NTV 16 Kasım. 2009 Pazartesi
LEFKOŞA -
Kıbrıs müzakerelerinde mülkiyet konusunun ele alırken
Kıbrıs Rum Yönetimi Karpaz'a göz dikti.
Rum Yönetimi'nin
hesaplarına göre, olası bir çözümde en az 40 bin
Kıbrıslı Türk de yer değiştirmek zorunda kalacak.
Kıbrıs Rum
Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın danışmanı ve Rum
müzakere heyetinde yer alan Tumazos Çelebis, "Ne kadar çok toprak Rum
idaresine geçerse, mülkiyet sorununun çözümü o kadar kolaylaşır"
dedi.
Çelebis, Rum Politis
gazetesine verdiği demeçte "Çok zor ama Karpaz'ın Rum idaresine
verilmesini istiyoruz. Talebimizin tamamen haklı olduğunu
düşünüyoruz" ifadesini kullandı.
"Çözümde yer
değiştirecek kişilerin sayısıyla ilgili bir hesaplama
var mı?" sorusuna karşılık Rum yetkili,
"Kıbrıslı Türklerin yaklaşık üçte birinin, en az
40 bin kişinin yer değiştireceği hesap edildi"
yanıtını verdi.
![]()
Rum
Yönetimi, KKTCdeki eski Rum evleri ve Rum arsaları üzerine inşa
edilen binalarda ilk söz hakkının eski mal sahiplerine ait
olmasındaki ısrarını sürdürürken, aynı durum, Güneyde
de sorun olmaya başladı ve bombayı avukat patlattı
Güneyde kalan eski mallarını talep eden Kıbrıslı
Türklerin davalarına bakan avukat Mihalis Vladimiru, Güneyde, hem siyasi
hem de ekonomik açıdan çok pahalıya patlayacak
çapaçulluk/kapkaççılık yapılmaktadır
Üzerine hava alnı inşa edilen 22 milyon Euro değerindeki
malını isteyen bir Türk müvekkilim var ama kimseye tazminat
ödenmiyor. Tazminatını, Kıbrıs sorunu çözüldüğünde
alacaksın deniyor. Kıbrıs Cumhuriyeti ortada kalacak
Taraflar arasında devam eden çözüm müzakerelerinde mülklere ilişkin
ilk söz hakkı konusunun görüşülmeden ve kriter getirilmeden
kalması halinde Güney Kıbrıs için büyük sorunlara neden
olacağı ileri sürüldü.
Haberi Mülkiyetin Karanlık Tarafı... Larnaka Havaalanı, Enerji
Merkezi, v.b. Müzakerelerin Girdabında başlığıyla
manşetten duyuran Alithia Gazetesi, Larnaka yeni ve eski havaalanı,
okullar, yerleşim birimleri, Rum göçmenlerin (kendi evini inşa
kapsamında) Mormenekşe ve Binatlıda yaptıkları evler,
yollar ve Enerji Merkezi gibi diğer kamu
çalışmalarının; kimisi istimlak edilmiş kimisi
edilmemiş olan Kıbrıs Türk malları üzerine inşa
edildiğini veya edileceğini, bütün bunların sorun
yaratacağını yazdı.
Haberini; Kıbrıs Türk Malları Üzerine Büyük
Çalışmalar... Kıbrıs Cumhuriyetinin
Kıbrıslı Türklere Vereceği 500 Milyon Euronun Üzerinde
başlığıyla iç sayfasından devam ettiren gazete
şunları kaydetti:
Konu Türk malları
Sözde vatansever güçlerin; mülklerde ilk söz hakkının yasal
sahibinde olması gerektiği tezi, kriter konulmadan ve kategorilere
ayrılmadan benimsenmesi halinde, Kıbrısın tamamı için
devasa sorunlara neden olacak. Larnaka yeni ve eski havaalanı, okullar,
yerleşim birimleri, Dromolaksia (Mormenekşe), Polemidyadaki
(Binatlı) göçmenler tarafından inşa edilen evler, yollar ve
diğer kamu çalışmaları (Enerji Merkezi) kimisi istimlak
edilmiş, kimisi edilmemiş Kıbrıs Türk malları üzerine
yapıldı veya yapılacak.
Özgür bölgelerdeki mallarını talep eden Kıbrıslı
Türklerin davalarına bakan avukat Mihalis Vladimiru, Kıbrıs
Cumhuriyetine hem siyasi hem de ekonomik açıdan çok pahalıya
patlayacak çapaçulluk/kapkaççılık yapılmakta olduğuna
işaret etti. Vladimiru, gazetemize yaptığı açıklamada
Kıbrıs Cumhuriyeti, hiçbir mülkü tazmin etmediği ve onlar
bizim mallarımızı aldılar, biz de onlarınkini
şeklindeki basit değerlendirmeyi yapmaya devam ettiği için çok
ortada kalacak dedi.
Vladimiruya göre (Larnaka) yeni havaalanı ve eskisi de- çok sayıdaki
Kıbrıslı Türke ve EVKAFa ait olan Kıbrıs Türk arazisi
üzerine inşa edildi. Avukat Vladimiru şunları söyledi:
22 milyon Euroluk Türk malı
Yeni havaalanının üzerine inşa edildiği arazide 22 milyon
Euro değerinde malı bulunan bir Kıbrıslı Türk müvekkilim
var. Kıbrıs Cumhuriyeti kimseye tazminat ödemiyor.
Tazminatını, Kıbrıs sorunu çözüldüğünde
alacaksın diyor. Ancak Lizbon Sözleşmesi ile herkes otomatikman
mülkiyet hakkına sahip olur. Biliyorsunuz, eskiden Strazburga gitmeniz
gerekirdi, şimdi doğrudan ulusal mahkemeye başvurabilirsiniz. Ve
Kıbrıs Cumhuriyeti ne yapacağını bilmiyor. Yine,
mahkemelerde oyalama taktiğini kullanacaklar ve sonunda, uzun
yıllardan sonra, kat be kat fazla para ödeyecekler.
Kıbrıs Türk Mallarını İdare Birimi (Vasilik) Müdürü
Georgios Theodoru gazetemize; EVKAF malları istimlak edilemez, bu nedenle
yeni havaalanında- Vakıf arazileri, Kıbrıs Türk
Malları Vasiliği yasasına dayanılarak
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığına
uzun vadeliğine kiralandı dedi.
İstimlak emri hazır
Öte yandan, Mari-Vasilikodaki Enerji Merkezi geniş bir Kıbrıs
Türk malı arazisi üzerine kurulacak. Ticaret Bakanlığı
(istimlak makamı) yetkilisi Hristina Serezi gazetemize; Enerji Merkezi
için istimlâklerin halihazırda tamamlandığını ve emrin
de yayımlandığını söyledi. Theodoruya göre Enerji
Merkezi için istimlak miktarına ilişkin teklifler
yapıldığını ve bunların incelenmek üzere
Vasilikte bulunduğunu açıkladı.
İstimlak bedellerinin Vasilik Fonuna
yatırılmadığına dikkat çekiliyor. Yorgos Theodoru
şunları söyledi:
7 yıl önce 500 Milyon Euro
Kıbrıs Cumhuriyetinin; istimlak edilmiş veya göçmen evleri
inşa edilmesi, veya kendi evini inşa için veyahut devlet daireleri
tarafından kullanılan veya Kıbrıs Türk malları
nedeniyle Vasilik Fonuna büyük miktarda vereceği vardır. Bundan 7
sene önce yapılan bir değerlendirmeye göre 500 milyon Euro olarak
hesap edilen bu miktar bir aşamada- elbette Fona yatırılacak.
Ancak çoğu kamu yararına çalışmalar için
kullanılmış olan çoğu Kıbrıs Türk malı
istimlak edilmedi.
Gazete haberinin İngiliz Üsleri.... Kıbrıs Türk Malları
Vasiliği Dışında ara başlığıyla
ayırdığı bölümünde ise, Kıbrıs Türk
Mallarını İdare Birimi (Vasilik) Müdürü Georgios Theodorunun
İngiliz üsleri içerisinde bulunan Kıbrıs Türk malları
Kıbrıs Türk Mallarını İdare Biriminin vesayeti
altında değildir dediğini yazdı.
Gazete, Kıbrıslı Türklere ait bu malların Ağrotur üs
bölgesi içerisinde olmalarına rağmen; Larnaka
Kaymakamlığının bu malları yalnızca koruma
maksatlı yönetebilmesi için terk edilmiş addettiklerini
yazdı.
Kıbrıs Türk malları vasiliği
Rum İçişleri Bakanlığı bünyesinde oluşturulan
Kıbrıs Türk Malları Vasiliği yetkilisi Hristula
Hristunun, Dikelya İngiliz Üslerinde Kıbrıs Türk Malları
Vasiliğinin yönetimi altında olacak Kıbrıs Türk malı
yoktur dediğini belirten gazete, devamla şunları yazdı:
Pergamanın (Beyarmudu) kendine özgü bir statüsü vardır, ancak bu
Vasi olarak İçişleri Bakanının yönetimi altında
değildir. Karma köy Pilede de özel statü hakimdir.
İngilterenin; Kıbrıs sorununun çözülmesinden sonra, bugün
Ağrotur ve Dikelya egemen üs toprakları içerisinde bulunan arazinin
yarısını (45 mil kare) Birleşik Federal Kıbrıs
Cumhuriyetine verme önerisinin; çözüm olması halinde Kıbrıs Rum
idaresi altında olacak toprağın toplam alanını
etkileyeceği mantığı ile Toprak Başlığı
müzakerelerini etkilediğine işaret ediliyor. Yani; Kıbrıs
Rum oluşturucu devletçiğinin toprağı küçük bir oranda
artıyor. Ağrotur üssü tarafından iade edilecek bütün toprak ve
Dikelya üssü toprağının ezici çoğunluğu
Kıbrıs Rum oluşturucu devletçiğinin idaresine geçecek.
Mülkiyette taviz yok
Öte yandan Simerini Gazetesi, yukarıdaki başlıkla
yansıttığı haberinde, Rum Ortodoks Kilisesi
Başpiskoposu II. Hrisostomosun Mülkiyet
başlığını zor diye nitelediğini ve Hükümet
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına dayanarak bu meselede
hiç taviz vermemelidir, mülkiyet konusu her bir göçmenin beyan edilmiş
hakkıdır dediğini bildirdi.
Gazeteye göre, din turizmiyle ilgili bir konferansa katılmak üzere dün
Yunanistanın Zakinthos Adasına giden II. Hrisostomosa Larnaka
Havaalanında; Kıbrıs doğrudan müzakereleri çerçevesinde
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas arasında müzakere edilmekte olan Mülkiyet konusundaki
gelişmelerle ilgili görüşü soruldu.
Mülkiyet, gerçekten de zor bir meseledir ve biz, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin (AİHM) mal sahiplerine, mallarını
yönetme hakkı tanıyan kararında ısrar etmeliyiz diyen II.
Hrisostomos sözlerini şöyle sürdürdü:
AİHMe dayanalım
Hükümet, AİHM kararına dayanmalı ve bu konuda hiçbir tavizi
(vermeyi) kabul etmemelidir. Çünkü mallar bizimdir, göçmenlerimizindir ve mal
sahibi olarak bu konuyu kendi istedikleri gibi yönetme hakkına
sahiptirler. Kimse, göçmenlerimizin bu hakkını sorgulayamaz. Hükümet
sadece prosedürde kalmalı, karar almamalıdır çünkü mülküyle
ilgili ne yapacağı kararını verme hakkı, göçmenlerin
her birinin beyan edilmiş hakkıdır.
Uzman başka telden
Haravgi Gazetesi de, üst düzey tapu yetkilisi, hukukçu-arazi değer
belirleyicisi olarak lanse ettiği Rum müzakere grubu üyesi Anedreas
Simeuyla yaptığı söyleşiyi Mülkiyet, Müzakerelerin
Dikeni... Mal Sahibinin İlk Söz Hakkına Sahip Olduğu İlkesinin
Kabulü Görüş Birliği Sağlanmasının Esas Ön Şartıdır
başlığıyla duyurdu.
Gazeteye göre söyleşide; mal sahibinin ilk söz hakkına sahip
olduğu ilkesinin Rum tarafının kırmızıçizgisi
olduğuna işaret eden Simeu, Kıbrıs sorununun çözümüne
ilişkin anlaşma olması halinde Kimsenin mal sahibinin veya etkilenen
herhangi birinin; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de
dahil; mahkemelere başvurma hakkını engelleyemeyeceğini
öne sürdü.
Sebep il söz hakkı
Simeu, müzakerelerde ilerleme kaydedilememesinin esas sebebinin, mülküyle
ilgili ilk söz hakkının mal sahibinde olduğu ilkesinin
Kıbrıs Türk tarafınca kabul edilmemesi olduğunu öne sürdü,
ancak iki tarafın iade, tazminat ve takas seçeneklerini kabul etmesinden
dolayı görüş birliği sağlanması olanağı
bulunduğu görüşünü ortaya koydu. Simeu, Ancak Mülkiyet
Başlığında görüş birliği sağlanması
için Kıbrıs Türk tarafının, ilk söz hakkının mal
sahibinde olduğu ilkesini kabul etmesi şarttır iddiasında
bulundu.
STAR KIBRIS 16/11/09
Dindarlık ve
muhafazakarlaşma Cumhuriyet'in 86 yıllık tarihinin hiç
değişmeyen başlıca konusu. Sabancı Üniversitesi'nden
Prof. Dr. Ali Çarkoğlu ve Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu da
işte bu tartışmalarla ilgili yepyeni bir araştırmaya
imza attılar. Araştırmanın adı: Türkiyede
Dindarlık ve Uluslararası bir karşılaştırma.
İşte araştırmadan çıkan rakamlar...
"Türkiye muhafazakarlaşıyor mu?" sorusunun sıkça
tartışıldığı bugünlerde "Türkiye'de
Dindarlık" araştırmasının sonuçları kimi
ipuçlarını gözler önüne seriyor.
1453 hanede sorulan sorulara verilen cevaplar Türkiye'nin din
haritasını ortaya koyuyuyor.
53 ilde yapılan araştırmaya göre Türkiye'de insanların
yüzde 70'i, hayatın anlamını insanın kendisinin
verdiğini düşünüyor.
Yüzde 92'si ise bu anlamın Allah'ın varlığı ile
güçlendiği görüşünde.
Türkiye'de insanların yüzde 93'ü Allah'ın varlığından
şüphe duymuyor. Tanrıya olan inancın en yüksek olduğu
ülkelerden Şili'de bu rakam yüzde 83'te kalıyor.
Farklı din ve inanca bağlı insanlar kamuya açık
toplantılarda fikirlerini mutlaka açıklayabilmeli diyenlerin
oranı sadece yüzde 11.
Bunu son derece sakıncalı bulanlar ise yüzde 33lük bir kesimi
oluşturuyor.
Yine yüzde 33lük bir kesim farklı inançlardaki kitapların
yayınlanmasına kesinlikle karşı.
Araştırmaya katılanların yüzde 44'ü Türkiye'de cemaatlerin
çok güçlü olduğuna, yüzde 18'i olması gerektiğinden daha güçsüz
olduğuna inanıyor. Yüzde 28lik kesim için cemaatlerin gücü
olması gerektiği kadar.
Araştırma sonuçlarına göre Türkiye'de insanların yüzde
37'si haftada birden fazla camiye gidiyor. Yüzde 23'ü ise en az bir kez camiye
gidip namaz kıldığını söylüyor.
Camiye giden erkeklerin oranı yüzde 74'ken, bu oran kadınlarda yüzde
50'yi gösteriyor.
Türkiyede dindarlık araştırmasına göre Türkiye'nin yüzde
80'i dua ediyor.
Dualarının kabul olduğuna inananlar yüzde 85lik bir kesimi
oluşturuyor. İnsanların yüzde 8'i dualarının kabul
olup olmadığını bilmiyor. Dualarının kabul
edilmediğini düşünenlerin oranı ise yüzde 1.3.
Ve metafizik. Türkiye'de nazara olan inanç yüzde 35 civarında. Fal ve büyüye
inananların oranı ise yüzde 10'larda gözüküyor.
CNN TURK 17/11/09
KKTCnin
kuruluş yıl dönümü nedeniyle Ledra Palace yakınlarında
Yunan bayraklarıyla eylem yapan Rum gençleri, Kıbrıslı
Türkün aracına saldırdı
SİYASİLERİN
VE KİLİSENİN KIŞKIRTMALARI
Fanatik bazı Rum siyasi
partileri ve kilisenin kışkırtmaları sonucu, KKTCnin
yıldönümünü protesto etmek isteyen bir grup fanatik Rum genci dün Ledra
Palece barikatı yakınlarında eylem yaptı. Ellerindeki Yunan
bayraklarıyla sınıra yürüyen fanatik gençler,
sınırın Güney kısmında park halindeki bir Türkün
aracına saldırdılar. Fanatik Rumlar, Kemal Uzuna ait
olduğu tespit edilen EP 900 plakalı Mercedes marka otomobile büyük
hasar verdi.
KIBRIS
17/11/09
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk
halkının, çözüm isteğini bütün dünyaya KKTC kurumları aracılığıyla
duyurduğuna işaret ederek, Çözüm isteğimizi ortaya koymakla
KKTCyi yücelttik, onun dünya tarafından biraz daha fazla kabul görmesini
sağladık. Ama ayrılıkçı bir varlık olarak değil,
Kıbrıs Türk halkının meşru temsilcisi olarak... dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum tarafının
ve tüm dünyanın, Kıbrıs Türk halkının 450 yıllık
kendi kendini yönetme iktidarına saygılı olmasını
isteyerek, Gelin, Kıbrıslı Türklerle birlikte çözüm sürecine
katılın, Güney Doğu Avrupayı, Doğu Akdenizi bir işbirliği
bölgesine dönüştürüp dünyaya örnek olalım çağrısı
yaptı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTCnin 26ncı
kuruluş yıldönümü nedeniyle Lefkoşa Dr. Küçük Bulvarında düzenlenen
törende yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk halkının
çözüme duyduğu ihtiyaca işaret ederek, bu nedenle aktif bir çözüm
politikası izlediklerini belirtti ve Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün
insanlığa yapılabilecek en büyük katkı olacağını
vurguladı.
Bugün, Kıbrıs Türk halkının kendi
kendini yönetmesinin somut ifadesi olan KKTCnin yeni bir yıldönümünü daha
kutladıklarına işaret eden Talat, var olma sürecinde kendilerine
dayanışarak destek veren konuk heyetlere hoş geldiniz dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, aslında Kıbrısta
var olma süreçlerinin 438inci yılında olduklarını
belirterek, bunu anlamak, bilmek istemeyenlerin öğrenmesi gerektiğini
söyledi. Talat, şöyle dedi:
Kıbrıs bizim anayurdumuz. Toprağına kanımızı,
terimizi katıp yaşamımızı sürdürdüğümüz vatanımız.
Zamanı gelince bizi terk edip giden atalarımızın
bedenlerini toprağına huzurla yatırdığımız
yurdumuz. Dünyanın neresinde olursak olalım, en ufacık derdi ile
yanıp tutuştuğumuz, kederi ile dertlenip sevinçleri ile umutlandığımız
Kıbrısımız. Bu vatan hepimizin
Onu yüceltmek, kendimize
hedef çizdiğimiz gelişmiş dünya ülkelerinin seviyesine çıkarmak
birincil mücadelemiz. Dünyada yaşam sürdükçe biz Kıbrıslı Türkler
de var olmaya devam edeceğiz. Ve Kıbrısımızı, asırlardır
olduğu gibi yüceltmeye hep devam edeceğiz. Hiç bir güç ve niyet bizi
bu topraklardan söküp atamayacak. Bu özel
günümüzde bu konudaki irademizi bir kez daha vurgulamak istedim.
Cumhurbaşkanı Talat, son 50 yılda mücadelelerle
dolu bir devletleşme süreci yaşadıklarını, 1963te oluşmaya
başlayan devletin, 1974ten beridir güvenli bir huzurla yepyeni bir boyuta
taşındığını, 1975 Federe Devletinin arkasından
bugün KKTCnin kuruluşunu kutladıklarını anlattı.
KKTCyi daha güçlü ve başarılı bir konuma
ilerletebilmek ve halkına layık olduğu demokratik ve çağdaş
yaşamı sürekli kılmak için verdikleri uğraşları,
yönetim erki olarak bir kez daha gözden geçirerek hedef seçtikleri gelişmiş
dünya ülkeleri seviyesine çıkma çabalarını yoğunlaştırmaları
gerektiğini kaydeden Talat, Biz Kıbrıslı Türkler, kendi
kendimizi yönetme gücüne, becerisine ve iktidarına sahip olduğumuzu
ve Kıbrıs sorunu başta olmak üzere karşı karşıya
bulunduğumuz sorunların çözümlenmesini başarma yetisine haiz
olduğumuzu bütün dünyaya göstermiş bulunmaktayız diye konuştu.
KKTC KURULUŞ BİLDİRGESİ
GELİN ÇÖZÜM
ÇABALARIMIZA KATKI KOYUN
Cumhurbaşkanı Talat, KKTCnin kuruluş
bildirgesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin ilanı, iki eşit
halk arasında ortaklığın bir federasyon çatısı
altında yeniden kurulmasını engellemez denilerek ilan edildiğini
hatırlattı ve şöyle devam etti:
Yani, sevgili kardeşlerim, KKTC daha kuruluş
zamanındaki bildirgesinde, federal bir ortaklık içerisinde iki siyasi
eşit halkı, yani Kıbrısın doğal sahipleri olan Kıbrıslı
Türkler ve Kıbrıslı Rumları 1974ten sonra oluşturdukları
kendilerine ait yönetim mekanizmaları kanalıyla birleştirmeyi öngörerek,
bir ayrılık veya kavga projesi değil; bir uzlaşı ve
barış aracı olmayı hedeflemişti.
Bu kuruluş yıldönümünde de, Kıbrıslı
Rum muhataplarımıza, KKTCnin kuruluş bildirgesindeki iyi niyet
mesajını bir kez daha iletiyorum: Kıbrıs Türk halkı,
bu güzel adayı sizinle paylaşmaya hazırdır. Gelin, çözüm çabalarımıza
siz de katkı koyun; güzel adamızın bir dostluk ve işbirliği
adası olmasını engellemeyin.
KKTCnin bugün ulaştığı konumun yıllar
öncesine göre çok daha yüksek, gururlanılacak bir konum olduğunu
belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Cumhuriyetinin
desteği ile ve halkımızın yıllardır süren özverileri
ve çabaları sonucu yoktan var ettiğimiz bir idari mekanizmamız
vardır dedi.
UĞRAŞLARIN KARŞILIĞINI ALAMAMIŞ
OLMAK
Cumhurbaşkanı Talat, bunun yıllar öncesine kıyasla
yükseldiği konumu görmezden gelip yadsımanın imkânsız olduğunu
kaydederek Ancak hala daha dünyaca tanınan,
gelişmiş uluslararası ilişkilere sahip, 21. yüzyılın
ölçütlerinde kabul gören bir devlete sahip olmak için verdiğimiz uğraşların
karşılığını alamamış olmak bizi üzüyor
ve sıkıyor. Biliyorum, ancak bu burukluğu yıkıp bu
konuda verdiğimiz uğraşları sürdürmek zorundayız diye
konuştu.
Uğraşları, geçmiş hataları
tekrarlamadan sürdürmenin şart olduğunu belirten Talat, kalıcı
ve yaşayabilecek bir çözüm inancı ile bu sürece katkı koymaya
devam ederlerse ve tanınmama sorununu nasıl aşabileceğiz
diye hep birlikte akıl yorarlarsa bu sorunları da aşabileceklerini
ifade etti.
KKTC yurttaşlarının çözüm istencinden güç
alarak, Türkiye tarafından da aktif destek gören iki kesimli, iki
toplumlu, iki halkın siyasi eşitliğine ve iki kurucu devletin eşit
statüsüne dayanan yeni bir ortaklık çözümüne ulaşma çabası içinde
olduklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
bu çabanın, KKTCnin meşru organlarının kararları ve
katılımıyla, KKTCyi tanıyan tek devlet Türkiye Cumhuriyetinin
tam desteğiyle, devletin en üst makamı Cumhurbaşkanlığı
tarafından sürdürüldüğünü anlattı.
ÖDÜN VERMEDEN UZLAŞMAYI BECEREBİLECEĞİMİZE
İNANIYORUM
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununu çözüme
kavuşturma mücadelesinde halkın temel haklarından ödün vermeden,
Kıbrıslı Rum muhataplarıyla uzlaşmayı becerebileceklerine
inandığını ve bu inançla görüşme sürecini kararlı
bir şekilde sürdürdüğünü ifade etti.
Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm
bulunması için gerçekten çok yoğun, ama temkinli bir uğraş
verdiklerini belirten Talat, Rum muhataplarını, sürecin hızla
ilerlemesi için çalışan ve çözüme ilgi gösterenleri katkı
koymaya teşvik eden bir strateji izlediklerini söyledi.
ÇÖZÜM İNSANLIĞA YAPABİLECEĞİMİZ
EN BÜYÜK KATKIDIR
Talat, böylesine aktif bir politika izlemelerinin başlıca
nedeninin, Kıbrıs Türk halkının çözüme duyduğu ihtiyaç
olduğunu ifade ederek, Ne var ki, Kıbrıs sorununa çözüm
bulunmasının bütün insanlığın yararına olduğunu
da biliyoruz. Çözüm, bizim insanlığa yapabileceğimiz en büyük
katkıdır diye konuştu.
Dünyanın en büyük sorunu haline gelen kültürlerarası
çatışmaları, yepyeni bir kültürlerarası dostluğa dönüştürme
projesine Kıbrıstan başlayabileceklerini belirten Cumhurbaşkanı
Talat, şöyle devam etti:
Uyuşmazlıkları çözmek, insanlar arasında
var olan ve artık çağdışı kalmış renk, dil,
din ve ırka dayalı, suni ayrılıkçı anlayışları
ekarte edip saygı, sevgi ve hoşgörü ile yaratılacak dostluk dünyasının
motivasyonu olmak bizim hedefimiz olmalıdır diye düşünüyorum.
Zaten bu anlayış ve davranış kültürü ile
donanmış olan Kıbrıs Türk halkı, yeni bir dünya
yaratmaya katkı koyma kararlılığındadır. Kararlılığını
hiç yitirmemiştir.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, siyasi farklılıkları
ne olursa olsun, Kıbrıs sorununu ele alırken ortak akıl
yolundan ayrılmamak gerektiğini vurgulayarak, Kıbrıs sorunu,
hiç şüphesiz uluslararası bir sorundur ve uluslararası konjonktürden
birinci derecede etkilenmektedir. Kıbrıs Türk halkının, bu
adadaki geleceğini garanti altına alma mücadelesini sürdürürken, güncel
hedef ve davranışlarımızı uluslararası konjonktürü
ve güçler dengesini düşünerek saptamalıyız. Gerçekleri dikkate
almazsak, kendi var oluş mücadelemize ciddi zararlar veririz uyarılarında
bulundu.
ÇÖZÜM
BULUNAMAMASININ NEDENİ KKTC DEĞİL
Nitekim KKTCnin ilanı bütün dünya tarafından, 26
yıl önceki şartlarda, çözüm için bir engel olarak algılanmışsa
bile, Türk tarafının süregelen çözüm arayışları ve
nihayet 2004 Nisan referandumlarında Kıbrıs Türk halkının
güçlü bir şekilde ortaya koyduğu çözüm iradesinin, bu algılamayı
değiştirdiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, Bugünkü
durumda, dünyanın hiçbir ciddi devlet adamı, Kıbrıs
sorununa çözüm bulunamamasının nedeni olarak KKTCnin varlığını
ileri sürmüyor, süremiyor dedi.
KIBRIS TÜRKÜNÜN ÇÖZÜMDEN YANA İRADESİ DEĞİŞMEDİ,
DEĞİŞMEYECEK
Cumhurbaşkanı Talat konuşmasının
devamında şunları dile getirdi:
26 yıldaki bu gelişmeyi, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetinin uluslararası algısındaki değişimin
nedenlerini gerektiği şekilde değerlendirememiş olanlara
seslenmek istiyorum. Nisan 2004teki açık halk iradesini, sanki gelip-geçmiş
önemsiz bir şeymişçesine takdim etmeye çalışanlara
seslenmek istiyorum.
24 Nisan iradesi, sadece somut bir çözüm planına
verilen destek değildir. 24 Nisan iradesi, Kıbrıs Türk halkının,
hak ve çıkarlarını koruyacak bir çözüm için ne denli istekli ve
kararlı olduğunun bütün dünyaya ilan edilmesidir. Ve aynı
zamanda 24 Nisan iradesi Kıbrıslı Türklerin kendi kaderlerini
tayin hakkı ile bütünleşmiş bir irade olarak tarihimize kazınmış
vazgeçilmez bir ileri adım ve kazanımdır.
Çözüm planları değişse bile, çözümün içeriği
konusunda aramızda şu ya da bu ayrılıklar olsa bile, Kıbrıs
Türkünün çözümden yana olan esas iradesi değişmemiştir ve değişmeyecektir.
ÇÖZÜM İSTEĞİMİZİ ORTAYA KOYMAKLA
KKTCYİ YÜCELTTİK
Kıbrıs Türk halkının, çözüm isteğini
bütün dünyaya KKTC kurumları aracılığı ile duyurduğunu;
24 Nisan referandumunun, KKTC Meclisinin kararıyla, KKTC yargısının
denetiminde, KKTC memurlarının organizasyonuyla ve KKTC yurttaşlarının
katılımı ile gerçekleştiğini hatırlatan Talat, Çözüm
isteğimizi ortaya koymakla KKTCyi yücelttik, onun dünya tarafından
biraz daha fazla kabul görmesini sağladık. Ama ayrılıkçı
bir varlık olarak değil, Kıbrıs Türk halkının meşru
temsilcisi olarak
diye konuştu.
SAYGILI OLUN ÇAĞRISI
Dünyayı ama özellikle Kıbrıs Rum tarafını,
Kıbrıs Türk halkının 450 yıllık kendi kendini yönetme
iktidarına saygılı olmaya çağıran Cumhurbaşkanı
Talat, Gelin, Kıbrıslı Türklerle birlikte çözüm sürecine katılın,
Güney Doğu Avrupayı, Doğu Akdenizi bir işbirliği bölgesine
dönüştürüp dünyaya örnek olalım!.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
gazilere saygı ve sevgilerini ileterek uzun ve huzurlu ömürler; şehitlik
mertebesine erenlerin önünde saygı ile eğilerek ruhlarının şad
olmasını diledi.
HALKIN SESI 16/11/09
![]()
Kıbrıs müzakerelerine yarın Mülkiyet
başlığıyla devam edilecek. Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas bugün saat
10.00da ara bölgede müzakereler için ayrılan binada bir araya gelecek.
Bu arada bugünn itibaren medya mensupları, ara bölgeye girdikten sonra
görüşme bölgesine BM eskortu olmadan gidecek.
Bu çerçevede BM kontrolündeki ara bölgeye girişte BM yetkililerince
basın
mensuplarına araçlarına koymaları için mavi tanıtım
kartı verilecek.
Görüşme tamamlandıktan sonra ara bölgeden çıkarken kart iade
edilecek.
STAR KIBRIS 17/11/09
![]()
TC Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Çiçek, Türkiyeye, ya Kıbrıs ya da Avrupa
Birliği diyorlarsa, tercihimiz, sonsuza kadar Kıbrıs Türkünün
yanında olmaktır demişti.
Gazeteci Yazar Hasan Hastürer, KKTCnin 26. kuruluş yıldönümünde
Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil
Çiçekin, Türkiyeye ya Kıbrıs ya da Avrupa Birliği
diyorlarsa, tercihimiz, sonsuza kadar Kıbrıs Türkünün yanında
olmaktır yönündeki sözlerinin, yeni olmadığını
vurguladı. Konuşmayı günün en önemli mesajı olarak
nitelendiren Hastürer, bu ve buna benzer sözlerin daha önce de Türkiyeden
gelen politikacılar tarafından söylendiğini
hatırlattı.
Ada TVde yayınlanan Günaydın Ada programına konuk olan Gazeteci
Yazar Hasan Hastürer, Didem Tavukçu Gürsesin sorularını
yanıtladı.
Ak Partinin (AKP) Kıbrıs sorununu çözecek parti olma
iddiasının en başından beri var olduğunu ifade eden
Hastürer, çözüm bağlamında, sorunun kazançla çözülmesi için
Türkiyenin elinden gelen her şeyi yaptığını belirtti.
Müzakere süreciyle ilgili olarak Cumhurbaşkanı Talata yapılan
eleştirilere de değinen Hastürer, KKTCde çözüm için daha önce
başa gelenler ne yaptı ki diye sordu ve 20 senedir hükümette
olanlar ne yaptılar ki eleştiriyorlar dedi.
STAR KIBRIS 17/11/09
![]()
TC Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu: Kıbrıs'ta kısa vadeli taktiksel değil,
geleceğe yönelik sürdürülebilir bir barış politikası izliyoruz.
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu,
Kıbrıs'ta kısa vadeli taktiksel değil, geleceğe
yönelik sürdürülebilir bir barış politikası izlediklerini
söyledi.
Davutoğlu, Türk kültürünün Avrupa kültürünün bir parçası
olduğunu, Osmanlı arşivi açılmasaydı Avrupa'nın
tarihinin yazılamayacağını söyledi.
İspanya'ya resmi ziyarette bulunan Davutoğlu, başkent Madrid'de
'Nueva Economia Forum' adlı sivil toplum örgütünün düzenlediği
'Türkiye, İspanya: Akdeniz'in İki Ucu, Küresel Barış ve
Güvenliğe Katkılar' başlıklı toplantıda
konuştu.
Dünya tarihinde yaşanan büyük savaşların korkular
yarattığını ve Soğuk Savaşın da
doğrudan etkileri olduğunu anlatan Davutoğlu, bir 'küresel yeni
siyasi ve ekonomik düzen kurulmasının' artık şart
olduğunu belirtti.
'11 Eylül saldırılarının ardından ABD'nin askeri
müdahalesi sorunu çözmekte başarılı olmuş mudur?
Hayır.' diyen Dışişleri Bakanı, küresel yeni düzenin
'coğrafi sınırları olmayan, tek liderliğe değil,
çok katılımcılığa dayalı' olması
gerektiğini ifade etti.
Davutoğlu, Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek'in bir
İspanyol gazetesine verdiği demeçte 'Kültürel mirası,
Türkiye'nin AB sürecini zora sokuyor' şeklinde bir ifade
kullanmasıyla ilgili olarak, 'Türk kültürünün Avrupa kültürünün bir
parçası olduğunu göstermek için yüzlerce sebep bulabilirim.
Osmanlı arşivi açılmasaydı Avrupa tarihi
yazılamazdı. Hoşunuza gitse de, gitmese de, Türkiye
Avrupa'nın bir parçası. Diyelim ki Türkiye AB'ye
adaylığını geri çekti. AB'nin sorunları bitecek mi?
19. yüzyılda değiliz. Türk kültürünü inkar edebilirsiniz, ama
Avrupa'da yaşayan milyonlarca Türk'ü inkar edebilir misiniz?' diye
konuştu.
İspanya'nın 2010 yılının ilk yarısında
üstleneceği AB dönem başkanlığından Türkiye'nin 'büyük
beklentileri ve umudu' olduğunu söyleyen Davutoğlu, 'İspanya,
Türkiye'nin aktif ve stratejik olduğunu anlıyor, ayrıca
Türkiye'nin ekonomik kapasitesinin de farkında. İspanya'nın AB
dönem başkanlığı Türkiye ile AB arasında sadece yeni
fasıllar açılmasında değil, siyasi olarak
yakınlaşma bağlamında da etkisini gösterecektir' dedi.
KIBRIS VE DEMOKRATİK AÇILIM SÜRECİ
Davutoğlu, Kıbrısla ilgili bir soru üzerine, Türkiye'nin
Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirme arzusunda olduğunu,
Kıbrıs'ta kısa vadeli taktiksel değil, geleceğe
yönelik sürdürülebilir bir barış politikası izlediklerini,
'demokratik açılım' sürecinde Türkiye'de herkesin açık bir
şekilde her şeyi konuştuğunu ve terörizmle her yönde
mücadele sürdürülürken, diğer yandan tüm sorunların çözümünü
umduklarını kaydetti.
Bu arada, toplantıda konuşan İspanyol hükümetinin AB ile
ilişkilerden sorumlu Devlet Sekreteri Diego Lopez Garrido,
'İspanya'nın şüphe götürmeyecek şekilde Türkiye'nin AB'ye
tam üye olmasını desteklediğini' belirtti.
STAR KIBRIS 17/11/09
Students condemn TRNC anniversary
By Sebastian Heller
HUNDREDS of students took
part in islandwide protest demonstrations yesterday to mark the anniversary of
the declaration of independence of the Turkish Republic of Northern Cyprus on
November 15, 1983.
A heavy police presence accompanied the demonstrations at the Ledra Palace
checkpoint and tensions rose briefly as some of the youths demonstrating began
to throw stones. A car with Turkish Cypriot registration plates was damaged by
students waving Greek flags. According to police the damage was not severe and
the tension soon dispersed. No arrests were made.
Were going to burn a flag thats big and red, and the only good Turk is a
dead Turk, were just some of the chants shouted out by the demonstrators, some
of whom wore intifada-style scarves
The demonstrations were simultaneously also held to commemorate the student
uprising against the military junta in Greece on November 17, 1973.
A concert to commemorate both anniversaries with the Greek singer Laurentius
Maheritsas was held at the Tassos Papadopoulos Eleftheria stadium in Nicosia
between 11am and 1:30pm.
Youth leaders commented that: Today, 26 years after the illegal declaration of
the pseudo-state, we would like to send the crystal-clear message that the
students of Cyprus reject unconditionally
the invasion and occupation.
Students in Limassol, Larnaca, Paralimni and Paphos took part in simultaneous
demonstrations against the TRNC.
The youth of Cyprus give the message that they will continue courageously the
effort for
the reunification of our homeland, said Andreas Pyras, president
of the Youth Association before stating the support of the students and youth
movement for the federalised solution being worked on by President Christofias.
Demonstrations and marches against the TRNC and in commemoration of the 1973
students uprising in Greece are also planned across the island today.
The Pancyprian union of students (POFEN and PSEM) also delivered a resolution
against the occupation to the UN headquarters in Nicosia.
CYPRUS MAIL 17/11/09
TRNC is not an obstacle to a
solution
By Simon Bahceli
TURKISH Cypriot leader
Mehmet Ali Talat used his speech marking the 26th anniversary of the breakaway
Turkish Republic of Northern Cyprus (TRNC) on Sunday to call on Greek
Cypriots to join Turkish Cypriots in efforts to reunite the island.
The Turkish Cypriot people are ready to share this beautiful island with you.
Come and contribute to peace efforts.
Dont prevent this island becoming one of friendship and unity, he said
during a rally attended by politicians and military personnel from north Cyprus
and Turkey in Nicosia.
Talat also sought to impress on Greek Cypriots the connection Turkish Cypriots
have with the island and dispel the notion that Turkish Cypriots were less a
part of Cypriot history than their Greek Cypriot counterparts.
There are those who through their racist and chauvinistic statements deny our
rights as part owners of Cyprus. Because of this I have to remind them that
Cyprus is our homeland upon which our blood and our sweat has been spilled,
Talat said.
While many will have seen Sundays anniversary of the formation of the TRNC
as an abomination, Talat sought to convince those in the south that the
breakaway states formation in 1983 did not preclude reunification.
Even if the formation of the TRNC was seen internationally as an obstacle to a
solution [of the Cyprus problem], efforts by the Turkish side, and ultimately
the 2004 referendum, changed this perception, Talat said.
But while calling for the stepping up of reunification efforts, Talat also
called on Greek Cypriots and the international community to respect the Turkish
Cypriots right to self-determination.
I want to call on the world and the Greek Cypriots in particular to respect
the rights, after 450 years [on the island], of Turkish Cypriots to govern
themselves.
Also speaking at the anniversary rally was Turkish Deputy Prime Minister Cemil
Cicek, who said that if Turkey had to choose between EU membership and
remaining by the side of the Turkish Cypriots, it would always choose the
Turkish Cypriots.
CYPRUS MAIL 17/11/09
Property commission head: we will pay out within days
THE NORTHS Immovable
Property Commission (IPC) has reacted angrily to a report last week questioning
whether the 81 Greek Cypriots who have come to agreement with the north over
property compensation claims have been paid.
If there is anyone who has not received the compensation agreed, let them come
forward and say so, head of the IPC Sumer Erkman told the Cyprus Mail
yesterday.
While not providing any physical proof of funds paid, Erkman added that due to
the sheer volume of work since the summer, some applicants were yet to receive
their promised funds.
Since the summer recess, we have finalised around 30 applications, and some of
those applicants are still waiting to be paid, Erkman said.
According to the IPC head, several offices are involved in the payment process,
which can take up to two months to complete. Of the 30 applications resolved
since the summer, around 20 were yet to be paid. One of the 20 is a Greek
Cypriot who last week made the news by agreeing to a GB£12 million compensation
offer.
They will all receive their funds within days, Erkman insisted, adding that
there was no question of deliberate delay or of a shortage of funds. She added
that another Greek Cypriot refugee whose GB£9.5 million compensation was one of
the 20 still waiting.
Erkman yesterday contested the Mails report that the funds for the compensation
of Greek Cypriot property claims came from Turkey.
The funds come from north Cyprus budget, she insisted. A source close to the
IPC yesterday told the Mail the funds were being generated through the
redirecting rents for state-owned lands to the IPCs coffers.
All funds are coming from here. Nothing comes from Turkey for this, the
source said.
The norths IPC was set up in 2006 in answer to a ruling by the European Court
of Human Rights (ECHR) that Turkey and its subordinate Turkish Cypriot
administration were failing to offer an effective local remedy to Greek
Cypriots seeking redress for properties they had lost in the north because they
did not offer refugees the possibility of returning to their properties.
With the IPCs establishment however Greek Cypriots were, for the first time,
able to apply to the Turkish Cypriot authorities to regain ownership rights, as
well as financial compensation or the chance to exchange their property for
Turkish Cypriot-owned property in the south.
Accounts of agreement for compensation or records of funds having been paid to
Greek Cypriots from the norths authorities are difficult to come by, with
Greek Cypriots reluctant to draw attention to themselves as having made a deal
with a body that is not recognised by the government.
That said, the onus still falls on the norths authorities to prove payment for
the ECHR to accept that the authorities there have set up a system that
redresses Greek Cypriot demands.
CYPRUS MAIL 17/11/09
Ebubekir Hazım Tepeyranın
anılarını içeren Belgelerle Kurtuluş Savaşı
kitabı Gürer yayınları tarafından geçtiğimiz günlerde
yayımlandı.
Tepeyranın anılarının bir bölümü Ümraniye (Koçkiri)
Olayı ve Nurettin Paşa başlığını
taşıyor. Tepeyran, Milli Mücadele döneminde, Koçgiri
ayaklanması olarak bilinen olaylara ilişkin ilginç bilgiler veriyor,
değerlendirmelerini yazıyor.
Cumhuriyet gazetesi yazarı Oktay Akbalın dedesi olan Tepeyran,
Osmanlı İmparatorluğunun son dönem Dahiliye Nazır
(İçişleri Bakanı)larındandı. Milli Mücadeleyi
desteklediği gerekçesiyle işgal İstanbulunda idam
cezasıyla yargılanan Tepeyran, Cumhuriyet döneminde de
milletvekilliği ve aralarında Sivas da olan değişik illerde
valilik görevlerinde bulundu.
Tepeyran, İkinci Meclisteki milletvekilliği döneminde Mustafa
Kemalle uyuşamadı, üçüncü dönemde milletvekili olamadı. Oktay
Akbal o dönemi şöyle değerlendiriyor: Anayasa
hazırlıklarında Hazım Beyin kimi önerileri, Mustafa
Kemalin istekleriyle uyuşmaz. Örneğin ayan meclisi ve senato
kurulmasından yanadır. Hazım bey Cumhurbaşkanına
geniş yetkiler verilmesini, Cumhurbaşkanının hem hükümete,
hem TBMMye başkanlık etmesini doğru bulmaz.
Koçgiri, şimdiki Sivasın Zara ilçesinin adı. O dönemdeki
nüfusunun önemli bir çoğunluğu Kürt-Alevi. Koçgiri
katliamının hemen ardından Sivasa vali olarak atanan Ebubekir
Hazım Tepeyran, 1921 yılında yaşanan olayların bir
ayaklanma değil, orada komutanlık yapan ve Sakallı Nurettin
olarak bilinen Nurettin Paşanın acımasız bir katliamı
olduğunu belgelere dayanarak anlatıyor.
Sakallı Nurettinin İzmir yangınının da sorumlusu
olduğu söylenir. Bir başka icraatı ise Ali Kemali İzmitte
linç ettirmesidir. Buna benzer başka eylemleri de vardır.
***
Tepeyrana göre; Sivasın Koçgiri (Zara) kasabasında askerlere bir
saldırı olduğu gerekçesiyle başlatılan tenkil
hareketi çok vahşi boyutlara ulaşmıştır. Yöreye
gönderilen Nurettin Paşa 14 Mart 1921 tarihli bildirisinde gelişmeleri
şöyle değerlendirmişti: 1. Sivas iline bağlı Zara
ilçesi (bu ilçeye Koçkiri de denir) sınırları içinde
yerleşik bulunan Koçkiri aşiretleri arasına sokulan bazı
arabulucu kötü amaçlı kişilerin kandırdığı bu
aşiret reislerinden çoğunun rıza ve muvafakatları
dışında bir kısım ayaktakımı Kürtler,
Ümraniyedeki askeri müfrezeye saldırmış ve bazı subaylarla
Ümraniyede bulunan Zara ilçesi kaymakamını
tutuklamışlardır. Bu ayaklanmacılar,
davranışlarının nedeni olarak, hükümetin sözde Kürtleri
vuracağını söylemesiyle korku ve kaygıya
kapılmış olduklarını yaymışlar... (s.211)
Askerin harekete geçmesi üzerine, şehir eşrafı bir öğüt
kurulu oluşturarak araya girer ve bir uzlaşma sağlanır.
Kaymakam ve subaylar serbest bırakılır. İsyancılar
için Sivasta harp divanı kurulmasına karar verilir. Ayrıca
yapılan uzlaşmayı güvence altına almak amacıyla bir
taahhüt belgesi de hazırlanır.
Tepeyran o günleri anlatırken şöyle diyor:
Öğüt kurulu, Zaradan dönüşünde komutan paşayı görerek,
gerek asker göndermenin caydırıcılığının,
gerekse yayımladığı bildirinin etkisiyle sorunun böylece
çözülmesini uygun görmesinden dolayı kendisini kutlarlar.
Fakat Nurettin Paşanın, Öyle ama, bu kadar asker toplandı,
ben buraya kadar geldim; bir şey yapılmazsa olmaz, dediği ve
bunun üzerine askeri harekâtın sürdürüldüğü, Sivasta yaygın
olarak konuşulmakla birlikte, bu söylentinin doğru olduğunu
Şefik Bey bizzat bana söylemişti. (s.211)
Böylelikle Ümraniye bucağına ve Zara ilçesinin merkezine
bağlı köylerden 76 ve Divriki ilçesinde 57 toplam 132, savaştaki
düşman istihkamları gibi yakılmış, yıkılmış
ve yüzlerce nüfus öldürülmüştür. Ayrıca bütün mal, eşya, zahire
ve hayvanları yağmalanmıştır. Binlerce nüfus da
dağlarda, kırlarda açlıktan ve sefaletten ölüme mahkum
edilmiştir. (s.216)
Nurettin Paşa, hükümetin güvenip kendisine verdiği yetkiyi pek kötü
kullanarak yarattığı facialarla yetinmemiş, Koçkiri ileri
gelenlerinden öldürülen ya da can korkusuyla dağlarda saklanan
kişilerin ailelerini de Sivasa sürmüştü (s.218)
Bu değerlendirmeler, olaylardan üç ay sonra Sivasa vali olarak atanan
Ebubekir Hazım Tepeyrana ait. Zaranın Alevi-Kürt nüfusu Dersimden
tam 26 sene önce bir katliam ile yüz yüze gelmişti. Üstelik, zaman Milli
Mücadele dönemiydi. Anadolunun desteğine her zamankinden çok ihtiyaç
hissedildiği bir dönemdi.
Koçgiri Katliamı resmi tarihin pek görmek, göstermek istemediği
olaylardandır. Tarihi yeniden okumak, yeni bir gözle okumak ve gerçeklerle
yüzleşmek iyi olacak.
Hele de Onur Öymeni dinledikten sonra...
RADIKAL 17/11/09
A.A.
