Rehn:
'Rumlara limanların açılması için mühlet yıl sonu
değil'
16/10/2009 RADIKAL
Rehn, Türkiye'nin İlerleme Raporu'nu Avrupa Parlamentosu'na
anlatırken, 'Rumlara limanların açılması için mühlet
yıl sonu değil' deyince, vekillerin 'Türkiye AB'yi takmıyor, AB
Türkiye karşısında toy kaldı' eleştirileriyle
karşılaştı. Rehn de Kıbrıslı Türklere
yönelik tutmadıkları vaatleri anımsattı
BRÜKSEL - Türkiyenin İlerleme Raporunu açıklayan Avrupa
Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiyenin limanlarını
Kıbrıs Rum Yönetimine açması için son mühletin bu yıl sonu
olmadığını söyledi. Müzakere
başlıklarının bir kısmının bazı
üyelerin vetosu altında olduğunu hatırlatıp
açılabilecek başlıkların tükenebileceği
uyarısı yapan Rehn, Avrupa Parlamentosunda (AP) AB Türkiye
karşısında toy kaldı eleştirisine uğradı.
Virgüllü kelimeler...
AP Dış İlişkiler Komisyonunda konuşan Rehn,
Aralık 2006da Rumlara limanlarını açma yükümlülüğüne
uymadığı için Türkiye ile müzakerelerdeki 35 başlıktan
sekizinin askıya alındığını hatırlatıp
şöyle dedi: 2006daki karar metninde gelecek yıllarda, özellikle
2007, 2008 ve 2009da Komisyon ve AB Konseyinin gelişmeleri gözden
geçireceği belirtiliyor. Bu yılları neden belirttik? Çünkü
birçok AB üyesinde bu yıllarda seçim yapılacaktı. Fakat 2009
nihai tarih değil, çünkü gelecek yıllarda ve 2007, 2008 ve 2009
arasında virgül var. Finlandiyalı komiser ekledi: Herkesçe bilinen
bir AB üyesi (Fransa), beş başlığın açılmasını
sürekli engelliyor. Bir başka üye ülke, diğer bazı
başlıkları... Bunlar AB üyelerinin ortak kararıyla
değil, (Türkiye ile) ikili sorunlara dayanılarak yapılıyor.
Kalan bazı başlıkların da açılış ve
kapanış kriterleri var. Şartlar değişmezse gerçekten
kısa sürede (açılabilecek) fasıllar tükenecek. Bunu da unutmayalım.
Rehni sert sözlerle eleştiren birçok AP üyesi, ABnin
yıllardır ısrar etmesine rağmen limanlarını
açmayan Türkiyenin AByi takmadığını ve ABnin Türkiye
karşısında toy kaldığını, Rehnin ABnin
değil, Türkiyenin yanında yer aldığını ileri
sürdü. Bunun üzerine ABnin Annan Planına Evet diyen KKTCye söz
verdiği Doğrudan Ticaret Tüzüğünü hâlâ yerine getirmediği,
AB Konseyinin 2007de çalışmalara derhal başlaması
kararına rağmen bir şey yapmadığını
hatırlatan Rehn, Kıbrıs sorununda resmin tümünü görmeliyiz
dedi. Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan prtokolleri tarihi
kilometre taşı diye niteleyen Komisyon üyesi, Bu mesele ciddi
akademik çalışmaya dayalı, açık diyalog yoluyla tarihçiler
tarafından ele alınmalı. Kalıcı uzlaşmanın
tek yöntemi bu vurgusu yaptı.
Rumen hırsız kavgası
Bu arada Hollandada ırkçı ve İslam karşıtı Gert
Wildersin Özgürlük Partisinden AP üyesi Barry Madlener, geçen hafta eve
dönerken bir Rumenin kendisini soymaya
çalıştığını söyleyip Romanyayı neden üye
aldınız. Romanyanın üyeliğinden beri
hırsızlık kurbanları sayısı arttı diye
hesap sordu. Madlener, Kıbrısı işgal eden
İslamcı Türkiye karşısında AB güçsüz kaldı
ifadesini kullandı. Rehn de ırkçı vekile Romanya ile
müzakerelerin 2004te Hollandanın dönem başkanlığında
tamamlandığını hatırlattı. Liberal üye Johannes
Cornelis van Baalen de Madlenere Ben de Hollandalıyım, ama asla
Rumenlerce soyulmadım. Bunu kayıtlara geçirelim diye
çıkıştı. (aa)
16/10/2009 RADIKAL
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrup Komisyonu'nun önceki gün yayımladığı Türkiye'nin İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi'ndeki Kıbrıs bölümünün sert bir dille eleştirip Türkiye'den Kıbrıs Rum tarafıyla ilişkilerini normalleştirmesini istemenin, Kıbrıslı Türklere hakaret ve saldırı anlamına geldiğini söyledi.
Dün Rum Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyasla Lefkoşadaki BM
binasının bahçesine zeytin fidanı diktikleri tören ve 45. kez
buluşmalarının ardından gazetecilere konuşan Talat,
İlerleme Raporu için Kıbrıs bakımından olaya
baktığımda, bizim canımızı sıkan
yaklaşımlar var, ABden değerlendirmesini yaptı.
Kıbrıslı Türklerin tecrit edildiği ve bunun
kaldırılması gerektiği unutularak Türkiyeden
limanlarını Rumlara açması ve ilişkileri
normalleştirmesinin istenildiğini anımsatan Talat,
Kıbrıslı Türklere kastetmek diye nitelediği bu
tavrın hakaret ve saldırı anlamına geldiğini
vurguladı. Talat şöyle konuştu: Bugün yürüttüğümüz
müzakereleri niçin yapıyoruz o zaman, bugün neyi çözmeye
çalışıyoruz o zaman? Türkiye eğer ilişkilerini
Kıbrıs cumhuriyeti ile normalleştirirse biz ne yapıyoruz
şimdi, görüşmeye hiç gerek yok. O zaman Kıbrıs
cumhuriyetinin egemenliğini yeniden tesis edelim, ki Türkiyeden istenen
budur ve o bu iş bitsin. Niye bu görüşmeleri destekliyor AB... (aa)
![]()
Liderler sürecin hızlanması için de bir dizi
görüşme planı yaptı ve 21 Ekim ile 6 Kasım arasındaki
13 iş gününde 5 kez bir araya gelmeye karar verdi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde
yürütmenin nasıl seçileceği konusunda
anlaşamadıklarını, ancak bu konuda gelişme
bulunduğunu, bunu tartışmayı sürdüreceklerini söyledi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri kapsamında bugün
yeniden bir araya gelerek yürütme konusunu görüştü.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum Lider Hristofyas ile görüşmesi
sonrasında yaptığı açıklamada, Yürütmenin nasıl
seçileceği konusunda anlaşamadık, gelişme var,
tartışmaya devam edeceğiz dedi.
Ara Bölgede müzakereler için tahsis edilen binada saat 10.45de başlayan
ve yaklaşık 2,5 saat süren görüşme sonrasında liderler
açıklama yapmadan ayrılırken, görüşmeye ev sahipliği
yapan BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook
Zerihoun kısa bir açıklama yaptı.
Liderlerin heyetler arası görüşmeye geçmeden önce yaklaşık
bir saat başa başa görüşme gerçekleştirdiklerini ifade eden
Zerihoun, dün Yönetim ve Güç Paylaşımı
başlığı altında yürütme konusunu ele
aldıklarını ifade etti.
Zerihoun, liderlerin bir süre önce bir birlerine sundukları yürütme
konusuyla ilgili önerileri yapıcı bir şekilde
tartıştıklarını dile getirdi.
Liderlerin 21 Ekim Çarşamba günü saat 15.00de yeniden bir araya gelerek
Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığı
altındaki Dış İlişkiler konusunu ele
alacaklarını kaydeden Zerihoun, bunun ardından bir seri
görüşmenin planlandığını da ifade etti.
Buna göre liderler 22 Ekim Perşembe günü saat 10.00da mülkiyet konusunu
görüşmeye başlayacak.
Planlanan diğer görüşmeler ise 27 Ekim Salı saat 10.00, 2
Kasım Pazartesi saat 16.00da ve 6 Kasım Cuma günü saat 10.00...
ZAYIF VE GÜÇLÜ YANLARI KONUŞTUK
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde
yürütmenin nasıl seçileceği konusunda
anlaşamadıklarını, ancak bu konuda gelişme
bulunduğunu, bunu tartışmayı sürdüreceklerini söyledi.
Talat, dün ara bölgede Hristofyas ile gerçekleştirdiği
görüşmeden dönüşünde, Cumhurbaşkanlığında
yaptığı açıklamada, yürütme konusuna devam ettiklerini ve
Rum tarafının önerisini, Türk tarafının önerisini,
bunların zayıf ve güçlü yanlarını
tartıştıklarını belirterek, oldukça
sağlıklı bir tartışma geçtiğini belirtti.
Talat, Rum tarafının endişelerine cevap veren düşüncelerini
daha önce somutlaştırdıklarını, onların da Türk
tarafında endişeye yol açan düşünce veya görüşlere
yanıtlarını somutlaştırdıklarını, bu
tartışmayı devam ettirdiklerini kaydederek, bunun üzerinde
düşünmeye devam etme kararı aldıklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas ile gelecek Çarşamba
öğleden sonra gerçekleştirecekleri toplantıda dış
ilişkiler konusunu ele alacaklarını belirtti. Perşembe
günü yapacakları görüşmedeyse mülkiyet konusunu ele
alacaklarını ifade eden Talat, bu konularda ilerleme
gerçekleşmesini beklediklerini, ancak ilerleme
olmadığını da söyleyemeyeceğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı, yürütmenin nasıl seçileceği konusunda
anlaşamadıklarını, ancak birbirlerinin endişelerine
cevap veren konuları masaya koyarak, makul ve adil öneriler
yapıldığı izlenimi doğduğunu, bunun da önemli bir
gelişme olduğunu, kendi önerilerinin çok daha yaşayabilir bir
öneri olduğunu söyledi.
Görüşmede, Kasım başına kadar olan toplantı
tarihlerini de saptadıklarını belirten Cumhurbaşkanı
Talat, bir gazetecinin Rum basınında yürütme konusunda
anlaştığınız yönünde iddialar çıktı demesi
üzerine, Doğru değil, hayır. Bir sonuca varmış
değiliz, tartışıyoruz, düşünmeye ve gelecekte bu
konuyu görüşmeye devam edeceğiz dedi.
Talat, bu turun ardından üçüncü bir tur olup olmayacağı sorusunu
ise, Bu tur içinde diyebiliriz veya adına üçüncü tur da diyebiliriz.
Kesin konuşmayayım. Önemli olan, bu konu gündemde kalmaya devem
ediyor, buzdolabına koymadık dedi.
AB İLERLEME RAPORU CAN SIKICI
Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Komisyonunun Türkiye İlerleme
Raporunu değerlendirmesi istenince ise, bunun ancak Kıbrıs
yanıyla ilgili konuşabileceğini kaydederek, raporun
Kıbrıs yanını olumlu görmediğini belirtti.
Raporu niçin olumlu bulmadığını da açıklayan Talat,
genel olarak Türkiyenin bunu dengeli
karşıladığını, ancak Kıbrıs
bakımından çok can sıkan yaklaşımlar olduğunu,
ABnin Kıbrıs Türklerinin izole edildiğini unutarak Türkiyenin
Rum tarafına limanlarını açmasını istemesini ve bu
affedilmez olmasına rağmen bununla da yetinmeyerek, bir de
Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkilerini
normalleştirmesini istemenin Kıbrıs Türklerine kast etmek,
hakaret ve saldırı demek olduğunu söyledi.
STAR
KIBRIS 16/10/09
![]()
Zeytin dikimini organize eden iki tarafın sivil toplum
örgütleri de liderlere ortak bildirilerini sundu: Barış sürececine
biz de katılıyoruz.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri kapsamında dün bir araya
gelmeden önce müzakere binası önüne 2 zeytin fidanı dikti.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihounun
ev sahipliğinde gerçekleşen görüşme öncesinde ise liderler,
müzakere binası önüne 2 zeytin fidanı diktiler.
İki taraftan sivil toplum örgütü temsilcileri de, toplantı öncesinde
ara bölgede müzakerelerin sürdürüldüğü bina önüne gelerek İngilizce,
Türkçe ve Yunanca olarak Barış Sürecine Biz De
Katılıyoruz yazılı bir pankart açtılar ve
hazırladıkları ortak bildiriyi liderlere sundular.
Etkinlikte, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum STÖ
temsileri, lidere sunulan bildiriyi okudular. Ardından liderlere birer
buket sundular.
Bildirilerin okunmasının ardından Cumhurbaşkanı Talat
ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, birer konuşma yaparak,
müzakerelerin başarıyla sonuçlanması için ellerinden gelenin en
iyisini yapma sözü verdiler ve hedefe ulaşmak için çok
çalıştıklarını vurguladılar.
STÖLERİN LİDERLERE SUNDUĞU BİLDİRİ
Toplam 50 Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum sivil
toplum örgütü tarafından imza konulan ve liderlere sunulan bildiride, her
iki toplumdan STÖnün bir araya gelerek görüşme sürecine toplum
seviyesinde katkı koyabilecek fikir alışverişinde bulunmak
amacıyla ortak bir hareket başlattığı ifade edildi ve
liderlere müzakere sürecinde destek belirtildi.
Sürdürülebilir barışa ulaşmak için herkesin kabul
edebileceği bir uzlaşıya varmanın şimdi zamanı
olduğu dile getirilen bildiride, Biz sivil toplum örgütleri masa
başında birleşik federal Kıbrıs için çaba sarf eden
liderlerimizin cesaretlerini ve girişimlerini desteklediğimizi
belirtmek ve bu sürece olan inancımızın altını çizmek
istiyoruz denildi.
Bildiride, STÖ temsilcilerinin, süreç içerisinde bazı zorluklar
yaşanmasının anlaşılabilir olduğu ve
yaşanan, yaşanabilecek olan zorlukların, görüşme sürecinin
toplumlar tarafından daha iyi anlaşılabilmesine katkı
koyduğunu düşündükleri kaydedildi.
İletişim kanalları açarak, karşılıklı güven
inşa ederek, iki toplum arasında sürdürülebilir barış ve
uzlaşıya ulaşmanın önemi vurgulanan bildiride, STÖlerin
liderlerin çabalarını güçlendirme yönündeki kararlılıklarını
gösterecekleri aktarıldı.
HRİSTOFYAS
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Hristofyas da 50 civarında
sivil toplum örgütünün destek içeren bildiri sunmalarının
ardından birer konuşma yaptılar. İlk sözü alan Hristofyas,
örgütlere ve halkın temsilcilerine desteklerinden dolayı
teşekkür etti, onlarla aynı dili konuştuklarını
vurguladı.
Dış müdahalelerin Kıbrıstaki sorunun büyük bir bölümünü
oluşturduğunu ifade eden Hristofyas, yabancıların
Birleşik Federal Kıbrısın iç konularına müdahale
etmeden yardımcı olmasına ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Hem Kıbrıslı Türklerin hem de Kıbrıslı
Rumların çocuklarına ait olacak bir Kıbrıs istediklerini
yineleyen Hristofyas, buna ulaşmak için arkadaşça bir ortamda her iki
toplumun kaygılarını anlayarak ve gidererek çalışılması
gerektiğini dile getirdi.
Geldikleri için örgüt temsilcilerine teşekkür eden Hristofyas, gerçek
barışa ulaşmak, ülkenin bütünlüğü ve
Kıbrıslılar için örgütlerle aynı mücadeleyi verdiklerini
ekledi.
TALAT
Cumhurbaşkanı Talat da örgütlere verdikleri destekten dolayı
teşekkür etti. Talat, çözüme halkın desteğiyle
ulaşılacağını, sonuçta birleşik Kıbrıs
için Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumundan üzerinde
anlaşılmış çözümü desteklemesini isteyeceklerini ifade
etti.
Halkın desteği gibi sivil toplum örgütlerinin desteğine de
ihtiyaç duyulduğunu ifade eden Talat, konuyla ilgili organize olmayı,
vatandaşın aydınlatılmasını da örgütlerle siyasi
partilerin sağlayacağını dile getirdi.
Uluslararası topluluğun desteğine şimdi ihtiyaçları
olduğunu ve gelecekte de ihtiyaçları olacağını
vurgulayan Talat, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı
Rumların tüm güçleri ve kapasiteleriyle barış içinde
birleşik bir ada için uğraş vermesi gerektiğini dile
getirdi.
Böyle bir yapının sürdürülebilir ve uzun ömürlü olmasının
Kıbrıs Türk ve Kıbrıslı Rumların isteğine
bağlı olduğunu kaydeden Talat, Buna ulaşmak için çok
çalışmak ve her türlü zorlukla başa çıkmamız
lazım dedi.
Talat, Kıbrıslı Türkler adına, her iki tarafın da
kabul edeceği bir çözüme ve barış içindeki bir birleşik
Kıbrısa yönelik taahhütlerini vurgulamak istediğini de
kaydetti. Talat, örgütlerle dayanışma içerisinde çalışma
sözü de verdi.
STAR
KIBRIS 16/10/09
![]()
Dünyanın en büyük tur operatörlerinden Thomas Cook,
Thomson-TUI gibi firmaların sadece uçak bileti satarak Larnaka ve Baf
havaalanlarına getirdiği turistlerin, Kuzeye gidip, tatil
yapması, Rumları çileden çıkardı.
Mihrişah Safa
Güney Kıbrısın Larnaka ve Baf havaalanlarına turist
getiren dünyanın tanınmış acentalarının,
getirdikleri turistlerden bazılarının güneyden kuzeye geçip,
tatil yaptığının ortaya çıkması, Rumları
çileden çıkarttı. Kıbrıs (Rum) Turizm Organizasyonunun,
ülkeye turist getiren acentelere verdiği bonusun, (teşviğin) ,
KKTCye geçen turistler için de uygulandığını belirten Rum
turizmciler, Kuzeyde, Rum topraklarına kanunsuz inşa edilmiş
otellerde konaklayanların ikramiyesini de Rum vergi yükümlüleri ödüyor
diyerek, bu konuda daha sıkı önlemler alınmasını
istedi.
Güneydeki turizm planının, acilen yeniden elden geçirilmesini ve
teşvik primlerinin de değiştirilmesini isteyen Rum turizmciler,
Turizmin feodal lordlarına meydanı bırakmamalıyız
dediler.
Global Travel Industry New adlı sitede yer alan haberde, İngiltere,
ABD; Almanya, Fransa, İtalya, Doğu Avrupa, Arap ülkeleri ve
dünyanın çeşitli bölgelerinden Güney Kıbrısa tur
düzenleyen, turist getiren acentalara teşvik amacıyla, belli
oranlarda ikramiye ödendiğini, hatta reklam harcamalarına da
yardım edildiğini belirtildi. Turizm şirketi listelerinin halka
açık olduğunu yazan site, aldıkları teşvik
miktarlarının gizli olduğunu yadı.
Bu acentaların güneydeki havalanları Larnaka ve Bafa, sadece uçak
bileti satın alan turistleri de uçurduğunu, bunun da normal
olduğunu kaydeden haber sitesi, Asıl normal olmayanı, bu
turistlerin çoğunun sınırdan Kuzeye geçmesi ve burada Rum
arazileri üzerine kanunsuz inşa edilen otellerde konaklaması.
Onların Kıbrısa gelmesi için reklam, tanıtım
paralarını Rum vergi yükümlüleri ödüyor.. Bir de üstüne bu acentalara
teşvik ikramiyesi veriyoruz. Sonra bu turistler, Kuzeye geçiyorlar. Tatil
dönüşü seyahat acentalarının sitelerinde,
Kıbrısın el değmemiş yerlerinde, zamanın
durduğu Kuzey Kıbrısta unutulmaz, harika tatil geçirdik diye
yorumlarını yazıyorlar. Bizimle çalışan, aynı
zamanda KKTCdeki Türk otelleriyle kontratları da bulunan acentalar oldu.
Bir İtalyan seyahat firmasının, Kıbrıs Turizm
Organizasyonu ile teşvik primi anlaşması bulunduğu,
aynı zamanda KKTCde otellerle de anlaşması olduğunu saptadık.
Bu konunun araştırılması gerekir diye yazdı.
GİRNEYE TAKSİ
Rum Turizm Bakanlığının konuyu
araştıracağını belirten haber sitesi, Larnaka veya
Bafa inen turistlerin, taksi, özel araç veya başka ulaşım
şekliyle Kuzeye götürüldüğünü, bunun da herkes tarafından
bilindiğini yazdı. Bu bir yalan değil. Larnaka havaalanına
gidip, bir bakın. Taksi şoförlerinin Dome Hotel-Girne,
Acapulco-Girne, Manolya Hotel-Lapta pankartlarıyla yolcu beklediğini
görürsünüz. Ayrıca büyük kumarhanelerin yolcuları da karşılanıyor
dedi.
Kuzeyle Güney arasında sınır kapısı açık
olduğu sürece, bu sürecin devam edeceğini, her gelen veya her Kuzeye
geçen turistin sorguya çekilmesinin mümkün olmadığını
kaydeden site, resmi makamların AB vatandaşlarının, bir
başka AB üyesi ülkede, bir yerden bir yere gidişini
yasaklayamayacağını yazdı.
RUMLARIN TEŞVİĞİ
Site, Güneye gelip, geceleyen turist sayısının geçmiş
yıllara göre yüzde 20 azaldığına dikkati çekti, Her
sınırdan kuzeye geçen turisti kontrol edemesek de, bunları getirenlerin
teşviklerini ödemeyelim dedi, şunları yazdı;
Kıbrıslı Rumların vergileriyle Kıbrısa
gelinmesini isteyen reklam paralarını ödeyelim. Tur operatörlerine
teşvik primi verelim. Seyahat acentaları sadece uçak bileti
satışıyla turisti ülkemize getirsin. Ancak bunlar Kuzeye geçip,
bizim topraklarımıza yasalara aykırı yapılan kanunsuz
otellerde konaklayıp, yiyip, içip, paralarını orada
harcasınlar. Sonra da el değmemiş, Kuzey Kıbrısta
müthiş tatil geçirdik deyip, geldikleri tur operatörlerinin adlarını
versinler. Bunu kabul edemeyiz. Her gelen turistle aslında yüzyüze
görüşülmesi temeline dayalı bir turizm politikası izlenmeli.
