18/08/2009 RADIKAL
2008 Dünya Diller Yılı kutlanıyor. Ethnologue.com'a göre Türkiye'de Türkçe'yle birlikte 36 dil konuşuluyor
Kerem MORGÜL Bianet
Türkiye'de konuşulan dilleri dünya dilleri üzerine kapsamlı
çalışmalara yer veren ethnologue.com'un Türkiye raporuna göre
Türkiye'de Türkçe'yle birlikte 36 dil konuşuluyor. Ancak Ethonologue'un
rakamları da birçok dil için eski. Çoğu 1980'lere ya da 1990'lara
ait. Bu durum, Türkiye'nin dilleri için de güncel çalışmalara ihtiyaç
olduğunu gösteriyor.
Abazaca: 10 bin civarında insan tarafından konuşuluyor (1995).
Abhazca: 35 bin (1993) Abhazyalının 4 bin kadarı (1980)
tarafından çoğunlukla Çoruh, Bolu ve Sakarya'da anadili olarak
konuşuluyor.
Adigece (Çerkesçe): 1965 nüfus sayımında önemli bölümü Kayseri, Tokat
ve Kahramanmaraş'ta 71 bin kişi tarafından anadili olarak
konuşulduğu tespit edildi.
Arapça (Kuzey Mezopotamya): Mardin ve Siirt ağırlıklı olmak
üzere 400 bin kişi bu dili konuşuyor (1992).
Arnavutça: 65 bin Arnavut'un 15 bin kadarı konuşuyor (1980).
Azerice (Güney): Çoğu Kars'ta 530 binden fazla kişi tarafından
konuşuluyor (1996).
Boşnakça: Ağırlıklı olarak Batı illerinde olmak
üzere 20 bin kişinin anadili (1980).
Bulgarca: Bulgaristan göçmenleriyle birlikte 300 bin kişi konuşuyor
(2001).
Çingene Dilleri: Ethnologue.com'un Domari ve Romani olarak ikiye
ayırdığı dilleri toplamda 50 bini aşkın kişi
konuşuyor.
Ermenice: 70 bin civarında Ermeni'nin 40 bini konuşuyor (1980).
Gagavuzca: 327 bin kişi konuşuyor (1993).
Gürcüce: Başta Artvin, Ordu ve Sakarya olmak üzere 40 bini aşkın
kişi tarafından konuşuluyor (1980).
Kabartayca (Çerkesçe): Önemli kısmı Kayseri ve çevresinde 202 bin
kişi konuşuyor (1993).
Kazakça: 600 kadar kişi konuşuyor (1982).
Kırgızca: Van ve Kars yörelerinde binden fazla kişi
konuşuyor (1982).
Kırım Türkçesi (Balkan Tatarcası): Tam olarak kaç kişi
tarafından konuşulduğu bilinmiyor. Özellikle Ankara'nın
Polatlı yöresindeki Tatar köylerinde kullanılıyor.
Kumukça: Birkaç köyde konuşuluyor.
Kürtçe: Ethnologue.com Zazaca, Dimlice ve Kırmançi ile Kırmançi'nin
lehçeleri sayılan Şikaki ve Herki'yi ayrı diller olarak
değerlendiriyor. Tüm bunlar Kürtçe ana başlığında
toplanırsa 5 milyondan fazla kişinin anadili olarak Kürtçe
konuştuğu söylenebilir. KONDA'nın 2007 tarihli
araştırmasına göre kendini Kürt olarak tanımlayanlarsa 11,5
milyon civarında.
Ladino: Çoğu İstanbul ve İzmir'de 8 bin kişi konuşuyor
(1976).
Lazca: 30 binden fazla kişi anadili olarak konuşuyor (1980). KONDA'ya
göre Türkiye'de kendini Laz olarak tanımlayanlar 220 bin civarında.
Ağırlıklı olarak Rize'nin doğusu ve Artvin'de
konuşuluyor.
Osetçe: Digor lehçesi Bitlis, Erzurum, Kars, Muğla ve Antalya yörelerinde
konuşuluyor (1993).
Özbekçe: Hatay, Gaziantep ve Urfa'da 2 bine yakın kişinin anadili
(1982).
Rumca (Yunanca): Büyük çoğunluğu İstanbul'da 5 bine yakın
kişi konuşuyor (1993).
Süryanice: Ethnologue.com tarafından Turoyo ve Hertvince gibi lehçeleri
ayrı ayrı değerlendirilen Süryanice yok olma tehlikesiyle
karşı karşıya. Hertvince lehçesi Siirt'te 1000 kadar
kişi tarafından konuşuluyor (1999). Turoyo ise Mardin yöresinde
3 bin civarında insanın anadili (1994).
Tatarca: İstanbul'daki Tatarlar tarafından konuşuyor.
Türkçe: Türkiye nüfusunun yüzde 90'ının anadili (1987). KONDA'ya göre
bu oran yüzde 85.
Türkmence: Tokat ve çevresinde bin kadar kişi tarafından
konuşuluyor (1982).
Uygurca: Çoğu Kayseri'de 500 kişi konuşuyor (1981).
Güney
Kıbrıs′ta kaçak avı önlemek amacıyla görev yapan av
korucuları geçtiğimiz gün kaçak av yapan bir aracın peşine
düştükleri esnada görev başındayken yanlışlıkla
KKTC′ye geçtikleri için tutuklandılar. Söz konusu olay
geçtiğimiz akşam saat 21.30 sıralarında meydana gelirken,
sanıklar dün Lefkoşa Askeri Mahkemesi′ne
çıkarıldılar. 34 yaşındaki Pavlos Pavlu ve 25
yaşındaki Lefteris Frangunun, Larnaka′nın Trulli
bölgesinde geçtiğimiz gün kaçak avcıları kovaladıkları
sırada KKTC sınırlarını geçtikler belirtildi. Her iki
sanığın da Güney Kıbrıs′ta Vahşi
Hayvanları Koruma Derneği′nde çalıştıkları
öğrenildi. Sanıklar, mahkemede verdikleri ifadede
yanlışlıkla askeri bölgeyi ihlal ederek KKTC′ye giriş
yaptıklarını ve yaptıkları yanlıştan
dolayı pişmanlık duyduklarını dile getirdiler.
Çıkarıldıkları mahkemece sanıkların 200′er
TL nakdi para cezası karşılığında serbest
bırakılmasına, aynı zamanda 20′şer bin TL
şahsi kefalet senedi imzalamalarına karar verildi. Sanıklar iki
yıl içerisinde aynı suçu tekrar ettikleri takdirde 20′şer
bin TL ödeyecekler.
HALKIN
SESI 18/08/09
![]()
Rum
Yönetimi Başkanı Hristofyas, uzlaşılar ve ileriye
doğru adımlar mevcut olmasına karşın, önemli konularda
ciddi görüş ayrılıklarının bulunduğunu
tekrarladı.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, taksimin yıkım
anlamına geleceğini, bu yüzden de bir an önce bundan
kurtulmaları gerektiğini söyledi.
Haravgide yer alan habere göre, cumartesi günü Limasolun Pirgo köyündeki
anma töreninde Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Lukas Luka tarafından
okunan mesajında Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla
müzakerelerde bugüne kadar hem görüş birliğine vardıkları,
hem de anlaşamadıkları konuların bulunduğunu belirtti.
Hristofyas, uzlaşılar ve ileriye doğru adımların
mevcut olmasına karşın önemli konularda ciddi görüş
ayrılıklarının bulunduğunu vurguladı.
Müzakere sürecinde daha çok ilerleme beklemelerine karşın kötümser
olmadıklarını ve temkinli iyimserliklerini
koruduklarını belirten Hristofyas, ilerleme sağlanması için
AB süreci çerçevesinde Türkiyeye baskı uygulanması gerektiğini
yineledi. Hristofyas, Türkiyenin AB sürecine ilişkin yükümlülüklerini
yerine getirmemesi halinde Güney Kıbrısı
karşısında bulacağını bilmesi gerektiğini
savundu.
İki toplumlu ve iki kesimli federasyon çözümüne bağlı
olduklarını kaydeden Hristofyas, bu çözümün iki toplumun
eşitliği ve Türk tarafınca yorumlandığı gibi
değil BM kararları uyarınca uzlaşı çerçevesinde
uygulanacağını ifade etti.
Çözümün kalıcı ve fonksiyonel olması, zamana dayanarak barış
koşullarını sağlaması hedefinde olduğunu belirten
Hristofyas, Kıbrıslı Rumların ve Türklerin kendilerini
güvende hissedecekleri, gerçekten güvende olacakları Birleşik
Kıbrısın garantiler ve garantörlere ihtiyacı olmayacak
ifadelerini kullandı.
KIBRISIN GELECEĞİ
Gazete bir diğer haberinde, Hristofyasın Yunanistanın
Astypalea (İstanbulya) adasında bulunduğunu ve burada Yunan
televizyonuna yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı
Talata Kıbrısın geleceğini müzakere etme
çağrısında bulunduğunu yazdı.
Habere göre Hristofyas, Türkiyenin yayılmacı politikasından
kurtulması ve Kıbrıslılar olarak ortak kaderlerini
belirlemeleri için Talata müzakere etme şansını vermesi
gerektiğini söyledi.
Yakın gelecekte yabancı askerlerin olmadığı ve insan
haklarının sağlandığı birleşik bir
Kıbrıs kurulacağı ümidini dile getiren Hristofyas, son
günlerde gündem oluşturan 1974te Serdarlıda 5
Kıbrıslı Rumun öldürülmesi konusunu da, savaşın
aşırılığı nerde olursa olsun kınanmalı
sözleriyle yorumladı. Hristofyas Astypalea adasında
Kıbrısa adanmış bir festivale katılacak ve fahri
vatandaşlık unvanı alacak. Öte yandan Rum Hükümet Sözcüsü
Stefanos Stefanu da cumartesi günü Aradipiudaki bir anma töreninde, çözümünün
anahtarının Türkiyede olduğu iddiasını yineledi.
Stefanu, ülkeyi yeniden birleştirecek bir çözümün kaçınılmaz bir
ihtiyaç olduğunu da ekledi.
STAR KIBRIS 18/08/09
![]()
AKEL ve Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanunun, geçtiğimiz günlerde gazeteye verdiği söyleşide Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasa yönelik eleştirilerde bulunan DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadise tepki gösterdiği belirtildi.
Söyleşisinde Kıbrıs sorununda strateji eksikliğinden söz
eden ve Ulusal Konseyin değerinin düşürüldüğü konusunda
Hristofyası eleştiren ayrıca Hristofyası AB,
Bağlantısızlar, Küba ve Chavezle oynamakla da suçlayan Anastasiadisi
yanıtlayan Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, karşılıklı
suçlamaların, sadece Kıbrıs sorununa olumsuz etkisinin
olduğunu söyledi.
Stefanu ayrıca Hristofyasın Kıbrıs sorunundaki
stratejisinin, Kıbrıslı Rumları ve Kıbrıslı
Türkleri çözümün başrol oyuncuları haline getirdiğini,
ayrıca bu stratejinin Türkiyenin; Kıbrıs sorununa
yaşayabilir işlevsel çözümüne rıza göstermesine de katkı
sağlayacağını iddia etti.
Ulusal Konsey konusunda ise Stefanu, Hristofyasın bu çerçevede partileri
bilgilendirdiğini ve görüşlerini istediğini de yineledi.
AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu ise yaptığı
açıklamada, Hristofyasın sarf ettiği çabalar etrafında
toplanılması için Kıbrıs halkına ve siyasi
liderliğine çağrıda bulundu.
Kiprianu, ülke çıkarının, Kıbrıs sorunu konusunda
Ulusal Konseyde belirlenen ortak ilkeler temelinde birlik olmayı
gerektirdiğini de söyledi.
STAR KIBRIS 18/08/09
Aralarında
3 de siyasi partinin bulunduğu toplam 19 örgüt, Kuran kursu verildiği
iddiasıyla Alayköy′de eylem yaptı.
Alayköy Camii Koruma ve Yaşatma Derneği önündeki eyleme KTÖS, KTOEÖS,
Güç-Sen, Vergi-Sen, Kıbrıs Pir Sultan Abdal Deneği,
Çağ-Sen, KTAMS, Kadın Araştırmaları Merkezi, Baraka,
Basın-Sen, El-Sen, Tel-Sen, Türk-Sen, DAÜ-Bir-Sen, Mec-Sen, BES, BKP, YKP
ve TDP′den temsilciler katıldı.
Örgütlerden yapılan açıklamaya göre eylemde, örgütlerin
imzasını taşıyan ortak açıklamada,
"Şeriatı hortlatmak, topluma kara çarşaf giydirmek
isteyen çevrelere karşı durmaya, demokratik, bilimsel
eğitimi savunmaya devam edeceğiz" denildi.
KKTC Anayasası ve Milli Eğitim Yasası′na göre eğitim
faaliyetlerinin Milli Eğitim, Gençlik ve Spor
Bakanlığı′nın kontrol ve yönlendirmesine
verildiği; Atatürk ilkeleri ve özellikle laiklik ilkesinin vazgeçilemez
şekilde KKTC yasalarında yer aldığı
anımsatılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
"Toplumumuz bir yandan belli odaklardan gelen paralarla ülke-mizde dernek
ve vakıf görüntüsü adı altında tarikat yurtları
yaratanların, diğer yandan da İslami kendi siyasi menfaatleri
için kullananların baskısı altındadır. Ne yazık
ki ülkeyi yönettiğini iddia eden makamlar koltukta kalabilme uğruna
bu uygulamalara göz yummaktadır. Şeriatı hortlatmak, topluma
kara çarşaf giydirmek isteyen bu çevrelere karşı durmaya,
demokratik ve bilimsel eğitimi savunmaya devam edeceğiz"
Örgütler dün de Başsavcılığa dilekçe vererek,
"görevini ve laiklik ilkesini istismar eden makamlar" hakkında
soruşturma talep etmişti.
İŞKADINLARI DERNEĞİ, "KURAN KURSLARINA"
KARŞI
İşkadınları Derneği, toplumda tartışmalara
neden olan "Kuran kurslarına" karşı olduğunu
bildirdi.
Derneğin yazılı açıklamasında, çocukların
okullarda Eğitim Bakanlığı denetiminde din dersi
alabileceği, ancak okul dışında pedagoji eğitimi
almamış kişilerce Kuran kursu verilmesinin zaman içerisinde
kutuplaşmalara ve kadının toplumda aşağılara
çekilmesine neden olacağı belirtildi.
HALKIN
SESI 19/08/09
Halka kara çarşaf giydirmek isteyenlere karşı duracağız
3
siyasi parti ve 18 sivil toplum örgütü, Alayköyde Kuran kurslarını
protesto etti.
Aralarında
3 de siyasi partinin bulunduğu toplam 19 örgüt, Kuran kursu
verildiği iddiasıyla Alayköyde eylem yaptı.
Alayköy Camii Koruma ve Yaşatma Derneği önündeki eyleme KTÖS,
KTOEÖS, Güç-Sen, Vergi-Sen, Kıbrıs Pir Sultan Abdal Deneği,
Çağ-Sen, KTAMS, Kadın Araştırmaları Merkezi, Baraka, Basın-Sen,
El-Sen, Tel-Sen, Türk-Sen, DAÜ-Bir-Sen, Mec-Sen, BES, BKP, YKP ve TDPden
temsilciler katıldı.
Örgütlerden yapılan açıklamaya göre eylemde, örgütlerin
imzasını taşıyan ortak açıklamada, Şeriatı
hortlatmak, topluma kara çarşaf giydirmek isteyen çevrelere
karşı durmaya, demokratik, bilimsel eğitimi savunmaya devam
edeceğiz denildi.
KKTC Anayasası ve Milli Eğitim Yasasına göre
eğitim faaliyetlerinin Milli Eğitim, Gençlik ve Spor
Bakanlığının kontrol ve yönlendirmesine verildiği;
Atatürk ilkeleri ve özellikle laiklik ilkesinin vazgeçilemez şekilde KKTC
yasalarında yer aldığı anımsatılan
açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
Toplumumuz bir yandan belli odaklardan gelen paralarla ülkemizde dernek
ve vakıf görüntüsü adı altında tarikat yurtları
yaratanların, diğer yandan da İslami kendi siyasi menfaatleri
için kullananların baskısı altındadır. Ne yazık
ki ülkeyi yönettiğini iddia eden makamlar koltukta kalabilme uğruna
bu uygulamalara göz yummaktadır. Şeriatı hortlatmak, topluma
kara çarşaf giydirmek isteyen bu çevrelere karşı durmaya,
demokratik ve bilimsel eğitimi savunmaya devam edeceğiz.
Söz örgütler dün de Başsavcılıka dilekçe vererek,
görevini ve laiklik ilkesini istismar eden makamlar hakkında
soruşturma talep etmişti.
KIBRIS
19/08/09
![]()
Yakın tarihimize ışık tutacak bir
röportaj.
Gazeteci Yazar Özcan Özcanhan, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif
Denktaşla konuştu.
Rauf Denktaştan yakın tarihimizde yaşanmış fakat
günümüzde pek bilinmeyen çarpıcı açıklamalar. Kurucu
Cumhurbaşkanı Denktaş geçmişte yaşanmış
neler için keşke dedi?
İşte yılın röportajından
satırbaşları:
Denktaş: Keşke Dr. Küçüke karşı aday çıkmasaydım!
Dr. Küçüke bizimkiler neler yaptı? Onu nasıl
uzaklaştırdılar?
Kara Çete, Dokuz Eylül bilmem ama Volkanı Dr. Küçükün kurdurttuğu
ve desteklediği biliniyor. Ben hiçbir zaman, İngilizler kurdurttu
demedim.
'Bir Limasollu geldi, bana, İngilizler bir cip dolusu silahı bize
satarmış dedi. Bizimkilere bildirdim. Adamı İngiliz casusu
diye bizimkiler vurdu...'
Celal Hordan para toplamaya başladı. Silah satın
alacakmış! Ankaraya gittik Dr. Küçükle ve Menderese anlattık.
Gençlik teşkilatı kuracaktı. Halktan Rumca konuştu diye
ceza kesip para toplamaya başlayınca rahatsız olduk.
Şikâyet ettik ve kendisini aldılar.
TMTyi ben kurdum demedim. Dr. Burhan Nalbantoğlu beni Kemal
Tanrısevdi ile tanıştırdı. O TC Büyükelçiliğinde
memurdu. Eylencedeki evine gittik. İşte orada başıboş
örgütleri dağıtıp yerine TMT yi kurma kararı aldık.
İlk TMT bildirilerini yayınladık Volkanın
dağıtıldığını duyurduk.
TMT 1957 Kasım ayında kuruldu ama resmi kuruluş tarihini 1
Ağustos 1958 diye ilan ettiler, diğer kuruluşlarla birlikte
anılması için. İsmail Tansu yalnız Türkiyedeki ucu ile
ilgiliydi buradaki yapılanmayı bilmiyordu.
Bayraktar Camiini ve TC basın bürosunu bombalayanlar
Rumlardır.
Avukat Ayhan Hikmet ve Muzaffer Gürkanı ben niye öldürteyim? Yorgacisin
ve Lağodondisin işlerine geldiği için öyle duyurdular ki, bizi
parçalasınlar.
BM 1964 kararı oy birliği ile alınınca ağladım.
Fakat oradaki Türk temsilci bana üzülme Denktaş Bey Türkiye ne isterse
sonunda o olacaktır diyerek beni teskin etti. Zaten o karar madde 7
altında alınmadığı için uygulanmayabilir.
Yaptırımcı bir karar değildir. BMnin hangi kararı bu
güne kadar uygulanmıştır ama Rumlar hep o karar ve ondan sonraki
kararlara göre hareket ediyorlar.
Talat Hristofyas ile Kıbrıs sorununu çözecekmiş. Referandum
yapılacakmış. Eğer yapılırsa evet sonucu
çıkması için şimdiden kolları sıvadılar.
Hayırcıları daha şimdiden karalamaya başladılar.
Çıkacak evet sonucu Kıbrıs Türkünün yok olması
anlamına gelecektir bunu halk bilmelidir.
Ankara ve hükümet yetkilileri Talatın politikasına destek veriyor.
AB üyeliği için diyenler var ama Türkiyenin Talata müzakerelerden çekil
mi demesi bekleniyor?
1977 1979 doruk anlaşmaları neden uygulanmıyor? Çünkü Rumlar
bütün adayı AB müktesebatı diyerek kendi hakimiyetleri altına
almak, Kıbrıs Türklerini de basit bir azınlık haline
getirmek peşindedir.
İlter Türkmene çok yazdım düzeltmesi için. O bildiği halde
Denktaş yeniden Cumhurbaşkanı olabilmesi için cumhuriyeti
baştan kurdu dedi. Ayıp etti. Kıbrıs Türk Federe
Devletini de KKTCyi de Türkiyeden habersiz kurmamız olabilir miydi?
... ve daha birçok konuda Rauf Denktaşın ağzından
yakın tarihimize ışık tutacak açıklamalar.
Pek yakında Ada TVde yayınlanan Kurşun Kalem programında
ve gazeteniz Star Kıbrısta
STAR KIBRIS 19/08/09
![]()
Kayıp kazılarına iki haftalık aranın ardından 24 Ağustos Pazartesinden itibaren devam edilecek. 4 Ekip Kuzeyde, 2 ekip Güneyde çalışacak. Bu güne kadar bin 970 kayıptan 550si bulundu, 170inin kemikleri ailelere verildi.
Gülden
Plümer Küçük: Kayıplar, insani ve hassas bir konudur. Bu proje iki
toplumlu tek projedir. İki tarafın da kayıpları var ve
büyük acılar yaşandı. Sorgularken çok dengeli olmak gerekir.
Kıbrısta çatışmalı yıllardan beri
acısı yaşanan kayıpların bulunması için
çalışmalarını sürdüren Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi, iki haftalık yaz tatilinin ardından önümüzdeki hafta
yeniden kazılara başlayacak.
502si Kıbrıslı Türk, 1468i Kıbrıslı Rum olmak
üzere toplam 1970 kayıtlı kaybın bulunduğu
Kıbrısta, yaklaşık 5 yıldır sürdürülen
kazılarla bugüne dek 550sinin kemiklerine ulaşıldı ve
170i ailelerine teslim eidldi.
KİMLİĞİ SAPTANANLARIN 44Ü KIBRISLI TÜRK
TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesinin Kıbrıslı Türk Üyesi Gülden
Plümer Küçük, kimlik tespiti yapılarak ailelere teslim edilen
kayıplardan 44ünün Kıbrıslı Türk olduğunu, bu yılın
ilk yarısında 50 kimlik tespitinin tamamlandığını
ve yıl sonuna dek 80-90 kaybın daha kimliğinin tespit edilmesini
hedeflediklerini söyledi.
4 EKİP KUZEYDE, 2 EKİP GÜNEYDE ÇALIŞACAK
Küçük, yaz tatili nedeniyle 7 Ağustosta ara verilen kazılara önümüzdeki
hafta başından itibaren yeniden başlanacağını da
bildirdi. Toplam 6 çalışma grubuyla devam eden kazılarda 4
ekibin Kuzeyde, 2 ekibin de Güneyde çalışmaya devam edeceğini
bildiren Küçük, Kuzeydeki kazıların Girne botanik bahçesi ve
Gaziköyde süreceğini anlattı. Yeni kazılar için program da
hazırlandığını kaydeden Küçük, ekipteki arkeologlara
ek olarak 3ü Kıbrıslı Türk, 3ü Rum 6 arkeoloğun daha
çalışmalara katıldığını bildirdi.
TAŞKENTLİLERİN TEPKİSİ
Cumartesi günü düzenlenen anma töreninde Taşkentlilerin
Şehitlerimizi geri isteriz, bu yapılana kadar komitenin kazı
yapmasına izin vermeyeceğiz yönündeki sözlerinin
hatırlatılması üzerine ise Küçük, Yerasa bölgesindeki birinci
kazıda 43 Kıbrıslı Türkün
çıkarıldığını, ikinci gömü yeri Limasolda da
yılsonunda kazıların başlayacağını belirtti.
Taşkentlilerin acısını çok iyi
anladıklarını, ailelerin bu süreçte travmalar
yaşadığını, acılarına saygı
duyduklarını belirten Küçük, ancak kazıların ve kimlik
tespitinin teknik olarak ve bilimsel açıdan çok zaman
aldığını birçok kez izah ettiklerine dikkat çekti.
ÇOK HASSAS
Kayıp kazılarının 2004 yılında
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın inisiyatifiyle gündeme
geldiğini ve politize edilmemesi konusunda varılan mutabakata iki
liderin uyduğunu anlatan Gülden Plümer Küçük, Buna diğer
kişilerin de uyması çağrısı yapıyorum.
Kayıplar, insani ve hassas bir konudur. Bu proje iki toplumlu tek
projedir. İki tarafın da kayıpları var ve büyük acılar
yaşandı. Sorgularken çok dengeli olmak gerekir ifadelerini kullandı.
STAR KIBRIS 19/08/09
Single central bank and euro
currency key to economic solution
By Patrick Dewhurst
GREEK CYPRIOT and Turkish
Cypriot businessmen have agreed that Europeanisation of the island is the key
to economic aspects of the Cyprus solution.
The Island-wide implementation of the EUs legal system, the acquis
communautaire, the euro currency and a single central bank are essential for
the Cyprus solution, said Andreas Pittas, President of the Cyprus Employers and
Industrialists Federation (EOB)
In an interview with Cyprus News Agency (CNA) he stressed that these should be
considered prerequisites as far as the economic aspects of the Cyprus question
is concerned.
In a positive step, both the EOB and their Turkish Cypriot counterparts, the ISAD,
have agreed on these key economic issues. Pittas said
We agreed with ISAD on two very important issues. First, that the solution
should be in accordance with the acquis communautaire and second that in the
reunited Cyprus there will be a single Central Bank and a single currency, the
euro
He added that these will benefit the island in other ways, such as improving
its image for tourism and foreign investment. The cost of any proposed
solution, he said, would be considered at the appropriate time, and
proportional with the various aspects of the problem.
We firmly believe that Cyprus should be reunited and that this will prove
beneficial for all Cypriots, Greek Cypriots and Turkish Cypriots he added.
This decision was reached following the EOBs donation to a project to restore
two religious buildings, the Archangel Michael church in occupied Lefkoniko and
Arnavut mosque in Limassol. Pittas said It was a symbolic act, thus
contributing to rebuilding trust, since the initiative was part of confidence
building between the two communities
Asked about the current state of business links between the two communities,
Pittas asserted that the lack of a solution greatly impeded the development of
links.
What we are trying to do is to find business people who are interested so that
when a solution is achieved, they will consolidate an improved cooperation he
said, adding that the fact that OEB and ISAD are in contact constitutes
progress.
We expect a solution in order to consolidate a better climate for the islands
economy. Theres no doubt at all on this he noted.
He also explained that the improved bicommunal relations and increased foreign
direct investment would not just benefit businessmen, but for people on both
sides.
For example, it will allow Turkish Cypriots to contribute to the labour market
on the island, and help to raise their living standards to that of Greek
Cypriots.
This increased economic cooperation bodes well for bicommunal relations on the
island, ahead of the second round of negotiations between the two leaders,
President Christofias and Ali Talat in September.
CYPRUS MAIL 19/08/09
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs′la ilgili müzakere tarihinde ilk kez
tarafların uzlaşılan konularla anlaşmazlıkları
ortak metinler halinde kayda geçirdiğini, hazırlanacak muhtemel çözüm
planının omurgasını da bu ortak metinlerin
oluşturacağını söyledi. Talat, "Yani planı biz hazırlayacağız,
dayatma plan olmayacak" dedi.
Talat, ilk turu tamamlanan, 3 Eylül′de de ikinci turu başlayacak
müzakere sürecinden umutlu olduğunu, görüşmelerin
hızlandırılmasıyla 2010 başında referanduma
gidilebileceğini vurguladı.
30 KAĞIT HAZIRLANDI
MÜZAKERE TARİHİNDE BİR İLK
Kıbrıs müzakere süreci ve iç politikada gündem oluşturan
gelişmeler konusunda TAK muhabiri Nezire Gürkan′ın sorularını
yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, ikinci turu 3 Eylül′de
başlayacak Kıbrıs müzakere süreciyle ilgili umutlu konuştu.
Geçtiğimiz yıl eylül ayında başlayan ve 11 ay süreyle
toplam 40 görüşme yapılan ilk turda, tarafların
uzlaşılan ve uzlaşılamayan konuları ortak metinlerde
kayda geçirdiğini, bunun da müzakere tarihinde ilk olduğunu
vurgulayan Talat, "Yakınlaşma Kağıtları"
olarak nitelenen bu metinlerden toplam 30 tane
hazırlandığına işaret etti.
Bir soruya karşılık, bu kağıtların
bağlayıcı olduğunu söyleyen ancak "her konuda
anlaşma olmadan hiçbir konuda anlaşma olmaz" temel prensibine
vurgu yapan Talat, "Bugüne kadarki süreçlerde BM mekik diplomasisiyle
tarafları yakınlaştırmaya çalışırdı.
Şimdi metinleri biz hazırlıyoruz" dedi.
OLUMLU AMA YETERSİZ
AMA TARİHTE İLK KEZ BU KADAR İLERLEME
"Umutsuz olmam, çözüm konusunda karamsarlığa kapılmam için
somut, ciddi bir neden yok" diyen Cumhurbaşkanı Talat, gelinen
aşamayı "olumlu ama yetersiz" olarak niteledi. Talat,
"Tarihte ilk defa bu kadar ilerleme sağlanan bir müzakere süreci
oldu, ama arzuladığımız kadar değil" dedi.
Talat, "siz umutlusunuz ama toplumda aynı umut yok" şeklindeki
soruya da, "Bunun nedeni 2004′ün yarattığı hayal
kırıklığı. Umutsuz olmak için ciddi bir neden
yok" karşılığını verdi.
DAYATMA PLAN YOK
PLANI BİZ HAZIRLIYORUZ
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, son zamanlarda gerek Türk,
gerekse Rum tarafında "dayatma plan" söylemlerinin
yoğunlaştığının, hatta Başbakan
Eroğlu′nun bu yönde duyumlardan bahsettiğinin
anımsatılması üzerine de özetle şunları söyledi:
"Öyle bir plan gündemde yok. BM′nin öyle bir misyonu da yok.
Planı biz hazırlıyoruz. Müzakerelerde
hazırladığımız kağıtlar planın
omurgasını oluşturacak, bunlardan hareketle plan ortaya
çıkacak ve bunu bizim uzmanlarımız, Türkler ve Rumlar yapacak.
Dayatma plan, ancak müzakerelerin berhava olması halinde gündeme
gelebilir. Veya hazırlanan kağıtlarda büyük
farklılıklar varsa, belki uluslararası topluluk, BM daha fazla
müdahil olup boşlukları doldurma yoluna gidebilir. Ama şu an
böyle bir durum, böyle bir ortam yok"
REFERANDUMDA HÜKÜMET
"HAYIR" DER Mİ?
Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesinin 2004′ün
yarattığı moral bozukluğuna rağmen devam ettiğini
vurgulayan Talat, 19 Nisan seçimlerinin çözüm iradesiyle
bağlantılı olarak yorumlanmasının doğru
olmadığını belirtti.
"Seçimleri kazanıp hükümet kuran UBP, kampanya süresince çözüm
istediğini, müza-kerelerde Cumhurbaşkanına destek
olacağını söyledi. Bu nedenle seçim sonuçlarını çözüm
iradesiyle bağlantılı değerlendirmemek gerek" diyen
Talat, "UBP hükümeti referandumda hayır kampanyası yaparsa
nolur" şeklindeki soruya da, "İlginç olur. Nasıl bir
durum ortaya çıkar bilemem ama geçmişte de benzer bir durum
oldu" karşılığını verdi.
ÇÖZÜM OLMAYACAĞINDAN EMİN OLURSAM ADAY OLMAM
Referandumun nisan ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimleri
öncesi yapılmasının yararlı olduğunu söyleyen Talat, 24
Nisan′a kadar yapılması gereken seçimlerin ertelenmesinin
Anayasa uyarınca mümkün olmadığına işaret etti.
Seçimler erkene alınabilir ama ertelenemez" diyen Talat, "hangi
şartlarda aday olmazsınız" sorusuna da, "Çözümün
olmayacağından emin olursam aday olmam. Ama bugünkü şartlarda
umudum yüksek ve seçimler için de daha çok erken"
karşılığını verdi.
SERDARLI′YA ZİYARET
Öte yandan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 35′inci
kurtuluş yıldönümü nedeniyle önceki akşam
Serdarlı′yı ziyaret ederek vatandaşlarla bir araya geldi,
müzakere sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu ve
vatandaşların sorularını yanıtladı.
HALKIN SESI 20/08/09
![]()
İngilterede
yaşayan Rumlar, KKTCde bulunan eski arsalarını internetten
kelepir fiyatına satışa çıkardı. Rumun internetten yayımladığı
ilanda; eski arsası Kaya Artemis Otel yakınında ve deniz
nazır olduğu belirtildi ve Kıbrıs sorunu çözülebilir ve
Kuzeyde fiyatlar artar denildi
İngilterede yaşayan bir Rumun, KKTCde bulunan eski
arsalarını internetten satışa çıkardığı
belirtildi.
Haberi İnternet Aracılığıyla Satış
İngilterede Yaşayan Rum, İşgal Altındaki Bafrada
Bulunan Arsasını Acilen Satışa Çıkardı
başlıklarıyla duyurduğu haberinde, arazinin hava
parasına gideceğini yazdı.
Habere göre İngilterede yaşayan ve ismi belirtilmeyen bir Rum,
Bafrada Kaya Artemis Otel yakınında bulunan 2 arsasını
internet aracılığıyla satışa çıkardı.
DENİZE YAKIN
İnternet sayfasında biri 6 bin 735, diğeri ise 10 bin 212
metrekare olan 2 arsanın denize yakın olduğunu kaydeden Rum,
arsaların değerinin 20,5 milyon Euro olarak belirtti. Arsaları
kısa bir süre içerisinde alacak olanlara ise daha düşük bir fiyat
sunmaya hazır olduğunu kaydeden Rum, arsaların kumarhane, süper
market, apartman daireleri ve benzeri diğer yapıların
inşası için uygun olduğunu not etti.
Gazete, söz konusu Rumun, alıcıları cezbetmek için
arsaların Kaya Artemis Otele ve otelin kumarhanesine çok yakın bir
konumda olduğunu da vurguladı.
FİYATLAR ARTABİLİR
Adadaki siyasi duruma değinmeyi de ihmal etmeyen Rum, müzakerelerin
yıl sonuna kadar çözümle noktalanabileceğini ve böylelikle KKTCdeki
arsa fiyatlarının artabileceğini belirtti.
Habere göre Rum, ATAD kararlarına göre arsayı alacak
şahsın, yasal kişi (Rum) olmasının daha güvenli
olacağını kaydetti.
DİĞER RUMLAR
Gazete, Akrabalarının Miraslarını Sunuyorlar alt
başlığı ile devam ettiği haberde, İngilterede
yaşayan Rumun, KKTCde bulunan arsasını satmak isteyen tek Rum
olmadığını kaydetti.
Habere göre Amerika Birleşik Devletlerinde yaşayan bir Rum,
ailesinden miras olarak kalan ve KKTCde bulunan arsasını satmaya
veya Güney Kıbrısta bulunan bir arsa ile takas etmeye hazır
olduğuna dair ilan verdi.
Gazete, mallarını satışa çıkaran Rumların tek
düşüncelerinin ekonomik çıkarları olduğunu ve bu eylemlerden
doğacak herhangi bir sonuçla ilgilenmediklerini kaydetti.
STAR KIBRIS 20/08/09
More TRNC citizenships
THE BREAKAWAY regime in the
north is reportedly preparing to give citizenship to another 15,000 people,
according to a report in the Turkish Cypriot press yesterday.
The daily Kibrisli reported that the administration of Dervis Eroglu planned to
give citizenship to 15,000 selected professionals and others in the next two
months. The main purpose of the move is reportedly to decrease the influence of
the trade unions and to play a decisive role in the upcoming presidential
elections in the north next April.
CYPRUS MAIL 20/08/09
NTV
21
Ağustos. 2009 Cuma
2004'ten bu yana
Başkent Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ile
Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde öğretim görevlisi olarak
çalışan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Ankara eski
Büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç, Ergenekonun 3'üncü iddianamesinde yer alan
kendisiyle ilgili iddiaları yalanladı.
İddianamede
Bulunçun, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur'la,
dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş arasında kuryelik
yaptığı iddiası yer alıyor.
"DEVLETİN
ÇIKARLARINI KORUDUM"
NTV'ye konuşan Bulunç, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin
ve Türkiye'nin çıkarlarını korumak için, devletin tüm
kurumlarıyla ortak bir çalışma yürüttüklerini söyledi.
Bulunç, "Sayın
Cumhurbaşkanımız Denktaş'la Sayın Jandarma
Komutanı Eruygur arasındaki gizli kuryelik olayını tamamen
yanlış buluyorum. Yanlış bir iddiadır ve gerçeği
yansıtmamaktadır. Benim öyle bir kuryelik görevim söz konusu
değildi. Ben buradaki bütün görevim boyunca, devletin
çıkarlarını, Türkiye'nin, anavatanın
çıkarlarını koruyacak şekilde hem devlet düzeyinde, hem
sivil toplum örgütleri düzeyinde, hem de halk düzeyinde yoğun bir
çalışma temposu geçirdim" şeklinde konuştu.
"GİZLİ
MÜCADELE VERMEDİK"
Annan Planı'nın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve
Türkiye açısından olumsuzluklar içerdiğine işaret eden
Bulunç, o dönem gizli bir mücadele vermediklerini, devletin bütün birimleriyle
ortak çalışma yürüttüklerini söyledi.
Bulunç, "Sayın
Genelkurmay Başkanımız Hilmi Özkök Paşa'yla
yaptığım bir görüşmede, Jandarma Genel Komutanı'na da bir
brifing verdiğim şeklinde bir ifadem var. Bu gizli bir şey
olmuş olsaydı bunu ben niye Genelkurmay Başkanımız'a
aktarayım. Kaldı ki bizim için ordu yani TSK; Türk milleti için
olduğu gibi KKTC ve Kıbrıs Türk Halkı için de çok
farkıl bir yere sahiptir. Biz ordumuzu bir bütün olarak görüyoruz"
ifadelerini kullandı.
ntvmsnbc
21
Ağustos. 2009 Cuma
İSTANBUL - Eski KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 3ncü Ergenekon iddianamesinin ek
klasörlerinde yer alan Orgeneral Şener Eruygurun Annan Planı
görüşmelerine müdahale ettiği yönündeki iddiaları NTVye
değerlendirdi.
