmanlı Paşası tarafından yapıldığını biliyormuydunuz.?  Ben   bilmiyordum. Nasıl  bileyim ki,  Türkiye’den  gelen turistlere bile  uzaktan    “Makarios’un  Sarayı”   olarak gösterilen bu yer  hakkında  değişik bir bilgimin olmasını beklemek  mümkün mü ?

Oysa  kazın ayağı  öyle  değilmiş. Osmanlının Kıbrıs’a   gönderdiği güçlü paşalar dan Süleyman Paşa  yaptırmış o  binayı. Ardından  İngiliz  valiler de  kullanmış.  Ve  sıkı  durun, siz  bakmayın  öyle  kuş uçmaz  kervan geçmez bir  yerde göründüğüne.  Tam önünden  birde yol  geçiyormuş, Bu yol  Girne’ye inmeden  Beylerbeyine  ulaşımı  sağlarmış  ve  20 Temmuz  1974’ den beri  sivillere  kapalı imiş.

O   zamanlar  kapatılmasının mutlaka  haklı  gerekçeleri  vardır  ama , artık yaşanan trafik  sıkışıklığında , bu yolun  değerlendirilmesi  zamanının  geldiği  inancındayım. Kaldı ki  Makarios’un  yada  Süleyman paşanın   evi  de  ,  ayni “Mavi Köşk” gibi  sivil halkın  ziyaretine  açılmalı, bu tarihi mimari  eserin   halk tarafından  yakından görülmesi  sağlanmalıdır. Bu  sayede   hem   yoğun trafikten kaçacaklara bir alternatif yol   , hem de insanların  kendi ülkelerinin  tarihi  bir  anıtını  daha  iyi  tanımaları  sağlanacaktır .  Lütfen !  1974  deki    sakıncalar yoksa  artık açın bize bu yolu. Açın bu tarihi yapıyı…

Bülent DİZDARLI
 KIBRIS POSTASI 29/06/09

 

'Türkiye süper güç oldu, ABD baskı  yapamaz’

Kıbrıs’ta temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathiew Bryza, ABD’nin Türkiye'ye baskı yapmasını isteyen  Rumlar’a bu karşılığı verdi.

AA

30 Haziran. 2009 Salı

LEFKOŞA - ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathiew Bryza, Kıbrıs’ta her iki kesimle de görüşmelerde bulunuyor.

Kıbrıs Rum Kesimi basınına göre, Rum Meclisi ve Demokratik Parti (DİKO) Başkanı Marios

Karoyan, ABD'nin Türkiye'nin Kıbrıs sorununa ilişkin tutumundan vazgeçmesi yönünde baskı uygulaması gerektiğini savundu. Bryza ise Türkiye'nin bölgede süper güç olduğunu ve ABD'nin bu ülkeye artık baskı yapamayacağını cevabını verdi.

Bryza, Karoyan'la görüşmesinde, ''ABD'nin Türkiye'ye baskı yapmasının mümkün olmadığını'' ifade ederek, şunları söyledi:

''ABD Türkiye'ye baskı yapamaz. Eğer 70'ler, 80'ler ya da 90'larda olsaydık olabilirdi, ancak şu anda kendi bölgesinde süper güç haline gelen Türkiye tamamen kendi gücüyle bağlıdır ve baskı yapmamız söz konusu değildir.''

Bryza'nın bu sözleri üzerine Karoyan, ''Türkiye'ye ABD tarafından baskı yapılamayacaksa kimse tarafından yapılamaz. Bu koşullar altında ne Kıbrıs sorununun çözümü ne de Türkiye'nin AB üyeliği mümkün olur'' ifadesini kullandı.

 

“Türkiye süper güç oldu, ABD baskı yapamaz”

KKTC ve Kıbrıs Rum kesiminde temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathiew Bryza, Kıbrıs konusunda tutumunu değiştirmesi için ABD’nin Türkiye’ye baskı yapmasını isteyen Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan’a, “Türkiye süper güç oldu, ABD baskı yapamaz” karşılığını verdi.
Rum basınına göre, Rum Meclisi ve Demokratik Parti (DİKO) Başkanı Marios Karoyan, ABD’nin Türkiye’nin Kıbrıs sorununa ilişkin tutumundan vazgeçmesi yönünde baskı uygulaması gerektiğini savundu. Bryza ise Türkiye’nin bölgede süper güç olduğunu ve ABD’nin bu ülkeye artık baskı yapamayacağını kaydetti. Bryza, Karoyan’la görüşmesinde, “ABD’nin Türkiye’ye baskı yapmasının mümkün olmadığını” ifade ederek, şunları söyledi:
“ABD Türkiye’ye baskı yapamaz. Eğer 70’ler, 80’ler ya da 90’larda olsaydık olabilirdi, ancak şu anda kendi bölgesinde süper güç haline gelen Türkiye tamamen kendi gücüyle bağlıdır ve baskı yapmamız söz konusu değildir.” Bryza’nın bu sözleri üzerine Karoyan, “Türkiye’ye ABD tarafından baskı yapılamayacaksa kimse tarafından yapılamaz. Bu koşullar altında ne Kıbrıs sorununun çözümü ne de Türkiye’nin AB üyeliği mümkün olur” ifadesini kullandı.

MILLIYET 30/06/09

 

'Türkiye bölgede süper güç oldu, ABD baskı yapamaz'

30/06/2009 RADIKAL

KKTC ve Kıbrıs Rum kesiminde temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathiew Bryza, Kıbrıs konusunda tutumunu değiştirmesi için ABD'nin Türkiye'ye baskı yapmasını isteyen Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan'a, “Türkiye süper güç oldu, ABD baskı yapamaz” karşılığını verdi.


Rum basınına göre, Rum Meclisi ve Demokratik Parti (DİKO) Başkanı Marios Karoyan, ABD’nin Türkiye’nin Kıbrıs sorununa ilişkin tutumundan vazgeçmesi yönünde baskı uygulaması gerektiğini savundu. Bryza ise Türkiye’nin bölgede süper güç olduğunu ve ABD’nin bu ülkeye artık baskı yapamayacağını kaydetti. Bryza, Karoyan’la görüşmesinde, “ABD’nin Türkiye’ye baskı yapmasının mümkün olmadığını” ifade ederek, şunları söyledi:
“ABD Türkiye’ye baskı yapamaz. Eğer 70’ler, 80’ler ya da 90’larda olsaydık olabilirdi, ancak şu anda kendi bölgesinde süper güç haline gelen Türkiye tamamen kendi gücüyle bağlıdır ve baskı yapmamız söz konusu değildir.” Bryza’nın bu sözleri üzerine Karoyan, “Türkiye’ye ABD tarafından baskı yapılamayacaksa kimse tarafından yapılamaz. Bu koşullar altında ne Kıbrıs sorununun çözümü ne de Türkiye’nin AB üyeliği mümkün olur” ifadesini kullandı. (Milliyet)

 

"2010da referandum yok"

Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, Ocak 2010a kadar Kıbrıs müzakere sürecinin tamamlanacağını ve iki tarafın referanduma gitmeye hazır olacağını söylemek için henüz erken olduğunu, şimdiye kadar olan ilerleme çerçevesinde değerlendirme yapılırsa, Ocak ayına kadar bunun olmasının mümkün olamayacağını savundu.
Kiprianu şunları ifade etti: "Bu, diğer tarafın arzulanan çözüm şekli -yani iki toplumlu iki kesimli federasyon- ile uyumlu öneriler sunmak yerine; özde, konfederasyon niteliğinde -yani iki bağımsız devletin birlikte var olması- öneriler sunmasından kaynaklanıyor. Bu durum gecikmeye ve en basit bit
olgunun bile daha çok görüşülmesine sebep oluyor. Eğer diğer taraf daha yapıcı olursa, daha hızlı ilerlememiz mümkün olabilir, ancak şu an için bir değerlendirme yapamayız."

HALKIN SESI 30/06/09

 

TALAT’TAN “POLİTİS YALANLAMASI”

   

Cumhurbaşkanlığı, “Hasan Kahvecioğlu’na Politis’te yayınlanmak üzere herhangi bir demeç verilmedi” açıklaması yaptı.

Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, gazeteci-yazar Hasan Kahvecioğlu’na Politis’te yayınlanmak üzere herhangi bir demeç vermediğini açıkladı. Bugün KKTC basınında (Politis’ten alıntı yapılarak) “Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Politis adına gazeteci-yazar Hasan Kahvecioğlu’na müzakereler konusundaki gelişmeleri anlattığına” ilişkin geniş çaplı haberler yer almıştı.

Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosu’ndan yapılan açıklamada, “Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Politis’te, önceki gün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın ‘özel demeci’ olarak lanse edilen haber ve haberde ifade edilenler gerçek değil” ifadelerine yer verildi.
Cumhurbaşkanı Talat’ın gazeteci-yazar Hasan Kahvecioğlu’na Politis’te yayınlanmak üzere herhangi bir demeç vermediği kaydedilen açıklamada, Kahvecioğlu’nun 24 Haziran Çarşamba günü, Halkın Sesi yazarı olarak katıldığı toplantıda edindiği izlenimleri, Cumhurbaşkanı’nın Politis’e özel demeci olarak kaleme aldığı belirtildi.
Açıklamada ayrıca Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Halkın Sesi yazı işleri ailesiyle yaptığı sohbette ortaya koyduğu görüşlerin, bugüne kadar ifade ettiklerinden farklı olmadığı ve Politis gazetesinde yayınlananlarla bağdaşmadığı kaydedildi.
Cumhurbaşkanı Talat’ın ortaklık devletinin oluşumuyla ilgili görüş ve tutumunun bilindiğine işaret edilen açıklamada, Türk tarafının tutumu şöyle izah edildi:
“Cumhurbaşkanımızın, ortaklık devletinin ‘iki devletin birleşmesi ile oluşturulacağını’ veya ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devam edeceğini’ çağrıştıracak ifadeler kullanması elbette beklenemez. Bilindiği gibi, Türk tarafının tutumu, bir anlaşma ile oluşacak olan birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ‘yeni bir ortaklık’ olacağı ve kendine has yöntemlerle, adada mevcut olan iki devletten bir kısım unsurları bünyesinde taşıyarak oluşacağı şeklindedir.”

Tepkiler gecikmedi

Bu arada, Kıbrıs Türk Platformu, Talat’a, Rum basınına yaptığı ileri sürülen açıklamalardan dolayı tepki gösterdi. Platformdan yapılan yazılı açıklamada, Talat’ın, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile halktan gizli görüşme yaptığı iddia edilerek, “müzakereleri şüpheyle karşılamalarının haklılığının bir kez daha ortaya çıktığı” savunuldu.

Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği (KTMD) Genel Başkanı Vural Türkmen ise İngiltere’nin Lefkoşa Yüksek Komiseri Peter Millet’in Alithia gazetesinde dün yayınlanan demecinde, “birleşik federal Kıbrıs’ın AB içinde bölünmez olacağı ve ayrılma hakkının mümkün olmayacağı” açıklamasını reddettiklerini söyledi.

Stefanu’nu da dertli

Öte yandan, Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu ise Talat’ın, Politis gazetesine verdiği iddia edilen söyleşiyi yorumlarken iki tarafın; müzakerelerin, kamuoyu açıklamaları veya söyleşilerle değil, müzakere masasında yapılacağı konusunda anlaşamaya vardıklarını anımsattı.

Stefanu, Talat’ın maalesef verdiği söyleşiyle ve son zamanlardaki açıklamalarıyla anlaşmaya uymadığını iddia etti ve bunun yapıcı ve verimli olmadığını söyledi.
Başbakan Derviş Eroğlu’nun Güzelyurt’un kırmızı çizgi olduğu şeklindeki açıklamasının yorumlamasının istenmesi üzerine ise Stefanu, bu tür yaklaşımların, müzakerenin kendisine önceden karar veren açıklamaların verimsiz olduğunu ifade etti.
Stefanu, iki toplumun tezlerinin unutulmamasına bağlı olarak müzakerelerde sahip oldukları sorunların yeterli olduğunu, sürece başka sorunlar yüklenilmesine gereksinim kalmadığını belirtti.

STAR KIBRIS 30/06/09

 

BRYZA: ANLAŞMA STRATEJİK ÇIKARLARIMIZA YARDIM EDER

   

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza, dün KKTC Cumhurbaşkanı ve Başbakanı ile bir araya geldi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza’yı kabul etti. Görüşmeye basın alınmazken, Bryza bir saat 15 dakika süren görüşme sonrasında gazetecilere açıklamalarda bulundu.
Bryza, Talat ile çok yapıcı bir görüşme gerçekleştirdiklerini, görüşme öncesinde Özel Temsilci Özdil Nami ile de bir araya geldiğini söyledi.

Görüşmede ABD’nin Kıbrıs sorununun çözümüne ne gibi katkılar yapabileceğini ele aldıklarını anlatan Bryza, Güney’de yaptığı açıklamayı anımsatarak, “Orada da dediğim gibi, birine bir şeyler empoze etmek ve istemediği bir şey yaptırmak gibi bir niyetimiz yok” dedi.

Bryza, adadaki iki tarafa da iyi niyet ve iyi dilekten başka bir niyetleri olmadığını ifade ederek, “Burada bir anlaşma olursa bizim tüm stratejik çıkarlarımıza yardım eder” dedi.

Bryza, yıllardır Kıbrıs’taki süreci ilgiyle izlediklerini belirterek, geçmişte katkıları bulunduğunu umduğunu söyledi.

Yeşilırmak Kapısı’nın açılması konusunda varılan anlaşmadan dolayı Kıbrıs’taki iki halkı da kutlayan Bryza, bunun cesaret verici bir adım olduğunu ve taraflarda yeni bir enerji ile heyecan yaratacağına inandığını söyledi.

Taraflar arasındaki felsefe farklılıklarına rağmen sürecin ilerleyeceği yönünde iyimser olduklarını kaydeden Bryza, Yeşilırmak Kapısı’nın yarattığı enerjinin görüşmelere de yansımasını ve liderlerin yıl sonuna kadar bir anlaşmaya varmasını diledi.

Eroğlu ile de görüştü

Bu arada, Başbakan Derviş Eroğlu da Amerika’nın Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza’yı kabul etti. Başbakanlıkta saat 17.15’te gerçekleşen kabulde açıklama yapılmazken, basının görüntü almasına izin verildi.

STAR KIBRIS 30/06/09

Bryza positive after Lmnitis decision
By Stefanos Evripidou

THE US Deputy Assistant Secretary of State Matthew Bryza yesterday reassured Cypriots across the divide that his country has no intention to impose anything on Cyprus.

Speaking after a meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat Bryza said: “We don’t have any intention of imposing ourselves or forcing anyone to do anything they don’t wish to do. But we hope the parties know we have nothing but good will, good intentions.”

The American diplomat said he also met with Talat’s aide Ozdil Nami “to explore the ways that the US can be helpful”. On the leaders’ decision to open the Limnitis crossing point, Bryza congratulated “all residents of Cyprus on both sides”, describing the development as “a step that took courage” and “the most concrete, constructive step forward that we can all see in quite some time”.

Limnitis has created a renewed sense of optimism that the Cyprus process is moving forward, he said, expressing hope that this “new energy” will be harnessed in the talks so the two leaders can finalise an agreement by the end of the year.

“That will take a lot of work,” he concluded.

Earlier, after meeting with Presidential Commissioner George Iacovou he told reporters that the US looked forward to and anticipated an agreement by the end of the year. He is the second diplomat representing a permanent member of the Security Council to stress the fact that the two leaders’ were expected to come up with the goods by the end of the year, following British High Commissioner Peter Millett’s statements in a local newspaper.

Bryza also met with DISY leader Nicos Anastasiades, saying after the meeting that he was here to simply hear the parties’ views “and if they ask us, to help them think through the issues”. Bryza described it as an honour “to have a chance to hear the wise thoughts of one of the Republic’s most important political leaders for years”.

He added: “We stand ready in any way, being helpful, without any pressure or intervention but knowing that there are wise people in our country, as in every country, who studied this issue for a long time and have their thoughts, their ideas.”

Speaking after his meeting with the American official, Anastasiades said Bryza reaffirmed that US interest is restricted to supporting the talks between the island’s two community leaders.

Bryza also met with House President Marios Garoyian yesterday, during which Garoyian said he underlined the role the US could play in exerting influence on Turkey.

The US official is due to meet President Demetris Christofias and Foreign Minister Marcos Kyprianou today.

CYPRUS MAIL 30/06/09

 

Rumlara zaman baskısı

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüme yönelik müzakereler devam ederken sürece bir zaman çerçevesinin getirilmesine karşı çıkan Rum Yönetimi, müzakerelerin yılın sonuna kadar sonuçlanması yönünde giderek artan bir baskı altında bulunuyor.

ABD, Avrupa Birliği ve garantör ülkelerinden İngiltere, "Aralık'a kadar çözüm bekliyoruz" mesajlarını çoğaltıyor.
KKTC Cumhurbaşkanı ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas tarafından yürürülen Kıbrıs müzakere süreci, Eylül 2008'den beri devam ediyor. Türkiye ve KKTC, sürecin hızlandırılması gereğini vurgulayan açıklamalar yaparken Rum tarafı ise, müzakerelerin hızlandırılmasına, bir "zaman" çerçevesinin getirilmesi, karşı çıkarak sürecin uzamasını tercih ettiği izlemini veriyor.

Ancak son dönemde dünya başkentlerinden Kıbrıs müzakere sürecinin en kısa süre içinde tamamlanması gerektiği yönündeki çağrılar çoğaldı. Avrupa Komisyon ve garantör ülkelerden İngiltere'nin ardından ABD Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Matt Bryza, bu hafta da benzer bir çağrıda bulundu.

Lefkoşa'yı ziyaret eden Bryza, Washington'un bu yıl sonuna kadar bir çözüm bulunması arzu ve beklentisini dile getirmesi, yankı buldu. Bryza'nın bu yöndeki açıklamaları, "zaman baskıları"na karşı tavır alan Rum Kesimi'nde özellikle dikkat çekti.

Kıbrıs'ta müzakerelerin bu yılın sonuna kadar sonuçlanması ve 2010 yılının ilk aylarında adanın iki tarafında bir referandum düzenlenmesi, Batı'nın ilgili başkentleri ve BM'de önemsenmiyor. Bunda çeşitli faktörler etkili oluyor.