Türkiye'de Dindarlık:
Uluslararası Bir Karşılaştırma
araştırmasının sonuçları açıklandı.
İlginç sonuçlara ulaşılan araştırmanın en
çarpıcı yanlarından biri, devlet memuru kadınlar
isterlerse başlarını örtmelerine izin verilmeli diyenlerin
oranı 1999 yılında yüzde 74 iken, bu oranın bu yıl
yüzde 69'a, Üniversite öğrencisi kızların isterlerse
başlarını örtmelerine izin verilmeli diyenlerin
oranının da 1999 yılında yüzde 76 iken 2009'da yüzde 70'e
indiği sonucu oldu.
Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi
öğretim üyeleri Prof. Dr. Ali Çarkoğlu ve Prof. Dr. Ersin
Kalaycıoğlu, 2008-2009 yıllarını kapsayan ve Türkiye
İstatistik Kurumu verileri kullanılarak, örnekleme yöntemiyle bin 453
denekle, 53 ilde gerçekleştirdikleri araştırmanın
sonuçlarına ilişkin bir basın toplantısı düzenledi.
Çarkoğlu, ISSP'nin uluslararası konjonktürde
dindarlığın araştırılması amacıyla 43
ülkede de aynı soruları yönettiğini kaydetti.
Araştırma yapılan birçok ülkedeki verilerin raporlanması
sürecinin henüz tamamlanmadığını belirten Çarkoğlu, bu
nedenle Türkiye'deki veri sonuçlarının ISSP'nin 1998
yılında aynı konuda yaptığı dünya
sonuçlarıyla kıyaslamasının
yapıldığını ifade etti.
Hazırlanan rapora göre, deneklerin yüzde 82'si Allah var olduğu için
hayatın anlamı olduğuna, yüzde 28'i hayatın
akışını kendisinin değiştirebileceğine
inandığını bildirirken, yüzde 50'lik bir grup ise
hayatı değiştirebilmek için yapabileceğimiz çok az
şey vardır görüşüne katılıyor.
Çarkoğlu, bu sonucun kadercilik veya metafizik güçler tarafından belirlenen
bir hayat algısının toplumda yaygın olarak
paylaşıldığı izlenimini ortaya koyduğunu ifade
etti.
ALLAH'A İNANÇ
Katılımcıların yüzde 95'i Allah'a olan inancını
küçük yaşta edindiğini bildirdi. Allah'ın tasavvuru
hakkındaki inanç incelemesinde ise Allah tasavvurunun, baskıcı,
cezalandıran, yargılayıcı ve otoriter bir babadan çok
sevecen, destekleyen, esirgeyen, hayatı kolaylaştırmaya destek
veren bir baba imajına daha yakın değerlendirmesi öne
çıktı.
Anket sorularını yanıtlayanlardan, bilimin insanlığa
yararlı olup olmadığı ve dine olan inancı
aşındırıp aşındırmadığına
ilişkin soruya da yüzde 50 oranında bir kesim bilimin yararlı
olduğunu düşünüyor.
Bir diğer sonuca göre de katılımcıların yüzde 89'u
kendi inanışlarında olmayan dinlere saygı gösterilmesi
gerektiği görüşünde. Ancak, Sizden farklı bir dine mensup olan
veya hakkındaki görüşleri sizden farklı olan birisinin
seçimlerde oy vermeyi düşündüğünüz siyasi partiden aday
olmasını kabul eder miydiniz? sorusuna
katılımcıların yüzde 37'si, kesinlikle kabul etmem, yüzde
23'ü kesinlikle kabul ederim yanıtını verdi.
Bu kişilerin kamuya açık toplantılar düzenleyerek
görüşlerini açıklamalarına izin verilmeli mi? şeklindeki
soruya karşılık olarak da yüzde 36 Hayır kesinlikle
verilmemeli, yüzde 11 oranınında da Mutlaka verilmeli
yanıtı alındı.
CEMAATLERİN GÜCÜ
Prof. Dr. Çarkoğlu, bu cevapların, Türkiye'de farklı dinlere
saygı gösterilmesi ifadesinin kabul edilmekle birlikte, uygulamada bu
kişilerin kitap yazıp yayınlamalarına veya fikirlerini
açıklamalarına sıcak bakılmadığı gibi bir
durumu ortaya koyduğunu ifade etti.
Deneklerin yüzde 44'ü cemaatlerin gücünün çok olduğu, yüzde 28'i
olması gerektiği kadar olduğu ve yüzde 18'i de olması
gerektiğinden az olduğu görüşünü savunuyor.
Bu arada, tek bir dinin gerçek olduğuna inananların oranı
araştırmada yüzde 57 olarak görülürken, deneklerin yüzde 34'ü birçok
dinde temel doğrular mevcuttur, yüzde 6'lik bölüm ise herhangi bir dinin
öğretilerinde çok az gerçek payı vardır görüşünde.
YATIR ZİYARETLERİ
Katılımcıların yüzde 41'i türbe, yatır gibi dinen
kutsal kabul edilen yerleri yılda en az bir kere ziyaret ediyor, yüzde
36'lık bir kesim hayatı boyunca türbe veya yatır ziyareti
yapmamış.
Araştırmaya katılanların yüzde 80'i dua ettiğini beyan
ederken, dua etme nedenleri arasında yüzde 97 ile felaketten korunmak ön
plana çıkıyor. Denekler bunun yanı sıra 'iyi bir eş
bulup evlenmek, bir sınavda başarılı olmak ve taraftarı
olduğu futbol takımının kazanması gibi nedenlerle de
dua ediyor.
Araştırmaya katılanların yüzde 90'ı Müslümanlara
hoşgörüyle yaklaşırken, bu oran Hristiyanlara karşı
yüzde 29, Budistlere yüzde 18,7, Hindulara yüzde 19,4 ve Musevilere ise yüzde
21,9 düzeyinde. Prof. Dr. Çarkoğlu, bu durumun Müslümanlar
dışındaki dinlere ve inanmayanlara karşı
karşı büyük bir olumsuz görüş ortamı bulunduğu
sonucunu çıkarttığını, Türkiye'de sık sık
ifade edilen din ve vicdan özgürlüğüne karşı saygı ve
tarihten gelen dini hoşgörü savlarını doğrulamaktan uzak
bir görüntü çizdiği görüşünü aktardı.
Araştırmanın bir diğer sonucuna göre,
katılımcıların yüzde 35'i nazara inanırken, yüzde
10'luk bir kesim ise faal, büyü, yıldızlarının konumunu
gibi
şeylerin insanın geleceğini tayin ettiği görüşünde.
Katılımcılar, Dini ilkelerinize uymayan bir kanunun Meclis
tarafından kabul edilmesi durumunda nasıl
davranırdınız? şeklindeki soruya da yüzde 35 oranında
kesinlikle kendi dini ilkelerime uygun davranmaya devam ederim, yüzde 32
oranında muhtemelen kendi dini ilkelerime uygun davranmaya devam ederim,
yüzde 13 oranında ise Kesinlikle kanuna uyarım
yanıtını verdiler.
TÜRBAN ARAŞTIRMA SONUÇLARI
Türban yasağına ilişkin olarak 1999-2009 yılı
arasındaki görüşlere de yer verilen araştırma sonuç
raporunda, devlet memuru kadınlar isterlerse başlarını
örtmelerine izin verilmeli diyenlerin oranı 1999 yılında yüzde
74 iken, bu oranın bu yıl yüzde 69'a gerilediğine yer verildi.
Raporda, Üniversite öğrencisi kızların isterlerse başlarını
örtmelerine izin verilmeli diyenlerin oranının da 1999 yılında
yüzde 76 iken 2009'da yüzde 70'e indiği ifade edildi.
'İnsanlar Müslümanlığın gereği olan ibadetlerini
serbestçe yerine getirebiliyor mu? şeklindeki soruya 1999
yılında 'evet' diyenlerin oranı yüzde 65'ten 2009
yılında yüzde 78'e çıkarken, 'Hayır' diyenlerin oranı
ise yüzde 31'den yüzde 19'a geriledi.
Türkiye'de dindar insanlara baskı yapılıyor mu? sorusuna da
1999 yılında yüzde 50 'Hayır' diyenlerin oranı 2009
yılında yüzde 71'e, 'evet' diyenlerin oranı da yüzde 45'ten
yüzde 24'e indi.
Laik kesimden insanlar hayatlarını serbestçe yaşıyor mu?
sorusuna karşılık olarak da 2006 yılında yüzde 79 olan
'evet' oranı, 2009 yılında yüzde 86'ya çıkarken, bugün
Türkiye'de laik kesimden insanlara baskı yapılıyor mu? sorusuna
verilen yüzde 83 'Hayır' cevabı yüzde 87'e çıkarken, 'Evet'
yanıtı da yüzde 8'den 9'a yükseldi.
Araştırma sonucuna göre, dindar kesime yapılan baskılar
arasında Türban dayatması ve ibadet özgürlüğünün
engellenmesi ön plana çıkarken, laikler üzerindeki baskı da ise
ibadet baskısı ve ifade özgürlüğünün engellenmesi dikkat
çekiyor.
Türkiye'de şeriat düzeni isteyenlerin oranı ise 1999
yılında yüzde 26'lar düzeyinde iken bugün bu oran yüzde 10'lara
düştü.
Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, Türkiye'deki verilerin Şili,
İrlanda, Filipinler, Slovakya gibi Katolik ağırlıklı
nüfusa sahip olan ülkeler ile Rusya, Güney
Kıbrıs
gibi Ortodoks, Hristiyan nüfusa sahip ülkelerle büyük benzerlik
gösterdiğini kaydetti.
HURRIYET 17/11/09
SAMI KOHEN MILLIYET 17/11/09
AA
NTV 18 Kasım. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA - Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde, ilk ve orta dereceli okulların
tümü, domuz gribinin yayılmasını önlemek amacıyla,
yarında itibaren 1 Aralık tarihine kadar tatil edildi.
Okulların tatil
kararı, bugünkü Bakanlar Kurulu toplantısında alındı.
Kararı açıklayan Bakanlar Kurulu sözcüsü ve Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgün, okulların tatil edilmesi nedeniyle
eğitimde çok büyük bir kayıp yaşanmayacağını
belirtti.
Bakan Özgürgün,
okulların 1 Aralık Salı günü eğitime
başlayacağını kaydetti.
KKTCnin
kuruluş yıldönümü nedeniyle önceki, gün Güney
Kıbrısın büyük kentlerinde çeşitli kınama eylemleri
gerçekleştirilirken, EFEN öğrenci birliğinin Ledra Palacetaki
gösterisinde federasyon aleyhine sloganlar atıldı ve bölgede park
halinde bulunan Kıbrıslı Türk araçlarına
saldırıda bulunuldu.
Politis
Gazetesi, Sınırsız Bir Tımarhane
Kıbrıslı
Türklerin Araçlarına Zorbalık
Sahte Devleti Unuttular Federasyonu
Hatırladılar
Bölünmüş Kınama başlıkları
altında geniş yer verdiği haberinde, Rum öğrenci birlikleri
arasındaki kesin görüş ayrılıklarının kınama
etkinliklerinde ortaya çıktığını yazdı.
Gazete,
POFEN ve PSEM öğrenci örgütlerinin Tasos Papadopulos kapalı spor
salonunda gösteri gerçekleştirdiklerini, Ledra Palaceta gösteriyi tercih
eden EFENin eyleminin ise olaylı geçtiğini belirtti.
EFEN
üyesi öğrencilerin Ledra Palacea yürüyüş sırasında KKTC ve
federasyon çözümü aleyhine sloganlar attıklarını belirten
gazete, gösterinin bitişinde ise bir grup öğrencinin Baf
kapısında bulunan Rum polis karakoluna çok az uzaklıkta bulunan
park halindeki bir Kıbrıslı Türkün aracına taşlar
atarak büyük zarar verdiklerini yazdı.
POFEN ve
PSEM örgütlerinin gerçekleştirdikleri etkinlikte yapılan
konuşmalarda ise KKTCnin ilanı kınandı, Türk askerinin
çekilmesi talep edildi ve uluslararası toplamdan Türkiyeye tutum
değiştirmesi için baskı yapması istendi. Ayrıca bu
isteklerin yer aldığı bir bildiri BMnin Güney Lefkoşadaki
temsilciliğine verildi.
EOKA
TİŞÖRTLERİYLE GÖSTERİYE KATILDILAR
Gazete
Limasol, Baf ve Larnakadaki gösterilerde de, katılımcılar
arasında fikir ayrılıklarını ortaya koyan sloganlar
atıldığını ve aşırı sağ
eğilimlerin ortaya çıktığını yazdı.
Habere
göre Bafta gerçekleştirilen gösteride, Yunan bayrakları
açıldı, Türkiye ve federasyon çözümü aleyhine milliyetçi sloganlar
atıldı.
Limasolda
gerçekleştirilen kınama gösterileri de farklı görüşlerden
öğrencilerin karşılıklı atışmalarıyla
geçtiği, kendi aralarında gruplar halinde gösteri yerine gelen
öğrenciler arasında Kıbrıs halkına aittir,
Kıbrıs Yunandır, Yunanistan-Kıbrıs- Enosis gibi
sloganların karşılıklı atıldığı
bildirildi.
Habere
göre, bir grup gösterici dev Yunan bayrağı açarken, bir grup da
Hepiniz Koyunsunuz pankartı açtı. Söz konusu bayrak ve pankart Rum
polisinin müdahalesi sonucunda geçici bir süre için kapatılsa da, daha
sonra yeniden açıldı.
HALKIN SESI 18/11/09
Avrupa
Birliğinin (AB) Kıbrıs Türküne yapmakta olduğu 259 milyon
Euroluk mali yardım kapsamında Gönyeli, Girne ve Lefkenin toplam
114 kilometrelik uzunluğundaki içme suyu dağıtım
şebekesi yenileniyor. Birliğin
Gönyelinin 54 ve Girne ile Lefkenin 30ar kilometrelik içme suyu
dağıtım şebekelerinin yenilenmesi kapsamında açtığı iki ayrı ihaleyi
müteahhit firma Adil Görüş ile Özyalçın Construction Co.
firmasının kazanması üzerine projeyi birleştiren AB,
Girnedeki projeyi dün başlattı.
Yaklaşık
35 yıldan beri insan sağlığını tehdit eden eski
asbest borulardan oluşan şebeke Dünya Sağlık Örgütünün
(WHO) önerdiği polietilen borularla değiştirilecek.
Haziran
2010 yılında tamamlanacak proje, yaklaşık 2 milyon 700 bin
Euroya mal olacak.
Saat
15:00te Girne 20 Temmuz Stadyumunda düzenlenen törenle start alan Girnedeki
proje; Mete Adanır, Naci Talat, Salih Miroğlu, Raif Denktaş,
Bedrettin Demirel, Sedat Simavi, Ziya Rızkı ve Ecevit Caddesi ile bu
caddelere bağlı sokak ve Karaoğlanoğlu bölgesini kapsayacak.
Gönyelinin
içme suyu dağıtım şebekesinin yenilenmesine bugün,
Lefkedeki projeye ise ileriki günlerde başlanacak.
Girne
Belediye Başkanı Sümer Aygın törende yaptığı
konuşmada, belediyenin Girneye kesintisiz su sağlamak için projeler
geliştirdiğini de ifade ederek, dün yeni bir su kuyusu daha
açtıklarını ve buradan elde edecekleri suyun şehir
şebekesine bağlanmasıyla ilgili çalışmaların da
kısa sürede tamamlanacağını kaydetti.
VIEZZIER
AB
Program Takım Başkanı Alessandra Viezzier ise projenin
amacının; Beşparmak Dağlarındaki kaliteli suyu kayba
uğratmadan aynı kaliteyle halka sunmak ve suda tasarruf sağlamak
olduğunu ifade etti.
AKYILDIZ
Projeyi
üstlenen Adil Görüş ve Oğuz Özyalçın Construction and Co.
firması adına konuşan Yalçın Akyıldız da
yaptığı konuşmada, Girne, Gönyeli ve Lefke İçme Suyu
Şebekesi Yenileme Projesinin Adil Görüş ve Oğuz Özyalçın
firmalarını yeni bir yapılanmada bir araya getirdiğini
anlatarak, projeyi taahhüt edilen süre içinde tamamlamayı hedeflediklerini
söyledi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, 24 Nisan 2004 referandumuyla ortaya çıkan iradenin
Kıbrıs Türkünün lehine olduğunu vurgulayarak,
Kıbrısta çözümün herkesin yararına olacağını, bu
iradeyi devam ettireceklerini söyledi.
Talat,
24 Nisan iradesiyle 19 Nisandaki seçimlerin sonucunu
karşılaştıranları da eleştirdi.
Kıbrıs
Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS)ın 53üncü kuruluş
yıldönümü önceki gece sendika lokalinde resepsiyonla kutlandı.
KTAMS
tarihini anlatan slayt gösteriminin ardından konuşan KTAMS
Başkanı Ahmet Kaptan, sendikanın kuruluşundan bu yana 53
yıl geçmesine rağmen mücadele ettikleri insanlar
dışında değişen bir şey
olmadığını söyledi.
Bugün Kıbrıs Türkünün göçünü
engellemek için yine yollardayız diyen Kaptan, dönemde İngiliz ve
Rumlar arasındaki emperyalistlerin, bugün ise kendi seçtikleri
insanların Kıbrıslı Türkleri ülkeden göç ettirmeye çalıştıklarını
savundu. 28 örgüt olarak bu duruma karşı eylemler
yaptıklarını anlatan Kaptan, hükümeti, seçim öncesinde
verdiği sözleri tutmamakla ve insanları kandırmakla
suçladı.
KURULUŞ
BİLDİRGESİNDE İMZALARI VAR
Hükümetin
dış politikasını da eleştiren Kaptan, Başbakan
dahil bugünkü hükümetin bazı mensuplarının da imza
attığı KKTCnin kuruluş bildirgesinin 22inci maddesinde
KKTCnin ilanı Kıbrısta yeni bir ortaklığı
engellemez ifadesine dikkat çekti. Kaptan, genç mücahitler adlı örgütü
sözde diye niteleyerek, bu örgütün astıkları pankartları
örtmeye ve engellemeye çalıştığını kaydetti.
BARIŞ
MÜCADELESİNDE ÖN SAFLARDA
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ise konuşmasında, KTAMSın yarım asrı
aşan tarihinde çok ciddi hareketlere imza attığını,
Kıbrıs Türk halkının demokratik gelişiminde önemli
görev yaptığını ve barış mücadelesinde ön
saflarda yer aldığını söyledi.
Nisan iradesi Kıbrıs Türkünün
lehinedir, önemli bir zemin oluştu diyen Talat, 24 Nisan iradesinin öldüğü ve karşısına 19
Nisan iradesinin çıktığı görüşünün çözümsüzlüğü
savunmak olduğunu da vurguladı. Bunu söylemek günahtır.
Kıbrıs Türkünün itibarını zedeler diyen Talat, 24 Nisandaki referandumla 19 Nisan
seçiminin karşılaştırılamayacağını
söyledi.
Talat, Kıbrısta çözüm ve barış
istediklerini, sorunun çözümünün herkesin yararına ve çıkarına
olacağını, bu çizgiyi devam ettireceklerini ekledi.
![]()
Cumhurbaşkanı Talat görüşme sonrası
açıklama yaptı; İlkesel farklılıklar devam ediyor,
ama görüşmelerde tıkanıklık göstergesi yok
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, mülkiyet konusunda ilkesel
farklılıkların devam ettiğini, fakat görüşmelerde
herhangi bir tıkanıklık göstergesi bulunmamasının
olumlu bir gelişme olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm
müzakerelerinde bugün mülkiyet konusuna devam edildiğini ve iki liderin
temsilcilerinin önümüzdeki günlerde konuyu görüşmeyi sürdüreceklerini
belirtti.
Talat, temsilcilerin mülkiyet konusunda kategorileri
sonuçlandıracaklarını, ayrıca her kategoride mülkiyetle
ilgili çareleri görüşeceğini ifade etti. Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasla dün
yaptığı görüşme dönüşünde Cumhurbaşkanlığında
TAK ve BRT muhabirlerine açıklamada bulundu, soruları
yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Talat, Cuma günü yapılacak görüşmenin saat
10.00 yerine 11.00de başlayacağını ve görüşmede
bugüne kadar yapılanları gözden geçirerek, bundan sonrası için
bir organizasyon çalışması yapılacağını,
özel bir konu üstünde yoğunlaşmayacaklarını söyledi.
Gelecek hafta Salı günü yapılacak toplantıda ise
Vatandaşlık, Yabancılar, Göç ve Sığınma
konularının ele alınacağını ifade eden Talat,
şimdilik varılan sonucun bu olduğunu söyledi.
Sorular
Mülkiyette kategorilerde bir yakınlaşma
sağlanmıştı. Çözüm yollarında bir
sıkıntı yaşanması bekleniyor mu? sorusunu
Cumhurbaşkanı Talat şu şekilde yanıtladı.
En kritik kısmı o zaten. Kıbrıs Rum tarafının ve
bizim o konuda görüşlerimiz var, vardığımız
anlaşmada bu görüşlere zarar vermeksizin çareler konusunu ele
alalım dedik. Dolayısıyla en zor kısım o olacak,
çünkü artık o çözümdür. Ve çözüm konusunu görüşürken en zor konunun
mülkiyet olacağını düşünecek olursak daha da uğraşacağız
demektir.
Bir adım atılmıştır ve bu adım önemlidir
Burada bir adım atılmıştır, bu adım bence
önemlidir. Neyi gösteriyor? Çözüm konusunda kararlılığı
gösteriyor. (Bunu) Kullanabilirsek, bundan sonrası için son derece
yararlı adımlar atmış olacağız diye
düşünüyorum. Bundan sonra da, tabii gelecek toplantımızda karar
vereceğiz, ama daha önümüzde görüşülmesi gereken konular var.
Biliyorsunuz yürütmeyi daha tamamlamadık, yürütmenin birçok başka
unsurları var. Belki onları da ele almamız gereken daha
bütünlüklü bir çalışma yapmamız gerekecek.
Rumlar Türkiye kökenli yurttaşları konu etmeye
çalışıyor
Vatandaşlık, Yabancılar, Göç ve Sığınma konusu
başlı başına önemli bir konudur. Biliyorsunuz bu
başlık altında Kıbrıslı Rumlar, Türkiye kökenli
yurttaşlarımızı konu etmeye çalışıyorlar.
Dolayısıyla bunu önemli bir konu olarak gelecek
toplantımızda, daha doğrusu bir sonraki toplantımızda
(Salı) ele alacağız ve bakacağız nasıl bir
yakınlaşma sağlayabiliriz. Tabii konu onunla ilgili
değildir, vatandaşlık derken bilirsiniz iç vatandaşlık
vardır, vatandaşlığın organize edilmesi vardır,
sığınma konuları vardır. Oldukça geniş bir
konudur, geçen görüşmemizde çok dar bir görüş alış-verişi
yapmıştık. Bu defa belki daha derinlemesine görüşlerimizi
tartışma fırsatı buluruz.
İlkesel farklılıklar devam ediyor... ama tıkanma yok
Mülkiyette ilkesel farklılıklarınız vardı. Bu
farklılıklar giderilebilecek görüşünü taşıyor
musunuz? sorusu üzerine de Cumhurbaşkanı Talat, bu konunun en zor
kısım olduğunu ve ilkesel farklılıkların devam
ettiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat şöyle dedi: Zaten dediğim gibi onlara
halel gelmeksizin görüşüyoruz. Ama unutmayın, her görüşmede
olduğu gibi, görüşmelerin devam etmesi ve tıkanmaması
önemli bir olumlu göstergedir. Henüz böyle bir tıkanma göstergesi
olmadığına göre de, ben bu konuda Kıbrıs Türk
tarafı olarak elimizden gelen her türlü çabayı göstermeye devam
edeceğimizi zaten daha önce de söyledim. Bunu tekrar vurgulamak
istiyorum.
STAR KIBRIS 18/11/09
![]()
AB, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesine 2
milyon Euro bağış yaptı. Bu amaçla Ledra Palaceta
düzenlenen resepsiyona Cumhurbaşkanı Talat, Rum Lider Hristofyas ile
BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Zerihoun da
katıldı.
Avrupa Birliği Komisyonu tarafından kayıp
şahısların akıbetinin belirlenmesi amacıyla Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından yürütülen
çalışmalar için verilen 2 milyon Euroluk bağış
nedeniyle dün ara bölgede Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve
Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın da
katıldığı bir resepsiyon düzenlendi.
Lefkoşadaki Ledra Palace Otelinde yer alan resepsiyona AByi temsilen
Avrupa Komisyonunun Güney Kıbrıs Temsilcisi Andrulla Kaminara, BM
Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kıbrıstaki
Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNFCYP) Misyon Şefi
Taye Brook Zerihoun, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi
Birleşmiş Milletler Temsilcisi Christophe Girod, Kıbrıslı
Türk Üye Gülden Plümer Küçük, Kıbrıslı Rum Üye Elias Georgiades
de katıldı.
AB, Komiteye en çok bağışta bulunan kurum durumunda. ABnin
Komiteye yaptığı yardımların toplamı 3.5 milyon
Euroya ulaştı. Ancak, Cumhurbaşkanı Talat bundan önce
yapılan 1.5 milyon Euroluk yardımın, Kıbrıslı
Türklere ayrılan 259 milyon Euroluk yardım paketinden
alındığına işaret etti.
Bağışlanan paranın komitenin gelecek 24 ay içindeki
masraflarını karşılayacağı ve bu
bağışın yeni arkeolog ve antropologların işe
alınıp faaliyetlerin hızlandırılmasına olanak
tanıyacağı açıklandı.
Talat
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat resepsiyonda yaptığı
konuşmada Otonom Kayıp Şahıslar Komitesinin çok
değeli bir çalışma ortaya koyduğunu, bu nedenle komiteye
yapılan yardımların çok değerli olduğunu ifade etti,
Kayıp yakınlarının mağduriyetin giderilmesi
önceliğimiz olmalı dedi.
Bu insancıl konuda uzun bir süre görüşlerin değişmesi için
çalıştıklarını ifade eden Talat, Kıbrıs Rum
lideriyle birlikte bunu başardıklarını ve Komitenin
çalışmalarını başlattıklarını kaydetti.
Bu çalışmaların kayıp yakınlarının
beklentilerine cevap vermesi beklentisi içerisinde olduklarını dile
getiren Talat, ancak çalışmanın çok zor ve teknik bir konu
olmasından dolayı zaman aldığını söyledi.
Bunun bir emsal teşkil etmesini umut ettiğini kaydeden Talat,
yardımların kayıp sorununun giderilmesi için önemli
olduğunu belirtti.
Kayıplar konusunun siyasete karıştırılmaması için
çok dikkatli davranılması gerektiğini, bunu bugüne kadar
başardıklarını ifade eden Talat, Konuyu
siyasileştirmek çalışmaları öldürür dedi.
Talat, Komitenin çalışmalarını desteklemeye devam
edeceklerini belirtti ve Komite çalışanları ile
çalışmalara destek veren tüm kesimlere teşekkür etti.
Hristofyas
Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise
konuşmasında kayıp şahıslar konusunun
Kıbrıstaki tüm kayıp ailelerini yakından
ilgilendirdiğini ve pek çok insanın büyük acılar çekmesine neden
olduğunu söyledi.
Kayıplar konusunun insancıl bir konu olduğunu ve hiçbir
şekilde siyasete alet edilmemesi gerektiğini ifade eden Hristofyas,
çalışmaları sadece sözlerle değil fiili olarak da
desteklemek gerektiğini, bunu kayıp ailelerine ve
Kıbrısın tüm insanlarına borçlu olduklarını
kaydetti.
Hristofyas, gösterilen ilgi ve destekten dolayı uluslararası topluma,
Uluslararası Kızılhaç ve Avrupa Birliğine teşekkür
etti.
Kıbrıs Rum Yönetiminin komiteye katkılarının da önemli
bir paya sahip olduğunu ve bunun artırılabileceğini ifade
eden Hristofyas, Acil ve görülmeyen ihtiyaçların
karşılanması ve kazı ekiplerinin
çoğaltılması için 150 bin Euro daha
bağışlayacağız dedi.
Kaminara
Avrupa Komisyonu Güney Kıbrıs Temsilcisi Andrulla Kaminara,
etkinlikte yaptığı konuşmada, ABnin, Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesine en büyük bağışta bulunan kurum
olmaktan gurur duyduğunu ifade etti.
ABnin, çatışmaların insancıl yönünü ilgilendiren
çalışmalara karşı her zaman duyarlı
yaklaştığını ve destekçisi olduğunu belirten
Kaminara, ABnin bu girişime de büyük önem verdiğini ve
İnisiyatif, güven artırıcı önlemlerin en
başarılı olanı olarak gösteriliyor dedi.
Girişimin geçmişin yaralarını sessiz ve saygın bir
şekilde iyileştirme çabası olduğunu anlatan Kaminara,
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum liderlerin
Komitenin çalışmalarını destekleme kararının
yaraları iyileştirme ve bir uzlaşmaya varma yönündeki
kararlılığın, ayrıca Avrupa Komisyonu ve BMnin
işbirliğinin güven artırıcı önlemler alanındaki
başarısının göstergesi olduğunu söyledi.
Adadaki kurumsallaşmış tek iki toplumlu kuruluşun ortaya
koyduğu ekip çalışması ve işbirliğinin
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların birlikte
mucizeler yaratabileceğinin de bir kanıtı olduğunu kaydeden
Kaminara, Kıbrıs ve Kıbrıslılar için büyük önem
taşıyan çalışmalardan dolayı Komiteye teşekkür
etti.
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesindeki Üçüncü Üye, BM Temsilcisi
Christophe Girod ise Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği,
Kıbrıstaki liderlere, uluslararası topluma ve komite
çalışanlarına teşekkür etti.
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesinin internetteki sitesine göre
komite 20 Ekim 2009a kadar 44 Kıbrıslı Türk, 142 de
Kıbrıslı Rumun kimliğini tespit edip ailelerine teslim
etti.
STAR KIBRIS 18/11/09
![]()
Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas arasındaki dünkü görüşme sona erdi.
Mülkiyet konusunun ele alındığı görüşme
yaklaşık 2 saat sürdü.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun,
görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, liderlerin
baş başa iyi bir görüşme gerçekleştirdiklerini ve bazı
görüşme tarihleriyle ilgili anlaşmaya vardıklarını
söyledi.
Zerihoun, temsilcilerin perşembe günü bir araya gelerek mülkiyet
konusunda çalışmaya devam edeceklerini, liderlerin de cuma günü saat
11.00de görüşeceklerini, bu görüşmenin daha çok görüşmelerin
organizasyonuyla ilgili olacağını söyledi. Zerihoun, liderlerin
cuma günkü görüşmede bugünkü müzakere sürecini gözden geçireceğini,
takip edecek görüşmelerle ilgili, zaman, görüşme saatleri,
görüşme tarihleri gibi konuları ele alacaklarını kaydetti.
Zerihoun, Gelecek haftaki görüşmenin salı günü
yapılacağını ve burada da Vatandaşlık,
Yabancılar, Göç ve Sığınma konularının ele
alınacağını kaydetti.
Zerihoun, basın mensuplarının Mülkiyet konusunda kategoriler
konusu tamamlandı mı sorusuna, temsilciler perşembe günü bunun
üzerinde çalışacaklar yanıtını verdi.
STAR KIBRIS 18/11/09
Treaty of Lisbon
amending the Treaty on European Union and the Treaty establishing the European
Community, signed at Lisbon, 13 December 2007
Official Journal of the European
Union
Article 2
The agreement referred to in Article 1 shall ensure that
accession of the Union shall not affect the competences of the
Union or the powers of its institutions.
It shall ensure that nothing therein affects the situation of Member States in
relation
to the European Convention, in particular in relation to the
Protocols thereto, measures taken by Member States derogating
from the European Convention in accordance with Article 15
thereof and reservations to the European Convention made
by Member States in accordance with Article 57 thereof.
Article 3
Nothing in the agreement referred to in Article 1 shall affect
Article 292 of the Treaty on the Functioning of the European
Union.
PROTOCOL
ON THE INTERNAL MARKET AND COMPETITION
THE HIGH CONTRACTING PARTIES,
CONSIDERING that the internal market as set out in Article 2 of
the Treaty on European Union includes a system ensuring
that competition is not distorted,
HAVE AGREED that:
to this end, the Union shall, if necessary, take action under
the provisions of the Treaties, including under Article 308 of the
Treaty on the Functioning of the European Union.
This protocol shall be annexed to the Treaty on European Union
and to the Treaty on the Functioning of the European
Union.
PROTOCOL
ON THE APPLICATION OF THE CHARTER OF FUNDAMENTAL
RIGHTS OF THE EUROPEAN UNION TO POLAND AND TO THE
UNITED KINGDOM
THE HIGH CONTRACTING PARTIES,
WHEREAS in Article 6 of the Treaty on European Union, the Union
recognises the rights, freedoms and principles set out
in the Charter of Fundamental Rights of the European Union;
WHEREAS the Charter is to be applied in strict accordance with
the provisions of the aforementioned Article 6 and
Title VII of the Charter itself;
C 306/156 EN Official Journal of the European Union 17.12.2007
WHEREAS the aforementioned Article 6 requires the Charter to be
applied and interpreted by the courts of Poland and of
the United Kingdom strictly in accordance with the explanations
referred to in that Article;
WHEREAS the Charter contains both rights and principles;
WHEREAS the Charter contains both provisions which are civil and
political in character and those which are economic
and social in character;
WHEREAS the Charter reaffirms the rights, freedoms and
principles recognised in the Union and makes those rights more
visible, but does not create new rights or principles;
RECALLING the obligations devolving upon Poland and the United
Kingdom under the Treaty on European Union, the
Treaty on the Functioning of the European Union, and Union law
generally;
NOTING the wish of Poland and the United Kingdom to clarify
certain aspects of the application of the Charter;
DESIROUS therefore of clarifying the application of the Charter
in relation to the laws and administrative action of Poland
and of the United Kingdom and of its justiciability within
Poland and within the United Kingdom;
REAFFIRMING that references in this Protocol to the operation of
specific provisions of the Charter are strictly without
prejudice to the operation of other provisions of the Charter;
REAFFIRMING that this Protocol is without prejudice to the
application of the Charter to other Member States;
REAFFIRMING that this Protocol is without prejudice to other
obligations devolving upon Poland and the United Kingdom
under the Treaty on European Union, the Treaty on the
Functioning of the European Union, and Union law generally,
HAVE AGREED UPON the following provisions,
which shall be annexed to the Treaty on European Union and to the Treaty
on the Functioning of the European Union:
Article 1
1. The Charter does not extend the ability of
the Court of Justice of the European Union, or any court or tribunal of
Poland or of the
United Kingdom, to find that the laws, regulations or administrative
provisions, practices or action of
Poland or of the
United Kingdom are inconsistent with the fundamental rights, freedoms and
principles that it reaffirms.
2. In particular, and for the avoidance of
doubt, nothing in Title IV of the Charter creates justiciable rights applicable
to
Poland or the United
Kingdom except in so far as Poland or the United Kingdom has provided for such
rights in its national
law.
Article 2
To the extent that a provision of the Charter
refers to national laws and practices, it shall only apply to Poland or the
United
Kingdom to the extent that the rights or
principles that it contains are recognised in the law or practices of Poland or
of the
United Kingdom.
17.12.2007 EN Official Journal of the European
Union C 306/157
'Resmi raporlarda Dersim katliamı: 13 bin
kişi öldürüldü'
19/11/2009 RADIKAL
CHP'li Onur Öymen konuştu arşivlerde kalan tarihi belgeler yeniden gündeme gelmeye başladı, Dersim'le ilgili Dördüncü Umum Müfettişlik raporuna göre olaylarda 13 bin 160 kişi öldü, 11 bin 818 kişi sürgün edildi
Kalan Müzik'in sahibi Hasan Saltık'ın, Dersim
araştırmasında ulaştığı yüzlerce belge ve
fotoğraf kitap oluyor. Belgelerde ölenlerin ve sürgüne gönderilenlerin gerçek
sayısının yer aldığı bir raporla, olaylar
sırasındaki fotoğraflar da bulunuyor
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in TBMM'deki
konuşmasıyla gündeme gelen 'Dersim İsyanı' ve devletin
düzenlediği harekâtla ilgili 71 yıldır gizli kalmış
belge ve fotoğraflar gün ışığına çıktı.
1937-1938 yıllarında harekâta katılan asker ve subayların,
dönemin emniyet müdürlerinin, vali ve kaymakamların kişisel
arşivlerinden isyanla ilgili hiç bilinmeyen yüzlerce fotoğraf ve
yazılı belgeye ulaşıldı. Belgeler arasında,
ölenlerin ve sürgüne gönderilenlerin gerçek sayısının
bulunduğu bir raporla, isyanın liderlerinden olduğu öne sürülen
Seyit Rıza'nın idam kararının alındığı
mahkeme çıkışında oğluyla kol kola görüldüğü
fotoğraf da bulunuyor. Bölgenin önemli aşiret reislerinden Şahin
Ağa ve amcasının cansız bedenini, askerlerin
mağaralara düzenlediği baskınları ve halkın
çaresizliğini gösteren fotoğraflar da dikkat çekiyor. Bir başka
karede ise askerlerin gözetimindeki kadın aynı anda iki çocuğunu
birden emziriyor. Fotoğrafların birinde ise harekât emrini veren
dönemin Başbakanı İsmet İnönü, Hozat ziyaretinde görülüyor.
4. UMUM MÜFETTİŞLİK RAPORU
Dersim olaylarıyla ilgili 9 yıl boyunca araştırma yapan
Kalan Müzik'in sahibi Hasan Saltık, arşivindeki bu önemli belgeleri ilk
kez SABAH'la paylaştı. Harekâta katılmış, hayatta
kalan asker ve bürokratlara, ölenlerin akrabalarına ulaşan
Saltık; sahaflar, müzayedeler, özel koleksiyoncular ve İngiliz Ulusal
Arşivleri'nden de yararlanarak, kendi tabiriyle 'çuvallar dolusu belge ve yüzlerce
fotoğrafa' ulaştı. 'Katliam' olarak nitelendirdiği Dersim
olaylarında ölen ve sürgüne gönderilenlerin sayısının
yanlış bilindiğini söyleyen Saltık, "Harekâtın
başında olan bir subayın Dördüncü Umum Müfettişlik raporuna
ulaştım. Bu rapora göre, 13 bin 160 sivil ölü var. Sürgüne gönderilen
hane sayısı 2 bin 258. Kişi sayısı ise 11 bin
818" diye konuştu.
"KAN İÇER İNSAN ETİ YERLER"
Dönemin Ovacık Kaymakamı'nın Ankara'ya yazdığı
bir rapora da ise Tunceliler'in kan içip, insan eti yediği, güneşe
taptığının yazıldığını anlatan
Saltık, "Harekât için daha ne bekliyorsunuz demeye getirmiş. Bir
müzayedede o dönemin Tunceli Emniyet Müdürü'nün fotoğraf albümünü de
ulaştık. Harekat sırasında çekilmiş
fotoğraflardı. Bir vali muavinin arşivini de bulduk, ölenlerin
tek tek fotoğrafları var" dedi. Belge toplarken
zorlandığını da ifade eden Saltık, nedenini şöyle
anlatıyor; "Bazıları hiç konuşmazken
bazıları anlattıklarının kayıt altına
alınmasını tercih etmedi. Konuştuklarının
öldükten sonra yayımlanmasını isteyenler oldu. Kimi '12 Eylül'de
solcular bizi öldürür' korkusuyla elindeki tüm fotoğrafları imha
etmiş. Araştırmalarım sonucu şunu gördüm ki, Dersim
hareketine katılan askerlerin, subayların çoğu bir daha eski
haline dönememiş. Çoğunun söylediği aynı: 'Çok kötü
şeyler yaptık'."
BU DA JANDARMANIN DERSİM ANDICI
Jandarmanın 1931'de tuttuğu Dersim raporunda,
"Kızılbaş, Sünni'yi sevmez, kin besler ona ezelden beri
düşmandır" deniyor. Türklüğü telkin için 2 okul
açılması öneriliyor
Jandarma Umum Kumandanlığı'nın (Jandarma) 1931
yılında Dersim'le ilgili tuttuğu raporu ortaya
çıkardı. Tutulan raporlar, bir kitap haline getirildi ve sadece 100
adet basıldı. Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi'nin raflarında
bulunan "Dersim" kitabında; aşiret, aşiretlerin
yapısı, hükümete yakın olanlar olmayanlar, devlet
karşıtı aşiretlerin içlerine sızma yöntemleri ile
Batı'ya göç ettirilen aşiretlerin listesine yer veriliyor.
KILIÇDAROĞLU'NUN AŞİRETİNE
Cumhuriyet döneminde, Dersim'de devlete karşı ayaklanan, kendi
içlerinde işbirliği yapan aşiretlerin tümü sürgün ediliyor.
Sürgünde Trakya ilk adres oluyor. CHP'li Onur Öymen için 'gereğini
yapsın" diyen partisinden Kemal Kılıçdaroğlu'nun
isyancı dedesinin Kureyşanlı Aşireti, Tekirdağ'ın
Saray kazasına gönderiliyor. Trakya'ya sürgüne gönderilen 347 aileden 3
bin 470 kişinin ulaşım masrafları devletin kasasından
çıkıyor. Botanlı Aşireti Edirne (Uzunköprü), Koç
Uşağı Aşireti ve Hozat Reisleri Balıkesir (Balya),
Şadilli Aşireti Balıkesir ( Bandırma), İksor
Aşiret Reisleri (Kırklareli), Balabanlı Aşiret Reisleri
Çorlu'ya gönderiliyor.
KİM BU DERSİMLİLER
Rapordaki en dikkat çekici bölüm ise devletin bakış
açısını ortaya koyması açısından Dersimliler'le
ilgili tespitler:
Konuştukları dil Zazacadır.
Dersim kalabalık ve çok silahlıdır. Dersim'de silah toplamak gün
ve ay işi değildir. İki sene işidir.
Türk ve Türklüğü telkin etmek için iki mektep açılmalı.
Hükümete karşı tamamıyla anarşiktir.
Dersim hükümeti cumhuriyet için bir çıbandır.
Dersimliler askerlik yapmazlar.
Zaza kadını, Türkmen ve Yörük kadınları gibi cinsi temasa
pek düşkündür.
Türkmen kadını gibi evinin işlerini çevirir.
Yavuz Sultan Selim'in gazabı olmasaydı bugün güzel Türkiyemiz'de tek
bir Sünni'ye tesadüf etmek imkanı belki de mümkün olmayacaktı.
Aleviliğin en kötü ve tefrika değer cephesi Türklük'le
aralarındaki derin uçurumdur. Bu uçurum Kızılbaşlık
itikadıdır.
Kızılbaş, Sünni Müslümanı sevmez. Kin besler, onun ezelden
düşmanıdır.
Kızılbaşları, yuvarlak kafası, geniş alnı
basık yüzü ile gözlerinin daima akın yollarını,
uzakları araştıran cevvaliyeti ile Türk neslinden ayrı bir
nesle bağlamak güç bir iş olur.
Dersim; Türk, Faris, Asur, Ermeni, Arap gibi milletlerin tortularını
almış bir mıntıkadır.
Ermenilik Dersim içinde şimale gittikçe kesafetini kaybetmiş ve ancak
kasabalar ve onların yakınında barınıp
taşamamış ve hiçbir zaman Dersim umum nüfusunun yüzde 20'sini
aşamamıştır. Harbi umumiden sonra izlerini bırakarak
ölmüştür. (Sabah)
Kabul edilemez
Hristofyas, Türkiye Başbakanı
Erdoğanın 5li konferans önerisini reddetti:
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas,
5li demek, iki toplum demek, Kıbrıs Cumhuriyetinin topluma
indirgenmesi demektir, bu nedenle kabul edilemez dedi.
Rum radyosunun haberine göre, TC Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğanın BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonla görüşmesinde,
Kıbrıs sorununda 5li konferans düzenlenmesi önerisinde
bulunduğu haberleriyle ilgili görüşü sorulan Hristofyas bunun,
yeniden ısıtılmış eski yemek (temcit pilavı)
olduğunu savundu.
Hristofyas Sırp Patriği Pavlosun ölümü
dolayısıyla Sırbistanın Güney Kıbrıs
Büyükelçiliğinde açılan taziye defterini imzalaması
sırasında Rum gazetecilere yaptığı açıklamada,
5li konferansın temcit pilavı olduğu tezini; kendisine
önerdiği zaman Erdoğana da söylediğini açıkladı.
Hristofyas, şunları söyledi:
Yeniden birleşik Kıbrısla ilgili vizyonumu
kendisiyle paylaşabilmem ve 3 ülke arasındaki (Türkiye, Yunanistan ve
Kıbrıs) ilişkileri görüşmek ve sorunlarımızı
çözmek için kendisiyle görüşeceğimize, -yani o ve ben ve Sayın
Gül- bana; Sayın Genel Sekretere önerdiği şeyi önerdi.
Kıbrıs toprağının yüzde 37sini kimseye
hibe etmeyiz ifadesini de kullanan Hristofyas sözlerine şöyle devam etti:
Erdoğan, Kıbrıs sorununun çözümüne gerçekten
katkı koymak istiyorsa müzakerelerle ilgili durumları doğru
yönlendirsin, kendisi ve Türk siyasi liderliğinin tamamı, nüfuzunu BM
kararlarına, uluslar arası hukuk ilkelerine ve her şeyden önce
Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsızlığına
ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi için kullansın.
İşgal askerleri çekilmeli, kolonizasyona son verilmeli ve
Kıbrısa ve halkına saygı gösterilmelidir.
Hristofyasa, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın
Kıbrıs sorununa Camp David tipi bir prosedür konusundaki teziyle
ilgili görüşü de soruldu.
Bunun, Talatın değil Türkiyenin tezi olduğunu
savunan Hristofyas Temcit pilavı olacak çözümler için üzerimizde
baskı kurmak amacıyla yeni hakemlikler ve yeni bir Bürgenstock
istiyorlar dedi.
KIBRIS
19/11/09
![]()
Rum basınına göre, liderler mülkiyet konusunu
görüşmeye ara verdikler, haftaya yapacakları görüşmede ise TC
kökenli KKTC vatandaşları konusunu ele alacaklar. liderlerin mülklere
ilişkin olarak 15 kategoride anlaşmaya vardığı ileri
sürüldü.
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması amacıyla
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas arasında yapılan doğrudan müzakereler
çerçevesindeki önceki günkü görüşmeye (52. görüşme) yer veren Rum
gazeteleri, liderlerin; mülkiyet konusunu görüşmeye ara verdiklerini,
haftaya yapacakları görüşmede ise TC kökenli KKTC
vatandaşları konusunu ele alacaklarını belirttiler.
Haberi Kategorilerde Kaldılar başlığıyla veren POLİTİS,
ikinci tur kapsamında ele alınan mülkiyet konusunda bugüne kadar
olan sonucun, liderler ve temsilcileri tarafından, mülklerin çeşitli
kategorilere sıralanacağı ortak belge konusunda uzlaşmaya
varılması olduğunu belirtti.
Gazete, liderlerin mülklere ilişkin olarak 15 kategoride anlaşmaya
vardığını yazdı.
İki lider temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovunun, üzerinde
anlaşmaya varılan kategorilerin düzenlenmesi amacıyla yarın
bir arya geleceğini belirten gazete, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum
Yönetimi Başkanı Hristofyasın, her duruma yönelik olarak
sağlanacak terapinin çeşidine ilişkin uçurumu bir kez daha
tespit etmeleri nedeniyle mülkiyet konusunu görüşmeye ara verdiklerini
yazdı.
Habere göre Hristofyas, arzuladığı terapi çeşidini (iade,
tazminat, takas) seçme hakkının mal sahibinde olduğunu
vurgularken, Talatın, ne kadar az iade olursa ve takas ile tazminat
aracılığıyla mülkiyet konusunun bütünlüklü düzenlenmesi
mantığında hareket ettiği belirtildi.
İki liderin, TC kökenli KKTC vatandaşları konusunu görüşmek
amacıyla 24 Kasımda yeniden bir araya geleceğini yazan gazete,
liderlerin, bunun öncesinde ise, müzakerelerin bugüne kadar olan sürecini
değerlendirmek ve aralarındaki görüşmelerin tarihlerini
belirlemek için 20 Kasım Cuma günü de bir araya geleceğini belirtti.
Alithia: kapattılar
Öte yandan Alithia, iki liderin; anlaşmazlıklarını al-ver
sürecine havale ederek birçok görüş birliği ve önemli görüş
ayrılıklarıyla birlikte mülkiyet
başlığını kapattığını yazdı.
