Rum Yönetimi Karpaz'a göz dikti

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın danışmanı Tumazos Çelebis, "‘Çok zor ama Karpaz'ın Rum idaresine verilmesini istiyoruz" dedi.

NTV 16 Kasım. 2009 Pazartesi

LEFKOŞA - Kıbrıs müzakerelerinde mülkiyet konusunun ele alırken Kıbrıs Rum Yönetimi Karpaz'a göz dikti.

Rum Yönetimi'nin hesaplarına göre, olası bir çözümde en az 40 bin Kıbrıslı Türk de yer değiştirmek zorunda kalacak.

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın danışmanı ve Rum müzakere heyetinde yer alan Tumazos Çelebis, "‘Ne kadar çok toprak Rum idaresine geçerse, mülkiyet sorununun çözümü o kadar kolaylaşır" dedi.

Çelebis, Rum Politis gazetesine verdiği demeçte "Çok zor ama Karpaz'ın Rum idaresine verilmesini istiyoruz. Talebimizin tamamen haklı olduğunu düşünüyoruz" ifadesini kullandı.

"Çözümde yer değiştirecek kişilerin sayısıyla ilgili bir hesaplama var mı?" sorusuna karşılık Rum yetkili, "Kıbrıslı Türklerin yaklaşık üçte birinin, en az 40 bin kişinin yer değiştireceği hesap edildi" yanıtını verdi.

 

Güney'de Mülkiyet sancısı baş gösterdi

Rum Yönetimi, KKTC’deki eski Rum evleri ve Rum arsaları üzerine inşa edilen binalarda ilk söz hakkının eski mal sahiplerine ait olmasındaki ısrarını sürdürürken, aynı durum, Güney’de de sorun olmaya başladı ve bombayı avukat patlattı 

Güney’de kalan eski mallarını talep eden Kıbrıslı Türklerin davalarına bakan avukat Mihalis Vladimiru, “Güney’de, hem siyasi hem de ekonomik açıdan çok pahalıya patlayacak ‘çapaçulluk/kapkaççılık’ yapılmaktadır” 

“Üzerine hava alnı inşa edilen 22 milyon Euro değerindeki malını isteyen bir Türk müvekkilim var ama kimseye tazminat ödenmiyor. ‘Tazminatını, Kıbrıs sorunu çözüldüğünde alacaksın’ deniyor. ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ ortada kalacak”


Taraflar arasında devam eden çözüm müzakerelerinde mülklere ilişkin ilk söz hakkı konusunun görüşülmeden ve kriter getirilmeden kalması halinde Güney Kıbrıs için büyük sorunlara neden olacağı ileri sürüldü.
Haberi “Mülkiyetin Karanlık Tarafı... Larnaka Havaalanı, Enerji Merkezi, v.b. Müzakerelerin Girdabında” başlığıyla manşetten duyuran Alithia Gazetesi, Larnaka yeni ve eski havaalanı, okullar, yerleşim birimleri, Rum “göçmenlerin” (kendi evini inşa kapsamında) Mormenekşe ve Binatlı’da yaptıkları evler, yollar ve Enerji Merkezi gibi diğer kamu çalışmalarının; kimisi “istimlak edilmiş” kimisi edilmemiş olan Kıbrıs Türk malları üzerine inşa edildiğini veya edileceğini, bütün bunların sorun yaratacağını yazdı.
Haberini; “Kıbrıs Türk Malları Üzerine Büyük Çalışmalar... Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kıbrıslı Türklere Vereceği 500 Milyon Euro’nun Üzerinde” başlığıyla iç sayfasından devam ettiren gazete şunları kaydetti:

Konu Türk malları

“Sözde vatansever güçlerin; mülklerde ilk söz hakkının yasal sahibinde olması gerektiği tezi, kriter konulmadan ve kategorilere ayrılmadan benimsenmesi halinde, Kıbrıs’ın tamamı için devasa sorunlara neden olacak. Larnaka yeni ve eski havaalanı, okullar, yerleşim birimleri, Dromolaksia (Mormenekşe), Polemidya’daki (Binatlı) göçmenler tarafından inşa edilen evler, yollar ve diğer kamu çalışmaları (Enerji Merkezi) kimisi istimlak edilmiş, kimisi edilmemiş Kıbrıs Türk malları üzerine yapıldı veya yapılacak.
“Özgür bölgelerdeki mallarını talep eden Kıbrıslı Türklerin davalarına bakan avukat Mihalis Vladimiru, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne hem siyasi hem de ekonomik açıdan çok pahalıya patlayacak ‘çapaçulluk/kapkaççılık’ yapılmakta olduğuna işaret etti. Vladimiru, gazetemize yaptığı açıklamada ‘Kıbrıs Cumhuriyeti, hiçbir mülkü tazmin etmediği ve “onlar bizim mallarımızı aldılar, biz de onlarınkini” şeklindeki basit değerlendirmeyi yapmaya devam ettiği için çok ortada kalacak’ dedi.
Vladimiru’ya göre (Larnaka) yeni havaalanı –ve eskisi de- çok sayıdaki Kıbrıslı Türke ve EVKAF’a ait olan Kıbrıs Türk arazisi üzerine inşa edildi. Avukat Vladimiru şunları söyledi:

22 milyon Euroluk Türk malı

‘Yeni havaalanının üzerine inşa edildiği arazide 22 milyon Euro değerinde malı bulunan bir Kıbrıslı Türk müvekkilim var. Kıbrıs Cumhuriyeti kimseye tazminat ödemiyor. ‘Tazminatını, Kıbrıs sorunu çözüldüğünde alacaksın’ diyor. Ancak Lizbon Sözleşmesi ile herkes otomatikman mülkiyet hakkına sahip olur. Biliyorsunuz, eskiden Strazburg’a gitmeniz gerekirdi, şimdi doğrudan ulusal mahkemeye başvurabilirsiniz. Ve Kıbrıs Cumhuriyeti ne yapacağını bilmiyor. Yine, mahkemelerde oyalama taktiğini kullanacaklar ve sonunda, uzun yıllardan sonra, kat be kat fazla para ödeyecekler.’
Kıbrıs Türk Mallarını İdare Birimi (Vasilik) Müdürü Georgios Theodoru gazetemize; ‘EVKAF malları istimlak edilemez, bu nedenle –yeni havaalanında- Vakıf arazileri, Kıbrıs Türk Malları Vasiliği yasasına dayanılarak Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı’na uzun vadeliğine kiralandı’ dedi.

İstimlak emri hazır

Öte yandan, Mari-Vasiliko’daki Enerji Merkezi geniş bir Kıbrıs Türk malı arazisi üzerine kurulacak. Ticaret Bakanlığı (istimlak makamı) yetkilisi Hristina Serezi gazetemize; Enerji Merkezi için istimlâklerin halihazırda tamamlandığını ve emrin de yayımlandığını söyledi. Theodoru’ya göre Enerji Merkezi için istimlak miktarına ilişkin teklifler yapıldığını ve bunların incelenmek üzere Vasilik’te bulunduğunu açıkladı.
İstimlak bedellerinin Vasilik Fonu’na yatırılmadığına dikkat çekiliyor. Yorgos Theodoru şunları söyledi:

7 yıl önce 500 Milyon Euro

’Kıbrıs Cumhuriyeti’nin; istimlak edilmiş veya göçmen evleri inşa edilmesi, veya kendi evini inşa için veyahut devlet daireleri tarafından kullanılan veya Kıbrıs Türk malları nedeniyle Vasilik Fonu’na büyük miktarda vereceği vardır. Bundan 7 sene önce yapılan bir değerlendirmeye göre 500 milyon Euro olarak hesap edilen bu miktar –bir aşamada- elbette Fon’a yatırılacak. Ancak çoğu kamu yararına çalışmalar için kullanılmış olan çoğu Kıbrıs Türk malı istimlak edilmedi’”.
Gazete haberinin “İngiliz Üsleri.... Kıbrıs Türk Malları Vasiliği Dışında” ara başlığıyla ayırdığı bölümünde ise, “Kıbrıs Türk Mallarını İdare Birimi (Vasilik) Müdürü Georgios Theodoru’nun “İngiliz üsleri içerisinde bulunan Kıbrıs Türk malları Kıbrıs Türk Mallarını İdare Birimi’nin vesayeti altında değildir” dediğini yazdı.
Gazete, Kıbrıslı Türklere ait bu malların Ağrotur üs bölgesi içerisinde olmalarına rağmen; Larnaka Kaymakamlığı’nın bu malları “yalnızca koruma maksatlı” yönetebilmesi için “terk edilmiş” addettiklerini yazdı.

Kıbrıs Türk malları vasiliği

Rum İçişleri Bakanlığı bünyesinde oluşturulan “Kıbrıs Türk Malları Vasiliği” yetkilisi Hristula Hristu’nun, “Dikelya İngiliz Üsleri’nde Kıbrıs Türk Malları Vasiliği’nin yönetimi altında olacak Kıbrıs Türk malı yoktur” dediğini belirten gazete, devamla şunları yazdı:
“Pergama’nın (Beyarmudu) kendine özgü bir statüsü vardır, ancak bu Vasi olarak İçişleri Bakanı’nın yönetimi altında değildir. Karma köy Pile’de de özel statü hakimdir.
İngiltere’nin; Kıbrıs sorununun çözülmesinden sonra, bugün Ağrotur ve Dikelya egemen üs toprakları içerisinde bulunan arazinin yarısını (45 mil kare) Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’ne verme önerisinin; çözüm olması halinde Kıbrıs Rum idaresi altında olacak toprağın toplam alanını etkileyeceği mantığı ile Toprak Başlığı müzakerelerini etkilediğine işaret ediliyor. Yani; Kıbrıs Rum oluşturucu devletçiğinin toprağı küçük bir oranda artıyor. Ağrotur üssü tarafından iade edilecek bütün toprak ve Dikelya üssü toprağının ezici çoğunluğu Kıbrıs Rum oluşturucu devletçiğinin idaresine geçecek.”

Mülkiyette taviz yok

Öte yandan Simerini Gazetesi, yukarıdaki başlıkla yansıttığı haberinde, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos’un “Mülkiyet” başlığını zor diye nitelediğini ve “Hükümet Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına dayanarak bu meselede hiç taviz vermemelidir, mülkiyet konusu her bir göçmenin beyan edilmiş hakkıdır” dediğini bildirdi.
Gazeteye göre, din turizmiyle ilgili bir konferansa katılmak üzere dün Yunanistan’ın Zakinthos Adası’na giden II. Hrisostomos’a Larnaka Havaalanı’nda; Kıbrıs doğrudan müzakereleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında müzakere edilmekte olan “Mülkiyet” konusundaki gelişmelerle ilgili görüşü soruldu.
“Mülkiyet, gerçekten de zor bir meseledir ve biz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) mal sahiplerine, mallarını yönetme hakkı tanıyan kararında ısrar etmeliyiz” diyen II. Hrisostomos sözlerini şöyle sürdürdü:

AİHM’e dayanalım

“Hükümet, AİHM kararına dayanmalı ve bu konuda hiçbir tavizi (vermeyi) kabul etmemelidir. Çünkü mallar bizimdir, göçmenlerimizindir ve mal sahibi olarak bu konuyu kendi istedikleri gibi yönetme hakkına sahiptirler. Kimse, göçmenlerimizin bu hakkını sorgulayamaz. Hükümet sadece prosedürde kalmalı, karar almamalıdır çünkü mülküyle ilgili ne yapacağı kararını verme hakkı, göçmenlerin her birinin beyan edilmiş hakkıdır.”


‘Uzman’ başka telden

Haravgi Gazetesi de, üst düzey tapu yetkilisi, “hukukçu-arazi değer belirleyicisi” olarak lanse ettiği Rum müzakere grubu üyesi Anedreas Simeu’yla yaptığı söyleşiyi “Mülkiyet, Müzakerelerin Dikeni... Mal Sahibinin İlk Söz Hakkına Sahip Olduğu İlkesinin Kabulü Görüş Birliği Sağlanmasının Esas Ön Şartıdır” başlığıyla duyurdu.
Gazeteye göre söyleşide; “mal sahibinin ilk söz hakkına sahip olduğu” ilkesinin Rum tarafının kırmızıçizgisi olduğuna işaret eden Simeu, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin anlaşma olması halinde “Kimsenin mal sahibinin veya etkilenen herhangi birinin; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de dahil; mahkemelere başvurma hakkını engelleyemeyeceğini” öne sürdü.

Sebep il söz hakkı

Simeu, müzakerelerde ilerleme kaydedilememesinin “esas sebebinin, mülküyle ilgili ilk söz hakkının mal sahibinde olduğu ilkesinin Kıbrıs Türk tarafınca kabul edilmemesi olduğunu” öne sürdü, ancak iki tarafın iade, tazminat ve takas seçeneklerini kabul etmesinden dolayı görüş birliği sağlanması olanağı bulunduğu görüşünü ortaya koydu. Simeu, “Ancak Mülkiyet Başlığı’nda görüş birliği sağlanması için Kıbrıs Türk tarafının, ilk söz hakkının mal sahibinde olduğu ilkesini kabul etmesi şarttır” iddiasında bulundu.

STAR KIBRIS 16/11/09

Dindarlık araştırmasından çarpıcı rakamlar

Dindarlık ve muhafazakarlaşma Cumhuriyet'in 86 yıllık tarihinin hiç değişmeyen başlıca konusu. Sabancı Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ali Çarkoğlu ve Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu da işte bu tartışmalarla ilgili yepyeni bir araştırmaya imza attılar. Araştırmanın adı: Türkiyede Dindarlık ve Uluslararası bir karşılaştırma. İşte araştırmadan çıkan rakamlar...


"Türkiye muhafazakarlaşıyor mu?" sorusunun sıkça tartışıldığı bugünlerde "Türkiye'de Dindarlık" araştırmasının sonuçları kimi ipuçlarını gözler önüne seriyor.

1453 hanede sorulan sorulara verilen cevaplar Türkiye'nin din haritasını ortaya koyuyuyor.

53 ilde yapılan araştırmaya göre Türkiye'de insanların yüzde 70'i, hayatın anlamını insanın kendisinin verdiğini düşünüyor.

Yüzde 92'si ise bu anlamın Allah'ın varlığı ile güçlendiği görüşünde.

Türkiye'de insanların yüzde 93'ü Allah'ın varlığından şüphe duymuyor. Tanrıya olan inancın en yüksek olduğu ülkelerden Şili'de bu rakam yüzde 83'te kalıyor.

Farklı din ve inanca bağlı insanlar kamuya açık toplantılarda fikirlerini mutlaka açıklayabilmeli diyenlerin oranı sadece yüzde 11.

Bunu son derece sakıncalı bulanlar ise yüzde 33lük bir kesimi oluşturuyor.

Yine yüzde 33lük bir kesim farklı inançlardaki kitapların yayınlanmasına kesinlikle karşı.

Araştırmaya katılanların yüzde 44'ü Türkiye'de cemaatlerin çok güçlü olduğuna, yüzde 18'i olması gerektiğinden daha güçsüz olduğuna inanıyor. Yüzde 28lik kesim için cemaatlerin gücü olması gerektiği kadar.

Araştırma sonuçlarına göre Türkiye'de insanların yüzde 37'si haftada birden fazla camiye gidiyor. Yüzde 23'ü ise en az bir kez camiye gidip namaz kıldığını söylüyor.

Camiye giden erkeklerin oranı yüzde 74'ken, bu oran kadınlarda yüzde 50'yi gösteriyor.

Türkiyede dindarlık araştırmasına göre Türkiye'nin yüzde 80'i dua ediyor.

Dualarının kabul olduğuna inananlar yüzde 85lik bir kesimi oluşturuyor. İnsanların yüzde 8'i dualarının kabul olup olmadığını bilmiyor. Dualarının kabul edilmediğini düşünenlerin oranı  ise yüzde 1.3.

Ve metafizik. Türkiye'de nazara olan inanç yüzde 35 civarında. Fal ve büyüye inananların oranı ise yüzde 10'larda gözüküyor.

CNN TURK 17/11/09

 

 

Çılgına döndüler

KKTC’nin kuruluş yıl dönümü nedeniyle Ledra Palace yakınlarında Yunan bayraklarıyla eylem yapan Rum gençleri, Kıbrıslı Türkün aracına saldırdı

SİYASİLERİN VE KİLİSENİN KIŞKIRTMALARI… Fanatik bazı Rum siyasi partileri ve kilisenin kışkırtmaları sonucu, KKTC’nin yıldönümünü protesto etmek isteyen bir grup fanatik Rum genci dün Ledra Palece barikatı yakınlarında eylem yaptı. Ellerindeki Yunan bayraklarıyla sınıra yürüyen fanatik gençler, sınırın Güney kısmında park halindeki bir Türk’ün aracına saldırdılar. Fanatik Rumlar, Kemal Uzun’a ait olduğu tespit edilen EP 900 plakalı Mercedes marka otomobile büyük hasar verdi.

KIBRIS 17/11/09

 

“Çözüm isteğimizi ortaya koymakla KKTC’yi yücelttik

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk halkının, çözüm isteğini bütün dünyaya KKTC kurumları aracılığıyla duyurduğuna işaret ederek, “Çözüm isteğimizi ortaya koymakla KKTC’yi yücelttik, onun dünya tarafından biraz daha fazla kabul görmesini sağladık. Ama ‘ayrılıkçı bir varlık’ olarak değil, Kıbrıs Türk halkının meşru temsilcisi olarak...” dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum tarafının ve tüm dünyanın, Kıbrıs Türk halkının 450 yıllık kendi kendini yönetme iktidarına saygılı olmasını isteyerek, “Gelin, Kıbrıslı Türklerle birlikte çözüm sürecine katılın, Güney Doğu Avrupa’yı, Doğu Akdeniz’i bir işbirliği bölgesine dönüştürüp dünyaya örnek olalım” çağrısı yaptı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC’nin 26’ncı kuruluş yıldönümü nedeniyle Lefkoşa Dr. Küçük Bulvarı’nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk halkının çözüme duyduğu ihtiyaca işaret ederek, bu nedenle aktif bir çözüm politikası izlediklerini belirtti ve Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün insanlığa yapılabilecek en büyük katkı olacağını vurguladı.

Bugün, Kıbrıs Türk halkının kendi kendini yönetmesinin somut ifadesi olan KKTC’nin yeni bir yıldönümünü daha kutladıklarına işaret eden Talat, var olma sürecinde kendilerine dayanışarak destek veren konuk heyetlere “hoş geldiniz” dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, aslında Kıbrıs’ta var olma süreçlerinin 438’inci yılında olduklarını belirterek, bunu anlamak, bilmek istemeyenlerin öğrenmesi gerektiğini söyledi. Talat, şöyle dedi:

“Kıbrıs bizim anayurdumuz. Toprağına kanımızı, terimizi katıp yaşamımızı sürdürdüğümüz vatanımız. Zamanı gelince bizi terk edip giden atalarımızın bedenlerini toprağına huzurla yatırdığımız yurdumuz. Dünyanın neresinde olursak olalım, en ufacık derdi ile yanıp tutuştuğumuz, kederi ile dertlenip sevinçleri ile umutlandığımız Kıbrıs’ımız. Bu vatan hepimizin… Onu yüceltmek, kendimize hedef çizdiğimiz gelişmiş dünya ülkelerinin seviyesine çıkarmak birincil mücadelemiz. Dünyada yaşam sürdükçe biz Kıbrıslı Türkler de var olmaya devam edeceğiz. Ve Kıbrıs’ımızı, asırlardır olduğu gibi yüceltmeye hep devam edeceğiz. Hiç bir güç ve niyet bizi bu topraklardan söküp atamayacak.  Bu özel günümüzde bu konudaki irademizi bir kez daha vurgulamak istedim.”

Cumhurbaşkanı Talat, son 50 yılda mücadelelerle dolu bir devletleşme süreci yaşadıklarını, 1963’te oluşmaya başlayan devletin, 1974’ten beridir güvenli bir huzurla yepyeni bir boyuta taşındığını, 1975 Federe Devleti’nin arkasından bugün KKTC’nin kuruluşunu kutladıklarını anlattı.

KKTC’yi daha güçlü ve başarılı bir konuma ilerletebilmek ve halkına layık olduğu demokratik ve çağdaş yaşamı sürekli kılmak için verdikleri uğraşları, yönetim erki olarak bir kez daha gözden geçirerek hedef seçtikleri gelişmiş dünya ülkeleri seviyesine çıkma çabalarını yoğunlaştırmaları gerektiğini kaydeden Talat, “Biz Kıbrıslı Türkler, kendi kendimizi yönetme gücüne, becerisine ve iktidarına sahip olduğumuzu ve Kıbrıs sorunu başta olmak üzere karşı karşıya bulunduğumuz sorunların çözümlenmesini başarma yetisine haiz olduğumuzu bütün dünyaya göstermiş bulunmaktayız” diye konuştu.

KKTC KURULUŞ BİLDİRGESİ… “GELİN ÇÖZÜM ÇABALARIMIZA KATKI KOYUN”

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC’nin kuruluş bildirgesinde “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanı, iki eşit halk arasında ortaklığın bir federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını engellemez” denilerek ilan edildiğini hatırlattı ve şöyle devam etti:

“Yani, sevgili kardeşlerim, KKTC daha kuruluş zamanındaki bildirgesinde, federal bir ortaklık içerisinde iki siyasi eşit halkı, yani Kıbrıs’ın doğal sahipleri olan Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumları 1974’ten sonra oluşturdukları kendilerine ait yönetim mekanizmaları kanalıyla birleştirmeyi öngörerek, bir ayrılık veya kavga projesi değil; bir uzlaşı ve barış aracı olmayı hedeflemişti.

Bu kuruluş yıldönümünde de, Kıbrıslı Rum muhataplarımıza, KKTC’nin kuruluş bildirgesindeki iyi niyet mesajını bir kez daha iletiyorum: Kıbrıs Türk halkı, bu güzel adayı sizinle paylaşmaya hazırdır. Gelin, çözüm çabalarımıza siz de katkı koyun; güzel adamızın bir dostluk ve işbirliği adası olmasını engellemeyin.”

KKTC’nin bugün ulaştığı konumun yıllar öncesine göre çok daha yüksek, gururlanılacak bir konum olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Türkiye Cumhuriyeti’nin desteği ile ve halkımızın yıllardır süren özverileri ve çabaları sonucu yoktan var ettiğimiz bir idari mekanizmamız vardır” dedi.

“UĞRAŞLARIN KARŞILIĞINI ALAMAMIŞ OLMAK…”

Cumhurbaşkanı Talat, bunun yıllar öncesine kıyasla yükseldiği konumu görmezden gelip yadsımanın imkânsız olduğunu kaydederek  “Ancak hala daha dünyaca tanınan, gelişmiş uluslararası ilişkilere sahip, 21. yüzyılın ölçütlerinde kabul gören bir devlete sahip olmak için verdiğimiz uğraşların karşılığını alamamış olmak bizi üzüyor ve sıkıyor. Biliyorum, ancak bu burukluğu yıkıp bu konuda verdiğimiz uğraşları sürdürmek zorundayız” diye konuştu.

Uğraşları, geçmiş hataları tekrarlamadan sürdürmenin şart olduğunu belirten Talat, kalıcı ve yaşayabilecek bir çözüm inancı ile bu sürece katkı koymaya devam ederlerse ve “tanınmama sorununu nasıl aşabileceğiz” diye hep birlikte akıl yorarlarsa bu sorunları da aşabileceklerini ifade etti.

KKTC yurttaşlarının çözüm istencinden güç alarak, Türkiye tarafından da aktif destek gören iki kesimli, iki toplumlu, iki halkın siyasi eşitliğine ve iki kurucu devletin eşit statüsüne dayanan yeni bir ortaklık çözümüne ulaşma çabası içinde olduklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu çabanın, KKTC’nin meşru organlarının kararları ve katılımıyla, KKTC’yi tanıyan tek devlet Türkiye Cumhuriyeti’nin tam desteğiyle, devletin en üst makamı Cumhurbaşkanlığı tarafından sürdürüldüğünü anlattı.

“ÖDÜN VERMEDEN UZLAŞMAYI BECEREBİLECEĞİMİZE İNANIYORUM”

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturma mücadelesinde halkın temel haklarından ödün vermeden, Kıbrıslı Rum muhataplarıyla uzlaşmayı becerebileceklerine inandığını ve bu inançla görüşme sürecini kararlı bir şekilde sürdürdüğünü ifade etti.

Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması için gerçekten çok yoğun, ama temkinli bir uğraş verdiklerini belirten Talat, Rum muhataplarını, sürecin hızla ilerlemesi için çalışan ve çözüme ilgi gösterenleri katkı koymaya teşvik eden bir strateji izlediklerini söyledi.

“ÇÖZÜM İNSANLIĞA YAPABİLECEĞİMİZ EN BÜYÜK KATKIDIR”

Talat, böylesine aktif bir politika izlemelerinin başlıca nedeninin, Kıbrıs Türk halkının çözüme duyduğu ihtiyaç olduğunu ifade ederek, “Ne var ki, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının bütün insanlığın yararına olduğunu da biliyoruz. Çözüm, bizim insanlığa yapabileceğimiz en büyük katkıdır” diye konuştu.

Dünyanın en büyük sorunu haline gelen kültürlerarası çatışmaları, yepyeni bir kültürlerarası dostluğa dönüştürme projesine Kıbrıs’tan başlayabileceklerini belirten Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:

“Uyuşmazlıkları çözmek, insanlar arasında var olan ve artık çağdışı kalmış renk, dil, din ve ırka dayalı, suni ayrılıkçı anlayışları ekarte edip saygı, sevgi ve hoşgörü ile yaratılacak dostluk dünyasının motivasyonu olmak bizim hedefimiz olmalıdır diye düşünüyorum.

Zaten bu anlayış ve davranış kültürü ile donanmış olan Kıbrıs Türk halkı, yeni bir dünya yaratmaya katkı koyma kararlılığındadır. Kararlılığını hiç yitirmemiştir.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, siyasi farklılıkları ne olursa olsun, Kıbrıs sorununu ele alırken ortak akıl yolundan ayrılmamak gerektiğini vurgulayarak, “Kıbrıs sorunu, hiç şüphesiz uluslararası bir sorundur ve uluslararası konjonktürden birinci derecede etkilenmektedir. Kıbrıs Türk halkının, bu adadaki geleceğini garanti altına alma mücadelesini sürdürürken, güncel hedef ve davranışlarımızı uluslararası konjonktürü ve güçler dengesini düşünerek saptamalıyız. Gerçekleri dikkate almazsak, kendi var oluş mücadelemize ciddi zararlar veririz” uyarılarında bulundu.

 “ÇÖZÜM BULUNAMAMASININ NEDENİ KKTC DEĞİL”

Nitekim KKTC’nin ilanı bütün dünya tarafından, 26 yıl önceki şartlarda, “çözüm için bir engel” olarak algılanmışsa bile, Türk tarafının süregelen çözüm arayışları ve nihayet 2004 Nisan referandumlarında Kıbrıs Türk halkının güçlü bir şekilde ortaya koyduğu çözüm iradesinin, bu algılamayı değiştirdiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, “Bugünkü durumda, dünyanın hiçbir ciddi devlet adamı, Kıbrıs sorununa çözüm bulunamamasının nedeni olarak KKTC’nin varlığını ileri sürmüyor, süremiyor” dedi.

“KIBRIS TÜRKܒNÜN ÇÖZÜMDEN YANA İRADESİ DEĞİŞMEDİ, DEĞİŞMEYECEK”

Cumhurbaşkanı Talat konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

“26 yıldaki bu gelişmeyi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası algısındaki değişimin nedenlerini gerektiği şekilde değerlendirememiş olanlara seslenmek istiyorum. Nisan 2004’teki açık halk iradesini, sanki gelip-geçmiş önemsiz bir şeymişçesine takdim etmeye çalışanlara seslenmek istiyorum.

24 Nisan iradesi, sadece somut bir çözüm planına verilen destek değildir. 24 Nisan iradesi, Kıbrıs Türk halkının, hak ve çıkarlarını koruyacak bir çözüm için ne denli istekli ve kararlı olduğunun bütün dünyaya ilan edilmesidir. Ve aynı zamanda 24 Nisan iradesi Kıbrıslı Türklerin kendi kaderlerini tayin hakkı ile bütünleşmiş bir irade olarak tarihimize kazınmış vazgeçilmez bir ileri adım ve kazanımdır.

Çözüm planları değişse bile, çözümün içeriği konusunda aramızda şu ya da bu ayrılıklar olsa bile, Kıbrıs Türkü’nün çözümden yana olan esas iradesi değişmemiştir ve değişmeyecektir.”

“ÇÖZÜM İSTEĞİMİZİ ORTAYA KOYMAKLA KKTC’Yİ YÜCELTTİK”

Kıbrıs Türk halkının, çözüm isteğini bütün dünyaya KKTC kurumları aracılığı ile duyurduğunu; 24 Nisan referandumunun, KKTC Meclisi’nin kararıyla, KKTC yargısının denetiminde, KKTC memurlarının organizasyonuyla ve KKTC yurttaşlarının katılımı ile gerçekleştiğini hatırlatan Talat, “Çözüm isteğimizi ortaya koymakla KKTC’yi yücelttik, onun dünya tarafından biraz daha fazla kabul görmesini sağladık. Ama ‘ayrılıkçı bir varlık’ olarak değil, Kıbrıs Türk halkının meşru temsilcisi olarak…” diye konuştu.

 “SAYGILI OLUN” ÇAĞRISI

Dünyayı ama özellikle Kıbrıs Rum tarafını, Kıbrıs Türk halkının 450 yıllık kendi kendini yönetme iktidarına saygılı olmaya çağıran Cumhurbaşkanı Talat, “Gelin, Kıbrıslı Türklerle birlikte çözüm sürecine katılın, Güney Doğu Avrupa’yı, Doğu Akdeniz’i bir işbirliği bölgesine dönüştürüp dünyaya örnek olalım!.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gazilere saygı ve sevgilerini ileterek uzun ve huzurlu ömürler; şehitlik mertebesine erenlerin önünde saygı ile eğilerek ruhlarının şad olmasını diledi.

HALKIN SESI 16/11/09

 

LİDERLER 52. BULUŞMADA

   

Kıbrıs müzakerelerine yarın “Mülkiyet” başlığıyla devam edilecek. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas bugün saat 10.00’da ara bölgede müzakereler için ayrılan binada bir araya gelecek.

Bu arada bugünn itibaren medya mensupları, ara bölgeye girdikten sonra görüşme bölgesine BM eskortu olmadan gidecek.

Bu çerçevede BM kontrolündeki ara bölgeye girişte BM yetkililerince basın
mensuplarına araçlarına koymaları için mavi tanıtım kartı verilecek.
Görüşme tamamlandıktan sonra ara bölgeden çıkarken kart iade edilecek.

STAR KIBRIS 17/11/09

 

‘YENİ SÖZLER DEĞİL’

   

TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Çiçek, “Türkiye’ye, ‘ya Kıbrıs ya da Avrupa Birliği’ diyorlarsa, tercihimiz, sonsuza kadar Kıbrıs Türkü’nün yanında olmaktır” demişti.

Gazeteci Yazar Hasan Hastürer, KKTC’nin 26. kuruluş yıldönümünde Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in, “Türkiye’ye ‘ya Kıbrıs ya da Avrupa Birliği’ diyorlarsa, tercihimiz, sonsuza kadar Kıbrıs Türkü’nün yanında olmaktır” yönündeki sözlerinin, yeni olmadığını vurguladı. Konuşmayı günün en önemli mesajı olarak nitelendiren Hastürer, bu ve buna benzer sözlerin daha önce de Türkiye’den gelen politikacılar tarafından söylendiğini hatırlattı.

Ada TV’de yayınlanan Günaydın Ada programına konuk olan Gazeteci Yazar Hasan Hastürer, Didem Tavukçu Gürses’in sorularını yanıtladı.

Ak Parti’nin (AKP) Kıbrıs sorununu çözecek parti olma iddiasının en başından beri var olduğunu ifade eden Hastürer, çözüm bağlamında, sorunun kazançla çözülmesi için Türkiye’nin elinden gelen her şeyi yaptığını belirtti.

Müzakere süreciyle ilgili olarak Cumhurbaşkanı Talat’a yapılan eleştirilere de değinen Hastürer, “KKTC’de çözüm için daha önce başa gelenler ne yaptı ki” diye sordu ve “20 senedir hükümette olanlar ne yaptılar ki eleştiriyorlar” dedi.

STAR KIBRIS 17/11/09

 

DAVUTOĞLU: SÜRDÜRÜLEBİLİR BARIŞ

   

TC Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu: Kıbrıs'ta kısa vadeli taktiksel değil, geleceğe yönelik sürdürülebilir bir barış politikası izliyoruz.

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kıbrıs'ta kısa vadeli taktiksel değil, geleceğe yönelik sürdürülebilir bir barış politikası izlediklerini söyledi.
Davutoğlu, Türk kültürünün Avrupa kültürünün bir parçası olduğunu, Osmanlı arşivi açılmasaydı Avrupa'nın tarihinin yazılamayacağını söyledi.
İspanya'ya resmi ziyarette bulunan Davutoğlu, başkent Madrid'de 'Nueva Economia Forum' adlı sivil toplum örgütünün düzenlediği 'Türkiye, İspanya: Akdeniz'in İki Ucu, Küresel Barış ve Güvenliğe Katkılar' başlıklı toplantıda konuştu.
Dünya tarihinde yaşanan büyük savaşların korkular yarattığını ve Soğuk Savaşın da doğrudan etkileri olduğunu anlatan Davutoğlu, bir 'küresel yeni siyasi ve ekonomik düzen kurulmasının' artık şart olduğunu belirtti.
'11 Eylül saldırılarının ardından ABD'nin askeri müdahalesi sorunu çözmekte başarılı olmuş mudur? Hayır.' diyen Dışişleri Bakanı, küresel yeni düzenin 'coğrafi sınırları olmayan, tek liderliğe değil, çok katılımcılığa dayalı' olması gerektiğini ifade etti.
Davutoğlu, Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek'in bir İspanyol gazetesine verdiği demeçte 'Kültürel mirası, Türkiye'nin AB sürecini zora sokuyor' şeklinde bir ifade kullanmasıyla ilgili olarak, 'Türk kültürünün Avrupa kültürünün bir parçası olduğunu göstermek için yüzlerce sebep bulabilirim. Osmanlı arşivi açılmasaydı Avrupa tarihi yazılamazdı. Hoşunuza gitse de, gitmese de, Türkiye Avrupa'nın bir parçası. Diyelim ki Türkiye AB'ye adaylığını geri çekti. AB'nin sorunları bitecek mi? 19. yüzyılda değiliz. Türk kültürünü inkar edebilirsiniz, ama Avrupa'da yaşayan milyonlarca Türk'ü inkar edebilir misiniz?' diye konuştu.
İspanya'nın 2010 yılının ilk yarısında üstleneceği AB dönem başkanlığından Türkiye'nin 'büyük beklentileri ve umudu' olduğunu söyleyen Davutoğlu, 'İspanya, Türkiye'nin aktif ve stratejik olduğunu anlıyor, ayrıca Türkiye'nin ekonomik kapasitesinin de farkında. İspanya'nın AB dönem başkanlığı Türkiye ile AB arasında sadece yeni fasıllar açılmasında değil, siyasi olarak yakınlaşma bağlamında da etkisini gösterecektir' dedi.

KIBRIS VE “DEMOKRATİK AÇILIM” SÜRECİ

Davutoğlu, Kıbrıs’la ilgili bir soru üzerine, Türkiye'nin Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirme arzusunda olduğunu, Kıbrıs'ta kısa vadeli taktiksel değil, geleceğe yönelik sürdürülebilir bir barış politikası izlediklerini, 'demokratik açılım' sürecinde Türkiye'de herkesin açık bir şekilde her şeyi konuştuğunu ve terörizmle her yönde mücadele sürdürülürken, diğer yandan tüm sorunların çözümünü umduklarını kaydetti.
Bu arada, toplantıda konuşan İspanyol hükümetinin AB ile ilişkilerden sorumlu Devlet Sekreteri Diego Lopez Garrido, 'İspanya'nın şüphe götürmeyecek şekilde Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasını desteklediğini' belirtti.

STAR KIBRIS 17/11/09

 

Students condemn ‘TRNC’ anniversary
By Sebastian Heller

HUNDREDS of students took part in islandwide protest demonstrations yesterday to mark the anniversary of the declaration of independence of the ‘Turkish Republic of Northern Cyprus’ on November 15, 1983.

A heavy police presence accompanied the demonstrations at the Ledra Palace checkpoint and tensions rose briefly as some of the youths demonstrating began to throw stones. A car with Turkish Cypriot registration plates was damaged by students waving Greek flags. According to police the damage was not severe and the tension soon dispersed. No arrests were made.

“We’re going to burn a flag that’s big and red,” and “the only good Turk is a dead Turk,” were just some of the chants shouted out by the demonstrators, some of whom wore intifada-style scarves

The demonstrations were simultaneously also held to commemorate the student uprising against the military junta in Greece on November 17, 1973.

A concert to commemorate both anniversaries with the Greek singer Laurentius Maheritsas was held at the Tassos Papadopoulos Eleftheria stadium in Nicosia between 11am and 1:30pm.

Youth leaders commented that: “Today, 26 years after the illegal declaration of the pseudo-state, we would like to send the crystal-clear message that the students of Cyprus reject unconditionally … the invasion and occupation.”

Students in Limassol, Larnaca, Paralimni and Paphos took part in simultaneous demonstrations against the ‘TRNC’.

“The youth of Cyprus give the message that they will continue courageously the effort for … the reunification of our homeland,” said Andreas Pyras, president of the Youth Association before stating the support of the students and youth movement for the federalised solution being worked on by President Christofias.

Demonstrations and marches against the ‘TRNC’ and in commemoration of the 1973 students’ uprising in Greece are also planned across the island today.

The Pancyprian union of students (POFEN and PSEM) also delivered a resolution against the occupation to the UN headquarters in Nicosia.

CYPRUS MAIL 17/11/09

 

TRNC is not an obstacle to a solution’
By Simon Bahceli

TURKISH Cypriot leader Mehmet Ali Talat used his speech marking the 26th anniversary of the breakaway ‘Turkish Republic of Northern Cyprus’ (TRNC) on Sunday to call on Greek Cypriots to join Turkish Cypriots in efforts to reunite the island.

“The Turkish Cypriot people are ready to share this beautiful island with you. Come and contribute to peace efforts.

“Don’t prevent this island becoming one of friendship and unity,” he said during a rally attended by politicians and military personnel from north Cyprus and Turkey in Nicosia.

Talat also sought to impress on Greek Cypriots the connection Turkish Cypriots have with the island and dispel the notion that Turkish Cypriots were less a part of Cypriot history than their Greek Cypriot counterparts.

“There are those who through their racist and chauvinistic statements deny our rights as part owners of Cyprus. Because of this I have to remind them that Cyprus is our homeland upon which our blood and our sweat has been spilled,” Talat said.

While many will have seen Sunday’s anniversary of the formation of the ‘TRNC’ as an abomination, Talat sought to convince those in the south that the breakaway state’s formation in 1983 did not preclude reunification.

“Even if the formation of the TRNC was seen internationally as an obstacle to a solution [of the Cyprus problem], efforts by the Turkish side, and ultimately the 2004 referendum, changed this perception,” Talat said.

But while calling for the stepping up of reunification efforts, Talat also called on Greek Cypriots and the international community to respect the Turkish Cypriots’ right to self-determination.

“I want to call on the world and the Greek Cypriots in particular to respect the rights, after 450 years [on the island], of Turkish Cypriots to govern themselves.”

Also speaking at the anniversary rally was Turkish Deputy Prime Minister Cemil Cicek, who said that if Turkey had to choose between EU membership and “remaining by the side of the Turkish Cypriots”, it would always choose the Turkish Cypriots.

CYPRUS MAIL 17/11/09

 

 

Property commission head: we will pay out within days

THE NORTH’S Immovable Property Commission (IPC) has reacted angrily to a report last week questioning whether the 81 Greek Cypriots who have come to agreement with the north over property compensation claims have been paid.

“If there is anyone who has not received the compensation agreed, let them come forward and say so,” head of the IPC Sumer Erkman told the Cyprus Mail yesterday.

While not providing any physical proof of funds paid, Erkman added that due to the sheer volume of work since the summer, some applicants were yet to receive their promised funds.

“Since the summer recess, we have finalised around 30 applications, and some of those applicants are still waiting to be paid,” Erkman said.

According to the IPC head, several offices are involved in the payment process, which can take up to two months to complete. Of the 30 applications resolved since the summer, around 20 were yet to be paid. One of the 20 is a Greek Cypriot who last week made the news by agreeing to a GB£12 million compensation offer.

“They will all receive their funds within days,” Erkman insisted, adding that there was no question of deliberate delay or of a shortage of funds. She added that another Greek Cypriot refugee whose GB£9.5 million compensation was one of the 20 still waiting.

Erkman yesterday contested the Mail’s report that the funds for the compensation of Greek Cypriot property claims came from Turkey.

“The funds come from north Cyprus’ budget,” she insisted. A source close to the IPC yesterday told the Mail the funds were being generated through the redirecting rents for ‘state-owned’ lands to the IPC’s coffers.

“All funds are coming from here. Nothing comes from Turkey for this,” the source said.

The north’s IPC was set up in 2006 in answer to a ruling by the European Court of Human Rights (ECHR) that Turkey and its subordinate Turkish Cypriot administration were failing to offer an effective local remedy to Greek Cypriots seeking redress for properties they had lost in the north because they did not offer refugees the possibility of returning to their properties.

With the IPC’s establishment however Greek Cypriots were, for the first time, able to apply to the Turkish Cypriot authorities to regain ownership rights, as well as financial compensation or the chance to exchange their property for Turkish Cypriot-owned property in the south.

Accounts of agreement for compensation or records of funds having been paid to Greek Cypriots from the north’s authorities are difficult to come by, with Greek Cypriots reluctant to draw attention to themselves as having made a deal with a body that is not recognised by the government.

That said, the onus still falls on the north’s authorities to prove payment for the ECHR to accept that the authorities there have set up a system that redresses Greek Cypriot demands.

CYPRUS MAIL 17/11/09

 

Dersim'den önce Koçgiri katliamı

Ebubekir Hazım Tepeyran’ın anılarını içeren ‘Belgelerle Kurtuluş Savaşı’ kitabı Gürer yayınları tarafından geçtiğimiz günlerde yayımlandı.
Tepeyran’ın anılarının bir bölümü ‘Ümraniye (Koçkiri) Olayı ve Nurettin Paşa’ başlığını taşıyor. Tepeyran, Milli Mücadele döneminde, ‘Koçgiri ayaklanması’ olarak bilinen olaylara ilişkin ilginç bilgiler veriyor, değerlendirmelerini yazıyor.
Cumhuriyet gazetesi yazarı Oktay Akbal’ın dedesi olan Tepeyran, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönem Dahiliye Nazır (İçişleri Bakanı)larındandı. Milli Mücadeleyi desteklediği gerekçesiyle işgal İstanbul’unda idam cezasıyla yargılanan Tepeyran, Cumhuriyet döneminde de milletvekilliği ve aralarında Sivas da olan değişik illerde valilik görevlerinde bulundu.
Tepeyran, İkinci Meclis’teki milletvekilliği döneminde Mustafa Kemal’le uyuşamadı, üçüncü dönemde milletvekili olamadı. Oktay Akbal o dönemi şöyle değerlendiriyor: “Anayasa hazırlıklarında Hazım Bey’in kimi önerileri, Mustafa Kemal’in istekleriyle uyuşmaz. Örneğin ayan meclisi ve senato kurulmasından yanadır. Hazım bey Cumhurbaşkanına geniş yetkiler verilmesini, Cumhurbaşkanı’nın hem hükümete, hem TBMM’ye başkanlık etmesini doğru bulmaz.”
Koçgiri, şimdiki Sivas’ın Zara ilçesinin adı. O dönemdeki nüfusunun önemli bir çoğunluğu Kürt-Alevi. Koçgiri katliamının hemen ardından Sivas’a vali olarak atanan Ebubekir Hazım Tepeyran, 1921 yılında yaşanan olayların bir ayaklanma değil, orada komutanlık yapan ve ‘Sakallı Nurettin’ olarak bilinen Nurettin Paşa’nın acımasız bir katliamı olduğunu belgelere dayanarak anlatıyor.
Sakallı Nurettin’in İzmir yangınının da sorumlusu olduğu söylenir. Bir başka icraatı ise Ali Kemal’i İzmit’te linç ettirmesidir. Buna benzer başka eylemleri de vardır.
***
Tepeyran’a göre; Sivas’ın Koçgiri (Zara) kasabasında askerlere bir saldırı olduğu gerekçesiyle başlatılan ‘tenkil’ hareketi çok vahşi boyutlara ulaşmıştır. Yöreye gönderilen Nurettin Paşa 14 Mart 1921 tarihli bildirisinde gelişmeleri şöyle değerlendirmişti: “1. Sivas iline bağlı Zara ilçesi (bu ilçeye ‘Koçkiri’ de denir) sınırları içinde yerleşik bulunan Koçkiri aşiretleri arasına sokulan bazı arabulucu kötü amaçlı kişilerin kandırdığı bu aşiret reislerinden çoğunun rıza ve muvafakatları dışında bir kısım ayaktakımı Kürtler, Ümraniye’deki askeri müfrezeye saldırmış ve bazı subaylarla Ümraniye’de bulunan Zara ilçesi kaymakamını tutuklamışlardır. Bu ayaklanmacılar, davranışlarının nedeni olarak, hükümetin sözde Kürtleri vuracağını söylemesiyle korku ve kaygıya kapılmış olduklarını yaymışlar...” (s.211)
Askerin harekete geçmesi üzerine, şehir eşrafı bir ‘öğüt kurulu’ oluşturarak araya girer ve bir uzlaşma sağlanır. Kaymakam ve subaylar serbest bırakılır. İsyancılar için Sivas’ta ‘harp divanı’ kurulmasına karar verilir. Ayrıca yapılan uzlaşmayı güvence altına almak amacıyla bir taahhüt belgesi de hazırlanır.
Tepeyran o günleri anlatırken şöyle diyor:
“Öğüt kurulu, Zara’dan dönüşünde komutan paşayı görerek, gerek asker göndermenin caydırıcılığının, gerekse yayımladığı bildirinin etkisiyle sorunun böylece çözülmesini uygun görmesinden dolayı kendisini kutlarlar.”
Fakat Nurettin Paşa’nın, “‘Öyle ama, bu kadar asker toplandı, ben buraya kadar geldim; bir şey yapılmazsa olmaz’, dediği ve bunun üzerine askeri harekâtın sürdürüldüğü, Sivas’ta yaygın olarak konuşulmakla birlikte, bu söylentinin doğru olduğunu Şefik Bey bizzat bana söylemişti.” (s.211)
“Böylelikle Ümraniye bucağına ve Zara ilçesinin merkezine bağlı köylerden 76 ve Divriki ilçesinde 57 toplam 132, savaştaki düşman istihkamları gibi yakılmış, yıkılmış ve yüzlerce nüfus öldürülmüştür. Ayrıca bütün mal, eşya, zahire ve hayvanları yağmalanmıştır. Binlerce nüfus da dağlarda, kırlarda açlıktan ve sefaletten ölüme mahkum edilmiştir.” (s.216)
“Nurettin Paşa, hükümetin güvenip kendisine verdiği yetkiyi pek kötü kullanarak yarattığı facialarla yetinmemiş, Koçkiri ileri gelenlerinden öldürülen ya da can korkusuyla dağlarda saklanan kişilerin ailelerini de Sivas’a sürmüştü” (s.218)
Bu değerlendirmeler, olaylardan üç ay sonra Sivas’a vali olarak atanan Ebubekir Hazım Tepeyran’a ait. Zara’nın Alevi-Kürt nüfusu Dersim’den tam 26 sene önce bir katliam ile yüz yüze gelmişti. Üstelik, zaman Milli Mücadele dönemiydi. Anadolu’nun desteğine her zamankinden çok ihtiyaç hissedildiği bir dönemdi.
‘Koçgiri Katliamı’ resmi tarihin pek görmek, göstermek istemediği olaylardandır. Tarihi yeniden okumak, yeni bir gözle okumak ve gerçeklerle yüzleşmek iyi olacak.
Hele de Onur Öymen’i dinledikten sonra...

RADIKAL 17/11/09

 

Türkiye'de dindarlık araştırması

A.A.

“Türkiye'de Dindarlık: Uluslararası Bir Karşılaştırma” araştırmasının sonuçları açıklandı. İlginç sonuçlara ulaşılan araştırmanın en çarpıcı yanlarından biri, “devlet memuru kadınlar isterlerse başlarını örtmelerine izin verilmeli” diyenlerin oranı 1999 yılında yüzde 74 iken, bu oranın bu yıl yüzde 69'a, “Üniversite öğrencisi kızların isterlerse başlarını örtmelerine izin verilmeli” diyenlerin oranının da 1999 yılında yüzde 76 iken 2009'da yüzde 70'e indiği sonucu oldu.

Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Ali Çarkoğlu ve Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, 2008-2009 yıllarını kapsayan ve Türkiye İstatistik Kurumu verileri kullanılarak, örnekleme yöntemiyle bin 453 denekle, 53 ilde gerçekleştirdikleri araştırmanın sonuçlarına ilişkin bir basın toplantısı düzenledi.

Çarkoğlu, ISSP'nin uluslararası konjonktürde dindarlığın araştırılması amacıyla 43 ülkede de aynı soruları yönettiğini kaydetti.