Denktaş,
şunları söyledi: Kıbrısta yazdığım bütün
raporları büyükelçiye, kolorduya ve güvenlik kuvvetlerine veririm.
Dolayısıyla gizli kuryelik yaptı meselesi biraz şüphe
kaldırır bir şeydir. Ben New Yorka gitmeden önce Sayın
Başbakan Erdoğan ve Sayın Gül ile Sayın Talat ve Sayın
Serdarın yanında görüşme yaptım. Ne düşündüğümü,
Annan Planını olduğu şekilde kabul edemeyeceğimi kendilerine
açıkça söyledim. Raporlarımda da Türk hükümetine büyükelçilik
kanadı ile hükümet kanadına ve kolordu kanadı ile askeri kanada
bu raporların hepsi gidiyor. Bu büyükelçinin görevidir.
Genelkurmay
Başkanını atlayarak kuvvet komutanları ile temas
etmiş. Bunu bana Sayın Özkök kendisi ile görüştüğüm en son
toplantıda söyledi. Büyükelçiniz temaslar yapıyor, muhatap benim
kendisini uyarır mısınız dedi. Ben Ulunça bunu söyledim.
Zannedersem ondan sonra da durmuştur.
Annan Planının
geçmemesi için çalıştık. Benim buna razı
olamayacağımı Türk hükümeti herkesten önce biliyordu. Gizli bir not
almışlar gizli bir konuşma bulmuşlar... Bu safsatadır,
Ergenekon denilen iddianamenin hangi esaslara dayanarak
yapıldığını gösteriyor. Ne münasebet. Herekse
bildirilen raporları büyükelçi ordu komutanlarına da bildiriyor.
Burada bir gizlilik, bir hile, bir şüphe aramak bence abestir.
Edildi
ABD'de
Californiya eyaleti temyiz mahkemesi önemli bir karara imza attı. Birinci
Dünya Savaşı sırasında Osmanlı topraklarında
öldürüldüğü iddia edilen Ermeniler için, akrabalarının hayat
sigortası tazminatı talebinde bulunmasına olanak tanıyan
kanunu geçersiz kıldı...
ABD'nin
California eyaletinde, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemindeki
1915 olaylarında hayatını kaybeden Ermenilerin
yakınlarına hayat sigortası kapsamında ödeme
yapılmasını öngören eyalet yasası, federal temyiz mahkemesi
tarafından iptal edildi.
9'uncu Temyiz Mahkemesi'nin konuya ilişkin kararında, söz konusu
yasanın ülkenin dış politikasına anayasaya aykırı
şekilde 'müdahil olduğu" belirtildi.
ABD'de,
1915 olayları merkezi yönetim tarafından 'kıyım', 'katliam'
gibi tanımlamalarla anılırken, ülkedeki Ermenilerin
yaklaşık yarısının yaşadığı ve
Ermeni lobisinin güçlü olduğu California'da eyalet hükümeti, 1915 olaylarıyla
ilgili soykırım iddialarını doğru kabul ederek bu
yönde yasalar çıkardı.
Ermeniler söz konusu karara itiraz edeceklerini bildirirken, bunlardan avukat
Brian Kabateck, "Karar yanlış. Bu bir felaket. Temyiz mahkemesi,
California'da yaşayan 1 milyon Ermeni'ye, hükümetin
kullandığı soykırım kelimesinin yasa
dışı olduğunu söylüyor" diye konuştu
CNN TURK 21/08/09
21/08/2009 RADIKAL
Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök'ün, Ergenekon'un üçüncü iddianamesinin ek klasörleri arasında yer alan 18 sayfalık ifadesinin satır aralarından, dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur'un, Annan Planı ve Kıbrıs görüşmelerine nasıl müdahale ettiğiyle ilgili ayrıntılar da çıktı
Soruşturma savcılarına 18 sayfa ifade veren eski Genelkurmay
Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özköke, eski Jandarma Genel
Komutanı Orgeneral Şener Eruygurun, dönemin KKTCnin Ankara
Büyükelçisi Zeki Bulunçla yaptığı bir görüşmenin içeriği
de okunarak, Eruygurun Kıbrısla ilgili
çalışmalarından haberdar olup olmadığı soruldu.
Özköke okunan görüşmede, Büyükelçi Bulunç, Eruygura New Yorkta
yapılan Kıbrıs görüşmeleri, Annan Planı ve Rauf
Denktaşın stratejileri konusunda gizli bilgiler veriyor.
Eruygur da Bulunçu, Bunları çok gizli tutun diye uyarıyor.
Savcılar tarafından bu görüşmeyle ilgili olarak yapılan
değerlendirmede, Bulunçun, Denktaş ve Eruygur arasında
kuryelik yaptığı ifade edilerek, New Yorktaki görüşmede
geçen konuları ve Denktaşın planlarını gizlice Eruygura
aktardığı ve bu durumun Cumhurbaşkanı, Genelkurmay
Başkanı ve Dışişleri Bakanlığından
gizli tutulduğu ifade ediliyor.
Ayrıca bu görüşmelerin Kıbrıs görüşmelerinin çözümsüz
bırakılması için yapılan girişimler olduğu da
değerlendiriliyor.
İşte o görüşme
Şener Eruygur: Nasıldı, düşündüğümüz istikamette
gelişmeler var mı?
Zeki Bulunç: Olumsuz gelişmeler var tabii... (Denktaşın
kendisine verdiği özel notlardan ve New York dosyasından bahsediyor.)
Ş.E: Bize özel bir mesajı var mı?
Z.B: O sizin sorularınıza yönelik olarak ve ayrıca üç
sayfalık not verdi. (Kolordu komutanını ziyaret ettiğinden
bahsediyor)
Ş.E: Onun herhangi bir konuda ilgisi yok di mi?
Z.B: Bu sadece bizim aramızda.
Ş.E: Ola ki arada bir kaçak kaçakçılığı varsa, o
kaçağı yakalamaya çalıştığımız için...
Z.B: Genelkurmaydan bilgi yok, onlarda Cumhurbaşkanı kendi
aktardığı bilgiler var.
Ş.E: İlave bazı şeyler bize söyledi mi?
Z.B: İlave size söyleyecek. Bu New York diye bir ... sizde ...
cumhurbaşkanı ve paşam... heyeti sürekli baskı yaptı
kendilerine. Dolayısıyla Dışişleri
Bakanlığı kanalıyla buraya gelecek bilgiler belki
doğru gelemez. Özellikle sizin zarfınızı götürdüm
bildirdim. Sorularınızla birlikte verdi bana şeyi notu da,
buradadır üç sayfalık. Bu New York görüşmeleriyle ilgili bütün
süreci koyuyor. İşte doğrudan Kofi Annan belgesini savunan adam
bilinçli olarak... Ola ki Talat havlu atacak olursa o müdahale edecek
aslında Talatın değil Abdullah Gülün veya
Başbakanın danışmanı olarak Ruşen Erdiş...
(Denktaşın BM Sözcüsü tarafından 13 Şubatta
yapılacak açıklama metniyle ilgili olarak konuşuyor)
Ş.E: Bu tamamen satılmanın belgesidir.
Z.B: Türkiye eğer şey yaparsa, açıkça referandumu desteklemezse
evet yönünde bizden evet çıkmaz diyor. Çıkmazsa diyor
çıkmayacak ama ondan sonra nasıl tutacağız, o da
Türkiyenin... Rauf Denktaş Ben 21ine kadar devam ederim ama 22sinde
ben ayrılırım görevden diyor. Ben
ayrıldığım zaman da, Serdar da herhalde bu hükümette kalmaz
diyor. Hükümet düşer diyor. Referanduma götürecek bir hükümet ve Meclis de
bulamayacaksınız.
Ş.E: Yani sırf böyle bir durumu kilitleyecek.
Z.B: Orada kilitleyecek yani son tahlilde Kofi Annan Türkiyenin eline
geçtiği anda şey istifa edecek, Türkiyeye şunu da bildirecek,
orada Türkiye de gidip kabul edemeyecek.
Ş.E: Ama o zaman bunları çok gizli tutun.
Z.B: Sadece bir de Baki İlkin biliyor bunu.
Ş.E: Çok teşekkür ederim, sayın büyükelçi, tarihi bir görev
yaptınız.
Özkök: Büyükelçiyi uyardım
Özkök kendisine okunan görüşmeyle ilgili olarak Büyükelçi Bulunç bir
ortamda bana Jandarma Genel Komutanlığında Kıbrıs
konusunda brifing verdiğini söyledi. Sonra ben ilgili kişiye bu
konuların muhatabının Jandarma Genel Komutanı
olmadığını, Genelkurmay Başkanı olduğunu
söyledim. Jandarma Genel Komutanının Kıbrısla ilgili bu
şekilde görüşme ve planlar yapması mutad
(alışılmış, olağan) değildir dedi.
2002 yılında, Annan Planı çerçevesinde, Kıbrıs Rum
Kesimi lideri
Glafkos Klerides, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve KKTC Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş defalarca bir araya geldi. Nisan 2004te Kuzey ve Güney
Kıbrısta yapılan referandumlar ile oylamaya sunulan plan, Türk
tarafından yüzde 65 kabul gördüğü halde Rum oyları yüzde 76 ret
şeklinde olduğundan hayata geçirilemedi.
Şener Eruygur mu kaydettirdi?
Görüşmenin telefonda yapılmadığını söyleyen
Bulunç, ses kaydı yapıldığından haberinin
olmadığını söyleyerek, Bu görüşme mutlaka (Eruygur
Paşanın) makamında yapılmış bir görüşmedir.
Dolayısıyla kendilerinin orada özel bir ses kaydı yapıp
yapmadıklarını bilmiyorum. Telefon konuşması
kesinlikle olmaz. Böyle bir şeyi telefonda konuşmamış
olurum dedi.
Eruygur ile aynı dönemde Jandarma İstihbarat Başkanı olan
emekli Tuğgeneral Levent Ersözün, makamlarında yaptıkları
görüşmeleri gizlice kayda aldıkları belgelerle ortaya
çıkmıştı. Büyükelçi Bulunçun ifadeleri, bu görüşmeyi
de Eruygurun kaydettirmiş olması ihtimalini akla getirdi.
Kolordudan bir kurye görevlendirildi
Zeki Bulunç: Görüşme notları geliyor mu size?
Şener Eruygur: Hayır.
Z.B: Genelkurmaya gidiyor.
Ş.E: Geldikçe onla bilgimiz olursa iyi olur.
Z.B: Bana gerçi gelmiyor, ama şöyle bir mekanizma kuruyorum. Şimdi
başarabilirsek eğer onun onayını aldım.
Dışişleri Bakanlığının kanalını
güvenli bulamadık. Genelkurmay da güvenli bulamadı. Ne yaparız
diye düşündüler. Ben de kendilerine dedim ki Kurye ile bir
arkadaşı görevlendirmişler Kolordu
komutanlığından.
Ş.E: Kolordu komutanının da bundan haberi yok di mi?
Z.B: Haberi yok.
Ş.E: Ben sayın kuvvet komutanlarımıza bu bilgileri
ileteceğim, onun dışında başka kimsenin haberi
olmayacak.
Z.B: Cumhurbaşkanı kendilerine gönderdiği notun üzerinde bir
suretinin de büyükelçiye ulaştırılması diye bir not
düşerse ben de onları size getiricem. Yani onu sizle
paylaşacağımızı bilmeyecekler. Ben Kıbrısta
başlayan görüşme sürecinde bugünkü notu verdim. Bundan sonrakiler
ulaşacak bana. Onların geriye dönük de olsa hepsini size
göndericem.(Milliyet)
![]()
Rum tarafının baskıları sonucu elde
edilen uluslararası fonların da durdurulduğunu kaydeden
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafından yabancı bilim
adamlarına baskı yapılması izolasyonların en
gaddarı dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kral Tepesinde kazı çalışmalarına
katılan yabancı bilim adamlarına yönelik Rum tarafının
baskılarının insanlık dışı olduğunu
belirterek, İzolasyonların en acımasızı ve en
gaddarcası dedi. Cumhurbaşkanı Mehmet Alki Talat önceki gün
Kaleburnu yakınlarındaki Kral Tepesinde DAÜ ile Almanyanın
Tübingen Üniversitesi işbirliğinde yürütülen arkeolojik kazı
çalışmalarını yerinde inceledi. Cumhurbaşkanı
Talat, ilk olarak kazı alanı yakınındaki bir binada bir bölümü
sergilenen buluntuları inceleyerek, Kazı Başkanı Yrd. Doç.
Dr. Üwe Müllerden bilgi aldı. Cumhurbaşkanı Talat, daha sonra
kazı alanını gezerek burada da Kazı
Eşbaşkanı DAÜ Öğretim Üyesi Bülent Kızıldumandan
kazılar hakkında bilgi edindi.
Baskılar fonları durdurdu
Talat, kazı alanında basın mensuplarına
yaptığı açıklamada, kazı
çalışmalarını yerinde görmek, insanlığın
yarattığı değeri ve KKTCnin tarihi eser
bakımından zengin alanda yaşadığını bir kere
daha görmek ve kazı çalışmalarına destek vermek
aamcıyla Kral Tepesini ziyaret ettiğini ifade etti. Talat, Kral
Tepesindeki kazı çalışmalarının izolasyonun ne kadar
acımasızca devam ettiğini gösterdiğini belirterek, Rum
tarafındaki özellikle bilim insanlarının çok ciddi ambargoya
varıncaya kadar baskı uyguladıklarını,
uluslararası ilginin bu bölgeye gelmemesi için çok ciddi çaba
sarfettiklerini kaydetti. Talat, Rum tarafının baskıları
sonucu elde edilen uluslararası fonların da durdurulduğunu
kaydederek, Bu acımasızca bizim üzerimize yönelik
baskıların dünya tarafından algılanması gerekiyor. Bu
tür bilimsel çalışmalar da bunun en iyi gösteregelerinden biri olarak
uluslararası alanda ortaya konmalıdır dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, uluslararsı alanda UNESCOnun,
uluslararası bilim kuruluşlarının ve üniversitelerin
konuyla ilgili üzerine düşeni yapması gerektiğini kaydetti. Talat,
Rum tarafının Kral Tepesindeki kazı
çalışmalarına katılan yabancı bilim
adamalarının üniversitelerinden atılmalarına varıncaya
kadar büyük baskı yaptığını vurgulayarak, Bu
acımasızca ve insanlık dışı bir
yaklaşımdır. İzolasyonun herhalde en
acımasızı, en gaddarcasıdır dedi. Talat, Kral
Tepesindeki değerlerin sadece Kıbrıs Türk halkının
değil tüm insanlığın değeri olduğunu da
vurguladı.
Almanyadan fon durduruldu
Kazı Eşbaşkanı Bülent Kızılduman da, Kral
Tepesindeki kazıların 5 yıldır devam ettiğini ifade
ederek, DAÜ ile Tübingen Üniversitesi işbirliğinde
gerçekleştirilen kazıların arkeolojik alanda KKTCdeki ilk
uluslararası proje olduğunu ifade etti. Kızılduman, tek
amaçlarının bilimsel çalışma yapmak olduğunu, ancak
Rum tarafının yaşattığı sıkıntılarla
karşılaştıklarını belirtti. Kızılduman,
Rum tarafının Kral Tepesindeki arkeoloji
çalışmalarına ideolojik açıdan
yaklaştığını ifade ederek, Rum tarafının
baskısı sonucu Almanyadan sağlanan fonun durdurulduğunu
kaydetti.
Adaçayda acılı aileyi de ziyaret ETTİ
Cumhurbaşkanı Talat, Kral Tepesindeki incelemelerinin ardından
kısa bir süre önce trafik kazasında hayatını kaybeden
gencin Adaçaydaki ailesine ziyaret ederek başsağlığı
diledi.
STAR KIBRIS 21/08/09
![]()
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafı bizim gibi
kararlı duruş ortaya koyar ve uzlaşmaz tavrından
vazgeçerse, Kıbrıs sorununu çözmememiz için neden yok.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiyenin garantörlüğünün
Kıbrıslı Türkler açısından olmazsa olmaz
olduğunu, Kıbrıs Türk halkının bir anlaşmaya
evet diyebilmesi için Türkiyenin garantörlüğünün mutlaka devam etmesi
gerektiğini vurguladı. Karpaz köylerinden Sipahiye önceki
akşamki ziyaretinde vatandaşlarla sohbet eden Cumhurbaşkanı
Talat, Rum tarafının müzakerelerde büyük sorun haline getirdiği
Garanti ve İttifak Anlaşmalarının mevcut uluslararası
anlaşmalar olduğunu, bu anlaşmaların ancak bütün
imzacı tarafların kabul etmesiyle değişebileceğini de
belirtti. Talat, İmzacı taraf olarak biz kabul etmediğimiz
sürece bunların değişmesi mümkün değildir. Bu konuda
Kıbrıslı Türklerin kararlılığını herkes
bilmektedir dedi. Harita konusunda da, Anlaşabileceğimiz ortaya
çıkmadan haritayı görüşmek yanlıştır. Önce
anlaşabileceğimizi göreceğiz, sonra haritayı
görüşeceğiz diyen Talat, Rum tarafının Türk tarafı
gibi kararlı duruş ortaya koyması ve uzlaşmaz
tavrından vazgeçmesi halinde Kıbrıs sorununun çözülmemesi için
neden kalmayacağını ifade etti. Cumhurbaşkanı Talat,
Sayın Hristofyas hangi Kıbrıslı Türkün seçileceğine
karar vermek gibi komik bir istek ortaya koyup ısrarlı olmazsa,
mülkiyet sorununun 35 yıldır değişen
şartlarını dikkate alarak eski mal sahipleri karar verecek,
herkes de buna uyacak gibi anlaşılmaz önerilerinden vazgeçerse ve
daha esnek olursa Kıbrıs sorununu çözmememiz için bir neden yoktur
dedi.
Türk tarafı çözümde samimi
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC ve Türkiye olarak yılsonuna kadar
çözüm, yeni yılın başında da referandumun hala mümkün
olduğuna inandıklarını ve Türk tarafının çözüm
konusunda samimi olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyasın
Kıbrıs Rum tarafında halkı çözüme alıştırmak
ve çözüme ikna etmek konusunda hareket etmesi gerektiğini belirterek, Ne
yazık ki bunun tersini yapıyor dedi.
Rum tarafının müzakere sürecinde şartlar öne sürmekten
vazgeçmesi durumunda daha yapıcı olacağına ve çözümün daha
kolay elde edilebileceğine işaret eden Talat, Aksi halde şartlar,
şartları getirir. Eğer şartlar öne sürerlerse biz de
şartlar sürmeye mecburuz. O zaman da işler yokuşa sürülür. Bunu
da istemiyoruz dedi.
Halkla beraber
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununu halkla birlikte
götürmek istediğini, varılacak anlaşmanın halkın
onayına sunulacağını, halkın evet diyebilmesi için de
her safhasını bilmesi gerektiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, çözüm isteyen Rumların 2004 referandumu
öncesi yaptıkları en büyük hatanın plan konusunda halkı
bilgilendirmemek olduğunu vurgulayarak, Rumların planı
bilmediği için, Papadopulosun da etkisiyle hayır dediklerini
kaydetti. Talat, birinci turu tamamlanan müzakereler hakkında
Hristofyasla birçok konuda anlaştıklarını, anlaşamadıkları
konular da bulunduğunu ifade etti.
İradenin sulandırılması kabul edilemez
Müzakere sürecinde anlaşılmayan konular hakkında da bilgi veren
Talat, yürütmede cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı
yardımcısının seçimi konusunda ciddi anlaşmazlık
bulunduğunu, Rumların eğiliminin Türk tarafının kabul
edebileceği yaklaşım olmadığını belirtti.
Talat, Bu düşünülebilecek bir şey değil. Kıbrıs
müzakere tarihinde ilk defa gündeme geldi. Biz bunu peşinen kabul
etmediğimizi söyledik. Bizim kabul edemeyeceğimiz şey,
Kıbrıs Türk halkının iradesinin
sulandırılmasıdır. Kısacası Kıbrıs Türk
halkının kararını verirken siyasi eşitliğini
mutlaka görmesi ve herkesin tanıması lazım. Varılacak
çözümün iki topluma dayanacağını herkesin bilmesi lazım
dedi.
Annan planındaki mantık
Anlaşılamayan diğer temel konunun mülkiyet olduğuna değinen
Talat, Kıbrıs Türk tarafının bu konudaki önerisinin Annan
Planındaki mantığa benzer olduğunu, Rum
tarafının ise son sözü mal sahibinin söylemesinden yana olduğunu
söyledi. Talat mal-mülk konusundaki Rum tarafının önerilerinin
malların ne olacağına dair bir belirsizlik
yaratacağını ve Türk tarafı açısından kabul
edilebilir bir öneri olmadığını da vurguladı.
STAR KIBRIS 21/08/09
Turkish Cypriot remanded in arms
bust
By Anna Hassapi
IN A CASE that authorities
confirmed may be related to the investigation of Michalis Kakathymis murder,
40-year-old Turkish Cypriot Murat Ziya is on remand in relation to the arms
found in the possession of a 29-year-old man from Nicosia on Wednesday evening.
The 40-year-old was stopped at Larnaca Airport at 1am yesterday as he was about
to catch a flight for Munich. His arrest was enabled by information the
29-year-old gave police.
According to the younger man the Turkish Cypriot last week asked him to go to
the north and bring two pistols, one of which was the 9mm Beretta found in his
possession on Wednesday night when he was arrested.
The 29-year-old was instructed to deliver the arms to a petrol station in
Limassol. He also claimed that the Turkish Cypriot told him that if anything
went wrong he would flee abroad.
Meanwhile the 29-year-old expressed a fear for his life, both from the intended
recipient of the guns, as well as the Turkish Cypriot and his associates.
The Turkish Cypriot is believed to have been involved in the supply of arms to
the underworld and police are not ruling out a connection between the man and
the recent gangland-related murders in Limassol.
There was information that more executions were planned. We are investigating
whether there is a connection between the two cases but we cannot announce
anything until we are certain, Minister of Justice Loucas Louca said
yesterday.
The Turkish Cypriot suspect, who was released last April after serving an
eight-year prison term for drug dealing, has been residing in the south of the
island.
He is reportedly wanted by authorities in the north over his involvement in
arms dealing cases there.
In his statement to police the Turkish Cypriot denied any involvement in the
case and claimed that he was only acquainted with the 29-year-old through work.
A ballistic test will determine whether the guns were used in any recent
criminal activity.
CYPRUS MAIL 21/08/09
Can ÖZLÜ/İZMİR, (DHA)
Emekli Albay Hakgüder, Kıbrıs'taki
katliam
iddialarını yalanladı
KIBRIS
Barış Harekatı öncesi ve sırasında aktif görev
üstlenerek kanlı çatışmalarda ön saflarda yer alan Emekli Albay
Saldıray Hakgüder, Harekat
boyunca hiçbir esiri öldürmedik. Bir okulda topladığımız
197 Rum
vatandaşına kendi yemek ve giyeceklerimizi verdik. Asıl
katliamı Rumlar yaptı dedi.
Tiyatro
sanatçısı Atilla
Olgaç'ın, bir televizyon programında söylediği
Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Rum esir
öldürdüm sözleri ve Kıbrıs'ta yapılan bir kazıda,
öldürülen Rum askerlere ait olduğu iddia edilen kemiklerin bulunması,
esir öldürme tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.
Kıbrıs Barış Harekatı'ndan 10 ay önce,
Kıbrıslı Türkleri örgütlemek için, yüzbaşı rütbesiyle
38 subay ile birlikte Ada'ya çıkan ve harekat sırasında da
komutasındaki 800 asker ile kahramanca savaşan Emekli Albay
Saldıray Hakgüder, esir öldürme tartışmalarına açıklık
getirdi.
197 ESİR BM'YE TESLİM EDİLDİ 1973 Eylül ayında
örgütleme çalışmalarını yürütmek için gizli görevle
Kıbrıs'a gittiğini ve Kıbrıslı Türkler'i 10 ay
boyunca olası harekata hazırladıklarını belirten
Saldıray Hakgüder şunları söyledi: Harekat sırasında
komutamdaki 800 asker ile birlikte çatışmaların en yoğun
yaşandığı 6 köyü savundum. Görev süremiz boyunca, esir
alınan hiçbir Rum esirini öldürmedik. Ortaya atılan iddialar hayal
ürünüdür. Gazi Köyü'nde can güvenlikleri için bir ilkokulda
topladığım 197 Rumla giyecek ve yiyeceklerimizi
paylaştık. Kimlikleri ile birlikte hepsini Birleşmiş
Milletler'e (BM) teslim ettik. Bizler barışı seven bir milletiz.
Asıl katliamı Rumlar yaptı. 8 bine yakın Kıbrıs
Türkü savaş sırasında katledildi. Onlarca esir askerimiz işkence
edilerek öldürüldü. BM'nin fark edemediği bütün Türk esirler öldürüldü.
Bunların canlı şahidiyim dedi.
BULUNAN KEMİKLER, MÜNFERİT DAVRANIŞIN
SONUCU Yapılan kazılarda, Rum askerlere ait olduğu iddia
edilen kemiklerin bulunması ile ilgili de konuşan Hakgüder,
Savaş ortamında ölümlerin yaşanması doğal bir
sonuçtur. Kemikleri bulunan asker veya siviller, Rumlar tarafından,
aileleri zulüm gören Kıbrıs Türkleri'nin münferit
davranışları sonucu öldürülmüşlerdir dedi.
Türk askerinin, tarihin hiçbir döneminde, esir alınan düşman
askerlerine zulmetmediğini kaydeden Hakgüder, Teslim ol
çağrısına, ateş açarak cevap veren düşman askerlerinin
öldürülmesi de esir tartışmalarının
dışında tutulmalıdır diye konuştu.
PSİKOLOJİK SAVAŞA KARŞILIK
VERMELİYİZ Emekli Albay Saldıray Hakgüder, basına
da sıkça yansıyan tartışmaların, Yunanistan
tarafından başlatılan psikolojik savaş kapsamında
değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kıbrıs
Barış Harekatı döneminde de günümüzde de Türkiye'yi
yöneten insanların psikolojik savaştan bihaber olduğunu iddia
eden Emekli Albay Saldıray Hakgüder, şöyle konuştu: Aleyhimizde
onlarca propaganda varken, biz kendi
haklılığımızı savunamıyoruz. Haksız
yere maruz kaldığımız suçlamalar için Gelin
arşivlerimizi açalım, siz Kuzey Kıbrıs'ta kazı
yapıyorsunuz, biz de Güney'de kazı yapalım. Zamanında orada
yaşayan ve yok olan Türk soydaşlarının kemiklerini de biz
araştıralım diyemiyoruz. Elimizde bulunan tarihi belgeleri,
gerçeklikleri lehimize kullanamıyoruz. Devlet politikaları buna izin
vermiyor. Dönemin sıcaklığını yaşamayan Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesi de
propagandadan uzak duruyor diye konuştu.
Emekli Albay Hakgüder, yaşanan gelişmelerin dostluk sürecine zarar
verdiğini de söyleyerek, Dostluk tek taraflı istenmez. Eğitim
müfredatında Türk düşmanlığını işleyen
Yunanistan da dostluk için bir adım atmalıdır. 20 yıl
sonraki yeni neslin dost olarak yetişmesinin temelleri şimdiden
atılmalıdır dedi.
MILLIYET 21/08/09
MUSA KESLER istanbul
Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi
Özkökün, Ergenekonun üçüncü iddianamesinin ek klasörleri arasında yer
alan 18 sayfalık ifadesinin satır aralarından, dönemin Jandarma
Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygurun, Annan Planı ve
Kıbrıs görüşmelerine nasıl müdahale ettiğiyle ilgili
ayrıntılar da çıktı
Soruşturma
savcılarına 18 sayfa ifade veren eski Genelkurmay Başkanı
emekli Orgeneral Hilmi Özköke, eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral
Şener Eruygurun, dönemin KKTCnin Ankara Büyükelçisi Zeki Bulunçla
yaptığı bir görüşmenin içeriği de okunarak, Eruygurun
Kıbrısla ilgili çalışmalarından haberdar olup
olmadığı soruldu.
Özköke okunan görüşmede, Büyükelçi Bulunç, Eruygura New Yorkta
yapılan Kıbrıs görüşmeleri, Annan Planı ve Rauf
Denktaşın stratejileri konusunda gizli bilgiler veriyor.
Eruygur da Bulunçu, Bunları çok gizli tutun diye uyarıyor.
Savcılar tarafından bu görüşmeyle ilgili olarak yapılan
değerlendirmede, Bulunçun, Denktaş ve Eruygur arasında
kuryelik yaptığı ifade edilerek, New Yorktaki görüşmede
geçen konuları ve Denktaşın planlarını gizlice
Eruygura aktardığı ve bu durumun Cumhurbaşkanı,
Genelkurmay Başkanı ve Dışişleri
Bakanlığından gizli tutulduğu ifade ediliyor.
Ayrıca bu görüşmelerin Kıbrıs görüşmelerinin çözümsüz
bırakılması için yapılan girişimler olduğu da
değerlendiriliyor.
İşte o görüşme
Şener Eruygur: Nasıldı, düşündüğümüz
istikamette gelişmeler var mı?
Zeki Bulunç: Olumsuz gelişmeler var tabii...
(Denktaşın kendisine verdiği özel notlardan ve New York
dosyasından bahsediyor.)
Ş.E: Bize özel bir mesajı var mı?
Z.B: O sizin sorularınıza yönelik olarak ve
ayrıca üç sayfalık not verdi. (Kolordu komutanını ziyaret
ettiğinden bahsediyor)
Ş.E: Onun herhangi bir konuda ilgisi yok di mi?
Z.B: Bu sadece bizim aramızda.
Ş.E: Ola ki arada bir kaçak
kaçakçılığı varsa, o kaçağı yakalamaya
çalıştığımız için...
Z.B: Genelkurmaydan bilgi yok, onlarda
Cumhurbaşkanı kendi aktardığı bilgiler var.
Ş.E: İlave bazı şeyler bize söyledi mi?
Z.B: İlave size söyleyecek. Bu New York diye bir
... sizde ... cumhurbaşkanı ve paşam... heyeti sürekli
baskı yaptı kendilerine. Dolayısıyla
Dışişleri Bakanlığı kanalıyla buraya gelecek
bilgiler belki doğru gelemez. Özellikle sizin zarfınızı
götürdüm bildirdim. Sorularınızla birlikte verdi bana şeyi notu
da, buradadır üç sayfalık. Bu New York görüşmeleriyle ilgili
bütün süreci koyuyor. İşte doğrudan Kofi Annan belgesini savunan
adam bilinçli olarak... Ola ki Talat havlu atacak olursa o müdahale edecek
aslında Talatın değil Abdullah Gülün veya
Başbakanın danışmanı olarak Ruşen Erdiş...
(Denktaşın BM Sözcüsü tarafından 13 Şubatta yapılacak
açıklama metniyle ilgili olarak konuşuyor)
Ş.E: Bu tamamen satılmanın belgesidir.
Z.B: Türkiye eğer şey yaparsa, açıkça
referandumu desteklemezse evet yönünde bizden evet çıkmaz diyor.
Çıkmazsa diyor çıkmayacak ama ondan sonra nasıl
tutacağız, o da Türkiyenin... Rauf Denktaş Ben 21ine kadar
devam ederim ama 22sinde ben ayrılırım görevden diyor. Ben
ayrıldığım zaman da, Serdar da herhalde bu hükümette kalmaz
diyor. Hükümet düşer diyor. Referanduma götürecek bir hükümet ve Meclis de
bulamayacaksınız.
Ş.E: Yani sırf böyle bir durumu kilitleyecek.
Z.B: Orada kilitleyecek yani son tahlilde Kofi Annan
Türkiyenin eline geçtiği anda şey istifa edecek, Türkiyeye
şunu da bildirecek, orada Türkiye de gidip kabul edemeyecek.
Ş.E: Ama o zaman bunları çok gizli tutun.
Z.B: Sadece bir de Baki İlkin biliyor bunu.
Ş.E: Çok teşekkür ederim, sayın büyükelçi,
tarihi bir görev yaptınız.
Özkök: Büyükelçiyi uyardım
Özkök kendisine okunan görüşmeyle ilgili olarak Büyükelçi Bulunç bir
ortamda bana Jandarma Genel Komutanlığında Kıbrıs
konusunda brifing verdiğini söyledi. Sonra ben ilgili kişiye bu
konuların muhatabının Jandarma Genel Komutanı
olmadığını, Genelkurmay Başkanı olduğunu
söyledim. Jandarma Genel Komutanının Kıbrısla ilgili bu
şekilde görüşme ve planlar yapması mutad
(alışılmış, olağan) değildir dedi.

2002
yılında, Annan Planı çerçevesinde, Kıbrıs Rum Kesimi
lideri
Glafkos Klerides, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve KKTC
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş defalarca bir araya geldi. Nisan 2004te Kuzey ve Güney
Kıbrısta yapılan referandumlar ile oylamaya sunulan plan, Türk
tarafından yüzde 65 kabul gördüğü halde Rum oyları yüzde 76 ret
şeklinde olduğundan hayata geçirilemedi.
Şener
Eruygur mu kaydettirdi?
Görüşmenin telefonda yapılmadığını söyleyen
Bulunç, ses kaydı yapıldığından haberinin
olmadığını söyleyerek, Bu görüşme mutlaka (Eruygur
Paşanın) makamında yapılmış bir görüşmedir.
Dolayısıyla kendilerinin orada özel bir ses kaydı yapıp
yapmadıklarını bilmiyorum. Telefon konuşması
kesinlikle olmaz. Böyle bir şeyi telefonda konuşmamış
olurum dedi.
Eruygur ile aynı dönemde Jandarma İstihbarat Başkanı olan
emekli Tuğgeneral Levent Ersözün, makamlarında yaptıkları
görüşmeleri gizlice kayda aldıkları belgelerle ortaya
çıkmıştı. Büyükelçi Bulunçun ifadeleri, bu görüşmeyi
de Eruygurun kaydettirmiş olması ihtimalini akla getirdi.
Kolordudan
bir kurye görevlendirildi
Zeki Bulunç: Görüşme notları geliyor mu size?
Şener Eruygur: Hayır.
Z.B: Genelkurmaya gidiyor.
Ş.E: Geldikçe onla bilgimiz olursa iyi olur.
Z.B: Bana gerçi gelmiyor, ama şöyle bir mekanizma
kuruyorum. Şimdi başarabilirsek eğer onun onayını
aldım. Dışişleri Bakanlığının kanalını
güvenli bulamadık. Genelkurmay da güvenli bulamadı. Ne yaparız
diye düşündüler. Ben de kendilerine dedim ki Kurye ile bir
arkadaşı görevlendirmişler Kolordu
komutanlığından.
Ş.E: Kolordu komutanının da bundan haberi yok
di mi?
Z.B: Haberi yok.
Ş.E: Ben sayın kuvvet komutanlarımıza bu
bilgileri ileteceğim, onun dışında başka kimsenin
haberi olmayacak.
Z.B: Cumhurbaşkanı kendilerine gönderdiği notun
üzerinde bir suretinin de büyükelçiye ulaştırılması diye
bir not düşerse ben de onları size getiricem. Yani onu sizle
paylaşacağımızı bilmeyecekler. Ben Kıbrısta
başlayan görüşme sürecinde bugünkü notu verdim. Bundan sonrakiler
ulaşacak bana. Onların geriye dönük de olsa hepsini size göndericem.
MILLIYET 21/08/09
UNDPnin ihaleyle ilgili dikkat çekici
uyarıları arasında, Siyasi ortam gerilebilir... İhalenin
onaylanmasında gecikme yaşanabilir... Yetkili makamların
ilgisizliği olabilir gibi konular var... Ancak KKTCdeki yol
yapımı sırasında istimlak yapılmasının
gerekli olacağına dair herhangi bir cümle yok...
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP),
Yeşilırmak (Limnidi) kapısının açılması için
gerekli yol tamiratının yapılabilmesinin ilk aşaması
olan proje hazırlanması ihalesini, 14 Ağustosta ilan etti.
Politis, İlk Adım Atıldı Limnidideki Yolun
İnşası İçin Proje İlan Edildi
başlıkları altında verdiği haberinde, UNDPnin 14
Ağustosta kendi internet sayfasından Yeşilırmak
kapısının açılması için gerekli projenin
hazırlanması ihalesini duyurduğunu, böylelikle kapının
açılması yönündeki ilk adımın da atılmış
olduğunu yazdı.
Gazete, söz konusu ihalede Yeşilırmak
kapısının açılabilmesi için yol iyileştirmesi ve
çalışmasının yapılabilmesi amacıyla gerekli
teknik ve mali projenin hazırlanmasının öngörüldüğünü
belirtirken, gerek projenin hazırlanması gerek yolun inşası
için Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk
şirketlerin ortaklığının şart
koşulduğunu vurguladı.
38 sayfalık ihale duyurusunda çalışmaları
finanse edecek olan Avrupa Birliğinin tüm koşullarının
ortaya konduğunu yazan gazete, yol yapımı
çalışmalarının ise sadece mevcut yolun
onarımını değil, KKTC sınırları içerisinde
tamamen yeni bir yol yapımını da kapsadığını
savundu.
Ammatyese yeni yol
Gazete, şimdiki mevcut yolun Ayios Yeorgios-
Ammatyes (Günebakan) bölümünde Türk askeri kışlasının çok
yakınından geçiyor olması sebebiyle yeni bir yol inşa
edilmesinin talep edildiğini, bu durumun da, özellikle yeni yol
inşasında karşılaşılabilecek istimlak
sorunları sebebiyle kapının açılmasını
geciktirebileceğini ileri sürdü.
Habere göre UNDPden yapılan duyuruda söz konusu
çalışmanın Kıbrıslı Rum ve
Kıbrıslı Türk şirketlerin ortaklığı ve
diğer AB ülkesi şirketlerinin katılımıyla üstlenilmesi
gerektiği, başvuruların 16 Eylüle kadar
yapılabileceği belirtildi.
UNDP ayrıca, çalışmayı hangi şirketin
üstleneceğine karar verilmesinin ardından UNDP ile sözleşme
imzalandığı tarihten itibaren 8 hafta içerisinde
çalışmanın tamamlanması gerektiğini de duyurdu.