Gazete, edindiği bilgilere dayanarak iki liderin, ilk söze sahip olma
ilkesinin mülklerle ilgili tüm durumlara uygulanmaması, kamu
çıkarına (yollar, havalimanları, hastaneler v.b) ilişkin
olarak inşa edilen mülklerin istisna altında olması, önemli
ölçüde yatırım yapılan (oteller ve restoranlar v.b) yerlerin
istisna altında olması ve burada kriterin, mülkiyetin değerine
bağlı olarak yatırım değerine de bakılması
yönünde olması konusunda görüş birliğine vardığını
yazdı.
Habere göre Kıbrıs Rum tarafı ayrıca,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın, istisnalara dayanmayan
durumları ele alacak olan Mülkiyet Komitesinin kurulması önerisini
de olumlu karşıladı.
Gazete yine aldığı bilgilere dayanarak, Kıbrıs Rum
tarafının mülkiyet konusunu, Kıbrıs Türk
tarafının toprak konusundaki niyetlerinin ortaya çıkmasına
değin açık bıraktığını da yazdı.
STAR KIBRIS 19/11/09
![]()
BM aktif olarak devreye girmezse
başarabileceğimizden kuşkum var
BMye benim çağrım:
Lütfen müdahil olun.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde
tarafların her konuda anlaşmalarının mümkün
olmadığını belirterek, müzakerelerin başarıyla
sonuçlanması için BMnin aktif olarak sürece dahil olmasına ve bir
takvime ihtiyaç olduğunu söyledi. Talat, Birleşmiş Milletler
doğrudan aktif olarak devreye girmezse başarabileceğimizden
kuşkum var. Birleşmiş Milletlere benim çağrım:
lütfen müdahil olun dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun uluslararası bir
sorun olduğunu, uluslararası bir sorunun ancak uluslararası
güçler devreye girerse çözebileceğini belirterek, Eğer 2004te Kofi
Annan hakemlik rolü oynamasaydı, Annan Planı referanduma
konamazdı. Demek ki, uluslararası toplumun sürece katılması
lazım. Başka çaresi yoktur. Aksi halde, her konuda
anlaşamayacağımız için anlaşma çok zor olacak diye
konuştu.
Talat, önceki akşam Çınarlı ve Akova köylerini ziyaret ederek,
müzakere süreci konusunda vatandaşları bilgilendirerek,
sorularını yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Talat, Akovada vatandaşlara hitaben
yaptığı konuşmada, BMnin hakemliğine Rum tarafı
karşı çıktığı için bu konuda ciddi bir ilerleme
olmadığını dile getirerek, kendisinin bu konuda yine de
ümitsiz olmadığını belirtti.
Burgenstokdaki gibi olursa
Talat, Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının düşüncesinin
bu yıl sonuna kadar çözüme ulaşmak olduğunu kaydederek,
Birleşmiş Milletlerin daha fazla devreye girmesi ve Burgenstockdaki
gibi yoğun bir müzakere süreciyle yıl sonuna kadar çözüme ulaşmanın
mümkün olacağını belirtti.
Talat, Burgenstock da müzakerelerin gece gündüz sürdüğünü ve
tarafların sadece Kıbrıs sorununa
yoğunlaştığını anımsatarak, Öyle bir
çalışma içerisine girersek bu mesele biter. 2010 Nisanındaki
seçime kadar bu işi bitirebiliriz. Yeni şartlarda seçimi
yaparız, bu mümkündür dedi.
Talat, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda son kararı halkın
vereceğini vurgulayarak, Biz nerde anlaşırsak
anlaşalım, nihayetinde halk oy verecek bir anlaşmayı kabul
edecek veya reddedecek. Biz kabul etsek de kararı halk onaylayacak. Sizin
gerçekleri, olanları bilmeniz lazım şeklinde konuştu.
Müzakereler türk tarafının omuzlarında
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerin Türk
tarafının bastırması sonucu
başladığını belirterek, müzakerelerin ülkenin
geleceği ve çözüm açısından önemli olduğunu ifade etti.
Talat, Müzakereleri kararlılıkla ve ciddi şekilde yürütme
görevi Türk tarafının omuzlarındadır. Çünkü Türk
tarafı bu işi başlatan taraftır. Başlatan taraf
yaşatmak durumundadır ve başarılı şekilde
sonuçlandırmak durumundadır dedi.
Türk tarafının çözüm için elinden geleni
yaptığını ifade eden Talat, Türkiyenin de desteğiyle
müzakere sürecini iyi bir şekilde götürüyoruz. Fena da gitmiyor. En
azından bizim taraf olarak biz hiçbir şekilde suçlanamıyoruz,
eleştirilemiyoruz. Çok makul, mantıklı, doğru bir çizgide,
BM parametreleri çerçevesinde bir çözüm bulmak için çalışıyoruz
diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, birinci tur müzakereler sonunda Yönetim ve Güç
paylaşımı, Ekonomi ve AByle İlişkiler
başlıklarıyla ilgili 30 metin
hazırlandığını kaydederek, metinlere
bakıldığında bu üç başlıkta çoğu konularda
anlaşıldığının ortaya çıktığını
belirtti.
Geriye kalan üç başlıktan mülkiyette hiç ilerleme
kaydedilemediğini dile getiren Talat, Garantiler ve Güvenlik ile Toprak
konularını en sona bıraktıklarını belirtti.
Mülkiyette ümitlerim arttı
İkinci tur görüşmelerde mülkiyete tekrar döndüklerini kaydeden Talat,
İlerleme oldu diyemem ama ümitlerim arttı. Çünkü
düşüncelerimiz, ilkelerimiz sabit kalmak şartıyla,
değişmemek şartıyla, mülkiyeti, mülkleri, malları
kategorilendirme çalışmasını başlattık.
Maksadımız bundan sonra her bir kategorinin sorununun nasıl
çözüleceğini, yani çarenin nasıl bulunacağını
belirlemekti. İlk adımı attık bu bir adım, bence bu
anlamda bir ilerlemedir. Ama aramızda daha dağlar kadar fark var
diye konuştu.
STAR KIBRIS 19/11/09
![]()
AİHM, Rumların mülkiyet sorunları için
KKTC'de kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu'nun geleceği
hakkında kritik bir karara hazırlanıyor. Rum Yönetimi Türkiye'yi
Rumları 'rüşvetle satın almak' ile suçluyor.
Kıbrıs Rum Yönetimi, KKTC'de Rumların mülkiyet sorunları
konusunda faaliyet gösteren Taşınmaz Mal Komisyonu'nun (TMK)
geleceği konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde dün
düzenlenen duruşmada, Türkiye'ye Kıbrıs'ta 'etnik temizlik'
yapmak ve Kıbrıslı Rumları 'rüşvetle satın almak'
suçlamalarında bulundu.
NTVnin yayınladığı bir habere göre, AİHMin önerileri
ışığında KKTC'de 2006 yılında faaliyete
geçen Taşınmaz Mal Komisyonu'nun geleceği dün Strasbourg'da
düzenlenen bir duruşmada masaya yatırıldı.
Kıbrıs'ın kuzeyinde kalan taşınmazlarına
erişemedikleri ve kullanamadıkları gerekçesiyle AİHM'de
Ankara'dan davacı olan 18 Kıbrıslı Rumun avukatları
ile davaya müdahil olarak katılan Rum Yönetimi'nin avukatları,
duruşmada söz alarak, Türkiye'yi Taşınmaz Mal Komisyonu aracılığıyla
Kıbrıslı Rumları 'satın almakla' suçladılar. Davacı
avukatlar, komisyonun 'hukuksal değil, pazarlık için kurulmuş
bir organ' olduğunu savunup, Ankara'nın amacının komisyon
aracılığıyla adada 'etnik temizlik' yapmak ve adayı
daimi olarak bölmek olduğunu iddia ettiler.
Avukatlar, Ankara'nın TMKyi sadece Rumlara açık tutarak 'etnik
ayrımcılık' yaptığını öne sürüp, TMKyi
Kıbrıslı Rumlar için 'kazananı olmayan loto oyununa' da
benzettiler.
Ankara reddetti
Ankara ise 'Rumların parayla satın alındığı'
tezine şiddetle karşı çıktı. Taşınmaz Mal
Komisyonu'nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tavsiyesi üzerine
oluşturulduğunu hatırlatan Ankara, komisyonun fiilen ve etkin
biçimde çalıştığını, buna karşılık
Rum Yönetimi'nin Kıbrıslı Rumların komisyona
başvurmalarını engellediğini belirtti.
Komisyon önünde varılan tüm uzlaşıların 'gönüllü'
gerçekleştiğine vurgu yapan Ankara, Komisyonun sadece 'yoksul ve
çaresiz Rumları çektiğine' dair Rum Yönetimi tarafından dile
getirilen iddiaya da birkaç hafta önce komisyonla uzlaşan
varlıklı Rum işadamı Nikos Severis örneğini göstererek
yanıt verdi. Ankara, davacıların başvurularının
reddedilmesi talebinde bulundu.
Davanın geçmişi
AİHM, 2005 yılında açıkladığı bir kararda,
Rumların mülkiyet sorunlarını çözmek amacıyla
Kıbrıs'ın kuzeyinde Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi çerçevesinde oluşturulacak bir hukuk organını
kabul edebileceği sinyali vermiş, bu sinyal üzerine kurulan
Taşınmaz Mal Komisyonu'nun Rumlar için etkin iç hukuk organı
olup olmadığına 8 değişik Rum başvurusunu
inceleyerek karar vereceğini duyurmuştu.
AİHM'in bugünkü duruşma sonrasında TMK'nın Rumlar için
etkin iç hukuk yolu olduğuna hükmetmesi halinde, mahkeme gündeminde karara
bağlanmayı bekleyen yaklaşık 1700 dava başvurusunun
Kuzey Kıbrıs'a havale edilmesi gündeme gelecek. Aksi yönde karar
çıkması halinde ise Rumların başvuruları AİHM
tarafından karara bağlanacak. Bu da TMK'nın
işlerliğinin kalmayacağı ve Ankara'nın, AİHM'in
bağlı olduğu Avrupa Konseyi'nde sıkıntılı
günler yaşayacağı anlamına geliyor.
TMK, AİHMin Myra Ksenides-Arestis adlı Rum
vatandaşının Ankaraya karşı kazandığı
mülkiyet davasındaki hükümler uyarınca 2005 yılında
kurulmuş, çalışmalarına ise 17 Mart 2006 tarihinde
başlamıştı.
Komisyon, Rumların taşınmazlarının iade, tazminat ve
takasıyla ilgili talepleri inceleyip karara bağlıyor. Komisyonda,
Avrupa Konseyinin eski genel sekreteri Daniel Tarschys ile Avrupa Konseyi eski
genel sekreteri yardımcısı Hans Jörg Krüger de görev
yapıyorlar.
Kıbrıs Rum Yönetimi, TMKya kurulduğu günden bu yana
yasadışı olduğu iddiasıyla karşı
çıkıyor. Kıbrıslı Rumların AİHMde Ankaraya
karşı açtıkları davalarda müdahil taraf olan Rum Yönetimi,
bu çerçevede Strasbourg Mahkemesine sunduğu görüşlerde TMKnın
sadece yoksul Rumları kandırmak için oluşturulmuş bir
komisyon olduğunu savunmuştu.
Komisyon etkisiz
Öte yandan Alithiaya göre, Titina Loizidunun avukatı olarak bilinen
Ahilleas Dimitriadis ise, pilot davalara ilişkin yaptığı
açıklamada, Komisyonun, etkisiz (sonuç vermeyen) olduğunu, zira
gerçek terapi sağlamadığını savundu.
Dimitriadis, söz konusu pilot davaların sonucunun belirleyici bir öneme
sahip olduğunu, kazanılması durumunda Kıbrıslı
Rum göçmenlerin iç yargı yollarını tüketmesine sahip
olmayacağını söyledi. Dimitriadis, kaybedilmesi durumunda ise bu
davaların ileriye götürülmesinin mümkün olmayacağını, ne
yapacakları konusunda kişilerin kendilerinin karar vereceğini
ifade etti.
STAR KIBRIS 19/11/09
![]()
Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, hem TC
Başbakanı Erdoğanın Kıbrıs sorununda 5li
konferans düzenlenmesi önerisini, hem de Cumhurbaşkanı Talatın
Camp David prosedürü tezini reddetti.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas 5li demek, iki toplum
demek, Kıbrıs Cumhuriyetinin topluma indirgenmesi demektir, bu
nedenle kabul edilemez dedi.
Rum radyosunun haberine göre TC Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğanın BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonla görüşmesinde
Kıbrıs sorununda 5li konferans düzenlenmesi önerisinde
bulunduğu haberleriyle ilgili görüşü sorulan Hristofyas bunun,
yeniden ısıtılmış eski yemek (temcit pilavı)
olduğunu savundu.
Hristofyas Sırp Patriği Pavlosun ölümü dolayısıyla
Sırbistanın Güney Kıbrıs Büyükelçiliğinde
açılan taziye defterini imzalaması sırasında Rum gazetecilere
yaptığı açıklamada 5li konferansın temcit
pilavı olduğu tezini; kendisine önerdiği zaman Erdoğana
da söylediğini açıkladı.
Hristofyas şunları söyledi: Yeniden birleşik
Kıbrısla ilgili vizyonumu kendisiyle paylaşabilmem ve 3 ülke
arasındaki (Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs) ilişkileri
görüşmek ve sorunlarımızı çözmek için kendisiyle
görüşeceğimize, -yani o ve ben ve sayın Gül- bana; Sayın
Genel Sekretere önerdiği şeyi önerdi.
Kıbrıs toprağının yüzde 37sini kimseye hibe etmeyiz
ifadesini de kullanan Hristofyas sözlerine şöyle devam etti:
Erdoğan, Kıbrıs sorununun çözümüne gerçekten katkı koymak
istiyorsa müzakerelerle ilgili durumları doğru yönlendirsin, kendisi
ve Türk siyasi liderliğinin tamamı, nüfuzunu BM kararlarına,
uluslar arası hukuk ilkelerine ve her şeyden önce Kıbrıs
Cumhuriyetinin bağımsızlığına ve toprak
bütünlüğüne saygı gösterilmesi için kullansın. İşgal
askerleri çekilmeli, kolonizasyona son verilmeli ve Kıbrısa ve
halkına saygı gösterilmelidir.
Hristofyasa, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Kıbrıs
sorununa Camp David tipi bir prosedür konusundaki teziyle ilgili görüşü de
soruldu.
Bunun, Talatın değil Türkiyenin tezi olduğunu savunan
Hristofyas Temcit pilavı olacak çözümler için üzerimizde baskı
kurmak amacıyla yeni hakemlikler ve yeni bir Bürgenstock istiyorlar dedi.
STAR KIBRIS 19/11/09
![]()
Türkiye firması Anel Grupun kuracağı
santralle ilgili proje AB fonu destekli ve 3,77 milyon Euro kontrat
büyüklüğüne sahip olacak.
Türkiyenin dünyada teknoloji üreten gruplarından Anel Grup'un, Avrupa
Birliği (AB) Fonu desteğiyle KKTC'de güneş enerjisi
santralı kuracağı bildirildi.
Anel Grup'tan yapılan yazılı açıklamada, ihale
komisyonunun, AB tarafından bu yılın Haziran ayında ihaleye
çıkarılan 1,26 MV boyutundaki güneş santralı ihalesinde, en
iyi fiyatı veren ve teknik yeterliliği sağlayabilecek
şirket olarak Anel Telekomünikasyon Elektronik Sistemleri San. ve Tic.
A.Ş.'yi uygun gördüğü belirtildi.
Tamamı AB tarafından finanse edilen, hibe olarak KKTC elektrik
işletmelerine devredilecek olan ve KKTC'de kurulacak santralın,
Akdeniz havzasının en büyük güneş enerjisi santralı
özelliğine sahip olacağı kaydedildi.
AB tarafından özel vergi muafiyetlerinin sağlandığı ve
toplam 3,77 milyon Euro kontrat büyüklüğündeki projenin, bir Türk
firmasının şu ana kadar projelendirip kuracağı en
büyük boyuttaki güneş enerjisi santralı olacağı ifade
edildi.
Santralın yıllık 2 gigavatsaat (GWh) üretim yapacağı
ve Adanın özellikle yaz mevsiminde elektriğin çok
kullanıldığı gündüz saatlerinde oluşan elektrik
kesintilerini ortadan kaldıracağı kaydedilen açıklamada,
santralın inşaatına Ocak 2010'da başlanacağı ve
400 gün içinde tamamlanacağı bildirildi.
Açıklamada, Anel Grup bünyesinde kurulan Anel Enerji'nin, daha önce
İnci Holding ile ortak bir güneş santralı kurulumu için ön
sözleşme imzaladığı, bunun yanı sıra grubun
ürettiği güneş modüllerinin satışı için de Alman
Sunclass markası için 5 MV'lık bir üretim ön sözleşmesi
yapıldığı hatırlatıldı.
STAR KIBRIS 19/11/09
Flat rejection for Turkeys summit
proposal
By Stefanos Evripidou
TURKEYS
PROPOSAL for a quintet summit on the Cyprus problem involving the two communities
and three guarantor states was flatly rejected yesterday by the Cypriot
leadership.
President Demetris Christofias described Turkish Prime Minister Recep Tayyip
Erdogans proposal as nothing new, noting he had already rejected the idea
directly when Erdogan raised it at their last chance meeting.
According to reports, Erdogan made a number of proposals to the UN
Secretary-General Ban Ki-moon on the Cyprus issue, referring to the
intensification of the talks process, the personal intervention of the SG in
the talks in New York and a quintet summit between the Greek Cypriots, Turkish
Cypriots, Greece, Turkey and Britain.
Christofias said yesterday that a quintet summit would undermine the Republic
of Cyprus, something that could not be accepted.
I said this to Mr Erdogan directly when he made this reference as a counter
proposal to my proposal for a meeting between myself and him or (Turkish
President) Mr (Abdullah) Gul to share my own vision of a reunified island, he
said.
I see that Turkey has entered a communication game, appearing to seek
solutions and make proposals, while on the other hand, Turkish officials blame
our side and me personally as President of the Republic and as negotiator, of
delaying and of not caring much for a solution of the Cyprus problem, he said.
You know that this is not true. We will not give away to anyone 37 per cent of
the territory of the Republic of Cyprus. For us, our most valuable commodity is
our homeland and its freedom, he added.
If Erdogan really wanted to contribute to a solution, he should lead the talks
on the right path and exert influence so that UN resolutions, principles of
international law and the sovereignty and independence of the Republic of
Cyprus are fully respected, said Christofias. He also called on Turkey to
withdraw its occupying troops from Cyprus and end the settling of the occupied
areas.
Asked to comment on Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talats invitation for a
Camp David-style marathon peace talks in a Washington Times article,
Christofias said this was the position of Ankara and not of Talat.
They want a new Burgenstock and of course new arbitration in order for
pressures to be exerted on the Greek Cypriot side to accept solutions that will
be reheated food, he said.
I have got tired of saying this; there is no question of repeating mistakes
and procedures of the past. The Secretary-General and international community
are fully aware of this, said the president, adding, We will accept neither
strict timeframes, nor arbitration.
Erdogans proposal for a five-party meeting was roundly rejected by political
parties across the spectrum yesterday, with announcements saying as much
released by DIKO, EDEK, the Greens and EVROKO.
In his interview with the Times, Talat said that significant progress had been
made in the talks, in contrast to the Greek Cypriot leadership which insists
that while some convergence has been found, there has been little to no
progress on the big issues.
CYPRUS
MAIL 19/11/09
Orphanides: reunification a boon for
Cyprus economy
By Sakari Suoninen and Michele
Kambas
THE reunification of Cyprus
could be a tremendous boon to the island's economy but any peace deal between
now estranged Greek and Turkish Cypriots must avoid barriers, ECB Governing
Council member Athanasios Orphanides said in an interview.
Cyprus has been a member of the euro zone since 2008. Effective participation
in the single currency area is confined to its south, run by Cyprus's
internationally recognised government.
"I strongly believe that a unified economy gives tremendous growth
potential for the island," Orphanides, governor of the Central Bank of
Cyprus, told Reuters in an interview.
"It would greatly facilitate both the economic convergence that we could
have -- I believe fairly rapidly -- after successful reunification. It would
also create wealth that could be sorely needed in order to finance some of the
aspects of reunification that we may face ahead."
They were the first public comments Orphanides has made on a slow-moving
reunification process which started between Cyprus's Greek and Turkish Cypriot
sides in September 2008.
Economic concerns were a crucial factor in the undoing of past Cyprus peace
bids, though Cyprus's admission into the euro zone erases many of the problems,
Oprhanides said.
"Being in the European Union and even more so in the euro area eliminates
many of these problems and areas of potential disagreement because we need to
abide by the rules governing the single economy in which we now operate,"
he said.
A Greek Cypriot, Orphanides's office is just kilometres away from a ceasefire
line in the capital Nicosia patrolled by United Nations peacekeepers.
A large Turkish-Cypriot flag painted on a mountainside, visible from his office
window, is a reminder of a conflict which is a source of tension between NATO
allies Greece and Turkey and holding up Turkey's bid to join the European
Union.
The government-controlled parts of Cyprus have seen buoyant growth in recent
years, while northern Cyprus, an unrecognised breakaway state, has expanded
much slower.
The south had gross domestic product of 17.3 billion last year, while the
northern economy is largely reliant on handouts from Ankara and had output of
an estimated 2.5 billion in 2008.
The north uses the new Turkish lira as its official currency, but the euro and
pound sterling are also widely used.
"I believe we can achieve fairly rapid economic convergence, if in the
context of reunification we avoid the trap of creating barriers that would unify
the economy effectively.
"The fewer barriers we have in the context of a unified economy, the
easier it will be to achieve a rapid convergence process and generate wealth
for all citizens of the island," Orphanides said.
The last bid to unite Cyprus failed in 2004, when Greek Cypriots rejected a
United Nations reunification blueprint accepted by the Turkish Cypriots.
Greek Cypriot concern at UN proposals of merging two disparate economies were
high on their list of misgivings. Orphanides's predecessor was a fierce critic
of the UN blueprint.
CYPRUS
MAIL 19/11/09
Final decision on north property
commission due next year
By Stefanos Evripidou
THE WAITING period has
begun for the final decision of the European Court of Human Rights (ECHR) on
the eight test cases regarding Greek Cypriot property cases against Turkey.
The Grand Chamber of the ECHR in Strasbourg yesterday heard the legal arguments
in eight property cases, including the case of Demopoulos v. Turkey, filed by
Greek Cypriots against Turkey, and is expected to rule on them within six to
ten months.
The cases are considered pilot cases by the Court, which has to decide whether
a so-called immovable properties commission in the occupied north constitutes
an effective domestic remedy for applications by Greek Cypriots against Turkey.
If it decides in favour of the property commission as an effective domestic
remedy, then Greek Cypriots will no longer have direct recourse to the ECHR for
their property claims but must pass through the commission in the north first.
The Greek Cypriot applicants are arguing that the Turkish authorities are
preventing them from peacefully enjoying their property, having access to it
and disposing of it as they wish.
One of the lawyers arguing on behalf of the Greek Cypriots, Achilleas
Demetriades, said yesterday that the ECHR would likely take between six and ten
months to reach a decision.
He described the decision as being of great importance, noting that if
Turkeys arguments are accepted, then the direct path to the ECHR will end.
Demetriades said the Turkish sides argument was that the Court asked Turkey to
prepare the necessary legislation to allow for a domestic remedy and it has
done so. It argued that the commission has paid out £37m Sterling after
reaching agreement on 82 Greek Cypriot claims and as a consequence is providing
an effective remedy available to all Greek Cypriots.
On our side, we said this remedy is not effective. Turkey does not recognise
the property rights of Greek Cypriots, and all Greek Cypriot properties
supposedly abandoned now belong to the so-called Turkish Republic of Northern
Cyprus.
And whoever goes to this commission cannot have restitution, but simply takes
a small sum for expropriation of their land. They take around ten per cent of
the current value. In our view, this does not constitute an effective remedy,
said Demetriades.
Lawyers representing Greek Cypriots additionally argued that there could be no
restitution for those owning property in the fenced off town of Varosha, where
no Greek Cypriot may return.
According to an ECHR press release, the eight applications were lodged between
1999 and 2004, based various articles of the Convention relating to the
protection of property, right to respect for private and family life, right to
an effective remedy, prohibition of discrimination, and limitation on use of
restrictions on rights of the Convention.
The two sides to the conflict now await two seminal decisions on the hugely
significant and influential issue of property. The ECHR Grand Chambers
decision on the eight test cases above and the English Court of Appeals
decision on the Orams case.
CYPRUS
MAIL 19/11/09
![]()
Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına yönelik
yürütülen müzakerelerde, mülkiyet konusunda yakınlaşma
kâğıdının tamamlandığı ve liderlerin
şimdilik temsilcilerine bıraktığı mülkiyet konu
başlığında kategorilerle ilgili listenin hazır
olduğu açıklandı. Liderlerin temsilcilerinin, bir sonraki
görüşmelerinde ise, kategorilere çözüm önerileri arayacakları
bildirildi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın BM ve AByle
İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Yönetimi
Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu bugün gerçekleştirdikleri
görüşmede mülkiyet konusundaki ilk yakınlaşma
kâğıdını tamamladılar. Nami, görüşmenin
ardından BRTye, Yakovu ile mülkiyet kategorileri ve çeşitleri ile
ilgili listeyi tamamladıklarını açıkladı. Nami,
böylece mülkiyetteki ilk yakınlaşma kağıdı
oluştu dedi.
İşin en zorlu kısmı olan mülkiyet kategorilerine çözüm
önerileri bulma konusu ise Nami ile Yakovunun bir sonraki görüşmesine
kaldı.
Özdil Nami, mülkiyet kategorilerine çözüm önerilerini bayramdan sonra
görüşeceklerini söyledi. Liderler, Salı günü gerçekleştirdikleri
toplantıda, mülkiyetle ilgili konuların temsilciler seviyesinde
sürdürülmesine karar vermişti.
Bu arada İstanbuldaki temaslarını tamamlayarak bugün yurda
dönen Cumhurbaşkanı Talat, yarın yeniden Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas ile bir araya geliyor. Ara bölgede saat
11.00de bir araya gelecek olan liderler, bugüne kadar
yaptıklarını gözden geçirecekler ve bundan sonraki
çalışmalarla ilgili organizasyon yapacaklar. Önemli gündem maddelerinden
olan vatandaşlık, göç, yabancılar ve sığınma
konuları ise liderlerin 24 Kasımda gerçekleştirecekleri
görüşmede ele alınacak.
STAR
KIBRIS 20/11/09
![]()
Liderler bugüne kadar yapılanları
gözden geçirerek. Temsilciler dün mülkiyeti görüşmeye devam etti
Kıbrıs sorununa çözüm bulma amaçlı müzakereler bugün devam
edecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyas yarın saat 11.00de bir araya gelerek, bugüne kadar
yapılanları gözden geçirerek, bundan sonraki sürecin organizasyonunu
yapacak.
Bu arada liderlerin temsilcileri ile uzmanlar dün saat 11.00de bir araya
gelerek, mülkiyet konusunda çalışmaya devam edecek.
STAR
KIBRIS 20/11/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın,
Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Lefkoşa ara bölgede
yaptığı görüşme sona erdi.
BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun,
yaklaşık iki saat süren görüşmenin ardından
yaptığı kısa açıklamada, görüşmenin 'oldukça
yapıcı' bir hava geçtiğini ve liderlerin geriye dönük süreci
değerlendirdiklerini söyledi.
Liderlerin 24 Kasım Salı günü yeniden bir araya geleceğini
belirten Zerihoun, bu görüşmede, yabancılar, göç,
sığınma ve vatandaşlık konularının ele
alınacağını; liderlerin 1 ve 3 Aralık tarihlerinde de
konuları görüşmeyi sürdüreceğini kaydetti.
Bugünkü görüşme, liderler ve temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun
katılımıyla yapıldı ve görüşmede Zerihoun da
hazır bulundu.
STAR
KIBRIS 20/11/09
![]()
Mihrişah Safa
Geçtiğimiz
Cumartesi akşamı Genç TVdeki canlı yayında, Demokrasi
Derneği Genel Sekreteri Derman Saraçoğlu konuşmaya
başlayınca, yayın teknik arıza nedeniyle durduruldu.
Pazartesi yayınlanacağı açıklanan program, yine aynı
yerde bu kez neden gösterilmeden karartılıp, başka yayına
geçildi. Dernek yayınladığı bildiriyle TV
kanalını kınayarak, sahibi Ertan Birinciden acilen
açıklama yapmasını istedi.
Londrada faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinden Kıbrıs Türk
Demokrasi Derneği, yayınladığı bir bildiriyle Genç TV
de neden gösterilmeden karartılan Genel Sekreterlerinin
konuşmasıyla ilgili kınayarak, sahibi Ertan Birincinin
kamuoyuna acilen açıklama yapmasını istedi.
Yönetim Kurulu imzasıyla yayınlanan bildiride, canlı
yayının ve ardından paketten sunulan ikinci yayının
gerçeklerin konuşulmasından rahatsızlık duyulan çevrelerce
engellendiğini belirtilerek, yapılan ayıbın takdirini
gerek yurt içinde, gerekse yurt dışında yaşamakta olan
Kıbrıslı Türklere bırakmaktan başka bir
seçeneğimiz kalmamıştır dendi.
Kıbrıs Türk Demokrasi Derneğinden bu konuda yapılan
açıklama aynen şöyle;
- Kıbrıs Türk Demokrasi Derneği Genel Sekreterinin de
konuşmacı olarak yer aldığı Kıbrıs Genç
TVnin Londra Penceresi adlı canlı yayını, gerçeklerin
konuşulmasından rahatsızlık duyan çevrelerce engellendi.
14 Kasım Cumartesi gecesi çok geç saatte, Genç TVnin Londra
stüdyolarında çekimi başlayan programa Derneğimiz Genel
Sekreteri Derman Saraçoğlu, İngiltere Kıbrıs Türk
Dernekleri Konseyi Başkanı Akmen Ali Sıtkı ve
İngiltere Muhafazakâr Parti üyesi Kıbrıslı Türkleri
temsilen Erdoğan Derviş katılmıştı. Canlı
yayın, başladıktan kısa bir süre sonra, özellikle Genel
Sekreterimizin KKTC ilanına ilişkin ilk değerlendirmelerini
ortaya koyduğu sırada, Genç TV Kıbrıs ana stüdyoları
tarafından durdurulmuş, kısa bir süre sonra da televizyon
ekranlarından yayınla ilgili teknik bir arıza olduğu ve
yayının 16 Kasım Pazartesi gecesi yayınlanacağı
duyurulmuştur. Bu anonsa uygun olarak da programın geri kalan
çekimleri Genç TV Londra stüdyosunda, Pazartesi banttan yayınlanabilsin
diye sürdürülmüştür.
Buraya kadar herşey normal olarak kabul edilebilir. Ancak durumun hiç de
böyle olmadığı Pazartesi gecesi anlaşılmıştır.
Yayının banttan yayınlanmasını bekleyen
vatandaşlar, söz sırasının Genel Sekreterimize geldiği
anda, bir kez daha yayının aniden kesildiğini ve ardından
hiç bir anons da yapılmadan başka bir yayının
tekrarına yer verildiğini görmüşlerdir.
Kıbrıs Türk Demokrasi Derneği, hiçbir hukuk ve demokrasi
anlayışı ile bağdaşmayan bu tutumu şiddetle
protesto eder. Derneğimiz bu olayı, Kıbrısın
kuzeyinde yaşamakta olan Kıbrıslı Türklerin toplumsal
varlığına kastedenlerin, yurtdışında yaşayan
Kıbrıslı Türklerin barışçı sesini kısmaya
yönelik tehlikeli bir kalkışması olarak değerlendirir.
Yayını kimlerin, hangi yollardan ve ne amaçla engellediklerinin net
bir biçimde ortaya çıkabilmesi için Kıbrıs Genç TV sahibi
Sayın Ertan Birinciyi acilen kamuoyuna açıklama yapmaya
çağırıyoruz.
16 Kasım Pazartesi gecesi, yayının bilinçli bir biçimde
engellenmiş olduğunun netlik kazanması ardından
Kıbrıs Türk Demokrasi Derneği olarak çekim
kayıtlarını aşağıdaki internet linkinde
yayınlamaktan ve yapılan ayıbın takdirini gerek yurt
içinde, gerekse yurtdışında yaşamakta olan
Kıbrıslı Türklere bırakmaktan başka bir
seçeneğimiz kalmamıştır.
LİNK: http://www.youtube.com/watch?v=mtq3_61RTWk&feature=quicklist
Kıbrıslı Türklerin ada üzerinde tüketilişine seyirci
kalmayacağız. Kıbrısta iki bölgeli, iki toplumlu, siyasal
eşitliğe dayalı, birleşik federal bir Kıbrısa
varabilmek yolunda sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.
STAR KIBRIS 20/11/09
Learning lessons from Ireland and
Germany
By Patrick Dewhurst
IRISH AND German peace
experts yesterday visited Cyprus to share their experiences of financing
reconciliation and reunification programmes in divided communities.
The delegation of government officials and former industry leaders spoke to
current and former Cypriot officials involved in the settlement, outlining
programmes that could benefit the private sector and the supportive
opportunities offered by the EU.
The seminar was organised by the Reconstruction and Resettlement Council (RRC)
set up by the Council of Ministers to handle population movements after a
solution. At the seminar, delegates drew on their experiences of developing
financial instruments and promoting inter-communal relations.
In an opening address, Interior Minister Neoclis Sylikliotis welcomed the Irish
and German support and expertise, which had been learnt through experience. He
said "finding a solution to the Cyprus problem will be hard work, but it
will not end there".
"On the contrary" he said "more work will follow as people face
the challenges of renewal, the opportunities for reconstruction and
development, and the reunification of Cyprus' institutions.
"The Cypriot government is determined to end the division of the country,
and the Greek Cypriot side is at the negotiating table with good will.
However, we have no illusions. Everybody knows that Turkey is a substantive
factor in the solution of the Cyprus problem. Ankara can and should return to
the Cypriot people what it has taken away from them, which it has occupied for
more than three decades." he added.
Former Finance Minister, Michalis Sarris also attended the seminar. He said
"The reunification of the island will have positive effects on the
economy, the rate of growth and the dividend of peace."
"Political stability," he said "will help investment and there
will be a better allocation of restricted resources, a reduction in double
infrastructure and a reduction in military expenditure."
''The Greek Cypriot side aims at a functional and economically viable solution,
a unified economy which will benefit all Cypriots, the implementation of the
acquis communautaire the soonest possible throughout the island and the gradual
convergence of the standard of living through the application of fundamental
freedoms and infrastructure projects and generally a development policy'.'
Dr Eileen McGloin, Director of consulting firm EMcG Solution, spoke about the
EU's Special Peace Programme in Ireland and Northern Ireland, and lessons that
can be applied to Cyprus.
McGloin listed a number of considerations for Cyprus. Firstly, that "There
are urgent time considerations... if a special fund is to be sought from the
EU." Secondly, that given its relative stability, "A
"Peace" Type fund, may not be relevant for reconstruction and
resettlement." Instead, she said "Cyprus should determine which
funding mechanism would work best and have some sense of the kinds of
programmes they would wish in an operational plan." Thirdly keeping the EU
on side was a key consideration. "Being a good and active member state is
very critical in securing good will of the Council of Ministers, MEPs and
Commission."
CYPRUS
MAIL 20/11/09
10 billion in Russian money in
Cypriot banks
By Anna Hassapi
THERE IS currently 10
billion in Russian money sitting in Cypriot banks, it emerged yesterday.
Of the 16 billion that is deposited in Cypriot banks by foreigners, 10
billion comes from Russians, said Russian Ambassador to Cyprus Vyacheslav
Shumskiy . It is very significant that a large part of this amount will be
re-invested in Russia. These investments enjoy privileged legal provisions,
including the current agreement to avoid double taxation as well as the other
benefits offered by Cyprus as an international business centre.
Shumskiy mentioned the figure during a panel discussion in Limassol titled
Emerging Challenges & Opportunities for Expanding Business Relations
Between Cyprus and Russia, organised by the Cyprus International Institute of
Management (CIIM).
In the field of investments, Cyprus (mainly through Russian companies based on
the island) is among the top foreign investors in Russia, with $56.7 billion,
representing approximately 23.4 per cent of all foreign investment in the
country.
Investment is one of the special characteristics of financial and commercial
relations between the two countries, and Cyprus is consistently among the
leading foreign investors in the Russian economy, said Shumskiy.
The Russian ambassador also highlighted the significance of the Russian market
for Cyprus tourism, and the improvements brought about by recent government
measures to ease the inflow of Russian tourists.
One of the most profitable directions in the cooperation between the two
countries is tourism. The innovation of issuing preliminary passport viewing to
Russian nationals has been appreciated by Russian travel agents. From January
until August, a total of 105,000 Russian tourists have visited Cyprus, he
said.
He said the next step in attracting Russian tourists would be the opening of
Cypriot consulates in Krasnondar, Samara and other towns.
Russia is the most significant trading partner for Cyprus and the Cyprus
government is taking all necessary measures to maintain and further strengthen
this position, Finance Minister , Charilaos Stavrakis told the panel.
During this period we expect the signing of the final agreement on the
avoidance of double taxation by the Duma, which will widen investment
opportunities between the two countries. Our government will maintain the low
taxation regime in force today, and besides being an EU member, our country
possesses a stable macroeceonomic environment, added Stavrakis.
Also attending the event was former Finance Minister Michalis Sarris, Phidias
Pilides President of the Cyprus-Russian Business Association and CEO of
PricewaterhouseCoopers, Yuri Pianykh President of the Association of Russian
Businessmen in Cyprus and the General Manager of the Russian Commercial Bank
(Cyprus).
CYPRUS
MAIL 20/11/09
PRESS RELEASE
Barcelona 20 November 2009
European Liberal Democrats Champion Turkey´s EU
Accession
European Liberal Democrat
parties meeting in Barcelona today passed a resolution underlining their
support for Turkey´s accession to the European Union, in sharp contrast to some
of the negative comments about Turkish membership made recently by several
European conservative politicians and the newly appointed President of the
European Council, Herman Van Rompuy.
The resolution proposed by
Jonathan Fryer, Chairman elect of London Liberal Democrats welcomed progress
that Turkey has made in meeting many of the so-called Copenhagen Criteria for
EU accession, while acknowledging that further action still needs to be taken
in respect to freedom of expression and the media, in particular.
Delegates at the ELDR
Congress which groups Liberal Democrat parties from all European countries,
including those not curently members of the European Union also praised the
government of Recep Tayyip Erdogan for its initiatives aimed at resolving
Turkey´s Kurdish question.
On the issue of Cyprus, the
resolution urged the EU to do more to further a settlement on the island which
would lead to a bizonal, bicommunal, federal, united republic as well as ending
the isolation of Turkish Cypriots.
-ends-
(for further information,
please contact Jonathan Fryer on 07792 411331 or jonathanfryer@hotmail.com)
20
Kasım. 2009 Cuma
LEFKOŞA -
Kıbrıs müzakere tutanakları, Birleşmiş Milletler
adına arabulucuk yapan Alexander Downer'in
yardımcısının bilgisayarına girilerek
çalındı.
Olay, 1 yılı
aşkın süredir kapsamlı çözüm müzakereleri çerçevesinde
görüşen ve 53 kez biraraya gelen liderlerin son toplantısı
öncesi ortaya çıktı.
Bomba etkisi yaratan
hırsızlığın, Birleşmiş Milletler adına
arabuluculuk yapan Alexander Downer'in yardımcısının
bilgisayarına girilerek yapıldığı ve tüm müzakere
tutanaklarının çalındığı belirtildi.
Asistanın
bilgisayarındaki şifrelere ulaşan hırsız ya da
hırsızlar, bu sayede BMinn New York'taki merkezinde bulunan veri
tababına girerek binlerce sayfalık belgeyi ele geçirdi.
Belgelerde,
tutanakların yanı sıra Downer'in değerlendirme notları
ve öngörüleri de yer alırken, yine Downer'in garantör ülkeler Türkiye,
Yunanistan ve İngiltere'nin başbakanları ve diğer
yetkililerle yaptığı görüşmelerin
ayrıntıları da bulunuyor.
Olayın arkasında
Rum İstihbarat Servisi'nin bulunduğundan şüphelendiğini
belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Bunun bir gazetecinin
işi olamayacağını, bazı istihbarat örgütlerinin
işi olabileceğini düşünüyorum. Maksat Downere baskı ve
şantaj yapmak, müzakereleri çökertmek şeklinde konuştu.
Olayda, çözüm
karşıtı Diko Partisi ve aşırı sağcı
Edek Partisinin yanı sıra bu iki partiye
yakınlığıyla bilinen kilisenin de parmağı
olabileceği öne sürülüyor.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Güvenlik ve Garantiler konusunun görüşülmesi
aşamasında tarafların, 3 garantör ülke Türkiye, Yunanistan ve
İngilterenin de katılımıyla bir toplantı
yapmasının kaçınılmaz olacağını söyledi.
Talat,
Güvenlik ve Garantiler konusunu görüşmeye
kalktığımızda, 3 garantörün olmadığı bir
toplantı düşünülemez. Konu doğrudan onunla ilgilidir. 2 taraf, 3
garantör bir araya gelmek zorundadır. Aksi halde Garanti ve İttifak
Anlaşmaları Kıbrıs sorununun bir parçası
değilmiş gibi çekip çıkarmamız lazım oradan. O da
aynen kalacak demektir o zaman dedi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile
görüşmesinden dönüşte Cumhurbaşkanlığında
yaptığı açıklamada, bugünkü görüşme hakkında
bilgi verdi ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Talat,
oldukça iyi ve faydalı geçen toplantıda düne kadar nelerin
görüşüldüğünü, nerelerde uzak kalındığını ve
vizyon farklılıklarını açık yüreklilikle
konuştuklarını söyledi.
Mehmet
Ali Talat, sürecin genel bir değerlendirmesini yaptıklarını
belirterek, esas amacın; süreci verimli kılıp, birazcık
hızlandırmak olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı
Talat, Zaman zaman birbirimizin niçin öyle dediğini veya niçin öyle
davrandığını anlamakta zorlandığımız
durumlar oluyordu. Bunları konuşabilme imkanı bulduk. Böylece
birbirimizi daha iyi anlamış olduk dedi.
SÜRECİN
ÖZÜNÜ DE GÖRÜŞTÜK
Genel
değerlendirme yaptıkları görüşmede önümüzdeki
toplantıların da teyidinin yapıldığını ve
ilk toplantının 24 Kasım Salı günü
gerçekleştirileceğini kaydeden Talat, çalışmalarına
devam edecek olan temsilcilerden de daha yoğun
çalışmalarının istendiğini belirtti.
Talat,
Belirli bir aşamada bu değerlendirmelerimizin sonucunu
karşılıklı olarak değerlendirdikten sonra yeniden bir
tartışma daha yaşayabiliriz. Bütün maksat, süreci verimli
kılmak ve birazcık daha hızlandırmak dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, sürecin özünü de konuştukları görüşmede Mülkiyet
konusundaki görüş ayrılıklarının nasıl
giderileceği konusunu da konuştuklarını kaydetti.
5Lİ
GÖRÜŞME
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, başka bir soruya yanıtında, Rum Yönetiminin
5li görüşme önerisiyle ilgili görüşünün bir takıntıya
dönüştüğüne ve yeni bir şey olmadığına
işaret ederek, Türk tarafının son derece makul bulduğu
öneriyle ilgili görüşünü bugünkü görüşmede Rum lidere ilettiğini
belirtti.
Talat,
Kıbrısın toprak bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasal
nizamını güvenceye alan, dolayısıyla çözümden de sorumlu
olan ve doğrudan yükümlülük sahibi olan 3 garantör ülkenin 2 toplum
temsilcisiyle bir araya gelip, 5li toplantı yapmasının son
derece normal olduğunu kaydetti.
HALKIN SESI 21/11/09
![]()
Cumhurbaşkanı Talat: Genel bir değerlendirme
yaptık. Maksat süreci verimli kılmak ve birazcık
hızlandırmak.
Güvenlik ve garantiler konusunu görüşmeye
kalktığımızda, 3 garantörün olmadığı bir toplantı
düşünülemez.
Kıbrıs müzakereleri kapsamında dün yeniden bir araya gelen
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyas, organizasyonla ilgili konuları ele aldılar ve müzakere
süreci ve sürecin içeriğiyle ilgili analiz yaptılar.
Ara bölgede müzakereler için tahsis edilen binada saat 11:00de başlayan
görüşmeye dün sadece Liderler ile temsilcileri katıldılar.
Görüşmede iki tarafın uzmanları yer almadı.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihounun
da katılımıyla gerçekleştirilen görüşme
yaklaşık 2 saat sürdü.
Liderler, görüşme sonrasında açıklama yapmadan ara bölgeden
ayrılırken, Zerihoun görüşmeyle ilgili kısa bir
açıklama yaptı.
Liderlerin organizasyonla ilgili konuları ele aldıklarını
ve bir görüşme takvimi belirlediklerini ifade eden Zerihoun; müzakere
süreci ve sürecin içeriğiyle ilgili derin ve yapıcı bir
görüşme geçekleştirildiğini söyledi. Liderlerin mevcut durumu
gözden geçirdiğini ve geriye dönük analizler yaptığını
dile getiren Zerihoun; çalışmanın her iki Lideri de tatmin
ettiğini dile getirdi.
Bu tür değerlendirmelerin periyodik olarak devam edeceğini ifade eden
Zerihoun, Liderlerin Ağustos ayında da bu tarz bir çalışma
gerçekleştirdiğini hatırlattı.
Bir sonraki görüşmenin 24 Kasım Salı günü sabah saatlerinde
gerçekleştirileceğini kaydeden Zerihoun, bu görüşmede
Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma
konularının ele alınacağını söyledi.
Ondan sonraki görüşmenin 1 Aralık Salı günü öğleden sonra
yapılmasının planlandığını da kaydeden
Zerihoun, bu görüşmenin konusunun 24 Kasımdaki toplantının
gidişatına göre kararlaştırılacağını
bildirdi.
Zerihoun, Liderlerin 3 Aralık Perşembe günü de bir araya
geleceğini belirtti. Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan
Zerihoun, bir soru üzerine Liderlerin bugünkü görüşmelerinde AB
Başkanlığının davetiyle Brükselde bir araya
gelmeleri olasılığı gibi bir konuyu ele
almadıklarını kaydetti.
3 garantörün olmadığı bir toplantı düşünülemez
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güvenlik ve Garantiler konusunun
görüşülmesi aşamasında tarafların, 3 garantör ülke Türkiye,
Yunanistan ve İngilterenin de katılımıyla bir
toplantı yapmasının kaçınılmaz
olacağını söyledi.
Talat, Güvenlik ve Garantiler konusunu görüşmeye
kalktığımızda, 3 garantörün olmadığı bir
toplantı düşünülemez. Konu doğrudan onunla ilgilidir. 2 taraf, 3
garantör bir araya gelmek zorundadır. Aksi halde Garanti ve İttifak
Anlaşmaları Kıbrıs sorununun bir parçası
değilmiş gibi çekip çıkarmamız lazım oradan. O da
aynen kalacak demektir o zaman dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas ile görüşmesinden dönüşte yaptığı
açıklamada, görüşme hakkında bilgi verdi ve gazetecilerin
sorularını yanıtladı.
Talat, oldukça iyi ve faydalı geçen toplantıda bugüne kadar nelerin
görüşüldüğünü, nerelerde uzak kalındığını ve
vizyon farklılıklarını açık yüreklilikle
konuştuklarını söyledi.
Talat, sürecin genel bir değerlendirmesini yaptıklarını
belirterek, esas amacın; süreci verimli kılıp, birazcık
hızlandırmak olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Zaman zaman birbirimizin niçin öyle
dediğini veya niçin öyle davrandığını anlamakta
zorlandığımız durumlar oluyordu. Bunları
konuşabilme imkanı bulduk. Böylece birbirimizi daha iyi
anlamış olduk dedi.
Sürecin özünü de görüştük
Genel değerlendirme yaptıkları görüşmede önümüzdeki
toplantıların da teyidinin yapıldığını ve
ilk toplantının 24 Kasım Salı günü
gerçekleştirileceğini kaydeden Talat, çalışmalarına
devam edecek olan temsilcilerden de daha yoğun
çalışmalarının istendiğini belirtti.
Talat, Belirli bir aşamada bu değerlendirmelerimizin sonucunu
karşılıklı olarak değerlendirdikten sonra yeniden bir
tartışma daha yaşayabiliriz. Bütün maksat, süreci verimli
kılmak ve birazcık daha hızlandırmak dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, sürecin özünü de konuştukları
görüşmede Mülkiyet konusundaki görüş
ayrılıklarının nasıl giderileceği konusunu da
konuştuklarını kaydetti.