Araştırma yapılan birçok ülkedeki verilerin raporlanması sürecinin henüz tamamlanmadığını belirten Çarkoğlu, bu nedenle Türkiye'deki veri sonuçlarının ISSP'nin 1998 yılında aynı konuda yaptığı dünya sonuçlarıyla kıyaslamasının yapıldığını ifade etti.

Hazırlanan rapora göre, deneklerin yüzde 82'si “Allah var olduğu için hayatın anlamı olduğuna”, yüzde 28'i “hayatın akışını kendisinin değiştirebileceğine” inandığını bildirirken, yüzde 50'lik bir grup ise “hayatı değiştirebilmek için yapabileceğimiz çok az şey vardır” görüşüne katılıyor.

Çarkoğlu, bu sonucun kadercilik veya metafizik güçler tarafından belirlenen bir hayat algısının toplumda yaygın olarak paylaşıldığı izlenimini ortaya koyduğunu ifade etti.

ALLAH'A İNANÇ

Katılımcıların yüzde 95'i Allah'a olan inancını küçük yaşta edindiğini bildirdi. Allah'ın tasavvuru hakkındaki inanç incelemesinde ise “Allah tasavvurunun, baskıcı, cezalandıran, yargılayıcı ve otoriter bir babadan çok sevecen, destekleyen, esirgeyen, hayatı kolaylaştırmaya destek veren bir baba imajına daha yakın” değerlendirmesi öne çıktı.

Anket sorularını yanıtlayanlardan, “bilimin insanlığa yararlı olup olmadığı ve dine olan inancı aşındırıp aşındırmadığı”na ilişkin soruya da yüzde 50 oranında bir kesim bilimin yararlı olduğunu düşünüyor.

Bir diğer sonuca göre de katılımcıların yüzde 89'u “kendi inanışlarında olmayan dinlere saygı gösterilmesi” gerektiği görüşünde. Ancak, “Sizden farklı bir dine mensup olan veya hakkındaki görüşleri sizden farklı olan birisinin seçimlerde oy vermeyi düşündüğünüz siyasi partiden aday olmasını kabul eder miydiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 37'si, “kesinlikle kabul etmem”, yüzde 23'ü “kesinlikle kabul ederim” yanıtını verdi.

“Bu kişilerin kamuya açık toplantılar düzenleyerek görüşlerini açıklamalarına izin verilmeli mi?” şeklindeki soruya karşılık olarak da yüzde 36 “Hayır kesinlikle verilmemeli”, yüzde 11 oranınında da “Mutlaka verilmeli” yanıtı alındı.

CEMAATLERİN GÜCÜ

Prof. Dr. Çarkoğlu, bu cevapların, Türkiye'de farklı dinlere saygı gösterilmesi ifadesinin kabul edilmekle birlikte, uygulamada bu kişilerin kitap yazıp yayınlamalarına veya fikirlerini açıklamalarına sıcak bakılmadığı gibi bir durumu ortaya koyduğunu ifade etti.

Deneklerin yüzde 44'ü “cemaatlerin gücünün çok olduğu”, yüzde 28'i “olması gerektiği kadar olduğu” ve yüzde 18'i de “olması gerektiğinden az olduğu” görüşünü savunuyor.

Bu arada, “tek bir dinin gerçek olduğuna inananların oranı” araştırmada yüzde 57 olarak görülürken, deneklerin yüzde 34'ü “birçok dinde temel doğrular mevcuttur”, yüzde 6'lik bölüm ise “herhangi bir dinin öğretilerinde çok az gerçek payı vardır” görüşünde.

YATIR ZİYARETLERİ

Katılımcıların yüzde 41'i türbe, yatır gibi dinen kutsal kabul edilen yerleri yılda en az bir kere ziyaret ediyor, yüzde 36'lık bir kesim hayatı boyunca türbe veya yatır ziyareti yapmamış.

Araştırmaya katılanların yüzde 80'i dua ettiğini beyan ederken, dua etme nedenleri arasında yüzde 97 ile “felaketten korunmak” ön plana çıkıyor. Denekler bunun yanı sıra 'iyi bir eş bulup evlenmek”, “bir sınavda başarılı olmak” ve “taraftarı olduğu futbol takımının kazanması” gibi nedenlerle de dua ediyor.

Araştırmaya katılanların yüzde 90'ı Müslümanlara hoşgörüyle yaklaşırken, bu oran Hristiyanlara karşı yüzde 29, Budistlere yüzde 18,7, Hindulara yüzde 19,4 ve Musevilere ise yüzde 21,9 düzeyinde. Prof. Dr. Çarkoğlu, “bu durumun Müslümanlar dışındaki dinlere ve inanmayanlara karşı karşı büyük bir olumsuz görüş ortamı bulunduğu sonucunu çıkarttığını, Türkiye'de sık sık ifade edilen din ve vicdan özgürlüğüne karşı saygı ve tarihten gelen dini hoşgörü savlarını doğrulamaktan uzak bir görüntü çizdiği” görüşünü aktardı.

Araştırmanın bir diğer sonucuna göre, katılımcıların yüzde 35'i nazara inanırken, yüzde 10'luk bir kesim ise faal, büyü, yıldızlarının konumunu gibi
şeylerin insanın geleceğini tayin ettiği görüşünde.

Katılımcılar, “Dini ilkelerinize uymayan bir kanunun Meclis tarafından kabul edilmesi durumunda nasıl davranırdınız?” şeklindeki soruya da yüzde 35 oranında “kesinlikle kendi dini ilkelerime uygun davranmaya devam ederim”, yüzde 32 oranında “muhtemelen kendi dini ilkelerime uygun davranmaya devam ederim”, yüzde 13 oranında ise “Kesinlikle kanuna uyarım” yanıtını verdiler.

TÜRBAN ARAŞTIRMA SONUÇLARI

Türban yasağına ilişkin olarak 1999-2009 yılı arasındaki görüşlere de yer verilen araştırma sonuç raporunda, “devlet memuru kadınlar isterlerse başlarını örtmelerine izin verilmeli” diyenlerin oranı 1999 yılında yüzde 74 iken, bu oranın bu yıl yüzde 69'a gerilediğine yer verildi. Raporda, “Üniversite öğrencisi kızların isterlerse başlarını örtmelerine izin verilmeli” diyenlerin oranının da 1999 yılında yüzde 76 iken 2009'da yüzde 70'e indiği ifade edildi.

'İnsanlar Müslümanlığın gereği olan ibadetlerini serbestçe yerine getirebiliyor mu?” şeklindeki soruya 1999 yılında 'evet' diyenlerin oranı yüzde 65'ten 2009 yılında yüzde 78'e çıkarken, 'Hayır' diyenlerin oranı ise yüzde 31'den yüzde 19'a geriledi.

“Türkiye'de dindar insanlara baskı yapılıyor mu?” sorusuna da 1999 yılında yüzde 50 'Hayır' diyenlerin oranı 2009 yılında yüzde 71'e, 'evet' diyenlerin oranı da yüzde 45'ten yüzde 24'e indi.

“Laik kesimden insanlar hayatlarını serbestçe yaşıyor mu?” sorusuna karşılık olarak da 2006 yılında yüzde 79 olan 'evet' oranı, 2009 yılında yüzde 86'ya çıkarken, “bugün Türkiye'de laik kesimden insanlara baskı yapılıyor mu?” sorusuna verilen yüzde 83 'Hayır' cevabı yüzde 87'e çıkarken, 'Evet' yanıtı da yüzde 8'den 9'a yükseldi.

Araştırma sonucuna göre, “dindar kesime yapılan baskılar” arasında “Türban dayatması” ve “ibadet özgürlüğünün engellenmesi” ön plana çıkarken, “laikler üzerindeki baskı” da ise “ibadet baskısı” ve “ifade özgürlüğünün engellenmesi” dikkat çekiyor.

Türkiye'de “şeriat düzeni” isteyenlerin oranı ise 1999 yılında yüzde 26'lar düzeyinde iken bugün bu oran yüzde 10'lara düştü.

Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, Türkiye'deki verilerin Şili, İrlanda, Filipinler, Slovakya gibi Katolik ağırlıklı nüfusa sahip olan ülkeler ile Rusya, Güney Kıbrıs gibi Ortodoks, Hristiyan nüfusa sahip ülkelerle büyük benzerlik gösterdiğini kaydetti.

HURRIYET 17/11/09

 

Hem Kıbrıs, hem AB...

KKTC’nin 26. kuruluş yıldönümünde Lefkoşa’da düzenlenen bir törende konuşan Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, şu çarpıcı ifadeyi kullandı: “Eğer birileri ‘ya Kıbrıs, ya AB’ diye düşünüyorsa, Türkiye’nin tercihi sonsuza kadar Kıbrıs Türklerinin yanında olacaktır. Bunu herkes iyi anlamalıdır.”
Bakan’ı böyle konuşmaya sevk eden nedir? Türkiye açısından böyle bir tercih noktasına mı geliniyor? “Birileri” ve “herkes” derken kimler kastediliyor?
Bize öyle geliyor ki, Bakan’ın vermek istediği mesajın üç ayrı adresi var:
Birincisi AB. Gerçi şu anda AB’nin Kıbrıs ile Türkiye arasında bir tercih yapma durumuyla karşılaştığı söylenemez. Ama Kıbrıs Rum kesimi AB üyeliğinin avantajını her fırsatta kullanmaya bakıyor.
Bu bağlamda aralık, kritik bir ay olacak. Türk limanlarının Rumlara açılması konusunda Ankara’nın daha önce verdiği sözü yerine getirmesi istenecek. Türkiye (son dakikada uygun bir formül bulunmadığı takdirde) bu koşula uymayacağını ilan etmiş durumda. O zaman AB ne yapacak? Üyelik müzakerelerine ara mı verecek veya askıya mı alacak?
Bütün işaretler böyle bir şey olmayacağını gösteriyor. Ama, Bakanın Lefkoşa’daki sözleri bir uyarı niteliğindedir. Yani AB’den olumsuz bir karar çıkması karşısında Ankara’nın tercihinin ne olacağının işaretini vermektedir.

Zor tercih
İkinci mesajın adresi ise Kıbrıs Türkleridir. Gerçi KKTC’de bugünkü hava farklı, ama 5 yıl önce Kıbrıs Türklerinin yüzde 65’inin Annan planı referandumunda “evet” dediğini unutmamak gerek.
Türk tarafının bu tutumunda başlıca faktör, “AB motivasyonu” idi. Yani, adanın tümünün AB üyesi olacağı ve böylece Türklerin de AB üyeliğinin avantajlarından yararlanacağı umudu idi.
Bu umut Rum tarafının yüzde 76 oranında “hayır” demesi yüzünden suya düştü. Bununla beraber, Kıbrıs Türkleri arasında, sağlanacak bir çözüm sayesinde AB’ye girmeyi halen de çok isteyen bir kitle var.
Aslında Cumhurbaşkanı M. A. Talat’ın da bütün çabaları bu hedefe yönelik. Ama çözüm derken belirlenen parametreler çerçevesinde bir anlaşmayı amaçlıyor tabii.
Bakan’ın sözleri daha çok, kendi deyişiyle, “Kıbrıs meselesini Türkiye’nin AB politikasının önüne koyanlara” yönelik.
Ama bu ifade aynı zamanda, Türkiye’nin yönlendirici, hatta belirleyici rolünü ve kendi ulusal çıkarlarının önceliğini ortaya koyuyor... Bir de, tercih noktasında, Türkiye’nin AB’den tereddütsüz vazgeçebileceği görüşünün hâkim olduğunu gösteriyor...

Doğrusu ve iyisi...
Nihayet üçüncü mesaj, Kıbrıs Rum Yönetimine. Yukarda belirttiğimiz gibi, Rum tarafı, AB’yi Türkiye’nin Birlik ile üyelik müzakerelerinde bir araç olarak kullanmaya çalışıyor. Bu özgüvenle Kıbrıs görüşmelerinde de uzlaşmaz davranıyor. Bakan’ın söylemek istediği şu: Eğer AB yolu ile Türkiye’yi köşeye sıkıştırmayı düşünüyorsanız, bilin ki, Türkiye AB’den vazgeçer, ama KKTC’den asla...
Umarız olaylar Türkiye’yi “ya Kıbrıs ya da AB” tercihini yapma noktasına getirmez.
Doğrusu ve herkes için en iyisi “hem Kıbrıs, hem AB”dir. Yani Kıbrıs’ta çözüm, AB ile tam üyelik...
Sanıyoruz Türk diplomasisinin hedefi bugün hâlâ budur.

 SAMI KOHEN MILLIYET 17/11/09

 

KKTC'de okullara domuz gribi tatili

KKTC'de okullar domuz gribinin yayılmasını önlemek amacıyla 1 Aralık'a kadar tatil edilidi.

AA

NTV 18 Kasım. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde, ilk ve orta dereceli okulların tümü, domuz gribinin yayılmasını önlemek amacıyla, yarında itibaren 1 Aralık tarihine kadar tatil edildi.

Okulların tatil kararı, bugünkü Bakanlar Kurulu toplantısında alındı. Kararı açıklayan Bakanlar Kurulu sözcüsü ve Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, okulların tatil edilmesi nedeniyle eğitimde çok büyük bir kayıp yaşanmayacağını belirtti.

Bakan Özgürgün, okulların 1 Aralık Salı günü eğitime başlayacağını kaydetti.

 

Fanatik Rumlardan çirkin gösteri

KKTC’nin kuruluş yıldönümü nedeniyle önceki, gün Güney Kıbrıs’ın büyük kentlerinde çeşitli kınama eylemleri gerçekleştirilirken, “EFEN” öğrenci birliğinin Ledra Palace’taki gösterisinde “federasyon” aleyhine sloganlar atıldı ve bölgede park halinde bulunan Kıbrıslı Türk araçlarına saldırıda bulunuldu.

Politis Gazetesi, “Sınırsız Bir Tımarhane…Kıbrıslı Türklerin Araçlarına Zorbalık…Sahte Devleti Unuttular Federasyonu Hatırladılar…Bölünmüş Kınama” başlıkları altında geniş yer verdiği haberinde, Rum öğrenci birlikleri arasındaki kesin görüş ayrılıklarının kınama etkinliklerinde ortaya çıktığını yazdı.

Gazete, POFEN ve PSEM öğrenci örgütlerinin Tasos Papadopulos kapalı spor salonunda gösteri gerçekleştirdiklerini, Ledra Palace’ta gösteriyi tercih eden EFEN’in eyleminin ise olaylı geçtiğini belirtti.

EFEN üyesi öğrencilerin Ledra Palace’a yürüyüş sırasında KKTC ve federasyon çözümü aleyhine sloganlar attıklarını belirten gazete, gösterinin bitişinde ise bir grup öğrencinin Baf kapısında bulunan Rum polis karakoluna çok az uzaklıkta bulunan park halindeki bir Kıbrıslı Türk’ün aracına taşlar atarak büyük zarar verdiklerini yazdı.

POFEN ve PSEM örgütlerinin gerçekleştirdikleri etkinlikte yapılan konuşmalarda ise KKTC’nin ilanı kınandı, Türk askerinin çekilmesi talep edildi ve uluslararası toplamdan Türkiye’ye tutum değiştirmesi için baskı yapması istendi. Ayrıca bu isteklerin yer aldığı bir bildiri BM’nin Güney Lefkoşa’daki temsilciliğine verildi.

EOKA TİŞÖRTLERİYLE GÖSTERİYE KATILDILAR

Gazete Limasol, Baf ve Larnaka’daki gösterilerde de, katılımcılar arasında fikir ayrılıklarını ortaya koyan sloganlar atıldığını ve aşırı sağ eğilimlerin ortaya çıktığını yazdı.

Habere göre Baf’ta gerçekleştirilen gösteride, Yunan bayrakları açıldı, Türkiye ve federasyon çözümü aleyhine milliyetçi sloganlar atıldı.

Limasol’da gerçekleştirilen kınama gösterileri de farklı görüşlerden öğrencilerin karşılıklı atışmalarıyla geçtiği, kendi aralarında gruplar halinde gösteri yerine gelen öğrenciler arasında “Kıbrıs halkına aittir”, “Kıbrıs Yunandır”, “Yunanistan-Kıbrıs- Enosis” gibi sloganların karşılıklı atıldığı bildirildi.

Habere göre, bir grup gösterici dev Yunan bayrağı açarken, bir grup da “Hepiniz Koyunsunuz” pankartı açtı. Söz konusu bayrak ve pankart Rum polisinin müdahalesi sonucunda geçici bir süre için kapatılsa da, daha sonra yeniden açıldı.

HALKIN SESI 18/11/09

Kaliteli içme suyuna kavuşuyoruz

Avrupa Birliği’nin (AB) Kıbrıs Türkü’ne yapmakta olduğu 259 milyon Euro’luk mali yardım kapsamında Gönyeli, Girne ve Lefke’nin toplam 114 kilometrelik uzunluğundaki içme suyu dağıtım şebekesi yenileniyor.            Birliğin Gönyeli’nin 54 ve Girne ile Lefke’nin 30’ar kilometrelik içme suyu dağıtım şebekelerinin yenilenmesi  kapsamında açtığı iki ayrı ihaleyi müteahhit firma Adil Görüş ile Özyalçın Construction Co. firmasının kazanması üzerine projeyi birleştiren AB, Girne’deki projeyi dün başlattı. 

Yaklaşık 35 yıldan beri insan sağlığını tehdit eden eski asbest borulardan oluşan şebeke Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) önerdiği polietilen borularla değiştirilecek.

Haziran 2010 yılında tamamlanacak proje, yaklaşık 2 milyon 700 bin Euro’ya mal olacak.

Saat 15:00’te Girne 20 Temmuz Stadyumu’nda düzenlenen törenle start alan Girne’deki proje; Mete Adanır, Naci Talat, Salih Miroğlu, Raif Denktaş, Bedrettin Demirel, Sedat Simavi, Ziya Rızkı ve Ecevit Caddesi ile bu caddelere bağlı sokak ve Karaoğlanoğlu  bölgesini kapsayacak. 

Gönyeli’nin içme suyu dağıtım şebekesinin yenilenmesine bugün, Lefke’deki projeye ise ileriki günlerde başlanacak.

Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın törende yaptığı konuşmada, belediyenin Girne’ye kesintisiz su sağlamak için projeler geliştirdiğini de ifade ederek, dün yeni bir su kuyusu daha açtıklarını ve buradan elde edecekleri suyun şehir şebekesine bağlanmasıyla ilgili çalışmaların da kısa sürede tamamlanacağını kaydetti.

VIEZZIER

AB Program Takım Başkanı Alessandra Viezzier ise projenin amacının; Beşparmak Dağları’ndaki kaliteli suyu kayba uğratmadan aynı kaliteyle halka sunmak ve suda tasarruf sağlamak olduğunu ifade etti.

AKYILDIZ

Projeyi üstlenen Adil Görüş ve Oğuz Özyalçın Construction and Co. firması adına konuşan Yalçın Akyıldız da yaptığı konuşmada, Girne, Gönyeli ve Lefke İçme Suyu Şebekesi Yenileme Projesi’nin Adil Görüş ve Oğuz Özyalçın firmalarını yeni bir yapılanmada bir araya getirdiğini anlatarak, projeyi taahhüt edilen süre içinde tamamlamayı hedeflediklerini söyledi.

HALKIN SESI 18/11/09

 

“24 Nisan iradesinin öldüğü söylemek günahtır”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 24 Nisan 2004 referandumuyla ortaya çıkan iradenin Kıbrıs Türkü’nün lehine olduğunu vurgulayarak, Kıbrıs’ta çözümün herkesin yararına olacağını, bu iradeyi devam ettireceklerini söyledi.

Talat, 24 Nisan iradesiyle 19 Nisan’daki seçimlerin sonucunu karşılaştıranları da eleştirdi.

Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS)’ın 53’üncü kuruluş yıldönümü önceki gece sendika lokalinde resepsiyonla kutlandı.

KTAMS tarihini anlatan slayt gösteriminin ardından konuşan KTAMS Başkanı Ahmet Kaptan, sendikanın kuruluşundan bu yana 53 yıl geçmesine rağmen mücadele ettikleri insanlar dışında değişen bir şey olmadığını söyledi.

 “Bugün Kıbrıs Türkü’nün göçünü engellemek için yine yollardayız” diyen Kaptan, “ dönemde İngiliz ve Rumlar arasındaki emperyalistlerin, bugün ise kendi seçtikleri insanların Kıbrıslı Türkleri ülkeden göç ettirmeye çalıştıklarını” savundu. 28 örgüt olarak bu duruma karşı eylemler yaptıklarını anlatan Kaptan, hükümeti, “seçim öncesinde verdiği sözleri tutmamakla ve insanları kandırmakla” suçladı.

KURULUŞ BİLDİRGESİNDE İMZALARI VAR

Hükümetin dış politikasını da eleştiren Kaptan, Başbakan dahil bugünkü hükümetin bazı mensuplarının da imza attığı KKTC’nin kuruluş bildirgesinin 22’inci maddesinde “KKTC’nin ilanı Kıbrıs’ta yeni bir ortaklığı engellemez” ifadesine dikkat çekti. Kaptan, “genç mücahitler” adlı örgütü “sözde” diye niteleyerek, bu örgütün astıkları pankartları örtmeye ve engellemeye çalıştığını kaydetti.

BARIŞ MÜCADELESİNDE ÖN SAFLARDA

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise konuşmasında, KTAMS’ın yarım asrı aşan tarihinde çok ciddi hareketlere imza attığını, Kıbrıs Türk halkının demokratik gelişiminde önemli görev yaptığını ve barış mücadelesinde ön saflarda yer aldığını söyledi.

 “Nisan iradesi Kıbrıs Türkü’nün lehinedir, önemli bir zemin oluştu” diyen Talat,  “24 Nisan iradesinin öldüğü ve karşısına 19 Nisan iradesinin çıktığı” görüşünün çözümsüzlüğü savunmak olduğunu da vurguladı. “Bunu söylemek günahtır. Kıbrıs Türkü’nün itibarını zedeler” diyen Talat,  24 Nisan’daki referandumla 19 Nisan seçiminin karşılaştırılamayacağını söyledi.

Talat, Kıbrıs’ta çözüm ve barış istediklerini, sorunun çözümünün herkesin yararına ve çıkarına olacağını, bu çizgiyi devam ettireceklerini ekledi.

HALKIN SESI 18/11/09

 

MÜLKİYETTE ‘TIKANIKLIK GÖSTERGESİ YOK’

   

Cumhurbaşkanı Talat görüşme sonrası açıklama yaptı; “İlkesel farklılıklar devam ediyor, ama görüşmelerde tıkanıklık göstergesi yok”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “mülkiyet” konusunda ilkesel farklılıkların devam ettiğini, fakat görüşmelerde herhangi bir tıkanıklık göstergesi bulunmamasının olumlu bir gelişme olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm müzakerelerinde bugün “mülkiyet” konusuna devam edildiğini ve iki liderin temsilcilerinin önümüzdeki günlerde konuyu görüşmeyi sürdüreceklerini belirtti.
Talat, temsilcilerin mülkiyet konusunda kategorileri sonuçlandıracaklarını, ayrıca her kategoride mülkiyetle ilgili çareleri görüşeceğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la dün yaptığı görüşme dönüşünde Cumhurbaşkanlığı’nda TAK ve BRT muhabirlerine açıklamada bulundu, soruları yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Talat, Cuma günü yapılacak görüşmenin saat 10.00 yerine 11.00’de başlayacağını ve görüşmede bugüne kadar yapılanları gözden geçirerek, bundan sonrası için bir organizasyon çalışması yapılacağını, özel bir konu üstünde yoğunlaşmayacaklarını söyledi.
Gelecek hafta Salı günü yapılacak toplantıda ise “Vatandaşlık, Yabancılar, Göç ve Sığınma” konularının ele alınacağını ifade eden Talat, şimdilik varılan sonucun bu olduğunu söyledi.

Sorular
“Mülkiyette kategorilerde bir yakınlaşma sağlanmıştı. Çözüm yollarında bir sıkıntı yaşanması bekleniyor mu?” sorusunu Cumhurbaşkanı Talat şu şekilde yanıtladı.
“En kritik kısmı o zaten. Kıbrıs Rum tarafının ve bizim o konuda görüşlerimiz var, vardığımız anlaşmada ‘bu görüşlere zarar vermeksizin çareler konusunu ele alalım’ dedik. Dolayısıyla en zor kısım o olacak, çünkü artık o çözümdür. Ve çözüm konusunu görüşürken en zor konunun mülkiyet olacağını düşünecek olursak daha da uğraşacağız demektir.

“Bir adım atılmıştır ve bu adım önemlidir”
Burada bir adım atılmıştır, bu adım bence önemlidir. Neyi gösteriyor? Çözüm konusunda kararlılığı gösteriyor. (Bunu) Kullanabilirsek, bundan sonrası için son derece yararlı adımlar atmış olacağız diye düşünüyorum. Bundan sonra da, tabii gelecek toplantımızda karar vereceğiz, ama daha önümüzde görüşülmesi gereken konular var. Biliyorsunuz yürütmeyi daha tamamlamadık, yürütmenin birçok başka unsurları var. Belki onları da ele almamız gereken daha bütünlüklü bir çalışma yapmamız gerekecek.

“Rumlar Türkiye kökenli yurttaşları konu etmeye çalışıyor”
“Vatandaşlık, Yabancılar, Göç ve Sığınma” konusu başlı başına önemli bir konudur. Biliyorsunuz bu başlık altında Kıbrıslı Rumlar, Türkiye kökenli yurttaşlarımızı konu etmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla bunu önemli bir konu olarak gelecek toplantımızda, daha doğrusu bir sonraki toplantımızda (Salı) ele alacağız ve bakacağız nasıl bir yakınlaşma sağlayabiliriz. Tabii konu onunla ilgili değildir, vatandaşlık derken bilirsiniz iç vatandaşlık vardır, vatandaşlığın organize edilmesi vardır, sığınma konuları vardır. Oldukça geniş bir konudur, geçen görüşmemizde çok dar bir görüş alış-verişi yapmıştık. Bu defa belki daha derinlemesine görüşlerimizi tartışma fırsatı buluruz.”

“İlkesel farklılıklar devam ediyor... ama tıkanma yok”
“Mülkiyette ilkesel farklılıklarınız vardı. Bu farklılıklar giderilebilecek görüşünü taşıyor musunuz?” sorusu üzerine de Cumhurbaşkanı Talat, bu konunun en zor kısım olduğunu ve ilkesel farklılıkların devam ettiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat şöyle dedi: “Zaten dediğim gibi onlara halel gelmeksizin görüşüyoruz. Ama unutmayın, her görüşmede olduğu gibi, görüşmelerin devam etmesi ve tıkanmaması önemli bir olumlu göstergedir. Henüz böyle bir tıkanma göstergesi olmadığına göre de, ben bu konuda Kıbrıs Türk tarafı olarak elimizden gelen her türlü çabayı göstermeye devam edeceğimizi zaten daha önce de söyledim. Bunu tekrar vurgulamak istiyorum.”

STAR KIBRIS 18/11/09

 

KAYIPLAR KOMİTESİ’NE 2 MİLYON EURO BAĞIŞ

   

AB, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi’ne 2 milyon Euro bağış yaptı. Bu amaçla Ledra Palace’ta düzenlenen resepsiyona Cumhurbaşkanı Talat, Rum Lider Hristofyas ile BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Zerihoun da katıldı.

Avrupa Birliği Komisyonu tarafından kayıp şahısların akıbetinin belirlenmesi amacıyla Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından yürütülen çalışmalar için verilen 2 milyon Euro’luk bağış nedeniyle dün ara bölgede Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın da katıldığı bir resepsiyon düzenlendi.
Lefkoşa’daki Ledra Palace Oteli’nde yer alan resepsiyona AB’yi temsilen Avrupa Komisyonu’nun Güney Kıbrıs Temsilcisi Andrulla Kaminara, BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNFCYP) Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Birleşmiş Milletler Temsilcisi Christophe Girod, Kıbrıslı Türk Üye Gülden Plümer Küçük, Kıbrıslı Rum Üye Elias Georgiades de katıldı.
AB, Komite’ye en çok bağışta bulunan kurum durumunda. AB’nin Komite’ye yaptığı yardımların toplamı 3.5 milyon Euro’ya ulaştı. Ancak, Cumhurbaşkanı Talat bundan önce yapılan 1.5 milyon Euro’luk yardımın, Kıbrıslı Türklere ayrılan 259 milyon Euro’luk yardım paketinden alındığına işaret etti.
Bağışlanan paranın komitenin gelecek 24 ay içindeki masraflarını karşılayacağı ve bu bağışın yeni arkeolog ve antropologların işe alınıp faaliyetlerin hızlandırılmasına olanak tanıyacağı açıklandı.

Talat

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat resepsiyonda yaptığı konuşmada Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi’nin çok değeli bir çalışma ortaya koyduğunu, bu nedenle komiteye yapılan yardımların çok değerli olduğunu ifade etti, “Kayıp yakınlarının mağduriyetin giderilmesi önceliğimiz olmalı” dedi.
Bu insancıl konuda uzun bir süre görüşlerin değişmesi için çalıştıklarını ifade eden Talat, Kıbrıs Rum lideriyle birlikte bunu başardıklarını ve Komite’nin çalışmalarını başlattıklarını kaydetti. Bu çalışmaların kayıp yakınlarının beklentilerine cevap vermesi beklentisi içerisinde olduklarını dile getiren Talat, ancak çalışmanın çok zor ve teknik bir konu olmasından dolayı zaman aldığını söyledi.
Bunun bir emsal teşkil etmesini umut ettiğini kaydeden Talat, yardımların kayıp sorununun giderilmesi için önemli olduğunu belirtti.
Kayıplar konusunun siyasete karıştırılmaması için çok dikkatli davranılması gerektiğini, bunu bugüne kadar başardıklarını ifade eden Talat, “Konuyu siyasileştirmek çalışmaları öldürür” dedi.
Talat, Komite’nin çalışmalarını desteklemeye devam edeceklerini belirtti ve Komite çalışanları ile çalışmalara destek veren tüm kesimlere teşekkür etti.

Hristofyas

Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise konuşmasında kayıp şahıslar konusunun Kıbrıs’taki tüm kayıp ailelerini yakından ilgilendirdiğini ve pek çok insanın büyük acılar çekmesine neden olduğunu söyledi.
Kayıplar konusunun insancıl bir konu olduğunu ve hiçbir şekilde siyasete alet edilmemesi gerektiğini ifade eden Hristofyas, çalışmaları sadece sözlerle değil fiili olarak da desteklemek gerektiğini, bunu kayıp ailelerine ve Kıbrıs’ın tüm insanlarına borçlu olduklarını kaydetti.
Hristofyas, gösterilen ilgi ve destekten dolayı uluslararası topluma, Uluslararası Kızılhaç ve Avrupa Birliği’ne teşekkür etti.
Kıbrıs Rum Yönetiminin komiteye katkılarının da önemli bir paya sahip olduğunu ve bunun artırılabileceğini ifade eden Hristofyas, “Acil ve görülmeyen ihtiyaçların karşılanması ve kazı ekiplerinin çoğaltılması için 150 bin Euro daha bağışlayacağız” dedi.

Kaminara

Avrupa Komisyonu Güney Kıbrıs Temsilcisi Andrulla Kaminara, etkinlikte yaptığı konuşmada, AB’nin, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi’ne en büyük bağışta bulunan kurum olmaktan gurur duyduğunu ifade etti.
AB’nin, çatışmaların insancıl yönünü ilgilendiren çalışmalara karşı her zaman duyarlı yaklaştığını ve destekçisi olduğunu belirten Kaminara, AB’nin bu girişime de büyük önem verdiğini ve “İnisiyatif, güven artırıcı önlemlerin en başarılı olanı olarak gösteriliyor” dedi.
Girişimin geçmişin yaralarını sessiz ve saygın bir şekilde iyileştirme çabası olduğunu anlatan Kaminara, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum liderlerin Komite’nin çalışmalarını destekleme kararının yaraları iyileştirme ve bir uzlaşmaya varma yönündeki kararlılığın, ayrıca Avrupa Komisyonu ve BM’nin işbirliğinin güven artırıcı önlemler alanındaki başarısının göstergesi olduğunu söyledi.
Adadaki kurumsallaşmış tek iki toplumlu kuruluşun ortaya koyduğu ekip çalışması ve işbirliğinin Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların birlikte mucizeler yaratabileceğinin de bir kanıtı olduğunu kaydeden Kaminara, Kıbrıs ve Kıbrıslılar için büyük önem taşıyan çalışmalardan dolayı Komite’ye teşekkür etti.
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi’ndeki Üçüncü Üye, BM Temsilcisi Christophe Girod ise Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği, Kıbrıs’taki liderlere, uluslararası topluma ve komite çalışanlarına teşekkür etti.
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi’nin internetteki sitesine göre komite 20 Ekim 2009’a kadar 44 Kıbrıslı Türk, 142 de Kıbrıslı Rum’un kimliğini tespit edip ailelerine teslim etti.

STAR KIBRIS 18/11/09

 

LİDERLER MÜLKİYETE DEVAM ETTİ

   

Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasındaki dünkü görüşme sona erdi.

Mülkiyet konusunun ele alındığı görüşme yaklaşık 2 saat sürdü.
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, liderlerin baş başa iyi bir görüşme gerçekleştirdiklerini ve bazı görüşme tarihleriyle ilgili anlaşmaya vardıklarını söyledi.

Zerihoun, temsilcilerin perşembe günü bir araya gelerek “mülkiyet” konusunda çalışmaya devam edeceklerini, liderlerin de cuma günü saat 11.00’de görüşeceklerini, bu görüşmenin daha çok görüşmelerin organizasyonuyla ilgili olacağını söyledi. Zerihoun, liderlerin cuma günkü görüşmede bugünkü müzakere sürecini gözden geçireceğini, takip edecek görüşmelerle ilgili, zaman, görüşme saatleri, görüşme tarihleri gibi konuları ele alacaklarını kaydetti.

Zerihoun, Gelecek haftaki görüşmenin salı günü yapılacağını ve burada da “Vatandaşlık, Yabancılar, Göç ve Sığınma” konularının ele alınacağını kaydetti.
Zerihoun, basın mensuplarının “Mülkiyet konusunda kategoriler konusu tamamlandı mı” sorusuna, “temsilciler perşembe günü bunun üzerinde çalışacaklar” yanıtını verdi.

STAR KIBRIS 18/11/09

Treaty of Lisbon amending the Treaty on European Union and the Treaty establishing the European Community, signed at Lisbon, 13 December 2007
 
 

Official Journal of the European Union

 
 

Article 2

The agreement referred to in Article 1 shall ensure that accession of the Union shall not affect the competences of the

Union or the powers of its institutions. It shall ensure that nothing therein affects the situation of Member States in relation

to the European Convention, in particular in relation to the Protocols thereto, measures taken by Member States derogating

from the European Convention in accordance with Article 15 thereof and reservations to the European Convention made

by Member States in accordance with Article 57 thereof.

Article 3

Nothing in the agreement referred to in Article 1 shall affect Article 292 of the Treaty on the Functioning of the European

Union.

PROTOCOL

ON THE INTERNAL MARKET AND COMPETITION

THE HIGH CONTRACTING PARTIES,

CONSIDERING that the internal market as set out in Article 2 of the Treaty on European Union includes a system ensuring

that competition is not distorted,

HAVE AGREED that:

to this end, the Union shall, if necessary, take action under the provisions of the Treaties, including under Article 308 of the

Treaty on the Functioning of the European Union.

This protocol shall be annexed to the Treaty on European Union and to the Treaty on the Functioning of the European

Union.

PROTOCOL

ON THE APPLICATION OF THE CHARTER OF FUNDAMENTAL

RIGHTS OF THE EUROPEAN UNION TO POLAND AND TO THE

UNITED KINGDOM

THE HIGH CONTRACTING PARTIES,

WHEREAS in Article 6 of the Treaty on European Union, the Union recognises the rights, freedoms and principles set out

in the Charter of Fundamental Rights of the European Union;

WHEREAS the Charter is to be applied in strict accordance with the provisions of the aforementioned Article 6 and

Title VII of the Charter itself;

C 306/156 EN Official Journal of the European Union 17.12.2007

WHEREAS the aforementioned Article 6 requires the Charter to be applied and interpreted by the courts of Poland and of

the United Kingdom strictly in accordance with the explanations referred to in that Article;

WHEREAS the Charter contains both rights and principles;

WHEREAS the Charter contains both provisions which are civil and political in character and those which are economic

and social in character;

WHEREAS the Charter reaffirms the rights, freedoms and principles recognised in the Union and makes those rights more

visible, but does not create new rights or principles;

RECALLING the obligations devolving upon Poland and the United Kingdom under the Treaty on European Union, the

Treaty on the Functioning of the European Union, and Union law generally;

NOTING the wish of Poland and the United Kingdom to clarify certain aspects of the application of the Charter;

DESIROUS therefore of clarifying the application of the Charter in relation to the laws and administrative action of Poland

and of the United Kingdom and of its justiciability within Poland and within the United Kingdom;

REAFFIRMING that references in this Protocol to the operation of specific provisions of the Charter are strictly without

prejudice to the operation of other provisions of the Charter;

REAFFIRMING that this Protocol is without prejudice to the application of the Charter to other Member States;

REAFFIRMING that this Protocol is without prejudice to other obligations devolving upon Poland and the United Kingdom

under the Treaty on European Union, the Treaty on the Functioning of the European Union, and Union law generally,

HAVE AGREED UPON the following provisions, which shall be annexed to the Treaty on European Union and to the Treaty

on the Functioning of the European Union:

Article 1

1. The Charter does not extend the ability of the Court of Justice of the European Union, or any court or tribunal of

Poland or of the United Kingdom, to find that the laws, regulations or administrative provisions, practices or action of

Poland or of the United Kingdom are inconsistent with the fundamental rights, freedoms and principles that it reaffirms.

2. In particular, and for the avoidance of doubt, nothing in Title IV of the Charter creates justiciable rights applicable to

Poland or the United Kingdom except in so far as Poland or the United Kingdom has provided for such rights in its national

law.

Article 2

To the extent that a provision of the Charter refers to national laws and practices, it shall only apply to Poland or the United

Kingdom to the extent that the rights or principles that it contains are recognised in the law or practices of Poland or of the

United Kingdom.

17.12.2007 EN Official Journal of the European Union C 306/157

 

'Resmi raporlarda Dersim katliamı: 13 bin kişi öldürüldü'

19/11/2009 RADIKAL

CHP'li Onur Öymen konuştu arşivlerde kalan tarihi belgeler yeniden gündeme gelmeye başladı, Dersim'le ilgili Dördüncü Umum Müfettişlik raporuna göre olaylarda 13 bin 160 kişi öldü, 11 bin 818 kişi sürgün edildi

Kalan Müzik'in sahibi Hasan Saltık'ın, Dersim araştırmasında ulaştığı yüzlerce belge ve fotoğraf kitap oluyor. Belgelerde ölenlerin ve sürgüne gönderilenlerin gerçek sayısının yer aldığı bir raporla, olaylar sırasındaki fotoğraflar da bulunuyor

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in TBMM'deki konuşmasıyla gündeme gelen 'Dersim İsyanı' ve devletin düzenlediği harekâtla ilgili 71 yıldır gizli kalmış belge ve fotoğraflar gün ışığına çıktı. 1937-1938 yıllarında harekâta katılan asker ve subayların, dönemin emniyet müdürlerinin, vali ve kaymakamların kişisel arşivlerinden isyanla ilgili hiç bilinmeyen yüzlerce fotoğraf ve yazılı belgeye ulaşıldı. Belgeler arasında, ölenlerin ve sürgüne gönderilenlerin gerçek sayısının bulunduğu bir raporla, isyanın liderlerinden olduğu öne sürülen Seyit Rıza'nın idam kararının alındığı mahkeme çıkışında oğluyla kol kola görüldüğü fotoğraf da bulunuyor. Bölgenin önemli aşiret reislerinden Şahin Ağa ve amcasının cansız bedenini, askerlerin mağaralara düzenlediği baskınları ve halkın çaresizliğini gösteren fotoğraflar da dikkat çekiyor. Bir başka karede ise askerlerin gözetimindeki kadın aynı anda iki çocuğunu birden emziriyor. Fotoğrafların birinde ise harekât emrini veren dönemin Başbakanı İsmet İnönü, Hozat ziyaretinde görülüyor.

4. UMUM MÜFETTİŞLİK RAPORU
Dersim olaylarıyla ilgili 9 yıl boyunca araştırma yapan Kalan Müzik'in sahibi Hasan Saltık, arşivindeki bu önemli belgeleri ilk kez SABAH'la paylaştı. Harekâta katılmış, hayatta kalan asker ve bürokratlara, ölenlerin akrabalarına ulaşan Saltık; sahaflar, müzayedeler, özel koleksiyoncular ve İngiliz Ulusal Arşivleri'nden de yararlanarak, kendi tabiriyle 'çuvallar dolusu belge ve yüzlerce fotoğrafa' ulaştı. 'Katliam' olarak nitelendirdiği Dersim olaylarında ölen ve sürgüne gönderilenlerin sayısının yanlış bilindiğini söyleyen Saltık, "Harekâtın başında olan bir subayın Dördüncü Umum Müfettişlik raporuna ulaştım. Bu rapora göre, 13 bin 160 sivil ölü var. Sürgüne gönderilen hane sayısı 2 bin 258. Kişi sayısı ise 11 bin 818" diye konuştu.

"KAN İÇER İNSAN ETİ YERLER"
Dönemin Ovacık Kaymakamı'nın Ankara'ya yazdığı bir rapora da ise Tunceliler'in kan içip, insan eti yediği, güneşe taptığının yazıldığını anlatan Saltık, "Harekât için daha ne bekliyorsunuz demeye getirmiş. Bir müzayedede o dönemin Tunceli Emniyet Müdürü'nün fotoğraf albümünü de ulaştık. Harekat sırasında çekilmiş fotoğraflardı. Bir vali muavinin arşivini de bulduk, ölenlerin tek tek fotoğrafları var" dedi. Belge toplarken zorlandığını da ifade eden Saltık, nedenini şöyle anlatıyor; "Bazıları hiç konuşmazken bazıları anlattıklarının kayıt altına alınmasını tercih etmedi. Konuştuklarının öldükten sonra yayımlanmasını isteyenler oldu. Kimi '12 Eylül'de solcular bizi öldürür' korkusuyla elindeki tüm fotoğrafları imha etmiş. Araştırmalarım sonucu şunu gördüm ki, Dersim hareketine katılan askerlerin, subayların çoğu bir daha eski haline dönememiş. Çoğunun söylediği aynı: 'Çok kötü şeyler yaptık'."


BU DA JANDARMANIN DERSİM ANDICI
Jandarmanın 1931'de tuttuğu Dersim raporunda, "Kızılbaş, Sünni'yi sevmez, kin besler ona ezelden beri düşmandır" deniyor. Türklüğü telkin için 2 okul açılması öneriliyor
Jandarma Umum Kumandanlığı'nın (Jandarma) 1931 yılında Dersim'le ilgili tuttuğu raporu ortaya çıkardı. Tutulan raporlar, bir kitap haline getirildi ve sadece 100 adet basıldı. Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi'nin raflarında bulunan "Dersim" kitabında; aşiret, aşiretlerin yapısı, hükümete yakın olanlar olmayanlar, devlet karşıtı aşiretlerin içlerine sızma yöntemleri ile Batı'ya göç ettirilen aşiretlerin listesine yer veriliyor.

KILIÇDAROĞLU'NUN AŞİRETİNE
Cumhuriyet döneminde, Dersim'de devlete karşı ayaklanan, kendi içlerinde işbirliği yapan aşiretlerin tümü sürgün ediliyor. Sürgünde Trakya ilk adres oluyor. CHP'li Onur Öymen için 'gereğini yapsın" diyen partisinden Kemal Kılıçdaroğlu'nun isyancı dedesinin Kureyşanlı Aşireti, Tekirdağ'ın Saray kazasına gönderiliyor. Trakya'ya sürgüne gönderilen 347 aileden 3 bin 470 kişinin ulaşım masrafları devletin kasasından çıkıyor. Botanlı Aşireti Edirne (Uzunköprü), Koç Uşağı Aşireti ve Hozat Reisleri Balıkesir (Balya), Şadilli Aşireti Balıkesir ( Bandırma), İksor Aşiret Reisleri (Kırklareli), Balabanlı Aşiret Reisleri Çorlu'ya gönderiliyor.

KİM BU DERSİMLİLER
Rapordaki en dikkat çekici bölüm ise devletin bakış açısını ortaya koyması açısından Dersimliler'le ilgili tespitler:
Konuştukları dil Zazacadır.
Dersim kalabalık ve çok silahlıdır. Dersim'de silah toplamak gün ve ay işi değildir. İki sene işidir.
Türk ve Türklüğü telkin etmek için iki mektep açılmalı.
Hükümete karşı tamamıyla anarşiktir.
Dersim hükümeti cumhuriyet için bir çıbandır.
Dersimliler askerlik yapmazlar.
Zaza kadını, Türkmen ve Yörük kadınları gibi cinsi temasa pek düşkündür.
Türkmen kadını gibi evinin işlerini çevirir.
Yavuz Sultan Selim'in gazabı olmasaydı bugün güzel Türkiyemiz'de tek bir Sünni'ye tesadüf etmek imkanı belki de mümkün olmayacaktı.
Aleviliğin en kötü ve tefrika değer cephesi Türklük'le aralarındaki derin uçurumdur. Bu uçurum Kızılbaşlık itikadıdır.
Kızılbaş, Sünni Müslümanı sevmez. Kin besler, onun ezelden düşmanıdır.
Kızılbaşları, yuvarlak kafası, geniş alnı basık yüzü ile gözlerinin daima akın yollarını, uzakları araştıran cevvaliyeti ile Türk neslinden ayrı bir nesle bağlamak güç bir iş olur.
Dersim; Türk, Faris, Asur, Ermeni, Arap gibi milletlerin tortularını almış bir mıntıkadır.
Ermenilik Dersim içinde şimale gittikçe kesafetini kaybetmiş ve ancak kasabalar ve onların yakınında barınıp taşamamış ve hiçbir zaman Dersim umum nüfusunun yüzde 20'sini aşamamıştır. Harbi umumiden sonra izlerini bırakarak ölmüştür. (Sabah)

 

Kabul edilemez

Hristofyas, Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın 5’li konferans önerisini reddetti:

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, “5’li demek, iki toplum demek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin topluma indirgenmesi demektir, bu nedenle kabul edilemez” dedi.
   Rum radyosunun haberine göre, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’la görüşmesinde, Kıbrıs sorununda 5’li konferans düzenlenmesi önerisinde bulunduğu haberleriyle ilgili görüşü sorulan Hristofyas bunun, “yeniden ısıtılmış eski yemek (temcit pilavı) olduğunu” savundu.
   Hristofyas Sırp Patriği Pavlos’un ölümü dolayısıyla Sırbistan’ın Güney Kıbrıs Büyükelçiliği’nde açılan taziye defterini imzalaması sırasında Rum gazetecilere yaptığı açıklamada, 5’li konferansın “temcit pilavı olduğu” tezini; kendisine önerdiği zaman Erdoğan’a da söylediğini açıkladı.
   Hristofyas, şunları söyledi:
   “Yeniden birleşik Kıbrıs’la ilgili vizyonumu kendisiyle paylaşabilmem ve 3 ülke arasındaki (Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs) ilişkileri görüşmek ve sorunlarımızı çözmek için kendisiyle görüşeceğimize, -yani o ve ben ve Sayın Gül- bana; Sayın Genel Sekreter’e önerdiği şeyi önerdi.”
   “Kıbrıs toprağının yüzde 37’sini kimseye hibe etmeyiz” ifadesini de kullanan Hristofyas sözlerine şöyle devam etti:
   “Erdoğan, Kıbrıs sorununun çözümüne gerçekten katkı koymak istiyorsa müzakerelerle ilgili durumları doğru yönlendirsin, kendisi ve Türk siyasi liderliğinin tamamı, nüfuzunu BM kararlarına, uluslar arası hukuk ilkelerine ve her şeyden önce Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi için kullansın. İşgal askerleri çekilmeli, kolonizasyona son verilmeli ve Kıbrıs’a ve halkına saygı gösterilmelidir.”
   Hristofyas’a, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Kıbrıs sorununa Camp David tipi bir prosedür konusundaki teziyle ilgili görüşü de soruldu.
   Bunun, Talat’ın değil Türkiye’nin tezi olduğunu savunan Hristofyas “Temcit pilavı olacak çözümler için üzerimizde baskı kurmak amacıyla yeni hakemlikler ve yeni bir Bürgenstock istiyorlar” dedi.

KIBRIS 19/11/09

 

MÜLKİYET, “KATEGORİLERDE” KALDI

   

Rum basınına göre, liderler “mülkiyet” konusunu görüşmeye ara verdikler, haftaya yapacakları görüşmede ise TC kökenli KKTC vatandaşları konusunu ele alacaklar. liderlerin mülklere ilişkin olarak 15 kategoride anlaşmaya vardığı ileri sürüldü.

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması amacıyla Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında yapılan doğrudan müzakereler çerçevesindeki önceki günkü görüşmeye (52. görüşme) yer veren Rum gazeteleri, liderlerin; “mülkiyet” konusunu görüşmeye ara verdiklerini, haftaya yapacakları görüşmede ise TC kökenli KKTC vatandaşları konusunu ele alacaklarını belirttiler.
Haberi “Kategorilerde Kaldılar” başlığıyla veren POLİTİS, ikinci tur kapsamında ele alınan “mülkiyet” konusunda bugüne kadar olan sonucun, liderler ve temsilcileri tarafından, mülklerin çeşitli kategorilere sıralanacağı ortak belge konusunda uzlaşmaya varılması olduğunu belirtti.