İhalenin birinci kısmının
tamamlanmasından sonra yol inşasını kapsayan ikinci
kısmın ihalesine çıkılacağı ve bu sürecin 3-4 ay
süreceği belirtilirken, yol çalışmalarının
Aşağı Pirgo-Yeşilırmak yolunun
onarımını içerdiği ve iki kısma
ayrıldığı ifade edildi.
İlk kısım ara bölgede, ikinci kısım KKTCde
Gazete, ilk kısmın 2.5 kilometrelik ara bölgede
bulunan yolu kapsadığını, ikinci kısmın ise
KKTCde bulunan 4.5 kilometreyi kapsadığını belirtirken,
elde ettiği bilgilere dayanarak, KKTCdeki kısımda Günebakan
köyü bölgesindeki Türk askeri birliğinin yakınından geçmeyecek
yeni bir yolun yapılmasının öngörüldüğünü yazdı.
Haberde ayrıca, UNDPnin ilgilileri,
karşılaşabilecekleri, siyasi ortamın gerilmesi, ihalenin
onaylanmasında gecikme yaşanması, yetkili makamların
ilgisizliği gibi çeşitli zorluklara karşı da
uyardığı, ancak KKTCdeki yol yapımı
sırasında istimlak yapılmasının gerekli
olacağına dair herhangi bir değinmede bulunmadığı
da vurgulandı.
KIBRIS
23/08/09
![]()
Çoğu kişi hem köpeğin tok hem de
ekmeğin bütün olabileceğine; federasyona gitmeden çözüm
olabileceğine inanıyor. Ahmaklık edip, bizi darbeye sürükleyen
şeylerde ısrar etmeseydik darbe olmayacaktı.
Rum Yönetimi eski başkanlarından ve AB konularını ele
almakta olan Rum Çalışma Grubu Başkanı Yorgos Vasiliu,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasın Kıbrıs sorununu çözmeye mahkûm
olduklarına geçmiştekinden çok daha fazla
inandığını söyledi.
Vasiliu, Güneydeki dengeleri sarsacak açıklamalarında,
Kıbrısın mahvolmasını mı istiyoruz yoksa
federasyonu bütün anlamlarıyla kabul ediyor muyuz; bunu anlamamız
gerek. Federasyon da siyasi eşitlik anlamına gelir dedi.
ABde görüş birliği
Rum Yönetimi eski başkanlarından ve AB konularını ele
almakta olan Rum Çalışma Grubu Başkanı Yorgos Vasiliu,
doğrudan müzakerelerde görüşülen AByle ilgili konularda ve genel
olarak bütün konularda ve iki taraf arasında görüş birlikleri
sağlandığını açıkladı.
Haravgi gazetesi Vasiliunun doğrudan müzakerelerin ilk turunun
tamamlanması nedeniyle Rum Haber Ajansına verdiği mülakatı
AByle İlgili Bütün Konularda Yetkili Çalışma Grubunda
Görüş Birliği Sağlandı başlığıyla, 2
tam sayfada tam metin olarak yayınladı.
Müzakerelerde genel olarak özlü ilerleme sağlandığı ve ilk
kez samimi bir müzakere yapılmakta olduğu görüşünü ortaya koyan
Vasiliu Bu, Kıbrıs sorunu çözüldü demek değildir ama,
müzakerecilerin zaman harcamakta oldukları anlamına da gelmiyor
ifadesini kullandı.
Daimi sapmalar olamaz...
Avrupa müktesebatından daimi sapmalar olamayacağını,
Kıbrıs sorununun çözüm anlaşmasının ABnin birincil
hukuku haline de gelemeyeceğini savunan Yorgos Vasiliu AB
konularında ilerleme sağlandı, çünkü Kıbrıslı
Türkler tartışma kaldırmadığına
duyarlılık gösterdi dedi.
Garantiler diye bir konu yok
Yorgos Vasiliu Güney Kıbrıs AB üyesi olduğuna göre garantiler
diye bir konunun var olmadığını da savundu ve
Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün olumsuz etkilerinin, çözümün
getireceği faydalardan çok daha fazla olduğu görüşünü ortaya
koydu.
Garantilerin, Türkiyenin değil ABnin meselesi olduğunu da savunan
Vasiliu şunları da söyledi:
Bu konuyu nihayetinde bizim çözeceğimize inanmıyorum,
Avrupanın çözmesi gerek. Kişisel görüşüm; Kıbrıs
bağımsız olduğu andan itibaren bugün garantiler konusunun
meseleyle hiçbir alakası olmadığıdır. Türkiye o
anlaşmayı istila için kullandı. Ancak o zaman Kıbrıs
tek başınaydı ve darbe olmasaydı istila da
olmayacaktı. Şimdi Kıbrıs AB üyesidir. Garantilerin
geçerliliğini koruyacağını varsayalım. Türkiye bu
bahaneyle istila yapmak mı isteyecek?
Aralık zaman sınırı değil
Türkiyenin AB üyelik sürecinin değerlendirileceği Aralık
ayını zaman sınırı olarak görmeyen Vasiliu Çünkü
ültimatom vermek kimsenin hoşuna gitmez. Türkiye de, Avrupa sürecini devam
ettirmek ve bölgedeki jeostratejik rolünü güçlendirmek arzusundadır
ifadesini kullandı.
Köpek tok, ekmek bütün
Vasiliu KİPEnin Rum tarafında Bir anlaşmaya varırsak
gelip alaşağı edebileceklerinden dolayı Türklere veya
Kıbrıslı Türklere güvenemeyiz diyen bir inanış var
şeklindeki gözlemi üzerine ise (gazetenin ifadesiyle) dişlerinin
arasından Rum tarafında, iki toplumlu federasyon fikrini kabul etmeyen
tutucu kişiler bulunduğunu vurguladı.
Anlaşma zemininin; önce Makariosun, daha sonra da Spiros Kiprianunun
kabul ettiği gibi iki bölgeli, iki toplumlu, BMnin ilgili
kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliği
olan federasyon olduğunu hatırlatan Vasiliu, Güney
Kıbrısta federasyona duyarlılık gösterilmesi gereğine
işaret etti, şunları söyledi:
Kıbrısın mahvolmasını mı istiyoruz yoksa
federasyonu bütün anlamlarıyla kabul ediyor muyuz; bunu anlamamız
gerek. Federasyon da siyasi eşitlik anlamına gelir. Çoğu
kişi hem köpeğin tok hem de ekmeğin bütün olabileceğine;
federasyon olmadan çözüm olabileceğine inanıyor. Ahmaklık edip,
bizi darbeye sürükleyen şeylerde ısrar etmeseydik darbe
olmayacaktı. Darbe bizim hatalarımız yüzünden oldu, bizim
derken Yunanistanı da kastediyorum.
Türk tarafı ve Talatta çözüm momentumu var
Vasiliuya, çözüm için momentum olup olmadığı soruldu. Var
olduğuna inanıyorum. En azından Kıbrıs Türk
tarafında ve Talatta elbette var diyen Vasiliu devamla Sayın Talat
kendi başına karar vermiyor ancak nasıl ilerleyeceğimiz
konusunda etkin rol oynuyor. Kıbrıs Türk tarafı bir kararda
ısrar ederse Türkiyenin itiraz etmek isteyeceğine inanmıyorum
ifadesini kullandı.
Alarma sokmuş
Öte yandan, Alithia Gazetesi Vasiliunun KİPEye
açıklamasının Rum siyasi partilerini ve siyasi
şahsiyetlerini alarma soktuğunu, çünkü açıklamasından
çıkan mesajın, cesaret verici ve iyimser olmakla beraber; Rum
yönetimi ve Hristofyas tarafından iki aydır söylenenlere oranla gri
noktalar da yarattığını yazdı, Hristofyasın
müzakerelerdeki danışmanı Tumazos Çelebisin HARAVGİ
gazetesine verdiği mülakatta iki taraf arasında kaotik
anlaşmazlıklar bulunduğunu söylediğini
hatırlattı.
STAR
KIBRIS 23/08/09
![]()
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı
(UNDP), yol tamiratının ilk aşaması olan proje
hazırlanması ihalesini duyurdu.
Yeşilırmak (Limnidi) kapısının açılması için
gerekli yol tamiratının yapılabilmesine yönelik ihalenin ilk
aşaması olan proje hazırlanması ihalesinin
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP)
tarafından 14 Ağustos tarihinde duyurulduğu bildirildi.
Politis: İlk Adım Atıldı Limnidideki Yolun
İnşası İçin Proje İlan Edildi
başlıkları altında verdiği haberinde, UNDPnin 14
Ağustosta kendi internet sayfasından Yeşilırmak
kapısının açılması için gerekli projenin
hazırlanması ihalesini duyurduğunu, böylelikle kapının
açılması yönündeki ilk adımın da atılmış
olduğunu yazdı. Gazete, söz konusu ihalede Yeşilırmak
kapısının açılabilmesi için yol iyileştirmesi ve
çalışmasının yapılabilmesi amacıyla gerekli
teknik ve mali projenin hazırlanmasının öngörüldüğünü
belirtirken, gerek projenin hazırlanması gerek yolun inşası
için Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk şirketlerin
ortaklığının şart koşulduğunu
vurguladı.
Yeni yol
38 sayfalık ihale duyurusunda çalışmaları finanse edecek
olan Avrupa Birliğinin tüm koşullarının ortaya
konduğunu yazan gazete, yol yapımı
çalışmalarının ise sadece mevcut yolun onarımını
değil, KKTC sınırları içerisinde tamamen yeni bir yol
yapımını da kapsadığını savundu. Gazete,
şimdiki mevcut yolun Ayios Yeorgios- Ammatyes (Günebakan) bölümünde
Türk askeri kışlasının çok yakınından geçiyor
olması sebebiyle yeni bir yol inşa edilmesinin talep edildiğini,
bu durumun da, özellikle yeni yol inşasında
karşılaşılabilecek istimlak sorunları sebebiyle
kapının açılmasını geciktirebileceğini ileri
sürdü. Habere göre UNDPden yapılan duyuruda söz konusu
çalışmanın Kıbrıslı Rum ve
Kıbrıslı Türk şirketlerin ortaklığı ve
diğer AB ülkesi şirketlerinin katılımıyla üstlenilmesi
gerektiği, başvuruların 16 Eylüle kadar
yapılabileceği belirtildi. UNDP ayrıca, çalışmayı
hangi şirketin üstleneceğine karar verilmesinin ardından UNDP
ile sözleşme imzalandığı tarihten itibaren 8 hafta
içerisinde çalışmanın tamamlanması gerektiğini de
duyurdu.
İhalenin birinci kısmının tamamlanmasından sonra yol
inşasını kapsayan ikinci kısmın ihalesine
çıkılacağı ve bu sürecin 3-4 ay süreceği
belirtilirken, yol çalışmalarının Aşağı Pirgo-Yeşilırmak
yolunun onarımını içerdiği ve iki kısma
ayrıldığı ifade edildi. Gazete, ilk kısmın 2.5
kilometrelik ara bölgede bulunan yolu kapsadığını, ikinci
kısmın ise KKTCde bulunan 4.5 kilometreyi
kapsadığını belirtirken, elde ettiği bilgilere dayanarak,
KKTCdeki kısımda Günebakan köyü bölgesindeki Türk askeri
birliğinin yakınından geçmeyecek yeni bir yolun
yapılmasının öngörüldüğünü yazdı. Haberde ayrıca,
UNDPnin ilgilileri, karşılaşabilecekleri, siyasi ortamın
gerilmesi, ihalenin onaylanmasında gecikme yaşanması, yetkili
makamların ilgisizliği gibi çeşitli zorluklara karşı
da uyardığı, ancak KKTCdeki yol yapımı
sırasında istimlak yapılmasının gerekli olacağına
dair herhangi bir değinmede bulunmadığı da vurgulandı.
STAR
KIBRIS 23/08/09
Hristosomos: 'Türkiye'yi dava edeceğiz'
Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi
Başpiskoposu II. Hrisostomos, Kıbrıs Kilisesinin,
haklarını ihlal ettiği ve kuzeydeki mülklerine el koyduğu
gerekçesiyle Türkiye hakkında, Eylül ayında AİHMye başvuracağını
bildirdi.
Kıbrıs Rum Ortodoks
Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos, Kıbrıs Kilisesinin,
haklarını ihlal ettiği ve kuzeydeki mülklerine el koyduğu
gerekçesiyle Türkiye hakkında, Eylül ayında AİHMye
başvuracağını bildirdi.
Güney Kıbrıs'taki
gazeteler, KKTC'de 15 bin Türkiye Cumhuriyeti kökenli yerleşik'
kişiye vatandaşlık verileceği iddiaları
sonrasında Güney Kıbrıs'tan gelen tepkilere dün de
Başpiskopos Hrisostomosun dahil olduğunu yazdı. Hrisostomos
Kıbrısın kuzeyine vatandaşlık verilen Türklerin
yerleştirilmesine karşı olduklarını da kaydetti.
TÜRKİYE'Yİ NÜFUS
YAPISINI BOZMAKLA DA SUÇLADI
Cyprus Mailin haberine
göre dün Polonya dönüşü, Larnaka Havaalanı'nda yaptığı
açıklamada Hrisostomos, Yerleşiklerin Kıbrısta yeri
olmadığını ve Türkiyenin bu kişileri adaya getirmesinin
tek sebebinin nüfus yapısını bozmak olduğunu öne sürdü.
Hrisostomos, Rum
kilisesinin 35 yıldan bu yana beklediğini ve bu sürenin çok fazla
olduğunu söyledi ve Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde üçlü dava başvurusunda bulunacaklarını
açıkladı.
ESKİ MÜLKLER
İÇİN ŞİKAYETÇİ OLACAKLAR
Bu üçlü başvurunun,
KKTCde bulunan kiliselere giderek ayin yapmalarına, kiliseleri
onarmalarına ve eski mülklerini kullanmalarına izin verilmemesi
sebebiyle açılacağını belirten Hrisostomos, hukukçuların
tam olarak hazır olduğunu ve gelecek ay söz konusu davaları açma
girişimini gerçekleştireceklerini ekledi.
Gazete kuzeydeki birçok
kilisenin 1974ten bu yana ahır, dükkan, kümes, gece kulübü, kütüphane,
kültür merkezi, morg, cami ve askeri tesis olarak
kullanıldığı iddia etti.
haberler.com
KIBRIS
POSTASI 23/08/09
Hristofias kızdırdı
Rum kesiminde
Hristofiasın koalisyon ortakları kızgın. Rum Lider
Hristofiasın 30 uzlaşı belgesine
ulaşıldığını açıklaması hükümet
ortaklarını gerdi.
Konu Rum basının manşetlerine
taşındı. Hristofyas hükümetinin koalisyon ortakları
DİKO, EDEK ve Ekologlar ve Çevreciler Hareketinin, Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyastan derhal bilgilendirme talebinde
bulunduğu bildirildi
KIBRIS
POSTASI 23/08/09
Nami'den yanıt geldi
Cumhurbaşkanlığının
Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Rum Yönetimi Eski
Başkanlarından ve Müzakerelerde AB konularını ele alan
Çalışma Grubunun Rum Başkanı Yorgos Vasiliunun Rum Haber
Ajansına verdiği mülakatı değerlendirdi.
Özdil Nami, Yorgos
Vasiliunun, doğrudan müzakerelerde görüşülen AByle ilgili konularda
ve genel olarak bütün konularda iki taraf arasında görüş birliği
sağlandığını yönündeki açıklamasının
anımsatılması üzerine temkinli yanıt vererek, bazı
konularda yakınlaşma olduğu gibi bazı konularda görüş
ayrılıkları devam ediyor yanıtını verdi.
Vasiliu'nun varılacak
uzlaşmanın AB'nin birincil hukuku olamayacağı yönündeki
yaklaşımını değerlendirirken de Özdil Nami,
Kıbrıs Türk tarafının varılacak uzlaşmanın
AB'nin Birincil hukuku olması konusunda ısrarlı olduğunu
söyledi.
Vasiliunun Güney
Kıbrıs AB üyesi olduğuna göre garantiler diye bir konunun var
olmadığını savunduğunun hatırlatılması
üzerine de Özdil Nami, Türk tarafının Avrupa Birliğindeki garanti
sisteminin yeterli bulmadığını belirtti. Nami, garantiler
konusunda Türk tarafının tutumunun herkes tarafından
bilindiğinin de altını çizdi.
KIBRIS
POSTASI 23/08/09
Vasiliu:AB konularında uzlaşma var
Rum Yönetimi
eski başkanlarından ve AB konularını ele almakta olan Rum
Çalışma Grubu Başkanı Yorgos Vasiliu, doğrudan
müzakerelerde görüşülen AByle ilgili konularda ve genel olarak bütün
konularda ve iki taraf arasında görüş birlikleri
sağlandığını açıkladı.
Vasiliu,Rum Haber
Ajansına verdiği mülakatta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın
Kıbrıs sorununu çözmeye mahkûm olduklarına geçmiştekinden
çok daha fazla inandığını söyledi. Müzakerelerde genel
olarak özlü ilerleme sağlandığı ve ilk kez samimi bir
müzakere yapılmakta olduğu görüşünü ortaya koyan Vasiliu Bu,
Kıbrıs sorunu çözüldü demek değildir ama, müzakerecilerin
zaman harcamakta oldukları anlamına da gelmiyor ifadesini
kullandı.
Avrupa
müktesebatından daimi sapmalar olamayacağını,
Kıbrıs sorununun çözüm anlaşmasının ABnin birincil
hukuku haline de gelemeyeceğini savunan Yorgos Vasiliu AB
konularında ilerleme sağlandı, çünkü Kıbrıslı
Türkler tartışma kaldırmadığına
duyarlılık gösterdi dedi.
Yorgos Vasiliu Güney
Kıbrıs AB üyesi olduğuna göre garantiler diye bir konunun var
olmadığını da savundu ve Kıbrıs sorununun
çözümsüzlüğünün olumsuz etkilerinin, çözümün getireceği faydalardan
çok daha fazla olduğu görüşünü ortaya koydu.
KIBRIS
POSTASI 23/08/09
24
Ağustos Pazartesi 2009 MILLIYET SEMIH IDIZ
ABDde bir federal temyiz mahkemesinin geçen hafta
aldığı karar, Ermeni soykırımı meselesinin hukuki boyutu
açısından kalıcı sonuçlara yol açacaktır. İç
gündemin aşırı yüklü olması nedeniyle, kamuoyumuzun
dikkatini çekmemiş olsa bile konu önemlidir.
Her şeyden önce söz konusu karar, Ermenistan
ile uzlaşmanın önünde engel gibi görünen Amerikadaki
Ermeni lobisine ciddi bir darbedir. Bunun lobi için, Başkan Obamanın
24 Nisanda soykırım kelimesini kullanmamasından sonra
ikinci ciddi darbe olduğu söylenebilir.
Zira karar, soykırıma uğrayan ailelerine sattıkları
hayat sigortasının şartlarını yerine getirmemekle
suçladıkları sigorta
şirketlerine dava açan Ermenilerin önünü kapıyor.
Fakat daha önemlisi, Ermeni soykırımı kavramını
hukuki bir çerçeveye oturtuyor.
Bundan birkaç yıl önce açılan bir dava sonucunda New
York Life adlı sigorta şirketi Ermenilere 20 milyon dolar
ödemişti. Bir başka davadaysa, Türkiyede
de şubeleri bulunan AXA şirketi 17 milyon dolar ödemişti.
Şu anda görülmeyi bekleyen benzeri başka davalar var.
Dış politika yürütmenin ihlali
Bu davaların Türkiye için önemi, Ermeni soykırımı
kavramının bu yoldan Amerikan
mevzuatına giriyor olmasıydı. Ancak federal mahkeme, Kaliforniya
eyaletinin bu davalara olanak veren yasasını anayasaya
aykırılık gerekçesiyle geçersiz kıldı.
Mahkemeye göre, Kaliforniyanın söz konusu yasası, Yönetimin, anayasa
güvencesinde olan, dış politika yürütme
hakkına karşı bir ihlal teşkil ediyor. Çünkü ABD Yönetimi,
Ermeni soykırımını hukuki anlamda kabul etmiyor.
Kaliforniya yasası ise bu ifadeyi hukuki çerçevede kullanarak
dış politika yönetimini etkiliyor.
Federal mahkemeden geldiği için ABDnin diğer eyaletleri de bu karara
uymak durumundalar. İşin özeti, ABD Başkanı, ya kendi
rızasıyla ya da Kongre baskısıyla Ermeni
soykırımı demedikçe bu sözlerin hukuki geçerliliği
olmayacak.
Daha açık konuşmak gerekiyorsa, Türkiye ile ilişkiler stratejik
önemini korudukça, ABD yönetimlerinin ilk dış politika
sorumluluğu bu ilişkileri sürdürmek olacaktır. Buna hukuk
yoluyla zarar verecek girişimler ise, bu karar gereğince, sonuçsuz
kalacaktır. Ermeni lobisinin avukatları federal mahkemenin
kararını bozma yollarını arıyorlar şimdi. Ancak
bir sorunları var. Zira federal mahkemenin bu konuda genel bir
yaklaşımı var. Yani, sadece Ermeni
soykırımı iddialarıyla ilgili değil.
Soykırımı kabul eden eyaletler
Amerikada federal mahkemenin Ermeni kararını analiz eden uzmanlar,
aynı mahkemenin bir gün önce de, Naziler tarafından çalınan sanat
eserlerinin iadesi için açılan davaların yolunu, aynı gerekçeyle
tıkadığına işaret ediyorlar.
Bu arada, federal mahkemenin daha önce Kaliforniyanın Yahudi soykırımı ile ilgili tazminat
davalarına olanak veren yasasını geçersiz
kıldığını da anımsatıyorlar. Ermeni
lobisinin önde gelenleri, tahmin edileceği gibi bu gelişme
karşısında çok kızgın. Ermenileri temsil eden Avukat
Brian S. Kabateck (herhalde Kabatekten geliyor) bu
kızgınlığın temelinde yatan asıl endişeyi
şöyle dile getirmiş:
Bu kararın mantıki sonucu, Ermeni soykırımını
kabul etmiş olan 40 eyaletin bundan vazgeçmek zorunda
kalmasıdır. Ermeni lobisiyle ABD
Kongresindeki destekçilerinin federal mahkemenin kararını bozup
bozamayacaklarını göreceğiz. Fakat, aleyhinde dava açılan
sigorta şirketlerinden birisinin avukatı Neil M. Soltmana
bakılacak olursa, federal mahkeme son kararı ile bu işi
bitirmiş oldu.
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas′ın
Avrupa Birliği konularındaki görüşmecisi Yorgo Vasiliu′nun
açıklamalarına tepki gösterdi.
BRT′nin sorularını yanıtlayan Erçakıca, Vasiliu′nun,
varılacak anlaşmanın AB′nin birincil hukuku
olamayacağı görüşünü ve bu konuda Türk tarafıyla bir
anlayış birliğine varıldığı şeklindeki
iddialarını yalanladı.
Hasan Erçakıca, Vasiliu′nun iddia ettiğinin aksine Türk
tarafının garantilerin aynen devamı konusunda ısrarlı
olduğunu da dile getirdi.
ISRARIMIZIN CANLI TANIĞIDIR
Vasiliu′nun "Kıbrıs sorununun çözüm anlaşmasının
AB′nin birincil hukuku haline gelmeyecek" dediğinin
anımsatılması üzerine Erçakıca, Kıbrıs Rum
tarafıyla sürdürülen müzakerelerde, Kıbrıs devletinin Avrupa
Birliği′yle ilişkilerinin ne olacağı, bunların
nasıl düzenleneceği gibi konuların "AB konuları"
başlığı altında müzakere edildiğini anımsattı.
Erçakıca, bu konuların müzakere edildiği heyette bizzat
Vasiliu′nun kendisinin de olduğunu ve Türk tarafının
varılacak anlaşmanın Avrupa Birliği′nin birincil
hukuku haline getirilmesi konusundaki ısrarının canlı
tanığı olduğunu söyledi.
YANILTMA GİRİŞMLERİ SÜRECE ZARARLI
Erçakıca, "Bu anlamda Vasiliu′nun demeci kadar tavrı da
anlaşılmazdır. Kamuoyunu yanıltma girişimleri,
müzakere sürecine ancak zarar verir.
Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halklarının
onaylayacağı anlaşma, başka girişimlerle bozulacaksa,
anlaşma yapmanın anlamı nedir?" şeklinde konuştu.
AB′NİN BİRİNCİL HUKUKU OLMAYACAK ANLAŞMA
ANLAMSIZDIR
Kıbrıs Türk tarafının, müzakere masasında
varılacak ve iki halkın ayrı ayrı referandumlarıyla
onaylanacak olan olası bir anlaşmayı, Avrupa Birliği′nin
birincil hukuku haline getirecek düzenlemelerin yapılmasında
ısrarlı olduğunu yineleyen Erçakıca, bu düzenlemelerin de
varılacak olası anlaşmanın bir parçası
olacağını
belirterek, AB′nin birincil hukuku haline gelmeyecek bir anlaşmayı
yapmanın anlamsız olduğunu vurguladı.
Vasiliu′nun demecinde "Güney Kıbrıs AB üyesi olduğuna
göre ′garantiler′ diye bir konunun var
olmadığının" da yer aldığına
işaret edilmesi üzerine Sözcü Erçakıca, Kıbrıs Rum
tarafının haksızca ve tek yanlı elde ettiği Avrupa
Birliği üyeliğinin, Kıbrıs sorununun çözümlenmesiyle ilgili
çalışmaları belirleyemeyeceğini belirtti.
GARANTİLERİ TARTIŞMAK ABESLE İŞTİGAL
Kıbrıs sorununun çözümlenebilmesi için, Kıbrıs Türk
halkının, bu sorununun tarihinden kaynaklanan güvenlik
ihtiyacının karşılanması gerektiğinin
altını çizen Erçakıca, "Kıbrıs Türk halkı bu
konudaki kararını vermiştir ve mevcut garanti sisteminin
olduğu şekli ile devam etmesinden yanadır. Halkın
kararını verdiği bir konuyu tartışmak abesle
iştigalden başka birşey değildir. Avrupa Birliği,
kendini bizim anlaşmamıza uyarlayacağına göre, garanti
sistemi konusundaki kararımıza da saygı duyacak demektir"
diye konuştu.
DERS ALIP DARBE YAPMASALARDI, BARIŞ HAREKÂTI DA OLMAYACAKTI
Vasiliu′nun "Türkiye anlaşmayı istila için kullandı.
Darbe olmasaydı istila olmayacaktı" dediğinin
anımsatılması üzeri-ne Erçakıca, "En azından
bunu söyleyebildi: Darbe olmasaydı, 20 Temmuz Barış
Harekâtı da olmayacaktı. Türkiye, garantörlükten doğan
haklarını, sadece ve sadece Kıbrıs Türk halkının
can ve mal emniyetini sağlamak için kullanmıştır"
dedi.
Sadece 1974′te değil, daha önce 1964 ve 1967′de askeri
müdahalelerin yapıldığına dikkati çeken Erçakıca,
Kıbrıs Rum tarafının bu müdahalelerden gerekli dersi almadığı
için 1974′te daha kapsamlı bir müdahale olduğunu
vurguladı.
1974′te Kıbrıs′taki durumu, 1960′tan sonra
yaşanan gerçekler ışığında yeniden belirlemek
gereği doğduğunu ifade eden Erçakıca, Rum
tarafının, Kıbrıs tarihini
çarpıtmayacağını ifade ederek Rum tarafının bu
tarihten ders çıkarması halinde, yaşayabilir bir çözüme
ulaşmanın daha kolay olacağını vurguladı.
HALKIN SESI
24/08/09
Travel FED, KKTCde
Dünyanın
birçok ülkesi ile anında otel ve uçak rezervasyonu yapılacak
Hasan
ÇAĞDA
Merkezini KKTCye taşıma kararı alan uluslararası
Travel FED firması, önceki akşam Girne Belapais
Manastırındaki Kybele Restoranda gerçekleştirilen
açılış galası ve kokteylle konuklara ve basına
tanıtıldı.
Dünyanın 10 değişik ülkesinden KKTCye gelen
tanınmış seyahat acentesi temsilcilerinin
katılımı ile gerçekleşen gecede, Travel FED
firmasının geliştirmiş olduğu internet tabanlı
yazılım programı olan Freedom RS, konuklara
tanıtıldı.
Firma yetkilileri Özcan Mert ve Jaap Van Den Bergin
konuşmaları ve tanıtım gösteriminin yer
aldığı geceyle ilgili olarak basına bilgi veren Carme
Travel Direktörü Salih Cumhur, KKTCye merkezini kurma kararı alan Travel
FED firmasının hayata geçirmiş olduğu yazılım
programı olan Freedom RS ile KKTCnin tüm dünyaya
bağlanacağını ifade etti.
İlk etapta 10 ülkeden konuk davet edilerek
gerçekleştirilen açılış galasında, Freedom RSin
tanıtımının yapıldığını belirten
Salih Cumhur, bu yazılım programının, KKTC ve tüm dünyadaki
seyahat acentelerine tek sistem ve tek ekrandan istenilen tatil paketinine çok
kısa sürede ulaşma imkanı sağlayacağını
vurguladı.
Freedom RSin, global pazarı teknolojiyle birleştirerek
200 bin otel, bin 100 havayolu şirketi, kiralık araba servisleri ve
özel yat şirketleri ile kontak kurma imkanı
sağlayacağını dile getiren Salih Cumhur, dünya genelinde
bütün hava limanları ile çok kısa sürede transfer
sağlanabileceğini belirtti.
Travel FED firmasının merkezinin KKTCde
bulunmasının ülke tanıtımı yanında, sisteme
kayıtlı 24 bin kullanıcıdan gelecek ciddi paralar nedeniyle
ülke ekonomisine ciddi kar sağlayacağını ifade eden Cumhur,
Travel FED firmasının 165 ülkede hizmet vermek için yola çıkan
bir kuruluş olduğunu kaydetti.
KIBRIS
24/08/09
Yeni teminal binası Kasımda
Charterler bir
yana; Larnaka Havaalanına 33 havayolu şirketi tarifeli sefer
düzenliyor.
Güney
Kıbrıstaki Larnaka Havaalanına dünyanın dört bir
yanından uçuş gerçekleştiriliyor.
Büyük bir kısmı Türk arazisi üzerinde kurulan Larnaka
Havaalanına Kıbrıs (Rum) Hava Yolları (Cyprus Airways) ve
bir diğer Rum havayolu şirketi olan Eurocypria dahil olmak üzere, 33
havayolu şirketi tarifeli sefer düzenlerken, farklı mevsimlerde çok
sayıda charter seferler gerçekleştiriyor.
Larnaka kasaba merkezine beş kilometer uzaklıkta, tarihi
Hala Sultan Tekkesi ve flamingoları ile ünlü tuz gölü
yakınlarındaki Larnaka Havaalanını Hermes Airports Ltd
adlı şirket yönetiyor ve bu şirket, önümüzdeki Kasım
ayında yine Türk arazileri üzerine inşa edilen modern terminal
binasını bitirmeyi hedefliyor.
Hermes Airports Ltd Larnaka Havaalanının yanısıra,
Baf Havaalanını da 2006 yılından beri işletiyor.
Hermes Airports Ltd, 2006da her iki havaalanını yap işlet
devret yöntemiyle 25 yıllığına devralmıştı.
Tarifeli
sefer düzenleyen şirketler
Şu anda Larnaka ve Baf havaalanlarına tarifeli seferler düzenleyen 33
şirket şunlar:
Aegean Airlines, Aeroflot, Air Malta, Aerosvit Airlines, Austrian
Airlines, Blue Air, Bulgaria Air, Cyprus Airways, Czech Airlines, EgyptAir,
Eurocypria Airlines, Finnair, Gulf Air, Hamburg International, Iran Air, Jat Airways,
Jazeera Airways, Jet2.com, Kuwait Airways, LatCharter, LOT Polish Airlines,
Lufthansa, Malév Hungarian Airlines, Middle East Airlines, Monarch Airlines,
Olympic Airlines, Syrian Arab Airlines, TAROM,
ThomsonFly, Transavia.com, Ural Airlines.
622 milyon
Euro
Larnaka Havaalanının yeni terminal binası Kasım
ayında tamamlanacak. Bitirildiği zaman toplam maliyetinin 622 milyon
euroya ulaşması bekleniyor. Bu miktar, Kıbrıs adası
üzerinde tarihin en pahalı inşaat sözleşmesi olarak kabul
ediliyor.
Sadece
Londradan uçanlar
Larnaka ve Bafa sadece Londradan tarifeli ya da charter gerçekleştiren
yedi şirket var. Bunlar şöyle:
EasyJet, Eurocypria, Monarch, Thomas Cook Airlines, Thomson
Airways, British Airways ve Cyprus Airways.
Larnakaya Londra Havaalanları olarak bilinen Gatwick,
Heathrow, Luton ve Stanstedten sürekli seferler gerçekleştiriliyor.
Özellikle yaz aylarında sefer sayıları üç katına
çıkıyor.
Londradan veya İngilterenin diğer kentlerinden Czech
Airlines ve Lufthansa gibi şirketlerin, Larnakaya aktarmalı
seferleri de söz konusu.
Bu arada İngilterenin Norwich, Birmingham, Manchester,
Newcastle, Glasgow, Belfast gibi kentlerinden de Larnakaya direkt uçak
seferleri var.
KIBRIS
24/08/09
![]()
KKTC
Taşınmaz Mal Komisyonuna başvuran Eleni Meleağru isimli
bir Kıbrıslı Rumun, komisyondan beklediği sonucu
alamadığı gerekçesiyle Türkiyeyi Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine şikayet ettiği bildirildi.
BİZİMLE ALAY EDİYOR
Politis Gazetesi, `Tazmin Komisyonunun Dayanılmaz
Alaycılığı Avukat E. Meleağru Türkiyeyi AİHMe
Şikayet Ediyor Komisyona Darbe başlıkları altında
manşetten ve iç sayfalarından geniş yer verdiği haberinde,
yaklaşık 3 yıl önce KKTC Taşınmaz Mal Komisyonuna
başvuran ve KKTCdeki eski mallarının iadesini talep eden
Kıbrıslı Rum Eleni Meleağrunun, komisyonun taleplerine
cevap vermediği gerekçesiyle Türkiyeyi AİHMye şikayet
ettiğini yazdı.
Gazetede yer alan söyleşisinde Meleağru, komisyonun, Timvios ve
Aleksandru gibi AİHMde sonuçlanma durumunda bulunlar
dışında, Kıbrıslı Rumların
başvurularına,yanıt vermekten uzak olduğunu ve Komisyonun
faaliyetlerinin koca bir aldatmacadan ibaret olduğunu ileri sürdü.
CEVAP ALAMADIM
Komisyonla birkaç kez toplantı gerçekleştirdiğini ancak
taşınmaz mal iadesi talebine yanıt
alamadığını savunan Meleağru, Komisyon tarafından
kendisine önerilen tazminat miktarının ise komik denecek kadar
düşük olduğunu iddia etti.
Meleağru, Komisyonun toplantılarında KKTC
Başsavcısının görüşünün ve yasalarının önde
geldiğini, iki yabancı üyesinin görüşlerinin dikkate
alınmadığını, Türkçe konuşulan toplantılarda
yer alan tercümanın uzman olmadığı ya da hiç tercüman
bulunmadığı gibi iddialarda bulundu.
AİHMİ KANDIRMA ARACI
Kıbrıslı Rumların Komisyona boşuna başvuruda
bulunacaklarını ileri süren Meleağru, Komisyonun Türkiyenin
AİHMi kandırma amacıyla kurmuş olduğu bir organ
olduğunu savundu.
Meleağru ayrıca, Komisyon tarafından kendisine Kasım
ayında yanıt verileceğinin söylendiğini, ancak kendisinin
Mayıs ayında AİHMe başvuruda bulunarak elindeki tüm
bilgileri teslim ettiğini de sözlerine ekledi.
STAR
KIBRIS 24/08/09
![]()
Rum gazeteleri Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında yürütülmekte olan doğrudan müzakerelerin çözüme ilerlemediğinin görülmesi halinde bir B planının devreye sokulacağına dair haberler yayımladı.
Fileleftheros haberini Ara Anlaşmayla Flört
BM: Kasım Ayına
Kadar, Çözüme İlerlenmediği Ortaya Çıkarsa B Planı Harekete
Geçirilecek
Uzmanlar, Köprü Kurucu Fikirler Ortaya Koymak İçin Gelip Gitmeye
Başlayacak başlık ve spotlarıyla aktardı.
BMnin Kıbrıs sorununda yapacağı hareketlerin Kasım
ayına kadar kaydedilecek ilerlemeye bağlı
olacağını yazan gazete, edindiği bilgilere dayanarak
anlaşmaya varılamaması ve referandumların 2010un ilk aylarına
kadar yapılamaması halinde, Ara Anlaşma üzerinde odaklanacak
bir B planının devreye sokulacağını yazdı.
OYUNUN SONLANMASI GEREK
Gazeteye göre bu senaryo mevcut aşamada ne konuşuluyor ne de öne
çıkarılıyor. BM, dikkatlerin kapsamlı çözüm çabası
üzerinde kalması, yani prosedürün oyunun sonuna ulaşması
gerektiğini düşünüyor.
Gazete edindiği bilgilere dayanarak şunları yazdı:
Ara anlaşma senaryosu müzakerelerin o zamana kadarki bölümünde
uzlaşılanların parafe edilmesiyle alakalıdır. Yani kasım
ayında bir özetleme yapılacak, görüş birlikleri not edilecek ve
bunlar bir belgeye dahil edilerek uzlaşılmış addedilecek.
Bu belge; kapsamlı anlaşma olmadan hiçbir şey üzerinde
anlaşılmış sayılmayacak dipnotuyla (Downer, hepsi
üzerinde anlaşmaya varılana kadar hiçbir şey
anlaşılmış değildir ilkesinin taraftarı
değildir ve süreç içerisinde bunu değiştirmeye
çalışması muhtemeldir) müdahil tarafları
bağlayıcı olacak.
YAP-BOZUN TAMAMLANMASI İÇİN
Yap-bozun tamamlanması için müzakereler, bu uzlaşılmış
belge temelinde sürdürülecek. Bu senaryo şu anda çok daha elde edilebilir
görülüyor; Yönetim, Ekonomi ve AB başlıkları
dışındaki başlıklarda (Toprak, Mülkiyet,
Güvenlik/Garantiler) görüş birlikleri yoktur, zaman da bu
başlıklardaki anlaşmazlıkların üzerine köprü
kurulması için yeterli değildir.