Talat, gazetecilerin sorusu üzerine, Mülkiyet konusuyla ilgili
yakınlaşma belgesi konusundaki çalışmaların
temsilciler düzeyinde devam edeceğini ancak bugünkü görüşmede bu
belgenin ele alınmadığını belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, Mülkiyetteki yakınlaşmanın
kategorilerde olduğuna dikkat çekti.
Talat 4 Aralıkta Londrada
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, başka bir soru üzerine,
İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odasının daveti üzerine
4 Aralıkta İngiltereye gideceğini söyledi. Talat,
İngiltere ziyaretinde Başbakanı Gordon Brown ile
planlanmış bir görüşmesinin henüz
olmadığını, ancak böyle bir ihtimalin bulunduğunu
belirtti.
İngilterede bir Chatam House toplantısı, bir tane de halka
açık toplantı yapacağını, bir üniversitede de
konferansın söz konusu olacağını kaydeden Talat, Londra
Türk Radyosunda da bir programı olabileceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Parlamentosunun Kıbrısta 2
tarafın liderlerini Brüksele davet ettiği yönündeki haberlerin
sorulması üzerine ise, Böyle bir davet henüz bize ulaşmadı,
ancak AP Dış İlişkiler Komitesinin bir daveti
olabileceğini biliyorum. Birlikte ya da ayrı, bir karar verilmiş
değil yanıtını verdi.
STAR KIBRIS 21/11/09
![]()
Sabah
gazetesi Downerin çalınan belgeleri için Rum istihbaratını
adres gösterdi, Cumhurbaşkanı Talat ise bu yolla şantajın
hedeflenebileceğini dile getirdi.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer'ın çalınan ve parça parça
Rum basınına sızdırılan belgelerle ilgili olarak Rum
istihbarat servisi adres gösterildi. Yaklaşık 1-1.5 ay önce Rum
basınına sızan belgelerde TC Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan ile BM Sekreteri'nin görüşme tutanakları olduğa da
ileri sürüldü.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BMye dönük çok ciddi bir
saldırı olan hırsızlık olayında bazı derin
ilişkilerin söz konusu olabileceğini söylerken, bu yolla
şantajın hedeflenebileceğini dile getirdi.
Bazı diplomatik kaynaklar ise daha önce Perulu diplomat Alvaro De Sotoya
saldıran Rum siyasileri ve basının aynı
saldırıları Downerde yapmaya başlamaları üzerine,
belgelerin sızmasının sağlandığı
iddialarını da konuşuyor. Bu amaçla, özellikle uzlaşmaz
tavırlarıyla dikkat çeken Rum politikacıların ön plana
çıkarılması ve Rum yönetimine karşı BM nezdinde güven
erozyonu yaratılmasının
çalışıldığı ileri sürülüyor.
Türkiyede yayınlanan Sabah gazetesinde Rum usulü Ergenekon
başlığıyla yayınlanan haberde, Kıbrıs'ta
çözüm için baskıların arttığı bir dönemde Alexander
Downer'ın asistanı Sonia Bachmann'ın şifreleri ele
geçirildi ve 8 bin sayfalık belge çalındı. Belgelerin Rum
kesiminde yayımlanması, 'Rum istihbaratının operasyonu
olduğu' kuşkusunu gündeme taşıdı. B e l g e l e r d e
Downer'ın Türk ve Rum liderlerle yaptığı görüşmelerin
yanı sıra, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip
Erdoğan, Yunanistan eski Başbakanı Kostas Karamanlis ve
İngilizlerle de yaptığı görüşmelerin tutanakları
da yer aldı denildi.
Nasıl sızdı?
Duygu Güvenç imzalı haberde şu ifadeler kullanıldı:
Olay yaklaşık 45 gün önce Rum Kesimi'nde gerçekleşti. Bilgilere
nasıl ulaşıldığı konusunda ise iki ayrı
iddia BM koridorlarına yayıldı. İlk senaryoya göre
Bachmann, Hilton Oteli'nde kamuya açık bir bilgisayardan iletilerini
(e-mailini) kontrol etti. Bu sırada şifreleri çalındı ve
Bachmann'a ait şifre ile BM'nin veri tabanına girildi. Burada Ban
Ki-moon ile Downer'ın görüşme tutanaklarına da
ulaşıldı. İkinci senaryoya göre ise olay, Holiday Inn
Oteli'nde gerçekleşti. Bachmann'ın odasına giren kimliği
belirsiz kişiler bilgisayarının şifresini kırdı
ve görüşme notlarını ele geçirdi. Ardından tüm bu belgeler
Rum basınında parça parça yayınlanmaya başladı. Ve
haberlerde Downer eleştirildi. Ada'da, müzakereler devam ederken
yaşanan bu skandal, BM'nin güvenlik tedbirlerini de gözden geçirmesine neden
oldu.
İşlem başladı
Hem BM'nin merkezinin bulunduğu New York'ta hem de Ada'da bilgisayar
güvenliği ile ilgili soruşturma başlatıldı. Bilgilerin
çalınmasına yol açanlar hakkında araştırmalar
sürdürülürken Downer ve Sekreteri Bachmann ile ilgili bir işlem
yapılmadı. Hırsızlık Ankara'ya da ulaştı.
Olayın Downer'ın özellikle Kıbrıs'ta devam eden
müzakerelerin tamamlanması için nihai bir tarih belirlenmesi için
çağrı yaptığı döneme denk gelmesine dikkat çekiliyor.
Rum Kesimi lideri Dimitris Hristofyas, bazen Downer'ı hedef alan
açıklamalar yapmıştı. Türk Lider Mehmet Ali Talat ise bu
açıklamalara karşı çıkmıştı.
Talat:
Maksat şantaj yapmak
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Kıbrıs
Özel Danışmanı Alexander Downera ait belgelerin
çalınması konusunun Türkiye basınında yeniden gündeme
geldiğinin hatırlatılması üzerine, BMye dönük çok ciddi
bir saldırı olan hırsızlık olayında bazı
derin ilişkilerin söz konusu olabileceğini söyledi.
Talat, şöyle devam etti: Bu büyük bir iştir. Binlerce sayfalık
doküman çalındı. Bir gazetecinin kolayca yapabileceği bir
şey değil bu. Orada bazı derin ilişkiler, istihbarat
kuruluşlarının etkisi vardır diye düşünüyorum. Resmi
olarak yapılan bir şeyden ziyade, o derin yapı içinde bir
kliğin, bir ekibin yaptığı bir şey olsa gerek. Ben
öyle tahmin ediyorum yapılış şeklinden dolayı. Aksi
takdirde başında başkanın olması lazım. Böyle bir
şeye ihtimal vermek istemiyorum.
Bu, Downerı yeme operasyonu mu? sorusuna ise Talat, Bence çözümü yeme
operasyonudur. Çözümü zarara uğratma pahasına Downere şantaj
yapabilmek için yapılmış bir operasyon gibime geliyor. Aksi
halde bu belgeler niye çalınıp, bir gazeteye verilsin?... Maksat;
Downeri baskı altına almak, şantaj yapmak, bu yolla
müzakerelerde avantaj elde etmek ya da müzakereleri çökertmek olmalı yanıtını
verdi.
STAR KIBRIS 21/11/09
![]()
Anlaşmanın zor ancak sonuçlarının
muhteşem olacağını vurgulayan Brown, liderlere ve halka
Tarih yazabilirsiniz. Birlik olun ve cesur olun. İngiltere sizi
destekleyecektir diye mesaj verdi
İngiltere Başbakanı Gordon Brown, Kıbrıs sorununa
çözümün bizzat Kıbrıslılar tarafından bulunması
gerektiğini belirtti ve ülkesinin Kıbrısta bulunan üslerine ait
toprakların yaklaşık yarısını çözüm durumunda
BMye devretme önerisini yineledi.
Haravgide yayınlanan makalesinde Brown, İngilterenin
Kıbrıs sorununun çözüm çabalarını her şekilde
desteklemeye söz verdiğini belirtti. Anlaşmanın zor ancak
sonuçlarının muhteşem olacağını vurgulayan
Brown, liderlere ve halka Tarih yazabilirsiniz. Birlik olun ve cesur olun.
İngiltere sizi destekleyecektir diye mesaj verdi.
Kıbrıstaki her iki toplumun acılar çektiğini ancak
şimdi yaralarını kapatmanın ve parlak bir geleceğe
doğru ilerlemenin zamanı geldiğini kaydeden Brown, geçen hafta
Dimitris Hristofyasla bir araya geldiğini hatırlattı ve Mehmet
Ali Talatla yapacağı görüşmeyi sabırsızlıkla
beklediğini vurguladı.
Brown, Avrupa Bakanı Chris Bryantın bu ay içerisinde
Kıbrısı ziyaret edeceğini de açıkladı.
STAR KIBRIS 21/11/09
![]()
Dan Gibson
EOKA saldırıları sonucu Kıbrısta hayatını
kaybeden İngiliz askerleri anısına Girnede dikilen
İngiliz Anıtının fakir babalarından biri olan Donald
Crawford Rumların anıtla ilgili eleştirilerine yanıt verdi.
Boiling Point (Kaynama Noktası) adlı televizyon programına
konuk olan Donald Crawford tüm samimiyetiyle konuştu. Crawford programda
British Cyprus Memorial Trust yetkililerinin EOKA saldırılarında
hayatını kaybeden 371 İngiliz askerinin anısına
yaptırılacak olan anıtın inşasına
başlanmadan önce Rum makamları ile görüşmek istediğini
ancak geri çevrildiklerini açıkladı. İngiliz Yüksek Komiseri
Peter Milletin, törene katılmış olduğu için Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas da dahil olmak üzere tüm Rum siyasiler
tarafından eleştirilmesine de değinen Crawford şöyle dedi:
Millet Birleşik Krallıkın bu adadaki temsilcisidir ve
anıta koyduğu çelenk kendi çelengi değil kraliçenin çelengidir.
Dikkat ettiyseniz çelengin Kraliçe Elizabeth II adına yüce milletinden
geldiği belirtilmiştir. Dolayısıyla, Kraliçe bir çelenk
göndermiş, Yüksek Komiser de bu çelengi anıta koymuştur.
Başka ne yapabilirlerdi, yemeğe mi çıkmalarını
bekliyorlardı?. Crawford ayrıca Peter Milletin anıtın
açılışını da yaptığı yönündeki
eleştirileri yalanlayarak şöyle konuştu: Protesto etmektense,
açılış günü olmasa bile sonraki günlerde bir çelenk de EOKA
adına gönderilmesi çok daha centilmence olurdu. Gerçek askerler
düşmanlarına karşı düşmanlık beslemezler. Ne
acıdır ki, aradan geçen 50 yıla rağmen halen bu insanlardan
nefret ediyorlarmış gibi hareket ediyorlar. Asıl ilginç olan
konu ise aldığımız yüz binlerce e-postanın hiçbirinde
EOKAdan bahsedilmemiştir. Muharip gazilerimiz EOKA hakkında fazla
konuşmazlar. Charlie ile Harryden ve hayatını kaybeden
diğer yüzlerce askerden bahsederler. Kendi ailelerine ve kendi
hayatlarına baktıkları zaman, özellikle de
yaşlandıklarında geçmişe dönüp bakarlar ve Harrynin bir
hayatı olamadığını görürler. Politikayla hiç ilgisi
olmayan ve yakınlarını kaybetmiş olan insanlar için
başka nasıl bir sembol, uzlaşı veya barış ve
anlaşma olabilirdi ki? diyen Crawford anıtın İngilterede
yapılmış olması gerektiği yönündeki eleştirilere
de yanıt verdi. Bu anıt yakınlarını kaybetmiş
birçok insan için unutulmadıklarını ve
yakınlarının sahipsiz topraklarda gömülüp
kalmadıklarını düşünerek onlarla gurur
duymalarını sağlayan, KKTCnin değil Birleşik
Krallığın onların anısına
yaptırdığı bir nevi kapanıştır diyen
Crawford şöyle devam etti: Bu anıt sadece burada hayatını
kaybeden insanların yakınları için muhteşem bir adım
değil, aynı zamanda Afganistanda öldürülen insanların anneleri
ve kardeşleri için de bir mesaj niteliğinde. Cenaze arabası
Wootton Bassett boyunca ilerlerken hikayenin orada bitmediğini, 50
yıl sonra orada da şimdi bizim burada olduğumuz gibi,
onları hatırlayacak başka insanlar olacağını
bilecekler.
Bu İngiliz geleneğidir, asla unutmayız. Anma, millet ile
silahlı kuvvetleri arasında nereye giderlerse gitsinler
unutulmayacaklarına dair imzalanmış bir kontrat gibidir.
Savaş ne kadar acımasızca olursa olsun, bu askerlerin sorunu
değildir. Onlar sadece vatanlarına hizmet ederler ve nereye
gönderilirlerse oraya giderler. Ve gittikleri yerde hayatlarını
kaybederlerse, millet savaşı sevmiyor olsa bile vatanları
uğruna canlarını vermişler demektir.
STAR KIBRIS 21/11/09
![]()
Lizbon Anlaşması ile birlikte ABnin ilk Yüksek
Temsilcisi (Dışişleri Bakanı) olarak İngiliz Varony
Catherine Ashtonun seçilmesi Güney Kıbrısta, Londra için büyük
zafer ancak Güney Kıbrıs için şamar olarak yorumlandı.
Fileleftheros, ... ABnin Dış Politikasında İngiltere
Dışişleri Bakanlığı Hakimiyeti
başlıklı haberinde, ABnin ilk Başbakanı olarak
Belçikalı Herman Van Rompuynin ve ilk Yüksek Temsilci
(Dışişleri Bakanı) olarak İngiliz Varony Catherine
Ashtonun üyesi 27 ülkenin oybirliğiyle onaylandığını
belirtti, özetle şunları yazdı.
İngilterenin ABnin dış politika konularına hakim
olmasının Kıbrıs Cumhuriyeti için olumlu olmayacağının
bilinmesine rağmen bu isimlerin onaylanmasına ilişkin siyasi
karara Başkan Dimitris Hirsotyas da oy verdi. İngilterenin
Kıbrıs sorununa ve Türkiyenin AB üyelik sürecine ilişkin tavrı
biliniyor.
STAR KIBRIS 21/11/09
![]()
Mihrişah Safa
Geçtiğimiz ay yeni görevine getirilen Chris Bryant, 2225
Kasım arası kalacağı Kıbrısta, Hristofyas,
Dışişleri Bakanı Kyprianou, BM Barış Gücü Özel
Temsilcisi Zerihoun la görüşecek. Bryantın ofisinden yapılan
resmi açıklamada, Kıbrıs Türk kesiminde yapılacak herhangi
bir görüşmeden söz edilmiyor.
Avrupa Bakanının yayınladığı makalesinde,
Shakespearein ölümsüz eseri Othellonun Kıbrısda geçtiği ve
Othello ile Desdemonanın karşılıksız
güvensizliği nedeniyle her şeyin bozulduğu dikkati çekilerek,
Adada çözüm, ancak iki toplumun birbirine karşılıklı güveni
artırıldığı ve barıştıklarında
gerçekleşebilir. Çözüm, Kıbrıslı Türk ve Rumların spor,
kültür ve eğlence gibi her konularda ortak çalışmasını
kapsamaktadır. Kıbrıs tarihindeki bu zorluklu dönemi
kapatmanın zamanı gelmiştir dendi.
İNGİLİZ DIŞİŞLERİNİN Avrupa ve
Kıbrıstan sorumlu bakanı Chris Bryant bugün adaya geliyor.
FCOdan (Dışişleri Bakanlığı) yapılan
açıklamada, adaya bugün gelecek Bakanın, 25 kasıma kadar
Kıbrısta kalacağı ve çeşitli bakanlıklarda
yapacağı görüşmelerde geniş konuları ele
alınacağı bildirildi.
Bildiride geçtiğimiz ay görevi Barone Glenys Kinnocktan devralan
Bryantın, Rum Lideri Dimitris Hristofyas, Dışişleri
Bakanı Markous Kyprianou, BM Barış Gücü Özel Temsilcisi Taye
Brook Zerihoun ile görüşüleceği belirtilirken, Türk tarafında
yapılacak herhangi bir görüşmeden söz edilmedi. Ancak bunların
Bryantın görüşeceği etkin isimlerden bazıları
olduğu kaydedildi.
Avrupa işlerinden sorumlu bakanın görüşmelerinin ana konusunu,
adadaki kalıcı çözüm, Birleşik Krallık- Kıbrıs
ilişkileri ve Türkiyenin Avrupa Birliğine üyeliği konuları
olacağı ifade edildi.
Bakan olarak ilk kez adayı ziyaret edecek olan Bryant, Kıbrıs
gezisi öncesi konuyla ilgili bir bildiri yayınlayarak, Adada tarihi bir
fırsatın ele geçirilmesi için zamanın şimdi olduğu
vurgulanarak, tüm Kıbrıslıların adanın birleşmesi
işlemini desteklemesi, bunun sonucundan herkesin yararlanacağı
görüşü öne çıkarıldı.
Bu bildiride, ayrıca Bryant , dünya edebiyatının en büyük
isimlerinden William Shakespearein ölümsüz eseri Othellodan da
alıntı yaptı, Bu eser Kıbrısta geçiyordu.. Ve
kahramanları Othello ile Desdemonanın birbirine karşı
güven duymamaları olayların çıkmasına yol
açmıştı. Adadaki kalıcı çözüm de iki toplumun
birbirine daha fazla güven duyması ve barışmalarıyla gerçekleşebilir
denildi.
Adayı bu hafta ikili görüşmelerin en önemli zamanında ziyaret
edeceğini yazan Bakan Chris Bryant, her iki toplum liderinin de
geçtiğimiz yılı bu konuda büyük azimlilik gösterdiğini,
geniş yol katettiğini belirtti, Ancak yapılacak daha çok
şey var dedi.
Yazısında, ziyaretinin liderlerle, iki toplumla ve barış
sürecine katkı sağlamak için çalışan ekiplerle
tanışmasında büyük olanak sağlayacağını
belirten Bakan, bildirisinde şu mesajı verdi;
HİÇBİR TARAFI TUTMUYORUM
Burada şunu belirtmek isterim. Hiçbir tarafı tutmuyorum. Sadece
adil bir çözümden yanayım. Liderlerin yüzyüze kaldığı
zorlukları , engelleri veya karşılaştıkları
meydan okumaları küçümsüyor da değilim. Liderler, bu zorluklara
cesaret ve esneklikle yaklaşıyorlar ve umarım tüm
Kıbrıslıların yararına bir çözüm üretirler.
Birleşik Krallığın görüşmelere desteğinin
işareti olarak, Başbakan Brown, çözüme
ulaşıldığı takdirde İngiliz askeri üslerinin
yarı arazisinin birleşik Kıbrısa verileceğini, B.M
nezdinde açıkladı. Bu adada ne olacağına iki lider karar
verecek.
Liderler, uluslararası toplumun desteğini almış durumda.
Uluslararası topluluğun buradaki rolü ne suni zaman
kısıtlaması vermek, ne arabuluculuk yapmak ne de
görüşmelerde hakemlik yapmak. Ancak burada saminmi bir umut var ki bu da
küresel bir beklentidir. Görüşmelerin adayı birleştireceği ümit
edilmektedir.
Birleşik Kıbrıs, adada ara bölgenin her iki tarafındaki
toplumlara uzun sürel, barış ve güvenlik getirecek,
ayrılığı kaldıracak ve adadanın uzun sğüreli
geleceğine ilişkin belirsizliği ortadan kaldıracaktır.
Her iki toplum da çözüm halinde politik, ekonomik ve sosyal yönden kazanç
sağlayacaktır. Tüm Kıbrıslılar ada ekonomisinin
çözümle büyüyüp gelişmesinden yararlanacak, her iki ekonomi de
birleşerek gelişecektir. Kuzeye AB fonları ve Euro gelecek.
Turizmde yeni fırsatlar doğacak. Bölgesel ekonomik gelişme
sağlanacaktır. Çözüm adadaki tüm toplumlara güvenlik ve denge
getirecektir. Adanın tümü AB üyeliğinden yararlanacaktır.
Çözüm şartları altında, emlak, toprak konularında da
oldukça geniş kapsamlı çözüm şartları bulunacaktır. Bu
konu uzun zamandır mutsuzluk ve belirsizlik kaynağı
olmaktadır. Adada uzun zamandır süregelen kiliselerin, dini
mirasın korunması , kültürel binaların ve tarihi değere
sahip yerlerin durumu da bunların arasındadır. Gelecek nesiller,
güvensizlik ve şüpheyle birbirinden ayrılan bir geleceğe sahip
olmayacaktır. Bunun yerine istedikleri yere seyahat özgürlüğüne
sahip, gelecekleri fırsatlarla dolu bir yaşama
kavuşacaklardır.
BİRLEŞİK KIBRIS TÜRKİYE İÇİN DE BİR
ŞANS
- Birleşik Kıbrıs, ABye üye olmak için çalışan ve o
yönde hareket eden Türkiye için de büyük bir fırsat yaratacaktır.
Britanya, Kıbrıs ve Yunanistan gibi Türkiyenin ABye üyeliğini
ve bu yolda yaptığı reformaları desteklemektedir. Kıbrıs,
Türkiye ile yeni ilişkisinde, barış ve
karşılıklı ortak yarara dayalı uzun süreli güvenilir
bir ilişkiye ihtiyaç duymaktadır.
Adadaki çözüm,Kıbrıslı Rum ve Türklerin
yaşamlarının her alanında spor, kültür ve eğlence gibi
alanlarda ortak işbirliği yapması demektir.
Sonuçta adadaki çözümün şekillenmesi Kıbrıslılara
kalmıştır. Bunu yapmanın tarihi zamanı şimdidir.
Bu nedenle tüm Kıbrıslıları adanın çözümü konusuna tam
destek vermeye çağırıyorum. Çözüm,adadaki herkesin yararına
olacaktır. Kıbrıs tarihindeki bu zorlu dönemi kapatmanın
zamanı gelmiştir.
STAR KIBRIS 22/11/09
Downer heads to New York next week
U.N. SPECIAL Adviser for
Cyprus, Alexander Downer, is expected to visit New York during the first two
weeks of December to brief UN Secretary-General Ban Ki-moon on the latest
developments on the Cyprus issue.
The Cyprus News Agency cited UN sources yesterday saying that Downer would meet
with the UN team dealing with the Cyprus issue in New York and inform the UN
Security Council on the latest developments.
The UN Secretary-General is expected to issue two reports on Cyprus early next
month. The first, due on December 1, concerns the UN Peacekeeping Force in
Cyprus (UNFICYP) and the second report concerns progress achieved regarding the
UNSGs good offices in Cyprus, to be published some days later.
According to CNA sources, the UNFICYP report will not differ to a great extent
from the previous report. The second report will assess positively the progress
achieved since September 2008 in the talks and will ascertain that there are
different approaches between the two sides.
The report, according to diplomatic sources, will renew its call towards the
leaders of the two communities in Cyprus to intensify their meetings, show
political boldness and flexibility for achieving an overall solution in Cyprus.
CYPRUS MAIL 22/11/09
Selim SAYARI
ntvmsnbc
23
Kasım. 2009 Pazartesi
LEFKOŞA - Kuzey
Kıbrısta 30 sendika ve sivil toplum örgütü, hükümetin memur
maaşlarını yeniden düzenleyen yasa tasarısını
protesto etti. Binlerce kişinin katıldığı eylemde
polis ülke tarihinde ilk kez biber gazı kullandı ve 16 kişiyi
gözaltına aldı. Meclis önündeki eylemde gazdan etkilenenler ve
yaralananlar oldu.
KKTC Cumhuriyet Meclisi,
göreve yeni başlayacak memurların maaşlarını asgari
ücrete indiren yasa tasarısını görüşürken, tasarıya
karşı çıkan sendikalar da meclis binası önünde eylem yaptı.
Tasarıya
karşı çıkan 28 sendika ve sivil toplum örgütü tarafından
oluşturulan Sendikal Platform, Ankara göç yasası diye niteledikleri
tasarının geri çekilmesini istiyor.
Meclis binası ile
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği önünden geçen yolu trafiğe
kapatan ve polis engelini aşmaya çalışan sendikacılarla
polis arasında gerginlik meydana geldi.
Çıkan arbedede 16
gösterici gözaltına alınınca gerilim arttı. Eylemciler
polise ve meclis binasına yumurta, domates ve tahta parçaları
fırlattı. Başbakan Derviş Eroğlu'nun
fotoğrafının bulunduğu bir pankart da ateşe verildi.
Olayın
tırmanması üzerine polis, göstericilere biber gazıyla
karşılık verdi. Ülke tarihinde ilk kez bir eylemde biber
gazı kullanıldı. Polisin gaz maskesi takmamasından ötürü
göstericilerle birlikte polisler de gazdan etkilendi. Bayılan bazı
polisler hastaneye kaldırıldı.
Eylemi düzenleyen
sendikacılar, gözaltına alınan arkadaşları serbest
bırakılıncaya kadar eylemlerine devam edeceğini duyurarak
meclis önünden Lefkoşa Polis Genel Müdürlüğü binasına yürüdü.
Eylemcilerin serbest
bırakılması için muhalefet partilerinden bazı
milletvekilleri de devreye girdi.
Yasa
tasarısının Ankaranın baskısıyla gündeme
geldiğini ileri süren sendikalar, kamudaki maaş indiriminin göçü
artıracağını savunuyor.
Sendikalar
çalışanların maaşlarının Türkiye'deki seviyeye
geriletildiğini savunuyor. Hükümetse büyük sıkıntıda olan
ekonominin düzelmesi için memur maaşlarının yeniden düzenlenmesi
gerektiğini belirtiyor. İşadamları da hükümete destek
veriyor
Önceki hükümet döneminde
gündeme gelen yasa tasarısına göre, işe yeni alınacak
üniversite mezunu bir memurun 2 bin 878 lira olan maaşı bin 700
liraya inecek. Memur maaşlarını KKTCde bin 237 lira olan asgari
ücrete yaklaştırmayı öngören yasa tasarısı terfilere
de performans değerlendirmesi getiriyor.
NTV
23
Kasım. 2009 Pazartesi
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi, KKTC'deki dini yerlerde ibadeti
engellediği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde
Türkiye aleyhine dava açtı.
Kıbrıs Rum
Ortodoks Kilisesi avukatı Simos Angelides, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'ne KKTC'deki 520 kilise, manastır, şapel ve
mezarlıklarla ilgili olarak Türkiye'yi davet ettiklerini belirtti.
Angelides, Ortodoks
Hıristiyanların kuzeydeki dini yerlerin terkedilmesi ya da camiye,
kışlaya, çiftliğe veya gece kulübüne dönüştürülmesi
nedeniyle ibadet edemediklerini belirtti. Kilisenin avukatı, Türkiye'nin
1974'teki çıkarmada etnik ve dini temizlik yaptığını
da ileri sürdü.
Güneyde yayınlanan
Simerini gazetesi, Vatandaşların Partilere Şamarı
başlığıyla manşete çektiği haberinde,
Kıbrıslı Rumların; Rum siyasi partiler ve siyasilere
ilişkin görüşlerine dair anket sonuçlarına yer verdi.
Gazete, söz konusu
anketin Insights Market Research şirketi tarafından, gazete
hesabına, 17-19 Kasım tarihleri arasında, Güney Kıbrıs
genelinde, 18 yaş ve üstü kadınlar ve erkekler arasında, toplam
500 kişiyle telefon görüşmeleri gerçekleştirilmesi suretiyle
yapıldığını yazdı.
Gazete, Rumların;
siyasi partilerin ve siyasilerin faaliyetleri ve işleyişlerinden
dolayı hayal kırıklığı içerisinde
bulunduğunu kaydetti. Kıbrıslı Rumların büyük
çoğunluğunun, partilerin Kıbrıs sorunuyla ilgili
çalışmaları hakkında hoşnutsuzluk ifade ettiklerini
yazan gazete, vatandaşların partilerin; parti çıkarını
ulusal çıkarın üzerine koyduklarına inandıklarını
belirtti.
Ankette, Rum
tarafındaki partilerin Kıbrıs sorunuyla ilgili faaliyetleri
konusunda Rumların yüzde 80inin memnun olmadıklarını ifade
ettiklerini yazan gazete, 10 Kıbrıslı Rumdan sadece 8inin
memnuniyetsizlik belirttiğini, yani yüzde 20sinin, partilerin
Kıbrıs sorunuyla ilgili işleyişinden memnun olduğunu
belirttiğini kaydetti.
Rumların,
partilerin; iç yönetim konularıyla ilgili faaliyetleri konusunda da
hoşnutsuzluk dile getirdiklerini belirten gazete, Rumların yüzde
72sinin buna ilişkin memnuniyetsizlik belirttiklerini ifade etti.
Ankette,
Kıbrıslı Rumların yüzde 83ünün, partilerin; parti
çıkarını ulusal çıkarların üzerinde
tuttuklarını düşündüğü de belirtildi.
Anketin, Rumların
AKEL ve DİSİ partilerinin en sorumluluk sahibi/aklı
başında partiler olduklarını düşündüklerini ortaya
çıkardığı da kaydedildi.
Partilerden hangisinin
en aklı başında/ciddi/sorumluluk sahibi olduğunu
düşünüyorsunuz sorusuna, Kıbrıslı Rumların yüzde
27sinin AKEL, yüzde 25inin DİSİ, yüzde 10unun DİKO, yüzde
5lik oranlarla EVRO.KO ve EDEK, yüzde 2lik bir oranın Ekologlar ve
Çevreciler, diğer yüzde 25lik bir oranın ise hiçbiri dediği
belirtildi.
EN AKLI BAŞINDA
PARTİ LİDERİ NİKOS ANASTASİADİS
Kıbrıslı
Rumların yüzde 25inin Rum Ana Muhalefet DİSİ partisi
başkanı Nikos Anastasiadisin en aklı başında/ciddi
parti lideri olduğunu düşündükleri ifade edildi.
Ankete göre,
Kıbrıslı Rumların yüzde 32si buna hiç kimse
şeklinde cevap verirken, yüzde 23ü AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu,
yüzde 7si DİKO Başkanı Marios Karoyan, diğer yüzde 7si
EVRO.KO başkanı Dimitris Şilluris, yüzde 4ü EDEK
başkanı Yannakis Omiru, yüzde 2si ise Yoanna Panayotu şeklinde
cevap verdi.
AKEL-DİSİnin
koalisyonun Kıbrıs sorununa faydası olacağına
inanıyor musunuz şeklindeki soruya karşılık, ankete
katılanların yüzde 50si hayır faydası olmayacak, yüzde
49u da evet olacak inancını ortaya koydu.
Kıbrıslı
Rumların yüzde 52sinin; AKEL-DİKO-EDEK koalisyonunun ulusal
çıkar için zararlı olduğunu düşündükleri de kaydedildi.
BUGÜN SEÇİM OLSA
HANGİ PARTİYE OY VERECEKLER
Kıbrıslı
Rumların yüzde 28inin; bugün seçim olsa Rum Ana Muhalefet DİSİ
partisine oy verecekleri belirtildi.
DİSİyi yüzde
27yle AKEL, yüzde 12yle DİKO, yüzde 7yle EDEK, yüzde 4le EVRO.KO,
yüzde 2yle Ekologlar ve Çevrecilerin izlediği, yüzde 17lik bir
oranın kimse, yüzde 3lük bir kısmın da bilmiyorum dedikleri
ya da cevap vermedikleri ifade edildi.
HALKIN SESI 23/11/09
![]()
Eğer ortada iyi niyet varsa, Hristofyas
ile Talatın yurt dışına gidip Kıbrıs sorununu
çözene kadar 15-20 günlük yoğun müzakerelerde bulunma yerine, bunu neden
Kıbrısta yapmasınlar?
AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, Alithia gazetesine verdiği demeçte,
Rum tarafının Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak; Camp David
tipi süreci reddetmediğini; fakat mekânı kabul etmediğini
söyledi.
Andros Kiprianu, Alithia gazetesine verdiği demeçte, Hristofyas ile
Talatın yurt dışına gidip Kıbrıs sorununu çözene
kadar 15-20 günlük yoğun müzakerelerde bulunmaları önerisi bu kadar
mı kötü yani? sorusuna karşılık, eğer ortada iyi
niyet varsa bunu neden Kıbrısta yapmasınlar?
yanıtını verdi. Bunun kötü olduğunu
düşünmediğini, eğer ortada iyi niyet varsa -kendi düşüncesine
göre- böyle bir şeyin Kıbrısta gerçekleşebileceğini
dile getiren Kiprianu, öyle bir şeyin olması için önkoşullar var
olmasının yeterli olduğunu öne sürdü.
Haberi Lefkoşada Camp David başlığıyla veren
gazetenin, Erdoğanla Talat Bürgenstock ve Camp David tipi sürece
ilişkin önerilerle ortaya çıkar çıkmaz, neden hemen hayır
dedik? Neden belki ya da bunu düşünceğiz demedik? sorusuna ise
Kiprianu şöyle cevap verdi: Sanırım gerçeği yansıtmayan
çağrışımlar yapıyorsunuz. Prensip olarak, 5li
görüşme önerisine hepimiz hayır dedik. Sahte devleti yüceltecek,
Kıbrıs Cumhuriyetinin de değerini düşürecek bir sürece
müdahil olmayı kabul etmemiz söz konusu değildir. Bu bizim
tarafımızca nettir. En azından biz, ikinci kısımla
ilgili olarak, -bize göre- önerilen bu tarz bir sürecin Kıbrısta
olabileceğine açıklık getirdik. Neden liderleri başka bir
yere götürmek istiyorlar? Onlara baskı yapmak için mi acaba? Acaba böyle
bir şekilde onları; Kıbrısta muhtemelen kabul
edemeyecekleri şeyleri kabul etmeye mecbur edeceklerini mi zannediyorlar?
Biz bu mantığa dâhil değiliz. Biz Kıbrıs sorununu
zorlama altında müzakere etmeyi kabul etmiyoruz. Ben Kıbrıs
sorununu olağan bir süreç içerisinde çözebileceğimizde ısrar
ediyorum.
DİKO-EDEK YIKICI
Kiprianunun açıklamasında; DİKO ve EDEKin Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyastan istediklerinin Kıbrıs için
yıkıcı olduğunu belirttiğini yazdı.
Rum lider Hristofyasın, kendisinden dönüşümlü başkanlık ve
TC kökenlilerle ilgili önerilerini resmi olarak geri çekmesini isteyen
DİKO ve EDEKe ne derece hatır yapıp
yapmayacağının sorulması üzerine ise Kiprianu, böyle bir
şeyin gerçekleşmesi gibi bir durum söz konusu değildir dedi.
Kiprianu, bunun siyasi öneme sahip önemli bir konu olduğunu belirtti.
Hristofyasın ortaya koyduğu önerilerin, her şeyden önce
ilkelere dayandığını kaydeden Kiprianu, ikinci olarak ise
bu tezlerin işler olduğunu ve toplumlar arasında
birleştirici bir şekilde etki etmelerinin mümkün olduğunu ifade
etti.
Bir müzakere sürecinde önemli olanın temel ilkeleri terk etmeden, bir
anlaşma ortaya çıkmasına ilişkin önkoşulları
yaratmak olduğunu anlatan Andros Kiprianu, diğer tarafça hiçbir
şekilde kabul edilemeyecek tezler dile getirmenin ise kolay olduğunu
belirtti. Bu yüzden, Hristofyasın ortaya koyduğu tezlerin ilkelere
dayandığını, aynı zamanda işler ve
birleştirici oldukları konusunda ısrarcı
olduklarını belirten Kiprianu, Hristofyasın DİKO ve
EDEKin talep ettiği şekilde davranması halinde uluslar
arası topluma yönelik inanırlıklarını kaybedeceklerini,
bu tarz bir şeyin de Kıbrıs sorunuyla ilgili gelişmeler
açısından yıkıcı olacağını dile
getirdi.
Kiprianu, Rum Ana Muhalefet DİSİ partisi, özellikle de parti
başkanı Nikos Anastasiadisin Kıbrıs sorunuyla ilgili
olarak bazı durumlarda takındığı tavrı takdir
ettiğini de dile getirdi.
SINIRLAMALARDAN KAÇINMALIYIZ
Tüm Rum siyasilere hitaben Kıbrıs sorununu gerçekten çözmek
istiyorsak, bizi kısıtlayan tüm sınırlamalardan
kaçınmamız gerekir ifadelerini kullanan Kiprianu, kendilerini ilgilendirmesi
gereken şeyin; Kıbrıs sorununun çözüm içeriğiyle ilgili
temel ilkelerin ne oranda sağlandığı olduğunu
belirtti. Bunun da ötesinde, iki toplumda da çoğunluğun
desteğini sağlayabilecek öneriler aramak için, oldukça esnek
olmaları gerektiğini ifade eden Kiprianu, idealist ya da
aşırı tezlerde ısrarcı oldukları takdirde, en
nihayetinde kendilerine taksimin kalacağından çok korktuğunu
söyledi. Taksimin ülke için yıkıcı olduğunu sürekli
tekrarlayacağını dile getiren Kiprianu, bunun vatanın
yarısının ucuza satılması, işgal bölgelerine
Türkiyenin istediği kadar askerin ve yerleşiğin gelmesi,
aynı zamanda her an infilak edebilecek patlayıcı bir durum
anlamına geleceğini ileri sürdü.
Türkiyenin, şu an sadece bölgesel anlamda değil uluslar arası anlamda
çok önemli bir ülke haline geldiğini belirten Kiprianu, Eğer bir
kimse, Türkiyenin nüfuz ve etkisinin ileride azalacağını
düşünüyorsa, lütfen bana bu tarz çözümlemelerle hem fikir
olmadığımı söylememe izin verin ifadelerini de
kullandı, Bir şeye açıklık getirmek istiyorum. Bizim kendi
çözümlememiz, AKELi hiçbir şekilde kötü bir çözümü kabul etme pozisyonuna
sevk etmiyor. Hiçbir zaman böyle bir şeyi kabul etmeyeceğiz diye
ekledi.
DÖNÜŞÜMLÜ BAŞKANLIK KONUSU
Federasyonun Kıbrıslı Türk başkanı konusunda,
bazı kişilerin olumsuz tutumuyla ilgili olarak ise Kiprianu
şunları söyledi;
Kıbrıslı Rum da olsa Kıbrıslı Türk de olsa;
karar verecek olan kişinin federasyonun başkanı
olmayacağına açıklık getirmek istiyorum. Karar verecek olan
tek başına kendisi değildir. Bu konular;
Cumhurbaşkanının sahip olacağı yetkiler ve
salahiyetler zarfında zaten açıktır. Başkan; bakanlar
kurulu üyeleri arasında anlaşmazlık var olmaya devam ettiği
sürece, sadece belirli konularla ilgili karar verecek.
AKEL partisinin, herhangi bir kişinin kökeninin; başkan olup
olamayacağıyla ilgili olarak kendisini rahatsız etmediğini
sözlerine ekleyen Kiprianu, kendilerini ilgilendiren şeyin insanın
insan olarak kalitesi olduğunu belirtti.
Kiprianu, bundan hareketle, bir Kıbrıslı Türkün Kıbrıs
Cumhuriyetinin yönetiminde bulunması halinde, bunun kendilerini
rahatsız etmediğini dile getirdi.
Rum tarafının, 1989 yılındaki önerilerde, hem
Kıbrıslı Rumların hem de Kıbrıslı Türklerin
Cumhurbaşkanlığını talep edebileceklerine karar
verdiğini hatırlatan Kiprianu, o halde teorik olarak,
Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyetinin
başkanı olarak seçilmesi ihtimali o zamanda vardı. Yani biz bu
olasılığı kabul ettik dedi.
STAR KIBRIS 23/11/09
![]()
İngilterenin Avrupa Konularından Sorumlu
Bakanı Chris Bryant, temaslarda bulunmak amacıyla dün saat 16:00da,
Larnaka Havaalanından Kıbrısa geldi.
Hem Güney Kıbrıs hem de KKTCde temaslar yapacak olan Bryant, bugün
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yarın da UBP Genel
Başkanı Başbakan Derviş Eroğlu ile görüşecek.
Bryant, Güney Kıbrıstaki temasları çerçevesinde yarın Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve Rum Dışişleri
Bakanı Markos Kiprianu ile görüşecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Bryantı, bugün saat 15.30da
kabul edecek. Bryantın, Başbakan Derviş Eroğlu ile
görüşmesi 24 Kasım yarın saat 17.30da Ulusal Birlik Partisi
Genel Başkanlığında gerçekleşecek.
Güneyde de bir dizi görüşme yapacak olan Bryant, 24 Kasım Salı
günü düzenleyeceği basın toplantısının ardından
adadan ayrılacak.
STAR KIBRIS 23/11/09
![]()
Abhazya heyeti KKTC temaslarından memnun
ayrıldı. Oya Talat Abhazyaya ikinci ziyaretini yaptı.
Meclis Başkan Yardımcısı Irene: Kıbrıs Türkünün
hoşgörüsüne, önyargısız duruşuna hayran kaldık
Çok
kültürlülüğün izleri.
Osmanlı döneminden kalma benzer kültürel ve sosyal yapı yanında
dünya tarafından tanınmamış yapılarıyla siyasi
konumları de benzerlik gösteren Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
ile Abhazya Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler gelişiyor.
Kıbrıs Türk Kadın Konseyi Başkanı ve
Cumhurbaşkanı Talatın eşi Oya Talat
başkanlığındaki kadın heyetinin Temmuz ayında bu
ülkeye ilk ziyaretiyle kurulan ilişki, Abhazyadan resmi bir heyetin ilk
kez KKTC kuruluş yıldönümü kutlamalarına katılması ve
hemen ardından Oya Talatın bu ülkeye ikinci ziyaretiyle
hızlı bir sürece girdi.
Aralarında Ticaret Odası ve Müteahhitler Birliğinin de
bulunduğu çok sayıda sivil toplum örgütünün temsilcisi kadınla
temmuz ayında Abhazya Cumhuriyetine resmi ziyarette bulunan
Kıbrıs Türk Kadın Konseyi Başkanı ve
Cumhurbaşkanı Talatın eşi Oya Talat, KKTCnin kuruluş
yıldönümü kutlamalarında da Abhazyadan 3 kişilik resmi heyeti
konuk etti. Hemen ardından da Oya Talat, geçtiğimiz günlerde Abhazyanın
davetlisi olarak Uluslararası Ekonomik Forum için yeniden bu ülkeye gitti.
İLK RESMİ ZİYARET
15 Kasım kutlamaları için KKTCye gelen Abhazya Cumhuriyeti Meclis
Başkan Yardımcısı Bayan Agrba Irene, Milletvekili ve
İnsan Hakları Komitesi Başkanı Batal Kobakhia ile
İşkadınları Derneği Başkanı Yulia Gumba, resmi
törenlere katılım yanında ilgi alanlarına göre bir dizi
temaslarda da bulundu. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 1.
Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş, Meclis Başkanı Hasan
Bozerle görüşen heyet, Abhazya Meclis Başkanının 15
Kasım kutlama mesajını iletti.
Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektörü ile Abhzyadan öğrencilere
eğitim imkanlarını görüşen heyet, İnsan Hakları
Vakfı, Ticaret Odası ve İşkadınları
Derneğiyle de işbirliği imkanlarını ele alan
görüşmeler yaptı.
KKTCden ayrılmadan TAK muhabirine temaslarını
değerlendiren heyet, memnuniyetlerini ve işbirliği
imkanlarını geliştirme arzularını ifade ederken,
hoşgörülü, yabancılara karşı önyargısız, modern
ifadeleriyle de Kıbrıs Türküyle ilgili olumlu izlenimlerini dile
getirdiler.
SİYASİLER ARASI DİYALOGA HAYRAN
Çok iyi bir organizasyonla çok yararlı temaslar yaptık. İlk kez
KKTCyle ilgili yerinde inceleme ve gözlem imkanı bulduk. Kısa sürede
Kıbrıs Türkünü tanıma fırsatımız oldu diyen
heyet üyeleri, siyasiler arasındaki sıcak diyaloglara hayranlıklarını
da ifade etmekten kaçınmadı.
Cumhurbaşkanı Talat ile Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş
arasındaki saygıya dayalı ilişkiye hayranlık belirten
Abhazya heyeti, otoriter duruşlar olmamasına da gıptayla
baktıklarını ifade ettiler.
KKTC ÇOK DAHA İYİ DURUMDA
Abhazyanın savaşın ardından 1990lı
yılların başında Gürcistandan
bağımsızlığını ilan ettiğine ve Rusya
ile Nikaragua ve Venezüella dışında tanınmamış
bir devlet olduğuna dikkat çeken Abhazya heyeti, Benzerliklerimiz çok.
Bizim ülkemiz gibi sizler de savaştan çıktınız ve yeni bir
devletsiniz. Ama gerek alt yapı, gerek kurumsallaşma olarak KKTC çok
daha iyi durumda. Hizmet sektörü çok daha iyi. Sizden alacağımız
ders çok diye konuştu.
KKTCye ilişkin gözlemlerini aktarırken, Buradaki gözlemlerimize
göre Güney Kıbrısla birleşme, bugünkü durumun devamı ve
Türkiyeye bağlanmayı savunanlar olmak üzere üç ayrı grup,
yaklaşım var. Bizde böyle bir durum yok. Bir yerlere bağlanmak
isteyen yok. Ne tekrar Gürcistana, ne Rusyaya
Herkes bağımsız
cumhuriyetten yana kıyaslamasını yapan heyet, izolasyon
yaşayan bir ülke olarak KKTCnin bu konuda yaşadığı
sıkıntıları da çok iyi anlayabildiklerini vurguladı.
ÇOK KÜLTÜRLÜLÜĞÜN TOLERANSI
Heyet üyeleri, Yakın Doğu Üniversitesinden Öğretim Üyesi Doç
Dr. Erdal Güryayın Rusçadan tercümesiyle Kıbrıs Türküne
ilişkin tespitlerini de aktardılar.
Aynı zamanda Tarih Profesörü de olan ve Bizans tarihi üzerindeki
uzmanlığı yanında Kıbrıs tarihini yakından
incelediğini belirten Meclis Başkan Yardımcısı Agrba
Irene, Kıbrıs Türk toplumu ile ilgili gözlemlerini aktarırken,
Ben okuduklarımdan hareketle daha agresif bir toplum bulmayı
beklerken çok toleranslı bir toplum gördüm. Bunun nedeni sanırım
bu topraklardan birçok kültürün geçmesi, kültürel zenginlik. Çok kültürlülük
insanları toleranslı yapıyor. Türkiyeli Türk ile
Kıbrıslı Türkü her an her yerde ayırt edebilirim
artık... Kendimi bu ülkede çok rahat hissettim ifadelerini kullandı.
OYA TALAT BAŞKANIMIZ OLABİLİR
Oya Talattan da övgüyle bahseden, hatta Oya Talatı bizim ülkede
cumhurbaşkanı yapabilsek keşke diyen Irene, Abhazyanın
Türkiyeyle ilişkilerinde sorun olup olmadığı sorusuna ise,
detaya girmeden yanıt verdi
Türkiyeye saygılıyız,
saygıya dayalı ilişkimiz var. Türkiyede çoğunluk 19.
yüzyılda sürgün edilen 1 milyon civarında diaspora olduğu tahmin
ediliyor. Türkiye iyi davrandı bu nüfusa, kültürünü ve dilini koruyabildi
buradaki Abhazya toplumu, diaspora. Türkiyenin Rusyayla ilişkileri
geliştikçe, bizimle de gelişiyor, daha dengeli oluyor
TALAT: ÇOK İYİ AĞIRLANDIK
Temmuz ayındaki ilk resmi ziyaretinin ardından, şu günlerde
Uluslararası Ekonomik Forum için yeniden Abhazyada bulunan Oya Talat da
TAK muhabirine yaptığı değerlendirmede, Bu kez de
heyetimizle birlikte çok iyi ağırlandık dedi.
Esnaf ve Zanaatkarlar Odası, KITSAB ve Sanayi Odasını temsil
eden kadın heyetiyle Abhazyada bulunan Oya Talat, Rusya, Osetya,
Azerbaycan, Ermenistan, Dağlık Karabağ ve Türkiyeden iş
kadınlarının da hazır bulunduğu geleneksel Ekonomik
Forumda KKTCyi anlatan bir konuşma yaptı.
Devlet töreniyle karşılanan, Cumhurbaşkanıyla
görüşen, Cumhurbaşkanının eşi tarafından verilen
resepsiyonda özel ilgi gören Oya Talat, Bizim ülkemizin lobi faaliyetlerine,
onların da açılıma ihtiyaçları var. Benzerliklerimiz ve imkanlarımız
çok. Bunlar karşılıklı geliştirilebilir. KKTCye
geldiklerinde bu imkanları yerinde de gördüler ve çok memnun
kaldılar. Üniversite sektörü, turizm, ticari ilişkiler vs. bir çok
alanda ilişkiler geliştirilebilir ve geliştirilmeli dedi.