Meydanı turizmin feodal lordlarına bırakmamak gerekir.
Yapılacak olan, seyahat firmalarına, Kıbrısın kanuni
havaalanlarına getirilen turistlerin, burada kalması
şartıyla bonus teşvik primlerinin ödenmesini sağlamak.
Büyük tur operatörleri, bizim turizm sektörü yetkilileri ve resmi
makamları köşeye sıkıştırıp, indirim üzerine
indirim alıyor. Reklam ve tanıtım paralarını ödetiyor.
Hiç olmazsa turistlerin Güneyde kalmasını
sağlamalıyız.
STAR
KIBRIS 16/10/09
EU feels Cyprus talks stuck
By Stefanos Evripidou
THE
EUROPEAN Commission has the feeling that negotiations between the two leaders
are stuck, said a spokesman for EU Enlargement yesterday, adding, however,
that the window of opportunity was still open.
Speaking on the talks to a group of Greek and Turkish Cypriot journalists in
Brussels, Amadeu Tardio Altafaj said: On the substance, we are stuck, this is
the feeling of the Commission. Noting that the two leaders got off to a good
start, but that there is no content to show for the effort, he added that the
window of opportunity was still open.
Altafaj highlighted the sense of urgency regarding a solution given that there
is a whole new generation that does not have the same perception as the
generations before.
Asked repeatedly why the EU does not do more against Turkey on Cyprus, Altafaj
was quoted by Cyprus News Agency saying: The EU will not do the job (Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali) Talat and (President Demetris) Christofias took the
responsibility for.
He also rejected the view that the EU was soft on Turkey in its 2009 progress
report on accession obligations. Eight chapters are blocked and this is a
strong incentive, he said, adding that stronger sanctions would not be more
effective.
Much stronger direct pressure (on Turkey) would not change the order of
priorities, and priority is in the hands of Mr. Talat and Mr. Christofias, he
was quoted saying.
Adopting unusually strong words for an enlargement spokesman, Altafaj said: If
the leaders are not able to deliver, they have to explain why they did not
deliver.
He noted that Commission President Jose Manuel Barroso was extremely
concerned about the Cyprus problem, which was a completely anachronistic
situation.
Cypriot Members of European Parliament (MEPs) also got the chance to quiz
Enlargement Commissioner Olli Rehn in Brussels yesterday during a meeting of
the EPs Foreign Affairs Committee.
Rehn insisted that the report was balanced and objective, adding that 2009
was not considered a deadline when the decision was taken in 2006 for Turkey
to open its ports and airports to Cyprus and normalise relations with the
member state.
DISY MEP Ioannis Kasoulides feigned surprise, asking: How did we live for
three whole years based on illusions?
EDEKs Euro-deputy Kyriacos Mavronicolas told Rehn that the report undermined
the dates set by the Commission itself, while MEP Eleni Theocharous said the
failure to propose sanctions was unacceptable. She also questioned Rehn on
whether he could accept Turkish guarantees on Cyprus, since he wouldnt
consider Bosnia-Herzegovina to become a member state as long as it was a
protectorate.
Meanwhile, Christofias said yesterday that the Commissions progress report on
Turkey was satisfactory.
As a starting point, I believe that, yes, the report is satisfactory so that
we can work further, he said. The president maintained that the National Council,
the presidents top advisory body on the Cyprus issue, has not decided Turkeys
punishment be the only goal. The aim was to persuade and exert pressure on
Ankara to change its stance through the report. If Turkey does not change its
stance, then it is all open, he concluded.
On the other hand, Talat said the report was not positive for Turkish Cypriots.
Demanding the normalisation of relations between Turkey and the Cyprus Republic
was an insult and attack on Turkish Cypriots, he said.
EDEK leader Yiannakis Omirou agreed with Talat that the report was
non-satisfactory. Despite concluding Turkey had not met its obligations to
Cyprus, the Commission failed to recommend any sanctions, he said. A view
shared by DIKO spokesman Fotis Fotiou. In the meantime, the Turkish side is
insisting on positions in the talks that grossly violate the principles of
international and European law, added Omirou.
DISY leader Nicos Anastassiades said the report cant be considered
satisfactory but that his party is ready to stand by the government if it
chooses to adopt sanctions.
CYPRUS
MAIL 16/10/09
Christofias: we want the foreigners
to be helpful without intervening
By Stefanos Evripidou
THE
TWO sides are converging on the issue of governance but have yet to reach the
finish line, said President Demetris Christofias yesterday.
Speaking after a second meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat
this week, Christofias said: There are convergences, there are positive
elements on the table regarding governance, but I cannot say that we have a
final result.No agreement was reached yesterday on the executive of a united
Cyprus, though according to the UN Special Representative, Taye-Brook Zerihoun,
the two leaders discussed each others proposals in a very constructive
manner.
Speaking from the north, Talat said the talks went well, adding that both sides
presented wise and correct proposals responding to the concerns of the other.
Christofias noted that the Turkish Cypriot side neither rejected nor accepted
the Greek Cypriot revised proposals.
The two leaders will continue discussing governance and external relations next
week and begin the second reading on property. If they fail to come to
agreement on executive power, the issue will likely be moved to the third
basket of issues for which no convergence has been found. These issues will
then form the fodder of a give-and-take session between the two leaders in the
final round of negotiations.
We expect difficulties in the near future and everyone must show the utmost
self-restraint, political maturity and determination to claim our rights
without violating our principles, said Christofias.
The two leaders began yesterdays discussions with the symbolic planting of two
olive tree saplings in the UN protected area at Nicosias old airport. They
also agreed to a timetable of meetings for the next three weeks, pencilling in
another five meetings by November 6.
Also before yesterdays session, they met representatives of civil society from
both sides.
Fifty NGOs handed a resolution to the two leaders, pledging to support the
process by opening and maintaining channels of communication, building mutual
trust and promoting reconciliation between the two communities.
The resolution calls on both leaders to properly inform the general public on
the negotiations so that it may discuss the details of any progress achieved
and possibilities for the future in a positive and constructive way.
Clarification on the ongoing negotiations will help avoid vagueness, confusion,
unfair and uninformed criticism, said the NGOs.
In turn, the two leaders pledged to do all they could to achieve an agreed and
mutually acceptable solution which will reunify the island. Diverting from the
tactic of his predecessor, Christofias praised the role of the NGOs, noting we
need a Cyprus for the Cypriots. The president identified foreign intervention
as the greatest source of the islands problems.
We want the foreigners to be helpful without intervening in the internal
affairs of the United Federal Republic of Cyprus
We want a Cyprus, which will
belong to its children, both Greek Cypriots and Turkish Cypriots, said
Christofias. To achieve this, he added: We have to work in a friendly
atmosphere, understanding and meeting the concerns of both communities.
Talat highlighted that the will and support of the people for an agreed
solution was needed to really establish a peaceful country, a peaceful United
Cyprus. He added that support from the international community, of any power
which may have any positive say, was also needed in the talks.
CYPRUS
MAIL 16/10/09
![]()
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın
müzakere masasına koyduğu, federal devletin başkan ve
başkan yardımcısının seçilme yöntemine ilişkin
revize önerisi, nüfusun yüzde 20sinin Kıbrıslı Türk
olduğu temeline dayanıyor.
Gazeteler, Hristofyasın müzakere masasına
koyduğu, federal devletin başkan ve başkan
yardımcısının seçilme yöntemine ilişkin revize
önerisiyle ilgili haberleri yanında ve Rum siyasi partilerinin
Hristofyasın bu hamlesine gösterdikleri sert tepkilere de geniş
yer verdiler.
Fileleftheros; Öneriyi Canlı Tuttu... Talat
İtirazlarıyla Hristofyasın Önerisini Etkisizleştirdi Ama
Reddetmedi... Tek Halk Değiliz başlığıyla
yansıttığı haberinde, Rum tarafının müzakere
masasına koyduğu önerinin Kıbrıs Türk tarafınca
reddedilmediğini, bu nedenle, iki müzakerecinin kendi pozisyonlarını
korudukları bu konunun daha sonraki bir aşamada yeniden ele
alınacağını yazdı.
Gazete, bilgi sahibi kaynaklardan edindiği bilgilere
dayanarak, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın görüşme
sırasında Büyük bir gayret ortaya koydunuz, bunu takdir ediyoruz
dediğini, ancak önerinin büyük zafiyetleri bulunduğuna işaret
ettiğini yazdı; bunun; Talatın yanındaki uzmanların
ortaya koyduğu itirazlardan da görüldüğünü kaydetti.
TALATIN ISRARI
Cumhurbaşkanı Talatın, başkan ve
başkan yardımcısının ayrı oylamalarla senato
tarafından seçilmesinde ısrar ettiğini belirten gazete,
şöyle devam etti:
Talat şu iddiaları ortaya koydu: 1)
Kıbrıs Rum tarafının önerdiği
ağırlıklı oyla bile olsa, Kıbrıslı Türk aday
Kıbrıs Türk devletçiğinde yüzde 60ı elde edebilir ve
seçilemeyebilir; 2) Kıbrıslı Türk aday yalnız
Kıbrıs Rum oylarını elde ederse Kıbrıslı
Türkleri nasıl temsil edecek?; 3) Talat bir de, seçimin meşruiyeti
konusunu gündeme getirdi.
Kıbrıs Rum tarafı, biz tek halkız,
konuya böyle yaklaşılması gerek diyerek,
Kıbrıslı Türklerin endişelerini gidermeye
çalıştı, ancak Talat biz iki toplumuz, iki halk değil
yanıtını verdi. Aynı zamanda Türk tarafı, bu meselenin
çıkmaza girmiş görülmesini kabul etmedi, görüşülmesini daha
sonraya; muhtemelen al-verin başlamasına havale etti.
REVİZE ÖNERİ
Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, önceki günkü
görüşmeden sonra Kıbrıs Türk tarafının, Rum
tarafının yürütme erkiyle ilgili revize önerisini
reddetmediğini, ama kabul de etmediğini doğruladı.
Hristofyasa, başkan ve başkan
yardımcısının seçilmesine ilişkin önerideki;
Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Türk temsilcinin
seçilmesine katılımlarının ağırlıklı
oyla olacak iken Kıbrıslı Türklerin Rum temsilcinin seçilmesine
katılımının bir adam bir oy şeklinde olacak
olmasının bizim taraf aleyhine dengesiz olup olmadığı
soruldu.
Öneri, nüfusun yüzde 20sinin
Kıbrıslı Türk olduğu temeline dayanıyor diyen
Hristofyas şunları ekledi: Dolayısıyla; görev süresinin
bir bölümünde başkanlık da yapacak olan Kıbrıslı Türk
Başkan Yardımcısının seçilmesiyle ilgili
vatandaşların oy ağırlığıyla ilgili bu
ifade, bana göre, adil demektir. Kıbrıslı Rum aday için oylar,
Kıbrıslı Rumların oyları ne kadar ise hepsi
hesaplanacak, Kıbrıs Türklerin yüzde 20 oyları da hesap
edilecek.
Talat görüşmeden dönüşünde yaptığı
açıklamada, yürütme erkinin seçilmesi konusunda anlaşmaya
varılmadığını söyledi; ancak her iki tarafın da,
birbirlerinin endişelerini yansıtan akıllı ve doğru
öneriler ortaya koyduğunu kaydetti. Talat basında yer alan; yürütme
erkinde anlaşmaya ilişkin haberleri de reddetti ve müzakerelerin
devam edeceğini söyledi.
Gazete; Anlaşmadılar: Hakemlik Fonu (Görüntü)
Önünde İki Zeytin Diktiler başlıklı haberinde,
Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyasın önceki günkü görüşmelerine başlamadan önce birer
zeytin fidanı diktiklerini, ancak burada yaptıkları
konuşmaların, hakemlik konusundaki görüş
farklılıklarının öne çıktığını
yazdı.
YA SEÇİLEMEZSE
Politis de haberinde Talat ve Hristofyasın, yürütme
erki konusunu anlaşmazlıklar sepetine atmamak için, başkan ve
başkan yardımcısının seçim yöntemiyle ilgili
önerilerini karşılıklı anlayışla idame ettirmeye
karar verdiklerini yazdı, özetle şöyle devam etti:
Kıbrıslı Türk lider, Başkan
Hristofyasın, başkan ve başkan
yardımcısının; Kıbrıslı Türk adayları
seçecek Rumların oylarının, Rum adayları seçecek Kıbrıslı
Türk oylarıyla eşit olacak şekilde ağırlıklı
olmasıyla doğrudan halk tarafından seçilmesi önerisini kabul
etmedi ama ret de etmedi. Başkan Hristofyasın izah ettiği üzere
bu; Kıbrıslı Türkleri, nüfusun yüzde 20si olarak kabul
edersek, o zaman Kıbrıslı Türk temsilcilerin seçilmesinde
kullanılacak Kıbrıslı Rum oyları, gerçek sayı her
ne olursa olsun, toplam Rum oylarının 20de 1ini aşmaması
gerekecek.
Mehmet Ali Talat, Başkan Hristofyasın cesur
önerisine ana itirazını ortaya koydu. Bu öneri ile Kıbrıs
Türk tarafında destek çoğunluğunu sağlayan bir
Kıbrıslı Türk adayın, Rum seçmenler arasında
sevilmemesi halinde seçilemeyebileceğini vurguladı. Gazetemizin
anladığı üzere Talat, Kıbrıs Rum önerisinin,
başkan ve başkan yardımcısının seçilme
şeklinde de siyasi eşitlik talebine etkin şekilde yanıt
verdiğini teslim etmiştir. Buna rağmen, bunu kabul etmesi
halinde işgal bölgelerinde, Kıbrıs Rum seçmenlerince kabul
görmeyeceklerini hisseden siyasi şahsiyetlerin sert tepkilerle karşılaşacağını
düşünüyor. Talat ayrıca, başkan ve başkan
yardımcısının; iki toplumda ayrı seçimler
yapılması şartıyla doğrudan seçilmesini kabul
edebileceğini de söyledi.
Haravgi ise manşet haberine; Öneriler
Ağırlıklı... Başkan Hristofyas:
Kıbrıslılar İçin Bir Kıbrısa
İhtiyacımız Var başlığını attı.
Gazete, Hristofyasın dünkü açıklamasında, Kıbrıs Türk
tarafının, dönüşümlü başkanlıkla ilgili revize
önerisini reddetmediğini, kabul de etmediğini, bunu
görüşeceğini söylediğini yazdı.
Gazete, Hristofyasın Kıbrıslı
Türklerin; nüfuslarından dolayı Kıbrıslı
Rumların, federal Kıbrısın başkanlık sisteminde
Kıbrıslı Türk başkan yardımcısının kim
olacağını dayatması endişelerine yanıt vermeyi
hedefleyen ağırlıklı oy mantığını izah
ettiğini belirttiği haberinde Adadaki nüfussal anomali nedeniyle
Hristofyasın, ağırlıklı oy fikrini adil diye
nitelediğini kaydetti.
Gazete, Hristofyasın ağırlıklı
oyla ilgili izahını şöyle açıkladı: Kısaca
söylemek gerekirse; Kıbrıslı Türk başkan
yardımcısının seçilmesi sırasında
Kıbrıslı Rumların oy ağırlığı,
Kıbrıslı Rum başkan yardımcısının
seçilmesindeki Kıbrıslı Türklerin oy
ağırlığı kadar olacak. Mesela Kıbrıslı
Türkler, toplam nüfusun yüzde 20si ise bu; Kıbrıslı Rum başkan
yardımcısının seçilmesinde oy
ağırlıkları 1/5 olarak hesap edileceği ve
Kıbrıslı Türk başkan yardımcısının
seçilmesinde de Rumların oy ağırlığının da
yine 1/5 olarak hesaplanacağı anlamına gelir.
STAR
KIBRIS 17/10/09
UN requests Cyprus funding for
stepped-up negotiations
By Elias Hazou
CYPRUS negotiations are
expected to intensify towards the end of this year and into 2010, the UN said
yesterday in a request for funding totalling US$3,279,200.
It is anticipated that the leaders and the representatives will increase the
frequency of their meetings held under the auspices of the United Nations. In addition,
the Special Adviser to the Secretary General will also increasingly engage
regional and international stakeholders on substantive issues in support of the
process, a statement from the UN said.
The requested amount will provide for the salaries and common staff costs for
the continuation of 19 existing positions, consultants, travel of staff,
facilities and infrastructure, ground and air transportation, communications,
information technology, and other supplies, services and equipment.
The financial requirements for 2010 are less compared to 2009 because of the
proposed abolition of one position, the decrease in the post adjustment
applicable to Cyprus and the reduced requirements for operational costs as the
majority of the acquisition of office and furniture equipment was completed in
2009, and some of the logistical support will be provided free of charge by
UNFICYP.
With regard to the direct target of the UN mission in Cyprus, the report
provides for the facilitation of fully fledged negotiations at the level of
leaders, advisory services at the highest level on substantive issues in
support of full-fledged negotiations, briefings to the diplomatic community on
the island and special envoys for the Cyprus question on a monthly basis,
in-depth assessment of the political situation in Cyprus and in the region
through quarterly visits, facilitation of the six Working Groups and the seven
Technical Committees on procedural, legal, technical and substantive issues,
the meetings with the Cyprus press (50), press releases (60), establishment and
maintenance of contact with the media, and the reports to and briefings of the
Security Council.
The objective would be achieved provided that the current political will of
the leaders prevails and that there is continuing support from the
international community, the report says.
The report describes developments since the Cyprus elections in February 2008,
and the mandate of the Special Adviser to the Secretary General on Cyprus.
It says that regarding the United Nations country team, the Special
Representative of the Secretary-General coordinates expertise from various
sources, including the Committee on Missing Persons in Cyprus and United
Nations agencies, inter alia, UNDP, in order to contribute to efforts to create
an enabling environment for fully fledged negotiations."
Cyprus mail 17/10/09
Rum basınından özetler ve üzerine
yaptığı yorumlarla uzun yıllardır televizyon
ekranlarında yer alan ve üslubuyla binlerce izleyiciyi ekrana kilitleyen
Saffet Soykal, Yayın Yüksek Kurulunun kararıyla beş yıl KANAL Tde yayın yapmasının yasaklanmasına tepki
gösterdi.
Gazeteci Saffet Soykal, kararı Kıbrıs
ağzını kullanarak yayın yapmasına bağladı ve
bunu yanlış bir hareket olarak değerlendirdi.
HALKIN SESİne
açıklamalarda bulunan Soykal, KANAL Tde yayınlanan programları sırasında
yaptığı yorumlarda Kıbrısta kullanılan bazı deyimleri
kullandığını belirterek, Kıbrıstaki
deyimleri bilmiyorlar ve böyle bir nahoş harekette bulunuyorlar dedi.
Canlı yayında kullandığı üsluptan
dolayı cezalandırılan Soykal, verilen cezayı
Kıbrıs Türkçesinin
yasaklanması olarak değerlendirerek bunun yanlış bir
hareket olduğunu söyledi.
53 YILDIR BU İŞİ YAPIYORUM, NASIL HAREKET
EDİLECEĞİNİ BİLİRİM
Soykal, 53 yıldır gazetecilik yapan deneyimli bir
kişi olduğunu ve yayınlar sırasında nasıl hareket
etmesi gerektiğinin bilincinde olduğunu da belirtti. Herşeye
rağmen yargıya güvendiğini ve mahkeme kararına saygı
duyduğunu belirten Soykal, mahkemenin başka bir kanalda yayın
yapmasına bir engel koymamasını da taktirle
karşıladığını, böylelikle önünün
kapatılmamasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
TEKLİFLER GELMEYE BAŞLADI BİLE...
Programının Kanal Tden kaldırılmış olmasına
izleyicilerini üzüldüğünün gelen tepkilerden
anlaşıldığını da belirten Soykal, şu ana
kadar uyduda yayın yapan iki televizyondan teklif
aldığını ve teklifleri değerlendirme
aşamasında bulunduğunu da belirtti
HALKIN SESI 18/10/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözüm
müzakereleri sonucunda ortaya çıkacak anlaşmaya evet diyebilmek için
iyi ve yaşayabilir bir anlaşma gerektiğini belirterek,
müzakereleri sürdürebilmek için çözüme inanmak gerektiğini vurguladı.
Müzakerelerde karşılaştıkları
anlaşmazlık konularının nedeninin Rum tarafının
BM parametreleri dışına çıkması olduğunu kaydeden
Talat, Nerede ciddi anlaşmazlığımız varsa, Rum
tarafı o çerçevenin dışına çıkmaktadır. Mesela
mülkiyet... İki kesimlilik dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, görüşmeler 10 günlük
seanslar halinde olsa, yıl sonuna dek çözüme varacaklarını
belirterek, ancak Rum tarafının bunu istemediğini belirtti.
Talat, Kıbrıs sorununun çözümü için yürütülen
müzakerelerdeki son durumu anlatmak için başlattığı
ziyaretler çerçevesinde bugün öğleden sonra Akdoğanı da ziyaret
etti ve Akıncılar Spor Kulübünde bir araya geldiği köylülere,
süreçle ilgili bilgiler verdi.
Akdoğan Belediye Başkanı Adem Ademgilin
açış konuşmasıyla başlayan toplantıda,
Cumhurbaşkanı Talat, katılımcıların
sorularını da yanıtladı.
Müzakerelerin nasıl
başladığını hatırlatırken Rum lider
Hristofyasın müzakereleri başlatmak için seçildiğini
söylediği için müzakereleri başlatmanın zor
olmadığını, ama ortağı çözüme hayır diyen
bir parti olduğu için nazlandığını kaydeden
Cumhurbaşkanı Talat, kalıcı bölünmeye doğru
gidildiğini gördüğü için müzakerelerin başlamasının
kaçınılmaz olduğunu anladığını ve
müzakerelerin başladığını söyledi.
