AA
16
Temmuz. 2009 Perşembe
LEFKOŞA - KKTC
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Kıbrıs'ta
Avrupa Birliği (AB) garantörlüğünün Kıbrıs Türkleri
açısından kabul edilmez olduğununu vurgulayarak,
Kıbrıs Türk tarafının haklı nedenlerden dolayı,
Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinin tartışmaya
açılmasına kesinlikle karşı olduğunu bildirdi.
Özgürgün,
yaptığı yazılı açıklamada, Güney Kıbrıs
Rum yönetimi (GKRY) liderliği ve Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu
2. Hristostomos'un son zamanlarda, ''Türkiye'yi hedef alan ve Türkiye'nin
garantörlük haklarını sorgulama cesaretini gösteren kabul edilemez
açıklamalar yaptığını'' belirterek, tepki gösterdi.
Kıbrıs'ta
garantörlük haklarının uluslararası anlaşmalar ile ihdas
edildiğine işaret ederek, Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve
Kıbrıs Türk ile Rum taraflarının, bu anlaşmaları
değiştirmek yönünde mutabakata varmadıkça, tarafların bu
anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerinin ortadan
kaldırılamayacağını bildiren Özgürgün, bu konunun GKRY
liderliğinin tek başına karar verebileceği bir konu
olmadığının altını çizdi.
Kıbrıs'ta AB
garantörlüğünün Kıbrıs Türkleri açısından kabul
edilmez olduğunu ifade eden Özgürgün, şöyle devam etti:
''GKRY liderliğinin,
kapsamlı anlaşmanın ardından oluşturulacak
ortaklık devletinin AB üyesi olacağı cihetle 1960
Anlaşmalarıyla tesis edilmiş garantörlük sistemine ihtiyacı
olmadığı yönünde son dönemde ortaya attığı
iddialarına cevaben, sadece Kıbrıs'ın son dönem tarihini
değil, günümüzde Bosna-Hersek'te yaşanan acı olayları
hatırlatır ve ne AB'nin ne de BM'nin hiçbir surette halkların
tam güvenliğini sağlayamadığının acı bir
şekilde görüldüğünü belirtmek isteriz.''
BOSNA'DAKİ
KATLİAMI AB ÖNLEYEMEDİ
Kıbrıs Türk halkının, BM Barış Gücü'nün
Ada'daki 1964 yılından beri süregelen varlığına
rağmen yıllarca büyük katliamlara maruz kaldığını
da anımsatan Özgürgün, ''GKRY liderliğinin diline
doladığı AB garantörlüğünün Bosna-Hersek'te onbinlerce
Boşnak'ın katliamını önleyemediği hatırlanacak
olursa Kıbrıs'ta AB garantörlüğünün Kıbrıs Türkleri
açısından kabul edilmez olduğu kolaylıkla
anlaşılacaktır'' ifadesini kullandı.
Bakan Özgürgün,
garantörlük konusunun Kıbrıs Rum yönetiminin tek başına
karar verebileceği bir konu olmadığını da
vurguladı.
Kıbrıs Türk
tarafının haklı nedenlerden dolayı, Türkiye'nin etkin ve
fiili garantisinin tartışmaya açılmasına kesinlikle
karşı olduğunun altını çizen Özgürgün,
açıklamasında, ''Kıbrıs Türkünün Anavatan Türkiye'nin
uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan garantör hak ve hukukunun
korunmadığı hiçbir anlaşmaya 'evet' demesi mümkün
değildir, bunun düşünülmesi, önerilmesi dahi kabul edilmezdir''
görüşüne yer verdi.
HRİSOSTOMOS'UN
AÇIKLAMALARI TERBİYE SINIRINI AŞMAKTA
Öte yandan, Başpiskopos 2. Hrisostomos'un ''dini bir lidere
yakışmayacak şekilde'' Türk askeri ve Türkiye kökenli KKTC
vatandaşları aleyhinde yaptığı açıklamalar için
''Terbiye sınırlarını aşmaktadır'' diyen
Özgürgün, şöyle devam etti:
''Hrisostomos, Ada'da
kapsamlı bir anlaşmaya varılıncaya kadar tek bir Türk
askerinin adadan ayrılmasına Kıbrıs Türk
tarafının rıza göstermeyeceğini, kapsamlı bir
anlaşmanın Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinin devamını
öngöreceğini ve kapsamlı bir anlaşmanın ardından da
Türk askerinin uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan hakları
temelinde varlığını adada sürdürmeye devam edeceğini
artık idrak etmelidir. Hrisostomos, bunun Kıbrıs Türk tarafı
için hayati bir konu olduğunu ve kesinlikle müzakereye açık
olmadığını anlamazdan gelmektedir. Hrisostomos, Rum
halkına gerçekleri anlatmak yerine, düşmanca görüş ve tutumunu
devam ettirerek iki halk arasında yaratılmaya
çalışılan güven ortamını ve sürdürülen müzakereler
sürecini açıkça ve bilinçli bir şekilde sabote etmektedir.''
SUNİ
KRİZLE MÜZAKERE SÜRECİNİ TIKAMAYA ÇALIŞIYOR
Hrisostomos'un ayrıca, Türkiye kökenli KKTC vatandaşları
konusunda suni krizler yaratmak suretiyle müzakereler sürecini tıkamayı
hedeflediğini kaydeden Özgürgün, ''Bu soydaşlarımız
yasalarımız çerçevesinde vatandaşlık haklarını
kazanmışlardır. Kaldı ki, nüfus yapımız KKTC'nin
bir iç konusudur ve Kıbrıs Rum tarafının akıl almaz
taleplerine boyun eğerek, vatandaşlarımız arasında
ayrımcılığa gitmeyeceğimiz iyice bilinmelidir''
vurgusunu yaptı.
Rum sözcüye
göre sorun Türkiye'nin tavrı
Kıbrıs
Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, "Aralık ayına kadar
anlaşmaya varılmasının mümkün olması için başta
Türkiye'nin tavrı olmak üzere birçok şeyin değişmesi
gerektiğini" öne sürdü.
Rum radyosunun haberine göre, "BM Genel Sekreteri Ban ki-mun'un KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la
eylül ayında görüşmesi için İngiltere'nin girişimde
bulunduğuna" dair Rum basınında çıkan haberleri
yorumlayan Rum sözcü, Hristofyas'ın böyle bir davet
almadığını, bu yöndeki basın haberlerinin de ilk
olmadığını kaydetti.
Hristofyas'ın eylül ayında yapılacak BM Genel Kurulu
toplantısına katılacağını ve burada konuşma
yapacağını belirten Stefanu, takvimler ve hakemlikle ilgili
söylemlerin doğrudan müzakere ortamına yardımcı
olmadığını, aksine ortamı bozduğunu iddia etti.
Herkesin sürece saygı göstermesi gerektiğini ifade eden Stefanu,
başka bir soruya karşılık, "Aralık ayına
kadar anlaşmaya varılmasının mümkün olması için birçok
şeyin değişmesi gerektiğini, en başta
değişmesi gerekenin de Türkiye'nin tavrı olduğunu"
iddia etti.
CNN TURK 16/07/09
KKTC'de
kriz: Eşek cenneti doldu taştı
Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti bugünlerde yalnızca diplomatik sorunlarla değil,
eşeklerle de boğuşuyor. Dipkarpaz kasabasında
eşeklerin sayısı, bölge nüfusunun iki katına
çıktı.
Akdeniz güneşinin tüm sıcaklığıyla
Kıbrısın üzerinde parladığı bu yaz günlerinde
ada sakinleri deniz ve güneşin keyfini çıkarmaktan çok eşeklerle
uğraşıyor. Geçmiş yıllarda tarımla
uğraşanların vazgeçemediği eşekler, son dönemde
tarımda makinelerin kullanılmaya başlamasıyla birlikte
gözden düştü.
Eşek cenneti
Karpaz yarımadası ise eşekler için bir cennet haline geldi. 1974
harekatı sonrasında köylerini terk eden Rumlar, eşeklerini
burada bıraktı. Bölgenin bir bölümünün askeri bölge ilan edilmesiyle
burada özgürce yaşayan eşeklerin sayısı gün geçtikçe
arttı. Eşekler zamanla yabanileşti.
Günlük hayatta sorun çıkarıyorlar
Dipkarpaz kasabasının Belediye Başkanı Mehmet Demirci,
bölgede yerleşik nüfus ile kıyaslandığında iki
katı sayıda eşek olduğunu söylüyor. Eşek sürüleri
tarlalara girerek çiftçileri kızdırıyor, otomobil
sürücülerini korkutuyor, kısacası günlük hayatın içerisinde
zorluk çıkartıyor. Resmi makamlar bu durum karşısında
ne yapacaklarını şaşırmış durumda.
Demirciye göre, eşek sürüleri çok ciddi bir problem teşkil ediyor,
remi makamlar ise bu konuyla yeterince ilgilenmiyor. Bölgede bardağı
taşıran son damla, geçen yıl yolda otomobiliyle giden bir gencin
eşek sürülerin çarparak hayatını kaybetmesi oldu.
Dipkarpaz Belediye Başkanı Mehmet Demirci, Kıbrıslı
Türk makamlar tarafından koruma altına alınan vahşi
eşeklerin sayısının bin kadar olduğunu söylüyor.
Türk işadamından teklif
Soruna çözüm öneren bir Türk işadamı eşekleri hayvan
başına bin euro ödeyerek Antalya'da turizm sektöründe kullanmak üzere
satın almayı teklif etti.
Ancak Demirci, resmi makamların bu teklife sıcak
bakmadığını belirtiyor. Ayrıca çevreciler de bu
öneriye destek vermiyor. Çevre
örgütü ÇEKOVAnın Başkanı Kenan Atakol, hayvanların adadan
uzaklaştırılmasının ancak uzun bilimsel
araştırmalardan sonra mümkün olabileceğini söylüyor.
Kuzey Kıbrıslı resmi makamlar yıllar önce eşekleri
2000 hektarlık bir alanda kapalı tutmayı denemiş, ancak
başarılı olamamıştı. Zira hayvanlar her
defasında bu alandan dışarı çıkmanın bir yolunu
bulmuştu.
Çevreci
Lois Cemal ise eşeklerin sayısının azaltılması
gerektiğini savunuyor ve bölgede yaşayan insanların
ihtiyaçlarının göz ardı edilmemesini istiyor Cemal,
eşeklerin ekolojik alanlarda kapalı tutulabileceği ve bunun
adanın turistik cazibesini de artırabileceği görüşünde
CNN TURK 16/07/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın yaptığı
kritik Kıbrıs görüşmelerinden sonra açıklama
yapılmaması anlayışı, gelişerek devam ediyor.
Talatın Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan,
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Devlet Bakanı
Baş Müzakereci Egemen Bağışla yaptığı
sessiz görüşmelere dün bir yenisi eklendi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ile
gerçekleştirdiği görüşme sonrasında ne Talat, ne de Downer
açıklama yapmadı.
Cumhurbaşkanlığında saat 11.00de başlayan ve yaklaşık
1 buçuk saat süren görüşme sonrasında, basına tek bir kelime
dahi yansıtılmadı. Görüşmede Downera BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun ve bazı
BM yetkilileri eşlik etti.
BM plan sunmayacak
Öte yandan, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer Güneydeki temaslarından sonra
yaptığı açıklamada BMnin kendi planını sunma
niyetinde olmadığını söyledi.
DİKO Başkanı Marios Karoyan ile önceki günkü görüşmesinin
ardından açıklama yapan Downer, BMnin 2004ün hatasından ders
çıkardığını belirtti ve BMnin;
Kıbrıslılara bir plan sunarak gelin ve bunu oylayın
diyeceğine inanmadığını ifade etti.
Liderlerin; BM yardımını alarak kendi başlarına
müzakere etmesi gerektiğini söyleyen Downer, dışardan empoze
edilen değil, tarafların kendilerini rahat hissedebilecekleri bir
anlaşma olması gerektiğini ifade etti.
BM liderlere bıraktı
Yine bu görüşmeden sonra yapılan açıklamalara dayanan Politis,
BMnin; Kıbrıs sorununa ilişkin çözüm planının
tamamlanmasını çalışmasını, -gerektiği yerde
yardım sağlamakla birlikte- liderlere
bıraktığını yazdı.
Haberi Planı Liderler Tamamlıyor başlığıyla
veren gazete, çözüm belgesinin zeminini, liderlerin temsilcilerinin düzenlemeye
başladığı ortak belgeler olduğunu belirtti.
Üzerinde anlaşmaya varılan noktaların, planın gövdesinde
yerlerini aldığını belirten gazete, sonuçta üzerinde
anlaşmaya varılan taslağın olup
olmayacağının ortaya çıkması için dönüm
noktasının Ekim ayında yapılması beklenen al-ver
süreci olduğunu da yazdı.
STAR KIBRIS 16/07/09
![]()
Fileleftheros Gazetesi, dış ülkelerden gelen turistlerin Larnaka Havalimanını kullanarak yasal yollarla Güney Kıbrısa gittiklerini, oradan ise kuzeye geçerek tatil yaptıklarını iddia etti.
Gazete, özellikle İngiltere ve İtalyadan gelen turistlerin, Rum veya
Türk otobüsleriyle KKTCye geçtiklerini ve Rum toprakları üzerine
inşa edilmiş olan büyük otellerde tatil yaptıklarını
savundu.
Gazete, KKTCdeki otellerin Güney Kıbrıstaki otellerden daha ucuz
olması nedeniyle turistlerin KKTCdeki otelleri tercih ettiklerini
kaydetti.
Habere göre turistler özellikle Bafradaki Artemis Hotel ile Girnedeki Acapulco
Club ve Gazimağusadaki Salamis Bay Hoteli tercih ediyorlar.
STAR KIBRIS 16/07/09
![]()
Cumhurbaşkanı
Talatın Ankaraya gerçekleştirdiği ziyarette
yaptığı açıklamalar ve Türkiye Cumhurbaşkanı
Gülün söyledikleri Rum tarafında tepkilere yol açtı. Özellikle
Gülün söyledikleri tamamen reddedildi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Ankaraya
gerçekleştirdiği ziyarette yaptığı açıklamalar ve
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün söyledikleri Rum tarafında
tepkilere yol açtı ve tamamen reddedildi.
Simerini Gazetesinin; Hükümet ve Partiler: Gülün Tüm Tezleri Reddediliyor
başlıklı haberine göre, Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu
konuya ilişkin açıklamasında, Türkiye tavrını
değiştirmediği takdirde, Aralık ayına kadar
Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili bir anlaşmaya
varılmasının mümkün olmadığını ileri sürdü.
Stefanunun, Türkiye Cumhurbaşkanı Gülün açıklamalarına
tepki gösterdiğini yazan gazete, Gülün garantilerle ilgili
açıklamalarını yorumlayan Stefanunun, Kıbrıs
Cumhuriyetinin 1960 Garanti Anlaşmalarını (diğer
ülkelerle) birlikte imzaladığını, o halde ilk söze sahip
olduğunu belirttiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Gülün Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili
parametrelere ilişkin görüşleri hakkında ise Stefanu, tek
egemenlik, tek vatandaşlık ve tek uluslararası şahsiyete
sahip olacak tek birleşik devlet şeklindeki çözüm parametrelerinin
yeterli olduğunu savundu.
MÜMKÜN DEĞİLDİR
Gülün; Kıbrıs sorununun çözümünün Avrupa Birliğinin (AB)
birincil hukuku haline getirilmesi söylemiyle ilgili olarak ise Rum Sözcü;
Kıbrıs sorununun çözümünün birincil hukuk haline gelmesinin mümkün
olmadığını öne sürdü.
Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla gerçekleştirilen
müzakerelerin mutlu sona ulaşıp ulaşmayacağını
söyleyecek pozisyonda olmadıklarını söyleyen Stefanu, Rum
tarafının büyük bir kararlılıkla bunun için çabaladığını
ifade etti.
SİYASİ KORO
Bu arada Cumhurbaşkanı Gülün açıklamalarına Rum hükümeti
yanında Rum siyasi partileri de tepki gösterdi.
Açıklamasında, topun Türk tarafının ayaklarında
bulunduğunu ileri süren AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu,
Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olarak Aralık ayında bir
anlaşmaya varılabilmesi için, Türk tarafını müzakere
masasına bu gidişata yönelik tezler koymaya çağırdı.
Rum ana muhalefet DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiadis ise
açıklamasında, Türkiyenin; Avrupa ve Kıbrıs
karşısında üstlendiği yükümlülüklerin bilincine
vardığı ve Kıbrıslı Rumların duyarlı
olduğu noktalara saygı duyduğu takdirde, yılsonuna kadar
bir anlaşmaya varılmasının mümkün olduğuna
inandığını söyledi.
BÖLÜCÜ TÜRK TEZLERİ
Cumhurbaşkanı Gülün açıklamalarını kınayan
DİKO Basın Sözcüsü Fotis Fotiu, Gülün bölücü Türk tezlerini
yinelediğini iddia etti.
Gülün açıklamalarını kınayan Rum Sosyal Demokratlar
Hareketi EDEK Başkanı Yannakis Omiru ise açıklamasında, Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyası; Kıbrıs
Helenizminin intihar etmeye ve egemenlik haklarını devretmeye karar
vermediği konusunda TC Cumhurbaşkanı Güle yanıt vermeye
davet etti.
EVRO.KO (Avrupa Partisi) Başkan Vekili Nikos Kutsu da konuya ilişkin
olarak, Rum hükümetini; Türk askeri birlikleri ve TC kökenliler adadan
ayrılmadığı taktirde; Türkiyenin Avrupa Birliğine
(AB) katılım çabalarının sona ereceğine dair
düşüncesini açıklamaya davet etti.
TALATIN TEZLERİ ŞAŞIRTMIYOR
Mahi Gazetesi ise yukarıdaki başlıkla
yayımladığı haberinde, Rum Dışişleri
Bakanı Markos Kiprianunun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın Ankara ziyareti sırasında TC Cumhurbaşkanı
Abdullah Gülle görüşmesinin ardından söylediklerine tepki
gösterdiğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı Talatın Ankarada dile getirdiği tezlerin
kendilerini şaşırtmaması gerektiğini kaydeden
Kiprianu, Talatın ifade ettiği tezlerin Türk tarafının
bugüne kadarki sabit tezleri olduğunu; bu tezlerin, yapıcı
olmadığını ve Kıbrıs sorununun çözümü
amacıyla gerçekleştirilen doğrudan müzakereler ortamına
katkıda bulunmadığını ileri sürdü.
Markos Kiprianu açıklamasında, iki devletten oluşacak bir
ortaklıktan değil, gerçek bir federasyondan söz ettiklerine
ilişkin tezlerinin bilindiğini de belirtti.
STAR KIBRIS 16/07/09
Pelin
ŞAHİN
Ülkemizin en
eski çikolata ve şekerlemecilerinden Çıraklı Fabrikası
sahibi Ahmet Çıraklı, 1979 yılında KKTC ile Türkiye
arasında yapılan protokol görüşmeleri sonucu KKTC′den
Türkiye′ye gümrüksüz şekerleme ürünleri ihracatı
yaptığını ancak Mersin Gümrüğü′nün bunu son
zamanlarda engellediğini kaydetti.
Türkiye′den kargo gönderil-mesine rağmen bu ürünlerin
Türkiye′ye geri gönderilmesini imkansızlaştıran
zorlamaların yanında, sanayicilere dönem dönem çıkartılan
zorluklara bir yenisi daha eklenerek Mersin Gümrüğünde yeni bir ambargo
uygulaması kondu.
Çıraklı, geçtiğimiz ay Türkiye′ye yine şekerleme
ürünlerini gönderdiğini ancak Mersin Gümrüğü yetkililerinin bu
ihracatı kabul etmediğini kaydetti. Yapılan bu ambargoya Mersin
Gümrüğü yetki-lileri tarafından hiçbir gerekçe gösterilmediğini
kaydeden Çıraklı, uygulanan ambargonun çok anlamsız
olduğunu söyledi. HALKIN SESİ′ne konulan ambargoyu
değerlendiren Çıraklı, Mersin Gümrüğü′ne adeta
ateş püskürdü.
YETKİLİLER YÜZÜNDEN FABRİKAMI KAPATTIM
Çıraklı, 1979 yılından beri KKTC′de sanayi
yatırımları yapan bir firma olduklarını ve
yıllardır da Türkiye′ye ihracat yaptıklarını
belirterek, bu ihracatların arada bir kesildiğini ancak yine de
müşteri olduğunda Türkiye′ye ihracat yaptıklarına
değindi. Çıraklı, KKTC′deki yerli sanayinin gelişmesi
için Türkiye ile KKTC arasında bir protokol
imzalandığını ve bu protokol-de, KKTC′den giden
malların TC′de gümrüksüz bir şekilde ihraç
edileceğini
yazdığını söyledi. Kıyı ticareti
anlaşmaları döneminde de Türkiye′de bir fabrikası
olduğunu ve KKTC′deki sanayicinin bu fabrika üzerinden ürün
sattığını belirten Çıraklı, daha sonra bu
fabrikanın, ülkemizdeki yetki-lilerin destek ve teşvik vermemesi
sonucu kapandığını vurguladı. Çıraklı, 1704
Gümrük Tarifesi adı altında bir ürün geliştirdiklerini, bu
ürünün adının ise sondaj şe-keri olduğuna değindi. Çıraklı,
"Sondaj şekeri pastacılık sektöründe çok yaygın olarak
kullanılan bir şekerleme türüdür. Tamamen sanayi ürünüdür. 1979
yılından beri 1704 Gümrük Tarifesi adı altında olan tüm
ürünler Türkiye′ye gümrüksüz bir şekilde girebilmekteydi. En son biz
23.09.2008 tarihinde izinleri-mizi aldık ve o tarihte alınan izinleri
göndermedik" dedi. Tekrardan Büyükelçiliğin, KDV
hesaplarının yapılmasını istediğini kaydeden
Çıraklı, bu oranların KKTC Ekonomi Bakanlığı
Sanayi Dairesi yet-kilileri tarafından hazırlandığı-nı
kaydetti. Bunun üzerine Türkiye İhracatı Geliştirme
Başkanı Nilüfer Sandallı ve Soray Akçaba tarafından
denetlendikten sonra kendile-rine ihracat izinlerinin veril-diğini
söyleyen Çıraklı, verilen bu izinler sonrasında üretimlerini
yapıp, Türkiye′ye 28.05.2009 tarihinde ilk sevkiyatlarını
yaptıklarına dikkat çekti.
Toplam değeri 4 bin 900 TL olan ürün gönderdiklerini kaydeden
Çıraklı, iki devlet arasında imzalanmış olan protokole
bağlı kalarak gönderdikleri ürünün Mersin Gümrüğü Müdürlüğü
tarafından ülkeye giriş izninin verilmediğini belirtti. Bunun
nedenini irde-lediklerini ancak hiçbir netice
çıkmadığını vurgulayan Çıraklı, Türkiye
Büyükelçiliği Ticaret Müşavirliği ve KKTC Ekonomi Bakanı
Müsteşarının devreye girmesine rağmen henüz sonuç
alınmadığından yakındı. Çıraklı,
"Mersin Gümrük Müdürüyle görüştüm ve bana saçma, tatmin edici
bulma-dığım cevaplar verildi. Sebep olarak KKTC′deki
şeker fiya-tının Türkiye′deki şeker fiyatından
daha düşük oluşu göste-rildi. Türkiye′deki o devasa ekonomiye
zarar verebilirmişiz diye kuşkuları varmış. Ve
haksız rekabet yapacağımız ilkesinden hareketle bu KDV
hesaplarının Mersin Ticaret ve Sanayi Odası′na
aktarıldığını, onlar tarafından KDV
hesaplarının yapılmasının gerekli olduğunu
söylediler. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası yetkilileri beni aradılar
ve böyle saçma birşeyin olama-yacağını, her ülkenin KDV
oranlarının ülkenin şartlarına göre
değişeceğini söylediler. Biz bu olayı Mersin Gümrüğü′ne
gönderiyo-ruz dediler" şeklinde konuştu.
MERSİN GÜMRÜĞÜ′NÜN BUNA HAKKI YOK
Mersin Gümrüğü′nün bu denetlemeleri yapmaya hakkı
olmadığını hatırlatan Çıraklı, bunun tamamen
iki ülke arasındaki protokoller sonucunda verilen bir karar olduğunu
belirtti. Çıraklı, bu olayın KKTC ekonomisine vurulan büyük bir
darbe olduğunu kaydetti. Mersin Ticaret ve Sanayi
Odası′nın Mersin Gümrüğü′nün yaptığı
işi hatalı bulduğunu kendile-rine ilettiğini ve bunun
üzerine Mersin Gümrüğü′nün bu olayı Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliği′ne intikal ettirdiğini kaydeden Çıraklı,
şimdiye kadar hiçbir netice çıkmadığını ve
malının günlerdir TIR′da beklediğini sözlerine ekledi.
Çıraklıi şimdi de ardiye ve bekleme parası olarak 15 güne
kadar da 15 bin TL para ödemesi gerektiğini söyledi. Çıraklı, bu
parayı ödeyecek durumunun olmadığını ve malın 3
katı para istediklerini ifade etti. Bu tür saçma sistemlerle
ihracatın gelişemeyeceğini vurgulayan Çıraklı,
"Biz Rum ekonomisiyle nasıl yarışacağız? TC
ekonomisi, KKTC′li sanayici üzerinde büyük bir baskı
yaratmaktadır ve büyük ülke; küçük ülkeyi yutmuş durumdadır.
Onlar bize haksız rekabet yapmaktadır. Şeker kullanan
sektörlerimiz büyük bir
zarar
görmüştür.
Şu anda can çekişiyoruz ve rekabet edemi-yoruz. Bunlara dur diyecek
bir mekanizma lazımdır. Türkiye ile rekabet etmek için zararına
mal satmak zorundayız. Bize izolasyon uygulamayan tek ülke Türkiyedir
diyoruz ama bu izolasyonların daniskasını Mersin Gümrüğü
bize uygulamaktadır" dedi.
Firma olarak mağdur durumda olduklarını belirten
Çıraklı, "Bu zararı kim karşılayacak" diye
sordu.
DAHA ÖNCE ROMANYA VE IRAK′I DA ENGELLEMİŞLERDİ
Çıraklı daha önce Romanya′ya ihracat
yaptıklarını ancak 45 gün mallarının Mersin
Gümrüğü′nde müsadere edildiğini, gerekçe olarak ise
kullandıkları yağda domuz yağı olduğunu
gösterdiklerini kaydetti. KKTC′ye domuz yağı ithalatı
olmadığını belirten Çıraklı, orada da bir engelle
karşılaştıklarını ve Romanya′ya
yapılacak olan ihracatın yine Mersin Gümrüğü tarafından
baltalandığını belirtti. Çıraklı, "Böyle bir
rezalet olamaz. Biz üretim yapmayalım mı? Herşeyimizi
Türkiye′den mi ithal edelim? İşçilerimizi Rum′a muhtaç
mı edelim? Sırf bir bürokratın engellemesinden dolayı
yapılan bu yatırımlar heba mı olacak? Bir ara Irak′a
ihracat yapacaktık, yine Mersin Gümrüğü′nün bürokratik
engellerine takıldık. Günlerce malımızı bekletiyorlar.
TIR′la beraber Irak sınırına kadar gidecek görevli
koyuyorlar ve onun yeme içme masraflarını da biz
karşılıyoruz. Gerekçe ise; transit geçişlerde mal
TC′de satılabilirmiş! Romanya bağlantılı
müşteri-mizi de kaybettik" şeklinde konuştu. Mersin
Gümrüğü′nün yapmış olduğu olayın hazmedilecek
bir olay olmadığını vurgulayan Çıraklı,
"Mersin Gümrüğü ayrı bir devlet midir? İki devletin
yapmış olduğu anlaşmaları takmayan bir konumda
mıdır? Buradaki maksat KKTC′deki üretimi darbelemektir. Biz 10
kişiye istihdam yapalım dedik, bu da engellenirse bize kim sahip
çıkacak? Artık ne yapalım? Rum′a mı
sığınalım, oraya mı taşıyalım
fabrikala-rımızı?" sorularını yöneltti. Alınteriyle
üretim yaptıklarını belirten Çıraklı, buna rağmen
engellendiklerini, bunun da affedilecek bir olay olmadığını
söyledi. "Kim çözerse çözsün ve bu işlere dur denilsin" diyen
Çıraklı, Türkiye′den KKTC′ye yapılan ihracatın
1.5 milyar dolar olduğu, KKTC′den Türkiye′ye yapılan
ihracatın ise 20-30 milyon dolarda kaldığı ve bunun çok
büyük bir ticaret açığı oluşturduğuna değindi.
Çıraklı, "Bu ticaret açığını nasıl
kapatacağız? Yani TC üretecek biz tüketecek miyiz? 13
çalışanımız var. Başka ülkelerin üreticisine verilen
destek KKTC′de uygulanmamaktadır" dedi.
BİZ AĞLARKEN BANKACILAR GÜLÜYOR
Sanayicinin bir başka yarasına parmak basan Çıraklı,
KKTC′deki bankacılık sisteminden rahatsızlık
duyduğunu ve bütün bankaların yüksek faizli krediler verdiğini
söyledi.
Çıraklı, KKTC′deki bankaların üretim yapan
vatandaşları sömürmek istediğini ve reel sektör ağlarken bankacıların
güldüğünü söyle-yerek sözlerini tamamladı.
HALKIN SESI 16/07/09
Hristofias'tan 4
ülkeye ziyaret
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, eylül ayında Fransa,
İtalya, Suriye ve Küba'yı ziyaret edeceği
açıklandı.Rum basınında, Hristofyas'ın Fransa
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve İtalya Başbakanı
Silvio Berlusconi ile yapacağı temasların "siyasi
açıdan en önemli temaslar" olduğu ifade edildi.
Kesin tarihlerin henüz
duyurulmadığı, fakat tüm temasların eylül ayında
yapılacağı belirtilen habere göre, Hristofyas Küba'yı,
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantısından sonra
ziyaret edecek ve Küba'daki Rum büyükelçiliğinin
açılışına katılacak.
Haberde, Hristofyas'ın
ziyaretlerinin, Türkiye-AB ilişkileri için kritik bir dönemde
yapılacağı, Suriye'ye yapacağı ziyaretin ise
Suriye-Güney Kıbrıs ilişkilerinde "son yıllarda
yaşanan problemlerin" çözümlenmesi açısından önem
taşıdığı belirtildi.
Bu arada Hristofyas ve KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 3, 10, ve 17 Eylülde Kıbrıs
müzakereleri çerçevesinde bir araya gelecek.
AA
KIBRIS POSTASI 16/07/09
Liderler yarın
görüşecek
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde
yarın yeniden bir araya gelecek.Lefkoşa ara bölgedeki görüşme
saat 10.00'da başlayacak.
Liderler, geçen hafta
yapılan görüşmede, müzakerelerde son ana başlık olan
"Güvenlik ve Garantiler" konusunu ele almaya başlamış
ve konuyla ilgili ilk sunumlarını yapmışlardı.
Yarın 37. kez bir
araya gelecek olan liderler, görüşmede, bir hafta önceki sunumlarına
karşılıklı yanıt verecekler.
Liderlerin yarın ayrıca, "Güvenlik ve Garantiler"
başlığına devam mı edileceği, yoksa başka
konuya mı geçileceğine karar vermeleri bekleniyor.
AA
KIBRIS POSTASI 16/07/09
Akdeniz'de
Rumlara petrol misillemesi
Türkiye
Petrolleri Anonim Ortaklığı, Akdeniz Türk Karasuları
dışında yer alan toplam 980 bin 875 hektarlık sahada
"jeolojik istikşaf" ve toplam 1 milyon 237 bin 948
hektarlık alanda "petrol ameliyatı" yapacak. Söz konusu
teknik terimler, jeolojide, petrol aramanın çeşitli yöntemleri olarak
biliniyor.
Türkiye Petrolleri Anonim
Ortaklığı, Akdeniz Türk Karasuları dışında
yer alan toplam 980 bin 875 hektarlık sahada "jeolojik
istikşaf" ve toplam 1 milyon 237 bin 948 hektarlık alanda
"petrol ameliyatı" yapacak. Söz konusu teknik terimler,
jeolojide, petrol aramanın çeşitli yöntemleri olarak biliniyor.
Türkiye Petrolleri Anonim
Ortaklığı tarafından "Akdeniz'de Türk Karasuları
Dışında Yer Alan Bazı Bölgelerde Jeolojik
İstikşaf Yapılmasına İzin Verilmesi ve Türkiye
Petrolleri Anonim Ortaklığı Tarafından Akdeniz'de Türk
Karasuları Dışında Yer Alan Bazı Bölgelerde Petrol
Ameliyatı Yapılmasına İzin Verilmesi Hakkındaki Bakanlar
Kurulu Kararları" Resmi Gazete'de yayımlandı.
Buna göre, XVIII numaralı
Muğla Petrol Bölgesi'nde Akdeniz'de Türk Karasuları
dışında yer alan 681 bin 595 hektarlık saha ile XVI
numaralı Antalya Petrol Bölgesi'nde Akdeniz'de Türk Karasuları
dışında yer alan 227 bin 280 hektarlık sahada, Türkiye
Petrolleri Anonim Ortaklığı'na jeolojik istikşaf
yapılması maksadıyla 1 yıl süre ile müsaade verilmesi
kararlaştırıldı.
Ayrıca, XVIII
numaralı Muğla Petrol Bölgesi'nde Akdeniz'de Türk Karasuları
dışında yer alan AR/TPO/4512 hak sıra numaralı 928 bin
377 hektarlık sahada ve XVI numaralı Antalya Petrol Bölgesi'nde
Akdeniz'de Türk Karasuları dışında yer alan AR/TPO/4511 hak
sıra numaralı 309 bin 571 hektarlık sahada, Türkiye Petrolleri
Anonim Ortaklığı tarafından "petrol ameliyatı"
yapılmasına izin verildi.(ANKA)
ANKA/haberler.com
KIBRIS POSTASI 16/07/09
Ankaranın
siyasi havası Talata yaradı...
Hasan
HASTÜRER KIBRIS POSTASI 16/07/09
Özgürgünün Talatla
birlikte Ankaraya gitmemesi konusunda Talat çok konuşmak istemiyor.
Ankaradaki görüşmelerde de masaya bu konuyu götürmedi. Ancak pek çok
bilgi birleştirildiği zaman Dışişleri Bakanı
Özgürgünün Talatla Ankaraya gitmeyi kabul etmemesi, Ankarada en üst düzeyde
rahatsızlığa neden oldu ve bu rahatsızlık
işitilecek şekilde seslendirildi.
HAVADİS ekibi olarak
dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın kahvaltılı
konuğuyduk.
Talatın Milli
Eğitim ve Kültür Bakanı olarak profesyonel siyasete adım
atmasının üzerinden on beş yıl geçti.
Kendine özgü kişilik
değerleri, halkın itibar etmediği politikacı kimliğine
kaymasını engelliyor olmasına rağmen Talat, politikayı
öğrendi.
Cumhurbaşkanı
seçildikten sonra devlet adamı olma yolunda mesefe alıyor.
Her şeyi, her zaman
çok kolay paylaşır mı?
Bu soruya EVET
yanıtını vermek kolay değil.
Ancak yakından
tanıma şansınız olmuşsa, Talatın
söylediklerinden, söylemediklerini de algılayarak elde etmek
istediğiniz bilgileri elde edersiniz.
Talatın dili
bazı bilgileri seslendirmeyip gizlese de vücut dili, gizleme konusunda
dili kadar yetenekli değil.
Bu yazının
bütününde Talatın söylediklerinden tırnak içinde hiç bir şey
bulmayacaksınız.
Tırnak içinde
bulmayacaksınız ama gözlemlerim ve de dinlediklerimin tahlil
sonuçlarını bulacaksınız.
*
* *
Mehmet Ali Talatın
sağlık durumu hep merak edilir.
Kalp ameliyatı
sonrası kendine çok iyi bakıyor.
Çok iyi
baktığı için de kilosunu iyi bir yerde koruyor. 3-5 kilo alsa
kimse Talatın sağlığını sorgulamayacak
aslında.
Ancak Talatın ince
bir inatçı yanı var. Eğer kararını vermişse kimin
ne dediği çok da umurunda değil.
Yemesine dikkat ediyor,
sporunu yapıyor, yüzüyor... Kısacası Talat kendi halinden
memnun.
Dün kahvaltı
masasında herkesin kahvaltı tabağı aynıydı.
Baktım Talat, tabağında ne varsa yedi. Ekmek tabağında
evde yaptığı ekmeği vardı. Merak edip sorunca ben, Başaran
Düzgün ve Bekir Azgınla paylaştı.
Ekmekle ilgili Bekir
Azgının espirisi de haklı gülüşmelere neden oldu.
*
* *
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, deneyimlerine rağmen basınla konuşurken güven
bunalımı duymadan konuşmaya devam ediyor.
Belli ki bu tür
buluşmalarda kendi kendini sansürlemek istemiyor.
Dünkü sohbet
akışı içinde çok önemli bilgileri paylaştı.
Basından şikayet
etmedi ama basın etiğine uyulmasına özen gösterilmesinde
devletten çok önde gazeteci kuruluşlarına görev düştüğünün
mesajını satır aralarına serpiştirdi.
Duyarsızlık ya da
umursamazlık değil ama Talatın rahatsızlıkları
kısa süreli. Kendini rahatsız eden konularda, kişilerde
takılıp kalmıyor.
*
* *
Dünkü görüşmede sohbet
akışı içinde merak edilen üç nokta vardı.
1.Ankara ziyareti. 2. UBP
ya da hükümetle ilişkiler. 3. Kıbrıs sorunuyla ilgili
gelişmeler, yıl sonuna kadar çözümün yol haritasının
netleşip netleşmeyeceği.
Talat, dün olukça
rahattı.
Ankaranın siyasi
havası Talata yaradı.
Bu konuda kimsede ikilem
olmadığına eminim
Talat Gül Erdoğan
üçlüsünün süreçle ilgili uyumu sanırım yüzde yüz.
Kıbrıs Türk
tarafı ve Ankaranın çantasında ev ödevi yok
anlayışı egemen. Görüşme masasında Talatın
şahsında Kıbrıs Türk tarafının tutumu yeterince
iyiniyetli ve yapıcı kabul ediliyor.
Çözüme
ulaşılmadan önemli sayılacak adımlar atılması,
çözümden daha zor olarak niteleniyor.
Türk tarafı yıl
sonundaki Türkiye AB üyelik sürecinin değerlendirilmesine önem veriyor.
Ancak Türkiyenin başının ağrımamasının
karşılığı çözümsüzlük yani statüko devam ederken
bazı adımların atılması olmamalı görüşü
buluşulan noktalardan biri.
Statükoyu
değiştirmek, yani çözüm Talata göre çok daha kolay.
Anlaşılan o ki
Türk tarafı Kuzey Kıbrıstaki limanlarla ilgili gelişme
olmadan Kıbrıs Rum tarafına limanları açmama konusunda
kesin kararlı.
Limanların
karşılıksız açılması çözüm sürecini olumsuz yönde
etkileyip, Rum tarafının çözüm isteğini törpüleyeceği
görüşü de hakim görüş.
*
* *
Mehmet Ali Talat, UBP ve
Eroğlu Hükümetiyle polemik yaşamak istemiyor. UBPnin tek yanlı
tavırlarını dert etmeden yoluna devam kararı net bir
şekilde algılanıyor.
Özgürgünün Talatla
birlikte Ankaraya gitmemesi konusunda Talat çok konuşmak istemiyor.
Ankaradaki görüşmelerde de masaya bu konuyu götürmedi. Ancak pek çok
bilgi birleştirildiği zaman Dışişleri Bakanı
Özgürgünün Talatla Ankaraya gitmeyi kabul etmemesi, Ankarada en üst düzeyde
rahatsızlığa neden oldu ve bu rahatsızlık
işitilecek şekilde seslendirildi.
Talat,
Cumhurbaşkanlığı seçimini konuşmaktan kaçınıyor.
Bir yıldan az süre kalmasına karşılık Talatta seçime
dönük rahatlık var. Bu rahatlığın kaynağı ne?
Yakında bir biçimde öğreniriz...
Günün sözü:
Hataların ortak özelliği, başkasına yaramasıdır
No resolutions might jeopardise EU
integration
By Stefanos Evripidou
EUROPES FURTHER
integration will be in jeopardy if a solution benefiting both sides in the
Cyprus conflict is not found, said Swedish Prime Minister Fredrik Reinfeldt
yesterday.
Speaking before the newly elected European Parliament in Strasbourg, Reinfeldt,
whose country holds the EU rotating Presidency, noted that from Reykjavik to
Ankara and across the Western Balkans, countries were looking to join a
stronger and wealthier European Union.
He said the two leaders on the island had been granted a historic opportunity
to solve the long-standing division, adding that using EU enlargement to reach
that goal could be tempting.
To those on the inside, allowing the membership process to become an
opportunity to solve protracted disputes can be tempting. In such cases, we
must find solutions that can benefit both sides and open up a way forward.
Otherwise, the progress we have made towards continued European integration
will be in jeopardy, said Reinfeldt.
The Swedish Presidency will act as an honest broker in its efforts to move
the enlargement process forward, he added.
Meanwhile, President Demetris Christofias said yesterday that a political
settlement in Cyprus was possible by December if Turkey and the Turkish Cypriot
leadership change course and respect the fundamental principles of
international law.
The president added that he felt anger and regret at suggestions that EU key
figures or UN officials were talking about timeframes and deadlines in the
talks.
There is no international timeframe, he said, noting that the only thing that
could be considered international was the agreement with the UN
Secretary-General that there will be no timeframes and especially no
suffocating ones and that there will be no arbitration.
Christofias called for the abolition of the Treaty of Guarantee, saying: A lot
has changed in the world, Cyprus, Greece and Britain have joined the EU and
Turkey is knocking on the EU door, the Cypriot people have suffered and I
believe the people are now mature and the conditions are ripe to do away with
guarantors.
The UNS Special Envoy to Cyprus Alexander Downer met with Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat yesterday for over an hour. No comments were made after
the meeting.
CYPRUS MAIL 16/07/09
Leaders mark 35 years since July
coup
By Stefanos Evripidou
POLITICAL AND religious
leaders yesterday paid tribute to those killed defending the Republic, during
the July 15, 1974, military coup against the democratically elected President
of Cyprus.
The coup, engineered by the Greek military junta, then ruling Greece, was
followed by the Turkish invasion five days later, which resulted in the
occupation of Cyprus northern third.
The wailing of sirens was heard at 8.20am yesterday, the same time that the
coup occurred 35 years earlier.
This day causes pain and indignation. Today we pay tribute to those who fought
and fell defending the Republic to counter the fascist coup of the junta and
EOKA B, said President Demetris Christofias yesterday after the annual
commemoration ceremony.
Archbishop Makarios returned to the island soon after the coup but for 35
years now, Turkey has been implementing old plans locked in drawers since the
1950s, said the president.
Christofias highlighted that some so-called patriots led the country to
partition, resulting in Makarios taking a courageous decision to see the
Republic of Cyprus evolve from a unitary state to a federal one to end the
occupation and restore the human rights of all Cypriots.
The president vowed not to bow down but to continue to strive to restore the
rights of Cyprus as a state and of all Cypriots.
A church service for those killed during the coup was held yesterday morning at
Saints Constantinos and Eleni Church in Nicosia. Wreaths were laid at the tombs
of those killed defending the Republic, while Archbishop Chrysostomos also held
a ceremony for the fallen conscripts of the National Guards Commando Unit that
played a part in the coup. The Archbishop noted that this was the third year
running that he was doing this, adding it was the Churchs job to forgive.
The 56-seat House of Representatives held an extraordinary plenary session
yesterday to mark the 1974 July events with Christofias and his cabinet
present.
Addressing the plenary, House President Marios Garoyian said the people of
Cyprus will never compromise with the result of the invasion and never give up
asserting their rights.
DISY leader Nicos Anastasiades described fanaticism, hatred, extremism and
division as dynamite at the foundations of our democracy.
This must be the big lesson in history, he said referring to 1974 and the
preceding period. Our major responsibility today is to study the facts with
self-criticism, recognise our mistakes and make sure that we will never allow
these mistakes to be repeated, he added.
CYPRUS MAIL 16/07/09
17
Temmuz. 2009 Cuma
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde
Lefkoşa ara bölgede 37. kez bir araya geldi.
Görüşmeye, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexandwer Downer ile BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun da
katıldı.
Liderler,
yaklaşık iki buçuk saat süren görüşmenin ardından
açıklama yapmadan bölgeden ayrıldı.
Görüşmeyle ilgili
kısa bilgi veren BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexandwer Downer, liderlerin 10 dakika kadar baş
başa görüştüğünü belirterek, daha sonra ''Güvenlik ve
Garantiler'' başlığı üzerindeki görüşmelere
geçildiğini kaydetti.
''Güvenlik ve Garantiler''
başlığının görüşülmesine haftaya da devam
edileceğini bildiren Downer, haftaya ayrıca, müzakerelerde ilk ele
alınan ana başlık olan ''Yönetim ve Güç
Paylaşımı'' başlığı altındaki
vatandaşlık, göç ve sığınma konusunun da gündeme
geleceğini söyledi.
Görüşmede
Yeşilırmak konunun da değerlendirildiğini ifade eden
Downer, bölgede yapılacak yol konusunda Avrupa Birliği'nin (AB)
finansman sağlayacağını belirtti.
Bu arada, KKTC
Cumhurbaşkanı Talat'a, görüşme için makamından
ayrılmadan önce bir grup genç tarafından zeytin dalı verdi.
Gençlerin, ayrıca, Hristofyas'a iletmesi için verdiği zeytin
dalı da görüşmede Hristofyas'a verildi.
Liderler 23 Temmuz'da
yeniden bir araya gelecek. 30 Temmuz ve 6 Ağustos'ta da bir araya gelecek
olan liderler, görüşmelere 3 Eylül'e kadar ara verecek.
11
AYDIR GÖRÜŞÜYORLAR
3 Eylül 2008'de bir araya gelerek müzakerelerin prosedürünü belirleyen
ve müzakerelere 11 Eylülde "Yönetim ve Güç Paylaşımı"
başlığını ele alarak başlayan taraflar, geçen 11
aylık sürede, "Yönetim ve Güç Paylaşımı",
"Mülkiyet", "AB ile İlişkiler",
"Ekonomi" ve "Toprak" başlıkları üzerinde
ilk gözden geçirmeyi tamamladı.
Taraflar, "Güvenlik
ve Garantiler" başlığı üzerindeki ilk gözden geçirmeyi
tamamlarsa, müzakerelerde birinci tur tamamlanmış olacak.
Türk tarafı, yıl
sonundan önce müzakereleri tamamlayıp yıl sonu veya 2010
başında referanduma gitmeyi hedeflerken, Kıbrıs Rum tarafı,
"yıl sonuna kadar çözümün mümkün olmadığını,
Türkiye ve KKTC tutum değiştirirse çözüme
ulaşılabileceğini" savunuyor.
Taraflar, 3 aşamada
yapılması planlanan görüşmelerin ilk aşamasının
sonunda bulunuyor. Bu aşamada taraflar pozisyonlarını ortaya
koyuyor, Kıbrıs sorunundaki tezlerin karşılıklı
sunumu yapılıyor.
İkinci aşamada
uzlaşılamayan konuların çözümü için al-ver süreci
başlayacak.
Üçüncü aşamadaysa
Türkiye ve Yunanistan'ın da yer alacağı bir zirve
yapılması öngörülüyor. Geriye kalan uzlaşmazlıkların
Birleşmiş Milletlerin de yardımıyla üçüncü aşamada
çözümü hedefleniyor. Kıbrıs Rum tarafı müzakerelerde takvime ve
hakemliğe karşı çıkıyor.
Abbas Rum
iddialarına yanıt verdi
Türkiye'de bulunan Filistin Devlet
Başkanı Abbas, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile
yaptığı ortak basın toplantısında, Kıbrıs
Rum kesiminde adayla ilgili Rum tezlerine destek verdiği yönündeki
iddialar konusunda, "Böyle bir şey vaki olmamıştır, bu
asılsızdır, uydurmadır" dedi.
"Bizim kendimize ait sorunumuz var, üstelik zor ve çetrefilli bir sorun.
Bu nedenle bu tür meselelere görüşmelerimizde değinmeyiz" diyen
Abbas, "Ancak yöneticiler olarak sık sık bu tür
asılsız iftiralara maruz kalıyoruz. Bizler bu duruma
alışığız" ifadesini kullandı.
Abbas, bu "iftiralara" örnekler vererek, son olarak, samimi bir
arkadaşı olan Tunus'taki El Fetih liderlerinden Faruk Kaddumi'nin, İsrailli
bir web sayfasına dayanarak, Filistinlilerin efsanevi lideri Yaser Arafat'ın öldürülmesinde kendisinin de rolü
olduğunu iddia ettiğini hatırlattı.
Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'e de
bağırdığı ve uygunsuz davrandığı
şeklinde iftiralara da maruz kaldığını ekleyen Abbas,
"Kesinlikle böyle bir olay olmadı" dedi.
Abbas, İsrail'in
23 Haziran'da yaklaşık 3 yıldır cezaevinde bulunan Filistin
Yasama Meclisinin Hamaslı başkanı Aziz Duveyk'i serbest
bıraktığının hatırlatılması ve
Duveyk'in görevine dönüp dönemeyeceğinin sorulması üzerine de,
"Biz kendisinin bir an önce serbest bırakılması için bütün
temaslarımızda konuyu gündeme getiriyorduk. Şimdi serbest
bırakıldı ve görevine dönmesini ifade ettim, dönmesinde sorun
yok" diye konuştu.
"Yol haritasına bağlıyız"
Filistin lideri Abbas, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığı
görüşmede, İsrail
ile Filistin arasındaki barış çabalarını ele
aldıklarını, Filistin tarafı olarak uluslararası
anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiklerini
ve barışla ilgili yol haritasına bağlı
olduklarını ifade etti.
Elçilik masrafları Türkiye'den
Abbas, bugün Cumhurbaşkanı Gül ile birlikte Filistin'in Ankara
Büyükelçiliği'nin yeni binasının
açılışını yapacaklarını söyleyerek,
büyükelçiliğin bütün masraflarının Türkiye tarafından
karşılandığını ve bundan dolayı
Cumhurbaşkanı Gül'e ve Türkiye'ye tüm Filistin halkı adına
teşekkür ettiklerini kaydetti.
Filistin lideri Abbas, bir temennisini aktarmak istediğini de belirterek,
ileride bir gün Filistin devleti kurulunca başkenti olacak Doğu
Kudüs'te açılacak Türkiye Büyükelçiliğinin
açılışını da Cumhurbaşkanı Gül ile birlikte
yapmak istediğini kaydetti.
"İsrail
yükümlülüklerini yerine getirmiyor"
Görüşmelerde barış çabalarını ele
aldıklarını ifade eden Abbas, uluslararası
anlaşmalardan doğan bütün yükümlülüklerine ve yol haritasına
bağlı olduklarını ve bunları yerine getirmeye
çalıştıklarını, ancak İsrail'in
bu yükümlülükleri yerine getirmekten kaçınarak, barış planı
bağlamındaki iki devletli çözüm ve yeni yerleşim yerlerinin
dondurulması hükümlerini kabul etmediğini ifade etti.
ABD
Başkanı Barack Obama'nın da bu konulardaki tavrının
aynı olduğunu söyleyen Abbas, anlaşmalara uyulması
yönündeki hususu da Gül ile görüşmelerinde dile getirdiklerini kaydetti.
Gül'den destek
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Orta Doğu'da gerçek
barış sağlanabilmesi için iki bağımsız devletin
yan yana yaşaması ve başkenti Doğu Kudüs olan Filistin
Devleti'nin kurulması gerekli. Bu doğrultuda Sayın Abbas ve
arkadaşlarının çalışmalarını Türkiye olarak
destekliyoruz. Yerleşim yerleri, arazi istimlakleri, Doğu Kudüs'ün
statüsünü değiştirmeye yönelik çabalar ve tahliye uygulamaları
barış sürecini zorlaştırıyor. Gazze Şeridi'nde
yaşanan insanlık dramının sona ermesi ve insani yardımların
bölgeye ulaşması, yeniden inşa için ablukanın derhal
kaldırılması gerekir. Ümit ederiz ki, şu anda hakim olan
iyimser hava boşa gitmez, herkes barışın gerçekleşmesi
için uğraşır. Türkiye de bu yolda elinden geleni
yapacaktır" diye konuştu.
Abbas Davutoğlu ile görüştü
Abbas, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nu
Dışişleri Bakanlığı'ndaki makamında ziyaret
etti.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün davetlisi olarak Ankara'da bulunan
Filistin Devlet Başkanı Abbas'ı, bakanlığa
gelişinde Dışişleri Bakanı Davutoğlu kapıda
karşıladı. Basın mensuplarının görüntü
almasına izin verilen ziyarette basına açıklama
yapılmadı.
CNN TURK 17/07/09
Talat ve
Hristofyas hangi konuları görüştü?
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, uluslararası anlaşma olan Garanti ve İttifak Anlaşmalarının
değişmesinin, bütün tarafların onayını
gerektirdiğini söyledi.
Talat, Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile görüşmesinden sonra
cumhurbaşkanlığına dönüşünde yaptığı
açıklamada, "Güvenlik ve Garantiler" konusunu görüşmeye
devam ettiklerini belirtti.
Geçen hafta karşılıklı olarak sundukları
görüşlere ilişkin cevap verdiklerini ve "bir miktar
tartıştıklarını" kaydeden Talat, konuya gelecek
hafta devam edeceklerini söyledi.
Göç, vatandaşlık ve sığınma hakları
Talat, gelecek hafta ayrıca "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" başlığı altında
"göç", "vatandaşlık" ve
"sığınma hakları" konusunu görüşeceklerini,
bunun da tamamlanmasıyla görüşmelerin birinci safhasının
tamamlanmış olacağını bildirdi.
Talat, "Gelecek hafta 'Güvenlik ve Garantiler'e devam edeceğiz.
Arkasından 'Yönetim ve Güç Paylaşımı'
başlığına geçeceğiz ve bu başlık
altında daha önce görüşmediğimiz 'Göç', 'Vatandaşlık'
ve 'Sığınma Hakları'nı ele alacağız" dedi.
Birinci safhanın tamamlanmasının ardından "Yönetim ve
Güç Paylaşımı"nın ikinci safhasına devam
edileceğini belirten Talat, gazetecilerin sorusu üzerine,
"Bağımsız Genç Kıbrıslılar Örgütü"nün
Hristofyas'a verilmek üzere kendisine verdiği çiçeği yerine
ulaştırdığını söyledi.
Garantiler
KKTC Cumhurbaşkanı, "Garantilerle ilgili duruşları
birbirinden çok farklı olan tarafların nasıl bir orta yol
bulacağına" ilişkin bir soruya karşılık,
Garanti ve İttifak Anlaşmalarının uluslararası
anlaşma olduğuna işaret ederek, bu anlaşmaların
nasıl değiştirileceğinin de Uluslararası
Anlaşmalar Hukukunda yer aldığını belirtti.
Talat, "Bunun yolu, bütün tarafların onayı gerektirir.
Dolayısıyla Kıbrıs
Türk tarafının pozisyonu, benim söylediğim pozisyondur
(mevcut garantilerin devam etmesi), Rum tarafının pozisyonu da bunun
değişmesi yönündedir. Rum tarafının bizi, bunun
değişmesi yönünde ikna etmesi lazımdır ki
değişebilsin. Aksi halde değişemeyecektir, bu kadar
basit" dedi.
Talat, başka bir soruya karşılık da, "müzakerelerin
birinci safhasının gelecek hafta, en kötü ihtimalle bir sonraki hafta
tamamlanmasını beklediklerini" söyledi.
Bu arada "Yönetim ve Güç Paylaşımı"
başlığı adı altında "Göç",
"Vatandaşlık" ve "Sığınma
Hakları" konuları ele alınırken, Türkiye kökenli KKTC
vatandaşları konusu da, 11 Eylül 2008'de başlayan müzakere
sürecinde ilk kez gündeme gelmiş olacak
CNN TURK 17/07/09
Eski Rum
bakan günah çıkardı
Kıbrıs
Rum yönetiminin eski Dışişleri Bakanı Nikos Rolandis, Kıbrıs
Rum tarafı son 60 yılda sunulan 15 çözüm planından birini kabul
etmiş olsaydı, bugünkü durumun çok daha faklı
olacağını belirtti.
Rolandis, Alithia gazetesinde yayımlanan ve Kıbrıs'taki BM
Barış Gücünün (UNFİCYP) durumu ele aldığı
makalesinde, "bugüne kadar sunulan 15 çözüm planından en azından
birini kabul etselerdi, bugün Kıbrıs'taki durumun çok daha
farklı olacağı" görüşünü dile getirdi.
Rolandis, BM Barış Gücü'nün, giderlerinin bir bölümü
karşılanıyor olsa dahi ilelebet adada
tutulamayacağını kaydederek, "Barış güçleri her
zaman var olmayacak. Birleri çıkıp da bize gerçeği
söylediğinde sinirlenmemeli, söylenenleri şantaj olarak
algılamamalıyız. Gerçeği gerektiği zaman kabul
etseydik, son 60 yıl içinde bize sunulan 15 inisiyatif/plandan en
azından birine olumlu tepki verseydik, (30 Ocak 2008 tarihli makalemde yazdığım
gibi, bütün çözüm planlarını biz reddettik) Güzelyurt'u belki sonsuza
dek yitirmeyecektik, 250 bin Türk yerleşikle baş başa
kalmayacaktık, mallarımıza yasadışı binalar
dikmeyeceklerdi, Kıbrıs
topraklarında 40 bin Türk askeri kalmayacaktı. Maraş
rüyalarımızda değil, kucağımızda olacaktı.
Vatanımız da ikiye bölünmüş olmayacaktı" ifadesini
kullandı.
Rolandis, Ocak 2008'de yayımlanan makalesinde de, Kıbrıs
sorununun çözümüne yönelik olarak sunulan planlarının tümünü Kıbrıs
Rum tarafının reddettiğini itiraf etmişti.
CNN TURK 17/07/09
Kan
dökülür
Cumhurbaşkanı
Talat, adada bütünlüklü bir anlaşma olmadan Türk
askerinin gitmesi durumunda yaşanacak olanları şu sözlerle
özetledi:
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrısta bütünlüklü bir anlaşma olmadan Türk
askerinin adadan çekilmesi durumunda Rum Yönetiminin egemenliğini Kuzeye
yayma girişiminde bulunacağını ve yine kan
akacağını söyledi.
20 Temmuz Barış Harekâtının 35inci
yıldönümünde harekat yıllarındaki anılarını
paylaşan Talat, görüşme masasında Türk askerinin
Kıbrıstan çekilmesini tartışma konusu
yapmadıklarını, ancak kalıcı bir çözüm olması
durumunda bu tür görüşmelerin pazarlıklarının
yapılabileceğini söyledi.
KIBRIS TVde yayınlanan Son Durum programına
katılan ve Genel Yayın Yönetmenimiz Reşat Akarın sorularını
yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 20 Temmuzla ilgili
anılarını ve yürütülen müzakere sürecine ilişkin
görüşlerini açıkladı.
Harekât döneminde yaşadıklarını paylaşan
Cumhurbaşkanı Talat, ayrıca Türk askerinin adadaki
mevcutiyetinin önemine dikkat çekti ve bütünlüklü bir anlaşma olmadan Türk
askerinin adadan çekilmesi durumunda Rum Yönetiminin egemenliğini Kuzeye
yayma girişiminde bulunacağını ve yine kan
akacağını söyledi.
Talat ayrıca, harekata Türkiyenin müdahalesi olmaması durumunda
Bugün ne durumda olurduk hayal bile edemeyiz diyerek, Garanti ve
İttifak anlaşmalarını Rum tarafının iptalini
istemesinin gerçekçi olmadığını ve Rum tarafında bu
güne kadar yönetime gelenlerin böyle bir istekte
bulunmadığını belirtti.
Feribotla
yola çıktık çıkarma gemisiyle geldik
Talat, 1974 yılında Ankarada Orta Doğu Teknik
Üniversitesindeki tahsilini tamamlayıp annesiyle birlikte
Kıbrısa döneceği sırada 15 Temmuz darbesinin
yapıldığını belirterek, günlerce babası ve
yakınlarından haber alamadığını ve endişe
içinde bir bekleyiş içine girdiklerini söyledi. Ülkeye dönmek üzere
uğraş verirken, 20 Temmuz Barış Harekatının
başladığı bilgisini aldığını ifade eden
Talat, annesiyle birlikte büyük bir heyecan içinde adadan gelecek sonucu
beklediklerini kaydetti.
Talat, Barış Harekatının birinci safhasından sonra 1
Ağustos günü adaya geldiklerini söyleyerek, Kıbrısa
gelişlerini şu şekilde anlattı:
Mersinden feribotla Kıbrısa geldik ancak Mağusa
Limanının Türk kontrolünde olmaması ve Girne Limanına da
feribotun girememesi nedeniyle feribottan Çıkarma gemisine
aktarıldık. Daha sonra gemiyle Girne Kalesinin arkasına geldik.
Gemiyi karşılayanların arasında babamı gördüm ve
kucaklaştım. Daha sonra annemle babamı eve gönderdim ve ben de
görevimin başına gittim
Yakın
savaşa girmedim
Talat, Girne Dağlarında St. Hilarion Kalesinin
konuşlanmış Kırnı birliğinde göreve
basladığını söyleyerek, Bulunduğum birlik kontrol
altına alınmış bir bölge olması nedeniyle yakın
savaşa girmedim. Birliğimiz daha sonra Akdeniz köyüne
aktarıldı. İkinci harekatın tamamlanmasının
ardından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti toprakları ve
sınırı belirlenmişti ve ben 1 Eylülde birliğimden
terhis oldum dedi.
Burası
Kıbrıs Helen Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı Talat, o yıllarda çok tehlikeli bir durumun ortaya
çıkması nedeniyle ilk darbe sırasında Türkiyenin
Kıbrısa müdahale edeceğini düşünüğünü belirterek,
şunları söyledi:
Nikos Samson Devlet Başkanı olmuştu. Rum radyosu, Burası
Kıbrıs Helen Cumhuriyeti diyordu. Bu yayın, ENOSİS olacak
diyordu. Bunun bir şekilde durdurulması gerekirdi. Aksi halde
Kıbrıs elden gidecek ve Yunanisana bağlanacaktı.
Kıbrıslı Türklerin göç yollarına düşeceği
duygularına kapılmıştık. Bu nedenle Türkiyenin
Kıbrısa müdahale edeceği ümidi içerisindeydik.
Garantör
ülkelerin çabası
Harekâttan sonra yakınları ile birlikte bir barış
beklentisi içerisine girdiklerini şu cümlelerle anlattı:
Birinci Barış Harekâtının ardından Türkiyenin
Dışişleri Bakanı Turan Güneş, İngiltere ve
Yunanistanın Dışişleri Bakanları, garantör ülkeler
olarak Cenevrede bir araya geldiler ve Kıbrısta iki otonom yönetim
olduğuna dair bir anlaşma yaptılar. Dolayısıyla o
günün şartlarında sağlam bir anlaşma yapılmazsa ve
Türk ordusu çekilirse, acaba Rumlar yeniden darbe yapar mı düşüncesine
girmiştik. Sıcak bir tartışma içerisindeydik. Dönemin
Başbakanı Bülent Ecevit, o sıralarda federal bir çözümü
önermişti. Ancak bu tartışmaların içersinde masaya oturup
da bu sorunu çözme iradesi ortaya konamadı.
Federal
çözüm hedefi halen geçerli
Harekâtın arından ortaya konan federal çözüm hedefinin bugün hala
geçerliliğini koruduğunu söyleyen Talat, Barış
Harekâtının önemine dikkat çekti:
Kesin olan bir şey var ki 1974 Barış Harekâtının
sonuçları, Kıbrıs Sorununun gidişatını tamamen değiştirdi
ve bambaşka bir pozisyona soktu. O günlerde ortaya konan federal çözüm
hedefi bugün hala geçerliliğini koruyor. O yüzden Barış
Harekâtının tarihsel olarak önemi sadece askeri zafer değil,
aynı zamanda Kıbrıs Sorununun yapısını
değiştiren bir olaydır.
Henüz
askerin gitmesi pazarlığını yapmıyoruz
Görüşme masasında Hristofyasa çözüm olmadığı sürece
Türk askerinin burada kalacağı mesajını veriyor musunuz?
sorusu üzerine Talat, şunları söyledi:
Biz Türk askerinin gidip gitmemesi pazarlığını
yapmıyoruz. Bizim görüşme masasında
yaptığımız, çözümün şartlarını
oluşturmak. O şartlar çerçevesinde nasıl bir güvenlik
mekanizmasının oluşturulacağını konuşuyoruz.
Ancak bütünlüklü bir anlaşmayla ve belli safhalarla sayısal olarak
Türk askerinin çekilmesi ve üzerinde mütabakata varılan bir
yapının oluşmasıyla bir çözümün
sağlanacağını konuşuyoruz. Rum tarafı, böyle bir
talebi bize getirmedi. Bu daha ziyade halkına, basına ve yabancı
diplomatlara yöneliktir. Bilmeyeni kandırabilirler ya da propaganda yapabilirler.
Türk askeri
giderse yine kan dökülür
Cumhurbaşkanı Talat, Türk askerinin adadaki mevcutiyetinin önemine
dikkat çekerek, Kıbrısta yeniden kan dökülme ihtimalinin çok yüksek
olduğuna vurgu yaptı ve şunları söyledi:
Bugün Türk askerinin çözüm olmadan adadan çekilmesinin söz konusu değil.
Çözüm olmadan Türk askerinin adadan çekilmesi halinde Kıbrısta
yeniden kan dökülme ihtimalinin çok yüksek bir olasılık. Böyle bir
durumda Kıbrıs Rum tarafının egemenliğini Kuzeye de
yayması anlamına gelir. Kuzeye egemenliğini yayan Rum
tarafı, yeni gerginliklere ve çatışmalara yol açar. Türk
ordusunun çekilmesi, kan akmasına yol açar dediğimde şovenizm
yapıyorsun diyorlar. Şimdi soruyorum Türk ordusu çekildiğinde,
Rum tarafının Kuzeye egemenliğini yaymasını
engelleyecek olan hangi mekanizma var? Güvenlik Kuvvetleri, Kıbrıs
Rum güçleri karşısında elbette ki daha zayıftır.
Güvenlik kuvvetleri bunu durdurmak için tabiki direnceketir ama ozaman da kan
akacaktır. Bu çok risklidir ve bunu istemek çok yanlıştır.
Garantiler,
Kıbrıslı Türkler için son derece önemli
Hristofyasın Türk tarafı bir taktik değişikliği
yaparsa aralık ayında da bir çözüm olur demecini
hatırlatması üzerine Talat:
Kıbrıslı Türkler, Yunanistandan çok çektiler ancak Türkiyeden
çekmediler. Türkiyenin müdahalesi olmasaydı, bugün ne durumda olurduk
hayal bile edemeyiz. Garanti ve İttifak anlaşmalarını Rum
tarafının iptalini istemesi, gerçekçi olmadığı için bu
güne kadar Rum yönetimleri tarafından hiç istemnedi. Denktaş ile
Kleridesin yürüttükleri müzakerelerde Güvenlik konusunda
anlaşmışlardı. Hristofyasın gerçekçi olması
lazım. Bilmelidir ki, Garantiler, Kıbrıslı Türkler için
son derece önemlidir. Kıbrıslı Türklerin bir birleşik
Kıbrısta bir ortaklık kurması, garantilerin devamıyla
çok yakından ilgilidir. Aksi halde Kıbrıslı Türkler yeni
bir maceraya cesaret edemezler. Verilen demeçlerle kendi halkları üzerinde
büyük beklentiler yaratıyorlar bu çok yanlıştır diye
konuştu.
Çözüm
olacak demiyoruz, çözüm istiyoruz
Talat, yıl sonuna kadar çözüm olurmu sorusu üzerine ise, Çözüm olabilir
diyoruz ama bu olacaktır anlamına gelmez. Türk tarafı olarak bu
yönde isteğimiz var. Biz bu sorunun çözümünü gerçekten istiyoruz. Ama
sorunun çözümü sadece bize bağlı değil. Hedefimiz var ama bu tek
taraflı olmaz dedi.
Bu son
şanstır
Rum gazetecilerin Talat ile Hristofyas iki eski dost ancak hala
uzlaşamıyorlar, o zaman ayrılığı oturup
konuşmak da bir başarıdır demecinin
hatırlatılması üzerine ise, Talatın cevabı şu
şekilde oldu:
Gündemimizde böyle bir şey yok. Bazı sağduyulu çevreler ve
bazı diplomatlar bu konuda farklı yorumlarda bulunuyor. Ancak bu son
şanstır. Türk tarafı olarak Rum tarafıyla üzerinde
mutabakata vardığımız, iki kesimli, iki halkın siyasi
eşitliğine dayanan yeni bir ortaklık olan federal bir
yapıyı öngörüyoruz. Bu tarihi fırsatı çözümle
taçlandırabilirsek ne mutlu bize.
KIBRIS 17/07/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum
Yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm bulma müzakereleri çerçevesinde bugün yeniden bir araya
gelecek.
Görüşme ara bölgede saat 10.00da başlayacak. Tarafların bugünkü
görüşmede Güvenlik ve Garantiler başlığı için
geçtiğimiz hafta birbirlerine sundukları açılış
konuşmalarına yanıt vermeleri ve söz konusu
başlığa devam mı edileceği yoksa başka konuya
mı geçileceğine karar vermeleri bekleniyor.
STAR KIBRIS 17/07/09
![]()
Orams Davası 11-12 Kasım 2009
tarihlerinde İngiltere İstinaf Mahkemesinde görüşülüyor.