İlk ziyarette kurulan dostluk ilişkisi ve işbirliğinin
meyvelerini vermeye başladığını anlatan Talat,
işbirliğine yönelik çalışmaların sivil toplum
örgütleri kanalıyla devamını diledi.
Özellikle üniversiteler ve ticaret kesiminin bu bölgeyle ilişkilerini
geliştirip işbirliği imkanları araması
gerektiğini anlatan Talat, Abhazyanın KKTCyle benzerliklerine vurgu
yaptı ve birçok alanda deneyimlerin paylaşılabileceğini
belirtti.
Bölgenin doğasına hayran kaldıklarını anlatan Talat,
iyi bir planlamayla Kıbrıs Türkü için turizm bölgesi
olabileceğini ekledi.
STAR KIBRIS 23/11/09
Can Cyprus overcome its
bloody
history?
|
||
More British soldiers were killed during the
"Cyprus emergency" in the 1950s than have died
in Iraq or Afghanistan. So why has it been forgotten and what hope is there of reuniting the island? |
|
|
|
The British High Commissioner laid a
wreath on behalf of the Queen |
On Remembrance Sunday, about 500 relatives and veterans watched
as a new memorial was unveiled in Kyrenia, in Turkish-occupied northern Cyprus,
to recognise the 371 British servicemen who lost their lives on the island
between 1956 and 1959.
The unveiling, and the laying of a wreath by the British High
Commissioner, Peter Millett, sparked a diplomatic row, with President Demetris
Christofias raising the matter when he met UK Prime Minister Gordon Brown a few
days later.
One of the names on the memorial is Corporal Mervyn Whurr, 22,
killed by a bomb on Kyrenia's Six Mile Beach in September 1956.
His sister, Barbara Hocking, from Millbrook in Cornwall, said:
"My mum had a telegram saying he'd been injured, then she got another one
saying he had an arm and a leg amputated. A few days later another telegram
came saying he'd died."
Unlike those of troops killed in Afghanistan, his body, like those
of most of the Cyprus casualties, was not flown home and lies in a cemetery at
Wayne's Keep on the island.
Mrs Hocking was at the unveiling of the memorial, where she was
joined by Margaret Moncur, whose brother 19-year-old Matt Neely, from Glasgow,
was killed in 1956 by a bomb while doing his National Service.
Mrs Moncur said: "He loved his football, he was full of
fun, playing jokes and was very popular with his mates.
"For some reason Cyprus has become a forgotten war."
The Cyprus High Commissioner to London, Alexandros Zenon, said
the failure to consult the Cyprus government about the memorial was perceived
as an "insult".

He
loved his football, he was full of fun, playing jokes and was very popular with
his mates. ![]()
Margaret Moncur
He said: "In principle we are not against a country
honouring its soldiers who fell in service.
"The problem is that the memorial was built and unveiled in
the occupied part of Cyprus. It could have been erected in the British
sovereign base area.
"We also feel it's politically premature. I understand they
want to honour them, but for Greek Cypriots the anti-colonial struggle is still
a very sensitive issue."
In the late 1950s the British Empire was trying to cling on to
the island, which remained a strategic location, especially around the time of
the Suez crisis.
Greek Cypriot fighters belonging to an organisation called Eoka
planted bombs and attacked British servicemen on and off duty.
Several civilians were also killed, including Catherine Cutliffe
and her daughter Margaret who were shot while buying a wedding dress in
Famagusta, although Eoka denied responsibility for that attack.
|
Greece's PM visits the graves of those killed fighting the
British |
Eventually in 1960 Cyprus was granted independence, but tensions
between the Greek Cypriot majority and the Turkish Cypriot minority grew during
the next decade.
In July 1974 a Greek nationalist group, Eoka-B, led by Nikos Sampson,
carried out a coup backed by the military junta in power in Athens.
Sampson promised to unite Cyprus with Greece in so-called
"enosis".
Turkey sent its army to the northern part of the island,
ostensibly to protect Turkish Cypriots.
The idea of enosis evaporated and the moderate Archbishop
Makarios returned to power.
But the Turkish Army has remained ever since and the island is
still separated, with a UN buffer zone running right through the heart of
Nicosia, the world's last remaining divided city.
|
Mr Christofias (left) and Mr Talat met last week for the
latest round of talks. |
In 2004 the United Nations came up with the Annan Plan - named
after the then UN Secretary General Kofi Annan - which suggested a bi-zonal
federated state.
But, although it was accepted by the Turkish Cypriots in a
referendum, another poll in the south rejected it.
Cyprus was then admitted into the EU, which many Turkish
Cypriots opposed believing it removed an incentive for the Greek Cypriot side
to reach a solution.
But fresh momentum was injected with the election of Mr
Christofias and Mehmet Ali Talat, president of the self-declared Turkish
Republic of Northern Cyprus (TRNC).
Both are leftists elected on a platform of reconciliation.
Negotiations are ongoing, but one of the major stumbling blocks
is the question of how to deal with Greek Cypriots who claim land and property
in the north.
Some of this has been sold to some of the 6,000 British expats
in northern Cyprus.
In what could prove to be a test case, a court in Cyprus ruled
against a couple, David and Linda Orams, who bought land originally belonging
to a Greek Cypriot, Meletis Apostolides.
There are fears that if no deal is reached before elections in
the TRNC in April what Mr Brown referred to as a "unique opportunity"
could be lost.
Mr Zenon said: "The likely opponent of Mr Talat is a
hardliner and if he is elected, things will not be made easier. But we will not
create artificial deadlines which, as with the Annan Plan, have proved
disastrous."
Mr Talat himself, in an interview with the BBC, admitted:
"If somebody who is not in favour of a bi-zonal solution is elected then
the negotiations will not continue easily."
He said of the negotiations: "The positions of the two
sides are not very close, but we are making progress."
Mr Brown recently renewed an offer to hand back just under half
of the UK's sovereign base areas on the island - around Akrotiri and Dhekelia -
if a deal could be reached between the two sides.
Andrew Dismore, Labour MP for Hendon in north London, feels the
timing of the Kyrenia memorial was unfortunate.
He represents more than 3,000 Greek Cypriot constituents and
recently led a debate in Parliament about the island.
Mr Dismore said: "Of course, there should be a memorial,
but this is neither the time or place, at such a sensitive time in the talks.
"It just serves to remind Greek Cypriots of the UK's less
than glorious role as the colonial power, when we are trying to be positive in
our support for the talks."
But Mr Talat said the memorial was a "humanitarian"
issue and should not have become "politicised".
Mrs Hocking said it was sad the memorial had led to a row and
she said of her brother's death: "Was it worth it? The two governments are
still not talking. Was it worth all those lives being wasted? It's just like
Afghanistan."
Chris.Summers-INTERNET@bbc.co.uk
|
Cpl Mervyn Whurr was one of 371 servicemen killed in Cyprus |
Andrew Dismore, Labour MP for Hendon in north London, feels the
timing of the Kyrenia memorial was unfortunate.
He represents more than 3,000 Greek Cypriot constituents and
recently led a debate in Parliament
http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/europe/8321765.stm
23/11/09
İngiltere'den bir Kıbrıs jesti daha
Birleşik
Krallık'ın Kıbrıs'taki
askeri müdahale haklarından vazgeçmeye hazır olduğu bildirildi.
AP'nin haberine göre, Birleşik Krallık'ın Kıbrıs'ta
temaslarda bulunan Avrupa işlerinden sorumlu Dışişleri
Bakan Yardımcısı Chris Bryant, teklifi bugün yaptı.
Ayrıntı verilmeyen haberde, Birleşik Krallık'ın
"bölünmüş Kıbrıs'ın
yeniden bütünleşmesini sağlayacak bir anlaşmaya
ulaşılmasına katkı çerçevesinde askeri müdahale haklarından
vazgeçmeye hazır olduğunu bildirdiği" ifade edildi.
Birleşik Krallık daha önce de barış sürecine katkı
çerçevesinde adadaki üslerine ait toprakların bir bölümünü
"birleşik Kıbrıs'a
devretmeye hazır olduğunu" bildirmişti.
Kıbrıs'ta
1960 anlaşması Türkiye, Yunanistan
ve Birleşik Krallık'ı garantör ülkeler olarak belirliyor ve bu
ülkelere anlaşmanın koşulları ihlal edildiğinde askeri
müdahale hakkı tanıyor.
CNN TURK
24/11/09
ntvmsnbc
24
Kasım. 2009 Salı
İSTANBUL - TBMM
Başkanı Mehmet Ali Şahin, 3 Haziran 1963'te Moskova'da
hayatını kaybeden Nazım Hikmet'in ünlü Rus siyaset adamları
ve sanatçılarının bulunduğu Novodeçi
Mezarlığı'ndaki anıt mezarını ziyaret etti.
Mezarı ilk kez
ziyaret ettiğini söyleyen Meclis Başkanı Şahin, Nazım
Hikmet'i "Türk edebiyatının simge isimlerinden biri" olarak
nitelendirdi.
Şahin, "Buraya
gelmişken mezarını ziyaret etmeyi ve başında
saygıyla eğilmeyi bir görev bildim" dedi.
Nazım Hikmet'in
inançlı biri olduğunu savunan Mehmet Ali Şahin, şair için
mezar başında fatiha okudu.
KADİR
GECESİ CAMİYE GİTMİŞ
Meclis Başkanı Şahin, bundan bir süre önce Nazım Hikmet'i
çok yakından tanıyan birinin kendisine anlattığına
göre, Nazım'ın bir Kadir Gecesi günü Sofya'da iken, bu kişiden
kendisini camiye götürmesini istediğini iddia etti.
Söz konusu kişinin de
Nazım Hikmet'i camiye götürdüğünü belirten Şahin, "Bu,
gurbette bile Nazım Hikmet'in milli duygularını muhafaza
ettiğinin bir delilidir" diye konuştu.
ŞİİRİ
AKSİNİ SÖYLÜYOR
Nazım Hikmet, 1951 yılında Bulgaristana gitmişti. Burada
cezaevi arkadaşı Betoven Hasanla karşılaşan
şair, birçok Türk köyünü de dolaştı.
Hayatının sonuna
kadar komünist olduğunu vurgulayan şair, 1961'de
yazdığı Otobiyografi isimli şiirde şöyle
demişti:
...çoğunluğun
gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falıma baktırdığım oldu...
Birleşik Kıbrısın
ordusu olmayacak
SEFA KARAHASAN Lefkoşa MILLIYET 24/11/09
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talatla, Adanın askersizleştirilmesi konusunda
anlaştıklarını söyledi.
KKTC
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da Türk
askeri konusunun masada konuşulmadığını
belirterek, Askersizleştirme konusunda bir anlaşma var, ancak Türk
askeri konuşulmadı dedi.
Hristofyas, Talatla çözümün federasyon olacağı, tek
egemenliği, tek vatandaşlığı ve tek uluslararası
temsiliyeti olacağı konularında
anlaştıklarını açıkladı. Rum
basınına konuşan Hristofyas şöyle devam etti:
Birleşik Kıbrısın
askersizleştirilmiş olacağında, ordu
olmayacağında anlaştığımız doğrudur.
Birimlerde (devletçiklerde) polisler olacağı ve bütün federal
devletlerde olduğu gibi Federal Polis olacağında
anlaştığımız da doğrudur.
Milliyetin sorularını yanıtlayan Erçakıca da, yeni
devletin bir orduya sahip olmayacağını belirtti. Türk askeri
konusunun garantiler bölümünde ele alınacağını
hatırlatan Erçakıca, Türk tarafı olarak garanti
anlaşmasının devamından yanayız. Garanti
anlaşmasında öngörülecek asker sayısı adada kalacak.
Garantilerin nasıl devam edeceği konusunda yeterli bir görüşme
yapılmadı dedi.
Bryant: Önemli bir aşamaya gelindi
İngiliz
Bakan, Cumhurbaşkanı Talat ve Nami ile görüştü
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, İngilterenin Avrupa Konularından Sorumlu
Bakanı Chris Bryantı kabul etti.
İngilterenin Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter
Milletinde hazır bulunduğu toplantı dün öğleden sonra
gerçekleşti.
İngilterenin Avrupa Konularından Sorumlu Bakanı
Chris Bryant, Cumhurbaşkanı ile yaklaşık bir saat süren
görüşmenin çıkışında basına açıklama
yaptı.
Bryant, Kıbrısta tüm halkların yararına
olacak bir çözüm için devam edilen süreçte çok önemli bir aşamaya
gelindiğini söyledi.
Devam eden süreci önemli bir fırsat olarak değerlendiren
ve bu fırsatın tüm Kıbrıslılar tarafından iyi
değerlendirilmesi temennisinde bulunan Bryant, Bu fırsat bir kez
daha gelmeyebilir on nedenle bu fırsatı değerlendirmek her
zamankinden daha önemli dedi.
Güneyde ve Talatla yaptığı görüşmelerin çok
yararlı olduğunu ifade eden Bryant, Statükonun devam
etmeyeceğini düşünüyorum, en kısa zamanda masada bir çözüm
olmasını sağlamalıyız diye konuştu.
Bryant, daha sonra Cumhurbaşkanı'nın BM ve AByle
Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami ile görüştü.
KIBRIS
24/11/09
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, İngilterenin Avrupa Konularından Sorumlu
Bakanı Chris Bryantı kabul etti.
İngilterenin
Avrupa Konularından Sorumlu Bakanı Chris Bryant,
Cumhurbaşkanı ile yaklaşık bir saat süren görüşmenin
çıkışında basına açıklama yaptı.
Bryant,
Kıbrısta tüm halkların yararına olacak bir çözüm için
devam edilen süreçte çok önemli bir aşamaya gelindiğini söyledi.
Devam
eden süreci önemli bir fırsat olarak değerlendiren ve bu fırsatın
tüm Kıbrıslılar tarafından iyi değerlendirilmesi
temennisinde bulunan Bryant, Bu fırsat bir kez daha gelmeyebilir on
nedenle bu fırsatı değerlendirmek her zamankinden daha önemli
dedi.
Güneyde
ve Talatla yaptığı görüşmelerin çok yararlı
olduğunu ifade eden Bryant, Statükonun
devam etmeyeceğini düşünüyorum, en kısa zamanda masada bir çözüm
olmasını sağlamalıyız diye konuştu.
Öte
yandan Chris Bryant, Kıbrıs′ta çözüm için "altın
bir fırsat" olduğunu ve kaçırılmaması
gerektiğini savundu.
Birleşik
Krallık Dışişleri Bakanlığının resmi
internet sayfasında, Bryant′ın Kıbrıs′ta
temaslarda bulunduğu belirtilerek, ziyaretinden önce Kıbrıs
sorununa ilişkin yazdığı bir makaleye yer verildi.
Bryant,
adada devam eden müzakerelerin "Kıbrıs sorununun çözümü için
şimdiye kadarki en iyi fırsat" olduğunu, çözümün
Kıbrıs halkına iyi bir gelecek
sağlayacağını, "bunun altın bir fırsat
olduğunu ve kaçırılmaması gerektiğini"
yazdı.
Kıbrıs′ı
önemli bir zamanda ziyaret ettiğini kaydeden Bryant, geçen yıl
boyunca adadaki her iki liderin de çözüm için büyük kararlılık
gösterdiğini, ancak "daha yapılması gerekenler"
olduğunu ifade etti.
HALKIN SESI 24/11/09
![]()
Polis ve vatandaşı karşı
karşıya getiren eylemde 16 gösterici gözaltına alındı.
İki kişi hastanelik oldu. Eyleme müdahale eden polisin,
göstericileri karga tulumba sürükleyerek araçlara bindirmesi tepkilere neden
oldu. Polis göstericilere biber gazı sıkması büyük tepki
yarattı.
Ülkede hükümet, sermaye ve çalışan kesimler arasında
fırtınalar koparan Kamu Çalışanlarının Aylık
(Maaş-Ücret) ve Diğer Ödeneklerinin Düzenlenmesi Yasa
Tasarısı dün Meclis gündemine taşınırken, Sendikal
Platform yine grev ve eylemdeydi.
Eylemde olaylar çıktı, polis ile eylemciler
karşı karşıya geldi. Polis 16 eylemciyi gözaltına
alırken, yaşanan arbedede iki vatandaş hastanelik oldu. Polisin
sert önlemleri, biber gazı kullanması ve ağır silahlar
kuşanması halkta büyük tepki yarattı.
Alınan bilgiye göre gözaltına alınan 16
eylemci hakkında dava okuduktan sonra, eylemciler akşam saatlerinde
serbest bırakıldı. Bu arada bir grup eylemci ise Lefkoşa
PGM dışında protestolarına devam etmekteydi.
CTP/BG-ÖRP hükümeti döneminde de gündeme gelen, uzun süre
de tartışmalara ve eylemler ile grevlere neden olan yasa
tasarısının daha da
ağırlaştırılmış versiyonu, dün UBP
tarafından Meclis Genel Kuruluna taşındı. Meclisin
tasarıyı görüşmeye başlandığı sırada
gerçekleştirilen eylemde, sendika üyeleri ile polis arasında gergin
anlar yaşandı, arbede çıktı ve polis 16 kişiyi
gözaltına aldı.
GÖZ YAŞARTICI GAZ KULLANILDI
Eylem sırasında Meclis önüne yürümek isteyen
eylemciler, polisin Meclis önüne geçilmemesi için kurduğu güvenlik
çemberini aşmaya çalışınca polisle eylemciler arasında
arbede ve olaylar yaşandı. Olaylarda polis göz
yaşartıcı gaz kullandı, bazı polis ve eylemciler
gazdan etkilenerek, rahatsızlandı. Olaylarda 16 eylemci
gözaltına alındı.
Polisin ağır silahlar kuşanması,
nereye gidiyoruz sorularının sorulmasına neden olurken,
özellikle domuz tüfeği olarak isimlendirilen ve Amerikan filmlerindeki
polislerin ellerindekine benzeyen tüfekler, tepkiyle karşılandı.
LEFKOŞA POLİS MÜDÜRLÜĞÜ ÖNÜNE YÜRÜNDÜ
Bunun üzerine Sendikalar Platformu üyeleri, Mecliste
temsil edilen CTP, DP ve TDP temsilcisi milletvekilleri ile birlikte Meclis
önünde yaşanan olaylarda gözaltına alınan
arkadaşlarının serbest bırakılması istemiyle
Lefkoşa Polis Müdürlüğü önüne yürüdü.
Burada büyük bir kalabalıkla toplanan sendika üyeleri,
polisten, gözaltına alınanları serbest
bırakmasını istedi. Bunun ardından CTP-BG Genel
Başkanı Ferdi Sabit Soyer, DP Milletvekili Ertuğrul
Hasipoğlu, TDP Milletvekili Mustafa Emiroğulları ve sendikalar
adına KTÖS Başkanı Güven Varoğlu Polis Genel
Müdürlüğüne giderek, Genel Müdür Günay Özan ile görüştü. Vekillerin,
görüşmenin ardından bilgi verdiği Sendikalar Platformu üyeleri
de, görüşmenin detayları üzerinde tartıştı ve
basına açıklamada bulundu.
VAROĞLU
Sendikalar Platformu adına burada basına
açıklamada bulunan KTÖS Başkanı Güven Varoğlu, Polis Genel
Müdürü Günay Özan ile yaptıkları görüşmede, Özanın
kendilerine, sendikaların arkadaşlarını gelip alma gibi bir
durum olamayacağını, bu yüzden yapılacak olan gerekli yasal
sürecin ardından gözaltına alınanların
bırakılacağını söylediğini anlattı.
Varoğlu, polisin ayrıca eylemcilerden
Lefkoşa Polis Müdürlüğü önünün boşaltılmasını
istediğini, aksi taktirde eylemin devam ettiği sürece polisin bir
şey yapamayacağını söylediğini dile getirerek,
kendilerinin de polisin çalışmasına engel olmamak amacıyla
buradan ayrılıp esneklik göstereceklerini söyledi.
Sendikaların polisle alıp veremediği bir
durumun olmadığını dile getiren Varoğlu, burada sadece
temsilci bırakacaklarını ve Meclis önüne tekrardan yürüyüp
eyleme burada devam edeceklerini belirtti. Varoğlu, Sendikalar
Platformunun toplantıya çağırdıklarını da ifade
etti.
SOYER
CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer,
Lefkoşa Polis Müdürlüğü önünde yaptığı konuşmada,
en kötü şeyin insanın insanla karşı karşıya
getirilmesi olduğunu ifade ederek, polisle çalışanın
karşı karşıya getirilmesini eleştirdi.
Soyer, bu yasa tasarısıyla ve yapılanlarla
demokrasiye karşı müdahale yapıldığını da
savunarak, bu müdahaleye karşı duracaklarını söyledi.
EMİROĞLULLARI
TDP Gazimağusa Milletvekili Mustafa
Emiroğulları da, bu yasa tasarısının Kıbrıs
Türk toplumunun direncini kırmaya yönelik olduğunu ifade ederek,
sendikaların eylemlerinin haklı olduğunu söyledi ve destek belirtti.
Emiroğulları, mücadeleye devam edeceklerini de belirterek,
sendikaların yanında olduklarını vurguladı.
SENDİKALAR GREV YAPTI
Sendikalar Platforumana bağlı bazı
sendikaların üyeleri de dün değişik saatlerde grev yaptı.
Bazı sendikaların grevi 08.00de başlarken bazı sendikalar
ise saat 10.00da grev başlattı. Grevler saat 12.30da sona erdi.
STAR KIBRIS 24/11/09
![]()
Kıbrısta tüm halkların yararına
olacak bir çözüm için devam edilen süreçte çok önemli bir aşamaya
gelindi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngilterenin Avrupa
Konularından Sorumlu Bakanı Chris Bryantı kabul etti. Dün
öğleden sonraki görüşmede, İngilterenin Kıbrıs Yüksek
Komiseri Peter Millet de hazır bulundu.
İngilterenin Avrupa Konularından Sorumlu Bakanı Chris Bryant,
Cumhurbaşkanı ile yaklaşık bir saat süren görüşmenin
çıkışında basına açıklama yaptı.
Bryant, Kıbrısta tüm halkların yararına olacak bir çözüm
için devam edilen süreçte çok önemli bir aşamaya gelindiğini söyledi.
Devam eden süreci önemli bir fırsat olarak değerlendiren ve bu
fırsatın tüm Kıbrıslılar tarafından iyi
değerlendirilmesi temennisinde bulunan Bryant, Bu fırsat bir kez
daha gelmeyebilir on nedenle bu fırsatı değerlendirmek her
zamankinden daha önemli dedi.
Güneyde ve Talatla yaptığı görüşmelerin çok yararlı
olduğunu ifade eden Bryant, Statükonun devam etmeyeceğini
düşünüyorum, en kısa zamanda masada bir çözüm olmasını
sağlamalıyız diye konuştu.
Bryant, daha sonra Cumhurbaşkanı'nın BM ve AByle Müzakerelerden
Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami ile görüştü.
KİPRİANU BRYANT GÖRÜŞMESİ
Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, İngilterenin
Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasında sorun yaratmasının
söz konusu olmadığını, ayrıca garantiler konusunu
görüşmeye hazır olduğunu söyledi.
Rum radyosu RIKin haberine göre, Kiprianu dün, Chris Bryantla görüştü.
Görüşmenin ardından açıklama yapan Kiprianu,
Kıbrısın garantilere gereksinimi
olmadığını, ABın tek başına garantiyi
teşkil ettiğini ileri sürdü.
Chris Bryant ise Güney Kıbrıs ve İngilterenin uzun ve
yapıcı bir diyaloğu muhafaza ettiklerini ve bir kimsenin
adayı bölünmüş olarak görmesinin büyük bir acı olduğunu
söyledi.
Türk Hükümetinin yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğinden
bahseden Bryant, lafları değil hareketleri (faaliyetleri) görmeyi
istiyoruz şeklinde konuştu.
Garantörlük anlaşmasına da değinen Bryant, İngilterenin
Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına engel teşkil etmesinin
söz konusu olmadığını kaydetti. Bryant, ayrıca önce
çözüm bulalım sonra bu konuyu görüşeceğiz şeklinde
konuştu.
STAR KIBRIS 24/11/09
![]()
Rum Savunma Bakanı Kostas Papakostas, Kıbrıs
Rum tarafının, Kıbrıs sorununun hakemlikler ve
yabancı müdahaleler olmaksızın karşılıklı
üzerinde anlaşmaya varılmış bir çözümüne
ulaşılana kadar mücadeleye devam edeceğini öne sürdü.
Haravgi Papakostasın 1974 Kıbrıs Barış
Harekatında hayatını kaybeden bir seferinin askeri anma
törenine katılarak burada bir konuşma yaptığını
yazdı.
Gazeteye göre Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın
doğrudan müzakerelerde mücadele verdiğini belirten Papakostas, yolun
zor ve yokuşlu olduğunu belirtti.
Papakostas sabit hedeflerinin, BMnin Kıbrısa ilişkin
kararlarına, 1977-1979 Doruk Anlaşmalarına, uluslararası
hukuka ve Avrupa hukukunun ilke ve değerlerine dayanan bir çözüm
bulunması olduğunu ifade etti. Papakostas bulunacak çözümün
toprağı, kurumları ve iki devletin ekonomisini
birleştirecek, ayrıca halkın temel hak ve özgürlüklerinin
garantileyecek, bölünme, Türk işgali ve yasadışı
yerleşikler koşullarını kaldıracak, iki toplumlu, iki
kesimli federasyon çerçevesinde bir çözüm olacağını belirtti.
Gazete Kıbrıs sorununun çözüm anahtarının Türkiyede
olduğunu, çünkü çabalarının sonuca ulaşmasında
Türkiyenin rolünün belirleyici olduğunu iddia eden Papakostasın
Türkiyenin gerçek bir ilgi göstermesinin, ayrıca Kıbrıslı
Türkler ile Rumların çabalarının olumlu bir sonuca
ulaşmasını sabote ederek çelişkili bir tutum sergilemeyi
bırakmasının kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu
öne sürdüğünü kaydetti.
Papakostas, içteki bazı kişilerin her gün yaptığı
yıkıcı eleştirilerden dolayı birliğin
bozulduğunu da söyledi.
STAR KIBRIS 24/11/09
![]()
Her öneriye hayır diyen hükümet
ortakları DİKO ve EDEK, Camp David tipi bir sürecin,
dışarıdan gelen çözümün empoze edilmesi anlamına
geldiğini ileri sürdü.
DİKO ve EDEK partileri önceki gün yaptıkları açıklamada,
Kıbrıs sorununda Camp David gibi bir sürece karşı olduklarını
ifade ettiler. DİKO ve Meclis Başkanı Marios Karoyan, böyle bir
sürecin mümkün olmadığını ve olmaması
gerektiğini kaydetti.
Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin BM çerçevesinde olduğunu,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas arasında müzakerelerin sürdüğünü belirten
Karoyan, bu sürecin gerektiği gibi ilerlememesinin nedeninin Türk
tarafının BMnin tüm kararlarını ve ilkelerini ihlâl etmesi
olduğunu iddia etti.
Kıbrıs Rum tarafının, Türkiyenin soruna çözüm bulunmasına
ilişkin koşullarını kabul etmesinin mümkün
olmadığını belirten Karoyan, uluslararası toplumun
Türkiyeye baskı yapması gerektiğini savunarak, Bizim hedefimiz
bu dedi.
KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru ise yaptığı
açıklamada, Camp David tipi bir sürecin, dışarıdan gelen
çözümün empoze edilmesi anlamına geldiğini belirtti.
Camp Davidin tarihçesine de değinen Omiru, geçmişte, Camp David
görüşmeleriyle Ortadoğuya çözüm empoze edilemeye
çalışıldığını söyledi.
Omiru bir başka konuşmasında ise, Türkiyenin AB üyelik sürecine
değindi.
Yannakis Omiru, Avrupa Konseyinin; yükümlülüklerini yerine getirmeyi ret
etmesi halinde Aralık ayında Türkiyeye yönelik yaptırım
uygulamasına ilişkin ortak görüşe varamaması durumunda,
Güney Kıbrıs ve Yunanistanın, Avrupalı ortaklara
Türkiyenin AB sürecinde daha çok başlığın
açılmasını engelleyerek yaptırımları ileriye
götüreceği mesajını vermesi gerektiğini yineledi.
BAŞPİSKOPOS II. HRİSOSTOMOS
SİMERİNİ ve diğer gazetelere göre, Rum Ortodoks Kilisesi
Başpiskoposu II. Hrisostomos, Limasolda yaptığı
açıklamada, 2010 yılı içerisinde, Kıbrıs sorununa
ilişkin yeni bir çözüm planının Kıbrıs helenizminin
önünde olacağını öne sürdü.
Başpiskopos II. Hrisostomos, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasındaki
müzakerelerde daha çok şey üzerinde anlaşmaya
varıldığı hissine sahip olduğunu belirtti ve
aldığı bilgiye göre yeni yılda yeni bir planının
eli kulağında olduğunu kaydetti.
Söz konusu planın; işlevsel, yaşayabilir ve Kıbrıs
halkının acısına son verecek bir plan olmasını
dilediğini belirten II. Hrisostomos, şu an itibarıyla bu
planı bilme konusundaki alimin tanrı ile, bunu görüşen
Hristofyas ile Talat olduğu görüşünü dile getirdi.
II. Hrisostomos, tüm temennilere karşın bu planın işlevsel
ve yaşayabilir olmaması durumunda bunu ret etme cesaretleri
olacağını da ifade etti.
STAR KIBRIS 24/11/09
CPAG to rally against the banks
THE CYPRUS Property Action
Group (CPAG) is starting a series of demonstrations against banks to press for
full disclosure to buyers of developer account balances on loans encumbering
their homes.
The first of these will be held against Bank of Cyprus in Paphos on November 27
at 10am.
Many buyers in Cyprus have been deceived into buying properties by developers
who have withheld the vital fact that there are mortgages on the land on which
these properties are built, said a statement from CPAG.
If buyers had been informed of the presence of these mortgages then most, if
not all, would not have purchased these properties. This deception has only
been possible due to the buyers own lawyers failing to provide a duty of care
to their clients by not even warning them of the risks of this situation.
The organisation said the banks involved had effectively made these buyers the
ultimate guarantors of these developer mortgages without their permission or
even knowledge.
Should the developer go bust the buyers will be faced with paying off these
mortgages, CPAG said.
If a buyer is unable, the banks can repossess their property and auction it to
recover their loan to the developer.
It added that many worried buyers have now found out from the Land Registry
that their developers have mortgages on their homes and as a result cannot
transfer the Title Deed. What they dont know is the current extent of these
loans as banks mostly refuse to discuss this, claiming client confidentially,
unless of course the developer is in real trouble and the bank is looking to
the buyers for reimbursement.
Full details on CPAGs website www.cyprus-property-action-group.net
CYPRUS MAIL 24/11/09
US Senator calls Christofias Cuba
remarks disrespectful and insensitive
By Elias Hazou
THE COMMUNIST-LED
government was caught on the back foot yesterday after the publication of a
letter in which a US Senator calls President Christofias disrespectful and
insensitive for remarks he made during his recent visit to Cuba.
Senator Robert Menendez, a US Senator of Cuban heritage known for his
pro-Cyprus stance, complains to Christofias over the latters visit to Cuba and
over remarks made while there.
In the letter, dated 29 October, the New Jersey Senator expresses to
Christofias his frustration with your recent meetings with the Castro regime
in Cuba.
For weeks the government has denied knowledge of the existence of the letter,
which was published in full yesterday by online newsletter Offsite.
Christofias was in Cuba in late September, during which time he presided over
the opening of a Cypriot embassy in Havana.
Though addressing a head of state, Menendez pulls no punches:
First, you cannot claim human rights violations by Turkey in your country and
then ignore such violations in Cuba. Second, you cannot call for property
rights for Greek Cypriots and then deny them on Cuba. Finally, you cannot take
issue with the militarisation of northern Cyprus and then ignore the state
security apparatus that oppresses the Cuban people.
He goes on to say:
I am particularly concerned with your referring to yourself as an old comrade
and a friend of Cuba and the revolution. My support of the United States
embargo on Cuba is based on the need to sustain leverage through which the U.S.
can encourage the Castro regime to respect the human rights of the Cuban
people. These rights are the very same rights that I have fought to see
realised for the people of Cyprus. Therefore, I was particularly distressed
with your comments regarding Archbishop Makarios attempt to send the first
ship to Cuba to try to break the U.S. embargo.
Bluntly, the US Senator informs Christofias that: Your expression of pride in
opposing the current US policy on Cuba is one that I find personally offensive
and disregards the plight of the Cuban people.
And he concludes with the punchline:
I have spent much of my career fighting for two peoples: the people of Cyprus,
and the people of Cuba. These two groups have been oppressed by Turkey and the
Castro regime respectively, and have been denied justice for decades. Your
comment that Our struggles are common, Cyprus and Cuba are always together is
disrespectful, insensitive, and lacks perspective. I regret that your words and
actions have caused me to send this letter.
Menendez serves on a number of US Senate committees, including the Senate
Committees on Finance; Banking, Housing and Urban Affairs; Energy and Natural
Resources; Budget; and Foreign Relations. In November 2008, he was chosen to
head the Democratic Senatorial Campaign Committee.
And at a Senate confirmation hearing in March, Menendez grilled the
newly-instated Assistant Secretary of State for European and Eurasian Affairs
over the latters apparent pro-Turkish stance.
Main opposition party DISY used the Menendez affair to accuse the government of
losing what few friends Cyprus had abroad, all for the sake of reaching out to
the communist regime in Cuba.
Party spokesman Harris Georgiades said the tightening of relations with the
Havana regime represented a blow to Cyprus credibility, given that Cuba has
been condemned by the European Union, Amnesty International and Human Rights
Watch for systematic human rights violations.
Through its spokesman, the government sought to downplay the issue. At a news
briefing later in the day, Stefanos Stefanou asserted that the US Senator,
despite any bitterness with regard to the opening of the embassy
has assured
us that he remains a friend of Cyprus.
Stefanou reminded DISY that 22 other EU-member countries also maintain an
embassy in Cuba.
He pointed out that every year the overwhelming majority of United Nations
members endorse a resolution against the US embargo on the Caribbean island.
The only countries which voted against the resolution this year were the
United States, Israel and Palau, added Stefanou.
Obviously, DISY would rather we lose an ally so that it could then justify its
unfounded allegations that Cyprus, supposedly, is losing friends abroad.
CYPRUS MAIL 24/11/09
Turkish Cypriots battle it out over
emigration package
By Simon Bahceli
SEVENTEEN
protesters were arrested and several police and protesters injured yesterday as
thousands of public sector workers in the north clashed with riot police
outside the Turkish Cypriot parliament.
The demonstrators were demanding that an economic austerity package that would
cut public sector workers salaries be scrapped, saying it would lead to the
mass emigration of Turkish Cypriots from the island.
Thirty unions led by the Turkish Cypriot Teachers Union (KTOS) staged
yesterdays demonstration, the latest in ongoing battles between state
employees and the authorities in the north. The unions claim austerity measures
the authorities want to introduce will force state employees to leave their
jobs on the island in search of work abroad. They have dubbed the economic
package the emigration package. In response the authorities say the measures
are needed to offset the effects of the global economic downturn and bring
public sector salaries closer in line with those in the private sector.
At the demonstration, timed to coincide with the governments attempt to pass
the bill in parliament yesterday, demonstrators attempted to storm
parliament, resulting in violent scuffles with riot police. Security measures
around parliament had been stepped up in preparation for what was expected to
be a tense day. Tear gas was also used to hold back the crowds. Yesterday
afternoon the demonstration had moved to the police station where the 17
arrested were being held.
The austerity package is nothing new. The previous Republican Turkish Party
(CTP) tried to implement a similar package and saw itself voted out of office
in April. The National Unity Party (UBP) then came to power promising the
unions it would resolve the issue. However, due to Ankaras insistence that
extra funds would not be available, the norths new government had no choice
but to try and force it through. Turkey already bails out the north to a tune
of roughly half a billion dollars annually.
The norths finance minister Ersin Tatar yesterday tried to play down the
effect on workers salaries yesterday. In a live interview on state BRT
television he said only the salaries of new employees would be affected by the
cuts in pay and performance-related pay scales.
Even those who have been employed on a temporary basis will be on the old
salary scale if employed full time, he said.
Tatar accused the unions of playing politics rather than seeing to protect
workers interests.
The austerity package has won the support of the north Chamber of Trade, which
has long argued that the private sector is in greater need of financial support
and conditions in which it would develop. It has long been the case in the
north that the only job seen as secure is a state one.
Currently the authorities in the north pay the monthly salaries of around
30,000 workers, and roughly the same number of payments to retired state
personnel. While the authorities argue that they can no longer foot the bill,
the unions argue that without the monthly state injection of cash the private
sector of the economy would collapse.
In parliament yesterday ratification of the controversial bill was delayed as
disturbances took place outside the building. Arguments also raged inside the
chamber between ruling and opposition deputies.
CYPRUS MAIL 24/11/09
Cyprus: its over
By Gwynne Dyer
THE WINDOW of opportunity
actually slammed shut in 2004, when Greek Cypriot voters overwhelmingly
rejected a United Nations plan to reunite the divided island of Cyprus. A week,
later the Cypriot government was allowed to join the European Union anyway,
while the Turkish Cypriots, who had voted in favour of the reunification plan,
were frozen out. But some people just wont give up.
A year ago, with new leadership on both sides, the Greek and Turkish Cypriots
embarked on another round of talks aimed at reunifying the island. As late as
this September, Alexander Downer, the UN Secretary-Generals special adviser on
Cyprus, said that what you have here are two leaders who are very committed to
a successful outcome. But good intentions are not enough.
Demetris Christofias and Mehmet Ali Talat are old friends and they both
genuinely want to put the country back together, but they have made little
progress and after fifty meetings, time is running out. There will be elections
in the Turkish Republic of Northern Cyprus (TRNC) in April, and the new
president there is likely to be hostile to reunification.
Last time, in 2004, it was the President Papadopoulos who persuaded the voters
on his side of dividing line to reject the UN proposal. There are bound to be
times when one side or the other is led by somebody who wants to die in the
last ditch. But there are also bound to be intervals, like the present one,
when the leaders on both sides are in favour of unification.
So why talk of windows of opportunity shutting? Even if it doesnt happen now,
surely it will happen sooner or later. Alas, not necessarily.
Geopolitical realities normally change as slowly as the continents drift, but
the tectonic plates are now moving fast in the eastern Mediterranean. The
chance of Turkey ever joining the European Community is now shrinking rapidly
towards zero and without the incentive of that goal, why would Ankara ever
force the Turkish population of north Cyprus back into a union with the
Greek-dominated Republic of Cyprus?
The current obstacle to EU membership for Turkey, which first applied to join
22 years ago and has been an official candidate for the past decade, is the
opposition of the German, Austrian and French governments. They are all
conservative governments that believe a Muslim-majority country has no place in
what they still see as a Christian Europe.
That is ugly nonsense, but not necessarily a deal-breaker: those governments
will probably be replaced one day by others that take a more relaxed view of
religious differences. After all, a clear majority of EU citizens are not
interested in religion at all. Greece and Cyprus would also veto Turkish
membership today, but a deal between the two Cypriot communities would
obviously remove that roadblock.
If anti-Muslim prejudice were the only obstacle to Turkeys entry, then it
could still become a EU member one of these days, but the tectonic shift is not
driven by whoever is in power today in Paris, Berlin or Vienna. It is driven by
a growing concern in the EU that global warming is going to generate huge
numbers of desperate refugees in Africa and the Middle East climate
refugees who will end up trying to get into Europe.
Never mind if this is just, or even if it is an accurate vision of the future.
If this view comes to prevail in the EU, the main question becomes: where do we
hold the line against waves of climate refugees? Should we try to control the
current frontier along the eastern borders of Greece and Bulgaria (about 300
km), or bring Turkey into the EU and try to control 1,100km of borders with
Syria, Iraq, Iran, Armenia and Georgia? Not rocket science, is it?
Unless it is overwhelmed by climate change, Turkey will be all right outside
the EU. It will overtake Germany in population within a decade, and it already
has a higher per capita income than several Eastern European members of the EU.
Turkey was a second-rank great power until the end of the 19th century, and it
is likely to be back in that role by the mid-21st.
But if that is the role Turkey will be playing in another generation, why would
it want to withdraw its troops from north Cyprus and push the Turkish Cypriots
into a single state with the Greek Cypriots now? Why would the Turkish Cypriots
themselves want to resume their place as an unloved minority in a Greek-run
state, rather than retain their own state in close association with the rising
regional great power?
The reply to that question ten years ago would have been: because Turkish
Cypriots are so poor. But the past decade has seen very rapid economic growth
in north Cyprus. The gulf in living standards between the two parts of the
island has dramatically narrowed, so reunification no longer seems the only
escape from poverty to Turkish Cypriots.
This is not the last chance for the reunification of Cyprus; 2004 was. The
Republic of Cyprus is prosperous and secure, the Turkish-speaking north is
approaching the same state, and Turkey itself no longer has an incentive to
support the creation of a reunified, federal state in Cyprus. Partition is
permanent. Its over.
n Gwynne Dyer is a London-based independent journalist whose articles are
published in 45 countries
CYPRUS MAIL 24/11/09
AA
25 Kasım. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Avrupa Birliği
(AB) üyesi 26 ülkenin hükümet ve devlet başkanlarına, Türkiye'nin AB
üyelik sürecine ve Rum tarafının tutumuna ilişkin mektup
gönderdi.
Rum
basın haberlerine göre Hristofyas, geçen hafta gönderdiği mektupta,
"Türkiye'nin AB yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda Türkiye'nin
üyelik sürecine karşı olduklarını" ifade etti.
Hristofyas,
mektubunda, "Türkiye'nin AB yükümlülüklerini yerine getirmesi
gerektiğini, aksi takdirde aralık ayının zarara
uğramamış bir şekilde geçmesine izin vermeyeceklerini"
kaydetti.
Hristofyas,
mektubunda ayrıca, "Gümrük Birliği'nin yeni üye ülkelerle
genişletilmesine ilişkin protokolün uygulanması da dahil olmak
üzere, AB karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmeyen
Türkiye'nin tutumu nedeniyle Kıbrıs sorununda ilerleme
olmadığını" da iddia etti.
Talat: KKTC yurttaşları
pazarlık konusu yapılamaz
İki
lider, en dikenli konulardan biri olan vatandaşlığı da
görüştü
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas dün
yeniden bir araya geldi ve vatandaşlığı da ele aldı.
Talat, kendi yaklaşımlarının KKTC
yurttaşlarının pazarlık konusu yapılmaması
olduğunu ifade ederek, temel prensiplerinin bundan önceki idari
işlemlerin, çözüm sonrası da geçerli olması yönünde
olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının
pozisyonunun ise, belli sayıda 1974 sonrası vatandaşın,
yeni Kıbrısın da vatandaşı olması yönünde
olduğunu söyledi.
Birleşmiş Milletler kontrolündeki ara bölgede tahsis
edilen binada yer alan görüşme 2,5 saat sürdü.
İki lider, görüşmenin ardından açıklama
yapmadan ayrılırken, Birleşmiş Milletler Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun
görüşmeyle ilgili basına bilgi verdi.
Zerihoun, toplantının yararlı geçtiğini ve iki
liderin görüşmelerinde Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve
Sığınma konularını görüştüklerini kaydetti.
Liderlerin, 1 Aralık Salı günü gerçekleşecek
toplantıda, 3 Aralıktan sonra yapacakları görüşmelerin
tarihlerini belirleyeceklerini kaydeden Zerihoun, liderlerin temsilcileri Özdil
Nami ile Yorgos Yakovunun ise 2 Aralık Çarşamba ve 4 Aralık
Cuma günleri bir araya gelmesinin
kararlaştırıldığını kaydetti.
Zerihoun, temsilcilerin 2 Aralık Çarşamba günü
ekonomi, 4 Aralık Cuma günü ise mülkiyet konularını ele alma
kararı aldığını da aktardı.
KIBRIS
25/11/09
İngilterenin
Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Chris Byrant, Kıbrıs
sorununun çözümü konusunda iyimser olduğunu vurguladı.
KKTC ve
Güney Kıbrısta temas ve incelemelerde bulunan İngilterenin
Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Chris Byrant, ara bölgedeki
Ledra Palace Otelde bir basın toplantısı düzenleyerek,
temasları hakkında bilgi verdi, basının
sorularını yanıtladı.
Pazar
günü adaya gelmek üzere İngiltereden ayrılırken
Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olarak kaygılı
olduğunu belirten Byrant, adada temaslarda bulunduktan ve iki liderle
görüştükten sonra daha iyimser düşünceler içerisine girdiğini,
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik gerçek bir olasılık
bulunduğunu söyledi.
Byrant,
adada çözüm bulunması için taahhütte bulunduğunu ifade eden
Yunanistan, Türkiye ve Kıbrıs Türk ile Kıbrıs Rum
taraflarıyla gerçekleştirdiği temaslardan sonra çözüme
ulaşılabileceği konusuna iyimser olduğunu belirtti.
AVRUPADA
BÖLÜNMÜŞ BİR ŞEHRİN VARLIĞI...
Byrant,
adada Lefkoşayı ikiye ayıran ara bölgeyi gördükten sonra
insanlık bu durumun devamına izin verecek kadar nasıl
bitebilir diye bir düşünce içerisine girdiğini kaydeden Byrant, tüm
Avrupa ülkelerinin Avrupada bölünmüş bir şehrin
varlığını sürdürmesine izin vermenin sorumluluğunu
hissetmesi gerektiği görüşünü dile getirdi.
Basının
sorularını da yanıtlayan Byrant, garantiler konusuyla ilgili bir
soruyu yanıtlarken, bu sürecin ilerleyerek en hızlı şekilde
amacına ulaşmasını istediklerini ifade etti ve garantiler
konusu insanların yönelmelerini istediği önemli bir konu haline
gelirse, bunu yapmaya hazır olduklarını söyledi.
Adada
kalıcı bir çözüme ulaşılması konusunda ellerinden
gelen her şeyi yapacaklarını ve herhangi bir konuda engel
çıkarmayacaklarını kaydeden Chris Byrant, adada çözüme
ulaşılmasının Kıbrıslıların, Türkiye
ile Yunanistanın, tüm AB ülkelerinin ve İngilterenin yararına
olduğunu vurguladı.
MARATONUN
EN ZOR KISMI SON YÜZ METRE
Türkiyenin müzakereler
başladığından bu yana çözüm parametrelerini
desteklediğiyle ilgili herhangi bir açıklama
yapmadığı iddiası ile ilgili bir soruyu yanıtlarken
ise Byrant, maratonun en zor kısmının kişinin elinden
geldiğince hızlı koşmak ve bitişe varmak istediği
son yüz metre olduğunu söyledi ve Kıbrıstaki müzakere sürecinin
de bir maraton olduğunu ve son kısmıyla ilgili olarak ortaya
konulan enerjin ve görüşmelerin yoğunlaştırılmasının
çok önemli olduğunu ifade etti.
Kıbrıs sorununun çözümüne ne kadar yakın olunduğunun sorulması üzerine ise Byrant, Sonunun da içinde bulunduğu bir süreç içerisine ilerlendiğini düşünüyorum ve konu bizim bitiş kurdelesini geçmeyi ya da geçmemeyi seçmemizle ilgilidir dedi. Bunun sadece liderler değil herkesle ilgili bir nokta olduğunu ifade eden Chris Byrant, kararlılık ile bunun başarılabileceğini belirtti.
HALKIN SESI 25/11/09
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, insancıl yanı dikkate alınınca
vatandaşlık konusunun çözümlenebileceğini düşündüğünü,
çünkü abartılan sayının geçerli olmadığını
bildiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile ara
bölgede gerçekleştirdiği görüşmeden dönüşünde,
Cumhurbaşkanlığında yaptığı
açıklamada, dün, Vatandaşlık, Göç ve Sığınma
başlığını ele aldıklarını kaydederek,
bu konuda tarafların daha önce ortaya koydukları görüşleri bir
kez daha değerlendirdiklerini belirtti ve tarafların
tutumlarının daha önce basına yansıdığı gibi
olmaya devem ettiğini söyledi.
Talat,
kendi yaklaşımlarının KKTC yurttaşlarının
pazarlık konusu yapılmaması olduğunu ifade ederek, temel
prensiplerinin bundan önceki idari işlemlerin, çözüm sonrası da
geçerli olması yönünde olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı
Talat, Rum tarafının pozisyonunun ise, belli sayıda 1974
sonrası vatandaşın, yeni Kıbrısın da
vatandaşı olması yönünde olduğunu söyledi.