Gazete, liderlerin mülklere ilişkin olarak 15 kategoride anlaşmaya vardığını yazdı.
İki lider temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu’nun, üzerinde anlaşmaya varılan kategorilerin düzenlenmesi amacıyla yarın bir arya geleceğini belirten gazete, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın, her duruma yönelik olarak sağlanacak terapinin çeşidine ilişkin uçurumu bir kez daha tespit etmeleri nedeniyle “mülkiyet” konusunu görüşmeye ara verdiklerini yazdı.
Habere göre Hristofyas, arzuladığı terapi çeşidini (iade, tazminat, takas) seçme hakkının mal sahibinde olduğunu vurgularken, Talat’ın, “ne kadar az iade olursa” ve takas ile tazminat aracılığıyla “mülkiyet” konusunun bütünlüklü düzenlenmesi mantığında hareket ettiği belirtildi.

İki liderin, TC kökenli KKTC vatandaşları konusunu görüşmek amacıyla 24 Kasım’da yeniden bir araya geleceğini yazan gazete, liderlerin, bunun öncesinde ise, müzakerelerin bugüne kadar olan sürecini değerlendirmek ve aralarındaki görüşmelerin tarihlerini belirlemek için 20 Kasım Cuma günü de bir araya geleceğini belirtti.

Alithia: kapattılar

Öte yandan Alithia, iki liderin; “anlaşmazlıklarını al-ver sürecine havale ederek birçok görüş birliği ve önemli görüş ayrılıklarıyla birlikte mülkiyet başlığını kapattığını” yazdı.
Gazete, edindiği bilgilere dayanarak iki liderin, ilk söze sahip olma ilkesinin mülklerle ilgili tüm durumlara uygulanmaması, kamu çıkarına (yollar, havalimanları, hastaneler v.b) ilişkin olarak inşa edilen mülklerin istisna altında olması, önemli ölçüde yatırım yapılan (oteller ve restoranlar v.b) yerlerin istisna altında olması ve burada kriterin, mülkiyetin değerine bağlı olarak yatırım değerine de bakılması yönünde olması konusunda görüş birliğine vardığını yazdı.

Habere göre Kıbrıs Rum tarafı ayrıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, istisnalara dayanmayan durumları ele alacak olan “Mülkiyet Komitesi”nin kurulması önerisini de olumlu karşıladı.
Gazete yine aldığı bilgilere dayanarak, Kıbrıs Rum tarafının mülkiyet konusunu, “Kıbrıs Türk tarafının toprak konusundaki niyetlerinin ortaya çıkmasına” değin açık bıraktığını da yazdı.

STAR KIBRIS 19/11/09

 

BM MÜDAHİL OLMAK ZORUNDA

   

“BM aktif olarak devreye girmezse başarabileceğimizden kuşkum var… BM’ye benim çağrım: Lütfen müdahil olun.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde tarafların her konuda anlaşmalarının mümkün olmadığını belirterek, müzakerelerin başarıyla sonuçlanması için BM’nin aktif olarak sürece dahil olmasına ve bir takvime ihtiyaç olduğunu söyledi. Talat, “Birleşmiş Milletler doğrudan aktif olarak devreye girmezse başarabileceğimizden kuşkum var. Birleşmiş Milletler’e benim çağrım: ‘lütfen müdahil olun’ ” dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun uluslararası bir sorun olduğunu, uluslararası bir sorunun ancak uluslararası güçler devreye girerse çözebileceğini belirterek, “Eğer 2004’te Kofi Annan hakemlik rolü oynamasaydı, Annan Planı referanduma konamazdı. Demek ki, uluslararası toplumun sürece katılması lazım. Başka çaresi yoktur. Aksi halde, her konuda anlaşamayacağımız için anlaşma çok zor olacak” diye konuştu.
Talat, önceki akşam Çınarlı ve Akova köylerini ziyaret ederek, müzakere süreci konusunda vatandaşları bilgilendirerek, sorularını yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Talat, Akova’da vatandaşlara hitaben yaptığı konuşmada, BM’nin hakemliğine Rum tarafı karşı çıktığı için bu konuda ciddi bir ilerleme olmadığını dile getirerek, kendisinin bu konuda yine de ümitsiz olmadığını belirtti.

Burgenstok’daki gibi olursa

Talat, Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının düşüncesinin bu yıl sonuna kadar çözüme ulaşmak olduğunu kaydederek, Birleşmiş Milletler’in daha fazla devreye girmesi ve Burgenstock’daki gibi yoğun bir müzakere süreciyle yıl sonuna kadar çözüme ulaşmanın mümkün olacağını belirtti.
Talat, Burgenstock da müzakerelerin gece gündüz sürdüğünü ve tarafların sadece Kıbrıs sorununa yoğunlaştığını anımsatarak, “Öyle bir çalışma içerisine girersek bu mesele biter. 2010 Nisan’ındaki seçime kadar bu işi bitirebiliriz. Yeni şartlarda seçimi yaparız, bu mümkündür” dedi.
Talat, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda son kararı halkın vereceğini vurgulayarak, “Biz nerde anlaşırsak anlaşalım, nihayetinde halk oy verecek bir anlaşmayı kabul edecek veya reddedecek. Biz kabul etsek de kararı halk onaylayacak. Sizin gerçekleri, olanları bilmeniz lazım” şeklinde konuştu.

Müzakereler türk tarafının omuzlarında

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerin Türk tarafının bastırması sonucu başladığını belirterek, müzakerelerin ülkenin geleceği ve çözüm açısından önemli olduğunu ifade etti.
Talat, “Müzakereleri kararlılıkla ve ciddi şekilde yürütme görevi Türk tarafının omuzlarındadır. Çünkü Türk tarafı bu işi başlatan taraftır. Başlatan taraf yaşatmak durumundadır ve başarılı şekilde sonuçlandırmak durumundadır” dedi.
Türk tarafının çözüm için elinden geleni yaptığını ifade eden Talat, “Türkiye’nin de desteğiyle müzakere sürecini iyi bir şekilde götürüyoruz. Fena da gitmiyor. En azından bizim taraf olarak biz hiçbir şekilde suçlanamıyoruz, eleştirilemiyoruz. Çok makul, mantıklı, doğru bir çizgide, BM parametreleri çerçevesinde bir çözüm bulmak için çalışıyoruz” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, birinci tur müzakereler sonunda Yönetim ve Güç paylaşımı, Ekonomi ve AB’yle İlişkiler başlıklarıyla ilgili 30 metin hazırlandığını kaydederek, metinlere bakıldığında bu üç başlıkta çoğu konularda anlaşıldığının ortaya çıktığını belirtti.
Geriye kalan üç başlıktan mülkiyette hiç ilerleme kaydedilemediğini dile getiren Talat, Garantiler ve Güvenlik ile Toprak konularını en sona bıraktıklarını belirtti.

Mülkiyette ümitlerim arttı

İkinci tur görüşmelerde mülkiyete tekrar döndüklerini kaydeden Talat, “İlerleme oldu diyemem ama ümitlerim arttı. Çünkü düşüncelerimiz, ilkelerimiz sabit kalmak şartıyla, değişmemek şartıyla, mülkiyeti, mülkleri, malları kategorilendirme çalışmasını başlattık. Maksadımız bundan sonra her bir kategorinin sorununun nasıl çözüleceğini, yani çarenin nasıl bulunacağını belirlemekti. İlk adımı attık bu bir adım, bence bu anlamda bir ilerlemedir. Ama aramızda daha dağlar kadar fark var” diye konuştu.

STAR KIBRIS 19/11/09

 

TÜRKİYE RUMLARI RÜŞVETLE SATIN ALIYOR

   

AİHM, Rumların mülkiyet sorunları için KKTC'de kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu'nun geleceği hakkında kritik bir karara hazırlanıyor. Rum Yönetimi Türkiye'yi Rumları 'rüşvetle satın almak' ile suçluyor.

Kıbrıs Rum Yönetimi, KKTC'de Rumların mülkiyet sorunları konusunda faaliyet gösteren Taşınmaz Mal Komisyonu'nun (TMK) geleceği konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde dün düzenlenen duruşmada, Türkiye'ye Kıbrıs'ta 'etnik temizlik' yapmak ve Kıbrıslı Rumları 'rüşvetle satın almak' suçlamalarında bulundu.
NTV’nin yayınladığı bir habere göre, AİHM’in önerileri ışığında KKTC'de 2006 yılında faaliyete geçen Taşınmaz Mal Komisyonu'nun geleceği dün Strasbourg'da düzenlenen bir duruşmada masaya yatırıldı.

Kıbrıs'ın kuzeyinde kalan taşınmazlarına erişemedikleri ve kullanamadıkları gerekçesiyle AİHM'de Ankara'dan davacı olan 18 Kıbrıslı Rumun avukatları ile davaya müdahil olarak katılan Rum Yönetimi'nin avukatları, duruşmada söz alarak, Türkiye'yi Taşınmaz Mal Komisyonu aracılığıyla Kıbrıslı Rumları 'satın almakla' suçladılar. Davacı avukatlar, komisyonun 'hukuksal değil, pazarlık için kurulmuş bir organ' olduğunu savunup, Ankara'nın amacının komisyon aracılığıyla adada 'etnik temizlik' yapmak ve adayı daimi olarak bölmek olduğunu iddia ettiler.
Avukatlar, Ankara'nın TMK’yi sadece Rumlara açık tutarak 'etnik ayrımcılık' yaptığını öne sürüp, TMK’yi Kıbrıslı Rumlar için 'kazananı olmayan loto oyununa' da benzettiler.

Ankara reddetti

Ankara ise 'Rumların parayla satın alındığı' tezine şiddetle karşı çıktı. Taşınmaz Mal Komisyonu'nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tavsiyesi üzerine oluşturulduğunu hatırlatan Ankara, komisyonun fiilen ve etkin biçimde çalıştığını, buna karşılık Rum Yönetimi'nin Kıbrıslı Rumların komisyona başvurmalarını engellediğini belirtti.
Komisyon önünde varılan tüm uzlaşıların 'gönüllü' gerçekleştiğine vurgu yapan Ankara, Komisyonun sadece 'yoksul ve çaresiz Rumları çektiğine' dair Rum Yönetimi tarafından dile getirilen iddiaya da birkaç hafta önce komisyonla uzlaşan varlıklı Rum işadamı Nikos Severis örneğini göstererek yanıt verdi. Ankara, davacıların başvurularının reddedilmesi talebinde bulundu.

Davanın geçmişi

AİHM, 2005 yılında açıkladığı bir kararda, Rumların mülkiyet sorunlarını çözmek amacıyla Kıbrıs'ın kuzeyinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde oluşturulacak bir hukuk organını kabul edebileceği sinyali vermiş, bu sinyal üzerine kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu'nun Rumlar için etkin iç hukuk organı olup olmadığına 8 değişik Rum başvurusunu inceleyerek karar vereceğini duyurmuştu.
AİHM'in bugünkü duruşma sonrasında TMK'nın Rumlar için etkin iç hukuk yolu olduğuna hükmetmesi halinde, mahkeme gündeminde karara bağlanmayı bekleyen yaklaşık 1700 dava başvurusunun Kuzey Kıbrıs'a havale edilmesi gündeme gelecek. Aksi yönde karar çıkması halinde ise Rumların başvuruları AİHM tarafından karara bağlanacak. Bu da TMK'nın işlerliğinin kalmayacağı ve Ankara'nın, AİHM'in bağlı olduğu Avrupa Konseyi'nde sıkıntılı günler yaşayacağı anlamına geliyor.

TMK, AİHM’in Myra Ksenides-Arestis adlı Rum vatandaşının Ankara’ya karşı kazandığı mülkiyet davasındaki hükümler uyarınca 2005 yılında kurulmuş, çalışmalarına ise 17 Mart 2006 tarihinde başlamıştı.
Komisyon, Rumların taşınmazlarının iade, tazminat ve takasıyla ilgili talepleri inceleyip karara bağlıyor. Komisyonda, Avrupa Konseyi’nin eski genel sekreteri Daniel Tarschys ile Avrupa Konseyi eski genel sekreteri yardımcısı Hans Jörg Krüger de görev yapıyorlar.
Kıbrıs Rum Yönetimi, TMK’ya kurulduğu günden bu yana “yasadışı” olduğu iddiasıyla karşı çıkıyor. Kıbrıslı Rumların AİHM’de Ankara’ya karşı açtıkları davalarda müdahil taraf olan Rum Yönetimi, bu çerçevede Strasbourg Mahkemesine sunduğu görüşlerde TMK’nın sadece yoksul Rumları kandırmak için oluşturulmuş bir komisyon olduğunu savunmuştu.

Komisyon etkisiz

Öte yandan Alithia’ya göre, Titina Loizidu’nun avukatı olarak bilinen Ahilleas Dimitriadis ise, pilot davalara ilişkin yaptığı açıklamada, Komisyon’un, “etkisiz” (sonuç vermeyen) olduğunu, zira gerçek terapi sağlamadığını savundu.
Dimitriadis, söz konusu pilot davaların sonucunun belirleyici bir öneme sahip olduğunu, kazanılması durumunda Kıbrıslı Rum göçmenlerin iç yargı yollarını tüketmesine sahip olmayacağını söyledi. Dimitriadis, kaybedilmesi durumunda ise bu davaların ileriye götürülmesinin mümkün olmayacağını, ne yapacakları konusunda kişilerin kendilerinin karar vereceğini ifade etti.

STAR KIBRIS 19/11/09

 

HRİSTOFYAS DA “MR NO” OLDU

   

Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, hem TC Başbakanı Erdoğan’ın Kıbrıs sorununda 5’li konferans düzenlenmesi önerisini, hem de Cumhurbaşkanı Talat’ın Camp David prosedürü tezini reddetti.

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas “5’li demek, iki toplum demek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin topluma indirgenmesi demektir, bu nedenle kabul edilemez” dedi.
Rum radyosunun haberine göre TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’la görüşmesinde Kıbrıs sorununda 5’li konferans düzenlenmesi önerisinde bulunduğu haberleriyle ilgili görüşü sorulan Hristofyas bunun, “yeniden ısıtılmış eski yemek (temcit pilavı) olduğunu” savundu.

Hristofyas Sırp Patriği Pavlos’un ölümü dolayısıyla Sırbistan’ın Güney Kıbrıs Büyükelçiliği’nde açılan taziye defterini imzalaması sırasında Rum gazetecilere yaptığı açıklamada 5’li konferansın “temcit pilavı olduğu” tezini; kendisine önerdiği zaman Erdoğan’a da söylediğini açıkladı.

Hristofyas şunları söyledi: “Yeniden birleşik Kıbrıs’la ilgili vizyonumu kendisiyle paylaşabilmem ve 3 ülke arasındaki (Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs) ilişkileri görüşmek ve sorunlarımızı çözmek için kendisiyle görüşeceğimize, -yani o ve ben ve sayın Gül- bana; Sayın Genel Sekreter’e önerdiği şeyi önerdi.”

“Kıbrıs toprağının yüzde 37’sini kimseye hibe etmeyiz” ifadesini de kullanan Hristofyas sözlerine şöyle devam etti: “Erdoğan, Kıbrıs sorununun çözümüne gerçekten katkı koymak istiyorsa müzakerelerle ilgili durumları doğru yönlendirsin, kendisi ve Türk siyasi liderliğinin tamamı, nüfuzunu BM kararlarına, uluslar arası hukuk ilkelerine ve her şeyden önce Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi için kullansın. İşgal askerleri çekilmeli, kolonizasyona son verilmeli ve Kıbrıs’a ve halkına saygı gösterilmelidir.”

Hristofyas’a, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Kıbrıs sorununa Camp David tipi bir prosedür konusundaki teziyle ilgili görüşü de soruldu.
Bunun, Talat’ın değil Türkiye’nin tezi olduğunu savunan Hristofyas “Temcit pilavı olacak çözümler için üzerimizde baskı kurmak amacıyla yeni hakemlikler ve yeni bir Bürgenstock istiyorlar” dedi.

STAR KIBRIS 19/11/09

 

KKTC'YE GÜNEŞ ENERJİSİ SANTRALI

   

Türkiye firması Anel Grup’un kuracağı santralle ilgili proje AB fonu destekli ve 3,77 milyon Euro kontrat büyüklüğüne sahip olacak.

Türkiye’nin dünyada teknoloji üreten gruplarından Anel Grup'un, Avrupa Birliği (AB) Fonu desteğiyle KKTC'de güneş enerjisi santralı kuracağı bildirildi.

Anel Grup'tan yapılan yazılı açıklamada, ihale komisyonunun, AB tarafından bu yılın Haziran ayında ihaleye çıkarılan 1,26 MV boyutundaki güneş santralı ihalesinde, en iyi fiyatı veren ve teknik yeterliliği sağlayabilecek şirket olarak Anel Telekomünikasyon Elektronik Sistemleri San. ve Tic. A.Ş.'yi uygun gördüğü belirtildi.
Tamamı AB tarafından finanse edilen, hibe olarak KKTC elektrik işletmelerine devredilecek olan ve KKTC'de kurulacak santralın, Akdeniz havzasının “en büyük güneş enerjisi santralı” özelliğine sahip olacağı kaydedildi.

AB tarafından özel vergi muafiyetlerinin sağlandığı ve toplam 3,77 milyon Euro kontrat büyüklüğündeki projenin, “bir Türk firmasının şu ana kadar projelendirip kuracağı en büyük boyuttaki” güneş enerjisi santralı olacağı ifade edildi.
Santralın yıllık 2 gigavatsaat (GWh) üretim yapacağı ve Ada’nın özellikle yaz mevsiminde elektriğin çok kullanıldığı gündüz saatlerinde oluşan elektrik kesintilerini ortadan kaldıracağı kaydedilen açıklamada, santralın inşaatına Ocak 2010'da başlanacağı ve 400 gün içinde tamamlanacağı bildirildi.

Açıklamada, Anel Grup bünyesinde kurulan Anel Enerji'nin, daha önce İnci Holding ile ortak bir güneş santralı kurulumu için ön sözleşme imzaladığı, bunun yanı sıra grubun ürettiği güneş modüllerinin satışı için de Alman Sunclass markası için 5 MV'lık bir üretim ön sözleşmesi yapıldığı hatırlatıldı.

STAR KIBRIS 19/11/09

 

Flat rejection for Turkey’s summit proposal
By Stefanos Evripidou

TURKEY’S PROPOSAL for a quintet summit on the Cyprus problem involving the two communities and three guarantor states was flatly rejected yesterday by the Cypriot leadership.

President Demetris Christofias described Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan’s proposal as nothing new, noting he had already rejected the idea directly when Erdogan raised it at their last chance meeting.

According to reports, Erdogan made a number of proposals to the UN Secretary-General Ban Ki-moon on the Cyprus issue, referring to the intensification of the talks process, the personal intervention of the SG in the talks in New York and a quintet summit between the Greek Cypriots, Turkish Cypriots, Greece, Turkey and Britain.

Christofias said yesterday that a quintet summit would undermine the Republic of Cyprus, something that could not be accepted.

“I said this to Mr Erdogan directly when he made this reference as a counter proposal to my proposal for a meeting between myself and him or (Turkish President) Mr (Abdullah) Gul to share my own vision of a reunified island,” he said.

“I see that Turkey has entered a communication game, appearing to seek solutions and make proposals, while on the other hand, Turkish officials blame our side and me personally as President of the Republic and as negotiator, of delaying and of not caring much for a solution of the Cyprus problem,” he said.

“You know that this is not true. We will not give away to anyone 37 per cent of the territory of the Republic of Cyprus. For us, our most valuable commodity is our homeland and its freedom,” he added.

If Erdogan really wanted to contribute to a solution, he should lead the talks on the right path and exert influence so that UN resolutions, principles of international law and the sovereignty and independence of the Republic of Cyprus are fully respected, said Christofias. He also called on Turkey to withdraw its occupying troops from Cyprus and end the settling of the occupied areas.

Asked to comment on Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat’s invitation for a Camp David-style marathon peace talks in a Washington Times article, Christofias said this was the position of Ankara and not of Talat.

“They want a new Burgenstock and of course new arbitration in order for pressures to be exerted on the Greek Cypriot side to accept solutions that will be reheated food,” he said.

“I have got tired of saying this; there is no question of repeating mistakes and procedures of the past. The Secretary-General and international community are fully aware of this,” said the president, adding, “We will accept neither strict timeframes, nor arbitration.”

Erdogan’s proposal for a five-party meeting was roundly rejected by political parties across the spectrum yesterday, with announcements saying as much released by DIKO, EDEK, the Greens and EVROKO.

In his interview with the Times, Talat said that significant progress had been made in the talks, in contrast to the Greek Cypriot leadership which insists that while some convergence has been found, there has been little to no progress on the big issues.

CYPRUS MAIL 19/11/09

 

Orphanides: reunification a boon for Cyprus economy
By Sakari Suoninen and Michele Kambas

THE reunification of Cyprus could be a tremendous boon to the island's economy but any peace deal between now estranged Greek and Turkish Cypriots must avoid barriers, ECB Governing Council member Athanasios Orphanides said in an interview.

Cyprus has been a member of the euro zone since 2008. Effective participation in the single currency area is confined to its south, run by Cyprus's internationally recognised government.

"I strongly believe that a unified economy gives tremendous growth potential for the island," Orphanides, governor of the Central Bank of Cyprus, told Reuters in an interview.

"It would greatly facilitate both the economic convergence that we could have -- I believe fairly rapidly -- after successful reunification. It would also create wealth that could be sorely needed in order to finance some of the aspects of reunification that we may face ahead."

They were the first public comments Orphanides has made on a slow-moving reunification process which started between Cyprus's Greek and Turkish Cypriot sides in September 2008.

Economic concerns were a crucial factor in the undoing of past Cyprus peace bids, though Cyprus's admission into the euro zone erases many of the problems, Oprhanides said.

"Being in the European Union and even more so in the euro area eliminates many of these problems and areas of potential disagreement because we need to abide by the rules governing the single economy in which we now operate," he said.

A Greek Cypriot, Orphanides's office is just kilometres away from a ceasefire line in the capital Nicosia patrolled by United Nations peacekeepers.

A large Turkish-Cypriot flag painted on a mountainside, visible from his office window, is a reminder of a conflict which is a source of tension between NATO allies Greece and Turkey and holding up Turkey's bid to join the European Union.

The government-controlled parts of Cyprus have seen buoyant growth in recent years, while northern Cyprus, an unrecognised breakaway state, has expanded much slower.

The south had gross domestic product of €17.3 billion last year, while the northern economy is largely reliant on handouts from Ankara and had output of an estimated €2.5 billion in 2008.

The north uses the new Turkish lira as its official currency, but the euro and pound sterling are also widely used.

"I believe we can achieve fairly rapid economic convergence, if in the context of reunification we avoid the trap of creating barriers that would unify the economy effectively.

"The fewer barriers we have in the context of a unified economy, the easier it will be to achieve a rapid convergence process and generate wealth for all citizens of the island," Orphanides said.

The last bid to unite Cyprus failed in 2004, when Greek Cypriots rejected a United Nations reunification blueprint accepted by the Turkish Cypriots.

Greek Cypriot concern at UN proposals of merging two disparate economies were high on their list of misgivings. Orphanides's predecessor was a fierce critic of the UN blueprint.

CYPRUS MAIL 19/11/09

 

Final decision on north property commission due next year
By Stefanos Evripidou

THE WAITING period has begun for the final decision of the European Court of Human Rights (ECHR) on the eight test cases regarding Greek Cypriot property cases against Turkey.

The Grand Chamber of the ECHR in Strasbourg yesterday heard the legal arguments in eight property cases, including the case of Demopoulos v. Turkey, filed by Greek Cypriots against Turkey, and is expected to rule on them within six to ten months.

The cases are considered pilot cases by the Court, which has to decide whether a so-called immovable properties’ commission in the occupied north constitutes an effective domestic remedy for applications by Greek Cypriots against Turkey. If it decides in favour of the ‘property commission’ as an effective domestic remedy, then Greek Cypriots will no longer have direct recourse to the ECHR for their property claims but must pass through the commission in the north first.

The Greek Cypriot applicants are arguing that the Turkish authorities are preventing them from peacefully enjoying their property, having access to it and disposing of it as they wish.

One of the lawyers arguing on behalf of the Greek Cypriots, Achilleas Demetriades, said yesterday that the ECHR would likely take between six and ten months to reach a decision.

He described the decision as being of “great importance”, noting that “if Turkey’s arguments are accepted, then the direct path to the ECHR will end”. Demetriades said the Turkish side’s argument was that the Court asked Turkey to prepare the necessary legislation to allow for a domestic remedy and it has done so. It argued that the commission has paid out £37m Sterling after reaching agreement on 82 Greek Cypriot claims and as a consequence is providing an effective remedy available to all Greek Cypriots.

“On our side, we said this remedy is not effective. Turkey does not recognise the property rights of Greek Cypriots, and all Greek Cypriot properties supposedly abandoned now belong to the so-called Turkish Republic of Northern Cyprus.

“And whoever goes to this commission cannot have restitution, but simply takes a small sum for expropriation of their land. They take around ten per cent of the current value. In our view, this does not constitute an effective remedy,” said Demetriades.

Lawyers representing Greek Cypriots additionally argued that there could be no restitution for those owning property in the fenced off town of Varosha, where no Greek Cypriot may return.

According to an ECHR press release, the eight applications were lodged between 1999 and 2004, based various articles of the Convention relating to the protection of property, right to respect for private and family life, right to an effective remedy, prohibition of discrimination, and limitation on use of restrictions on rights of the Convention.

The two sides to the conflict now await two seminal decisions on the hugely significant and influential issue of property. The ECHR Grand Chamber’s decision on the eight test cases above and the English Court of Appeal’s decision on the Orams case.

CYPRUS MAIL 19/11/09

 

 

AİHM’de Kıbrıs sorunu

Riza Turmen HURRIYET 20/11/09

Türkiye, Strasbourg’da hukuk ve siyasetin iç içe geçtiği çetin bir mücadele veriyor. 18 Kasım Çarşamba günü, AİHM Büyük Dairesi 8 Kıbrıslı Rumun Türkiye’ye karşı açtığı davayla ilgili olarak sözlü duruşma yaptı (Demopoulos ve diğerleri/Türkiye davası). Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de (GKRY) müdahil olarak katıldı. 8 dava pilot dava niteliğinde. AİHM’nin vereceği karar 1470 Kıbrıslı Rumun AİHM’de açtığı davanın sonucunu da kararlaştıracak.
Davaların konusu, 1974’teki askeri harekât nedeniyle Güney’e göç eden Kıbrıslı Rumların Kuzey’de bıraktıkları taşınmaz mallar. Davacı Rumlar AİHM’ye yaptıkları başvurularda, bu taşınmazlarla ilgili mülkiyet haklarını kullanamadıklarından Sözleşme’nin mülkiyet hakkına ve evlerine dönemediklerinden eve saygı gösterilmesi hakkına ilişkin maddelerinin ihlal edildiğini iddia ediyorlar.  
Türkiye, AİHM’nin isteğine uygun olarak, KKTC’de bir tazminat komisyonu kurdu. Bağımsız bir biçimde çalışan bu komisyon, kendisine başvuran Kıbrıslı Rumların Kuzey’deki taşınmazlarının değerini saptayarak maddi ve gerekirse manevi tazminata hükmediyor. 

Vatan hainliği!
GKRY, kendi vatandaşlarının komisyona başvurmalarını engellemek için her türlü yolu kullanıyor. Komisyona başvurmak vatan hainliği olarak görülüyor. Başvuranları vazgeçirmek için üzerlerinde baskı, tehdit, cezalandırma yöntemleri kullanılıyor. Bütün bunlara karşın, komisyonun kurulduğu 2006 yılı ile Eylül 2009 tarihi arasında komisyona 421 Kıbrıslı Rum başvurmuş.
Komisyon, 73 başvuruyu karara bağlamış. 66 başvurucuya tazminat ödenmesine, 4 başvurucuyla ilgili olarak taşınmazın iadesine, iki başvurucu için de Kıbrıslı Türklerin Güney’de bıraktığı taşınmazlarla değiş tokuş yapılmasına karar vermiş. Bir başvurucu ise, Kıbrıs sorununun çözümüne dek taşınmazın durumunun dondurulmasını ve çözümden sonra iadesini kabul etmiş.
AİHM, çarşamba günü yaptığı duruşmadan sonra, Tazminat Komis-yonu’nun etkili bir iç yargı yolu olup olmadığına karar verecek.
Etkili olduğuna karar verirse, önce 8 davayı, arkasından bekleyen 1470 davayı iç yargı yolu tüketilmediği için reddedecek.
Kıbrıslı Rumlar KKTC’nin uluslararası toplum tarafından tanınmadığını, o nedenle, KKTC yasalarının hukuken geçerli olmadığını, dolayısıyla bu yasalara dayanarak kurulan Tazminat Komisyonu’nun da hukuk dışı olduğunu ileri sürüyorlar. Ayrıca komisyonun etkili olmadığını iddia ediyorlar. 

Komisyonun etkililiği
Türkiye ise, AİHM’nin kendisinden bir tazminat komisyonu kurulmasını istediğini, Ksenides-Arestis kararıyla, AİHM’nin kurulan komisyonu ilke olarak Sözleşme’ye uygun bulduğunu, komisyonun yaptığı dostane çözümleri AİHM’nin kabul ettiğini, dolayısıyla komisyonun yasallığı konusunun kapanmış olduğunu, AİHM’nin önündeki tek sorunun komisyonun etkililiği olduğunu ileri sürüyor. Komisyonun karara bağladığı başvuruları etkililiğinin kanıtı olarak görüyor.
Bu görüşlerden hangisinin AİHM’nin Büyük Daire’since paylaşıldığını karar açıklanınca göreceğiz.
Ancak AİHM’nin kararı, Kıbrıs sorununun çözümünde ve iki toplum lideri arasındaki görüşmelerde dikkate alınması gereken önemli bir unsur olacak. AİHM, komisyonun etkili olduğuna karar verir ve 1470 başvuruyu reddederse Kuzey’de taşınmazları bulunan Rumlar için AİHM yolu kapanmış olacak. Tek tazminat alma yolu olarak, yasal ve etkili olduğu AİHM tarafından kabul edilen komisyon kalacak. Böylece, Kıbrıs’ta mülkiyet sorunu büyük ölçüde çözümlenmiş olacak.
AİHM ters yönde karar verirse, mevcut 1470 dava ve bundan sonra açılacak davalar AİHM’de karara bağlanacak.
Mülkiyet sorunu Tazminat Komisyonu aracılığıyla çözümlenirse, tazminat alan Rumların mülkiyet hakki sona ereceğinden, Annan Planı’nda olduğu gibi, mülkiyet sorununun çözümü için toprak verilmesine de gereksinim kalmayacak. Dolayısıyla, toprak sorununun çözümü de kolaylaşacak.
AİHM’ye yapılan başvurular bireysel nitelikte. Ancak AİHM’nin alacağı karar Kıbrıs’ta mülkiyet sorununun çözümünün hukuksal bir zemine oturtulmasını sağlayacak. 

 

MÜLKİYETTE İLK YAKINLAŞMA

   

Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına yönelik yürütülen müzakerelerde, mülkiyet konusunda yakınlaşma kâğıdının tamamlandığı ve liderlerin şimdilik temsilcilerine bıraktığı mülkiyet konu başlığında kategorilerle ilgili listenin hazır olduğu açıklandı. Liderlerin temsilcilerinin, bir sonraki görüşmelerinde ise, kategorilere çözüm önerileri arayacakları bildirildi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın BM ve AB’yle İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu bugün gerçekleştirdikleri görüşmede mülkiyet konusundaki ilk yakınlaşma kâğıdını tamamladılar. Nami, görüşmenin ardından BRT’ye, Yakovu ile mülkiyet kategorileri ve çeşitleri ile ilgili listeyi tamamladıklarını açıkladı. Nami, “böylece mülkiyetteki ilk yakınlaşma kağıdı oluştu” dedi.

İşin en zorlu kısmı olan mülkiyet kategorilerine çözüm önerileri bulma konusu ise Nami ile Yakovu’nun bir sonraki görüşmesine kaldı.

Özdil Nami, mülkiyet kategorilerine çözüm önerilerini bayramdan sonra görüşeceklerini söyledi. Liderler, Salı günü gerçekleştirdikleri toplantıda, mülkiyetle ilgili konuların temsilciler seviyesinde sürdürülmesine karar vermişti.
Bu arada İstanbul’daki temaslarını tamamlayarak bugün yurda dönen Cumhurbaşkanı Talat, yarın yeniden Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile bir araya geliyor. Ara bölgede saat 11.00’de bir araya gelecek olan liderler, bugüne kadar yaptıklarını gözden geçirecekler ve bundan sonraki çalışmalarla ilgili organizasyon yapacaklar. Önemli gündem maddelerinden olan “vatandaşlık, göç, yabancılar ve sığınma” konuları ise liderlerin 24 Kasım’da gerçekleştirecekleri görüşmede ele alınacak.

STAR KIBRIS 20/11/09

 

MÜZAKERELER BUGÜN DE DEVAM EDİYOR

   

Liderler bugüne kadar yapılanları gözden geçirerek. Temsilciler dün “mülkiyet”i görüşmeye devam etti

Kıbrıs sorununa çözüm bulma amaçlı müzakereler bugün devam edecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas yarın saat 11.00’de bir araya gelerek, bugüne kadar yapılanları gözden geçirerek, bundan sonraki sürecin organizasyonunu yapacak.

Bu arada liderlerin temsilcileri ile uzmanlar dün saat 11.00’de bir araya gelerek, “mülkiyet” konusunda çalışmaya devam edecek.

STAR KIBRIS 20/11/09

 

Liderlerin görüşmesi sona erdi

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Lefkoşa ara bölgede yaptığı görüşme sona erdi.


BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, yaklaşık iki saat süren görüşmenin ardından yaptığı kısa açıklamada, görüşmenin 'oldukça yapıcı' bir hava geçtiğini ve liderlerin geriye dönük süreci değerlendirdiklerini söyledi.

Liderlerin 24 Kasım Salı günü yeniden bir araya geleceğini belirten Zerihoun, bu görüşmede, “yabancılar, göç, sığınma ve vatandaşlık” konularının ele alınacağını; liderlerin 1 ve 3 Aralık tarihlerinde de konuları görüşmeyi sürdüreceğini kaydetti.

Bugünkü görüşme, liderler ve temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun katılımıyla yapıldı ve görüşmede Zerihoun da hazır bulundu.

STAR KIBRIS 20/11/09

 

“LONDRA PENCERESİ” SANSÜRLE KARARTILDI

   

Mihrişah Safa

Geçtiğimiz Cumartesi akşamı Genç TV’deki canlı yayında, Demokrasi Derneği Genel Sekreteri Derman Saraçoğlu konuşmaya başlayınca, yayın “teknik arıza” nedeniyle durduruldu.

Pazartesi yayınlanacağı açıklanan program, yine aynı yerde bu kez neden gösterilmeden karartılıp, başka yayına geçildi. Dernek yayınladığı bildiriyle TV kanalını kınayarak, sahibi Ertan Birinci’den acilen açıklama yapmasını istedi.

Londra’da faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinden Kıbrıs Türk Demokrasi Derneği, yayınladığı bir bildiriyle Genç TV ‘de neden gösterilmeden karartılan Genel Sekreterlerinin konuşmasıyla ilgili kınayarak, sahibi Ertan Birinci’nin kamuoyuna acilen açıklama yapmasını istedi.

Yönetim Kurulu imzasıyla yayınlanan bildiride, canlı yayının ve ardından paketten sunulan ikinci yayının gerçeklerin konuşulmasından rahatsızlık duyulan çevrelerce engellendiğini belirtilerek, “yapılan ayıbın takdirini gerek yurt içinde, gerekse yurt dışında yaşamakta olan Kıbrıslı Türklere bırakmaktan başka bir seçeneğimiz kalmamıştır” dendi.

Kıbrıs Türk Demokrasi Derneğinden bu konuda yapılan açıklama aynen şöyle;
“- Kıbrıs Türk Demokrasi Derneği Genel Sekreteri’nin de konuşmacı olarak yer aldığı Kıbrıs Genç TV’nin Londra Penceresi adlı canlı yayını, gerçeklerin konuşulmasından rahatsızlık duyan çevrelerce engellendi.

14 Kasım Cumartesi gecesi çok geç saatte, Genç TV’nin Londra stüdyolarında çekimi başlayan programa Derneğimiz Genel Sekreteri Derman Saraçoğlu, İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi Başkanı Akmen Ali Sıtkı ve İngiltere Muhafazakâr Parti üyesi Kıbrıslı Türkleri temsilen Erdoğan Derviş katılmıştı. Canlı yayın, başladıktan kısa bir süre sonra, özellikle Genel Sekreterimizin KKTC ilanına ilişkin ilk değerlendirmelerini ortaya koyduğu sırada, Genç TV Kıbrıs ana stüdyoları tarafından durdurulmuş, kısa bir süre sonra da televizyon ekranlarından yayınla ilgili teknik bir arıza olduğu ve yayının 16 Kasım Pazartesi gecesi yayınlanacağı duyurulmuştur. Bu anonsa uygun olarak da programın geri kalan çekimleri Genç TV Londra stüdyosunda, Pazartesi banttan yayınlanabilsin diye sürdürülmüştür.
Buraya kadar herşey normal olarak kabul edilebilir. Ancak durumun hiç de böyle olmadığı Pazartesi gecesi anlaşılmıştır. Yayının banttan yayınlanmasını bekleyen vatandaşlar, söz sırasının Genel Sekreterimize geldiği anda, bir kez daha yayının aniden kesildiğini ve ardından hiç bir anons da yapılmadan başka bir yayının tekrarına yer verildiğini görmüşlerdir.

Kıbrıs Türk Demokrasi Derneği, hiçbir hukuk ve demokrasi anlayışı ile bağdaşmayan bu tutumu şiddetle protesto eder. Derneğimiz bu olayı, Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşamakta olan Kıbrıslı Türklerin toplumsal varlığına kastedenlerin, yurtdışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin barışçı sesini kısmaya yönelik tehlikeli bir kalkışması olarak değerlendirir. Yayını kimlerin, hangi yollardan ve ne amaçla engellediklerinin net bir biçimde ortaya çıkabilmesi için Kıbrıs Genç TV sahibi Sayın Ertan Birinci’yi acilen kamuoyuna açıklama yapmaya çağırıyoruz.

16 Kasım Pazartesi gecesi, yayının bilinçli bir biçimde engellenmiş olduğunun netlik kazanması ardından Kıbrıs Türk Demokrasi Derneği olarak çekim kayıtlarını aşağıdaki internet linkinde yayınlamaktan ve yapılan ayıbın takdirini gerek yurt içinde, gerekse yurtdışında yaşamakta olan Kıbrıslı Türklere bırakmaktan başka bir seçeneğimiz kalmamıştır.

LİNK: http://www.youtube.com/watch?v=mtq3_61RTWk&feature=quicklist

Kıbrıslı Türklerin ada üzerinde tüketilişine seyirci kalmayacağız. Kıbrıs’ta iki bölgeli, iki toplumlu, siyasal eşitliğe dayalı, birleşik federal bir Kıbrıs’a varabilmek yolunda sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.”

STAR KIBRIS 20/11/09

Learning lessons from Ireland and Germany
By Patrick Dewhurst

IRISH AND German peace experts yesterday visited Cyprus to share their experiences of financing reconciliation and reunification programmes in divided communities.

The delegation of government officials and former industry leaders spoke to current and former Cypriot officials involved in the settlement, outlining programmes that could benefit the private sector and the supportive opportunities offered by the EU.

The seminar was organised by the Reconstruction and Resettlement Council (RRC) set up by the Council of Ministers to handle population movements after a solution. At the seminar, delegates drew on their experiences of developing financial instruments and promoting inter-communal relations.

In an opening address, Interior Minister Neoclis Sylikliotis welcomed the Irish and German support and expertise, which had been learnt through experience. He said "finding a solution to the Cyprus problem will be hard work, but it will not end there". 

"On the contrary" he said "more work will follow as people face the challenges of renewal, the opportunities for reconstruction and development, and the reunification of Cyprus' institutions.

"The Cypriot government is determined to end the division of the country, and the Greek Cypriot side is at the negotiating table with good will. “However, we have no illusions. Everybody knows that Turkey is a substantive factor in the solution of the Cyprus problem. Ankara can and should return to the Cypriot people what it has taken away from them, which it has occupied for more than three decades." he added.

Former Finance Minister, Michalis Sarris also attended the seminar. He said "The reunification of the island will have positive effects on the economy, the rate of growth and the dividend of peace." 

"Political stability," he said "will help investment and there will be a better allocation of restricted resources, a reduction in double infrastructure and a reduction in military expenditure."

''The Greek Cypriot side aims at a functional and economically viable solution, a unified economy which will benefit all Cypriots, the implementation of the acquis communautaire the soonest possible throughout the island and the gradual convergence of the standard of living through the application of fundamental freedoms and infrastructure projects and generally a development policy'.'

Dr Eileen McGloin, Director of consulting firm EMcG Solution, spoke about the EU's Special Peace Programme in Ireland and Northern Ireland, and lessons that can be applied to Cyprus.

McGloin listed a number of considerations for Cyprus. Firstly, that "There are urgent time considerations... if a special fund is to be sought from the EU." Secondly, that given its relative stability, "A "Peace" Type fund, may not be relevant for reconstruction and resettlement." Instead, she said "Cyprus should determine which funding mechanism would work best and have some sense of the kinds of programmes they would wish in an operational plan." Thirdly keeping the EU on side was a key consideration. "Being a good and active member state is very critical in securing good will of the Council of Ministers, MEPs and Commission."

CYPRUS MAIL 20/11/09

 

 

€10 billion in Russian money in Cypriot banks
By Anna Hassapi

THERE IS currently €10 billion in Russian money sitting in Cypriot banks, it emerged yesterday.

“Of the €16 billion that is deposited in Cypriot banks by foreigners, €10 billion comes from Russians,” said Russian Ambassador to Cyprus Vyacheslav Shumskiy . “It is very significant that a large part of this amount will be re-invested in Russia. These investments enjoy privileged legal provisions, including the current agreement to avoid double taxation as well as the other benefits offered by Cyprus as an international business centre.”

Shumskiy mentioned the figure during a panel discussion in Limassol titled ‘Emerging Challenges & Opportunities for Expanding Business Relations Between Cyprus and Russia’, organised by the Cyprus International Institute of Management (CIIM).

In the field of investments, Cyprus (mainly through Russian companies based on the island) is among the top foreign investors in Russia, with $56.7 billion, representing approximately 23.4 per cent of all foreign investment in the country.

“Investment is one of the special characteristics of financial and commercial relations between the two countries, and Cyprus is consistently among the leading foreign investors in the Russian economy,” said Shumskiy.

The Russian ambassador also highlighted the significance of the Russian market for Cyprus’ tourism, and the improvements brought about by recent government measures to ease the inflow of Russian tourists.

“One of the most profitable directions in the cooperation between the two countries is tourism. The innovation of issuing preliminary passport viewing to Russian nationals has been appreciated by Russian travel agents. From January until August, a total of 105,000 Russian tourists have visited Cyprus,” he said.

He said the next step in attracting Russian tourists would be the opening of Cypriot consulates in Krasnondar, Samara and other towns.

“Russia is the most significant trading partner for Cyprus and the Cyprus government is taking all necessary measures to maintain and further strengthen this position,” Finance Minister , Charilaos Stavrakis told the panel.

“During this period we expect the signing of the final agreement on the avoidance of double taxation by the Duma, which will widen investment opportunities between the two countries. Our government will maintain the low taxation regime in force today, and besides being an EU member, our country possesses a stable macroeceonomic environment,” added Stavrakis.


Also attending the event was former Finance Minister Michalis Sarris, Phidias Pilides President of the Cyprus-Russian Business Association and CEO of PricewaterhouseCoopers, Yuri Pianykh President of the Association of Russian Businessmen in Cyprus and the General Manager of the Russian Commercial Bank (Cyprus).

CYPRUS MAIL 20/11/09

 

PRESS RELEASE  

 

Barcelona 20 November 2009

 

European Liberal Democrats Champion Turkey´s EU Accession

 

European Liberal Democrat parties meeting in Barcelona today passed a resolution underlining their support for Turkey´s accession to the European Union, in sharp contrast to some of the negative comments about Turkish membership made recently by several European conservative politicians and the newly appointed President of the European Council, Herman Van Rompuy.

 

The resolution – proposed by Jonathan Fryer, Chairman elect of London Liberal Democrats – welcomed progress that Turkey has made in meeting many of the so-called Copenhagen Criteria for EU accession, while acknowledging that further action still needs to be taken in respect to freedom of expression and the media, in particular.

 

Delegates at the ELDR Congress – which groups Liberal Democrat parties from all European countries, including those not curently members of the European Union – also praised the government of Recep Tayyip Erdogan for its initiatives aimed at resolving Turkey´s Kurdish question.

 

On the issue of Cyprus, the resolution urged the EU to do more to further a settlement on the island which would lead to a bizonal, bicommunal, federal, united republic as well as ending the isolation of Turkish Cypriots.

 

-ends-

 

(for further information, please contact Jonathan Fryer on 07792 411331 or jonathanfryer@hotmail.com)

 

 

 

Kıbrıs müzakerelerinin tutanakları çalındı

Kıbrıs’la ilgili son 1 yıldır yürütülen kapsamlı çözüm müzakerelerinin binlerce sayfalık tutanakları, bilgisayar ortamında çalındı. Talat, Rum istihbaratına gönderme yaptı.

NTV

20 Kasım. 2009 Cuma

LEFKOŞA - Kıbrıs müzakere tutanakları, Birleşmiş Milletler adına arabulucuk yapan Alexander Downer'in yardımcısının bilgisayarına girilerek çalındı.

Olay, 1 yılı aşkın süredir kapsamlı çözüm müzakereleri çerçevesinde görüşen ve 53 kez biraraya gelen liderlerin son toplantısı öncesi ortaya çıktı.

Bomba etkisi yaratan hırsızlığın, Birleşmiş Milletler adına arabuluculuk yapan Alexander Downer'in yardımcısının bilgisayarına girilerek yapıldığı ve tüm müzakere tutanaklarının çalındığı belirtildi.

Asistanın bilgisayarındaki şifrelere ulaşan hırsız ya da hırsızlar, bu sayede BMinn New York'taki merkezinde bulunan veri tababına girerek binlerce sayfalık belgeyi ele geçirdi.

Belgelerde, tutanakların yanı sıra Downer'in değerlendirme notları ve öngörüleri de yer alırken, yine Downer'in garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin başbakanları ve diğer yetkililerle yaptığı görüşmelerin ayrıntıları da bulunuyor.

Olayın arkasında Rum İstihbarat Servisi'nin bulunduğundan şüphelendiğini belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Bunun bir gazetecinin işi olamayacağını, bazı istihbarat örgütlerinin işi olabileceğini düşünüyorum. Maksat Downer’e baskı ve şantaj yapmak, müzakereleri çökertmek” şeklinde konuştu.

Olayda, çözüm karşıtı Diko Partisi ve aşırı sağcı Edek Partisi’nin yanı sıra bu iki partiye yakınlığıyla bilinen kilisenin de parmağı olabileceği öne sürülüyor.

 

Üç garantörle toplantı şart

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Güvenlik ve Garantiler” konusunun görüşülmesi aşamasında tarafların, 3 garantör ülke Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin de katılımıyla bir toplantı yapmasının kaçınılmaz olacağını söyledi.

Talat, “Güvenlik ve Garantiler konusunu görüşmeye kalktığımızda, 3 garantörün olmadığı bir toplantı düşünülemez. Konu doğrudan onunla ilgilidir. 2 taraf, 3 garantör bir araya gelmek zorundadır. Aksi halde Garanti ve İttifak Anlaşmaları Kıbrıs sorununun bir parçası değilmiş gibi çekip çıkarmamız lazım oradan. O da aynen kalacak demektir o zaman” dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile görüşmesinden dönüşte Cumhurbaşkanlığı’nda yaptığı açıklamada, bugünkü görüşme hakkında bilgi verdi ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Talat, oldukça iyi ve faydalı geçen toplantıda düne kadar nelerin görüşüldüğünü, nerelerde uzak kalındığını ve vizyon farklılıklarını açık yüreklilikle konuştuklarını söyledi.

Mehmet Ali Talat, sürecin genel bir değerlendirmesini yaptıklarını belirterek, esas amacın; süreci verimli kılıp, birazcık hızlandırmak olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, “Zaman zaman birbirimizin niçin öyle dediğini veya niçin öyle davrandığını anlamakta zorlandığımız durumlar oluyordu. Bunları konuşabilme imkanı bulduk. Böylece birbirimizi daha iyi anlamış olduk” dedi.

“SÜRECİN ÖZÜNÜ DE GÖRÜŞTÜK”

Genel değerlendirme yaptıkları görüşmede önümüzdeki toplantıların da teyidinin yapıldığını ve ilk toplantının 24 Kasım Salı günü gerçekleştirileceğini kaydeden Talat, çalışmalarına devam edecek olan temsilcilerden de daha yoğun çalışmalarının istendiğini belirtti.

Talat, “Belirli bir aşamada bu değerlendirmelerimizin sonucunu karşılıklı olarak değerlendirdikten sonra yeniden bir tartışma daha yaşayabiliriz. Bütün maksat, süreci verimli kılmak ve birazcık daha hızlandırmak” dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, sürecin özünü de konuştukları görüşmede “Mülkiyet” konusundaki görüş ayrılıklarının nasıl giderileceği konusunu da konuştuklarını kaydetti.

