Hesap ortada


HERKESİN bildiği “sır”lar vardır. Biri cesaret edinceye kadar o konuya kimse girmez. Öyle bir sırrı nihayet Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) Maliye Bakanı Ersin Tatar açıklamış. Orada kamu görevlilerine haksız yere yapılan “fazla mesai” ödemeleriyle hazinenin boşaltılmasına artık izin vermeyeceğini ilan etmiş.

Tatar'ın Hürriyet'e söylediği şu:

"İkinci bir maaş haline gelen fazla mesailere kısıtlama getirdik. Her 2 ayda bir uygulanan eşelmobil sistemiyle enflasyon oranında maaşlara yapılan otomatik artışın 6 ayda bir yapılmasını kararlaştırdık. Daha ilk adımları attık, fazla mesailere dokunduk diye sendikalar karşımıza çıktı. Ancak geri adım atmayacağız çünkü ben devletimizi koruyorum. Teslim olmayacağız ve hükümet olarak ülke ekonomisini düzlüğe çıkartacağız."

Biliyorsunuz KKTC kendi gelirleriyle ayakta duramıyor. Türkiye Cumhuriyeti bu yüzden 1974'ten beri her yıl -bazen daha fazla olsa da ortalama- 300 milyon dolar yardım gönderiyor.

Ve bu para KKTC'nin memur, işçi, emekli, dul, yetim maaşına harcanıyor.

Demek ki sırf cari harcamalar için bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti 4 milyar dolar kadar bir yardım yapmış.

Yeri gelmişken belirtelim bu rakamlar uzmanların tahminine dayanıyor.

KKTC'de işe yeni başlayan bir kamu görevlisinin 2 bin dolar maaş aldığı bildiriliyor. Kişi başına düşen milli gelir ortalaması da 16 bin dolar imiş.

İki bilgi daha verelim:

KKTC'nin yüzölçümü 3355 kilometrekare. Nüfusu da (kabaca) 250 bin.

Gelelim Türkiye'nin bir iline... Ordu'ya:

Ordu'nun yüzölçümü KKTC'nin iki misli kadar (tam rakam 6100 kilometrekare). Nüfusu da KKTC'nin üç misline yakın yani 720 bin. Yılda Ordu'nun bütçeden aldığı toplam (yani yatırımlar dahil) ödenek kabaca 200 milyon dolar.

Ordu'da kişi başına düşen gelir yılda 3 bin dolar tahmin ediliyor.

KKTC nüfusu Ordu'nun yaklaşık üçte biri, yüzölçümü de kabaca yarısı kadar olduğuna göre demek ki KKTC'ye her yıl Ordu'nun en az üç misli para gönderiliyor.

Şimdi gelin, burada bir haksızlık olmadığını söyleyin.

Eğer Ordu'ya her yıl -biz üç mislini de fazla sayalım da iki misli ile konuşalım- 600 milyon dolar tutarında ödenek verilseydi, Ordu'daki insanların milli gelirden alacağı pay 3 bin dolar mı olurdu yoksa 30 bini mi bulurdu?

Kesin bir ifadeyle söylüyoruz... Ordu bugün İsviçre'yi geride bırakırdı.

Bunu KKTC'ye yardım yapılmasın gibi bir düşünceyle söylemiyoruz. Ama oraya giden yardımın fena halde çarçur edildiğini herkesin görmesi için, Ordu örneği üzerinden anlatmaya çalışıyoruz.

Zaten Maliye Bakanı Ersin Tatar'ın da söylediği bu.

Türkiye ile KKTC ilişkilerini bir tarihte bir dostumuz "Dünyada sömürgesi (!?) tarafından sömürülen tek ülke herhalde Türkiye'dir" diye tanımlamıştı da şakaya vurmuştuk. Haklıymış.

OKTAY EKSI HURRIYET 11/08/09

 

 

Türkiye'de 36 dil konuşuluyor

 

18/08/2009 RADIKAL

2008 Dünya Diller Yılı kutlanıyor. Ethnologue.com'a göre Türkiye'de Türkçe'yle birlikte 36 dil konuşuluyor


Kerem MORGÜL – Bianet

Türkiye'de konuşulan dilleri dünya dilleri üzerine kapsamlı çalışmalara yer veren ethnologue.com'un Türkiye raporuna göre Türkiye'de Türkçe'yle birlikte 36 dil konuşuluyor. Ancak Ethonologue'un rakamları da birçok dil için eski. Çoğu 1980'lere ya da 1990'lara ait. Bu durum, Türkiye'nin dilleri için de güncel çalışmalara ihtiyaç olduğunu gösteriyor.
Abazaca: 10 bin civarında insan tarafından konuşuluyor (1995).
Abhazca: 35 bin (1993) Abhazyalının 4 bin kadarı (1980) tarafından çoğunlukla Çoruh, Bolu ve Sakarya'da anadili olarak konuşuluyor.
Adigece (Çerkesçe): 1965 nüfus sayımında önemli bölümü Kayseri, Tokat ve Kahramanmaraş'ta 71 bin kişi tarafından anadili olarak konuşulduğu tespit edildi.
Arapça (Kuzey Mezopotamya): Mardin ve Siirt ağırlıklı olmak üzere 400 bin kişi bu dili konuşuyor (1992).
Arnavutça: 65 bin Arnavut'un 15 bin kadarı konuşuyor (1980).
Azerice (Güney): Çoğu Kars'ta 530 binden fazla kişi tarafından konuşuluyor (1996).
Boşnakça: Ağırlıklı olarak Batı illerinde olmak üzere 20 bin kişinin anadili (1980).
Bulgarca: Bulgaristan göçmenleriyle birlikte 300 bin kişi konuşuyor (2001).
Çingene Dilleri: Ethnologue.com'un Domari ve Romani olarak ikiye ayırdığı dilleri toplamda 50 bini aşkın kişi konuşuyor.
Ermenice: 70 bin civarında Ermeni'nin 40 bini konuşuyor (1980).
Gagavuzca: 327 bin kişi konuşuyor (1993).
Gürcüce: Başta Artvin, Ordu ve Sakarya olmak üzere 40 bini aşkın kişi tarafından konuşuluyor (1980).
Kabartayca (Çerkesçe): Önemli kısmı Kayseri ve çevresinde 202 bin kişi konuşuyor (1993).
Kazakça: 600 kadar kişi konuşuyor (1982).
Kırgızca: Van ve Kars yörelerinde binden fazla kişi konuşuyor (1982).
Kırım Türkçesi (Balkan Tatarcası): Tam olarak kaç kişi tarafından konuşulduğu bilinmiyor. Özellikle Ankara'nın Polatlı yöresindeki Tatar köylerinde kullanılıyor.
Kumukça: Birkaç köyde konuşuluyor.
Kürtçe: Ethnologue.com Zazaca, Dimlice ve Kırmançi ile Kırmançi'nin lehçeleri sayılan Şikaki ve Herki'yi ayrı diller olarak değerlendiriyor. Tüm bunlar Kürtçe ana başlığında toplanırsa 5 milyondan fazla kişinin anadili olarak Kürtçe konuştuğu söylenebilir. KONDA'nın 2007 tarihli araştırmasına göre kendini Kürt olarak tanımlayanlarsa 11,5 milyon civarında.
Ladino: Çoğu İstanbul ve İzmir'de 8 bin kişi konuşuyor (1976).
Lazca: 30 binden fazla kişi anadili olarak konuşuyor (1980). KONDA'ya göre Türkiye'de kendini Laz olarak tanımlayanlar 220 bin civarında. Ağırlıklı olarak Rize'nin doğusu ve Artvin'de konuşuluyor.
Osetçe: Digor lehçesi Bitlis, Erzurum, Kars, Muğla ve Antalya yörelerinde konuşuluyor (1993).
Özbekçe: Hatay, Gaziantep ve Urfa'da 2 bine yakın kişinin anadili (1982).
Rumca (Yunanca): Büyük çoğunluğu İstanbul'da 5 bine yakın kişi konuşuyor (1993).
Süryanice: Ethnologue.com tarafından Turoyo ve Hertvince gibi lehçeleri ayrı ayrı değerlendirilen Süryanice yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Hertvince lehçesi Siirt'te 1000 kadar kişi tarafından konuşuluyor (1999). Turoyo ise Mardin yöresinde 3 bin civarında insanın anadili (1994).
Tatarca: İstanbul'daki Tatarlar tarafından konuşuyor.
Türkçe: Türkiye nüfusunun yüzde 90'ının anadili (1987). KONDA'ya göre bu oran yüzde 85.
Türkmence: Tokat ve çevresinde bin kadar kişi tarafından konuşuluyor (1982).
Uygurca: Çoğu Kayseri'de 500 kişi konuşuyor (1981).

 

Kaçak avcıları yakalamak isterken sınırı geçtiler

Güney Kıbrıs′ta kaçak avı önlemek amacıyla görev yapan av korucuları geçtiğimiz gün kaçak av yapan bir aracın peşine düştükleri esnada görev başındayken yanlışlıkla KKTC′ye geçtikleri için tutuklandılar. Söz konusu olay geçtiğimiz akşam saat 21.30 sıralarında meydana gelirken, sanıklar dün Lefkoşa Askeri Mahkemesi′ne çıkarıldılar. 34 yaşındaki Pavlos Pavlu ve 25 yaşındaki Lefteris Frangu’nun, Larnaka′nın Trulli bölgesinde geçtiğimiz gün kaçak avcıları kovaladıkları sırada KKTC sınırlarını geçtikler belirtildi. Her iki sanığın da Güney Kıbrıs′ta Vahşi Hayvanları Koruma Derneği′nde çalıştıkları öğrenildi. Sanıklar, mahkemede verdikleri ifadede yanlışlıkla askeri bölgeyi ihlal ederek KKTC′ye giriş yaptıklarını ve yaptıkları yanlıştan dolayı pişmanlık duyduklarını dile getirdiler.
Çıkarıldıkları mahkemece sanıkların 200′er TL nakdi para cezası karşılığında serbest bırakılmasına, aynı zamanda 20′şer bin TL şahsi kefalet senedi imzalamalarına karar verildi. Sanıklar iki yıl içerisinde aynı suçu tekrar ettikleri takdirde 20′şer bin TL ödeyecekler.

HALKIN SESI 18/08/09

 

Hristofyas: Taksim yıkım demek

   

Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, uzlaşılar ve ileriye doğru adımlar mevcut olmasına karşın, önemli konularda ciddi görüş ayrılıklarının bulunduğunu tekrarladı.

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, “taksimin yıkım anlamına geleceğini, bu yüzden de bir an önce bundan kurtulmaları gerektiğini” söyledi.


Haravgi’de yer alan habere göre, cumartesi günü Limasol’un “Pirgo” köyündeki anma töreninde Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Lukas Luka tarafından okunan mesajında Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la müzakerelerde bugüne kadar hem görüş birliğine vardıkları, hem de anlaşamadıkları konuların bulunduğunu belirtti. Hristofyas, uzlaşılar ve ileriye doğru adımların mevcut olmasına karşın önemli konularda ciddi görüş ayrılıklarının bulunduğunu vurguladı.


Müzakere sürecinde daha çok ilerleme beklemelerine karşın kötümser olmadıklarını ve “temkinli iyimserliklerini” koruduklarını belirten Hristofyas, ilerleme sağlanması için AB süreci çerçevesinde Türkiye’ye baskı uygulanması gerektiğini yineledi. Hristofyas, Türkiye’nin AB sürecine ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde Güney Kıbrıs’ı karşısında bulacağını bilmesi gerektiğini savundu.


İki toplumlu ve iki kesimli federasyon çözümüne bağlı olduklarını kaydeden Hristofyas, bu çözümün iki toplumun eşitliği ve Türk tarafınca yorumlandığı gibi değil BM kararları uyarınca uzlaşı çerçevesinde uygulanacağını ifade etti.


Çözümün kalıcı ve fonksiyonel olması, zamana dayanarak barış koşullarını sağlaması hedefinde olduğunu belirten Hristofyas, “Kıbrıslı Rumların ve Türklerin kendilerini güvende hissedecekleri, gerçekten güvende olacakları Birleşik Kıbrıs’ın garantiler ve garantörlere ihtiyacı olmayacak” ifadelerini kullandı.

KIBRIS’IN GELECEĞİ

Gazete bir diğer haberinde, Hristofyas’ın Yunanistan’ın “Astypalea” (İstanbulya) adasında bulunduğunu ve burada Yunan televizyonuna yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Talat’a “Kıbrıs’ın geleceğini müzakere etme” çağrısında bulunduğunu yazdı.


Habere göre Hristofyas, “Türkiye’nin yayılmacı politikasından kurtulması ve Kıbrıslılar olarak ortak kaderlerini belirlemeleri için Talat’a müzakere etme şansını vermesi gerektiğini” söyledi.


Yakın gelecekte “yabancı askerlerin olmadığı ve insan haklarının sağlandığı” birleşik bir Kıbrıs kurulacağı ümidini dile getiren Hristofyas, son günlerde gündem oluşturan 1974’te Serdarlı’da 5 Kıbrıslı Rum’un öldürülmesi konusunu da, “savaşın aşırılığı nerde olursa olsun kınanmalı” sözleriyle yorumladı. Hristofyas “Astypalea” adasında Kıbrıs’a adanmış bir festivale katılacak ve fahri vatandaşlık unvanı alacak. Öte yandan Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu da cumartesi günü Aradipiu’daki bir anma töreninde, çözümünün anahtarının Türkiye’de olduğu iddiasını yineledi.


Stefanu, ülkeyi yeniden birleştirecek bir çözümün kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğunu da ekledi.

STAR KIBRIS 18/08/09

 

Stefanu, Anastasiadis’e sert çıktı

   

AKEL ve Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu’nun, geçtiğimiz günlerde gazeteye verdiği söyleşide Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’a yönelik eleştirilerde bulunan DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis’e tepki gösterdiği belirtildi.


Söyleşisinde Kıbrıs sorununda strateji eksikliğinden söz eden ve Ulusal Konsey’in değerinin düşürüldüğü konusunda Hristofyas’ı eleştiren ayrıca Hristofyas’ı “AB, Bağlantısızlar, Küba ve Chavez’le oynamakla” da suçlayan Anastasiadis’i yanıtlayan Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, karşılıklı suçlamaların, sadece Kıbrıs sorununa olumsuz etkisinin olduğunu söyledi.


Stefanu ayrıca Hristofyas’ın Kıbrıs sorunundaki stratejisinin, Kıbrıslı Rumları ve Kıbrıslı Türkleri çözümün başrol oyuncuları haline getirdiğini, ayrıca bu stratejinin Türkiye’nin; Kıbrıs sorununa yaşayabilir işlevsel çözümüne rıza göstermesine de katkı sağlayacağını iddia etti.


Ulusal Konsey konusunda ise Stefanu, Hristofyas’ın bu çerçevede partileri bilgilendirdiğini ve görüşlerini istediğini de yineledi.
AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu ise yaptığı açıklamada, Hristofyas’ın sarf ettiği çabalar etrafında toplanılması için “Kıbrıs halkına ve siyasi liderliğine” çağrıda bulundu.


Kiprianu, ülke çıkarının, Kıbrıs sorunu konusunda Ulusal Konsey’de belirlenen ortak ilkeler temelinde birlik olmayı gerektirdiğini de söyledi.

STAR KIBRIS 18/08/09

 

 

Alayköy′de Kur’an kurslarına karşı eylem

Aralarında 3 de siyasi partinin bulunduğu toplam 19 örgüt, Kur’an kursu verildiği iddiasıyla Alayköy′de eylem yaptı.
Alayköy Camii Koruma ve Yaşatma Derneği önündeki eyleme KTÖS, KTOEÖS, Güç-Sen, Vergi-Sen, Kıbrıs Pir Sultan Abdal Deneği, Çağ-Sen, KTAMS, Kadın Araştırmaları Merkezi, Baraka, Basın-Sen, El-Sen, Tel-Sen, Türk-Sen, DAÜ-Bir-Sen, Mec-Sen, BES, BKP, YKP ve TDP′den temsilciler katıldı.
Örgütlerden yapılan açıklamaya göre eylemde, örgütlerin imzasını taşıyan ortak açıklamada, "Şeriatı hortlatmak, topluma kara çarşaf giydirmek isteyen  çevrelere karşı durmaya, demokratik, bilimsel eğitimi savunmaya devam edeceğiz" denildi.
KKTC Anayasası ve Milli Eğitim Yasası′na göre eğitim faaliyetlerinin Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı′nın kontrol ve yönlendirmesine verildiği; Atatürk ilkeleri ve özellikle laiklik ilkesinin vazgeçilemez şekilde KKTC yasalarında yer aldığı anımsatılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
"Toplumumuz bir yandan belli odaklardan gelen paralarla ülke-mizde dernek ve vakıf görüntüsü adı altında tarikat yurtları yaratanların, diğer yandan da İslami kendi siyasi menfaatleri için kullananların baskısı altındadır. Ne yazık ki ülkeyi yönettiğini iddia eden makamlar koltukta kalabilme uğruna bu uygulamalara göz yummaktadır. Şeriatı hortlatmak, topluma kara çarşaf giydirmek isteyen bu çevrelere karşı durmaya, demokratik ve bilimsel eğitimi savunmaya devam edeceğiz"
Örgütler dün de Başsavcılığa dilekçe vererek, "görevini ve laiklik ilkesini istismar eden makamlar" hakkında soruşturma talep etmişti.   
İŞKADINLARI DERNEĞİ, "KUR’AN KURSLARINA" KARŞI
İşkadınları Derneği, toplumda tartışmalara neden olan "Kur’an kurslarına" karşı olduğunu bildirdi.
Derneğin yazılı açıklamasında, çocukların okullarda Eğitim Bakanlığı denetiminde din dersi alabileceği, ancak okul dışında pedagoji eğitimi almamış kişilerce Kur’an kursu verilmesinin zaman içerisinde kutuplaşmalara ve kadının toplumda aşağılara çekilmesine neden olacağı belirtildi.

HALKIN SESI 19/08/09

 

 

Halka kara çarşaf giydirmek isteyenlere karşı duracağız

3 siyasi parti ve 18 sivil toplum örgütü, Alayköy’de Kur’an kurslarını protesto etti.

Aralarında 3 de siyasi partinin bulunduğu toplam 19 örgüt, Kur’an kursu verildiği iddiasıyla Alayköy’de eylem yaptı.
  Alayköy Camii Koruma ve Yaşatma Derneği önündeki eyleme KTÖS, KTOEÖS, Güç-Sen, Vergi-Sen, Kıbrıs Pir Sultan Abdal Deneği, Çağ-Sen, KTAMS, Kadın Araştırmaları Merkezi, Baraka, Basın-Sen, El-Sen, Tel-Sen, Türk-Sen, DAÜ-Bir-Sen, Mec-Sen, BES, BKP, YKP ve TDP’den temsilciler katıldı.
  Örgütlerden yapılan açıklamaya göre eylemde, örgütlerin imzasını taşıyan ortak açıklamada, “Şeriatı hortlatmak, topluma kara çarşaf giydirmek isteyen çevrelere karşı durmaya, demokratik, bilimsel eğitimi savunmaya devam edeceğiz” denildi.
   KKTC Anayasası ve Milli Eğitim Yasası’na göre eğitim faaliyetlerinin Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın kontrol ve yönlendirmesine verildiği; Atatürk ilkeleri ve özellikle laiklik ilkesinin vazgeçilemez şekilde KKTC yasalarında yer aldığı anımsatılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
  “Toplumumuz bir yandan belli odaklardan gelen paralarla ülkemizde dernek ve vakıf görüntüsü adı altında tarikat yurtları yaratanların, diğer yandan da İslami kendi siyasi menfaatleri için kullananların baskısı altındadır. Ne yazık ki ülkeyi yönettiğini iddia eden makamlar koltukta kalabilme uğruna bu uygulamalara göz yummaktadır. Şeriatı hortlatmak, topluma kara çarşaf giydirmek isteyen bu çevrelere karşı durmaya, demokratik ve bilimsel eğitimi savunmaya devam edeceğiz.”
  Söz örgütler dün de Başsavcılık’a dilekçe vererek, “görevini ve laiklik ilkesini istismar eden makamlar” hakkında soruşturma talep etmişti.

KIBRIS 19/08/09

 

 

DENKTAŞ NELERE ‘KEŞKE’ DEDİ?

   

Yakın tarihimize ışık tutacak bir röportaj.
Gazeteci Yazar Özcan Özcanhan, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’la konuştu.

Rauf Denktaş’tan yakın tarihimizde yaşanmış fakat günümüzde pek bilinmeyen çarpıcı açıklamalar. Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş geçmişte yaşanmış neler için “keşke” dedi?

İşte yılın röportajından satırbaşları: 

Denktaş: Keşke Dr. Küçük’e karşı aday çıkmasaydım! 

“Dr. Küçük’e bizimkiler neler yaptı? O’nu nasıl uzaklaştırdılar?” 

“Kara Çete, Dokuz Eylül bilmem ama Volkanı Dr. Küçük’ün kurdurttuğu ve desteklediği biliniyor. Ben hiçbir zaman, “İngilizler kurdurttu” demedim.” 

'Bir Limasollu geldi, bana, “İngilizler bir cip dolusu silahı bize satarmış” dedi. Bizimkilere bildirdim. Adamı İngiliz casusu diye bizimkiler vurdu...' 

“Celal Hordan para toplamaya başladı. Silah satın alacakmış! Ankara’ya gittik Dr. Küçük’le ve Menderes’e anlattık. Gençlik teşkilatı kuracaktı. Halktan Rumca konuştu diye ceza kesip para toplamaya başlayınca rahatsız olduk. Şikâyet ettik ve kendisini aldılar.” 

“TMT’yi ben kurdum demedim. Dr. Burhan Nalbantoğlu beni Kemal Tanrısevdi ile tanıştırdı. O TC Büyükelçiliği’nde memurdu. Eylence’deki evine gittik. İşte orada başıboş örgütleri dağıtıp yerine TMT yi kurma kararı aldık. İlk TMT bildirilerini yayınladık Volkanın dağıtıldığını duyurduk.” 

“TMT 1957 Kasım ayında kuruldu ama resmi kuruluş tarihini 1 Ağustos 1958 diye ilan ettiler, diğer kuruluşlarla birlikte anılması için. İsmail Tansu yalnız Türkiye’deki ucu ile ilgiliydi buradaki yapılanmayı bilmiyordu.” 

“Bayraktar Cami’ini ve TC basın bürosunu bombalayanlar Rumlardır.” 

“Avukat Ayhan Hikmet ve Muzaffer Gürkan’ı ben niye öldürteyim? Yorgacis’in ve Lağodondis’in işlerine geldiği için öyle duyurdular ki, bizi parçalasınlar.” 

“BM 1964 kararı oy birliği ile alınınca ağladım. Fakat oradaki Türk temsilci bana üzülme Denktaş Bey Türkiye ne isterse sonunda o olacaktır diyerek beni teskin etti. Zaten o karar ‘madde 7 altında’ alınmadığı için uygulanmayabilir. Yaptırımcı bir karar değildir. BM’nin hangi kararı bu güne kadar uygulanmıştır ama Rumlar hep o karar ve ondan sonraki kararlara göre hareket ediyorlar.” 

“Talat Hristofyas ile Kıbrıs sorununu çözecekmiş. Referandum yapılacakmış. Eğer yapılırsa evet sonucu çıkması için şimdiden kolları sıvadılar. Hayırcıları daha şimdiden karalamaya başladılar. Çıkacak ‘evet’ sonucu Kıbrıs Türkünün yok olması anlamına gelecektir bunu halk bilmelidir.” 

“Ankara ve hükümet yetkilileri Talat’ın politikasına destek veriyor. AB üyeliği için diyenler var ama Türkiye’nin Talat’a müzakerelerden çekil mi demesi bekleniyor?” 

“1977 – 1979 doruk anlaşmaları neden uygulanmıyor? Çünkü Rumlar bütün adayı AB müktesebatı diyerek kendi hakimiyetleri altına almak, Kıbrıs Türklerini de basit bir azınlık haline getirmek peşindedir.” 

“İlter Türkmen’e çok yazdım düzeltmesi için. O bildiği halde ‘Denktaş yeniden Cumhurbaşkanı olabilmesi için cumhuriyeti baştan kurdu’ dedi. Ayıp etti. Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni de KKTC’yi de Türkiye’den habersiz kurmamız olabilir miydi?”

... ve daha birçok konuda Rauf Denktaş’ın ağzından yakın tarihimize ışık tutacak açıklamalar.

Pek yakında Ada TV’de yayınlanan Kurşun Kalem programında ve gazeteniz Star Kıbrıs’ta…

STAR KIBRIS 19/08/09

 

1970 KAYIPTAN 550’Sİ BULUNDU

   

Kayıp kazılarına iki haftalık aranın ardından 24 Ağustos Pazartesi’nden itibaren devam edilecek. 4 Ekip Kuzey’de, 2 ekip Güney’de çalışacak. Bu güne kadar bin 970 kayıptan 550’si bulundu, 170’inin kemikleri ailelere verildi.

Gülden Plümer Küçük: Kayıplar, insani ve hassas bir konudur. Bu proje iki toplumlu tek projedir. İki tarafın da kayıpları var ve büyük acılar yaşandı. Sorgularken çok dengeli olmak gerekir.

Kıbrıs’ta çatışmalı yıllardan beri acısı yaşanan kayıpların bulunması için çalışmalarını sürdüren Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, iki haftalık yaz tatilinin ardından önümüzdeki hafta yeniden kazılara başlayacak.


502’si Kıbrıslı Türk, 1468’i Kıbrıslı Rum olmak üzere toplam 1970 kayıtlı kaybın bulunduğu Kıbrıs’ta, yaklaşık 5 yıldır sürdürülen kazılarla bugüne dek 550’sinin kemiklerine ulaşıldı ve 170’i ailelerine teslim eidldi.

KİMLİĞİ SAPTANANLARIN 44’Ü KIBRISLI TÜRK
TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi’nin Kıbrıslı Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük, kimlik tespiti yapılarak ailelere teslim edilen kayıplardan 44’ünün Kıbrıslı Türk olduğunu, bu yılın ilk yarısında 50 kimlik tespitinin tamamlandığını ve yıl sonuna dek 80-90 kaybın daha kimliğinin tespit edilmesini hedeflediklerini söyledi.

4 EKİP KUZEYDE, 2 EKİP GÜNEYDE ÇALIŞACAK
Küçük, yaz tatili nedeniyle 7 Ağustos’ta ara verilen kazılara önümüzdeki hafta başından itibaren yeniden başlanacağını da bildirdi. Toplam 6 çalışma grubuyla devam eden kazılarda 4 ekibin Kuzey’de, 2 ekibin de Güney’de çalışmaya devam edeceğini bildiren Küçük, Kuzey’deki kazıların Girne botanik bahçesi ve Gaziköy’de süreceğini anlattı. Yeni kazılar için program da hazırlandığını kaydeden Küçük, ekipteki arkeologlara ek olarak 3’ü Kıbrıslı Türk, 3’ü Rum 6 arkeoloğun daha çalışmalara katıldığını bildirdi.

TAŞKENTLİLERİN TEPKİSİ
Cumartesi günü düzenlenen anma töreninde Taşkentlilerin “Şehitlerimizi geri isteriz, bu yapılana kadar komitenin kazı yapmasına izin vermeyeceğiz” yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine ise Küçük, Yerasa bölgesindeki birinci kazıda 43 Kıbrıslı Türk’ün çıkarıldığını, ikinci gömü yeri Limasol’da da yılsonunda kazıların başlayacağını belirtti. Taşkentlilerin acısını çok iyi anladıklarını, ailelerin bu süreçte travmalar yaşadığını, acılarına saygı duyduklarını belirten Küçük, ancak kazıların ve kimlik tespitinin teknik olarak ve bilimsel açıdan çok zaman aldığını birçok kez izah ettiklerine dikkat çekti.

ÇOK HASSAS
Kayıp kazılarının 2004 yılında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın inisiyatifiyle gündeme geldiğini ve politize edilmemesi konusunda varılan mutabakata iki liderin uyduğunu anlatan Gülden Plümer Küçük, “Buna diğer kişilerin de uyması çağrısı yapıyorum. Kayıplar, insani ve hassas bir konudur. Bu proje iki toplumlu tek projedir. İki tarafın da kayıpları var ve büyük acılar yaşandı. Sorgularken çok dengeli olmak gerekir” ifadelerini kullandı.

STAR KIBRIS 19/08/09

 

Single central bank and euro currency key to economic solution
By Patrick Dewhurst

GREEK CYPRIOT and Turkish Cypriot businessmen have agreed that Europeanisation of the island is the key to economic aspects of the Cyprus solution.

The Island-wide implementation of the EU’s legal system, the acquis communautaire, the euro currency and a single central bank are essential for the Cyprus solution, said Andreas Pittas, President of the Cyprus Employers and Industrialists Federation (EOB)

In an interview with Cyprus News Agency (CNA) he stressed that these should be considered prerequisites as far as the economic aspects of the Cyprus question is concerned.

In a positive step, both the EOB and their Turkish Cypriot counterparts, the ISAD, have agreed on these key economic issues. Pittas said

“We agreed with ISAD on two very important issues. First, that the solution should be in accordance with the acquis communautaire and second that in the reunited Cyprus there will be a single Central Bank and a single currency, the euro”

He added that these will benefit the island in other ways, such as improving its image for tourism and foreign investment. The cost of any proposed solution, he said, would be considered at the appropriate time, and proportional with the various aspects of the problem.

“We firmly believe that Cyprus should be reunited and that this will prove beneficial for all Cypriots, Greek Cypriots and Turkish Cypriots” he added.

This decision was reached following the EOB’s donation to a project to restore two religious buildings, the Archangel Michael church in occupied Lefkoniko and Arnavut mosque in Limassol. Pittas said “It was a symbolic act, thus contributing to rebuilding trust, since the initiative was part of confidence building between the two communities”

Asked about the current state of business links between the two communities, Pittas asserted that the lack of a solution greatly impeded the development of links.

“What we are trying to do is to find business people who are interested so that when a solution is achieved, they will consolidate an improved cooperation” he said, adding that the fact that OEB and ISAD are in contact constitutes progress.

“We expect a solution in order to consolidate a better climate for the island’s economy. There’s no doubt at all on this” he noted.

He also explained that the improved bicommunal relations and increased foreign direct investment would not just benefit businessmen, but for people on both sides.

For example, it will allow Turkish Cypriots to contribute to the labour market on the island, and help to raise their living standards to that of Greek Cypriots.

This increased economic cooperation bodes well for bicommunal relations on the island, ahead of the second round of negotiations between the two leaders, President Christofias and Ali Talat in September.

CYPRUS MAIL 19/08/09

 

"Umutsuz olmak için ciddi neden yok"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs′la ilgili müzakere tarihinde ilk kez tarafların uzlaşılan konularla anlaşmazlıkları ortak metinler halinde kayda geçirdiğini, hazırlanacak muhtemel çözüm planının omurgasını da bu ortak metinlerin oluşturacağını söyledi. Talat, "Yani planı biz hazırlayacağız, dayatma plan olmayacak" dedi.
Talat, ilk turu tamamlanan, 3 Eylül′de de ikinci turu başlayacak müzakere sürecinden umutlu olduğunu, görüşmelerin hızlandırılmasıyla 2010 başında referanduma gidilebileceğini vurguladı.
30 KAĞIT HAZIRLANDI… MÜZAKERE TARİHİNDE BİR İLK
Kıbrıs müzakere süreci ve iç politikada gündem oluşturan gelişmeler konusunda TAK muhabiri Nezire Gürkan′ın sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, ikinci turu 3 Eylül′de başlayacak Kıbrıs müzakere süreciyle ilgili umutlu konuştu.
Geçtiğimiz yıl eylül ayında başlayan ve 11 ay süreyle toplam 40 görüşme yapılan ilk turda, tarafların uzlaşılan ve uzlaşılamayan konuları ortak metinlerde kayda geçirdiğini, bunun da müzakere tarihinde ilk olduğunu vurgulayan Talat, "Yakınlaşma Kağıtları" olarak nitelenen bu metinlerden toplam 30 tane hazırlandığına işaret etti.
Bir soruya karşılık, bu kağıtların bağlayıcı olduğunu söyleyen ancak "her konuda anlaşma olmadan hiçbir konuda anlaşma olmaz" temel prensibine vurgu yapan Talat, "Bugüne kadarki süreçlerde BM mekik diplomasisiyle tarafları yakınlaştırmaya çalışırdı. Şimdi metinleri biz hazırlıyoruz" dedi.
OLUMLU AMA YETERSİZ… AMA TARİHTE İLK KEZ BU KADAR İLERLEME
"Umutsuz olmam, çözüm konusunda karamsarlığa kapılmam için somut, ciddi bir neden yok" diyen Cumhurbaşkanı Talat, gelinen aşamayı "olumlu ama yetersiz" olarak niteledi. Talat, "Tarihte ilk defa bu kadar ilerleme sağlanan bir müzakere süreci oldu, ama arzuladığımız kadar değil" dedi.
Talat, "siz umutlusunuz ama toplumda aynı umut yok" şeklindeki soruya da, "Bunun nedeni 2004′ün yarattığı hayal kırıklığı. Umutsuz olmak için ciddi bir neden yok" karşılığını verdi.
“DAYATMA PLAN YOK… PLANI BİZ   HAZIRLIYORUZ”
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, son  zamanlarda gerek Türk, gerekse Rum tarafında "dayatma plan" söylemlerinin yoğunlaştığının, hatta Başbakan Eroğlu′nun bu yönde duyumlardan bahsettiğinin anımsatılması üzerine de özetle şunları söyledi:
"Öyle bir plan gündemde yok. BM′nin öyle bir misyonu da yok. Planı biz hazırlıyoruz. Müzakerelerde hazırladığımız kağıtlar planın omurgasını oluşturacak, bunlardan hareketle plan ortaya çıkacak ve bunu bizim uzmanlarımız, Türkler ve Rumlar yapacak. Dayatma plan, ancak müzakerelerin berhava olması halinde gündeme gelebilir. Veya hazırlanan kağıtlarda büyük farklılıklar varsa, belki uluslararası topluluk, BM daha fazla müdahil olup boşlukları doldurma yoluna gidebilir. Ama şu an böyle bir durum, böyle bir ortam yok"
REFERANDUMDA HÜKÜMET
"HAYIR" DER Mİ?
Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesinin 2004′ün yarattığı moral bozukluğuna rağmen devam ettiğini vurgulayan Talat,  19 Nisan seçimlerinin çözüm iradesiyle bağlantılı olarak yorumlanmasının doğru olmadığını belirtti. 
"Seçimleri kazanıp hükümet kuran UBP, kampanya süresince çözüm istediğini, müza-kerelerde Cumhurbaşkanı’na destek olacağını söyledi. Bu nedenle seçim sonuçlarını çözüm iradesiyle bağlantılı değerlendirmemek gerek" diyen Talat, "UBP hükümeti referandumda hayır kampanyası yaparsa nolur" şeklindeki soruya da, "İlginç olur. Nasıl bir durum ortaya çıkar bilemem ama geçmişte de benzer bir durum oldu" karşılığını verdi.
ÇÖZÜM OLMAYACAĞINDAN EMİN OLURSAM ADAY OLMAM
Referandumun nisan ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi yapılmasının yararlı olduğunu söyleyen Talat, 24 Nisan′a kadar yapılması gereken seçimlerin ertelenmesinin Anayasa uyarınca mümkün olmadığına işaret etti.
Seçimler erkene alınabilir ama ertelenemez" diyen Talat, "hangi şartlarda aday olmazsınız" sorusuna da, "Çözümün olmayacağından emin olursam aday olmam. Ama bugünkü şartlarda umudum yüksek ve seçimler için de daha çok erken" karşılığını verdi.
SERDARLI′YA ZİYARET
Öte yandan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 35′inci kurtuluş yıldönümü nedeniyle önceki akşam Serdarlı′yı ziyaret ederek vatandaşlarla bir araya geldi, müzakere sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu ve vatandaşların sorularını yanıtladı.
HALKIN SESI 20/08/09

 

İNTERNETTEN SATILIK RUM ARSALARI

   

İngiltere’de yaşayan Rumlar, KKTC’de bulunan eski arsalarını internetten kelepir fiyatına satışa çıkardı. Rum’un internetten yayımladığı ilanda; eski arsası Kaya Artemis Otel yakınında ve deniz nazır olduğu belirtildi ve “Kıbrıs sorunu çözülebilir ve Kuzey’de fiyatlar artar” denildi

İngiltere’de yaşayan bir Rum’un, KKTC’de bulunan eski arsalarını internetten satışa çıkardığı belirtildi.


Haberi “İnternet Aracılığıyla Satış… İngiltere’de Yaşayan Rum, İşgal Altındaki Bafra’da Bulunan Arsasını Acilen Satışa Çıkardı” başlıklarıyla duyurduğu haberinde, arazinin “hava parasına” gideceğini yazdı.


Habere göre İngiltere’de yaşayan ve ismi belirtilmeyen bir Rum, Bafra’da Kaya Artemis Otel yakınında bulunan 2 arsasını internet aracılığıyla satışa çıkardı.

DENİZE YAKIN

İnternet sayfasında biri 6 bin 735, diğeri ise 10 bin 212 metrekare olan 2 arsanın denize yakın olduğunu kaydeden Rum, arsaların değerinin 20,5 milyon Euro olarak belirtti. Arsaları kısa bir süre içerisinde alacak olanlara ise daha düşük bir fiyat sunmaya hazır olduğunu kaydeden Rum, arsaların kumarhane, süper market, apartman daireleri ve benzeri diğer yapıların inşası için uygun olduğunu not etti.
Gazete, söz konusu Rum’un, alıcıları cezbetmek için arsaların Kaya Artemis Otel’e ve otelin kumarhanesine çok yakın bir konumda olduğunu da vurguladı.

FİYATLAR ARTABİLİR

Adadaki siyasi duruma değinmeyi de ihmal etmeyen Rum, müzakerelerin yıl sonuna kadar çözümle noktalanabileceğini ve böylelikle KKTC’deki arsa fiyatlarının artabileceğini belirtti.


Habere göre Rum, ATAD kararlarına göre arsayı alacak şahsın, “yasal kişi” (Rum) olmasının daha güvenli olacağını kaydetti.

DİĞER RUMLAR

Gazete, “Akrabalarının Miraslarını Sunuyorlar” alt başlığı ile devam ettiği haberde, İngiltere’de yaşayan Rum’un, KKTC’de bulunan arsasını satmak isteyen tek Rum olmadığını kaydetti.