Talat,
bu konuda çeşitli tartışmalar
yapıldığını ve uluslararası uygulamalardan
örnekler ortaya konulmaya çalışıldığını, bu
konuyu şimdilik o noktada bıraktıklarını, ilerideki
toplantılarda devam edeceklerini kaydetti.
Cumhurbaşkanı,
temsilcilerin kendi takvimlerini hazırladıklarını, gelecek
toplantının önümüzdeki hafta Salı ve Perşembe günleri
gerçekleştirileceğini ifade etti.
Talat,
Hristofyasın danışmanlarından Tumazos Çelebisin, nüfus
sayımı isteyecekleri yönündeki açıklamasının
hatırlatılması üzerine, müzakerenin basın yoluyla
değil masada yapıldığını, bu nedenle buna
yanıt vermeyeceğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Rumların vatandaşlıklarla ilgili yaklaşımıyla, Türk tarafının talebi arasında sayı olarak büyük bir fark olup olmadığının sorulması ve Annan Planı döneminde, sayıyla ilgili varılan anlaşmanın 1974 sonrası vatandaşları kapsayıp kapsamadığı sorusuna kapsıyor yanıtını verdiğinin anımsatılması üzerine, Kapsıyor, aslında bu konuyu konuşmadık, ama kapsıyor veya çok yakındır çünkü sayılar abartılmıştır. Bunu sadece Kıbrıslı Rumlar değil onların teşvikiyle yabancılar, raportörler, sona bizim kendi abartmalarımız... Pireyi deve ettik şimdi de tahta kurusuna doğru çekmeye çalışıyoruz... İnsancıl yanı dikkate alınınca sorunun çözülebileceğini düşünüyorum. Abartılan sayıların geçerli olmadığını biliyorum çünkü... dedi.
HALKIN SESI 25/11/09
Nezire
GÜRKAN-TAK
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrısta çözüm hedefiyle devam eden müzakerelerden
sonuç alınabilmesi için daha hızlı ve yoğun bir süreç
gerektiğini, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere dünyanın
sürece ilgi ve katkısının da çözüm için kaçınılmaz olduğunu
vurguladı.
Türkiyeden
Kıbrıs konusunda yeni bir açılım veya
atılımın gündemde olmadığını Türkiye
yapabileceğini yaptı sözleriyle ifade eden, Kıbrıstan
asker çekmenin müzakerelerde Rumları daha da uzlaşmaz hale
getirebileceğini söyleyen Talat, KKTCye bakış
açısıyla ilgili yeniden gündeme gelen tartışmalara da,
Hedefimiz KKTCyi ortadan kaldırma değil yüceltmedir, dünyayla
bütünleşmedir. Ben bu ülkenin cumhurbaşkanıyım sözleriyle
yanıt verdi.
TAK
muhabirinin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrısla ilgili müzakere
sürecinin yavaş olmasına karşın ilerlediğini, her
konunun uzlaşılanlar ve uzlaşılamayanlar olmak üzere
kağıtlara döküldüğünü anlattı. Birçok konuda uzlaşma
olmasına karşın birçok konuda da yakınlaşma
sağlanamadığına işaret eden Talat, sürece ilişkin
şu değerlendirmede bulundu:
Tıkanıklık
yok, müzakereler devam ediyor. Ümitliyim tabi ki ve ümitli olmaya devam etmek
gerekiyor. Çünkü çözüm istiyoruz ve iyi niyetle çalışıyoruz. Ama
tek başına bize bağlı değil tabi ki
Hedefimiz
yıl sonuydu, bunu da sürekli söyledik. Ama anlaşılan bu hedefi
yakalamak mümkün olmayacak. Şimdi önümüzde doğal takvimler var,
seçimler var. Bunları değerlendirerek çözümü sağlamak
durumundayız. Bunun için de hızlandırılmış, daha
yoğun müzakere gerektiğini sürekli dile getiriyoruz... Ve başta
BM olmak üzere dünyanın sürece katkısının çözüm için
kaçınılmaz olduğunu vurguluyoruz.
TÜRKİYE
AÇILIM YAPAR MI, ASKER ÇEKER Mİ
Cumhurbaşkanı
Talat, Türkiyeden Kıbrıs konusunda açılım veya yeni bir
atılım beklentilerine dikkat çekilmesi üzerine ise, özetle
şunları söyledi:
Türkiye
Kıbrıs konusunda atılıma geçmez, geçemez. Açılım
da yapmaz. Çünkü yapabileceğini yaptı, daha ne yapsın...
Kastedilen limanların açılması ise, mümkün değil. Asker
çekilmesinden bahsediliyor... Çözüm süreciyle ne alakası var! Bu
aşamada asker çekilmesi sürece fayda değil, zarar verir. Baskı
yaptık, çektirttik durumu olur ve Rum tarafı müzakerelerde daha da
uzlaşmaz hale gelebilir. Atılım veya açılım olacaksa
Kıbrıstaki taraflar yeni önerilerle yapabilir
HER
AŞAMADA BİLGİ VERİYORUZ
BEYİNLERİNE Mİ
YERLEŞTİRELİM?
Müzakere
sürecine ilişkin bilgilendirme konusunda da şikayetler var sorusuna
karşılık, Kimin şikayeti var ki
Mümkün olduğunca köy
köy geziyorum, duyuru yapılıyor, vatandaş toplanıyor, her
soruya yanıt veriyorum... Ve bunu sürdüreceğim diyen Talat,
partilerin ve hükümetin de istikrarlı olarak bilgilendirildiğini
anlattı.Görüşme tutanaklarının partilere açık
olduğunu, ayrıca Meclis, Başbakanlık ve
Dışişleri Bakanlığına gönderildiğini
belirten Talat, Gizli saklı bir şey yok. İsteyen okuyabilir,
sorabilir. Daha ne yapayım, beyinlerini açıp içine mi koyayım
ifadelerini kullandı.
KÜÇÜK
OLSUN DA BENİM OLSUN DEĞİL
HEDEF YÜCELTME, DÜNYALI OLMA
Küçük olsun da benim olsun demek halka
işkence yapmaktır ifadelerini kullandı. KKTCye bakış açısıyla
ilgili yeniden gündeme gelen tartışmalara Hedefimiz KKTCyi ortadan
kaldırma değil, yüceltmedir, dünyayla bütünleşmedir. Ben bu
ülkenin cumhurbaşkanıyım, KKTCye nasıl karşı
çıkabilirim sözleriyle yanıt veren Talat, özetle şunları
söyledi:
ORDUNUN
KORUMASI ALTINDA, ANAVATAN GÜVENCESİNDE
BU EN KOLAYI
Çözümle
birlikte yeni ve daha üst bir yapıyla KKTCyi dünyayla bütünleştirme
uğraşındayız. Ortadan kaldırma mı bu! Tam aksine
yüceltmedir. Bunu anlamak niçin zor, ben anlamadım. Başkaları
gibi küçük olsun da benim olsun mu demem lazım. Bu yaklaşım,
izole edilmiş, tanınmamış bir yapıda ısrar ederek
Kıbrıs Türk halkına işkence çektirmektir. Bu
yaklaşımla çözümsüzlüğü savunmak tehlikelidir
Türk ordusunun
koruması altında, Anavatanın yardımlarıyla KKTCyi
yaşatmak istiyoruz diyenler var
Bu da laf mı Allah
aşkına! Bunu herkes yapar, bunun için bir çabaya da gerek yok.
Marifet dünyayla ilişkileri olan, dünyayla tanışan, Türkiye ile
ilişkilerinde tek taraflı menfaat yerine katkıda bulunan bir
yapı oluşturmak
KİTAP
SPEKÜLE EDİLDİ
ZAMANLAMASI TARTIŞILABİLİR AMA
ARKASINDAYIM
Türkiyeli
Gazeteci Erdal Güven tarafından kaleme alınan hayatıyla ilgili
kitap konusunda yaşanan tartışmalar konusunda da ilk kez
konuşan Cumhurbaşkanı Talat, Kitabın zamanlaması
doğru muydu, yanlış mıydı ayrı konu,
tartışılabilir. Ama yazılanların,
anlattıklarımın arkasındayım. Ben samimiyetle
anlattım, söylediklerim gayet açık ve nettir. Oradaki tarihi bir
gerçek bugünle bağdaştırılıp speküle edildi. Bundan
rahatsızlık duydum. Benim herkese önerim kitabı okusunlar, ondan
sonra yorumlasınlar. O kitapta anlattıklarım tarihi gerçekliktir
dedi.
KKTCNİN
DÜNYAYLA BÜTÜNLEŞMESİNE BİRÇOĞUNDAN FAZLA KATKI YAPTIM
Cumhurbaşkanı
Talat, kitap ekseninde şahsına yönelik suçlamalara dikkat çekerken de
özetle şunları söyledi:
KKTCnin
kuruluş günlerinde, o günkü konumuyla KKTCnin ilanını
doğru bulmayan ben, yıllar sonra Başbakan ve
Cumhurbaşkanı olarak olumsuzlukları ortadan kaldırmak için
katkı yaptım. İlk defa dünya ile iletişime geçtim. KKTCnin
dünyada bir nebze daha kabul edilebilir hale gelmesinde birçok insandan fazla
katkım olduğunu herkesin takdir etmesi gerekir. KKTCnin dünyayla
bütünleşmesine ve imajının düzeltilmesine herkesten fazla
katkım oldu. Artık dünyada KKTC ayrılıkçı bir engel
olarak görülmüyor
MANİPÜLATİF
HABERLER YAPILIYOR
Talat,
medya ile ilgili soruları yanıtlarken de, isim vermeden özellikle
Kıbrıs gazetesi ve BRTK ile ilgili sert eleştirilerde bulundu.
Basında farklı görüş ve yaklaşımlara son derece
hoşgörüyle baktığını, genel yapısının
da sorgulayıcı olmadığını anlatan Cumhurbaşkanı
Talat, ancak son zamanlarda özellikle bazı medya organlarında
manipülatif haberlerin yoğunlaştığını belirtti.
Olmayan
şeyleri gündeme getirme, varmış gibi gösterme veya pireyi deve
yapma halleri yaygınlaştı diyen Talat, Parti gazetelerini
anlayabilirim ama tarafsız ve en çok satan veya en iyi olduğunu
söyleyen gazetelerin bunu yapması normal olmasa gerek. Toplumu etkilemek
için yok olanı var saymak veya var olanı yok sayma etik de
değil, basının kendi kurallarıyla da çelişir
ifadelerini kullandı. Yine isim vermeden Kıbrıs gazetesinin bir
manşet haberini örnek gösteren Talat, özetle şunları kaydetti:
Benle
ilgili kitaptan hareketle büyük bir abartıyla manşetten,
yanlış bilgilerle dolu, o dönemde yaşayıp bugün
aramızda olmayan insanları da küçük düşüren, 3 CTPli ile
konuştuk deyip birkaç düzmece bilgiyle manşet atılabiliyor. Bu
manşet Kıbrıs Türk basın tarihine ilginç harflerle
yazılmaya aday
DEVLET
TELEVİZYONU DEVLET POLİTİKASINA HAKARET EDEMEZ
Cumhurbaşkanı Talat, Bayrak Radyo Televizyon Kurumunu da devletin değil, hükümetin yayın organı haline gelmekle eleştirdi. BRTnin hükümet icraatlarını abartarak Cumhurbaşkanı ve muhalefeti geri plana itme politikası güttüğünü, hatta 15 Kasım törenlerinde Cumhurbaşkanının konuşmasını etkisiz hale getirecek kadar ileri gittiğini kaydeden Talat, Törende ön planda yer alan sanki Cumhurbaşkanı değilmiş gibi başka başka konulardan haberler yapılıp yayınlandı. Cumhurbaşkanını ikinci plana atmak için her türlü yöntem denendi. Devlet televizyonunun bunu yapması ayıptır, günahtır dedi.
Talat,
özetle şunları da ekledi:
Devlet
televizyonunun, Cumhurbaşkanına en ağır şekilde
saldıran insanları programcı olarak ekrana çıkarıp
barış politikasını yerden yere vurma hakkı yoktur.
Devlet televizyonları devlet politikasına hakaret etmez. Devletin
ulusal politikası elbette eleştirilebilir, ama
aşağılamak başka bir şey. Hele de devlet
televizyonunda bu nasıl olabilir, anlamak zor
HALKIN SESI 25/11/09
![]()
Türkiyeden
açılım veya atılım gündemde yok
Türkiyenin daha fazla
yapabileceği bir şey yok
Asker çekmek Rumları daha da
uzlaşmaz yapar.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrısta çözüm hedefiyle
devam eden müzakerelerden sonuç alınabilmesi için daha hızlı ve
yoğun bir süreç gerektiğini, başta Birleşmiş Milletler
olmak üzere dünyanın sürece ilgi ve katkısının da çözüm
için kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Talat, Olağanüstü
bir durum olmazsa müzakereler çökmez. Çökerse de nasıl çöktüğü, kimin
nasıl tavır aldığı önemli dedi.
Talat, KKTCye bakış açısıyla ilgili yeniden gündeme gelen
tartışmalara da, Hedefimiz KKTCyi ortadan kaldırma değil
yüceltmedir, dünyayla bütünleşmedir. Ben bu ülkenin
cumhurbaşkanıyım sözleriyle yanıt verdi. Talat, bu konuda
eleştiri getirenlerin küçük olsun da benim olsun yaklaşımıyla
Kıbrıs Türküne zarar verdiğini belirtti.
MÜZAKERELERE HIZLANDIRMA ŞART
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrısla ilgili müzakere
sürecinin yavaş olmasına karşın ilerlediğini, her
konunun uzlaşılanlar ve uzlaşılamayanlar olmak üzere kağıtlara
döküldüğünü anlattı. Birçok konuda uzlaşma olmasına
karşın birçok konuda da yakınlaşma
sağlanamadığına işaret eden Talat, sürece ilişkin
şu değerlendirmede bulundu:
Tıkanıklık yok, müzakereler devam ediyor. Ümitliyim tabi ki ve
ümitli olmaya devam etmek gerekiyor. Çünkü çözüm istiyoruz ve iyi niyetle
çalışıyoruz. Ama tek başına bize bağlı
değil tabi ki
Hedefimiz yıl sonuydu, bunu da sürekli söyledik. Ama
anlaşılan bu hedefi yakalamak mümkün olmayacak. Şimdi önümüzde
doğal takvimler var, seçimler var. Bunları değerlendirerek
çözümü sağlamak durumundayız. Bunun için de
hızlandırılmış, daha yoğun müzakere
gerektiğini sürekli dile getiriyoruz... Ve başta BM olmak üzere
dünyanın sürece katkısının çözüm için kaçınılmaz
olduğunu vurguluyoruz.
MÜLKİYET DİKENLİ KONU
Son günlerde müzakerelerin Mülkiyet başlığında devam
ettiğine dikkat çekerken, Herkesi ilgilendiren en karmaşık, en
zor, en çetrefil konu diyen Talat, tarafların bu konuda
tutumlarını sürdürmeleri nedeniyle yakınlaşma
olmadığına işaret etti. Rum tarafının eski sahip
karar verecek tutumunu sürdürdüğünü vurgulayan Talat, bu konudaki
çalışmaların kategorilendirmelere
yoğunlaştığını anlattı.
Kategorilendirmeye açılım istenmesi üzerine, gelişmiş
mallar, kullanılmayanlar, Evkaf ve Kilise malları, arsa nitelikli
araziler, tarım arazileri, işyerleri, konutlar v.s. diye
gruplandırmalar yapılıyor diyen Talat, Bu durumda mülkiyette
henüz müzakere değil, tespit yapılıyor sorusuna, Tam öyle değil,
çünkü kategorilendirme de müzakere gerektiriyor. Her biri için nasıl çare
üretileceği tartışılıyor dedi.
Konuyla ilgili daha fazla detaya girmeyen Talat, başka bir soruya
karşılık, harita konusunun hiç gündeme gelmediğini ve
müzakerelerde kayda değer ilerleme sağlanmadan da gündeme
gelmeyeceğini tekrarladı.
MÜZAKERELER ÇÖKERSE NASIL ÇÖKTÜĞÜ ÖNEMLİ
Talat, müzakereler böyle sürgit gider mi, yoksa bir yerde çöker mi sorusuna,
Olağanüstü bir durum olmazsa müzakereler çökmez. Çökerse de nasıl
çöktüğü, kimin nasıl bir tavır aldığı önemli
diye konuştu.
Rum Yönetiminin 5li konferansla ilgili tutumunun da isteksizliğin
göstergesi olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat,
toplantının BM formatında Kıbrıstaki iki toplum ve 3
garantör ülkenin katılımıyla yapılabileceğini
yineledi. Talat, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyasın böylesi bir
toplantı önerisine karşı çıkarken, Rum tarafının
sabit tezi budur yaklaşımına da dikkat çekti.
TÜRKİYE AÇILIM YAPAR MI, ASKER ÇEKER Mİ
Cumhurbaşkanı Talat, Türkiyeden Kıbrıs konusunda
açılım veya yeni bir atılım beklentilerine dikkat çekilmesi
üzerine ise, özetle şunları söyledi:
Türkiye Kıbrıs konusunda atılıma geçmez, geçemez.
Açılım da yapmaz. Çünkü yapabileceğini yaptı, daha ne
yapsın... Kastedilen limanların açılması ise, mümkün
değil. Asker çekilmesinden bahsediliyor... Çözüm süreciyle ne alakası
var! Bu aşamada asker çekilmesi sürece fayda değil, zarar verir.
Baskı yaptık, çektirttik durumu olur ve Rum tarafı
müzakerelerde daha da uzlaşmaz hale gelebilir. Atılım veya
açılım olacaksa Kıbrıstaki taraflar yeni önerilerle
yapabilir
EROĞLUNUN UMUTSUZLUĞU
Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan Derviş Eroğlunun
müzakere sürecine dair umutsuzluk belirten açıklamalarıyla ilgili
olarak ise, Umutsuz olmasına söyleyecek bir şeyim yok. Kendi
bakış açısıyla doğaldır. Önemli olan niyettir.
Müzakere süreci devama ediyor. Masadayız ve biz yeni öneriler
götürebiliriz, karşı taraftan ve BMden yeni öneriler gelebilir. Bu
durumda hükümetin, Başbakanın tavrı ne olacak, önemli olan o.
Hep retçi mi olacak... O zaman işte durum bizim aleyhimize dönebilir diye
konuştu.
Müzakere sürecine ilişkin bilgilendirme konusunda da şikayetler var
sorusuna karşılık, Kimin şikayeti var ki
Mümkün
olduğunca köy köy geziyorum, duyuru yapılıyor, vatandaş
toplanıyor, her soruya yanıt veriyorum... Ve bunu sürdüreceğim
diyen Talat, partilerin ve hükümetin de istikrarlı olarak
bilgilendirildiğini anlattı.
Görüşme tutanaklarının partilere açık olduğunu,
ayrıca Meclis, Başbakanlık ve Dışişleri
Bakanlığına gönderildiğini belirten Talat, Gizli saklı
bir şey yok. İsteyen okuyabilir, sorabilir. Daha ne yapayım,
beyinlerini açıp içine mi koyayım
ifadelerini kullandı.
Talat, Başbakan Derviş Eroğlu ile haftalık rutin
görüşmeler yaptıklarını ve bu görüşmelerde de sürece
ilişkin bilgi verdiğini anlattı.
KÜÇÜK OLSUN DA BENİM OLSUN DEĞİL
Son zamanlarda müzakere süreci başarısızlığa
uğrasın da iki devlet şansı artsın
yaklaşımının yeniden gündeme geldiğine dikkat çeken
Cumhurbaşkanı Talat, Bu tehlikeli bir yaklaşım.
Tanınsın demekle tanınma olmuyor. Yıllarca söylendi, ama
söylemden öteye gitmedi. Dünyaya rağmen dünyalı olunmuyor. Küçük
olsun da benim olsun demek halka işkence yapmaktır ifadelerini
kullandı.
KKTCye bakış açısıyla ilgili yeniden gündeme gelen
tartışmalara Hedefimiz KKTCyi ortadan kaldırma değil,
yüceltmedir, dünyayla bütünleşmedir. Ben bu ülkenin
cumhurbaşkanıyım, KKTCye nasıl karşı
çıkabilirim sözleriyle yanıt veren Talat, özetle şunları
söyledi:
Çözümle birlikte yeni ve daha üst bir yapıyla KKTCyi dünyayla
bütünleştirme uğraşındayız. Ortadan kaldırma
mı bu! Tam aksine yüceltmedir. Bunu anlamak niçin zor, ben anlamadım.
Başkaları gibi küçük olsun da benim olsun mu demem lazım. Bu
yaklaşım, izole edilmiş, tanınmamış bir
yapıda ısrar ederek Kıbrıs Türk halkına işkence
çektirmektir. Bu yaklaşımla çözümsüzlüğü savunmak tehlikelidir
Türk ordusunun koruması altında, Anavatanın
yardımlarıyla KKTCyi yaşatmak istiyoruz diyenler var
Bu da
laf mı Allah aşkına! Bunu herkes yapar, bunun için bir çabaya da
gerek yok. Marifet dünyayla ilişkileri olan, dünyayla tanışan,
Türkiye ile ilişkilerinde tek taraflı menfaat yerine katkıda
bulunan bir yapı oluşturmak
Bu da ancak dünyayla sorununu çözerek
olabilir. Görünür gelecekte de bunun tek yolu ortaklık cumhuriyetidir. 50
yıl sonra ne olacak bilemem, ama yakın gelecekte başka bir yol
yok
KİTAP SPEKÜLE EDİLDİ
Türkiyeli Gazeteci Erdal Güven tarafından kaleme alınan
hayatıyla ilgili kitap konusunda yaşanan tartışmalar
konusunda da ilk kez konuşan Cumhurbaşkanı Talat, Kitabın
zamanlaması doğru muydu, yanlış mıydı ayrı
konu, tartışılabilir. Ama yazılanların,
anlattıklarımın arkasındayım. Ben samimiyetle
anlattım, söylediklerim gayet açık ve nettir. Oradaki tarihi bir
gerçek bugünle bağdaştırılıp speküle edildi. Bundan
rahatsızlık duydum. Benim herkese önerim kitabı okusunlar, ondan
sonra yorumlasınlar. Yorumları okuyanlar da daha iyi anlamak için
kitabı okusunlar. O kitapta anlattıklarım tarihi gerçekliktir
dedi.
MANİPÜLATİF HABERLER YAPILIYOR
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, medya ile ilgili soruları
yanıtlarken de, isim vermeden özellikle Kıbrıs gazetesi ve BRTK
ile ilgili sert eleştirilerde bulundu.
Basında farklı görüş ve yaklaşımlara son derece
hoşgörüyle baktığını, genel yapısının
da sorgulayıcı olmadığını anlatan
Cumhurbaşkanı Talat, ancak son zamanlarda özellikle bazı medya
organlarında manipülatif haberlerin
yoğunlaştığını belirtti.
Olmayan şeyleri gündeme getirme, varmış gibi gösterme veya
pireyi deve yapma halleri yaygınlaştı diyen Talat, Parti
gazetelerini anlayabilirim ama tarafsız ve en çok satan veya en iyi
olduğunu söyleyen gazetelerin bunu yapması normal olmasa gerek.
Toplumu etkilemek için yok olanı var saymak veya var olanı yok sayma
etik de değil, basının kendi kurallarıyla da çelişir
ifadelerini kullandı.
Yine isim vermeden Kıbrıs gazetesinin bir manşet haberini örnek
gösteren Talat, özetle şunları kaydetti:
Benle ilgili kitaptan hareketle büyük bir abartıyla manşetten,
yanlış bilgilerle dolu, o dönemde yaşayıp bugün
aramızda olmayan insanları da küçük düşüren, 3 CTPli ile
konuştuk deyip birkaç düzmece bilgiyle manşet atılabiliyor. Bu
manşet Kıbrıs Türk basın tarihine ilginç harflerle
yazılmaya aday
DEVLET TELEVİZYONU DEVLET POLİTİKASINA HAKARET EDEMEZ
Cumhurbaşkanı Talat, BRTKyı da devletin değil, hükümetin
yayın organı haline gelmekle eleştirdi.
BRTnin hükümet icraatlarını abartarak Cumhurbaşkanı ve
muhalefeti geri plana itme politikası güttüğünü, hatta 15 Kasım
törenlerinde Cumhurbaşkanının konuşmasını
etkisiz hale getirecek kadar ileri gittiğini kaydeden Talat, Törende ön
planda yer alan sanki Cumhurbaşkanı değilmiş gibi
başka başka konulardan haberler yapılıp
yayınlandı. Cumhurbaşkanını ikinci plana atmak için
her türlü yöntem denendi. Devlet televizyonunun bunu yapması
ayıptır, günahtır dedi.
Talat, özetle şunları da ekledi:
Devlet televizyonunun, Cumhurbaşkanına en ağır
şekilde saldıran insanları programcı olarak ekrana
çıkarıp barış politikasını yerden yere vurma
hakkı yoktur. Devlet televizyonları devlet politikasına hakaret
etmez. Devletin ulusal politikası elbette eleştirilebilir, ama
aşağılamak başka bir şey. Hele de devlet
televizyonunda bu nasıl olabilir, anlamak zor
STAR KIBRIS 25/11/09
![]()
Cumhurbaşkanı Talat: Sayılar
abartılıyor. İnsancıl yanı dikkate alınınca
sorunun çözülebileceğini düşünüyorum. BM Kıbrıs Özel
Temsilcisi Zerihoun, Genel Sekreter Banın iki lider tarafından
Kıbrısa davet edildiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas dün 54ncü kez bir araya gelirken, Türkiye Cumhuriyeti
Kökenli KKTC vatandaşlarının durumu masaya
yatırıldı. BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook
Zerihoun görüşme sonrasında yaptığı açıklamada
Genel Sekreter (Ban Ki Moon) yardımcı olabilecekse Kıbrısa
gelmeye hazırdır dedi.
İki liderin Birleşmiş Milletler kontrolündeki ara bölgede tahsis
edilen binada yer alan dünkü görüşmesi yaklaşık 2,5 saat sürdü.
Liderler, görüşmenin ardından açıklama yapmadan
ayrılırken, Zerihoun görüşmeyle ilgili basına bilgi verdi.
Zerihoun, toplantının yararlı geçtiğini ve iki liderin
görüşmede Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma
konularını görüştüklerini kaydetti.
Liderlerin, 1 Aralık Salı günü gerçekleşecek toplantıda, 3
Aralıktan sonra yapacakları görüşmelerin tarihlerini
belirleyeceklerini kaydeden Zerihoun, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile
Yorgos Yakovunun ise 2 Aralık Çarşamba ve 4 Aralık Cuma günleri
bir araya gelmesinin kararlaştırıldığını
kaydetti.
Zerihoun, temsilcilerin 2 Aralık Çarşamba günü ekonomi, 4
Aralık Cuma günü ise mülkiyet konularını ele alma kararı
aldığını da aktardı.
Müzakerelerin başında BM tarafından müzakere süreci ile ilgili
olarak 23 ortak açıklama yayımlandığını, bunun
bir tanesinin müzakerelerin temelinin iki kesimlilik ve siyasi
eşitliğe dayalı bir federasyon olduğunu anımsatan
Zerihoun, İki tarafın da üzerinde hem fikir olduğu söz konusu
açıklamaların dışında tarafların
yaptığı açıklamalar hakkında değerlendirme
yapamam dedi.
BANIN GELİŞİ
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonun Kıbrısa gelme
olasılığı ile ilgili soruya karşılık ise
Zerihoun, Genel Sekreterin iki lider tarafından Kıbrısa davet
edildiğini, ancak Kıbrısa geleceği tarih hakkında
henüz kesin bir bilgi bulunmadığını, yakın bir
gelecekte ziyaret tarihinin belirlenmesinin beklendiğini kaydetti.
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonun herhangi bir ülkeyi ziyaret
programının çok önceden belirlendiğini belirten Zerihoun,
Banın Kıbrısa gerçekleştirmesi beklenen ziyaretle ilgili
olarak Kendisinin de söylediği gibi yardımcı olabilecekse
gelmeye hazırdır dedi.
VATANDAŞLIKLAR KONUSU
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, insancıl yanı dikkate
alınınca vatandaşlık konusunun çözümlenebileceğini
düşündüğünü, çünkü abartılan sayının geçerli
olmadığını bildiğini söyledi.
Talat, görüşmeden dönüşünde, Cumhurbaşkanlığında
yaptığı açıklamada, Vatandaşlık, Göç ve
Sığınma başlığını ele
aldıklarını kaydederek, bu konuda tarafların daha önce
ortaya koydukları görüşleri bir kez daha değerlendirdiklerini
belirtti ve tarafların tutumlarının daha önce basına
yansıdığı gibi olmaya devem ettiğini söyledi.
Talat, kendi yaklaşımlarının KKTC
yurttaşlarının pazarlık konusu yapılmaması
olduğunu ifade ederek, temel prensiplerinin bundan önceki idari
işlemlerin, çözüm sonrası da geçerli olması yönünde
olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının pozisyonunun ise, belli
sayıda 1974 sonrası vatandaşın, yeni
Kıbrısın da vatandaşı olması yönünde
olduğunu söyledi.
Talat, bu konuda çeşitli tartışmalar
yapıldığını ve uluslararası uygulamalardan
örnekler ortaya konulmaya çalışıldığını, bu
konuyu şimdilik o noktada bıraktıklarını, ilerideki
toplantılarda devam edeceklerini kaydetti.
Cumhurbaşkanı, temsilcilerin kendi takvimlerini
hazırladıklarını, gelecek toplantının önümüzdeki
hafta Salı ve Perşembe günleri gerçekleştirileceğini ifade
etti.
Cumhurbaşkanı Talat, Rumların vatandaşlıklarla ilgili
yaklaşımıyla, Türk tarafının talebi arasında
sayı olarak büyük bir fark olup olmadığının
sorulması ve Annan Planı döneminde, sayıyla ilgili varılan
anlaşmanın 1974 sonrası vatandaşları kapsayıp
kapsamadığı sorusuna kapsıyor yanıtını
verdiğinin anımsatılması üzerine, Kapsıyor,
aslında bu konuyu konuşmadık, ama kapsıyor veya çok
yakındır çünkü sayılar abartılmıştır. Bunu
sadece Kıbrıslı Rumlar değil onların teşvikiyle
yabancılar, raportörler, sona bizim kendi abartmalarımız...
Pireyi deve ettik şimdi de tahta kurusuna doğru çekmeye
çalışıyoruz... İnsancıl yanı dikkate
alınınca sorunun çözülebileceğini düşünüyorum.
Abartılan sayıların geçerli olmadığını
biliyorum çünkü...
TC KÖKENLİLER MASADA
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, TC kökenli KKTC
vatandaşları konusunu görüşmeye
başladıklarını söyledi. Hristofyas, görüşmenin
ardından başkanlık binasında gazetecilere
yaptığı açıklamada, Talat ile bu konuyu görüşmeyi
sürdüreceklerini belirtti.
Rum radyosunun haberine göre Ulusal Konsey toplantısına da
değinen Hristofyas, toplantıda siyasi partilerden
karşılıklı anlayış beklediğini ifade etti.
Dönüşümlü başkanlık, ağırlıklı oy ve TC
kökenli KKTC vatandaşları konusunda yapılan eleştirilerden
dolayı, bunlara Ulusal Konsey toplantısında açıklık
getirip getirmeyeceği sorusuna yanıt veren Hristofyas, bu
konuların açık olduğunu ifade ederek, Neden yaklaşık
bir yıl önce ortaya konulan Rum tarafının önerilerinden
kuşku duyulduğu sorusunu sordu.
STAR KIBRIS 25/11/09
Talat accuses state media of
sidelining him
By Simon Bahceli
TURKISH
Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday rounded on his own state
broadcaster Bayrak Radio and Television (BRT), accusing its directors of
shamefully hostile and manipulative broadcasting.
The state broadcaster has no right to bring on the most hostile people as
presenters to ridicule and abase our policy of reconciliation, Talat said
yesterday shortly after finishing the latest round of UN-sponsored
reunification talks with Greek Cypriot president Demetris Christofias.
I am extremely tolerant of a wide range of views, Talat said, but added: The
state broadcaster cannot ridicule state policy. It can criticise state policy,
but it cant ridicule it
Since its running was taken over by the right-wing National Unity Party (UBP)
in April, Talat has found himself increasingly at odds with state broadcaster
BRT. Yesterday he accused the UBP government of taking over the channel.
The BRT directors, headed by current prime minister Dervish Eroglus former
spokesman Ozer Kanli, recently came under fire from left-wing political parties
for seeking to implement a policy aimed at removing the Turkish Cypriot dialect
from TV and Radio broadcasts.
While not referring to the dialect issue yesterday, Talat complained that BRT
exaggerated the achievements of the government while pushing himself and
opposition parties out of the limelight. BRT had even gone so far as
interfering with his keynote speech during a military parade to mark the
anniversary of the breakaway state on November 15, he said.
As if the president held no importance at all, they kept putting a stream of
other news on the screen, Talat said, adding that BRT had tried many ways to
push him out of the picture.
Talats problem is that under the political system in the north, state
corporations are run by the party currently in power. Until April, Talats
former party the Republican Turkish Party (CTP) ran BRT. But now the UBP run
the corporation and are becoming increasingly hostile towards Talat and his aim
of creating a federal state jointly run by Greek and Turkish Cypriots. The
party strongly support the idea of two ethnically separate states on Cyprus.
Furthermore, the partys leader and current prime minister Dervish Eroglu
will try to remove Talat from the presidency in April next year.
Head of BRT Ozer Kanli was yesterday unavailable for comment.
CYPRUS MAIL 25/11/09
Bryant optimistic on progress
By Patrick Dewhurst
BRITISH Minister for Europe
Chris Bryant yesterday voiced optimism about the progress of Cyprus
negotiations.
Speaking to journalists and officials at the Ledra Palace yesterday, Bryant
said: "After a series of meetings this week, in particular with the two
leaders and key figures in the negotiations, I now feel much more
optimistic."
"This is partly because there will be an intensification of negotiations
in the coming weeks, and partly because of the trust between the two
leaders."
He added "With four people who are committed to finding a solution, in
Ankara, Athens and the two leaders here, there is a real possibility of
achieving a lasting solution."
He expressed his bemusement at the situation in Cyprus, saying "When I
went around the buffer zone I thought 'how does humanity end up tolerating this
type of Status quo?' All Europeans should hang there head in shame for allowing
a divided capital city to remain in Europe... This is madness, this must be
solved."
Asked to clarify the UK's position on Guarantor rights, Bryant said "We
believe very firmly that this process should run its course. If at any stage
the question of guarantees becomes a serious issue, we will not be a fly in the
ointment and if this is something people want us to address we will not stand
in the way of a resolution. It is in the interests of Cyprus and Europe."
Asked about Turkey's non-compliance with the 2004 Ankara Protocol, Bryant
reaffirmed Britain's long-standing commitment to realising Turkish accession
"We want it to look West not East. This is the key to the security of the
west, but also potentially an Asian tiger on our doorsteps, and we want it in
the EU. If we slam door on Turkish accession that will be a way of saying we do
not want Ankara to fulfil its obligations. We are keen to see the European
Union open the environmental chapter soon. This is in the direct interests of
all Cypriots."
When asked what made him think Turkey was receptive to British encouragement,
he likened the negotiations to a marathon race, in which we are nearing a stage
"Where the end is in sight. It is like the last few hundred metres when we
need to put all our energy into crossing the line. My experience is that (the
leaders) are determined, and have a good working relationship.
There is a level of trust there." He added that Turkey had volunteered to
sign the Ankara Protocol of its own free will and must implement it."
CYPRUS MAIL 25/11/09
National Council examines Turkish
accession
By Sebastian Heller
THE LATEST moves in
Turkeys accession course to join the EU were discussed yesterday by the
National Council.
We mainly talked on the EU-Turkey issue, and the parties were updated on the
progress of discussions [on the Cyprus problem] said government spokesman
Stefanos Stephanou It is obvious that the parties have their positions and
discussion was mainly on the other topic [of Turkish EU accession].
The Council was briefed by the President about his moves regarding this issue,
parliamentary action on the matter and contacts the Foreign Minister has had
with EU member states in respect of this issue.
Stephanou said that no decisions have been taken on this matter but there was
discussion.
President Christofias drafted a letter to be sent to the heads of state of the
other 26 EU member nations informing them of Nicosias formal position
regarding Turkeys accession process.
If Turkey does not fulfil its obligations then Cyprus will not allow it to pass
untroubled from the scheduled December EU evaluation process, the council
decided.
In December the EU Council has to evaluate if Turkey has met its obligations to
the EU, which include the opening of its ports and airports to vessels from the
Republic of Cyprus.
Regarding the ongoing peace talks between President Christofias and Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat, the spokesman said President Christofias
briefed the Council about the negotiations and a constructive discussion
followed. It was agreed to continue discussion on the property issue at the
level of a sub-committee, set up under the presidential adviser, where the
parties can table their positions and views.
After last weeks grandstanding by DIKO about Christofias position at the
talks, party leader Marios Garoyian yesterday said The position of my party is
that we are against [it]. He went on to say that from such a basic position of
disagreement there was no point discussing alternative suggestions or offering
possible changes. Im sorry, did you think our differences were submitted just
like that, lightly? There is a thought process behind them, a specific
analysis. he said.
Prior to the National Council meeting other parties have expressed dissenting
viewpoints on some of the specific points of the proposed solution to the
Cyprus problem put forward by President Christofias regarding provisions for a
rotating Presidency, weighted voting, the residency question and the mechanism
for resolving disputes.
These things are completely clear for me, subjects which have been stated as
positions of the Greek Cypriot side for over a year now. When they are
questioned today, I ask myself Why? said President Christofias prior to the
commencement of the National Council, after his meeting yesterday morning with
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat. He asked for mutual understanding
prior to the meeting, saying that many things were being said publicly.
There are areas where there is a mutual understanding. There are areas where
differences remain, said Nicos Anastasiades, President of DISY. Summing up the
course of yesterdays meeting he said There was a briefing, an eponymous
dialogue I should say, on the progress so far of the Cyprus talks.
The next meeting of the National Council is scheduled for December 4.
CYPRUS MAIL 25/11/09
![]()
Diğer izolasyonların yanı sıra siyasi
olarak da izole etme çabası içindeler.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Avrupa ülkelerinin Lefkoşa
büyükelçileriyle öğle yemeğinde bir araya geldi.
Cumhurbaşkanlığında gerçekleştirilen yemekte
büyükelçilere, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak
amacıyla iki lider arasında sürdürülen müzakerelerle ilgili
Kıbrıs Türk tarafının görüşleri anlatıldı.
Yemeğe katılan İsviçre dışında tümü AB üyesi olan
ülkelerin büyükelçileri şunlar: AB Dönem Başkanı İsveçin
Lefkoşa Büyükelçisi Ingemar Lindahl, Avusturya Lefkoşa Büyükelçisi
Martin Weiss, Çek Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçisi Jan Bondy, Danimarka
Lefkoşa Büyükelçisi Bent Wigotski, Finlandiya Lefkoşa Büyükelçisi
Ritta Resch, İtalya Lefkoşa Büyükelçisi Luigi Napolitano, Hollanda
Lefkoşa Büyükelçisi Jan Eric Van Den Berg, İngiltere Yüksek Komiseri
Peter Millet, Polonya Lefkoşa Büyükelçisi Powel Dobrowolski ve
İsviçre Lefkoşa Büyükelçisi Peter Vogler.
SİYASİ OLARAK DA İZOLE ETME ÇABASI
Bu arada Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca
yemekten önce düzenlediği haftalık basın brifinginde,
Cumhurbaşkanı Talatın bugün düzenlediği öğle
yemeğine katılacak olan büyükelçilerin Rum yönetimi tarafından
tepki gördüğünün, ayrıca AB dönem başkanı İsveçe nota
verildiğinin anımsatılması üzerine, Rum tarafının
bu yemeği engelleme çabasının kabul edilemeyeceğini ve
bunun en hafif tabiriyle ayıp olduğunu söyledi.
Erçakıca, Kıbrıs konusunda Kıbrıs Türk tarafı
olarak AB ve dünya ülkesi ülkelerin büyükelçileri ve yetkilileriyle temas
halinde olduklarını ve kendilerini süreçle ilgili sürekli
bilgilendirdiklerini ifade ederek, bugün de aynı amaçla Avrupa ülkelerinin
Lefkoşa büyükelçileriyle öğle yemeğinde bir araya geleceklerini
anlattı.
Ancak Rumların bu yemeği engellemek için faaliyette bulunduğuna
işaret eden Erçakıca, bunun en hafif tabirle ayıp
olduğunu, çünkü Rumların Kıbrıs Türk tarafının AB
ülkelerine müzakerelerle ilgili gidişatı anlatmasının ve
çözüme ilişkin görüşlerini aktarmasını engellemeye çalışmasının
kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Erçakıca, Rumların İsveçe nota vermesinin Kıbrıs Türk
tarafını spor, kültür, limanlar ve diğer izolasyonların
yanı sıra siyasi olarak da izole etme çabasında olduğunu
gösterdiğini ifade ederek, Biz buna boyun eğmeyeceğiz.
Aslında bu çabalar ve girişimler Kıbrıs sorununun ne
olduğunu da gösteriyor. Rumlar, Kıbrıs Cumhuriyeti ve
haksız elde ettiği AB üyeliği olanaklarını
kullanıyor, bunu herkes dikkatle izlemeli ve görmeli dedi.
Erçakıca, bir soru üzerine Rumların bu girişimleri sonucu
bazı ülkelerin büyükelçilerinin daha önce yemeğe geleceklerini
bildirmelerine rağmen bugün bazı mazeretler göstererek yemeğe
katılmadıklarını da söyledi.
STAR KIBRIS 26/11/09
![]()
Sona yaklaşıyoruz, bu sorun çözülmek zorunda,
çözülecek. Nisana kadar anlaşmaya varma ümidi hala var.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerde sona gittikçe
yaklaştıklarını, bunun kesin olduğunu belirterek, Bu
sorun çözülmek zorundadır, çözülecektir; ancak bu çözümün ne zaman ve
hangi koşulların zorlamasıyla gerçekleşeceği henüz tam
olarak netleşmiş değil. Fakat Kıbrıs sorununun
çözümünden başka çare yoktur dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, nisan ayında yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçimine kadar anlaşmaya
varılması ümidinin hâlâ var olduğunu kaydederek, ocak
ayında müzakereleri hızlandırma hedefleri bulunduğunu
söyledi.
Talat, Avrupa Birliğinin (AB) de, Birleşmiş Milletlerin (BM)
de Kıbrıs sorununda çözüm istediğini, dünyanın bu sorundan
bıkıp usandığını ifade ederek, Bence bu sorunun
ömrü dolmaktadır. Kim ne derse desin, bu sorun çözümlenmek
zorundadır, çözümlenecek. Tabi nasıl çözümlenecek, bütün mesele
oradadır diye konuştu.
Çözümsüzlüğün yarattığı belirsizliğin göç yanında
birçok soruna yol açtığına işaret eden
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hayatın tüm alanlarına
bakıldığında Kıbrıslı Türkler için
Kıbrıs sorununun çözümünün şart olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat, önceki gece Vadili köyünü ziyaret ederek
köylülere müzakerelerle ilgili bilgiler verdi, sorularını
yanıtladı. Cumhurbaşkanına eşi Oya Talat da
eşlik etti.
Sapsızoğlu: göçün durması için
Vadili Spor Kulübünde yer alan ve çok sayıda köylünün
katıldığı toplantının başında
konuşan Vadili Belediye Başkanı Şahin Sapsızoğlu,
Kıbrıs nereye gidiyor konusunda ve yıllardır göç veren
bölgelerinde göçün durması için neler yapılması gerektiği
konusunda Cumhurbaşkanını dinlemek için davet ettiklerini
söyledi. Sapsızoğlu, Vadililerin Kurban Bayramını da
kutladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat halkın Kurban
Bayramını kutlayarak başladığı
konuşmasında, yoksul insanların desteklenmesi amacıyla
İslam âleminin kutsal bayramının dostluk, kardeşlik
duygularıyla kutlandığını söyledi.
Talat, yatırım olmaması, kırsal kesim arazisi
dağıtılmaması nedenleriyle bölgeden göç
yaşandığını, tüm bunların ana nedeninin ise
Kıbrıs sorunu olduğunu kaydederek, çözümün daha da önemli hale
geldiğini vurguladı.
Çözümden başka çare yok
Cumhurbaşkanı Talat, müzakerelerde sona gittikçe
yaklaştıklarını, bunun kesin olduğunu belirterek, Bu
sorun çözülmek zorundadır, çözülecektir; ancak bu çözümün ne zaman ve
hangi koşulların zorlamasıyla gerçekleşeceği henüz tam
olarak netleşmiş değil. Fakat Kıbrıs sorununun
çözümünden başka çare yoktur dedi.
Göçün nedeni belirsizlik
Kıbrıs Türk halkının İngiltereye ve diğer
ülkelere göç vermesinin nedeninin belirsizlik olduğunu ifade eden Talat,
Kıbrıslı Türkler açısından belirsizliğin çok kötü
olduğunu, bundan kurtulmak gerektiğini söyledi.
Sadece bu nedenle bile Kıbrıs sorununu çözmek istememiz
anlaşılırdır diyen Cumhurbaşkanı Talat,
izolasyonlar, ekonomik kısıtlamalar, uluslar arası temas
olamaması, üretilenlerin yurt dışına
satılamaması, yurt dışıyla ancak Türkiyenin
aracılığıyla bazı temaslar kurulabilmesi gibi acı
çektiren sorunların tümünün Kıbrıs sorunundan
kaynaklandığını anlattı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk
bankalarının kara para aklamakla suçlandığını,
böyle bir şey olmadığını söyleyerek
Cumhurbaşkanlığının da çalışmasıyla
yasa hazırladıklarını, büyük gürültülerle yasanın
geçtiğini ve bunun üzerine kara para aklayan ülkeler listesinden
çıkıldığını anımsattı. Talat,
izolasyonlardan dolayı KKTCdeki bankaların bankalar arası
havalede kullanılan numarası olmadığı için havale
yapamadığını, sıkıntı
yaşandığını, uluslar arası alanda kredi
bulamadığını ifade etti.
Hayatın hangi alanına bakarsanız bakın bizim için
Kıbrıs sorununun çözümü zorunluluktur diyen Talat, dünya gücü
haline gelen Türkiye açısından da Kıbrısın her zaman,
her adımında ayağına takıldığını
söyledi ve örnekler verdi.
AB de, BM de çözüm istiyor
Cumhurbaşkanı Talat, ABnin de Güney Kıbrısı üye
aldıktan sonra iç meselesi haline gelen Kıbrıs sorununu çözmek
istediğini, BMnin de bu işin peşinde olduğunu kaydederek,
şöyle konuştu:
Kısacası dünya bu sorundan bıktı, usandı. Bence bu
sorunun ömrü dolmaktadır. Kim ne derse desin, bu sorun çözümlenmek
zorundadır, çözümlenecek. Tabi nasıl çözümlenecek, bütün mesele
oradadır. İşte onu tayin edecek şimdilik sadece biz
görünüyoruz. Şimdilik diyorum çünkü bir dünya sorunu olan bu sorunun
uluslar arası toplumun da ilgisini çekeceği ve daha fazla müdahil
olacağı günler mutlaka gelecektir. Hatırlayın 2002de ve
2004te bu oldu. BM plan sundu, genel sekreter boşlukları da ben
dolduracağım dedi, bir plan çıktı ve sunuldu.
İşte o sırada Kıbrıs Türkü önemli bir
değişim yaşadı. O büyük değişim, çözüm
planına evet demesi dünyada Kıbrıs Türküne
bakışı değiştirdi. Türkiyeye bakışı da
değiştirdi. Bu da çok önemlidir. Türkiye bugün Güvenlik Konseyi
üyesidir, Kıbrıs sorunu da Güvenlik Konseyinin değişmez
gündem maddelerinden biridir. Türkiye en çok oyu alarak Güvenlik Konseyi
üyeliğine seçildi, çünkü Kıbrıs Türkünün Evetiyle Türkiye
çözüm istediğini gösterdi.
Kıbrıs Türk tarafını artık kimse suçlamıyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk
tarafını artık kimsenin suçlamadığını,
suçlayamadığını da vurguladı.
