Kıbrıs'ta AB garantisi kabul edilemez

KKTC Dışişleri Bakanı Özgürgün, Kıbrıs'ta AB'nin garantörlüğünün kabul edilemez olduğunu ve Türkiye'nin garantisinin tartışmaya açılamayacağını söyledi.

AA

16 Temmuz. 2009 Perşembe

LEFKOŞA - KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Kıbrıs'ta Avrupa Birliği (AB) garantörlüğünün Kıbrıs Türkleri açısından kabul edilmez olduğununu vurgulayarak, Kıbrıs Türk tarafının haklı nedenlerden dolayı, Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinin tartışmaya açılmasına kesinlikle karşı olduğunu bildirdi.

Özgürgün, yaptığı yazılı açıklamada, Güney Kıbrıs Rum yönetimi (GKRY) liderliği ve Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hristostomos'un son zamanlarda, ''Türkiye'yi hedef alan ve Türkiye'nin garantörlük haklarını sorgulama cesaretini gösteren kabul edilemez açıklamalar yaptığını'' belirterek, tepki gösterdi.

Kıbrıs'ta garantörlük haklarının uluslararası anlaşmalar ile ihdas edildiğine işaret ederek, Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve Kıbrıs Türk ile Rum taraflarının, bu anlaşmaları değiştirmek yönünde mutabakata varmadıkça, tarafların bu anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerinin ortadan kaldırılamayacağını bildiren Özgürgün, bu konunun GKRY liderliğinin tek başına karar verebileceği bir konu olmadığının altını çizdi.

Kıbrıs'ta AB garantörlüğünün Kıbrıs Türkleri açısından kabul edilmez olduğunu ifade eden Özgürgün, şöyle devam etti:

''GKRY liderliğinin, kapsamlı anlaşmanın ardından oluşturulacak ortaklık devletinin AB üyesi olacağı cihetle 1960 Anlaşmalarıyla tesis edilmiş garantörlük sistemine ihtiyacı olmadığı yönünde son dönemde ortaya attığı iddialarına cevaben, sadece Kıbrıs'ın son dönem tarihini değil, günümüzde Bosna-Hersek'te yaşanan acı olayları hatırlatır ve ne AB'nin ne de BM'nin hiçbir surette halkların tam güvenliğini sağlayamadığının acı bir şekilde görüldüğünü belirtmek isteriz.''

BOSNA'DAKİ KATLİAMI AB ÖNLEYEMEDİ
Kıbrıs Türk halkının, BM Barış Gücü'nün Ada'daki 1964 yılından beri süregelen varlığına rağmen yıllarca büyük katliamlara maruz kaldığını da anımsatan Özgürgün, ''GKRY liderliğinin diline doladığı AB garantörlüğünün Bosna-Hersek'te onbinlerce Boşnak'ın katliamını önleyemediği hatırlanacak olursa Kıbrıs'ta AB garantörlüğünün Kıbrıs Türkleri açısından kabul edilmez olduğu kolaylıkla anlaşılacaktır'' ifadesini kullandı.

Bakan Özgürgün, garantörlük konusunun Kıbrıs Rum yönetiminin tek başına karar verebileceği bir konu olmadığını da vurguladı.

Kıbrıs Türk tarafının haklı nedenlerden dolayı, Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinin tartışmaya açılmasına kesinlikle karşı olduğunun altını çizen Özgürgün, açıklamasında, ''Kıbrıs Türkünün Anavatan Türkiye'nin uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan garantör hak ve hukukunun korunmadığı hiçbir anlaşmaya 'evet' demesi mümkün değildir, bunun düşünülmesi, önerilmesi dahi kabul edilmezdir'' görüşüne yer verdi.

HRİSOSTOMOS'UN AÇIKLAMALARI TERBİYE SINIRINI AŞMAKTA
Öte yandan, Başpiskopos 2. Hrisostomos'un ''dini bir lidere yakışmayacak şekilde'' Türk askeri ve Türkiye kökenli KKTC vatandaşları aleyhinde yaptığı açıklamalar için ''Terbiye sınırlarını aşmaktadır'' diyen Özgürgün, şöyle devam etti:

''Hrisostomos, Ada'da kapsamlı bir anlaşmaya varılıncaya kadar tek bir Türk askerinin adadan ayrılmasına Kıbrıs Türk tarafının rıza göstermeyeceğini, kapsamlı bir anlaşmanın Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinin devamını öngöreceğini ve kapsamlı bir anlaşmanın ardından da Türk askerinin uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan hakları temelinde varlığını adada sürdürmeye devam edeceğini artık idrak etmelidir. Hrisostomos, bunun Kıbrıs Türk tarafı için hayati bir konu olduğunu ve kesinlikle müzakereye açık olmadığını anlamazdan gelmektedir. Hrisostomos, Rum halkına gerçekleri anlatmak yerine, düşmanca görüş ve tutumunu devam ettirerek iki halk arasında yaratılmaya çalışılan güven ortamını ve sürdürülen müzakereler sürecini açıkça ve bilinçli bir şekilde sabote etmektedir.''

SUNİ KRİZLE MÜZAKERE SÜRECİNİ TIKAMAYA ÇALIŞIYOR
Hrisostomos'un ayrıca, Türkiye kökenli KKTC vatandaşları konusunda suni krizler yaratmak suretiyle müzakereler sürecini tıkamayı hedeflediğini kaydeden Özgürgün, ''Bu soydaşlarımız yasalarımız çerçevesinde vatandaşlık haklarını kazanmışlardır. Kaldı ki, nüfus yapımız KKTC'nin bir iç konusudur ve Kıbrıs Rum tarafının akıl almaz taleplerine boyun eğerek, vatandaşlarımız arasında ayrımcılığa gitmeyeceğimiz iyice bilinmelidir'' vurgusunu yaptı.

 

Rum sözcüye göre sorun Türkiye'nin tavrı

Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, "Aralık ayına kadar anlaşmaya varılmasının mümkün olması için başta Türkiye'nin tavrı olmak üzere birçok şeyin değişmesi gerektiğini" öne sürdü.

Rum radyosunun haberine göre, "BM Genel Sekreteri Ban ki-mun'un KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la eylül ayında görüşmesi için İngiltere'nin girişimde bulunduğuna" dair Rum basınında çıkan haberleri yorumlayan Rum sözcü, Hristofyas'ın böyle bir davet almadığını, bu yöndeki basın haberlerinin de ilk olmadığını kaydetti.

Hristofyas'ın eylül ayında yapılacak BM Genel Kurulu toplantısına katılacağını ve burada konuşma yapacağını belirten Stefanu, takvimler ve hakemlikle ilgili söylemlerin doğrudan müzakere ortamına yardımcı olmadığını, aksine ortamı bozduğunu iddia etti.

Herkesin sürece saygı göstermesi gerektiğini ifade eden Stefanu, başka bir soruya karşılık, "Aralık ayına kadar anlaşmaya varılmasının mümkün olması için birçok şeyin değişmesi gerektiğini, en başta değişmesi gerekenin de Türkiye'nin tavrı olduğunu" iddia etti.

CNN TURK 16/07/09

KKTC'de kriz: Eşek cenneti doldu taştı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bugünlerde yalnızca diplomatik sorunlarla değil, eşeklerle de boğuşuyor. Dipkarpaz kasabasında eşeklerin sayısı, bölge nüfusunun iki katına çıktı.

Akdeniz güneşinin tüm sıcaklığıyla Kıbrıs’ın üzerinde parladığı bu yaz günlerinde ada sakinleri deniz ve güneşin keyfini çıkarmaktan çok eşeklerle uğraşıyor. Geçmiş yıllarda tarımla uğraşanların vazgeçemediği eşekler, son dönemde tarımda makinelerin kullanılmaya başlamasıyla birlikte gözden düştü.

Eşek cenneti


Karpaz yarımadası ise eşekler için bir cennet haline geldi. 1974 harekatı sonrasında köylerini terk eden Rumlar, eşeklerini burada bıraktı. Bölgenin bir bölümünün askeri bölge ilan edilmesiyle burada özgürce yaşayan eşeklerin sayısı gün geçtikçe arttı. Eşekler zamanla yabanileşti.

Günlük hayatta sorun çıkarıyorlar


Dipkarpaz kasabasının Belediye Başkanı Mehmet Demirci, bölgede yerleşik nüfus ile kıyaslandığında iki katı sayıda eşek olduğunu söylüyor. Eşek sürüleri tarlalara girerek çiftçileri kızdırıyor, otomobil sürücülerini korkutuyor, kısacası günlük hayatın içerisinde zorluk çıkartıyor. Resmi makamlar bu durum karşısında ne yapacaklarını şaşırmış durumda.

Demirci’ye göre, eşek sürüleri çok ciddi bir problem teşkil ediyor, remi makamlar ise bu konuyla yeterince ilgilenmiyor. Bölgede bardağı taşıran son damla, geçen yıl yolda otomobiliyle giden bir gencin eşek sürülerin çarparak hayatını kaybetmesi oldu.

Dipkarpaz Belediye Başkanı Mehmet Demirci, Kıbrıslı Türk makamlar tarafından koruma altına alınan vahşi eşeklerin sayısının bin kadar olduğunu söylüyor.

Türk işadamından teklif

Soruna çözüm öneren bir Türk işadamı eşekleri hayvan başına bin euro ödeyerek Antalya'da turizm sektöründe kullanmak üzere satın almayı teklif etti.

Ancak Demirci, resmi makamların bu teklife sıcak bakmadığını belirtiyor. Ayrıca çevreciler de bu öneriye destek vermiyor. Çevre örgütü ÇEKOVA’nın Başkanı Kenan Atakol, hayvanların adadan uzaklaştırılmasının ancak uzun bilimsel araştırmalardan sonra mümkün olabileceğini söylüyor.

Kuzey Kıbrıslı resmi makamlar yıllar önce eşekleri 2000 hektarlık bir alanda kapalı tutmayı denemiş, ancak başarılı olamamıştı. Zira hayvanlar her defasında bu alandan dışarı çıkmanın bir yolunu bulmuştu.

Çevreci Lois Cemal ise eşeklerin sayısının azaltılması gerektiğini savunuyor ve bölgede yaşayan insanların ihtiyaçlarının göz ardı edilmemesini istiyor Cemal, eşeklerin ekolojik alanlarda kapalı tutulabileceği ve bunun adanın turistik cazibesini de artırabileceği görüşünde

CNN TURK 16/07/09

SESSİZLİK MODASI GİDEREK YAYILIYOR

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın yaptığı “kritik Kıbrıs” görüşmelerinden sonra açıklama yapılmaması anlayışı, gelişerek devam ediyor. Talat’ın Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Devlet Bakanı Baş Müzakereci Egemen Bağış’la yaptığı “sessiz” görüşmelere dün bir yenisi eklendi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ile gerçekleştirdiği görüşme sonrasında ne Talat, ne de Downer açıklama yapmadı.

Cumhurbaşkanlığı’nda saat 11.00’de başlayan ve yaklaşık 1 buçuk saat süren görüşme sonrasında, basına tek bir kelime dahi yansıtılmadı. Görüşmede Downer’a BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun ve bazı BM yetkilileri eşlik etti.

BM plan sunmayacak

Öte yandan, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer Güney’deki temaslarından sonra yaptığı açıklamada BM’nin kendi planını sunma niyetinde olmadığını söyledi.

DİKO Başkanı Marios Karoyan ile önceki günkü görüşmesinin ardından açıklama yapan Downer, BM’nin 2004’ün hatasından ders çıkardığını belirtti ve BM’nin; Kıbrıslılara bir plan sunarak “gelin ve bunu oylayın” diyeceğine inanmadığını ifade etti.
Liderlerin; BM yardımını alarak kendi başlarına müzakere etmesi gerektiğini söyleyen Downer, dışardan empoze edilen değil, tarafların kendilerini rahat hissedebilecekleri bir anlaşma olması gerektiğini ifade etti.

BM liderlere bıraktı

Yine bu görüşmeden sonra yapılan açıklamalara dayanan Politis, BM’nin; Kıbrıs sorununa ilişkin çözüm planının tamamlanmasını çalışmasını, -gerektiği yerde yardım sağlamakla birlikte- liderlere bıraktığını yazdı.

Haberi “Planı Liderler Tamamlıyor” başlığıyla veren gazete, çözüm belgesinin zeminini, liderlerin temsilcilerinin düzenlemeye başladığı ortak belgeler olduğunu belirtti.
Üzerinde anlaşmaya varılan noktaların, planın gövdesinde yerlerini aldığını belirten gazete, sonuçta üzerinde anlaşmaya varılan taslağın olup olmayacağının ortaya çıkması için dönüm noktasının Ekim ayında yapılması beklenen al-ver süreci olduğunu da yazdı.

STAR KIBRIS 16/07/09

‘BİZE GELİP KKTC’DE TATİL YAPIYORLAR’

   

Fileleftheros Gazetesi, dış ülkelerden gelen turistlerin Larnaka Havalimanı’nı kullanarak “yasal yollarla” Güney Kıbrıs’a gittiklerini, oradan ise kuzeye geçerek tatil yaptıklarını iddia etti.


Gazete, özellikle İngiltere ve İtalya’dan gelen turistlerin, Rum veya Türk otobüsleriyle KKTC’ye geçtiklerini ve “Rum toprakları üzerine inşa edilmiş” olan büyük otellerde tatil yaptıklarını savundu.


Gazete, KKTC’deki otellerin Güney Kıbrıs’taki otellerden daha ucuz olması nedeniyle turistlerin KKTC’deki otelleri tercih ettiklerini kaydetti.


Habere göre turistler özellikle Bafra’daki Artemis Hotel ile Girne’deki Acapulco Club ve Gazimağusa’daki Salamis Bay Hotel’i tercih ediyorlar.

STAR KIBRIS 16/07/09

TOPTAN REDDETTİLER

   

Cumhurbaşkanı Talat’ın Ankara’ya gerçekleştirdiği ziyarette yaptığı açıklamalar ve Türkiye Cumhurbaşkanı Gül’ün söyledikleri Rum tarafında tepkilere yol açtı. Özellikle Gül’ün söyledikleri tamamen reddedildi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Ankara’ya gerçekleştirdiği ziyarette yaptığı açıklamalar ve Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün söyledikleri Rum tarafında tepkilere yol açtı ve tamamen reddedildi.


Simerini Gazetesinin; “Hükümet ve Partiler: Gül’ün Tüm Tezleri Reddediliyor” başlıklı haberine göre, Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu konuya ilişkin açıklamasında, “Türkiye tavrını değiştirmediği takdirde, Aralık ayına kadar Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili bir anlaşmaya varılmasının mümkün olmadığını” ileri sürdü.
Stefanu’nun, Türkiye Cumhurbaşkanı Gül’ün açıklamalarına tepki gösterdiğini yazan gazete, Gül’ün garantilerle ilgili açıklamalarını yorumlayan Stefanu’nun, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1960 Garanti Anlaşmaları’nı (diğer ülkelerle) birlikte imzaladığını, o halde ilk söze sahip olduğunu” belirttiğini kaydetti.


Cumhurbaşkanı Gül’ün Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili parametrelere ilişkin görüşleri hakkında ise Stefanu, “tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek uluslararası şahsiyete sahip olacak tek birleşik devlet şeklindeki çözüm parametrelerinin yeterli olduğunu” savundu.

MÜMKÜN DEĞİLDİR

Gül’ün; Kıbrıs sorununun çözümünün Avrupa Birliği’nin (AB) birincil hukuku haline getirilmesi söylemiyle ilgili olarak ise Rum Sözcü; “Kıbrıs sorununun çözümünün birincil hukuk haline gelmesinin mümkün olmadığını” öne sürdü.


Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla gerçekleştirilen müzakerelerin “mutlu sona” ulaşıp ulaşmayacağını söyleyecek pozisyonda olmadıklarını söyleyen Stefanu, Rum tarafının büyük bir kararlılıkla bunun için çabaladığını ifade etti.

SİYASİ KORO

Bu arada Cumhurbaşkanı Gül’ün açıklamalarına Rum hükümeti yanında Rum siyasi partileri de tepki gösterdi.


Açıklamasında, “topun Türk tarafının ayaklarında bulunduğunu” ileri süren AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olarak Aralık ayında bir anlaşmaya varılabilmesi için, Türk tarafını müzakere masasına bu gidişata yönelik tezler koymaya çağırdı.


Rum ana muhalefet DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiadis ise açıklamasında, “Türkiye’nin; Avrupa ve Kıbrıs karşısında üstlendiği yükümlülüklerin bilincine vardığı ve Kıbrıslı Rumların duyarlı olduğu noktalara saygı duyduğu takdirde, yılsonuna kadar bir anlaşmaya varılmasının mümkün olduğuna” inandığını söyledi.

BÖLÜCÜ TÜRK TEZLERİ

Cumhurbaşkanı Gül’ün açıklamalarını kınayan DİKO Basın Sözcüsü Fotis Fotiu, Gül’ün “bölücü Türk tezlerini yinelediğini” iddia etti.


Gül’ün açıklamalarını kınayan Rum Sosyal Demokratlar Hareketi EDEK Başkanı Yannakis Omiru ise açıklamasında, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ı; “Kıbrıs Helenizmi’nin intihar etmeye ve egemenlik haklarını devretmeye karar vermediği konusunda” TC Cumhurbaşkanı Gül’e yanıt vermeye davet etti.


EVRO.KO (Avrupa Partisi) Başkan Vekili Nikos Kutsu da konuya ilişkin olarak, Rum hükümetini; Türk askeri birlikleri ve TC kökenliler adadan ayrılmadığı taktirde; Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) katılım çabalarının sona ereceğine dair düşüncesini açıklamaya davet etti.

TALAT’IN TEZLERİ ŞAŞIRTMIYOR
Mahi Gazetesi ise yukarıdaki başlıkla yayımladığı haberinde, Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu’nun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Ankara ziyareti sırasında TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüşmesinin ardından söylediklerine tepki gösterdiğini bildirdi.


Cumhurbaşkanı Talat’ın Ankara’da dile getirdiği tezlerin kendilerini şaşırtmaması gerektiğini kaydeden Kiprianu, Talat’ın ifade ettiği tezlerin Türk tarafının bugüne kadarki sabit tezleri olduğunu; bu tezlerin, yapıcı olmadığını ve Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla gerçekleştirilen doğrudan müzakereler ortamına katkıda bulunmadığını ileri sürdü.


Markos Kiprianu açıklamasında, “iki devletten oluşacak bir ortaklıktan değil, gerçek bir federasyondan söz ettiklerine ilişkin tezlerinin bilindiğini” de belirtti.

STAR KIBRIS 16/07/09

Şekerlemeye de ambargo

Pelin ŞAHİN

Ülkemizin en eski çikolata ve şekerlemecilerinden Çıraklı Fabrikası sahibi Ahmet Çıraklı, 1979 yılında KKTC ile Türkiye arasında yapılan protokol görüşmeleri sonucu KKTC′den Türkiye′ye gümrüksüz şekerleme ürünleri ihracatı yaptığını ancak Mersin Gümrüğü′nün bunu son zamanlarda engellediğini kaydetti.
Türkiye′den kargo gönderil-mesine rağmen bu ürünlerin Türkiye′ye geri gönderilmesini imkansızlaştıran zorlamaların yanında, sanayicilere dönem dönem çıkartılan zorluklara bir yenisi daha eklenerek Mersin Gümrüğü’nde yeni bir ambargo uygulaması kondu.
Çıraklı, geçtiğimiz ay Türkiye′ye yine şekerleme ürünlerini gönderdiğini ancak Mersin Gümrüğü yetkililerinin bu ihracatı kabul etmediğini kaydetti. Yapılan bu ambargoya Mersin Gümrüğü yetki-lileri tarafından hiçbir gerekçe gösterilmediğini kaydeden Çıraklı, uygulanan ambargonun çok anlamsız olduğunu söyledi. HALKIN SESİ′ne konulan ambargoyu değerlendiren Çıraklı, Mersin Gümrüğü′ne adeta ateş püskürdü.
YETKİLİLER YÜZÜNDEN FABRİKAMI KAPATTIM
Çıraklı, 1979 yılından beri KKTC′de sanayi yatırımları yapan bir firma olduklarını ve yıllardır da Türkiye′ye ihracat yaptıklarını belirterek, bu ihracatların arada bir kesildiğini ancak yine de müşteri olduğunda Türkiye′ye ihracat yaptıklarına değindi. Çıraklı, KKTC′deki yerli sanayinin gelişmesi için Türkiye ile KKTC arasında bir protokol imzalandığını ve bu protokol-de, KKTC′den giden malların TC′de gümrüksüz bir şekilde ihraç 

edileceğini yazdığını söyledi. Kıyı ticareti anlaşmaları döneminde de Türkiye′de bir fabrikası olduğunu ve KKTC′deki sanayicinin bu fabrika üzerinden ürün sattığını belirten Çıraklı, daha sonra bu fabrikanın, ülkemizdeki yetki-lilerin destek ve teşvik vermemesi sonucu kapandığını vurguladı. Çıraklı, 1704 Gümrük Tarifesi adı altında bir ürün geliştirdiklerini, bu ürünün adının ise sondaj şe-keri olduğuna değindi. Çıraklı, "Sondaj şekeri pastacılık sektöründe çok yaygın olarak kullanılan bir şekerleme türüdür. Tamamen sanayi ürünüdür. 1979 yılından beri 1704 Gümrük Tarifesi adı altında olan tüm ürünler Türkiye′ye gümrüksüz bir şekilde girebilmekteydi. En son biz 23.09.2008 tarihinde izinleri-mizi aldık ve o tarihte alınan izinleri göndermedik" dedi. Tekrardan Büyükelçiliğin, KDV hesaplarının yapılmasını istediğini kaydeden Çıraklı, bu oranların KKTC Ekonomi Bakanlığı Sanayi Dairesi yet-kilileri tarafından hazırlandığı-nı kaydetti. Bunun üzerine Türkiye İhracatı Geliştirme Başkanı Nilüfer Sandallı ve Soray Akçaba tarafından denetlendikten sonra kendile-rine ihracat izinlerinin veril-diğini söyleyen Çıraklı, verilen bu izinler sonrasında üretimlerini yapıp, Türkiye′ye 28.05.2009 tarihinde ilk sevkiyatlarını yaptıklarına dikkat çekti.
Toplam değeri 4 bin 900 TL olan ürün gönderdiklerini kaydeden Çıraklı, iki devlet arasında imzalanmış olan protokole bağlı kalarak gönderdikleri ürünün Mersin Gümrüğü Müdürlüğü tarafından ülkeye giriş izninin verilmediğini belirtti. Bunun nedenini irde-lediklerini ancak hiçbir netice çıkmadığını vurgulayan Çıraklı, Türkiye Büyükelçiliği Ticaret Müşavirliği ve KKTC Ekonomi Bakanı Müsteşarı’nın devreye girmesine rağmen henüz sonuç alınmadığından yakındı. Çıraklı, "Mersin Gümrük Müdürü’yle görüştüm ve bana saçma, tatmin edici bulma-dığım cevaplar verildi. Sebep olarak KKTC′deki şeker fiya-tının Türkiye′deki şeker fiyatından daha düşük oluşu göste-rildi. Türkiye′deki o devasa ekonomiye zarar verebilirmişiz diye kuşkuları varmış. Ve haksız rekabet yapacağımız ilkesinden hareketle bu KDV hesaplarının Mersin Ticaret ve Sanayi Odası′na aktarıldığını, onlar tarafından KDV hesaplarının yapılmasının gerekli olduğunu söylediler. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası yetkilileri beni aradılar ve böyle saçma birşeyin olama-yacağını, her ülkenin KDV oranlarının ülkenin şartlarına göre değişeceğini söylediler. ‘Biz bu olayı Mersin Gümrüğü′ne gönderiyo-ruz’ dediler" şeklinde konuştu. 
MERSİN GÜMRÜĞÜ′NÜN BUNA HAKKI YOK
Mersin Gümrüğü′nün bu denetlemeleri yapmaya hakkı olmadığını hatırlatan Çıraklı, bunun tamamen iki ülke arasındaki protokoller sonucunda verilen bir karar olduğunu belirtti. Çıraklı, bu olayın KKTC ekonomisine vurulan büyük bir darbe olduğunu kaydetti. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası′nın Mersin Gümrüğü′nün yaptığı işi hatalı bulduğunu kendile-rine ilettiğini ve bunun üzerine Mersin Gümrüğü′nün bu olayı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği′ne intikal ettirdiğini kaydeden Çıraklı, şimdiye kadar hiçbir netice çıkmadığını ve malının günlerdir TIR′da beklediğini sözlerine ekledi. Çıraklıi şimdi de ardiye ve bekleme parası olarak 15 güne kadar da 15 bin TL para ödemesi gerektiğini söyledi. Çıraklı, bu parayı ödeyecek durumunun olmadığını ve malın 3 katı para istediklerini ifade etti. Bu tür saçma sistemlerle ihracatın gelişemeyeceğini vurgulayan Çıraklı, "Biz Rum ekonomisiyle nasıl yarışacağız? TC ekonomisi, KKTC′li sanayici üzerinde büyük bir baskı yaratmaktadır ve büyük ülke; küçük ülkeyi yutmuş durumdadır. Onlar bize haksız rekabet yapmaktadır. Şeker kullanan sektörlerimiz büyük bir zarar                

görmüştür. Şu anda can çekişiyoruz ve rekabet edemi-yoruz. Bunlara dur diyecek bir mekanizma lazımdır. Türkiye ile rekabet etmek için zararına mal satmak zorundayız. ‘Bize izolasyon uygulamayan tek ülke Türkiye’dir’ diyoruz ama bu izolasyonların daniskasını Mersin Gümrüğü bize uygulamaktadır" dedi.
Firma olarak mağdur durumda olduklarını belirten Çıraklı, "Bu zararı kim karşılayacak" diye sordu.
DAHA ÖNCE ROMANYA VE IRAK′I DA ENGELLEMİŞLERDİ
Çıraklı daha önce Romanya′ya ihracat yaptıklarını ancak 45 gün mallarının Mersin Gümrüğü′nde müsadere edildiğini, gerekçe olarak ise kullandıkları yağda domuz yağı olduğunu gösterdiklerini kaydetti. KKTC′ye domuz yağı ithalatı olmadığını belirten Çıraklı, orada da bir engelle karşılaştıklarını ve  Romanya′ya yapılacak olan ihracatın yine Mersin Gümrüğü tarafından baltalandığını belirtti. Çıraklı, "Böyle bir rezalet olamaz. Biz üretim yapmayalım mı? Herşeyimizi Türkiye′den mi ithal edelim? İşçilerimizi Rum′a muhtaç mı edelim? Sırf bir bürokratın engellemesinden dolayı yapılan bu yatırımlar heba mı olacak? Bir ara Irak′a ihracat yapacaktık, yine Mersin Gümrüğü′nün bürokratik engellerine takıldık. Günlerce malımızı bekletiyorlar. TIR′la beraber Irak sınırına kadar gidecek görevli koyuyorlar ve onun yeme içme masraflarını da biz karşılıyoruz. Gerekçe ise; transit geçişlerde mal TC′de satılabilirmiş! Romanya bağlantılı müşteri-mizi de kaybettik" şeklinde konuştu. Mersin Gümrüğü′nün yapmış olduğu olayın hazmedilecek bir olay olmadığını vurgulayan Çıraklı, "Mersin Gümrüğü ayrı bir devlet midir? İki devletin yapmış olduğu anlaşmaları takmayan bir konumda mıdır? Buradaki maksat KKTC′deki üretimi darbelemektir. Biz 10 kişiye istihdam yapalım dedik, bu da engellenirse bize kim sahip çıkacak? Artık ne yapalım? Rum′a mı sığınalım, oraya mı taşıyalım fabrikala-rımızı?" sorularını yöneltti. Alınteriyle üretim yaptıklarını belirten Çıraklı, buna rağmen engellendiklerini, bunun da affedilecek bir olay olmadığını söyledi. "Kim çözerse çözsün ve bu işlere dur denilsin" diyen Çıraklı, Türkiye′den KKTC′ye yapılan ihracatın 1.5 milyar dolar olduğu, KKTC′den Türkiye′ye yapılan ihracatın ise 20-30 milyon dolarda kaldığı ve bunun çok büyük bir ticaret açığı oluşturduğuna değindi. Çıraklı, "Bu ticaret açığını nasıl kapatacağız? Yani TC üretecek biz tüketecek miyiz? 13 çalışanımız var. Başka ülkelerin üreticisine verilen destek KKTC′de uygulanmamaktadır" dedi.
BİZ AĞLARKEN BANKACILAR GÜLÜYOR
Sanayicinin bir başka yarasına parmak basan Çıraklı, KKTC′deki bankacılık sisteminden rahatsızlık duyduğunu ve bütün bankaların yüksek faizli krediler verdiğini söyledi.
Çıraklı, KKTC′deki bankaların üretim yapan vatandaşları sömürmek istediğini ve reel sektör ağlarken bankacıların güldüğünü söyle-yerek sözlerini tamamladı.

HALKIN SESI 16/07/09

Hristofias'tan 4 ülkeye ziyaret

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, eylül ayında Fransa, İtalya, Suriye ve Küba'yı ziyaret edeceği açıklandı.Rum basınında, Hristofyas'ın Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ile yapacağı temasların "siyasi açıdan en önemli temaslar" olduğu ifade edildi.

Kesin tarihlerin henüz duyurulmadığı, fakat tüm temasların eylül ayında yapılacağı belirtilen habere göre, Hristofyas Küba'yı, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantısından sonra ziyaret edecek ve Küba'daki Rum büyükelçiliğinin açılışına katılacak.

Haberde, Hristofyas'ın ziyaretlerinin, Türkiye-AB ilişkileri için kritik bir dönemde yapılacağı, Suriye'ye yapacağı ziyaretin ise Suriye-Güney Kıbrıs ilişkilerinde "son yıllarda yaşanan problemlerin" çözümlenmesi açısından önem taşıdığı belirtildi.

Bu arada Hristofyas ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 3, 10, ve 17 Eylülde Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bir araya gelecek.
AA

KIBRIS POSTASI 16/07/09

Liderler yarın görüşecek

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde yarın yeniden bir araya gelecek.Lefkoşa ara bölgedeki görüşme saat 10.00'da başlayacak.

Liderler, geçen hafta yapılan görüşmede, müzakerelerde son ana başlık olan "Güvenlik ve Garantiler" konusunu ele almaya başlamış ve konuyla ilgili ilk sunumlarını yapmışlardı.

Yarın 37. kez bir araya gelecek olan liderler, görüşmede, bir hafta önceki sunumlarına karşılıklı yanıt verecekler.

Liderlerin yarın ayrıca, "Güvenlik ve Garantiler" başlığına devam mı edileceği, yoksa başka konuya mı geçileceğine karar vermeleri bekleniyor.
AA

KIBRIS POSTASI 16/07/09

 

Akdeniz'de Rumlara petrol misillemesi

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, Akdeniz Türk Karasuları dışında yer alan toplam 980 bin 875 hektarlık sahada "jeolojik istikşaf" ve toplam 1 milyon 237 bin 948 hektarlık alanda "petrol ameliyatı" yapacak. Söz konusu teknik terimler, jeolojide, petrol aramanın çeşitli yöntemleri olarak biliniyor.

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, Akdeniz Türk Karasuları dışında yer alan toplam 980 bin 875 hektarlık sahada "jeolojik istikşaf" ve toplam 1 milyon 237 bin 948 hektarlık alanda "petrol ameliyatı" yapacak. Söz konusu teknik terimler, jeolojide, petrol aramanın çeşitli yöntemleri olarak biliniyor.

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı tarafından "Akdeniz'de Türk Karasuları Dışında Yer Alan Bazı Bölgelerde Jeolojik İstikşaf Yapılmasına İzin Verilmesi ve Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Tarafından Akdeniz'de Türk Karasuları Dışında Yer Alan Bazı Bölgelerde Petrol Ameliyatı Yapılmasına İzin Verilmesi Hakkındaki Bakanlar Kurulu Kararları" Resmi Gazete'de yayımlandı.

Buna göre, XVIII numaralı Muğla Petrol Bölgesi'nde Akdeniz'de Türk Karasuları dışında yer alan 681 bin 595 hektarlık saha ile XVI numaralı Antalya Petrol Bölgesi'nde Akdeniz'de Türk Karasuları dışında yer alan 227 bin 280 hektarlık sahada, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'na jeolojik istikşaf yapılması maksadıyla 1 yıl süre ile müsaade verilmesi kararlaştırıldı.

Ayrıca, XVIII numaralı Muğla Petrol Bölgesi'nde Akdeniz'de Türk Karasuları dışında yer alan AR/TPO/4512 hak sıra numaralı 928 bin 377 hektarlık sahada ve XVI numaralı Antalya Petrol Bölgesi'nde Akdeniz'de Türk Karasuları dışında yer alan AR/TPO/4511 hak sıra numaralı 309 bin 571 hektarlık sahada, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı tarafından "petrol ameliyatı" yapılmasına izin verildi.(ANKA)

ANKA/haberler.com

KIBRIS POSTASI 16/07/09

 

Ankara’nın siyasi havası Talat’a yaradı...

Hasan HASTÜRER KIBRIS POSTASI 16/07/09

Özgürgün’ün Talat’la birlikte Ankara’ya gitmemesi konusunda Talat çok konuşmak istemiyor. Ankara’daki görüşmelerde de masaya bu konuyu götürmedi. Ancak pek çok bilgi birleştirildiği zaman Dışişleri Bakanı Özgürgün’ün Talat’la Ankara’ya gitmeyi kabul etmemesi, Ankara’da en üst düzeyde rahatsızlığa neden oldu ve bu rahatsızlık işitilecek şekilde seslendirildi.

HAVADİS ekibi olarak dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın kahvaltılı konuğuyduk.

Talat’ın Milli Eğitim ve Kültür Bakanı olarak profesyonel siyasete adım atmasının üzerinden on beş yıl geçti.

Kendine özgü kişilik değerleri, halkın itibar etmediği politikacı kimliğine kaymasını engelliyor olmasına rağmen Talat, politikayı öğrendi.

Cumhurbaşkanı seçildikten sonra devlet adamı olma yolunda mesefe alıyor.

Her şeyi, her zaman çok kolay paylaşır mı?

Bu soruya EVET yanıtını vermek kolay değil.

Ancak yakından tanıma şansınız olmuşsa, Talat’ın söylediklerinden, söylemediklerini de algılayarak elde etmek istediğiniz bilgileri elde edersiniz.

Talat’ın dili bazı bilgileri seslendirmeyip gizlese de vücut dili, gizleme konusunda dili kadar yetenekli değil.

Bu yazının bütününde Talat’ın söylediklerinden tırnak içinde hiç bir şey bulmayacaksınız.

Tırnak içinde bulmayacaksınız ama gözlemlerim ve de dinlediklerimin tahlil sonuçlarını bulacaksınız.

*             *          *

Mehmet Ali Talat’ın sağlık durumu hep merak edilir.

Kalp ameliyatı sonrası kendine çok iyi bakıyor.

Çok iyi baktığı için de kilosunu iyi bir yerde koruyor. 3-5 kilo alsa kimse Talat’ın sağlığını sorgulamayacak aslında.

Ancak Talat’ın ince bir inatçı yanı var. Eğer kararını vermişse kimin ne dediği çok da umurunda değil.

Yemesine dikkat ediyor, sporunu yapıyor, yüzüyor... Kısacası Talat kendi halinden memnun.

Dün kahvaltı masasında herkesin kahvaltı tabağı aynıydı. Baktım Talat, tabağında ne varsa yedi. Ekmek tabağında evde yaptığı ekmeği vardı. Merak edip sorunca ben, Başaran Düzgün  ve Bekir Azgın’la paylaştı.

Ekmekle ilgili Bekir Azgın’ın espirisi de haklı gülüşmelere neden oldu.

*           *         *

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, deneyimlerine rağmen basınla konuşurken güven bunalımı duymadan konuşmaya devam ediyor.

Belli ki bu tür buluşmalarda kendi kendini sansürlemek istemiyor.

Dünkü sohbet akışı içinde çok önemli bilgileri paylaştı.

Basından şikayet etmedi ama basın etiğine uyulmasına özen gösterilmesinde devletten çok önde gazeteci kuruluşlarına görev düştüğünün mesajını satır aralarına serpiştirdi.

Duyarsızlık ya da umursamazlık değil ama Talat’ın rahatsızlıkları kısa süreli. Kendini rahatsız eden konularda, kişilerde takılıp kalmıyor.

*             *           *

Dünkü görüşmede sohbet akışı içinde merak edilen üç nokta vardı.

1.Ankara ziyareti. 2. UBP ya da hükümetle ilişkiler. 3. Kıbrıs sorunuyla ilgili gelişmeler, yıl sonuna kadar çözümün yol haritasının netleşip netleşmeyeceği.

Talat, dün olukça rahattı.

Ankara’nın siyasi havası Talat’a yaradı.

Bu konuda kimsede ikilem olmadığına eminim

Talat – Gül – Erdoğan üçlüsünün süreçle ilgili uyumu sanırım yüzde yüz.

Kıbrıs Türk tarafı ve Ankara’nın çantasında ev ödevi yok anlayışı egemen. Görüşme masasında Talat’ın şahsında Kıbrıs Türk tarafının tutumu yeterince iyiniyetli ve yapıcı kabul ediliyor.

Çözüme ulaşılmadan önemli sayılacak adımlar atılması, çözümden daha zor olarak niteleniyor.

Türk tarafı yıl sonundaki Türkiye – AB üyelik sürecinin değerlendirilmesine önem veriyor. Ancak Türkiye’nin başının ağrımamasının karşılığı çözümsüzlük yani statüko devam ederken bazı adımların atılması olmamalı görüşü buluşulan noktalardan biri.

Statükoyu değiştirmek, yani çözüm Talat’a göre çok daha kolay.

Anlaşılan o ki Türk tarafı Kuzey Kıbrıs’taki limanlarla ilgili gelişme olmadan Kıbrıs Rum tarafına limanları açmama konusunda kesin kararlı.

Limanların karşılıksız açılması çözüm sürecini olumsuz yönde etkileyip, Rum tarafının çözüm isteğini törpüleyeceği görüşü de hakim görüş.

*              *            *

Mehmet Ali Talat, UBP ve Eroğlu Hükümetiyle polemik yaşamak istemiyor. UBP’nin tek yanlı tavırlarını dert etmeden yoluna devam kararı net bir şekilde algılanıyor.

Özgürgün’ün Talat’la birlikte Ankara’ya gitmemesi konusunda Talat çok konuşmak istemiyor. Ankara’daki görüşmelerde de masaya bu konuyu götürmedi. Ancak pek çok bilgi birleştirildiği zaman Dışişleri Bakanı Özgürgün’ün Talat’la Ankara’ya gitmeyi kabul etmemesi, Ankara’da en üst düzeyde rahatsızlığa neden oldu ve bu rahatsızlık işitilecek şekilde seslendirildi.

Talat, Cumhurbaşkanlığı seçimini konuşmaktan kaçınıyor. Bir yıldan az süre kalmasına karşılık Talat’ta seçime dönük rahatlık var. Bu rahatlığın kaynağı ne? Yakında bir biçimde öğreniriz...

Günün sözü:
Hataların ortak özelliği, başkasına yaramasıdır

 

No resolutions ‘might jeopardise EU integration’
By Stefanos Evripidou

EUROPE’S FURTHER integration “will be in jeopardy” if a solution benefiting both sides in the Cyprus conflict is not found, said Swedish Prime Minister Fredrik Reinfeldt yesterday.

Speaking before the newly elected European Parliament in Strasbourg, Reinfeldt, whose country holds the EU rotating Presidency, noted that from Reykjavik to Ankara and across the Western Balkans, countries were looking to join a stronger and wealthier European Union.

He said the two leaders on the island had been granted a “historic opportunity” to solve the long-standing division, adding that using EU enlargement to reach that goal could be “tempting”.

“To those on the inside, allowing the membership process to become an opportunity to solve protracted disputes can be tempting. In such cases, we must find solutions that can benefit both sides and open up a way forward. Otherwise, the progress we have made towards continued European integration will be in jeopardy,” said Reinfeldt.

The Swedish Presidency will act as an “honest broker” in its efforts to move the enlargement process forward, he added.

Meanwhile, President Demetris Christofias said yesterday that a political settlement in Cyprus was possible by December if Turkey and the Turkish Cypriot leadership change course and respect the fundamental principles of international law.

The president added that he felt “anger and regret” at suggestions that EU key figures or UN officials were talking about timeframes and deadlines in the talks.

“There is no international timeframe,” he said, noting that the only thing that could be considered international was “the agreement with the UN Secretary-General that there will be no timeframes and especially no suffocating ones and that there will be no arbitration.”

Christofias called for the abolition of the Treaty of Guarantee, saying: “A lot has changed in the world, Cyprus, Greece and Britain have joined the EU and Turkey is knocking on the EU door, the Cypriot people have suffered and I believe the people are now mature and the conditions are ripe to do away with guarantors.”

The UN’S Special Envoy to Cyprus Alexander Downer met with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday for over an hour. No comments were made after the meeting.

CYPRUS MAIL 16/07/09

 

Leaders mark 35 years since July coup
By Stefanos Evripidou

POLITICAL AND religious leaders yesterday paid tribute to those killed defending the Republic, during the July 15, 1974, military coup against the democratically elected President of Cyprus.

The coup, engineered by the Greek military junta, then ruling Greece, was followed by the Turkish invasion five days later, which resulted in the occupation of Cyprus’ northern third.

The wailing of sirens was heard at 8.20am yesterday, the same time that the coup occurred 35 years earlier.

“This day causes pain and indignation. Today we pay tribute to those who fought and fell defending the Republic to counter the fascist coup of the junta and EOKA B,” said President Demetris Christofias yesterday after the annual commemoration ceremony.

Archbishop Makarios returned to the island soon after the coup “but for 35 years now, Turkey has been implementing old plans locked in drawers since the 1950s,” said the president.

Christofias highlighted that some “so-called patriots” led the country to partition, resulting in Makarios taking a “courageous decision to see the Republic of Cyprus evolve from a unitary state to a federal one to end the occupation and restore the human rights of all Cypriots”.

The president vowed not to “bow down” but to continue to strive to restore the rights of Cyprus as a state and of all Cypriots.

A church service for those killed during the coup was held yesterday morning at Saints Constantinos and Eleni Church in Nicosia. Wreaths were laid at the tombs of those killed defending the Republic, while Archbishop Chrysostomos also held a ceremony for the fallen conscripts of the National Guard’s Commando Unit that played a part in the coup. The Archbishop noted that this was the third year running that he was doing this, adding it was the Church’s job to forgive.

The 56-seat House of Representatives held an extraordinary plenary session yesterday to mark the 1974 July events with Christofias and his cabinet present.

Addressing the plenary, House President Marios Garoyian said “the people of Cyprus will never compromise with the result of the invasion” and never give up asserting their rights.

DISY leader Nicos Anastasiades described fanaticism, hatred, extremism and division as “dynamite at the foundations of our democracy”.

“This must be the big lesson in history,” he said referring to 1974 and the preceding period. “Our major responsibility today is to study the facts with self-criticism, recognise our mistakes and make sure that we will never allow these mistakes to be repeated,” he added.

CYPRUS MAIL 16/07/09

 

Talat ve Hristofyas 37. kez görüştü

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde 37. kez bir araya geldi.

AA

17 Temmuz. 2009 Cuma

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Lefkoşa ara bölgede 37. kez bir araya geldi.

Görüşmeye, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexandwer Downer ile BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun da katıldı.

Liderler, yaklaşık iki buçuk saat süren görüşmenin ardından açıklama yapmadan bölgeden ayrıldı.

Görüşmeyle ilgili kısa bilgi veren BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexandwer Downer, liderlerin 10 dakika kadar baş başa görüştüğünü belirterek, daha sonra ''Güvenlik ve Garantiler'' başlığı üzerindeki görüşmelere geçildiğini kaydetti.

''Güvenlik ve Garantiler'' başlığının görüşülmesine haftaya da devam edileceğini bildiren Downer, haftaya ayrıca, müzakerelerde ilk ele alınan ana başlık olan ''Yönetim ve Güç Paylaşımı'' başlığı altındaki vatandaşlık, göç ve sığınma konusunun da gündeme geleceğini söyledi.

Görüşmede Yeşilırmak konunun da değerlendirildiğini ifade eden Downer, bölgede yapılacak yol konusunda Avrupa Birliği'nin (AB) finansman sağlayacağını belirtti.

Bu arada, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'a, görüşme için makamından ayrılmadan önce bir grup genç tarafından zeytin dalı verdi. Gençlerin, ayrıca, Hristofyas'a iletmesi için verdiği zeytin dalı da görüşmede Hristofyas'a verildi.

Liderler 23 Temmuz'da yeniden bir araya gelecek. 30 Temmuz ve 6 Ağustos'ta da bir araya gelecek olan liderler, görüşmelere 3 Eylül'e kadar ara verecek.

11 AYDIR GÖRÜŞÜYORLAR
3 Eylül 2008'de bir araya gelerek müzakerelerin prosedürünü belirleyen ve müzakerelere 11 Eylülde "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığını ele alarak başlayan taraflar, geçen 11 aylık sürede, "Yönetim ve Güç Paylaşımı", "Mülkiyet", "AB ile İlişkiler", "Ekonomi" ve "Toprak" başlıkları üzerinde ilk gözden geçirmeyi tamamladı.

Taraflar, "Güvenlik ve Garantiler" başlığı üzerindeki ilk gözden geçirmeyi tamamlarsa, müzakerelerde birinci tur tamamlanmış olacak.

Türk tarafı, yıl sonundan önce müzakereleri tamamlayıp yıl sonu veya 2010 başında referanduma gitmeyi hedeflerken, Kıbrıs Rum tarafı, "yıl sonuna kadar çözümün mümkün olmadığını, Türkiye ve KKTC tutum değiştirirse çözüme ulaşılabileceğini" savunuyor.

Taraflar, 3 aşamada yapılması planlanan görüşmelerin ilk aşamasının sonunda bulunuyor. Bu aşamada taraflar pozisyonlarını ortaya koyuyor, Kıbrıs sorunundaki tezlerin karşılıklı sunumu yapılıyor.

İkinci aşamada uzlaşılamayan konuların çözümü için al-ver süreci başlayacak.

Üçüncü aşamadaysa Türkiye ve Yunanistan'ın da yer alacağı bir zirve yapılması öngörülüyor. Geriye kalan uzlaşmazlıkların Birleşmiş Milletlerin de yardımıyla üçüncü aşamada çözümü hedefleniyor. Kıbrıs Rum tarafı müzakerelerde takvime ve hakemliğe karşı çıkıyor.

Abbas Rum iddialarına yanıt verdi

Türkiye'de bulunan Filistin Devlet Başkanı Abbas, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığı ortak basın toplantısında, Kıbrıs Rum kesiminde adayla ilgili Rum tezlerine destek verdiği yönündeki iddialar konusunda, "Böyle bir şey vaki olmamıştır, bu asılsızdır, uydurmadır" dedi.

"Bizim kendimize ait sorunumuz var, üstelik zor ve çetrefilli bir sorun. Bu nedenle bu tür meselelere görüşmelerimizde değinmeyiz" diyen Abbas, "Ancak yöneticiler olarak sık sık bu tür asılsız iftiralara maruz kalıyoruz. Bizler bu duruma alışığız" ifadesini kullandı.

Abbas, bu "iftiralara" örnekler vererek, son olarak, samimi bir arkadaşı olan Tunus'taki El Fetih liderlerinden Faruk Kaddumi'nin, İsrailli bir web sayfasına dayanarak, Filistinlilerin efsanevi lideri Yaser Arafat'ın öldürülmesinde kendisinin de rolü olduğunu iddia ettiğini hatırlattı.

Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'e de bağırdığı ve uygunsuz davrandığı şeklinde iftiralara da maruz kaldığını ekleyen Abbas, "Kesinlikle böyle bir olay olmadı" dedi.

Abbas, İsrail'in 23 Haziran'da yaklaşık 3 yıldır cezaevinde bulunan Filistin Yasama Meclisinin Hamaslı başkanı Aziz Duveyk'i serbest bıraktığının hatırlatılması ve Duveyk'in görevine dönüp dönemeyeceğinin sorulması üzerine de, "Biz kendisinin bir an önce serbest bırakılması için bütün temaslarımızda konuyu gündeme getiriyorduk. Şimdi serbest bırakıldı ve görevine dönmesini ifade ettim, dönmesinde sorun yok" diye konuştu.

"Yol haritasına bağlıyız"

Filistin lideri Abbas, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığı görüşmede, İsrail ile Filistin arasındaki barış çabalarını ele aldıklarını, Filistin tarafı olarak uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiklerini ve barışla ilgili yol haritasına bağlı olduklarını ifade etti.

Elçilik masrafları Türkiye'den

Abbas, bugün Cumhurbaşkanı Gül ile birlikte Filistin'in Ankara Büyükelçiliği'nin yeni binasının açılışını yapacaklarını söyleyerek, büyükelçiliğin bütün masraflarının Türkiye tarafından karşılandığını ve bundan dolayı Cumhurbaşkanı Gül'e ve Türkiye'ye tüm Filistin halkı adına teşekkür ettiklerini kaydetti.

Filistin lideri Abbas, bir temennisini aktarmak istediğini de belirterek, ileride bir gün Filistin devleti kurulunca başkenti olacak Doğu Kudüs'te açılacak Türkiye Büyükelçiliğinin açılışını da Cumhurbaşkanı Gül ile birlikte yapmak istediğini kaydetti.

"İsrail yükümlülüklerini yerine getirmiyor"

Görüşmelerde barış çabalarını ele aldıklarını ifade eden Abbas, uluslararası anlaşmalardan doğan bütün yükümlülüklerine ve yol haritasına bağlı olduklarını ve bunları yerine getirmeye çalıştıklarını, ancak İsrail'in bu yükümlülükleri yerine getirmekten kaçınarak, barış planı bağlamındaki iki devletli çözüm ve yeni yerleşim yerlerinin dondurulması hükümlerini kabul etmediğini ifade etti.

ABD Başkanı Barack Obama'nın da bu konulardaki tavrının aynı olduğunu söyleyen Abbas, anlaşmalara uyulması yönündeki hususu da Gül ile görüşmelerinde dile getirdiklerini kaydetti.

Gül'den destek

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Orta Doğu'da gerçek barış sağlanabilmesi için iki bağımsız devletin yan yana yaşaması ve başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devleti'nin kurulması gerekli. Bu doğrultuda Sayın Abbas ve arkadaşlarının çalışmalarını Türkiye olarak destekliyoruz. Yerleşim yerleri, arazi istimlakleri, Doğu Kudüs'ün statüsünü değiştirmeye yönelik çabalar ve tahliye uygulamaları barış sürecini zorlaştırıyor. Gazze Şeridi'nde yaşanan insanlık dramının sona ermesi ve insani yardımların bölgeye ulaşması, yeniden inşa için ablukanın derhal kaldırılması gerekir. Ümit ederiz ki, şu anda hakim olan iyimser hava boşa gitmez, herkes barışın gerçekleşmesi için uğraşır. Türkiye de bu yolda elinden geleni yapacaktır" diye konuştu.

Abbas Davutoğlu ile görüştü

Abbas, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nu Dışişleri Bakanlığı'ndaki makamında ziyaret etti.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün davetlisi olarak Ankara'da bulunan Filistin Devlet Başkanı Abbas'ı, bakanlığa gelişinde Dışişleri Bakanı Davutoğlu kapıda karşıladı. Basın mensuplarının görüntü almasına izin verilen ziyarette basına açıklama yapılmadı.

CNN TURK 17/07/09

Talat ve Hristofyas hangi konuları görüştü?

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, uluslararası anlaşma olan Garanti ve İttifak Anlaşmalarının değişmesinin, bütün tarafların onayını gerektirdiğini söyledi.

Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile görüşmesinden sonra cumhurbaşkanlığına dönüşünde yaptığı açıklamada, "Güvenlik ve Garantiler" konusunu görüşmeye devam ettiklerini belirtti.

Geçen hafta karşılıklı olarak sundukları görüşlere ilişkin cevap verdiklerini ve "bir miktar tartıştıklarını" kaydeden Talat, konuya gelecek hafta devam edeceklerini söyledi.

Göç, vatandaşlık ve sığınma hakları


Talat, gelecek hafta ayrıca "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığı altında "göç", "vatandaşlık" ve "sığınma hakları" konusunu görüşeceklerini, bunun da tamamlanmasıyla görüşmelerin birinci safhasının tamamlanmış olacağını bildirdi.

Talat, "Gelecek hafta 'Güvenlik ve Garantiler'e devam edeceğiz. Arkasından 'Yönetim ve Güç Paylaşımı' başlığına geçeceğiz ve bu başlık altında daha önce görüşmediğimiz 'Göç', 'Vatandaşlık' ve 'Sığınma Hakları'nı ele alacağız" dedi.

Birinci safhanın tamamlanmasının ardından "Yönetim ve Güç Paylaşımı"nın ikinci safhasına devam edileceğini belirten Talat, gazetecilerin sorusu üzerine, "Bağımsız Genç Kıbrıslılar Örgütü"nün Hristofyas'a verilmek üzere kendisine verdiği çiçeği yerine ulaştırdığını söyledi.

Garantiler


KKTC Cumhurbaşkanı, "Garantilerle ilgili duruşları birbirinden çok farklı olan tarafların nasıl bir orta yol bulacağına" ilişkin bir soruya karşılık, Garanti ve İttifak Anlaşmalarının uluslararası anlaşma olduğuna işaret ederek, bu anlaşmaların nasıl değiştirileceğinin de Uluslararası Anlaşmalar Hukukunda yer aldığını belirtti.

Talat, "Bunun yolu, bütün tarafların onayı gerektirir. Dolayısıyla Kıbrıs Türk tarafının pozisyonu, benim söylediğim pozisyondur (mevcut garantilerin devam etmesi), Rum tarafının pozisyonu da bunun değişmesi yönündedir. Rum tarafının bizi, bunun değişmesi yönünde ikna etmesi lazımdır ki değişebilsin. Aksi halde değişemeyecektir, bu kadar basit" dedi.

Talat, başka bir soruya karşılık da, "müzakerelerin birinci safhasının gelecek hafta, en kötü ihtimalle bir sonraki hafta tamamlanmasını beklediklerini" söyledi.

Bu arada "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığı adı altında "Göç", "Vatandaşlık" ve "Sığınma Hakları" konuları ele alınırken, Türkiye kökenli KKTC vatandaşları konusu da, 11 Eylül 2008'de başlayan müzakere sürecinde ilk kez gündeme gelmiş olacak

CNN TURK 17/07/09

Eski Rum bakan günah çıkardı

Kıbrıs Rum yönetiminin eski Dışişleri Bakanı Nikos Rolandis, Kıbrıs Rum tarafı son 60 yılda sunulan 15 çözüm planından birini kabul etmiş olsaydı, bugünkü durumun çok daha faklı olacağını belirtti.

Rolandis, Alithia gazetesinde yayımlanan ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücünün (UNFİCYP) durumu ele aldığı makalesinde, "bugüne kadar sunulan 15 çözüm planından en azından birini kabul etselerdi, bugün Kıbrıs'taki durumun çok daha farklı olacağı" görüşünü dile getirdi.

Rolandis, BM Barış Gücü'nün, giderlerinin bir bölümü karşılanıyor olsa dahi ilelebet adada tutulamayacağını kaydederek, "Barış güçleri her zaman var olmayacak. Birleri çıkıp da bize gerçeği söylediğinde sinirlenmemeli, söylenenleri şantaj olarak algılamamalıyız. Gerçeği gerektiği zaman kabul etseydik, son 60 yıl içinde bize sunulan 15 inisiyatif/plandan en azından birine olumlu tepki verseydik, (30 Ocak 2008 tarihli makalemde yazdığım gibi, bütün çözüm planlarını biz reddettik) Güzelyurt'u belki sonsuza dek yitirmeyecektik, 250 bin Türk yerleşikle baş başa kalmayacaktık, mallarımıza yasadışı binalar dikmeyeceklerdi, Kıbrıs topraklarında 40 bin Türk askeri kalmayacaktı. Maraş rüyalarımızda değil, kucağımızda olacaktı. Vatanımız da ikiye bölünmüş olmayacaktı" ifadesini kullandı.

Rolandis, Ocak 2008'de yayımlanan makalesinde de, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik olarak sunulan planlarının tümünü Kıbrıs Rum tarafının reddettiğini itiraf etmişti.
 CNN TURK 17/07/09

Kan dökülür

Cumhurbaşkanı Talat, adada bütünlüklü bir anlaşma olmadan Türk
askerinin gitmesi durumunda yaşanacak olanları şu sözlerle özetledi:

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta bütünlüklü bir anlaşma olmadan Türk askerinin adadan çekilmesi durumunda Rum Yönetimi’nin egemenliğini Kuzey’e yayma girişiminde bulunacağını ve yine kan akacağını söyledi.
   20 Temmuz Barış Harekâtı’nın 35’inci yıldönümünde harekat yıllarındaki anılarını paylaşan Talat, görüşme masasında Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesini tartışma konusu yapmadıklarını, ancak kalıcı bir çözüm olması durumunda bu tür görüşmelerin pazarlıklarının yapılabileceğini söyledi.
   KIBRIS TV’de yayınlanan ‘Son Durum’ programına katılan ve Genel Yayın Yönetmenimiz Reşat Akar’ın sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 20 Temmuz’la ilgili anılarını ve yürütülen müzakere sürecine ilişkin görüşlerini açıkladı.
Harekât döneminde yaşadıklarını paylaşan Cumhurbaşkanı Talat, ayrıca Türk askerinin adadaki mevcutiyetinin önemine dikkat çekti ve bütünlüklü bir anlaşma olmadan Türk askerinin adadan çekilmesi durumunda Rum Yönetimi’nin egemenliğini Kuzey’e yayma girişiminde bulunacağını ve yine kan akacağını söyledi.
Talat ayrıca, harekata Türkiye’nin müdahalesi olmaması durumunda “Bugün ne durumda olurduk hayal bile edemeyiz” diyerek,  Garanti ve İttifak anlaşmalarını Rum tarafının iptalini istemesinin gerçekçi olmadığını ve Rum tarafında bu güne kadar yönetime gelenlerin böyle bir istekte bulunmadığını belirtti.

“Feribotla yola çıktık çıkarma gemisiyle geldik”

   Talat, 1974 yılında Ankara’da Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ndeki tahsilini tamamlayıp annesiyle birlikte Kıbrıs’a döneceği sırada 15 Temmuz darbesinin yapıldığını belirterek, günlerce babası ve yakınlarından haber alamadığını ve endişe içinde bir bekleyiş içine girdiklerini söyledi. Ülkeye dönmek üzere uğraş verirken, 20 Temmuz Barış Harekatı’nın başladığı bilgisini aldığını ifade eden Talat, annesiyle birlikte büyük bir heyecan içinde adadan gelecek sonucu beklediklerini kaydetti.
Talat, Barış Harekatı’nın birinci safhasından sonra 1 Ağustos günü adaya geldiklerini söyleyerek, Kıbrıs’a gelişlerini şu şekilde anlattı:
“Mersin’den feribotla Kıbrıs’a geldik ancak Mağusa Limanı’nın Türk kontrolünde olmaması ve Girne Limanı’na da feribotun girememesi nedeniyle feribottan Çıkarma gemisine aktarıldık. Daha sonra gemiyle Girne Kalesi’nin arkasına geldik. Gemiyi karşılayanların arasında babamı gördüm ve kucaklaştım. Daha sonra annemle babamı eve gönderdim ve ben de görevimin başına gittim”

“Yakın savaşa girmedim”

   Talat, Girne Dağları’nda St. Hilarion Kalesi’nin konuşlanmış Kırnı birliğinde göreve basladığını söyleyerek, “Bulunduğum birlik kontrol altına alınmış bir bölge olması nedeniyle yakın savaşa girmedim. Birliğimiz daha sonra Akdeniz köyüne aktarıldı. İkinci harekatın tamamlanmasının ardından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti toprakları ve sınırı belirlenmişti ve ben 1 Eylül’de birliğimden terhis oldum” dedi.

“Burası Kıbrıs Helen Cumhuriyeti”

   Cumhurbaşkanı Talat, o yıllarda çok tehlikeli bir durumun ortaya çıkması nedeniyle ilk darbe sırasında Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale edeceğini düşünüğünü belirterek, şunları söyledi:
“Nikos Samson Devlet Başkanı olmuştu. Rum radyosu, ‘Burası Kıbrıs Helen Cumhuriyeti’ diyordu. Bu yayın, ENOSİS olacak diyordu. Bunun bir şekilde durdurulması gerekirdi. Aksi halde Kıbrıs elden gidecek ve Yunanisan’a bağlanacaktı. Kıbrıslı Türkler’in göç yollarına düşeceği duygularına kapılmıştık. Bu nedenle Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale edeceği ümidi içerisindeydik.”

“Garantör ülkelerin çabası”
Harekâttan sonra yakınları ile birlikte bir barış beklentisi içerisine girdiklerini şu cümlelerle anlattı:
“Birinci Barış Harekât’ının ardından Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Turan Güneş, İngiltere ve Yunanistan’ın Dışişleri Bakanları, garantör ülkeler olarak Cenevre’de bir araya geldiler ve ‘Kıbrıs’ta iki otonom yönetim olduğuna dair’ bir anlaşma yaptılar. Dolayısıyla o günün şartlarında sağlam bir anlaşma yapılmazsa ve Türk ordusu çekilirse, acaba Rumlar yeniden darbe yapar mı düşüncesine girmiştik. Sıcak bir tartışma içerisindeydik. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, o sıralarda federal bir çözümü önermişti. Ancak bu tartışmaların içersinde masaya oturup da bu sorunu çözme iradesi ortaya konamadı.”

“Federal çözüm hedefi halen geçerli”

   Harekâtın arından ortaya konan federal çözüm hedefinin bugün hala geçerliliğini koruduğunu söyleyen Talat, Barış Harekâtı’nın önemine dikkat çekti:
“Kesin olan bir şey var ki 1974 Barış Harekâtı’nın sonuçları, Kıbrıs Sorunu’nun gidişatını tamamen değiştirdi ve bambaşka bir pozisyona soktu. O günlerde ortaya konan federal çözüm hedefi bugün hala geçerliliğini koruyor. O yüzden Barış Harekâtı’nın tarihsel olarak önemi sadece askeri zafer değil, aynı zamanda Kıbrıs Sorunu’nun yapısını değiştiren bir olaydır.”

“Henüz askerin gitmesi pazarlığını yapmıyoruz”

   ‘Görüşme masasında Hristofyas’a çözüm olmadığı sürece Türk askerinin burada kalacağı mesajını veriyor musunuz?’ sorusu üzerine Talat, şunları söyledi:
“Biz Türk askerinin gidip gitmemesi pazarlığını yapmıyoruz. Bizim görüşme masasında yaptığımız, çözümün şartlarını oluşturmak. O şartlar çerçevesinde nasıl bir güvenlik mekanizmasının oluşturulacağını konuşuyoruz. Ancak bütünlüklü bir anlaşmayla ve belli safhalarla sayısal olarak Türk askerinin çekilmesi ve üzerinde mütabakata varılan bir yapının oluşmasıyla bir çözümün sağlanacağını konuşuyoruz. Rum tarafı, böyle bir talebi bize getirmedi. Bu daha ziyade halkına, basına ve yabancı diplomatlara yöneliktir. Bilmeyeni kandırabilirler ya da propaganda yapabilirler.”

“Türk askeri giderse yine kan dökülür”
Cumhurbaşkanı Talat, Türk askerinin adadaki mevcutiyetinin önemine dikkat çekerek, Kıbrıs’ta yeniden kan dökülme ihtimalinin çok yüksek olduğuna vurgu yaptı ve şunları söyledi:
“Bugün Türk askerinin çözüm olmadan adadan çekilmesinin söz konusu değil. Çözüm olmadan Türk askerinin adadan çekilmesi halinde Kıbrıs’ta yeniden kan dökülme ihtimalinin çok yüksek bir olasılık. Böyle bir durumda Kıbrıs Rum tarafının egemenliğini Kuzey’e de yayması anlamına gelir. Kuzey’e egemenliğini yayan Rum tarafı, yeni gerginliklere ve çatışmalara yol açar. Türk ordusunun çekilmesi, kan akmasına yol açar dediğimde şovenizm yapıyorsun diyorlar. Şimdi soruyorum “Türk ordusu çekildiğinde, Rum tarafının Kuzey’e egemenliğini yaymasını engelleyecek olan hangi mekanizma var? Güvenlik Kuvvetleri, Kıbrıs Rum güçleri karşısında elbette ki daha zayıftır. Güvenlik kuvvetleri bunu durdurmak için tabiki direnceketir ama ozaman da kan akacaktır. Bu çok risklidir ve bunu istemek çok yanlıştır.”

“Garantiler, Kıbrıslı Türkler için son derece önemli”

   Hristofyas’ın ‘Türk tarafı bir taktik değişikliği yaparsa aralık ayında da bir çözüm olur’ demecini hatırlatması üzerine Talat:
“Kıbrıslı Türkler, Yunanistan’dan çok çektiler ancak Türkiye’den çekmediler. Türkiye’nin müdahalesi olmasaydı, bugün ne durumda olurduk hayal bile edemeyiz. Garanti ve İttifak anlaşmalarını Rum tarafının iptalini istemesi, gerçekçi olmadığı için bu güne kadar Rum yönetimleri tarafından hiç istemnedi. Denktaş ile Klerides’in yürüttükleri müzakerelerde ‘Güvenlik’ konusunda anlaşmışlardı. Hristofyas’ın gerçekçi olması lazım. Bilmelidir ki, ‘Garantiler’, Kıbrıslı Türkler için son derece önemlidir. Kıbrıslı Türklerin bir birleşik Kıbrıs’ta bir ortaklık kurması, garantilerin devamıyla çok yakından ilgilidir. Aksi halde Kıbrıslı Türkler yeni bir maceraya cesaret edemezler. Verilen demeçlerle kendi halkları üzerinde büyük beklentiler yaratıyorlar bu çok yanlıştır” diye konuştu.

“Çözüm olacak demiyoruz, çözüm istiyoruz”

   Talat, yıl sonuna kadar çözüm olurmu sorusu üzerine ise, “Çözüm olabilir diyoruz ama bu olacaktır anlamına gelmez. Türk tarafı olarak bu yönde isteğimiz var. Biz bu sorunun çözümünü gerçekten istiyoruz. Ama sorunun çözümü sadece bize bağlı değil. Hedefimiz var ama bu tek taraflı olmaz” dedi.

“Bu son şanstır”
Rum gazetecilerin “Talat ile Hristofyas iki eski dost ancak hala uzlaşamıyorlar, o zaman ayrılığı oturup konuşmak da bir başarıdır’ demecinin hatırlatılması üzerine ise, Talat’ın cevabı şu şekilde oldu:
“Gündemimizde böyle bir şey yok. Bazı sağduyulu çevreler ve bazı diplomatlar bu konuda farklı yorumlarda bulunuyor. Ancak bu son şanstır. Türk tarafı olarak Rum tarafıyla üzerinde mutabakata vardığımız, iki kesimli, iki halkın siyasi eşitliğine dayanan yeni bir ortaklık olan federal bir yapıyı öngörüyoruz. Bu tarihi fırsatı çözümle taçlandırabilirsek ne mutlu bize.”

KIBRIS 17/07/09

İLK TURDA SON TANGO

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma müzakereleri çerçevesinde bugün yeniden bir araya gelecek.

Görüşme ara bölgede saat 10.00’da başlayacak. Tarafların bugünkü görüşmede “Güvenlik ve Garantiler” başlığı için geçtiğimiz hafta birbirlerine sundukları açılış konuşmalarına yanıt vermeleri ve söz konusu başlığa devam mı edileceği yoksa başka konuya mı geçileceğine karar vermeleri bekleniyor.

STAR KIBRIS 17/07/09

ORAMS KARARI KASIM’DA

   

Orams Davası 11-12 Kasım 2009 tarihlerinde İngiltere İstinaf Mahkemesi’nde görüşülüyor.

Star Kıbrıs’ın elde ettiği bilgilere göre, sonbaharda gözler İngiltere’nin başkenti Londra’da olacak. Hatırlanacağı üzere, Rum Apostolides’in, KKTC’de yaşayan ve Lapta’da mülk sahibi olan Orams çiftine açmış olan dava ile ilgili İngiliz Yüksek Mahkemesi ATAD’dan görüş istemiş, ATAD’ın dava ile ilgili açıkladığı kararı ise ülkemizde büyük yankı bulmuştu.

İngiltere Yüksek Mahkemesi’nde 2 gün üst üste görüşülecek olan davanın seyri ise merak konusu. ATAD Orams davasıyla ilgili açıladığı görüşünde KKTC’de mülk satın alan yabancı uyrukluları mağdur eden ifadelere yer vermiş ve Rum Mahkemelerinin verdiği kararların diğer AB ülkelerinde de uygulanabileceğini bildirmişti. Ancak ATAD’a başkanlık eden yargıcın Yunan asıllı olması ve Güney Kıbrıs’ta Papadopulos’un lider olduğu dönemde, Rumlara hizmetinden dolayı Makarios 3 nişanı verilmişti. Yaşanan bu gelişmeler, ATAD’ın tarafsızlığına gölge düşürdüğü şeklinde değerlendirilmişti.

STAR KIBRIS 17/07/09

TDP VE DİSİ: BARIŞI DESTEKLİYORUZ

   

Çakıcı: Görüşmelerden anladığımız, kurulacak ortaklık Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı olacak.

Anastasiadis: Birlikte AB üyesi olmanın meyvelerini paylaşmak istiyoruz.
TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, devam eden Kıbrıs müzakerelerinden anladıkları kadarıyla, kurulacak ortaklığın “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin devamı şeklinde olacağını, ancak bazı düzenlemeler yapılacağını belirtti. Nikos Anastasiadis başkanlığındaki Rum ana muhalefet DİSİ partisi heyeti, bu sabah TDP’yi ziyaret etti.

Görüşmeye TDP’den Genel Başkan Mehmet Çakıcı’nın yanı sıra genel sekreter Meltem Onurkan Samani, Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Harmancı ve Dış İlişkiler Sekreteri Sami Dayıoğlu katıldı.