Talat, Eylül 2008de Yönetim ve Güç
Paylaşımı konusuyla başladığını
hatırlatarak, Kıbrıs sorununun özünün de bu konu olduğuna
işaret etti. Nasıl bir mekanizma kurulacağı, yasama,
yürütme ve yargının nasıl çalışacağı, kurucu
devlet ve federal hükümetin yetkilerinin ne olacağı gibi
konuları ele aldıklarını belirten Cumhurbaşkanı
Talat, federal düzeyde yargı, suçların nasıl ele
alınacağı, yasama, Sayıştay, Ombudsman, Merkez
Bankası gibi konularda anlaştıklarını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Yönetim ve Güç
Paylaşımında en ciddi anlaşmazlık konusunun
başkanlık sürelerinde, bakanlar kurulu sayısı ve
dönüşümlü başkanlığın nasıl seçileceği
konusunda bulunduğunu ifade etti.
MÜLKİYETTE CİDDİ FARK
Bu konularda 30 tane kağıt
hazırlandığını belirten Talat, Mülkiyet konusunda ciddi
bir fark ortaya çıktığını ve tam bir
anlaşmazlık bulunduğunu söyledi. Rumların, malla ilgili
kararı eski sahiplerin vermesini öngördüğünü; üzerine yapılan
yatırımın ödeneceğini; Kıbrıs Türk
tarafının önerisine göre ise belli kriterlerle
bağımsız bir mülkiyet komisyonu kurulacağı ve
kararı bu komisyonun vereceğini anlatan Cumhurbaşkanı
Talat, Rumların buna karşı çıktığını;
dolayısıyla Mülkiyet konusunun uzlaşılamadan
kapatılarak başka konuya geçildiğini hatırlattı.
Ekonomi ve AB konularında oldukça güzel ilerlemeler
sağlandığını ifade eden Talat, 3 konuda
hazırlanan 30 kağıdın uzmanlara verileceğini ve
yasaların bu verilerle hazırlanacağını bildirdi.
Kesin anlaşmazlık konusunun Mülkiyette
olduğunu kaydeden Talat, geriye Güvenlik ve Garantiler ve Toprak
(harita) konularının kaldığını ifade etti.
Haritanın, en hassas ve insanları en rahatsız eden konu
olduğu için her konuda anlaşılmadan bu konuya
geçilmeyeceğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, her iki
tarafın da harita önerisi yapmadığını; sadece temel kriterleri
konuştuklarını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kendileri garanti
anlaşmalarının devamını isterken, Rum
tarafının buna karşı çıktığını
kaydederek, ikinci turda önce başkanlığın seçimini ele
aldıklarını söyledi.
TÜRK LİDERİ RUMLARIN SEÇMESİ RİSKİ
Rumların doğrudan seçim; kendilerinin ise
senatoda seçim önerisi yaptıklarını belirten
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının önerisinin Türk lideri
Rumların seçmesi gibi bir risk içerdiği için karşı
çıktıklarını; konuyu tartışmaya devam edeceklerini
kaydetti.
Talat, 1 Türk 1 Rumdan oluşacak ortak listelerin
senatonun seçimine sunulacağını belirterek, 1 Türkün seçilmesi
için Türk senatörlerin ve bütün senatonun yarısından
fazlasının oy kullanması gerekeceğini anlattı.
Bizim düşüncemiz Türkler ve Rumlar birlikte
çalışabilecek bir liste çıkaracak, böylece çalışabilen
insanlar cumhurbaşkanlığına seçilecek. Bir Türk, bir Rum
dönüşümlü başkanlık yapacak, listeler seçilecek diyen Talat,
bakanlar kurulunun meclis dışından
oluşacağını belirtti.
İRADEMİZ VAR
Zaman zaman Hani 2009da bitecekti şeklinde
eleştiri aldığını belirten Talat, şöyle
konuştu:
Ben bitirecek olsam bitireyim ama tek taraflı
değil. Hala bitebileceğine ben inanıyorum. Annan
Planını bir aydan daha az görüşmüştük. Yeter ki isteyelim,
irademiz olsun. Bizim Türk tarafı olarak irademiz var çünkü çözüme
ihtiyacımız var. Bu ihtiyacı bilerek politikalar
geliştirmeliyiz. Bu benim politikalarıma uygundur ve bana motivasyon
veriyor.
İkinci neden Türkiye çözüm istiyor, çözümü en üst seviyede
destekliyor. BM Genel Kurulunda Sayın Başbakan hakemlik dahi önerdi.
Böyle bir destek olduğu için bu süreci böyle götürmekten başka
çaremiz yoktur. Bu işte sağcı-solcu olma meselesi değildir.
Herkes geleceğini görmek, toprağını, geleceğini
görmek, bilmek ister. Bütün dünya çözüm istiyor. Onun için Rum tarafı hep
Türk tarafını suçluyor.
Evet demek için iyi, yaşayabilir bir anlaşma
olması gerektiğini vurgulayan Talat, Çözüm olursa ne ala, olmazsa
gene bir şey kaybetmeyiz. Çözüm olmamasından kaybederiz ama çözümü
savunmuş olmaktan bir şey kaybetmeyiz. Onun için doğru çizgiyi
götürmemiz ve çözüme inanmamız lazım. İnanmazsak, müzakere
edemeyiz, ben şahsen edemem. Ben çözüme inanıyorum diye
konuştu.
Talat, Rumların bugünkü durumu daha fazla
götüremeyeceğini, uluslararası toplumun aktif
olacağını ve çözüm olacağını kaydederek, Ben
inanıyorum ve inandığım için müzakere ediyorum dedi.
STAR
KIBRIS 18/10/09
![]()
* TC Devlet Bakanı ve Başmüzakereci
Bağış: Bizim limanlarımızı açabilmemiz için
beklediğimiz tek şey, AB üyesi ülkelerin, Kuzey Kıbrıs
ile doğrudan ticarete başlaması.
TC Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen
Bağış, Türkiyenin Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına
limanlarını açabilmesi için AB üyesi ülkelerin, Kuzey
Kıbrıs ile doğrudan ticarete başlaması
gerektiğini söyledi.
British Council'in, Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu ve
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) ile ortaklaşa
düzenlediği 6. Boğaziçi Konferansı, İngiltere'nin
İstanbul Başkonsolosluğu'nda gerçekleştirilen gala
yemeğiyle başladı.
Yemeğin açılışında konuşan
Bağış, Olli Rehn'in Kıbrıs ile ilgili futbol maçı
benzetmesi kullandığını belirterek, ''Ben de buna
inanıyorum. Dünkü maçı dünde bırakmak ve yarına, önümüzdeki
maçlara bakmak lazım'' diye konuştu.
Bugün Güney Kıbrıslıların, Kuzey
Kıbrıslılarla ticaret yaptığını, ithalat ve
ihracat yaptıklarını anlatan Bağış, şöyle
konuştu:
''Biz, diğer 26 AB üyesi ülkenin aynı
şeyi yapmasını istiyoruz. Yani eğer Güney Kıbrıs
ile Kuzey Kıbrıs ticaret yapabiliyorsa, AB'nin diğer ülkeleri de
doğrudan ticaret yapabilmeli. Bizim limanlarımızı
açabilmemiz için beklediğimiz tek şey, AB üyesi ülkelerin Kuzey
Kıbrısla doğrudan ticarete başlaması. Hristofyas
ile Talat, çok farklı bir çözümle bile masaya gelebilirler. Ama bu
iki başkanın üzerinde uzlaşabilecekleri ve
kamuoylarını ikna edebilecekleri herhangi bir çözüm, Türkiye'nin
eksiksiz desteği ile karşı karşıya kalacaktır.
Hepimiz iki başkanı destekleyelim, onlara cesaret verelim ve bu güzel
adada barışa ulaşacak çözüme ulaşmaları için
onları destekleyelim. Hepimiz için çok güzel bir mekan olan bu adada
ulaşacakları herhangi bir çözüm konusunda onlara el verelim.''
ANLAŞMA TÜRKİYE'NİN
DESTEĞİNİ ALACAKTIR
Egemen Bağış ayrıca,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi
Lideri Dimitirs Hristofyasın varacakları ve
toplumları ikna edebilecekleri herhangi bir anlaşmanın
Türkiye'nin desteğini alacağını söyledi.
Bağış, Çırağan Sarayı'nda
düzenlenen ''6. Boğaziçi Konferansı''nda yaptığı
konuşmada,, 2002 yılında iktidara geldiklerinde
Kıbrıslı Yunanlıların Türkiye'ye giremediklerini,
Kıbrıs'taki Türk ve Rumların birbirlerini ziyaret edemediklerini
anımsatarak, Annan Planı'na Kıbrıslı Rumların
''Hayır'' dediklerini hatırlattı.
Kıbrıs Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas ile
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a destek verilmesi
gerektiğini kaydeden Bağış, şöyle devam etti:
''Hristofyas ile Talat'ın yapacakları ve toplumları
ikna edebilecekleri herhangi bir anlaşma Türkiye'nin desteğini
alacaktır. Biz gerçekten adada bir çözüm görmek istiyoruz, ama bu çözümün
adil olması gerekiyor. Adil ve sürekli olabilmesi için her iki toplum
tarafından kabul edilmesi ve destek görmesi gerekiyor. Biz adada tam
işleyen demokrasi istiyoruz. Adada güneş doğduğu zaman iki
değişik parlamento, iki değişik başkan, iki
değişik sistem ve iki değişik altyapı üzerine doğuyor
güneş. İnsanlar bu adada yüzyıllar boyunca birlikte
yaşadılar. Yine barış içinde yaşayabilirler, ama
Hristofyas ve Talat'a destek vermeli ve onları motive etmeliyiz. Türkiye,
limanları açma sözünü tutacaktır, ama Türkiye'ye verilen sözün de
tutulması gerekiyor. Türkiye'ye verilen söz Kuzey
Kıbrıslılar ile doğrudan ticaretti. Güney
Kıbrıslılar Kuzey Kıbrıs'la alışveriş
yapıyorlar. Kıbrıs Rumları Kuzey Kıbrıs'ın
güzel portakallarını yiyorlarsa niye Almanlar, Hollandalılar,
Fransızlar bu portakalları yiyemesin ki? AB doğrudan
ticaret sözünü tutarsa Türkiye de limanlarını açacaktır.''
Türkiye'nin limalarının 1987'ye kadar açık
olduğunu anımsatan Bağış, birçok ülkenin Tayvan'ı
kabul etmemesine rağmen onunla ticaret yaptığını
vurguladı.
Bağış, ''Benim ülkem de bunu kabul ediyor.
Bu bir diplomatik sorun değil, ama neden 26 ülke küçük bir adanın
taleplerine taviz ediyor. Bunu da kamuoyuna anlatmakta zorlanıyoruz.
Adadaki iki lider bu sorunu çözmek için farklı bir tutum ortaya
çıkarırlarsa onlara destek vermeye devam edeceğiz'' diye
konuştu.
STAR
KIBRIS 18/10/09
![]()
Resmi temaslarda bulunmak amacıyla yarın Güney
Kıbrısa gidecek olan Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreu
temasları sırasında, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyasla bir araya gelecek olan Papandreu, Rum Meclisinde düzenlenecek
özel bir oturumda da konuşma yapacak.
Papandreunun Kıbrıs ziyaretinin ana
amacının; iki ülke arasında, Türkiyenin Aralık ayında
gerçekleştirilecek olan AB değerlendirilmesine ilişkin ortak
tezler belirlenmesi olduğunu kaydedildi.
Fileleftheros gazetesinin haberine göre sabah saat 10:00da
heyetle birlikte Larnaka Havaalanına gelmesi beklenen Papandreu, saat
12.10da Rum Başkanlık Konutunda Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasla baş başa görüşecek.
Liderlerin görüşmesini; iki ülke heyetlerinin de
katılacağı görüşmenin takip edeceği belirtilen
haberde, Papandreunun Ziyaretçi Özel Defterini imzalayacağı,
13.45te de basına açıklamalarda bulunulacağı ifade edildi.
Papandreu aynı gün içerisinde, Yunan Askeri
Mezarlığını ve Rum Merkezi Cezaevi içerisindeki
EOKAcı mezarlarını ziyaret edecek, akşamüzeri ise AKEL
Genel Sekreteri Andros Kiprianu, Rum Ana Muhalefet DİSİ Başkanı
Nikos Anastasiadis, DİKO Başkanı Marios Karoyan ve EDEK
Başkanı Yannakis Omiruyla ayrı ayrı görüşecek.
Hristofyasın, yarın akşam Papandreu onuruna
resmi bir akşam yemeği vereceğini kaydeden gazete, Yunanistan
Başbakanının Salı sabahı ise EVRO.KO
Başkanı Dimitris Şilluris ve Rum Ekologlar-Çevreciler Hareketi
Genel Sekreteri İonna Panayotuyla bir araya geleceğini belirtti.
Papandreu aynı gün içerisinde, Tüm Kıbrıs
Kayıp Yakınları Komitesi Başkanı Nikos Theodosiu,
ayrıca İşgal Altındaki Belediyeler Komitesi
Başkanı Aleksis Galanosla da bir araya gelecek.
Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu
Hrisostomosla görüşmesinden sonra, Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyasla birlikte Meclise gidecek olan Papandreu burada Karoyanla
kısa süren bir görüşme yapacak, ardından da 11.35te Mecliste
gerçekleştirilecek özel oturumda bir konuşma yapacak.
Papandreunun, 12.30da ise adadan
ayrılacağı bildirildi.
STAR
KIBRIS 18/10/09
Papandreous visit comes at critical
juncture
Greek PM expected to take
more active role over Cyprus
GREEK Prime Minister Giorgos Papandreou visits Cyprus tomorrow on his first
official trip since his election, at a critical period for Cyprus problem
negotiations.
Papandreou is scheduled to meet President Demetris Christofias and the
political leadership as well as Archbishop Chrystostomos II.
My view is that it is a very important visit, said DISY deputy Christos
Stylianides.
It is a crucial time in the negotiations.
Papandreou said on Friday that the Cyprus problem is Greeces basic priority.
Finding a fair and viable solution to the Cyprus problem, with the UN
decisions as the basis, the principles and treaties of the EU and full respect
to the European acquis communitaire, is our basic priority, the Greek Premier
said.
Unlike his predecessor Costas Karamanlis who chose to sit on the fence,
Papandreou is expected to take a more active role in efforts to resolve the
Cyprus problem.
We fully support the intensive efforts of President Demetris Christofias,
Papandreou said.
He added that his country will once again stand next to Cyprus not just
verbally but with actions.
Earlier this month, just after his election, Papandreou paid a flash visit to
Turkey.
He spoke to Turkish Premier Tayyip Erdogan about the need to show a more
conciliatory approach on Cyprus. He also spoke directly to the Turkish people
on the need to talk straight about problems and to solve them. He called on
both countries to help free Cyprus of motherlands, occupation troops, walls and
division.
Papandreou proved he has a consistent policy in external issues and he
realizes that EU countries like Greece and Cyprus have vision and limitations,
Stylianides said.
During Karamanlis term, co-operation between Greece and Cyprus was on a very
basic level, with Athens routinely backing the political decisions of Nicosia.
A big departure from the Clerides-Simitis era when there was a common strategy
that culminated in the islands accession to the EU.
Papandreous visit to Turkey could spell the beginning of more openings to
Ankara, which could be helpful to the Cyprus peace talks.
It remains to be seen how Cyprus will react to this policy.
Some parties on the island, which rejected the United Nations blueprint for
reunification in 2004, view Papandreous election with circumspect, remembering
his open support for the plan.
Stylianides believes those still stuck in 2004 are behind the times.
In modern times the logic of compromise does not also mean denial of basic
principles, Stylianides said.
EDEK, a party with close ties to Papandreous party PASOK, said the premiers
talks in Cyprus will forge a necessary common national strategy aiming at the
vindication of the Cypriot people.
EDEK expects Greece and Cyprus to coordinate in the run up to the December EU
Summit, so that Turkey is held accountable for not meeting its obligations
opening its ports and airports to Cypriot traffic towards Cyprus, party
official Antonis Koutalianos said.
DIKO spokesman Fotis Fotiou echoed Koutalianos saying his party expected a
common strategy between Greece and Cyprus to be defined in light of the EU
summit.
The two countries should also determine their aims in Cyprus problem
negotiations, Fotiou said.
The two governments should walk together with common aims, common strategies
and that is what we expect will happen during the visit, Fotiou said.
No time to study proposal
By Stefanos Evripidou
INTERNAL BICKERING was the
order of the day yesterday as the political parties lined up to slam the
President for a proposal on a future rotational presidency made in the latest
round of talks with the Turkish Cypriots.
Opposition DISY and coalition partner DIKO accused President Demetris
Christofias of submitting proposals at the negotiating table without getting
prior approval from the parties.
Government spokesman Stefanos Stefanou insisted that Christofias had met
face-to-face with all party leaders, bar the Greens due to time constraints,
before last Wednesdays meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.
He described the volley of criticism as unfair since the president had asked
the leaders for their opinions on a revised proposal concerning the executive
of a united Cyprus Republic. He also made it clear that he planned to submit
this proposal at the next meeting with Talat.
DISY leader Nicos Anastassiades acknowledged that he had been informed last
Monday of the new proposal but that Christofias had failed to inform him of the
urgency of time. Before he could examine the proposal with his party, the
proposal was submitted two days later.
He also distanced himself from his number two, Averof Neophytou, who was highly
critical of the proposal which allows for a rotating presidency with weighted
votes for Greek Cypriots when electing a Turkish Cypriot candidate, saying his
was a personal remark and not the official party line.
Neophytou had accused Christofias of seeking to create class-based elections,
favouring left-wing parties. This comment comes after leaked UN documents
revealed a study by one constitutional expert which analyses the potential for
left-leaning parties to win federal elections in a united Cyprus under certain
conditions.
Anastassiades said one of the reasons Christofias revised his initial proposal
was because he did not want to give the impression hes trying to keep his
party in power. I like to say things as they are, said the DISY leader.
The latest proposal was discussed widely by the parties yesterday with the
Greens labelling the idea of a rotating presidency with a Greek Cypriot
president and Turkish Cypriot vice president racist. Echoing similar
sentiments, DIKO said it was categorically against the idea of a rotating
presidency. EVROKO acting head Nicos Koutsou said the latest slip-up by the
president was turning Greek Cypriots into second class citizens.
Toumazos Tselepis, advisor to the president hit out at Neophytou for his spicy
criticisms and asked him what kind of proposal he suggested for the executive.
He clarified that the latest proposal involves a rotating presidency, elected
island-wide but on separate tickets. The Greek Cypriot president would be voted
based on one man, one vote, and will spend four years in power, while the Greek
Cypriot vote for the Turkish Cypriot Vice-President (who will also serve for
two years as president) would be weighted, based on the size of the Turkish
Cypriot community in relation to the Greek Cypriot one.
If it was one man, one vote in both instances, I could take any Turkish
Cypriot friend and make him president without a single Turkish Cypriot vote,
argued Tselepis.
The advisor further highlighted that Christofias did not introduce the idea of
a rotating presidency since it was in every single one of the five Annan plans
made.
CYPRUS
MAIL 18/10/09
İP'den ilginç iddia:
Erdoğan-Talat'ın konuşmaları
İşçi
Partisi Genel Başkan Vekili Mehmet Bedri Gültekin, 24 Nisan 2004'deki
"Annan Planı" referandumundan hemen sonra Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan ve dönemin KKTC Başbakanı şu an
Cumhurbaşkanı olan Mehmet Ali Talat arasında geçtiğini
iddia ettiği telefon konuşmasının
kayıtlarını açıkladı.
Erdoğan ile Talat arasında olduğu iddia
edilen telefon konuşma kayıtlarından bazı bölümler:
"Devlet mevlet işini hiç dile getirmeyelim"
Recep Tayyip Erdoğan: Şimdi işte
Aralık 2004'e kadar biraz sabırlı gitmemiz lazım.
Mehmet Ali Talat: Doğru, doğru..
Erdoğan: Yani o şeyi mesela, devlet mevlet
işini hiç biz dile getirmeyeyelim. Başkaları getirsin dile
Talat: Neyi, neyi, neyi ?
Erdoğan: Yani "İki devlet olarak
tanımamız lazım", şudur budura bunu
Talat: Ha.. o çok zor, yani elde edilemeyecek şeyleri
şimdi atmamak lazım
Erdoğan: Hiç dile getirmeye gerek yok
Talat: Evet, evet, evet
"Artık o bitmiştir"
Erdoğan: Şey noktasında da bence 1 numara ile
fazla dalaşma.
Talat: Kiminle?
Erdoğan: Yani 1 numarayla, 1 numarayla.
Talat: Haa Yok Şimdi bakın
Erdoğan: İlkeyi, ilkeyi koyuyorsun ortaya ya bak
şimdi bana sordular bu akşam, ben şunu söyledim
Talat: Dinledim, dinledim dinledim.
Erdoğan: Ha dinledin değil mi yani bir
şeyi savundu.
Talat: Ama, ama Ama bakın şimdi size bir
şey söyleyeyim
Erdoğan: Halk da yüzde 65 ile karşısına
dikildi. Olay budur.
Talat: Şimdi benim bütün maksadım şu. Bir kere
Denktaş'la bu yeni diplomatik atak sürecini sürdüremeyiz.
Erdoğan: Zaten o artık
Talat: Çünkü o insan orda o orda olduğu sürece, resmin
ortasında, bence kimse bize rağbet etmez.
Erdoğan: Mehmet Ali Bey ben size bir şey söyleyeyim
mi? Artık o bitmiştir.
Talat: İşte onu diyorum Bende onu söylüyorum.
Erdoğan: Yani onun Ama artık onun sizin söylemenize
gerek yok artık. Yani şu anda o artık muhatap olmaktan bile
çıkmıştır!