Star
Kıbrısın elde ettiği bilgilere göre, sonbaharda gözler
İngilterenin başkenti Londrada olacak. Hatırlanacağı
üzere, Rum Apostolidesin, KKTCde yaşayan ve Laptada mülk sahibi olan
Orams çiftine açmış olan dava ile ilgili İngiliz Yüksek
Mahkemesi ATADdan görüş istemiş, ATADın dava ile ilgili açıkladığı
kararı ise ülkemizde büyük yankı bulmuştu.
İngiltere Yüksek Mahkemesinde 2 gün üst üste görüşülecek olan
davanın seyri ise merak konusu. ATAD Orams davasıyla ilgili
açıladığı görüşünde KKTCde mülk satın alan
yabancı uyrukluları mağdur eden ifadelere yer vermiş ve Rum
Mahkemelerinin verdiği kararların diğer AB ülkelerinde de
uygulanabileceğini bildirmişti. Ancak ATADa başkanlık eden
yargıcın Yunan asıllı olması ve Güney
Kıbrısta Papadopulosun lider olduğu dönemde, Rumlara hizmetinden
dolayı Makarios 3 nişanı verilmişti. Yaşanan bu
gelişmeler, ATADın tarafsızlığına gölge
düşürdüğü şeklinde değerlendirilmişti.
STAR KIBRIS 17/07/09
![]()
Çakıcı:
Görüşmelerden anladığımız, kurulacak ortaklık
Kıbrıs Cumhuriyetinin devamı olacak.
Anastasiadis:
Birlikte AB üyesi olmanın meyvelerini paylaşmak istiyoruz.
TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, devam eden
Kıbrıs müzakerelerinden anladıkları kadarıyla,
kurulacak ortaklığın Kıbrıs Cumhuriyetinin
devamı şeklinde olacağını, ancak bazı
düzenlemeler yapılacağını belirtti. Nikos Anastasiadis
başkanlığındaki Rum ana muhalefet DİSİ partisi
heyeti, bu sabah TDPyi ziyaret etti.
Görüşmeye TDPden Genel Başkan Mehmet Çakıcının
yanı sıra genel sekreter Meltem Onurkan Samani, Genel Sekreter
Yardımcısı Mehmet Harmancı ve Dış
İlişkiler Sekreteri Sami Dayıoğlu katıldı.
DİSİ heyetindeyse genel başkan Nikos Anastasiadisin yanı
sıra, parti üst düzey yetkilileri Keti Klerides, Kostas Temisteklous,
Manolis Hristofides ve Harris Georgiades yer aldı.
İki parti yetkililerinin yaklaşık bir buçuk saat süren
görüşmesinden sonra TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ve
DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiadis basına
açıklama yaptı.
ÇAKICI
TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, iki partinin de
barış görüşmelerini desteklediğini ifade ederek, Çözüm
yanlısı partileriz ve çözüm istiyoruz, zaman
Kıbrıslıların aleyhine işliyor dedi.
Çakıcı, çocuklarının birleşik bir Kıbrıs
çatısı altında AB üyesi olmasını istediklerini
vurguladı.
Çakıcı, iki partinin vizyonunun aynı olduğunu ifade ederek,
iki kurucu devlete dayalı, iki toplumlu, iki kesimli siyasi
eşitliğe dayalı, tek egemenliği ve tek
vatandaşlığı bulunan federal bir Kıbrıs
istediklerini söyledi.
Görüşmelerden anladığımız kadarıyla ortaya
çıkan yapı Kıbrıs Cumhuriyetinin devamı olacak. Yeni
bir başlangıç olmayacak diyen Çakıcı, böylece, BMye yeni
bir devlet başvurusu yapılmayacağı görüşünü belirtti.
Mehmet Çakıcı, yeni bir başvuruyla garanti haklarının
ortadan kalkacağını savunarak, garantör devletlerin de bu
nedenle yeni bir başvurudan yana olmadıklarını kaydetti.
Çakıcı, anladıkları kadarıyla kurulacak
ortaklığın 1960 Cumhuriyetinin tam aynısı
olmayacağını ve yeni düzenlemeler
yapılacağını söyledi.
Önümüzdeki dönemde taraflar arasında al-ver sürecinin
başlayacağına işaret eden Mehmet Çakıcı, bunun
al ve kaç olmaması gerektiğini vurgulayarak, önemli bir dönem
ayrılık mı çözüm mü olacağını göreceğiz
dedi.
Herkesin çözümü desteklediğini söyleyen Çakıcı, ancak önemli
olanın çözümü destekler görünmek değil, gerçekten desteklemek
olduğunu kaydetti.
TDP Genel Başkanı Çakıcı, iki parti arasında bir
komite oluşturulacağını ve görüş
alışverişinde bulunacaklarını da söyledi.
ANASTASİADİS
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ise konuşmasında,
en ilginç temaslarından birini yaptıklarını kaydederek,
Çok yapıcı bir görüşme oldu. Ortak bir zemin ve vizyonumuz var
dedi.
Anastasiadis, kurulacak ortaklığın 1960 Cumhuriyetinin
devamı olacağı görüşünü savunarak, iki kurucu devlete
dayalı, iki kesimli, iki toplumlu, siyasi eşitlik üzerine
kurulmuş bir çözüm istediklerini öne sürdü.
Türkiyenin çözüme yardım etmek için kritik bir rolü bulunduğunu
söyleyen Anastasiadis, birleşik Kıbrıs altında AB üyesi
olmanın meyvelerini paylaşmak istediklerini savundu.
DİSİ Başkanı Anastasiadis, iki toplum arasında güven
yaratmanın önemine de işaret etti.
Anastasiadis, yeni nesillerin geleceğini garanti altına almak
istediklerini de belirtti.
STAR KIBRIS 17/07/09
![]()
Genel
Sekreter Ban yeni bir buluşma peşinde.
İngilizlerin, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonun Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasla Eylül
ayında New Yorktaki BM Merkezinde görüşmesi konusunu gündeme
getirdiği bildirildi.
Fileleftheros haberi Üst Düzeyde Müdahale İstiyorlar Prosedürün
İhraç Edilmesi İstemi İngilizlerin, Genel Sekreterin Talat ve
Hristofyası New Yorka Çağırması Talebi
başlığıyla manşete çeken gazete, edindiği
bilgilere dayanarak İngiliz talebinin, Pazartesi günü, Ban Ki Moonun
Güvenlik Konseyi üyelerine verdiği ve Kıbrıs sorununun ele
alındığı yemek sırasında gündeme
getirildiğini yazdı.
Habere göre yemek sırasında İngiliz Daimi Temsilci,
Kıbrıs sorununun çözümü için önümüzde kaçırılmaması
gereken bir fırsat var diyerek Genel Sekreterden;
Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyası, Eylül ayında yapılacak BM Genel Kurulu çerçevesinde
davet ederek görüşmesini istedi.
Türk Daimi Temsilcinin, İngiliz Daimi Temsilcinin söylediklerine
katıldığı yolunda bilgi aldığını yazan
gazete, Genel Sekreterin; şimdilik, Talat ve Hristofyası BM
Merkezine davet etmeyi planlamadığını söylemekle
yetindiğini kaydetti.
Gazete, gerek Rusya gerek Fransa daimi temsilcilerinin, İngilizlerin bu
fikrine karşı çıktıklarını ve prosedürün
Kıbrıslıların elinde kalması gerektiği, böyle bir
hareketin, taraflara baskı olarak algılanabileceği görüşünü
ortaya koyduklarını belirtti.
Okurlarına, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downerın önceki gün
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla görüştüğünü de yazan
gazete, Downerın daha sonra BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi 5 ülkenin
Güney Kıbrıstaki büyükelçileri ile yemekte bir araya geldiğini
kaydetti.
Habere göre ev sahipliğini Fransa Büyükelçisinin yaptığı
yemekte Kıbrıs doğrudan müzakerelerinin gidişatı
gözden geçirildi ve bundan sonra atılacak adımlar ele
alındı.
STAR KIBRIS 17/07/09
Hristofyas: 'Amaç
birleşik, bağımsız Kıbrıs'
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas,
amaçlarının; birleşik, bağımsız ve toprak
bütünlüğünü güvence altında olan bir Kıbrıs yaratmak
olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile bugün gerçekleştirdiği 37nci görüşmenin ardından
Rum Başkanlık Sarayına dönüşünde yaptığı
açıklamada Hristofyas, halkın iki toplumlu ve iki kesimli
federasyondan, insan haklarından ve özgürlüklerden istifade etmesinin
güvence altına alınmasını hedeflediklerini söyledi.
Hristofyas, Talat ile yapacağı bir sonraki görüşmede Yönetim ve
Güç Paylaşımı başlığı altında
vatandaşlık, göçmenler ve yabancı uyruklular konusunu
görüşeceklerini kaydetti.
Bugünkü görüşmede güvenlik konusunu
tartıştıklarını belirten Hristofyas, iki tarafın
konuyla ilgili görüşlerinin ortaya konulduğunu ifade etti.
KIBRIS POSTASI 17/07/09
Talat'tan Hristofyas'a
zeytin dallarından oluşan buket
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat zeytin dallarından oluşan ve üzerinde
İngilizce, Rumca ve Türkçe Barış yazan buketi Hristofyasa
armağan etti.
Talat
Bağımsız Genç Kıbrıslılar adlı örgütün
bugün kendisine verdiği ve Hristofyasa armağan etmesini istedikleri
zeytin dallarından oluşan buketi Hristofyas'a verdi.
Hristofyas da, gençlere bu
armağanlarından ötürü teşekkürlerini sundu ve
Kıbrısın yeniden birleşmesi için vermiş
oldukları mücadeleden dolayı gençleri tebrik etti.
Hristofyas, bugünkü görüşmede Cumhurbaşkanı Talata, her iki
tarafın da aynı şeyi, yani bu çocuklarla birlikte ortak mücadele
verdiklerini hissetmesini ümit ettiğini söylediğini de belirtti.
KIBRIS POSTASI 17/07/09
Ronaldis: Sunulan
planlardan en az birini kabul etseydik durum değişirdi
Kıbrıs Rum yönetiminin eski
Dışişleri Bakanı Nikos Rolandis, Kıbrıs Rum
tarafı son 60 yılda sunulan 15 çözüm planından birini kabul
etmiş olsaydı, bugünkü durumun çok daha faklı
olacağını belirtti.
Rolandis, Alithia
gazetesinde yayımlanan ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücünün
(UNFİCYP) durumu ele aldığı makalesinde, "bugüne kadar
sunulan 15 çözüm planından en azından birini kabul etselerdi, bugün
Kıbrıs'taki durumun çok daha farklı olacağı"
görüşünü dile getirdi.
Rolandis, BM Barış Gücünün, giderlerinin bir bölümü
karşılanıyor olsa dahi ilelebet adada
tutulamayacağını kaydederek, makalesini şöyle sürdürdü:
"Barış güçleri her zaman var olmayacak. Birleri çıkıp
da bize gerçeği söylediğinde sinirlenmemeli, söylenenleri şantaj
olarak algılamamalıyız. Gerçeği gerektiği zaman kabul
etseydik, son 60 yıl içinde bize sunulan 15 inisiyatif/plandan en
azından birine olumlu tepki verseydik, (30 Ocak 2008 tarihli makalemde
yazdığım gibi, bütün çözüm planlarını biz reddettik)
Güzelyurt'u belki sonsuza dek yitirmeyecektik, 250 bin Türk yerleşikle
baş başa kalmayacaktık, mallarımıza
yasadışı binalar dikmeyeceklerdi, Kıbrıs topraklarında
40 bin Türk askeri kalmayacaktı.
Maraş rüyalarımızda değil, kucağımızda
olacaktı. Vatanımız da ikiye bölünmüş
olmayacaktı."
Rolandis, Ocak 2008'de yayımlanan makalesinde de, Kıbrıs
sorununun çözümüne yönelik olarak sunulan planlarının tümünü
Kıbrıs Rum tarafının reddettiğini itiraf etmişti.
A.A
KIBRIS POSTASI 17/07/09
Talat: Garantiler için
tüm taraflar müdahil olmalı
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, uluslar arası anlaşma olan Garanti ve İttifak
Anlaşmalarının değişmesinin, bütün tarafların
onayını gerektirdiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ile
görüşmesinden sonra Cumhurbaşkanlığına dönüşünde
yaptığı açıklamada, bugün Güvenlik ve Garantiler konusunu
görüşmeye devam ettiklerini söyledi.
Geçen hafta
karşılıklı olarak sundukları kağıtlara
ilişkin cevapları verip görüştüklerini anlatan Talat, konuya
gelecek hafta devam edeceklerini belirtti.
Cumhurbaşkanı
Talat, gelecek hafta ayrıca Yönetim ve Güç Paylaşımı
başlığı altında göç, vatandaşlık ve
sığınma hakları konusunu görüşeceklerini ve bunun da
tamamlanmasıyla görüşmelerin birinci safhasının
tamamlanmış olacağını söyledi.
Talat, Gelecek hafta
Güvenlik ve Garantilere devam edeceğiz. Arkasından Yönetim ve Güç
Paylaşımına geçeceğiz ve bu başlık altında
daha önce ele almadığımız Göç, Vatandaşlık ve
Sığınma Haklarını ele alacağız dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, birinci safhanın tamamlanmasının ardından Yönetim ve
Güç Paylaşımının ikinci safhasına devam
edileceğini belirtti.
Talat, gazetecilerin sorusu
üzerine, Bağımsız Genç Kıbrıslılar Örgütünün
Hristofyasa verilmek üzere kendisine verdiği çiçeği yerine
ulaştırdığını söyledi.
KIBRIS POSTASI 17/07/09
Downer: Güvenliğe
devam
Kıbrıs
müzakereleri çerçevesinde liderler, Güvenlik başlığına
gelecek hafta da devam edecek.Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, bugün, Kıbrıs
sorununa kapsamlı çözüm bulma müzakereleri çerçevesinde yaklaşık
iki buçuk saat görüştü.
Son haftalarda genelde bir
saati aşkın bir süre baş başa görüşen liderlerin,
bugün, heyetlerden ayrı yaptığı görüşme 5-10
dakikayı geçmedi.
Liderlerle, BM
diplomatlarının görüşmeden çıkarken neşeli
oldukları gözlemlenirken, görüşmeye ev sahipliği yapan BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer
görüşmeden sonra kısa bir açıklama yaptı.
Liderlerin bugün
yaklaşık 2 buçuk saat görüştüklerini belirten Downer,
görüşmede Güvenlik konusunun ele alındığını,
liderlerin bu süre içerisinde sadece 5 veya 10 dakika baş başa
görüştüklerini söyledi.
Liderlerin gelecek hafta
Güvenlik konusunu görüşmeye devam edeceklerini söyleyen Downer, ilk
okuma çerçevesinde Yönetim ve Güç Paylaşımı konusunun da ele
alınacağını, bu başlık altında yabancılar,
göç, iltica ve vatandaşlık konularının görüşüleceğini
söyledi.
Downer, liderlerin
Yeşilırmak Kapısındaki çalışmaların teknik
yönünü de ele aldıklarını belirterek, ABnin, yolun inşaat
çalışmalarının finansmanını karşılayacağını
ve ilk etapta yolun planlamasıyla ilgili finansmanın
gerçekleştirileceğini söyledi.
Alexander Downer, bir soru
üzerine, Hristofyasın personelinin taşıdığı
zeytin dallarının, Kıbrıslı Türk gençler
tarafından bugün Cumhurbaşkanı Talata sunulan ve Hristofyasa
da iletilmesi istenen zeytin dalları olduğunu kaydederek, zeytin
dallarının üzerine Türkçe, Rumca ve İngilizce olmak üzere 3
dilde barış yazısının yer aldığını
söyledi.
Bu arada, genelde
görüşmeyi izleyen basın mensuplarına sadece sıcak içecekler
ve su sağlayan BM Barış Gücü askerleri, bu sabah,
görüşmeye gelen gazetecilere sandviç ikram etti. BM askerleri, sandviçleri
ikram ederken, Sakın alışmayın çünkü bu bir defalık
bir ikramdı şeklinde espri yaptı.
KIBRIS POSTASI 17/07/09
CNN
TURK 18/07/09
Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kıbrıs'taki statükonun bu
şekilde devam etmesini istemediklerini söyleyerek, "Bir şekilde
ya karşılıklı müzakerelerle bu statüko değişir ya
da alternatif yolları hep beraber düşünmek zorunda kalırız"
diye konuştu.
Bir televizyon kanalında gündeme ilişkin soruları yanıtlayan
Bakan Davutoğlu, Kıbrıs
sorunu ve müzakerelerin gidişatına ilişkin görüşlerinin
sorulmasına karşılık, "Kıbrıs
konusunda Türkiye'nin gösterdiği çaba anlamında alnı
açıktır. Hem çıkarlarımızı korumaya gayret
ettik, hem de aynı
zamanda evrensel bir yaklaşımla uzlaşmayı,
ahde vefayı
öne çıkaran taraf Türkiye oldu. Kıbrıs
konusunda verdiğimiz sözleri hiçbir zaman reddetmedik" dedi.
Müzakerelerin yürümesine rağmen bazen Rum yönetiminin pozisyonlarına
bakınca, Rumların "gerçekten barışın mı,
yoksa taktik manevralarla adada kendi istedikleri bir çözümü adım
adım gerçekleştirmenin mi peşinde olduğundan" emin
olunmadığını belirten Davutoğlu, çözüm için
ısrarla tarih veren tarafın Türk tarafı olduğunu, buna
karşılık zamana bakılması gerektiğini söyleyen
tarafın Rumlar olduğunu hatırlattı.
Bakan Davutoğlu, bundan sonraki süreçte KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile daha yakın ve sıkı aralarla görüşmeyi
kararlaştırdıklarını ifade ederek şunları kaydetti:
"Ya statik bir barış gerçekleşir, ki biz onun
peşindeyiz, bu barıştan kastettiğimiz temel parametreleri
Annan planıyla çizilmiş olan iki kesimlilik, iki kurucu devlet ve
siyasi eşitliğe dayalı,
Türkiye'nin etkin garantörlüğüne dayalı
bir barış. Bunun dışındaki alanlar müzakereye
açıktır.
Bu yapıda bir barış ya da eğer bu olmazsa, taktik
manevralarla karşılıklı bir manevra alan mücadelesine
girmek... Bu istenilen bir şey değil, parça çözümlerle sonuca
ulaşmak kolay
değil. Ama biz her ne şekilde olursa olsun Kıbrıs'taki
statükonun bu şekilde sürmesi taraftarı değiliz.
Bu şekilde bu müzakerelerin son şans olduğunun herkes
tarafından algılanması lazım. Kıbrıs
Türklerinin sanki büyük bir insanlık suçu işlemiş gibi bu
izolasyonlarla yaşaması mümkün olamaz. İngilizce bir tabir
vardır, 'Enough is enough' diye. Türkiye'nin bütün bu
çabalarının AB
tarafından görülmesi ve uluslararası aktörlerin bu birkaç ay içinde
etkin şekilde ağırlığını koyması
lazım."
Davutoğlu, bu yıl sonuna kadar çözüm olmaması durumunda ne
olacağının sorulması üzerine de, "Biz olması için
çaba sarf edeceğiz, ama artık KKTC üzerinde uygulanan bu haksız
ambargoların sürmesi mümkün değildir. Bir şekilde ya
karşılıklı müzakerelerle bu statüko değişir ve
Doğu Akdeniz'de barış ve güvenlik alanını beraber
kurarız, bu anlamda Türkiye'nin AB
süreci önündeki engelleri de kaldırırız. Ya da alternatif
yolları hep beraber düşünmek zorunda kalırız" diye
konuştu.
Türkiye-AB
ilişkileri
Türkiye-AB
ilişkilerinde gelinen son noktanın ne olduğunun sorulması
üzerine de Davutoğlu, bu konuya yöntem olarak nasıl
yaklaşıldığının önemli olduğunu, genel
olarak AB
ve Türkiye'nin statik olduğu yönünde bir yaklaşım
bulunduğunu söyleyerek, "Aslında bu böyle değil, Türkiye-AB
ilişkileri iki dinamik entitenin ilişkisidir. Yani bir taraftan
müzakere yürütürken, dünya değişiyor ve Türkiye-AB
ilişkilerinin karakteri de buna paralel olarak değişiyor"
dedi.
Davutoğlu, bu nedenle AB'nin
değişim sürecinin doğru kavranması gerektiğini
belirterek, katılım süreci çerçevesinde iki tarafın da birbirini
etkilediğini kaydetti.
Türkiye'nin AB'den
beklentisinin diğer aday
ülkelerle eşit muamele olduğunu ve bunu istemeye de hakları
bulunduğunu söyleyen Davutoğlu, Türkiye'nin hiçbir zeminde kendine
kategori koymadığını belirterek, "Yani AB'de
sorun olduğu için Ortadoğu'ya yönelmiş değiliz,
Ortadoğu'da, Kafkaslar'da yine aktiftik. Her an her yerde olayları
takip eden bir Türkiye" diye konuştu.
Bakan Davutoğlu, AB
ile ilişkilere yeni bir ivme kazandırmaya
çalıştıklarını ifade ederek, bakan olarak göreve
gelmesiyle birlikte ilk ve öncelikli olarak bu konuya eğilmeyi tercih
ettiğini bildirdi.
Türkiye-AB
ilişkilerinin 4 ana ekseni bulunduğunu belirten Davutoğlu,
bunları iç boyut ve Türkiye'nin içinden geçmekte olduğu restorasyon
süreci, daha çok teknik bir kurum olan AB
Komisyonuyla yürütülen ilişkiler, dönem başkanlıklarıyla
ilişkiler ve siyasi bir organ olan AB
Konseyiyle ilişkiler olarak sıraladı.
AB
Komisyonu ve dönem başkanlıklarıyla iyi ilişkiler içinde
bulunulduğunu söyleyen Davutoğlu, "gelecek dönemin ümitvar
olduğunu, çünkü ardı ardına İsveç, İspanya
ve Belçika'nın dönem başkanı olacaklarını"
hatırlattı.
Korfu'da bu üç ülkenin bakanlarıyla bir araya
geldiğini ifade eden Davutoğlu, 6 aylık
dönem başkanlığı süresinin kısa olması nedeniyle
artık yıllık planlar yapmaya karar
verdiklerini kaydetti.
Davutoğlu, bu yıllık program uygulamasını adalet ve
içişleri bakanlıklarına da yaydıklarını
belirtti.
Davutoğlu, AB
Konseyi'nin siyasal bir zemin olduğunu hatırlatarak, konsey içinde Fransa
ve Avusturya gibi, Türkiye'nin üyeliğine açık şekilde
karşı çıkan ya da Rum kesimi gibi ilişkisi bile bulunmayan,
düşman olarak gören aktörler bulunduğuna işaret etti.
"AB
Komisyonuyla oturup konuşabiliyoruz, ama AB
Konseyi ya da Avrupa Parlamentosunda biz yokuz" diyen Davutoğlu,
"Bu nedenle ne yapılırsa yapılsın, bazı
engellemelerle karşılaşılabildiğini" kaydetti.
Clinton'ın Türkiye kategorisi
ABD
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın,
yaptığı bir açıklamada Türkiye'yi Çin,
Hindistan,
Brezilya
gibi ülkelerle birlikte önemli ve yükselen küresel güçler kategorisine
soktuğunun hatırlatılması üzerine Davutoğlu, bir
ülkenin hangi kategori içinde yer aldığının önemli
olduğunu söyleyerek, çünkü ülke kategorilerinin değişen
uluslararası konjonktüre paralel olarak tekrar tekrar ele
alındığını ve hangi kategori içinde yer alındığının
bu açıdan önemli olduğunu belirtti.
Davutoğlu, Soğuk Savaş döneminde herkesin zihnindeki
dünyanın 4 kategoriye ayrıldığını
hatırlatarak, bunların süper, büyük, bölgesel ve küçük güçler olarak
sıralandığını kaydetti.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla bu kategorilerin de yok
olduğunu söyleyen Davutoğlu, tarihin ünlü tarihçi Fukuyama'nın
dediği gibi son bulmadığını, aksine ivme
kazandığını bildirdi.
Clinton'ın Türkiye ile aynı
kategori içinde saydığı
ülkelere bakılınca bunların ölçek ya da nüfus ve toprak
büyüklüğü olarak Türkiye'den büyük olduğuna işaret eden
Davutoğlu, mesela Çin,
Brezilya
ve Hindistan'ın
böyle olduğunu, bu ülkelerin yükselen güç olmasının beklenen bir
şey olduğunu söyledi.
"Bu ülkelerin hepsi zaten potansiyel olarak yükselen güç olmaya adaydı"
diyen Davutoğlu, Türkiye'nin bu ülkelerle yarışır hale
gelmesinde üç etkenin rol oynadığını, bunların da
Türkiye'nin coğrafyası, tarihi ve siyasi irade olduğunu kaydetti.
Davutoğlu, Türkiye'nin coğrafyasının hem risk
ürettiğini, hem de iyi kullanılırsa büyük potansiyel
taşıdığını belirterek,
"Coğrafyanızı siz Irak
gibi ya yayarak
yapmaya
kalkarsınız ya da hiç kimseye savaş ilan etmezsiniz ama
coğrafyanızı genişletirsiniz. Coğrafyayı
genişletmek, illa savaşarak yayılmacı
politika takip etmek değil, barışçıl, ekonomik, kültürel
araçlarla, diplomasi ile etki alanınızı genişletmek
demektir. Batılı bakınca artık sadece Türkiye'yi
değil, Türkiye'nin 'hinterland'ını da görüyor" dedi.
Türkiye'nin tarihi birikiminin de çok güçlü olduğunu söyleyen
Davutoğlu, "Tarihi alışverişi olumlu yönde
kullanırsanız tarihiniz size yük olmaktan çıkar, değer
haline dönüşür" ifadesini kullandı.
Bakan Davutoğlu, Türkiye'nin 2000'li yıllarda özgüven
kazandığını söyleyerek, Türkiye'nin çevresiyle
bütünleştiğini, ayrıca
BM Güvenlik Konseyi üyeliği, Medeniyetler İttifakı, İKT
Genel Sekreterliği gibi gelişmelerle küresel iddialar taşıdığını
da kaydetti.
"Komşu ülkelerle ilişkilerde sıfır problem"
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, komşu ülkelerle
ilişkilerde "sıfır problem" konusunda ciddi ilerleme kaydedildiğini,
"sıfır problem" konusunun idealizmden çıkarak
gerçeğe dönüştüğünün görülmesiyle birlikte, bunun bölgesel bir
norm olmaya
başladığını bildirdi.
Türkiye'nin kara sınırları ve deniz sınırlarıyla
komşuları bulunduğunu, Ukrayna, Rusya,
Mısır gibi ülkeleri de Türkiye'nin komşusu olarak gördüklerini
belirten Davutoğlu, "Dışişleri
Bakanlığını merkez alarak bin kilometre çapında bir
daire çizdiğinizde, içine yaklaşık 25 ülke, 3 bin kilometrelik
bir daire çizdiğinizde de bu dairenin içine 75 ülke giriyor. Küresel bir
güç olan ABD
ise bu kadar komşu ve yakın havzaya sahip
değil" dedi.
Bu kadar çok ülkeyle komşu olmanın riskleri olduğu gibi
avantajlarının da bulunduğunun altını çizen
Davutoğlu, komşu ülkelerle maksimum işbirliği çerçevesinde
serbest ticaret anlaşmaları yapıldığını ve
siyasette yeni bir dil kullandıklarını ifade ederek,
"Örneğin Suriye ile Stratejik Konsey kurarken, ilk kez ekonomik
işbirliği değil, ekonomik entegrasyon tabirini kullandık.
Biz komşularımızla ekonomik entegrasyon istiyoruz" diye
konuştu.
Körfez İşbirliği Konseyi ile stratejik diyalog
toplantısının geçen hafta içinde İstanbul'da
yapıldığını hatırlatan Davutoğlu, bunun bir
ülkeyle yapılan ilk toplantı olduğunu ve oraya
katılanların, Türkiye'yi "düzen kuran, istikrar üreten" bir
ülke olarak gördüklerini söyledi.
Türkiye'nin Güneydoğu Avrupa Platformunun dönem başkanı
olduğunu ve bu bölgeye yönelik ziyaretlerine Romanya ile
başladığına işaret eden Davutoğlu, "Gelecek
hafta Sırbistan'a gideceğim. Daha sonra Karadağ, Makedonya ve Kosova gibi
ülkeleri ziyaret edeceğim. Ayrıca Balkan ülkelerinden bazı
bakanları biz burada ağırlayacağız"
dedi.
Komşu ülkeleri sayarken,
dış ticaret bağlamında Kuzey Afrika'nın da Türkiye'nin
komşusu sayılması
gerektiğini anlatan Davutoğlu, Kazakistan'a da aynı
şekilde baktıklarını ifade etti.
"Yeni Osmanlıcılık" tabirini hiçbir zaman
kullanmadığını ve kullanmayı
doğru görmediğini vurgulayan
Davutoğlu, devletler arasında ağabey-kardeş ilişkisi
bulunmadığını belirterek, "Biz nasıl kimseden
emir almıyorsak, kimseye emir de vermek istemiyoruz. Otururuz birlikte bir
dünya kurarız" diye konuştu.
Türkiye ile Suriye ilişkilerinin "etle tırnak" gibi
olduğunu ifade eden Davutoğlu, aynı
ilişki türünün yakın komşuların yanı sıra
yakın havzalarda bulunan ülkeler için de geçerli olması
gerektiğini belirtti.
Davutoğlu, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile dün
görüştüğünü ve Abbas'ın Kıbrıs
Rum basınında çıkan haberlere ilişkin söylentileri
kesin bir şekilde yalanladığını kaydederek,
"Abbas, ne kapalı kapılar ardında, ne de başka bir
yerde bu ifadeleri kullandığını, Türkiye'ye karşı
böyle bir tavır içinde olmasının söz konusu olamayacağını
bana ikili görüşmelerimizde söyledi" diye konuştu.
Irak-Türkiye
ilişkileri
Irak
ile Türkiye arasındaki ilişkilerin tarihten bu yana iç içe geçmiş
durumda olduğunun altını çizen Davutoğlu, "Soğuk
savaş dönemi gibi olduğu için, Saddam Hüseyin döneminde biz Irak'taki
durumu fark etmemiştik. Son 7 yıl içinde Irak'ı
biz tekrar tekrar keşfettik. Irak'taki
tüm etnik ve dini, mezhepsel gruplarla ilişki halindeyiz. Gizli veya
açık Irak'taki
bütün gruplarla ilişki içinde bulunuyoruz. Bütün gruplarla yakın
dostluk ilişkisi içindeki tek ülke Türkiye'dir" dedi.
Irak'ın
gelecek 6 ay
içinde son 7 yılın belki de en kritik aşamasına
geldiğini ifade eden Davutoğlu, Irak'ta
Amerikan ordusunun kentlerden çekilmeye başlaması ve kentlerde bir
taraftan Irak
güvenlik güçleri, diğer taraftan peşmerge gruplarının ellerinde
silahlarla yan yana bulunmasının büyük bir güvenlik riski
oluşturduğunu söyledi.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Irak'ta
geçen yıllarda güvenlik alanında gelişme görülmeye başladığını,
ancak son dönemde etnik ve mezhepsel temelli çekişmelerin
arttığının gözlemlendiğini bildirdi.
Iraklıların
ortak bir değer etrafında buluşması gerektiğinin
altını çizen Davutoğlu, "Irak'ın
birliği etrafında tüm grupların bir araya
gelmesini istiyoruz. Türkiye bunu samimiyetle desteklemektedir. Bizim için
Erbil ile Basra arasında bir fark yoktur. Irak
politikamız, sadece kuzey Irak'tan
gelecek olumlu veya olumsuz bir duruma bağlı değildir, bütün Irak
Türkiye'nin ilgi alanındadır" dedi.
Gelecek süreçte terör örgütü PKK
konusunda neler olacağının sorulması üzerine
Davutoğlu, konuyla ilgili gelecek yıl ocak ayında
Irak'ta
yapılacak genel seçimlere kadar ciddi çabaları
olacağını ifade ederek şöyle dedi:
"Irak'ın
bir kez dünya sahnesine dönmesi durumunda, Türkiye ile enerji, ekonomi,
güvenlik alanlarında yapacağı olağanüstü işler
bulunuyor. Onun için geçen yıl Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan ile Bağdat'a yaptığım ziyarette üst düzey
stratejik konsey oluşturuldu.
Bu konseye Irak
Başbakanı Maliki ile Türkiye'nin Başbakanı Erdoğan
başkanlık edecek, icracı bakanlar da bu konseyde yer alacak.
İki hükümet, ortak kabine toplantısı gibi bir toplantı
yapacak. Bu da bölgede ilk kez olacak bir durum."
Terör örgütü konusunda Dağlıca baskınıyla başlayan
süreçte kriz ortamından artık işbirliği ortamına
geçildiğini anlatan Davutoğlu, "Dağlıca
saldırısı, uluslararası hukuk anlamında bize her türlü
hakkı veren bir saldırıydı" ifadesini kullandı.
Terör örgütünü Irak'ta
izole ettiklerini, PKK'nın
hedefinin Türkiye'yi kuzey Irak
ile karşı karşıya getirmek olduğu belirten
Davutoğlu, "Terörle mücadelede sadece teröristle mücadeleyi ele
alıyoruz. Kürt kardeşlerimizle bir problem olamaz, içeride zaten
olamaz. Bu Türkiye'nin tarihine aykırıdır.
Kuzey Irak'ın
bütünlüğünü tehdit olarak algılamamız mümkün değil. Orada
konuşlanmış bir örgütü tehdit olarak algılıyoruz. Kürt
vatandaşlarımızın Türkiye'nin birliği ve
bütünlüğü içinde kendilerini tam bir aidiyet hissiyle buraya ait
olmalarını hissettirecek bir yaklaşım içindeyiz" dedi.
Nabucco
projesi
"Avrasya denkleminde Nabucco'nun
merkezi bir önemi var" diyen ve bu boru hattının bölgeler
arası bir bağlantı hattı oluşturduğunu ifade eden
Davutoğlu, geçen yıl Gürcistan'da meydana gelen olayların
Kafkasya denklemini olumsuz etkilediğini, Nabucco'nun
ise bunu olumlu yönden gösterdiğini belirtti.
Nabucco'nun,
bölgeler arasındaki işbirliğinin Türkiye üzerinden ne kadar kolay
gerçekleşebileceğini gösterdiğini söyleyen
Dışişleri Bakanı, bütün bu hat üzerindeki ülkeleri
birbirine bağlayarak,
bir anlamda geçilecek yolu hazır hale getirdiklerini ifade etti ve
şunları söyledi:
"Türkiye Doğu-Batı ekseninde gaz hareketinin merkezi haline
geldi. Türkiye ile Rusya
arasında doğalgaz
konusunda bir rekabet olmaz. Aksine iki ülke arasında çok boyutlu
stratejik bir işbirliği bulunuyor. Enerji Bakanı
ve ben, aynı
anda Rusya'daydık.
Rusya
ziyaretinde Rusya
Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptığım
görüşmede de bunu teyit ettik."
Türkiye'nin Kafkasya'da yaşayan
bütün etnik gruplarla ilişkisi bulunduğunu ve ilkesel olarak hiçbir
yerde etnik veya mezhepsel çatışmayı
desteklemeyeceğini ifade eden Davutoğlu şunları kaydetti:
"Türkiye, bu çatışmaların azalması
taraftarıdır. Yukarı
Karabağ'daki Ermeni işgali 17 yıldır devam ediyor. Yukarı
Karabağ'daki bu statüko, Türkiye'nin işine
yaramadığı gibi, aynı
zamanda Türkiye-Ermenistan
ve Azerbaycan
Ermenistan ilişkilerine de yaramıyor. Ermeniler arasında,
Karabağ'da işgalin devam etmesi halinde doğal bir statü
kazanacağına inananlar olabilir. Ancak Yukarı
Karabağ'da işgal 170 yıl sürse dahi normallik kazanamaz, bu
bir işgaldir. Uluslararası hukuk kuralları ihlal
edilmiştir."
Davutoğlu, bölgedeki bütün ülkelerin daha uygun bir statüye
geçebileceğini, Ermenistan ile ilişkilerin 2003 yılından
itibaren başladığını ve son bir yıl içinde Azerbaycan ve
Ermenistan devlet başkanlarının 6 kez bir araya
geldiğini belirterek, "Bu görüşmelerde Türkiye'nin
katkısı önemsenmeli. Bölgedeki nihai hedefimiz, Yukarı
Karabağ işgalinin sona ermesi ve Türkiye-Ermenistan
ilişkilerinin normalleşmesi, halkların birbiriyle kaynaşmasıdır"
ifadesini kullandı.
Türkiye-ABD
ilişkileri
ABD'nin
tarihte ilk defa Afro-Avrasya kıtasından uzakta bir küresel güç
olarak ortaya
çıktığını ve ABD'nin
küresel güç olma statüsünü Afro-Avrasya bölgesinde kurduğu irtibatlarla
sürdürebileceğini anlatan Davutoğlu, Türkiye'nin
Afro-Avrasya'nın tam merkezinde yer aldığını ve bu iki
unsurun birbirini tamamladığını belirtti.
ABD
Başkanı Barack Obama'nın hem Türkiye'de, hem de Kahire'de
kullandığı dilin, Türkiye'nin son yıllarda
kullandığı dil olduğunu kaydeden
Davutoğlu, "şer ekseni" söyleminden Obama'nın
kullandığı söyleme geçişin önemsenmesi gerektiğini
söyledi.
ABD
ile geçmişe dayalı
son derece kurumsal bir ilişki bulunduğunu, hem NATO,
hem de ikili ilişkilerde uzun bir geçmişin var olduğunu ifade
eden Davutoğlu, "ABD
ile son dönemde söylemde ve düşüncede büyük bir paralellik olduğunu
görüyoruz. İki ülkenin ortak menfaati, bölgesel ve alt bölgesel düzenlerin
kurulma ihtiyacıdır. Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir
perspektif görüyoruz" diye konuştu. Dışişleri Bakanı
Ahmet Davutoğlu, gelecek hafta 9 Afrika ülkesinde göreve başlayacak
büyükelçileri açıklayacaklarını
sözlerine ekledi.
Rum
tezlerine destek iddiaları uydurma
Filistin Devlet Başkanı Mahmut
Abbas, geçen hafta Kıbrıs Rum
Kesimine yaptığı ziyaret sırasında Kıbrıs
sorununda Rum tezlerini destekliyoruz dediği yönündeki iddiaları
yalanladı
Çankaya
Köşkünde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığı
görüşmenin ardından konuşan Abbas, Böyle bir şey
olmadı. Bu asılsız bir uydurmadır. Bizim zaten kendimize
ait sorunlarımız var. Bu nedenle bu tür meselelere
görüşmelerimizde değinmeyiz. Ancak yöneticiler olarak sık
sık bu tür asılsız iftiralara maruz kalıyoruz. Bu duruma alışığız
dedi.
Filistinin
Ankara
Büyükelçiliği yeni binasının açılışını
da yapan Abbas, Türkiye büyükelçiliğini Filistinin başkenti
olacak Doğu Kudüste açacağız dedi.
MILLIYET
18/07/09
Türk
askeri çekilirse kan dökülür
Sefa Karahasan MILLIYET 18/07/09
6 yıl önce Türk askerinin adadaki
varlığını haksız bulan KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün askerin çözüm
olmadan Kıbrıstan çekilmesi halinde kan
döküleceğini söyledi
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türk askerinin çözüm olmadan Kıbrıstan çekilmesi halinde kan dökülme
ihtimalinin çok yüksek olduğunu söyledi. Türk askerinin adadaki
mevcudiyetine dikkat çeken Talat, askerin adadan çekilmesiyle birlikte,
Kıbrıs Rum tarafının egemenliğini kuzeye
yayabileceğine işaret etti. Talat, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)
Genel Başkanı olduğu dönemde Türkiyenin (Türk birliklerinin)
adada fazla uzun kaldığını söylüyordu.
Kıbrıs gazetesine egemenliğini kuzeye de yayan Rum
tarafının, yeni gerginliklere ve çatışmalara yol
açacağını söyleyen Talat, Türk ordusunun çekilmesi, kan
akmasına yol açar dediğimde şovenizm yapıyorsun diyorlar.
Şimdi soruyorum Türk ordusu çekildiğinde, Rum tarafının
egemenliğini kuzeye yaymasını engelleyecek olan hangi mekanizma
var? KKTC Güvenlik Kuvvetleri, Kıbrıs Rum güçleri
karşısında elbette ki daha zayıf. Güvenlik kuvvetleri bunu
durdurmak için direnecektir ama o zaman da kan akacaktır. Bu çok risklidir
ve bunu istemek çok yanlıştır ifadelerini kullandı.
Kıbrıs Türk halkı için garantilerin önemine vurgu yapan KKTC
Cumhurbaşkanı, Türkiyenin müdahalesi olmasaydı, bugün ne
durumda olurduk hayal bile edemeyiz. Hristofyasın
gerçekçi olması lazım. Bilmelidir ki, garantiler
Kıbrıslı Türkler için son derece önemlidir.
Kıbrıslı Türklerin birleşik Kıbrısta
ortaklık kurması, garantilerin devamıyla çok yakından
ilgilidir. Aksi halde Kıbrıslı Türkler yeni bir maceraya cesaret
edemezler diye konuştu.
Hukuka aykırı diyordu
Talat, henüz bir muhalefet lideriyken, 25 Eylül 2001de yaptığı
açıklamada, Türkiyenin bizi kurtardığını
söyleyebilirsiniz, ancak Kıbrısta yeterinden fazla
kalmıştır demişti. 19 Eylül 2003te de, Türkiyenin
Kıbrıstaki varlığı uluslararası hukuka
aykırıdır. Türkiye uluslararası hukuk açısından
Kıbrısta haksızdır ifadesini
kullanmıştı.
Olive branches extended at talks
By Stefanos Evripidou
THE
TWO leaders will begin discussion on the very significant issues of aliens,
immigration, asylum and citizenship next week, said President Demetris
Christofias yesterday after meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat.
The two leaders met for two and half hours yesterday at the UN-controlled
Nicosia Airport where they responded to each others earlier positions on
security issues and international guarantees.
Asked to comment on the fact both leaders were seen holding a bouquet of olive
branches with the word peace written in Turkish, Greek and English on them,
The UNs Special Adviser to Cyprus, Alexander Downer, said a group of Turkish
Cypriot children gave the bouquets to Talat, who handed one of them over to
Christofias.
This, of course, is in the context of the time and the context of the
commemorations and anniversaries that are taking place at the moment, said
Downer.
Christofias thanked the group of young Turkish Cypriots who offered Talat the
two bouquets of olive branches on his way to the talks.
I thank and congratulate these young people, who consider themselves peace
activists working for the reunification of Cyprus and I told Talat that I hope
we both share the same feelings, said Christofias.
Speaking of the meeting, Christofias said the two agreed to continue the
discussion next week as well as return to issues of governance and
power-sharing where they will discuss for the first time the very significant
issues of aliens, immigration, asylum and citizenship.
He clarified that the issue of security will probably finish next week while
discussion on the new aspects of governance and power-sharing will begin. This
issue for us is very significant, he said, referring to next weeks topics for
discussion.
Completion of the latter topic will also signal the end of the first round of
talks, often referred to as the first reading of the main chapters by the two
leaders, which will be followed by a second more in-depth reading of disputed
issues and a final round of likely horse-trading.
Asked to comment on the Turkish position that the issue of guarantees in a
future settlement is non-negotiable, the president said: I do not agree with
the view that one or the other side should talk about red lines - as long as
negotiations continue - as a matter of principle. By this I mean that the Turkish
side cannot legitimately talk about non-negotiable issues.
Christofias said his aim through the talks was to create a Cyprus which will
be truly independent, united, that will secure its territorial integrity and
sovereignty and all of whose people will enjoy all freedoms and human rights
in conditions of peace.
On Talats return from the talks, the Turkish Cypriot leader was reported
saying that the Greek Cypriot side had to convince Turkish Cypriots about any
changes they wish to make to the guarantee status, or else there wont be any
changes.
Downer, said the two leaders also had a brief discussion on the mechanics of
the Limnitis agreement and the opening of the crossing.
The European Union is now ready to fund the preliminary study for the
construction of the entire portion of the road inside and outside of the buffer
zone, said Downer. The study will assess the cost of the construction and what
work has to be done, he added.
Cyprus mail 18/07/09
Turkey stirring up the water on oil
exploration
By Stefanos Evripidou
THE
TURKISH government has given the thumbs up to the state-owned Turkish Petroleum
Corporation (TPAO) to explore for oil in the contested area of the eastern
Mediterranean, off the coast of Cyprus.
According to Turkeys English-language news site Todays Zaman, a governmental
decree authorising the TPAO to explore for oil beyond Turkish territorial
waters went into effect last Thursday after publication in the Official
Gazette.
The decree stipulates that TPAO will launch geological surveys in four separate
areas or blocs, comprising more than two million hectares of area in total.
The paper notes that Ankaras explorations off the coast of Cyprus are likely
to stir up the waters, adding that it would likely be seen as a show of its
determination to protect its rights and interests in the region when faced with
a unilateral Greek Cypriot move vis-à-vis the exploration.
The Cyprus government launched its first licensing round for hydrocarbons in 11
offshore blocs in deep water locations in 2007. Last November, Cyprus
complained to the UN that Turkish warships had repeatedly harassed Norwegian
research vessels working for the government off the southern coast of the
island over blocs earmarked for exploration. Turkey accused Cyprus of messing
with its continental shelf.
Despite Turkeys evident disapproval, the government announced last month that
it would press ahead with offshore oil exploration and open new fields for
hydrocarbon research by early next year, signing its first exploration deal
with US company Noble Energy.
Turkey has not reacted well to the news, calling the Cypriot government to use
common sense and not muddle ongoing reunification talks.
According to Zaman, Turkish Foreign Ministry spokesman Burak Özügergin labelled
the governments actions on this issue as in a word -- adventurous.
He also referred to Turkey and Turkish Cypriots rights and interests in the
eastern Mediterranean. Our intention to protect them is known by everyone, he
was quoted saying.
Asked yesterday to comment on the issue, Christofias said he did not wish to
make comments on reports in the Turkish press.
Meanwhile, a Reuters Blog referred to Turkeys demand to open the much-awaited
energy chapter in its EU accession negotiations. Having finally agreed to sign
the intergovernmental contract on the 8 billion Nabucco pipeline project,
Turkey expects to see a favourable stance on its EU accession path.
However, the Reuters Blog quotes diplomatic sources saying that Cyprus has
refused the opening of the energy chapter due to Turkish-led gas exploration in
a part of the Mediterranean Cyprus claims as its own.
The EU hopes the pipeline will reduce its reliance on Russia for natural gas.
CYPRUS MAIL 18/07/09
Cyprus marks 1974 coup and invasion
POLITICAL leaders and
deputies last night attended a commemorative event at the Presidential Palace
to mark the 1974 coup and invasion.
The evening kicked off with a 30 minute speech by President Demetris
Christofias followed by a musical recital performed by Cypriot artists.
Sporting his usual red tie Christofias welcomed those gathered in the palace
grounds to attend the memorial event honouring the events of 1974. On the stage
behind him was a flag of Cyprus and the European Union.
As the president launched into his speech, he gave a brief outline of the
events of 35 years ago that destroyed all Cyprus.
Every so often he had to pause as youths dressed in black t-shirts and holding
a black banner donning the words the people dont forget the fascists or the
tanks in the back two rows chanted brief anthems and clapped their hands in
unison. Some of the more boisterous ones waved flags of Cyprus.
Christofias said todays youth had to know how and why events led to the coup
and invasion and the part foreign nations had played in the treachery. He
said the double crime of the junta and invasion was two sides of the same
conspiracy.
The president blamed nationalist and chauvinist circles in both Cypriot
communities which led to the coup and invasion.
During his speech Christofias repeated the usual rhetoric regarding partition
and reunification, making reference to the direct talks.
Without talks and negotiations there can be no solution
partition is the
choice of destruction, he said.
CYPRUS MAIL 18/07/09
![]()
Star
Kıbrısın ortaya çıkardığı skandal üzerine
Cumhurbaşkanı Talat devreye girdi ve BM yetkilileri ihalenin iptaline
karar verdi.
Haluk Doğandor
Geçtiğimiz hafta Star Kıbrısın manşetten
duyurduğu BMnin Güneyde açtığı ve bir Rum
işadamının kazandığı skandal ihale iptal edildi.
Güney Kıbrısta açılan ve KKTCdeki Barış Gücü
kamplarının her türlü temizlik işlerini de kapsayan ihaleye
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Özel Temsilcisi Özdil Nami
vasıtasıyla el koydu ve ihale, BM tarafından geçersiz
sayıldı.
Program yayında iken
Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Özdil Nami bu bilgiyi, dün
akşam saatlerinde Ada TVde Haluk Doğandorun hazırlayıp
sunduğu Gözcü programı yayındayken verdi.
Programda BM ihalesi konusu işlenirken Doğandoru arayan Nami,
yapılan temaslar sonrası, ihalenin BM tarafından iptal
edildiğini, Adanın kuzeyinde bulunan kampların temizlik ve
diğer hizmetlerinin yine eskisi gibi KKTC Belediyeleri tarafından
yapılacağını söyledi.
Özdil Nami; BM yetkilileri ile yaptığımız temaslar sonucu
Güneyde açılan ihale iptal edilmiştir. Belediyelerimizin kamplara
verdiği hizmet eskisi gibi devam edecek dedi.
Lefke Belediyesi taşeron olmuştu
Rum işadamı Andreas Tsouloftosun kazandığı ve KKTCde
Lefke Belediyesini taşeron olarak tuttuğu ihale Star KIBRIS muhabiri
Haluk Doğandor tarafından belgelenmiş ve ülke gündeminde
şok etkisi yaratmıştı.
Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, Ben Rumun
taşeronu olmam derken, Lefke Belediye Başkanı Mehmet Zafer,
makamına kadar kontrat ile gelen Andreas Tsouloftas ile anlaşıp,
imzayı atmıştı.
Adanın kuzeyi tüm bu gelişmeler ile çalkalanırken,
Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı Star
Kıbrısa özel açıklama gönderip, yapılan kontratı
tanımadıklarını belirtmişti.
Bunun üzerine baskılara dayanamayan Lefke Belediye Başkanı
Mehmet Zafer, daha sonra Star Kıbrısa yaptığı
açıklamada Rum işadamı Andreas Tsouloftas ile
yaptığı kontratı iptal ettiğini bildirmiş ve
iptal yazısının bir örneğini göndermişti.
STAR KIBRIS 18/07/09
![]()
Bağımsız
Genç Kıbrıslılar Cumhurbaşkanı Talata destek
belirtti. Gençler Talata zeytin dalı verdi. Hristofyasa da Talatla
iletti.
Gençlerin kurduğu ve herhangi bir partiyle ilişkisi
olmadığı belirtilen yeni örgütlerden Bağımsız
Genç Kıbrıslılar, Kıbrıs müzakere sürecine ve
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talata destek belirtti.
Bu amaçla dün sabah Cumhurbaşkanlığı Sarayı önüne
giden gençler, dün gerçekleşen görüşmeye gitmek için
Cumhurbaşkanlığından ayrılırken Talata,
üzerinde Türkçe, İngilizce ve Rumca Barış yazan zeytin
dalları verdiler. Gençler, Rum Lider Dimitris Hristofyasa iletilmek üzere
aynı yazıların bulunduğu zeytin dallarını da
Cumhurbaşkanı Talata verdi. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talata örgütün kuruluşu hakkında bilgi içeren bir de yazı veren
Bağımsız Genç Kıbrıslılar Basın Sözcüsü
Gürcan Bayramoğlu, yeni kurulan örgütün ilk eylemini
yaptığını belirtti ve Kıbrıslı Türk gençleri
olarak Talatın arkasında olduklarını söyledi.
İLK KEZ ÇÖZÜMÜ SAVUNANLAR MASADA... AMA...
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, iyi bir müzakere süreci
yürüttüklerini, ancak her müzakere sürecinde olduğu gibi bazı
sorunların bulunduğunu kaydetti ve İnşallah
başarırız dedi.
Talat, Kıbrıstaki müzakere süreçlerinde ilk defa çözümü savunan iki
liderin masada olduğuna, ancak eskiden kaynaklanan kötü sonuçlardan dolayı
bu süreçte fazla bir hareketlenmenin olmadığına işaret
etti. Talat, 2003-2004 yıllarında ortaya konan barış ve
çözüm iradesinde hep gençlerin ön planda olduğunu ve
Kıbrıslı Türklerin varoluş mücadelesinde yine gençlerin çok
büyük rolü bulunduğunu kaydetti. Cumhurbaşkanı Talat, gençlerin
geleceği ve kaygılarını ortadan kaldırmak için elinden
geleni yapacağını da söyledi.
STAR KIBRIS 18/07/09
![]()
Talat: Garanti ve ittifak anlaşmalarının değişmesi, bütün tarafların onayını gerektirir.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, uluslararası anlaşma olan
Garanti ve İttifak Anlaşmalarının değişmesinin,
bütün tarafların onayını gerektirdiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyas ile görüşmesinden sonra Cumhurbaşkanlığına
dönüşünde yaptığı açıklamada, bugün Güvenlik ve
Garantiler konusunu görüşmeye devam ettiklerini söyledi.
Geçen hafta karşılıklı olarak sundukları
kâğıtlara ilişkin cevapları verip görüştüklerini
anlatan Talat, konuya gelecek hafta devam edeceklerini belirtti.
GÖÇ, VATANDAŞLIK VE SIĞINMA HAKLARI
Cumhurbaşkanı Talat, gelecek hafta ayrıca Yönetim ve Güç
Paylaşımı başlığı altında göç,
vatandaşlık ve sığınma hakları konusunu
görüşeceklerini ve bunun da tamamlanmasıyla görüşmelerin birinci
safhasının tamamlanmış olacağını söyledi.
Talat, Gelecek hafta Güvenlik ve Garantilere devam edeceğiz.
Arkasından Yönetim ve Güç Paylaşımına geçeceğiz ve
bu başlık altında daha önce ele almadığımız
Göç, Vatandaşlık ve Sığınma Haklarını
ele alacağız dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, birinci safhanın tamamlanmasının
ardından Yönetim ve Güç Paylaşımının ikinci
safhasına devam edileceğini belirtti.
Talat, gazetecilerin sorusu üzerine, Bağımsız Genç
Kıbrıslılar Örgütünün Hristofyasa verilmek üzere kendisine
verdiği çiçeği yerine ulaştırdığını
söyledi.
GARANTİLERİN DEĞİŞMESİ BÜTÜN TARAFLARIN ONAYINI
GEREKTİRİR
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Garantilerle ilgili
duruşları birbirinden çok farklı olan tarafların nasıl
bir orta yol bulacağına ilişkin soruya yanıtında,
Garanti ve İttifak Anlaşmalarının uluslararası anlaşma
olduğuna işaret ederek, bu anlaşmaların nasıl
değiştirileceğinin de Uluslararası Anlaşmalar
Hukukunda yer aldığını belirtti.
Talat, Bunun yolu bütün tarafların onayı gerektirir.
Dolayısıyla Kıbrıs Türk tarafının pozisyonu
belli. Rum tarafının pozisyonu da değişmesi yönündedir. Rum
tarafının bizi, değişim konusunda ikna etmesi lazımdır.
Aksi halde değişemeyecek dedi.
BİRİNCİ SAFHA GELECEK HAFTA TAMAMLANACAK
Cumhurbaşkanı Talat, başka bir soruya yanında,
müzakerelerin birinci safhasının gelecek hafta, en kötü ihtimalle bir
sonraki hafta tamamlanmasını beklediklerini söyledi.
STAR KIBRIS 18/07/09
Kıbrıs
müzakereleri çerçevesinde liderler, "Güvenlik"
başlığına gelecek hafta da devam edecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, dün, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma
müza-kereleri çerçevesinde yaklaşık iki buçuk saat görüştü.
Son haftalarda genelde bir saati aşkın bir süre başbaşa
görüşen liderlerin, dün, heyetlerden ayrı yaptığı
görüşme 5-10 dakikayı geçmedi. Liderlerle, BM
diplomatlarının görüşmeden çıkarken neşeli
oldukları gözlemlenirken, görüşmeye ev sahipliği yapan BM Genel Sekreteri′nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer görüşmeden
sonra kısa bir açıklama yaptı.
Liderlerin dün yaklaşık 2 buçuk saat görüştüklerini belirten
Downer, görüşmede "Güvenlik" konusunun ele
alındığını, "liderlerin bu süre içerisinde sadece
5 veya 10 dakika başbaşa görüştüklerini" söyledi.
Liderlerin gelecek hafta "Güvenlik" konusunu görüşmeye devam
edeceklerini söyleyen Downer, ilk okuma çerçevesinde "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" konusunun da ele
alınacağını, bu başlık altında
yabancılar, göç, iltica ve vatandaşlık konularının
görüşüleceğini söyledi.
HALKIN SESI 18/07/09
Hristofyas: 'Amaç birleşik, bağımsız
Kıbrıs'
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas,
amaçlarının; birleşik, bağımsız ve toprak
bütünlüğünü güvence altında olan bir Kıbrıs yaratmak
olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile bugün gerçekleştirdiği 37nci görüşmenin
ardından Rum Başkanlık Sarayına dönüşünde
yaptığı açıklamada Hristofyas, halkın iki toplumlu ve
iki kesimli federasyondan, insan haklarından ve özgürlüklerden istifade
etmesinin güvence altına alınmasını hedeflediklerini
söyledi.
Hristofyas, Talat ile yapacağı bir sonraki görüşmede Yönetim ve
Güç Paylaşımı başlığı altında
vatandaşlık, göçmenler ve yabancı uyruklular konusunu
görüşeceklerini kaydetti.
Bugünkü görüşmede güvenlik konusunu
tartıştıklarını belirten Hristofyas, iki tarafın
konuyla ilgili görüşlerinin ortaya konulduğunu ifade etti.
KIBRIS
POSTASI 18/07/09
Bozer:Uluslararası hukuk Kıbrıs konusunda
adil değil
Cumhuriyet
Meclisi Başkanı Hasan Bozer, uluslararası hukukun
Kıbrıs konusunda adil olmadığını söyledi. Bir
barış anlaşmasına da ihtiyaç vardır diyen Bozer,
ancak Kıbrısın jeopolitik durumundan dolayı
uluslararası bir pozisyon aldığını, dolayısı
ile çözümde de zorluklar yaşandığını ifade etti.
Bozer kabulde
yaptığı konuşmada, Gerek 1963-1974 gerekse 1974ten sonra
gelişen süreçte uluslararası hukuktan şikayetçiyiz, çok adil
olmadığına inanıyoruz dedi.
İngilterenin, Kıbrıs adasında özel bir rolü olduğunu
ifade eden Bozer, Kıbrıs adasında problemin;
Kıbrıslı Rumların adanın hakimi olmak istemesi ile
1963te başladığını ve Rumların, o tarihten
itibaren Kıbrıslı Türkleri fiili bir şekilde adadan
dışlamak ve hakimiyeti eline almak için mücadele
başlattığını anlattı.
1974e kadar Kıbrıslı Türklerin çok ciddi boyutta işkence
gördüğünü, demokratik haklarından ve can güvenliğinden yoksun
yaşadığını belirten Bozer, 1974te
Kıbrıslı Rumların Enosisi ilan etmesinin bardağı
taşıran son damla olduğunu kaydetti.
Türkiyenin, Kıbrıslı Türklerin can güvenliği ciddi
boyutlarda tehlikeye girmesi üzerine 20 Temmuz 1974te tek yanlı müdahale
hakkını kullanarak adaya geldiğini belirten Bozer,
Kıbrıs Türk halkının o günden itibaren mutlu bir şekilde
yaşadığını, kendi demokrasisini
oluşturduğunu ve Türkiyenin katkıları ile devlet sahibi
olduğunu belirtti.
Westminister Belediyesi Muhafazakar Parti Meclis Üyesi Dr. Harvey Marshall
ise, İngiltere ve Kuzey Kıbrıs ile eskilere dayanan bir
ilişkisi olduğunu ifade etti ve , Kıbrıstaki hukuki
durumun çok kompleks olduğunu belirtti.
İngilterenin, Kuzey İrlandada yaşadığı
sorunlardan dolayı durumu daha iyi anladığını kaydeden
Marshall, mensubu olduğu Muhafazakar Partinin Türkiye ve Kuzey
Kıbrısın AB üyeliğine her zaman destek verdiğini
kaydetti.
KIBRIS
POSTASI 18/07/09
Bakoyanni:Türkiye'nin Rolü kritik
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora
Bakoyanni, Barış Harekatı'nın 35. yıl dönümü
nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. bakoyanni
açıklamasında Kıbrıs'ta, tüm Kıbrıs
halkının çıkarına olacak ve kabul görecek
barışçı bir çözümün varlığına inanıyoruz
görüşüne yer verdi ve Türkiye'nin rolü kritiktir. Olumlu
yaklaşımı çözüme katkı sağlayıp, AB sürecine de
yeni bir ivme kazandıracağı gibi Türk-Yunan ilişkilerinde
de ilerleme kaydedilmesine katkı sağlayacaktır dedi.
Yunanistan'ın
hedefinin, BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde, taraflarca kabul
gören, adil ve kalıcı bir çözüm olduğunu belirten Bakoyanni,
Söz konusu çözümün AB üyesi bir ülke olan Kıbrıs'ın (güney
Kıbrıs Rum kesimi) bu özelliği ile bağdaşır
durumda ve işlevsel olması gerektiğini savundu.
İşgalin açtığı yaraların kapanması ve
Kıbrıs halkının yeniden AB çerçevesinde birlikte ve güvenli
biçimde yaşaması gerektiğini ifade eden Bakoyanni, Kıbrıs
Rum Yönetimi Lideri Dimitri Hristofyas'ın Kıbrıs sorununa çözüm
bulunması yolundaki ısrarlı girişimleri ile
çabalarının Atina tarafından güçlü biçimde desteklendiğini
belirtti.
Bakoyanni açıklamasında Türkiye çözüm anahtarını elinde
tutmaya devam ediyor. Sayfayı çevirme isteğini,Avrupa ilke ve
değerlerini özümseme gücüne sahip olduğunu eylemde de göstermelidir
ifadesine yer verdi.
A.A
KIBRIS
POSTASI 18/07/09
19
Temmuz. 2009 Pazar
LEFKOŞA -
Cumhurbaşkanı Talat'ın konuşmasıyla resmi kutlamalar
da başlamış oldu.
Talat, Kıbrıs Türk halkının uzun yıllar boyunca temel
haklarına sahip çıkma mücadelesi verdiğini, bu
kazanımlarıyla yetinmediklerini, çünkü nihai hedeflerinin ''adil,
kalıcı ve güvenli bir çözüm ve AB içinde hak ettikleri yeri alarak,
uluslararası hukuk tarafından kabul görmek'' olduğunu söyledi.
Çözüme çok uzak olmadıklarını, ancak halka hayal
kırıklıkları yaşatmak istemedikleri için sessiz ve
temkinli davrandıklarını belirten Talat, gelecek güvencesi için,
olası bir barış antlaşmasında, Rum tarafına
tehdit içermeyen Türkiye'nin garantörlüğünü tartışma konusu
yaptırmayacaklarını kaydetti.
Bütün siyasi kesimleri toplumsal uzlaşma ve Türkiye Cumhuriyeti ile
birlikte saptanan dış politika ve müzakere stratejisi etrafında
birlik içinde olmaya çağıran Talat, çözüm ipini, hangi görüşten
olursa olsun herkesin birlikte göğüslemesi gerektiğine işaret
etti.
Talat, bunun nedenini, ''Çünkü Kıbrıs'ta şimdikinden daha
huzurlu, daha güvenli ve istikrarlı bir hayat anlamına gelen çözümü,
bize başkaları altın tepsi içinde sunmayacaktır. Bunu kendi
öz gücümüzle, çabamızla, aklımızla, becerimizle elde edeceğiz''
sözleriyle açıkladı.
DUR
DEYİŞİN 35. YILI
Bugünün, 1960'ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'ni, bir Elen devletine
dönüştürmek hedefiyle gerçekleştirilen ve çok sayıda
insanın hayatına mal olan Yunan askeri darbesine ''Dur''
deyişlerinin 35. yıl dönümü olduğunu kaydeden Talat, 20
Temmuz'la birlikte can ve mal güvenliklerinin
sağlandığını, temel hak ve özgürlüklerinin güvence
altına alındığını, Kıbrıs'taki
ortaklık haklarının tescil edildiğini, böylece gerçekçi bir
çözüme doğru adım atıldığını anlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, 20 Temmuz'un çözümsüzlüğün simgesi olarak
değil, çözüm yolunda bir açılım olarak görülmesini ve 1974
olaylarına, artık savaşa ve düşmanlığa
ilişkin değil, barışa ve dostluğa ilişkin dersler
çıkaran bir anlayışla yaklaşılmasını istedi.
Kıbrıs'ta çözüm, barış ve dostluğun, Kıbrıs
Türk halkının yok sayılmasıyla, adanın ekonomik,
sosyal, kültürel hayatından silinmesiyle, siyasi eşitlik ve kendi
kendini yönetme hakkının inkar edilmesiyle
sağlanamayacağını vurgulayan Talat, ''İşte, 20
Temmuz 1974'le birlikte değişen siyasi parametreler, bu
gerçekliği hem Rum tarafına, hem de dünyaya somut bir şekilde
göstermiş oldu'' dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, şu anda, bu yeni ve sağlam zemin
üzerinde, çok daha güvenli ve kararlı bir şekilde müzakereleri sürdürdüklerini,
Kıbrıs Türk halkının haklarını elde etme ve çözüm
yolunda emin adımlarla ilerlediklerini bildirdi.
KKTC
Cumhurbaşkanı, bu kazanımlarla yetinemeyeceklerini, çünkü nihai
hedeflerinin adil, kalıcı ve güvenli bir çözüm, Avrupa Birliği
içinde hak ettikleri yeri alarak, uluslararası hukuk tarafından kabul
görmek olduğunu vurguladı.
GARANTÖRLÜK
Gelecek güvencesi için, olası bir barış
antlaşmasında Türkiye Cumhuriyeti'nin garantörlüğünü
tartışma konusu yaptırmayacaklarını, bunu
sulandırmayacaklarını vurgulayan Talat, şöyle devam etti:
''Türkiye'nin güvencesi bizim için kaçınılmazdır. Görüşme
sürecinde bu konudaki tutumumuzu kararlılıkla dile getiriyoruz,
kararlılıkla dile getirmeye de devam edeceğiz. Hepimiz biliyoruz
ki, 20 Temmuz Barış Harekatı, ancak Kıbrıs'ta
güvenceli bir çözüme ulaştığımızda ve
Kıbrıslı Türkler de uluslararası ilişkilerin
sağlayacağı güvenli koşullara kavuştuğunda tam
olarak hedefine ulaşmış olacaktır.
TALEPLERİMİZ
RUM TARAFINA KARŞI TEHDİT İÇERMİYOR
Talat, ''Kıbrıslı Türklerin talep ettiği temel
insanlık ve kendi kendini yönetme hakları, özellikle Türkiye'nin
garantörlüğü, Rum tarafına karşı tehdit içermiyor. O
nedenle Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs Türk
tarafının temel haklarına, yüzlerce yıllık kendi
kendini yönetme geleneğine ve siyasi kazanımlarına
saygılı olmalıdır'' dedi.
Kıbrıs Barış Harekatı'nın 35.
yıldönümü
CNN TURK 19/07/09
Türk Silahlı
Kuvvetleri (TSK), 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı
kutlamalarına kara, deniz ve hava unsurlarıyla katılıyor.
Kutlama etkinlikleri çerçevesinde, Türk Deniz Kuvvetleri'ne bağlı TCG
Giresun ve TCG Zafer firkateynleri, Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu
komutasında, Girne açıklarına demirledi.
Firkateynler, bugün ve yarın halkın ziyaretine açık olacak.
TSK, yarın yapılacak törenlere Kıbrıs
Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı birliklerinin
yanı sıra Türk Yıldızları ve Deniz Harp Okulu
öğrencileriyle katılacak.
Türk Deniz Kuvvetleri'nin göz bebeği Deniz Harp Okulu'nun 3.
sınıf öğrencileri de bu yıl Lefkoşa'da icra edilecek
törenlere katılacak.
İki yıl sonra Teğmen rütbesiyle Deniz Kuvvetleri saflarına
katılacak olan genç bahriyeliler, yarın Dr. Fazıl Küçük
Bulvarı'nda tören geçişi yaparak halkı selamlayacak.
Türk Yıldızları (Akrotim Filo Komutanlığı)
yarın Lefkoşa'da icra edilecek törenlerdeki uçuşlarından
sonra, nefes kesen gösterilerini 17.45-18.45 saatleri arasında Girne'de
Dome Otel önünde gerçekleştirecek.
Talat halka seslendi
Cumhurbaşkanı Talat, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük
Bayramı nedeniyle Bayrak Radyo Televizyonundan (BRT) halka hitap etti.
Talat, Kıbrıs
Türk halkının kabul edebileceği, çıkarlarını
koruyan bir barış anlaşması yapma göreviyle karşı
karşıya bulunduklarını, hedefin çözüm ve güvenlik
olduğunu, bu yönde çok yoğun ve çok yönlü
çalıştıklarını belirtti.
Talat, Kıbrıs
Türk halkının uzun yıllar boyunca temel haklarına sahip
çıkma mücadelesi verdiğini, bu kazanımlarıyla
yetinmediklerini, çünkü nihai hedeflerinin "adil, kalıcı ve
güvenli bir çözüm ve AB
içinde hak ettikleri yeri alarak, uluslararası hukuk tarafından kabul
görmek" olduğunu söyledi.