Kıbrıstaki AB büyükelçilerine verdiği yemeğin Rum
Yönetimince engellenmek istenmesine değinen Talat, 15 büyükelçinin davet
edildiğini, 11inin katıldığını anlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorunundaki görüşlerini
dinleyen bu büyükelçilerden hiçbirinin bu konuda hatalısınız,
şöyle demeniz, yapmanız lazım demediğini,
diyemediğini kaydetti. Bu bakımdan ciddi bir rahatlama içinde
olduklarını, fakat çözümsüzlüğün getirdiği
olumsuzlukların sürdüğünü belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, göç, ekonomik zorluk, izolasyonlar, direkt uçak seferleri
yapılamaması, Mağusa Limanına gelen gemilerin navlun
ücretlerini yüksek tutması sonucu ekonomiye pahalılık getirmesi
gibi bir sürü sorunun devam ettiğini anlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, Bütün iyileşmelere rağmen bu bize
yetmiyor, bizim için çözüm kaçınılmazdır diyerek, çözüm
istemenin teslim olmak, haklardan feragat anlamına gelmediğini
vurguladı.
BM parametrelerinde uzlaşılacak noktaların varılacak
çözümün temelini oluşturacağını kaydeden
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerde garanti ve ittifak
anlaşmaları (güvenlik ve garantiler) ve toprak-harita
konuları dışındaki her konuyu görüştüklerini; en büyük
sorun olan mülkiyeti de görüşmeye başladıklarını
söyledi.
Proaktif politika
Talat, Kıbrıs Türk tarafının Türkiyeyle birlikte öneriler
yapıp, yeni fikirler, çabalar ortaya koymayı ve görüşme sürecini
hızlandırmayı içeren proaktif bir politika sürdürdüğünü
belirtti. Talat, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğanın
geçenlerde BM Genel Sekreteriyle görüşmesinde yine
Kıbrısı gündeme getirdiğini ve daha fazla müdahil
olması gerektiğini anlattığını; ABD
Başkanı Obamayla 7 Aralıkta yapacağı görüşmede
de benzer şeyler söyleyeceğini kaydetti.
Türkiyenin her platformda Kıbrıs sorununu gündeme getirerek çözüm
istekliliğini vurguladığını ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, kendilerinin de uluslararası alanda benzer
girişimler yaptıklarını, yakında İngiltereye
gideceğini, kesinleşmemekle birlikte İngiliz
Başbakanıyla görüşeceğini, İngilterenin garantör
ülke olması ve Türkiyenin AB sürecini desteklemesinden dolayı ilgi
göstermesinin önemli olduğunu anlattı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerde yakınlaşma
sağladıkları konular hakkında bilgiler vererek, mülkiyette
ise malları kategorilere ayırdıklarını, şimdi her
bir çeşit mal için nasıl bir mülkiyet rejimi oluşturulacağını
konuşacaklarını bildirdi.
Talat, birinci turda anlaşamadıkları konuları ikinci turda
ele almaya başladıklarını, doygunluk havası
olduğu için yeni fikirler ve açılımlar gerektiğini
vurguladı. Aralık ve ocakta müzakerelerin ciddi bir ivme
kazanabileceğini düşündüklerini belirten Cumhurbaşkanı
Talat, ilk ciddi dönemecin Türkiyenin AB sürecinde uygulamalarının
gözden geçirileceği aralık ayı olacağını, ancak
AB yetkililerinin bu konuda bir kaza olmayacağına
inandığını belirtti.
İkinci ciddi dönemecin ise nisan ayındaki
cumhurbaşkanlığı seçimleri olacağını
kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, kendilerinin müzakereleri seçimlere
kadar bitirmeyi hedeflediklerini hatırlattı. Talat, nisan ayına
kadar hâlâ ümit olduğunu dile getirerek, ocakta hızlandırma
olursa nisana kadar ciddi yol alınabileceğini söyledi.
Seçim kapmanyası ve görüşmeler
Talat, Nisandaki cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik
kampanyanın, müzakere sürecine zarar verme ihtimali ortaya çıkarsa
görüşmeleri bir süreliğine durdurmak da gerekebileceğini
belirterek, bir an önce ilerleme sağlamak için
çalıştıklarını ifade etti. Cumhurbaşkanı
Talat, Umarım ki bunu başarırız ve seçim günü gelmeden
önemli ilerlemeler sağlamış oluruz dedi.
STAR KIBRIS 28/11/09
![]()
Türkiye Dışişleri Bakanı
Davutoğlu: (Kıbrıs sorunu) Meselenin çözümü tek taraflı
olarak Türkiye üzerine baskı yapmak değil, nihai çözüm
Kıbrıs'ta kapsamlı, adil ve kalıcı bir çözümdür.
İsveç Dışişleri Bakanı Bildt: Kıbrıs'ta
sorun iki ülke liderleri arasındaki diyalogla çözülmeli. Kıbrıs
sorununun çözümü Türkiye'nin AB üyeliği sürecini olumlu etkiler.
Türkiye Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Bağış:
Neredeyse fasıllarımızın yarısından
fazlasını müzakere edemeyecek durumda bırakılmış
olmamız, haksızlıktır.
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Avrupa
Birliğinin Kıbrıs meselesine tek bir parça olarak değil,
bütünlük içinde bakması gerektiğini söyledi. Önceki gün
gerçekleşen Türkiye-AB Troykası Bakanlar Toplantısının
ardından basın toplantısı düzenlendi.
Davutoğlu, bir gazetecinin, ''Toplantıda Kıbrıs konusundaki
son gelişmeler ele alındı mı?'' şeklindeki sorusu
üzerine de Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki pozisyonunun açık
olduğunu ifade ederek, ''2004'teki çözüm kabul edilmiş olsaydı,
bugün ek protokol diye bir meselemiz olmayacaktı. Kapsamlı çözüm
konusuyla bu mesele ortadan kalkacaktır. Meselenin çözümü, tek
taraflı olarak Türkiye üzerine baskı yapmak değil, bu meselenin
nihai çözümü Kıbrıs'ta kapsamlı, adil ve kalıcı bir
çözümdür. Bu nedenle AB'nin meseleye tek bir parça olarak değil, bütünlük
içinde bakmasının uygun olduğunu düşünüyoruz'' dedi.
Bağış: haksızlık
Türkiye Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış
ise haksız şekilde Türkiye'nin önüne çıkarılan siyasi
engellerin Türk kamuoyu üzerinde olumsuz etki yarattığını
özellikle belirttiklerini bildirdi.
Toplantısı'nda, Türkiye-AB ilişkilerinin hemen hemen her
boyutunun ele alındığını belirten Bildt, Türkiye'nin
tam üyeliğe giden yolda hem kendi içindeki reformları
gerçekleştirme hem de katılım müzakerelerini sonuçlandırma
konusundaki azminin bir kez daha ortaya koyulduğunu söyledi.
Bağış, bir gazetecinin, ''(Müzakerelere siyasi baskılar
nedeniyle başlanamıyor) derken neyi kastettiniz?'' sorusu üzerine,
şunları kaydetti:
''Bildiğiniz gibi Türkiye'nin 11 faslı açıldı,
diğerlerini de açma çalışmalarını yürütmekteyiz. Ancak
bazı siyasi sebepler ve bazı ülkelerin kendi tercihleri nedeniyle 17
faslı açamıyoruz. Neredeyse fasıllarımızın
yarısından fazlasını müzakere edemeyecek duruma
bırakılmış olmamız haksızlıktır. Hiçbir
ülkenin müzakerelere başvurmasından sonra 45 yıl geçtiği
görülmemiştir. Ama Türkiye sabırlıdır, bu engelleri de
aşacaktır. Müzakerelere başlamış her ülke gibi Türkiye
de müzakereleri bitirecektir.''
Bildt
İsveç Dışişleri Bakanı Bildt, üyelik sürecinin biraz
ağır ilerlediğini, ama büyük bir kararlılıkla devam
ettiğini ve Türkiye'nin çizdiği bu kararlı tutumdan büyük
memnuniyet duyduklarını aktardı.
Kıbrıs konusuna da değinen Bildt, Kıbrıs'ta sorunun
iki ülke liderleri arasındaki diyalogla çözülmesi gerektiğini
belirterek, Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin AB üyeliği
sürecini olumlu etkileyeceğini kaydetti.
Türkiye'nin komşu ülkeler ve Orta Doğu'daki politikalarını,
ara buluculuk çalışmalarını yakından takip ettiklerini
anlatan Bildt, ''Türkiye'nin bölgede gösterdiği politikalardan çok mutlu
oluyoruz ve önemli bir rol oynuyor'' diye konuştu.
İsveç Dışişleri Bakanı Bildt özellikle demokratik
açılım konusuna özel önem veriyoruz ve yakından takip ediyoruz.
Bu açılımın Türkiye'yi AB'ye daha
yakınlaştıracağına inanıyoruz'' dedi.
Rum basınındaki yankısı
İstanbulda önceki gün bakanlar düzeyinde gerçekleştirilen Türkiye-AB
Troykası toplantısı ve Türkiye Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlunun Troyka karşısında
Kıbrıs sorunuyla ilgili yaptığı açıklamalar
bugünkü Rum basınında geniş yer buldu.
Gazeteler habere şu başlıklarla yer verdiler:
- Haravgi: Troyka-Türkiye: Dün Kıbrıs Sorununu Görüştüler
- Politis: Federasyon Çözümünden Bahsetti -Türk Dışişleri
Bakanı AB Troykası Karşısında Siyasi
Eşitliğe Dayanacak İki Kesimli-İki Toplumlu Federasyonu
Savundu -Ahmet Davutoğlu Ankaranın; Siyasi Çözümün Ardından
Kıbrıs Karşısındaki Avrupa Yükümlülüklerini Yerine
Getireceğine Netlik Kazandırdı; Aynı Zamanda Avrupa
Birliğini; Adanın Sınır Problemleri Çözümlenmemiş Bir
Şekilde Birliğe Katılımından Ötürü de Eleştirdi
- Simerini: Davutoğlu: Protokol Çözümden Sonra
- Fileleftheros: Kıbrıs Kökenli Yükümlülükler Yok
Davutoğlu,
Troykaya İlk Önce Çözüm Sonra Limanların Açılması Dedi
- Alithia: Ahmet Davutoğlu: Çözüm Limanları Açacak... Eğer 2004
Yılında Kıbrıs Sorununa Çözüm Bulunmuş Olsaydı
Şu an Protokolün Uygulanması Sorunu Olmayacaktı
- Mahi: Ankaranın AB Troykası Karşısındaki
Talepleri: Kıbrıs Sorununun Çözümü, Akdenizde İstikrar
STAR KIBRIS 28/11/09
![]()
APde Yeşillerin
müdahalesiyle, çözüm için sadece Türkiyeye değil, tüm taraflara
çağrı yapılması, Güneyde Türkiyeyi aklama
kağıdı olarak değerlendirildi.
AB Dönem Başkanı İsveçin; Türkiyeye yaptırımlarda
bulunulması konusunda Avrupadan bir karar çıkmasına
kapıyı kapama, aynı zamanda Ankarayı Kıbrıs
sorunundaki suçlarından arındırma çabalarının
Lefkoşayı tek taraflı önlemler almaya sevk ettiği
belirtildi.
AB Dönem Başkanı İsveçin, Avrupa Birliğine üye ülkelere
sunduğu Türkiyeyle ilgili karar taslağının
Kıbrıs Cumhuriyetine tepki göstermekten başka imkân
bırakmadığını ileri süren Fileleftheros gazetesi, Rum
tarafının; büyükelçi Andreas Mavroyannis
aracılığıyla AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER)
toplantısında karar taslağına ilişkin
itirazlarını, özellikle 3 aşamada dile getirmesinin
beklendiğini kaydetti ve şöyle devam etti:
- Ankaranın; Protokolü uygulama ve Kıbrıs Cumhuriyetiyle
ilişkilerini normalleştirme konusunda en küçük bir şey bile
yapmadığının farkında olmasına bağlı
olarak, Karar taslağında Türkiyeye yaptırımlar
dayatılması konusunda önerilerde bulunulmaması,
- Türkiyenin yükümlülükleriyle ilgili ifadenin ve Türkiyenin
yükümlülüklerinin çıkmaz ayın son çarşambasına belirsiz
bir şekilde havale edilmesi,
- Ankaranın Kıbrıs sorunundaki suçlarından
arındırılması ve Ankaranın Kıbrıs sorununun
adil çözümüne ilişkin sözde etkin katkısıyla ilgili ifade.
Tek Taraflı yaptırımlar
Gazete haberini iç sayfalardan Tek Taraflı Yaptırımlar Yolu
İsveç Karar Taslağı Lefkoşayı
Başlıkların Dondurulmasına Sevk Ediyor
Bugünkü COREPER
Toplantısında Siyasi Düzeyde Mücadele Verilecek
başlıklarıyla yayımlamaya devam ederken, kendi ifadesiyle
AB Dönem Başkanı İsveçin Türkiyeyle ilgili kabul edilemez
karar taslağının Rum tarafını; Türkiye aleyhinde tek
taraflı önlemler almaya yönelttiğini yineledi.
AB Dönem Başkanı İsveçin, Lefkoşa istediği ve
Taslağa ortak imza koyduğu takdirde; taslakta bir takım önemsiz
değişikliklerde bulunulmasını ortaya koymaya hazır
olduğunu kaydeden gazete, bilgileri elde ettiğini belirttiği
kaynağa dayanarak İsveçlilerin takdim etmeye hazır
oldukları sözde hediyelerin; şu an ya da uygun bir zamanda hiçbir
şekilde Türkiyeye karşı yaptırımlar
dayatılması konusunu ortaya koymasının veya bunu kast
etmesinin söz konusu olmadığını yazdı.
Güvenilir kaynaklara dayanarak, konunun diplomatik düzeyde değil fakat ya
7-8 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilecek AB
Dışişleri Bakanları toplantısı ya da 10-11
Aralık tarihlerinde gerçekleştirilecek AB Zirvesinde siyasi düzeyde
çözülmesinin söz konusu olduğunu belirten gazete, bu nedenle bugünkü
COREPER toplantısına ilişkin beklentilerin
sınırlı olduğunu kaydetti.
AP aklama metni
Gazete, Avrupa Parlamentosundan Temiz Kâğıdı
Türkiye
İçin Zafer, Kıbrıs İçin Yenilgi
başlıklarıyla verdiği haberinde ise, Avrupa
Parlamentosunun; genişleme stratejisi çerçevesinde önceki gün,
yaptırımlara ilişkin tavsiyeler, aynı zamanda Aralık
ayı dönüm noktası ve değerlendirmeye ilişkin ifadeler
olmaksızın Türkiye için bir aklama metni (temiz
kağıdı) onayladığını bildirdi.
Gazete, Avrupa Parlamentosu genel kurulu tarafından onaylanan
paragrafın; Türkiyenin; Ek Protokolden doğan yükümlülüklerini
yerine getirmemeye devam etmesinden dolayı üzüntü belirttiğini ve
Türkiyeyi tam anlamıyla ve ayrımlar gözetmeksizin protokolü
uygulamaya çağırdığını belirtti.
Metindeki Kıbrıs sorunuyla ilgili ifadelendirmenin Avrupalı
Yeşillerin değişiklik önerisinin benimsenmesinin ardından
olumsuz bir yön aldığını savunan gazete, bu sayede
Kıbrıs sorununun çözümüne sadece Türkiyenin değil, fakat konuya
müdahil tüm tarafların katkıda bulunmaya çağrıldıklarını
belirtti. Gazete, bu şekilde dikkatlerin Rum tarafı ve
Kıbrıs Türk tarafının da üzerine çekildiğini ve
Üçünün de aynı sepete konulduklarını kaydetti.
Bu arada Avrupa Parlamentosunun; Türkiyeyle ilgili Enerji
başlığının açılmasında ısrar ettiği
belirtildi.
Stefanu: acele etmeyelim
Rum hükümetinin konuya ilişkin ilk tepkisinin dikkatli olduğunu
yazan gazete, Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanunun konuyla ilgili
açıklamasında Rum tarafının COREPER ve AB
Dışişleri Bakanları Konseyinde göstereceği tepkiye
atıfta bulunarak acele etmemelerini istediğini belirtti.
Rum tarafının; Kıbrıs sorununun çözümünün ileriye
götürülmesi için ortaya koyduğu stratejik hedefin hayat geçirilmesine
yardımcı olunmasına yönelik güçlü siyasi mesajlar ve pratik
önlemler ortaya çıkmasını istediğini kaydeden Stefanu,
daha ilerisi için Rum tarafının konuyla ilgili çizgisinin
şekilleneceği 4 Aralıktaki Rum Ulusal Konseyi
toplantısına gönderme yaptı.
Hükümetin endişeli olup olmadığının sorulması
üzerine ise Stefanu, Mesele; doğru gidişata yönelik olarak
nasıl faaliyet göstereceğimizi görmemizden ibarettir ve hükümet de
bunu yapıyor dedi.
AKELden müdahale
Gazete, yukarıdaki ara başlıkla verdiği haberinde ise,
AKELin Avrupa Parlamentosundaki milletvekillerinin en baştan
Kıbrısın ve AKELin ilkelere dayanan tezlerini ortaya koyarak
taslağa ilişkin değişiklik önerileri
sunduklarını; ilgili raportörün de değişiklik önerilerinin
bir kısmını kabul ettiğini kaydetti.
Gazete, haberde ismi belirtilmeyen AB raportörünün bu değişiklik
önerilerinin bir kısmını kabul etmesinin; Türkiyenin tam
anlamıyla ve ayrımlar gözetilmeksizin protokolü uygulamaya ve
Kıbrıs sorununun çözümüne aktif bir şekilde destek olmaya
çağrılması sonucunu doğurduğunu belirtti.
Gazete, Avrupalı Yeşillerin ortaya koyduğu ve onaylanan
değişiklik önerisiyle ilgili olarak ise AKELin hayal
kırıklığı ifade ettiğini kaydetti.
DİSİ üzüntü duymuş
Ana Muhalefet DİSİnin Başkanı Nikos Anastasiadis ise
açıklamasında AB Dönem Başkanı İsveçin Türkiyeyle
ilgili ortaya koyduğu karar taslağının içeriği
hakkında üzüntü duyduğunu belirtti.
Gazete, DİSİnin değerlendirmeleri ve öngörülerinin
doğrulandığını söyleyen Anastasiadisin,
ihtiyatlı bir politika olmaksızın son anda gerçekleştirilen
manevralarla aleyhlerinde yaşanan gelişmelerin tersine
çevrilemeyeceğine işaret ettiğini kaydetti.
Gazete, Anastasiadisin bu yüzden hükümeti; DİSİ partisinin Ulusal
Konseyde ortaya koyduğu önerileri değerlendirmediği için
eleştirerek, oluşan sahnenin yıkılması için
nasıl gerçekçi önkoşullar şekillendirecekleri konusunda
düşünmeye davet ettiğini ifade etti.
EDEK, DİKO, EVRO.KO ve Çevreciler de İsveçe yüklenen
açıklamalar yaparak, (Güney) Lefkoşanın kırmızı
ışık yakacağını ne şekilde
açıklamasını istediler.
STAR KIBRIS 28/11/09
![]()
Rum meclisinin, önceki günkü toplantısında TC
kökenli KKTC vatandaşları konusunu görüştüğünü ve bu konunun
Avrupada en iyi şekilde öne çıkartılması için Cuco ve
Laakso raporlarının değerlendirilmesi gereğine işaret
ettiğini bildirdiler.
Haberi 2030da Türk Yerleşikler Yarım Milyon Olacak...
Kıbrısın Tamamının Kansız Alınması
Tehlikesi başlığıyla yansıtan Simerini gazetesi, bu
konunun, DİKO Meclis Grup Başkanı Andreas Angelidisin talebiyle
gündeme alındığını kaydetti.
Rum meclisinin TC kökenli KKTC vatandaşlarını kolonizasyon
politikasının parçası olarak gördüğünü ve kolonizasyonun
insanlığa karşı işlenen savaş suçu olduğu,
bu konunun Avrupada en iyi şekilde öne çıkartılması için
Cuco ve Laakso raporlarının değerlendirilmesi gereğine
vurgu yaptığını belirten gazete özetle şunları
yazdı:
Andreas Angelidis, Kıbrıs Cumhuriyetinin; ülkedeki demografik
dengenin yeniden tesis edilmesini talep etmek için elinde bulunan yasal
silahları detaylı olarak anlattı. Türkiyenin, siyasi
kazanımlar elde etmek için Kıbrısın demografik
oluşumunu değiştirmeye yönelik siyasi proje uygulamakta
olduğunu söyleyen Angelidis, yerleşiklerin mevcudiyetinin, 4üncü
hükümetler arası başvuru, Dimadis davası ve diğer vakalarda
hali hazırda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
tarafından kınandığını, ancak bu hukuki
sonuçların siyasi yansıması olmadığını
belirtti.
Kolonizasyona meşruiyet
Angelidis, kolonizasyona meşruiyet kazandırmaya çalışan
işgal rejiminin tepkisine rağmen bizim tarafın, ülkeyi uluslar
arası hukuk ve Avrupa hukuku temelinde savunarak ilkelerde ısrar
etmesi gerektiğine işaret etti. Kıbrıs sorununun bir iç
anlaşmazlık değil; istila ve işgal, insan hakları
ihlali sorunu olduğunu söyleyen Andreas Angelidis, kolonizasyonun
işgalin bir parçası, insanlığa karşı
işlenmiş savaş suçu olduğunu, bunun 1949 Cenevre
Sözleşmesi tarafından böyle
karşılandığını anlattı.
Angelidis, kolonizasyonun silinmediğini, insani nedenlerin de
yerleşiklere Kıbrıs toprağına yayılma ve siyasi
sonuçlar üretme hakkı vermediğini vurguladı ve Küçük ve güçsüz
olabiliriz, ama adaletin üstün geleceği beklentisiyle, ilkeler temelinde
yönetmek zorundayız dedi.
AKEL Milletvekili Aristofanis Georgiu, Türkiye üzerinden yapılmaya
çalışılan kolonizasyonu ve demografik değişimi
kınadı. Ancak Başkan Hristofyasın, önerisini,
yerleşik akımını durdurmak ve Türkiyenin işgali
sağlamlaştıran politikasını engellemeyi başarmak
için yaptığını söyleyen Georgiu şunları ekledi:
Eroğlu iki halk ve iki demokrasiyle ilgili açıklamalarıyla
müzakere çabasının altını oymaya çalışıyor.
Başkan vatanseverlikle, daha eski önerilere dayanarak; bizim tarafın
insani nedenlerle Kıbrısta kalmalarını kabul ettiği
yerleşiklerin sayısını daraltmaya
çalışıyor.
Hrsitofyas da suçlandı
EURO.KO Meclis Grup Sözcüsü Rikkos Erotokritu çok sert bir üslup kullanarak;
kolonizasyon akışının bir bölümünün kabul edilmesine
ilişkin aleni açıklaması dolayısıyla Başkan
Dimitris Hristofyası eleştirdi. Tek bir yerleşiğin bile
devamlı olarak toprağımızda kalma ve yayılma
hakkı yoktur diyen Erotokritu şöyle devam etti:
Yerleşikler savaş suçunun ürünüdür ve doğum oranına göre,
Kıbrısın tamamını alma tehlikesini
barındırıyorlar. Yerleşikler ortalama 5 çocuk
doğururken Kıbrıslı Rumlar aile başına 1.5 çocuk
yapıyor. Başkan Hristofyas, müzakerelerin başında yerleşiklerle
ilgili öneriler sundu ve şimdi müzakere masasında bu
yükümlülüğünü genişletmek zorunda kalacak. Halkın yüzde 80i bu
önerilere karşıdır ve müzakere edenler bunu ciddiyetle dikkate
almalıdır. Çünkü bir aşamada halk değerlendirmesiyle
karşı karşıya kalacaklar. Yerleşiklere daimi ikamet
statüsü verilemez. Korkunç senaryo; 2030da kayıtlı (vatandaş
yapılmış) yerleşiklerin işgal bölgelerinde yarım
milyonu aşacağını söylüyor
Fileleftheros Yerleşikler Kıbrısın Temellerine
Konulmuş Bombadır... ABden Müdahale İsteniyor... Dün Mecliste
Görüşüldü başlıklı haberinde Rum meclisi toplantısında;
TC kökenli KKTC vatandaşlarının Kıbrıs sorununa çözüm
bulunmasının önündeki en büyük engel olduğu da iddia edildi.
STAR KIBRIS 28/11/09
![]()
Londrada temaslarda bulunan Rum Yönetimi Lideri Hristofyas
LGRye yaptığı açıklamada Türk tarafını ve
Cumhurbaşkanı Talatı doğrudan müzakereler prosedürünü
hakemliğe sürüklemekle suçladı.
AB üyesi 26 devlet başkanına gönderdiği mektuplarda Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talata yönelik çok ciddi suçlamalarda bulunan Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasın, Londrada yayın yapan Rum
radyosuna (LGR) yaptığı açıklamada Türk tarafını
ve Cumhurbaşkanı Talatı doğrudan müzakereler prosedürünü
hakemliğe sürüklemekle, suçladığı bildirildi.
Alithia gazetesi haberi Hristofyasın Çok Ciddi Suçlamaları... Talat
Aleyhime Oyun Oynuyor... Hristofyas 26 Lidere Mektup Göndererek Onlara,
Muhatabının Oyuna Karıştığı Bilgisini Verdi
başlık ve spotlarıyla yansıtan gazete özetle
şunları yazdı:
Başkan Hristofyas AB liderlerine gönderdiği mektupla; son haftalarda
Türkiyenin, müzakerelerdeki gecikmelerin sorumluluğunu
Cumhurbaşkanına yükleme oyununa giriştiği şikayetinde
bulundu ve Maalesef Kıbrıs Türk toplumunun lideri ve müzakerecisi
Mehmet Ali Talat da bu oyunun içindedir dedi.
Başkan Hristofyas öneki gün LGRye yaptığı açıklamada,
müzakerelerde daha alınması gereken çok yol olduğunu belirterek;
Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı müzakere masasındaki
tavrını değiştirmezse, yine çözüm olmadan zaman geçecek,
bunu bilinçli söylüyorum ifadesini kullandı, müzakerelerin
gidişatıyla ilgili şunları söyledi:
Türkiye ve dostum Talat -muhatabımı kastediyorum- tarafından
çok defalar; kendi aramızda çözüm bulamayacağımız, uluslar
arası unsurun etkin müdahalede bulunarak hakemliğe ve takvimlere
varılması yönünde söylendiğini işitiyorum. Kıbrıs
sorununun çeşitli yönlerinde katı, daha çok da aşırı
tezler sunulmasının; durumları çıkmaza sürüklemek ve
hakemliği zorunlu kılmak için taktik maksadı taşıyor
ise zannederim aldanırlar.
Çeşitli başkentlerde, durumları şirin göstermek isteyen
çevreler bulunduğuna da işaret eden Hristofyas, Ben durumun
olduğundan daha kötü olmasını veya kötüleştirmek
istemezdim. İlerleme olduğunu, ancak bunun ne beklenen ne de arzu
edilen ilerleme olduğunu söyledim. Daha almamız gereken çok yol var.
Kıbrıs sorununda Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafından iyi
niyet olmazsa zaman geçecek, yine çözüm olmayacak... Bunu bilinçli
söylüyorum.
Talata uyarı
Simerini haberine Hakemlik Yanılgı... Hristofyas Türkiyeyi ve
Talatı Uyarıyor başlığını attı.
Hristofyasın LGRye açıklamasını aktaran gazete
ALİTHİAnın haberinden farklı olarak, Rum Yönetimi
Başkanının Kıbrıs sorununa yaşayabilir ve
işleyebilir çözüm bulunması için gereken öne şartları
şu şekilde sıraladığını yazdı:
1-Kıbrısın iki tarafının anlaşması.
2-Türkiyenin askerlerini çekmesi, kolonizasyona son vermesi, uluslar
arası camiaya, Avrupa Birliğine ve Kıbrıs Cumhuriyetine
karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi.
Türkiyenin AB üyelik süreciyle ilgili olarak 26 AB liderine gönderdiği
mektuplara da değinen Hristofyas (mektupların)
Ortaklarımızın ABnin varlığının
oluşturucu bölümü olarak her gün ilan ettikleri destek ve
dayanışmayı göstermeleri talebi idi. Rahatsız edici
olmadığımıza inanmak istiyorum, sadece hakkımız
olanı talep ediyoruz ve bir an gelecek AB devletleri olumlu yanıt
verecekler ifadesini kullandı. Durumların basit olmadığına,
çıkarların çok ve karmaşık olduğuna da işaret etti.
Hristofyas, Londradaki Helen Kıbrıs Kardeşliği örgütü
tarafından düzenlenen akşam yemeğine de katıldı.
Burada yaptığı konuşmada Herkes anlamalıdır ki
Türkiye; katı ve kısır tavrını sürdürdüğü andan
itibaren ABne elini kolunu sallayarak ilerleyemeyecek dedi. Türk
tarafını, bizim tarafı isteksizlik ve oyalama yapmakla
suçlayarak sorumluluk yükleme oyunu başlatmakla suçlayan Hristofyas,
neredeyse 15 aydır devam eden doğrudan müzakerelerde bütün
başlıkların halen tatmin edici ölçüde görüşülmediğini,
bu durumun da Türkiyenin, prosedüre hiç katkı
koymadığının yeterli göstergesi olduğunu belirtti.
Haravgi haberine Hakkımız Olanı Talep Ediyoruz... Başkan
Hristofyas ABnin Birlik Dayanışması Göstermesini Talep Ediyor
başlığını attı.
STAR KIBRIS 28/11/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve eşi Oya
Talat, Kurban Bayramı nedeniyle Cumhurbaşkanlığında
bayram tebriklerini kabul etti. Adil olmayan dünyada bayramların daha
önemli olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, halkın,
Türkiye halkının ve tüm İslam aleminin bayramını
kutladı; Rum halkının da barışı, çözümü
desteklemesini istedi. Talat; Son günlerde iç barışı bozan gelişmeler
beni rahatsız ediyor, bir an önce iç barışın
sağlanacağı bir ortam en büyük dileğim dedi.
Talat, Kıbrıs Rum halkına hitaben Barış elimiz onlara
uzatılmış durumdadır. Barış, ülkemiz,
adamız, yurdumuz için önemli bir ihtiyaçtır. Kıbrıs
sorununu çözerek barışı kurabiliriz. Kıbrıs sorununu
çözmek için çalışıyoruz, onun için bizlere destek vermelerini
istiyorum. Kıbrıs Türkü barışı, çözümü
desteklediği gibi Kıbrıs Rum halkının da çözümü
desteklemesi en büyük dileğimdir dedi.
Cumhurbaşkanlığında saat 11.00de başlayan bayram
tebrikinde Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer, Başbakan
Derviş Eroğlu, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Türkiyenin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, Güvenlik
Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Abdullah Recep, Yüksek Mahkeme Başkanı
Nevvar Nolan, ana muhalefet CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer,
bazı bakanlar, bazı milletvekilleri, bağımsız
kuruluşların başkanları, Lefkoşa Türk Belediyesi
Başkanı Cemal Bulutoğluları, bürokratlar, sivil toplum
örgütlerinin temsilcileri ve vatandaşlar, Cumhurbaşkanı Talat ve
Oya Talatla el sıkışarak bayramlarını kutladı.
Bayramlaşmaya gelenler arasında çocuklar da vardı.
Cumhurbaşkanı Talat ve eşi Oya Talat, çocuklarla fotoğraf
da çektirdi.
Domuz gribi aşıları yeterli mi?
Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan Derviş Eroğlu ve Milli
Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüstle bir süre ayak üstü
sohbet ederken, Sağlık Bakanı Ahmet Kaşife ise domuz gribi
aşılarının yeterli olup olmadığını
sordu. Kaşif de yeterince aşı bulunduğunu belirterek, Cumhurbaşkanına
kısaca bilgi verdi.
Dünya adil değil
Cumhurbaşkanı Talat, bayram tebrikinde basına
yaptığı açıklamada, halkın bayramını
kutladı. Bugünün tüm İslam aleminin sevinç ve mutluluk özlemiyle
kutladığı önemli bir bayramı olduğunu kaydeden
Cumhurbaşkanı Talat, Çünkü dünyamız adil bir dünya değil.
Bundan dolayı da bayramlar daha önemli oluyor. Bugün barış,
dostluk, kardeşlik, işbirliği için vesile oluşturan bir
gün. Zaten bayramın anlamı o dedi.
Kurban Bayramının yoksul, yiyecek kıtlığı çeken,
protein almakta zorlanan insanların, varlıklılar tarafından
sevindirilmesi üzerine dayandığını kaydeden
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, şöyle konuştu:
Kısacası yoksul insanların mutlu edilmesi üzerine
dayanıyor, dayanışma üzerine dayanıyor. Bugün küsler
barışacak, sorunlar giderilmeye çalışılacak, aileler,
arkadaşlar bir araya gelecek, toplum bir araya gelecek. İç huzuru, iç
barışı öncelikle sağlayacağız.
İç barışı bozan gelişmeler
Son günlerde iç barışı bozan gelişmeler bizi rahatsız
ediyor, beni Cumhurbaşkanı olarak da rahatsız ediyor. Bir an
önce iç barışın sağlanacağı bir ortamın
oluşması en büyük dileğimdir. Bu bayram gününde bunun
mesajını vermek istedim. Yurtta barış, Atatürk ilkesi
olarak dünyada barışı da gerektiriyor. Dünyada barış
da en büyük özlemimiz. Adil olmayan bu dünyada barışı,
dostluğu, kardeşliği geliştirebilmek için
yapabileceğimiz katkıyı biz de yapmaya
çalışıyoruz, çalışacağız, devam
edeceğiz.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununu çözmek için
çalıştıklarına işaret ederek, Kurban Bayramında
çözüm için birlikte çalıştıkları Kıbrıs Rum
halkına seslendi ve Barış elimiz onlara
uzatılmış durumdadır. Barış, ülkemiz,
adamız, yurdumuz için önemli bir ihtiyaçtır. Kıbrıs
sorununu çözerek barışı kurabiliriz. Kıbrıs sorununu
çözmek için çalışıyoruz, onun için bizlere destek vermelerini
istiyorum. Kıbrıs Türkü barışı, çözümü
desteklediği gibi Kıbrıs Rum halkının da çözümü
desteklemesi en büyük dileğimdir. Çözümü Kıbrıs Rum halkı
da desteklerse barışı daha kolay kurabileceğiz dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, tüm insanlığın, İslam
aleminin, Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye
halkının bayramını kutladı, kutlu ve mutlu bir bayram
geçirmelerini diledi.
No EU slaps for Ankara
By Elias Hazou
IN AN APPARENT setback to
Cypriot diplomacy, the European Parliament yesterday approved a draft European
Council document that makes no mention of possible sanctions against Ankara
despite its failure since 2004 to normalise relations with the Republic of
Cyprus.
The development drew condemnation from the entire political spectrum. The draft
was drawn up by the Swedish Presidency of the EU ahead of a crucial European
Council next month that will assess Turkeys accession progress. It was
submitted to the European Parliament late on Wednesday.
Attempts by Cypriot MEPs to include in the draft a reference to sanctions were
voted out.
Yesterdays development is seen as another blow to Cypriot strategy, which has
centred on extracting concessions from Turkey using its EU accession bid as
leverage.
The draft notes Turkeys active contribution to the ongoing [peace] talks.
Excerpts from the document were published yesterday by Phileleftheros, which
suggested the document let Ankara off the hook.
In Nicosia, political parties expressed grief at the development, but said
there was still ample time until December to change the wording of the
document.
A discussion of the draft is to take place today at the Committee of Permanent
Representatives (COREPER) and again next week, and amendments are expected to be
made to the document, which is then forwarded to the European Council.
Asked by newsmen to comment, government spokesman Stefanos Stefanou advised
patience: Let us not rush [into conclusions].
Stefanou said the draft would undergo several changes before its final version,
and it was possible for the government to intervene during this time.
He refused to be drawn when asked whether the government would insist COREPER
included a reference to sanctions against Turkey.
The hubbub surrounding the Swedish draft followed a letter sent by President
Christofias to European leaders serving notice that, unless Turkey changed its
unconstructive attitude toward ongoing reunification talks, the Republic
intended to block further progress in Ankaras EU accession bid.
In a letter addressed to all other European heads of state, Christofias said
Turkey must fulfill all its commitments under an agreement with the EU
requiring that Ankara recognise the Republic of Cyprus and stop barring Greek
Cypriot ships and planes from using its ports, airports or air space.
After spending 18 months of negotiations at different levels
we observe with
regret that progress has been unsatisfactory. Even after so many months, whole
chapters, such as those of territory, of security and of the settlers, have not
been properly discussed. In consider that this is ample proof that Turkey has
not contributed to the process, the President notes.
I regret to observe that Turkey has paid only lip service to the negotiating
process so far, he adds.
In view of Turkeys failure to support peace talks or open its ports to Cypriot
vessels in accordance with the Ankara protocol, Christofias notes, it is our
conviction that we should review our position, in consultation with partners,
towards Turkish accession negotiations in the December European Council, and to
take specific measures unless there are visible signs of a changed attitude on
the part of Turkey in the meantime.
Christofias's letter was sent ahead of a European Council (EC) meeting next
month, which will evaluate Turkey's compliance with obligations to bring its
institutions in line with EU standards.
Possible action by the government could include blocking some of its accession
negotiations chapters.
Eight chapters out of a total of 35 have already been frozen by the EU,
including the chapter on energy, after objections by Cyprus in protest at
Turkey's military action to prevent exploitation of hydrocarbon deposits in the
island's exclusive economic zone.
The letter goes on to accuse the Turkish side of playing a blame game over
the last weeks against Christofias for supposedly lacking the will for a
solution and for supposedly delaying the negotiations.
Unfortunately in this game the Leader of the Turkish Cypriot community and
negotiator Mr. Mehmet Ali Talat is also involved, Christofias says of his
interlocutor.
In the north, the Turkish Cypriot side said the letter was proof of the
existence of a Greek road map linking Turkeys accession process with the
Cyprus problem.
Talats spokesman Hasan Ercakica warned that such a policy could only serve to
worsen prospects for a comprehensive settlement and end the islands division.
Ercakica said the best response to the Greek Cypriot efforts was given by the
Turkish Minister of State Cemil Cicek during the November 15 celebrations for
the establishment of the breakaway regime.
Cicek had said that if Turkey had to choose between EU membership and remaining
by the side of the Turks of Cyprus, it would always choose the Turks of Cyprus.
It is the perfect response to such attempts, said Ercakica of Ciceks
comment.
CYPRUS MAIL 28/11/09
Rahmi Turanın 2 Kasımda Hürriyette yazdığı
Türk Olmak Zordur başlıklı yazı okurların çok
ilgisini çekti. O kadar ki, Turanın yazıda belirttiği Türk
olma şartları hemen arkasına bayrak ve müzik eklenerek birer
slayt haline getirildi, e-postalara iliştirilip yayıldı.
Aynı vakitlerde Fransa da
Fransız olmak nedir, araştırmaya koyulmuştu. Grand Debat
Sur LIdentite Nationale, Sarkozy hükümetinin ülke
genelinde başlattığı ulusal kimlik anketinin adı.
Tabii çok tartışılıyor. Diyorlar ki, Sarkozy baharda
yapılacak seçimler öncesinde dikkat dağıtmaya
çalışıyor. Diyorlar ki, biz Fransızlar göçmenlerimizle
yeterince sorun yaşıyoruz, böyle bir anket onları iyice
yabancı ve dışlanmış hissettirir. Aşırı
milliyetçi Le Pennden sonra bir de başımıza Sarkozy mi
çıktı? Diyorlar ki, böyle konular netamelidir, tehlikelidir,
bırakın, tabularımızla biz rahatız! Ulusal kimlik,
Türkiye Cumhuriyetinin de en namütenahi, özellikle son yıllarda en
üstünde uzlaşılamayan meselesi. Çoğunlukla yüzeysel bir
ateşe kapılıp kırıp dökerek, bazen yoğun hamaset
tuzağına düşerek, bazen de komik denecek şekilde siyasi
doğrucu olmaya çalışarak çevresinde dönüp
dolaşırız konunun. Türk kelimesinin memleketin azınlık
ve gayrimüslim vatandaşlarını kapsamadığını
düşünerek Türkiyeli diye bir deyim icat ederiz. Ya da birkaç yıl önce
Başbakan
Erdoğanın önderliğinde olduğu gibi,
altkimlik-üstkimlik diye ayrımlar türetiriz. Asıl önemlisi, Ceza
Kanunumuzdaki Türklüğü aşağılamak maddesi sağ olsun,
bu konuyu layıkıyla tartışamayız. Yerli-yabancı
akademisyenlere, tarihçilere, antropologlara, yazılarında,
oyunlarında, reklamlarında Türk insanını çok net
çözdüğüne inandığımız kişilere Türk olmak size
göre nedir diye sorarak konuyu bir kez daha tartışmayı
deniyoruz şimdi. Ne demiş Samuel Beckett: Yine dene, yine yenil, daha
iyi yenil.
RAHMİ TURANA GÖRE TÜRK OLMAK ZOR
Günümüzde
Türk olmak zor dostum! Türk olmak, çile çekmektir. Türk olmak, kendi ülkende
bile hor görülmek demektir. Türk olmak soykırımla, kan dökmekle,
vahşetle suçlanmaktır. Türk olmak, 1 milyon Ermeniyi, 30 bin Kürtü
öldürmektir. Türk olmak, yabancılara satılan yerlerde ırgat
olarak çalışmaktır. Türk olmak, yurduna ve ulusuna sahip
çıktığın vakit faşist damgası yemektir. Türk
olmak, davul-zurnayla askere uğurlanıp, vurulursan Vatan sağ
olsun denilerek şehitliğe gömülmektir. Türk olmak, teröristi
öldürdüğün zaman hapse girip yargılanmak demektir. Türk olmak,
ulusuna söven bölücülere, hainlere ve işbirlikçilerine ses
çıkarmamaktır. Türk olmak, haksızlığa ve
açılımlar nedeniyle aşağılanmaya razı
olmaktır. Velhasıl, günümüzde Türk olmak çok zordur!
TÜRK KADINI
-
Yüzde 60ı dişçiye ya hiç gitmez ya da çok seyrek gider.
- Yüzde 5i her gün, yüzde 27si haftada bir banyo yapar.
- Yüzde 27si kuaföre yılda bir-iki kez gider. Saçına hiç
uygulama yaptırmayanların oranı 61.
- Yüzde 26sı düzenli deodorant kullanır. Hiç kullanmayan ya da
nadiren kullananlar ise yüzde 50den fazla.
- Yüzde 86sı için bekâret çok önemli. Kadının namusu
sadece zihnindedir diyenler 75.
- Yüzde 88 hem resmi, hem dini nikâh yapılmalıdır der.
- Yüzde 27si bekârken hiçbir
erkekle flört
etmez. Yüzde 23ü evde kalmaktan korkar.
- Yüzde 85i evlenmeden birlikte yaşamak uygun değildir der.
- Yüzde 72si yüzme bilmez. Yüzde 54ü denize ya da havuza hiç girmez.
Girenlerin 10u bikini giyerken, 12si örtü ya da elbise ile denize girer.
- Yüzde 65i kontrol için jinekoloğa gitmez. Hamilelik
sırasında da düzenli olarak doktora gitmeyenlerin oranı yüzde
56.
- Yüzde 92si balayına çıkmaz. Yüzde 62.6sı tatile
gidince akraba evinde kalır.
- Yüzde 93nün pasaportu yok. Yüzde 92si hiç yurtdışına
çıkmamış.
- Yüzde 57 Genelde makyaj yapmam der. Ev işlerinde
yardımcısı olanlar yüzde 6.
TÜRK ERKEĞİ
-
Yüzde 27sinin hiçbir hobisi yok. Yüzde 70i hafta sonu tatiline çıkmaz.
- Yüzde 86sının pasaportu yok.
- Yüzde 44ü erkeklerin kadınlardan daha üstün olduğunu
düşünür.
- Yüzde 31i 15-20 yaşında, yüzde 48i 21-25 yaş
arasında evlenir. Yüzde 62si alyans takmaz.
- Yüzde 19u haftada sadece birkaç kez dişlerini fırçalar.
- Yüzde 53ünün kredi kartı borcu vardır. Yüzde 63ü bilgisayar
kullanır, yüzde 54ü sigara içer.
- Yüzde 15i hiç gazete
okumaz, yüzde 12si haftada bir kez okur. Yüzde 66sı hiç dergi okumaz.
(Efes Pilsenin 2005 ve 2007de yaptırdığı Türk profili
araştırmalarının sonuçları dikkate
alınmıştır.)
Eşitlik uğruna Türk kimliğini
yadsıyamazsınız
Prof.
KEMAL KARPAT - Tarihçi, bu yıl TBMM Onur Ödülünü aldı, Wisconsin
Üniversitesi Ortadoğu Çalışmalarında ders veriyor.
Osmanlıdan Günümüze Elitler ve Din, Osmanlıdan Günümüze Kimlik
ve İdeoloji, Osmanlının Geçmişi ve Bugünün Türkiyesi,
Türkiyede Siyasal Sistemin Evrimi, Türkiyede Toplumsal Dönüşüm,
İslamın Siyasallaşması eserlerinden bazıları.
Irk
kafalarda türeyen suni bir merhum çünkü gerçekte temiz bir ırk yok. Milli
kimlik kültüreldir ama bizim durumumuzda Türklüğü tek bir kaynağa
dayandırmak da yanlış. Çünkü toplumsal kimliğimiz kültürel
olduğu gibi sosyal ve coğrafik bileşenlerin toplamından
oluşur.
Bugün bazı kimseler Türk kimliğini tamamıyla dile
dayandırıyor. Evet dil, devletini kurmuş bir grubun
hayatında belirleyici, kimlik verici bir rol oynar ama sadece bundan
ibaret değil. Bugün dünyada hâlâ genel olarak Türk diye
isimlendirdiğimiz, 25-30 kadar büyük küçük gruplar var. Bunların
içinde en yüksek siyasi ve sosyal dereceye ulaşmış olan grup
Türkiye. Fakat etnik bir kimlik devlet olarak ortaya çıkmasa da
kimliğini devam ettirir. Devleti olmayan birçok Türk kavmi de var hali
hazırda.
Türklük birdenbire, sonradan oluşturulmuş bir kimlik değil.
Yüzyıllar boyunca birikmiş sosyal, kültürel olaylar sonunda
olagelmiştir. Bugünkü Türkiyeyi oluşturan Oğuzların kökeni
7-8inci yüzyıla, Orta Asyaya gider. Bu gruplar Anadoluya göç
ettiklerinde nihayet siyasi bir kimlik kazanarak, bugünkü Türkiyenin temelini
oluşturan Selçuklu devletini kurdular. Anadoluya gelen bu Türki kavimler
Müslümanlaştılar 10uncu yüzyılda. İslamla birlikte Türki
grupların kimliğine yeni bir kültürel vücut eklendi.
İslamın temel prensipleri aynı kalmakla birlikte İslam
Anadolu şeklini almış, Türk İslamı
oluşmuştur.
Bütün bunların dışında bugünkü Türk kimliğini en çok
da Osmanlı devleti tayin etti. Osmanlı, idari, siyasi, sosyal,
maddi-manevi, kültürel alanlarda temeli Türk olan bir hanedanın idaresinde
bir medeniyet yarattı. Fakat Anadoluda ve Rumelide çok farklı dil
konuşan toplulukları idare ettiği için bu Türk kimliğini
hiç öne çıkarmamış, hanedan yapısını
bağlayıcı kılmıştır. Örneğin bazı
Türk kavimleri Araplaşmış, Gagavuzlar gibi bazıları da
Hıristiyanlaşmıştı. Gagavuzlar bugünkü Türkçeye çok
yakın olan bir lehçe konuşmalarına rağmen Ortodoks
Hıristiyanlığı ön planda tuttukları için kendilerini
tam manasıyla Türk saymazlar. Buradan da anlayacağımız gibi
kimlik katiyen sadece dil unsuru üzerine inşa edilemez. Türk kimliği
söz konusu olduğunda din ve dil unsurları bir aradadır.
KAFAMIZ ÇOK KARIŞIK
Türklük konusunda bizim kafamız çok çok karışık. Gerçekleri
görmeyerek idealize edilmiş bir eşitlik duygusunun peşinden
gitmek çok yanlış. Türkiyede Kürtler, Rumlar, Ermeniler var diye
binlerce sene tarihi olan Türklük kimliğini inkâr etme çabası içine
girenler olduğunu görüyorum. Sırf eşitlik ve kardeşlik
uğruna tarihi inkâr edemezsiniz. Unutmayınız ki buna benzer bir
durum İttihat ve Terakki döneminde olmuştu. 1908-10 yılları
arasında ana düşünce şuydu: Mevcut devletin vazifesi
Osmanlıda yaşayan Ermeni, Rum, Kürt gruplara devlet
hakkını tanımak ve kendisini tasfiye etmektir. Türklerin
mevcudiyetini tamamen görmezden gelmek gibi çok acayip bir şeydi bu. Bugün
yine tarihi gerçeklerden uzaklaşıldığını ve
millet olmanın şartlarının unutulduğunu görüyorum.