DİSİ heyetindeyse genel başkan Nikos Anastasiadis’in yanı sıra, parti üst düzey yetkilileri Keti Klerides, Kostas Temisteklous, Manolis Hristofides ve Harris Georgiades yer aldı.

İki parti yetkililerinin yaklaşık bir buçuk saat süren görüşmesinden sonra TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ve DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiadis basına açıklama yaptı.

ÇAKICI
TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, iki partinin de barış görüşmelerini desteklediğini ifade ederek, “Çözüm yanlısı partileriz ve çözüm istiyoruz, zaman Kıbrıslıların aleyhine işliyor” dedi.

Çakıcı, çocuklarının birleşik bir Kıbrıs çatısı altında AB üyesi olmasını istediklerini vurguladı.

Çakıcı, iki partinin vizyonunun aynı olduğunu ifade ederek, iki kurucu devlete dayalı, iki toplumlu, iki kesimli siyasi eşitliğe dayalı, tek egemenliği ve tek vatandaşlığı bulunan federal bir Kıbrıs istediklerini söyledi.

“Görüşmelerden anladığımız kadarıyla ortaya çıkan yapı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı olacak. Yeni bir başlangıç olmayacak” diyen Çakıcı, böylece, BM’ye yeni bir devlet başvurusu yapılmayacağı görüşünü belirtti.

Mehmet Çakıcı, yeni bir başvuruyla garanti haklarının ortadan kalkacağını savunarak, garantör devletlerin de bu nedenle yeni bir başvurudan yana olmadıklarını kaydetti.
Çakıcı, anladıkları kadarıyla kurulacak ortaklığın “1960 Cumhuriyeti”nin tam aynısı olmayacağını ve yeni düzenlemeler yapılacağını söyledi.

Önümüzdeki dönemde taraflar arasında al-ver sürecinin başlayacağına işaret eden Mehmet Çakıcı, bunun “al ve kaç” olmaması gerektiğini vurgulayarak, “önemli bir dönem ayrılık mı çözüm mü olacağını göreceğiz” dedi.

Herkesin çözümü desteklediğini söyleyen Çakıcı, ancak önemli olanın çözümü destekler görünmek değil, gerçekten desteklemek olduğunu kaydetti.
TDP Genel Başkanı Çakıcı, iki parti arasında bir komite oluşturulacağını ve görüş alışverişinde bulunacaklarını da söyledi.

ANASTASİADİS
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ise konuşmasında, “en ilginç temaslarından birini yaptıklarını” kaydederek, “Çok yapıcı bir görüşme oldu. Ortak bir zemin ve vizyonumuz var” dedi.

Anastasiadis, “kurulacak ortaklığın 1960 Cumhuriyeti’nin devamı olacağı” görüşünü savunarak, iki kurucu devlete dayalı, iki kesimli, iki toplumlu, siyasi eşitlik üzerine kurulmuş bir çözüm istediklerini öne sürdü.

Türkiye’nin çözüme yardım etmek için “kritik” bir rolü bulunduğunu söyleyen Anastasiadis, birleşik Kıbrıs altında AB üyesi olmanın meyvelerini paylaşmak istediklerini savundu.

DİSİ Başkanı Anastasiadis, iki toplum arasında güven yaratmanın önemine de işaret etti.

Anastasiadis, yeni nesillerin geleceğini garanti altına almak istediklerini de belirtti.

STAR KIBRIS 17/07/09

‘LİDERLER NEW YORK’TA BULUŞSUN’

   

Genel Sekreter Ban yeni bir buluşma peşinde.


İngilizlerin, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la Eylül ayında New York’taki BM Merkezi’nde görüşmesi konusunu gündeme getirdiği bildirildi.


Fileleftheros haberi “Üst Düzeyde Müdahale İstiyorlar – Prosedürün İhraç Edilmesi İstemi – İngilizlerin, Genel Sekreter’in Talat ve Hristofyas’ı New York’a Çağırması Talebi” başlığıyla manşete çeken gazete, edindiği bilgilere dayanarak İngiliz talebinin, Pazartesi günü, Ban Ki Moon’un Güvenlik Konseyi üyelerine verdiği ve Kıbrıs sorununun ele alındığı yemek sırasında gündeme getirildiğini yazdı.


Habere göre yemek sırasında İngiliz Daimi Temsilci, “Kıbrıs sorununun çözümü için önümüzde kaçırılmaması gereken bir fırsat var” diyerek Genel Sekreter’den; Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ı, Eylül ayında yapılacak BM Genel Kurulu çerçevesinde davet ederek görüşmesini istedi.


Türk Daimi Temsilci’nin, İngiliz Daimi Temsilci’nin söylediklerine katıldığı yolunda bilgi aldığını yazan gazete, Genel Sekreter’in; şimdilik, Talat ve Hristofyas’ı BM Merkezi’ne davet etmeyi planlamadığını söylemekle yetindiğini kaydetti.


Gazete, gerek Rusya gerek Fransa daimi temsilcilerinin, İngilizlerin bu fikrine karşı çıktıklarını ve prosedürün Kıbrıslıların elinde kalması gerektiği, böyle bir hareketin, taraflara baskı olarak algılanabileceği görüşünü ortaya koyduklarını belirtti.
Okurlarına, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’ın önceki gün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la görüştüğünü de yazan gazete, Downer’ın daha sonra BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi 5 ülkenin Güney Kıbrıs’taki büyükelçileri ile yemekte bir araya geldiğini kaydetti.


Habere göre ev sahipliğini Fransa Büyükelçisi’nin yaptığı yemekte Kıbrıs doğrudan müzakerelerinin gidişatı gözden geçirildi ve bundan sonra atılacak adımlar ele alındı.

STAR KIBRIS 17/07/09

Hristofyas: 'Amaç birleşik, bağımsız Kıbrıs'

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, “amaçlarının; birleşik, bağımsız ve toprak bütünlüğünü güvence altında olan bir Kıbrıs yaratmak olduğunu” söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bugün gerçekleştirdiği 37’nci görüşmenin ardından Rum Başkanlık Sarayı’na dönüşünde yaptığı açıklamada Hristofyas, “halkın” iki toplumlu ve iki kesimli federasyondan, insan haklarından ve özgürlüklerden istifade etmesinin güvence altına alınmasını hedeflediklerini söyledi.
 
Hristofyas, Talat ile yapacağı bir sonraki görüşmede “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altında vatandaşlık, göçmenler ve yabancı uyruklular konusunu görüşeceklerini kaydetti.
 
Bugünkü görüşmede güvenlik konusunu tartıştıklarını belirten Hristofyas, iki tarafın konuyla ilgili görüşlerinin ortaya konulduğunu ifade etti.

KIBRIS POSTASI 17/07/09

Talat'tan Hristofyas'a zeytin dallarından oluşan buket

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat zeytin dallarından oluşan ve üzerinde İngilizce, Rumca ve Türkçe “Barış” yazan buketi Hristofyas’a armağan etti.

Talat “Bağımsız Genç Kıbrıslılar” adlı örgütün bugün kendisine verdiği ve Hristofyas’a armağan etmesini istedikleri zeytin dallarından oluşan buketi Hristofyas'a verdi. 

Hristofyas da, gençlere bu armağanlarından ötürü teşekkürlerini sundu ve Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi için vermiş oldukları mücadeleden dolayı gençleri tebrik etti.
 
Hristofyas, bugünkü görüşmede Cumhurbaşkanı Talat’a, “her iki tarafın da aynı şeyi, yani bu çocuklarla birlikte ortak mücadele verdiklerini hissetmesini ümit ettiğini” söylediğini de belirtti.

KIBRIS POSTASI 17/07/09

Ronaldis: Sunulan planlardan en az birini kabul etseydik durum değişirdi

Kıbrıs Rum yönetiminin eski Dışişleri Bakanı Nikos Rolandis, Kıbrıs Rum tarafı son 60 yılda sunulan 15 çözüm planından birini kabul etmiş olsaydı, bugünkü durumun çok daha faklı olacağını belirtti.

Rolandis, Alithia gazetesinde yayımlanan ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücünün (UNFİCYP) durumu ele aldığı makalesinde, "bugüne kadar sunulan 15 çözüm planından en azından birini kabul etselerdi, bugün Kıbrıs'taki durumun çok daha farklı olacağı" görüşünü dile getirdi.
Rolandis, BM Barış Gücünün, giderlerinin bir bölümü karşılanıyor olsa dahi ilelebet adada tutulamayacağını kaydederek, makalesini şöyle sürdürdü:

"Barış güçleri her zaman var olmayacak. Birleri çıkıp da bize gerçeği söylediğinde sinirlenmemeli, söylenenleri şantaj olarak algılamamalıyız. Gerçeği gerektiği zaman kabul etseydik, son 60 yıl içinde bize sunulan 15 inisiyatif/plandan en azından birine olumlu tepki verseydik, (30 Ocak 2008 tarihli makalemde yazdığım gibi, bütün çözüm planlarını biz reddettik) Güzelyurt'u belki sonsuza dek yitirmeyecektik, 250 bin Türk yerleşikle baş başa kalmayacaktık, mallarımıza yasadışı binalar dikmeyeceklerdi, Kıbrıs topraklarında 40 bin Türk askeri kalmayacaktı.

Maraş rüyalarımızda değil, kucağımızda olacaktı. Vatanımız da ikiye bölünmüş olmayacaktı."

Rolandis, Ocak 2008'de yayımlanan makalesinde de, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik olarak sunulan planlarının tümünü Kıbrıs Rum tarafının reddettiğini itiraf etmişti.

A.A 

KIBRIS POSTASI 17/07/09

 

Talat: Garantiler için tüm taraflar müdahil olmalı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, uluslar arası anlaşma olan Garanti ve İttifak Anlaşmaları’nın değişmesinin, bütün tarafların onayını gerektirdiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ile görüşmesinden sonra Cumhurbaşkanlığına dönüşünde yaptığı açıklamada, bugün “Güvenlik ve Garantiler” konusunu görüşmeye devam ettiklerini söyledi.

Geçen hafta karşılıklı olarak sundukları kağıtlara ilişkin cevapları verip görüştüklerini anlatan Talat, konuya gelecek hafta devam edeceklerini belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, gelecek hafta ayrıca “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altında “göç”, “vatandaşlık” ve “sığınma hakları” konusunu görüşeceklerini ve bunun da tamamlanmasıyla görüşmelerin birinci safhasının tamamlanmış olacağını söyledi.

Talat, “Gelecek hafta ‘Güvenlik ve Garantilere’ devam edeceğiz. Arkasından ‘Yönetim ve Güç Paylaşımı’na geçeceğiz ve bu başlık altında daha önce ele almadığımız ‘Göç’, ‘Vatandaşlık’ ve ‘Sığınma Hakları’nı ele alacağız” dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, birinci safhanın tamamlanmasının ardından Yönetim ve Güç Paylaşımı’nın ikinci safhasına devam edileceğini belirtti.

Talat, gazetecilerin sorusu üzerine, Bağımsız Genç Kıbrıslılar Örgütü’nün Hristofyas’a verilmek üzere kendisine verdiği çiçeği yerine ulaştırdığını söyledi.

KIBRIS POSTASI 17/07/09

Downer: Güvenliğe devam

Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde liderler, “Güvenlik” başlığına gelecek hafta da devam edecek.Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, bugün, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma müzakereleri çerçevesinde yaklaşık iki buçuk saat görüştü.

Son haftalarda genelde bir saati aşkın bir süre baş başa görüşen liderlerin, bugün, heyetlerden ayrı yaptığı görüşme 5-10 dakikayı geçmedi.

Liderlerle, BM diplomatlarının görüşmeden çıkarken neşeli oldukları gözlemlenirken, görüşmeye ev sahipliği yapan BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer görüşmeden sonra kısa bir açıklama yaptı.

Liderlerin bugün yaklaşık 2 buçuk saat görüştüklerini belirten Downer, görüşmede “Güvenlik” konusunun ele alındığını, “liderlerin bu süre içerisinde sadece 5 veya 10 dakika baş başa görüştüklerini” söyledi.

Liderlerin gelecek hafta “Güvenlik” konusunu görüşmeye devam edeceklerini söyleyen Downer, ilk okuma çerçevesinde “Yönetim ve Güç Paylaşımı” konusunun da ele alınacağını, bu başlık altında yabancılar, göç, iltica ve vatandaşlık konularının görüşüleceğini söyledi.

Downer, liderlerin Yeşilırmak Kapısı’ndaki çalışmaların teknik yönünü de ele aldıklarını belirterek, AB’nin, yolun inşaat çalışmalarının finansmanını karşılayacağını ve ilk etapta yolun planlamasıyla ilgili finansmanın gerçekleştirileceğini söyledi.

Alexander Downer, bir soru üzerine, Hristofyas’ın personelinin taşıdığı zeytin dallarının, Kıbrıslı Türk gençler tarafından bugün Cumhurbaşkanı Talat’a sunulan ve Hristofyas’a da iletilmesi istenen zeytin dalları olduğunu kaydederek, zeytin dallarının üzerine Türkçe, Rumca ve İngilizce olmak üzere 3 dilde barış yazısının yer aldığını söyledi.

Bu arada, genelde görüşmeyi izleyen basın mensuplarına sadece sıcak içecekler ve su sağlayan  BM Barış Gücü askerleri, bu sabah, görüşmeye gelen gazetecilere sandviç ikram etti. BM askerleri, sandviçleri ikram ederken, “Sakın alışmayın çünkü bu bir defalık bir ikramdı” şeklinde espri yaptı.

KIBRIS POSTASI 17/07/09

 

"Kıbrıs'taki müzakereler son şans"

CNN TURK 18/07/09

 

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kıbrıs'taki statükonun bu şekilde devam etmesini istemediklerini söyleyerek, "Bir şekilde ya karşılıklı müzakerelerle bu statüko değişir ya da alternatif yolları hep beraber düşünmek zorunda kalırız" diye konuştu.

Bir televizyon kanalında gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Bakan Davutoğlu, Kıbrıs sorunu ve müzakerelerin gidişatına ilişkin görüşlerinin sorulmasına karşılık, "Kıbrıs konusunda Türkiye'nin gösterdiği çaba anlamında alnı açıktır. Hem çıkarlarımızı korumaya gayret ettik, hem de aynı zamanda evrensel bir yaklaşımla uzlaşmayı, ahde vefayı öne çıkaran taraf Türkiye oldu. Kıbrıs konusunda verdiğimiz sözleri hiçbir zaman reddetmedik" dedi.

Müzakerelerin yürümesine rağmen bazen Rum yönetiminin pozisyonlarına bakınca, Rumların "gerçekten barışın mı, yoksa taktik manevralarla adada kendi istedikleri bir çözümü adım adım gerçekleştirmenin mi peşinde olduğundan" emin olunmadığını belirten Davutoğlu, çözüm için ısrarla tarih veren tarafın Türk tarafı olduğunu, buna karşılık zamana bakılması gerektiğini söyleyen tarafın Rumlar olduğunu hatırlattı.

Bakan Davutoğlu, bundan sonraki süreçte KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile daha yakın ve sıkı aralarla görüşmeyi kararlaştırdıklarını ifade ederek şunları kaydetti:

"Ya statik bir barış gerçekleşir, ki biz onun peşindeyiz, bu barıştan kastettiğimiz temel parametreleri Annan planıyla çizilmiş olan iki kesimlilik, iki kurucu devlet ve siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye'nin etkin garantörlüğüne dayalı bir barış. Bunun dışındaki alanlar müzakereye açıktır.

Bu yapıda bir barış ya da eğer bu olmazsa, taktik manevralarla karşılıklı bir manevra alan mücadelesine girmek... Bu istenilen bir şey değil, parça çözümlerle sonuca ulaşmak kolay değil. Ama biz her ne şekilde olursa olsun Kıbrıs'taki statükonun bu şekilde sürmesi taraftarı değiliz.

Bu şekilde bu müzakerelerin son şans olduğunun herkes tarafından algılanması lazım. Kıbrıs Türklerinin sanki büyük bir insanlık suçu işlemiş gibi bu izolasyonlarla yaşaması mümkün olamaz. İngilizce bir tabir vardır, 'Enough is enough' diye. Türkiye'nin bütün bu çabalarının AB tarafından görülmesi ve uluslararası aktörlerin bu birkaç ay içinde etkin şekilde ağırlığını koyması lazım."

Davutoğlu, bu yıl sonuna kadar çözüm olmaması durumunda ne olacağının sorulması üzerine de, "Biz olması için çaba sarf edeceğiz, ama artık KKTC üzerinde uygulanan bu haksız ambargoların sürmesi mümkün değildir. Bir şekilde ya karşılıklı müzakerelerle bu statüko değişir ve Doğu Akdeniz'de barış ve güvenlik alanını beraber kurarız, bu anlamda Türkiye'nin AB süreci önündeki engelleri de kaldırırız. Ya da alternatif yolları hep beraber düşünmek zorunda kalırız" diye konuştu.

Türkiye-AB ilişkileri


Türkiye-AB ilişkilerinde gelinen son noktanın ne olduğunun sorulması üzerine de Davutoğlu, bu konuya yöntem olarak nasıl yaklaşıldığının önemli olduğunu, genel olarak AB ve Türkiye'nin statik olduğu yönünde bir yaklaşım bulunduğunu söyleyerek, "Aslında bu böyle değil, Türkiye-AB ilişkileri iki dinamik entitenin ilişkisidir. Yani bir taraftan müzakere yürütürken, dünya değişiyor ve Türkiye-AB ilişkilerinin karakteri de buna paralel olarak değişiyor" dedi.

Davutoğlu, bu nedenle AB'nin değişim sürecinin doğru kavranması gerektiğini belirterek, katılım süreci çerçevesinde iki tarafın da birbirini etkilediğini kaydetti.

Türkiye'nin AB'den beklentisinin diğer aday ülkelerle eşit muamele olduğunu ve bunu istemeye de hakları bulunduğunu söyleyen Davutoğlu, Türkiye'nin hiçbir zeminde kendine kategori koymadığını belirterek, "Yani AB'de sorun olduğu için Ortadoğu'ya yönelmiş değiliz, Ortadoğu'da, Kafkaslar'da yine aktiftik. Her an her yerde olayları takip eden bir Türkiye" diye konuştu.

Bakan Davutoğlu, AB ile ilişkilere yeni bir ivme kazandırmaya çalıştıklarını ifade ederek, bakan olarak göreve gelmesiyle birlikte ilk ve öncelikli olarak bu konuya eğilmeyi tercih ettiğini bildirdi.

Türkiye-AB ilişkilerinin 4 ana ekseni bulunduğunu belirten Davutoğlu, bunları iç boyut ve Türkiye'nin içinden geçmekte olduğu restorasyon süreci, daha çok teknik bir kurum olan AB Komisyonuyla yürütülen ilişkiler, dönem başkanlıklarıyla ilişkiler ve siyasi bir organ olan AB Konseyiyle ilişkiler olarak sıraladı.

AB Komisyonu ve dönem başkanlıklarıyla iyi ilişkiler içinde bulunulduğunu söyleyen Davutoğlu, "gelecek dönemin ümitvar olduğunu, çünkü ardı ardına İsveç, İspanya ve Belçika'nın dönem başkanı olacaklarını" hatırlattı.

Korfu'da bu üç ülkenin bakanlarıyla bir araya geldiğini ifade eden Davutoğlu, 6 aylık dönem başkanlığı süresinin kısa olması nedeniyle artık yıllık planlar yapmaya karar verdiklerini kaydetti.

Davutoğlu, bu yıllık program uygulamasını adalet ve içişleri bakanlıklarına da yaydıklarını belirtti.

Davutoğlu, AB Konseyi'nin siyasal bir zemin olduğunu hatırlatarak, konsey içinde Fransa ve Avusturya gibi, Türkiye'nin üyeliğine açık şekilde karşı çıkan ya da Rum kesimi gibi ilişkisi bile bulunmayan, düşman olarak gören aktörler bulunduğuna işaret etti.

"AB Komisyonuyla oturup konuşabiliyoruz, ama AB Konseyi ya da Avrupa Parlamentosunda biz yokuz" diyen Davutoğlu, "Bu nedenle ne yapılırsa yapılsın, bazı engellemelerle karşılaşılabildiğini" kaydetti.

Clinton'ın Türkiye kategorisi


ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın, yaptığı bir açıklamada Türkiye'yi Çin, Hindistan, Brezilya gibi ülkelerle birlikte önemli ve yükselen küresel güçler kategorisine soktuğunun hatırlatılması üzerine Davutoğlu, bir ülkenin hangi kategori içinde yer aldığının önemli olduğunu söyleyerek, çünkü ülke kategorilerinin değişen uluslararası konjonktüre paralel olarak tekrar tekrar ele alındığını ve hangi kategori içinde yer alındığının bu açıdan önemli olduğunu belirtti.

Davutoğlu, Soğuk Savaş döneminde herkesin zihnindeki dünyanın 4 kategoriye ayrıldığını hatırlatarak, bunların süper, büyük, bölgesel ve küçük güçler olarak sıralandığını kaydetti.

Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla bu kategorilerin de yok olduğunu söyleyen Davutoğlu, tarihin ünlü tarihçi Fukuyama'nın dediği gibi son bulmadığını, aksine ivme kazandığını bildirdi.

Clinton'ın Türkiye ile aynı kategori içinde saydığı ülkelere bakılınca bunların ölçek ya da nüfus ve toprak büyüklüğü olarak Türkiye'den büyük olduğuna işaret eden Davutoğlu, mesela Çin, Brezilya ve Hindistan'ın böyle olduğunu, bu ülkelerin yükselen güç olmasının beklenen bir şey olduğunu söyledi.

"Bu ülkelerin hepsi zaten potansiyel olarak yükselen güç olmaya adaydı" diyen Davutoğlu, Türkiye'nin bu ülkelerle yarışır hale gelmesinde üç etkenin rol oynadığını, bunların da Türkiye'nin coğrafyası, tarihi ve siyasi irade olduğunu kaydetti.

Davutoğlu, Türkiye'nin coğrafyasının hem risk ürettiğini, hem de iyi kullanılırsa büyük potansiyel taşıdığını belirterek, "Coğrafyanızı siz Irak gibi ya yayarak yapmaya kalkarsınız ya da hiç kimseye savaş ilan etmezsiniz ama coğrafyanızı genişletirsiniz. Coğrafyayı genişletmek, illa savaşarak yayılmacı politika takip etmek değil, barışçıl, ekonomik, kültürel araçlarla, diplomasi ile etki alanınızı genişletmek demektir. Batılı bakınca artık sadece Türkiye'yi değil, Türkiye'nin 'hinterland'ını da görüyor" dedi.

Türkiye'nin tarihi birikiminin de çok güçlü olduğunu söyleyen Davutoğlu, "Tarihi alışverişi olumlu yönde kullanırsanız tarihiniz size yük olmaktan çıkar, değer haline dönüşür" ifadesini kullandı.

Bakan Davutoğlu, Türkiye'nin 2000'li yıllarda özgüven kazandığını söyleyerek, Türkiye'nin çevresiyle bütünleştiğini, ayrıca BM Güvenlik Konseyi üyeliği, Medeniyetler İttifakı, İKT Genel Sekreterliği gibi gelişmelerle küresel iddialar taşıdığını da kaydetti.

"Komşu ülkelerle ilişkilerde sıfır problem"


Dışişleri Bakanı Davutoğlu, komşu ülkelerle ilişkilerde "sıfır problem" konusunda ciddi ilerleme kaydedildiğini, "sıfır problem" konusunun idealizmden çıkarak gerçeğe dönüştüğünün görülmesiyle birlikte, bunun bölgesel bir norm olmaya başladığını bildirdi.

Türkiye'nin kara sınırları ve deniz sınırlarıyla komşuları bulunduğunu, Ukrayna, Rusya, Mısır gibi ülkeleri de Türkiye'nin komşusu olarak gördüklerini belirten Davutoğlu, "Dışişleri Bakanlığını merkez alarak bin kilometre çapında bir daire çizdiğinizde, içine yaklaşık 25 ülke, 3 bin kilometrelik bir daire çizdiğinizde de bu dairenin içine 75 ülke giriyor. Küresel bir güç olan ABD ise bu kadar komşu ve yakın havzaya sahip değil" dedi.

Bu kadar çok ülkeyle komşu olmanın riskleri olduğu gibi avantajlarının da bulunduğunun altını çizen Davutoğlu, komşu ülkelerle maksimum işbirliği çerçevesinde serbest ticaret anlaşmaları yapıldığını ve siyasette yeni bir dil kullandıklarını ifade ederek, "Örneğin Suriye ile Stratejik Konsey kurarken, ilk kez ekonomik işbirliği değil, ekonomik entegrasyon tabirini kullandık. Biz komşularımızla ekonomik entegrasyon istiyoruz" diye konuştu.

Körfez İşbirliği Konseyi ile stratejik diyalog toplantısının geçen hafta içinde İstanbul'da yapıldığını hatırlatan Davutoğlu, bunun bir ülkeyle yapılan ilk toplantı olduğunu ve oraya katılanların, Türkiye'yi "düzen kuran, istikrar üreten" bir ülke olarak gördüklerini söyledi.

Türkiye'nin Güneydoğu Avrupa Platformunun dönem başkanı olduğunu ve bu bölgeye yönelik ziyaretlerine Romanya ile başladığına işaret eden Davutoğlu, "Gelecek hafta Sırbistan'a gideceğim. Daha sonra Karadağ, Makedonya ve Kosova gibi ülkeleri ziyaret edeceğim. Ayrıca Balkan ülkelerinden bazı bakanları biz burada ağırlayacağız" dedi.

Komşu ülkeleri sayarken, dış ticaret bağlamında Kuzey Afrika'nın da Türkiye'nin komşusu sayılması gerektiğini anlatan Davutoğlu, Kazakistan'a da aynı şekilde baktıklarını ifade etti.

"Yeni Osmanlıcılık" tabirini hiçbir zaman kullanmadığını ve kullanmayı doğru görmediğini vurgulayan Davutoğlu, devletler arasında ağabey-kardeş ilişkisi bulunmadığını belirterek, "Biz nasıl kimseden emir almıyorsak, kimseye emir de vermek istemiyoruz. Otururuz birlikte bir dünya kurarız" diye konuştu.

Türkiye ile Suriye ilişkilerinin "etle tırnak" gibi olduğunu ifade eden Davutoğlu, aynı ilişki türünün yakın komşuların yanı sıra yakın havzalarda bulunan ülkeler için de geçerli olması gerektiğini belirtti.

Davutoğlu, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile dün görüştüğünü ve Abbas'ın Kıbrıs Rum basınında çıkan haberlere ilişkin söylentileri kesin bir şekilde yalanladığını kaydederek, "Abbas, ne kapalı kapılar ardında, ne de başka bir yerde bu ifadeleri kullandığını, Türkiye'ye karşı böyle bir tavır içinde olmasının söz konusu olamayacağını bana ikili görüşmelerimizde söyledi" diye konuştu.

Irak-Türkiye ilişkileri

Irak ile Türkiye arasındaki ilişkilerin tarihten bu yana iç içe geçmiş durumda olduğunun altını çizen Davutoğlu, "Soğuk savaş dönemi gibi olduğu için, Saddam Hüseyin döneminde biz Irak'taki durumu fark etmemiştik. Son 7 yıl içinde Irak'ı biz tekrar tekrar keşfettik. Irak'taki tüm etnik ve dini, mezhepsel gruplarla ilişki halindeyiz. Gizli veya açık Irak'taki bütün gruplarla ilişki içinde bulunuyoruz. Bütün gruplarla yakın dostluk ilişkisi içindeki tek ülke Türkiye'dir" dedi.

Irak'ın gelecek 6 ay içinde son 7 yılın belki de en kritik aşamasına geldiğini ifade eden Davutoğlu, Irak'ta Amerikan ordusunun kentlerden çekilmeye başlaması ve kentlerde bir taraftan Irak güvenlik güçleri, diğer taraftan peşmerge gruplarının ellerinde silahlarla yan yana bulunmasının büyük bir güvenlik riski oluşturduğunu söyledi.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Irak'ta geçen yıllarda güvenlik alanında gelişme görülmeye başladığını, ancak son dönemde etnik ve mezhepsel temelli çekişmelerin arttığının gözlemlendiğini bildirdi.

Iraklıların ortak bir değer etrafında buluşması gerektiğinin altını çizen Davutoğlu, "Irak'ın birliği etrafında tüm grupların bir araya gelmesini istiyoruz. Türkiye bunu samimiyetle desteklemektedir. Bizim için Erbil ile Basra arasında bir fark yoktur. Irak politikamız, sadece kuzey Irak'tan gelecek olumlu veya olumsuz bir duruma bağlı değildir, bütün Irak Türkiye'nin ilgi alanındadır" dedi.

Gelecek süreçte terör örgütü PKK konusunda neler olacağının sorulması üzerine Davutoğlu, konuyla ilgili gelecek yıl ocak ayında Irak'ta yapılacak genel seçimlere kadar ciddi çabaları olacağını ifade ederek şöyle dedi:

"Irak'ın bir kez dünya sahnesine dönmesi durumunda, Türkiye ile enerji, ekonomi, güvenlik alanlarında yapacağı olağanüstü işler bulunuyor. Onun için geçen yıl Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Bağdat'a yaptığım ziyarette üst düzey stratejik konsey oluşturuldu.

Bu konseye Irak Başbakanı Maliki ile Türkiye'nin Başbakanı Erdoğan başkanlık edecek, icracı bakanlar da bu konseyde yer alacak. İki hükümet, ortak kabine toplantısı gibi bir toplantı yapacak. Bu da bölgede ilk kez olacak bir durum."

Terör örgütü konusunda Dağlıca baskınıyla başlayan süreçte kriz ortamından artık işbirliği ortamına geçildiğini anlatan Davutoğlu, "Dağlıca saldırısı, uluslararası hukuk anlamında bize her türlü hakkı veren bir saldırıydı" ifadesini kullandı.

Terör örgütünü Irak'ta izole ettiklerini, PKK'nın hedefinin Türkiye'yi kuzey Irak ile karşı karşıya getirmek olduğu belirten Davutoğlu, "Terörle mücadelede sadece teröristle mücadeleyi ele alıyoruz. Kürt kardeşlerimizle bir problem olamaz, içeride zaten olamaz. Bu Türkiye'nin tarihine aykırıdır. Kuzey Irak'ın bütünlüğünü tehdit olarak algılamamız mümkün değil. Orada konuşlanmış bir örgütü tehdit olarak algılıyoruz. Kürt vatandaşlarımızın Türkiye'nin birliği ve bütünlüğü içinde kendilerini tam bir aidiyet hissiyle buraya ait olmalarını hissettirecek bir yaklaşım içindeyiz" dedi.

Nabucco projesi


"Avrasya denkleminde Nabucco'nun merkezi bir önemi var" diyen ve bu boru hattının bölgeler arası bir bağlantı hattı oluşturduğunu ifade eden Davutoğlu, geçen yıl Gürcistan'da meydana gelen olayların Kafkasya denklemini olumsuz etkilediğini, Nabucco'nun ise bunu olumlu yönden gösterdiğini belirtti.

Nabucco'nun, bölgeler arasındaki işbirliğinin Türkiye üzerinden ne kadar kolay gerçekleşebileceğini gösterdiğini söyleyen Dışişleri Bakanı, bütün bu hat üzerindeki ülkeleri birbirine bağlayarak, bir anlamda geçilecek yolu hazır hale getirdiklerini ifade etti ve şunları söyledi:

"Türkiye Doğu-Batı ekseninde gaz hareketinin merkezi haline geldi. Türkiye ile Rusya arasında doğalgaz konusunda bir rekabet olmaz. Aksine iki ülke arasında çok boyutlu stratejik bir işbirliği bulunuyor. Enerji Bakanı ve ben, aynı anda Rusya'daydık. Rusya ziyaretinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptığım görüşmede de bunu teyit ettik."

Türkiye'nin Kafkasya'da yaşayan bütün etnik gruplarla ilişkisi bulunduğunu ve ilkesel olarak hiçbir yerde etnik veya mezhepsel çatışmayı desteklemeyeceğini ifade eden Davutoğlu şunları kaydetti:

"Türkiye, bu çatışmaların azalması taraftarıdır. Yukarı Karabağ'daki Ermeni işgali 17 yıldır devam ediyor. Yukarı Karabağ'daki bu statüko, Türkiye'nin işine yaramadığı gibi, aynı zamanda Türkiye-Ermenistan ve Azerbaycan Ermenistan ilişkilerine de yaramıyor. Ermeniler arasında, Karabağ'da işgalin devam etmesi halinde doğal bir statü kazanacağına inananlar olabilir. Ancak Yukarı Karabağ'da işgal 170 yıl sürse dahi normallik kazanamaz, bu bir işgaldir. Uluslararası hukuk kuralları ihlal edilmiştir."

Davutoğlu, bölgedeki bütün ülkelerin daha uygun bir statüye geçebileceğini, Ermenistan ile ilişkilerin 2003 yılından itibaren başladığını ve son bir yıl içinde Azerbaycan ve Ermenistan devlet başkanlarının 6 kez bir araya geldiğini belirterek, "Bu görüşmelerde Türkiye'nin katkısı önemsenmeli. Bölgedeki nihai hedefimiz, Yukarı Karabağ işgalinin sona ermesi ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi, halkların birbiriyle kaynaşmasıdır" ifadesini kullandı.

Türkiye-ABD ilişkileri

ABD'nin tarihte ilk defa Afro-Avrasya kıtasından uzakta bir küresel güç olarak ortaya çıktığını ve ABD'nin küresel güç olma statüsünü Afro-Avrasya bölgesinde kurduğu irtibatlarla sürdürebileceğini anlatan Davutoğlu, Türkiye'nin Afro-Avrasya'nın tam merkezinde yer aldığını ve bu iki unsurun birbirini tamamladığını belirtti.

ABD Başkanı Barack Obama'nın hem Türkiye'de, hem de Kahire'de kullandığı dilin, Türkiye'nin son yıllarda kullandığı dil olduğunu kaydeden Davutoğlu, "şer ekseni" söyleminden Obama'nın kullandığı söyleme geçişin önemsenmesi gerektiğini söyledi.

ABD ile geçmişe dayalı son derece kurumsal bir ilişki bulunduğunu, hem NATO, hem de ikili ilişkilerde uzun bir geçmişin var olduğunu ifade eden Davutoğlu, "ABD ile son dönemde söylemde ve düşüncede büyük bir paralellik olduğunu görüyoruz. İki ülkenin ortak menfaati, bölgesel ve alt bölgesel düzenlerin kurulma ihtiyacıdır. Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir perspektif görüyoruz" diye konuştu. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, gelecek hafta 9 Afrika ülkesinde göreve başlayacak büyükelçileri açıklayacaklarını sözlerine ekledi.

 

‘Rum tezlerine destek iddiaları uydurma’

Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas, geçen hafta Kıbrıs Rum Kesimi’ne yaptığı ziyaret sırasında “Kıbrıs sorununda Rum tezlerini destekliyoruz” dediği yönündeki iddiaları yalanladı

Çankaya Köşkü’nde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığı görüşmenin ardından konuşan Abbas, “Böyle bir şey olmadı. Bu asılsız bir uydurmadır. Bizim zaten kendimize ait sorunlarımız var. Bu nedenle bu tür meselelere görüşmelerimizde değinmeyiz. Ancak yöneticiler olarak sık sık bu tür asılsız iftiralara maruz kalıyoruz. Bu duruma alışığız” dedi.
Filistin’in Ankara Büyükelçiliği yeni binasının açılışını da yapan Abbas,  “Türkiye büyükelçiliğini Filistin’in başkenti olacak Doğu Kudüs’te açacağız” dedi.

MILLIYET 18/07/09

 

Türk askeri çekilirse kan dökülür

 

Sefa Karahasan MILLIYET 18/07/09

 

6 yıl önce Türk askerinin adadaki varlığını haksız bulan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün askerin çözüm olmadan Kıbrıs’tan çekilmesi halinde kan döküleceğini söyledi

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türk askerinin çözüm olmadan Kıbrıs’tan çekilmesi halinde kan dökülme ihtimalinin çok yüksek olduğunu söyledi. Türk askerinin adadaki mevcudiyetine dikkat çeken Talat, askerin adadan çekilmesiyle birlikte, Kıbrıs Rum tarafının egemenliğini kuzeye yayabileceğine işaret etti. Talat, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı olduğu dönemde “Türkiye’nin (Türk birliklerinin) adada fazla uzun kaldığını” söylüyordu.
Kıbrıs gazetesine egemenliğini kuzeye de yayan Rum tarafının, yeni gerginliklere ve çatışmalara yol açacağını söyleyen Talat, “Türk ordusunun çekilmesi, kan akmasına yol açar dediğimde ‘şovenizm yapıyorsun’ diyorlar. Şimdi soruyorum ‘Türk ordusu çekildiğinde, Rum tarafının egemenliğini kuzeye yaymasını engelleyecek olan hangi mekanizma var?’ KKTC Güvenlik Kuvvetleri, Kıbrıs Rum güçleri karşısında elbette ki daha zayıf. Güvenlik kuvvetleri bunu durdurmak için direnecektir ama o zaman da kan akacaktır. Bu çok risklidir ve bunu istemek çok yanlıştır” ifadelerini kullandı.
Kıbrıs Türk halkı için garantilerin önemine vurgu yapan KKTC Cumhurbaşkanı, “Türkiye’nin müdahalesi olmasaydı, bugün ne durumda olurduk hayal bile edemeyiz. Hristofyas’ın gerçekçi olması lazım. Bilmelidir ki, garantiler Kıbrıslı Türkler için son derece önemlidir. Kıbrıslı Türklerin birleşik Kıbrıs’ta ortaklık kurması, garantilerin devamıyla çok yakından ilgilidir. Aksi halde Kıbrıslı Türkler yeni bir maceraya cesaret edemezler” diye konuştu. 

‘Hukuka aykırı’ diyordu
Talat, henüz bir muhalefet lideriyken, 25 Eylül 2001’de yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin bizi kurtardığını söyleyebilirsiniz, ancak Kıbrıs’ta yeterinden fazla kalmıştır” demişti. 19 Eylül 2003’te de, “Türkiye’nin Kıbrıs’taki varlığı uluslararası hukuka aykırıdır. Türkiye uluslararası hukuk açısından Kıbrıs’ta haksızdır”  ifadesini kullanmıştı.

 

Olive branches extended at talks
By Stefanos Evripidou

THE TWO leaders will begin discussion on the “very significant” issues of aliens, immigration, asylum and citizenship next week, said President Demetris Christofias yesterday after meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

The two leaders met for two and half hours yesterday at the UN-controlled Nicosia Airport where they responded to each other’s earlier positions on security issues and international guarantees.

Asked to comment on the fact both leaders’ were seen holding a bouquet of olive branches with the word “peace” written in Turkish, Greek and English on them, The UN’s Special Adviser to Cyprus, Alexander Downer, said a group of Turkish Cypriot children gave the bouquets to Talat, who handed one of them over to Christofias.

“This, of course, is in the context of the time and the context of the commemorations and anniversaries that are taking place at the moment,” said Downer.

Christofias thanked the group of young Turkish Cypriots who offered Talat the two bouquets of olive branches on his way to the talks.

“I thank and congratulate these young people, who consider themselves peace activists working for the reunification of Cyprus and I told Talat that I hope we both share the same feelings,” said Christofias.

Speaking of the meeting, Christofias said the two agreed to continue the discussion next week as well as return to issues of governance and power-sharing where they will discuss for the first time the “very significant” issues of aliens, immigration, asylum and citizenship.

He clarified that the issue of security will probably finish next week while discussion on the new aspects of governance and power-sharing will begin. “This issue for us is very significant,” he said, referring to next week’s topics for discussion.

Completion of the latter topic will also signal the end of the first round of talks, often referred to as the “first reading” of the main chapters by the two leaders, which will be followed by a second more in-depth reading of disputed issues and a final round of likely horse-trading.

Asked to comment on the Turkish position that the issue of guarantees in a future settlement is non-negotiable, the president said: “I do not agree with the view that one or the other side should talk about red lines - as long as negotiations continue - as a matter of principle. By this I mean that the Turkish side cannot legitimately talk about non-negotiable issues.”

Christofias said his aim through the talks was “to create a Cyprus which will be truly independent, united, that will secure its territorial integrity and sovereignty” and all of whose people will enjoy all freedoms and human rights in conditions of peace.

On Talat’s return from the talks, the Turkish Cypriot leader was reported saying that the Greek Cypriot side had to convince Turkish Cypriots about any changes they wish to make to the guarantee status, or else there won’t be any changes.

Downer, said the two leaders also had a brief discussion on “the mechanics of the Limnitis agreement” and the opening of the crossing.

“The European Union is now ready to fund the preliminary study for the construction of the entire portion of the road inside and outside of the buffer zone,” said Downer. The study will assess the cost of the construction and what work has to be done, he added.

Cyprus mail 18/07/09

 

Turkey ‘stirring up the water’ on oil exploration
By Stefanos Evripidou

THE TURKISH government has given the thumbs up to the state-owned Turkish Petroleum Corporation (TPAO) to explore for oil in the contested area of the eastern Mediterranean, off the coast of Cyprus.

According to Turkey’s English-language news site Today’s Zaman, a governmental decree authorising the TPAO to explore for oil beyond Turkish territorial waters went into effect last Thursday after publication in the Official Gazette.

The decree stipulates that TPAO will launch geological surveys in four separate areas or blocs, comprising more than two million hectares of area in total.

The paper notes that Ankara’s explorations off the coast of Cyprus are “likely to stir up the waters”, adding that it would likely be seen as “a show of its determination to protect its rights and interests in the region when faced with a unilateral Greek Cypriot move vis-à-vis the exploration”.

The Cyprus government launched its first licensing round for hydrocarbons in 11 offshore blocs in deep water locations in 2007. Last November, Cyprus complained to the UN that Turkish warships had repeatedly harassed Norwegian research vessels working for the government off the southern coast of the island over blocs earmarked for exploration. Turkey accused Cyprus of messing with its continental shelf.

Despite Turkey’s evident disapproval, the government announced last month that it would press ahead with offshore oil exploration and open new fields for hydrocarbon research by early next year, signing its first exploration deal with US company Noble Energy.

Turkey has not reacted well to the news, calling the Cypriot government to use “common sense” and not muddle ongoing reunification talks.

According to Zaman, Turkish Foreign Ministry spokesman Burak Özügergin labelled the government’s actions on this issue as “in a word -- adventurous.”

He also referred to Turkey and Turkish Cypriots’ rights and interests in the eastern Mediterranean. “Our intention to protect them is known by everyone,” he was quoted saying.

Asked yesterday to comment on the issue, Christofias said he did not wish to make comments on reports in the Turkish press.

Meanwhile, a Reuters Blog referred to Turkey’s demand to open the much-awaited energy chapter in its EU accession negotiations. Having finally agreed to sign the intergovernmental contract on the €8 billion Nabucco pipeline project, Turkey expects to see a favourable stance on its EU accession path.

However, the Reuters Blog quotes diplomatic sources saying that “Cyprus has refused the opening of the energy chapter due to Turkish-led gas exploration in a part of the Mediterranean Cyprus claims as its own”.

The EU hopes the pipeline will reduce its reliance on Russia for natural gas.

CYPRUS MAIL 18/07/09

Cyprus marks 1974 coup and invasion

POLITICAL leaders and deputies last night attended a commemorative event at the Presidential Palace to mark the 1974 coup and invasion.

The evening kicked off with a 30 minute speech by President Demetris Christofias followed by a musical recital performed by Cypriot artists.

Sporting his usual red tie Christofias welcomed those gathered in the palace grounds to attend the memorial event honouring the events of 1974. On the stage behind him was a flag of Cyprus and the European Union.

As the president launched into his speech, he gave a brief outline of the events of 35 years ago that “destroyed all Cyprus”.

Every so often he had to pause as youths dressed in black t-shirts and holding a black banner donning the words ‘the people don’t forget the fascists or the tanks’ in the back two rows chanted brief anthems and clapped their hands in unison. Some of the more boisterous ones waved flags of Cyprus.

Christofias said today’s youth had to know how and why events led to the coup and invasion and the part foreign nations had played in the “treachery”. He said the “double crime” of the junta and invasion was “two sides of the same conspiracy”.

The president blamed nationalist and chauvinist circles in both Cypriot communities which led to the coup and invasion.

During his speech Christofias repeated the usual rhetoric regarding partition and reunification, making reference to the direct talks.

“Without talks and negotiations there can be no solution… partition is the choice of destruction,” he said.

CYPRUS MAIL 18/07/09

BM YANLIŞI DÜZELTTİ

   

Star Kıbrıs’ın ortaya çıkardığı skandal üzerine Cumhurbaşkanı Talat devreye girdi ve BM yetkilileri ihalenin iptaline karar verdi.

Haluk Doğandor

Geçtiğimiz hafta Star Kıbrıs’ın manşetten duyurduğu BM’nin Güneyde açtığı ve bir Rum işadamının kazandığı skandal ihale iptal edildi.

Güney Kıbrıs’ta açılan ve KKTC’deki Barış Gücü kamplarının her türlü temizlik işlerini de kapsayan ihaleye Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Özel Temsilcisi Özdil Nami vasıtasıyla el koydu ve ihale, BM tarafından geçersiz sayıldı.


Program yayında iken

Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Özdil Nami bu bilgiyi, dün akşam saatlerinde Ada TV’de Haluk Doğandor’un hazırlayıp sunduğu “Gözcü” programı yayındayken verdi.
Programda BM ihalesi konusu işlenirken Doğandor’u arayan Nami, yapılan temaslar sonrası, ihalenin BM tarafından iptal edildiğini, Ada’nın kuzeyinde bulunan kampların temizlik ve diğer hizmetlerinin yine eskisi gibi KKTC Belediyeleri tarafından yapılacağını söyledi.

Özdil Nami; “BM yetkilileri ile yaptığımız temaslar sonucu Güney’de açılan ihale iptal edilmiştir. Belediyelerimizin kamplara verdiği hizmet eskisi gibi devam edecek” dedi.


Lefke Belediyesi taşeron olmuştu

Rum işadamı Andreas Tsouloftos’un kazandığı ve KKTC’de Lefke Belediyesi’ni taşeron olarak tuttuğu ihale Star KIBRIS muhabiri Haluk Doğandor tarafından belgelenmiş ve ülke gündeminde şok etkisi yaratmıştı.

Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, “Ben Rum’un taşeronu olmam” derken, Lefke Belediye Başkanı Mehmet Zafer, makamına kadar kontrat ile gelen Andreas Tsouloftas ile anlaşıp, imzayı atmıştı.

Ada’nın kuzeyi tüm bu gelişmeler ile çalkalanırken, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı Star Kıbrıs’a özel açıklama gönderip, yapılan kontratı tanımadıklarını belirtmişti.
Bunun üzerine baskılara dayanamayan Lefke Belediye Başkanı Mehmet Zafer, daha sonra Star Kıbrıs’a yaptığı açıklamada Rum işadamı Andreas Tsouloftas ile yaptığı kontratı iptal ettiğini bildirmiş ve iptal yazısının bir örneğini göndermişti.

STAR KIBRIS 18/07/09

BARIŞ İÇİN ZEYTİN DALI

   

“Bağımsız Genç Kıbrıslılar” Cumhurbaşkanı Talat’a destek belirtti. Gençler Talat’a zeytin dalı verdi. Hristofyas’a da Talat’la iletti.

Gençlerin kurduğu ve “herhangi bir partiyle ilişkisi olmadığı” belirtilen yeni örgütlerden “Bağımsız Genç Kıbrıslılar”, Kıbrıs müzakere sürecine ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a destek belirtti.


Bu amaçla dün sabah Cumhurbaşkanlığı Sarayı önüne giden gençler, dün gerçekleşen görüşmeye gitmek için Cumhurbaşkanlığı’ndan ayrılırken Talat’a, üzerinde Türkçe, İngilizce ve Rumca “Barış” yazan zeytin dalları verdiler. Gençler, Rum Lider Dimitris Hristofyas’a iletilmek üzere aynı yazıların bulunduğu zeytin dallarını da Cumhurbaşkanı Talat’a verdi. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a örgütün kuruluşu hakkında bilgi içeren bir de yazı veren Bağımsız Genç Kıbrıslılar Basın Sözcüsü Gürcan Bayramoğlu, yeni kurulan örgütün ilk eylemini yaptığını belirtti ve Kıbrıslı Türk gençleri olarak Talat’ın arkasında olduklarını söyledi.

İLK KEZ ÇÖZÜMÜ SAVUNANLAR MASADA... AMA...
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, iyi bir müzakere süreci yürüttüklerini, ancak her müzakere sürecinde olduğu gibi bazı sorunların bulunduğunu kaydetti ve “İnşallah başarırız” dedi.


Talat, Kıbrıs’taki müzakere süreçlerinde ilk defa çözümü savunan iki liderin masada olduğuna, ancak “eskiden kaynaklanan kötü sonuçlardan dolayı bu süreçte fazla bir hareketlenmenin olmadığına” işaret etti. Talat, 2003-2004 yıllarında ortaya konan barış ve çözüm iradesinde hep gençlerin ön planda olduğunu ve Kıbrıslı Türklerin varoluş mücadelesinde yine gençlerin çok büyük rolü bulunduğunu kaydetti. Cumhurbaşkanı Talat, gençlerin geleceği ve kaygılarını ortadan kaldırmak için elinden geleni yapacağını da söyledi.

STAR KIBRIS 18/07/09

BU İŞ KIBRIS’TA BİTMEZ

   

Talat: “Garanti ve ittifak anlaşmalarının değişmesi, bütün tarafların onayını gerektirir”.

 
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, uluslararası anlaşma olan Garanti ve İttifak Anlaşmaları’nın değişmesinin, bütün tarafların onayını gerektirdiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ile görüşmesinden sonra Cumhurbaşkanlığına dönüşünde yaptığı açıklamada, bugün “Güvenlik ve Garantiler” konusunu görüşmeye devam ettiklerini söyledi.
Geçen hafta karşılıklı olarak sundukları kâğıtlara ilişkin cevapları verip görüştüklerini anlatan Talat, konuya gelecek hafta devam edeceklerini belirtti.


“GÖÇ, VATANDAŞLIK VE SIĞINMA HAKLARI”
Cumhurbaşkanı Talat, gelecek hafta ayrıca “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altında “göç”, “vatandaşlık” ve “sığınma hakları” konusunu görüşeceklerini ve bunun da tamamlanmasıyla görüşmelerin birinci safhasının tamamlanmış olacağını söyledi.
Talat, “Gelecek hafta ‘Güvenlik ve Garantilere’ devam edeceğiz. Arkasından ‘Yönetim ve Güç Paylaşımı’na geçeceğiz ve bu başlık altında daha önce ele almadığımız ‘Göç’, ‘Vatandaşlık’ ve ‘Sığınma Hakları’nı ele alacağız” dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, birinci safhanın tamamlanmasının ardından Yönetim ve Güç Paylaşımı’nın ikinci safhasına devam edileceğini belirtti.
Talat, gazetecilerin sorusu üzerine, Bağımsız Genç Kıbrıslılar Örgütü’nün Hristofyas’a verilmek üzere kendisine verdiği çiçeği yerine ulaştırdığını söyledi.


“GARANTİLERİN DEĞİŞMESİ BÜTÜN TARAFLARIN ONAYINI GEREKTİRİR”
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Garantilerle ilgili duruşları birbirinden çok farklı olan tarafların nasıl bir orta yol bulacağına” ilişkin soruya yanıtında, Garanti ve İttifak Anlaşmaları’nın uluslararası anlaşma olduğuna işaret ederek, bu anlaşmaların nasıl değiştirileceğinin de Uluslararası Anlaşmalar Hukuku’nda yer aldığını belirtti.
Talat, “Bunun yolu bütün tarafların onayı gerektirir. Dolayısıyla Kıbrıs Türk tarafının pozisyonu belli. Rum tarafının pozisyonu da değişmesi yönündedir. Rum tarafının bizi, değişim konusunda ikna etmesi lazımdır. Aksi halde değişemeyecek” dedi.


“BİRİNCİ SAFHA GELECEK HAFTA TAMAMLANACAK”
Cumhurbaşkanı Talat, başka bir soruya yanında, müzakerelerin birinci safhasının gelecek hafta, en kötü ihtimalle bir sonraki hafta tamamlanmasını beklediklerini söyledi.

STAR KIBRIS 18/07/09

 

Başbaşa görüşmediler

 Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde liderler, "Güvenlik" başlığına gelecek hafta da devam edecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, dün, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma müza-kereleri çerçevesinde yaklaşık iki buçuk saat görüştü.
Son haftalarda genelde bir saati aşkın bir süre başbaşa görüşen liderlerin, dün, heyetlerden ayrı yaptığı görüşme 5-10 dakikayı geçmedi. Liderlerle, BM diplomatlarının görüşmeden çıkarken neşeli oldukları gözlemlenirken, görüşmeye ev sahipliği yapan BM Genel Sekreteri′nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer görüşmeden sonra kısa bir açıklama yaptı.
Liderlerin dün yaklaşık 2 buçuk saat görüştüklerini belirten Downer, görüşmede "Güvenlik" konusunun ele alındığını, "liderlerin bu süre içerisinde sadece 5 veya 10 dakika başbaşa görüştüklerini" söyledi.
Liderlerin gelecek hafta "Güvenlik" konusunu görüşmeye devam edeceklerini söyleyen Downer, ilk okuma çerçevesinde "Yönetim ve Güç Paylaşımı" konusunun da ele alınacağını, bu başlık altında yabancılar, göç, iltica ve vatandaşlık konularının görüşüleceğini söyledi.

HALKIN SESI 18/07/09

Hristofyas: 'Amaç birleşik, bağımsız Kıbrıs'

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, “amaçlarının; birleşik, bağımsız ve toprak bütünlüğünü güvence altında olan bir Kıbrıs yaratmak olduğunu” söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bugün gerçekleştirdiği 37’nci görüşmenin ardından Rum Başkanlık Sarayı’na dönüşünde yaptığı açıklamada Hristofyas, “halkın” iki toplumlu ve iki kesimli federasyondan, insan haklarından ve özgürlüklerden istifade etmesinin güvence altına alınmasını hedeflediklerini söyledi.
 
Hristofyas, Talat ile yapacağı bir sonraki görüşmede “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altında vatandaşlık, göçmenler ve yabancı uyruklular konusunu görüşeceklerini kaydetti.
 
Bugünkü görüşmede güvenlik konusunu tartıştıklarını belirten Hristofyas, iki tarafın konuyla ilgili görüşlerinin ortaya konulduğunu ifade etti.

KIBRIS POSTASI 18/07/09

Bozer:Uluslararası hukuk Kıbrıs konusunda adil değil

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer, uluslararası hukukun Kıbrıs konusunda adil olmadığını söyledi. Bir barış anlaşmasına da ihtiyaç vardır” diyen Bozer, ancak Kıbrıs’ın jeopolitik durumundan dolayı uluslararası bir pozisyon aldığını, dolayısı ile çözümde de zorluklar yaşandığını ifade etti.

Bozer kabulde yaptığı konuşmada, “Gerek 1963-1974 gerekse 1974’ten sonra gelişen süreçte uluslararası hukuktan şikayetçiyiz, çok adil olmadığına inanıyoruz” dedi.

İngiltere’nin, Kıbrıs adasında özel bir rolü olduğunu ifade eden Bozer, Kıbrıs adasında problemin; Kıbrıslı Rumların adanın hakimi olmak istemesi ile 1963’te başladığını ve Rumların, o tarihten itibaren Kıbrıslı Türkleri fiili bir şekilde adadan dışlamak ve hakimiyeti eline almak için mücadele başlattığını anlattı.
 
1974’e kadar Kıbrıslı Türklerin çok ciddi boyutta işkence gördüğünü, demokratik haklarından ve can güvenliğinden yoksun yaşadığını belirten Bozer, 1974’te Kıbrıslı Rumların Enosis’i ilan etmesinin bardağı taşıran son damla olduğunu kaydetti.
 
Türkiye’nin, Kıbrıslı Türklerin can güvenliği ciddi boyutlarda tehlikeye girmesi üzerine 20 Temmuz 1974’te tek yanlı müdahale hakkını kullanarak adaya geldiğini belirten Bozer, Kıbrıs Türk halkının o günden itibaren mutlu bir şekilde yaşadığını, kendi demokrasisini oluşturduğunu ve Türkiye’nin katkıları ile devlet sahibi olduğunu belirtti.

Westminister Belediyesi Muhafazakar Parti Meclis Üyesi Dr. Harvey Marshall ise, İngiltere ve Kuzey Kıbrıs ile eskilere dayanan bir ilişkisi olduğunu ifade etti ve , “Kıbrıs’taki hukuki durumun çok kompleks” olduğunu belirtti.

İngiltere’nin, Kuzey İrlanda’da yaşadığı sorunlardan dolayı durumu daha iyi anladığını kaydeden Marshall, mensubu olduğu Muhafazakar Parti’nin Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ın AB üyeliğine her zaman destek verdiğini kaydetti.

KIBRIS POSTASI 18/07/09

 

Bakoyanni:Türkiye'nin Rolü kritik

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni,  Barış Harekatı'nın 35. yıl dönümü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. bakoyanni açıklamasında “Kıbrıs'ta, tüm Kıbrıs halkının çıkarına olacak ve kabul görecek barışçı bir çözümün varlığına inanıyoruz” görüşüne yer verdi ve “Türkiye'nin rolü kritiktir. Olumlu yaklaşımı çözüme katkı sağlayıp, AB sürecine de yeni bir ivme kazandıracağı gibi Türk-Yunan ilişkilerinde de ilerleme kaydedilmesine katkı sağlayacaktır” dedi.

Yunanistan'ın hedefinin, BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde, taraflarca kabul gören, adil ve kalıcı bir çözüm olduğunu belirten Bakoyanni, “Söz konusu çözümün AB üyesi bir ülke olan Kıbrıs'ın (güney Kıbrıs Rum kesimi) bu özelliği ile bağdaşır durumda ve işlevsel olması gerektiğini” savundu.

“İşgalin açtığı yaraların kapanması ve Kıbrıs halkının yeniden AB çerçevesinde birlikte ve güvenli biçimde yaşaması gerektiğini” ifade eden Bakoyanni, Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitri Hristofyas'ın Kıbrıs sorununa çözüm bulunması yolundaki ısrarlı girişimleri ile çabalarının Atina tarafından güçlü biçimde desteklendiğini belirtti.
 
Bakoyanni açıklamasında “Türkiye çözüm anahtarını elinde tutmaya devam ediyor. Sayfayı çevirme isteğini,Avrupa ilke ve değerlerini özümseme gücüne sahip olduğunu eylemde de göstermelidir” ifadesine yer verdi. 

A.A

KIBRIS POSTASI 18/07/09

Talat: Garantörlük tartışma konusu değil

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı nedeniyle  halka hitap etti.

NTV

19 Temmuz. 2009 Pazar

LEFKOŞA - Cumhurbaşkanı Talat'ın konuşmasıyla resmi kutlamalar da başlamış oldu.

Talat, Kıbrıs Türk halkının uzun yıllar boyunca temel haklarına sahip çıkma mücadelesi verdiğini, bu kazanımlarıyla yetinmediklerini, çünkü nihai hedeflerinin ''adil, kalıcı ve güvenli bir çözüm ve AB içinde hak ettikleri yeri alarak, uluslararası hukuk tarafından kabul görmek'' olduğunu söyledi.

Çözüme çok uzak olmadıklarını, ancak halka hayal kırıklıkları yaşatmak istemedikleri için sessiz ve temkinli davrandıklarını belirten Talat, gelecek güvencesi için, olası bir barış antlaşmasında, Rum tarafına tehdit içermeyen Türkiye'nin garantörlüğünü tartışma konusu yaptırmayacaklarını kaydetti.

Bütün siyasi kesimleri toplumsal uzlaşma ve Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte saptanan dış politika ve müzakere stratejisi etrafında birlik içinde olmaya çağıran Talat, çözüm ipini, hangi görüşten olursa olsun herkesin birlikte göğüslemesi gerektiğine işaret etti.

Talat, bunun nedenini, ''Çünkü Kıbrıs'ta şimdikinden daha huzurlu, daha güvenli ve istikrarlı bir hayat anlamına gelen çözümü, bize başkaları altın tepsi içinde sunmayacaktır. Bunu kendi öz gücümüzle, çabamızla, aklımızla, becerimizle elde edeceğiz'' sözleriyle açıkladı.

DUR DEYİŞİN 35. YILI
Bugünün, 1960'ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'ni, bir Elen devletine dönüştürmek hedefiyle gerçekleştirilen ve çok sayıda insanın hayatına mal olan Yunan askeri darbesine ''Dur'' deyişlerinin 35. yıl dönümü olduğunu kaydeden Talat, 20 Temmuz'la birlikte can ve mal güvenliklerinin sağlandığını, temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığını, Kıbrıs'taki ortaklık haklarının tescil edildiğini, böylece gerçekçi bir çözüme doğru adım atıldığını anlattı.

Cumhurbaşkanı Talat, 20 Temmuz'un çözümsüzlüğün simgesi olarak değil, çözüm yolunda bir açılım olarak görülmesini ve 1974 olaylarına, artık savaşa ve düşmanlığa ilişkin değil, barışa ve dostluğa ilişkin dersler çıkaran bir anlayışla yaklaşılmasını istedi. Kıbrıs'ta çözüm, barış ve dostluğun, Kıbrıs Türk halkının yok sayılmasıyla, adanın ekonomik, sosyal, kültürel hayatından silinmesiyle, siyasi eşitlik ve kendi kendini yönetme hakkının inkar edilmesiyle sağlanamayacağını vurgulayan Talat, ''İşte, 20 Temmuz 1974'le birlikte değişen siyasi parametreler, bu gerçekliği hem Rum tarafına, hem de dünyaya somut bir şekilde göstermiş oldu'' dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, şu anda, bu yeni ve sağlam zemin üzerinde, çok daha güvenli ve kararlı bir şekilde müzakereleri sürdürdüklerini, Kıbrıs Türk halkının haklarını elde etme ve çözüm yolunda emin adımlarla ilerlediklerini bildirdi.

KKTC Cumhurbaşkanı, bu kazanımlarla yetinemeyeceklerini, çünkü nihai hedeflerinin adil, kalıcı ve güvenli bir çözüm, Avrupa Birliği içinde hak ettikleri yeri alarak, uluslararası hukuk tarafından kabul görmek olduğunu vurguladı.

GARANTÖRLÜK
Gelecek güvencesi için, olası bir barış antlaşmasında Türkiye Cumhuriyeti'nin garantörlüğünü tartışma konusu yaptırmayacaklarını, bunu sulandırmayacaklarını vurgulayan Talat, şöyle devam etti:
''Türkiye'nin güvencesi bizim için kaçınılmazdır. Görüşme sürecinde bu konudaki tutumumuzu kararlılıkla dile getiriyoruz, kararlılıkla dile getirmeye de devam edeceğiz. Hepimiz biliyoruz ki, 20 Temmuz Barış Harekatı, ancak Kıbrıs'ta güvenceli bir çözüme ulaştığımızda ve Kıbrıslı Türkler de uluslararası ilişkilerin sağlayacağı güvenli koşullara kavuştuğunda tam olarak hedefine ulaşmış olacaktır.

TALEPLERİMİZ RUM TARAFINA KARŞI TEHDİT İÇERMİYOR
Talat, ''Kıbrıslı Türklerin talep ettiği temel insanlık ve kendi kendini yönetme hakları, özellikle Türkiye'nin garantörlüğü, Rum tarafına karşı tehdit içermiyor. O nedenle Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs Türk tarafının temel haklarına, yüzlerce yıllık kendi kendini yönetme geleneğine ve siyasi kazanımlarına saygılı olmalıdır'' dedi.

Kıbrıs Barış Harekatı'nın 35. yıldönümü

CNN TURK 19/07/09

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına kara, deniz ve hava unsurlarıyla katılıyor.

Kutlama etkinlikleri çerçevesinde, Türk Deniz Kuvvetleri'ne bağlı TCG Giresun ve TCG Zafer firkateynleri, Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu komutasında, Girne açıklarına demirledi.

Firkateynler, bugün ve yarın halkın ziyaretine açık olacak.

TSK, yarın yapılacak törenlere Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı birliklerinin yanı sıra Türk Yıldızları ve Deniz Harp Okulu öğrencileriyle katılacak.

Türk Deniz Kuvvetleri'nin göz bebeği Deniz Harp Okulu'nun 3. sınıf öğrencileri de bu yıl Lefkoşa'da icra edilecek törenlere katılacak.

İki yıl sonra Teğmen rütbesiyle Deniz Kuvvetleri saflarına katılacak olan genç bahriyeliler, yarın Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda tören geçişi yaparak halkı selamlayacak.

Türk Yıldızları (Akrotim Filo Komutanlığı) yarın Lefkoşa'da icra edilecek törenlerdeki uçuşlarından sonra, nefes kesen gösterilerini 17.45-18.45 saatleri arasında Girne'de Dome Otel önünde gerçekleştirecek.

Talat halka seslendi


Cumhurbaşkanı Talat, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı nedeniyle Bayrak Radyo Televizyonundan (BRT) halka hitap etti.

Talat, Kıbrıs Türk halkının kabul edebileceği, çıkarlarını koruyan bir barış anlaşması yapma göreviyle karşı karşıya bulunduklarını, hedefin çözüm ve güvenlik olduğunu, bu yönde çok yoğun ve çok yönlü çalıştıklarını belirtti.

Talat, Kıbrıs Türk halkının uzun yıllar boyunca temel haklarına sahip çıkma mücadelesi verdiğini, bu kazanımlarıyla yetinmediklerini, çünkü nihai hedeflerinin "adil, kalıcı ve güvenli bir çözüm ve AB içinde hak ettikleri yeri alarak, uluslararası hukuk tarafından kabul görmek" olduğunu söyledi.

Çözüme çok uzak olmadıklarını, ancak halka hayal kırıklıkları yaşatmak istemedikleri için sessiz ve temkinli davrandıklarını belirten Talat, gelecek güvencesi için, olası bir barış antlaşmasında, Rum tarafına tehdit içermeyen Türkiye'nin garantörlüğünü tartışma konusu yaptırmayacaklarını kaydetti.

Bütün siyasi kesimleri toplumsal uzlaşma ve Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte saptanan dış politika ve müzakere stratejisi etrafında birlik içinde olmaya çağıran Talat, çözüm ipini, hangi görüşten olursa olsun herkesin birlikte göğüslemesi gerektiğine işaret etti.

Talat, bunun nedenini, "Çünkü Kıbrıs'ta şimdikinden daha huzurlu, daha güvenli ve istikrarlı bir hayat anlamına gelen çözümü, bize başkaları altın tepsi içinde sunmayacaktır. Bunu kendi öz gücümüzle, çabamızla, aklımızla, becerimizle elde edeceğiz" sözleriyle açıkladı.

"Dur deyişin 35. yılı"


Bugünün, 1960'ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'ni, bir Elen devletine dönüştürmek hedefiyle gerçekleştirilen ve çok sayıda insanın hayatına mal olan Yunan askeri darbesine "Dur" deyişlerinin 35. yıl dönümü olduğunu kaydeden Talat, 20 Temmuz'la birlikte can ve mal güvenliklerinin sağlandığını, temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığını, Kıbrıs'taki ortaklık haklarının tescil edildiğini, böylece gerçekçi bir çözüme doğru adım atıldığını anlattı.

Cumhurbaşkanı Talat, 20 Temmuz'un çözümsüzlüğün simgesi olarak değil, çözüm yolunda bir açılım olarak görülmesini ve 1974 olaylarına, artık savaşa ve düşmanlığa ilişkin değil, barışa ve dostluğa ilişkin dersler çıkaran bir anlayışla yaklaşılmasını istedi.

Kıbrıs'ta çözüm, barış ve dostluğun, Kıbrıs Türk halkının yok sayılmasıyla, adanın ekonomik, sosyal, kültürel hayatından silinmesiyle, siyasi eşitlik ve kendi kendini yönetme hakkının inkar edilmesiyle sağlanamayacağını vurgulayan Talat, "İşte, 20 Temmuz 1974'le birlikte değişen siyasi parametreler, bu gerçekliği hem Rum tarafına, hem de dünyaya somut bir şekilde göstermiş oldu" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, şu anda, bu yeni ve sağlam zemin üzerinde, çok daha güvenli ve kararlı bir şekilde müzakereleri sürdürdüklerini, Kıbrıs Türk halkının haklarını elde etme ve çözüm yolunda emin adımlarla ilerlediklerini bildirdi.

Nihai hedef


KKTC Cumhurbaşkanı, bu kazanımlarla yetinemeyeceklerini, çünkü nihai hedeflerinin adil, kalıcı ve güvenli bir çözüm, Avrupa Birliği içinde hak ettikleri yeri alarak, uluslararası hukuk tarafından kabul görmek olduğunu vurguladı.

"O nedenle, bir an önce Kıbrıslı Türkleri yeni bir ortaklık devleti içinde, Kıbrıslı Rumlarla eşit haklara sahip, kurucu ortak olarak dünya ile bütünleştirmeliyiz" diyen Talat, "gençlerin ve gelecek kuşakların bu adada, dünyayla sağlam bir iletişim, bir alışveriş içerisinde, Avrupa uygarlığının ve bütün insanlığın parçası olarak, hiçbir gelecek kaygısı hissetmeden, güven içinde yaşayabilmesi, malına mülküne sahip çıkabilmesi için kesin bir çözüme ihtiyaç duyulduğunu" söyledi.

Bugün karşı karşıya bulundukları görevin, "Kıbrıs Türkü'nün çıkarlarını koruyan ve halk tarafından kabul edilebilir bir çözüm bulmak, Rum tarafıyla süren müzakereleri en kısa zamanda bir barış antlaşmasıyla sonuçlandırmak" olduğunu kaydeden Talat, "Hedef budur: Çözüm ve güvenliktir. Bu hedef için çok yoğun ve çok yönlü bir şekilde çalışıyoruz. Sizin beklentilerinizi karşılamak ve güveninize layık olmak için elimizden geleni yapıyoruz" dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı, çözüme çok uzak olmadıklarını ifade ederek, yine de sessiz ve temkinli davrandıklarını, çünkü Rum tarafının ya da Avrupa Birliği'nin geçmişteki tutarsız, ikiyüzlü davranışlarından dersler çıkarıp, bir defa daha Kıbrıs Türk halkına hayal kırıklıkları yaşatmak istemediklerini söyledi.