Habere göre Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan bir Rum, ailesinden miras olarak kalan ve KKTC’de bulunan arsasını satmaya veya Güney Kıbrıs’ta bulunan bir arsa ile takas etmeye hazır olduğuna dair ilan verdi.


Gazete, mallarını satışa çıkaran Rumların tek düşüncelerinin ekonomik çıkarları olduğunu ve bu eylemlerden doğacak herhangi bir sonuçla ilgilenmediklerini kaydetti.

STAR KIBRIS 20/08/09

 

More ‘TRNC’ citizenships

THE BREAKAWAY regime in the north is reportedly preparing to give ‘citizenship’ to another 15,000 people, according to a report in the Turkish Cypriot press yesterday.

The daily Kibrisli reported that the administration of Dervis Eroglu planned to give ‘citizenship’ to 15,000 selected professionals and others in the next two months. The main purpose of the move is reportedly to decrease the influence of the trade unions and to play a decisive role in the upcoming ‘presidential’ elections in the north next April.

CYPRUS MAIL 20/08/09

 

Denktaş ile Eruygur’a kuryelik yapmadım!

KKTC’nin Ankara eski Büyükelçisi Bulunç, 3. Ergenekon iddianamesinde kerndisi hakkında yer alan iddiaları NTV yayınında yalanladı. Bulunç’un, Şener Eruygur ile Rauf Denktaş arasında kuryelik yaptığı öne sürülmüştü.

NTV

21 Ağustos. 2009 Cuma

2004'ten bu yana Başkent Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ile Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde öğretim görevlisi olarak çalışan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Ankara eski Büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç, Ergenekon’un 3'üncü iddianamesinde yer alan kendisiyle ilgili iddiaları yalanladı.

İddianamede Bulunç’un, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur'la, dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş arasında kuryelik yaptığı iddiası yer alıyor.

"DEVLETİN ÇIKARLARINI KORUDUM"
NTV'ye konuşan Bulunç, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ve Türkiye'nin çıkarlarını korumak için, devletin tüm kurumlarıyla ortak bir çalışma yürüttüklerini söyledi.

Bulunç, "Sayın Cumhurbaşkanımız Denktaş'la Sayın Jandarma Komutanı Eruygur arasındaki gizli kuryelik olayını tamamen yanlış buluyorum. Yanlış bir iddiadır ve gerçeği yansıtmamaktadır. Benim öyle bir kuryelik görevim söz konusu değildi. Ben buradaki bütün görevim boyunca, devletin çıkarlarını, Türkiye'nin, anavatanın çıkarlarını koruyacak şekilde hem devlet düzeyinde, hem sivil toplum örgütleri düzeyinde, hem de halk düzeyinde yoğun bir çalışma temposu geçirdim" şeklinde konuştu.

"GİZLİ MÜCADELE VERMEDİK"
Annan Planı'nın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye açısından olumsuzluklar içerdiğine işaret eden Bulunç, o dönem gizli bir mücadele vermediklerini, devletin bütün birimleriyle ortak çalışma yürüttüklerini söyledi.

Bulunç, "Sayın Genelkurmay Başkanımız Hilmi Özkök Paşa'yla yaptığım bir görüşmede, Jandarma Genel Komutanı'na da bir brifing verdiğim şeklinde bir ifadem var. Bu gizli bir şey olmuş olsaydı bunu ben niye Genelkurmay Başkanımız'a aktarayım. Kaldı ki bizim için ordu yani TSK; Türk milleti için olduğu gibi KKTC ve Kıbrıs Türk Halkı için de çok farkıl bir yere sahiptir. Biz ordumuzu bir bütün olarak görüyoruz" ifadelerini kullandı.

 

Denktaş: Büyükelçi, Eruygur’la görüştü

Eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Şener Eruygur Annan Planı görüşmelerine müdahale etti” iddiasını yalanladı ancak Denktaş, dönemin KKTC Büyükelçisi’nin Eruygur’la konuştuğunu reddetmedi.

 

ntvmsnbc

21 Ağustos. 2009 Cuma

İSTANBUL - Eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 3’ncü Ergenekon iddianamesinin ek klasörlerinde yer alan Orgeneral Şener Eruygur’un Annan Planı görüşmelerine müdahale ettiği yönündeki iddiaları NTV’ye değerlendirdi.

Denktaş, şunları söyledi: “Kıbrıs’ta yazdığım bütün raporları büyükelçiye, kolorduya ve güvenlik kuvvetlerine veririm. Dolayısıyla ‘gizli kuryelik yaptı’ meselesi biraz şüphe kaldırır bir şeydir. Ben New York’a gitmeden önce Sayın Başbakan Erdoğan ve Sayın Gül ile Sayın Talat ve Sayın Serdar’ın yanında görüşme yaptım. Ne düşündüğümü, Annan Planını olduğu şekilde kabul edemeyeceğimi kendilerine açıkça söyledim. Raporlarımda da Türk hükümetine büyükelçilik kanadı ile hükümet kanadına ve kolordu kanadı ile askeri kanada bu raporların hepsi gidiyor. Bu büyükelçinin görevidir.

Genelkurmay Başkanı’nı atlayarak kuvvet komutanları ile temas etmiş. Bunu bana Sayın Özkök kendisi ile görüştüğüm en son toplantıda söyledi. ‘Büyükelçiniz temaslar yapıyor, muhatap benim kendisini uyarır mısınız’ dedi. Ben Ulunç’a bunu söyledim. Zannedersem ondan sonra da durmuştur.

Annan Planı’nın geçmemesi için çalıştık. Benim buna razı olamayacağımı Türk hükümeti herkesten önce biliyordu. Gizli bir not almışlar gizli bir konuşma bulmuşlar... Bu safsatadır, Ergenekon denilen iddianamenin hangi esaslara dayanarak yapıldığını gösteriyor. Ne münasebet. Herekse bildirilen raporları büyükelçi ordu komutanlarına da bildiriyor. Burada bir gizlilik, bir hile, bir şüphe aramak bence abestir.”

Ermenilere tazminat öngören yasa iptal

Edildi

ABD'de Californiya eyaleti temyiz mahkemesi önemli bir karara imza attı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı topraklarında öldürüldüğü iddia edilen Ermeniler için, akrabalarının hayat sigortası tazminatı talebinde bulunmasına olanak tanıyan kanunu geçersiz kıldı...

ABD'nin California eyaletinde, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemindeki 1915 olaylarında hayatını kaybeden Ermenilerin yakınlarına hayat sigortası kapsamında ödeme yapılmasını öngören eyalet yasası, federal temyiz mahkemesi tarafından iptal edildi.

9'uncu Temyiz Mahkemesi'nin konuya ilişkin kararında, söz konusu yasanın ülkenin dış politikasına anayasaya aykırı şekilde 'müdahil olduğu" belirtildi.

ABD'de, 1915 olayları merkezi yönetim tarafından 'kıyım', 'katliam' gibi tanımlamalarla anılırken, ülkedeki Ermenilerin yaklaşık yarısının yaşadığı ve Ermeni lobisinin güçlü olduğu California'da eyalet hükümeti, 1915 olaylarıyla ilgili soykırım iddialarını doğru kabul ederek bu yönde yasalar çıkardı.

Ermeniler söz konusu karara itiraz edeceklerini bildirirken, bunlardan avukat Brian Kabateck, "Karar yanlış. Bu bir felaket. Temyiz mahkemesi, California'da yaşayan 1 milyon Ermeni'ye, hükümetin kullandığı soykırım kelimesinin yasa dışı olduğunu söylüyor" diye konuştu

CNN TURK 21/08/09

 

Eruygur Kıbrıs görüşmelerine müdahale etmiş

21/08/2009 RADIKAL

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök'ün, Ergenekon'un üçüncü iddianamesinin ek klasörleri arasında yer alan 18 sayfalık ifadesinin satır aralarından, dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur'un, Annan Planı ve Kıbrıs görüşmelerine nasıl müdahale ettiğiyle ilgili ayrıntılar da çıktı


Soruşturma savcılarına 18 sayfa ifade veren eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök’e, eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur’un, dönemin KKTC’nin Ankara Büyükelçisi Zeki Bulunç’la yaptığı bir görüşmenin içeriği de okunarak, Eruygur’un Kıbrıs’la ilgili çalışmalarından haberdar olup olmadığı soruldu.
Özkök’e okunan görüşmede, Büyükelçi Bulunç, Eruygur’a New York’ta yapılan Kıbrıs görüşmeleri, Annan Planı ve Rauf Denktaş’ın stratejileri konusunda “gizli” bilgiler veriyor.
Eruygur da Bulunç’u, “Bunları çok gizli tutun” diye uyarıyor. Savcılar tarafından bu görüşmeyle ilgili olarak yapılan değerlendirmede, Bulunç’un, Denktaş ve Eruygur arasında “kuryelik yaptığı” ifade edilerek, New York’taki görüşmede geçen konuları ve Denktaş’ın planlarını gizlice Eruygur’a aktardığı ve bu durumun Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve Dışişleri Bakanlığı’ndan gizli tutulduğu ifade ediliyor.
Ayrıca bu görüşmelerin “Kıbrıs görüşmelerinin çözümsüz bırakılması için yapılan girişimler” olduğu da değerlendiriliyor.

İşte o görüşme
Şener Eruygur: Nasıldı, düşündüğümüz istikamette gelişmeler var mı?
Zeki Bulunç: Olumsuz gelişmeler var tabii... (Denktaş’ın kendisine verdiği özel notlardan ve New York dosyasından bahsediyor.)
Ş.E: Bize özel bir mesajı var mı?
Z.B: O sizin sorularınıza yönelik olarak ve ayrıca üç sayfalık not verdi. (Kolordu komutanını ziyaret ettiğinden bahsediyor)
Ş.E: Onun herhangi bir konuda ilgisi yok di mi?
Z.B: Bu sadece bizim aramızda.
Ş.E: Ola ki arada bir kaçak kaçakçılığı varsa, o kaçağı yakalamaya çalıştığımız için...
Z.B: Genelkurmay’dan bilgi yok, onlarda Cumhurbaşkanı kendi aktardığı bilgiler var.
Ş.E: İlave bazı şeyler bize söyledi mi?
Z.B: İlave size söyleyecek. Bu New York diye bir ... sizde ... cumhurbaşkanı ve paşam... heyeti sürekli baskı yaptı kendilerine. Dolayısıyla Dışişleri Bakanlığı kanalıyla buraya gelecek bilgiler belki doğru gelemez. Özellikle sizin zarfınızı götürdüm bildirdim. Sorularınızla birlikte verdi bana şeyi notu da, buradadır üç sayfalık. Bu New York görüşmeleriyle ilgili bütün süreci koyuyor. İşte doğrudan Kofi Annan belgesini savunan adam bilinçli olarak... Ola ki Talat havlu atacak olursa o müdahale edecek aslında Talat’ın değil Abdullah Gül’ün veya Başbakan’ın danışmanı olarak Ruşen Erdiş... (Denktaş’ın BM Sözcüsü tarafından 13 Şubat’ta yapılacak açıklama metniyle ilgili olarak konuşuyor)
Ş.E: Bu tamamen satılmanın belgesidir.
Z.B: Türkiye eğer şey yaparsa, açıkça referandumu desteklemezse ‘evet’ yönünde bizden ‘evet çıkmaz’ diyor. Çıkmazsa diyor çıkmayacak ama ondan sonra nasıl tutacağız, o da Türkiye’nin... Rauf Denktaş ‘Ben 21’ine kadar devam ederim ama 22’sinde ben ayrılırım görevden’ diyor. Ben ayrıldığım zaman da, Serdar da herhalde bu hükümette kalmaz diyor. Hükümet düşer diyor. Referanduma götürecek bir hükümet ve Meclis de bulamayacaksınız.
Ş.E: Yani sırf böyle bir durumu kilitleyecek.
Z.B: Orada kilitleyecek yani son tahlilde Kofi Annan Türkiye’nin eline geçtiği anda şey istifa edecek, Türkiye’ye şunu da bildirecek, orada Türkiye de gidip kabul edemeyecek.
Ş.E: Ama o zaman bunları çok gizli tutun.
Z.B: Sadece bir de Baki İlkin biliyor bunu.
Ş.E: Çok teşekkür ederim, sayın büyükelçi, tarihi bir görev yaptınız.

Özkök: Büyükelçiyi uyardım
Özkök kendisine okunan görüşmeyle ilgili olarak “Büyükelçi Bulunç bir ortamda bana Jandarma Genel Komutanlığı’nda Kıbrıs konusunda brifing verdiğini söyledi. Sonra ben ilgili kişiye bu konuların muhatabının Jandarma Genel Komutanı olmadığını, Genelkurmay Başkanı olduğunu söyledim. Jandarma Genel Komutanı’nın Kıbrıs’la ilgili bu şekilde görüşme ve planlar yapması mutad (alışılmış, olağan) değildir” dedi.




2002 yılında, Annan Planı çerçevesinde, Kıbrıs Rum Kesimi lideri
Glafkos Klerides, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve KKTC Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş defalarca bir araya geldi. Nisan 2004’te Kuzey ve Güney Kıbrıs’ta yapılan referandumlar ile oylamaya sunulan plan, Türk tarafından yüzde 65 kabul gördüğü halde Rum oyları yüzde 76 ret şeklinde olduğundan hayata geçirilemedi.



Şener Eruygur mu kaydettirdi?
Görüşmenin telefonda yapılmadığını söyleyen Bulunç, ses kaydı yapıldığından haberinin olmadığını söyleyerek, “Bu görüşme mutlaka (Eruygur Paşa’nın) makamında yapılmış bir görüşmedir. Dolayısıyla kendilerinin orada özel bir ses kaydı yapıp yapmadıklarını bilmiyorum. Telefon konuşması kesinlikle olmaz. Böyle bir şeyi telefonda konuşmamış olurum” dedi.
Eruygur ile aynı dönemde Jandarma İstihbarat Başkanı olan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’ün, makamlarında yaptıkları görüşmeleri gizlice kayda aldıkları belgelerle ortaya çıkmıştı. Büyükelçi Bulunç’un ifadeleri, bu görüşmeyi de Eruygur’un kaydettirmiş olması ihtimalini akla getirdi.



Kolordu’dan bir kurye görevlendirildi
Zeki Bulunç: Görüşme notları geliyor mu size?
Şener Eruygur: Hayır.
Z.B: Genelkurmay’a gidiyor.
Ş.E: Geldikçe onla bilgimiz olursa iyi olur.
Z.B: Bana gerçi gelmiyor, ama şöyle bir mekanizma kuruyorum. Şimdi başarabilirsek eğer onun onayını aldım. Dışişleri Bakanlığı’nın kanalını güvenli bulamadık. Genelkurmay da güvenli bulamadı. Ne yaparız diye düşündüler. Ben de kendilerine dedim ki “Kurye ile bir arkadaşı görevlendirmişler Kolordu komutanlığından.”
Ş.E: Kolordu komutanının da bundan haberi yok di mi?
Z.B: Haberi yok.
Ş.E: Ben sayın kuvvet komutanlarımıza bu bilgileri ileteceğim, onun dışında başka kimsenin haberi olmayacak.
Z.B: Cumhurbaşkanı kendilerine gönderdiği notun üzerinde bir suretinin de büyükelçiye ulaştırılması diye bir not düşerse ben de onları size getiricem. Yani onu sizle paylaşacağımızı bilmeyecekler. Ben Kıbrıs’ta başlayan görüşme sürecinde bugünkü notu verdim. Bundan sonrakiler ulaşacak bana. Onların geriye dönük de olsa hepsini size göndericem.(Milliyet)

 

İZOLASYONLARIN EN GADDARI

   

Rum tarafının baskıları sonucu elde edilen uluslararası fonların da durdurulduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, “Rum tarafından yabancı bilim adamlarına baskı yapılması izolasyonların en gaddarı” dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kral Tepesi’nde kazı çalışmalarına katılan yabancı bilim adamlarına yönelik Rum tarafının baskılarının insanlık dışı olduğunu belirterek, “İzolasyonların en acımasızı ve en gaddarcası” dedi. Cumhurbaşkanı Mehmet Alki Talat önceki gün Kaleburnu yakınlarındaki Kral Tepesi’nde DAÜ ile Almanya’nın Tübingen Üniversitesi işbirliğinde yürütülen arkeolojik kazı çalışmalarını yerinde inceledi. Cumhurbaşkanı Talat, ilk olarak kazı alanı yakınındaki bir binada bir bölümü sergilenen buluntuları inceleyerek, Kazı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Üwe Müller’den bilgi aldı. Cumhurbaşkanı Talat, daha sonra kazı alanını gezerek burada da Kazı Eşbaşkanı DAÜ Öğretim Üyesi Bülent Kızılduman’dan kazılar hakkında bilgi edindi.

Baskılar fonları durdurdu
Talat, kazı alanında basın mensuplarına yaptığı açıklamada, kazı çalışmalarını yerinde görmek, insanlığın yarattığı değeri ve KKTC’nin tarihi eser bakımından zengin alanda yaşadığını bir kere daha görmek ve kazı çalışmalarına destek vermek aamcıyla Kral Tepesi’ni ziyaret ettiğini ifade etti. Talat, Kral Tepesi’ndeki kazı çalışmalarının izolasyonun ne kadar acımasızca devam ettiğini gösterdiğini belirterek, Rum tarafındaki özellikle bilim insanlarının çok ciddi ambargoya varıncaya kadar baskı uyguladıklarını, uluslararası ilginin bu bölgeye gelmemesi için çok ciddi çaba sarfettiklerini kaydetti. Talat, Rum tarafının baskıları sonucu elde edilen uluslararası fonların da durdurulduğunu kaydederek, “Bu acımasızca bizim üzerimize yönelik baskıların dünya tarafından algılanması gerekiyor. Bu tür bilimsel çalışmalar da bunun en iyi gösteregelerinden biri olarak uluslararası alanda ortaya konmalıdır” dedi. Cumhurbaşkanı Talat, uluslararsı alanda UNESCO’nun, uluslararası bilim kuruluşlarının ve üniversitelerin konuyla ilgili üzerine düşeni yapması gerektiğini kaydetti. Talat, Rum tarafının Kral Tepesi’ndeki kazı çalışmalarına katılan yabancı bilim adamalarının üniversitelerinden atılmalarına varıncaya kadar büyük baskı yaptığını vurgulayarak, “Bu acımasızca ve insanlık dışı bir yaklaşımdır. İzolasyonun herhalde en acımasızı, en gaddarcasıdır” dedi. Talat, Kral Tepesi’ndeki değerlerin sadece Kıbrıs Türk halkının değil tüm insanlığın değeri olduğunu da vurguladı.

Almanya’dan fon durduruldu
Kazı Eşbaşkanı Bülent Kızılduman da, Kral Tepesi’ndeki kazıların 5 yıldır devam ettiğini ifade ederek, DAÜ ile Tübingen Üniversitesi işbirliğinde gerçekleştirilen kazıların arkeolojik alanda KKTC’deki ilk uluslararası proje olduğunu ifade etti. Kızılduman, tek amaçlarının bilimsel çalışma yapmak olduğunu, ancak Rum tarafının yaşattığı sıkıntılarla karşılaştıklarını belirtti. Kızılduman, Rum tarafının Kral Tepesi’ndeki arkeoloji çalışmalarına ideolojik açıdan yaklaştığını ifade ederek, Rum tarafının baskısı sonucu Almanya’dan sağlanan fonun durdurulduğunu kaydetti.

Adaçay’da acılı aileyi de ziyaret ETTİ
Cumhurbaşkanı Talat, Kral Tepesi’ndeki incelemelerinin ardından kısa bir süre önce trafik kazasında hayatını kaybeden gencin Adaçay’daki ailesine ziyaret ederek başsağlığı diledi.

STAR KIBRIS 21/08/09

 

TÜRKİYE’NİN GARANTİSİ ŞART

   

Cumhurbaşkanı Talat, “Rum tarafı bizim gibi kararlı duruş ortaya koyar ve uzlaşmaz tavrından vazgeçerse, Kıbrıs sorununu çözmememiz için neden yok.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye’nin garantörlüğünün Kıbrıslı Türkler açısından “olmazsa olmaz “ olduğunu, Kıbrıs Türk halkının bir anlaşmaya “evet” diyebilmesi için Türkiye’nin garantörlüğünün mutlaka devam etmesi gerektiğini vurguladı. Karpaz köylerinden Sipahi’ye önceki akşamki ziyaretinde vatandaşlarla sohbet eden Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının müzakerelerde büyük sorun haline getirdiği Garanti ve İttifak Anlaşmalarının mevcut uluslararası anlaşmalar olduğunu, bu anlaşmaların ancak bütün imzacı tarafların kabul etmesiyle değişebileceğini de belirtti. Talat, “İmzacı taraf olarak biz kabul etmediğimiz sürece bunların değişmesi mümkün değildir. Bu konuda Kıbrıslı Türklerin kararlılığını herkes bilmektedir” dedi. Harita konusunda da, “Anlaşabileceğimiz ortaya çıkmadan haritayı görüşmek yanlıştır. Önce anlaşabileceğimizi göreceğiz, sonra haritayı görüşeceğiz” diyen Talat, Rum tarafının Türk tarafı gibi kararlı duruş ortaya koyması ve uzlaşmaz tavrından vazgeçmesi halinde Kıbrıs sorununun çözülmemesi için neden kalmayacağını ifade etti. Cumhurbaşkanı Talat, “Sayın Hristofyas hangi Kıbrıslı Türkün seçileceğine karar vermek gibi komik bir istek ortaya koyup ısrarlı olmazsa, mülkiyet sorununun 35 yıldır değişen şartlarını dikkate alarak ‘eski mal sahipleri karar verecek, herkes de buna uyacak’ gibi anlaşılmaz önerilerinden vazgeçerse ve daha esnek olursa Kıbrıs sorununu çözmememiz için bir neden yoktur” dedi.

Türk tarafı çözümde samimi
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC ve Türkiye olarak yılsonuna kadar çözüm, yeni yılın başında da referandumun hala mümkün olduğuna inandıklarını ve Türk tarafının çözüm konusunda samimi olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıs Rum tarafında halkı çözüme alıştırmak ve çözüme ikna etmek konusunda hareket etmesi gerektiğini belirterek, “Ne yazık ki bunun tersini yapıyor” dedi.
Rum tarafının müzakere sürecinde şartlar öne sürmekten vazgeçmesi durumunda daha yapıcı olacağına ve çözümün daha kolay elde edilebileceğine işaret eden Talat, “Aksi halde şartlar, şartları getirir. Eğer şartlar öne sürerlerse biz de şartlar sürmeye mecburuz. O zaman da işler yokuşa sürülür. Bunu da istemiyoruz” dedi.

Halkla beraber
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununu halkla birlikte götürmek istediğini, varılacak anlaşmanın halkın onayına sunulacağını, halkın evet diyebilmesi için de her safhasını bilmesi gerektiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, çözüm isteyen Rumların 2004 referandumu öncesi yaptıkları en büyük hatanın plan konusunda halkı bilgilendirmemek olduğunu vurgulayarak, Rumların planı bilmediği için, Papadopulos’un da etkisiyle hayır dediklerini kaydetti. Talat, birinci turu tamamlanan müzakereler hakkında Hristofyas’la birçok konuda anlaştıklarını, anlaşamadıkları konular da bulunduğunu ifade etti.

İradenin sulandırılması kabul edilemez
Müzakere sürecinde anlaşılmayan konular hakkında da bilgi veren Talat, yürütmede cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı yardımcısının seçimi konusunda ciddi anlaşmazlık bulunduğunu, Rumların eğiliminin Türk tarafının kabul edebileceği yaklaşım olmadığını belirtti. Talat, “Bu düşünülebilecek bir şey değil. Kıbrıs müzakere tarihinde ilk defa gündeme geldi. Biz bunu peşinen kabul etmediğimizi söyledik. Bizim kabul edemeyeceğimiz şey, Kıbrıs Türk halkının iradesinin sulandırılmasıdır. Kısacası Kıbrıs Türk halkının kararını verirken siyasi eşitliğini mutlaka görmesi ve herkesin tanıması lazım. Varılacak çözümün iki topluma dayanacağını herkesin bilmesi lazım” dedi.

Annan planı’ndaki mantık
Anlaşılamayan diğer temel konunun mülkiyet olduğuna değinen Talat, Kıbrıs Türk tarafının bu konudaki önerisinin Annan Planı’ndaki mantığa benzer olduğunu, Rum tarafının ise son sözü mal sahibinin söylemesinden yana olduğunu söyledi. Talat mal-mülk konusundaki Rum tarafının önerilerinin malların ne olacağına dair bir belirsizlik yaratacağını ve Türk tarafı açısından kabul edilebilir bir öneri olmadığını da vurguladı.

STAR KIBRIS 21/08/09

 

 

Turkish Cypriot remanded in arms bust
By Anna Hassapi

IN A CASE that authorities confirmed may be related to the investigation of Michalis Kakathymis’ murder, 40-year-old Turkish Cypriot Murat Ziya is on remand in relation to the arms found in the possession of a 29-year-old man from Nicosia on Wednesday evening.

The 40-year-old was stopped at Larnaca Airport at 1am yesterday as he was about to catch a flight for Munich. His arrest was enabled by information the 29-year-old gave police.

According to the younger man the Turkish Cypriot last week asked him to go to the north and bring two pistols, one of which was the 9mm Beretta found in his possession on Wednesday night when he was arrested.

The 29-year-old was instructed to deliver the arms to a petrol station in Limassol. He also claimed that the Turkish Cypriot told him that if anything went wrong he would flee abroad.

Meanwhile the 29-year-old expressed a fear for his life, both from the intended recipient of the guns, as well as the Turkish Cypriot and his associates.

The Turkish Cypriot is believed to have been involved in the supply of arms to the underworld and police are not ruling out a connection between the man and the recent gangland-related murders in Limassol.

“There was information that more executions were planned. We are investigating whether there is a connection between the two cases but we cannot announce anything until we are certain,” Minister of Justice Loucas Louca said yesterday.

The Turkish Cypriot suspect, who was released last April after serving an eight-year prison term for drug dealing, has been residing in the south of the island.

He is reportedly wanted by authorities in the north over his involvement in arms dealing cases there.

In his statement to police the Turkish Cypriot denied any involvement in the case and claimed that he was only acquainted with the 29-year-old through work. A ballistic test will determine whether the guns were used in any recent criminal activity.

CYPRUS MAIL 21/08/09

 

‘Esir öldürmedik, asıl katliamı Rumlar yaptı’

Can ÖZLÜ/İZMİR, (DHA)

Emekli Albay Hakgüder, Kıbrıs'taki katliam iddialarını yalanladı

KIBRIS Barış Harekatı öncesi ve sırasında aktif görev üstlenerek kanlı çatışmalarda ön saflarda yer alan Emekli Albay Saldıray Hakgüder, “Harekat boyunca hiçbir esiri öldürmedik. Bir okulda topladığımız 197 Rum vatandaşına kendi yemek ve giyeceklerimizi verdik. Asıl katliamı Rumlar yaptı” dedi.

Tiyatro sanatçısı Atilla Olgaç'ın, bir televizyon programında söylediği “Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Rum esir öldürdüm” sözleri ve Kıbrıs'ta yapılan bir kazıda, öldürülen Rum askerlere ait olduğu iddia edilen kemiklerin bulunması, ‘esir öldürme’ tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Kıbrıs Barış Harekatı'ndan 10 ay önce, Kıbrıslı Türkleri örgütlemek için, yüzbaşı rütbesiyle 38 subay ile birlikte Ada'ya çıkan ve harekat sırasında da komutasındaki 800 asker ile kahramanca savaşan Emekli Albay Saldıray Hakgüder, ‘esir öldürme’ tartışmalarına açıklık getirdi.

‘197 ESİR BM'YE TESLİM EDİLDİ’ 1973 Eylül ayında örgütleme çalışmalarını yürütmek için gizli görevle Kıbrıs'a gittiğini ve Kıbrıslı Türkler'i 10 ay boyunca olası harekata hazırladıklarını belirten Saldıray Hakgüder şunları söyledi: “Harekat sırasında komutamdaki 800 asker ile birlikte çatışmaların en yoğun yaşandığı 6 köyü savundum. Görev süremiz boyunca, esir alınan hiçbir Rum esirini öldürmedik. Ortaya atılan iddialar hayal ürünüdür. Gazi Köyü'nde can güvenlikleri için bir ilkokulda topladığım 197 Rumla giyecek ve yiyeceklerimizi paylaştık. Kimlikleri ile birlikte hepsini Birleşmiş Milletler'e (BM) teslim ettik. Bizler barışı seven bir milletiz. Asıl katliamı Rumlar yaptı. 8 bine yakın Kıbrıs Türkü savaş sırasında katledildi. Onlarca esir askerimiz işkence edilerek öldürüldü. BM'nin fark edemediği bütün Türk esirler öldürüldü. Bunların canlı şahidiyim” dedi.

‘BULUNAN KEMİKLER, MÜNFERİT DAVRANIŞIN SONUCU’ Yapılan kazılarda, Rum askerlere ait olduğu iddia edilen kemiklerin bulunması ile ilgili de konuşan Hakgüder, “Savaş ortamında ölümlerin yaşanması doğal bir sonuçtur. Kemikleri bulunan asker veya siviller, Rumlar tarafından, aileleri zulüm gören Kıbrıs Türkleri'nin münferit davranışları sonucu öldürülmüşlerdir” dedi.

Türk askerinin, tarihin hiçbir döneminde, esir alınan düşman askerlerine zulmetmediğini kaydeden Hakgüder, “Teslim ol çağrısına, ateş açarak cevap veren düşman askerlerinin öldürülmesi de ‘esir’ tartışmalarının dışında tutulmalıdır” diye konuştu.

‘PSİKOLOJİK SAVAŞA KARŞILIK VERMELİYİZ’ Emekli Albay Saldıray Hakgüder, basına da sıkça yansıyan tartışmaların, Yunanistan tarafından başlatılan ‘psikolojik savaş’ kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kıbrıs Barış Harekatı döneminde de günümüzde de Türkiye'yi yöneten insanların ‘psikolojik savaş’tan bihaber olduğunu iddia eden Emekli Albay Saldıray Hakgüder, şöyle konuştu: “Aleyhimizde onlarca propaganda varken, biz kendi haklılığımızı savunamıyoruz. Haksız yere maruz kaldığımız suçlamalar için ‘Gelin arşivlerimizi açalım, siz Kuzey Kıbrıs'ta kazı yapıyorsunuz, biz de Güney'de kazı yapalım. Zamanında orada yaşayan ve yok olan Türk soydaşlarının kemiklerini de biz araştıralım’ diyemiyoruz. Elimizde bulunan tarihi belgeleri, gerçeklikleri lehimize kullanamıyoruz. Devlet politikaları buna izin vermiyor. Dönemin sıcaklığını yaşamayan Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesi de propagandadan uzak duruyor” diye konuştu.

Emekli Albay Hakgüder, yaşanan gelişmelerin dostluk sürecine zarar verdiğini de söyleyerek, “Dostluk tek taraflı istenmez. Eğitim müfredatında ‘Türk düşmanlığını’ işleyen Yunanistan da dostluk için bir adım atmalıdır. 20 yıl sonraki yeni neslin dost olarak yetişmesinin temelleri şimdiden atılmalıdır” dedi.

MILLIYET 21/08/09

 

 

 

Büyükelçi, Eruygur’a kuryelik yapmış...

MUSA KESLER istanbul

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök’ün, Ergenekon’un üçüncü iddianamesinin ek klasörleri arasında yer alan 18 sayfalık ifadesinin satır aralarından, dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur’un, Annan Planı ve Kıbrıs görüşmelerine nasıl müdahale ettiğiyle ilgili ayrıntılar da çıktı

Soruşturma savcılarına 18 sayfa ifade veren eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök’e, eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur’un, dönemin KKTC’nin Ankara Büyükelçisi Zeki Bulunç’la yaptığı bir görüşmenin içeriği de okunarak, Eruygur’un Kıbrıs’la ilgili çalışmalarından haberdar olup olmadığı soruldu.
Özkök’e okunan görüşmede, Büyükelçi Bulunç, Eruygur’a New York’ta yapılan Kıbrıs görüşmeleri, Annan Planı ve Rauf Denktaş’ın stratejileri konusunda “gizli” bilgiler veriyor.
Eruygur da Bulunç’u, “Bunları çok gizli tutun” diye uyarıyor. Savcılar tarafından bu görüşmeyle ilgili olarak yapılan değerlendirmede, Bulunç’un, Denktaş ve Eruygur arasında “kuryelik yaptığı” ifade edilerek, New York’taki görüşmede geçen konuları ve Denktaş’ın planlarını gizlice Eruygur’a aktardığı ve bu durumun Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve Dışişleri Bakanlığı’ndan gizli tutulduğu ifade ediliyor.
Ayrıca bu görüşmelerin “Kıbrıs görüşmelerinin çözümsüz bırakılması için yapılan girişimler” olduğu da değerlendiriliyor. 

İşte o görüşme
Şener Eruygur: Nasıldı, düşündüğümüz istikamette gelişmeler var mı?
Zeki Bulunç: Olumsuz gelişmeler var tabii... (Denktaş’ın kendisine verdiği özel notlardan ve New York dosyasından bahsediyor.)
Ş.E: Bize özel bir mesajı var mı?
Z.B: O sizin sorularınıza yönelik olarak ve ayrıca üç sayfalık not verdi. (Kolordu komutanını ziyaret ettiğinden bahsediyor)
Ş.E: Onun herhangi bir konuda ilgisi yok di mi?
Z.B: Bu sadece bizim aramızda.
Ş.E: Ola ki arada bir kaçak kaçakçılığı varsa, o kaçağı yakalamaya çalıştığımız için...
Z.B: Genelkurmay’dan bilgi yok, onlarda Cumhurbaşkanı kendi aktardığı bilgiler var.
Ş.E: İlave bazı şeyler bize söyledi mi?

Z.B: İlave size söyleyecek. Bu New York diye bir ... sizde ... cumhurbaşkanı ve paşam... heyeti sürekli baskı yaptı kendilerine. Dolayısıyla Dışişleri Bakanlığı kanalıyla buraya gelecek bilgiler belki doğru gelemez. Özellikle sizin zarfınızı götürdüm bildirdim. Sorularınızla birlikte verdi bana şeyi notu da, buradadır üç sayfalık. Bu New York görüşmeleriyle ilgili bütün süreci koyuyor. İşte doğrudan Kofi Annan belgesini savunan adam bilinçli olarak... Ola ki Talat havlu atacak olursa o müdahale edecek aslında Talat’ın değil Abdullah Gül’ün veya Başbakan’ın danışmanı olarak Ruşen Erdiş... (Denktaş’ın BM Sözcüsü tarafından 13 Şubat’ta yapılacak açıklama metniyle ilgili olarak konuşuyor)
Ş.E: Bu tamamen satılmanın belgesidir.
Z.B: Türkiye eğer şey yaparsa, açıkça referandumu desteklemezse ‘evet’ yönünde bizden ‘evet çıkmaz’ diyor. Çıkmazsa diyor çıkmayacak ama ondan sonra nasıl tutacağız, o da Türkiye’nin... Rauf Denktaş ‘Ben 21’ine kadar devam ederim ama 22’sinde ben ayrılırım görevden’ diyor. Ben ayrıldığım zaman da, Serdar da herhalde bu hükümette kalmaz diyor. Hükümet düşer diyor. Referanduma götürecek bir hükümet ve Meclis de bulamayacaksınız.
Ş.E: Yani sırf böyle bir durumu kilitleyecek.
Z.B: Orada kilitleyecek yani son tahlilde Kofi Annan Türkiye’nin eline geçtiği anda şey istifa edecek, Türkiye’ye şunu da bildirecek, orada Türkiye de gidip kabul edemeyecek.
Ş.E: Ama o zaman bunları çok gizli tutun.
Z.B: Sadece bir de Baki İlkin biliyor bunu.
Ş.E: Çok teşekkür ederim, sayın büyükelçi, tarihi bir görev yaptınız.

Özkök: Büyükelçiyi uyardım
Özkök kendisine okunan görüşmeyle ilgili olarak “Büyükelçi Bulunç bir ortamda bana Jandarma Genel Komutanlığı’nda Kıbrıs konusunda brifing verdiğini söyledi. Sonra ben ilgili kişiye bu konuların muhatabının Jandarma Genel Komutanı olmadığını, Genelkurmay Başkanı olduğunu söyledim. Jandarma Genel Komutanı’nın Kıbrıs’la ilgili bu şekilde görüşme ve planlar yapması mutad (alışılmış, olağan) değildir” dedi.

 


2002 yılında, Annan Planı çerçevesinde, Kıbrıs Rum Kesimi lideri
Glafkos Klerides, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve KKTC Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş defalarca bir araya geldi. Nisan 2004’te Kuzey ve Güney Kıbrıs’ta yapılan referandumlar ile oylamaya sunulan plan, Türk tarafından yüzde 65 kabul gördüğü halde Rum oyları yüzde 76 ret şeklinde olduğundan hayata geçirilemedi.

 

Şener Eruygur mu kaydettirdi?
Görüşmenin telefonda yapılmadığını söyleyen Bulunç, ses kaydı yapıldığından haberinin olmadığını söyleyerek, “Bu görüşme mutlaka (Eruygur Paşa’nın) makamında yapılmış bir görüşmedir. Dolayısıyla kendilerinin orada özel bir ses kaydı yapıp yapmadıklarını bilmiyorum. Telefon konuşması kesinlikle olmaz. Böyle bir şeyi telefonda konuşmamış olurum” dedi.
Eruygur ile aynı dönemde Jandarma İstihbarat Başkanı olan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’ün, makamlarında yaptıkları görüşmeleri gizlice kayda aldıkları belgelerle ortaya çıkmıştı. Büyükelçi Bulunç’un ifadeleri, bu görüşmeyi de Eruygur’un kaydettirmiş olması ihtimalini akla getirdi.