Bu faktörler arasında KKTC'de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Nisan ayında yapılacak olması da var. Diğer önemli bir nedeni de Türkiye'nin AB müzareleri süreci oluşturuyor.

Eğer Kıbrıs müzakereleri bu yılın sonuna kadar sonuçlandırılırsa Türkiye üzerindeki baskılar önemli ölçüde hafifleyecek. Rumların, AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonu kaldırma kararının uygulanmasına yeşil ışık yakabileceği gibi bu veto sürdüğü için limanlarını Rumlara açmaya yanaşmayan Ankara'nın Ek Protokol'ün uygulanması konusunda önemli ölçüde rahatlanacağı düşünülüyor.

Öte yandan, Türkiye'nin Ek Protokolü uygulamadığı gerekçesiyle 8 müzakere başlığını askıya alan AB hükümetlerinin, bu yaptırımı gözden geçirebileceğe dikkat çekiliyor.

KIBRIS POSTASI 30/06/09

 

Erçakıca açıklık getirdi. İşte yeni ortaklığın formülü

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs’ta yeni ortaklık devletinin, ne iki devletin birleşmesiyle ne de 1960 Kıbrıs Ortaklık Cumhuriyeti’nin devamı şeklinde olacağını söyledi.

Erçakıca, bugün düzenlediği basın toplantısında, Politis gazetesinde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Hasan Kahvecioğlu’na “özel demeci” diye yayınlanan ancak Cumhurbaşkanlığı tarafından “Kahvecioğlu’na Politis’te yayınlanması için herhangi bir demeç verilmedi” denilerek yalanlanan haberle ilgili soruyu yanıtladı.

Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı’nın, Halkın Sesi gazetesi yazı işleri ailesiyle kahvaltıda bir araya geldiğini, Kahvecioğlu’nun buradaki materyali kullanarak söz konusu haberi yaptığı, ancak kahvaltıda konuşulanlarla Politis’te Cumhurbaşkanı’nın söylediği iddia edilen sözlerin bağdaşmadığını vurguladı.

Kahvaltıda konuşulanların bantlarını çözdüklerini söyleyen Erçakıca, Politis’te yazılanların Cumhurbaşkanı’nın siyasi tutumunu yansıtmadığını kaydederek, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın yeni, devletin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı olacağı ifadesini kullanması mümkün değil” dedi.

Erçakıca, yeni ortaklığın iki devletin birleşmesiyle olacağı iddiasının da taraflar arasında ciddi sorunlara neden olacak bir olgu olduğunu kaydetti.

Bu yazıyı düzeltme ihtiyacı hissettiklerini kaydeden Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının yeni ortaklık devletinin kendine has yöntemlerle oluşacağını söylediğini, buna da “Bakir Doğum” dediklerini, ancak Rum tarafının bu kelimelere olan alerjik tepkisini dikkate alarak konuyu gündeme getirirken bu ismi dillendirmeden anlatmaya çalıştıklarını kaydetti.

KIBRIS POSTASI 30/06/09

Bryzadan liderlere büyük övgü

ABD Dışişleri Bakanlığının Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza, Kıbrıs Türk ve Rum liderliğinin çok iyi bir iş başardığını, müzakere sürecinde fikir teatisini iyi bir şekilde sürdürdüklerini ve liderlerde gördüğü yapıcılık ve olumluluğun kendisini çarptığını söyledi.
Bunun geçmişte olduğundan daha umutlu olmasını sağladığını dile getiren Bryza, adada geçmişte varlığını hiç hissetmediği dinamik ve enerjik bir durumun mevcudiyetini hissettiğini ifade etti.
"Bizim burada taraflara kendi çözümlerini bulmaları yönünde yardımcı olmaktan öte ilgilendiğimiz bir şey yok" diyen Bryza, "Kıbrıs Türk ve Rum li-derliğinin müzakere masasındaki fikirleri ve konuları, dış destek olmadan şekillendirmiş olmalarının mutluluk verici olduğunu" söyledi.
Liderlerin bu fikirleri ve konuları geliştirerek ileriye taşımaları halinde bu çok özel çözüm fırsatının kaçırılmayacağını savunan Bryza, ilk kez, her iki topluma da önderlik eden çözüm yanlısı liderlerle karşı karşıya olduklarını ifade etti. Bundan dolayı uluslararası  topluluğun da liderlerin talepleri doğrultusunda desteğe hazır olduğunu belirten Bryza, tarihsel olarak Kıbrıs
taki gibi çözüm fırsatlarının çok sık gelmediğini ve uluslararası topluluğun da tarafların ilerlemesi konusunda elinden geleni ortaya koyduğunu söyledi.
YEŞİLIRMAK KAPISINA MADDİ DESTEK
 Bryza, Yeşılırmak kapısının açılışının  hızlandırılmasına yönelik gerekli maddi desteği vermeye hazır olduklarını bildiren Bryza, kültürel varlıkların korunması gibi konularda da maddi yardım sağlayabileceklerini kaydetti.
Matthew Bryza, bugün ara bölgedeki Fullbright Merkezi
nde bir basın toplantısı düzenleye-rek Kıbrıstaki temaslarıyla ilgili bilgiler verdi ve gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bryzaya ABDnin Lefkoşa Büyükelçisi Frank Urbancic de eşlik etti.
"ADADAKİ DURUMU DAHA İYİ ANLADIM"
Bryza, adadaki temasları sırasında, halkı, liderleri ve adadaki durumu daha iyi anlama fırsatı bulduğunu söyleye-rek, 3 harika gün geçirdiği adadan ayrılmaya hazırlandığını kaydetti.
Bryza, adada birçok kişiyle görüştüğünü ve görüşmeleri ne-ticesinde liderler arasında devam eden müzakerelerde neler olduğuyla ilgili derin bir bilgi edindiğini kaydetti.
Bryza, adadaki arkadaşları ve gazetecilerle yaptığı sohbetler sonucunda, liderlerin mizacı,  müzakere zeminleri, hedefleri, politik, psikolojik ve filozofik faktörleri daha iyi anladığını ifade etti ve bunun sayesinde, geçmişte varlığını hiç hissetme-diği dinamik ve enerjik bir durumun mevcudiyetini hissettiğini vurguladı.
"LİDERLER ÇOK UĞRAŞ VERİYOR"
Daha önce Liderlerin birbirinin perspektifini ve fikrini anlama hususunda bu kadar çok uğraş verdiğini düşünmediğini söyleyen Bryza, hala bazı ciddi filozofik ve somut farklılıkların bulunduğunu savundu. Taraflar arsında, güvenlik, insan halkları, refah, adalet alanlarında farklılıklar bulunduğunu söyleyen Bryza,  herşeye rağmen, daha önceki temaslarında olduğu gibi tarafların birbirinden şikayet ettiğine tanık olmadığını dile getirdi. Bryza, liderlerin son derece olumlu bir yaklaşımla diğer tarafın bazı konularda farklı düşündüğünü kaydederek, aradaki mesafenin azaltılabileceği yönündeki umutlarını dile getirdiklerini söyledi.
YEŞİLIRMAK KAPISI
Yeşilırmak Kapısı
nın açılmasıyla ilgili olarak büyük bir enerji hissettiğini dile getiren Bryza, her iki liderin de bu somut adımı atabilmekten memnuniyet duyduğunu belirtti ve bunun tarafların çözüm bulma çabalarını hızlandırıcı, güven artırıcı önlem olmaktan öte bir adım olduğunu söyledi.
Hedeflerinin, adalet duygusuyla, tüm haklara saygı duyulması gerektiği hissiyle adadaki herkese yardım etmek ve bir çok zor hususu içeren Kıbrıs konusunda tarafların dengeli bir çözüme ulaşmasına yardımcı olmak olduğunu ifade eden Bryza, ulaşılacak çözümde tüm siyasi tarafların haklarına saygı duyulduğunu düşünmesi gerektiğini söyledi ve "Kıbrıs Cumhuriyeti" ile ilişkilerini güçlendirmek için yapabilecekleri herşeyi yapma umudu taşıdığını kaydetti.

HALKIN SESI 01/07/09

 

YEŞİLIRMAK EN KISA ZAMANDA

   

Yeşilırmak (Limnidi) kapısının açılması kararına ilişkin tepkiler sürüyor. Rum basını, Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu’nun önceki gün yaptığı açıklamada, kapının açılmasına ilişkin tarih vermekten kaçındığını ve kapının en kısa sürede açılmasını hedeflediklerini söylediğini yazdı.

Habere göre Stefanu açıklamasında, kapının ne zaman açılacağına dair şu anda bir şey söyleyemeyeceğini, ancak en kısa sürede açılması için ellerinden geleni yapacaklarını ifade etti.

Öte yandan gazete, İngiltere Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün de konuya ilişkin Rum Haber Ajansı’na açıklamada bulunduğunu, kapının açılması anlaşmasının “siyasi irade olduğu zaman zor konuların çözülebileceğinin kanıtını teşkil ettiğini” söylediğini belirtti.

Haberde adı yer almayan yetkili ayrıca, “liderlerin şimdi çözüme ulaşmak için temel konulara odaklanmalarını umut ettiklerini” de vurguladı.

STAR KIBRIS 01/07/09

 

‘Special opportunity’ for reunification
By Stefanos Evripidou

As Mick Jagger said: ‘You can’t always get what you want’

THE TURKISH government genuinely wants a solution based on a bizonal, bicommunal federation, US Deputy Assistant Secretary of State Matthew Bryza said yesterday.

Speaking to reporters after meeting President Demetris Christofias and Foreign Minister Marcos Kyprianou, the US diplomat said that Turkey’s interest in a solution, combined with the presence of two “pro-solution” leaders created a “special opportunity” for the reunification of the island.

“For the first time we have pro-solution leaders leading both communities, we could never say that in the past,” he said.

The US official described his meeting with Christofias as very “in depth, warm and constructive”. He noted that on some issues the two leaders have bridged their differences and have come to a lot of agreed language, adding that “there are fundamental philosophical differences that are quite difficult to resolve”.

Bryza noted that “the Turkish government has provided Mr (Mehmet Ali) Talat space to negotiate in good faith” at least on the issues that have been discussed so far.

“Now some tough ones remain to be resolved,” he added.

Pressed to comment on Ankara's consistent talk of two states and two peoples in Cyprus, Bryza said from his private discussions with senior Turkish officials he got the impression that “there are plenty of people in positions of high authority who do want to see a reunified island that is a bizonal, bicommunal federation.”

Welcoming the two leaders’ decision to open Limnitis, Bryza announced that the US is “ready to offer financial assistance, if the parties seek it, to help the reopening of Limnitis crossing go forward even faster”.

Bryza clarified that he hoped, not anticipated, for a solution between the two sides by the end of the year. After listening to both Christofias and Talat, the US official said he sensed their commitment to target an agreement by the end of the year, but also sensed that neither wants to be in a hurry.

“Neither leader, understandably, wants time to be a pressure on them, to have to make concessions that their voters are not ready for. It’s a hope everybody’s expressed, but as Mick Jagger said: ‘You can’t always get what you want’,” he said.

Bryza highlighted the “confluence of positive factors” that lend themselves to a solution this year, including strong interest by the international community and “an international timetable that has provided incentives for the parties to move forward”.

“Everybody knows that Turkey has obligated itself to fulfil the additional Ankara protocol and to reopen its ports to Cypriot vessels,” Bryza said, referring to the European Commission’s assessment of Turkey due this December.

The US diplomat added that Turkish officials were well aware of the pending December review, noting: “One thing you can say about Turkish strategic thinkers is that they are well-informed and they are very powerful thinkers so I think they understand.”

Asked whether anyone had asked for American help during his meetings on the island, Bryza replied: “No, the spirit of constructiveness has really hit me this time, in a way that is more hopeful than it has done in the past. They’re doing a good job on their own.”

He noted, however, that there were proposals to provide at a later date, if requested, “smart people of which there are many in all of our countries to offer ideas on how to bridge the final gaps as the parties move forward”.

CYPRUS MAIL 01/07/09

 

Liderler yeniden görüşecekler

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma amaçlı müzakereler yarın devam edecek.Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, yarın saat 10.00’da bir araya gelecek.

Liderler, “Toprak” konusunu müzakereyi sürdürecek.Haritaya girmeden, prensipler üzerinde durulan “Toprak” konusunun ardından ise son başlık olan “Güvenlik-Garanti” konusuna geçilecek.

KIBRIS POSTASI 01/07/09

"Tek yol takas ve tazminat"

Başbakan Derviş Eroğlu, bir anlaşma olmadan mülkiyet konusunun halledilemeyeceğini belirterek, "Mülkiyet konusunu halletmenin de kriterleri ortadadır. Takas ve tazminat en çıkar yoldur" dedi.
Türkiye
de Marmara Grubu Vakfınca, Yıldız Sarayında düzenlenen toplantıda konuşan Başbakan Derviş Eroğlu, Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı olarak kendisinin ve partisinin, parti meclisinde alınan kararla Annan Planına karşı çıktıklarını hatırlattı.
Eroğlu, " ‘Nasıl olsa Rumlar kabul etmeyecek’ anlayışı içinde hareket edildiği sürece müzakere masasında taviz veriyoruz. Rumlar o anlaşmayı reddediyor ama bizim verdiğimiz masada kalıyor. Şimdi ise oynanan oyun ‘Siz nasıl olsa Annan Planı
nı kabul etmiştiniz. Dolayısıyla anlaşma ihtiyacında olan da sizsiziniz, Rumları anlaşmaya ikna etmek için yapmanız gerekenler vardır. Onu yapınız. Yani taviz veriniz’ deyişleriyle karşı karşıyayız" diye konuştu.
Müzakerelere başlıklar halinde devam edildiğini belirten Eroğlu, "Mülkiyet kutsaldır. Dolayısıyla ‘mülk sahipleri ister satar, ister gelir yerleşir, ister takas yapar
’. Bizim görüşümüz öyle değil. Çünkü bütün Rumların malına geleceğini düşünürüz. Bizim o topraklarda yaşama şansımız kalmaz" diye konuştu.
"TAKAS VE TAZMİNAT EN ÇIKAR YOLDUR"
KKTC
de 200 bin Türk vatandaşın yaşadığını belirten Eroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"34 yıldır Türk insanımız o topraklarda yaşıyor ve ekonomik faaliyetini sürdürü-yor. Çocukları oralarda doğmuş, atalarını o topraklara gömmüş. Bu şartlarda şimdi barış tohumları ekilecekmiş diye Türkler o topraklardan çıkarılacak. Hayatlarını devam ettirdikleri evlerinden, topraklarından, arazilerden çıkacak. Rum, kamyona eşyayı yükleyip gelecek ve barış tohumları ekilecekmiş. İşte o zaman düşmanlık tohumları ekilecek. Çünkü 30 küsur senedir oturduğu evden zorla çıkarılacak. Evden çıkarken Rum
un geldiğini, yerleştiğini görecek. Bu mümkün değil. KKTC toprakları ne ABDnin toprağıdır ne anavatan Türkiyenin toprağıdır. Küçücük bir ülkede yaşıyoruz."

HALKIN SESI 02/07/09

 