Çözüme çok uzak olmadıklarını, ancak halka hayal
kırıklıkları yaşatmak istemedikleri için sessiz ve
temkinli davrandıklarını belirten Talat, gelecek güvencesi için,
olası bir barış antlaşmasında, Rum tarafına
tehdit içermeyen Türkiye'nin garantörlüğünü tartışma konusu
yaptırmayacaklarını kaydetti.
Bütün siyasi kesimleri toplumsal uzlaşma ve Türkiye Cumhuriyeti ile
birlikte saptanan dış politika ve müzakere stratejisi etrafında
birlik içinde olmaya çağıran Talat, çözüm ipini, hangi görüşten
olursa olsun herkesin birlikte göğüslemesi gerektiğine işaret
etti.
Talat, bunun nedenini, "Çünkü Kıbrıs'ta şimdikinden daha
huzurlu, daha güvenli ve istikrarlı bir hayat anlamına gelen çözümü,
bize başkaları altın
tepsi içinde sunmayacaktır. Bunu kendi öz gücümüzle, çabamızla,
aklımızla, becerimizle elde edeceğiz" sözleriyle
açıkladı.
"Dur deyişin 35. yılı"
Bugünün, 1960'ta kurulan Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni, bir Elen devletine dönüştürmek hedefiyle
gerçekleştirilen ve çok sayıda insanın hayatına mal olan
Yunan askeri darbesine "Dur" deyişlerinin 35. yıl dönümü
olduğunu kaydeden Talat, 20 Temmuz'la birlikte can ve mal güvenliklerinin
sağlandığını, temel hak ve özgürlüklerinin güvence
altına alındığını, Kıbrıs'taki ortaklık
haklarının tescil edildiğini, böylece gerçekçi bir çözüme
doğru adım atıldığını anlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, 20 Temmuz'un çözümsüzlüğün simgesi olarak
değil, çözüm yolunda bir açılım olarak görülmesini ve 1974
olaylarına, artık savaşa ve düşmanlığa
ilişkin değil, barışa ve dostluğa ilişkin dersler
çıkaran bir anlayışla yaklaşılmasını istedi.
Kıbrıs'ta çözüm, barış ve dostluğun, Kıbrıs
Türk halkının yok sayılmasıyla, adanın ekonomik,
sosyal, kültürel hayatından silinmesiyle, siyasi eşitlik ve kendi
kendini yönetme hakkının inkar edilmesiyle
sağlanamayacağını vurgulayan Talat, "İşte,
20 Temmuz 1974'le birlikte değişen siyasi parametreler, bu
gerçekliği hem Rum tarafına, hem de dünyaya somut bir şekilde
göstermiş oldu" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, şu anda, bu yeni ve sağlam zemin
üzerinde, çok daha güvenli ve kararlı bir şekilde müzakereleri
sürdürdüklerini, Kıbrıs
Türk halkının haklarını elde etme ve çözüm yolunda emin
adımlarla ilerlediklerini bildirdi.
Nihai hedef
KKTC Cumhurbaşkanı, bu kazanımlarla yetinemeyeceklerini, çünkü
nihai hedeflerinin adil, kalıcı ve güvenli bir çözüm, Avrupa
Birliği içinde hak ettikleri yeri alarak, uluslararası hukuk
tarafından kabul görmek olduğunu vurguladı.
"O nedenle, bir an önce Kıbrıslı Türkleri yeni bir
ortaklık devleti içinde, Kıbrıslı Rumlarla eşit
haklara sahip, kurucu ortak olarak dünya ile bütünleştirmeliyiz"
diyen Talat, "gençlerin ve gelecek kuşakların bu adada, dünyayla
sağlam bir iletişim, bir alışveriş içerisinde, Avrupa
uygarlığının ve bütün insanlığın
parçası olarak, hiçbir gelecek kaygısı hissetmeden, güven içinde
yaşayabilmesi, malına mülküne sahip çıkabilmesi için kesin bir
çözüme ihtiyaç duyulduğunu" söyledi.
Bugün karşı karşıya bulundukları görevin, "Kıbrıs
Türkü'nün çıkarlarını koruyan ve halk tarafından kabul
edilebilir bir çözüm bulmak, Rum tarafıyla süren müzakereleri en kısa
zamanda bir barış antlaşmasıyla sonuçlandırmak"
olduğunu kaydeden Talat, "Hedef budur: Çözüm ve güvenliktir. Bu hedef
için çok yoğun ve çok yönlü bir şekilde çalışıyoruz.
Sizin beklentilerinizi karşılamak ve güveninize layık olmak için
elimizden geleni yapıyoruz" dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı, çözüme çok uzak olmadıklarını
ifade ederek, yine de sessiz ve temkinli davrandıklarını, çünkü
Rum tarafının ya da Avrupa Birliği'nin geçmişteki
tutarsız, ikiyüzlü davranışlarından dersler
çıkarıp, bir defa daha Kıbrıs
Türk halkına hayal kırıklıkları yaşatmak
istemediklerini söyledi.
"ABD şirketi G. Kıbrıs'ta petrol peşinde"
iddiası
CNN TURK 19/07/09
Kıbrıs
Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesi, Amerikan petrol
devi Chevron'un, Kıbrıs
açıklarındaki petrol
kaynaklarıyla ilgilendiğini açıkladı.
Habere göre Chevron, Güney Kıbrıs'ta araştırma yapan Norveç
şirketinden, 4 bin 795 kilometrelik bir alanla ilgili iki boyutlu deprem
verileri satın aldı.
Chevron'un, verileri satın almak için Norveç şirketi ve Rum
tarafına, 1 milyon eurodan fazla para ödediği ve bundan Rum
tarafının kasasına, 300 bin euro kaldığı iddia
edildi.
Güney Kıbrıs'ta, kıyılarında araştırma
yapılmasına ilişkin ikinci tur izin sürecinin, siyasi
gelişmelerle bağlantılı olarak sonbaharda ya da yıl
sonuna doğru başlaması bekleniyor.
Bu süreç, Türk tarafının müzakerelerin bitirilmesini hedeflediği
döneme denk geliyor.
Gazeteye göre, Rum ticaret bakanlığı "enerji dairesi
müdürü" Solon Kasinis de, Amerikan petrol
devi Chevron'un, Kıbrıs
açıklarındaki petrolle
ilgilendiğini doğruladı.
![]()
TC Dışişleri Bakanı Davutoğlu: Biz
her ne şekilde olursa olsun Kıbrıstaki statükonun bu şekilde
sürmesi taraftarı değiliz. Bu müzakerelerin son şans
olduğunun herkes tarafından algılanması lazım'
'Bir şekilde ya karşılıklı müzakerelerle bu statüko
değişir ya da alternatif yolları hep beraber düşünmek
zorunda kalırız'
TC Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu,
Kıbrıs'taki statükonun bu şekilde devam etmesini istemediklerini
söyleyerek, 'Bir şekilde ya karşılıklı müzakerelerle
bu statüko değişir ya da alternatif yolları hep beraber
düşünmek zorunda kalırız' diye konuştu. Davutoğlu,
TRT'de önceki gece yayımlanan 'Enine Boyuna' programına
katılarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Bakan Davutoğlu, Kıbrıs sorunu ve müzakerelerin
gidişatına ilişkin görüşlerinin sorulmasına
karşılık, 'Kıbrıs konusunda Türkiye'nin
gösterdiği çaba anlamında alnı açıktır. Hem
çıkarlarımızı korumaya gayret ettik, hem de aynı
zamanda evrensel bir yaklaşımla uzlaşmayı, ahde vefayı
öne çıkaran taraf Türkiye oldu. Kıbrıs konusunda verdiğimiz
sözleri hiçbir zaman reddetmedik' dedi.
Tarih veren taraf, Türk tarafı
Müzakerelerin yürümesine rağmen bazen Rum yönetiminin pozisyonlarına
bakınca, Rumların 'gerçekten barışın mı, yoksa
taktik manevralarla adada kendi istedikleri bir çözümü adım adım
gerçekleştirmenin mi peşinde olduğundan' emin
olunmadığını belirten Davutoğlu, çözüm için
ısrarla tarih veren tarafın Türk tarafı olduğunu, buna
karşılık zamana bakılması gerektiğini söyleyen
tarafın Rumlar olduğunu hatırlattı.
Bakan Davutoğlu, bundan sonraki süreçte Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile daha yakın ve sıkı aralarla görüşmeyi kararlaştırdıklarını
ifade ederek şunları kaydetti:
Statik bir barış peşindeyiz
'Ya statik bir barış gerçekleşir, ki biz onun peşindeyiz,
bu barıştan kastettiğimiz temel parametreleri Annan
planıyla çizilmiş olan iki kesimlilik, iki kurucu devlet ve siyasi
eşitliğe dayalı, Türkiye'nin etkin garantörlüğüne
dayalı bir barış. Bunun dışındaki alanlar
müzakereye açıktır. Bu yapıda bir barış ya da
eğer bu olmazsa, taktik manevralarla karşılıklı bir
manevra alan mücadelesine girmek... Bu istenilen bir şey değil, parça
çözümlerle sonuca ulaşmak kolay değil.
Ama biz her ne şekilde olursa olsun Kıbrıs'taki statükonun bu
şekilde sürmesi taraftarı değiliz. Bu şekilde bu
müzakerelerin son şans olduğunun herkes tarafından
algılanması lazım. Kıbrıs Türklerinin sanki büyük bir
insanlık suçu işlemiş gibi bu izolasyonlarla yaşaması
mümkün olamaz. İngilizce bir tabir vardır, 'Enough is enough' diye.
Türkiye'nin bütün bu çabalarının AB tarafından görülmesi ve
uluslararası aktörlerin bu birkaç ay içinde etkin şekilde
ağırlığını koyması lazım.'
Davutoğlu, bu yıl sonuna kadar çözüm olmaması durumunda ne
olacağının sorulması üzerine de, 'Biz olması için çaba
sarf edeceğiz, ama artık KKTC üzerinde uygulanan bu haksız
ambargoların sürmesi mümkün değildir. Bir şekilde ya
karşılıklı müzakerelerle bu statüko değişir ve
Doğu Akdeniz'de barış ve güvenlik alanını beraber
kurarız, bu anlamda Türkiye'nin AB süreci önündeki engelleri de
kaldırırız. Ya da alternatif yolları hep beraber
düşünmek zorunda kalırız' diye konuştu.
STAR KIBRIS 19/07/09
![]()
Yunanistan Dışişleri
Bakanı Bakoyanni: Kıbrıs'ta tüm halkın çıkarına
olacak barışçı bir çözümün varlığına
inanıyoruz
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni,
Atina'nın, Kıbrıs'ta, tüm ada halkının
çıkarına olacak ve kabul görecek barışçı bir çözümün
varlığına inandığını belirtti.
Bakoyanni, Kıbrıs Barış Harekatı'nın 35. yıl
dönümü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı.
Yunanistan Dışişleri Bakanı açıklamasında,
Kıbrıs'ta, tüm Kıbrıs halkının
çıkarına olacak ve kabul görecek barışçı bir çözümün
varlığına inanıyoruz görüşüne yer verdi ve
Türkiye'nin rolü kritiktir. Olumlu yaklaşımı çözüme katkı
sağlayıp, AB sürecine de yeni bir ivme kazandıracağı
gibi Türk-Yunan ilişkilerinde de ilerleme kaydedilmesine katkı
sağlayacaktır ifadesini kullandı.
Ama Güney AB üyesi
Yunanistan'ın hedefinin, BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde,
taraflarca kabul gören, adil ve kalıcı bir çözüm olduğunu
belirten Bakoyanni, Söz konusu çözümün AB üyesi bir ülke olan
Kıbrıs'ın (güney Kıbrıs Rum kesimi) bu özelliği
ile bağdaşır durumda ve işlevsel olması
gerektiğini savundu.
İşgalin açtığı yaraların kapanması ve
Kıbrıs halkının yeniden AB çerçevesinde birlikte ve güvenli
biçimde yaşaması gerektiğini ifade eden Bakoyanni,
Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitri Hristofyas'ın
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması yolundaki ısrarlı
girişimleri ile çabalarının Atina tarafından güçlü biçimde
desteklendiğini belirtti. Bakoyanni açıklamasında Türkiye çözüm
anahtarını elinde tutmaya devam ediyor. Sayfayı çevirme
isteğini,Avrupa ilke ve değerlerini özümseme gücüne sahip
olduğunu eylemde de göstermelidir ifadesine yer verdi.
STAR KIBRIS 19/07/09
![]()
Rum gazeteleri, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downerin de katıldığı dünkü görüşmelerinde, güvenlik
ve garantilerle ilgili görüşlerinin uçurum olmaya devam ettiği,
liderlerin bundan sonra TC kökenli KKTC vatandaşları konusuna
geçecekleri yönünde haberler yayımladılar.
Anlaşamadıklarını onayladılar
Fileeftheros; Anlaşamadıklarına Karar Verdiler Garantiler:
Görüşler Arasında Uçurum Devam Ediyor, Yerleşikler
Başlığı Açılıyor başlığıyla
yansıttığı haberinde Cumhurbaşkanı Talat ve Rum
Yönetimi Başkanı Hristofyasın dün 37ncisini gerçekleştirdikleri
görüşmede güvenlik ve garantiler başlığıyla ilgili
karşılıklı sunulan tezler üzerinde durduklarını
yazdı, şöyle devam etti:
Güvenilir bilgilere göre sunulan tezler şu şekilde
sıralanıyor:
Garantiler tasfiye edilsin
Kıbrıs Rum tarafı: Garanti Anlaşmalarının
tasfiyesini, Adanın askersizleştirilmesi, yabancı askerlerin
uzlaşılacak bir takvim çerçevesinde çekilmesi, Barış
Gücünün uzlaşı çözümünün uygulanmasını garanti etme ve
güvenliği sağlama konusunda tam yetkili olmasını talep
ediyor.
Kıbrıs Türk tarafı: Garanti Anlaşmalarının
devamını, Kıbrıs Türk toplumu için yegâne güvenliği
Türk garantilerinin sağladığını savunuyor; 1960
anlaşmalarının öngördüğü sayıda askeri
kontenjanların kalması şartıyla askersizleştirmeyi
kabul ediyor.
Başkan Hristofyas, önümüzdeki hafta bu konudaki görüşmeye; Nami ve
Yakovunun da katılımıyla kendisi ve Talat düzeyinde devam
edileceğini söyledi. Hristofays, Ve ilk okuma çerçevesinde yönetim
başlığı içindeki vatandaşlık, muhaceret ve
yabancı uyruklular konusunu görüşmeye başlayacağız
dedi.
STAR KIBRIS 19/07/09
![]()
1. Ordu Komutanı Orgeneral Ergin Saygun, Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin Kıbrıs Türk halkının
güvenliğini sağlamaya her hal ve şartta devam edeceğini
belirterek, kötü günlerin yaşanmasına müsaade etmeyeceklerini
söyledi.
KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer ve Başbakan
Derviş Eroğlu, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni (TSK) temsilen, 20
Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına
katılmak üzere KKTC'ye gelen Orgeneral Saygun'u ayrı ayrı kabul
etti. Kabullerde Orgeneral Saygun'a, Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu eşlik etti.
'KIBRIS TÜRK HALKININ KURTULUŞ SAVAŞI'
KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Bozer, Orgeneral Saygun'u kabulünde
yaptığı konuşmada, bu yıl 35. yıl dönümünü
kutladıkları 20 Temmuz Barış Harekatı'nın,
Kıbrıs Türk halkının kurtuluş savaşı
olduğunu söyledi.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin de bu mücadelede yıllardır yer
aldığına işaret eden Bozer, mutlu sona
ulaştıklarını, 20 Temmuz'un yarattığı
barış ve özgürlük ortamında halkın her geçen gün daha güvenli
ortamda, daha gelişmiş ekonomi ve demokrasiye sahip olduğunu,
devlet mertebesine çıktıklarını ifade etti.
KKTC'nin ulaştığı mertebenin çok önemli olduğunu
belirten Bozer, şöyle konuştu:
'İlelebet yaşatmak görevimizdir. Bir barış
anlaşması bizim de isteğimizdir ama 'bir anlaşma olsun da
nasıl olursa olsun'u asla kabul etmiyoruz. Bu adada ilelebet
yaşamamızı garanti altına alacak bir anlaşma
arzumuzdur. Bunun koşulları da bellidir: İki bölge, iki devlet
ve yeni bir oluşum olacak ve katiyen vazgeçemeyeceğimiz de Anavatan
Türkiye'nin etkin garantisidir, bu olmazsa olmazımızdır. Bu
şartlarda bir anlaşma inşallah olur. Ama Kıbrıs
Türkü'nün bir daha o kötü günleri yaşamaması adına bir
anlaşma istiyoruz.'
EROĞLU: 'TSK'NIN KORUMASINDA OLDUĞUMUZU BİLMEK MUTLULUK
VERİYOR'
Başbakan Derviş Eroğlu da TSK'ya şükranlarını
sunarak, bir anavatanları olduğu için çok şanslı
olduklarını, en zor günde TSK'nın adaya gelerek Kıbrıs
Türk halkını katliamdan kurtardığını söyledi.
Hükümet olarak, insanların huzur ve güven içinde yaşaması,
refahlarının artması için
uğraştıklarını anlatan Eroğlu, bunu yaparken Türkiye'nin
ve TSK'nın korumasında olduklarını bilmenin kendilerine
büyük mutluluk verdiğini kaydetti.
Başbakan Eroğlu, bugünlere nasıl geldiklerini çok iyi
bildiklerini ifade ederek, 'Bugünler, herkesin 1974'ün sebeplerini ve
Barış Harekatı olmasaydı neler olacağını
düşünmesi için fırsattır' dedi.
Görüşmelerin sürdüğünü kaydeden Eroğlu, anlaşma olup
olmayacağını zamanın göstereceğini, ancak kendilerinin
bir devlet çatısı altında yaşamaktan mutlu
olduklarını kaydetti.
ORGENERAL SAYGUN: 'KKTC'Yİ PARLAK BİR GELECEK BEKLİYOR'
1. Ordu Komutanı Orgeneral Ergin Saygun da ziyaretlerdeki
konuşmalarında, Barış Harekatı'nın 35. yıl
dönümünde bir kez daha Kıbrıs Türk halkıyla bir arada olmaktan
duyduğu mutluluğu dile getirdi ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin
selam ve sevgilerini iletti.
Kıbrıs Türk halkının çok sıkıntılı
günlerden bugünlere geldiğini bildiklerini ama bundan sonrasının
çok daha iyi olacağını, KKTC'yi çok parlak bir geleceğin
beklediğini gönül rahatlığıyla söylemek istediğini
ifade eden Orgeneral Saygun, şehitleri rahmetle andı, gazilere
saygılarını iletti.
Orgeneral Saygun, devam eden görüşmeler için söyleyecek bir şeyi
olamayacağını belirterek, 'Ancak adil ve kalıcı bir
barış nedir onu çok iyi düşünmek ve değerlendirmek gerekir.
TSK, Kıbrıs Türkü'nün güvenliğini sağlamaya her hal ve
şartta devam edecektir' diye konuştu.
TSK'nın, Kıbrıs Türk halkının her zaman yanında
olacağını vurgulayan Orgeneral Saygun, kötü günlerin
yaşanmasına bir daha müsaade etmeyeceklerini söyledi.
Orgeneral Saygun, 1974 Barış Harekatı sırasında ve
daha sonra alay komutanı olarak Kıbrıs'ta görev
yaptığını da belirterek, 'Kendimizi buralı
sayıyoruz, dostumuz çok. Nerden nereye gelindiğini bizim nesiller çok
iyi biliyor, yeni nesillerin de bu bilince sahip olması çok önemlidir.
Kötü günler bir daha gelmeyecek şekilde geride kalmıştır,
bundan kimsenin şüphesi olmaması gerekir' diye konuştu.
Ziyaretlerde karşılıklı hediye takdimleri de
yapıldı.
STAR KIBRIS 19/07/09
AA
NTV 20 Temmuz. 2009 Pazartesi
LEFKOŞA - KKTC'de 20
Temmuz 1974 Barış Harekatı'nın 35. yıl dönümü
törenlerle kutlanıyor.
20 Temmuz Barış
ve Özgürlük Bayramı kutlamaları çerçevesinde, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da katılımıyla
ilk tören Girne Boğaz şehitliğinde yapıldı.
Törene, KKTC
Cumhurbaşkanı Talat, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan
Bozer, Başbakan Derviş Eroğlu, KKTC'nin 1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci
Egemen Bağış, AKP Konya Milletvekili, Başkanlık
Divanı Üyesi ve İdare Amiri Orhan Erdem
başkanlığındaki TBMM heyeti, 1. Ordu Komutanı
Orgeneral Ergin Saygun, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir
Fakılı, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri
Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu, Dışişleri
Bakanlığı Müsteşarı Ertuğrul Apakan, bakanlar ve
komutanlar katıldı.
Protokol
sırasına göre anıta çelenk konulmasıyla başlayan
törende, saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı
okundu. Tören, özel defterini, Cumhurbaşkanı Talat,
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, TBMM adına
AKP Konya Milletvekili Orhan Erdem, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Cemil Çiçek ile 1. Ordu Komutanı Orgeneral Saygun'un imzalamasıyla
tamamlandı.
Cumhurbaşkanı
Talat, deftere yazdıklarında, şehitleri saygı, minnet ve
şükranla andıklarını belirterek, ''Sizin
fedakarlığınız sayesinde bu topraklarda geleceği kurma
kararlılığında çağdaş uygarlık
yarışında ilerliyoruz. Hedef ve gönül birliği içerisinde,
Türkiye'nin güçlü desteğiyle başımız dik ilerliyoruz.
Sizlere layık olmaya çalışırken, manevi huzurunuzda
saygı ile eğiliyoruz'' ifadesini kullandı.
Boğaz
şehitliğindeki törenin ardından, Lefkoşa Atatürk
Anıtı ve Dr. Fazıl Küçük'ün Anıttepe'deki kabrinde tören
düzenlendi.
Resmi Geçit töreni ise Dr.
Fazıl Küçük Bulvarı'nda yapılacak. 20 Temmuz Barış ve
Özgürlük Bayramı kutlamaları çerçevesinde KKTC genelinde törenler düzenleniyor.
NTV
20
Temmuz. 2009 Pazartesi
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile üyelik
müzakerelerinde enerji faslının açılmasını engellemeyi
sürdüreceğini duyurdu.
Rum
Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, "Türkiye, bir Avrupa
Birliği ülkesi olan Güney Kıbrıs'ın, uluslararası
yasalar uyarınca kendi enerji kaynaklarını
kullanmasını engellerken, enerji faslı açıla-maz"
dedi.
Rum bakan, Türkiye'yi
kabadayılıkla suçladı. Rum yönetimi, Türkiye'nin şiddetli
itirazlarına rağmen, Doğu Akdeniz'deki 12 yeni alanda daha
petrol arama ve üretme lisansı vermeye hazırlanıyor.
Ankara ise, Rum Yönetimi'nin
bu tutumunu "maceracı" olarak tanımlıyor. Türk
savaş gemileri daha önce, arama çalışmaları yapan gemilere
müdahale etmişti.
NTV 21 Temmuz. 2009 Salı
LONDRA -
İngiltere'nin başkenti Londra'daki Türkiye Büyükelçiliği önünde
toplanan yaklaşık 400 kadar Rum, Türkiye'nin 1974 yılında
Kıbrıs'ta gerçekleştirdiği barış
harekatını protesto etti.
Kıbrıs ve Yunan
bayraklarıyla gösteriye gelen Rumlar, ''Türk askeri Ada'dan çık'' ve
''Katil Türkler'' biçiminde sloganlar attı. İngiliz polisinin
güvenlik önlemleri aldığı gösteri süresince, Rumlar'ın hemen
yanında ise az sayıdaki Türk vatandaşı, Rumlar'a
karşı sloganlarla yanıt verdi.
Türk grubu, Türk ve Kuzey
Kıbrıs bayraklarıyla katıldıkları gösteri
sırasında, Türk Marşı, 10. Yıl Marşı ve W.
A. Mozart'ın Türk Marşı'nı Rumlar'a dinletti. Londra'da faaliyet
gösteren Kuzey Kıbrıs derneklerinin temsilcisi Akmen Sıtkı,
her yıl bu gösterinin düzenlendiğini ve bu yıl yoğun
çalışmaları sonunda polisi ikna ederek, gösteri alanında
elçilik binasının hizasına denk gelen bölümü
almalarının oldukça önemli olduğunu, Rumlar'ın gösterisine
büyük darbe vurmayı başardıklarını söyledi.
İki grup arasına
demir bariyerlerle barikat kuran İngiliz polisi ise Türk ve Rumlar'ın
birbirlerini görmelerini engelleyerek herhangi bir olayın
yaşanmasını önledi.
Rumlar'ın,
arasından seçtiği bir grup tüm göstericileri temsilen bir protesto
mektubunu Türkiye'nin Londra Büyükelçiliği'ne bıraktıktan sonra,
grup Londra'nın merkezindeki Trafalgar Alanı'na yürüdü.
Grup, akşam
saatlerinde yeniden Türkiye Büyükelçiliği önüne gelerek gösterilerini
sürdürdü.
NTV TSİ 21 Temmuz. 2009 Salı
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs
sorununun çözümü sonrasında oluşacak devletin şekli konusunda
Kıbrıs Türk tarafıyla zıt görüşlere sahip
olduklarını açıkladı.
Rum basınına
göre, Hristofyas, dün akşam, Kıbrıs Barış
Harekatı'nın sözde kınanması amacıyla güney
Lefkoşa'daki Faneromeni Kilisesi'nde düzenlenen ayin sonrasında
yaptığı konuşmada, "Kıbrıs Türk
tarafının, çözüm sonrasında oluşacak devletin şekline
ilişkin görüşlerinin Kıbrıs Rum tarafınınki ile
taban tabana zıt olduğunu" söyledi.
Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın, "yeni bir ortaklık devletine"
ilişkin açıklamalarının sorulması üzerine, "Bu
konularda taban tabana zıt görüşlere sahip olduğumuz bir
gerçektir. Türk tarafının tezinin bu olduğunu biliyoruz ve bunu
kabul etmiyoruz" dedi.
Hristofyas,
"Fonksiyonel bir devlet oluşturacak, insan hakları ve
özgürlükleri sağlayacak ve dış güçlerin müdahale
haklarının olmayacağı bir çözüm bulmak için mücadeleyi
sürdüreceklerini" de ifade etti.
AA
NTV Temmuz. 2009 Çarşamba
WASHINGTON - ABD
Kongresi'ndeki Helsinki Komisyonu'nda düzenlenen bir oturumda, KKTC'de bulunan
Rum dini ve tarihi eserlerinin yağmalandığı ve birçok
kilisenin zarar gördüğü iddia edildi.
Helsinki Komisyonu'nun
esbaşkanları Demokrat senatör Ben Cardin ve Demokrat milletvekili
Alcee Hastings'in himayesinde düzenlenen oturuma konuşmacı olarak
Yunanlı tarihçi Haralampos Hocakoğlu, Alman tarihçi Klaus Gallas ve
Amerikalı gazeteci ve yazar Michael Jensen katıldı.
Konuşmacılar Rum
tezlerine güçlü şekilde destek verirken, oturumda Türk tarafının
görüşünü anlatan veya Türk tarafı adına bilgi veren herhangi bir
ismin yer almaması dikkati çekti.
Konuşmacılardan
Gallas, son 35 yılda KKTC'de yaklaşık 16 bin ikona, duvar resmi
ve mozaikle yaklaşık 60 bin arkeolojik parçanın
yağmalandığını ve ülke dışına
kaçırılarak satıldığı iddiasında bulundu.
Hocakoğlu da, KKTC'de
bulunan çeşitli Hristiyan mezheplerine ait yaklaşık 500 kilise
ve dini olarak kutsal sayılan yerin saldırıya
uğradığını, yağmalandığını
veya yıkıldığını iddia etti.
Konuşmacılar, bu
durumla ilgili olarak ağırlıkla Türkiye'nin ve KKTC'nin sorumlu
olduğunu öne sürdü.
Avrupa'da demokrasi ve
insan haklarının ilerletilmesi süreci konusunda faaliyet gösteren ABD
Kongresi'ndeki Helsinki Komisyonu, Senato ve Temsilciler Meclisinden üyelerin
katılımıyla oluşuyor.
Türk
askeri, Yunan cuntası yüzünden Kıbrısta
BRÜKSEL AA
AB Dönem Başkanı İsveçin
Dışişleri Bakanı Carl
Bildt, Avrupa Parlamentosundaki (AP) bir oturum
sırasında Türk barış gücünün Kıbrıstaki varlığını
eleştiren APdeki Rum ve Yunan
milletvekillerine, Türk askerinin adadaki varlığına 1974
yılındaki Yunan cuntasının neden olduğunu söyleyerek
karşılık verdi
AP
Dış İlişkiler Komitesinde konuşan Bildt, Rum
ve Yunan
milletvekillerinin KKTCdeki Türk barış gücünü kastederek Türkiyenin bir AB
üyesini işgal ettiğini söylemesi üzerine, O dönemde Albay Yorgo
Papadopulos Atinada cunta
lideriydi. Atinadaki cunta Kıbrıstaki bir dizi olayı
başlattı ve KKTCdeki Türk askerine neden oldu. AB üyelerinde cunta
olmaz dedi.
MILLIYET
22/07/09
Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Temmuz Barış ve
Özgürlük Bayramı′nın 35. yıldönümü münasebetiyle
Başbakan Derviş Eroğlu′na bir kutlama mesajı
gönderdi.
TC Başbakanı Reccep Tayyip Erdoğan mesajında
şunları kaydetti:
"TC Hükümeti ve şahsım adına Barış
Harekâtı′nın 35′inci yıldönümünde Kıbrıs
Türk halkının Barış ve Özgürlük Bayramı′nı
kutluyorum.
Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri′nin uluslararası
anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerimiz uyarınca
gerçekleştirdiği Barış Harekâtı, Kıbrıs Türk
halkının geleceğe umut ve güvenle bakmasını
sağlamış, Doğu Akdeniz′de barış ve
istikrarın temelini atmıştır.
Kıbrıs Türk halkı, demokratik sistemi, çoğulcu
yapısı ve çağdaş kurumlarıyla Türkiye′nin etkin
ve fiili garantisi altında yarınlara güvenle ilerleyecektir.
KKTC′nin ekonomik ve sosyal bakımdan gelişmesi ve
Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin refah seviyelerinin
yükseltilmesi hükümetimizin öncelikleri arasındadır.
Türkiye, Kıbrıs Türk halkının kendi topraklarında
özgürce var olma ve Ada′daki gerçekler temelinde yeni bir ortaklık
kurma yönündeki kararlılığını desteklemeye,
Kıbrıs Türk halkının huzur ve güvenliği için üzerine
düşen sorumluluğu yerine getirmeye bundan sonra da devam
edecektir.
Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve hukuk mücadelesinin
simgesi olan bu mutlu günde Barış ve Özgürlük Bayramı
coşkusunu paylaşırken, Barış Harekatı′nda
hayatlarını yitiren aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi
şükranla anıyor, size ve Kıbrıs Türk halkına
esenlikler dili-yorum"
EROĞLU′NDAN TEŞEKKÜR MESAJI
Başbakan Derviş Eroğlu da TC Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan′a gönderdiği cevabi teşekkür mesajında
"20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı′nın 35.
yıldönümünü idrak ettiğimiz bu mutlu günde, göndermiş
olduğunuz mesaj coşku ve sevincimizi kat kat
artırmıştır" ifadelerini kullandı.
Eroğlu, Erdoğan′a cevabında şunları yazdı:
"35 yıl önce bugün Mehmetçik ile Mücahit kucaklaşmış,
82 yıllık hasret bitmiş ve Kıbrıs Türkü′nün makus
talihi değişmiştir. Türkiye′nin etkin ve fiili
garantisinin somut ifadesi olan Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri′nin
Kıbrıs′taki varlığı, bugün adanın
tamamı üzerindeki barışın yegane teminatıdır.
Yarınlarımızın güvencesidir.
Anavatan Türkiye′nin eksilmeyen desteği sayesinde bugün
Kıbrıs Türk halkı ata yadigarı bu topraklarda özgür bir
yaşam sürerken, aynı zamanda da kurumsallaşmış
yapısıyla çağdaş bir devlet sahibi olmuştur.
Ekonomik sorunları aşmak, halkımızın refah
seviyesini yükseltmek ve devletimizin temellerini güçlendirmek hükümetimizin en
önemli önceliğidir. Her zaman, her konuda olduğu gibi anavatan
Türkiye′nin bu konuda da yanımızda olduğunu bilmekten
büyük bir kıvanç duymaktayım.
20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı′nın
coşkusunu yaşadığımız bu mutlu günde, bize bu
günleri armağan ederken yaşamlarını yitiren aziz
şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anar,
şahsınızda Türkiye Cumhuriyeti Devleti′ne ve yüce Türk
ulusuna en derin şükranlarımı arz ederim"
HALKIN SESI 22/07/09
Ledra Palacea doğru
yürüyüş yapan ve Hain Hristofyas diye bağıran Rum fanatikleri,
Kıbrıslı Türkler durdurdu
Bir grup
fanatik Kıbrıslı Rumun, 20 Temmuz Pazartesi akşamı
Güney Lefkoşada Ledra Palace barikatına doğru slogan atarak
yürürken, Yiğitler Burcu üzerindeki Türkler tarafından
taşlandığı ileri sürüldü. Fanatik Rumların
yürüyüş sırasında Hain Hristofyas diye slogan
attıkları kaydedildi.
Rum basını, dün, Rum tarafında ve
yurtdışında, ileri sürdükleri Türk işgalinin
kınanmasına ilişkin etkinlikler ve 1974 Kıbrıs
Barış Harekatında hayatını kaybedenlerin
anısına törenler yapıldığını bildirdi.
Fileleftheros gazetesi, pazartesi sabahı Güney
Lefkoşadaki Yunan askeri mezarlığında, öne sürdükleri
1974deki Türk istilasında ölenler anısına tören
düzenlendiğini yazdı.
Gazeteye göre, törene, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas, Rum Savunma Bakanı Kostas Papakostas, Rum
Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, diğer siyasiler,
Yunan Meclisinden gelen heyet katıldı.
Gazete, Hristofyasın da hazır bulunduğu Güney
Lefkoşadaki Faneromeni Kilisesinde ise ayin düzenlendiğini
aktardı.
Simerini gazetesi, Faneromeni Kilisesinde düzenlenen ayindeki
konuşmasında, Kıbrısta Türk askerlerinin
varlığı ve ileri sürdükleri tehdidi ile karşı
karşıya kaldıkları sürece Rum Milli Muhafız Ordusunun
(RMMO) güçlenmesi, daha etkili olmasına ilişkin hedeflerinin sabit
kalmaya devam edeceğini belirten Papakostasın, bunun da ötesinde
herkesin hedefinin adanın askersizleştirilmesi olması
gerektiğini savundu.
Simerini, bir başka haberinde, de Pazartesi akşam saat
19.00da Ohi Meydanından ve Eleftheria Meydanından, örgütlerin
temsilcilerinden oluşan iki grubun Ledra Palas kapısına
yürüdüğünü ve Ledra Palasta kınama etkinliği
düzenlendiğini yazdı.
Gazete, yürüyüş esnasında Yiğitler Burcu
altından geçilirken, yürüyüş yapanların Türkler tarafından
taşlandığını; ancak bir yaralanmanın
olmadığını iddia etti.
Etkinlik sırasında maskeli küçük bir grubun polise
saldırdığını ve hain Hristofyas gibi sloganlar
attıklarını kaydeden gazete, polisin müdahalesiyle olayın
kontrol altına alındığını ifade etti.
Londradaki
eylemler
Fileleftheros, Londrada, İngilteredeki Rum Birliğinin, iddia
ettikleri Türk istilasının ve devam eden işgalin
kınamasına ilişkin bir etkinlik düzenlediğini yazdı.
Etkinlikte AKEL Siyasi Bürosu üyesi Panikos Lapithiotis, sözde
Maraş Belediyesinin Başkanı Aleksis Galanos, sözde Omorfo
Belediyesinin Başkanı Haralambos Pittas ve sözde Lapta
Belediyesinin Başkanı Athos Eleftheriunun birer konuşma
yaptığı belirtildi.
Güney
Afrikada da gösteri düzenlendi
Güney Afrikada da geçtiğimiz gün, ileri sürdükleri Türk
istilasının 35. yıldönümü ve Kıbrıs Cumhuriyeti
Başkanı Makariosun ölümünün 32. yıldönümü
dolayısıyla anma töreni ve kınama etkinliğinin
düzenlendiği kaydedildi.
Atinadaki
etkinliğe bakan da katıldı
Haravgi gazetesine göre, Atinada ise, Rum Eğitim Bakanı Andreas
Dimitriunun da katılımıyla Kıbrısın Kültürel
Mirasının Tahrip Edilmesi, Türk İstilası Yunan
Gazetelerinin Baş Sayfasında, İnsan Haklarının
İhlal Edilmesi Kıbrısın Durumu başlıklı
serginin açılışının yapıldı.
Gazete, serginin, Yunanistandaki Kıbrıs
Büyükelçiliği himayesinde Yunanistandaki Kıbrıslılar
Birliği, Rum Örgütleri Federasyonu ve Yunanistandaki Rum Göçmenler
Birliği tarafından organize edilen 35 Yıl Fazla Çözüm
Şimdi sloganlı iki günlük anti-işgal etkinlikleri
çerçevesinde düzenlendiğini yazdı.
New York
eksik kalmadı
Gazeteye göre, New Yorktaki Başpiskoposluk Kültür Merkezinde de etkinlik
düzenlendi ve etkinliğe Amerika Başpiskoposu Dimitrios da
katıldı.
Dimitrios ayrıca, Yunan darbesinde ve Türk
istilasında ölenler ve Makarios anısına New Yorktaki bir
kilisede anma töreni düzenledi.
Haberde dün de Washingtonda etkinlik düzenleneceği
kaydedildi.
Rumca gazeteler, geçtiğimiz gün Kuzeyde yapılan
Barış Harekatı kutlamalarına ve yapılan
açıklamalara da yer verdi. Gazeteler haberlerini şu
başlıklar altında aktardılar:
SİMERİNİ: Ulusal Utançlarını Ulusal
Zafer Gibi Kutladılar
POLİTİS: Talat Çözümden, Çiçek İki Devletten
Bahsetti
FİLELEFTHEROS: İki Devletin Ortaklığı
Son Fırsat Penceresi
ALİTHİA: Türkiyeyi Takip Ediyorum
MAHİ: Atilla Kışkırtıcı
HARAVGİ: Talat Yeni Ortaklıkta Israr Ediyor Ankara
İle Tam Uzlaşı Ankara İle Olan İşbirliği
Tam.
KIBRIS 22/07/09
Özdil
Nami, KKTC vatandaşı TC kökenlilerinin, kurulacak yeni devletteki
statülerine açıklık getirdi:
Cumhurbaşkanlığı
Özel Temsilcisi ve Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP BG)
Lefkoşa Milletvekili Özdil Nami, Eylül ayında, Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri huzurunda hızlandırılmış
müzakerelere hazır olduklarını açıkladı. Nami, Türkiyeli
göçmenler konusuna da açıklık getirdi ve Türk tarafının
müzakerelerdeki pozisyonunu şöyle açıkladı:
Bizim vatandaşlarımız,
vatandaşımızdır! Yeni devletin kurulmasıyla hepsi
burada kalacaktır ve yeni devletin vatandaşı olacaktır.
Serhat
İncirli ile Kıbrısta Bugün programına konuk oldu
Nami, dün, KIBRIS TVde hafta içi her gün sabah 07.30 09.30 saatleri
arasında yayınlanan Serhat İncirli ile Kıbrısta
bugün programının canlı yayın konuğuydu.
İki liderin Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri Ban Ki-Moon huzurunda hızlandırılmış
müzakereler yapması konusunda kendilerine de bazı yabancı
diplomatlardan aktarımlar geldiğini kaydeden Nami, bunun ne kadar
mümkün olacağının ise tartışma
kaldırdığını kaydetti. Nami, Genel Sekreterin Eylül
ayındaki BM Genel Kurul çalışmaları nedeniyle gündeminin
çok dolu olabileceğine işaret etti.
Siyasi
eşitliğin tarifi yapılmıştır
Siyasi eşitliğin tanımının BM Güvenlik Konseyi
tarafından yapıldığını belirten Nami
şunları kaydetti:
Her iki taraf siyasi eşitlik konusunda mutabıktır.
Kurulacak yeni federal hükümete her iki tarafın etkin
katılımı demektir. Ancak her kurumda sayısal eşitlik
olmayacaktır... Türk tarafının onay vermediği hiç bir yasa
geçmeyecektir.
İsviçre
modeli
Yürütme konusunda daha çok İsviçre modeline benzer bir modeli
savunduğumuzu kaydeden Nami, özetle şöyle devam etti:
Bizim savunduğumuz Annan Planındakine benzer bir
modeldir. Rum tarafı ise şu anda kendi kullandıkları
sistemi yani güçlü bir başkan öneriyor. Başkan ve yardımcısını
halkın seçmesini istiyorlar. Dönüşümlü başkanlığı
kabul ediyorlar. Rum önerisine göre, ilk turda, herkes kendi adaylarına oy
versin, eğer belirli bir çift (Türk ve Rumdan oluşan örneğin
CTP AKEL, UBP DİSİ ortaklığı gibi), liste olarak
her iki tarafta oyların çoğunluğunu alırsa, o iki kişi
seçilsin. Biz bunu pratik bulmuyoruz. Bize göre, her iki taraf senatoya
senatörlerini gönderir. 24 Türk senatörün dağılımı bizim iç
politikadaki dağılımımıza göre olacak. Senatoda
koalisyonlar olabilir. Başkanı senato seçsin... Siyasi eşitlik
budur.
Kıbrıs Cumhuriyetinin devamı mı değil
mi? Bu konuya bakalım. Rum tarafı eskiden, Kıbrıs
Cumhuriyetinin anayasasını değiştirmek üzerine
yoğunlaşmıştı. Türk tarafı ise iki ayrı
egemen devletin biraraya gelip ortaklık kurması ile yeni devlet
oluşturulmalıdır pozisyonundaydı. Annan Planında bu
iki ucun ortası bulunmuştu. Yeni bir bayrak, yeni bir marş, yeni
bir anayasa olacaktı. Biz hala bu konsept üzerinde duruyoruz ama üzerinde
henüz anlaşma yoktur. Başka formül de düşünülemez.
BMAB
üyelikleri geri çekilmeyecek
Nami, Kıbrıs Cumhuriyetinin BM ya da ABdeki üyeliklerinin geri
çekilmeyeceğini ancak KKTCnin yaptığı uluslararası
anlaşmaların da yeni devlette kabul edileceğini belirtti.
Olası bir referandumda hayır çıkarsa, halkın
takdiridir der, saygı duyarız diyen Nami, bu konuda
Kıbrıs Türk halkının, Rum tarafından daha ileri
olduğunu belirtti.
Nami, Annan Planı dönemindekinden daha az toprak tavizinin de
gündemde olduğuna vurgu yaptı. Nami, 2004 sonrası, geçmişte
bazı bölgelerin göç edeceği yerlerde şimdi yatırımlar
olduğunu hatırlattı.
Nami, 2004te vermiştk, alsaydınız
hatırlatmasına, evet, verdik alsaydınız diye
karşılık verdi.
Nami, Türkiyenin etkin ve fiili garantisinden vazgeçemeyeceğimize
de işaret etti. Nami, güvenlik ve garantiler konusunda, iki taraf
arasında gece ve gündüz kadar fark olduğunu belirtti.
Türkiyeden gelen göçmenler konusunun bu hafta ele
alınacağını ifade eden Nami şöyle devam etti:
Bizim bütün vatandaşlarımız,
vatandaşımızdır, yeni devletin kurulmasıyla hepsi
burada kalacaktır ve yeni devletin vatandaşı olacaktır.
Nami, çalışma izni ile burada bulunanların durumun ise farklı
olduğunu kaydetti.
Nami, çözüm konusunda son derece umutlu olduğunu da ekledi.
Nami, sık sık görüştüğü Rum
Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovuya hem yaşından dolayı
hem de kişiliğiyle ilgili olarak çok saygı gösterdiğini ve
evine de davet ettiğini söyledi. Nami, çok rafine bir insan diye
tanımladığı Yakovuya hep ilk sözü verdiğini de
belirtti.
KIBRIS
22/07/09
35 bin af!
KKTCde
kayıt dışı yaşayanların kayıt altına
alınmasını sağlamak amacıyla kararname
çıkarıldı:
SOSYAL
SİGORTA AFFI
Çalışma ve Sosyal Güvenlik
bakanlığı, Sosyal Sigorta primlerini gününde yatıramayan ve
faiz ile cezalar nedeniyle sıkıntıya girenler için sosyal
güvenlik affı çıkarıyor. Afla, Sigortalar Yasasına göre
ödeme güçlüğüne düşenlere yeni bir ödeme planı sunulması
amaçlanıyor
l
BELEDİYELERE ÖDEME PLANI
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
Türkay Tokel, belediyelerin büyük kısmının Sosyal Sigortalara
çok yüklü rakamlarda prim borcu olduğunu tespit ettiklerini ifade ederek,
biriken borçların taksitlendirilerek belediyelerin ödeyebileceği bir
düzenlemeye gidilmesini istediklerini söyledi
KKTCde kaçak yaşayan 35 bin civarındaki kişinin kayıt
altına alınmasını sağlamak amacıyla kararname
çıkarıldı. Yasa gücündeki kararnameyle; Kaçak duruma düşen
yabancıların yeniden kayıt altına alınmasını
sağlamak amacıyla af çıkarılması, Sosyal Sigorta
primlerini yatıramayanlar için af çıkarılması ve
birtakım teşviklerle yerli işgücünün özel sektörde
istihdamı hedefleniyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel,
kaçak duruma düşmüş yabancılara, çıkarılan aftan
yararlanma çağrısı yaptı. Tespitlerine göre 35 bin
civarında kaçak olduğunu bildiren Bakan Tokel, son kez
çıkarılan afla, aile bütünlüğünün sağlanmasının
da hedeflendiğini söyledi.
Gerek çalışma, gerek turistik amaçla gelen
yabancıların çok çeşitli sebeplerle kayıt
dışına düştüğünü, yasa kurallarına göre para
cezasına çarptırılarak sınır dışı
edilme cezalarına maruz kaldığını ifade eden Tokel,
Yabancı uyruklu kişilerin cezalı duruma düşme nedenlerinin
tartışılıp tespit edilmesi ve bu sebeplerin asgari bir
seviyeye indirilmesi için gerekli çalışmalar
Bakanlığımız ve hükümet nezdinde
başlatılmıştır dedi.
Tokel, sosyal sigorta primleri konusunda çıkarılan afla
ilgili olarak, özellikle yüklü miktarda borcu bulunan belediyeleri
taksitlendirme için bakanlıkla görüşmeye çağırdı ve bu
sorun yüzünden belediye çalışanlarının sağlık
hizmetlerinden yararlanamadığına dikkat çekti.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, bu
yılsonundan itibaren yerli işgücünün istihdamı projesi
çerçevesinde istihdam edilecek kişilerin sosyal sigorta ve ihtiyat
sandığı primlerinin fondan
karşılanacağını da açıkladı.
Tokel, dün düzenlediği basın toplantısında,
Bakanlar Kurulunun son toplantısında onaylanan kaçak duruma
düşen yabancılar için çıkarılan af, sosyal sigorta
affı ve yerli işgücü istihdamı konularındaki kararnameler
hakkında bilgiler verdi.
Tüm
yabancı uyruklu kişileri kapsayacak
Yabancılar ve Muhaceret Yasası çerçevesinde KKTCde
bulunan kayıt dışı yabancıların
affının işverenden veya kendinden kaynaklanan ihmalden
dolayı kaçak duruma düşen ve ciddi sosyal sorunlarla karşı
karşıya kalanları kapsadığını anlatan Tokel,
yapılan düzenlemelerin erken seçim öncesi partisinin halka verdiği
sözler arasında bulunduğunu kaydetti.
Tokel, idari ve yasal önlemlerin acilen
uygulanacağını kaydederek, çok yüksek sayıda kişinin
kayıt dışına düştüğünü tespit eden hükümetin, bu
durumdakilere af kararı aldıklarını hatırlattı ve
basından bu kişilere kararın duyurulmasında
yardımcı olmasını istedi.
Kaçak durumdakilerin 2 aylık süre içinde başvuru yaparak
kayıt dışılıktan çıkabileceklerini kaydeden
Türkay Tokel, özellikle çalışma hayatında kayıt
dışı duruma düşen işçilerin büyük oranda
mağduriyeti yanında bu durumun Sosyal Güvenlik fonları ve sosyal
yaşam açısından da önemli sıkıntıları
beraberinde getirdiğini hatırlattı.
Tokel, cezalı duruma düşenlerin yasa gereği günlük
asgari ücret kadar yani 55 TL ceza ödemesi gerektiğini ve bu
kişilerin bir kısmının cezalarının, ödenemez
duruma geldiğini gördüklerini kaydederek, bakanlığı ile
İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanlığı tarafından
başlatılan çalışmalar sonucunda bu durumdaki yabancı
uyruklu kişilerin cezalarına son kez olmak kaydıyla bir af
getirildiğini söyledi.
Af, 60 gün süreyi kapsayacak
Getirilen bu afla cezalı durumdaki yabancı uyrukluların
bir aylık asgari ücret miktarı kadar ceza ödeyerek yurt
dışına çıkabileceğini belirten Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, aynı şekilde, af
kapsamında olan ve şu anda yurtdışında bulunan
yabancı uyruklu kişiler de bir aylık asgari ücret
miktarında ceza ödeyerek KKTCye gelebileceklerini, 60 günlük süreyi
kapsayan affın 16 Eylülde dolacağını bildirdi.
Tokel, affın önemine işaret ederken, seçim
çalışmaları sırasında birçok kişinin gerek
işverenden gerekse kendisinden kaynaklanan ihmalden dolayı kaçak
duruma düştüğüne ve bu yüzden çok ciddi sosyal sorunlarla
karşı karşıya olduklarına şahit
olduklarını ve iktidara gelince bunu çözme sözü verdiklerini
anlattı.
Sosyal
Sigortalılar affı
Bakan Tokel, hükümetin çıkardığı ikinci kararnameyle
ilgili bilgi verirken, dünyada ve KKTCde yaşanan ekonomik kriz nedeniyle
birçok işveren ve çalışanın sosyal güvenlik primlerini
yatıramadıklarını tespit ettiklerini belirterek, gününde
yatırılamayan primlerden dolayı uygulanan faiz ve
cezaların, hem mükellefleri hem de sosyal güvenlik kurumlarını
sıkıntıya soktuğunu, bu nedenle sosyal güvenlik affına
karar verdiklerini anlattı.
3 ay içinde
başvuru gerekiyor
Afla, Sigortalar Yasasına göre ödeme güçlüğüne düşenlere yeni
bir ödeme planı sunulmasının amaçlandığını
kaydeden Türkay Tokel, Sigortalı olup 30 Haziran 2009a kadar biriken
prim ve gecikme zammı borçlarını, kararnamenin yürürlüğe
girdiği tarihe kadar ödemeyenlerin af kapsamında
tutulacağını ve kararname yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren üç ay içinde Sosyal Sigortalar Dairesi bölge amirliklerine
başvurarak ödeme planından yararlanabileceklerini kaydetti.
Kararname uyarınca sigortalılara sunulacak ödeme
planı şöyle olacak:
31 Aralık 1999 öncesindeki gecikmiş sigorta primlerinin
yüzde 30unu peşin ve geriye kalan dondurulmuş yüzde 70ini
peşin ödemeyi takip eden ay başından itibaren 4 yıl içinde
en çok 48 ay taksitle; 1 Ocak 2000 ile 30 Haziran 2009 arasında prim
borçlarının yüzde 30u ve bu yüzde 30 prim borçlarına ait
gecikme zamlarının yüzde 30u peşin ve geriye kalan yüzde 70
prim ve bu yüzde 70 prime ait yüzde 30 gecikme zammını dondurularak
peşin ödemeyi takip eden ay başından itibaren 4 yıl içinde
en çok 48 ay taksitle ödeyebilecekler.
İşverenin yatırmakla yükümlü olduğu İhtiyat
Sandığı prim ve depozitleri için af geçerli olmayacak.
Yerli
işgücü istihdamı desteklenecek
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel,
işsiz üniversite mezunu sayısının 10 bini bulduğunu,
bu nedenle önlem alınmasının şart olduğunu vurguladı.
Kendilerini ziyaret eden sivil toplum örgütlerine ve basına,
yaşanan ekonomik kriz nedeniyle özellikle üniversite mezunu gençlerin
işsizlik sorunu yaşadığını hep
açıkladığını kaydederek, işsiz üniversitelilerin
sayısının 10 bini bulduğunu; bu rakama Güneyde
çalışan ancak işlerine son verilenler eklenince 12-13 binlere
ulaştığını söyledi.
İşsiz gençlerin tümünü devlete istihdam edemeyeceklerine
göre özel sektörün güçlendirilmesi, önünün açılması, teşvik
edilmesi gerektiğini vurgulayan Tokel, üniversite mezunlarının
özel sektörde istihdamı için bir yasa gücünde kararname daha
yayınladıklarını bildirdi.
Türkay Tokel, daha önceki dönemde hazırlıklarına
başlanan ve 8 Temmuzda çıkarılan yeni yasa gücünde kararnameyle
uygulaması yeniden düzenlenen İhtiyat Sandığı Fonu
kapsamındaki yerli istihdamın desteklenmesine yönelik prim
uygulamasının, muhtemelen yılsonunda
uygulanacağını açıkladı.
Yerli işgücünün desteklenmesi projesinde hangi sektörlerin
destekleneceğinin hükümet tarafından belirleneceğini ifade eden
Tokel, üniversite ve meslek lisesi mezunu KKTC uyruklu kişileri
çalıştıranların bu kapsamda desteklenmesini öngördüklerini
bildirdi.
Bakan Tokel, bu statüde personel çalıştıran
işverenlere, çalıştırdıkları her kişinin
sigorta ve ihtiyat sandığı primlerinin bahse konu fondan
yatırılmasını düşündüklerini söyledi. Bu
uygulamanın, yerli işgücünün destekleneceğini çok önemli bir
karar olduğunu vurgulayan Türkay Tokel, yılsonunda veya 2010 başlarında
bu projeyi gerçekleştireceklerini kaydetti.
Tokel, Bundan böyle; ülkemize çalışmak
maksadı ile gelen yabancı uyruklu çalışanların
İhtiyat Sandığı kapsamı dışında
tutularak, bu durumda olan her yabancı uyruklu çalışan için
işverenleri tarafından yüzde 5 oranında katkı primi
yatırılarak yerli istihdamın teşvik edilmesine karar
verdik dedi.
Bakan Tokel, soruları yanıtlarken, kayıt
dışına düşmüş kişilerin sayısını
net veremeyeceğini ancak bu sayının 30-35 bin civarında
olduğunu tahmin ettiklerini söyledi. Tokel, önceki hükümet döneminde ön
izinle gelen insanların kayıt altına alınmaya
başlandığı tarihlerde sigortalarda kayıtlı
sayısının 72 bin olduğunun söylendiğini; haziran
ayındaki rakamlara göre ise aktif sigortalı sayısının
55 bin olduğunu bildirdi.
Tokel:
Belediyelerin Sosyal
Sigortalara yüklü borcu var
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, belediyelerin
büyük kısmının Sosyal Sigortalara çok yüklü rakamlarda prim
borcu olduğunu tespit ettiklerini ifade ederek, Sosyal Sigorta ve
İhtiyat Sandığı borcu olan belediyeleri
bakanlığıyla temasa geçmeye çağırdı.
Biriken borçların taksitlendirilerek belediyelerin
ödeyebileceği bir düzenlemeye gidilmesini istediklerini kaydeden Tokel,
belediyelerin Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı
borçları yüzünden çalışanlarının hastanelerden hizmet
alamadığına işaret etti.
Bu insanlarımız her gün bizleri,
başvurdukları hastanelerden, sağlık ocaklarından
arayıp uyarmaktadır diyen Bakan Tokel, bu sorunların
yaşanmaması için, belediyelerin 2 aylık sürede,
borçlarının taksitlendirilmesi için bakanlıkla temasa geçmesini
istedi.
Çatışarak
değil anlaşarak
çözmek istiyoruz
Tokel, bu çağrıya uymayan belediyelere geçen hükümet
dönemindeki yaptırımın uygulanarak, devlet katkı
payından kesintiye gidilip gidilmeyeceği sorusuna
karşılık, önceki hükümetin bu uygulamasının mahkeme
kararıyla durdurulduğunu belirtti ve Biz bu sorunu belediyelerimizle
çatışarak değil, anlaşarak çözmek istiyoruz dedi.
7-8
belediye çok borçlu
Türkay Tokel, belediyelerle diyalog yoluyla
anlaşacakları umudunu dile getirdi ancak ödemek istemeyen belediyeler
olursa, bakanlığın üzerine düşen görevleri
yapacağını kaydetti.
Tokel, 28 belediyeden 7-8inin çok borcu bulunduğunu belirtti
ancak talep edilmesine rağmen belediyelerin isimlerini vermesine gerek
olmadığını söyledi.
KIBRIS
22/07/09
![]()
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Tokel,
kanun gücünde kararnamelerin detaylarını basın
toplantısıyla açıkladı
Kayıt dışı yabancılara af, sosyal sigorta affı,
yerli işgücü istihdamına teşvik
35 bin kaçağa af getiren uygulama için bakanlık başvuru bekliyor
Sosyal Sigorta affı da geldi. Bakan Tokel borcu olan belediyeleri
taksitlendirme için görüşmeye çağırdı
Yılsonundan itibaren başlayacak projeyle yerli işgücü
istihdamını teşvik için sigorta ve ihtiyat
sandığı primleri fondan karşılanacak
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, kaçak duruma
düşmüş yapancılara, çıkarılan aftan yararlanma
çağrısı yaptı. Tespitlerine göre 35 bin civarında
kişinin kaçak olduğunu bildiren Bakan Tokel, son kez
çıkarılan afla, aile bütünlüğünün sağlanmasının
da hedeflendiğini söyledi.
Tokel, sosyal sigorta primleri konusunda da af
çıkarıldığını belirterek, özellikle yüklü
miktarda borcu bulunan belediyeleri taksitlendirme için bakanlıkla
görüşmeye çağırdı ve bu sorun yüzünden belediye
çalışanlarının sağlık hizmetlerinden
yararlanamadığına dikkat çekti. Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, bu yılsonundan itibaren yerli
işgücünün istihdamı projesi çerçevesinde istihdam edilecek
kişilerin sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı primlerinin
fondan karşılanacağını da açıkladı.
Tokel, dün düzenlediği basın toplantısında, Bakanlar
Kurulunun son toplantısında onaylanan kaçak duruma düşen
yabancılar için çıkarılan af, sosyal sigorta affı ve yerli
işgücü istihdamı konularındaki kararnameler hakkında
bilgiler verdi.
HALKA VERİLEN SÖZLER
Yapılan düzenlemelerin erken seçim öncesi partisinin halka verdiği
sözler arasında bulunduğunu kaydeden Türkay Tokel, Yabancılar
ve Muhaceret Yasası çerçevesinde KKTCde bulunan kayıt
dışı yabancıların affının işverenden
veya kendinden kaynaklanan ihmalden dolayı kaçak duruma düşen ve
ciddi sosyal sorunlarla karşı karşıya kalanları
kapsadığını anlattı.Gerek çalışma, gerek
turistik amaçla gelen yabancıların çok çeşitli sebeplerle
kayıt dışına düştüğünü, yasa kurallarına
göre para cezasına çarptırılarak sınır dışı
edilme cezalarına maruz kaldığını ifade eden Tokel,
Yabancı uyruklu kişilerin cezalı duruma düşme nedenlerinin
tartışılıp tespit edilmesi ve bu sebeplerin asgari bir
seviyeye indirilmesi için gerekli çalışmalar
Bakanlığımız ve hükümet nezdinde
başlatılmıştır dedi.
Tokel, idari ve yasal önlemlerin acilen uygulanacağını
kaydederek, çok yüksek sayıda kişinin kayıt
dışına düştüğünü tespit eden hükümetin, bu
durumdakilere af kararı aldıklarını hatırlattı ve
basından bu kişilere kararın duyurulmasında yardımcı
olmasını istedi. Kaçak durumdakilerin 2 aylık süre içinde
başvuru yaparak kayıt dışılıktan
çıkabileceklerini kaydeden Türkay Tokel, özellikle çalışma
hayatında kayıt dışı duruma düşen işçilerin
büyük oranda mağduriyeti yanında bu durumun Sosyal Güvenlik
fonları ve sosyal yaşam açısından da önemli
sıkıntıları beraberinde getirdiğini
hatırlattı. Tokel, cezalı duruma düşenlerin yasa
gereği günlük asgari ücret kadar yani 55 TL ceza ödemesi gerektiğini
ve bu kişilerin bir kısmının cezalarının,
ödenemez duruma geldiğini gördüklerini kaydederek,
bakanlığı ile İçişleri ve Yerel Yönetimler
Bakanlığı tarafından başlatılan
çalışmalar sonucunda bu durumdaki yabancı uyruklu kişilerin
cezalarına son kez olmak kaydıyla bir af getirildiğini söyledi.
Türkay Tokel, uygulamaya konulan af mevzuatının KKTCndeki
cezalı duruma düşen tüm yabancı uyruklu kişileri kapsayacağını
ayrıca şu anda ülke dışında bulunan ve cezalı
duruma düştüğü için ülkeye gelemeyen ancak halen KKTCnde KKTC
yurttaşı veya yasal ve geçerli bir muhaceret iznine sahip eşi
bulunan veya KKTC yurttaşı olanlarla yasal ve geçerli bir muhaceret
izni olanların 18 yaşından büyük bekar çocukları veya
anne-babaları da aile bütünlüğünün sağlanması amacıyla
bu af kapsamına alındığını anlattı.
1 ASGARİ ÜCRET CEZA
Getirilen bu afla cezalı durumdaki yabancı uyrukluların bir
aylık asgari ücret miktarı kadar ceza ödeyerek yurt
dışına çıkabileceğini belirten Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, aynı şekilde, af
kapsamında bulunan ve şu anda yurtdışında bulunan
yabancı uyruklu kişiler de bir aylık asgari ücret
miktarında ceza ödeyerek KKTCye gelebileceklerini, 60 günlük süreyi
kapsayan affın 16 Eylülde dolacağını bildirdi. Tokel,
affın önemine işaret ederken, seçim çalışmaları
sırasında birçok kişinin gerek işverenden gerekse
kendisinden kaynaklanan ihmalden dolayı kaçak duruma düştüğüne
ve bu yüzden çok ciddi sosyal sorunlarla karşı karşıya
olduklarına şahit olduklarını ve iktidara gelince bunu
çözme sözü verdiklerini anlattı.
SOSYAL SİGORTALILAR AFFI
Bakan Tokel, hükümetin çıkardığı ikinci kararnameyle ilgili
bilgi verirken, dünyada ve KKTCde yaşanan ekonomik kriz nedeniyle birçok
işveren ve çalışanın sosyal güvenlik primlerini
yatıramadıklarını tespit ettiklerini belirterek, gününde
yatırılamayan primlerden dolayı uygulanan faiz ve cezaların,
hem mükellefleri hem de sosyal güvenlik kurumlarını sıkıntıya
soktuğunu, bu nedenle sosyal güvenlik affına karar verdiklerini
anlattı.
3 AY İÇİNDE BAŞVURU GEREKİYOR
Afla, Sigortalar Yasasına göre ödeme güçlüğüne düşenlere yeni
bir ödeme planı sunulmasının amaçlandığını
kaydeden Türkay Tokel, sigortalı olup 30 Haziran 2009a kadar biriken
prim ve gecikme zammı borçlarını, kararnamenin yürürlüğe
girdiği tarihe kadar ödemeyenlerin af kapsamında
tutulacağını ve kararname yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren üç ay içinde Sosyal Sigortalar Dairesi bölge amirliklerine
başvurarak ödeme planından yararlanabileceklerini kaydetti.
Kararname uyarınca sigortalılara sunulacak ödeme planı
şöyle olacak:
31 Aralık 1999 öncesindeki gecikmiş sigorta primlerinin yüzde 30unu
peşin ve geriye kalan dondurulmuş yüzde 70ini peşin ödemeyi
takip eden ay başından itibaren 4 yıl içinde en çok 48 ay
taksitle; 1 Ocak 2000 ile 30 Haziran 2009 arasında prim
borçlarının yüzde 30u ve bu yüzde 30 prim borçlarına ait
gecikme zamlarının yüzde 30u peşin ve geriye kalan yüzde 70
prim ve bu yüzde 70 prime ait yüzde 30 gecikme zammını dondurularak
peşin ödemeyi takip eden ay başından itibaren 4 yıl içinde
en çok 48 ay taksitle ödeyebilecekler.
İşverenin yatırmakla yükümlü olduğu İhtiyat
Sandığı prim ve depozitleri için af geçerli olmayacak.
YERLİ İŞGÜCÜ İSTİHDAMININ DESTEKLENMESİ
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, kendilerini
ziyaret eden sivil toplum örgütlerine ve basına, yaşanan ekonomik
kriz nedeniyle özellikle üniversite mezunu gençlerin işsizlik sorunu
yaşadığını hep açıkladığını
kaydederek, işsiz üniversitelilerin sayısının 10 bini
bulduğunu; bu rakama Güneyde çalışan ancak işlerine son
verilenler eklenince 12-13 binlere ulaştığını söyledi.
İşsiz gençlerin tümünü devlete istihdam edemeyeceklerine göre özel
sektörün güçlendirilmesi, önünün açılması, teşvik edilmesi
gerektiğini vurgulayan Tokel, üniversite mezunlarının özel
sektörde istihdamı için bir yasa gücünde kararname daha
yayınladıklarını bildirdi.
Türkay Tokel, daha önceki dönemde hazırlıklarına başlanan
ve 8 Temmuzda çıkarılan yeni yasa gücünde kararnameyle
uygulaması yeniden düzenlenen İhtiyat Sandığı Fonu
kapsamındaki yerli istihdamın desteklenmesine yönelik prim
uygulamasının, muhtemelen yılsonunda
uygulanacağını açıkladı.
Yerli işgücünün desteklenmesi projesinde hangi sektörlerin
destekleneceğinin hükümet tarafından belirleneceğini ifade eden
Tokel, üniversite ve meslek lisesi mezunu KKTC uyruklu kişileri
çalıştıranların bu kapsamda desteklenmesini öngördüklerini
bildirdi. Bakan Tokel, bu statüde personel çalıştıran
işverenlere, çalıştırdıkları her kişinin
sigorta ve ihtiyat sandığı primlerinin bahse konu fondan
yatırılmasını düşündüklerini söyledi. Bu
uygulamanın, yerli işgücünün destekleneceğini çok önemli bir
karar olduğunu vurgulayan Türkay Tokel, yılsonunda veya 2010
başlarında bu projeyi gerçekleştireceklerini kaydetti.
Tokel, Bundan böyle; ülkemize çalışmak maksadı ile gelen
yabancı uyruklu çalışanların İhtiyat
Sandığı kapsamı dışında tutularak, bu
durumda olan her yabancı uyruklu çalışan için işverenleri
tarafından yüzde 5 oranında katkı primi yatırılarak
yerli istihdamın teşvik edilmesine karar verdik dedi.
Bakan Tokel, soruları yanıtlarken, kayıt dışına
düşmüş kişilerin sayısını net veremeyeceğini
ancak bu sayının 30-35 bin civarında olduğunu tahmin
ettiklerini söyledi. Tokel, önceki hükümet döneminde ön izinle gelen
insanların kayıt altına alınmaya
başlandığı tarihlerde sigortalarda kayıtlı
sayısının 72 bin olduğunun söylendiğini; haziran
ayındaki rakamlara göre ise aktif sigortalı sayısının
55 bin olduğunu bildirdi.
BELEDİYELERE ÇAĞRI
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, belediyelerin
büyük kısmının Sosyal Sigortalara çok yüklü rakamlarda prim
borcu olduğunu tespit ettiklerini ifade ederek, Sosyal Sigorta ve
İhtiyat Sandığı borcu olan belediyeleri
bakanlığıyla temasa geçmeye çağırdı. Biriken
borçların taksitlendirilerek belediyelerin ödeyebileceği bir
düzenlemeye gidilmesini istediklerini kaydeden Tokel, belediyelerin Sosyal
Sigorta ve İhtiyat Sandığı borçları yüzünden
çalışanlarının hastanelerden hizmet
alamadığına işaret etti.
Bu insanlarımız her gün bizleri, başvurdukları
hastanelerden, sağlık ocaklarından arayıp
uyarmaktadır diyen Bakan Tokel, bu sorunların yaşanmaması
için, belediyelerin 2 aylık sürede, borçlarının taksitlendirilmesi
için bakanlıkla temasa geçmesini istedi.
ÇATIŞARAK DEĞİL ANLAŞARAK ÇÖZMEK İSTİYORUZ
Tokel, bu çağrıya uymayan belediyelere geçen hükümet dönemindeki
yaptırımın uygulanarak, devlet katkı payından
kesintiye gidilip gidilmeyeceği sorusuna karşılık, önceki
hükümetin bu uygulamasının mahkeme kararıyla durdurulduğunu
belirtti ve Biz bu sorunu belediyelerimizle çatışarak değil,
anlaşarak çözmek istiyoruz dedi.
7-8 BELEDİYE ÇOK BORÇLU
Türkay Tokel, belediyelerle diyalog yoluyla anlaşacakları umudunu
dile getirdi ancak ödemek istemeyen belediyeler olursa,
bakanlığın üzerine düşen görevleri
yapacağını kaydetti. Tokel, 28 belediyeden 7-8inin çok borcu
bulunduğunu belirtti ancak talep edilmesine rağmen belediyelerin
isimlerini vermesine gerek olmadığını söyledi.