Buradan sakın benim toplum içinde diğer grupların kültürlerini
yok sayıp asimile edilmesini tasvip ettiğim anlamı
çıkmasın. Asla bunu söylemiyorum ama neticede Türkiyede bugün devlet
ve ezici çoğunluk kendini Türk sayan kimselerden
oluşmaktadır.
Bizim Cumhuriyet tarihinde yaptığımız en büyük hata
Osmanlı mirasını reddetmek oldu. Osmanlının
yarattığı 600 senelik medeniyet üzerine yeni bir millet
yaratmaya çalışıldı. Cumhuriyetin hatası tarihi
derinliği olmayan, suni ve yukarıdan emirle bir millet yaratmaya
girişmiş olmasıdır. Halbuki orada zaten bir millet
vardı. Yeni oluşturduğumuz sosyo-politik yapıya da eski bir
isim vermiş, Türk demişiz. Elbette bu olağandır. 2 bin
senelik Alman aşiretlerinin birleşmesinden meydana gelen Almanya da
böyle ortaya çıkmıştır.
Bir avuç entelektüelin tartışmalarından uzaklaşarak halk
arasına girerseniz Boşnak olsun, Çerkez olsun, adam kendisine Türk
der. Demek ki bütün bu kültürel, dini ayrımların üstünde ve onlara
paralel olarak bir kimlik oluşmuştur, adı da Türktür.
Görüşlerim o entelektüellerin alışık olduğu
sloganların ötesine geçtiği için rahatsızlık verebilir. Ama
ben gerçeklere bakıyorum o yüzden de bana zaman zaman dinci, zaman zaman
milliyetçi, bazen de komünist derler, hiç aldırmam. Nasıl
Fransızlara hiç yüksünmeden Fransız, Almanlara Alman diyorsak,
kendimizin de Türk olduğunu yadsımayalım. Türkiyeli gibi
saçmasapan kavramlar uydurmayalım. Her nereden alırsanız
alın, eğer makul düşünürseniz bir Türk grubunun, Türk milletinin
varlığını kabul edersiniz.
Anası babası Türkçe konuşan herkes Türktür
Prof.
İLBER ORTAYLI-Topkapı Müzesi Müdürü, tarihçi, aralarında
Osmanlıyı Yeniden Keşfetmek, Batılılaşma
Yolundanın da bulunduğu onlarca kitabı var.
Anası
babası Türkçe konuşan ve kendisine Türk diyen herkes Türktür.
Örneğin anne Çerkes, baba Boşnak olabilir ama eğer Türkçe
konuşuyorlarsa, çocukları Türktür. Türklük bir ırk
değildir. Türkleri birleştiren ve dünyanın geri kalanından
ayıran unsur dildir. Bunu daha öteye büyütmenin manası yoktur.
Dilleri ve dinleri dışında Türkler ve Rumların
marazları aynıdır
ÖZDEMİR
İNCE- Şair ve yazar, Demokrasisiz Demokrasi ve Fesatlar
Sarmalında Türkiye kitaplarından bazıları.
Nobel
ödüllü İvo Andriçin Drina Köprüsü adlı romanında Türk olmak
deyişi aynen geçer. Osmanlı egemenliğindeki Balkanlarda
insanların din değiştirerek Hıristiyanlıktan
Müslümanlığa geçmesine Türk olmak denirdi.
Türkler ile Eskimoların, Çinliler ile İskoçların bütün
organları aynı. Maddi özellikler ayırmıyor, tam tersine
birleştiriyor. Diller ve kültürel özellikler ayırmakta. Kültürel
çoğulculuk sanıldığı gibi ilericilik değil,
gericilik. Mikro birleştirici olan anadiller makro planda
ayırıcıdır. Ulusları ulus yapan bu özel bilinç hali.
Günümüz Türk halkı bir ırk değildir, kendini Türk kabul eden
bir oluşumdur. Burada dil unsuru önemli. Orta Asyanın Türki kökenli
insanlarının Sizi çekik gözlü gönderdik, mavi-yeşil gözlü geri
döndünüz deyişleri son derece anlamlı. 1970lerin ortalarında
Sisam Adasının Vati kentinde rastladığım, eski İstanbullu
komünist Barba Kokinos Dilleri ve dinleri dışında Türklerle
Rumların bütün marazları aynıdır derdi. Yunan halkı
da yerde ekmek parçası bulduğu zaman öpüp başına koyarak
ayak basılmayacak kuytu bir yere bırakır. Benim
çocukluğumda, Mersinde dilenciler Meryem Analarımız
adına dilenirdi.
Her an taşınacakmış gibi bir halleri vardır
HUGH
POPE Uzun yıllar Türkiyede yaşamış İngiliz gazeteci
ve Evlad-ı Fatihan kitabının yazarı.
Evlad-ı
Fatihan kitabımı yazmak ve Türk olmak nedir sorusuna cevap bulmak
için 24 ülke gezdim. Bilimsel yanıtların ötesinde Türklerle ilgili
genel kanılara da ulaştım. Sizinle onları
paylaşayım: Türkler hayatlarını planlamak yerine
fırsatçı riskler almayı tercih ederler. Öğrenme eylemini
okumak yerine izleyerek ya da dinleyerek gerçekleşmeyi severler.
Anında görüntücüdürler. Kuşaklar boyunca aynı yerde kalmazlar,
her an taşınacakmış gibi bir halleri vardır. Bugün
itibariyle insanlar ve etnisiteler tamamen birbirine geçmiş, yeni formlar
almış durumda. Birçok Türk, Osmanlı İmparatorluğunun
çeşitli yerlerinden Anadoluya gelenlerin torunlarıdır. Elbette
Türkiyede yaşayan çoğunlu kendisine Türk der. Ama onların
Türklükten anladığı şey ile 100 yıl önce Anadoluya göçmüş
büyükannelerinin anladıkları şeyle çok
farklıdır.
Türklerin bayramı kutlanmaz mı?
Cengiz
Çandar önceki gün Referans Gazetesindeki köşesini bir bayram tebrikiyle
bitirdi:
Ordu, disiplinli, güvenilir ve şanlıydı. Yargı,
bağımsız, tarafsız ve saygıdeğerdi. Medya, dürüst
ve gerçekçiydi. Kürtler teröristti, dindarlar yobazdı, solcular haindi,
Aleviler ahlâksızdı. Bugün Bayram. Kürtlerin, dindarların,
solcuların, Alevilerin, okurlarımızın, tüm Türkiyenin
Bayram günleri Mübarek Olsun...
Bir Uygur Türkü İstanbulda
yabancı kalır
Prof.
CARTER V. FINDLEY - Ohio Üniversitesi Türkçe Akademisi, Dünya Tarihinde
Türkler başta olmak üzere Türkiye üstüne birçok kitabı var.
ABDde ırk makro seviyede biyolojik bir
farklılık anlamına gelir. Siyah Türk diye bir şey
olmadığı için Amerikan tanımına göre ırk
Türklerde yoktur. Irk, Avrupada da sistematik olarak etnisiteyle karıştırılır.
Söz konusu Türkler olduğunda ırk kafaları
karıştırmaktan öteye gitmeyen, Kuzey Amerikan zihniyetine göre
de hiçbir karşılığı olmayan bir kavram. Türkiyede
melez olmayan, saf bir Türk bulmak neredeyse imkânsız. Orta Asya
Türklerine baksanız da bulamazsınız, yoktur. Bugün
Uygurların yaşadığı bölgede yapılan mezar
kazıları karmaşık iskelet tipleri ortaya
çıkarmıştır. Başka bir örnek: Turan mezarları
konusunda uzman bir arkeolog olan Doklun Kamberi bir Uygur Türkü. Fiziksel
görüntü bakımından St. Petersburg ya da Rigadaki bir kalabalık
içinde ayırt edemezsiniz. Ama İstanbula
gelse yabancı olduğu hemen anlaşılır. Anlatabildim mi?
Türklerin biyolojik olarak belirgin bir tipi yok, Eskiden vardı da
kaybettiler değil, hiçbir zaman olmadı. Dilbilimi
bakımından da bir saflık ya da haslıktan söz edilemez.
Orhun kitabeleri Türkçe kökenli olmayan kelimelerle doludur.
Birincil kimlik olarak herkes Türktür
Prof.
METİN HEPER- Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi, Devlet ve Kürtler,
Türkiyede Devlet Geleneği, Türkiye Sözlüğü gibi kitapları
var.
Türk
olmak hukuki olarak iki kimliği içerir: Birincil kimlik
vatandaşlık itibariyle Türk kimliğidir. Yani Türk, Kürt,
Boşnak ve diğer tüm TC vatandaşları Türktür. İkincil
kimlik olarak, Türk etnik aidiyetine sahip olanlar vardır. Türklerin
Müslümanlığı da daha çok kişi düzeyinde kalan mahalle ve
devlet düzeylerine taşmayan bir Müslümanlık. Türkler pek çok
Doğulu ve Güneyli millete göre kuvvetli devlet nosyonu ve
uygulamasına sahip. Pek çok Batılı ülkede millet devletini
inşa etmişken, Türkiyede devlet milletini inşa etmeye
çalışmış. Türklük, hukuki olarak ırki bir fenomen
değildir, uygulamada da, 1930larda bir avuç kişi hariç böyle
algılanmamış. Kültürel bir fenomen de değil. Ancak bir
ölçüde İslami boyutlar taşıdığından Türklük
uygulamada kültürel bir fenomen olarak da ortaya çıkar.
Kimse kendini saf ve karışmamış sanmasın
Prof.
METİN ÖZBEK - Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü Bşk. Dünden
Bugüne İnsan kitabının yazarı.
Biyolojik
antropoloji son 40 yıldan bu yana artık ırk sözcüğünü
gündemden kaldırdı. Biyolojik anlamda hiçbir bilimsel
geçerliliği kalmayan bu sözcüğün yerine genelde etnik gruplar diye
bir tanımlama kullanılıyor. Anadoluda Türk ırkı diye
bir tanımlamayı ön plana çıkarırsak antropolojik,
arkeolojik ve coğrafi açıdan bir hatanın içine düşeriz.
Dünyanın geri kalan toplumlarından bizi ayıran herhangi bir
temel özelliğimiz bulunmamaktadır. Dolayısıyla, kimse
kendini saf, karışmamış grup olarak görmesin. Doğru
olan tanımlama Türk toplumudur. O halde Türk sözcüğü kültürel anlamda
kullanılırsa daha bütünleştirici ve kapsayıcı. Anadolu
genetik açıdan olduğu kadar kültürel açıdan da büyük bir
çeşitlilik sergiliyor. Bizler, hangi etnik kökene sahip olursak olalım
Anadolu coğrafyasında Türk toplumu olarak varız. Tüm bu
çeşitliliğimizle bir arada yaşamaya devam etmeliyiz.
Hiçbir biricikliği yoktur
Doç.
SİBEL ÖZBUDUN Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü.
Türk
olmak, Orta Asya kökenli (etnik) bir topluluğun mensubu olmak,
Anadolulu Müslüman olmak durumları ile, Türkiye Cumhuriyeti
yurttaşı olmak arasında sıkışmış,
muğlak bir ifade. Türklerin çoğu örneğin mağduriyet,
kuvvet, ahlak, ya da ne bileyim cinsel güç bakımından eşsiz
olduklarını düşünseler de, bizi dünyanın geri
kalanından ayıran hiçbir temel ya da ikincil özellik, bir başka
deyişle hiçbir biriciklik yok. Hatırlatayım; yeryüzünde
yaşayan çeşitli halkların mensubu olduğu dört ana ırk
grubundan söz edilebilir:
Negroidler (Afrika), Mongoloidler (Asya), Kafkasyalılar (Avrupa) ve
Avustraloidler (Avustralya/Okyanusya). 1930lu yıllarda Türklerin hangi
ırk grubuna dahil olduğu konusunda tartışmalar
yapılmış ama bir sonuca ulaşılamamıştı.
Özetle, antropolojiyle ilgilenenler artık hangi topluluğun hangi
ırka mensup olduğunu saptamakla uğraşmıyor, ırk
kavramını reddediyorlar. Zaten Türk olarak nitelenen insan grubu,
nüfus genetiği açısından son derece karma bir görünüm
sergiliyor. İçlerinde Asya toplumlarıyla ortak genetik malzeme
sergileyenler de var, Avrupa ve Ortadoğu topluluklarıyla da. Bu da
anlaşılır bir şey değil mi? Nihayetinde Türklük 19.
yüzyıl sonundan itibaren biçimlenmeye başlayan siyasal ve kültürel
bir kavram.
Bir ergenin tepkiselliğidir
HASAN
BÜLENT KAHRAMAN Sosyal bilimci, Türk Siyasetinin Yapısal Analizi,
Türk Sağı ve AKP, Kültür Tarihi Affetmez kitaplarından
bazıları.
Türklük
bütün milliyet temelindeki kavramlar gibi inşa edilmiştir. Bugünkü
dünyada milliyet-ırk-etnisite temelinde bir Türklük
anlayışı bana çok sorunlu görünüyor. Bunu bir kenara
bırakıp bir kültürel kod olarak bakarsak, bana göre Türklük
yıkılan bir imparatorluğun üstüne kurulduğu için belirgin
bir kompleksi ve iç çatışmaları bünyesinde
barındırıyor. Türklük seçkinler nezdinde Batıya dönük bir
kompleksle inşa edilmiştir ve bu duygu şu veya bu düzeyde hâlâ
geçerli. Dolayısıyla Türklük bir yandan bütün dünyayı isteme,
hak ettiğine inanma hali, bir yanıyla da hiçbir şeye sahip
olmama duygusu. Yani egemen ve mağdur Türklükte bir arada. Türklük, bir
kasabalılık tavrı içinde kalmak, alabildiğine ve bir o
kadar da sorunlu bir özgüvenle, gerçeklik duygusundan uzak, disiplinden kopuk
bir şekilde davranmaktır. Bu anlamıyla Türklük bana göre henüz
Ödipus kompleksini aşamamış bir ergenin tepkiselliği.
Özeleştiri yaparken bile gururlu olandır
Prof.
JOHN FREELY - Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü, Türkiye ve İstanbulla
ilgili pek çok kitabı var.
Türk olmak, kendisini TC vatandaşlığının ötesinde
belirli bir etnik özellikle tanımlamaya denir. Fakat etnik olarak Türk
olduğunu söyleyenlerin bağlı olduğu genetik havuz
inanılmaz derece geniş. Bana göre Türklerin başlıca
özellikleri şunlar: Yoğun bir gurur duygusu, özeleştiri yaparken
bile bu gururdan ödün vermemesi, düşkünlükle ve zorluklarla baş etme
konusunda büyük beceri.
Günlük eziyetlere vurdumduymaz olandır
Prof.
FİKRET ADANIR- Sabancı Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi
Bana göre Türk olmak, tesadüfen Türkiyeli bir
ana-babadan doğduktan sonra, günlük yaşamın
sınırsız eziyetleri karşısında biraz
vurdumduymaz, biraz da kaderci olabilme yeteneğidir. Türkleri ayıran
en temel özellik, bütün dünyayı Türklere düşman gibi görme alışkanlığıdır.
Çift başlı kartal tesadüf olamaz
GENE
D. MATLOCK - Ey Dünya İnsanları Hepiniz Türksünüz
kitabının yazarı.
Türk, bütün ırkların, doğduğu bir ulustan gelen
kişidir. Bu ulusun bir amblemi vardı. Çift başlı bir kartal
olan bu amblem Göklerin Tanrısı Tengriyi temsil ediyordu. Bu çift
başlı kartalı dünyanın her yerinde görebilirsiniz. Güney
Amerikada, Hindistanda,
Selçuklularda.. Tesadüf olamaz değil mi?
Kanla değil dille açıklanabilir
Prof.
METE TUNÇAY - Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü, iki ciltlik Türkiyede Sol
Akımlar kitaplarından biri.
Türk olmak ancak dille açıklanabilir. Belki benim kanımda
Patriğin kanındakinden daha fazla Ermenilik ya da Rumluk
vardır ama anadilim Türkçeyse bana Türk
denir. Bu topraklarda yaşayan insanlar
dünyanın en karışık etnik geçmişine sahip
olduğundan Türk olmak ancak kültürel bir fenomen olabilir.
Biraz yükselip baktığında ne ırk kalır ne
millet
MÜJDAT
GEZEN - Tiyatrocu
Türklük
Türk olmaktır. Mesela Amerikalı ne demek? Zaten biraz yükselip
dünyaya yukarıdan bakmayı başardığınızda,
bütün bunların, yani bayrağın, milletin, dinin, ırkın
kaybolduğunu, görünmediğini fark ediyorsunuz. Ben Türküm diyen
Türktür. Atatürkün sürekli istismar edilen sözü: Ne mutlu Türküm diyene
aslında bir motivasyon deyişi. Osmanlı, Türkleri
azınlıktan sayardı. Örneğin Karagöz oyununda Türk tipi
Hırbo olarak geçer. Biz heyecanlı bir ulusuz. Avrupalı bizi
sevmez. Çok da haksız değildir. Oralarda yüzyıllar boyu
imparatorluk rüzgârı estirmişiz. Pek de doğru işler
yaptığımız söylenemez. Ne işimiz vardı Viyanada?
Halaya ters ayak basmaktır
LATİF
DEMİRCİ - Çizer
Halayın
başı değilse canı sıkılan, inadına ters ayak
basıp, suratsız oynayan TC vatandaşıdır. Dünyanın
herhangi bir yerinde, herhangi bir şey için ödeme yapacakken cebinden,
cüzdanından çıkardığı paraların arasından
özenle, en kırışık buruşuk ve kirlisini seçip uzatan
kişiye gözümü kırpmadan Vaay toprak diye seslenirim.
Mucizevi bir anlaşma yöntemi vardır
KANAT
ATKAYA - Gazeteci
Anlatılmaz,
yaşanır. Bir yanı şok gelişmedir; Ay ben
oynamayı bilmem diye çıktığı pistte halay
başı olur. Bir yanı azzz sonradır; işi zamana
uydurmayı Bakarız sözüyle bayraklaştırır. Eski
Türklerde insanın hayvan bedenine bürünmesine tonuna girmek
denirmiş. Şaman rahipleri, dedeler, veliler, genellikle kuş
kılığına yani tonuna girermiş. Bir Türk olarak kendi
adıma bugüne kadar ayı tonuna da girmişimdir, tedirgin
kertenkele tonuna da. Türk olmanın mucizevi bir yanını söyle
derseniz, Biz Türkler şöyle konuşarak anlaşabiliyoruz: Nörüyon?
Nörüym? Aban nörüyo? Nörsün? derdim. (Napıyorsun? Napayım? Ablan
napıyo? Napsın?)
Dünyanın Lazı olmak demektir
METİN
ÜSTÜNDAĞ Çizer
İki
tür insan var: Türkler ve diğerleri. Türk olmak, dünyanın Lazı
olmak demektir. Doğuştan arıza bir bakış
açısı kazanmaktır. 16 büyük devlet kurduk diye övünülür de
niye 15ini batırdık diye düşünülmez! Türk olmak,
abartmaktır. Her şeyi kurcalamak, çeşitliliğini, çok
sesliliğini problem olarak görmek ve çabuk gaza gelmektir. Türk olmak,
Berlin duvarının dibine bostan yapmaktır. Aya çıkıp
patates ekmektir. . . Yarısı dolu bir bardakla bir ömür geçirmektir.
Türkler sözlüğü
TÜRKÜM
DOĞRUYUM ÇALIŞKANIM: İlköğretim andı bu sözlerle
başlar. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip
tarafından 1933te hazırlanmıştır.
TURKUVAZ:
Turkuvaz ya da Türk mavisi, yeşile çalan açık mavi bir renk, firuze.
Fransızcada kökeni için rivayet muhtelif: Türkiyenin Akdeniz sahillerinin
renginden geldiğini iddia eden de var, aynı isimli taştan
geldiğini söyleyen de.
TETE
DE TURC: Tet dö Türk okunuyor, Fransızcada Türk kafası
anlamında inatçı kişiler için kullanılan bir deyim. Kanuni
Sultan Süleyman zamanında halktaki Türk korkusunu azaltmak için fuarlarda
sergilenen yeniçeri başlıklarından gelmiş olabileceği
tahmin ediliyor.
FORT
COMME UN TURC: For kom ön Türk okunuyor, Türk gibi güçlü demek. İlk ortaya
çıktığı 17inci yüzyılda daha çok olumsuz bir imayla
kullanıldığı sanılıyor.
MAMMA
LI TURCHI: Mamma li Türki okunuyor, İtalyancada Anne Türkler geliyor
anlamına geliyor. Türk ordularının güney Avrupadaki
ilerleyişini anlatan felaket terimi. İtalya-Osmanlı teması
bu tür başka deyimlerin oluşmasına da sebep olmuştu: Türk
gibi sigara içmek, Türk gibi kuvvetli ve Türk gibi küfretmek
BİR
TÜRK DÜNYAYA BEDELDİR: Atatürk 1925te şapka devrimini
başlatacağı Kastamonuya varır. Bir kışla
ziyaretinde duvarda Bir Türk 10 düşmana bedeldir yazılı bir
tabela görür. Bunun üstüne Hayır der Bir Türk dünyaya bedeldir.
BEYAZ
TÜRK: İlk kez gazeteci Ufuk Güldemir tarafından ortaya
atıldı. Teksas Malatya adlı kitabında
kullandığı bu kavramı sonradan dünya medyası da
kullanmaya başladı. Daha sonra Serdar Turgut aynı kavramı
kendini toplumun geniş kesimlerinden farklı gören, düşünen,
farklı davranan bir azınlığı anlatmak için kullandı.
ZENCİ
TÜRK: Demokrat Partinin 1950 yılında iktidara gelişi, bir
anlamda Zenci Türkiyenin zaferi olarak sunulmuştu. Ama kavramın
popülerleşmesi Başbakan
Erdoğanın 2003te New York Times muhabiri Deborah
Sontaga verdiği röportajla oldu. Röportajda Erdoğana atfen
Kardeşiniz zenci Türklere mensuptur ifadesi yer alıyordu. Zenci
Türk kavramı, merkezi iktidardan uzak, ötekileri ifade ediyor.
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Girne
bölgesine gerçekleştirdiği ziyaret sırasında
vatandaşlara Kıbrıs konusundaki son gelişmeler
hakkında bilgi verdi.
Cumhurbaşkanı Talat, müzakere sürecinin devam ettiğini ifade
ederek gelinen nokta, kesin bir sonuca gidiyoruz izlenimi vermese de,
çeşitli konularda ilerleme sağlandığını,
bazılarındaysa anlaşmazlıkların devam ediyor dedi.
Kıbrıs Rum tarafının, Türkiyenin Avrupa Birliği
sürecinde önemli bir dönemeç olan Aralık ayındaki zirveyi
beklediğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetiminin, bu
sırada da üyelik avantajını da kullanıp, uluslararası
camiaya müzakerelerde durumun kötü olduğu, ilerleme
sağlanmadığı iddiasında bulunarak, Türkiyeye
baskı yapılmasını talep ettiğini anlattı.
Rum tarafının üyelik avantajını kullanarak Türkiyenin
önünü kesmeye çalıştığını da belirten Talat, AB
ülkelerinin istemeden de olsa, Rum kesiminin isteklerini Türkiyeye dayatmak
zorunda kaldığını da kaydetti.
Kıbrıs meselesinin artık doyuma
ulaştığını ve çözülmek zorunda olduğunu
vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, bu sorunun çözülmesi hepimiz için
bir ihtiyaçtır, Türkiye de buna dâhildir. Çünkü AB yolunda olan Türkiye
için Kıbrıs sorununun ortadan kalkması bir ihtiyaçtır
dedi.
İstikrarlı bir şekilde ilerleyen Türkiyenin
komşularıyla sorun istemediğini vurgulayan Talat,
Kıbrıs sorununu çözmekten başka çaremiz yoktur dedi.
Biz masada son derece esnek doğru ve makul bir politika izliyoruz.
Kıbrıs Rum tarafı beğenmese de 3üncü taraflar dünya
Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği bize herhangi bir
eleştiride bulunmuyor diyen Talat, Kıbrıs Türk
tarafının, BM parametrelerine uygun bir çözüm hedefinde olduğunu
vurguladı.
Kıbrıs Türk tarafının Türkiye ile uyum ve
işbirliği içinde sürdürdüğü bu sürecin başarıya
ulaşacağına inanç belirten Talat, 2 kesimli, 2 toplumlu 2
halkın siyasi eşitliğine dayalı bir federasyon çözümü
hedefliyoruz. 2 kurucu devlet olacak, bu 2 devlet kendi kendini serbestçe
yönetecek ve organize edecek kendi yasalarını anayasasını
ve kurallarını kendileri belirleyecek. Federal hükümette ortak olacak
böyle bir formül peşindeyiz. Bu federal yapının
uluslararası tek kimliği olacak ve bu 2 halkı da temsil
edecektir. Bu kesinlikle Kıbrıs cumhuriyetinin devamı
olmayacaktır. Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıs
cumhuriyetinin devamı olacak iddiasında bulunsa da bunu kabul etmemiz
mümkün değildir.
Çünkü biz 1963te Kıbrıs Cumhuriyetinden atıldık ve
Kıbrıs Cumhuriyeti Rumların cumhuriyeti ve devleti haline geldi.
O devlete bizim yama olmamız düşünülemez dedi.
STAR
KIBRIS 29/11/09
![]()
İngiltere Başbakanı Gordon Brownun Trinidad
and Tobagoda düzenlenen Commonwealth (İngiliz Uluslar Topluluğu)
zirve toplantısı nedeniyle İngiltere Dışişleri
Bakanlığında yabancı gazeteciler için düzenlediği
basın toplantısında Kıbrıs sorununa da
değindiği bildirildi.
Alithia Gazetesi, Gordon Brown: Kıbrıs Sorununda İlerleme
İstiyorum... İngiltere Başbakanı Hristofyasla, Talatla,
Papandreu ve Erdoğanla Görüşüyor başlığıyla
yansıttığı haberinde, ülkesinin Kıbrıs sorununa
çözüm bulunmasına yardımcı olmak istediğini bu nedenle Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasla, çözüme nasıl
ulaşılabileceği konusunu görüştüğünü söylediğini
yazdı.
SAYIN TALATLA GÖRÜŞECEĞİM
Gazeteye göre Brown Sayın Talatla da görüşeceğim, doğal
olarak Sayın Erdoğan ve Sayın Papandreuyla da aynı konuda
görüşüyorum. Durumun ileri doğru ilerlemesi konusunda
endişeliyim. Birkaç yıl önceki Annan planıyla çözülmeyen bu
sorunla ilgilenmemiz gerektiğini zannediyorum. Ancak iyi niyetin
olduğu yerde zannederim bir miktar ilerleme kaydedebiliriz ifadelerini
kullandı.
Gazete Brownun Rum Haber Ajansının (KİPE) İngilterenin,
Commonwealth toplantısında da ortaya koyacağı
Kıbrıs sorunuyla ilgili tutumunun ne olduğu sorusuna
karşılık, Kıbrıs sorununda ilerleme olduğunu
görmek istediğini belirterek şunları söylediğini
yazdı:
BİR ÖNERİ SUNDUK
Birkaç kez Sayın Hristofyasla görüştüm bu nedenle Londrayı
ziyaret etti ve yardım etmek için ne yapabileceğimizi düşündük.
Üslerle ve hareketlerimizin sonucu olarak bir anlaşmanın mümkün olabilsin
diye yardım için yapabileceklerimizle ilgili bir öneri sunduk.
Gazete Gordon Brownun SABAH isimli Türk gazetesine verdiği ve gazetenin
dünkü sayısında yer alan röportajından da alıntılara
yer verdi.
STAR
KIBRIS 29/11/09
![]()
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas
Commonwealthin (İngiliz Uluslar Topluluğu) Kıbrıs
sorununun çözüm çabalarına desteğini sürdüreceğine kesin gözüyle
baktığını açıkladı.
Hristofyas, Commonwealth Devlet Başkanları
Toplantısının Sharping the Future başlıklı
resmi yayınında yer alan konuşmasında Commonwealthin
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması çabalarına destek
belirtmeyi sürdüreceğine kesin gözüyle bakıyoruz dedi.
Kıbrıs sorununun çözümünün Kıbrıs halkının insan
hakları ve temel özgürlüklerinin yeniden tesisini gündeme
getireceğini, fiili bölünmeyi ortadan kaldıracağını ve
Kıbrısın hükümranlığını, halkını,
kurumlarını ve ekonomisini yeniden birleştireceğini de
söyleyen Hristofyas konuşmasının devamında küresel ekonomik
kriz ve iklim değişikliği konularına değindi.
STAR
KIBRIS 29/11/09
The Green Line may become greener!
By Sebastian Heller
TENTATIVE plans have been
drawn up examining the possibility of turning Cypruss dividing line into a
state park.
We have to start with landscaping, and maybe the old Nicosia airport would be
a showcase opportunity for this. said Anna Grichting, a Fellow at Harvard
University and one of the people involved in the project.
Though a lot of possible environmental usages for the strip of land in question
are being considered within the framework of the project, the basic idea is
quite clear: put the dividing line to good use.
The proposed project was presented publicly in Nicosia recently at a conference
for climate change organized by the German-Cypriot Forum. It would involve
green areas, state parks, areas where techniques of organic farming are
accessible to the public and landscaped watercourses. Storm drainage is also a
part of the scheme, as are considerations of the sorts of materials used for
building with.
The environment knows no borders and Cyprus is facing problems on both sides
which are the same. commented Engin Karatas, executive secretary of the forum.
The Green Line comes under the legal jurisdiction of the United Nations and is
administrated by that organization, noted Grichting.
Its a question of priorities. she said I know theres the whole question of
ownership and what were really talking about is the difference between social
interest and private interest. Theres a line of public interest and ecology is
always near the bottom of that line.
In America, Germany and other countries in Europe, green belts around cities,
green zones within them, and environmentally-conscious town and city planning
are a long-established facet of social development. In Cyprus, on the
environmental front, there is a big vision but theres also a lot of projects
that can be done incrementally, according to Grichting.
I think this is very good as a first step. said Irini Armouti, a student from
Germany with the forum who attended the talks. But there are people living on
both sides [of the green line] and so the next step should be taken to include
them.
CYPRUS
MAIL 29/11/09
DISY calls on Christofias to ask for
help
NICOS Anastassiades,
President of DISY, called on President Christofias yesterday to request expert
help in the negotiations process.
Maybe the President thinks he does not need additional political and
scientific support. Does the President genuinely believe that he will cope with
the Turkish diplomatic machine alone? asked Anastassiades.
Anastassiades was speaking at the 13th National Conference of DISY. The
President should finally come to the realization that his negotiating team
requires reinforcement at an essential level, and this should not be considered
a reproach against anyone. he said.
Anastassiades went on to suggest the creation of a negotiating team in
cooperation with the Greek government which would enable Athens and Nicosia to
adopt a common strategy and also enable common action.
This is how we achieved the feat of integrating Cyprus into the European Union
and this is what we should be doing today. he said.
CYPRUS
MAIL 29/11/09
![]()
RANA SARRO
Kışkırtma her eylemde olabilir. Devletin ve güvenlik güçlerinin
provokasyona gelmesi yanlıştır ve ülkede gerginlik yaratır.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Sendikal Platformun geçtiğimiz
hafta düzenlediği eylemde çıkan olayları ve polis ile
eylemcilerin karşı karşıya gelmesini STAR KIBRISa
değerlendirirken, Kışkırtma her eylemde olabilir. Devletin
ve güvenlik güçlerinin provokasyona gelmesi yanlıştır dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, önceki akşam Akdeniz Köyüne
gerçekleştirdiği ziyaret sırasında gazetemizin, Kamu
Çalışanlarının Aylık (Maaş-Ücret) ve Değer
Ödeneklerini Düzenleyen Yasa Tasarısına karşı çıkan
sendikaların, geçtiğimiz günlerde Meclis önündeki eyleminde
yaşanan olaylarla ilgili sorusu üzerine, biber gazının
Kıbrıs tarihinde ilk defa kullanıldığına dikkati
çekerek, son derece üzücü bir durumla karşı karşıya
olunduğunu vurguladı.
GERGİNLİK YARATIR
Cumhurbaşkanı Talat, her eylemde kışkırtma da
olabileceğini işaret ederek, Devlet kızmamalı,
öfkelenmemeli, soğukkanlı olmalıdır dedi. Devletin bu tür
olaylar karşısında dikkatli olması gerektiğini
vurgulayan Talat, Fakat maalesef bu olmuştur. Bundan sonra meydana
gelmemesi için bütün tarafların sağduyulu hareket etmesi gerekir.
Kışkırtma her eylemde olabilir. Devletin ve güvenlik güçlerinin
provokasyona gelmesi yanlıştır ve ülkede gerginlik yaratır.
İktidarın da muhalefetin de gerginliği önlemek en temel görevidir.
Bu bayram gününde barış, dostluk ve kardeşliğe
çağrı yapıyorum dedi.
EYLEMCİYE ŞİDDET UYGULANMASI YANLIŞ
Eylem sırasında şiddet kullanılmasının
yanlışlığına dikkat çeken Talat, Şiddet çok kötü
bir şeydir. Maalesef şiddet kullanılmıştır ben de
görüntülerde izledim. Güvenlik güçlerinin iddiası, provokasyon
yapıldığı yönündedir. Ancak provokasyon yapılsa dahi
güvenlik güçlerine düşen görev provokasyona gelmemektir. Devlet
babadır, her durumda devlet kızmamalı, öfkelenmemeli,
soğukkanlı olmalıdır. Bütün yurttaşını
kucaklamak zorundadır. Silah taşıma ve şiddet kullanma
yetkisi olan kurumları da yani güvenlik güçleri, soğukkanlı
olmak zorundadır. Silah kullanma yetkisi insanını dikkatsiz bir
şekilde baskı altına alma hakkı demek değildir
şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, biber gazının Kıbrıs
tarihinde ilk defa kullanıldığına dikkat çekerek, 2002
yılında Meclis baskınında göz yaşartıcı gaz
kullanılmıştı. O sırada Milletvekili olarak
Meclisteydim ve insanlara karşı göz yaşartıcı gaz
kullanıldığına tanık olmuştum. O günden beri de
kullanılmamıştı dedi.
YASAYI ONAYLAYACAK MI?
Öte yandan, Cumhurbaşkanı Talat dün düzenlediği köy gezilerinde
bir vatandaşın Kamu Çalışanlarının Aylık
Maaş, Ücret ve Diğer Ödeneklerinin Düzenlenmesi Yasasını
onaylayıp onaylamayacağını sorması ve yasayı
onaylamamasını istediklerini söylemesi üzerine ise, yasayla ilgili
yasal bir sorun olması halinde imzalamayacağını; ancak
yasalara aykırı bir noktası yoksa imzalamamasının söz
konusu olamayacağını söyledi.
Talat, Çarşamba günü yasaya karşı olan sendikalar platformunun
kendisini ziyaret edeceğini, platformun yasayla ilgili derin bilgisinden
yararlanacağını, birlikte bir değerlendirme
yapacaklarını, ardından savcılıktan görüş
alacağını ve konuyla ilgili gereken ne ise
yapacağını belirtti.
STAR
KIBRIS 30/11/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Lideri Dimitris Hristofyasın Ocak ayından itibaren yoğun
müzakerelere başlama yönünde karar aldıkları ve her iki liderin
hedefinin, KKTCde yapılacak Cumhurbaşkanlığı
seçimleri nedeniyle müzakerelerin 8 hafta kesintiye uğrayacağı Şubat
ayına kadar yaklaşık anlaşma metinin
hazırlanması olduğu ileri sürüldü.
Diplomatik kaynaklar, asıl hedefin, liderlerin anlaşmaya çok
yakın olduklarını söyleyebilmeleri ve yönetim, Avrupa
Birliği ve ekonomi başlıklarında yaklaşık
anlaşma metnini, mülkiyet konusunda ise en azından bir
kısım ilerleme sunabilmeleri olduğunu belirtiyor.
Özellikle mülkiyet konusunda tarafların yıl sonuna ya da Ocak
başına kadar görüş birliğine varma yönünde çaba sarf
edeceklerini belirten Politis gazetesi, diplomatik kaynakların,
Kıbrıs Türk tarafının bu başlığa
ilişkin iyileştirilmiş öneriler sunacağı garantisini
verdiğini söylediklerini savundu.
Gazete, güvenlik, garantiler, yerleşikler (TC kökenli vatandaşlar)
ve toprak konusunun Nisan ayındaki Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin sonrasına kalmasına kesin gözüyle
bakıldığını belirtti ve Talatın bu konuları
seçim öncesi tartışmalara dahil ederek gerek Kıbrıslı
Türk gerekse Türkiyeden gelen vatandaşlardan kabul görmesinin çok zor
olacağı yorumunda bulundu.
Müzakerelerde görüşme sayısının arttırılması
ve bunların türünün ne olacağı konusunda da kulis faaliyetleri
bulunduğunu savunan gazete, Kıbrıs Türk tarafının Cape
David tipi müzakere önerdiğini, ancak Kıbrıs Rum
tarafının bu öneriyi yanlış bir şekilde, Bürgenstock
tipi beşli veya dörtlü görüşmelerle ilişkilendirdiğini
yazdı.
4 GÜNLÜK PERİYOTLAR
Haberde, Kıbrıs Türk tarafının önerisinin, her iki liderin
ve çalışma arkadaşlarının BM nezdinde yurt
dışında bir araya gelmesine ilişkin olduğu,
Hristofyasın ise başka bir ülkede yoğun müzakereler
gerçekleştirilmesini reddettiği ifade edildi.
Hristofyas, yoğunlaştırılmış müzakerelerin Ocak
ayında Kıbrısta, birkaç gün aralarla yaklaşık dört
günlük periyotlarla gerçekleştirilmesini önerdi. Cumhurbaşkanı
Talat ise, bu öneriye karşılık, görüşmelerin
Kıbrısta otellerde gerçekleştirilmesi, görüşmenin iki
gününün Kıbrıslı Rum, iki gününün ise Kıbrıslı
Türk otellerinde yapılması önerisini sundu. Habere göre, Hristofyas,
bu öneriyi basın mensuplarının ablukası altında görüşme
yapılmasının verimli olmayacağı gerekçesiyle reddetti.
Gazete, nihayetinde, iki liderin, müzakere gruplarının ve BM
yetkililerinin, liderlerin evleri de dahil özel alanlarda bir araya gelmeleri
önerisinin ortaya atıldığını; bu önerinin makul
görülmesine karşın ise henüz kesin bir karara
varılmadığını da ileri sürdü.
STAR
KIBRIS 30/11/09
![]()
Rum Savunma Bakanı Kostas Papakostasın,
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik çabaların başarıyla
sonuçlanmasında Türkiyenin belirleyici rolünün olduğunu
savunduğu belirtildi.
Haravgi, Papakostasın, 1974 Kıbrıs Barış
Harekatında öldürüldüğü ve kemikleri Çatozda (Serdarlı) bir
kuyunun içerisindeki toplu mezarda bulunduğu ileri sürülen Andreas Kisimis
adlı Rum askerin cenaze törenine katıldığını
yazdı.
Gazeteye göre, konuşmasında Kıbrıs sorununa değinen
Papakostas; Türkiyenin, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik ilgisinin
olduğunu pratikte göstermesi ve Kıbrıslı Türklerle
Rumların karşılıklı çabalarının
başarıya ulaşmasını tahrip ederek farklı tutum
sergilemeyi bırakması gerektiğini öne sürdü.
Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyetinin topraklarını
yasadışı olarak işgal etmeye devam etmesinin AB üyelik
sürecine ilişkin hedefine ve hırsına
uymadığını bilmesinin zorunlu olduğunu savunan
Papakostas, (Türkiyenin) bu hedefinin yakın zamanda ele
alınacağını ve değerlendirileceğini ifade etti.
(Üyelik sürecinin) başarıya ulaşmasının, Türkiyenin
AB ve AB üye devletlerine karşı aldığı yükümlülükleri
yerine getirmesi koşuluna bağlı olduğunu iddia eden
Papakostas, eğer bunu yapmazsa Avrupa ailesine yönelik olan sürecinin
engelsiz bir şekilde devam etmesine izin vermeyeceklerini öne sürdü; bunun
sabit tezleri, Rum Ulusal Konseyinde oy birliğiyle alınmış
tez olduğunu öne sürdü.
Kisimisin kemiklerinin Kıbrıs Türk köyü Çatozdaki toplu mezarda,
bir kuyuda yapılan kazıyla belirlendiğini ve bunun Türk
barbarlığının sessiz kanıtı olduğunu iddia
eden Papakostas, bu üzücü tarihin, birkaç ay önce Türkiyenin Kıbrıs
aleyhine yaptığı savaş suçlarını ve
barbarlıklarını ortaya çıkardığını
ileri sürdü.
Papakostas geçmişin tutkularının alevlendirilmesinin, kimseye
hizmet etmeyen bölünme ve taksim mantığını korumaktan
başka bir şeye götürmediğinin unutulmaması
gerektiğini de söyledi.
STAR
KIBRIS 30/11/09
![]()
Kıbrıs sorunu konusunda takip ettiğimiz
doğru politikayı devam ettirmemiz gerekiyor. Ya hedefe
varacağız ve sorununu çözeceğiz ya da süreç çökerse bizim
yüzümüzden çökmeyecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorunu konusunda
takip ettikleri doğru politikayı devam ettirmeleri gerektiğini
söyleyerek, Bu doğru politikayı sürdürdüğümüzde ya hedefe
varacağız ve Kıbrıs sorununu çözeceğiz; ya da
çözemezsek ve farzı mahal bu süreç çökerse, bizim yüzümüzden çökmeyecek.
Bu çok önemlidir dedi.
Süreç çökecekse bunun Kıbrıslı Türkler yüzünden olmaması
gerektiğin vurgulayan Talat, bunun Kıbrıslı Rumlar
açısından da çok ciddi bir tehlike olduğunu; çünkü müzakere
süreci onlar yüzünden çökerse bu sefer ödeyecekleri bir bedel bulunduğunu
belirtti.
Talat, Kıbrıs sorunu bu sefer de çözülmezse artık bölünmenin
daha kalıcı olacağı korkusunun da Rumlar için ciddi bir
endişe kaynağı olduğunu ifade etti ve herkesin
çıkarının sorunun çözülmesinden yana olduğunu
vurguladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hem köylülerin bayramını
kutlamak hem de halkı Kıbrıs müzakereleriyle ilgili
bilgilendirmek amacıyla gerçekleştirdiği ziyaretler
kapsamında, bugün, Doğancı, Gaziveren, Aydınköy,
Güneşköy, Yayla ve Kalkanlı köylerini ziyaret etti.
Eşi Oya Talatın da eşlik ettiği Cumhurbaşkanı
Talat, halkın bayramını kutladı, onlara Kıbrıs
müzakereleriyle ilgili son gelişmeleri aktardı ve sorularını
yanıtladı.
HALA DEVAM
Ziyaretlerde yaptığı konuşmalarda, Talat,
Kıbrıslı Türklerin en önemli sorunu olan Kıbrıs
sorununun hala devam ettiğini ve Kıbrıs sorununu çözmek için
çalıştıklarını kaydetti. Müzakerelerin birinci turunu
tamamladıklarını ve bu turda hemen hemen her konuyu
görüştüklerini ifade eden Talat, ikinci turda ise
anlaşamadıkları konuları görüşmeye
başladıklarını dile getirdi.
Anlaşamadıkları konuların en zor konular olduğunu
söyleyen Talat, bunların başında mülkiyet konusunun geldiğini
kaydederek, bu konuda Rum tarafının eski mal sahibinin karar
vermesini istediğini anlattı. Kendilerinin buna karşı
çıktığını ve gerçekte neler olduğunun
görüşülmesini talep ettiğini ifade eden Talat, bunun üzerine
malların çeşitlerinin belirlenmesi, yani kategorilendirme
çalışmalarına başladıklarını söyledi.
Kategorilendirme çalışması ile ilgili olarak çok küçük bir
farkları olmasına rağmen Rum tarafı ile
anlaştıklarını dile getiren Talat, sorunu nasıl
çözecekleri hususunda ise görüşmelerin devam ettiğini anlattı.
Mülkiyet dışındaki diğer konularda gerçekten ilerlemeler
olduğunu dile getiren Talat, en önemli konulardan biri olan harita
konusunu ise görüşmediklerini, anlaşmaya çok yakın olunduğu
takdirde bu konunun görüşülmesi gerektiği, aksi takdirde halkı
rahatsız etmenin bir anlamı olmadığı noktasında
uzlaştıklarını belirtti.
ÖNEMLİ BİR PERFORMANS ORTAYA KOYDUK
Müzakerelerde önemli bir performans ortaya koyduklarını,
Kıbrıs Türk tarafının iyi bir ekibi olduğunu belirten
Talat, Türkiyeyle de istişare ettiklerini ve çözüm hedefiyle
çalışmalarını sürdürdüklerini vurguladı.
Bütün dünya devletlerinin esnek olduğu için ve gerekli çabayı ortaya
koyduğu için Kıbrıs Türk tarafını takdir ettiğini
ve baskı yapmadığını kaydeden Cumhurbaşkanı
Talat, bu nedenle rahat olduklarını belirtti.
Türkiyenin kendilerini desteklediğini ve bunun çok önemli olduğunu
dile getiren Talat, Türkiye dünyada bizi destekleyen tek ülkedir, Türkiyenin
desteği olmasa bizi hap gibi yutarlar dedi.
Talat, Türkiyenin desteğinin önemini yabancıların da kabul
ettiğin ifade etti.
Rum tarafının baskı ve tehditleri ile dünyanın
Kıbrıslı Türklere her alanda izolasyon
uyguladığını belirten Talat, Türkiyeye her şart
altında Kıbrıslı Türkleri desteklediği için
baskı uygulandığını kaydetti ve limanlarını
Rum Yönetimine açması için uygulanan baskıyı örnek gösterdi.
BEKLEDİĞİMİZ HIZDA İLERLEYEMEDİK
Mehmet Ali Talat, müzakerelerde bekledikleri hızda ilerleyemediklerini
ifade ederek, haftada bir kaç saatlik görüşmenin ilerleme elde ederek
Kıbrıs sorununu çözmek için çok da yeterli
olmadığını söyledi. Kıbrıs sorununu bütünlüklü
olarak çözmek için daha çok zaman ve enerjiye ihtiyaç duyulduğunu ifade
eden Talat, buna rağmen yine de bir sene içerisinde her biri birkaç sayfa
olan 30 tane yakınlaşma kağıdı
hazırladıklarını dile getirdi ve bunun Kıbrıs
müzakere tarihinde bir ilk olduğunu vurguladı.
Eskisinden farklı olarak müzakerelerde liderlerin
konuştuklarını ve anlaştıkları ile
anlaşmadıklarını belirlediklerini söyleyen Talat,
Kıbrıs Rum tarafının ayak sürüdüğünü, ABnin
Türkiyenin durumunu değerlendireceği Aralık
ortalarını beklediklerini belirtti. Rum tarafının kabul
edilemez taleplerde bulunduğunu ifade eden Talat, Rumların Türkiyeye
baskı yapılması için hiç bir ilerleme yok havasında
olduğuna dikkat çekti. Kendilerinin doğruları
anlattığını kaydeden Talat, her konuda ilerleme
olmadığını ancak tıkanıklık da
olmadığını söyledi.
Kıbrıs Türk tarafından da bazı çevrelerin ilerleme
olmadığı iddiasında olduğuna işaret eden
Cumhurbaşkanı Talat, bu kişilerin, Rumların
istediğinin bu olduğunun ve Rumlara hizmet ettiklerinin
farkında olmadıklarını kaydetti.
BEN ÜMİTLİYİM
Sürecin nasıl sonuçlanacağı konusunda kimsenin bir şey
söyleyemeyeceğini, ancak dünyadaki şartların çözümden yana olduğunu
vurgulayan Talat, kendisinin ümitli olduğunu belirtti.
Türkiye ile istişare içerisinde yollarına devam edeceklerini ifade
eden Talat, yarın Ankaraya giderek, TC Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir görüşme
gerçekleştireceğini söyledi.
Ardından TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve TC Başbakanı
Tayyip Erdoğan ile de birer görüşme gerçekleştirebileceğini
ifade eden Talat, ancak bunun kesin olmadığını kaydetti.
Türkiye Dışişleri Bakanının Salı günü Atinaya,
Başbakan Erdoğanın ise Amerikaya gideceğini ifade eden
Talat, bu önemli günler arifesinde TCli yetkililerle görüşmelerinin
önemli olduğunu dile getirdi.
STAR
KIBRIS 30/11/09