 

Kolordu’dan bir kurye görevlendirildi
Zeki Bulunç: Görüşme notları geliyor mu size?
Şener Eruygur: Hayır.
Z.B: Genelkurmay’a gidiyor.
Ş.E: Geldikçe onla bilgimiz olursa iyi olur.
Z.B: Bana gerçi gelmiyor, ama şöyle bir mekanizma kuruyorum. Şimdi başarabilirsek eğer onun onayını aldım. Dışişleri Bakanlığı’nın kanalını güvenli bulamadık. Genelkurmay da güvenli bulamadı. Ne yaparız diye düşündüler. Ben de kendilerine dedim ki “Kurye ile bir arkadaşı görevlendirmişler Kolordu komutanlığından.”
Ş.E: Kolordu komutanının da bundan haberi yok di mi?
Z.B: Haberi yok.
Ş.E: Ben sayın kuvvet komutanlarımıza bu bilgileri ileteceğim, onun dışında başka kimsenin haberi olmayacak.
Z.B: Cumhurbaşkanı kendilerine gönderdiği notun üzerinde bir suretinin de büyükelçiye ulaştırılması diye bir not düşerse ben de onları size getiricem. Yani onu sizle paylaşacağımızı bilmeyecekler. Ben Kıbrıs’ta başlayan görüşme sürecinde bugünkü notu verdim. Bundan sonrakiler ulaşacak bana. Onların geriye dönük de olsa hepsini size göndericem.

MILLIYET 21/08/09

 

 

BM’den ilk resmi adım

UNDP’nin ihaleyle ilgili dikkat çekici uyarıları arasında, “Siyasi ortam gerilebilir... İhalenin onaylanmasında gecikme yaşanabilir... Yetkili makamların ilgisizliği olabilir” gibi konular var... Ancak KKTC’deki yol yapımı sırasında istimlak yapılmasının gerekli olacağına dair herhangi bir cümle yok...

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Yeşilırmak (Limnidi) kapısının açılması için gerekli yol tamiratının yapılabilmesinin ilk aşaması olan proje hazırlanması ihalesini, 14 Ağustos’ta ilan etti.
   Politis, “İlk Adım Atıldı –Limnidi’deki Yolun İnşası İçin Proje İlan Edildi” başlıkları altında verdiği haberinde, UNDP’nin 14 Ağustos’ta kendi internet sayfasından Yeşilırmak kapısının açılması için gerekli projenin hazırlanması ihalesini duyurduğunu, böylelikle kapının açılması yönündeki ilk adımın da atılmış olduğunu yazdı.
   Gazete, söz konusu ihalede Yeşilırmak kapısının açılabilmesi için yol iyileştirmesi ve çalışmasının yapılabilmesi amacıyla gerekli teknik ve mali projenin hazırlanmasının öngörüldüğünü belirtirken, gerek projenin hazırlanması gerek yolun inşası için Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk şirketlerin ortaklığının şart koşulduğunu vurguladı.
   38 sayfalık ihale duyurusunda çalışmaları finanse edecek olan Avrupa Birliği’nin tüm koşullarının ortaya konduğunu yazan gazete, yol yapımı çalışmalarının ise sadece mevcut yolun onarımını değil, KKTC sınırları içerisinde tamamen yeni bir yol yapımını da kapsadığını savundu.

Ammatyes’e yeni yol

   Gazete, şimdiki mevcut yolun “Ayios Yeorgios”- “Ammatyes” (Günebakan) bölümünde Türk askeri kışlasının çok yakınından geçiyor olması sebebiyle yeni bir yol inşa edilmesinin talep edildiğini, bu durumun da, özellikle yeni yol inşasında karşılaşılabilecek istimlak sorunları sebebiyle kapının açılmasını geciktirebileceğini ileri sürdü.
   Habere göre UNDP’den yapılan duyuruda söz konusu çalışmanın Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk şirketlerin ortaklığı ve diğer AB ülkesi şirketlerinin katılımıyla üstlenilmesi gerektiği, başvuruların 16 Eylül’e kadar yapılabileceği belirtildi.
   UNDP ayrıca, çalışmayı hangi şirketin üstleneceğine karar verilmesinin ardından UNDP ile sözleşme imzalandığı tarihten itibaren 8 hafta içerisinde çalışmanın tamamlanması gerektiğini de duyurdu.
   İhalenin birinci kısmının tamamlanmasından sonra yol inşasını kapsayan ikinci kısmın ihalesine çıkılacağı ve bu sürecin 3-4 ay süreceği belirtilirken, yol çalışmalarının Aşağı Pirgo-Yeşilırmak yolunun onarımını içerdiği ve iki kısma ayrıldığı ifade edildi.
  
İlk kısım ara bölgede, ikinci kısım KKTC’de

   Gazete, ilk kısmın 2.5 kilometrelik ara bölgede bulunan yolu kapsadığını, ikinci kısmın ise KKTC’de bulunan 4.5 kilometreyi kapsadığını belirtirken, elde ettiği bilgilere dayanarak, KKTC’deki kısımda Günebakan köyü bölgesindeki Türk askeri birliğinin yakınından geçmeyecek yeni bir yolun yapılmasının öngörüldüğünü yazdı.
   Haberde ayrıca, UNDP’nin ilgilileri, karşılaşabilecekleri, siyasi ortamın gerilmesi, ihalenin onaylanmasında gecikme yaşanması, yetkili makamların ilgisizliği gibi çeşitli zorluklara karşı da uyardığı, ancak KKTC’deki yol yapımı sırasında istimlak yapılmasının gerekli olacağına dair herhangi bir değinmede bulunmadığı da vurgulandı.

KIBRIS 23/08/09

 

 

2 LİDER ÇÖZÜME MAHKUM

   

“Çoğu kişi ‘hem köpeğin tok hem de ekmeğin bütün olabileceğine’; federasyona gitmeden çözüm olabileceğine inanıyor. Ahmaklık edip, bizi darbeye sürükleyen şeylerde ısrar etmeseydik darbe olmayacaktı.”

Rum Yönetimi eski başkanlarından ve AB konularını ele almakta olan Rum Çalışma Grubu Başkanı Yorgos Vasiliu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın “Kıbrıs sorununu çözmeye mahkûm olduklarına” geçmiştekinden çok daha fazla inandığını söyledi.
Vasiliu, Güney’deki dengeleri sarsacak açıklamalarında, “Kıbrıs’ın mahvolmasını mı istiyoruz yoksa federasyonu bütün anlamlarıyla kabul ediyor muyuz; bunu anlamamız gerek. Federasyon da siyasi eşitlik anlamına gelir” dedi.

AB’de görüş birliği

Rum Yönetimi eski başkanlarından ve AB konularını ele almakta olan Rum Çalışma Grubu Başkanı Yorgos Vasiliu, doğrudan müzakerelerde görüşülen AB’yle ilgili konularda ve genel olarak bütün konularda ve iki taraf arasında görüş birlikleri sağlandığını açıkladı.
Haravgi gazetesi Vasiliu’nun doğrudan müzakerelerin ilk turunun tamamlanması nedeniyle Rum Haber Ajansı’na verdiği mülakatı “AB’yle İlgili Bütün Konularda Yetkili Çalışma Grubunda Görüş Birliği Sağlandı” başlığıyla, 2 tam sayfada tam metin olarak yayınladı.
Müzakerelerde genel olarak özlü ilerleme sağlandığı ve ilk kez samimi bir müzakere yapılmakta olduğu görüşünü ortaya koyan Vasiliu “Bu, ‘Kıbrıs sorunu çözüldü’ demek değildir ama, müzakerecilerin zaman harcamakta oldukları anlamına da gelmiyor” ifadesini kullandı.

Daimi sapmalar olamaz...

“Avrupa müktesebatından daimi sapmalar olamayacağını, Kıbrıs sorununun çözüm anlaşmasının AB’nin birincil hukuku haline de gelemeyeceğini” savunan Yorgos Vasiliu “AB konularında ilerleme sağlandı, çünkü Kıbrıslı Türkler ‘tartışma kaldırmadığına’ duyarlılık gösterdi” dedi.

Garantiler’ diye bir konu yok

Yorgos Vasiliu Güney Kıbrıs AB üyesi olduğuna göre “garantiler” diye bir konunun “var olmadığını” da savundu ve Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün olumsuz etkilerinin, çözümün getireceği faydalardan çok daha fazla olduğu görüşünü ortaya koydu.
“Garantilerin, Türkiye’nin değil AB’nin meselesi olduğunu” da savunan Vasiliu şunları da söyledi:
“Bu konuyu nihayetinde bizim çözeceğimize inanmıyorum, Avrupa’nın çözmesi gerek. Kişisel görüşüm; Kıbrıs bağımsız olduğu andan itibaren bugün garantiler konusunun meseleyle hiçbir alakası olmadığıdır. Türkiye o anlaşmayı istila için kullandı. Ancak o zaman Kıbrıs tek başınaydı ve darbe olmasaydı istila da olmayacaktı. Şimdi Kıbrıs AB üyesidir. Garantilerin geçerliliğini koruyacağını varsayalım. Türkiye bu bahaneyle istila yapmak mı isteyecek?”

Aralık zaman sınırı değil

Türkiye’nin AB üyelik sürecinin değerlendirileceği Aralık ayını zaman sınırı olarak görmeyen Vasiliu “Çünkü ültimatom vermek kimsenin hoşuna gitmez. Türkiye de, Avrupa sürecini devam ettirmek ve bölgedeki jeostratejik rolünü güçlendirmek arzusundadır” ifadesini kullandı.

Köpek tok, ekmek bütün

Vasiliu KİPE’nin Rum tarafında “Bir anlaşmaya varırsak gelip alaşağı edebileceklerinden dolayı Türklere veya Kıbrıslı Türklere güvenemeyiz diyen bir inanış var” şeklindeki gözlemi üzerine ise (gazetenin ifadesiyle) “dişlerinin arasından” Rum tarafında, iki toplumlu federasyon fikrini kabul etmeyen tutucu kişiler bulunduğunu vurguladı.
Anlaşma zemininin; önce Makarios’un, daha sonra da Spiros Kiprianu’nun kabul ettiği gibi iki bölgeli, iki toplumlu, BM’nin ilgili kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliği olan federasyon olduğunu hatırlatan Vasiliu, Güney Kıbrıs’ta federasyona duyarlılık gösterilmesi gereğine işaret etti, şunları söyledi:
“Kıbrıs’ın mahvolmasını mı istiyoruz yoksa federasyonu bütün anlamlarıyla kabul ediyor muyuz; bunu anlamamız gerek. Federasyon da siyasi eşitlik anlamına gelir. Çoğu kişi ‘hem köpeğin tok hem de ekmeğin bütün olabileceğine’; federasyon olmadan çözüm olabileceğine inanıyor. Ahmaklık edip, bizi darbeye sürükleyen şeylerde ısrar etmeseydik darbe olmayacaktı. Darbe bizim hatalarımız yüzünden oldu, ‘bizim’ derken Yunanistan’ı da kastediyorum.”

Türk tarafı ve Talat’ta çözüm momentumu var

Vasiliu’ya, çözüm için momentum olup olmadığı soruldu. “Var olduğuna inanıyorum. En azından Kıbrıs Türk tarafında ve Talat’ta elbette var” diyen Vasiliu devamla “Sayın Talat kendi başına karar vermiyor ancak nasıl ilerleyeceğimiz konusunda etkin rol oynuyor. Kıbrıs Türk tarafı bir kararda ısrar ederse Türkiye’nin itiraz etmek isteyeceğine inanmıyorum” ifadesini kullandı.

Alarma sokmuş

Öte yandan, Alithia Gazetesi Vasiliu’nun KİPE’ye açıklamasının Rum siyasi partilerini ve siyasi şahsiyetlerini alarma soktuğunu, çünkü açıklamasından çıkan mesajın, cesaret verici ve iyimser olmakla beraber; Rum yönetimi ve Hristofyas tarafından iki aydır söylenenlere oranla ‘gri’ noktalar da yarattığını yazdı, Hristofyas’ın müzakerelerdeki danışmanı Tumazos Çelebis’in HARAVGİ gazetesine verdiği mülakatta “iki taraf arasında kaotik anlaşmazlıklar bulunduğunu” söylediğini hatırlattı.

STAR KIBRIS 23/08/09

 

YEŞİLIRMAK İÇİN İLK ADIM ATILDI

   

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), yol tamiratının ilk aşaması olan proje hazırlanması ihalesini duyurdu.

Yeşilırmak (Limnidi) kapısının açılması için gerekli yol tamiratının yapılabilmesine yönelik ihalenin ilk aşaması olan proje hazırlanması ihalesinin Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 14 Ağustos tarihinde duyurulduğu bildirildi.
Politis: “İlk Adım Atıldı –Limnidi’deki Yolun İnşası İçin Proje İlan Edildi” başlıkları altında verdiği haberinde, UNDP’nin 14 Ağustos’ta kendi internet sayfasından Yeşilırmak kapısının açılması için gerekli projenin hazırlanması ihalesini duyurduğunu, böylelikle kapının açılması yönündeki ilk adımın da atılmış olduğunu yazdı. Gazete, söz konusu ihalede Yeşilırmak kapısının açılabilmesi için yol iyileştirmesi ve çalışmasının yapılabilmesi amacıyla gerekli teknik ve mali projenin hazırlanmasının öngörüldüğünü belirtirken, gerek projenin hazırlanması gerek yolun inşası için Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk şirketlerin ortaklığının şart koşulduğunu vurguladı.

Yeni yol
38 sayfalık ihale duyurusunda çalışmaları finanse edecek olan Avrupa Birliği’nin tüm koşullarının ortaya konduğunu yazan gazete, yol yapımı çalışmalarının ise sadece mevcut yolun onarımını değil, KKTC sınırları içerisinde tamamen yeni bir yol yapımını da kapsadığını savundu. Gazete, şimdiki mevcut yolun “Ayios Yeorgios”- “Ammatyes” (Günebakan) bölümünde Türk askeri kışlasının çok yakınından geçiyor olması sebebiyle yeni bir yol inşa edilmesinin talep edildiğini, bu durumun da, özellikle yeni yol inşasında karşılaşılabilecek istimlak sorunları sebebiyle kapının açılmasını geciktirebileceğini ileri sürdü. Habere göre UNDP’den yapılan duyuruda söz konusu çalışmanın Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk şirketlerin ortaklığı ve diğer AB ülkesi şirketlerinin katılımıyla üstlenilmesi gerektiği, başvuruların 16 Eylül’e kadar yapılabileceği belirtildi. UNDP ayrıca, çalışmayı hangi şirketin üstleneceğine karar verilmesinin ardından UNDP ile sözleşme imzalandığı tarihten itibaren 8 hafta içerisinde çalışmanın tamamlanması gerektiğini de duyurdu.

İhalenin birinci kısmının tamamlanmasından sonra yol inşasını kapsayan ikinci kısmın ihalesine çıkılacağı ve bu sürecin 3-4 ay süreceği belirtilirken, yol çalışmalarının Aşağı Pirgo-Yeşilırmak yolunun onarımını içerdiği ve iki kısma ayrıldığı ifade edildi. Gazete, ilk kısmın 2.5 kilometrelik ara bölgede bulunan yolu kapsadığını, ikinci kısmın ise KKTC’de bulunan 4.5 kilometreyi kapsadığını belirtirken, elde ettiği bilgilere dayanarak, KKTC’deki kısımda Günebakan köyü bölgesindeki Türk askeri birliğinin yakınından geçmeyecek yeni bir yolun yapılmasının öngörüldüğünü yazdı. Haberde ayrıca, UNDP’nin ilgilileri, karşılaşabilecekleri, siyasi ortamın gerilmesi, ihalenin onaylanmasında gecikme yaşanması, yetkili makamların ilgisizliği gibi çeşitli zorluklara karşı da uyardığı, ancak KKTC’deki yol yapımı sırasında istimlak yapılmasının gerekli olacağına dair herhangi bir değinmede bulunmadığı da vurgulandı.

STAR KIBRIS 23/08/09

 

 

Hristosomos: 'Türkiye'yi dava edeceğiz'

Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos, Kıbrıs Kilisesi’nin, haklarını ihlal ettiği ve kuzeydeki mülklerine el koyduğu gerekçesiyle Türkiye hakkında, Eylül ayında AİHM’ye başvuracağını bildirdi.

Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos, Kıbrıs Kilisesi’nin, haklarını ihlal ettiği ve kuzeydeki mülklerine el koyduğu gerekçesiyle Türkiye hakkında, Eylül ayında AİHM’ye başvuracağını bildirdi.

Güney Kıbrıs'taki gazeteler, KKTC'de 15 bin Türkiye Cumhuriyeti kökenli ‘yerleşik' kişiye vatandaşlık verileceği iddiaları sonrasında Güney Kıbrıs'tan gelen tepkilere dün de Başpiskopos Hrisostomos’un dahil olduğunu yazdı. Hrisostomos Kıbrıs’ın kuzeyine vatandaşlık verilen Türklerin yerleştirilmesine karşı olduklarını da kaydetti.

TÜRKİYE'Yİ NÜFUS YAPISINI BOZMAKLA DA SUÇLADI 

Cyprus Mail’in haberine göre dün Polonya dönüşü, Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada Hrisostomos, “Yerleşiklerin Kıbrıs’ta yeri olmadığını ve Türkiye’nin bu kişileri adaya getirmesinin tek sebebinin nüfus yapısını bozmak olduğunu” öne sürdü.

Hrisostomos, Rum kilisesinin 35 yıldan bu yana beklediğini ve bu sürenin çok fazla olduğunu söyledi ve Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde üçlü dava başvurusunda bulunacaklarını açıkladı.

ESKİ MÜLKLER İÇİN ŞİKAYETÇİ OLACAKLAR

Bu üçlü başvurunun, KKTC’de bulunan kiliselere giderek ayin yapmalarına, kiliseleri onarmalarına ve eski mülklerini kullanmalarına izin verilmemesi sebebiyle açılacağını belirten Hrisostomos, hukukçuların tam olarak hazır olduğunu ve gelecek ay söz konusu davaları açma girişimini gerçekleştireceklerini ekledi.

Gazete kuzeydeki birçok kilisenin 1974’ten bu yana ahır, dükkan, kümes, gece kulübü, kütüphane, kültür merkezi, morg, cami ve askeri tesis olarak kullanıldığı iddia etti.

haberler.com

KIBRIS POSTASI 23/08/09

 

 

Hristofias kızdırdı

Rum kesiminde Hristofias’ın koalisyon ortakları kızgın. Rum Lider Hristofias’ın 30 uzlaşı belgesine ulaşıldığını açıklaması hükümet ortaklarını gerdi.

Konu Rum basının manşetlerine taşındı. Hristofyas hükümetinin koalisyon ortakları DİKO, EDEK ve Ekologlar ve Çevreciler Hareketi’nin, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’tan “derhal bilgilendirme” talebinde bulunduğu bildirildi

KIBRIS POSTASI 23/08/09

 

Nami'den yanıt geldi

Cumhurbaşkanlığı’nın Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Rum Yönetimi Eski Başkanlarından ve Müzakerelerde AB konularını ele alan Çalışma Grubunun Rum Başkanı Yorgos Vasiliu’nun Rum Haber Ajansına verdiği mülakatı  değerlendirdi.

Özdil Nami, Yorgos Vasiliu’nun, doğrudan müzakerelerde görüşülen AB’yle ilgili konularda ve genel olarak bütün konularda iki taraf arasında görüş birliği sağlandığını yönündeki açıklamasının anımsatılması üzerine temkinli yanıt vererek, “bazı konularda yakınlaşma olduğu gibi bazı konularda görüş ayrılıkları devam ediyor” yanıtını verdi.

Vasiliu'nun varılacak uzlaşmanın AB'nin birincil hukuku olamayacağı yönündeki yaklaşımını değerlendirirken de Özdil Nami, Kıbrıs Türk tarafının varılacak uzlaşmanın AB'nin Birincil hukuku olması konusunda ısrarlı olduğunu söyledi.

Vasiliu’nun Güney Kıbrıs AB üyesi olduğuna göre “garantiler” diye bir konunun “var olmadığını” savunduğunun hatırlatılması üzerine de Özdil Nami, Türk tarafının Avrupa Birliği’ndeki garanti sisteminin yeterli bulmadığını belirtti. Nami, garantiler konusunda Türk tarafının tutumunun herkes tarafından bilindiğinin de altını çizdi.

KIBRIS POSTASI 23/08/09

 

 

Vasiliu:AB konularında uzlaşma var

Rum Yönetimi eski başkanlarından ve AB konularını ele almakta olan Rum Çalışma Grubu Başkanı Yorgos Vasiliu, doğrudan müzakerelerde görüşülen AB’yle ilgili konularda ve genel olarak bütün konularda ve iki taraf arasında görüş birlikleri sağlandığını açıkladı.

Vasiliu,Rum Haber Ajansına verdiği mülakatta  Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın “Kıbrıs sorununu çözmeye mahkûm olduklarına” geçmiştekinden çok daha fazla inandığını söyledi. Müzakerelerde genel olarak özlü ilerleme sağlandığı ve ilk kez samimi bir müzakere yapılmakta olduğu görüşünü ortaya koyan Vasiliu “Bu, ‘Kıbrıs sorunu çözüldü’ demek değildir ama, müzakerecilerin zaman harcamakta oldukları anlamına da gelmiyor” ifadesini kullandı.

“Avrupa müktesebatından daimi sapmalar olamayacağını, Kıbrıs sorununun çözüm anlaşmasının AB’nin birincil hukuku haline de gelemeyeceğini” savunan Yorgos Vasiliu “AB konularında ilerleme sağlandı, çünkü Kıbrıslı Türkler ‘tartışma kaldırmadığına’ duyarlılık gösterdi” dedi.

Yorgos Vasiliu Güney Kıbrıs AB üyesi olduğuna göre “garantiler” diye bir konunun “var olmadığını” da savundu ve Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün olumsuz etkilerinin, çözümün getireceği faydalardan çok daha fazla olduğu görüşünü ortaya koydu.

KIBRIS POSTASI 23/08/09

 

 

ABD’de Ermeni lobisine darbe

24 Ağustos Pazartesi 2009 MILLIYET SEMIH IDIZ

 

ABD’de bir federal temyiz mahkemesinin geçen hafta aldığı karar, Ermeni soykırımı meselesinin hukuki boyutu açısından kalıcı sonuçlara yol açacaktır. İç gündemin aşırı yüklü olması nedeniyle, kamuoyumuzun dikkatini çekmemiş olsa bile konu önemlidir.
Her şeyden önce söz konusu karar, Ermenistan ile uzlaşmanın önünde engel gibi görünen Amerika’daki Ermeni lobisine ciddi bir darbedir. Bunun lobi için, Başkan Obama’nın 24 Nisan’da “soykırım” kelimesini kullanmamasından sonra ikinci ciddi darbe olduğu söylenebilir.
Zira karar, “soykırıma uğrayan ailelerine sattıkları hayat sigortasının şartlarını yerine getirmemekle” suçladıkları sigorta şirketlerine dava açan Ermenilerin önünü kapıyor.
Fakat daha önemlisi, “Ermeni soykırımı” kavramını hukuki bir çerçeveye oturtuyor.
Bundan birkaç yıl önce açılan bir dava sonucunda New York Life adlı sigorta şirketi Ermenilere 20 milyon dolar ödemişti. Bir başka davadaysa, Türkiye’de de şubeleri bulunan AXA şirketi 17 milyon dolar ödemişti. Şu anda görülmeyi bekleyen benzeri başka davalar var. 

Dış politika yürütmenin ihlali

Bu davaların Türkiye için önemi, “Ermeni soykırımı” kavramının bu yoldan Amerikan mevzuatına giriyor olmasıydı. Ancak federal mahkeme, Kaliforniya eyaletinin bu davalara olanak veren yasasını “anayasaya aykırılık” gerekçesiyle geçersiz kıldı.
Mahkemeye göre, Kaliforniya’nın söz konusu yasası, “Yönetimin, anayasa güvencesinde olan, dış politika yürütme hakkına karşı bir ihlal” teşkil ediyor. Çünkü ABD Yönetimi, “Ermeni soykırımını” hukuki anlamda kabul etmiyor. Kaliforniya yasası ise bu ifadeyi hukuki çerçevede kullanarak dış politika yönetimini etkiliyor.
Federal mahkemeden geldiği için ABD’nin diğer eyaletleri de bu karara uymak durumundalar. İşin özeti, ABD Başkanı, ya kendi rızasıyla ya da Kongre baskısıyla “Ermeni soykırımı” demedikçe bu sözlerin hukuki geçerliliği olmayacak.
Daha açık konuşmak gerekiyorsa, Türkiye ile ilişkiler stratejik önemini korudukça, ABD yönetimlerinin ilk dış politika sorumluluğu bu ilişkileri sürdürmek olacaktır. Buna hukuk yoluyla zarar verecek girişimler ise, bu karar gereğince, sonuçsuz kalacaktır. Ermeni lobisinin avukatları federal mahkemenin kararını bozma yollarını arıyorlar şimdi. Ancak bir sorunları var. Zira federal mahkemenin bu konuda genel bir yaklaşımı var. Yani,  sadece Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili değil. 

Soykırımı kabul eden eyaletler

Amerika’da federal mahkemenin Ermeni kararını analiz eden uzmanlar, aynı mahkemenin bir gün önce de, Naziler tarafından çalınan sanat eserlerinin iadesi için açılan davaların yolunu, aynı gerekçeyle tıkadığına işaret ediyorlar.
Bu arada, federal mahkemenin daha önce Kaliforniya’nın Yahudi soykırımı ile ilgili tazminat davalarına olanak veren yasasını geçersiz kıldığını da anımsatıyorlar.  Ermeni lobisinin önde gelenleri, tahmin edileceği gibi bu gelişme karşısında çok kızgın. Ermenileri temsil eden Avukat Brian S. Kabateck (herhalde “Kabatek”ten geliyor) bu kızgınlığın temelinde yatan asıl endişeyi şöyle dile getirmiş:
“Bu kararın mantıki sonucu, Ermeni soykırımını kabul etmiş olan 40 eyaletin bundan vazgeçmek zorunda kalmasıdır.” Ermeni lobisiyle ABD Kongresi’ndeki destekçilerinin federal mahkemenin kararını bozup bozamayacaklarını göreceğiz. Fakat, aleyhinde dava açılan sigorta şirketlerinden birisinin avukatı Neil M. Soltman’a bakılacak olursa, “federal mahkeme son kararı ile bu işi bitirmiş oldu.”

 

"Garantilerde ve anlaşmanın AB′nin birincil hukuku olmasında ısrarlıyız"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas′ın Avrupa Birliği konularındaki görüşmecisi Yorgo Vasiliu′nun açıklamalarına tepki gösterdi.
BRT′nin sorularını yanıtlayan Erçakıca, Vasiliu′nun, varılacak anlaşmanın AB′nin birincil hukuku olamayacağı görüşünü ve bu konuda Türk tarafıyla bir anlayış birliğine varıldığı şeklindeki iddialarını yalanladı.
Hasan Erçakıca, Vasiliu′nun iddia ettiğinin aksine Türk tarafının garantilerin aynen devamı konusunda ısrarlı olduğunu da dile getirdi.
“ISRARIMIZIN CANLI TANIĞIDIR”
Vasiliu′nun "Kıbrıs sorununun çözüm anlaşmasının AB′nin birincil hukuku haline gelmeyecek" dediğinin anımsatılması üzerine Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafıyla sürdürülen müzakerelerde, Kıbrıs devletinin Avrupa Birliği′yle ilişkilerinin ne olacağı, bunların nasıl düzenleneceği gibi konuların "AB konuları" başlığı altında müzakere edildiğini anımsattı. Erçakıca, bu konuların müzakere edildiği heyette bizzat Vasiliu′nun kendisinin de olduğunu ve Türk tarafının varılacak anlaşmanın Avrupa Birliği′nin birincil hukuku haline getirilmesi konusundaki ısrarının canlı tanığı olduğunu söyledi.
YANILTMA GİRİŞMLERİ SÜRECE ZARARLI
Erçakıca, "Bu anlamda Vasiliu′nun demeci kadar tavrı da anlaşılmazdır. Kamuoyunu yanıltma girişimleri, müzakere sürecine ancak zarar verir.
Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halklarının onaylayacağı anlaşma, başka girişimlerle bozulacaksa, anlaşma yapmanın anlamı nedir?" şeklinde konuştu.
AB′NİN BİRİNCİL HUKUKU OLMAYACAK ANLAŞMA ANLAMSIZDIR
Kıbrıs Türk tarafının, müzakere masasında varılacak ve iki halkın ayrı ayrı referandumlarıyla onaylanacak olan olası bir anlaşmayı, Avrupa Birliği′nin birincil hukuku haline getirecek düzenlemelerin yapılmasında ısrarlı olduğunu yineleyen Erçakıca, bu düzenlemelerin de varılacak olası anlaşmanın bir parçası 

olacağını belirterek, AB′nin birincil hukuku haline gelmeyecek bir anlaşmayı yapmanın anlamsız olduğunu vurguladı.
Vasiliu′nun demecinde "Güney Kıbrıs AB üyesi olduğuna göre ′garantiler′ diye bir konunun var olmadığının" da yer aldığına işaret edilmesi üzerine Sözcü Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının haksızca ve tek yanlı elde ettiği Avrupa Birliği üyeliğinin, Kıbrıs sorununun çözümlenmesiyle ilgili çalışmaları belirleyemeyeceğini belirtti.
GARANTİLERİ TARTIŞMAK ABESLE İŞTİGAL
Kıbrıs sorununun çözümlenebilmesi için, Kıbrıs Türk halkının, bu sorununun tarihinden kaynaklanan güvenlik ihtiyacının karşılanması gerektiğinin altını çizen Erçakıca, "Kıbrıs Türk halkı bu konudaki kararını vermiştir ve mevcut garanti sisteminin olduğu şekli ile devam etmesinden yanadır. Halkın kararını verdiği bir konuyu tartışmak abesle iştigalden başka birşey değildir. Avrupa Birliği, kendini bizim anlaşmamıza uyarlayacağına göre, garanti sistemi konusundaki kararımıza da saygı duyacak demektir" diye konuştu.
“DERS ALIP DARBE YAPMASALARDI, BARIŞ HAREKÂTI DA OLMAYACAKTI”
Vasiliu′nun "Türkiye anlaşmayı istila için kullandı. Darbe olmasaydı istila olmayacaktı" dediğinin anımsatılması üzeri-ne Erçakıca, "En azından bunu  söyleyebildi: Darbe olmasaydı, 20 Temmuz Barış Harekâtı da olmayacaktı. Türkiye, garantörlükten doğan haklarını, sadece ve sadece Kıbrıs Türk halkının can ve mal emniyetini sağlamak için kullanmıştır" dedi.
Sadece 1974′te değil, daha önce 1964 ve 1967′de askeri müdahalelerin yapıldığına dikkati çeken Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının bu müdahalelerden gerekli dersi almadığı için 1974′te daha kapsamlı bir müdahale olduğunu vurguladı.
1974′te Kıbrıs′taki durumu, 1960′tan sonra yaşanan gerçekler ışığında yeniden belirlemek gereği doğduğunu ifade eden Erçakıca, Rum tarafının, Kıbrıs tarihini çarpıtmayacağını ifade ederek Rum tarafının bu tarihten ders çıkarması halinde, yaşayabilir bir çözüme ulaşmanın daha kolay olacağını vurguladı.

HALKIN SESI 24/08/09

 

Travel FED, KKTC’de

Dünyanın birçok ülkesi ile anında otel ve uçak rezervasyonu yapılacak

Hasan ÇAĞDA
   Merkezini KKTC’ye taşıma kararı alan uluslararası Travel FED firması, önceki akşam Girne Belapais Manastırı’ndaki Kybele Restoran’da gerçekleştirilen açılış galası ve kokteylle konuklara ve basına tanıtıldı.
   Dünyanın 10 değişik ülkesinden KKTC’ye gelen tanınmış seyahat acentesi temsilcilerinin katılımı ile gerçekleşen gecede, Travel FED firmasının geliştirmiş olduğu internet tabanlı yazılım programı olan “Freedom RS”, konuklara tanıtıldı.
   Firma yetkilileri Özcan Mert ve Jaap Van Den Berg’in konuşmaları ve tanıtım gösteriminin yer aldığı geceyle ilgili olarak basına bilgi veren Carme Travel Direktörü Salih Cumhur, KKTC’ye merkezini kurma kararı alan Travel FED firmasının hayata geçirmiş olduğu yazılım programı olan Freedom RS ile KKTC’nin tüm dünyaya bağlanacağını ifade etti.
   İlk etapta 10 ülkeden konuk davet edilerek gerçekleştirilen açılış galasında, Freedom RS’in tanıtımının yapıldığını belirten Salih Cumhur, bu yazılım programının, KKTC ve tüm dünyadaki seyahat acentelerine tek sistem ve tek ekrandan istenilen tatil paketinine çok kısa sürede ulaşma imkanı sağlayacağını vurguladı.
   Freedom RS’in, global pazarı teknolojiyle birleştirerek 200 bin otel, bin 100 havayolu şirketi, kiralık araba servisleri ve özel yat şirketleri ile kontak kurma imkanı sağlayacağını dile getiren Salih Cumhur, dünya genelinde bütün hava limanları ile çok kısa sürede transfer sağlanabileceğini belirtti.
   Travel FED firmasının merkezinin KKTC’de bulunmasının ülke tanıtımı yanında, sisteme kayıtlı 24 bin kullanıcıdan gelecek ciddi paralar nedeniyle ülke ekonomisine ciddi kar sağlayacağını ifade eden Cumhur, Travel FED firmasının 165 ülkede hizmet vermek için yola çıkan bir kuruluş olduğunu kaydetti.

KIBRIS 24/08/09

Yeni teminal binası Kasım’da

“Charter”ler bir yana; Larnaka Havaalanı’na 33 havayolu şirketi tarifeli sefer düzenliyor.

Güney Kıbrıs’taki Larnaka Havaalanı’na dünyanın dört bir yanından uçuş gerçekleştiriliyor.
   Büyük bir kısmı Türk arazisi üzerinde kurulan Larnaka Havaalanı’na Kıbrıs (Rum) Hava Yolları (Cyprus Airways) ve bir diğer Rum havayolu şirketi olan Eurocypria dahil olmak üzere, 33 havayolu şirketi tarifeli sefer düzenlerken, farklı mevsimlerde çok sayıda “charter”  seferler gerçekleştiriyor.
   Larnaka kasaba merkezine beş kilometer uzaklıkta, tarihi Hala Sultan Tekkesi ve flamingoları ile ünlü tuz gölü yakınlarındaki Larnaka Havaalanı’nı Hermes Airports Ltd adlı şirket yönetiyor ve bu şirket, önümüzdeki Kasım ayında yine Türk arazileri üzerine inşa edilen modern terminal binasını bitirmeyi hedefliyor.
 Hermes Airports Ltd Larnaka Havaalanı’nın yanısıra, Baf Havaalanı’nı da 2006 yılından beri işletiyor. Hermes Airports Ltd, 2006’da her iki havaalanını “yap işlet devret” yöntemiyle 25 yıllığına devralmıştı.

Tarifeli sefer düzenleyen şirketler

   Şu anda Larnaka ve Baf havaalanlarına tarifeli seferler düzenleyen 33 şirket şunlar:
 Aegean Airlines, Aeroflot, Air Malta, Aerosvit Airlines, Austrian Airlines, Blue Air, Bulgaria Air, Cyprus Airways, Czech Airlines, EgyptAir, Eurocypria Airlines, Finnair, Gulf Air, Hamburg International, Iran Air, Jat Airways, Jazeera Airways, Jet2.com, Kuwait Airways, LatCharter, LOT Polish Airlines, Lufthansa, Malév Hungarian Airlines, Middle East Airlines, Monarch Airlines, Olympic Airlines, Syrian Arab Airlines, TAROM,
ThomsonFly, Transavia.com, Ural Airlines.

622 milyon Euro

   Larnaka Havaalanı’nın yeni terminal binası Kasım ayında tamamlanacak. Bitirildiği zaman toplam maliyetinin 622 milyon euro’ya ulaşması bekleniyor. Bu miktar, Kıbrıs adası üzerinde tarihin en pahalı inşaat sözleşmesi olarak kabul ediliyor.

Sadece Londra’dan uçanlar

   Larnaka ve Baf’a sadece Londra’dan tarifeli ya da charter gerçekleştiren yedi şirket var. Bunlar şöyle:
   EasyJet, Eurocypria, Monarch, Thomas Cook Airlines, Thomson Airways, British Airways ve Cyprus Airways.
   Larnaka’ya Londra Havaalanları olarak bilinen Gatwick, Heathrow, Luton ve Stansted’ten sürekli seferler gerçekleştiriliyor. Özellikle yaz aylarında sefer sayıları üç katına çıkıyor.
   Londra’dan veya İngiltere’nin diğer kentlerinden Czech Airlines ve Lufthansa gibi şirketlerin, Larnaka’ya aktarmalı seferleri de söz konusu.
    Bu arada İngiltere’nin Norwich, Birmingham, Manchester, Newcastle, Glasgow, Belfast gibi kentlerinden de Larnaka’ya “direkt uçak seferleri” var.

KIBRIS 24/08/09

 

KOMİSYONU DA ŞİKÂYET ETTİLER

   

KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvuran Eleni Meleağru isimli bir Kıbrıslı Rum’un, komisyondan beklediği sonucu alamadığı gerekçesiyle Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne şikayet ettiği bildirildi.

‘BİZİMLE ALAY EDİYOR’

Politis Gazetesi, “`Tazmin Komisyonu’nun Dayanılmaz Alaycılığı –Avukat E. Meleağru Türkiye’yi AİHM’e Şikayet Ediyor –Komisyona Darbe” başlıkları altında manşetten ve iç sayfalarından geniş yer verdiği haberinde, yaklaşık 3 yıl önce KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvuran ve KKTC’deki eski mallarının iadesini talep eden Kıbrıslı Rum Eleni Meleağru’nun, komisyonun taleplerine cevap vermediği gerekçesiyle Türkiye’yi AİHM’ye şikayet ettiğini yazdı.


Gazetede yer alan söyleşisinde Meleağru, komisyonun, Timvios ve Aleksandru gibi AİHM’de sonuçlanma durumunda bulunlar dışında, Kıbrıslı Rumların başvurularına,yanıt vermekten uzak olduğunu ve Komisyon’un faaliyetlerinin “koca bir aldatmacadan ibaret olduğunu” ileri sürdü.

CEVAP ALAMADIM

Komisyon’la birkaç kez toplantı gerçekleştirdiğini ancak taşınmaz mal iadesi talebine yanıt alamadığını savunan Meleağru, Komisyon tarafından kendisine önerilen tazminat miktarının ise “komik denecek kadar düşük” olduğunu iddia etti.
Meleağru, Komisyon’un toplantılarında KKTC Başsavcısının görüşünün ve yasalarının önde geldiğini, iki yabancı üyesinin görüşlerinin dikkate alınmadığını, Türkçe konuşulan toplantılarda yer alan tercümanın uzman olmadığı ya da hiç tercüman bulunmadığı gibi iddialarda bulundu.