Talat: Eve.. Yani onu şey ..ııı..
kaale almayacağız Başka çaremiz yok.
Erdoğan: Tabi canım yaa.. Yani hayır yani, sizin
onu şey yapmaya, söylemenize bile gerek kalmıyor artık. Dünyada
o bütün itibar kaybına girdi. Nerede Burgenstock'da bir defa.. Bitti o.
E-posta yoluyla partiye ulaştığı öne sürülen ve
Erdoğan ile Talat arasında yapıldığı iddia edilen
telefon konuşması kayıtlarında, Talat'ın
"Şimdi benim bütün maksadım şu. Bir kere Denktaş'la bu
yeni diplomatik atak sürecini sürdüremeyiz. O orada olduğu sürece, resmin
ortasında, bence kimse rağbet etmez" sözüne Başbakan
Erdoğan, "Mehmet Ali Bey ben size bir şey söyleyeyim mi?
Artık o bitmiştir" yanıtını veriyor.
Cevap Erdoğan'dan değil Ergenekon
savcılarından
Söz konusu telefon konuşması ve yayın organlarına
yönelik yapılan baskınla ilgili partisinin İstanbul İl
Merkezi'nde basın toplantısı düzenleyen İşçi
Partisi Genel Başkan Vekili Mehmet Bedri Gültekin, iki gün Recep Tayyip
Erdoğan'ı bu telefon konuşması ile ilgili olarak
açıklamaya davet ettiklerini söyledi.
Bu güne kadar bu çağrılarına bir yanıt
alamadıklarını ifade eden Gültekin, Erdoğan'dan cevap
alamadıklarını ama Ergenekon
savcılarından bir cevap aldıklarını belirterek, "Basın toplantımızın konusu olan
telefon konuşmalarını yayınlayan Aydınlık
Dergisi'nin Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım ve Ulusal
Kanal'ın Haber Müdür Yardımcısı Ufuk Akkaya'nın bugün
sabah itibarıyla evleri ve işyerleri arandı. İşçi
Partisi olarak Ulusal kanal ve Aydınlık'a yönelik baskıları
kınıyoruz. İşçi
Partisi, yasaların kendine tanıdığı haklar
çerçevesinde Türkiye'mize ve Milletimize duyduğu sorumluluğun
gereğini yapmaktadır" dedi.
Yüce Divanlık bir suç
Telefon konuşmasının KKTC varlığını sona
erdirme kararının kanıtı bir belge olarak ellerine
geçtiğini söyleyen Mehmet Bedri Gültekin, bunun Yüce Divan'lık bir
suç olduğuna dikkat çekti ve "İşçi
Partisi kendisine ulaşan KKTC'nin varlığına karşı
kurulan bir 'kumpas'ın bilgisini gizleyemez. Asıl gizlediğin
zaman suç işler. Gerek yedi yıllık iktidarı boyunca
izlediği politika ile AKP, gerekse Talat yönetimi uygulamaları ile
aslında KKTC'nin devlet olarak varlığına son verme
kararlığında olduklarını tartışmaya yer
bırakmayacak şekilde kanıtlamışlardır" dedi.
Gültekin, "Erdoğan ve Talat arasındaki telefon konuşmasında
bu konu çok açık bir şekilde konuşulmakta, Erdoğan KKTC'den
"Devlet mevlet işi" diyerek küçükseyerek bahsetmekte, Talat ise
KKTC'nin devlet olarak tanınmasını "Elde edilemeyecek şeyler"
olarak tanımlamaktadır. Erdoğan söz konusu telefon
konuşmasında KKTC'nin bir devlet olarak tanınması yönündeki
çabaların bir tarafa bırakılması için Talat'a taktik
vermektedir. Kıbrıs
Türkünün büyük acılar ve yüzlerce şehit vererek elde ettiği
'devlet', Tayyip Erdoğan için 'mevlet'tir" diye konuştu.
Denktaş'ı bitirme planları
Telefon konuşmasının bir bölümünde Tayyip Erdoğan, KKTC
Başbakanı Talat'la zamanın KKTC Cumhurbaşkanı
Denktaş'ı bitirme planı yaptığını ifade eden
Gültekin, "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Başbakanı, Türkiye'nin
resmen tanıdığı bir başka devletin meşru
Cumhurbaşkanı ile ilgili olarak "bitirme" planları
yapabilir mi? Bu konuşmaların üzerinden 5 yıl geçti. 10 Eylül
2009'da müzakerelerin ikinci turu başladı. Şimdi artık bu
yılsonuna kadar Türkiye'nin hava ve deniz limanlarının Rum, uçak
ve gemilerine açılması konuşuluyor. AKP iktidarının
komşularımızla 'sıfır problem' adına KKTC'nin
varlığına son verme kararlılığında
olduğu kesindir. Bütün gelişmeler önümüzdeki günlerde, KKTC'nin
tarihe havale edilmesi anlamına gelecek 'Kıbrıs
açılımı' ile
karşılaşacağımızı gösteriyor. Bu gerçekler
milletimizden gizlenemez" dedi.
Mehmet Bedri Gültekin konuşmasının ardından slayt
eşliğinde basın mensuplarına Başbakan Erdoğan ile
Talat arasındaki telefon konuşmasını
kayıtlarını dinletti.
Kayıtların e-posta yoluyla kendilerine gönderildiğini dile
getiren Gültekin bir basın mensubunun, "Nasıl elde edildiği
şeklindeki" bir soruya ise, "Hiçbir bilgim yok ama Türkiye'de
telefon dinlemelerinin kimler tarafından yapıldığı
biliniyor. İşçi
Partisi'nin herhalde telefon dinleme cihazları, ekipleri yok. Kimse de
böyle bir şeyi iddia edemez. Bunun mekanizmasının kimin elinde
olduğu o yüz binlerce yurttaşımızın dinlenmesini
mümkün kılan, aracın kadronun kimin tarafından istihdam edildiği
herkesin malumudur. Bu kadar çok büyük bir dinleme mekanizması kurar ise
birileri mutlaka dışarıya sızmalar kaçmalar olur. Tabiki
bunu bir tahmin olarak söylüyorum" diye yanıtladı.
CNN
TURK 19/10/09
İngiliz
yayın kuruluşu BBC, en uzun çocuk programı 'Blue Peter'ın 51'inci
yıl kutlaması çerçevesinde bu yıl Türkiye'yi
tanıtıyor. Yaklaşık 10 bin çocuk, haftada iki defa
Türkiye'yi konu alan tatil
programı 'Blue Peter'ı izleyerek Türkiye hakkında bilgi sahibi
oluyor.
BBC'nin çocuklar ve gençlere yönelik olarak hazırladığı ve
Türkiye'nin tanıtıldığı çocuk programı 'Blue
Peter'ın çekimleri, Edirne, İstanbul, Efes, Çatalhöyük, Kapadokya ve
Karadeniz bölgelerinde yapıldı.
22 Eylül'de başlayan program, Salı ve Cuma günleri saat 16.45'te
yayınlanıyor ve yıl sonunda tekrar gösterime sunulacak.
BBC ekibine Türkiye'de gidilecek ve çekim yapılacak yerler konusunda proje
sunan Londra Turizm
Muşaviri İrfan Önal, böyle bir programın İngiltere'de
yayınlanmasının Türkiye'nin tanıtımı için büyük
önem taşıdığına dikkati çekerek, BBC'nin bu
yayınlarla 10 binden fazla çocuk ve genci Türkiye hakkında
bilgilendirdiğini söyledi.
İstanbul Boğazı'nı yüzerek geçti
BBC Blue Peter programı yapımcıları ve
sunucularının Türkiye'de çekimler sırasında bir dizi
etkinliğe de katıldığını ifade eden Önal,
sunuculardan Helen Skelton'un İstanbul boğazını yüzerek
geçtiğini ve sunucunun bu muhteşem deneyime programında yer
verdiğini belirtti.
CNN TURK 19/10/09
![]()
*AB Komisyonu Genişleme Genel Direktörlüğü
Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Kolu Başkanı Andrew
Rasbash, Kıbrıs Türk halkına verilmesi düşünülen 259 milyon
Euronun Ağustos ayı sonu itibarıyla 41.5 milyon Euroluk
kısmının harcandığını ifade etti
259 milyon Euronun AB tarafından
Kıbrıslı Türklere proje bazında verilmesi taahhüt edilen
bir miktar olduğunu ancak mali yardım programlarında bazen tüm
paranın kullanılmadığını söyleyen Rasbash, programın
sonunda miktarın yüzde 90ıyla ilgili kontrat imzalamış
olma beklentisi içerisinde olduklarını da ifade etti.
Birçok alanda ihale açtıklarını da kaydeden
Rasbash, Ağustos sonu itibarıyla 103 milyon Euro tutarında
kontrat imzaladıklarını ve bunun toplamın yüzde
40ını oluşturduğunu belirtti.
Rasbash, mali yardım tüzüğüyle ilgili
programın yarısına gelindiğini, programın ilk
yarısında hazırlık ve ihale sürecinin olduğunu,
kontratlar imzalandıktan sonra esas işin
başladığını kaydetti.
Rasbash, kontrat imzalamanın işe başlamadan
önceki son basamak olduğunu anlattı.
Bugüne kadar mali yardım çerçevesinde kullanılan
paranın imzalanan kontratlara göre çok düşük olduğunu da dile
getiren Rasbash, Ağustos ayı sonu itibarıyla harcanan
paranın 41.5 milyon euro olduğunu ifade etti ve geriye kalan
paranın ise imzalanan diğer kontratlar için
kullanılacağını kaydetti. Geriye kalan miktar için kontrat
imzalama sürecine gelmenin önemine işaret eden Rasbash, sürecin zor
olduğunu da ifade etti.
DİKMEN ÇÖPLÜĞÜ 2012DE TEMİZ
Mali yardımın büyük miktarının
altyapı, su borularının değiştirilmesi, katı
atık yönetimi, deniz suyu arıtma sistemleri, Dikmen Çöplüğünün
temizlenmesi ve Güngörde yeni bir katı atık depolama alanı
oluşturulması için kullanılacağını ifade eden
Rasbash özellikle yeni çöp alanının büyük bir yatırım
gerektirdiğini vurguladı. Planlanan yeni çöplükte katı
atıklarının kurulacak olan ayrıştırma tesisiyle
ayrılacağını da ifade eden Rasbash, AB standartlarında
olacak bu çöp alanı için bir çok yeni ekipmana ihtiyaç duyulduğunu,
bu yöndeki kontratın geçen hafta Brükselde imzalandığını
kaydetti.
Dikmen Çöplüğünün temizlenmesi projesinin de çok
büyük bir proje olduğunu ve 2012 yılında
tamamlanacağını düşündüğünü ifade eden Rasbash, Dikmen
Çöplüğünün temizlenmesi ile ilgili projenin kontratının ise
yakın zamanda imzalanacağını söyledi.
Araçların AB standartlarına uygunluğunu
ölçmek amacıyla bazı ekipmanlar alınacağını da
anlatan Rasbash, köylere, belediyelere, çiftçilere yönelik bir takım hibe
programları yürütüldüğünü de anlattı.
KONTRATLAR İMZALANMALI
2009 yılının sonunda mali yardımla
ilgili kontrat imzalama süresinin dolacağını da hatırlatan
Rasbash, 2009 yılı sonuna kadar gerekli kontratların
imzalanmaması halinde bundan sonra çok geç olunacağını
kaydetti. Kontrat imzalamanın yetiştirilmesi hususunda umutlu
olunması gerektiğini ifade eden Rasbash, kontrat aşamasına
gelene kadar bir takım komplike prosedürlerinden geçmek gerektiğini
ve bazı ihale prosedürlerinde başarısızlıkla
karşılaşılabileceğini söyledi. 2009
yılının sonuna kadar gerekli kontratlar imzalanmazsa ne
olacağının sorulması üzerine ise Rasbash, 259 milyon
Euronun kontratlar imzalandığı zaman verilebilecek bir bütçe
olduğunu ve mali kurallar uyarınca bir zaman limiti bulunduğunu,
bunun değiştirilemeyeceğini söyledi.
BELİRTİLEN BÜTÇE MAKSİMUM LİMİT
Mali yarım programlarında genellikle taahhüt
edilen tüm miktara yönelik kontrat imzalanmadığını ve tüm
paranın kullanılamadığını da kaydeden Rasbash,
belirtilen bütçenin kullanılabilecek maksimum limit olduğunu
belirtti.
Bugüne kadar imzalanmış kontratların
çoğunun bu yıl içerinde imzalandığını ve
geçmişteki zamanın çoğunun hazırlık dönemi olarak
kullanıldığını da belirten Rasbash kalan para için de
gerekli prosedürleri başlatıp ihaleleri açtıklarını ve
hazırlık sürecinin tamamlandığını söyledi. Bu
yılın sonuna kadar yapılması gerekenin kontratları
imzalamak olduğunu ifade eden Rasbash paranın harcanmasının
sonraya kalabileceğini belirtti.
AMAÇ ADANIN BİRLEŞTİRİLMESİ
Mali Yardım Tüzüğünün Kıbrıs Türk
toplumunun ekonomik olarak gelişmesine yardımcı olmak
amacıyla kabul edildiğinin hatırlatılması ve
Kıbrıslı Türklerin bu tüzükten sonra ekonomik olarak
gelişip gelişmediğiyle ilgili düşüncesinin sorulması
üzerine Rasbash, amacın ekonomik gelişimin program sonunda
sağlanması olduğunu kaydetti.
Kıbrıslı Türkleri çözüme hazırlamak
amacıyla ekonomik olarak güçlendirmek olan Mali Yardımla ilgili
program 2011 yılında sona erdikten sonra hala çözüm olmaması
halinde ne olacağının, Kıbrıslı Türkleri
desteklemek amacıyla başka bir şey düşünülüp
düşünülmediğinin sorulması üzerineyse Rasbash, esas amacın
adanın yeniden birleştirilmesine katkı koymak olduğunu,
adanın 2011de değil mümkün olduğunca yakın bir zamanda
birleştirilmesini beklediklerini ve bunun üzerinde odaklanılması
gerektiğini vurguladı.
Rasbash, Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında Güneye
bal ve salyangoz ihraç edilebilmesiyle ilgili çalışmaların
ise Komisyon tarafından sürdürüldüğünü belirtti ve bunun ancak
2010 yılında mümkün olabileceğini düşündüğünü ifade
etti.Rasbash üye ülkeler sağlık güvenliği hususunda çok titiz
olduğundan AB standartlarına uygunluk için bazı
gereklilikleri tamamlamanın çok kolay olmadığını
da dile getirdi.
Rasbash, Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında Güneye
yapılan ihracatın her geçen gün arttığını
da belirtti.
YASA DIŞI GEÇİŞLER VE KAÇAKÇILIK
Kuzey ile Güney arasındaki geçiş
noktalarının iyi çalıştığını ve
kontrollerin gerektiği şekilde yapıldığını
da ifade eden Rasbash, geçiş noktaları haricindeki yerlerden
eşya kaçakçılığı ile yasa dışı insan
geçişleri ile karşılaşılmasının büyük bir
sorun olduğunu ifade etti. Bu yasa dışılıklarla
uğraşmanın kolay olmadığını dile getiren
Rasbash, yeşil hattın bir dış sınır
olmadığını, buradan AB ülkelerine geçiş
yapıldığını, dolayısıyla gerekli idari
kontrol ve prosedürlerin yerine getirilmesi gerektiğini belirtti.
Yeşil Hattın bir bariyer haline gelmemesi gerektiğini de
savunan Rasbash, bunun yapmak istediklerinin tam tersi olduğunu belirtti.
Rasbash kaçak insan ve eşya geçişlerinin de adanın yeniden
birleşmesiyle çözüleceğini umduğunu söyledi.
Güneye daha yüksek miktarlarda narenciye ticareti
gerçekleştirebilmek için neler yapılabileceğinin sorulması
üzerineyse Rasbash, ihracat miktarının artırabilmesinin ürün
kalitesini artırmakla ilişkili olduğunu söyledi. Rasbash,
yeterli kalitede olmayan ürünleri AB pazarında satmanın kolay
olmadığını da dile getirdi ve bu konuda uzmanların
yorum yapmasının daha uygun olduğunu belirtti.
STAR KIBRIS 19/10/09
![]()
* AB Dönem Başkanı İsveçin, Avrupa
Konularından Sorumlu Bakanı Cecilia Malmström, müzakerelerin
başarısız olması ihtimalini göğüslemek için bir B
planlarının olmadığını söyledi.
AB Dönem Başkanı İsveçin, Avrupa
Konularından Sorumlu Bakanı Cecilia Malmström, Politis Gazetesine
verdiği demeçte Hristofyas ile Talat arasında gerçekleştirilen
müzakerelerin olası bir şekilde
başarısızlığa uğramasıyla karşı
karşıya kalınmaması için, ABnin B planına sahip
olmadığını bildirdi.
Geçtiğimiz hafta Kıbrısta bulunan
Malmström, adaya ziyareti sırasında gazeteye verdiği demeçte,
iki lideri; önlerinde bulunan fırsatı değerlendirmeye ve
Kıbrıs sorununu çözmeye çağırdıklarını,
liderleri buna ilişkin cesaretlendirdiklerini ve bunu kendilerinden rica
ettiklerini söyledi.
BENZER FIRSAT ZOR
Gazeteye göre demecinde Bir çözüm anlaşması
durumunda, müktesebattan daimi sapmalar gerçekleşmesi aleyhinde açık
bir şekilde tavır takınan İsveçli yetkili, mevcut
fırsatın yitirilmesi halinde, benzer bir fırsatın çok çok uzun
yıllar gelmeyebileceği ihtimali bulunduğunun altını
çizdi.
Gazete, İsveçli yetkilinin, Türkiyenin AB
değerlendirmesiyle ilgili olarak açık bir şekilde, İsveç
Dönem Başkanlığının; Aralık ayında Ankara
aleyhine yaptırımlarda bulunulmasının sonuç vereceğini
düşünmediği imasında bulunduğunu da yazdı.
Aday ülkelere tehditlerin, Avrupa Birliğinin
işleyiş yöntemine uymadığını söyleyen Malmström,
Ankaraya daha fazla yaptırımlarda bulunulması
olasılığının, Birlikle katılım
müzakerelerini koparma ihtimali bulunduğunu, çünkü görüşülecek olan
başka katılım başlıklarının
kalmayacağını belirtti. Malmström, böyle bir gelişmenin
Kıbrısın menfaatine olmayacağını sözlerine
ekledi.
TÜRKİYE YAPMIYOR
Türkiyenin Ankara protokolünü
uygulamadığının açık olduğunu söyleyen
İsveçli yetkili, Türkiyeden defalarca bunu uygulamasını
istediklerini, fakat Türkiyenin bunu yapmadığını söyledi.
Türkiyenin Birlik karşısındaki
yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda, Türkiye aleyhinde birtakım
önlemler alınması konusunun görüşülmesi için çok erken
olduğunu kaydeden Malmström, Aralık ayına daha iki ay
olduğunu; o zamana kadar birçok şey gelişebileceğini ifade
etti.
Malmström, Türkiyenin Ankara protokolünü
uygulamasının; Kıbrıs sorununun çözümünü büyük ölçüde
kolaylaştıracağını da savundu.
Katılım sürecinin engelsiz bir şekilde
ilerlemesi için, Türkiyenin yükümlülüklerine uyması gerektiğinin
altını çizen İsveçli yetkili, baskı yapmaları, fakat
bunun yanında Türkiyeyle katılım müzakerelerinde ilerleme
konusunda hazır olduklarını göstermeleri gerektiğine de
işaret etti.
İKİ LİDERİN İRADEYE SAHİP
İki liderin çözüme ilişkin iradeye sahip
olduklarına inandığını söyleyen Malmström, liderlerin;
müzakerelerin gerçekten başarılı olmasını
istediklerini kaydetti. Liderlerin, bunun çözüme
ilişkin tarihi bir fırsat olduğunu düşündüklerini ifade
eden Malmström, müzakere sürecinde farklı taktikler bulunduğunu, bu
arada BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı
Aleksander Downerin de dediği gibi müzakerelerde ilerleme yaşandığını,
müzakerelerin yapıcı olduğunu ve ilerlediğini
belirtti.
Liderler böyle hissettiği sürece, uluslar arası topluluğun
liderleri desteklemek için elinden gelen her şeyi
yapacağını sözlerine ekleyen İsveçli yetkili, ABnin
müzakerelere katılmadığının aşikâr olduğunu,
fakat gerektiği takdirde yardımcı olmaya hazır
olduğunu dile getirdi.
Malmström, liderlerle görüşmesinde sorununun bugün
veya yarın çözüleceğine dair bir izlenim edinmediğini;
liderlerin oldukça dikkatli olduklarını söyledi.
NE YAACAĞIMIZI BİLMİYORUZ
Müzakerelerin başarısız olması
halinde ne yapacaklarını bilmediklerini de sözlerine ekleyen
İsveçli yetkili, adanın yeniden birleşmesinin gelecek
kuşaklar için büyük bir fırsat teşkil ettiğini söyledi.
Gazeteye demecinde, müktesebattan sapmalar konusuna da değinen Malmström,
Avrupa Birliğinde daimi sapmalara sahip olmadıklarını
söyledi. Uzun süreli sapmalara sahip olduklarını ve daimi sapmalardan
kaçınmaya çalıştıklarını ifade eden Malmström,
bütün ülkelerin, örneğin İsveç, Slovenya, Finlandiyanın;
geçiş dönemlerini kolaylaştırmak için sapmalara sahip
olduklarını söyledi.
İki toplumun yıllardır ayrı
yaşamasından dolayı, Kıbrısın durumunun çok
somut olduğunu sözlerine ekleyen Malmström, istisnalar, geçiş dönemleri
ve sapmalar ortaya çıkması gerektiğini, fakat ilke olarak daimi
sapmalardan kaçınmaları gerektiğini kaydetti.