STAR KIBRIS 22/07/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına katılan konuk heyetler onuruna önceki akşam resepsiyon verdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Dome Hotelde ev sahipliği yaptığı resepsiyona, Meclis Başkanı Hasan Bozer, Başbakan Derviş Eroğlu, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, TC Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, TBMM İdare Amiri Orhan Erdem, TC Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, TSK 1. Ordu Komutanı Orgenral Ergin Saygun, TC Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, KTBK Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu, 28inci Tümen Komutanı Tümgeneral İsmail Serdar Savaş, 39. Tümen Komutanı Tümgeneral Kamil Başoğlu, GKK Komutanı Tümgeneral Abdullah Recep, TC Genelkurmay Başkanlığı Yunanistan Kıbrıs Daire Başkanı Tümamiral Fikret Güneş, 14. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Mehmet Faruk Şengün, Hücumbot Filo Komutanı Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu, Yüksek Mahkeme Başkanı Nevvar Nolan, Anamuhalefet CTP-BG Genel Başkanı Ferdi sabit Soyer, bazı bakan, milletvekili, kurum, kuruluş, sivil toplum örgütlerinin başkan ve temsilcileri, emekli parlamenterler, komutanlar ve kutlamalar çerçevesinde ülkeye gelen konuk heyetlerin üyeleri katıldı.
STAR KIBRIS 22/07/09
![]()
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinin, Kıbrıslı Rum Andromahi
Aleksandrunun KKTC Taşınmaz Mal Komisyonuyla KKTCde bulunan eski
taşınmaz malına ilişkin varmış olduğu bir
anlaşmayı onayladığı, bu anlaşmanın söz
konusu taşınmazın Kıbrıslı Ruma iadesini
içerdiği iddia edildi.
Politis Gazetesi: AİHM Damgasıyla Mahkeme 234 Dönümün Andromahi
Aleksandruya İadesini Onayladı başlıklarıyla
verdiği haberinde, KKTC Taşınmaz Mal Komisyonuna başvuruda
bulunan Kıbrıslı Rum Aleksandrunun, Komisyonla
vardığı anlaşmanın AİHM tarafından 7
Temmuzda onaylandığını, ancak henüz ilgili
açıklamanın yapılmadığını yazdı.
MAL İADE EDİLİYOR
Gazete, KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile Kıbrıslı Rum
Aleksandru arasındaki anlaşmanın, Aleksandrunun Vasilya
(Karşıyaka) bölgesinde bulunan 234 dönümlük arazisinin Aleksandruya
iadesini ve 2 milyon Euro tazminat ödenmesini içerdiğini, bu
anlaşmanın, tazminat belirlenmesi aşamasında dostane
anlaşmayla sonuçlanan Kıbrıslı Rum Mike Timviosun davasının
ardından ikinci anlaşmayı teşkil ettiğini kaydetti.
MAKUL ZAMAN DİLİMİ
Gazete, Aleksandru ile Komisyon arasında varılan dostluk
anlaşmasında, söz konusu taşınmazın makul zaman
dilimi içerisinde iade edileceğinin belirtildiğini, Komisyonun
yasasına göre bu zaman diliminin 2-3 ay olduğunu yazdı.
Haberde, Aleksandrunun, Türkiye aleyhine 1990 yılında AİHMde
açtığı 16162/90 sayılı davanın geçtiğimiz
Ocak ayında Türkiyenin aleyhine sonuçlandığı,
AİHMnin önümüzdeki aylarda Türkiye aleyhine tazminat belirlemesinin
beklendiği belirtilirken, Türkiyenin tazminat belirlenmeden söz konusu
anlaşmayı yapmasının amacının, Komisyonun
Kıbrıslı Rumların başvurularına,
taşınmaz mal iadesiyle de çözüm sunabildiğini AİHMe göstermek
olduğu ileri sürüldü.
BAŞVURU GERİ ÇEKİLDİ
Gazete, Aleksandru ile Komisyon arasında varılan anlaşmanın
sonrasında Aleksandrunun AİHMdeki başvurusunun geri
çekildiğini de yazdı.
Haberde ayrıca, Aleksandrunun Türkiye aleyhine açmış
olduğu dava dosyasında, Karşıyaka bölgesindeki 234 dönümlük
arazisinin yanı sıra, Lapta bölgesindeki
taşınmazlarının da bulunduğu, ancak geri iade edilmesi
öngörülen taşınmazların Karşıyaka bölgesindekiler
olduğu iddia edildi.
STAR KIBRIS 22/07/09
Christofias disgusted by slur
against him
By Daniel Thomas
PRESIDENT
DEMETRIS Christofias yesterday described the inflammatory slogans hurled
against him during Monday nights anti-occupation demonstration at Ledra Palace
as shameful and disgusting.
Four men were arrested during the protest, while police are looking for two
more. The protest against the Turkish occupation soon became a protest against
the present government, with insults hurled against Christofias who was branded
a traitor.
One documentary-maker who was filming the event had her $5,000 camera smashed
by one of the protestors.
Christofias said the slogans chanted during the protest shamed and disgusted
him, questioning where this mentality was leading the country. He reminded
people of the damage done to the island in the past by the same mentality of
dirty slogans, undermining and subversive works.
He said the authorities would maintain public order against those who break the
law, adding: This is not the expression of an opinion, this is not dialogue,
this is a disgrace which should not be allowed to continue by the ordinary
man.
According to police, the four men arrested were aged 18, 26, 41 and 63. They
were taken to Paphos Gate Police Station where they were charged with Public
Insult and released. Another two men were also being sought in connection with
the abuse which included profanities against the president and ruling party
AKEL as well as right-wing slurs. AKEL spokesman Stavros Evagorou condemned the
displays, saying that the statements evoked painful memories of the type of
extremism that played a part in creating the very situation that people were
protesting against.
Evagorou questioned whether those present at the protest, including government
partners EDEK and DIKO agreed with the opinions crudely voiced.
EDEK deputy Georgios Varnavas, who was present on Monday, distanced himself and
his party from the slogans chanted against the president and the extremist
slogans. DIKO and DISY also joined in the chorus of condemnation against the
dangerous slogans and profanities against the president.
In a separate incident at the demonstration, a Greek Cypriot filmmaker from the
US who was filming the event as part of a pro-unification documentary was
allegedly subjected to a barrage of verbal and physical abuse by nationalist
demonstrators suspicious of her activities.
Melina Yiasemidi told the Cyprus Mail how as she was leaving the demo, two
young men who had taken part approached me. One stood and watched as the other
asked me, Where are you from?. This young man then stood within an inch of my
face, grabbed hold of my camera, and of my hand, which was gripping the camera
and wrested it away from me. He then smashed it to pieces in front of me and
others then ran away through the crowd holding the smashed camera.
Yiasemidi noted that she had asked one TV cameraman to escort her out of the
protest as she was concerned about the way it was going, but that during the
incident, the cameraman who was standing next to her, suddenly disappeared.
Yiasemidi reported the incident and the destruction of a $5,000 equipment to
the police. She said she remembers the perpetrators and would be able to
identify them if asked.
CYPRUS MAIL 22/07/09
President agrees to speed up
identification process
By Anna Hassapi
THE RELATIVES of missing
soldiers from the 181 Artillery Division yesterday gathered outside the
Presidential Palace, calling for the speedier identification of the remains at
Sychari village in the Kyrenia district, where they believe their family
members to be.
It is believed that the number of bodies there is much higher than the official
estimate.
On the other side of the gate, a meeting headed by President Demetris
Christofias on the issue of the missing yesterday decided to speed up the
process of identification of remains.
The most important thing for us, the relatives of the missing, is that there
was agreement on two major issues.
One is that the retrieval and identification of the remains is just part of
the process and that we should find ways to move to the substantial
investigation of each case.
The second important decision was that the process must speed up, said Nikos
Theodosiou President of the Missing Persons Relatives Committee, following the
meeting at the Presidential Palace.
The meeting comprised relatives of the Missing from Cyprus, Greece and the UK,
representatives of the Ministry of Foreign Affairs, the Missing Persons
Investigation Committee, the Greek ambassador Vasilios Papaioannou,
representatives of the Greek army, the CID and medical practitioners.
Family members who believe their relatives are among those to be found at
Sychari village maintain that the number of bodies to be found in the hillside
area is over a hundred and not 36, as is the official estimate. The mass grave
is believed to be the bloody end of a battle on July 23, 1974.
We want priority to be given to Sychari because there are indications that
there are many people there and many families will be relieved, said Maria
Kalambourtzi, whose father Stylianou was a commander from the 181 Artillery Division.
His whereabouts since July 1074 are unknown.
CYPRUS MAIL 22/07/09
New report details ransacking says
Orthodox heritage in great peril
By Rebecca Bailey
RELIGIOUS artefacts in
Cyprus are in great peril, concludes a U.S. Helsinki Commission Report
released yesterday afternoon.
Thousands of Greek-Cypriot artefacts have been looted from churches and
monasteries in the north of Cyprus over the last 35 years. The paintings,
mosaics, idols and manuscripts often end up on international auction blocks.
The Washington Times yesterday quoted some shocking statistics from the report.
Reportedly, 500 Orthodox churches have been ransacked, vandalised, or simply
demolished. 133 have been desecrated.
28 of the churches still standing have been converted for Turkish military
hospitals or camps; 13 have been turned into barns; and 77 have been converted,
both literally and metaphorically, into mosques.
In these 77 converted churches, texts from the Koran have been mounted where
idols and paintings used to stand.
In total, 15,000 religious paintings have disappeared, such as at the
Byzantine-era monastery of Antiphonetes where all its icons and murals have
been removed and sold on to art dealers.
The St Anastasia Monastery was luckier; although its holy artefacts were also
taken, in exchange it now sports a swimming pool and a casino in its new role
as a luxury hotel.
The Cyprus Department of Antiquities will feel vindicated; the details of the
report seems to reconfirm what they claim on their website, particularly with
regard to the Orthodox churches in the occupied areas.
The 1974 Turkish invasion of Cyprus and the subsequent occupation of the
island has heavily affected Cyprus cultural heritage and despite existing
internationally binding treaties regarding the protection of cultural heritage,
Turkey chooses to ignore the treaties and continues its destructive agenda. The
damages are grave and in many cases, irreversible, states the website.
These figures are sure to cause a vast emotional response amongst the
Greek-Cypriot community, especially on the anniversary week of the 1974 Turkish
Invasion.
In fact, an anonymous spokesman from the Turkish Embassy in Washington is
quoted as stating that it was no coincidence the report is coming out this
week and that the document sounded like a one-sided presentation. Turkey
respects all cultural heritages, he added.
Jerome Bowers, an associate history professor of the Northern Illinois
University, claimed to the Washington Times that destruction of Turkish
artefacts in Southern Cyprus was well-documented as well. In Paphos, for
example, the Camii Cedit was not only destroyed but replaced with a parking
lot.
This is re-emphasised by Hilmi Akil, the Washington representative for the
Turkish Republic of Cyprus, who reportedly dismissed the report as a
propaganda exercise. What were objecting to is that destruction, which has
happened on both sides of the island, is being portrayed as something that only
Turkish Cypriots have done.
The report also apparently registers complaints such as the one made in
November 2001 by Tahsin Ertugruloglu, the de facto foreign affairs minister for
Northern Cyprus, that widespread destruction of Muslim mosques and shrines
occurred in the southern part of Cyprus in villages between 1963 and 1974.
It then goes on to add though that since 2000, Cyprus has spent more than
$600,000 on renovating 17 historic mosques.
The press briefing and panel discussion on Capitol Hill was attended by
Charalampos Chotzakoglou, professor of Byzantine art and archaeology at
Hellenic Open University in Patras, Greece; German art historian Klaus Gallas,
who is a specialist on the international smuggling of art artifacts; and
Michael Jansen, author of "War and Cultural Heritage: Cyprus after the
1974 Turkish Invasion."
CYPRUS MAIL 22/07/09
Talat:Son durumla ilgili bilgi verilecek
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat Bakanlar Kurulu toplantısına katılarak kabineye
bilgi verdi. Toplantı Öncesinde açıklama yapan Mehmet Ali Talat
kabineye Kıbrıs konusunda gelinen son nokta ile ilgili bilgi verileceğini
söyledi.
Müzakerelerde birinci aşamanın tamamlanmak üzere olduğunu,önemli bir noktaya gelindiğini belirten Talat, Geçtiğimiz hafta Türkiye'ye yaptığı ziyaretin de bir değerlendirmesinin Bakanlar Kurulu'nda yapılacağını açıkladı.
KIBRIS POSTASI 22/07/09
AİHM Anlaşmayı Onayladı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin,
Kıbrıslı Rum Andromahi Aleksandrunun KKTC Taşınmaz
Mal Komisyonuyla KKTCde bulunan eski taşınmaz malına
ilişkin varmış olduğu bir anlaşmayı onayladığı,
bu anlaşmanın söz konusu taşınmazın
Kıbrıslı Ruma iadesini içerdiği iddia edildi.
Politis Gazetesi:
AİHM Damgasıyla Mahkeme 234 Dönümün Andromahi Aleksandruya
İadesini Onayladı başlıklarıyla verdiği
haberinde, KKTC Taşınmaz Mal Komisyonuna başvuruda bulunan
Kıbrıslı Rum Aleksandrunun, Komisyonla vardığı
anlaşmanın AİHM tarafından 7 Temmuzda
onaylandığını, ancak henüz ilgili açıklamanın
yapılmadığını yazdı.
MAL İADE
EDİLİYOR
Gazete, KKTC
Taşınmaz Mal Komisyonu ile Kıbrıslı Rum Aleksandru
arasındaki anlaşmanın, Aleksandrunun Vasilya
(Karşıyaka) bölgesinde bulunan 234 dönümlük arazisinin Aleksandruya
iadesini ve 2 milyon Euro tazminat ödenmesini içerdiğini, bu
anlaşmanın, tazminat belirlenmesi aşamasında dostane
anlaşmayla sonuçlanan Kıbrıslı Rum Mike Timviosun
davasının ardından ikinci anlaşmayı teşkil
ettiğini kaydetti.
MAKUL ZAMAN
DİLİMİ
Gazete, Aleksandru ile
Komisyon arasında varılan dostluk anlaşmasında, söz konusu
taşınmazın makul zaman dilimi içerisinde iade
edileceğinin belirtildiğini, Komisyonun yasasına göre bu zaman
diliminin 2-3 ay olduğunu yazdı.
Haberde, Aleksandrunun, Türkiye aleyhine 1990 yılında AİHMde
açtığı 16162/90 sayılı davanın geçtiğimiz
Ocak ayında Türkiyenin aleyhine sonuçlandığı,
AİHMnin önümüzdeki aylarda Türkiye aleyhine tazminat belirlemesinin
beklendiği belirtilirken, Türkiyenin tazminat belirlenmeden söz konusu
anlaşmayı yapmasının amacının, Komisyonun
Kıbrıslı Rumların başvurularına,
taşınmaz mal iadesiyle de çözüm sunabildiğini AİHMe
göstermek olduğu ileri sürüldü.
BAŞVURU GERİ
ÇEKİLDİ
Gazete, Aleksandru ile
Komisyon arasında varılan anlaşmanın sonrasında
Aleksandrunun AİHMdeki başvurusunun geri çekildiğini de
yazdı.
Haberde ayrıca, Aleksandrunun Türkiye aleyhine açmış
olduğu dava dosyasında, Karşıyaka bölgesindeki 234 dönümlük
arazisinin yanı sıra, Lapta bölgesindeki taşınmazlarının
da bulunduğu, ancak geri iade edilmesi öngörülen
taşınmazların Karşıyaka bölgesindekiler olduğu
iddia edildi.
Star Kıbrıs
KIBRIS POSTASI 22/07/09
AA
22 Temmuz. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum Yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, Türkiye kökenli KKTC
vatandaşlarının konumunu ''yasa dışı'' diye
niteleyerek, ''Bizim isteğimiz, savaş sebebi olan kolonizasyona son
vermektir'' dedi.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde
yarın yapacağı görüşmede, ''yönetim ve güç
paylaşımı'' başlığı altında ''göç'',
''vatandaşlık'' ve ''sığınma hakları'' da ele
alınacak ve ''vatandaşlık'' konusu görüşülürken Türkiye
kökenli KKTC vatandaşlarının durumu gündeme gelecek.
Rum haber ajansına
göre Stefanu, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarıyla ilgili olarak,
''Bizim isteğimiz, savaş sebebi olan kolonizasyona son vermektir.
Yasa dışı bir faaliyet hak yaratmaz ve kolonizasyon
meşrulaştırılamaz'' diye konuştu.
Stefanu, çözüm modeli
hakkında da, çözüm zemini üzerinde
uzlaşıldığını savunarak, ''Bu da iki bölgeli, iki
toplumlu, BM kararlarında tarif edildiği şekliyle, siyasi
eşitliğe sahip, tek devlet, tek egemenlik, bir vatandaşlık,
bir uluslararası temsiliyeti olan federasyondur'' dedi.
ntvmsnbc ve
Ajanslar
22 Temmuz. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA - Rum radyosunun haberine göre,
Mısır'ın Port Sait Limanı'na gitmek üzere Gazimağusa
Limanı'ndan yola çıkan Kuzey Kore bandıralı gemi, Güney
Kıbrıs'ın Protara bölgesi açıklarında polis
tarafından durduruldu.
Gemide Rum polisi ve gümrük makamları arama
yaptı.
Habere göre, gemide her biri 50 koli ihtiva eden 1915
sandık ABD menşeli sigara bulundu. Rum makamları,
sigaraların ''kapalı'' saydıkları Gazimağusa
Limanı'ndan alınmış olduğu için Rum yönetiminin 2
milyon 364 bin 706 Euro ''vergi ve harç'' gelirini yitireceğini ileri
sürdüler.
Geminin 3'ü Suriyeli 1'i Lübnanlı 4
mürettebatı, bugün mahkemeye çıkarıldı ve 8'er günlük hapis
cezasına çarptırıldı.
AA
23
Temmuz. 2009 Perşembe
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde
bugün yaptıkları görüşme sona erdi.
BM Genel Sekreteri
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, görüşmenin
ardından yaptığı kısa açıklamada, liderler ve
temsilcileri arasında dörtlü yapılan görüşmenin iki saat kadar
sürdüğünü ve bu görüşmede, hafta içindeki gelişmelerin de ele
alındığını kaydetti.
Zerihoun, daha sonra
heyetler arası görüşmelere geçildiğini, ''Yönetim ve Güç Paylaşımı''
ana başlığı altındaki ''Göç'',
''Vatandaşlık'' ve ''Sığınma Hakları''
konularının ele alındığını kaydetti.
''Göç'',
''Vatandaşlık'' ve ''Sığınma Hakları''
konularında ilk sunumlarını yapan taraflar, gelecek hafta
karşılıklı olarak yanıtlarını verecekler.
Liderlerin 39'uncusu
olacak bir sonraki görüşmesinin 30 Temmuz'da yapılması
planlanıyor.
KKTC'den Rumlara ticaret tepkisi
CNN TURK 23/07/09
KKTC
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Kıbrıs
Rum yönetiminin sırf Gazimağusa Limanı'ndan ticari mal
aldığı için Kuzey
Kore bandıralı gemiyi alıkoymasının ne
uluslararası hukukla, ne de Avrupa Birliği (AB)
politikalarıyla uyumlu olduğunu belirterek, Gazimağusa
Limanı'ndan yapılan ticaretin uluslararası kurallar ile yasalara
uygun olduğunu bildirdi.
Bunun, Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn
tarafından teyit edildiğine işaret eden Özgürgün, Güney Kıbrıs
Rum Yönetiminin (GKRY) bu tutumuyla, devam eden müzakerelere ilişkin
ciddiyetsizliğini ve kalıcı bir anlaşmaya varmak yönündeki
samimiyetsizliğini gösterdiğini belirtti.
Özgürgün, Rum yönetiminin Kuzey
Kore bandıralı bir gemiyi alıkoyup, mürettebatı
tutuklamasıyla ilgili olarak yaptığı yazılı
açıklamada, Rum yönetiminin söz konusu gemiyi Gazimağusa
Limanı'ndan ticari mal aldığı gerekçesiyle alıkoyarak
4 mürettebatını tutuklaması ve 2 milyon Avro tutarında ceza
kesmesinin kabul edilemez olduğunu kaydetti.
GKRY'nın bu tutumuyla, devam eden müzakerelere ilişkin
ciddiyetsizliğini ve kalıcı bir anlaşmaya varmak yönündeki
samimiyetsizliğini gösterdiğini belirten Özgürgün, "Kıbrıs
Türk halkının üçüncü çevrelerle ticari faaliyetlerde bulunmasına
dahi tahammül gösteremeyen bir zihniyetin bizimle eşit statüde bir
ortaklığı öngörmesi ve bu yönde çaba göstermesi mümkün
değildir" ifadesini kullandı.
Dışişleri Bakanı Özgürgün, Rumların Kıbrıs
Türk halkı üzerinde uyguladıkları insanlık
dışı ambargolara açık bir örnek teşkil eden bu kabul
edilmez yasa dışı uygulamanın, Rum yönetiminin sadece Kıbrıs
Türk halkını baskı yoluyla hegemonyası altına alma
çabasından ibaret olmadığını belirtti.
Rum tarafının, Kıbrıs
Türk tarafıyla herhangi bir ilişki kurmak isteyen üçüncü çevreleri de
taciz yoluyla caydırmayı hedeflediğini kaydeden Özgürgün,
"Geçmişte yaşanan acı olaylardan ders almayan ve tüm Ada'ya
hakim olma emelinden vazgeçmeyen GKRY liderliği, günümüzde KKTC
halkına uyguladıkları insanlık dışı
ambargolarla bize Türk düşmanlığı güden kinci ve
bağnaz Rum mantalitesini sürdürdüklerini göstermektedirler" ifadesini
kullandı.
"KKTC limanları ticarete açık"
KKTC Dışişleri Bakanı, Rum yönetiminin iddia ettiğinin
aksine, Gazimağusa Limanı dahil olmak üzere KKTC
limanlarının ticarete açık olduğunun altını
çizdi.
Gazimağusa Limanı'ndan yapılacak ticaretin uluslararası
kurallar ile yasalara uygun olduğunun Olli Rehn tarafından da teyit
edildiğini vurgulayan Özgürgün, AB
üyesi GKRY'nin bu uygulamasının uluslararası hukuk ve AB
politikalarıyla uyumlu olmadığını kaydetti.
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün de AB
ülkeleriyle Kıbrıs
Türk limanlarından ticareti öngördüğüne işaret eden Özgürgün,
Rum yönetiminin esasen bu tüzüğün kabul edilmesini 5 yıldır
bloke ederek, AB'nin
Kıbrıs
Türküne yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesini engellediğini
anımsattı.
Dışişleri Bakanı Özgürgün, şöyle devam etti: "Rum
yönetimi, gasp etmiş olduğu 'Kıbrıs
cumhuriyeti' unvanı ve tek taraflı AB
üyeliğinin avantajlarını istismar etmek suretiyle, Türkiye ve Kıbrıs
Türk tarafı üzerinde baskı yaratabileceğini ve Kıbrıs
konusunda kendi lehine kazanımlar elde edebileceğini
sanmaktadır. Kıbrıs
konusu, sadece ve sadece taraflar arasında müzakere edilecek kapsamlı
bir anlaşma yoluyla çözümlenebilecektir. Rum liderliğinin, bu
gerçekleri kabul etme zamanı gelmiştir. Aksi takdirde, Rum
yönetiminin Kıbrıs
Türk tarafını Kıbrıs'taki
eşit statüsünü hazmedemeyen yaklaşımı değişmediği
sürece, değil yakın zamanda, sonsuza kadar Kıbrıs'ta
adil ve kalıcı kapsamlı çözüme ulaşılması mümkün
olmayacaktır."
Talat ile Hristofyas 38. kez bir araya geldi
CNN TURK 23/07/09
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs
sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla yapılan müzakereler
çerçevesinde 38. kez bir araya geldi.
BM Genel Sekreteri Kıbrıs
Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, görüşmenin ardından
yaptığı kısa açıklamada, liderler ve temsilcileri
arasında dörtlü yapılan görüşmenin iki saat kadar sürdüğünü
ve bu görüşmede, hafta içindeki gelişmelerin de ele alındığını
kaydetti.
Zerihoun, daha sonra heyetlerarası görüşmelere geçildiğini,
"Yönetim ve Güç Paylaşımı" ana
başlığı altındaki "Göç",
"Vatandaşlık" ve "Sığınma
Hakları" konularının ele alındığını
kaydetti.
"Göç", "Vatandaşlık" ve
"Sığınma Hakları" konularında ilk
sunumlarını yapan taraflar, gelecek hafta
karşılıklı olarak yanıtlarını verecekler.
Liderlerin 39'uncusu olacak bir sonraki görüşmesinin 30 Temmuz'da
yapılması planlanıyor.
ABD Kongresi'nde Kıbrıs oturumu
CNN TURK 22/07/09
ABD
Kongresi'ndeki Helsinki Komisyonu'nda düzenlenen bir oturumda, KKTC'de bulunan
Rum dini ve tarihi eserlerinin yağmalandığı ve birçok
kilisenin zarar gördüğü iddia edildi.
Helsinki Komisyonu'nun esbaşkanları Demokrat senatör Ben Cardin ve
Demokrat milletvekili Alcee Hastings'in himayesinde düzenlenen oturuma
konuşmacı olarak Yunanlı tarihçi Haralampos Hocakoğlu,
Alman tarihçi Klaus Gallas ve Amerikalı gazeteci ve yazar Michael Jensen
katıldı.
Konuşmacılar Rum tezlerine güçlü şekilde destek verirken,
oturumda Türk tarafının görüşünü anlatan veya Türk tarafı
adına bilgi veren herhangi bir ismin yer almaması dikkat çekti.
Konuşmacılardan Gallas, son 35 yılda KKTC'de yaklaşık
16 bin ikona, duvar resmi ve mozaikle yaklaşık 60 bin arkeolojik
parçanın yağmalandığını ve ülke
dışına kaçırılarak satıldığı
iddiasında bulundu.
Hocakoğlu da, KKTC'de bulunan çeşitli Hıristiyan mezheplerine
ait yaklaşık 500 kilise ve dini olarak kutsal sayılan yerin
saldırıya uğradığını,
yağmalandığını veya yıkıldığını
iddia etti.
Konuşmacılar, bu durumla ilgili olarak ağırlıkla
Türkiye'nin ve KKTC'nin sorumlu olduğunu öne sürdü.
Avrupa'da demokrasi ve insan haklarının ilerletilmesi süreci
konusunda faaliyet gösteren ABD
Kongresi'ndeki Helsinki Komisyonu, Senato ve Temsilciler Meclisi'nden üyelerin
katılımıyla oluşuyor
AHU
ÖZYURT Washington
ABD Kongresinin Helsinki
Komisyonu, Kuzey Kıbrıstaki kilise ve gayrimüslim
mezarlarının tahrip edildiğini belirterek Türkiye
ve KKTCyi
eleştirdi
Komisyonun
Genel Sekreter Yardımcısı Ron McNamara,
Kuzey Kıbrısa yaptığı ziyaretlerde
rastgele ziyaret ettiği 20 kadar kasabadaki bütün kiliselerin
yağmalanmış olduğunu ve gayrimüslim
mezarlıklarının harabeye dönüştüğünü belirtti.
McNamara, KKTCde 500ün üzerinde yağmalanmış kilise,
şapel, manastır ve mezarlık
bulunduğunu söyledi.
Oturumda konuşan Yunanlı tarihçi Haralambos Hotzakoğlu, Avrupa Parlamentosunun yağmalanan Hıristiyan kiliseleri için 500 bin euro
yardım yapmayı önerdiğini ama KKTC ve Türkiyenin bunu
reddettiğini belirtti. Hotzakoğlu, Türkler Hala Sultan Tekkesini
restore ederken hiçbir sorun yaşamadılar. Oysa biz St. Andrea
Kilisesini restore etmek için malzeme bile alamadık. Güneyden
alamazsınız, Türkiyeden gelmek zorunda dediler. Aylarca bekledik.
Sonra da süre doldu dediler ve projeyi bitirdiler diye konuştu.
Sorumlu TSK
Oturumda görüşlerini sunan Alman
tarihçi Dr. Klaus Gallas ve Amerikalı
gazeteci Michael Jensen ise kiliselerin yağmasından Türk
tarafının yöneticilerini ve TSKnın
varlığını sorumlu tuttular.
McNamara, AGIT sözleşmesi gereği Türkiyenin ve KKTCnin Rumların
tarihi ve kültürel geçmişini korumak zorunda olduğuna dikkat çekti ve
Türkiye imzaladığı yükümlülükleri yerine getirmeli dedi.
MILLIYET 23/07/09
Bakanlar
Kurulu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
başkanlığında yaklaşık 2 saat toplandı.
Kurul saat 12.30′da Cumhurbaşkanı Talat′ın
ayrılmasının ardından Başbakan Derviş Eroğlu
başkanlığında toplantısına devam etti.
Cumhurbaşkanı Talat, Bakanlar Kurulu toplantısının
çıkışında yaptığı açıklamada, Bakanlar Kurulu′na
Kıbrıs sorununda son gelinen aşamayla ve Türkiye ziyaretiyle
ilgili bilgi verdiğini belirterek, "Bakanların
sorularını cevaplandırdım. Oldukça yararlı
olduğunu düşündüğüm bir görüşme gerçekleştirdik"
dedi. Kıbrıs müzakere sürecinin hükümetle tam bir koordinasyon ve
işbirliği içerisinde devam etmesi gereken bir süreç olduğunu ve
öyle yapılmakta olduğunu kaydeden Talat, bunun bir parçası
olarak dün bilgilendirme ve değerlendirme toplantısını
gerçekleştirdiklerini, bundan sonra da sıkça bu tür
çalışmaları yapacaklarını söyledi.
HALKIN SESİnin güvenilir kaynaklardan edindiği bilgiye göre,
Cumhurbaşkanı Talatın müza-kerelerle ilgili Bakanlar Kurulu
toplantısında 2004 yılı Annan Planı gibi bir
planın olacabileceği fakat, bu planın şu an gündemde
olmadığı şeklinde açıklama yaptığı
öğrenildi. Diğer yandan müzakere masasında görüşmelerin
seyrinin iki kesimlilik, iki bölgelilik temelinde devam ettiği belirtildi.
HRİSTOFYAS′IN "ZITIZ" AÇIKLAMASI
Soruları da yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum
Yönetimi Başkanı Hristofyas′ın "taban tabana
zıtız" açıklamasının
hatırlatılması üzeri-ne, "Öyleysek öyleyiz. Önemli olan
gelinen noktada görüşlerin nasıl değerlendiril-diğidir.
Eğer Hristofyas öyle değerlendiriyorsa onun
değerlendirmesi" dedi.
HALKIN
SESI 23/07/09
![]()
Kıbrıstaki BM Barış Gücü (UNFICYP)
Basın Sözcüsü Jose Diaz, Yeşilırmak barikatının
açılması hazırlıkları çerçevesinde UNFICYPin ara
bölge içerisindeki yolun genişletilmesi ve temizlenmesi çalışmaları
yaptığını bildirdi.
Kıbrıstaki BM Barış Gücü (UNFICYP) Basın Sözcüsü Jose
Diaz, Yeşilırmak barikatının açılması
hazırlıkları çerçevesinde UNFICYPin ara bölge içerisindeki
yolun genişletilmesi ve temizlenmesi çalışmaları
yaptığını bildirdi.
Simerini; BM Yeşilırmak Konusunda Acele Ediyor
başlığı altında verdiği haberinde, Diazın
Rum Haber Ajansına (KİPE) yaptığı açıklamada,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasın doğrundan müzakereler çerçevesindeki gerçekleştirdikleri
son görüşmelerinde, ara bölge içinde ve dışında yolun
inşa edilmesine ilişkin bir hazırlık
çalışmasının yapılması kararı
aldıklarını ifade etti.
Diaz, çalışmaların tamamlanmasına ilişkin kesin
zamanının, hazırlık çalışmaları
yapıldıktan sonra belli olacağını ifade etti.
Pirgo muhtarı ile görüşecek
Gazete ayrıca, BM yetkililerinin; Yeşilırmaka doğru olan
yolun açılmasıyla ilgili meseleleri çözmek amacıyla
Aşağı Pirgo Muhtarı Kostas Mihailidis ile
görüşeceğini yazdı.
Haberde, Mihailidisin, BM yetkilileri tarafından yolun ve yapılan
çalışmaların durumuna bakılması amacıyla
Yeşilırmaka götürülmesinin ihtimal dahilinde olduğu kaydedildi.
Gazete ayrıca, edindiği güvenilir bilgilere dayanarak, yolun
güzergahının tam olarak geçmişte bahsedildiği gibi
olmayacağını yazdı.
Yolun, Türk askerinin bölgede konuşlandığı yerin önemli
oranda uzağından geçeceğini kaydeden gazete, kıyı
şeridinin de kullanılabileceğine ilişkin bir
düşüncenin olduğunu, ancak bunun yine Türk tepkilerinin engeline
takıldığını iddia etti.
Ölü bölgede çaluşma
Pirgo-Yeşilırmak Yolunun Genişletilmesi BM Barikatın
Açılmasına Yönelik Çalışmaların
Başlandığını Teyit Ediyor UNFICYP Yetkilileri Ölü
Bölgede Yolun Temizlenmesi İçin Çalışmalar Yapıyor
başlıklarını attığı haberinde Diazın
açıklamasına yer veren Alithia da, Diazın yol
çalışmalarının birkaç hafta almasının
beklendiğini ifade ettiğini aktardı.
Gazeteye göre Diaz, yolun genişletilmesi
çalışmalarının UNFICYPin giderleri ile
yapıldığını ifade etti.
Haberde Yeşilırmak Barikatının 87Açılması
Komitesi Başkanı Andreas Karosun, şu aşamadaki
çalışmaların, neredeyse bir arabanının geçeceği
genişlikte olan yolun genişletilmesi ve tamir edilmesi ile ilgili
olduğunu.
8 Ağustos tarihinde söz konusu yoldan Kıbrıslı Türkleri
Erenköye taşıyacak otobüsün geçeceğini anımsatan Karos, 2
Eylül tarihinde ise Kıbrıslı Rumlara ayin yapacakları
Güzelyurttaki Ay Mama Kilisesine gitmeleri için yollun
kullanılmasına izin verileceğinin beklendiğini belirtti.
Hristofyasın önemli tavizi
Öte yandan Fileftheros; Yeşilırmakta Yolun Genişletilmesine
Başlandı başlığı altında verdiği
haberinde Diazın açıklamalarının yanı sıra
EVROKO Başkanı Dimitris Sillurisin Yeşilırmak
barikatının açılmasına ilişkin yapılan
çalışmalar hakkında yaptığı açıklamaya yer
verdi.
Gazeteye göre, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın
şu ana kadar bilinmeyen önemli bir tavizinin ortaya
çıktığını öne süren Silluris, yolun
güzergahının, daha önce olduğu yerden değil de; Türklerin
gösterdiği yerden geçeceğinin göründüğünü kaydetti.
Bu konuya ilişkin araştırmaların yapılması
gerektiğini ifade den Silluris, EVROKOnun bu konuyla ilgili Rum Ulusal
Konseyinden bilgi isteyeceğini belirtti.
STAR KIBRIS 23/07/09
Bildt under fire over Cyprus
comments
POLITICIANS yesterday
banded together to roundly condemn comments made by Swedish Foreign Minister
Carl Bildt in a session of the Foreign Affairs Committee of the European
Parliament on Tuesday.
Answering a French delegates question over the Swedish Presidencys position
on Turkish military parade in the north, Bildt replied that the rally had to be
put in context, with an answer to the effect that the activities of the Greek
junta in 1974 provoked the Turkish armys invasion.
Foreign Minister Marcos Kyprianou expressed his over Bildts remarks. The
least I can say is to express my disappointment over the positions expressed by
the Swedish Minister of Foreign Affairs, an official of an EU member state and
a representative of the presidency.
CYPRUS MAIL 23/07/09
Event to reward unsung heroes of
Cyprus strife
By Rebecca Bailey
TEN UNSUNG heroes of
Cyprus were commemorated last night for acts of courage and humanity in times
of war, in a ceremony that took place at the Municipal Information Centre on
Nicosias Green Line.
The four Turkish Cypriots and six Greek Cypriots were honoured for having saved
and protected members of the other side during the inter-communal conflicts
of the 50s and 60s, and the invasion of 1974.
Commemorative plaques and olive branches were presented to the men, in some
cases by those whom they had saved. In an emotional celebration, their stories
were heard through firsthand accounts or through the testimony of their
families. In several cases, those involved were still classified as missing.
The bi-communal event was organised primarily by the Stop the War
Coalition-Cyprus, along with around 20 other organisations and activists, among
them the Cyprus Green Party and Hands Across the Divide.
The ceremony was initially conceived by Sevgul Uludag, a Turkish Cypriot
journalist known for her work on the issue of those missing since 1974.
Amongst the multinational audience were the family and friends of those
involved, as well as general supporters of rapprochement. Others came to narrate
their own experiences of those who, as one man described it, in the midst of
the tragedy showed their humanity.
The ceremony was presented by Uludag but conducted in both Greek and Turkish.
It was followed by a short musical programme by a bi-communal band.
We express a very big efharisto or teshekkurler to those who, with courage
and humanity, saved not only human lives but human values, and the hope for
future peace, stated Phaedon Vassiliades, of Stop the War CoalitionCyprus.
CYPRUS MAIL 23/07/09
TSİ 24 Temmuz. 2009 Cuma
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum kesiminde acemi erlere Türklük aleyhtarı slogan
atmalarını emreden bir eğitimcinin
cezalandırıldığı bildirildi.
Yetkililer, söz konusu
kişinin başka bir göreve atandığını belirttiler.
Kıbrıs Rum
Kesimi Savunma Bakanı Kostas Papakostas ise bugün askeri bir mezuniyet
töreninde yaptığı konuşmada, Kıbrıs Rum
Muhafız Ordusu'nun, "kana susamış ve nefretle
dolmuş" kişilere değil, iyi eğitilmiş
savaşçılara ihtiyacı olduğunu söyledi.
Rum Muhafız ordusu,
acemi er eğitiminde standart uygulama olan "En İyi Türk Ölü
Türk'tür" şeklinde slogan atılmasını, geçen yıl
resmen yasaklamıştı.
LEFKOŞA AA
Kıbrıs Rum
kesiminde yeni silah altına alınan acemi erlere Türklük
karşıtı slogan atmalarını emreden bir askeri
eğitimcinin resmi makamlar tarafından cezalandırılarak
başka bir göreve atandığı bildirildi
Rum
kesiminde dün düzenlenen askeri bir mezuniyet
töreninde yaptığı konuşmada konuya değinen Kıbrıs Rum Kesimi Savunma Bakanı Kostas
Papakostas, Kıbrıs Rum Muhafız Ordusunun, kana
susamış ve nefretle dolmuş kişilere değil, iyi
eğitilmiş askerlere ihtiyacı olduğunu söyledi.
MILLIYET 25/07/09
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum kesimi ile çözüme yönelik müzakere
sürecinde uluslararası toplumun daha aktif rol almasını
istediklerini bildirdi.
Swissotel′de basın kuruluşlarının dış
haberler editörleriyle bir araya gelen Talat, Kıbrıs Rum kesimi ile
yürütülen müzakerelerdeki son durum hakkında bilgi verdi.
Müzakerelerin ′′Yönetim ve Güç
Paylaşımı′′, ′′Mülkiyet′′,
′′AB Konuları′′,
′′Ekonomi′′, ′′Toprak/Harita′′
ile ′′Güvenlik ve Garantiler′′ olmak üzere 6
başlık altında yürütülen birinci safhasını tamamlamak
üzere olduklarını belirten Talat, ′′Şu anda
′Garantiler′in ilk turunu tamamladık. Müzakerelerin ikinci turuna
′Yönetim ve Güç Paylaşımı′ altındaki
′Vatandaşlık, Göç ve Sığınma′ konusuna
gelecek hafta görüştükten sonra geçilecek′′ dedi.
Yıl sonunda Türkiye′nin AB ilerleme raporunun sunulması ve
KKTC′de gelecek yıl yapılacak
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin müzakere sürecinde iki
doğal zaman sınırı olarak bulunduğunu hatırlatan
Talat, ′′İkinci dönemeçten önce referandumun
yapılması hedefini güdüyoruz. Bunun için BM′nin,
uluslararası toplumun daha aktif rol almasını istiyoruz. Çünkü
biliyoruz ki Kıbrıs sorunu uluslararası bir sorundur.
Uluslararası sorunlar uluslararası ilgiyle çözülebilir.
Kıbrıs Rum tarafı buna ilkesel olarak karşı
çıkıyor′′ diye konuştu.
′′ÇÖZÜM OLACAĞINA DAİR GÜVEN AZALIYOR′′
Rum tarafının dünyaca tanındığı için acelesinin
olmadığını hatırlatan Talat, şunları
söyledi:
′′Kıbrıs Rum yönetimi liderliğinin bir anlamda iç
muhalefetle baş edebilmesi için böyle bir yavaş ilerleme tercih
ediliyor. Bizim açımızdan konu oldukça önemli ve
insanımızın da gittikçe çözüme olan inancı azalıyor.
Çözüm arzusu devam etmekle birlikte AB ve çözüm sürecine güven düşüyor.
İnsanlar çözüm istiyor, ancak çözüm olacağına dair güven azalıyor.
Tabii bunun esas nedeni, 2004′te Kıbrıslı Rumların
çözüme ′hayır′ demesi önemli olmuştur. Çözümle ilgili
herhangi bir umudu yeşermediği için bu yerleşik bir hal
almıştır′′
RUM TARAFININ DİRENİŞİ
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum kesimi ile
Kıbrıs′ta çözüme yönelik müzakereler ile ilgili olarak,
′′İlk defa bu müza-kerelerde güvenlik ve garantiye
karşı Rum tarafının bir direnişi ile karşılaşıyoruz′′
dedi.
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Talat, br soru üzerine,
KKTC′deki hükümetin müzakere sürecini desteklediğini, bir sorun
olmadığını belirtti. Talat, hükümetin Kıbrıs Türk
halkının ulusal ve uluslararası çıkarlarına önem
vermek durumunda olduğunu kaydetti.
Hükümetteki Ulusal Birlik Partisi′nin parti politikalarının
bundan farklı olsa da hükümet politikalarına bunların
uygulana-bilir olanlarının aktarılabileceğini ifade eden
Talat, şu ana kadar bir sorun yaşamadıklarını
tekrarladı.
Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas′ın
′′Görüşlerimiz taban tabana zıt′′
şeklinde demeçler vermesini değerlendiren Talat,
′′Hristofyas yakınlaştığımızı
söylemekten kaçınıyor. Taban tabana zıt olduğumuz husus
garantilerle ilgili husustur. Türk basınında bu, görüşmelerin
genelinin böyle olduğu şeklinde
anlaşılmıştır′′ diye konuştu.
′′ÇÖZÜM İHTİMALİ GÖRMEZSEM ADAY OLMAM
Müzakereler sonunda çözüm olmamasının birleşme ihtimalini daha
da azaltacağını belirten Talat, KKTC′deki
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeniden aday olup
olmayacağına ilişkin soruyu, ′′Çözüm ihtimali
görmezsem böyle bir görevi sürdürmek istemem. Çözüm benim misyonum olarak
gördüğüm bir hedeftir. Ancak şu anda müzakerelerdeyiz, havluları
atmadık. Bugün için Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle
ilgili karar vermek için erkendir′′ şeklinde
yanıtladı.
Türk askerinin adadan çekilme süreci ile ilgili Rum ke-simiyle ne
görüşüldüğünün sorulması üzerine Talat, bu konuyu ve harita
konusunu şimdiden konuşmadıklarını, önceden
konuşmanın faydalı olmayacağını düşündüklerini
söyledi.
′′HRİSTOFYAS′I UYARIYORUM"
Uluslararası toplumun Rum kesimine bir baskı uygulayıp
uygulamadığı sorulan Talat, ′′Rumların ne
diyeceği konusunda şimdiden bir şey söylemek kolay değil.
Ben her fırsatta Hristofyas′ı uyarıyorum. ′Halkını
hazırlamıyorsun. Ben her olumlu demeç verdiğimde buna olumsuz
bir cevap vermene gerek yoktur. Bunu yaparsan yarın referanduma
gittiğinde halk sana olumlu cevap vermez′. Bunu sadece ben
söylemiyorum, başkaları da söylüyor kendisine. İngilizler,
Amerikalılar, Avrupa Birliği eminim söylüyordur. Bana söylediklerine
göre söylüyorlar′′ diye konuştu.
Talat, Türk tarafının 2004′teki referandumda çözüme
′′evet′′ demesinin olumlu sonuçları olduğunu,
bundan sonra izlenen istikrarlı barışa yönelik
politikanın da Türkiye ve KKTC′ye fayda
sağladığını söyledi.
Müzakerelere ilişkin, ′′Bu son şanstır. Çünkü bundan
sonraki şanslar önümüze çıkarsa daha az başarı
şansı olacaktır ve ayrılık
pekişecektir′′ diye konuşan Talat, BM
diplomatlarının da bu paralelde düşündüklerini ifade etti.
HALKIN
SESI 25/07/09
Bazı
siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, dün, Milli
Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı önünde "Kuran
kurslarına" karşı eylem yaptı ve Kuran
kurslarını protesto etti.
Eylemde, bir kişi, sembolik olarak imam kılığına
girerek, seccade üzerinde, başında takkesi ve elinde tespihiyle
oturdu.
Eylemciler "Bilimsel eğitim, demokratik yönetim" sloganları
attılar ve Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Kemal
Dürüst′e verilmek üzere, bakanlık yetkililerine, tespih, takke ve
seccade hediye etti-ler. Eylemciler açıklamalarda da bulundular.
Bakanlık önünde düzenlenen eyleme katılan siyasi partiler ve sivil
toplum örgütleri adına konuşan KTÖS Başkanı Güven
Varoğlu, "eylemin, Din İşleri
Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı
arasında imzalanan protokolle hayata geçirilen Kuran kurslarını
protesto amacı taşıdığını" söyledi.
Varoğlu, Eğitim Bakanlığı′nı "kendi
görevini tarikatlara devretmekle" suçlayarak, bunu şiddetle
kınadıklarını belirtti.
AKP′NİN DAYATMASI
Kuran kurslarının AKP′nin dayatması olduğunu iddia
eden Varoğlu, bu kursların laiklik ve çağdaşlıkla
özdeşleşen Kıbrıslı Türklerin inanç, değer
yargısı ve kültürüne uymayan bir olay olduğunu kaydetti.
Okulların birer eğitim yuvası olduğunu ve dinin okullardan
uzak tutulması gerektiğini söyleyen Varoğlu, insanların
inançlarına saygı duyulmasını ve müdahale edilmemesini
istedi.
Çağdışı ve gerici düşüncelerin çocukların
beyinlerini yıkamasını istemediklerini ve bu tür kursları
kabul etmediklerini ifade eden Varoğlu, bu mücadeleyi sadece öğretmen
sendikalarının yapamayacağını dile getirdi, bu yüzden
kendilerine destek veren tüm siyasi parti ve sivil toplum örgütlerine
teşekkür etti.
Güven Varoğlu, konuşmasının sonunda Milli Eğitim,
Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüst′ü
"yanlıştan" geri dönmeye davet etti.
Varoğlu, konuşmasının ardından, sözü, KTOEÖS Genel
Sekreteri Emin Özkalp′in imzasıyla dağıtılan
basın açıklamasını okuması için KTOEÖS adına
Hasan Sarpten′e verdi.
SARPTEN: KURSLAR DERHAL DURDURULMALI
Hasan Sarpten, Atatürk′ün devrimlerini benimseyip uygulayarak laik bir
kültür oluşturan Kıbrıslı Türklerin, Kuran kursları
vasıtasıyla AKP′nin bir dayatması ile karşı
karşıya olduğunu ileri sürdü.
Bu durumun geçen hükümet döneminde de yaşandığını ve çocukların
"tatil bahanesiyle" Türkiye′deki Kuran kurslarına
götürüldüğünü savunan Sarpten, şimdi de
KKTC′de bu kursların açıldığını ifade
ederek, bu konuda hükümete eleştirilerde bulundu.
Sarpten, bu kursların derhal durdurulması gerektiğini; dinî
yatırımlara 14 milyon, eğitime ise 4 milyon TL yatırım
yapıldığını, ülkede 161 okula karşılık
182 caminin bulunduğunu kaydetti.
Bakan Dürüst′ü de eleştiren ve ülkeye yeni cami yapılması
ile Kuran kurslarıyla ilgili verilen karardan hemen dönülmesini isteyen
Sarpten, "icraatları ile Kıbrıslı Türkleri temsil
etmeyenlerin de bulundukları koltukları daha fazla işgal
etmemeleri gerektiğini" savundu.
Sarpten, anayasa ve laiklik ilkesi gereği vatandaşların
inançlarını dikkate almayanların, Müslüman olan-olmayan,
inanan-inanmayan, Kuran kursuna giden-gitmeyen, namaz kılan-kılmayan
diye kutuplaşma ve Türkiyeli-Kıbrıslı
çatışması yaratarak toplumda kamplaşmalara sebep
olacaklarını iddia etti.
HALKIN
SESI 25/07/09
Talat,
yılbaşında referanduma gitmek için uluslararası topluma
çağrı yaptı.
Talat,
geleceğe yönelik umut ışığı görüyor
Cumhurbaşkanı Talat, yönetim ve güç paylaşımı, AB
ilişkileri ve ekonomi konularında oldukça ciddi
yakınlaşmanın olduğunu ifade ederek, bu üç önemli konuda bir
ilerleme kaydedilmesini geleceğe yönelik olarak bir umut
ışığı olarak nitelendirdi. Talat, Kasım ve
aralık gibi al-ver sürecine geçip bir an önce bu meseleyi
sonuçlandırmaya çalışmak gerektiğini düşünüyoruz.
Böylece yılsonu veya önümüzdeki yılbaşında bir referanduma
gitmek ve bu sorunu halkın onayıyla sonuçlandırmak ve çözmek
talebindeyiz'' dedi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafı ile
çözüme yönelik müzakere sürecinde uluslararası toplumun daha aktif rol
almasını istediklerini bildirdi.
Swissotel'de basın kuruluşlarının
dış haberler editörleriyle bir araya gelen Talat, Kıbrıs
Rum kesimi ile yürütülen müzakerelerdeki son durum hakkında bilgi verdi.
Müzakerelerin ''yönetim ve güç paylaşımı'',
''mülkiyet'', ''AB konuları'', ''ekonomi'', ''toprak/harita'' ile
''güvenlik ve garantiler'' olmak üzere 6 başlık altında
yürütülen birinci safhasını tamamlamak üzere olduklarını
belirten Talat, ''Şu anda garantilerin ilk turunu tamamladık.
Müzakerelerin ikinci turuna 'yönetim ve güç paylaşımı' altındaki
vatandaşlık, göç ve sığınma konusuna gelecek hafta
görüştükten sonra geçilecek'' dedi.
Yılsonunda Türkiye'nin AB ilerleme raporunun sunulması
ve KKTC'de gelecek yıl yapılacak Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin müzakere sürecinde iki doğal zaman sınırı olarak
bulunduğunu hatırlatan Talat, ''İkinci dönemeçten önce
referandumun yapılması hedefini güdüyoruz. Bunun için BM'nin,
uluslararası toplumun daha aktif rol almasını istiyoruz. Çünkü
biliyoruz ki Kıbrıs sorunu uluslararası bir sorundur.
Uluslararası sorunlar uluslararası ilgiyle çözülebilir.
Kıbrıs Rum tarafı buna ilkesel olarak karşı
çıkıyor'' diye konuştu.
''Çözüm
olacağına dair güven azalıyor
Rum tarafının dünyaca tanındığı için acelesinin
olmadığını hatırlatan Talat, şunları
söyledi:
''Kıbrıs Rum yönetimi liderliğinin bir anlamda iç
muhalefetle baş edebilmesi için böyle bir yavaş ilerleme tercih
ediliyor. Bizim açımızdan konu oldukça önemli ve
insanımızın da gittikçe çözüme olan inancı azalıyor.
Çözüm arzusu devam etmekle birlikte AB ve çözüm sürecine güven düşüyor.
İnsanlar çözüm istiyor, ancak çözüm olacağına dair güven
azalıyor. Tabii bunun esas nedeni, 2004'te Kıbrıslı
Rumların çözüme 'Hayır' demesi önemli olmuştur. Çözümle ilgili
herhangi bir umudu yeşermediği için bu yerleşik bir hal
almıştır.''
Mavi ve
kırmızı noktalar
Bugüne kadar geçmişte olmayan önemli şeyler
yaptıklarını vurgulayan Talat, Kıbrıs sorunun
çözümünde geçmişte hiçbir şekilde ortak kağıtların
hazırlanmadığını, tarafların bir araya gelip
anlaşıp anlaşamadıkları konuları belirlemediklerini
hatırlattı.
Talat, şunları kaydetti:
''İlk defa bu müzakerelerde
anlaştığımız ve
anlaşamadığımız konuları belirledik. Özellikle 3
başlıkta; yönetim ve güç paylaşımı, AB ilişkileri
ve ekonomi konularında oldukça ciddi yakınlaşmanın da
olduğunu tespit edebiliriz ve bu 3 başlıkta toplam 30 tane
değişik konuda kağıt hazırlanmıştır. Bu
kağıtlar ortak ve ayrılan noktalardır. Ayrı
düştüğümüz noktalarda Kıbrıs Türk önerileri
kırmızı, Kıbrıs Rum önerileri mavi ile yazılmak
suretiyle daha sonra bu renklerin de siyaha dönüştürülmesi
çalışması şeklinde yakınlaşma çabaları devam
etmektedir. Kıbrıs müzakere tarihinde bu ilk defa oluyor. O
bakımdan önemlidir diye düşünüyorum.
Bütün bunların içinden en önemli ayrılık
noktalarını ele alıp liderler seviyesinde görüşmekte yarar
olduğunu düşünüyoruz. Bu öneriyi yaptık, henüz cevap
almadık. Örneğin mülkiyet konusu. Mülkiyet konusunda hiçbir
yakınlaşma olmadığı için veya minimal düzeyde bir yakınlaşma
olduğu için bu konuyu liderler seviyesinde ele alıp ilerleme
kaydetmeyi istiyoruz. Yürütme konusunda farklılıklarımız
vardı, bu konuda da liderler seviyesinde değerlendirme yapmak
istiyoruz. Başka birçok anlaşmazlık noktaları var, ama
onlar henüz daha olgunlaştırılabilecek konulardır. Genel
olarak resme baktığımızda üç önemli konuda bir ilerleme
kaydedilmesi bana göre bir umut ışığıdır
geleceğe yönelik olarak.''
Müzakere
takvimi
6 Ağustosta son görüşmelerini yapacaklarını ve
ağustos ayında görüşme olmayacağını anlatan
Talat, Eylül başından itibaren yine görüşmelerin
başlayacağını, Eylül ayının ikinci
yarısından itibaren Rum kesimi lideri Hristofyas'ın BM Genel
Kurulu çalışmalarına katılmak üzere New York'a, temsilcilik
açmak üzere Küba'ya gideceği için süreçte 2-3 haftalık bir kesinti
olacağını söyledi.
Talat, ''Ekim ayı ortasında itibaren kısa süreli
bir çalışma gerekebilecekken, Kasım ve Aralık gibi al-ver
sürecine geçip bir an önce bu meseleyi sonuçlandırmaya çalışmak
gerektiğini düşünüyoruz. Böylece yıl sonu veya önümüzdeki
yıl başında bir referanduma gitmek ve bu sorunu halkın
onayıyla sonuçlandırmak ve çözmek talebindeyiz'' diye konuştu.
Soruları
yanıtladı
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Talat, bir
soru üzerine, KKTC'deki hükümetin müzakere sürecini desteklediğini, bir
sorun olmadığını belirtti. Talat, hükümetin
Kıbrıs Türk halkının ulusal ve uluslararası
çıkarlarına önem vermek durumunda olduğunu kaydetti.
Hükümetteki Ulusal Birlik Partisi'nin parti
politikalarının bundan farklı olsa da hükümet
politikalarına bunların uygulanabilir olanlarının
aktarılabileceğini ifade eden Talat, şu ana kadar bir sorun
yaşamadıklarını tekrarladı.
Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas'ın ''Görüşlerimiz
taban tabana zıt'' şeklinde demeçler vermesini değerlendiren
Talat, ''Hristofyas yakınlaştığımızı
söylemekten kaçınıyor. Taban tabana zıt olduğumuz husus
garantilerle ilgili husustur. Türk basınında bu, görüşmelerin
genelinin böyle olduğu şeklinde
anlaşılmıştır'' diye konuştu.
Müzakereler sonunda çözüm olmamasının birleşme
ihtimalini daha da azaltacağını belirten Talat, KKTC'deki
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeniden aday olup
olmayacağına ilişkin soruyu, ''Çözüm ihtimali görmezsem böyle
bir görevi sürdürmek istemem. Çözüm benim misyonum olarak gördüğüm bir
hedeftir. Ancak şu anda müzakerelerdeyiz, havluları atmadık.
Bugün için Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili karar
vermek için erkendir'' şeklinde yanıtladı.
Türk askerinin adadan çekilme süreci ile ilgili Rum kesimiyle ne
görüşüldüğünün sorulması üzerine Talat, bu konuyu ve harita
konusunu şimdiden konuşmadıklarını, önceden
konuşmanın faydalı olmayacağını
düşündüklerini söyledi.
Talat, ''Bizim tutumumuz garanti ve ittifak
anlaşmalarının muhafaza edilmesi ve bu anlaşmaların
yeni yapıya uyarlanması, yeni yapının güvence altına
alınması yönünde'' dedi.
Rum kesiminin AB içindeki bir Kıbrıs'ta garantörlere
ihtiyaç olmadığını savunduğunu belirten Talat, ''Taban
tabana zıtlık bundan kaynaklanıyor'' diye konuştu.
Talat, bugüne kadar güvenlik ve garantiler konusunun hiç bu
şekilde tartışılmadığını, daha önce Rum
tarafının daha görüşmelerin ilk safhasında garantilerin
devam edeceğini kabul ettiğini belirtti.
Talat, ''İlk defa bu müzakerelerde güvenlik ve garantiye
karşı Rum tarafının bir direnişi ile
karşılaşıyoruz'' dedi.
''Hristofyas'ı
uyarıyorum''
Uluslararası toplumun Rum kesimine bir baskı uygulayıp
uygulamadığı sorulan Talat, ''Rumların ne diyeceği
konusunda şimdiden bir şey söylemek kolay değil. Ben her
fırsatta Hristofyas'ı uyarıyorum. (Halkını
hazırlamıyorsun. Ben her olumlu demeç verdiğimde buna olumsuz
bir cevap vermene gerek yoktur. Bunu yaparsan yarın referanduma
gittiğinde halk sana olumlu cevap vermez). Bunu sadece ben söylemiyorum
başkaları da söylüyor kendisine. İngilizler, Amerikalılar,
Avrupa Birliği eminim söylüyordur. Bana söylediklerine göre söylüyorlar''
diye konuştu.
Talat, Türk tarafının 2004'teki referandumda çözüme
''evet'' demesinin olumlu sonuçları olduğunu, bundan sonra izlenen
istikrarlı barışa yönelik politikanın da Türkiye ve KKTC'ye
fayda sağladığını söyledi.
Müzakerelere ilişkin, ''Bu son şanstır. Çünkü
bundan sonraki şanslar önümüze çıkarsa daha az başarı
şansı olacaktır ve ayrılık pekişecektir'' diye
konuşan Talat, BM diplomatlarının da bu paralelde
düşündüklerini ifade etti.
KIBRIS 25/07/09
![]()
Kasım ve Aralık ayları gibi al-ver sürecine
geçip bir an önce bu meseleyi sonuçlandırmaya çalışmak
gerektiğini düşünüyoruz''
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum kesimi ile
çözüme yönelik müzakere sürecinde uluslararası toplumun daha aktif rol
almasını istediklerini bildirdi.
Swissotel'de basın kuruluşlarının dış haberler
editörleriyle bir araya gelen Talat, Kıbrıs Rum kesimi ile yürütülen müzakerelerdeki
son durum hakkında bilgi verdi.
Müzakerelerin ''yönetim ve güç paylaşımı'', ''mülkiyet'', ''AB
konuları'', ''ekonomi'', ''toprak/harita'' ile ''güvenlik ve garantiler''
olmak üzere 6 başlık altında yürütülen birinci
safhasını tamamlamak üzere olduklarını belirten Talat,
''Şu anda garantilerin ilk turunu tamamladık. Müzakerelerin ikinci
turuna 'yönetim ve güç paylaşımı' altındaki
vatandaşlık, göç ve sığınma konusuna gelecek hafta
görüştükten sonra geçilecek'' dedi.
Yıl sonunda Türkiye'nin AB ilerleme raporunun sunulması ve KKTC'de
gelecek yıl yapılacak Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin müzakere sürecinde iki doğal zaman sınırı
olarak bulunduğunu hatırlatan Talat, ''İkinci dönemeçten önce
referandumun yapılması hedefini güdüyoruz. Bunun için BM'nin,
uluslararası toplumun daha aktif rol almasını istiyoruz. Çünkü
biliyoruz ki Kıbrıs sorunu uluslararası bir sorundur.
Uluslararası sorunlar uluslararası ilgiyle çözülebilir.
Kıbrıs Rum tarafı buna ilkesel olarak karşı
çıkıyor'' diye konuştu.
''Çözüm olacağına dair güven azalıyor''
Rum tarafının dünyaca tanındığı için acelesinin
olmadığını hatırlatan Talat, şunları
söyledi:
''Kıbrıs Rum yönetimi liderliğinin bir anlamda iç muhalefetle
baş edebilmesi için böyle bir yavaş ilerleme tercih ediliyor. Bizim
açımızdan konu oldukça önemli ve insanımızın da
gittikçe çözüme olan inancı azalıyor. Çözüm arzusu devam etmekle
birlikte AB ve çözüm sürecine güven düşüyor. İnsanlar çözüm istiyor,
ancak çözüm olacağına dair güven azalıyor. Tabii bunun esas
nedeni, 2004'te Kıbrıslı Rumların çözüme 'Hayır'
demesi önemli olmuştur. Çözümle ilgili herhangi bir umudu
yeşermediği için bu yerleşik bir hal almıştır.''
Mavi ve kırmızı noktalar
Bugüne kadar geçmişte olmayan önemli şeyler
yaptıklarını vurgulayan Talat, Kıbrıs sorunun
çözümünde geçmişte hiçbir şekilde ortak kağıtların
hazırlanmadığını, tarafların bir araya gelip
anlaşıp anlaşamadıkları konuları
belirlemediklerini hatırlattı.
Talat, şunları kaydetti:''İlk defa bu müzakerelerde
anlaştığımız ve
anlaşamadığımız konuları belirledik. Özellikle 3
başlıkta; yönetim ve güç paylaşımı, AB ilişkileri
ve ekonomi konularında oldukça ciddi yakınlaşmanın da
olduğunu tespit edebiliriz ve bu 3 başlıkta toplam 30 tane
değişik konuda kağıt hazırlanmıştır. Bu
kağıtlar ortak ve ayrılan noktalardır. Ayrı
düştüğümüz noktalarda Kıbrıs Türk önerileri
kırmızı, Kıbrıs Rum önerileri mavi ile yazılmak
suretiyle daha sonra bu renklerin de siyaha dönüştürülmesi
çalışması şeklinde yakınlaşma çabaları devam
etmektedir. Kıbrıs müzakere tarihinde bu ilk defa oluyor. O
bakımdan önemlidir diye düşünüyorum.
Bütün bunların içinden en önemli ayrılık noktalarını
ele alıp liderler seviyesinde görüşmekte yarar olduğunu
düşünüyoruz. Bu öneriyi yaptık, henüz cevap almadık.
Örneğin mülkiyet konusu. Mülkiyet konusunda hiçbir yakınlaşma
olmadığı için veya minimal düzeyde bir yakınlaşma
olduğu için bu konuyu liderler seviyesinde ele alıp ilerleme
kaydetmeyi istiyoruz. Yürütme konusunda farklılıklarımız
vardı, bu konuda da liderler seviyesinde değerlendirme yapmak
istiyoruz. Başka birçok anlaşmazlık noktaları var, ama
onlar henüz daha olgunlaştırılabilecek konulardır. Genel
olarak resme baktığımızda üç önemli konuda bir ilerleme
kaydedilmesi bana göre bir umut ışığıdır
geleceğe yönelik olarak.''
Müzakere takvimi
6 Ağustosta son görüşmelerini yapacaklarını ve Ağustos
ayında görüşme olmayacağını anlatan Talat, Eylül
başından itibaren yine görüşmelerin
başlayacağını, Eylül ayının ikinci
yarısından itibaren Rum kesimi lideri Hristofyas'ın BM Genel
Kurulu çalışmalarına katılmak üzere New York'a, temsilcilik
açmak üzere Küba'ya gideceği için süreçte 2-3 haftalık bir kesinti
olacağını söyledi.
Talat, ''Ekim ayı ortasında itibaren kısa süreli bir
çalışma gerekebilecekken, Kasım ve Aralık gibi al-ver
sürecine geçip bir an önce bu meseleyi sonuçlandırmaya çalışmak
gerektiğini düşünüyoruz. Böylece yıl sonu veya önümüzdeki
yıl başında bir referanduma gitmek ve bu sorunu halkın
onayıyla sonuçlandırmak ve çözmek talebindeyiz'' diye konuştu.
Rum tarafının direnişi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum kesimi ile Kıbrıs'ta
çözüme yönelik müzakereler ile ilgili olarak, ''İlk defa bu müzakerelerde
güvenlik ve garantiye karşı Rum tarafının bir direnişi
ile karşılaşıyoruz'' dedi.
Talat soruları yanıtladı
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Talat, br soru üzerine,
KKTC'deki hükümetin müzakere sürecini desteklediğini, bir sorun
olmadığını belirtti. Talat, hükümetin Kıbrıs Türk
halkının ulusal ve uluslararası çıkarlarına önem
vermek durumunda olduğunu kaydetti.
Hükümetteki Ulusal Birlik Partisi'nin parti politikalarının bundan
farklı olsa da hükümet politikalarına bunların uygulanabilir
olanlarının aktarılabileceğini ifade eden Talat, şu
ana kadar bir sorun yaşamadıklarını tekrarladı.
Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas'ın ''Görüşlerimiz taban tabana
zıt'' şeklinde demeçler vermesini değerlendiren Talat,
''Hristofyas yakınlaştığımızı söylemekten
kaçınıyor. Taban tabana zıt olduğumuz husus garantilerle ilgili
husustur. Türk basınında bu, görüşmelerin genelinin böyle
olduğu şeklinde anlaşılmıştır'' diye
konuştu.
Müzakereler sonunda çözüm olmamasının birleşme ihtimalini daha
da azaltacağını belirten Talat, KKTC'deki
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeniden aday olup
olmayacağına ilişkin soruyu, ''Çözüm ihtimali görmezsem böyle
bir görevi sürdürmek istemem. Çözüm benim misyonum olarak gördüğüm bir
hedeftir. Ancak şu anda müzakerelerdeyiz, havluları atmadık.
Bugün için Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili karar
vermek için erkendir'' şeklinde yanıtladı.
Türk askerinin adadan çekilme süreci ile ilgili Rum kesimiyle ne
görüşüldüğünün sorulması üzerine Talat, bu konuyu ve harita
konusunu şimdiden konuşmadıklarını, önceden
konuşmanın faydalı olmayacağını düşündüklerini
söyledi.
Talat, ''Bizim tutumumuz garanti ve ittifak anlaşmalarının muhafaza
edilmesi ve bu anlaşmaların yeni yapıya uyarlanması, yeni
yapının güvence altına alınması yönünde'' dedi.
Rum kesiminin AB içindeki bir Kıbrıs'ta garantörlere ihtiyaç
olmadığını savunduğunu belirten Talat, ''Taban tabana
zıtlık bundan kaynaklanıyor'' diye konuştu.
Talat, bugüne kadar güvenlik ve garantiler konusunun hiç bu şekilde
tartışılmadığını, daha önce Rum
tarafının daha görüşmelerin ilk safhasında garantilerin
devam edeceğini kabul ettiğini belirtti.
Talat, ''İlk defa bu müzakerelerde güvenlik ve garantiye karşı
Rum tarafının bir direnişi ile
karşılaşıyoruz'' dedi.
''Hristofyas'ı uyarıyorum''
Uluslararası toplumun Rum kesimine bir baskı uygulayıp
uygulamadığı sorulan Talat, ''Rumların ne diyeceği
konusunda şimdiden bir şey söylemek kolay değil. Ben her
fırsatta Hristofyas'ı uyarıyorum. (Halkını
hazırlamıyorsun. Ben her olumlu demeç verdiğimde buna olumsuz
bir cevap vermene gerek yoktur. Bunu yaparsan yarın referanduma
gittiğinde halk sana olumlu cevap vermez). Bunu sadece ben söylemiyorum
başkaları da söylüyor kendisine. İngilizler, Amerikalılar,
Avrupa Birliği eminim söylüyordur. Bana söylediklerine göre söylüyorlar''
diye konuştu.
Talat, Türk tarafının 2004'teki referandumda çözüme ''evet''
demesinin olumlu sonuçları olduğunu, bundan sonra izlenen
istikrarlı barışa yönelik politikanın da Türkiye ve KKTC'ye
fayda sağladığını söyledi.