ATAD kararı, azınlığa iter

Avrupa Birliği Adalet Divanı (ATAD)ın Orams çiftiyle ilgili kararını olumsuz olarak değerlendiren Yüksek Mahkeme emekli Başkanı Taner Erginel, bu kararla KKTCnin tasfiye edildiği, adada eşitliğin bozulduğu ve Kıbrslı Türklerin azınlık haline dönüştüğü değerlendirmesinde bulundu.
Erginel, Orams davası ve ATAD
ın verdiği karar doğrultuda oluşan yeni ortam ve Kıbrıslı Türkleri nasıl gelişmeler beklediğiyle ilgili HALKIN SESİne değerlendirmelerde bulundu.
Yazı dizisi olarak yayınlayacağımız, ATAD
ın verdiği Orams davası ve bağlantılı konuları derinlemesine irdelediğimiz söyleşinin bugünkü bölümünde Taner Erginel, karardaki haksız-lıklara dikkat çekti.
Taner Erginel
le yaptığımız röportajın ilk kısmı şöyle:
HALKIN SESİ: Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın (ATAD), Orams davasında 28 Nisan 2009 tarihinde verdiği kararla ilgili değişik görüşler öne sürülüyor. Siz bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Taner Erginel: Bu kararın son derece olumsuz olduğunu ve Kıbrıslı Türklere büyük haksızlık yapıldığını düşünüyorum.
Kararın olumsuz olan yönü nedir? Bazı hukukçular davanın henüz sonuçlanmadığını, son sözü İngiltere İstinaf Mahkemesi
nin söyleyeceğini ve endişe edilecek bir durum olmadığını söylüyorlar.
Herşeyden önce şunu vurgulamak istiyorum; hukukta her zaman farklı görüşler öne sürülür. Bu hukukun doğasında vardır. Bu nedenle değişik  görüşlere saygı duymak gerekir.  Herkes kendi yorumunu yapar ve kendi görüşünü söyler. Yargıda mahkemeler farklı görüşleri değerlendirerek bir tercih yaparlar ve kararlarını verirler. Diğer ortamlarda ise dinleyenlerin tercih yapması ve kendi görüşlerini oluşturması gerekmektedir. Hukukta bir kişinin "ille de benim görüşüm doğrudur" diye ısrar etmesi  hatalıdır. Her görüşün haklı çıkma olasılığı vardır.
ATAD kararını bu kadar haksız bulmanızın nedeni nedir?
ATAD, KKTC
de meydana gelen tüm sivil ve ticari konularda Rum mahkemelerinin yargı yetkisi olduğunu ve verilen kararların diğer AB ülkelerinde uygulanması gerektiğini karara bağlamıştır. Bu, hukuk tarihinde görülmemiş son derece haksız bir karardır.
Niçin bu kadar büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorsunuz?
Bunun nedenlerini açıklamaya çalışayım:
ATAD KARARI, KKTC’Yİ TASFİYE ETMEKTEDİR
Devletlerin vazgeçilmez üç erkinden biri yargıdır. Bir devlette meydana gelen olaylarda başka bir devlet mahkemesinin yargı yetkisi olduğunu söylemek o devleti yok saymak veya diğer devlete  ilhak etmek demektir. ATAD kararı KKTC
yi yok sayıp Rum Yönetimine ilhak ederek tarihte benzeri görülmemiş bir haksızlık yapmıştır. 
ATAD KARARI KIBRIS
TA EŞİTLİĞİ BOZMAKTADIR
Bilindiği gibi Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 yılında iki kurucu ortağın müşterek iradesi ile kurulmuştu. Önemli konularda karar vermek iki halkın temsilcilerinin anlaşmasına bağlı idi. Bu kuruluş ve çalışma şekli  iki halk arasında bir çoğunluk- azınlık ilişkisi olmadığını iki ortağın eşit konumda olduklarını göstermektedir. Maalesef Rum ortak bu eşitlikten hoşnut değildi. 1963
te devleti yıkarak ortaklık yapısını sona erdirmeye ve devleti üniter bir devlete dönüştürmeye teşebbüs etti. Rum siyasiler etnik temizlik gi-rişimleriyle bu amaca ulaşmaya çalıştılar. ATAD kararı, Rum siyasi emellerine paralel, Kıbrısta iki halkın eşit olmadığı görüşünden hareket ederek ve-rilmiş bir karardır.
ATAD KARARI, KIBRISLI TÜRKLERİ AZINLIK HALİNE GETİRMEYE ÇALIŞMAKTADIR
Kıbrıs
ta son 45 yıl devam eden siyasi mücadeleyi; 1959 ve 1960’da eşit halk olduğunu kabul ettirmiş ve tescil ettirmiş Kıbrıslı Türklerin ortaklık statüsünün Rum Yönetimi tarafından bozulmaya çalışılması ve Kıbrıslı Türklerin buna karşı direnmesi olarak özetleyebiliriz. Kıbrısın siyasi geçmişiyle ilgili görüşü benimseyenler bu mücadelede iki taraftan birinin haklı olduğuna karar vermek ve ona göre hareket etmek zorundadırlar. Eğer biz, 1960ta eşit halk olan Kıbrıslı Türklerin eşit halk olmaya devam ettiği görüşündeysek tüm değerlendirmelerimizi bu temel üze-rine yapılandırmak zorundayız. O zaman Rum halkının elde ettiği kazanımların aynısını Kıbrıslı Türklerin halkın da elde etmeye hakkı olduğu sonucuna varırız. Diğer görüş ise Kıbrıslı Türklerin eşitlik statüsünü yitirdiği ve azınlık haline geldiği görüşüdür. Maalesef, ATAD, bu iki görüşten ikincisini tercih etmiş ve Kıbrısta iki eşit halk olmadığı, Kıbrısın Rum egemenliğinde üniter bir devlet oluğu, Kıbrıslı Türklerin azınlık haline dönüştüğü anlamına gelen kararını vermiştir. ATAD kararını başka türlü yorumlamak mümkün değildir. Dünya bağımsızlığa ve eşitliğe koşarken, Kıbrısta birleşmeye ve eşitsizliğe karar verilmiştir.
Tarafsız bir hukukçu konuya baktığı zaman, Kıbrıslı Türklerin geçmişteki ortaklık statüsünü yitirmesi için hiçbir neden olmadığını görür ve KKTC
nin Rum devletinden daha yasal olduğu sonucuna varır. Çünkü ortak devleti yıkmak isteyen, yıkmaya çalışan ve ortak devletten ayrılıp ilk ayrı devleti kuran Rum tarafı olmuştur. Bir ortaklık bozulunca iki ortaktan birinin yaptıklarını diğer ortağın da yapmaya hakkı vardır. Bu, temel bir hukuk ilkesidir. Bu nedenle KKTC, en az Rum Yönetimi kadar yasaldır.
Rumlar bir aldatmacayla kendi yaptıklarının benzerini  Kıbrıslı Türklerin yapmasını engellemeye çalışmaktadırlar.  Örneğin taksime şiddetle karşı olduklarını söylüyorlar, fakat Kıbrıs
ı kendilerinin taksim ettiğini göz ardı ediyorlar. Kıbrısı birleştirmek istediklerini söylüyorlar, fakat Kıbrısı taksim etmekle elde ettikleri kazanımların devam etmesini istiyorlar.
Rum devleti, KKTC ile birleşmek istediğini her vesileyle ifade etmektedir. Ancak kendi devletini tasfiye etmeden sadece KKTC
yi tasfiye ederek birleşmeye çalışmaktadır. Rum siyasilerin öngördüğü böyle bir birleşmede 1960 eşitlik dengesinin korunması mümkün değildir ve Kıbrıslı Türkler azınlık haline  gelecektir. ATAD kararı da aynı doğrultudaki bir düşüncenin eseridir.
(Yarın: ATAD kararıyla nasıl bir insan hakları ihlali oldu?)

HALKIN SESI 02/07/09

 

Hristofias: Harita konuşulmadı

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, bugünkü doğrudan müzakereler kapsamında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la yaptığı görüşmede “Toprak” konusunda kriterleri ve bu konuyla ilgili görüşlerini ortaya koyduklarını belirtti.

Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, Başkanlık binasına dönüşünde yaptığı açıklamada, tarafların, anlaşılır nedenlerden dolayı vardıkları uzlaşma çerçevesinde herhangi bir haritanın ne görüşüldüğünü ne de sunulduğunu söyledi.

Sabırlı olunması yönünde çağrı yapan Hristofyas, hiçbir şeyin gizlide kalmayacağını, ancak bunun da her söylenin, her defasında kamuoyuna açıklanacağı anlamına gelmediğini belirtti.

KIBRIS POSTASI 02/07/09

Liderler anlaştı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesindeki bugünkü görüşmelerinde “Toprak” başlığını tamamladı. Liderler, önümüzdeki 3-4 aylık görüşme programında da anlaştı.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brooke Zerihoun,  görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, liderlerin yaklaşık 1.5 saat temsilcilerinin de katıldığı dörtlü bir görüşme gerçekleştirdiklerini ve daha sonra heyetler arası görüşmeye geçildiğini belirtti.

Zerihoun, baş başa görüşmede, liderlerin Yeşilırmak Kapısı’nın açılması anlaşmasının ardından meydana gelen gelişmeleri ele aldıklarını söyledi. Zerihoun, görüşmede, önümüzdeki 3-4 ayın görüşme programının da karara bağlandığını açıkladı.

Zerihoun, Ağustos ayının “tatil ayı” olması nedeniyle sadece bir görüşmenin gerçekleştirileceğini ifade etti. Programa göre önümüzdeki haftadan itibaren 2 Ekim’e kadar 9 görüşme gerçekleştirilecek. Bu dönemde temsilciler görüşmelerle ilgili çalışmalarını sürdürmek üzere bir araya gelmeyi sürdürecekler.

Zerihoun, liderlerin toprak konusunun “ilk okumasını” tamamlamaya karar verdiklerini ve gelecek görüşmenin yapılacağı tarih olan 9 Temmuz’da “Güvenlik” konusunun başlayacağını ifade etti.

Zerihoun’un açıklamasına göre liderlerin görüşme programı şöyle:
9 Temmuz, 17 Temmuz, 23 Temmuz, 30 Temmuz, 6 Ağustos, 3 Eylül, 10 Eylül ve 17 Eylül, 2 Ekim.

KIBRIS POSTASI 02/07/09

 

Kıbrıslı Türkler Dünyanın Ezberini Bozdu

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dünyanın Kıbrıslı Türklere yönelik ''dinlemez, duymaz, anlamaz'' yaklaşımına karşın, Kıbrıslı Türklerin barışı, Kıbrıs sorununun çözümünü istediğini ispat ettiğini ve dünyanın ezberini bozduğunu belirterek, ''şimdi dünyayı yeni bir anlayışa götürme zamanı olduğunu'' söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan Derviş Eroğlu ve bazı bakanlarla birlikte 41. Uluslararası İskele Festivalinin açılış törenine katıldı.

Talat, burada yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türkünün yıllardır, yaşadığı sıkıntılardan kurtulmak ve bütün Kıbrıs'ın barış içinde yaşayabilmesi için barış arayışı çabalarını sürdürdüğünü kaydetti.

Talat, son yıllarda Kıbrıslı Türklerin çok önemli başarılara imza atarak, dünyanın Kıbrıslı Türklere yönelik ''dinlemez, duymaz, anlamaz'' yaklaşımına karşın, barışı, Kıbrıs sorununun çözümünü istediğini ispat ettiğini ve dünyanın ezberini bozduğunu belirtti.

Bozulan ezberle birlikte dünyayı Kıbrıs'a, Kıbrıslı Türklere ilişkin yeni bir anlayışa götürme zamanı olduğunu ifade eden Talat, şunları kaydetti:

''Bunu hep birlikte, sizler, tüm insanlarımızın katılacağı festivaller düzenleyerek ve bu festivallerde barışa vurgu yaparak, güvercinler uçurarak, dünyayla kucaklaşarak, kültürel faaliyetleri dünya kültürüyle bütünleşen bir anlayışla öne çıkararak çalışacaksınız. Başkaları başka alanlarda çalışacaklar. Hep birlikte aynı hedefe doğru, Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs Türk halkının çıkarlarının güvence altında olacağı bir barışa doğru bir orkestra gibi farklı sesler, farklı heyecanlar, farklı sözler kullanarak, ama aynı hedefe yönelik olarak çalışacağız ve bunu mutlaka başaracağız.''

12 Temmuz'a kadar sürecek festivalin açılışında, Karadağ, Portekiz, Porto Riko ve Gürcistan halk oyunları ekipleri de gösteriler sundu.
AA

KIBRIS POSTASI 02/07/09

Liderler Biraraya Geldi

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla başlatılan müzakereler çerçevesinde 35. kez bir araya geldi.

Liderler ve temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun da katılımıyla dörtlü başlayan görüşmeye, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun ev sahipliği yapıyor.

Heyetlerinin eşlik ettiği liderler, "Toprak" konusu üzerindeki görüşmelere devam edecek. Taraflar, "Toprak" başlığında harita konusuna girmeden, prensipler üzerinde duruyor ve birbirlerinin görüşlerine yanıt veriyor.

11 Eylül 2008'de başlayan müzakerelerde, bugüne kadar, 6 ana başlıktan ''Yönetim ve Güç Paylaşımı'', ''Mülkiyet'', ''AB ile İlişkiler'' ve ''Ekonomi'' üzerine ilk gözden geçirmeyi tamamlayan taraflar, ''Toprak'' konusunun ardından, son başlık olan ''Güvenlik-Garanti'' konusuna geçecek.

Liderler, 26 Haziran Cuma günü yaptıkları son görüşmede, Yeşilırmak kapısının açılması kararını almıştı.
AA

KIBRIS POSTASI 02/07/09

BÖYLE POLİTİK DAVA GÖRMEDİM

   

Orams davasını bu kez davanın avukatı anlattı:

Londra Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın, Londra’daki “ Hukukçular Birliğinde” düzenlediği
“Apostilides-Orams” davası konulu seminerde, konunun Avrupa’da yaşayan Kıbrıslı Türklere etkileri ve alınabilecek kararların sonuçları tartışıldı.

Mihrişah Safa

SONBAHAR’da yeniden İngiltere’nin başkenti Londra’ya, “İstinaf Mahkemesine” (Temyiz) gelip, karara bağlanacak “Orams” davası, bu kez de davayı ATAD’da savunan, Orams’ların avukatı yüksek hukukçu Nicholas Green Q.C tarafından başkentte masaya yatırıldı.
İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odasının düzenlediği “ Apostolides – Orams” davasının sonuçları ve bunun Avrupa Birliğinde yaşayan KKTC’de emlak sahiplerine etkilerini irdeleyen seminerde Green dışında , İrlandalı Hukukçu Dr. Angela Ward ile Amerikalı hukukçu Andrew Grossman da konuyu değişik boyutlarıyla ele alarak, tartıştılar.
Kent merkezindeki “ Law Society” Hukukçular Birliği’nde düzenlenen seminere T.C Londra Büyükelçiliği siyasi müsteşarı Serra Kaleli, KKTC Londra temsilcisi Kemal Köprülü, Konsolosu Cem Topçu, Ticaret Odası Başkanı İbrahim Durmuş, işadamları, CTCC’nin yönetici ve üyeleri ile 100’e yakın konuk katıldı ve konuşmaları ilgiyle dinledi.

Politik açıdan çok hassas

Kıbrıs Türk Ticaret Odası üyesi Avukat Erdoğan Derviş’in sunum ve açılışını yaptığı seminerde ilk sözü Nicholas Green Q.C aldı. Linda ve David Orams’ın davasını Avrupa Adalet Divanı’nda savunan Green, ATAD’da 100’den fazla duruşmada avukatlık yaptığını, ancak Orams’larınki kadar politik yönden hassas bir davaya rastlamadığını vurguladı. Orams’ların avukatı , Lüksemburg’daki duruşmada davayı ilgilendiren devletler Türkiye’nin AB üyesi olmadığı, KKTC’nin ise tanınmadığı için temsil edilmediğine işaret etti. Adalet Divanında ancak çok önemli davalara 12 yargıcın baktığını, Orams’ın da bu tür öneme sahip olduğunu kaydeden Green Q.C, ATAD’ın Apostolides lehine verdiği kararı da “ çok zayıf” yasal sonuç olarak tanımladı. Mahkeme başkanının bir Yunanlı olduğunun, Kıbrıs Rum yönetimi tarafından özel nişanla ödüllendirildiğiyle ilgili konu üzerine, “ Yargıçların milliyetlerinin bu mahkemlerde fazla önemli olmadığını” kaydetti.
Halen devam eden bir dava konusunda fazla ayrıntıya giremeyeceğini, ancak genel hatlarıyla bilgi verebileceğini hatırlatan Nicholas Green, 12 yargıcın oy birliğiyle kararı almadığını tahmin ettiğini belirtti. “ Spekülasyon yapıyorum belki . Ancak 12 yargıcın davayı tartıştıktan sonra karar birliğine varamadığını tahmin ediyorum. Oylamaya gittiler. Bazan karar alınamayınca dava ortaya konur, karar alınır ve açıklanır. Orams davası böyle oldu demesem de, tahmin ediyorum. “ diyerek , konuyla ilgili yasal tartışmanın oldukça karışık olduğunu söyledi.
Sonbaharda Londra’daki İstinaf Mahkemesinde görüşülecek davada, duruşmanın asıl konusunun “ Kamunun yararına” olup, olmadığının ele alınacağını kaydeden Green, Güney Kıbrıs’ta alınan bir yasal kararın Birleşik Krallık’ta uygulanmasına zorlanıp zorlanılmayacağının anlaşılacağını belirtti. Kararın en fazla , çok sayıda Britanya vatandaşı Kıbrıslı Türkün yaşadığı , ayrıca KKTC’de emlak sahibi olan binlerce Britanya vatandaşı bulunduğu için en fazla Birleşik Krallık’ta yaşayanları ilgilendireceğini, belki İsveç ve Almanya’da yaşayanları da ilgilendirebileceğini hatırlattı.

İstinaf mahkemesinden çıkabilecek üç seçenek

Bir soru üzerine, Lüksemburg’daki davayı durdurmak için yapılacak hiçbirşey olmadığını kaydeden Nicholas Green, ATAD’ın TRNC’yi tanımadığını, tüm adayı AB üyesi Kıbrıs olarak bir bütün halinde kabul ettiğini belirtti.
İstinaf Mahkemesinin ne gibi seçeneği olduğuyla ilgili bir soruya ise Green şu yanıtı verdi:
“Apostilides, ATAD kararından sonra “ Biz kazandık. Bu yolun sonu, sizin hiçbir şansınız yok. Orams’lar davayı kaybetti, evlerini yıkacağız” dedi.. Ancak bana göre Londra’daki duruşmadan çıkabilecek 3 seçenek var. Bunlar, “ Mahkeme bize siz kaybettiniz diyebilir. Bu bir olasılık”. İkincisi “ Kamunun yararı ve ilgisi gözönüne alınarak Orams’lar lehine karar aldık, siz kazandınız” denilebilir.. Veya üçüncü seçenek davayı yeniden Avrupa Adalet Divanına göndermek olabilir. ATAD’da kaybettik. Ancak küçük de olsa bir kapı açıldı bize. Bunu şimdi itip, açmaya uğraşıyoruz”

Kıbrıslı Türklerin dolaşım özgürlüğü

Seminerin ikinci konuşmacısı İrlanda asıllı, Sydney’de Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Angela Ward, konuyu Avrupa’da iş ve ticaret yapan Kıbrıslı Türklerin dolaşım serbestisi ve insan hakları açısından ele alarak değerlendirdi. Güney Kıbrıs mahkemesinde alınan kararın, AB yasalarına karşı sorgulanabileceğini öne süren Dr. Ward, Kıbrıs asıllı Türklerin, vatandaşlıkları ne olursa olsun Avrupa’da dolaşım haklarının bu kararla tehlikeye girebileceğini söyledi ve insan haklarının çiğnenebileceğine işaret etti. .

Oramslar yasal yanlışlık kurbanı

Uluslararası özel hukuk uzmanı, ayrıca vergi, mal-mülk, sınır ötesi anlaşmazlıklar konusu uzmanı hukukçu Andrew Grossman, konunun uluslararası hukuku ilgilendiren yönü bulunduğu belirterek, konuyu bu yönleriyle ele aldı.
Ne Güney Kıbrıs’ın, ne de Birleşik Krallık mahkemelerinin , KKTC’de yaptırım gücüne sahip olmadığını ifade eden Grossman, ATAD’ın aldığı kararın “çok zayıf “ olduğunu ve gereken adil kararı barındırmadığını söyledi.

Bir soru üzerine konunun kesinlikle “siyasi” olduğunu ve ilgili devletlerin desteğini gördüğünü belirten hukukçu Grossman, “ Oramslar, yasal yanlışlıkların kurbanı oldu. Kıbrıslı Rum ve Türklere eşit yasa uygulanmadığının da göstergesi. Karar yeniden vurguluyorum, zayıf bir karar. “ dedi.