 

"ABD şirketi G. Kıbrıs'ta petrol peşinde" iddiası

CNN TURK 19/07/09

Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Politis gazetesi, Amerikan petrol devi Chevron'un, Kıbrıs açıklarındaki petrol kaynaklarıyla ilgilendiğini açıkladı.

Habere göre Chevron, Güney Kıbrıs'ta araştırma yapan Norveç şirketinden, 4 bin 795 kilometrelik bir alanla ilgili iki boyutlu deprem verileri satın aldı.

Chevron'un, verileri satın almak için Norveç şirketi ve Rum tarafına, 1 milyon eurodan fazla para ödediği ve bundan Rum tarafının kasasına, 300 bin euro kaldığı iddia edildi.

Güney Kıbrıs'ta, kıyılarında araştırma yapılmasına ilişkin ikinci tur izin sürecinin, siyasi gelişmelerle bağlantılı olarak sonbaharda ya da yıl sonuna doğru başlaması bekleniyor.

Bu süreç, Türk tarafının müzakerelerin bitirilmesini hedeflediği döneme denk geliyor.

Gazeteye göre, Rum ticaret bakanlığı "enerji dairesi müdürü" Solon Kasinis de, Amerikan petrol devi Chevron'un, Kıbrıs açıklarındaki petrolle ilgilendiğini doğruladı.

 

BİR ŞEKİLDE KIBRIS'TA BU STATÜKO DEĞİŞİR

   

TC Dışişleri Bakanı Davutoğlu: Biz her ne şekilde olursa olsun Kıbrıs’taki statükonun bu şekilde sürmesi taraftarı değiliz. Bu müzakerelerin son şans olduğunun herkes tarafından algılanması lazım'

'Bir şekilde ya karşılıklı müzakerelerle bu statüko değişir ya da alternatif yolları hep beraber düşünmek zorunda kalırız'

TC Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kıbrıs'taki statükonun bu şekilde devam etmesini istemediklerini söyleyerek, 'Bir şekilde ya karşılıklı müzakerelerle bu statüko değişir ya da alternatif yolları hep beraber düşünmek zorunda kalırız' diye konuştu. Davutoğlu, TRT'de önceki gece yayımlanan 'Enine Boyuna' programına katılarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Bakan Davutoğlu, Kıbrıs sorunu ve müzakerelerin gidişatına ilişkin görüşlerinin sorulmasına karşılık, 'Kıbrıs konusunda Türkiye'nin gösterdiği çaba anlamında alnı açıktır. Hem çıkarlarımızı korumaya gayret ettik, hem de aynı zamanda evrensel bir yaklaşımla uzlaşmayı, ahde vefayı öne çıkaran taraf Türkiye oldu. Kıbrıs konusunda verdiğimiz sözleri hiçbir zaman reddetmedik' dedi.

Tarih veren taraf, Türk tarafı
Müzakerelerin yürümesine rağmen bazen Rum yönetiminin pozisyonlarına bakınca, Rumların 'gerçekten barışın mı, yoksa taktik manevralarla adada kendi istedikleri bir çözümü adım adım gerçekleştirmenin mi peşinde olduğundan' emin olunmadığını belirten Davutoğlu, çözüm için ısrarla tarih veren tarafın Türk tarafı olduğunu, buna karşılık zamana bakılması gerektiğini söyleyen tarafın Rumlar olduğunu hatırlattı.
Bakan Davutoğlu, bundan sonraki süreçte Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile daha yakın ve sıkı aralarla görüşmeyi kararlaştırdıklarını ifade ederek şunları kaydetti:


Statik bir barış peşindeyiz
'Ya statik bir barış gerçekleşir, ki biz onun peşindeyiz, bu barıştan kastettiğimiz temel parametreleri Annan planıyla çizilmiş olan iki kesimlilik, iki kurucu devlet ve siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye'nin etkin garantörlüğüne dayalı bir barış. Bunun dışındaki alanlar müzakereye açıktır. Bu yapıda bir barış ya da eğer bu olmazsa, taktik manevralarla karşılıklı bir manevra alan mücadelesine girmek... Bu istenilen bir şey değil, parça çözümlerle sonuca ulaşmak kolay değil.

“Ama biz her ne şekilde olursa olsun Kıbrıs'taki statükonun bu şekilde sürmesi taraftarı değiliz. Bu şekilde bu müzakerelerin son şans olduğunun herkes tarafından algılanması lazım. Kıbrıs Türklerinin sanki büyük bir insanlık suçu işlemiş gibi bu izolasyonlarla yaşaması mümkün olamaz. İngilizce bir tabir vardır, 'Enough is enough' diye. Türkiye'nin bütün bu çabalarının AB tarafından görülmesi ve uluslararası aktörlerin bu birkaç ay içinde etkin şekilde ağırlığını koyması lazım.'

Davutoğlu, bu yıl sonuna kadar çözüm olmaması durumunda ne olacağının sorulması üzerine de, 'Biz olması için çaba sarf edeceğiz, ama artık KKTC üzerinde uygulanan bu haksız ambargoların sürmesi mümkün değildir. Bir şekilde ya karşılıklı müzakerelerle bu statüko değişir ve Doğu Akdeniz'de barış ve güvenlik alanını beraber kurarız, bu anlamda Türkiye'nin AB süreci önündeki engelleri de kaldırırız. Ya da alternatif yolları hep beraber düşünmek zorunda kalırız' diye konuştu.

STAR KIBRIS 19/07/09

 

‘ÇÖZÜM VARLIĞINA İNANIYORUZ”

   

Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni: Kıbrıs'ta tüm halkın çıkarına olacak barışçı bir çözümün varlığına inanıyoruz”

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, “Atina'nın, Kıbrıs'ta, tüm ada halkının çıkarına olacak ve kabul görecek barışçı bir çözümün varlığına inandığını” belirtti.
Bakoyanni, Kıbrıs Barış Harekatı'nın 35. yıl dönümü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı.
Yunanistan Dışişleri Bakanı açıklamasında, “Kıbrıs'ta, tüm Kıbrıs halkının çıkarına olacak ve kabul görecek barışçı bir çözümün varlığına inanıyoruz” görüşüne yer verdi ve “Türkiye'nin rolü kritiktir. Olumlu yaklaşımı çözüme katkı sağlayıp, AB sürecine de yeni bir ivme kazandıracağı gibi Türk-Yunan ilişkilerinde de ilerleme kaydedilmesine katkı sağlayacaktır” ifadesini kullandı.

Ama Güney AB üyesi

Yunanistan'ın hedefinin, BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde, taraflarca kabul gören, adil ve kalıcı bir çözüm olduğunu belirten Bakoyanni, “Söz konusu çözümün AB üyesi bir ülke olan Kıbrıs'ın (güney Kıbrıs Rum kesimi) bu özelliği ile bağdaşır durumda ve işlevsel olması gerektiğini” savundu.

“İşgalin açtığı yaraların kapanması ve Kıbrıs halkının yeniden AB çerçevesinde birlikte ve güvenli biçimde yaşaması gerektiğini” ifade eden Bakoyanni, Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitri Hristofyas'ın Kıbrıs sorununa çözüm bulunması yolundaki ısrarlı girişimleri ile çabalarının Atina tarafından güçlü biçimde desteklendiğini belirtti. Bakoyanni açıklamasında “Türkiye çözüm anahtarını elinde tutmaya devam ediyor. Sayfayı çevirme isteğini,Avrupa ilke ve değerlerini özümseme gücüne sahip olduğunu eylemde de göstermelidir” ifadesine yer verdi.

STAR KIBRIS 19/07/09

 

ANLAŞAMADIKLARI KONUSUNDA ANLAŞTILAR

   

Rum gazeteleri, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’in de katıldığı dünkü görüşmelerinde, güvenlik ve garantilerle ilgili görüşlerinin “uçurum olmaya” devam ettiği, liderlerin bundan sonra TC kökenli KKTC vatandaşları konusuna geçecekleri yönünde haberler yayımladılar.

Anlaşamadıklarını onayladılar

Fileeftheros; “Anlaşamadıklarına Karar Verdiler – Garantiler: Görüşler Arasında Uçurum Devam Ediyor, Yerleşikler Başlığı Açılıyor” başlığıyla yansıttığı haberinde Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın dün 37’ncisini gerçekleştirdikleri görüşmede güvenlik ve garantiler başlığıyla ilgili karşılıklı sunulan tezler üzerinde durduklarını yazdı, şöyle devam etti:
“Güvenilir bilgilere göre sunulan tezler şu şekilde sıralanıyor:

Garantiler tasfiye edilsin

Kıbrıs Rum tarafı: Garanti Anlaşmaları’nın tasfiyesini, Ada’nın askersizleştirilmesi, yabancı askerlerin uzlaşılacak bir takvim çerçevesinde çekilmesi, Barış Gücü’nün uzlaşı çözümünün uygulanmasını garanti etme ve güvenliği sağlama konusunda tam yetkili olmasını talep ediyor.

Kıbrıs Türk tarafı: Garanti Anlaşmaları’nın devamını, Kıbrıs Türk toplumu için yegâne güvenliği Türk garantilerinin sağladığını savunuyor; 1960 anlaşmalarının öngördüğü sayıda askeri kontenjanların kalması şartıyla askersizleştirmeyi kabul ediyor.

Başkan Hristofyas, önümüzdeki hafta bu konudaki görüşmeye; Nami ve Yakovu’nun da katılımıyla kendisi ve Talat düzeyinde devam edileceğini söyledi. Hristofays, ‘Ve ilk okuma çerçevesinde yönetim başlığı içindeki vatandaşlık, muhaceret ve yabancı uyruklular konusunu görüşmeye başlayacağız’ dedi.”

STAR KIBRIS 19/07/09

 

TSK'dan KKTC'ye açık güvence

   

1. Ordu Komutanı Orgeneral Ergin Saygun, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kıbrıs Türk halkının güvenliğini sağlamaya her hal ve şartta devam edeceğini belirterek, kötü günlerin yaşanmasına müsaade etmeyeceklerini söyledi.

KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer ve Başbakan Derviş Eroğlu, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni (TSK) temsilen, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına katılmak üzere KKTC'ye gelen Orgeneral Saygun'u ayrı ayrı kabul etti. Kabullerde Orgeneral Saygun'a, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu eşlik etti.

'KIBRIS TÜRK HALKININ KURTULUŞ SAVAŞI'

KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Bozer, Orgeneral Saygun'u kabulünde yaptığı konuşmada, bu yıl 35. yıl dönümünü kutladıkları 20 Temmuz Barış Harekatı'nın, Kıbrıs Türk halkının kurtuluş savaşı olduğunu söyledi.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin de bu mücadelede yıllardır yer aldığına işaret eden Bozer, mutlu sona ulaştıklarını, 20 Temmuz'un yarattığı barış ve özgürlük ortamında halkın her geçen gün daha güvenli ortamda, daha gelişmiş ekonomi ve demokrasiye sahip olduğunu, devlet mertebesine çıktıklarını ifade etti.

KKTC'nin ulaştığı mertebenin çok önemli olduğunu belirten Bozer, şöyle konuştu:

'İlelebet yaşatmak görevimizdir. Bir barış anlaşması bizim de isteğimizdir ama 'bir anlaşma olsun da nasıl olursa olsun'u asla kabul etmiyoruz. Bu adada ilelebet yaşamamızı garanti altına alacak bir anlaşma arzumuzdur. Bunun koşulları da bellidir: İki bölge, iki devlet ve yeni bir oluşum olacak ve katiyen vazgeçemeyeceğimiz de Anavatan Türkiye'nin etkin garantisidir, bu olmazsa olmazımızdır. Bu şartlarda bir anlaşma inşallah olur. Ama Kıbrıs Türkü'nün bir daha o kötü günleri yaşamaması adına bir anlaşma istiyoruz.'

EROĞLU: 'TSK'NIN KORUMASINDA OLDUĞUMUZU BİLMEK MUTLULUK VERİYOR'

Başbakan Derviş Eroğlu da TSK'ya şükranlarını sunarak, bir anavatanları olduğu için çok şanslı olduklarını, en zor günde TSK'nın adaya gelerek Kıbrıs Türk halkını katliamdan kurtardığını söyledi.

Hükümet olarak, insanların huzur ve güven içinde yaşaması, refahlarının artması için uğraştıklarını anlatan Eroğlu, bunu yaparken Türkiye'nin ve TSK'nın korumasında olduklarını bilmenin kendilerine büyük mutluluk verdiğini kaydetti.

Başbakan Eroğlu, bugünlere nasıl geldiklerini çok iyi bildiklerini ifade ederek, 'Bugünler, herkesin 1974'ün sebeplerini ve Barış Harekatı olmasaydı neler olacağını düşünmesi için fırsattır' dedi.

Görüşmelerin sürdüğünü kaydeden Eroğlu, anlaşma olup olmayacağını zamanın göstereceğini, ancak kendilerinin bir devlet çatısı altında yaşamaktan mutlu olduklarını kaydetti.

ORGENERAL SAYGUN: 'KKTC'Yİ PARLAK BİR GELECEK BEKLİYOR'

1. Ordu Komutanı Orgeneral Ergin Saygun da ziyaretlerdeki konuşmalarında, Barış Harekatı'nın 35. yıl dönümünde bir kez daha Kıbrıs Türk halkıyla bir arada olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin selam ve sevgilerini iletti.

Kıbrıs Türk halkının çok sıkıntılı günlerden bugünlere geldiğini bildiklerini ama bundan sonrasının çok daha iyi olacağını, KKTC'yi çok parlak bir geleceğin beklediğini gönül rahatlığıyla söylemek istediğini ifade eden Orgeneral Saygun, şehitleri rahmetle andı, gazilere saygılarını iletti.

Orgeneral Saygun, devam eden görüşmeler için söyleyecek bir şeyi olamayacağını belirterek, 'Ancak adil ve kalıcı bir barış nedir onu çok iyi düşünmek ve değerlendirmek gerekir. TSK, Kıbrıs Türkü'nün güvenliğini sağlamaya her hal ve şartta devam edecektir' diye konuştu.

TSK'nın, Kıbrıs Türk halkının her zaman yanında olacağını vurgulayan Orgeneral Saygun, kötü günlerin yaşanmasına bir daha müsaade etmeyeceklerini söyledi.

Orgeneral Saygun, 1974 Barış Harekatı sırasında ve daha sonra alay komutanı olarak Kıbrıs'ta görev yaptığını da belirterek, 'Kendimizi buralı sayıyoruz, dostumuz çok. Nerden nereye gelindiğini bizim nesiller çok iyi biliyor, yeni nesillerin de bu bilince sahip olması çok önemlidir. Kötü günler bir daha gelmeyecek şekilde geride kalmıştır, bundan kimsenin şüphesi olmaması gerekir' diye konuştu.

Ziyaretlerde karşılıklı hediye takdimleri de yapıldı.

STAR KIBRIS 19/07/09

 

 

KKTC özgürlüğün 35. yılını kutluyor

KKTC'de 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nı kutluyor. Cumhurbaşkanı Talat düzenlenen törende, "Türkiye'nin güçlü desteğiyle başımız dik ilerliyoruz'' dedi.

AA

NTV 20 Temmuz. 2009 Pazartesi

LEFKOŞA - KKTC'de 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı'nın 35. yıl dönümü törenlerle kutlanıyor.

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları çerçevesinde, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da katılımıyla ilk tören Girne Boğaz şehitliğinde yapıldı.

Törene, KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer, Başbakan Derviş Eroğlu, KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, AKP Konya Milletvekili, Başkanlık Divanı Üyesi ve İdare Amiri Orhan Erdem başkanlığındaki TBMM heyeti, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Ergin Saygun, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ertuğrul Apakan, bakanlar ve komutanlar katıldı.

Protokol sırasına göre anıta çelenk konulmasıyla başlayan törende, saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu. Tören, özel defterini, Cumhurbaşkanı Talat, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, TBMM adına AKP Konya Milletvekili Orhan Erdem, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile 1. Ordu Komutanı Orgeneral Saygun'un imzalamasıyla tamamlandı.

Cumhurbaşkanı Talat, deftere yazdıklarında, şehitleri saygı, minnet ve şükranla andıklarını belirterek, ''Sizin fedakarlığınız sayesinde bu topraklarda geleceği kurma kararlılığında çağdaş uygarlık yarışında ilerliyoruz. Hedef ve gönül birliği içerisinde, Türkiye'nin güçlü desteğiyle başımız dik ilerliyoruz. Sizlere layık olmaya çalışırken, manevi huzurunuzda saygı ile eğiliyoruz'' ifadesini kullandı.

Boğaz şehitliğindeki törenin ardından, Lefkoşa Atatürk Anıtı ve Dr. Fazıl Küçük'ün Anıttepe'deki kabrinde tören düzenlendi.

Resmi Geçit töreni ise Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda yapılacak. 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları çerçevesinde KKTC genelinde törenler düzenleniyor.

 

Kiprianu: Türkiye ile enerji faslı açılamaz

Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye- AB müzakere sürecinde enerji faslının açılmasını engellemeye devam edeceğini duyurdu.

NTV

20 Temmuz. 2009 Pazartesi

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerinde enerji faslının açılmasını engellemeyi sürdüreceğini duyurdu.

Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, "Türkiye, bir Avrupa Birliği ülkesi olan Güney Kıbrıs'ın, uluslararası yasalar uyarınca kendi enerji kaynaklarını kullanmasını engellerken, enerji faslı açıla-maz" dedi.

Rum bakan, Türkiye'yi kabadayılıkla suçladı. Rum yönetimi, Türkiye'nin şiddetli itirazlarına rağmen, Doğu Akdeniz'deki 12 yeni alanda daha petrol arama ve üretme lisansı vermeye hazırlanıyor.

Ankara ise, Rum Yönetimi'nin bu tutumunu "maceracı" olarak tanımlıyor. Türk savaş gemileri daha önce, arama çalışmaları yapan gemilere müdahale etmişti.

'Katil Türkler'e ile 10. Yıl Marşı yan yana

Kıbrıs Barış Harekatı'nı Londra'nın Türkiye Büyükelçiliği önünde protesto eden 400 kişilik bir grup slogan atarken, Türk grubu ise sloganlara marşlarla yanıt verdi.

AA

NTV 21 Temmuz. 2009 Salı

LONDRA - İngiltere'nin başkenti Londra'daki Türkiye Büyükelçiliği önünde toplanan yaklaşık 400 kadar Rum, Türkiye'nin 1974 yılında Kıbrıs'ta gerçekleştirdiği barış harekatını protesto etti.

Kıbrıs ve Yunan bayraklarıyla gösteriye gelen Rumlar, ''Türk askeri Ada'dan çık'' ve ''Katil Türkler'' biçiminde sloganlar attı. İngiliz polisinin güvenlik önlemleri aldığı gösteri süresince, Rumlar'ın hemen yanında ise az sayıdaki Türk vatandaşı, Rumlar'a karşı sloganlarla yanıt verdi.

Türk grubu, Türk ve Kuzey Kıbrıs bayraklarıyla katıldıkları gösteri sırasında, Türk Marşı, 10. Yıl Marşı ve W. A. Mozart'ın Türk Marşı'nı Rumlar'a dinletti. Londra'da faaliyet gösteren Kuzey Kıbrıs derneklerinin temsilcisi Akmen Sıtkı, her yıl bu gösterinin düzenlendiğini ve bu yıl yoğun çalışmaları sonunda polisi ikna ederek, gösteri alanında elçilik binasının hizasına denk gelen bölümü almalarının oldukça önemli olduğunu, Rumlar'ın gösterisine büyük darbe vurmayı başardıklarını söyledi.

İki grup arasına demir bariyerlerle barikat kuran İngiliz polisi ise Türk ve Rumlar'ın birbirlerini görmelerini engelleyerek herhangi bir olayın yaşanmasını önledi.

Rumlar'ın, arasından seçtiği bir grup tüm göstericileri temsilen bir protesto mektubunu Türkiye'nin Londra Büyükelçiliği'ne bıraktıktan sonra, grup Londra'nın merkezindeki Trafalgar Alanı'na yürüdü.

Grup, akşam saatlerinde yeniden Türkiye Büyükelçiliği önüne gelerek gösterilerini sürdürdü.

Hristofyas: Görüşlerimiz tamamen zıt

Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, "Kıbrıs Türk tarafı ile çözüm için oluşturulacak devlet konusunda görüşlerimiz tamamen zıt" dedi.

AA

NTV TSİ 21 Temmuz. 2009 Salı

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümü sonrasında oluşacak devletin şekli konusunda Kıbrıs Türk tarafıyla zıt görüşlere sahip olduklarını açıkladı.

Rum basınına göre, Hristofyas, dün akşam, Kıbrıs Barış Harekatı'nın sözde kınanması amacıyla güney Lefkoşa'daki Faneromeni Kilisesi'nde düzenlenen ayin sonrasında yaptığı konuşmada, "Kıbrıs Türk tarafının, çözüm sonrasında oluşacak devletin şekline ilişkin görüşlerinin Kıbrıs Rum tarafınınki ile taban tabana zıt olduğunu" söyledi.

Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, "yeni bir ortaklık devletine" ilişkin açıklamalarının sorulması üzerine, "Bu konularda taban tabana zıt görüşlere sahip olduğumuz bir gerçektir. Türk tarafının tezinin bu olduğunu biliyoruz ve bunu kabul etmiyoruz" dedi.

Hristofyas, "Fonksiyonel bir devlet oluşturacak, insan hakları ve özgürlükleri sağlayacak ve dış güçlerin müdahale haklarının olmayacağı bir çözüm bulmak için mücadeleyi sürdüreceklerini" de ifade etti.

 

'KKTC'de Rum eserleri yağmalandı' iddiası

ABD Kongresi Helsinki Komisyonu'nda düzenlenen Kıbrıs oturumunda, KKTC'deki Rum eserlerinin yağmalandığı iddia edildi.

 

AA

NTV Temmuz. 2009 Çarşamba

WASHINGTON - ABD Kongresi'ndeki Helsinki Komisyonu'nda düzenlenen bir oturumda, KKTC'de bulunan Rum dini ve tarihi eserlerinin yağmalandığı ve birçok kilisenin zarar gördüğü iddia edildi.

Helsinki Komisyonu'nun esbaşkanları Demokrat senatör Ben Cardin ve Demokrat milletvekili Alcee Hastings'in himayesinde düzenlenen oturuma konuşmacı olarak Yunanlı tarihçi Haralampos Hocakoğlu, Alman tarihçi Klaus Gallas ve Amerikalı gazeteci ve yazar Michael Jensen katıldı.

Konuşmacılar Rum tezlerine güçlü şekilde destek verirken, oturumda Türk tarafının görüşünü anlatan veya Türk tarafı adına bilgi veren herhangi bir ismin yer almaması dikkati çekti.

Konuşmacılardan Gallas, son 35 yılda KKTC'de yaklaşık 16 bin ikona, duvar resmi ve mozaikle yaklaşık 60 bin arkeolojik parçanın yağmalandığını ve ülke dışına kaçırılarak satıldığı iddiasında bulundu.

Hocakoğlu da, KKTC'de bulunan çeşitli Hristiyan mezheplerine ait yaklaşık 500 kilise ve dini olarak kutsal sayılan yerin saldırıya uğradığını, yağmalandığını veya yıkıldığını iddia etti.

Konuşmacılar, bu durumla ilgili olarak ağırlıkla Türkiye'nin ve KKTC'nin sorumlu olduğunu öne sürdü.

Avrupa'da demokrasi ve insan haklarının ilerletilmesi süreci konusunda faaliyet gösteren ABD Kongresi'ndeki Helsinki Komisyonu, Senato ve Temsilciler Meclisinden üyelerin katılımıyla oluşuyor.

 

‘Türk askeri, Yunan cuntası yüzünden Kıbrıs’ta’

BRÜKSEL AA

AB Dönem Başkanı İsveç’in Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) bir oturum sırasında Türk barış gücünün Kıbrıs’taki varlığını eleştiren AP’deki Rum ve Yunan milletvekillerine, Türk askerinin adadaki varlığına 1974 yılındaki Yunan cuntasının neden olduğunu söyleyerek karşılık verdi

AP Dış İlişkiler Komitesi’nde konuşan Bildt, Rum ve Yunan milletvekillerinin KKTC’deki Türk barış gücünü kastederek Türkiye’nin bir AB üyesini işgal ettiğini söylemesi üzerine, “O dönemde Albay Yorgo Papadopulos Atina’da cunta lideriydi. Atina’daki cunta Kıbrıs’taki bir dizi olayı başlattı ve KKTC’deki Türk askerine neden oldu. AB üyelerinde cunta olmaz” dedi.

MILLIYET 22/07/09

 

Kıbrıs için yeni takvim

SAMI KOHEN MILLIYET 22/07/09

DIŞ dünya, Kıbrıs sorununun başlangıç tarihini Barış Harekâtı’nın gerçekleştiği 1974 yılı olarak hesaplar. Nitekim yabancı basın da Kıbrıs meselesinden söz ederken bunun 35 yıllık bir geçmişi olduğunu belirtir.
Aslında bu hesap doğru değil. Kıbrıs meselesi çok daha gerilere gider. Kıbrıs’ta yaşayanlar ve adadaki olayları başından beri yakından izleyenler, esas sorunun 1963’te Rumların Türklere karşı giriştiği saldırılarla ortaya çıktığını anımsarlar.
O kanlı olaylar, 46 yıldır devam eden anlaşmazlığın ve ayrışmanın temelini oluşturur. Önceki gün 35. yıldönümü kutlanan Barış Harekâtı’nın bu bölünmeyi derinleştirdiği de bir gerçek.
Oysa 20 Temmuz ve 14 Ağustos’ta girişilen iki askeri harekâttan sonra, zamanın Başbakanı Bülent Ecevit’in de vurguladığı gibi, amaç adayı barışa kavuşturmak, yani iki toplumu ortak bir çözüm etrafında bir araya getirmekti.
Ama gerçek şu ki, Türk tarafının zafer coşkusu ve Rum tarafının rövanş hırsı içinde, uzlaşma ve barış yönünde hemen zamanında ciddi bir çaba harcanmadı. Açık konuşursak, Kıbrıs Türk liderliği ve Ankara elde edilen kazanımı pekiştirmeye, hatta gönüllerde yatan “Rumdan ayrı bir varlık oluşturma” gayretine öncelik verdi. Bu da Rumların “eski Kıbrıs’ı” yeniden kurma niyetleri ile çatıştı. Nitekim daha sonraki yıllarda yapılan sayısız görüşme ve konferanslarda iki tarafın bu temel eğilimi ve pozisyonu hep karşı karşıya geldi.
Günümüze dek süren uyuşmazlığın temelinde yatan duygu ve zihniyet de budur...

Son şans...
YAKLAŞIK 10 aydır devam eden Talat-Hristofyas görüşmelerinin arka planında da aynı hava seziliyor.
Türk tarafının istediği şey, Kıbrıs ortak çatısı altında KKTC’nin (bu isimle değil tabii), ayrı varlığını sürdürmektir. Daha önce kazanılan hakları, örneğin garanti anlaşması ile birlikte...
Rum tarafının arzuladığı çözüm ise, bağımsız devlet çerçevesinde, Rum çoğunluğun ağır basacağı, Türklere de kendi bölgelerinde özerklik tanıyacağı federal bir yapıdır.
Temel pozisyonlar bu iken, esas uyuşmazlık konularında anlaşmak çok zor, hatta imkânsız. Öylesine zıt stratejik amaçlar çerçevesinde, örneğin mülkiyet, toprak, garantiler, Türkiye’nin askeri varlığı gibi sorunlarda uzlaşma nasıl sağlanabilir?
Yıllar boyunca yapılan pek çok müzakerede belki de çözüme en müsait görünen fırsat, Annan Planı idi. Ama bu şans Rumların “Ohi”si ile yok edildi.
Şimdiki müzakereler, iki tarafın da “evet” diyeceği daha iyi ve uygulanabilir bir çözüm şekli üretebilecek mi? Bunu kimse kestiremiyor. Ama hemen hemen herkesin söylediği şey, bunun “son şans” olduğudur. Bunun anlamı da şudur: Artık ondan sonra yeni müzakereler ve ortak bir çözüm beklemeyin!

Sil baştan!
TAM bu noktada Türk tarafı gidişatı etkileyebilecek bir çıkış yapmış bulunuyor: Bu görüşmeler ilanihaye süremez. Bunun için bir mühlet koymak gerek. Bu da önümüzdeki aralık ayı olmalı...
Hristofyas böyle bir takvim istemiyor. “Türk tarafı uzlaşmaz tutumunu bırakmazsa, ne aralık, ne aralık sonrası bir tarihte anlaşma olur” diyor. Talat ise, asıl Rum tarafının uzlaşmaz olduğunu ve zamanla oynadığını söylüyor.
Bu gidişle aralıkta ne olacak? Takvim işleyecek mi? Görüşmeler kesilirse, hangi “alternatifler”e başvurulacak?
Gene yeni bir başlangıç noktasına dönüyoruz galiba...

 

Erdoğan: 20 Temmuz, geleceğe umutla bakmayı sağladı

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı′nın 35. yıldönümü münasebetiyle Başbakan Derviş Eroğlu′na bir kutlama mesajı gönderdi.
TC Başbakanı Reccep Tayyip Erdoğan mesajında şunları kaydetti:
"TC Hükümeti ve şahsım adına Barış Harekâtı′nın 35′inci yıldönümünde Kıbrıs Türk halkının Barış ve Özgürlük Bayramı′nı kutluyorum.
Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri′nin uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerimiz uyarınca gerçekleştirdiği Barış Harekâtı, Kıbrıs Türk halkının geleceğe umut ve güvenle bakmasını sağlamış, Doğu Akdeniz′de barış ve istikrarın temelini atmıştır.
Kıbrıs Türk halkı, demokratik sistemi, çoğulcu yapısı ve çağdaş kurumlarıyla Türkiye′nin etkin ve fiili garantisi altında yarınlara güvenle ilerleyecektir. KKTC′nin ekonomik ve sosyal bakımdan gelişmesi ve Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin refah seviyelerinin yükseltilmesi hükümetimizin öncelikleri arasındadır.
Türkiye, Kıbrıs Türk halkının kendi topraklarında özgürce var olma ve Ada′daki gerçekler temelinde yeni bir ortaklık kurma yönündeki kararlılığını desteklemeye, Kıbrıs Türk halkının huzur ve güvenliği için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye   bundan sonra da devam edecektir.
Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve hukuk mücadelesinin simgesi olan bu mutlu günde Barış ve Özgürlük Bayramı coşkusunu paylaşırken, Barış Harekatı′nda hayatlarını yitiren aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi şükranla anıyor, size ve Kıbrıs Türk halkına esenlikler dili-yorum"
EROĞLU′NDAN TEŞEKKÜR MESAJI
Başbakan Derviş Eroğlu da TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan′a gönderdiği cevabi teşekkür mesajında "20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı′nın 35. yıldönümünü idrak ettiğimiz bu mutlu günde, göndermiş olduğunuz mesaj coşku ve sevincimizi kat kat artırmıştır" ifadelerini kullandı.
Eroğlu, Erdoğan′a cevabında şunları yazdı:
"35 yıl önce bugün Mehmetçik ile Mücahit kucaklaşmış, 82 yıllık hasret bitmiş ve Kıbrıs Türkü′nün makus talihi değişmiştir. Türkiye′nin etkin ve fiili garantisinin somut ifadesi olan Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri′nin Kıbrıs′taki varlığı, bugün adanın tamamı üzerindeki barışın yegane teminatıdır. Yarınlarımızın güvencesidir.  
Anavatan Türkiye′nin eksilmeyen desteği sayesinde bugün Kıbrıs Türk halkı ata yadigarı bu topraklarda özgür bir yaşam sürerken, aynı zamanda da kurumsallaşmış yapısıyla çağdaş bir devlet sahibi olmuştur.
 Ekonomik sorunları aşmak, halkımızın refah seviyesini yükseltmek ve devletimizin temellerini güçlendirmek hükümetimizin en önemli önceliğidir. Her zaman, her konuda olduğu gibi anavatan Türkiye′nin bu konuda da yanımızda olduğunu bilmekten büyük bir kıvanç duymaktayım.
20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı′nın coşkusunu yaşadığımız bu mutlu günde, bize bu günleri armağan ederken yaşamlarını yitiren aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anar, şahsınızda Türkiye Cumhuriyeti Devleti′ne ve yüce Türk ulusuna en derin şükranlarımı arz ederim"

HALKIN SESI 22/07/09

 

"Çiçek′in verdiği mesajlar bizi mutlu etti"

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına katılan Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, dün sabah özel uçakla KKTC′den ayrıldı.
Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, adadan ayrılmadan önce Başbakan Derviş Eroğlu ile birlikte Ercan Havaalanı Şeref Salonu′nda basına açıklama yaptı.
Başbakan Derviş Eroğlu, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı dolayısıyla KKTC′de bulunan TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek′in gerek kendisini ziyareti sırasında gerekse törende yaptığı konuşma ile KKTC halkının ve hükümetin huzur içerisinde görevini devam ettirmesini ve Kıbrıslı Türklerin varlığını sürdürmesini sağladığını kaydetti. Eroğlu, Çiçek′in verdiği mesajlarla Kıbrıs Türkü′nü memnun ederek güven tazelediğini söyledi. Çiçek′in özellikle Kıbrıs sorunu ve KKTC hükümeti ile ilişkiler konusundaki ifadelerinin kendilerini rahatlattığını belirten Başbakan Eroğlu, başta TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere tüm hükümet üyelerine sevgi ve saygılarını göndererek, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Cemil Çiçek′i 15 Kasım Cumhuriyet Bayramı′nda KKTC′de görmekten mutlu olacaklarını söyledi.
EKONOMİK KONULAR DA ELE ALINDI
Başbakan Eroğlu, Çiçek′in ziyareti vesilesiyle ekonomik konuların ele alınıp alınmadığının sorulması üzerine, ekonomik konuları sürekli görüşmekte olduklarını, Ankara ziyareti sırasında ve ardından TC Büyükelçisi ve TC Yardım Heyeti ile bu konuları ele aldıklarını anlattı. Çiçek′in 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı nedeniyle adada bulunduğu süre zarfında da ekonomik konuları tekrar masaya koyup tartışma fırsatı bulduklarını kaydeden Derviş Eroğlu, "Biz görüşmelerin sonuçlarından son derece memnunuz" dedi.
ÇİÇEK: HER ZAMAN KIBRIS TÜRKÜ′NÜN YANINDAYIZ
TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek de, bayram coşkusu ve heyecanını dolu dolu yaşayarak Türkiye′ye dönmekte olduklarını belirterek, KKTC′de bulundukları süre boyunca gösterilen ilgiye teşekkür etti.
Başbakan Derviş Eroğlu ve bakanlarla yaptığı görüşmelerde ifade ettiği gibi KKTC′nin meselelerinin kendileri için öncelikli olduğunu kaydeden Çiçek, Kıbrıs davasına milli dava olarak baktıklarını ve buradaki her olumlu gelişmenin kendilerini sevindirmekte olduğunu söyledi. "Biz her zaman Kıbrıs Türkü′nün yanındayız ve yanında olmaya da devam edeceğiz" diyen Çiçek, Kıbrıs′ın yarınının bugünden daha iyi olacağını umduğunu belirtti.

HALKIN SESI 22/07/09

 

Başlarına taş yağdı

Ledra Palace’a doğru yürüyüş yapan ve “Hain Hristofyas” diye bağıran Rum fanatikleri, Kıbrıslı Türkler durdurdu

Bir grup fanatik Kıbrıslı Rum’un, 20 Temmuz Pazartesi akşamı Güney Lefkoşa’da Ledra Palace barikatına doğru slogan atarak yürürken, Yiğitler Burcu üzerindeki Türkler tarafından taşlandığı ileri sürüldü. Fanatik Rumların yürüyüş sırasında “Hain Hristofyas” diye slogan attıkları kaydedildi.  
   Rum basını, dün, Rum tarafında ve yurtdışında, ileri sürdükleri “Türk işgalinin” kınanmasına ilişkin etkinlikler ve 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda hayatını kaybedenlerin anısına törenler yapıldığını bildirdi.
   Fileleftheros gazetesi, pazartesi sabahı Güney Lefkoşa’daki Yunan askeri mezarlığında, öne sürdükleri 1974’deki “Türk istilasında” ölenler anısına tören düzenlendiğini yazdı.
   Gazeteye göre, törene, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Rum Savunma Bakanı Kostas Papakostas, Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, diğer siyasiler, Yunan Meclisinden gelen heyet katıldı.
   Gazete, Hristofyas’ın da hazır bulunduğu Güney Lefkoşa’daki “Faneromeni Kilisesi”nde ise ayin düzenlendiğini aktardı.
   Simerini gazetesi, “Faneromeni Kilisesi”nde düzenlenen ayindeki konuşmasında, Kıbrıs’ta Türk askerlerinin varlığı ve ileri sürdükleri “tehdidi” ile karşı karşıya kaldıkları sürece Rum Milli Muhafız Ordusunun (RMMO) güçlenmesi, daha etkili olmasına ilişkin hedeflerinin sabit kalmaya devam edeceğini belirten Papakostas’ın, bunun da ötesinde herkesin hedefinin adanın askersizleştirilmesi olması gerektiğini savundu.
   Simerini, bir başka haberinde, de Pazartesi akşam saat 19.00’da “Ohi Meydanı”ndan ve “Eleftheria Meydanı”ndan, örgütlerin temsilcilerinden oluşan iki grubun Ledra Palas kapısına yürüdüğünü ve Ledra Palas’ta kınama etkinliği düzenlendiğini yazdı.
   Gazete, yürüyüş esnasında Yiğitler Burcu altından geçilirken, yürüyüş yapanların Türkler tarafından taşlandığını; ancak bir yaralanmanın olmadığını iddia etti.
   Etkinlik sırasında maskeli küçük bir grubun polise saldırdığını ve “hain Hristofyas” gibi sloganlar attıklarını kaydeden gazete, polisin müdahalesiyle olayın kontrol altına alındığını ifade etti.

Londra’daki eylemler

   Fileleftheros, Londra’da, “İngiltere’deki Rum Birliği”nin, iddia ettikleri “Türk istilasının ve devam eden işgalin” kınamasına ilişkin bir etkinlik düzenlediğini yazdı.
   Etkinlikte AKEL Siyasi Bürosu üyesi Panikos Lapithiotis, sözde “Maraş Belediyesi”nin Başkanı Aleksis Galanos, sözde “Omorfo Belediyesi”nin Başkanı Haralambos Pittas ve sözde “Lapta Belediyesi”nin Başkanı Athos Eleftheriu’nun birer konuşma yaptığı belirtildi.

Güney Afrika’da da gösteri düzenlendi

   Güney Afrika’da da geçtiğimiz gün, ileri sürdükleri “Türk istilasının” 35. yıldönümü ve “Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı” Makarios’un ölümünün 32. yıldönümü dolayısıyla anma töreni ve kınama etkinliğinin düzenlendiği kaydedildi.

Atina’daki etkinliğe bakan da katıldı

    Haravgi gazetesine göre, Atina’da ise, Rum Eğitim Bakanı Andreas Dimitriu’nun da katılımıyla “Kıbrıs’ın Kültürel Mirasının Tahrip Edilmesi”, “Türk İstilası Yunan Gazetelerinin Baş Sayfasında”, “İnsan Haklarının İhlal Edilmesi – Kıbrıs’ın Durumu” başlıklı serginin açılışının yapıldı.
   Gazete, serginin, Yunanistan’daki “Kıbrıs Büyükelçiliği” himayesinde Yunanistan’daki “Kıbrıslılar Birliği”, Rum Örgütleri Federasyonu ve Yunanistan’daki Rum Göçmenler Birliği tarafından organize edilen “35 Yıl Fazla – Çözüm Şimdi” sloganlı iki günlük “anti-işgal” etkinlikleri çerçevesinde düzenlendiğini yazdı.

New York eksik kalmadı

   Gazeteye göre, New York’taki Başpiskoposluk Kültür Merkezinde de etkinlik düzenlendi ve etkinliğe Amerika Başpiskoposu Dimitrios da katıldı.
   Dimitrios ayrıca,  Yunan darbesinde ve “Türk istilasında” ölenler ve Makarios anısına New York’taki bir kilisede anma töreni düzenledi.
   Haberde dün de Washington’da etkinlik düzenleneceği kaydedildi.
   Rumca gazeteler, geçtiğimiz gün Kuzey’de yapılan Barış Harekatı kutlamalarına ve yapılan açıklamalara da yer verdi. Gazeteler haberlerini şu başlıklar altında aktardılar:
   SİMERİNİ: “Ulusal Utançlarını Ulusal Zafer Gibi Kutladılar”
   POLİTİS: “Talat Çözümden, Çiçek İki Devletten Bahsetti”
   FİLELEFTHEROS: “İki Devletin ‘Ortaklığı’ – ‘Son Fırsat Penceresi’”
   ALİTHİA: “ ‘Türkiye’yi Takip Ediyorum’ ”
   MAHİ: “Atilla Kışkırtıcı ”
   HARAVGİ: “Talat Yeni Ortaklıkta Israr Ediyor – Ankara İle Tam Uzlaşı – Ankara İle Olan İşbirliği Tam”.

KIBRIS 22/07/09

 

 

“Tümü vatandaş olacak”

Özdil Nami, KKTC vatandaşı TC kökenlilerinin, kurulacak yeni devletteki statülerine açıklık getirdi:

Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi ve Cumhuriyetçi Türk Partisi – Birleşik Güçler (CTP – BG) Lefkoşa Milletvekili Özdil Nami, Eylül ayında, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri huzurunda hızlandırılmış müzakerelere hazır olduklarını açıkladı. Nami, Türkiyeli göçmenler konusuna da açıklık getirdi ve Türk tarafının müzakerelerdeki pozisyonunu şöyle açıkladı:
   “Bizim vatandaşlarımız, vatandaşımızdır! Yeni devletin kurulmasıyla hepsi burada kalacaktır ve yeni devletin vatandaşı olacaktır”.

Serhat İncirli ile Kıbrıs’ta Bugün programına konuk oldu

   Nami, dün, KIBRIS TV’de hafta içi her gün sabah 07.30 – 09.30 saatleri arasında yayınlanan “Serhat İncirli ile Kıbrıs’ta bugün” programının canlı yayın konuğuydu.
   İki liderin Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon huzurunda hızlandırılmış müzakereler yapması konusunda kendilerine de bazı yabancı diplomatlardan aktarımlar geldiğini kaydeden Nami, bunun ne kadar mümkün olacağının ise tartışma kaldırdığını kaydetti. Nami, Genel Sekreter’in Eylül ayındaki BM Genel Kurul çalışmaları nedeniyle gündeminin çok dolu olabileceğine işaret etti.

Siyasi eşitliğin tarifi yapılmıştır

   Siyasi eşitliğin tanımının BM Güvenlik Konseyi tarafından yapıldığını belirten Nami şunları kaydetti:
   “Her iki taraf siyasi eşitlik konusunda mutabıktır. Kurulacak yeni federal hükümete her iki tarafın etkin katılımı demektir. Ancak her kurumda sayısal eşitlik olmayacaktır... Türk tarafının onay vermediği hiç bir yasa geçmeyecektir”.

İsviçre modeli

   Yürütme konusunda daha çok İsviçre modeline benzer bir modeli savunduğumuzu kaydeden Nami, özetle şöyle devam etti:
   “Bizim savunduğumuz Annan Planı’ndakine benzer bir modeldir. Rum tarafı ise şu anda kendi kullandıkları sistemi yani güçlü bir başkan öneriyor. Başkan ve yardımcısını halkın seçmesini istiyorlar. Dönüşümlü başkanlığı kabul ediyorlar. Rum önerisine göre, ilk turda, herkes kendi adaylarına oy versin, eğer belirli bir çift (Türk ve Rum’dan oluşan örneğin CTP – AKEL, UBP – DİSİ ortaklığı gibi), liste olarak her iki tarafta oyların çoğunluğunu alırsa, o iki kişi seçilsin. Biz bunu pratik bulmuyoruz. Bize göre, her iki taraf senatoya senatörlerini gönderir. 24 Türk senatörün dağılımı bizim iç politikadaki dağılımımıza göre olacak. Senatoda koalisyonlar olabilir. Başkanı senato seçsin... Siyasi eşitlik budur.”
   “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı mı değil mi? Bu konuya bakalım. Rum tarafı eskiden, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasasını değiştirmek üzerine yoğunlaşmıştı. Türk tarafı ise iki ayrı egemen devletin biraraya gelip ortaklık kurması ile yeni devlet oluşturulmalıdır pozisyonundaydı. Annan Planı’nda bu iki ucun ortası bulunmuştu. Yeni bir bayrak, yeni bir marş, yeni bir anayasa olacaktı. Biz hala bu konsept üzerinde duruyoruz ama üzerinde henüz anlaşma yoktur. Başka formül de düşünülemez.”

BM–AB üyelikleri geri çekilmeyecek

   Nami, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin BM ya da AB’deki üyeliklerinin geri çekilmeyeceğini ancak KKTC’nin yaptığı uluslararası anlaşmaların da yeni devlette kabul edileceğini belirtti.
   “Olası bir referandumda hayır çıkarsa, ‘halkın takdiridir’ der, saygı duyarız” diyen Nami, bu konuda Kıbrıs Türk halkının, Rum tarafından daha ileri olduğunu belirtti.
   Nami, Annan Planı dönemindekinden daha az toprak tavizinin de gündemde olduğuna vurgu yaptı. Nami, 2004 sonrası, geçmişte bazı bölgelerin göç edeceği yerlerde şimdi yatırımlar olduğunu hatırlattı.
   Nami, “2004’te vermiştk, alsaydınız” hatırlatmasına, “evet, verdik alsaydınız” diye karşılık verdi.
   Nami, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinden vazgeçemeyeceğimize de işaret etti. Nami, güvenlik ve garantiler konusunda, iki taraf arasında gece ve gündüz kadar fark olduğunu belirtti.
   Türkiye’den gelen göçmenler konusunun bu hafta ele alınacağını ifade eden Nami şöyle devam etti:
   “Bizim bütün vatandaşlarımız, vatandaşımızdır, yeni devletin kurulmasıyla hepsi burada kalacaktır ve yeni devletin vatandaşı olacaktır”. Nami, çalışma izni ile burada bulunanların durumun ise farklı olduğunu kaydetti.
   Nami, çözüm konusunda son derece umutlu olduğunu da ekledi.
   Nami, sık sık görüştüğü Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu’ya hem yaşından dolayı hem de kişiliğiyle ilgili olarak çok saygı gösterdiğini ve evine de davet ettiğini söyledi. Nami, “çok rafine bir insan” diye tanımladığı Yakovu’ya hep ilk sözü verdiğini de belirtti.

KIBRIS 22/07/09

 

35 bin af!

KKTC’de kayıt dışı yaşayanların kayıt altına alınmasını sağlamak amacıyla kararname çıkarıldı:

SOSYAL SİGORTA AFFI… Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlığı, Sosyal Sigorta primlerini gününde yatıramayan ve faiz ile cezalar nedeniyle sıkıntıya girenler için sosyal güvenlik affı çıkarıyor. Afla, Sigortalar Yasası’na göre ödeme güçlüğüne düşenlere yeni bir ödeme planı sunulması amaçlanıyor

l BELEDİYELERE ÖDEME PLANI… Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, belediyelerin büyük kısmının Sosyal Sigortalar’a çok yüklü rakamlarda prim borcu olduğunu tespit ettiklerini ifade ederek, biriken borçların taksitlendirilerek belediyelerin ödeyebileceği bir düzenlemeye gidilmesini istediklerini söyledi

 

   KKTC’de kaçak yaşayan 35 bin civarındaki kişinin kayıt altına alınmasını sağlamak amacıyla kararname çıkarıldı. Yasa gücündeki kararnameyle; “Kaçak duruma düşen yabancıların yeniden kayıt altına alınmasını sağlamak amacıyla af çıkarılması”, “Sosyal Sigorta primlerini yatıramayanlar için af çıkarılması” ve “birtakım teşviklerle yerli işgücünün özel sektörde istihdamı” hedefleniyor.
   Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, kaçak duruma düşmüş yabancılara, çıkarılan aftan yararlanma çağrısı yaptı. Tespitlerine göre 35 bin civarında kaçak olduğunu bildiren Bakan Tokel, son kez çıkarılan afla, aile bütünlüğünün sağlanmasının da hedeflendiğini söyledi.
   Gerek çalışma, gerek turistik amaçla gelen yabancıların çok çeşitli sebeplerle kayıt dışına düştüğünü, yasa kurallarına göre para cezasına çarptırılarak sınır dışı edilme cezalarına maruz kaldığını ifade eden Tokel, “Yabancı uyruklu kişilerin cezalı duruma düşme nedenlerinin tartışılıp tespit edilmesi ve bu sebeplerin asgari bir seviyeye indirilmesi için gerekli çalışmalar Bakanlığımız ve hükümet nezdinde başlatılmıştır” dedi.
   Tokel, sosyal sigorta primleri konusunda çıkarılan afla ilgili olarak, özellikle yüklü miktarda borcu bulunan belediyeleri taksitlendirme için bakanlıkla görüşmeye çağırdı ve bu sorun yüzünden belediye çalışanlarının sağlık hizmetlerinden yararlanamadığına dikkat çekti.
   Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, bu yılsonundan itibaren yerli işgücünün istihdamı projesi çerçevesinde istihdam edilecek kişilerin sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı primlerinin fondan karşılanacağını da açıkladı.
   Tokel, dün düzenlediği basın toplantısında, Bakanlar Kurulu’nun son toplantısında onaylanan “kaçak duruma düşen yabancılar için çıkarılan af, sosyal sigorta affı ve yerli işgücü istihdamı” konularındaki kararnameler hakkında bilgiler verdi.

“Tüm yabancı uyruklu kişileri kapsayacak”
  
   “Yabancılar ve Muhaceret Yasası çerçevesinde KKTC’de bulunan kayıt dışı yabancıların affının” işverenden veya kendinden kaynaklanan ihmalden dolayı kaçak duruma düşen ve ciddi sosyal sorunlarla karşı karşıya kalanları kapsadığını anlatan Tokel, yapılan düzenlemelerin erken seçim öncesi partisinin halka verdiği sözler arasında bulunduğunu kaydetti.
   Tokel, idari ve yasal önlemlerin acilen uygulanacağını kaydederek, çok yüksek sayıda kişinin kayıt dışına düştüğünü tespit eden hükümetin, bu durumdakilere af kararı aldıklarını hatırlattı ve basından bu kişilere kararın duyurulmasında yardımcı olmasını istedi.
   Kaçak durumdakilerin 2 aylık süre içinde başvuru yaparak kayıt dışılıktan çıkabileceklerini kaydeden Türkay Tokel, özellikle çalışma hayatında kayıt dışı duruma düşen işçilerin büyük oranda mağduriyeti yanında bu durumun Sosyal Güvenlik fonları ve sosyal yaşam açısından da önemli sıkıntıları beraberinde getirdiğini hatırlattı.
   Tokel, cezalı duruma düşenlerin yasa gereği günlük asgari ücret kadar yani 55 TL ceza ödemesi gerektiğini ve bu kişilerin bir kısmının cezalarının, ödenemez duruma geldiğini gördüklerini kaydederek, bakanlığı ile İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanlığı tarafından başlatılan çalışmalar sonucunda bu durumdaki yabancı uyruklu kişilerin cezalarına son kez olmak kaydıyla bir af getirildiğini söyledi.
  
“Af, 60 gün süreyi kapsayacak”  
  
   Getirilen bu afla cezalı durumdaki yabancı uyrukluların bir aylık asgari ücret miktarı kadar ceza ödeyerek yurt dışına çıkabileceğini belirten Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, aynı şekilde, af kapsamında olan ve şu anda yurtdışında bulunan yabancı uyruklu kişiler de bir aylık asgari ücret miktarında ceza ödeyerek KKTC’ye gelebileceklerini, 60 günlük süreyi kapsayan affın 16 Eylül’de dolacağını bildirdi.
   Tokel, affın önemine işaret ederken, seçim çalışmaları sırasında birçok kişinin gerek işverenden gerekse kendisinden kaynaklanan ihmalden dolayı kaçak duruma düştüğüne ve bu yüzden çok ciddi sosyal sorunlarla karşı karşıya olduklarına şahit olduklarını ve iktidara gelince bunu çözme sözü verdiklerini anlattı.

“Sosyal Sigortalılar affı”
  
   Bakan Tokel, hükümetin çıkardığı ikinci kararnameyle ilgili bilgi verirken, dünyada ve KKTC’de yaşanan ekonomik kriz nedeniyle birçok işveren ve çalışanın sosyal güvenlik primlerini yatıramadıklarını tespit ettiklerini belirterek, gününde yatırılamayan primlerden dolayı uygulanan faiz ve cezaların, hem mükellefleri hem de sosyal güvenlik kurumlarını sıkıntıya soktuğunu, bu nedenle sosyal güvenlik affına karar verdiklerini anlattı.

3 ay içinde başvuru gerekiyor

   Afla, Sigortalar Yasası’na göre ödeme güçlüğüne düşenlere yeni bir ödeme planı sunulmasının amaçlandığını kaydeden Türkay Tokel, “Sigortalı olup 30 Haziran 2009’a kadar biriken prim ve gecikme zammı borçlarını, kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar ödemeyenlerin af kapsamında tutulacağını ve kararname yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde Sosyal Sigortalar Dairesi bölge amirliklerine başvurarak ödeme planından yararlanabileceklerini” kaydetti.
   Kararname uyarınca sigortalılara sunulacak ödeme planı şöyle olacak:
   “31 Aralık 1999 öncesindeki gecikmiş sigorta primlerinin yüzde 30’unu peşin ve geriye kalan dondurulmuş yüzde 70’ini peşin ödemeyi takip eden ay başından itibaren 4 yıl içinde en çok 48 ay taksitle; 1 Ocak 2000 ile 30 Haziran 2009 arasında prim borçlarının yüzde 30’u ve bu yüzde 30 prim borçlarına ait gecikme zamlarının yüzde 30’u peşin ve geriye kalan yüzde 70 prim ve bu yüzde 70 prime ait yüzde 30 gecikme zammını dondurularak peşin ödemeyi takip eden ay başından itibaren 4 yıl içinde en çok 48 ay taksitle ödeyebilecekler.”
   İşverenin yatırmakla yükümlü olduğu İhtiyat Sandığı prim ve depozitleri için af geçerli olmayacak.

Yerli işgücü istihdamı desteklenecek
 
   Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, işsiz üniversite mezunu sayısının 10 bini bulduğunu, bu nedenle önlem alınmasının şart olduğunu vurguladı.
   Kendilerini ziyaret eden sivil toplum örgütlerine ve basına, yaşanan ekonomik kriz nedeniyle özellikle üniversite mezunu gençlerin işsizlik sorunu yaşadığını hep açıkladığını kaydederek, işsiz üniversitelilerin sayısının 10 bini bulduğunu; bu rakama Güney’de çalışan ancak işlerine son verilenler eklenince 12-13 binlere ulaştığını söyledi.
   İşsiz gençlerin tümünü devlete istihdam edemeyeceklerine göre özel sektörün güçlendirilmesi, önünün açılması, teşvik edilmesi gerektiğini vurgulayan Tokel, üniversite mezunlarının özel sektörde istihdamı için bir yasa gücünde kararname daha yayınladıklarını bildirdi.
   Türkay Tokel, daha önceki dönemde hazırlıklarına başlanan ve 8 Temmuz’da çıkarılan yeni yasa gücünde kararnameyle uygulaması yeniden düzenlenen İhtiyat Sandığı Fonu kapsamındaki yerli istihdamın desteklenmesine yönelik prim uygulamasının, muhtemelen yılsonunda uygulanacağını açıkladı.
   Yerli işgücünün desteklenmesi projesinde hangi sektörlerin destekleneceğinin hükümet tarafından belirleneceğini ifade eden Tokel, üniversite ve meslek lisesi mezunu KKTC uyruklu kişileri çalıştıranların bu kapsamda desteklenmesini öngördüklerini bildirdi.
   Bakan Tokel, bu statüde personel çalıştıran işverenlere, çalıştırdıkları her kişinin sigorta ve ihtiyat sandığı primlerinin bahse konu fondan yatırılmasını düşündüklerini söyledi. Bu uygulamanın, yerli işgücünün destekleneceğini çok önemli bir karar olduğunu vurgulayan Türkay Tokel, yılsonunda veya 2010 başlarında bu projeyi gerçekleştireceklerini kaydetti.
   Tokel, “Bundan böyle;  ülkemize çalışmak maksadı ile gelen yabancı uyruklu çalışanların İhtiyat Sandığı kapsamı dışında tutularak, bu durumda olan her yabancı uyruklu çalışan için işverenleri tarafından yüzde 5 oranında katkı primi yatırılarak yerli istihdamın teşvik edilmesine karar verdik” dedi.
   Bakan Tokel, soruları yanıtlarken, kayıt dışına düşmüş kişilerin sayısını net veremeyeceğini ancak bu sayının 30-35 bin civarında olduğunu tahmin ettiklerini söyledi. Tokel, önceki hükümet döneminde ön izinle gelen insanların kayıt altına alınmaya başlandığı tarihlerde sigortalarda kayıtlı sayısının 72 bin olduğunun söylendiğini; haziran ayındaki rakamlara göre ise aktif sigortalı sayısının 55 bin olduğunu bildirdi.

Tokel: Belediyelerin Sosyal
Sigortalara yüklü borcu var

   Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, belediyelerin büyük kısmının Sosyal Sigortalar’a çok yüklü rakamlarda prim borcu olduğunu tespit ettiklerini ifade ederek, Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı borcu olan belediyeleri bakanlığıyla temasa geçmeye çağırdı.
   Biriken borçların taksitlendirilerek belediyelerin ödeyebileceği bir düzenlemeye gidilmesini istediklerini kaydeden Tokel, belediyelerin Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı borçları yüzünden çalışanlarının hastanelerden hizmet alamadığına işaret etti.
   “Bu insanlarımız her gün bizleri, başvurdukları hastanelerden, sağlık ocaklarından arayıp uyarmaktadır” diyen Bakan Tokel, bu sorunların yaşanmaması için, belediyelerin 2 aylık sürede, borçlarının taksitlendirilmesi için bakanlıkla temasa geçmesini istedi.

“Çatışarak değil anlaşarak
çözmek istiyoruz”
 
   Tokel, bu çağrıya uymayan belediyelere geçen hükümet dönemindeki yaptırımın uygulanarak, devlet katkı payından kesintiye gidilip gidilmeyeceği sorusuna karşılık, önceki hükümetin bu uygulamasının mahkeme kararıyla durdurulduğunu belirtti ve “Biz bu sorunu belediyelerimizle çatışarak değil, anlaşarak çözmek istiyoruz” dedi.

“7-8 belediye çok borçlu”
 
   Türkay Tokel, belediyelerle diyalog yoluyla anlaşacakları umudunu dile getirdi ancak ödemek istemeyen belediyeler olursa, bakanlığın üzerine düşen görevleri yapacağını kaydetti.
   Tokel, 28 belediyeden 7-8’inin çok borcu bulunduğunu belirtti ancak talep edilmesine rağmen belediyelerin isimlerini vermesine gerek olmadığını söyledi.

KIBRIS 22/07/09

 

35 BİN KAÇAĞA AF ÇIKTI

   

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Tokel, kanun gücünde kararnamelerin detaylarını basın toplantısıyla açıkladı

Kayıt dışı yabancılara af, sosyal sigorta affı, yerli işgücü istihdamına teşvik

35 bin kaçağa af getiren uygulama için bakanlık başvuru bekliyor

Sosyal Sigorta affı da geldi. Bakan Tokel borcu olan belediyeleri taksitlendirme için görüşmeye çağırdı

Yılsonundan itibaren başlayacak projeyle yerli işgücü istihdamını teşvik için sigorta ve ihtiyat sandığı primleri fondan karşılanacak

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, kaçak duruma düşmüş yapancılara, çıkarılan aftan yararlanma çağrısı yaptı. Tespitlerine göre 35 bin civarında kişinin kaçak olduğunu bildiren Bakan Tokel, son kez çıkarılan afla, aile bütünlüğünün sağlanmasının da hedeflendiğini söyledi.
Tokel, sosyal sigorta primleri konusunda da af çıkarıldığını belirterek, özellikle yüklü miktarda borcu bulunan belediyeleri taksitlendirme için bakanlıkla görüşmeye çağırdı ve bu sorun yüzünden belediye çalışanlarının sağlık hizmetlerinden yararlanamadığına dikkat çekti. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, bu yılsonundan itibaren yerli işgücünün istihdamı projesi çerçevesinde istihdam edilecek kişilerin sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı primlerinin fondan karşılanacağını da açıkladı.
Tokel, dün düzenlediği basın toplantısında, Bakanlar Kurulu’nun son toplantısında onaylanan “kaçak duruma düşen yabancılar için çıkarılan af, sosyal sigorta affı ve yerli işgücü istihdamı” konularındaki kararnameler hakkında bilgiler verdi.

“HALKA VERİLEN SÖZLER”
Yapılan düzenlemelerin erken seçim öncesi partisinin halka verdiği sözler arasında bulunduğunu kaydeden Türkay Tokel, “Yabancılar ve Muhaceret Yasası çerçevesinde KKTC’de bulunan kayıt dışı yabancıların affının” işverenden veya kendinden kaynaklanan ihmalden dolayı kaçak duruma düşen ve ciddi sosyal sorunlarla karşı karşıya kalanları kapsadığını anlattı.Gerek çalışma, gerek turistik amaçla gelen yabancıların çok çeşitli sebeplerle kayıt dışına düştüğünü, yasa kurallarına göre para cezasına çarptırılarak sınır dışı edilme cezalarına maruz kaldığını ifade eden Tokel, “Yabancı uyruklu kişilerin cezalı duruma düşme nedenlerinin tartışılıp tespit edilmesi ve bu sebeplerin asgari bir seviyeye indirilmesi için gerekli çalışmalar Bakanlığımız ve hükümet nezdinde başlatılmıştır” dedi.
Tokel, idari ve yasal önlemlerin acilen uygulanacağını kaydederek, çok yüksek sayıda kişinin kayıt dışına düştüğünü tespit eden hükümetin, bu durumdakilere af kararı aldıklarını hatırlattı ve basından bu kişilere kararın duyurulmasında yardımcı olmasını istedi. Kaçak durumdakilerin 2 aylık süre içinde başvuru yaparak kayıt dışılıktan çıkabileceklerini kaydeden Türkay Tokel, özellikle çalışma hayatında kayıt dışı duruma düşen işçilerin büyük oranda mağduriyeti yanında bu durumun Sosyal Güvenlik fonları ve sosyal yaşam açısından da önemli sıkıntıları beraberinde getirdiğini hatırlattı. Tokel, cezalı duruma düşenlerin yasa gereği günlük asgari ücret kadar yani 55 TL ceza ödemesi gerektiğini ve bu kişilerin bir kısmının cezalarının, ödenemez duruma geldiğini gördüklerini kaydederek, bakanlığı ile İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanlığı tarafından başlatılan çalışmalar sonucunda bu durumdaki yabancı uyruklu kişilerin cezalarına son kez olmak kaydıyla bir af getirildiğini söyledi.
Türkay Tokel, uygulamaya konulan af mevzuatının KKTC’ndeki cezalı duruma düşen tüm yabancı uyruklu kişileri kapsayacağını ayrıca şu anda ülke dışında bulunan ve cezalı duruma düştüğü için ülkeye gelemeyen ancak halen KKTC’nde KKTC yurttaşı veya yasal ve geçerli bir muhaceret iznine sahip eşi bulunan veya KKTC yurttaşı olanlarla yasal ve geçerli bir muhaceret izni olanların 18 yaşından büyük bekar çocukları veya anne-babaları da aile bütünlüğünün sağlanması amacıyla bu af kapsamına alındığını anlattı.

1 ASGARİ ÜCRET CEZA
Getirilen bu afla cezalı durumdaki yabancı uyrukluların bir aylık asgari ücret miktarı kadar ceza ödeyerek yurt dışına çıkabileceğini belirten Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, aynı şekilde, af kapsamında bulunan ve şu anda yurtdışında bulunan yabancı uyruklu kişiler de bir aylık asgari ücret miktarında ceza ödeyerek KKTC’ye gelebileceklerini, 60 günlük süreyi kapsayan affın 16 Eylül’de dolacağını bildirdi. Tokel, affın önemine işaret ederken, seçim çalışmaları sırasında birçok kişinin gerek işverenden gerekse kendisinden kaynaklanan ihmalden dolayı kaçak duruma düştüğüne ve bu yüzden çok ciddi sosyal sorunlarla karşı karşıya olduklarına şahit olduklarını ve iktidara gelince bunu çözme sözü verdiklerini anlattı.

SOSYAL SİGORTALILAR AFFI
Bakan Tokel, hükümetin çıkardığı ikinci kararnameyle ilgili bilgi verirken, dünyada ve KKTC’de yaşanan ekonomik kriz nedeniyle birçok işveren ve çalışanın sosyal güvenlik primlerini yatıramadıklarını tespit ettiklerini belirterek, gününde yatırılamayan primlerden dolayı uygulanan faiz ve cezaların, hem mükellefleri hem de sosyal güvenlik kurumlarını sıkıntıya soktuğunu, bu nedenle sosyal güvenlik affına karar verdiklerini anlattı.

3 AY İÇİNDE BAŞVURU GEREKİYOR
Afla, Sigortalar Yasası’na göre ödeme güçlüğüne düşenlere yeni bir ödeme planı sunulmasının amaçlandığını kaydeden Türkay Tokel, “sigortalı olup 30 Haziran 2009’a kadar biriken prim ve gecikme zammı borçlarını, kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar ödemeyenlerin af kapsamında tutulacağını ve kararname yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde Sosyal Sigortalar Dairesi bölge amirliklerine başvurarak ödeme planından yararlanabileceklerini” kaydetti.
Kararname uyarınca sigortalılara sunulacak ödeme planı şöyle olacak:
“31 Aralık 1999 öncesindeki gecikmiş sigorta primlerinin yüzde 30’unu peşin ve geriye kalan dondurulmuş yüzde 70’ini peşin ödemeyi takip eden ay başından itibaren 4 yıl içinde en çok 48 ay taksitle; 1 Ocak 2000 ile 30 Haziran 2009 arasında prim borçlarının yüzde 30’u ve bu yüzde 30 prim borçlarına ait gecikme zamlarının yüzde 30’u peşin ve geriye kalan yüzde 70 prim ve bu yüzde 70 prime ait yüzde 30 gecikme zammını dondurularak peşin ödemeyi takip eden ay başından itibaren 4 yıl içinde en çok 48 ay taksitle ödeyebilecekler.”
İşverenin yatırmakla yükümlü olduğu İhtiyat Sandığı prim ve depozitleri için af geçerli olmayacak.

YERLİ İŞGÜCÜ İSTİHDAMININ DESTEKLENMESİ
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, kendilerini ziyaret eden sivil toplum örgütlerine ve basına, yaşanan ekonomik kriz nedeniyle özellikle üniversite mezunu gençlerin işsizlik sorunu yaşadığını hep açıkladığını kaydederek, işsiz üniversitelilerin sayısının 10 bini bulduğunu; bu rakama Güney’de çalışan ancak işlerine son verilenler eklenince 12-13 binlere ulaştığını söyledi.
İşsiz gençlerin tümünü devlete istihdam edemeyeceklerine göre özel sektörün güçlendirilmesi, önünün açılması, teşvik edilmesi gerektiğini vurgulayan Tokel, üniversite mezunlarının özel sektörde istihdamı için bir yasa gücünde kararname daha yayınladıklarını bildirdi.
Türkay Tokel, daha önceki dönemde hazırlıklarına başlanan ve 8 Temmuz’da çıkarılan yeni yasa gücünde kararnameyle uygulaması yeniden düzenlenen İhtiyat Sandığı Fonu kapsamındaki yerli istihdamın desteklenmesine yönelik prim uygulamasının, muhtemelen yılsonunda uygulanacağını açıkladı.
Yerli işgücünün desteklenmesi projesinde hangi sektörlerin destekleneceğinin hükümet tarafından belirleneceğini ifade eden Tokel, üniversite ve meslek lisesi mezunu KKTC uyruklu kişileri çalıştıranların bu kapsamda desteklenmesini öngördüklerini bildirdi. Bakan Tokel, bu statüde personel çalıştıran işverenlere, çalıştırdıkları her kişinin sigorta ve ihtiyat sandığı primlerinin bahse konu fondan yatırılmasını düşündüklerini söyledi. Bu uygulamanın, yerli işgücünün destekleneceğini çok önemli bir karar olduğunu vurgulayan Türkay Tokel, yılsonunda veya 2010 başlarında bu projeyi gerçekleştireceklerini kaydetti.
Tokel, “Bundan böyle; ülkemize çalışmak maksadı ile gelen yabancı uyruklu çalışanların İhtiyat Sandığı kapsamı dışında tutularak, bu durumda olan her yabancı uyruklu çalışan için işverenleri tarafından yüzde 5 oranında katkı primi yatırılarak yerli istihdamın teşvik edilmesine karar verdik” dedi.
Bakan Tokel, soruları yanıtlarken, kayıt dışına düşmüş kişilerin sayısını net veremeyeceğini ancak bu sayının 30-35 bin civarında olduğunu tahmin ettiklerini söyledi. Tokel, önceki hükümet döneminde ön izinle gelen insanların kayıt altına alınmaya başlandığı tarihlerde sigortalarda kayıtlı sayısının 72 bin olduğunun söylendiğini; haziran ayındaki rakamlara göre ise aktif sigortalı sayısının 55 bin olduğunu bildirdi.