Müzakerelere ilişkin, ''Bu son şanstır. Çünkü bundan sonraki
şanslar önümüze çıkarsa daha az başarı şansı
olacaktır ve ayrılık pekişecektir'' diye konuşan Talat,
BM diplomatlarının da bu paralelde düşündüklerini ifade etti.
Sınırlar konusu
''Sınırlar konusunda Rumların talepleri var mı'' sorusu
üzerine de Talat, ''Somut yok. Zaten harita konuşmamayı bu safhada en
baştan kararlaştırdığımız için sadece ilkeleri
konuştuk. İlkeler içinde de her şeyi istediklerini söylediler,
ama harita vermediler'' diye konuştu.
KKTC'de ''Ergenekon'' soruşturması
Talat, seçim öncesi ''Ergenekon'' soruşturmasının bir benzerinin
Kıbrıs'ta da açılacağına dair hareketlilik olduğunun
belirtilip, ''Böyle bir soruşturmanın gerekli olduğunu
düşünüyor, mecliste yapılacak bu soruşturmanın
başarılı olup olmayacağı konusunda ne
düşünüyorsunuz? Güvenlik güçlerinin İçişleri
Bakanlığına bağlanmaması konusunda bir reform
düşünceniz var mı'' diye sorulması üzerine şunları
kaydetti: ''Bu konuda düşüncelerim değişmemiştir. Polis
tabii ki sivil idareye bağlı olmalıdır. Ancak
değişik nedenler, çeşitli gerekçelerle bu bugüne kadar
sağlanamamıştır. Tabii (soruşturmalar o nedenle sonuç
vermez) demek çok doğru değil. Meclis komitesi her türlü yetkiye
sahiptir, önemli olan komitenin bunu ciddiye alması. Eğer ciddiye
alırsa bazı bulgulara ulaşabilir. Hepsinden önemlisi burada
Türkiye ile işbirliği yapmak zorundayız. Çünkü bütün bilgi ve
belgeler Türkiye'dedir. Kıbrıs Türk basınında çıkan
belge mi, değil mi, yüzde 100 emin olunamayan bazı evraklara
dayanarak fazla bir şey yapılabileceğini düşünmüyorum.
Herhalde meclis komitesi Türkiye'nin ilgili kurumlarına başvuracak,
bilgi, belge ve dokümanları isteyecek. Ancak o zaman ilerleme
sağlanabilir. Zamanında ben bunları gördüğümde mutlaka
araştırılması gereken konular demiştim, ama tabii
bildiğiniz gibi bunların resmi kanaldan yapılması şarttır.
Aksi halde bunları belge olarak niteleme çok doğru olmaz, hukuki
olarak mümkün değil.''
STAR KIBRIS 25/07/09
![]()
Siyasi
parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri Eğiitm Bakanlığı
önünde eylem yaparak okullarda kuran kursu kararını protesto etti.
Sendika ve siyasi partiler: Dini yatırımlara 14 milyon TL,
eğitime 4 milyon TL yatırım yapılıyor
Bazı siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, dün, Milli
Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı önünde kuran
kurslarına karşı eylem yaptı ve düzenleneceğini ileri
sürdükleri kuran kurslarını protesto etti.
Eylemde, bir kişi, sembolik olarak imam kılığına
girerek, seccade üzerinde, başında takkesi ve elinde tespihiyle
oturdu.
Eylemciler Bilimsel eğitim demokratik yönetim sloganları
attılar ve Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüste
verilmek üzere, bakanlık yetkililerine, tespih, takke ve seccade hediye
ettiler. Eylemciler açıklamalarda da bulundular.
Eyleme temsilcileri katılan parti ve örgütler şöyle:
KTÖS, KTOEÖS, GÜÇ-SEN, VERGİ-SEN, Kıbrıs Pir Sultan Abdal
Derneği, ÇAĞ-SEN, KTAMS, Kadın Araştırmaları
Merkezi, BARAKA, BASIN-SEN, EL-SEN, TEL-SEN, TÜRK-SEN, DAÜ-BİR-SEN,
MEC-SEN, BASS, BES, BKP, YKP, TDP, TDP GENÇLİK.
Bakanlık önünde düzenlenen eyleme katılan siyasi partiler ve sivil
toplum örgütleri adına konuşan KTÖS Başkanı Güven
Varoğlu, eylemin, Din İşleri Başkanlığı ile
Milli Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan protokolle
hayata geçirilen kuran kurslarını protesto amacı
taşıdığını söyledi.
Varoğlu, Eğitim Bakanlığını kendi görevini
tarikatlara devretmekle suçlayarak, bunu şiddetle
kınadıklarını belirtti.
Kuran kurslarının AKPnin dayatması olduğunu iddia eden
Varoğlu, bu kursların laiklik ve çağdaşlıkla özdeşleşen
Kıbrıslı Türklerin inanç, değer yargısı ve
kültürüne uymayan bir olay olduğunu kaydetti.
Okulların birer eğitim yuvası olduğunu ve dinin okullardan
uzak tutulması gerektiğini söyleyen Varoğlu, insanların
inançlarına saygı duyulmasını ve müdahale edilmemesini
istedi.
Çağdışı ve gerici düşüncelerin çocukların
beyinlerini yıkamasını istemediklerini ve bu tür kursları
kabul etmediklerini ifade eden Varoğlu, bu mücadeleyi sadece öğretmen
sendikalarının yapamayacağını dile getirdi, bu yüzden
kendilerine destek veren tüm siyasi parti ve sivil toplum örgütlerine
teşekkür etti.
Güven Varoğlu, konuşmasının sonunda Milli Eğitim,
Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüstü yanlıştan geri dönmeye
davet etti.
Varoğlu, konuşmasının ardından, sözü, KTOEÖS Genel
Sekreteri Emin Özkalpın imzasıyla dağıtılan
basın açıklamasını okuması için KTOEÖS adına
Hasan Sarptene verdi.
AÇIKLAMA
Hasan Sarpten, Atatürkün devrimlerini benimseyip uygulayarak laik bir kültür
oluşturan Kıbrıslı Türklerin, kuran kursları
vasıtasıyla AKPnin bir dayatması ile karşı
karşıya olduğunu ileri sürdü.
Bu durumun geçen hükümet döneminde de yaşandığını ve
çocukların tatil bahanesiyle Türkiyedeki kuran kurslarına
götürüldüğünü savunan Sarpten, şimdi de KKTCde bu kursların
açıldığını ifade ederek, bu konuda hükümete
eleştirilerde bulundu.
Sarpten, bu kursların derhal durdurulması gerektiğini; dini
yatırımlara 14 milyon TL, eğitime 4 milyon TL yatırım
yapıldığını, ülkede 161 okula karşı 182
caminin bulunduğunu kaydetti.
Bakan Dürüstü de eleştiren ve ülkeye yeni cami yapılması ile
kuran kurslarıyla ilgili verilen karardan hemen dönülmesini isteyen
Sarpten, icraatları ile Kıbrıslı Türkleri temsil
etmeyenlerin de bulundukları koltukları daha fazla işgal
etmemeleri gerektiğini savundu.
Sarpten, Anayasa ve laiklik ilkesi gereği vatandaşların
inançlarını dikkate almayanların, Müslüman olan-olmayan,
inanan-inanmayan, kuran kursuna giden-gitmeyen, namaz kılan-kılmayan
diye kutuplaşma ve Türkiyeli-Kıbrıslı
çatışması yaratarak toplumda kamplaşmalara sebep
olacaklarını iddia etti.
Bu yüzden ülkeyi yönetenleri baskılara boyun eğmeden,
uygulamalarından vazgeçmeye çağırdıklarını
belirten Sarpten, dayatmalara her zaman karşı duracaklarını
söyledi.
TALİM TERBİYE DAİRESİ MÜDÜRÜ KORTMAZ
Eylem sırasında yapılan açıklamaları dinleyen Talim
Terbiye Dairesi Müdürü Mehmet Kortmaz, din kurslarının bakanlık
tarafından değil, Din İşleri Başkanlığı
tarafından, Türkçe olarak verileceğini ifade ederek,
bakanlığın sadece kursların nerede, kim tarafından nasıl
verileceği konularında denetleyici olacağını
vurguladı.
Bakanlığının kanunsuz bir şekilde kurs düzenlenmesine
karşı olduğunu, denetim altında kurs düzenlenmesi halinde
denetimsiz bir şekilde kurslar yapılabileceğini belirten
Kortmaz, bu şekilde en azından kursların gizli kapaklı
değil, kamuoyu önünde açık bir şekilde herkesin bilgisi ve
denetimi altında yer alacağını söyledi.
Kurslarda kullanılacak olan kılık kıyafet konusunda Din
İşlerinin uyarıldığını da söyleyen Kortmaz,
bakanlığın izni olmadan hiçbir kursun düzenlenemeyeceğini,
düzenlenmesi halinde bu kursların kanunsuz olacağını
kaydetti.
Bu yüzden bakanlık olarak kursların kanunsuz bir şekilde
verilmesini önlemek için, müfettişler denetiminde okullarda
yapılmasına karar ve izin verdiklerini anımsatan Kortmaz, ülkede
her türlü kursun verildiğini ancak kuran kursu deyince herkesin
eleştirdiğini söyledi.
Bu konuşma üzerine eylemciler ile Kortmaz arasında kısa süreli
sözlü tartışmalar yaşandı.
Bu arada Kortmaz, basına, Din İşleri
Başkanlığı Yaz Dönemi Dini Bilgiler Kursları
Öğretim Programını dağıtarak, eylem yerinden
ayrıldı.
STAR KIBRIS 25/07/09
Bildt accused of deleting the
invasion
By Stefanos Evripidou
REGRET AND anger continued
to pour out yesterday from the political leadership over comments made by
Swedish Foreign Minister Carl Bildt on the Turkish invasion of Cyprus.
Bildt, whose country holds the EU rotating Presidency, told a session of the
Foreign Affairs Committee of the European Parliament on Tuesday that the
Turkish invasion of Cyprus northern third had to be put into context.
At the time, (Col. Georgios) Papadopoulos was the leader of the military junta
in Athens. The junta in Athens started a series of incidents in Cyprus which
led to this (Turkish invasion). This is the reality; there cannot be any junta
in EU members, Bildt was quoted as saying by Anatolia News Agency.
No stranger to controversy in Cyprus, Bildt also hinted that Turkeys December
evaluation (on the opening of its ports and airports to EU member Cyprus) was
not the only thing on the agenda, but also the EUs obligations, a reference to
the Councils 2004 pledge to open direct trade with the north.
Bildt lost even more friends in Cyprus when he asked the Committee why there
was no resolution of the Cyprus conflict in 2004.
Foreign Minister Marcos Kyprianou expressed his disappointment over Bildts
positions, while Government Spokesman Stefanos Stefanou said the government
would be raising the issue with the EU and Sweden.
Stefanou called on the Swedish Presidency to be truly objective in its
handling of Cyprus-related issues. He noted that this was not the first time
Bildts comments had stirred the waters.
By linking the Greek-backed coup to the invasion, Bildt was trying to delete
the invasion and current occupation of Cyprus, while the direct trade
reference was related to the EUs attempt to punish Greek Cypriots for their
rejection of the Annan Plan in 2004, said Stefanou.
EDEK leader Yiannakis Omirou said Bildt was known for his highly offensive
positions on Cyprus, describing his latest comments as appalling and ignorant
of history.
AKELs Andros Kyprianou said he was saddened by the Swedish diplomats
comments, noting that they created unnecessary tension. The communist party
leader called on Bildt to take into account EU resolutions on the same issue.
Opposition party DISYs acting head Averof Neophytou poked holes at government
policy saying it was not properly and effectively utilising its position as an
EU member to good effect.
DIKO leader and House President Marios Garoyian expressed regret over the
influx of Bildt statements on Cyprus, advising the Swedish foreign minister
to act based on EU decisions and solidarity.
Meanwhile, EVROKOs Demetris Syllouris blamed President Demetris Christofias
for his flexible policy on the Cyprus problem which was causing negative
surprises.
The Turkish press also picked up on Bildts coup connection with Milliyet
running a story with the headline Turkish soldiers are in Cyprus because of
the Greek junta. Turkish-language Zaman had as its headline: Bildt gave
history lesson to Greeks and Greek Cypriots while Yeni Safak had the title,
History lessons from EU Presidency. Hurriyet ran a story with the heading,
Turkish soldiers in Cyprus are the work of Greek junta while the norths
press and information office ran a piece titled: History lesson from Swedish
(sic) Foreign Minister to Greeks.
CYPRUS MAIL 25/07/09
National Council to evaluate
Turkeys EU accession course
By Jacqueline Agathocleous
THE
NATIONAL Council (NC) will hold a two-day meeting in mid September to discuss
the forthcoming evaluation of Turkeys EU accession process, Government
Spokesman Stefanos Stefanou said yesterday.
Speaking after yesterdays three-hour NC meeting, Stefanou said President
Demetris Christofias had given the parties a detailed briefing on the way the
direct talks were going between him and the Turkish Cypriot leader, Mehmet Ali
Talat.
Another matter on the agenda was the forthcoming evaluation of Turkeys
accession process in the EU Councils next meeting in December, Stefanou
explained. The parties expressed their constructive views on the matter and a
preliminary discussion took place.
He added: In the next National Council meeting, which will take place on
September 14 and 15, the parties will submit their views on the direct
negotiations for the Cyprus problem, as well as continue discussions on the
evaluation of Turkeys European accession process.
Stefanou said all parties had expressed their views and positions on Turkeys
prospective EU accession; some informally and others in writing.
Asked whether coalition partner DIKO had submitted a request to form a Plan B
for the Cyprus problem as was widely reported by the media - the governments
spokesman said the party had only expressed its views on the evaluation of
Turkey in the EU.
The National Councils next session will span over two days because there are
two matters up for discussion: the parties deposition of their views on the
way negotiations are going in the Cyprus problem, taking into consideration the
briefing they received today from President Christofias and the documents they
were given, and the continuation of discussions on Turkeys accession process
to the EU, he explained.
Stefanou also stressed that the government had only listened to the parties
views on Turkeys accession, without expressing its own.
Parties that had publicly expressed their desire to veto Turkeys EU efforts
next December repeated their views during yesterdays meeting, according to the
Government Spokesman.
He added, however, There are various possibilities and choices; what needs to
be discussed is what needs to happen and how, so that through Turkeys
accession process, efforts to resolve the Cyprus problem can also be assisted.
Exiting, the party leaders said they would be evaluating the documents provided
by Christofias before offering their final analysis on the progress being made
on the Cyprus problem.
CYPRUS MAIL 25/07/09
National Council to evaluate
Turkeys EU accession course
By Jacqueline Agathocleous
THE
NATIONAL Council (NC) will hold a two-day meeting in mid September to discuss
the forthcoming evaluation of Turkeys EU accession process, Government Spokesman
Stefanos Stefanou said yesterday.
Speaking after yesterdays three-hour NC meeting, Stefanou said President
Demetris Christofias had given the parties a detailed briefing on the way the
direct talks were going between him and the Turkish Cypriot leader, Mehmet Ali
Talat.
Another matter on the agenda was the forthcoming evaluation of Turkeys
accession process in the EU Councils next meeting in December, Stefanou
explained. The parties expressed their constructive views on the matter and a
preliminary discussion took place.
He added: In the next National Council meeting, which will take place on
September 14 and 15, the parties will submit their views on the direct
negotiations for the Cyprus problem, as well as continue discussions on the evaluation
of Turkeys European accession process.
Stefanou said all parties had expressed their views and positions on Turkeys
prospective EU accession; some informally and others in writing.
Asked whether coalition partner DIKO had submitted a request to form a Plan B
for the Cyprus problem as was widely reported by the media - the governments
spokesman said the party had only expressed its views on the evaluation of
Turkey in the EU.
The National Councils next session will span over two days because there are
two matters up for discussion: the parties deposition of their views on the
way negotiations are going in the Cyprus problem, taking into consideration the
briefing they received today from President Christofias and the documents they
were given, and the continuation of discussions on Turkeys accession process
to the EU, he explained.
Stefanou also stressed that the government had only listened to the parties
views on Turkeys accession, without expressing its own.
Parties that had publicly expressed their desire to veto Turkeys EU efforts
next December repeated their views during yesterdays meeting, according to the
Government Spokesman.
He added, however, There are various possibilities and choices; what needs to
be discussed is what needs to happen and how, so that through Turkeys
accession process, efforts to resolve the Cyprus problem can also be assisted.
Exiting, the party leaders said they would be evaluating the documents provided
by Christofias before offering their final analysis on the progress being made
on the Cyprus problem.
CYPRUS MAIL 25/07/09
BRÜKSEL AA
AB Dönem Başkanı İsveçin Dışişleri
Bakanı Carl Bildt, Avrupa Parlamentosundaki (AP) bir oturum
sırasında Türk barış gücünün Kıbrıstaki
varlığını eleştiren APdeki Rum ve Yunan
milletvekillerine, Türk askerinin adadaki varlığına 1974
yılındaki Yunan cuntasının neden olduğunu söyleyerek
karşılık verdi
AP
Dış İlişkiler Komitesinde konuşan Bildt, Rum ve Yunan
milletvekillerinin KKTCdeki Türk barış gücünü kastederek Türkiyenin
bir AB üyesini işgal ettiğini söylemesi üzerine, O dönemde Albay
Yorgo Papadopulos Atinada cunta lideriydi. Atinadaki cunta
Kıbrıstaki bir dizi olayı başlattı ve KKTCdeki Türk
askerine neden oldu. AB üyelerinde cunta olmaz dedi.
MILLIYET 22/07/09
AB Dönem Başkanı İsveçin
Dışişleri Bakanı Carl
Bildt, KKTC işgal altında diyen Avrupa Parlamentosundaki Rum
ve Yunan
miletvekillerine, Türk
askeri Atinadaki cunta
yüzünden geldi cevabını verdi.
Bildt,
milletvekillerinin ısrarla Türkiye Rum
gemilerine limanlarını açmıyor demesi üzerine ise AB sözlerini
tuttu da Türkiye limanlarını açmadı mı diye sordu.
TARİH DERSİ VERDİ
İsveçli Bakan Bildt, Türkiyenin bir AB üyesini işgal ettiğini
söyleyen bir milletvekiline 1974 öncesini hatırlatarak şöyle dedi: O
dönemde (Albay Yorgo) Papadopulos Atinada
cunta
lideriydi. Atinadaki cunta Kıbrıstaki bir dizi olayı
başlattı ve buna (KKTCdeki Türk askerine) neden oldu. Gerçek böyle.
AB üyelerinde cunta olmaz.
ABNİN
DE TAAHHÜTLERİ VAR
Kıbrıs
konusunda ABnin aldığı tek kararın Türkiyenin
limanlarını açmasını ilgilendirmediğini anlatan Bildt,
ABnin aldığı tüm kararları inceleyeceklerini ve tüm
yükümlülüklerin yerine getirilmesi için neler yapılabileceğine karar
vereceklerini belirtti. Bildt, bu şekilde dolaylı olarak Annan
Planını kabul eden KKTCye
ABnin doğrudan ticaret başta olmak üzere izolasyonları
kaldırma taahhüdünü hatırlattı.
BRÜKSEL
A.A
MILLIYET 23/07/09
AB Dönem Başkanı
İsveçin Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Türkiyenin bu
yıl sonuna kadar Kıbrıs Rum kesimi gemilerine
limanlarını açmasını isteyen Avrupa Parlamen tosundaki Rum
ve Yunan milletvekillerine, Kıbrıstaki Türk katliamını
tetikleyen Yunanistandaki Albaylar Cuntasını hatırlattı.
İsveçli Bakan Bildt, KKTCdeki Türk barış gücünü
kastederek Türkiyenin bir AB üyesini işgal ettiğini söyleyen bir
milletvekiline 1974 öncesini hatırlatarak tarih dersi verdi.
O dönemde (Albay Yorgo) Papadopulos Atinada cunta lideriydi.
Atinadaki cunta Kıbrıstaki bir dizi olayı başlattı
ve buna (KKTCdeki Türk askerine) neden oldu. Gerçek böyle. AB üyelerinde cunta
olmaz. Bildiğiniz gibi hiçbir Avrupa kurumunun yakınında bile
cuntaya müsaade edilmez diyen Bildt, 1974 öncesinde yaşanan trajedinin
Kıbrıs Rum kesimi ABye 2004 yılında üye olurken
çözülmesini umsalar da olayların farklı yönde geliştiğini
hatırlattı. Kıbrıs konusunda AB Konseyinin
aldığı tek kararın Türkiyenin limanlarını açmasını
ilgilendirmediğini anlatan Bildt, AB Konseyinin Kıbrısla
ilgili aldığı kararların birbiriyle
bağlantılı olmasa da aynı bütünün parçaları olarak
görülmesi gerektiğini vurgulayarak Türkiyenin KKTCye izolasyonlar
kalkarsa limanlarımı açarım şeklinde özetlenebilecek yaklaşımına
destek verdi.
HURRIYET 22/07/09
Rumlar tünelin ucunda ışık görmüyor
CNN TURK 26/07/09
Kıbrıs
Rum kesiminde yapılan bir ankete katılanların yüzde 72'si, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında yürütülen doğrudan
müzakerelerle çözüme yaklaşılmayacağı görüşünde.
Rum Fileleftheros gazetesinde bugün yayımlanan ve Gnora/RAI şirketi
tarafından, Güney Kıbrıs
genelinde 18 yaş ve üzerindeki 623 kişiyle yapılan anketin
sonuçlarına göre Rumlar, gelecek 12 ayda Kıbrıs
sorununa çözüm bulunması perspektifine oldukça çekimser
yaklaşıyor.
Herhangi bir çözümde dönüşümlü başkanlığa karşı
çıkan Rumların yüzde 36'sı da herhangi bir çözümün Rumlar
tarafında kabul edilebilmesi için, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının
tümünün adadan ayrılmasını istiyor.
Rumların yüzde 72'si yürütülmekte olan doğrudan müzakereler
prosedürüyle çözüme yaklaşılmayacağı görüşündeyken
yüzde 28'i ise bu prosedüre olumlu yaklaşıyor. Yaş
açısından incelendiğinde yeni nesil ve çok daha üretken
yaşlarda olan Rumlar "tünelin ucunda ışık
görmüyor."
Partililerin görüşleri olumsuz
Habere göre Hristofyas'ın partisi, komünist AKEL'in seçmenleri ikiye
bölünmüş durumda; yüzde 50'si çözüme ulaşılabileceği, yüzde
50'si de ulaşılamayacağı görüşünde.
Avrupa Partisi (EURO.KO) seçmenlerinin ezici çoğunluğu, ana muhalefet
demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) seçmeninin yüzde 76'sı ve
Demokratik Parti (DİKO) seçmeninin de yüzde 78'inin kanaati çözüm
konusunda tamamen olumsuz.
Ankete katılanların yüzde 56'sı, Kıbrıs
sorununa bulunacak herhangi bir çözümün Rum tarafınca kabul edilebilmesi
için "dönüşümlü başkanlığı" öngörmemesi
gerektiği görüşünde.
Habere göre anketten, Türkiye kökenli KKTC vatandaşları konusunda
Rumların görüşlerinde geçmişe göre az da olsa
değişiklik ve bu konudaki görüşlerinin çok daha yumuşak
olduğu sonucu çıktı.
Rumların yüzde 36'sı herhangi bir çözümde Türkiye kökenlilerin belli
bir oranının adada kalmasının kaçınılmaz
olduğu görüşünde.
Ankete katılanların yüzde 25'i Türkiye kökenlilerin KKTC'de
doğmuş çocuklarına, Türkiye'den gelenlerden daha farklı
bakılması gerektiğini düşünüyor.
Rumların yüzde 36'sı da herhangi bir çözümün kabul edilebilmesi için
Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının tamamının adadan
gitmesi gerektiğini savunuyor.
Türkiye'nin AB
üyeliği konusunda ise Rum halkının yüzde 78'i, Türkiye'ye tam üyelik
değil imtiyazlı ortaklık verilmesi gerektiği
görüşünde. Anketten, 10 Rum'dan 7'sinin, Türkiye'nin AB
üyelik sürecinin engellenmesine sıcak baktığı sonucu da
çıkıyor.
"Hava ve deniz limanlarını Güney Kıbrıs
uçak ve gemilerine açmaması durumunda Güney Kıbrıs'ın
Türkiye'ye tepkisi ne olmalı" sorusuna ankete katılanların
yüzde 71'i, "Türkiye'nin üyelik süreci engellensin", yüzde 24'ü
"üyelik süreci engellenmesin ama Ankara'nın bu yükümlülüklerini
yerine getirmesi beklensin" yanıtını verdi.
Ankette, "Güney Kıbrıs
Türkiye'nin üyelik sürecini veto edebilir mi" sorusuna ise yüzde 72
"evet", yüzde 24 "hayır" yanıtı verildi.
ANKA
Güney Kıbrıs Rum Kesimi yarın,
Türkiyeyi AB Bakanlarına şikayet edecek.
Yarın Brükselde başlayacak olan Dışişleri
Bakanları düzeyindeki AB Genel İşler ve Dış
İlişkileri Konseyi toplantısında Rum
Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu, Kıbrıs
Cumhuriyetinin (Rum Kesimi) deniz ve hava sahasının Türkiye
tarafından ihlal edilmesi konusunu açacak.
AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi
yarın Brükselde AB Dönem Başkanı İsveçin
başkanlığında toplanacak.
İki gün sürecek toplantıda Rum Yönetimi, Türkiyeyi yeniden
şikayet edeceği belirtiliyor. Nitekim, Rum Haber Ajansı, Kıbrıslı
bakan, toplantı sırasında ABye üye ülkelerin
Dışişleri Bakanlarını Kıbrıs Cumhuriyetinin (Rum Kesimi)
deniz ve hava sahasının Türkiye tarafından ihlal edilmesi
konusu hakkında bilgilendirecek dedi.
İRANDAKİ PROTESTO OLAYLARI
Brükseldeki toplantının gündeminin genişleme önemli bir maddeyi
oluşturacak. Bu çerçevede, Konseynin, İzlandyanın 16 Temmuzda
yaptığı üyelik başvuru konusu ele alması ve
Komisyondan görüş istemesi bekleniyor.
Somali ve Gürcistanın da gündemde bulunduğu toplantı
sırasında Bakanlar, öğle yemeği sırasında İranı da görüşecek.
Görüşmelerin İranda
cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası yaşanan
gelişmeler, nükleer dosyası ve AB-İran uzun vadeli
ilişkilerine odaklanacağı bildirildi.
HURRIYET 26/07/09
Turkish Cypriot passes bar exam of
Republic
By Stefanos Evripidou
Lawyer is only second from
north to do so since 1974
A TURKISH Cypriot lawyer passed his Cyprus Bar examinations last week, making
him only the second Turkish Cypriot to pass since 1974.
Murat Hakki, 27, was one of five Turkish Cypriots who sat the exams last June
in the Turkish language but the only one who passed.
There are currently three active Turkish Cypriot lawyers who were registered
with the Bar Association before 1974. Since then only one other Turkish Cypriot
lawyer has successfully passed the exams. Once passed that hurdle, then a
lawyer can register with the Cyprus Bar Association and practice in the courts
of the Republic using the Turkish language with an interpreter provided.
Since 1974, there is a huge vacuum in the legal market. Turkish Cypriots dont
have enough lawyers to represent and defend their rights in the south, while
Greek Cypriots dont know enough Turkish Cypriot lawyers to defend their
interests, said Hakki.
However, the small number of Turkish Cypriot lawyers operating in the courts of
the Republic was not the only incentive for Hakki.
I relish all sorts of challenges. As the English say, I like grabbing the bull
by the horns. I was told it would be very difficult to qualify and register,
he said.
All lectures for the exams are in Greek, while Turkish Cypriot lawyers may sit
the exams in Turkish. I got external help from a friend of mine who helped me
prepare for the exams, Dr Christiana Hadjipanayi, who is a part time lecturer
in European tax law at Queen Mary, University of London.
The two met in Paris in 1997 where they represented Cyprus in a European essay
competition. We have since become great friends.
Hakki also wrote to Attorney-general Petros Clerides for assistance. I was
given the lecture materials in Greek and translated the key points. I spoke to
judges and lawyers, prepared notes in Turkish and supplemented my reading with
the few publications on Cypriot law available in English.
It was a very tough challenge but thank god I succeeded. I believe Im the
second Turkish Cypriot to succeed since 1974, he said.
Apart from his Law degree, Hakki also has three Masters from Harvard, Cornell
and LSE in commercial law and Middle Eastern studies.
He is already a registered attorney at the New York State Bar and has written a
number of books and had numerous articles published in international journals.
Asked for his views on Cypriot jurisprudence, Hakki said: I believe theres
still need for reform in many respects.
The UK has gone through much legal reform over the years, the Cyprus Republic
has made some reforms while jurisprudence in the north has developed at a much
slower pace, added Hakki.
His plans for the future include interning at a reputable Cypriot law firm
dealing with intellectual property, maritime and corporate law.
I want to intern for several months to get to know the courts better. I want
to get practical experience since Greek Cypriot firms have more exposure to
international clients, he said.
Hakki comes from a long line of lawyers. His father Metin Hakki was chosen to
represent Turkey as an ad hoc judge in the European Court of Human Rights. His
great uncle, Nedjati Munir, was the only Turkish Cypriot member in the supreme
constitutional court before 1963. His great great grandfather ?zzet Effendi was
the first Chief Justice in the early years of British rule.
CYPRUS MAIL 26/07/09
Lefkedeki
arsanın tapusu farklı zamanlarda iki kız kardeşe verildi,
mahkeme geçen ay tahliye kararı çıkardı
Lefkede iki
kız kardeş arasındaki mal kavgası mahkemede bitti. Kız
kardeşini oturduğu evden tahliye etmek isteyen abla bu davayı
kaybetti. Ayrıca mahkeme, kız kardeşinden
devraldığı bir başka arsaya yapılan evi yıkma
emri verdi.
Londrada yaşam süren ve doğup büyüdükleri topraklarda ev sahibi
olmak isteyen Lefkeli Baykan - Orhan Bali çifti, inşa ettikleri evi
mahkeme kararı ile yıkmak zorunda kalacak. Güzelyurt Kaza
Mahkemesi, geçtiğimiz ay aldığı bir kararla, Bali çiftinin
Lefkedeki evlerini yaptıkları arsayı devretmelerini emretti.
Bali çiftinin ev için şimdiye kadar, Kıbrısa gidip gelmeler
dahil, en az 100 bin sterlin masraf yaptıkları öğrenildi.
Konuyu iyi bilen kaynaklardan alınan bilgiye göre, Lefkede
1994 yılında kırsal kesim arsaları
dağıtıldı. 1970 yılına kadar Lefkede yaşam
süren Baykan ve Orhan Bali çifti de, kendi kasabaları bu şirin
yerde ev sahibi olmak için bu arsalardan talep etti.
Sadece üç arsa kalmıştı. Arsaların ikisi ön
kısımda, biri ise arkalardaydı. Bali çifti, arkadaki arsayı
istedi. Emekli olacaklar, yol gürültüsü çekmek istemiyorlardı.
Baykan Bali adına arsa için başvuruldu. Ancak tesadüfen,
daha önce bu arsa, Baykan Balinin kız kardeşi Neriman Göksaya
verilmişti. Göksay, arsayı değerlendiremeyeceğini bildirip,
iade etmişti. Lefke Belediyesi, daha önce Neriman Göksaya verilen ve
İskan Dairesine kaydı yapılan arsayı, Baykan Baliye verdiklerini
bildirdi. Bu değişiklik İskan Dairesine de bildirildi.
2000de
sorunlar başladı
1994 yılında Neriman Göksay ve Baykan Bali arasında herhangi bir
kavga ya da çekişme söz konusu değildi. Ancak 2000 yılına
gelindiğinde, iki kardeş arasında sorunlar başladı.
Atadan kalma iki dönüm bahçesi bulunan kerpiç bir ev, Göksay ve
Bali dahil dokuz kardeş arasında dağıtılacaktı.
Göksay, evde oturuyordu. Evi satın alması için önce Göksaya soruldu.
Ancak Göksay alamadı. Bali, yedi kardeşin hisselerini satın
aldı. Göksay evde oturmaya devam etti. Ev ve iki dönüm portakal bahçesinin
yüzde 94 hissesi Balideydi.
Baykan Bali,
2003te kız kardeşine karşı tahliye davası açtı
2003 yılında, iki kız kardeş arasındaki
tartışma büyür. Bali, Göksaya tahliye davası açar.
Güzelyurt Kaza Mahkemesi, uzun süredir devam eden davayla ilgili
olarak 24 Haziran 2009da karar verir.
Yargıç Talat Usar, Balinin tahliye davasının reddi
kararını alır. Ancak Yargıç Usarın
açıkladığı kararda, 1994 yılında Baliye devredilen
arsanın da yeniden Neriman Gökyaya iadesi istenir. İadenin yanı
sıra, içerisine yapılan inşaata son vermesi; arsayı tahliye
etmesi istenir.
Mahkemenin kararında, 1994 yılında arsanın
devrinin olmadığına da işaret edilir. İki kız
kardeş arasında şartlı bir anlaşma olduğu;
Balinin bu şartlı anlaşmaya uymadığı kararı
dikkat çeker.
Ancak mahkeme kararının en ilginç noktası,
Balinin, dava konusu kerpiç evdeki yüzde 94lük hissesini de Göksaya koçan
etmesinin emredilmesi noktasında odaklaşır.
Mahkeme, belediye tarafından verilen inşaat
ruhsatını da iptal eder. Bu durumda yeni evin
yıkılması gündeme gelir.
Bali ailesi
perişan
Mahkemenin ertelendiğini sanıp karar duruşmasına
katılmayan Baykan Bali ile eşi Orhan Bali şu anda Londrada.
Baliler, 1994 yılında belediyeden inşaat izni
aldıklarını ve Neriman Göksaya ait kırsal kesim
arsasının kendilerine devredildiğiyle ilgili belgenin İskan
Dairesinde kasten kaybedildiğini iddia ediyorlar.
Kıbrısa düşkünlüğü ile bilinen ve
milliyetçiliğiyle de tanınan Orhan Bali, 10 yıla yakın
askerlik yaptığı Lefkede emeklilik hayallerinin bittiğine
inanıyor. Mahkeme kararı sonrası şok olan Orhan Balinin
yakınlarına, Beytambal kalsın böyle Kıbrıs;
artık her şey düzeldi sandık, geri dönmeye karar verdik; başımıza
gelmedik kalmadı dediği öğrenildi.
KIBRIS 26/07/09
ntvmsnbc ve Ajanslar
27
Temmuz. 2009 Pazartesi
YALOVA - Yalova ve Bilkent
üniversitelerince düzenlenen Osmanlı Devleti'nin Kuruluş Tarihi
Sempozyumu'nda Prof. Dr. Halil İnalcık, Osmanlı Beyliği'nin
devlet statüsünü 1302 yılında Yalova'da Bizans'a karşı
yaptığı Bafeus Savaşı'yla
kazandığını öne sürdü. Prof. Dr. İnalcık, 70
yıldır bu konudaki gerçekleri dünyaya anlatmak için
uğraştığını söyledi.
Türk devletlerinde
hanedanın kurulması için hutbe okunması ve sikke
bastırılması gerektiğini ifade eden ünlü tarihçi,
''Osmanlı, Karacahisar'da payitahtını kurduğu zaman,
çoğu Müslüman olan halk, kadı tayin edilmesini ve hutbe
okutulmasını istemişti. Bunun üzerine camilerde hutbe okutulup
kadı tayin edildi. Bunun olduğu tarihi tarihçiler iki asır sonra
1299 olarak kabul etmişlerdir ve öyle süregelmiştir. Bu zamanlarda
sikke basımı da söz konusu değildir. Bunların çoğu
hurafeden ibarettir'' diye konuştu.
İnalcık,
Osmanlı'nın Oğuzların Kayı boyundan geldiği
konusunun da hurafeden ibaret olduğunu iddia etti: ''Türk ananelerinde
hakanlığa namzet olanlardan birisinin zafer kazanması gerekiyor.
Bu, Tanrının ona bir kut vermesi şeklinde tasvir edilir. O halde
araştırmalarımızda bu konuları ön plana
çıkaracağız. Osman Gazi, sınırda kendi dönemindeki
alplerle mücadele ediyor. Burada tarihçi hangi eseriyle öteki alpleri gölgede
bıraktığına bakmalı. İşte bu hadise Bafeus
Savaşı'yla gerçekleşmiştir. Yani kendisinden sonra
oğlunun hiç itirazsız beylik tahtına oturması yani hanedanın
kurulmuş olması tarihçinin tespit edeceği en önemli şeydir.
Orta Çağ'da hanedan demek devlet demektir. İşte bunu temin eden,
Osmanlı'nın büyük Bafeus Zaferi'dir.''
|
|
Bafeus
Savaşı'nın Bizans kuvvetleriyle Osman Gazi komutasındaki
ordu arasında geçtiğini kaydeden İnalcık, bu tarihin Bizans
kaynaklarında da geçtiğini belirtti. İnalcık, bu çok önemli
savaş konusunda Türk kaynaklarında hemen hiçbir şey
bulunmadığını söyleyerek, şöyle konuştu:
KAYNAKLARIMLA
İSPAT EDİYORUM
''Bu savaşın neticesinde Osman'ın şöhreti
yayılmıştır. Her taraftan onun emri altına Türkler
gelmeye başladı. Demek ki bir ordu sahibidir. Demek ki bu zafer Türk
ananesine göre kut sahibi olduğu zaferdir. Kendisinden sonra Orhan hiç
itirazsız tahta geçmiştir. İşte bu sebeple bu tarihte bir
hanedan olarak kurulduğunu söylüyorum. Bu zamana kadar 1299 olarak kabul
ettik. Şimdi 'Bu nereden çıktı' diyorlar. Delillerimle,
kaynaklarımla ispat ediyorum. Lütfen okuyun.''
Yalova Üniversitesi
Rektörü Prof. Dr. Niyazi Eruslu da Yalova'nın tarihte sadece kuruluş
yeri olarak değil ilk gümüş sikkenin basıldığı ve
ilk matbaanın geldiği yer olarak da önemli olduğunu söyledi.
Bilkent Üniversitesi
Rektörü Prof. Dr. Ali Doğramacı ise elindeki tarih kitabını
göstererek, ''İçinde kuruluş tarihi olarak Osman Bey'in 1299'da
bağımsızlığını ilan ettiği
yazıyor. Ancak artık yeni bulgular var ve bu kez Yalova'da bilimsel
deprem yaşanıyor. Bu, tarihi bir andır'' dedi.
Süheyla GÖZDERELİLER/YALOVA, (DHA)
YALOVA
ve Bilkent
Üniversitelerinin ortaklaşa düzenlediği Osmanlı Devletinin
Kuruluş Tarihi Uluslararası Sempozyumu Yalovada yapıldı.
Araştırmaları ve tezleriyle Osmanlı Devletinin Yalovada
kurulduğunu iddia eden tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık, tezini
Yalovada bir kez daha savundu. Osmanlı Beyliği 1302
yılında Yalovada kazanılan Bafeus zaferinden sonra devlet olma
statüsünü kazanmıştır dedi.
Thermalium Welness Park Hoteldeki sempozyuma Yalova Valisi Mehmet
Ersoy, Belediye Başkanı Yakup Koçal, Yalova Üniversitesi
Rektörü Prof. Dr. Niyazi Eruslu, Bilkent Üniversitesi Rektörü Ali
Doğramacı, Saadet Partisi Eski Genel Başkanı Recai Kutan ve
akademisyenler katıldı.
Araştırmaları ve tezleriyle Osmanlı Devletinin Yalovada
kurulduğunu savunan Prof. Dr. Halil İnalcık, 60- 70 yıldan
beri belgeler arasında büyük tarihin gerçeklerini dünyada tanıtmak
için uğraşıp çabaladığını belirterek, Geleneksel
toplumlarda bir devletin kuruluşunu saptamak için başka kriterler
saptanır. Osmanlı Beyliğinin kuruluşu
tartışmalı bir konu. Ancak tarihçi unutmamalıdır ki,
ortaçağ devletleri hanedan devletleridir diye konuştu.
TARİHİN
DEĞİŞTİĞİNİ DE ÖĞRENDİM
Sempozyumda konuşan Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Niyazi Eruslu
da, Biz tarih yaptık ama yazmayı yapamadık. Sayın hocam
bize bu fırsatı verdi. Bu toplantıda çok büyük olayları
göreceğiz. Hocamı tebrik ediyorum. Tarihimizdeki paslı çivileri
söküp Türk Milli tarihine yeni bir ufuk açıyor dedi.
Bilkent Üniversitesi Rektörü Ali Doğramacı da konuşmasında,
lisede ve üniversitede okuduğumuz kitaplarda Osmanlı Devletinin
kuruluşu olarak 1299da Osman Beyin
bağımsızlığını ilan ettiğini yazdığını
hatırlatarak, Tarihi yenileme kalıplarının
değiştiğini gördüğümüz bir değişimi
yaşıyoruz diye konuştu.
YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Muhittin Şimşek de, Her şey
değişiyor, bizler, insanlar ve coğrafyalar. Bugün tarihin
değiştiğini de öğrendim. Tarihi değiştiren adam,
sizi seviyoruz. İnalcık, bizim misyonumuzu belirlemiştir dedi.
Sempozyumda büyük ilgi gören Prof. Dr. İnalcık, davetlilere
kitaplarını imzaladı.
MILLIYET 27/07/09
Dünyada
organik ürünlerin hızla yükselişe geçtiği ve ürünlerin
doğallığının
tartışıldığı bir dönemde, doğada
kendiliğinden yetişen, kaktüs türü bir bitkinin meyvesi olan dikenli
incir Mersin'in Tarsus ilçesindeki köylülerin önemli geçim kaynaklarından
birisi haline geldi.
|
|
Tarsus Ziraat Odası Başkanı Ali Ergezer
yaptığı açıklamada, Türkiye'nin hemen hemen yer yöresinde
görülen ancak, Akdeniz ve Ege'de daha sık rastlanan yabani bir bitki olan
dikenli incirin, halk arasında Frenk İnciri, Frenk Yemişi
olarak da adlandırıldığını belirtti.
Kıraç alanlarda, kurak ve kireçli topraklarda yetişen,
ana vatanının ise Güney Afrika olduğu bildirilen dikenli incirin
Tarsus'a bağlı köylerde hasadına
başlandığını ve yıllık 150 bin ton
civarında toplandığını ifade eden Ergezer, şöyle
devam etti:
Dikenli incir kırsal kesimlerde yol kenarlarında bile
kendiliğinden yetişiyor. Köylüye de sadece toplayıp satmak
kalıyor. Bu meyve, hiçbir masraf yapmadan elde edildiği için önemli
bir gelir kaynağını oluşturuyor. Dikeninin toprakla
buluşmasıyla yetişme süreci başlayan incirin köylüye daha
çok gelir getirebilmesi için biz de pazarlanmasına katkı
sağlayacağız.
TAMAMEN ORGANİK
Ergezer, doğada hiçbir hormon veya katkı maddesi olmadan
kendiliğinden yetişen dikenli incirin, bu özelliği nedeniyle
tamamen organik bir meyve olduğunu söyledi.
Genelde soğuk olarak tüketilen, bu nedenle
satıcıların buz parçalarının üzerine serdiği,
dikenlerinin yoğunluğu nedeniyle soyarak satışa sunulan
dikenli incirin, her yaş grubunca tercih edildiğini belirten Ergezer,
şöyle devam etti:
C VİTAMİNİ DEPOSU
C vitamini yönünden zengin olan, bu nedenle vücut direncini
artırma, güç ve zindelik verme özelliği bulunan dikenli incir,
organik olması dolayısıyla gönül rahatlığıyla
tüketilebilir. Ayrıca, dikenli incirin kabızlık gibi sindirim
sistemi rahatsızlıklarında da etkili olduğu biliniyor.
Ergezer, dikenli incirin başka Akdeniz ülkelerinde tatlı
ve pasta sektöründe yoğun olarak değerlendirildiğini, doğal
kozmetik olarak kullanıldığını ancak, Türkiye'de
yabani bir bitki olarak kaldığını belirterek, Bu bitkinin
kültür bitkisi olarak yetiştiriciliğinin yapılıp
kullanım alanları yaygınlatığında ülke
ekonomisine büyük faydaları olacağına inanıyoruz diye
konuştu.
Vitamin değeri ve katkısız yetişme
özelliklerinin yanı sıra fiyatı da cazip olan dikenli incirin
tanesi tezgahlarda 50 kuruştan satılıyor.
HURRIYET
27/07/09
Yeşilırmak
Kapısı′nın açılması ile ilgili
çalışmalar sürerken, liderlerin özel temsilcileri
Özdil Nami ve Yorgos Yakovu, bugün bir araya geliyor. Özel temsilciler,
görüşmede, 8 Ağustos′ta yapılacak Erenköy Direnişi
için tören ve eylül ayında Güzelyurt Ay Mamas Kilisesi′nde yer
alacak ayin için Yeşilırmak Kapısı′ndan
karşılıklı geçişleri ele alacak. Liderleri oldukça
meşgul eden Yeşilırmak Kapısı′nda
açılış kararının ardından çalışmalar
sürüyor. Ancak, kapının daha açılmadan, ağustos ve eylül
aylarında iki önemli geçiş için hizmet vermesi bekleniyor.
Kıbrıs Türk tarihinin dönüm noktalarından Erenköy Direnişi
bir kez daha 8 Ağustos′ta kutlanacak. Rumlar ise,
Güzelyurt′taki Ay Mamas Kilisesi′nde eylül ayında ayin
düzenleyecek. Gerek Erenköy Direnişi, gerekse ayine
karşılıklı geçiş sağlanması konusunu,
liderlerin özel temsilcileri bugün ele alacak. Nami ve Yakovu bugün saat
10.00′da ara bölgede bir araya gelerek, Yeşilırmak
Kapısı′ndan karşılıklı geçişler
sağlanması çalışması yapacak.
HALKIN SESI 27/07/09
Dönüşümlü başkanlığı ve TC
kökenlileri istemiyor, 12 ay içinde çözüm olacağına
inanmıyorlar.
Güney
Kıbrıstaki Gnora/RAI şirketi, dönüşümlü
başkanlık ve TC kökenli KKTC vatandaşları konularında
Rum kamuoyunun nabzını yokladı.
Güney Kıbrıs genelinde 18 yaş ve üzerindeki 623
kişi arasında yapılan anketin sonuçlarına göre,
Kıbrıslı Rumlar, önümüzdeki 12 ay içerisinde Kıbrıs
sorununa çözüm bulunması perspektifine oldukça çekimser
yanaşıyorlar.
Fileleftheros gazetesi, söz konusu anket
araştırmasını Dönüşümlü Başkanlığa
kırmızı ışık
Kıbrıslıların
üçte biri bütün yerleşiklerin gitmesini istiyor
başlığıyla manşete çekti ve anket sonuçlarına yer
verdi.
Gazeteye göre dönüşümlü başkanlık ve TC kökenli
KKTC vatandaşları konuları üzerinde yoğunlaşan
anketten çok ilgi çekici sonuçlar çıktı. Rumların yüzde 72si
yürütülmekte olan doğrudan müzakereler prosedürüyle çözüme yaklaşılmayacağı
görüşündeyken, yüzde 28i ise bu prosedüre olumlu yaklaşıyor.
Yaş açısından incelendiğinde yeni nesil ve çok daha üretken
yaşlarda olan Rumlar tünelin ucunda ışık görmüyor.
Anket sonuçları bölgesel olarak incelendiğinde, çözüm
konusunda en kötümser olanlar Mağusa Bölgesinde yaşayan Rumlar
Habere göre AKEL seçmenleri ikiye bölünmüş durumda yüzde
ellisi çözüme ulaşılabileceği, yüzde ellisi de
ulaşılamayacağı görüşünde. EURO.KO seçmenlerinin ezici
çoğunluğunun, DİSİ seçmeninin yüzde 76sının ve
DİKO seçmeninin de yüzde 78inin kanaati tamamen olumsuz.
Dönüşümlü
Başkanlık olmaz
Ankete katılanların yüzde 56sı; Kıbrıs
sorununa bulunacak herhangi bir çözümün Rum tarafınca kabul edilebilmesi
için dönüşümlü başkanlığı öngörmemesi gerektiği
görüşünü ortaya koydu. Dönüşümlü başkanlığı kabul
edenler ve etmeyenlerin oranı; ne yaş gruplarına ne de cinsiyete
göre fazla bir değişikliğe uğradı.
Oran değişikliği yalnız kişilerin hangi
partiye oy verdikleri açısından kaydedildi. Olguların çözüme
yönelmesi halinde dönüşümlü başkanlığın
kaçınılmaz olacağını düşünen tek çoğunluk
yüzde 44 ile AKEL seçmenleridir. Diğer bütün siyasi parti seçmenlerinin
ezici çoğunluğu tam tersi görüş beyan etti. Bu noktada DİKO
seçmenlerinin davranışı dikkat çekici bulundu. DİKO
yetkilileri TC kökenli KKTC vatandaşları ve dönüşümlü
başkanlık konusunda çok katı çizgi izler, Hristofyasın
icraatlarına sert eleştiriler yöneltirken DİKOlu seçmenlerin
görüşleri AKELlilere daha yakındır. DİSİ ve EDEK
seçmenlerinin ezici çoğunluğu ise herhangi bir çözümü kabul
edebilmeleri için dönüşümlü başkanlığı öngörmemesi
gerektiği görüşünde.
TC
kökenlilere karşı yumuşama
Anketten, TC kökenli KKTC vatandaşları konusunda Rumların
görüşlerinde geçmişe göre açık değişik olduğunu,
bu konudaki görüşlerinin çok daha yumuşak olduğu sonucu
çıktı. Rumların üçte biri herhangi bir çözümde TC kökenlilerin
belli bir oranının Adada kalmasının kaçınılmaz
olduğu görüşünde. Ankete katılanların yüzde 25i TC
kökenlilerin KKTCde doğmuş çocuklarına, Türkiyeden gelenlerden
daha farklı bakılması gerektiği görüşünde.
Rumların üçte biri, herhangi bir çözümün kabul edilebilmesi için TC
kökenli KKTC vatandaşlarının tamamının Adadan gitmesi
gerektiğine inanıyor.
Türkiyenin AB üyeliği konusunda ise Rum halkının
yüzde 78inin; Türkiyeye tam üyelik değil imtiyazlı ortaklık
verilmesi gerektiği görüşünde olduğu ve 10 Rumdan 7sinin,
Türkiyenin AB üyelik sürecinin engellenmesine sıcak
baktığı sonucu da çıkan anket kapsamında
katılımcılardan alınan yanıtlar ise şöyle:
Dönüşümlü Başkanlık:
Yüzde 56; Kıbrıs sorununda bulunacak çözümün kabul
edilebilmesi için dönüşümlü başkanlığı öngörmemesi
gerek. Yüzde 30; Kıbrıs sorununa çözüm bulunabilmesi için
dönüşümlü başkanlığın Rumlar tarafından kabul
edilmesi kaçınılmazdır. Yüzde 14; bilmiyorum, yanıt vermek
istemiyorum.
Yerleşikler:
Yüzde 36; Herhangi bir çözümün bizim tarafça kabul edilebilmesi için, bütün
yerleşiklerin Adadan gitmesini öngörmesi gerek. Yüzde 36; herhangi bir
çözüm ile bir miktar yerleşiğin Adada kalması
kaçınılmazdır. Yüzde 25; Türkiyeden gelen yerleşiklerle,
onların işgal bölgelerinde doğan çocuklarına farklı
bakmalıyız. Yüzde 3; bilmiyorum, yanıt vermek istemiyorum.
-Önümüzdeki 12 ay içerisinde çözüm olur mu?
Genel: Yüzde 72 hayır, yüzde 28 evet. AKEL: (seçmen) yüzde 50 hayır,
yüzde 50 evet. DİKO: yüzde 78 hayır, yüzde 22 evet. DİSİ:
yüzde 76 hayır, yüzde 24 evet. EURO.KO: yüzde 91 hayır, yüzde 9 evet.
EDEK: yüzde 87 hayır, yüzde 13 evet.
-Hava ve deniz limanlarını Kıbrıs uçak ve gemilerine
açmaması durumunda Kıbrısın, Türkiyeye tepkisi ne
olmalı:
Yüzde 71; Türkiyenin üyelik süreci engellensin. Yüzde 24 üyelik süreci
engellenmesin ama Ankaranın bu yükümlülüklerini yerine getirmesi
beklensin. Yüzde 1; Türkiyenin üyelik süreci AByle işbirliği
içerisinde engellensin. Yüzde 4 bilmiyorum, yanıt vermek istemiyorum.
-Türkiyenin ABne üyelik süreci
Genel: Yüzde 67 tam üyeliğe hayır, imtiyazlı ortaklık.
Yüzde 22 tam üyelik. AKEL (seçmen) yüzde 58 imtiyazlı ortaklık, yüzde
30 tam üyelik. DİKO: yüzde 71 imtiyazlı ortaklık, yüzde 19 tam
üyelik. DİSİ: yüzde 71 imtiyazlı ortaklık, yüzde 21 tam
üyelik. EURO.KO: yüzde 82 imtiyazlı ortaklık, yüzde 10 tam üyelik
EDEK: yüzde 86 imtiyazlı ortaklık, yüzde 8 tam üyelik.
-Kıbrıs, Türkiyenin üyelik sürecini veto edebilir mi?
Genel: Yüzde 72 evet, yüzde 24 hayır. AKEL(seçmen): yüzde 66 evet, yüzde
30 hayır. DİKO: yüzde 82 evet, yüzde 16 hayır. DİSİ:
yüzde 76 evet, yüzde 23 hayır. EURO.KO: yüzde 87 evet, yüzde 13
hayır. EDEK: yüzde 86 evet, yüzde 14 hayır.
-Kıbrıs Barış İçin Ortaklıka katılım
başvurusunda bulunmalı mı?
Genel: yüzde 70 evet, yüzde 19 hayır, yüzde 11 bilmiyorum/yanıt
vermek istemiyorum.
KIBRIS
27/07/09
Güneydeki
faşist örgütler kriz yaratma peşinde
Rum
tarafındaki okullarda, üniversitelerde, kışlalarda, spor
kulüplerinde ve özellikle Rum gençlerin müdavimi olduğu kamuya açık
yerlerde faaliyet göstermeyi hedefleyen aşırı sağ
unsurların örgütlü ve eşgüdümlü bir çaba harcamakta oldukları
bildirdi.
Haravgi haberi Tehlikeli
Faşist Örgütler Kriz
Yaratmayı Hedefliyor, Belgelerinde de Başkan Hristofyası
Devirmeye Çağırıyorlar başlığıyla
manşete çeken gazete kargaşa ve kriz yaratmayı hedefleyen bu
faşist örgütlerin bazılarının belgelerinde, Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasın devrilmesinden söz
edildiğine dikkat çekti.
Güvenilir bilgilere dayanarak bahse konu çevrelerin gerek Rum
tarafında gerek yurt dışında, aşırı
unsurlara maddi ve manevi destek sağladıklarını, ana çekirdeğinin
de; faşist yan grupları da bulunan Hrisi Avgi (Altın
Şafak) örgütü olduğunu vurgulayan gazete özetle şöyle devam
etti:
(Hrisi Avginin) siyasi oluşum işletme çabaları da
var. Böyle bir çabaya Avrupa seçimlerinde girişmiş ancak
başarısız olmuştu. Aynı bilgilere göre bu faşist
örgütlerin elebaşları faaliyetlerini, Kıbrıstaki EOKA-Bci
unsurların çocukları arasında yaymanın yolunu da
arayıp buluyorlar.
EOKA-B sırasında faşist faaliyetleri olan
kişilerin aileleri, çocukları ve torunları olan
aşırı unsurlarla bağlantıları var. Ülkede, iki
toplumlu iki kesimli federasyon çözümüne fanatik şekilde karşı
olan avukatlar ve diğer malum kişilerden de koordinatörleri de var.
Bu unsurlar Helen ve Hristiyan-Ortodoks düşüncesi adına
nazizm-faşizm ideolojisi taşıyorlar, aşırı
kışkırtıcı ve federasyon
karşıtıdırlar. Bu faşist örgütler gerginlik
ortamı yaratmaya çalıştıkları web siteleri ve broşürlerinde,
Kıbrısı haraç mezat satıyor! dedikleri
Hristofyası devirin telkininde bulunuyor. Ledra Palaceda yapılan
son anti işgal eylemde Başkan Hristofyas aleyhine küfürlü sloganlar
atılması rastlantı değil. Broşürlerinde
varlık hedefimiz bir devleti değil, Irkı korumaktır
ifadesi bile var.
Bu aşırı sağ faşist örgütlerin bütün
hareket ve faaliyetleri, yılan yumurtasını Kıbrısta
da kuluçkaya yatırmaktır. Bu hedef için yoğun çabalar
harcanıyor ve bu faşist örgütlerin liderlerinin Avrupadaki
diğer faşist örgüt ve hareketlerle gizli görüşmeleri de
vardı.
Aynı gazete EDON: Aşırı Sağ Örgütlerin
Hortlaması Tehlikeli ve Zararlı başlıklı haberinde
ise AKELin gençlik kolu EDONun önceki gün yayımladığı
açıklama ile bazı aşırı sağ örgütlerin
faaliyetlerinin ülke ve halk için tehlikeli ve zararlı olduğu
görüşünü ortaya koyduğunu bildirdi.
Habere göre EDON, RMMOdaki aşırı sağ
eğitmen-subayların tavrını da kabul edilemez ve
kışkırtıcı olarak nitelediği
açıklamasında; Rumların 20 Temmuz günü Ledra Palace Rum barikatında
düzenledikleri ve (EDONun) utanç mitingi olarak nitelediği
kınama etkinliğinde yaşananları sert bir dille
kınadı ve Güney Kıbrısta yılan
yumurtasının kuluçkaya yatırılmakta olduğu
uyarısında bulunmayı sürdüreceğini açıkladı.
KIBRIS 27/07/09
Denktaş çiftinin mutlu gecesi
Aydın-Rauf Denktaş çifti 60. evlilik yıldönümlerini,
aile yakınları ve dostlarıyla birlikte Jasmine Courtta
kutladı. Ferhat Göçerin şarkılarıyla coşan çift, 60
yıl gibi uzun birlikteliklerini geç vakitlere kadar mutluluk içinde
kutladı.
Sanatçı Ferhat Göçer, 10. Yıl Marşını da 1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş için okudu. Denktaş,
marşın okunuşu sırasında duygulu anlar
yaşadı.
KIBRIS 27/07/09
![]()
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın Danışmanı Özdil Nami; Türk tarafı
konfederasyon istemiyor. Ancak federasyonda, Kuzeyde Kıbrıslı
Türklerin nüfus netliği ve devletçiklere tatmin edici yetkiler
sağlaması bizim için önemlidir.
Nami, Şu ana kadar çok uzlaşı başardık.
Kıbrıs sorununun en önemli başlıklarından biri olan
yönetim ve güç paylaşımı başlığında, Devlet
Başkanının nasıl seçileceğinin
dışında, büyük oranda uzlaşı bulunmaktadır
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Danışmanı Özdil
Nami; Türk tarafının konfederasyon istemediğini, ancak
federasyonda, Kuzeyde Kıbrıslı Türklerin nüfus netliği ve
devletçiklere tatmin edici yetkiler sağlamasının
Kıbrıs Türkü açısından önemli olduğunu söyledi.
Nami, Şu ana kadar çok uzlaşı başardık.
Kıbrıs sorununun en önemli başlıklarından biri olan
yönetim ve güç paylaşımı başlığında, Devlet
Başkanının nasıl seçileceğinin
dışında, büyük oranda uzlaşı bulunmaktadır dedi.
Özdil Nami, Güney Kıbrısta yayımlanan Politis,Gazetesinin
Kıbrıs sorununun çözümü ve müzakere sürecine ilişkin
sorularını cevaplandırdı.
İNSANLARA GİT DİYEMEZSİNİZ
Gazetenin, Kıbrıs Türk tarafının son dönemlerde TC kökenli
vatandaşlar ve toprak idaresi konusunda katı tezler
açıkladığı şeklindeki yorum soru üzerine Nami,
Kıbrıs Türk tarafının bu konulardaki tezlerinin
değişmediğini, Annan Planı dönemindekiyle aynı
olduğunu ifade etti.
Nami, referandumda oy verecek insanlara, evet demeleri durumunda adadan
gitmeleri gerekeceğinin söylenemeyeceğini belirtirken, bazı
vatandaşlıklar verdiklerini ve bu rakamın Kıbrıs Rum
tarafına sunulacağını vurguladı. TC kökenli
vatandaşların sayısının Kıbrıs Rum
tarafınca abartıldığı kadar çok
olmadığını ifade eden Nami, Rum tarafının yeni
bir sayım gerçekleştirilmesi şeklindeki önerisinin ele
alınması için ise kısa sürede çözüme ulaşılıp
ulaşılmayacağının belli olmamasından ötürü, henüz
erken olduğunu belirtti. Nami, 2006 yılında
gerçekleştirilen nüfus sayımında ortaya çıkan
rakamların Kıbrıs Rum tarafına iletilmesinin ardından
Rum tarafının yeni bir sayım istemeye gerek
duymayacağına inandığını da söyledi.
Kıbrıs sorununun çözüm temelinin iki toplumlu, iki kesimli federasyon
olduğunu ve her oluşturucu devletçikteki nüfus
yapısının bu modele göre olacağını belirten Nami,
Kuzeyde nüfus daha az olduğu için daha fazla Kıbrıslı
Rumun buraya yerleşebileceğinin düşünülmemesi ve Kuzeydeki
nüfusun çoğunluğunun Kıbrıslı Türklerden
oluşmasını sağlamaları gerektiğini
vurguladı.
ŞU ANA KADAR UZLAŞI ÇOK
Gerek Cumhurbaşkanı Talat gerekse kendisinin 2009 yılı
sonuna kadar çözüm bulunacağına dair taşıdıkları
iyimserliğin kaynağının ne olduğunun sorulması
üzerine Nami, Şu ana kadar çok uzlaşı başardık.
Kıbrıs sorununun en önemli başlıklarından biri olan
yönetim ve güç paylaşımı başlığında, Devlet
Başkanının nasıl seçileceğinin
dışında, büyük oranda uzlaşı bulunmaktadır
yanıtını verdi.
Nami, devlet başkanının seçilmesi konusunda da BM
tarafından sunulan öneriler olduğunu, bu konuda da uzlaşıya
varılabileceğine inandığını belirtti ve ekonomi
ile AB konularında da büyük bir uzlaşının mevcut
olduğunu vurguladı. Mülkiyet, toprak ve garantiler konularındaki
durumun ne olduğunun sorulması üzerine ise Nami, Kıbrıs Rum
tarafına, Ekim ayına kadar liderlerin mülkiyet ve yürütme gücü
konularına odaklanmaları önerisini sunduklarını, eğer
Ekim ayına kadar bu iki konuda uzlaşıya varılabilmesi
durumunda geriye sadece toprak ve garantiler konularının
kalacağını açıkladı.
TEZLER ÇPK BİLİNDİK
Toprak ve garantiler konusunda her iki tarafın da tezlerinin çok bilindik
olduğunu bu yüzden de aylar sürecek müzakerelere gerek olmadığını
belirten Nami, mülkiyet konusundaki en büyük görüş
ayrılığının söz hakkının kimde
olacağı konusunda olduğunu vurguladı. Nami,
Kıbrıs Türk tarafının, BM tarafından mülkiyet
konusunda hazırlanmış olan iade, tazminat, takas sistemini
benimsediğini ancak Kıbrıs Rum tarafının en
baştan beri savunduğu tüm göçmenlere iade ilkesini savunmayı
sürdürdüğünü söyledi ve mülkiyet konusundaki kriterlerin görüşülmesi
sırasında Kıbrıs Rum tarafının tezlerini yeniden
gözden geçirerek daha mantıklı bir çerçeveye dönmesini umut
ettiğini belirtti. Kıbrıs Türk tarafının mülkiyet
hakkına saygı duyduğunu ancak bunun tüm göçmenlerin
mallarının iade edilmesi anlamına gelmediğini vurgulayan
Nami, bazı göçmenlere iade olacağını ancak
çoğunluğunun tazmin edileceğini açıkladı.
Tazminatlar için gerekli paranın nasıl bulunacağı sorusuna
karşın Nami, bu konuda bazı düşüncelerin bulunduğunu,
uluslar arası bağışçılara katkı için
çağrı yapılması, yeni hükümetin geçici vergi
uygulaması gibi önerilerin bunlardan bazıları olduğunu söyledi.
KIRMIZI ÇİZGİLERİMİZ OLDUĞUNU SÖYLEMEDİK
Gazete, Cumhurbaşkanı Talat ile birlikte Türkiyeye
gerçekleştirdikleri ziyaret ve buradan kırmızı çizgilerle
döndükleri şeklindeki yorumların sorulması üzerine ise Naminin
Biz hiçbir zaman kımızı çizgilerimiz olduğunu söylemedik.
Müzakere masasında her şeyi görüşürüz yanıtını
verdiğini yazdı.
Türkiye ziyaretinin ana mesajının Türkiyenin liderlerin
çabasını tamamen desteklediği ve yıl sonuna kadar çözüm
bulunabileceğine inandığı şeklinde olduğunu
belirten Nami, Elbette hassas olduğumuz noktalar var. Her iki
tarafın da hassasiyetleri var şeklinde konuştu.
ÖNCELİĞİMİZ GÜVENLİK
Nami, Kıbrıs Türk tarafının en büyük hassasiyetinin
güvenlik konusunda olduğunu belirterek, nüfusun %80ini oluşturan
Kıbrıslı Rumların garantiler olmadan rahat hissetmesinin,
geçmişte kötü tecrübeler yaşayan %20lik Kıbrıslı
Türklerin daha çok korkmasının doğal olduğunu
vurguladı.
Kıbrısın bütünüyle AB üyesi olacağı
düşünüldüğünde Kıbrıslı Rumların Türkiyenin
garantörlüğünden duydukları endişenin abartılı
olduğunu ifade eden Nami, Türkiyenin bir AB ülkesine saldırmak için
bahane bulabileceğini düşünmenin mantıklı
olmadığını belirtti.
ABDEN TAM TAAHHÜT ALDIK
Nami söyleşisinde ayrıca, Kıbrıs sorununa bulunacak bir
çözümün AB müktesebatına dahil olması konusunda ABden tam taahhüt
aldıklarını açıkladı.
Nami, çözümün, ABnin temel ilkelerine uygun olması koşuluyla AB
müktesebatına dahil edilmesi konusunda ABden tam taahhüt
aldıklarını belirterek şunları söyledi:
ABNİN GÖRÜŞÜ
AB, çözümün AB normlarıyla uyumlu olması gerektiğini
savunmuyor. Çünkü müktesebat bizim anlaşmamızla değişecek.
Ancak temel ilkelere saygılı olunmalı. ABnin görüşü,
normlardan sapmaların, yani tüm anlaşma değil ancak
sapmaların, birincil hukuk haline gelmesi yönündedir. Bunun sebebi ise,
anlaşmanın iki tarafın referandumda onaylanmasının
ardından şahısların mahkemelere başvurarak
anlaşmayı yaralamasını önlemektir. Karşılıklı
anlaşmamızın AB hukuku çerçevesinde iyice korunmasını
sağlamak zorundayız. 10ncu protokolün bunu
sağladığı ve Komisyona sapmaları 10ncu protokole
dahil ederek birincil hukuk haline getirme imkanı verdiği
argümanı mevcuttur. Ancak bizim hukuk uzmanlarımız Komisyonun
kararlarının birincil hukuk oluşturamayacaklarını, tüm
devletlerin ayrı ayrı onayına ihtiyaç olduğunu
söylüyorlar.
FEDERASYON GERÇEKTEN FEDERASYON OLMALI
İki toplumlu-iki kesimli federasyonun ne anlama geldiğinin
sorulması üzerine ise Nami, iki toplumlu, iki kesimli federasyondan
bahsedildiğinde bunun gerçekten böyle olması gerektiğini,
Kıbrıs Türk tarafının tezlerinin de bununla tam bir uyum
içerisinde olduğunu kaydetti.
Nami şunları söyledi: Birbirleriyle ilişkileri olan iki
ayrı devletten bahsetmiyoruz. Konfederasyondan bahsetmiyoruz. Federal hükümetin
sahip olacağı yetkiler konusunda neredeyse tam bir uzlaşıya
vardık. Bunlar da az değildirler. Yeterince özlü bir listedir.
Diğer yetkiler oluşturucu devletlere gitmelidir. Her konuda pek çok
koordinasyon mekanizmasına sahibiz. Tek sesle konuşarak, AB üyesi
olacağız. Hiç kimsenin, iki ayrı devlet yaratıyoruz diye
endişelenmemesi gerekir.
Güçlü bir federal hükümete mi sahip olacağız? şeklindeki
soruya karşılık ise Nami şu yanıtı verdi:
ÖNEMLİ OLAN
Hayır, güçlü bir merkezi hükümete ve zayıf oluşturucu
devletçiklere sahip olacağımızı söylemiyorum. Yetkileri
(oluşturucu devletçiklerin), iyi belirlenmiş olacak. Önemli olan
Kıbrısın AB ve BMdeki tüm uluslar arası
açıklamalarda tek bir sesle konuşacağıdır. Bu federal
hükmet ile oluşturucu devletçiklerin işbirliği içerisinde tüm
tezlerimizi koordine etmeliyiz. Bu devletin ağır hareket
edeceği, üniter bir devlet kadar sonuç getirici olmayacağı
tezini ortaya koyanlar olabilir. Bu bir gerçektir. Ancak dünyadaki tüm
federasyonların bedeli budur. Herkesin çok sıkı
çalışması gerekir. Ancak bu birlikte var olmanın
bedelidir.