Kıbrıs’ın bölünmüş ve henüz siyasi çözüme kavuşmadan A.B’ne üye alınmasının doğru olup , olmadığıyla ilgili bir soruya ise Grossman, “ Bu sizler için çok önemli bir konu. Ancak Romanya, Moldova da benzeri duruma sahip. Böyle benzeri vakalar var. Ben diplomat olarak ABD Dışişlerinde görev yaptım. Yunanistan’ın, generallerden kurtulması için AB’ye erken üye yapıldığı duygusu hala gecerlidir. Yunanistan, her zaman veto hakkını, istediklerini ele edebilmek için tehdit unsuru olarak kullanmıştır. A.B, Yunanistan’ı erken üye yaptığına hep pişmanlık duydu. “ yanıtını verdi.

STAR KIBRIS 02/07/09

ÇÖZÜMÜN ANAHTARI TALAT VE HRİSTOFİYAS’TA

   

AB Dönem Başkanlığı’nı Çek Cumhuriyeti’nden devralan İsveç’in; çözüm anahtarının Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lider Dimitris Hristofiyas’ta olduğuna inandığı belirtildi.


AB Dönem Başkanlığı’nı dünden itibaren Çek Cumhuriyeti’nden devralan İsveç’in; Kıbrıs sorununu “doğrudan” ele almaya kararlı göründüğü ve çözüm anahtarının Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lider Dimitris Hristofiyas’ta olduğuna inandığı belirtildi.


Politis Gazetesi, “Kıbrıs Sorunu... İsveç Saunasında- Avrupa Birliği (AB) Yeni Dönem Başkanlığı Çözüm İçin Son Fırsatı Görüyor- UNFICYP’in Statüsü de Masada” başlığıyla manşete çıkardığı haberinde, Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanlığı’nı bugünden itibaren Çek Cumhuriyeti’nden devralan İsveç’in; Kıbrıs sorununu “doğrudan” ele almaya kararlı göründüğü yorumunda bulundu.


AB yeni dönem başkanlığının, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında gerçekleştirilmekte olan süreci, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin “son fırsat” olarak nitelendirdiğini yazan gazete, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt’in önceki gün kalabalık bir gazeteci ordusuyla gerçekleştirdiği basın toplantısında, kapsamlı bir şekilde Kıbrıs sorununa, aynı zamanda doğrudan müzakerelerin başarı ya da başarısızlık senaryolarına değindiğini iletti.

ANAHTAR LİDERLERDE

Gazete haberine, İsveç Dışişleri Bakanı Bildt; kendisine yöneltilen “Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla gerçekleştirilen müzakerelere nasıl ve ne zaman katkıda bulunması gerekir?” sorusuna, sürecin anahtarını Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın tuttuğu şeklinde yanıt verdi.


Açıklamasında, iki liderin kararlılığını takdir ettiğini de belirten Bildt, müzakerelerin başarılı ya da başarısız olmasıyla ilgili senaryolara da değindi.
Müzakere sürecinin başarılı olması durumunda, o zaman Avrupa Birliği’nin oynayacak bir role sahip olacağını kaydeden Bildt, AB’nin; AB normlarının uygulanmasıyla ilgili bazı “kurnaz taleplere” yanıt vermesi gerekeceğini ifade etti.

GARANTİLERE ÇÖZÜM BULUN

İsveç Dışişleri Bakanı Bildt’in, Kıbrıs sorunu çözüm sürecini, Türkiye’nin 2009 yılının Aralık ayında gerçekleştirilecek AB değerlendirmesiyle ilişkilendirdiğini belirten gazete, Bildt’in müdahil tarafları garantiler konusuna çözüm bulmaya çağırdığını, öte yandan Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNFICYP) konusunu tekrar gündeme getirdiğini ifade etti.
Haberini; “UNFICYP Masada” başlığıyla iç sayfalardan yayımlamaya devam eden gazete, İsveç’in Ankara ve iki liderden “garantiler” konusunu ele almalarını beklediğini ve bu konuyu müzakerelerin bir parçası olarak değerlendirdiğini ifade etti.
Bildt’in; UNFICYP’in adadaki mevcudiyetinin geleceğinin, masadaki görüşme konularından birini teşkil ettiğine dair inancını ifade ettiğini yazan gazete, Bildt’in kullandığı ifadenin; “ya Kıbrıs sorununun çözümü durumunda UNFICYP mensuplarının takviye edileceği, ya da çözüm gerçekleşmemesi durumunda BM gücünün çekilmesi olasılığını apaçık ortada bıraktığını” ileri sürdü.


AB’nin doğrudan müzakerelerdeki rolünün kısıtlı olduğuna değinen Bildt, Kıbrıs sorununda bir uzlaşmaya varıldığı takdirde Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer uluslararası unsurların; gerçekleştirilecek olan referandumlardan önce çözümün getireceği kazançları kamuoyuna göstermek amacıyla iletişimsel alanda, dinamik müdahalede bulunmaları gerekeceğini sözlerine ekledi.

UNFICYP KONUSU

Kıbrıs sorunuyla ilgili ilk söze, Birleşmiş Milletler; özellikle de BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ve çalışma arkadaşlarının sahip olduğunu ifade eden Bildt, Downer ve çalışma arkadaşlarının iki liderin gerçekleştirdiği müzakere sürecini kolaylaştırdığını savundu.


UNFICYP’in statüsünün “şu an apaçık bir şekilde olduğu yerde durduğunu” ifade eden Bildt, Politis’in bir sorusuna cevaben; BM misyonunun geleceği konusunun; müzakere masasında bulunan konuların bir parçasını teşkil ettiğini söyledi.
Gazete, Bildt’in UNFICYP’le ilgili kullandığı ifadenin; şu yorumu beraberinde getirdiğini yazdı:
“Ya çözüm durumunda UNFICYP mensupları takviye edilecek, ya da BM gücünün adadan çekilmesi olasılığı da göz önünde bulundurularak, UNFICYP mensuplarının sayısı daha da azaltılacak.”

STAR KIBRIS 02/07/09

 

MARAŞ’IN İADESİ 4 MİLYAR EURO

   

Rum “Bilim Adamları ve Teknisyenler Odası” (ETEK) eski başkanı ve Maraş şehrinin “yasal sakinlerine iade edilmesi kararından sonraki gün yapılacak faaliyetleri hazırlayan” grubun üyelerinden Themos Dimitriu, Maraş’ın Rumlara iadesinin 4 milyar Auro’ya mal olacağını söyledi.


Themos Dimitriu, Fileleftheros Gazetesine yaptığı açıklamada, Maraş’ın geri iadesi durumunda yaklaşık olarak bin inşaat mühendisi ve mimarın faaliyette bulunmasına ihtiyaç duyulacağını belirtti.


Dimitriu, (geri dönecek) Maraş sakinlerinin 30 bin kişi olması durumunda, bunun yaklaşık olarak 10 bin konutun kontrolden geçmesi gerekeceği anlamına geldiğini de sözlerine ekledi.
Haberde, Maraş şehrinin yeniden iskan edilmesinin maliyetinin 4 milyar Euro olarak tahmin edildiği de ifade edildi.

OMİRU MEKTUP YOLLAYACAK

Öte yandan Alithia Gazetesi, EDEK Başkanı Yannakis Omiru’nun “Sosyalist Enternasyonaller” ve Avrupa Sosyalist Partisi başkanlarına Maraş konusuyla ilgili mektup yollayacağını yazdı.


Habere göre Omiru mektupta, parti başkanlarından üyelerini; sözde “Maraş Belediyesi”nin; “yasal” sakinlerin gelecekteki yeniden iskanına ilişkin inceleme hazırlamaları amacıyla BM’den uzmanların şehre girmesine ilişkin önerisiyle ilgili bilgilendirmesini isteyecek.

STAR KIBRIS 02/07/09

MGK Kıbrıs’a dikkat çekti

   

MGK toplantısında “(Kıbrıs Müzakereleri) ilgili tüm tarafların sürece zarar verecek yaklaşımlardan kaçınmaları ve BM süreci ile parametrelerine sahip çıkmaları gerektiği” vurgulandı.

Türkiye Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında, Kıbrıs sorunun adil ve kalıcı biçimde çözüme kavuşturulmasının bölgede güvenlik, istikrar ve refahın sağlanabilmesi açısından önem arz ettiği; ilgili tüm tarafların sürece zarar verecek yaklaşımlardan kaçınmaları ve Birleşmiş Milletler süreci ile parametrelerine sahip çıkmaları gerektiği kaydedildi.


Türkiye Milli Güvenlik Kurulu'nun yaklaşık 8 saat süren toplantısının ardından MGK Genel Sekreterliğince yayınlanan bildiride Türkiye’deki konular yanında Kıbrıs konusunda da yer verildi.


Bildiride Kıbrıs konusuyla ilgili yer alan ifadeler şöyle:
“Kıbrıs sorunun adil ve kalıcı biçimde çözüme kavuşturulmasının bölgede güvenlik, istikrar ve refahın sağlanabilmesi açısından önem arz ettiği; Türkiye'nin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde yürütülmekte olan kapsamlı çözüm müzakerelerini ve bu bağlamda Kıbrıs Türk tarafının yapıcı çabalarını desteklediği, çözümün; siyasi eşitlik, iki kesimlilik ve eşit statüde iki kurucu devlete haiz yeni bir ortaklık çerçevesinde bulunması, garanti ve ittifak antlaşmalarının devamı, çözümün hukuki güvenlik ve kesinliğinin teminat altına alınması, ilgili tüm tarafların sürece zarar verecek yaklaşımlardan kaçınmaları ve Birleşmiş Milletler süreci ile parametrelerine sahip çıkmaları gerektiği vurgulanmıştır.”

STAR KIBRIS 02/07/09

İngilizlerden Mehmetçik Vakfı’na bağış

   

KKTC’de yaşayan İngilizler Girne’de düzenledikleri yaz şenliğinden elde ettikleri geliri Mehmetçik Vakfı’na bağışladı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan vatandaş İngilizler bu yıl 17 Mayıs’ta Girne’de ikincisini düzenlediği; “The British Community Summer Fete” yaz festivalinden elde ettiği geliri başta Mehmetçik Vakfı olmak üzere KKTC’de faaliyet gösteren bazı özel eğitim merkezleri ile St. Andrews Anglikan Kilisesi’ne bağışladı.
St. Andrews Anglikan Kilisesi Papazı Michail Houston ile kilise Saymanı William Grundy, festival komitesi adına dün sabah Girne’deki Türk Bankası Çarşı Şubesi’ni ziyaret ederek, Mehmetçik Vakfı’na yatırılmak üzere 2 bin 200 TL tutarındaki bağış çekini banka Müdürü Mehtap Fehmi’ye teslim etti. St. Andrews Anglikan Kilisesi Papazı Michail Houston çekin bağışlanması esnasında basına kısa bir açıklamada bulundu. Bu arada komite festivalden elde ettiği gelirle ayrıca Karakum Özel Eğitim Merkezi ile Lefkoşa’daki Sağır ve Dilsizler Okulu’na da 2 bin 200’er TL’lik bağış yapacak.

SİLAHLI KUVVETLER ÇOK KATKI KOYUYOR


St. Andrews Anglikan Kilisesi Papazı Michail Houston yaptığı açıklamada, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan İngilizler ile Kıbrıslı Türkler arasında yardımlaşma ve kaynaşma sağlamak amacıyla düzenledikleri yaz festivalinden elde ettikleri geliri Mehmetçik Vakfı, Karakum Özel Eğitim Merkezi, Lefkoşa Sağır ve Dilsizler Okulu ile St. Andrews Anglikan Kilisesi’ne bağışladığını belirtti.


“Her yıl geleneksel olarak düzenlemekte olduğumuz festivale Türk Silahlı Kuvvetleri çok katkı koyuyor” diyen Papaz Houston, yardımlaşma ve kaynaşmayı amaçlayan festivalin, amacına ulaştığını ve İngilizler ile Kıbrıs Türkleri arasında var olan yakınlaşmayı daha da pekiştirdiğini vurguladı.


Karakum Özel Eğitim Merkezi ile Lefkoşa Sağır ve Dilsizler Okulu’na bağışları, okulların kapalı olması nedeniyle Ağustos ayı sonunda yapacaklarını ifade eden Papaz Houston, bağışların ilerde de devam edeceğini sözlerine ekledi

STAR KIBRIS 02/07/09

 

Kıbrıslı Türkler de dava edilebilecek

Emekli Yüksek Mahkeme Baş-kanı Taner Erginel, ATAD kararıyla sadece ülkemizde yaşayan ya-bancılar için tehlike olarak görünen Orams davasının artık Kıb-rıslı Türkler açısından da kritik bir süreci getirdiğine işaret etti.
Erginel, Rumların artık Kıbrıslı Türkler aneyhine de Güney mahkemelerinde dava açmalarının yolunun açıldığını kaydetti.
Rum yönetiminin iki halk arasında gerginlik yaratılmasını istemediği için KKTC
deki olaylarla ilgili Rum mahkemelerinde dava açılmasını engelleyebileceği ihtimalini de dile getiren Erginel, yine de Rum halkının hukuk önünde böyle bir hakkı doğduğunun dikkatten kaçırılmaması gerektiğini belirtti.
Taner Erginel
le yaptığımız röportajın ikinci kısmını yayımlı-yoruz.
HALKIN SESİ: ATAD kararının insan haklarını ihlal ettiğini söylediniz. Bir mahkemenin insan haklarını ihlal etmesi nasıl olabilir?
Taner Erginel: 21 Aralık 1963
te başlayan çatışmalar sonunda Kıbrıs iki ayrı egemenlik oluşmuştur. Rum egemenliğine girmeyi reddeden Kıbrıs Türk halkı kendi bölgelerinde kendi egemenliği altında yaşamaya başlamıştır. Egemenlik demek kendi hukukunu oluşturmak demektir. Dolayısıyla Kıbrısta 1963ten sonra iki farklı hukuk oluşmuştur.
Örneğin Kuzey’de bir TV kanalı yayına başlamışsa iznini Türk yönetiminden almıştır. Bir şirket kurulmuşsa KKTC yasalarına göre kurulmuştur. Bir mal satın alınmışsa KKTC yasalarına göre satın alınmıştır.
Dünyada tüm mahkemeler, kendi devletlerinin yasalarını uygular. KKTC mahkemeleri  kendi yasalarını uyguladığı gibi Rum mahkemeleri de kendi yasalarını uygulamaktadırlar.
KKTC
deki olaylarda Rum mahkemelerinin yetkili olacağını söylemek, KKTC yasalarının dikkate alınmayacağını ve Rum yasalarının uygulanacağını söylemek demektir. Böyle bir durumda KKTC yasalarına göre yapılmış tüm işler yasa dışı olacak, KKTC yasalarına uymaktan başka kusuru olmayan insanlar suçlu ve borçlu haline gelecektir.
ATAD kararı, KKTC halkının yıllar süren gayretleriyle elde ettikleri tüm kazanımların ve hakların ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. Bir halkın uyguladığı yasaların hem de demokratik seçimlerle iş başına gelmiş temsilcilerinin yaptığı yasaların, yıllar sonra geçersiz kabul edilmesi ta-rihte benzeri görülmemiş bir olaydır. Geçmişe dönük olarak yapılmış işlemlerin yapılmamış kabul edilmesi ve kazanılmış hakların yok sayılması insan haklarının ağır bir şekilde ihlalidir.
Kararın çok olumsuz olduğunu söylüyorsunuz. Fakat önemli olan kararın halkımıza ne zarar vereceğidir. ATAD kararı halkımıza pratikte nasıl bir zarar verebilir?
Karar, teorik olarak KKTC
yi tasfiye etmiştir. Kıbrıs Türk halkının üzerine KKTCnin sağladığı korumayı, AB ülkeleri nezdinde kaldırmıştır. Kıbrıs Tük halkının 1963ten beri uyguladığı hukuku yok saymıştır. Kıbrıs Türk halkını AB ülkelerinde Rum yönetimine tabi hale getirmiştir. Ancak tüm bunlar Rumların yasal olarak elde ettiği olanaklardır. Uygulamada ne yapabilecekleri  farklı bir konu. Pratikte, nelerin olabileceğini, yasal durumdan ayrı olarak değerlendirmemiz gerekir.
Konuya şöyle bakabiliriz: ATAD
ın, Rum yönetimi ve halkının eline çok büyük bir silah verdiğini düşünebiliriz. ATAD kararından sonra Rumlar diledikleri Kıbrıslı Türkü kendi mahkemelerinde dava edebilecekler ve aldıkları hükümleri  kolaylıkla diğer AB ülkelerinde kaydettirip icra edebileceklerdir.  Davaları, Rum hükümetinin açabileceği gibi Türklerle anlaşmaz-lığı olan herhangi bir Rum da açabilecektir. Dolayısıyla ATAD  kararı, Kıbrıslı Türkleri, Rumların tutsağı haline getiren bir karardır. Ancak acaba Rumlar bu olanaktan yararlanma yönüne gidebilecekler mi?
 Bir kişiye "yasal olarak komşunu dava edebilirsin, evini  elinden alabilirsin, hatta onu hapse attırabilirsin" diyorsunuz. O size "bu olanağa kavuştuğuma  memnunum ancak yine de bunları yapmak istemem. Yüzüne gülüp onu bahçemde çalıştırmayı tercih ederim" diyebilir. Rum yönetimi iki halk arasına gerginlik yaratılmasını istemediği için KKTC
deki olaylarla ilgili Rum mahkemelerinde dava açılmasını engelleyebilir, hatta bir yasa ile dava açılmasını yasaklayabilir.  Bu, olayın pragmatik yönü. Biz olayın hukuk yönü ile ilgileniyo-ruz ve Rumların uygulamak istemesi halinde Kıbrıs Türkleri’nin başına ne gibi felaketler gelebileceğini anlamaya çalışıyoruz.
Hapse atılmadan söz ediyorsunuz. Orams davası bir hukuk davası değil mi? ATAD kararının hapislikle ne ilgisi olabilir?
Bu konuda kamuoyunda yanlış anlamalar var. Evet, ATAD, Orams kararını bir hukuk davasında vermiştir. Ancak kararın ceza davalarına da etkisi olacaktır. Orams davasında tartışma konusu olan 44/2001 sayılı AB Tüzüğü’dür. Bu tüzük hukuk davalarında bir AB ülkesinde ve-rilen mahkeme hükmünün diğer AB ülkelerinde icrası konusunu düzenlemektedir. Fakat, ATAD kararının diğer konulara da yansıması olacaktır. ATAD Güney Kıbrıs
ın ABye katılım anlaşmasına ek 10. Protokolü yorumlamış ve Güney Kıbrıs mahkemelerinin Kuzey’deki olaylarda yargı yetkisi olduğuna karar vermiştir. Bu, ceza davalarını da kapsayabilecek genel bir değerlendirmedir.
Örneğin, Kıbrıslı Türk bir iş adamının bir Rum işadamı ile anlaşmazlığa düştüğünü varsa-yalım. Rum işadamı için en kolay çıkış yolu, Türk
ü suçlayıp AB ülkelerinde tutuklatmak olacaktır. Böyle bir olasılık Türk işadamı üzerinde çok büyük bir baskı oluşturacaktır.
Diyelim ki, KKTC
de meydana gelen bir olayla ilgili, KKTC yasalarına göre suçsuz fakat  Rum yasalarına göre suçlu bir Kıbrıslı Türk, İngilterede tutuklandı ve yargılanmak için Güney Kıbrısa götürülmek isteniyor. İlk başvuracağı kişi bir avukat olacaktır. ATAD kararından önce bu avukat tutuklanan kişiye "hiç merak etme, AB yasaları Kuzey Kıbrısta askıya alınmış durumda, KKTCde meydana gelmiş bir olay nedeniyle seni tutuklayıp Güneye götüremezler" diyecekti. ATAD kararı, avukatın vereceği bu yanıtı değiştirmiştir. ATAD, 10’uncu Protokolü yorumlamış ve "gerçi AB yasaları KKTCde askıya alınmış durumda, ancak buna rağmen Rum Yönetimi Kuzey’de egemendir ve Rum mahkemelerinin Kuzey’deki olaylarda yargı yetkisi vardır" demiştir. Böylece Avrupai tutuklama emri ile tutuklanan Kıbrıslı Türklerin öne sürebileceği en önemli savunmayı elinden almıştır. Bu nedenle Kıbrıslı Türkler Güney’e giderek yargılanmaktan ve kaderine razı olmaktan başka çare bulamayacaktır.