BMden bir kaynağa göre bir ara anlaşma yapılması prosedürü
kurtaracak, inisiyatife nefes aldıracak, Kıbrıslı Rumlar
dar takvimlerden kurtulduklarını düşünecekler, Türkiyenin de
çıkarı olacak, bunu büyük bir ilerleme olarak görecek ve bu
gelişmeyi AB tarafından gözden geçirilmesinde kullanmak isteyecek.
Gerçekte ara anlaşma, Mehmet Ali Talatın da karakteristik olarak
söylediği gibi; kapsamlı çözümün omurgasını
oluşturacak. Not edilenler kapsamlı anlaşma çerçevesinin
zeminini oluşturacak ve içereceği konular da kapanmış
olacak. Bu, müzakereye rağmen çok sayıda boşluk bırakacak.
Yani, taraflardan birinin veya diğerinin toprak veya mülkiyet konusundaki
nihai niyetinin ne olduğu bilinmeden anayasa konuları kapanacak.
B PLANINI BM HAZIRLADI
B planının BM tarafından hazırlanmış
olmasına rağmen, eylül ayı itibarıyla çaba kapsamlı
çözümün başarılması için şartların şekillenmesi
üzerinde yoğunlaşacak. Öğrendiğimize göre BMnin
müdahaleci rolü ekim ayı itibarıyla geliştirilecek. BM yeni
bir metodoloji geliştirecek ve müdahalecilik rolünü uzmanlar düzeyinde
oynayacak. Aleksander Downerin seferber ettiği uzmanlar grubu iki
tarafın teknokratları arasında gidip gelmeye başlayacak ve köprü
kurucu fikir ve önerilerle görüş birliği sağlamaya
çalışacak.
MÜDAHALE EDECEK
Gazete BMnin, prosedürü kamuoyunda ileri götürme, yani; müzakerelerden
çıkacak ürünü satma çabasıyla ilgili bir münhal ilan ettiğini
(30 Temmuza kadar başvuru kabul ettiğini) yazdı, şöyle
devam etti:
Bu kadroya alınacak yetkili UNDP Programı, Aleksander Downerin
bürosu ve diğer bir dizi örgütle (ACT) çalışacak.
Öğrendiğimize göre ana hedefi, (BMnin, prosedüre düşman olarak
gördüğü) medyaya ve sivil toplum örgütlerine müdahalelerde
bulunmaktır. Ağırlık özellikle -Aleksander Downerin de,
yeni bir planın kabul veya reddedilmesinde önemli rol
oynayacağını söylediği- medyaya verilecek. Bu çerçevede,
2004teki uygulamaların seferber edilmesi de göz ardı edilmiyor.
KIBRIS İÇİN TAYVAN MODELİ
Simerini Kıbrıs İçin Tayvan Modeli Hazırlıyorlar
İngilizlerin ve Amerikalıların Hazır Bir B Planları
Var
Halkımızın Önüne Şantajcı İkilemler
başlığıyla manşete çektiği haberinde
İngilizlerin ve Amerikalıların, Kıbrıs sorununda
yürütülmekte olan müzakerelerin başarısız olması halinde
devreye sokacakları hazır bir planları bulunduğunu
bildirdi.
Gazete bu planın, Türk Dışişleri
Bakanlığının B planıyla tam uyumlu olan, Tayvan tipi
şantajcı bir senaryo olduğunu ve müzakerelerin
başarısız olması halinde Ankaranın, Londranın
da halen istişare içerisinde olduğu İslam ülkelerinin de
desteğiyle KKTCde Tayvan rejimi kurmayı ileri götüreceğini,
yani; KKTCnin bir yandan İslam ülkeleri tarafından derhal tanınması
ileri götürülürken öte yandan da AB aracılığıyla Tayvanlaştırılacağını
yazdı.
Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının
kaldırılması amacıyla KKTC ile AB arasında
doğrudan ticaretin pratikte hayata geçirilmesi halinde AB çerçevesinde
Tayvanlaştırmanın mümkün olabileceğini vurgulayan gazete
özetle şunları yazdı:
HRİSTOFYAS DAHA AKILLI OLSUN
İngilizler ve Amerikalılar, Başkan Dimitris Hristofyasa
Kıbrıs sorununda daha akıllı tavır sergilemesi
yönünde baskı yapmak amacıyla şantaj niteliği
taşıyan Tayvan tipi bir senaryo hazırlıyor.
Hali hazırda İngiltere, AB dönem başkanı İsveçle
istişare içerisinde, doğrudan ticaret meselesini;
Lefkoşanın aralık ayında Avrupa Konseyinin Türkiyeye
ilave yaptırımlar uygulaması taleplerine karşı tehdit
olarak ileri götürüyor.
STAR
KIBRIS 24/08/09
Hristofias'tan
tehdit
Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, Ankaranın Kıbrıs
sorununda rota değiştirmemesi durumunda, Türkiyenin AB üyelik
sürecine hayır diyeceklerini söyledi.
Hristofyas, Proto Thema
isimli gazeteye verdiği söyleşide, Ulusal Konseyin, 14-15 Eylül tarihlerinde
yapılacak olan iki günlük toplantı çerçevesinde, Güney
Kıbrısın izleyeceği stratejiyi belirleyeceğini ifade
etti.
Söyleşisi
sırasında doğrudan müzakerelere de değinen Hristofyas,
müzakerelerde bir yandan ilerleme tespit ederlerken diğer yandan da bir
durgunluk ve gerilemenin gözlemlendiğini savundu.
Hristofyas, doğrudan
müzakerelere ilişkin olarak tamamlanan ilk turun sonuçları
değerlendirildiği zaman henüz çözüme yakın
olunmadığının gözlemlendiğini söyledi. Hristofyas,
Kıbrıs Türk tarafının, ikinci tur kapsamında üzerinde
anlaşmazlıkların olduğu belli başlı konularda,
yer değiştirmesi durumunda çözüme yakın olunduğunun
söylenmesinin mümkün olacağını savundu
KIBRIS
POSTASI 24/08/09
B
planı ve Tayvan senaryosu
Rum
gazeteleri Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas arasında yürütülmekte olan
doğrudan müzakerelerin çözüme ilerlemediğinin görülmesi halinde bir
B planının devreye sokulacağına dair haberler yayımladılar.
FİLELEFTHEROS haberini
Ara Anlaşmayla Flört
BM: Kasım Ayına Kadar, Çözüme
İlerlenmediği Ortaya Çıkarsa B Planı Harekete Geçirilecek
Uzmanlar, Köprü Kurucu Fikirler Ortaya Koymak İçin Gelip Gitmeye
Başlayacak başlık ve spotlarıyla aktardı.
BMnin Kıbrıs
sorununda yapacağı hareketlerin Kasım ayına kadar
kaydedilecek ilerlemeye bağlı olacağını yazan gazete,
edindiği bilgilere dayanarak anlaşmaya varılamaması ve
referandumların 2010un ilk aylarına kadar yapılamaması
halinde, Ara Anlaşma üzerinde odaklanacak bir B planının
devreye sokulacağını yazdı.
Gazeteye göre bu senaryo
mevcut aşamada ne konuşuluyor ne de öne
çıkarılıyor. BM, dikkatlerin kapsamlı çözüm çabası
üzerinde kalması, yani prosedürün oyunun sonuna ulaşması
gerektiğini düşünüyor.
Gazete edindiği
bilgilere dayanarak şunları yazdı:
Ara anlaşma senaryosu müzakerelerin o zamana kadarki bölümünde
uzlaşılanların parafe edilmesiyle alakalıdır. Yani
kasım ayında bir özetleme yapılacak, görüş birlikleri not
edilecek ve bunlar bir belgeye dahil edilerek
uzlaşılmış addedilecek. Bu belge; kapsamlı
anlaşma olmadan hiçbir şey üzerinde anlaşılmış
sayılmayacak dipnotuyla (Downer, hepsi üzerinde anlaşmaya
varılana kadar hiçbir şey anlaşılmış
değildir ilkesinin taraftarı değildir ve süreç içerisinde bunu
değiştirmeye çalışması muhtemeldir) müdahil
tarafları bağlayıcı olacak.
Yap-bozun tamamlanması
için müzakereler, bu uzlaşılmış belge temelinde
sürdürülecek. Bu senaryo şu anda çok daha elde edilebilir görülüyor;
Yönetim, Ekonomi ve AB başlıkları dışındaki
başlıklarda (Toprak, Mülkiyet, Güvenlik/Garantiler) görüş
birlikleri yoktur, zaman da bu başlıklardaki
anlaşmazlıkların üzerine köprü kurulması için yeterli
değildir.
BMden bir kaynağa
göre bir ara anlaşma yapılması prosedürü kurtaracak, inisiyatife
nefes aldıracak, Kıbrıslı Rumlar dar takvimlerden
kurtulduklarını düşünecekler, Türkiyenin de çıkarı
olacak, bunu büyük bir ilerleme olarak görecek ve bu gelişmeyi AB
tarafından gözden geçirilmesinde kullanmak isteyecek.
Gerçekte ara anlaşma,
Mehmet Ali Talatın da karakteristik olarak söylediği gibi;
kapsamlı çözümün omurgasını oluşturacak. Not edilenler
kapsamlı anlaşma çerçevesinin zeminini oluşturacak ve
içereceği konular da kapanmış olacak. Bu, müzakereye
rağmen çok sayıda boşluk bırakacak. Yani, taraflardan
birinin veya diğerinin toprak veya mülkiyet konusundaki nihai niyetinin ne
olduğu bilinmeden anayasa konuları kapanacak.
B planının BM
tarafından hazırlanmış olmasına rağmen,
eylül ayı itibarıyla çaba kapsamlı çözümün
başarılması için şartların şekillenmesi üzerinde
yoğunlaşacak. Öğrendiğimize göre BMnin müdahaleci rolü
ekim ayı itibarıyla geliştirilecek. BM yeni bir metodoloji
geliştirecek ve müdahalecilik rolünü uzmanlar düzeyinde oynayacak.
Aleksander Downerin seferber ettiği uzmanlar grubu iki tarafın
teknokratları arasında gidip gelmeye başlayacak ve köprü kurucu
fikir ve önerilerle görüş birliği sağlamaya
çalışacak.
Gazete BMnin, prosedürü
kamuoyunda ileri götürme, yani; müzakerelerden çıkacak ürünü satma
çabasıyla ilgili bir münhal ilan ettiğini (30 Temmuza kadar
başvuru kabul ettiğini) yazdı, şöyle devam etti:
Bu kadroya alınacak
yetkili UNDP Programı, Aleksander Downerin bürosu ve diğer bir dizi
örgütle (ACT) çalışacak. Öğrendiğimize göre ana hedefi,
(BMnin, prosedüre düşman olarak gördüğü) medyaya ve sivil toplum
örgütlerine müdahalelerde bulunmaktır. Ağırlık özellikle
-Aleksander Downerin de, yeni bir planın kabul veya reddedilmesinde
önemli rol oynayacağını söylediği- medyaya verilecek. Bu
çerçevede, 2004teki uygulamaların seferber edilmesi de göz ardı
edilmiyor.
SİMERİNİ
Kıbrıs İçin Tayvan Modeli Hazırlıyorlar
İngilizlerin ve Amerikalıların Hazır Bir B Planları
Var
Halkımızın Önüne Şantajcı İkilemler
başlığıyla manşete çektiği haberinde
İngilizlerin ve Amerikalıların, Kıbrıs sorununda
yürütülmekte olan müzakerelerin başarısız olması halinde
devreye sokacakları hazır bir planları bulunduğunu
bildirdi.
Gazete bu planın, Türk
Dışişleri Bakanlığının B planıyla tam
uyumlu olan, Tayvan tipi şantajcı bir senaryo olduğunu ve
müzakerelerin başarısız olması halinde Ankaranın,
Londranın da halen istişare içerisinde olduğu İslam
ülkelerinin de desteğiyle KKTCde Tayvan rejimi kurmayı ileri
götüreceğini, yani; KKTCnin bir yandan İslam ülkeleri
tarafından derhal tanınması ileri götürülürken öte yandan da AB
aracılığıyla
Tayvanlaştırılacağını yazdı.
Kıbrıslı
Türklerin izolasyonlarının kaldırılması amacıyla
KKTC ile AB arasında doğrudan ticaretin pratikte hayata geçirilmesi
halinde AB çerçevesinde Tayvanlaştırmanın mümkün olabileceğini
vurgulayan gazete özetle şunları yazdı:
İngilizler ve
Amerikalılar, Başkan Dimitris Hristofyasa Kıbrıs sorununda
daha akıllı tavır sergilemesi yönünde baskı yapmak
amacıyla şantaj niteliği taşıyan Tayvan tipi bir
senaryo hazırlıyor.
Hali hazırda İngiltere, AB dönem başkanı İsveçle
istişare içerisinde, doğrudan ticaret meselesini;
Lefkoşanın aralık ayında Avrupa Konseyinin Türkiyeye
ilave yaptırımlar uygulaması taleplerine karşı tehdit
olarak ileri götürüyor.
KIBRIS
POSTASI 24/08/09
Erçakıca'dan
Vasiliu'ya yanıt
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçkıca, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyasın Avrupa Birliği konularındaki görüşmecisi
Yorgo Vasiliunun açıklamalarına sert tepki gösterdi.
Hasan Erçakıca,
Vasiliunun iddia ettiğinin aksine Türk tarafının garantilerin
aynen devamı konusunda ısrarlı olduğunu da dile getirdi.
Vasiliunun
Kıbrıs sorununun çözüm anlaşmasının ABnin birincil
hukuku haline gelmeyecek dediğinin anımsatılması üzerine
Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafı ile sürdürülen müzakerelerde,
Kıbrıs devletinin Avrupa Birliği ile ilişkilerinin ne
olacağı, bunların nasıl düzenleneceği gibi
konuların, AB konuları başlığı altında
müzakere edildiğini belirtti.
Erçakıca, bu
konuların müzakere edildiği heyette bizzat Vasiliunun kendisi de
olduğunu ve Türk tarafının varılacak anlaşmanın
Avrupa Birliğinin birincil hukuku haline getirilmesi konusundaki
ısrarının canlı tanığı olduğunu
söyledi.
Erçakıca, Bu anlamda
Vasiliunun demeci kadar tavrı da anlaışmazdır. Kamuoyunu
yanıltma girişimleri, müzakere sürecine ancak zarar verir.
Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halklarının
onaylayacağı anlaşma, başka girişimler ile
bozulacaksa, anlaşma yapmanın anlamı nedir? dedi.
Kıbrıs Türk
tarafının, müzakere masasında varılacak ve iki halkın
ayrı ayrı referandumları ile onaylanacak olan olası bir anlaşmayı,
Avrupa Birliğinin birincil hukuku haline getirecek düzenlemelerin
yapılmasında ısrarlı olduğunu yineleyen Erçakıca,
bu düzenlemelerin de varılacak olası anlaşmanın bir
parçası olacağını belirterek, ABnin birincil hukuku haline
gelmeyecek bir anlaşmayı yapmanın anlamsız olduğunu
vurguladı.
Vasiliunun demecinde
Güney Kıbrıs AB üyesi olduğuna göre garantiler diye bir
konunun var olmadığının da yer
aldığının belirtilmesi üzerine Sözcü Erçakıca,
Kıbrıs Rum tarafının haksızca ve tek aynlı elde
ettiği Avrupa Birliği üyeliğinin, Kıbrıs sorununun
çözümlenmesi ile ilgili çalışmalarda belirleyici
olmadığını belirtti.
Kıbrıs sorununun
çözümlenebilmesi için, Kıbrıs Türk halkının, bu sorununun
tarihinden kaynaklanan güvenlik ihtiyacının
karşılanması gerektiğinin altını çizen
Erçakıca, Kıbrıs Türk halkı bu konudaki kararını
vermiştir ve mevcut garanti sisteminin olduğu şekli ile devam
etmesinden yanadır. Halkın kararını verdiği bir konuyu
tartışmak abesle iştigalden başka birşey
değildir. Avrupa Birliği, kendini bizim anlaşmamıza
uyarlayacağına göre, garanti sistemi konusundaki kararımıza
da saygı duyacak demektir diye konuştu.
Vasiliunun Türkiye
anlaşmayı istila için kullandı. Darbe olmasaydı istila
olmayacaktı dediğinin anımsatılması üzerine
Erçakıca, En azından bunu söyleyebildi: Darbe olmasaydı,
20 Temmuz Barış Harekatı da olmayacaktı. Türkiye,
garantörlükten doğan haklarını, sadece ve sadece
Kıbrıs Türk halkının can ve mal emniyetini sağlamak
için kullanmıştır dedi.
Sadece 1974te değil,
daha önce 1964 ve 1967de askeri müdahalelerin yapıldığına
dikkati çeken Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının bu
müdahalelerden gerekli dersi almadığı için 1974te daha
kapsamlı bir müdahale olduğunu vurguladı.
1974te
Kıbrıstaki durumu, 1960tan sonra yaşanan gerçekler ışığında
yeniden belirlemek gereği doğduğunu ifade eden Erçakıca,
Rum tarafının, Kıbrıs tarihini
çarpıtmayacağını ifade ederek Rum tarafının bu
tarihten ders çıkarması halinde, yaşayabilir bir çözüme
ulaşmanın daha kolay olacağını vurguladı.
KIBRIS
POSTASI 24/08/09
![]()
İngiltere'de yaşayan 300 bin civarında
Kıbrıslı Türk nüfusun, seçme ve seçilme hakkıyla KKTC'nin
kaderini belirlemesini doğru bulmuyorum. Bu konuda söz verenler de
doğruyu yansıtmıyor ve gerçekçi değil.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngilterede yaşayan
Kıbrıslı Türklere seçme ve seçilme hakkı verilmesinin
mümkün olmadığını söyledi. İngiltere'de yaşayan
300 bin civarında Kıbrıslı Türk nüfusun KKTC'nin kaderini
belirlemesini doğru bulmadığını vurgulayan Talat, bu
konuda söz verenlerin de doğruyu yansıtmadığını
ve gerçekçi olmadıklarını belirtti. Londra Türk Radyosunda
Mustafa Güllünün hazırlayıp, sunduğu Kıbrıs
Masası programına telefonla katılan Cumhurbaşkanı
Talat, bu konuyla ilgili düzenlemelere gidilip temsilciler
belirlenebileceğini ve İngiltere'deki Kıbrıslı
Türklerin temsiliyetinin bu yolla aşılabileceğini
vurguladı.
Talat, CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Sağlık
Bakanı Ahmet Kaşif, TDP Genel Başkanı Mehmet
Çakıcı ve gazeteci Hasan Hastürerin de telefon konuğu
olduğu programda Kıbrıs müzakerelerini de değerlendirerek,
birinci tur görüşmelerinde gelinen noktayla ilgili olarak, mülkiyet konusu
haricinde vahim bir durumla karşı karşıya
kalınmadığını söyledi.
Kıbrıs Türk tarafının BM parametreleri çerçevesinde hareket
etmekte olduğunu, Rum tarafının ise öyle
davranmadığını ve bunun da kendilerini üzdüğünü
belirten Talat, Eylülde başlayacak ikinci tur görüşmelerinde yine
zor bir konu olan yürütme konusunun ele alınacağını ve
neticeye kısa bir zamanda varmayı umduklarını söyledi.
Mehmet Ali Talat ayrıca, Kıbrıs sorununun çözülüp
çözülemeyeceği yönünde ne kadar umutlu olduğunun sorulması
üzerine ise tek kelimeyle umutlu olduğunu ve çözüme
inandığını söyledi.
SOYER: BOŞ SÖZLER
Programın diğer konuğu olan CTP-BG Genel Başkanı Ferdi
Sabit Soyer de İngilterede yaşayan Kıbrıslı Türklerin
seçme-seçilme veya oy verebilme talebinin gerçekçi
olmadığını ileri sürdü. Soyer, bu konuda verilmiş
sözlerin boş olduğuna ve bugünkü konjonktürde bunun
gerçekleşemeyeceğine dikkati çekti..
Soyer Bunun ciddi bir şekilde konuşularak siyasi, ekonomik ve
kültürel bağların geliştirilmesi yönünde
çalışılabileceğini belirterek boş vaatlerin verilmemesi
gerektiğinin altını çizdi.
Programda, 19 Nisan seçimleri ve sonrasını da değerlendiren CTP
Lideri, Eroğlu Merih'ten mi geldi diyerek sözlerine başlarken,
Eroğlu'nun 18 yıllık Başbakanlık deneyimi ile demagoji
yapmakta olduğunu söyledi.
Soyer, var olan sorunların tümüyle Kıbrıs Türk
halkının sorunları olduğunun kabul edilerek yola
çıkılması gerektiğini ve hükümetin ağlama yeri
değil, çözüm üretme yeri olduğunu belirtti. Soyer, UBP'nin vaatlerle
oy aldığını ve gerçekleri söylemediğini söyledi.
Başbakan Derviş Eroğlu'nun kendi bakanlarının
yetkilerini hiçe sayar açıklamalar yaptığını ve bu
davranışıyla kendi hükümetini de hiçe
saydığını söyledi.
KAŞİF: ÇÖZÜM BULACAĞIZ
Kıbrıs Masası programının bir diğer konuğu
olan KKTC Sağlık Bakanı Ahmet Kaşife ilk sorulan soru
sağlık çalışanlarının içinde bulunduğu
eylemler ve olası grev oldu. Ahmet Kaşif hükümet ve
bakanlığının sorunların aşılması
yönünde süratle çalıştığını ve yapılacak
birtakım yasal düzenlemelerle hedefe
ulaşılacağını söyledi. Kaşif, UBP hükümetinin
plan ve projeleriyle tüm sorunlara çözüm bulacağını belirtti.
ÇAKICI: BAŞLAR DUVARA
TDP Genel Başkanı Dr. Mehmet Çakıcı da programda
Kıbrıs Türk Halkının birkaç ay içerisinde
başını duvara vuracağını ileri sürdü. TDPnin
olacakları 19 Nisan seçiminden bile çok önce söylediklerini, bir kriz
masası oluşturulması gerekliliğini belirttiklerini ancak,
ne eski ne de yeni hükümetin bunu dikkate aldığını iddia
etti.
KKTC'de hızla artan kontrolsüz nüfus konusunu gündeme getiren
Çakıcı, bunun ülke bütçesini de olumsuz yönde etkilemekte
olduğunun altını çizdi. UBP'nin tüm bunlarla birlikte
çalışanları, emekçileri ve emeklileri ezmekte olduğunu,
kendilerinin de seçim öncesi vermiş oldukları sözler altında
ezildiklerini kaydetti.
HASTÜRER:
Programın son konuğu olan gazeteci Hasan Hastürer de gündemi
değerlendirirken Kıbrıs'ta sıkıntıların
bitmeyeceğini söyleyerek sözlerine başladı. Hastürer,
Kıbrısın demokratik bir yaşama ihtiyaç duyduğunu ama
bunu istemeyen ve engelleyenler olduğunu iddia etti.
KKTC'deki ekonomik krizin global krizle ilişkisi
bulunmadığını, ülkenin kendi sorunlarından
kaynaklandığını söyleyen Hastürer, ülkeyi yönetenlerin iç
politik çatışmalardan uzak durarak ve uluslararası alanda ciddi
çalışmalar yaparak çözüme gidilebileceğini belirtti.
Hastürer, İngiltere'de yaşayan on binlerce Kıbrıslı
Türkle barışık bir politika dahi izlenemediğini
vurgularken, askerlik sorununun yıllardır çözülemediğini ve
önemli bir güç olan İngilteredeki Kıbrıslı Türklerle,
KKTC'nin gücünün birleştirilemediğini kaydetti. Hastürer ayrıca,
bu konularda tüm olası olumlu gelişmelerin de birileri
tarafından engellendiğini ileri sürdü.
STAR
KIBRIS 25/08/09
![]()
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Ankaranın Kıbrıs sorununda rota değiştirmemesi durumunda, Türkiyenin AB üyelik sürecine hayır diyeceklerini söyledi.
Hristofyas, Proto Thema isimli gazeteye verdiği demeçte, Ulusal Konseyin,
14-15 Eylül tarihlerinde yapılacak olan iki günlük toplantı
çerçevesinde, Güney Kıbrısın izleyeceği stratejiyi
belirleyeceğini ifade etti.
MED-CEZİR GİBİ
Demecinde müzakerelerde bir yandan ilerleme tespit ederlerken diğer yandan
da bir durgunluk ve gerilemenin gözlemlendiğini belirten Hristofyas,
doğrudan müzakerelere ilişkin olarak tamamlanan ilk turun
sonuçları değerlendirildiği zaman henüz çözüme yakın
olunmadığının gözlemlendiğini söyledi.
Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafının, ikinci tur kapsamında
üzerinde anlaşmazlıkların olduğu belli başlı
konularda, yer değiştirmesi (tutum değiştirmesi) durumunda
çözüme yakın olunduğunun söylenmesinin mümkün
olacağını savundu.
1974 yılında, esir iken, Türk ordusu tarafından öldürüldüğü
iddia edilen 5 RMMO askeriyle ilgili olarak Güney Kıbrısın
Laheye gitme niyetinde olup olmadığı şeklindeki soru
üzerine Hristofyas, Kıbrıs sorununun hukuki açıdan
göğüslenmesinin sadece bu durumu kötüleştirdiğini, iki taraftan
da yapılan başvuruların çözüm çabalarına olumsuz sonuçlar
getireceğini belirtti.
ULUSAL KONSEYDE ELE ALINACAK
Öte yandan POLİTİSe göre, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu da,
Türkiyenin AB üyelik süreci ile doğrudan müzakerelerin bugüne kadar olan
sürecinin, 14-15 Eylülde yapılacak olan Ulusal Konsey
toplantısıyla ele alınacağını söyledi.
Kiprianu, katıldığı bir anma törenin ardından
yaptığı açıklamada, Türkiyenin; ABın tüm taleplerine
yanıt vermesi gerektiğini anlaması gerektiğini savundu ve
Türkiyenin farklı bir tutuma maruz kalmayı beklememesi
gerektiğini kaydetti.
TALATIN, GERÇEKLİKTEN UZAK
Türkiyenin tüm Kopenhag, Mastricht kriterlerini ve de Kıbrıs sorunu
karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini
ileri süren Kiprianu Cumhurbaşkanı Talatın, görüş
birliğinin sağlandığı otuz belge ve bunların
çözümün bel kemiğini oluşturacağına ilişkin
açıklamasını yorumlarken ise, Talatın, gerçeklikten uzak
olan ve sorun yaratan açıklamalar yaptığını iddia etti
ve bundan üzüntü duyduğunu söyledi. Kiprianu, Talatın
bahsettiği belgelerin Hristofyas tarafından partilere
verildiğini belirterek, söylediklerine ilişkin olarak daha dikkatli
olması için de Talata çağrıda bulundu.
Kiprianu, Talata yönelik çağrılarının, Talatın
müzakere masasına üzerinde anlaşmaya vardığı çerçevede
öneriler sunması ve sürece zarara veren açıklamalardan
kaçınması olduğunu ifade etti.
STAR
KIBRIS 25/08/09
We rolled out the carpet to invade
By Stefanos Evripidou
TURKEY
MUST change its stance for there to be an end to the division of the island,
but it wouldnt go amiss if some Greek Cypriots acknowledged that we rolled
out the carpet for the invasion, said President Demetris Christofias
yesterday.
Turkey is correctly condemned for its occupation but we rolled out the carpet
to Turkey to invade and occupy and not leave Cyprus. I dont hear that being
mentioned by various platforms. This has to be acknowledged if Greek Cypriots
want to win over the international community, said Christofias.
Until both communities apologise to each other, and Turkey too for its crimes
against all Cypriot people, then we will not move forward, he added.
Speaking at the annual meeting of overseas Cypriots last night, Christofias
called on those who have already begun to exert pressure on the Greek Cypriot
side to stop doing that and instead exert pressure on Turkey so that Ankara
cooperates to reach a solution in Cyprus.
Turkey has to terminate the occupation and its policy to bring illegal
settlers to the island and acknowledge the inalienable rights of all Cypriots.
Turkeys friends in Europe and elsewhere must advise Ankara to do so, instead
of covering tactical moves and even threats against the Republic of Cyprus, he
said.
Christofias noted progress had been achieved in the direct talks but that he
expected more. But I have to say that we do not agree with those who are
pessimistic, nor do we agree with those who say that there has been great
progress, he added.
Speaking off the cuff, the president had a few words for those Greek Cypriots
who joined the Turkish Cypriot side in criticising him on key positions.
Christofias referred to the rotating presidency proposal where all Cypriots
would vote in direct elections on a common ballot in an effort to create unity
in the country.
Only that way can we free ourselves from the nationalism and chauvinism, which
haunts us all these years, he said.
CYPRUS
MAIL 25/08/09
Christofias and Talat condemned to
finding solution
FORMER Cypriot President
George Vassiliou says he is more convinced than ever before that President
Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat are condemned
to finding a political settlement.
Vassiliou, former chief negotiator with the EU and currently head of the
working group on EU issues, in the context of the ongoing UN-led negotiations,
also believes that substantial progress has been achieved.
For the first time there is frank negotiation, he said.
In an interview with the Cyprus News Agency (CNA) to mark the end of the first
round of direct negotiations, which started in September last year, Vassiliou
added:
This does not mean that the Cyprus problem has been resolved. However, it is
wrong to say that the community leaders are wasting their time.
I hope that in the second phase of the talks, which begins in early September,
more progress will be achieved until we get to the give-and-take phase. It
could be this year, on the other hand it may not be, he said.
Asked about the Turkish Cypriot position that an agreement could be reached by
the end of this year to hold a referendum in the beginning of 2010, Vasiliou
said: This can be done but its up to them. If they come to the negotiating
table with acceptable to us and reasonable views, then we can reach a solution
even in October, he said.
The former President believes that the benefits of a solution far outweigh the
fallout of a non-solution.
Tourism would increase, so would investment, he said. There would be
compensation, and foreign assistance would pour into the country for its
reconstruction, something that would give the economy a boost. Every Cypriot
has to understand the benefits he will have from a solution, said Vassiliou.
If there is no solution, he said, in years to come the Turkish Cypriot identity
will cease to exist as such and the Greek Cypriots could continue to live with
just the hope of a solution without an actual solution.
Vasiliou believes that progress has been achieved on EU matters because the
Turkish Cypriots have realised, after a lot of discussion, that this cannot be
negotiable.
The fundamental values of EU such as the four freedoms cannot change because
these form the foundations of Europe, he said.
The issue of guarantees was irrelevant at present since Cyprus is a member of
the EU but Vassiliou said this issue should be settled within Europe.
A Cyprus solution, he said would benefit Turkey as well, which is facing
financial difficulties and understands fully that the Cyprus problem is an
obstacle to the role of mediator it wishes to have in the region.
He said that anybody who believes that in December Cyprus will put Turkey at
the dock is mistaken. The EU does not function in this way, he said.
If there is no possibility of reaching an immediate agreement in Cyprus, then
they will find a way to postpone the decision on Turkeys accession process. I
do not honestly believe that the EU will confront Turkey or breach its
relations with Ankara in December. They will try to find a way out, Vassiliou
added.
CYPRUS
MAIL 25/08/09
The Lord Maginnis of Drumglass
STATEMENT
Commenting
on the allegations by Roger Gale MP of war crimes in Cyprus
Lord Maginnis of Drumglass said:
The five members of the Greek Cypriot militia killed in 1974 were soldiers
engaged in armed combat, as were many Turkish and Turkish Cypriot soldiers
killed at the same time. The Geneva Convention must of course be
respected, but far worse was the mass murder of Turkish Cypriot men women and
children by Greeks and Greek Cypriots whose killers have never been brought to
justice. It was this systematic persecution of Turkish Cypriots which
eventually caused the Turkish intervention in 1974.
The story is told in detail in The Genocide Files by the British journalist,
Harry Scott-Gibbons, (ISBN 0-9514464-2-8). In the 1963/64 massacres alone,
more than 800 Turkish Cypriot men, women and children were killed and wounded.
On 28th December 1963 the Daily Express reported: "We
went tonight into the Turkish Cypriot Quarter of Nicosia in which 200 to 300
people had been slaughtered in the last five days. We were the first
Western reporters there and we have seen sights too frightful to be described
in print ... horror so extreme that the people seemed stunned beyond
tears."
On 1st January 1964 the Daily Herald reported: "When I came across the Turkish
Cypriot homes they were an appalling sight. Apart from the walls they
just did not exist. I doubt if a napalm attack could have created more
devastation. Under roofs which had caved in I found a twisted mass of bed
springs, children's cots, and grey ashes of what had once been tables, chairs
and wardrobes. In the neighbouring village of Ayios Vassilios I counted
16 wrecked and burned out homes. They were all Turkish Cypriot. In
neither village did I find a scrap of damage to a Greek Cypriot house."
On 14th January 1964 the Daily Telegraph reported that the Turkish Cypriot
inhabitants of Ayios Vassilios had been massacred on 26th December
1963, and reported their exhumation from a mass grave in the presence of the
Red Cross. A further massacre of Turkish Cypriots, at
Limassol, was reported by The Observer on 16th February 1964, and there were
many more. On
17th
February 1964 the Washington Post reported that Greek Cypriot fanatics appear
bent on a policy of genocide.
On 31st December 1963 "The Guardian" had reported: "It is
nonsense to claim, as the Greek Cypriots do, that all casualties were caused by
fighting between armed men of both sides. On Christmas Eve many Turkish
Cypriot people were brutally attacked and murdered in their suburban homes,
including the wife and children of the Turkish head of army medical services
allegedly by a group of forty men, many in army boots and
greatcoats." Although the Turkish Cypriots fought back as best they
could, there were no massacres of Greek Cypriot civilians.
More than 300 Turkish Cypriots went missing without trace from these 1963/64
massacres.
These dreadful events were not the responsibility of "the Greek
Colonels" of 1974, nor of an unrepresentative handful of Greek Cypriot
extremists. The persecution of the Turkish Cypriots was an act of policy
on the part of the Greek Cypriot political and religious leadership, pursuant
to the notorious Akritas Plan for the elimination of the Turkish Cypriot
people. To this day there has been no serious attempt to bring the
murderers to justice. In his book "The Way the Wind Blows" former
British Prime Minister, Sir Alec Douglas-Home said "I was convinced that
if Makarios could not bring himself to treat the Turkish Cypriots as human beings
he was inviting the invasion and partition of the island."
The attacks on Turkish Cypriot civilians were repeated in 1967, and on15th July
1974 the Greek Cypriot National Guard with armed support from Greece, began
to murder other Greek Cypriots before turning their attention again to the
Turkish Cypriots. Fortunately they were stopped 5 days later when Turkey
intervened. Greek Cypriot MP Rina Katsellis, says in her memoirs, 18th July
1974 My God! ... everyone is frozen with fear
the old man who asked for the body
of his son was shot on the spot.. The tortures and executions at the central
prison ... everyone is frozen with horror. Nothing is sacred to these
people, and they call themselves Greeks! ... We must not keep that name any
longer!
House
of Lords
London
SW1A 0PW
25/08/09
26
Ağustos. 2009 Çarşamba
ANKARA - TBMM
Başkanı Mehmet Ali Şahin, göreve geldikten sonra ilk
yurtdışı ziyaretini KKTCye yapacak.
CHP'li Başkanvekili
Güldal Mumcu, Genel Başkan Deniz Baykal'ın İzmir'deki
programını MHP'li Başkanvekili Meral Akşener ise
işlerinin yoğunluğunu gerekçe göstererek geziye katılmayacaklarını
duyurdu.
Günübirlik ziyarette
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilecek Mehmet
Ali Şahin, KKTC Meclis Başkanı Hasan Bozer ve Başbakan
Derviş Eroğlu ile de biraraya gelecek.
Gezide Şahin'e sadece
AK Partili Meclis Başkanvekili Nevzat Pakdil eşlik edecek.
KKTCde
yüksek gerilim
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
İnançlar Platformu, okullarda Kuran kursuna karşı
çıkan öğretmenler sendikasını bir gösteriyle protesto
etti. Karşı gösteri düzenleyen sendika
ise Gülen anlayışının Kıbrısa
taşınmak istendiğini bildirdi
KKTCde
okullarda verilen Kuran kurslarına karşı çıkan Kıbrıs
Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) ile kursları savunan gruplar
arasındaki tartışma sokağa taşındı. KTÖSün
daha önce gerçekleştirdiği eylemleri üzerine okullardaki kurslar
durdurulmuş ve kurslar yalnızca camilerde verilmeye
başlanmıştı.
Çoğunluğunu Türkiyeden
gelenlerin oluşturduğu Demokratik Haklar ve İnançlar Platformu,
okullarda kurslara karşı çıkan KTÖSü kınamak ve dini
özgürlükleri savunmak amacıyla dün Lefkoşada eylem
yaptı. Yaklaşık 400 kişinin katıldığı
eylemde, öğretmenler sendikası, sarhoşlar olarak nitelendi.
Eylemciler tekbir getirerek KTÖS binası önüne siyah çelenk
bıraktı. Sendikada bulunan öğretmenler, tekbir seslerine Grup
Yorumun Çav Bella şarkısıyla karşılık verdi.
Sendikadaki bir müzik setinden Çav Bella şarkısı yüksek
sesle çalındı. KTÖS, daha sonra platform eylemcilerinin
bıraktığı siyah çelengi alarak Türkiyenin Lefkoşa
Büyükelçiliği önüne bıraktı. Sendikacılar, çelenk için gerçek
sahibi Ak Partiye iade edildi dedi.
Eyleme katılan Fazıl Polat Paşa Camii Derneği
Başkanı Abdurrahman Ömeroğlu, KTÖSü Kuranı
öğrenmeyi engellemekle suçladı. KTÖSün
Müslümanlığından şüphe duyduklarını söyleyen
Ömeroğlu, Müslüman mahallesinde size salyangoz sattırmazlar
diye konuştu. Din Görevlileri Sendikası Başkanı Mehmet
Dere de, Kuran kitabımızdır, okunacak, okutulacaktır
ifadesini kullandı.