BELEDİYELERE ÇAĞRI
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel, belediyelerin büyük kısmının Sosyal Sigortalar’a çok yüklü rakamlarda prim borcu olduğunu tespit ettiklerini ifade ederek, Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı borcu olan belediyeleri bakanlığıyla temasa geçmeye çağırdı. Biriken borçların taksitlendirilerek belediyelerin ödeyebileceği bir düzenlemeye gidilmesini istediklerini kaydeden Tokel, belediyelerin Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı borçları yüzünden çalışanlarının hastanelerden hizmet alamadığına işaret etti.
“Bu insanlarımız her gün bizleri, başvurdukları hastanelerden, sağlık ocaklarından arayıp uyarmaktadır” diyen Bakan Tokel, bu sorunların yaşanmaması için, belediyelerin 2 aylık sürede, borçlarının taksitlendirilmesi için bakanlıkla temasa geçmesini istedi.

“ÇATIŞARAK DEĞİL ANLAŞARAK ÇÖZMEK İSTİYORUZ”
Tokel, bu çağrıya uymayan belediyelere geçen hükümet dönemindeki yaptırımın uygulanarak, devlet katkı payından kesintiye gidilip gidilmeyeceği sorusuna karşılık, önceki hükümetin bu uygulamasının mahkeme kararıyla durdurulduğunu belirtti ve “Biz bu sorunu belediyelerimizle çatışarak değil, anlaşarak çözmek istiyoruz” dedi.

“7-8 BELEDİYE ÇOK BORÇLU”
Türkay Tokel, belediyelerle diyalog yoluyla anlaşacakları umudunu dile getirdi ancak ödemek istemeyen belediyeler olursa, bakanlığın üzerine düşen görevleri yapacağını kaydetti. Tokel, 28 belediyeden 7-8’inin çok borcu bulunduğunu belirtti ancak talep edilmesine rağmen belediyelerin isimlerini vermesine gerek olmadığını söyledi.

STAR KIBRIS 22/07/09

 

CUMHURBAŞKANI TALAT KONUKLARI AĞIRLADI

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına katılan konuk heyetler onuruna önceki akşam resepsiyon verdi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Dome Hotel’de ev sahipliği yaptığı resepsiyona, Meclis Başkanı Hasan Bozer, Başbakan Derviş Eroğlu, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, TC Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, TBMM İdare Amiri Orhan Erdem, TC Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, TSK 1. Ordu Komutanı Orgenral Ergin Saygun, TC Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, KTBK Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu, 28’inci Tümen Komutanı Tümgeneral İsmail Serdar Savaş, 39. Tümen Komutanı Tümgeneral Kamil Başoğlu, GKK Komutanı Tümgeneral Abdullah Recep, TC Genelkurmay Başkanlığı Yunanistan – Kıbrıs Daire Başkanı Tümamiral Fikret Güneş, 14. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Mehmet Faruk Şengün, Hücumbot Filo Komutanı Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu, Yüksek Mahkeme Başkanı Nevvar Nolan, Anamuhalefet CTP-BG Genel Başkanı Ferdi sabit Soyer, bazı bakan, milletvekili, kurum, kuruluş, sivil toplum örgütlerinin başkan ve temsilcileri, emekli parlamenterler, komutanlar ve kutlamalar çerçevesinde ülkeye gelen konuk heyetlerin üyeleri katıldı.

STAR KIBRIS 22/07/09

 

AİHM ANLAŞMAYI ONAYLADI

   

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Kıbrıslı Rum Andromahi Aleksandru’nun KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu’yla KKTC’de bulunan eski taşınmaz malına ilişkin varmış olduğu bir anlaşmayı onayladığı, bu anlaşmanın söz konusu taşınmazın Kıbrıslı Rum’a iadesini içerdiği iddia edildi.

Politis Gazetesi: “AİHM Damgasıyla –Mahkeme 234 Dönümün Andromahi Aleksandru’ya İadesini Onayladı” başlıklarıyla verdiği haberinde, KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvuruda bulunan Kıbrıslı Rum Aleksandru’nun, Komisyon’la vardığı anlaşmanın AİHM tarafından 7 Temmuz’da onaylandığını, ancak henüz ilgili açıklamanın yapılmadığını yazdı.

MAL İADE EDİLİYOR

Gazete, KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile Kıbrıslı Rum Aleksandru arasındaki anlaşmanın, Aleksandru’nun “Vasilya” (Karşıyaka) bölgesinde bulunan 234 dönümlük arazisinin Aleksandru’ya iadesini ve 2 milyon Euro tazminat ödenmesini içerdiğini, bu anlaşmanın, tazminat belirlenmesi aşamasında dostane anlaşmayla sonuçlanan Kıbrıslı Rum Mike Timvios’un davasının ardından ikinci anlaşmayı teşkil ettiğini kaydetti.

MAKUL ZAMAN DİLİMİ

Gazete, Aleksandru ile Komisyon arasında varılan dostluk anlaşmasında, söz konusu taşınmazın “makul zaman dilimi içerisinde” iade edileceğinin belirtildiğini, Komisyon’un yasasına göre bu zaman diliminin 2-3 ay olduğunu yazdı.


Haberde, Aleksandru’nun, Türkiye aleyhine 1990 yılında AİHM’de açtığı 16162/90 sayılı davanın geçtiğimiz Ocak ayında Türkiye’nin aleyhine sonuçlandığı, AİHM’nin önümüzdeki aylarda Türkiye aleyhine tazminat belirlemesinin beklendiği belirtilirken, Türkiye’nin tazminat belirlenmeden söz konusu anlaşmayı yapmasının amacının, Komisyonun Kıbrıslı Rumların başvurularına, taşınmaz mal iadesiyle de çözüm sunabildiğini AİHM’e göstermek olduğu ileri sürüldü.

BAŞVURU GERİ ÇEKİLDİ

Gazete, Aleksandru ile Komisyon arasında varılan anlaşmanın sonrasında Aleksandru’nun AİHM’deki başvurusunun geri çekildiğini de yazdı.


Haberde ayrıca, Aleksandru’nun Türkiye aleyhine açmış olduğu dava dosyasında, Karşıyaka bölgesindeki 234 dönümlük arazisinin yanı sıra, Lapta bölgesindeki taşınmazlarının da bulunduğu, ancak geri iade edilmesi öngörülen taşınmazların Karşıyaka bölgesindekiler olduğu iddia edildi.

STAR KIBRIS 22/07/09

 

Christofias ‘disgusted’ by slur against him
By Daniel Thomas

PRESIDENT DEMETRIS Christofias yesterday described the inflammatory slogans hurled against him during Monday night’s anti-occupation demonstration at Ledra Palace as “shameful” and “disgusting”.

Four men were arrested during the protest, while police are looking for two more. The protest against the Turkish occupation soon became a protest against the present government, with insults hurled against Christofias who was branded a “traitor”.

One documentary-maker who was filming the event had her $5,000 camera smashed by one of the protestors.

Christofias said the slogans chanted during the protest “shamed and disgusted” him, questioning where this mentality was leading the country. He reminded people of the damage done to the island in the past by the same “mentality of dirty slogans, undermining and subversive works”.

He said the authorities would maintain public order against those who break the law, adding: “This is not the expression of an opinion, this is not dialogue, this is a disgrace which should not be allowed to continue by the ordinary man.”

According to police, the four men arrested were aged 18, 26, 41 and 63. They were taken to Paphos Gate Police Station where they were charged with Public Insult and released. Another two men were also being sought in connection with the abuse which included profanities against the president and ruling party AKEL as well as right-wing slurs. AKEL spokesman Stavros Evagorou condemned the displays, saying that the statements “evoked painful memories of the type of extremism that played a part in creating the very situation that people were protesting against.”

Evagorou questioned whether those present at the protest, including government partners EDEK and DIKO agreed with the opinions crudely voiced.

EDEK deputy Georgios Varnavas, who was present on Monday, distanced himself and his party from the slogans chanted against the president and the extremist slogans. DIKO and DISY also joined in the chorus of condemnation against the “dangerous” slogans and profanities against the president.

In a separate incident at the demonstration, a Greek Cypriot filmmaker from the US who was filming the event as part of a “pro-unification documentary” was allegedly subjected to a barrage of verbal and physical abuse by nationalist demonstrators suspicious of her activities.

Melina Yiasemidi told the Cyprus Mail how as she was leaving the demo, “two young men who had taken part approached me. One stood and watched as the other asked me, ‘Where are you from?’. This young man then stood within an inch of my face, grabbed hold of my camera, and of my hand, which was gripping the camera and wrested it away from me. He then smashed it to pieces in front of me and others then ran away through the crowd holding the smashed camera.”

Yiasemidi noted that she had asked one TV cameraman to escort her out of the protest as she was concerned about the way it was going, but that during the incident, the cameraman who was standing next to her, suddenly disappeared.

Yiasemidi reported the incident and the destruction of a $5,000 equipment to the police. She said she remembers the perpetrators and would be able to identify them if asked.

CYPRUS MAIL 22/07/09

 

President agrees to speed up identification process
By Anna Hassapi

THE RELATIVES of missing soldiers from the 181 Artillery Division yesterday gathered outside the Presidential Palace, calling for the speedier identification of the remains at Sychari village in the Kyrenia district, where they believe their family members to be.

It is believed that the number of bodies there is much higher than the official estimate.

On the other side of the gate, a meeting headed by President Demetris Christofias on the issue of the missing yesterday decided to speed up the process of identification of remains.

“The most important thing for us, the relatives of the missing, is that there was agreement on two major issues.

“One is that the retrieval and identification of the remains is just part of the process and that we should find ways to move to the substantial investigation of each case.

“The second important decision was that the process must speed up,” said Nikos Theodosiou President of the Missing Persons’ Relatives Committee, following the meeting at the Presidential Palace.

The meeting comprised relatives of the Missing from Cyprus, Greece and the UK, representatives of the Ministry of Foreign Affairs, the Missing Persons Investigation Committee, the Greek ambassador Vasilios Papaioannou, representatives of the Greek army, the CID and medical practitioners.

Family members who believe their relatives are among those to be found at Sychari village maintain that the number of bodies to be found in the hillside area is over a hundred and not 36, as is the official estimate. The mass grave is believed to be the bloody end of a battle on July 23, 1974.

“We want priority to be given to Sychari because there are indications that there are many people there and many families will be relieved,” said Maria Kalambourtzi, whose father Stylianou was a commander from the 181 Artillery Division. His whereabouts since July 1074 are unknown.

CYPRUS MAIL 22/07/09

 

New report details ransacking says Orthodox heritage in ‘great peril’
By Rebecca Bailey

RELIGIOUS artefacts in Cyprus are in ‘great peril’, concludes a U.S. Helsinki Commission Report released yesterday afternoon.

Thousands of Greek-Cypriot artefacts have been looted from churches and monasteries in the north of Cyprus over the last 35 years. The paintings, mosaics, idols and manuscripts often end up on international auction blocks.

The Washington Times yesterday quoted some shocking statistics from the report.

Reportedly, 500 Orthodox churches have been ransacked, vandalised, or simply demolished. 133 have been desecrated.

28 of the churches still standing have been converted for Turkish military hospitals or camps; 13 have been turned into barns; and 77 have been converted, both literally and metaphorically, into mosques.

In these 77 converted churches, texts from the Koran have been mounted where idols and paintings used to stand.

In total, 15,000 religious paintings have disappeared, such as at the Byzantine-era monastery of Antiphonetes where all its icons and murals have been removed and sold on to art dealers.

The St Anastasia Monastery was luckier; although its holy artefacts were also taken, in exchange it now sports a swimming pool and a casino in its new role as a luxury hotel.

The Cyprus Department of Antiquities will feel vindicated; the details of the report seems to reconfirm what they claim on their website, particularly with regard to the Orthodox churches in the occupied areas.

“The 1974 Turkish invasion of Cyprus and the subsequent occupation of the island has heavily affected Cyprus’ cultural heritage and despite existing internationally binding treaties regarding the protection of cultural heritage, Turkey chooses to ignore the treaties and continues its destructive agenda. The damages are grave and in many cases, irreversible,” states the website.

These figures are sure to cause a vast emotional response amongst the Greek-Cypriot community, especially on the anniversary week of the 1974 Turkish Invasion.

In fact, an anonymous spokesman from the Turkish Embassy in Washington is quoted as stating that it was “no coincidence the report is coming out this week” and that the document sounded “like a one-sided presentation”. “Turkey respects all cultural heritages,” he added.

Jerome Bowers, an associate history professor of the Northern Illinois University, claimed to the Washington Times that destruction of Turkish artefacts in Southern Cyprus was well-documented as well. “In Paphos, for example, the Camii Cedit was not only destroyed but replaced with a parking lot.”

This is re-emphasised by Hilmi Akil, the Washington representative for the Turkish Republic of Cyprus, who reportedly dismissed the report as “a propaganda exercise”. “What we’re objecting to is that destruction, which has happened on both sides of the island, is being portrayed as something that only Turkish Cypriots have done.”

The report also apparently registers complaints such as the one made in November 2001 by Tahsin Ertugruloglu, the de facto foreign affairs minister for Northern Cyprus, that widespread destruction of Muslim mosques and shrines occurred in the southern part of Cyprus in villages between 1963 and 1974.

It then goes on to add though that since 2000, Cyprus has spent more than $600,000 on renovating 17 historic mosques.

The press briefing and panel discussion on Capitol Hill was attended by Charalampos Chotzakoglou, professor of Byzantine art and archaeology at Hellenic Open University in Patras, Greece; German art historian Klaus Gallas, who is a specialist on the international smuggling of art artifacts; and Michael Jansen, author of "War and Cultural Heritage: Cyprus after the 1974 Turkish Invasion."

CYPRUS  MAIL 22/07/09

 

 

Talat:Son durumla ilgili bilgi verilecek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Bakanlar Kurulu toplantısına katılarak kabineye bilgi verdi. Toplantı Öncesinde açıklama yapan Mehmet Ali Talat kabineye Kıbrıs konusunda gelinen son nokta ile ilgili bilgi verileceğini söyledi.

Müzakerelerde birinci aşamanın tamamlanmak üzere olduğunu,önemli bir noktaya gelindiğini belirten Talat, Geçtiğimiz hafta Türkiye'ye yaptığı ziyaretin de bir değerlendirmesinin Bakanlar Kurulu'nda yapılacağını açıkladı.

KIBRIS POSTASI 22/07/09

 

 

AİHM Anlaşmayı Onayladı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Kıbrıslı Rum Andromahi Aleksandru’nun KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu’yla KKTC’de bulunan eski taşınmaz malına ilişkin varmış olduğu bir anlaşmayı onayladığı, bu anlaşmanın söz konusu taşınmazın Kıbrıslı Rum’a iadesini içerdiği iddia edildi.

Politis Gazetesi: “AİHM Damgasıyla –Mahkeme 234 Dönümün Andromahi Aleksandru’ya İadesini Onayladı” başlıklarıyla verdiği haberinde, KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvuruda bulunan Kıbrıslı Rum Aleksandru’nun, Komisyon’la vardığı anlaşmanın AİHM tarafından 7 Temmuz’da onaylandığını, ancak henüz ilgili açıklamanın yapılmadığını yazdı.

MAL İADE EDİLİYOR

Gazete, KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu ile Kıbrıslı Rum Aleksandru arasındaki anlaşmanın, Aleksandru’nun “Vasilya” (Karşıyaka) bölgesinde bulunan 234 dönümlük arazisinin Aleksandru’ya iadesini ve 2 milyon Euro tazminat ödenmesini içerdiğini, bu anlaşmanın, tazminat belirlenmesi aşamasında dostane anlaşmayla sonuçlanan Kıbrıslı Rum Mike Timvios’un davasının ardından ikinci anlaşmayı teşkil ettiğini kaydetti.

MAKUL ZAMAN DİLİMİ

Gazete, Aleksandru ile Komisyon arasında varılan dostluk anlaşmasında, söz konusu taşınmazın “makul zaman dilimi içerisinde” iade edileceğinin belirtildiğini, Komisyon’un yasasına göre bu zaman diliminin 2-3 ay olduğunu yazdı.


Haberde, Aleksandru’nun, Türkiye aleyhine 1990 yılında AİHM’de açtığı 16162/90 sayılı davanın geçtiğimiz Ocak ayında Türkiye’nin aleyhine sonuçlandığı, AİHM’nin önümüzdeki aylarda Türkiye aleyhine tazminat belirlemesinin beklendiği belirtilirken, Türkiye’nin tazminat belirlenmeden söz konusu anlaşmayı yapmasının amacının, Komisyonun Kıbrıslı Rumların başvurularına, taşınmaz mal iadesiyle de çözüm sunabildiğini AİHM’e göstermek olduğu ileri sürüldü.

BAŞVURU GERİ ÇEKİLDİ

Gazete, Aleksandru ile Komisyon arasında varılan anlaşmanın sonrasında Aleksandru’nun AİHM’deki başvurusunun geri çekildiğini de yazdı.


Haberde ayrıca, Aleksandru’nun Türkiye aleyhine açmış olduğu dava dosyasında, Karşıyaka bölgesindeki 234 dönümlük arazisinin yanı sıra, Lapta bölgesindeki taşınmazlarının da bulunduğu, ancak geri iade edilmesi öngörülen taşınmazların Karşıyaka bölgesindekiler olduğu iddia edildi.
Star Kıbrıs

KIBRIS POSTASI 22/07/09

 

 

Stefanu: Amacımız kolonizasyona son vermek

Rum Yönetimi sözcüsü Stefano Stefanu, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarıyla ilgili olarak, "Bizim isteğimiz, kolonizasyona son vermektir'' dedi.

AA

22 Temmuz. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının konumunu ''yasa dışı'' diye niteleyerek, ''Bizim isteğimiz, savaş sebebi olan kolonizasyona son vermektir'' dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde yarın yapacağı görüşmede, ''yönetim ve güç paylaşımı'' başlığı altında ''göç'', ''vatandaşlık'' ve ''sığınma hakları'' da ele alınacak ve ''vatandaşlık'' konusu görüşülürken Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının durumu gündeme gelecek.

Rum haber ajansına göre Stefanu, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarıyla ilgili olarak, ''Bizim isteğimiz, savaş sebebi olan kolonizasyona son vermektir. Yasa dışı bir faaliyet hak yaratmaz ve kolonizasyon meşrulaştırılamaz'' diye konuştu.

Stefanu, çözüm modeli hakkında da, çözüm zemini üzerinde uzlaşıldığını savunarak, ''Bu da iki bölgeli, iki toplumlu, BM kararlarında tarif edildiği şekliyle, siyasi eşitliğe sahip, tek devlet, tek egemenlik, bir vatandaşlık, bir uluslararası temsiliyeti olan federasyondur'' dedi.

Rumlar KKTC'ye uğrayan gemiyi durdurdu

Rum polisi, Kuzey Kore bandıralı bir gemiyi KKTC'nin Gazimağusa Limanı'na uğrayarak ticari mal aldığı gerekçesiyle durdurdu ve geminin Arap kökenli 4  mürettebatını tutukladı.

ntvmsnbc ve Ajanslar

22 Temmuz. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - Rum radyosunun haberine göre, Mısır'ın Port Sait Limanı'na gitmek üzere Gazimağusa Limanı'ndan yola çıkan Kuzey Kore bandıralı gemi, Güney Kıbrıs'ın Protara bölgesi açıklarında polis tarafından durduruldu.

Gemide Rum polisi ve gümrük makamları arama yaptı.

Habere göre, gemide her biri 50 koli ihtiva eden 1915 sandık ABD menşeli sigara bulundu. Rum makamları, sigaraların ''kapalı''  saydıkları Gazimağusa Limanı'ndan alınmış olduğu için Rum yönetiminin 2 milyon 364 bin 706 Euro ''vergi ve harç'' gelirini yitireceğini ileri sürdüler.

Geminin 3'ü Suriyeli 1'i Lübnanlı 4 mürettebatı, bugün mahkemeye çıkarıldı ve 8'er günlük hapis cezasına çarptırıldı.

 

Talat ve Hristofyas 38. kez görüştü

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum lider Dimitris Hristofyas'ın 38. görüşmesi sona erdi.

AA

23 Temmuz. 2009 Perşembe

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bugün yaptıkları görüşme sona erdi.

BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, görüşmenin ardından yaptığı kısa açıklamada, liderler ve temsilcileri arasında dörtlü yapılan görüşmenin iki saat kadar sürdüğünü ve bu görüşmede, hafta içindeki gelişmelerin de ele alındığını kaydetti.

Zerihoun, daha sonra heyetler arası görüşmelere geçildiğini, ''Yönetim ve Güç Paylaşımı'' ana başlığı altındaki ''Göç'', ''Vatandaşlık'' ve ''Sığınma Hakları'' konularının ele alındığını kaydetti.

''Göç'', ''Vatandaşlık'' ve ''Sığınma Hakları'' konularında ilk sunumlarını yapan taraflar, gelecek hafta karşılıklı olarak yanıtlarını verecekler.

Liderlerin 39'uncusu olacak bir sonraki görüşmesinin 30 Temmuz'da yapılması planlanıyor.

 

KKTC'den Rumlara ticaret tepkisi

 

CNN TURK 23/07/09

 

KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Kıbrıs Rum yönetiminin sırf Gazimağusa Limanı'ndan ticari mal aldığı için Kuzey Kore bandıralı gemiyi alıkoymasının ne uluslararası hukukla, ne de Avrupa Birliği (AB) politikalarıyla uyumlu olduğunu belirterek, Gazimağusa Limanı'ndan yapılan ticaretin uluslararası kurallar ile yasalara uygun olduğunu bildirdi.

Bunun, Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn tarafından teyit edildiğine işaret eden Özgürgün, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin (GKRY) bu tutumuyla, devam eden müzakerelere ilişkin ciddiyetsizliğini ve kalıcı bir anlaşmaya varmak yönündeki samimiyetsizliğini gösterdiğini belirtti.

Özgürgün, Rum yönetiminin Kuzey Kore bandıralı bir gemiyi alıkoyup, mürettebatı tutuklamasıyla ilgili olarak yaptığı yazılı açıklamada, Rum yönetiminin söz konusu gemiyi Gazimağusa Limanı'ndan ticari mal aldığı gerekçesiyle alıkoyarak 4 mürettebatını tutuklaması ve 2 milyon Avro tutarında ceza kesmesinin kabul edilemez olduğunu kaydetti.

GKRY'nın bu tutumuyla, devam eden müzakerelere ilişkin ciddiyetsizliğini ve kalıcı bir anlaşmaya varmak yönündeki samimiyetsizliğini gösterdiğini belirten Özgürgün, "Kıbrıs Türk halkının üçüncü çevrelerle ticari faaliyetlerde bulunmasına dahi tahammül gösteremeyen bir zihniyetin bizimle eşit statüde bir ortaklığı öngörmesi ve bu yönde çaba göstermesi mümkün değildir" ifadesini kullandı.

Dışişleri Bakanı Özgürgün, Rumların Kıbrıs Türk halkı üzerinde uyguladıkları insanlık dışı ambargolara açık bir örnek teşkil eden bu kabul edilmez yasa dışı uygulamanın, Rum yönetiminin sadece Kıbrıs Türk halkını baskı yoluyla hegemonyası altına alma çabasından ibaret olmadığını belirtti.

Rum tarafının, Kıbrıs Türk tarafıyla herhangi bir ilişki kurmak isteyen üçüncü çevreleri de taciz yoluyla caydırmayı hedeflediğini kaydeden Özgürgün, "Geçmişte yaşanan acı olaylardan ders almayan ve tüm Ada'ya hakim olma emelinden vazgeçmeyen GKRY liderliği, günümüzde KKTC halkına uyguladıkları insanlık dışı ambargolarla bize Türk düşmanlığı güden kinci ve bağnaz Rum mantalitesini sürdürdüklerini göstermektedirler" ifadesini kullandı.

"KKTC limanları ticarete açık"

KKTC Dışişleri Bakanı, Rum yönetiminin iddia ettiğinin aksine, Gazimağusa Limanı dahil olmak üzere KKTC limanlarının ticarete açık olduğunun altını çizdi.

Gazimağusa Limanı'ndan yapılacak ticaretin uluslararası kurallar ile yasalara uygun olduğunun Olli Rehn tarafından da teyit edildiğini vurgulayan Özgürgün, AB üyesi GKRY'nin bu uygulamasının uluslararası hukuk ve AB politikalarıyla uyumlu olmadığını kaydetti.

Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün de AB ülkeleriyle Kıbrıs Türk limanlarından ticareti öngördüğüne işaret eden Özgürgün, Rum yönetiminin esasen bu tüzüğün kabul edilmesini 5 yıldır bloke ederek, AB'nin Kıbrıs Türküne yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesini engellediğini anımsattı.

Dışişleri Bakanı Özgürgün, şöyle devam etti: "Rum yönetimi, gasp etmiş olduğu 'Kıbrıs cumhuriyeti' unvanı ve tek taraflı AB üyeliğinin avantajlarını istismar etmek suretiyle, Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı üzerinde baskı yaratabileceğini ve Kıbrıs konusunda kendi lehine kazanımlar elde edebileceğini sanmaktadır. Kıbrıs konusu, sadece ve sadece taraflar arasında müzakere edilecek kapsamlı bir anlaşma yoluyla çözümlenebilecektir. Rum liderliğinin, bu gerçekleri kabul etme zamanı gelmiştir. Aksi takdirde, Rum yönetiminin Kıbrıs Türk tarafını Kıbrıs'taki eşit statüsünü hazmedemeyen yaklaşımı değişmediği sürece, değil yakın zamanda, sonsuza kadar Kıbrıs'ta adil ve kalıcı kapsamlı çözüme ulaşılması mümkün olmayacaktır."

 

Talat ile Hristofyas 38. kez bir araya geldi

 

CNN TURK 23/07/09

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla yapılan müzakereler çerçevesinde 38. kez bir araya geldi.

BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, görüşmenin ardından yaptığı kısa açıklamada, liderler ve temsilcileri arasında dörtlü yapılan görüşmenin iki saat kadar sürdüğünü ve bu görüşmede, hafta içindeki gelişmelerin de ele alındığını kaydetti.

Zerihoun, daha sonra heyetlerarası görüşmelere geçildiğini, "Yönetim ve Güç Paylaşımı" ana başlığı altındaki "Göç", "Vatandaşlık" ve "Sığınma Hakları" konularının ele alındığını kaydetti.

"Göç", "Vatandaşlık" ve "Sığınma Hakları" konularında ilk sunumlarını yapan taraflar, gelecek hafta karşılıklı olarak yanıtlarını verecekler.

Liderlerin 39'uncusu olacak bir sonraki görüşmesinin 30 Temmuz'da yapılması planlanıyor.

 

 

ABD Kongresi'nde Kıbrıs oturumu

 

CNN TURK 22/07/09

 

ABD Kongresi'ndeki Helsinki Komisyonu'nda düzenlenen bir oturumda, KKTC'de bulunan Rum dini ve tarihi eserlerinin yağmalandığı ve birçok kilisenin zarar gördüğü iddia edildi.

Helsinki Komisyonu'nun esbaşkanları Demokrat senatör Ben Cardin ve Demokrat milletvekili Alcee Hastings'in himayesinde düzenlenen oturuma konuşmacı olarak Yunanlı tarihçi Haralampos Hocakoğlu, Alman tarihçi Klaus Gallas ve Amerikalı gazeteci ve yazar Michael Jensen katıldı.

Konuşmacılar Rum tezlerine güçlü şekilde destek verirken, oturumda Türk tarafının görüşünü anlatan veya Türk tarafı adına bilgi veren herhangi bir ismin yer almaması dikkat çekti.

Konuşmacılardan Gallas, son 35 yılda KKTC'de yaklaşık 16 bin ikona, duvar resmi ve mozaikle yaklaşık 60 bin arkeolojik parçanın yağmalandığını ve ülke dışına kaçırılarak satıldığı iddiasında bulundu.

Hocakoğlu da, KKTC'de bulunan çeşitli Hıristiyan mezheplerine ait yaklaşık 500 kilise ve dini olarak kutsal sayılan yerin saldırıya uğradığını, yağmalandığını veya yıkıldığını iddia etti.

Konuşmacılar, bu durumla ilgili olarak ağırlıkla Türkiye'nin ve KKTC'nin sorumlu olduğunu öne sürdü.

Avrupa'da demokrasi ve insan haklarının ilerletilmesi süreci konusunda faaliyet gösteren ABD Kongresi'ndeki Helsinki Komisyonu, Senato ve Temsilciler Meclisi'nden üyelerin katılımıyla oluşuyor

 

 

Türkiye ve KKTC’ye yağma suçlaması

AHU ÖZYURT Washington

 

ABD Kongresi’nin Helsinki Komisyonu, Kuzey Kıbrıs’taki kilise ve gayrimüslim mezarlarının tahrip edildiğini belirterek Türkiye ve KKTC’yi eleştirdi

Komisyonun Genel Sekreter Yardımcısı Ron McNamara, Kuzey Kıbrıs’a yaptığı ziyaretlerde rastgele ziyaret ettiği 20 kadar kasabadaki bütün kiliselerin yağmalanmış olduğunu ve gayrimüslim mezarlıklarının harabeye dönüştüğünü belirtti. McNamara, KKTC’de 500’ün üzerinde yağmalanmış kilise, şapel, manastır ve mezarlık bulunduğunu söyledi.
Oturumda konuşan Yunanlı tarihçi Haralambos Hotzakoğlu, Avrupa Parlamentosu’nun yağmalanan Hıristiyan kiliseleri için 500 bin euro yardım yapmayı önerdiğini ama KKTC ve Türkiye’nin bunu reddettiğini belirtti. Hotzakoğlu, “Türkler Hala Sultan Tekkesi’ni restore ederken hiçbir sorun yaşamadılar. Oysa biz St. Andrea Kilisesi’ni restore etmek için malzeme bile alamadık. Güney’den alamazsınız, Türkiye’den gelmek zorunda dediler. Aylarca bekledik. Sonra da süre doldu dediler ve projeyi bitirdiler” diye konuştu.

‘Sorumlu TSK’
Oturumda görüşlerini sunan Alman tarihçi Dr. Klaus Gallas ve Amerikalı gazeteci Michael Jensen ise kiliselerin yağmasından Türk tarafının yöneticilerini ve TSK’nın varlığını sorumlu tuttular.
McNamara, AGIT sözleşmesi gereği Türkiye’nin ve KKTC’nin Rumların tarihi ve kültürel geçmişini korumak zorunda olduğuna dikkat çekti ve “Türkiye imzaladığı yükümlülükleri yerine getirmeli” dedi.

MILLIYET 23/07/09

 

 

Talat, bakanları bilgilendirdi

Bakanlar Kurulu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat başkanlığında yaklaşık 2 saat toplandı. Kurul saat 12.30′da Cumhurbaşkanı Talat′ın ayrılmasının ardından Başbakan Derviş Eroğlu başkanlığında toplantısına devam etti. Cumhurbaşkanı Talat, Bakanlar Kurulu toplantısının çıkışında yaptığı açıklamada, Bakanlar Kurulu′na Kıbrıs sorununda son gelinen aşamayla ve Türkiye ziyaretiyle ilgili bilgi verdiğini belirterek, "Bakanların sorularını cevaplandırdım. Oldukça yararlı olduğunu düşündüğüm bir görüşme gerçekleştirdik" dedi. Kıbrıs müzakere sürecinin hükümetle tam bir koordinasyon ve işbirliği içerisinde devam etmesi gereken bir süreç olduğunu ve öyle yapılmakta olduğunu kaydeden Talat, bunun bir parçası olarak dün bilgilendirme ve değerlendirme toplantısını gerçekleştirdiklerini, bundan sonra da sıkça bu tür çalışmaları yapacaklarını söyledi.
HALKIN SESİ’nin güvenilir kaynaklardan edindiği bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Talat’ın müza-kerelerle ilgili Bakanlar Kurulu toplantısında 2004 yılı Annan Planı gibi bir planın olacabileceği fakat, bu planın şu an gündemde olmadığı şeklinde açıklama yaptığı öğrenildi. Diğer yandan müzakere masasında görüşmelerin seyrinin iki kesimlilik, iki bölgelilik temelinde devam ettiği belirtildi.
HRİSTOFYAS′IN "ZITIZ" AÇIKLAMASI
Soruları da yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas′ın "taban tabana zıtız" açıklamasının hatırlatılması üzeri-ne, "Öyleysek öyleyiz. Önemli olan gelinen noktada görüşlerin nasıl değerlendiril-diğidir. Eğer Hristofyas öyle değerlendiriyorsa onun değerlendirmesi" dedi.

HALKIN SESI 23/07/09

 

 

Sivil toplum ′hesap sordu′

İki ayda bir maaşlara yansıtılan hayat pahalılığı ödeneğinin altı ayda bir maaşlara yansıtılmasını getiren "Hayat Pahalılığı Ödeneği Hakkının Yeniden Düzenlemesi Hakkındaki Yasa Gücündeki Kararname"ye karşı çıkan 31 sendika, Başbakanlık önünde eylem yapıp kararnamenin geri çe-kilmesini istedi. Sendikalar, kararnamenin geri çekilmemesi halinde eylemlerin, süresiz grev dahil yasal çerçevede artarak devam edeceğini bildirdi. 31 sendika, kararname ve ileri sürdükleri "Başbakanlığa Türkiye′den yapılan atamaya" tepki amacıyla bugün TC Lefkoşa Büyükelçiliği önünde eylem yapılacağını duyurdu.
Sendika temsilcileri, Başbakanlık önündeki eylemleri sırasında, "Hayat Pahalılığı Ödeneği Hakkının Yeniden Düzenlemesi Hakkındaki Yasa Gücündeki Kararname"nin geri çekilmesini talep ettikleri yazıyı, Başbakan Derviş Eroğlu′na iletilmek üzere Başbakanlık Müsteşarı Mustafa Tokay′a verdi.
31 sendikanın yönetim kurulları düzeyinde gerçekleştirdikleri eylem sırasında açıklama yapan Hür-İş Genel Başkanı Yakup Latifoğlu, hayat pahalılığı (hp) ödeneğiyle ilgili yasa tasarısının ilk olarak CTP/BG-ÖRP Hükümeti tarafından şubat ayında meclise sunulduğunu hatırlatarak, o zaman genel grev yaparak tasarının geri çekilmesini sağladıklarının hatırlattı. Latifoğlu, sendikaların çalışanların kazanılmış hakla-rını geriye götürmeye yönelik uygulamalara geçmişte de, bugün de, bundan sonra da karşı olduğunu belirterek, iki ayda bir uygulanan maaşlara HP uygulamasının altı ayda bir yapılmasının kazanılmış hakların geriye götürülmesi anlamına geldiğini söyledi.
Yakup Latifoğlu, sudan sebeplerle Bakanlar Kurulu toplantısına ara verilirken; binlerce çalışanı temsil eden sendikaların yöneticileri için "Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat toplantıdadır" diye ara verilmediğini savundu ve bunu eleştirdi. Latifoğlu, bugün saat 10.00′da bu kez Türkiye′nin Lefkoşa Büyükelçiliği önünde eylem yaparak bu durumu ve ileri sürdükleri "Türkiye′den Başbakanlığa yapılan atamayı" protesto edeceklerini söyledi.
KAPTAN: ULUSLARARASI ALANA ŞİKAYET EDECEĞİZ
KTAMS Başkanı Ahmet Kaptan ise, 31 sendikanın imzasını taşıyan metni Başbakanlık Müsteşarı Ahmet T. Tokay′a verdikten sonra yaptığı konuşmada, yaşananların sürpriz olmadığını bu örgütlerin başkan ve temsilcilerini kabul etmemekle Başbakan Derviş Eroğlu′nun hata yaptığını iddia etti. Kaptan, bu olayı protesto ettiklerini ifade ederek, sendikaların kahve içme veya hatır sormaya değil, hesap sormaya geldiğini söyledi. Hesabın, yasa gücünde kararname ile "Ankara′dan yapılan atamayla" ilgili olduğunu vurgulayan Ahmet Kaptan, sorunun takipçisi olacaklarını kaydetti.
Bugün bu amaçla Türkiye′nin Lefkoşa Büyükelçiliği önünde olacaklarına işaret eden Kaptan, "Türkiye′den yapılan atamanın" geri alınmasını istediklerini söyledi.
Kaptan, "Kıbrıs Türkleri’nin seçtiği insanların üzerine Türkiye′den yapılan atamanın" kabul edilemeyeceğini, atamanın geri alınmaması halinde bu durumun uluslararası alanda şikayet konusu yapılacağını da ifade etti. HALKIN SESI 23/07/09

 

BM YEŞİLIRMAK’TA ACELE EDİYOR

   

Kıbrıs’taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Basın Sözcüsü Jose Diaz, Yeşilırmak barikatının açılması hazırlıkları çerçevesinde UNFICYP’in ara bölge içerisindeki yolun genişletilmesi ve temizlenmesi çalışmaları yaptığını bildirdi.

Kıbrıs’taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Basın Sözcüsü Jose Diaz, Yeşilırmak barikatının açılması hazırlıkları çerçevesinde UNFICYP’in ara bölge içerisindeki yolun genişletilmesi ve temizlenmesi çalışmaları yaptığını bildirdi.
Simerini; “BM Yeşilırmak Konusunda Acele Ediyor” başlığı altında verdiği haberinde, Diaz’ın Rum Haber Ajansı’na (KİPE) yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın doğrundan müzakereler çerçevesindeki gerçekleştirdikleri son görüşmelerinde, ara bölge içinde ve dışında yolun inşa edilmesine ilişkin bir hazırlık çalışmasının yapılması kararı aldıklarını ifade etti.
Diaz, çalışmaların tamamlanmasına ilişkin kesin zamanının, hazırlık çalışmaları yapıldıktan sonra belli olacağını ifade etti.

Pirgo muhtarı ile görüşecek

Gazete ayrıca, BM yetkililerinin; Yeşilırmak’a doğru olan yolun açılmasıyla ilgili meseleleri çözmek amacıyla Aşağı Pirgo Muhtarı Kostas Mihailidis ile görüşeceğini yazdı.
Haberde, Mihailidis’in, BM yetkilileri tarafından yolun ve yapılan çalışmaların durumuna bakılması amacıyla Yeşilırmak’a götürülmesinin ihtimal dahilinde olduğu kaydedildi.
Gazete ayrıca, edindiği güvenilir bilgilere dayanarak, yolun güzergahının tam olarak geçmişte bahsedildiği gibi olmayacağını yazdı.
Yolun, Türk askerinin bölgede konuşlandığı yerin önemli oranda uzağından geçeceğini kaydeden gazete, kıyı şeridinin de kullanılabileceğine ilişkin bir düşüncenin olduğunu, ancak bunun yine Türk “tepkilerinin engeline takıldığını” iddia etti.

Ölü bölgede çaluşma

“Pirgo-Yeşilırmak Yolunun Genişletilmesi – BM Barikatın Açılmasına Yönelik Çalışmaların Başlandığını Teyit Ediyor – UNFICYP Yetkilileri Ölü Bölgede Yolun Temizlenmesi İçin Çalışmalar Yapıyor” başlıklarını attığı haberinde Diaz’ın açıklamasına yer veren Alithia da, Diaz’ın yol çalışmalarının birkaç hafta almasının beklendiğini ifade ettiğini aktardı.
Gazeteye göre Diaz, yolun genişletilmesi çalışmalarının UNFICYP’in giderleri ile yapıldığını ifade etti.
Haberde Yeşilırmak Barikatının 87Açılması Komitesi Başkanı Andreas Karos’un, şu aşamadaki çalışmaların, neredeyse bir arabanının geçeceği genişlikte olan yolun genişletilmesi ve tamir edilmesi ile ilgili olduğunu.
8 Ağustos tarihinde söz konusu yoldan Kıbrıslı Türkleri Erenköy’e taşıyacak otobüsün geçeceğini anımsatan Karos, 2 Eylül tarihinde ise Kıbrıslı Rumlara ayin yapacakları Güzelyurt’taki Ay Mama Kilisesi’ne gitmeleri için yollun kullanılmasına izin verileceğinin beklendiğini belirtti.

Hristofyas’ın önemli tavizi

Öte yandan Fileftheros; “Yeşilırmak’ta Yolun Genişletilmesine Başlandı” başlığı altında verdiği haberinde Diaz’ın açıklamalarının yanı sıra EVROKO Başkanı Dimitris Silluris’in Yeşilırmak barikatının açılmasına ilişkin yapılan çalışmalar hakkında yaptığı açıklamaya yer verdi.
Gazeteye göre, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın şu ana kadar bilinmeyen önemli bir tavizinin ortaya çıktığını öne süren Silluris, yolun güzergahının, daha önce olduğu yerden değil de; Türklerin gösterdiği yerden geçeceğinin göründüğünü kaydetti.
Bu konuya ilişkin araştırmaların yapılması gerektiğini ifade den Silluris, EVROKO’nun bu konuyla ilgili Rum Ulusal Konseyi’nden bilgi isteyeceğini belirtti.

STAR KIBRIS 23/07/09

 

Bildt under fire over Cyprus comments

POLITICIANS yesterday banded together to roundly condemn comments made by Swedish Foreign Minister Carl Bildt in a session of the Foreign Affairs Committee of the European Parliament on Tuesday.

Answering a French delegate’s question over the Swedish Presidency’s position on Turkish military parade in the north, Bildt replied that the rally had to be put in context, with an answer to the effect that the activities of the Greek junta in 1974 provoked the Turkish army’s invasion.

Foreign Minister Marcos Kyprianou expressed his over Bildt’s remarks. “The least I can say is to express my disappointment over the positions expressed by the Swedish Minister of Foreign Affairs, an official of an EU member state and a representative of the presidency.”

CYPRUS MAIL 23/07/09

 

Event to reward unsung heroes of Cyprus strife
By Rebecca Bailey

TEN “UNSUNG heroes” of Cyprus were commemorated last night for acts of courage and humanity in times of war, in a ceremony that took place at the Municipal Information Centre on Nicosia’s Green Line.

The four Turkish Cypriots and six Greek Cypriots were honoured for having saved and protected members of the ‘other side’ during the inter-communal conflicts of the 50s and 60s, and the invasion of 1974.

Commemorative plaques and olive branches were presented to the men, in some cases by those whom they had saved. In an emotional celebration, their stories were heard through firsthand accounts or through the testimony of their families. In several cases, those involved were still classified as ‘missing’.

The bi-communal event was organised primarily by the Stop the War Coalition-Cyprus, along with around 20 other organisations and activists, among them the Cyprus Green Party and Hands Across the Divide.

The ceremony was initially conceived by Sevgul Uludag, a Turkish Cypriot journalist known for her work on the issue of those missing since 1974.

Amongst the multinational audience were the family and friends of those involved, as well as general supporters of rapprochement. Others came to narrate their own experiences of those who, as one man described it, “in the midst of the tragedy showed their humanity.”

The ceremony was presented by Uludag but conducted in both Greek and Turkish. It was followed by a short musical programme by a bi-communal band.

“We express a very big ‘efharisto’ or ‘teshekkurler’ to those who, with courage and humanity, saved not only human lives but human values, and the hope for future peace,” stated Phaedon Vassiliades, of Stop the War Coalition–Cyprus.

CYPRUS MAIL 23/07/09

 

Türklük karşıtı slogana ceza

Kıbrıs Rum Kesimi'nde, acemi erlere Türklük karşıtyı slogan attıran eğitimcinin başka bir göreve atandığı açıklandı.

 

 

AA

TSİ 24 Temmuz. 2009 Cuma

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum kesiminde acemi erlere Türklük aleyhtarı slogan atmalarını emreden bir eğitimcinin cezalandırıldığı bildirildi.

Yetkililer, söz konusu kişinin başka bir göreve atandığını belirttiler.

Kıbrıs Rum Kesimi Savunma Bakanı Kostas Papakostas ise bugün askeri bir mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada, Kıbrıs Rum Muhafız Ordusu'nun, "kana susamış ve nefretle dolmuş" kişilere değil, iyi eğitilmiş savaşçılara ihtiyacı olduğunu söyledi.

Rum Muhafız ordusu, acemi er eğitiminde standart uygulama olan "En İyi Türk Ölü Türk'tür" şeklinde slogan atılmasını, geçen yıl resmen yasaklamıştı.

 

Kıbrıs’ta Türk karşıtı Rum komutana ceza

LEFKOŞA AA

Kıbrıs Rum kesiminde yeni silah altına alınan acemi erlere Türklük karşıtı slogan atmalarını emreden bir askeri eğitimcinin resmi makamlar tarafından cezalandırılarak başka bir göreve atandığı bildirildi

Rum kesiminde dün düzenlenen askeri bir mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada konuya değinen Kıbrıs Rum Kesimi Savunma Bakanı Kostas Papakostas, Kıbrıs Rum Muhafız Ordusu’nun, “kana susamış ve nefretle dolmuş” kişilere değil, iyi eğitilmiş askerlere ihtiyacı olduğunu söyledi. 

MILLIYET 25/07/09

 

"Çözüme dair güven azalıyor"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum kesimi ile çözüme yönelik müzakere sürecinde uluslararası toplumun daha aktif rol almasını istediklerini bildirdi.
Swissotel′de basın kuruluşlarının dış haberler editörleriyle bir araya gelen Talat, Kıbrıs Rum kesimi ile yürütülen müzakerelerdeki son durum hakkında bilgi verdi.
Müzakerelerin ′′Yönetim ve Güç Paylaşımı′′, ′′Mülkiyet′′, ′′AB Konuları′′, ′′Ekonomi′′, ′′Toprak/Harita′′ ile ′′Güvenlik ve Garantiler′′ olmak üzere 6 başlık altında yürütülen birinci safhasını tamamlamak üzere olduklarını belirten Talat, ′′Şu anda ′Garantiler′in ilk turunu tamamladık. Müzakerelerin ikinci turuna ′Yönetim ve Güç Paylaşımı′ altındaki ′Vatandaşlık, Göç ve Sığınma′ konusuna gelecek hafta görüştükten sonra geçilecek′′ dedi.
Yıl sonunda Türkiye′nin AB ilerleme raporunun sunulması ve KKTC′de gelecek yıl yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin müzakere sürecinde iki doğal zaman sınırı olarak bulunduğunu hatırlatan Talat, ′′İkinci dönemeçten önce referandumun yapılması hedefini güdüyoruz. Bunun için BM′nin, uluslararası toplumun daha aktif rol almasını istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki Kıbrıs sorunu uluslararası bir sorundur. Uluslararası sorunlar uluslararası ilgiyle çözülebilir. Kıbrıs Rum tarafı buna ilkesel olarak karşı çıkıyor′′ diye konuştu.
′′ÇÖZÜM OLACAĞINA DAİR GÜVEN AZALIYOR′′
Rum tarafının dünyaca tanındığı için acelesinin olmadığını hatırlatan Talat, şunları söyledi:
′′Kıbrıs Rum yönetimi liderliğinin bir anlamda iç muhalefetle baş edebilmesi için böyle bir yavaş ilerleme tercih ediliyor. Bizim açımızdan konu oldukça önemli ve insanımızın da gittikçe çözüme olan inancı azalıyor. Çözüm arzusu devam etmekle birlikte AB ve çözüm sürecine güven düşüyor. İnsanlar çözüm istiyor, ancak çözüm olacağına dair güven azalıyor. Tabii bunun esas nedeni, 2004′te Kıbrıslı Rumların çözüme ′hayır′ demesi önemli olmuştur. Çözümle ilgili herhangi bir umudu yeşermediği için bu yerleşik bir hal almıştır′′
RUM TARAFININ DİRENİŞİ
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum kesimi ile Kıbrıs′ta çözüme yönelik müzakereler ile ilgili olarak, ′′İlk defa bu müza-kerelerde güvenlik ve garantiye karşı Rum tarafının bir direnişi ile karşılaşıyoruz′′ dedi.
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Talat, br soru üzerine, KKTC′deki hükümetin müzakere sürecini desteklediğini, bir sorun olmadığını belirtti. Talat, hükümetin Kıbrıs Türk halkının ulusal ve uluslararası çıkarlarına önem vermek durumunda olduğunu kaydetti.
Hükümetteki Ulusal Birlik Partisi′nin parti politikalarının bundan farklı olsa da hükümet politikalarına bunların uygulana-bilir olanlarının aktarılabileceğini ifade eden Talat, şu ana kadar bir sorun yaşamadıklarını tekrarladı.
Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas′ın ′′Görüşlerimiz taban tabana zıt′′ şeklinde demeçler vermesini değerlendiren Talat, ′′Hristofyas yakınlaştığımızı söylemekten kaçınıyor. Taban tabana zıt olduğumuz husus garantilerle ilgili husustur. Türk basınında bu, görüşmelerin genelinin böyle olduğu şeklinde anlaşılmıştır′′ diye konuştu.
′′ÇÖZÜM İHTİMALİ GÖRMEZSEM ADAY OLMAM
Müzakereler sonunda çözüm olmamasının birleşme ihtimalini daha da azaltacağını belirten Talat, KKTC′deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeniden aday olup olmayacağına ilişkin soruyu, ′′Çözüm ihtimali görmezsem böyle bir görevi sürdürmek istemem. Çözüm benim misyonum olarak gördüğüm bir hedeftir. Ancak şu anda müzakerelerdeyiz, havluları atmadık. Bugün için Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili karar vermek için erkendir′′ şeklinde yanıtladı.
Türk askerinin adadan  çekilme süreci ile ilgili Rum ke-simiyle ne görüşüldüğünün sorulması üzerine Talat, bu konuyu ve harita konusunu şimdiden konuşmadıklarını, önceden konuşmanın faydalı olmayacağını düşündüklerini söyledi.
′′HRİSTOFYAS′I  UYARIYORUM"
Uluslararası toplumun Rum kesimine bir baskı uygulayıp uygulamadığı sorulan Talat, ′′Rumların ne diyeceği konusunda şimdiden bir şey söylemek kolay değil. Ben her fırsatta Hristofyas′ı uyarıyorum. ′Halkını hazırlamıyorsun. Ben her olumlu demeç verdiğimde buna olumsuz bir cevap vermene gerek yoktur. Bunu yaparsan yarın referanduma gittiğinde halk sana olumlu cevap vermez′. Bunu sadece ben söylemiyorum, başkaları da söylüyor kendisine. İngilizler, Amerikalılar, Avrupa Birliği eminim söylüyordur. Bana söylediklerine göre söylüyorlar′′ diye konuştu.
Talat, Türk tarafının 2004′teki referandumda çözüme ′′evet′′ demesinin olumlu sonuçları olduğunu, bundan  sonra izlenen istikrarlı barışa yönelik politikanın da Türkiye ve KKTC′ye fayda sağladığını söyledi.
Müzakerelere ilişkin, ′′Bu son şanstır. Çünkü bundan sonraki şanslar önümüze çıkarsa daha az başarı şansı olacaktır ve ayrılık pekişecektir′′ diye konuşan Talat, BM diplomatlarının da bu paralelde düşündüklerini ifade etti.

HALKIN SESI 25/07/09

 

 

Dine 14, eğitime 4 milyon TL yatırım

Bazı siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, dün, Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı önünde "Kur’an kurslarına" karşı eylem yaptı ve Kur’an kurslarını protesto etti.
Eylemde, bir kişi, sembolik olarak imam kılığına girerek, seccade üzerinde, başında takkesi ve elinde tespihiyle oturdu.
Eylemciler "Bilimsel eğitim, demokratik yönetim" sloganları attılar ve Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüst′e verilmek üzere, bakanlık yetkililerine, tespih, takke ve seccade hediye etti-ler. Eylemciler açıklamalarda da bulundular.  Bakanlık önünde düzenlenen eyleme katılan siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri adına konuşan KTÖS Başkanı Güven Varoğlu, "eylemin, Din İşleri Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan protokolle hayata geçirilen Kur’an kurslarını protesto amacı taşıdığını" söyledi.
Varoğlu, Eğitim Bakanlığı′nı "kendi görevini tarikatlara devretmekle" suçlayarak, bunu şiddetle kınadıklarını belirtti.
AKP′NİN DAYATMASI
Kur’an kurslarının AKP′nin dayatması olduğunu iddia eden Varoğlu, bu kursların laiklik ve çağdaşlıkla özdeşleşen Kıbrıslı Türklerin inanç, değer yargısı ve kültürüne uymayan bir olay olduğunu kaydetti.
Okulların birer eğitim yuvası olduğunu ve dinin okullardan uzak tutulması gerektiğini söyleyen Varoğlu, insanların inançlarına saygı duyulmasını ve müdahale edilmemesini istedi.
Çağdışı ve gerici düşüncelerin çocukların beyinlerini yıkamasını istemediklerini ve bu tür kursları kabul etmediklerini ifade eden Varoğlu, bu mücadeleyi sadece öğretmen sendikalarının yapamayacağını dile getirdi, bu yüzden kendilerine destek veren tüm siyasi parti ve sivil toplum örgütlerine teşekkür etti.
Güven Varoğlu, konuşmasının sonunda Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüst′ü "yanlıştan" geri dönmeye davet etti.
Varoğlu, konuşmasının ardından, sözü, KTOEÖS Genel Sekreteri Emin Özkalp′in imzasıyla dağıtılan basın açıklamasını okuması için KTOEÖS adına Hasan Sarpten′e verdi.
SARPTEN: KURSLAR DERHAL DURDURULMALI
Hasan Sarpten, Atatürk′ün devrimlerini benimseyip uygulayarak laik bir kültür oluşturan Kıbrıslı Türklerin, Kur’an kursları vasıtasıyla AKP′nin bir dayatması ile karşı karşıya olduğunu ileri sürdü.
Bu durumun geçen hükümet döneminde de yaşandığını ve çocukların "tatil bahanesiyle" Türkiye′deki Kur’an kurslarına götürüldüğünü    savunan Sarpten, şimdi de KKTC′de bu kursların açıldığını ifade ederek, bu konuda hükümete eleştirilerde bulundu.
Sarpten, bu kursların derhal durdurulması gerektiğini; dinî yatırımlara 14 milyon, eğitime ise 4 milyon TL yatırım yapıldığını, ülkede 161 okula karşılık 182 caminin bulunduğunu kaydetti.
Bakan Dürüst′ü de eleştiren ve ülkeye yeni cami yapılması ile Kur’an kurslarıyla ilgili verilen karardan hemen dönülmesini isteyen Sarpten, "icraatları ile Kıbrıslı Türkleri temsil etmeyenlerin de bulundukları koltukları daha fazla işgal etmemeleri gerektiğini" savundu.
Sarpten, anayasa ve laiklik ilkesi gereği vatandaşların inançlarını dikkate almayanların, Müslüman olan-olmayan, inanan-inanmayan, Kur’an kursuna giden-gitmeyen, namaz kılan-kılmayan diye kutuplaşma ve Türkiyeli-Kıbrıslı çatışması yaratarak toplumda kamplaşmalara sebep olacaklarını iddia etti.

HALKIN SESI 25/07/09

 

 

Aktif olun

Talat, yılbaşında referanduma gitmek için uluslararası topluma çağrı yaptı.

Talat, geleceğe yönelik umut ışığı görüyor… Cumhurbaşkanı Talat, yönetim ve güç paylaşımı, AB ilişkileri ve ekonomi konularında oldukça ciddi yakınlaşmanın olduğunu ifade ederek, bu üç önemli konuda bir ilerleme kaydedilmesini geleceğe yönelik olarak bir umut ışığı olarak nitelendirdi. Talat, “Kasım ve aralık gibi al-ver sürecine geçip bir an önce bu meseleyi sonuçlandırmaya çalışmak gerektiğini düşünüyoruz. Böylece yılsonu veya önümüzdeki yılbaşında bir referanduma gitmek ve bu sorunu halkın onayıyla sonuçlandırmak ve çözmek talebindeyiz'' dedi

 
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafı ile çözüme yönelik müzakere sürecinde uluslararası toplumun daha aktif rol almasını istediklerini bildirdi.
   Swissotel'de basın kuruluşlarının dış haberler editörleriyle bir araya gelen Talat, Kıbrıs Rum kesimi ile yürütülen müzakerelerdeki son durum hakkında bilgi verdi.
   Müzakerelerin ''yönetim ve güç paylaşımı'', ''mülkiyet'', ''AB konuları'', ''ekonomi'', ''toprak/harita'' ile ''güvenlik ve garantiler'' olmak üzere 6 başlık altında yürütülen birinci safhasını tamamlamak üzere olduklarını belirten Talat, ''Şu anda garantilerin ilk turunu tamamladık. Müzakerelerin ikinci turuna 'yönetim ve güç paylaşımı' altındaki vatandaşlık, göç ve sığınma konusuna gelecek hafta görüştükten sonra geçilecek'' dedi.
   Yılsonunda Türkiye'nin AB ilerleme raporunun sunulması ve KKTC'de gelecek yıl yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin müzakere sürecinde iki doğal zaman sınırı olarak bulunduğunu hatırlatan Talat, ''İkinci dönemeçten önce referandumun yapılması hedefini güdüyoruz. Bunun için BM'nin, uluslararası toplumun daha aktif rol almasını istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki Kıbrıs sorunu uluslararası bir sorundur. Uluslararası sorunlar uluslararası ilgiyle çözülebilir. Kıbrıs Rum tarafı buna ilkesel olarak karşı çıkıyor'' diye konuştu.

''Çözüm olacağına dair güven azalıyor”

   Rum tarafının dünyaca tanındığı için acelesinin olmadığını hatırlatan Talat, şunları söyledi:
   ''Kıbrıs Rum yönetimi liderliğinin bir anlamda iç muhalefetle baş edebilmesi için böyle bir yavaş ilerleme tercih ediliyor. Bizim açımızdan konu oldukça önemli ve insanımızın da gittikçe çözüme olan inancı azalıyor. Çözüm arzusu devam etmekle birlikte AB ve çözüm sürecine güven düşüyor. İnsanlar çözüm istiyor, ancak çözüm olacağına dair güven azalıyor. Tabii bunun esas nedeni, 2004'te Kıbrıslı Rumların çözüme 'Hayır' demesi önemli olmuştur. Çözümle ilgili herhangi bir umudu yeşermediği için bu yerleşik bir hal almıştır.''

Mavi ve kırmızı noktalar

   Bugüne kadar geçmişte olmayan önemli şeyler yaptıklarını vurgulayan Talat, Kıbrıs sorunun çözümünde geçmişte hiçbir şekilde ortak kağıtların hazırlanmadığını, tarafların bir araya gelip anlaşıp anlaşamadıkları konuları belirlemediklerini hatırlattı.
   Talat, şunları kaydetti:
   ''İlk defa bu müzakerelerde anlaştığımız ve anlaşamadığımız konuları belirledik. Özellikle 3 başlıkta; yönetim ve güç paylaşımı, AB ilişkileri ve ekonomi konularında oldukça ciddi yakınlaşmanın da olduğunu tespit edebiliriz ve bu 3 başlıkta toplam 30 tane değişik konuda kağıt hazırlanmıştır. Bu kağıtlar ortak ve ayrılan noktalardır. Ayrı düştüğümüz noktalarda Kıbrıs Türk önerileri kırmızı, Kıbrıs Rum önerileri mavi ile yazılmak suretiyle daha sonra bu renklerin de siyaha dönüştürülmesi çalışması şeklinde yakınlaşma çabaları devam etmektedir. Kıbrıs müzakere tarihinde bu ilk defa oluyor. O bakımdan önemlidir diye düşünüyorum.
   Bütün bunların içinden en önemli ayrılık noktalarını ele alıp liderler seviyesinde görüşmekte yarar olduğunu düşünüyoruz. Bu öneriyi yaptık, henüz cevap almadık. Örneğin mülkiyet konusu. Mülkiyet konusunda hiçbir yakınlaşma olmadığı için veya minimal düzeyde bir yakınlaşma olduğu için bu konuyu liderler seviyesinde ele alıp ilerleme kaydetmeyi istiyoruz. Yürütme konusunda farklılıklarımız vardı, bu konuda da liderler seviyesinde değerlendirme yapmak istiyoruz. Başka birçok anlaşmazlık noktaları var, ama onlar henüz daha olgunlaştırılabilecek konulardır. Genel olarak resme baktığımızda üç önemli konuda bir ilerleme kaydedilmesi bana göre bir umut ışığıdır geleceğe yönelik olarak.''

Müzakere takvimi

   6 Ağustos’ta son görüşmelerini yapacaklarını ve ağustos ayında görüşme olmayacağını anlatan Talat, Eylül başından itibaren yine görüşmelerin başlayacağını, Eylül ayının ikinci yarısından itibaren Rum kesimi lideri Hristofyas'ın BM Genel Kurulu çalışmalarına katılmak üzere New York'a, temsilcilik açmak üzere Küba'ya gideceği için süreçte 2-3 haftalık bir kesinti olacağını söyledi.
   Talat, ''Ekim ayı ortasında itibaren kısa süreli bir çalışma gerekebilecekken, Kasım ve Aralık gibi al-ver sürecine geçip bir an önce bu meseleyi sonuçlandırmaya çalışmak gerektiğini düşünüyoruz. Böylece yıl sonu veya önümüzdeki yıl başında bir referanduma gitmek ve bu sorunu halkın onayıyla sonuçlandırmak ve çözmek talebindeyiz'' diye konuştu.

Soruları yanıtladı
 
   Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Talat, bir soru üzerine, KKTC'deki hükümetin müzakere sürecini desteklediğini, bir sorun olmadığını belirtti. Talat, hükümetin Kıbrıs Türk halkının ulusal ve uluslararası çıkarlarına önem vermek durumunda olduğunu kaydetti.
   Hükümetteki Ulusal Birlik Partisi'nin parti politikalarının bundan farklı olsa da hükümet politikalarına bunların uygulanabilir olanlarının aktarılabileceğini ifade eden Talat, şu ana kadar bir sorun yaşamadıklarını tekrarladı.
   Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas'ın ''Görüşlerimiz taban tabana zıt'' şeklinde demeçler vermesini değerlendiren Talat, ''Hristofyas yakınlaştığımızı söylemekten kaçınıyor. Taban tabana zıt olduğumuz husus garantilerle ilgili husustur. Türk basınında bu, görüşmelerin genelinin böyle olduğu şeklinde anlaşılmıştır'' diye konuştu.
   Müzakereler sonunda çözüm olmamasının birleşme ihtimalini daha da azaltacağını belirten Talat, KKTC'deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeniden aday olup olmayacağına ilişkin soruyu, ''Çözüm ihtimali görmezsem böyle bir görevi sürdürmek istemem. Çözüm benim misyonum olarak gördüğüm bir hedeftir. Ancak şu anda müzakerelerdeyiz, havluları atmadık. Bugün için Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili karar vermek için erkendir'' şeklinde yanıtladı.
   Türk askerinin adadan çekilme süreci ile ilgili Rum kesimiyle ne görüşüldüğünün sorulması üzerine Talat, bu konuyu ve harita konusunu şimdiden konuşmadıklarını, önceden konuşmanın faydalı olmayacağını düşündüklerini söyledi.
   Talat, ''Bizim tutumumuz garanti ve ittifak anlaşmalarının muhafaza edilmesi ve bu anlaşmaların yeni yapıya uyarlanması, yeni yapının güvence altına alınması yönünde'' dedi.
   Rum kesiminin AB içindeki bir Kıbrıs'ta garantörlere ihtiyaç olmadığını savunduğunu belirten Talat, ''Taban tabana zıtlık bundan kaynaklanıyor'' diye konuştu.
   Talat, bugüne kadar güvenlik ve garantiler konusunun hiç bu şekilde tartışılmadığını, daha önce Rum tarafının daha görüşmelerin ilk safhasında garantilerin devam edeceğini kabul ettiğini belirtti.
  Talat, ''İlk defa bu müzakerelerde güvenlik ve garantiye karşı Rum tarafının bir direnişi ile karşılaşıyoruz'' dedi.

''Hristofyas'ı uyarıyorum'' 

   Uluslararası toplumun Rum kesimine bir baskı uygulayıp uygulamadığı sorulan Talat, ''Rumların ne diyeceği konusunda şimdiden bir şey söylemek kolay değil. Ben her fırsatta Hristofyas'ı uyarıyorum. (Halkını hazırlamıyorsun. Ben her olumlu demeç verdiğimde buna olumsuz bir cevap vermene gerek yoktur. Bunu yaparsan yarın referanduma gittiğinde halk sana olumlu cevap vermez). Bunu sadece ben söylemiyorum başkaları da söylüyor kendisine. İngilizler, Amerikalılar, Avrupa Birliği eminim söylüyordur. Bana söylediklerine göre söylüyorlar'' diye konuştu.
   Talat, Türk tarafının 2004'teki referandumda çözüme ''evet'' demesinin olumlu sonuçları olduğunu, bundan sonra izlenen istikrarlı barışa yönelik politikanın da Türkiye ve KKTC'ye fayda sağladığını söyledi.
   Müzakerelere ilişkin, ''Bu son şanstır. Çünkü bundan sonraki şanslar önümüze çıkarsa daha az başarı şansı olacaktır ve ayrılık pekişecektir'' diye konuşan Talat, BM diplomatlarının da bu paralelde düşündüklerini ifade etti.

KIBRIS 25/07/09

 

TALAT İSTANBUL’DA AÇIKLADI

   

“Kasım ve Aralık ayları gibi al-ver sürecine geçip bir an önce bu meseleyi sonuçlandırmaya çalışmak gerektiğini düşünüyoruz''

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum kesimi ile çözüme yönelik müzakere sürecinde uluslararası toplumun daha aktif rol almasını istediklerini bildirdi.
Swissotel'de basın kuruluşlarının dış haberler editörleriyle bir araya gelen Talat, Kıbrıs Rum kesimi ile yürütülen müzakerelerdeki son durum hakkında bilgi verdi.
Müzakerelerin ''yönetim ve güç paylaşımı'', ''mülkiyet'', ''AB konuları'', ''ekonomi'', ''toprak/harita'' ile ''güvenlik ve garantiler'' olmak üzere 6 başlık altında yürütülen birinci safhasını tamamlamak üzere olduklarını belirten Talat, ''Şu anda garantilerin ilk turunu tamamladık. Müzakerelerin ikinci turuna 'yönetim ve güç paylaşımı' altındaki vatandaşlık, göç ve sığınma konusuna gelecek hafta görüştükten sonra geçilecek'' dedi.

Yıl sonunda Türkiye'nin AB ilerleme raporunun sunulması ve KKTC'de gelecek yıl yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin müzakere sürecinde iki doğal zaman sınırı olarak bulunduğunu hatırlatan Talat, ''İkinci dönemeçten önce referandumun yapılması hedefini güdüyoruz. Bunun için BM'nin, uluslararası toplumun daha aktif rol almasını istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki Kıbrıs sorunu uluslararası bir sorundur. Uluslararası sorunlar uluslararası ilgiyle çözülebilir. Kıbrıs Rum tarafı buna ilkesel olarak karşı çıkıyor'' diye konuştu.

''Çözüm olacağına dair güven azalıyor''
Rum tarafının dünyaca tanındığı için acelesinin olmadığını hatırlatan Talat, şunları söyledi:
''Kıbrıs Rum yönetimi liderliğinin bir anlamda iç muhalefetle baş edebilmesi için böyle bir yavaş ilerleme tercih ediliyor. Bizim açımızdan konu oldukça önemli ve insanımızın da gittikçe çözüme olan inancı azalıyor. Çözüm arzusu devam etmekle birlikte AB ve çözüm sürecine güven düşüyor. İnsanlar çözüm istiyor, ancak çözüm olacağına dair güven azalıyor. Tabii bunun esas nedeni, 2004'te Kıbrıslı Rumların çözüme 'Hayır' demesi önemli olmuştur. Çözümle ilgili herhangi bir umudu yeşermediği için bu yerleşik bir hal almıştır.''

Mavi ve kırmızı noktalar
Bugüne kadar geçmişte olmayan önemli şeyler yaptıklarını vurgulayan Talat, Kıbrıs sorunun çözümünde geçmişte hiçbir şekilde ortak kağıtların hazırlanmadığını, tarafların bir araya gelip anlaşıp anlaşamadıkları konuları belirlemediklerini hatırlattı.

Talat, şunları kaydetti:''İlk defa bu müzakerelerde anlaştığımız ve anlaşamadığımız konuları belirledik. Özellikle 3 başlıkta; yönetim ve güç paylaşımı, AB ilişkileri ve ekonomi konularında oldukça ciddi yakınlaşmanın da olduğunu tespit edebiliriz ve bu 3 başlıkta toplam 30 tane değişik konuda kağıt hazırlanmıştır. Bu kağıtlar ortak ve ayrılan noktalardır. Ayrı düştüğümüz noktalarda Kıbrıs Türk önerileri kırmızı, Kıbrıs Rum önerileri mavi ile yazılmak suretiyle daha sonra bu renklerin de siyaha dönüştürülmesi çalışması şeklinde yakınlaşma çabaları devam etmektedir. Kıbrıs müzakere tarihinde bu ilk defa oluyor. O bakımdan önemlidir diye düşünüyorum.

Bütün bunların içinden en önemli ayrılık noktalarını ele alıp liderler seviyesinde görüşmekte yarar olduğunu düşünüyoruz. Bu öneriyi yaptık, henüz cevap almadık. Örneğin mülkiyet konusu. Mülkiyet konusunda hiçbir yakınlaşma olmadığı için veya minimal düzeyde bir yakınlaşma olduğu için bu konuyu liderler seviyesinde ele alıp ilerleme kaydetmeyi istiyoruz. Yürütme konusunda farklılıklarımız vardı, bu konuda da liderler seviyesinde değerlendirme yapmak istiyoruz. Başka birçok anlaşmazlık noktaları var, ama onlar henüz daha olgunlaştırılabilecek konulardır. Genel olarak resme baktığımızda üç önemli konuda bir ilerleme kaydedilmesi bana göre bir umut ışığıdır geleceğe yönelik olarak.''

Müzakere takvimi
6 Ağustosta son görüşmelerini yapacaklarını ve Ağustos ayında görüşme olmayacağını anlatan Talat, Eylül başından itibaren yine görüşmelerin başlayacağını, Eylül ayının ikinci yarısından itibaren Rum kesimi lideri Hristofyas'ın BM Genel Kurulu çalışmalarına katılmak üzere New York'a, temsilcilik açmak üzere Küba'ya gideceği için süreçte 2-3 haftalık bir kesinti olacağını söyledi.
Talat, ''Ekim ayı ortasında itibaren kısa süreli bir çalışma gerekebilecekken, Kasım ve Aralık gibi al-ver sürecine geçip bir an önce bu meseleyi sonuçlandırmaya çalışmak gerektiğini düşünüyoruz. Böylece yıl sonu veya önümüzdeki yıl başında bir referanduma gitmek ve bu sorunu halkın onayıyla sonuçlandırmak ve çözmek talebindeyiz'' diye konuştu.