Yarın: Orams davasında İngiltere mahkemelerinde neler olabilir?

HALKIN SESI 03/07/09

 

Liderler Ağustosta tatile giriyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesindeki dünkü görüşmelerinde "Toprak" başlığını tamamladı. Liderler, önümüzdeki 3-4 aylık görüşme programında da anlaştı.
BM Genel Sekreteri
nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brooke Zerihoun, yaklaşık 3.5 saat süren görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, liderlerin yaklaşık 1.5 saat temsilcilerinin de katıldığı dörtlü bir görüşme gerçekleştirdiklerini ve daha sonra heyetler arası görüşmeye geçildiğini belirtti.
Zerihoun, baş başa görüşmede, liderlerin Yeşilırmak Kapısı
nın açılması anlaşmasının ardından meydana gelen gelişmeleri ele aldıklarını söyledi. Zerihoun, görüşmede, önümüzdeki 3-4 ayın görüşme programının da karara bağlandığını açıkladı.
Zerihoun, Ağustos ayının "tatil ayı" olması nedeniyle sadece bir görüşmenin gerçekleştirileceğini ifade etti. Programa göre önümüzdeki haftadan itibaren 2 Ekim
e kadar 9 görüşme gerçekleştirilecek. Bu dönemde temsilciler görüşmelerle ilgili çalışmalarını sürdürmek üzere bir araya gelmeyi sürdürecekler.
Zerihoun, liderlerin toprak konusunun "ilk okumasını" tamamlamaya karar verdiklerini ve gelecek görüşmenin yapılacağı tarih olan 9 Temmuz
da "Güvenlik" konusunun başlayacağını ifade etti.

HALKIN SESI 03/07/09

 

Talat: İkinci safha güvenlik ve garantilerden sonra

GARANTÖRLERLE ORTAK TOPLANTI KONUSU... Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs müzakerelerinde ikinci safhaya “Güvenlik ve Garantiler” konusu bittikten sonra başlayacaklarını düşündüğünü söyledi. Talat, “Güvenlik ve Garantiler” konusu görüşülürken Türkiye ile Yunanistan’dan da nihayette katılım olacağını ifade ederek, “4’lü bir çalışma olması gerekir; hatta 5’li (İngiltere) toplantı olması gerekiyor. Ancak bu bizim pozisyonumuz, bunun için herhangi bir karar alınmış değil” dedi.

l EKİME KADAR  9 KEZ GÖRÜŞECEKLER… Talat ve Hristofyas, dünkü görüşmelerinde “Toprak” başlığını tamamladı. Liderler, önümüzdeki 3–4 aylık görüşme programında da anlaştı. Programa göre, önümüzdeki haftadan itibaren 2 Ekim’e kadar 9 görüşme gerçekleştirilecek. Bu dönemde temsilciler görüşmelerle ilgili çalışmalarını sürdürmek üzere bir araya gelmeyi sürdürecekler. Ağustos ayının “tatil ayı” olması nedeniyle sadece bir görüşme yapılacak.


    Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde ikinci safhaya “Güvenlik ve Garantiler” konusu bittikten sonra başlayacaklarını düşündüğünü söyledi.
    Talat, “Güvenlik ve Garantiler” konusu görüşülürken Türkiye ile Yunanistan’dan da nihayette katılım olacağını ifade ederek, “4’lü bir çalışma olması gerekir; hatta 5’li (İngiltere) toplantı olması gerekiyor. Ancak bu bizim pozisyonumuz, bunun için herhangi bir karar alınmış değil” dedi.
   “Toprak” konusunda ise Hristofyas’la harita üzerine değil temel ilkeler üzerine konuştuklarını belirten Talat, ilkeler konusunda bazı farklılıkların olduğunu, bu farklılıkların da masaya harita, yani “kurucu devletlerin sınırları” konusu gündeme geldiğinde kendini göstereceğini vurguladı.
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesindeki dünkü görüşmelerinde “Toprak” başlığını tamamladı. Liderler, önümüzdeki 3-4 aylık görüşme programında da anlaştı.
    BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brooke Zerihoun, yaklaşık 3.5 saat süren görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, liderlerin yaklaşık 1.5 saat temsilcilerinin de katıldığı dörtlü bir görüşme gerçekleştirdiklerini ve daha sonra heyetler arası görüşmeye geçildiğini belirtti.
   Zerihoun, baş başa görüşmede, liderlerin Yeşilırmak Kapısı’nın açılması anlaşmasının ardından meydana gelen gelişmeleri ele aldıklarını söyledi. Zerihoun, görüşmede, önümüzdeki 3-4 ayın görüşme programının da karara bağlandığını açıkladı.
   Zerihoun, ağustos ayının “tatil ayı” olması nedeniyle sadece bir görüşmenin gerçekleştirileceğini ifade etti. Programa göre önümüzdeki haftadan itibaren 2 Ekim’e kadar 9 görüşme gerçekleştirilecek. Bu dönemde temsilciler görüşmelerle ilgili çalışmalarını sürdürmek üzere bir araya gelmeyi sürdürecekler.
   Zerihoun, liderlerin toprak konusunun “ilk okumasını” tamamlamaya karar verdiklerini ve gelecek görüşmenin yapılacağı tarih olan 9 Temmuz’da “Güvenlik” konusunun başlayacağını ifade etti.
    Zerihoun’un açıklamasına göre liderlerin görüşme programı şöyle:
    9 Temmuz, 17 Temmuz, 23 Temmuz, 30 Temmuz, 6 Ağustos, 3 Eylül, 10 Eylül ve 17 Eylül, 2 Ekim.

Talat: Toprak konusunun ilk okuması tamamlandı

     Hristofyas ile görüşmesinin ardından basına açıklamada bulunan Cumhurbaşkanı Talat, dün “Toprak” konusunu, ilk görüşlerini ortaya koymak suretiyle tamamladıklarını ve gelecek haftadan itibaren “Güvenlik ve Garantiler” başlığına geçmeye karar verdiklerini söyledi.
  Görüşmede Hristofyas’la yapacakları toplantıların, “büyük bir aksilik olmaması durumunda” ekim ayına kadar olan programlarını saptadıklarını dile getiren Talat, bunun dışında Yeşilırmak kapısının nasıl açılacağı konusunda görüş alışverişinde bulunduklarını ve temsilcilerini görevlendirdiklerini kaydetti.

Yeşilırmak’la temsilciler ilgilenecek

   Cumhurbaşkanı Talat, basın mensuplarının sorularını yanıtlarken, Yeşilırmak kapısındaki çalışmaların, temsilcilerinin görüşmelerine göre hemen başlayacağını, burasının ara bölge olması dolayısıyla BM’nin de rolü olduğunu, çünkü hem ara bölgede, hem Türk, hem de Rum tarafında AB’nin, finansmanına katkı yapacağı taahhüdünde bulunduğu tamir edilmesi gereken yol tamiratları bulunduğunu belirtti. Tüm bunları çok iyi bir hazırlıktan sonra hayata geçirmek gerektiğini ifade eden Talat, bu yüzden hazırlık çalışmalarının temsilciler tarafından başlatılacağını söyledi.

“Harita üzerinde değil temel ilkleri ele aldık”

   Cumhurbaşkanı Talat, toprak konusundaki bir soru üzerine, Hristofyas’la harita üzerine değil temel ilkeler üzerine konuştuklarını belirterek, ilkeler konusunda bazı farklılıkların olduğunu vurguladı.
  Talat, bu farklılıkların da masaya harita, yani “kurucu devletlerin sınırları” konusu gündeme geldiğinde kendini göstereceğini belirterek, bunun bir gerçek olduğunu, fakat bunun dışında görüşmeler çok somut olmadığı için, aradaki uzaklığın ne ölçüde olduğunun o safhada belli olacağını söyledi.
   Ekimden sonraki sürecin ne olacağının sorulması üzerine Talat, ekime kadar neyi başaracaklarını bilemediğini, ama Ağustos ayında 3 haftalık bir ara verdiklerini, bir de 2 Eylül’de Hristofyas’ın BM’nin açılışı vesilesiyle uzun bir yurtdışı seyahati olduğunu, başka da aranın olmadığını dile getirdi.

2. aşama güvenlik ve garantilerden sonra

   Talat, belirlenen takvimde neyin öngörüldüğünün ve ikinci aşamaya geçilip geçilmeyeceğinin sorulması üzerine şunları söyledi:
   “Belli bir süre sonra artık ikinci safhaya geçmiş olacağız, onun için bir takvim yapmadık, sadece görüşme günlerini saptadık. Dolayısıyla ben ikinci safhaya ‘Güvenlik ve Garantiler’ konusu bittikten sonra başlayacağımızı düşünüyorum. Başka yolu yok ki...
   Güvenlik ve Garantiler bittikten sonra tekrara geçtiğimizde ikinci safha olacak. Bunu da Türk tarafının öngörüsü Temmuz ayı çıkmadan Güvenlik ve Garantileri bitirmektir. Böylece birinci safha bitecek ikinci safhaya da Ağustos’ta geçmiş olacağız.”

Garantör ülkelerle birlikte bir toplantıya karar verilmedi

   Talat, Güvenlik ve Garantiler konusu görüşülürken garantör ülkelerin toplantıya katılıp katılmayacakları sorusu üzerine, “Bu safhada değil, Türkiye ile Yunanistan’dan da tabii ki nihayette katılım olacak, 4’lü bir çalışma olması gerekir hatta 5’li (İngiltere) toplantı olması gerekiyor. Ancak bu bizim pozisyonumuz, bunun için herhangi bir karar alınmış değil” dedi.
 
Hristofyas: Harita ne görüşüldü ne de sunuldu

  Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, dünkü doğrudan müzakereler kapsamında Cumhurbaşkanı Talat’la yaptığı görüşmede “Toprak” konusunda kriterleri ve bu konuyla ilgili görüşlerini ortaya koyduklarını belirtti.
   Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, Başkanlık binasına dönüşünde yaptığı açıklamada, tarafların, anlaşılır nedenlerden dolayı vardıkları uzlaşma çerçevesinde herhangi bir haritanın ne görüşüldüğünü ne de sunulduğunu söyledi.
   Sabırlı olunması yönünde çağrı yapan Hristofyas, hiçbir şeyin gizlide kalmayacağını, ancak bunun da her söylenin, her defasında kamuoyuna açıklanacağı anlamına gelmediğini belirtti.

KIBRIS 03/07/09

Millet KTÖS'teydi

İngiltere'nin Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet KTÖS’teydi. 3 Temmuz 2009 Cuma saat 10.30'da İngiltere'nin Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet ile sendikamız yetkilileri bir toplantı gerçekleştirerek karşılıklı görüş alışverişinde bulundular.

Toplantı başında Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası Genel Başkanı Sn. Güven Varoğlu, Peter Millet’e sendikamız tarihçesi hakkında kısa bilgi verdi. Sendika çatısı altında gerek öğretmenler gerekse toplumu ilgilendiren birçok konunun ciddi bir sorumlulukla tartışılarak kararlar alındığını ve 1968 yılından beri Kıbrıs için çok önemli bir kurum olduğunu sözlerine ekledi.
           
Ayrıca İngiltere ile Kıbrıslı Türkler’in İngilizlerin adayı yönettikleri dönemden kalan tarihi ilişkileri bulunduğunu ve İngiltere’de 200 binin üzerinde Kıbrıslı Türk olduğunu vurguladı.
           
Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası Genel Sekreteri Sn. Şener Elcil, Kıbrıs meselesinin çok kritik bir noktada olduğunu, Mehmet Ali Talat ve Dimitris Hristofias’ın iki toplum liderleri olarak anlaşma ve çözüm yolunda gerçekleştirdikleri diyaloğu desteklediklerini söyleyerek çok önemli bir konuya da dikkat çekti. Elcil, “Kıbrıslı Türk” kavramının ne anlama geldiğinin sorgulanmasını, ve buradaki Kıbrıslı nüfusun ne şekilde politik oyunlar sonucunda farklılaştırıldığını ve kuzeydeki demografik yapının tamamen değiştirildiğinin farkına varılmasına dikkat çekti. 
 
Konuya ilişkin Peter Millet, çözüm sürecinin her zaman takipçisi ve destekçisi olduklarını belirtirken, Kıbrıs’ta olabilecek çözümün adanın ekonomik tabanını da olumlu yönde etkileyeceğini sözlerine ekledi. Kıbrıs’ın doğu akdeniz bölgesinde çok önemli bir konumda olduğunu ve AB çerçevesinde buraya destek olunması gerektiğini vurguladı. Ayrıca, Kıbrıs’ın birleştirilmesinin İngiltere’nin bugünkü çıkarları ile örtüştüğünü, garantör ülke olarak bu yönde devam eden görüşme sürecine destek olduklarını vurgulayarak çözüm konusunda iyimser olduklarını belirtti.
 
Toplantı sonunda Peter Millet, KTÖS ile ilişkilerinin devam etmesi gerektiğini, bu konuda gerekli hassasiyeti göstereceklerini belirtti.

KIBRIS POSTASI 03/07/09

 

“ATAD HAKİMİ AB HUKUKUNA AYKIRI DAVRANDI”

   

İngiltere’de doğup büyüyen ve Hertfordshire Üniversitesi Hukuk mezunu Kerem Hasan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yerleştikten sonra, medya ve siyasete olan ilgisinden dolayı STAR KIBRIS MEDYA GRUBU’na katılıp, ADA TV İngilizce Servisi ve Star Kıbrıs Medya bünyesinde bulunan haftalık İngilizce Gazetesi olan “CYPRUS STAR” gazetesinde sub-editörlük yapıyor.


Orams davasının son geldiği aşamayı hem bir hukukçu gözüyle bakan hemde reel politik gözüyle bakan Hasan, Orams Davasının son geldiği aşamayı STAR KIBRIS için değerlendirdi:


Avrupa Adalet Divanı (ATAD)’ın tartışmalı Orams Davası kararı su yüzüne çıktıktan sonra, İngiltere İstinaf Mahkemesi’nin ne şekilde karar verebileceğini; davanın siyasi nitelikli olması ve son olarak da bir ATAD Yargıcının/Hakiminin tarafsızlığını koruyan Avrupa Birliği’nin birinci ve ikinci hukuk statüsündeki maddelerini değerlendiriyor.

ORAMS DAVASINDAKİ GELİŞMELER

Son günlerde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet’i halkı ve yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin yanı sıra, adada yaşayan İngiliz toplumu da son gelişmeleri değerlendiriyor, tartışıyorlar. Son haberlere göre, ATAD’ın Başkanı olan ve Orams davasına da bakan Yargıç Vasillios Skouris, AB hukukunda olan “Tarafsızlık” ilkesine ters davranıp davranmadığı konusunda, AB’nin kendi hukuku incelenerek bir sonuca gitmek mümkündür.
Avrupa Birliği’nin bir mahkemenin “tarafsızlığı” konusundaki hassaslığı kendi maddelerindeki yüksek niteleyici standardından da görülebiliyor. Hatta AB hukukuna göre, bir yargıcının “Görevi” olan, tarafsızlığın korunması için duruşmada gereken her türlü önlemin alınması gerekmektedir.
Yargıç Skouris’e, 2006 yılında, vefat etmiş ve eski Rum Lideri Tassos Papadopulus tarafından “Beyaz Yaka Makarios III Nişanı” verildiği yönündeki haberler şok etkisi yarattı. Nedeni ise nişanın veriliş sebebiydi. Nişan, “Kıbrıs Rumlarına onur ve üstün hizmetten dolayı” verilmişti.
Nişanın Orams davasının başlamasından sadece bir yıl sonra verilmesi ise dikkat çekici nitelikte. Ayrıca, 28 Şubat 2009 tarihinde Yargıç Skouris, yani Orams davasının ATAD duruşmasının başlayacağı zamandan çok kısa bir süre önce Güney Kıbrıs Rum tarafını ziyaret etmesi de tartışılır bir gelişme. Çünkü bu ziyarette, Kıbrıslı Rum Devlet ve Hükümet yetkilileriyle görüştüğü biliniyor.
Cumhurbaşkanı Sözcüsü Hasan Erçakıca’nın söyledikleri de oldukça ilgi çekici. 13 Mart 2009 da Kıbrıslı Rum Parlamento heyeti (Kıbrıs Rum Hukuk İşleri Komitesi)” ATAD’a resmi bir ziyarette bulunurken, ATAD Yetkilileri yanında Orams davasına bakan Yargıç Skouris’le de temas etti.