AİHM’İ KANDIRMA ARACI

Kıbrıslı Rumların Komisyon’a boşuna başvuruda bulunacaklarını ileri süren Meleağru, Komisyon’un Türkiye’nin AİHM’i kandırma amacıyla kurmuş olduğu bir organ olduğunu savundu.


Meleağru ayrıca, Komisyon tarafından kendisine Kasım ayında yanıt verileceğinin söylendiğini, ancak kendisinin Mayıs ayında AİHM’e başvuruda bulunarak elindeki tüm bilgileri teslim ettiğini de sözlerine ekledi.

STAR KIBRIS 24/08/09

 

‘B’ PLANI DEVREYE SOKULACAK

   

Rum gazeteleri Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında yürütülmekte olan doğrudan müzakerelerin çözüme ilerlemediğinin görülmesi halinde bir “B planının” devreye sokulacağına dair haberler yayımladı.


Fileleftheros haberini “Ara Anlaşmayla Flört… BM: Kasım Ayına Kadar, Çözüme İlerlenmediği Ortaya Çıkarsa B Planı Harekete Geçirilecek… Uzmanlar, Köprü Kurucu Fikirler Ortaya Koymak İçin Gelip Gitmeye Başlayacak” başlık ve spotlarıyla aktardı.
BM’nin Kıbrıs sorununda yapacağı hareketlerin Kasım ayına kadar kaydedilecek ilerlemeye bağlı olacağını yazan gazete, edindiği bilgilere dayanarak anlaşmaya varılamaması ve referandumların 2010’un ilk aylarına kadar yapılamaması halinde, “Ara Anlaşma” üzerinde odaklanacak bir “B planının” devreye sokulacağını yazdı.

OYUNUN SONLANMASI GEREK

Gazeteye göre “bu senaryo mevcut aşamada ne konuşuluyor ne de öne çıkarılıyor. BM, dikkatlerin kapsamlı çözüm çabası üzerinde kalması, yani prosedürün ‘oyunun sonuna’ ulaşması gerektiğini düşünüyor.”


Gazete edindiği bilgilere dayanarak şunları yazdı:
“Ara anlaşma senaryosu müzakerelerin o zamana kadarki bölümünde uzlaşılanların parafe edilmesiyle alakalıdır. Yani kasım ayında bir özetleme yapılacak, görüş birlikleri not edilecek ve bunlar bir belgeye dahil edilerek uzlaşılmış addedilecek. Bu belge; kapsamlı anlaşma olmadan hiçbir şey üzerinde anlaşılmış sayılmayacak dipnotuyla (Downer, ‘hepsi üzerinde anlaşmaya varılana kadar hiçbir şey anlaşılmış değildir’ ilkesinin taraftarı değildir ve süreç içerisinde bunu değiştirmeye çalışması muhtemeldir) müdahil tarafları bağlayıcı olacak.

YAP-BOZUN TAMAMLANMASI İÇİN

Yap-bozun tamamlanması için müzakereler, bu uzlaşılmış belge temelinde sürdürülecek. Bu senaryo şu anda çok daha elde edilebilir görülüyor; Yönetim, Ekonomi ve AB başlıkları dışındaki başlıklarda (Toprak, Mülkiyet, Güvenlik/Garantiler) görüş birlikleri yoktur, zaman da bu başlıklardaki anlaşmazlıkların üzerine köprü kurulması için yeterli değildir.


BM’den bir kaynağa göre bir ara anlaşma yapılması prosedürü kurtaracak, inisiyatife nefes aldıracak, Kıbrıslı Rumlar dar takvimlerden kurtulduklarını düşünecekler, Türkiye’nin de çıkarı olacak, bunu ‘büyük bir ilerleme’ olarak görecek ve bu gelişmeyi AB tarafından gözden geçirilmesinde kullanmak isteyecek.


Gerçekte ara anlaşma, Mehmet Ali Talat’ın da karakteristik olarak söylediği gibi; kapsamlı çözümün omurgasını oluşturacak. Not edilenler kapsamlı anlaşma çerçevesinin zeminini oluşturacak ve içereceği konular da ‘kapanmış’ olacak. Bu, müzakereye rağmen çok sayıda boşluk bırakacak. Yani, taraflardan birinin veya diğerinin toprak veya mülkiyet konusundaki nihai niyetinin ne olduğu bilinmeden anayasa konuları kapanacak.

B PLANINI BM HAZIRLADI

B planının BM tarafından hazırlanmış olmasına rağmen, eylül ayı itibarıyla çaba kapsamlı çözümün başarılması için şartların şekillenmesi üzerinde yoğunlaşacak. Öğrendiğimize göre BM’nin ‘müdahaleci rolü’ ekim ayı itibarıyla geliştirilecek. BM yeni bir metodoloji geliştirecek ve müdahalecilik rolünü uzmanlar düzeyinde oynayacak. Aleksander Downer’in seferber ettiği uzmanlar grubu iki tarafın teknokratları arasında gidip gelmeye başlayacak ve ‘köprü kurucu fikir ve önerilerle’ görüş birliği sağlamaya çalışacak.”


MÜDAHALE EDECEK

Gazete BM’nin, prosedürü kamuoyunda ileri götürme, yani; müzakerelerden çıkacak “ürünü satma” çabasıyla ilgili bir münhal ilan ettiğini (30 Temmuz’a kadar başvuru kabul ettiğini) yazdı, şöyle devam etti:


“Bu kadroya alınacak yetkili UNDP Programı, Aleksander Downer’in bürosu ve diğer bir dizi örgütle (ACT) çalışacak. Öğrendiğimize göre ana hedefi, (BM’nin, prosedüre düşman olarak gördüğü) medyaya ve ‘sivil toplum örgütlerine’ müdahalelerde bulunmaktır. Ağırlık özellikle -Aleksander Downer’in de, yeni bir planın kabul veya reddedilmesinde önemli rol oynayacağını söylediği- medyaya verilecek. Bu çerçevede, 2004’teki uygulamaların seferber edilmesi de göz ardı edilmiyor.”

KIBRIS İÇİN TAYVAN MODELİ

Simerini “Kıbrıs İçin Tayvan Modeli Hazırlıyorlar… İngilizlerin ve Amerikalıların Hazır Bir B Planları Var… Halkımızın Önüne Şantajcı İkilemler” başlığıyla manşete çektiği haberinde İngilizlerin ve Amerikalıların, Kıbrıs sorununda yürütülmekte olan müzakerelerin başarısız olması halinde devreye sokacakları hazır bir planları bulunduğunu bildirdi.


Gazete bu planın, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın B planıyla tam uyumlu olan, Tayvan tipi şantajcı bir senaryo olduğunu ve müzakerelerin başarısız olması halinde Ankara’nın, Londra’nın da halen istişare içerisinde olduğu İslam ülkelerinin de desteğiyle KKTC’de Tayvan rejimi kurmayı ileri götüreceğini, yani; KKTC’nin bir yandan İslam ülkeleri tarafından derhal tanınması ileri götürülürken öte yandan da AB aracılığıyla Tayvanlaştırılacağını yazdı.


Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılması amacıyla KKTC ile AB arasında doğrudan ticaretin pratikte hayata geçirilmesi halinde AB çerçevesinde Tayvanlaştırmanın mümkün olabileceğini vurgulayan gazete özetle şunları yazdı:

HRİSTOFYAS DAHA AKILLI OLSUN

“İngilizler ve Amerikalılar, Başkan Dimitris Hristofyas’a Kıbrıs sorununda ‘daha akıllı’ tavır sergilemesi yönünde baskı yapmak amacıyla şantaj niteliği taşıyan Tayvan tipi bir senaryo hazırlıyor.


Hali hazırda İngiltere, AB dönem başkanı İsveç’le istişare içerisinde, doğrudan ticaret meselesini; Lefkoşa’nın aralık ayında Avrupa Konseyi’nin Türkiye’ye ilave yaptırımlar uygulaması taleplerine karşı tehdit olarak ileri götürüyor.”

STAR KIBRIS 24/08/09

 

Hristofias'tan tehdit

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Ankara’nın Kıbrıs sorununda rota değiştirmemesi durumunda, Türkiye’nin AB üyelik sürecine “hayır” diyeceklerini söyledi.

Hristofyas, “Proto Thema” isimli gazeteye verdiği söyleşide, Ulusal Konsey’in, 14-15 Eylül tarihlerinde yapılacak olan iki günlük toplantı çerçevesinde, Güney Kıbrıs’ın izleyeceği stratejiyi belirleyeceğini ifade etti.

Söyleşisi sırasında doğrudan müzakerelere de değinen Hristofyas, müzakerelerde bir yandan ilerleme tespit ederlerken diğer yandan da bir durgunluk ve gerilemenin gözlemlendiğini savundu.

Hristofyas, doğrudan müzakerelere ilişkin olarak tamamlanan ilk turun sonuçları değerlendirildiği zaman henüz çözüme yakın olunmadığının gözlemlendiğini söyledi. Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafının, ikinci tur kapsamında üzerinde anlaşmazlıkların olduğu belli başlı konularda, yer değiştirmesi durumunda çözüme yakın olunduğunun söylenmesinin mümkün olacağını savundu

KIBRIS POSTASI 24/08/09

 

B planı ve Tayvan senaryosu

Rum gazeteleri Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında yürütülmekte olan doğrudan müzakerelerin çözüme ilerlemediğinin görülmesi halinde bir “B planının” devreye sokulacağına dair haberler yayımladılar.

FİLELEFTHEROS haberini “Ara Anlaşmayla Flört… BM: Kasım Ayına Kadar, Çözüme İlerlenmediği Ortaya Çıkarsa B Planı Harekete Geçirilecek… Uzmanlar, Köprü Kurucu Fikirler Ortaya Koymak İçin Gelip Gitmeye Başlayacak” başlık ve spotlarıyla aktardı.

BM’nin Kıbrıs sorununda yapacağı hareketlerin Kasım ayına kadar kaydedilecek ilerlemeye bağlı olacağını yazan gazete, edindiği bilgilere dayanarak anlaşmaya varılamaması ve referandumların 2010’un ilk aylarına kadar yapılamaması halinde, “Ara Anlaşma” üzerinde odaklanacak bir “B planının” devreye sokulacağını yazdı.

Gazeteye göre “bu senaryo mevcut aşamada ne konuşuluyor ne de  öne çıkarılıyor. BM, dikkatlerin kapsamlı çözüm çabası üzerinde kalması, yani prosedürün ‘oyunun sonuna’ ulaşması gerektiğini düşünüyor.”

Gazete edindiği bilgilere dayanarak şunları yazdı:
“Ara anlaşma senaryosu müzakerelerin o zamana kadarki bölümünde uzlaşılanların parafe edilmesiyle alakalıdır. Yani kasım ayında bir özetleme yapılacak, görüş birlikleri not edilecek ve bunlar bir  belgeye dahil edilerek uzlaşılmış addedilecek. Bu belge; kapsamlı anlaşma olmadan hiçbir şey üzerinde anlaşılmış sayılmayacak dipnotuyla (Downer, ‘hepsi üzerinde anlaşmaya varılana kadar hiçbir şey anlaşılmış değildir’ ilkesinin taraftarı değildir ve süreç içerisinde bunu değiştirmeye çalışması muhtemeldir) müdahil tarafları bağlayıcı olacak.

Yap-bozun tamamlanması için müzakereler, bu uzlaşılmış belge temelinde sürdürülecek. Bu senaryo şu anda çok daha elde edilebilir görülüyor; Yönetim, Ekonomi ve AB başlıkları dışındaki başlıklarda (Toprak, Mülkiyet, Güvenlik/Garantiler) görüş birlikleri yoktur, zaman da bu başlıklardaki anlaşmazlıkların üzerine köprü kurulması için yeterli değildir.

BM’den bir kaynağa göre bir ara anlaşma yapılması prosedürü kurtaracak, inisiyatife nefes aldıracak, Kıbrıslı Rumlar dar takvimlerden kurtulduklarını düşünecekler, Türkiye’nin de çıkarı olacak, bunu ‘büyük bir ilerleme’ olarak görecek ve bu gelişmeyi AB tarafından gözden geçirilmesinde kullanmak isteyecek.

Gerçekte ara anlaşma, Mehmet Ali Talat’ın da karakteristik olarak söylediği gibi; kapsamlı çözümün omurgasını oluşturacak. Not edilenler kapsamlı anlaşma çerçevesinin zeminini oluşturacak ve içereceği konular da ‘kapanmış’ olacak. Bu, müzakereye rağmen çok sayıda boşluk bırakacak. Yani, taraflardan birinin veya diğerinin toprak veya mülkiyet konusundaki nihai niyetinin ne olduğu bilinmeden anayasa konuları kapanacak.

B planının BM tarafından hazırlanmış olmasına rağmen, eylül  ayı itibarıyla çaba kapsamlı çözümün başarılması için şartların şekillenmesi üzerinde yoğunlaşacak. Öğrendiğimize göre BM’nin ‘müdahaleci rolü’ ekim ayı itibarıyla geliştirilecek. BM yeni bir metodoloji geliştirecek ve müdahalecilik rolünü uzmanlar düzeyinde oynayacak. Aleksander Downer’in seferber ettiği uzmanlar grubu iki tarafın teknokratları arasında gidip gelmeye başlayacak ve ‘köprü kurucu fikir ve önerilerle’ görüş birliği sağlamaya çalışacak.”

Gazete BM’nin, prosedürü kamuoyunda ileri götürme, yani; müzakerelerden çıkacak “ürünü satma” çabasıyla ilgili bir münhal ilan ettiğini (30 Temmuz’a kadar başvuru kabul ettiğini) yazdı, şöyle devam etti:

“Bu kadroya alınacak yetkili UNDP Programı, Aleksander Downer’in bürosu ve diğer bir dizi örgütle (ACT) çalışacak. Öğrendiğimize göre ana hedefi, (BM’nin, prosedüre düşman olarak gördüğü) medyaya ve ‘sivil toplum örgütlerine’ müdahalelerde bulunmaktır. Ağırlık özellikle -Aleksander Downer’in de, yeni bir planın kabul veya reddedilmesinde önemli rol oynayacağını söylediği- medyaya verilecek. Bu çerçevede, 2004’teki uygulamaların seferber edilmesi de göz ardı edilmiyor.”

SİMERİNİ “Kıbrıs İçin Tayvan Modeli Hazırlıyorlar… İngilizlerin ve Amerikalıların Hazır Bir B Planları Var… Halkımızın Önüne Şantajcı İkilemler” başlığıyla manşete çektiği haberinde İngilizlerin ve Amerikalıların, Kıbrıs sorununda yürütülmekte olan müzakerelerin başarısız olması halinde devreye sokacakları hazır bir planları bulunduğunu bildirdi.

Gazete bu planın, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın B planıyla tam uyumlu olan, Tayvan tipi şantajcı bir senaryo olduğunu ve müzakerelerin başarısız olması halinde Ankara’nın, Londra’nın da halen istişare içerisinde olduğu İslam ülkelerinin de desteğiyle KKTC’de Tayvan rejimi kurmayı ileri götüreceğini, yani;  KKTC’nin bir yandan İslam ülkeleri tarafından derhal tanınması ileri götürülürken öte yandan da AB aracılığıyla Tayvanlaştırılacağını yazdı.

Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılması amacıyla KKTC ile AB arasında doğrudan ticaretin pratikte hayata geçirilmesi halinde AB çerçevesinde Tayvanlaştırmanın mümkün olabileceğini vurgulayan gazete özetle şunları yazdı:

“İngilizler ve Amerikalılar, Başkan Dimitris Hristofyas’a Kıbrıs sorununda ‘daha akıllı’ tavır sergilemesi yönünde baskı yapmak amacıyla şantaj niteliği taşıyan Tayvan tipi bir senaryo hazırlıyor.
Hali hazırda İngiltere, AB dönem başkanı İsveç’le istişare içerisinde, doğrudan ticaret meselesini; Lefkoşa’nın aralık ayında Avrupa Konseyi’nin Türkiye’ye ilave yaptırımlar uygulaması taleplerine karşı tehdit olarak ileri götürüyor.”

KIBRIS POSTASI 24/08/09

 

Erçakıca'dan Vasiliu'ya yanıt

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçkıca, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın Avrupa Birliği konularındaki görüşmecisi Yorgo Vasiliu’nun açıklamalarına sert tepki gösterdi.

Hasan Erçakıca, Vasiliu’nun iddia ettiğinin aksine Türk tarafının garantilerin aynen devamı konusunda ısrarlı olduğunu da dile getirdi.

Vasiliu’nun ‘Kıbrıs sorununun çözüm anlaşmasının AB’nin birincil hukuku haline gelmeyecek’ dediğinin anımsatılması üzerine Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafı ile sürdürülen müzakerelerde, Kıbrıs devletinin Avrupa Birliği ile ilişkilerinin ne olacağı, bunların nasıl düzenleneceği gibi konuların, ‘AB konuları’ başlığı altında müzakere edildiğini  belirtti.

Erçakıca, bu konuların müzakere edildiği heyette bizzat Vasiliu’nun kendisi de olduğunu ve Türk tarafının varılacak anlaşmanın Avrupa Birliği’nin birincil hukuku haline getirilmesi konusundaki ısrarının canlı tanığı olduğunu söyledi.

Erçakıca, “Bu anlamda Vasiliu’nun demeci kadar tavrı da anlaışmazdır. Kamuoyunu yanıltma girişimleri, müzakere sürecine ancak zarar verir.
Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halklarının onaylayacağı anlaşma, başka girişimler ile bozulacaksa, anlaşma yapmanın anlamı nedir?” dedi.

Kıbrıs Türk tarafının, müzakere masasında varılacak ve iki halkın ayrı ayrı referandumları ile onaylanacak olan olası bir anlaşmayı, Avrupa Birliği’nin birincil hukuku haline getirecek düzenlemelerin yapılmasında ısrarlı olduğunu yineleyen Erçakıca, bu düzenlemelerin de varılacak olası anlaşmanın bir parçası olacağını belirterek, AB’nin birincil hukuku haline gelmeyecek bir anlaşmayı yapmanın anlamsız olduğunu vurguladı.

Vasiliu’nun demecinde ‘Güney Kıbrıs AB üyesi olduğuna göre garantiler diye  bir konunun var olmadığının’ da yer aldığının belirtilmesi üzerine Sözcü Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının haksızca ve tek aynlı elde ettiği Avrupa Birliği üyeliğinin, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi ile ilgili çalışmalarda belirleyici olmadığını belirtti.

Kıbrıs sorununun çözümlenebilmesi için, Kıbrıs Türk halkının, bu sorununun tarihinden kaynaklanan güvenlik ihtiyacının karşılanması gerektiğinin altını çizen Erçakıca, “Kıbrıs Türk halkı bu konudaki kararını vermiştir ve mevcut garanti sisteminin olduğu şekli ile devam etmesinden yanadır. Halkın kararını verdiği bir konuyu tartışmak abesle iştigalden başka birşey değildir. Avrupa Birliği, kendini bizim anlaşmamıza uyarlayacağına göre, garanti sistemi konusundaki kararımıza da saygı duyacak demektir” diye konuştu.

Vasiliu’nun ‘Türkiye anlaşmayı istila için kullandı. Darbe olmasaydı istila olmayacaktı” dediğinin anımsatılması üzerine Erçakıca, “En azından bunu  söyleyebildi: Darbe olmasaydı, 20 Temmuz Barış Harekatı da olmayacaktı. Türkiye, garantörlükten doğan haklarını, sadece ve sadece Kıbrıs Türk halkının can ve mal emniyetini sağlamak için kullanmıştır” dedi.

Sadece 1974’te değil, daha önce 1964 ve 1967’de askeri müdahalelerin yapıldığına dikkati çeken Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının bu müdahalelerden gerekli dersi almadığı için 1974’te daha kapsamlı bir müdahale olduğunu vurguladı.

1974’te Kıbrıs’taki durumu, 1960’tan sonra yaşanan gerçekler ışığında yeniden belirlemek gereği doğduğunu ifade eden Erçakıca, Rum tarafının, Kıbrıs tarihini çarpıtmayacağını ifade ederek Rum tarafının bu tarihten ders çıkarması halinde, yaşayabilir bir çözüme ulaşmanın daha kolay olacağını vurguladı.

KIBRIS POSTASI 24/08/09

 

MÜMKÜN DEĞİL

   

“İngiltere'de yaşayan 300 bin civarında Kıbrıslı Türk nüfusun, seçme ve seçilme hakkıyla KKTC'nin kaderini belirlemesini doğru bulmuyorum. Bu konuda söz verenler de doğruyu yansıtmıyor ve gerçekçi değil.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere’de yaşayan Kıbrıslı Türklere seçme ve seçilme hakkı verilmesinin “mümkün olmadığını” söyledi. İngiltere'de yaşayan 300 bin civarında Kıbrıslı Türk nüfusun KKTC'nin kaderini belirlemesini doğru bulmadığını vurgulayan Talat, bu konuda söz verenlerin de doğruyu yansıtmadığını ve gerçekçi olmadıklarını belirtti. Londra Türk Radyosu’nda Mustafa Güllü’nün hazırlayıp, sunduğu “Kıbrıs Masası” programına telefonla katılan Cumhurbaşkanı Talat, bu konuyla ilgili düzenlemelere gidilip temsilciler belirlenebileceğini ve İngiltere'deki Kıbrıslı Türklerin temsiliyetinin bu yolla aşılabileceğini vurguladı.
Talat, CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Sağlık Bakanı Ahmet Kaşif, TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ve gazeteci Hasan Hastürer’in de telefon konuğu olduğu programda Kıbrıs müzakerelerini de değerlendirerek, birinci tur görüşmelerinde gelinen noktayla ilgili olarak, mülkiyet konusu haricinde vahim bir durumla karşı karşıya kalınmadığını söyledi.
Kıbrıs Türk tarafının BM parametreleri çerçevesinde hareket etmekte olduğunu, Rum tarafının ise öyle davranmadığını ve bunun da kendilerini üzdüğünü belirten Talat, Eylül’de başlayacak ikinci tur görüşmelerinde yine zor bir konu olan yürütme konusunun ele alınacağını ve neticeye kısa bir zamanda varmayı umduklarını söyledi.
Mehmet Ali Talat ayrıca, Kıbrıs sorununun çözülüp çözülemeyeceği yönünde ne kadar umutlu olduğunun sorulması üzerine ise tek kelimeyle “umutlu” olduğunu ve çözüme inandığını söyledi.

SOYER: BOŞ SÖZLER

Programın diğer konuğu olan CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer de İngiltere’de yaşayan Kıbrıslı Türklerin seçme-seçilme veya oy verebilme talebinin gerçekçi olmadığını ileri sürdü. Soyer, bu konuda verilmiş sözlerin boş olduğuna ve bugünkü konjonktürde bunun gerçekleşemeyeceğine dikkati çekti..
Soyer Bunun ciddi bir şekilde konuşularak siyasi, ekonomik ve kültürel bağların geliştirilmesi yönünde çalışılabileceğini belirterek boş vaatlerin verilmemesi gerektiğinin altını çizdi.
Programda, 19 Nisan seçimleri ve sonrasını da değerlendiren CTP Lideri, “Eroğlu Merih'ten mi geldi” diyerek sözlerine başlarken, Eroğlu'nun 18 yıllık Başbakanlık deneyimi ile demagoji yapmakta olduğunu söyledi.
Soyer, var olan sorunların tümüyle Kıbrıs Türk halkının sorunları olduğunun kabul edilerek yola çıkılması gerektiğini ve hükümetin ağlama yeri değil, çözüm üretme yeri olduğunu belirtti. Soyer, UBP'nin vaatlerle oy aldığını ve gerçekleri söylemediğini söyledi.
Başbakan Derviş Eroğlu'nun kendi bakanlarının yetkilerini hiçe sayar açıklamalar yaptığını ve bu davranışıyla kendi hükümetini de hiçe saydığını söyledi.

KAŞİF: ÇÖZÜM BULACAĞIZ

Kıbrıs Masası programının bir diğer konuğu olan KKTC Sağlık Bakanı Ahmet Kaşif’e ilk sorulan soru sağlık çalışanlarının içinde bulunduğu eylemler ve olası grev oldu. Ahmet Kaşif hükümet ve bakanlığının sorunların aşılması yönünde süratle çalıştığını ve yapılacak birtakım yasal düzenlemelerle hedefe ulaşılacağını söyledi. Kaşif, UBP hükümetinin plan ve projeleriyle tüm sorunlara çözüm bulacağını belirtti.

ÇAKICI: BAŞLAR DUVARA

TDP Genel Başkanı Dr. Mehmet Çakıcı da programda Kıbrıs Türk Halkının birkaç ay içerisinde başını duvara vuracağını ileri sürdü. TDP’nin olacakları 19 Nisan seçiminden bile çok önce söylediklerini, bir kriz masası oluşturulması gerekliliğini belirttiklerini ancak, ne eski ne de yeni hükümetin bunu dikkate aldığını iddia etti.
KKTC'de hızla artan kontrolsüz nüfus konusunu gündeme getiren Çakıcı, bunun ülke bütçesini de olumsuz yönde etkilemekte olduğunun altını çizdi. UBP'nin tüm bunlarla birlikte çalışanları, emekçileri ve emeklileri ezmekte olduğunu, kendilerinin de seçim öncesi vermiş oldukları sözler altında ezildiklerini kaydetti.

HASTÜRER:

Programın son konuğu olan gazeteci Hasan Hastürer de gündemi değerlendirirken Kıbrıs'ta sıkıntıların bitmeyeceğini söyleyerek sözlerine başladı. Hastürer, Kıbrıs’ın demokratik bir yaşama ihtiyaç duyduğunu ama bunu istemeyen ve engelleyenler olduğunu iddia etti.
KKTC'deki ekonomik krizin global krizle ilişkisi bulunmadığını, ülkenin kendi sorunlarından kaynaklandığını söyleyen Hastürer, ülkeyi yönetenlerin iç politik çatışmalardan uzak durarak ve uluslararası alanda ciddi çalışmalar yaparak çözüme gidilebileceğini belirtti.
Hastürer, İngiltere'de yaşayan on binlerce Kıbrıslı Türkle barışık bir politika dahi izlenemediğini vurgularken, askerlik sorununun yıllardır çözülemediğini ve önemli bir güç olan İngiltere’deki Kıbrıslı Türklerle, KKTC'nin gücünün birleştirilemediğini kaydetti. Hastürer ayrıca, bu konularda tüm olası olumlu gelişmelerin de birileri tarafından engellendiğini ileri sürdü.

STAR KIBRIS 25/08/09

 

Hristofyas boyundan büyük konuşuyor

   

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Ankara’nın Kıbrıs sorununda rota değiştirmemesi durumunda, Türkiye’nin AB üyelik sürecine “hayır” diyeceklerini söyledi.


Hristofyas, “Proto Thema” isimli gazeteye verdiği demeçte, Ulusal Konsey’in, 14-15 Eylül tarihlerinde yapılacak olan iki günlük toplantı çerçevesinde, Güney Kıbrıs’ın izleyeceği stratejiyi belirleyeceğini ifade etti.

MED-CEZİR GİBİ

Demecinde müzakerelerde bir yandan ilerleme tespit ederlerken diğer yandan da bir durgunluk ve gerilemenin gözlemlendiğini belirten Hristofyas, doğrudan müzakerelere ilişkin olarak tamamlanan ilk turun sonuçları değerlendirildiği zaman henüz çözüme yakın olunmadığının gözlemlendiğini söyledi.


Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafının, ikinci tur kapsamında üzerinde anlaşmazlıkların olduğu belli başlı konularda, yer değiştirmesi (tutum değiştirmesi) durumunda çözüme yakın olunduğunun söylenmesinin mümkün olacağını savundu.


1974 yılında, esir iken, Türk ordusu tarafından öldürüldüğü iddia edilen 5 RMMO askeriyle ilgili olarak Güney Kıbrıs’ın Lahey’e gitme niyetinde olup olmadığı şeklindeki soru üzerine Hristofyas, Kıbrıs sorununun hukuki açıdan göğüslenmesinin sadece bu durumu kötüleştirdiğini, iki taraftan da yapılan başvuruların çözüm çabalarına olumsuz sonuçlar getireceğini belirtti.

ULUSAL KONSEY’DE ELE ALINACAK

Öte yandan POLİTİS’e göre, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu da, Türkiye’nin AB üyelik süreci ile doğrudan müzakerelerin bugüne kadar olan sürecinin, 14-15 Eylül’de yapılacak olan Ulusal Konsey toplantısıyla ele alınacağını söyledi.


Kiprianu, katıldığı bir anma törenin ardından yaptığı açıklamada, Türkiye’nin; AB’ın tüm taleplerine yanıt vermesi gerektiğini anlaması gerektiğini savundu ve Türkiye’nin farklı bir tutuma maruz kalmayı beklememesi gerektiğini kaydetti.

TALAT’IN, GERÇEKLİKTEN UZAK

Türkiye’nin tüm Kopenhag, Mastricht kriterlerini ve de Kıbrıs sorunu karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini ileri süren Kiprianu Cumhurbaşkanı Talat’ın, görüş birliğinin sağlandığı otuz belge ve bunların çözümün bel kemiğini oluşturacağına ilişkin açıklamasını yorumlarken ise, “Talat’ın, gerçeklikten uzak olan ve sorun yaratan açıklamalar yaptığını iddia etti ve bundan üzüntü duyduğunu söyledi. Kiprianu, Talat’ın bahsettiği belgelerin Hristofyas tarafından partilere verildiğini belirterek, söylediklerine ilişkin olarak daha dikkatli olması için de Talat’a çağrıda bulundu.


Kiprianu, Talat’a yönelik çağrılarının, Talat’ın müzakere masasına üzerinde anlaşmaya vardığı çerçevede öneriler sunması ve sürece zarara veren açıklamalardan kaçınması olduğunu ifade etti.

STAR KIBRIS 25/08/09

 

‘We rolled out the carpet to invade’
By Stefanos Evripidou

TURKEY MUST change its stance for there to be an end to the division of the island, but it wouldn’t go amiss if some Greek Cypriots acknowledged that “we rolled out the carpet” for the invasion, said President Demetris Christofias yesterday.

Turkey is correctly condemned for its occupation “but we rolled out the carpet to Turkey to invade and occupy and not leave Cyprus. I don’t hear that being mentioned by various platforms”. This has to be acknowledged if Greek Cypriots want to win over the international community, said Christofias.

Until both communities apologise to each other, and Turkey too for its crimes against all Cypriot people, then we will not move forward, he added.

Speaking at the annual meeting of overseas Cypriots last night, Christofias called on those who have “already begun to exert pressure on the Greek Cypriot side” to stop doing that and instead exert pressure on Turkey so that Ankara cooperates to reach a solution in Cyprus.

“Turkey has to terminate the occupation and its policy to bring illegal settlers to the island and acknowledge the inalienable rights of all Cypriots. Turkey’s friends in Europe and elsewhere must advise Ankara to do so, instead of covering tactical moves and even threats against the Republic of Cyprus,” he said.

Christofias noted progress had been achieved in the direct talks but that he expected more. “But I have to say that we do not agree with those who are pessimistic, nor do we agree with those who say that there has been great progress,” he added.

Speaking off the cuff, the president had a few words for those Greek Cypriots who joined the Turkish Cypriot side in criticising him on key positions. Christofias referred to the rotating presidency proposal where all Cypriots would vote in direct elections on a common ballot in an effort to create unity in the country.

“Only that way can we free ourselves from the nationalism and chauvinism, which haunts us all these years,” he said.

CYPRUS MAIL 25/08/09

 

Christofias and Talat ‘condemned to finding solution’

FORMER Cypriot President George Vassiliou says he is more convinced than ever before that President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat “are condemned to finding a political settlement”.

Vassiliou, former chief negotiator with the EU and currently head of the working group on EU issues, in the context of the ongoing UN-led negotiations, also believes that substantial progress has been achieved.

“For the first time there is frank negotiation,” he said.

In an interview with the Cyprus News Agency (CNA) to mark the end of the first round of direct negotiations, which started in September last year, Vassiliou added:

“This does not mean that the Cyprus problem has been resolved. However, it is wrong to say that the community leaders are wasting their time.”

“I hope that in the second phase of the talks, which begins in early September, more progress will be achieved until we get to the give-and-take phase. It could be this year, on the other hand it may not be,” he said.

Asked about the Turkish Cypriot position that an agreement could be reached by the end of this year to hold a referendum in the beginning of 2010, Vasiliou said: “This can be done but it’s up to them. If they come to the negotiating table with acceptable to us and reasonable views, then we can reach a solution even in October,” he said.

The former President believes that the benefits of a solution far outweigh the fallout of a non-solution.

Tourism would increase, so would investment, he said. There would be compensation, and foreign assistance would pour into the country for its reconstruction, something that would give the economy a boost. “Every Cypriot has to understand the benefits he will have from a solution,” said Vassiliou.

If there is no solution, he said, in years to come the Turkish Cypriot identity will cease to exist as such and the Greek Cypriots could continue to live with just the hope of a solution without an actual solution.

Vasiliou believes that progress has been achieved on EU matters because the Turkish Cypriots “have realised, after a lot of discussion, that this cannot be negotiable”.

The fundamental values of EU such as the four freedoms cannot change because these form the foundations of Europe, he said.

The issue of guarantees was irrelevant at present since Cyprus is a member of the EU but Vassiliou said this issue should be settled within Europe.

A Cyprus solution, he said would benefit Turkey as well, which is facing financial difficulties “and understands fully that the Cyprus problem is an obstacle to the role of mediator it wishes to have” in the region.

He said that anybody who believes that in December Cyprus will put Turkey at the dock is mistaken. The EU does not function in this way, he said.

“If there is no possibility of reaching an immediate agreement in Cyprus, then they will find a way to postpone the decision on Turkey’s accession process. I do not honestly believe that the EU will confront Turkey or breach its relations with Ankara in December. They will try to find a way out,” Vassiliou added.

CYPRUS MAIL 25/08/09

 

 

The Lord Maginnis of Drumglass

STATEMENT

 

Commenting on the allegations by Roger Gale MP of war crimes in Cyprus
Lord Maginnis of Drumglass said:


The five members of the Greek Cypriot militia killed in 1974 were soldiers engaged in armed combat, as were many Turkish and Turkish Cypriot soldiers killed at the same time.  The Geneva Convention must of course be respected, but far worse was the mass murder of Turkish Cypriot men women and children by Greeks and Greek Cypriots whose killers have never been brought to justice.  It was this systematic persecution of Turkish Cypriots which eventually caused the Turkish intervention in 1974.


The story is told in detail in “The Genocide Files” by the British journalist, Harry Scott-Gibbons, (ISBN 0-9514464-2-8).  In the 1963/64 massacres alone, more than 800 Turkish Cypriot men, women and children were killed and wounded.


On 28th December 1963 the Daily Express reported:   "We went tonight into the Turkish Cypriot Quarter of Nicosia in which 200 to 300 people had been slaughtered in the last five days. We were the first Western reporters there and we have seen sights too frightful to be described in print ... horror so extreme that the people seemed stunned beyond tears."


On 1st January 1964 the Daily Herald reported: "When I came across the Turkish Cypriot homes they were an appalling sight.  Apart from the walls they just did not exist.  I doubt if a napalm attack could have created more devastation.  Under roofs which had caved in I found a twisted mass of bed springs, children's cots, and grey ashes of what had once been tables, chairs and wardrobes.  In the neighbouring village of Ayios Vassilios I counted 16 wrecked and burned out homes. They were all Turkish Cypriot.  In neither village did I find a scrap of damage to a Greek Cypriot house."


On 14th January 1964 the Daily Telegraph reported that the Turkish Cypriot inhabitants of Ayios Vassilios had been massacred on 26th December 1963, and reported their exhumation from a mass grave in the presence of the Red Cross.   A further massacre of Turkish Cypriots, at Limassol, was reported by The Observer on 16th February 1964, and there were many more.  On

 

 

17th February 1964 the Washington Post reported that Greek Cypriot fanatics appear bent on a policy of genocide.”


On 31st December 1963 "The Guardian" had reported: "It is nonsense to claim, as the Greek Cypriots do, that all casualties were caused by fighting between armed men of both sides.  On Christmas Eve many Turkish Cypriot people were brutally attacked and murdered in their suburban homes, including the wife and children of the Turkish head of army medical services allegedly by a group of forty men, many in army boots and greatcoats."  Although the Turkish Cypriots fought back as best they could, there were no massacres of Greek Cypriot civilians.


More than 300 Turkish Cypriots went missing without trace from these 1963/64 massacres.


These dreadful events were not the responsibility of "the Greek Colonels" of 1974, nor of an unrepresentative handful of Greek Cypriot extremists.  The persecution of the Turkish Cypriots was an act of policy on the part of the Greek Cypriot political and religious leadership, pursuant to the notorious “Akritas Plan” for the elimination of the Turkish Cypriot people.  To this day there has been no serious attempt to bring the murderers to justice. In his book "The Way the Wind Blows" former British Prime Minister, Sir Alec Douglas-Home said "I was convinced that if Makarios could not bring himself to treat the Turkish Cypriots as human beings he was inviting the invasion and partition of the island."


The attacks on Turkish Cypriot civilians were repeated in 1967, and on15th July 1974 the Greek Cypriot “National Guard” with armed support from Greece, began to murder other Greek Cypriots before turning their attention again to the Turkish Cypriots.  Fortunately they were stopped 5 days later when Turkey intervened. Greek Cypriot MP Rina Katsellis, says in her memoirs, “18th July 1974 “My God! ... everyone is frozen with fear…the old man who asked for the body of his son was shot on the spot.. The tortures and executions at the central prison ... everyone is frozen with horror.  Nothing is sacred to these people, and they call themselves Greeks! ... We must not keep that name any longer!”

 

House of Lords

London SW1A 0PW

 

25/08/09

 

 

Muhalefet Şahin’in KKTC gezisinde yok

CHP ve MHP'li Meclis Başkanvekilleri, Kürt açılımına tepkileri nedeniyle Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin'ın Kıbrıs'a yaptığı ilk yurtdışı gezisine katılmayacak.

NTV

26 Ağustos. 2009 Çarşamba

ANKARA - TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, göreve geldikten sonra ilk yurtdışı ziyaretini KKTC’ye yapacak.

CHP'li Başkanvekili Güldal Mumcu, Genel Başkan Deniz Baykal'ın İzmir'deki programını MHP'li Başkanvekili Meral Akşener ise işlerinin yoğunluğunu gerekçe göstererek geziye katılmayacaklarını duyurdu.