STAR KIBRIS 27/07/09
![]()
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın Danışmanı Özdil Nami; Türk tarafı
konfederasyon istemiyor. Ancak federasyonda, Kuzeyde Kıbrıslı
Türklerin nüfus netliği ve devletçiklere tatmin edici yetkiler
sağlaması bizim için önemlidir.
Nami, Şu ana kadar çok uzlaşı başardık.
Kıbrıs sorununun en önemli başlıklarından biri olan
yönetim ve güç paylaşımı başlığında, Devlet
Başkanının nasıl seçileceğinin
dışında, büyük oranda uzlaşı bulunmaktadır
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Danışmanı Özdil
Nami; Türk tarafının konfederasyon istemediğini, ancak
federasyonda, Kuzeyde Kıbrıslı Türklerin nüfus netliği ve
devletçiklere tatmin edici yetkiler sağlamasının
Kıbrıs Türkü açısından önemli olduğunu söyledi.
Nami, Şu ana kadar çok uzlaşı başardık.
Kıbrıs sorununun en önemli başlıklarından biri olan
yönetim ve güç paylaşımı başlığında, Devlet
Başkanının nasıl seçileceğinin
dışında, büyük oranda uzlaşı bulunmaktadır dedi.
Özdil Nami, Güney Kıbrısta yayımlanan Politis,Gazetesinin
Kıbrıs sorununun çözümü ve müzakere sürecine ilişkin
sorularını cevaplandırdı.
İNSANLARA GİT DİYEMEZSİNİZ
Gazetenin, Kıbrıs Türk tarafının son dönemlerde TC kökenli
vatandaşlar ve toprak idaresi konusunda katı tezler
açıkladığı şeklindeki yorum soru üzerine Nami,
Kıbrıs Türk tarafının bu konulardaki tezlerinin değişmediğini,
Annan Planı dönemindekiyle aynı olduğunu ifade etti.
Nami, referandumda oy verecek insanlara, evet demeleri durumunda adadan
gitmeleri gerekeceğinin söylenemeyeceğini belirtirken, bazı
vatandaşlıklar verdiklerini ve bu rakamın Kıbrıs Rum tarafına
sunulacağını vurguladı. TC kökenli vatandaşların
sayısının Kıbrıs Rum tarafınca
abartıldığı kadar çok olmadığını ifade
eden Nami, Rum tarafının yeni bir sayım gerçekleştirilmesi
şeklindeki önerisinin ele alınması için ise kısa sürede
çözüme ulaşılıp ulaşılmayacağının belli
olmamasından ötürü, henüz erken olduğunu belirtti. Nami, 2006
yılında gerçekleştirilen nüfus sayımında ortaya
çıkan rakamların Kıbrıs Rum tarafına iletilmesinin
ardından Rum tarafının yeni bir sayım istemeye gerek
duymayacağına inandığını da söyledi.
Kıbrıs sorununun çözüm temelinin iki toplumlu, iki kesimli federasyon
olduğunu ve her oluşturucu devletçikteki nüfus
yapısının bu modele göre olacağını belirten Nami,
Kuzeyde nüfus daha az olduğu için daha fazla Kıbrıslı
Rumun buraya yerleşebileceğinin düşünülmemesi ve Kuzeydeki
nüfusun çoğunluğunun Kıbrıslı Türklerden
oluşmasını sağlamaları gerektiğini
vurguladı.
ŞU ANA KADAR UZLAŞI ÇOK
Gerek Cumhurbaşkanı Talat gerekse kendisinin 2009 yılı
sonuna kadar çözüm bulunacağına dair taşıdıkları
iyimserliğin kaynağının ne olduğunun sorulması
üzerine Nami, Şu ana kadar çok uzlaşı başardık.
Kıbrıs sorununun en önemli başlıklarından biri olan
yönetim ve güç paylaşımı başlığında, Devlet
Başkanının nasıl seçileceğinin
dışında, büyük oranda uzlaşı bulunmaktadır
yanıtını verdi.
Nami, devlet başkanının seçilmesi konusunda da BM
tarafından sunulan öneriler olduğunu, bu konuda da uzlaşıya
varılabileceğine inandığını belirtti ve ekonomi
ile AB konularında da büyük bir uzlaşının mevcut
olduğunu vurguladı. Mülkiyet, toprak ve garantiler konularındaki
durumun ne olduğunun sorulması üzerine ise Nami, Kıbrıs Rum
tarafına, Ekim ayına kadar liderlerin mülkiyet ve yürütme gücü
konularına odaklanmaları önerisini sunduklarını, eğer
Ekim ayına kadar bu iki konuda uzlaşıya varılabilmesi
durumunda geriye sadece toprak ve garantiler konularının
kalacağını açıkladı.
TEZLER ÇPK BİLİNDİK
Toprak ve garantiler konusunda her iki tarafın da tezlerinin çok bilindik
olduğunu bu yüzden de aylar sürecek müzakerelere gerek
olmadığını belirten Nami, mülkiyet konusundaki en büyük
görüş ayrılığının söz hakkının kimde
olacağı konusunda olduğunu vurguladı. Nami,
Kıbrıs Türk tarafının, BM tarafından mülkiyet
konusunda hazırlanmış olan iade, tazminat, takas sistemini
benimsediğini ancak Kıbrıs Rum tarafının en
baştan beri savunduğu tüm göçmenlere iade ilkesini savunmayı
sürdürdüğünü söyledi ve mülkiyet konusundaki kriterlerin görüşülmesi
sırasında Kıbrıs Rum tarafının tezlerini yeniden
gözden geçirerek daha mantıklı bir çerçeveye dönmesini umut
ettiğini belirtti. Kıbrıs Türk tarafının mülkiyet
hakkına saygı duyduğunu ancak bunun tüm göçmenlerin
mallarının iade edilmesi anlamına gelmediğini vurgulayan
Nami, bazı göçmenlere iade olacağını ancak
çoğunluğunun tazmin edileceğini açıkladı.
Tazminatlar için gerekli paranın nasıl bulunacağı sorusuna
karşın Nami, bu konuda bazı düşüncelerin bulunduğunu,
uluslar arası bağışçılara katkı için
çağrı yapılması, yeni hükümetin geçici vergi
uygulaması gibi önerilerin bunlardan bazıları olduğunu
söyledi.
KIRMIZI ÇİZGİLERİMİZ OLDUĞUNU SÖYLEMEDİK
Gazete, Cumhurbaşkanı Talat ile birlikte Türkiyeye
gerçekleştirdikleri ziyaret ve buradan kırmızı çizgilerle
döndükleri şeklindeki yorumların sorulması üzerine ise Naminin
Biz hiçbir zaman kımızı çizgilerimiz olduğunu söylemedik.
Müzakere masasında her şeyi görüşürüz yanıtını
verdiğini yazdı.
Türkiye ziyaretinin ana mesajının Türkiyenin liderlerin
çabasını tamamen desteklediği ve yıl sonuna kadar çözüm
bulunabileceğine inandığı şeklinde olduğunu
belirten Nami, Elbette hassas olduğumuz noktalar var. Her iki
tarafın da hassasiyetleri var şeklinde konuştu.
ÖNCELİĞİMİZ GÜVENLİK
Nami, Kıbrıs Türk tarafının en büyük hassasiyetinin
güvenlik konusunda olduğunu belirterek, nüfusun %80ini oluşturan
Kıbrıslı Rumların garantiler olmadan rahat hissetmesinin,
geçmişte kötü tecrübeler yaşayan %20lik Kıbrıslı
Türklerin daha çok korkmasının doğal olduğunu
vurguladı.
Kıbrısın bütünüyle AB üyesi olacağı
düşünüldüğünde Kıbrıslı Rumların Türkiyenin
garantörlüğünden duydukları endişenin abartılı
olduğunu ifade eden Nami, Türkiyenin bir AB ülkesine saldırmak için
bahane bulabileceğini düşünmenin mantıklı
olmadığını belirtti.
ABDEN TAM TAAHHÜT ALDIK
Nami söyleşisinde ayrıca, Kıbrıs sorununa bulunacak bir
çözümün AB müktesebatına dahil olması konusunda ABden tam taahhüt
aldıklarını açıkladı.
Nami, çözümün, ABnin temel ilkelerine uygun olması koşuluyla AB
müktesebatına dahil edilmesi konusunda ABden tam taahhüt
aldıklarını belirterek şunları söyledi:
ABNİN GÖRÜŞÜ
AB, çözümün AB normlarıyla uyumlu olması gerektiğini
savunmuyor. Çünkü müktesebat bizim anlaşmamızla değişecek.
Ancak temel ilkelere saygılı olunmalı. ABnin görüşü,
normlardan sapmaların, yani tüm anlaşma değil ancak
sapmaların, birincil hukuk haline gelmesi yönündedir. Bunun sebebi ise,
anlaşmanın iki tarafın referandumda onaylanmasının
ardından şahısların mahkemelere başvurarak
anlaşmayı yaralamasını önlemektir.
Karşılıklı anlaşmamızın AB hukuku
çerçevesinde iyice korunmasını sağlamak zorundayız. 10ncu
protokolün bunu sağladığı ve Komisyona sapmaları
10ncu protokole dahil ederek birincil hukuk haline getirme imkanı
verdiği argümanı mevcuttur. Ancak bizim hukuk uzmanlarımız
Komisyonun kararlarının birincil hukuk oluşturamayacaklarını,
tüm devletlerin ayrı ayrı onayına ihtiyaç olduğunu
söylüyorlar.
FEDERASYON GERÇEKTEN FEDERASYON OLMALI
İki toplumlu-iki kesimli federasyonun ne anlama geldiğinin
sorulması üzerine ise Nami, iki toplumlu, iki kesimli federasyondan
bahsedildiğinde bunun gerçekten böyle olması gerektiğini,
Kıbrıs Türk tarafının tezlerinin de bununla tam bir uyum
içerisinde olduğunu kaydetti.
Nami şunları söyledi: Birbirleriyle ilişkileri olan iki
ayrı devletten bahsetmiyoruz. Konfederasyondan bahsetmiyoruz. Federal
hükümetin sahip olacağı yetkiler konusunda neredeyse tam bir
uzlaşıya vardık. Bunlar da az değildirler. Yeterince özlü
bir listedir. Diğer yetkiler oluşturucu devletlere gitmelidir. Her
konuda pek çok koordinasyon mekanizmasına sahibiz. Tek sesle konuşarak,
AB üyesi olacağız. Hiç kimsenin, iki ayrı devlet
yaratıyoruz diye endişelenmemesi gerekir.
Güçlü bir federal hükümete mi sahip olacağız? şeklindeki
soruya karşılık ise Nami şu yanıtı verdi:
ÖNEMLİ OLAN
Hayır, güçlü bir merkezi hükümete ve zayıf oluşturucu
devletçiklere sahip olacağımızı söylemiyorum. Yetkileri
(oluşturucu devletçiklerin), iyi belirlenmiş olacak. Önemli olan
Kıbrısın AB ve BMdeki tüm uluslar arası açıklamalarda
tek bir sesle konuşacağıdır. Bu federal hükmet ile
oluşturucu devletçiklerin işbirliği içerisinde tüm tezlerimizi
koordine etmeliyiz. Bu devletin ağır hareket edeceği, üniter bir
devlet kadar sonuç getirici olmayacağı tezini ortaya koyanlar
olabilir. Bu bir gerçektir. Ancak dünyadaki tüm federasyonların bedeli
budur. Herkesin çok sıkı çalışması gerekir. Ancak bu
birlikte var olmanın bedelidir.
STAR KIBRIS 27/09
![]()
Örgüt
temsilcilerinden oluşan Kıbrıs Türk Kadın Heyeti
Abhazyada. Oya Talata devlet protokolü uygulandı.
Rusya yanındaki bağımsız cumhuriyetlerden Abhazya
yetkililerinin davetlisi olarak geçtiğimiz gün Rusyaya gelen KKTC heyeti,
Rusyanın Soçi kentindeki temaslarını tamamlayarak önceki
akşam saatlerinde Abhazyaya geldi. Kıbrıs Türk Kadın
Konseyi Başkanı ve Cumhurbaşkanı Talatın eşi Oya
Talat başkanlığında Ticaret Odası, Müteahhitler
Birliği, Kıbrıs Uluslararası Barış
Araştırmaları Merkezi ve çeşitli örgütleri temsilen
çoğunluğu kadınlardan oluşan heyet, Abhazyada devlet
konuğu olarak ağırlanıyor. Rusyanın Soçi kentinden
başlayarak Oya Talata devlet protokolü uygulayan,
Cumhurbaşkanının özel makam arabasını tahsis eden
Abhazya, ülkeye gelişinde Kıbrıs Türk heyetine sıcak bir
karşılama töreni düzenledi. Önceki gece Rusyanın Soçi kentinden
kara yoluyla Abhazyaya geçen heyet, sınır kapısında
Dışişleri Bakan Yardımcısı Maksim Guniya,
Milletvekili Soner Gogua, İşkadınları Derneği
yetkilileri ve kentin önde gelen iş insanları tarafından
karşılandı.
Yoğun güvenlik önlemlerinin de uygulandığı heyet,
Abhazyanın başkenti Sohoda bugün resmi temaslar yapacak. Devlet ve
hükümet yetkilileriyle gün boyu yoğun temaslar yapılacak, ayrıca
girişimciler ve iş çevreleriyle yuvarlak masa toplantıları
düzenlenecek.
BU SABAH AYRILIYORLAR
KKTCnin Rusya ve Abhazyayla ilk temasını kuran Oya Talat
başkanlığındaki heyet, Ticaret Odası temsilcisi Evren
Bağlarbaşı Özerden, Müteahhitler Birliği Temsilcisi Havva
Yetkili, Yurtsever Kadınlar Birliğinden Hatice Düzgün, Kadın
Dayanışma Konseyinden Çiğdem D. Falay, Akova Kadınlar
Birliği Başkanı Aysel Bodi, Mormenekşe Kadınlar
Birliğinden Hayriye Tokyay, Kız İzci Örgütünden Umure Örs,
Kıbrıs Uluslararası Barış Araştırmaları
Merkezi üyeleri ve YDÜ Öğretim Görevlileri Dr. Fehiman Eminer ve Dr.
Muhittin Özsağlam ile diğer yetkililer ve basından
oluşuyor.
Karadeniz kıyısında turizmiyle ünlü Rusyanın Soçi kenti
ile Abhazya Cumhuriyetinde yapılan temaslarda, ağırlıkla
KKTCnin ekonomik durumu, yatırım imkanları, emlak sektörü,
ihracat ve ithalat olanakları ele alınarak işbirliği
imkanlarının geliştirilmesi hedefleniyor. Ziyaretlerde sektör
temsilcileri kendi alanlarıyla ilgili bilgi vererek, kurumsal ve bireysel
işbirliği imkanlarını geliştirmeye
çalışıyor.
Karadeniz kıyısında, Rusya ile Gürcistan arasında yer alan
Abhazya, 1993 yılında bağımsızlığına
ilan etti ancak bağımsız devlet olarak dünya tarafından
tanınmadı. Sadece Rusya ve Nikaragua tarafından tanınan,
Rusya ile çok yakın ilişkileri bulunan Abhazyanın siyasi konumu
KKTC ile benzerlik gösteriyor. KKTC heyeti, dünkü yoğun resmi
programın ardından bu sabah Abhazyadan ayrılacak.
STAR KIBRIS 27/07/09
![]()
Rum basını Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanunun geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamalarının ardından, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın da, Rum hükümetinin halkın federal çözüm konusunda bilgilendirilmesi amacıyla kampanya başlatacağını açıkladığını yazdılar.
Habere göre Hristofyas, önceki gün gerçekleştirilen Başpiskopos
Makariosu anma ve 1974 Barış Hareketının
kınanması etkinliğinde yaptığı konuşmada,
Rum halkının federasyonun ne anlama geldiğini öğrenmesi için
bilgilendirme kampanyası başlatacaklarını belirtti.
Hristofyas, halkın, federasyonun ve siyasi eşitliğin temel
niteliğinin, iki toplumun ortak devletin yönetimine etkin
katılımı olacağını bilmesi gerektiğini
vurguladı.
KAROYAN TÜRKİYEYİ UYARDI
Öte yandan gazete, bir diğer haberinde, Rum Meclisi ve DİKO
Başkanı Marios Karoyanın da aynı etkinlikte
yaptığı konuşmada, Türkiyenin AB ve Güney Kıbrıs
karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda AB
sürecinin kesintisiz devam edemeyeceğini savundu.
Habere göre Karoyan, BM ve uluslar arası topluma, yükümlülüklerini yerine
getirmesi yönünde Türkiyeye baskı yapmaları
çağrısını da yineledi.
Karoyan, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ise, iki toplumlu iki
kesimli federasyon çözümünü kabul etmeye hazır olduklarını,
konfederasyon veya iki devletli çözümü ise kesinlikle reddettiklerini
vurguladı.
STAR KIBRIS 27/07/09
AİHM'de KKTC davasına dostane çözüm
Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'nin (AİHM),
Andromahis Aleksandru adlı bir Rum'un KKTC'deki malıyla ilgili olarak
Taşınmaz Mal Komisyonu aracılığıyla sağlanan
dostane anlaşmayı bugünkü oturumunda kabul ettiği bildirildi.
Rum radyosuna açıklama yapan Rum Başsavcısı Petros
Kleridis, AİHM'nin
söz konusu davada "Türkiye ile Aleksandru arasında sağlanan
dostane anlaşmayı" kabul ettiğini ve davayı iptal
ettiğini söyledi.
Kleridis, Aleksandru'nun KKTC'de bulunan "taşınmaz
malının bir bölümünün iade edilmesi ve bir buçuk milyon sterlin
tazminat verilmesi kararından tatmin olduğunun görüldüğünü"
belirtti.
Başsavcı Petros Kleridis, Aleksandru'ya taşınmaz
malının bir bölümünün verilmesinin, Taşınmaz Mal
Komisyonunun yasallaşması anlamına gelmediğini, KKTC
devletinin yüz binlerce Kıbrıslı Rum'un malını Kuzeyde
"ihlal etmeye" devam ettiğini iddia etti.
Kleridis, kendi görüşüne göre "hiçbir şeyin
değişmediğini, sadece bir bölüm taşınmaz malın
iadesini göstermek için Türkiye tarafından yapılan bir taktik
hareketin söz konusu olduğunu" savundu. Radyonun haberinde, söz
konusu taşınmaz malın Girne'ye bağlı
Karşıyaka bölgesinde bulunuyor.
CNN TURK 28/07/09
İnalcık, Osmanlı Yalova'da kuruldu dedi Bilecik isyanda
28/07/2009 RADIKAL
Ünlü tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık'ın Osmanlı Devleti'nin Yalova'da kurulduğunu iddia etmesine en çok Söğütlüler bozuldu
Bilecik Şeyh Edebali Derneği Başkanı Salim Yaşar,
Osmanlı Devletinin Bilecikte değil Yalovada kurulduğu
yönündeki iddiaların, Söğütte diriliş ruhunu
gerçekleştiren Osmanlının kurucularının
ruhlarını incittiğini ileri sürdü.
Yaşar, yaptığı yazılı açıklamada,
Osmanlının Söğütte kurulduğunu, türbelerin, camilerin,
mescitlerin ve tarihi eserlerin buna şahitlik ettiğini belirtti.
Tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcıkın, Osmanlı Devletinin
Söğütte değil Yalovada kurulduğu iddialarına
Yalovalıların sahip çıktığını kaydeden
Yaşar, şunları ifade etti:
"Bu iddialarla Prof. Dr. İnalcık, Yalovalıları
sevindirdi ama biz Bileciklileri çok üzdü. Osmanlının Söğütte
kurulduğunu gösteren binlerce tarihi belge ve şahit var.
Osmanlının ilk Kadısı Dursun Fakıh Hazretleridir.
Kabri Söğüttedir. Osman Gazi adına hutbe okuyan da Dursun
Fakıhdir. Osmanlı Söğütteyken devlet değildi de bu
kadıyı kim neden atadı? Bilecik fethedilince, Osman Gazi,
aynı zamanda kayın pederi olan Şeyh Edebaliyi Bilecike
kadı olarak tayin etti. Gerek Ertuğrul Gazi gerekse Osman Gazi,
Söğütteyken Bizans Tekfurlarıyla oturdu, anlaşmalar yaptı.
Osman Gazi fetihler yaptı, topraklar aldı aldı."
Bilecikin Osmanlının kuruluş dönemine ait binlerce
işaretle dolu olduğunu ifade eden Yaşar, şöyle devam etti:
"Onlarca türbe, onlarca cami ve mescit, yüzlerce tarihi eser
Osmanlının Söğütte kurulduğuna şahitlik ediyor.
Sadece bunlar bile Osmanlının Söğütte kurulduğunu
belgelemeye yeter de artar bile. Bu iddialar, bizleri ve hepsinden önemlisi de
Söğütte diriliş ruhunu gerçekleştiren Osmanlının
kurucularının aziz ruhlarını incitmiştir."
İNALCIK: OSMANLI YALOVADA KURULDU
Tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık Yalova ve Bilkent Üniversitelerinin
ortaklaşa düzenlediği Osmanlı Devletinin Kuruluş Tarihi
Uluslararası Osmanlı Devletinin Yalovada kurulduğunu iddia
etmişti.
Araştırmaları ve tezleriyle Osmanlı Devletinin Yalovada
kurulduğunu savunan Prof. Dr. Halil İnalcık, 60- 70 yıldan
beri belgeler arasında büyük tarihin gerçeklerini dünyada tanıtmak
için uğraşıp çabaladığını belirterek,
Geleneksel toplumlarda bir devletin kuruluşunu saptamak için başka
kriterler saptanır. Osmanlı Beyliğinin kuruluşu
tartışmalı bir konu. Ancak tarihçi unutmamalıdır ki,
ortaçağ devletleri hanedan devletleridir demişti.(dha)
BAŞYAZI
Unutturamazsınız
Toplumların
varlığı, geçmişine sahip çıkmayla mümkün olur.
Ülkemizde maalesef geçmişin unutturulmaya
çalışıldığına tanık oluyoruz.
Ama unutulan birşey vardır ki, Kıbrıslı Türklerin
yakın geçmişte verdikleri mücadeleyi unutturmaya çalışmak,
onları daha da kenetleyerek değerlerine sahip çıkmaya itecektir.
Kıbrıslı Türklerin tarihsel ve sosyo-ekonomik değerlerinin yitirilmeye
çalışıldığı bu dönemde liderimiz Dr. Fazıl
Küçük′ün de uygulanan bu stratejiye kurban edilmeye
çalıştığını gözlemlemekteyiz.
Adada Kıbrıslı Türklerin de yaşadığını,
Anadolu′da verdiği büyük mücadelelerle benimsenen ve varlığımızın
mimarı olan liderimiz Dr. Küçük′ün bugün bilinçli bir şekilde
unutturulmaya çalışıldığına üzülerek ve
öfkelenerek tanık olmaktayız.
"Dr. Küçük olmasaydı, biz Kıbrıs′a turist vizesi bile
alamazdık"
Türkiye-Kıbrıs ilişkilerinde önemli bir
yeri olan Barış Harekâtı fatihi Bülent Ecevit′in bu
sözleri bugün, uygulanmaya çalışılan stratejiyi yürütenlere
mesaj niteliğindedir.
Ama burada yapılmak istenen, Dr. Küçük′ü unutturmaktan çok,
Kıbrıslı Türklerin yakın geçmişteki mücadelelerini
hafızalardan silmek ve tasarlanan bir toplum yaratmaktır.
Bugünlerde yaşanan güncel olaylar bunun ipuçlarını verirken, ne
yazık ki ülkemizdeki birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütü
yaşananların farkına varmak istememektedir.
En belirgin icraat, Kıbrıslı Türk kültürünü silerek, yerine
Kıbrıslı Türk değerleri hafızalarda
silikleştirip, Türkiye kültürünü daha baskın konuma getirmektir.
Türkiye ve Türklüğün lideri olan Atatürk′ün her yere anıt ve
büstleri yapılırken, Kıbrıslı Türklerin lideri, yani
bu adanın Türk lideri olan Dr. Küçük için bu yönde hiçbir icraat
yapılmamaktadır. Hatta bu amaçla hazırlanan projeleri bir bir
rafa kaldırma gafletini işleyen siyasiler, kendi değerlerini
inkâr eder pozisyonlarını sürdürüyorlar.
Cumhuriyet Meclisi′ne Dr. Küçük Anıtı dikilmesi için
çalışmalar yer tespitinin yapılmasına kadar
ilerletilmişken; meclis başkanlığı, liderinin
anıtının dikilmesinden geri adım attı. Ayrı bir
varlık olarak Kıbrıslı Türklerin
varlığının en iyi teminatlarından olan Vakıflar İdaresi
de varlığını borçlu olduğu Dr. Küçük′e
karşı vefasız davranıyor. Vakıflar
İdaresi′nin bahçesine Dr. Küçük büstü dikilecek sözü verilmesine
rağmen bu söz de açıklanmayan bir nedenden dolayı
tutulmadı. Girne′de ise yer tespiti yapılmasına
rağmen yıllarca süren mücadeleye rağmen lideri-miz Dr.
Küçük′ün büstünün dikilmesi engellendi.
Bu üç örneğe, siyasilerin son dönemlerde yaptıkları icraatlar
yanında özellikle törenlerde yaptıkları konuşmalarda Dr. Küçük′ün
verdiği mücadele, adı konulmadan anlatılıyor. En yakın
örnek olan 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı′nda
liderimizin huzurunda yapılan törende onun ortaya koyduğu
başarılar sıralandı, ama bu başarıların
mimarının kim olduğunun dile getirilmediğine tanık
olundu.
Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları′nın
Millî Egemenlik Anıtı′nın açılışında
yaptığı konuşmadan bir bölüm aktarıp, ardından
gelecek soru herşeyi daha iyi anlatmaktadır. "Beni seçtiyseniz
KKTC′nin olan her toprağa dilediğinizi dikeceğiz... 15
Ağustos′ta da anıtın inşa edildiği çemberin ilerisindeki
Kermiya Çemberine de Bülent Ecevit′in heykeli inşaa
edilecek"...
Kıbrıs Türk halkının lideri Dr. Küçük nerede?
HALKIN
SESİ
HALKIN SESI 28/07/09
Theyre out to get him
By Stefanos Evripidou
THE VOLLEY of insults fired
at President Demetris Christofias during the July 20 anti-occupation rally were
part of a wider campaign by fascist organisations to overthrow the president,
claimed AKEL mouthpiece Haravghi on Sunday.
The left-wing paper had splashed on its front page the headline: DANGEROUS,
with a warning that fascist organisations were brewing a crisis in Cyprus,
which they hoped would lead to the overthrow of Christofias.
According to the paper, extreme right-wing elements were making coordinated
efforts to target schools, universities, army camps, sports clubs, and places
where youth hang out to create unrest and crisis. Without giving further
detail, the paper said some of these extremists had even spoken of
overthrowing the president in various websites.
Citing unidentified sources, Haravghi claims that these extreme factions were
being financed and given moral support by people in Cyprus and abroad. The
paper also referred to the attempt to create a political party in the last
European Parliament elections; an obvious reference to the two MEP candidates
who ran for the National Peoples Front last June and garnered around 600
votes.
The article says the fascist organisations are tapping into the offspring and
relatives of EOKA B fighters for support, as well as lawyers who are fanatically
opposed to a bizonal, bicommunal federal solution.
The paper targets the ultra-right wing organisation Chrysi Avgi (Golden Dawn)
as being the nucleus of this Nazi ideology which is provocative and
anti-federalist in the name of Greek thought and Christian orthodoxy, along
with its fascist offshoot organisations.
The paper also linked the slogans found on the websites of these extremist
organisations with the insults chanted against Christofias for selling Cyprus
during the July 20 rally, from which six people were charged with breaching the
peace.
The communist mouthpiece said Christofias was determined to send a clear
message that he would not tolerate the resurgence of terrorist ideology and
subversive action. The president reportedly called on all parties to isolate
any fascistic elements and make the distinction between political disagreement
and political thuggery which cultivates a culture of fascism, hate and
violence.
The government spokesman was unavailable for comment yesterday on whether there
were any grounds to suspect a plan was being hatched to overthrow the
president.
CYPRUS MAIL 28/07/09
Kyprianou mends fences with Bildt
By Stefanos Evripidou
FOREIGN MINISTER Marcos
Kyprianou yesterday met his Swedish counterpart Carl Bildt in Brussels to iron
out any differences that may have lingered following Bildts statements on
Cyprus during his address to the European Parliament last week.
Kyprianou and Greek Foreign Minister Dora Bakoyannis also briefed their EU
counterparts on Turkish violations of Cypriot and Greek sovereign rights. The
Cypriot minister made a special reference to Turkeys planned oil exploration
within Cyprus Exclusive Economic Zone.
The 40-minute meeting between Kyprianou and Bildt was reportedly held in a
good climate. Bildt caused a storm last week when he identified the Greek
coup of 1974 as being the cause of Cyprus problems. His statements, at times
misquoted, were widely published in the Cypriot press, resulting in mass
condemnation across the political spectrum.
According to reports, Bildt told Kyprianou yesterday that the misunderstanding
was a result of wrong interpretation of his comments. Politis newspaper
yesterday reported that Kyprianou had planned to discuss three points of
contention with Bildt regarding his comments on Cyprus.
The government was reportedly not happy with the way Bildt linked the events of
1964, 1974 and 2004, since it has already acknowledged that both communities
shared a big responsibility for the events of the 1960s and 70s. However, the
referendum in 2004 was the democratic expression of the people and should not
be put in the same bracket.
A second point the minister was expected to make was the fact that Bildt
rightly said the Greek-backed coup opened the door to the Turkish invasion, but
some mention should have at least been given to Turkeys responsibility for the
continued occupation of Cyprus northern third the last 35 years.
Finally, as head of the Swedish EU Presidency, Bildt spoke extensively on the
Cyprus problem, but made no reference to Turkeys EU obligations toward Cyprus.
Instead, the minister indirectly linked the Ankara protocol (relating to the
opening of ports to Cyprus) with direct trade with the Turkish Cypriots.
During the informal working lunch of EU foreign ministers yesterday, Kyprianou
also referred to Turkeys intended oil exploration in Cypriot waters, saying
Cyprus based its arguments on the Law of the Sea and international law.
The Swedish Presidency, holding its first General Affairs Council meeting
yesterday, will also oversee the key December evaluation of Turkey regarding
its implementation of the Ankara Protocol.
Earlier this month, the Turkish government gave the thumbs up to the
state-owned Turkish Petroleum Corporation (TPAO) to explore for oil in the
contested area of the eastern Mediterranean, off the coast of Cyprus.
Turkey also claims interests and rights to a number of offshore blocks in deep
water locations singled out by the Cyprus government for oil exploration in
2007. Last November, Cyprus complained to the UN that Turkish warships had
repeatedly harassed Norwegian research vessels working for the government off
the southern coast of the island over blocs earmarked for exploration. In turn,
Turkey accused Cyprus of messing with its continental shelf.
Despite Turkeys evident disapproval, the government announced last month that
it would press ahead with offshore oil exploration and open new fields for
hydrocarbon research by early next year, signing its first exploration deal
with US company Noble Energy.
CYPRUS MAIL 28/07/09
Bridging the rivers of blood
By Rebecca Bailey
TRUE
HEROISM is remarkably sober, very undramatic. It is not the urge to surpass all
others at whatever cost, but the urge to serve others at whatever cost.
The words of Arthur Ashe, an American social activist and tennis player, seem
to be especially fitting to describe the ten unsung heroes from Cyprus who
were honoured recently acts of courage and humanity in times of war.
These were men who, during the intercommunal conflicts of the 50s and 60s, and
in the later Turkish invasion of 1974, risked their lives to save and protect
members of the other side, their supposed enemies, at immense personal risk.
The ceremony was conceived of by Sevgul Uludag, a Turkish Cypriot journalist
who has dedicated the last eight years of her life to investigating the cases
of those still missing from the conflicts, from both sides. On the Turkish
Cypriot side, the issue was still very much a taboo subject.
When I started talking about it, it was like an earthquake in our community,
she said. There was just this enormous flow of words, the relief of being able
to speak about it.
Stories of barbarity poured down the hotline she had set up; stories of rape,
murder, massacre, and betrayal. Every now and again, though, she was told a
story that was not about pain; a story that was rather about the triumph of
humanity over animalism, a story of bravery and pathos.
Unless we have a common understanding of the past, how can we have a common
vision? asked Uludag.
Events like these hinge around the idea that common pain can be used as a
catalyst for peace. In this case, there was more than pain uniting the two
sides though; there was hope, courage and humanity.
Although ten men were honoured, Uludag assured there were many more. Some do
not want to be named, for fear of retaliation from their neighbours, even after
all these years. Some will not be named by the ones they saved, because the
latter do not want to admit they owe their life to an official enemy. Some
people's stories will be lost forever because everyone involved in them
perished.
As Phaedon Vassiliades, of Stop the War Coalition-Cyprus expressed it, on
Wednesday night, people gathered to say a very big ĞEfharistoğ or
ĞTeshekkurlerğ to those who, with courage and humanity, saved not only human
lives but human values and the hope for future peace.
CENGIZ RATIP
In 1963, Cengiz Ratip journeyed from Polis to Kokkino to save a bus full of
Greek Cypriot children being held hostage there.
Ratip was an MP and a man highly respected by both sides of the conflict. The
children from Polis had been kidnapped in the hope of making the exchange for
two Turkish Cypriots who had been captured.
What the kidnappers did not know was that the two men had been killed. Ratip
had the unenviable job of explaining this to them, and negotiating the release
of the children.
If you kill these children now, he is reported to have told them, You stand
alone. The Turkish Cypriot community will not stand by you.
He succeeded, but his efforts cost him his life. Plots to assassinate him
sprung up. Many assassins refused to kill a man they respected so highly, but
eventually some were found.
The trap they sprung exploited the very thing that made so many respect him;
his desire to help people, and determination to stop bi-communal tension. The
assassins created a disturbance in a village nearby, supposedly by mounting a
Greek flag on a mosque.
Ratip and a local schoolteacher went to calm the situation. The assassins were
waiting for them. They gunned them both down and buried the bodies. To this
day, no one knows where they lie.
A letter from his widow was read out as his plaque was displayed. Her opening
sentence was crushing in its simplicity, summing up a bewildered pain most of
the audience easily identified with. I wish that my dear husband Cengiz Ratip
had not been killed, because he was a very kind person, who had never harmed
anyone.
CHRISTOFIAS POSEIDIAS
Poseidias protected Turkish Cypriot women and children from rape and death by
EOKA B'. He hid them in his own house. One of the women he saved was Mahan
Halil, who was there on the night of the celebration to present him with his
plaque.
This good man saved us, took us to his house, hid us, protected us all, women
and children, she said, clearly very moved. Poseidias then took the mike. All
I can say is we want peace, he said in a quavering voice.
Christos Kyprianou and Ahmet Yorganci
One of the most touching stories was that of Christos Kyprianou and Ahmet
Yorganci, a master and worker who ended up saving each others lives. Before
1974, Ahmet had worked for Christos as a labourer. When the coup happened,
Christos realised that Ahmet, then only seventeen, was in danger.
Risking his own life, he took Ahmet secretly to Nicosia and hid him in a
friends house, warning him to remain there until it was safe. I did my duty
as a human being; and in the same situation I would do it again, said a
tearful Christos at the ceremony.
Later, Christos himself was caught by a Turkish Cypriot patrol, along with a
young soldier. By chance they happened to be near to Catoz, Ahmets village.
Christos pleaded with the Turkish Cypriots: I am not a soldier, I am a worker!
I worked with people from this village! They refused to believe him; but
whether by fate or luck, Ahmet happened to be passing by at the time. With a
huge cry of Mastro! he embraced Kyprianou.
The young soldier was shot dead in front of the two men. Ahmet managed to
persuade the Turkish Cypriots to let Christos go free.
They were reunited by Sevgul Uludag in the course of her research. They are
now very close, she said. When Ahmet had to have an operation on his back in
Larnaca recently, Christos was there almost every day visiting him.
The other men honoured:
Christofias Poseidias protected Turkish Cypriot women and children from rape
and death by EOKA B'. He hid them in his own house.
Stavros Poirazis, a muhtar from Strongylos who turned an angry mob away from
his village with the words: Go back to your villages! You will not touch the
Turkish Cypriots of Strongylos!.
Alpay Topuz, who treated the 600 war prisoners at Voni camp with respect and
kindness, which some testified to.
Ertan Akincioglu, Papa Kleanthis, Panayiotis Kosti Patsalou and Yorgis
Mouzouros, who all saved members of the other side and hid them in their houses
from the militia.
CYPRUS MAIL 28/07/09
Wrist slaps for media coverage of
Downer and flu
By Elias Hazou
THE MEDIA Complaints
Commission has slammed weekly newspaper Pontiki for employing vulgar and
obscene language in a recent article regarding United Nations Special Envoy
Alexander Downer.
The contentious article appeared in the papers June 5 issue. The item featured
a photo of Downer. The accompanying caption in bold read: The Turk-lover
Kick this Australian a**hole out of Cyprus now!
According to the commission, it had decided to investigate the case ex officio,
considering the publication as being blatantly foul and damaging to the
country.
In its decision, released yesterday, the commission said the newspaper in
question failed to cooperate with it when contacted. This in itself constituted
a violation of the code of journalistic ethics.
The commission noted that both the language of the article as well as the
descriptions of Downer constituted another violation, as these do not conform
to the highest standard required in the journalistic profession.
Lastly, the commission found that the paper had printed inaccurate and
misleading information by referring to Downer (an Australian) as being of
Turkish seed and a Turk-lover.
The Pontiki item appeared shortly after allegations that Downer said he was
disgusted with certain Greek Cypriots newspapers for their coverage of the
peace talks. The diplomat later denied having made any such comment.
In another judgement, the commission found that certain sections of the print
and electronic media to have violated the privacy of individuals in their
coverage of the ?1?1 swine flu outbreak.
The complaint was lodged by Chrystalla Hadjianastasiou, chief officer of the
Public Health Services at the Health Ministry.
According to her complaint, on 21 June (and on the following day) television
networks wrongly broadcast that an airline steward, who had been admitted for a
swine flu check at Limassol general hospital, had been on the same flight as
three British nationals who tested positive.
Given the steward had not been in contact with these three British nationals,
the broadcasting of this information was both inaccurate as well as detrimental
to the privacy of the steward, said the complaints commission.
Elaborating, the commission noted that the media rush to cover swine flu cases
on occasion forced hospital staff to cover patients with bed sheets in order to
protect their privacy.
In its judgement, the commission urged the media to avoid speculation and
respect human dignity and privacy.
CYPRUS MAIL 28/07/09
![]()
Kıbrıs
Rum Ortodoks Kilisesinin, Adanın Kuzeyindeki kiliseleri tahrip
ettiği iddiasıyla Türkiye'yi AİHM'e şikâyet edecek
olması yine gündemde.
Simerini gazetesi, haberinde, Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi
Başpiskoposu Hrisostomosun konuya ilişkin dünkü
açıklamasına yer verdi.
Hrisostomos, açıklamasında, Kilisenin; Türkiyeyi,
haklarını çiğnediği ve işgal altındaki bölgelerde
bulunan mülklerini yağmaladığı gerekçesiyle Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) şikâyet edeceği
başvurunun, her açıdan tamamlanmış olması
gerektiğini savundu.
Önceki gün gerçekleştirilen bir etkinlikte yaptığı
konuşmada, gerek Kadastro Dairesi, gerekse Kilise komiteleri
aracılığıyla konuyla ilgili tüm belgelere ulaşmaya
çabaladıklarını söyleyen Hrisostomos, mümkün olduğu kadar
tamamlanmış bir dosyayla başvuru yapmak istediklerini ifade
etti. ^
Bu başvurunun ne zaman yapılacağı sorusu üzerine
Hrisostomos, başvuru yarın sabah da yapılabilir, ama iki ay
sonra da yapılabilir. Dosyanın elden geldiği kadar
teferruatlı olmasını istiyoruz ifadelerini kullandı.
STAR KIBRIS 28/07/09
![]()
Rum
bakanlar, Kıbrıs sorununa BM kararları temelinde
yaşayabilir ve işlevsel bir çözüm bulunması gerektiğini
yinelediler.
Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin bazı bakanları, çeşitli
etkinliklerde yaptıkları konuşmalarda Kıbrıs sorununa
değinirken, arzu edilen çözüme ulaşılabilmesiyle ilgili tek
yolun iki toplum lideri arasındaki diyalog olduğunu belirttiler.
Haravgi ve diğer gazeteler, Rum yetkililerin, önceki gün çeşitli
vesilelerle yapmış oldukları Kıbrıs sorununa
ilişkin açıklamalarına yer verdiler.
Haberlere göre, Rum yetkililer, Kıbrıs sorununa BM kararları
temelinde yaşayabilir ve işlevsel bir çözüm bulunması
gerektiğini yinelediler.
PAPAKOSTAS: İŞLEVSEL ÇÖZÜM
Savunma Bakanı Kostas Papakostas, bir büst açılışında
yaptığı konuşmada, hedefin; Kıbrıs sorununa
yaşayabilir ve işlevsel bir çözüm bulunmasının
olduğunu söyledi.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın önderliğinde,
ileri sürdükleri Türk işgalinin ve darbenin açtığı
yaraları kapatmak için mücadele ettiklerini ifade eden Papakostas, Türk
işgalini ve kolonizasyonu sonlandırarak insan haklarının,
temel özgürlüklerin iadesi ve teminat altına alınması için de
mücadele ettiklerini belirtti.
Kıbrıs sorununa ilişkin çözümün BM kararlarına,
uluslararası hukuk ve Avrupa hukukuna dayalı olması
gerektiğini yineleyen Papakostas, çözümün ayrıca, halkı,
kurumları ve ekonomiyi de yeniden birleştirmesi gerektiğini
söyledi.
Papakostas, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin çabalarda
istikrarlı destekleyicilerinin Yunanistan olduğunu ifade etti ve
mücadelelerinin her adımında Yunan Hükümetinin, halkının
ve siyasi partilerinin, dayanışmalarını dile
getirdiğini söyledi.
STAVRAKİS: DİYALOG
Maliye Bakanı Harilaos Stavrakis, yaptığı açıklamada,
arzu edilen çözüme ulaşılabilmesiyle ilgili tek yolun iki toplum
lideri arasındaki diyalog olduğunu belirtti.
Paralimni Belediyesinin düzenlediği anma etkinliğinde konuşan
Stavrakis, Hristofyasın; görüşmelerde var olan zorluklara
rağmen hayal kırıklığına
uğramadığını ve sabırla yaşayabilir bir anlaşma
için çaba göstermeye devam ettiğini söyledi.
Stavrakis, tüm çabalarının, çözümün; BM kararlarına,
uluslararası hukuk ve Avrupa hukuku ilkelerine, 1977-79 Doruk
Anlaşmalarına, dayalı olması gerektiğini yineledi.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın hedefinin, tüm
Kıbrıslıların, işgal orduları ve yabancı
bağımlılıklar olmaksızın, güvenlik
koşullarında yaşayacağı, Kıbrısı,
halkını, kurumları, ekonomiyi birleştirecek bir çözüm
olduğunu belirtti.
Stavrakis bu hedefin gerçekleştirilmesi için Türkiyenin tutumunu
değiştirmesine gereksinim olduğunu ve Türkiyenin çözüm
konusunda işbirliği yapmaya karar vermesi gerektiğini ileri
sürdü. Stavrakis ayrıca Türkiyenin bunu, henüz
yapmadığını da savundu.
Türkiyenin tutumunu değiştirmesi için, özellikle AB ve
uluslararası unsurun Türkiye üzerindeki nüfuzunu kullanması
gerektiğini öne süren Stavrakis, Hükümetin, bu gidişata yönelik
olarak çok sıkı bir biçimde çalıştığını
söyledi.
SİLİKİOTİS: FEDERASYONDA BİRLEŞME
Rum İçişleri Bakanı Neoklis Silikiotis, Kıbrıs Rum
tarafının arzu ettiği çözümün, Kıbrısı
işgalden, dış bağımlılıklardan,
kolonizasyondan kurtarma ve Kıbrısı, iki bölgeli, iki
toplumlu federasyon zeminde birleştirme olduğunu ifade etti.
İpsonada düzenlenen bir anma töreninde konuşan Silikiotis, çözümün;
Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyetinin, topraksal
bütünlüğünü, bağımsızlığını, tüm
Kıbrıslıların, Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı
Rumların, Maronitlerin, Latinlerin ve Ermenilerin insan
haklarını, temel özgürlükleri garanti altına alması,
halkı, kurumları ve ekonomiyi birleştirmesi gerektiğini
yineledi.
Hristofyasın hedefinin, zamana dayanması ve barış
koşullarını garanti altına alması için
yaşayabilir ve işlevsel olacak bir çözümün sağlanması
olduğunu belirten Silikiotis, Hristofyasın ayrıca,
Kıbrıs sorununun çözüm ilkelerine
yoğunlaştığını da bir çok kez ifade ettiğini
söyledi.
Doğrudan müzakereler sürecine de değinen Silikiotis, zorluklar olsa
bile, görüş birliklerinin ortaya çıktığını,
ilerleme adımlarının atıldığını ancak
önemli konularda ciddi görüş ayrılıklarının da ortay
çıktığını söyledi. Silikiotis, zor ve arzu edilen
çözüme yönelik yolun engellerle dolu olmasına karşın, Türkiye
ve Kıbrıs Türk tarafının, çözümün sağlanması için
gerekli iyi niyeti göstereceği ümidinin bulunduğunu ifade etti.
Silikiotis, Hristofyasın da bir çok kez ifade ettiği gibi
Türkiyenin, üyelik sürecinin ileriye gitmesi için AB ve Kıbrıs
karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini
anlaması gerektiğini savundu. Silikiotis aksi durumda Türkiyenin, AB
üyelik süreci yolunda, karşısında kendilerini
bulacağını da söyledi.
POLİNİKİS: YAŞAYACAK ÇÖZÜM
Tarım, Doğal Kaynaklar ve Çevre Bakanı Mihalis Polinikis,
Kıbrıs sorununa, Kıbrısı Türk işgalinden,
yabancı ordulardan ve müdahale haklarından kurtaracak,
barışçı, yaşayabilir bir çözüm bulunması için mücadele
etmeyi sürdüreceklerini belirtti.
Bafta düzenlenen bir anma töreninde konuşan Polinikis, tüm
Kıbrıslıların, insan haklarını garanti
altına alacak ve uluslararası hukuk ile Avrupa hukukuna dayanacak
olan bir çözüm için mücadele ettiklerini söyledi.
SANTAJLAR BASKILAR
Öte yandan Simeriniye göre, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu da,
uluslararası arenadaki bazı kişiler tarafından,
Hristofyasın baskılara ve şantajlara boyun eğeceği
düşünülüyorsa buna ancak da gülündüğünü ifade etti.
İlerici Öğrenci Hareketinin Baftaki etkinliğinde konuşan
Kiprianu, Kıbrıs Rum tarafının ilkeler temelinde
düşüncelerini ortaya koyduğunu iddia etti.
Türkiyenin, Kıbrıs Cumhuriyetine ilişkin yükümlülüklerini
üstlenmesi gerektiğini öne süren Kiprianu ABın talebinin,
Türkiyenin yükümlülüklerini yerine getirmesi yönünde olduğunu ileri
sürdü.
STAR KIBRIS 28/07/09
AA
29
Temmuz. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA -
İngiliz Yüksek Mahkemesi, Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın
(KTHY), İngiltere ile KKTC arasında doğrudan uçuşların
başlaması için yaptığı başvuruyu reddetti.
KKTC Başbakanı
Derviş Eroğlu, İngiliz Yüksek Mahkemesinde direkt uçuşlarla
ilgili olarak açılan davanın reddedilmesinin, "KKTC'ye
karşı tek yanlı davranışların devam
ettiğinin göstergesi" olarak nitelendirdi ve "bunun üzücü
olduğunu" söyledi.
Derviş Eroğlu, Bakanlar
Kurulu toplatısına girerken, konuyla ilgili bir soru üzerine,
Kıbrıs Türk halkının ve devletinin ambargolara maruz
bırakılmasının insanlık ayıbı olduğunu
kaydetti.
''Direkt uçuşlarla
ilgili davayı Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
açtırdığını'' anımsatan Derviş Eroğlu,
''mahkemenin davayı reddetme nedenlerinden birinin, 1983-1984
yıllarında BM Güvenlik Konseyinin aldığı KKTC'yi
tanımama kararı olduğunu'' belirtti. Eroğlu, ''Direkt uçuşlara
onay verirlerse, 1983 ve 1984 yıllarındaki BM Güvenlik Konseyi
kararına karşı bir tavır sergilerlermiş gibi bir
düşüncenin hakim olacağı düşüncesi ile davayı
reddettiler'' dedi.
''Annan Planı
tartışmaları içinde AB yetkili organları ve bazı
ülkelerin verdiği sözlerin yerine getirilmemesi gibi hak
arayışına çıkıldığı zaman da,
müracaatların reddedilmekte olduğunu'' kaydeden Eroğlu,
dünyanın hala KKTC halkına ve devletine ambargo uygulama
kararından vazgeçmediğini söyledi.
Derviş Eroğlu,
''KKTC devleti, yasal bir devlettir ve bir devlette olması gereken tüm
unsurlara sahip. Sadece Türkiye tarafından tanınsa da bu tür
ambargolara muhatap olmaması gerekir'' dedi.
KKTC'de, yıllarca
verdiği mücadele sonrasında bağımsızlığa
kavuşan bir halk bulunduğuna dikkati çeken Eroğlu,
Kıbrıs Türk halkının diğer bağımsız
devletlerin halklarının verdiği mücadeleden farklı bir
mücadele verdiğinin söylenemeyeceğini belirtti.
Eroğlu, son 20
yılda 30'dan fazla devletin
bağımsızlığını ilan ettiğini ve bu
devletlerin tanındığını, ambargolarla
korkutulmadığını vurgulayarak, ''Bizim ambargolara maruz
bırakılmamız bir insanlık ayıbıdır. Bir
ayıbı da İngiltere hükümeti ve yargı mekanizması
işledi'' dedi.
ULAŞTIRMA
BAKANI TAÇOY'DAN SİTEM
KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Hasan
Taçoy da, konuyla ilgili açıklamasında, KTHY'nin
bakanlığına bağlı olduğunu, ancak
bakanlığının bu davayla yakından uzaktan ilgisi
olmadığını belirtti.
Taçoy, KTHY'nin
açtığı davanın KKTC'den İngiltere'ye direkt uçuş
yapabilmesi amacı taşıdığını, ancak bu
olayın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın kontrolünde
yürütüldüğünü söyledi.
''Direkt uçuşlar için
açılan davanın KTHY aleyhine sonuçlandığının
görüldüğünü'' ifade eden Taçoy, şöyle devam etti:
''Bu konuda biz
avukatlarımızı bilmemekteyiz, bu sitemi hem KTHY'nin sorumlu
kişisi, hem de Sivil Havacılık Dairesinin bakanı olarak
yapmak mecburiyetindeyim.
Bizler bu konuda fazla
bilgi sahibi olamadık. Ben göreve geldikten sonra bir önceki müdürümüz
bizi herhangi bir şekilde bilgilendirmedi. Bugün basından görüp de
takip etmeye çalıştığımız bu olayın böyle olacağını
daha önceden de konuşmuştuk. İnşallah daha farklı
şeylere yol açmaz ve ülkemiz için hayırlısı olur.''
Taçoy,
amaçlarının KKTC'yi daha iyi bir konuma getirmek olduğunu, tüm
çalışmalarını bu yönde yaptıklarını
kaydetti.
29
Temmuz. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması
amacıyla Eylül 2008'de başlatılan müzakereler çerçevesinde
yarın yeniden görüşecek.
Her zamanki gibi
Lefkoşa ara bölgedeki Birleşmiş Milletler (BM) tesislerinde
yapılacak görüşme, saat 10.00'da başlayacak.
Görüşmede liderler,
geçen hafta ilk sunumlarını yaptıkları, "Yönetim ve
Güç Paylaşımı" başlığı altındaki
"Göç, Vatandaşlık, Yabancılar ve
Sığınma" konularında karşılıklı
görüşlerini ortaya koyacak.
Bu konuların da
görüşülmesi bitince, müzakerelerin ilk gözden geçirmesi tamamlanacak ve
ikinci turuna geçilecek.
Liderler, yarınki
görüşmenin ardından 6 Ağustos'ta da bir araya gelecek ve
ardından görüşmelere 3 Eylül'e kadar ara verecek.
KKTC-İngiltere uçuşları başvurusu reddedildi
İngiliz yüksek
mahkemesi, Kıbrıs
Türk Havayolları'nın İngiltere
ve KKTC arasında doğrudan uçuşların başlaması
için yaptığı başvuruyu reddetti. KKTC Başbakanı
Derviş Eroğlu, mahkemenin başvuruyu reddini, "KKTC'ye
karşı tek yanlı davranışların devam
ettiğinin göstergesi" olarak nitelendirdi.
Eroğlu, KKTC halkının ve devletinin ambargolara maruz
bırakılmasının insanlık ayıbı olduğunu
belirterek, "Bir ayıbı da İngiltere
hükümeti ve yargı mekanizması işledi" ifadesini
kullandı.
Eroğlu, davanın KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
açtırdığını anımsattı.
KKTC Başbakanı'na göre, mahkemenin başvuruyu reddetme
nedenlerinden biri 1983-1984 yıllarında BM Güvenlik Konseyi'nin
aldığı KKTC'yi tanımama kararı
CNN TURK 29/07/09
"Erdoğan Atatürk'ün mirasına darbe vuracak"
İngiliz The
Guardian gazetesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Atatürk'ün
aşınmakta olan ultramilliyetçi mirasına en büyük darbeyi vurmak
üzere olabileceği"ni yazdı.
Guardian yazarı Simon Tisdall'ın kaleme aldığı ve
Türkiye'deki Kürt açılımı tartışmalarının
ele alındığı Türkiye Barışa mı
Hazırlanıyor?" başlıklı yazıda, Olayın tezat oluşturan
yanı şu ki, bu adımlar hükümetin sözde İslamcı
gündemini hayata geçirmesiyle değil, Türkiye'nin 12 milyonu bulan ve Atatürk
döneminde baskı altında tutulan güçlü etnik Kürt
azınlığın haklarıyla ilgili" denildi.
The Guardian, Erdoğan'ın yeni girişiminin, hem kendisini hem de
lideri olduğu partiyi gizli dinci gündem izlemekle suçlayan asker ve sivil
laik muhafazakar çevreler tarafından durdurulabileceğini öne sürdü.
Gazete bu çerçevede, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin
Başbakan Erdoğan'ı İmralı kasabının
rehberliğinde Türkiye'yi bölmeye hazırlanmakla"
suçladığını belirterek, Bahçeli'nin Erdoğan, Türkiye
için ciddi bir risk haline geldi" şeklindeki sözlerine de yer verdi.
Erdoğan'ın planının ayrıntılarının
henüz bilinmediğini vurgulayan İngiliz gazetesi, Türk
basınında, "PKK'lılar
için genel af, siyasi, ekonomik, dil ve eğitim
hakları, Güneydoğu'da Kürtçe isim yasağının
kaldırılması" gibi adımlardan söz edildiğini
kaydetti.
Gazete, PKK'nın
cezaevinde bulunan elebaşısının da bir "yol haritası"
hazırlığında olduğu yönünde haberler bulunduğunu
hatırlatarak şu sözlere yer verdi:
Buna karşılık, iki emekli orgeneralin de sanıkları
arasında olduğu Ergenekon
davası ve geçen yıl türbanın üniversitelerde serbest
bırakılması gibi örneklerde ortaya çıkan ve bir süredir
yaşanan iç gerilimler, Erdoğan'ın Kürt
açılımını rayından çıkarma tehdidi taşıyor.
Söz konusu barış süreci de bazı çevrelerde, Atatürk'ün
milliyetçi ideallerinin baltalanması olarak görülebilir. Ancak zaman
değişiyor, Türkiye'nin muhafazakarlıkta ısrar eden
devletçileri de değişmek zorunda kalabilirler"
"Sultan'dan Atatürk'e..."
Yazıda, tarihçi Andrew Mango'nun kaleme aldığı Sultan'dan Atatürk'e"
isimli yeni kitaba da yer veriliyor. Kitaba göre Atatürk
o dönemde kendini ulus devlet" kavramına adadığı için
ne dine, ne ayrılıkçılara ve ne de azınlıklara
ayıracak zamanı olmadığını belirten The Guardian,
Türkiye'yi kuran Lozan Anlaşması'nın üzerinden 86 yıl
geçtikten sonra Atatürk'ün
biçtiği dar gömleğin gevşetilmesi yönünde büyük baskılar
bulunduğunu ileri sürdü.
CNN TURK 29/07/09
Bahri
KARATAŞ- Ali RUHLUEL/İZMİR, LEFKOŞA, (DHA)
KUZEY
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) İzmir
Konsolosluğu'nda, geçen yıl, staj yapan E.K., Konsolos Mustafa
Evran'ın sözlü ve fiziksel tacizine uğradığını
iddia ederek Türkiye Dışişleri Bakanlığı'na ve KKTC
Başbakanı Derviş Eroğlu'na şikayette bulundu.
Konsolosluk çalışanlarından 3'ü de, yine aynı iki kuruma
mektup yazarak benzer şikayetlerde bulundu ve konsolosun sürekli
pornografik içerikli fıkralar anlatıp kendilerini taciz
ettiğini iddia etti. Bu iddialar üzerine konsolos KKTC'ye
çağırıldı. KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, KKTC
İzmir Konsolosu Mustafa Evran ile ilgili raporu beklediğini,
gerekirse görevden alınacağını söyledi.
İddialar, konsoloslukta temizlikçilik yapan S.K. adlı
kadının, işten çıkarılması üzerine İzmir
İş Mahkemesi'nde dava açarak, 5 yıl sigortasız
çalıştırıldığını öne sürmesiyle
başladı. Sıradan işten çıkma davasıyla
başlayan hukuk mücadelesi, temizlikçi kadının
anlattıklarıyla başka alanlara taşındı. Konsolosun
kendisini niye işten çıkarttığını soran hakime
cevap veren S.K., Evran'ı kendisini bir stajyer kızın
göğüslerine dokunurken gördüğü için işten
çıkarıldığını iddia etti. Hakim,
konunun iş mahkemesinde görülen davayla ilgisi
olmadığını belirterek söylenenleri tutanaklara geçirmedi.
Ancak, temizlikçi kadının bu davranışının
ardından konsolosluk çalışanlarının ortaya
attığı iddiaları, olayı büyüttü.
KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu ve Türkiye
Dışişleri Bakanlığı'na mektuplar yazan
konsolosluk çalışanları, Konsolos Mustafa Evran'ı
şikayet etti. Stajı bittikten sonra konsolosluktan ayrılan E.K.
ise, temizlikçi S.K.'nin işten atılmasına neden olarak
gördüğü olayı ve yaşadıklarını, 2 sayfalık
mektubunu yetkililere ulaştırdı. E.K., mektubunda,
şunları yazdı: Haziran-Ağustos 2008 tarihlerinde KKTC
İzmir Konsolosluğu'nda staja başladım. Bu süreç içinde
sözlü ve fiziksel olarak konsolos Mustafa Evran'ın tacizine maruz
kaldım. Evran, elbise ya da etek giydiğim zamanlarda Çok
yakışmış deyip iltifat ediyordu, hatta bir keresinde de
dokunmaya çalıştı. Tam bu sırada konsolosluk temizlikçisi
S.K. bizi gördü. Evine gideceği zamanlarda Evimde plazma
TV, 24 saat sıcak su, klima var bir gün gel gör dedi. Sürekli bütün
işleri bana yaptırmaya çalışıyor, her seferinde
diğer stajyer arkadaşın duymayacağı şekilde
fısıldalayarak Bu akşam çıkalım deyip duruyordu.
Fuardaki konsolosluk stadında çalıştığım dönemde
bana Neden elbise giymiyorsun, sana çok yakışıyor diye tacizde
bulunuyordu. Stajım boyunca Evran'ın sürekli, ısrarcı,
ahlak kurallarına aykırı, statüsünü kullanan bir şekilde
üstünlük kurma çabalarından ve ahlaka aykırı mesajlarından
ve imalarından dolayı rahatsızlık yaşadım. E.K.
Kendisine karşılık vermeyince de bir gün bana hayatımda
taşıyamayacağım kadar ağır bir saksıyı
taşıttı. Anlattıklarımın
ışığı altında idari ve hukuki sürecin
başlatılmasını talep ediyorum dedi.
ÇALIŞANLARIN İDDİALARI
Konsolosluk çalışanları A.Y., İ.Ü. ve M.E. de
yaklaşık 2 yıldan bu yana KKTC'nin İzmir Konsolosu olarak
görev yapan Mustafa Evran'ın pornografik fıkra ve hikayeler anlatarak
çalışan kadınlara sözlü tacizde bulunduğunu iddia etti.
Aynı makamlara mektuplar gönderen çalışanlar da, konsolosun,
Ben burada genç ve güzel kızlar istiyorum, Bana hizmet edecek güzel
bayanlar gelsin sözleriyle kendilerini
aşağıladığını öne sürdü.
Konsolosun sık sık pornografik hikayeler
anlattığını, bir keresinde, A.Y. hanım tecrüben senin
fazladır. Söyle bakalım erkekler klozet kapağını niye
kaldırır, kadınlar niye indirir. Bıktık usandık
bu kadınların indirmesinden diyerek kahkaha
attığını ve bir çok kez Ben akrebim herkesi sokarım
dediğini iddia etti.
M.E ise konsolosun temizlikçi S.K.'yi işten attıktan sonra Hem
temizliğimi yapsın hem de beni memnun etsin diyerek kendisinden
talepte bulunduğunu söyledi. Bu arada Konsolos Mustafa Evran'ın, KKTC
tarafından çağırıldığı bildirildi.
BAKAN ÖZGÜRGÜN: RAPOR İSTEDİM KKTC
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, KKTC İzmir
Konsolosu Mustafa Evranın, göreve geldiği ilk günden bu yana
konsoloslukta görev yapan bir kadına tacizde bulunduğu konusunun
gündemde olduğunu söyledi.
DHA muhabirine açıklamalarda bulunan Özgürgün, KKTC
Dışişleri Bakanlığı olarak konu hakkında soruşturma başlattıklarını, bu
olayı inceleyip rapor hazırlaması için de KKTCnin Ankara
Büyükelçisi Namık Korhanı görevlendirdiklerini söyledi. KKTC Ankara
Büyükelçisinin ilk incelemelerine göre verdiği raporda hem konsolos hem
de konsoloslukta çalışan sekreter hakkında iddialar olduğunu
kaydetti. KKTC Dışişleri Bakan Özgürgün, soruşturmanın
selameti acısından KKTC İzmir Konsolosu Mustafa Evranı
soruşturma süresince KKTCye çağırdıklarını,
Konsolosluk sekreterini izne çıkarttıklarını
bildirdi.Soruşturmanın sonucuna göre gerek konsolosun gerekse
konsolos sekreterinin görevden alınabileceğini söyleyen Özgürgün,
böyle bir durumdan sonra aynı konsolosun orada görev yapmasının
da çok doğru olmayacağını ekledi.
MILLIYET
29/07/09
Kıbrıs
Türk Hava Yolları′nın (KTHY), İngiltere ile Kuzey
Kıbrıs arasında doğrudan uçuşların
başlaması için Londra′daki Yüksek Mahkeme′ye
yaptığı başvuru reddedildi.
KTHY ile seyahat acentesi CTA Holidays Limited′in birlikte
yaptığı başvuruyu değerlendiren Yüksek Mahkeme,
doğrudan uçuşlara izin verilmesinin bölünmüş bir adaya büyük bir
sembolik önem kazandıracağını söyledi. Mahkeme üyesi Hakim
Wyn Williams, KTHY′nin yasağın gözden geçirilmesi talebini
reddetti. Böylelikle ada üzerinde 35 yıllık doğrudan uçuş
ambargosunu kaldırmak için yapılan başvuru
başarısızlıkla sonuçlanmış oldu. İngiliz
hükümeti ise yasağı kaldırmanın
Chicago Uluslararası Sivil Havacılık Konvansiyonu′na
aykırı olduğunu söylüyor.
Mahkemenin 35 yıllık yasağı gözden geçirmesi için
başvuruda bulunan KTHY, yasak nedeniyle havayolu şirketlerinin
Türkiye üzerinden gitmek zorunda kaldıkları için daha fazla
yakıt harcadıklarını belirterek yasağa itiraz
etmişlerdi. KTHY, Türkiye üzerinden uçmak zorunda olmalarının bilet
fiyatlarına da yansıdığını ve bunun hava
kirliliğine de yol açtığını belirtmişti.
Her yıl yaklaşık 100 bin turist İngiltere′den Kuzey
Kıbrıs′a tatil için seyahat ediyor.
Öte yandan HALKIN SESİ′nin konuyla ilgili sorularını
yanıtsız bırakan Ulaştırma ve
Bayındırlık Bakanı Hasan Taçoy, Cumhurbaşkanı
Talat′ı suçlayarak, "Geçtiğimiz gün yine aynı olay
oldu ve Cumhurbaşkanı Talat açıklama yaptı. Bugün yine
aynı şey oldu. Buyursun kendisi açıklama yapsın"
şeklinde konuştu.
HALKIN
SESI 29/07/09
Pelin
ŞAHİN
Rumların,
Güney Kıbrıs üzerinden KKTC′ye turist gönderen Avrupalı
seyahat acentelerini tehdit etmesi üzerine Kıbrıs Türk Seyahat
Acenteleri Birliği, bu tür tehditler ve Kuzey
Kıbrıs′ın kötülenmesi propagandasını
AİHM′e taşıyor.
Rumların çeşitli baskılarına maruz kalan tur operatörleri
daha fazla dayanamadı ve Seyahat Acenteleri Birliği olayı Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi′ne taşıma kararı
aldı.
Seyahat Acenteleri Birliği, yaklaşık iki ay sonra olayı
mahkeme-ye
taşıyarak KKTC hakkında yapılan anti-propagandayı durdurmayı
amaçlıyor.
Konuyla ilgili HALKIN SESİ′ne konuşan Seyahat Acenteleri
Birliği Başkanı Özbek Dedekorkut, Rum tarafının tur
operatörlerine yazılı ve sözlü tehditte bulunduğunu belirtti.
Dedekorkut, Rumların, tur opera-törlerine, "sizi hapse sokarız,
kendi ülkenizdeki yasalarla sizi yargılar ve şirketinizi
kapatırız diye tehditler ediliyorlar. Gazetelere KKTC kötüdür
şeklinde ilanlar ve-rildi" şeklinde anti-propaganda
yürütüldüğünü belirtti.
KKTC YÖNETİMİ, KILINI KIPIRDATMADI
Bu zamana kadar KKTC yönetiminin hiçbir şey
yapmadığını, sadece baktığını ifade
eden Dedekorkut, her zaman "Rum bizi engelledi" demekle yetinilmesini
eleştirdi. Dedekorkut, "Engellediyse aç mı kalalım,
başka birşeyler bulmamız gerekirdi. Ama Rum′un engelini de
bir şekilde kırmak gerekiyor. Susmak, çok pahalıya mâl oluyor.
"Söz gümüşse sükut altındır" diyorlar ama bizde bunun
tam tersi adım atılması gerekiyor. Çünkü sessiz kaldıkça
suçluluğu kabul etmişiz gibi oluyor. Biz Kıbrıslı
Türkler olarak şimdiye kadar sadece ezildik ve hakkımızı
hiçbir zaman almadık. Bugün Kıbrıs Cumhuriyeti işgal
altındadır. Ama biz onu anlatamadık. Kıbrıs
Cumhuriyeti′nden Kıbrıslı Türkleri kovdular, biz onu
anlatamadık. Rum tarafında Türk mallarını
yağmaladılar biz onu anlatamadık" şeklinde
konuştu.
Dedekorkut, üç değişik ülkede araştırma
yaptıklarını ve KKTC halkının haklarını
öğrendiklerini söyleyerek son olarak gelinen noktada Rum
tarafının yaptığı haksız ve çirkin hareketlerden
dolayı (tur operatörlerinin tehdit edilmesi) dava açmaya karar
verdiklerini ifade etti.
Dedekorkut, Rum tarafını Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi′nde dava edeceklerini ve KKTC hakkında yapılan
anti-propagandayı durdurmasını talep edeceklerini söyledi.
DEVLET BİZE DESTEK OLSUN
"Avrupa′da adalet varsa, yaptırım gücünü kullanacak"
diyen Özbek Dedekorkut, bu konuda devletten yardım istediklerini
vurguladı. Dedekorkut, önümüzdeki bir-iki ay içerisinde davayı
açacaklarını ve KKTC′nin yüzde yüz haklı olduğunu
belirtti.
Dedekorkut, "Bana göre gelecek referandumu reddetmek lazım. Biz bir
defa referandum yaptık, şimdiki referandumda ne değişecek?
Gittiğimiz yol duvar, bir anlamı yok. Rum tarafının
iğrenç ve gerçekten çok katı bir şe-kilde üstümüze
saldırması çok büyük olumsuz etki yaratmaktadır ve buna
artık dur denilmelidir" dedi.
sembolik önem kazanır.
Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın
(KTHY) İngiltere ile Kuzey Kıbrıs arasında doğrudan
uçuşların başlaması için Londra'daki Yüksek Mahkeme'ye
yaptığı başvuru reddedildi.
KTHY ile seyahat acentesi CTA Holidays Limited'in
birlikte yaptığı başvuruyu değerlendiren Yüksek
Mahkeme, doğrudan uçuşlara izin verilmesinin bölünmüş bir adaya
büyük bir sembolik önem kazandıracağını söyledi.