TARAFSIZLIĞIN ŞÜPHESİZ OLMASI

Bu olaylar karşısında hukuki olarak sorulması gereken soru, ATAD yargıcının tarafsız olup olmadığıdır. ATAD, 1952 yılında, pek çok Avrupa Birliği kurumuna ev sahipliği yapan Brüksel kentinde değil, Lüksemburg şehrinde kurulmuştur. Mahkeme, her Avrupa Birliği üyesi ülkeden bir yargıçtan oluşur ancak, bu üyelerden yalnızca 13’ü büyük salonda davalara bakar. Avrupa Birliği’ni kuran ve birincil hukuk statüsünde olan Avrupa Toplulukları Anlaşması (European Communities) (EC)’nin 222 Maddesinde, “Bir hukuk sözcüsünün görevi olan, tarafsız ve bağımsız olması. Duruşmada, mahkemenin verilmiş görevleri tam yerine getirebilmesi için makul takdimleri yapması gerekmektedir” diyor.
Ayrıca, Madde 223 EC’deki yargıçların tarafsızlığı ile ilgili şu madde yazılmaktadır: “Mahkemenin üye kişilerinin tarafsızlığı şüphe götürmez nitelikte olmalıdır” (beyond doubt).
İki madde de özellikle tarafsızlık ve bağımsız olma ilkesini sadece ilke olarak ortaya koymuyor, yargıçlarının, “tarafsız olmaları mükellefiyetini” de getiriyor.
Peki, Yargıç Skouris’in Kıbrıslı Rumlar’dan aldığı üstün nişan ve Skouris’in bunu mahkemede açıklamaması bu maddelere aykırı mı? Evet.
Yargıçlar tarafsız ve bağımsız olmaları gerekmektedir ve Skouris’in ATAD Başkanı olması ve diğer yargıçlarını da etkileyebileceği yönündeki kuşkular (yani davanın şüphe duyulmayacak kadar tarafsız olmasını zedeleyebilecek bulguların olması) Orams hukukçularının kullanması zorunlu argümanlar oluyor.

ATAD KARARINI DEĞİŞTİREBİLİR

Avrupa Adalet Divanı’nın kararları birinci hukuk niteliğindedir, ancak birincil hukuk, yine birincil hukukla değişebiliyor. Geçmişten kalan emsal bazı davalara bakarsak, ATAD kararı geri çekilip, yerine yeni bir karar üretilebilir. Örneğin “Cafe Hag II” davasında, ATAD daha önceki kararını, yani “Cafe Hag I”deki kararını değiştirmekten kaçınmadı.Bu davada karar prensibinin “Yargıç Jacob’un fikirleri doğrultusunda, bir önceki kararını geri çekip, yerine farklı bir karar vermesi” söz konusuydu.

STAR KIBRIS 03/07/09

Hristofyas: Harita ne görüşüldü, ne de sunuldu

   

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, dünkü doğrudan müzakereler kapsamında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la yaptığı görüşmede “Toprak” konusunda kriterleri ve bu konuyla ilgili görüşlerini ortaya koyduklarını belirtti.


Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, Başkanlık binasına dönüşünde yaptığı açıklamada, tarafların, anlaşılır nedenlerden dolayı vardıkları uzlaşma çerçevesinde herhangi bir haritanın ne görüşüldüğünü ne de sunulduğunu söyledi.
Sabırlı olunması yönünde çağrı yapan Hristofyas, hiçbir şeyin gizlide kalmayacağını, ancak bunun da her söylenin, her defasında kamuoyuna açıklanacağı anlamına gelmediğini belirtti.

STAR KIBRIS 03/07/09

 

Talat: Türkiye ve Yunanistan da katılmalı

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde ikinci safhaya “Güvenlik ve Garantiler” konusu bittikten sonra başlayacaklarını düşündüğünü söyledi.

Talat, “Güvenlik ve Garantiler” konusu görüşülürken Türkiye ile Yunanistan’dan da nihayette katılım olacağını ifade ederek, “4’lü bir çalışma olması gerekir; hatta 5’li (İngiltere) toplantı olması gerekiyor. Ancak bu bizim pozisyonumuz, bunun için herhangi bir karar alınmış değil” dedi.


“Toprak” konusunda ise Hristofyas’la harita üzerine değil temel ilkeler üzerine konuştuklarını belirten Talat, ilkeler konusunda bazı farklılıkların olduğunu, bu farklılıkların da masaya harita, yani “kurucu devletlerin sınırları” konusu gündeme geldiğinde kendini göstereceğini vurguladı.


Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ile Kıbrıs müzakereleri kapsamında yaptığı görüşme sonrasında Cumhurbaşkanlığı’nda basına açıklamalarda bulundu.

HAFTAYA “GÜVENLİK VE GARANTİLER”

Talat, dün “Toprak” konusunu, ilk görüşlerini ortaya koymak suretiyle tamamladıklarını ve gelecek haftadan itibaren “Güvenlik ve Garantiler” başlığına geçmeye karar verdiklerini söyledi.


Görüşmede Hristofyas’la yapacakları toplantıların, “büyük bir aksilik olmaması durumunda” Ekim ayına kadar olan programlarını saptadıklarını dile getiren Talat, bunun dışında Yeşilırmak kapısının nasıl açılacağı konusunda görüş alışverişinde bulunduklarını ve temsilcilerini görevlendirdiklerini kaydetti.

YEŞİLIRMAK

Cumhurbaşkanı Talat, basın mensuplarının sorularını yanıtlarken, Yeşilırmak kapısındaki çalışmaların, temsilcilerinin görüşmelerine göre hemen başlayacağını, burasının ara bölge olması dolayısıyla BM’nin de rolü olduğunu, çünkü hem ara bölgede, hem Türk, hem de Rum tarafında AB’nin, finansmanına katkı yapacağı taahhüdünde bulunduğu tamir edilmesi gereken yol tamiratları bulunduğunu belirtti. Tüm bunları çok iyi bir hazırlıktan sonra hayata geçirmek gerektiğini ifade eden Talat, bu yüzden hazırlık çalışmalarının temsilciler tarafından başlatılacağını söyledi.
Ekim’den sonraki sürecin ne olacağının sorulması üzerine Talat, Ekim’e kadar neyi başaracaklarını bilemediğini, ama Ağustos ayında 3 haftalık bir ara verdiklerini, bir de 2 Eylül’de Hristofyas’ın BM’nin açılışı vesilesiyle uzun bir yurtdışı seyahati olduğunu, başka da aranın olmadığını dile getirdi.

MÜZAKERELERDE 2. AŞAMA

Talat, belirlenen takvimde neyin öngörüldüğünün ve ikinci aşamaya geçilip geçilmeyeceğinin sorulması üzerine şunları söyledi:
“Belli bir süre sonra artık ikinci safhaya geçmiş olacağız, onun için bir takvim yapmadık, sadece görüşme günlerini saptadık. Dolayısıyla ben ikinci safhaya ‘Güvenlik ve Garantiler’ konusu bittikten sonra başlayacağımızı düşünüyorum. Başka yolu yok ki...


Güvenlik ve Garantiler bittikten sonra tekrara geçtiğimizde ikinci safha olacak. Bunu da Türk tarafının öngörüsü Temmuz ayı çıkmadan Güvenlik ve Garantileri bitirmektir. Böylece birinci safha bitecek ikinci safhaya da Ağustos’ta geçmiş olacağız.”

STAR KIBRIS 03/07/09

 

Leaders give preliminary views on territory in tete-a-tete
By Stefanos Evripidou

THE TWO leaders yesterday talked territory without maps or conclusions, but did reach agreement on the next nine dates for direct talks until October, with a three-week recess pencilled in for August.

According to the UN’s Special Representative Taye-Brook Zerihoun, President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat had an extended tete-a-tete meeting for one and a half hours yesterday, with the participation of their representatives, George Iacovou and Ozdil Nami, where they discussed the Limnitis crossing.

The two then continued to exchange preliminary views on the chapter of territory without submitting any maps. “They have now decided to conclude the first reading of the territory,” said Zerihoun.

The UN representative announced that the two leaders agreed to open discussion on the security chapter at their next meeting. Agreement was also reached on the dates of the next nine meetings, which will take place in July 9, 17, 23 and 30, August 6, September 3, 10 and 17 and October 2.

After the talks, Christofias said he agreed with Talat not to exchange maps at this stage of the discussion on territory as it would only fuel the fire of speculation at a point when nothing had been decided.

“Therefore, I call on the people to remain calm, to know that we support the principles and interests of both communities,” he said, adding that when discussions move forward, nothing will be kept secret from the public.

Invited to comment on statements made by Swedish Foreign Minister Carl Bildt, whose country has taken over the EU rotating presidency, Christofias said he was not about to pick a fight with Bildt. Whatever he had to say would be said with Bildt and the Swedish Prime Minister.

Christofias said he had no problem with Bildt and the Swedish Presidency not hiding their sympathy for Turkey, adding this would only become a problem if it was at the cost of the Cyprus Republic.

Christofias highlighted that Bildt himself stipulated that Turkey had to implement its obligations and implement the Ankara protocol.

The president said he will call a meeting of the National Council soon to discuss the parties’ views on the EU’s December evaluation of Turkey’s accession path.

Meanwhile, in an interview with Turkish Cypriot paper Yeni Duzen, Talat was quoted saying that the two leaders have reached agreement on 80 per cent of the issues put on the table so far.

The Turkish Cypriot leader expressed optimism, noting that the two leaders have prepared 30 documents of which 80 per cent are written in black ink, meaning that they are points of agreement. The red-inked parts represent the views of the Turkish Cypriot side and the blue those of the Greek Cypriot side.

The aim is to increase the number of documents with black ink, said Talat.

CYPRUS MAIL 03/07/09

İsveçten çözüm için teknik destek sözü

İsveçin Lefkoşa Büyükelçisi Ingemar Lindahl, İsveçin AB Dönem başkanlığı döneminde hayata geçirmeyi düşündüğü planları açıkladığı bir basın toplantısı düzenledi.
Lindahl, AB Dönem Başkanlığının Türkiye
nin ABye giriş müzakerelerinin devamının sağlanması amacında olduğunu ve genişlemenin ABye daha fazla refah, demokrasi ve istikrar katabilecek en önemli araç olduğunu vurguladı.
Lindahl, kendisine sorulan bir soruya karşılık, Kıbrıs sorununun çözümünün, Türkiye
nin AB yolunda çok önemli bir engeli ortadan kaldıracağını; ABnin de, daha çok, çözümün bulunmasında değil, varılacak çözümün uygulanmasında teknik destek sağlayacağını anlattı.
"Kıbrıslılar" için Kıbrıs sorununun çözümünün yüksek öneme sahip olduğunu söyleyen Lindahl, çözümün uygulanmasında yardımını esirgemeyecek olan AB
nin, yıl sonuna kadar bir anlaşmaya varılması halinde muktesebatın "en az acı verecek şekil-de" uygulanmasını sağlamayı hedeflediğini kaydetti.
Lindahl, başka bir soruya karşılık da, liderlerin çözüm üzerinde çok kararlı ve ciddi bir çalışma yürüttüklerini söyledi ve yaz sonu (sonbaharda) al-ver sürecine girme, 2010 yılında da bir referandumu "çok yüksek ihtimal" olarak niteledi.

HALKIN SESI 05/07/09

 

ATAD kararı, 10. Protokole yeni yorum getirdi

Emekli Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel, ATADın kararının İngiliz İstinaf Mahkemesi için bir referans olduğunu belirterek, ATADın Oramsların başarı şansını azaltacak görüşlerini de karara eklediğine dikkat çekti.
ATAD
ın, 10. Protokolle ilgili yorumunu yaptığını ve kesin kararını verdiğini kaydeden Erginel, hiçbir mahkemenin bu kararı değiştirmeye yetkisi ve olanağı olmadığını ifade etti.
Taner Erginel
in, ATAD kararının değiştirilebilirliği ve bu kararla 10. Protokolün ilişkisine yönelik HALKIN SESİ Genel Yayın Yönetmeni Emin Akkorun sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
HALKIN SESİ: ATAD kararı bir felaketmiş gibi konuşuyorsunuz. Halbuki bu kararın bir tavsiye kararı olduğu ve İngiltere İstinaf Mahkemesi
nin bu tavsiyeye uymayabileceği söyleniyor.
Taner Erginel: Maalesef bu görüşe katılmıyorum. 
Orams davasında iki konu tartışılmıştır.
A) Rum mahkemelerinin KKTC
deki olaylarda yargı yetki-si olup olmadığı.
B) Rum mahkemesinin  Orams davasında verdiği kararın İngiltere
de icrasının durdurulabilip durdurulamayacağı.
Bu konulardan ilki son derece önemlidir. Tüm KKTC halkını ilgilendirmektedir. KKTC
nin tasfiye edilmesi ve KKTC halkının Rumların tutsağı haline gelmesi  konusunu içermektedir. ATAD, AB ülkelerinin her birinden yani 27 ülkeden gelen bir yargıcın oluşturduğu bir mahkeme olup AB hukukunu yorumlayıp karar verme konusunda en yetkili mahkemedir. Dolayısıyla Güney Kıbrısın ABye girmesinde kabul edilen 10. Protokolle ilgili en üst düzeyde karar verecek mahkemedir.
ATAD, 10. Protokol
le ilgili yorumunu yapmış, son ve kesin kararını vermiştir. Hiçbir mahkemenin bu kararı değiştirmeye yetkisi ve olanağı yoktur.
İkinci konu, birinci konu ile kıyaslandığı zaman oldukça önemsiz kalmaktadır. Bu konuda verilecek karar 44/ 2001 sayılı tüzüğün yorumuna bağlı olacaktır ve bu konuda yetkili olup son sözü söyleyecek olan yerel mahkeme, yani İngiltere mahkemesidir. ATAD bu konuya da müdahale ederek Oramsların başarı şansını azaltacak görüşlerini karara eklemiştir.
AB hukuku konusunda son sözü söyleme yetkisi ATAD
da olmasına rağmen hukukun açık ve net olduğu durumlarda yerel mahkemelerin de yorum yapıp karar verme yetkisi vardır. İngiltere Yüksek Mahkemesi, bu yetkisine dayanarak 10. Protokolü yorumlamış ve AB yasaları Kuzey’de askıya alındığına göre Rum mahkemelerinin Kuzey’deki olaylarda yargı yet-kisi olmadığına karar vermiştir.  Böylece Orams kararının İngilterede icra konusuna girmeden sorunu kökten çözmek istemiştir.
10. Protokol
ü yorumlama konusunda son sözü söylemeye ATADın yetkili olduğunu görmüştük. ATAD bu yetkiyi kullanarak İngiltere Yüksek Mahkemesinin kararını bozmuştur. Hukukta kararı bozulan alt mahkemenin, üst mahkemenin kararını değiştirmesi söz konusu olamaz. Bu nedenle ATAD kararının bizim için yıkıcı etkisi olan bölümünü İngiltere mahkemelerinin değiştirmesini beklemek boşunadır. Kaldı ki ATAD, kendisini fazla ilgilendirmeyen ve fazla önemi kalmamış olan icra konusuna da değinerek Oramslarla ilgili icranın durmasını önlemeye çalışmıştır. Bu durumda İngiltere mahkemelerine fazla ümit bağlamayıp ATADın kararını değiştirmesini sağlamaya odaklanmamız gerekmektedir.
Hatalı görüşler olduğunu söylediniz. Bunu açıklar mısınız?
Hukuk, teknik bir konu. Bir hukuk sorununu anlamak ve doğru değerlendirmek kolay değildir. Çoğu kez insanlar ayrıntıda boğulurlar ve bir mahkeme kararının nasıl sonuç doğuracağını anlayamazlar.
Hatalı anlamaları önlemek için başvurulabilecek yöntemlerden biri şöyledir. Olayın özü ayrıntıya girmeden basit bir öykü haline getirilerek anlatılır. O zaman herkesin konuyu daha iyi anlama olasılığı ortaya çıkar.
İsterseniz bu yöntemi izleyelim. Önce AB
de bir mahkeme hükmünün diğer AB ülkelerinde icrası konusunu basitleştirip anlatmaya çalışalım. Belki o zaman Rumların ve ATADın bize yapmaya çalıştığı haksızlığı daha iyi anlarız.
Eskiden devletler birbirlerinden tamamen bağımsızdılar. İngiltere
de suç işleyen bir kişi Fransaya geçmeyi başardığı anda cezadan kurtulurdu. Bu sorunu önlemek için devletler, aralarında suçluların iadesi ve mahkeme hükümlerinin karşılıklı olarak icrası anlaşmaları yapmaya başladılar. Bu anlaşmalarda önemli olan karşılıklılık ilkesi idi. Devletlerden biri, bir suçluyu iade etmediği anda diğer devlet de iade etmezdi. 
AB
nin kurulup gelişmesiyle mahkeme hükümlerinin icrası konusunda önemli bir gelişme oldu. Bilindiği gibi ABde iki eğilim vardır. Fransa ve Almanyanın başını çektiği birinci eğilim AByi bir tek devlet veya ABD gibi bir federasyon haline getirmektir. Diğer eğilim ise İngilterenin başını çektiği AByi daha zayıf bir yapı içinde tutmaktır.
AB devletleri 2001 yılında mahkeme hükümlerinin icrası konusunda bir anlaşmaya vardılar. Uygulanacak prosedürü ise 44/ 2001 sayılı tüzükte belirlediler.
Varılan anlaşma ve tüzük incelendiği zaman eski karşılıklı icra anlaşmalarının çöpe atıldığı ve tıpkı bir eyalette verilen hükmün diğer eyaletlerde icrası gibi mahkeme hükümlerinin icrasının kolaylıkla gerçekleşti-rilmek istendiği anlaşılmaktadır. Tüzüğe göre bir üye devlet mahkemesinin verdiği kararın diğer mahkemede kaydı formalite gereği yapılacak bazı kontrollerden sonra çok süratli ve otomatik olmalıdır. İcrayı durdurmak için şikayetçi tarafın kaydın silinmesini sağlamak  amacıyla mahkemeye başvurması gerekmektedir.  Mahkemenin "bu karar adil değil, kararda çelişki var, kararda belirtilen olgular yanlış,  karar hukuka aykırı" gibi gerekçelerle kaydı silme hakkı yoktur. Buna rağmen büyük anomalilerin ortaya çıkmaması için tüzüğün 34. maddesinde bazı istisnalara yer verilmiştir. Önemsiz istisnaları bir tarafa bırakırsak bir hükmün icrasını durdurabilmek için yerel mahkemenin dayanabileceği en önemli gerekçe, kararın ülkenin kamu politikasına açıkça aykırı olması gerekçesidir. 
(Yarın: ATAD
ın verdiği karar İngiltere mahkemesinde bozulabilir mi?)