STAR KIBRIS 19/10/09
AA
20
Ekim. 2009 Salı
NTV
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, ''Türkiye riyakar
tavrını sürdürüp yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmeye devam
ederse, üyelik sürecinin engelsiz olamayacağını herkesin idrak
etmesi gerekir'' dedi.
Hristofyas, Güney
Kıbrıs'ta bulunan Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreu'nun
onuruna dün akşam verdiği yemekte konuştu.
Rum radyosunun haberine
göre, ''amacın Türkiye'yi cezalandırmak olmadığını,
yükümlülüklerini yerine getirmesini ve özellikle Kıbrıs sorununun
çözümüne olumlu katkıda bulunmasını sağlamak
olduğunu'' savunan Hristofyas, bu çabalarında Yunan
halkının ve hükümetinin yanlarında olduğunu kaydetti.
ÖNCELİĞİM
KIBRIS SORUNU
Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreu da, Kıbrıs
sorununun çözümünün, hükümeti için en öncelikli konu olduğunu ifade
ederek, harcanan çabalarda Rum hükümetinin yanında olacaklarını
söyledi.
''Adadaki
bölünmüşlüğün sona ermesinin Yunan hükümeti için başta gelen
öncelik ve ulusal hedef olduğunu'' ifade eden Papandreu, ''işgal
altındaki bölge'' olarak nitelediği Kuzey Kıbrıs'ı bu
kez de ziyaret etmemekten duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Papandreu, ''ortak ve
kesin hedefin; BM Güvenlik Konseyi kararları, AB ilke ve değerleri,
insan haklarına saygı ve AB müktesebatı temelinde, üzerinde
anlaşmaya varılan iki toplumlu, iki kesimli federasyon çerçevesinde
tek egemenliği, tek uluslararası kimliği ve tek
vatandaşlığı olan adil, işlevsel ve yaşayabilir
bir çözüme ulaşmak olduğunu'' kaydetti.
ANLAŞMANIN
İÇERİĞİNE KIBRIS HALKI KARAR VERMELİ
Kıbrıs müzakere sürecine destek beyan eden Papandreu,
anlaşmanın içeriğine, dış müdahale olmadan
''Kıbrıs halkının'' karar vermesi gerektiğini
belirtti.
Kıbrıs
müzakerelerinde Rum tarafının tezlerine destek veren Papandreu,
''suni takvimler, dışarıdan empoze çabalar, hakemlik, 'son
fırsat' gibi uyarılardan herhangi bir sonuç
çıkmadığını'' ifade etti.
TÜRKİYE'NİN
AB ÜYELİĞİNİ DESTEKLİYORUZ AMA...
Yunanistan'ın Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini arzu
ettiğini ve desteklediğini, ancak Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine
getirmesi gerektiğini kaydeden Papandreu, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin
değerlendirileceği Aralık ayındaki toplantıda
Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın tamamen hazır olmaları
için aralarındaki işbirliği ve eş güdümü
güçlendireceklerini açıkladı.
![]()
* Kıbrıstaki bir çözümün iki toplumlu, iki
kesimli, BM parametrelerine, siyasi eşitliğe, tek devletli ve
tek vatandaşlığa dayalı olması gerektiğini
söyleyen, Papandreu ve Hristofyas, çözümün anahtarının hala
Türkiyede olduğunu belirtti.
ARSLAN MENGÜÇ
Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu iki günlük
resmi bir ziyaret için dün sabah saat 11.00 de Güney Kıbrısa geldi.
Papandreu, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyası
makamında ziyaret ederek bir süre görüştü.
Yunanistan ve Kıbrıs Bayraklarının yer
aldığı askeri şeref kıtası tarafından
karşılanan Yunanistan Başbakanı Papandreu, Rum
Cumhurbaşkanlığı Sarayında bulunan Makarios
anıtına çelenk koyduktan sonra, heyetler arası görüşmelere
geçildi.
Başta Rum ve Yunan basını olmak üzere yüz
kadar gazeteci tarafından izlenen Papandreunun bu ilk ziyaretinin
ardından ortak basın toplantısı düzenlendi.
Hristofiyasın Papandreunun seçim zaferini
kutlamasıyla başlayan konuşmasında, Kıbrısta bir
çözüme ulaşmanın stratejik bir gerçeklilik olduğunu
vurguladı.
İki lider, Kıbrıstaki liderler
arasında süren görüşmeleri, Türkiyenin AB üyeliği ve çevre
sorunları gibi konularda görüş alışverişinde
bulunduklarını açıkladılar.
Kıbrıstaki bir çözümün iki toplumlu, iki
kesimli, Birleşmiş Milletler parametrelerine, siyasi
eşitliğe, tek devletli ve tek vatandaşlığa dayalı
olması gerektiğini altı çizilen açıklamada, çözümün
anahtarının hala Türkiyede olduğu ve Türkiyenin sadece sözlü
güvenceler vermekle yetinmeyip somut adımlar atması da istendi.
Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümü için
Türkiyenin işbirliği ve iyi niyetine gerek olduğunu ancak Türkiye
liderliğinin Kıbrıs sorununun çözümünü desteklediğine
ilişkin sözlü açıklamalarda bulunmasına karşın, özlü
olarak bu yönde hiçbir şey yapmadığını savundu.
Hristofyas, Aralık ayına kadar önlerinde uzunca
biz zaman olduğunu, Türkiyenin AB üyeliği ile ilgili raporun
Aralık ayında ela alınacağını ve bu konuda henüz
ortak bir karar vermediklerini bildirdi.
Kıbrıs sorunu müzakerelerinin çıkmaza
girmesi ve sorununun çözülememesi durumunda alternatif bir çözüm
planlarının bulunup bulunmadığı yönünde sorulan bir
soruya yanıt veren Hristofyas, Kıbrıs sorununun iki toplumlu,
iki kesimli federasyon temelinde çözülmesi şeklindeki ortak tezlerinde
ısrarcı olduklarını tekrarladı.
DIŞİŞLERİ BAŞKA,
BAŞBAKAN BAŞKA
Yunanistan Başbakanı Papandreu da geçen hafta Türkiyeye
Dışişleri Bakanı kimliğiyle yaptığı
ilk ziyaretin ardından Kıbrısa başbakan olarak gelmesinin
bir anlamı olduğunu, bunun da Kıbrıs sorununda çözüme
öncelik verdiklerini gösterdiğini belirtti.
Papandreu, Şu açıkça söyleyeyim ki, Türkiyenin
ABye tam üyeliğini destekliyoruz. Bunun dışında
gelişecek bir özel ilişkiden yana değiliz. Türkiye ve Türk
halkını ABde görmek istiyoruz, dedi.
Papandreu, Aralık ayındaki Avrupa Konseyi
toplantısının önemli olduğunu zira Türkiyenin AB üyelik
sürecinin değerlendirileceğini anımsatırken, bu
değerlendirmenin objektif, ancak katı olacağını ileri
sürdü.
Papandereu, eğer bölünmüşlük devam ederse, bu
ayrı yaşamak anlamına gelir. Bu durumda da Kıbrıstaki
iki toplumun birbirleriyle yumuşak ilişkileri olmalıdır, görüşünü
savundu.
Bölge halklarının işbirliği ve
barış hedefine sahip olarak çabaların sürdürüleceğini ifade
eden Papandreu, Kıbrıs sorununun çözümünün kalıcı ve
fonksiyonel olması gerektiğini vurguladı.
Türkiyenin AB katılım sürecinde yeni bir yol
haritası olması gerektiği şeklide görüşler
belirttiğinin hatırlatılması ve bu konuda tam olarak ne
düşündüğünün sorulması üzerine ise Papandreu, terimler üzerinde
fazla felsefe yapmaya gerek olmadığını, hedefin gayet ne
olduğunu belirtti.
Papandreu ayrıca, Hristofyasla, bir yol haritası
çerçevesine dahil olacak ve yine bu AB sürecini değerlendirerek sonuç
alabilecekleri eylemleri de ele aldıklarını açıkladı.
Papandreu ve beraberindekiler daha sonra İngilizler
tarafından idam edilen EOKAcıların anısına düzenlenen
bir anıta saygı duruşunda bulundu ve Makondonisina bölgesindeki
Rum şehitliğini ziyaret etti.
Yunanistan Başbakanı Papandreu, bugün önce
Başpiskopos Hrisostomosu makamında ziyaret edecek, ardından da
saat 11.20de Rum parlementosunda bir konuşma yapacak.
HÜKÜMETE GÜVEN OYU
Öte yandan Yunanistan'da, 4 Ekim'de yapılan erken
genel seçimlerin ardından kurulan PASOK hükümeti güvenoyu aldı.
Yunanistan Parlamentosu'nun 300 üyesinden 160'ı yeni hükümete ''Evet''
derken, 140 milletvekili ise ''Hayır'' oyu kullandı.
Parlamento'da PASOK'un 160, Karamanlisin başkanı
olduğu YDP'nin 91, Yunanistan Komünist Partisi'nin (KKE) 21, Radikal Sol
İttifak Partisi'nin (SYRİZA) 13 ve Ortodoks Halk Birliği
Partisi'nin (LAOS) 15 milletvekili bulunuyor.
STAR KIBRIS 20/10/09
All eyes on December
By Stefanos Evripidou
GREECE
AND Cyprus will cooperate closely on the Cyprus problem while keeping all
options on the table until the EUs December evaluation on Turkeys accession
path, said Greek Prime Minister George Papandreou on his first official visit
to the island yesterday.
Speaking during his first official visit abroad as Greek premier, Papandreou
said repeatedly that Greece was once again by the side of Cyprus, adding, not
just in words but in practice. He highlighted that assisting President
Demetris Christofias to achieve a just and viable solution of the Cyprus
problem based on the agreed parameters was a priority of his government.
Papandreou said it was necessary to utilise the European framework in the most
effective way, adding that the European Council of December was important
because Turkeys EU course would be objectively assessed.
The message I have conveyed to the people of Turkey was that we want you to be
a friendly country, a country which has the right to join the EU but also one
which I will always be sincere with, talking about the problems which divide us
and which we have to solve, he said.
Papandreou noted that one of those problems is the Cyprus problem and the fact
that there is still occupation in the Republic of Cyprus.
Papandreou called on Ankara to meet its obligations towards the EU, including
normalising relations with Cyprus and contributing to a resolution of the
Cyprus problem. There is stagnation in Turkeys accession process in relation
to issues which the EU has set out for Turkey, and we need to give an impetus
with a view to help not only Turkeys EU course but also the settlement of
major issues, such as the Cyprus question, said Papandreou.
The Greek Prime Minister said he agreed with Christofias to continue their
close cooperation on the Cyprus problem, intensively until December and
afterwards.
During a joint press conference, Christofias said the two governments would
focus their attention in the coming months on their European partners to exert
pressure and influence on Turkey to be rational and realise that it is in its
own interest to implement its obligations towards Cyprus and the EU.
The president said he hoped Turkey and the Turkish Cypriot community got the
message that Greece and Cyprus support Turkeys full membership, adding,
however, that we are not masochists after all.
We cannot accept that Turkey will proceed without any problem to full EU
membership without first resolving the Cyprus problem on a sound basis, said
Christofias.
The two leaders had a tête-à-tête meeting followed by official talks with
delegations of both governments, during which the two leaders discussed how to
handle things and in which direction our moves will be targeted to be
effective, said Papandreou, in reference to the run-up to Turkeys December
evaluation by the European Council.
The Greek PM stressed there can be no troops on the territory of an EU member
state, especially troops of a candidate country. Cyprus accession to the EU
deprives Ankara of any pretext which it might apply to justify the continuing
occupation of Cyprus northern areas, which are European territory.
EU membership actually means the peaceful coexistence of member states, the
promotion and protection of human rights, a law abiding state which must be
reunited and function effectively within the EU, said Papandreou.
He called on the EU to undertake its responsibilities and contribute
effectively to solving this major problem which is also a European problem.
Asked if they discussed any alternative plan in case the Cyprus negotiations
come to a dead end, Christofias said: It is Turkey which has alternative
dangerous plans for Cyprus, launching threats if the Cyprus problem is not
settled by April, as Ankara says.
He added: if there is no solution, due to the stance of the Turkish side, we
will embark on an international campaign so that the world community will
pinpoint the perpetrator and take measures.
The Cypriot president highlighted that so far, despite positive statements to
the contrary by the Turkish leadership, Turkey had done nothing of substance to
help the talks progress or fulfil its obligations towards the EU regarding
Cyprus.
The two leaders also discussed other issues of regional and international
significance, including poverty, climate change and the global economic crisis,
said Christofias. Papandreous visit ends today.
CYPRUS MAIL 20/10/09
Armenia: the end of the debate?
By Gwynne
Dyer
THE FIRST great massacre of the 20th century
happened in eastern Anatolia 94 years ago. Armenians all over the world insist
that their ancestors who died in those events were the victims of a deliberate
genocide, and that there can be no reconciliation with the Turks until they admit
their guilt. But now the Armenians back home have made a deal.
On October 10, the Turkish and Armenian foreign ministers signed a accord in
Zurich that reopens the border between the two countries, closed since 1993,
and creates a joint historical commission to determine what actually happened
in 1915. It is a triumph for reason and moderation, so the nationalists in both
countries attacked it at once.
The most anguished protests came from the Armenian diaspora: eight million
people living mainly in the United States, France, Russia, Iran and Lebanon.
There are only three million people living in Armenia itself, and remittances
from the diaspora are twice as large as the countrys entire budget, so the
views of overseas Armenians matter.
Unfortunately, their views are quite different from those of the people who
actually live in Armenia. For Armenians abroad, making the Turks admit that
they planned and carried out a genocide is supremely important. Indeed, it has
become a core part of their identity.
For most of those who are still in Armenia, getting the Turkish border
re-opened is a higher priority. Their poverty and isolation are so great that a
quarter of the population has emigrated since the border was closed sixteen
years ago, and trade with their relatively rich neighbour to the west would
help to staunch the flow.
Moreover, the agreement does not require Armenia to give back the
Armenian-populated parts of Azerbaijan, its neighbour to the east. Armenias
conquest of those lands in 1992-94 was why Turkey closed the border in the
first place (many Turks see the Turkic-speaking Azeris as their little
brothers), so in practical terms Armenian president Serge Sarkisian has got a
very good deal.
The communities of the diaspora, however, believe the Armenian government has
sold them out on the genocide issue. Their remittances are crucial to Armenia,
so President Serge Sarkisian has spent the past weeks travelling the world,
trying to calm their fury. In the end, he will probably succeed, if only because
they have nowhere else to go.
But can any practical consideration justify abandoning the traditional Armenian
demand that Turkey admit to a policy of genocide? Yes it can, because it is
probably the wrong demand to be making.
Long ago, when I was a budding historian, I got sidetracked for a while by the
controversy over the massacres of 1915. I read the archival reports on British
and Russian negotiations with Armenian revolutionaries after the Ottoman empire
entered the First World War on the other side in early 1915. I even read the
documents in the Turkish General Staff archives ordering the deportation of the
Armenian population from eastern Anatolia later that year. What happened is
quite clear.
The British and the Russians planned to knock the Ottoman empire out of the war
quickly by simultaneous invasions of eastern Anatolia, Russia from the north
and Britain by landings on Turkeys south coast. So they welcomed the
approaches of Armenian nationalist groups and asked them to launch uprisings behind
the Turkish lines to synchronise with the invasions. The usual half-promises
about independence were made, and the Armenian groups fell for it.
The British later switched their attack to the Dardanelles in an attempt to
grab Istanbul, but they never warned their Armenian allies that the south-coast
invasion was off. The Russians did invade, but the Turks managed to stop them.
The Armenian revolutionaries launched their uprisings as promised, and the
Turks took a terrible vengeance on the whole community.
Istanbul ordered the Armenian minority to be removed from eastern Anatolia on
the grounds that their presence behind the lines posed a danger to Turkish
defences. Wealthy Armenians were allowed to travel south to Syria by train or
ship, but for the impoverished masses it was columns marching over the
mountains in the dead of winter. They faced rape and murder at the hands of
their guards, there was little or no food, and many hundreds of thousands died.
If genocide just means killing a lot of people, then this certainly was one. If
genocide means a policy that aims to exterminate a particular ethnic or
religious group, then it wasnt. Armenians who made it alive to Syria, then
also part of the Ottoman empire, were not sent to death camps. Indeed, they
became the ancestors of todays huge Armenian diaspora. Armenians living
elsewhere in the empire, notably in Istanbul, faced abuse but no mass killings.
It was a dreadful crime, and only recently has the public debate in Turkey even
begun to acknowledge it. It was not a genocide if your standard of comparison
is what happened to the European Jews, but diaspora Armenians will find it very
hard to give up their claim that it was. Nevertheless, the grown-ups are now in
charge both in Armenia and in Turkey, and amazing progress is being made.
n Gwynne Dyer is a London-based independent journalist whose articles are
published in 45 countries.
CYPRUS MAIL
AB 'KKTC'ye yardım kesildi' haberlerini yalanladı
Avrupa
Birliği, Annan planı referandumunda yüzde 65'le çözüme
"evet" diyen KKTC için 2004 yılında
hazırladığı 259 milyon euroluk Mali Yardım
Tüzüğü'nden 42 milyon euroyu, "KKTC'deki siyasi gerginlik ve Kıbrıs
sorununun girmiş olduğu çıkmazdan dolayı askıya
aldığı" yönünde Türk basınında çıkan
haberleri yalanladı.
AB
Komisyonu sözcüsü Amadeu Altafaj Tardio, günlük olağan basın
toplantısında bir soru üzerine, "Hiçbir mali yardımı
askıya almadık" dedi.
AB
bütçesinde imzalanan sözleşmelerle ilgili ödeme taahhütlerinin ve fiili
ödemelerin ayrı kalemlerde yapıldığını anlatan
Altafaj Tardio, "Kıbrıslı Türklere (KKTC) yardımda
bazı ödemeler ilk başta planlandığından daha geç
yapılacak, çünkü buradaki özel durumlar nedeniyle birkaç aylık
gecikme var. 259 milyon avroluk mali yardım programında öngörülen
bütün sözleşmelerin büyük ölçüde yıl sonuna kadar imzalanması
bekleniyor" dedi.
Tardio, "Fakat AB
Komisyonunun daha önce 2009 yılında yapmayı
planladığı 42 milyon avroluk ödeme daha sonraya kalacak. Bu
nedenle 2009 yılında öngörülen ödemelerinden 42 milyon euroluk
indirim yapmak gerekiyor. Sözleşmeler kapsamındaki ödeme taahhütleri
ise (2009 yılında planlandığı gibi) kalacak" diye
konuştu.
Bu yılki ödemelerde ertelenen 42 milyon euronun gelecek yıla
aktarılacağını belirten Altafaj Tardio, "Başka
bir deyişle Kıbrıs
Türk toplumuna ayrılan fonlarda hiçbir kesinti yoktur, yardım
programı planlanandan birkaç ay
gecikmeli uygulanacaktır" dedi.
AB
Komisyonu, Rum tarafının engellemeleri nedeniyle Şubat 2006'dan
bu yana 259 milyon euroluk mali yardımın, uygulamaya girdiği
Şubat 2006'dan bu yıl ortasına kadar sadece yüzde 15'ini (38,5
milyon euro) harcayabildi. Bu dönemde 130 milyon euroluk en büyük
kısmı altyapı yatırımlarına ayrılan Mali
Yardım Tüzüğü kapsamında yapılan ihalelerin toplamı
84,5 milyon euroya ulaştı. 23,3 milyon eurosu KKTC'deki AB
ofisinin ve projelerin giderleri için ayrılan toplam 259 milyon euroluk
paketten kalan 235,7 milyon avronun bu yıl sonuna kadar KKTC'nin sosyal ve
ekonomik açıdan kalkındırılması amacıyla su
dağıtımı, kanalizasyon, ulaşım, telekomünikasyon,
çevrenin korunması ve eğitim
projeleri için açılacak ihalelere dağıtılması
gerekiyor.
Öte yandan, Avrupa Komisyonu'nun Kıbrıs
masası eski şefi olan Leopold Maurer de, Kıbrıs
sorununun çözümüne hukuki destek sağlamak amacıyla Avrupa
Birliği adına Kıbrıs'a
gönderildi.
Avrupa Komisyonu'nun Kıbrıs
özel temsilcisi sıfatıyla görev alacak olan Maurer, müzakerelere
doğrudan katılmasa bile, Kıbrıs
sorununa bulunacak çözümün AB
müktesebatına uyumu konusunda destek sağlayacak.
Sanatçılardan liderlere destek
Bu arada, bazı Kıbrıslı Türk ve Rum sanatçılar, Kıbrıs
sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla müzakerelere devam eden KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'a pankartlı destek verdi.
Liderleri çözüm yönünde cesaretlendirmeyi amaçlayan bazı sanatçılar,
Lefkoşa ara bölgede müzakerelerin yapıldığı BM
binasının girişinde, liderlere destek belirten pankartlar
sergiledi.
Pankartlarda Türkçe ve Rumca olarak, "Sadece kendi toplumum değil
diğer toplumun ve Kıbrıs'taki
tüm toplumların da geleceğini ve mutluluğunu düşünerek
hareket edeceğime...", "Bütün farklılıkları
kucaklayıp armoni içinde var olabilecekleri bir gelecek kurmaya
çalışacağıma..." diye başlayan, yemin
şeklinde ifadeler yer alıyor.
Pankartlardaki yazıların birer kopyası liderlere de verildi.
CNN TURK 22/10/09
![]()
* Yönetim ve Güç Paylaşımı
başlığı altındaki Dış İlişkiler
konusunu ele alan, liderler, bugün saat 10:00da yeniden bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri
kapsamında dün yeniden bir araya gelerek, Yönetim ve Güç
Paylaşımı başlığı altındaki
Dış İlişkiler konusunu ele aldı. Liderler, bugün
saat 10:00da yeniden bir araya gelerek Mülkiyet konusunu görüşmeye
başlayacak.