Rum tarafının direnişi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum kesimi ile Kıbrıs'ta çözüme yönelik müzakereler ile ilgili olarak, ''İlk defa bu müzakerelerde güvenlik ve garantiye karşı Rum tarafının bir direnişi ile karşılaşıyoruz'' dedi.

Talat soruları yanıtladı
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Talat, br soru üzerine, KKTC'deki hükümetin müzakere sürecini desteklediğini, bir sorun olmadığını belirtti. Talat, hükümetin Kıbrıs Türk halkının ulusal ve uluslararası çıkarlarına önem vermek durumunda olduğunu kaydetti.

Hükümetteki Ulusal Birlik Partisi'nin parti politikalarının bundan farklı olsa da hükümet politikalarına bunların uygulanabilir olanlarının aktarılabileceğini ifade eden Talat, şu ana kadar bir sorun yaşamadıklarını tekrarladı.

Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas'ın ''Görüşlerimiz taban tabana zıt'' şeklinde demeçler vermesini değerlendiren Talat, ''Hristofyas yakınlaştığımızı söylemekten kaçınıyor. Taban tabana zıt olduğumuz husus garantilerle ilgili husustur. Türk basınında bu, görüşmelerin genelinin böyle olduğu şeklinde anlaşılmıştır'' diye konuştu.

Müzakereler sonunda çözüm olmamasının birleşme ihtimalini daha da azaltacağını belirten Talat, KKTC'deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeniden aday olup olmayacağına ilişkin soruyu, ''Çözüm ihtimali görmezsem böyle bir görevi sürdürmek istemem. Çözüm benim misyonum olarak gördüğüm bir hedeftir. Ancak şu anda müzakerelerdeyiz, havluları atmadık. Bugün için Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili karar vermek için erkendir'' şeklinde yanıtladı.

Türk askerinin adadan çekilme süreci ile ilgili Rum kesimiyle ne görüşüldüğünün sorulması üzerine Talat, bu konuyu ve harita konusunu şimdiden konuşmadıklarını, önceden konuşmanın faydalı olmayacağını düşündüklerini söyledi.

Talat, ''Bizim tutumumuz garanti ve ittifak anlaşmalarının muhafaza edilmesi ve bu anlaşmaların yeni yapıya uyarlanması, yeni yapının güvence altına alınması yönünde'' dedi.
Rum kesiminin AB içindeki bir Kıbrıs'ta garantörlere ihtiyaç olmadığını savunduğunu belirten Talat, ''Taban tabana zıtlık bundan kaynaklanıyor'' diye konuştu.
Talat, bugüne kadar güvenlik ve garantiler konusunun hiç bu şekilde tartışılmadığını, daha önce Rum tarafının daha görüşmelerin ilk safhasında garantilerin devam edeceğini kabul ettiğini belirtti.
Talat, ''İlk defa bu müzakerelerde güvenlik ve garantiye karşı Rum tarafının bir direnişi ile karşılaşıyoruz'' dedi.

''Hristofyas'ı uyarıyorum''
Uluslararası toplumun Rum kesimine bir baskı uygulayıp uygulamadığı sorulan Talat, ''Rumların ne diyeceği konusunda şimdiden bir şey söylemek kolay değil. Ben her fırsatta Hristofyas'ı uyarıyorum. (Halkını hazırlamıyorsun. Ben her olumlu demeç verdiğimde buna olumsuz bir cevap vermene gerek yoktur. Bunu yaparsan yarın referanduma gittiğinde halk sana olumlu cevap vermez). Bunu sadece ben söylemiyorum başkaları da söylüyor kendisine. İngilizler, Amerikalılar, Avrupa Birliği eminim söylüyordur. Bana söylediklerine göre söylüyorlar'' diye konuştu.
Talat, Türk tarafının 2004'teki referandumda çözüme ''evet'' demesinin olumlu sonuçları olduğunu, bundan sonra izlenen istikrarlı barışa yönelik politikanın da Türkiye ve KKTC'ye fayda sağladığını söyledi.
Müzakerelere ilişkin, ''Bu son şanstır. Çünkü bundan sonraki şanslar önümüze çıkarsa daha az başarı şansı olacaktır ve ayrılık pekişecektir'' diye konuşan Talat, BM diplomatlarının da bu paralelde düşündüklerini ifade etti.

Sınırlar konusu
''Sınırlar konusunda Rumların talepleri var mı'' sorusu üzerine de Talat, ''Somut yok. Zaten harita konuşmamayı bu safhada en baştan kararlaştırdığımız için sadece ilkeleri konuştuk. İlkeler içinde de her şeyi istediklerini söylediler, ama harita vermediler'' diye konuştu.

KKTC'de ''Ergenekon'' soruşturması
Talat, seçim öncesi ''Ergenekon'' soruşturmasının bir benzerinin Kıbrıs'ta da açılacağına dair hareketlilik olduğunun belirtilip, ''Böyle bir soruşturmanın gerekli olduğunu düşünüyor, mecliste yapılacak bu soruşturmanın başarılı olup olmayacağı konusunda ne düşünüyorsunuz? Güvenlik güçlerinin İçişleri Bakanlığına bağlanmaması konusunda bir reform düşünceniz var mı'' diye sorulması üzerine şunları kaydetti: ''Bu konuda düşüncelerim değişmemiştir. Polis tabii ki sivil idareye bağlı olmalıdır. Ancak değişik nedenler, çeşitli gerekçelerle bu bugüne kadar sağlanamamıştır. Tabii (soruşturmalar o nedenle sonuç vermez) demek çok doğru değil. Meclis komitesi her türlü yetkiye sahiptir, önemli olan komitenin bunu ciddiye alması. Eğer ciddiye alırsa bazı bulgulara ulaşabilir. Hepsinden önemlisi burada Türkiye ile işbirliği yapmak zorundayız. Çünkü bütün bilgi ve belgeler Türkiye'dedir. Kıbrıs Türk basınında çıkan belge mi, değil mi, yüzde 100 emin olunamayan bazı evraklara dayanarak fazla bir şey yapılabileceğini düşünmüyorum.

Herhalde meclis komitesi Türkiye'nin ilgili kurumlarına başvuracak, bilgi, belge ve dokümanları isteyecek. Ancak o zaman ilerleme sağlanabilir. Zamanında ben bunları gördüğümde mutlaka araştırılması gereken konular demiştim, ama tabii bildiğiniz gibi bunların resmi kanaldan yapılması şarttır. Aksi halde bunları belge olarak niteleme çok doğru olmaz, hukuki olarak mümkün değil.''

STAR KIBRIS 25/07/09

 

EĞİTİM BAKANLIĞI ÖNÜNDE LAİKLİK EYLEMİ

   

Siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri Eğiitm Bakanlığı önünde eylem yaparak okullarda kuran kursu kararını protesto etti.

Sendika ve siyasi partiler: “Dini yatırımlara 14 milyon TL, eğitime 4 milyon TL yatırım yapılıyor”

Bazı siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, dün, Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı önünde “kuran kurslarına” karşı eylem yaptı ve düzenleneceğini ileri sürdükleri kuran kurslarını protesto etti.


Eylemde, bir kişi, sembolik olarak imam kılığına girerek, seccade üzerinde, başında takkesi ve elinde tespihiyle oturdu.


Eylemciler “Bilimsel eğitim demokratik yönetim” sloganları attılar ve Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüst’e verilmek üzere, bakanlık yetkililerine, tespih, takke ve seccade hediye ettiler. Eylemciler açıklamalarda da bulundular.


Eyleme temsilcileri katılan parti ve örgütler şöyle:
“KTÖS, KTOEÖS, GÜÇ-SEN, VERGİ-SEN, Kıbrıs Pir Sultan Abdal Derneği, ÇAĞ-SEN, KTAMS, Kadın Araştırmaları Merkezi, BARAKA, BASIN-SEN, EL-SEN, TEL-SEN, TÜRK-SEN, DAÜ-BİR-SEN, MEC-SEN, BASS, BES, BKP, YKP, TDP, TDP GENÇLİK”.


Bakanlık önünde düzenlenen eyleme katılan siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri adına konuşan KTÖS Başkanı Güven Varoğlu, “eylemin, Din İşleri Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan protokolle hayata geçirilen kuran kurslarını protesto amacı taşıdığını” söyledi.


Varoğlu, Eğitim Bakanlığı’nı “kendi görevini tarikatlara devretmekle” suçlayarak, bunu şiddetle kınadıklarını belirtti.


Kuran kurslarının AKP’nin dayatması olduğunu iddia eden Varoğlu, bu kursların laiklik ve çağdaşlıkla özdeşleşen Kıbrıslı Türklerin inanç, değer yargısı ve kültürüne uymayan bir olay olduğunu kaydetti.


Okulların birer eğitim yuvası olduğunu ve dinin okullardan uzak tutulması gerektiğini söyleyen Varoğlu, insanların inançlarına saygı duyulmasını ve müdahale edilmemesini istedi.


Çağdışı ve gerici düşüncelerin çocukların beyinlerini yıkamasını istemediklerini ve bu tür kursları kabul etmediklerini ifade eden Varoğlu, bu mücadeleyi sadece öğretmen sendikalarının yapamayacağını dile getirdi, bu yüzden kendilerine destek veren tüm siyasi parti ve sivil toplum örgütlerine teşekkür etti.


Güven Varoğlu, konuşmasının sonunda Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüst’ü “yanlıştan” geri dönmeye davet etti.


Varoğlu, konuşmasının ardından, sözü, KTOEÖS Genel Sekreteri Emin Özkalp’ın imzasıyla dağıtılan basın açıklamasını okuması için KTOEÖS adına Hasan Sarpten’e verdi.


AÇIKLAMA
Hasan Sarpten, Atatürk’ün devrimlerini benimseyip uygulayarak laik bir kültür oluşturan Kıbrıslı Türklerin, kuran kursları vasıtasıyla AKP’nin bir dayatması ile karşı karşıya olduğunu ileri sürdü.


Bu durumun geçen hükümet döneminde de yaşandığını ve çocukların “tatil bahanesiyle” Türkiye’deki kuran kurslarına götürüldüğünü savunan Sarpten, şimdi de KKTC’de bu kursların açıldığını ifade ederek, bu konuda hükümete eleştirilerde bulundu.


Sarpten, bu kursların derhal durdurulması gerektiğini; dini yatırımlara 14 milyon TL, eğitime 4 milyon TL yatırım yapıldığını, ülkede 161 okula karşı 182 caminin bulunduğunu kaydetti.


Bakan Dürüst’ü de eleştiren ve ülkeye yeni cami yapılması ile kuran kurslarıyla ilgili verilen karardan hemen dönülmesini isteyen Sarpten, “icraatları ile Kıbrıslı Türkleri temsil etmeyenlerin de bulundukları koltukları daha fazla işgal etmemeleri gerektiğini” savundu.


Sarpten, Anayasa ve laiklik ilkesi gereği vatandaşların inançlarını dikkate almayanların, Müslüman olan-olmayan, inanan-inanmayan, kuran kursuna giden-gitmeyen, namaz kılan-kılmayan diye kutuplaşma ve Türkiyeli-Kıbrıslı çatışması yaratarak toplumda kamplaşmalara sebep olacaklarını iddia etti.


Bu yüzden ülkeyi yönetenleri baskılara boyun eğmeden, uygulamalarından vazgeçmeye çağırdıklarını belirten Sarpten, dayatmalara her zaman karşı duracaklarını söyledi.


TALİM TERBİYE DAİRESİ MÜDÜRÜ KORTMAZ
Eylem sırasında yapılan açıklamaları dinleyen Talim Terbiye Dairesi Müdürü Mehmet Kortmaz, din kurslarının bakanlık tarafından değil, Din İşleri Başkanlığı tarafından, Türkçe olarak verileceğini ifade ederek, bakanlığın sadece kursların nerede, kim tarafından nasıl verileceği konularında denetleyici olacağını vurguladı.


Bakanlığının kanunsuz bir şekilde kurs düzenlenmesine karşı olduğunu, denetim altında kurs düzenlenmesi halinde denetimsiz bir şekilde kurslar yapılabileceğini belirten Kortmaz, bu şekilde en azından kursların gizli kapaklı değil, kamuoyu önünde açık bir şekilde herkesin bilgisi ve denetimi altında yer alacağını söyledi.
Kurslarda kullanılacak olan kılık kıyafet konusunda Din İşlerinin uyarıldığını da söyleyen Kortmaz, bakanlığın izni olmadan hiçbir kursun düzenlenemeyeceğini, düzenlenmesi halinde bu kursların kanunsuz olacağını kaydetti.


Bu yüzden bakanlık olarak kursların kanunsuz bir şekilde verilmesini önlemek için, müfettişler denetiminde okullarda yapılmasına karar ve izin verdiklerini anımsatan Kortmaz, ülkede her türlü kursun verildiğini ancak “kuran kursu” deyince herkesin eleştirdiğini söyledi.


Bu konuşma üzerine eylemciler ile Kortmaz arasında kısa süreli sözlü tartışmalar yaşandı.


Bu arada Kortmaz, basına, “Din İşleri Başkanlığı Yaz Dönemi Dini Bilgiler Kursları Öğretim Programı”nı dağıtarak, eylem yerinden ayrıldı.

STAR KIBRIS 25/07/09

 

Bildt accused of ‘deleting’ the invasion
By Stefanos Evripidou

REGRET AND anger continued to pour out yesterday from the political leadership over comments made by Swedish Foreign Minister Carl Bildt on the Turkish invasion of Cyprus.

Bildt, whose country holds the EU rotating Presidency, told a session of the Foreign Affairs Committee of the European Parliament on Tuesday that the Turkish invasion of Cyprus’ northern third had to be put into context.

“At the time, (Col. Georgios) Papadopoulos was the leader of the military junta in Athens. The junta in Athens started a series of incidents in Cyprus which led to this (Turkish invasion). This is the reality; there cannot be any junta in EU members,” Bildt was quoted as saying by Anatolia News Agency.

No stranger to controversy in Cyprus, Bildt also hinted that Turkey’s December evaluation (on the opening of its ports and airports to EU member Cyprus) was not the only thing on the agenda, but also the EU’s obligations, a reference to the Council’s 2004 pledge to open direct trade with the north.

Bildt lost even more friends in Cyprus when he asked the Committee why there was no resolution of the Cyprus conflict in 2004.

Foreign Minister Marcos Kyprianou expressed his “disappointment” over Bildt’s positions, while Government Spokesman Stefanos Stefanou said the government would be raising the issue with the EU and Sweden.

Stefanou called on the Swedish Presidency to be “truly objective” in its handling of Cyprus-related issues. He noted that this was not the first time Bildt’s comments had stirred the waters.

By linking the Greek-backed coup to the invasion, Bildt was trying to delete the invasion and current occupation of Cyprus, while the “direct trade” reference was related to the EU’s attempt to punish Greek Cypriots for their rejection of the Annan Plan in 2004, said Stefanou.

EDEK leader Yiannakis Omirou said Bildt was known for his “highly offensive” positions on Cyprus, describing his latest comments as “appalling and ignorant of history”.

AKEL’s Andros Kyprianou said he was saddened by the Swedish diplomat’s comments, noting that they created unnecessary tension. The communist party leader called on Bildt to take into account EU resolutions on the same issue.

Opposition party DISY’s acting head Averof Neophytou poked holes at government policy saying it was not properly and effectively utilising its position as an EU member to good effect.

DIKO leader and House President Marios Garoyian expressed regret over the “influx” of Bildt statements on Cyprus, advising the Swedish foreign minister to act based on EU decisions and solidarity.

Meanwhile, EVROKO’s Demetris Syllouris blamed President Demetris Christofias for his “flexible policy” on the Cyprus problem which was causing “negative surprises”.

The Turkish press also picked up on Bildt’s coup connection with Milliyet running a story with the headline “Turkish soldiers are in Cyprus because of the Greek junta”. Turkish-language Zaman had as its headline: “Bildt gave history lesson to Greeks and Greek Cypriots” while Yeni Safak had the title, “History lessons from EU Presidency”. Hurriyet ran a story with the heading, “Turkish soldiers in Cyprus are the work of Greek junta” while the north’s ‘press and information office’ ran a piece titled: “History lesson from Swedish (sic) Foreign Minister to Greeks”.

CYPRUS MAIL 25/07/09

 

National Council to evaluate Turkey’s EU accession course
By Jacqueline Agathocleous

THE NATIONAL Council (NC) will hold a two-day meeting in mid September to discuss the forthcoming evaluation of Turkey’s EU accession process, Government Spokesman Stefanos Stefanou said yesterday.

Speaking after yesterday’s three-hour NC meeting, Stefanou said President Demetris Christofias had given the parties a detailed briefing on the way the direct talks were going between him and the Turkish Cypriot leader, Mehmet Ali Talat.

“Another matter on the agenda was the forthcoming evaluation of Turkey’s accession process in the EU Council’s next meeting in December,” Stefanou explained. “The parties expressed their constructive views on the matter and a preliminary discussion took place.”

He added: “In the next National Council meeting, which will take place on September 14 and 15, the parties will submit their views on the direct negotiations for the Cyprus problem, as well as continue discussions on the evaluation of Turkey’s European accession process”.

Stefanou said all parties had expressed their views and positions on Turkey’s prospective EU accession; some informally and others in writing.

Asked whether coalition partner DIKO had submitted a request to form a Plan B for the Cyprus problem – as was widely reported by the media - the government’s spokesman said the party had only expressed its views on the evaluation of Turkey in the EU.

“The National Council’s next session will span over two days because there are two matters up for discussion: the parties’ deposition of their views on the way negotiations are going in the Cyprus problem, taking into consideration the briefing they received today from President Christofias and the documents they were given, and the continuation of discussions on Turkey’s accession process to the EU,” he explained.

Stefanou also stressed that the government had only listened to the parties’ views on Turkey’s accession, without expressing its own.

Parties that had publicly expressed their desire to veto Turkey’s EU efforts next December repeated their views during yesterday’s meeting, according to the Government Spokesman.

He added, however, “There are various possibilities and choices; what needs to be discussed is what needs to happen and how, so that through Turkey’s accession process, efforts to resolve the Cyprus problem can also be assisted”.

Exiting, the party leaders said they would be evaluating the documents provided by Christofias before offering their final analysis on the progress being made on the Cyprus problem.

CYPRUS MAIL 25/07/09

 

National Council to evaluate Turkey’s EU accession course
By Jacqueline Agathocleous

THE NATIONAL Council (NC) will hold a two-day meeting in mid September to discuss the forthcoming evaluation of Turkey’s EU accession process, Government Spokesman Stefanos Stefanou said yesterday.

Speaking after yesterday’s three-hour NC meeting, Stefanou said President Demetris Christofias had given the parties a detailed briefing on the way the direct talks were going between him and the Turkish Cypriot leader, Mehmet Ali Talat.

“Another matter on the agenda was the forthcoming evaluation of Turkey’s accession process in the EU Council’s next meeting in December,” Stefanou explained. “The parties expressed their constructive views on the matter and a preliminary discussion took place.”

He added: “In the next National Council meeting, which will take place on September 14 and 15, the parties will submit their views on the direct negotiations for the Cyprus problem, as well as continue discussions on the evaluation of Turkey’s European accession process”.

Stefanou said all parties had expressed their views and positions on Turkey’s prospective EU accession; some informally and others in writing.

Asked whether coalition partner DIKO had submitted a request to form a Plan B for the Cyprus problem – as was widely reported by the media - the government’s spokesman said the party had only expressed its views on the evaluation of Turkey in the EU.

“The National Council’s next session will span over two days because there are two matters up for discussion: the parties’ deposition of their views on the way negotiations are going in the Cyprus problem, taking into consideration the briefing they received today from President Christofias and the documents they were given, and the continuation of discussions on Turkey’s accession process to the EU,” he explained.

Stefanou also stressed that the government had only listened to the parties’ views on Turkey’s accession, without expressing its own.

Parties that had publicly expressed their desire to veto Turkey’s EU efforts next December repeated their views during yesterday’s meeting, according to the Government Spokesman.

He added, however, “There are various possibilities and choices; what needs to be discussed is what needs to happen and how, so that through Turkey’s accession process, efforts to resolve the Cyprus problem can also be assisted”.

Exiting, the party leaders said they would be evaluating the documents provided by Christofias before offering their final analysis on the progress being made on the Cyprus problem.

CYPRUS MAIL 25/07/09

 

‘Türk askeri, Yunan cuntası yüzünden Kıbrıs’ta’

BRÜKSEL AA

AB Dönem Başkanı İsveç’in Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) bir oturum sırasında Türk barış gücünün Kıbrıs’taki varlığını eleştiren AP’deki Rum ve Yunan milletvekillerine, Türk askerinin adadaki varlığına 1974 yılındaki Yunan cuntasının neden olduğunu söyleyerek karşılık verdi

AP Dış İlişkiler Komitesi’nde konuşan Bildt, Rum ve Yunan milletvekillerinin KKTC’deki Türk barış gücünü kastederek Türkiye’nin bir AB üyesini işgal ettiğini söylemesi üzerine, “O dönemde Albay Yorgo Papadopulos Atina’da cunta lideriydi. Atina’daki cunta Kıbrıs’taki bir dizi olayı başlattı ve KKTC’deki Türk askerine neden oldu. AB üyelerinde cunta olmaz” dedi.

MILLIYET 22/07/09

 

İsveçli Bakan Rum’u şoke etti

AB Dönem Başkanı İsveç’in Dışişleri Bakanı Carl Bildt, “KKTC işgal altında” diyen Avrupa Parlamentosu’ndaki Rum ve Yunan miletvekillerine, “Türk askeri Atina’daki cunta yüzünden geldi” cevabını verdi.

Bildt, milletvekillerinin ısrarla “Türkiye Rum gemilerine limanlarını açmıyor” demesi üzerine ise “AB sözlerini tuttu da Türkiye limanlarını açmadı mı” diye sordu.

TARİH DERSİ VERDİ 
İsveçli Bakan Bildt, Türkiye’nin bir AB üyesini işgal ettiğini söyleyen bir milletvekiline 1974 öncesini hatırlatarak şöyle dedi: “O dönemde (Albay Yorgo) Papadopulos Atina’da cunta lideriydi. Atina’daki cunta Kıbrıs’taki bir dizi olayı başlattı ve buna (KKTC’deki Türk askerine) neden oldu. Gerçek böyle. AB üyelerinde cunta olmaz.”

AB’NİN DE TAAHHÜTLERİ VAR

Kıbrıs konusunda AB’nin aldığı tek kararın Türkiye’nin limanlarını açmasını ilgilendirmediğini anlatan Bildt, AB’nin aldığı tüm kararları inceleyeceklerini ve “tüm yükümlülüklerin yerine getirilmesi için neler yapılabileceğine karar vereceklerini” belirtti. Bildt, bu şekilde dolaylı olarak Annan Planı’nı kabul eden KKTC’ye AB’nin doğrudan ticaret başta olmak üzere izolasyonları kaldırma taahhüdünü hatırlattı. •

BRÜKSEL A.A

MILLIYET 23/07/09

 

 

Kıbrıs’ta Türk askeri Yunan cuntasının eseri

AB Dönem Başkanı İsveç’in Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Türkiye’nin bu yıl sonuna kadar Kıbrıs Rum kesimi gemilerine limanlarını açmasını isteyen Avrupa Parlamen tosu’ndaki Rum ve Yunan milletvekillerine, Kıbrıs’taki Türk katliamını tetikleyen Yunanistan’daki Albaylar Cuntası’nı hatırlattı.


İsveçli Bakan Bildt, KKTC’deki Türk barış gücünü kastederek Türkiye’nin bir AB üyesini işgal ettiğini söyleyen bir milletvekiline 1974 öncesini hatırlatarak tarih dersi verdi.

“O dönemde (Albay Yorgo) Papadopulos Atina’da cunta lideriydi. Atina’daki cunta Kıbrıs’taki bir dizi olayı başlattı ve buna (KKTC’deki Türk askerine) neden oldu. Gerçek böyle. AB üyelerinde cunta olmaz. Bildiğiniz gibi hiçbir Avrupa kurumunun yakınında bile cuntaya müsaade edilmez” diyen Bildt, 1974 öncesinde “yaşanan trajedinin” Kıbrıs Rum kesimi AB’ye 2004 yılında üye olurken çözülmesini umsalar da olayların farklı yönde geliştiğini hatırlattı. Kıbrıs konusunda AB Konseyi’nin aldığı tek kararın Türkiye’nin limanlarını açmasını ilgilendirmediğini anlatan Bildt, AB Konseyi’nin Kıbrıs’la ilgili aldığı kararların “birbiriyle bağlantılı olmasa da aynı bütünün parçaları olarak görülmesi gerektiğini” vurgulayarak Türkiye’nin “KKTC’ye izolasyonlar kalkarsa limanlarımı açarım” şeklinde özetlenebilecek yaklaşımına destek verdi.

HURRIYET 22/07/09

 

 

Rumlar tünelin ucunda ışık görmüyor

 

CNN TURK 26/07/09

 

Kıbrıs Rum kesiminde yapılan bir ankete katılanların yüzde 72'si, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında yürütülen doğrudan müzakerelerle çözüme yaklaşılmayacağı görüşünde.

Rum Fileleftheros gazetesinde bugün yayımlanan ve Gnora/RAI şirketi tarafından, Güney Kıbrıs genelinde 18 yaş ve üzerindeki 623 kişiyle yapılan anketin sonuçlarına göre Rumlar, gelecek 12 ayda Kıbrıs sorununa çözüm bulunması perspektifine oldukça çekimser yaklaşıyor.

Herhangi bir çözümde dönüşümlü başkanlığa karşı çıkan Rumların yüzde 36'sı da herhangi bir çözümün Rumlar tarafında kabul edilebilmesi için, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının tümünün adadan ayrılmasını istiyor.

Rumların yüzde 72'si yürütülmekte olan doğrudan müzakereler prosedürüyle çözüme yaklaşılmayacağı görüşündeyken yüzde 28'i ise bu prosedüre olumlu yaklaşıyor. Yaş açısından incelendiğinde yeni nesil ve çok daha üretken yaşlarda olan Rumlar "tünelin ucunda ışık görmüyor."

Partililerin görüşleri olumsuz

Habere göre Hristofyas'ın partisi, komünist AKEL'in seçmenleri ikiye bölünmüş durumda; yüzde 50'si çözüme ulaşılabileceği, yüzde 50'si de ulaşılamayacağı görüşünde.

Avrupa Partisi (EURO.KO) seçmenlerinin ezici çoğunluğu, ana muhalefet demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) seçmeninin yüzde 76'sı ve Demokratik Parti (DİKO) seçmeninin de yüzde 78'inin kanaati çözüm konusunda tamamen olumsuz.

Ankete katılanların yüzde 56'sı, Kıbrıs sorununa bulunacak herhangi bir çözümün Rum tarafınca kabul edilebilmesi için "dönüşümlü başkanlığı" öngörmemesi gerektiği görüşünde.

Habere göre anketten, Türkiye kökenli KKTC vatandaşları konusunda Rumların görüşlerinde geçmişe göre az da olsa değişiklik ve bu konudaki görüşlerinin çok daha yumuşak olduğu sonucu çıktı.

Rumların yüzde 36'sı herhangi bir çözümde Türkiye kökenlilerin belli bir oranının adada kalmasının kaçınılmaz olduğu görüşünde.

Ankete katılanların yüzde 25'i Türkiye kökenlilerin KKTC'de doğmuş çocuklarına, Türkiye'den gelenlerden daha farklı bakılması gerektiğini düşünüyor.

Rumların yüzde 36'sı da herhangi bir çözümün kabul edilebilmesi için Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının tamamının adadan gitmesi gerektiğini savunuyor.

Türkiye'nin AB üyeliği konusunda ise Rum halkının yüzde 78'i, Türkiye'ye tam üyelik değil imtiyazlı ortaklık verilmesi gerektiği görüşünde. Anketten, 10 Rum'dan 7'sinin, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin engellenmesine sıcak baktığı sonucu da çıkıyor.

"Hava ve deniz limanlarını Güney Kıbrıs uçak ve gemilerine açmaması durumunda Güney Kıbrıs'ın Türkiye'ye tepkisi ne olmalı" sorusuna ankete katılanların yüzde 71'i, "Türkiye'nin üyelik süreci engellensin", yüzde 24'ü "üyelik süreci engellenmesin ama Ankara'nın bu yükümlülüklerini yerine getirmesi beklensin" yanıtını verdi.

Ankette, "Güney Kıbrıs Türkiye'nin üyelik sürecini veto edebilir mi" sorusuna ise yüzde 72 "evet", yüzde 24 "hayır" yanıtı verildi.

 

 

Rumlar, Türkiye'yi AB'ye şikayet edecek

ANKA

Güney Kıbrıs Rum Kesimi yarın, Türkiye’yi AB Bakanlarına şikayet edecek.

Yarın Brüksel’de başlayacak olan Dışişleri Bakanları düzeyindeki AB Genel İşler ve Dış İlişkileri Konseyi toplantısında Rum Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (Rum Kesimi) deniz ve hava sahasının Türkiye tarafından ihlal edilmesi” konusunu açacak.

AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi yarın Brüksel’de AB Dönem Başkanı İsveç’in başkanlığında toplanacak.

İki gün sürecek toplantıda Rum Yönetimi, Türkiye’yi yeniden şikayet edeceği belirtiliyor. Nitekim, Rum Haber Ajansı, “Kıbrıslı bakan, toplantı sırasında AB’ye üye ülkelerin Dışişleri Bakanları’nı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (Rum Kesimi) deniz ve hava sahasının Türkiye tarafından ihlal edilmesi” konusu hakkında bilgilendirecek” dedi.

İRAN’DAKİ PROTESTO OLAYLARI

Brüksel’deki toplantının gündeminin genişleme önemli bir maddeyi oluşturacak. Bu çerçevede, Konsey’nin, İzlandya’nın 16 Temmuz’da yaptığı üyelik başvuru konusu ele alması ve Komisyon’dan görüş istemesi bekleniyor.

Somali ve Gürcistan’ın da gündemde bulunduğu toplantı sırasında Bakanlar, öğle yemeği sırasında İran’ı da görüşecek. Görüşmelerin İran’da cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası yaşanan gelişmeler, nükleer dosyası ve AB-İran uzun vadeli ilişkilerine odaklanacağı bildirildi.

HURRIYET 26/07/09

 

Turkish Cypriot passes bar exam of Republic
By Stefanos Evripidou

Lawyer is only second from north to do so since 1974

A TURKISH Cypriot lawyer passed his Cyprus Bar examinations last week, making him only the second Turkish Cypriot to pass since 1974.

Murat Hakki, 27, was one of five Turkish Cypriots who sat the exams last June in the Turkish language but the only one who passed.

There are currently three active Turkish Cypriot lawyers who were registered with the Bar Association before 1974. Since then only one other Turkish Cypriot lawyer has successfully passed the exams. Once passed that hurdle, then a lawyer can register with the Cyprus Bar Association and practice in the courts of the Republic using the Turkish language with an interpreter provided.

“Since 1974, there is a huge vacuum in the legal market. Turkish Cypriots don’t have enough lawyers to represent and defend their rights in the south, while Greek Cypriots don’t know enough Turkish Cypriot lawyers to defend their interests,” said Hakki.

However, the small number of Turkish Cypriot lawyers operating in the courts of the Republic was not the only incentive for Hakki.

“I relish all sorts of challenges. As the English say, I like grabbing the bull by the horns. I was told it would be very difficult to qualify and register,” he said.

All lectures for the exams are in Greek, while Turkish Cypriot lawyers may sit the exams in Turkish. “I got external help from a friend of mine who helped me prepare for the exams, Dr Christiana Hadjipanayi, who is a part time lecturer in European tax law at Queen Mary, University of London.”

The two met in Paris in 1997 where they represented Cyprus in a European essay competition. “We have since become great friends.”  

Hakki also wrote to Attorney-general Petros Clerides for assistance. “I was given the lecture materials in Greek and translated the key points. I spoke to judges and lawyers, prepared notes in Turkish and supplemented my reading with the few publications on Cypriot law available in English.

“It was a very tough challenge but thank god I succeeded. I believe I’m the second Turkish Cypriot to succeed since 1974,” he said.

Apart from his Law degree, Hakki also has three Masters from Harvard, Cornell and LSE in commercial law and Middle Eastern studies.

He is already a registered attorney at the New York State Bar and has written a number of books and had numerous articles published in international journals.

Asked for his views on Cypriot jurisprudence, Hakki said: “I believe there’s still need for reform in many respects.”

The UK has gone through much legal reform over the years, the Cyprus Republic has made some reforms while jurisprudence in the north has developed at a much slower pace, added Hakki.

His plans for the future include interning at a reputable Cypriot law firm dealing with intellectual property, maritime and corporate law.

“I want to intern for several months to get to know the courts better. I want to get practical experience since Greek Cypriot firms have more exposure to international clients,” he said.

Hakki comes from a long line of lawyers. His father Metin Hakki was chosen to represent Turkey as an ad hoc judge in the European Court of Human Rights. His great uncle, Nedjati Munir, was the only Turkish Cypriot member in the supreme constitutional court before 1963. His great great grandfather ?zzet Effendi was the first Chief Justice in the early years of British rule.

CYPRUS MAIL 26/07/09

 

 

Yerli Orams davası!

Lefke’deki arsanın tapusu farklı zamanlarda iki kız kardeşe verildi, mahkeme geçen ay tahliye kararı çıkardı…

Lefke’de iki kız kardeş arasındaki mal kavgası mahkemede bitti. Kız kardeşini oturduğu evden tahliye etmek isteyen abla bu davayı kaybetti. Ayrıca mahkeme, kız kardeşinden devraldığı bir başka arsaya yapılan evi yıkma emri verdi.

   Londra’da yaşam süren ve doğup büyüdükleri topraklarda ev sahibi olmak isteyen Lefkeli Baykan - Orhan Bali çifti, inşa ettikleri evi “mahkeme kararı ile” yıkmak zorunda kalacak. Güzelyurt Kaza Mahkemesi, geçtiğimiz ay aldığı bir kararla, Bali çiftinin Lefke’deki evlerini yaptıkları arsayı devretmelerini emretti. Bali çiftinin ev için şimdiye kadar, Kıbrıs’a gidip gelmeler dahil, en az 100 bin sterlin masraf yaptıkları öğrenildi.
   Konuyu iyi bilen kaynaklardan alınan bilgiye göre, Lefke’de 1994 yılında kırsal kesim arsaları dağıtıldı. 1970 yılına kadar Lefke’de yaşam süren Baykan ve Orhan Bali çifti de, “kendi kasabaları” bu şirin yerde ev sahibi olmak için bu arsalardan talep etti.
   Sadece üç arsa kalmıştı. Arsaların ikisi ön kısımda, biri ise arkalardaydı. Bali çifti, arkadaki arsayı istedi. Emekli olacaklar, yol gürültüsü çekmek istemiyorlardı.
   Baykan Bali adına arsa için başvuruldu. Ancak tesadüfen, daha önce bu arsa, Baykan Bali’nin kız kardeşi Neriman Göksay’a verilmişti. Göksay, arsayı değerlendiremeyeceğini bildirip, iade etmişti. Lefke Belediyesi, daha önce Neriman Göksay’a verilen ve İskan Dairesi’ne kaydı yapılan arsayı, Baykan Bali’ye verdiklerini bildirdi. Bu değişiklik İskan Dairesi’ne de bildirildi.

2000’de sorunlar başladı

   1994 yılında Neriman Göksay ve Baykan Bali arasında herhangi bir kavga ya da çekişme söz konusu değildi. Ancak 2000 yılına gelindiğinde, iki kardeş arasında sorunlar başladı.
   Atadan kalma iki dönüm bahçesi bulunan kerpiç bir ev, Göksay ve Bali dahil dokuz kardeş arasında dağıtılacaktı. Göksay, evde oturuyordu. Evi satın alması için önce Göksay’a soruldu. Ancak Göksay alamadı. Bali, yedi kardeşin hisselerini satın aldı. Göksay evde oturmaya devam etti. Ev ve iki dönüm portakal bahçesinin yüzde 94 hissesi Bali’deydi.

Baykan Bali, 2003’te kız kardeşine karşı tahliye davası açtı

   2003 yılında, iki kız kardeş arasındaki tartışma büyür. Bali, Göksay’a tahliye davası açar.
   Güzelyurt Kaza Mahkemesi, uzun süredir devam eden davayla ilgili olarak 24 Haziran 2009’da karar verir.
   Yargıç Talat Usar, Bali’nin tahliye davasının reddi kararını alır. Ancak Yargıç Usar’ın açıkladığı kararda, 1994 yılında Bali’ye devredilen arsanın da yeniden Neriman Gökyay’a iadesi istenir. İadenin yanı sıra, içerisine yapılan inşaata son vermesi; arsayı tahliye etmesi istenir.
   Mahkemenin kararında, 1994 yılında arsanın devrinin olmadığına da işaret edilir. İki kız kardeş arasında şartlı bir anlaşma olduğu; Bali’nin bu şartlı anlaşmaya uymadığı kararı dikkat çeker.
   Ancak mahkeme kararının en ilginç noktası, Bali’nin, dava konusu kerpiç evdeki yüzde 94’lük hissesini de Göksay’a koçan etmesinin emredilmesi noktasında odaklaşır.
   Mahkeme, belediye tarafından verilen inşaat ruhsatını da iptal eder. Bu durumda yeni evin yıkılması gündeme gelir.

Bali ailesi perişan

   Mahkemenin ertelendiğini sanıp karar duruşmasına katılmayan Baykan Bali ile eşi Orhan Bali şu anda Londra’da. Bali’ler, 1994 yılında belediyeden inşaat izni aldıklarını ve Neriman Göksay’a ait kırsal kesim arsasının kendilerine devredildiğiyle ilgili belgenin İskan Dairesi’nde “kasten” kaybedildiğini iddia ediyorlar.
   Kıbrıs’a düşkünlüğü ile bilinen ve milliyetçiliğiyle de tanınan Orhan Bali, 10 yıla yakın askerlik yaptığı Lefke’de emeklilik hayallerinin bittiğine inanıyor. Mahkeme kararı sonrası şok olan Orhan Bali’nin yakınlarına, “Beytambal kalsın böyle Kıbrıs; artık her şey düzeldi sandık, geri dönmeye karar verdik; başımıza gelmedik kalmadı” dediği öğrenildi.

KIBRIS 26/07/09

 

Prof. İnalcık: Osmanlı 1302'de kuruldu

Ünlü tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık, Osmanlı'nın devlet niteliğini 1302 yılında Yalova'daki Bafeus Zaferi sonrası kazandığını söyledi.

ntvmsnbc ve Ajanslar

27 Temmuz. 2009 Pazartesi

YALOVA - Yalova ve Bilkent üniversitelerince düzenlenen Osmanlı Devleti'nin Kuruluş Tarihi Sempozyumu'nda Prof. Dr. Halil İnalcık, Osmanlı Beyliği'nin devlet statüsünü 1302 yılında Yalova'da Bizans'a karşı yaptığı Bafeus Savaşı'yla kazandığını öne sürdü. Prof. Dr. İnalcık, 70 yıldır bu konudaki gerçekleri dünyaya anlatmak için uğraştığını söyledi.

Türk devletlerinde hanedanın kurulması için hutbe okunması ve sikke bastırılması gerektiğini ifade eden ünlü tarihçi, ''Osmanlı, Karacahisar'da payitahtını kurduğu zaman, çoğu Müslüman olan halk, kadı tayin edilmesini ve hutbe okutulmasını istemişti. Bunun üzerine camilerde hutbe okutulup kadı tayin edildi. Bunun olduğu tarihi tarihçiler iki asır sonra 1299 olarak kabul etmişlerdir ve öyle süregelmiştir. Bu zamanlarda sikke basımı da söz konusu değildir. Bunların çoğu hurafeden ibarettir'' diye konuştu.

İnalcık, Osmanlı'nın Oğuzların Kayı boyundan geldiği konusunun da hurafeden ibaret olduğunu iddia etti: ''Türk ananelerinde hakanlığa namzet olanlardan birisinin zafer kazanması gerekiyor. Bu, Tanrının ona bir kut vermesi şeklinde tasvir edilir. O halde araştırmalarımızda bu konuları ön plana çıkaracağız. Osman Gazi, sınırda kendi dönemindeki alplerle mücadele ediyor. Burada tarihçi hangi eseriyle öteki alpleri gölgede bıraktığına bakmalı. İşte bu hadise Bafeus Savaşı'yla gerçekleşmiştir. Yani kendisinden sonra oğlunun hiç itirazsız beylik tahtına oturması yani hanedanın kurulmuş olması tarihçinin tespit edeceği en önemli şeydir. Orta Çağ'da hanedan demek devlet demektir. İşte bunu temin eden, Osmanlı'nın büyük Bafeus Zaferi'dir.''

 

 

Bafeus Savaşı'nın Bizans kuvvetleriyle Osman Gazi komutasındaki ordu arasında geçtiğini kaydeden İnalcık, bu tarihin Bizans kaynaklarında da geçtiğini belirtti. İnalcık, bu çok önemli savaş konusunda Türk kaynaklarında hemen hiçbir şey bulunmadığını söyleyerek, şöyle konuştu:

KAYNAKLARIMLA İSPAT EDİYORUM
''Bu savaşın neticesinde Osman'ın şöhreti yayılmıştır. Her taraftan onun emri altına Türkler gelmeye başladı. Demek ki bir ordu sahibidir. Demek ki bu zafer Türk ananesine göre kut sahibi olduğu zaferdir. Kendisinden sonra Orhan hiç itirazsız tahta geçmiştir. İşte bu sebeple bu tarihte bir hanedan olarak kurulduğunu söylüyorum. Bu zamana kadar 1299 olarak kabul ettik. Şimdi 'Bu nereden çıktı' diyorlar. Delillerimle, kaynaklarımla ispat ediyorum. Lütfen okuyun.''

Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Niyazi Eruslu da Yalova'nın tarihte sadece kuruluş yeri olarak değil ilk gümüş sikkenin basıldığı ve ilk matbaanın geldiği yer olarak da önemli olduğunu söyledi.

Bilkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Doğramacı ise elindeki tarih kitabını göstererek, ''İçinde kuruluş tarihi olarak Osman Bey'in 1299'da bağımsızlığını ilan ettiği yazıyor. Ancak artık yeni bulgular var ve bu kez Yalova'da bilimsel deprem yaşanıyor. Bu, tarihi bir andır'' dedi.

Prof.Dr. İnalcık: Osmanlı Yalova'da kuruldu

Süheyla GÖZDERELİLER/YALOVA, (DHA)

YALOVA ve Bilkent Üniversiteleri’nin ortaklaşa düzenlediği ‘Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Tarihi Uluslararası Sempozyumu’ Yalova’da yapıldı. Araştırmaları ve tezleriyle Osmanlı Devleti’nin Yalova’da kurulduğunu iddia eden tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık, tezini Yalova’da bir kez daha savundu. “Osmanlı Beyliği 1302 yılında Yalova’da kazanılan Bafeus zaferinden sonra devlet olma statüsünü kazanmıştır” dedi.

Thermalium Welness Park Hotel’deki sempozyuma Yalova Valisi Mehmet Ersoy, Belediye Başkanı Yakup Koçal, Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Niyazi Eruslu, Bilkent Üniversitesi Rektörü Ali Doğramacı, Saadet Partisi Eski Genel Başkanı Recai Kutan ve akademisyenler katıldı.

Araştırmaları ve tezleriyle Osmanlı Devleti’nin Yalova’da kurulduğunu savunan Prof. Dr. Halil İnalcık, 60- 70 yıldan beri belgeler arasında büyük tarihin gerçeklerini dünyada tanıtmak için uğraşıp çabaladığını belirterek, “Geleneksel toplumlarda bir devletin kuruluşunu saptamak için başka kriterler saptanır. Osmanlı Beyliği’nin kuruluşu tartışmalı bir konu. Ancak tarihçi unutmamalıdır ki, ortaçağ devletleri hanedan devletleridir” diye konuştu.

‘TARİHİN DEĞİŞTİĞİNİ DE ÖĞRENDİM’ Sempozyumda konuşan Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Niyazi Eruslu da, “Biz tarih yaptık ama yazmayı yapamadık. Sayın hocam bize bu fırsatı verdi. Bu toplantıda çok büyük olayları göreceğiz. Hocamı tebrik ediyorum. Tarihimizdeki paslı çivileri söküp Türk Milli tarihine yeni bir ufuk açıyor” dedi.

Bilkent Üniversitesi Rektörü Ali Doğramacı da konuşmasında, lisede ve üniversitede okuduğumuz kitaplarda Osmanlı Devleti’nin kuruluşu olarak 1299’da Osman Bey’in bağımsızlığını ilan ettiğini yazdığını hatırlatarak, “Tarihi yenileme kalıplarının değiştiğini gördüğümüz bir değişimi yaşıyoruz” diye konuştu.

YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Muhittin Şimşek de, “Her şey değişiyor, bizler, insanlar ve coğrafyalar. Bugün tarihin değiştiğini de öğrendim. Tarihi değiştiren adam, sizi seviyoruz. İnalcık, bizim misyonumuzu belirlemiştir” dedi.

Sempozyumda büyük ilgi gören Prof. Dr. İnalcık, davetlilere kitaplarını imzaladı.

MILLIYET 27/07/09

 

En doğal meyve

Dünyada organik ürünlerin hızla yükselişe geçtiği ve ürünlerin doğallığının tartışıldığı bir dönemde, doğada kendiliğinden yetişen, kaktüs türü bir bitkinin meyvesi olan “dikenli incir” Mersin'in Tarsus ilçesindeki köylülerin önemli geçim kaynaklarından birisi haline geldi.

En doğal meyve

 

Tarsus Ziraat Odası Başkanı Ali Ergezer yaptığı açıklamada, Türkiye'nin hemen hemen yer yöresinde görülen ancak, Akdeniz ve Ege'de daha sık rastlanan yabani bir bitki olan dikenli incirin, halk arasında “Frenk İnciri”, “Frenk Yemişi” olarak da adlandırıldığını belirtti.

Kıraç alanlarda, kurak ve kireçli topraklarda yetişen, ana vatanının ise Güney Afrika olduğu bildirilen dikenli incirin Tarsus'a bağlı köylerde hasadına başlandığını ve yıllık 150 bin ton civarında toplandığını ifade eden Ergezer, şöyle devam etti:

“Dikenli incir kırsal kesimlerde yol kenarlarında bile kendiliğinden yetişiyor. Köylüye de sadece toplayıp satmak kalıyor. Bu meyve, hiçbir masraf yapmadan elde edildiği için önemli bir gelir kaynağını oluşturuyor. Dikeninin toprakla buluşmasıyla yetişme süreci başlayan incirin köylüye daha çok gelir getirebilmesi için biz de pazarlanmasına katkı sağlayacağız.”

TAMAMEN ORGANİK  

Ergezer, doğada hiçbir hormon veya katkı maddesi olmadan kendiliğinden yetişen dikenli incirin, bu özelliği nedeniyle tamamen organik bir meyve olduğunu söyledi.

Genelde soğuk olarak tüketilen, bu nedenle satıcıların buz parçalarının üzerine serdiği, dikenlerinin yoğunluğu nedeniyle soyarak satışa sunulan dikenli incirin, her yaş grubunca tercih edildiğini belirten Ergezer, şöyle devam etti:

C VİTAMİNİ DEPOSU

“C vitamini yönünden zengin olan, bu nedenle vücut direncini artırma, güç ve zindelik verme özelliği bulunan dikenli incir, organik olması dolayısıyla gönül rahatlığıyla tüketilebilir. Ayrıca, dikenli incirin kabızlık gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarında da etkili olduğu biliniyor.”

Ergezer, dikenli incirin başka Akdeniz ülkelerinde tatlı ve pasta sektöründe yoğun olarak değerlendirildiğini, doğal kozmetik olarak kullanıldığını ancak, Türkiye'de yabani bir bitki olarak kaldığını belirterek, “Bu bitkinin kültür bitkisi olarak yetiştiriciliğinin yapılıp kullanım alanları yaygınlatığında ülke ekonomisine büyük faydaları olacağına inanıyoruz” diye konuştu.

Vitamin değeri ve katkısız yetişme özelliklerinin yanı sıra fiyatı da cazip olan dikenli incirin tanesi tezgahlarda 50 kuruştan satılıyor.

HURRIYET 27/07/09

 

 

Temsilciler, bugün Yeşilırmak üzerine çalışacak

Yeşilırmak Kapısı′nın açılması ile ilgili çalışmalar sürerken, liderlerin özel    temsilcileri Özdil Nami ve Yorgos Yakovu, bugün bir araya geliyor. Özel temsilciler, görüşmede, 8 Ağustos′ta yapılacak Erenköy Direnişi için tören ve eylül ayında Güzelyurt Ay Mamas Kilisesi′nde yer alacak ayin için Yeşilırmak Kapısı′ndan karşılıklı geçişleri ele alacak. Liderleri oldukça meşgul eden Yeşilırmak Kapısı′nda açılış kararının ardından çalışmalar sürüyor. Ancak, kapının daha açılmadan, ağustos ve eylül aylarında iki önemli geçiş için hizmet vermesi bekleniyor.
Kıbrıs Türk tarihinin dönüm noktalarından Erenköy Direnişi bir kez daha 8 Ağustos′ta kutlanacak. Rumlar ise, Güzelyurt′taki Ay Mamas Kilisesi′nde eylül ayında ayin düzenleyecek. Gerek Erenköy Direnişi, gerekse ayine karşılıklı geçiş sağlanması konusunu, liderlerin özel temsilcileri bugün ele alacak. Nami  ve Yakovu bugün saat 10.00′da ara bölgede bir araya gelerek, Yeşilırmak Kapısı′ndan karşılıklı geçişler sağlanması çalışması yapacak.

HALKIN SESI 27/07/09

 

Güney’de ‘Son Durum’

Dönüşümlü başkanlığı ve TC kökenlileri istemiyor, 12 ay içinde çözüm olacağına inanmıyorlar.

Güney Kıbrıs’taki Gnora/RAI şirketi, dönüşümlü başkanlık ve TC kökenli KKTC vatandaşları konularında Rum kamuoyunun nabzını yokladı.
   Güney Kıbrıs genelinde 18 yaş ve üzerindeki 623 kişi arasında yapılan anketin sonuçlarına göre, Kıbrıslı Rumlar, önümüzdeki 12 ay içerisinde Kıbrıs sorununa çözüm bulunması perspektifine oldukça çekimser yanaşıyorlar.
   Fileleftheros gazetesi, söz konusu anket araştırmasını “Dönüşümlü Başkanlığa kırmızı ışık…Kıbrıslıların üçte biri bütün yerleşiklerin gitmesini istiyor” başlığıyla manşete çekti ve anket sonuçlarına yer verdi.
   Gazeteye göre dönüşümlü başkanlık ve TC kökenli KKTC vatandaşları konuları üzerinde yoğunlaşan anketten “çok ilgi çekici” sonuçlar çıktı. Rumların yüzde 72’si yürütülmekte olan doğrudan müzakereler prosedürüyle çözüme yaklaşılmayacağı görüşündeyken, yüzde 28’i ise bu prosedüre olumlu yaklaşıyor. Yaş açısından incelendiğinde yeni nesil ve çok daha üretken yaşlarda olan Rumlar “tünelin ucunda ışık görmüyor.”
   Anket sonuçları bölgesel olarak incelendiğinde, çözüm konusunda en kötümser olanlar Mağusa Bölgesi’nde yaşayan Rumlar…
   Habere göre AKEL seçmenleri ikiye bölünmüş durumda yüzde ellisi çözüme ulaşılabileceği, yüzde ellisi de ulaşılamayacağı görüşünde. EURO.KO seçmenlerinin ezici çoğunluğunun, DİSİ seçmeninin yüzde 76’sının ve DİKO seçmeninin de yüzde 78’inin kanaati tamamen olumsuz.

Dönüşümlü Başkanlık olmaz
 
   Ankete katılanların yüzde 56’sı; Kıbrıs sorununa bulunacak herhangi bir çözümün Rum tarafınca kabul edilebilmesi için dönüşümlü başkanlığı öngörmemesi gerektiği görüşünü ortaya koydu. Dönüşümlü başkanlığı kabul edenler ve etmeyenlerin oranı; ne yaş gruplarına ne de cinsiyete göre fazla bir değişikliğe uğradı.
   Oran değişikliği yalnız kişilerin hangi partiye oy verdikleri açısından kaydedildi. Olguların çözüme yönelmesi halinde dönüşümlü başkanlığın kaçınılmaz olacağını düşünen tek çoğunluk yüzde 44 ile AKEL seçmenleridir. Diğer bütün siyasi parti seçmenlerinin ezici çoğunluğu tam tersi görüş beyan etti. Bu noktada DİKO seçmenlerinin davranışı dikkat çekici bulundu. DİKO yetkilileri TC kökenli KKTC vatandaşları ve dönüşümlü başkanlık konusunda çok katı çizgi izler, Hristofyas’ın icraatlarına sert eleştiriler yöneltirken DİKOlu seçmenlerin görüşleri AKELlilere daha yakındır. DİSİ ve EDEK seçmenlerinin ezici çoğunluğu ise herhangi bir çözümü kabul edebilmeleri için dönüşümlü başkanlığı öngörmemesi gerektiği görüşünde.

TC kökenlilere karşı yumuşama

   Anketten, TC kökenli KKTC vatandaşları konusunda Rumların görüşlerinde geçmişe göre açık değişik olduğunu, bu konudaki görüşlerinin çok daha yumuşak olduğu sonucu çıktı. Rumların üçte biri herhangi bir çözümde TC kökenlilerin belli bir oranının Ada’da kalmasının kaçınılmaz olduğu görüşünde. Ankete katılanların yüzde 25’i TC kökenlilerin KKTC’de doğmuş çocuklarına, Türkiye’den gelenlerden daha farklı bakılması gerektiği görüşünde. Rumların üçte biri, herhangi bir çözümün kabul edilebilmesi için TC kökenli KKTC vatandaşlarının tamamının Ada’dan gitmesi gerektiğine inanıyor.
   Türkiye’nin AB üyeliği konusunda ise Rum halkının yüzde 78’inin; Türkiye’ye tam üyelik değil imtiyazlı ortaklık verilmesi gerektiği görüşünde olduğu ve 10 Rum’dan 7’sinin, Türkiye’nin AB üyelik sürecinin engellenmesine sıcak baktığı sonucu da çıkan anket kapsamında katılımcılardan alınan yanıtlar ise şöyle:
  
Dönüşümlü Başkanlık:
   Yüzde 56; Kıbrıs sorununda bulunacak çözümün kabul edilebilmesi için dönüşümlü başkanlığı öngörmemesi gerek. Yüzde 30; Kıbrıs sorununa çözüm bulunabilmesi için dönüşümlü başkanlığın Rumlar tarafından kabul edilmesi kaçınılmazdır. Yüzde 14; bilmiyorum, yanıt vermek istemiyorum.

 Yerleşikler:

   Yüzde 36; Herhangi bir çözümün bizim tarafça kabul edilebilmesi için, bütün yerleşiklerin Ada’dan gitmesini öngörmesi gerek. Yüzde 36; herhangi bir çözüm ile bir miktar yerleşiğin Ada’da kalması kaçınılmazdır. Yüzde 25; Türkiye’den gelen yerleşiklerle, onların işgal bölgelerinde doğan çocuklarına farklı bakmalıyız. Yüzde 3; bilmiyorum, yanıt vermek istemiyorum.

   -Önümüzdeki 12 ay içerisinde çözüm olur mu?

   Genel: Yüzde 72 hayır, yüzde 28 evet. AKEL: (seçmen) yüzde 50 hayır, yüzde 50 evet. DİKO: yüzde 78 hayır, yüzde 22 evet. DİSİ: yüzde 76 hayır, yüzde 24 evet. EURO.KO: yüzde 91 hayır, yüzde 9 evet. EDEK: yüzde 87 hayır, yüzde 13 evet.

   -Hava ve deniz limanlarını Kıbrıs uçak ve gemilerine açmaması durumunda Kıbrıs’ın, Türkiye’ye tepkisi ne olmalı:

   Yüzde 71; Türkiye’nin üyelik süreci engellensin. Yüzde 24 üyelik süreci engellenmesin ama Ankara’nın bu yükümlülüklerini yerine getirmesi beklensin. Yüzde 1; Türkiye’nin üyelik süreci AB’yle işbirliği içerisinde engellensin. Yüzde 4 bilmiyorum, yanıt vermek istemiyorum.

   -Türkiye’nin AB’ne üyelik süreci

   Genel: Yüzde 67 tam üyeliğe hayır, imtiyazlı ortaklık. Yüzde 22 tam üyelik. AKEL (seçmen) yüzde 58 imtiyazlı ortaklık, yüzde 30 tam üyelik. DİKO: yüzde 71 imtiyazlı ortaklık, yüzde 19 tam üyelik. DİSİ: yüzde 71 imtiyazlı ortaklık, yüzde 21 tam üyelik. EURO.KO: yüzde 82 imtiyazlı ortaklık, yüzde 10 tam üyelik EDEK: yüzde 86 imtiyazlı ortaklık, yüzde 8 tam üyelik.

   -Kıbrıs, Türkiye’nin üyelik sürecini veto edebilir mi?

   Genel: Yüzde 72 evet, yüzde 24 hayır. AKEL(seçmen): yüzde 66 evet, yüzde 30 hayır. DİKO: yüzde 82 evet, yüzde 16 hayır. DİSİ: yüzde 76 evet, yüzde 23 hayır. EURO.KO: yüzde 87 evet, yüzde 13 hayır. EDEK: yüzde 86 evet, yüzde 14 hayır.
  
-Kıbrıs Barış İçin Ortaklık’a katılım başvurusunda bulunmalı mı?

   Genel: yüzde 70 evet, yüzde 19 hayır, yüzde 11 bilmiyorum/yanıt vermek istemiyorum.” 

KIBRIS 27/07/09

 

 

Hristofyas’ı devirecekler

Güney’deki faşist örgütler kriz yaratma peşinde

Rum tarafındaki okullarda, üniversitelerde, kışlalarda, spor kulüplerinde ve özellikle Rum gençlerin müdavimi olduğu kamuya açık yerlerde faaliyet göstermeyi hedefleyen aşırı sağ unsurların örgütlü ve eşgüdümlü bir çaba harcamakta oldukları bildirdi.
   Haravgi haberi “Tehlikeli… Faşist Örgütler Kriz Yaratmayı Hedefliyor, Belgelerinde de Başkan Hristofyas’ı Devirmeye Çağırıyorlar” başlığıyla manşete çeken gazete kargaşa ve kriz yaratmayı hedefleyen bu faşist örgütlerin bazılarının belgelerinde, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın devrilmesinden söz edildiğine dikkat çekti.
   Güvenilir bilgilere dayanarak bahse konu çevrelerin gerek Rum tarafında gerek yurt dışında, aşırı unsurlara maddi ve ‘manevi’ destek sağladıklarını, ana çekirdeğinin de; faşist yan grupları da bulunan “Hrisi Avgi” (Altın Şafak) örgütü olduğunu vurgulayan gazete özetle şöyle devam etti:
   “(Hrisi Avgi’nin) siyasi oluşum işletme çabaları da var. Böyle bir çabaya Avrupa seçimlerinde girişmiş ancak başarısız olmuştu. Aynı bilgilere göre bu faşist örgütlerin elebaşları faaliyetlerini, Kıbrıs’taki EOKA-B’ci unsurların çocukları arasında yaymanın yolunu da arayıp buluyorlar. 
   EOKA-B sırasında faşist faaliyetleri olan kişilerin aileleri, çocukları ve torunları olan aşırı unsurlarla bağlantıları var. Ülkede, iki toplumlu iki kesimli federasyon çözümüne fanatik şekilde karşı olan avukatlar ve diğer malum kişilerden de koordinatörleri de var.
   Bu unsurlar Helen ve Hristiyan-Ortodoks düşüncesi adına nazizm-faşizm ideolojisi taşıyorlar, aşırı kışkırtıcı ve federasyon karşıtıdırlar. Bu faşist örgütler gerginlik ortamı yaratmaya çalıştıkları web siteleri ve broşürlerinde, ‘Kıbrıs’ı haraç mezat satıyor!’ dedikleri ‘Hristofyas’ı devirin’ telkininde bulunuyor. Ledra Palace’da yapılan son ‘anti işgal eylemde’ Başkan Hristofyas aleyhine küfürlü sloganlar atılması rastlantı değil.  Broşürlerinde ‘varlık hedefimiz bir devleti değil, Irkı korumaktır’ ifadesi bile var.
   Bu aşırı sağ faşist örgütlerin bütün hareket ve faaliyetleri, ‘yılan yumurtasını’ Kıbrıs’ta da kuluçkaya yatırmaktır. Bu hedef için yoğun çabalar harcanıyor ve bu faşist örgütlerin liderlerinin Avrupa’daki diğer faşist örgüt ve hareketlerle gizli görüşmeleri de vardı.”
   Aynı gazete “EDON: Aşırı Sağ Örgütlerin Hortlaması Tehlikeli ve Zararlı” başlıklı haberinde ise AKEL’in gençlik kolu EDON’un önceki gün yayımladığı açıklama ile bazı aşırı sağ örgütlerin faaliyetlerinin ülke ve halk için tehlikeli ve zararlı olduğu görüşünü ortaya koyduğunu bildirdi.
   Habere göre EDON, RMMO’daki aşırı sağ eğitmen-subayların tavrını da kabul edilemez ve kışkırtıcı olarak nitelediği açıklamasında; Rumların 20 Temmuz günü Ledra Palace Rum barikatında düzenledikleri ve (EDON’un) “utanç mitingi” olarak nitelediği “kınama” etkinliğinde yaşananları sert bir dille kınadı ve Güney Kıbrıs’ta “yılan yumurtasının kuluçkaya yatırılmakta olduğu” uyarısında bulunmayı sürdüreceğini açıkladı.

 KIBRIS 27/07/09

 

Denktaş çiftinin mutlu gecesi

Aydın-Rauf Denktaş çifti 60. evlilik yıldönümlerini, aile yakınları ve dostlarıyla birlikte Jasmine Court’ta kutladı. Ferhat Göçer’in şarkılarıyla coşan çift, 60 yıl gibi uzun birlikteliklerini geç vakitlere kadar mutluluk içinde kutladı.

Sanatçı Ferhat Göçer, 10. Yıl Marşı’nı da 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş için okudu. Denktaş, marşın okunuşu sırasında duygulu anlar yaşadı.

KIBRIS 27/07/09

 

FEDERASYON GERÇEKTEN FEDERASYON OLMALI

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Danışmanı Özdil Nami; “Türk tarafı konfederasyon istemiyor. Ancak federasyonda, Kuzey’de Kıbrıslı Türklerin nüfus netliği ve devletçiklere tatmin edici yetkiler sağlaması bizim için önemlidir”.

Nami, “Şu ana kadar çok uzlaşı başardık. Kıbrıs sorununun en önemli başlıklarından biri olan yönetim ve güç paylaşımı başlığında, Devlet Başkanı’nın nasıl seçileceğinin dışında, büyük oranda uzlaşı bulunmaktadır”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Danışmanı Özdil Nami; Türk tarafının konfederasyon istemediğini, ancak federasyonda, Kuzey’de Kıbrıslı Türklerin nüfus netliği ve devletçiklere tatmin edici yetkiler sağlamasının Kıbrıs Türkü açısından önemli olduğunu söyledi.


Nami, “Şu ana kadar çok uzlaşı başardık. Kıbrıs sorununun en önemli başlıklarından biri olan yönetim ve güç paylaşımı başlığında, Devlet Başkanı’nın nasıl seçileceğinin dışında, büyük oranda uzlaşı bulunmaktadır” dedi.


Özdil Nami, Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Politis,Gazetesi’nin Kıbrıs sorununun çözümü ve müzakere sürecine ilişkin sorularını cevaplandırdı.

İNSANLARA GİT DİYEMEZSİNİZ

Gazetenin, Kıbrıs Türk tarafının son dönemlerde TC kökenli vatandaşlar ve toprak idaresi konusunda “katı tezler açıkladığı” şeklindeki yorum soru üzerine Nami, Kıbrıs Türk tarafının bu konulardaki tezlerinin değişmediğini, Annan Planı dönemindekiyle aynı olduğunu ifade etti.


Nami, referandumda oy verecek insanlara, “evet” demeleri durumunda adadan gitmeleri gerekeceğinin söylenemeyeceğini belirtirken, bazı vatandaşlıklar verdiklerini ve bu rakamın Kıbrıs Rum tarafına sunulacağını vurguladı. TC kökenli vatandaşların sayısının Kıbrıs Rum tarafınca abartıldığı kadar çok olmadığını ifade eden Nami, Rum tarafının yeni bir sayım gerçekleştirilmesi şeklindeki önerisinin ele alınması için ise kısa sürede çözüme ulaşılıp ulaşılmayacağının belli olmamasından ötürü, henüz erken olduğunu belirtti. Nami, 2006 yılında gerçekleştirilen nüfus sayımında ortaya çıkan rakamların Kıbrıs Rum tarafına iletilmesinin ardından Rum tarafının yeni bir sayım istemeye gerek duymayacağına inandığını da söyledi. Kıbrıs sorununun çözüm temelinin iki toplumlu, iki kesimli federasyon olduğunu ve her oluşturucu devletçikteki nüfus yapısının bu modele göre olacağını belirten Nami, Kuzey’de nüfus daha az olduğu için daha fazla Kıbrıslı Rum’un buraya yerleşebileceğinin düşünülmemesi ve Kuzey’deki nüfusun çoğunluğunun Kıbrıslı Türklerden oluşmasını sağlamaları gerektiğini vurguladı.

ŞU ANA KADAR UZLAŞI ÇOK

Gerek Cumhurbaşkanı Talat gerekse kendisinin 2009 yılı sonuna kadar çözüm bulunacağına dair taşıdıkları iyimserliğin kaynağının ne olduğunun sorulması üzerine Nami, “Şu ana kadar çok uzlaşı başardık. Kıbrıs sorununun en önemli başlıklarından biri olan yönetim ve güç paylaşımı başlığında, Devlet Başkanı’nın nasıl seçileceğinin dışında, büyük oranda uzlaşı bulunmaktadır” yanıtını verdi.


Nami, devlet başkanının seçilmesi konusunda da BM tarafından sunulan öneriler olduğunu, bu konuda da uzlaşıya varılabileceğine inandığını belirtti ve ekonomi ile AB konularında da büyük bir uzlaşının mevcut olduğunu vurguladı. Mülkiyet, toprak ve garantiler konularındaki durumun ne olduğunun sorulması üzerine ise Nami, Kıbrıs Rum tarafına, Ekim ayına kadar liderlerin mülkiyet ve yürütme gücü konularına odaklanmaları önerisini sunduklarını, eğer Ekim ayına kadar bu iki konuda uzlaşıya varılabilmesi durumunda geriye sadece toprak ve garantiler konularının kalacağını açıkladı.

TEZLER ÇPK BİLİNDİK

Toprak ve garantiler konusunda her iki tarafın da tezlerinin çok bilindik olduğunu bu yüzden de aylar sürecek müzakerelere gerek olmadığını belirten Nami, mülkiyet konusundaki en büyük görüş ayrılığının söz hakkının kimde olacağı konusunda olduğunu vurguladı. Nami, Kıbrıs Türk tarafının, BM tarafından mülkiyet konusunda hazırlanmış olan “iade, tazminat, takas” sistemini benimsediğini ancak Kıbrıs Rum tarafının en baştan beri savunduğu “tüm göçmenlere iade” ilkesini savunmayı sürdürdüğünü söyledi ve mülkiyet konusundaki kriterlerin görüşülmesi sırasında Kıbrıs Rum tarafının tezlerini yeniden gözden geçirerek daha mantıklı bir çerçeveye dönmesini umut ettiğini belirtti. Kıbrıs Türk tarafının mülkiyet hakkına saygı duyduğunu ancak bunun tüm göçmenlerin mallarının iade edilmesi anlamına gelmediğini vurgulayan Nami, bazı göçmenlere iade olacağını ancak çoğunluğunun tazmin edileceğini açıkladı.


Tazminatlar için gerekli paranın nasıl bulunacağı sorusuna karşın Nami, bu konuda bazı düşüncelerin bulunduğunu, uluslar arası bağışçılara katkı için çağrı yapılması, yeni hükümetin geçici vergi uygulaması gibi önerilerin bunlardan bazıları olduğunu söyledi.

KIRMIZI ÇİZGİLERİMİZ OLDUĞUNU SÖYLEMEDİK

Gazete, Cumhurbaşkanı Talat ile birlikte Türkiye’ye gerçekleştirdikleri ziyaret ve buradan “kırmızı çizgilerle döndükleri” şeklindeki yorumların sorulması üzerine ise Nami’nin “Biz hiçbir zaman kımızı çizgilerimiz olduğunu söylemedik. Müzakere masasında her şeyi görüşürüz” yanıtını verdiğini yazdı.


Türkiye ziyaretinin ana mesajının “Türkiye’nin liderlerin çabasını tamamen desteklediği ve yıl sonuna kadar çözüm bulunabileceğine inandığı” şeklinde olduğunu belirten Nami, “Elbette hassas olduğumuz noktalar var. Her iki tarafın da hassasiyetleri var” şeklinde konuştu.

ÖNCELİĞİMİZ GÜVENLİK

Nami, Kıbrıs Türk tarafının en büyük hassasiyetinin güvenlik konusunda olduğunu belirterek, nüfusun %80’ini oluşturan Kıbrıslı Rumların garantiler olmadan rahat hissetmesinin, geçmişte kötü tecrübeler yaşayan %20’lik Kıbrıslı Türklerin daha çok korkmasının doğal olduğunu vurguladı.


Kıbrıs’ın bütünüyle AB üyesi olacağı düşünüldüğünde Kıbrıslı Rumların Türkiye’nin garantörlüğünden duydukları endişenin abartılı olduğunu ifade eden Nami, Türkiye’nin bir AB ülkesine saldırmak için bahane bulabileceğini düşünmenin mantıklı olmadığını belirtti.