HALKIN SESI 05/07/09

 

ABD'den Türkiye'ye 'Kıbrıs' desteği

ABD'nin Avrupa ve Avrasya İlişkilerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Gordon, "Limanların açılması sorununun, en iyi biçimde, Kıbrıs sorununa kesin çözüm bulunmasıyla çözülebileceğini" söyledi.

ABD'nin Avrupa ve Avrasya İlişkilerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Gordon, "Limanların açılması sorununun, en iyi biçimde, Kıbrıs sorununa kesin çözüm bulunmasıyla çözülebileceğini" söyledi.

Gordon, Atina'da yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği demeçte, Kıbrıs sorunu, Türkiye'nin AB perspektifi ve Ege'deki askeri uçuşlara değindi.

Türk limanlarının Kıbrıs Rum gemilerine açılması konusunun Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinde engel teşkil ettiğini belirten Gordon, "Bu, AB'nin bir konusu olmakla birlikte, ABD'nin de son derece önemle ele aldığı ciddi bir konudur. Bu sorun, en iyi biçimde, Kıbrıs sorununa kesin bir çözüm bulunmasıyla çözümlenebilir. Kıbrıs sorununun yıl sonuna kadar çözümlenmesi limanlar konusunu da çözecek ve Türkiye'nin AB üyelik müzakereleri de sürdürülebilecek. Eğer Kıbrıs sorununda çözüm olmazsa limanlar konusundaki çıkmazın ortadan kalkmasına yardımcı olacak başka biçimde bir ilerleme kaydedileceğini umuyoruz" diye konuştu.

ABD'nin bu konuda elinden gelen yardımı yapmaya hazır olduğunu belirten Gordon, "Limanların açılması konusunun çözümlendiğini görmek istiyoruz. Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerini birçok ülke gibi biz de destekliyoruz. Biz bu konuyla doğrudan ilgili değiliz. Ancak taraflarla konuşabilir ve çeşitli girişimler için cesaretlendirebiliriz. Taraflar, bu konuda ilerleme kaydedilmesinin ilgililerin hepsinin çıkarına olacağını anlamalıdırlar" dedi.

Kıbrıs sorununun on yıllardır süren zor bir konu olduğunu ifade eden Gordon, "Çözüm için büyük çabalar ve uzlaşma gerekeceğini" söyledi.

Gordon, "Taraflar arasında gerçek görüş ayrılıkları var. Ancak açık fikirli ve çözüm konusunda kararlı olduklarını kanıtlamış olan iki toplum liderlerinin doğrudan görüşmelerini görmek cesaret verici" diye konuştu.

Annan planı ile ilgili soruyu yanıtlayan Gordon, "'Bu planın artık geçerliliği kalmadığına inandığını" ifade ederek, "Şu anda doğrudan görüşmeler sürüyor ve hiç kimse bundan söz etmiyor. ABD, Annan planını desteklemişti ancak bu 2004 yılındaydı. Annan planı artık masada yok" dedi.

Gordon, Kıbrıs'taki Türk askeri varlığını "işgal gücü" olarak görüp görmediğine ilişkin soru üzerine de "Bu konuyu tartışmanın bir yararı
olmadığını" belirtti ve şöyle konuştu: "Görülen o ki, ilgili taraflardan kimileri bunu işgal gücü olarak görüyor. Türkiye ise adada askeri varlık olarak görüyor. Buna ne diyeceğimizi, ne şekilde tanımlayacağımızı tartışabiliriz. Ancak adadaki askeri güçlerin azaltılması iyi olacaktır. Kıbrıs sorununun çözümü, şüphesiz askeri güçlerin azalmasına yardımcı olacaktır. Bugüne kadar tartışılan her çözüm şekli, Türk askerinin azaltılmasını da içeriyordu. Biz de bunu başarmak istiyoruz. Ancak bu askeri güçleri ne şekilde tanımlayacağımız konusunda bir tartışmaya girmenin yararlı olacağını sanmıyorum."

Gordon, Ege'deki uçuşlarla ilgili olarak da şunları söyledi: "Durumu büyük bir dikkatle izliyoruz. Ve samimiyetle söyleyeyim, bu bizi rahatsız ediyor. Bu, eğer devam ederse bir kazaya neden olabilecek tehlikeli bir durum. Tabii ki gerginlik yaratıyor ancak insan hayatına mal olabilecek daha kötü bir şey olabilir, hasara yol açabilir ve önemli bir ilişkiye ciddi şekilde zarar verebilir. Bundan rahatsısız ve zaten girişimde bulunduk. Her iki ülkeyle ve onların silahlı kuvvetleriyle yakın ilişkilerimiz var. Ve her ikisinden de kendilerine hakim olmalarını ve geri adım atmalarını istiyoruz. Meskun adaların üzerinden uçmak gereksiz bir şey."

Kaçak göçmen konusuna da soru üzerine değinen Gordon, Türkiye ile Yunanistan arasındaki bu konudaki anlaşmanın ayrıntılarıyla ilgili bilgi sahibi olmadığını belirterek, "Sınırların korunması her ülkenin milli güvenlik konusudur. Bu, Türkiye ile Yunanistan gibi iki ülkenin çözecek durumda olmaları gereken bir konu" dedi.

hurriyet.com.tr

KIBRIS POSTASI 05/07/09

 

BM Hakemlik hazırlığında

Birleşmiş Milletlerin Kıbrıs sorununun çözümü müzakereleri çerçevesinde iki taraf arasında mevcut olan görüş ayrılıklarını gidermek için “köprü kurucu öneriler” hazırlamakta olduğu iddia edildi.

Konuyla ilgili iddia Rum Fileleftheros Gazetesinde yer aldı.
İddiaya göre,  BM tarafından görevlendirilen uzmanlar doğrudan müzakerelerde bugüne kadar ele alınan tüm başlıklar için “köprü kurucu öneriler” hazırlıyorlar.

Söz konusu uzmanlar tarafından hazırlanan öneriler al-ver sürecinde taraflara sunulacak.

BM’nin bu çalışmasının sürece ivme kazandırması tarafların kendi tezlerindeki ısrarlarını sürdürmemelerine bağlı.

KIBRIS POSTASI 05/07/09

 

ŞOK AÇIKLAMA

   

DİSİ Milletvekili Ketty Klerides ile “Kıbrıs Barış Merkezi” Başkanı Costas Shammas ADA TV’nin “Dispatches” programında, Kıbrıs sorunu hakkında ilginç açıklamalarda bulundu.

DİSİ Milletvekili Ketty Klerides ile “Kıbrıs Barış Merkezi” (Peace Centre Cyprus) Başkanı Costas Shammas ADA TV’de yayınlanan ve Kerem Hasan’ın hazırlayıp sunduğu “Dispatches” programında, Kıbrıs sorunu hakkında çok özel açıklamalarda bulundu
Ketty Klerides Rauf Denktaş’tan sonra Kuzey’de barış isteyen bir lider seçildiğini ancak, bu sefer de Güney’de “çözüm karşıtı birisinin” koltuğa oturduğunu söyledi.
Ayrıca Klerides’in eşi de olan PCC Başkanı Shammas ise “Kıbrıslı Türkler durup dururken mağdur olmadılar. Herkes birbirine karşı silahlanmıştı. Ancak Kıbrıslı Rumlar adada çoğunluktaydı ve Kıbrıslı Türkleri yok edip, adayı saf Yunan Devletine dönüştürmek istedi. Önce ENOSIS istediler. Sonra bundan vazgeçerek, ikinci bağımsız Yunan devletini kovaladılar. Tüm Rumlar bu konuda hem fikir olmasa da, bu bir plan olarak uygulanmak istendi” şeklinde konuştu.
CPP Başkanı Shammas faaliyetleri hakkında konuşurken, “Portalın iki toplumlu etkinliklere destek verdiğini ve son 17 seneden beri faaliyet yaptıklarını, barış felsefesini genişletme, insanlara yaydırmak ve iki toplum ararsındaki teması sağlamak” olduğunu söyledi. Ayrıca web sitelerinin (www.peace.org.cy) bulunduğunu ve “sınırlar kapalıyken yurt dışında Kıbrıslı Türkleri ve Rumları gruplar halinde buluşturduklarını” anlattı.
Shammas, “CPP daha önce UNOPS tarafından destek görüyordu, ara bölgede bulunan Fullbright Merkezi’nden de katkı aldı. Şimdi ise Avrupa Birliği’den destek alıyoruz. Gayemiz iki toplumu ‘ötekileştiren’ mantığına karşı hareket edip, herkesin birbirini anlayabilmesi, dayanışma sağlamaktır. Ancak üyelerimiz arasında Kıbrıslı Türkler bulunmamaktadır. Biz buna saygılıyız, çünkü biz Güney Kıbrıs’ta faaliyet gösteren ve kayıtlı olan bir derneğiz” dedi.

Kıbrıs sorunu nedir?

Program sunucusu Kerem Hasan’ın, “Kıbrıs sorunu nedir? Bu sorunun bu kadar yıl sürmesi ve bir çözüme gidilememesini durduran ne? Sürüp giden bu sorunu neden bir türlü halledemiyoruz” sorusuna cevap veren Ketty Klerides şunları söyledi:
“Bu sorunun çok seviyeleri vardır.
1) İki toplumun ilişkileri.
2) Türkiye ve Yunanistan’nın (Anavatanların) ilişkileri.
3) Uluslararası toplumun soruna yapmış olduğu etkileri.
Çözüm bulunamamasının bir başka nedeni senkronizeden dolayı olan etki. Örneğin, Sayın Rauf Denktaş zamanında BM parametreleri dışında görüşler ortaya koyuyordu. Daha sonra Kıbrıslı Türkler çözüm yanlısı bir lider getirdi. Ayrıca Türkiye’de Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın da Kıbrıs sorunun müzakereler yoluyla hal edilebileceğini söylemesi olumlu oldu. Ancak bu sefer bizim tarafta benim görüşüme göre çözüm karşıtı birisi geldi.”
Klerides, bir başka soru üzerine, “Cumhurbaşkanı Talat’ı çözüm yanlısı olarak kabul ettiğini, ancak Sayın Hristofyas’ın ve bazı Rum yetkililerin Talat’ı katılaştırdığını söylediklerini” sorusuna cevap vererek: “Ben bu tür yakıştırmaların iki tarafta da yapılması hiç de yardımcı olmuyor” şeklinde konuştu.

Yakınlaşma ve güven

İki taraf arasında “güven” meselesi olup olmadığı sorusuna cevap veren Katty Klerides:
“İki toplum arasında kendilerince haklı ve birbirini suçlama yarışı içerisindedir. İki taraf da birbirine karşı suç işledi. İki tarafın kendi hikayesi, kendi tarihi değerlendirmesi vardır. Aslında temel sorun buradadır. Belki iki taraf birbirinden özür dilemesi bu durumun çözülmesine yardımcı olur” şeklinde konuştu.
“Karşılıklı güven” konusuna CPP Başkanı Shammas’ta katılarak, “Geriye bakmamak lazım. Yeni görüşle ileriye gitmek lazım. Dünya değişiyor, ancak biz Kıbrıslılar halen değişmemek için ısrar ediyoruz” dedi.
Kerem Hasan’ın, “Peki geçmişte kalmamamız lazım buna katılıyorum. Ancak bugüne bakalım. Kıbrıslı Türklerin görüşü şu – 2004’te Annan Plan referandumundan sonra Kıbrıslı Türklere çok sözler verildi. AB “izolasyon kalkacak” dedi. Dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan referandum sonucundan sonra “Kıbrıslı Türkler cezalandırılmamalı” yorumunu yaptı. Ama, Kıbrıslı Türkler, siyasi veya ekonomik olmasa bile, en azından sportif organizasyonlara katılma konusunda çaba gösterirken, karşılarında hep Kıbrıslı Rumları buluyorlar. Bu durumda nasıl güvenecekler?” sorusunu cevaplayan Costs Shammas, “Yeniden başlamamız lazım. Farklı değerlendirmeler yapmamız lazım. Böyle devam edebiliriz ve birbirimizi suçlayabiliriz. Atın üzerinde iki sürücü vardır, biri bir yana, ötekisi başka yana çekiyor. Tekrar baştan başlanılması lazım” dedi.
Shammas Kıbrıslı Türkler ve hakları konusunda ise şöyle dedi:
“Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türklerin adına işler yapamaz. Kıbrıslı Türkler, toplu varlık olarak buradadırlar. Kendi entiteleri olarak hakları vardır. Yani kişisel değil, toplu varlıktan bahsediyorum. Rum tarafının da Kıbrıslı Türklere bunu tanıdıklarını göstermesi gerekir.”

Mülk meselesi

DİSİ Milletvekili Ketty Klerides, “Mülk meselesinin nasıl hal edilebileceği” sorusuna cevap verirken “hiç kimsenin mahkemelerden mahrum edilemeyeceğini, çünkü bunun bir kişisel hak olduğunu” söyleyerek sözlerine başlarken, buna rağmen mülk sorununun ancak, kapsamlı müzakereler yoluyla çözülebileceğine dikkat çekti.
CPP Başkanı Shammas, Hasan’ın, “Mahkemelere gitmenin iki halk arasında sürtüşmeleri artacağı, iki kesimli bir çözüme nasıl ulaşılabileceği” sorusuna, hiç kimsenin mahkeme yolunun kapatılamayacağını, Kıbrıslı Türklerin de istediği zaman Güney’de mallarını ayni şekilde alabileceği cevabını verdi.

Garantörlük meselesi

Klerides, garantiler konusundaki soruya verdiği cevapta ise şunları söyledi:
“Orta yolun bulunması lazım. Kıbrıslı Rumlar, Garanti anlaşmasını kullanıp Türkiye’nin buraya gelmesinden korkuyor. Her sorunun çözümünün orta yol olduğu gibi, bu konuda da bir orta yolun bulunması lazım. Unutmamalıdır ki Kıbrıs bir AB ülkesidir, dolaysıyla garantörlüklerin ne kadar ihtiyaç olduğu konusunda tartışılması lazım.”

Tarihi incelerken

CPP Başkanı Costas Shammas ise başka bir soruya cevap verirken, 1963-74’ü anlatırken iki toplumun birbirine siper aldığını, iki tarafın da suçlu olduğunu iddia ederek şunları söyledi: “Kıbrıslı Türkler durup dururken mağdur olmamışlardı. Herkes birbirine karşı silahlanmıştı. Ancak Kıbrıslı Rumlar adada çoğunluktaydı ve Kıbrıslı Türkleri yok edip, adayı saf Yunan Devletine dönüştürmek istedi. Önce Yunanistan’la birleşme istediler. Sonra bundan dönerek bir başka bağımsız Yunan devleti istendi. Bütün Kıbrıslı Rumlar buna hem fikir olmasa da, bu, bir plan olarak uygulandı.”

Klerides, 2010 referandum söylemlerine ise “Çözüm sürecine Kıbrıslı Rumların kuşkulu ve inançsız baktığını, çünkü bu kadar kısa sürede bir çözümün ulaşılabileceğine inanmıyorlar” yorumunu yaptı.

STAR KIBRIS 05/07/09

Ferdi Sabit Soyer’in ağzından “Annan Planı Referandumu’nun Hikayesi”

   

Oshan SABIRLI

Kıbrıs'ın 30 yıllık bölünmüşlüğe son vermek amacıyla, 24 Nisan 2004 tarihinde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hazırladığı “ANNAN Planı” adadın iki kesiminde de oylandı. Eski başbakan ve Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer Referandum’un 24 saatini anlattı.


ADA: “2004 - Annan Planı” referandumun önemi nedir?
Ferdi Sabit Soyer (FSS): Kıbrıs'ta ilk kez tüm uluslararası kamuoyu, ülkenin geleceğiyle ilgili söz söyleme hakkına ehil, yetkili bir halk olduğunu gördü. BM temelinde ve tüm uluslararası hukuk temelinde ilk kez böyle bir özelliğe sahip olduğunu uluslararası devletlere de göstermiş oldu.

Referandum sürecinde en çok Papadopoulos gözyaşlarıyla hatıralarda kalmadı mı ?
ADA: Papadopoulos ağladı, bizim tarafta ise Denktaş ağladı. Sayın Hristofyas’ın bana söylediği bir söz var. “Papadopoulos çok ağladı ve halkı çok etkiledi”. Bende ona dedim ki ' Sayın Denktaş'ta ağladı. Hem de hüngür hüngür ağladı. Gözünden yaşlar aktı'. İnsani bir durumdur kabul ediyorum. Çünkü her ikisinin de inandığı bir dava vardı. Bu, inandığı davanın farklılaşacağına dair atmosferde hissettiren bir duygusallıktır. Ama barışçı insanlar, akan gözyaşlarının akıntısı içerisinde sürüklenip gitmez. Bunun tersine, barışa hizmet edecek bir noktaya döndürülmesine katkı sağlar. Sayın Denktaş ağladı, sayın Papadopoulos ta ağladı. Birbirinden farklı iki tezleri vardı. Kıbrıs Türk tarafından kabul edilen değer, Sayın Denktaş'ın hayatı boyunca verdiği efordan farklıydı. Duygusallığını sağlayan nokta buydu. Papadopoulos’un ulaştığı noktada da buydu. Kendi elindeki, bütün hayatı boyunca oluşturduğu ve etnik olarak, Kıbrıs Rum kimliğinin hâkim olduğu bir Cumhuriyet olgusunun, eşitlik temelinde bir federasyona dönmemesine dair endişeden ötürü gözyaşları aktı.

Kıbrıs Türkleri saygı duydu
FSS: Kıbrıs Rum halkı, o gözyaşlarında boğuldu. Kıbrıs Türk halkı ise Denktaş’ın o gözyaşlarına saygı duydu. Ancak gelecek için eşitlik temelinde bir çözüme evet dedi. Benim için çok zor oldu. Neden çok zor oldu çünkü bu bir referandumdu. İnsanların katılımı çok önemliydi. Bu siyasal parti seçiminden çok farklıydı.