Günübirlik ziyarette Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilecek Mehmet Ali Şahin, KKTC Meclis Başkanı Hasan Bozer ve Başbakan Derviş Eroğlu ile de biraraya gelecek.

Gezide Şahin'e sadece AK Parti’li Meclis Başkanvekili Nevzat Pakdil eşlik edecek.

 

KKTC’de yüksek gerilim

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

‘İnançlar Platformu’, okullarda Kuran kursuna karşı çıkan öğretmenler sendikasını bir gösteriyle protesto etti. Karşı gösteri düzenleyen sendika ise Gülen anlayışının Kıbrıs’a taşınmak istendiğini bildirdi

KKTC’de okullarda verilen Kuran kurslarına karşı çıkan Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) ile kursları savunan gruplar arasındaki tartışma sokağa taşındı. KTÖS’ün daha önce gerçekleştirdiği eylemleri üzerine okullardaki kurslar durdurulmuş ve kurslar yalnızca camilerde verilmeye başlanmıştı.
Çoğunluğunu Türkiye’den gelenlerin oluşturduğu Demokratik Haklar ve İnançlar Platformu, okullarda kurslara karşı çıkan KTÖS’ü kınamak ve “dini özgürlükleri” savunmak amacıyla dün Lefkoşa’da eylem yaptı. Yaklaşık 400 kişinin katıldığı eylemde, öğretmenler sendikası, “sarhoşlar” olarak nitelendi.
Eylemciler tekbir getirerek KTÖS binası önüne siyah çelenk bıraktı. Sendikada bulunan öğretmenler, tekbir seslerine Grup Yorum’un “Çav Bella” şarkısıyla karşılık verdi. Sendikadaki bir müzik setinden “Çav Bella” şarkısı yüksek sesle çalındı. KTÖS, daha sonra platform eylemcilerinin bıraktığı siyah çelengi alarak Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği önüne bıraktı. Sendikacılar, çelenk için “gerçek sahibi Ak Parti’ye iade edildi” dedi.
Eyleme katılan Fazıl Polat Paşa Camii Derneği Başkanı Abdurrahman Ömeroğlu, KTÖS’ü “Kuran’ı öğrenmeyi engellemekle” suçladı. KTÖS’ün Müslümanlığından şüphe duyduklarını söyleyen Ömeroğlu, “Müslüman mahallesinde size salyangoz sattırmazlar” diye konuştu. Din Görevlileri Sendikası Başkanı Mehmet Dere de, “Kuran kitabımızdır, okunacak, okutulacaktır” ifadesini kullandı. 
AK Parti’ye yüklenen KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil ise AK Parti’nin “Kuzey Kıbrıs’a şeriat düzeni getirmeye çalıştığını” bildirdi. Elcil, “Ak Parti’ye sesleniyorum, Kuzey Kıbrıs’tan elini çek” dedi. Türkiye’deki Fethullah Gülen anlayışının Kıbrıs’a taşınmaya çalışıldığını öne süren Elcil, “Türkiye’yi geri taşıyorlar, bizi de geri taşımak istiyorlar. Sonuna kadar direneceğiz. Kubilay’a yapılanların tekrar yaşanmasına asla izin vermeyeceğiz” şeklinde konuştu.

MILLIYET 26/08/09

 

ANA SAYFA > Dünya

Kıbrıs'ta Kuran kursları siyah çelenkli kriz çıkardı

26/08/2009

Kaçak Kuran kursuyla mücadele eden Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası çelenk bırakma eylemine tepki gösterdi. Çelengi Türkiye'nin Lefkoşa Büyülçiliği'ne bırakan sendika yetkilileri: Sorumlu Ankara


Ali RUHLUEL


LEFKOŞA - KKTC'de yasa dışı Kuran kursları verildiği iddia edilen Akova, Değirmenlik ve Alayköy sakinlerinin oluşturduğu ‘İnancıma ve Din Özgürlüğüme Sahip Çıkıyorum Hareketi’, Kuran kurslarına karşı eylem yaptığı ve köylerde kuran kurslarının verildiği okullardaki sınıfları işgal ettiği gerekçesiyle Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası'nın (KTÖS) önüne siyah çelenk bıraktı. Hareket üyeleri ellerindeki ellerinde ‘İnancını bilmeyen kendini asla bilemez', ‘Senin dinin sana benim dinim banadır', ‘Bilmek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır', ‘Dinimiz İslam öğrenmek hakkımızdır' ve ‘Kıbrıs Türkü Müslüman’dır' yazılı pankartlar taşıyan eylemciler, burada ‘Kurana uzanan eller kırılsın' diye slogan attı.
‘İnancıma ve Din Özgürlüğüme Sahip Çıkıyorum Hareketi' pankartlarla sloganlar atarak KTÖS Lokali önüne yürüdü ve burada yaptıkları açıklamaların ardından sendika önüne siyah çelenk bıraktı.
KKTC polisinin geniş önlem aldığı olayın ardından KTÖS yetkilileri, ‘çelengin yaratıcısı ve gerçek sahibinin', Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği olduğunu iddia ederek, çelengi Büyükelçiliğe bırakma kararı aldı. Bu kararın ardından, KTÖS yetkilileri ile bazı sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin temsilcileri, KTÖS'e bırakılan çelengi Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği önüne götürdü. Büyükelçilik önünde çelengin bırakılacağı yer konusunda polisle gerginlik ve itiş kakış olurken, çelengi yol ortasına bırakan KTÖS Başkanı Güven Varoğlu ve Genel Sekreteri Şener Elcil, bunun elçiliğe ait olduğunu iddia ederek, polislerin müdahalesini protesto etti.
Büyükelçilik önüne giden grup, ‘Ankara elini yakamızdan çek', ‘Son son son işgale son', ‘Ankara biz senin kuklan değiliz' ve ‘Şeriat düzeni istemiyoruz' sloganları atıp alkışlarla Büyükelçiliği protesto etti. Ülkedeki durumu AKP ve UBP'nin yarattığını öne süren sendikacılar, Türkiye hükümetlerinin Kıbrıslı Türkleri Kıbrıs'ta azınlık durumuna düşürmeye çalıştığını iddia etti. Bu olayı uluslararası boyuta taşıyacaklarını ve her platformda mücadeleye devam edeceklerini belirten Sendikacılar, Türkiye'nin 1974'te adaya Kıbrıs Türk halkını korumak için geldiğini ancak şimdi yok etmeye çalıştığını savunurken Türkiye’yi protesto ettiklerini söyledi.
Sendikacılar, “Bu ülke bizim, bunu herkes böyle bilecek” diyerek, ileri sürdükleri “Taşıma nüfusla irade değiştirilmesine ve Türkiye'nin dayatmalarına” öğretmenlerin izin vermeyeceğini söyledi.
Ferdi Sabit Soyer liderliğindeki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Gençlik Örgütü, bugün, ‘Geçmişin Karanlığı Geleceğe Işık Olamaz' sloganıyla, tarih kitaplarının değiştirilmesi ve zorunlu din eğitimini protesto eylemi yaptı. CTP Gençlik Örgütü Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı'na yürüdü. Örgüt başkanı Haşim Kiracıoğlu, şöyle dedi:
“Son günlerde ülkemizde yaşanan gelişmeler bizce büyük bir planın küçük parçalarıdır. Tarih kitaplarının değiştirilmesi, zorunlu din derslerinin müfredata konulması, ihtiyaçtan fazla cami inşaatına başlanması, çemberlere dikilmeye başlanan anıtlar ve buna benzer kararların hepsi ortak bir amaca hizmet etmektedir. Bu amaç da ülkemizde şovenizmin ve gericiliğin artırılarak yeniden karanlık bir döneme girilmesini sağlamaktır.”
Son dönemlerde yaşananların 2003 öncesinde de görüldüğünü savunan Kiracıoğlu, amacın “Türkler'in asimilasyonu' olduğunu öne sürdü. “Başbakan ve işbirliği içerisinde olduğu karanlık çevrelerin, üretmeyen, sorgulamayan gençler yetişmesini arzuladıklarını” iddia eden Kiracıoğlu, tüm gençlere geleceklerini düşünme çağrısı yaptı. (dha)

RADIKAL 26/08/09

TC Elçiliği önünde gerginlik

Eylem üzerine sendikada bir değerlendirme yapan KTÖS yetkilileri, "çelengin yaratıcısı ve gerçek sahibinin", Türkiye′nin Lefkoşa Büyükelçiliği olduğunu iddia ederek, çelengi Büyükelçiliğe "iade etme" kararı aldı. Bu kararın ardından, KTÖS yetkilileri ile bazı sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin temsilcileri, KTÖS′e bırakılan çelengi TC Lefkoşa Büyükelçiliği önüne götürdü. Büyükelçilik önünde çelengin bırakılacağı yer konusunda polisle gerginlik ve itiş kakış yaşanırken; çelengi yol ortasına bırakan KTÖS Başkanı Güven Varoğlu ve KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, çelengin Elçiliğe ait olduğunu iddia ederek, polislerin müdahalesini protesto ettiler. Büyükelçilik önüne giden grup, "Ankara elini yakamızdan çek", "Son son son işgale son", "Ankara biz senin kuklan değiliz" ve "Şeriat düzeni istemiyo-ruz" şeklinde sloganlar atıp alkışlarla Büyükelçiliği protesto etti. Bu sırada polisle sendikacılar arasında kısa süreli de olsa arbede yaşandı.
ÖĞRETMENE VE LAİK KIBRIS TÜRK   HALKINA HAKARET
TC Lefkoşa Büyükelçiliği önündeki eylemde, KTÖS Başkanı Güven Varoğlu, KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil ile KTOEÖS Başkanı Adnan Eraslan birer konuşma yaptı.
Sendikacılar, KTÖS′e bırakılan çelengin, aydın düşünceye, öğretmene ve laik Kıbrıs Türk halkına "hakaret" olduğunu savundu.
KTÖS Genel Başkanı Güven Varoğlu, "Demografik yapının değişmesi sonucu, bizler suçlu sandalyesine oturtulmak suretiyle, bu ülkede, ayrılıkçı yapı gözler önüne serildi. Bunu şiddetle protesto ediyo-ruz. Bunu gerçek adresine teslim ediyoruz. Gerçek adres AKP′dir" dedi. Varoğlu, Kıbrıs Türkü’nü bölmeye ve demografik yapının değişmesine yönelik her türlü hareketin karşısında olacaklarını belirtti. Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası Genel Başkanı Adnan Eraslan da, "Bu ülke bizim. Bunu herkes böyle bilsin. Taşıma nüfusla, ülke kültürüne uymayan anlayışın dikte edilmesine geçit vermeyeceğiz" dedi. Eraslan, Atatürk ilkelerine bağlı bu ülkede onun devrimlerinin geçerli olduğunu, Kur’an kursları adı altında küçük çocukların beyinlerinin zehirlenmesine karşı çıkacaklarını ifade etti.
"TÜRKİYE, BİZİ YOK ETMEYE ÇALIŞIYOR"
Ülkedeki durumu AKP ve UBP′nin yarattığını ileri süren sendikacılar, Türkiye hükümetlerinin Kıbrıslı Türkleri Kıbrıs′ta azınlık durumuna düşürmeye çalıştığını iddia etti. Bu olayı uluslararası boyuta taşı-yacaklarını ve her platformda mücadeleye devam edeceklerini belirten sendikacılar, Türkiye′nin 1974′te adaya Kıbrıs Türk halkını korumak için geldiğini, ancak şimdi "yok etmeye" çalıştığını savundu ve Türkiye′yi protesto ettiklerini söyledi. Sendikacılar, "Bu ülke bizim, bunu herkes böyle bilecek" diyerek, ileri sürdükleri "taşıma nüfusla irade değiştirilmesine ve TC′nin dayatmalarına" öğretmenlerin izin vermeyeceğini de ifade etti.

HALKIN SESI 26/08/09

"Ara anlaşmalara sıcak bakmıyoruz"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, yıl sonundan önce kapsamlı çözüme ulaşmanın mümkün olduğuna inandıkları için "ara anlaşmalara" sıcak bakmadıklarını belirtti.
Erçakıca, "Gereken siyasi irade ortaya koyarak, erken zamanda kapsamlı çözüme ulaşmak mümkündür. Bu nedenle kapsamlı çözüme ulaşmak için çaba göstermek daha doğru" dedi.
Hasan Erçakıca, dün düzenlediği haftalık basın brifinginde, Kıbrıs müzakere süreci ve son gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde bulundu, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
MÜZAKERELER 3 EYLÜL′DE BAŞLAYACAK
Erçakıca, Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşmelerin ikinci safhasının, gelecek hafta 3 Eylül Perşembe günü başlayacağını söyledi. Öncelikle ‘Yönetim’ ve ‘Güç Paylaşımı’ ile ‘Mülkiyet’ konularının ele alınacağını kaydeden Erçakıca, Türk tarafının hazırlıklarının sürdüğünü belirtti.
Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat′ın bu kapsamda, önümüzdeki günlerde, muhtemelen cuma günü, siyasi partilerle ikinci bir toplantı yapacağını kaydetti. Müzakerelerin içeriğine ilişkin gizli saklı bilgi kalmadığına işaret eden Erçakıca, siyasi partilerle yapılacak toplantının da bilgilendirmeden çok ikinci turla ilgili değerlendirmelerin gerçekleştirileceği bir toplantı olacağını söyledi.
RUM TARAFINDAN OLUMSUZ AÇIKLAMALAR
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafında yapılan bazı açıklamaların olumsuzluklarına dikkat çekti. Erçakıca, şöyle devam etti:
"Kıbrıs Rum tarafı, görüşme süreci hakkında olumsuz mesajlar yaymaya çalışıyor. Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyas′ın Türkiye′nin Kıbrıs sorununa ilişkin tutumunu değiştirmemesi halinde, Türkiye′nin AB üyeliğine ′hayır′ diyeceklerini ilan etmiş olması da, Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliğini Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafına karşı bir şantaj aracı olarak kullandığını gösteren büyük bir olumsuzluktur. Üstelik Hristofyas, Türkiye′nin Kıbrıs sorununa ilişkin tutumunda nasıl bir değişiklik beklediğini de bir türlü açıklamamaktadır"
"ARA ANLAŞMA VE FORMÜLLERE SICAK BAKMIYORUZ"
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, son günlerde basında yer alan "ara anlaşma" haberlerinin sorulması üzeri-ne, Türk tarafının, kapsamlı çözüme ulaşmayı mümkün gördüğü için ara formül ve ara anlaşmalara sıcak bakmadığını belirtti.
Türk tarafının yıl sonundan önce kapsamlı çözüme ulaşmanın mümkün olduğuna inandığına işaret eden Erçakıca, şöyle devam etti:
"Kapsamlı çözüme ulaşmak için bu kadar yıldan sonra ortaya çıkan görüşler ve devam eden görüşmelerde uzlaşmazlık noktaları ortada olduğuna göre gereken siyasi irade ortaya konularak, erken zamanda kapsamlı çözüme ulaşmak mümkündür. Bu nedenle kapsamlı çözüme ulaşmak için çaba göstermek daha doğru"

HALKIN SESI 26/08/09

 

Sessiz sedasız Lübnan′a sefer

İlk seferin yapılması dolayısıyla Trablusşam′da düzenlenen törene, Türkiye′nin Lübnan Büyükelçisi Serdar Kılıç ile eşi Uğur Kılıç, organizasyonu yapan seyahat şirketinin sahibi Sami Safin ve Lübnanlı yetkililer katıldı.
Büyükelçi Kılıç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, feribotun Lübnan′a gelmesinin çok önemli bir adım olduğunu belirterek şunları söyledi:
"Bu feribotun gelmesinin iki boyutu var: İlk defa Türk bayraklı bir yolcu gemisi, yaklaşık 100 yıl sonra Trablusşam Limanı’na girdi. Ayrıca KKTC′nin Akdeniz havzasında, Suriye′den sonra, Gazimağusa bağlantılı yolcu taşıyan ikinci ülke seferi gerçekleşti-rilmiş oldu. Seferlerin başka bağlantılarının olması için çalışmalarımız sürecek"
Gazimağusa Limanı’ndan kalkan ve Suriye′nin Lazkiye Limanı aktarmalı olarak Lübnan′ın Trablusşam kentine giden Akgünler 1 feribotu, Lübnan halk oyunları ekibinin gösterisiyle karşılandı.
Limana yanaşan feribota binen Büyükelçi Kılıç ve diğer yetkililer, KKTC′den feribotla gelen 14 seyahat acentesinin sahipleri ve sorumlularını "hoş geldiniz" diyerek karşıladı.
Şimdilik Lazkiye bağlantılı olarak her perşembe Lübnan′dan kalkarak, KKTC′den pazartesi günleri dönüşe geçecek feribotun 200 kişilik kapasitesi bulunuyor.
Feribottan iki ülke arasında gidiş-geliş amacıyla yararlanılabileceği gibi, Lübnan vatandaşları, feribotu Lübnan′a getiren Prime Tours şirketinin organize ettiği paket turlarla 4 gün KKTC′de kalabilecek.
KKTC ile Trablusşam arasındaki seferin 6 saat sürdüğü öğrenildi.

HALKIN SESI 26/08/09

 

Böyle olmamalı

Din tartışmaları ortamı gerdi.

Kuran kurslarına karşı çıkan Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası’nı (KTÖS) protesto amacıyla dün düzenlenen eylem nedeniyle, başkent Lefkoşa’da gergin saatler yaşandı…
   Akova, Değirmenlik ve Alayköy’den kalabalık bir topluluk, ellerinde pankartlar ve bayraklarla KTÖS lokaline yürüdü. Burada ‘din özgürlüğü’ lehinde sloganlar atan eylemciler, sendika binasına siyah çelenk bıraktı.
    Sendikacılar ise çelengi, Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği önüne götürdü. Polis olaya müdahale ederek, çelengi elçiliğin önünden kaldırdı. Polislerle eylemciler arasında kısa süreli itiş- kakış, tartışma yaşandı.
   KTÖS yetkilileri, “çelengin yaratıcısı ve gerçek sahibinin”, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği olduğunu iddia ederek, çelengi büyükelçiliğe “iade etme” kararı aldıklarını söyledi.
    Olaya tanık sağduyulu vatandaşlar ise hem sendikaya siyah çelenk koyma eyleminin hem de sendikacıların çelengi elçiliğe götürmesinin yakışık almadığına değinerek, “her iki davranış da yanlış, böyle olmamalıydı” dedi.

KTÖS’ü protesto etti

   Yasadışı Kur’an kursları verildiği” iddia edilen Akova, Değirmenlik ve Alayköy’ün sakinlerinin oluşturduğu “İnancıma ve Din Özgürlüğüme Sahip Çıkıyorum Hareketi”, kuran kurslarına karşı eylem yaptığı ve köylerde kuran kurslarının verildiği okullardaki sınıfları “işgal ettiği” gerekçesiyle KTÖS’ün önüne siyah çelenk bıraktı.
   Lefkoşa’daki 10 Yıl Parkı’nda ellerindeki pankartlarla toplanan hareket üyeleri, buradan sloganlar atarak KTÖS Lokali önüne yürüdü ve burada yaptıkları açıklamaların ardından sendika önüne siyah çelenk bıraktı.
   Polisin geniş güvenlik önlemi aldığı olayın ardından ise, KTÖS yetkilileri ve üyeleri, hareketin bıraktığı ve üzerinde “Kendine Sevgiyi Çevrene Dostluğu Aşıla Bölücü Olma” yazan siyah çelengi, “asıl sahibi” olduğunu iddia ettiği Türkiye Cumhuriyeti’nin Lefkoşa Büyükelçiliği’ne götürdü.
   “İnancıma ve Din Özgürlüğüme Sahip Çıkıyorum Hareketi”nin, 10. Yıl Parkı’nda saat 10.00’da başlattığı eylem, şehitler için yapılan 1 dakikalık saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.
   Ellerinde “İnancını bilmeyen kendini asla bilemez”, “Senin dinin sana benim dinim banadır”, “Bilmek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır”, “Dinimiz İslam öğrenmek hakkımızdır” ve “Kıbrıs Türkü Müslüman’dır” şeklinde yazılı pankartlar taşıyan eylemciler, burada “Kurana uzanan eller kırılsın” şeklinde slogan da attılar.
   Hareket adına eylemde açılış konuşmasını yapan Yakup İskender’in ardından Din Görevlileri Birliği Başkanı Hayri Koç, Din-Gör-Sen Başkanı Mehmet Dere ve hareketi oluşturan Akova köylüleri adına Mehmet Keleş, Alayköy köylüleri adına muhtar Adem Ulu ve Değirmenlik köylüleri adına Osman Kurt birer konuşma yaptı.
   Konuşmalarda, kurana, inanca, ibadete ve Müslümanların ibadet sırasında kullandığı kıyafetlere karşı hakarette bulundukları iddiasıyla KTÖS ve öğretmenler protesto edildi.
   Yapılan eylemi “yapmaya zorlandıklarını” iddia eden konuşmacılar, eylemi kavga etmek ve taşkınlık yapmak için değil, haklarını dile getirmek için yaptıklarını belirtti.
   Kıbrıs Türk halkının 1974’ten sonra değil, ta 1571’den beridir Müslüman olduğunu ifade eden konuşmacılar, Kuran kurslarının siyasi yöne çekildiğini savundu, ancak kendilerinin kimsenin güdümünde olmadığını, sadece çocuklarının dinlerini öğrenmesini istediklerini kaydetti.
   Konuşmacılar, kursların “yasadışı” yapıldığı iddialarına karşı çıkarak, dünyanın her yerinde hatta Rum tarafında da din derslerinin ibadet yerlerinde çocuklara doğar doğmaz verilmeye başlandığını savundu.
   İnancın engellenemeyeceğini ifade eden konuşmacılar, kimsenin kıyafet, kuran, inanç ve ibadetle alay edemeyeceğini vurguladı. Bazı sendikaların bu yönde eylemler yaptığını öne sürüp bunları kınadı ve yapılacak eylemlere karşı mücadeleleri ile dayanışmalarının süreceğini kaydetti.       
   Konuşmaların ardından ellerindeki pankartlarla sloganlar atarak KTÖS’e doğru yürüyen hareket üyeleri, burada KTÖS’ü, kuran kurslarına karşı eylem yaptığı ve köylerde kuran kurslarının verildiği okullardaki sınıfları “işgal ettiği” gerekçesiyle eleştirip sendika önüne siyah çelenk bıraktı.
   Hareket üyeleri çelengi bırakmasının ardından KTÖS önünden ayrıldı.

KTÖS, çelengi TC Büyükelçiliği’ne götürdü

   Bu olay üzerine sendikada bir değerlendirme yapan KTÖS yetkilileri, “çelengin yaratıcısı ve gerçek sahibinin”, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği olduğunu iddia ederek, çelengi Büyükelçiliğe “iade etme” kararı aldı.
   Bu kararın ardından, KTÖS yetkilileri ile bazı sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin temsilcileri, KTÖS’e bırakılan çelengi TC Lefkoşa Büyükelçiliği önüne götürdü.
   Büyükelçilik önünde çelengin bırakılacağı yer konusunda polisle gerginlik ve itiş kakış yaşanırken; çelengi yol ortasına bırakan KTÖS Başkanı Güven Varoğlu ve KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, çelengin elçiliğe ait olduğunu iddia ederek, polislerin müdahalesini protesto ettiler.
   Büyükelçilik önüne giden grup, “Ankara elini yakamızdan çek”, “Son son son işgale son”, “Ankara biz senin kuklan değiliz” ve “Şeriat düzeni istemiyoruz” şeklinde sloganlar atıp alkışlarla Büyükelçiliği protesto etti.

Elçilik önünde konuşma yaptılar

   TC Lefkoşa Büyükelçiliği önündeki eylemde, KTÖS Başkanı Güven Varoğlu, KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil ile KTOEÖS Başkanı Adnan Eraslan birer konuşma yaptı.
   Sendikacılar, konuşmalarında, Kuran kurslarının ülkede ayrımcılık ve ayrılıkçı bir ortam yarattığını savunarak, insanların çatışma durumuna getirildiğini ifade edip bu durumu protesto etti.
   Sendikacılar, ayrılıkçı etkinliklerin her zaman karşısında olacaklarını ifade ederek, kendilerine destek veren tüm sendika, sivil toplum örgütü ve siyasi partilere teşekkür etti.
   Sendikacılar, KTÖS’e bırakılan çelengin, aydın düşünceye, öğretmene ve laik Kıbrıs Türk halkına “hakaret” olduğunu savundu.
   Ülkedeki durumu AKP ve UBP’nin yarattığını ileri süren Sendikacılar, Türkiye hükümetlerinin Kıbrıslı Türkleri Kıbrıs’ta azınlık durumuna düşürmeye çalıştığını iddia etti. Bu olayı uluslararası boyuta taşıyacaklarını ve her platformda mücadeleye devam edeceklerini belirten Sendikacılar, Türkiye’nin 1974’te adaya Kıbrıs Türk halkını korumak için geldiğini, ancak şimdi “yok etmeye” çalıştığını savundu ve Türkiye’yi protesto ettiklerini söyledi.
   Sendikacılar, “Bu ülke bizim, bunu herkes böyle bilecek” diyerek, ileri sürdükleri “taşıma nüfusla irade değiştirilmesine ve TC’nin dayatmalarına” öğretmenlerin izin vermeyeceğini de ifade etti.

KIBRIS 26/08/09

 

Örtülü ödenek yok, para transferi yok

Başbakanlık’tan “Ergenekon” açıklaması

Başbakanlık, örtülü ödenek kalemi bulunmadığını ve beklenmedik giderler kaleminden herhangi birine para transferinin de söz konusu olamayacağını; Türkiye’de Ergenekon davası iddianamesinde yer alan sanık ifadeleri ya da belgelere dayandığı öne sürülen bu yöndeki haber ve yorumların gerçeği yansıtmadığını açıkladı.
   Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, “son günlerde bazı basın organlarında ‘Başbakanlık örtülü ödenek kaleminden’ bazı kimselere para transfer edildiğine dair haberler ve yorumlar yayınlandığı” kaydedilerek, Başbakanlık bütçesinde “örtülü ödenek” diye bir kalem bulunmadığı ifade edildi.
   Mevcut olmayan bir kalemden harcama yapılması söz konusu olamayacağı gibi, buna benzer bir amaca hizmet edebileceği düşünülen “Beklenmedik Giderler Kalemi”nin ise fatura karşılığı harcama yapılabilen ve Maliye Bakanlığı’nın denetimi altında bir kalem olduğu belirtilen açıklamada şöyle denildi:
   “Bu gerçeğin ışığında açıkça görülmektedir ki, ne Başbakan’ın ne de Başbakanlık Müsteşarı’nın olmayan ‘Başbakanlık örtülü ödenek kaleminden’ birilerine para transferi söz konusu olamaz.
   Halen Türkiye’de ‘Ergenekon davası’ olarak bilinen dava sürecinde iddianamede yer aldığı öne sürülen sanık ifadelerine ya da diğer ifade veya belgelere dayandığı iddia edilen bu haber ve yorumlar gerçeği yansıtmamaktadır.
   Bu yaklaşım, 19 Nisan seçimler öncesinde başlayan ve Başbakan Dr. Derviş Eroğlu’nu ‘Ergenekon’ meselesiyle irtibatlandırmak için sarf edilen beyhude gayretlerin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Yalnızca tek bir fark vardır. O zaman ‘Ergenekon’dan’ para aldıkları iddia edilmişti, şimdi ise para verdikleri iddia ediliyor. Takdir saygıdeğer halkımızındır.”
 

KIBRIS 26/08/09

 

İlk cesur adım

Vakıflar İdaresi Genel Müdürü Kemal Kaymakamzade, CTP-ÖRP dönemindeki ‘şaibeli icraatlar’ konusunda Başsavcılığa suç duyurusunda bulundu.

DOME OTEL, SERGİLER VE ARSA… CTP-ÖRP iktidarı döneminde Vakıflar İdaresi tarafından yaklaşık 746 bin TL harcanarak İstanbul, Londra ve Brüksel’de gerçekleştirilen “Kıbrıs’ta Vakıf kayıtları…400 yıllık miras…” konulu sergi, ayrıca Girne’deki Dome Otel ile Ercan ana yolu üzerinde 43 dönümlük Vakıf arazisinin kiralanmasıyla ilgili sözleşmeler hakkında Başsavcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Vakıflar İdaresi, yapılan harcamaların yasalara aykırı olduğu iddiasıyla, eski yönetimin sorgulanmasını ve mahkeme tarafından yargılanmasını talep ediyor. UBP’nin iktidara gelmesinden sonra, CTP-ÖRP iktidarına ilişkin ilk suç duyurusu bu şekilde yapılmış oldu…

l LONDRA’DAKİ BİNANIN DAVA MASRAFLARI… Vakıflar İdaresi Genel Müdürü Mustafa Kemal Kaymakamzade, dün yüklü bir dosya ile Başsavcılığa giderek, eski yönetim hakkında suç duyurusunda bulundu. Savcılığa verilen dosyalar arasında, Londra’daki binanın dava masrafları da yer alıyor. Yıllardan beri Londra’daki ‘Kıbrıs Türk Cemiyeti’ tarafından kullanılan binanın, Vakıflar İdaresi’ne iadesi için açılan davanın avukatlık masrafları gerçekten şok edici düzeyde… Vakıflar İdaresi bir avukata 49 bin 591 Sterlin, diğerine ise 492 bin 124 Sterlin ödedi, sonra da binayı yine Türk Cemiyeti’ne ‘yılda bir Sterlin’ bedel ile kiraladı.


Emre DİNER
   CTP ÖRP hükümeti döneminde, Girne’deki dört yıldızlı Domel Hotel, çalışanlar tarafından kurulan  ‘Dayanışma Turizm’ şirketine 10 yıl süreyle kiraya verilmişti. Dome Otel’in sözleşmesini ihale yöntemine aykırı bulan ve fırsat eşitliğinin ihlal edildiği noktasından hareket eden yeni yönetim, bu durumu ortadan kaldırmak ve oteli geri almak amacıyla konuyu yargıya götürüyor.
   Vakıflar İdaresi Genel Müdürü Mustafa Kemal Kaymakamzade, dün sabah Başsavcılık Dairesi’ni ziyaret ederek, Dome Hotel başta olmak üzere, CTP-ÖRP iktidarı dönemindeki bazı ‘şaibeli icraatlar’ hakkında suç duyurusunda bulundu.
   Kaymakamzade, KIBRIS’a yaptığı açıklamada, geçmiş dönemde Vakıfları yönetenlerin, yaptıklarıyla kuruma zarar verdiğini belirterek, “Geçmiş dönemdeki idarecilerimiz, maalesef,  yaptıklarıyla Vakıflar İdaresi’ne büyük zarar vermiştir. Bu icraatları yaparken, birçok yasa ve kurallara uyulmamıştır. Bu konuda özellikle Dome Hotel olayı, yurtdışındaki sergilerde yaptığı harcamalar ve idaremize ait, Ercan anayol üzerindeki değerli 43 dönümlük vakıf arazisinin kiralanması konusunda Başsavcılığa suç duyurusunda bulunduk. Ortaya koyduğumuz iddiaların yargıya havale edilmesini diliyoruz” dedi.

Sergi için harcanan servet…
 
  Vakıflar İdaresi’nin, 2007 yılı Kasım ayında İstanbul’da, 2008 yılı Ekim ve Kasım aylarında ise Londra ve Brüksel’de gerçekleştirdiği ‘400 yıllık miras… Kıbrıs’ta Vakıf Kayıtları’ adlı sergiler için, Bakanlar Kurulu kararıyla ödenen yolluk ve harcırahlar hariç, 746 bin 917 TL harcadığı belirlenmişti.
   İhaleye çıkılmadan, İstanbul’da kayıtlı ‘2 Yaka’ adlı şirkete ödenen yüz milyarlarca liranın soruşturulmasını talep eden Vakıflar İdaresi, söz konusu şirket direktörünün, KKTC Cumhurbaşkanlığı, milletvekilliği ve yerel seçimlerinde CTP’ye ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a danışmanlık yaptığına ilişkin bilgi ve belgelere dikkat çekiyor.

Londra’daki binanın dava masrafları…

   CTP-ÖRP iktidarı döneminde, Londra’daki Vakıf binası için harcanan avukatlık parası da akıllara durgunluk verecek düzeyde. Londra’nın ünlü eğlence bölgesi Soho’daki binanın Vakıflar’a iadesi için, binayı kullanan Kıbrıs Türk Cemiyeti aleyhinde açılan dava uzun yıllar devam etti. Davayı takip için önce Hasan Balman isimli bir Türk avukat görevlendirildi ve söz konusu avukata 49 bin 591 Sterlin ödeme yapıldı. Daha sonra ‘Addleshaw Goddard hukuk bürosu’ ile anlaşma yapıldı ve Türk Cemiyeti aleyhindeki dava devam etti. Tarafların anlaşması üzerine, dava geri çekilirken, söz konusu hukuk bürosuna 492 bin 124 Sterlin ödeme yapıldı. Hukuk bürosu bununla da yetinmeyip, Vakıflar İdaresi’nden 3 bin 754 Sterlin ek masraf talep ediyor.
   Vakıflar İdaresi’nin bunca yıl devam eden dava sonucunda Türk Cemiyeti ile yapmış olduğu kira sözleşmesine, yıllık kira bedeli olarak 1 (bir) Sterlin koyduğu iddia ediliyor.
   D’Arbley sokağındaki 4 katlı binanın 3 ve 4’üncü katlarını Türk Cemiyeti kullanıyor. Diğer 2 kat ise Zaba Ltd’e kiralanmış durumda. Zemin kat ise lokanta olarak çalıştırılıyor.

KIBRIS 26/08/09

 

TEHLİKELİ ZITLAŞMA

   

“İnancıma ve Din Özgürlüğüme Sahip Çıkıyorum Hareketi” KTÖS önüne siyah çelenk bıraktı. KTÖS de çelengi Türkiye Büyükelçiliği’ne götürdü. Elçilik önünde polis ile eylemciler arasında itişme yaşandı.

“Yasadışı Kuran kursları verildiği” iddia edilen Akova, Değirmenlik ve Alayköy’ün sakinlerinin oluşturduğu “İnancıma ve Din Özgürlüğüme Sahip Çıkıyorum Hareketi”, kuran kurslarına karşı eylem yaptığı ve köylerde kuran kurslarının verildiği okullardaki sınıfları “işgal ettiği” gerekçesiyle KTÖS’ün önüne siyah çelenk bıraktı. Lefkoşa’daki 10 Yıl Parkı’nda ellerindeki pankartlarla toplanan hareket üyeleri, buradan sloganlar atarak KTÖS Lokali önüne yürüdü ve burada yaptıkları açıklamaların ardından sendika önüne siyah çelenk bıraktı. Polisin geniş güvenlik önlemi aldığı olayın ardından ise, KTÖS yetkilileri ve üyeleri, hareketin bıraktığı ve üzerinde “Kendine Sevgiyi Çevrene Dostluğu Aşıla Bölücü Olma” yazan siyah çelengi, “asıl sahibi” olduğunu iddia ettiği Türkiye Cumhuriyeti’nin Lefkoşa Büyükelçiliği’ne götürdü.

10. yıl parkı’ndaki eylem
“İnancıma ve Din Özgürlüğüme Sahip Çıkıyorum Hareketi”nin, 10. Yıl Parkı’nda saat 10.00’da başlattığı eylem, şehitler için yapılan 1 dakikalık saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasıyla başladı. Ellerinde “İnancını bilmeyen kendini asla bilemez”, “Senin dinin sana benim dinim banadır”, “Bilmek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır”, “Dinimiz İslam öğrenmek hakkımızdır” ve “Kıbrıs Türkü Müslüman’dır” şeklinde yazılı pankartlar taşıyan eylemciler, burada “Kurana uzanan eller kırılsın” şeklinde slogan da attılar.
Hareket adına eylemde açılış konuşmasını yapan Yakup İskender’in ardından Din Görevlileri Birliği Başkanı Hayri Koç, Din-Gör-Sen Başkanı Mehmet Dere ve hareketi oluşturan Akova köylüleri adına Mehmet Keleş, Alayköy köylüleri adına muhtar Adem Ulu ve Değirmenlik köylüleri adına Osman Kurt birer konuşma yaptı. Konuşmalarda, Kurana, inanca, ibadete ve Müslümanların ibadet sırasında kullandığı kıyafetlere karşı hakarette bulundukları iddiasıyla KTÖS ve öğretmenler, protesto edildi.
Konuşmacılar, kursların “yasadışı” yapıldığı iddialarına karşı çıkarak, dünyanın her yerinde hatta Rum tarafında da din derslerinin ibadet yerlerinde çocuklara doğar doğmaz verilmeye başlandığını savundu.

KTÖS’e siyah çelenk
Konuşmaların ardından ellerindeki pankartlarla sloganlar atarak KTÖS’e doğru yürüyen hareket üyeleri, burada KTÖS’ü, kuran kurslarına karşı eylem yaptığı ve köylerde kuran kurslarının verildiği okullardaki sınıfları “işgal ettiği” gerekçesiyle eleştirip sendika önüne siyah çelenk bıraktı. Hareket üyeleri çelengi bırakmasının ardından KTÖS önünden ayrıldı.

Çeleng Büyükelçiliğe

Bu olay üzerine sendikada bir değerlendirme yapan KTÖS yetkilileri, “çelengin yaratıcısı ve gerçek sahibinin”, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği olduğunu iddia ederek, çelengi Büyükelçiliğe “iade etme” kararı aldı. Bu kararın ardından, KTÖS yetkilileri ile bazı sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin temsilcileri, KTÖS’e bırakılan çelengi TC Lefkoşa Büyükelçiliği önüne götürdü. Büyükelçilik önünde çelengin bırakılacağı yer konusunda polisle girginlik ve itiş kakış yaşanırken; çelengi yol ortasına bırakan KTÖS Başkanı Güven Varoğlu ve KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, çelengin elçiliğe ait olduğunu iddia ederek, polislerin müdahalesini protesto ettiler. Büyükelçilik önüne giden grup, “Ankara elini yakamızdan çek”, “Son son son işgale son”, “Ankara biz senin kuklan değiliz” ve “Şeriat düzeni istemiyoruz” şeklinde sloganlar atıp alkışlarla Büyükelçiliği protesto etti.