Liderlerin planlanan diğer görüşmeleri ise 27
Ekim Salı günü saat 10:00da; 2 Kasım Pazartesi günü saat 16:00da ve
6 Kasım Cuma günü saat 10:00da gerçekleştirilecek.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downerin ev sahipliğinde, ara bölgede
müzakereler için tahsis edilen binada saat 15:00de başlayan dünkü
görüşme yaklaşık 2 saat sürdü.
Görüşme sonrasında liderler görüşme yerinden
her zamanki gibi açıklama yapmadan ayrılırken Downer kısa
bir açıklama yaptı.
Liderlerin, heyetler arası görüşmeye geçmeden
önce yaklaşık bir saat süren baş başa bir
görüşme gerçekleştirdiğini ifade eden Downer, bugün
Dış İlişkiler konusunu görüşen liderlerin yarın
Mülkiyet konusunu ele alacağını söyledi.
Basının sorularını da yanıtlayan
Downer, liderlerin geçen hafta gerçekleştirdikleri son görüşmede
Yürütme konusunu ele aldıklarını, tarafların bu konuda
ortaya konulan önerileri düşünmek için bir düşünme süresi
olduğunu ve bu konunun ilerleyen zamanda tekrar ele alınacağını
kaydetti.
Liderlerin Yürütme konusunda bir ilerleme kaydedip
kaydetmediğinin sorulması üzerine ise Downer, Buna verilecek en iyi
yanıt, istikrarlı bir ilerleme kaydettikleri ve farklı fikirleri
değerlendiriyor olduklarıdır dedi.
TALAT: DIŞ İLİŞKİLER
ERTELENEDİ
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Dış
İlişkiler konusunun tarafların yakınlaştırma
önerileri ile birlikte ertelenmesine karar verdiklerini bildirdi
Talat, Genel olarak bu anlamda yakınlaşma var,
ama üzerinde anlaştığımız bir mekanizma
oluşmuş değil dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, yarınki görüşmede
Mülkiyet konusuna geçeceklerini ve bu konuda ilerleme olmasını
beklediğini de söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas ile görüşmesi sonrasında Cumhurbaşkanlığına
gelişinde basın mensuplarına açıklama yaptı.
Dış İlişkiler konusunu
görüştüklerini belirten Cumhurbaşkanı Talat, bu konuda Rum
tarafının daha önce temsilcilerin görüşmesi sırasında
sunduğu öneriler bulunduğunu, bugün Türk tarafı olarak kendilerinin
de önerilerini verdiklerini anlattı.
Bu aşamada bu konunun tarafların
yakınlaştırma önerileri ile birlikte ertelenmesini
kararlaştırdık diyen Talat, yarın Mülkiyet konusuna
geçeceklerini söyledi.
Dış İlişkiler konusunda
tarafların pozisyonlarını, yakınlaşma
olacağı düşüncesi ile diğer tarafın endişelerine
cevap verecek hale getirdiğini belirten Cumhurbaşkanı Talat,
birinci turda tarafların bu konuda önerilerini sunduklarını,
önerilerle ilgili olarak iki tarafın da endişeleri ve hassasiyetleri
olduğunu ve bu turda iki tarafın da bu hassasiyetlere cevabi öneriler
sunduğunu ifade etti.
Talat, Objektif olarak her iki öneriye bakarsanız
daha önceki önerilere göre birbirine çok daha yakın öneriler
sunulduğu görülür. Genel olarak bu anlamda yakınlaşma var ama
üzerinde anlaştığımız bir mekanizma oluşmuş
değil. Ama yakınlaşma olduğuna göre bir ileri adıma
gidelim mülkiyet konusuna gidelim, çünkü en ciddi ayrılık
ondaydı. Onda da yakınlaştırırsak bana göre önemli bir
gelişme sağlamış olacağız. Bir ilerleme oldu
demem mümkün değil, ama eski önerilere kıyasla daha yakın
noktadayız dedi.
BAŞBAKANIN AÇIKLAMASI
Başbakan Derviş Eroğlunun dün Bakanlar
Kurulu girişinde yaptığı açıklamada görüşme
tutanaklarını takip ettiğini ve gözlemlerinin
anlaşmanın uzak olduğu yönünde olduğunu söylediğinin
belirtilerek bu konudaki değerlendirmesi istenen Cumhurbaşkanı
Talat, Başbakan bu konuda değerlendirme yapabilir.
Anlaşmanın uzak veya yakın olduğunu söylemek de bir yorum
meselesidir şeklinde konuştu.
Bu yorumun doğal olduğunu kaydeden Talat, Ben de
zaten her şey mükemmeldir, tamamdır, ilerleme büyüktür demiyorum. Ama
bana göre ilk pozisyonlarımıza bakılırsa bugün daha iyi
noktadayız dedi.
Başka bir soru üzerine, Mülkiyet konusunda ilerleme
beklediğini de belirten Talat, yarın Hristofyasla ele almaya
başlayacakları Mülkiyet konusunun birkaç görüşme
gerektirebileceğini de söyledi.
DOĞRU ÇÖZÜM TÜRKİYENİN GÖREVİ
Bu arada, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas, AKEL Merkez Komitesinin önceki gün gerçekleştirdiği üç
saatlik toplantısının ardından yaptığı
açıklamada, iki egemen devletin ortaklığını
değil, (Kıbrıs sorununun) doğru çözümünü desteklemenin
Türkiyenin görevi olduğunu söyledi.
Haravgi gazetesi, Avrupa Sorumluluklarından
Kaçınılmasına İlişkin Türk Sızlanmaları
başlıklı haberinde, Hristofyasın, Türkiye
Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün, Ankaranın liman ve
havaalanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açması
için Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının
kaldırılmasına ilişkin söylediklerini; Türkiyenin, AB ve
Kıbrıs Cumhuriyeti karşısında üstlendiği
sorumlulukları yerine getirmemek için ortaya koyduğu
sızlanmalar olarak nitelendirdi.
Türkiyenin; Kıbrıslı Türklerin
izolasyonlarının kaldırılması konusunda daimi bir
isteme sahip olduğunu dile getiren Hristofyas, söz konusu istemin, ne
Türkiyenin Avrupa Birliği katılım süreciyle, ne de
Birliğin kararlarıyla ilişkisi olduğunu öne sürdü.
STAR TURK 22/10/09
![]()
Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreu, Rum
tarafındaki temasları çerçevesinde, Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas başta olmak üzere Rum siyasi parti
başkanları, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskposu Hrisostomosla,
bir araya geldi, birtakım etkinliklere katıldı.
EVRO.KO (Avrupa Partisi) ve Rum Ekologlar-Çevreciler Hareketinin önceki gün
Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreuyla bir araya geldiğini
yazan Politis gazetesi, söz konusu partilerin, Papandreuya, Türkiyenin
Aralık ayında gerçekleştirilecek olan AB
değerlendirmesinden, zarar görmemiş bir şekilde geçmemesi
gerektiği görüşünü ilettiklerini kaydetti.
Gazeteye göre, EVRO.KO Başkanı Dimitris Şilluris,
açıklamasında, partisinin Kıbrıs sorununun ele
alınışıyla ilgili olarak birtakım endişeleri
olduğunu da dile getirdi.
Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Genel Sekreteri İoanna Panayotu ise,
Papandreuyla bir araya gelmesinin ardından yaptığı
açıklamada, Rum ve Yunan hükümetlerinin; başlıkların
açılması konusunda veto haklarını kullanarak; Aralık
ayı ışığında güçlü bir tavır sergilemeleri
gerektiğini savundu.
Açıklamasında yeni yol haritasına da değinen Panayotu,
bunun Papandreu tarafından yapılan siyasi bir açıklama
olduğunu, bir strateji hareketi olmadığını ifade etti.
Gazete, Yunanistan Başbakanının adadan ayrılmadan hemen
önce Cikko ve Dillirga Metropoliti Nikoforosla görüştüğünü de
belirtti.
Papandreunun; Kıbrıs temasları çerçevesinde, Tüm
Kıbrıs Kayıp Yakınları Komitesi Başkanı
Nikos Theodosiyuyla da bir araya geldiğini bildiren gazete,
Theodosiyunun yaptığı açıklamada, kazı ve kimlik
tespiti sürecinin araştırmaların sadece bir
kısmını teşkil ettiğini Papandreuya ilettiklerini
söylediğini yazdı.
STAR KIBRIS 22/10/09
Property issue back on the peace talks
agenda
By Stefanos Evripidou
THE TWO leaders will move
on to discuss the contentious property issue today after failing to conclude
talks on the federal executive during yesterdays direct talks.
President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat met
for three hours yesterday at the UNs Good Offices where they discussed the
external relations of a united Cyprus for at least the second half of their
meet.
During the first half, according to the UNs Special Adviser Alexander Downer,
the two had a tête-à-tête, along with their aides. It is believed the two
leaders spoke in private about the controversial and topical issue of the
federal executive which has been at the heart of some fiery TV shows and news
reports in the last week.
Ever since Christofias submitted a revised proposal on a rotating presidency,
where the President and Vice-President are elected separately but from a common
electoral roll, using weighted votes for the election of the Turkish Cypriot
candidate, the issue has been given a large amount of coverage and criticism in
the Greek Cypriot press and among party officials, particularly from coalition
partner DIKO.
Downer said the two leaders had entered a period of contemplation on the
executive while they talk about external relations.
They have a bit of time to think about some of the ideas that have been put on
the table there, he said, adding, We will see how it goes.
The Australian diplomat did not rule out a return to the executive in the coming
weeks, noting these are big issues and different proposals come forward. If
the issue proves too big to overcome then the question of the federal executive
will have to be moved to the third basket of issues where there is no
convergence, and a give-and-take process is expected.
According to Talats press website, the leaders were expected to finalise
discussion on the executive yesterday, something which they appeared not to do.
Asked whether they made good progress, Downer replied that the best answer to
that was that theyre exploring different ideas and making steady progress.
He highlighted that during the second phase of talks, the two leaders were
exploring a lot of different options on how to handle the different issues. I
would say its a productive process, he said, adding that the leaders needed
time to think about, work through and discuss a lot of bridging proposals.
The two will meet again today to begin the second phase of discussion on
property, which Talat has identified as the hardest obstacle to a solution,
claiming that nearly every single Turkish Cypriot now has some association to
Greek Cypriot properties in the north.
CYPRUS MAIL 22/10/09
Old Nicosia turns into party zone
for Peace Bus launch
By Sebastian Heller
OLD NICOSIAS Phaneromeni
Church will take on a party atmosphere tomorrow, with a grand-scale celebration
featuring fire jugglers and frame drumming.
Nicosia Mayor Eleni Mavrou has said she plans on attending the event, which may
just turn into a party with EU representatives also pledging an appearance.
The purpose of the celebration is to launch a Peace Bus tour around the island
as part of the Jumpstart Youth Peace Campaign.
The Peace Bus Tour will involve the 30 core members of the Jumpstart Peace Campaign,
15 of whom are Greek Cypriot (averaging 23-30 years old) and 15 of whom are
Turkish Cypriot (averaging 18-25 years old).
Approximately half of the participants have completed, or are studying for,
postgraduate degrees.
The tour will begin in Nicosia this weekend, during which the Peace Bus will
drive around some of Nicosias local streets and there will be a schedule of
public speeches, community interaction and local interest activities.
The purpose of the initiative is to promote peace, co-operation and interaction
between the two communities.
The tour will continue on weekends only all around the island until March 2010.
Included amongst the places scheduled to be visited are: Paphos, Limassol,
Larnaca, Lefkara, Omodhos, Lapithos, Kyrenia and Amochostos.
Various other prominent members of the international and NGO community have
been invited and may be there on the sidelines, commented Larry Ferguson, a
co-organiser of the event.
The celebration will also be attended by the participating members of the
Jumpstart Peace initiative, including the events two co-ordinators, Nicolina
Markidou and Huseyin Kursat.
The event will be opened on the Greek Cypriot side of the Green Line by the
interactive drumming group Druminspire, whose aim it is to get the party
going.
The celebration is starting at 5pm on the northern side with a public cocktail
reception featuring the musical ensemble Jazz Futures.
We dont want to dictate to [bicommunal youth] what their future is: we want
them to tell us what they want, said Ferguson.
To do this, we need to listen to them and support them in their growth.
In pursuit of this objective, the Jumpstart Peace initiative has held training
seminars on Conflict Resolution, Human Rights, Team Building, PR and
Campaigning.
It is funded by the European Commission as a bi-communal project, with the
Greek Cypriot participation being from local NGO Future Worlds Centre.
Party starts on Friday at 5pm with music and speeches on Lokmaci st in north
Nicosia (just over the checkpoint) and continues from 8pm, in Phaneromenis
Church square in old Nicosia
For more information, visit www.jumpstart-cyprus.org
CYPRUS MAIL 22/10/09
Economist: Geri dönüş bir yıllık gizli görüşmelerin sonucu
23/10/2009 RADIKAL
The Economist dergisi, Başbakan Erdoğan'ın
PKK'lılara yaptığı "geri dönün"
çağrısını "bir partiye davet"e benzetirken,
karşılamalar için "gerçekten bir parti idi" ifadesini kullandı.
Dergi, "Bu adım, Türkiye, Amerika, savaşçıların
üstlendiği dağlık bölgesini kontrol eden Iraklı Kürtler ve
belki de PKK arasında bir yıllık gizli görüşmelerden sonra
gerçekleşiyor" savına da yer verdi.
"Barış grubu"nun Türkiyeye dönüşü, prestijli The
Economist dergisinin de dikkatini çekti. Başbakan Recep Tayyip
Erdoğanın PKKlılara yaptığı "geri
dönün" çağrısını "bir partiye davet"e
benzetirken karşılamalar için "gerçekten bir parti idi"
diyen The Economist, "Bu adım, Türkiye, Amerika,
savaşçıların üstlendiği dağlık bölgesini kontrol
eden Iraklı Kürtler ve belki de PKK arasında bir yıllık
gizli görüşmelerden sonra gerçekleşiyor" diye yazdı. Dergi,
ancak karşılıklı olarak güvensizliğin bulunduğunu
belirterek "Bazı Kürtler, Türkiyenin isyancıları dağdan
indirdikten sonra eski baskıcı uygulamalarına dönmesinden
kaygı duyuyor. Bu ise, pek mümkün görünmüyor" yorumunu yaptı.
İngiliz The Economist dergisi son sayısında "Yerlilerin
Dönüşü" başlıklı haber analizinde
"barış grubu"nun Türkiyeye dönüşünü değerlendirdi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın PKKlılara
yaptığı "Vakit kaybetmeyin, geri dönün"
çağrısını "bir partiye davet" e benzeten The
Economist, "Ve gerçekten bir parti idi, uluyan on binlerce Kürt, 19
Ekimde barış getirebilecek bir jest olarak kendilerini teslim eden
34 PKKlı savaşçısı ve sempatizanını
karşılamak üzere sınıra akın ettiğinde" diye
yazdı. Dergi şöyle devam etti:
"Bu adım, Türkiye, Amerika, savaşçıların
üstlendiği dağlık bölgesini kontrol eden Iraklı Kürtler ve
belki de PKK arasında bir yıllık gizli görüşmelerden sonra
gerçekleşiyor."
Şiddete karışmayan PKKlılar için bir af ilan etme
planına Türkiyenin "şahin generallerinin" karşı
çıktığını da öne süren dergi, " Iraklı
Kürtlerin Türkiyeyi adeta bağımsız olan devletlerini
tanımaya zorlama umudu ile isyancılara bölgede serbestçe hareket
etmelerine izin verdiğini ancak yaklaşan Amerika askerlerinin
çekilişinin ve Iraktaki etnik ve mezhebi şiddetin
tırmanması riskinin karşısında akılların
başlara toplanmasına yol açtığını" kaydetti.
İngiliz dergisi, artık Türkler ile Iraklı Kürtlerin
aralarında sorunları bir kenara ittiğini, Türkiyenin şimdi
Kuzey Iraktan petrol ithal ettiğini ve Erbilde bir konsolosluk
açmayı planladığını, bunun
karşılığında da Iraklı Kürtlerin PKKyı
sıkıştırdığını da belirtti.
"PKK GİDEREK DAHA İZOLE HİSSEDİYOR"
Bunun sonucunda PKKnın giderek daha izole hissettiğini yazan dergi,
fırsatı da gören cezaevindeki PKK lideri Abdullah Öcalanın,
daha fazla adamına geri dön çağrısını
yaptığını belirterek, hükümetin de belki Öcalanı
İmralıya başka hükümlüleri gönderip tv izleme
olanağını sağlayarak "ödüllendireceği"ni de
öne sürdü.
The Economist, bütün bu gelişmelerin Başbakan Erdoğanın,
Türkiyedeki "Kürtlerin daha çok siyasi ve kültürel özgürlük taleplerini
tatmin etmeye yönelik Kürt açılımı" na uygun
düştüğüne işaret ederken de, Türkiyeye dönüş yapan grup
tarafından getirilen mektuptaki taleplerin arasında ise, ordunun
operasyonlarına derhal son verilmesi ve Kürt kimliğini
tanınması amacıyla bir anayasa reformunun
yapılmasının bulunduğunu ifade etti.
"ÇOĞU TÜRK HÜKÜMETİ DESTEKLİYOR AMA PKKNİN
TAKTİKLERİNDEN KUŞKULANIYOR"
Beklendiği gibi muhalefet liderlerinin "ihanet" diye
bağırdıklarını kaydeden dergi, "Çoğu Türkün
hükümetin girişimini desteklese de, birçoğu muhalefetin PKKnın
Türkiyenin parçalanmasına yol açabilecek taktikleri kullanmasından
kuşku duyuyor" diye yazdığı analizine son verirken
şu görüşleri de dile getirdi:
"Ancak güvensizlik karşılıklı. Bazı Kürtler,
isyancıları dağdan indirdikten sonra Türkiyenin eski
baskıcı uygulamalarına dönmesinden kaygı duyuyor. Bu ise,
pek mümkün görünmüyor. Genelkurmay Başkanı İlker
Başbuğ, defalarca sadece askeri yöntemlerle Kürt sorunun
çözülmeyeceğini söyleşmiş bulunuyor. Ve Kürtlerin
çoğunlukta olduğu Güney Doğuda görev yapmış olan biri
olarak biliyor olmalı."(ANKA)
400 milyar dolar
istiyorlar
Rum tarafı, Türkiye ve KKTC aleyhine Avrupada
açtıkları tazminat davalarına Amerikayı da ekledi.
Bir grup Rum, Washingtonda, mülkiyet hakları
çiğnendiği gerekçesiyle Türkiye ve KKTC aleyhine 400 milyar
dolarlık tazminat davası açtı. ABDde şubeleri bulunan
yatırım şirketi REMAX ile HSBC bankasının, Kuzey
Kıbrısta bulunan Rum mallarının yasa dışı
kullanılmasına yardımcı olduğu ve de bundan
yararlandığı ileri sürüldü.
KIBRIS 23/10/09
Royal Marine (Kraliyet Deniz Kuvvetleri) bandosu da
yaptığı gösteriyle gecede ilgiyle izlendi.
İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet konuklara hitaben
yaptığı konuşmada, son üç yılda adada birçok
şeyin değiştiğini, liderlerin pek çok güven
yaratıcı önlemi devreye soktuğunu, çevre ve kültür ile suç
alanında çeşitli şekillerde işbirliğinin
geliştirildiğini, en son da tatbikatların ertelendiğini hatırlattı.
2004te
Türklerin Annan Planının
başarısız olmasından dolayı hayal
kırıklığına uğradığını
bildiğini söyleyen Millet, yeni dönemde yenilenen umutlarla uzun zamandan
beri süregelen Kıbrıs sorununun çözümünün beklendiğine
işaret etti.
İki toplumlu, iki kesimli, iki kurucu devletten
oluşan gerçek siyasi eşitlikte bir çözümün adada istikrarı da
beraberinde getireceğini kaydeden Millet, bu şekilde Adadaki herkesin
tam AB üyeliğinin meyvelerini alabileceğini belirtti.
Benim sizlere mesajım, çözüme inancınızı
sürdürün diyen Millet, devam
eden görüşmeleri çözüm
için eşsiz fırsat
olarak niteleyerek, fırsatın kaçırılmaması
dileğinde bulundu.
HALKIN SESI 23/10/09
![]()
Cumhurbaşkanı Talat: Taraflar
pozisyonlarını korumaya devam ediyor. Mülkiyetteki
tıkanıklık aşılmadı. gelecek hafta yönetim ve
güç paylaşımı başlığı altında kalmaya
devam edeceğiz.
Rum Lider Hristofyas, Kıbrıs Rum tarafının, mülkiyet
hakkının tanınmasına ilişkin tezinde sabit
kalmayı sürdürdüğünü; Kıbrıs Türk tarafının ise,
bunun aksine kullanıcı hakkında ısrarlı olduğunu
belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde, dün sabah
yeniden bir araya geldi. Liderler, saat 10.00da başlayan toplantıda,
Mülkiyet konusunu ele aldılar ancak, gerek Talat, gerekse Hristofyas bu
başlıkta anlaşamadıklarını açıkça ortaya
koydu. Talatın kullanıcı hakkında ısrar ettiği
bildirildi.
İki lider önceki günkü görüşmelerinde de Dış
İlişkiler konusundaki önerileri ele almış ve bu konunun
görüşülmesinin de ertelenmesine karar vermişti.
Ara bölgedeki BM tesislerinde yer alan görüşmenin ev sahipliğini, BM
Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander
Downer yaparken, liderleri çözüm yönünde cesaretlendirmek için bazı
sanatçıların binanın girişine koyduğu ve birer
kopyasını liderlere de verdiği pankartlar dün de sergilendi.
Pankartlarda Türkçe ve Rumca olarak Sadece Kendi Toplumum Değil
Diğer Toplumun ve Kıbrıstaki Tüm Toplumların Da Geleceğini
ve Mutluluğunu Düşünerek Hareket Edeceğime
diye başlayan,
yemin şeklinde ifadeler yer alıyor.