5’Lİ GÖRÜŞME

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, başka bir soruya yanıtında, Rum Yönetimi’nin 5’li görüşme önerisiyle ilgili görüşünün bir takıntıya dönüştüğüne ve yeni bir şey olmadığına işaret ederek, Türk tarafının son derece makul bulduğu öneriyle ilgili görüşünü bugünkü görüşmede Rum lidere ilettiğini belirtti.

Talat, “Kıbrıs’ın toprak bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasal nizamını güvenceye alan, dolayısıyla çözümden de sorumlu olan ve doğrudan yükümlülük sahibi olan 3 garantör ülkenin 2 toplum temsilcisiyle bir araya gelip, 5’li toplantı yapmasının son derece normal olduğunu” kaydetti.

HALKIN SESI 21/11/09

 

 

 

LİDERLER ANALİZ YAPTI

   

Cumhurbaşkanı Talat: Genel bir değerlendirme yaptık. Maksat süreci verimli kılmak ve birazcık hızlandırmak. 

“Güvenlik ve garantiler konusunu görüşmeye kalktığımızda, 3 garantörün olmadığı bir toplantı düşünülemez.”

Kıbrıs müzakereleri kapsamında dün yeniden bir araya gelen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, organizasyonla ilgili konuları ele aldılar ve müzakere süreci ve sürecin içeriğiyle ilgili analiz yaptılar.
Ara bölgede müzakereler için tahsis edilen binada saat 11:00’de başlayan görüşmeye dün sadece Liderler ile temsilcileri katıldılar. Görüşmede iki tarafın uzmanları yer almadı.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun’un da katılımıyla gerçekleştirilen görüşme yaklaşık 2 saat sürdü.
Liderler, görüşme sonrasında açıklama yapmadan ara bölgeden ayrılırken, Zerihoun görüşmeyle ilgili kısa bir açıklama yaptı.
Liderlerin organizasyonla ilgili konuları ele aldıklarını ve bir görüşme takvimi belirlediklerini ifade eden Zerihoun; müzakere süreci ve sürecin içeriğiyle ilgili derin ve yapıcı bir görüşme geçekleştirildiğini söyledi. Liderlerin mevcut durumu gözden geçirdiğini ve geriye dönük analizler yaptığını dile getiren Zerihoun; çalışmanın her iki Lideri de tatmin ettiğini dile getirdi.
Bu tür değerlendirmelerin periyodik olarak devam edeceğini ifade eden Zerihoun, Liderlerin Ağustos ayında da bu tarz bir çalışma gerçekleştirdiğini hatırlattı.
Bir sonraki görüşmenin 24 Kasım Salı günü sabah saatlerinde gerçekleştirileceğini kaydeden Zerihoun, bu görüşmede “Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma” konularının ele alınacağını söyledi.
Ondan sonraki görüşmenin 1 Aralık Salı günü öğleden sonra yapılmasının planlandığını da kaydeden Zerihoun, bu görüşmenin konusunun 24 Kasım’daki toplantının gidişatına göre kararlaştırılacağını bildirdi.
Zerihoun, Liderlerin 3 Aralık Perşembe günü de bir araya geleceğini belirtti. Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Zerihoun, bir soru üzerine Liderlerin bugünkü görüşmelerinde “AB Başkanlığı’nın davetiyle Brüksel’de bir araya gelmeleri olasılığı” gibi bir konuyu ele almadıklarını kaydetti.

3 garantörün olmadığı bir toplantı düşünülemez

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Güvenlik ve Garantiler” konusunun görüşülmesi aşamasında tarafların, 3 garantör ülke Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin de katılımıyla bir toplantı yapmasının kaçınılmaz olacağını söyledi.
Talat, “Güvenlik ve Garantiler konusunu görüşmeye kalktığımızda, 3 garantörün olmadığı bir toplantı düşünülemez. Konu doğrudan onunla ilgilidir. 2 taraf, 3 garantör bir araya gelmek zorundadır. Aksi halde Garanti ve İttifak Anlaşmaları Kıbrıs sorununun bir parçası değilmiş gibi çekip çıkarmamız lazım oradan. O da aynen kalacak demektir o zaman” dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile görüşmesinden dönüşte yaptığı açıklamada, görüşme hakkında bilgi verdi ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Talat, oldukça iyi ve faydalı geçen toplantıda bugüne kadar nelerin görüşüldüğünü, nerelerde uzak kalındığını ve vizyon farklılıklarını açık yüreklilikle konuştuklarını söyledi.
Talat, sürecin genel bir değerlendirmesini yaptıklarını belirterek, esas amacın; süreci verimli kılıp, birazcık hızlandırmak olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, “Zaman zaman birbirimizin niçin öyle dediğini veya niçin öyle davrandığını anlamakta zorlandığımız durumlar oluyordu. Bunları konuşabilme imkanı bulduk. Böylece birbirimizi daha iyi anlamış olduk” dedi.

Sürecin özünü de görüştük

Genel değerlendirme yaptıkları görüşmede önümüzdeki toplantıların da teyidinin yapıldığını ve ilk toplantının 24 Kasım Salı günü gerçekleştirileceğini kaydeden Talat, çalışmalarına devam edecek olan temsilcilerden de daha yoğun çalışmalarının istendiğini belirtti.
Talat, “Belirli bir aşamada bu değerlendirmelerimizin sonucunu karşılıklı olarak değerlendirdikten sonra yeniden bir tartışma daha yaşayabiliriz. Bütün maksat, süreci verimli kılmak ve birazcık daha hızlandırmak” dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, sürecin özünü de konuştukları görüşmede “Mülkiyet” konusundaki görüş ayrılıklarının nasıl giderileceği konusunu da konuştuklarını kaydetti.
Talat, gazetecilerin sorusu üzerine, “Mülkiyet” konusuyla ilgili yakınlaşma belgesi konusundaki çalışmaların temsilciler düzeyinde devam edeceğini ancak bugünkü görüşmede bu belgenin ele alınmadığını belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, “Mülkiyet”teki yakınlaşmanın “kategorilerde” olduğuna dikkat çekti.

Talat 4 Aralık’ta Londra’da

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, başka bir soru üzerine, İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın daveti üzerine 4 Aralık’ta İngiltere’ye gideceğini söyledi. Talat, İngiltere ziyaretinde Başbakanı Gordon Brown ile planlanmış bir görüşmesinin henüz olmadığını, ancak böyle bir ihtimalin bulunduğunu belirtti.

“İngiltere’de bir Chatam House toplantısı, bir tane de halka açık toplantı yapacağını, bir üniversitede de konferansın söz konusu olacağını” kaydeden Talat, Londra Türk Radyosu’nda da bir programı olabileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Parlamentosu’nun Kıbrıs’ta 2 tarafın liderlerini Brüksel’e davet ettiği yönündeki haberlerin sorulması üzerine ise, “Böyle bir davet henüz bize ulaşmadı, ancak AP Dış İlişkiler Komitesi’nin bir daveti olabileceğini biliyorum. Birlikte ya da ayrı, bir karar verilmiş değil” yanıtını verdi.

STAR KIBRIS 21/11/09

 

AMAÇ ŞANTAJ MIYDI?

   

Sabah gazetesi Downer’in çalınan belgeleri için Rum istihbaratını adres gösterdi, Cumhurbaşkanı Talat ise bu yolla şantajın hedeflenebileceğini dile getirdi.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'ın “çalınan ve parça parça Rum basınına sızdırılan belgelerle” ilgili olarak Rum istihbarat servisi adres gösterildi. Yaklaşık 1-1.5 ay önce Rum basınına sızan belgelerde TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile BM Sekreteri'nin görüşme tutanakları olduğa da ileri sürüldü.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “BM’ye dönük çok ciddi bir saldırı olan hırsızlık olayında bazı derin ilişkilerin söz konusu olabileceğini” söylerken, bu yolla şantajın hedeflenebileceğini dile getirdi.
Bazı diplomatik kaynaklar ise daha önce Perulu diplomat Alvaro De Soto’ya saldıran Rum siyasileri ve basının aynı saldırıları Downer’de yapmaya başlamaları üzerine, belgelerin sızmasının sağlandığı iddialarını da konuşuyor. Bu amaçla, özellikle uzlaşmaz tavırlarıyla dikkat çeken Rum politikacıların ön plana çıkarılması ve Rum yönetimine karşı BM nezdinde güven erozyonu yaratılmasının çalışıldığı ileri sürülüyor.
Türkiye’de yayınlanan Sabah gazetesinde “Rum usulü Ergenekon” başlığıyla yayınlanan haberde, Kıbrıs'ta çözüm için baskıların arttığı bir dönemde Alexander Downer'ın asistanı Sonia Bachmann'ın şifreleri ele geçirildi ve 8 bin sayfalık belge çalındı. Belgelerin Rum kesiminde yayımlanması, 'Rum istihbaratının operasyonu olduğu' kuşkusunu gündeme taşıdı. B e l g e l e r d e Downer'ın Türk ve Rum liderlerle yaptığı görüşmelerin yanı sıra, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan, Yunanistan eski Başbakanı Kostas Karamanlis ve İngilizlerle de yaptığı görüşmelerin tutanakları da yer aldı” denildi.

Nasıl sızdı?

Duygu Güvenç imzalı haberde şu ifadeler kullanıldı:
“Olay yaklaşık 45 gün önce Rum Kesimi'nde gerçekleşti. Bilgilere nasıl ulaşıldığı konusunda ise iki ayrı iddia BM koridorlarına yayıldı. İlk senaryoya göre Bachmann, Hilton Oteli'nde kamuya açık bir bilgisayardan iletilerini (e-mailini) kontrol etti. Bu sırada şifreleri çalındı ve Bachmann'a ait şifre ile BM'nin veri tabanına girildi. Burada Ban Ki-moon ile Downer'ın görüşme tutanaklarına da ulaşıldı. İkinci senaryoya göre ise olay, Holiday Inn Oteli'nde gerçekleşti. Bachmann'ın odasına giren kimliği belirsiz kişiler bilgisayarının şifresini kırdı ve görüşme notlarını ele geçirdi. Ardından tüm bu belgeler Rum basınında parça parça yayınlanmaya başladı. Ve haberlerde Downer eleştirildi. Ada'da, müzakereler devam ederken yaşanan bu skandal, BM'nin güvenlik tedbirlerini de gözden geçirmesine neden oldu.

İşlem başladı

Hem BM'nin merkezinin bulunduğu New York'ta hem de Ada'da bilgisayar güvenliği ile ilgili soruşturma başlatıldı. Bilgilerin çalınmasına yol açanlar hakkında araştırmalar sürdürülürken Downer ve Sekreteri Bachmann ile ilgili bir işlem yapılmadı. Hırsızlık Ankara'ya da ulaştı. Olayın Downer'ın özellikle Kıbrıs'ta devam eden müzakerelerin tamamlanması için nihai bir tarih belirlenmesi için çağrı yaptığı döneme denk gelmesine dikkat çekiliyor. Rum Kesimi lideri Dimitris Hristofyas, bazen Downer'ı hedef alan açıklamalar yapmıştı. Türk Lider Mehmet Ali Talat ise bu açıklamalara karşı çıkmıştı.”

Talat: Maksat şantaj yapmak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’a ait belgelerin çalınması konusunun Türkiye basınında yeniden gündeme geldiğinin hatırlatılması üzerine, “BM’ye dönük çok ciddi bir saldırı olan hırsızlık olayında bazı derin ilişkilerin söz konusu olabileceğini” söyledi.

Talat, şöyle devam etti: “Bu büyük bir iştir. Binlerce sayfalık doküman çalındı. Bir gazetecinin kolayca yapabileceği bir şey değil bu. Orada bazı derin ilişkiler, istihbarat kuruluşlarının etkisi vardır diye düşünüyorum. Resmi olarak yapılan bir şeyden ziyade, o derin yapı içinde bir kliğin, bir ekibin yaptığı bir şey olsa gerek. Ben öyle tahmin ediyorum yapılış şeklinden dolayı. Aksi takdirde başında başkanın olması lazım. Böyle bir şeye ihtimal vermek istemiyorum.”

“Bu, Downer’ı yeme operasyonu mu?” sorusuna ise Talat, “Bence çözümü yeme operasyonudur. Çözümü zarara uğratma pahasına Downer’e şantaj yapabilmek için yapılmış bir operasyon gibime geliyor. Aksi halde bu belgeler niye çalınıp, bir gazeteye verilsin?... Maksat; Downer’i baskı altına almak, şantaj yapmak, bu yolla müzakerelerde avantaj elde etmek ya da müzakereleri çökertmek olmalı” yanıtını verdi.

STAR KIBRIS 21/11/09

 

 

BROWN: TALAT’LA GÖRÜŞMEYİ SABIRSIZLIKLA BEKLİYORUM

   

“Anlaşmanın zor ancak sonuçlarının muhteşem olacağını” vurgulayan Brown, liderlere ve halka “Tarih yazabilirsiniz. Birlik olun ve cesur olun. İngiltere sizi destekleyecektir” diye mesaj verdi

İngiltere Başbakanı Gordon Brown, Kıbrıs sorununa çözümün bizzat Kıbrıslılar tarafından bulunması gerektiğini belirtti ve ülkesinin Kıbrıs’ta bulunan üslerine ait toprakların yaklaşık yarısını çözüm durumunda BM’ye devretme önerisini yineledi.
Haravgi’de yayınlanan makalesinde Brown, İngiltere’nin Kıbrıs sorununun çözüm çabalarını her şekilde desteklemeye söz verdiğini belirtti. “Anlaşmanın zor ancak sonuçlarının muhteşem olacağını” vurgulayan Brown, liderlere ve halka “Tarih yazabilirsiniz. Birlik olun ve cesur olun. İngiltere sizi destekleyecektir” diye mesaj verdi.

“Kıbrıs’taki her iki toplumun acılar çektiğini ancak şimdi yaralarını kapatmanın ve parlak bir geleceğe doğru ilerlemenin zamanı geldiğini” kaydeden Brown, geçen hafta Dimitris Hristofyas’la bir araya geldiğini hatırlattı ve Mehmet Ali Talat’la yapacağı görüşmeyi “sabırsızlıkla beklediğini” vurguladı.
Brown, Avrupa Bakanı Chris Bryant’ın bu ay içerisinde Kıbrıs’ı ziyaret edeceğini de açıkladı.

STAR KIBRIS 21/11/09

 

ANITIN AMACI BARIŞ

   

Dan Gibson

EOKA saldırıları sonucu Kıbrıs’ta hayatını kaybeden İngiliz askerleri anısına Girne’de dikilen “İngiliz Anıtı”nın fakir babalarından biri olan Donald Crawford Rumların anıtla ilgili eleştirilerine yanıt verdi. “Boiling Point” (Kaynama Noktası) adlı televizyon programına konuk olan Donald Crawford tüm samimiyetiyle konuştu. Crawford programda British Cyprus Memorial Trust yetkililerinin EOKA saldırılarında hayatını kaybeden 371 İngiliz askerinin anısına yaptırılacak olan anıtın inşasına başlanmadan önce Rum makamları ile görüşmek istediğini ancak geri çevrildiklerini açıkladı. İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet’in, törene katılmış olduğu için Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas da dahil olmak üzere tüm Rum siyasiler tarafından eleştirilmesine de değinen Crawford şöyle dedi: “Millet Birleşik Krallık’ın bu adadaki temsilcisidir ve anıta koyduğu çelenk kendi çelengi değil kraliçenin çelengidir. Dikkat ettiyseniz çelengin Kraliçe Elizabeth II adına yüce milletinden geldiği belirtilmiştir. Dolayısıyla, Kraliçe bir çelenk göndermiş, Yüksek Komiser de bu çelengi anıta koymuştur.

Başka ne yapabilirlerdi, yemeğe mi çıkmalarını bekliyorlardı?”. Crawford ayrıca Peter Millet’in anıtın açılışını da yaptığı yönündeki eleştirileri yalanlayarak şöyle konuştu: “Protesto etmektense, açılış günü olmasa bile sonraki günlerde bir çelenk de EOKA adına gönderilmesi çok daha centilmence olurdu. Gerçek askerler düşmanlarına karşı düşmanlık beslemezler. Ne acıdır ki, aradan geçen 50 yıla rağmen halen bu insanlardan nefret ediyorlarmış gibi hareket ediyorlar. Asıl ilginç olan konu ise aldığımız yüz binlerce e-postanın hiçbirinde EOKA’dan bahsedilmemiştir. Muharip gazilerimiz EOKA hakkında fazla konuşmazlar. Charlie ile Harry’den ve hayatını kaybeden diğer yüzlerce askerden bahsederler. Kendi ailelerine ve kendi hayatlarına baktıkları zaman, özellikle de yaşlandıklarında geçmişe dönüp bakarlar ve Harry’nin bir hayatı olamadığını görürler.” “Politikayla hiç ilgisi olmayan ve yakınlarını kaybetmiş olan insanlar için başka nasıl bir sembol, uzlaşı veya barış ve anlaşma olabilirdi ki?” diyen Crawford anıtın İngiltere’de yapılmış olması gerektiği yönündeki eleştirilere de yanıt verdi. “Bu anıt yakınlarını kaybetmiş birçok insan için unutulmadıklarını ve yakınlarının sahipsiz topraklarda gömülüp kalmadıklarını düşünerek onlarla gurur duymalarını sağlayan, KKTC’nin değil Birleşik Krallığın onların anısına yaptırdığı bir nevi kapanıştır” diyen Crawford şöyle devam etti: “Bu anıt sadece burada hayatını kaybeden insanların yakınları için muhteşem bir adım değil, aynı zamanda Afganistan’da öldürülen insanların anneleri ve kardeşleri için de bir mesaj niteliğinde. Cenaze arabası Wootton Bassett boyunca ilerlerken hikayenin orada bitmediğini, 50 yıl sonra orada da şimdi bizim burada olduğumuz gibi, onları hatırlayacak başka insanlar olacağını bilecekler.

Bu İngiliz geleneğidir, asla unutmayız. Anma, millet ile silahlı kuvvetleri arasında nereye giderlerse gitsinler unutulmayacaklarına dair imzalanmış bir kontrat gibidir. Savaş ne kadar acımasızca olursa olsun, bu askerlerin sorunu değildir. Onlar sadece vatanlarına hizmet ederler ve nereye gönderilirlerse oraya giderler. Ve gittikleri yerde hayatlarını kaybederlerse, millet savaşı sevmiyor olsa bile vatanları uğruna canlarını vermişler demektir.”

STAR KIBRIS 21/11/09

 

İngiltere için “Zafer”, Güney için “Şamar”

   

Lizbon Anlaşması ile birlikte AB’nin ilk Yüksek Temsilcisi (Dışişleri Bakanı) olarak İngiliz Varony Catherine Ashton’un seçilmesi Güney Kıbrıs’ta, Londra için “büyük zafer” ancak Güney Kıbrıs için “şamar” olarak yorumlandı.

Fileleftheros, “... AB’nin Dış Politikasında İngiltere Dışişleri Bakanlığı Hakimiyeti…” başlıklı haberinde, AB’nin ilk Başbakanı olarak Belçikalı Herman Van Rompuyn’in ve ilk Yüksek Temsilci (Dışişleri Bakanı) olarak İngiliz Varony Catherine Ashton’un üyesi 27 ülkenin oybirliğiyle onaylandığını belirtti, özetle şunları yazdı.

“İngiltere’nin AB’nin dış politika konularına hakim olmasının Kıbrıs Cumhuriyeti için olumlu olmayacağının bilinmesine rağmen bu isimlerin onaylanmasına ilişkin siyasi karara Başkan Dimitris Hirsotyas da oy verdi. İngiltere’nin Kıbrıs sorununa ve Türkiye’nin AB üyelik sürecine ilişkin tavrı biliniyor.”

STAR KIBRIS 21/11/09

 

 

AVRUPA BAKANI BRYANT, BUGÜN ADADA

   

Mihrişah Safa

Geçtiğimiz ay yeni görevine getirilen Chris Bryant, 22–25 Kasım arası kalacağı Kıbrıs’ta, Hristofyas, Dışişleri Bakanı Kyprianou, BM Barış Gücü Özel Temsilcisi Zerihoun ‘la görüşecek. Bryant’ın ofisinden yapılan resmi açıklamada, Kıbrıs Türk kesiminde yapılacak herhangi bir görüşmeden söz edilmiyor.

Avrupa Bakanı’nın yayınladığı makalesinde, Shakespeare’in ölümsüz eseri Othello’nun Kıbrıs’da geçtiği ve Othello ile Desdemona’nın karşılıksız güvensizliği nedeniyle her şeyin bozulduğu dikkati çekilerek, “ Adada çözüm, ancak iki toplumun birbirine karşılıklı güveni artırıldığı ve barıştıklarında gerçekleşebilir. Çözüm, Kıbrıslı Türk ve Rumların spor, kültür ve eğlence gibi her konularda ortak çalışmasını kapsamaktadır. Kıbrıs tarihindeki bu zorluklu dönemi kapatmanın zamanı gelmiştir ” dendi.

İNGİLİZ DIŞİŞLERİNİN Avrupa ve Kıbrıs’tan sorumlu bakanı Chris Bryant bugün adaya geliyor. FCO’dan (Dışişleri Bakanlığı) yapılan açıklamada, adaya bugün gelecek Bakanın, 25 kasıma kadar Kıbrıs’ta kalacağı ve çeşitli bakanlıklarda yapacağı görüşmelerde geniş konuları ele alınacağı bildirildi.
Bildiride geçtiğimiz ay görevi Barone Glenys Kinnock’tan devralan Bryant’ın, Rum Lideri Dimitris Hristofyas, Dışişleri Bakanı Markous Kyprianou, BM Barış Gücü Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun ile görüşüleceği belirtilirken, Türk tarafında yapılacak herhangi bir görüşmeden söz edilmedi. Ancak bunların Bryant’ın görüşeceği etkin isimlerden bazıları olduğu kaydedildi.

Avrupa işlerinden sorumlu bakanın görüşmelerinin ana konusunu, adadaki kalıcı çözüm, Birleşik Krallık- Kıbrıs ilişkileri ve Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliği konuları olacağı ifade edildi.

Bakan olarak ilk kez adayı ziyaret edecek olan Bryant, Kıbrıs gezisi öncesi konuyla ilgili bir bildiri yayınlayarak, “Adada tarihi bir fırsatın ele geçirilmesi için zamanın şimdi olduğu “ vurgulanarak, tüm Kıbrıslıların adanın birleşmesi işlemini desteklemesi, bunun sonucundan herkesin yararlanacağı görüşü öne çıkarıldı.

Bu bildiride, ayrıca Bryant , dünya edebiyatının en büyük isimlerinden William Shakespeare’in ölümsüz eseri Othello’dan da alıntı yaptı, “ Bu eser Kıbrıs’ta geçiyordu.. Ve kahramanları Othello ile Desdemona’nın birbirine karşı güven duymamaları olayların çıkmasına yol açmıştı. Adadaki kalıcı çözüm de iki toplumun birbirine daha fazla güven duyması ve barışmalarıyla gerçekleşebilir” denildi.


Adayı bu hafta ikili görüşmelerin en önemli zamanında ziyaret edeceğini yazan Bakan Chris Bryant, her iki toplum liderinin de geçtiğimiz yılı bu konuda büyük azimlilik gösterdiğini, geniş yol katettiğini belirtti, “ Ancak yapılacak daha çok şey var” dedi.
Yazısında, ziyaretinin liderlerle, iki toplumla ve barış sürecine katkı sağlamak için çalışan ekiplerle tanışmasında büyük olanak sağlayacağını belirten Bakan, bildirisinde şu mesajı verdi;


HİÇBİR TARAFI TUTMUYORUM

“ Burada şunu belirtmek isterim. Hiçbir tarafı tutmuyorum. Sadece adil bir çözümden yanayım. Liderlerin yüzyüze kaldığı zorlukları , engelleri veya karşılaştıkları meydan okumaları küçümsüyor da değilim. Liderler, bu zorluklara cesaret ve esneklikle yaklaşıyorlar ve umarım tüm Kıbrıslıların yararına bir çözüm üretirler.

Birleşik Krallığın görüşmelere desteğinin işareti olarak, Başbakan Brown, çözüme ulaşıldığı takdirde İngiliz askeri üslerinin yarı arazisinin birleşik Kıbrıs’a verileceğini, B.M nezdinde açıkladı. Bu adada ne olacağına iki lider karar verecek.
Liderler, uluslararası toplumun desteğini almış durumda. Uluslararası topluluğun buradaki rolü ne suni zaman kısıtlaması vermek, ne arabuluculuk yapmak ne de görüşmelerde hakemlik yapmak. Ancak burada saminmi bir umut var ki bu da küresel bir beklentidir. Görüşmelerin adayı birleştireceği ümit edilmektedir.
Birleşik Kıbrıs, adada ara bölgenin her iki tarafındaki toplumlara uzun sürel, barış ve güvenlik getirecek, ayrılığı kaldıracak ve adadanın uzun sğüreli geleceğine ilişkin belirsizliği ortadan kaldıracaktır.

Her iki toplum da çözüm halinde politik, ekonomik ve sosyal yönden kazanç sağlayacaktır. Tüm Kıbrıslılar ada ekonomisinin çözümle büyüyüp gelişmesinden yararlanacak, her iki ekonomi de birleşerek gelişecektir. Kuzeye AB fonları ve Euro gelecek. Turizmde yeni fırsatlar doğacak. Bölgesel ekonomik gelişme sağlanacaktır. Çözüm adadaki tüm toplumlara güvenlik ve denge getirecektir. Adanın tümü AB üyeliğinden yararlanacaktır.

Çözüm şartları altında, emlak, toprak konularında da oldukça geniş kapsamlı çözüm şartları bulunacaktır. Bu konu uzun zamandır mutsuzluk ve belirsizlik kaynağı olmaktadır. Adada uzun zamandır süregelen kiliselerin, dini mirasın korunması , kültürel binaların ve tarihi değere sahip yerlerin durumu da bunların arasındadır. Gelecek nesiller, güvensizlik ve şüpheyle birbirinden ayrılan bir geleceğe sahip olmayacaktır. Bunun yerine istedikleri yere seyahat özgürlüğüne sahip, gelecekleri fırsatlarla dolu bir yaşama kavuşacaklardır.”

“BİRLEŞİK KIBRIS TÜRKİYE İÇİN DE BİR ŞANS”

“- Birleşik Kıbrıs, AB’ye üye olmak için çalışan ve o yönde hareket eden Türkiye için de büyük bir fırsat yaratacaktır. Britanya, Kıbrıs ve Yunanistan gibi Türkiye’nin AB’ye üyeliğini ve bu yolda yaptığı reformaları desteklemektedir. Kıbrıs, Türkiye ile yeni ilişkisinde, barış ve karşılıklı ortak yarara dayalı uzun süreli güvenilir bir ilişkiye ihtiyaç duymaktadır.

Adadaki çözüm,Kıbrıslı Rum ve Türklerin yaşamlarının her alanında spor, kültür ve eğlence gibi alanlarda ortak işbirliği yapması demektir.

Sonuçta adadaki çözümün şekillenmesi Kıbrıslılara kalmıştır. Bunu yapmanın tarihi zamanı şimdidir. Bu nedenle tüm Kıbrıslıları adanın çözümü konusuna tam destek vermeye çağırıyorum. Çözüm,adadaki herkesin yararına olacaktır. Kıbrıs tarihindeki bu zorlu dönemi kapatmanın zamanı gelmiştir.”

STAR KIBRIS 22/11/09

 

Downer heads to New York next week

U.N. SPECIAL Adviser for Cyprus, Alexander Downer, is expected to visit New York during the first two weeks of December to brief UN Secretary-General Ban Ki-moon on the latest developments on the Cyprus issue.

The Cyprus News Agency cited UN sources yesterday saying that Downer would meet with the UN team dealing with the Cyprus issue in New York and inform the UN Security Council on the latest developments.

The UN Secretary-General is expected to issue two reports on Cyprus early next month. The first, due on December 1, concerns the UN Peacekeeping Force in Cyprus (UNFICYP) and the second report concerns progress achieved regarding the UNSG’s good offices in Cyprus, to be published some days later.

According to CNA sources, the UNFICYP report will not differ to a great extent from the previous report. The second report will assess positively the progress achieved since September 2008 in the talks and will ascertain that there are different approaches between the two sides.

The report, according to diplomatic sources, will renew its call towards the leaders of the two communities in Cyprus to intensify their meetings, show political boldness and flexibility for achieving an overall solution in Cyprus.

CYPRUS MAIL 22/11/09

 

 

KKTC'de memurların protestosu: 16 gözaltı

Kuzey Kıbrıs’ta 30 sendika ve sivil toplum örgütü, memur maaşlarının yeniden düzenlenmesini protesto etti. Eylemde polis, ülke tarihinde ilk kez biber gazı kullandı.

Selim SAYARI

ntvmsnbc

23 Kasım. 2009 Pazartesi

LEFKOŞA - Kuzey Kıbrıs’ta 30 sendika ve sivil toplum örgütü, hükümetin memur maaşlarını yeniden düzenleyen yasa tasarısını protesto etti. Binlerce kişinin katıldığı eylemde polis ülke tarihinde ilk kez biber gazı kullandı ve 16 kişiyi gözaltına aldı. Meclis önündeki eylemde gazdan etkilenenler ve yaralananlar oldu.

KKTC Cumhuriyet Meclisi, göreve yeni başlayacak memurların maaşlarını asgari ücrete indiren yasa tasarısını görüşürken, tasarıya karşı çıkan sendikalar da meclis binası önünde eylem yaptı.

Tasarıya karşı çıkan 28 sendika ve sivil toplum örgütü tarafından oluşturulan Sendikal Platform, Ankara göç yasası diye niteledikleri tasarının geri çekilmesini istiyor.

Meclis binası ile Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği önünden geçen yolu trafiğe kapatan ve polis engelini aşmaya çalışan sendikacılarla polis arasında gerginlik meydana geldi.

Çıkan arbedede 16 gösterici gözaltına alınınca gerilim arttı. Eylemciler polise ve meclis binasına yumurta, domates ve tahta parçaları fırlattı. Başbakan Derviş Eroğlu'nun fotoğrafının bulunduğu bir pankart da ateşe verildi.

Olayın tırmanması üzerine polis, göstericilere biber gazıyla karşılık verdi. Ülke tarihinde ilk kez bir eylemde biber gazı kullanıldı. Polisin gaz maskesi takmamasından ötürü göstericilerle birlikte polisler de gazdan etkilendi. Bayılan bazı polisler hastaneye kaldırıldı.

Eylemi düzenleyen sendikacılar, gözaltına alınan arkadaşları serbest bırakılıncaya kadar eylemlerine devam edeceğini duyurarak meclis önünden Lefkoşa Polis Genel Müdürlüğü binasına yürüdü.

Eylemcilerin serbest bırakılması için muhalefet partilerinden bazı milletvekilleri de devreye girdi.

Yasa tasarısının Ankara’nın baskısıyla gündeme geldiğini ileri süren sendikalar, kamudaki maaş indiriminin göçü artıracağını savunuyor.

Sendikalar çalışanların maaşlarının Türkiye'deki seviyeye geriletildiğini savunuyor. Hükümetse büyük sıkıntıda olan ekonominin düzelmesi için memur maaşlarının yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirtiyor. İşadamları da hükümete destek veriyor

Önceki hükümet döneminde gündeme gelen yasa tasarısına göre, işe yeni alınacak üniversite mezunu bir memurun 2 bin 878 lira olan maaşı bin 700 liraya inecek. Memur maaşlarını KKTC’de bin 237 lira olan asgari ücrete yaklaştırmayı öngören yasa tasarısı terfilere de performans değerlendirmesi getiriyor.

 

 

Rum Ortodoks kilisesinden Türkiye'ye dava

Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi, KKTC'deki dini yerlerde ibadeti engellediği gerekçesiyle AİHM'de Türkiye aleyhine dava açtı.

NTV

23 Kasım. 2009 Pazartesi

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi, KKTC'deki dini yerlerde ibadeti engellediği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye aleyhine dava açtı.

Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi avukatı Simos Angelides, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne KKTC'deki 520 kilise, manastır, şapel ve mezarlıklarla ilgili olarak Türkiye'yi davet ettiklerini belirtti.

Angelides, Ortodoks Hıristiyanların kuzeydeki dini yerlerin terkedilmesi ya da camiye, kışlaya, çiftliğe veya gece kulübüne dönüştürülmesi nedeniyle ibadet edemediklerini belirtti. Kilisenin avukatı, Türkiye'nin 1974'teki çıkarmada etnik ve dini temizlik yaptığını da ileri sürdü.

 

Rum siyasiler halkta hayal kırıklığı yarattı

Güneyde yayınlanan Simerini gazetesi, “Vatandaşların Partilere Şamarı” başlığıyla manşete çektiği haberinde, Kıbrıslı Rumların; Rum siyasi partiler ve siyasilere ilişkin görüşlerine dair anket sonuçlarına yer verdi.

Gazete, söz konusu anketin “Insights Market Research” şirketi tarafından, gazete hesabına, 17-19 Kasım tarihleri arasında, Güney Kıbrıs genelinde, 18 yaş ve üstü kadınlar ve erkekler arasında, toplam 500 kişiyle telefon görüşmeleri gerçekleştirilmesi suretiyle yapıldığını yazdı.

Gazete, Rumların; siyasi partilerin ve siyasilerin faaliyetleri ve işleyişlerinden dolayı hayal kırıklığı içerisinde bulunduğunu kaydetti. Kıbrıslı Rumların büyük çoğunluğunun, partilerin Kıbrıs sorunuyla ilgili çalışmaları hakkında hoşnutsuzluk ifade ettiklerini yazan gazete, vatandaşların partilerin; parti çıkarını ulusal çıkarın üzerine koyduklarına inandıklarını belirtti.

Ankette, Rum tarafındaki partilerin Kıbrıs sorunuyla ilgili faaliyetleri konusunda Rumların yüzde 80’inin memnun olmadıklarını ifade ettiklerini yazan gazete, 10 Kıbrıslı Rum’dan sadece 8’inin memnuniyetsizlik belirttiğini, yani yüzde 20’sinin, partilerin Kıbrıs sorunuyla ilgili işleyişinden memnun olduğunu belirttiğini kaydetti.

Rumların, partilerin; iç yönetim konularıyla ilgili faaliyetleri konusunda da hoşnutsuzluk dile getirdiklerini belirten gazete, Rumların yüzde 72’sinin buna ilişkin memnuniyetsizlik belirttiklerini ifade etti.

Ankette, Kıbrıslı Rumların yüzde 83’ünün, partilerin; parti çıkarını ulusal çıkarların üzerinde tuttuklarını düşündüğü de belirtildi.

Anketin, Rumların AKEL ve DİSİ partilerinin “en sorumluluk sahibi/aklı başında” partiler olduklarını düşündüklerini ortaya çıkardığı da kaydedildi.

“Partilerden hangisinin en aklı başında/ciddi/sorumluluk sahibi olduğunu düşünüyorsunuz” sorusuna, Kıbrıslı Rumların yüzde 27’sinin AKEL, yüzde 25’inin DİSİ, yüzde 10’unun DİKO, yüzde 5’lik oranlarla EVRO.KO ve EDEK, yüzde 2’lik bir oranın Ekologlar ve Çevreciler, diğer yüzde 25’lik bir oranın ise “hiçbiri” dediği belirtildi.

EN AKLI BAŞINDA PARTİ LİDERİ NİKOS ANASTASİADİS

Kıbrıslı Rumların yüzde 25’inin Rum Ana Muhalefet DİSİ partisi başkanı Nikos Anastasiadis’in “en aklı başında/ciddi parti lideri” olduğunu düşündükleri ifade edildi.

Ankete göre, Kıbrıslı Rumların yüzde 32’si buna “hiç kimse” şeklinde cevap verirken, yüzde 23’ü AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, yüzde 7’si DİKO Başkanı Marios Karoyan, diğer yüzde 7’si EVRO.KO başkanı Dimitris Şilluris, yüzde 4’ü EDEK başkanı Yannakis Omiru, yüzde 2’si ise Yoanna Panayotu şeklinde cevap verdi.

“AKEL-DİSİ’nin koalisyonun Kıbrıs sorununa faydası olacağına inanıyor musunuz” şeklindeki soruya karşılık, ankete katılanların yüzde 50’si “hayır faydası olmayacak”, yüzde 49’u da “evet olacak” inancını ortaya koydu.

Kıbrıslı Rumların yüzde 52’sinin; AKEL-DİKO-EDEK koalisyonunun “ulusal çıkar için zararlı” olduğunu düşündükleri de kaydedildi.

BUGÜN SEÇİM OLSA HANGİ PARTİYE OY VERECEKLER

Kıbrıslı Rumların yüzde 28’inin; bugün seçim olsa Rum Ana Muhalefet DİSİ partisine oy verecekleri belirtildi.

DİSİ’yi yüzde 27’yle AKEL, yüzde 12’yle DİKO, yüzde 7’yle EDEK, yüzde 4’le EVRO.KO, yüzde 2’yle Ekologlar ve Çevreciler’in izlediği, yüzde 17’lik bir oranın “kimse”, yüzde 3’lük bir kısmın da “bilmiyorum” dedikleri ya da cevap vermedikleri ifade edildi.

HALKIN SESI 23/11/09

 

LEFKOŞA’DA CAMP DAVİD

   

“Eğer ortada iyi niyet varsa, Hristofyas ile Talat’ın yurt dışına gidip Kıbrıs sorununu çözene kadar 15-20 günlük yoğun müzakerelerde bulunma yerine, bunu neden Kıbrıs’ta yapmasınlar?”

AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, Alithia gazetesine verdiği demeçte, “Rum tarafının Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak; Camp David tipi süreci reddetmediğini; fakat mekânı kabul etmediğini” söyledi.

Andros Kiprianu, Alithia gazetesine verdiği demeçte, “Hristofyas ile Talat’ın yurt dışına gidip Kıbrıs sorununu çözene kadar 15-20 günlük yoğun müzakerelerde bulunmaları önerisi bu kadar mı kötü yani?” sorusuna karşılık, “eğer ortada iyi niyet varsa bunu neden Kıbrıs’ta yapmasınlar?” yanıtını verdi. Bunun kötü olduğunu düşünmediğini, eğer ortada iyi niyet varsa -kendi düşüncesine göre- böyle bir şeyin Kıbrıs’ta gerçekleşebileceğini dile getiren Kiprianu, öyle bir şeyin olması için önkoşullar var olmasının yeterli olduğunu öne sürdü.

Haberi “Lefkoşa’da Camp David” başlığıyla veren gazetenin, “Erdoğan’la Talat Bürgenstock ve Camp David tipi sürece ilişkin önerilerle ortaya çıkar çıkmaz, neden hemen ‘hayır’ dedik? Neden ‘belki’ ya da ‘bunu düşünceğiz’ demedik?” sorusuna ise Kiprianu şöyle cevap verdi: “Sanırım gerçeği yansıtmayan çağrışımlar yapıyorsunuz. Prensip olarak, 5’li görüşme önerisine hepimiz hayır dedik. Sahte devleti yüceltecek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de değerini düşürecek bir sürece müdahil olmayı kabul etmemiz söz konusu değildir. Bu bizim tarafımızca nettir. En azından biz, ikinci kısımla ilgili olarak, -bize göre- önerilen bu tarz bir sürecin Kıbrıs’ta olabileceğine açıklık getirdik. Neden liderleri başka bir yere götürmek istiyorlar? Onlara baskı yapmak için mi acaba? Acaba böyle bir şekilde onları; Kıbrıs’ta muhtemelen kabul edemeyecekleri şeyleri kabul etmeye mecbur edeceklerini mi zannediyorlar? Biz bu mantığa dâhil değiliz. Biz Kıbrıs sorununu zorlama altında müzakere etmeyi kabul etmiyoruz. Ben Kıbrıs sorununu olağan bir süreç içerisinde çözebileceğimizde ısrar ediyorum.”

DİKO-EDEK YIKICI

Kiprianu’nun açıklamasında; DİKO ve EDEK’in Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’tan istediklerinin “Kıbrıs için yıkıcı olduğunu” belirttiğini yazdı.

Rum lider Hristofyas’ın, kendisinden dönüşümlü başkanlık ve TC kökenlilerle ilgili önerilerini resmi olarak geri çekmesini isteyen DİKO ve EDEK’e “ne derece hatır yapıp yapmayacağının” sorulması üzerine ise Kiprianu, “böyle bir şeyin gerçekleşmesi gibi bir durum söz konusu değildir” dedi. Kiprianu, bunun siyasi öneme sahip önemli bir konu olduğunu belirtti. Hristofyas’ın ortaya koyduğu önerilerin, her şeyden önce ilkelere dayandığını kaydeden Kiprianu, ikinci olarak ise bu tezlerin işler olduğunu ve toplumlar arasında birleştirici bir şekilde etki etmelerinin mümkün olduğunu ifade etti.

Bir müzakere sürecinde önemli olanın temel ilkeleri terk etmeden, bir anlaşma ortaya çıkmasına ilişkin önkoşulları yaratmak olduğunu anlatan Andros Kiprianu, diğer tarafça hiçbir şekilde kabul edilemeyecek tezler dile getirmenin ise kolay olduğunu belirtti. Bu yüzden, Hristofyas’ın ortaya koyduğu tezlerin ilkelere dayandığını, aynı zamanda işler ve birleştirici oldukları konusunda ısrarcı olduklarını belirten Kiprianu, Hristofyas’ın DİKO ve EDEK’in talep ettiği şekilde davranması halinde uluslar arası topluma yönelik inanırlıklarını kaybedeceklerini, bu tarz bir şeyin de Kıbrıs sorunuyla ilgili gelişmeler açısından “yıkıcı” olacağını dile getirdi.

Kiprianu, Rum Ana Muhalefet DİSİ partisi, özellikle de parti başkanı Nikos Anastasiadis’in Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak bazı durumlarda takındığı tavrı takdir ettiğini de dile getirdi.

SINIRLAMALARDAN KAÇINMALIYIZ

Tüm Rum siyasilere hitaben “Kıbrıs sorununu gerçekten çözmek istiyorsak, bizi kısıtlayan tüm sınırlamalardan kaçınmamız gerekir” ifadelerini kullanan Kiprianu, kendilerini ilgilendirmesi gereken şeyin; Kıbrıs sorununun çözüm içeriğiyle ilgili temel ilkelerin ne oranda sağlandığı olduğunu belirtti. Bunun da ötesinde, iki toplumda da çoğunluğun desteğini sağlayabilecek öneriler aramak için, oldukça esnek olmaları gerektiğini ifade eden Kiprianu, “idealist ya da aşırı tezlerde” ısrarcı oldukları takdirde, “en nihayetinde kendilerine taksimin kalacağından çok korktuğunu” söyledi. “Taksimin” ülke için yıkıcı olduğunu sürekli tekrarlayacağını dile getiren Kiprianu, bunun “vatanın yarısının ucuza satılması, işgal bölgelerine Türkiye’nin istediği kadar askerin ve yerleşiğin gelmesi, aynı zamanda her an infilak edebilecek patlayıcı bir durum anlamına geleceğini” ileri sürdü.

Türkiye’nin, şu an sadece bölgesel anlamda değil uluslar arası anlamda çok önemli bir ülke haline geldiğini belirten Kiprianu, “Eğer bir kimse, Türkiye’nin nüfuz ve etkisinin ileride azalacağını düşünüyorsa, lütfen bana bu tarz çözümlemelerle hem fikir olmadığımı söylememe izin verin” ifadelerini de kullandı, “Bir şeye açıklık getirmek istiyorum. Bizim kendi çözümlememiz, AKEL’i hiçbir şekilde kötü bir çözümü kabul etme pozisyonuna sevk etmiyor. Hiçbir zaman böyle bir şeyi kabul etmeyeceğiz” diye ekledi.

DÖNÜŞÜMLÜ BAŞKANLIK KONUSU

“Federasyonun Kıbrıslı Türk başkanı” konusunda, bazı kişilerin olumsuz tutumuyla ilgili olarak ise Kiprianu şunları söyledi;
“Kıbrıslı Rum da olsa Kıbrıslı Türk de olsa; karar verecek olan kişinin federasyonun başkanı olmayacağına açıklık getirmek istiyorum. Karar verecek olan tek başına kendisi değildir. Bu konular; Cumhurbaşkanının sahip olacağı yetkiler ve salahiyetler zarfında zaten açıktır. Başkan; bakanlar kurulu üyeleri arasında anlaşmazlık var olmaya devam ettiği sürece, sadece belirli konularla ilgili karar verecek.”

AKEL partisinin, herhangi bir kişinin kökeninin; başkan olup olamayacağıyla ilgili olarak kendisini rahatsız etmediğini sözlerine ekleyen Kiprianu, kendilerini ilgilendiren şeyin “insanın insan olarak kalitesi” olduğunu belirtti.
Kiprianu, bundan hareketle, bir Kıbrıslı Türkün Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yönetiminde bulunması halinde, bunun kendilerini rahatsız etmediğini dile getirdi.

Rum tarafının, 1989 yılındaki önerilerde, hem Kıbrıslı Rumların hem de Kıbrıslı Türklerin Cumhurbaşkanlığını talep edebileceklerine karar verdiğini hatırlatan Kiprianu, “o halde teorik olarak, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin başkanı olarak seçilmesi ihtimali o zamanda vardı. Yani biz bu olasılığı kabul ettik” dedi.

STAR KIBRIS 23/11/09

 

 

BUGÜN TALAT, YARIN EROĞLU İLE GÖRÜŞECEK

   

İngiltere’nin Avrupa Konularından Sorumlu Bakanı Chris Bryant, temaslarda bulunmak amacıyla dün saat 16:00’da, Larnaka Havaalanı’ndan Kıbrıs’a geldi.

Hem Güney Kıbrıs hem de KKTC’de temaslar yapacak olan Bryant, bugün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yarın da UBP Genel Başkanı Başbakan Derviş Eroğlu ile görüşecek.

Bryant, Güney Kıbrıs’taki temasları çerçevesinde yarın Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu ile görüşecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Bryant’ı, bugün saat 15.30’da kabul edecek. Bryant’ın, Başbakan Derviş Eroğlu ile görüşmesi 24 Kasım yarın saat 17.30’da Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanlığı’nda gerçekleşecek.
Güney’de de bir dizi görüşme yapacak olan Bryant, 24 Kasım Salı günü düzenleyeceği basın toplantısının ardından adadan ayrılacak.

STAR KIBRIS 23/11/09

 

 

KKTC İLE ABHAZYA İLİŞKİLERİ GELİŞİYOR

   

Abhazya heyeti KKTC temaslarından memnun ayrıldı. Oya Talat Abhazya’ya ikinci ziyaretini yaptı.

Meclis Başkan Yardımcısı Irene: “Kıbrıs Türkü’nün hoşgörüsüne, önyargısız duruşuna hayran kaldık… Çok kültürlülüğün izleri.”

Osmanlı döneminden kalma benzer kültürel ve sosyal yapı yanında dünya tarafından tanınmamış yapılarıyla siyasi konumları de benzerlik gösteren Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Abhazya Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler gelişiyor. Kıbrıs Türk Kadın Konseyi Başkanı ve Cumhurbaşkanı Talat’ın eşi Oya Talat başkanlığındaki kadın heyetinin Temmuz ayında bu ülkeye ilk ziyaretiyle kurulan ilişki, Abhazya’dan resmi bir heyetin ilk kez KKTC kuruluş yıldönümü kutlamalarına katılması ve hemen ardından Oya Talat’ın bu ülkeye ikinci ziyaretiyle hızlı bir sürece girdi.

Aralarında Ticaret Odası ve Müteahhitler Birliği’nin de bulunduğu çok sayıda sivil toplum örgütünün temsilcisi kadınla temmuz ayında Abhazya Cumhuriyeti’ne resmi ziyarette bulunan Kıbrıs Türk Kadın Konseyi Başkanı ve Cumhurbaşkanı Talat’ın eşi Oya Talat, KKTC’nin kuruluş yıldönümü kutlamalarında da Abhazya’dan 3 kişilik resmi heyeti konuk etti. Hemen ardından da Oya Talat, geçtiğimiz günlerde Abhazya’nın davetlisi olarak Uluslararası Ekonomik Forum için yeniden bu ülkeye gitti.

İLK RESMİ ZİYARET

15 Kasım kutlamaları için KKTC’ye gelen Abhazya Cumhuriyeti Meclis Başkan Yardımcısı Bayan Agrba Irene, Milletvekili ve İnsan Hakları Komitesi Başkanı Batal Kobakhia ile İşkadınları Derneği Başkanı Yulia Gumba, resmi törenlere katılım yanında ilgi alanlarına göre bir dizi temaslarda da bulundu. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 1. Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş, Meclis Başkanı Hasan Bozer’le görüşen heyet, Abhazya Meclis Başkanı’nın 15 Kasım kutlama mesajını iletti.

Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektörü ile Abhzya’dan öğrencilere eğitim imkanlarını görüşen heyet, İnsan Hakları Vakfı, Ticaret Odası ve İşkadınları Derneği’yle de işbirliği imkanlarını ele alan görüşmeler yaptı.
KKTC’den ayrılmadan TAK muhabirine temaslarını değerlendiren heyet, memnuniyetlerini ve işbirliği imkanlarını geliştirme arzularını ifade ederken, “hoşgörülü, yabancılara karşı önyargısız, modern” ifadeleriyle de Kıbrıs Türkü’yle ilgili olumlu izlenimlerini dile getirdiler.