ADA: Referandum sürecinin o 24 saatlik bölümünü anlatırken neler söylersiniz?
FSS: 1 gün değil, 2 gün öncesine dönelim. Lefkoşa’da evet mitingi düzenlendi. O gün CTP'nin günüydü. normal siyasal partiler çerçevesinde. Önce buna karar verdik ve tüm siyasi partileri oraya davet ettik. Sivil toplum örgütlerini davet ettik. Bu yeni bir durumdu. Sayın Talat konuştu, BDH yetkilileri konuştu, Akıncı, Ramiz Manyera, Ertuğrul Hasipoğlu konuştu, ben konuştum. O meydanda, değişik siyasi partilere konuştuk. Orada farklı sivil toplum örgütleri, toplumda farklı konumlar içerisinde olanlarla toplanıldı. 10 binlerce insan orada toplandı. Böyle bir şeyi organize etmek büyük bir iştir. Mitingimizde herhangi bir kaos olmaması, trafiğin aksamamsı, öfkeli evet veya hayır diyen insanların birbirine girmemesi için kendi parti üyelerimizle birlikte, olağanüstü güvenlik tedbirleri aldık. Her bir noktaya partili görevliler yerleştirdik. Değişik insanları bir anlamda sakinleştirmek, demokratik bir çerçevede bu olayın gerçekleşebilmesi için görev ifşa etmeleri için müthiş bir organizasyon yaptık. Bu çok zor, çok yorucuydu. Ama başardık yüzümüzün akıyla çıktık.

“Tek taş atılmadı”
Bunun 600 metre uzağında yine büyük ve öfkeli bir şekilde hayır denmesini öngören bir başka miting vardı. Ayni anda on binlerce insan, iki uç noktada, Lefkoşa’da idi. Ne bir cam kırıldı, ne bir taş atıldı. Ne bir yumruk yapıldı. Hatta evet ve/veya hayır mitingine gelen insanlar ayni arabayla köylerine geri gittiler. Böylesine güzel ve demokratik olgunluğu da Kıbrıs Türk’ü yaşadı ve dünyaya kanıtladı. Bu son derece önemlidir.

Ertesi gün bu işi sabah namazından itibaren oy vermeye yönelik ilişkilere girdik. Değişik siyasi parti, güçler, onların temasta olduğu insanların harekete geçirilmesi… Seçim günü ise sandıkları dolaşmak, sandık görevlilerine gerekli katkıyı yapmak için çalıştık. Sandığa gitmeyenleri sandığa gitmeleri için ikna etmek adına büyük bir organizasyonun içerisinde olduk.

İnsanlar Saraya yürümek istedi
Ada: Referandum gecesi neler yaptınız?
FSS: Seçim gecesi, 24 Nisan gecesi yaşadığım hadise, hayatım boyunca unutamayacağım bir hadisedir.
İnsanların bir yüzü gülüyor, yüzlerinin diğer yarısı ile de ağlıyorlardı. İnsanlar Girne kapısına gelmeye başladı. İnsanlar, yüzde 65’lik bir sevinci yaşıyordu. Güney hayır diyordu, işte tam bu esnada Sayın Denktaş televizyona çıktı ve 'Evet demedikleri için, Allah Rumlardan razı olsun... Hayır dedikleri için Allah Rumlardan razı olsun' dedi. Bunu işiten insanlar adanın dört bir tarafında Lefkoşa’ya gelmeye devam etti. Girne Kapısına gelen o insanlar, derin bir infial ve kontrol dışı bir öfkeye kapıldılar. İnanılmaz bir şeydi. Bu öyle bir öfke ki inanılması güçtü. Bu insanlar toplanıp, saraya yürümek istiyordu.

Hayatımda karşılaştığım en zor gecedir
Nasıl ki meclis basıldı, halkta saraya yürüyüp, bir taraf girip, diğer tarafından çıkmak istiyordu. İşte o anda, o meydanda bulunan bütün partili arkadaşlarımızı örgütlendi. Süratle, ani olarak insan zincirleri oluşturduk. O insan zincirleriyle o öfkeli kalabalığın, Cumhurbaşkanlığı sarayına yürüyüp tahrip etmemesi için sağı solu yıkmaması için, büyük bir efor harcadık. O kalabalık bizim arkadaşlarımızı dövmeye kalktı. Engel olmayın bize diye... Orada harcadığımız emek, inanılmaz bir emekti. O akşam, o anda portatif bir hoparlör buldum. Ve o portatif hoparlörle, hisardan hisara koşarak, yüksek yerlere çıkarak, o öfkeli kitleye, İnönü Meydanı’nın mücahitler sitesi tarafına yönlendirmek istedim. Sarayönü’ne yürüyüşü durdurabilmeye çalıştık. O sürede, arabasına binen herkes, akın akın Lefkoşa'ya geliyordu. Biz eğer bunları yapmamış olsaydık, çok büyük hadiseler çıkacaktı. O gece benim hayatımda karşılaştım en zor gecedir. Bir taraftan üzülüyorum, bir taraftan ise halkımızın irade göstermesini olgu koymasını, halkımızın kendisini dünyaya halk olarak göstermesini ve eşitlik temelindeki bir çözümün tarafı olma iradesinin mutluluğunu yaşıyorum. Diğer yandan bu söz üzerine öfkelenen büyük ölçüde tepki içerisine, Cumhurbaşkanlığına yüründü. Hayatımda hiç bu kadar yorulmadım. Ani olarak hareket ettik ve daha sonrasında da arkadaşlarımla gurur duydum.

Bira içtik ve ağladık
ADA: Referandum gecesi başka ne yaptınız?
FSS: Tüm bu olaylar yatıştıktan ve herkes dağıldıktan sonra, alanda görev yapan tüm arkadaşlarla parti binasına gittik. Orada hep beraber ağladık. Birer bira içtik ve gece yarısına doğru ağladık. Neden mi? Çünkü içimiz boşaldı. Tümümüz içimizi boşalttık. Orada, kendi kendimize, “biz bu yolu yürümeye devam edeceğiz” dedik. “Kıbrıs Türkünü, eşitlik temelinde, dünyanın ve Avrupa’nın tarafı yapacağız” dedik. “Şu anda biz kazandık, geçmişten gelen süreçle ve güneydeki bağnazlık nedeniyle kaybettik. Bunun sonuçları olacak. Bu sonuçlardan asla geri çekilmeyeceğiz. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın”. Eşit olarak Kıbrıslı Türkleri AB'nin parçası yapmak için yola devam. O gece parti binasından saat 5 buçukta ayrıldık. O gün bugündür arkadaşlarımın o kararlılığını görüp bundan mutluluk duyuyorum. Bu da benim için çok unutulmazdır.

STAR KIBRIS 05/07/09

İSVEǒTEN ÖZEL TEMSİLCİ

   

AB Dönem Başkanlığını devralan İsveç’in, Kıbrıs sorunuyla ilgili özel temsilci atama niyeti olduğu bildirildi.

AB Dönem Başkanlığını devralan İsveç’in, Kıbrıs sorunuyla ilgili özel temsilci atama niyeti olduğu bildirildi. Fileleftheros gazetesi, “Özel Temsilciyle İlgili Görüşler... Dışişleri Bakanı Bildt, Lindahl’ı Atama Niyeti Konusunda Lefkoşa’yı Bilgilendirdi” başlıklarıyla okuyucuya sunduğu haberinde, AB Dönem Başkanlığını devralan İsveç’in; Kıbrıs sorunuyla ilgili özel temsilci atama niyeti olduğunu savundu.

Gazete, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt’in; İsveç’in Kıbrıs’taki Büyükelçisi İngemar Lindahl’ı Kıbrıs sorunuyla ilgili özel temsilci pozisyonuna atama niyeti hakkında, hali hazırda Rum hükümetini bilgilendirdiğini de öne sürdü.

Bunun gerçekleşmesinin Kıbrıs’ta görev yapan İsveç büyükelçisinin hali hazırda oynuyor olduğu rolü yükselteceğini kaydeden gazete, İsveç Başkanlığı’nın özel temsilci atamasının; İsveç’in ne Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına ilişkin ne rolünü, ne de müdahale derecesini değiştirmesinin beklenmediğini yazdı.

STAR KIBRIS 05/07/09

RUM PARTİLERDEN 5’Lİ KONFERANSA RET

   

AKEL, DİKO ve EDEK parti yetkilileri önceki gün yaptıkları açıklamalarda, garantiler konusunda 5’li konferansı kabul etmelerinin söz konusu olmadığını açıkladı.

Güney Kıbrıs’ın önde gelen partileri Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, garantiler konusunda 5’li konferans yapılması gerektiği şeklindeki sözlerine atfen, böyle bir konferansı kabul etmelerinin söz konusu olmadığını açıkladılar.

Haravgi’nin haberine göre AKEL, DİKO ve EDEK parti yetkilileri önceki gün yaptıkları açıklamalarda, 5’li konferansı kabul etmelerinin söz konusu olmadığını vurguladılar.
Habere göre AKEL Basın Sözcüsü Stavros Evagoru açıklamasında, AKEL’in 5’li konferans konusundaki görüşlerinin eskinden beri bilindiğini, bunu kabul edemeyeceklerini ifade etti. Evagoru, Kıbrıs sorununun çözümünün Birleşmiş Milletler çerçevesinde ve himayesinde kalması taraftarı olduklarını belirterek konunun henüz doğrudan müzakerelerde ele alınmadığını, Talat’ın müzakere masasına ne sunacağını görmeden konuşmamak gerektiğini söyledi.

Gazete, DİKO ve Rum Meclisi Başkanı Marios Karoyan ile EDEK Başkanı Yannakis Omiru’nun da dün yaptıkları açıklamalarda, gerek Güney Kıbrıs gerek Yunanistan’ın 5’li konferans gerçekleştirilmesi düşüncesine karşı olduklarını söylediklerini yazdı. Karoyan ve Omiru, Güney Kıbrıs’ın bu görüşünün değişmesinin de söz konusu olmayacağını ifade ettiler.

Öte yandan Fileleftheros, Türkiye’nin, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer aracılığıyla gerek BM’ye gerek Güney Kıbrıs’a, garantörlük sisteminden vazgeçilmesinin söz konusu olmadığı mesajını ilettiğini yazdı.
Gazete, Downer’in Türk yetkilileriyle temaslarında, garantiler ve çözümden sonra adada Türk askerinin bulunmasının Türkiye için kırmızıçizgi teşkil ettiği mesajını aldığını ve bunu gerek BM gerek Rum yetkililere ilettiğini kaydetti.

Haberde ayrıca, diğer garantör ülkeler olan Yunanistan ve İngiltere’nin ise, AB üyesi bir ülke olan sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin” başka bir devletin garantörlüğüne ihtiyacı bulunmadığı ve garantilerin gerekli olmadığı görüşünü taşıdıkları iddia edildi

STAR KIBRIS 05/07/09

Questioning the stereotypical version of the island’s history
By Charles Charalambous

The threat of a jail sentence and heavy fine made against journalist and writer Makarios Drousiotis made last week by a State Archivist raises a number of fundamental questions regarding the way Cyprus’ past is dealt with in today’s society )

ALTHOUGH there is a growing discussion among academics both in Cyprus and abroad about how the island’s history is recorded and recounted – addressing questions of collective memory, identity and nationalism – and how social history compares with the “official” version, this discussion rarely finds its way into the mainstream media or public debate.

The threat by archivist Efrosyni Parparinou was made in a June 22 letter June, based on the allegation that Dhroushiotis had certain public documents and quoted them in his latest book, Two attempts and a murder: the Greek Junta and Cyprus, 1967-1970.

Among other things, the book deals with the murder in 1970 of former EOKA fighter and Interior Minister Polycarpos Yiorkadjis. Drousiotis told the Sunday Mail that the Polycarpos Yiorkadjis Foundation had complained to Phileleftheros newspaper on Saturday, June 20 and by the Monday the state archivist’s letter was delivered to him by hand.

As far as Drousiotis is concerned, “the State Archive should be a tool for learning our history”, but “it has neither the infrastructure nor the staff to fulfil this mission – nor in fact the willingness to carry it out.”

He referred to his own experience of asking for the official transcript of a trial which had been open to the public, but which some quarters would view as politically sensitive. “The archivist found the file, but told me that official approval would be needed before it could be released,” he said. Two weeks later he was told that access had been denied.

Drousiotis said: “Hiding things away for 200 years until their value is simply archaeological and only then releasing them – is that their mission?”

There is also the question of what makes it into the State Archive. Speaking at the launch of Drousiotis’ book last month, former Attorney General Alecos Markides said that archives have been maintained at the Presidential Palace over the years, but – for example – Presidents Spyros Kyprianou and Glafcos Clerides took their archives with them at the end of their terms in office. He said that President Tassos Papadopoulos was the first to insist that papers were archived in duplicate, allowing at least one copy to remain permanently available.

Asked about the public’s level of awareness of important questions and events in the island’s modern history, Drousiotis said that despite his belief that there is a public appetite for the full facts, a “stereotypical version of history” prevails. “Reference to history starts with EOKA, makes a brief stop at 1960 and independence, then there is a blackout until 1974, and history resumes from the July 1974 coup and invasion,” he said.

Dhroushiotis’ view is supported by a item entitled “Lessons in Cypriot history” transmitted by the award-winning Neoi Fakeloi (New Files) programme on Greek channel Skai TV in March 2009. The item showed the different approaches to teaching history in schools in the north and south of the island. One part showed a class of Greek Cypriot primary school children being taught during the regular “Then Xehno” (I don’t forget) hour, which was introduced into the official curriculum shortly after the 1974 invasion.

The teacher is shown giving a short historical overview, beginning with Cyprus’ formal independence in 1960, when “joy, peace and progress prevailed”, and then immediately moving on to 1974. “What just happened,” reporter Katerina Lomvardea said in her commentary, “is that the teacher has just skipped 14 whole years of Cypriot history, arriving at the invasion of 20 July 1974, which is presented as being a bolt out of the blue”. She went on: “The children, who just previously were being told they should love the Turkish Cypriots, suddenly see them as the cause of all of Cyprus’ hurt. Exactly the same is repeated in [the standard text] The History of Cyprus, taught at secondary school level. The 14 most critical years of the course of the Cyprus problem are covered in just two out of the book’s 120 pages.”

In Drousiotis’ view, “an extremely conservative attitude” is being exercised by “a political elite which controls the education system and the media, only letting through what it approves of, and condemning any dissenting view as treacherous or unpatriotic.”

Historians would argue that the “official” version of our past facilitates the way the current political process operates, and therefore will determine our future to a significant extent – unless that version is challenged.

“History is always a political tool”, Dhroushiotis said. “The issue is for people to ask the difficult questions, to debate and to argue while allowing for alternative views, in order to have a real sense of their own history.”

n The Skai TV report can be accessed at http://www.skai.gr/player/tv/?mmid=25439

CYPRUS MAIL 05/07/09

 

“Can you imagine Cyprus holding the Presidency of the EU with this nonsense going on?”
By Nathan Morley

In an exclusive interview with the Sunday Mail, British peer Lord Jones of Cheltenham tells of how the powerlessness of those caught in the title deed trap prompted him to act in the House of Lords. )

IT WAS a question from a British peer that exposed legislation to fix the much hyped title deeds saga was a fantasy.

A month later the same man shot another broadside when he publicly warned that buying a house in Cyprus was a risky endeavour and called for the closure of Cypriot developers in the UK.

Since being rocketed in the local news headlines, Lord Jones of Cheltenham has declined to speak to the media, but in a rare interview this week, he told of how he became involved in the Cyprus property quagmire.

“I received a stream of letters and emails from UK citizens who had been caught in the trap. It struck me as (a) unjust and (b) an ideal issue for the House of Lords to mull over. My file of cases grows by the week. I am unable to take up individual cases as that is the job of the person's own MP and lawyer,” he said.

It was his call last month for the British government to shut down the UK offices of Cypriot companies selling property and to impose a ban on the promotion of Cyprus property at overseas property exhibitions in the UK; that caused a considerable stir in Cyprus. However, he admitted, he never expected such proposals to be adopted.

“If it has concentrated the minds of good, honest property businesses in Cyprus to put pressure on their own government to sort out the mess, then it might have achieved something. Under European competition law, the idea of shutting business is almost certainly anti-competitive and therefore illegal. No doubt that is why the UK Government has turned down the idea.”

In the event, the British government said they would not take any steps to close down offices of Cypriot companies or ban the promotion of Cyprus property at exhibitions unless they received evidence of illegal behaviour.

With British and European politicians lining up to condemn the Cyprus governments lack of action on the deeds fiasco, Lord Jones is happy to offer advice to the government in Nicosia.

“There are two issues. First, pass a piece of legislation obliging title deeds to be passed over on completion of new property sales. This ought to be relative straightforward as no retrospection is involved.

“Second, ban the use of title deeds for properties already sold to someone else to raise loans for further developments (or any other purpose). Again this should be relatively straightforward.

“Third, use whatever powers they currently have to force handover of deeds for sales which have happened already - including European competition law.

“I understand a fee is payable to the Cypriot government every time deeds are handed over, so there is a financial incentive for them to act. If additional legislation is necessary, I'm sure property lawyers can advise.”

Jones added that with potential buyers and EU governments increasing aware of the problem the state should be busily working on a fix.

“If it is not sorted out, the advice to UK citizens and other Europeans will become stronger to have nothing to do with the property sector in Cyprus. I know that recently elected MEPs are onto the case in the European Parliament. There is therefore some urgency in sorting out the mess. Can you imagine Cyprus holding the Presidency of the EU with this nonsense going on?”

With many developers criticising his recent questions to the Upper House, Jones had a simple, but blunt message for them.

“I have every sympathy with good, honest property companies who have done nothing wrong. They probably felt a bit bruised by the questions and I'm sorry for that. My real target is the rogues who are damaging the image of the industry for everyone else. My message to them is ‘Clean up your act!’”

Currently, the title deeds to more than 100,000 properties have still not been received by their owners, 30,000 of them non-Cypriot, with little sign that any new fix is in the pipeline.

CYPRUS MAIL 05/07/09