Downer: pozisyonlar korundu
Yaklaşık 2 saat süren görüşmenin ardından basına
açıklama yapan BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer, iki liderin görüşmenin büyük
bölümünde baş başa Mülkiyet konusunu ele
aldığını, daha sonra da heyetler arası görüşmede
aynı konuya devam edildiğini kaydetti.
Downer, liderlerin önümüzdeki hafta salı günü federal hükümetin
yetkileri ve dış ilişkiler konusunu ele almak üzere bir araya
geleceklerini, liderlerin temsilcilerinin ise perşembe günü mülkiyet
konusunu ele almayı sürdüreceklerini kaydetti.
BM diplomatı, görüşmenin ayrıntılarının
sorulması üzerine, iki liderin konuyla ilgili pozisyonlarını
ortaya koyduklarını belirtti. Downer, lider temsilcilerinin,
perşembe günkü toplantıda bugün görüşülenlerin
ayrıntılarını ele alacaklarını belirtti.
Talat: aşamadık
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde
tarafların pozisyonlarını koruduğu Mülkiyetteki
tıkanıklığın henüz
aşılmadığını söyledi. Talat, Ama
tıkanıklık tescil edilmiş ve bir kere daha mühürlenmiş
de değil. Taraflar pozisyonlarını muhafaza ediyor ancak
kriterleri görüşmeye başlıyoruz dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas ile gerçekleştirdiği görüşmeden dönüşte
yaptığı açıklamada, mülkiyet konusunda bir
değerlendirme yaptıkları bugünkü toplantıda,
tarafların pozisyonlarını korumaya devam ettikleri halde
kriterleri ele almak konusunda anlaştıklarını söyledi.
Mülkiyetteki tıkanıklığın gerçek anlamda olmasa da bu
yolla aşıldığını kaydeden Talat, Taraflar
pozisyonlarını korumaya devam ediyor ancak kriterleri görüşmeyi
temsilcilerimiz ve ekiplerimiz görüşecek dedi.
İyi niyetli bir yaklaşım
Talat, Türk tarafının herhangi bir tıkanıklığa
yol açmadan sorunun çözüm için esneklikle birlikte elinden gelen bütün gayreti
gösterdiğine ve gerekli adımın atılabilmesi için
teşvik ettiğine işaret ederek, Rum liderle geldikleri
noktanın bu anlayışla uyumlu olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum tarafının
pozisyonunu korumuş olmakla birlikte, böyle bir adım
atılmasına onay vermesi sanırım iyi niyetli bir
yaklaşımdır. Bunu bu aşamada takdir etmek gerekir
şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gazetecilerin sorusu üzerine,
Mülkiyetin liderler düzeyindeki müzakerelerin henüz
tamamlanmadığını ve ertelenmediğini söyledi.
Talat, temsilcilerin kriterler üzerinde çalışmasından sonra
gelecek toplantılarda mülkiyeti konuşmaya devam edeceklerini
kaydetti.
Haftaya yönetim ve güç paylaşımı
Cumhurbaşkanı Talat, Yönetim ve güç paylaşımı
başlığı altında kalmaya devam edecekleri gelecek
haftaki görüşmede, yetkiler ve iş birliği anlaşması
üzerinde duracaklarını kaydetti.
Talat, federal hükümetin yetkileri konusunda kalan son anlaşmazlık
noktalarını çözmeye çalışacaklarını ve federal
hükümetin kurucu devletlerle uluslar arası ilişkilerdeki
işbirliğini ortaya koyacak anlaşma üzerinde görüş
alışverişinde bulunacaklarını belirtti.
Çelebis konusu: bu filmi biz gördük
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrısta Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın yakın mesai
arkadaşı ve müzakere grubu üyesi hukukçu Tumazos Çelebis ile ilgili
Güney Kıbrıstaki tartışmaların sorulması
üzerine, Güney Kıbrısta çözüm istemeyen çevrelerin özellikle
müzakereleri yürüten ekibe bu tür saldırıları beklenen bir
şeydir. Benzer şeyler bizde de oluyor yanıtını verdi.
Çözüm istemeyenlerin Kuzey ve Güneyde birbirinden farklı
olmadığını kaydeden Talat, Farklı görünüyorlar ama öz
itibariyle farklı değiller. O filmi burada da biz defalarca gördük
dedi.
Hristofyas: 2 taraf da ısrarlı
Öte yandan, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas,
Kıbrıs sorununa ilişkin doğrudan müzakerelerde, iki
tarafın da, mülkiyet başlığına ilişkin tezlerinde
ısrarlı olduğunu söyledi.
Rum radyosu RIKin haberine göre, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla
dün yaptıkları görüşme sonrasında Başkanlık
binasına dönüşünde açıklamada yapan Hristofyas, Kıbrıs
Rum tarafının, mülkiyet hakkının tanınmasına
ilişkin tezinde sabit kalmayı sürdürdüğünü; Kıbrıs
Türk tarafının ise, bunun aksine kullanıcı hakkında
ısrarlı olduğunu belirtti.
Hristofyas, gelecek hafta yapacakları görüşmede, merkezi hükümetin ve
oluşturucu devletçiklerin yetkilerinin ele alınacağını
ve daha sonra mülkiyet konusuna geri dönüleceğini de ifade etti.
STAR KIBRIS 23/10/09
Leaders bite into property issue
By Stefanos Evripidou
THE TWO leaders avoided
deadlock over the hot property issue yesterday by giving their respective
aides some homework to do first, without having to budge on their divergent
positions of principle. They also displayed the first tentative signs of a
common communications strategy.
The two leaders met for over two hours yesterday to discuss property where they
stuck to their initial positions: the Greek Cypriot side maintains the
dispossessed owner should have the final say on their property, while the
Turkish Cypriot side argues for more of a balance between the rights of the
current user and original owner.
However, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat and President Demetris
Christofias overcame the mountainous hurdle by ordering their respective aides
to meet next Thursday to prepare certain criteria on the property issue first.
Speaking on his return to the north yesterday, Talat described the latter
decision as a very good development since it avoided deadlock and showed the
Greek Cypriot sides good will. He noted that the property issue had neither
been completed nor postponed. The two leaders will return to the issue once the
two aides, Georgios Iacovou and Ozdil Nami, complete the groundwork.
Christofias confirmed that the only common position of both sides on the
property chapter was that both recognised the original owners as owners. From
there on, each had a different view on whether priority in a settlement should
be given to the original owner or current user.
The president said the two leaders would come back to the issue in ten days.
Invited to comment on whether Talat respects the decisions of international
courts on properties, Christofias replied: Were getting into things which
will have me putting words into his mouth which have no relation to his views,
so lets not get into that now.
A well-informed source told the Cyprus Mail yesterday that the two aides were
asked to list the different types of properties concerned, whether they are
being used, have been developed on or not, and then look at the range of
possible remedies available, for example, compensation, exchange or
restitution.
The two aides will prepare the ground for the leaders to engage in a fruitful
discussion on this because if they just stick to their principles, they wont
get anywhere.
Regarding the much-debated proposals floating around on the federal executive,
concerning rotating presidencies and weighted voting, the same source said that
the two sides had managed to narrow them down to two complete bridging
proposals. Lets put it this way, if the Cyprus talks fail, it wont be down
to the executive, said the source.
Christofias top adviser, Toumazos Tselepis has come under repeated attack in
recent days over the authenticity of his academic qualifications. The personal
attacks appeared during commentators discussions on the latest Greek Cypriot
proposal on the executive. Asked to comment, Talat expressed empathy, saying
the Turkish Cypriot leadership has experienced similar attacks. It was to be
expected from people on both sides who dont want a solution, he added.
According to the UN Special Adviser Alexander Downer, the leaders will meet
again next Tuesday to discuss the competencies of the federal government and
external relations.
Meanwhile, bigwigs of the Turkish diplomatic scene are gathering in Ankara
today and tomorrow to discuss the latest developments on the Cyprus problem and
map out a plan to speed up the process and help get a result from the ongoing
negotiations.
According to reports, Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoglu will head a
meeting at the ministry with the participation of heads of missions abroad and
ministry officials to evaluate the latest developments and discuss ways to
accelerate the process. Any steps taken to help the process will likely have a
positive impact before the key European Summit this December which will decide
whether to impose any sanctions on Turkey for failure to meet its obligations
to Cyprus and the EU.
CYPRUS MAIL 23/10/09
Diasporayı
anlamak ama nasıl?
BAŞTA dostum Fransız şair Rouben Melik (1920-2007) olmak
üzere Ermeni diasporasından yazar ve sanatçılarla Ermeni
Gailesisini yıllarca konuştum. (Rouben Fransada doğmuştu,
karısı Ella Kurdian Rumelihisarlı idi.)
Hepsinde şunu gördüm: Ermeni sorunu
1915te başlamıştı, daha öncesi yoktu. Anadoluda her
şey güllük gülistanlık iken Osmanlı kendi Ermeni kökenli
vatandaşlarını kılıçtan geçirmiş ve tehcir uygulamıştı.
Son günlerde aynı görüşü tekrarlayan iki
yazı okudum bizim gazetelerde.
AÇIK GÖRÜŞ
Bir yazar, Star Gazetesinin 18 Ekim 2009 tarihli Açık
Görüş ekinde şunları yazıyor:
Diaspora
hakkında söz söyleyecek olanların, eğer biraz olsun vicdan
taşıyorlarsa, diaspora lafını ağızlarına
almadan önce oturup şu soruların yanıtını
düşünmelerinde, üstelik kırk kez düşündükten sonra
konuşmalarında yarar var.
Diasporanın nasıl oluştuğunu,
1915te yaşananlar olmasaydı, diaspora dediğimiz insanların
bugün birer Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olacağını, bu
insanların, buradan, bu topraklardan, Sivastan, Malatyadan,
Diyarbakırdan, Tekirdağdan, Samsundan dünyanın dört bir
yanına dağıldığını ve bunun sebebinin yine
bu topraklar üzerinde uğradıkları insanlık dışı
tavır olduğunu hatırda tutmadan, diaspora hakkında söz
söylemek hangi vicdana sığar? Yerinden yurdundan edilmiş,
mülklerine, topraklarına el konmuş, kiliseleri
yağmalanmış, yıkılmış, cami,
kaymakamlık binası, ahır, silah deposu yapılmış bu
insanlardan kalan mülkler üzerinde güzel güzel oturup, diaspora hakkında
söz söylemek hangi vicdana sığar?
KAN GÖLÜNDEN 1915E
Bunların
hepsi doğru, belki eksiği var ama fazlası yok! Ama öncesini
unutup tarihi 1915te başlatmak da hangi vicdana sığar? 1774 ile
1915 arasında ne oldu? Bunun yanıtını bulmak ve bilmek
zorundayız. Ermeni Gailesi denen Ermeni meselesi, 1774
yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşmasına dayanarak
Rusyanın Ortodoks Hıristiyanların, dolayısıyla
Ermenilerin koruyucusu rolünü üstlenmesiyle başlamadı mı?
Erzurumdaki
İngiliz Konsolosu Trotter Hiç kuşku yok ki, (1877-1878) Rus
işgali sırasında yerel polis teşkilatına alınan
birçok Ermeni, fırsattan yararlanarak Müslümanlara eziyet etmişlerdir
demiyor mu? Bir zahmet edip Bilâl N. Şimşirin belgelere
dayalı Ermeni Meselesi (Bilgi Yayınevi, s. 54)
okunmalı.
1880 sonlarında başlayan kanlı Ermeni
eylemleri, 1915e kadar devam etmedi mi? Taşnak ve Hınçaklar pek çok
kan döküp pek çok insanın canına kıymadılar mı? (s.
66)
Rumelide isyanlar sonucu (ve Rusya sayesinde) Bulgar
devletinin kurulmasını örnek alan Ermeni komitacıları
Doğu Anadoluyu kan gölüne çevirmedi mi?
Protestan misyonerlerin ABDye gönderdiği Ermeniler
orada vatandaşlık hakkı kazandıktan sonra Anadoluya geri
dönüp Ermeni çeteler oluşturmadılar mı? Yakalandıklarında, ABD pasaportu
taşıdıkları için cezalandırılmaktan
kurtulmadılar mı?
1 YILDA 25 AYAKLANMA
Hınçak
ve Taşnak komitacıları İstanbulda sayısız
suikast düzenlemediler mi? Sadece 1895 yılında 25 Ermeni
ayaklanmasında binlerce insan öldürülmedi mi? Ermeniler Vanı 80 bin
insanın yok edildiği bir mezbahaya çevirmedi mi? Birinci Dünya
Savaşında Rus üniforması giyen Ermeniler Doğu
Anadoluda hiç katliam yapmadılar
mı? Diaspora bunları da öğrenmek, bilmek ve konuşmak zorunda.
Sadece küçük bir bölümünü hatırlattığımız ihanet
eylemleri hiç konuşulmadan Ermeni diasporasının hal ve
gidişini anlamak mümkün mü? Bu da hangi vicdana sığar?
OZDEMIR INCE HURIYET 23/10/09
PKK ile gizli görüşme vardı
DIŞ HABERLER SERVİSİ
İngilterede yayımlanan haftalık siyaset ve
ekonomi dergisi Economist, Kandil ve Mahmur kamplarından 34 kişinin Türkiyeye
gelmesini konu aldığı yazısında, Türkiye, ABD ve
Iraklı Kürtlerin bir yıldır gizli görüşme yürüttüğünü,
görüşmelere muhtemelen PKKnın da katıldığını
yazdı
Makalede,
Bu adım, Türkiye, Amerika, örgüt üyelerinin üslendiği dağlık
bölgenin kontrolünü elinde tutan Iraklı Kürtler ve büyük
olasılıkla PKK arasında bir yıldır süren gizli
görüşmelerin ardından geldi denildi. Türk ordusundaki şahin
generallerin PKKlılar için af çıkarılmasına uzun süredir
karşı çıktığı belirtilen yazıda, Iraklı
Kürtlerinse isyancıların serbest şekilde dolaşmasına
izin verdiği kaydedildi. Ancak şimdi ABDnin Iraktan
çekilmeye hazırlanması yüzünden, Irakta etnik ve mezhepsel
çatışmaların artabileceği korkusuyla bu işe
yoğunlaşıldığı vurgulandı.
MILLIYET 24/10/09
Kıbrıs konusundaki gelişmeler Ankarada üst
düzeydeki toplantılarda ele alınıyor.
Ankarada Kıbrıs konusunda gelinen son gelişmeleri
değerlendirmek ve Türkiye Cumhuriyeti yetkilileriyle görüşmeler
yapmak üzere Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın gelecek hafta
Ankaraya gitmesi bekleniyor.
BRTnin haberine göre Cumhurbaşkanı Talat 29 Ekim Perşembe günü
Ankaraya gidecek.
Talat Ankarada Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan
Recep Tayip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu ile görüşecek.
Ankarada devletin zirvesiyle müzakere sürecini masaya yatıracak olan
Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan
Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile bir
araya gelecek.
Talat, Ankaradaki temaslarını tamamlamasının ardından
30 Ekim Cuma günü KKTCye dönecek.
Öte yandan Türkiye Dışişleri Bakanlığında iki
gün süreyle yapılan toplantılarda Kıbrıs konusu
değerlendirildi.
STAR KIBRIS 24/10/09
Expel us if you want and bring
back the Annan plan
By Stefanos Evripidou
DIKO hit back yesterday
after a shock invite from a DISY deputy to riling AKEL to show the coalition
partner the door.
While DIKO spokesman Fotis Fotiou said the invite by Socrates Hasikos neither
concerns nor interests us, the partys vice-president Nicolas Papadopoulos had
more to say.
It is the absolute right of [AKEL leader] Mr Andros Kyprianou to accept the
proposal of Mr Hasikos and seek to expel DIKO from the government, if that is
what he wants, and in cooperation with (DISY leader) Nicos Anastassiades bring
back the Annan plan, said Papadopoulos.
The DIKO deputy added he would continue to voice his opinions however much
intellectual terrorism is used by the ruling party.
DISY spokesman Haris Georgiades was quick to dispel any open thoughts on
uniting the historic enemies of the right and left, saying DISY was not seeking
or discussing cooperation with ruling party AKEL. He clarified that Hasikos had
voiced his own views and not those of the party.
Government spokesman Stefanos Stefanou also commented on the unlikely marriage
of AKEL and DISY, saying the governments position on the Cyprus problem
remained one of unity on the domestic front.
If we have this phenomenon of continuous attacks, statements and disputes,
then really, we are exploding unity on the domestic front, said Stefanou.
Fotiou also repeated DIKOs view that there was an urgent need to change tactic
in the talks. He was saddened by the recent public disputes and recriminations
among parties, saying they should stay focused on the targets set by the
National Council. Party tactics, petty politics, and personal targeting and
approaches have to be abandoned. The relevance of the moment dictates it, he said.
In a broadside to Kyprianou, Fotiou called on him to understand that positions
and ideas that are an extension of the Annan plan, not only do not serve our
side, but clash at the same time with the will of the people as expressed in
the 2004 referendum.
Spokesman for the coalition partner EDEK, Demetris Papadakis held a press
conference yesterday to clarify his partys position that Christofias proposal
for a rotating presidency was at odds with democratic principles.
Question marks over the academic qualifications of presidential adviser
Toumazos Tselepis made another appearance yesterday with Papadopoulos offering
a solution to end the endless probing of the advisers CV.
There is a very simple way Mr Tselepis can end this criticism against him
regarding this issue
make public his qualifications and degrees so the public
can decide for itself on his expertise, said Papadopoulos.
The DIKO deputy added that a lot of hypersensitivity was being shown by some
regarding what he saw as legitimate interest in the mans expertise, especially
since his positions could be seen as dangerous for Cypriot Hellenism.
We dont see the same sensitivity from the same political circles when, for
example, CyBC prepares a TV panel to over-represent the view for a return to
the Annan plan, he added.
Meanwhile UN Special Adviser Alexander Downer said yesterday that of all the
issues under discussion, at the talks, property was one of the hard ones.
He was speaking after a meeting with President Demetris Christofias at the
Presidential Palace.
The two met to discuss progress so far and how the talks will proceed in the
coming weeks. There is no doubt that of all the issues that these talks
confront, property is one of the hard issues, said Downer.
The decision of the two leaders to delegate work to their two respective aides
was described by the Australian diplomat as a very constructive way to handle
the complicated property issue.
CYPRUS MAIL 24/10/09
Foreign couples travelling to north
to select unborn babies gender
By Patrick Dewhurst
HUNDREDS of mothers-to-be
could be travelling to the north for illegal sex-selection procedures each
year, it emerged yesterday.
Following a report in the French newspaper, Le Parisien, that a French couple would
come to Cyprus in 2011 to have the controversial, and illegal procedure done,
one fertility clinic owner in the government-controlled areas, who wished to
remain anonymous, said: "There are three fertility clinics in the occupied
areas that are doing this (embryo sex-selection), and from my understanding
they are very busy." Asked about the number of patients, the doctor added:
"They do a lot of this in the north. It is not possible to say exactly,
but certainly more than one a week."
There are two main methods of sex selection, sperm sorting and screening of in
vitro fertilised embryos, known as "pre-implantation genetic
diagnosis" (PGD). PGD sex selection for "medical" reasons is
legal in many countries including the Republic of Cyprus and Turkey. It allows
healthcare professionals to screen for hereditary diseases. "PGD can be
done for medical reasons, or if the woman is over the age of 33 or 34" the
clinic owner explained.
However, selection for "social" purposes, as in the case of the
French couple that is visiting the occupied area, is illegal both in Cyprus and
Turkey, who have both signed and ratified the 1997 Biomedicine Convention
prohibiting social sex selection.
In the occupied areas, however, the procedure can be completed for 7,000, and
one clinic, North Cyprus IVF, even advertises its gender selection services
online to medical tourists.
"The Turkish-Cypriots in the occupied areas have not signed an agreement
that sex selection can only be done for medical reasons." said the clinic owner.
Under Cypriot law, PGD can only be done with the consent of the patient's
doctor. Asked whether depression following birth of an undesired baby, as was
the case with the French tourist, counted, the clinic owner said "This
would probably require the diagnosis of more than one doctor."
Antonis Vassiliou, former President of the Cyprus Medical Association was
harshly critical of the practice. "This procedure is not just Illegal but
beyond the bounds of medical ethics. We are talking about a place that nobody
else says is a country. Tourists are taking a chance and relying on authorities
that are not recognised." He added "I am very disappointed, as a
person, as a doctor and as a Cypriot".
CYPRUS MAIL 24/10/09
Turkey says it wants to speed up
Cyprus negotiations
By Stefanos Evripidou
TOP TURKISH diplomats met
throughout yesterday at the Turkish Foreign Ministry in Ankara with the stated
intention of discussing ways to speed up negotiations on the Cyprus problem and
secure a solution in the coming months.
Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoglu attended the meetings, along with top
Turkish diplomats and ambassadors from London, Athens, and other EU capitals.
Discussions on how to approach the Cyprus talks in the coming months will
continue today.
Foreign Minister Marcos Kyprianou yesterday doubted the stated objectives of
the Ankara meetings, arguing that any decision to speed up the process and
support the talks could only come from a high level, and not through meetings
with diplomats.
I believe they are preparing, because Turkey has started to come under
criticism for not contributing to the talks, and not meeting its EU
obligations, said Kyprianou.
The minister said the top diplomats were summoned probably to discuss this
criticism and how they will pass on their own messages.
Turkey will come under the microscope this December when the European Council
will discuss the European Commissions progress report for Turkey. The report
highlighted areas where Turkey had made progress but also areas where it failed
to meet its EU obligations. These include the failure to implement the Ankara
Protocol, where it would open its ports to Cypriot vessels, and normalising
relations with the Cyprus Republic.
The Cyprus government has made it clear that it cannot allow Turkey to progress
in its EU accession path unhindered if the candidate country fails to take any
steps towards solving the Cyprus problem or meeting its EU obligations.
President Demetris Christofias has said Cyprus would go it alone if necessary
in the European Council in imposing sanctions against Turkey, though close
cooperation with the new Greek Prime Minister George Papandreou is expected.