SİYASİLER ARASI DİYALOGA HAYRAN

“Çok iyi bir organizasyonla çok yararlı temaslar yaptık. İlk kez KKTC’yle ilgili yerinde inceleme ve gözlem imkanı bulduk. Kısa sürede Kıbrıs Türkü’nü tanıma fırsatımız oldu” diyen heyet üyeleri, siyasiler arasındaki sıcak diyaloglara hayranlıklarını da ifade etmekten kaçınmadı.

Cumhurbaşkanı Talat ile Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş arasındaki saygıya dayalı ilişkiye hayranlık belirten Abhazya heyeti, otoriter duruşlar olmamasına da gıptayla baktıklarını ifade ettiler.

KKTC ÇOK DAHA İYİ DURUMDA…

Abhazya’nın savaşın ardından 1990’lı yılların başında Gürcistan’dan bağımsızlığını ilan ettiğine ve Rusya ile Nikaragua ve Venezüella dışında tanınmamış bir devlet olduğuna dikkat çeken Abhazya heyeti, “Benzerliklerimiz çok. Bizim ülkemiz gibi sizler de savaştan çıktınız ve yeni bir devletsiniz. Ama gerek alt yapı, gerek kurumsallaşma olarak KKTC çok daha iyi durumda. Hizmet sektörü çok daha iyi. Sizden alacağımız ders çok” diye konuştu.

KKTC’ye ilişkin gözlemlerini aktarırken, “Buradaki gözlemlerimize göre Güney Kıbrıs’la birleşme, bugünkü durumun devamı ve Türkiye’ye bağlanmayı savunanlar olmak üzere üç ayrı grup, yaklaşım var. Bizde böyle bir durum yok. Bir yerlere bağlanmak isteyen yok. Ne tekrar Gürcistan’a, ne Rusya’ya…Herkes bağımsız cumhuriyetten yana” kıyaslamasını yapan heyet, izolasyon yaşayan bir ülke olarak KKTC’nin bu konuda yaşadığı sıkıntıları da çok iyi anlayabildiklerini vurguladı.

ÇOK KÜLTÜRLÜLÜĞÜN TOLERANSI

Heyet üyeleri, Yakın Doğu Üniversitesi’nden Öğretim Üyesi Doç Dr. Erdal Güryay’ın Rusça’dan tercümesiyle Kıbrıs Türkü’ne ilişkin tespitlerini de aktardılar.
Aynı zamanda Tarih Profesörü de olan ve Bizans tarihi üzerindeki uzmanlığı yanında Kıbrıs tarihini yakından incelediğini belirten Meclis Başkan Yardımcısı Agrba Irene, Kıbrıs Türk toplumu ile ilgili gözlemlerini aktarırken, “Ben okuduklarımdan hareketle daha agresif bir toplum bulmayı beklerken çok toleranslı bir toplum gördüm. Bunun nedeni sanırım bu topraklardan birçok kültürün geçmesi, kültürel zenginlik. Çok kültürlülük insanları toleranslı yapıyor. Türkiyeli Türk ile Kıbrıslı Türkü her an her yerde ayırt edebilirim artık... Kendimi bu ülkede çok rahat hissettim” ifadelerini kullandı.

OYA TALAT BAŞKANIMIZ OLABİLİR

Oya Talat’tan da övgüyle bahseden, hatta “Oya Talat’ı bizim ülkede cumhurbaşkanı yapabilsek keşke” diyen Irene, Abhazya’nın Türkiye’yle ilişkilerinde sorun olup olmadığı sorusuna ise, detaya girmeden yanıt verdi… “Türkiye’ye saygılıyız, saygıya dayalı ilişkimiz var. Türkiye’de çoğunluk 19. yüzyılda sürgün edilen 1 milyon civarında diaspora olduğu tahmin ediliyor. Türkiye iyi davrandı bu nüfusa, kültürünü ve dilini koruyabildi buradaki Abhazya toplumu, diaspora. Türkiye’nin Rusya’yla ilişkileri geliştikçe, bizimle de gelişiyor, daha dengeli oluyor…”

TALAT: ÇOK İYİ AĞIRLANDIK

Temmuz ayındaki ilk resmi ziyaretinin ardından, şu günlerde Uluslararası Ekonomik Forum için yeniden Abhazya’da bulunan Oya Talat da TAK muhabirine yaptığı değerlendirmede, “Bu kez de heyetimizle birlikte çok iyi ağırlandık” dedi.
Esnaf ve Zanaatkarlar Odası, KITSAB ve Sanayi Odası’nı temsil eden kadın heyetiyle Abhazya’da bulunan Oya Talat, Rusya, Osetya, Azerbaycan, Ermenistan, Dağlık Karabağ ve Türkiye’den iş kadınlarının da hazır bulunduğu geleneksel Ekonomik Forum’da KKTC’yi anlatan bir konuşma yaptı.

Devlet töreniyle karşılanan, Cumhurbaşkanı’yla görüşen, Cumhurbaşkanı’nın eşi tarafından verilen resepsiyonda özel ilgi gören Oya Talat, “Bizim ülkemizin lobi faaliyetlerine, onların da açılıma ihtiyaçları var. Benzerliklerimiz ve imkanlarımız çok. Bunlar karşılıklı geliştirilebilir. KKTC’ye geldiklerinde bu imkanları yerinde de gördüler ve çok memnun kaldılar. Üniversite sektörü, turizm, ticari ilişkiler vs. bir çok alanda ilişkiler geliştirilebilir ve geliştirilmeli” dedi.

İlk ziyarette kurulan dostluk ilişkisi ve işbirliğinin meyvelerini vermeye başladığını anlatan Talat, işbirliğine yönelik çalışmaların sivil toplum örgütleri kanalıyla devamını diledi.
Özellikle üniversiteler ve ticaret kesiminin bu bölgeyle ilişkilerini geliştirip işbirliği imkanları araması gerektiğini anlatan Talat, Abhazya’nın KKTC’yle benzerliklerine vurgu yaptı ve birçok alanda deneyimlerin paylaşılabileceğini belirtti.
Bölgenin doğasına hayran kaldıklarını anlatan Talat, iyi bir planlamayla Kıbrıs Türkü için turizm bölgesi olabileceğini ekledi.

STAR KIBRIS 23/11/09

 

Can Cyprus overcome its bloody

 history?

By Chris Summers
BBC News

More British soldiers were killed during the "Cyprus emergency" in the 1950s

 than have died in Iraq or Afghanistan. So why has it been forgotten and what

hope is there of reuniting the island?

 

 

British High Commissioner Peter Millett laying a wreath at new memorial in Kyrenia, Cyprus

The British High Commissioner laid a wreath on behalf of the Queen

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

On Remembrance Sunday, about 500 relatives and veterans watched as a new memorial was unveiled in Kyrenia, in Turkish-occupied northern Cyprus, to recognise the 371 British servicemen who lost their lives on the island between 1956 and 1959.

The unveiling, and the laying of a wreath by the British High Commissioner, Peter Millett, sparked a diplomatic row, with President Demetris Christofias raising the matter when he met UK Prime Minister Gordon Brown a few days later.

One of the names on the memorial is Corporal Mervyn Whurr, 22, killed by a bomb on Kyrenia's Six Mile Beach in September 1956.

His sister, Barbara Hocking, from Millbrook in Cornwall, said: "My mum had a telegram saying he'd been injured, then she got another one saying he had an arm and a leg amputated. A few days later another telegram came saying he'd died."

Unlike those of troops killed in Afghanistan, his body, like those of most of the Cyprus casualties, was not flown home and lies in a cemetery at Wayne's Keep on the island.

Mrs Hocking was at the unveiling of the memorial, where she was joined by Margaret Moncur, whose brother 19-year-old Matt Neely, from Glasgow, was killed in 1956 by a bomb while doing his National Service.

Mrs Moncur said: "He loved his football, he was full of fun, playing jokes and was very popular with his mates.

"For some reason Cyprus has become a forgotten war."

The Cyprus High Commissioner to London, Alexandros Zenon, said the failure to consult the Cyprus government about the memorial was perceived as an "insult".

Matt Neely

He loved his football, he was full of fun, playing jokes and was very popular with his mates.

Margaret Moncur

 

He said: "In principle we are not against a country honouring its soldiers who fell in service.

"The problem is that the memorial was built and unveiled in the occupied part of Cyprus. It could have been erected in the British sovereign base area.

"We also feel it's politically premature. I understand they want to honour them, but for Greek Cypriots the anti-colonial struggle is still a very sensitive issue."

In the late 1950s the British Empire was trying to cling on to the island, which remained a strategic location, especially around the time of the Suez crisis.

Greek Cypriot fighters belonging to an organisation called Eoka planted bombs and attacked British servicemen on and off duty.

Several civilians were also killed, including Catherine Cutliffe and her daughter Margaret who were shot while buying a wedding dress in Famagusta, although Eoka denied responsibility for that attack.

PM Papandreou in Cyprus

Greece's PM visits the graves of those killed fighting the British

Eventually in 1960 Cyprus was granted independence, but tensions between the Greek Cypriot majority and the Turkish Cypriot minority grew during the next decade.

In July 1974 a Greek nationalist group, Eoka-B, led by Nikos Sampson, carried out a coup backed by the military junta in power in Athens.

Sampson promised to unite Cyprus with Greece in so-called "enosis".

Turkey sent its army to the northern part of the island, ostensibly to protect Turkish Cypriots.

The idea of enosis evaporated and the moderate Archbishop Makarios returned to power.

But the Turkish Army has remained ever since and the island is still separated, with a UN buffer zone running right through the heart of Nicosia, the world's last remaining divided city.

President Demetris Christofias and President Mehmet Ali Talat at talks in Nicosia

Mr Christofias (left) and Mr Talat met last week for the latest round of talks.

In 2004 the United Nations came up with the Annan Plan - named after the then UN Secretary General Kofi Annan - which suggested a bi-zonal federated state.

But, although it was accepted by the Turkish Cypriots in a referendum, another poll in the south rejected it.

Cyprus was then admitted into the EU, which many Turkish Cypriots opposed believing it removed an incentive for the Greek Cypriot side to reach a solution.

But fresh momentum was injected with the election of Mr Christofias and Mehmet Ali Talat, president of the self-declared Turkish Republic of Northern Cyprus (TRNC).

Both are leftists elected on a platform of reconciliation.

Negotiations are ongoing, but one of the major stumbling blocks is the question of how to deal with Greek Cypriots who claim land and property in the north.

Some of this has been sold to some of the 6,000 British expats in northern Cyprus.

In what could prove to be a test case, a court in Cyprus ruled against a couple, David and Linda Orams, who bought land originally belonging to a Greek Cypriot, Meletis Apostolides.

There are fears that if no deal is reached before elections in the TRNC in April what Mr Brown referred to as a "unique opportunity" could be lost.

Mr Zenon said: "The likely opponent of Mr Talat is a hardliner and if he is elected, things will not be made easier. But we will not create artificial deadlines which, as with the Annan Plan, have proved disastrous."

Mr Talat himself, in an interview with the BBC, admitted: "If somebody who is not in favour of a bi-zonal solution is elected then the negotiations will not continue easily."

He said of the negotiations: "The positions of the two sides are not very close, but we are making progress."

Mr Brown recently renewed an offer to hand back just under half of the UK's sovereign base areas on the island - around Akrotiri and Dhekelia - if a deal could be reached between the two sides.

Andrew Dismore, Labour MP for Hendon in north London, feels the timing of the Kyrenia memorial was unfortunate.

He represents more than 3,000 Greek Cypriot constituents and recently led a debate in Parliament about the island.

Mr Dismore said: "Of course, there should be a memorial, but this is neither the time or place, at such a sensitive time in the talks.

"It just serves to remind Greek Cypriots of the UK's less than glorious role as the colonial power, when we are trying to be positive in our support for the talks."

But Mr Talat said the memorial was a "humanitarian" issue and should not have become "politicised".

Mrs Hocking said it was sad the memorial had led to a row and she said of her brother's death: "Was it worth it? The two governments are still not talking. Was it worth all those lives being wasted? It's just like Afghanistan."

Chris.Summers-INTERNET@bbc.co.uk

 

Mervyn Whurr

Cpl Mervyn Whurr was one of 371 servicemen killed in Cyprus

Andrew Dismore, Labour MP for Hendon in north London, feels the timing of the Kyrenia memorial was unfortunate.

He represents more than 3,000 Greek Cypriot constituents and recently led a debate in Parliament

 

 

http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/europe/8321765.stm

23/11/09

 

İngiltere'den bir Kıbrıs jesti daha

Birleşik Krallık'ın Kıbrıs'taki askeri müdahale haklarından vazgeçmeye hazır olduğu bildirildi.


AP'nin haberine göre, Birleşik Krallık'ın Kıbrıs'ta temaslarda bulunan Avrupa işlerinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Chris Bryant, teklifi bugün yaptı.

Ayrıntı verilmeyen haberde, Birleşik Krallık'ın "bölünmüş Kıbrıs'ın yeniden bütünleşmesini sağlayacak bir anlaşmaya ulaşılmasına katkı çerçevesinde askeri müdahale haklarından vazgeçmeye hazır olduğunu bildirdiği" ifade edildi.

Birleşik Krallık daha önce de barış sürecine katkı çerçevesinde adadaki üslerine ait toprakların bir bölümünü "birleşik Kıbrıs'a devretmeye hazır olduğunu" bildirmişti.

Kıbrıs'ta 1960 anlaşması Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık'ı garantör ülkeler olarak belirliyor ve bu ülkelere anlaşmanın koşulları ihlal edildiğinde askeri müdahale hakkı tanıyor.

CNN TURK 24/11/09

 

 

Nazım camiye gitti mi?

Nazım Hikmet’in Moskova’daki mezarını ziyaret eden Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin, şair için fatiha okudu. Nazım'ın Kadir gecesi camiye gittiğini savunan Şahin, yeni bir tartışma başlattı.

ntvmsnbc

24 Kasım. 2009 Salı

İSTANBUL - TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, 3 Haziran 1963'te Moskova'da hayatını kaybeden Nazım Hikmet'in ünlü Rus siyaset adamları ve sanatçılarının bulunduğu Novodeçi Mezarlığı'ndaki anıt mezarını ziyaret etti.

Mezarı ilk kez ziyaret ettiğini söyleyen Meclis Başkanı Şahin, Nazım Hikmet'i "Türk edebiyatının simge isimlerinden biri" olarak nitelendirdi.

Şahin, "Buraya gelmişken mezarını ziyaret etmeyi ve başında saygıyla eğilmeyi bir görev bildim" dedi.

Nazım Hikmet'in inançlı biri olduğunu savunan Mehmet Ali Şahin, şair için mezar başında fatiha okudu.

KADİR GECESİ CAMİYE GİTMİŞ
Meclis Başkanı Şahin, bundan bir süre önce Nazım Hikmet'i çok yakından tanıyan birinin kendisine anlattığına göre, Nazım'ın bir Kadir Gecesi günü Sofya'da iken, bu kişiden kendisini camiye götürmesini istediğini iddia etti.

Söz konusu kişinin de Nazım Hikmet'i camiye götürdüğünü belirten Şahin, "Bu, gurbette bile Nazım Hikmet'in milli duygularını muhafaza ettiğinin bir delilidir" diye konuştu.

ŞİİRİ AKSİNİ SÖYLÜYOR
Nazım Hikmet, 1951 yılında Bulgaristan’a gitmişti. Burada cezaevi arkadaşı Betoven Hasan’la karşılaşan şair, birçok Türk köyünü de dolaştı.

Hayatının sonuna kadar komünist olduğunu vurgulayan şair, 1961'de yazdığı “Otobiyografi” isimli şiirde şöyle demişti:

“...çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falıma baktırdığım oldu...”

 

Birleşik Kıbrıs’ın ordusu olmayacak

 

SEFA KARAHASAN Lefkoşa MILLIYET 24/11/09

 

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la, “Ada’nın askersizleştirilmesi konusunda anlaştıklarını” söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da “Türk askeri konusunun masada konuşulmadığını” belirterek, “Askersizleştirme konusunda bir anlaşma var, ancak Türk askeri konuşulmadı” dedi.
Hristofyas, “Talat’la çözümün federasyon olacağı, tek egemenliği, tek vatandaşlığı ve tek uluslararası temsiliyeti olacağı konularında anlaştıklarını açıkladı. Rum basınına konuşan Hristofyas şöyle devam etti: “Birleşik Kıbrıs’ın  askersizleştirilmiş olacağında, ordu olmayacağında anlaştığımız doğrudur. Birimlerde (devletçiklerde) polisler olacağı ve bütün federal devletlerde olduğu gibi Federal Polis olacağında anlaştığımız da doğrudur.”
Milliyet’in sorularını yanıtlayan Erçakıca da, yeni devletin bir orduya sahip olmayacağını belirtti. Türk askeri konusunun garantiler bölümünde ele alınacağını hatırlatan Erçakıca, “Türk tarafı olarak garanti anlaşmasının devamından yanayız. Garanti anlaşmasında öngörülecek asker sayısı adada kalacak. Garantilerin nasıl devam edeceği konusunda yeterli bir görüşme yapılmadı” dedi.

 

Bryant: Önemli bir aşamaya gelindi

İngiliz Bakan, Cumhurbaşkanı Talat ve Nami ile görüştü

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere’nin Avrupa Konularından Sorumlu Bakanı Chris Bryant’ı kabul etti.
   İngiltere’nin Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet’inde hazır bulunduğu toplantı dün öğleden sonra gerçekleşti.
   İngiltere’nin Avrupa Konularından Sorumlu Bakanı Chris Bryant, Cumhurbaşkanı ile yaklaşık bir saat süren görüşmenin çıkışında basına açıklama yaptı.
   Bryant, Kıbrıs’ta tüm halkların yararına olacak bir çözüm için devam edilen süreçte çok önemli bir aşamaya gelindiğini söyledi.
   Devam eden süreci önemli bir fırsat olarak değerlendiren ve bu fırsatın tüm “Kıbrıslılar” tarafından iyi değerlendirilmesi temennisinde bulunan Bryant, “Bu fırsat bir kez daha gelmeyebilir on nedenle bu fırsatı değerlendirmek her zamankinden daha önemli” dedi.
   Güney’de ve Talat’la yaptığı görüşmelerin çok yararlı olduğunu ifade eden Bryant, “Statükonun devam etmeyeceğini düşünüyorum, en kısa zamanda masada bir çözüm olmasını sağlamalıyız” diye konuştu.
   Bryant, daha sonra Cumhurbaşkanı'nın BM ve AB’yle Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami ile görüştü.

KIBRIS 24/11/09

 

 

“Statüko devam etmeyecek”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere’nin Avrupa Konularından Sorumlu Bakanı Chris Bryant’ı kabul etti.

İngiltere’nin Avrupa Konularından Sorumlu Bakanı Chris Bryant, Cumhurbaşkanı ile yaklaşık bir saat süren görüşmenin çıkışında basına açıklama yaptı.

Bryant, Kıbrıs’ta tüm halkların yararına olacak bir çözüm için devam edilen süreçte çok önemli bir aşamaya gelindiğini söyledi.

Devam eden süreci önemli bir fırsat olarak değerlendiren ve bu fırsatın tüm “Kıbrıslılar” tarafından iyi değerlendirilmesi temennisinde bulunan Bryant, “Bu fırsat bir kez daha gelmeyebilir on nedenle bu fırsatı değerlendirmek her zamankinden daha önemli” dedi.

Güney’de ve Talat’la yaptığı görüşmelerin çok yararlı olduğunu ifade eden Bryant, “Statükonun devam etmeyeceğini düşünüyorum, en kısa zamanda masada bir çözüm olmasını sağlamalıyız” diye konuştu.

Öte yandan Chris Bryant, Kıbrıs′ta çözüm için "altın bir fırsat" olduğunu ve kaçırılmaması gerektiğini savundu.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığının resmi internet sayfasında, Bryant′ın Kıbrıs′ta temaslarda bulunduğu belirtilerek, ziyaretinden önce Kıbrıs sorununa ilişkin yazdığı bir makaleye yer verildi.

Bryant, adada devam eden müzakerelerin "Kıbrıs sorununun çözümü için şimdiye kadarki en iyi fırsat" olduğunu, çözümün Kıbrıs halkına iyi bir gelecek sağlayacağını, "bunun altın bir fırsat olduğunu ve kaçırılmaması gerektiğini" yazdı.

Kıbrıs′ı önemli bir zamanda ziyaret ettiğini kaydeden Bryant, geçen yıl boyunca adadaki her iki liderin de çözüm için büyük kararlılık gösterdiğini, ancak "daha yapılması gerekenler" olduğunu ifade etti.

HALKIN SESI 24/11/09

 

 

HALKA BİBER GAZI SIKILDI

   

Polis ve vatandaşı karşı karşıya getiren eylemde 16 gösterici gözaltına alındı. İki kişi hastanelik oldu. Eyleme müdahale eden polisin, göstericileri karga tulumba sürükleyerek araçlara bindirmesi tepkilere neden oldu. Polis göstericilere biber gazı sıkması büyük tepki yarattı.

Ülkede hükümet, sermaye ve çalışan kesimler arasında fırtınalar koparan Kamu Çalışanlarının Aylık (Maaş-Ücret) ve Diğer Ödeneklerinin Düzenlenmesi Yasa Tasarısı dün Meclis gündemine taşınırken, Sendikal Platform yine grev ve eylemdeydi.

 

Eylemde olaylar çıktı, polis ile eylemciler karşı karşıya geldi. Polis 16 eylemciyi gözaltına alırken, yaşanan arbedede iki vatandaş hastanelik oldu. Polisin sert önlemleri, biber gazı kullanması ve ağır silahlar kuşanması halkta büyük tepki yarattı.

 

Alınan bilgiye göre gözaltına alınan 16 eylemci hakkında dava okuduktan sonra, eylemciler akşam saatlerinde serbest bırakıldı. Bu arada bir grup eylemci ise Lefkoşa PGM dışında protestolarına devam etmekteydi.

 

CTP/BG-ÖRP hükümeti döneminde de gündeme gelen, uzun süre de tartışmalara ve eylemler ile grevlere neden olan yasa tasarısının daha da ağırlaştırılmış versiyonu, dün UBP tarafından Meclis Genel Kurulu’na taşındı. Meclisin tasarıyı görüşmeye başlandığı sırada gerçekleştirilen eylemde, sendika üyeleri ile polis arasında gergin anlar yaşandı, arbede çıktı ve polis 16 kişiyi gözaltına aldı.

 

 

GÖZ YAŞARTICI GAZ KULLANILDI

 

 

Eylem sırasında Meclis önüne yürümek isteyen eylemciler, polisin Meclis önüne geçilmemesi için kurduğu güvenlik çemberini aşmaya çalışınca polisle eylemciler arasında arbede ve olaylar yaşandı. Olaylarda polis göz yaşartıcı gaz kullandı, bazı polis ve eylemciler gazdan etkilenerek, rahatsızlandı. Olaylarda 16 eylemci gözaltına alındı.

 

Polisin ağır silahlar kuşanması, “nereye gidiyoruz” sorularının sorulmasına neden olurken, özellikle “domuz tüfeği” olarak isimlendirilen ve Amerikan filmlerindeki polislerin ellerindekine benzeyen tüfekler, tepkiyle karşılandı.

 

 

LEFKOŞA POLİS MÜDÜRLÜĞÜ ÖNÜNE YÜRÜNDÜ

 

 

Bunun üzerine Sendikalar Platformu üyeleri, Meclis’te temsil edilen CTP, DP ve TDP temsilcisi milletvekilleri ile birlikte Meclis önünde yaşanan olaylarda gözaltına alınan arkadaşlarının serbest bırakılması istemiyle Lefkoşa Polis Müdürlüğü önüne yürüdü. 

 

Burada büyük bir kalabalıkla toplanan sendika üyeleri, polisten, gözaltına alınanları serbest bırakmasını istedi. Bunun ardından CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, DP Milletvekili Ertuğrul Hasipoğlu, TDP Milletvekili Mustafa Emiroğulları ve sendikalar adına KTÖS Başkanı Güven Varoğlu Polis Genel Müdürlüğü’ne giderek, Genel Müdür Günay Özan ile görüştü. Vekillerin, görüşmenin ardından bilgi verdiği Sendikalar Platformu üyeleri de, görüşmenin detayları üzerinde tartıştı ve basına açıklamada bulundu. 

 

 

VAROĞLU

 

 

Sendikalar Platformu adına burada basına açıklamada bulunan KTÖS Başkanı Güven Varoğlu, Polis Genel Müdürü Günay Özan ile yaptıkları görüşmede, Özan’ın kendilerine, sendikaların arkadaşlarını gelip alma gibi bir durum olamayacağını, bu yüzden yapılacak olan gerekli yasal sürecin ardından gözaltına alınanların bırakılacağını söylediğini anlattı.

 

Varoğlu, polisin ayrıca eylemcilerden Lefkoşa Polis Müdürlüğü önünün boşaltılmasını istediğini, aksi taktirde eylemin devam ettiği sürece polisin bir şey yapamayacağını söylediğini dile getirerek, kendilerinin de polisin çalışmasına engel olmamak amacıyla buradan ayrılıp esneklik göstereceklerini söyledi.

 

Sendikaların polisle alıp veremediği bir durumun olmadığını dile getiren Varoğlu, burada sadece temsilci bırakacaklarını ve Meclis önüne tekrardan yürüyüp eyleme burada devam edeceklerini belirtti. Varoğlu, Sendikalar Platformunun toplantıya çağırdıklarını da ifade etti.

 

 

SOYER

 

 

CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Lefkoşa Polis Müdürlüğü önünde yaptığı konuşmada, en kötü şeyin insanın insanla karşı karşıya getirilmesi olduğunu ifade ederek, polisle çalışanın karşı karşıya getirilmesini eleştirdi.

 

Soyer, bu yasa tasarısıyla ve yapılanlarla demokrasiye karşı müdahale yapıldığını da savunarak, bu müdahaleye karşı duracaklarını söyledi.

 

 

EMİROĞLULLARI

 

 

TDP Gazimağusa Milletvekili Mustafa Emiroğulları da, bu yasa tasarısının Kıbrıs Türk toplumunun direncini kırmaya yönelik olduğunu ifade ederek, sendikaların eylemlerinin haklı olduğunu söyledi ve destek belirtti. Emiroğulları, mücadeleye devam edeceklerini de belirterek, sendikaların yanında olduklarını vurguladı.

 

 

SENDİKALAR GREV YAPTI

 

 

Sendikalar Platforumana bağlı bazı sendikaların üyeleri de dün değişik saatlerde grev yaptı. Bazı sendikaların grevi 08.00’de başlarken bazı sendikalar ise saat 10.00’da grev başlattı. Grevler saat 12.30’da sona erdi.

STAR KIBRIS 24/11/09

 

BRYANT: STATÜKONUN DEVAM ETMEYECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM

   

“Kıbrıs’ta tüm halkların yararına olacak bir çözüm için devam edilen süreçte çok önemli bir aşamaya gelindi.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere’nin Avrupa Konularından Sorumlu Bakanı Chris Bryant’ı kabul etti. Dün öğleden sonraki görüşmede, İngiltere’nin Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet de hazır bulundu.

İngiltere’nin Avrupa Konularından Sorumlu Bakanı Chris Bryant, Cumhurbaşkanı ile yaklaşık bir saat süren görüşmenin çıkışında basına açıklama yaptı.
Bryant, Kıbrıs’ta tüm halkların yararına olacak bir çözüm için devam edilen süreçte çok önemli bir aşamaya gelindiğini söyledi.

Devam eden süreci önemli bir fırsat olarak değerlendiren ve bu fırsatın tüm “Kıbrıslılar” tarafından iyi değerlendirilmesi temennisinde bulunan Bryant, “Bu fırsat bir kez daha gelmeyebilir on nedenle bu fırsatı değerlendirmek her zamankinden daha önemli” dedi.

Güney’de ve Talat’la yaptığı görüşmelerin çok yararlı olduğunu ifade eden Bryant, “Statükonun devam etmeyeceğini düşünüyorum, en kısa zamanda masada bir çözüm olmasını sağlamalıyız” diye konuştu.
Bryant, daha sonra Cumhurbaşkanı'nın BM ve AB’yle Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami ile görüştü.

KİPRİANU BRYANT GÖRÜŞMESİ

Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, İngiltere’nin Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasında sorun yaratmasının söz konusu olmadığını, ayrıca garantiler konusunu görüşmeye hazır olduğunu söyledi.
Rum radyosu RIK’in haberine göre, Kiprianu dün, Chris Bryant’la görüştü.
Görüşmenin ardından açıklama yapan Kiprianu, “Kıbrıs”ın garantilere gereksinimi olmadığını, AB’ın tek başına garantiyi teşkil ettiğini ileri sürdü.
Chris Bryant ise Güney Kıbrıs ve İngiltere’nin uzun ve yapıcı bir diyaloğu muhafaza ettiklerini ve “bir kimsenin adayı bölünmüş olarak görmesinin büyük bir acı olduğunu” söyledi.

Türk Hükümeti’nin “yükümlülüklerini” yerine getirmesi gerektiğinden bahseden Bryant, “lafları değil hareketleri (faaliyetleri) görmeyi istiyoruz” şeklinde konuştu.
Garantörlük anlaşmasına da değinen Bryant, İngiltere’nin Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına engel teşkil etmesinin söz konusu olmadığını kaydetti. Bryant, ayrıca “önce çözüm bulalım sonra bu konuyu görüşeceğiz” şeklinde konuştu.

STAR KIBRIS 24/11/09

 

PAPAKOSTAS: ÇÖZÜM İÇİN MÜCADELEYE DEVAM

   

Rum Savunma Bakanı Kostas Papakostas, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs sorununun “hakemlikler ve yabancı müdahaleler olmaksızın karşılıklı üzerinde anlaşmaya varılmış bir çözümüne ulaşılana kadar” mücadeleye devam edeceğini öne sürdü.

Haravgi Papakostas’ın 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda hayatını kaybeden bir seferinin askeri anma törenine katılarak burada bir konuşma yaptığını yazdı.
Gazeteye göre Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın doğrudan müzakerelerde mücadele verdiğini belirten Papakostas, yolun “zor ve yokuşlu” olduğunu belirtti.
Papakostas sabit hedeflerinin, BM’nin Kıbrıs’a ilişkin kararlarına, 1977-1979 Doruk Anlaşmalarına, uluslararası hukuka ve Avrupa hukukunun ilke ve değerlerine dayanan bir çözüm bulunması olduğunu ifade etti. Papakostas bulunacak çözümün “toprağı, kurumları ve iki devletin ekonomisini birleştirecek, ayrıca halkın temel hak ve özgürlüklerinin garantileyecek, bölünme, Türk işgali ve yasadışı yerleşikler koşullarını kaldıracak, iki toplumlu, iki kesimli federasyon çerçevesinde bir çözüm olacağını” belirtti.

Gazete Kıbrıs sorununun çözüm anahtarının Türkiye’de olduğunu, çünkü çabalarının sonuca ulaşmasında Türkiye’nin rolünün belirleyici olduğunu iddia eden Papakostas’ın “Türkiye’nin gerçek bir ilgi göstermesinin, ayrıca Kıbrıslı Türkler ile Rumların çabalarının olumlu bir sonuca ulaşmasını sabote ederek çelişkili bir tutum sergilemeyi bırakmasının kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu” öne sürdüğünü kaydetti.
Papakostas, içteki bazı kişilerin her gün yaptığı yıkıcı eleştirilerden dolayı birliğin bozulduğunu da söyledi.

STAR KIBRIS 24/11/09

 

‘CAMP DAVID TİPİNE HAYIR’

   

Her öneriye hayır diyen hükümet ortakları DİKO ve EDEK, “Camp David tipi bir sürecin, dışarıdan gelen çözümün empoze edilmesi anlamına geldiğini” ileri sürdü.

DİKO ve EDEK partileri önceki gün yaptıkları açıklamada, Kıbrıs sorununda Camp David gibi bir sürece karşı olduklarını ifade ettiler. DİKO ve Meclis Başkanı Marios Karoyan, “böyle bir sürecin mümkün olmadığını ve olmaması gerektiğini” kaydetti.
Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin BM çerçevesinde olduğunu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında müzakerelerin sürdüğünü belirten Karoyan, bu sürecin gerektiği gibi ilerlememesinin nedeninin Türk tarafının BM’nin tüm kararlarını ve ilkelerini ihlâl etmesi olduğunu iddia etti.
Kıbrıs Rum tarafının, “Türkiye’nin soruna çözüm bulunmasına ilişkin koşullarını kabul etmesinin mümkün olmadığını” belirten Karoyan, uluslararası toplumun Türkiye’ye baskı yapması gerektiğini savunarak, “Bizim hedefimiz bu” dedi.
KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru ise yaptığı açıklamada, “Camp David tipi bir sürecin, dışarıdan gelen çözümün empoze edilmesi anlamına geldiğini” belirtti.
Camp David’in tarihçesine de değinen Omiru, geçmişte, Camp David görüşmeleriyle Ortadoğu’ya çözüm empoze edilemeye çalışıldığını söyledi.
Omiru bir başka konuşmasında ise, Türkiye’nin AB üyelik sürecine değindi.
Yannakis Omiru, Avrupa Konseyi’nin; yükümlülüklerini yerine getirmeyi ret etmesi halinde Aralık ayında Türkiye’ye yönelik yaptırım uygulamasına ilişkin ortak görüşe varamaması durumunda, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın, Avrupalı ortaklara Türkiye’nin AB sürecinde daha çok başlığın açılmasını engelleyerek yaptırımları ileriye götüreceği mesajını vermesi gerektiğini yineledi.

BAŞPİSKOPOS II. HRİSOSTOMOS

SİMERİNİ ve diğer gazetelere göre, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos, Limasol’da yaptığı açıklamada, 2010 yılı içerisinde, Kıbrıs sorununa ilişkin yeni bir çözüm planının Kıbrıs helenizminin önünde olacağını öne sürdü.
Başpiskopos II. Hrisostomos, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasındaki müzakerelerde “daha çok şey üzerinde anlaşmaya varıldığı hissine sahip olduğunu” belirtti ve aldığı bilgiye göre “yeni yılda yeni bir planının eli kulağında olduğunu” kaydetti.
Söz konusu planın; işlevsel, yaşayabilir ve “Kıbrıs” halkının “acısına” son verecek bir plan olmasını dilediğini belirten II. Hrisostomos, şu an itibarıyla “bu planı bilme konusundaki alimin tanrı ile, bunu görüşen Hristofyas ile Talat olduğu” görüşünü dile getirdi.
II. Hrisostomos, tüm temennilere karşın bu planın işlevsel ve yaşayabilir olmaması durumunda bunu ret etme cesaretleri olacağını da ifade etti.

STAR KIBRIS 24/11/09

 

CPAG to rally against the banks

THE CYPRUS Property Action Group (CPAG) is starting a series of demonstrations against banks to press for full disclosure to buyers of developer account balances on loans encumbering their homes.

The first of these will be held against Bank of Cyprus in Paphos on November 27 at 10am.

“Many buyers in Cyprus have been deceived into buying properties by developers who have withheld the vital fact that there are mortgages on the land on which these properties are built,” said a statement from CPAG.

“If buyers had been informed of the presence of these mortgages then most, if not all, would not have purchased these properties. This deception has only been possible due to the buyers’ own lawyers failing to provide a duty of care to their clients by not even warning them of the risks of this situation.”

The organisation said the banks involved had effectively made these buyers the ultimate guarantors of these developer mortgages without their permission or even knowledge.

Should the developer go bust the buyers will be faced with paying off these mortgages, CPAG said.

“If a buyer is unable, the banks can repossess their property and auction it to recover their loan to the developer.”

It added that many worried buyers have now found out from the Land Registry that their developers have mortgages on their homes and as a result cannot transfer the Title Deed. “What they don’t know is the current extent of these loans as banks mostly refuse to discuss this, claiming client confidentially, unless of course the developer is in real trouble and the bank is looking to the buyers for reimbursement.”

Full details on CPAG’s website www.cyprus-property-action-group.net

CYPRUS MAIL 24/11/09

 

US Senator calls Christofias’ Cuba remarks ‘disrespectful and insensitive’
By Elias Hazou

THE COMMUNIST-LED government was caught on the back foot yesterday after the publication of a letter in which a US Senator calls President Christofias “disrespectful” and “insensitive” for remarks he made during his recent visit to Cuba.

Senator Robert Menendez, a US Senator of Cuban heritage known for his pro-Cyprus stance, complains to Christofias over the latter’s visit to Cuba and over remarks made while there.

In the letter, dated 29 October, the New Jersey Senator expresses to Christofias his “frustration with your recent meetings with the Castro regime in Cuba.”

For weeks the government has denied knowledge of the existence of the letter, which was published in full yesterday by online newsletter Offsite.

Christofias was in Cuba in late September, during which time he presided over the opening of a Cypriot embassy in Havana.

Though addressing a head of state, Menendez pulls no punches:

“First, you cannot claim human rights violations by Turkey in your country and then ignore such violations in Cuba. Second, you cannot call for property rights for Greek Cypriots and then deny them on Cuba. Finally, you cannot take issue with the militarisation of northern Cyprus and then ignore the state security apparatus that oppresses the Cuban people.”

He goes on to say:

“I am particularly concerned with your referring to yourself as ‘an old comrade and a friend of Cuba and the revolution.’ My support of the United States embargo on Cuba is based on the need to sustain leverage through which the U.S. can encourage the Castro regime to respect the human rights of the Cuban people. These rights are the very same rights that I have fought to see realised for the people of Cyprus. Therefore, I was particularly distressed with your comments regarding Archbishop Makarios’ attempt to send the first ship to Cuba to try to break the U.S. embargo.”

Bluntly, the US Senator informs Christofias that: “Your expression of pride in opposing the current US policy on Cuba is one that I find personally offensive and disregards the plight of the Cuban people.”

And he concludes with the punchline:

“I have spent much of my career fighting for two peoples: the people of Cyprus, and the people of Cuba. These two groups have been oppressed by Turkey and the Castro regime respectively, and have been denied justice for decades. Your comment that ‘Our struggles are common, Cyprus and Cuba are always together’ is disrespectful, insensitive, and lacks perspective. I regret that your words and actions have caused me to send this letter.”

Menendez serves on a number of US Senate committees, including the Senate Committees on Finance; Banking, Housing and Urban Affairs; Energy and Natural Resources; Budget; and Foreign Relations. In November 2008, he was chosen to head the Democratic Senatorial Campaign Committee.

And at a Senate confirmation hearing in March, Menendez grilled the newly-instated Assistant Secretary of State for European and Eurasian Affairs over the latter’s apparent “pro-Turkish” stance.

Main opposition party DISY used the Menendez affair to accuse the government of losing what few friends Cyprus had abroad, “all for the sake of reaching out to the communist regime in Cuba.”

Party spokesman Harris Georgiades said the tightening of relations with the Havana regime represented a blow to Cyprus’ credibility, given that Cuba has been condemned by the European Union, Amnesty International and Human Rights Watch for systematic human rights violations.

Through its spokesman, the government sought to downplay the issue. At a news briefing later in the day, Stefanos Stefanou asserted that the US Senator, “despite any bitterness with regard to the opening of the embassy…has assured us that he remains a friend of Cyprus.”

Stefanou reminded DISY that 22 other EU-member countries also maintain an embassy in Cuba.

He pointed out that every year the overwhelming majority of United Nations members endorse a resolution against the US embargo on the Caribbean island.


“The only countries which voted against the resolution this year were the United States, Israel and Palau”, added Stefanou.

“Obviously, DISY would rather we lose an ally so that it could then justify its unfounded allegations that Cyprus, supposedly, is losing friends abroad.”

CYPRUS MAIL 24/11/09

 

 

Turkish Cypriots battle it out over ‘emigration package’
By Simon Bahceli

SEVENTEEN protesters were arrested and several police and protesters injured yesterday as thousands of public sector workers in the north clashed with riot police outside the Turkish Cypriot ‘parliament’.

The demonstrators were demanding that an economic austerity package that would cut public sector workers’ salaries be scrapped, saying it would lead to the mass emigration of Turkish Cypriots from the island.

Thirty unions led by the Turkish Cypriot Teachers Union (KTOS) staged yesterday’s demonstration, the latest in ongoing battles between ‘state’ employees and the authorities in the north. The unions claim austerity measures the authorities want to introduce will force ‘state’ employees to leave their jobs on the island in search of work abroad. They have dubbed the economic package the ‘emigration package’. In response the authorities say the measures are needed to offset the effects of the global economic downturn and bring public sector salaries closer in line with those in the private sector.

At the demonstration, timed to coincide with the ‘government’s’ attempt to pass the bill in ‘parliament’ yesterday, demonstrators attempted to storm ‘parliament’, resulting in violent scuffles with riot police. Security measures around ‘parliament’ had been stepped up in preparation for what was expected to be a tense day. Tear gas was also used to hold back the crowds. Yesterday afternoon the demonstration had moved to the police station where the 17 arrested were being held.

The austerity package is nothing new. The previous Republican Turkish Party (CTP) tried to implement a similar package and saw itself voted out of office in April. The National Unity Party (UBP) then came to power promising the unions it would resolve the issue. However, due to Ankara’s insistence that extra funds would not be available, the north’s new ‘government’ had no choice but to try and force it through. Turkey already bails out the north to a tune of roughly half a billion dollars annually.

The north’s ‘finance minister’ Ersin Tatar yesterday tried to play down the effect on workers’ salaries yesterday. In a live interview on ‘state’ BRT television he said only the salaries of new employees would be affected by the cuts in pay and performance-related pay scales.

“Even those who have been employed on a temporary basis will be on the old salary scale if employed full time,” he said.

Tatar accused the unions of “playing politics” rather than seeing to protect workers’ interests.

The austerity package has won the support of the north Chamber of Trade, which has long argued that the private sector is in greater need of financial support and conditions in which it would develop. It has long been the case in the north that the only job seen as secure is a ‘state’ one.

Currently the authorities in the north pay the monthly salaries of around 30,000 workers, and roughly the same number of payments to retired ‘state’ personnel. While the authorities argue that they can no longer foot the bill, the unions argue that without the monthly ‘state’ injection of cash the private sector of the economy would collapse.

In ‘parliament’ yesterday ratification of the controversial bill was delayed as disturbances took place outside the building. Arguments also raged inside the chamber between ruling and opposition deputies.

CYPRUS MAIL 24/11/09

 

 

Cyprus: it’s over
By Gwynne Dyer

THE WINDOW of opportunity actually slammed shut in 2004, when Greek Cypriot voters overwhelmingly rejected a United Nations plan to reunite the divided island of Cyprus. A week, later the Cypriot government was allowed to join the European Union anyway, while the Turkish Cypriots, who had voted in favour of the reunification plan, were frozen out. But some people just won’t give up.

A year ago, with new leadership on both sides, the Greek and Turkish Cypriots embarked on another round of talks aimed at reunifying the island. As late as this September, Alexander Downer, the UN Secretary-General’s special adviser on Cyprus, said that “what you have here are two leaders who are very committed to a successful outcome.” But good intentions are not enough.

Demetris Christofias and Mehmet Ali Talat are old friends and they both genuinely want to put the country back together, but they have made little progress and after fifty meetings, time is running out. There will be elections in the ‘Turkish Republic of Northern Cyprus’ (TRNC) in April, and the new president there is likely to be hostile to reunification.

Last time, in 2004, it was the President Papadopoulos who persuaded the voters on his side of dividing line to reject the UN proposal. There are bound to be times when one side or the other is led by somebody who wants to die in the last ditch. But there are also bound to be intervals, like the present one, when the leaders on both sides are in favour of unification.

So why talk of windows of opportunity shutting? Even if it doesn’t happen now, surely it will happen sooner or later. Alas, not necessarily.

Geopolitical realities normally change as slowly as the continents drift, but the tectonic plates are now moving fast in the eastern Mediterranean. The chance of Turkey ever joining the European Community is now shrinking rapidly towards zero – and without the incentive of that goal, why would Ankara ever force the Turkish population of north Cyprus back into a union with the Greek-dominated Republic of Cyprus?

The current obstacle to EU membership for Turkey, which first applied to join 22 years ago and has been an official candidate for the past decade, is the opposition of the German, Austrian and French governments. They are all conservative governments that believe a Muslim-majority country has no place in what they still see as a “Christian” Europe.

That is ugly nonsense, but not necessarily a deal-breaker: those governments will probably be replaced one day by others that take a more relaxed view of religious differences. After all, a clear majority of EU citizens are not interested in religion at all. Greece and Cyprus would also veto Turkish membership today, but a deal between the two Cypriot communities would obviously remove that roadblock.

If anti-Muslim prejudice were the only obstacle to Turkey’s entry, then it could still become a EU member one of these days, but the tectonic shift is not driven by whoever is in power today in Paris, Berlin or Vienna. It is driven by a growing concern in the EU that global warming is going to generate huge numbers of desperate refugees in Africa and the Middle East – “climate refugees” who will end up trying to get into Europe.

Never mind if this is just, or even if it is an accurate vision of the future. If this view comes to prevail in the EU, the main question becomes: where do we hold the line against waves of climate refugees? Should we try to control the current frontier along the eastern borders of Greece and Bulgaria (about 300 km), or bring Turkey into the EU and try to control 1,100km of borders with Syria, Iraq, Iran, Armenia and Georgia? Not rocket science, is it?

Unless it is overwhelmed by climate change, Turkey will be all right outside the EU. It will overtake Germany in population within a decade, and it already has a higher per capita income than several Eastern European members of the EU. Turkey was a second-rank great power until the end of the 19th century, and it is likely to be back in that role by the mid-21st.

But if that is the role Turkey will be playing in another generation, why would it want to withdraw its troops from north Cyprus and push the Turkish Cypriots into a single state with the Greek Cypriots now? Why would the Turkish Cypriots themselves want to resume their place as an unloved minority in a Greek-run state, rather than retain their own state in close association with the rising regional great power?

The reply to that question ten years ago would have been: because Turkish Cypriots are so poor. But the past decade has seen very rapid economic growth in north Cyprus. The gulf in living standards between the two parts of the island has dramatically narrowed, so reunification no longer seems the only escape from poverty to Turkish Cypriots.

This is not the last chance for the reunification of Cyprus; 2004 was. The Republic of Cyprus is prosperous and secure, the Turkish-speaking north is approaching the same state, and Turkey itself no longer has an incentive to support the creation of a reunified, federal state in Cyprus. Partition is permanent. It’s over.

n Gwynne Dyer is a London-based independent journalist whose articles are published in 45 countries

CYPRUS MAIL 24/11/09

 

 

'Taahhütler yerine gelmezse, sorun çıkarırız'

Rum lider Hristofyas, aralık ayındaki kritik zirve öncesinde AB liderlerine bir mektup yolladı ve "Sorumluluklarını yerine getirmezse, Türkiye'nin üyeliğine karşıyız" dedi.

AA

25 Kasım. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Avrupa Birliği (AB) üyesi 26 ülkenin hükümet ve devlet başkanlarına, Türkiye'nin AB üyelik sürecine ve Rum tarafının tutumuna ilişkin mektup gönderdi.

Rum basın haberlerine göre Hristofyas, geçen hafta gönderdiği mektupta, "Türkiye'nin AB yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda Türkiye'nin üyelik sürecine karşı olduklarını" ifade etti.

Hristofyas, mektubunda, "Türkiye'nin AB yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini, aksi takdirde aralık ayının zarara uğramamış bir şekilde geçmesine izin vermeyeceklerini" kaydetti.

Hristofyas, mektubunda ayrıca, "Gümrük Birliği'nin yeni üye ülkelerle genişletilmesine ilişkin protokolün uygulanması da dahil olmak üzere, AB karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmeyen Türkiye'nin tutumu nedeniyle Kıbrıs sorununda ilerleme olmadığını" da iddia etti.

 

Talat: KKTC yurttaşları pazarlık konusu yapılamaz

İki lider, en dikenli konulardan biri olan vatandaşlığı da görüştü

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas dün yeniden bir araya geldi ve vatandaşlığı da ele aldı.
   Talat, kendi yaklaşımlarının KKTC yurttaşlarının pazarlık konusu yapılmaması olduğunu ifade ederek, temel prensiplerinin bundan önceki idari işlemlerin, çözüm sonrası da geçerli olması yönünde olduğunu ifade etti.
   Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının pozisyonunun ise, “belli sayıda 1974 sonrası vatandaşın, yeni Kıbrıs’ın da vatandaşı olması yönünde olduğunu” söyledi.
   Birleşmiş Milletler kontrolündeki ara bölgede tahsis edilen binada yer alan görüşme 2,5 saat sürdü.
   İki lider, görüşmenin ardından açıklama yapmadan ayrılırken, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun görüşmeyle ilgili basına bilgi verdi.
   Zerihoun, toplantının yararlı geçtiğini ve iki liderin görüşmelerinde “Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma” konularını görüştüklerini kaydetti.
   Liderlerin, 1 Aralık Salı günü gerçekleşecek toplantıda, 3 Aralık’tan sonra yapacakları görüşmelerin tarihlerini belirleyeceklerini kaydeden Zerihoun, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu’nun ise 2 Aralık Çarşamba ve 4 Aralık Cuma günleri bir araya gelmesinin kararlaştırıldığını kaydetti.
   Zerihoun, temsilcilerin 2 Aralık Çarşamba günü “ekonomi”, 4 Aralık Cuma günü ise “mülkiyet” konularını ele alma kararı aldığını da aktardı.

KIBRIS 25/11/09

 

 

“Çözüm için herşeyi yapacağız”

İngiltere’nin Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Chris Byrant, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda iyimser olduğunu vurguladı.

KKTC ve Güney Kıbrıs’ta temas ve incelemelerde bulunan İngiltere’nin Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Chris Byrant, ara bölgedeki Ledra Palace Otel’de bir basın toplantısı düzenleyerek, temasları hakkında bilgi verdi, basının sorularını yanıtladı.