AK Partiye yüklenen KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil ise AK Partinin
Kuzey Kıbrısa şeriat düzeni getirmeye çalıştığını
bildirdi. Elcil, Ak Partiye sesleniyorum, Kuzey Kıbrıstan elini
çek dedi. Türkiyedeki Fethullah Gülen anlayışının
Kıbrısa taşınmaya
çalışıldığını öne süren Elcil, Türkiyeyi
geri taşıyorlar, bizi de geri taşımak istiyorlar. Sonuna
kadar direneceğiz. Kubilaya yapılanların tekrar
yaşanmasına asla izin vermeyeceğiz şeklinde konuştu.
MILLIYET
26/08/09
26/08/2009
Kaçak Kuran kursuyla mücadele eden Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası çelenk bırakma eylemine tepki gösterdi. Çelengi Türkiye'nin Lefkoşa Büyülçiliği'ne bırakan sendika yetkilileri: Sorumlu Ankara
Ali RUHLUEL
LEFKOŞA - KKTC'de yasa dışı Kuran kursları
verildiği iddia edilen Akova, Değirmenlik ve Alayköy sakinlerinin
oluşturduğu İnancıma ve Din Özgürlüğüme Sahip
Çıkıyorum Hareketi, Kuran kurslarına karşı eylem
yaptığı ve köylerde kuran kurslarının verildiği
okullardaki sınıfları işgal ettiği gerekçesiyle
Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası'nın (KTÖS) önüne
siyah çelenk bıraktı. Hareket üyeleri ellerindeki ellerinde
İnancını bilmeyen kendini asla bilemez', Senin dinin sana
benim dinim banadır', Bilmek ayıp değil, öğrenmemek
ayıptır', Dinimiz İslam öğrenmek hakkımızdır'
ve Kıbrıs Türkü Müslümandır' yazılı pankartlar
taşıyan eylemciler, burada Kurana uzanan eller
kırılsın' diye slogan attı.
İnancıma ve Din Özgürlüğüme Sahip Çıkıyorum Hareketi'
pankartlarla sloganlar atarak KTÖS Lokali önüne yürüdü ve burada
yaptıkları açıklamaların ardından sendika önüne siyah
çelenk bıraktı.
KKTC polisinin geniş önlem aldığı olayın ardından
KTÖS yetkilileri, çelengin yaratıcısı ve gerçek sahibinin',
Türkiyenin Lefkoşa Büyükelçiliği olduğunu iddia ederek, çelengi
Büyükelçiliğe bırakma kararı aldı. Bu kararın
ardından, KTÖS yetkilileri ile bazı sivil toplum örgütleri ve siyasi
partilerin temsilcileri, KTÖS'e bırakılan çelengi Türkiye'nin
Lefkoşa Büyükelçiliği önüne götürdü. Büyükelçilik önünde çelengin
bırakılacağı yer konusunda polisle gerginlik ve itiş
kakış olurken, çelengi yol ortasına bırakan KTÖS
Başkanı Güven Varoğlu ve Genel Sekreteri Şener Elcil, bunun
elçiliğe ait olduğunu iddia ederek, polislerin müdahalesini protesto
etti.
Büyükelçilik önüne giden grup, Ankara elini yakamızdan çek', Son son son
işgale son', Ankara biz senin kuklan değiliz' ve Şeriat düzeni
istemiyoruz' sloganları atıp alkışlarla Büyükelçiliği
protesto etti. Ülkedeki durumu AKP ve UBP'nin yarattığını
öne süren sendikacılar, Türkiye hükümetlerinin Kıbrıslı
Türkleri Kıbrıs'ta azınlık durumuna düşürmeye
çalıştığını iddia etti. Bu olayı
uluslararası boyuta taşıyacaklarını ve her platformda
mücadeleye devam edeceklerini belirten Sendikacılar, Türkiye'nin 1974'te
adaya Kıbrıs Türk halkını korumak için geldiğini ancak
şimdi yok etmeye çalıştığını savunurken
Türkiyeyi protesto ettiklerini söyledi.
Sendikacılar, Bu ülke bizim, bunu herkes böyle bilecek diyerek, ileri
sürdükleri Taşıma nüfusla irade değiştirilmesine ve
Türkiye'nin dayatmalarına öğretmenlerin izin vermeyeceğini
söyledi.
Ferdi Sabit Soyer liderliğindeki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Gençlik
Örgütü, bugün, Geçmişin Karanlığı Geleceğe
Işık Olamaz' sloganıyla, tarih kitaplarının
değiştirilmesi ve zorunlu din eğitimini protesto eylemi yaptı.
CTP Gençlik Örgütü Milli Eğitim Gençlik ve Spor
Bakanlığı'na yürüdü. Örgüt başkanı Haşim
Kiracıoğlu, şöyle dedi:
Son günlerde ülkemizde yaşanan gelişmeler bizce büyük bir
planın küçük parçalarıdır. Tarih kitaplarının
değiştirilmesi, zorunlu din derslerinin müfredata konulması,
ihtiyaçtan fazla cami inşaatına başlanması, çemberlere
dikilmeye başlanan anıtlar ve buna benzer kararların hepsi ortak
bir amaca hizmet etmektedir. Bu amaç da ülkemizde şovenizmin ve
gericiliğin artırılarak yeniden karanlık bir döneme
girilmesini sağlamaktır.
Son dönemlerde yaşananların 2003 öncesinde de görüldüğünü
savunan Kiracıoğlu, amacın Türkler'in asimilasyonu'
olduğunu öne sürdü. Başbakan ve işbirliği içerisinde
olduğu karanlık çevrelerin, üretmeyen, sorgulamayan gençler
yetişmesini arzuladıklarını iddia eden
Kiracıoğlu, tüm gençlere geleceklerini düşünme
çağrısı yaptı. (dha)
RADIKAL 26/08/09
Eylem üzerine
sendikada bir değerlendirme yapan KTÖS yetkilileri, "çelengin yaratıcısı
ve gerçek sahibinin", Türkiye′nin Lefkoşa Büyükelçiliği
olduğunu iddia ederek, çelengi Büyükelçiliğe "iade etme"
kararı aldı. Bu kararın ardından, KTÖS yetkilileri ile
bazı sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin temsilcileri,
KTÖS′e bırakılan çelengi TC Lefkoşa Büyükelçiliği
önüne götürdü. Büyükelçilik önünde çelengin bırakılacağı
yer konusunda polisle gerginlik ve itiş kakış
yaşanırken; çelengi yol ortasına bırakan KTÖS
Başkanı Güven Varoğlu ve KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil,
çelengin Elçiliğe ait olduğunu iddia ederek, polislerin müdahalesini
protesto ettiler. Büyükelçilik önüne giden grup, "Ankara elini
yakamızdan çek", "Son son son işgale son",
"Ankara biz senin kuklan değiliz" ve "Şeriat düzeni
istemiyo-ruz" şeklinde sloganlar atıp alkışlarla Büyükelçiliği
protesto etti. Bu sırada polisle sendikacılar arasında kısa
süreli de olsa arbede yaşandı.
ÖĞRETMENE VE LAİK KIBRIS TÜRK HALKINA HAKARET
TC Lefkoşa Büyükelçiliği önündeki eylemde, KTÖS Başkanı
Güven Varoğlu, KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil ile KTOEÖS
Başkanı Adnan Eraslan birer konuşma yaptı.
Sendikacılar, KTÖS′e bırakılan çelengin, aydın
düşünceye, öğretmene ve laik Kıbrıs Türk halkına
"hakaret" olduğunu savundu.
KTÖS Genel Başkanı Güven Varoğlu, "Demografik
yapının değişmesi sonucu, bizler suçlu sandalyesine
oturtulmak suretiyle, bu ülkede, ayrılıkçı yapı gözler
önüne serildi. Bunu şiddetle protesto ediyo-ruz. Bunu gerçek adresine
teslim ediyoruz. Gerçek adres AKP′dir" dedi. Varoğlu,
Kıbrıs Türkünü bölmeye ve demografik yapının
değişmesine yönelik her türlü hareketin karşısında
olacaklarını belirtti. Kıbrıs Türk Orta Eğitim
Öğretmenler Sendikası Genel Başkanı Adnan Eraslan da,
"Bu ülke bizim. Bunu herkes böyle bilsin. Taşıma nüfusla, ülke
kültürüne uymayan anlayışın dikte edilmesine geçit
vermeyeceğiz" dedi. Eraslan, Atatürk ilkelerine bağlı bu
ülkede onun devrimlerinin geçerli olduğunu, Kuran kursları adı
altında küçük çocukların beyinlerinin zehirlenmesine karşı
çıkacaklarını ifade etti.
"TÜRKİYE, BİZİ YOK ETMEYE ÇALIŞIYOR"
Ülkedeki durumu AKP ve UBP′nin yarattığını ileri
süren sendikacılar, Türkiye hükümetlerinin Kıbrıslı
Türkleri Kıbrıs′ta azınlık durumuna düşürmeye
çalıştığını iddia etti. Bu olayı
uluslararası boyuta taşı-yacaklarını ve her platformda
mücadeleye devam edeceklerini belirten sendikacılar, Türkiye′nin 1974′te
adaya Kıbrıs Türk halkını korumak için geldiğini,
ancak şimdi "yok etmeye"
çalıştığını savundu ve Türkiye′yi protesto
ettiklerini söyledi. Sendikacılar, "Bu ülke bizim, bunu herkes böyle
bilecek" diyerek, ileri sürdükleri "taşıma nüfusla irade
değiştirilmesine ve TC′nin dayatmalarına"
öğretmenlerin izin vermeyeceğini de ifade etti.
HALKIN SESI 26/08/09
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, yıl sonundan önce kapsamlı çözüme
ulaşmanın mümkün olduğuna inandıkları için "ara
anlaşmalara" sıcak bakmadıklarını belirtti.
Erçakıca, "Gereken siyasi irade ortaya koyarak, erken zamanda
kapsamlı çözüme ulaşmak mümkündür. Bu nedenle kapsamlı çözüme
ulaşmak için çaba göstermek daha doğru" dedi.
Hasan Erçakıca, dün düzenlediği haftalık basın brifinginde,
Kıbrıs müzakere süreci ve son gelişmelerle ilgili
değerlendirmelerde bulundu, gazetecilerin sorularını
yanıtladı.
MÜZAKERELER 3 EYLÜL′DE BAŞLAYACAK
Erçakıca, Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşmelerin ikinci
safhasının, gelecek hafta 3 Eylül Perşembe günü
başlayacağını söyledi. Öncelikle Yönetim ve Güç
Paylaşımı ile Mülkiyet konularının ele
alınacağını kaydeden Erçakıca, Türk
tarafının hazırlıklarının sürdüğünü
belirtti.
Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat′ın bu
kapsamda, önümüzdeki günlerde, muhtemelen cuma günü, siyasi partilerle ikinci
bir toplantı yapacağını kaydetti. Müzakerelerin
içeriğine ilişkin gizli saklı bilgi kalmadığına
işaret eden Erçakıca, siyasi partilerle yapılacak
toplantının da bilgilendirmeden çok ikinci turla ilgili
değerlendirmelerin gerçekleştirileceği bir toplantı
olacağını söyledi.
RUM TARAFINDAN OLUMSUZ AÇIKLAMALAR
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Kıbrıs
Rum tarafında yapılan bazı açıklamaların
olumsuzluklarına dikkat çekti. Erçakıca, şöyle devam etti:
"Kıbrıs Rum tarafı, görüşme süreci hakkında
olumsuz mesajlar yaymaya çalışıyor. Kıbrıslı Rum
lider Dimitris Hristofyas′ın Türkiye′nin Kıbrıs
sorununa ilişkin tutumunu değiştirmemesi halinde,
Türkiye′nin AB üyeliğine ′hayır′ diyeceklerini ilan
etmiş olması da, Kıbrıs Rum tarafının AB
üyeliğini Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafına karşı
bir şantaj aracı olarak kullandığını gösteren
büyük bir olumsuzluktur. Üstelik Hristofyas, Türkiye′nin Kıbrıs
sorununa ilişkin tutumunda nasıl bir değişiklik
beklediğini de bir türlü açıklamamaktadır"
"ARA ANLAŞMA VE FORMÜLLERE SICAK BAKMIYORUZ"
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, son günlerde
basında yer alan "ara anlaşma" haberlerinin sorulması
üzeri-ne, Türk tarafının, kapsamlı çözüme ulaşmayı
mümkün gördüğü için ara formül ve ara anlaşmalara sıcak
bakmadığını belirtti.
Türk tarafının yıl sonundan önce kapsamlı çözüme
ulaşmanın mümkün olduğuna inandığına işaret
eden Erçakıca, şöyle devam etti:
"Kapsamlı çözüme ulaşmak için bu kadar yıldan sonra ortaya
çıkan görüşler ve devam eden görüşmelerde uzlaşmazlık
noktaları ortada olduğuna göre gereken siyasi irade ortaya konularak,
erken zamanda kapsamlı çözüme ulaşmak mümkündür. Bu nedenle
kapsamlı çözüme ulaşmak için çaba göstermek daha doğru"
HALKIN SESI 26/08/09
İlk
seferin yapılması dolayısıyla Trablusşam′da
düzenlenen törene, Türkiye′nin Lübnan Büyükelçisi Serdar Kılıç
ile eşi Uğur Kılıç, organizasyonu yapan seyahat
şirketinin sahibi Sami Safin ve Lübnanlı yetkililer
katıldı.
Büyükelçi Kılıç, AA muhabirine yaptığı
açıklamada, feribotun Lübnan′a gelmesinin çok önemli bir adım
olduğunu belirterek şunları söyledi:
"Bu feribotun gelmesinin iki boyutu var: İlk defa Türk bayraklı
bir yolcu gemisi, yaklaşık 100 yıl sonra Trablusşam Limanına
girdi. Ayrıca KKTC′nin Akdeniz havzasında, Suriye′den
sonra, Gazimağusa bağlantılı yolcu taşıyan ikinci
ülke seferi gerçekleşti-rilmiş oldu. Seferlerin başka
bağlantılarının olması için
çalışmalarımız sürecek"
Gazimağusa Limanından kalkan ve Suriye′nin Lazkiye Limanı
aktarmalı olarak Lübnan′ın Trablusşam kentine giden
Akgünler 1 feribotu, Lübnan halk oyunları ekibinin gösterisiyle
karşılandı.
Limana yanaşan feribota binen Büyükelçi Kılıç ve diğer
yetkililer, KKTC′den feribotla gelen 14 seyahat acentesinin sahipleri ve
sorumlularını "hoş geldiniz" diyerek
karşıladı.
Şimdilik Lazkiye bağlantılı olarak her perşembe
Lübnan′dan kalkarak, KKTC′den pazartesi günleri dönüşe geçecek
feribotun 200 kişilik kapasitesi bulunuyor.
Feribottan iki ülke arasında gidiş-geliş amacıyla yararlanılabileceği
gibi, Lübnan vatandaşları, feribotu Lübnan′a getiren Prime Tours
şirketinin organize ettiği paket turlarla 4 gün KKTC′de
kalabilecek.
KKTC ile Trablusşam arasındaki seferin 6 saat sürdüğü
öğrenildi.
HALKIN SESI 26/08/09
Böyle olmamalı
Din
tartışmaları ortamı gerdi.
Kuran
kurslarına karşı çıkan Kıbrıs Türk
Öğretmenler Sendikasını (KTÖS) protesto amacıyla dün
düzenlenen eylem nedeniyle, başkent Lefkoşada gergin saatler
yaşandı
Akova, Değirmenlik ve Alayköyden kalabalık bir
topluluk, ellerinde pankartlar ve bayraklarla KTÖS lokaline yürüdü. Burada din
özgürlüğü lehinde sloganlar atan eylemciler, sendika binasına siyah
çelenk bıraktı.
Sendikacılar ise çelengi, Türkiye Cumhuriyeti
Lefkoşa Büyükelçiliği önüne götürdü. Polis olaya müdahale ederek,
çelengi elçiliğin önünden kaldırdı. Polislerle eylemciler
arasında kısa süreli itiş- kakış, tartışma
yaşandı.
KTÖS yetkilileri, çelengin yaratıcısı ve gerçek
sahibinin, Türkiyenin Lefkoşa Büyükelçiliği olduğunu iddia
ederek, çelengi büyükelçiliğe iade etme kararı
aldıklarını söyledi.
Olaya tanık sağduyulu vatandaşlar ise hem
sendikaya siyah çelenk koyma eyleminin hem de sendikacıların çelengi
elçiliğe götürmesinin yakışık almadığına
değinerek, her iki davranış da yanlış, böyle
olmamalıydı dedi.
KTÖSü
protesto etti
Yasadışı Kuran kursları verildiği iddia edilen
Akova, Değirmenlik ve Alayköyün sakinlerinin oluşturduğu
İnancıma ve Din Özgürlüğüme Sahip Çıkıyorum
Hareketi, kuran kurslarına karşı eylem yaptığı
ve köylerde kuran kurslarının verildiği okullardaki
sınıfları işgal ettiği gerekçesiyle KTÖSün önüne
siyah çelenk bıraktı.
Lefkoşadaki 10 Yıl Parkında ellerindeki
pankartlarla toplanan hareket üyeleri, buradan sloganlar atarak KTÖS Lokali
önüne yürüdü ve burada yaptıkları açıklamaların
ardından sendika önüne siyah çelenk bıraktı.
Polisin geniş güvenlik önlemi aldığı
olayın ardından ise, KTÖS yetkilileri ve üyeleri, hareketin
bıraktığı ve üzerinde Kendine Sevgiyi Çevrene
Dostluğu Aşıla Bölücü Olma yazan siyah çelengi, asıl
sahibi olduğunu iddia ettiği Türkiye Cumhuriyetinin Lefkoşa
Büyükelçiliğine götürdü.
İnancıma ve Din Özgürlüğüme Sahip
Çıkıyorum Hareketinin, 10. Yıl Parkında saat 10.00da
başlattığı eylem, şehitler için yapılan 1
dakikalık saygı duruşu ve İstiklal Marşının
okunmasıyla başladı.
Ellerinde İnancını bilmeyen kendini asla bilemez,
Senin dinin sana benim dinim banadır, Bilmek ayıp değil,
öğrenmemek ayıptır, Dinimiz İslam öğrenmek
hakkımızdır ve Kıbrıs Türkü Müslümandır
şeklinde yazılı pankartlar taşıyan eylemciler, burada
Kurana uzanan eller kırılsın şeklinde slogan da
attılar.
Hareket adına eylemde açılış
konuşmasını yapan Yakup İskenderin ardından Din
Görevlileri Birliği Başkanı Hayri Koç, Din-Gör-Sen
Başkanı Mehmet Dere ve hareketi oluşturan Akova köylüleri
adına Mehmet Keleş, Alayköy köylüleri adına muhtar Adem Ulu ve
Değirmenlik köylüleri adına Osman Kurt birer konuşma yaptı.
Konuşmalarda, kurana, inanca, ibadete ve Müslümanların
ibadet sırasında kullandığı kıyafetlere
karşı hakarette bulundukları iddiasıyla KTÖS ve
öğretmenler protesto edildi.
Yapılan eylemi yapmaya zorlandıklarını iddia
eden konuşmacılar, eylemi kavga etmek ve taşkınlık
yapmak için değil, haklarını dile getirmek için
yaptıklarını belirtti.
Kıbrıs Türk halkının 1974ten sonra
değil, ta 1571den beridir Müslüman olduğunu ifade eden
konuşmacılar, Kuran kurslarının siyasi yöne
çekildiğini savundu, ancak kendilerinin kimsenin güdümünde
olmadığını, sadece çocuklarının dinlerini
öğrenmesini istediklerini kaydetti.
Konuşmacılar, kursların yasadışı
yapıldığı iddialarına karşı çıkarak,
dünyanın her yerinde hatta Rum tarafında da din derslerinin ibadet
yerlerinde çocuklara doğar doğmaz verilmeye başlandığını
savundu.
İnancın engellenemeyeceğini ifade eden
konuşmacılar, kimsenin kıyafet, kuran, inanç ve ibadetle alay
edemeyeceğini vurguladı. Bazı sendikaların bu yönde
eylemler yaptığını öne sürüp bunları kınadı
ve yapılacak eylemlere karşı mücadeleleri ile
dayanışmalarının süreceğini
kaydetti.
Konuşmaların ardından ellerindeki pankartlarla
sloganlar atarak KTÖSe doğru yürüyen hareket üyeleri, burada KTÖSü,
kuran kurslarına karşı eylem yaptığı ve köylerde
kuran kurslarının verildiği okullardaki sınıfları
işgal ettiği gerekçesiyle eleştirip sendika önüne siyah çelenk
bıraktı.
Hareket üyeleri çelengi bırakmasının ardından
KTÖS önünden ayrıldı.
KTÖS,
çelengi TC Büyükelçiliğine götürdü
Bu olay üzerine sendikada bir değerlendirme yapan KTÖS yetkilileri,
çelengin yaratıcısı ve gerçek sahibinin, Türkiyenin
Lefkoşa Büyükelçiliği olduğunu iddia ederek, çelengi
Büyükelçiliğe iade etme kararı aldı.
Bu kararın ardından, KTÖS yetkilileri ile bazı
sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin temsilcileri, KTÖSe
bırakılan çelengi TC Lefkoşa Büyükelçiliği önüne götürdü.
Büyükelçilik önünde çelengin bırakılacağı yer
konusunda polisle gerginlik ve itiş kakış yaşanırken;
çelengi yol ortasına bırakan KTÖS Başkanı Güven
Varoğlu ve KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, çelengin elçiliğe
ait olduğunu iddia ederek, polislerin müdahalesini protesto ettiler.
Büyükelçilik önüne giden grup, Ankara elini yakamızdan çek,
Son son son işgale son, Ankara biz senin kuklan değiliz ve
Şeriat düzeni istemiyoruz şeklinde sloganlar atıp
alkışlarla Büyükelçiliği protesto etti.
Elçilik
önünde konuşma yaptılar
TC Lefkoşa Büyükelçiliği önündeki eylemde, KTÖS Başkanı
Güven Varoğlu, KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil ile KTOEÖS
Başkanı Adnan Eraslan birer konuşma yaptı.
Sendikacılar, konuşmalarında, Kuran
kurslarının ülkede ayrımcılık ve
ayrılıkçı bir ortam yarattığını savunarak,
insanların çatışma durumuna getirildiğini ifade edip bu
durumu protesto etti.
Sendikacılar, ayrılıkçı etkinliklerin her
zaman karşısında olacaklarını ifade ederek,
kendilerine destek veren tüm sendika, sivil toplum örgütü ve siyasi partilere
teşekkür etti.
Sendikacılar, KTÖSe bırakılan çelengin, aydın
düşünceye, öğretmene ve laik Kıbrıs Türk halkına
hakaret olduğunu savundu.
Ülkedeki durumu AKP ve UBPnin yarattığını
ileri süren Sendikacılar, Türkiye hükümetlerinin Kıbrıslı
Türkleri Kıbrısta azınlık durumuna düşürmeye
çalıştığını iddia etti. Bu olayı
uluslararası boyuta taşıyacaklarını ve her platformda
mücadeleye devam edeceklerini belirten Sendikacılar, Türkiyenin 1974te
adaya Kıbrıs Türk halkını korumak için geldiğini,
ancak şimdi yok etmeye çalıştığını savundu
ve Türkiyeyi protesto ettiklerini söyledi.
Sendikacılar, Bu ülke bizim, bunu herkes böyle bilecek
diyerek, ileri sürdükleri taşıma nüfusla irade
değiştirilmesine ve TCnin dayatmalarına öğretmenlerin
izin vermeyeceğini de ifade etti.
KIBRIS 26/08/09
Örtülü ödenek yok, para transferi yok
Başbakanlıktan Ergenekon
açıklaması
Başbakanlık, örtülü ödenek kalemi
bulunmadığını ve beklenmedik giderler kaleminden herhangi
birine para transferinin de söz konusu olamayacağını; Türkiyede
Ergenekon davası iddianamesinde yer alan sanık ifadeleri ya da
belgelere dayandığı öne sürülen bu yöndeki haber ve
yorumların gerçeği yansıtmadığını
açıkladı.
Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünden
yapılan açıklamada, son günlerde bazı basın
organlarında Başbakanlık örtülü ödenek kaleminden bazı
kimselere para transfer edildiğine dair haberler ve yorumlar
yayınlandığı kaydedilerek, Başbakanlık
bütçesinde örtülü ödenek diye bir kalem bulunmadığı ifade
edildi.
Mevcut olmayan bir kalemden harcama yapılması söz konusu
olamayacağı gibi, buna benzer bir amaca hizmet edebileceği
düşünülen Beklenmedik Giderler Kaleminin ise fatura
karşılığı harcama yapılabilen ve Maliye
Bakanlığının denetimi altında bir kalem olduğu
belirtilen açıklamada şöyle denildi:
Bu gerçeğin ışığında açıkça
görülmektedir ki, ne Başbakanın ne de Başbakanlık
Müsteşarının olmayan Başbakanlık örtülü ödenek
kaleminden birilerine para transferi söz konusu olamaz.
Halen Türkiyede Ergenekon davası olarak bilinen dava
sürecinde iddianamede yer aldığı öne sürülen sanık
ifadelerine ya da diğer ifade veya belgelere dayandığı
iddia edilen bu haber ve yorumlar gerçeği yansıtmamaktadır.
Bu yaklaşım, 19 Nisan seçimler öncesinde başlayan
ve Başbakan Dr. Derviş Eroğlunu Ergenekon meselesiyle
irtibatlandırmak için sarf edilen beyhude gayretlerin bir parçası
olarak değerlendirilmektedir. Yalnızca tek bir fark vardır. O
zaman Ergenekondan para aldıkları iddia edilmişti, şimdi
ise para verdikleri iddia ediliyor. Takdir saygıdeğer
halkımızındır.
KIBRIS 26/08/09
İlk cesur adım
Vakıflar
İdaresi Genel Müdürü Kemal Kaymakamzade, CTP-ÖRP dönemindeki şaibeli
icraatlar konusunda Başsavcılığa suç duyurusunda bulundu.
DOME OTEL,
SERGİLER VE ARSA
CTP-ÖRP iktidarı döneminde Vakıflar
İdaresi tarafından yaklaşık 746 bin TL harcanarak
İstanbul, Londra ve Brükselde gerçekleştirilen Kıbrısta
Vakıf kayıtları
400 yıllık miras
konulu sergi,
ayrıca Girnedeki Dome Otel ile Ercan ana yolu üzerinde 43 dönümlük
Vakıf arazisinin kiralanmasıyla ilgili sözleşmeler hakkında
Başsavcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Vakıflar
İdaresi, yapılan harcamaların yasalara aykırı
olduğu iddiasıyla, eski yönetimin sorgulanmasını ve mahkeme
tarafından yargılanmasını talep ediyor. UBPnin iktidara
gelmesinden sonra, CTP-ÖRP iktidarına ilişkin ilk suç duyurusu bu
şekilde yapılmış oldu
l
LONDRADAKİ BİNANIN DAVA MASRAFLARI
Vakıflar İdaresi Genel
Müdürü Mustafa Kemal Kaymakamzade, dün yüklü bir dosya ile
Başsavcılığa giderek, eski yönetim hakkında suç
duyurusunda bulundu. Savcılığa verilen dosyalar arasında,
Londradaki binanın dava masrafları da yer alıyor.
Yıllardan beri Londradaki Kıbrıs Türk Cemiyeti
tarafından kullanılan binanın, Vakıflar İdaresine
iadesi için açılan davanın avukatlık masrafları gerçekten
şok edici düzeyde
Vakıflar İdaresi bir avukata 49 bin 591
Sterlin, diğerine ise 492 bin 124 Sterlin ödedi, sonra da binayı yine
Türk Cemiyetine yılda bir Sterlin bedel ile kiraladı.
Emre DİNER
CTP ÖRP hükümeti döneminde, Girnedeki dört
yıldızlı Domel Hotel, çalışanlar tarafından
kurulan Dayanışma Turizm şirketine 10 yıl süreyle
kiraya verilmişti. Dome Otelin sözleşmesini ihale yöntemine
aykırı bulan ve fırsat eşitliğinin ihlal edildiği
noktasından hareket eden yeni yönetim, bu durumu ortadan kaldırmak ve
oteli geri almak amacıyla konuyu yargıya götürüyor.
Vakıflar İdaresi Genel Müdürü Mustafa Kemal
Kaymakamzade, dün sabah Başsavcılık Dairesini ziyaret ederek,
Dome Hotel başta olmak üzere, CTP-ÖRP iktidarı dönemindeki bazı
şaibeli icraatlar hakkında suç duyurusunda bulundu.
Kaymakamzade, KIBRISa yaptığı açıklamada,
geçmiş dönemde Vakıfları yönetenlerin, yaptıklarıyla
kuruma zarar verdiğini belirterek, Geçmiş dönemdeki idarecilerimiz,
maalesef, yaptıklarıyla Vakıflar İdaresine büyük
zarar vermiştir. Bu icraatları yaparken, birçok yasa ve kurallara
uyulmamıştır. Bu konuda özellikle Dome Hotel olayı,
yurtdışındaki sergilerde yaptığı harcamalar ve
idaremize ait, Ercan anayol üzerindeki değerli 43 dönümlük vakıf
arazisinin kiralanması konusunda Başsavcılığa suç
duyurusunda bulunduk. Ortaya koyduğumuz iddiaların yargıya
havale edilmesini diliyoruz dedi.
Sergi için
harcanan servet
Vakıflar İdaresinin, 2007 yılı Kasım ayında
İstanbulda, 2008 yılı Ekim ve Kasım aylarında ise
Londra ve Brükselde gerçekleştirdiği 400 yıllık miras
Kıbrısta Vakıf Kayıtları adlı sergiler için,
Bakanlar Kurulu kararıyla ödenen yolluk ve harcırahlar hariç, 746 bin
917 TL harcadığı belirlenmişti.
İhaleye çıkılmadan, İstanbulda
kayıtlı 2 Yaka adlı şirkete ödenen yüz milyarlarca
liranın soruşturulmasını talep eden Vakıflar
İdaresi, söz konusu şirket direktörünün, KKTC
Cumhurbaşkanlığı, milletvekilliği ve yerel
seçimlerinde CTPye ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talata
danışmanlık yaptığına ilişkin bilgi ve
belgelere dikkat çekiyor.
Londradaki
binanın dava masrafları
CTP-ÖRP iktidarı döneminde, Londradaki Vakıf binası için
harcanan avukatlık parası da akıllara durgunluk verecek düzeyde.
Londranın ünlü eğlence bölgesi Sohodaki binanın
Vakıflara iadesi için, binayı kullanan Kıbrıs Türk
Cemiyeti aleyhinde açılan dava uzun yıllar devam etti. Davayı
takip için önce Hasan Balman isimli bir Türk avukat görevlendirildi ve söz
konusu avukata 49 bin 591 Sterlin ödeme yapıldı. Daha sonra
Addleshaw Goddard hukuk bürosu ile anlaşma yapıldı ve Türk
Cemiyeti aleyhindeki dava devam etti. Tarafların anlaşması
üzerine, dava geri çekilirken, söz konusu hukuk bürosuna 492 bin 124 Sterlin
ödeme yapıldı. Hukuk bürosu bununla da yetinmeyip, Vakıflar
İdaresinden 3 bin 754 Sterlin ek masraf talep ediyor.
Vakıflar İdaresinin bunca yıl devam eden dava
sonucunda Türk Cemiyeti ile yapmış olduğu kira
sözleşmesine, yıllık kira bedeli olarak 1 (bir) Sterlin koyduğu
iddia ediliyor.
DArbley sokağındaki 4 katlı binanın 3 ve
4üncü katlarını Türk Cemiyeti kullanıyor. Diğer 2 kat ise
Zaba Ltde kiralanmış durumda. Zemin kat ise lokanta olarak
çalıştırılıyor.
KIBRIS 26/08/09
![]()
İnancıma ve Din Özgürlüğüme Sahip
Çıkıyorum Hareketi KTÖS önüne siyah çelenk bıraktı. KTÖS
de çelengi Türkiye Büyükelçiliğine götürdü. Elçilik önünde polis ile
eylemciler arasında itişme yaşandı.
Yasadışı Kuran kursları verildiği iddia edilen
Akova, Değirmenlik ve Alayköyün sakinlerinin oluşturduğu
İnancıma ve Din Özgürlüğüme Sahip Çıkıyorum
Hareketi, kuran kurslarına karşı eylem yaptığı
ve köylerde kuran kurslarının verildiği okullardaki
sınıfları işgal ettiği gerekçesiyle KTÖSün önüne
siyah çelenk bıraktı. Lefkoşadaki 10 Yıl Parkında
ellerindeki pankartlarla toplanan hareket üyeleri, buradan sloganlar atarak
KTÖS Lokali önüne yürüdü ve burada yaptıkları açıklamaların
ardından sendika önüne siyah çelenk bıraktı. Polisin geniş
güvenlik önlemi aldığı olayın ardından ise, KTÖS
yetkilileri ve üyeleri, hareketin bıraktığı ve üzerinde
Kendine Sevgiyi Çevrene Dostluğu Aşıla Bölücü Olma yazan siyah
çelengi, asıl sahibi olduğunu iddia ettiği Türkiye
Cumhuriyetinin Lefkoşa Büyükelçiliğine götürdü.
10. yıl parkındaki eylem
İnancıma ve Din Özgürlüğüme Sahip Çıkıyorum
Hareketinin, 10. Yıl Parkında saat 10.00da
başlattığı eylem, şehitler için yapılan 1
dakikalık saygı duruşu ve İstiklal Marşının
okunmasıyla başladı. Ellerinde İnancını bilmeyen
kendini asla bilemez, Senin dinin sana benim dinim banadır, Bilmek
ayıp değil, öğrenmemek ayıptır, Dinimiz İslam
öğrenmek hakkımızdır ve Kıbrıs Türkü
Müslümandır şeklinde yazılı pankartlar taşıyan
eylemciler, burada Kurana uzanan eller kırılsın şeklinde
slogan da attılar.
Hareket adına eylemde açılış konuşmasını
yapan Yakup İskenderin ardından Din Görevlileri Birliği
Başkanı Hayri Koç, Din-Gör-Sen Başkanı Mehmet Dere ve hareketi
oluşturan Akova köylüleri adına Mehmet Keleş, Alayköy köylüleri
adına muhtar Adem Ulu ve Değirmenlik köylüleri adına Osman Kurt
birer konuşma yaptı. Konuşmalarda, Kurana, inanca, ibadete ve
Müslümanların ibadet sırasında kullandığı
kıyafetlere karşı hakarette bulundukları iddiasıyla
KTÖS ve öğretmenler, protesto edildi.
Konuşmacılar, kursların yasadışı
yapıldığı iddialarına karşı çıkarak,
dünyanın her yerinde hatta Rum tarafında da din derslerinin ibadet
yerlerinde çocuklara doğar doğmaz verilmeye
başlandığını savundu.
KTÖSe siyah çelenk
Konuşmaların ardından ellerindeki pankartlarla sloganlar atarak
KTÖSe doğru yürüyen hareket üyeleri, burada KTÖSü, kuran kurslarına
karşı eylem yaptığı ve köylerde kuran
kurslarının verildiği okullardaki sınıfları
işgal ettiği gerekçesiyle eleştirip sendika önüne siyah çelenk
bıraktı. Hareket üyeleri çelengi bırakmasının
ardından KTÖS önünden ayrıldı.
Çeleng Büyükelçiliğe
Bu olay üzerine sendikada bir değerlendirme yapan KTÖS yetkilileri,
çelengin yaratıcısı ve gerçek sahibinin, Türkiyenin
Lefkoşa Büyükelçiliği olduğunu iddia ederek, çelengi
Büyükelçiliğe iade etme kararı aldı. Bu kararın
ardından, KTÖS yetkilileri ile bazı sivil toplum örgütleri ve siyasi
partilerin temsilcileri, KTÖSe bırakılan çelengi TC Lefkoşa
Büyükelçiliği önüne götürdü. Büyükelçilik önünde çelengin
bırakılacağı yer konusunda polisle girginlik ve itiş
kakış yaşanırken; çelengi yol ortasına bırakan
KTÖS Başkanı Güven Varoğlu ve KTÖS Genel Sekreteri Şener
Elcil, çelengin elçiliğe ait olduğunu iddia ederek, polislerin
müdahalesini protesto ettiler. Büyükelçilik önüne giden grup, Ankara elini
yakamızdan çek, Son son son işgale son, Ankara biz senin kuklan
değiliz ve Şeriat düzeni istemiyoruz şeklinde sloganlar
atıp alkışlarla Büyükelçiliği protesto etti.
Elçilik önündeki konuşmalar
TC Lefkoşa Büyükelçiliği önündeki eylemde, KTÖS Başkanı
Güven Varoğlu, KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil ile KTOEÖS
Başkanı Adnan Eraslan birer konuşma yaptı.
Sendikacılar, konuşmalarında, Kuran kurslarının ülkede
ayrımcılık ve ayrılıkçı bir ortam
yarattığını savunarak, insanların çatışma
durumuna getirildiğini ifade edip bu durumu protesto etti.
Sendikacılar, Türkiye hükümetlerinin Kıbrıslı Türkleri
Kıbrısta azınlık durumuna düşürmeye
çalıştığını iddia etti. Bu olayı
uluslararası boyuta taşıyacaklarını ve her platformda
mücadeleye devam edeceklerini belirten Sendikacılar, Türkiyenin 1974te
adaya Kıbrıs Türk halkını korumak için geldiğini,
ancak şimdi yok etmeye çalıştığını savundu
ve Türkiyeyi protesto ettiklerini söyledi. Sendikacılar, Bu ülke bizim,
bunu herkes böyle bilecek diyerek, ileri sürdükleri taşıma nüfusla
irade değiştirilmesine ve TCnin dayatmalarına
öğretmenlerin izin vermeyeceğini de ifade etti.
STAR
KIBRIS 26/08/09
Pots shots, memories and he diaspora
By Stefanos Evripidou
THE DIASPORA is currently
holding the 16th annual conference of overseas Cypriots in Nicosia. Eminent
Cypriots from around the world have descended on the homeland to discuss the
plight of the island, bringing with them a US senator among others.
The diaspora of any country or ethnic group will always have a huge role to
play in a peoples development. It can play a positive role, like the Armenian
musicians who report on their musical genius through the thousands of concerts
performed around the globe. But it can also complicate matters. Some argue that
the conflicts in Northern Ireland during the Troubles and the Balkans in the
1990s were fuelled by the logistical and financial support of the respective
diaspora of each ethnic group.