Elçilik önündeki konuşmalar
TC Lefkoşa Büyükelçiliği önündeki eylemde, KTÖS Başkanı Güven Varoğlu, KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil ile KTOEÖS Başkanı Adnan Eraslan birer konuşma yaptı. Sendikacılar, konuşmalarında, Kuran kurslarının ülkede ayrımcılık ve ayrılıkçı bir ortam yarattığını savunarak, insanların çatışma durumuna getirildiğini ifade edip bu durumu protesto etti. Sendikacılar, Türkiye hükümetlerinin Kıbrıslı Türkleri Kıbrıs’ta azınlık durumuna düşürmeye çalıştığını iddia etti. Bu olayı uluslararası boyuta taşıyacaklarını ve her platformda mücadeleye devam edeceklerini belirten Sendikacılar, Türkiye’nin 1974’te adaya Kıbrıs Türk halkını korumak için geldiğini, ancak şimdi “yok etmeye” çalıştığını savundu ve Türkiye’yi protesto ettiklerini söyledi. Sendikacılar, “Bu ülke bizim, bunu herkes böyle bilecek” diyerek, ileri sürdükleri “taşıma nüfusla irade değiştirilmesine ve TC’nin dayatmalarına” öğretmenlerin izin vermeyeceğini de ifade etti.

STAR KIBRIS 26/08/09

 

 

Pots shots, memories and he diaspora
By Stefanos Evripidou

THE DIASPORA is currently holding the 16th annual conference of overseas Cypriots in Nicosia. Eminent Cypriots from around the world have descended on the homeland to discuss the plight of the island, bringing with them a US senator among others.

The diaspora of any country or ethnic group will always have a huge role to play in a people’s development. It can play a positive role, like the Armenian musicians who report on their musical genius through the thousands of concerts performed around the globe. But it can also complicate matters. Some argue that the conflicts in Northern Ireland during the Troubles and the Balkans in the 1990s were fuelled by the logistical and financial support of the respective diaspora of each ethnic group.

Compared to its size, Cyprus has a massive diaspora, spreading across America, UK, Canada, Europe, Africa, Australia and beyond. Like all groups, the Cypriot diaspora is not monolithic. Take London for instance. There are Greek Cypriots and Turkish Cypriots who share memories and friendship in the capital’s legendary Green Lanes. And then there are those whose unwavering dedication to the “motherlands” leaves no space for that sort of co-existence.

This year’s conference has been given much notice among local players and the media. President Demetris Christofias opened the conference on Monday, and in doing, crossed swords with the Archbishop and House President.

The Cyprus Mail passed by the official home of the five-day conference yesterday, the Hilton, to hover through the halls and corridors and see what’s cooking. On arrival, party leaders were addressing a crowd of around one hundred in Ballroom A.

A mere coincidence perhaps, but Marfin Laiki Bank was holding a photographic exhibition in the same hall, titled “Memories of Cyprus”. Another subtle hint from Marfin’s Andreas Vgenopoulos?

Facing the 100-odd delegates and a fair splattering of journalists was a 15-member platform, seating representatives of overseas Cypriot federations and branches from the USA, UK, Africa, South Africa, Australia, Europe and Canada.

The last speaker for the morning was AKEL’s Andros Kyprianou who released a few jabs on those critics “unfairly” accusing the president of selling out. No sooner had the communist leader wrapped up, DISY’s Nicos Anastassiades lit up inside the conference hall, pipping others to the spot as “Number One Potential Violator” of this January’s draconian smoking laws.

As the delegates, old and young, mostly male, walked out the conference towards lunch, their chatter betrayed accents affected by decades spent away from home in new lands. Some offered a refined version of the Queen’s English while others adopted a more casual American slant.

“Hey, how you doin? Did you make it to the thing last night?” “Oh no, I couldn’t. My foot hurt.”

It was clear that the ties with the older generation of overseas Cypriots have been kept strong. The delegates oozed confidence and familiarity with the local politicians, old and young.

A number of delegates approached one of the organisers to complain that the mood among the local politicians was a little too partisan for their liking, referring specifically to the closing speech. The conference should not be used as a platform to take pot shots at opposing camps, they argued. The organiser dismissed the criticism, responding: “What are we sheep and we can’t express an opinion?”

While the multitude of delegates scrambled for lunch, a number of political players stayed behind, gathering around a hub of TV cameras like wasps around a jam pot.

Political elites in most countries are less familiar with queues but the thousands of weddings our local elite are obliged to attend prepare them well for waiting one’s turn for a few moments on the box with impeccable politeness and patience.

The journalists quizzed speakers on the intricacies of the Cyprus talks before asking each one to dabble with destiny and comment on APOEL’s chances against FC Copenhagen tonight at the GSP Stadium.

Unknown to most, a few walls away, a group of FC Copenhagen players were eating lunch by the swimming pool, biding time till the game. If there was ever a chance to promote Cyprus as a breeding ground of footballing excellence, yesterday lunchtime was it. But the Hilton kitchen staff seemed to have missed the chance, as the players rubbed their stomachs in sunny satisfaction with the day’s menu.

CYPRUS MAIL 26/08/09

 

 

Şahin, bugün KKTC′ye geliyor

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer′in davetlisi olarak beraberindeki heyetle KKTC′ye bir günlük resmi ziyaret gerçekleştirecek olan Şahin, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile de görüşecek.
Şahin, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Bozer, Başbakan Derviş Eroğlu ve Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile de bir araya gelecek, Dr. Fazıl Küçük′ün kabri ile Boğaz Şehitliği′ni ziyaret edecek.
TBMM Başkanı Şahin, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Bozer′in vereceği akşam yemeğinden sonra Ankara′ya dönecek.

HALKIN SESI 27/08/09

 

Pile’ye anlamlı katkı

TC Yardım Heyeti, Türk mahallelerini güzelleştirmek
için 350 bin TL’lik bir proje başlattı…

Yakup SARICA

  Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların birlikte yaşadığı “karma” Pile köyünün Türk mahalleleri, 3 etaplı bir projeyle güzelleştirilecek.
  TC Yardım Heyeti finansmanıyla yaşama geçirilen “Pile’yi Kalkındırma Projesi” çerçevesinde 3 eteplı projenin ilk 2 etabına dün başlandı. 
  Bu projeyle, Türklerin yaşadığı bölgelerde toplam 3 kilometrelik yol asfaltlanacak, Pile Türk Spor Kulübü
binasının araba park yeri ve düğün salonunun bakım ve onarımı yapılacak, ilave tesis olarak basketbol ve voleybol sahaları ve çocuk parkı yapılacak, Aydan Karahan stadının çevresi tellenecek, saha içerisinde bulunan soyunma odaları, yedek kulübeleri ve hakem odaları yenilenecek.
   Proje çalışmaları ihaleyi kazanan Köroğlu Şirketi tarafından yürütülüyor.  
  Beyarmudu Belediye Başkanı İlker Edip ve Pile Türk Muhtarı Nejdet Ermetal, KIBRIS’a Pile’nin kalkındırılmasına ve geliştirilmesine yönelik projeyle ilgili bilgi verdi.

Pile’de 3 etaplı proje çalışmaları başladı
 
  Pile Türk Muhtarı Nejdet Ermetal, Pile köyünü Kalkındırma Projesi’nin 3 etaptan oluştuğunu, ilk etapta toplam 18 sokaktan oluşan ve Türklerin yaşadığı 3 kilometrelik yolun asfaltlanacağını belirtti.
  Ermetal, projenin 2’nci etabının da Pile Türk Spor Kulübü binasının araba park yerini, düğün salonunu bakım ve onarımını, ilave tesis olarak basketbol voleybol sahalarının yapımını, çocuk parkı yapımını, Aydan Karahan stadının çevresinin tellenmesini, saha içerisinde bulunan soyunma odalarını, yedek kulübelerini ve hakem odalarının bakımını ve yenilenmesini kapsadığını söyledi. 
  Ermetal, bu proje çerçevesinde 3’üncü etapta da Pile’de bulunan vakıf mallarının bakım ve onarım çalışmalarının yer aldığını kaydetti.
  Muhtar Ermetal, şöyle konuştu:
  “TC Yardım Heyeti tarafından finanse edilen bu proje 350 bin TL tutarındadır. TC Yardım heyeti bu projenin yanı sıra muhtarlığa bir de araç yardımı yapıyor. TC Büyükelçiliği ve TC Yardım Heyeti’ne yardımlarından dolayı teşekkür ediyorum.
  Gelmiş geçmiş tüm hükümetler Pile’ye özen gösteriyor.
  KKTC’de konumundan dolayı herhangi bir belediyeye bağlı olmayan tek köy Pile’dir. Beyarmudu Belediyesi’ne resmi olarak bağlı olmadığımız halde Beyarmudu Belediyesi bize hizmet vermiştir . Beyarmudu Belediye Başkanı İlker Edip’in iyi niyetine ve bize verdikleri karşılıksız hizmetten dolayı teşekkür ederiz.
  Köy muhtarlığı olarak, köyün girişindeki mezarlığın önüne kültürümüzü yansıtan çok güzel bir çardak yaptık. Bu da çevre düzenlemesi açısından güzel bir görünüm ortaya çıkardı.
  Pile Muhtarlığı olarak bu yıl lise ve üniversitede öğrenim gören toplam 12 genci Pile köyünü kalkındırma amacıyla muhtarlıkta çalıştırarak maddi yardım amaçlı destek verdik. Bu da köy halkı tarafından takdir görmüştür.
  Pile halkının bir de bitmek bilmeyen bir şikayeti var. Pileliler, Beyarmudu sınır kapısından geçerken yabancı ülke vatandaşı uygulamasından rahatsız oluyor.”

Pile’ye karşılıksız hizmet verdik

  Beyarmudu Belediye Başkanı İlker Edip, Pile köyünün Beyarmudu Belediyesi’ne bağlı olmamasına rağmen buraya karşılıksız hizmet verdiklerini söyledi.
  Edip, Pile köyünün geliştirilmesi için belediye olarak ellerinden gelen yardımı yaptıklarını ve bu yardımlarının devam edeceğini belirtti.

KIBRIS 27/08/09

 

Brick producers complain of unfair competition from north
By Lucy Millett

SEVEN brick factories are seeking a court injunction to prohibit the transport of bricks from the north, complaining of unequal treatment and unfair competition.

The seven companies are raising questions about the quality of the bricks being brought over the Green Line and, by extension, the safety of structure built using the bricks.

The companies argue that manufacturers in the north are not following EU rules and are not subject to the requisite factory controls for the manufacture of the bricks. They claim that the Republic of Cyprus is violating their constitutional right to equal treatment because the aquis communautaire does not apply to their Turkish Cypriot rivals. They refer specifically to EU specification EC1480/2004 regarding health and safety and protection of the environment and the consumer.

Achilleas Emilianides, the lawyer for the companies, said “In January 2009, a Greek Cypriot business signed an agreement with a Turkish Cypriot brick manufacturing industry. The factory concerned was illegally erected on Greek Cypriot land belonging to the Paraskevaides family. The bricks they produce do not fulfil the minimum requirements of EU directives, even though Green Line trade requires that all EU directives should be respected.”

Emilianides said that the Greek Cypriot companies charge more for their bricks because they are made under controlled conditions. They are therefore complaining that competition from companies that are not obliged to follow the rules and can thus charge lower prices is unfair.

The seven companies are seeking an injunction from the court to prevent the transport of bricks which do not fulfil EU requirements. They are also asking for compensation from the government for loss of income due to unfair competition dating from 2004, when the trade was opened with the north.
LM

CYPRUS MAIL 27/08/09

 

Government plays down Lebanon boat to north
By Patrick Dewhurst

GOVERNMENT spokesperson, Stefanos Stefanou, yesterday dismissed reports that a direct sea journey had taken place between Cyprus and Lebanon.

Turkish Cypriot press had reported that the first journey had been made by ship, between the port of the occupied town of Famagusta and Tripoli. Use of the occupied ports is illegal under international law.

He explained that there is a sea route from the occupied territories to Lebanon, via Syria and the Cypriot government is currently in discussion with the Lebanese to address this issue.

“There is no direct route between Lebanon and the occupied areas. Representations have been made and are being made. There is however a sea route from Turkey, the occupied areas, Syria, Lebanon and vice versa” the spokesman explained.

He noted that Turkey is trying and will continue to try to upgrade the status of the illegal regime through various means.

“We are in continuous contact with Lebanon, we are making contact, representations and we will continue to do so,” he added.

On the subject of the Turkish policy, he added “As long as there is an abnormal situation in Cyprus, with the occupation and Turkey’s efforts to upgrade the illegal regime, we will have to address Turkey’s policy which maintains that there is a second state in Cyprus,” he pointed out.

In July 2009 the Cypriot Ports Authority successfully petitioned Holland America Lines to cease using Famagusta as one of its ports of call.

CYPRUS MAIL 27/08/09

 

Kıbrıs Mektubu 727

Sessiz Kalmış Acılar.(9)

İŞTE İNCİR AĞACININ ESRARI...

Kıbrıs'ta Bir İncir Ağacı, 27 Ocak 2008 Pazar, Sabah Gazetesi, Erdal Şafak'ın yazısından.

"Kestane ağacımızın kalan dalları arasından göğün muhteşem mavisine bakıyorum. Ağacım; dallarındaki gümüşe dönüşen su damlaları ve rüzgarda savrulan martıları ile bizi öyle hayran bırakıyor ki, kafesimizden saatlerce ona bakarak umut tazeliyorum. Bu ağaç, onu görecek zaman bulabildiğim sürece burada durdukça, bu masmavi gök, bu parlak güneş onun dalları arasından bana baktıkça, mutsuz olmayacağım."

Anne Frank, ailesiyle birlikte 1942-1944 yılları arasında Amsterdam'da Naziler'den gizlendiği dairede yaşam ve umutla arasındaki bağ olan sevgili ağacını böyle anlatıyor. 1944'te ihbar üzerine ailesiyle birlikte yakalanan Anne Frank, Bergen Belsen'deki toplama kampında tifüsten can verdi ama onun 200 yıllık kestane ağacı bu gün bile "Umut anıtı" olarak ölüme meydan okuyor.

Anne Frank'ın kestane ağacını bize dün Yeni Düzen'de Sevgül Uludağ'ın bir haberi çağrıştırdı.

34 yıllık vahşet...

Sevgül Uludağ yaşamını Kıbrıs'ın 45 yıldır kanayan yarası "Kayıplar'a" adamış olan meslektaşımız. Bu trajedinin kurbanlarını konu alan ""Kıbrıs'ta Anlatılmayan Öyküler" ve "İncisini Arayan İstiridyeler" adlı kitapları Avrupa'da geniş yankı uyandırdı, ödül aldı.

... 1981'de BM kararıyla kurulan "Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi" 1984'den bu yana resmi rakamlarla toplam 1970 Kıbrıslı'nın izleri aranıyor. Komite bu güne kadar 368 kaybın kalıntılarına ulaştı. DNA testleri tamamlanıp kimlikleri belirlenen 57'si ailelerine teslim edildi.

Önümüzdeki ay 6'sı Türk, 8'i de Rum 14 kayıp daha ailelerine verilecek. Sevgül Uludağ dün yazısında işte bu Türklerden üçünün, Ahmet Cemal, Erdoğan Enver ve Ünal Adil'in öyküsünü anlattı. Biraz ayrıntıya girerek aktaralım:

Kıbrıs Barış Harekatı'nın ikinci bölümünün yapıldığı günlerde, 15 Ağustos 1974'te Rum kesiminde kalan Limasol'da yaşamakta olan Ahmet Cemal bahçesindeki ağaçtan bir incir kopardı ve keyifle yedi. Sonra arkadaşlarıyla sohbet etmek için mahallesine yakın bir kahvehaneye gitti  Oradan bir masada Erdoğan Enver ve Adil Ünal'la sohbet ederken silahlı Rum milisler kahveyi basıp, üçünü de kaçırdılar.

Üç Türk sapa bir yere, Hacı Yorgo Alamanos manastırı yakınlarında, yalnızca denizden girilebilen bir mağaraya götürüldüler ve kurşuna dizildiler. Milisler cesetlerin bulunmaması için mağarayı dinamitle havaya uçurmaya çalıştılar.

Gel zaman git zaman... Dinamitin kayalarda açtığı delikten bir incir ağacı yükselmeye başladı. Ahmet Cemal'in çürüyen cesediyle birlikte toprağa karışan midesindeki incir artıklarından bir tohum yeşermiş, kayadaki delikten süzülen güneş ışığı sayesine boy vermişti.

Yine gel zaman git zaman... Hep o bölgeden denize giren "Otonom  Kayıp Şahıslar Komitesi"nin Rum üyesi Ksenofon Kallis, bir gün çevresini seyrederken gözü o incir ağacına takıldı. Çünkü bölge makilikti ve öyle bir ağaç orada olamazdı. Üstelik "Andoliniga" (Andolina) türü olan incir ağacı çevrede hiç yetişmiyordu.

Ksenefon Kallis ağacın sırrını çözmeye karar verdi. O tür ağacın yetiştiği bölgeleri araştırdı., ardından bahçesinde o ağacın bulunabileceği evleri tespit etmek için onlarca kişiyle konuştu. Ve sonunda Ahmet Cemal'in evine ulaştı. Ahmet Cemal ile mağaradaki incir ağacı arasında bir bağ bulunabileceği sonucuna vardı. "Otonom Kayıp Şahıslar Komitesini incir ağacının altını kazmaya ikna etti.

Kazdılar. Sonuç: Ağacın kökleri üç Türk'ün kalıntılarını saklıyordu!

Kazıların yapılabilmesi için zorunlu olarak incir ağacı kesildi. Sevgül Uludağ, "Ağaç işlevini yerine getirmişti" diyor. Yani katledilen 3 Türk'ün 34 yıl sonra huzura kavuşmalarını sağlamıştı..... "       

Rumların katlettiği üç Türk'ün kemiklerine, birinin yediği incirden toprağa karışıp filizlenen ağaç sayesinde ulaşıldı. Rumlar böyle korkak, böyle kalleş ve silahsız sivil Türkleri yakalayıp, götürüp öldürüyorlardı. Onların karakterleri buydu.

Hoşça kalınız, diyemeyeceğim. 27/8/2009 erenkoysurungeni@ttmail.com , www.huseyinlaptali.com.tr

Lübnanlı acenteciler memnun

KKTC- Lübnan seferleri başladı, ilk gemi Gazimağusa Limanı’na demir attı

Emre DİNER

   Suriye’nin Lazkiye şehrine yapılan seferlerin ardından, Gazimağusa ile Beyrut’un Trablusşam kenti arasında da feribot seferleri başlatıldı.
  Akgünler’e ait yolcu gemisi dün Beyrut, Lazkiye hattını izleyerek, Gazimağusa Limanı’na ulaştı. Suriye ve Lübnanlı acentecilerden oluşan kalabalık kafile yaklaşık 6 saat yolculuğun ardından Gazimağusa Limanı’na geldi. Gelen yolcular, Dışişleri Bakanlığı’ndan bir heyet tarafından karşılandı.
  KIBRIS’a konuşan Lübnanlı acente sahipleri, KKTC’de son derece sıcak karşılandıklarını ve gezmek için sabırsızlandıklarını belirtti.
  Lübnanlı acente sahipleri, “KKTC’yi gezdikten sonra Lübnan’da bizden nasıl söz edeceksiniz” sorusuna  “KKTC’de sıcak karşılanmanın verdiği memnuniyeti ve tam bir tatil merkezi olduğunu söyleyeceğiz” yanıtını verdi.
   Limandan ayrılan heyet daha sonra yol yorgunluğunu atmak için otele gitti. Lübnanlı acente sahiplerinin pazartesi günü adadan ayrılacağı öğrenildi.

KIBRIS 28/08/09

 

“Hep yanınızdayız”

TBMM Başkanı Şahin, ilk yurtdışı ziyaretini KKTC’ye yaptı; temaslarında önemli mesajlar verdi

Görevine yeni başlayan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Mehmet Ali Şahin, ilk yurtdışı ziyaretini KKTC’ye yaptı.
   Günübirlik KKTC ziyaretinde devlet ve hükümet yetkilileriyle görüşen Mehmet Ali Şahin, Kıbrıs Türkü’ne  “Hep yanınızdayız” mesajını verdi.
   Konuk bakan, “Anavatan, garantör ülke sıfatı ile her zaman Kıbrıs Türkünün yanında yer almıştır, bundan sonra da her şart adlında yanında yar almaya devam edecektir. Bunu KKTC’nin varlığı için yapacaktır, özgürlüğü için yapacaktır, güvenliği için yapacaktır, hakları ve refahı için yapacaktır” dedi.
   Göreve 20 gün önce seçilen TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer’in daveti üzerine, özel ATA uçağı ile saat 10:15’de adaya geldi.
   TBMM Başkanı Şahin’e KKTC ziyaretinde, TBMM Başkan Vekili AKP Kahramanmaraş Milletvekili Nevzat Pakdil, TBMM Genel Sekreteri Ali Osman Koca, TBMM Başkanı Dışişleri Baş Danışmanı Ahmet Rıfat Ökçün ve TBMM Başkan Müşaviri Berat Çonkar eşlik etti.
    TBMM Başkanı Şahin, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı, Meclis Başkanı Hasan Bozer’i, Başbakan Derviş Eroğlu’nu, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı ve TC Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı’yı ziyaret etti.
   Şahin, ilk olarak Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesi lideri Dr. Fazıl Küçük’ün Anıttepe’deki kabrini ziyaret ederek, çelenk koydu; özel defteri imzaladı.
   Mehmet Ali Şahin ayrıca, Boğaz Şehitliği’ni ve Lefkoşa’daki Atatürk Anıtı’nı da ziyaret etti.
  
Talat: İzolasyonlar karşısında nefes almamızı sağlıyorsunuz

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, devam eden Kıbrıs müzakerelerinin başlayıp, devam etmesini destekleyen Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Türkü’nün günlük yaşamda devam eden izolasyonlar karşısında da nefes almasını sağlamakta üzerine düşeni fazlasıyla yaptığını söyledi.
   Konuk Bakan Mehmet Ali Şahin’i kabulünde konuşan Talat, “Eğer Türkiye’nin desteği olmasaydı, yurt dışına telefon bağlantısı kuramazdık. Mektup gönderip, mektup alamazdık. Uçamazdık. Dünyanın hiçbir ülkesine gidemezdik. Türkiye üzerinden dünyanın her yerine seyahat edebiliyoruz” dedi.
   TBMM Başkanı Şahin göreve gelir gelmez KKTC’yi ziyaret etmesinin, Türkiye ile her düzeyde sürdürülen dayanışmanın bir göstergesi olduğunu söyledi. Türkiye’nin her koşulda KKTC ve Kıbrıs Türk halkına verdiği desteğin devam edeceğinden kimsenin şüphesi olmadığını kaydeden Talat, “Şüphemiz olsaydı, büyük işlere girmeye tereddüt ederdik. Hem ekonomik, hem de siyasi olarak” dedi.
  
Bozer: Anavatanımız, buradaki varlık sebebimizdir

   Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer, de Şahin’i kabulünde, Anavatan Türkiye’nin buradaki varlık sebebimiz olduğunu söyledi.
   Bozer, Türkiye ile KKTC arasındaki ilişkilerin en üst seviyede sürdürüldüğünü, milli mücadelenin birlikte yürütüldüğünü belirterek “Anavatanımız bizim buradaki varlık sebebimizdir” dedi.
   Ziyarette konuşan Şahin, Türkiye Cumhuriyeti’nin Anavatan olarak Kıbrıs Türk halkının hep yanında olduğunu ve bundan sonra da karşılaştığı her sorunda yanında olmaya devam edeceklerini vurguladı. Bunun tarihi sorumlulukları olduğunu kaydeden Şahin, “İlk yurt dışı ziyaretimi buraya yapmam da KKTC’ye verdiğimiz desteğin ifadesidir” dedi. 

Eroğlu: Verilen mesajlar var

   Başbakan Derviş Eroğlu da, Mehmet Ali Şahin’in bu göreve seçildikten sonra ilk ziyaretini KKTC’ye yapmasının anlamlı olduğunu, bu mesajın iyi alınması gerektiğini söyledi.
   Günübirlik ziyaret için KKTC’ye gelen TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin ve beraberindeki heyeti kabulünde konuşan Başbakan Eroğlu, gerek Türkiye’de, gerek KKTC’de zor günlerden geçildiğini ifade ederek, “Size de, bize de kolay gelsin” dedi.
   Türkiye’nin her zaman Kıbrıs Türkü’nün yanında olduğunun bilinciyle hareket ettiklerini belirten Eroğlu, Şahin’in şahsında Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TC kabinesi ve milletvekillerine saygılarını iletti.
   TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin de, İstanbul’da avukatlık yaparken, ardından da spordan sorumlu Devlet Bakanı olarak KKTC’ye geldiğini, şimdi de yeni sıfatıyla ilk resmi ziyaretini yapmaktan memnuniyet duyduğunu anlattı.
   Şahin, milli iradeyi temsil eden TBMM’nin ve Türkiye’nin her türlü sorunda Kıbrıs Türkü’nün yanında olmaya devam edeceğini kaydeden Şahin, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ın selam ve iyi niyet mesajlarını getirdiğini söyledi.
   Şahin, seçimlerden tek başına hükümet kurma başarısı gösteren Başbakan Derviş Eroğlu’nu da kutlayarak başarı dileğinde bulundu.

KIBRIS 28/08/09

 

 

Özgürgün: KKTC bertaraf edilemez

Yeşilırmak Kapısı’nın açılmasına yönelik yol ihalesinde sorun çıktı

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı yetkilileri başta olmak üzere, KKTC topraklarında faaliyette bulunmak isteyen tüm uluslararası veya bölgesel yardım/destek kurumlarının, ilgili KKTC yetkililerini bertaraf ederek herhangi bir çalışma gerçekleştirmelerinin mümkün olmadığını hatırlattı.
   Özgürgün yazılı açıklamasında, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın, Yeşilırmak Kapısı’nın açılması amacına yönelik olarak öngörülen güzergah için KKTC topraklarında ve ara bölgede yol tamiratı yapılmasını teminen fizibilte çalışmaları için proje ihalesine çıktığının duyurulduğu; proje ihalesinin tanımında, fizibilite çalışmaları projesinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarında bulunan 4.5 kilometrelik bölümü de kapsadığının belirtildiğine atıfta bulunarak  “fizibilite çalışmalarına ilaveten, bu yol tamiratının UNDP aracılığıyla gerçekleştirileceği anlaşılmaktadır” dedi.
   KKTC egemenlik alanında bulunan bir bölgede, ilgili makamların  işbirliği ve koordinasyonuna  gidilmeden, üçüncü taraflarca yol tamiratı için fizibilite çalışmaları projesi için ihaleye çıkılmasının mümkün olmadığını belirten Özgürgün, “Söz konusu yolun tamiratı için yapılacak fizibilite çalışmaları ve/veya yolun tamiratı, mali boyutu üçüncü taraflarla karşılanacak da olsa, ilgili yetkililerimizin onayının ardından ilgili bakanlığımızla işbirliği ve koordinasyon halinde gerçekleştirilmesi gerektiği izahtan varestedir”dedi.
   Özgürgün, KKTC topraklarında bahse konu yolun tamir çalışmaları sonucu kamulaştırmanın söz konusu olabileceği ve KKTC vatandaşlarının etkilenebileceği cihetle, bu konunun bütünüyle KKTC bakanlıklarının uhdesinde bir konu olduğunu örnek göstererek bunun,  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarında gerek altyapısal destek ve yardım, gerek sosyal /siyasal/kültürel faaliyetlerde bulunmak isteyen tüm üçüncü tarafların uyması gereken bir ilke ve kural olduğunu kaydetti.
   Özgürgün şunları ifade etti:
   “Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı yetkilileri başta olmak üzere, KKTC topraklarında faaliyette bulunmak isteyen tüm uluslararası veya bölgesel yardım/destek kurumlarının ilgili yetkililerimizi bertaraf etmek suretiyle herhangi bir çalışma gerçekleştirmelerinin mümkün olmadığını hatırlatmak isteriz.”

KIBRIS 28/08/09

 

2. TUR’A TOPYEKÜN HAZIRLIK

   

Talat, 2. tur öncesinde yarın siyasi partilerle değerlendirme toplantısı yapacak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinin 2. tur öncesinde yarın siyasi partilerle değerlendirme toplantısı yapacak. Cumhurbaşkanlığı’ndan elde edilen bilgiye göre saat 10.30’daki toplantıya Cumhuriyet Meclisi’nde temsil edilen siyasi partiler UBP, CTP, DP, TDP ve ÖRP katılacak.


Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas arasında 11 aydır devam eden Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma müzakerelerinin birinci turu 6 Ağustos’ta tamamlanmıştı. İlk olarak “Yönetim ve güç paylaşımı” altında, “yürütme” konusunun ele alınacağı ikinci tur görüşmeleri 3 Eylül’de başlayacak.

STAR KIBRIS 28/08/09

 

KOMŞUDA KOALİSYON ÇATIRDIYOR

   

Kıbrıs doğrudan müzakerelerinin ikinci turunun başlamasına bir hafta kala Rum iç cephesinde birlik bulunmadığı iddia ediliyor.

DİKO ve Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan’ın, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu’yla dün bir görüşme yaptığı, bugün de, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la bir araya geleceği belirtilerek, bu görüşmelerin Hristofyas koalisyon hükümetinin geleceği açısından “önemli” olduğu bildirildi.


Alithia gazetesine göre, Rum tarafında, bu görüşmelerin ya yeni bir başlangıca veya DİKO’nun Hristofyas hükümetindeki ortaklığına son vermesine damgasını vuracağı değerlendiriliyor. Haberde, DİKO’lu bir yetkilinin, geçmişte; DİKO’nun hükümetteki ortaklığının devam etmesine olanak bulunmadığı yolundaki açıklaması da hatırlatıldı.


Simerini, “Koalisyonda İç Savaş… Kıbrıs Sorunu Nedeniyle Çatışmaya Giriliyor” başlığıyla yansıttığı haberinde, Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas arasındaki Kıbrıs doğrudan müzakerelerinin ikinci turunun başlamasına bir hafta kala Rum iç cephesinde birlik bulunmadığına dikkat çekti.


Gazete, Hristofyas hükümetinin DİKO’yla, aralarındaki ilişkileri tesis etme amacını taşıyan görüşmeler turunun dün başladığına dikkat çektiği haberinde, DİKO Başkan Yardımcısı Nikolas Papadopulos’un, Hristofyas’ı soğukkanlı olmaya çağırdığına ve Rum Sözcü Stefanu’nun, Rum tarafının gündemindeki birinci sırada bulunan 30 belge tartışmalarıyla ilgili sözlerine yer verdi.


Fileleftheros, “İşbirliğinin Sınavı… AKEL ve Başkanlık İpi Germek İstemiyor” başlığıyla manşete taşıdığı haberinde, Hristofyas hükümeti ortaklarının tahammüllerini sınayacaklarını; ilk testin, bugün öğle saatlerinde gerçekleşecek AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu-DİKO Başkanı Marios Karoyan görüşmesi olacağını yazdı.

PAPADOPULOS’UN ÇAĞISI

ALİTHİA’nın DİKO Başkan Yardımcısı Nikolas Papadopulos’un, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ı “soğukkanlı olmaya” çağırdığıyla ilgili haberine göre, Papadopulos, yazılı açıklamasında “Başkan, her aksi görüşe düşmanca yaklaşmaktan vazgeçmeli ve Kıbrıs Rum tarafının müzakerecisi olarak her zaman soğukkanlılığını muhafaza etmeli, siyasi eleştirilere siyasi argümanlarla yanıt vermelidir” ifadesini kullandı.


Hristofyas’ın, Rum tarafının müzakerecisi olarak, müzakere stratejisinin arzu edilen ve beklenen sonuçları verip vermediği üzerinde kafa yorması gerektiği görüşünü ortaya koyan Papadopulos, şu ifadeleri de kullandı:


“Biz, Yönetim başlığında verdiğimiz ödünlerle müzakerelerde görüş birliklerine varırken Türkiye bizim için başlıca konu olan mülkiyet, göçmenler, ordu, yerleşikler, garantiler ve güvenlik konularını müzakere etmeyi reddediyor. Buna rağmen Türkiye bugün mükâfatları topladı, biz ise sürekli savunma pozisyonundayız. Türkiye’nin kritik Aralık sınırını sorunsuz geçmesi tehlikesi gözle görünürdür.


BM Genel Sekreteri’nin ‘…Türkiye’nin Kıbrıs sorunundaki müstesna tavrı…’ dediği, bizi de UNFICYP’in Kıbrıs’taki mevcudiyetine son vermekle tehdit ettiği bir noktaya geldik. Bunu bize yapan ‘esneklik’ politikasıdır. Biz ‘veriyoruz’, Türkiye ‘alıyor’ ama bunun karşılığında tehdit ediliyoruz.”

STAR KIBRIS 28/08/09

 

“ŞAHİN” HIZIYLA

   

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin başkanlığındaki TBMM heyeti dün KKTC’ye yaklaşık 12 saatlik hızlı bir ziyaret yaptı.

Görevine yeni başlayan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Mehmet Ali Şahin, ilk yurtdışını ziyaretini dün KKTC’ye yaptı. Şahin’e TBMM’den bir hete de eşlik etti. Göreve 20 gün önce seçilen TBMM Şahin, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer’in daveti üzerine, özel ATA uçağı ile saat 10:15’de adaya geldi. Saat 21.30’da ülkeden ayrılan Şahin, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer, Başbakan Derviş Eroğlu, TC Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve KTBK Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu, yanında, Anıttepe ile Boğaz Şehitliği’ni de ziyaret etti.

Şahin ve beraberindeki heyeti Ercan Hava Limanında Meclis Başkanı Bozer, TC Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan Sarıca, Başbakanlık Müsteşarı Mustafa Tokay ve TC Lefkoşa Büyükelçiliği yetkilileri karşıladı.
TBMM Başkanı Şahin’e KKTC ziyaretinde, TBMM Başkan Vekili AKP Milletvekili Nevzat Pakdil, TBMM Genel Sekreteri Ali Osman Koca, Dışişleri Baş Danışmanı Ahmet Rıfat Ökçün ve Başkan Müşaviri Berat Çonkar eşlik etti.

Övünç ve iftihar

TBMM Başkanı Şahin, Ercan Havalimanı’nda yaptığı açıklamada, KKTC’de bulunmanın kendisi için övünç ve iftihar kaynağı olduğunu ifade etti.
KKTC’nin demokratik olgunluk düzeyini her vesile ile ispatlamış bir halka sahip olduğunu, önüne çıkarılan engellere rağmen Kıbrıs Türkünün her alanda kaydettiği ilerlemenin Türkiye için bir övünç kaynağı olduğunu belirten Şahin, “Anavatan, garantör ülke sıfatı ile her zaman Kıbrıs Türkünün yanında yer almıştır, bundan sonra da her şart adlında yanında yar almaya devam edecektir. Bunu KKTC’nin varlığı için yapacaktır, özgürlüğü için yapacaktır, güvenliği için yapacaktır, hakları ve refahı için yapacaktır” dedi.

KKTC ve TC’nin, Kıbrıs’ta her zaman kalıcı ve kapsamlı bir çözümden yana olduğunu belirten Şahin, Kıbrıs Türk tarafından her zaman uzlaşma ve çözümden yana olduğunu dile getirdi ve “tüm bunlara rağmen Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız kısıtlamaların devam ediyor olması bir insanlık ayıbıdır” dedi.
Şahin, ziyaretinde TC ve KKTC ilişkileri hakkında görüş alış verişinde bulunmayı Kıbrıs sorununda gelinen aşama ile ilgili bilgi almayı ümit ettiğini de kaydetti. Şahin, Bozer’e davet için de teşekkürlerini iletti.

Talat

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Şahin ve beraberindeki heyeti kabulünde, Kıbrıs müzakerelerinin başlayıp, devam etmesini destekleyen Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Türkü’nün günlük yaşamda devam eden izolasyonlar karşısında da nefes almasını sağlamakta üzerine düşeni fazlasıyla yaptığını söyledi.
Talat, “Eğer Türkiye’nin desteği olmasaydı, yurt dışına telefon bağlantısı kuramazdık. Mektup gönderip, mektup alamazdık. Uçamazdık. Dünyanın hiçbir ülkesine gidemezdik. Türkiye üzerinden dünyanın her yerine seyahat edebiliyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanlığı’ndaki görüşmede TC Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı da hazır bulundu.

Bozer
TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Meclis Başkanı Başkanı Hasan Bozer’i ziyaretinde, devlet ve hükümet yetkilileriyle KKTC’nin de etkilendiği ekonomik kriz konusunda da görüş alışverişinde bulunduklarını ifade ederek, Türkiye’de yapılan çalışmalarla krizin atlatılması konusunda önemli mesafe alınmaya başlandığını, KKTC’de de kısa sürede atlatılacağına inandığını kaydetti.
Meclis Başkanı Bozer de, Türkiye ile KKTC arasındaki ilişkilerin en üst seviyede sürdürüldüğünü, milli mücadelenin birlikte yürütüldüğünü belirterek “Anavatanımız bizim buradaki varlık sebebimizdir” dedi.
Bu ziyaretlerin iki ülke arasındaki duygusal bağların gelişmesine de katkı sağladığına işaret eden Bozer, bu mücadeleyi onlardan aldıkları güçle sürdürmeye devam edeceklerini vurguladı.

Eroğlu:

Başbakan Derviş Eroğlu, Şahin’in TBMM Başkanı seçildikten sonra ilk ziyaretini KKTC’ye yapmasının anlamlı olduğunu, bu mesajın iyi alınması gerektiğini söyledi.
Eroğlu, Şahin ve beraberindeki heyeti kabulünde konuşan Eroğlu, gerek Türkiye’de, gerek KKTC’de zor günlerden geçildiğini ifade ederek, “Size de, bize de kolay gelsin” dedi.
Eroğlu, Şahin’in şahsında Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TC kabinesi ve milletvekillerine saygılarını iletti.
Şahin de seçimlerden tek başına hükümet kurma başarısı gösteren Başbakan Derviş Eroğlu’nu da kutlayarak başarı dileğinde bulunurken Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ın selam ve iyi niyet mesajlarını getirdiğini söyledi.

Denktaş

Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da heyeti kabulünde, Şahin’in ilk ziyaretini KKTC’ye yapmasının manasını bildiklerini ve teşekkür ettiklerini belirtti. Denktaş, Rumların da bunu bildiğini ve yarın (bugün) gazetelerinde “gayrı yasal iş yaptınız” diye haberler çıkacağını söylerken, en güzel mesajın “Kıbrıs’ta Kıbrıslılar adı altında tek millet varmış gibi kendilerini birleştirmek isteyenlere” olacağını ileri sürdü.