AB’DEN TAM TAAHHÜT ALDIK

Nami söyleşisinde ayrıca, Kıbrıs sorununa bulunacak bir çözümün AB müktesebatına dahil olması konusunda AB’den tam taahhüt aldıklarını açıkladı.


Nami, çözümün, AB’nin temel ilkelerine uygun olması koşuluyla AB müktesebatına dahil edilmesi konusunda AB’den tam taahhüt aldıklarını belirterek şunları söyledi:

AB’NİN GÖRÜŞÜ

“AB, çözümün AB normlarıyla uyumlu olması gerektiğini savunmuyor. Çünkü müktesebat bizim anlaşmamızla değişecek. Ancak temel ilkelere saygılı olunmalı. AB’nin görüşü, normlardan sapmaların, yani tüm anlaşma değil ancak sapmaların, birincil hukuk haline gelmesi yönündedir. Bunun sebebi ise, anlaşmanın iki tarafın referandumda onaylanmasının ardından şahısların mahkemelere başvurarak anlaşmayı yaralamasını önlemektir. Karşılıklı anlaşmamızın AB hukuku çerçevesinde iyice korunmasını sağlamak zorundayız. 10’ncu protokolün bunu sağladığı ve Komisyon’a sapmaları 10’ncu protokole dahil ederek birincil hukuk haline getirme imkanı verdiği argümanı mevcuttur. Ancak bizim hukuk uzmanlarımız Komisyon’un kararlarının birincil hukuk oluşturamayacaklarını, tüm devletlerin ayrı ayrı onayına ihtiyaç olduğunu söylüyorlar”.

FEDERASYON GERÇEKTEN FEDERASYON OLMALI

İki toplumlu-iki kesimli federasyonun ne anlama geldiğinin sorulması üzerine ise Nami, iki toplumlu, iki kesimli federasyondan bahsedildiğinde bunun gerçekten böyle olması gerektiğini, Kıbrıs Türk tarafının tezlerinin de bununla tam bir uyum içerisinde olduğunu kaydetti.


Nami şunları söyledi: “Birbirleriyle ilişkileri olan iki ayrı devletten bahsetmiyoruz. Konfederasyondan bahsetmiyoruz. Federal hükümetin sahip olacağı yetkiler konusunda neredeyse tam bir uzlaşıya vardık. Bunlar da az değildirler. Yeterince özlü bir listedir. Diğer yetkiler oluşturucu devletlere gitmelidir. Her konuda pek çok koordinasyon mekanizmasına sahibiz. Tek sesle konuşarak, AB üyesi olacağız. Hiç kimsenin, iki ayrı devlet yaratıyoruz diye endişelenmemesi gerekir”.
“Güçlü bir federal hükümete mi sahip olacağız?” şeklindeki soruya karşılık ise Nami şu yanıtı verdi:

ÖNEMLİ OLAN

“Hayır, güçlü bir merkezi hükümete ve zayıf oluşturucu devletçiklere sahip olacağımızı söylemiyorum. Yetkileri (oluşturucu devletçiklerin), iyi belirlenmiş olacak. Önemli olan Kıbrıs’ın AB ve BM’deki tüm uluslar arası açıklamalarda tek bir sesle konuşacağıdır. Bu federal hükmet ile oluşturucu devletçiklerin işbirliği içerisinde tüm tezlerimizi koordine etmeliyiz. Bu devletin ağır hareket edeceği, üniter bir devlet kadar sonuç getirici olmayacağı tezini ortaya koyanlar olabilir. Bu bir gerçektir. Ancak dünyadaki tüm federasyonların bedeli budur. Herkesin çok sıkı çalışması gerekir. Ancak bu birlikte var olmanın bedelidir”.

STAR KIBRIS 27/07/09

 

FEDERASYON GERÇEKTEN FEDERASYON OLMALI

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Danışmanı Özdil Nami; “Türk tarafı konfederasyon istemiyor. Ancak federasyonda, Kuzey’de Kıbrıslı Türklerin nüfus netliği ve devletçiklere tatmin edici yetkiler sağlaması bizim için önemlidir”.

Nami, “Şu ana kadar çok uzlaşı başardık. Kıbrıs sorununun en önemli başlıklarından biri olan yönetim ve güç paylaşımı başlığında, Devlet Başkanı’nın nasıl seçileceğinin dışında, büyük oranda uzlaşı bulunmaktadır”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Danışmanı Özdil Nami; Türk tarafının konfederasyon istemediğini, ancak federasyonda, Kuzey’de Kıbrıslı Türklerin nüfus netliği ve devletçiklere tatmin edici yetkiler sağlamasının Kıbrıs Türkü açısından önemli olduğunu söyledi.


Nami, “Şu ana kadar çok uzlaşı başardık. Kıbrıs sorununun en önemli başlıklarından biri olan yönetim ve güç paylaşımı başlığında, Devlet Başkanı’nın nasıl seçileceğinin dışında, büyük oranda uzlaşı bulunmaktadır” dedi.


Özdil Nami, Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Politis,Gazetesi’nin Kıbrıs sorununun çözümü ve müzakere sürecine ilişkin sorularını cevaplandırdı.

İNSANLARA GİT DİYEMEZSİNİZ

Gazetenin, Kıbrıs Türk tarafının son dönemlerde TC kökenli vatandaşlar ve toprak idaresi konusunda “katı tezler açıkladığı” şeklindeki yorum soru üzerine Nami, Kıbrıs Türk tarafının bu konulardaki tezlerinin değişmediğini, Annan Planı dönemindekiyle aynı olduğunu ifade etti.


Nami, referandumda oy verecek insanlara, “evet” demeleri durumunda adadan gitmeleri gerekeceğinin söylenemeyeceğini belirtirken, bazı vatandaşlıklar verdiklerini ve bu rakamın Kıbrıs Rum tarafına sunulacağını vurguladı. TC kökenli vatandaşların sayısının Kıbrıs Rum tarafınca abartıldığı kadar çok olmadığını ifade eden Nami, Rum tarafının yeni bir sayım gerçekleştirilmesi şeklindeki önerisinin ele alınması için ise kısa sürede çözüme ulaşılıp ulaşılmayacağının belli olmamasından ötürü, henüz erken olduğunu belirtti. Nami, 2006 yılında gerçekleştirilen nüfus sayımında ortaya çıkan rakamların Kıbrıs Rum tarafına iletilmesinin ardından Rum tarafının yeni bir sayım istemeye gerek duymayacağına inandığını da söyledi. Kıbrıs sorununun çözüm temelinin iki toplumlu, iki kesimli federasyon olduğunu ve her oluşturucu devletçikteki nüfus yapısının bu modele göre olacağını belirten Nami, Kuzey’de nüfus daha az olduğu için daha fazla Kıbrıslı Rum’un buraya yerleşebileceğinin düşünülmemesi ve Kuzey’deki nüfusun çoğunluğunun Kıbrıslı Türklerden oluşmasını sağlamaları gerektiğini vurguladı.

ŞU ANA KADAR UZLAŞI ÇOK

Gerek Cumhurbaşkanı Talat gerekse kendisinin 2009 yılı sonuna kadar çözüm bulunacağına dair taşıdıkları iyimserliğin kaynağının ne olduğunun sorulması üzerine Nami, “Şu ana kadar çok uzlaşı başardık. Kıbrıs sorununun en önemli başlıklarından biri olan yönetim ve güç paylaşımı başlığında, Devlet Başkanı’nın nasıl seçileceğinin dışında, büyük oranda uzlaşı bulunmaktadır” yanıtını verdi.


Nami, devlet başkanının seçilmesi konusunda da BM tarafından sunulan öneriler olduğunu, bu konuda da uzlaşıya varılabileceğine inandığını belirtti ve ekonomi ile AB konularında da büyük bir uzlaşının mevcut olduğunu vurguladı. Mülkiyet, toprak ve garantiler konularındaki durumun ne olduğunun sorulması üzerine ise Nami, Kıbrıs Rum tarafına, Ekim ayına kadar liderlerin mülkiyet ve yürütme gücü konularına odaklanmaları önerisini sunduklarını, eğer Ekim ayına kadar bu iki konuda uzlaşıya varılabilmesi durumunda geriye sadece toprak ve garantiler konularının kalacağını açıkladı.

TEZLER ÇPK BİLİNDİK

Toprak ve garantiler konusunda her iki tarafın da tezlerinin çok bilindik olduğunu bu yüzden de aylar sürecek müzakerelere gerek olmadığını belirten Nami, mülkiyet konusundaki en büyük görüş ayrılığının söz hakkının kimde olacağı konusunda olduğunu vurguladı. Nami, Kıbrıs Türk tarafının, BM tarafından mülkiyet konusunda hazırlanmış olan “iade, tazminat, takas” sistemini benimsediğini ancak Kıbrıs Rum tarafının en baştan beri savunduğu “tüm göçmenlere iade” ilkesini savunmayı sürdürdüğünü söyledi ve mülkiyet konusundaki kriterlerin görüşülmesi sırasında Kıbrıs Rum tarafının tezlerini yeniden gözden geçirerek daha mantıklı bir çerçeveye dönmesini umut ettiğini belirtti. Kıbrıs Türk tarafının mülkiyet hakkına saygı duyduğunu ancak bunun tüm göçmenlerin mallarının iade edilmesi anlamına gelmediğini vurgulayan Nami, bazı göçmenlere iade olacağını ancak çoğunluğunun tazmin edileceğini açıkladı.


Tazminatlar için gerekli paranın nasıl bulunacağı sorusuna karşın Nami, bu konuda bazı düşüncelerin bulunduğunu, uluslar arası bağışçılara katkı için çağrı yapılması, yeni hükümetin geçici vergi uygulaması gibi önerilerin bunlardan bazıları olduğunu söyledi.

KIRMIZI ÇİZGİLERİMİZ OLDUĞUNU SÖYLEMEDİK

Gazete, Cumhurbaşkanı Talat ile birlikte Türkiye’ye gerçekleştirdikleri ziyaret ve buradan “kırmızı çizgilerle döndükleri” şeklindeki yorumların sorulması üzerine ise Nami’nin “Biz hiçbir zaman kımızı çizgilerimiz olduğunu söylemedik. Müzakere masasında her şeyi görüşürüz” yanıtını verdiğini yazdı.


Türkiye ziyaretinin ana mesajının “Türkiye’nin liderlerin çabasını tamamen desteklediği ve yıl sonuna kadar çözüm bulunabileceğine inandığı” şeklinde olduğunu belirten Nami, “Elbette hassas olduğumuz noktalar var. Her iki tarafın da hassasiyetleri var” şeklinde konuştu.

ÖNCELİĞİMİZ GÜVENLİK

Nami, Kıbrıs Türk tarafının en büyük hassasiyetinin güvenlik konusunda olduğunu belirterek, nüfusun %80’ini oluşturan Kıbrıslı Rumların garantiler olmadan rahat hissetmesinin, geçmişte kötü tecrübeler yaşayan %20’lik Kıbrıslı Türklerin daha çok korkmasının doğal olduğunu vurguladı.


Kıbrıs’ın bütünüyle AB üyesi olacağı düşünüldüğünde Kıbrıslı Rumların Türkiye’nin garantörlüğünden duydukları endişenin abartılı olduğunu ifade eden Nami, Türkiye’nin bir AB ülkesine saldırmak için bahane bulabileceğini düşünmenin mantıklı olmadığını belirtti.

AB’DEN TAM TAAHHÜT ALDIK

Nami söyleşisinde ayrıca, Kıbrıs sorununa bulunacak bir çözümün AB müktesebatına dahil olması konusunda AB’den tam taahhüt aldıklarını açıkladı.


Nami, çözümün, AB’nin temel ilkelerine uygun olması koşuluyla AB müktesebatına dahil edilmesi konusunda AB’den tam taahhüt aldıklarını belirterek şunları söyledi:

AB’NİN GÖRÜŞÜ

“AB, çözümün AB normlarıyla uyumlu olması gerektiğini savunmuyor. Çünkü müktesebat bizim anlaşmamızla değişecek. Ancak temel ilkelere saygılı olunmalı. AB’nin görüşü, normlardan sapmaların, yani tüm anlaşma değil ancak sapmaların, birincil hukuk haline gelmesi yönündedir. Bunun sebebi ise, anlaşmanın iki tarafın referandumda onaylanmasının ardından şahısların mahkemelere başvurarak anlaşmayı yaralamasını önlemektir. Karşılıklı anlaşmamızın AB hukuku çerçevesinde iyice korunmasını sağlamak zorundayız. 10’ncu protokolün bunu sağladığı ve Komisyon’a sapmaları 10’ncu protokole dahil ederek birincil hukuk haline getirme imkanı verdiği argümanı mevcuttur. Ancak bizim hukuk uzmanlarımız Komisyon’un kararlarının birincil hukuk oluşturamayacaklarını, tüm devletlerin ayrı ayrı onayına ihtiyaç olduğunu söylüyorlar”.

FEDERASYON GERÇEKTEN FEDERASYON OLMALI

İki toplumlu-iki kesimli federasyonun ne anlama geldiğinin sorulması üzerine ise Nami, iki toplumlu, iki kesimli federasyondan bahsedildiğinde bunun gerçekten böyle olması gerektiğini, Kıbrıs Türk tarafının tezlerinin de bununla tam bir uyum içerisinde olduğunu kaydetti.


Nami şunları söyledi: “Birbirleriyle ilişkileri olan iki ayrı devletten bahsetmiyoruz. Konfederasyondan bahsetmiyoruz. Federal hükümetin sahip olacağı yetkiler konusunda neredeyse tam bir uzlaşıya vardık. Bunlar da az değildirler. Yeterince özlü bir listedir. Diğer yetkiler oluşturucu devletlere gitmelidir. Her konuda pek çok koordinasyon mekanizmasına sahibiz. Tek sesle konuşarak, AB üyesi olacağız. Hiç kimsenin, iki ayrı devlet yaratıyoruz diye endişelenmemesi gerekir”.
“Güçlü bir federal hükümete mi sahip olacağız?” şeklindeki soruya karşılık ise Nami şu yanıtı verdi:

ÖNEMLİ OLAN

“Hayır, güçlü bir merkezi hükümete ve zayıf oluşturucu devletçiklere sahip olacağımızı söylemiyorum. Yetkileri (oluşturucu devletçiklerin), iyi belirlenmiş olacak. Önemli olan Kıbrıs’ın AB ve BM’deki tüm uluslar arası açıklamalarda tek bir sesle konuşacağıdır. Bu federal hükmet ile oluşturucu devletçiklerin işbirliği içerisinde tüm tezlerimizi koordine etmeliyiz. Bu devletin ağır hareket edeceği, üniter bir devlet kadar sonuç getirici olmayacağı tezini ortaya koyanlar olabilir. Bu bir gerçektir. Ancak dünyadaki tüm federasyonların bedeli budur. Herkesin çok sıkı çalışması gerekir. Ancak bu birlikte var olmanın bedelidir”.

STAR KIBRIS 27/09

 

KIBRIS TÜRK KADIN HEYETİ ABHAZYA’DA

   

Örgüt temsilcilerinden oluşan Kıbrıs Türk Kadın Heyeti Abhazya’da. Oya Talat’a devlet protokolü uygulandı.

Rusya yanındaki bağımsız cumhuriyetlerden Abhazya yetkililerinin davetlisi olarak geçtiğimiz gün Rusya’ya gelen KKTC heyeti, Rusya’nın Soçi kentindeki temaslarını tamamlayarak önceki akşam saatlerinde Abhazya’ya geldi. Kıbrıs Türk Kadın Konseyi Başkanı ve Cumhurbaşkanı Talat’ın eşi Oya Talat başkanlığında Ticaret Odası, Müteahhitler Birliği, Kıbrıs Uluslararası Barış Araştırmaları Merkezi ve çeşitli örgütleri temsilen çoğunluğu kadınlardan oluşan heyet, Abhazya’da devlet konuğu olarak ağırlanıyor. Rusya’nın Soçi kentinden başlayarak Oya Talat’a devlet protokolü uygulayan, Cumhurbaşkanı’nın özel makam arabasını tahsis eden Abhazya, ülkeye gelişinde Kıbrıs Türk heyetine sıcak bir karşılama töreni düzenledi. Önceki gece Rusya’nın Soçi kentinden kara yoluyla Abhazya’ya geçen heyet, sınır kapısında Dışişleri Bakan Yardımcısı Maksim Guniya, Milletvekili Soner Gogua, İşkadınları Derneği yetkilileri ve kentin önde gelen iş insanları tarafından karşılandı.


Yoğun güvenlik önlemlerinin de uygulandığı heyet, Abhazya’nın başkenti Soho’da bugün resmi temaslar yapacak. Devlet ve hükümet yetkilileriyle gün boyu yoğun temaslar yapılacak, ayrıca girişimciler ve iş çevreleriyle yuvarlak masa toplantıları düzenlenecek.

BU SABAH AYRILIYORLAR


KKTC’nin Rusya ve Abhazya’yla ilk temasını kuran Oya Talat başkanlığındaki heyet, Ticaret Odası temsilcisi Evren Bağlarbaşı Özerden, Müteahhitler Birliği Temsilcisi Havva Yetkili, Yurtsever Kadınlar Birliği’nden Hatice Düzgün, Kadın Dayanışma Konseyi’nden Çiğdem D. Falay, Akova Kadınlar Birliği Başkanı Aysel Bodi, Mormenekşe Kadınlar Birliği’nden Hayriye Tokyay, Kız İzci Örgütü’nden Umure Örs, Kıbrıs Uluslararası Barış Araştırmaları Merkezi üyeleri ve YDÜ Öğretim Görevlileri Dr. Fehiman Eminer ve Dr. Muhittin Özsağlam ile diğer yetkililer ve basından oluşuyor.


Karadeniz kıyısında turizmiyle ünlü Rusya’nın Soçi kenti ile Abhazya Cumhuriyeti’nde yapılan temaslarda, ağırlıkla KKTC’nin ekonomik durumu, yatırım imkanları, emlak sektörü, ihracat ve ithalat olanakları ele alınarak işbirliği imkanlarının geliştirilmesi hedefleniyor. Ziyaretlerde sektör temsilcileri kendi alanlarıyla ilgili bilgi vererek, kurumsal ve bireysel işbirliği imkanlarını geliştirmeye çalışıyor.


Karadeniz kıyısında, Rusya ile Gürcistan arasında yer alan Abhazya, 1993 yılında bağımsızlığına ilan etti ancak bağımsız devlet olarak dünya tarafından tanınmadı. Sadece Rusya ve Nikaragua tarafından tanınan, Rusya ile çok yakın ilişkileri bulunan Abhazya’nın siyasi konumu KKTC ile benzerlik gösteriyor. KKTC heyeti, dünkü yoğun resmi programın ardından bu sabah Abhazya’dan ayrılacak.

STAR KIBRIS 27/07/09

 

Hristofyas: Bilgilendirme başlayacak

   

Rum basını Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu’nun geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamalarının ardından, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın da, Rum hükümetinin halkın federal çözüm konusunda bilgilendirilmesi amacıyla kampanya başlatacağını açıkladığını yazdılar.


Habere göre Hristofyas, önceki gün gerçekleştirilen Başpiskopos Makarios’u anma ve 1974 Barış Hareketı’nın kınanması etkinliğinde yaptığı konuşmada, Rum halkının federasyonun ne anlama geldiğini öğrenmesi için bilgilendirme kampanyası başlatacaklarını belirtti.


Hristofyas, “halkın, federasyonun ve siyasi eşitliğin temel niteliğinin, iki toplumun ortak devletin yönetimine etkin katılımı olacağını bilmesi gerektiğini” vurguladı.

KAROYAN TÜRKİYE’Yİ “UYARDI”

Öte yandan gazete, bir diğer haberinde, Rum Meclisi ve DİKO Başkanı Marios Karoyan’ın da aynı etkinlikte yaptığı konuşmada, Türkiye’nin AB ve Güney Kıbrıs karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda AB sürecinin kesintisiz devam edemeyeceğini savundu.


Habere göre Karoyan, BM ve uluslar arası topluma, yükümlülüklerini yerine getirmesi yönünde Türkiye’ye baskı yapmaları çağrısını da yineledi.


Karoyan, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ise, iki toplumlu iki kesimli federasyon çözümünü kabul etmeye hazır olduklarını, konfederasyon veya iki devletli çözümü ise kesinlikle reddettiklerini vurguladı.

STAR KIBRIS 27/07/09

 

AİHM'de KKTC davasına dostane çözüm

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM), Andromahis Aleksandru adlı bir Rum'un KKTC'deki malıyla ilgili olarak Taşınmaz Mal Komisyonu aracılığıyla sağlanan dostane anlaşmayı bugünkü oturumunda kabul ettiği bildirildi.

Rum radyosuna açıklama yapan Rum Başsavcısı Petros Kleridis, AİHM'nin söz konusu davada "Türkiye ile Aleksandru arasında sağlanan dostane anlaşmayı" kabul ettiğini ve davayı iptal ettiğini söyledi.

Kleridis, Aleksandru'nun KKTC'de bulunan "taşınmaz malının bir bölümünün iade edilmesi ve bir buçuk milyon sterlin tazminat verilmesi kararından tatmin olduğunun görüldüğünü" belirtti.

Başsavcı Petros Kleridis, Aleksandru'ya taşınmaz malının bir bölümünün verilmesinin, Taşınmaz Mal Komisyonunun yasallaşması anlamına gelmediğini, KKTC devletinin yüz binlerce Kıbrıslı Rum'un malını Kuzeyde "ihlal etmeye" devam ettiğini iddia etti.

Kleridis, kendi görüşüne göre "hiçbir şeyin değişmediğini, sadece bir bölüm taşınmaz malın iadesini göstermek için Türkiye tarafından yapılan bir taktik hareketin söz konusu olduğunu" savundu. Radyonun haberinde, söz konusu taşınmaz malın Girne'ye bağlı Karşıyaka bölgesinde bulunuyor.

CNN TURK 28/07/09

 

İnalcık, Osmanlı Yalova'da kuruldu dedi Bilecik isyanda

28/07/2009 RADIKAL

Ünlü tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık'ın Osmanlı Devleti'nin Yalova'da kurulduğunu iddia etmesine en çok Söğütlüler bozuldu



Bilecik Şeyh Edebali Derneği Başkanı Salim Yaşar, Osmanlı Devleti’nin Bilecik’te değil Yalova’da kurulduğu yönündeki iddiaların, Söğüt’te diriliş ruhunu gerçekleştiren Osmanlı’nın kurucularının ruhlarını incittiğini ileri sürdü.
Yaşar, yaptığı yazılı açıklamada, Osmanlı’nın Söğüt’te kurulduğunu, türbelerin, camilerin, mescitlerin ve tarihi eserlerin buna şahitlik ettiğini belirtti.
Tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık’ın, Osmanlı Devleti’nin Söğüt’te değil Yalova’da kurulduğu iddialarına Yalovalıların sahip çıktığını kaydeden Yaşar, şunları ifade etti:
"Bu iddialarla Prof. Dr. İnalcık, Yalovalıları sevindirdi ama biz Bileciklileri çok üzdü. Osmanlı’nın Söğüt’te kurulduğunu gösteren binlerce tarihi belge ve şahit var. Osmanlı’nın ilk Kadısı Dursun Fakıh Hazretleridir. Kabri Söğüt’tedir. Osman Gazi adına hutbe okuyan da Dursun Fakıh’dir. Osmanlı Söğüt’teyken devlet değildi de bu kadıyı kim neden atadı? Bilecik fethedilince, Osman Gazi, aynı zamanda kayın pederi olan Şeyh Edebali’yi Bilecik’e kadı olarak tayin etti. Gerek Ertuğrul Gazi gerekse Osman Gazi, Söğüt’teyken Bizans Tekfurlarıyla oturdu, anlaşmalar yaptı. Osman Gazi fetihler yaptı, topraklar aldı aldı."
Bilecik’in Osmanlı’nın kuruluş dönemine ait binlerce işaretle dolu olduğunu ifade eden Yaşar, şöyle devam etti:
"Onlarca türbe, onlarca cami ve mescit, yüzlerce tarihi eser Osmanlı’nın Söğüt’te kurulduğuna şahitlik ediyor. Sadece bunlar bile Osmanlı’nın Söğüt’te kurulduğunu belgelemeye yeter de artar bile. Bu iddialar, bizleri ve hepsinden önemlisi de Söğüt’te diriliş ruhunu gerçekleştiren Osmanlı’nın kurucularının aziz ruhlarını incitmiştir."


İNALCIK: OSMANLI YALOVA’DA KURULDU

Tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık Yalova ve Bilkent Üniversiteleri’nin ortaklaşa düzenlediği ‘Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Tarihi Uluslararası Osmanlı Devleti’nin Yalova’da kurulduğunu iddia etmişti.

Araştırmaları ve tezleriyle Osmanlı Devleti’nin Yalova’da kurulduğunu savunan Prof. Dr. Halil İnalcık, 60- 70 yıldan beri belgeler arasında büyük tarihin gerçeklerini dünyada tanıtmak için uğraşıp çabaladığını belirterek, “Geleneksel toplumlarda bir devletin kuruluşunu saptamak için başka kriterler saptanır. Osmanlı Beyliği’nin kuruluşu tartışmalı bir konu. Ancak tarihçi unutmamalıdır ki, ortaçağ devletleri hanedan devletleridir” demişti.(dha)

 

Unutturamazsınız

BAŞYAZI

Unutturamazsınız

Toplumların varlığı, geçmişine sahip çıkmayla mümkün olur. Ülkemizde maalesef geçmişin unutturulmaya çalışıldığına tanık oluyoruz.
Ama unutulan birşey vardır ki, Kıbrıslı Türklerin yakın geçmişte verdikleri mücadeleyi unutturmaya çalışmak, onları daha da kenetleyerek değerlerine sahip çıkmaya itecektir.
Kıbrıslı Türklerin tarihsel ve sosyo-ekonomik değerlerinin yitirilmeye çalışıldığı bu dönemde liderimiz Dr. Fazıl Küçük′ün de uygulanan bu stratejiye kurban edilmeye çalıştığını gözlemlemekteyiz.
Adada Kıbrıslı Türklerin de yaşadığını, Anadolu′da verdiği büyük mücadelelerle benimsenen ve varlığımızın mimarı olan liderimiz Dr. Küçük′ün bugün bilinçli bir şekilde unutturulmaya çalışıldığına üzülerek ve öfkelenerek tanık olmaktayız.
"Dr. Küçük olmasaydı, biz Kıbrıs′a turist vizesi bile alamazdık"… Türkiye-Kıbrıs ilişkilerinde önemli bir yeri olan Barış Harekâtı fatihi Bülent Ecevit′in bu sözleri bugün, uygulanmaya çalışılan stratejiyi yürütenlere mesaj niteliğindedir.
Ama burada yapılmak istenen, Dr. Küçük′ü unutturmaktan çok, Kıbrıslı Türklerin yakın geçmişteki mücadelelerini hafızalardan silmek ve tasarlanan bir toplum yaratmaktır.
Bugünlerde yaşanan güncel olaylar bunun ipuçlarını verirken, ne yazık ki ülkemizdeki birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütü yaşananların farkına varmak istememektedir.
En belirgin icraat, Kıbrıslı Türk kültürünü silerek, yerine Kıbrıslı Türk değerleri hafızalarda silikleştirip, Türkiye kültürünü daha baskın konuma getirmektir. Türkiye ve Türklüğün lideri olan Atatürk′ün her yere anıt ve büstleri yapılırken, Kıbrıslı Türklerin lideri, yani bu adanın Türk lideri olan Dr. Küçük için bu yönde hiçbir icraat yapılmamaktadır. Hatta bu amaçla hazırlanan projeleri bir bir rafa kaldırma gafletini işleyen siyasiler, kendi değerlerini inkâr eder pozisyonlarını sürdürüyorlar.
Cumhuriyet Meclisi′ne Dr. Küçük Anıtı dikilmesi için çalışmalar yer tespitinin yapılmasına kadar ilerletilmişken; meclis başkanlığı, liderinin anıtının dikilmesinden geri adım attı. Ayrı bir varlık olarak Kıbrıslı Türklerin varlığının en iyi teminatlarından olan Vakıflar İdaresi de varlığını borçlu olduğu Dr. Küçük′e karşı vefasız davranıyor. Vakıflar İdaresi′nin bahçesine Dr. Küçük büstü dikilecek sözü verilmesine rağmen bu söz de açıklanmayan bir nedenden dolayı tutulmadı. Girne′de ise yer tespiti yapılmasına rağmen yıllarca süren mücadeleye rağmen lideri-miz Dr. Küçük′ün büstünün dikilmesi engellendi.
Bu üç örneğe, siyasilerin son dönemlerde yaptıkları icraatlar yanında özellikle törenlerde yaptıkları konuşmalarda Dr. Küçük′ün verdiği mücadele, adı konulmadan anlatılıyor. En yakın örnek olan 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı′nda liderimizin huzurunda yapılan törende onun ortaya koyduğu başarılar sıralandı, ama bu başarıların mimarının kim olduğunun dile getirilmediğine tanık olundu.
Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları′nın Millî Egemenlik Anıtı′nın açılışında yaptığı konuşmadan bir bölüm aktarıp, ardından gelecek soru herşeyi daha iyi anlatmaktadır. "Beni seçtiyseniz KKTC′nin olan her toprağa dilediğinizi dikeceğiz... 15 Ağustos′ta da anıtın inşa edildiği çemberin ilerisindeki Kermiya Çemberi’ne de Bülent Ecevit′in heykeli inşaa edilecek"...
Kıbrıs Türk halkının lideri Dr. Küçük nerede?

HALKIN SESİ

HALKIN SESI 28/07/09

 

‘They’re out to get him’
By Stefanos Evripidou

THE VOLLEY of insults fired at President Demetris Christofias during the July 20 anti-occupation rally were part of a wider campaign by fascist organisations to overthrow the president, claimed AKEL mouthpiece Haravghi on Sunday.

The left-wing paper had splashed on its front page the headline: “DANGEROUS”, with a warning that fascist organisations were brewing a crisis in Cyprus, which they hoped would lead to the overthrow of Christofias.

According to the paper, extreme right-wing elements were making coordinated efforts to target schools, universities, army camps, sports clubs, and places where youth hang out to create unrest and crisis. Without giving further detail, the paper said some of these extremists’ had even spoken of overthrowing the president in various websites.

Citing unidentified sources, Haravghi claims that these extreme factions were being financed and given moral support by people in Cyprus and abroad. The paper also referred to the attempt to create a political party in the last European Parliament elections; an obvious reference to the two MEP candidates who ran for the National People’s Front last June and garnered around 600 votes.

The article says the fascist organisations are tapping into the offspring and relatives of EOKA B fighters for support, as well as lawyers who are fanatically opposed to a bizonal, bicommunal federal solution.

The paper targets the ultra-right wing organisation Chrysi Avgi (Golden Dawn) as being the nucleus of this Nazi ideology which is “provocative” and “anti-federalist” in the name of Greek thought and Christian orthodoxy, along with its fascist offshoot organisations.

The paper also linked the slogans found on the websites of these extremist organisations with the insults chanted against Christofias for “selling Cyprus” during the July 20 rally, from which six people were charged with breaching the peace.

The communist mouthpiece said Christofias was determined to send a clear message that he would not tolerate the resurgence of terrorist ideology and “subversive action”. The president reportedly called on all parties to isolate any fascistic elements and make the distinction between political disagreement and political thuggery which cultivates a culture of fascism, hate and violence.

The government spokesman was unavailable for comment yesterday on whether there were any grounds to suspect a plan was being hatched to overthrow the president.

CYPRUS MAIL 28/07/09

 

Kyprianou mends fences with Bildt
By Stefanos Evripidou

FOREIGN MINISTER Marcos Kyprianou yesterday met his Swedish counterpart Carl Bildt in Brussels to iron out any differences that may have lingered following Bildt’s statements on Cyprus during his address to the European Parliament last week.

Kyprianou and Greek Foreign Minister Dora Bakoyannis also briefed their EU counterparts on Turkish violations of Cypriot and Greek sovereign rights. The Cypriot minister made a special reference to Turkey’s planned oil exploration within Cyprus’ Exclusive Economic Zone.

The 40-minute meeting between Kyprianou and Bildt was reportedly held in a “good climate”. Bildt caused a storm last week when he identified the Greek coup of 1974 as being the cause of Cyprus’ problems. His statements, at times misquoted, were widely published in the Cypriot press, resulting in mass condemnation across the political spectrum.

According to reports, Bildt told Kyprianou yesterday that the misunderstanding was a result of wrong interpretation of his comments. Politis newspaper yesterday reported that Kyprianou had planned to discuss three points of contention with Bildt regarding his comments on Cyprus.

The government was reportedly not happy with the way Bildt linked the events of 1964, 1974 and 2004, since it has already acknowledged that both communities shared a big responsibility for the events of the 1960s and 70s. However, the referendum in 2004 was the democratic expression of the people and should not be put in the same bracket.

A second point the minister was expected to make was the fact that Bildt rightly said the Greek-backed coup opened the door to the Turkish invasion, but some mention should have at least been given to Turkey’s responsibility for the continued occupation of Cyprus’ northern third the last 35 years.

Finally, as head of the Swedish EU Presidency, Bildt spoke extensively on the Cyprus problem, but made no reference to Turkey’s EU obligations toward Cyprus. Instead, the minister indirectly linked the Ankara protocol (relating to the opening of ports to Cyprus) with direct trade with the Turkish Cypriots.

During the informal working lunch of EU foreign ministers yesterday, Kyprianou also referred to Turkey’s intended oil exploration in Cypriot waters, saying Cyprus based its arguments on the Law of the Sea and international law.

The Swedish Presidency, holding its first General Affairs Council meeting yesterday, will also oversee the key December evaluation of Turkey regarding its implementation of the Ankara Protocol.

Earlier this month, the Turkish government gave the thumbs up to the state-owned Turkish Petroleum Corporation (TPAO) to explore for oil in the contested area of the eastern Mediterranean, off the coast of Cyprus.

Turkey also claims interests and rights to a number of offshore blocks in deep water locations singled out by the Cyprus government for oil exploration in 2007. Last November, Cyprus complained to the UN that Turkish warships had repeatedly harassed Norwegian research vessels working for the government off the southern coast of the island over blocs earmarked for exploration. In turn, Turkey accused Cyprus of messing with its continental shelf.

Despite Turkey’s evident disapproval, the government announced last month that it would press ahead with offshore oil exploration and open new fields for hydrocarbon research by early next year, signing its first exploration deal with US company Noble Energy.

CYPRUS MAIL 28/07/09

 

Bridging the ‘rivers of blood’
By Rebecca Bailey

“TRUE HEROISM is remarkably sober, very undramatic. It is not the urge to surpass all others at whatever cost, but the urge to serve others at whatever cost.”

The words of Arthur Ashe, an American social activist and tennis player, seem to be especially fitting to describe the ten “unsung heroes” from Cyprus who were honoured recently acts of courage and humanity in times of war.

These were men who, during the intercommunal conflicts of the 50s and 60s, and in the later Turkish invasion of 1974, risked their lives to save and protect members of the ‘other side’, their supposed enemies, at immense personal risk.

The ceremony was conceived of by Sevgul Uludag, a Turkish Cypriot journalist who has dedicated the last eight years of her life to investigating the cases of those still ‘missing’ from the conflicts, from both sides. On the Turkish Cypriot side, the issue was still very much a taboo subject.

“When I started talking about it, it was like an earthquake in our community,” she said. “There was just this enormous flow of words, the relief of being able to speak about it.”

Stories of barbarity poured down the hotline she had set up; stories of rape, murder, massacre, and betrayal. Every now and again, though, she was told a story that was not about pain; a story that was rather about the triumph of humanity over animalism, a story of bravery and pathos.

“Unless we have a common understanding of the past, how can we have a common vision?” asked Uludag.

Events like these hinge around the idea that “common pain can be used as a catalyst for peace.” In this case, there was more than pain uniting the two sides though; there was hope, courage and humanity.

Although ten men were honoured, Uludag assured there were many more. Some do not want to be named, for fear of retaliation from their neighbours, even after all these years. Some will not be named by the ones they saved, because the latter do not want to admit they owe their life to an official enemy. Some people's stories will be lost forever because everyone involved in them perished.

As Phaedon Vassiliades, of Stop the War Coalition-Cyprus expressed it, on Wednesday night, people gathered to say “a very big ĞEfharistoğ or ĞTeshekkurlerğ to those who, with courage and humanity, saved not only human lives but human values and the hope for future peace.”


CENGIZ RATIP

In 1963, Cengiz Ratip journeyed from Polis to Kokkino to save a bus full of Greek Cypriot children being held hostage there.

Ratip was an MP and a man highly respected by both sides of the conflict. The children from Polis had been kidnapped in the hope of making the exchange for two Turkish Cypriots who had been captured.

What the kidnappers did not know was that the two men had been killed. Ratip had the unenviable job of explaining this to them, and negotiating the release of the children.

“If you kill these children now,” he is reported to have told them, “You stand alone. The Turkish Cypriot community will not stand by you.”

He succeeded, but his efforts cost him his life. Plots to assassinate him sprung up. Many assassins refused to kill a man they respected so highly, but eventually some were found.

The trap they sprung exploited the very thing that made so many respect him; his desire to help people, and determination to stop bi-communal tension. The assassins created a disturbance in a village nearby, supposedly by mounting a Greek flag on a mosque.

Ratip and a local schoolteacher went to calm the situation. The assassins were waiting for them. They gunned them both down and buried the bodies. To this day, no one knows where they lie.

A letter from his widow was read out as his plaque was displayed. Her opening sentence was crushing in its simplicity, summing up a bewildered pain most of the audience easily identified with. “I wish that my dear husband Cengiz Ratip had not been killed, because he was a very kind person, who had never harmed anyone.”

CHRISTOFIAS POSEIDIAS

Poseidias protected Turkish Cypriot women and children from rape and death by EOKA B'. He hid them in his own house. One of the women he saved was Mahan Halil, who was there on the night of the celebration to present him with his plaque.

“This good man saved us, took us to his house, hid us, protected us all, women and children,” she said, clearly very moved. Poseidias then took the mike. “All I can say is we want peace,” he said in a quavering voice.

Christos Kyprianou and Ahmet Yorganci

One of the most touching stories was that of Christos Kyprianou and Ahmet Yorganci, a master and worker who ended up saving each other’s lives. Before 1974, Ahmet had worked for Christos as a labourer. When the coup happened, Christos realised that Ahmet, then only seventeen, was in danger.

Risking his own life, he took Ahmet secretly to Nicosia and hid him in a friend’s house, warning him to remain there until it was safe. “I did my duty as a human being; and in the same situation I would do it again,” said a tearful Christos at the ceremony.

Later, Christos himself was caught by a Turkish Cypriot patrol, along with a young soldier. By chance they happened to be near to Catoz, Ahmet’s village. Christos pleaded with the Turkish Cypriots: “I am not a soldier, I am a worker! I worked with people from this village!” They refused to believe him; but whether by fate or luck, Ahmet happened to be passing by at the time. With a huge cry of “Mastro!” he embraced Kyprianou.

The young soldier was shot dead in front of the two men. Ahmet managed to persuade the Turkish Cypriots to let Christos go free.

They were reunited by Sevgul Uludag in the course of her research. “They are now very close,” she said. “When Ahmet had to have an operation on his back in Larnaca recently, Christos was there almost every day visiting him.”

The other men honoured:

Christofias Poseidias protected Turkish Cypriot women and children from rape and death by EOKA B'. He hid them in his own house.

Stavros Poirazis, a muhtar from Strongylos who turned an angry mob away from his village with the words: “Go back to your villages! You will not touch the Turkish Cypriots of Strongylos!”.

Alpay Topuz, who treated the 600 war prisoners at Voni camp with respect and kindness, which some testified to.

Ertan Akincioglu, Papa Kleanthis, Panayiotis Kosti Patsalou and Yorgis Mouzouros, who all saved members of the other side and hid them in their houses from the militia.

CYPRUS MAIL 28/07/09

 

Wrist slaps for media coverage of Downer and flu
By Elias Hazou

THE MEDIA Complaints Commission has slammed weekly newspaper Pontiki for employing “vulgar and obscene language” in a recent article regarding United Nations Special Envoy Alexander Downer.

The contentious article appeared in the paper’s June 5 issue. The item featured a photo of Downer. The accompanying caption in bold read: “The Turk-lover – Kick this Australian a**hole out of Cyprus now!”

According to the commission, it had decided to investigate the case ex officio, considering the publication as being “blatantly foul and damaging to the country”.

In its decision, released yesterday, the commission said the newspaper in question failed to cooperate with it when contacted. This in itself constituted a violation of the code of journalistic ethics.

The commission noted that both the language of the article as well as the descriptions of Downer constituted another violation, as these “do not conform to the highest standard required in the journalistic profession”.

Lastly, the commission found that the paper had printed “inaccurate and misleading information” by referring to Downer (an Australian) as being of “Turkish seed” and a “Turk-lover”.

The Pontiki item appeared shortly after allegations that Downer said he was “disgusted” with certain Greek Cypriots newspapers for their coverage of the peace talks. The diplomat later denied having made any such comment.

In another judgement, the commission found that certain sections of the print and electronic media to have violated the privacy of individuals in their coverage of the ?1?1 swine flu outbreak.

The complaint was lodged by Chrystalla Hadjianastasiou, chief officer of the Public Health Services at the Health Ministry.

According to her complaint, on 21 June (and on the following day) television networks wrongly broadcast that an airline steward, who had been admitted for a swine flu check at Limassol general hospital, had been on the same flight as three British nationals who tested positive.

Given the steward had not been in contact with these three British nationals, the broadcasting of this information was both inaccurate as well as detrimental to the privacy of the steward, said the complaints commission.

Elaborating, the commission noted that the media rush to cover swine flu cases on occasion forced hospital staff to cover patients with bed sheets in order to protect their privacy.

In its judgement, the commission urged the media to avoid “speculation” and “respect human dignity and privacy.”

CYPRUS MAIL 28/07/09

 

KİLİSE AİHM YOLUNDA

   

Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi’nin, “Adanın Kuzeyindeki kiliseleri tahrip ettiği” iddiasıyla Türkiye'yi AİHM'e şikâyet edecek olması yine gündemde.

Simerini gazetesi, haberinde, Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Hrisostomos’un konuya ilişkin dünkü açıklamasına yer verdi.

Hrisostomos, açıklamasında, “Kilisenin; Türkiye’yi, haklarını çiğnediği ve işgal altındaki bölgelerde bulunan mülklerini yağmaladığı gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) şikâyet edeceği başvurunun, her açıdan tamamlanmış olması gerektiğini” savundu.

Önceki gün gerçekleştirilen bir etkinlikte yaptığı konuşmada, gerek “Kadastro Dairesi”, gerekse Kilise komiteleri aracılığıyla konuyla ilgili tüm belgelere ulaşmaya çabaladıklarını söyleyen Hrisostomos, mümkün olduğu kadar tamamlanmış bir dosyayla başvuru yapmak istediklerini ifade etti. ^

Bu başvurunun ne zaman yapılacağı sorusu üzerine Hrisostomos, “başvuru yarın sabah da yapılabilir, ama iki ay sonra da yapılabilir. Dosyanın elden geldiği kadar teferruatlı olmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

STAR KIBRIS 28/07/09

 

ÇÖZÜM DİYALOGDAN GEÇER

   

Rum bakanlar, Kıbrıs sorununa BM kararları temelinde yaşayabilir ve işlevsel bir çözüm bulunması gerektiğini yinelediler.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bazı bakanları, çeşitli etkinliklerde yaptıkları konuşmalarda Kıbrıs sorununa değinirken, arzu edilen çözüme ulaşılabilmesiyle ilgili tek yolun iki toplum lideri arasındaki diyalog olduğunu belirttiler.


Haravgi ve diğer gazeteler, Rum yetkililerin, önceki gün çeşitli vesilelerle yapmış oldukları Kıbrıs sorununa ilişkin açıklamalarına yer verdiler.


Haberlere göre, Rum yetkililer, Kıbrıs sorununa BM kararları temelinde yaşayabilir ve işlevsel bir çözüm bulunması gerektiğini yinelediler.

PAPAKOSTAS: İŞLEVSEL ÇÖZÜM

Savunma Bakanı Kostas Papakostas, bir büst açılışında yaptığı konuşmada, hedefin; Kıbrıs sorununa yaşayabilir ve işlevsel bir çözüm bulunmasının olduğunu söyledi.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın önderliğinde, ileri sürdükleri “Türk işgalinin” ve darbenin açtığı yaraları kapatmak için mücadele ettiklerini ifade eden Papakostas, “Türk işgalini ve kolonizasyonu” sonlandırarak insan haklarının, temel özgürlüklerin iadesi ve teminat altına alınması için de mücadele ettiklerini belirtti.
Kıbrıs sorununa ilişkin çözümün BM kararlarına, uluslararası hukuk ve Avrupa hukukuna dayalı olması gerektiğini yineleyen Papakostas, çözümün ayrıca, halkı, kurumları ve ekonomiyi de yeniden birleştirmesi gerektiğini söyledi.


Papakostas, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin çabalarda istikrarlı destekleyicilerinin Yunanistan olduğunu ifade etti ve mücadelelerinin her adımında Yunan Hükümeti’nin, halkının ve siyasi partilerinin, dayanışmalarını dile getirdiğini söyledi.

STAVRAKİS: DİYALOG

Maliye Bakanı Harilaos Stavrakis, yaptığı açıklamada, arzu edilen çözüme ulaşılabilmesiyle ilgili tek yolun iki toplum lideri arasındaki diyalog olduğunu belirtti.
Paralimni Belediyesi’nin düzenlediği anma etkinliğinde konuşan Stavrakis, Hristofyas’ın; görüşmelerde var olan zorluklara rağmen hayal kırıklığına uğramadığını ve sabırla yaşayabilir bir anlaşma için çaba göstermeye devam ettiğini söyledi.
Stavrakis, tüm çabalarının, çözümün; BM kararlarına, uluslararası hukuk ve Avrupa hukuku ilkelerine, 1977-79 Doruk Anlaşmaları’na, dayalı olması gerektiğini yineledi.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın hedefinin, tüm “Kıbrıslıların”, “işgal orduları” ve yabancı bağımlılıklar olmaksızın, güvenlik koşullarında yaşayacağı, “Kıbrıs”ı, halkını, kurumları, ekonomiyi birleştirecek bir çözüm olduğunu belirtti.
Stavrakis bu hedefin gerçekleştirilmesi için Türkiye’nin tutumunu değiştirmesine gereksinim olduğunu ve Türkiye’nin çözüm konusunda işbirliği yapmaya karar vermesi gerektiğini ileri sürdü. Stavrakis ayrıca Türkiye’nin bunu, henüz yapmadığını da savundu.


Türkiye’nin tutumunu değiştirmesi için, özellikle AB ve uluslararası unsurun Türkiye üzerindeki nüfuzunu kullanması gerektiğini öne süren Stavrakis, Hükümet’in, bu gidişata yönelik olarak çok sıkı bir biçimde çalıştığını söyledi.

SİLİKİOTİS: FEDERASYONDA BİRLEŞME

Rum İçişleri Bakanı Neoklis Silikiotis, Kıbrıs Rum tarafının arzu ettiği çözümün, “Kıbrıs’ı işgalden, dış bağımlılıklardan, kolonizasyondan” kurtarma ve “Kıbrıs”ı, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon zeminde birleştirme” olduğunu ifade etti.


İpsona’da düzenlenen bir anma töreninde konuşan Silikiotis, “çözümün; Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, topraksal bütünlüğünü, bağımsızlığını, tüm Kıbrıslıların, Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumların, Maronitlerin, Latinlerin ve Ermenilerin insan haklarını, temel özgürlükleri garanti altına alması, halkı, kurumları ve ekonomiyi birleştirmesi gerektiğini” yineledi.


Hristofyas’ın hedefinin, zamana dayanması ve barış koşullarını garanti altına alması için yaşayabilir ve işlevsel olacak bir çözümün sağlanması olduğunu belirten Silikiotis, Hristofyas’ın ayrıca, Kıbrıs sorununun çözüm ilkelerine yoğunlaştığını da bir çok kez ifade ettiğini söyledi.


Doğrudan müzakereler sürecine de değinen Silikiotis, zorluklar olsa bile, görüş birliklerinin ortaya çıktığını, ilerleme adımlarının atıldığını ancak önemli konularda ciddi görüş ayrılıklarının da ortay çıktığını söyledi. Silikiotis, zor ve arzu edilen çözüme yönelik yolun engellerle dolu olmasına karşın, “Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının, çözümün sağlanması için gerekli iyi niyeti göstereceği” ümidinin bulunduğunu ifade etti.


Silikiotis, Hristofyas’ın da bir çok kez ifade ettiği gibi Türkiye’nin, üyelik sürecinin ileriye gitmesi için AB ve “Kıbrıs” karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini anlaması gerektiğini savundu. Silikiotis aksi durumda Türkiye’nin, AB üyelik süreci yolunda, karşısında kendilerini bulacağını da söyledi.

POLİNİKİS: YAŞAYACAK ÇÖZÜM

Tarım, Doğal Kaynaklar ve Çevre Bakanı Mihalis Polinikis, Kıbrıs sorununa, “Kıbrıs’ı Türk işgalinden”, yabancı ordulardan ve müdahale haklarından kurtaracak, barışçı, yaşayabilir bir çözüm bulunması için mücadele etmeyi sürdüreceklerini belirtti.
Baf’ta düzenlenen bir anma töreninde konuşan Polinikis, “tüm Kıbrıslıların, insan haklarını garanti altına alacak ve uluslararası hukuk ile Avrupa hukukuna dayanacak olan bir çözüm için mücadele ettiklerini” söyledi.

SANTAJLAR BASKILAR

Öte yandan Simerini’ye göre, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu da, uluslararası arenadaki bazı kişiler tarafından, Hristofyas’ın baskılara ve şantajlara boyun eğeceği düşünülüyorsa buna ancak da gülündüğünü ifade etti.


İlerici Öğrenci Hareketi’nin Baf’taki etkinliğinde konuşan Kiprianu, Kıbrıs Rum tarafının ilkeler temelinde düşüncelerini ortaya koyduğunu iddia etti.


Türkiye’nin, “Kıbrıs Cumhuriyeti”ne ilişkin yükümlülüklerini üstlenmesi gerektiğini öne süren Kiprianu AB’ın talebinin, Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmesi yönünde olduğunu ileri sürdü.

STAR KIBRIS 28/07/09

 

İngiltere'den KTHY'ye uçuş izni yok

İngiliz Yüksek Mahkemesi KTHY'nin İngiltere'ye direkt uçuş içi yaptığı başvuruyu reddetti.

AA

29 Temmuz. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - İngiliz Yüksek Mahkemesi, Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın (KTHY), İngiltere ile KKTC arasında doğrudan uçuşların başlaması için yaptığı başvuruyu reddetti.

KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, İngiliz Yüksek Mahkemesinde direkt uçuşlarla ilgili olarak açılan davanın reddedilmesinin, "KKTC'ye karşı tek yanlı davranışların devam ettiğinin göstergesi" olarak nitelendirdi ve "bunun üzücü olduğunu" söyledi.

Derviş Eroğlu, Bakanlar Kurulu toplatısına girerken, konuyla ilgili bir soru üzerine, Kıbrıs Türk halkının ve devletinin ambargolara maruz bırakılmasının insanlık ayıbı olduğunu kaydetti.

''Direkt uçuşlarla ilgili davayı Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın açtırdığını'' anımsatan Derviş Eroğlu, ''mahkemenin davayı reddetme nedenlerinden birinin, 1983-1984 yıllarında BM Güvenlik Konseyinin aldığı KKTC'yi tanımama kararı olduğunu'' belirtti. Eroğlu, ''Direkt uçuşlara onay verirlerse, 1983 ve 1984 yıllarındaki BM Güvenlik Konseyi kararına karşı bir tavır sergilerlermiş gibi bir düşüncenin hakim olacağı düşüncesi ile davayı reddettiler'' dedi.

''Annan Planı tartışmaları içinde AB yetkili organları ve bazı ülkelerin verdiği sözlerin yerine getirilmemesi gibi hak arayışına çıkıldığı zaman da, müracaatların reddedilmekte olduğunu'' kaydeden Eroğlu, dünyanın hala KKTC halkına ve devletine ambargo uygulama kararından vazgeçmediğini söyledi.

Derviş Eroğlu, ''KKTC devleti, yasal bir devlettir ve bir devlette olması gereken tüm unsurlara sahip. Sadece Türkiye tarafından tanınsa da bu tür ambargolara muhatap olmaması gerekir'' dedi.

KKTC'de, yıllarca verdiği mücadele sonrasında bağımsızlığa kavuşan bir halk bulunduğuna dikkati çeken Eroğlu, Kıbrıs Türk halkının diğer bağımsız devletlerin halklarının verdiği mücadeleden farklı bir mücadele verdiğinin söylenemeyeceğini belirtti.

Eroğlu, son 20 yılda 30'dan fazla devletin bağımsızlığını ilan ettiğini ve bu devletlerin tanındığını, ambargolarla korkutulmadığını vurgulayarak, ''Bizim ambargolara maruz bırakılmamız bir insanlık ayıbıdır. Bir ayıbı da İngiltere hükümeti ve yargı mekanizması işledi'' dedi.

ULAŞTIRMA BAKANI TAÇOY'DAN SİTEM
KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy da, konuyla ilgili açıklamasında, KTHY'nin bakanlığına bağlı olduğunu, ancak bakanlığının bu davayla yakından uzaktan ilgisi olmadığını belirtti.

Taçoy, KTHY'nin açtığı davanın KKTC'den İngiltere'ye direkt uçuş yapabilmesi amacı taşıdığını, ancak bu olayın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın kontrolünde yürütüldüğünü söyledi.

''Direkt uçuşlar için açılan davanın KTHY aleyhine sonuçlandığının görüldüğünü'' ifade eden Taçoy, şöyle devam etti:

''Bu konuda biz avukatlarımızı bilmemekteyiz, bu sitemi hem KTHY'nin sorumlu kişisi, hem de Sivil Havacılık Dairesinin bakanı olarak yapmak mecburiyetindeyim.

Bizler bu konuda fazla bilgi sahibi olamadık. Ben göreve geldikten sonra bir önceki müdürümüz bizi herhangi bir şekilde bilgilendirmedi. Bugün basından görüp de takip etmeye çalıştığımız bu olayın böyle olacağını daha önceden de konuşmuştuk. İnşallah daha farklı şeylere yol açmaz ve ülkemiz için hayırlısı olur.''

Taçoy, amaçlarının KKTC'yi daha iyi bir konuma getirmek olduğunu, tüm çalışmalarını bu yönde yaptıklarını kaydetti.

Talat ve Hristofyas yarın buluşuyor

Kıbrıs'ta çözüme yönelik müzakereler, yarın gerçekleşecek Talat-Hristofyas görüşmesi ile devam ediyor.

AA

29 Temmuz. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması amacıyla Eylül 2008'de başlatılan müzakereler çerçevesinde yarın yeniden görüşecek.

Her zamanki gibi Lefkoşa ara bölgedeki Birleşmiş Milletler (BM) tesislerinde yapılacak görüşme, saat 10.00'da başlayacak.

Görüşmede liderler, geçen hafta ilk sunumlarını yaptıkları, "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığı altındaki "Göç, Vatandaşlık, Yabancılar ve Sığınma" konularında karşılıklı görüşlerini ortaya koyacak.

Bu konuların da görüşülmesi bitince, müzakerelerin ilk gözden geçirmesi tamamlanacak ve ikinci turuna geçilecek.

Liderler, yarınki görüşmenin ardından 6 Ağustos'ta da bir araya gelecek ve ardından görüşmelere 3 Eylül'e kadar ara verecek.

 

KKTC-İngiltere uçuşları başvurusu reddedildi

İngiliz yüksek mahkemesi, Kıbrıs Türk Havayolları'nın İngiltere ve KKTC arasında doğrudan uçuşların başlaması için yaptığı başvuruyu reddetti. KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, mahkemenin başvuruyu reddini, "KKTC'ye karşı tek yanlı davranışların devam ettiğinin göstergesi" olarak nitelendirdi.

Eroğlu, KKTC halkının ve devletinin ambargolara maruz bırakılmasının insanlık ayıbı olduğunu belirterek,  "Bir ayıbı da İngiltere hükümeti ve yargı mekanizması işledi" ifadesini kullandı.

Eroğlu, davanın KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın açtırdığını anımsattı.
 
KKTC Başbakanı'na göre, mahkemenin başvuruyu reddetme nedenlerinden biri 1983-1984 yıllarında BM Güvenlik Konseyi'nin aldığı KKTC'yi tanımama kararı

CNN TURK 29/07/09

 

"Erdoğan Atatürk'ün mirasına darbe vuracak"

İngiliz The Guardian gazetesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın “Atatürk'ün aşınmakta olan ultramilliyetçi mirasına en büyük darbeyi vurmak üzere olabileceği"ni yazdı.

Guardian yazarı Simon Tisdall'ın kaleme aldığı ve Türkiye'deki Kürt açılımı tartışmalarının ele alındığı “Türkiye Barışa mı Hazırlanıyor?" başlıklı yazıda, “Olayın tezat oluşturan yanı şu ki, bu adımlar hükümetin sözde İslamcı gündemini hayata geçirmesiyle değil, Türkiye'nin 12 milyonu bulan ve Atatürk döneminde baskı altında tutulan güçlü etnik Kürt azınlığın haklarıyla ilgili" denildi.

The Guardian, Erdoğan'ın yeni girişiminin, hem kendisini hem de lideri olduğu partiyi gizli dinci gündem izlemekle suçlayan asker ve sivil laik muhafazakar çevreler tarafından durdurulabileceğini öne sürdü.

Gazete bu çerçevede, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Başbakan Erdoğan'ı “İmralı kasabının rehberliğinde Türkiye'yi bölmeye hazırlanmakla" suçladığını belirterek, Bahçeli'nin “Erdoğan, Türkiye için ciddi bir risk haline geldi" şeklindeki sözlerine de yer verdi.

Erdoğan'ın planının ayrıntılarının henüz bilinmediğini vurgulayan İngiliz gazetesi, Türk basınında, "PKK'lılar için genel af, siyasi, ekonomik, dil ve eğitim hakları, Güneydoğu'da Kürtçe isim yasağının kaldırılması" gibi adımlardan söz edildiğini kaydetti.
 
Gazete, PKK'nın cezaevinde bulunan elebaşısının da bir "yol haritası" hazırlığında olduğu yönünde haberler bulunduğunu hatırlatarak şu sözlere yer verdi:

“Buna karşılık, iki emekli orgeneralin de sanıkları arasında olduğu Ergenekon davası ve geçen yıl türbanın üniversitelerde serbest bırakılması gibi örneklerde ortaya çıkan ve bir süredir yaşanan iç gerilimler, Erdoğan'ın Kürt açılımını rayından çıkarma tehdidi taşıyor. Söz konusu barış süreci de bazı çevrelerde, Atatürk'ün milliyetçi ideallerinin baltalanması olarak görülebilir. Ancak zaman değişiyor, Türkiye'nin muhafazakarlıkta ısrar eden devletçileri de değişmek zorunda kalabilirler"

"Sultan'dan Atatürk'e..."

Yazıda, tarihçi Andrew Mango'nun kaleme aldığı “Sultan'dan Atatürk'e" isimli yeni kitaba da yer veriliyor. Kitaba göre Atatürk o dönemde kendini “ulus devlet" kavramına adadığı için ne dine, ne ayrılıkçılara ve ne de azınlıklara ayıracak zamanı olmadığını belirten The Guardian, Türkiye'yi kuran Lozan Anlaşması'nın üzerinden 86 yıl geçtikten sonra Atatürk'ün biçtiği dar gömleğin gevşetilmesi yönünde büyük baskılar bulunduğunu ileri sürdü.

CNN TURK 29/07/09

 

Tacizle suçlanan KKTC İzmir Konsolosu adaya çağrıldı

Bahri KARATAŞ- Ali RUHLUEL/İZMİR, LEFKOŞA, (DHA)

KUZEY Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) İzmir Konsolosluğu'nda, geçen yıl, staj yapan E.K., Konsolos Mustafa Evran'ın sözlü ve fiziksel tacizine uğradığını iddia ederek Türkiye Dışişleri Bakanlığı'na ve KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu'na şikayette bulundu. Konsolosluk çalışanlarından 3'ü de, yine aynı iki kuruma mektup yazarak benzer şikayetlerde bulundu ve konsolosun sürekli pornografik içerikli fıkralar anlatıp kendilerini taciz ettiğini iddia etti. Bu iddialar üzerine konsolos KKTC'ye çağırıldı. KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, KKTC İzmir Konsolosu Mustafa Evran ile ilgili raporu beklediğini, gerekirse görevden alınacağını söyledi.

İddialar, konsoloslukta temizlikçilik yapan S.K. adlı kadının, işten çıkarılması üzerine İzmir İş Mahkemesi'nde dava açarak, 5 yıl sigortasız çalıştırıldığını öne sürmesiyle başladı. Sıradan işten çıkma davasıyla başlayan hukuk mücadelesi, temizlikçi kadının anlattıklarıyla başka alanlara taşındı. Konsolosun kendisini niye işten çıkarttığını soran hakime cevap veren S.K., Evran'ı kendisini bir stajyer kızın göğüslerine dokunurken gördüğü için işten çıkarıldığını iddia etti. Hakim, konunun iş mahkemesinde görülen davayla ilgisi olmadığını belirterek söylenenleri tutanaklara geçirmedi. Ancak, temizlikçi kadının bu davranışının ardından konsolosluk çalışanlarının ortaya attığı iddiaları, olayı büyüttü.

KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı'na mektuplar yazan konsolosluk çalışanları, Konsolos Mustafa Evran'ı şikayet etti. Stajı bittikten sonra konsolosluktan ayrılan E.K. ise, temizlikçi S.K.'nin işten atılmasına neden olarak gördüğü olayı ve yaşadıklarını, 2 sayfalık mektubunu yetkililere ulaştırdı. E.K., mektubunda, şunları yazdı: “Haziran-Ağustos 2008 tarihlerinde KKTC İzmir Konsolosluğu'nda staja başladım. Bu süreç içinde sözlü ve fiziksel olarak konsolos Mustafa Evran'ın tacizine maruz kaldım. Evran, elbise ya da etek giydiğim zamanlarda ‘Çok yakışmış’ deyip iltifat ediyordu, hatta bir keresinde de dokunmaya çalıştı. Tam bu sırada konsolosluk temizlikçisi S.K. bizi gördü. Evine gideceği zamanlarda ‘Evimde plazma TV, 24 saat sıcak su, klima var bir gün gel gör’ dedi. Sürekli bütün işleri bana yaptırmaya çalışıyor, her seferinde diğer stajyer arkadaşın duymayacağı şekilde fısıldalayarak ‘Bu akşam çıkalım’ deyip duruyordu. Fuardaki konsolosluk stadında çalıştığım dönemde bana ‘Neden elbise giymiyorsun, sana çok yakışıyor’ diye tacizde bulunuyordu. Stajım boyunca Evran'ın sürekli, ısrarcı, ahlak kurallarına aykırı, statüsünü kullanan bir şekilde üstünlük kurma çabalarından ve ahlaka aykırı mesajlarından ve imalarından dolayı rahatsızlık yaşadım.” E.K. “Kendisine karşılık vermeyince de bir gün bana hayatımda taşıyamayacağım kadar ağır bir saksıyı taşıttı. Anlattıklarımın ışığı altında idari ve hukuki sürecin başlatılmasını talep ediyorum” dedi.

ÇALIŞANLARIN İDDİALARI Konsolosluk çalışanları A.Y., İ.Ü. ve M.E. de yaklaşık 2 yıldan bu yana KKTC'nin İzmir Konsolosu olarak görev yapan Mustafa Evran'ın pornografik fıkra ve hikayeler anlatarak çalışan kadınlara sözlü tacizde bulunduğunu iddia etti. Aynı makamlara mektuplar gönderen çalışanlar da, konsolosun, “Ben burada genç ve güzel kızlar istiyorum”, “Bana hizmet edecek güzel bayanlar gelsin” sözleriyle kendilerini aşağıladığını öne sürdü.

Konsolosun sık sık pornografik hikayeler anlattığını, bir keresinde, “A.Y. hanım tecrüben senin fazladır. Söyle bakalım erkekler klozet kapağını niye kaldırır, kadınlar niye indirir. Bıktık usandık bu kadınların indirmesinden” diyerek kahkaha attığını ve bir çok kez “Ben akrebim herkesi sokarım” dediğini iddia etti.

M.E ise konsolosun temizlikçi S.K.'yi işten attıktan sonra “Hem temizliğimi yapsın hem de beni memnun etsin’ diyerek kendisinden talepte bulunduğunu söyledi. Bu arada Konsolos Mustafa Evran'ın, KKTC tarafından çağırıldığı bildirildi.

BAKAN ÖZGÜRGÜN: RAPOR İSTEDİM KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, KKTC İzmir Konsolosu Mustafa Evran’ın, göreve geldiği ilk günden bu yana konsoloslukta görev yapan bir kadına tacizde bulunduğu konusunun gündemde olduğunu söyledi.

DHA muhabirine açıklamalarda bulunan Özgürgün, KKTC Dışişleri Bakanlığı olarak konu hakkında soruşturma başlattıklarını, bu olayı inceleyip rapor hazırlaması için de KKTC’nin Ankara Büyükelçisi Namık Korhan’ı görevlendirdiklerini söyledi. KKTC Ankara Büyükelçisi’nin ilk incelemelerine göre verdiği raporda hem konsolos hem de konsoloslukta çalışan sekreter hakkında iddialar olduğunu kaydetti. KKTC Dışişleri Bakan Özgürgün, soruşturmanın selameti acısından KKTC İzmir Konsolosu Mustafa Evran’ı soruşturma süresince KKTC’ye çağırdıklarını, Konsolosluk sekreterini izne çıkarttıklarını bildirdi.Soruşturmanın sonucuna göre gerek konsolosun gerekse konsolos sekreterinin görevden alınabileceğini söyleyen Özgürgün, böyle bir durumdan sonra aynı konsolosun orada görev yapmasının da çok doğru olmayacağını ekledi.

MILLIYET 29/07/09

 

KTHY′nin direkt uçuş başvurusuna ret

Kıbrıs Türk Hava Yolları′nın (KTHY), İngiltere ile Kuzey Kıbrıs arasında doğrudan uçuşların başlaması için Londra′daki Yüksek Mahkeme′ye yaptığı başvuru reddedildi.
KTHY ile seyahat acentesi CTA Holidays Limited′in birlikte yaptığı başvuruyu değerlendiren Yüksek Mahkeme, doğrudan uçuşlara izin verilmesinin bölünmüş bir adaya büyük bir sembolik önem kazandıracağını söyledi. Mahkeme üyesi Hakim Wyn Williams, KTHY′nin yasağın gözden geçirilmesi talebini reddetti. Böylelikle ada üzerinde 35 yıllık doğrudan uçuş ambargosunu kaldırmak için yapılan başvuru başarısızlıkla sonuçlanmış oldu. İngiliz hükümeti ise yasağı kaldırmanın
Chicago Uluslararası Sivil Havacılık Konvansiyonu′na aykırı olduğunu söylüyor.
Mahkemenin 35 yıllık yasağı gözden geçirmesi için başvuruda bulunan KTHY, yasak nedeniyle havayolu şirketlerinin Türkiye üzerinden gitmek zorunda kaldıkları için daha fazla yakıt harcadıklarını belirterek yasağa itiraz etmişlerdi. KTHY, Türkiye üzerinden uçmak zorunda olmalarının bilet fiyatlarına da yansıdığını ve bunun hava kirliliğine de yol açtığını belirtmişti.
Her yıl yaklaşık 100 bin turist İngiltere′den Kuzey Kıbrıs′a tatil için seyahat ediyor.
Öte yandan HALKIN SESİ′nin konuyla ilgili sorularını yanıtsız bırakan Ulaştırma ve Bayındırlık Bakanı Hasan Taçoy, Cumhurbaşkanı Talat′ı suçlayarak, "Geçtiğimiz gün yine aynı olay oldu ve Cumhurbaşkanı Talat açıklama yaptı. Bugün yine aynı şey oldu. Buyursun kendisi açıklama yapsın" şeklinde konuştu.