Compared to its size, Cyprus has a massive diaspora, spreading across America,
UK, Canada, Europe, Africa, Australia and beyond. Like all groups, the Cypriot
diaspora is not monolithic. Take London for instance. There are Greek Cypriots
and Turkish Cypriots who share memories and friendship in the capitals
legendary Green Lanes. And then there are those whose unwavering dedication to
the motherlands leaves no space for that sort of co-existence.
This years conference has been given much notice among local players and the
media. President Demetris Christofias opened the conference on Monday, and in
doing, crossed swords with the Archbishop and House President.
The Cyprus Mail passed by the official home of the five-day conference
yesterday, the Hilton, to hover through the halls and corridors and see whats
cooking. On arrival, party leaders were addressing a crowd of around one
hundred in Ballroom A.
A mere coincidence perhaps, but Marfin Laiki Bank was holding a photographic
exhibition in the same hall, titled Memories of Cyprus. Another subtle hint
from Marfins Andreas Vgenopoulos?
Facing the 100-odd delegates and a fair splattering of journalists was a
15-member platform, seating representatives of overseas Cypriot federations and
branches from the USA, UK, Africa, South Africa, Australia, Europe and Canada.
The last speaker for the morning was AKELs Andros Kyprianou who released a few
jabs on those critics unfairly accusing the president of selling out. No
sooner had the communist leader wrapped up, DISYs Nicos Anastassiades lit up
inside the conference hall, pipping others to the spot as Number One Potential
Violator of this Januarys draconian smoking laws.
As the delegates, old and young, mostly male, walked out the conference towards
lunch, their chatter betrayed accents affected by decades spent away from home
in new lands. Some offered a refined version of the Queens English while
others adopted a more casual American slant.
Hey, how you doin? Did you make it to the thing last night? Oh no, I
couldnt. My foot hurt.
It was clear that the ties with the older generation of overseas Cypriots have
been kept strong. The delegates oozed confidence and familiarity with the local
politicians, old and young.
A number of delegates approached one of the organisers to complain that the
mood among the local politicians was a little too partisan for their liking,
referring specifically to the closing speech. The conference should not be used
as a platform to take pot shots at opposing camps, they argued. The organiser
dismissed the criticism, responding: What are we sheep and we cant express an
opinion?
While the multitude of delegates scrambled for lunch, a number of political
players stayed behind, gathering around a hub of TV cameras like wasps around a
jam pot.
Political elites in most countries are less familiar with queues but the
thousands of weddings our local elite are obliged to attend prepare them well
for waiting ones turn for a few moments on the box with impeccable politeness
and patience.
The journalists quizzed speakers on the intricacies of the Cyprus talks before
asking each one to dabble with destiny and comment on APOELs chances against
FC Copenhagen tonight at the GSP Stadium.
Unknown to most, a few walls away, a group of FC Copenhagen players were eating
lunch by the swimming pool, biding time till the game. If there was ever a
chance to promote Cyprus as a breeding ground of footballing excellence,
yesterday lunchtime was it. But the Hilton kitchen staff seemed to have missed
the chance, as the players rubbed their stomachs in sunny satisfaction with the
days menu.
CYPRUS
MAIL 26/08/09
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan
Bozer′in davetlisi olarak beraberindeki heyetle KKTC′ye bir günlük
resmi ziyaret gerçekleştirecek olan Şahin, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile de görüşecek.
Şahin, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Bozer, Başbakan
Derviş Eroğlu ve Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile
de bir araya gelecek, Dr. Fazıl Küçük′ün kabri ile Boğaz
Şehitliği′ni ziyaret edecek.
TBMM Başkanı Şahin, Cumhuriyet Meclisi Başkanı
Bozer′in vereceği akşam yemeğinden sonra Ankara′ya
dönecek.
HALKIN SESI 27/08/09
TC Yardım Heyeti, Türk mahallelerini
güzelleştirmek
için 350 bin TLlik bir proje başlattı
Yakup SARICA
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların birlikte
yaşadığı karma Pile köyünün Türk mahalleleri, 3 etaplı
bir projeyle güzelleştirilecek.
TC Yardım Heyeti finansmanıyla yaşama geçirilen Pileyi
Kalkındırma Projesi çerçevesinde 3 eteplı projenin ilk 2
etabına dün başlandı.
Bu projeyle, Türklerin yaşadığı bölgelerde toplam 3
kilometrelik yol asfaltlanacak, Pile Türk Spor Kulübü
binasının araba park yeri ve düğün salonunun bakım ve
onarımı yapılacak, ilave tesis olarak basketbol ve voleybol
sahaları ve çocuk parkı yapılacak, Aydan Karahan
stadının çevresi tellenecek, saha içerisinde bulunan soyunma odaları,
yedek kulübeleri ve hakem odaları yenilenecek.
Proje çalışmaları ihaleyi kazanan Köroğlu
Şirketi tarafından yürütülüyor.
Beyarmudu Belediye Başkanı İlker Edip ve Pile Türk
Muhtarı Nejdet Ermetal, KIBRISa Pilenin
kalkındırılmasına ve geliştirilmesine yönelik projeyle
ilgili bilgi verdi.
Pilede 3
etaplı proje çalışmaları başladı
Pile Türk Muhtarı Nejdet Ermetal, Pile köyünü Kalkındırma
Projesinin 3 etaptan oluştuğunu, ilk etapta toplam 18 sokaktan
oluşan ve Türklerin yaşadığı 3 kilometrelik yolun
asfaltlanacağını belirtti.
Ermetal, projenin 2nci etabının da Pile Türk Spor Kulübü
binasının araba park yerini, düğün salonunu bakım ve
onarımını, ilave tesis olarak basketbol voleybol
sahalarının yapımını, çocuk parkı
yapımını, Aydan Karahan stadının çevresinin
tellenmesini, saha içerisinde bulunan soyunma odalarını, yedek
kulübelerini ve hakem odalarının bakımını ve
yenilenmesini kapsadığını söyledi.
Ermetal, bu proje çerçevesinde 3üncü etapta da Pilede bulunan
vakıf mallarının bakım ve onarım
çalışmalarının yer aldığını kaydetti.
Muhtar Ermetal, şöyle konuştu:
TC Yardım Heyeti tarafından finanse edilen bu proje 350 bin
TL tutarındadır. TC Yardım heyeti bu projenin yanı
sıra muhtarlığa bir de araç yardımı yapıyor. TC
Büyükelçiliği ve TC Yardım Heyetine yardımlarından
dolayı teşekkür ediyorum.
Gelmiş geçmiş tüm hükümetler Pileye özen gösteriyor.
KKTCde konumundan dolayı herhangi bir belediyeye bağlı
olmayan tek köy Piledir. Beyarmudu Belediyesine resmi olarak bağlı
olmadığımız halde Beyarmudu Belediyesi bize hizmet
vermiştir . Beyarmudu Belediye Başkanı İlker Edipin iyi
niyetine ve bize verdikleri karşılıksız hizmetten
dolayı teşekkür ederiz.
Köy muhtarlığı olarak, köyün girişindeki
mezarlığın önüne kültürümüzü yansıtan çok güzel bir çardak
yaptık. Bu da çevre düzenlemesi açısından güzel bir görünüm
ortaya çıkardı.
Pile Muhtarlığı olarak bu yıl lise ve üniversitede
öğrenim gören toplam 12 genci Pile köyünü kalkındırma
amacıyla muhtarlıkta çalıştırarak maddi yardım amaçlı
destek verdik. Bu da köy halkı tarafından takdir görmüştür.
Pile halkının bir de bitmek bilmeyen bir şikayeti var.
Pileliler, Beyarmudu sınır kapısından geçerken yabancı
ülke vatandaşı uygulamasından rahatsız oluyor.
Pileye
karşılıksız hizmet verdik
Beyarmudu Belediye Başkanı İlker Edip, Pile köyünün Beyarmudu
Belediyesine bağlı olmamasına rağmen buraya
karşılıksız hizmet verdiklerini söyledi.
Edip, Pile köyünün geliştirilmesi için belediye olarak ellerinden
gelen yardımı yaptıklarını ve bu
yardımlarının devam edeceğini belirtti.
KIBRIS
27/08/09
Brick producers complain of unfair
competition from north
By Lucy Millett
SEVEN brick factories are
seeking a court injunction to prohibit the transport of bricks from the north,
complaining of unequal treatment and unfair competition.
The seven companies are raising questions about the quality of the bricks being
brought over the Green Line and, by extension, the safety of structure built
using the bricks.
The companies argue that manufacturers in the north are not following EU rules
and are not subject to the requisite factory controls for the manufacture of
the bricks. They claim that the Republic of Cyprus is violating their
constitutional right to equal treatment because the aquis communautaire does
not apply to their Turkish Cypriot rivals. They refer specifically to EU
specification EC1480/2004 regarding health and safety and protection of the
environment and the consumer.
Achilleas Emilianides, the lawyer for the companies, said In January 2009, a
Greek Cypriot business signed an agreement with a Turkish Cypriot brick
manufacturing industry. The factory concerned was illegally erected on Greek
Cypriot land belonging to the Paraskevaides family. The bricks they produce do
not fulfil the minimum requirements of EU directives, even though Green Line
trade requires that all EU directives should be respected.
Emilianides said that the Greek Cypriot companies charge more for their bricks
because they are made under controlled conditions. They are therefore
complaining that competition from companies that are not obliged to follow the
rules and can thus charge lower prices is unfair.
The seven companies are seeking an injunction from the court to prevent the
transport of bricks which do not fulfil EU requirements. They are also asking
for compensation from the government for loss of income due to unfair
competition dating from 2004, when the trade was opened with the north.
LM
CYPRUS
MAIL 27/08/09
Government plays down Lebanon boat
to north
By Patrick Dewhurst
GOVERNMENT spokesperson,
Stefanos Stefanou, yesterday dismissed reports that a direct sea journey had
taken place between Cyprus and Lebanon.
Turkish Cypriot press had reported that the first journey had been made by
ship, between the port of the occupied town of Famagusta and Tripoli. Use of
the occupied ports is illegal under international law.
He explained that there is a sea route from the occupied territories to
Lebanon, via Syria and the Cypriot government is currently in discussion with
the Lebanese to address this issue.
There is no direct route between Lebanon and the occupied areas.
Representations have been made and are being made. There is however a sea route
from Turkey, the occupied areas, Syria, Lebanon and vice versa the spokesman
explained.
He noted that Turkey is trying and will continue to try to upgrade the status
of the illegal regime through various means.
We are in continuous contact with Lebanon, we are making contact,
representations and we will continue to do so, he added.
On the subject of the Turkish policy, he added As long as there is an abnormal
situation in Cyprus, with the occupation and Turkeys efforts to upgrade the
illegal regime, we will have to address Turkeys policy which maintains that
there is a second state in Cyprus, he pointed out.
In July 2009 the Cypriot Ports Authority successfully petitioned Holland
America Lines to cease using Famagusta as one of its ports of call.
CYPRUS
MAIL 27/08/09
Kıbrıs Mektubu 727
Sessiz
Kalmış Acılar.(9)
İŞTE İNCİR AĞACININ ESRARI...
Kıbrıs'ta
Bir İncir Ağacı, 27 Ocak 2008 Pazar, Sabah Gazetesi, Erdal
Şafak'ın yazısından.
"Kestane ağacımızın
kalan dalları arasından göğün muhteşem mavisine
bakıyorum. Ağacım; dallarındaki gümüşe dönüşen su
damlaları ve rüzgarda savrulan martıları ile bizi öyle hayran
bırakıyor ki, kafesimizden saatlerce ona bakarak umut tazeliyorum. Bu
ağaç, onu görecek zaman bulabildiğim sürece burada durdukça, bu
masmavi gök, bu parlak güneş onun dalları arasından bana
baktıkça, mutsuz olmayacağım."
Anne Frank, ailesiyle birlikte 1942-1944
yılları arasında Amsterdam'da Naziler'den gizlendiği
dairede yaşam ve umutla arasındaki bağ olan sevgili
ağacını böyle anlatıyor. 1944'te ihbar üzerine ailesiyle
birlikte yakalanan Anne Frank, Bergen Belsen'deki toplama kampında
tifüsten can verdi ama onun 200 yıllık kestane ağacı bu gün
bile "Umut anıtı" olarak ölüme meydan okuyor.
Anne Frank'ın kestane
ağacını bize dün Yeni Düzen'de Sevgül Uludağ'ın bir
haberi çağrıştırdı.
34
yıllık vahşet...
Sevgül Uludağ yaşamını
Kıbrıs'ın 45 yıldır kanayan yarası
"Kayıplar'a" adamış olan meslektaşımız.
Bu trajedinin kurbanlarını konu alan ""Kıbrıs'ta
Anlatılmayan Öyküler" ve "İncisini Arayan
İstiridyeler" adlı kitapları Avrupa'da geniş
yankı uyandırdı, ödül aldı.
... 1981'de BM kararıyla kurulan
"Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi" 1984'den bu yana
resmi rakamlarla toplam 1970 Kıbrıslı'nın izleri
aranıyor. Komite bu güne kadar 368 kaybın kalıntılarına
ulaştı. DNA testleri tamamlanıp kimlikleri belirlenen 57'si ailelerine
teslim edildi.
Önümüzdeki ay 6'sı Türk, 8'i de Rum 14
kayıp daha ailelerine verilecek. Sevgül Uludağ dün
yazısında işte bu Türklerden üçünün, Ahmet Cemal, Erdoğan
Enver ve Ünal Adil'in öyküsünü anlattı. Biraz ayrıntıya girerek
aktaralım:
Kıbrıs Barış
Harekatı'nın ikinci bölümünün yapıldığı günlerde,
15 Ağustos 1974'te Rum kesiminde kalan Limasol'da yaşamakta olan
Ahmet Cemal bahçesindeki ağaçtan bir incir kopardı ve keyifle yedi.
Sonra arkadaşlarıyla sohbet etmek için mahallesine yakın bir
kahvehaneye gitti Oradan bir masada Erdoğan Enver ve Adil Ünal'la
sohbet ederken silahlı Rum milisler kahveyi basıp, üçünü de
kaçırdılar.
Üç Türk sapa bir yere, Hacı Yorgo
Alamanos manastırı yakınlarında, yalnızca denizden
girilebilen bir mağaraya götürüldüler ve kurşuna dizildiler. Milisler
cesetlerin bulunmaması için mağarayı dinamitle havaya uçurmaya
çalıştılar.
Gel zaman git zaman... Dinamitin kayalarda
açtığı delikten bir incir ağacı yükselmeye
başladı. Ahmet Cemal'in çürüyen cesediyle birlikte toprağa
karışan midesindeki incir artıklarından bir tohum
yeşermiş, kayadaki delikten süzülen güneş
ışığı sayesine boy vermişti.
Yine gel zaman git zaman... Hep o bölgeden
denize giren "Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi"nin
Rum üyesi Ksenofon Kallis, bir gün çevresini seyrederken gözü o incir
ağacına takıldı. Çünkü bölge makilikti ve öyle bir
ağaç orada olamazdı. Üstelik "Andoliniga" (Andolina) türü
olan incir ağacı çevrede hiç yetişmiyordu.
Ksenefon Kallis ağacın
sırrını çözmeye karar verdi. O tür ağacın
yetiştiği bölgeleri araştırdı., ardından
bahçesinde o ağacın bulunabileceği evleri tespit etmek için
onlarca kişiyle konuştu. Ve sonunda Ahmet Cemal'in evine
ulaştı. Ahmet Cemal ile mağaradaki incir ağacı
arasında bir bağ bulunabileceği sonucuna vardı.
"Otonom Kayıp Şahıslar Komitesini incir
ağacının altını kazmaya ikna etti.
Kazdılar. Sonuç: Ağacın kökleri
üç Türk'ün kalıntılarını saklıyordu!
Kazıların yapılabilmesi için
zorunlu olarak incir ağacı kesildi. Sevgül Uludağ,
"Ağaç işlevini yerine getirmişti" diyor. Yani katledilen
3 Türk'ün 34 yıl sonra huzura kavuşmalarını
sağlamıştı.....
"
Rumların katlettiği üç Türk'ün
kemiklerine, birinin yediği incirden toprağa karışıp
filizlenen ağaç sayesinde ulaşıldı. Rumlar böyle korkak,
böyle kalleş ve silahsız sivil Türkleri yakalayıp, götürüp
öldürüyorlardı. Onların karakterleri buydu.
Hoşça kalınız,
diyemeyeceğim. 27/8/2009 erenkoysurungeni@ttmail.com
, www.huseyinlaptali.com.tr
KKTC- Lübnan seferleri başladı, ilk gemi
Gazimağusa Limanına demir attı
Emre
DİNER
Suriyenin Lazkiye şehrine yapılan seferlerin ardından,
Gazimağusa ile Beyrutun Trablusşam kenti arasında da feribot seferleri
başlatıldı.
Akgünlere ait yolcu gemisi dün Beyrut, Lazkiye hattını
izleyerek, Gazimağusa Limanına ulaştı. Suriye ve
Lübnanlı acentecilerden oluşan kalabalık kafile
yaklaşık 6 saat yolculuğun ardından Gazimağusa
Limanına geldi. Gelen yolcular, Dışişleri
Bakanlığından bir heyet tarafından
karşılandı.
KIBRISa konuşan Lübnanlı acente sahipleri, KKTCde son derece
sıcak karşılandıklarını ve gezmek için
sabırsızlandıklarını belirtti.
Lübnanlı acente sahipleri, KKTCyi gezdikten sonra Lübnanda
bizden nasıl söz edeceksiniz sorusuna KKTCde sıcak
karşılanmanın verdiği memnuniyeti ve tam bir tatil merkezi
olduğunu söyleyeceğiz yanıtını verdi.
Limandan ayrılan heyet daha sonra yol yorgunluğunu atmak
için otele gitti. Lübnanlı acente sahiplerinin pazartesi günü adadan
ayrılacağı öğrenildi.
KIBRIS
28/08/09
TBMM
Başkanı Şahin, ilk yurtdışı ziyaretini KKTCye
yaptı; temaslarında önemli mesajlar verdi
Görevine
yeni başlayan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Mehmet
Ali Şahin, ilk yurtdışı ziyaretini KKTCye yaptı.
Günübirlik KKTC ziyaretinde devlet ve hükümet yetkilileriyle
görüşen Mehmet Ali Şahin, Kıbrıs Türküne Hep
yanınızdayız mesajını verdi.
Konuk bakan, Anavatan, garantör ülke sıfatı ile her
zaman Kıbrıs Türkünün yanında yer almıştır,
bundan sonra da her şart adlında yanında yar almaya devam
edecektir. Bunu KKTCnin varlığı için yapacaktır,
özgürlüğü için yapacaktır, güvenliği için yapacaktır,
hakları ve refahı için yapacaktır dedi.
Göreve 20 gün önce seçilen TBMM Başkanı Mehmet Ali
Şahin, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozerin daveti üzerine,
özel ATA uçağı ile saat 10:15de adaya geldi.
TBMM Başkanı Şahine KKTC ziyaretinde, TBMM
Başkan Vekili AKP Kahramanmaraş Milletvekili Nevzat Pakdil, TBMM
Genel Sekreteri Ali Osman Koca, TBMM Başkanı Dışişleri
Baş Danışmanı Ahmet Rıfat Ökçün ve TBMM Başkan
Müşaviri Berat Çonkar eşlik etti.
TBMM Başkanı Şahin, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatı, Meclis Başkanı Hasan Bozeri, Başbakan
Derviş Eroğlunu, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşı
ve TC Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılıyı ziyaret
etti.
Şahin, ilk olarak Kıbrıs Türk halkının
varoluş mücadelesi lideri Dr. Fazıl Küçükün Anıttepedeki
kabrini ziyaret ederek, çelenk koydu; özel defteri imzaladı.
Mehmet Ali Şahin ayrıca, Boğaz
Şehitliğini ve Lefkoşadaki Atatürk Anıtını da
ziyaret etti.
Talat: İzolasyonlar karşısında nefes almamızı
sağlıyorsunuz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, devam eden Kıbrıs
müzakerelerinin başlayıp, devam etmesini destekleyen Türkiye
Cumhuriyetinin Kıbrıs Türkünün günlük yaşamda devam eden
izolasyonlar karşısında da nefes almasını
sağlamakta üzerine düşeni fazlasıyla
yaptığını söyledi.
Konuk Bakan Mehmet Ali Şahini kabulünde konuşan Talat,
Eğer Türkiyenin desteği olmasaydı, yurt dışına
telefon bağlantısı kuramazdık. Mektup gönderip, mektup
alamazdık. Uçamazdık. Dünyanın hiçbir ülkesine gidemezdik.
Türkiye üzerinden dünyanın her yerine seyahat edebiliyoruz dedi.
TBMM Başkanı Şahin göreve gelir gelmez KKTCyi
ziyaret etmesinin, Türkiye ile her düzeyde sürdürülen
dayanışmanın bir göstergesi olduğunu söyledi. Türkiyenin
her koşulda KKTC ve Kıbrıs Türk halkına verdiği
desteğin devam edeceğinden kimsenin şüphesi
olmadığını kaydeden Talat, Şüphemiz olsaydı,
büyük işlere girmeye tereddüt ederdik. Hem ekonomik, hem de siyasi olarak
dedi.
Bozer: Anavatanımız, buradaki varlık sebebimizdir
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer, de Şahini kabulünde,
Anavatan Türkiyenin buradaki varlık sebebimiz olduğunu söyledi.
Bozer, Türkiye ile KKTC arasındaki ilişkilerin en üst
seviyede sürdürüldüğünü, milli mücadelenin birlikte yürütüldüğünü
belirterek Anavatanımız bizim buradaki varlık sebebimizdir
dedi.
Ziyarette konuşan Şahin, Türkiye Cumhuriyetinin
Anavatan olarak Kıbrıs Türk halkının hep yanında
olduğunu ve bundan sonra da karşılaştığı her
sorunda yanında olmaya devam edeceklerini vurguladı. Bunun tarihi
sorumlulukları olduğunu kaydeden Şahin, İlk yurt
dışı ziyaretimi buraya yapmam da KKTCye verdiğimiz
desteğin ifadesidir dedi.
Eroğlu:
Verilen mesajlar var
Başbakan Derviş Eroğlu da, Mehmet Ali Şahinin bu göreve
seçildikten sonra ilk ziyaretini KKTCye yapmasının anlamlı
olduğunu, bu mesajın iyi alınması gerektiğini söyledi.
Günübirlik ziyaret için KKTCye gelen TBMM Başkanı
Mehmet Ali Şahin ve beraberindeki heyeti kabulünde konuşan
Başbakan Eroğlu, gerek Türkiyede, gerek KKTCde zor günlerden
geçildiğini ifade ederek, Size de, bize de kolay gelsin dedi.
Türkiyenin her zaman Kıbrıs Türkünün yanında
olduğunun bilinciyle hareket ettiklerini belirten Eroğlu,
Şahinin şahsında Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TC kabinesi ve milletvekillerine
saygılarını iletti.
TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin de, İstanbulda
avukatlık yaparken, ardından da spordan sorumlu Devlet Bakanı
olarak KKTCye geldiğini, şimdi de yeni sıfatıyla ilk resmi
ziyaretini yapmaktan memnuniyet duyduğunu anlattı.
Şahin, milli iradeyi temsil eden TBMMnin ve Türkiyenin her
türlü sorunda Kıbrıs Türkünün yanında olmaya devam
edeceğini kaydeden Şahin, Cumhurbaşkanı Gül ve
Başbakan Erdoğanın selam ve iyi niyet mesajlarını
getirdiğini söyledi.
Şahin, seçimlerden tek başına hükümet kurma
başarısı gösteren Başbakan Derviş Eroğlunu da
kutlayarak başarı dileğinde bulundu.
KIBRIS 28/08/09
Özgürgün: KKTC bertaraf edilemez
Yeşilırmak
Kapısının açılmasına yönelik yol ihalesinde sorun
çıktı
Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgün, Birleşmiş Milletler Kalkınma
Programı yetkilileri başta olmak üzere, KKTC topraklarında
faaliyette bulunmak isteyen tüm uluslararası veya bölgesel
yardım/destek kurumlarının, ilgili KKTC yetkililerini bertaraf
ederek herhangi bir çalışma gerçekleştirmelerinin mümkün
olmadığını hatırlattı.
Özgürgün yazılı açıklamasında,
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının,
Yeşilırmak Kapısının açılması amacına
yönelik olarak öngörülen güzergah için KKTC topraklarında ve ara bölgede
yol tamiratı yapılmasını teminen fizibilte
çalışmaları için proje ihalesine
çıktığının duyurulduğu; proje ihalesinin
tanımında, fizibilite çalışmaları projesinin Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarında bulunan 4.5 kilometrelik
bölümü de kapsadığının belirtildiğine atıfta
bulunarak fizibilite çalışmalarına ilaveten, bu yol
tamiratının UNDP aracılığıyla gerçekleştirileceği
anlaşılmaktadır dedi.
KKTC egemenlik alanında bulunan bir bölgede, ilgili
makamların işbirliği ve koordinasyonuna gidilmeden,
üçüncü taraflarca yol tamiratı için fizibilite çalışmaları
projesi için ihaleye çıkılmasının mümkün
olmadığını belirten Özgürgün, Söz konusu yolun
tamiratı için yapılacak fizibilite çalışmaları ve/veya
yolun tamiratı, mali boyutu üçüncü taraflarla karşılanacak da
olsa, ilgili yetkililerimizin onayının ardından ilgili
bakanlığımızla işbirliği ve koordinasyon halinde
gerçekleştirilmesi gerektiği izahtan varestedirdedi.
Özgürgün, KKTC topraklarında bahse konu yolun tamir
çalışmaları sonucu kamulaştırmanın söz konusu
olabileceği ve KKTC vatandaşlarının etkilenebileceği
cihetle, bu konunun bütünüyle KKTC bakanlıklarının uhdesinde bir
konu olduğunu örnek göstererek bunun, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti topraklarında gerek altyapısal destek ve yardım,
gerek sosyal /siyasal/kültürel faaliyetlerde bulunmak isteyen tüm üçüncü
tarafların uyması gereken bir ilke ve kural olduğunu kaydetti.
Özgürgün şunları ifade etti:
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı
yetkilileri başta olmak üzere, KKTC topraklarında faaliyette bulunmak
isteyen tüm uluslararası veya bölgesel yardım/destek
kurumlarının ilgili yetkililerimizi bertaraf etmek suretiyle herhangi
bir çalışma gerçekleştirmelerinin mümkün
olmadığını hatırlatmak isteriz.
KIBRIS 28/08/09
![]()
Talat,
2. tur öncesinde yarın siyasi partilerle değerlendirme
toplantısı yapacak
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinin 2.
tur öncesinde yarın siyasi partilerle değerlendirme
toplantısı yapacak. Cumhurbaşkanlığından elde
edilen bilgiye göre saat 10.30daki toplantıya Cumhuriyet Meclisinde
temsil edilen siyasi partiler UBP, CTP, DP, TDP ve ÖRP katılacak.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyas arasında 11 aydır devam eden Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm bulma müzakerelerinin birinci turu 6 Ağustosta
tamamlanmıştı. İlk olarak Yönetim ve güç
paylaşımı altında, yürütme konusunun ele
alınacağı ikinci tur görüşmeleri 3 Eylülde
başlayacak.
STAR KIBRIS 28/08/09
![]()
Kıbrıs
doğrudan müzakerelerinin ikinci turunun başlamasına bir hafta
kala Rum iç cephesinde birlik bulunmadığı iddia ediliyor.
DİKO ve Rum Meclis Başkanı Marios Karoyanın, AKEL Genel
Sekreteri Andros Kiprianuyla dün bir görüşme yaptığı,
bugün de, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasla bir araya
geleceği belirtilerek, bu görüşmelerin Hristofyas koalisyon
hükümetinin geleceği açısından önemli olduğu bildirildi.
Alithia gazetesine göre, Rum tarafında, bu görüşmelerin ya yeni bir
başlangıca veya DİKOnun Hristofyas hükümetindeki
ortaklığına son vermesine damgasını vuracağı
değerlendiriliyor. Haberde, DİKOlu bir yetkilinin, geçmişte;
DİKOnun hükümetteki ortaklığının devam etmesine
olanak bulunmadığı yolundaki açıklaması da
hatırlatıldı.
Simerini, Koalisyonda İç Savaş
Kıbrıs Sorunu Nedeniyle
Çatışmaya Giriliyor başlığıyla
yansıttığı haberinde, Cumhurbaşkanı Talat ve Rum
Yönetimi Başkanı Hristofyas arasındaki Kıbrıs
doğrudan müzakerelerinin ikinci turunun başlamasına bir hafta
kala Rum iç cephesinde birlik bulunmadığına dikkat çekti.
Gazete, Hristofyas hükümetinin DİKOyla, aralarındaki ilişkileri
tesis etme amacını taşıyan görüşmeler turunun dün
başladığına dikkat çektiği haberinde, DİKO
Başkan Yardımcısı Nikolas Papadopulosun, Hristofyası
soğukkanlı olmaya çağırdığına ve Rum Sözcü
Stefanunun, Rum tarafının gündemindeki birinci sırada bulunan
30 belge tartışmalarıyla ilgili sözlerine yer verdi.
Fileleftheros, İşbirliğinin Sınavı
AKEL ve
Başkanlık İpi Germek İstemiyor
başlığıyla manşete taşıdığı
haberinde, Hristofyas hükümeti ortaklarının tahammüllerini
sınayacaklarını; ilk testin, bugün öğle saatlerinde
gerçekleşecek AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu-DİKO
Başkanı Marios Karoyan görüşmesi olacağını
yazdı.
PAPADOPULOSUN ÇAĞISI
ALİTHİAnın DİKO Başkan Yardımcısı
Nikolas Papadopulosun, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyası soğukkanlı olmaya
çağırdığıyla ilgili haberine göre, Papadopulos,
yazılı açıklamasında Başkan, her aksi görüşe
düşmanca yaklaşmaktan vazgeçmeli ve Kıbrıs Rum
tarafının müzakerecisi olarak her zaman
soğukkanlılığını muhafaza etmeli, siyasi
eleştirilere siyasi argümanlarla yanıt vermelidir ifadesini
kullandı.
Hristofyasın, Rum tarafının müzakerecisi olarak, müzakere
stratejisinin arzu edilen ve beklenen sonuçları verip vermediği
üzerinde kafa yorması gerektiği görüşünü ortaya koyan
Papadopulos, şu ifadeleri de kullandı:
Biz, Yönetim başlığında verdiğimiz ödünlerle
müzakerelerde görüş birliklerine varırken Türkiye bizim için
başlıca konu olan mülkiyet, göçmenler, ordu, yerleşikler,
garantiler ve güvenlik konularını müzakere etmeyi reddediyor. Buna
rağmen Türkiye bugün mükâfatları topladı, biz ise sürekli
savunma pozisyonundayız. Türkiyenin kritik Aralık
sınırını sorunsuz geçmesi tehlikesi gözle görünürdür.
BM Genel Sekreterinin
Türkiyenin Kıbrıs sorunundaki müstesna
tavrı
dediği, bizi de UNFICYPin Kıbrıstaki
mevcudiyetine son vermekle tehdit ettiği bir noktaya geldik. Bunu bize
yapan esneklik politikasıdır. Biz veriyoruz, Türkiye
alıyor ama bunun karşılığında tehdit
ediliyoruz.
STAR KIBRIS 28/08/09
![]()
TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin
başkanlığındaki TBMM heyeti dün KKTCye yaklaşık
12 saatlik hızlı bir ziyaret yaptı.
Görevine yeni başlayan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)
Başkanı Mehmet Ali Şahin, ilk yurtdışını
ziyaretini dün KKTCye yaptı. Şahine TBMMden bir hete de eşlik
etti. Göreve 20 gün önce seçilen TBMM Şahin, Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Hasan Bozerin daveti üzerine, özel ATA uçağı ile
saat 10:15de adaya geldi. Saat 21.30da ülkeden ayrılan Şahin,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cumhuriyet Meclisi Başkanı
Hasan Bozer, Başbakan Derviş Eroğlu, TC Lefkoşa Büyükelçisi
Şakir Fakılı, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş
ve KTBK Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu, yanında,
Anıttepe ile Boğaz Şehitliğini de ziyaret etti.
Şahin ve beraberindeki heyeti Ercan Hava Limanında Meclis
Başkanı Bozer, TC Lefkoşa Büyükelçisi Şakir
Fakılı, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Hasan Sarıca, Başbakanlık Müsteşarı Mustafa Tokay ve
TC Lefkoşa Büyükelçiliği yetkilileri karşıladı.
TBMM Başkanı Şahine KKTC ziyaretinde, TBMM Başkan Vekili
AKP Milletvekili Nevzat Pakdil, TBMM Genel Sekreteri Ali Osman Koca,
Dışişleri Baş Danışmanı Ahmet Rıfat
Ökçün ve Başkan Müşaviri Berat Çonkar eşlik etti.
Övünç ve iftihar
TBMM Başkanı Şahin, Ercan Havalimanında
yaptığı açıklamada, KKTCde bulunmanın kendisi için
övünç ve iftihar kaynağı olduğunu ifade etti.
KKTCnin demokratik olgunluk düzeyini her vesile ile ispatlamış bir
halka sahip olduğunu, önüne çıkarılan engellere rağmen
Kıbrıs Türkünün her alanda kaydettiği ilerlemenin Türkiye için
bir övünç kaynağı olduğunu belirten Şahin, Anavatan,
garantör ülke sıfatı ile her zaman Kıbrıs Türkünün
yanında yer almıştır, bundan sonra da her şart
adlında yanında yar almaya devam edecektir. Bunu KKTCnin varlığı
için yapacaktır, özgürlüğü için yapacaktır, güvenliği için
yapacaktır, hakları ve refahı için yapacaktır dedi.
KKTC ve TCnin, Kıbrısta her zaman kalıcı ve kapsamlı
bir çözümden yana olduğunu belirten Şahin, Kıbrıs Türk
tarafından her zaman uzlaşma ve çözümden yana olduğunu dile
getirdi ve tüm bunlara rağmen Kıbrıs Türk halkına
uygulanan haksız kısıtlamaların devam ediyor olması
bir insanlık ayıbıdır dedi.
Şahin, ziyaretinde TC ve KKTC ilişkileri hakkında görüş
alış verişinde bulunmayı Kıbrıs sorununda gelinen
aşama ile ilgili bilgi almayı ümit ettiğini de kaydetti.
Şahin, Bozere davet için de teşekkürlerini iletti.
Talat
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Şahin ve beraberindeki heyeti
kabulünde, Kıbrıs müzakerelerinin başlayıp, devam etmesini
destekleyen Türkiye Cumhuriyetinin Kıbrıs Türkünün günlük
yaşamda devam eden izolasyonlar karşısında da nefes
almasını sağlamakta üzerine düşeni fazlasıyla
yaptığını söyledi.
Talat, Eğer Türkiyenin desteği olmasaydı, yurt
dışına telefon bağlantısı kuramazdık. Mektup
gönderip, mektup alamazdık. Uçamazdık. Dünyanın hiçbir ülkesine
gidemezdik. Türkiye üzerinden dünyanın her yerine seyahat edebiliyoruz
dedi.
Cumhurbaşkanlığındaki görüşmede TC Lefkoşa
Büyükelçisi Şakir Fakılı da hazır bulundu.
Bozer
TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Meclis Başkanı
Başkanı Hasan Bozeri ziyaretinde, devlet ve hükümet yetkilileriyle
KKTCnin de etkilendiği ekonomik kriz konusunda da görüş
alışverişinde bulunduklarını ifade ederek, Türkiyede
yapılan çalışmalarla krizin atlatılması konusunda
önemli mesafe alınmaya başlandığını, KKTCde de
kısa sürede atlatılacağına inandığını
kaydetti.
Meclis Başkanı Bozer de, Türkiye ile KKTC arasındaki
ilişkilerin en üst seviyede sürdürüldüğünü, milli mücadelenin
birlikte yürütüldüğünü belirterek Anavatanımız bizim buradaki
varlık sebebimizdir dedi.
Bu ziyaretlerin iki ülke arasındaki duygusal bağların
gelişmesine de katkı sağladığına işaret eden
Bozer, bu mücadeleyi onlardan aldıkları güçle sürdürmeye devam
edeceklerini vurguladı.
Eroğlu:
Başbakan Derviş Eroğlu, Şahinin TBMM Başkanı
seçildikten sonra ilk ziyaretini KKTCye yapmasının anlamlı
olduğunu, bu mesajın iyi alınması gerektiğini söyledi.
Eroğlu, Şahin ve beraberindeki heyeti kabulünde konuşan
Eroğlu, gerek Türkiyede, gerek KKTCde zor günlerden geçildiğini
ifade ederek, Size de, bize de kolay gelsin dedi.
Eroğlu, Şahinin şahsında Türkiye Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TC kabinesi ve
milletvekillerine saygılarını iletti.
Şahin de seçimlerden tek başına hükümet kurma
başarısı gösteren Başbakan Derviş Eroğlunu da
kutlayarak başarı dileğinde bulunurken Cumhurbaşkanı
Gül ve Başbakan Erdoğanın selam ve iyi niyet
mesajlarını getirdiğini söyledi.
Denktaş
Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da heyeti kabulünde,
Şahinin ilk ziyaretini KKTCye yapmasının manasını
bildiklerini ve teşekkür ettiklerini belirtti. Denktaş, Rumların
da bunu bildiğini ve yarın (bugün) gazetelerinde gayrı yasal
iş yaptınız diye haberler çıkacağını
söylerken, en güzel mesajın Kıbrısta
Kıbrıslılar adı altında tek millet varmış
gibi kendilerini birleştirmek isteyenlere olacağını ileri
sürdü.
Maşallah
Denktaşı, rahatsızlığı sırasında
Ankaraya gelişinde havaalanından alıp İbn-i Sina
Hastanesine götürdüğünü anlatan Şahin de O andaki durumunuzla
bugünkü durumunuzu mukayese ediyorum. Maşallah, Allah nazardan
saklasın, sağlıklı gördüm dedi.
Denktaş Şahinin bu sözlerine TBMM temsilcileri geliyor
İyi
görünüyorum çünkü kamçı devam ediyor
karşılığını verirken, Şahin,
Denktaşın bu sözleri üzerine Necip Fazıl Kısakürekin Ey
hasmım, sen benim ifadem ve hızımsın, gündüz geceye muhtaç
bana da sen lazımsın dizelerini
hatırladığını söyledi.
Şahin: Üniter yapının tartışılması abesle
iştigaldir
TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, dün KKTC'de
yaptığı açıklamada, ''Üniter yapının
tartışılmasını doğrusu abesle iştigal olarak
değerlendiriyorum. Bunlarla vakit kaybetmemeliyiz'' dedi.