“Pazar günü adaya gelmek üzere İngiltere’den ayrılırken Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olarak kaygılı olduğunu” belirten Byrant, adada temaslarda bulunduktan ve iki liderle görüştükten sonra daha iyimser düşünceler içerisine girdiğini, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik gerçek bir olasılık bulunduğunu söyledi.

Byrant, adada çözüm bulunması için taahhütte bulunduğunu ifade eden Yunanistan, Türkiye ve Kıbrıs Türk ile Kıbrıs Rum taraflarıyla gerçekleştirdiği temaslardan sonra çözüme ulaşılabileceği konusuna iyimser olduğunu belirtti.

“AVRUPA’DA BÖLÜNMÜŞ BİR ŞEHRİN VARLIĞI...”

Byrant, “adada Lefkoşa’yı ikiye ayıran ara bölgeyi gördükten sonra ‘insanlık bu durumun devamına izin verecek kadar nasıl bitebilir’ diye bir düşünce içerisine girdiğini” kaydeden Byrant, tüm Avrupa ülkelerinin “Avrupa’da bölünmüş bir şehrin varlığını sürdürmesine izin vermenin sorumluluğunu hissetmesi gerektiği” görüşünü dile getirdi.

Basının sorularını da yanıtlayan Byrant, garantiler konusuyla ilgili bir soruyu yanıtlarken, bu sürecin ilerleyerek en hızlı şekilde amacına ulaşmasını istediklerini ifade etti ve “garantiler konusu insanların yönelmelerini istediği önemli bir konu haline gelirse, bunu yapmaya hazır olduklarını” söyledi.

Ada’da kalıcı bir çözüme ulaşılması konusunda ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını ve herhangi bir konuda engel çıkarmayacaklarını kaydeden Chris Byrant, adada çözüme ulaşılmasının Kıbrıslıların, Türkiye ile Yunanistan’ın, tüm AB ülkelerinin ve İngiltere’nin yararına olduğunu vurguladı.

“MARATONUN EN ZOR KISMI SON YÜZ METRE”

 “Türkiye’nin müzakereler başladığından bu yana çözüm parametrelerini desteklediğiyle ilgili herhangi bir açıklama yapmadığı” iddiası ile ilgili bir soruyu yanıtlarken ise Byrant, maratonun en zor kısmının kişinin elinden geldiğince hızlı koşmak ve bitişe varmak istediği son yüz metre olduğunu söyledi ve Kıbrıs’taki müzakere sürecinin de bir maraton olduğunu ve son kısmıyla ilgili olarak ortaya konulan enerjin ve görüşmelerin yoğunlaştırılmasının çok önemli olduğunu ifade etti.

Kıbrıs sorununun çözümüne ne kadar yakın olunduğunun sorulması üzerine ise Byrant, “Sonunun da içinde bulunduğu bir süreç içerisine ilerlendiğini düşünüyorum ve konu bizim bitiş kurdelesini geçmeyi ya da geçmemeyi seçmemizle ilgilidir” dedi. Bunun sadece liderler değil herkesle ilgili bir nokta olduğunu ifade eden Chris Byrant, kararlılık ile bunun başarılabileceğini belirtti.

HALKIN SESI 25/11/09

 

 

Liderlerin gündemi vatandaşlıklardı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, insancıl yanı dikkate alınınca vatandaşlık konusunun çözümlenebileceğini düşündüğünü, çünkü abartılan sayının geçerli olmadığını bildiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile ara bölgede gerçekleştirdiği görüşmeden dönüşünde, Cumhurbaşkanlığı’nda yaptığı açıklamada, dün, “Vatandaşlık, Göç ve Sığınma” başlığını ele aldıklarını kaydederek, bu konuda tarafların daha önce ortaya koydukları görüşleri bir kez daha değerlendirdiklerini belirtti ve tarafların tutumlarının daha önce basına yansıdığı gibi olmaya devem ettiğini söyledi.

Talat, kendi yaklaşımlarının KKTC yurttaşlarının pazarlık konusu yapılmaması olduğunu ifade ederek, temel prensiplerinin bundan önceki idari işlemlerin, çözüm sonrası da geçerli olması yönünde olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının pozisyonunun ise, “belli sayıda 1974 sonrası vatandaşın, yeni Kıbrıs’ın da vatandaşı olması yönünde olduğunu” söyledi.

Talat, bu konuda çeşitli tartışmalar yapıldığını ve uluslararası uygulamalardan örnekler ortaya konulmaya çalışıldığını, bu konuyu şimdilik o noktada bıraktıklarını, ilerideki toplantılarda devam edeceklerini kaydetti.

Cumhurbaşkanı, temsilcilerin kendi takvimlerini hazırladıklarını, gelecek toplantının önümüzdeki hafta Salı ve Perşembe günleri gerçekleştirileceğini ifade etti.

Talat, Hristofyas’ın danışmanlarından Tumazos Çelebis’in, nüfus sayımı isteyecekleri yönündeki açıklamasının hatırlatılması üzerine, müzakerenin basın yoluyla değil masada yapıldığını, bu nedenle buna yanıt vermeyeceğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, Rumların vatandaşlıklarla ilgili yaklaşımıyla, Türk tarafının talebi arasında sayı olarak büyük bir fark olup olmadığının sorulması ve “Annan Planı döneminde, sayıyla ilgili varılan anlaşmanın 1974 sonrası vatandaşları kapsayıp kapsamadığı” sorusuna “kapsıyor” yanıtını verdiğinin anımsatılması üzerine, “Kapsıyor, aslında bu konuyu konuşmadık, ama kapsıyor veya çok yakındır çünkü sayılar abartılmıştır. Bunu sadece Kıbrıslı Rumlar değil onların teşvikiyle yabancılar, raportörler, sona bizim kendi abartmalarımız... Pireyi deve ettik şimdi de tahta kurusuna doğru çekmeye çalışıyoruz... İnsancıl yanı dikkate alınınca sorunun çözülebileceğini düşünüyorum. Abartılan sayıların geçerli olmadığını biliyorum çünkü...” dedi.

HALKIN SESI 25/11/09

 

 

“Hedefimiz KKTC’yi yüceltmedir”

Nezire GÜRKAN-TAK

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta çözüm hedefiyle devam eden müzakerelerden sonuç alınabilmesi için daha hızlı ve yoğun bir süreç gerektiğini, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere dünyanın sürece ilgi ve katkısının da çözüm için kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

Türkiye’den Kıbrıs konusunda yeni bir açılım veya atılımın gündemde olmadığını “Türkiye yapabileceğini yaptı” sözleriyle ifade eden, Kıbrıs’tan asker çekmenin müzakerelerde Rumları daha da uzlaşmaz hale getirebileceğini söyleyen Talat, KKTC’ye bakış açısıyla ilgili yeniden gündeme gelen tartışmalara da, “Hedefimiz KKTC’yi ortadan kaldırma değil yüceltmedir, dünyayla bütünleşmedir. Ben bu ülkenin cumhurbaşkanıyım” sözleriyle yanıt verdi.

TAK muhabirinin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’la ilgili müzakere sürecinin yavaş olmasına karşın ilerlediğini, her konunun “uzlaşılanlar” ve “uzlaşılamayanlar” olmak üzere kağıtlara döküldüğünü anlattı. Birçok konuda uzlaşma olmasına karşın birçok konuda da yakınlaşma sağlanamadığına işaret eden Talat, sürece ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“Tıkanıklık yok, müzakereler devam ediyor. Ümitliyim tabi ki ve ümitli olmaya devam etmek gerekiyor. Çünkü çözüm istiyoruz ve iyi niyetle çalışıyoruz. Ama tek başına bize bağlı değil tabi ki… Hedefimiz yıl sonuydu, bunu da sürekli söyledik. Ama anlaşılan bu hedefi yakalamak mümkün olmayacak. Şimdi önümüzde doğal takvimler var, seçimler var. Bunları değerlendirerek çözümü sağlamak durumundayız. Bunun için de hızlandırılmış, daha yoğun müzakere gerektiğini sürekli dile getiriyoruz... Ve başta BM olmak üzere dünyanın sürece katkısının çözüm için kaçınılmaz olduğunu vurguluyoruz.”

TÜRKİYE AÇILIM YAPAR MI, ASKER ÇEKER Mİ…

Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye’den Kıbrıs konusunda açılım veya yeni bir atılım beklentilerine dikkat çekilmesi üzerine ise, özetle şunları söyledi:

“Türkiye Kıbrıs konusunda atılıma geçmez, geçemez. Açılım da yapmaz. Çünkü yapabileceğini yaptı, daha ne yapsın... Kastedilen limanların açılması ise, mümkün değil. Asker çekilmesinden bahsediliyor... Çözüm süreciyle ne alakası var! Bu aşamada asker çekilmesi sürece fayda değil, zarar verir. ‘Baskı yaptık, çektirttik’ durumu olur ve Rum tarafı müzakerelerde daha da uzlaşmaz hale gelebilir. Atılım veya açılım olacaksa Kıbrıs’taki taraflar yeni önerilerle yapabilir…”

HER AŞAMADA BİLGİ VERİYORUZ… BEYİNLERİNE Mİ YERLEŞTİRELİM?

“Müzakere sürecine ilişkin bilgilendirme konusunda da şikayetler var” sorusuna karşılık, “Kimin şikayeti var ki… Mümkün olduğunca köy köy geziyorum, duyuru yapılıyor, vatandaş toplanıyor, her soruya yanıt veriyorum... Ve bunu sürdüreceğim” diyen Talat, partilerin ve hükümetin de istikrarlı olarak bilgilendirildiğini anlattı.Görüşme tutanaklarının partilere açık olduğunu, ayrıca Meclis, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı’na gönderildiğini belirten Talat, “Gizli saklı bir şey yok. İsteyen okuyabilir, sorabilir. Daha ne yapayım, beyinlerini açıp içine mi koyayım…” ifadelerini kullandı.

“KÜÇÜK OLSUN DA BENİM OLSUN” DEĞİL… HEDEF YÜCELTME, DÜNYALI OLMA

 ‘Küçük olsun da benim olsun’ demek halka işkence yapmaktır” ifadelerini kullandı.  KKTC’ye bakış açısıyla ilgili yeniden gündeme gelen tartışmalara “Hedefimiz KKTC’yi ortadan kaldırma değil, yüceltmedir, dünyayla bütünleşmedir. Ben bu ülkenin cumhurbaşkanıyım, KKTC’ye nasıl karşı çıkabilirim” sözleriyle yanıt veren Talat, özetle şunları söyledi:

ORDUNUN KORUMASI ALTINDA, ANAVATAN GÜVENCESİNDE… BU EN KOLAYI…

“Çözümle birlikte yeni ve daha üst bir yapıyla KKTC’yi dünyayla bütünleştirme uğraşındayız. Ortadan kaldırma mı bu! Tam aksine yüceltmedir. Bunu anlamak niçin zor, ben anlamadım. Başkaları gibi ‘küçük olsun da benim olsun’ mu demem lazım. Bu yaklaşım, izole edilmiş, tanınmamış bir yapıda ısrar ederek Kıbrıs Türk halkına işkence çektirmektir. Bu yaklaşımla çözümsüzlüğü savunmak tehlikelidir… ‘Türk ordusunun koruması altında, Anavatan’ın yardımlarıyla KKTC’yi yaşatmak istiyoruz’ diyenler var… Bu da laf mı Allah aşkına! Bunu herkes yapar, bunun için bir çabaya da gerek yok. Marifet dünyayla ilişkileri olan, dünyayla tanışan, Türkiye ile ilişkilerinde tek taraflı menfaat yerine katkıda bulunan bir yapı oluşturmak…”

KİTAP SPEKÜLE EDİLDİ… ZAMANLAMASI TARTIŞILABİLİR AMA ARKASINDAYIM

Türkiyeli Gazeteci Erdal Güven tarafından kaleme alınan hayatıyla ilgili kitap konusunda yaşanan tartışmalar konusunda da ilk kez konuşan Cumhurbaşkanı Talat, “Kitabın zamanlaması doğru muydu, yanlış mıydı ayrı konu, tartışılabilir. Ama yazılanların, anlattıklarımın arkasındayım. Ben samimiyetle anlattım, söylediklerim gayet açık ve nettir. Oradaki tarihi bir gerçek bugünle bağdaştırılıp speküle edildi. Bundan rahatsızlık duydum. Benim herkese önerim kitabı okusunlar, ondan sonra yorumlasınlar. O kitapta anlattıklarım tarihi gerçekliktir” dedi.

KKTC’NİN DÜNYAYLA BÜTÜNLEŞMESİNE BİRÇOĞUNDAN FAZLA KATKI YAPTIM

Cumhurbaşkanı Talat, kitap ekseninde şahsına yönelik suçlamalara dikkat çekerken de özetle şunları söyledi:

“KKTC’nin kuruluş günlerinde, o günkü konumuyla KKTC’nin ilanını doğru bulmayan ben, yıllar sonra Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak olumsuzlukları ortadan kaldırmak için katkı yaptım. İlk defa dünya ile iletişime geçtim. KKTC’nin dünyada bir nebze daha kabul edilebilir hale gelmesinde birçok insandan fazla katkım olduğunu herkesin takdir etmesi gerekir. KKTC’nin dünyayla bütünleşmesine ve imajının düzeltilmesine herkesten fazla katkım oldu. Artık dünyada KKTC ‘ayrılıkçı bir engel’ olarak görülmüyor”

MANİPÜLATİF HABERLER YAPILIYOR…

Talat, medya ile ilgili soruları yanıtlarken de, isim vermeden özellikle Kıbrıs gazetesi ve BRTK ile ilgili sert eleştirilerde bulundu. Basında farklı görüş ve yaklaşımlara son derece hoşgörüyle baktığını, genel yapısının da sorgulayıcı olmadığını anlatan Cumhurbaşkanı Talat, ancak son zamanlarda özellikle bazı medya organlarında manipülatif haberlerin yoğunlaştığını belirtti.

“Olmayan şeyleri gündeme getirme, varmış gibi gösterme veya pireyi deve yapma halleri yaygınlaştı” diyen Talat, “Parti gazetelerini anlayabilirim ama tarafsız ve en çok satan veya en iyi olduğunu söyleyen gazetelerin bunu yapması normal olmasa gerek. Toplumu etkilemek için yok olanı var saymak veya var olanı yok sayma etik de değil, basının kendi kurallarıyla da çelişir” ifadelerini kullandı. Yine isim vermeden Kıbrıs gazetesinin bir manşet haberini örnek gösteren Talat, özetle şunları kaydetti:

“Benle ilgili kitaptan hareketle büyük bir abartıyla manşetten, yanlış bilgilerle dolu, o dönemde yaşayıp bugün aramızda olmayan insanları da küçük düşüren, ‘3 CTP’li ile konuştuk’ deyip birkaç düzmece bilgiyle manşet atılabiliyor. Bu manşet Kıbrıs Türk basın tarihine ilginç harflerle yazılmaya aday…”

DEVLET TELEVİZYONU DEVLET POLİTİKASINA HAKARET EDEMEZ

Cumhurbaşkanı Talat, Bayrak Radyo Televizyon Kurumu’nu da “devletin değil, hükümetin yayın organı haline gelmekle” eleştirdi. BRT’nin hükümet icraatlarını abartarak Cumhurbaşkanı ve muhalefeti geri plana itme politikası güttüğünü, hatta 15 Kasım törenlerinde Cumhurbaşkanı’nın konuşmasını etkisiz hale getirecek kadar ileri gittiğini kaydeden Talat, “Törende ön planda yer alan sanki Cumhurbaşkanı değilmiş gibi başka başka konulardan haberler yapılıp yayınlandı. Cumhurbaşkanı’nı ikinci plana atmak için her türlü yöntem denendi. Devlet televizyonunun bunu yapması ayıptır, günahtır” dedi.

Talat, özetle şunları da ekledi:

“Devlet televizyonunun, Cumhurbaşkanı’na en ağır şekilde saldıran insanları programcı olarak ekrana çıkarıp barış politikasını yerden yere vurma hakkı yoktur. Devlet televizyonları devlet politikasına hakaret etmez. Devletin ulusal politikası elbette eleştirilebilir, ama aşağılamak başka bir şey. Hele de devlet televizyonunda bu nasıl olabilir, anlamak zor…”

HALKIN SESI 25/11/09

 

 

MÜZAKERELERE HIZ ŞART

   

“Türkiye’den açılım veya atılım gündemde yok… Türkiye’nin daha fazla yapabileceği bir şey yok… Asker çekmek Rumları daha da uzlaşmaz yapar.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta çözüm hedefiyle devam eden müzakerelerden sonuç alınabilmesi için daha hızlı ve yoğun bir süreç gerektiğini, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere dünyanın sürece ilgi ve katkısının da çözüm için kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Talat, “Olağanüstü bir durum olmazsa müzakereler çökmez. Çökerse de nasıl çöktüğü, kimin nasıl tavır aldığı önemli” dedi.
Talat, KKTC’ye bakış açısıyla ilgili yeniden gündeme gelen tartışmalara da, “Hedefimiz KKTC’yi ortadan kaldırma değil yüceltmedir, dünyayla bütünleşmedir. Ben bu ülkenin cumhurbaşkanıyım” sözleriyle yanıt verdi. Talat, bu konuda eleştiri getirenlerin “küçük olsun da benim olsun” yaklaşımıyla Kıbrıs Türkü’ne zarar verdiğini belirtti.

MÜZAKERELERE HIZLANDIRMA ŞART

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’la ilgili müzakere sürecinin yavaş olmasına karşın ilerlediğini, her konunun “uzlaşılanlar” ve “uzlaşılamayanlar” olmak üzere kağıtlara döküldüğünü anlattı. Birçok konuda uzlaşma olmasına karşın birçok konuda da yakınlaşma sağlanamadığına işaret eden Talat, sürece ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Tıkanıklık yok, müzakereler devam ediyor. Ümitliyim tabi ki ve ümitli olmaya devam etmek gerekiyor. Çünkü çözüm istiyoruz ve iyi niyetle çalışıyoruz. Ama tek başına bize bağlı değil tabi ki… Hedefimiz yıl sonuydu, bunu da sürekli söyledik. Ama anlaşılan bu hedefi yakalamak mümkün olmayacak. Şimdi önümüzde doğal takvimler var, seçimler var. Bunları değerlendirerek çözümü sağlamak durumundayız. Bunun için de hızlandırılmış, daha yoğun müzakere gerektiğini sürekli dile getiriyoruz... Ve başta BM olmak üzere dünyanın sürece katkısının çözüm için kaçınılmaz olduğunu vurguluyoruz.”

MÜLKİYET DİKENLİ KONU

Son günlerde müzakerelerin “Mülkiyet” başlığında devam ettiğine dikkat çekerken, “Herkesi ilgilendiren en karmaşık, en zor, en çetrefil konu” diyen Talat, tarafların bu konuda tutumlarını sürdürmeleri nedeniyle yakınlaşma olmadığına işaret etti. Rum tarafının “eski sahip karar verecek” tutumunu sürdürdüğünü vurgulayan Talat, bu konudaki çalışmaların kategorilendirmelere yoğunlaştığını anlattı.
“Kategorilendirmeye” açılım istenmesi üzerine, “gelişmiş mallar, kullanılmayanlar, Evkaf ve Kilise malları, arsa nitelikli araziler, tarım arazileri, işyerleri, konutlar v.s. diye gruplandırmalar yapılıyor” diyen Talat, “Bu durumda mülkiyette henüz müzakere değil, tespit yapılıyor” sorusuna, “Tam öyle değil, çünkü kategorilendirme de müzakere gerektiriyor. Her biri için nasıl çare üretileceği tartışılıyor” dedi.
Konuyla ilgili daha fazla detaya girmeyen Talat, başka bir soruya karşılık, harita konusunun hiç gündeme gelmediğini ve müzakerelerde kayda değer ilerleme sağlanmadan da gündeme gelmeyeceğini tekrarladı.

MÜZAKERELER ÇÖKERSE NASIL ÇÖKTÜĞÜ ÖNEMLİ

Talat, “müzakereler böyle sürgit gider mi, yoksa bir yerde çöker mi” sorusuna, “Olağanüstü bir durum olmazsa müzakereler çökmez. Çökerse de nasıl çöktüğü, kimin nasıl bir tavır aldığı önemli” diye konuştu.
Rum Yönetimi’nin 5’li konferansla ilgili tutumunun da isteksizliğin göstergesi olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, toplantının BM formatında Kıbrıs’taki iki toplum ve 3 garantör ülkenin katılımıyla yapılabileceğini yineledi. Talat, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın böylesi bir toplantı önerisine karşı çıkarken, “Rum tarafının sabit tezi budur” yaklaşımına da dikkat çekti.

TÜRKİYE AÇILIM YAPAR MI, ASKER ÇEKER Mİ

Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye’den Kıbrıs konusunda açılım veya yeni bir atılım beklentilerine dikkat çekilmesi üzerine ise, özetle şunları söyledi:
“Türkiye Kıbrıs konusunda atılıma geçmez, geçemez. Açılım da yapmaz. Çünkü yapabileceğini yaptı, daha ne yapsın... Kastedilen limanların açılması ise, mümkün değil. Asker çekilmesinden bahsediliyor... Çözüm süreciyle ne alakası var! Bu aşamada asker çekilmesi sürece fayda değil, zarar verir. ‘Baskı yaptık, çektirttik’ durumu olur ve Rum tarafı müzakerelerde daha da uzlaşmaz hale gelebilir. Atılım veya açılım olacaksa Kıbrıs’taki taraflar yeni önerilerle yapabilir…”

EROĞLU’NUN UMUTSUZLUĞU

Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan Derviş Eroğlu’nun müzakere sürecine dair umutsuzluk belirten açıklamalarıyla ilgili olarak ise, “Umutsuz olmasına söyleyecek bir şeyim yok. Kendi bakış açısıyla doğaldır. Önemli olan niyettir. Müzakere süreci devama ediyor. Masadayız ve biz yeni öneriler götürebiliriz, karşı taraftan ve BM’den yeni öneriler gelebilir. Bu durumda hükümetin, Başbakan’ın tavrı ne olacak, önemli olan o. Hep retçi mi olacak... O zaman işte durum bizim aleyhimize dönebilir” diye konuştu.
“Müzakere sürecine ilişkin bilgilendirme konusunda da şikayetler var” sorusuna karşılık, “Kimin şikayeti var ki… Mümkün olduğunca köy köy geziyorum, duyuru yapılıyor, vatandaş toplanıyor, her soruya yanıt veriyorum... Ve bunu sürdüreceğim” diyen Talat, partilerin ve hükümetin de istikrarlı olarak bilgilendirildiğini anlattı.
Görüşme tutanaklarının partilere açık olduğunu, ayrıca Meclis, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı’na gönderildiğini belirten Talat, “Gizli saklı bir şey yok. İsteyen okuyabilir, sorabilir. Daha ne yapayım, beyinlerini açıp içine mi koyayım…” ifadelerini kullandı.
Talat, Başbakan Derviş Eroğlu ile haftalık rutin görüşmeler yaptıklarını ve bu görüşmelerde de sürece ilişkin bilgi verdiğini anlattı.

“KÜÇÜK OLSUN DA BENİM OLSUN” DEĞİL

Son zamanlarda “müzakere süreci başarısızlığa uğrasın da iki devlet şansı artsın” yaklaşımının yeniden gündeme geldiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, “Bu tehlikeli bir yaklaşım. ‘Tanınsın’ demekle tanınma olmuyor. Yıllarca söylendi, ama söylemden öteye gitmedi. Dünyaya rağmen dünyalı olunmuyor. ‘Küçük olsun da benim olsun’ demek halka işkence yapmaktır” ifadelerini kullandı.
KKTC’ye bakış açısıyla ilgili yeniden gündeme gelen tartışmalara “Hedefimiz KKTC’yi ortadan kaldırma değil, yüceltmedir, dünyayla bütünleşmedir. Ben bu ülkenin cumhurbaşkanıyım, KKTC’ye nasıl karşı çıkabilirim” sözleriyle yanıt veren Talat, özetle şunları söyledi:
“Çözümle birlikte yeni ve daha üst bir yapıyla KKTC’yi dünyayla bütünleştirme uğraşındayız. Ortadan kaldırma mı bu! Tam aksine yüceltmedir. Bunu anlamak niçin zor, ben anlamadım. Başkaları gibi ‘küçük olsun da benim olsun’ mu demem lazım. Bu yaklaşım, izole edilmiş, tanınmamış bir yapıda ısrar ederek Kıbrıs Türk halkına işkence çektirmektir. Bu yaklaşımla çözümsüzlüğü savunmak tehlikelidir… ‘Türk ordusunun koruması altında, Anavatan’ın yardımlarıyla KKTC’yi yaşatmak istiyoruz’ diyenler var… Bu da laf mı Allah aşkına! Bunu herkes yapar, bunun için bir çabaya da gerek yok. Marifet dünyayla ilişkileri olan, dünyayla tanışan, Türkiye ile ilişkilerinde tek taraflı menfaat yerine katkıda bulunan bir yapı oluşturmak… Bu da ancak dünyayla sorununu çözerek olabilir. Görünür gelecekte de bunun tek yolu ortaklık cumhuriyetidir. 50 yıl sonra ne olacak bilemem, ama yakın gelecekte başka bir yol yok…”

KİTAP SPEKÜLE EDİLDİ

Türkiyeli Gazeteci Erdal Güven tarafından kaleme alınan hayatıyla ilgili kitap konusunda yaşanan tartışmalar konusunda da ilk kez konuşan Cumhurbaşkanı Talat, “Kitabın zamanlaması doğru muydu, yanlış mıydı ayrı konu, tartışılabilir. Ama yazılanların, anlattıklarımın arkasındayım. Ben samimiyetle anlattım, söylediklerim gayet açık ve nettir. Oradaki tarihi bir gerçek bugünle bağdaştırılıp speküle edildi. Bundan rahatsızlık duydum. Benim herkese önerim kitabı okusunlar, ondan sonra yorumlasınlar. Yorumları okuyanlar da daha iyi anlamak için kitabı okusunlar. O kitapta anlattıklarım tarihi gerçekliktir” dedi.

MANİPÜLATİF HABERLER YAPILIYOR

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, medya ile ilgili soruları yanıtlarken de, isim vermeden özellikle Kıbrıs gazetesi ve BRTK ile ilgili sert eleştirilerde bulundu.
Basında farklı görüş ve yaklaşımlara son derece hoşgörüyle baktığını, genel yapısının da sorgulayıcı olmadığını anlatan Cumhurbaşkanı Talat, ancak son zamanlarda özellikle bazı medya organlarında manipülatif haberlerin yoğunlaştığını belirtti.
“Olmayan şeyleri gündeme getirme, varmış gibi gösterme veya pireyi deve yapma halleri yaygınlaştı” diyen Talat, “Parti gazetelerini anlayabilirim ama tarafsız ve en çok satan veya en iyi olduğunu söyleyen gazetelerin bunu yapması normal olmasa gerek. Toplumu etkilemek için yok olanı var saymak veya var olanı yok sayma etik de değil, basının kendi kurallarıyla da çelişir” ifadelerini kullandı.
Yine isim vermeden Kıbrıs gazetesinin bir manşet haberini örnek gösteren Talat, özetle şunları kaydetti:
“Benle ilgili kitaptan hareketle büyük bir abartıyla manşetten, yanlış bilgilerle dolu, o dönemde yaşayıp bugün aramızda olmayan insanları da küçük düşüren, ‘3 CTP’li ile konuştuk’ deyip birkaç düzmece bilgiyle manşet atılabiliyor. Bu manşet Kıbrıs Türk basın tarihine ilginç harflerle yazılmaya aday…”

DEVLET TELEVİZYONU DEVLET POLİTİKASINA HAKARET EDEMEZ

Cumhurbaşkanı Talat, BRTK’yı da “devletin değil, hükümetin yayın organı haline gelmekle” eleştirdi.
BRT’nin hükümet icraatlarını abartarak Cumhurbaşkanı ve muhalefeti geri plana itme politikası güttüğünü, hatta 15 Kasım törenlerinde Cumhurbaşkanı’nın konuşmasını etkisiz hale getirecek kadar ileri gittiğini kaydeden Talat, “Törende ön planda yer alan sanki Cumhurbaşkanı değilmiş gibi başka başka konulardan haberler yapılıp yayınlandı. Cumhurbaşkanı’nı ikinci plana atmak için her türlü yöntem denendi. Devlet televizyonunun bunu yapması ayıptır, günahtır” dedi.
Talat, özetle şunları da ekledi:
“Devlet televizyonunun, Cumhurbaşkanı’na en ağır şekilde saldıran insanları programcı olarak ekrana çıkarıp barış politikasını yerden yere vurma hakkı yoktur. Devlet televizyonları devlet politikasına hakaret etmez. Devletin ulusal politikası elbette eleştirilebilir, ama aşağılamak başka bir şey. Hele de devlet televizyonunda bu nasıl olabilir, anlamak zor…”

STAR KIBRIS 25/11/09

 

 

TC KÖKENLİLER MASADA

   

Cumhurbaşkanı Talat: Sayılar abartılıyor. İnsancıl yanı dikkate alınınca sorunun çözülebileceğini düşünüyorum. BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Zerihoun, Genel Sekreter Ban’ın iki lider tarafından Kıbrıs’a davet edildiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas dün 54’ncü kez bir araya gelirken, Türkiye Cumhuriyeti Kökenli KKTC vatandaşlarının durumu masaya yatırıldı. BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun görüşme sonrasında yaptığı açıklamada Genel Sekreter (Ban Ki Moon) yardımcı olabilecekse Kıbrıs’a gelmeye hazırdır” dedi.

İki liderin Birleşmiş Milletler kontrolündeki ara bölgede tahsis edilen binada yer alan dünkü görüşmesi yaklaşık 2,5 saat sürdü.
Liderler, görüşmenin ardından açıklama yapmadan ayrılırken, Zerihoun görüşmeyle ilgili basına bilgi verdi. Zerihoun, toplantının yararlı geçtiğini ve iki liderin görüşmede “Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma” konularını görüştüklerini kaydetti.
Liderlerin, 1 Aralık Salı günü gerçekleşecek toplantıda, 3 Aralık’tan sonra yapacakları görüşmelerin tarihlerini belirleyeceklerini kaydeden Zerihoun, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu’nun ise 2 Aralık Çarşamba ve 4 Aralık Cuma günleri bir araya gelmesinin kararlaştırıldığını kaydetti.

Zerihoun, temsilcilerin 2 Aralık Çarşamba günü “ekonomi”, 4 Aralık Cuma günü ise “mülkiyet” konularını ele alma kararı aldığını da aktardı.
Müzakerelerin başında BM tarafından müzakere süreci ile ilgili olarak 2–3 ortak açıklama yayımlandığını, bunun bir tanesinin “müzakerelerin temelinin iki kesimlilik ve siyasi eşitliğe dayalı bir federasyon” olduğunu anımsatan Zerihoun, “İki tarafın da üzerinde hem fikir olduğu söz konusu açıklamaların dışında tarafların yaptığı açıklamalar hakkında değerlendirme yapamam” dedi.

BAN’IN GELİŞİ

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon‘un Kıbrıs’a gelme olasılığı ile ilgili soruya karşılık ise Zerihoun, Genel Sekreter’in iki lider tarafından Kıbrıs’a davet edildiğini, ancak Kıbrıs’a geleceği tarih hakkında henüz kesin bir bilgi bulunmadığını, yakın bir gelecekte ziyaret tarihinin belirlenmesinin beklendiğini kaydetti.

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un herhangi bir ülkeyi ziyaret programının çok önceden belirlendiğini belirten Zerihoun, Ban’ın Kıbrıs’a gerçekleştirmesi beklenen ziyaretle ilgili olarak “Kendisinin de söylediği gibi yardımcı olabilecekse gelmeye hazırdır” dedi.

VATANDAŞLIKLAR KONUSU

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, insancıl yanı dikkate alınınca vatandaşlık konusunun çözümlenebileceğini düşündüğünü, çünkü abartılan sayının geçerli olmadığını bildiğini söyledi.

Talat, görüşmeden dönüşünde, Cumhurbaşkanlığı’nda yaptığı açıklamada, “Vatandaşlık, Göç ve Sığınma” başlığını ele aldıklarını kaydederek, bu konuda tarafların daha önce ortaya koydukları görüşleri bir kez daha değerlendirdiklerini belirtti ve tarafların tutumlarının daha önce basına yansıdığı gibi olmaya devem ettiğini söyledi.

Talat, kendi yaklaşımlarının KKTC yurttaşlarının pazarlık konusu yapılmaması olduğunu ifade ederek, temel prensiplerinin bundan önceki idari işlemlerin, çözüm sonrası da geçerli olması yönünde olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının pozisyonunun ise, “belli sayıda 1974 sonrası vatandaşın, yeni Kıbrıs’ın da vatandaşı olması yönünde olduğunu” söyledi.
Talat, bu konuda çeşitli tartışmalar yapıldığını ve uluslararası uygulamalardan örnekler ortaya konulmaya çalışıldığını, bu konuyu şimdilik o noktada bıraktıklarını, ilerideki toplantılarda devam edeceklerini kaydetti.

Cumhurbaşkanı, temsilcilerin kendi takvimlerini hazırladıklarını, gelecek toplantının önümüzdeki hafta Salı ve Perşembe günleri gerçekleştirileceğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat, Rumların vatandaşlıklarla ilgili yaklaşımıyla, Türk tarafının talebi arasında sayı olarak büyük bir fark olup olmadığının sorulması ve “Annan Planı döneminde, sayıyla ilgili varılan anlaşmanın 1974 sonrası vatandaşları kapsayıp kapsamadığı” sorusuna “kapsıyor” yanıtını verdiğinin anımsatılması üzerine, “Kapsıyor, aslında bu konuyu konuşmadık, ama kapsıyor veya çok yakındır çünkü sayılar abartılmıştır. Bunu sadece Kıbrıslı Rumlar değil onların teşvikiyle yabancılar, raportörler, sona bizim kendi abartmalarımız... Pireyi deve ettik şimdi de tahta kurusuna doğru çekmeye çalışıyoruz... İnsancıl yanı dikkate alınınca sorunun çözülebileceğini düşünüyorum. Abartılan sayıların geçerli olmadığını biliyorum çünkü...”

TC KÖKENLİLER MASADA

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, TC kökenli KKTC vatandaşları konusunu görüşmeye başladıklarını söyledi. Hristofyas, görüşmenin ardından başkanlık binasında gazetecilere yaptığı açıklamada, Talat ile bu konuyu görüşmeyi sürdüreceklerini belirtti.

Rum radyosunun haberine göre Ulusal Konsey toplantısına da değinen Hristofyas, toplantıda siyasi partilerden karşılıklı anlayış beklediğini ifade etti.
Dönüşümlü başkanlık, ağırlıklı oy ve TC kökenli KKTC vatandaşları konusunda yapılan eleştirilerden dolayı, bunlara Ulusal Konsey toplantısında açıklık getirip getirmeyeceği sorusuna yanıt veren Hristofyas, bu konuların açık olduğunu ifade ederek, “Neden yaklaşık bir yıl önce ortaya konulan Rum tarafının önerilerinden kuşku duyulduğu” sorusunu sordu.

STAR KIBRIS 25/11/09

 

 

Talat accuses ‘state’ media of sidelining him
By Simon Bahceli

TURKISH Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday rounded on his own ‘state’ broadcaster Bayrak Radio and Television (BRT), accusing its directors of “shamefully hostile and manipulative” broadcasting.

“The state broadcaster has no right to bring on the most hostile people as presenters to ridicule and abase our policy of reconciliation,” Talat said yesterday shortly after finishing the latest round of UN-sponsored reunification talks with Greek Cypriot president Demetris Christofias.

“I am extremely tolerant of a wide range of views,” Talat said, but added: “The state broadcaster cannot ridicule state policy. It can criticise state policy, but it can’t ridicule it”

Since its running was taken over by the right-wing National Unity Party (UBP) in April, Talat has found himself increasingly at odds with ‘state’ broadcaster BRT. Yesterday he accused the UBP ‘government’ of taking over the channel.

The BRT directors, headed by current ‘prime minister’ Dervish Eroglu’s former spokesman Ozer Kanli, recently came under fire from left-wing political parties for seeking to implement a policy aimed at removing the Turkish Cypriot dialect from TV and Radio broadcasts.

While not referring to the dialect issue yesterday, Talat complained that BRT exaggerated the achievements of the ‘government’ while pushing himself and opposition parties out of the limelight. BRT had even gone so far as interfering with his keynote speech during a military parade to mark the anniversary of the breakaway state on November 15, he said.

“As if the president held no importance at all, they kept putting a stream of other news on the screen,” Talat said, adding that BRT had “tried many ways” to push him out of the picture.

Talat’s problem is that under the political system in the north, ‘state’ corporations are run by the party currently in power. Until April, Talat’s former party the Republican Turkish Party (CTP) ran BRT. But now the UBP run the corporation and are becoming increasingly hostile towards Talat and his aim of creating a federal state jointly run by Greek and Turkish Cypriots. The party strongly support the idea of two ethnically separate states on Cyprus. Furthermore, the party’s leader and current ‘prime minister’ Dervish Eroglu will try to remove Talat from the ‘presidency’ in April next year.

Head of BRT Ozer Kanli was yesterday unavailable for comment.

CYPRUS MAIL 25/11/09

 

Bryant optimistic on progress
By Patrick Dewhurst

BRITISH Minister for Europe Chris Bryant yesterday voiced optimism about the progress of Cyprus negotiations.

Speaking to journalists and officials at the Ledra Palace yesterday, Bryant said: "After a series of meetings this week, in particular with the two leaders and key figures in the negotiations, I now feel much more optimistic."

"This is partly because there will be an intensification of negotiations in the coming weeks, and partly because of the trust between the two leaders."

He added "With four people who are committed to finding a solution, in Ankara, Athens and the two leaders here, there is a real possibility of achieving a lasting solution."

He expressed his bemusement at the situation in Cyprus, saying "When I went around the buffer zone I thought 'how does humanity end up tolerating this type of Status quo?' All Europeans should hang there head in shame for allowing a divided capital city to remain in Europe... This is madness, this must be solved."

Asked to clarify the UK's position on Guarantor rights, Bryant said "We believe very firmly that this process should run its course. If at any stage the question of guarantees becomes a serious issue, we will not be a fly in the ointment and if this is something people want us to address we will not stand in the way of a resolution. It is in the interests of Cyprus and Europe."

Asked about Turkey's non-compliance with the 2004 Ankara Protocol, Bryant reaffirmed Britain's long-standing commitment to realising Turkish accession "We want it to look West not East. This is the key to the security of the west, but also potentially an Asian tiger on our doorsteps, and we want it in the EU. If we slam door on Turkish accession that will be a way of saying we do not want Ankara to fulfil its obligations. We are keen to see the European Union open the environmental chapter soon. This is in the direct interests of all Cypriots."

When asked what made him think Turkey was receptive to British encouragement, he likened the negotiations to a marathon race, in which we are nearing a stage "Where the end is in sight. It is like the last few hundred metres when we need to put all our energy into crossing the line. My experience is that (the leaders) are determined, and have a good working relationship.

There is a level of trust there." He added that Turkey had volunteered to sign the Ankara Protocol of its own free will and must implement it."

CYPRUS MAIL 25/11/09

 

National Council examines Turkish accession
By Sebastian Heller

THE LATEST moves in Turkey’s accession course to join the EU were discussed yesterday by the National Council.

“We mainly talked on the EU-Turkey issue, and the parties were updated on the progress of discussions [on the Cyprus problem]” said government spokesman Stefanos Stephanou “It is obvious that the parties have their positions and discussion was mainly on the other topic [of Turkish EU accession].”

The Council was briefed by the President about his moves regarding this issue, parliamentary action on the matter and contacts the Foreign Minister has had with EU member states in respect of this issue.

Stephanou said that no decisions have been taken on this matter but there was discussion.

President Christofias drafted a letter to be sent to the heads of state of the other 26 EU member nations informing them of Nicosia’s formal position regarding Turkey’s accession process.

If Turkey does not fulfil its obligations then Cyprus will not allow it to pass untroubled from the scheduled December EU evaluation process, the council decided.

In December the EU Council has to evaluate if Turkey has met its obligations to the EU, which include the opening of its ports and airports to vessels from the Republic of Cyprus.

Regarding the ongoing peace talks between President Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, the spokesman said “President Christofias briefed the Council about the negotiations and a constructive discussion followed. It was agreed to continue discussion on the property issue at the level of a sub-committee, set up under the presidential adviser, where the parties can table their positions and views.”

After last week’s grandstanding by DIKO about Christofias’ position at the talks, party leader Marios Garoyian yesterday said “The position of my party is that we are against [it]”. He went on to say that from such a basic position of disagreement there was no point discussing alternative suggestions or offering possible changes. “I’m sorry, did you think our differences were submitted just like that, lightly? There is a thought process behind them, a specific analysis.” he said.

Prior to the National Council meeting other parties have expressed dissenting viewpoints on some of the specific points of the proposed solution to the Cyprus problem put forward by President Christofias regarding provisions for a rotating Presidency, weighted voting, the residency question and the mechanism for resolving disputes.

“These things are completely clear for me, subjects which have been stated as positions of the Greek Cypriot side for over a year now. When they are questioned today, I ask myself ‘Why?’” said President Christofias prior to the commencement of the National Council, after his meeting yesterday morning with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat. He asked for mutual understanding prior to the meeting, saying that many things were being said publicly.

“There are areas where there is a mutual understanding. There are areas where differences remain,” said Nicos Anastasiades, President of DISY. Summing up the course of yesterday’s meeting he said “There was a briefing, an eponymous dialogue I should say, on the progress so far of the Cyprus talks.”

The next meeting of the National Council is scheduled for December 4.

CYPRUS MAIL 25/11/09

 

 

TALAT, AB ELÇİLERİYLE BULUŞTU

   

“Diğer izolasyonların yanı sıra siyasi olarak da izole etme çabası içindeler.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Avrupa ülkelerinin Lefkoşa büyükelçileriyle öğle yemeğinde bir araya geldi. Cumhurbaşkanlığı’nda gerçekleştirilen yemekte büyükelçilere, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak amacıyla iki lider arasında sürdürülen müzakerelerle ilgili Kıbrıs Türk tarafının görüşleri anlatıldı.

Yemeğe katılan İsviçre dışında tümü AB üyesi olan ülkelerin büyükelçileri şunlar: AB Dönem Başkanı İsveç’in Lefkoşa Büyükelçisi Ingemar Lindahl, Avusturya Lefkoşa Büyükelçisi Martin Weiss, Çek Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçisi Jan Bondy, Danimarka Lefkoşa Büyükelçisi Bent Wigotski, Finlandiya Lefkoşa Büyükelçisi Ritta Resch, İtalya Lefkoşa Büyükelçisi Luigi Napolitano, Hollanda Lefkoşa Büyükelçisi Jan Eric Van Den Berg, İngiltere Yüksek Komiseri Peter Millet, Polonya Lefkoşa Büyükelçisi Powel Dobrowolski ve İsviçre Lefkoşa Büyükelçisi Peter Vogler.

SİYASİ OLARAK DA İZOLE ETME ÇABASI

Bu arada Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca yemekten önce düzenlediği haftalık basın brifinginde, Cumhurbaşkanı Talat’ın bugün düzenlediği öğle yemeğine katılacak olan büyükelçilerin Rum yönetimi tarafından tepki gördüğünün, ayrıca AB dönem başkanı İsveç’e nota verildiğinin anımsatılması üzerine, Rum tarafının bu yemeği engelleme çabasının kabul edilemeyeceğini ve bunun en hafif tabiriyle “ayıp” olduğunu söyledi.

Erçakıca, Kıbrıs konusunda Kıbrıs Türk tarafı olarak AB ve dünya ülkesi ülkelerin büyükelçileri ve yetkilileriyle temas halinde olduklarını ve kendilerini süreçle ilgili sürekli bilgilendirdiklerini ifade ederek, bugün de aynı amaçla Avrupa ülkelerinin Lefkoşa büyükelçileriyle öğle yemeğinde bir araya geleceklerini anlattı.
Ancak Rumların bu yemeği engellemek için faaliyette bulunduğuna işaret eden Erçakıca, bunun en hafif tabirle “ayıp” olduğunu, çünkü Rumların Kıbrıs Türk tarafının AB ülkelerine müzakerelerle ilgili gidişatı anlatmasının ve çözüme ilişkin görüşlerini aktarmasını engellemeye çalışmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Erçakıca, Rumların İsveç’e nota vermesinin Kıbrıs Türk tarafını spor, kültür, limanlar ve diğer izolasyonların yanı sıra siyasi olarak da izole etme çabasında olduğunu gösterdiğini ifade ederek, “Biz buna boyun eğmeyeceğiz. Aslında bu çabalar ve girişimler Kıbrıs sorununun ne olduğunu da gösteriyor. Rumlar, Kıbrıs Cumhuriyeti ve haksız elde ettiği AB üyeliği olanaklarını kullanıyor, bunu herkes dikkatle izlemeli ve görmeli” dedi.

Erçakıca, bir soru üzerine Rumların bu girişimleri sonucu bazı ülkelerin büyükelçilerinin daha önce yemeğe geleceklerini bildirmelerine rağmen bugün bazı mazeretler göstererek yemeğe katılmadıklarını da söyledi.

STAR KIBRIS 26/11/09

 

BU SORUN ÇÖZÜLECEK

   

“Sona yaklaşıyoruz, bu sorun çözülmek zorunda, çözülecek. Nisan’a kadar anlaşmaya varma ümidi hala var.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerde sona gittikçe yaklaştıklarını, bunun kesin olduğunu belirterek, “Bu sorun çözülmek zorundadır, çözülecektir; ancak bu çözümün ne zaman ve hangi koşulların zorlamasıyla gerçekleşeceği henüz tam olarak netleşmiş değil. Fakat Kıbrıs sorununun çözümünden başka çare yoktur” dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimine kadar anlaşmaya varılması ümidinin hâlâ var olduğunu kaydederek, ocak ayında müzakereleri hızlandırma hedefleri bulunduğunu söyledi.
Talat, Avrupa Birliği’nin (AB) de, Birleşmiş Milletler’in (BM) de Kıbrıs sorununda çözüm istediğini, dünyanın bu sorundan bıkıp usandığını ifade ederek, “Bence bu sorunun ömrü dolmaktadır. Kim ne derse desin, bu sorun çözümlenmek zorundadır, çözümlenecek. Tabi nasıl çözümlenecek, bütün mesele oradadır” diye konuştu.
Çözümsüzlüğün yarattığı belirsizliğin göç yanında birçok soruna yol açtığına işaret eden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hayatın tüm alanlarına bakıldığında Kıbrıslı Türkler için Kıbrıs sorununun çözümünün şart olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat, önceki gece Vadili köyünü ziyaret ederek köylülere müzakerelerle ilgili bilgiler verdi, sorularını yanıtladı. Cumhurbaşkanı’na eşi Oya Talat da eşlik etti.

Sapsızoğlu: göçün durması için…

Vadili Spor Kulübü’nde yer alan ve çok sayıda köylünün katıldığı toplantının başında konuşan Vadili Belediye Başkanı Şahin Sapsızoğlu, “Kıbrıs nereye gidiyor” konusunda ve yıllardır göç veren bölgelerinde göçün durması için neler yapılması gerektiği konusunda Cumhurbaşkanı’nı dinlemek için davet ettiklerini söyledi. Sapsızoğlu, Vadililerin Kurban Bayramı’nı da kutladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat halkın Kurban Bayramı’nı kutlayarak başladığı konuşmasında, yoksul insanların desteklenmesi amacıyla İslam âleminin kutsal bayramının dostluk, kardeşlik duygularıyla kutlandığını söyledi.
Talat, yatırım olmaması, kırsal kesim arazisi dağıtılmaması nedenleriyle bölgeden göç yaşandığını, tüm bunların ana nedeninin ise Kıbrıs sorunu olduğunu kaydederek, çözümün daha da önemli hale geldiğini vurguladı.

Çözümden başka çare yok

Cumhurbaşkanı Talat, müzakerelerde sona gittikçe yaklaştıklarını, bunun kesin olduğunu belirterek, “Bu sorun çözülmek zorundadır, çözülecektir; ancak bu çözümün ne zaman ve hangi koşulların zorlamasıyla gerçekleşeceği henüz tam olarak netleşmiş değil. Fakat Kıbrıs sorununun çözümünden başka çare yoktur” dedi.

Göçün nedeni belirsizlik

Kıbrıs Türk halkının İngiltere’ye ve diğer ülkelere göç vermesinin nedeninin belirsizlik olduğunu ifade eden Talat, Kıbrıslı Türkler açısından belirsizliğin çok kötü olduğunu, bundan kurtulmak gerektiğini söyledi.
“Sadece bu nedenle bile Kıbrıs sorununu çözmek istememiz anlaşılırdır” diyen Cumhurbaşkanı Talat, izolasyonlar, ekonomik kısıtlamalar, uluslar arası temas olamaması, üretilenlerin yurt dışına satılamaması, yurt dışıyla ancak Türkiye’nin aracılığıyla bazı temaslar kurulabilmesi gibi acı çektiren sorunların tümünün Kıbrıs sorunundan kaynaklandığını anlattı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk bankalarının kara para aklamakla suçlandığını, böyle bir şey olmadığını söyleyerek Cumhurbaşkanlığı’nın da çalışmasıyla yasa hazırladıklarını, büyük gürültülerle yasanın geçtiğini ve bunun üzerine kara para aklayan ülkeler listesinden çıkıldığını anımsattı. Talat, izolasyonlardan dolayı KKTC’deki bankaların bankalar arası havalede kullanılan numarası olmadığı için havale yapamadığını, sıkıntı yaşandığını, uluslar arası alanda kredi bulamadığını ifade etti.
“Hayatın hangi alanına bakarsanız bakın bizim için Kıbrıs sorununun çözümü zorunluluktur” diyen Talat, “dünya gücü” haline gelen Türkiye açısından da Kıbrıs’ın her zaman, her adımında ayağına takıldığını söyledi ve örnekler verdi.