Mahkeme üyeleri Hakim Wyn Williams KTHY'nin
yasağın gözden geçirilmesi talebini reddetti. Böylelikle ada üzerinde
35 yıllık doğrudan uçuş ambargosunu kaldırmak için
yapılan başvuru başarısızlıkla
sonuçlanmış oldu. İngiliz hükümeti ise yasağı
kaldırmanın Chicago Uluslararası Sivil Havacılık
Konvansiyonu'na aykırı olduğunu söylüyor.
Mahkemenin 35 yıllık yasağı gözden
geçirmesi için başvuruda bulunan KTHY, yasak nedeniyle havayolu
şirketlerinin Türkiye üzerinden gitmek zorunda kaldıkları için
daha fazla yakıt harcadıklarını belirterek yasağa
itiraz etmişlerdi. KTHY, Türkiye üzerinden uçmak zorunda
olmalarının bilet fiyatlarına da
yansıdığını ve bunun hava kirliliğine de yol açtığını
belirtmişti.
Her yıl yaklaşık 100 bin turist
İngiltere'den Kuzey Kıbrıs'a tatil için seyahat ediyor.
KIBRIS 29/07/09
AB ile protokol imzalandı
Girne, Gönyeli ve Lefkeye su borularını yenilemek için 2
milyon 665 Euro
Avrupa Birliği (AB) Destek Ofisi, Adil ve Özyalçın
Müteahhitlik Firmaları ile Gönyeli, Girne ve Lefke Belediyeleri
arasında Gönyeli, Girne ve Lefkedeki su dağıtım
hatlarının yenilenmesi konusunda protokol imzalandı.
Protokoller çerçevesinde, 2 milyon 665 bin Euro bedelindeki ihale
ile toplam 84 kmlik asbestli su borusu değiştirilecek.
Kıbrıslı Türklere verilen 259 milyon Euroluk AB
mali yardımı tarafından karşılanacak olan proje
tamamlandığında asbestli su borularının
değişimi yanında AB standartlarında döşenecek su
hatlarıyla günde 1000 metre küplük su tasarrufu sağlanacak.
AB Destek Ofisinde yer alan protokol imza töreninde AB Destek
Ofisi Projeler Sorumlusu Alessandra Viezzer, KKTC AB Koordinasyon Merkezi
Başkanı Erhan Erçin, Girne Belediye Başkanı Sümer
Aygın, Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli, Lefke Belediye
Başkanı Mehmet Zafer ile ihaleyi üstlenen konsorsiyum
direktörlerinden Oğuz Özyalçın birer konuşma yaptılar.
Ruplys: En büyük payı Gönyeli alacak
Projeyle ilgili bilgiler veren Proje Koordinatörü
Vidmantas Ruplys, ihale sürecinin 6 ay önce
başladığını ve kontrat imzalama aşamasına
gelindiğini söyledi.
Gönyelinin projeden en büyük payı alan belediye
olduğunu dile getiren Ruplys, Gönyelide 54 kmlik asbestli borunun
değiştirileceğini ifade etti. Ruplys, Girnede 29 kmlik,
Lefkede ise sadece 4 kmlik bir alandaki boruların değiştirileceğini
ifade etti.
Viezzer: Su kaçakları asgariye indirilecek
AB yetkilisi Viezzer de, dün imzalanan sözleşmenin
bu alanda imzalanan ikinci sözleşme olduğunu söyledi ve daha önce
ABnin benzer bir çalışmayı finanse ettiğini
vurguladı.
Viezzer, projenin küçük bir proje olduğunu; su, atık su
ve atık yönetimi altyapılarına harcanacak miktarların
sadece yüzde 3ünü temsil ettiğini; ancak 3 önemli şehri
kapsadığı ve su dağıtım sistemindeki
kaçaklarını minimuma indirmeyi hedeflediği için önemli
olduğunu belirtti.
Bu projenin Kumköyde devam eden deniz suyu arıtma tesisi
projesini tamamlayıcı özelliğe sahip olduğunu da ifade eden
Viezzer, tüm bu projelerin başarıyla hayata geçirilmesi neticesinde
dağıtım sistemindeki sızıntıların
azaltılacağını söyledi.
Erçin: Uzun bir yoldan buralara geldik
Erhan Erçin, projelerin hayata geçtiğini görmenin
ABnin verdiği bazı sözleri tuttuğunu göstermesi
açısından önemli olduğunu söyledi.
KKTCde en değerli şeyin su olduğunu belirten
Erçin, proje hayata geçirildikten sonra her gün 1000 metre küp su tasarruf
edilecek olmasının bile tek başına projenin önemini
gösterdiğini ifade etti.
3 kentin belediye başkanları memnun
Girne Belediyesi Başkanı Aygın, AB
katkılarıyla Girnede hayata geçirdikleri proje hakkında bilgi
verip Girnenin daha da güzelleştiğini belirtti. Bundan sonra su
kalitesinin yükseltilmesine yönelik adımlar atılması
gerektiğini kaydeden Aygın, öncelikle isale hatlarının
değiştirilmesinin büyük öneme sahip olduğunu ifade etti.
Gönyeli Belediyesi Başkanı Benli de, asbestli su
borularının değiştirilmesinin Gönyeli için dev bir
adım olduğunu dile getiren Benli, proje tamamlanınca hem halka
daha sağlıklı su vereceklerini hem de şebekedeki su
sızıntılarının giderileceğini dile getirdi.
Lefke Belediye Başkanı Zafer de, Lefkede AB
projelerinin uygulanmasının 3-4 yıl önce
başladığını söyledi ve CMC atıklarının
temizlenmesi konusunda bir çalışma gerçekleştirdiklerini hatırlattı.
Lefkede sadece 4 kmlik asbestli su borusu olduğunu anlatan
Zafer, bunların bu proje ile değiştirileceğini kaydederek,
ileride kanalizasyon ve arıtma projelerinin de hayata geçirileceğine
inandığını söyledi.
Özyalçın: Kıbrıs Türkünün yaşam standardı
yükselecek
İhaleyi kazanan Adil ve Özyalçın Müteahhitlik
Firmalarının oluşturduğu konsorsiyum direktörlerinden
Oğuz Özyalçın ise, projenin önemini vurguladı ve projenin
Kıbrıs Türk halkının yaşam standardını
yükselteceğini ifade etti. Özyalçın, ihalenin Kıbrıslı
Türk firma tarafından kazanılmasının önemini de
vurguladı.
KIBRIS 29/07/09
UK court says no to direct flights
to the north
A
LEGAL challenge to the long-running ban on direct flights between UK airports
and Northern Cyprus was defeated in the UK court yesterday.
Cyprus Turkish Airlines (CTA) and its UK tour operator, CTA Holidays Limited,
had sought a judicial review against the UK Government's 35-year ban.
But Justice Wyn Williams, handing down his ruling at Birmingham Civil Justice
Centre, dismissed the call for a review.
CTA flies about 100,000 visitors from the UK to Northern Cyprus each year, but,
like all other airlines, its planes must land in Turkey en route both to and
from the island, increasing flight times, airfares and fuel emissions.
CTA lawyers argued the Government's continuing refusal to lift the ban was
"unlawful and unjust".
Permitting direct flights between UK airports and northern Cyprus would have
"huge, symbolic importance" for a divided island with a painful
modern history, they said.
The CTA lawyers criticised the Government for saying it was in favour of direct
flights, but that they would be contrary to the 1944 Chicago Convention on
International Civil Aviation.
The position of the International Civil Aviation Organisation (ICAO) is that
Ercan (Tymbou) airport is not included in the list of international airports
and that according to the Regional Air Navigation Plan (European region), the
Nicosia Air Traffic Control Centre is responsible for the entire Nicosia Flight
Information Region (FIR). The ICAO is a specialised agency of the UN, created
with the signing of the Chicago Convention in 1944.
Following the Greek Cypriot rejection of the Annan plan in 2004, there were
calls from the UN Secretary-general and members of the EU Commission and
Council to end the so-called isolation of the Turkish Cypriots through direct
trade and aid.
While the government finally approved aid to the tune of 259 for the Turkish
Cypriot community, it did not cede any rights on recognising Ercan as an
international airport.
The ICAO has backed this position, noting direct flights would be a violation
of the Chicago Convention.
CTA argued the ban had "absolutely no operational justification"
given the increase in flight times and costs, which it said places unfair
restrictions on Turkish Cypriots, and was environmentally unsound.
They plan to argue in court that the UK government has misunderstood the
Chicago Convention and its impact on the legality of direct flights. It added
the UK Government had misunderstood the Chicago Convention and there was also
no justification under international law for banning direct flights. It further
argued that the ban on direct flights is unlawful and unjust and unfairly
restricted Turkish Cypriots and their companies wishing to travel and conduct
business with the EU and the rest of the world.
In 2006, CTA applied for a permit to commence direct flights from the UK, which
was rejected due to legal difficulties, according to then British Foreign
Secretary Margaret Beckett.
Britain has said it supports in principle commencement of direct flights to
the north but that legally there are great difficulties.
CYPRUS
MAIL 29/07/09
DIKO member denies anti-Christofias
chants
By Daniel Thomas
CENTRAL
Committee Member of centre-right Democratic Party (DIKO), Simos Angelides has
denied claims by fellow party members that he was a culprit in delivering the
barrage of insults and partisan chants at the President during his speech at
the anti-occupation rally on July 20.
In a letter sent to DIKO president Marios Garoyian, Angelides outlined his
belief that the accusations levelled against him were the by-product of
machinations being carried out by other party members wishing to purge him
because of his decision to provide legal consultation to two of the other
accused men charged with insulting the President at the rally. In the letter,
he also expressed his wish that the rumours against him were not exploited and
developed into an organised attempt at terrorising and limiting the right to
freedom of opinion.
Following the incident, Angelides had been one of the first of many politicians
from across the political spectrum to condemn the chants of traitor and the
like shouted by ultra-nationalist protesters at the President during his speech
at Ledra Palace.
Angelides had expressed his apparent disdain for the public defamation to
Simerini newspaper in two articles in the editions of July 22 and 23, saying in
the first statement that there needs to be sensitivity and tolerance in the
freedom of expression.
However, the institution of the President has to be defended, he added.
In the second, longer statement, he said the fact that some brainless
individuals abusive comments against the President of the Republic was a
reprehensible act.
The accusations against Angelides came in the form of a letter sent to media
and implied that his statements were far from reflective of his behaviour on
the night.
Speaking to the Cyprus Mail, Angelides totally rejected the accusations as
unfounded.
It was designed, in my opinion, to damage the party, he said.
He said his decision to provide legal advice to two of the men accused of
taking part in the public insult of Christofias had been spurred by his firm
belief in the mens innocence.
After the demonstration, I went to have dinner nearby where I heard that one
of the men, who I know personally, was accused of taking part in shouting the
insults. I know that the guy is a respectable family man who would never do
something like that, so I went back to Ledra Palace where I decided to advise
him and the other man. Asked about whether he was going to legally represent
any of the men if their case goes to trial, he replied no, there is no chance
of that.
The incident at the anti-occupation rally provoked uproar among the political
establishment last week, drawing broad condemnation from all the major
political parties. Christofias was especially disturbed by the insults hurled
at him, saying in a statement that the verbal abuse had shamed and disgusted
him.
Police are continuing their investigations of six individuals charged with
Public Insult over the incident.
CYPRUS
MAIL 29/07/09
Army chants spark new row
By Stefanos Evripidou
DISY
DEPUTY Soteris Sampson sparked a fiery spat on live television yesterday when
he accused the government of trying to dissolve the National Guard by banning
certain slogans from its training camps.
Speaking on CyBCs daytime current affairs programme, Sampson rejected the
argument that chauvinistic or racist slogans were being chanted in the training
camps of the National Guard.
No one can play around with the National Guard. Slogans which are in favour of
Greece and against Turkey cannot be considered either chauvinistic or racist,
said Sampson, a member of the House Defence Committee.
His statements caught the attention of Defence Minister Costas Papacostas who
called into the show to say he refused to take lessons in patriotism from
anybody, especially Sampson.
The DISY deputy was referring to the disciplinary action launched last week
against training officers at the KEN Larnaca and KEN Paphos boot camps for
forcing new conscripts into chanting unacceptable slogans.
Papacostas had described the slogans last Friday as a sad phenomenon;
unacceptable and worthy of punishment. Without going into detail, Papacostas
said expressions such as A good Turk is a dead Turk could only create more
problems for the NG.
Sampson yesterday questioned whether such slogans had even been chanted. His
query was answered by the Defence Minister himself who rang in to divulge the
rank of the officer who chanted the slogan and army camp he was based.
Sampson then accused the government of trying to dissolve the NG by pandering
to the Turkish side, asking: Why dont you tell them to switch the lights off
Pendadaktylos.
Papacostas dropped the niceties in his response in a live call-in. His
positions are provocative. When he says we will dissolve the National Guard
through our actions, he is insulting us
and I wont accept lessons on
patriotism and political ethics from anyone, particularly Mr Sampson.
If Mr Sampson and others are nostalgic for the 1973-74 period, I propose they
look towards Pendadaktylos to see the results of such policies, and I inform
them, there is no way we will allow mindless people to provoke new disasters in
our place, he said.
AKEL leader Andros Kyprianou waded into the debate, accusing Sampson of
stooping very low. Instead of being ashamed particularly in this period, some
people continue to speak in public in a provocative way, he said.
We will not allow in any case the return of pre-1974 conditions. The tolerance
shown at that time against certain behaviours led to the coup. We dont have
the luxury to behave like that a second time, said Kyprianou.
CYPRUS
MAIL 29/07/09
AKEL and CTP leadership meet to
bolster negotiations
By Daniel Thomas
THE
TWO leaders of the islands leftist political parties met yesterday to discuss
the ways in which they can assist in the ongoing reunification talks through
cooperation and coordination.
Head of the Turkish Republican Party (CTP) Ferdi Sabit Soyer met General
Secretary of AKEL Andros Kyprianou at the partys headquarters in Nicosia.
During the two-hour meeting, the two party heads discussed their shared vision
of a reunified Cyprus and reaffirmed the dedication their respective parties
share in combating attempts to undermine the current negotiations.
The meeting comes at a time of strained relations between the two sides, with
some analysts detecting a rising sense of skepticism amongst both communities
towards the prospect of a solution.
Speaking after the meeting, Kyprianou said the two had exchanged views
regarding the direction of the talks within a very friendly atmosphere. He
congratulated the CTP leadership on the steps it had taken so far in doing all
in its power to strengthen the argument for a comprehensive settlement.
Kyprianou said that they had also agreed to decisively confront any attempts
that are made to undermine the attempts of the leaders of the two communities
to continue their dialogue towards attaining an agreement on the Cyprus
problem.
Responding to comments made by DISY MP Sotiris Samson who yesterday criticised
the Defence Ministers condemnation of ultra-nationalist slogans being propagated
in the National Guard, Kyprianou said: We will not allow a return to the
conditions that existed in the build-up to 1974.
Soyer took the opportunity to put some distance between himself and the
hard-line rhetoric that had been emanating from Ankara and the occupied areas
in the days surrounding the anniversary of the invasion, which had led
President Demetris Christofias to say that the two sides were poles apart.
Soyer, who spoke after the meeting through an interpreter, said he believed the
meeting had provided a refreshing breath of peace during these hot days we are
living through in our country.
CYPRUS
MAIL 29/07/09
ECHR approves £1.5 million payout by
Turkey for seized property
By Stefanos Evripidou
THE EUROPEAN Court of Human
Rights (ECHR) yesterday endorsed a friendly settlement reached between Greek
Cypriot Andromachi Alexandrou and Turkey, with the latter agreeing to return
part of her property in the occupied north along with £1.5m sterling.
Alexandrou and two of her children took their cases to the immovable property
commission in the north, which provided for the restitution of part of the
property and the payment of £1.5m as compensation in lieu of other properties
as well as for loss of use.
Attorney-general Petros Clerides said yesterday the ECHR decision did not mean
recognition of the property commission as the court made no judgement on its
legality or effectiveness. It simply ratified the settlement with Turkey after
concluding that none of Alexandrous rights were being violated and since she
accepted this compromise.
As a result a case filed by Alexandrou at the ECHR against Turkey for
violations of her rights concerning her land has been withdrawn.
This is Turkey trying to show that it returns properties back to their owners,
something which it has not done so far, said Clerides.
Turkey is keen to prove that the property commission in the north is a viable
local remedy for Greek Cypriot refugees pursuing their property rights. The
ECHR will examine the validity of this commission this November in eight test
case applications by Greek Cypriot refugees against Turkey. The ECHR only
examines cases after all local options have been exhausted.
Clerides also noted that even if part of Alexandrous property was returned
there are still hundreds of thousands of Greek Cypriots who have lost their
properties and have not had their rights restored.
He highlighted that only part of Alexandrous land would be returned to her,
not all, while there were no indications that she would have the right to go
and live in her property or use it as she wishes.
It doesnt mean because part of her land is returned, the commission is
legal or effective, he added.
Former Attorney-general Alecos Markides said the case was nothing new but a
repeat of last years case involving Greek Cypriot refugee Mike Tymvios, who
also reached a friendly settlement with Turkey regarding his land in the north.
In that case, the Republic of Cyprus fought hard for the Court not to accept
the settlement and lost, he said.
The former top legal chief said there was no question of recognition of the
commission since the Court was simply asked by the plaintiff to withdraw her
case against Turkey.
The decision would have no effect on the eight test cases due in November, he
said. It may not be a good thing to hear from the point of view of the citizens
but it shouldnt be blown out of proportion, he added.
AKELs Aristophanes Georgiou, head of the House Refugee Committee, agreed that
the legality of the property commission had yet to be judged, but noted that
greater use of it would be worrying. DIKO spokesman Fotis Fotiou said he was
very afraid that others might follow suit.
Alexandrou, who owned 109 plots of land in Kyrenia, filed a case against Turkey
in 1990 for being refused access to her properties as a result of the invasion
and continued occupation of her land.
Last year, she also filed an application with the property commission in the
north, seeking compensation to the tune of 10m for the loss of use of 63 plots
of land. Last April, two of her children filed for compensation for 11 plots.
The commission ordered the restitution of one of the properties claimed by
the applicants children and invited the norths ministry responsible for
housing affairs to pay the applicants£1.5m Sterling as compensation in lieu of
the properties as well as for loss of use.
The immovable property to be returned within a reasonable period of time is
in Vasilia village in the Kyrenia district. Once the case against Turkey is
struck off the register, Alexandrou and kin should theoretically receive the
cash. The latter expressed their full satisfaction with this remedy to the
Court, thereby giving up their rights to seek any damages from Turkey in the
future.
CYPRUS
MAIL 29/07/09
![]()
Mayıs ayında Londra Yüksek İdare
Mahkemesinde görülen ve KTHYnin İngiltereden KKTCye direkt uçuş
yapmasına olanak sağlanabilmesini amaçlayan davadan ret kararı
çıktı. Dava KTHY ve CTA Holidays tarafından
açılmıştı.
Mihrişah Safa
Londrada Mayıs ayında Yüksek İdare Mahkemesinde görülen ve
Kıbrıs Türk Hava Yollarının (KTHY) İngiltereden
KKTCye direkt uçuş yapmasına olanak sağlanabilmesini amaçlayan
davadan ret kararı çıktı. Birmingham Sivil Yargı
Merkezinin aldığı, KTHY ve CTA Holidays Limited adına
çıkan ret kararı, davacıların avukatlarına
bildirilmeden BBCnin internet sitesinde yayınlandı. Davacı KTHY
ve CTA Holidays yetkilileri, dava kararı kadar, davanın
duyuruluş biçimi karşısında da
şaşkınlıklarını gizleyemediler.
Londrada Yüksek Mahkemede görülen davanın kararı, Birmingham Civil
Justice Centre (Birmingham Sivil Yargı Merkezi) tarafından
açıklanırken, Kıbrıs Türk Hava Yolları yetkilileri ve
avukatlarının durumdan haberdar olmayıp, sonucu BBCnin haber
sitesinden öğrenmesinin gerisindeki neden büyük merak konusu oldu.
KTHY Londra Genel Müdürü Atala Ulutürk, gazetemizin konuyla ilgili sorusuna,
Avukatımıza e-mail gönderdik. Biz de kararı BBCnin sitesinde
okuduk. Detayları kesinlikle bilmiyoruz. Dava neden reddedildi, hangi
gerekçeler verildi bilmiyoruz. Elimize kesin yazılı karar gelene
kadar açıklama yapamayız yanıtını verdi.
BBCnin internet sitesinde, Birleşik Krallık Kıbrıs
uçuş davasında başarısızlık- 35 yıllık
yasakla ilgili mahkeme kaybedildi başlığıyla yer alan
haber, KTHY ve ona bağlı CTA Holidays LTDin Adanın kuzeyine direkt
uçuş isteğiyle açtığı davanın
başarısızlıkla sonuçlandığını
yazdı.
İngiliz Ulaştırma Bakanlığı aleyhine açılan
ve taraf olduğu için Kıbrıs Rum kesiminin de
katıldığı duruşmada, İngiliz Hükümetinin KKTCye
uygulanan direkt uçuş yasağını kaldırmanın,
Chicago anlaşmasına göre sivil havacılık kurallarına
aykırı olacağı görüşünü savundu. BBC haberinde,
KTHYnın yurt dışındaki her uçuşunun Türkiyede
uçakların inme şartıyla adaya devam ettiğini belirtti.
KTHY İLE YILDA 100 BİN KİŞİ
İNGİLTEREDEN ERCANA UÇUYOR
BBCnin sitesinde yer alan haber, her sene 100 bin kişinin Britanyadan,
KTHY ile Kuzey Kıbrısa taşındığı
belirtilerek, KTHY, duraklamalı uçuşların uçuş süresini,
ücretleri ve fuel emisyonunu artırdığını söylüyor
dedi.
Yasalarda düzenleme ve değişiklik isteğinin dava
yargıcı Wyn Williams tarafından kabul edilmediğini yazan
BBC haber sitesi, şu görüşlere yer verdi:
KTHY avukatları, İngiltere hükümetinin uçuş
yasağını kaldırmamasının adil ve yasal
olmadığı görüşünü duruşmalarda savundu.
Kıbrıs Türk tarafı, Britanya ve Kuzey Kıbrıs
arasındaki direkt uçuşlara izin vermenin, modern tarihi acılarla
dolu bölünmüş bir ada için sembolik öneme sahip olduğunu
vurguladı. Ayrıca, havayolu yasağın operasyonlarda hiçbir
adil tarafı bulunmadığını da duruşmalarda
tartıştı. Britanya Hükümetinin Chicago
Anlaşmasını yanlış yorumladığı ve
uluslararası yasalar çerçevesinde direkt uçuşları
yasaklamanın hiçbir adil durumu olmadığını da
duruşmalarda dile getirdi. Bunun yanında uçuş
yasağının Kıbrıslı Türklerle, şirketlerini
adil olmayan biçimde, seyahatten, Avrupa Birliği ve tüm dünya ülkeleriyle
ticaret yapmalarına engel olduğu tezini de mahkemelerde
vurguladılar.
AVUKATLARA ULAŞMADI
Davanın BBC sitesinde duyurulmasından sonra harekete geçen KTHY ve
Cyprus Turkish Airlines Holidays Ltd. Şirketi yetkilileri, derhal
avukatlarını arayıp, bilgi istediler. Avukatların da henüz
eline kesin yazılı karar metni gelmediği ortaya çıktı.
KTHY ve KKTC Londra Temsilciliği yetkilileri, ellerine resmi kesin karar
belgesi gelene kadar açıklanacak bir şey
olmadığını, ret nedenlerini, gerekçelerini bilmediklerini
bildirdiler. KTHY yöneticileri, kesin bilgi öğrendikten sonra en kısa
zamanda konuyla ilgili açıklama yapacaklarını bildirdiler.
DAVANIN GEÇMİŞİ
KTHY ve CTA Holidays Limitedin, İngiliz Ulaştırma
Bakanlığı aleyhine Londradaki Yüksek İdari Mahkemede
açtığı dava Mayıs ayında görüldü ve 4 gün sürdü.
Duruşmanın son gününde KTHY avukatı yüksek hukukçu Charles
Haddon-Cave Q.C ile Oxford Üniversitesi Uluslararası Profesörlerinden
Stefan Talmon konuştu ve davayla benzer durumdaki uluslararası
konuları gündeme getirerek, Tayvan ile KKTCyi
karşılaştırdı.
Duruşma sonunda, Yargıç Wyn Williams, bunun önemli bir dava
olduğunu belirterek, Benden hemen cevap beklemeyin. Bayağı
önemli bir dava. 2-3 üç günde karar veremem. İki tarafı da dinledim
Karar vermem biraz zaman alır. Bunu da umarım takdirle
karşılarsınız diyerek, taraflardan beklemelerini istedi.
Davanın sonucu ise duruşmaların bitmesinden tam 2 ay sonra karar
açıklandı.
KTHY ve CTA Holidays LTD adına davayı sunan yüksek avukat Charles
Haddon-Cave Q.C, sınırları içindeki havaalanlarıyla ilgili
karar yetkisinin KKTCye ait olduğunu ve bu hakkı tanımanın
KKTCnin resmen egemen devlet olarak tanımak anlamına
gelmeyeceğini vurguladı.
Duruşmanın ilk sunum konuşmasında da egemenlik ile resmi
devlet tanınmasının farklı olduğunu kaydeden
Haddon-Cave Q.C, KKTCnin tanınmıyor olmasının, adanın
kuzeyine direkt uçuşları engelleyici bir etken
olmayacağını belirterek, de facto yönetimin, Chicago
Konvansiyonuna göre havaalanlarını belirleme hakkına da sahip
olduğunu hatırlattı.
TAYVANIN DURUMU
Duruşmanın bu bölümünde söz alan, KTHYnin bilirkişi olarak
mahkemeye çıkardığı Oxford Üniversitesi Profesörlerinden
Stefan Talmon, KKTC ile Tayvanın durumlarını
karşılaştırdı ve Tayvanı emsal gösterdi. 2005
yılında bu konuda makale yazdığını, iki
tarafın (İngiliz Ulaştırma Bakanlığı ve Rum
tarafının) da bundan alıntılar yapıp, mahkemede
sunduğunu, ancak bazı önemli hususların gözden kaçırıldığına
değindi.
Talmon, KKTCnin tanınmıyor olmasının, o yönetim içindeki
havaalanlarına direkt uçuşa engel teşkil etmeyeceğini
belirterek, yerel de facto yönetimin, hava sahası üzerinde söz sahibi
olacağını ve buna da de facto yönetimin özelliğinin yol
açtığını söyledi.
Bu konuda dünyanın çeşitli ülkelerinden örnekler veren Prof. Talmon,
en fazla Tayvan örneği üzerinde durdu. Tayvanın, resmi tanınan
bir devlet olmadığını ve bulunduğu bölgenin Çin
Cumhuriyeti içinde bulunduğunu, Tayvan yönetiminin Çinin
uluslararası alanda bütün Çin topraklarının resmi yönetimini
olarak tanındığını kaydeden Prof. Talmon,Buna
rağmen Tayvan kendi egemenlik haklarını kullanarak, kendi
topraklarındaki havaalanlarına direkt uçuş yapılmasına
karar veriyor. Aynı hakları benzer durumdaki KKTC de kullanabilir.
Chicago Konvansiyonuna göre havaalanlarını belirleme yetkisi de facto
yönetimindir. Yani KKTCnindir. Direkt uçuş hakkı tanımak, bu
izni vermek, KKTC devletinin tanınmasıyla aynı anlama gelmez
dedi.
CHARTER UÇUŞLARA İZİN GEREKMİYOR
Charter uçuşlarının Uluslararası Sivil Havacılık
Organizasyonu kurallarına göre izin gerektirmediğini de
hatırlatan Prof. Talmon, İngiltere Tayvanı
tanımıyor. Aynı şekilde KKTCyi de tanımıyor.
Ancak Adanın Kuzeyi ile üst düzeyde ilişkileri var ve
Kıbrıslı Türklerin durumu ve konusu da yakından ilgili.
Britanya yönetimi, resmen devlet olarak tanımasa da hem Tayvan, hem KKTC
ile kurum ve kuruluşlar düzeyiyle temaslar halinde.
Eski Başbakan Tony Blairin, Kıbrıslı Türklerle yüksek
düzeyde ilişkilerini açıkça söylediği biliniyor. Her iki
ülkenin durumu birbirinden pek farklı değil. Majestelerinin Hükümeti,
Tayvanı Çinin bir parçası olarak tanıyor. KKTCyi de
Kıbrısın bir parçası olarak görüyor.
Kıbrısı bir bütün olarak ve Kıbrıs Cumhuriyetini
tanıyor. KKTC ile resmi diplomatik ilişkileri bulunmuyor. Ancak bu
otoritelerle değişik şekillerde ilişki içinde. Bugün
Tayvana Amerikadan ve Avrupanın çeşitli ülkelerinden direkt
uçuşlar yapılıyor diyerek, konuyu aydınlattı.
Prof. Talmon, İngilterenin 1980 yılına kadar de facto ülkelere
bu ülkeleri tanıdığına dair sertifika verdiğini,
1980den sonra bu uygulamanın Dışişleri
Bakanlığında değiştirildiğini ve artık
vermediğinin de altını çizdi.
STAR
KIBRIS 29/07/09
![]()
Rum
Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu ile Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Türkiyenin,
Kıbrısın münhasır ekonomik bölgesinde tahriklerde
bulunduğu iddiasını AB gündemine götürdüğü bildirildi.
Rum basını, Belçikada gerçekleştirilmekte olan AB Genel
İşler ve Dış İlişkiler Konseyi
toplantısına katılmak amacıyla Brüksele giden
Kiprianunun, yakın geçmişte Yunan Cuntasının
Barış Harekatına sebep olduğu şeklindeki
açıklamalarıyla Rum tarafının tepkisini çeken İsveç
Dışişleri Bakanı Carl Bildtle de görüştüğünü
yazdılar.
Habere göre, Kiprianu, Bildt ile gerçekleştirdiği kırk
dakikalık görüşmenin ardından yaptığı
açıklamada, Bildtin Avrupa Parlamentosunda yapmış olduğu
açıklamaya ilişkin görüşlerini dile getirdiklerini, Bildtin ise
açıklamalarının yanlış yorumlandığı
görüşünü ifade ettiğini savundu.
BİLDTLE HER KONUDA
Bildte, her konuya ilişkin görüşlerini açıklama
fırsatı bulduklarını belirten Kiprianu, Bildt ile sürekli
temas halinde olma ve İsveç Dönem Başkanlığı
sırasında işbirliği içerisinde bulunma konusunda
anlaştıklarını ifade etti.
Gazete, Kiprianu ve Bakoyanninin, 27 AB üyesi ülkenin
katıldıkları çalışma yemeği sırasında,
ileri sürdükleri Türkiyenin, Kıbrısın münhasır ekonomik
bölgesindeki petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına yönelik
kışkırtıcı tavırlarını şikayet
ettiklerini yazdı.
Kiprianu, Türkiyenin petrol arama çalışmaları
gerçekleştiren gemileri rahatsız ettiğini savundu.
TPAODAN DA YAKINDI
Kiprianu ayrıca, Türk Hükümetinin, Türk Petrolleri Anonim
Ortaklığına (TPAO), bir kısmı Güney
Kıbrısın münhasır ekonomik bölgesi içerisine giren
alanlarda petrol arama çalışması yapma izni verdiği
iddiasında da bulunarak, bu durumu şikayet etti.
Diğer yandan Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni de,
son dönemde Türk uçaklarının Yunan toprakları üzerinde
uçtuklarını savundu ve Türkiyenin
kışkırtıcı şüphe oluşturma politikası
güttüğü şikayetinde bulundu.
Bakoyanni ayrıca, Türkiyenin AB sürecine de değinerek, Türkiyenin
AB normlarına seçerek uymasının söz konusu olamayacağını
ve Türkiyenin attığı imzaya sahip çıkması
gerektiğini öne sürdü.
DİĞERLERİ
Diğer gazeteler ise konuya ilişkin haberleri şu
başlıklarla yansıttılar:
FİLELEFTHEROS: Baskı Olmaksızın Şikayet Bildt
Yanlış Yorumlamadan Bahsediyor.
POLİTİS: Markostan Türkiyeye Mesaj Türkiyenin Uluslararası
Hukuk ve Aday Ülke Olarak Yükümlülüklerini Çiğnediği
Mesajını Verdi Açıklamaları Konusunda Fikir
Ayrılığı Bulunsa Da Bildt İle Samimi Diyalog.
ALİTHİA: İsveç Dışişleri Bakanı
Açıklamalarının Yanlış
Yorumlandığını Söylüyor.
SİMERİNİ: Belki Yanlış Anlaşıldım!.
MAHİ: Atina ve Lefkoşa Türkiyeyi Payladılar.
STAR
KIBRIS 29/07/09
![]()
Abhazya
İş Kadınları Derneği ile dostluk ve
işbirliği sözleşmesi imzalayan Kıbrıs Türk Kadın
Heyeti KKTCye döndü.
Abhazya Cumhuriyetinin davetlisi olarak bu ülkede ve Rusyada temaslarda
bulunan Kıbrıs Türk Kadın Konseyi Başkanı ve
Cumhurbaşkanı Talatın eşi Oya Talat
başkanlığındaki heyet, dün gece KKTCye döndü. Heyet,
Abhazyada devlet ve hükümet yetkilileri ile temaslarının
ardından İş Kadınları Derneği ile de bir dostluk
ve işbirliği sözleşmesi imzaladı.
İŞBİRLİĞİ SÖZLEŞMESİ İMZALANDI
Abhazya Cumhuriyeti İş Kadınları Derneği
Başkanı Yulia Gumba ile Kıbrıs Türk Kadın
Dayanışma Konseyi Başkanı Oya Talat arasında imzalanan
sözleşmede, ilk kez kurulan bu temastan duyulan memnuniyet belirtildi ve
devam etmesi için gayretlerin süreceği vurgulandı.
Savaş ve çatışma sonrası yıkıma uğrayan
ülkelerin kalkınmasında kadınların aktif rolü ve
katkısına vurgu yapılan sözleşmede; ekonomik, sosyal,
eğitim, kültür, turizm ve spor alanlarında işbirliği yapma
kararlılığı dile getirildi. Sözleşmede şu ifadelere
yer verildi:
Aynı coğrafi bölgeden geldiğini bildiğimiz
atalarımızdan bize kalan tolerans, hoşgörü ve
insanlığa saygı felsefesinin
taşıyıcıları olarak bizler
başlattığımız işbirliği ve anlayış
geliştirme sürecini mutluluk ve umutla
karşıladığımızı duyurmak isteriz. Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Abhazya Cumhuriyeti halklarının,
tüm dünya halkları gibi, temel insan haklarının
sağlandığı özgürlük ortamında adil, çağdaş
ve eşitlikçi bir yaşam sürmelerini diliyoruz.
SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ KANALIYLA İŞBİRLİĞİ
SÜRMELİ
Abhazya dönüşünde ziyarete ilişkin değerlendirme yapan Oya
Talat, Rusya ve Abhazyaya yapılan bu ilk ziyaretten beklentilerin üstünde
sonuç aldıklarını ve çok memnun kaldıklarını
anlattı. Heyetin çok iyi ağırlandığına ve büyük
ilgi gördüğüne dikkat çeken Talat, işbirliğine yönelik
çalışmaların burada kalmamasını, sivil toplum
örgütleri kanalıyla devamını diledi. Özellikle üniversiteler ve
ticaret kesiminin bu bölgeyle ilişkilerini geliştirip
işbirliği imkanları araması gerektiğini anlatan Talat,
Abhazyanın KKTC ile benzerliklerine vurgu yaptı ve birçok alanda
deneyimlerin paylaşılabileceğini belirtti.
DOĞASINA HAYRAN KALDIK
Yaptığımız ziyaret ve temaslar bir anlamda lobi
faaliyetiydi. KKTCnin buna çok ihtiyacı var ve devletin de desteğiyle
bu faaliyetler diğer örgütlere de yayılarak geliştirilmeli
diyen Talat, bölgenin doğasına hayran kaldıklarını da
anlattı. Doğal botanik ortama hayran kaldık.
İnanılmaz bir doğa, bitki örtüsü diyen Talat, heyet üyelerine
de teşekkür etti. KKTCnin Rusya ve Abhazyayla ilk temasını
kuran Oya Talat başkanlığındaki heyet, Ticaret Odası
temsilcisi Evren Bağlarbaşı Özerden, Müteahhitler Birliği
temsilcisi Havva Yetkili, Yurtsever Kadınlar Birliği
Başkanı Hatice Düzgün, Akova Kadınlar Birliği
Başkanı Aysel Bodi, Mormenekşe Kadınlar Birliğinden
Hayriye Tokyay, Kız İzci Örgütünden Umure Örs, Kıbrıs
Uluslararası Barış Araştırmaları Merkezi üyeleri
ve YDÜ Öğretim görevlileri Dr. Fehiman Eminer ve Dr. Muhittin
Özsağlam ile diğer yetkililer ve basından oluştu.
STAR
KIBRIS 29/07/09
30
Temmuz. 2009 Perşembe
WASHINGTON - ABD'nin Güney
Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic, Kıbrıs sorununda mevcut
sıkıntılara karşın birçok ilerleme
sağlandığını ve çözüm için bir fırsat penceresi
bulunduğunu, ancak bu fırsat penceresinin sonsuza kadar açık
kalmayacağını ve şimdi çözüm yönünde önemli çaba
gösterilmesi gerektiğini söyledi.
Washington'da Woodrow
Wilson Merkezi adlı düşünce kuruluşunda konuşan Urbancic,
Kıbrıs'ta etnik çatışma
yaşanmadığını, sınırın açık
olduğunu ve iki tarafın da çözüm için çaba gösterdiğini
anlatarak, "Şimdiye kadar tam 22 güvenlik artırıcı
önlem üzerinde anlaşıldı. Şimdi de Yeşilırmak
sınır kapısının açılması için çalışılıyor"
dedi.
Kıbrıs'ta çözüm
çalışmalarının iki tarafın inisiyatifinde
yürütüldüğünü kaydeden Urbancic, taraflara çözüm dayatma yönünde hiçbir
niyeti olmayan ABD'nin tüm arzusunun, görüşmeleri destekleyici,
kolaylaştırıcı ve hızlandırıcı bir rol
oynamak olduğunu söyledi.
Urbancic, AB'nin bu
yıl sonunda Türkiye'nin adaylık performansını
değerlendireceğini, KKTC'de de gelecek Nisan ayında
cumhurbaşkanı seçimi yapılacağını
hatırlatarak, çözüm için mevcut fırsat penceresinden, bu tarihlere
kadar yararlanılması gerektiğini belirtti ve "fırsat
penceresi sonsuza kadar açık kalmayacak" dedi.
TÜRK
ORDUSU ÇOK İYİ
Büyükelçi Urbancic, Türkiye'nin bölgede önemli bir güç olduğunu,
ancak bunun Türkiye'nin her dediğini yaptıracağı
anlamına gelmediğini ifade ederek, "Türkiye pozitif bir rol
oynuyor" diye konuştu.
Türkiye'nin güçlü bir
ülke, Türk ordusu ve askerinin de çok iyi olduğunu belirten Urbancic,
bunun örneğinin Kore'de görüldüğünü kaydetti.
Bir Rum diplomatın,
Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de petrol aramaya
hazırlandığını ifade ederek bunu eleştirmesi
üzerine Urbancic, Türk tarafının da Rumları, büyük bir ABD
şirketiyle petrol aramaya çalışmakla
suçladığını hatırlattı.
Urbancic, "Kimse
tahrikkar davranmamalı, Kıbrıs'taki süreci tehlikeye
atmamalı. Gerginliğin azaltılması gerekli" dedi.
NATO,
Türkiyede
bulunduğu iddia edilen nükleer
silahları sahiplenmedi. Öte yandan Amerikan
Bilim
Adamları Federasyonu ve İtalyan
Silahsızlanma Bilim Adamları Birliği
başta olmak üzere çeşitli kaynaklarca, 2009 yılı itibariyle
Türkiyede İncirlik üssünde 90 nükleer bombanın
bulunduğunu iddia edilirken, bunların 50sinin ABD
ve 40ının evsahibi ülke (Türkiye) kontrolünde olduğu ileri
sürülüyor.
NATO, Soğuk Savaş döneminde Sovyet tehdidine
karşı Türkiye, Belçika, Hollanda,
Almanya
ve İtalyaya yerleştirildiği iddia edilen
nükleer silahları sahiplenmedi.
NATO Sözcüsü James Appathurai, düzenlediği basın
toplantısında, Belçika Senatosunun Avrupadaki
nükleer silahları tartıştığının
hatırlatılması üzerine NATOnun hiçbir nükleer silahı yok.
Nükleer silahlar üye ülkelere ait. NATO komutasında hiçbir (nükleer) silah
yok dedi.
Appathurai, NATO bünyesinde faaliyet gösteren Nükleer Planlama Grubunun NATO
müttefiklerinin bulundurduğu nükleer silahların güvenlik
standartlarının belirlenmesine, diğer uzmanlık
alanlarına ve finansmanına katkı sağlayarak bunların
korunmasını güvence altına aldığını
belirtti. NATOnun bunun dışında nükleer silahlarla ilgili
bir sorumluluğu olmadığını anlatan Appathurai,
Nükleer silahlar üye devletlerin kendilerine ait. Bundan
anlayacağınız (NATO üyelerindeki nükleer silahlar) Nükleer
Silahların Yayılmasının Önlenmesi
Anlaşmasının kapsamına giriyor. Bu nedenle bunlar nükleer
silaha sahip olduğunu deklare etmiş ülkelere ait diye
konuştu. ABD nükleer silahlarına evsahipliği
yaptığı iddia edilen NATO üyeleri Türkiye, Belçika, Hollanda,
Almanya ve İtalya, 1968 yılında Birleşmiş Milletler
genel kurulunda görüşülerek imzaya açılan ve 1970 yılında
yürürlüğe giren Nükleer Silahların Yayılmasının
Önlenmesi Anlaşmasının kısa sürede parçası
olmuştu. Türkiye, 1 Ocak 1967 tarihinden önce nükleer silah ve
patlayıcıya sahip olan ABD, Rusya,
Fransa,
İngiltere ve Çinin nükleer silah sahibi ülkeler
olarak kabul edildiği söz konusu anlaşmayı 28 Ocak 1969
tarihinde imzalamış ve 28 Kasım 1979 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile onaylayarak taraf ülke
haline gelmişti.
Anlaşma uyarınca nükleer silah sahibi taraf
ülkeler, nükleer silah sahibi olmayan ülkelere nükleer silah veya diğer
nükleer patlayıcıları temin etmeleri ve yapmaları için
yardımda bulunmamayı taahhüt ederken nükleer silah sahibi olmayan
taraf ülkelerin bu silah ve patlayıcıları temin ya da imal
etmemeleri gerekiyor.
TÜRKİYEDE TAKTİK NÜKLEER
SİLAH İDDİASIAmerikan
Bilim
Adamları Federasyonu ve İtalyan
Silahsızlanma Bilim Adamları Birliği
başta olmak üzere çeşitli kaynaklarca, 2009 yılı itibariyle
Türkiyede İncirlik üssünde 90 nükleer bombanın
bulunduğunu iddia edilirken, bunların 50sinin ABD ve
40ının evsahibi ülke (Türkiye) kontrolünde olduğu ileri
sürülüyor.
Uluslararası kaynaklara göre Türkiyede daha önce Balıkesir
ve Akıncı üslerinde tutulan nükleer silahlar ise 1996
yılında geri çekildi. Bilim adamlarının Avrupadaki
Amerikan nükleer silahlarıyla ilgili hazırladıkları
raporlarda, ABDnin Türkiyedaki 90 taktik nükleer silah dışında
Belçikanın Kleine Brogel, Hollandanın Volkel ve Almanyanın
Büchel hava üslerinde 20şer ve İtalyanın Aviano hava üssünde
50 nükleer silah bulundurduğu iddia ediliyor. Yunanistanın
Araksos üssündeki nükleer silahların ise 2001 yılında ABD
tarafından tamamen geri çekildiği belirtiliyor. Bu durumda ABDnin
Avrupadaki toplam 200 nükleer bombasının yarısına
yakınına Türkiye evsahipliği yapıyor.
Nükleer silahlarla ilgili uluslararası raporlarda, ABDnin 2005-2008
yılları arasında Almanyadan 130, İngiltereden 110 ve
İtalyadan 40 nükleer silahı geri çekerken Türkiye, Belçika ve
Hollandadaki nükleer cephanenin sabit kaldığı ileri sürülüyor.
BELÇİKADA NÜKLEER SİLAH TARTIŞMASI
Belçikada nükleer silahların yasaklanmasını öngören bir yasa
tasarısının Senatoya getirilmesi, siyasi arenada hararetli
tartışmalara neden oluyor. Sosyalist üye Philippe Mahoux
tarafından Senatoya sunulan yasa tasarısında, ülkede bulunan ABD
nükleer bombalarının yasaklanması isteniyor.
Belçikalı senatör Mahoux, nükleer silahlardan arındırılma
ile NATOya sadakat konularının tezat
oluşturmadığını savunurken, sunduğu yasa
tasarısının NATO ve ABDde yol açtığı
rahatsızlığın bilincinde olduğunu, bu tasarının
kolaylıkla onaylanacağına inanacak kadar saf
olmadığını belirtiyor. Belçikadaki
tartışmalarda, nükleer silah stoklarından vazgeçilmesi
iradesinin NATO anlaşmaları ve yükümlülükleri çerçevesinde mümkün
olmadığını, dayanışma gerektiğini, Avrupanın
nükleer silahsız savunulamayacağını, sunulan yasa
tasarının iyi bir fikir olarak görülmediğini söyleyenler
arasında, Liberal Senato
Başkanı Armand De Decker de bulunuyor. De Decker, Pakistanda
iktidarın ve dolayısıyla nükleer silahların Talibanın
eline geçmesi halinde, Avrupada konuşlandırılan nükleer
silahların caydırıcı olacağı örneğini
veriyor.
Yasa tasarısına muhalifler, Belçikanın dünyanın en önde
gelen silah üreticileri ve ihracatçıları
arasında yer aldığını, NATOnun Avrupa Kuvvetleri
Komutanlığı (SHAPE) ve Genel Merkezinin Belçikada
bulunduğunu da hatırlatıyor.
NATOYA GÖRE NÜKLEER CAYDIRICILIK
POLİTİKASI DEĞİŞMEDİ
NATO Sözcüsü James Appathurai, NATOnun nükleer caydırıcılık
politikasının değişmediğini vurgulayarak, Buna göre
NATO üyelerinin güvenliğinin sağlanması ve
caydırıcılık için konvansiyonel silahlar yanında
asgari düzeyde nükleer kapasite bulundurulması zorunlu dedi.
Appathurai, NATOnun yeni stratejik belgesi hazırlanırken nükleer
politikasını gözden geçirebileceğini fakat bugüne dek hiçbir
üye ülkeden (nükleer politikada) hiçbir değişiklik talebinin
gelmediğini ifade etti.
MILLIYET 30/07/09
16 bin yıllık Ana Tanrıça figürü bulundu
Kahramanmaraş'ta 16 bin yıllık olduğu tahmin edilen ana tanrıça figürü bulundu
KAHRAMANMARAŞ - Döngel Köyü Direkli Mağarası'nda yapılan
arkeolojik kazılarda 16 bin yıllık olduğu tahmin edilen Ana
Tanrıça figürüne ulaşıldığı açıklandı.
Kente 72 kilometre uzaklıkta Yrd.Doç.Dr. Cevdet Merih Erek yönetimindeki
kazılarda, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Mustafa Kemal Üniversitesi ve
Gazi Üniversitesinden gelen 17 öğrenci araştırmalarda bulunuyor.
Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi
Yrd.Doç.Dr. Erek, Direkli Mağarası'nda devam eden kazılarda
buldukları figürün Anadolu'daki tanrıça kültürünün 14 ila 16 bin
yıl geriye gitmesine sebep olduğunu söyledi. 2007 yılında
başlayan kazılarda bu güne kadar 7'nci arkeolojik seviyeye kadar
ulaşılırken, bu yıl yapılan araştırmalarda
çok önemli bir bulguya ulaşıldığını, 15 gündür
devam eden kazılarda, pişmiş topraktan yapılmış
16 bin yıllık olduğu düşünülen ceviz büyüklüğünde Ana
Tanrıça figürü bulunduğunu belirten Yrd.Doç.Dr. Erek, Bu bulguyla
birlikte Anadolu'da Neolitik çağda (Cilali Taş devri) var olduğu
düşünülen Tanrı inanışı, 3'üncü Epipaleolitik döneme
(Yontma Taş devri) kadar ulaştı. Oldukça küçük ve stilize olan
bu figürümüz pişmiş topraktan yapılmış son derece
stilik bir figürdür. Bulunan Ana Tanrıça figürüne akademik ve arkeolojik
açıdan değer biçmek mümkün değil diyerek şu bilgileri
verdi: Direkli Mağarası kazıları Türkiye'deki 3'üncü
Epipaleolitik dönemle, çağla ilgili olan bir kazıdır. Önemi
şuradan kaynaklanıyor; Direkli Mağarası'nın kültürel dolgusu,
bu güne kadar yaptığımız kazılarla elde ettiğimiz
kültürel dolgusu, içerisindeki Epipaleolitik dediğimiz bir dönemi ifade
etmesi nedeniyledir. Ve buda Yakın Doğudan yani, Doğu Akdeniz
koridorundan itibaren insanın kültürel göç yolu üzerindeki önemli bir
merkez olmasından kaynaklanmakta. Epipaleolitik kültür dönemleri
Anadoluda mağara içi buluntusu olarak son derece azdır. Direkli
Mağarası kazısı yapılan bu dönemin önemli bir bilgi
kaynağı olarak kaydedilmelidir. Ve kazılarımızda bu
güne kadar toplam 7 arkeolojik seviyeye kadar kazabildik. Her sene birer
aylık bir çalışma süresi izlemekteyiz.
KADININ DEĞERİ ANLATILIYOR
Bu figür doğuran bir kadının bereketle birlikte toplumun
içerisindeki konumunu da belirlemekte. Bu sebeple bu vasfı ile Anadolu'nun
en eski kadınının çok kıymetli ve değerli olduğu
ortaya çıkıyor. Tanrı kültürleri çok daha geç dönemlerde
karşımıza çıkarken, Anadolu için en eski 16 bin yıl
gibi bir rakama kadar geriye gidebiliyorsak, Anadolu'da tanrıça kültürüyle
birlikte kadının toplum içerisindeki yeri çok üstün bir noktada.
Kazılarımızda ele geçen diğer çok önemli unsurlar,
taştan yontulmuş, çakmaktaşından yontulmuş,
aletlerdir. Bunlarla ilkel toplama işlemlerini gerçekleştirmekteler.
K4esme, delme gibi işlemlerini gerçekleştirmekteler. Özellikle çakmak
taşının dışında, melendis kökenli obsidyenlerin,
obsidyen dediğimiz taşların da burada bulunmuş olması,
orta Anadolu'yla Maraş arasında bir bağlantının da
olduğunu gösteriyor. Bu açıdan bu taşın da burada
bulunması önemli. Ayrıca Epipaleolitik insanının süslenmede
kullandığı aşı boyalarının, kemikten,
taştan ve denizel yumuşakçalardan yaptığı kolye
taneleri, boncukların da çok miktarda kazıda çıkmış
olması Epipaleolitik dönemin kültürel perspektifinin de ortaya
çıkması açısından son derece önemli. Mağaradaki
araştırmalar devam ederken, bulunacak eserler Kahramanmaraş
Müzesi'ne teslim edilecek. Ayrıca, iç düzenlemesi devam eden
Kahramanmaraş Müzesi'nde Direkli Mağarası'nı
yansıtacak bir bölüm oluşturularak eserler burada
tanıtılacak.
RADIKAL 30/07/09
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, bugün gerçekleştirdiği haftalık
basını bilgilendirme brifinginde, hedeflerinin, Kıbrıs
sorununa yılbaşından önce adil ve kapsamlı bir çözüm bulmak
ve hazırlanacak çözüm planını en geç 2010 yılının
ilk aylarında referanduma sunmak olduğunu belirtti.
Erçakıca, bugün tarafların "vatandaşlık,
yabancılar ve sığınma" konularında
geçtiğimiz hafta sundukları görüşlere
karşılıklı yanıt vererek, bu konunun
tamamlanmasını ve gelecek görüşmede ikinci tur görüşmelere
geçilmesini beklediklerini de kaydetti.
Hasan Erçakıca, bugün ayrıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat tarafından Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas′a ikinci tur görüşmelerin yöntemine ilişkin sunulan
düşüncelere cevap beklediklerini söyledi.
"HEDEF, GÖRÜŞMELERİN
HIZLANMASI"
Erçakıca, bugünkü toplantıda ayrıca, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat tarafından, Hristofyas′a, ikinci tur
görüşmelerin yöntemine ilişkin olarak sunulan düşüncelere
yanıt beklediklerini ifade ederek şöyle dedi:
"Hatırlanacağı gibi, Cumhurbaşkanımız,
ikinci turda, ′Yönetim ve Güç Paylaşımı′ ile
′Mülkiyet′ başlığı altında yer alan önemli
uzlaşmazlık noktalarının iki lider tarafından ele
alınmasını, bu arada iki liderin temsilcileri olarak Özdil Nami
ile Yorgos Yakovu′nun diğer konulardaki farklılıkları
giderme çalışmalarını sürdürmelerini önermişti.
Tahmin edileceği gibi, Kıbrıs Türk tarafı olarak bu öneriyi
yapmamızın nedeni, görüşmeleri etkin ve hızlı bir
şekilde sürdürebilmektir. Bu arada, bizim hedefimizin; Kıbrıs
sorununa yılbaşından önce adil ve kapsamlı bir çözüm bulmak
ve hazırlanacak çözüm planını en geç 2010 yılının
ilk aylarında referanduma sunmak olduğunu da tekrarlamam gerekiyor.
Görüşme yöntemine ilişkin olarak sunduğumuz öneriler, bu
hedefimiz ile uygunluk teşkil etmektedir."
"RUMLAR, TÜRKİYE′NİN AB SÜRECİNİ
KULLANMAYA ÇALIŞIYOR"
Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının dikkatinin görüşme
sürecinden daha çok, Türkiye′nin Avrupa Birliği (AB) sürecine ve bu
süreci kullanarak, Kıbrıs sorununda avantajlar elde etmeye
yoğunlaştığının da bir gerçek olduğunu
belirtti.
HALKIN SESI
30/07/09
Erçakıca: Hayal kırıklığı
yarattı
İngiltere
Yüksek İdare Mahkemesinin kararı, KKTCde tepkiyle
karşılandı
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, İngiliz Yüksek İdare Mahkemesinin
İngiltereden KKTCye direkt uçuşlarla ilgili olumsuz
kararını hayal kırıklığı olarak niteledi.
Haftalık basın brifinginde KTHY ve KTHYnin
İngilteredeki tur operatörü CTA Holidays Limitedin, İngiltere ve
Kuzey Kıbrıs arasında tarifeli ve charter uçuş izin
talebinin İngiliz hükümeti tarafından reddedilmesi üzerine
İngiliz Yüksek İdare Mahkemesinde açtığı davanın
reddedilmesi konusuna da değinen Erçakıca, olumlu bir kararın Kıbrıslı
Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılması yönünde destekleyici
bir adım olacağı ve özellikle kuzeydeki ekonomik
gelişmelere katkı sağlayabileceği düşünüldüğünde
bir hayal kırıklığı olduğunu vurguladı.
Erçakıca, maalesef, İngiliz Yüksek İdare
Mahkemesi, KTHYnın Birleşik Krallık ve Kuzey Kıbrıs
arasındaki direkt uçuşların Chicago Konvansiyonuna
aykırı olmayacağı, dolayısıyla uluslararası
hukuk ihlali oluşturmayacağı yönündeki iddialarını
reddetti dedi.
Erçakıca, her iki şirketin de bu kararı istinaf
etmeye karar verdiğini ifade ederek, Biz, şirketlerimizin bu
konudaki mücadelesine destek olmaya devam edeceğiz diye konuştu.
Erçakıca, Tayvan örneğini de vererek, burayı
tanımamasına rağmen İngilterenin söz konusu destinasyona
direkt uçuş yaptığını kaydetti.
Erçakıca, bir soru üzerine, Başbakanın bu kararla
ilgili hayal kırıklığı ve eleştirisine
kendilerinin de katıldığını söyledi.
Cumhurbaşkanı,
anıtla ilgili gelişmeleri dikkatle izliyor
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü, Milli Egemenlik Anıtı
konusundaki tartışmaların ve Cumhurbaşkanının
anıtın açılış töreni olduğu gün İstanbula
gitmesinin anımsatılması üzerine,
Cumhurbaşkanının İstanbul ziyaretinin çok önceden
ayarlandığını, anıtın açılış
töreniyle ilgili de Cumhurbaşkanına ayrı bir randevu ya da
ayarlama talebi gelmediğini, sadece davetiye gönderildiğini söyledi.
Erçakıca, bu gibi ziyaretlerin çok önceden
ayarlandığını belirterek, anıt konusundaki
gelişmeleri Cumhurbaşkanının dikkatle izlediğini
söyledi.
Mal Tazmin
Komisyonu ve AİHM onayı
Erçakıca, Mal Tazmin Komisyonunun son kararlarından birinin,
AİHM tarafından onaylanması konusundaki bir soru üzerine,
AİHMin konuyla ilgili değerlendirmesinin bugün ellerine
geçeceğini, ancak şu ana kadar karardan edindikleri bilgi dikkate
alındığında, bu karar sayesinde konuyla ilgili
çalışmalarda etkin bir yol açılacağını belirtti.
İlk tur
bugün tamamlanıyor
Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmayı amaçlayan
müzakerelere, bugün, Yönetim ve Güç Paylaşımı
başlığı altında ele alınan
vatandaşlık, yabancılar, göç ve sığınma konusu
ile devam edilecek.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca,
geçtiğimiz hafta içerisinde tarafların sunduğu görüşlere bu
hafta karşılıklı olarak cevap verileceğini belirterek,
Kıbrıs Türk tarafı olarak biz, bu görüşmede bu konunun
tamamlanmasını ve gelecek görüşmede ikinci aşamaya
geçilmesini beklemekteyiz dedi.
Erçakıca, bugünkü toplantıda ayrıca,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından, Hristofyasa, ikinci
tur görüşmelerin yöntemine ilişkin olarak sunulan düşüncelere
yanıt beklediklerini ifade ederek şöyle dedi:
Hatırlanacağı gibi,
Cumhurbaşkanımız, ikinci turda, Yönetim ve Güç
Paylaşımı ile Mülkiyet başlığı
altında yer alan önemli uzlaşmazlık noktalarının iki
lider tarafından ele alınmasını, bu arada iki liderin
temsilcileri olarak Özdil Nami ile Yorgos Yakovunun diğer konulardaki
farklılıkları giderme çalışmalarını
sürdürmelerini önermişti.
Tahmin edileceği gibi, Kıbrıs Türk tarafı
olarak bu öneriyi yapmamızın nedeni, görüşmeleri etkin ve
hızlı bir şekilde sürdürebilmektir. Bu arada, bizim hedefimizin;
Kıbrıs sorununa yılbaşından önce adil ve kapsamlı
bir çözüm bulmak ve hazırlanacak çözüm planını en geç 2010
yılının ilk aylarında referanduma sunmak olduğunu da
tekrarlamam gerekiyor. Görüşme yöntemine ilişkin olarak
sunduğumuz öneriler, bu hedefimiz ile uygunluk teşkil etmektedir.
Güneydeki
anket Rum halkının pek de umutlu olmadığını
gösteriyor
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma çabaları devam
ederken, Kıbrıs Rum tarafında yayınlanan bir anketin,
Kıbrıs Rum halkının çözüm konusundaki umutlarının
çok yüksek olmadığını ortaya koyduğunu anımsatan
Hasan Erçakıca, bu anketin Kıbrıs Türk halkı içinde de
yankı bulduğunu ifade etti.
Erçakıca, benzer izlenimleri Kıbrıs Türk
kamuoyundan da edindiklerini, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm
bulmayı amaçlayan görüşmelerin uzamakta oluşu ve yeterli oranda
verimli olamamasının, Kıbrıs Rum halkında olduğu
gibi, Kıbrıs Türk halkında da bezginlik
yarattığını ve görüşme sürecine güveni sarsarken,
halkın beklentilerini de olumsuz şekilde etkilediğini
vurguladı.
KIBRIS 30/07/09
Parties welcome direct flights
ruling
By Jacqueline Agathocleous
THE BRITISH High Court of
Justices decision to reject a request to allow flights between Britain and the
occupied airport of Tymvos was yesterday met with a chorus of approval by
Cypriot politicians and diplomats.
The Courts Queen Bench Division decided to reject the request, which was
submitted by Turkish Cypriot Airlines in co-operation with British travel
agency CTA Holidays Ltd.
The ruling was described as especially significant by the Legal Services,
which yesterday announced that for the first time ever, the Treaty of Chicago
regarding the Cyprus Republics sovereignty had been interpreted by a court.
We need to note with satisfaction the extremely positive findings of the
British Court and especially the fact that it ruled that the Cyprus Republic
enjoys exclusive sovereignty on the entire land and surrounding sea and air
space, independent of whether or not it exercises exclusive control over them,
said the Services.
Communications Minister Nicos Nicolaides expressed his absolute satisfaction
with the ruling.
This is an extremely important decision by the British High Court of Justice;
it effectively creates the preconditions to cease the illegal flights of Tymbou
Airport.
He said such decisions vindicated Cyprus and made it clear that any kind of
occupation could not impose on the peoples and countrys rights.
We feel that this ruling will contribute to the Cypriot peoples fight to
restore legality and their rights, said Nicolaides.
Meanwhile, Foreign Minister Markos Kyprianou was yesterday asked to comment on
an announcement by the British Foreign Office following the ruling, calling for
support towards efforts of ending the isolation of the Turkish Cypriot
community.
The so-called isolation of the Turkish Cypriots will end when the Turkish
occupation ends and the Cyprus problem is solved; this is where our efforts
need to be centred and not any other initiative in between, said Kyprianou.
We are the first to support the Turkish Cypriot community, but any moves need
to be made within the framework of international and European justice, he
added.
Commenting on the High Court decision, Kyprianou said it was a legal decision,
whereby international treaties have been implemented; and this is something
that the Turkish side needs to understand. International justice binds all
countries and especially the member states of the EU.
CYPRUS MAIL 30/07/09
Cyprus flag stunt gets harsh welcome
in the north
By Daniel Thomas
A TURKISH Cypriot man was
briefly detained by police in the north after draping himself in a Cyprus
Republic flag and parading around occupied Famagusta.
According to Turkish Cypriot daily Afrika, Korai Basdogroulmaci took the initiative
to display his allegiance to the Republic of Cyprus after a night of drinking
on Sunday.
He donned a T-shirt with Greek writing on it and draped the Cyprus flag around
his shoulders.
What followed is less clear. Kibris newspaper reported that when Basdogroulmaci
was confronted by a citizen who questioned his choice of regalia, he proceeded
to attack him and was subsequently arrested.
However, Afrika reported a slightly more gripping sequence of events.
It said Basdogroulmaci was approached by a lieutenant of the Turkish Cypriot
Security Forces, who began speaking to him in English, thinking that he was a
Greek Cypriot.
When Basdogroulmaci assured the lieutenant in Turkish that he was in fact a
Turkish Cypriot, the lieutenant began insisting that he replace the Cypriot
flag with a Turkish one. According to the report, Basdogroulmaci refused and
the lieutenant took the matter into his own hands, and attempted to take the
flag from him. A tussle ensued and Basdogroulmaci was briefly detained before
being released on bail.
The incident comes two weeks after Turkish flags were placed at a number of
locations around Paphos by a man suspected to be Greek Cypriot.
CYPRUS MAIL 30/07/09
Stefanou: be careful what you wish
for
By Stefanos Evripidou
Parties raise questions
about ECHR ruling on Turkey property settlement
NO ONE can deprive anyone the right to seek legal redress but Cypriots need to
think twice before they undertake initiatives that may harm efforts for a
Cyprus settlement, said government spokesman Stefanos Stefanou yesterday.
The spokesman was commenting on the friendly settlement between Greek Cypriot
Andromachi Alexandrou and Turkey over occupied land in the north that was
endorsed by the European Court of Human Rights (ECHR) on Tuesday.
Alexandrou dropped her case against Turkey, asking instead for the ECHR to
approve an agreement reached with the property commission in the north,
providing for the restitution of part of her occupied property along with a
payment of £1.5 million Sterling to her and her children as compensation in
lieu of their properties and for loss of use.
Stefanou called on all Cypriots to think twice before they undertake any
initiatives or take any decisions or actions that may harm efforts for a Cyprus
settlement or the interests of the Republic of Cyprus.
Most commentators were in agreement yesterday that the ECHR endorsement did not
constitute recognition of the legality or effectiveness of the property
commission in the north, as Turkey is keen to show. However, they also
highlighted that it wasnt exactly a positive development given that the ECHR
is due to examine the validity of the commission this November in eight test
case applications by Greek Cypriot refugees against Turkey. The ECHR only examines
cases after all local options have been exhausted.
If the commission is deemed to provide adequate legal remedy to Greek Cypriots
then they will lose automatic recourse to the Strasbourg-based court and will
be forced instead to seek redress at the commission in the north first.
Asked if he would recommend that no other applications be lodged by Greek
Cypriots against Turkey at the ECHR, Stefanou said that no one can deprive
anyone the right to claim his rights in every legal way.
He noted, however, that such issues could not be resolved through any
compromise with the occupation force but through the comprehensive settlement
of the Cyprus question.
The spokesman further highlighted that the compromise made with Turkey did not
clarify when part of Alexandrous property would be returned or whether she
would have free use of that property.
AKELs Aristophanes Georgiou said Alexandrous compromise was not logical. The
Chairman of the House Refugee Committee said: It was a compromise which in
essence traded a plate of lentils for a whole house.
Human rights lawyer Achilleas Demetriades said the friendly settlement
effectively provided compensation for the expropriation of Alexandrous land
which represented two to ten per cent of the real value of her property.
I wouldnt be surprised if Turkey pays the sums it owes in other cases by
November to show that the system set up with the property commission was
working just fine, said Demetriades. He noted that around 50 of the 350-odd
applications to the commission have been settled.
Loucis Loucaides, a former ECHR judge, accused Alexandrou of pursuing personal
interests over those of the country, while DIKOs Fotis Fotiou called on all
refugees to refuse to participate in any transaction with the occupying power.
Chairman of the House Legal Affairs Committee, Ionas Nicolaou, said the
settlement was a worrying development as it could encourage others to pursue
the same channels. It is also the second settlement with the commission
ratified by the ECHR, after the Tymvios case last year.
The DISY deputy highlighted that there has yet to be a case at the commission
where land was returned, adding that it was unable to secure anyones rights.
CYPRUS MAIL 30/07/09
Ambassadors meet to get their
stories straight
By Daniel Thomas
CYPRUS ambassadors
overseas attended a series of meetings at some of the islands top political
and economic institutions yesterday. The visits bring to a close an annual
summit aimed at strengthening co-ordination and calibrating goals among the
countrys diplomatic corps.
The group of over 40 ambassadors and honorary consuls arrived at the Foreign
Ministry on Wednesday morning, where they held talks with minister Marcos
Kyprianou. He hailed the annual event as a valuable institution that not only
gives the ambassadors the opportunity to be informed by the President,
ministers and the rest of the political leadership, but also provides a
platform for the exchange of opinions between them regarding the matters that
they have to handle.
Kyprianou added that it was of pivotal importance to hold such a meeting, as
due to Cyprus small size, it was not possible to send ambassadors to every
country and therefore the co-ordination and organised division of regional
responsibilities was a key ingredient to Cyprus success on the international
scene.
The foreign minister also said that it is very important to hear the
experiences of all the diplomatic missions, because each one has to deal with
individual particularities, especially now that we are entering this crucial
stage of the negotiations process and other demands of the EU.
Following the engagement at the foreign ministry, the diplomats attended
meetings with the Director General of the Employers and Industrialists Federation
of Cyprus (OEB) Michalis Pilikos, with economic diplomacy and the international
promotion of Cyprus business interests top of the agenda.
Speaking to the Cyprus Mail, Pilikos explained that the role of OEB was to
provide all possible assistance for ambassadors to be able to pave the way for
strengthening the Cypriot economy through international investment.
According to Pilikos, this is a two-tiered process that involves attracting
foreign investors to Cyprus while also identifying sectors in foreign markets
were Cypriot companies could become involved in.
Pilikos asserted that it is perfectly understandable that the successful
solution of the Cyprus problem is the priority in the diplomats current
operations, however Cyprus foreign policy cannot be restricted to one
problem.
This, he said, was even more relevant in the current context of economic
crisis. Pilikos also expressed his belief that due to the global economic
crisis and Cyprus small size, some companies cannot survive if they remain
within the boundaries of the island, meaning that the ambassadors role as
economic representatives was essential.
Following the economic briefing, the diplomats held talks at the Presidential
Palace with President Christofias, providing the President with the ability to
outline the broader policies that determine Cyprus foreign missions while also
allowing the diplomats to discuss the variety of different political
environments in which they operate.
Speaking after the meeting, Government spokesman Stefanos Stefanou said that
while communication with the foreign ambassadors was constant throughout the
year, the importance of the meeting was more than symbolic, as it allowed the
President to hold a dialogue with all the ambassadors simultaneously.
This is a necessary undertaking, as the complicated task of devising an
overarching foreign policy that can suit the politics of all the different
countries where diplomats serve is made much easier when the ambassadors can
all provide their expertise of their assigned countries to each other.
Stefanou asserted that Cyprus has a central design to its foreign policy and a
specific stance as far as the international relations of the Republic of Cyprus
is concerned, and that the Presidents consultation to the ambassadors was
conducted through this lens, both for the general and specific issues of
foreign diplomacy.