''Demokratik açılım çalışmaları çerçevesinde
tartışmalar sürüyor. Siyasetin tansiyonu yüksek. Üniter yapı da
tartışılıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?''
sorusuna Şahin, ''Türkiye'nin her türlü sorundan kurtulması,
müşterek dileğimiz olmalıdır. İktidar muhalefet fark
etmemelidir. Türkiye'nin öncelikli sorunlarını çözme
bakımından birbirimize yardımcı olursak, katkılarla,
eleştirilerle, yol gösterici önerilerle birbirimize yardımcı
olursak, ülkemize hepimiz hizmet etmiş oluruz. Önemli olan
vatanımıza, milletimize hizmet değil mi? Eğer bu
anlayışla yaklaşırsak, ne kavga ne gürültü ne tansiyon
yüksekliği olur. Bunları geride bırakmalıyız. Ben,
halkımızın da böyle bir beklenti içinde olduğunu görüyorum.
Halkımıza layık olmanın da ancak bu şekilde
gerçekleşeceğine inanıyorum.''cevabını verdi.
STAR KIBRIS 28/08/09
DIKO and AKEL chiefs meet to ease
tensions
again
By Daniel Thomas
HOUSE President Marios
Garoyian yesterday met with leader of governing party AKEL Andros Kyprianou, as
part of a selection of meetings designed to restore the air of solidarity that
has been conspicuously absent in the ruling coalition in recent months.
Garoyian, who is also the General Secretary of DIKO, met with Kyprianou at the
partys headquarters yesterday with constructive, cooperative and political
dialogue on the table.
Speaking after the hour-long meeting, Garoyian told reporters that he had
listened carefully to the positions and concerns of Kyprianou, and had
expressed his own positions and concerns regarding a wide spectrum of issues
that relate to the community and its citizens.
He also added that there had been a full evaluation of the situation in the
coalition following the recent events that had been observed to cause a rift
between the two parties, which had culminated in DIKOs boycott of the
controversial Semi Governmental Organisation (SGO)appointment fiasco in July.
The assertion that the coalition will remain intact was delivered
simultaneously along with a reaffirmation of DIKOs autonomy, with Garoyian
saying: We, as a party that participates in the government, support the things
we consider correct and highlight the mistakes; we press for what is best and
try through our own participation to create the circumstances that will drive
our country forward into a new era.
Kyprianou spoke of an honest dialogue between the two, and stated that they
share similar opinions on a number of issues that were discussed. However, he
also added that there have been issues where we have different opinions,
approaches and even analyses of some issues, paying particular reference to
the criticism of the President that has emanated from the DIKO camp over a
range of issues, from the handling of negotiations to the balance of power
within the coalition. Nevertheless, Kyprianou also stated that at the same
time, we agree that we need to exercise the greatest possible cooperation when
it comes to the Cyprus Problem and the economy, so that they can be confronted
effectively.
The AKEL chief also reminded members of the press that the National Council
would be convening in September, and that all the political parties would have
the chance to voice their opinions regarding the key issues that the government
has to grapple with.
While the tone of the comments made after the meeting did not go to any great
lengths to exaggerate niceties, what was made clear was that both parties agree
that they will ultimately benefit from increased cooperation. Garoyian will
continue the process of reinvigorating the tenuous coalition with a meeting
with the President today.
CYPRUS MAIL 28/08/09
![]()
İlk kez anlaşılan ve
anlaşılamayan konular için 30 kâğıt hazırlandı.
Önerilerimiz BM parametreleri içinde, Rumlar ise bundan kaçıyor.
Kıbrıs sorununun esası, yönetim ve güç paylaşımıdır,
çatışmalar da o yüzden çıkmıştı
Taşkent şehitlerinin 2. gömü yerinin açılması konusunda
kayıplar komitesinde mutabakat var. Sizlerle birlikte bizler de bunun
takipçisi olacağız.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümü
için sürdürülen ve ikinci turu 3 Eylül Perşembe günü başlayacak müzakerelerde
üç konuda ilerleme sağlanırken, iki konuda önemli açmazlar
bulunduğunu söyledi.
Talat, önceki akşam Taşkent köyünü ziyaret etti. Ziyarete eşi
Oya Talat ve Cumhurbaşkanlığı yetkilileri de
katıldı.
Talat, Taşkent şehitlerinin ikinci gömü yerinin bu yıl
açılması konusunda Kayıp Şahıslar Komitesinin bir
mutabakatı bulunduğunu belirterek Bunun yaşama geçmesinde sorun
yaşama ihtimali her zaman vardır. Bu yıl içinde hiç olmazsa
kazının başlaması verilmiş bir taahhüttür. Sizlerle
birlikte bizler de bunun takipçisi olacağız diye konuştu.
Köylülerle el sıkışıp sohbet eden Talat, Taşkent
Şehitler Müzesini de ziyaret etti.
Dikmen Belediye Başkanı Yüksel Çelebi ve Taşkent Muhtarı
Ersoy Taluğun açılış konuşmalarıyla
başlayan toplantıda, Cumhurbaşkanı Talat, müzakereler
hakkında bilgiler verdi ve Taşkentli kayıpların
bulunması için yapılan çalışmalara değindi.
Kendi köyüm gibi
Cumhurbaşkanı Talat, Taşkenti kendi köyüm gibi diye
niteleyerek başladığı konuşmasında, 14
Ağustosta yurt dışında bulunduğu için
Taşkentteki anma törenine katılamadığını
hatırlattı ve bunu telafi etmek ve şehitleri anabilmek için
geldiğini söyledi.
Talat, Şehitler için ne yapsak onların acısını
dindirmemiz mümkün değil, büyük bir vahşet ve bu yüzyıla
yakışmayan bir cinayet silsilesiyle karşı karşıya
kaldık dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Taşkent şehitlerinin gömü yerleri
Güneyde olduğu için açılmasının zaman
aldığını ancak Rum Yönetiminin söz verdiğini ve
Rumların daha az gömü yeri açıldığı gerekçesiyle
Taşkentlilerin ikinci gömü yerini açmama politikasından, tepkiler
sonucu vazgeçtiğini anlattı.
Taşkentlilerin ikinci gömü yerinin bu yıl açılması
konusunda Kayıp Şahıslar Komitesinin bir mutabakatı
bulunduğunu kaydeden Talat, Bunun yaşama geçmesinde sorun
yaşama ihtimali her zaman vardır. Bu yıl içinde hiç olmazsa
kazının başlaması verilmiş bir taahhüttür. Sizlerle
birlikte bizler de bunun takipçisi olacağız diye konuştu.
Politize etmeyeceğiz
Cumhurbaşkanı Talat, müzakerelere başlarken kayıp
şahıslar meselesini politize etmeyeceğiz taahhüdünde
bulunduklarını ama Rumların zaman zaman bunu
yaptığını, uyarılarıyla bunu önlediklerini
söyledi.
Böylece Rum tarafının da bu konudaki taahhütlerine sadık
kaldığını belirten Talat, politize edilirse isteklilik ve
motivasyonun düşeceğini, araştırmaların istenen
hız ve ölçüde sürdürülemeyebileceğini kaydetti.
Talat, köy muhtarı gibi kendilerinin de olayın takibini
sürdürdüğünü kaydederek, Sizlerin acılarınızı
dindirmek kolay değil ama yapabileceğimizi yapmaya
çalışacağız dedi.
Müzakereler...
Talat, Kıbrıs sorununda ikinci bölüme gelecek Perşembe
başlayacaklarını, değerlendirme
çalışmalarının devam ettiğini belirterek, Türkiye
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlunun da Pazartesi
akşamı geleceğini ve Salı günü görüşeceklerini, böylece
Türkiyeyle de değerlendirme yapacaklarını açıkladı.
İçeriğin önemli olduğunu vurgulayan Talat, Hangi konularda ne
gibi politikalar belirleyeceğiz, o da önemli. Tüm bunları
görüşme fırsatı bulacağız dedi.
Birinci turda tarafların her konuda görüşlerini ortaya koyan
kağıtlar hazırladığını belirten Talat,
temsilcilerin bu kağıtları gündeme uygun
hazırladığını söyledi.
Konuların 6 ana başlığa ayrılarak sırasıyla
ele alındığını, en uzun bölümün yönetim ve güç
paylaşımı tuttuğunu ifade eden Cumhurbaşkanı
Talat, Çünkü Kıbrıs sorununun esası, yönetim ve güç
paylaşımıdır, toplumlararası çatışmalar o
nedenle başladı.
3 konuda ilerleme
İlerleme sağladıkları 3 konunun yönetim ve güç
paylaşımı, ekonomi ve AB ilişkileri olduğunu ifade
eden Talat, mülkiyette çok ciddi bir tıkanıklık
yaşadıklarını, toprak (harita) konusunu da en sona
bıraktıklarını, her konuda anlaşma olabileceği
görülürse harita konuşma kararı aldıklarını, güvenlik
ve garantiler konusunu da sonra ele alacaklarını anlattı.
30 kağıtta kayıtlı
Güvenlik ve garantiler konusunu diğer imzacıların da
olacağı bir yerde ele almanın doğru
olacağını belirten Talat, ilerleme sağlanan üç konuda 30
tane kağıt hazırladıklarını, hem
yakınlaşılan hem de anlaşılamayan konuların bu
kağıtlarda kayıtlı olduğunu bildirdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ikinci turda, anlaşmazlık
konularından başlayacaklarını, önemli konuların
liderler düzeyinde, öteki konuların temsilci ve uzmanlarca ele
alınmasını önerdiklerini ancak henüz Rumların tutumunu
bilmediklerini söyledi. Talat, perşembe günü önce yürütme konusunu ele
alacaklarını en önemli alt başlığın ise
Başkan ve başkan yardımcısının nasıl
seçileceği olacağını açıkladı.
Oluşturulacak federal devlette başkan ve başkan
yardımcısının seçimi konusunda ciddi bir anlaşmazlıkları
bulunduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Rumların
önerisine göre hareket edilirse Kıbrıslı Türk liderin seçiminde
Rumların daha etkili olacağını anlattı.
Siyasi eşitlik nerde kalır?
Bunun iki toplumluluğu ve siyasi eşitliği ortadan kaldıran,
kabul edilemez bir konu olduğunu, o yüzden ikinci turda ilk olarak bunun
ele alınacağını belirten Talat, Umarız
Kıbrıslı Rumlar iki toplumlu bir anlaşma
olacağını unutmazlar çünkü müzakereler başlarken bunu kabul
ettiler, iki toplumlu, iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı bir
federasyon kurulacağını kabul ettik. Eğer
Kıbrıslı Türk lideri Rumlar seçecekse, siyasi eşitlik nerde
kalır? Bu en baştaki siyasi ilkelere aykırıdır dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, yeni devletin dış ilişkileri,
fır hatları, hava sahaları, yasama gibi konularda da
anlaşmazlıklar bulunduğu; yargıda tam mutabakat
olduğunu; bunların temsilciler düzeyinde görüşülebileceğini
söylediklerini ama Rumların liderler düzeyinde görüşme istediğini
kaydetti.
Mülkiyette, tazminat ve takasın kullanılabileceğini ortaya
koyduklarını Rum tarafının ise tek yetkili eski mal
sahibini gördüğünü ve onun isteklerine göre düzenlemeler öngördüğünü
belirten Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının önerilerinin
ise Annan Planına yakın olduğunu söyledi. Takas, tazminat ve
iadenin önceden belirlenecek kriterlere göre uygulanması istediklerini
kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, şöyle dedi:
30 kağıt... ilk kez
Gelinen aşamada belli bir ilerleme kaydettiğimiz gibi,
ayrılık maddelerimizi de tespit ettik. Bu müzakerelerde önemli bir
farklılık yarattık. İlk defa çalışma
kağıtları hazırladık. 30 tane
anlaştığımız ve
anlaşamadığımız konuları içeren kağıt hazırladık.
Bu, ilk defa oldu. Geçmişte liderler kendi kâğıtlarını
hazırlardı, BM bunlar üzerinde görüşürdü.
Biz kendimiz kâğıtlarımızı hazırladık,
uzmanlar konuştu, hem farklılıkları, hem
uzlaşılanları yazdı, işimiz kolaylaştı.
Şimdi kolayca her konuyu ele alıp farklılıklarımızı
gidereceğiz.
Şimdiye dek, Rumlar onu BM hazırladı, kabul ettiğimiz
birşey yok denirdi. Annan Planı için bile, hem Rumlar hem
Kıbrıslı Türkler tarafından empoze plan dendi. Şimdi
daha doğru, işbirliği içinde bir yol izliyoruz. Bunu önemli
görüyorum. Temel prensip, her konuda anlaşmadan hiçbir konuda
anlaşmış sayılmayız.
2 önemli açmaz
Cumhurbaşkanı Talat, iki önemli açmazları bulunduğunu da
belirterek, Rumların bir takvim belirlenmesini reddettiğini, ne
zamana kadar müzakere edileceği ve son verileceği, uluslararası
toplumun müdahil olmasının isteneceğinin Rumlarca kabul
edilmediğini söyledi.
Sonsuza dek müzakere olmayacağına göre bunun kabul edilmesi
gerektiğini belirten Talat, Rumların uluslararası toplumun
sürece daha fazla müdahil olmasını da kabul etmediğini
hatırlattı.
BM veya akil adam
Her konuda bizim anlaşmamız mümkün mü? Ben bunu mümkün görmüyorum,
işin doğasına aykırıdır. BMnin veya bir akil
adamın bize öneriler yapması lazım diyen Talat, Annan
Planının BM ve Rumlarca hazırlandığını,
Kıbrıs Türk tarafında o dönemin iktidarı çözüme soğuk
baktığı için Annan Planıyla ilgilenmediğini;
muhalefette oldukları halde planda birçok iyileşmeyi BMyi uyararak
kendilerinin yaptığını belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Annan Planının
aslında Rumlarca hazırlanmış bir plan olduğunu ama
yine de reddettiklerini; şimdi ise planı Kıbrıslılar
hazırlayacak dediğini ama Türk başkanı seçmeyi
istediğini, bu durumda iki kesimliliğin nasıl
sağlanacağını sordu. Annan Planının ideal biz
çözüm olmadığını, bir uzlaşma olduğunu;
şimdi bazı unsurlarının değiştirildiğini
bildiren Talat, Rumlar istemediğine göre kendilerini masada Annan
Planıyla bağlı hissetmediklerini; aynısını
önermediklerini ve bunun beklenemeyeceğini anlattı.
STAR KIBRIS 29/08/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Mecliste
temsil edilen siyasi partilerle görüşmesi tamamlandı.
Kıbrıs müzakerelerinin 2. turu öncesinde siyasi partilerle
değerlendirme amaçlı toplantı yaklaşık bir saat sürdü.
Cumhurbaşkanının gelinen aşamayla ilgili bilgi
aktardığı toplantıda, müzakerelerde liderlerin
karşılıklı olarak sunduğu kağıtlar da siyasi
partilere CDde sunuldu. 3 Eylül Perşembe günü başlayacak müzakereler
öncesinde çarşamba günü Cumhurbaşkanı, parti liderleriyle
yeniden bir araya gelecek ve partiler yönetim ile güç
paylaşımı konusundaki görüşlerini ortaya koyacaklar.
Cumhurbaşkanı Talat toplantı sonunda herhangi bir açıklama
yapmazken, UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş
Eroğlu, CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş, TDP Genel Başkanı Mehmet
Çakıcı ve ÖRP Genel Başkanı Turgay Avcı,
toplantıdan çıkışlarında basına
değerlendirmelerde bulundu.
EROĞLU
UBP Genel Başkanı Başbakan Derviş Eroğlu, dünkü
görüşmede ağırlıkla 3 Eylülde başlayacak 2. tur
görüşmelerle ilgili bir strateji belirlenmesi konusunun ele
alındığı ve ileriki günlerde siyasi partilerin başta
yönetim ve güç paylaşımı olmak üzere görüşlerini
belirleyerek Cumhurbaşkanına aktarmaları konusunda görüş
birliğine varıldığını söyledi.
Bu aşamada söylenecek fazla bir şey bulunmadığı, ancak
bu toplantıların devam etmesini ve siyasi partilerin görüşlerini
ortaya koymasını olumlu bulduğunu ifade eden Eroğlu,
müzakerelerde iki liderin vermiş olduğu kağıtlarla ilgili
CDlerin de partilere verildiğini ve onları inceleyerek ona göre
görüş ortaya koyacaklarını kaydetti.
Eroğlu, Büyük olasılıkla gelecek çarşamba yeniden bir
araya gelinerek siyasi partiler, verilen kağıtlarla ilgili
görüşlerini ortaya koymaya çalışacaktır dedi.
SOYER
CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer ise, Cumhurbaşkanı
başkanlığında tüm siyasi partilerin değerlendirme
yaptığını ve süreçle ilgili görüşlerini
aktardıklarını belirterek, Önemli olan Kıbrıs
sorununun bir an evvel çözülmesi ve Kıbrıs Türk tarafının
Kıbrısın eşit ortağı olarak AB süreçlerine ve
dünyaya bir an evvel katılması, adanın bütününe huzur ve
istikrarın gelmesi, Türk-Yunan barışına katkı
sağlanmasıdır dedi.
İki liderin 3 Eylülde yeniden bir araya gelerek ilk turda
uzlaştıkları ve uzlaşmadıkları konuları
yeniden tartışacaklarını belirten Soyer, bunun önemli bir
süreç olduğunu vurgulayarak yıl sonuna kadar iki liderin görüşme
sürecini tamamlayarak bir an evvel Kıbrısa kalıcı,
karşılıklı kabul edilebilir, BM parametrelerinde çözümün
gelmesi temennisinde bulundu.
DENKTAŞ
DP Genel Başkanı Serdar Denktaş da, toplantıdan
çıkışında, son gelinen aşamayı irdeledikten sonra
2. tur öncesinde bir değerlendirme yaptıklarını belirterek,
tarafların görüşleri ve mutabık kalınan az sayıda
unsuru ayrıntılı olarak gözden geçirdiklerini anlattı.
Parti olarak ara anlaşma gibi bir yönteme karşı
duruşlarını ortaya koyduklarını ve ABnin sürece
müdahil olması gibi unsurlara da taraftar olmadıklarını
yeniden belirttiklerini kaydeden Denktaş, gelecek hafta daha
ayrıntılı olarak yönetim ve güç paylaşımı ile
buna bağlı ekonomik konulardaki görüşlerini gerek
Cumhurbaşkanlığı, gerekse kendi teknik heyetleriyle
görüşmeye devam edeceklerini kaydetti.
ÇAKICI
TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ise, bugün 2. tura yönelik
hazırlıkları konuştuklarını ve çarşamba gün
de ağırlıkla yönetim ve güç paylaşımının ele
alınacağını söyledi.
Parti olarak bu konuda görüşleri bulunduğunu ve bunları da
çarşamba günkü toplantıda paylaşacaklarını ifade eden
Çakıcı, TDPnin erken çözümü talep eden, çözüm sürecini destekleyen
ve iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federal bir
anlaşmayı öngören konumda olduğunu belirtti.
Bu konuda Cumhurbaşkanına desteklerinin devam ettiğini belirten
Çakıcı, Mücadele etmeye devam edeceğiz şeklinde konuştu.
AVCI
ÖRP Genel Başkanı Turgay Avcı da, 2. tur öncesinde yapılan
bu değerlendirme toplantısında birçok konunun
paylaşıldığını, tereddütlerini ve olası
sorunlarını aktardıklarını belirterek gelecek
toplantıda da yeni turda ilk konuşulacak konu olan yönetim ve güç
paylaşımı konusunda görüşlerini ortaya
koyacaklarını kaydetti.
Parti olarak çözüm için destek verdiklerini ancak herhangi bir çözüm
değil, Kıbrıs Türkünün eşit, adil olabileceği bir
çözümde Cumhurbaşkanına destek verebileceklerini ifade ettiklerini
belirten Avcı, Ekiplerimiz çalışıyor.
Cumhurbaşkanından aldığımız bilgiler
doğrultusunda özellikle ilk konu olan yönetim ve güç
paylaşımı konusunu gelecek çarşamba günü
düşüncelerimizi aktaracağız dedi.
Avcı, her şeyin toz pembe olmadığını, çözüm çok
kolaydır ve kapıdadır diyemeyeceğini sözlerine ekledi.
STAR KIBRIS 29/08/09
![]()
Hristofyas hükümetinin koalisyon ortaklarından EDEK,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas arasında yürütülmekte olan doğrudan müzakereleri,
çok tehlikeli ve kritik olarak niteledi ve müzakerelerin ilk turundaki
gidişatı aynı kalacaksa, Eylül ayında başlayacak ikinci
turunun kesilmesini önerdi.
Alithia Gazetesi, Müzakereler Kesilsin
EDEK, Türkiyenin Israr Etmesi Halinde
Daha Fazla Müzakere Etmenin Beyhude Olduğunu Savunuyor
başlığıyla yansıttığı haberinde, EDEK
Siyasi Bürosunun, dün, Kıbrıs doğrudan müzakerelerinin bugüne
kadarki sürecini detaylı olarak değerlendirdiğini haber verdi ve
Parti Basın Sözcüsü Dimitris Papadakisin yaptığı
açıklamayı aktardı.
Kargaşalı konular
Gazeteye göre, Papadakis, Kıbrıs Rum tarafı, öncelikle,
tarafların görüşleri arasında kargaşa bulunan toprak,
mülkiyet, güvenlik-garantiler ve yerleşikler
başlıklarının görüşülmesinde ısrar etmelidir
dedi ve Türk tarafını akıl dışı,
yasadışı, uluslararası hukuk ve Avrupa hukukuyla tamamen
çatışan görüş ve tezlerde ısrar etmekle suçladı.
Dimitris Papadakis şunları söyledi:
Türk tarafı bu başlıklarda uzlaşmaz tezlerinde ısrar
ederse o zaman diğer başlıklarda müzakereleri daha fazla
sürdürmek veya al-ver denilen prosedüre başlamak lüzumsuz ve beyhude
olmasının ötesinde; Aralık ayındaki gözden geçirilmesi
ışığı altında sadece Türkiyenin propaganda
makinesini besleyeceği mantığıyla tehlikelidir de
Dimitris Papadakis, sözlerinin sonunda EDEKin önerisine işaret ederek,
şöyle dedi:
2 yölü hareket
Hükümet derhal iki yönde harekete geçmelidir. 1) Uluslararası
camiayı ve Avrupa camiasını Türk marifetleri hakkında
bilgilendirmek ve ilerleme sağlanmasına müsaade etmeyenin kim
olduğunun açıkça ortaya çıkması için Türk tarafının
uzlaşmazlığına işaret etmek. 2) Türkiyeye etkin
müdahale ve baskı yapılmazsa müzakereler prosedürünün
başarısızlığa sürükleneceği uyarısında
bulunmak
Aynı gazete, EDEK Başkanı Yannakis Omirunun, kaleme
aldığı Talatın İddiaları ve Bizim
Takınmamız Gereken Tavır başlıklı makaleyi
yayınladı.
Uzlaşılmış 30 belge
Gazeteye göre, Cumhurbaşkanı Talatın müzakerelerde
uzlaşılmış 30 belge bulunduğu açıklaması ve
Aralık ayına kadar olumlu bir sonuca varılmasından
iyimserlik belirtmesinin; Aralık ayındaki sınavında
Türkiyenin işini kolaylaştırma, çıkmaz olması halinde
bunun sorumlusunun Rum tarafı olduğunu göstermek için sahte bir
görüntü verme ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki olası
adaylığı için olumlu bir ortam yaratma hedeflerini
taşıdığı iddialarında bulunan Omiru,
Talatın açıklamalarına derhal yanıt verilmesi gerektiği
görüşünü ortaya koydu.
Omiru, Cumhurbaşkanı Talatın doğrudan müzakerelerin ikinci
turunda izlenecek prosedürü peşinen tayin etmesine karşılık
Rum Yönetimi Başkanı Hristofyasın yapması gerekenleri de
sıraladı.
Vatandaşlık verme niyeti
Omiru, KKTCnin 15 bin TC kökenli kişiye vatandaşlık verme
niyeti bulunduğu iddiasıyla, bunun uluslararasında ve ABde
şikâyet edilmesi gerektiğini savunduğunu ve Türkiye
Kıbrısın demografik oluşumunu değiştirerek
uluslararası hukuku çiğneyecekken müzakerelerin devamına
rıza göstermemiz mümkün mü? ifadesini kullandı.
STAR KIBRIS 29/08/09
Turkish Cypriot brick producer hits
back
By Lucy Millett
The Turkish Cypriot brick
producer at the centre of an unfair competition row has hit back at claims that
his bricks do not fulfil the minimum manufacturing standards of the EU.
Seven Greek Cypriot brick factories are seeking a court injunction to prohibit
the transport of bricks from the north, arguing that manufacturers in the north
are not following EU rules and are not subject to the requisite factory
controls for the manufacture of the bricks. They claim that the Republic of
Cyprus is violating their constitutional right to equal treatment because the
aquis communautaire does not apply to their Turkish Cypriot rivals.
The seven companies are raising questions about the quality of the bricks being
brought over the Green Line and, by extension, the safety of structure built
using the bricks.
But the Turkish Cypriot manufacturer Mustafa Ersozlu said in an email
yesterday: My company started to sell bricks to the south in March 2009. The
sale is legal according to the Green Line Regulations. All the required
documents were given to the relevant department of the Republic of Cyprus
Ministry of the Interior and legal permission was given by their offices.
Ersozlu confirmed claims that his company, Gurdag Trading and Industry Limited,
operates on land owned by the Paraskevaides family, but added: Our work is not
illegal. We are paying monthly rent to the authority in the Turkish Republic
of North Cyprus to run our business. All of the machines and equipment
belongs to our company.
Concerning EU standards he said: We have a CE (Centre of Engineering)
certificate, given to us by a foundation authorised by the EU. He attached a
copy.
All the criteria of quality and reliability of the CE are being fulfilled. We
are producing goods that have at least the same quality as (the Greek Cypriot
companies) goods. Furthermore we sell our goods at cheaper prices than they
do.
This is where the confusion comes from because they fear that they will lose
their market. They want to save their existing status quo and cartel and they
dont want any competition.
The lawyer for the seven companies, Achilleas Emilianides had said that the
Greek Cypriot companies charged more for their bricks because they are
manufactured under more carefully-controlled conditions.
Ersozlu rebutted claims of unfair competition saying: The Greek Cypriot
newspapers and TV. Channels have put an advertisement embargo on Turkish
Cypriot products and we cannot advertise our products any more. That is the
real unfair competition.
One of the complainant Greek Cypriot brick producers is selling a full
truck of roof tiles to the (occupied areas) every day but nobody is trying to
block him.
The seven Greek Cypriot companies are seeking an injunction from the court to
prevent the transport of bricks from the north. They are also asking for
compensation from the government for loss of income due to unfair competition
dating from 2004, when trade was opened with the north.
CYPRUS MAIL 29/08/09
Two states could converge in a
decade
THE VIABILITY of a Cyprus
solution would be hampered if unification of the economy is blocked in any way,
former Finance Minister Michalis Sarris said yesterday.
In an interview with the Cyprus News Agency (CNA), Sarris who is also head of
working group on economic issues, said that on the technocrats level there had
been very good cooperation with the Turkish Cypriots and there was convergence
on many issues during the negotiations.
But he said that as discussions at the working group moved on, the Turkish
Cypriot side tended to present ideas that promoted separate financial
institutions, a move he described as not a pleasant surprise.
A unified market will have significant beneficial for all Cypriots, but under
certain conditions, he said. These related to the four basic freedoms, namely
free movement of goods, services, labour force and capital, effective monitoring
of the financial system, an institutional framework to guarantee the
continuation of macroeconomic stability, a wise fiscal policy and the right
structural reforms.
Sarris believes that the institutions within a negotiated settlement -
regarding the EU must be under the authority of the federal government and must
not include permanent derogations from the aquis communitaire.
Initially, the Turkish Cypriot component state would draw more funds from the
federal government, he added.
I believe that convergence between the two component states can be achieved in
a decade, he said.
He also said the federal government could not be burdened with the cost of
re-settlement of those affected by territorial adjustments, compensation and
reconstruction and for this reason he believes that the more people return to
their properties, the better for the economy of the country.
Sarris does not expect huge donations from international organisations and
foreign governments because of the global financial crisis. He believes though
that free market, the peace dividend, savings from expenditure on defence and
double infrastructure can provide the economy with the necessary funds.
He also tried to allay Greek Cypriot fears about the cost of the solution,
saying: All Cypriots will become richer.
CYPRUS MAIL 29/08/09
Başından vurduğu Rum askeriyle artık dost...
Onların
hikayeleri 35 yıl önce başladı. Kıbrıs
barış harekatı sırasında cephelerini korumak için
savaşan biri Türk diğeri Rum iki askerdi onlar. Türk askeri olan
Lefke Topel diye adlandırılan tepenin komutanı, Rum askeri ise
Rum birliğinin telsiz operatörüydü. Onlar şimdi iki dost. Bundan tam
35 sene önce birbirlerine kurşun sıktılar, şimdilerde
dostluğun ve barışın simgesi olan zeytin
ağacının altında o günleri anıyorlar.
(DHA) -- Onlar Fethi ile Ioannis. Rum yazar Panikos
Neocleous'un 1972 harekatını anlatan ve ağırlıklı
olarak o günleri yaşayan insanlar ile yaptığı röportajlar,
KKTC'de Lefke bölgesinde tarihi bir buluşmaya ev sahipliği
yaptı.
1974 yılındaki çatışma günlerinde birbirini öldürmek için
silaha sarılan karşı taraftan" iki kişi, Lefke'de dün
dostane bir şekilde birbirlerine sarıldı. Lefkeli eski mücahit
komutanı Fethi Akıncı, başından vurarak
yaraladığı eski Rum askeri Ioannis Marateftis önce Kermiya
sınır kapısında karşıladı, ardından da
1974'te savaştıkları yerlere götürdü.
Eskiden düşman, bugün iki dost
Çatıştıkları yerleri gezen Fethi Akıncı ile
Ioannis Marateftis, daha sonra Lefke'de bir restoranda yemek yedi. Eskiden
düşman, bugün ise iki dost, savaş günlerinde birbirleriyle öldüresiye
çarpıştıkları bölgede basına ortak açıklamalarda
bulundu.
Rum askeri Ioannis Marateftis o günü şöyle anlattı:
Üstlerimizden aldığımız emir karşı tepede
bulunan Türk mevzisine saldırıya geçilecek şekilde idi. Orada
Türklerin bize direnebileceklerini tahmin etmiyorduk, ancak biz
saldırıya geçince Türk askerlerinden beklemediğimiz bir
karşılık gördük. Uzun süren çatışmanın ardından
Türklere karşı direnemeyeceğimizi anladık ve geri çekilmeye
başladık. Benim görevim bulunduğum birliğin telsiz
operatörlüğü idi. Geri çekilirken başımıza yağan
kurşunlardan da isabet almamak için sürekli gizlenerek hatta sürünerek
geri çekilmeye çalışıyorduk.
İlk önce yanımda bulunan arkadaşımın
yaralandığını gördüm, hemen arkasından bir merminin
başıma isabet ettiğini hissettim. Başımda çelik
başlık olduğundan dolayı ölmedim, şans eseri
yaralandım. Başımdan kanlar akmaya başladı ve
üstümdeki telsiz, silah ve başımdaki çelik başlık ile çok
hızlı kaçamayacağımı anladım hemen orada
mevzilendiğim noktada hepsini bıraktım ve canımı
kurtarabilmek için oradan uzaklaştım.
Çatışmanın olduğu gün benim askerliğimim son günüydü,
yani bir gün sonra terhis olacaktım ama az kalsın terhis olmadan
ölecektim. 35 yıl sonra buraya ilk kez geliyorum. Buraya, 35 yıl önce
yaşananları bir daha yaşamamak ve buradan barış
mesajları vermek için geldim. Dileğim Bizi yönetenlerin Kıbrıs
sorununu bir an önce çözmeleri ve Kıbrıs
adasındaki iki halk arasında kalıcı bir barış
içinde özgür yaşamak."
Türk askeri komutanı Fethi Akıncı ise o günü şöyle
anlatıyor:
Sabah 4.30 sıralarında Rumlar bize ateş açmaya
başladılar. Biz de hemen tepenin üzerine mevzilendik ve Rumlara
karşılık vererek ateş açmaya başladık. Bir
birimize mesafe olarak çok yakındık. Rum askerleri bizden beklenmedik
bir karşılık görünce geri çekilmeye başladılar.
Ioannis Marateftis'i çok iyi hatırlarım, bir arkadaşı ile
birlikte geri koşmaya başladı ve ben bulunduğum tepenin
komutanı olduğum için benim elimde sadece bir tabanca vardı.
Elimde bulunan tabancanın o çatışma sırasında etkisiz
olduğunu gördüm ve ayni tepede görev yapan bir askerin kullanmış
olduğu A 4diye bilinen silahın başına geçtim.
Rum askerleri bir yandan geri çekiliyorlar bir yandan da sürekli bize ateş
ediyorlardı. A 4 silahı ile bize ateş açılan yere
karşılık vermeye başladım ve çok yakın
olduğumuzdan Ioannis Marateftis'i vurduğumu gördüm. O günkü
şartlar öyle olduğu için başka türlü davranmak veya hareket
etmek olanağımız yoktu. Ancak bu gün Ioannis Marateftis ile
birlikte buraya geldik. Burada ona zeytin fidanı hediye ettim, çünkü
zeytin ağacına çok az bir bakım yaparsan çok uzun yıllar
yaşar. Umudum İki toplumda barışı ve dostluğun
simgesi olan zeytin ağacından ders çıkararak, adada mutlu
yaşamak fırsatını yakalaya bilinmesidir"
CNN TURK
30/08/09
A.A
Dışişleri Bakanı
Ahmet Davutoğlu, 3 Eylülde başlayacak 2. tur Kıbrıs
müzakereleri öncesinde temaslarda bulunmak üzere yarın akşam KKTC'ye
gelecek.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Davutoğlu'nun ziyaretine
ilişkin olarak yaptığı açıklamada, Davutoğlu ile Kıbrıs müzakerelerinin ikinci turu
öncesinde genel bir değerlendirme yapacaklarını söyledi.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun yarın akşam
adaya geleceğini ve temaslarına salı günü
başlayacağını belirten ve "Gündemde her şey
var" diyen Talat, Kıbrıs sorunu
ve müzakerelerin ele alınacağını kaydetti.
Kıbrıs sorununa çözüm bulmak
amacıyla 11 Eylül 2008'de başlatılan ve ilk turu 6
Ağustosta tamamlanan müzakerelerin ikinci turuna 3 Eylülde
başlanacağını
anımsatan Cumhurbaşkanı Talat, "İkinci safhayı
başlatıyoruz. O safhadan önce bir genel değerlendirme yapmak
istedik, onu yapıyoruz" dedi.
HURRIYET 30/08/09
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Kıbrıs Barış Harekâtı
sırasında başından yaraladığı Rum
askeri Ioannis Marateftisle bir araya gelen Kıbrıslı Türk Fethi
Akıncı, dostluk mesajları verdi
Kıbrıslı
Türk mücahit Fethi Akıncı, 1974teki Kıbrıs Barış Harekâtı
sırasında, Lefkede başından vurarak
yaraladığı Rum
askeri Ioannis Marateftisi, dün olay yerinde ağırladı. Sabah
saatlerinde KKTCye geçen Marateftisi, Akıncı ve
arkadaşları Metehan Sınır
Kapısında karşıladı.
İki eski düşman yeni dost, birbirlerine sarıldıktan sonra
birlikte Lefkeye gittiler. Lefkede öğle yemeği yiyen ikili, eski
günleri konuştu. Akıncı, buluşmada, Bu görüntü yeni
nesillere örnek olsun derken, Rum Marateftis, Bir daha eski günleri
yaşamak istemiyoruz ifadesini kullandı.
Yemekten sonra çatışmanın geçtiği tepeye çıkan
Akıncı ve Marateftis, burada basına açıklamalar yaptı.
Olayın çatışmalar sırasında meydana geldiğini
belirten Kıbrıslı Türk Akıncı, kendilerini bir simge
olarak gördüklerini anlattı. Bir daha böyle olayların
yaşanmasını istemiyoruz diyen Akıncı, genç nesillere
örnek olmaları gerektiğini ifade etti.
Savaşta nasıl yaralandığını anlatan Maratefis de
şunları ekledi: Burada bulunmamla ilgili olarak aklımdan geçen
tek bir şey var. O da bu memlekette barış ve özgürlük içinde hep
beraber yaşamaktır. Umarım, geçmişteki yaşanan o
karanlık olaylar bugün ve gelecekte yaşanmaz. Akıncı ile
Marateftis arasında ilk görüşme 6 Ağustosta Rum tarafında
bir kafede gerçekleşmişti. İki eski asker birbirlerine zeytin
dalı vermişti.
MILLIYET
30/08/09
İlk bakışta, her şey 1925teki Şeyh Sait
isyanından, yani resmi görüşe göre irticanın
başkaldırışından sonra oldu. Genelkurmay
Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, 1925ten itibaren
Türkiyenin doğu bölgelerindeki isyan ve kalkışmaları
etnik temelli görmüyor. İlk büyük çaplı isyan Şeyh Sait ve
onun niteleme sıfatı irtica.
İşte o isyanın ardından bir Şark Islahat Planı
kabul ediliyor ve yürürlüğe konuyor. İrtica hadisesinde mahall-i
ceryan olan vilayetlerimizdeki müşahedatı tetkik ve icabeden tedabiri
tezekkür ve bir rapor halinde tanzim eylemek üzere Dahiliye Vekili Cemil,
Adliye Vekili Mahmut Esat, Çankırı Mebusu Mustafa Abdülhalik beylerle
Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisi Sanisi Mirliva Kazım Paşanın
iştikarile bir encümen teşkil hakkındaki 8 Eylül 1341 tarh ve
2536 numaralı mahrem icra vekilleri heyeti kararnamesi mucibince...
Günümüz Türkçesiyle İrtica olayına tanıklık eden
illerimizdeki durumu incelemek ve gereken önlemlere ilişkin bir rapor
düzenlemek için İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı, Genelkurmay
İkinci Başkanı ve bir milletvekilinin katılımıyla
bir komisyon kurulmasına dair Bakanlar Kurulunun 8 Eylül 1925 tarih ve
2536 numaralı gizli kararnamesi gereğince...