AB de, BM de çözüm istiyor

Cumhurbaşkanı Talat, AB’nin de Güney Kıbrıs’ı üye aldıktan sonra iç meselesi haline gelen Kıbrıs sorununu çözmek istediğini, BM’nin de bu işin peşinde olduğunu kaydederek, şöyle konuştu:
“Kısacası dünya bu sorundan bıktı, usandı. Bence bu sorunun ömrü dolmaktadır. Kim ne derse desin, bu sorun çözümlenmek zorundadır, çözümlenecek. Tabi nasıl çözümlenecek, bütün mesele oradadır. İşte onu tayin edecek şimdilik sadece biz görünüyoruz. ‘Şimdilik’ diyorum çünkü bir dünya sorunu olan bu sorunun uluslar arası toplumun da ilgisini çekeceği ve daha fazla müdahil olacağı günler mutlaka gelecektir. Hatırlayın 2002’de ve 2004’te bu oldu. BM plan sundu, genel sekreter ‘boşlukları da ben dolduracağım’ dedi, bir plan çıktı ve sunuldu. İşte o sırada Kıbrıs Türkü önemli bir değişim yaşadı. O büyük değişim, çözüm planına ‘evet’ demesi dünyada Kıbrıs Türkü’ne bakışı değiştirdi. Türkiye’ye bakışı da değiştirdi. Bu da çok önemlidir. Türkiye bugün Güvenlik Konseyi üyesidir, Kıbrıs sorunu da Güvenlik Konseyi’nin değişmez gündem maddelerinden biridir. Türkiye en çok oyu alarak Güvenlik Konseyi üyeliğine seçildi, çünkü Kıbrıs Türkü’nün ‘Evet’iyle Türkiye çözüm istediğini gösterdi.”

Kıbrıs Türk tarafını artık kimse suçlamıyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafını artık kimsenin suçlamadığını, suçlayamadığını da vurguladı.
Kıbrıs’taki AB büyükelçilerine verdiği yemeğin Rum Yönetimi’nce engellenmek istenmesine değinen Talat, 15 büyükelçinin davet edildiğini, 11’inin katıldığını anlattı. Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorunundaki görüşlerini dinleyen bu büyükelçilerden hiçbirinin ‘bu konuda hatalısınız, şöyle demeniz, yapmanız lazım’ demediğini, diyemediğini kaydetti. Bu bakımdan ciddi bir rahatlama içinde olduklarını, fakat çözümsüzlüğün getirdiği olumsuzlukların sürdüğünü belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, göç, ekonomik zorluk, izolasyonlar, direkt uçak seferleri yapılamaması, Mağusa Limanı’na gelen gemilerin navlun ücretlerini yüksek tutması sonucu ekonomiye pahalılık getirmesi gibi bir sürü sorunun devam ettiğini anlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, “Bütün iyileşmelere rağmen bu bize yetmiyor, bizim için çözüm kaçınılmazdır” diyerek, çözüm istemenin “teslim olmak, haklardan feragat” anlamına gelmediğini vurguladı.
BM parametrelerinde uzlaşılacak noktaların varılacak çözümün temelini oluşturacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerde “garanti ve ittifak anlaşmaları” (güvenlik ve garantiler) ve “toprak-harita” konuları dışındaki her konuyu görüştüklerini; en büyük sorun olan mülkiyeti de görüşmeye başladıklarını söyledi.

Proaktif politika

Talat, Kıbrıs Türk tarafının Türkiye’yle birlikte öneriler yapıp, yeni fikirler, çabalar ortaya koymayı ve görüşme sürecini hızlandırmayı içeren proaktif bir politika sürdürdüğünü belirtti. Talat, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçenlerde BM Genel Sekreteri’yle görüşmesinde yine Kıbrıs’ı gündeme getirdiğini ve daha fazla müdahil olması gerektiğini anlattığını; ABD Başkanı Obama’yla 7 Aralık’ta yapacağı görüşmede de benzer şeyler söyleyeceğini kaydetti.
Türkiye’nin her platformda Kıbrıs sorununu gündeme getirerek çözüm istekliliğini vurguladığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, kendilerinin de uluslararası alanda benzer girişimler yaptıklarını, yakında İngiltere’ye gideceğini, kesinleşmemekle birlikte İngiliz Başbakanı’yla görüşeceğini, İngiltere’nin garantör ülke olması ve Türkiye’nin AB sürecini desteklemesinden dolayı ilgi göstermesinin önemli olduğunu anlattı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerde yakınlaşma sağladıkları konular hakkında bilgiler vererek, mülkiyette ise malları kategorilere ayırdıklarını, şimdi her bir çeşit mal için nasıl bir mülkiyet rejimi oluşturulacağını konuşacaklarını bildirdi.
Talat, birinci turda anlaşamadıkları konuları ikinci turda ele almaya başladıklarını, doygunluk havası olduğu için yeni fikirler ve açılımlar gerektiğini vurguladı. Aralık ve ocakta müzakerelerin ciddi bir ivme kazanabileceğini düşündüklerini belirten Cumhurbaşkanı Talat, ilk ciddi dönemecin Türkiye’nin AB sürecinde uygulamalarının gözden geçirileceği aralık ayı olacağını, ancak AB yetkililerinin bu konuda bir kaza olmayacağına inandığını belirtti.
İkinci ciddi dönemecin ise nisan ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimleri olacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, kendilerinin müzakereleri seçimlere kadar bitirmeyi hedeflediklerini hatırlattı. Talat, nisan ayına kadar hâlâ ümit olduğunu dile getirerek, ocakta hızlandırma olursa nisana kadar ciddi yol alınabileceğini söyledi.

Seçim kapmanyası ve görüşmeler

Talat, Nisan’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik kampanyanın, müzakere sürecine zarar verme ihtimali ortaya çıkarsa görüşmeleri bir süreliğine durdurmak da gerekebileceğini belirterek, bir an önce ilerleme sağlamak için çalıştıklarını ifade etti. Cumhurbaşkanı Talat, “Umarım ki bunu başarırız ve seçim günü gelmeden önemli ilerlemeler sağlamış oluruz” dedi.

STAR KIBRIS 28/11/09

 

ÇÖZÜM TÜRKİYE’YE BASKIYLA GELMEZ

   

Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu: (Kıbrıs sorunu) Meselenin çözümü tek taraflı olarak Türkiye üzerine baskı yapmak değil, nihai çözüm Kıbrıs'ta kapsamlı, adil ve kalıcı bir çözümdür. 

İsveç Dışişleri Bakanı Bildt: Kıbrıs'ta sorun iki ülke liderleri arasındaki diyalogla çözülmeli. Kıbrıs sorununun çözümü Türkiye'nin AB üyeliği sürecini olumlu etkiler.

Türkiye Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Bağış: Neredeyse fasıllarımızın yarısından fazlasını müzakere edemeyecek durumda bırakılmış olmamız, haksızlıktır.

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs meselesine tek bir parça olarak değil, bütünlük içinde bakması gerektiğini söyledi. Önceki gün gerçekleşen Türkiye-AB Troykası Bakanlar Toplantısının ardından basın toplantısı düzenlendi.
Davutoğlu, bir gazetecinin, ''Toplantıda Kıbrıs konusundaki son gelişmeler ele alındı mı?'' şeklindeki sorusu üzerine de Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki pozisyonunun açık olduğunu ifade ederek, ''2004'teki çözüm kabul edilmiş olsaydı, bugün ‘ek protokol’ diye bir meselemiz olmayacaktı. Kapsamlı çözüm konusuyla bu mesele ortadan kalkacaktır. Meselenin çözümü, tek taraflı olarak Türkiye üzerine baskı yapmak değil, bu meselenin nihai çözümü Kıbrıs'ta kapsamlı, adil ve kalıcı bir çözümdür. Bu nedenle AB'nin meseleye tek bir parça olarak değil, bütünlük içinde bakmasının uygun olduğunu düşünüyoruz'' dedi.

Bağış: haksızlık

Türkiye Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ise haksız şekilde Türkiye'nin önüne çıkarılan siyasi engellerin Türk kamuoyu üzerinde olumsuz etki yarattığını özellikle belirttiklerini bildirdi.
Toplantısı'nda, Türkiye-AB ilişkilerinin hemen hemen her boyutunun ele alındığını belirten Bildt, Türkiye'nin tam üyeliğe giden yolda hem kendi içindeki reformları gerçekleştirme hem de katılım müzakerelerini sonuçlandırma konusundaki azminin bir kez daha ortaya koyulduğunu söyledi.
Bağış, bir gazetecinin, ''(Müzakerelere siyasi baskılar nedeniyle başlanamıyor) derken neyi kastettiniz?'' sorusu üzerine, şunları kaydetti:
''Bildiğiniz gibi Türkiye'nin 11 faslı açıldı, diğerlerini de açma çalışmalarını yürütmekteyiz. Ancak bazı siyasi sebepler ve bazı ülkelerin kendi tercihleri nedeniyle 17 faslı açamıyoruz. Neredeyse fasıllarımızın yarısından fazlasını müzakere edemeyecek duruma bırakılmış olmamız haksızlıktır. Hiçbir ülkenin müzakerelere başvurmasından sonra 45 yıl geçtiği görülmemiştir. Ama Türkiye sabırlıdır, bu engelleri de aşacaktır. Müzakerelere başlamış her ülke gibi Türkiye de müzakereleri bitirecektir.''

Bildt

İsveç Dışişleri Bakanı Bildt, üyelik sürecinin biraz ağır ilerlediğini, ama büyük bir kararlılıkla devam ettiğini ve Türkiye'nin çizdiği bu kararlı tutumdan büyük memnuniyet duyduklarını aktardı.
Kıbrıs konusuna da değinen Bildt, Kıbrıs'ta sorunun iki ülke liderleri arasındaki diyalogla çözülmesi gerektiğini belirterek, Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin AB üyeliği sürecini olumlu etkileyeceğini kaydetti.
Türkiye'nin komşu ülkeler ve Orta Doğu'daki politikalarını, ara buluculuk çalışmalarını yakından takip ettiklerini anlatan Bildt, ''Türkiye'nin bölgede gösterdiği politikalardan çok mutlu oluyoruz ve önemli bir rol oynuyor'' diye konuştu.
İsveç Dışişleri Bakanı Bildt özellikle demokratik açılım konusuna özel önem veriyoruz ve yakından takip ediyoruz. Bu açılımın Türkiye'yi AB'ye daha yakınlaştıracağına inanıyoruz'' dedi.

Rum basınındaki yankısı

İstanbul’da önceki gün bakanlar düzeyinde gerçekleştirilen Türkiye-AB Troykası toplantısı ve Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Troyka karşısında Kıbrıs sorunuyla ilgili yaptığı açıklamalar bugünkü Rum basınında geniş yer buldu.
Gazeteler habere şu başlıklarla yer verdiler:
- Haravgi: “Troyka-Türkiye: Dün Kıbrıs Sorununu Görüştüler”
- Politis: “Federasyon Çözümünden Bahsetti -Türk Dışişleri Bakanı AB Troykası Karşısında Siyasi Eşitliğe Dayanacak İki Kesimli-İki Toplumlu Federasyonu Savundu -Ahmet Davutoğlu Ankara’nın; Siyasi Çözümün Ardından Kıbrıs Karşısındaki Avrupa Yükümlülüklerini Yerine Getireceğine Netlik Kazandırdı; Aynı Zamanda Avrupa Birliğini; Adanın Sınır Problemleri Çözümlenmemiş Bir Şekilde Birliğe Katılımından Ötürü de Eleştirdi”
- Simerini: “Davutoğlu: Protokol Çözümden Sonra”
- Fileleftheros: “Kıbrıs Kökenli Yükümlülükler Yok… Davutoğlu, Troyka’ya İlk Önce Çözüm Sonra Limanların Açılması Dedi”
- Alithia: “Ahmet Davutoğlu: Çözüm Limanları Açacak... Eğer 2004 Yılında Kıbrıs Sorununa Çözüm Bulunmuş Olsaydı Şu an Protokolün Uygulanması Sorunu Olmayacaktı”
- Mahi: “Ankara’nın AB Troykası Karşısındaki Talepleri: Kıbrıs Sorununun Çözümü, Akdeniz’de İstikrar”

STAR KIBRIS 28/11/09

 

İSVEǒE ATEŞ PÜSKÜRÜYORLAR

   

AP’de “Yeşillerin” müdahalesiyle, çözüm için sadece Türkiye’ye değil, tüm taraflara çağrı yapılması, Güney’de “Türkiye’yi aklama kağıdı” olarak değerlendirildi.

AB Dönem Başkanı İsveç’in; “Türkiye’ye yaptırımlarda bulunulması konusunda Avrupa’dan bir karar çıkmasına kapıyı kapama, aynı zamanda Ankara’yı Kıbrıs sorunundaki suçlarından arındırma çabalarının Lefkoşa’yı tek taraflı önlemler almaya sevk ettiği” belirtildi.
AB Dönem Başkanı İsveç’in, Avrupa Birliği’ne üye ülkelere sunduğu Türkiye’yle ilgili karar taslağının “Kıbrıs Cumhuriyeti”ne tepki göstermekten başka imkân bırakmadığını ileri süren Fileleftheros gazetesi, Rum tarafının; büyükelçi Andreas Mavroyannis aracılığıyla AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında karar taslağına ilişkin itirazlarını, özellikle 3 aşamada dile getirmesinin beklendiğini kaydetti ve şöyle devam etti:
- “Ankara’nın; Protokolü uygulama ve Kıbrıs Cumhuriyeti’yle ilişkilerini normalleştirme konusunda en küçük bir şey bile yapmadığının farkında olmasına bağlı olarak, Karar taslağında Türkiye’ye yaptırımlar dayatılması konusunda önerilerde bulunulmaması,
- Türkiye’nin yükümlülükleriyle ilgili ifadenin ve Türkiye’nin yükümlülüklerinin ‘çıkmaz ayın son çarşambasına’ belirsiz bir şekilde havale edilmesi,
- Ankara’nın Kıbrıs sorunundaki suçlarından arındırılması ve Ankara’nın Kıbrıs sorununun adil çözümüne ilişkin sözde etkin katkısıyla ilgili ifade.”

Tek Taraflı yaptırımlar

Gazete haberini iç sayfalardan “Tek Taraflı Yaptırımlar Yolu… İsveç Karar Taslağı Lefkoşa’yı Başlıkların Dondurulmasına Sevk Ediyor… Bugünkü COREPER Toplantısında Siyasi Düzeyde Mücadele Verilecek” başlıklarıyla yayımlamaya devam ederken, kendi ifadesiyle “AB Dönem Başkanı İsveç’in Türkiye’yle ilgili kabul edilemez karar taslağının” Rum tarafını; Türkiye aleyhinde tek taraflı önlemler almaya yönelttiğini yineledi.
AB Dönem Başkanı İsveç’in, “Lefkoşa istediği ve Taslağa ortak imza koyduğu takdirde; taslakta bir takım önemsiz değişikliklerde bulunulmasını ortaya koymaya hazır olduğunu” kaydeden gazete, bilgileri elde ettiğini belirttiği kaynağa dayanarak “İsveçlilerin takdim etmeye hazır oldukları sözde hediyelerin; şu an ya da uygun bir zamanda hiçbir şekilde Türkiye’ye karşı yaptırımlar dayatılması konusunu ortaya koymasının veya bunu kast etmesinin söz konusu olmadığını” yazdı.
Güvenilir kaynaklara dayanarak, konunun diplomatik düzeyde değil fakat ya 7-8 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilecek AB Dışişleri Bakanları toplantısı ya da 10-11 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilecek AB Zirvesinde siyasi düzeyde çözülmesinin söz konusu olduğunu belirten gazete, bu nedenle bugünkü COREPER toplantısına ilişkin beklentilerin sınırlı olduğunu kaydetti.

AP aklama metni

Gazete, “Avrupa Parlamentosu’ndan Temiz Kâğıdı… Türkiye İçin Zafer, Kıbrıs İçin Yenilgi” başlıklarıyla verdiği haberinde ise, Avrupa Parlamentosu’nun; genişleme stratejisi çerçevesinde önceki gün, yaptırımlara ilişkin tavsiyeler, aynı zamanda Aralık ayı dönüm noktası ve değerlendirmeye ilişkin ifadeler olmaksızın Türkiye için bir “aklama metni” (temiz kağıdı) onayladığını bildirdi.
Gazete, Avrupa Parlamentosu genel kurulu tarafından onaylanan paragrafın; Türkiye’nin; “Ek Protokolden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemeye devam etmesinden dolayı üzüntü belirttiğini ve Türkiye’yi tam anlamıyla ve ayrımlar gözetmeksizin protokolü uygulamaya çağırdığını” belirtti.
Metindeki Kıbrıs sorunuyla ilgili ifadelendirmenin Avrupalı Yeşillerin değişiklik önerisinin benimsenmesinin ardından “olumsuz bir yön aldığını” savunan gazete, bu sayede Kıbrıs sorununun çözümüne sadece Türkiye’nin değil, fakat konuya müdahil tüm tarafların katkıda bulunmaya çağrıldıklarını belirtti. Gazete, bu şekilde dikkatlerin Rum tarafı ve Kıbrıs Türk tarafının da üzerine çekildiğini ve “Üçünün de aynı sepete konulduklarını” kaydetti.
Bu arada Avrupa Parlamentosu’nun; Türkiye’yle ilgili “Enerji” başlığının açılmasında ısrar ettiği belirtildi.

Stefanu: acele etmeyelim

Rum hükümetinin konuya ilişkin ilk tepkisinin “dikkatli” olduğunu yazan gazete, Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu’nun konuyla ilgili açıklamasında Rum tarafının COREPER ve AB Dışişleri Bakanları Konseyi’nde göstereceği tepkiye atıfta bulunarak “acele etmemelerini istediğini” belirtti.
Rum tarafının; Kıbrıs sorununun çözümünün ileriye götürülmesi için ortaya koyduğu stratejik hedefin hayat geçirilmesine yardımcı olunmasına yönelik “güçlü siyasi mesajlar ve pratik önlemler ortaya çıkmasını istediğini” kaydeden Stefanu, “daha ilerisi için” Rum tarafının konuyla ilgili çizgisinin şekilleneceği 4 Aralık’taki Rum Ulusal Konseyi toplantısına gönderme yaptı.
Hükümetin endişeli olup olmadığının sorulması üzerine ise Stefanu, “Mesele; doğru gidişata yönelik olarak nasıl faaliyet göstereceğimizi görmemizden ibarettir ve hükümet de bunu yapıyor” dedi.

AKEL’den müdahale

Gazete, yukarıdaki ara başlıkla verdiği haberinde ise, AKEL’in Avrupa Parlamentosu’ndaki milletvekillerinin “en baştan Kıbrıs’ın ve AKEL’in ilkelere dayanan tezlerini ortaya koyarak” taslağa ilişkin değişiklik önerileri sunduklarını; ilgili raportörün de değişiklik önerilerinin bir kısmını kabul ettiğini kaydetti.
Gazete, haberde ismi belirtilmeyen AB raportörünün bu değişiklik önerilerinin bir kısmını kabul etmesinin; “Türkiye’nin tam anlamıyla ve ayrımlar gözetilmeksizin protokolü uygulamaya ve Kıbrıs sorununun çözümüne aktif bir şekilde destek olmaya çağrılması” sonucunu doğurduğunu belirtti.
Gazete, Avrupalı Yeşillerin ortaya koyduğu ve onaylanan değişiklik önerisiyle ilgili olarak ise AKEL’in hayal kırıklığı ifade ettiğini kaydetti.

DİSİ üzüntü duymuş

Ana Muhalefet DİSİ’nin Başkanı Nikos Anastasiadis ise açıklamasında AB Dönem Başkanı İsveç’in Türkiye’yle ilgili ortaya koyduğu karar taslağının içeriği hakkında üzüntü duyduğunu belirtti.
Gazete, DİSİ’nin değerlendirmeleri ve öngörülerinin doğrulandığını söyleyen Anastasiadis’in, ihtiyatlı bir politika olmaksızın son anda gerçekleştirilen manevralarla aleyhlerinde yaşanan gelişmelerin tersine çevrilemeyeceğine işaret ettiğini kaydetti.
Gazete, Anastasiadis’in bu yüzden hükümeti; DİSİ partisinin Ulusal Konsey’de ortaya koyduğu önerileri değerlendirmediği için eleştirerek, oluşan sahnenin yıkılması için “nasıl gerçekçi önkoşullar şekillendirecekleri” konusunda düşünmeye davet ettiğini ifade etti.
EDEK, DİKO, EVRO.KO ve Çevreciler de İsveç’e yüklenen açıklamalar yaparak, (Güney) Lefkoşa’nın “kırmızı ışık yakacağını ne şekilde açıklamasını” istediler.

STAR KIBRIS 28/11/09

 

“YERLEŞİKLER YARIM MİLYON OLACAK (MIŞ)”

   

Rum meclisinin, önceki günkü toplantısında TC kökenli KKTC vatandaşları konusunu görüştüğünü ve bu konunun Avrupa’da en iyi şekilde öne çıkartılması için Cuco ve Laakso raporlarının değerlendirilmesi gereğine işaret ettiğini bildirdiler.

Haberi “2030’da Türk Yerleşikler Yarım Milyon Olacak... Kıbrıs’ın Tamamının Kansız Alınması Tehlikesi” başlığıyla yansıtan Simerini gazetesi, bu konunun, DİKO Meclis Grup Başkanı Andreas Angelidis’in talebiyle gündeme alındığını kaydetti.
Rum meclisinin TC kökenli KKTC vatandaşlarını “kolonizasyon politikasının parçası” olarak gördüğünü ve “kolonizasyonun insanlığa karşı işlenen savaş suçu olduğu, bu konunun Avrupa’da en iyi şekilde öne çıkartılması için Cuco ve Laakso raporlarının değerlendirilmesi gereğine” vurgu yaptığını belirten gazete özetle şunları yazdı:
“Andreas Angelidis, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin; ülkedeki demografik dengenin yeniden tesis edilmesini talep etmek için elinde bulunan yasal silahları detaylı olarak anlattı. Türkiye’nin, siyasi kazanımlar elde etmek için Kıbrıs’ın demografik oluşumunu değiştirmeye yönelik siyasi proje uygulamakta olduğunu söyleyen Angelidis, yerleşiklerin mevcudiyetinin, 4’üncü hükümetler arası başvuru, Dimadis davası ve diğer vakalarda hali hazırda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından kınandığını, ancak bu hukuki sonuçların siyasi yansıması olmadığını belirtti.

Kolonizasyona meşruiyet

Angelidis, kolonizasyona meşruiyet kazandırmaya çalışan işgal rejiminin tepkisine rağmen bizim tarafın, ülkeyi uluslar arası hukuk ve Avrupa hukuku temelinde savunarak ilkelerde ısrar etmesi gerektiğine işaret etti. Kıbrıs sorununun bir iç anlaşmazlık değil; istila ve işgal, insan hakları ihlali sorunu olduğunu söyleyen Andreas Angelidis, kolonizasyonun işgalin bir parçası, insanlığa karşı işlenmiş savaş suçu olduğunu, bunun 1949 Cenevre Sözleşmesi tarafından böyle karşılandığını anlattı.
Angelidis, kolonizasyonun silinmediğini, insani nedenlerin de yerleşiklere Kıbrıs toprağına yayılma ve siyasi sonuçlar üretme hakkı vermediğini vurguladı ve ‘Küçük ve güçsüz olabiliriz, ama adaletin üstün geleceği beklentisiyle, ilkeler temelinde yönetmek zorundayız’ dedi.
AKEL Milletvekili Aristofanis Georgiu, Türkiye üzerinden yapılmaya çalışılan kolonizasyonu ve demografik değişimi kınadı. Ancak Başkan Hristofyas’ın, önerisini, yerleşik akımını durdurmak ve Türkiye’nin işgali sağlamlaştıran politikasını engellemeyi başarmak için yaptığını söyleyen Georgiu şunları ekledi:
“Eroğlu iki halk ve iki demokrasiyle ilgili açıklamalarıyla müzakere çabasının altını oymaya çalışıyor. Başkan vatanseverlikle, daha eski önerilere dayanarak; bizim tarafın insani nedenlerle Kıbrıs’ta kalmalarını kabul ettiği yerleşiklerin sayısını daraltmaya çalışıyor.”

Hrsitofyas da suçlandı

EURO.KO Meclis Grup Sözcüsü Rikkos Erotokritu çok sert bir üslup kullanarak; kolonizasyon akışının bir bölümünün kabul edilmesine ilişkin aleni açıklaması dolayısıyla Başkan Dimitris Hristofyas’ı eleştirdi. ‘Tek bir yerleşiğin bile devamlı olarak toprağımızda kalma ve yayılma hakkı yoktur’ diyen Erotokritu şöyle devam etti:
“Yerleşikler savaş suçunun ürünüdür ve doğum oranına göre, Kıbrıs’ın tamamını alma tehlikesini barındırıyorlar. Yerleşikler ortalama 5 çocuk doğururken Kıbrıslı Rumlar aile başına 1.5 çocuk yapıyor. Başkan Hristofyas, müzakerelerin başında yerleşiklerle ilgili öneriler sundu ve şimdi müzakere masasında bu yükümlülüğünü genişletmek zorunda kalacak. Halkın yüzde 80’i bu önerilere karşıdır ve müzakere edenler bunu ciddiyetle dikkate almalıdır. Çünkü bir aşamada halk değerlendirmesiyle karşı karşıya kalacaklar. Yerleşiklere daimi ikamet statüsü verilemez. Korkunç senaryo; 2030’da kayıtlı (vatandaş yapılmış) yerleşiklerin işgal bölgelerinde yarım milyonu aşacağını söylüyor’”
Fileleftheros “Yerleşikler Kıbrıs’ın Temellerine Konulmuş Bombadır... AB’den Müdahale İsteniyor... Dün Mecliste Görüşüldü” başlıklı haberinde Rum meclisi toplantısında; TC kökenli KKTC vatandaşlarının “Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının önündeki en büyük engel olduğu” da iddia edildi.

STAR KIBRIS 28/11/09

 

HAKEMLİĞE SÜRÜKLÜYOR

   

Londra’da temaslarda bulunan Rum Yönetimi Lideri Hristofyas LGR’ye yaptığı açıklamada Türk tarafını ve Cumhurbaşkanı Talat’ı doğrudan müzakereler prosedürünü “hakemliğe sürüklemekle” suçladı.

AB üyesi 26 devlet başkanına gönderdiği mektuplarda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a yönelik çok ciddi suçlamalarda bulunan Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, Londra’da yayın yapan Rum radyosuna (LGR) yaptığı açıklamada Türk tarafını ve Cumhurbaşkanı Talat’ı doğrudan müzakereler prosedürünü “hakemliğe sürüklemekle”, “suçladığı” bildirildi.
Alithia gazetesi haberi “Hristofyas’ın Çok Ciddi Suçlamaları... Talat Aleyhime Oyun Oynuyor... Hristofyas 26 Lidere Mektup Göndererek Onlara, Muhatabının Oyuna Karıştığı Bilgisini Verdi” başlık ve spotlarıyla yansıtan gazete özetle şunları yazdı:
“Başkan Hristofyas AB liderlerine gönderdiği mektupla; son haftalarda Türkiye’nin, müzakerelerdeki gecikmelerin sorumluluğunu Cumhurbaşkanına yükleme oyununa giriştiği şikayetinde bulundu ve “Maalesef Kıbrıs Türk toplumunun lideri ve müzakerecisi Mehmet Ali Talat da bu oyunun içindedir” dedi.
Başkan Hristofyas öneki gün LGR’ye yaptığı açıklamada, müzakerelerde daha alınması gereken çok yol olduğunu belirterek; “Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı müzakere masasındaki tavrını değiştirmezse, yine çözüm olmadan zaman geçecek, bunu bilinçli söylüyorum” ifadesini kullandı, müzakerelerin gidişatıyla ilgili şunları söyledi:
“Türkiye ve dostum Talat -muhatabımı kastediyorum- tarafından çok defalar; kendi aramızda çözüm bulamayacağımız, uluslar arası unsurun etkin müdahalede bulunarak hakemliğe ve takvimlere varılması yönünde söylendiğini işitiyorum. Kıbrıs sorununun çeşitli yönlerinde katı, daha çok da aşırı tezler sunulmasının; durumları çıkmaza sürüklemek ve hakemliği zorunlu kılmak için taktik maksadı taşıyor ise zannederim aldanırlar.”
Çeşitli başkentlerde, durumları şirin göstermek isteyen çevreler bulunduğuna da işaret eden Hristofyas, ‘Ben durumun olduğundan daha kötü olmasını veya kötüleştirmek istemezdim. İlerleme olduğunu, ancak bunun ne beklenen ne de arzu edilen ilerleme olduğunu söyledim. Daha almamız gereken çok yol var. Kıbrıs sorununda Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafından iyi niyet olmazsa zaman geçecek, yine çözüm olmayacak... Bunu bilinçli söylüyorum’.”

Talat’a uyarı

Simerini haberine “Hakemlik Yanılgı... Hristofyas Türkiye’yi ve Talat’ı Uyarıyor” başlığını attı.
Hristofyas’ın LGR’ye açıklamasını aktaran gazete ALİTHİA’nın haberinden farklı olarak, Rum Yönetimi Başkanı’nın Kıbrıs sorununa yaşayabilir ve işleyebilir çözüm bulunması için gereken öne şartları şu şekilde sıraladığını yazdı:
“1-Kıbrıs’ın iki tarafının anlaşması.
2-Türkiye’nin askerlerini çekmesi, kolonizasyona son vermesi, uluslar arası camiaya, Avrupa Birliği’ne ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ne karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi.
Türkiye’nin AB üyelik süreciyle ilgili olarak 26 AB liderine gönderdiği mektuplara da değinen Hristofyas (mektupların) ‘Ortaklarımızın AB’nin varlığının oluşturucu bölümü olarak her gün ilan ettikleri destek ve dayanışmayı göstermeleri talebi idi. Rahatsız edici olmadığımıza inanmak istiyorum, sadece hakkımız olanı talep ediyoruz ve bir an gelecek AB devletleri olumlu yanıt verecekler’ ifadesini kullandı. Durumların basit olmadığına, çıkarların çok ve karmaşık olduğuna da işaret etti.
Hristofyas, Londra’daki Helen Kıbrıs Kardeşliği örgütü tarafından düzenlenen akşam yemeğine de katıldı. Burada yaptığı konuşmada ‘Herkes anlamalıdır ki Türkiye; katı ve kısır tavrını sürdürdüğü andan itibaren AB’ne elini kolunu sallayarak ilerleyemeyecek’ dedi. Türk tarafını, bizim tarafı isteksizlik ve oyalama yapmakla suçlayarak sorumluluk yükleme oyunu başlatmakla suçlayan Hristofyas, neredeyse 15 aydır devam eden doğrudan müzakerelerde bütün başlıkların halen tatmin edici ölçüde görüşülmediğini, bu durumun da Türkiye’nin, prosedüre hiç katkı koymadığının yeterli göstergesi olduğunu belirtti.”

Haravgi haberine “Hakkımız Olanı Talep Ediyoruz... Başkan Hristofyas AB’nin Birlik Dayanışması Göstermesini Talep Ediyor” başlığını attı.

STAR KIBRIS 28/11/09

 

CUMHURBAŞKANI TALAT’I RAHATSIZ EDEN GELİŞMELER

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve eşi Oya Talat, Kurban Bayramı nedeniyle Cumhurbaşkanlığı’nda bayram tebriklerini kabul etti. Adil olmayan dünyada bayramların daha önemli olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, halkın, Türkiye halkının ve tüm İslam aleminin bayramını kutladı; Rum halkının da barışı, çözümü desteklemesini istedi. Talat; “Son günlerde iç barışı bozan gelişmeler beni rahatsız ediyor, bir an önce iç barışın sağlanacağı bir ortam en büyük dileğim” dedi.
Talat, Kıbrıs Rum halkına hitaben “Barış elimiz onlara uzatılmış durumdadır. Barış, ülkemiz, adamız, yurdumuz için önemli bir ihtiyaçtır. Kıbrıs sorununu çözerek barışı kurabiliriz. Kıbrıs sorununu çözmek için çalışıyoruz, onun için bizlere destek vermelerini istiyorum. Kıbrıs Türkü barışı, çözümü desteklediği gibi Kıbrıs Rum halkının da çözümü desteklemesi en büyük dileğimdir” dedi.

Cumhurbaşkanlığı’nda saat 11.00’de başlayan bayram tebrikinde Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer, Başbakan Derviş Eroğlu, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Abdullah Recep, Yüksek Mahkeme Başkanı Nevvar Nolan, ana muhalefet CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, bazı bakanlar, bazı milletvekilleri, bağımsız kuruluşların başkanları, Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları, bürokratlar, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve vatandaşlar, Cumhurbaşkanı Talat ve Oya Talat’la el sıkışarak bayramlarını kutladı.

Bayramlaşmaya gelenler arasında çocuklar da vardı. Cumhurbaşkanı Talat ve eşi Oya Talat, çocuklarla fotoğraf da çektirdi.

Domuz gribi aşıları yeterli mi?
Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan Derviş Eroğlu ve Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüst’le bir süre ayak üstü sohbet ederken, Sağlık Bakanı Ahmet Kaşif’e ise domuz gribi aşılarının yeterli olup olmadığını sordu. Kaşif de yeterince aşı bulunduğunu belirterek, Cumhurbaşkanı’na kısaca bilgi verdi.

Dünya adil değil
Cumhurbaşkanı Talat, bayram tebrikinde basına yaptığı açıklamada, halkın bayramını kutladı. Bugünün tüm İslam aleminin sevinç ve mutluluk özlemiyle kutladığı önemli bir bayramı olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, “Çünkü dünyamız adil bir dünya değil. Bundan dolayı da bayramlar daha önemli oluyor. Bugün barış, dostluk, kardeşlik, işbirliği için vesile oluşturan bir gün. Zaten bayramın anlamı o” dedi.
Kurban Bayramı’nın yoksul, yiyecek kıtlığı çeken, protein almakta zorlanan insanların, varlıklılar tarafından sevindirilmesi üzerine dayandığını kaydeden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, şöyle konuştu: “Kısacası yoksul insanların mutlu edilmesi üzerine dayanıyor, dayanışma üzerine dayanıyor. Bugün küsler barışacak, sorunlar giderilmeye çalışılacak, aileler, arkadaşlar bir araya gelecek, toplum bir araya gelecek. İç huzuru, iç barışı öncelikle sağlayacağız.

İç barışı bozan gelişmeler
Son günlerde iç barışı bozan gelişmeler bizi rahatsız ediyor, beni Cumhurbaşkanı olarak da rahatsız ediyor. Bir an önce iç barışın sağlanacağı bir ortamın oluşması en büyük dileğimdir. Bu bayram gününde bunun mesajını vermek istedim. Yurtta barış, Atatürk ilkesi olarak dünyada barışı da gerektiriyor. Dünyada barış da en büyük özlemimiz. Adil olmayan bu dünyada barışı, dostluğu, kardeşliği geliştirebilmek için yapabileceğimiz katkıyı biz de yapmaya çalışıyoruz, çalışacağız, devam edeceğiz.”
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununu çözmek için çalıştıklarına işaret ederek, Kurban Bayramı’nda çözüm için birlikte çalıştıkları Kıbrıs Rum halkına seslendi ve “Barış elimiz onlara uzatılmış durumdadır. Barış, ülkemiz, adamız, yurdumuz için önemli bir ihtiyaçtır. Kıbrıs sorununu çözerek barışı kurabiliriz. Kıbrıs sorununu çözmek için çalışıyoruz, onun için bizlere destek vermelerini istiyorum. Kıbrıs Türkü barışı, çözümü desteklediği gibi Kıbrıs Rum halkının da çözümü desteklemesi en büyük dileğimdir. Çözümü Kıbrıs Rum halkı da desteklerse barışı daha kolay kurabileceğiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, tüm insanlığın, İslam aleminin, Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye halkının bayramını kutladı, kutlu ve mutlu bir bayram geçirmelerini diledi.

STAR KIBRIS 28/11/09

 

No EU slaps for Ankara
By Elias Hazou

IN AN APPARENT setback to Cypriot diplomacy, the European Parliament yesterday approved a draft European Council document that makes no mention of possible sanctions against Ankara despite its failure since 2004 to normalise relations with the Republic of Cyprus.

The development drew condemnation from the entire political spectrum. The draft was drawn up by the Swedish Presidency of the EU ahead of a crucial European Council next month that will assess Turkey’s accession progress. It was submitted to the European Parliament late on Wednesday.

Attempts by Cypriot MEPs to include in the draft a reference to sanctions were voted out.

Yesterday’s development is seen as another blow to Cypriot strategy, which has centred on extracting concessions from Turkey using its EU accession bid as leverage.

The draft notes Turkey’s “active contribution to the ongoing [peace] talks.”

Excerpts from the document were published yesterday by Phileleftheros, which suggested the document let Ankara off the hook.

In Nicosia, political parties expressed “grief” at the development, but said there was still ample time until December to change the wording of the document.

A discussion of the draft is to take place today at the Committee of Permanent Representatives (COREPER) and again next week, and amendments are expected to be made to the document, which is then forwarded to the European Council.

Asked by newsmen to comment, government spokesman Stefanos Stefanou advised patience: “Let us not rush [into conclusions].”

Stefanou said the draft would undergo several changes before its final version, and it was possible for the government to intervene during this time.

He refused to be drawn when asked whether the government would insist COREPER included a reference to sanctions against Turkey.

The hubbub surrounding the Swedish draft followed a letter sent by President Christofias to European leaders serving notice that, unless Turkey changed its unconstructive attitude toward ongoing reunification talks, the Republic intended to block further progress in Ankara’s EU accession bid.

In a letter addressed to all other European heads of state, Christofias said Turkey must fulfill all its commitments under an agreement with the EU requiring that Ankara recognise the Republic of Cyprus and stop barring Greek Cypriot ships and planes from using its ports, airports or air space.

“After spending 18 months of negotiations at different levels…we observe with regret that progress has been unsatisfactory. Even after so many months, whole chapters, such as those of territory, of security and of the settlers, have not been properly discussed. In consider that this is ample proof that Turkey has not contributed to the process,” the President notes.

“I regret to observe that Turkey has paid only lip service to the negotiating process so far,” he adds.

In view of Turkey’s failure to support peace talks or open its ports to Cypriot vessels in accordance with the Ankara protocol, Christofias notes, “it is our conviction that we should review our position, in consultation with partners, towards Turkish accession negotiations in the December European Council, and to take specific measures unless there are visible signs of a changed attitude on the part of Turkey in the meantime.”

Christofias's letter was sent ahead of a European Council (EC) meeting next month, which will evaluate Turkey's compliance with obligations to bring its institutions in line with EU standards.

Possible action by the government could include blocking some of its accession negotiations chapters.

Eight chapters out of a total of 35 have already been frozen by the EU, including the chapter on energy, after objections by Cyprus in protest at Turkey's military action to prevent exploitation of hydrocarbon deposits in the island's exclusive economic zone.

The letter goes on to accuse the Turkish side of playing a “blame game” over the last weeks against Christofias “for supposedly lacking the will for a solution and for supposedly delaying the negotiations.

“Unfortunately in this game the Leader of the Turkish Cypriot community and negotiator Mr. Mehmet Ali Talat is also involved,” Christofias says of his interlocutor.

In the north, the Turkish Cypriot side said the letter was proof of the existence of a Greek ‘road map’ linking Turkey’s accession process with the Cyprus problem.

Talat’s spokesman Hasan Ercakica warned that such a policy could only serve to worsen prospects for a comprehensive settlement and end the island’s division.

Ercakica said the best response to the Greek Cypriot efforts was given by the Turkish Minister of State Cemil Cicek during the November 15 celebrations for the establishment of the breakaway regime.

Cicek had said that if Turkey had to choose between EU membership and remaining by the side of the Turks of Cyprus, it would always choose the Turks of Cyprus.

“It is the perfect response to such attempts,” said Ercakica of Cicek’s comment.

CYPRUS MAIL 28/11/09

 

Türk’üm, doğruyum iyi ama ben kimim
Ezgi BAŞARAN

Rahmi Turan’ın 2 Kasım’da Hürriyet’te yazdığı “Türk Olmak Zordur” başlıklı yazı okurların çok ilgisini çekti. O kadar ki, Turan’ın yazıda belirttiği “Türk olma şartları” hemen arkasına bayrak ve müzik eklenerek birer slayt haline getirildi, e-postalara iliştirilip yayıldı.
Aynı vakitlerde Fransa da Fransız olmak nedir, araştırmaya koyulmuştu. “Grand Debat Sur L’Identite Nationale”, Sarkozy hükümetinin ülke genelinde başlattığı ulusal kimlik anketinin adı. Tabii çok tartışılıyor. Diyorlar ki, Sarkozy baharda yapılacak seçimler öncesinde dikkat dağıtmaya çalışıyor. Diyorlar ki, biz Fransızlar göçmenlerimizle yeterince sorun yaşıyoruz, böyle bir anket onları iyice yabancı ve dışlanmış hissettirir. Aşırı milliyetçi Le Penn’den sonra bir de başımıza Sarkozy mi çıktı? Diyorlar ki, böyle konular netamelidir, tehlikelidir, bırakın, tabularımızla biz rahatız! Ulusal kimlik, Türkiye Cumhuriyeti’nin de en namütenahi, özellikle son yıllarda en üstünde uzlaşılamayan meselesi. Çoğunlukla yüzeysel bir ateşe kapılıp kırıp dökerek, bazen yoğun hamaset tuzağına düşerek, bazen de komik denecek şekilde siyasi doğrucu olmaya çalışarak çevresinde dönüp dolaşırız konunun. Türk kelimesinin memleketin azınlık ve gayrimüslim vatandaşlarını kapsamadığını düşünerek Türkiyeli diye bir deyim icat ederiz. Ya da birkaç yıl önce Başbakan Erdoğan’ın önderliğinde olduğu gibi, altkimlik-üstkimlik diye ayrımlar türetiriz. Asıl önemlisi, Ceza Kanunumuzdaki Türklüğü aşağılamak maddesi sağ olsun, bu konuyu layıkıyla tartışamayız. Yerli-yabancı akademisyenlere, tarihçilere, antropologlara, yazılarında, oyunlarında, reklamlarında Türk insanını çok net çözdüğüne inandığımız kişilere “Türk olmak size göre nedir” diye sorarak konuyu bir kez daha tartışmayı deniyoruz şimdi. Ne demiş Samuel Beckett: Yine dene, yine yenil, daha iyi yenil.

RAHMİ TURAN’A GÖRE TÜRK OLMAK ZOR

“Günümüzde Türk olmak zor dostum! Türk olmak, çile çekmektir. Türk olmak, kendi ülkende bile hor görülmek demektir. Türk olmak soykırımla, kan dökmekle, vahşetle suçlanmaktır. Türk olmak, 1 milyon Ermeni’yi, 30 bin Kürt’ü öldürmektir. Türk olmak, yabancılara satılan yerlerde ırgat olarak çalışmaktır. Türk olmak, yurduna ve ulusuna sahip çıktığın vakit faşist damgası yemektir. Türk olmak, davul-zurnayla askere uğurlanıp, vurulursan “Vatan sağ olsun”  denilerek şehitliğe gömülmektir. Türk olmak, teröristi öldürdüğün zaman hapse girip yargılanmak demektir. Türk olmak, ulusuna söven bölücülere, hainlere ve işbirlikçilerine ses çıkarmamaktır. Türk olmak, haksızlığa ve açılımlar nedeniyle aşağılanmaya razı olmaktır. Velhasıl, günümüzde Türk olmak çok zordur!”

TÜRK KADINI

-  Yüzde 60’ı dişçiye ya hiç gitmez ya da çok seyrek gider.
-  Yüzde 5’i her gün, yüzde 27’si haftada bir banyo yapar.
-  Yüzde 27’si kuaföre yılda bir-iki kez gider. Saçına hiç uygulama yaptırmayanların oranı 61.
-  Yüzde 26’sı düzenli deodorant kullanır. Hiç kullanmayan ya da nadiren kullananlar ise yüzde 50’den fazla.
-  Yüzde 86’sı için bekâret çok önemli. Kadının namusu sadece zihnindedir         diyenler 75.
-  Yüzde 88 hem resmi, hem dini nikâh yapılmalıdır der.
-  Yüzde 27’si bekârken hiçbir erkekle           flört etmez. Yüzde 23’ü evde kalmaktan   korkar.
-  Yüzde 85’i evlenmeden birlikte yaşamak uygun değildir der.
-  Yüzde 72’si yüzme bilmez. Yüzde 54’ü denize ya da havuza hiç girmez. Girenlerin 10’u bikini giyerken, 12’si örtü ya da elbise ile denize girer.
-  Yüzde 65’i kontrol için jinekoloğa gitmez. Hamilelik sırasında da düzenli olarak doktora gitmeyenlerin oranı yüzde 56.
-  Yüzde 92’si balayına çıkmaz. Yüzde 62.6’sı tatile gidince akraba evinde kalır.
-  Yüzde 93’nün pasaportu yok. Yüzde 92’si hiç yurtdışına çıkmamış.
-  Yüzde 57 “Genelde makyaj yapmam” der. Ev işlerinde yardımcısı olanlar yüzde 6.

TÜRK ERKEĞİ

-  Yüzde 27’sinin hiçbir hobisi yok. Yüzde 70’i hafta sonu tatiline çıkmaz.
-  Yüzde 86’sının pasaportu yok.
-  Yüzde 44’ü erkeklerin kadınlardan daha üstün olduğunu düşünür.
-  Yüzde 31’i 15-20 yaşında, yüzde 48’i 21-25 yaş arasında evlenir. Yüzde 62’si alyans takmaz.
-  Yüzde 19’u haftada sadece birkaç kez dişlerini fırçalar.
-  Yüzde 53’ünün kredi kartı borcu vardır. Yüzde 63’ü bilgisayar kullanır, yüzde 54’ü sigara içer.
-  Yüzde 15’i hiç gazete okumaz, yüzde 12’si haftada bir kez okur. Yüzde 66’sı hiç dergi okumaz.
(Efes Pilsen’in 2005 ve 2007’de yaptırdığı Türk profili araştırmalarının sonuçları dikkate alınmıştır.)

Eşitlik uğruna Türk kimliğini yadsıyamazsınız

Prof. KEMAL KARPAT - Tarihçi, bu yıl TBMM Onur Ödülü’nü aldı, Wisconsin Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları’nda ders veriyor. “Osmanlı’dan Günümüze Elitler ve Din”, “Osmanlı’dan Günümüze Kimlik ve İdeoloji”, “Osmanlı’nın Geçmişi ve Bugünün Türkiyesi”, “Türkiye’de Siyasal Sistemin Evrimi”, “Türkiye’de Toplumsal Dönüşüm”, “İslam’ın Siyasallaşması” eserlerinden bazıları.