Maşallah

Denktaş’ı, rahatsızlığı sırasında Ankara’ya gelişinde havaalanından alıp İbn-i Sina Hastanesi’ne götürdüğünü anlatan Şahin de “O andaki durumunuzla bugünkü durumunuzu mukayese ediyorum. Maşallah, Allah nazardan saklasın, sağlıklı gördüm” dedi.
Denktaş Şahin’in bu sözlerine “TBMM temsilcileri geliyor… İyi görünüyorum çünkü kamçı devam ediyor” karşılığını verirken, Şahin, Denktaş’ın bu sözleri üzerine Necip Fazıl Kısakürek’in “Ey hasmım, sen benim ifadem ve hızımsın, gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın” dizelerini hatırladığını söyledi.


Şahin: Üniter yapının tartışılması abesle iştigaldir

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, dün KKTC'de yaptığı açıklamada, ''Üniter yapının tartışılmasını doğrusu abesle iştigal olarak değerlendiriyorum. Bunlarla vakit kaybetmemeliyiz'' dedi.

''Demokratik açılım çalışmaları çerçevesinde tartışmalar sürüyor. Siyasetin tansiyonu yüksek. Üniter yapı da tartışılıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusuna Şahin, ''Türkiye'nin her türlü sorundan kurtulması, müşterek dileğimiz olmalıdır. İktidar muhalefet fark etmemelidir. Türkiye'nin öncelikli sorunlarını çözme bakımından birbirimize yardımcı olursak, katkılarla, eleştirilerle, yol gösterici önerilerle birbirimize yardımcı olursak, ülkemize hepimiz hizmet etmiş oluruz. Önemli olan vatanımıza, milletimize hizmet değil mi? Eğer bu anlayışla yaklaşırsak, ne kavga ne gürültü ne tansiyon yüksekliği olur. Bunları geride bırakmalıyız. Ben, halkımızın da böyle bir beklenti içinde olduğunu görüyorum. Halkımıza layık olmanın da ancak bu şekilde gerçekleşeceğine inanıyorum.''cevabını verdi.

STAR KIBRIS 28/08/09

 

DIKO and AKEL chiefs meet to ease tensions…again
By Daniel Thomas

HOUSE President Marios Garoyian yesterday met with leader of governing party AKEL Andros Kyprianou, as part of a selection of meetings designed to restore the air of solidarity that has been conspicuously absent in the ruling coalition in recent months.

Garoyian, who is also the General Secretary of DIKO, met with Kyprianou at the party’s headquarters yesterday with “constructive, cooperative and political dialogue” on the table.

Speaking after the hour-long meeting, Garoyian told reporters that he had listened carefully to the positions and concerns of Kyprianou, and had expressed his own positions and concerns regarding a wide spectrum of issues that relate to the community and its citizens.

He also added that there had been a full evaluation of the situation in the coalition following the recent events that had been observed to cause a rift between the two parties, which had culminated in DIKO’s boycott of the controversial Semi Governmental Organisation (SGO)appointment fiasco in July.

The assertion that the coalition will remain intact was delivered simultaneously along with a reaffirmation of DIKO’s autonomy, with Garoyian saying: “We, as a party that participates in the government, support the things we consider correct and highlight the mistakes; we press for what is best and try through our own participation to create the circumstances that will drive our country forward into a new era.”

Kyprianou spoke of an “honest dialogue” between the two, and stated that they “share similar opinions on a number of issues that were discussed”. However, he also added that “there have been issues where we have different opinions, approaches and even analyses of some issues”, paying particular reference to the criticism of the President that has emanated from the DIKO camp over a range of issues, from the handling of negotiations to the balance of power within the coalition. Nevertheless, Kyprianou also stated that “at the same time, we agree that we need to exercise the greatest possible cooperation when it comes to the Cyprus Problem and the economy, so that they can be confronted effectively.”

The AKEL chief also reminded members of the press that the National Council would be convening in September, and that all the political parties would have the chance to voice their opinions regarding the key issues that the government has to grapple with.

While the tone of the comments made after the meeting did not go to any great lengths to exaggerate niceties, what was made clear was that both parties agree that they will ultimately benefit from increased cooperation. Garoyian will continue the process of reinvigorating the tenuous coalition with a meeting with the President today.

CYPRUS MAIL 28/08/09

 

 

3 İLERLEME 2 AÇMAZ

   

“İlk kez anlaşılan ve anlaşılamayan konular için 30 kâğıt hazırlandı. Önerilerimiz BM parametreleri içinde, Rumlar ise bundan kaçıyor. Kıbrıs sorununun esası, yönetim ve güç paylaşımıdır, çatışmalar da o yüzden çıkmıştı” 

“Taşkent şehitlerinin 2. gömü yerinin açılması konusunda kayıplar komitesi’nde mutabakat var. Sizlerle birlikte bizler de bunun takipçisi olacağız.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümü için sürdürülen ve ikinci turu 3 Eylül Perşembe günü başlayacak müzakerelerde üç konuda ilerleme sağlanırken, iki konuda önemli açmazlar bulunduğunu söyledi.
Talat, önceki akşam Taşkent köyünü ziyaret etti. Ziyarete eşi Oya Talat ve Cumhurbaşkanlığı yetkilileri de katıldı.
Talat, Taşkent şehitlerinin ikinci gömü yerinin bu yıl açılması konusunda Kayıp Şahıslar Komitesi’nin bir mutabakatı bulunduğunu belirterek “Bunun yaşama geçmesinde sorun yaşama ihtimali her zaman vardır. Bu yıl içinde hiç olmazsa kazının başlaması verilmiş bir taahhüttür. Sizlerle birlikte bizler de bunun takipçisi olacağız” diye konuştu.
Köylülerle el sıkışıp sohbet eden Talat, Taşkent Şehitler Müzesi’ni de ziyaret etti.
Dikmen Belediye Başkanı Yüksel Çelebi ve Taşkent Muhtarı Ersoy Taluğ’un açılış konuşmalarıyla başlayan toplantıda, Cumhurbaşkanı Talat, müzakereler hakkında bilgiler verdi ve Taşkentli kayıpların bulunması için yapılan çalışmalara değindi.

Kendi köyüm gibi

Cumhurbaşkanı Talat, Taşkent’i “kendi köyüm gibi” diye niteleyerek başladığı konuşmasında, 14 Ağustos’ta yurt dışında bulunduğu için Taşkent’teki anma törenine katılamadığını hatırlattı ve bunu telafi etmek ve şehitleri anabilmek için geldiğini söyledi.
Talat, “Şehitler için ne yapsak onların acısını dindirmemiz mümkün değil, büyük bir vahşet ve bu yüzyıla yakışmayan bir cinayet silsilesiyle karşı karşıya kaldık” dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Taşkent şehitlerinin gömü yerleri Güney’de olduğu için açılmasının zaman aldığını ancak Rum Yönetimi’nin söz verdiğini ve Rumların daha az gömü yeri açıldığı gerekçesiyle Taşkentlilerin ikinci gömü yerini açmama politikasından, tepkiler sonucu vazgeçtiğini anlattı.
Taşkentlilerin ikinci gömü yerinin bu yıl açılması konusunda Kayıp Şahıslar Komitesi’nin bir mutabakatı bulunduğunu kaydeden Talat, “Bunun yaşama geçmesinde sorun yaşama ihtimali her zaman vardır. Bu yıl içinde hiç olmazsa kazının başlaması verilmiş bir taahhüttür. Sizlerle birlikte bizler de bunun takipçisi olacağız” diye konuştu.

Politize etmeyeceğiz

Cumhurbaşkanı Talat, müzakerelere başlarken “kayıp şahıslar meselesini politize etmeyeceğiz” taahhüdünde bulunduklarını ama Rumların zaman zaman bunu yaptığını, uyarılarıyla bunu önlediklerini söyledi.
Böylece Rum tarafının da bu konudaki taahhütlerine sadık kaldığını belirten Talat, politize edilirse isteklilik ve motivasyonun düşeceğini, araştırmaların istenen hız ve ölçüde sürdürülemeyebileceğini kaydetti.
Talat, köy muhtarı gibi kendilerinin de olayın takibini sürdürdüğünü kaydederek, “Sizlerin acılarınızı dindirmek kolay değil ama yapabileceğimizi yapmaya çalışacağız” dedi.

Müzakereler...

Talat, Kıbrıs sorununda ikinci bölüme gelecek Perşembe başlayacaklarını, değerlendirme çalışmalarının devam ettiğini belirterek, Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun da Pazartesi akşamı geleceğini ve Salı günü görüşeceklerini, böylece Türkiye’yle de değerlendirme yapacaklarını açıkladı.
İçeriğin önemli olduğunu vurgulayan Talat, “Hangi konularda ne gibi politikalar belirleyeceğiz, o da önemli. Tüm bunları görüşme fırsatı bulacağız” dedi.
Birinci turda tarafların her konuda görüşlerini ortaya koyan kağıtlar hazırladığını belirten Talat, temsilcilerin bu kağıtları gündeme uygun hazırladığını söyledi.
Konuların 6 ana başlığa ayrılarak sırasıyla ele alındığını, en uzun bölümün “yönetim ve güç paylaşımı” tuttuğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, “Çünkü Kıbrıs sorununun esası, yönetim ve güç paylaşımıdır, toplumlararası çatışmalar o nedenle başladı.

3 konuda ilerleme

İlerleme sağladıkları 3 konunun “yönetim ve güç paylaşımı, ekonomi ve AB ilişkileri” olduğunu ifade eden Talat, mülkiyette çok ciddi bir tıkanıklık yaşadıklarını, toprak (harita) konusunu da en sona bıraktıklarını, her konuda anlaşma olabileceği görülürse harita konuşma kararı aldıklarını, güvenlik ve garantiler konusunu da sonra ele alacaklarını anlattı.

30 kağıtta kayıtlı

Güvenlik ve garantiler konusunu diğer imzacıların da olacağı bir yerde ele almanın doğru olacağını belirten Talat, ilerleme sağlanan üç konuda 30 tane kağıt hazırladıklarını, hem yakınlaşılan hem de anlaşılamayan konuların bu kağıtlarda kayıtlı olduğunu bildirdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ikinci turda, anlaşmazlık konularından başlayacaklarını, önemli konuların liderler düzeyinde, öteki konuların temsilci ve uzmanlarca ele alınmasını önerdiklerini ancak henüz Rumların tutumunu bilmediklerini söyledi. Talat, perşembe günü önce yürütme konusunu ele alacaklarını en önemli alt başlığın ise “Başkan ve başkan yardımcısının nasıl seçileceği” olacağını açıkladı.
Oluşturulacak federal devlette başkan ve başkan yardımcısının seçimi konusunda ciddi bir anlaşmazlıkları bulunduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Rumların önerisine göre hareket edilirse Kıbrıslı Türk liderin seçiminde Rumların daha etkili olacağını anlattı.

Siyasi eşitlik nerde kalır?

Bunun iki toplumluluğu ve siyasi eşitliği ortadan kaldıran, kabul edilemez bir konu olduğunu, o yüzden ikinci turda ilk olarak bunun ele alınacağını belirten Talat, “Umarız Kıbrıslı Rumlar iki toplumlu bir anlaşma olacağını unutmazlar çünkü müzakereler başlarken bunu kabul ettiler, iki toplumlu, iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı bir federasyon kurulacağını kabul ettik. Eğer Kıbrıslı Türk lideri Rumlar seçecekse, siyasi eşitlik nerde kalır? Bu en baştaki siyasi ilkelere aykırıdır” dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, yeni devletin dış ilişkileri, fır hatları, hava sahaları, yasama gibi konularda da anlaşmazlıklar bulunduğu; yargıda tam mutabakat olduğunu; bunların temsilciler düzeyinde görüşülebileceğini söylediklerini ama Rumların liderler düzeyinde görüşme istediğini kaydetti.
Mülkiyette, tazminat ve takasın kullanılabileceğini ortaya koyduklarını Rum tarafının ise tek yetkili eski mal sahibini gördüğünü ve onun isteklerine göre düzenlemeler öngördüğünü belirten Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının önerilerinin ise Annan Planı’na yakın olduğunu söyledi. Takas, tazminat ve iadenin önceden belirlenecek kriterlere göre uygulanması istediklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, şöyle dedi:

30 kağıt... ilk kez”
“Gelinen aşamada belli bir ilerleme kaydettiğimiz gibi, ayrılık maddelerimizi de tespit ettik. Bu müzakerelerde önemli bir farklılık yarattık. İlk defa çalışma kağıtları hazırladık. 30 tane anlaştığımız ve anlaşamadığımız konuları içeren kağıt hazırladık. Bu, ilk defa oldu. Geçmişte liderler kendi kâğıtlarını hazırlardı, BM bunlar üzerinde görüşürdü.
Biz kendimiz kâğıtlarımızı hazırladık, uzmanlar konuştu, hem farklılıkları, hem uzlaşılanları yazdı, işimiz kolaylaştı. Şimdi kolayca her konuyu ele alıp farklılıklarımızı gidereceğiz.
Şimdiye dek, Rumlar ‘onu BM hazırladı, kabul ettiğimiz birşey yok’ denirdi. Annan Planı için bile, hem Rumlar hem Kıbrıslı Türkler tarafından ‘empoze plan’ dendi. Şimdi daha doğru, işbirliği içinde bir yol izliyoruz. Bunu önemli görüyorum. Temel prensip, her konuda anlaşmadan hiçbir konuda anlaşmış sayılmayız.”

2 önemli açmaz

Cumhurbaşkanı Talat, iki önemli açmazları bulunduğunu da belirterek, Rumların “bir takvim belirlenmesi”ni reddettiğini, ne zamana kadar müzakere edileceği ve son verileceği, uluslararası toplumun müdahil olmasının isteneceğinin Rumlarca kabul edilmediğini söyledi.
Sonsuza dek müzakere olmayacağına göre bunun kabul edilmesi gerektiğini belirten Talat, Rumların uluslararası toplumun sürece daha fazla müdahil olmasını da kabul etmediğini hatırlattı.

BM veya akil adam

“Her konuda bizim anlaşmamız mümkün mü? Ben bunu mümkün görmüyorum, işin doğasına aykırıdır. BM’nin veya bir akil adamın bize öneriler yapması lazım” diyen Talat, Annan Planı’nın BM ve Rumlarca hazırlandığını, Kıbrıs Türk tarafında o dönemin iktidarı çözüme soğuk baktığı için Annan Planı’yla ilgilenmediğini; muhalefette oldukları halde planda birçok iyileşmeyi BM’yi uyararak kendilerinin yaptığını belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Annan Planı’nın aslında Rumlarca hazırlanmış bir plan olduğunu ama yine de reddettiklerini; şimdi ise planı “Kıbrıslılar hazırlayacak” dediğini ama Türk başkanı seçmeyi istediğini, bu durumda iki kesimliliğin nasıl sağlanacağını sordu. Annan Planı’nın ideal biz çözüm olmadığını, bir uzlaşma olduğunu; şimdi bazı unsurlarının değiştirildiğini bildiren Talat, Rumlar istemediğine göre kendilerini masada Annan Planı’yla bağlı hissetmediklerini; aynısını önermediklerini ve bunun beklenemeyeceğini anlattı.

STAR KIBRIS 29/08/09

 

“KAĞITLAR” BAŞKANLARDA

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Meclis’te temsil edilen siyasi partilerle görüşmesi tamamlandı.

Kıbrıs müzakerelerinin 2. turu öncesinde siyasi partilerle değerlendirme amaçlı toplantı yaklaşık bir saat sürdü. Cumhurbaşkanı’nın gelinen aşamayla ilgili bilgi aktardığı toplantıda, müzakerelerde liderlerin karşılıklı olarak sunduğu kağıtlar da siyasi partilere CD’de sunuldu. 3 Eylül Perşembe günü başlayacak müzakereler öncesinde çarşamba günü Cumhurbaşkanı, parti liderleriyle yeniden bir araya gelecek ve partiler “yönetim ile güç paylaşımı” konusundaki görüşlerini ortaya koyacaklar.
Cumhurbaşkanı Talat toplantı sonunda herhangi bir açıklama yapmazken, UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu, CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ve ÖRP Genel Başkanı Turgay Avcı, toplantıdan çıkışlarında basına değerlendirmelerde bulundu.

EROĞLU
UBP Genel Başkanı Başbakan Derviş Eroğlu, dünkü görüşmede ağırlıkla 3 Eylül’de başlayacak 2. tur görüşmelerle ilgili bir strateji belirlenmesi konusunun ele alındığı ve ileriki günlerde siyasi partilerin başta “yönetim ve güç paylaşımı” olmak üzere görüşlerini belirleyerek Cumhurbaşkanı’na aktarmaları konusunda görüş birliğine varıldığını söyledi.
Bu aşamada söylenecek fazla bir şey bulunmadığı, ancak bu toplantıların devam etmesini ve siyasi partilerin görüşlerini ortaya koymasını olumlu bulduğunu ifade eden Eroğlu, müzakerelerde iki liderin vermiş olduğu kağıtlarla ilgili CD’lerin de partilere verildiğini ve onları inceleyerek ona göre görüş ortaya koyacaklarını kaydetti.
Eroğlu, “Büyük olasılıkla gelecek çarşamba yeniden bir araya gelinerek siyasi partiler, verilen kağıtlarla ilgili görüşlerini ortaya koymaya çalışacaktır” dedi.

SOYER

CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer ise, Cumhurbaşkanı başkanlığında tüm siyasi partilerin değerlendirme yaptığını ve süreçle ilgili görüşlerini aktardıklarını belirterek, “Önemli olan Kıbrıs sorununun bir an evvel çözülmesi ve Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs’ın eşit ortağı olarak AB süreçlerine ve dünyaya bir an evvel katılması, adanın bütününe huzur ve istikrarın gelmesi, Türk-Yunan barışına katkı sağlanmasıdır” dedi.
İki liderin 3 Eylül’de yeniden bir araya gelerek ilk turda uzlaştıkları ve uzlaşmadıkları konuları yeniden tartışacaklarını belirten Soyer, bunun önemli bir süreç olduğunu vurgulayarak yıl sonuna kadar iki liderin görüşme sürecini tamamlayarak bir an evvel Kıbrıs’a kalıcı, karşılıklı kabul edilebilir, BM parametrelerinde çözümün gelmesi temennisinde bulundu.

DENKTAŞ

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş da, toplantıdan çıkışında, son gelinen aşamayı irdeledikten sonra 2. tur öncesinde bir değerlendirme yaptıklarını belirterek, tarafların görüşleri ve mutabık kalınan az sayıda unsuru ayrıntılı olarak gözden geçirdiklerini anlattı.
Parti olarak ara anlaşma gibi bir yönteme karşı duruşlarını ortaya koyduklarını ve AB’nin sürece müdahil olması gibi unsurlara da taraftar olmadıklarını yeniden belirttiklerini kaydeden Denktaş, gelecek hafta daha ayrıntılı olarak “yönetim ve güç paylaşımı” ile buna bağlı ekonomik konulardaki görüşlerini gerek Cumhurbaşkanlığı, gerekse kendi teknik heyetleriyle görüşmeye devam edeceklerini kaydetti.

ÇAKICI

TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ise, bugün 2. tura yönelik hazırlıkları konuştuklarını ve çarşamba gün de ağırlıkla yönetim ve güç paylaşımının ele alınacağını söyledi.
Parti olarak bu konuda görüşleri bulunduğunu ve bunları da çarşamba günkü toplantıda paylaşacaklarını ifade eden Çakıcı, TDP’nin erken çözümü talep eden, çözüm sürecini destekleyen ve iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federal bir anlaşmayı öngören konumda olduğunu belirtti.
Bu konuda Cumhurbaşkanı’na desteklerinin devam ettiğini belirten Çakıcı, “Mücadele etmeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

AVCI

ÖRP Genel Başkanı Turgay Avcı da, 2. tur öncesinde yapılan bu değerlendirme toplantısında birçok konunun paylaşıldığını, tereddütlerini ve olası sorunlarını aktardıklarını belirterek gelecek toplantıda da yeni turda ilk konuşulacak konu olan “yönetim ve güç paylaşımı” konusunda görüşlerini ortaya koyacaklarını kaydetti.
Parti olarak çözüm için destek verdiklerini ancak herhangi bir çözüm değil, Kıbrıs Türkü’nün eşit, adil olabileceği bir çözümde Cumhurbaşkanı’na destek verebileceklerini ifade ettiklerini belirten Avcı, “Ekiplerimiz çalışıyor. Cumhurbaşkanı’ndan aldığımız bilgiler doğrultusunda özellikle ilk konu olan yönetim ve güç paylaşımı konusunu gelecek çarşamba günü düşüncelerimizi aktaracağız” dedi.
Avcı, her şeyin toz pembe olmadığını, “çözüm çok kolaydır ve kapıdadır” diyemeyeceğini sözlerine ekledi.

STAR KIBRIS 29/08/09

 

Müzakereler kesilsin

   

Hristofyas hükümetinin koalisyon ortaklarından EDEK, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında yürütülmekte olan doğrudan müzakereleri, “çok tehlikeli ve kritik” olarak niteledi ve müzakerelerin ilk turundaki gidişatı aynı kalacaksa, Eylül ayında başlayacak ikinci turunun kesilmesini önerdi.

Alithia Gazetesi, “Müzakereler Kesilsin… EDEK, Türkiye’nin Israr Etmesi Halinde Daha Fazla Müzakere Etmenin Beyhude Olduğunu Savunuyor” başlığıyla yansıttığı haberinde, EDEK Siyasi Bürosu’nun, dün, Kıbrıs doğrudan müzakerelerinin bugüne kadarki sürecini detaylı olarak değerlendirdiğini haber verdi ve Parti Basın Sözcüsü Dimitris Papadakis’in yaptığı açıklamayı aktardı.

Kargaşalı konular

Gazeteye göre, Papadakis, “Kıbrıs Rum tarafı, öncelikle, tarafların görüşleri arasında kargaşa bulunan toprak, mülkiyet, güvenlik-garantiler ve yerleşikler başlıklarının görüşülmesinde ısrar etmelidir” dedi ve Türk tarafını “akıl dışı, yasadışı, uluslararası hukuk ve Avrupa hukukuyla tamamen çatışan görüş ve tezlerde ısrar etmekle” suçladı. Dimitris Papadakis şunları söyledi:
“Türk tarafı bu başlıklarda uzlaşmaz tezlerinde ısrar ederse o zaman diğer başlıklarda müzakereleri daha fazla sürdürmek veya al-ver denilen prosedüre başlamak lüzumsuz ve beyhude olmasının ötesinde; Aralık ayındaki gözden geçirilmesi ışığı altında sadece Türkiye’nin propaganda makinesini besleyeceği mantığıyla tehlikelidir de…”
Dimitris Papadakis, sözlerinin sonunda EDEK’in önerisine işaret ederek, şöyle dedi:

2 yölü hareket

“Hükümet derhal iki yönde harekete geçmelidir. 1) Uluslararası camiayı ve Avrupa camiasını Türk marifetleri hakkında bilgilendirmek ve ilerleme sağlanmasına müsaade etmeyenin kim olduğunun açıkça ortaya çıkması için Türk tarafının uzlaşmazlığına işaret etmek. 2) Türkiye’ye etkin müdahale ve baskı yapılmazsa müzakereler prosedürünün başarısızlığa sürükleneceği uyarısında bulunmak…”
Aynı gazete, EDEK Başkanı Yannakis Omiru’nun, kaleme aldığı “Talat’ın İddiaları ve Bizim Takınmamız Gereken Tavır” başlıklı makaleyi yayınladı.

Uzlaşılmış 30 belge

Gazeteye göre, Cumhurbaşkanı Talat’ın müzakerelerde uzlaşılmış 30 belge bulunduğu açıklaması ve Aralık ayına kadar olumlu bir sonuca varılmasından iyimserlik belirtmesinin; Aralık ayındaki sınavında Türkiye’nin işini kolaylaştırma, çıkmaz olması halinde bunun sorumlusunun Rum tarafı olduğunu göstermek için sahte bir görüntü verme ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki olası adaylığı için olumlu bir ortam yaratma hedeflerini taşıdığı iddialarında bulunan Omiru, Talat’ın açıklamalarına “derhal yanıt verilmesi gerektiği” görüşünü ortaya koydu.
Omiru, Cumhurbaşkanı Talat’ın doğrudan müzakerelerin ikinci turunda izlenecek prosedürü peşinen tayin etmesine karşılık Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın “yapması gerekenleri” de sıraladı.

Vatandaşlık verme niyeti

Omiru, KKTC’nin “15 bin TC kökenli kişiye vatandaşlık verme niyeti” bulunduğu iddiasıyla, bunun uluslararasında ve AB’de şikâyet edilmesi gerektiğini savunduğunu ve “Türkiye Kıbrıs’ın demografik oluşumunu değiştirerek uluslararası hukuku çiğneyecekken müzakerelerin devamına rıza göstermemiz mümkün mü?” ifadesini kullandı.

STAR KIBRIS 29/08/09

 

Turkish Cypriot brick producer hits back
By Lucy Millett

The Turkish Cypriot brick producer at the centre of an unfair competition row has hit back at claims that his bricks do not fulfil the minimum manufacturing standards of the EU.

Seven Greek Cypriot brick factories are seeking a court injunction to prohibit the transport of bricks from the north, arguing that manufacturers in the north are not following EU rules and are not subject to the requisite factory controls for the manufacture of the bricks. They claim that the Republic of Cyprus is violating their constitutional right to equal treatment because the aquis communautaire does not apply to their Turkish Cypriot rivals.

The seven companies are raising questions about the quality of the bricks being brought over the Green Line and, by extension, the safety of structure built using the bricks.

But the Turkish Cypriot manufacturer Mustafa Ersozlu said in an email yesterday: “My company started to sell bricks to the south in March 2009. The sale is legal according to the Green Line Regulations. All the required documents were given to the relevant department of the Republic of Cyprus Ministry of the Interior and legal permission was given by their offices.”

Ersozlu confirmed claims that his company, Gurdag Trading and Industry Limited, operates on land owned by the Paraskevaides family, but added: “Our work is not illegal. We are paying monthly rent to the authority in the ‘Turkish Republic of North Cyprus’ to run our business. All of the machines and equipment belongs to our company.”

Concerning EU standards he said: “We have a CE (Centre of Engineering) certificate, given to us by a foundation authorised by the EU.’ He attached a copy.

“All the criteria of quality and reliability of the CE are being fulfilled. We are producing goods that have at least the same quality as (the Greek Cypriot companies’) goods. Furthermore we sell our goods at cheaper prices than they do.”

“This is where the confusion comes from because they fear that they will lose their market. They want to save their existing status quo and cartel and they don’t want any competition.”

The lawyer for the seven companies, Achilleas Emilianides had said that the Greek Cypriot companies charged more for their bricks because they are manufactured under more carefully-controlled conditions.

Ersozlu rebutted claims of unfair competition saying: “The Greek Cypriot newspapers and TV. Channels have put an advertisement embargo on Turkish Cypriot products and we cannot advertise our products any more. That is the real unfair competition.

“One of the complainant Greek Cypriot brick producers is selling a full truck of roof tiles to the (occupied areas) every day but nobody is trying to block him.”

The seven Greek Cypriot companies are seeking an injunction from the court to prevent the transport of bricks from the north. They are also asking for compensation from the government for loss of income due to unfair competition dating from 2004, when trade was opened with the north.

CYPRUS MAIL 29/08/09

 

Two states could converge in a decade

THE VIABILITY of a Cyprus solution would be hampered if unification of the economy is blocked in any way, former Finance Minister Michalis Sarris said yesterday.

In an interview with the Cyprus News Agency (CNA), Sarris who is also head of working group on economic issues, said that on the technocrats level there had been very good cooperation with the Turkish Cypriots and there was convergence on many issues during the negotiations.

But he said that as discussions at the working group moved on, the Turkish Cypriot side tended to present ideas that promoted separate financial institutions, a move he described as “not a pleasant surprise”.

“A unified market will have significant beneficial for all Cypriots, but under certain conditions,” he said. These related to the four basic freedoms, namely free movement of goods, services, labour force and capital, effective monitoring of the financial system, an institutional framework to guarantee the continuation of macroeconomic stability, a wise fiscal policy and the right structural reforms.

Sarris believes that the institutions – within a negotiated settlement - regarding the EU must be under the authority of the federal government and must not include permanent derogations from the aquis communitaire.

Initially, the Turkish Cypriot component state would draw more funds from the federal government, he added.

“I believe that convergence between the two component states can be achieved in a decade,” he said.

He also said the federal government could not be burdened with the cost of re-settlement of those affected by territorial adjustments, compensation and reconstruction and for this reason he believes that the more people return to their properties, the better for the economy of the country.

Sarris does not expect huge donations from international organisations and foreign governments because of the global financial crisis. He believes though that free market, the peace dividend, savings from expenditure on defence and double infrastructure can provide the economy with the necessary funds.

He also tried to allay Greek Cypriot fears about the cost of the solution, saying: “All Cypriots will become richer”.

CYPRUS MAIL 29/08/09

 

Başından vurduğu Rum askeriyle artık dost...

Onların hikayeleri 35 yıl önce başladı. Kıbrıs barış harekatı sırasında cephelerini korumak için savaşan biri Türk diğeri Rum iki askerdi onlar. Türk askeri olan Lefke Topel diye adlandırılan tepenin komutanı, Rum askeri ise Rum birliğinin telsiz operatörüydü. Onlar şimdi iki dost. Bundan tam 35 sene önce birbirlerine kurşun sıktılar, şimdilerde dostluğun ve barışın simgesi olan zeytin ağacının altında o günleri anıyorlar.

(DHA) -- Onlar Fethi ile Ioannis. Rum yazar Panikos Neocleous'un 1972 harekatını anlatan ve ağırlıklı olarak o günleri yaşayan insanlar ile yaptığı röportajlar, KKTC'de Lefke bölgesinde tarihi bir buluşmaya ev sahipliği yaptı.

1974 yılındaki çatışma günlerinde birbirini öldürmek için silaha sarılan “karşı taraftan" iki kişi, Lefke'de dün dostane bir şekilde birbirlerine sarıldı. Lefkeli eski mücahit komutanı Fethi Akıncı, başından vurarak yaraladığı eski Rum askeri Ioannis Marateftis önce Kermiya sınır kapısında karşıladı, ardından da 1974'te savaştıkları yerlere götürdü.

Eskiden düşman, bugün iki dost


Çatıştıkları yerleri gezen Fethi Akıncı ile Ioannis Marateftis, daha sonra Lefke'de bir restoranda yemek yedi. Eskiden düşman, bugün ise iki dost, savaş günlerinde birbirleriyle öldüresiye çarpıştıkları bölgede basına ortak açıklamalarda bulundu.

Rum askeri Ioannis Marateftis o günü şöyle anlattı:

“Üstlerimizden aldığımız emir karşı tepede bulunan Türk mevzisine saldırıya geçilecek şekilde idi. Orada Türklerin bize direnebileceklerini tahmin etmiyorduk, ancak biz saldırıya geçince Türk askerlerinden beklemediğimiz bir karşılık gördük. Uzun süren çatışmanın ardından Türklere karşı direnemeyeceğimizi anladık ve geri çekilmeye başladık. Benim görevim bulunduğum birliğin telsiz operatörlüğü idi. Geri çekilirken başımıza yağan kurşunlardan da isabet almamak için sürekli gizlenerek hatta sürünerek geri çekilmeye çalışıyorduk.

İlk önce yanımda bulunan arkadaşımın yaralandığını gördüm, hemen arkasından bir merminin başıma isabet ettiğini hissettim. Başımda çelik başlık olduğundan dolayı ölmedim, şans eseri yaralandım. Başımdan kanlar akmaya başladı ve üstümdeki telsiz, silah ve başımdaki çelik başlık ile çok hızlı kaçamayacağımı anladım hemen orada mevzilendiğim noktada hepsini bıraktım ve canımı kurtarabilmek için oradan uzaklaştım.

Çatışmanın olduğu gün benim askerliğimim son günüydü, yani bir gün sonra terhis olacaktım ama az kalsın terhis olmadan ölecektim. 35 yıl sonra buraya ilk kez geliyorum. Buraya, 35 yıl önce yaşananları bir daha yaşamamak ve buradan barış mesajları vermek için geldim. Dileğim Bizi yönetenlerin Kıbrıs sorununu bir an önce çözmeleri ve Kıbrıs adasındaki iki halk arasında kalıcı bir barış içinde özgür yaşamak."

Türk askeri komutanı Fethi Akıncı ise o günü şöyle anlatıyor:

“Sabah 4.30 sıralarında Rumlar bize ateş açmaya başladılar. Biz de hemen tepenin üzerine mevzilendik ve Rumlara karşılık vererek ateş açmaya başladık. Bir birimize mesafe olarak çok yakındık. Rum askerleri bizden beklenmedik bir karşılık görünce geri çekilmeye başladılar. Ioannis Marateftis'i çok iyi hatırlarım, bir arkadaşı ile birlikte geri koşmaya başladı ve ben bulunduğum tepenin komutanı olduğum için benim elimde sadece bir tabanca vardı. Elimde bulunan tabancanın o çatışma sırasında etkisiz olduğunu gördüm ve ayni tepede görev yapan bir askerin kullanmış olduğu A 4diye bilinen silahın başına geçtim.

Rum askerleri bir yandan geri çekiliyorlar bir yandan da sürekli bize ateş ediyorlardı. A 4 silahı ile bize ateş açılan yere karşılık vermeye başladım ve çok yakın olduğumuzdan Ioannis Marateftis'i vurduğumu gördüm. O günkü şartlar öyle olduğu için başka türlü davranmak veya hareket etmek olanağımız yoktu. Ancak bu gün Ioannis Marateftis ile birlikte buraya geldik. Burada ona zeytin fidanı hediye ettim, çünkü zeytin ağacına çok az bir bakım yaparsan çok uzun yıllar yaşar. Umudum İki toplumda barışı ve dostluğun simgesi olan zeytin ağacından ders çıkararak, adada mutlu yaşamak fırsatını yakalaya bilinmesidir"

CNN TURK 30/08/09

 

 

Davutoğlu yarın KKTC'ye gidiyor

A.A

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 3 Eylülde başlayacak 2. tur Kıbrıs müzakereleri öncesinde temaslarda bulunmak üzere yarın akşam KKTC'ye gelecek.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Davutoğlu'nun ziyaretine ilişkin olarak yaptığı açıklamada, Davutoğlu ile Kıbrıs müzakerelerinin ikinci turu öncesinde genel bir değerlendirme yapacaklarını söyledi.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun yarın akşam adaya geleceğini ve temaslarına salı günü başlayacağını belirten ve "Gündemde her şey var" diyen Talat, Kıbrıs sorunu ve müzakerelerin ele alınacağını kaydetti.

Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla 11 Eylül 2008'de başlatılan ve ilk turu 6 Ağustosta tamamlanan müzakerelerin ikinci turuna 3 Eylülde başlanacağını
anımsatan Cumhurbaşkanı Talat, "İkinci safhayı başlatıyoruz. O safhadan önce bir genel değerlendirme yapmak istedik, onu yapıyoruz" dedi.
HURRIYET 30/08/09

 

 

35 yıl önce başından vurduğu Rum’u aynı yerde ağırladı

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında başından yaraladığı Rum askeri Ioannis Marateftis’le bir araya gelen Kıbrıslı Türk Fethi Akıncı, dostluk mesajları verdi

Kıbrıslı Türk mücahit Fethi Akıncı, 1974’teki Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında, Lefke’de başından vurarak yaraladığı Rum askeri Ioannis Marateftis’i, dün olay yerinde ağırladı. Sabah saatlerinde KKTC’ye geçen Marateftis’i, Akıncı ve arkadaşları Metehan Sınır Kapısı’nda karşıladı.
İki “eski düşman” yeni dost, birbirlerine sarıldıktan sonra birlikte Lefke’ye gittiler. Lefke’de öğle yemeği yiyen ikili, eski günleri konuştu. Akıncı, buluşmada, “Bu görüntü yeni nesillere örnek olsun” derken, Rum Marateftis, “Bir daha eski günleri yaşamak istemiyoruz” ifadesini kullandı.
Yemekten sonra çatışmanın geçtiği tepeye çıkan Akıncı ve Marateftis, burada basına açıklamalar yaptı. Olayın çatışmalar sırasında meydana geldiğini belirten Kıbrıslı Türk Akıncı, “kendilerini bir simge olarak gördüklerini” anlattı. “Bir daha böyle olayların yaşanmasını istemiyoruz” diyen Akıncı, “genç nesillere örnek olmaları gerektiğini” ifade etti.
Savaşta nasıl yaralandığını anlatan Maratefis de şunları ekledi: “Burada bulunmamla ilgili olarak aklımdan geçen tek bir şey var. O da bu memlekette barış ve özgürlük içinde hep beraber yaşamaktır. Umarım, geçmişteki yaşanan o karanlık olaylar bugün ve gelecekte yaşanmaz.” Akıncı ile Marateftis arasında ilk görüşme 6 Ağustos’ta Rum tarafında bir kafede gerçekleşmişti. İki eski asker birbirlerine zeytin dalı vermişti.

MILLIYET 30/08/09

 

 

Kürtleri Kürt olarak yaşatmak sorunu...