Gereğince ne oluyor?
24 Eylül 1925 tarihinde Şark Islahat Planı kabul ediliyor ama
hükümlerine baktığınızda irticaya ilişkin pek bir
şey göremiyorsunuz. Buna karşılık Kürtlerin
asimilasyonuna ilişkin ilginç maddeler var.
İlker Başbuğ, 14 Nisan konuşmasında Prof. Metin
Hepere gönderme yaparak Gerek Osmanlı İmparatorluğu gerekse
Cumhuriyet döneminde, Kürt kökenli vatandaşlarımıza devletçe
sistematik asimilasyon politikası uygulanmamıştır... Sonuç
olarak, esas itibarıyla Cumhuriyetin ilk yıllarında
yaşanan ayaklanmalar etnik temelli değildir demişti.
Tarihi gerçekler bu söylemi doğrulamıyor.
***
Alın Eylül 1925teki yani bundan aşağı yukarı tam 84
yıl önceki Şark Islahat Planından bir bölüm:
Van şehri ile Midyat arasındaki hattın garbında
Ermenilerden metruk araziye Türk muhacirleri yerleştirilecektir. Bunun
için idare-i örfiye mıntıkasındaki vilayette bulunan Ermeni
emvali maliyece satılmayacak ve hatta Kürtlere icar dahi edilmeyecektir.
Yugoslavya dan gelmekte olan Türk ve Arnavutlar ile İran ve Kafkasya dan
gelecek teşkil edeceği, muhacirin, evvelemirde Elaziz-Ergani- Diyarıbekir,
Elaziz-Palu, Palu-Kiğı, Palu-Muş arasındaki Murat Vadisi
Bingöl dağının şark ve cenubu, ve Hınıs, Murat
vadileri, Muşa Ovası, Van Gölü havzası,
Diyarıbekir-Garzan-Bitlis hatlarında iskan edilecek.
Yorum gerektirmeyecek kadar açık. Van ve Midyat hattının
batısında, isimleri verilen bölgelerdeki Ermenilerden kalan araziye
Yugoslavyadan gelen Türk ve Arnavutlar ile İran ve Kafkasyadan gelen
göçmenler yerleştirilecek, bu arazi Kürtlere kiralanmayacaktır bile.
Bu nüfus mühendisliği, Planın 13 ve 16. Maddesindeki Kürtçe
yasaklarıyla birarada okunduğunda anlam kazanıyor.
Madde 13:
Aslen Türk olup Kürtlüğe mağlup olmaya başlayan (yani
Kürtleşmeye başlayan) bervech-i âtî Malatya, Elaziz, Diyarbekir,
Bitlis, Van, Muş, Urfa, Ergani, Hozat, Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Palu,
Çarsancak, Çemişgezek, Ovacık, Hısn-ı Mansur
(Adıyaman), Behinsi (Besni), Arga (Akçadağ), Hekimhan, Birecik,
Çermik, vilayet ve kaza merkezlerinde hükûmet ve belediye dairelerinde ve sair
mücessesat ve teşkilâtta, mekteplerde, çarşı ve pazarlarda
Türkçeden maada lisan kullananlar evâmir-i hükûmete ve belediyeye muhalif ve
mukavemet cürmile tecziye edilirler.
Madde 16:
Fırat garbındaki vilayetlerimizin bazı akvamında
dağınık bir surette yerleşmiş olan Kürtlerin Kürtçe
konuşmaları behemahal men edilmeli ve kız mekteplerine ehemmiyet
verilerek kadınların Türkçe konuşmaları temin
olunmalıdır.
Bir de Madde 14e göz atalım:
Aslen Türk olan fakat Kürtlüğe temessül etmek üzere olan bulunan mevkide
ve Siirt, Mardin, Savur, gibi ahalisi Arapça konuşan mahallerde Türk
Ocakları ve mektep açılması ve bilhassa her türlü
fedakârlık iktiham olunarak (gösterilerek) mükemmel kız mekteplere
rağbetlerinin suveri adîde (fazla miktarda) ile temîni lazımdır.
Hassaten Dersim, tercihan ve müstacalen (acil olarak) leyli iptidailer
(yatılı ilkokullar) açılmak suretiyle Kürtlüğe
karışmaktan bir an evvel kurtarılmalıdır.
İşte asimilasyondan, bugün artık iflas ettiği ortada olan
ve terkedilmesi gereken asimilasyondan kasıt budur. Kürtlerin yoğun
bulunduğu bölgelere Türk yerleştirmek, Kürtçe
konuşulmasını men etmek ve cezalandırmak, Kürtlüğü
önlemek ve yeni yetişecek kuşakları Türkleştirmek.
Asimilasyon budur.
Ve bu bir devlet politikası olagelmiştir. Metin Heperin
dediği gibi Kürt inkârı 1930lar ve 1940lardaki bir avuç
entelektüelin tavrı değil, devletin politikası olmuştur.
Belma Akçura, Devletin Kürt Filmi 1925-2007 Kürt Raporları adıyla
bunu kitaplaştırdı.
Cumhuriyetin ilk dönemlerindeki birçok şey gibi, bu asimilasyonist
yaklaşım ve politika da köklerini Osmanlı son döneminde,
İttihatçılarda buluyor. Kürtlere yönelik asimilasyonculukun
ideolojisini yapan da bizzat Ziya Gökalptir.
***
Günümüzde bu politika ve yaklaşım devam ediyor mu?
Evet ediyor. Bunun en kestirme ifadesi Deniz Baykalın ağzından
ifadesini bula Dil böler şeklindeki anlayıştır. Bu
anlayış, Metin Heper gibilerinin Kürtçe eğitim
hakkını ikincil kimliklerin birincil hale gelmesine yol açar, bu da
ülkeyi etnik olarak böler gibisinden dünyada hiçbir yerde geçerli olmayan tezlerinde
ve Genelkurmay Başkanının ondan ödünç aldığı
mealen bireysel kültürel haklara evet, ama kolektif grup- haklarına yani
ana dilde eğitim hakkına hayır görüşünde değişik
düzeylerde paylaşılıyor.
Dil bölmez. Türkiye tecrübesi, dile baskının, dil üzerinden kimlik
inkarının bölücü sonuçlar yarattığını yeterince
kanıtlamış olmalıdır.
Mesele, Türkiyenin Kürtlerinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları
olarak, AB hukuk normlarına sahip bir ülkede, yüzlerce yıldır
yaşadıkları coğrafyada kendileri olarak yaşamaya devam
etmeleri ve bunun hukuki güvencelerinin sağlanmasıdır.
Artık Kürt sorununda şiddete, kan dökülmesine sonuna kadar
hayır. Türkiyenin birliği için Kürtlerin Kürt olarak özgürce
yaşamalarına evet.
Bunun için, paradigma değişikliği, yeni paradigma şart.
Kürt Açılımının , başarılabilirse,
varacağı ve varması gereken yer orasıdır.
Not: Bir haftalık bir izinin ardından, bir sonraki hafta
buluşmak üzere.
Cengiz Çandarın bu yazısı aynı anda Referans
gazetesi ve www.hurriyet.com.tr web
sitesinde de yayımlanmaktadır.
CENGIZ CANDAR RADIKAL
30/08/09
![]()
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu, yoğun bir dış ziyaret programına
başladı. Slovenyaya giden Davutoğlu, bu ziyareti
tamamlamasından sonra KKTCye gelecek ve hemen ardından da
Mısırı ziyaret edecek.
Davutoğlu'nun resmi temaslarını pazar günü tamamladıktan
sonra akşam saatlerinde KKTC'ye hareket etmek üzere ülkeden Slovenyadan
ayrılacak.
Yarın KKTCye geliyor
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan
açıklamaya göre Ahmet Davutoğlu, 31 Ağustos-1 Eylül tarihlerinde
KKTC'ye bir çalışma ziyaretinde bulunacak.
Açıklamada, Davutoğlu'nun, ziyareti dolayısıyla
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Derviş
Eroğlu, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün ve
diğer KKTC yetkilileriyle bir araya geleceği belirtildi.
STAR KIBRIS 30/08/09
Coalition rift far from healed
By Jacqueline Agathocleous
THE COALITION rift appeared
to be widening yesterday with hidden innuendo disguised behind calls for
cooperation from both ruling AKEL and partner DIKO.
Despite holding two high-level fence-mending meetings during the week, it is
clear that behind the pubic smiles, the issues have remained unresolved.
A hint that all was still not well came to the fore yesterday when both
Government Spokesman Stefanos Stefanou and AKEL leader Andros Kyprianou made it
clear President Demetris Christofias would not be held hostage to any party.
DIKO spokesman Fotis Fotiou responded by saying the party did not intend to
play a walk-on role in the government.
Relations between the government and DIKO have been on shaky ground since the
partnership was first formed after the presidential elections in February 2008.
Since then, DIKO has been a constant critic of the government, particularly
over Christofias handling of the direct talks.
I want to clarify once again that the President of the Republic was elected
based on a specific programme, which he presented to the Cypriot public and he
is committed to this programme, Kyprianou said. The President of the Republic
cannot be a hostage to any (political) party.
He said however that AKEL agreed to the need for better cooperation between the
coalition partners.
But Kyprianous hostage comment seemed to hit a raw nerve with Fotiou, who
described the statements as unfortunate, at the least.
DIKO never intended to play a walk-on part in the government when it agreed
to support side with Christofias for the presidency.
Our intention wasnt and isnt to put the President of the Republic under our
thumb, said Fotiou. However this country is facing critical issues and
critical decisions about our national issue and the economy and we want to be
involved in shaping these decisions. This is the meaning of a policy of
cooperation. We have not ever taken the role of an extra. Its a role that
doesnt suit us, and which we dont want.
He said DIKO wanted the partnership to be reinstated on the correct foundations
and principles, with mutual respect and the formation of clear positions on
various issues.
He added this was what was lacking from the partnership and was made clear to
Christofias during his meeting with DIKO leader Marios Garoyian on Friday.
Fotiou said DIKO was now expecting initiatives from the President, to improve
the partnership as well as the governments image.
The matter would be discussed at a party level on Tuesday, Fotiou said.
Government Spokesman Stefanou attempted to keep the peace yesterday, speaking
of the wish to salvage the partnership when asked what might happen.
I keep getting the message that a collapse of the coalition is imminent and I
would say this is kind of arbitrary, in the sense that by recognising the
problems and everyone having their own views regarding these problems, efforts
are being made to overcome them, he said.
However he added, in a pointed dig at DIKO: Participating in a government
offers rights but also obligations and each of us need to assess our own
behaviour and attitude, to make the partnership work.
One of the issues separating the two parties also surfaced yesterday in
relation to Cyprus joining the NATO Partnership for Peace (PfP), which AKEL
opposes.
Fotiou said it was in the interests of Cyprus to join.
His comments came after statements made in Turkey by NATO Secretary-general
Anders Fogh Rasmussen who said the lack of cooperation between Turkey and the
EU was hampering operations in Afghanistan.
At the moment, the problem is the absence of an agreement on security between
the EU and Turkey. In addition, NATO couldn't have an agreement on a security
deal with Cyprus, Rasmussen said.
Stefanouj responded yesterday by saying Turkey was crating the problems by
obstructing Cyprus participation in various international organisations.
It is not the differences between Cyprus and Turkey that creates the problems
but Ankara itself, and it is to Ankara that the EU needs to turn and request a
realisation of its obligations, said Stefanou.
Commenting on DISY MEP Ioannis Kasoulides view that the situation would
improve for Cyprus if it joined the Partnership for Peace, Stefanou said the
governments view on the matter was well known.
CYPRUS MAIL 30/08/09
The talks: one year on
By Stefanos Evripidou
A YEAR ago, almost to the
day, the two leaders sat down for direct talks to end the unending division
that continues to claim the last divided capital in Europe.
Rounding off the first decade of the 21st century, Cyprus remains the only
conflict within the EU that maintains a very real display of hard power -
boots, tanks and barbed wire; going some way in explaining the palpable
exasperation and desire of the EU for a solution.
The gradual tectonic shifts in international relations and Western geostrategic
thinking also demand that Cyprus does not act as an obstacle to Turkeys EU
accession path and NATO-EU cooperation, hence US and British interest in a
settlement. The bigger picture here is that Turkey must be allowed to fulfil
its potential as regional peacemaker/peacekeeper while also act as a conduit
for communications with the more volatile Greater Middle East. Add to that
the attraction of harnessing Turkeys growing economy to Europe and its role in
energy security, highlighted by last months EU-Turkey agreement on the Nabucco
gas pipeline, and one gets a sense of where things are at.
The Cyprus talks have yet to reach the stage where all eyes focus on the
Eastern Mediterranean, and Cypriots watch disquietly as the media circus comes
to town, but they have reached a point where the question now being asked is:
what next?
Forty meetings and many obstacles later, President Demetris Christofias and
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat have concluded the first round of
talks. This Thursday they begin the second round. But what does that mean? What
have they achieved so far and can they reach the finish line?
THE TALKS
The last year has been a typical rollercoaster ride in conflict resolution.
After the fanfare accompanying the start of talks, the two leaders, and the
rest of the world, soon realised the gulf between them. Six main chapters were
discussed and a fair bit of convergence found on three: governance and
power-sharing, EU affairs and the economy. Little or no agreement was reached
on property, territory and security, including the possible deal-breaking
question on guarantees.
In the meantime, each leader has had to contend with its own domestic audience
and critics, with Christofias being accused intermittently by DIKO, EDEK, the
Greens and Evroko of conceding too much and even selling out. Turkish/Turkish
Cypriot demands for a virgin birth have not helped the president smile for
the cameras.
However, inroads have been made and a 30-page document has been prepared with
points of convergence and divergence, with blue ink representing Greek Cypriot
positions and red ink Turkish Cypriot.
According to political analyst and journalist, Kyriacos Pierides, on
governance, Christofias pushed for a presidential system that involves a
President and Vice-President, as opposed to the presidential council proposed
in the Annan plan. In doing so, he agreed to a rotating presidency where a
Greek Cypriot will run as President and Turkish Cypriot as Vice-President and
vice-versa. The period in office for the GC and TC will run based on a 2:1
ratio. However, the two leaders have yet to decide on the common ballot and how
the leaders of this new federal government will be elected. While Christofias
wants direct elections, Talat is keen not to let Greek Cypriots have effective
control over which Turkish Cypriot candidate gets elected.
A UN source told the Sunday Mail the more the Greek Cypriots sought a stronger
federal government in the talks, the more Turkish Cypriots wanted to ensure
that they will have equal partnership and participation. The thinking is Talat
will show more flexibility on other issues once he is convinced that Turkish
Cypriots will have an equal say in federal affairs.
Christofias, on the other hand, would rather not give too much away before
getting something substantial in return, fearful of a vociferous backlash from
coalition partner DIKO.
It seems to have boiled down to who will jump first? Hence, the apparent delay
in completing the first round and minimal signs of progress. Some commentators
argue that the second round will be equally unfruitful as both leaders and
Turkey will wait for the final round of horse trading, or give-and-take.
Former president and head of the working group on EU affairs set up to prepare
the groundwork for the talks, George Vassiliou, is more positive. He argues
that a lot of work has been done in the past year on governance, EU matters and
the economy. Whats left - the chapters on property, territory and guarantees -
may be of political significance but they require less work.
One EU diplomat agreed the big issues left on the table were quite simple
really. Whereas governance is very technical, territory comes down to a line
on a map, guarantees down to a statement of intent. Property is more
complicated, but the leaders could put the fundamental principles down and let
the aides fill in the gaps, he said.
PROSPECTS GOOD, BAD OR UGLY?
The EU diplomat said the talks may not have advanced as far as most would have
hoped, but the positive note was that the two leaders overcame setbacks that in
the past would have wiped out the talks.
Look at what they overcame, the opening and closing of Ledra Street, the
mortar shell that landed on a rooftop, Limnitis. I think thats cause for
optimism, he said.
A Brussels-based analyst who has been following the talks closely agreed that
the past year was positive in the sense that the talks were maintained
throughout the year. At least, they avoided collapse. In spite of some
acrimony and exchange between the leaders, there was always an effort to bring
the climate back to positive, he said.
Beyond that, its hard to see where the talks are going. The tough questions
remain a long way away. How will it happen? he asked.
They can carry on tinkering but how will they get around the core issues of
property and territory. The guarantee is regularly presented as a red line.
Its hard to see the endgame, he added.
It took a year to solve the Limnitis issue, which made you realise what an
Everest they are trying to overcome.
The analyst argued that the key decision-makers remain Christofias and Turkish
Prime Minister Recep Tayyip Erdogan. How easy is it for Christofias to sell a
solution barely different from the Annan plan? How easy is it for Erdogan to
make the concessions the Greek Cypriots are seeking?
He highlighted the changing environment from five years ago. In 2004, there
was leverage on Turkey to get a start date for accession talks, but the stars
did not align. Knowing now that accession is unlikely to come to fruition given
political opposition in France and Germany, Turkey has a lot to lose from
making concessions and very little to gain.
The analyst said he was not convinced Erdogan had the mandate from the Turkish
public and deep state to make the historic concessions sought by the Greek
Cypriots.
Erdogan has a personal strategic vision of offloading the Cyprus problem,
which is a millstone around Turkeys neck, and enhance the image of peacemaker
instead of regional bully, but he is walking a tightrope with national opinion.
The Islamists vs. secularists battle is not solved yet in Turkey.
Meanwhile, in seeking highly symbolic and substantial changes to the Annan plan
on land, territory and guarantees, Christofias has sought to delay the key
stage of the talks to coincide with the December evaluation of Turkeys EU
obligations on Cyprus.
International relations expert, Hubert Faustmann, from the University of
Nicosia, believes the December date is less important than that of April 2010,
when Talat has to contend with presidential elections in the north.
Everyones holding back for the final stage. The Greek Cypriots are playing
that card, manoeuvring to get the give-and-take phase to coincide with Turkeys
evaluation process, but they dont have as much leverage as they think. The
signals are that Turkey wont be put in a corner.
The more dangerous time line is the April elections. In playing that December
card, the Greek Cypriots might lose Talat. There is no way he will win an
election without a solution. And you dont want (Dervis) Eroglu as negotiator
or in charge post-solution, said Faustmann.
Another question is how the referenda will play out if an agreed solution is
reached. Faustmann points to the shocking poll results released by the Centre
for European Policy Studies.
The property polls show the people living in Morphou have turned extremely
hard line. And that is key, a deal-breaker. Even on the return of Varosha,
which is considered a given, there is a low approval rating. The Turkish
Cypriots have turned very unpredictable, and are far less positive than in
2004, he said.
WHAT NEXT?
The Brussels-based analyst forecast four scenarios. There is the hunky dory,
happy ever after scenario which is not the most likely. Then there is the
possibility the leaders get bogged down in sand, and the talks drag on till
2015 with no one having guts to say this is dead.
A third option is the talks drag to deadlock, the leaders walk out in
acrimony, and we are left with a lingering status quo, which is the worst yet
most likely scenario. A fourth scenario that might come after the third is that
the politicians become brave realists, say the gap is too big to bridge, the
status quo untenable, and decide to explore new options. This could bring an
amicable parting of ways, a negotiated partition, as the maverick Marios
Matsakis suggested.
On a final note, there is another path the conflict might take, one which the
international community is acutely aware of, the global economic crisis. If the
crisis hits Cyprus harder by the turn of the year, and this coincides with
substantial movement in the talks, then the prospect of a more prosperous
island might be the juicy carrot that moves both communities to overcome the
seemingly infinite obstacles blocking the path to reunification.
CYPRUS MAIL 30/08/09
![]()
İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi:
Askerlik bir yükümlülük olurken, seçme seçilme hakkımız yersiz ve
anlamsız gerekçelerle nedense bize tanınmıyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın
yurtdışında yaşayan Türklere seçme - seçilme
hakkının verilmesinin mümkün olmadığını
söylemesi, İngilteredeki Kıbrıslı Türkler arasında
büyük talihsizlik ve onlara yönelik samimiyetsizlik olarak
değerlendirildi.
İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi
Başkanı Akmen Ali Sıtkı, yaptığı
yazılı açıklamada Talatın söylediklerine sitemde bulundu.
Akmen Ali Sıtkı, Yurtdışında
yaşayan Kıbrıslı Türklerin KKTCnin kaderini
belirleyemeyeceğini söyleyen Talatın, hepimizi oldukça olumsuz
olarak etkileyen Askerlik Yasasına onay verdiğini de
hatırlatmak isterim. Bu yasa ile çok ileri yaşlara kadar herkesin
askere alınması veya bedelli askerlik ücretini ödemesi gerekli hale
sokulmuştur. Yasadaki olumsuzlukların hiçbir şekilde
giderilmemesine ilaveten, şu anda bu yasa her aileden en az dört
kişinin askerlik yapmasını veya parasını ödemesini
zorunlu kılıyor dedi.
KADER BELİRLEME HEDEFİNDE DEĞİLİZ
Askerlik görevlerini İngilteredeki Türkler olarak
seve seve yerine getirdiklerini belirten Akmen Ali Sıtkı, seçme ve
seçilme haklarının mümkün olmadığının
söylenmesinin kabul edilebilir bir durum olmadığını ve bu
durumun insan haklarına aykırı olduğunu savundu.
Askerlik bir yükümlülük olurken, seçme seçilme
hakkımız yersiz ve anlamsız gerekçelerle bize
tanınmıyor dedi. KKTCndeki kardeşlerinin kaderini
belirlemek hedefinde olmadıklarını ifade eden Sıtkı,
bu ülkenin vatandaşı olarak oy kullanmak istediklerini kaydetti. Oy
kullanma şeklinin, kader belirleme olmaksızın da
düzenlenebileceğini belirtti.
YABANCIDAN DA ÖTE MUAMELE
Yaptığı yazılı açıklamada,
Talatın bizleri dışlaması ülkemiz için büyük
kayıptır. Hiç bir ülke kendi vatandaşlarını
dışlamazken ve onların gücünden ve potansiyelinden
sınırsız yararlanırken bizim ülkemizin bize yabancıdan
da öte muamele yapmasını kabul etmek ve anlamak mümkün değildir
diyen Sıtkı, askerlik yaşının sınırsız
hale dönüştürülmesiyle 75 yaşında ancak sağlam raporu
verilen yaşlıların dahi askerlik yapmak ya da parasını
ödemek zorunda bırakıldığını işaret etti.
KAÇTIK TERK ETTİK DİYORLAR
İngilteredeki Türkler adına açıklamada
bulunan Sıtkı, hep kaçtılar, terk ettiler diye
damgalandıklarını savundu ve şöyle devam etti:
Kimse zahmet edip de niye kaçtık, yoksa kaçmaya
mı zorlandık diye kafa yormamıştır. Sadece
damgalamış ve yargılamıştır. Bir de uzaktan
gazel okurlar denir bizler için. Uzaktan gazel okuruz çünkü yakından
okumamıza fırsat tanınmıyor. Bulunduğumuz yerde
kalmamız için uğraşılıyor, ülkemiz ile
bağlarımız tamamen koparılmaya çalışılıyor.
Biz kaçtık, terkettik, uzaktan gazel okuyoruz, tarihin ve çağın
gerisinde kaldık deniyor da kimsenin bizleri geri kazanma düşüncesi
niye bulunmuyor?
Kendi ülkesinde, yabancı muamelesi gören hatta
yabancıların haklarına bile sahip olamayan bizleri kazanmak için
devletimiz ne yaptı? Yabancılar 90 gün olan ikamet iznini
yenileyebilirken bizler askerlik yasası uyarınca 90 günden fazla
kalamıyoruz. Kalmamız durumunda bedelli askerlik hakkını
kaybedenlerimiz dahi vardır. Kalmamız durumunda hiç bir mazeretimize
kulak asılmaksızın 15 ay askerliğe
alınıyoruz. Ama bir başka ülkenin vatandaşı elini
kolunu sallayarak dilediğince KKTCnde kalabiliyor. Biz Ercan
Havaalanından direk Gülseren Kampına alınıyoruz. Yasalar
bunu emrediyor deniyor. Beğenmeyen gelmesin. Bizi
dışlamak için her imkan mevcuttur. Ama biz kendimizi
dışlatmıyoruz. Bizlerin sayesinde KTHY Londra
uçuşlarına devam edebiliyor. Bilet fiyatlarının fahiş
olmasına rağmen bizler bizim havayolumuzu kullanıyoruz. Sahip
çıkıyoruz. Bizler sayesinde yazın oteller makul bir doluluk yaşıyor.
Keza lokantalar, kafeteryalar, mağazalar... Sahip
çıkıyoruz ve her türlü hakarete ve dışlanmaya rağmen
de sahip çıkacağız. Dolayısıyla Sayın
Talatın bizlere yönelik olumsuz açıklamalarına üzülmekle
birlikte, seçme ve seçilme hakkımızdan vazgeçmeyeceğimizin de
bilinmesini istiyoruz. Bizim amacımız KKTCnin kaderini belirlemek
değildir, bu kader belirleyeceğimiz şeklindeki endişe ve
korku yanlış ve yersizdir. Kader belirleyecek olsak bile, KKTCnin
kaderini kötü şekilde değil en iyi şekilde belirlerdik.
STAR KIBRIS 31/08/09
![]()
Rum tarafında Pazar günleri yayınlanan
Kathimerini gazetesi Kıbrıs Sorunu İçin 4 Senaryo
başlıklı haberinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın, müzakerelerde
biraz daha ilerlemek hedefiyle önümüzdeki Perşembe günü ilk gayrı
resmi al-ver yörüngesine gireceklerini yazdı.
Gazete, ikinci turun 2-3 aydan fazla sürmesinin
beklenmediğini, bu turun, müzakere prosedürünün başarı
perspektifi açısından belirleyici make or break- olarak
nitelendiğini ve bu turda tarafların gerçek niyetleri ve taviz
sınırlarının da ortaya çıkacağını
yazdı. Gazeteye göre Eylül ayı müzakere prosedürü açısından
aslında ölü görülüyor.
Gazete Ekim ayından itibaren iki lider arasında
çok sık görüşmeler gerçekleştirileceğini ve bu
görüşmelerin BM Genel Sekreterinin Kıbrısı ziyaret
edip etmeyeceği açısından belirleyici olacak. Ban Ki Moonun iki
liderle ortak görüşmesinin; gerçek momentumun olacağı bir zamanda
gerçekleşmesi halinde yararlı olacağı görüşünde
olduğu belirtiliyor.
Gazeteye göre, Türkiyenin AB üyelik sürecinin Aralık
ayında gözden geçirilmesi ve Nisan 2010da yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçimleri ışığı
altında 4 olası senaryo konuşuluyor, senartolar özetle
şöyle:
SENARYO 1: UZLAŞI ÇÖZÜMÜ
Müzakerelerin ilk turunda Kıbrıs sorununun toprak
ve garantiler gibi çok önemli yönlerinin müzakerelerinde taraflar arasında
görülen kuşku ve büyük anlaşmazlıklar ve Nisan ayına kadar
kalan kısıtlı süre dikkate alındığında bu
senaryo oldukça uzak gözüküyor. Kıbrıslı Rum bir diplomatik
kaynak; Kıbrıs Türk tarafı müzakere masasına çok daha
yapıcı önerilerle otursa da, cumhurbaşkanlığı
seçimlerinden önce anlaşmaya varılmasının neredeyse
imkânsız olduğunu söyledi. Bu kadar zamanda bir uzlaşı
çözümüne varılabilmesinin tek yolu, arabulucular tarafından
uzlaştırıcı öneriler sunulması ve bunların her
iki tarafça da kabul edilmesidir. 2004 deneyiminden sonra böyle bir şeyin
Kıbrıs Rum tarafınca kabul edilmesi neredeyse imkansız
görülüyor.
SENARYO 2: MÜZAKERELERİN BAŞARISIZLIĞA
UĞRAMASI
Prosedürün, tarafların önümüzdeki aylarda herhangi bir
görüş birliğine varamamalarından dolayı
başarısız olması da, çok düşük bir ihtimal olarak
görülüyor. Kıbrıs Rum tarafı bütün istikametlere açıkça;
anlaşma sağlanan konuların hacmi Kıbrıs sorununun
kapsamlı çözüm perspektifini mümkün kılacak kadar olmaması
halinde al-vere girmek niyetinde olmadığını söyledi. Ancak
müzakerelere girmemesi ve prosedürün başarısızlığa
uğraması Rumlar açısından olabilecek en kötü senaryodur.
Avrupalılar ve diğer yetkililer açıklamalarında iki
toplumun liderliğinde Hristofyas ve Talat gibi iki ılımlı
siyasetçinin bulunmasının çözüm için yegâne fırsat olduğunu
öne çıkartıyor ve liderlerin çözüm çabasına destek beyan
ediyorlar.
Ancak, olası yeni bir
başarısızlığın, uluslararası camia
çevrelerini; Kıbrıs Türk tarafına, ayrı siyasi varlık
olarak tanıma, Brükselle ve dünyanın geriye kalanıyla ticari ve
siyasi düzeyde alışveriş olanağı tanımak gibi
bazı imtiyazlar sağlayarak Kıbrıs sorununu
Tayvanlaştırma tartışmasına geri döndüreceğine
kesin gözüyle bakılıyor.
SENARYO 3: DİYALOĞUN DEVAMI
Üçüncü senaryo, 2010 başlarına kadar anlaşma
sağlanmasının mümkün olmaması (veya önemli gelişmeler
olması) ve iki tarafın; hakemlik ve takvimlerden uzak bir
şekilde müzakerelere devam etmeleriyle ilgili. Bu durum, takvim
mantığını reddetmeleri temelinde Rum tarafı için en
acısız senaryodur. Ancak Aralık ve Nisan sınırları
orada duruyor ve görmezden gelinemezler. Halen Türkiyenin; yıl içerisinde
önemli gelişmeler olması yönünde beyan edilmiş niyeti var.
Bu, dar takvimler ve müzakerelere arabulucuların özlü
katılımı olamayacağı şeklindeki
değişmez Kıbrıs Rum teziyle birlikte ele
alındığında; 2004te olduğu gibi Kıbrıs Türk
toplumunun çözüm için acele eden, Kıbrıs Rum toplumunun da fiili
durumdan memnun taraf olarak görünmesi tehlikesi var. Önümüzdeki aylar
içerisinde ilerleme kaydedilememesi Kıbrıs Rum tarafı
için; Ankaraya baskı yapma yönündeki tek şansını da
kaçırması anlamına gelir. Buna paralel olarak, Türkiyenin AB
tarafından değerlendirilmesini şu veya bu şekilde
göğüslemek zorunda olan Lefkoşayı zor duruma düşürmesi
bekleniyor.
SENARYO 4: ARA ANLAŞMA
Yıl sonuna kadar olumlu sonuca varılması
ihtimali oldukça uzak gözükmesi nedeniyle, çözüm çerçevesiyle (framework)
ilgili bir ara anlaşma senaryosunun uluslararası camia üyeleri
arasında yeniden zemin kazanmakta olduğu görünüyor. Bu senaryoya göre
iki taraf Aralık ayına kadar (veya 2010 başlarına kadar)
nihai çözümün temel eksenlerini içerecek bir metini imzalayarak hayata
geçirecek. Türk inisiyatifi olan bu senaryonun uygulanabilmesi için halen ABD,
ve İngiltere yeşil ışık yaktı, gerek AB gerek
Yunanistan da bu öneriye olumlu yaklaşıyor.
Bu senaryo, bazı şartlar altında, müdahil
bütün tarafların çıkarına olacak.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle Talat; Nisan
ayında zafer kazanabilmek için en kısa zamanda somut sonuçlar
olmasını istiyor. Bu anlaşmanın vereceği perspektif de
Türkiyenin en azından bu aşamada AB sürecinde önemli bir engelle
karşılaşmamasına olanak sağlayacak,
Ankaranın hava ve deniz limanlarını Kıbrıs uçak
ve gemilerine açma taahhüdünü yerine getirmeyi reddetmesini yönetme yolunu
arayan ABye de mükemmel bir bahane verecek. Bu aşamada bu senaryoya
kuşkulu yaklaşıyor görünen Kıbrıs Rum tarafı için
de bazı şartlar altında tek çıkış yolu olabilir,
Aralık ışığı altında uluslararası
camiadan görmeye başladığı baskıları kısmen
göğüslemek, 2010 içerisinde daha çok müzakereler için zaman kazanmak ve
takvimler ve hakemlik olmadan uzlaşı çözümüne varmak için yegane
fırsatı teşkil edebilir.
STAR KIBRIS 31/08/09
![]()
TC Dışişleri Bakanı Davutoğlu bu
akşam KKTC'ye geliyor. Cumhurbaşkanı Talat, konuk bakanla
yarın, meclisteki partilerle Çarşamba günü son bir değerlendirme
toplantısı yapacak.
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması
amacıyla Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas arasında yapılan
görüşmelerin ikinci turunun başlayacağı 3 Eylülden önce
Türk tarafı hazırlıklarını yoğun şekilde
sürdürüyor. Cumhurbaşkanı Talat Salı günü TC Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu Çarşamba günü de Mecliste temsil edilen
siyasi parti yetkilileriyle değerlendirme toplantıları yapacak.
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu, 3 Eylülde başlayacak 2. tur Kıbrıs müzakereleri
öncesinde temaslarda bulunmak üzere bu akşam KKTC'ye gelecek.
Davutoğlu ve beraberindeki heyet yarın
Cumhurbaşkanlığında Kıbrıs konusunda
yapılacak değerlendirme toplantısına katılacak.
Türkiye Dışişleri Bakanı
Davutoğlunun Başbakan Derviş Eroğlu ve
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün ile de görüşmesi
bekleniyor.
TALAT: GÜNDEMDE HERŞEY VAR
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Davutoğlu'nun ziyaretine ilişkin olarak AA muhabirine
yaptığı açıklamada, Davutoğlu ile Kıbrıs
müzakerelerinin ikinci turu öncesinde genel bir değerlendirme
yapacaklarını söyledi.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile
görüşmeleri konusunda 'Gündemde her şey var' diyen Talat,
Kıbrıs sorunu ve müzakerelerin ele alınacağını
kaydetti.
Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla 11
Eylül 2008'de başlatılan ve ilk turu 6 Ağustosta
tamamlanan müzakerelerin ikinci turuna 3 Eylülde
başlanacağını anımsatan Cumhurbaşkanı Talat,
'İkinci safhayı başlatıyoruz. O safhadan önce bir genel
değerlendirme yapmak istedik, onu yapıyoruz' dedi.
SİYASİ PARTİLERLE DEĞERLENDİRME
Bu arada geçen Cuma günü Mecliste temsil edilen siyasi
partilerin yetkilileriyle görüşerek Kıbrıs konusundaki gelişmeler
hakkında bilgi veren Talat Çarşamba günü parti liderleriyle yeniden
bir araya gelecek.
İkinci tur görüşmelerin
başlayacağı 3 Eylül arifesinde yapılacak görüşmede
siyasi parti liderlerinin başta yönetim ve güç paylaşımı
olmak üzere tüm konularda görüşlerini Cumhurbaşkanı Talata
sunmaları bekleniyor.
Cuma günü yapışan görüşmede, müzakerelerde
liderlerin karşılıklı olarak sundukları
kağıtlar içeren CDler parti liderlerine verilmişti.
STAR KIBRIS 31/08/09
![]()
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın
Eylül ayı boyunca elinde bir valizle ülke ülke gezeceği
açıklandı.
Haravgi gazetesi Elinde Valizle...
başlığıyla manşetten yayımladığı
haberinde, Eylül ayının; Kıbrıs davasıyla ilgili
olarak kritik bir dönemin bekleme odası olarak
değerlendirildiğini yazdı.
Rum hükümetinin çok boyutlu bir dış politika
izlediğini yazan gazete, Rum hükümetinin; bu çok boyutlu dış
politika çerçevesinde önünde bulunan birtakım olanakları ve
konjönktürleri değerlendirme konusunda ilerlediğini belirtti.
Gazete, bu olanak ve imkanların değerlendirilmesi
çerçevesinde, Rum tarafının tüm faaliyetlerinin; tavrını
değiştirmesi amacıyla Türkiyeye yönelik baskı ve nüfuz
kullanılması için uluslararası unsura (BM, AB ve Arap
dünyası) çevrildiğini ve Rum tarafının faaliyetlerinin
uluslararası unsura yönelmeye devam edeceğini kaydetti.
ŞAM-PARİS-LEFKOŞA
Hristofyasın Eylül ayında
gerçekleştireceği seyahatlerin ilk durağının
Suriyenin başkenti Şam olacağını kaydeden gazete,
Hristofyasın Suriye Devlet başkanı Bashar al-Assadın
davetlisi olarak iki gün sürecek Suriye ziyaretinin dün başladığını
bildirdi. Türkiyenin Bazı konularda Suriyeye baskı
yaptığını iddia eden gazete, Hristofyas ile Assad
arasında yapılacak görüşmede bu konuların da
değerlendirileceğini ifade etti.
Suriyenin başkenti Şamdan, bir
çalışma ziyareti yapacağı Parise geçecek olan Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas
Sarkozyle bir araya gelecek ve Sarkozyle bir çalışma yemeğine
katılacak.
Gazete Hristofyasın, Kıbrıs sorununa çözüm
bulunması amacıyla gerçekleştirilen doğrudan müzakerelerin
ikinci turunun başlayacağı gün olan 3 Eylülde
Kıbrısa döneceğini de kaydetti.
ROMA-NEW YORK-HAVANA
Hristofyasın, İtlaya Cumhurbaşkanı
Giorgio Napolitanonun daveti üzerinde 8-9 Eylül tarihlerinde
İtalyaya bir ziyaret gerçekleştireceğini belirten gazete,
Hristofyasın İtalya Başbakanı Silvio Berlusconiyle de bir
araya geleceğini de ifade etti.
Hristofyasın Eylül ayı içerisinde, BM Genel
Kurulu toplantısına katılmak üzere New Yorka gideceğini
aktaran gazete, Hristofyasın burada bir konuşma
yapacağını anımsattı.
Gazeteya göre, Hristofyas New Yorkta bulunacağı
süre içerisinde BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon başta olmak üzere devlet ve
hükümet başkanlarıyla bir dizi görüşmeler yapacak.
New Yorktan Kübanın başkenti Havanaya gidecek
olan Hristofyas, Havanada faaliyette olan Rum büyükelçiliğininin resmi
açılış törenine katılacak.
STAR KIBRIS 31/08/09