Stefanou also clarified that the primary goal of Cyprus diplomatic missions
was the attainment of a solution to the Cyprus problem that will lead to the
end of occupation and the reunification of Cyprus as a bizonal, bisectional
federation based on the relevant UN resolutions.
CYPRUS MAIL 30/07/09
Sylikiotis tackles deeds issue head
on
By Stefanos Evripidou
Minister plans sweeping
changes to property law
THE INTERIOR Minister yesterday announced a series of measures, including a
town planning amnesty, to untie the Gordian knot keeping 130,000 properties
on the island without title deeds.
Neoclis Sylikiotis said yesterday the ministry had taken action to counter
malevolent foreign press reports about the title deeds saga. He attributed
the reports to ulterior motives that either sought to strengthen Cyprus
competitors in the foreign investment market or compare the Republics treatment
of buyers with the abuse of Greek Cypriot properties in the north.
The minister announced a number of legal proposals that seek to tackle the
complex problem of trapped buyers who are tied to a building that they cannot
sell because they dont have the title deed.
The new proposals include the introduction of a completely new system for
issuing title deeds which will be divided into three categories, as well as
penalties and a name and shame policy for developers that delay title deed
applications.
This was the first time that a government had acquired a comprehensive view
of the wider problem, said Sylikiotis, adding that bold steps had to be taken
and not piecemeal changes.
The water is running now and very soon people will start getting title deeds,
he said.
There are currently around 130,000 units (houses, flats, hotels) without title
deeds, while only 20,000 applications for title deeds have reached the Land
Registry. This translates to a lot of uncollected revenue for the state in terms
of taxes on transfers and other costs.
Finance Minister Charilaos Stavrakis has previously noted that 700m was
collected in total tax revenues from property sales in 2008, while forecasts
for 2009 were less than half that amount.
Sylikiotis told reporters that he hoped the 20,000 pending title deeds would be
issued by June 2010. He further noted that in the free areas of Famagusta
alone, around 25,000 titles had not been issued.
Head of the Land Registry, Andreas Christodoulou said that for every 10,000
titles and transfers completed, the state would receive between 100m and
120m.
The five legal proposals target amendments to existing laws on Town Planning,
the Regulation of Roads and Buildings, Immoveable Property, the Sale of Land,
and Contract Law.
Interested parties may read the proposals on the ministry website and submit
their comments by the end of next month. The minister hopes to table the
amendments before parliament by September and have them voted into law by the
end of the year so the town planning amnesty can begin in 2010.
One of the proposals is to create a three-tier system of issuing title deeds,
though ministry officials acknowledge they are not certain whether the system
will pass legal scrutiny yet.
The first type of title deed will be a complete title deed which is the same
as what is issued today. The next type is called the incomplete title deed.
This will be issued with an appendix noting any unauthorised but minor
extensions or modifications that go beyond the issued permit, or in cases where
it is not possible to identify the property boundaries for which a single unit
of the whole project has exclusive rights. The third type is called the
limited title deed, which will also have an appendix recording unauthorised
yet substantial changes or extensions. This latter title wont have legal
status, meaning the owner cant sell their property nor can they mortgage it.
Sylikiotis explained that the title deeds hierarchy would be effective since a
deed could be upgraded or downgraded, depending on developments.
The ministry also proposed imposing fines in cases where owners are reluctant
to meet their obligations, thereby preventing the issuing of title deeds in the
name of buyers who have met all their obligations. Another proposal is to make
public the names of companies who are considered repeat offenders of this
practice. This way, every future buyer knows the credibility and capabilities
of the various developers, said the minister.
The ministry also hopes to make it compulsory to submit the contract of sale to
the Land Registry, with specific sections of a building delineated as set out
in the contract. Another innovation will be to give competent authorities the
power to take the initiative and issue permits on the request of the buyer.
For example, where the developer fails to submit the necessary applications
for approval of certain irregularities or uses the irregularities of buyers not
to proceed with issuing certificate of approval or title deed, the competent
authority may, after representations from the purchasers, automatically proceed
with the examination of the building and issue various permits and approvals,
with or without special notifications, said Sylikiotis.
The amnesty will be handled by three-member committees in each district that
will deal with expansions or modifications that represent up to 30 per cent of
the original permit. However, this only applies to buildings constructed before
the law is passed.
CYPRUS MAIL 30/07/09
![]()
Star Kıbrıs, İngiltere
Dışişleri Bakanlığının Haziranda 60
Kıbrıslı Türk dernek adına İngiltere
Başbakanlığına teslim edilen ve ATADın Orams
davası kararından duyulan endişeleri anlatan başvuruya
verilen cevabı ele geçirdi.
Kerem HASAN
Kıbrıs sorunu ile ilgili ve özellikle mal/mülk konularıyla
ilgili STAR KIBRISın elde ettiği İngiltere Hükümetini temsilen
Foreign and Commonwealth Office (Dışişleri
Bakanlığı) resmi şok yazılı açıklaması:
FCO: Kıbrıs Türk ekonomisine her hangi bir olumsuzluk
getirebilecek bir sonuç ve Kıbrıs sorununun çözüm sürecini
baltalayacak bir sonucu, İngilterenin çıkarına değildir
FCO: Özel mülk davaları her hangi bir kapsamlı çözümün yerini
tutamaz
FCO: İngiltere hükümeti olarak bu davaya müdahil olmamız uygun
olmayacaktır. İngiltere iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi
eşitlik temelinde bir federal çözümden ve BM parametrelerin öngördüğü
şekildeki bir çözüme bağlıdır
İngiltere Dışişleri Bakanlığının
Haziranda 60 Kıbrıslı Türk dernek adına İngiltere
Başbakanlığına teslim edilen ve ATADın Orams
davası kararından duyulan endişeleri anlatan başvuruya
verilen cevapta, özel mülk davalarında alınan kararların
kapsamlı çözümün yerini tutmayacağı belirtildi.
18 Haziranda Başbakan Gordon Brown'a iletilmek üzere verilen mektupta,
ATAD kararının KKTC'de ev ve arsası bulunan binlerce
İngiliz açısından felakete eş değerde bir sonucun
ortaya çıkmasına yol açacağına dikkat çekilirken,
kararın ayrıca sürmekte olan müzakerelerde barışçıl
bir çözüme ulaşılması şansına da zarar verdiği
uyarısı yapılmıştı.
İngiltere Hükümetini temsilen Foreign and Commonwealth Office -FCO
(Dışişleri Bakanlığı) verilen mektupla ilgili
olarak bir cevap yayınlarken, bu cevapları içeren mektup STAR KIBRIS
tarafından ele geçirildi.
FCOya bağlı Avrupa Bakanlığı adına, Baroness
Kinnock of Holyhead imzasıyla yazılan 20 Temmuz 2009 tarihli mektup,
ilk kez resmi bir şekilde ve yazılı olarak İngiltere
hükümetinin Kıbrıs sorunu ve mal-mülk konularında, bu ülkeyi
bağlayıcı nitelik taşıyan evrak olarak dikkati
çekiyor.
Yapılan resmi hükümet açıklamasında, Kıbrıslı
Türklerin ATAD kararından dolayı kuşku duydukları,
kuşkularının; kararın Kıbrıs Türk ekonomisine
negatif etkileri olabileceği ve Kıbrıs sorununun çözümü sürecini
de baltalayabileceği vurgulanarak, her ikisinin de İngilterenin
çıkarına olmadığına dikkat çekildi. Resmi mektupta
ayrıca davanın geniş etkilere yol açabileceği, ancak
mahkemeler yolunu kullanmak isteyen insanlara karşı herhangi bir
engel konulamayacağı, bunun uygunsuz olacağı da
yazıldı. ATADın, Avrupa Birliği hukuku ile ilgili bir
karar verdiğini ve [Orams] davanın tekrar İngiltere istinaf
mahkemesine döndüğü hatırlatıldı.
Kamu poliçesi vurgusu
İngiltere Dışişleri Bakanlığının
yapmış olduğu açıklamada, İngiltere İstinaf
Mahkemesinin davayı görüşeceği belirtilirken, Şu an AB
hukukuyla ilgili istenilen sorulara yanıt alınmıştır.
Bundan sonra dava tekrar istinaf mahkemesine dönecek ve mahkeme orada
nasıl hareket edeceği konusunda bir karar üretecek, bunun içinde Kamu
Poliçesi sorusu da vardır denildi.
Dolayısıyla mahkeme devam ederken, İngiltere hükümetinin
mahkemeye müdahil olması uygun olmayacak ifadesi kullanılırken,
bu sözlerle, ilk kez İngiltere hükümeti resmi bir şekilde Orams
Davasına müdahil olmayacağını açıkça
vurgulamış oldu.
BM parametrelere bağlılık
Mektupta, Kıbrıs sorununa da değinilerek, İngilterenin
Birleşmiş Milletler çözüm parametrelerine bağlı olduğu
bir kez daha anlatıldı. İngiltere Hükümeti, BM parametrelerine
bağlı olarak, iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe
dayanan federal bir çözüme bağlıdır denilirken,
Dolayısıyla komplikeli olan mal/mülk sorununun kapsamlı bir
şekilde çözümlenmesinin, sadece içerikli bir kapsamlı çözümde mümkün
olduğunu düşünmekteyiz şeklinde devam edildi.
Özel davalar, çözüm yerini tutmaz
FCOnun resmi mektubunda ayrıca (Kıbrıs Türk tezine uygun
olarak), mülk konularının kapsamlı bir çözümde ortadan
kalkabileceği de yazıldı. Mektupta ayrıca özetle şu
ifadelere yer verildi: Özel hukuki prosedürlerin (Özel mülk davalarındaki
mahkeme kararları), iki toplum tarafından bulunacak dengeli ve
kapsamlı çözümün yerini alamaz.
Ancak Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk liderlerinin,
ATAD kararından sonra bize yapmış oldukları
açıklamalar, kendilerinin çözüm sürecine bağlı oldukları
şeklindedir.
Ne kadar zorluk olsa, dış olayların liderleri çözüm sürecinden
uzaklaşmaları iki toplumun yararına olmayacaktır.
Mal/mülk konularını da kapsayan kapsamlı bir Kıbrıs
çözümün gerçekleşmesi için liderlerin önünde eşsiz bir fırsat
vardır.
İşte Orams davası konusunda İngiltere
Dışişleri Bakanlığının resmi
görüşleri:
- Kıbrıs Türk ekonomisine her hangi bir olumsuzluk getirebilecek ve
Kıbrıs sorununun çözüm sürecini baltalayacak bir sonuç,
İngilterenin çıkarına değildir.
- Özel hukuki prosedürler (Özel mülk davalarındaki mahkeme
kararları), iki toplum tarafından bulunacak dengeli ve kapsamlı
çözümün yerini alamaz
- İngiltere hükümetinin bu davaya müdahil olması uygun değildir.
İngiltere iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitlik temelinde BM
parametrelerinin öngördüğü şekilde federal bir çözüme
bağlıdır.
STAR KIBRIS 30/07/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı
çözüm bulma müzakereleri çerçevesinde bugün saat 10.00da yeniden
buluşuyor.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma
müzakereleri çerçevesinde bugün yeniden görüşecek. Her zamanki gibi ara
bölgedeki BM tesislerinde gerçekleşecek görüşme saat 10.00da
başlayacak. Görüşmede, liderler, birbirlerine, geçtiğimiz hafta
açılış konuşmalarını yaptıkları, Göç,
Vatandaşlık, Yabancılar ve Sığınma hakkında
resmi yanıtlarını verecek.
2010un ilk ayları
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dün
gerçekleştirdiği haftalık basını bilgilendirme
brifinginde, hedeflerinin, Kıbrıs sorununa yılbaşından
önce adil ve kapsamlı bir çözüm bulmak ve hazırlanacak çözüm
planını en geç 2010 yılının ilk aylarında referanduma
sunmak olduğunu belirtti.
Erçakıca, yarın tarafların vatandaşlık, yabancılar
ve sığınma konularında geçtiğimiz hafta
sundukları görüşlere karşılıklı yanıt
vererek, bu konunun tamamlanmasını ve gelecek görüşmede ikinci
tur görüşmelere geçilmesini beklediklerini de kaydetti. Hasan
Erçakıca, yarın ayrıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
tarafından Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasa ikinci tur
görüşmelerin yöntemine ilişkin sunulan düşüncelere cevap
beklediklerini söyledi.
İlk tur bitiyor
Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmayı amaçlayan
müzakerelere, bugün, Yönetim ve Güç Paylaşımı
başlığı altında ele alınan
vatandaşlık, yabancılar, göç ve sığınma konusu
ile devam edilecek.
Erçakıca, geçtiğimiz hafta içerisinde tarafların sunduğu
görüşlere bu hafta karşılıklı olarak cevap
verileceğini belirterek, Kıbrıs Türk tarafı olarak biz, bu
görüşmede bu konunun tamamlanmasını ve gelecek görüşmede
ikinci aşamaya geçilmesini beklemekteyiz dedi.
Görüşmelerin hızlanması
Erçakıca, toplantıda ayrıca, Cumhurbaşkanı Talat
tarafından, Hristofyasa, ikinci tur görüşmelerin yöntemine
ilişkin olarak sunulan düşüncelere yanıt beklediklerini ifade
ederek şöyle dedi:
Hatırlanacağı gibi, Cumhurbaşkanımız, ikinci
turda, Yönetim ve Güç Paylaşımı ile Mülkiyet
başlığı altında yer alan önemli uzlaşmazlık
noktalarının iki lider tarafından ele alınmasını,
bu arada iki liderin temsilcileri olarak Özdil Nami ile Yorgos Yakovunun
diğer konulardaki farklılıkları giderme
çalışmalarını sürdürmelerini önermişti.
Tahmin edileceği gibi, Kıbrıs Türk tarafı olarak bu öneriyi
yapmamızın nedeni, görüşmeleri etkin ve hızlı bir
şekilde sürdürebilmektir. Bu arada, bizim hedefimizin; Kıbrıs
sorununa yılbaşından önce adil ve kapsamlı bir çözüm bulmak
ve hazırlanacak çözüm planını en geç 2010 yılının
ilk aylarında referanduma sunmak olduğunu da tekrarlamam gerekiyor.
Görüşme yöntemine ilişkin olarak sunduğumuz öneriler, bu
hedefimiz ile uygunluk teşkil etmektedir.
Güneydeki anket
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma çabaları devam
ederken, Kıbrıs Rum tarafında yayınlanan bir anketin,
Kıbrıs Rum halkının çözüm konusundaki umutlarının
çok yüksek olmadığını ortaya koyduğunu anımsatan
Hasan Erçakıca, bu anketin Kıbrıs Türk halkı içinde de
yankı bulduğunu ifade etti.
Erçakıca, benzer izlenimleri Kıbrıs Türk kamuoyundan da
edindiklerini, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmayı
amaçlayan görüşmelerin uzamakta oluşu ve yeterli oranda verimli
olamamasının, Kıbrıs Rum halkında olduğu gibi,
Kıbrıs Türk halkında da bezginlik yarattığını
ve görüşme sürecine güveni sarsarken, halkın beklentilerini de olumsuz
şekilde etkilediğini vurguladı.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, bu nedenle, Türk
tarafının, görüşme sürecinin etkin ve hızlı bir
şekilde sürdürülmesinin gerekli olduğunu düşündüğünü
belirterek, zaman zaman yönteme ilişkin olarak yaptıkları önerilerin
amacının bu olduğunu, mevcut süreçte de mümkün olduğunca
verimli olmaya çalıştıklarını söyledi.
Bu aşamadan sonra, başta iki lider olmak üzere, çözüm sürecine destek
veren tüm ilgililerin, her iki halkın müzakerelere olan inancını
artırmak ve her iki tarafta da çözüm yönünde bir ivme yaratmak görevi ile
karşı karşıya bulunduklarını kaydeden Hasan
Erçakıca, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının,
Kıbrısta yaşayan iki halk için de somut bir ihtiyaç
olduğunu söyledi.
STAR KIBRIS 30/07/09
![]()
İngilterede
yaşayan Britanya vatandaşı Kıbrıslı Türkler,
İngiliz Yüksek Mahkemesi kararına büyük tepki gösterdi.
Kıbrıslı Türkler, Bu insan haklarına aykırı
diyerek, konunun AİHMne gitmesini istedi.
Mihrişah Safa
İNGİLİZ Yüksek Mahkemesinin, KTHYnın doğrudan KKTCye
uçmak için açtığı davaya red kararı vermesi,
İngilterede yaşayan Kıbrıslı Türkler tarafından
tepkiyle karşılandı.
Hemen hemen çoğu Britanya vatandaşı olan Kıbrıslı
Türkler, mahkemenin kararının insan haklarına aykırı
olduğunu belirterek, Yıllardır burada yaşıyoruz,
vergimizi veriyoruz. Ayrıca Birleşik Krallık
vatandaşıyız. Bunu bize nasıl layık görürler ?
İnsan bunu kendi vatandaşlarına yapar mı diye isyan
ettiler.
Görüşüne başvurduğumuz bazı sivil toplum örgütü
temsilcileri, konunun mutlaka Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
taşınması gerektiğini vurguladılar, Rumlar nasıl
en ufak bir şeyde AİHMne gidiyorda, biz de hemen zaman geçirmeden
oraya başvurmalı, davamızı oraya götürmeliyiz dediler.
Ne dediler ?
Mustafa Gençsoy; Kıbrıs Türk Cemiyeti Başkanı;
- Bu karar insan haklarına aykırı. Biz burada yaşayan
Kıbrıslı Türklerin büyük bölümü Britanya
vatandaşıyız. Anglo-Turkishiz. Bize insan gözüyle
bakmıyorlar mı ? İnsan haklarına bu kadar saygılı
olduğunu iddia eden İngiliz Hükümeti, başkalarını
insan haklarına aykırı davranmakla suçlayıp, kınarken,
kendi vatandaşlarına insan gözüyle görmüyor mu ? En önemli
hakkımıza engel oluyorlar yılladır.. Sadece seyahat
özgürlüğümüz değil, mektup var, telefon var. Her işimizi Türkiye
üzerinden yapmamız sağlanıyor. Yoksa bizi Türkiyeye
bağlı mı görüyorlar ? Bunu açıklamaları lazım..
Mutlaka AİHMne gidilmesi şart.
İbrahim Durmuş; Kıbrıs Türk Ticaret Odası
Başkanı ;
- Haberin, davacı KTHY ve CTA Holidaysin haberi olmadan BBCnin internet
sitesinde yayınlanması çok tuhaf .. Bu nasıl oldu ? Neden
öncelikle KTHY avukatlarına bildirilmedi, herkes dava sonucunu BBC haber
sitesinden öğrendi. Milli davamızı neden BBCden duyalım ?
Haberin bizden yani davacıdan çıkması daha doğru olurdu. Az
da olsa sonuçtan ümitliydik. Hem KKTC ekonomisi için, hem
vatandaşların seyahat özgürlüğünün kısıtlanması
açısından üzüntülüyüm.
Ertan Hürer; Enfield Belediyesi Muhafazakar Parti Meclis Üyesi;
- Verilen karar yanlıştır. Tayvana direkt uçuyorlar. Tibete
uçuyorlar. Hem de Çinin engellemesine rağmen. Nize bizi ayrı
tutuyorlar ? İkinci husus ise mahkemenin siyasetle, hukuku
karıştırmaması gerekir. Karar insan haklarına
aykırıdır. Dünya siyaseti adeta Kıbrıs Türklerine
karşı ortak ve aleyhte hareket ediyor. Eşitlik istiyoruz. Bizi
tanıyın demiyoruz. Zaten mahkemenin direkt uçuş izni vermesi,
bizim tanınmamız anlamına gelmeyecekti. Bir Britanya
vatandaşı olarak benim Kuzey Kıbrısa, İngiltereden
doğrudan uçma hakkım yok mu ?
STAR KIBRIS 30/07/09
![]()
Güney Kıbrısın, Avrupa Nükleer
Araştırma Merkezi olarak bilinen İsviçredeki CERN Merkezine
başvurusu 2010 yılı Aralık ayında
görüşülecek.
Sadece 20 ülkenin üye olduğu CERN; 1954 yılında
Fransa-İsviçre sınırında kuruldu. CERNe, ülke bazında
üye olmak için her sene 15-20 milyon dolar ödenmesi gerekiyor.
Mihrişah Safa
KIBRIS Rum Kesiminin, yüzyılın deneyimini gerçekleştiren
İsviçredeki CERN laboratuarına ülke olarak üye olmak üzere
başvurduğu açıklandı.Fransa ile İsviçre
sınırında 1954 yılında kurulan ve dünyanın en
önemli fizik ve bilim merkezi kabul edilen Avrupa Nükleer Araştırma
Merkezi CERNe, Güney Kıbrısın üyelik başvurusu
Aralık 2010da görüşülecek.Kıbrıs Üniversitesi Fizik Bölümü
Profesörlerinden Panos Razisin CNAe yaptığı açıklamaya
göre, asrın en büyük deneyinin yeniden yapılması
aşamasında Kıbrısın CERNe üyelik başvurusu ,
Rum bilim adamları için büyük önem taşıyor. İlki 2008
yılında yapılan ve parçacık hızlandırıcılarıyla
atom altı parçacıkları çarpıştırarak maddenin
nasıl oluştuğuna dair birçok sırrın
anlaşılmasını sağlamayı amaçlayan Asrın
Deneyi, bu yıl Kasım ayında yeniden CERNde denenecek. Bu
denemeye, Prof. Razis başkanlığında bir grup
Kıbrıslı Rum bilim adamının da katılacağı
açıklandı.
Güney Kıbrısın CERNe üyelik başvurusunun, sadece bilim
alanında değil, her alanda Kıbrısa çok büyük
katkıları bulunacağını belirten Prof. Razis, CERN;
Dünyanın en büyük ve en önemli laboratuarı. Fizik deneyleri ve
aralarında tıbbın da bulunduğu araştırma
alanlarına, Kıbrısta büyük ilgi var. Kıbrıslılar
bu dallarda eğitim görüyor. Üye olduğumuz takdirde Güney
Kıbrısa faydaları anlatılmayacak kadar büyük olacak.
Yapılan tüm konferans, seminer ve oturumlardaki bilimsel veriler,
Kıbrısa da iletilecektir. Kıbrısın CERNe üye
olması bizim açımızdan müthiş önem taşımaktadır.
LHC olarak bilinen asrın deneyince yer alacağımız için
heyecanlıyız. dedi.
Bu arada, Avrupada 24 üniversite ile ortak yapılan deniz altı
neutrino teleskop deneyleriyle ilgili CNAin sorusuna Prof. Razis, Hacmi
1-2 kilometre küp olacak telescope, bizim neutrinosları
araştırarak, evrende çok uzak mesafelerdeki yıldız, super
novaeları araştırmamıza önemli ölçüde yardımcı
olacaktır. Bu çalışmalarımız diğer ekiplerle
birlikte devam ediyor yanıtını verdi.
Yıllık üyelik 15-20 Milyon Dolar
Ülke çapında üye olmak için her sene 15 ile 20 milyon dolar ödenmesi
gereken CERN; bu parayı ödeme yapan ülkedeki bilimsel
çalışmalarda kullanıyor. Bu para ile o ülkedeki yüksek enerji
fiziği alanındaki çalışmaları destekliyor, alt
yapı oluşmasına katkı sağlıyor. Daha da önemlisi
CERN, bir üye ülke için sadece fizik çalışmalarına katılmak
anlamını taşımıyor. CERN'e üyelik, ülkenin ekonomik ve
teknolojik gelişmesine de katkı sağlıyor.
Üye ülkeler, CERN'deki deney sistemlerinin kurulmasında gerekli malzeme ve
cihazları temin ederek, ülkelerine hem ekonomik açıdan ödemelerinin
çok üstünde gelir temin edebiliyor, hem de yüksek teknolojinin ülkelerinde
geliştirilmesine katkı sağlayabiliyorlar.
Türkiyenin ülke olarak üye olmadığı CERNde, 50den fazla Türk
bilim adamı görev yapıyor. Türkiye'den Ankara, Boğaziçi,
Çukurova, Doğuş, Ortadoğu Teknik ve Yıldız Teknik
üniversiteleri, CERN'de yapılan çalışmalarda üye olarak yer
alıyor. Bunların dışında bazı üniversitelerin de
bu üye üniversiteler kanalı ile deneylere katılma olanağı
buluyorlar.
Cernde yapılanlar
Atomun bir çekirdek ve etrafında dolanan elektronlardan ve de
çekirdeğin, proton ve nötronlardan oluştuğu biliniyor. Proton ve
nötronların ise 'kuark' ve 'gluon' ismi verilen parçacıklardan
oluştuğu öngörülüyor. Kuarklar, 'kuvvet taşıyıcı'
olan gluonlarla çekirdek içinde hapsolmuş durumda bulunduklarından,
bugüne kadar serbest olarak gözlenebilmiş değiller. İşte,
atomdan kuarklara uzanan bu süreç CERN'de deneysel ortamda tersinden izlenecek.
Ilki yapılan deney, bu yıl sonunda yeniden tekrarlanacak. Yani
protonlar ve nötronlar Büyük Hadron
Çarpıştırıcısı'nda (LHC), güneştekinin 100
bin misli sıcaklıkta 'eriyerek', kuarkların ve gluonların
serbest kalmasına, dolayısıyla gözlenebilmelerini olanaklı
kılacaklar. Böylece, evrenin oluşumu sırasında meydana
geldiği düşünülen büyük patlama 'Big Bang', 13 TeV kütle merkezi
enerjisindeki protonlar çarpıştırılarak, laboratuvarda,
10-15 metre çaplı küre hacmi gibi küçük bir hacim içinde
oluşturulmuş olacak. Dolayısıyla, patlamadan sadece
saniyenin milyonda biri uzunluğunda bir süre sonra oluşacak
kuark-gluon ortamından, yoğunlaşmayla, proton ve nötronun
oluşumunu, yani, maddenin nasıl kütle edindiğini
öğrenmiş olunabilecek. Ancak beklenenler gözlenemezse, bilim
adamlarının öngörülerinin arkasındaki teoriler de iflas
etmiş olacak, yeni teoriler yaratılması gerekecek.
STAR KIBRIS 30/07/09
Aysel ALP/ANKARA
KKTC Silahlı Kuvvetleri Günü dolayısıyla
Ankara'da Merkez Orduevinde resepsiyon verildi. Resepsiyonda Genelkurmay
Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, son dönemdeki
gelişmelerle ilgili olarak ´Mesaj vermemiz gerekirse veririz´ dedi.
KKTC Silahlı Kuvvetleri Günü dolayısıyla Ankara'da Merkez Orduevinde resepsiyon
verildi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ
KKTC Silahlı Kuvvetler Günü resepsiyonunda 3Gnin
ayrıntılarını gazetecilerden öğrendi.
3G sohbetini kendisi açan Org. Başbuğ, gazetecilere 3G
ile ilgili olarak Sizde var mı? Nasıl oluyor diye sordu.
Gazetecilerin kendisine Siz de 3G uyumlu cep telefonu alıp
kullanmayı düşünüyor musunuz şeklindeki sorusu üzerine Org.
Başbuğ, Bende cep telefonu dahi yok
karşılığını verdi.
Orgeneral Başbuğ, DHA muhabiri Ümit Kozanın
telefonunu alarak 3Gyi inceledi.
GÖRÜNTÜLÜ İLETİŞİMİ UZUN
SÜREDİR KULLANIYORUZ
Kendisinin cep telefonu kullanmamasına rağmen
TSKnın görüntülü iletişimi hem sabit hem de mobil olarak uzun
süredir kullandığını belirten Org. Başbuğ,
Afganistan başta olmak üzere birçok yerde görüntülü iletişimi uzun
süredir kullanıyoruz dedi.
Sohbet sırasında Bir televizyon muhabirinin 3Gli
telefonuyla haber merkezine bağlanması ile
Başbuğun Rahşan Ecevit ve gazetecilerle sohbeti televizyon
ekranlarına yansımış oldu.
MESAJ VERMEMİZ GEREKİRSE VERİRİZ
Resepsiyonda Genelkurmay
Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ,
son dönemdeki gelişmelerle ilgili olarak ´Mesaj vermemiz gerekirse
veririz´ dedi. Genelkurmay
Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ,
resepsiyonda elinde kağıt ve kalem bulunan bir gazeteciye dönerek
benden bir mesaj mı bekliyorsunuz dedi. Son dönemdeki gelişmelerle
ilgili olarak Orgeneral İlker Başbuğ,
mesaj vermemiz gerekirse veririz dedi.
"KORSANLAR HUKUKİ BOŞLUĞUN SONUCU"
3G bağlantısı öncesinde Başbuğ
gazetecilerle Aden Körfezindeki korsanlarla ilgili bilgi verdi.
Başbuğ, Somali açıklarında bugün yapılan operasyonla
ilgili olarak Operasyonu küçümsememek lazım. Korsanlıkla mücadele
çok önemli. Oradaki teknelerin balık avladığını
zannediyorsunuz. Teknelerde silahlı adamlar bulunuyor" dedi.
Başbuğ Bana Bu sorunun çözümünde esas nedir diye
sorabilirisiniz. Sorunun çözümü Somalinin içindedir. Buradaki düzeni
sağlıklı hale getirmezseniz bu olay devam eder dedi.
Başbuğ, şu anda korsanlarla ilgili birçok sorunun
temelinde uluslar arası hukuktaki boşlukların olmasını
gösterdi. Bu boşlukların giderilmesi konusunda
çalışmaların başlatıldığını ancak
bunun hemen sonuçlanacağından emin olmadığını
belirtti.
ORGENERAL KILINÇ İLE SOHBET ETTİ
Orgeneral İlker Başbuğ
Ergenekon soruşturması
kapsamında ifadesi alınan Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç'la
bir süre sohbet etti.
Kıbrıs
resepsiyonuna çok sayıda komutan ile TOBB başkanı Rifat
Hisarcıklıoğlu, ASO Başkanı Nurettin Özdebir,
Rahşan Ecevit ve Emekli Org. Tuncer Kılınç da
katıldı.
HURRIYET 31/07/09
A.A.
Başbakanlık
Kıbrıs İşler Başmüşavirliğinden, halen
ziyaretçi izni, ikamet izni, iş kurma izni veya çalışma izni
bitmiş olmasına rağmen Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nden (KKTC)ayrılmayan yabancı uyruklu kişilerin, 17
Eylül 2009 tarihine kadar bin 190 Türk Lirası ödemek şartı ile
bu ülkeden ayrılabileceği bildirildi.
Başbakanlık Basın Merkezinden yapılan
açıklamaya göre, Başbakanlık Kıbrıs İşleri
Başmüşavirliği duyurusunda şunlar kaydedildi:
Yabancıların Çalışma İzinleri Yasası ve
Muhaceret Yasası'na aykırı hareket etmeleri nedeniyle
cezalı duruma düşen ve bu cezaları ödeyemedikleri için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden
ayrılamayan ya da giremeyen yabancıların (Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşları dahil) cezalı durumdan kurtulmalarını
sağlamak amacıyla KKTC Bakanlar Kurulu bir defaya mahsus olmak üzere
ve 17 Eylül 2009 günü sona erecek şekilde af niteliğinde bir yasa
gücünde kararname çıkarmıştır.
17 Temmuz 2009 tarihli Resmi Gazete'de
yayınlanan 'Ziyaretçi İzni, İkamet İzni, İş Kurma
İzni veya Çalışma İzni Bitmiş Olmasına
Rağmen Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nden Ayrılmayan veya Tahakkuk Etmiş Para
Cezasını Ödemediği İçin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne
Girişine Engel Konulan Bazı Yabancılar Hakkında Yasa
Gücünde Kararnamenin 4. Maddesine göre; halen ziyaretçi izni, ikamet izni,
iş kurma izni veya çalışma izni bitmiş olmasına
rağmen Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nden ayrılmayan yabancı uyruklu kişiler, 17 Eylül
2009 tarihine kadar Bin 190 TL. ödemek şartı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden
ayrılabilirler.
Bu madde kapsamındaki yabancılardan, işvereni ile iş
ilişkisi devam etmesine karşın süresi dolan çalışma
izninin uzatılması ve/veya yenilenmesi ile ilgili işlemler
işverenin ihmali nedeniyle gerçekleşmemişse, iznin sona erme
tarihi ile bu kararnamenin yürürlüğe girdiği tarih arasındaki
süreye ait sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı yükümlülüklerinin
geriye dönük ödenmesi halinde, bin 190 TL ceza miktarının Gelir ve
Vergi Dairesine ödemeleri koşulu ile ülkeden ayrılmasına gerek
olmaksızın bu madde kurallarından
yararlandırılır.
KKTC'YE GİRİŞİNDE ENGEL BULUNANLAR
Açıklamaya göre, KKTC'ye girişinde engel bulunanlara yönelik af
koşulları ise şöyle:
Kararnamenin 5. Maddesine göre; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden
çıkışlarında, haklarında tahakkuk etmiş para
cezasını ödememeleri nedeniyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne
girişlerine engel konulan yabancılardan, Kararname yürürlüğe
girmeden önce Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti vatandaşı ile evli olanlar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
vatandaşının 18 yaşından büyük bekar çocukları,
Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti vatandaşının anne veya babası, yasal geçerli
muhaceret izniyle ikamet eden yabancıların 18 yaşından
büyük bekar çocukları veya bu kararname yürürlüğe girmeden önce evli
olduğu yabancı eşinin yasal ve geçerli muhaceret izni ile, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde ikamet
etmesi halinde, ödenecek ceza miktarının bir aylık asgari ücret
tutarını aşması halinde söz konusu kişiler bin 190 TL
para cezasını ödemek şartı ile 17 Eylül 2009 tarihine kadar
Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'ne girebilecekleri ifade edilmektedir.
Cezalı duruma düşen Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarının, mağduriyetlerinin sona ermesi için bir
imkan olan bu uygulamadan faydalanmaları menfaatleri icabı
olduğu vurgulanan duyuruda, Uygulamadan faydalanabilmek için bir defaya
mahsus bir aylık asgari ücret tutarı kadar (Bin 190 TL.) para
yatırılması yeterli olacaktır. Üçüncü paragrafta bahse konu
olanlar hariç olmak üzere Yasa Gücündeki Kararname hükmünden faydalanmak
isteyen vatandaşlarımız ödenmesi gereken meblağı
sadece KKTC giriş ve çıkışında Lefkoşa-Ercan
Havaalanı ile Girne ve Gazi Mağusa Liman Gümrüklerinde
yatırabileceklerdir denildi.
HURRIYET 31/07/09
Bundan
50 yıl önce, 31 Temmuz 1959da, dönemin Başbakanı Adnan
Menderes, gazetecilerin önüne çıktığında Türkiyeyi
nasıl bir maceranın (1) içine soktuğunu bilmiyordu. Salonu
dolduran küçük bir gazeteci gurubu da, Başbakanın söylediklerinin ne
anlama gel diğini anlamamışlardı. Menderes, Türkiyenin Avrupaya
ilk adımını attığını söylüyordu.
İçlerinden biri kalktı ve Yani artık Avrupaya gidip bol bol
alış veriş yapabilecek miyiz? diye sordu. Başbakanın
yanıtı, Paranız varsa, tabii yapabilirsiniz. Ancak bizim
yaptığımız Türkiyeyi Avrupa kulübüne üye etmektir oldu.
Kimse birşey anlamadı.
Aslında, Menderes de o günlerde işin tam boyutunu bilmiyordu.
Haziran başlarında Ankaraya
Brükselden bir haber gelmiş ve Yunanistanın
6 üyeden (Almanya, Fransa,
İtalya,
Belçika, Lüksemburg, Hollanda) ve adına ORTAK PAZAR denen bugünün Avrupa
Birliğine tam üyelik için başvuruda bulunduğu
belirtilmişti. Ankara panikledi. Böyle bir gelişmeye
hazırlıklı değildi. Önceden haberi de
olmamıştı. Süpriz yarattı.
Türk Dışışleri Bakanlığı derhal harekete
geçti. Ardı ardına yapılan toplantılarda, derhal harekete
geçilmesi ve Yunan başvurusunun aynının
gerçekleştirilmesi isteniyordu. Gerekçeler hazırdı:
- Avrupa kulübünde Yunanistan yanlız başına
bırakılmamalı. Atina,
tek başına kalırsa, Türkiye aleyhine politika yapar.
- Yunanistan ile Türkiye fındık gibi hemen hemen aynı
ürünleri ihraç ediyorlar. Yunan Avrupaya daha ucuza girerse, Türk gıda
ürünleri zarara uğrar.
- Türkiye geri kalırsa, NATOdaki
ağırlığı da Yunanistan lehine erezyona girer.
Menderes kararını verdi. Tam üyelik başvurusu
yapıldı ve bugünkünün tam aksine 6 üye ülkede zafer
çığlıklarıyla karşılandı. Zira o
yıllarda Fransa ve Almanyanın
başı çektikleri Ortak Pazar ile İngilterenin
oluşturduğu EFTA arasında müthiş bir rekabet
vardı. Her ikisi de ekonomik (malların vergisiz ve serbestçe
dolaşabilecekleri) bir alan oluşturmaya
çalışıyorlardı.
Bu yarışta, Türkiye ile Yunanistanın EFTAyı değil
de, Ortak Pazarı seçmesi, Fransa ve Almanya tarafından büyük
başarı sayıldı.
Sonra aradan 50 yıl geçiverdi ve bugün, roller, hedefler, boyutlar ve
tepkiler değişti. Ancak AB yarışı bitmedi. 6
üyeliyken 27 üyeli çok kalabalık bir kulübe dönüşen ve
adını da Avrupa Birliğine değiştirenler ve 15
milyondan 70 milyona yükselen nüfusuyla Türkiye sıkıntı
içindeler.
Her iki taraf rahatsız, ancak hiçbiri havlu atamıyor. Ne Türkiye ne
de AB, bu rüyadan uyanmak niyetinde. Tüm sorunlara ve güçlüklere rağmen,
yollarına devam ediyorlar.
(1) 31 Temmuz 1959dan 17 Aralık 2004e
Türkiyenin Büyük Avrupa Kavgası Mehmet Ali Birand/ Doğan Kitap
Türkiye çok nemli bir dostunu kaybettiTürkiyenin
özellikle Fransada çok dostu vardır, ancak Tam Üyelik projesini
destekleyen ve de Sarkozy hükümetinin bir bakanı olan dostu
yoktur.
Oysa, kısa bir süre öncesine kadar vardı.
Sarkozynin Avrupa İşlerinden sorumla ve kabinenin en genç (58
yaş) bakanı Pierre Lellouche dan söz ediyorum. Bu ülkeyi çok
iyi tanıyan Lellouche Cumhurbaşkanına ters düşme
pahasına, Türkiyenin tam üyeliğini desteklerdi.
Artık desteklemiyor.
Bunu, gerçekten mi yaptı, yoksa Sarkozynin Bakanı olarak
kabalilmenin bir koşulu muydu bilemiyorum. Lellouche bana, hiçbir zaman
bir mevki koruyabilmek için, çok sevildiği ve saygı duyulduğu
Türkiye gibi bir ülkeyi kolaylıkla çizebilecek bir politikacı gibi
görünmemişti.
Yanıldım mı?
Bilemiyorum.
Peki neden?
Geçenlerde bir söyleşisi yayınlandı. Lellouche Türkiyenin tam
üyeliğini artık eskisi gibi desteklemediğini şu gerekçelerle
açıkladı.
- Türkiye reformlara sırtını döndü. Doğru dürüst
hiçbir adım atmıyor. 2004teki heyecan
bitti.
- Ermenistan ile ilişkilerde de gelişme
sağlanamıyor. Cumhurbaşkanı Gülün girişimine
rağmen, o konuda da heyecan söndü. Kapı hala kapalı.
- Kıbrıs konusunda da hiçbir ilerleme yok. Bu
durumda da, NATO-AB ilişkilerinde kilitlenmeyi beraberinde
getiriyor.
- Türban ile ilgili gelişmeler de, Atatürk Türkiyesinin bekaası
konusunda hayal kırıklığı yaratıyor.
- NATO doruğunda, Genel Sekreterliğe Danimarka
Başbakanı Rasmussenin
atanmasına tamamen dini gerekçelerle (Rasmussen karikatür krizinde
özgürlüklerden yana bir tutum almıştı) karşı
çıkması beni ve diğer tüm liderleri hayretler içinde
bıraktı. Din unsurunun bir baskı aracı gibi
kullanılması karşısında, Tam üye olduğunda Türkiyenin
tutumu hakkında ciddi soru işaretleri yarattı.
Pierrein sıraladığı ilk dört gereçe çok tek yönlü.
Klasik ve şablonlaşmış Sarkozy yaklaşımları.
Madalyonun öbür yanına bakmayan taraflı bir bakış.
Lelloucha pek yakıştıramadığım, basit bir
söylev.
Ancak, sonuncu maddedeki nokta gerçekten de Avrupada çok olumsuz yankı
yaratmıştı. Aslında Türkiye, genelde bir tepki göstermekle
yetinecekken, işin ucunu kaçırdı ve dinci bir
iktidarın inadını sergilediği gereksiz bir tutum
takındı.
Lellouche gibilerini kaybetmenin fiyatı yüksektir. Zaten çok az olan dost
sayısının daha fazla erezyona uğramamasına dikkat
etmemiz şarttır.
Talat,
önceki akşam "Green Olive Özel Turizm Ödülleri"nin
verildiği etkinlikte yaptığı konuşmada, İngiliz
Yüksek Mahkemesi′nin direkt uçuşlar konusunda aldığı
karara da değindi.
Cumhurbaşkanı Talat, uluslararası mekanizmaları
kıracak bir karar çıkmasını beklerken aksi bir karar
çıktığını, İngiliz Yüksek Mahkemesi′nin
aldığı kararı; BM Güvenlik Konseyi′nin
1983-84′te aldığı ve "ülkeleri KKTC′yi
tanımama" yükümlülüğü altına sokan karara
bağlamasını eleştirdi.
BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan′ın, referandumun ardından
2004 Mayıs′ında Güvenlik Konseyi′ne sunduğu raporda;
"Kıbrıslı Türkler üzerindeki gereksiz kısıtlama
ve izolasyonların kaldırılması gerekir.
Bu, Güvenlik Konseyi′nin kararına aykırı
değildir" dediğini anımsatan Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, İngiliz Yüksek Mahkemesi′nin Annan′ın
raporundaki bu önemli noktayı dikkate almadan karar verdiğini
kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, "Herşeye rağmen tüm bu
gelişmeler göstermektedir ki turizmin barış anlamını
daha bir perçinlemek ve gerçekleştirmek için bu olumsuzluklara rağmen
Kıbrıs sorununun çözülmesi ve adada kalıcı ve
Kıbrıslı Türkleri koruyan adil bir barışın
gelmesi için elimizden geleni yapacağız" dedi.
Çözüm çabalarını sürdürürken, halktan aldıkları destek ve
güvenin önemli olduğunu dile getiren Talat, "Çözüm
çabalarımızda, halkımızın destek ve güveni bizim için
temeldir ve bunun devam ettiğini düşünüyorum. KKTC hükümeti ve
Cumhurbaşkanlığı olarak, bu konudaki çabaları sürdürme
kararlılığındayız. Varacağımız hedef;
Kıbrıs Türk halkının daha mutlu ve güzel yarınlara
kavuşması yönünde olacaktır" diye konuştu.
HALKIN
SESI 31/07/09
![]()
Birinci tur görüşmeleri gelen hafta tamamlanıyor. Müzakerelerin ikinci turu Eylülde başlayacak.
Yeşilırmak-Pirgo yolu ihalesine hafta başında
çıkılacak.
Cumhurbaşkanı Talat: Nüfus, göç ve sığınma
konularında karşılıklı yanıtları okuyup
değerlendirdik. Gelecek hafta ikinci turun programını
yapacağız.
Kıbrıs müzakerelerinin ikinci aşaması Eylülde
başlayacak. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı
çözüm bulma müzakereleri çerçevesinde, dün yaklaşık 3 saat
görüştü.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brooke Zerihoun,
görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, liderlerin bir
buçuk saat baş başa görüştüklerini, daha sonra da heyetler
arası görüşmeye geçildiğini söyledi.
Zerihoun, görüşmede ele alınan, Göç, Vatandaşlık,
Yabancılar ve Sığınma konularında tarafların
birbirlerinin geçen haftaki açılış konuşmalarına resmi
yanıtlar verdiklerini, bu başlıklardaki görüşmelerin
haftaya da bitirmek hedefiyle devam edeceğini belirtti.
Zerihoun, tarafların müzakerelerin ikinci turuyla ilgili bir görüşme
programı yapma ve Eylül ayında müzakerelerin ikinci turuna
başlama konusunda anlaştıklarını söyledi.
Gelecek perşembe günü, Ağustosun ilk ve son görüşmesi
yapılacak ve Eylül ayında görüşmelere devam edilecek.
BM diplomatı, Yeşilırmak Kapısını açma
çalışmaları çerçevesinde, 6 buçuk kilometrelik Yeşilırmak-Pirgo
yolunun yapımı için önümüzdeki hafta başında ihaleye
çıkılacağını açıkladı. İhale UNDPnin
(BM Kalkınma Programı) yürüttüğü Project For The Future (PFF-Gelecek
İçin Ortaklık Projesi) çerçevesinde açılacak.
EYLÜLE KADAR ARA
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dünkü görüşmede, Nüfus, Göç ve
Sığınma konusunda tarafların geçen görüşmede
birbirine sundukları kağıtlara yanıtlarını
değerlendirdiklerini ve gelecek hafta birinci turu tamamlayıp ikinci
turun programını yapacaklarını belirtti.
Talat , Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile
gerçekleştirdiği görüşme sonrasında,
Cumhurbaşkanlığına dönüşünde yaptığı
değerlendirmede, bugün, geçen haftaki görüşmede birbirlerine
sundukları Nüfus, Göç ve Sığınma konusundaki
kağıtlara yanıtlarını okuduklarını ve bunlar
üzerinde bazı değerlendirmeler yaptıklarını belirtti.
Gelecek hafta yine aynı konuyu görüşmek üzere bir araya geleceklerini
ifade eden Talat, gelecek hafta, ileriki görüşmelerin de
programını yapacaklarını kaydetti.
Talat, Görünen o ki gelecek hafta birinci tur tamamlanmış olacak ve
ikinci tura geçilecek. İkinci turun programını da gelecek hafta
yapmış olacağız dedi.
Genel hatlarıyla ilgili, geçen defa yapmış oldukları resmi
öneriye gelecek hafta, programı yaparken karar vermiş olacaklarını;
Rum tarafının yanıtını almış
olacaklarını da kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, haftaya, 6
Ağustosta yapacakları toplantının ardından
görüşmelere Eylüle kadar ara verileceğini anımsattı.
Hristofyasla baş başa görüşme de gerçekleştirdiklerini belirten
Talat, günlük konularda tarafların yapmış olduğu
açıklamaları değerlendirirken karşılıklı
itirazlar da olduğunu; tarafların rahatsızlık duyduğu
konuları da her hafta olduğu gibi ele aldıklarını
kaydetti. Bu konuşmalar içinde konuların sağa sola saparak
değişik müzakare konularına da gelebildiğini belirten
Talat, bugünkü baş başa görüşmenin müzakerenin gündemde olan
alanıyla ilgili bir görüşme olmadığını söyledi.
Yıl sonundan önce referandum talepleri konusunda Rum tarafının
tutumunda bir değişiklik olup olmadığı sorusuna
karşılık ise Talat, Rum tarafının henüz bir şey
söylemediğini ifade ederek son zamanlarda yaptıkları
açıklamalarda kesin konuşmadıklarını; belli koşullarda
bunun olabileceğini ima ettiklerini anımsattı.
STAR KIBRIS 31/07/09
![]()
KTHYnin
direkt uçuş başvurusunu reddeden İngiliz mahkemesinin
kararı Güneyde memnunluk yarattı.
İngiliz Yüksek Mahkemesinin, İngiltere Taşımacılık
Bakanlığının kararını onayarak, Kıbrıs
Türk Hava Yollarının KKTC ile İngiltere arasında direkt
uçuş yapılmasına izin verilmesi talebini reddetmesi, Rum tarafında
memnuniyet yarattı.
Simerini, İngiltere Yüksek Mahkemesinin Kararı Bereketli başlıklı
haberinde, İngiliz Mahkemesi kararıyla, Ercan Havaalanının
kullanılmasına izin verme hakkı
bırakılmadığını ve Ercandaki Hava Trafik Kontrol
Merkezinin tamamen gayrı meşru addedildiğini ileri sürerek,
kararın, Rum Yönetiminde ve siyasi partilerinde büyük bir memnuniyet
yarattığına dikkat çekti, özetle şunları yazdı:
İngiliz Yüksek Mahkemesinin kararının içeriğinden
memnuniyet belirten Sözcü Stefanu, Mahkemenin, kararını
açıklarken, Birleşik Krallığın Uluslararası Sivil
Havacılıkla ilgili Chicago Sözleşmesine taraf olan
Kıbrıs Cumhuriyetinin haklarına saygı göstermek zorunda
olması ve Birleşik Krallığın sözde Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetini ve tanınmamış bir varlığın
bu tür faaliyetlerini tanımama yükümlülüğünü benimsemesinin çok
önemli olduğunu vurguladı.
Mahkeme kararının öneminin çok boyutlu olduğuna da işaret
eden Stefanu, temel unsurun da; kararın Kıbrıs Cumhuriyetinin
egemenliği konusuna açıkça atıfta bulunması olduğunu
söyledi. Stefanu Bu, otoritesini uygulayıp
uygulamadığından bağımsız olarak;
toprağın ve karasularının tamamında egemen
olduğunu anlatır. Kıbrıs Cumhuriyeti toprağı
üzerindeki hava sahası için de geçerlidir ifadesini kullandı.
Stefanos Stefanu, mahkeme kararındaki, işgal bölgelerinde ikamet
etmekte olanlar Kıbrıs Cumhuriyetinin havaalanlarından
yararlanabilirler ifadesinin altını çizdi.
KİPRİANU: ULUSLAR ARASI SÖZLEŞMELER GEÇERLİDİR
Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, bunun hukuki bir karar
olduğuna işaret ederek Uluslararası sözleşmeler geçerlidir
ve uygulanır. Bu Türk tarafının anlaması gereken bir
şeydir dedi. Kiprianu uluslararası meşruiyetin ülkeleri ve AB
üyesi devletleri bağladığını da söyledi.
İngiliz Dışişleri Bakanlığının;
İngilterenin Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarına son
verilmesi çabalarını desteklemeye devam edeceği
açıklamasını da yorumlayan Markos Kiprianu,
Kıbrıslı Türklerin sözde izolasyonları, işgalin
kaldırılması ve Kıbrıs sorununun çözülmesiyle sona
erecek dedi, şöyle devam etti:
Bizim için bütün hareketler uluslararası meşruiyet ve Avrupa
meşruiyeti çerçevesi içerisinde olmalıdır. Kıbrıs Türk
toplumunu ilk destekleyen de bizleriz. İngiliz Yüksek Mahkemesi,
Kıbrıs Cumhuriyetinin yasal havaalanlarının
Kıbrıslı Türkler tarafından kullanılması
imkânının bulunduğundan söz ediyor.
NİKOLAİDİS: İSTİSNAİ ÖNEME SAHİP
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Nikos Nikolaidis;
Birleşik Krallığa direkt uçuşlar yapılmasını
ve işgal altındaki yasadışı Timbu
havaalanının işlemesini reddeden İngiltere Yüksek Mahkemesi
kararının istisnai öneme sahip olduğunu vurguladı.
Nikolaidis, aslında kararın, yasadışı Timbu
havaalanının kullanılmasına son verilmesi ön
şartlarını yaratmakta olduğunu söyledi ve böyle kararlar
Kıbrısı haklı çıkartıyor ve işgalin,
halkın ve ülkenin hiçbir yasal hakkını ortadan
kaldırmadığına işaret ediyor dedi.
DİKO: KARAR ÖNEMLİ
DİKO başkan yardımcılarından ve Meclis Hukuk Komitesi
Başkanı Yonas Nikolau, İngiliz Yüksek Mahkemesi
kararının önemli bir gelişme olduğunu söylemek isterim. Bu
karar, Kıbrıs Cumhuriyetinin, vatanımızın işgal
altındaki bölümündeki egemenliğini de teyit ediyor dedi, şöyle
devam etti:
Bu kararla Kıbrıs Cumhuriyetinin, işgal bölgelerinde bulunan
hava limanlarının denetimine de sahip olduğunu tanıyor ve
böylece Chicago Sözleşmesine dayanarak işgal bölgelerinde bulunan
havaalanından uçuşlar yapılmasına izin vermiyor,
Kıbrıs Cumhuriyetinin verdiği izinle ve yasalar temelinde
işlediği kabul edilmiyor.
AKEL: KARARDAN MEMNUNUZ
AKEL Milletvekili Aristofanis Georgiu, partisinin, İngiliz Yüksek
Mahkemesi kararından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Mahkeme
kararının, Kıbrıs Cumhuriyetinin, Kıbrıs
Cumhuriyetinin tamamı üzerindeki hava sahası ve kara
sularındaki egemenliğini tanıyan önemli bir karar olduğunu
söyleyen Georgiu şöyle devam etti:
Mahkeme kararı önemlidir çünkü yasadışı Timbu
havaalanından direkt uçuşlara muhtemel izin verilmesi
Kıbrıs Cumhuriyetinin haklarını ihlal edecek,
İngilterenin uluslararası ve diğer yükümlülüklerini ihlal anlamına
gelecekti. Bu vesileyle, yabancı bir mahkemenin bile Kıbrısta
tek bir devlet bulunduğunu, Kıbrıs Cumhuriyeti devleti
bulunduğunu teyit ettiğini vurgulamak isteriz.
OMİRU: HAK SAHİBİ YALNIZ YASAL HÜKÜMETTİR
EDEK Başkanı Yannakis Omiru, İngiliz mahkemesinin
kararını kutladığı açıklamasında, Bu karar
Kıbrıs Cumhuriyetinin bütün coğrafik sathında işgal
makamları değil yalnız Kıbrısın yasal
hükümetinin mutlak hak sahibi olduğu uluslararası hukuk
gerçeğini yeniden teyit ediyor. İngiliz Yargısının
kararı; haklarımızın koruyucusu ve kalkanının;
Kıbrıs Cumhuriyetinin yegâne ve kuşku kaldırmaz
uluslararası varlığı olmaya devam etmesi gerektiğini
bir kez daha ortaya koymuştur ifadesini kullandı.
AİHM eski yargıçlarından, avukat Lukis Lukaidis, gazetemize
konuşurken; İngiltere Yüksek Mahkemesinin bu kararının, siyasilerin
Kıbrıs sorununun çeşitli problemlerinin hukuki yönüne ne kadar
önem vermeleri gerektiğini gösterdiğini söyledi.
Mahkeme kararının bağlayıcı olduğunu ancak
Türklerin temyiz hakkı da bulunduğunu söyleyen Lukaidis, bu
açıklaması ile Başsavcı Petros Kliridisin; bu davayla
ilgilenmeleri için İngilteredeki en iyi hukukçuları
kullandıkları açıklamasına dayanak sağladı.
STAR KIBRIS 31/07/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KTHY ve CTA Holidays Ltdin, Kuzey Kıbrıs ile İngiltere ile arasında doğrudan uçuşların başlamasıyla ilgili olarak İngiliz Yüksek Mahkemesine yaptığı başvurunun reddedilmesinin; bir insan hakkı olan seyahat etme özgürlüğünün pervasızca kısıtlanması olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat, uluslararası mekanizmaları
kıracak bir karar çıkmasını beklerken aksi bir karar
çıktığını, İngiliz Yüksek Mahkemesinin
aldığı kararı; BM Güvenlik Konseyinin 1983 84te
aldığı ve ülkeleri KKTCyi tanımama yükümlülüğü
altına sokan karara bağlamasını eleştirdi.
BM eski Genel Sekreteri Kofi Annanın, referandumun ardından 2004
Mayısında Güvenlik Konseyine sunduğu raporda;
Kıbrıslı Türkler üzerindeki gereksiz kısıtlama ve
izolasyonların kaldırılması gerekir. Bu, Güvenlik
Konseyinin kararına aykırı değildir dediğini
anımsatan Talat, İngiliz Yüksek Mahkemesinin Annanın
raporundaki bu önemli noktayı dikkate almadan karar verdiğini
kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Her şeye rağmen tüm bu
gelişmeler göstermektedir ki turizmin barış anlamını
daha bir perçinlemek ve gerçekleştirmek için bu olumsuzluklara rağmen
Kıbrıs sorununun çözülmesi ve adada kalıcı ve
Kıbrıslı Türkleri koruyan adil bir barışın
gelmesi için elimizden geleni yapacağız dedi.
Çözüm çabalarını sürdürürken, halktan aldıkları destek ve
güvenin önemli olduğunu dile getiren Talat, Çözüm
çabalarımızda, halkımızın destek ve güveni bizim için
temeldir ve bunun devam ettiğini düşünüyorum. KKTC Hükümeti ve
Cumhurbaşkanlığı olarak, bu konudaki çabaları sürdürme
kararlılığındayız. Varacağımız hedef;
Kıbrıs Türk halkının daha mutlu ve güzel yarınlara
kavuşması yönünde olacaktır diye konuştu.
Rum tarafının, KKTCnin uluslararası birçok önemli faaliyet ve
girişimini engellemek için elinden geleni yaptığını ve
bu konuda çok ciddi lobi faaliyetleri yürüttüğünü dile getiren
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk
halkının; Rum tarafının bu çabaları ve uluslararası
toplumun onlara gösterdiği toleransın acısını her
geçen gün daha fazla çektiğini belirtti.
STAR KIBRIS 31/07/09
Turkish Cypriot airline plans appeal
to UK court
By Jacqueline Agathocleous
TURKISH
CYPRIOT airline CTA and its UK tour operator CTA Holidays Limited have decided
to file to the UK Court of Appeal against the recent court ruling rejecting
their application to permit flights between the UK and the occupied areas.
In an announcement yesterday, Hasan Ercakica, the spokesman of Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat said the CTA didnt feel the specific flights were in
violation of the Chicago Convention and therefore international law, as was
ruled by the UK High Court.
When it is considered that a positive decision upon this application would be
a supportive step in terms of lifting of the isolations and would particularly
contribute to the economic developments in the north, it is a total
disappointment, said Ercakica. He added, Both companies have decided to apply
to the Court of Appeal. We will continue to support our companies in their
efforts.
Commenting on the planned appeal, Government Spokesman Stefanos Stefanou
stressed that the Republic of Cyprus would continue to stand up for its
sovereign rights
The Cyprus Republic will continue to stand up for its sovereign rights,
because what is important in this decision by the British Court is that it has
reaffirmed judicially what is provided in international justice: which is that
the management of the air and ground space of each country is a sovereign right
of the specific country and the specific government, said Stefanou.
There is no way we will ever accept any intentions or policies that want to
promote the logic of upgrading a second, separate state in Cyprus or in other
words, to legalise partition, he added.
CYPRUS MAIL 31/07/09
Legal solution may not provide title
deeds for all
By Charles Charalambous
ALTHOUGH the property
industry has welcomed the radical reform of the whole system for approving and
registering built property and issuing title deeds, questions remained
yesterday as to how many individual title deeds will not be issued because of a
developers inability to pay off mortgages on the land.
A market that is slow and illiquid will not be improved by legislation. It
needs a solution to the fact that there are developers who are over-extended
and banks that are over-exposed, a senior banking source told the Cyprus Mail
yesterday.
There are good developers, who havent bought expensive land over the last two
years and have limited their borrowing to what they can service. On the other
hand, there are those who have bought land expensively, have borrowed too big a
proportion of their funding needs, are less professional and cant complete
their current projects. There is no legislation which can solve that problem,
the source said. We have been prudent in our lending, but some banks have
not, he added.
Savvas Georgiades, Aristo Developers Finance & Operations Director, said:
Generally, we welcome the proposed legislation as a positive step forward,
adding: We believe that a simplification of the whole process will help
enormously.
On the question of outstanding mortgages, Georgiades said: We have always made
proper provision for paying our obligations out of sufficient operating
capital. I dont know which other developers might have over-extended
themselves, but certainly there will be a problem for some to pay off their
debts, given the slowdown in the market.
He said as members of the Land Developers Association, Aristo did not think
there was a large problem.
We like to think that some 90 per cent of titles are being blocked by
bureaucracy rather than a developers inability to repay mortgages, he said.
Unfortunately, there are companies which have not been financially
responsible, and have left some buyers exposed.
Georgiades said the system in Cyprus is not fundamentally bad. It just needs
updating. The sudden expansion of the market over the last ten years or so has
meant that the system did not keep up, which has resulted in todays problems,
he said.
There are currently around 130,000 units (houses, flats, hotels) without title
deeds, while only 20,000 applications for title deeds have reached the Land
Registry. This represents a lot of uncollected revenue for the state in terms
of tax and duty on transfers and other costs.
Finance Minister Charilaos Stavrakis said last week that the state collected a
total of 700m in revenues from property sales in 2008, while the forecast for
2009 was less than half that amount.
Sylikiotis has outlined a number of legal proposals designed, among other
things, to tackle the problem of property-buyers who cannot sell because they
do not have the title deed.
The new proposals include the introduction of a completely new system for
issuing title deeds which will be divided into three categories, as well as
penalties for developers who for their own reasons delay applications for title
deeds.
The current drafts of the legislation provide for the relevant government
departments to move the process forward on their own authority. They will also
be able to impose fines in cases where owners cannot show good reason for
failing to meet their obligations, thereby preventing the issuing of title
deeds in the name of buyers who have met all their obligations.
Asked to what extent the new legislation would protect a property owner from
being pursued by a bank for non-payment by a developer of a mortgage Land
Registry Head Andreas Christodoulou said that this would be a private legal
matter.
The law or the state cannot force developers to pay off their mortgages. In a
situation where a house-owner is being pursued by a bank for non-payment of a
mortgage on land, its up to the house-owner to go to court, he said.
Christodoulou did not underestimate the scale of the task: There will be
difficulties and problems, but we will gradually solve them. Before we took
this initiative, no developer was approaching us to solve the title deeds
problem. Now, we are in contact with 25,000 developers and are tackling the
problem.
Sidebar
One of the proposals is to create a three-tier system of title deeds, though
ministry officials acknowledge they are not certain whether the system will
pass legal scrutiny.
The first type of deed will be a complete title deed, of the kind currently being
issued. The second type, referred to as an incomplete title deed, will be
issued with an appendix noting any unauthorised minor extensions or
modifications that go beyond the issued permit, or in cases where it is not
possible to identify the property boundaries for which a single unit of the
whole project has exclusive rights.
said yesterday that the obligation to correct these exceptions would be
determined on a case by case basis, working on the principle that whoever is to
blame for the exception will have to correct it.
Town-planning Head Christos Ktorides said that owners of properties with an
incomplete title deed will still be able to mortgage or sell them.
Christodoulou also said that the Attorney General has been asked to clarify
what happens to the obligation to correct any exceptions in the case of a
property being sold before they are corrected.
The third type is being called the limited title deed, which will also have
an appendix recording substantial unauthorised changes or extensions. Owners of
property with this third type of deed will not be able to sell or mortgage
their property, but Christodoulou said that the new legislation aims to ensure
at least that there is no danger of anyone losing their property.
On the plus side, the proposed legislation offers more scope for
differentiation. Ktorides said that if for example two units out of an 80-unit
development only qualify for a limited title deed, henceforward the other 78
units will not be burdened by this non-compliance.
CYPRUS MAIL 31/07/09
Sylikiotis tackles deeds issue head
on
By Stefanos Evripidou
Minister plans sweeping
changes to property law
THE INTERIOR Minister yesterday announced a series of measures, including a
town planning amnesty, to untie the Gordian knot keeping 130,000 properties
on the island without title deeds.
Neoclis Sylikiotis said yesterday the ministry had taken action to counter
malevolent foreign press reports about the title deeds saga. He attributed
the reports to ulterior motives that either sought to strengthen Cyprus
competitors in the foreign investment market or compare the Republics
treatment of buyers with the misuse of Greek Cypriot properties in the north.
The minister announced a number of legal proposals that seek to tackle the
complex problem of trapped buyers who are tied to a building that they cannot
sell because they dont have the title deed.
The new proposals include the introduction of a completely new system for
issuing title deeds which will be divided into three categories, as well as
penalties and a name and shame policy for developers that delay title deed
applications.
This was the first time that a government had acquired a comprehensive view
of the wider problem, said Sylikiotis, adding that bold steps had to be taken
and not piecemeal changes.
The water is running now and very soon people will start getting title deeds,
he said.
There are currently around 130,000 units (houses, flats, hotels) without title
deeds, while only 20,000 applications for title deeds have reached the Land
Registry. This translates to a lot of uncollected revenue for the state in
terms of taxes on transfers and other costs.
Finance Minister Charilaos Stavrakis has previously noted that 700m was
collected in total tax revenues from property sales in 2008, while forecasts
for 2009 were less than half that amount.
Sylikiotis told reporters that he hoped the 20,000 pending title deeds would be
issued by June 2010. He further noted that in the free areas of Famagusta
alone, around 25,000 titles had not been issued.
Head of the Land Registry, Andreas Christodoulou said that for every 10,000
titles and transfers completed, the state would receive between 100m and
120m.
The five legal proposals target amendments to existing laws on Town Planning,
the Regulation of Roads and Buildings, Immoveable Property, the Sale of Land,
and Contract Law.
Interested parties may read the proposals on the ministry website and submit
their comments by the end of next month. The minister hopes to table the
amendments before parliament by September and have them voted into law by the
end of the year so the town planning amnesty can begin in 2010.
One of the proposals is to create a three-tier system of issuing title deeds,
though ministry officials acknowledge they are not certain whether the system
will pass legal scrutiny yet.
The first type of title deed will be a complete title deed which is the same
as what is issued today. The next type is called the incomplete title deed.
This will be issued with an appendix noting any unauthorised but minor
extensions or modifications that go beyond the issued permit, or in cases where
it is not possible to identify the property boundaries for which a single unit
of the whole project has exclusive rights. The third type is called the
limited title deed, which will also have an appendix recording unauthorised
yet substantial changes or extensions. This latter title wont have legal
status, meaning the owner cant sell their property nor can they mortgage it.
Sylikiotis explained that the title deeds hierarchy would be effective since a
deed could be upgraded or downgraded, depending on developments.
The ministry also proposed imposing fines in cases where owners are reluctant
to meet their obligations, thereby preventing the issuing of title deeds in the
name of buyers who have met all their obligations. Another proposal is to make
public the names of companies who are considered repeat offenders of this
practice. This way, every future buyer knows the credibility and capabilities
of the various developers, said the minister.
The ministry also hopes to make it compulsory to submit the contract of sale to
the Land Registry, with specific sections of a building delineated as set out in
the contract. Another innovation will be to give competent authorities the
power to take the initiative and issue permits on the request of the buyer.
For example, where the developer fails to submit the necessary applications
for approval of certain irregularities or uses the irregularities of buyers not
to proceed with issuing certificate of approval or title deed, the competent
authority may, after representations from the purchasers, automatically proceed
with the examination of the building and issue various permits and approvals,
with or without special notifications, said Sylikiotis.
The amnesty will be handled by three-member committees in each district that
will deal with expansions or modifications that represent up to 30 per cent of
the original permit. However, this only applies to buildings constructed before
the law is passed.
CYPRUS MAIL 31/07/09
Christofias worried about possible
Limnitis delay
By Stefanos Evripidou
THE INVITATION for tenders
on the road works needed to open the Limnitis crossing point will be issued
next week, according to UN Special Representative Taye-Brook Zerihoun
yesterday.
Although President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat, who met yesterday, did not discuss Limnitis during their talks, the
president noted that he was worried there would be delays in implementation of
the Limnitis deal that would create problems for the people who live there and
in general.
I want to believe that the UN, the Greek Cypriot and the Turkish Cypriot side
will contribute with a view to speeding up the process, he said.
Speaking after yesterdays meeting, Zerihoun said the UNDP-PFF (United Nations
Development Programme-Partnership for the Future) will soon issue a tender
document inviting proposals for an assessment on the improvement of the road, a
6.5km stretch of road between Limnitis and Kato Pyrgos.
That document will be out hopefully on Monday, but certainly early in the
week, said Zerihoun. The EU and UN will be responsible for the tender process,
he added.
The two leaders started yesterdays meeting with an hour and a half
tête-à-tête, after which they resumed their discussion on the issue of aliens,
citizenship, immigration and asylum, which fall under the chapter of governance
and power-sharing.
The two responded to each others original introductory statements on these
issues and aim to conclude their discussions on this item next Thursday,
without this meaning they have reached agreement, noted Christofias.
They have also agreed to initiate the second reading the second phase of
these negotiations and discuss also the schedule and programme for the
resumption of these talks in early September, said Zerihoun.
According to Talats spokesman, Hasan Erçakica, the Turkish Cypriots have
proposed a methodology for the second reading where the two leaders discuss the
major disagreements on governance and power-sharing and property while their
two aides continue their work bridging the differences in other issues.
Erçakica argued that the objective of the Turkish Cypriot side is to maintain
effective and speedy negotiations. He noted that recent polls showed Greek
Cypriots were not very hopeful of a solution, adding that similar sentiments
were shared by Turkish Cypriots.
The fact that the negotiations are dragging creates weariness among both
communities, he said. It also shakes their confidence to the negotiation
process and has negative effects over their expectations, he said.
UN Secretary General Ban Ki-moon told a news conference more progress had been
made in the past year than had been made since 1974.
They have made significant progress, which we have not been able to see during
the last three decades. That's quite commendable, said Ban. I hope that they
will be able to finish their consultations, negotiations as soon as possible.
But they have taken many important, encouraging issues which have been very
much appreciated by the international community.
CYPRUS MAIL 31/07/09