İlk bakışta, her şey 1925’teki Şeyh Sait isyanından, yani resmi görüşe göre ‘irticanın başkaldırışı’ndan sonra oldu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, 1925’ten itibaren Türkiye’nin doğu bölgelerindeki isyan ve kalkışmaları ‘etnik temelli’ görmüyor. İlk büyük çaplı isyan Şeyh Sait ve onun niteleme sıfatı ‘irtica’.
İşte o isyanın ardından bir ‘Şark Islahat Planı’ kabul ediliyor ve yürürlüğe konuyor. “İrtica hadisesinde mahall-i ceryan olan vilayetlerimizdeki müşahedatı tetkik ve icabeden tedabiri tezekkür ve bir rapor halinde tanzim eylemek üzere Dahiliye Vekili Cemil, Adliye Vekili Mahmut Esat, Çankırı Mebusu Mustafa Abdülhalik beylerle Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisi Sanisi Mirliva Kazım Paşa’nın iştikarile bir encümen teşkil hakkındaki 8 Eylül 1341 tarh ve 2536 numaralı mahrem icra vekilleri heyeti kararnamesi mucibince...”
Günümüz Türkçesiyle “İrtica olayına tanıklık eden illerimizdeki durumu incelemek ve gereken önlemlere ilişkin bir rapor düzenlemek için İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı, Genelkurmay İkinci Başkanı ve bir milletvekilinin katılımıyla bir komisyon kurulmasına dair Bakanlar Kurulu’nun 8 Eylül 1925 tarih ve 2536 numaralı gizli kararnamesi gereğince...”
Gereğince ne oluyor?
24 Eylül 1925 tarihinde ‘Şark Islahat Planı’ kabul ediliyor ama hükümlerine baktığınızda ‘irtica’ya ilişkin pek bir şey göremiyorsunuz. Buna karşılık Kürtlerin ‘asimilasyonu’na ilişkin ilginç maddeler var.
İlker Başbuğ, 14 Nisan konuşmasında Prof. Metin Heper’e gönderme yaparak “Gerek Osmanlı İmparatorluğu gerekse Cumhuriyet döneminde, Kürt kökenli vatandaşlarımıza devletçe sistematik asimilasyon politikası uygulanmamıştır... Sonuç olarak, esas itibarıyla Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşanan ayaklanmalar etnik temelli değildir” demişti.
Tarihi gerçekler bu söylemi doğrulamıyor.
***
Alın Eylül 1925’teki yani bundan aşağı yukarı tam 84 yıl önceki ‘Şark Islahat Planı’ndan bir bölüm:
“Van şehri ile Midyat arasındaki hattın garbında Ermenilerden metruk araziye Türk muhacirleri yerleştirilecektir. Bunun için idare-i örfiye mıntıkasındaki vilayette bulunan Ermeni emvali maliyece satılmayacak ve hatta Kürtlere icar dahi edilmeyecektir. Yugoslavya dan gelmekte olan Türk ve Arnavutlar ile İran ve Kafkasya dan gelecek teşkil edeceği, muhacirin, evvelemirde Elaziz-Ergani- Diyarıbekir, Elaziz-Palu, Palu-Kiğı, Palu-Muş arasındaki Murat Vadisi Bingöl dağının şark ve cenubu, ve Hınıs, Murat vadileri, Muşa Ovası, Van Gölü havzası, Diyarıbekir-Garzan-Bitlis hatlarında iskan edilecek.”
Yorum gerektirmeyecek kadar açık. “Van ve Midyat hattının batısında, isimleri verilen bölgelerdeki Ermenilerden kalan araziye Yugoslavya’dan gelen Türk ve Arnavutlar ile İran ve Kafkasya’dan gelen göçmenler yerleştirilecek, bu arazi Kürtlere kiralanmayacaktır bile.’
Bu ‘nüfus mühendisliği’, Plan’ın 13 ve 16. Maddesi’ndeki Kürtçe yasaklarıyla birarada okunduğunda anlam kazanıyor.
Madde 13:
“Aslen Türk olup Kürtlüğe mağlup olmaya başlayan (yani Kürtleşmeye başlayan) bervech-i âtî Malatya, Elaziz, Diyarbekir, Bitlis, Van, Muş, Urfa, Ergani, Hozat, Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Palu, Çarsancak, Çemişgezek, Ovacık, Hısn-ı Mansur (Adıyaman), Behinsi (Besni), Arga (Akçadağ), Hekimhan, Birecik, Çermik, vilayet ve kaza merkezlerinde hükûmet ve belediye dairelerinde ve sair mücessesat ve teşkilâtta, mekteplerde, çarşı ve pazarlarda Türkçeden maada lisan kullananlar evâmir-i hükûmete ve belediyeye muhalif ve mukavemet cürmile tecziye edilirler.”
Madde 16:
“Fırat garbındaki vilayetlerimizin bazı akvamında dağınık bir surette yerleşmiş olan Kürtlerin Kürtçe konuşmaları behemahal men edilmeli ve kız mekteplerine ehemmiyet verilerek kadınların Türkçe konuşmaları temin olunmalıdır.”
Bir de Madde 14’e göz atalım:
“Aslen Türk olan fakat Kürtlüğe temessül etmek üzere olan bulunan mevkide ve Siirt, Mardin, Savur, gibi ahalisi Arapça konuşan mahallerde Türk Ocakları ve mektep açılması ve bilhassa her türlü fedakârlık iktiham olunarak (gösterilerek) mükemmel kız mekteplere rağbetlerinin suveri adîde (fazla miktarda) ile temîni lazımdır. Hassaten Dersim, tercihan ve müstacalen (acil olarak) leyli iptidailer (yatılı ilkokullar) açılmak suretiyle Kürtlüğe karışmaktan bir an evvel kurtarılmalıdır.”
İşte ‘asimilasyon’dan, bugün artık iflas ettiği ortada olan ve terkedilmesi gereken ‘asimilasyon’dan kasıt budur. Kürtlerin yoğun bulunduğu bölgelere Türk yerleştirmek, Kürtçe konuşulmasını men etmek ve cezalandırmak, Kürtlüğü önlemek ve yeni yetişecek kuşakları Türkleştirmek. Asimilasyon budur.
Ve bu bir ‘devlet politikası’ olagelmiştir. Metin Heper’in dediği gibi ‘Kürt inkârı’ 1930’lar ve 1940’lardaki ‘bir avuç entelektüel’in tavrı değil, ‘devletin politikası’ olmuştur.
Belma Akçura, ‘Devletin Kürt Filmi 1925-2007 Kürt Raporları’ adıyla bunu kitaplaştırdı.
Cumhuriyet’in ilk dönemlerindeki birçok şey gibi, bu ‘asimilasyonist’ yaklaşım ve politika da köklerini Osmanlı son döneminde, İttihatçılarda buluyor. Kürtlere yönelik ‘asimilasyonculuk’un ‘ideolojisi’ni yapan da bizzat Ziya Gökalp’tir.
***
Günümüzde bu politika ve yaklaşım devam ediyor mu?
Evet ediyor. Bunun en kestirme ifadesi Deniz Baykal’ın ağzından ifadesini bula ‘Dil böler’ şeklindeki anlayıştır. Bu anlayış, Metin Heper gibilerinin ‘Kürtçe eğitim hakkı’nı ‘ikincil kimliklerin birincil hale gelmesine yol açar, bu da ülkeyi etnik olarak böler’ gibisinden dünyada hiçbir yerde geçerli olmayan tezlerinde ve Genelkurmay Başkanı’nın ondan ödünç aldığı mealen ‘bireysel kültürel haklara evet, ama kolektif grup- haklarına yani ana dilde eğitim hakkına hayır’ görüşünde değişik düzeylerde paylaşılıyor.
Dil bölmez. Türkiye tecrübesi, dile baskının, dil üzerinden kimlik inkarının ‘bölücü’ sonuçlar yarattığını yeterince kanıtlamış olmalıdır.
Mesele, Türkiye’nin Kürtlerinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, AB hukuk normlarına sahip bir ülkede, yüzlerce yıldır yaşadıkları coğrafyada kendileri olarak yaşamaya devam etmeleri ve bunun hukuki güvencelerinin sağlanmasıdır.
Artık Kürt sorununda şiddete, kan dökülmesine sonuna kadar hayır. Türkiye’nin birliği için Kürtlerin Kürt olarak özgürce yaşamalarına evet.
Bunun için, paradigma değişikliği, ‘yeni paradigma’ şart.
‘Kürt Açılımı’nın , başarılabilirse, varacağı ve varması gereken yer orasıdır.

Not: Bir haftalık bir izinin ardından, bir sonraki hafta buluşmak üzere.

Cengiz Çandar’ın bu yazısı aynı anda Referans gazetesi ve www.hurriyet.com.tr web sitesinde de yayımlanmaktadır.

CENGIZ CANDAR RADIKAL  30/08/09

 

DAVUTOĞLU YARIN GELİYOR

   

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, yoğun bir dış ziyaret programına başladı. Slovenya’ya giden Davutoğlu, bu ziyareti tamamlamasından sonra KKTC’ye gelecek ve hemen ardından da Mısır’ı ziyaret edecek.

Davutoğlu'nun resmi temaslarını pazar günü tamamladıktan sonra akşam saatlerinde KKTC'ye hareket etmek üzere ülkeden Slovenya’dan ayrılacak.

Yarın KKTC’ye geliyor

Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Ahmet Davutoğlu, 31 Ağustos-1 Eylül tarihlerinde KKTC'ye bir çalışma ziyaretinde bulunacak.
Açıklamada, Davutoğlu'nun, ziyareti dolayısıyla Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Derviş Eroğlu, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün ve diğer KKTC yetkilileriyle bir araya geleceği belirtildi.

STAR KIBRIS 30/08/09

 

Coalition rift far from healed
By Jacqueline Agathocleous

THE COALITION rift appeared to be widening yesterday with hidden innuendo disguised behind calls for cooperation from both ruling AKEL and partner DIKO.

Despite holding two high-level fence-mending meetings during the week, it is clear that behind the pubic smiles, the issues have remained unresolved.

A hint that all was still not well came to the fore yesterday when both Government Spokesman Stefanos Stefanou and AKEL leader Andros Kyprianou made it clear President Demetris Christofias would not be “held hostage” to any party.

DIKO spokesman Fotis Fotiou responded by saying the party did not intend to play a “walk-on” role in the government.

Relations between the government and DIKO have been on shaky ground since the partnership was first formed after the presidential elections in February 2008.

Since then, DIKO has been a constant critic of the government, particularly over Christofias’ handling of the direct talks.

“I want to clarify once again that the President of the Republic was elected based on a specific programme, which he presented to the Cypriot public and he is committed to this programme,” Kyprianou said. “The President of the Republic cannot be a hostage to any (political) party”.

He said however that AKEL agreed to the need for better cooperation between the coalition partners.

But Kyprianou’s “hostage” comment seemed to hit a raw nerve with Fotiou, who described the statements as “unfortunate, at the least”.

DIKO never intended to play “a walk-on part” in the government when it agreed to support side with Christofias for the presidency.

“Our intention wasn’t and isn’t to put the President of the Republic under our thumb,” said Fotiou. ‘However this country is facing critical issues and critical decisions about our national issue and the economy and we want to be involved in shaping these decisions. This is the meaning of a policy of cooperation. We have not ever taken the role of ‘an extra’. It’s a role that doesn’t suit us, and which we don’t want.”

He said DIKO wanted the partnership to be reinstated on the correct foundations and principles, with mutual respect and the formation of clear positions on various issues.

He added this was what was lacking from the partnership and was made clear to Christofias during his meeting with DIKO leader Marios Garoyian on Friday.

Fotiou said DIKO was now expecting initiatives from the President, to improve the partnership as well as the government’s image.

The matter would be discussed at a party level on Tuesday, Fotiou said.

Government Spokesman Stefanou attempted to keep the peace yesterday, speaking of the wish to salvage the partnership when asked what might happen.

“I keep getting the message that a collapse of the coalition is imminent and I would say this is kind of arbitrary, in the sense that by recognising the problems and everyone having their own views regarding these problems, efforts are being made to overcome them,” he said.

However he added, in a pointed dig at DIKO: “Participating in a government offers rights but also obligations and each of us need to assess our own behaviour and attitude, to make the partnership work”.

One of the issues separating the two parties also surfaced yesterday in relation to Cyprus joining the NATO Partnership for Peace (PfP), which AKEL opposes.

Fotiou said it was in the interests of Cyprus to join.

His comments came after statements made in Turkey by NATO Secretary-general Anders Fogh Rasmussen who said the lack of cooperation between Turkey and the EU was hampering operations in Afghanistan.

“At the moment, the problem is the absence of an agreement on security between the EU and Turkey. In addition, NATO couldn't have an agreement on a security deal with Cyprus,” Rasmussen said.

Stefanouj responded yesterday by saying Turkey was crating the problems by obstructing Cyprus’ participation in various international organisations.

“It is not the differences between Cyprus and Turkey that creates the problems but Ankara itself, and it is to Ankara that the EU needs to turn and request a realisation of its obligations,” said Stefanou.

Commenting on DISY MEP Ioannis Kasoulides’ view that the situation would improve for Cyprus if it joined the Partnership for Peace, Stefanou said the government’s view on the matter was well known.

CYPRUS MAIL 30/08/09

 

The talks: one year on
By Stefanos Evripidou

A YEAR ago, almost to the day, the two leaders sat down for direct talks to end the unending division that continues to claim the “last divided capital” in Europe.

Rounding off the first decade of the 21st century, Cyprus remains the only conflict within the EU that maintains a very real display of hard power - boots, tanks and barbed wire; going some way in explaining the palpable exasperation and desire of the EU for a solution.

The gradual tectonic shifts in international relations and Western geostrategic thinking also demand that Cyprus does not act as an obstacle to Turkey’s EU accession path and NATO-EU cooperation, hence US and British interest in a settlement. The bigger picture here is that Turkey must be allowed to fulfil its potential as regional peacemaker/peacekeeper while also act as a conduit for communications with the more volatile “Greater Middle East”. Add to that the attraction of harnessing Turkey’s growing economy to Europe and its role in energy security, highlighted by last month’s EU-Turkey agreement on the Nabucco gas pipeline, and one gets a sense of where things are at.

The Cyprus talks have yet to reach the stage where all eyes focus on the Eastern Mediterranean, and Cypriots watch disquietly as the media circus comes to town, but they have reached a point where the question now being asked is: what next?

Forty meetings and many obstacles later, President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat have concluded the first round of talks. This Thursday they begin the second round. But what does that mean? What have they achieved so far and can they reach the finish line?

THE TALKS

The last year has been a typical rollercoaster ride in conflict resolution. After the fanfare accompanying the start of talks, the two leaders, and the rest of the world, soon realised the gulf between them. Six main chapters were discussed and a fair bit of convergence found on three: governance and power-sharing, EU affairs and the economy. Little or no agreement was reached on property, territory and security, including the possible deal-breaking question on guarantees.

In the meantime, each leader has had to contend with its own domestic audience and critics, with Christofias being accused intermittently by DIKO, EDEK, the Greens and Evroko of conceding too much and even “selling out”. Turkish/Turkish Cypriot demands for a “virgin birth” have not helped the president smile for the cameras.

However, inroads have been made and a 30-page document has been prepared with points of convergence and divergence, with blue ink representing Greek Cypriot positions and red ink Turkish Cypriot.

According to political analyst and journalist, Kyriacos Pierides, on governance, Christofias pushed for a presidential system that involves a President and Vice-President, as opposed to the presidential council proposed in the Annan plan. In doing so, he agreed to a rotating presidency where a Greek Cypriot will run as President and Turkish Cypriot as Vice-President and vice-versa. The period in office for the GC and TC will run based on a 2:1 ratio. However, the two leaders have yet to decide on the common ballot and how the leaders of this new federal government will be elected. While Christofias wants direct elections, Talat is keen not to let Greek Cypriots have effective control over which Turkish Cypriot candidate gets elected.

A UN source told the Sunday Mail the more the Greek Cypriots sought a stronger federal government in the talks, the more Turkish Cypriots wanted to ensure that they will have equal partnership and participation. The thinking is Talat will show more flexibility on other issues once he is convinced that Turkish Cypriots will have an equal say in federal affairs.

Christofias, on the other hand, would rather not give too much away before getting something substantial in return, fearful of a vociferous backlash from coalition partner DIKO.

It seems to have boiled down to who will jump first? Hence, the apparent delay in completing the first round and minimal signs of progress. Some commentators argue that the second round will be equally unfruitful as both leaders and Turkey will wait for the final round of horse trading, or give-and-take.

Former president and head of the working group on EU affairs set up to prepare the groundwork for the talks, George Vassiliou, is more positive. He argues that a lot of work has been done in the past year on governance, EU matters and the economy. What’s left - the chapters on property, territory and guarantees - may be of political significance but they require less work.

One EU diplomat agreed the big issues left on the table were quite simple really. “Whereas governance is very technical, territory comes down to a line on a map, guarantees down to a statement of intent. Property is more complicated, but the leaders could put the fundamental principles down and let the aides fill in the gaps,” he said.

PROSPECTS GOOD, BAD OR UGLY?

The EU diplomat said the talks may not have advanced as far as most would have hoped, but the positive note was that the two leaders overcame setbacks that in the past “would have wiped out the talks”.

“Look at what they overcame, the opening and closing of Ledra Street, the mortar shell that landed on a rooftop, Limnitis. I think that’s cause for optimism,” he said.

A Brussels-based analyst who has been following the talks closely agreed that the past year was positive in the sense that the talks were maintained throughout the year. “At least, they avoided collapse. In spite of some acrimony and exchange between the leaders, there was always an effort to bring the climate back to positive,” he said.

“Beyond that, it’s hard to see where the talks are going. The tough questions remain a long way away. How will it happen?” he asked.

“They can carry on tinkering but how will they get around the core issues of property and territory. The guarantee is regularly presented as a red line. It’s hard to see the endgame,” he added.

“It took a year to solve the Limnitis issue, which made you realise what an Everest they are trying to overcome.”

The analyst argued that the key decision-makers remain Christofias and Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan. “How easy is it for Christofias to sell a solution barely different from the Annan plan? How easy is it for Erdogan to make the concessions the Greek Cypriots are seeking?”

He highlighted the changing environment from five years ago. “In 2004, there was leverage on Turkey to get a start date for accession talks, but the stars did not align. Knowing now that accession is unlikely to come to fruition given political opposition in France and Germany, Turkey has a lot to lose from making concessions and very little to gain.”

The analyst said he was not convinced Erdogan had the mandate from the Turkish public and deep state to make the historic concessions sought by the Greek Cypriots.

“Erdogan has a personal strategic vision of offloading the Cyprus problem, which is a millstone around Turkey’s neck, and enhance the image of peacemaker instead of regional bully, but he is walking a tightrope with national opinion. The Islamists vs. secularists’ battle is not solved yet in Turkey.”

Meanwhile, in seeking highly symbolic and substantial changes to the Annan plan on land, territory and guarantees, Christofias has sought to delay the key stage of the talks to coincide with the December evaluation of Turkey’s EU obligations on Cyprus.

International relations expert, Hubert Faustmann, from the University of Nicosia, believes the December date is less important than that of April 2010, when Talat has to contend with ‘presidential elections’ in the north.

“Everyone’s holding back for the final stage. The Greek Cypriots are playing that card, manoeuvring to get the give-and-take phase to coincide with Turkey’s evaluation process, but they don’t have as much leverage as they think. The signals are that Turkey won’t be put in a corner.

“The more dangerous time line is the April elections. In playing that December card, the Greek Cypriots might lose Talat. There is no way he will win an election without a solution. And you don’t want (Dervis) Eroglu as negotiator or in charge post-solution,” said Faustmann.

Another question is how the referenda will play out if an agreed solution is reached. Faustmann points to the “shocking” poll results released by the Centre for European Policy Studies.

“The property polls show the people living in Morphou have turned extremely hard line. And that is key, a deal-breaker. Even on the return of Varosha, which is considered a given, there is a low approval rating. The Turkish Cypriots have turned very unpredictable, and are far less positive than in 2004,” he said.

WHAT NEXT?

The Brussels-based analyst forecast four scenarios. “There is the hunky dory, happy ever after scenario which is not the most likely. Then there is the possibility the leaders get bogged down in sand, and the talks drag on till 2015 with no one having guts to say ‘this is dead’.

“A third option is the talks drag to deadlock, the leaders walk out in acrimony, and we are left with a lingering status quo, which is the worst yet most likely scenario. A fourth scenario that might come after the third is that the politicians become brave realists, say the gap is too big to bridge, the status quo untenable, and decide to explore new options. This could bring an amicable parting of ways, a negotiated partition, as the maverick Marios Matsakis suggested.”

On a final note, there is another path the conflict might take, one which the international community is acutely aware of, the global economic crisis. If the crisis hits Cyprus harder by the turn of the year, and this coincides with substantial movement in the talks, then the prospect of a more prosperous island might be the juicy carrot that moves both communities to overcome the seemingly infinite obstacles blocking the path to reunification.

CYPRUS MAIL 30/08/09

 

LONDRA TALAT’A KIZGIN

   

İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi: Askerlik bir yükümlülük olurken, seçme seçilme hakkımız yersiz ve anlamsız gerekçelerle nedense bize tanınmıyor.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın yurtdışında yaşayan Türklere seçme - seçilme hakkının verilmesinin mümkün olmadığını söylemesi, İngiltere’deki Kıbrıslı Türkler arasında büyük talihsizlik ve onlara yönelik samimiyetsizlik olarak değerlendirildi.

İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi Başkanı Akmen Ali Sıtkı, yaptığı yazılı açıklamada Talat’ın söylediklerine sitemde bulundu.

Akmen Ali Sıtkı, “Yurtdışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin KKTC’nin kaderini belirleyemeyeceğini söyleyen Talat’ın, hepimizi oldukça olumsuz olarak etkileyen Askerlik Yasası’na onay verdiğini de hatırlatmak isterim. Bu yasa ile çok ileri yaşlara kadar herkesin askere alınması veya bedelli askerlik ücretini ödemesi gerekli hale sokulmuştur. Yasadaki olumsuzlukların hiçbir şekilde giderilmemesine ilaveten, şu anda bu yasa her aileden en az dört kişinin askerlik yapmasını veya parasını ödemesini zorunlu kılıyor” dedi.

 

KADER BELİRLEME HEDEFİNDE DEĞİLİZ

 

Askerlik görevlerini İngiltere’deki Türkler olarak seve seve yerine getirdiklerini belirten Akmen Ali Sıtkı, seçme ve seçilme haklarının mümkün olmadığının söylenmesinin kabul edilebilir bir durum olmadığını ve bu durumun insan haklarına aykırı olduğunu savundu.

“Askerlik bir yükümlülük olurken, seçme seçilme hakkımız yersiz ve anlamsız gerekçelerle bize tanınmıyor” dedi.  KKTC’ndeki kardeşlerinin kaderini belirlemek hedefinde olmadıklarını ifade eden Sıtkı, bu ülkenin vatandaşı olarak oy kullanmak istediklerini kaydetti. Oy kullanma şeklinin, kader belirleme olmaksızın da düzenlenebileceğini belirtti.

 

YABANCIDAN DA ÖTE MUAMELE

 

Yaptığı yazılı açıklamada, “Talat’ın bizleri dışlaması ülkemiz için büyük kayıptır. Hiç bir ülke kendi vatandaşlarını dışlamazken ve onların gücünden ve potansiyelinden sınırsız yararlanırken bizim ülkemizin bize yabancıdan da öte muamele yapmasını kabul etmek ve anlamak mümkün değildir” diyen Sıtkı, askerlik yaşının sınırsız hale dönüştürülmesiyle 75 yaşında ancak sağlam raporu verilen yaşlıların dahi askerlik yapmak ya da parasını ödemek zorunda bırakıldığını işaret etti.

 

KAÇTIK TERK ETTİK DİYORLAR

 

İngiltere’deki Türkler adına açıklamada bulunan Sıtkı, hep ‘kaçtılar, terk ettiler’ diye damgalandıklarını savundu ve şöyle devam etti:

 “Kimse zahmet edip de niye kaçtık, yoksa kaçmaya mı zorlandık diye kafa yormamıştır. Sadece damgalamış ve yargılamıştır. Bir de ‘uzaktan gazel okurlar’ denir bizler için. Uzaktan gazel okuruz çünkü yakından okumamıza fırsat tanınmıyor. Bulunduğumuz yerde kalmamız için uğraşılıyor, ülkemiz ile bağlarımız tamamen koparılmaya çalışılıyor. Biz kaçtık, terkettik, uzaktan gazel okuyoruz, tarihin ve çağın gerisinde kaldık deniyor da kimsenin bizleri geri kazanma düşüncesi niye bulunmuyor?

 

 

 

 

 

Kendi ülkesinde, yabancı muamelesi gören hatta yabancıların haklarına bile sahip olamayan bizleri kazanmak için devletimiz ne yaptı? Yabancılar 90 gün olan ikamet iznini yenileyebilirken bizler askerlik yasası uyarınca 90 günden fazla kalamıyoruz. Kalmamız durumunda bedelli askerlik hakkını kaybedenlerimiz dahi vardır. Kalmamız durumunda hiç bir mazeretimize kulak asılmaksızın 15 ay askerliğe alınıyoruz.  Ama bir başka ülkenin vatandaşı elini kolunu sallayarak dilediğince KKTC’nde kalabiliyor. Biz Ercan Havaalanı’ndan direk Gülseren Kampı’na alınıyoruz. “Yasalar bunu emrediyor” deniyor. Beğenmeyen gelmesin.  Bizi dışlamak için her imkan mevcuttur. Ama biz kendimizi dışlatmıyoruz. Bizlerin sayesinde KTHY Londra uçuşlarına devam edebiliyor. Bilet fiyatlarının fahiş olmasına rağmen bizler bizim havayolumuzu kullanıyoruz. Sahip çıkıyoruz. Bizler sayesinde yazın oteller makul bir doluluk yaşıyor. Keza lokantalar, kafeteryalar, mağazalar...  Sahip çıkıyoruz ve her türlü hakarete ve dışlanmaya rağmen de sahip çıkacağız. Dolayısıyla Sayın Talat’ın bizlere yönelik olumsuz açıklamalarına üzülmekle birlikte, seçme ve seçilme hakkımızdan vazgeçmeyeceğimizin de bilinmesini istiyoruz. Bizim amacımız KKTC’nin kaderini belirlemek değildir, bu kader belirleyeceğimiz şeklindeki endişe ve korku yanlış ve yersizdir. Kader belirleyecek olsak bile, KKTC’nin kaderini kötü şekilde değil en iyi şekilde belirlerdik.”

STAR KIBRIS 31/08/09

 

KIBRIS İÇİN 4 SENARYO

   

Rum tarafında Pazar günleri yayınlanan Kathimerini gazetesi “Kıbrıs Sorunu İçin 4 Senaryo” başlıklı haberinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, “müzakerelerde biraz daha ilerlemek hedefiyle önümüzdeki Perşembe günü ilk gayrı resmi  al-ver yörüngesine gireceklerini” yazdı.

Gazete, ikinci turun  2-3 aydan fazla sürmesinin beklenmediğini,  bu turun, “müzakere prosedürünün başarı perspektifi açısından belirleyici –make or break- olarak nitelendiğini ve bu turda tarafların gerçek niyetleri ve taviz sınırlarının da ortaya çıkacağını” yazdı. Gazeteye göre Eylül ayı müzakere prosedürü açısından aslında ‘ölü’ görülüyor.

Gazete Ekim ayından itibaren iki lider arasında çok sık görüşmeler gerçekleştirileceğini ve bu görüşmelerin  BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’ı ziyaret edip etmeyeceği açısından belirleyici olacak. Ban Ki Moon’un iki liderle ortak görüşmesinin; gerçek momentumun olacağı bir zamanda gerçekleşmesi halinde yararlı olacağı görüşünde olduğu belirtiliyor.

Gazeteye göre, Türkiye’nin AB üyelik sürecinin Aralık ayında gözden geçirilmesi ve Nisan 2010’da yapılacak ‘cumhurbaşkanlığı seçimleri’ ışığı altında 4 olası senaryo konuşuluyor, senartolar özetle şöyle:

 

SENARYO 1: UZLAŞI ÇÖZÜMÜ

 

Müzakerelerin ilk turunda Kıbrıs sorununun toprak ve garantiler gibi çok önemli yönlerinin müzakerelerinde taraflar arasında görülen kuşku ve büyük anlaşmazlıklar ve Nisan ayına kadar kalan kısıtlı süre dikkate alındığında bu senaryo oldukça uzak gözüküyor. Kıbrıslı Rum bir diplomatik kaynak; Kıbrıs Türk tarafı müzakere masasına çok daha yapıcı önerilerle otursa da, cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce  anlaşmaya varılmasının neredeyse imkânsız olduğunu söyledi. Bu kadar zamanda bir uzlaşı çözümüne varılabilmesinin tek yolu, arabulucular tarafından uzlaştırıcı öneriler sunulması ve bunların her iki tarafça da kabul edilmesidir. 2004 deneyiminden sonra böyle bir şeyin Kıbrıs Rum tarafınca kabul edilmesi neredeyse imkansız görülüyor.

 

SENARYO 2: MÜZAKERELERİN BAŞARISIZLIĞA UĞRAMASI

 

Prosedürün, tarafların önümüzdeki aylarda herhangi bir görüş birliğine varamamalarından dolayı başarısız olması da, çok düşük bir ihtimal olarak görülüyor. Kıbrıs Rum tarafı bütün istikametlere açıkça; anlaşma sağlanan konuların hacmi Kıbrıs sorununun kapsamlı çözüm perspektifini mümkün kılacak kadar olmaması halinde al-ver’e girmek niyetinde olmadığını söyledi. Ancak müzakerelere girmemesi ve prosedürün başarısızlığa uğraması Rumlar açısından olabilecek en kötü senaryodur. Avrupalılar ve diğer yetkililer açıklamalarında iki toplumun liderliğinde Hristofyas ve Talat gibi iki ılımlı siyasetçinin bulunmasının çözüm için yegâne fırsat olduğunu öne çıkartıyor ve liderlerin çözüm çabasına destek beyan ediyorlar.

Ancak, olası yeni bir başarısızlığın, uluslararası camia çevrelerini; Kıbrıs Türk tarafına, ayrı siyasi varlık olarak tanıma, Brüksel’le ve dünyanın geriye kalanıyla ticari ve siyasi düzeyde alışveriş olanağı tanımak gibi bazı imtiyazlar sağlayarak Kıbrıs sorununu Tayvanlaştırma tartışmasına geri döndüreceğine kesin gözüyle bakılıyor.

 

SENARYO 3: DİYALOĞUN DEVAMI

 

Üçüncü senaryo, 2010 başlarına kadar anlaşma sağlanmasının mümkün olmaması (veya önemli gelişmeler olması) ve iki tarafın; hakemlik ve takvimlerden uzak bir şekilde müzakerelere devam etmeleriyle ilgili. Bu durum, takvim mantığını reddetmeleri temelinde Rum tarafı için en acısız senaryodur.  Ancak Aralık ve Nisan sınırları orada duruyor ve görmezden gelinemezler. Halen Türkiye’nin; yıl içerisinde önemli gelişmeler olması  yönünde beyan edilmiş niyeti var. Bu, dar takvimler ve müzakerelere arabulucuların özlü katılımı olamayacağı şeklindeki değişmez Kıbrıs Rum teziyle birlikte ele alındığında; 2004’te olduğu gibi Kıbrıs Türk toplumunun çözüm için acele eden, Kıbrıs Rum toplumunun da fiili durumdan memnun taraf olarak görünmesi tehlikesi var. Önümüzdeki aylar içerisinde ilerleme kaydedilememesi Kıbrıs Rum tarafı için;  Ankara’ya baskı yapma yönündeki tek şansını da kaçırması anlamına gelir. Buna paralel olarak, Türkiye’nin AB tarafından değerlendirilmesini şu veya bu şekilde göğüslemek zorunda olan Lefkoşa’yı zor duruma düşürmesi bekleniyor.

 

SENARYO 4: ARA ANLAŞMA

 

Yıl sonuna kadar olumlu sonuca varılması ihtimali oldukça uzak gözükmesi nedeniyle, çözüm çerçevesiyle (framework) ilgili bir ara anlaşma senaryosunun uluslararası camia üyeleri arasında yeniden zemin kazanmakta olduğu görünüyor. Bu senaryoya göre iki taraf Aralık ayına kadar (veya 2010 başlarına kadar) nihai çözümün temel eksenlerini içerecek bir metini imzalayarak hayata geçirecek. Türk inisiyatifi olan bu senaryonun uygulanabilmesi için halen ABD, ve İngiltere yeşil ışık yaktı, gerek AB gerek Yunanistan da bu öneriye olumlu yaklaşıyor.

Bu senaryo, bazı şartlar altında, müdahil bütün tarafların çıkarına olacak. ‘Cumhurbaşkanlığı seçimleri’ nedeniyle Talat; Nisan ayında zafer kazanabilmek için en kısa zamanda somut sonuçlar olmasını istiyor. Bu anlaşmanın vereceği perspektif de Türkiye’nin en azından bu aşamada AB sürecinde önemli bir engelle karşılaşmamasına olanak sağlayacak, Ankara’nın  hava ve deniz limanlarını Kıbrıs uçak ve gemilerine açma taahhüdünü yerine getirmeyi reddetmesini yönetme yolunu arayan AB’ye de mükemmel bir bahane verecek. Bu aşamada bu senaryoya kuşkulu yaklaşıyor görünen Kıbrıs Rum tarafı için de bazı şartlar altında tek çıkış yolu olabilir, Aralık ışığı altında uluslararası camiadan görmeye başladığı baskıları kısmen göğüslemek, 2010 içerisinde daha çok müzakereler için zaman kazanmak ve takvimler ve hakemlik olmadan uzlaşı çözümüne varmak için yegane fırsatı teşkil edebilir.”

STAR KIBRIS 31/08/09

 

SON DEĞERLENDİRME

   

TC Dışişleri Bakanı Davutoğlu bu akşam KKTC'ye geliyor. Cumhurbaşkanı Talat, konuk bakanla yarın, meclisteki partilerle Çarşamba günü son bir değerlendirme toplantısı yapacak.

 

Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında yapılan görüşmelerin ikinci turunun başlayacağı 3 Eylül’den önce Türk tarafı hazırlıklarını yoğun şekilde sürdürüyor. Cumhurbaşkanı Talat Salı günü TC Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Çarşamba günü de Meclis’te temsil edilen siyasi parti yetkilileriyle değerlendirme toplantıları yapacak.

Türkiye  Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 3 Eylülde başlayacak 2. tur Kıbrıs müzakereleri öncesinde temaslarda bulunmak üzere bu akşam KKTC'ye gelecek.

Davutoğlu ve beraberindeki heyet yarın Cumhurbaşkanlığı’nda Kıbrıs konusunda yapılacak değerlendirme toplantısına katılacak.

Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Başbakan Derviş Eroğlu ve Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün ile de görüşmesi bekleniyor.

 

TALAT: GÜNDEMDE HERŞEY VAR

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Davutoğlu'nun ziyaretine ilişkin olarak AA muhabirine yaptığı açıklamada, Davutoğlu ile Kıbrıs müzakerelerinin ikinci turu öncesinde genel bir değerlendirme yapacaklarını söyledi.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile görüşmeleri konusunda 'Gündemde her şey var' diyen Talat, Kıbrıs sorunu ve müzakerelerin ele alınacağını kaydetti.

Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla 11 Eylül 2008'de başlatılan ve ilk turu 6 Ağustosta  tamamlanan müzakerelerin ikinci turuna 3 Eylülde başlanacağını anımsatan Cumhurbaşkanı Talat, 'İkinci safhayı başlatıyoruz. O safhadan önce bir genel değerlendirme yapmak istedik, onu yapıyoruz' dedi.

 

SİYASİ PARTİLERLE DEĞERLENDİRME

 

Bu arada geçen Cuma günü Meclis’te temsil edilen siyasi partilerin yetkilileriyle görüşerek Kıbrıs konusundaki gelişmeler hakkında bilgi veren Talat Çarşamba günü parti liderleriyle yeniden bir araya gelecek.

İkinci tur görüşmelerin başlayacağı 3 Eylül arifesinde yapılacak görüşmede siyasi parti liderlerinin başta “yönetim ve güç paylaşımı” olmak üzere tüm konularda görüşlerini Cumhurbaşkanı Talat’a sunmaları bekleniyor.

Cuma günü yapışan görüşmede, müzakerelerde liderlerin karşılıklı olarak sundukları kağıtlar içeren CD’ler parti liderlerine verilmişti.

STAR KIBRIS 31/08/09

 

HRİSTOFYAS’IN VALİZİ ELİNDE!

   

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın Eylül ayı boyunca “elinde bir valizle ülke ülke gezeceği” açıklandı.

Haravgi gazetesi “Elinde Valizle...” başlığıyla manşetten yayımladığı haberinde, Eylül ayının; Kıbrıs davasıyla ilgili olarak kritik bir dönemin “bekleme odası” olarak değerlendirildiğini yazdı.

Rum hükümetinin çok boyutlu bir dış politika izlediğini yazan gazete, Rum hükümetinin; bu çok boyutlu dış politika çerçevesinde önünde bulunan birtakım olanakları ve konjönktürleri değerlendirme konusunda ilerlediğini belirtti.

Gazete, bu olanak ve imkanların değerlendirilmesi çerçevesinde, Rum tarafının tüm faaliyetlerinin; tavrını değiştirmesi amacıyla Türkiye’ye yönelik baskı ve nüfuz kullanılması için uluslararası unsura (BM, AB ve Arap dünyası) çevrildiğini ve Rum tarafının faaliyetlerinin uluslararası unsura yönelmeye devam edeceğini kaydetti.

 

ŞAM-PARİS-LEFKOŞA

 

Hristofyas’ın Eylül ayında gerçekleştireceği seyahatlerin ilk durağının Suriye’nin başkenti Şam olacağını kaydeden gazete, Hristofyas’ın Suriye Devlet başkanı Bashar al-Assad’ın davetlisi olarak iki gün sürecek Suriye ziyaretinin dün başladığını bildirdi. Türkiye’nin Bazı konularda Suriye’ye baskı yaptığını iddia eden gazete, Hristofyas ile Assad arasında yapılacak görüşmede bu konuların da değerlendirileceğini ifade etti.

Suriye’nin başkenti Şam’dan, bir çalışma ziyareti yapacağı Paris’e geçecek olan Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy’le bir araya gelecek ve Sarkozy’le bir çalışma yemeğine katılacak.

Gazete Hristofyas’ın, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla gerçekleştirilen doğrudan müzakerelerin ikinci turunun başlayacağı gün olan 3 Eylül’de Kıbrıs’a döneceğini de kaydetti.

 

ROMA-NEW YORK-HAVANA

 

Hristofyas’ın, İtlaya Cumhurbaşkanı  Giorgio Napolitano’nun daveti üzerinde 8-9 Eylül tarihlerinde İtalya’ya bir ziyaret gerçekleştireceğini belirten gazete, Hristofyas’ın İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’yle de bir araya geleceğini de ifade etti.

Hristofyas’ın Eylül ayı içerisinde, BM Genel Kurulu toplantısına katılmak üzere New York’a gideceğini aktaran gazete, Hristofyas’ın burada bir konuşma yapacağını anımsattı.

Gazeteya göre, Hristofyas New York’ta bulunacağı süre içerisinde BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon başta olmak üzere devlet ve hükümet başkanlarıyla bir dizi görüşmeler yapacak.

New York’tan Küba’nın başkenti Havana’ya gidecek olan Hristofyas, Havana’da faaliyette olan Rum büyükelçiliğininin resmi açılış törenine katılacak.

STAR KIBRIS 31/08/09