HALKIN SESI 29/07/09

 

Rum baskıları, AİHM′e taşınıyor

Pelin ŞAHİN

Rumların, Güney Kıbrıs üzerinden KKTC′ye turist gönderen Avrupalı seyahat acentelerini tehdit etmesi üzerine Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği, bu tür tehditler ve Kuzey Kıbrıs′ın kötülenmesi propagandasını AİHM′e taşıyor.
Rumların çeşitli baskılarına maruz kalan tur operatörleri daha fazla dayanamadı ve Seyahat Acenteleri Birliği olayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi′ne taşıma kararı aldı.
Seyahat Acenteleri Birliği, yaklaşık iki ay sonra olayı mahkeme-ye                 
taşıyarak KKTC hakkında yapılan anti-propagandayı durdurmayı amaçlıyor.
Konuyla ilgili HALKIN SESİ′ne konuşan Seyahat Acenteleri Birliği Başkanı Özbek Dedekorkut, Rum tarafının tur operatörlerine yazılı ve sözlü tehditte bulunduğunu belirtti. Dedekorkut, Rumların, tur opera-törlerine, "sizi hapse sokarız, kendi ülkenizdeki yasalarla sizi yargılar ve şirketinizi kapatırız diye tehditler ediliyorlar. Gazetelere ‘KKTC kötüdür’ şeklinde ilanlar ve-rildi" şeklinde anti-propaganda yürütüldüğünü belirtti.
KKTC YÖNETİMİ, KILINI KIPIRDATMADI
Bu zamana kadar KKTC yönetiminin hiçbir şey yapmadığını, sadece baktığını ifade eden Dedekorkut, her zaman "Rum bizi engelledi" demekle yetinilmesini eleştirdi. Dedekorkut, "Engellediyse aç mı kalalım, başka birşeyler bulmamız gerekirdi. Ama Rum′un engelini de bir şekilde kırmak gerekiyor. Susmak, çok pahalıya mâl oluyor. "Söz gümüşse sükut altındır" diyorlar ama bizde bunun tam tersi adım atılması gerekiyor. Çünkü sessiz kaldıkça suçluluğu kabul etmişiz gibi oluyor. Biz Kıbrıslı Türkler olarak şimdiye kadar sadece ezildik ve hakkımızı hiçbir zaman almadık. Bugün Kıbrıs Cumhuriyeti işgal altındadır. Ama biz onu anlatamadık. Kıbrıs Cumhuriyeti′nden Kıbrıslı Türkleri kovdular, biz onu anlatamadık. Rum tarafında Türk mallarını yağmaladılar biz onu anlatamadık" şeklinde konuştu.
Dedekorkut, üç değişik ülkede araştırma yaptıklarını ve KKTC halkının haklarını öğrendiklerini söyleyerek son olarak gelinen noktada Rum tarafının yaptığı haksız ve çirkin hareketlerden dolayı (tur operatörlerinin tehdit edilmesi) dava açmaya karar verdiklerini ifade etti.
Dedekorkut, Rum tarafını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi′nde dava edeceklerini ve KKTC hakkında yapılan anti-propagandayı durdurmasını talep edeceklerini söyledi.
DEVLET BİZE DESTEK OLSUN
"Avrupa′da adalet varsa, yaptırım gücünü kullanacak" diyen Özbek Dedekorkut, bu konuda devletten yardım istediklerini vurguladı. Dedekorkut, önümüzdeki bir-iki ay içerisinde davayı açacaklarını ve KKTC′nin yüzde yüz haklı olduğunu belirtti.
Dedekorkut, "Bana göre gelecek referandumu reddetmek lazım. Biz bir defa referandum yaptık, şimdiki referandumda ne değişecek? Gittiğimiz yol duvar, bir anlamı yok. Rum tarafının iğrenç ve gerçekten çok katı bir şe-kilde üstümüze saldırması çok büyük olumsuz etki yaratmaktadır ve buna artık dur denilmelidir" dedi.

HALKIN SESI 29/07/09

 

“Adanın bölünmüşlüğü”

İngiliz Yüksek Mahkemesi’nden KTHY’nin doğrudan uçuş başvurusuna ret

sembolik önem kazanır.

    Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın (KTHY) İngiltere ile Kuzey Kıbrıs arasında doğrudan uçuşların başlaması için Londra'daki Yüksek Mahkeme'ye yaptığı başvuru reddedildi.

   KTHY ile seyahat acentesi CTA Holidays Limited'in birlikte yaptığı başvuruyu değerlendiren Yüksek Mahkeme, doğrudan uçuşlara izin verilmesinin bölünmüş bir adaya büyük bir sembolik önem kazandıracağını söyledi.

   Mahkeme üyeleri Hakim Wyn Williams KTHY'nin yasağın gözden geçirilmesi talebini reddetti. Böylelikle ada üzerinde 35 yıllık doğrudan uçuş ambargosunu kaldırmak için yapılan başvuru başarısızlıkla sonuçlanmış oldu. İngiliz hükümeti ise yasağı kaldırmanın Chicago Uluslararası Sivil Havacılık Konvansiyonu'na aykırı olduğunu söylüyor.

   Mahkemenin 35 yıllık yasağı gözden geçirmesi için başvuruda bulunan KTHY, yasak nedeniyle havayolu şirketlerinin Türkiye üzerinden gitmek zorunda kaldıkları için daha fazla yakıt harcadıklarını belirterek yasağa itiraz etmişlerdi. KTHY, Türkiye üzerinden uçmak zorunda olmalarının bilet fiyatlarına da yansıdığını ve bunun hava kirliliğine de yol açtığını belirtmişti.

   Her yıl yaklaşık 100 bin turist İngiltere'den Kuzey Kıbrıs'a tatil için seyahat ediyor.

KIBRIS 29/07/09

 

AB ile protokol imzalandı

Girne, Gönyeli ve Lefke’ye su borularını yenilemek için 2 milyon 665 Euro

Avrupa Birliği (AB) Destek Ofisi, Adil ve Özyalçın Müteahhitlik Firmaları ile Gönyeli, Girne ve Lefke Belediyeleri arasında Gönyeli, Girne ve Lefke’deki su dağıtım hatlarının yenilenmesi konusunda protokol imzalandı.
   Protokoller çerçevesinde, 2 milyon 665 bin Euro bedelindeki ihale ile toplam 84 km’lik asbestli su borusu değiştirilecek.
   Kıbrıslı Türklere verilen 259 milyon Euro’luk AB mali yardımı tarafından karşılanacak olan proje tamamlandığında asbestli su borularının değişimi yanında AB standartlarında döşenecek su hatlarıyla günde 1000 metre küplük su tasarrufu sağlanacak.
   AB Destek Ofisi’nde yer alan protokol imza töreninde AB Destek Ofisi Projeler Sorumlusu Alessandra Viezzer, KKTC AB Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan Erçin, Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın, Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli, Lefke Belediye Başkanı Mehmet Zafer ile ihaleyi üstlenen konsorsiyum direktörlerinden Oğuz Özyalçın birer konuşma yaptılar.

Ruplys: En büyük payı Gönyeli alacak

   Projeyle ilgili bilgiler veren Proje Koordinatörü Vidmantas Ruplys, ihale sürecinin 6 ay önce başladığını ve kontrat imzalama aşamasına gelindiğini söyledi.
   Gönyeli’nin projeden en büyük payı alan belediye olduğunu dile getiren Ruplys, Gönyeli’de 54 km’lik asbestli borunun değiştirileceğini ifade etti. Ruplys, Girne’de 29 km’lik, Lefke’de ise sadece 4 km’lik bir alandaki boruların değiştirileceğini ifade etti.

Viezzer: Su kaçakları asgariye indirilecek

   AB yetkilisi Viezzer de, dün imzalanan sözleşmenin bu alanda imzalanan ikinci sözleşme olduğunu söyledi ve daha önce AB’nin benzer bir çalışmayı finanse ettiğini vurguladı.
   Viezzer, projenin küçük bir proje olduğunu; su, atık su ve atık yönetimi altyapılarına harcanacak miktarların sadece yüzde 3’ünü temsil ettiğini; ancak 3 önemli şehri kapsadığı ve su dağıtım sistemindeki kaçaklarını minimuma indirmeyi hedeflediği için önemli olduğunu belirtti.
   Bu projenin Kumköy’de devam eden deniz suyu arıtma tesisi projesini tamamlayıcı özelliğe sahip olduğunu da ifade eden Viezzer, tüm bu projelerin başarıyla hayata geçirilmesi neticesinde dağıtım sistemindeki sızıntıların azaltılacağını söyledi.

Erçin: Uzun bir yoldan buralara geldik

   Erhan Erçin, projelerin hayata geçtiğini görmenin AB’nin verdiği bazı sözleri tuttuğunu göstermesi açısından önemli olduğunu söyledi.
   KKTC’de en değerli şeyin su olduğunu belirten Erçin, proje hayata geçirildikten sonra her gün 1000 metre küp su tasarruf edilecek olmasının bile tek başına projenin önemini gösterdiğini ifade etti.

3 kentin belediye başkanları memnun

   Girne Belediyesi Başkanı Aygın, AB katkılarıyla Girne’de hayata geçirdikleri proje hakkında bilgi verip Girne’nin daha da güzelleştiğini belirtti. Bundan sonra su kalitesinin yükseltilmesine yönelik adımlar atılması gerektiğini kaydeden Aygın, öncelikle isale hatlarının değiştirilmesinin büyük öneme sahip olduğunu ifade etti.
   Gönyeli Belediyesi Başkanı Benli de, asbestli su borularının değiştirilmesinin Gönyeli için dev bir adım olduğunu dile getiren Benli, proje tamamlanınca hem halka daha sağlıklı su vereceklerini hem de şebekedeki su sızıntılarının giderileceğini dile getirdi.
   Lefke Belediye Başkanı Zafer de, Lefke’de AB projelerinin uygulanmasının 3-4 yıl önce başladığını söyledi ve CMC atıklarının temizlenmesi konusunda bir çalışma gerçekleştirdiklerini hatırlattı.
   Lefke’de sadece 4 km’lik asbestli su borusu olduğunu anlatan Zafer, bunların bu proje ile değiştirileceğini kaydederek, ileride kanalizasyon ve arıtma projelerinin de hayata geçirileceğine inandığını söyledi.

Özyalçın: Kıbrıs Türkü’nün yaşam standardı yükselecek

   İhaleyi kazanan Adil ve Özyalçın Müteahhitlik Firmalarının oluşturduğu konsorsiyum direktörlerinden Oğuz Özyalçın ise, projenin önemini vurguladı ve projenin Kıbrıs Türk halkının yaşam standardını yükselteceğini ifade etti. Özyalçın, ihalenin Kıbrıslı Türk firma tarafından kazanılmasının önemini de vurguladı.

KIBRIS 29/07/09

 

UK court says no to direct flights to the north

A LEGAL challenge to the long-running ban on direct flights between UK airports and Northern Cyprus was defeated in the UK court yesterday.

Cyprus Turkish Airlines (CTA) and its UK tour operator, CTA Holidays Limited, had sought a judicial review against the UK Government's 35-year ban.

But Justice Wyn Williams, handing down his ruling at Birmingham Civil Justice Centre, dismissed the call for a review.

CTA flies about 100,000 visitors from the UK to Northern Cyprus each year, but, like all other airlines, its planes must land in Turkey en route both to and from the island, increasing flight times, airfares and fuel emissions.

CTA lawyers argued the Government's continuing refusal to lift the ban was "unlawful and unjust".

Permitting direct flights between UK airports and northern Cyprus would have "huge, symbolic importance" for a divided island with a painful modern history, they said.

The CTA lawyers criticised the Government for saying it was in favour of direct flights, but that they would be contrary to the 1944 Chicago Convention on International Civil Aviation.

The position of the International Civil Aviation Organisation (ICAO) is that Ercan (Tymbou) airport is not included in the list of international airports and that according to the Regional Air Navigation Plan (European region), the Nicosia Air Traffic Control Centre is responsible for the entire Nicosia Flight Information Region (FIR). The ICAO is a specialised agency of the UN, created with the signing of the Chicago Convention in 1944.

Following the Greek Cypriot rejection of the Annan plan in 2004, there were calls from the UN Secretary-general and members of the EU Commission and Council to end the so-called isolation of the Turkish Cypriots through direct “trade and aid”.

While the government finally approved aid to the tune of €259 for the Turkish Cypriot community, it did not cede any rights on recognising Ercan as an international airport.

The ICAO has backed this position, noting direct flights would be a violation of the Chicago Convention.

CTA argued the ban had "absolutely no operational justification" given the increase in flight times and costs, which it said places unfair restrictions on Turkish Cypriots, and was environmentally unsound.

They plan to argue in court that the UK government has misunderstood the Chicago Convention and its impact on the legality of direct flights. It added the UK Government had misunderstood the Chicago Convention and there was also no justification under international law for banning direct flights. It further argued that the ban on direct flights is “unlawful and unjust” and unfairly restricted Turkish Cypriots and their companies wishing to travel and conduct business with the EU and the rest of the world.

In 2006, CTA applied for a permit to commence direct flights from the UK, which was rejected due to “legal difficulties”, according to then British Foreign Secretary Margaret Beckett.

Britain has said it supports “in principle” commencement of direct flights to the north but that “legally there are great difficulties”.

CYPRUS MAIL 29/07/09

 

DIKO member denies anti-Christofias chants
By Daniel Thomas

CENTRAL Committee Member of centre-right Democratic Party (DIKO), Simos Angelides has denied claims by fellow party members that he was a culprit in delivering the barrage of insults and partisan chants at the President during his speech at the anti-occupation rally on July 20.

In a letter sent to DIKO president Marios Garoyian, Angelides outlined his belief that the accusations levelled against him were the by-product of machinations being carried out by other party members wishing to purge him because of his decision to provide legal consultation to two of the other accused men charged with insulting the President at the rally. In the letter, he also expressed his wish that the rumours against him were not exploited and developed into “an organised attempt at terrorising and limiting the right to freedom of opinion.”

Following the incident, Angelides had been one of the first of many politicians from across the political spectrum to condemn the chants of “traitor” and the like shouted by ultra-nationalist protesters at the President during his speech at Ledra Palace.

Angelides had expressed his apparent disdain for the public defamation to Simerini newspaper in two articles in the editions of July 22 and 23, saying in the first statement that “there needs to be sensitivity and tolerance in the freedom of expression”.

However, “the institution of the President has to be defended,” he added.

In the second, longer statement, he said the fact that some “brainless individuals” abusive comments against the President of the Republic was a “reprehensible act”.

The accusations against Angelides came in the form of a letter sent to media and implied that his statements were far from reflective of his behaviour on the night.

Speaking to the Cyprus Mail, Angelides totally rejected the accusations as unfounded.

“It was designed, in my opinion, to damage the party,” he said.

He said his decision to provide legal advice to two of the men accused of taking part in the public insult of Christofias had been spurred by his “firm belief in the men’s innocence.”

“After the demonstration, I went to have dinner nearby where I heard that one of the men, who I know personally, was accused of taking part in shouting the insults. I know that the guy is a respectable family man who would never do something like that, so I went back to Ledra Palace where I decided to advise him and the other man.” Asked about whether he was going to legally represent any of the men if their case goes to trial, he replied “no, there is no chance of that.”

The incident at the anti-occupation rally provoked uproar among the political establishment last week, drawing broad condemnation from all the major political parties. Christofias was especially disturbed by the insults hurled at him, saying in a statement that the verbal abuse had “shamed and disgusted him”.

Police are continuing their investigations of six individuals charged with Public Insult over the incident.

CYPRUS MAIL 29/07/09

 

Army chants spark new row
By Stefanos Evripidou

DISY DEPUTY Soteris Sampson sparked a fiery spat on live television yesterday when he accused the government of trying to “dissolve the National Guard” by banning certain slogans from its training camps.

Speaking on CyBC’s daytime current affairs programme, Sampson rejected the argument that chauvinistic or racist slogans were being chanted in the training camps of the National Guard.

“No one can play around with the National Guard. Slogans which are in favour of Greece and against Turkey cannot be considered either chauvinistic or racist,” said Sampson, a member of the House Defence Committee.

His statements caught the attention of Defence Minister Costas Papacostas who called into the show to say he refused to take lessons in patriotism from anybody, especially Sampson.

The DISY deputy was referring to the disciplinary action launched last week against training officers at the KEN Larnaca and KEN Paphos boot camps for forcing new conscripts into chanting “unacceptable slogans”.

Papacostas had described the slogans last Friday as “a sad phenomenon; unacceptable and worthy of punishment”. Without going into detail, Papacostas said expressions such as “A good Turk is a dead Turk” could only create more problems for the NG.

Sampson yesterday questioned whether such slogans had even been chanted. His query was answered by the Defence Minister himself who rang in to divulge the rank of the officer who chanted the slogan and army camp he was based.

Sampson then accused the government of trying to dissolve the NG by pandering to the Turkish side, asking: “Why don’t you tell them to switch the lights off Pendadaktylos”.

Papacostas dropped the niceties in his response in a live call-in. “His positions are provocative. When he says ‘we will dissolve the National Guard’ through our actions, he is insulting us…and I won’t accept lessons on patriotism and political ethics from anyone, particularly Mr Sampson.

“If Mr Sampson and others are nostalgic for the 1973-74 period, I propose they look towards Pendadaktylos to see the results of such policies, and I inform them, there is no way we will allow mindless people to provoke new disasters in our place,” he said.

AKEL leader Andros Kyprianou waded into the debate, accusing Sampson of stooping very low. “Instead of being ashamed particularly in this period, some people continue to speak in public in a provocative way,” he said.

“We will not allow in any case the return of pre-1974 conditions. The tolerance shown at that time against certain behaviours led to the coup. We don’t have the luxury to behave like that a second time,” said Kyprianou.

CYPRUS MAIL 29/07/09

AKEL and CTP leadership meet to bolster negotiations
By Daniel Thomas

THE TWO leaders of the island’s leftist political parties met yesterday to discuss the ways in which they can assist in the ongoing reunification talks through cooperation and coordination.

Head of the Turkish Republican Party (CTP) Ferdi Sabit Soyer met General Secretary of AKEL Andros Kyprianou at the party’s headquarters in Nicosia.

During the two-hour meeting, the two party heads discussed their shared vision of a reunified Cyprus and reaffirmed the dedication their respective parties share in combating attempts to undermine the current negotiations.

The meeting comes at a time of strained relations between the two sides, with some analysts detecting a rising sense of skepticism amongst both communities towards the prospect of a solution.

Speaking after the meeting, Kyprianou said the two had exchanged views regarding the direction of the talks within a very friendly atmosphere”. He congratulated the CTP leadership on the steps it had taken so far in doing all in its power to strengthen the argument for a comprehensive settlement.

Kyprianou said that they had also agreed to “decisively confront any attempts that are made to undermine the attempts of the leaders of the two communities to continue their dialogue towards attaining an agreement on the Cyprus problem.”

Responding to comments made by DISY MP Sotiris Samson who yesterday criticised the Defence Minister’s condemnation of ultra-nationalist slogans being propagated in the National Guard, Kyprianou said: “We will not allow a return to the conditions that existed in the build-up to 1974”.

Soyer took the opportunity to put some distance between himself and the hard-line rhetoric that had been emanating from Ankara and the occupied areas in the days surrounding the anniversary of the invasion, which had led President Demetris Christofias to say that the two sides were “poles apart”.

Soyer, who spoke after the meeting through an interpreter, said he believed the meeting had “provided a refreshing breath of peace during these hot days we are living through in our country’.

CYPRUS MAIL 29/07/09

 

ECHR approves £1.5 million payout by Turkey for seized property
By Stefanos Evripidou

THE EUROPEAN Court of Human Rights (ECHR) yesterday endorsed a friendly settlement reached between Greek Cypriot Andromachi Alexandrou and Turkey, with the latter agreeing to return part of her property in the occupied north along with £1.5m sterling.

Alexandrou and two of her children took their cases to the ‘immovable property commission’ in the north, which provided for the restitution of part of the property and the payment of £1.5m as compensation in lieu of other properties as well as for loss of use.

Attorney-general Petros Clerides said yesterday the ECHR decision did not mean recognition of the ‘property commission’ as the court made no judgement on “its legality or effectiveness”. It simply ratified the settlement with Turkey after concluding that none of Alexandrou’s rights were being violated and “since she accepted this compromise”.

As a result a case filed by Alexandrou at the ECHR against Turkey for violations of her rights concerning her land has been withdrawn.

“This is Turkey trying to show that it returns properties back to their owners, something which it has not done so far,” said Clerides.

Turkey is keen to prove that the ‘property commission’ in the north is a viable local remedy for Greek Cypriot refugees pursuing their property rights. The ECHR will examine the validity of this commission this November in eight test case applications by Greek Cypriot refugees against Turkey. The ECHR only examines cases after all local options have been exhausted.

Clerides also noted that even if part of Alexandrou’s property was returned there are still hundreds of thousands of Greek Cypriots who have lost their properties and have not had their rights restored.

He highlighted that only part of Alexandrou’s land would be returned to her, not all, while there were no indications that she would have the right to go and live in her property or use it as she wishes.

“It doesn’t mean because part of her land is returned, the ‘commission’ is legal or effective,” he added.

Former Attorney-general Alecos Markides said the case was nothing new but a repeat of last year’s case involving Greek Cypriot refugee Mike Tymvios, who also reached a friendly settlement with Turkey regarding his land in the north.

In that case, the Republic of Cyprus fought hard for the Court not to accept the settlement and lost, he said.

The former top legal chief said there was no question of recognition of the ‘commission’ since the Court was simply asked by the plaintiff to withdraw her case against Turkey.

The decision would have no effect on the eight test cases due in November, he said. It may not be a good thing to hear from the point of view of the citizens but it shouldn’t be blown out of proportion, he added.

AKEL’s Aristophanes Georgiou, head of the House Refugee Committee, agreed that the legality of the ‘property commission’ had yet to be judged, but noted that greater use of it would be worrying. DIKO spokesman Fotis Fotiou said he was “very afraid that others might follow suit”.

Alexandrou, who owned 109 plots of land in Kyrenia, filed a case against Turkey in 1990 for being refused access to her properties as a result of the invasion and continued occupation of her land.

Last year, she also filed an application with the ‘property commission’ in the north, seeking compensation to the tune of €10m for the loss of use of 63 plots of land. Last April, two of her children filed for compensation for 11 plots.

The ‘commission’ ordered the restitution of one of the properties claimed by the applicant’s children and invited the north’s ‘ministry responsible for housing affairs’ to pay the applicants£1.5m Sterling as compensation in lieu of the properties as well as for loss of use.

The immovable property to be returned “within a reasonable period of time” is in Vasilia village in the Kyrenia district. Once the case against Turkey is struck off the register, Alexandrou and kin should theoretically receive the cash. The latter expressed their “full satisfaction with this remedy” to the Court, thereby giving up their rights to seek any damages from Turkey in the future.

CYPRUS MAIL 29/07/09

 

KTHY DAVASI REDDEDİLDİ

   

Mayıs ayında Londra Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülen ve KTHY’nin İngiltere’den KKTC’ye direkt uçuş yapmasına olanak sağlanabilmesini amaçlayan davadan “ret kararı” çıktı. Dava KTHY ve CTA Holidays tarafından açılmıştı.

Mihrişah Safa

Londra’da Mayıs ayında Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülen ve Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın (KTHY) İngiltere’den KKTC’ye direkt uçuş yapmasına olanak sağlanabilmesini amaçlayan davadan “ret kararı” çıktı. Birmingham Sivil Yargı Merkezi’nin aldığı, KTHY ve CTA Holidays Limited adına çıkan ret kararı, davacıların avukatlarına bildirilmeden BBC’nin internet sitesinde yayınlandı. Davacı KTHY ve CTA Holidays yetkilileri, dava kararı kadar, davanın duyuruluş biçimi karşısında da şaşkınlıklarını gizleyemediler.
Londra’da Yüksek Mahkemede görülen davanın kararı, Birmingham Civil Justice Centre (Birmingham Sivil Yargı Merkezi) tarafından açıklanırken, Kıbrıs Türk Hava Yolları yetkilileri ve avukatlarının durumdan haberdar olmayıp, sonucu BBC’nin haber sitesinden öğrenmesinin gerisindeki neden büyük merak konusu oldu.
KTHY Londra Genel Müdürü Atala Ulutürk, gazetemizin konuyla ilgili sorusuna, “ Avukatımıza e-mail gönderdik. Biz de kararı BBC’nin sitesinde okuduk. Detayları kesinlikle bilmiyoruz. Dava neden reddedildi, hangi gerekçeler verildi bilmiyoruz. Elimize kesin yazılı karar gelene kadar açıklama yapamayız” yanıtını verdi.
BBC’nin internet sitesinde, “Birleşik Krallık – Kıbrıs uçuş davasında başarısızlık- 35 yıllık yasakla ilgili mahkeme kaybedildi” başlığıyla yer alan haber, KTHY ve ona bağlı CTA Holidays LTD’in Ada’nın kuzeyine direkt uçuş isteğiyle açtığı davanın başarısızlıkla sonuçlandığını yazdı.
İngiliz Ulaştırma Bakanlığı aleyhine açılan ve taraf olduğu için Kıbrıs Rum kesiminin de katıldığı duruşmada, İngiliz Hükümetinin KKTC’ye uygulanan direkt uçuş yasağını kaldırmanın, Chicago anlaşmasına göre sivil havacılık kurallarına aykırı olacağı görüşünü savundu. BBC haberinde, KTHY’nın yurt dışındaki her uçuşunun Türkiye’de uçakların inme şartıyla adaya devam ettiğini belirtti.

KTHY İLE YILDA 100 BİN KİŞİ
İNGİLTERE’DEN ERCAN’A UÇUYOR
BBC’nin sitesinde yer alan haber, her sene 100 bin kişinin Britanya’dan, KTHY ile Kuzey Kıbrıs’a taşındığı belirtilerek, “KTHY, duraklamalı uçuşların uçuş süresini, ücretleri ve fuel emisyonunu artırdığını söylüyor” dedi.
Yasalarda düzenleme ve değişiklik isteğinin dava yargıcı Wyn Williams tarafından kabul edilmediğini yazan BBC haber sitesi, şu görüşlere yer verdi:
“KTHY avukatları, İngiltere hükümetinin uçuş yasağını kaldırmamasının “adil ve yasal “ olmadığı görüşünü duruşmalarda savundu. Kıbrıs Türk tarafı, Britanya ve Kuzey Kıbrıs arasındaki direkt uçuşlara izin vermenin, modern tarihi acılarla dolu bölünmüş bir ada için sembolik öneme sahip olduğunu vurguladı. Ayrıca, havayolu yasağın operasyonlarda hiçbir adil tarafı bulunmadığını da duruşmalarda tartıştı. Britanya Hükümetinin Chicago Anlaşmasını yanlış yorumladığı ve uluslararası yasalar çerçevesinde direkt uçuşları yasaklamanın hiçbir adil durumu olmadığını da duruşmalarda dile getirdi. Bunun yanında uçuş yasağının Kıbrıslı Türklerle, şirketlerini adil olmayan biçimde, seyahatten, Avrupa Birliği ve tüm dünya ülkeleriyle ticaret yapmalarına engel olduğu tezini de mahkemelerde vurguladılar.”

AVUKATLARA ULAŞMADI
Davanın BBC sitesinde duyurulmasından sonra harekete geçen KTHY ve Cyprus Turkish Airlines Holidays Ltd. Şirketi yetkilileri, derhal avukatlarını arayıp, bilgi istediler. Avukatların da henüz eline kesin yazılı karar metni gelmediği ortaya çıktı.
KTHY ve KKTC Londra Temsilciliği yetkilileri, ellerine resmi kesin karar belgesi gelene kadar açıklanacak bir şey olmadığını, ret nedenlerini, gerekçelerini bilmediklerini bildirdiler. KTHY yöneticileri, kesin bilgi öğrendikten sonra en kısa zamanda konuyla ilgili açıklama yapacaklarını bildirdiler.

DAVANIN GEÇMİŞİ
KTHY ve CTA Holidays Limited’in, İngiliz Ulaştırma Bakanlığı aleyhine Londra’daki Yüksek İdari Mahkemede açtığı dava Mayıs ayında görüldü ve 4 gün sürdü. Duruşmanın son gününde KTHY avukatı yüksek hukukçu Charles Haddon-Cave Q.C ile Oxford Üniversitesi Uluslararası Profesörlerinden Stefan Talmon konuştu ve davayla benzer durumdaki uluslararası konuları gündeme getirerek, Tayvan ile KKTC’yi karşılaştırdı.
Duruşma sonunda, Yargıç Wyn Williams, bunun önemli bir dava olduğunu belirterek, “Benden hemen cevap beklemeyin. Bayağı önemli bir dava. 2-3 üç günde karar veremem. İki tarafı da dinledim Karar vermem biraz zaman alır. Bunu da umarım takdirle karşılarsınız” diyerek, taraflardan beklemelerini istedi. Davanın sonucu ise duruşmaların bitmesinden tam 2 ay sonra karar açıklandı.
KTHY ve CTA Holidays LTD adına davayı sunan yüksek avukat Charles Haddon-Cave Q.C, sınırları içindeki havaalanlarıyla ilgili karar yetkisinin KKTC’ye ait olduğunu ve bu hakkı tanımanın KKTC’nin resmen egemen devlet olarak tanımak anlamına gelmeyeceğini vurguladı.
Duruşmanın ilk sunum konuşmasında da egemenlik ile resmi devlet tanınmasının farklı olduğunu kaydeden Haddon-Cave Q.C, KKTC’nin tanınmıyor olmasının, adanın kuzeyine direkt uçuşları engelleyici bir etken olmayacağını belirterek, de facto yönetimin, Chicago Konvansiyonu’na göre havaalanlarını belirleme hakkına da sahip olduğunu hatırlattı.

TAYVAN’IN DURUMU
Duruşmanın bu bölümünde söz alan, KTHY’nin bilirkişi olarak mahkemeye çıkardığı Oxford Üniversitesi Profesörlerinden Stefan Talmon, KKTC ile Tayvan’ın durumlarını karşılaştırdı ve Tayvan’ı emsal gösterdi. 2005 yılında bu konuda makale yazdığını, iki tarafın (İngiliz Ulaştırma Bakanlığı ve Rum tarafının) da bundan alıntılar yapıp, mahkemede sunduğunu, ancak bazı önemli hususların gözden kaçırıldığına değindi.
Talmon, KKTC’nin tanınmıyor olmasının, o yönetim içindeki havaalanlarına direkt uçuşa engel teşkil etmeyeceğini belirterek, yerel de facto yönetimin, hava sahası üzerinde söz sahibi olacağını ve buna da de facto yönetimin özelliğinin yol açtığını söyledi.
Bu konuda dünyanın çeşitli ülkelerinden örnekler veren Prof. Talmon, en fazla Tayvan örneği üzerinde durdu. Tayvan’ın, resmi tanınan bir devlet olmadığını ve bulunduğu bölgenin Çin Cumhuriyeti içinde bulunduğunu, Tayvan yönetiminin Çin’in uluslararası alanda bütün Çin topraklarının resmi yönetimini olarak tanındığını kaydeden Prof. Talmon,”Buna rağmen Tayvan kendi egemenlik haklarını kullanarak, kendi topraklarındaki havaalanlarına direkt uçuş yapılmasına karar veriyor. Aynı hakları benzer durumdaki KKTC de kullanabilir. Chicago Konvansiyonuna göre havaalanlarını belirleme yetkisi de facto yönetimindir. Yani KKTC’nindir. Direkt uçuş hakkı tanımak, bu izni vermek, KKTC devletinin tanınmasıyla aynı anlama gelmez” dedi.

CHARTER UÇUŞLARA İZİN GEREKMİYOR
Charter uçuşlarının Uluslararası Sivil Havacılık Organizasyonu kurallarına göre izin gerektirmediğini de hatırlatan Prof. Talmon, “İngiltere Tayvan’ı tanımıyor. Aynı şekilde KKTC’yi de tanımıyor. Ancak Ada’nın Kuzeyi ile üst düzeyde ilişkileri var ve Kıbrıslı Türklerin durumu ve konusu da yakından ilgili. Britanya yönetimi, resmen devlet olarak tanımasa da hem Tayvan, hem KKTC ile kurum ve kuruluşlar düzeyiyle temaslar halinde.
Eski Başbakan Tony Blair’in, Kıbrıslı Türklerle “yüksek düzeyde” ilişkilerini açıkça söylediği biliniyor. Her iki ülkenin durumu birbirinden pek farklı değil. Majestelerinin Hükümeti, Tayvan’ı Çin’in bir parçası olarak tanıyor. KKTC’yi de Kıbrıs’ın bir parçası olarak görüyor. Kıbrıs’ı bir bütün olarak ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıyor. KKTC ile resmi diplomatik ilişkileri bulunmuyor. Ancak bu otoritelerle değişik şekillerde ilişki içinde. Bugün Tayvan’a Amerika’dan ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden direkt uçuşlar yapılıyor” diyerek, konuyu aydınlattı.
Prof. Talmon, İngiltere’nin 1980 yılına kadar de facto ülkelere bu ülkeleri tanıdığına dair “sertifika” verdiğini, 1980’den sonra bu uygulamanın Dışişleri Bakanlığında değiştirildiğini ve artık vermediğinin de altını çizdi.

STAR KIBRIS 29/07/09

 

TÜRKİYE’Yİ ŞİKAYET ETTİLER

   

Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, “Türkiye’nin, Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesinde tahriklerde bulunduğu” iddiasını AB gündemine götürdüğü bildirildi.

Rum basını, Belçika’da gerçekleştirilmekte olan AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi toplantısına katılmak amacıyla Brüksel’e giden Kiprianu’nun, yakın geçmişte Yunan Cuntası’nın Barış Harekatı’na sebep olduğu şeklindeki açıklamalarıyla Rum tarafının tepkisini çeken İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt’le de görüştüğünü yazdılar.


Habere göre, Kiprianu, Bildt ile gerçekleştirdiği kırk dakikalık görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Bildt’in Avrupa Parlamentosu’nda yapmış olduğu açıklamaya ilişkin görüşlerini dile getirdiklerini, Bildt’in ise açıklamalarının “yanlış yorumlandığı” görüşünü ifade ettiğini savundu.

BİLDT’LE HER KONUDA

Bildt’e, her konuya ilişkin görüşlerini açıklama fırsatı bulduklarını belirten Kiprianu, Bildt ile sürekli temas halinde olma ve İsveç Dönem Başkanlığı sırasında işbirliği içerisinde bulunma konusunda anlaştıklarını ifade etti.


Gazete, Kiprianu ve Bakoyanni’nin, 27 AB üyesi ülkenin katıldıkları çalışma yemeği sırasında, ileri sürdükleri “Türkiye’nin, Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesindeki petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına yönelik kışkırtıcı tavırlarını” şikayet ettiklerini yazdı.
Kiprianu, Türkiye’nin petrol arama çalışmaları gerçekleştiren gemileri rahatsız ettiğini savundu.

TPAO’DAN DA YAKINDI

Kiprianu ayrıca, Türk Hükümeti’nin, Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO), bir kısmı Güney Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesi içerisine giren alanlarda petrol arama çalışması yapma izni verdiği iddiasında da bulunarak, bu durumu şikayet etti.


Diğer yandan Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni de, son dönemde Türk uçaklarının Yunan toprakları üzerinde uçtuklarını savundu ve Türkiye’nin “kışkırtıcı şüphe oluşturma politikası” güttüğü şikayetinde bulundu.


Bakoyanni ayrıca, Türkiye’nin AB sürecine de değinerek, “Türkiye’nin AB normlarına seçerek uymasının söz konusu olamayacağını ve Türkiye’nin attığı imzaya sahip çıkması gerektiğini” öne sürdü.

DİĞERLERİ

Diğer gazeteler ise konuya ilişkin haberleri şu başlıklarla yansıttılar:
FİLELEFTHEROS: “Baskı Olmaksızın Şikayet – Bildt Yanlış Yorumlamadan Bahsediyor”.
POLİTİS: “Markos’tan Türkiye’ye Mesaj – Türkiye’nin Uluslararası Hukuk ve Aday Ülke Olarak Yükümlülüklerini Çiğnediği Mesajını Verdi – Açıklamaları Konusunda Fikir Ayrılığı Bulunsa Da Bildt İle Samimi Diyalog”.
ALİTHİA: “İsveç Dışişleri Bakanı Açıklamalarının Yanlış Yorumlandığını Söylüyor”.
SİMERİNİ: “Belki Yanlış Anlaşıldım!”.
MAHİ: “Atina ve Lefkoşa Türkiye’yi Payladılar.”

STAR KIBRIS 29/07/09

 

ABHAZYA’YLA İŞBİRLİĞİ

   

Abhazya İş Kadınları Derneği ile dostluk ve işbirliği sözleşmesi imzalayan Kıbrıs Türk Kadın Heyeti KKTC’ye döndü.

Abhazya Cumhuriyeti’nin davetlisi olarak bu ülkede ve Rusya’da temaslarda bulunan Kıbrıs Türk Kadın Konseyi Başkanı ve Cumhurbaşkanı Talat’ın eşi Oya Talat başkanlığındaki heyet, dün gece KKTC’ye döndü. Heyet, Abhazya’da devlet ve hükümet yetkilileri ile temaslarının ardından İş Kadınları Derneği ile de bir “dostluk ve işbirliği” sözleşmesi imzaladı.

İŞBİRLİĞİ SÖZLEŞMESİ İMZALANDI

Abhazya Cumhuriyeti İş Kadınları Derneği Başkanı Yulia Gumba ile Kıbrıs Türk Kadın Dayanışma Konseyi Başkanı Oya Talat arasında imzalanan sözleşmede, ilk kez kurulan bu temastan duyulan memnuniyet belirtildi ve devam etmesi için gayretlerin süreceği vurgulandı.


“Savaş ve çatışma sonrası yıkıma uğrayan ülkelerin kalkınmasında kadınların aktif rolü ve katkısına” vurgu yapılan sözleşmede; ekonomik, sosyal, eğitim, kültür, turizm ve spor alanlarında işbirliği yapma kararlılığı dile getirildi. Sözleşmede şu ifadelere yer verildi:
“Aynı coğrafi bölgeden geldiğini bildiğimiz atalarımızdan bize kalan tolerans, hoşgörü ve insanlığa saygı felsefesinin taşıyıcıları olarak bizler başlattığımız işbirliği ve anlayış geliştirme sürecini mutluluk ve umutla karşıladığımızı duyurmak isteriz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Abhazya Cumhuriyeti halklarının, tüm dünya halkları gibi, temel insan haklarının sağlandığı özgürlük ortamında adil, çağdaş ve eşitlikçi bir yaşam sürmelerini diliyoruz.”

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ KANALIYLA İŞBİRLİĞİ SÜRMELİ
Abhazya dönüşünde ziyarete ilişkin değerlendirme yapan Oya Talat, Rusya ve Abhazya’ya yapılan bu ilk ziyaretten beklentilerin üstünde sonuç aldıklarını ve çok memnun kaldıklarını anlattı. Heyetin çok iyi ağırlandığına ve büyük ilgi gördüğüne dikkat çeken Talat, işbirliğine yönelik çalışmaların burada kalmamasını, sivil toplum örgütleri kanalıyla devamını diledi. Özellikle üniversiteler ve ticaret kesiminin bu bölgeyle ilişkilerini geliştirip işbirliği imkanları araması gerektiğini anlatan Talat, Abhazya’nın KKTC ile benzerliklerine vurgu yaptı ve birçok alanda deneyimlerin paylaşılabileceğini belirtti.

DOĞASINA HAYRAN KALDIK
“Yaptığımız ziyaret ve temaslar bir anlamda lobi faaliyetiydi. KKTC’nin buna çok ihtiyacı var ve devletin de desteğiyle bu faaliyetler diğer örgütlere de yayılarak geliştirilmeli” diyen Talat, bölgenin doğasına hayran kaldıklarını da anlattı. “Doğal botanik ortama hayran kaldık. İnanılmaz bir doğa, bitki örtüsü” diyen Talat, heyet üyelerine de teşekkür etti. KKTC’nin Rusya ve Abhazya’yla ilk temasını kuran Oya Talat başkanlığındaki heyet, Ticaret Odası temsilcisi Evren Bağlarbaşı Özerden, Müteahhitler Birliği temsilcisi Havva Yetkili, Yurtsever Kadınlar Birliği Başkanı Hatice Düzgün, Akova Kadınlar Birliği Başkanı Aysel Bodi, Mormenekşe Kadınlar Birliği’nden Hayriye Tokyay, Kız İzci Örgütü’nden Umure Örs, Kıbrıs Uluslararası Barış Araştırmaları Merkezi üyeleri ve YDÜ Öğretim görevlileri Dr. Fehiman Eminer ve Dr. Muhittin Özsağlam ile diğer yetkililer ve basından oluştu.

STAR KIBRIS 29/07/09

 

Kıbrıs'ta fırsat penceresi hep açık kalmayacak

ABD'nin Güney Kıbrıs Yönetimi Büyükelçisi Frank Urbancic, Kıbrıs'ta birçok ilerleme sağlandığını, ancak çözüm için oluşan fırsat penceresinin sonsuza kadar açık kalamayacağını söyledi.

AA

30 Temmuz. 2009 Perşembe

WASHINGTON - ABD'nin Güney Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic, Kıbrıs sorununda mevcut sıkıntılara karşın birçok ilerleme sağlandığını ve çözüm için bir fırsat penceresi bulunduğunu, ancak bu fırsat penceresinin sonsuza kadar açık kalmayacağını ve şimdi çözüm yönünde önemli çaba gösterilmesi gerektiğini söyledi.

Washington'da Woodrow Wilson Merkezi adlı düşünce kuruluşunda konuşan Urbancic, Kıbrıs'ta etnik çatışma yaşanmadığını, sınırın açık olduğunu ve iki tarafın da çözüm için çaba gösterdiğini anlatarak, "Şimdiye kadar tam 22 güvenlik artırıcı önlem üzerinde anlaşıldı. Şimdi de Yeşilırmak sınır kapısının açılması için çalışılıyor" dedi.

Kıbrıs'ta çözüm çalışmalarının iki tarafın inisiyatifinde yürütüldüğünü kaydeden Urbancic, taraflara çözüm dayatma yönünde hiçbir niyeti olmayan ABD'nin tüm arzusunun, görüşmeleri destekleyici, kolaylaştırıcı ve hızlandırıcı bir rol oynamak olduğunu söyledi.

Urbancic, AB'nin bu yıl sonunda Türkiye'nin adaylık performansını değerlendireceğini, KKTC'de de gelecek Nisan ayında cumhurbaşkanı seçimi yapılacağını hatırlatarak, çözüm için mevcut fırsat penceresinden, bu tarihlere kadar yararlanılması gerektiğini belirtti ve "fırsat penceresi sonsuza kadar açık kalmayacak" dedi.

TÜRK ORDUSU ÇOK İYİ
Büyükelçi Urbancic, Türkiye'nin bölgede önemli bir güç olduğunu, ancak bunun Türkiye'nin her dediğini yaptıracağı anlamına gelmediğini ifade ederek, "Türkiye pozitif bir rol oynuyor" diye konuştu.

Türkiye'nin güçlü bir ülke, Türk ordusu ve askerinin de çok iyi olduğunu belirten Urbancic, bunun örneğinin Kore'de görüldüğünü kaydetti.

Bir Rum diplomatın, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de petrol aramaya hazırlandığını ifade ederek bunu eleştirmesi üzerine Urbancic, Türk tarafının da Rumları, büyük bir ABD şirketiyle petrol aramaya çalışmakla suçladığını hatırlattı.

Urbancic, "Kimse tahrikkar davranmamalı, Kıbrıs'taki süreci tehlikeye atmamalı. Gerginliğin azaltılması gerekli" dedi.

“Türkiye’nin kontrolünde 40 nükleer bomba var”

NATO, Türkiye’de bulunduğu iddia edilen nükleer silahları sahiplenmedi. Öte yandan Amerikan Bilim Adamları Federasyonu ve İtalyan Silahsızlanma Bilim Adamları Birliği başta olmak üzere çeşitli kaynaklarca, 2009 yılı itibariyle Türkiye’de İncirlik üssünde 90 nükleer bombanın bulunduğunu iddia edilirken, bunların 50’sinin ABD ve 40’ının evsahibi ülke (Türkiye) kontrolünde olduğu ileri sürülüyor.

NATO, Soğuk Savaş döneminde Sovyet tehdidine karşı Türkiye, Belçika, Hollanda, Almanya ve İtalya’ya yerleştirildiği iddia edilen nükleer silahları sahiplenmedi.
NATO Sözcüsü James Appathurai, düzenlediği basın toplantısında, Belçika Senatosunun Avrupa’daki nükleer silahları tartıştığının hatırlatılması üzerine “NATO’nun hiçbir nükleer silahı yok. Nükleer silahlar üye ülkelere ait. NATO komutasında hiçbir (nükleer) silah yok” dedi.
Appathurai, NATO bünyesinde faaliyet gösteren Nükleer Planlama Grubu’nun “NATO müttefiklerinin bulundurduğu nükleer silahların güvenlik standartlarının belirlenmesine, diğer uzmanlık alanlarına ve finansmanına katkı sağlayarak bunların korunmasını güvence altına aldığını” belirtti.  NATO’nun bunun dışında nükleer silahlarla ilgili bir sorumluluğu olmadığını anlatan Appathurai, “Nükleer silahlar üye devletlerin kendilerine ait.  Bundan anlayacağınız (NATO üyelerindeki nükleer silahlar) Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nın kapsamına giriyor. Bu nedenle bunlar nükleer silaha sahip olduğunu deklare etmiş ülkelere ait” diye konuştu.  ABD nükleer silahlarına evsahipliği yaptığı iddia edilen NATO üyeleri Türkiye, Belçika, Hollanda, Almanya ve İtalya, 1968 yılında Birleşmiş Milletler genel kurulunda görüşülerek imzaya açılan ve 1970 yılında yürürlüğe giren Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nın kısa sürede parçası olmuştu.  Türkiye, 1 Ocak 1967 tarihinden önce nükleer silah ve patlayıcıya sahip olan ABD, Rusya, Fransa, İngiltere ve Çin’in “nükleer silah sahibi ülkeler” olarak kabul edildiği söz konusu anlaşmayı 28 Ocak 1969 tarihinde imzalamış ve 28 Kasım 1979 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile onaylayarak taraf ülke haline gelmişti.
Anlaşma uyarınca nükleer silah sahibi taraf ülkeler, nükleer silah sahibi olmayan ülkelere nükleer silah veya diğer nükleer patlayıcıları temin etmeleri ve yapmaları için yardımda bulunmamayı taahhüt ederken nükleer silah sahibi olmayan taraf ülkelerin bu silah ve patlayıcıları temin ya da imal etmemeleri gerekiyor.

TÜRKİYE’DE “TAKTİK NÜKLEER SİLAH” İDDİASIAmerikan Bilim Adamları Federasyonu ve İtalyan Silahsızlanma Bilim Adamları Birliği başta olmak üzere çeşitli kaynaklarca, 2009 yılı itibariyle Türkiye’de İncirlik üssünde 90 nükleer bombanın bulunduğunu iddia edilirken, bunların 50’sinin ABD ve 40’ının evsahibi ülke (Türkiye) kontrolünde olduğu ileri sürülüyor.
Uluslararası kaynaklara göre Türkiye’de daha önce Balıkesir ve Akıncı üslerinde tutulan nükleer silahlar ise 1996 yılında geri çekildi.  Bilim adamlarının Avrupa’daki Amerikan nükleer silahlarıyla ilgili hazırladıkları raporlarda, ABD’nin Türkiye’daki 90 “taktik nükleer silah” dışında Belçika’nın Kleine Brogel, Hollanda’nın Volkel ve Almanya’nın Büchel hava üslerinde 20’şer ve İtalya’nın Aviano hava üssünde 50 nükleer silah bulundurduğu iddia ediliyor. Yunanistan’ın Araksos üssündeki nükleer silahların ise 2001 yılında ABD tarafından tamamen geri çekildiği belirtiliyor. Bu durumda ABD’nin Avrupa’daki toplam 200 nükleer bombasının yarısına yakınına Türkiye evsahipliği yapıyor.
Nükleer silahlarla ilgili uluslararası raporlarda, ABD’nin 2005-2008 yılları arasında Almanya’dan 130, İngiltere’den 110 ve İtalya’dan 40 nükleer silahı geri çekerken Türkiye, Belçika ve Hollanda’daki nükleer cephanenin sabit kaldığı ileri sürülüyor.

BELÇİKA’DA NÜKLEER SİLAH TARTIŞMASI
Belçika’da nükleer silahların yasaklanmasını öngören bir yasa tasarısının Senatoya getirilmesi, siyasi arenada hararetli tartışmalara neden oluyor.  Sosyalist üye Philippe Mahoux tarafından Senatoya sunulan yasa tasarısında, ülkede bulunan ABD nükleer bombalarının yasaklanması isteniyor.  Belçikalı senatör Mahoux, “nükleer silahlardan arındırılma ile NATO’ya sadakat konularının tezat oluşturmadığını” savunurken, sunduğu yasa tasarısının NATO ve ABD’de yol açtığı rahatsızlığın bilincinde olduğunu, bu tasarının kolaylıkla onaylanacağına inanacak kadar “saf olmadığını” belirtiyor.  Belçika’daki tartışmalarda, nükleer silah stoklarından vazgeçilmesi iradesinin NATO anlaşmaları ve yükümlülükleri çerçevesinde mümkün olmadığını, “dayanışma” gerektiğini, “Avrupa’nın nükleer silahsız savunulamayacağını”, sunulan yasa tasarının “iyi bir fikir” olarak görülmediğini söyleyenler arasında, Liberal Senato Başkanı Armand De Decker de bulunuyor.  De Decker, “Pakistan’da iktidarın ve dolayısıyla nükleer silahların Taliban’ın eline geçmesi halinde, Avrupa’da konuşlandırılan nükleer silahların caydırıcı olacağı” örneğini veriyor.
Yasa tasarısına muhalifler, Belçika’nın dünyanın en önde gelen silah üreticileri ve ihracatçıları arasında yer aldığını, NATO’nun Avrupa Kuvvetleri Komutanlığı (SHAPE) ve Genel Merkezinin Belçika’da bulunduğunu da hatırlatıyor.

NATO’YA GÖRE “NÜKLEER CAYDIRICILIK” POLİTİKASI DEĞİŞMEDİ
NATO Sözcüsü James Appathurai, NATO’nun nükleer caydırıcılık politikasının değişmediğini vurgulayarak, “Buna göre NATO üyelerinin güvenliğinin sağlanması ve caydırıcılık için konvansiyonel silahlar yanında asgari düzeyde nükleer kapasite bulundurulması zorunlu” dedi.
Appathurai, NATO’nun yeni stratejik belgesi hazırlanırken nükleer politikasını gözden geçirebileceğini fakat “bugüne dek hiçbir üye ülkeden (nükleer politikada) hiçbir değişiklik talebinin gelmediğini” ifade etti.

 MILLIYET 30/07/09

 

16 bin yıllık Ana Tanrıça figürü bulundu

Kahramanmaraş'ta 16 bin yıllık olduğu tahmin edilen ana tanrıça figürü bulundu







KAHRAMANMARAŞ - Döngel Köyü Direkli Mağarası'nda yapılan arkeolojik kazılarda 16 bin yıllık olduğu tahmin edilen Ana Tanrıça figürüne ulaşıldığı açıklandı.

Kente 72 kilometre uzaklıkta Yrd.Doç.Dr. Cevdet Merih Erek yönetimindeki kazılarda, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Mustafa Kemal Üniversitesi ve Gazi Üniversitesinden gelen 17 öğrenci araştırmalarda bulunuyor. Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Erek, Direkli Mağarası'nda devam eden kazılarda buldukları figürün Anadolu'daki tanrıça kültürünün 14 ila 16 bin yıl geriye gitmesine sebep olduğunu söyledi. 2007 yılında başlayan kazılarda bu güne kadar 7'nci arkeolojik seviyeye kadar ulaşılırken, bu yıl yapılan araştırmalarda çok önemli bir bulguya ulaşıldığını, 15 gündür devam eden kazılarda, pişmiş topraktan yapılmış 16 bin yıllık olduğu düşünülen ceviz büyüklüğünde Ana Tanrıça figürü bulunduğunu belirten Yrd.Doç.Dr. Erek, “Bu bulguyla birlikte Anadolu'da Neolitik çağda (Cilali Taş devri) var olduğu düşünülen Tanrı inanışı, 3'üncü Epipaleolitik döneme (Yontma Taş devri) kadar ulaştı. Oldukça küçük ve stilize olan bu figürümüz pişmiş topraktan yapılmış son derece stilik bir figürdür. Bulunan Ana Tanrıça figürüne akademik ve arkeolojik açıdan değer biçmek mümkün değil” diyerek şu bilgileri verdi: “Direkli Mağarası kazıları Türkiye'deki 3'üncü Epipaleolitik dönemle, çağla ilgili olan bir kazıdır. Önemi şuradan kaynaklanıyor; Direkli Mağarası'nın kültürel dolgusu, bu güne kadar yaptığımız kazılarla elde ettiğimiz kültürel dolgusu, içerisindeki Epipaleolitik dediğimiz bir dönemi ifade etmesi nedeniyledir. Ve buda Yakın Doğu’dan yani, Doğu Akdeniz koridorundan itibaren insanın kültürel göç yolu üzerindeki önemli bir merkez olmasından kaynaklanmakta. Epipaleolitik kültür dönemleri Anadolu’da mağara içi buluntusu olarak son derece azdır. Direkli Mağarası kazısı yapılan bu dönemin önemli bir bilgi kaynağı olarak kaydedilmelidir. Ve kazılarımızda bu güne kadar toplam 7 arkeolojik seviyeye kadar kazabildik. Her sene birer aylık bir çalışma süresi izlemekteyiz.

KADININ DEĞERİ ANLATILIYOR

Bu figür doğuran bir kadının bereketle birlikte toplumun içerisindeki konumunu da belirlemekte. Bu sebeple bu vasfı ile Anadolu'nun en eski kadınının çok kıymetli ve değerli olduğu ortaya çıkıyor. Tanrı kültürleri çok daha geç dönemlerde karşımıza çıkarken, Anadolu için en eski 16 bin yıl gibi bir rakama kadar geriye gidebiliyorsak, Anadolu'da tanrıça kültürüyle birlikte kadının toplum içerisindeki yeri çok üstün bir noktada. Kazılarımızda ele geçen diğer çok önemli unsurlar, taştan yontulmuş, çakmaktaşından yontulmuş, aletlerdir. Bunlarla ilkel toplama işlemlerini gerçekleştirmekteler. K4esme, delme gibi işlemlerini gerçekleştirmekteler. Özellikle çakmak taşının dışında, melendis kökenli obsidyenlerin, obsidyen dediğimiz taşların da burada bulunmuş olması, orta Anadolu'yla Maraş arasında bir bağlantının da olduğunu gösteriyor. Bu açıdan bu taşın da burada bulunması önemli. Ayrıca Epipaleolitik insanının süslenmede kullandığı aşı boyalarının, kemikten, taştan ve denizel yumuşakçalardan yaptığı kolye taneleri, boncukların da çok miktarda kazıda çıkmış olması Epipaleolitik dönemin kültürel perspektifinin de ortaya çıkması açısından son derece önemli.” Mağaradaki araştırmalar devam ederken, bulunacak eserler Kahramanmaraş Müzesi'ne teslim edilecek. Ayrıca, iç düzenlemesi devam eden Kahramanmaraş Müzesi'nde Direkli Mağarası'nı yansıtacak bir bölüm oluşturularak eserler burada tanıtılacak.

RADIKAL 30/07/09

 

"Hedef, 2010′un ilk

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, bugün gerçekleştirdiği haftalık basını bilgilendirme brifinginde, hedeflerinin, Kıbrıs sorununa yılbaşından önce adil ve kapsamlı bir çözüm bulmak ve hazırlanacak çözüm planını en geç 2010 yılının ilk aylarında referanduma sunmak olduğunu belirtti.
Erçakıca, bugün tarafların "vatandaşlık, yabancılar ve sığınma" konularında geçtiğimiz hafta sundukları görüşlere karşılıklı yanıt    vererek, bu konunun tamamlanmasını ve gelecek görüşmede ikinci tur görüşmelere geçilmesini beklediklerini de kaydetti.
Hasan Erçakıca, bugün ayrıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas′a ikinci tur görüşmelerin yöntemine ilişkin sunulan düşüncelere cevap beklediklerini söyledi.
 "HEDEF, GÖRÜŞMELERİN
HIZLANMASI"
Erçakıca, bugünkü toplantıda ayrıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından, Hristofyas′a, ikinci tur görüşmelerin yöntemine ilişkin olarak sunulan düşüncelere yanıt beklediklerini ifade ederek şöyle dedi:
"Hatırlanacağı gibi, Cumhurbaşkanımız, ikinci turda, ′Yönetim ve Güç Paylaşımı′ ile ′Mülkiyet′ başlığı altında yer alan önemli uzlaşmazlık noktalarının iki lider tarafından ele alınmasını, bu arada iki liderin temsilcileri olarak Özdil Nami ile Yorgos Yakovu′nun diğer konulardaki farklılıkları giderme çalışmalarını sürdürmelerini önermişti.
Tahmin edileceği gibi, Kıbrıs Türk tarafı olarak bu öneriyi yapmamızın nedeni, görüşmeleri etkin ve hızlı bir şekilde sürdürebilmektir. Bu arada, bizim hedefimizin; Kıbrıs sorununa yılbaşından önce adil ve kapsamlı bir çözüm bulmak ve hazırlanacak çözüm planını en geç 2010 yılının ilk aylarında referanduma sunmak olduğunu da tekrarlamam gerekiyor. Görüşme yöntemine ilişkin olarak sunduğumuz öneriler, bu hedefimiz ile uygunluk teşkil etmektedir."
 "RUMLAR, TÜRKİYE′NİN AB SÜRECİNİ KULLANMAYA ÇALIŞIYOR"
Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının dikkatinin görüşme sürecinden daha çok, Türkiye′nin Avrupa Birliği (AB) sürecine ve bu süreci kullanarak, Kıbrıs sorununda avantajlar elde etmeye yoğunlaştığının da bir gerçek olduğunu belirtti.

HALKIN SESI 30/07/09

 

Erçakıca: Hayal kırıklığı yarattı

İngiltere Yüksek İdare Mahkemesi’nin kararı, KKTC’de tepkiyle karşılandı

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, İngiliz Yüksek İdare Mahkemesi’nin İngiltere’den KKTC’ye direkt uçuşlarla ilgili olumsuz kararını “hayal kırıklığı” olarak niteledi.
   Haftalık basın brifinginde KTHY ve KTHY’nin İngiltere’deki tur operatörü CTA Holidays Limited’in, İngiltere ve Kuzey Kıbrıs arasında tarifeli ve charter uçuş izin talebinin İngiliz hükümeti tarafından reddedilmesi üzerine İngiliz Yüksek İdare Mahkemesi’nde açtığı davanın reddedilmesi konusuna da değinen Erçakıca, “olumlu bir kararın Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılması yönünde destekleyici bir adım olacağı ve özellikle kuzeydeki ekonomik gelişmelere katkı sağlayabileceği düşünüldüğünde” bir “hayal kırıklığı” olduğunu vurguladı.
   Erçakıca, “maalesef, İngiliz Yüksek İdare Mahkemesi, KTHY’nın Birleşik Krallık ve Kuzey Kıbrıs arasındaki direkt uçuşların Chicago Konvansiyonu’na aykırı olmayacağı, dolayısıyla uluslararası hukuk ihlali oluşturmayacağı yönündeki iddialarını reddetti” dedi.
   Erçakıca, her iki şirketin de bu kararı istinaf etmeye karar verdiğini ifade ederek, “Biz, şirketlerimizin bu konudaki mücadelesine destek olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
   Erçakıca, Tayvan örneğini de vererek, burayı tanımamasına rağmen İngiltere’nin söz konusu destinasyona direkt uçuş yaptığını kaydetti.
   Erçakıca, bir soru üzerine, Başbakan’ın bu kararla ilgili hayal kırıklığı ve eleştirisine kendilerinin de katıldığını söyledi.

Cumhurbaşkanı, anıtla ilgili gelişmeleri dikkatle izliyor

   Cumhurbaşkanlığı sözcüsü, “Milli Egemenlik Anıtı” konusundaki tartışmaların ve Cumhurbaşkanı’nın anıtın açılış töreni olduğu gün İstanbul’a gitmesinin anımsatılması üzerine, Cumhurbaşkanı’nın İstanbul ziyaretinin çok önceden ayarlandığını, anıtın açılış töreniyle ilgili de Cumhurbaşkanı’na ayrı bir randevu ya da ayarlama talebi gelmediğini, sadece davetiye gönderildiğini söyledi. Erçakıca, bu gibi ziyaretlerin çok önceden ayarlandığını belirterek, anıt konusundaki gelişmeleri Cumhurbaşkanı’nın dikkatle izlediğini söyledi.

Mal Tazmin Komisyonu ve AİHM onayı

   Erçakıca, Mal Tazmin Komisyonu’nun son kararlarından birinin, AİHM tarafından onaylanması konusundaki bir soru üzerine, AİHM’in konuyla ilgili değerlendirmesinin bugün ellerine geçeceğini, ancak şu ana kadar karardan edindikleri bilgi dikkate alındığında, bu karar sayesinde konuyla ilgili çalışmalarda etkin bir yol açılacağını belirtti.

İlk tur bugün tamamlanıyor

   Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmayı amaçlayan müzakerelere, bugün, “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altında ele alınan “vatandaşlık, yabancılar, göç ve sığınma” konusu ile devam edilecek.
   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, geçtiğimiz hafta içerisinde tarafların sunduğu görüşlere bu hafta karşılıklı olarak cevap verileceğini belirterek, “Kıbrıs Türk tarafı olarak biz, bu görüşmede bu konunun tamamlanmasını ve gelecek görüşmede ikinci aşamaya geçilmesini beklemekteyiz” dedi.
   Erçakıca, bugünkü toplantıda ayrıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından, Hristofyas’a, ikinci tur görüşmelerin yöntemine ilişkin olarak sunulan düşüncelere yanıt beklediklerini ifade ederek şöyle dedi:
   “Hatırlanacağı gibi, Cumhurbaşkanımız, ikinci turda, ‘Yönetim ve Güç Paylaşımı’ ile ‘Mülkiyet’ başlığı altında yer alan önemli uzlaşmazlık noktalarının iki lider tarafından ele alınmasını, bu arada iki liderin temsilcileri olarak Özdil Nami ile Yorgos Yakovu’nun diğer konulardaki farklılıkları giderme çalışmalarını sürdürmelerini önermişti.
   Tahmin edileceği gibi, Kıbrıs Türk tarafı olarak bu öneriyi yapmamızın nedeni, görüşmeleri etkin ve hızlı bir şekilde sürdürebilmektir. Bu arada, bizim hedefimizin; Kıbrıs sorununa yılbaşından önce adil ve kapsamlı bir çözüm bulmak ve hazırlanacak çözüm planını en geç 2010 yılının ilk aylarında referanduma sunmak olduğunu da tekrarlamam gerekiyor. Görüşme yöntemine ilişkin olarak sunduğumuz öneriler, bu hedefimiz ile uygunluk teşkil etmektedir.”

Güney’deki anket Rum halkının pek de umutlu olmadığını gösteriyor

   Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma çabaları devam ederken, Kıbrıs Rum tarafında yayınlanan bir anketin, Kıbrıs Rum halkının çözüm konusundaki umutlarının çok yüksek olmadığını ortaya koyduğunu anımsatan Hasan Erçakıca, bu anketin Kıbrıs Türk halkı içinde de yankı bulduğunu ifade etti.
   Erçakıca, benzer izlenimleri Kıbrıs Türk kamuoyundan da edindiklerini, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmayı amaçlayan görüşmelerin uzamakta oluşu ve yeterli oranda verimli olamamasının, Kıbrıs Rum halkında olduğu gibi, Kıbrıs Türk halkında da bezginlik yarattığını ve görüşme sürecine güveni sarsarken, halkın beklentilerini de olumsuz şekilde etkilediğini vurguladı.

KIBRIS 30/07/09

 

Parties welcome direct flights ruling
By Jacqueline Agathocleous

THE BRITISH High Court of Justice’s decision to reject a request to allow flights between Britain and the occupied airport of Tymvos was yesterday met with a chorus of approval by Cypriot politicians and diplomats.

The Court’s Queen Bench Division decided to reject the request, which was submitted by Turkish Cypriot Airlines in co-operation with British travel agency CTA Holidays Ltd.

The ruling was described as “especially significant” by the Legal Services, which yesterday announced that for the first time ever, the Treaty of Chicago regarding the Cyprus Republic’s sovereignty had been interpreted by a court.

“We need to note with satisfaction the extremely positive findings of the British Court and especially the fact that it ruled that the Cyprus Republic enjoys exclusive sovereignty on the entire land and surrounding sea and air space, independent of whether or not it exercises exclusive control over them,” said the Services.

Communications Minister Nicos Nicolaides expressed his “absolute satisfaction” with the ruling.

“This is an extremely important decision by the British High Court of Justice; it effectively creates the preconditions to cease the illegal flights of Tymbou Airport.”

He said such decisions vindicated Cyprus and made it clear that any kind of occupation could not impose on the people’s and country’s rights.

“We feel that this ruling will contribute to the Cypriot people’s fight to restore legality and their rights,” said Nicolaides.

Meanwhile, Foreign Minister Markos Kyprianou was yesterday asked to comment on an announcement by the British Foreign Office following the ruling, calling for support towards efforts of ending the isolation of the Turkish Cypriot community.

“The so-called isolation of the Turkish Cypriots will end when the Turkish occupation ends and the Cyprus problem is solved; this is where our efforts need to be centred and not any other initiative in between,” said Kyprianou.

“We are the first to support the Turkish Cypriot community, but any moves need to be made within the framework of international and European justice,” he added.

Commenting on the High Court decision, Kyprianou said it was a legal decision, whereby international treaties have been implemented; “and this is something that the Turkish side needs to understand. International justice binds all countries and especially the member states of the EU.”

CYPRUS MAIL 30/07/09

 

Cyprus flag stunt gets harsh welcome in the north
By Daniel Thomas

A TURKISH Cypriot man was briefly detained by police in the north after draping himself in a Cyprus Republic flag and parading around occupied Famagusta.

According to Turkish Cypriot daily Afrika, Korai Basdogroulmaci took the initiative to display his allegiance to the Republic of Cyprus after a night of drinking on Sunday.

He donned a T-shirt with Greek writing on it and draped the Cyprus flag around his shoulders.

What followed is less clear. Kibris newspaper reported that when Basdogroulmaci was confronted by a citizen who questioned his choice of regalia, he proceeded to attack him and was subsequently arrested.

However, Afrika reported a slightly more gripping sequence of events.

It said Basdogroulmaci was approached by a lieutenant of the ‘Turkish Cypriot Security Forces’, who began speaking to him in English, thinking that he was a Greek Cypriot.

When Basdogroulmaci assured the lieutenant in Turkish that he was in fact a Turkish Cypriot, the lieutenant began insisting that he replace the Cypriot flag with a Turkish one. According to the report, Basdogroulmaci refused and the lieutenant took the matter into his own hands, and attempted to take the flag from him. A tussle ensued and Basdogroulmaci was briefly detained before being released on bail.

The incident comes two weeks after Turkish flags were placed at a number of locations around Paphos by a man suspected to be Greek Cypriot.

CYPRUS MAIL 30/07/09

 

Stefanou: be careful what you wish for
By Stefanos Evripidou

Parties raise questions about ECHR ruling on Turkey property settlement

NO ONE can deprive anyone the right to seek legal redress but Cypriots need to think twice before they undertake initiatives that may harm efforts for a Cyprus settlement, said government spokesman Stefanos Stefanou yesterday.

The spokesman was commenting on the friendly settlement between Greek Cypriot Andromachi Alexandrou and Turkey over occupied land in the north that was endorsed by the European Court of Human Rights (ECHR) on Tuesday.

Alexandrou dropped her case against Turkey, asking instead for the ECHR to approve an agreement reached with the ‘property commission’ in the north, providing for the restitution of part of her occupied property along with a payment of £1.5 million Sterling to her and her children as compensation in lieu of their properties and for loss of use.

Stefanou called on all Cypriots to think twice before they undertake any initiatives or take any decisions or actions that may harm efforts for a Cyprus settlement or the interests of the Republic of Cyprus.

Most commentators were in agreement yesterday that the ECHR endorsement did not constitute recognition of the legality or effectiveness of the ‘property commission’ in the north, as Turkey is keen to show. However, they also highlighted that it wasn’t exactly a positive development given that the ECHR is due to examine the validity of the commission this November in eight test case applications by Greek Cypriot refugees against Turkey. The ECHR only examines cases after all local options have been exhausted.

If the commission is deemed to provide adequate legal remedy to Greek Cypriots then they will lose automatic recourse to the Strasbourg-based court and will be forced instead to seek redress at the commission in the north first.

Asked if he would recommend that no other applications be lodged by Greek Cypriots against Turkey at the ECHR, Stefanou said that no one can deprive anyone the right to claim his rights in every legal way.

He noted, however, that such issues could not be resolved through any compromise with the occupation force but through the comprehensive settlement of the Cyprus question.

The spokesman further highlighted that the compromise made with Turkey did not clarify when part of Alexandrou’s property would be returned or whether she would have free use of that property.

AKEL’s Aristophanes Georgiou said Alexandrou’s compromise was not logical. The Chairman of the House Refugee Committee said: “It was a compromise which in essence traded a plate of lentils for a whole house.”

Human rights lawyer Achilleas Demetriades said the friendly settlement effectively provided compensation for the expropriation of Alexandrou’s land which represented two to ten per cent of the real value of her property.

“I wouldn’t be surprised if Turkey pays the sums it owes in other cases by November” to show that the system set up with the property commission was working just fine, said Demetriades. He noted that around 50 of the 350-odd applications to the commission have been settled.

Loucis Loucaides, a former ECHR judge, accused Alexandrou of pursuing personal interests over those of the country, while DIKO’s Fotis Fotiou called on all refugees to refuse to participate in any transaction with the occupying power.

Chairman of the House Legal Affairs Committee, Ionas Nicolaou, said the settlement was a “worrying development” as it could encourage others to pursue the same channels. It is also the second settlement with the commission ratified by the ECHR, after the Tymvios case last year.

The DISY deputy highlighted that there has yet to be a case at the commission where land was returned, adding that it was unable to secure anyone’s rights.

CYPRUS MAIL 30/07/09

 

Ambassadors meet to get their stories straight
By Daniel Thomas

CYPRUS’ ambassadors overseas attended a series of meetings at some of the island’s top political and economic institutions yesterday. The visits bring to a close an annual summit aimed at strengthening co-ordination and calibrating goals among the country’s diplomatic corps.

The group of over 40 ambassadors and honorary consuls arrived at the Foreign Ministry on Wednesday morning, where they held talks with minister Marcos Kyprianou. He hailed the annual event as a “valuable institution that not only gives the ambassadors the opportunity to be informed by the President, ministers and the rest of the political leadership, but also provides a platform for the exchange of opinions between them regarding the matters that they have to handle.”

Kyprianou added that it was of pivotal importance to hold such a meeting, as due to Cyprus’ small size, it was not possible to send ambassadors to every country and therefore the co-ordination and organised division of regional responsibilities was a key ingredient to Cyprus’ success on the international scene.

The foreign minister also said that it is very important to hear the experiences of all the diplomatic missions, because each one has to deal with individual particularities, “especially now that we are entering this crucial stage of the negotiations process and other demands of the EU”.

Following the engagement at the foreign ministry, the diplomats attended meetings with the Director General of the Employers and Industrialists Federation of Cyprus (OEB) Michalis Pilikos, with economic diplomacy and the international promotion of Cyprus’ business interests top of the agenda.