Irk kafalarda türeyen suni bir merhum çünkü gerçekte temiz bir ırk yok. Milli kimlik kültüreldir ama bizim durumumuzda Türklüğü tek bir kaynağa dayandırmak da yanlış. Çünkü toplumsal kimliğimiz kültürel olduğu gibi sosyal ve coğrafik bileşenlerin toplamından oluşur.
Bugün bazı kimseler Türk kimliğini tamamıyla dile dayandırıyor. Evet dil, devletini kurmuş bir grubun hayatında belirleyici, kimlik verici bir rol oynar ama sadece bundan ibaret değil. Bugün dünyada hâlâ genel olarak Türk diye isimlendirdiğimiz, 25-30 kadar büyük küçük gruplar var. Bunların içinde en yüksek siyasi ve sosyal dereceye ulaşmış olan grup Türkiye. Fakat etnik bir kimlik devlet olarak ortaya çıkmasa da kimliğini devam ettirir. Devleti olmayan birçok Türk kavmi de var hali hazırda.
Türklük birdenbire, sonradan oluşturulmuş bir kimlik değil. Yüzyıllar boyunca birikmiş sosyal, kültürel olaylar sonunda olagelmiştir. Bugünkü Türkiye’yi oluşturan Oğuzların kökeni 7-8’inci yüzyıla, Orta Asya’ya gider. Bu gruplar Anadolu’ya göç ettiklerinde nihayet siyasi bir kimlik kazanarak, bugünkü Türkiye’nin temelini oluşturan Selçuklu devletini kurdular. Anadolu’ya gelen bu Türki kavimler Müslümanlaştılar 10’uncu yüzyılda. İslam’la birlikte Türki grupların kimliğine yeni bir kültürel vücut eklendi. İslam’ın temel prensipleri aynı kalmakla birlikte İslam Anadolu şeklini almış, Türk İslam’ı oluşmuştur.
Bütün bunların dışında bugünkü Türk kimliğini en çok da Osmanlı devleti tayin etti. Osmanlı, idari, siyasi, sosyal, maddi-manevi, kültürel alanlarda temeli Türk olan bir hanedanın idaresinde bir medeniyet yarattı. Fakat Anadolu’da ve Rumeli’de çok farklı dil konuşan toplulukları idare ettiği için bu Türk kimliğini hiç öne çıkarmamış, hanedan yapısını bağlayıcı kılmıştır. Örneğin bazı Türk kavimleri Araplaşmış, Gagavuzlar gibi bazıları da Hıristiyanlaşmıştı. Gagavuzlar bugünkü Türkçeye çok yakın olan bir lehçe konuşmalarına rağmen Ortodoks Hıristiyanlığı ön planda tuttukları için kendilerini tam manasıyla Türk saymazlar. Buradan da anlayacağımız gibi kimlik katiyen sadece dil unsuru üzerine inşa edilemez. Türk kimliği söz konusu olduğunda din ve dil unsurları bir aradadır. 
KAFAMIZ ÇOK KARIŞIK
Türklük konusunda bizim kafamız çok çok karışık. Gerçekleri görmeyerek idealize edilmiş bir eşitlik duygusunun peşinden gitmek çok yanlış. Türkiye’de Kürtler, Rumlar, Ermeniler var diye binlerce sene tarihi olan Türklük kimliğini inkâr etme çabası içine girenler olduğunu görüyorum. Sırf eşitlik ve kardeşlik uğruna tarihi inkâr edemezsiniz. Unutmayınız ki buna benzer bir durum İttihat ve Terakki döneminde olmuştu. 1908-10 yılları arasında ana düşünce şuydu: “Mevcut devletin vazifesi Osmanlı’da yaşayan Ermeni, Rum, Kürt gruplara devlet hakkını tanımak ve kendisini tasfiye etmektir.” Türklerin mevcudiyetini tamamen görmezden gelmek gibi çok acayip bir şeydi bu. Bugün yine tarihi gerçeklerden uzaklaşıldığını ve millet olmanın şartlarının unutulduğunu görüyorum. Buradan sakın benim toplum içinde diğer grupların kültürlerini yok sayıp asimile edilmesini tasvip ettiğim anlamı çıkmasın. Asla bunu söylemiyorum ama neticede Türkiye’de bugün devlet ve ezici çoğunluk kendini Türk sayan kimselerden oluşmaktadır.     
Bizim Cumhuriyet tarihinde yaptığımız en büyük hata Osmanlı mirasını reddetmek oldu. Osmanlı’nın yarattığı 600 senelik medeniyet üzerine yeni bir millet yaratmaya çalışıldı. Cumhuriyet’in hatası tarihi derinliği olmayan, suni ve yukarıdan emirle bir millet yaratmaya girişmiş olmasıdır. Halbuki orada zaten bir millet vardı. Yeni oluşturduğumuz sosyo-politik yapıya da eski bir isim vermiş, Türk demişiz. Elbette bu olağandır. 2 bin senelik Alman aşiretlerinin birleşmesinden meydana gelen Almanya da böyle ortaya çıkmıştır. 
Bir avuç entelektüelin tartışmalarından uzaklaşarak halk arasına girerseniz Boşnak olsun, Çerkez olsun, adam kendisine Türk der. Demek ki bütün bu kültürel, dini ayrımların üstünde ve onlara paralel olarak bir kimlik oluşmuştur, adı da Türk’tür. Görüşlerim o entelektüellerin alışık olduğu sloganların ötesine geçtiği için rahatsızlık verebilir. Ama ben gerçeklere bakıyorum o yüzden de bana zaman zaman dinci, zaman zaman milliyetçi, bazen de komünist derler, hiç aldırmam. Nasıl Fransızlara hiç yüksünmeden Fransız, Almanlara Alman diyorsak, kendimizin de Türk olduğunu yadsımayalım. Türkiyeli gibi saçmasapan kavramlar uydurmayalım. Her nereden alırsanız alın, eğer makul düşünürseniz bir Türk grubunun, Türk milletinin varlığını kabul edersiniz.

Anası babası Türkçe konuşan herkes Türk’tür

Prof. İLBER ORTAYLI-Topkapı Müzesi Müdürü, tarihçi, aralarında “Osmanlıyı Yeniden Keşfetmek”, “Batılılaşma Yolunda”nın da bulunduğu onlarca kitabı var.

Anası babası Türkçe konuşan ve kendisine Türk diyen herkes Türk’tür. Örneğin anne Çerkes, baba Boşnak olabilir ama eğer Türkçe konuşuyorlarsa, çocukları Türk’tür. Türklük bir ırk değildir. Türkleri birleştiren ve dünyanın geri kalanından ayıran unsur dildir. Bunu daha öteye büyütmenin manası yoktur.

Dilleri ve dinleri dışında Türkler ve Rumların marazları aynıdır

ÖZDEMİR İNCE- Şair ve yazar, “Demokrasisiz Demokrasi”” ve “Fesatlar Sarmalında Türkiye” kitaplarından bazıları.

Nobel ödüllü İvo Andriç’in Drina Köprüsü adlı romanında “Türk olmak” deyişi aynen geçer. Osmanlı egemenliğindeki Balkanlar’da insanların din değiştirerek Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçmesine “Türk olmak” denirdi.
Türkler ile Eskimoların, Çinliler ile İskoçların bütün organları aynı. Maddi özellikler ayırmıyor, tam tersine birleştiriyor. Diller ve kültürel özellikler ayırmakta. “Kültürel çoğulculuk” sanıldığı gibi ilericilik değil, gericilik. Mikro birleştirici olan anadiller makro planda ayırıcıdır. Ulusları ulus yapan bu özel bilinç hali.
Günümüz Türk halkı bir ırk değildir, kendini “Türk” kabul eden bir oluşumdur. Burada dil unsuru önemli. Orta Asya’nın Türki kökenli insanlarının “Sizi çekik gözlü gönderdik, mavi-yeşil gözlü geri döndünüz” deyişleri son derece anlamlı. 1970’lerin ortalarında Sisam Adası’nın Vati kentinde rastladığım, eski İstanbullu komünist Barba Kokinos “Dilleri ve dinleri dışında Türklerle Rumların bütün marazları aynıdır” derdi. Yunan halkı da yerde ekmek parçası bulduğu zaman öpüp başına koyarak ayak basılmayacak kuytu bir yere bırakır. Benim çocukluğumda, Mersin’de dilenciler “Meryem Analarımız” adına dilenirdi.

Her an taşınacakmış gibi bir halleri vardır

HUGH POPE Uzun yıllar Türkiye’de yaşamış İngiliz gazeteci ve “Evlad-ı Fatihan” kitabının yazarı.

Evlad-ı Fatihan kitabımı yazmak ve Türk olmak nedir sorusuna cevap bulmak için 24 ülke gezdim. Bilimsel yanıtların ötesinde Türklerle ilgili genel kanılara da ulaştım. Sizinle onları paylaşayım: Türkler hayatlarını planlamak yerine fırsatçı riskler almayı tercih ederler. Öğrenme eylemini okumak yerine izleyerek ya da dinleyerek gerçekleşmeyi severler. “Anında görüntü”cüdürler. Kuşaklar boyunca aynı yerde kalmazlar, her an taşınacakmış gibi bir halleri vardır. Bugün itibariyle insanlar ve etnisiteler tamamen birbirine geçmiş, yeni formlar almış durumda. Birçok Türk, Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli yerlerinden Anadolu’ya gelenlerin torunlarıdır. Elbette Türkiye’de yaşayan çoğunlu kendisine Türk der. Ama onların Türklükten anladığı şey ile 100 yıl önce Anadolu’ya göçmüş büyükannelerinin anladıkları şeyle çok farklıdır. 

Türklerin bayramı kutlanmaz mı?

Cengiz Çandar önceki gün Referans Gazetesi’ndeki köşesini bir bayram tebrikiyle bitirdi:
“Ordu, disiplinli, güvenilir ve şanlıydı. Yargı, bağımsız, tarafsız ve saygıdeğerdi. Medya, dürüst ve gerçekçiydi. Kürtler teröristti, dindarlar yobazdı, solcular haindi, Aleviler ahlâksızdı. Bugün Bayram. Kürtlerin, dindarların, solcuların, Alevilerin, okurlarımızın, tüm Türkiye’nin Bayram günleri Mübarek Olsun”...

Bir Uygur Türkü İstanbul’da yabancı kalır

Prof. CARTER V. FINDLEY - Ohio Üniversitesi Türkçe Akademisi, “Dünya Tarihinde Türkler” başta olmak üzere Türkiye üstüne birçok kitabı var.

ABD’de ırk makro seviyede biyolojik bir farklılık anlamına gelir. Siyah Türk diye bir şey olmadığı için Amerikan tanımına göre ırk Türklerde yoktur. Irk, Avrupa’da da sistematik olarak etnisiteyle karıştırılır. Söz konusu Türkler olduğunda ırk kafaları karıştırmaktan öteye gitmeyen, Kuzey Amerikan zihniyetine göre de hiçbir karşılığı olmayan bir kavram. Türkiye’de melez olmayan, saf bir Türk bulmak neredeyse imkânsız. Orta Asya Türkleri’ne baksanız da bulamazsınız, yoktur. Bugün Uygurların yaşadığı bölgede yapılan mezar kazıları karmaşık iskelet tipleri ortaya çıkarmıştır. Başka bir örnek: Turan mezarları konusunda uzman bir arkeolog olan Doklun Kamberi bir Uygur Türkü. Fiziksel görüntü bakımından St. Petersburg ya da Riga’daki bir kalabalık içinde ayırt edemezsiniz. Ama İstanbul’a gelse yabancı olduğu hemen anlaşılır. Anlatabildim mi? Türklerin biyolojik olarak belirgin bir tipi yok, “Eskiden vardı da kaybettiler” değil, hiçbir zaman olmadı. Dilbilimi bakımından da bir saflık ya da haslıktan söz edilemez. Orhun kitabeleri Türkçe kökenli olmayan kelimelerle doludur.

Birincil kimlik olarak herkes Türk’tür

Prof. METİN HEPER- Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi, “Devlet ve Kürtler”, “Türkiye’de Devlet Geleneği”, “Türkiye Sözlüğü” gibi kitapları var.

Türk olmak hukuki olarak iki kimliği içerir: Birincil kimlik vatandaşlık itibariyle Türk kimliğidir. Yani Türk, Kürt, Boşnak ve diğer tüm TC vatandaşları Türk’tür. İkincil kimlik olarak, Türk etnik aidiyetine sahip olanlar vardır. Türklerin Müslümanlığı da daha çok kişi düzeyinde kalan mahalle ve devlet düzeylerine taşmayan bir Müslümanlık. Türkler pek çok Doğulu ve Güneyli millete göre kuvvetli devlet nosyonu ve uygulamasına sahip. Pek çok Batılı ülkede millet devletini inşa etmişken, Türkiye’de devlet milletini inşa etmeye çalışmış. Türklük, hukuki olarak ırki bir fenomen değildir, uygulamada da, 1930’larda bir avuç kişi hariç böyle algılanmamış. Kültürel bir fenomen de değil. Ancak bir ölçüde İslami boyutlar taşıdığından Türklük uygulamada kültürel bir fenomen olarak da ortaya çıkar.

Kimse kendini saf ve karışmamış sanmasın

Prof. METİN ÖZBEK - Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü Bşk. “Dünden Bugüne İnsan” kitabının yazarı.

Biyolojik antropoloji son 40 yıldan bu yana artık ırk sözcüğünü gündemden kaldırdı. Biyolojik anlamda hiçbir bilimsel geçerliliği kalmayan bu sözcüğün yerine genelde “etnik gruplar” diye bir tanımlama kullanılıyor. Anadolu’da Türk ırkı diye bir tanımlamayı ön plana çıkarırsak antropolojik, arkeolojik ve coğrafi açıdan bir hatanın içine düşeriz. Dünyanın geri kalan toplumlarından bizi ayıran herhangi bir temel özelliğimiz bulunmamaktadır. Dolayısıyla, kimse kendini saf, karışmamış grup olarak görmesin. Doğru olan tanımlama Türk toplumudur. O halde Türk sözcüğü kültürel anlamda kullanılırsa daha bütünleştirici ve kapsayıcı. Anadolu genetik açıdan olduğu kadar kültürel açıdan da büyük bir çeşitlilik sergiliyor. Bizler, hangi etnik kökene sahip olursak olalım Anadolu coğrafyasında Türk toplumu olarak varız. Tüm bu çeşitliliğimizle bir arada yaşamaya devam etmeliyiz.

Hiçbir biricikliği yoktur

Doç. SİBEL ÖZBUDUN  Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü.

Türk olmak, “Orta Asya kökenli (etnik) bir topluluğun mensubu olmak”, “Anadolulu Müslüman olmak” durumları ile, “Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı” olmak arasında sıkışmış, muğlak bir ifade. Türklerin çoğu örneğin mağduriyet, kuvvet, ahlak, ya da ne bileyim cinsel güç bakımından eşsiz olduklarını düşünseler de, bizi dünyanın geri kalanından ayıran hiçbir temel ya da ikincil özellik, bir başka deyişle hiçbir “biriciklik” yok. Hatırlatayım; yeryüzünde yaşayan çeşitli halkların mensubu olduğu dört ana ırk grubundan söz edilebilir:
Negroidler (Afrika), Mongoloidler (Asya), Kafkasyalılar (Avrupa) ve Avustraloidler (Avustralya/Okyanusya). 1930’lu yıllarda Türklerin hangi ırk grubuna dahil olduğu konusunda tartışmalar yapılmış ama bir sonuca ulaşılamamıştı. Özetle, antropolojiyle ilgilenenler artık hangi topluluğun hangi ırka mensup olduğunu saptamakla uğraşmıyor, ırk kavramını reddediyorlar. Zaten Türk olarak nitelenen insan grubu, nüfus genetiği açısından son derece karma bir görünüm sergiliyor. İçlerinde Asya toplumlarıyla ortak genetik malzeme sergileyenler de var, Avrupa ve Ortadoğu topluluklarıyla da. Bu da anlaşılır bir şey değil mi? Nihayetinde Türklük 19. yüzyıl sonundan itibaren biçimlenmeye başlayan siyasal ve kültürel bir kavram. 

Bir ergenin tepkiselliğidir

HASAN BÜLENT KAHRAMAN  Sosyal bilimci, “Türk Siyasetinin Yapısal Analizi”, “Türk Sağı ve AKP”, “Kültür Tarihi Affetmez” kitaplarından bazıları.

Türklük bütün milliyet temelindeki kavramlar gibi inşa edilmiştir. Bugünkü dünyada milliyet-ırk-etnisite temelinde bir Türklük anlayışı bana çok sorunlu görünüyor. Bunu bir kenara bırakıp bir kültürel kod olarak bakarsak, bana göre Türklük yıkılan bir imparatorluğun üstüne kurulduğu için belirgin bir kompleksi ve iç çatışmaları bünyesinde barındırıyor. Türklük seçkinler nezdinde Batı’ya dönük bir kompleksle inşa edilmiştir ve bu duygu şu veya bu düzeyde hâlâ geçerli. Dolayısıyla Türklük bir yandan bütün dünyayı isteme, hak ettiğine inanma hali, bir yanıyla da hiçbir şeye sahip olmama duygusu. Yani egemen ve mağdur Türklükte bir arada. Türklük, bir kasabalılık tavrı içinde kalmak, alabildiğine ve bir o kadar da sorunlu bir özgüvenle, gerçeklik duygusundan uzak, disiplinden kopuk bir şekilde davranmaktır. Bu anlamıyla Türklük bana göre henüz Ödipus kompleksini aşamamış bir ergenin tepkiselliği.

Özeleştiri yaparken bile gururlu olandır

Prof. JOHN FREELY - Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü, Türkiye ve İstanbul’la ilgili pek çok kitabı var.
Türk olmak, kendisini TC vatandaşlığının ötesinde belirli bir etnik özellikle tanımlamaya denir. Fakat etnik olarak Türk olduğunu söyleyenlerin bağlı olduğu genetik havuz inanılmaz derece geniş. Bana göre Türklerin başlıca özellikleri şunlar: Yoğun bir gurur duygusu, özeleştiri yaparken bile bu gururdan ödün vermemesi, düşkünlükle ve zorluklarla baş etme konusunda büyük beceri.

Günlük eziyetlere vurdumduymaz olandır

Prof. FİKRET ADANIR- Sabancı Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi
Bana göre Türk olmak, tesadüfen Türkiyeli bir
ana-babadan doğduktan sonra, günlük yaşamın sınırsız eziyetleri karşısında biraz vurdumduymaz, biraz da kaderci olabilme yeteneğidir. Türkleri ayıran en temel özellik, bütün dünyayı Türklere düşman gibi görme alışkanlığıdır.

Çift başlı kartal tesadüf olamaz

GENE D. MATLOCK - “Ey Dünya İnsanları Hepiniz Türksünüz” kitabının yazarı.
Türk, bütün ırkların, doğduğu bir ulustan gelen kişidir. Bu ulusun bir amblemi vardı. Çift başlı bir kartal olan bu amblem Göklerin Tanrısı Tengri’yi temsil ediyordu. Bu çift başlı kartalı dünyanın her yerinde görebilirsiniz. Güney Amerika’da, Hindistan’da, Selçuklularda..  Tesadüf olamaz değil mi?

Kanla değil dille açıklanabilir

Prof. METE TUNÇAY - Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü, iki ciltlik “Türkiye’de Sol Akımlar” kitaplarından biri.
Türk olmak ancak dille açıklanabilir. Belki benim kanımda Patriğin kanındakinden daha fazla Ermenilik ya da Rumluk  vardır ama anadilim Türkçeyse bana Türk denir.      Bu topraklarda yaşayan insanlar dünyanın en karışık etnik geçmişine sahip olduğundan Türk olmak ancak kültürel bir fenomen olabilir.

Biraz yükselip baktığında ne ırk kalır ne millet

MÜJDAT GEZEN - Tiyatrocu

Türklük Türk olmaktır. Mesela Amerikalı ne demek? Zaten biraz yükselip dünyaya yukarıdan bakmayı başardığınızda, bütün bunların, yani bayrağın, milletin, dinin, ırkın kaybolduğunu, görünmediğini fark ediyorsunuz. Ben Türk’üm diyen Türk’tür. Atatürk’ün sürekli istismar edilen sözü: “Ne mutlu Türk’üm diyene” aslında bir motivasyon deyişi. Osmanlı, Türkleri azınlıktan sayardı. Örneğin Karagöz oyununda Türk tipi “Hırbo” olarak geçer. Biz heyecanlı bir ulusuz. Avrupalı bizi sevmez. Çok da haksız değildir. Oralarda yüzyıllar boyu imparatorluk rüzgârı estirmişiz. Pek de doğru işler yaptığımız söylenemez. Ne işimiz vardı Viyana’da?

Halaya ters ayak basmaktır

LATİF DEMİRCİ - Çizer

Halayın başı değilse canı sıkılan, inadına ters ayak basıp, suratsız oynayan TC vatandaşıdır. Dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir şey için ödeme yapacakken cebinden, cüzdanından çıkardığı paraların arasından özenle, en kırışık buruşuk ve kirlisini seçip uzatan kişiye gözümü kırpmadan “Vaay toprak” diye seslenirim.

Mucizevi bir anlaşma yöntemi vardır

KANAT ATKAYA - Gazeteci

Anlatılmaz, yaşanır. Bir yanı ‘şok gelişme’dir; “Ay ben oynamayı bilmem” diye çıktığı pistte halay başı olur. Bir yanı ‘azzz sonra’dır; işi zamana uydurmayı “Bakarız” sözüyle bayraklaştırır. Eski Türklerde insanın hayvan bedenine bürünmesine “tonuna girmek” denirmiş. Şaman rahipleri, dedeler, veliler, genellikle kuş kılığına yani “tonuna” girermiş. Bir Türk olarak kendi adıma bugüne kadar ayı tonuna da girmişimdir, tedirgin kertenkele tonuna da. Türk olmanın mucizevi bir yanını söyle derseniz, “Biz Türkler şöyle konuşarak anlaşabiliyoruz: Nörüyon? Nörüym? Aban nörüyo? Nörsün?” derdim. (N’apıyorsun? N’apayım? Ablan n’apıyo? N’apsın?)

Dünyanın Lazı olmak demektir

METİN ÜSTÜNDAĞ  Çizer

İki tür insan var: Türkler ve diğerleri. Türk olmak, dünyanın Lazı olmak demektir. Doğuştan arıza bir bakış açısı kazanmaktır. “16 büyük devlet kurduk” diye övünülür de “niye 15’ini batırdık” diye düşünülmez! Türk olmak, abartmaktır. Her şeyi kurcalamak, çeşitliliğini, çok sesliliğini problem olarak görmek ve çabuk gaza gelmektir. Türk olmak, Berlin duvarının dibine bostan yapmaktır. Aya çıkıp patates ekmektir. . . Yarısı dolu bir bardakla bir ömür geçirmektir.

Türkler sözlüğü

TÜRKÜM DOĞRUYUM ÇALIŞKANIM: İlköğretim andı bu sözlerle başlar. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip tarafından 1933’te hazırlanmıştır.

TURKUVAZ: Turkuvaz ya da Türk mavisi, yeşile çalan açık mavi bir renk, firuze. Fransızcada kökeni için rivayet muhtelif: Türkiye’nin Akdeniz sahillerinin renginden geldiğini iddia eden de var, aynı  isimli taştan geldiğini söyleyen de.

TETE DE TURC: Tet dö Türk okunuyor, Fransızcada “Türk kafası” anlamında inatçı kişiler için kullanılan bir deyim. Kanuni Sultan Süleyman zamanında halktaki Türk korkusunu azaltmak için fuarlarda sergilenen yeniçeri başlıklarından gelmiş olabileceği tahmin ediliyor.

FORT COMME UN TURC: For kom ön Türk okunuyor, Türk gibi güçlü demek. İlk ortaya çıktığı 17’inci yüzyılda daha çok olumsuz bir imayla kullanıldığı sanılıyor. 

MAMMA LI TURCHI: Mamma li Türki okunuyor, İtalyancada “Anne Türkler geliyor” anlamına geliyor. Türk ordularının güney Avrupa’daki ilerleyişini anlatan felaket terimi. İtalya-Osmanlı teması bu tür başka deyimlerin oluşmasına da sebep olmuştu: “Türk gibi sigara içmek, “Türk gibi kuvvetli ” ve “Türk gibi küfretmek”

BİR TÜRK DÜNYAYA BEDELDİR: Atatürk 1925’te şapka devrimini başlatacağı Kastamonu’ya varır. Bir kışla ziyaretinde duvarda “Bir Türk 10 düşmana bedeldir” yazılı bir tabela görür. Bunun üstüne “Hayır” der “Bir Türk dünyaya bedeldir.”

BEYAZ TÜRK: İlk kez gazeteci Ufuk Güldemir tarafından ortaya atıldı. Teksas Malatya adlı kitabında kullandığı bu kavramı sonradan dünya medyası da kullanmaya başladı. Daha sonra Serdar Turgut aynı kavramı kendini toplumun geniş kesimlerinden farklı gören, düşünen, farklı davranan bir azınlığı anlatmak için kullandı.

ZENCİ TÜRK: Demokrat Parti’nin 1950 yılında iktidara gelişi, bir anlamda “Zenci Türkiye”nin zaferi olarak sunulmuştu. Ama kavramın popülerleşmesi Başbakan Erdoğan’ın 2003’te New York Times muhabiri Deborah Sontag’a verdiği röportajla oldu. Röportajda Erdoğan’a atfen “Kardeşiniz zenci Türklere mensuptur” ifadesi yer alıyordu. Zenci Türk kavramı, merkezi iktidardan uzak, ötekileri ifade ediyor. 

TALAT: RUMLAR AB ZİRVESİNİ BEKLİYOR

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Girne bölgesine gerçekleştirdiği ziyaret sırasında vatandaşlara Kıbrıs konusundaki son gelişmeler hakkında bilgi verdi.
Cumhurbaşkanı Talat, müzakere sürecinin devam ettiğini ifade ederek “gelinen nokta, kesin bir sonuca gidiyoruz izlenimi vermese de, çeşitli konularda ilerleme sağlandığını, bazılarındaysa anlaşmazlıkların devam ediyor” dedi.

Kıbrıs Rum tarafının, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinde önemli bir dönemeç olan Aralık ayındaki zirveyi beklediğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi’nin, bu sırada da üyelik avantajını da kullanıp, uluslararası camiaya müzakerelerde durumun kötü olduğu, ilerleme sağlanmadığı iddiasında bulunarak, Türkiye’ye baskı yapılmasını talep ettiğini anlattı.

Rum tarafının üyelik avantajını kullanarak Türkiye’nin önünü kesmeye çalıştığını da belirten Talat, AB ülkelerinin istemeden de olsa, Rum kesiminin isteklerini Türkiye’ye dayatmak zorunda kaldığını da kaydetti.
Kıbrıs meselesinin artık doyuma ulaştığını ve çözülmek zorunda olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, “bu sorunun çözülmesi hepimiz için bir ihtiyaçtır, Türkiye de buna dâhildir. Çünkü AB yolunda olan Türkiye için Kıbrıs sorununun ortadan kalkması bir ihtiyaçtır” dedi.

İstikrarlı bir şekilde ilerleyen Türkiye’nin komşularıyla sorun istemediğini vurgulayan Talat, “Kıbrıs sorununu çözmekten başka çaremiz yoktur” dedi.
“Biz masada son derece esnek doğru ve makul bir politika izliyoruz.
Kıbrıs Rum tarafı beğenmese de 3’üncü taraflar dünya Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği bize herhangi bir eleştiride bulunmuyor” diyen Talat, Kıbrıs Türk tarafının, BM parametrelerine uygun bir çözüm hedefinde olduğunu vurguladı.
Kıbrıs Türk tarafının Türkiye ile uyum ve işbirliği içinde sürdürdüğü bu sürecin başarıya ulaşacağına inanç belirten Talat, “2 kesimli, 2 toplumlu 2 halkın siyasi eşitliğine dayalı bir federasyon çözümü hedefliyoruz. 2 kurucu devlet olacak, bu 2 devlet kendi kendini serbestçe yönetecek ve organize edecek kendi yasalarını anayasasını ve kurallarını kendileri belirleyecek. Federal hükümette ortak olacak böyle bir formül peşindeyiz. Bu federal yapının uluslararası tek kimliği olacak ve bu 2 halkı da temsil edecektir. Bu kesinlikle Kıbrıs cumhuriyetinin devamı olmayacaktır. Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıs cumhuriyetinin devamı olacak iddiasında bulunsa da bunu kabul etmemiz mümkün değildir.
Çünkü biz 1963’te Kıbrıs Cumhuriyetinden atıldık ve Kıbrıs Cumhuriyeti Rumların cumhuriyeti ve devleti haline geldi. O devlete bizim yama olmamız düşünülemez” dedi.

STAR KIBRIS 29/11/09

BROWN: YARDIMCI OLMAK İSTİYORUZ

   

İngiltere Başbakanı Gordon Brown’un Trinidad and Tobago’da düzenlenen Commonwealth (İngiliz Uluslar Topluluğu) zirve toplantısı nedeniyle İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nda yabancı gazeteciler için düzenlediği basın toplantısında Kıbrıs sorununa da değindiği bildirildi.

Alithia Gazetesi, “Gordon Brown: Kıbrıs Sorununda İlerleme İstiyorum... İngiltere Başbakanı Hristofyas’la, Talat’la, Papandreu ve Erdoğan’la Görüşüyor” başlığıyla yansıttığı haberinde, ülkesinin Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına yardımcı olmak istediğini bu nedenle Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la, çözüme nasıl ulaşılabileceği konusunu görüştüğünü söylediğini yazdı.

SAYIN TALAT’LA GÖRÜŞECEĞİM

Gazeteye göre Brown “Sayın Talat’la da görüşeceğim, doğal olarak Sayın Erdoğan ve Sayın Papandreu’yla da aynı konuda görüşüyorum. Durumun ileri doğru ilerlemesi konusunda endişeliyim. Birkaç yıl önceki Annan planıyla çözülmeyen bu sorunla ilgilenmemiz gerektiğini zannediyorum. Ancak iyi niyetin olduğu yerde zannederim bir miktar ilerleme kaydedebiliriz” ifadelerini kullandı.

Gazete Brown’un Rum Haber Ajansı’nın (KİPE) İngiltere’nin, Commonwealth toplantısında da ortaya koyacağı Kıbrıs sorunuyla ilgili tutumunun ne olduğu sorusuna karşılık, Kıbrıs sorununda ilerleme olduğunu görmek istediğini belirterek şunları söylediğini yazdı:

BİR ÖNERİ SUNDUK

“Birkaç kez Sayın Hristofyas’la görüştüm bu nedenle Londra’yı ziyaret etti ve yardım etmek için ne yapabileceğimizi düşündük. Üslerle ve hareketlerimizin sonucu olarak bir anlaşmanın mümkün olabilsin diye yardım için yapabileceklerimizle ilgili bir öneri sunduk.”
Gazete Gordon Brown’un SABAH isimli Türk gazetesine verdiği ve gazetenin dünkü sayısında yer alan röportajından da alıntılara yer verdi.

STAR KIBRIS 29/11/09

HRİSTOFYAS COMMONWEALTH’TEN EMİN

   

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas Commonwealth’in (İngiliz Uluslar Topluluğu) Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına desteğini sürdüreceğine kesin gözüyle baktığını açıkladı.

Hristofyas, Commonwealth Devlet Başkanları Toplantısı’nın “Sharping the Future” başlıklı resmi yayınında yer alan konuşmasında “Commonwealth’in Kıbrıs sorununa çözüm bulunması çabalarına destek belirtmeyi sürdüreceğine kesin gözüyle bakıyoruz” dedi.

Kıbrıs sorununun çözümünün “Kıbrıs halkının insan hakları ve temel özgürlüklerinin yeniden tesisini gündeme getireceğini, fiili bölünmeyi ortadan kaldıracağını ve Kıbrıs’ın hükümranlığını, halkını, kurumlarını ve ekonomisini yeniden birleştireceğini” de söyleyen Hristofyas konuşmasının devamında küresel ekonomik kriz ve iklim değişikliği konularına değindi.

STAR KIBRIS 29/11/09

The Green Line may become greener!
By Sebastian Heller

TENTATIVE plans have been drawn up examining the possibility of turning Cyprus’s dividing line into a state park.

“We have to start with landscaping, and maybe the old Nicosia airport would be a showcase opportunity for this.” said Anna Grichting, a Fellow at Harvard University and one of the people involved in the project.

Though a lot of possible environmental usages for the strip of land in question are being considered within the framework of the project, the basic idea is quite clear: put the dividing line to good use.

The proposed project was presented publicly in Nicosia recently at a conference for climate change organized by the German-Cypriot Forum. It would involve green areas, state parks, areas where techniques of organic farming are accessible to the public and landscaped watercourses. Storm drainage is also a part of the scheme, as are considerations of the sorts of materials used for building with.

“The environment knows no borders and Cyprus is facing problems on both sides which are the same.” commented Engin Karatas, executive secretary of the forum.

The Green Line comes under the legal jurisdiction of the United Nations and is administrated by that organization, noted Grichting.

“It’s a question of priorities.” she said “I know there’s the whole question of ownership and what we’re really talking about is the difference between social interest and private interest. There’s a line of public interest and ecology is always near the bottom of that line.”

In America, Germany and other countries in Europe, ‘green belts’ around cities, ‘green zones’ within them, and environmentally-conscious town and city planning are a long-established facet of social development. In Cyprus, on the environmental front, “there is a big vision but there’s also a lot of projects that can be done incrementally,” according to Grichting.

“I think this is very good as a first step.” said Irini Armouti, a student from Germany with the forum who attended the talks. “But there are people living on both sides [of the green line] and so the next step should be taken to include them.”

CYPRUS MAIL 29/11/09

DISY calls on Christofias to ask for help

NICOS Anastassiades, President of DISY, called on President Christofias yesterday to request expert help in the negotiations process.

“Maybe the President thinks he does not need additional political and scientific support. Does the President genuinely believe that he will cope with the Turkish diplomatic machine alone?” asked Anastassiades.

Anastassiades was speaking at the 13th National Conference of DISY. “The President should finally come to the realization that his negotiating team requires reinforcement at an essential level, and this should not be considered a reproach against anyone.” he said.

Anastassiades went on to suggest the creation of a negotiating team in cooperation with the Greek government which would enable Athens and Nicosia to adopt a common strategy and also enable common action.

“This is how we achieved the feat of integrating Cyprus into the European Union and this is what we should be doing today.” he said.

CYPRUS MAIL 29/11/09

ÜZÜCÜ DURUM

   

RANA SARRO

“Kışkırtma her eylemde olabilir. Devletin ve güvenlik güçlerinin provokasyona gelmesi yanlıştır ve ülkede gerginlik yaratır.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Sendikal Platform’un geçtiğimiz hafta düzenlediği eylemde çıkan olayları ve polis ile eylemcilerin karşı karşıya gelmesini STAR KIBRIS’a değerlendirirken, “Kışkırtma her eylemde olabilir. Devletin ve güvenlik güçlerinin provokasyona gelmesi yanlıştır” dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, önceki akşam Akdeniz Köyü’ne gerçekleştirdiği ziyaret sırasında gazetemizin, Kamu Çalışanlarının Aylık (Maaş-Ücret) ve Değer Ödeneklerini Düzenleyen Yasa Tasarısı’na karşı çıkan sendikaların, geçtiğimiz günlerde Meclis önündeki eyleminde yaşanan olaylarla ilgili sorusu üzerine, “biber gazının Kıbrıs tarihinde ilk defa kullanıldığına” dikkati çekerek, son derece üzücü bir durumla karşı karşıya olunduğunu vurguladı.

GERGİNLİK YARATIR

Cumhurbaşkanı Talat, her eylemde kışkırtma da olabileceğini işaret ederek, “Devlet kızmamalı, öfkelenmemeli, soğukkanlı olmalıdır” dedi. Devletin bu tür olaylar karşısında dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Talat, “Fakat maalesef bu olmuştur. Bundan sonra meydana gelmemesi için bütün tarafların sağduyulu hareket etmesi gerekir. Kışkırtma her eylemde olabilir. Devletin ve güvenlik güçlerinin provokasyona gelmesi yanlıştır ve ülkede gerginlik yaratır. İktidarın da muhalefetin de gerginliği önlemek en temel görevidir. Bu bayram gününde barış, dostluk ve kardeşliğe çağrı yapıyorum” dedi.

EYLEMCİYE ŞİDDET UYGULANMASI YANLIŞ

Eylem sırasında şiddet kullanılmasının yanlışlığına dikkat çeken Talat, “Şiddet çok kötü bir şeydir. Maalesef şiddet kullanılmıştır ben de görüntülerde izledim. Güvenlik güçlerinin iddiası, provokasyon yapıldığı yönündedir. Ancak provokasyon yapılsa dahi güvenlik güçlerine düşen görev provokasyona gelmemektir. Devlet babadır, her durumda devlet kızmamalı, öfkelenmemeli, soğukkanlı olmalıdır. Bütün yurttaşını kucaklamak zorundadır. Silah taşıma ve şiddet kullanma yetkisi olan kurumları da yani güvenlik güçleri, soğukkanlı olmak zorundadır. Silah kullanma yetkisi insanını dikkatsiz bir şekilde baskı altına alma hakkı demek değildir” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, biber gazının Kıbrıs tarihinde ilk defa kullanıldığına dikkat çekerek, “2002 yılında Meclis baskınında göz yaşartıcı gaz kullanılmıştı. O sırada Milletvekili olarak Meclis’teydim ve insanlara karşı göz yaşartıcı gaz kullanıldığına tanık olmuştum. O günden beri de kullanılmamıştı” dedi.

YASAYI ONAYLAYACAK MI?

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Talat dün düzenlediği köy gezilerinde bir vatandaşın Kamu Çalışanlarının Aylık Maaş, Ücret ve Diğer Ödeneklerinin Düzenlenmesi Yasası’nı onaylayıp onaylamayacağını sorması ve yasayı onaylamamasını istediklerini söylemesi üzerine ise, yasayla ilgili yasal bir sorun olması halinde imzalamayacağını; ancak yasalara aykırı bir noktası yoksa imzalamamasının söz konusu olamayacağını söyledi.
Talat, Çarşamba günü yasaya karşı olan sendikalar platformunun kendisini ziyaret edeceğini, platformun yasayla ilgili derin bilgisinden yararlanacağını, birlikte bir değerlendirme yapacaklarını, ardından savcılıktan görüş alacağını ve konuyla ilgili gereken ne ise yapacağını belirtti.

STAR KIBRIS 30/11/09

YAKLAŞIK ANLAŞMA METNİ ŞUBAT’TA’

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’ın Ocak ayından itibaren yoğun müzakerelere başlama yönünde karar aldıkları ve her iki liderin hedefinin, KKTC’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle müzakerelerin 8 hafta kesintiye uğrayacağı Şubat ayına kadar “yaklaşık anlaşma metinin” hazırlanması olduğu ileri sürüldü.

Diplomatik kaynaklar, asıl hedefin, liderlerin anlaşmaya çok yakın olduklarını söyleyebilmeleri ve yönetim, Avrupa Birliği ve ekonomi başlıklarında “yaklaşık anlaşma metnini”, mülkiyet konusunda ise en azından bir kısım ilerleme sunabilmeleri olduğunu belirtiyor.

Özellikle mülkiyet konusunda tarafların yıl sonuna ya da Ocak başına kadar görüş birliğine varma yönünde çaba sarf edeceklerini belirten Politis gazetesi, diplomatik kaynakların, Kıbrıs Türk tarafının bu başlığa ilişkin iyileştirilmiş öneriler sunacağı garantisini verdiğini söylediklerini savundu.

Gazete, güvenlik, garantiler, “yerleşikler” (TC kökenli vatandaşlar) ve toprak konusunun Nisan ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonrasına kalmasına kesin gözüyle bakıldığını belirtti ve Talat’ın bu konuları seçim öncesi tartışmalara dahil ederek gerek Kıbrıslı Türk gerekse Türkiye’den gelen vatandaşlardan kabul görmesinin çok zor olacağı yorumunda bulundu.

Müzakerelerde görüşme sayısının arttırılması ve bunların türünün ne olacağı konusunda da kulis faaliyetleri bulunduğunu savunan gazete, Kıbrıs Türk tarafının Cape David tipi müzakere önerdiğini, ancak Kıbrıs Rum tarafının bu öneriyi yanlış bir şekilde, Bürgenstock tipi beşli veya dörtlü görüşmelerle ilişkilendirdiğini yazdı.

4 GÜNLÜK PERİYOTLAR

Haberde, Kıbrıs Türk tarafının önerisinin, her iki liderin ve çalışma arkadaşlarının BM nezdinde yurt dışında bir araya gelmesine ilişkin olduğu, Hristofyas’ın ise başka bir ülkede yoğun müzakereler gerçekleştirilmesini reddettiği ifade edildi.

Hristofyas, yoğunlaştırılmış müzakerelerin Ocak ayında Kıbrıs’ta, birkaç gün aralarla yaklaşık dört günlük periyotlarla gerçekleştirilmesini önerdi. Cumhurbaşkanı Talat ise, bu öneriye karşılık, görüşmelerin Kıbrıs’ta otellerde gerçekleştirilmesi, görüşmenin iki gününün Kıbrıslı Rum, iki gününün ise Kıbrıslı Türk otellerinde yapılması önerisini sundu. Habere göre, Hristofyas, bu öneriyi basın mensuplarının ablukası altında görüşme yapılmasının verimli olmayacağı gerekçesiyle reddetti.

Gazete, nihayetinde, iki liderin, müzakere gruplarının ve BM yetkililerinin, liderlerin evleri de dahil özel alanlarda bir araya gelmeleri önerisinin ortaya atıldığını; bu önerinin makul görülmesine karşın ise henüz kesin bir karara varılmadığını da ileri sürdü.

STAR KIBRIS 30/11/09

 

PAPAKOSTAS: ÇÖZÜMDE BELİRLEYİCİ TÜRKİYE’DİR

   

Rum Savunma Bakanı Kostas Papakostas’ın, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik çabaların başarıyla sonuçlanmasında Türkiye’nin belirleyici rolünün olduğunu savunduğu belirtildi.

Haravgi, Papakostas’ın, 1974 Kıbrıs Barış Harekatında öldürüldüğü ve kemikleri “Çatoz’da” (Serdarlı) bir kuyunun içerisindeki toplu mezarda bulunduğu ileri sürülen Andreas Kisimis adlı Rum askerin cenaze törenine katıldığını yazdı.
Gazeteye göre, konuşmasında Kıbrıs sorununa değinen Papakostas; Türkiye’nin, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik ilgisinin olduğunu pratikte göstermesi ve Kıbrıslı Türklerle Rumların karşılıklı çabalarının başarıya ulaşmasını tahrip ederek farklı tutum sergilemeyi bırakması gerektiğini öne sürdü.

Türkiye’nin “Kıbrıs Cumhuriyetinin topraklarını yasadışı olarak işgal etmeye devam etmesinin” AB üyelik sürecine ilişkin hedefine ve hırsına uymadığını bilmesinin zorunlu olduğunu savunan Papakostas, (Türkiye’nin) bu hedefinin yakın zamanda ele alınacağını ve değerlendirileceğini ifade etti.

(Üyelik sürecinin) başarıya ulaşmasının, Türkiye’nin AB ve AB üye devletlerine karşı aldığı yükümlülükleri yerine getirmesi koşuluna bağlı olduğunu iddia eden Papakostas, eğer bunu yapmazsa Avrupa ailesine yönelik olan sürecinin engelsiz bir şekilde devam etmesine izin vermeyeceklerini öne sürdü; bunun sabit tezleri, Rum Ulusal Konseyinde oy birliğiyle alınmış tez olduğunu öne sürdü.

Kisimis’in kemiklerinin Kıbrıs Türk köyü “Çatoz’daki” toplu mezarda, bir kuyuda yapılan kazıyla belirlendiğini ve bunun “Türk barbarlığının sessiz kanıtı” olduğunu iddia eden Papakostas, bu üzücü tarihin, birkaç ay önce “Türkiye’nin Kıbrıs aleyhine yaptığı savaş suçlarını ve barbarlıklarını” ortaya çıkardığını ileri sürdü.
Papakostas “geçmişin tutkularının alevlendirilmesinin, kimseye hizmet etmeyen bölünme ve taksim mantığını korumaktan başka bir şeye götürmediğinin unutulmaması gerektiğini” de söyledi.

STAR KIBRIS 30/11/09

POLİTİKAMIZ SÜRECEK

   

“Kıbrıs sorunu konusunda takip ettiğimiz doğru politikayı devam ettirmemiz gerekiyor. Ya hedefe varacağız ve sorununu çözeceğiz ya da süreç çökerse bizim yüzümüzden çökmeyecek.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorunu konusunda takip ettikleri doğru politikayı devam ettirmeleri gerektiğini söyleyerek, “Bu doğru politikayı sürdürdüğümüzde ya hedefe varacağız ve Kıbrıs sorununu çözeceğiz; ya da çözemezsek ve farzı mahal bu süreç çökerse, bizim yüzümüzden çökmeyecek. Bu çok önemlidir” dedi.

Süreç çökecekse bunun Kıbrıslı Türkler yüzünden olmaması gerektiğin vurgulayan Talat, bunun Kıbrıslı Rumlar açısından da çok ciddi bir tehlike olduğunu; çünkü müzakere süreci onlar yüzünden çökerse bu sefer ödeyecekleri bir bedel bulunduğunu belirtti.

Talat, Kıbrıs sorunu bu sefer de çözülmezse artık bölünmenin daha kalıcı olacağı korkusunun da Rumlar için ciddi bir endişe kaynağı olduğunu ifade etti ve herkesin çıkarının sorunun çözülmesinden yana olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hem köylülerin bayramını kutlamak hem de halkı Kıbrıs müzakereleriyle ilgili bilgilendirmek amacıyla gerçekleştirdiği ziyaretler kapsamında, bugün, Doğancı, Gaziveren, Aydınköy, Güneşköy, Yayla ve Kalkanlı köylerini ziyaret etti.

Eşi Oya Talat’ın da eşlik ettiği Cumhurbaşkanı Talat, halkın bayramını kutladı, onlara Kıbrıs müzakereleriyle ilgili son gelişmeleri aktardı ve sorularını yanıtladı.

HALA DEVAM

Ziyaretlerde yaptığı konuşmalarda, Talat, Kıbrıslı Türkler’in en önemli sorunu olan Kıbrıs sorununun hala devam ettiğini ve Kıbrıs sorununu çözmek için çalıştıklarını kaydetti. Müzakerelerin birinci turunu tamamladıklarını ve bu turda hemen hemen her konuyu görüştüklerini ifade eden Talat, ikinci turda ise anlaşamadıkları konuları görüşmeye başladıklarını dile getirdi.

Anlaşamadıkları konuların en zor konular olduğunu söyleyen Talat, bunların başında mülkiyet konusunun geldiğini kaydederek, bu konuda Rum tarafının eski mal sahibinin karar vermesini istediğini anlattı. Kendilerinin buna karşı çıktığını ve gerçekte neler olduğunun görüşülmesini talep ettiğini ifade eden Talat, bunun üzerine malların çeşitlerinin belirlenmesi, yani kategorilendirme çalışmalarına başladıklarını söyledi. Kategorilendirme çalışması ile ilgili olarak çok küçük bir farkları olmasına rağmen Rum tarafı ile anlaştıklarını dile getiren Talat, sorunu nasıl çözecekleri hususunda ise görüşmelerin devam ettiğini anlattı.
Mülkiyet dışındaki diğer konularda gerçekten ilerlemeler olduğunu dile getiren Talat, en önemli konulardan biri olan harita konusunu ise görüşmediklerini, anlaşmaya çok yakın olunduğu takdirde bu konunun görüşülmesi gerektiği, aksi takdirde halkı rahatsız etmenin bir anlamı olmadığı noktasında uzlaştıklarını belirtti.

ÖNEMLİ BİR PERFORMANS ORTAYA KOYDUK

Müzakerelerde önemli bir performans ortaya koyduklarını, Kıbrıs Türk tarafının iyi bir ekibi olduğunu belirten Talat, Türkiye’yle de istişare ettiklerini ve çözüm hedefiyle çalışmalarını sürdürdüklerini vurguladı.
Bütün dünya devletlerinin esnek olduğu için ve gerekli çabayı ortaya koyduğu için Kıbrıs Türk tarafını takdir ettiğini ve baskı yapmadığını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, bu nedenle rahat olduklarını belirtti.
Türkiye’nin kendilerini desteklediğini ve bunun çok önemli olduğunu dile getiren Talat, “Türkiye dünyada bizi destekleyen tek ülkedir, Türkiye’nin desteği olmasa bizi hap gibi yutarlar” dedi.

Talat, Türkiye’nin desteğinin önemini yabancıların da kabul ettiğin ifade etti.
Rum tarafının baskı ve tehditleri ile dünyanın Kıbrıslı Türkler’e her alanda izolasyon uyguladığını belirten Talat, Türkiye’ye her şart altında Kıbrıslı Türkler’i desteklediği için baskı uygulandığını kaydetti ve limanlarını Rum Yönetimine açması için uygulanan baskıyı örnek gösterdi.
BEKLEDİĞİMİZ HIZDA İLERLEYEMEDİK

Mehmet Ali Talat, müzakerelerde bekledikleri hızda ilerleyemediklerini ifade ederek, haftada bir kaç saatlik görüşmenin ilerleme elde ederek Kıbrıs sorununu çözmek için çok da yeterli olmadığını söyledi. Kıbrıs sorununu bütünlüklü olarak çözmek için daha çok zaman ve enerjiye ihtiyaç duyulduğunu ifade eden Talat, buna rağmen yine de bir sene içerisinde her biri birkaç sayfa olan 30 tane yakınlaşma kağıdı hazırladıklarını dile getirdi ve bunun Kıbrıs müzakere tarihinde bir ilk olduğunu vurguladı.
Eskisinden farklı olarak müzakerelerde liderlerin konuştuklarını ve anlaştıkları ile anlaşmadıklarını belirlediklerini söyleyen Talat, Kıbrıs Rum tarafının ayak sürüdüğünü, AB’nin Türkiye’nin durumunu değerlendireceği Aralık ortalarını beklediklerini belirtti. Rum tarafının kabul edilemez taleplerde bulunduğunu ifade eden Talat, Rumlar’ın Türkiye’ye baskı yapılması için “hiç bir ilerleme yok” havasında olduğuna dikkat çekti. Kendilerinin doğruları anlattığını kaydeden Talat, her konuda ilerleme olmadığını ancak tıkanıklık da olmadığını söyledi.

Kıbrıs Türk tarafından da bazı çevrelerin “ilerleme olmadığı” iddiasında olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, bu kişilerin, Rumların istediğinin bu olduğunun ve Rumlar’a hizmet ettiklerinin farkında olmadıklarını kaydetti.

BEN ÜMİTLİYİM

Sürecin nasıl sonuçlanacağı konusunda kimsenin bir şey söyleyemeyeceğini, ancak dünyadaki şartların çözümden yana olduğunu vurgulayan Talat, kendisinin ümitli olduğunu belirtti.
Türkiye ile istişare içerisinde yollarına devam edeceklerini ifade eden Talat, yarın Ankara’ya giderek, TC Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir görüşme gerçekleştireceğini söyledi.

Ardından TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve TC Başbakanı Tayyip Erdoğan ile de birer görüşme gerçekleştirebileceğini ifade eden Talat, ancak bunun kesin olmadığını kaydetti. Türkiye Dışişleri Bakanı’nın Salı günü Atina’ya, Başbakan Erdoğan’ın ise Amerika’ya gideceğini ifade eden Talat, bu önemli günler arifesinde TC’li yetkililerle görüşmelerinin önemli olduğunu dile getirdi.

STAR KIBRIS 30/11/09