Speaking to the Cyprus Mail, Pilikos explained that the role of OEB was to provide all possible assistance for ambassadors to be able to pave the way for strengthening the Cypriot economy through international investment.

According to Pilikos, this is a two-tiered process that involves attracting foreign investors to Cyprus while also identifying sectors in foreign markets were Cypriot companies could become involved in.

Pilikos asserted that “it is perfectly understandable that the successful solution of the Cyprus problem is the priority in the diplomats’ current operations, however Cyprus’ foreign policy cannot be restricted to one problem.”

This, he said, was even more relevant in the current context of economic crisis. Pilikos also expressed his belief that due to the global economic crisis and Cyprus’ small size, “some companies cannot survive if they remain within the boundaries of the island”, meaning that the ambassadors’ role as economic representatives was essential.

Following the economic briefing, the diplomats held talks at the Presidential Palace with President Christofias, providing the President with the ability to outline the broader policies that determine Cyprus’ foreign missions while also allowing the diplomats to discuss the variety of different political environments in which they operate.

Speaking after the meeting, Government spokesman Stefanos Stefanou said that while communication with the foreign ambassadors was constant throughout the year, the importance of the meeting was more than symbolic, as it allowed the President to hold a dialogue with all the ambassadors simultaneously.

This is a necessary undertaking, as the complicated task of devising an overarching foreign policy that can suit the politics of all the different countries where diplomats serve is made much easier when the ambassadors can all provide their expertise of their assigned countries to each other.

Stefanou asserted that Cyprus has “a central design to its foreign policy and a specific stance as far as the international relations of the Republic of Cyprus is concerned”, and that the President’s consultation to the ambassadors was conducted “through this lens, both for the general and specific issues of foreign diplomacy.”

Stefanou also clarified that the primary goal of Cyprus’ diplomatic missions was the “attainment of a solution to the Cyprus problem that will lead to the end of occupation and the reunification of Cyprus as a bizonal, bisectional federation based on the relevant UN resolutions.”

CYPRUS MAIL 30/07/09

 

Sylikiotis tackles deeds issue head on
By Stefanos Evripidou

Minister plans sweeping changes to property law

THE INTERIOR Minister yesterday announced a series of measures, including a town planning amnesty, to untie the “Gordian knot” keeping 130,000 properties on the island without title deeds.

Neoclis Sylikiotis said yesterday the ministry had taken action to counter “malevolent” foreign press reports about the title deeds saga. He attributed the reports to ‘ulterior motives’ that either sought to strengthen Cyprus’ competitors in the foreign investment market or compare the Republic’s treatment of buyers with the abuse of Greek Cypriot properties in the north.

The minister announced a number of legal proposals that seek to tackle the complex problem of “trapped buyers” who are tied to a building that they cannot sell because they don’t have the title deed.

The new proposals include the introduction of a completely new system for issuing title deeds which will be divided into three categories, as well as penalties and a “name and shame” policy for developers that delay title deed applications.

This was the first time that a government had acquired a “comprehensive view” of the wider problem, said Sylikiotis, adding that bold steps had to be taken and not piecemeal changes.

“The water is running now and very soon people will start getting title deeds,” he said.

There are currently around 130,000 units (houses, flats, hotels) without title deeds, while only 20,000 applications for title deeds have reached the Land Registry. This translates to a lot of uncollected revenue for the state in terms of taxes on transfers and other costs.

Finance Minister Charilaos Stavrakis has previously noted that €700m was collected in total tax revenues from property sales in 2008, while forecasts for 2009 were less than half that amount.

Sylikiotis told reporters that he hoped the 20,000 pending title deeds would be issued by June 2010. He further noted that in the free areas of Famagusta alone, around 25,000 titles had not been issued.

Head of the Land Registry, Andreas Christodoulou said that for every 10,000 titles and transfers completed, the state would receive between €100m and €120m.

The five legal proposals target amendments to existing laws on Town Planning, the Regulation of Roads and Buildings, Immoveable Property, the Sale of Land, and Contract Law.

Interested parties may read the proposals on the ministry website and submit their comments by the end of next month. The minister hopes to table the amendments before parliament by September and have them voted into law by the end of the year so the town planning amnesty can begin in 2010.

One of the proposals is to create a three-tier system of issuing title deeds, though ministry officials acknowledge they are not certain whether the system will pass legal scrutiny yet.

The first type of title deed will be a “complete” title deed which is the same as what is issued today. The next type is called the “incomplete” title deed. This will be issued with an appendix noting any unauthorised but minor extensions or modifications that go beyond the issued permit, or in cases where it is not possible to identify the property boundaries for which a single unit of the whole project has exclusive rights. The third type is called the “limited” title deed, which will also have an appendix recording unauthorised yet substantial changes or extensions. This latter title won’t have legal status, meaning the owner can’t sell their property nor can they mortgage it.

Sylikiotis explained that the title deeds hierarchy would be effective since a deed could be upgraded or downgraded, depending on developments.

The ministry also proposed imposing fines in cases where owners are reluctant to meet their obligations, thereby preventing the issuing of title deeds in the name of buyers who have met all their obligations. Another proposal is to make public the names of companies who are considered “repeat offenders” of this practice. This way, every future buyer knows the credibility and capabilities of the various developers, said the minister.

The ministry also hopes to make it compulsory to submit the contract of sale to the Land Registry, with specific sections of a building delineated as set out in the contract. Another innovation will be to give competent authorities the power to take the initiative and issue permits on the request of the buyer.

“For example, where the developer fails to submit the necessary applications for approval of certain irregularities or uses the irregularities of buyers not to proceed with issuing certificate of approval or title deed, the competent authority may, after representations from the purchasers, automatically proceed with the examination of the building and issue various permits and approvals, with or without special notifications,” said Sylikiotis.

The amnesty will be handled by three-member committees in each district that will deal with expansions or modifications that represent up to 30 per cent of the original permit. However, this only applies to buildings constructed before the law is passed.

CYPRUS MAIL 30/07/09

 

KAPSAMLI ÇÖZÜMÜN YERİNİ TUTMAZ

   

Star Kıbrıs, İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın Haziran’da 60 Kıbrıslı Türk dernek adına İngiltere Başbakanlığına teslim edilen ve ATAD’ın Orams davası kararından duyulan endişeleri anlatan başvuruya verilen cevabı ele geçirdi.

Kerem HASAN

Kıbrıs sorunu ile ilgili ve özellikle mal/mülk konularıyla ilgili STAR KIBRIS’ın elde ettiği İngiltere Hükümetini temsilen “Foreign and Commonwealth Office” (Dışişleri Bakanlığı) resmi şok yazılı açıklaması:

• FCO: “Kıbrıs Türk ekonomisine her hangi bir olumsuzluk getirebilecek bir sonuç ve Kıbrıs sorununun çözüm sürecini baltalayacak bir sonucu, İngiltere’nin çıkarına değildir
• FCO: “Özel mülk davaları her hangi bir kapsamlı çözümün yerini tutamaz”
• FCO: “İngiltere hükümeti olarak bu davaya müdahil olmamız uygun olmayacaktır. İngiltere iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitlik temelinde bir federal çözümden ve BM parametrelerin öngördüğü şekildeki bir çözüme bağlıdır”

İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın Haziran’da 60 Kıbrıslı Türk dernek adına İngiltere Başbakanlığına teslim edilen ve ATAD’ın Orams davası kararından duyulan endişeleri anlatan başvuruya verilen cevapta, özel mülk davalarında alınan kararların “kapsamlı çözümün yerini tutmayacağı” belirtildi.

18 Haziran’da Başbakan Gordon Brown'a iletilmek üzere verilen mektupta, ATAD kararının KKTC'de ev ve arsası bulunan binlerce İngiliz açısından felakete eş değerde bir sonucun ortaya çıkmasına yol açacağına dikkat çekilirken, kararın ayrıca sürmekte olan müzakerelerde barışçıl bir çözüme ulaşılması şansına da zarar verdiği uyarısı yapılmıştı.

İngiltere Hükümeti’ni temsilen “Foreign and Commonwealth Office -FCO” (Dışişleri Bakanlığı) verilen mektupla ilgili olarak bir cevap yayınlarken, bu cevapları içeren mektup STAR KIBRIS tarafından ele geçirildi.
FCO’ya bağlı Avrupa Bakanlığı adına, Baroness Kinnock of Holyhead imzasıyla yazılan 20 Temmuz 2009 tarihli mektup, ilk kez resmi bir şekilde ve yazılı olarak İngiltere hükümetinin Kıbrıs sorunu ve mal-mülk konularında, bu ülkeyi bağlayıcı nitelik taşıyan evrak olarak dikkati çekiyor.

Yapılan resmi hükümet açıklamasında, “Kıbrıslı Türklerin ATAD kararından dolayı kuşku duydukları, kuşkularının; kararın Kıbrıs Türk ekonomisine negatif etkileri olabileceği ve Kıbrıs sorununun çözümü sürecini de baltalayabileceği vurgulanarak, her ikisinin de İngiltere’nin çıkarına olmadığına” dikkat çekildi. Resmi mektupta ayrıca davanın geniş etkilere yol açabileceği, “ancak mahkemeler yolunu kullanmak isteyen insanlara karşı herhangi bir engel konulamayacağı, bunun uygunsuz olacağı” da yazıldı. ATAD’ın, Avrupa Birliği hukuku ile ilgili bir karar verdiğini ve [Orams] davanın tekrar İngiltere istinaf mahkemesine döndüğü hatırlatıldı.

Kamu poliçesi vurgusu

İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın yapmış olduğu açıklamada, İngiltere İstinaf Mahkemesi’nin davayı görüşeceği belirtilirken, “Şu an AB hukukuyla ilgili istenilen sorulara yanıt alınmıştır. Bundan sonra dava tekrar istinaf mahkemesine dönecek ve mahkeme orada nasıl hareket edeceği konusunda bir karar üretecek, bunun içinde Kamu Poliçesi sorusu da vardır” denildi.
“Dolayısıyla mahkeme devam ederken, İngiltere hükümetinin mahkemeye müdahil olması uygun olmayacak” ifadesi kullanılırken, bu sözlerle, ilk kez İngiltere hükümeti resmi bir şekilde Orams Davasına müdahil olmayacağını açıkça vurgulamış oldu.

BM parametrelere bağlılık

Mektupta, Kıbrıs sorununa da değinilerek, İngiltere’nin Birleşmiş Milletler çözüm parametrelerine bağlı olduğu bir kez daha anlatıldı. “İngiltere Hükümeti, BM parametrelerine bağlı olarak, iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayanan federal bir çözüme bağlıdır” denilirken, “Dolayısıyla komplikeli olan mal/mülk sorununun kapsamlı bir şekilde çözümlenmesinin, sadece içerikli bir kapsamlı çözümde mümkün olduğunu düşünmekteyiz” şeklinde devam edildi.

Özel davalar, çözüm yerini tutmaz

FCO’nun resmi mektubunda ayrıca (Kıbrıs Türk tezine uygun olarak), mülk konularının kapsamlı bir çözümde ortadan kalkabileceği de yazıldı. Mektupta ayrıca özetle şu ifadelere yer verildi: “Özel hukuki prosedürlerin (Özel mülk davalarındaki mahkeme kararları), iki toplum tarafından bulunacak dengeli ve kapsamlı çözümün yerini alamaz.

Ancak Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk liderlerinin, ATAD kararından sonra bize yapmış oldukları açıklamalar, kendilerinin çözüm sürecine bağlı oldukları şeklindedir.
Ne kadar zorluk olsa, dış olayların liderleri çözüm sürecinden uzaklaşmaları iki toplumun yararına olmayacaktır.
Mal/mülk konularını da kapsayan kapsamlı bir Kıbrıs çözümün gerçekleşmesi için liderlerin önünde eşsiz bir fırsat vardır.”

İşte Orams davası konusunda İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın resmi görüşleri:

- Kıbrıs Türk ekonomisine her hangi bir olumsuzluk getirebilecek ve Kıbrıs sorununun çözüm sürecini baltalayacak bir sonuç, İngiltere’nin çıkarına değildir.

- Özel hukuki prosedürler (Özel mülk davalarındaki mahkeme kararları), iki toplum tarafından bulunacak dengeli ve kapsamlı çözümün yerini alamaz

- İngiltere hükümetinin bu davaya müdahil olması uygun değildir. İngiltere iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitlik temelinde BM parametrelerinin öngördüğü şekilde federal bir çözüme bağlıdır.

STAR KIBRIS 30/07/09

 

HEDEF, REFERANDUM

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma müzakereleri çerçevesinde bugün saat 10.00’da yeniden buluşuyor.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma müzakereleri çerçevesinde bugün yeniden görüşecek. Her zamanki gibi ara bölgedeki BM tesislerinde gerçekleşecek görüşme saat 10.00’da başlayacak. Görüşmede, liderler, birbirlerine, geçtiğimiz hafta açılış konuşmalarını yaptıkları, “Göç, Vatandaşlık, Yabancılar ve Sığınma” hakkında resmi yanıtlarını verecek.

2010’un ilk ayları

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dün gerçekleştirdiği haftalık basını bilgilendirme brifinginde, hedeflerinin, Kıbrıs sorununa yılbaşından önce adil ve kapsamlı bir çözüm bulmak ve hazırlanacak çözüm planını en geç 2010 yılının ilk aylarında referanduma sunmak olduğunu belirtti.
Erçakıca, yarın tarafların “vatandaşlık, yabancılar ve sığınma” konularında geçtiğimiz hafta sundukları görüşlere karşılıklı yanıt vererek, bu konunun tamamlanmasını ve gelecek görüşmede ikinci tur görüşmelere geçilmesini beklediklerini de kaydetti. Hasan Erçakıca, yarın ayrıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’a ikinci tur görüşmelerin yöntemine ilişkin sunulan düşüncelere cevap beklediklerini söyledi.

İlk tur bitiyor

Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmayı amaçlayan müzakerelere, bugün, “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altında ele alınan “vatandaşlık, yabancılar, göç ve sığınma” konusu ile devam edilecek.

Erçakıca, geçtiğimiz hafta içerisinde tarafların sunduğu görüşlere bu hafta karşılıklı olarak cevap verileceğini belirterek, “Kıbrıs Türk tarafı olarak biz, bu görüşmede bu konunun tamamlanmasını ve gelecek görüşmede ikinci aşamaya geçilmesini beklemekteyiz” dedi.

Görüşmelerin hızlanması

Erçakıca, toplantıda ayrıca, Cumhurbaşkanı Talat tarafından, Hristofyas’a, ikinci tur görüşmelerin yöntemine ilişkin olarak sunulan düşüncelere yanıt beklediklerini ifade ederek şöyle dedi:

“Hatırlanacağı gibi, Cumhurbaşkanımız, ikinci turda, ‘Yönetim ve Güç Paylaşımı’ ile ‘Mülkiyet’ başlığı altında yer alan önemli uzlaşmazlık noktalarının iki lider tarafından ele alınmasını, bu arada iki liderin temsilcileri olarak Özdil Nami ile Yorgos Yakovu’nun diğer konulardaki farklılıkları giderme çalışmalarını sürdürmelerini önermişti.
Tahmin edileceği gibi, Kıbrıs Türk tarafı olarak bu öneriyi yapmamızın nedeni, görüşmeleri etkin ve hızlı bir şekilde sürdürebilmektir. Bu arada, bizim hedefimizin; Kıbrıs sorununa yılbaşından önce adil ve kapsamlı bir çözüm bulmak ve hazırlanacak çözüm planını en geç 2010 yılının ilk aylarında referanduma sunmak olduğunu da tekrarlamam gerekiyor. Görüşme yöntemine ilişkin olarak sunduğumuz öneriler, bu hedefimiz ile uygunluk teşkil etmektedir.”

Güney’deki anket

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma çabaları devam ederken, Kıbrıs Rum tarafında yayınlanan bir anketin, Kıbrıs Rum halkının çözüm konusundaki umutlarının çok yüksek olmadığını ortaya koyduğunu anımsatan Hasan Erçakıca, bu anketin Kıbrıs Türk halkı içinde de yankı bulduğunu ifade etti.

Erçakıca, benzer izlenimleri Kıbrıs Türk kamuoyundan da edindiklerini, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmayı amaçlayan görüşmelerin uzamakta oluşu ve yeterli oranda verimli olamamasının, Kıbrıs Rum halkında olduğu gibi, Kıbrıs Türk halkında da bezginlik yarattığını ve görüşme sürecine güveni sarsarken, halkın beklentilerini de olumsuz şekilde etkilediğini vurguladı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, bu nedenle, Türk tarafının, görüşme sürecinin etkin ve hızlı bir şekilde sürdürülmesinin gerekli olduğunu düşündüğünü belirterek, zaman zaman yönteme ilişkin olarak yaptıkları önerilerin amacının bu olduğunu, mevcut süreçte de mümkün olduğunca verimli olmaya çalıştıklarını söyledi.
Bu aşamadan sonra, başta iki lider olmak üzere, çözüm sürecine destek veren tüm ilgililerin, her iki halkın müzakerelere olan inancını artırmak ve her iki tarafta da çözüm yönünde bir ivme yaratmak görevi ile karşı karşıya bulunduklarını kaydeden Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının, Kıbrıs’ta yaşayan iki halk için de somut bir ihtiyaç olduğunu söyledi.

STAR KIBRIS 30/07/09

 

LONDRA’DA BÜYÜK TEPKİ

   

İngiltere’de yaşayan Britanya vatandaşı Kıbrıslı Türkler, İngiliz Yüksek Mahkemesi kararına büyük tepki gösterdi. Kıbrıslı Türkler, “Bu insan haklarına aykırı” diyerek, konunun AİHM’ne gitmesini istedi.

Mihrişah Safa

İNGİLİZ Yüksek Mahkemesinin, KTHY’nın doğrudan KKTC’ye uçmak için açtığı davaya “red” kararı vermesi, İngiltere’de yaşayan Kıbrıslı Türkler tarafından tepkiyle karşılandı.


Hemen hemen çoğu Britanya vatandaşı olan Kıbrıslı Türkler, mahkemenin kararının insan haklarına aykırı olduğunu belirterek, “ Yıllardır burada yaşıyoruz, vergimizi veriyoruz. Ayrıca Birleşik Krallık vatandaşıyız. Bunu bize nasıl layık görürler ? İnsan bunu kendi vatandaşlarına yapar mı” diye isyan ettiler.


Görüşüne başvurduğumuz bazı sivil toplum örgütü temsilcileri, konunun mutlaka Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşınması gerektiğini vurguladılar, “Rumlar nasıl en ufak bir şeyde AİHM’ne gidiyorda, biz de hemen zaman geçirmeden oraya başvurmalı, davamızı oraya götürmeliyiz” dediler.

Ne dediler ?

Mustafa Gençsoy; Kıbrıs Türk Cemiyeti Başkanı;
“- Bu karar insan haklarına aykırı. Biz burada yaşayan Kıbrıslı Türklerin büyük bölümü Britanya vatandaşıyız. Anglo-Turkish’iz. Bize insan gözüyle bakmıyorlar mı ? İnsan haklarına bu kadar saygılı olduğunu iddia eden İngiliz Hükümeti, başkalarını insan haklarına aykırı davranmakla suçlayıp, kınarken, kendi vatandaşlarına insan gözüyle görmüyor mu ? En önemli hakkımıza engel oluyorlar yılladır.. Sadece seyahat özgürlüğümüz değil, mektup var, telefon var. Her işimizi Türkiye üzerinden yapmamız sağlanıyor. Yoksa bizi Türkiye’ye bağlı mı görüyorlar ? Bunu açıklamaları lazım.. Mutlaka AİHM’ne gidilmesi şart.”


İbrahim Durmuş; “Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı “;
“- Haberin, davacı KTHY ve CTA Holidays’in haberi olmadan BBC’nin internet sitesinde yayınlanması çok tuhaf .. Bu nasıl oldu ? Neden öncelikle KTHY avukatlarına bildirilmedi, herkes dava sonucunu BBC haber sitesinden öğrendi. Milli davamızı neden BBC’den duyalım ?
Haberin bizden yani davacıdan çıkması daha doğru olurdu. Az da olsa sonuçtan ümitliydik. Hem KKTC ekonomisi için, hem vatandaşların seyahat özgürlüğünün kısıtlanması açısından üzüntülüyüm. “

Ertan Hürer; Enfield Belediyesi Muhafazakar Parti Meclis Üyesi;
“- Verilen karar yanlıştır. Tayvan’a direkt uçuyorlar. Tibet’e uçuyorlar. Hem de Çin’in engellemesine rağmen. Nize bizi ayrı tutuyorlar ? İkinci husus ise mahkemenin siyasetle, hukuku karıştırmaması gerekir. Karar insan haklarına aykırıdır. Dünya siyaseti adeta Kıbrıs Türklerine karşı ortak ve aleyhte hareket ediyor. Eşitlik istiyoruz. Bizi tanıyın demiyoruz. Zaten mahkemenin direkt uçuş izni vermesi, bizim tanınmamız anlamına gelmeyecekti. Bir Britanya vatandaşı olarak benim Kuzey Kıbrıs’a, İngiltere’den doğrudan uçma hakkım yok mu ?”

STAR KIBRIS 30/07/09

 

RUMLAR’DAN, CERN’E TAM ÜYELİK BAŞVURUSU

   

Güney Kıbrıs’ın, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi olarak bilinen İsviçre’deki CERN Merkezine başvurusu 2010 yılı Aralık ayında görüşülecek. 

Sadece 20 ülkenin üye olduğu CERN; 1954 yılında Fransa-İsviçre sınırında kuruldu. CERN’e, ülke bazında üye olmak için her sene 15-20 milyon dolar ödenmesi gerekiyor.
Mihrişah Safa
KIBRIS Rum Kesiminin, yüzyılın deneyimini gerçekleştiren İsviçre’deki CERN laboratuarına ülke olarak üye olmak üzere başvurduğu açıklandı.Fransa ile İsviçre sınırında 1954 yılında kurulan ve dünyanın en önemli fizik ve bilim merkezi kabul edilen “ Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi” CERN’e, Güney Kıbrıs’ın üyelik başvurusu Aralık 2010’da görüşülecek.Kıbrıs Üniversitesi Fizik Bölümü Profesörlerinden Panos Razis’in CNA’e yaptığı açıklamaya göre, asrın en büyük deneyinin yeniden yapılması aşamasında Kıbrıs’ın CERN’e üyelik başvurusu , Rum bilim adamları için büyük önem taşıyor. İlki 2008 yılında yapılan ve parçacık hızlandırıcılarıyla atom altı parçacıkları çarpıştırarak maddenin nasıl oluştuğuna dair birçok sırrın anlaşılmasını sağlamayı amaçlayan “ Asrın Deneyi”, bu yıl Kasım ayında yeniden CERN’de denenecek. Bu denemeye, Prof. Razis başkanlığında bir grup Kıbrıslı Rum bilim adamının da katılacağı açıklandı.
Güney Kıbrıs’ın CERN’e üyelik başvurusunun, sadece bilim alanında değil, her alanda Kıbrıs’a çok büyük katkıları bulunacağını belirten Prof. Razis, “ CERN; Dünyanın en büyük ve en önemli laboratuarı. Fizik deneyleri ve aralarında tıbbın da bulunduğu araştırma alanlarına, Kıbrıs’ta büyük ilgi var. Kıbrıslılar bu dallarda eğitim görüyor. Üye olduğumuz takdirde Güney Kıbrıs’a faydaları anlatılmayacak kadar büyük olacak. Yapılan tüm konferans, seminer ve oturumlardaki bilimsel veriler, Kıbrıs’a da iletilecektir. Kıbrıs’ın CERN’e üye olması bizim açımızdan müthiş önem taşımaktadır. LHC olarak bilinen asrın deneyince yer alacağımız için heyecanlıyız. “ dedi.
Bu arada, Avrupa’da 24 üniversite ile ortak yapılan deniz altı “neutrino teleskop” deneyleriyle ilgili CNA’in sorusuna Prof. Razis, “ Hacmi 1-2 kilometre küp olacak telescope, bizim neutrinos’ları araştırarak, evrende çok uzak mesafelerdeki yıldız, super novae’ları araştırmamıza önemli ölçüde yardımcı olacaktır. Bu çalışmalarımız diğer ekiplerle birlikte devam ediyor” yanıtını verdi.
Yıllık üyelik 15-20 Milyon Dolar
Ülke çapında üye olmak için her sene 15 ile 20 milyon dolar ödenmesi gereken CERN; bu parayı ödeme yapan ülkedeki bilimsel çalışmalarda kullanıyor. Bu para ile o ülkedeki yüksek enerji fiziği alanındaki çalışmaları destekliyor, alt yapı oluşmasına katkı sağlıyor. Daha da önemlisi CERN, bir üye ülke için sadece fizik çalışmalarına katılmak anlamını taşımıyor. CERN'e üyelik, ülkenin ekonomik ve teknolojik gelişmesine de katkı sağlıyor.
Üye ülkeler, CERN'deki deney sistemlerinin kurulmasında gerekli malzeme ve cihazları temin ederek, ülkelerine hem ekonomik açıdan ödemelerinin çok üstünde gelir temin edebiliyor, hem de yüksek teknolojinin ülkelerinde geliştirilmesine katkı sağlayabiliyorlar.
Türkiye’nin ülke olarak üye olmadığı CERN’de, 50’den fazla Türk bilim adamı görev yapıyor. Türkiye'den Ankara, Boğaziçi, Çukurova, Doğuş, Ortadoğu Teknik ve Yıldız Teknik üniversiteleri, CERN'de yapılan çalışmalarda üye olarak yer alıyor. Bunların dışında bazı üniversitelerin de bu üye üniversiteler kanalı ile deneylere katılma olanağı buluyorlar.
Cern’de yapılanlar
Atomun bir çekirdek ve etrafında dolanan elektronlardan ve de çekirdeğin, proton ve nötronlardan oluştuğu biliniyor. Proton ve nötronların ise 'kuark' ve 'gluon' ismi verilen parçacıklardan oluştuğu öngörülüyor. Kuarklar, 'kuvvet taşıyıcı' olan gluonlarla çekirdek içinde hapsolmuş durumda bulunduklarından, bugüne kadar serbest olarak gözlenebilmiş değiller. İşte, atomdan kuarklara uzanan bu süreç CERN'de deneysel ortamda tersinden izlenecek. Ilki yapılan deney, bu yıl sonunda yeniden tekrarlanacak. Yani protonlar ve nötronlar Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda (LHC), güneştekinin 100 bin misli sıcaklıkta 'eriyerek', kuarkların ve gluonların serbest kalmasına, dolayısıyla gözlenebilmelerini olanaklı kılacaklar. Böylece, evrenin oluşumu sırasında meydana geldiği düşünülen büyük patlama 'Big Bang', 13 TeV kütle merkezi enerjisindeki protonlar çarpıştırılarak, laboratuvarda, 10-15 metre çaplı küre hacmi gibi küçük bir hacim içinde oluşturulmuş olacak. Dolayısıyla, patlamadan sadece saniyenin milyonda biri uzunluğunda bir süre sonra oluşacak kuark-gluon ortamından, yoğunlaşmayla, proton ve nötronun oluşumunu, yani, maddenin nasıl kütle edindiğini öğrenmiş olunabilecek. Ancak beklenenler gözlenemezse, bilim adamlarının öngörülerinin arkasındaki teoriler de iflas etmiş olacak, yeni teoriler yaratılması gerekecek.

STAR KIBRIS 30/07/09

 

Başbuğ KKTC gecesinde konuştu

Aysel ALP/ANKARA

KKTC Silahlı Kuvvetleri Günü dolayısıyla Ankara'da Merkez Orduevinde resepsiyon verildi. Resepsiyonda Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, son dönemdeki gelişmelerle ilgili olarak ´Mesaj vermemiz gerekirse veririz´ dedi.

KKTC Silahlı Kuvvetleri Günü dolayısıyla Ankara'da Merkez Orduevinde resepsiyon verildi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ KKTC Silahlı Kuvvetler Günü resepsiyonunda 3G’nin ayrıntılarını gazetecilerden öğrendi.

3G sohbetini kendisi açan Org. Başbuğ, gazetecilere 3G ile ilgili olarak “Sizde var mı? Nasıl oluyor” diye sordu.

Gazetecilerin kendisine “Siz de 3G uyumlu cep telefonu alıp kullanmayı düşünüyor musunuz” şeklindeki sorusu üzerine Org. Başbuğ, “Bende cep telefonu dahi yok” karşılığını verdi.

Orgeneral Başbuğ, DHA muhabiri Ümit Kozan’ın telefonunu alarak 3G’yi inceledi.

GÖRÜNTÜLÜ İLETİŞİMİ UZUN SÜREDİR KULLANIYORUZ

Kendisinin cep telefonu kullanmamasına rağmen TSK’nın görüntülü iletişimi hem sabit hem de mobil olarak uzun süredir kullandığını belirten Org. Başbuğ, “Afganistan başta olmak üzere birçok yerde görüntülü iletişimi uzun süredir kullanıyoruz” dedi.

Sohbet sırasında Bir televizyon muhabirinin 3G’li telefonuyla haber merkezine bağlanması ile Başbuğ’un Rahşan Ecevit ve gazetecilerle sohbeti televizyon ekranlarına yansımış oldu.

“MESAJ VERMEMİZ GEREKİRSE VERİRİZ”

Resepsiyonda Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, son dönemdeki gelişmelerle ilgili olarak ´Mesaj vermemiz gerekirse veririz´ dedi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, resepsiyonda elinde kağıt ve kalem bulunan bir gazeteciye dönerek benden bir mesaj mı bekliyorsunuz dedi. Son dönemdeki gelişmelerle ilgili olarak Orgeneral İlker Başbuğ, mesaj vermemiz gerekirse veririz” dedi.

"KORSANLAR HUKUKİ BOŞLUĞUN SONUCU"

3G bağlantısı öncesinde Başbuğ gazetecilerle Aden Körfezi’ndeki korsanlarla ilgili bilgi verdi. Başbuğ, Somali açıklarında bugün yapılan operasyonla ilgili olarak “Operasyonu küçümsememek lazım. Korsanlıkla mücadele çok önemli. Oradaki teknelerin balık avladığını zannediyorsunuz. Teknelerde silahlı adamlar bulunuyor" dedi.

Başbuğ “Bana ‘Bu sorunun çözümünde esas nedir’ diye sorabilirisiniz. Sorunun  çözümü Somali’nin içindedir. Buradaki düzeni sağlıklı hale getirmezseniz bu olay devam eder” dedi.

Başbuğ, şu anda korsanlarla ilgili birçok sorunun temelinde uluslar arası hukuktaki boşlukların olmasını gösterdi. Bu boşlukların giderilmesi konusunda çalışmaların başlatıldığını ancak bunun hemen sonuçlanacağından emin olmadığını belirtti.

ORGENERAL KILINÇ İLE SOHBET ETTİ

Orgeneral İlker Başbuğ Ergenekon soruşturması kapsamında ifadesi alınan Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç'la bir süre sohbet etti.

Kıbrıs resepsiyonuna çok sayıda komutan ile TOBB başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, ASO Başkanı Nurettin Özdebir, Rahşan Ecevit ve Emekli Org. Tuncer Kılınç da katıldı.

HURRIYET 31/07/09

 

Kıbrıs'ta ayrılamayanlara af duyurusu

A.A.

Başbakanlık Kıbrıs İşler Başmüşavirliğinden, halen ziyaretçi izni, ikamet izni, iş kurma izni veya çalışma izni bitmiş olmasına rağmen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden (KKTC)ayrılmayan yabancı uyruklu kişilerin, 17 Eylül 2009 tarihine kadar bin 190 Türk Lirası ödemek şartı ile bu ülkeden ayrılabileceği bildirildi.

Başbakanlık Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Başbakanlık Kıbrıs İşleri Başmüşavirliği duyurusunda şunlar kaydedildi:
“Yabancıların Çalışma İzinleri Yasası ve Muhaceret Yasası'na aykırı hareket etmeleri nedeniyle cezalı duruma düşen ve bu cezaları ödeyemedikleri için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden ayrılamayan ya da giremeyen yabancıların (Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları dahil) cezalı durumdan kurtulmalarını sağlamak amacıyla KKTC Bakanlar Kurulu bir defaya mahsus olmak üzere ve 17 Eylül 2009 günü sona erecek şekilde af niteliğinde bir yasa gücünde kararname çıkarmıştır.

17 Temmuz 2009 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 'Ziyaretçi İzni, İkamet İzni, İş Kurma İzni veya Çalışma İzni Bitmiş Olmasına Rağmen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden Ayrılmayan veya Tahakkuk Etmiş Para Cezasını Ödemediği İçin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne Girişine Engel Konulan Bazı Yabancılar Hakkında Yasa Gücünde Kararname”nin 4. Maddesine göre; halen ziyaretçi izni, ikamet izni, iş kurma izni veya çalışma izni bitmiş olmasına rağmen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden ayrılmayan yabancı uyruklu kişiler, 17 Eylül 2009 tarihine kadar Bin 190 TL. ödemek şartı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden ayrılabilirler.

Bu madde kapsamındaki yabancılardan, işvereni ile iş ilişkisi devam etmesine karşın süresi dolan çalışma izninin uzatılması ve/veya yenilenmesi ile ilgili işlemler işverenin ihmali nedeniyle gerçekleşmemişse, iznin sona erme tarihi ile bu kararnamenin yürürlüğe girdiği tarih arasındaki süreye ait sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı yükümlülüklerinin geriye dönük ödenmesi halinde, bin 190 TL ceza miktarının Gelir ve Vergi Dairesine ödemeleri koşulu ile ülkeden ayrılmasına gerek olmaksızın bu madde kurallarından yararlandırılır.”

KKTC'YE GİRİŞİNDE ENGEL BULUNANLAR

Açıklamaya göre, KKTC'ye girişinde engel bulunanlara yönelik af koşulları ise şöyle:
“Kararnamenin 5. Maddesine göre; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden çıkışlarında, haklarında tahakkuk etmiş para cezasını ödememeleri nedeniyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne girişlerine engel konulan yabancılardan, Kararname yürürlüğe girmeden önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşı ile evli olanlar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşının 18 yaşından büyük bekar çocukları, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşının anne veya babası, yasal geçerli muhaceret izniyle ikamet eden yabancıların 18 yaşından büyük bekar çocukları veya bu kararname yürürlüğe girmeden önce evli olduğu yabancı eşinin yasal ve geçerli muhaceret izni ile, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde ikamet etmesi halinde, ödenecek ceza miktarının bir aylık asgari ücret tutarını aşması halinde söz konusu kişiler bin 190 TL para cezasını ödemek şartı ile 17 Eylül 2009 tarihine kadar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne girebilecekleri ifade edilmektedir.”

Cezalı duruma düşen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, mağduriyetlerinin sona ermesi için bir imkan olan bu uygulamadan faydalanmaları menfaatleri icabı olduğu vurgulanan duyuruda, “Uygulamadan faydalanabilmek için bir defaya mahsus bir aylık asgari ücret tutarı kadar (Bin 190 TL.) para yatırılması yeterli olacaktır. Üçüncü paragrafta bahse konu olanlar hariç olmak üzere Yasa Gücündeki Kararname hükmünden faydalanmak isteyen vatandaşlarımız ödenmesi gereken meblağı sadece KKTC giriş ve çıkışında Lefkoşa-Ercan Havaalanı ile Girne ve Gazi Mağusa Liman Gümrüklerinde yatırabileceklerdir” denildi.

HURRIYET 31/07/09

 

Bugün, AB'ye ilk başvurunun 50. yılı

Bundan 50 yıl önce, 31 Temmuz 1959’da, dönemin Başbakanı Adnan  Menderes, gazetecilerin önüne çıktığında Türkiye’yi nasıl bir maceranın (1) içine soktuğunu bilmiyordu. Salonu dolduran küçük bir gazeteci gurubu da, Başbakan’ın söylediklerinin ne anlama gel diğini anlamamışlardı. Menderes, Türkiye’nin Avrupa’ya ilk adımını attığını söylüyordu. İçlerinden biri kalktı ve “Yani artık Avrupaya gidip bol bol alış veriş yapabilecek miyiz?” diye sordu. Başbakan’ın yanıtı, “Paranız varsa, tabii yapabilirsiniz. Ancak bizim yaptığımız Türkiye’yi Avrupa kulübüne üye etmektir” oldu.
Kimse birşey anlamadı.
Aslında, Menderes de  o günlerde işin tam boyutunu bilmiyordu. Haziran başlarında Ankara’ya Brüksel’den bir haber gelmiş ve Yunanistan’ın 6 üyeden  (Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Lüksemburg, Hollanda) ve adına ORTAK PAZAR denen bugünün Avrupa Birliğine tam üyelik için başvuruda bulunduğu belirtilmişti.  Ankara panikledi. Böyle bir  gelişmeye hazırlıklı değildi. Önceden  haberi de olmamıştı. Süpriz yarattı.
Türk Dışışleri Bakanlığı derhal harekete geçti. Ardı ardına yapılan toplantılarda, derhal harekete geçilmesi ve Yunan başvurusunun aynının gerçekleştirilmesi isteniyordu. Gerekçeler hazırdı:
- Avrupa kulübünde Yunanistan yanlız başına bırakılmamalı. Atina, tek başına kalırsa, Türkiye aleyhine politika yapar.
- Yunanistan ile Türkiye fındık gibi hemen hemen aynı ürünleri ihraç ediyorlar. Yunan Avrupaya daha ucuza girerse, Türk gıda ürünleri zarara uğrar.
- Türkiye geri kalırsa, NATO’daki ağırlığı da Yunanistan lehine erezyona girer.
Menderes kararını verdi.  Tam üyelik başvurusu yapıldı ve bugünkünün tam aksine 6 üye ülkede  zafer çığlıklarıyla karşılandı. Zira o yıllarda Fransa ve Almanya’nın  başı çektikleri Ortak Pazar ile İngiltere’nin oluşturduğu  EFTA arasında müthiş bir rekabet vardı. Her ikisi de ekonomik (malların vergisiz ve serbestçe dolaşabilecekleri) bir  alan oluşturmaya çalışıyorlardı.
Bu yarışta, Türkiye ile Yunanistan’ın EFTA’yı değil de, Ortak Pazar’ı seçmesi, Fransa ve Almanya tarafından “büyük başarı” sayıldı.
Sonra aradan 50 yıl geçiverdi ve bugün, roller, hedefler, boyutlar ve tepkiler değişti. Ancak AB yarışı bitmedi. 6 üyeliyken  27 üyeli çok kalabalık bir kulübe dönüşen ve adını da Avrupa Birliğine değiştirenler ve 15 milyondan 70 milyona yükselen nüfusuyla Türkiye sıkıntı içindeler.
Her iki taraf rahatsız, ancak hiçbiri havlu atamıyor. Ne Türkiye ne de AB, bu rüyadan uyanmak niyetinde. Tüm sorunlara ve güçlüklere rağmen, yollarına devam ediyorlar.
(1) 31 Temmuz   1959’dan 17 Aralık 2004’e “Türkiye’nin Büyük Avrupa Kavgası” Mehmet Ali Birand/ Doğan Kitap

 


Türkiye çok nemli bir dostunu kaybettiTürkiye’nin özellikle Fransa’da çok dostu vardır, ancak Tam Üyelik projesini destekleyen ve de  Sarkozy  hükümetinin bir bakanı olan dostu yoktur.
Oysa, kısa bir süre öncesine kadar vardı.
Sarkozy’nin Avrupa İşlerinden sorumla ve kabinenin en genç (58 yaş)  bakanı Pierre Lellouche’ dan söz ediyorum. Bu ülkeyi çok iyi tanıyan Lellouche  Cumhurbaşkanına ters düşme pahasına, Türkiye’nin  tam üyeliğini desteklerdi.
Artık desteklemiyor.
Bunu, gerçekten mi yaptı, yoksa Sarkozy’nin Bakanı olarak kabalilmenin bir koşulu muydu bilemiyorum. Lellouche bana, hiçbir zaman bir mevki koruyabilmek için, çok sevildiği ve saygı duyulduğu Türkiye gibi bir ülkeyi kolaylıkla çizebilecek bir politikacı gibi görünmemişti.
Yanıldım mı?
Bilemiyorum.
Peki neden?
Geçenlerde bir söyleşisi yayınlandı. Lellouche Türkiye’nin tam üyeliğini artık eskisi gibi desteklemediğini şu gerekçelerle açıkladı.
- Türkiye reformlara sırtını döndü. Doğru dürüst hiçbir adım atmıyor. 2004’teki heyecan bitti.
Ermenistan ile ilişkilerde de gelişme sağlanamıyor. Cumhurbaşkanı Gül’ün girişimine rağmen, o konuda da heyecan söndü. Kapı hala kapalı.
Kıbrıs konusunda da hiçbir ilerleme yok. Bu durumda da, NATO-AB ilişkilerinde kilitlenmeyi  beraberinde getiriyor.
- Türban ile ilgili gelişmeler de, Atatürk Türkiye’sinin bekaası konusunda hayal kırıklığı yaratıyor.
- NATO doruğunda, Genel Sekreterliğe Danimarka Başbakanı Rasmussen’in atanmasına tamamen dini gerekçelerle  (Rasmussen karikatür krizinde özgürlüklerden yana bir tutum almıştı) karşı çıkması beni ve diğer tüm liderleri hayretler içinde bıraktı. Din unsurunun bir baskı aracı gibi  kullanılması karşısında, Tam üye olduğunda Türkiye’nin tutumu hakkında ciddi soru işaretleri yarattı.
Pierre’in sıraladığı ilk dört gereçe çok tek yönlü.  Klasik ve şablonlaşmış Sarkozy yaklaşımları. Madalyonun öbür yanına bakmayan taraflı bir bakış. Lellouch’a pek yakıştıramadığım, basit bir söylev.
Ancak, sonuncu maddedeki nokta gerçekten de Avrupa’da çok olumsuz yankı yaratmıştı. Aslında Türkiye, genelde bir tepki göstermekle yetinecekken, işin ucunu  kaçırdı ve dinci bir iktidarın inadını sergilediği  gereksiz bir tutum takındı.
Lellouche gibilerini kaybetmenin fiyatı yüksektir. Zaten çok az olan dost sayısının daha fazla erezyona uğramamasına dikkat etmemiz şarttır.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 31/07/09 CUMA

 

"Seyahat etme özgürlüğü pervasızca kısıtlandı"

Talat, önceki akşam "Green Olive Özel Turizm Ödülleri"nin verildiği etkinlikte yaptığı konuşmada, İngiliz Yüksek Mahkemesi′nin direkt uçuşlar konusunda aldığı karara da değindi.
Cumhurbaşkanı Talat, uluslararası mekanizmaları kıracak bir karar çıkmasını beklerken aksi bir karar çıktığını, İngiliz Yüksek Mahkemesi′nin aldığı kararı; BM Güvenlik Konseyi′nin 1983-84′te aldığı ve "ülkeleri KKTC′yi tanımama" yükümlülüğü altına sokan karara bağlamasını eleştirdi.
BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan′ın, referandumun ardından 2004 Mayıs′ında Güvenlik Konseyi′ne sunduğu raporda; "Kıbrıslı Türkler üzerindeki gereksiz kısıtlama ve izolasyonların kaldırılması gerekir.
Bu, Güvenlik Konseyi′nin kararına aykırı değildir" dediğini anımsatan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiliz Yüksek Mahkemesi′nin Annan′ın raporundaki bu önemli noktayı dikkate almadan karar verdiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, "Herşeye rağmen tüm bu gelişmeler göstermektedir ki turizmin barış anlamını daha bir perçinlemek ve gerçekleştirmek için bu olumsuzluklara rağmen Kıbrıs sorununun çözülmesi ve adada kalıcı ve Kıbrıslı Türkleri koruyan adil bir barışın gelmesi için elimizden geleni yapacağız" dedi.
Çözüm çabalarını sürdürürken, halktan aldıkları destek ve güvenin önemli olduğunu dile getiren Talat, "Çözüm çabalarımızda, halkımızın destek ve güveni bizim için temeldir ve bunun devam ettiğini düşünüyorum. KKTC hükümeti ve Cumhurbaşkanlığı olarak, bu konudaki çabaları sürdürme kararlılığındayız. Varacağımız hedef; Kıbrıs Türk halkının daha mutlu ve güzel yarınlara kavuşması yönünde olacaktır" diye konuştu.

HALKIN SESI 31/07/09

 

2. TUR EYLÜL’DE

   

Birinci tur görüşmeleri gelen hafta tamamlanıyor. Müzakerelerin ikinci turu Eylül’de başlayacak.


Yeşilırmak-Pirgo yolu ihalesine hafta başında çıkılacak.

Cumhurbaşkanı Talat: Nüfus, göç ve sığınma konularında karşılıklı yanıtları okuyup değerlendirdik. Gelecek hafta ikinci turun programını yapacağız.

Kıbrıs müzakerelerinin ikinci aşaması Eylül’de başlayacak. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma müzakereleri çerçevesinde, dün yaklaşık 3 saat görüştü.


BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brooke Zerihoun, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, liderlerin bir buçuk saat baş başa görüştüklerini, daha sonra da heyetler arası görüşmeye geçildiğini söyledi.


Zerihoun, görüşmede ele alınan, “Göç, Vatandaşlık, Yabancılar ve Sığınma” konularında tarafların birbirlerinin geçen haftaki açılış konuşmalarına resmi yanıtlar verdiklerini, bu başlıklardaki görüşmelerin haftaya da “bitirmek hedefiyle” devam edeceğini belirtti.


Zerihoun, tarafların “müzakerelerin ikinci turuyla ilgili bir görüşme programı yapma” ve “Eylül ayında müzakerelerin ikinci turuna başlama” konusunda anlaştıklarını söyledi.


Gelecek perşembe günü, Ağustos’un ilk ve son görüşmesi yapılacak ve Eylül ayında görüşmelere devam edilecek.


BM diplomatı, Yeşilırmak Kapısı’nı açma çalışmaları çerçevesinde, 6 buçuk kilometrelik Yeşilırmak-Pirgo yolunun yapımı için önümüzdeki hafta başında ihaleye çıkılacağını açıkladı. İhale UNDP’nin (BM Kalkınma Programı) yürüttüğü Project For The Future (PFF-Gelecek İçin Ortaklık Projesi) çerçevesinde açılacak.

EYLÜL’E KADAR ARA

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dünkü görüşmede, “Nüfus, Göç ve Sığınma” konusunda tarafların geçen görüşmede birbirine sundukları kağıtlara yanıtlarını değerlendirdiklerini ve gelecek hafta birinci turu tamamlayıp ikinci turun programını yapacaklarını belirtti.


Talat , Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile gerçekleştirdiği görüşme sonrasında, Cumhurbaşkanlığı’na dönüşünde yaptığı değerlendirmede, bugün, geçen haftaki görüşmede birbirlerine sundukları “Nüfus, Göç ve Sığınma” konusundaki kağıtlara yanıtlarını okuduklarını ve bunlar üzerinde bazı değerlendirmeler yaptıklarını belirtti.


Gelecek hafta yine aynı konuyu görüşmek üzere bir araya geleceklerini ifade eden Talat, gelecek hafta, ileriki görüşmelerin de programını yapacaklarını kaydetti.
Talat, “Görünen o ki gelecek hafta birinci tur tamamlanmış olacak ve ikinci tura geçilecek. İkinci turun programını da gelecek hafta yapmış olacağız” dedi.
Genel hatlarıyla ilgili, geçen defa yapmış oldukları resmi öneriye gelecek hafta, programı yaparken karar vermiş olacaklarını; Rum tarafının yanıtını almış olacaklarını da kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, haftaya, 6 Ağustos’ta yapacakları toplantının ardından görüşmelere Eylül’e kadar ara verileceğini anımsattı.


Hristofyas’la baş başa görüşme de gerçekleştirdiklerini belirten Talat, günlük konularda tarafların yapmış olduğu açıklamaları değerlendirirken karşılıklı itirazlar da olduğunu; tarafların rahatsızlık duyduğu konuları da her hafta olduğu gibi ele aldıklarını kaydetti. Bu konuşmalar içinde konuların sağa sola saparak değişik müzakare konularına da gelebildiğini belirten Talat, bugünkü baş başa görüşmenin müzakerenin gündemde olan alanıyla ilgili bir görüşme olmadığını söyledi.


Yıl sonundan önce referandum talepleri konusunda Rum tarafının tutumunda bir değişiklik olup olmadığı sorusuna karşılık ise Talat, Rum tarafının henüz bir şey söylemediğini ifade ederek son zamanlarda yaptıkları açıklamalarda kesin konuşmadıklarını; belli koşullarda bunun olabileceğini ima ettiklerini anımsattı.

STAR KIBRIS 31/07/09

 

İNGİLİZLERİ ALKIŞLADILAR

   

KTHY’nin direkt uçuş başvurusunu reddeden İngiliz mahkemesinin kararı Güney’de memnunluk yarattı.

İngiliz Yüksek Mahkemesi’nin, İngiltere Taşımacılık Bakanlığı’nın kararını onayarak, Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın KKTC ile İngiltere arasında direkt uçuş yapılmasına izin verilmesi talebini reddetmesi, Rum tarafında memnuniyet yarattı.


Simerini, “İngiltere Yüksek Mahkemesi’nin Kararı Bereketli” başlıklı haberinde, İngiliz Mahkemesi kararıyla, Ercan Havaalanı’nın kullanılmasına izin verme hakkı bırakılmadığını ve Ercan’daki Hava Trafik Kontrol Merkezi’nin tamamen gayrı meşru addedildiğini ileri sürerek, kararın, Rum Yönetiminde ve siyasi partilerinde büyük bir memnuniyet yarattığına dikkat çekti, özetle şunları yazdı:
“İngiliz Yüksek Mahkemesi’nin kararının içeriğinden memnuniyet belirten Sözcü Stefanu, Mahkeme’nin, kararını açıklarken, Birleşik Krallığın Uluslararası Sivil Havacılık’la ilgili Chicago Sözleşmesi’ne taraf olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin haklarına saygı göstermek zorunda olması ve Birleşik Krallığın sözde ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ve tanınmamış bir varlığın bu tür faaliyetlerini tanımama yükümlülüğünü benimsemesinin çok önemli olduğunu vurguladı.


Mahkeme kararının öneminin çok boyutlu olduğuna da işaret eden Stefanu, temel unsurun da; kararın Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliği konusuna açıkça atıfta bulunması olduğunu söyledi. Stefanu ‘Bu, otoritesini uygulayıp uygulamadığından bağımsız olarak; toprağın ve karasularının tamamında egemen olduğunu anlatır. Kıbrıs Cumhuriyeti toprağı üzerindeki hava sahası için de geçerlidir’ ifadesini kullandı.
Stefanos Stefanu, mahkeme kararındaki, işgal bölgelerinde ikamet etmekte olanlar Kıbrıs Cumhuriyeti’nin havaalanlarından yararlanabilirler ifadesinin altını çizdi.

KİPRİANU: ULUSLAR ARASI SÖZLEŞMELER GEÇERLİDİR

Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, bunun hukuki bir karar olduğuna işaret ederek ‘Uluslararası sözleşmeler geçerlidir ve uygulanır. Bu Türk tarafının anlaması gereken bir şeydir’ dedi. Kiprianu uluslararası meşruiyetin ülkeleri ve AB üyesi devletleri bağladığını da söyledi.


İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın; İngiltere’nin Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarına son verilmesi çabalarını desteklemeye devam edeceği açıklamasını da yorumlayan Markos Kiprianu, ‘Kıbrıslı Türklerin sözde izolasyonları, işgalin kaldırılması ve Kıbrıs sorununun çözülmesiyle sona erecek’ dedi, şöyle devam etti:
‘Bizim için bütün hareketler uluslararası meşruiyet ve Avrupa meşruiyeti çerçevesi içerisinde olmalıdır. Kıbrıs Türk toplumunu ilk destekleyen de bizleriz. İngiliz Yüksek Mahkemesi, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yasal havaalanlarının Kıbrıslı Türkler tarafından kullanılması imkânının bulunduğundan söz ediyor.’

NİKOLAİDİS: İSTİSNAİ ÖNEME SAHİP

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Nikos Nikolaidis; Birleşik Krallığa direkt uçuşlar yapılmasını ve işgal altındaki yasadışı Timbu havaalanının işlemesini reddeden İngiltere Yüksek Mahkemesi kararının istisnai öneme sahip olduğunu vurguladı.
Nikolaidis, aslında kararın, yasadışı Timbu havaalanının kullanılmasına son verilmesi ön şartlarını yaratmakta olduğunu söyledi ve ‘böyle kararlar Kıbrıs’ı haklı çıkartıyor ve işgalin, halkın ve ülkenin hiçbir yasal hakkını ortadan kaldırmadığına işaret ediyor’ dedi.

DİKO: KARAR ÖNEMLİ

DİKO başkan yardımcılarından ve Meclis Hukuk Komitesi Başkanı Yonas Nikolau, ‘İngiliz Yüksek Mahkemesi kararının önemli bir gelişme olduğunu söylemek isterim. Bu karar, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, vatanımızın işgal altındaki bölümündeki egemenliğini de teyit ediyor’ dedi, şöyle devam etti:
‘Bu kararla Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, işgal bölgelerinde bulunan hava limanlarının denetimine de sahip olduğunu tanıyor ve böylece Chicago Sözleşmesi’ne dayanarak işgal bölgelerinde bulunan havaalanından uçuşlar yapılmasına izin vermiyor, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin verdiği izinle ve yasalar temelinde işlediği kabul edilmiyor.’

AKEL: KARARDAN MEMNUNUZ

AKEL Milletvekili Aristofanis Georgiu, partisinin, İngiliz Yüksek Mahkemesi kararından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Mahkeme kararının, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tamamı üzerindeki hava sahası ve kara sularındaki egemenliğini tanıyan önemli bir karar olduğunu söyleyen Georgiu şöyle devam etti:
‘Mahkeme kararı önemlidir çünkü yasadışı Timbu havaalanından direkt uçuşlara muhtemel izin verilmesi Kıbrıs Cumhuriyeti’nin haklarını ihlal edecek, İngiltere’nin uluslararası ve diğer yükümlülüklerini ihlal anlamına gelecekti. Bu vesileyle, yabancı bir mahkemenin bile Kıbrıs’ta tek bir devlet bulunduğunu, Kıbrıs Cumhuriyeti devleti bulunduğunu teyit ettiğini vurgulamak isteriz.

OMİRU: HAK SAHİBİ YALNIZ YASAL HÜKÜMETTİR

EDEK Başkanı Yannakis Omiru, İngiliz mahkemesinin kararını kutladığı açıklamasında, ‘Bu karar Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bütün coğrafik sathında işgal makamları değil yalnız Kıbrıs’ın yasal hükümetinin mutlak hak sahibi olduğu uluslararası hukuk gerçeğini yeniden teyit ediyor. İngiliz Yargısı’nın kararı; haklarımızın koruyucusu ve kalkanının; Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yegâne ve kuşku kaldırmaz uluslararası varlığı olmaya devam etmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koymuştur’ ifadesini kullandı.


AİHM eski yargıçlarından, avukat Lukis Lukaidis, gazetemize konuşurken; İngiltere Yüksek Mahkemesi’nin bu kararının, siyasilerin Kıbrıs sorununun çeşitli problemlerinin hukuki yönüne ne kadar önem vermeleri gerektiğini gösterdiğini söyledi.


Mahkeme kararının bağlayıcı olduğunu ancak Türklerin temyiz hakkı da bulunduğunu söyleyen Lukaidis, bu açıklaması ile Başsavcı Petros Kliridis’in; bu davayla ilgilenmeleri için İngiltere’deki en iyi hukukçuları kullandıkları açıklamasına dayanak sağladı.”

STAR KIBRIS 31/07/09

 

ÖZGÜRLÜK KISITLANDI

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KTHY ve CTA Holidays Ltd’in, Kuzey Kıbrıs ile İngiltere ile arasında doğrudan uçuşların başlamasıyla ilgili olarak İngiliz Yüksek Mahkemesi’ne yaptığı başvurunun reddedilmesinin; bir insan hakkı olan seyahat etme özgürlüğünün pervasızca kısıtlanması olduğunu vurguladı.


Cumhurbaşkanı Talat, uluslararası mekanizmaları kıracak bir karar çıkmasını beklerken aksi bir karar çıktığını, İngiliz Yüksek Mahkemesi’nin aldığı kararı; BM Güvenlik Konseyi’nin 1983 – 84’te aldığı ve “ülkeleri KKTC’yi tanımama” yükümlülüğü altına sokan karara bağlamasını eleştirdi.


BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, referandumun ardından 2004 Mayıs’ında Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporda; “Kıbrıslı Türkler üzerindeki gereksiz kısıtlama ve izolasyonların kaldırılması gerekir. Bu, Güvenlik Konseyi’nin kararına aykırı değildir” dediğini anımsatan Talat, İngiliz Yüksek Mahkemesi’nin Annan’ın raporundaki bu önemli noktayı dikkate almadan karar verdiğini kaydetti.


Cumhurbaşkanı Talat, “Her şeye rağmen tüm bu gelişmeler göstermektedir ki turizmin barış anlamını daha bir perçinlemek ve gerçekleştirmek için bu olumsuzluklara rağmen Kıbrıs sorununun çözülmesi ve adada kalıcı ve Kıbrıslı Türkleri koruyan adil bir barışın gelmesi için elimizden geleni yapacağız” dedi.


Çözüm çabalarını sürdürürken, halktan aldıkları destek ve güvenin önemli olduğunu dile getiren Talat, “Çözüm çabalarımızda, halkımızın destek ve güveni bizim için temeldir ve bunun devam ettiğini düşünüyorum. KKTC Hükümeti ve Cumhurbaşkanlığı olarak, bu konudaki çabaları sürdürme kararlılığındayız. Varacağımız hedef; Kıbrıs Türk halkının daha mutlu ve güzel yarınlara kavuşması yönünde olacaktır” diye konuştu.


Rum tarafının, KKTC’nin uluslararası birçok önemli faaliyet ve girişimini engellemek için elinden geleni yaptığını ve bu konuda çok ciddi lobi faaliyetleri yürüttüğünü dile getiren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk halkının; Rum tarafının bu çabaları ve uluslararası toplumun onlara gösterdiği toleransın acısını her geçen gün daha fazla çektiğini belirtti.

STAR KIBRIS 31/07/09

 

Turkish Cypriot airline plans appeal to UK court
By Jacqueline Agathocleous

TURKISH CYPRIOT airline CTA and its UK tour operator CTA Holidays Limited have decided to file to the UK Court of Appeal against the recent court ruling rejecting their application to permit flights between the UK and the occupied areas.

In an announcement yesterday, Hasan Ercakica, the spokesman of Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat said the CTA didn’t feel the specific flights were in violation of the Chicago Convention and therefore international law, as was ruled by the UK High Court.

“When it is considered that a positive decision upon this application would be a supportive step in terms of lifting of the isolations and would particularly contribute to the economic developments in the north, it is a total disappointment,” said Ercakica. He added, “Both companies have decided to apply to the Court of Appeal. We will continue to support our companies in their efforts.”

Commenting on the planned appeal, Government Spokesman Stefanos Stefanou stressed that the Republic of Cyprus would continue to stand up for its sovereign rights

“The Cyprus Republic will continue to stand up for its sovereign rights, because what is important in this decision by the British Court is that it has reaffirmed judicially what is provided in international justice: which is that the management of the air and ground space of each country is a sovereign right of the specific country and the specific government,” said Stefanou.

“There is no way we will ever accept any intentions or policies that want to promote the logic of upgrading a second, separate state in Cyprus or in other words, to legalise partition,” he added.

CYPRUS MAIL 31/07/09

 

Legal solution may not provide title deeds for all
By Charles Charalambous

ALTHOUGH the property industry has welcomed the radical reform of the whole system for approving and registering built property and issuing title deeds, questions remained yesterday as to how many individual title deeds will not be issued because of a developer’s inability to pay off mortgages on the land.

“A market that is slow and illiquid will not be improved by legislation. It needs a solution to the fact that there are developers who are over-extended and banks that are over-exposed,” a senior banking source told the Cyprus Mail yesterday.

“There are good developers, who haven’t bought expensive land over the last two years and have limited their borrowing to what they can service. On the other hand, there are those who have bought land expensively, have borrowed too big a proportion of their funding needs, are less professional and can’t complete their current projects. There is no legislation which can solve that problem”, the source said. “We have been prudent in our lending, but some banks have not”, he added.

Savvas Georgiades, Aristo Developers’ Finance & Operations Director, said: “Generally, we welcome the proposed legislation as a positive step forward”, adding: “We believe that a simplification of the whole process will help enormously.”

On the question of outstanding mortgages, Georgiades said: “We have always made proper provision for paying our obligations out of sufficient operating capital. I don’t know which other developers might have over-extended themselves, but certainly there will be a problem for some to pay off their debts, given the slowdown in the market.”

He said as members of the Land Developers Association, Aristo did not think there was a large problem.

“We like to think that some 90 per cent of titles are being blocked by bureaucracy rather than a developer’s inability to repay mortgages”, he said. “Unfortunately, there are companies which have not been financially responsible, and have left some buyers exposed.”

Georgiades said the system in Cyprus “is not fundamentally bad. “It just needs updating. The sudden expansion of the market over the last ten years or so has meant that the system did not keep up, which has resulted in today’s problems,” he said.

There are currently around 130,000 units (houses, flats, hotels) without title deeds, while only 20,000 applications for title deeds have reached the Land Registry. This represents a lot of uncollected revenue for the state in terms of tax and duty on transfers and other costs.

Finance Minister Charilaos Stavrakis said last week that the state collected a total of €700m in revenues from property sales in 2008, while the forecast for 2009 was less than half that amount.

Sylikiotis has outlined a number of legal proposals designed, among other things, to tackle the problem of property-buyers who cannot sell because they do not have the title deed.

The new proposals include the introduction of a completely new system for issuing title deeds which will be divided into three categories, as well as penalties for developers who for their own reasons delay applications for title deeds.

The current drafts of the legislation provide for the relevant government departments to move the process forward on their own authority. They will also be able to impose fines in cases where owners cannot show good reason for failing to meet their obligations, thereby preventing the issuing of title deeds in the name of buyers who have met all their obligations.

Asked to what extent the new legislation would protect a property owner from being pursued by a bank for non-payment by a developer of a mortgage Land Registry Head Andreas Christodoulou said that this would be a private legal matter.

“The law or the state cannot force developers to pay off their mortgages. In a situation where a house-owner is being pursued by a bank for non-payment of a mortgage on land, it’s up to the house-owner to go to court”, he said.

Christodoulou did not underestimate the scale of the task: “There will be difficulties and problems, but we will gradually solve them. Before we took this initiative, no developer was approaching us to solve the title deeds problem. Now, we are in contact with 25,000 developers and are tackling the problem.”

Sidebar

One of the proposals is to create a three-tier system of title deeds, though ministry officials acknowledge they are not certain whether the system will pass legal scrutiny.

The first type of deed will be a “complete” title deed, of the kind currently being issued. The second type, referred to as an “incomplete” title deed, will be issued with an appendix noting any unauthorised minor extensions or modifications that go beyond the issued permit, or in cases where it is not possible to identify the property boundaries for which a single unit of the whole project has exclusive rights.

said yesterday that the obligation to correct these “exceptions” would be determined on a case by case basis, working on the principle that whoever is to blame for the exception will have to correct it.

Town-planning Head Christos Ktorides said that owners of properties with an “incomplete” title deed will still be able to mortgage or sell them. Christodoulou also said that the Attorney General has been asked to clarify what happens to the obligation to correct any exceptions in the case of a property being sold before they are corrected.

The third type is being called the “limited” title deed, which will also have an appendix recording substantial unauthorised changes or extensions. Owners of property with this third type of deed will not be able to sell or mortgage their property, but Christodoulou said that the new legislation aims to ensure at least that “there is no danger of anyone losing their property”.

On the plus side, the proposed legislation offers more scope for differentiation. Ktorides said that if for example two units out of an 80-unit development only qualify for a “limited” title deed, henceforward the other 78 units will not be burdened by this non-compliance.

CYPRUS MAIL 31/07/09

 

Sylikiotis tackles deeds issue head on
By Stefanos Evripidou

Minister plans sweeping changes to property law

THE INTERIOR Minister yesterday announced a series of measures, including a town planning amnesty, to untie the “Gordian knot” keeping 130,000 properties on the island without title deeds.

Neoclis Sylikiotis said yesterday the ministry had taken action to counter “malevolent” foreign press reports about the title deeds saga. He attributed the reports to ‘ulterior motives’ that either sought to strengthen Cyprus’ competitors in the foreign investment market or compare the Republic’s treatment of buyers with the misuse of Greek Cypriot properties in the north.

The minister announced a number of legal proposals that seek to tackle the complex problem of “trapped buyers” who are tied to a building that they cannot sell because they don’t have the title deed.

The new proposals include the introduction of a completely new system for issuing title deeds which will be divided into three categories, as well as penalties and a “name and shame” policy for developers that delay title deed applications.

This was the first time that a government had acquired a “comprehensive view” of the wider problem, said Sylikiotis, adding that bold steps had to be taken and not piecemeal changes.

“The water is running now and very soon people will start getting title deeds,” he said.

There are currently around 130,000 units (houses, flats, hotels) without title deeds, while only 20,000 applications for title deeds have reached the Land Registry. This translates to a lot of uncollected revenue for the state in terms of taxes on transfers and other costs.

Finance Minister Charilaos Stavrakis has previously noted that €700m was collected in total tax revenues from property sales in 2008, while forecasts for 2009 were less than half that amount.

Sylikiotis told reporters that he hoped the 20,000 pending title deeds would be issued by June 2010. He further noted that in the free areas of Famagusta alone, around 25,000 titles had not been issued.

Head of the Land Registry, Andreas Christodoulou said that for every 10,000 titles and transfers completed, the state would receive between €100m and €120m.

The five legal proposals target amendments to existing laws on Town Planning, the Regulation of Roads and Buildings, Immoveable Property, the Sale of Land, and Contract Law.

Interested parties may read the proposals on the ministry website and submit their comments by the end of next month. The minister hopes to table the amendments before parliament by September and have them voted into law by the end of the year so the town planning amnesty can begin in 2010.

One of the proposals is to create a three-tier system of issuing title deeds, though ministry officials acknowledge they are not certain whether the system will pass legal scrutiny yet.

The first type of title deed will be a “complete” title deed which is the same as what is issued today. The next type is called the “incomplete” title deed. This will be issued with an appendix noting any unauthorised but minor extensions or modifications that go beyond the issued permit, or in cases where it is not possible to identify the property boundaries for which a single unit of the whole project has exclusive rights. The third type is called the “limited” title deed, which will also have an appendix recording unauthorised yet substantial changes or extensions. This latter title won’t have legal status, meaning the owner can’t sell their property nor can they mortgage it.

Sylikiotis explained that the title deeds hierarchy would be effective since a deed could be upgraded or downgraded, depending on developments.

The ministry also proposed imposing fines in cases where owners are reluctant to meet their obligations, thereby preventing the issuing of title deeds in the name of buyers who have met all their obligations. Another proposal is to make public the names of companies who are considered “repeat offenders” of this practice. This way, every future buyer knows the credibility and capabilities of the various developers, said the minister.

The ministry also hopes to make it compulsory to submit the contract of sale to the Land Registry, with specific sections of a building delineated as set out in the contract. Another innovation will be to give competent authorities the power to take the initiative and issue permits on the request of the buyer.

“For example, where the developer fails to submit the necessary applications for approval of certain irregularities or uses the irregularities of buyers not to proceed with issuing certificate of approval or title deed, the competent authority may, after representations from the purchasers, automatically proceed with the examination of the building and issue various permits and approvals, with or without special notifications,” said Sylikiotis.

The amnesty will be handled by three-member committees in each district that will deal with expansions or modifications that represent up to 30 per cent of the original permit. However, this only applies to buildings constructed before the law is passed.

CYPRUS MAIL 31/07/09

 

Christofias worried about possible Limnitis delay
By Stefanos Evripidou

THE INVITATION for tenders on the road works needed to open the Limnitis crossing point will be issued next week, according to UN Special Representative Taye-Brook Zerihoun yesterday.

Although President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, who met yesterday, did not discuss Limnitis during their talks, the president noted that he was worried there would be delays in implementation of the Limnitis deal that would create problems for the people who live there and in general.

“I want to believe that the UN, the Greek Cypriot and the Turkish Cypriot side will contribute with a view to speeding up the process,” he said.

Speaking after yesterday’s meeting, Zerihoun said the UNDP-PFF (United Nations Development Programme-Partnership for the Future) will soon issue a tender document inviting proposals for an assessment on the improvement of the road, a 6.5km stretch of road between Limnitis and Kato Pyrgos.

“That document will be out hopefully on Monday, but certainly early in the week,” said Zerihoun. The EU and UN will be responsible for the tender process, he added.

The two leaders started yesterday’s meeting with an hour and a half tête-à-tête, after which they resumed their discussion on the issue of aliens, citizenship, immigration and asylum, which fall under the chapter of governance and power-sharing.

The two responded to each other’s original introductory statements on these issues and aim to conclude their discussions on this item next Thursday, without this meaning they have reached agreement, noted Christofias.

“They have also agreed to initiate the second reading – the second phase – of these negotiations and discuss also the schedule and programme for the resumption of these talks in early September,” said Zerihoun.

According to Talat’s spokesman, Hasan Erçakica, the Turkish Cypriots have proposed a methodology for the second reading where the two leaders discuss the major disagreements on governance and power-sharing and property while their two aides continue their work bridging the differences in other issues.

Erçakica argued that the objective of the Turkish Cypriot side is to maintain effective and speedy negotiations. He noted that recent polls showed Greek Cypriots were not very hopeful of a solution, adding that similar sentiments were shared by Turkish Cypriots.

The fact that the negotiations are dragging creates weariness among both communities, he said. “It also shakes their confidence to the negotiation process and has negative effects over their expectations,” he said.

UN Secretary General Ban Ki-moon told a news conference more progress had been made in the past year than had been made since 1974.

“They have made significant progress, which we have not been able to see during the last three decades. That's quite commendable,” said Ban. “I hope that they will be able to finish their consultations, negotiations as soon as possible. But they have taken many important, encouraging issues which have been very much appreciated by the international community.”

CYPRUS MAIL 31/07/09