The most likely scenario is the freezing of chapters in Turkeys accession
negotiations. There are currently eight chapters frozen out of a potential 35.
Another option is simply blocking the opening of new chapters, though how many
Cyprus could block before becoming a pariah of the Council remains to be seen.
One chapter that some member states are keen to open is the energy chapter.
Turkey has carefully developed its importance to Europes energy supply, given
its involvement in the Nabucco and South Stream natural gas pipe lines.
Speaking at the Fourth Plenary Session of the Mediterranean Parliamentary
Assembly in Istanbul yesterday, Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan
repeated his governments desire to solve the Cyprus problem by the end of the
year. Erdogan was quoted saying if both sides take the same win-win approach,
the issue could be solved by the end of the year.
The Turkish leader reiterated the view that Cyprus should not have joined the
EU before a solution, claiming German Chancellor Angela Merkel was of the same
opinion.
He warned that if Cyprus said no to one chapter, then all would be over. He
also emphasised that as a motherland and guarantor power, Turkey would only
sit down in talks with the Greek Cypriots if Greece and the Turkish Cypriots
were also invited.
DISY leader Nicos Anastassiades is heading a Cypriot team of deputies in
Istanbul and is expected to talk at the Assembly today.
CYPRUS MAIL 24/10/09
Mülkiyetle
İlgili BMnin Fikirler İçeren Çalışma Belgesi
başlıklı haberinde, BMnin taraflara; ilkeleri çiğnemeden,
engelleri aşmak amacıyla Mülkiyette başlangıç noktası
olarak işleyecek öneri ve
teklifler sunmaya hazır olduğunu bildiren
KATHİMERİNİ gazetesi;
BMden ödenekli uzmanlar ve birimler tarafından hazırlanan bu
malzemenin yer aldığı Temmuz 2009 tarihli belgeyi ele
geçirdiğini yazdı.
Gazete,
bahse konu belgede, diğer şeyler yanında, komünist rejim
yıkıldığında Macaristanda başarıyla denenen
ve şu anda Letonyada uygulanmakta olana benzer şekilde,
malların; tahvillerle veya devlet arazisi alımı ile
mübadelesiyle ilgili bir sistem de önerilmekte olduğunu savundu.
Buna
paralel olarak ilgili belgede; olabildiğince çok Kıbrıslı
Türkün ve Rumun, mal mübadelesini (takas) ileri götürmeye ikna edilmesinin
önemli görüldüğüne işaret edildiğini aktaran gazete, haberini iç
sayfasında, özetle şöyle sürdürdü:
BM,
yılın ilk yarısı içerisinde, Aleksander Downer
başkanlığında ve BMnin hizmet satın
aldığı, mülkiyet konuları uzmanlarının
tavsiyeleriyle; mülkiyet konusunda kendi evinde yoğun bir
çalışma yaptı. BMnin geçen Temmuz ayındaki
çalışma belgesinin; gazetemiz tarafından öğrenilen
içeriğinden anlaşıldığı üzere bu
çalışma; böylesine kritik bir meselede müzakerelerin batağa
saplanmaması için BMnin
düşünce malzemesi ve çıkış yolu olarak sunabilmesi için
yapıldı.
Bahse
konu çalışma belgesinde BM, mülkiyet başlığında
bugüne kadar meydana gelen gelişmelerden özellikle hayal
kırıklığı içinde görülüyor.. İki tarafın bu
başlığa
yaklaşım felsefeleri arasında, daha fazla görüş
birliğine varılmasına olanak tanımayan, önemli bir
farklılık bulunduğunu düşünüyor. Bu nedenle BM,
müzakerelerin ikinci turuna; tarafların emrine sunacağı bu
malzemenin çıkmazın aşılması için
kullanılması umuduyla, yeni fikirler ve öneriler koyarak
hazırlandı.
BM,
Lefkoşada, New Yorkla da uzlaşı içerisinde, iki toplum
lideriyle yapmayı umduğu görüşmelerde malzemesini denemeyi
planladı. Yapılan planlamaya göre bu görüşmeler bu yılki BM
Genel Kurul çalışmaları çerçevesinde gerçekleşecekti.
BMnin Lefkoşadaki bürosundan bilgilerin sızması ve Aleksander
Downer konusunda meydana gelen sansasyon nedeniyle bu malzemenin denenmesi planlamasına
son verdi.
BM,
Avrupa Toplumları Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin Apostolidi-Orams, Ksenidi Aresti-Türkiye davalarındaki son
kararlar konusunda özellikle kaygılıdır ve bu kararların
müzakereleri olumsuz etkileyebileceği düşüncesindedir. Lefkoşadaki BMninTemmuz 2009 tarihli
yazılı metnine göre, mülkiyet konuları uzmanı Hans Van
Houtte, Kıbrıs örneğini inceleyerek; anlaşma ihtimali
olabilmesi için iki tarafın
tezlerini kısmen gözden geçirmesi gerektiği soncuna
vardı. BM, bu prizma altında; Kıbrıs Rum
tarafının Avrupa mahkeme kararlarına daha çok mevzilenmesi ve
iade, takas ve tazmin formülünün dengeli şekilde uygulanmasını
görüşmeyi reddetmesini en muhtemel olasılık olarak not etti.
Aynı
belgeye göre Avrupa mahkemelerinin ilgili kararları Kıbrıs Türk
tarafındaki partileri de daha çok
güç birliğine, tutumlarını sertleştirmeye ve iki toplumluluk üzerinde ısrar etmeye
yöneltti.
İki
tarafın, bir Mülkiyet Komisyonu kurulmasına yönelik olumlu
tavırlarını dikkate alan BM, bu konunun, müzakerelerin ikinci
turunda ilk olarak ele alınması gerektiği görüşündedir.
Komisyonun şekli ve yetkileriyle ilgili bir anlaşmaya
varılmasıyla iki tarafın, kriterlerin uygulanmasını
görüşmeye başlamasının daha kolay olacağına
hükmetti. BM ilgili belgesinde, ne bu
ne de anlaşmaya varılması mümkün olmaması halinde müzakerelerin Komisyonun kurumsal
yapısı, temyiz/itiraz mekanizması ve para kaynakları
üzerinde yoğunlaşması gerektiğini savunuyor. Yine, iki
tarafın çeşitli tesis etme yöntemlerine ilişkin bir müzakereye
ilerlemeleri ve mübadelenin (takas) kolaylaştırılması için
bir değerlendirme çerçevesi oluşturulması gerektiği
üzerinde duruluyor.
Hali
hazırda Bostonlu Avukat Jeff Batesle birlikte gündeme gelen ve BMnin
Kıbrıs grubunda tartışılan önerilere göre;
-Yasal
mal sahibi ve şimdiki kullanıcı malın mülkiyetine
müştereken sahip olacak,
-Malın
değeri yasal sahibinin elindeyken
sahip olduğu değer (ve buna enflasyon da eklenecek) temelinde
veya malın bugünkü değerine
(yani gerçek satış fiyatı) mal üzerinde yapılan
inkişafın da birlikte hesaplanması temelinde hesaplanacak,
Bu yeni
bir yaklaşımdır ve bugüne kadar, değerlendirmenin;
malların gerçek satış fiyatları temelinde değil -ki
işgal bölgelerinde çok daha düşük olduğu açıktır-
malların değerlendirmesi özgür ve işgal altındaki
bölgelerde geçerli olan değerleriyle yapılacağı
tartışılıyordu.
Yukarıdaki
hesaplamalar ile, mal sahibine ve kullanıcısına verilecek
bono/tahvillerin sayısı şekillenecek, bu bono/tahviller (yasal
mal sahibi tarafından) mal satın alımı veya (şimdiki
kullanıcı tarafından) malın idamesi amacıyla
kullanılabilecek. Bunlardan
birinin, malı idame ettirmek istememesi durumunda bonolar üçüncü şahıslara
satılabilecek.
HALKIN SESI 25/10/09
Day of togetherness in old Nicosia
By Zoe Christodoulides
FRIENDSHIP and
understanding between communities will be a dominant catchphrase in Nicosia
next Sunday as two interlinking events bring the need for unity to the fore.
The day will start off with hundreds of kids, parents and teachers descending
on the historic centre of the capital on both sides of the Green Line as part
of an educational bi-communal event.
Organised by the United Cyprus Platform and the Cyprus Association for
Historical Dialogue and Research among other local groups, the occasion is
publicised as one that will bring revived hope for peace on the island.
All about uniting youth and educationalists from both communities, they will
spend the morning exploring Nicosia and many of its historical buildings. As
ideas are shared and friendships are formed, organisers hope to cultivate a
spirit for change.
The walk will then end with plenty of food and chatter at the Rainbow Festival
organised by KISA (Action for Equality, Support and Anti-Racism).
Marking the 11th event of its kind, the multicultural festival in the park by
Eleftheria Square has become well known for bringing all nationalities and
cultures together in one all-embracing affair.
There are definitely more crowds coming to the event now than before. Last
year we had lots of people from diplomatic bodies, offshore companies and
various cultural centres, says KISA head, Doros Polycarpou. But what we
havent seen is any increase in Greek Cypriots coming to the event: thats
still a big barrier that we havent managed to break.
Filled with plenty of vibrant entertainment including music and dance, crowds
can watch shows, enjoy a nibble from various international cuisines, and pick
up all sorts of information on activities and organisations related to
migrants, asylum seekers, refugees and foreign students.
Nicosia Mayor Eleni Mavrou will also be speaking at the occasion which has now
become officially recognised by the Ministry of Education and Culture. This
year Cyta Vodafone also asked to support the event which shows some good
recognition on a wider level, explains Polycarpou.
The same festival will also come to life in Limassol the following weekend on
Sunday November 8, with all activities centred opposite the Catholic Church in
Molos. On both occasions, festivities will begin at 11am and will end at 5pm.
Entrance to the festival is free and organisers are happy to see as many people
as possible to take part in celebrations.
n All those wishing to take part in next Sundays walk can contact walksinnicosia@gmail.com
or call 99-372147
CYPRUS MAIL 25/10/09
AKEL rejects Turkeys proposal for
four-way dialogue
PRESIDENT Demetris
Christofias proposal to meet directly with Turkeys Prime Minister Recep
Tayyip Erdogan to discuss the Cyprus problem has been met with a
counter-proposal for a four-way dialogue.
In the second part of an interview given to the Athens correspondent of Turkish
newspaper Sabah, Christofias is said to have proposed a bilateral meeting to
Erdogan during a 15-minute conversation they had on the sidelines of the United
Nations General Assembly session last month in New York.
Christofias is reported as saying that the Cyprus problem will only be solved
if Turkey shows some initiative, which why he proposed to meet the Turkish
premier directly.
Erdogan yesterday made a counter-proposal of a four-way dialogue in a speech
he gave to the Fourth plenary session of the Parliamentary Assembly of the
Mediterranean, which opened in Istanbul. The dialogue would most likely involve
the two sides in Cyprus plus Turkey and Greece.
AKEL leader Andros Kyprianou yesterday rejected Erdogans proposal, saying that
Turkeys often-stated position of including Turkish Cypriot representatives in
formal talks has not been accepted nor is likely to be accepted by our side,
for the simple reason that the Turkish Cypriot community cannot be treated on
an equal basis with the Republic of Cyprus.
CYPRUS MAIL 25/10/09
![]()
Rum Yönetimi Başkanı Dimitirs Hristofyasın,
14-17 Eylül tarihlerinde gerçekleşen maraton toplantısında Rum
Ulusal Konseyine sunduğu Anayasal Çözüm Çerçevesi metni, federal
devletin temel ilkelerine ilişkin yorumlarıyla birlikte, tam metin
olarak yayınladı.
Hristofyasın söz konusu metni sunarak, Rum Ulusal Konseyinin, Konsey
üyesi çoğu partinin, Anayasal (çerçevede) kullanılan terimlerle
ilgili müşterek yorum olması talebine yanıt verdiğini
savunan Politis gazetesi, metni, şöyle aktardı:
* TEK VE BİR EGEMENLİK: Tek ve bir egemenliğin (single
sovereignty) uluslararası hukuktaki klasik anlamıyla, iki yönü
vardır. Birincisi; devletin uluslararası ilişkilerinde
bağımsız olacağı; ikincisi de, devlet yetkisinin içte
en üst yetki olacağı, bütün diğer iç yetkilerin (mesela bölgesel
federal devletlerin erk organları) hiyerarşik olarak merkezi yetkinin
altında olacağı anlamındadır. Bu da federal
anayasanın bölgesel anayasaların üzerinde olmasıyla ifade
edilir.
Tek bir egemenlik; devletin tek olacağı anlamına gelir. Bu
nedenle bütün bağımsız federal devletlerin tek bir
egemenliği vardır.
* TEK VE BİR ULUSLARARASI TEMSİLİYET: Tek ve bir uluslararası
temsiliyet, egemenlikten kaynaklanıyor ve dolayısıyla birincil,
yani devlet, uluslararası temsiliyeti olan yerde egemenlik de vardır.
Uluslararası temsiliyet uluslararası hukukun yalnızca devlet
olduğu anlamına gelir, asla bölgelerinin değil. Bu, bölgeler
tarafından sözleşmeler yapılması sınırlı
hakkını ihtimal dışı bırakmaz ancak bu
uluslararası temsiliyetle aynı anlama gelmez çünkü hak
kendiliğinden olmaz, federal anayasa tarafından verilir.
Kıbrıs Türk tarafı, Belçika modeline atfen federal bölgelere,
kendi yetki alanları içerisindeki bütün alanlarda uluslararası
anlaşmalar yapma hakkı talep ediyor. Bizim taraf böyle bir
hakkı; doğrudan veya federal hükümet aracılığıyla
değil, başka ülkelerin egemenliği/boyunduruğu
altındaki makamlarla sadece ticari ve kültürel anlaşmalar için kabul
ediyor.
* TEK BİR VATANDAŞLIK: Vatandaşlık bir kişiyi devlete,
ait olduğu halka bağlayan kamu hukukudur. Her devlette tek bir
vatandaşlık vardır. Çifte vatandaşlık yalnız, iki
ayrı egemen devletin vatandaşlığına sahip olan
vatandaşlarla ilgilidir ve birleşik bir devlette
vatandaşların asla ayrı vatandaşlığı olamaz.
Çoğu federal devlette iç vatandaşlık denilen şeyle
karşılaşılıyor ki bu ne tek bir
vatandaşlığı ortadan kaldırır ne de bununla
ilgisi vardır... çünkü siyasi hakların kullanılması ve
temel özgürlüklerin düzenlenmesi gibi iç yönetim düzenlemeleri nedeniyle
gereken maksatlar vardır.
* FEDERASYON: Gerçek şudur ki bugün 20 kadar federal devlet vardır
(ancak bunlar dünya yüz ölçümünün neredeyse yarısını
kaplıyor ve dünya nüfusunun yüzde 40ı buralarda yaşıyor)
ve birbirine benzeyen iki tanesini bile bulamazsınız. Her bir
federasyonun kendi özellikleri vardır. Federasyondan federasyona fark var.
Ancak bu gerçeğin bir yarısıdır. Öbür yarısı;
istisnasız bütün federasyonların ortak nitelikleri bulunduğudur.
Her bir federasyon en az iki bölgeden oluşur, her birinin kendi erk
organları (hükümet, meclis, mahkemeler) vardır ve bölgelerin kendi
erk organları bulunmadığı doğrudan hükümet erkine
bağlı oldukları üniter devletten farkları buradadır.
* İKİ BÖLGELİLİK: İki bölgeliliğin 1977 Doruk
Anlaşmasında yer almadığı savunuluyor. Gerçekte, bu
terminoloji orada yoktur. Ancak bizi tabelaların değil içeriğin
ilgilendirdiğini söylediğimize göre, söz konusu anlaşmanın
ilgili içeriğini görelim:
(1) Bağımsız, bağlantısız, iki toplumlu federal
cumhuriyet talep ediyoruz
(2) her bir toplumun idaresi altında olacak toprak ekonomik
yaşayabilirlik ve ya verimlilik ve mal sahipliği
ışığı altında görüşülmelidir.
(3) Serbest dolaşım, yerleşim, mülkiyet gibi ilke meseleleri ve
diğer özel konular; iki toplumlu bir federasyon sisteminin temel zemini ve
Kıbrıs Türk toplumu için ortaya çıkabilecek bazı pratik
zorluklar dikkate alınarak, müzakereye açıktır.
* İKİ TOPLUMLULUK: Her iki toplumun da federal organlara ve kararlara
etkin şekilde katılacağı anlamına gelir. Bu unsur yeni
değildir, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasında vardır.
* SİYASİ EŞİTLİK: Güvenlik Konseyinin
tanımına göre: Siyasi eşitlik ile, bütün federal organlarda
eşit sayısal katılım kastedilmez. Federal anayasanın
onaylanması veya değiştirilmesi her iki toplumun
onayını gerektirir, iki toplumun federal hükümetin bütün
organlarına ve kararlarına etkin katılımı olacak,
federal hükümet bir toplumun çıkarları, eşitliği ve
özdeş yetkileri ve iki federal eyaletin işleyişi aleyhine
herhangi bir tedbir onaylamayacak. Sonuç olarak BMnin belirlediği
kapsamlı çözüm çerçevesi basittir: Bir devlet-iki toplum.
* KIBRIS CUMHURİYETİNİN DÖNÜŞÜMÜ: Federasyon
oluşturmanın iki şekli vardır: Ayrı devletlerin
birleşmesi (Almanya, İsviçre ve ABD) ve üniter devletin federasyona
dönüştürülmesi (Belçika). İlk durumda devletlerin yer
değiştirdiğini (basitçe söylemek gerekirse, mevcut devletlerin
tasfiye edilmesi ve yeni, federal bir devlet kurulması) görüyoruz.
İnci durumda da mevcut devletin devamını görüyoruz. Son örnek;
devletin devletler arası nitelikli uluslararası örgütlere (BM, Avrupa
Birliği gibi) katılımının devamını ve
devleti bağlayan uluslararası anlaşmaların
devamını güvence altına alır. Değişmez tezimiz;
Kıbrıs Cumhuriyetinin devamının güvence altına
alınması gerektiğindir ve partenojenez (bakir doğum)
denilen şeyi reddetmemizin nedeni budur, zaten Talat da bundan (partenojenez)
vazgeçeceğini vaat etti. Paradoks, 1960 anlaşmalarının,
Kıbrıs Cumhuriyetinin devamının ifadesi
olmasıdır. Yani; Kuruluş Anlaşması (üsler de dahil) ve
Güvenlik ve Garantiler Anlaşması.
STAR KIBRIS 26/10/09
![]()
* Cumhurbaşkanının BM ve AByle
İlişkilerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Namiden seçme ifadeler:
- İki liderin ortak açıklamaları, adayı yeniden
birleşmiş olarak görmek istediklerini kanıtlıyor.
- Türk ordu çıkmayacak, limanlar da çözümden önce açılmayacak.
- Rum tarafı sorun çözülmeden ABye üye olmakla, büyük bir avantaj elde
etti.
- Kıbrıslı Rumlar, dikkatlerini Kıbrıslı Türkleri
uzlaşmacı bir çözüme ikna etmeye odaklamalı.
- Kıbrıs Türklerin çözüm arzusunu kanıtlaması gerekmiyor.
Bunu zaten 2004 yılında yaptı.
- ABnin Kıbrıslı Türklere siyasi ve hukuki borcu; izolasyonunun
kaldırılmasıdır.
- Müzakerelerde büyük çapta olmamakla beraber al-ver sürecinin
başladı.
- Kıbrıs müzakerelerinin başarılı
olacağından eminim.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın, BM ve AByle
İlişkilerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami, Kıbrıs
sorununun çözüleceği konusunda kendinden emin.
Nami, Türkiyenin, siyasi eşitliğe dayanacak ve iki kurucu
devletçikten meydana gelecek iki kesimli-iki toplumlu federasyon çözümü
istediklerini ifade eden iki liderin ortak açıklamalarının,
aslında adayı yeniden birleşmiş olarak görmek
istediklerini kanıtladığını dile getirdi.
Türkiyenin tutarlı bir şekilde bu mesajı vermeye devam
ettiğini söyleyen Nami, bilindiği üzere, iki lider tarafından
bugüne kadar yeterince çalışma yapıldığını;
Avrupa Birliği (AB), Ekonomi ve Yönetim konularında birçok görüş
birliği belgesi mevcut olduğunu kaydetti.
Nami, sözlerinin devamında, Türk politikasının bu görüş
birliklerini desteklediğini dile getirdi
ORDU ÇIKMAYACAK, LİMANLAR DA
ÇÖZÜMDEN ÖNCE AÇILMAYACAK
Nami Rum tarafında yayımlanan Alithia gazetesine verdiği
demeçte, Eğer şu an Rum kesiminin, Türkiyenin iyi niyet göstermesi
için; adadaki birliklerini çekmesi, Maraşı iade etmesi veya
limanları açması gerektiğine dair beklentileri varsa, bunun
gerçekleşmesinin söz konusu olmadığını söyledi. Nami,
kesin bir şekilde söylüyorum ki, bunun gerçekleşmesi söz konusu değildir
ifadelerini kullandı.
Türkiyenin iyi niyetinin bu tarz adımlarla bu şekilde
değerlendirilmeyeceğini ifade eden Nami, fakat müzakere
masasında ne olup bittiğiyle alakalı olarak, iki tarafın
iyi niyetinin değerlendirilmesi gerekeceğini dile getirdi.
Katerina İliadi imzalı haberde, Ancak, Türkiyeden hiçbir olumlu
hareket yok
ifadesine karşılık, Sizin olumlu olarak
isimlendirdiğiniz şey, bizim için olumlu bir adım değil
diyen Nami, Türkiyenin yaptığı ve olumlu olarak da
nitelendirilen şeyin iki lideri desteklemek olduğunu kaydetti.
Daha öncede söylediği üzere, Türkiyenin; Kıbrıs Rum kesiminin
muhtemel bir şekilde (Türkiyenin gerçekleştirmesini) beklediği
ve olumlu olarak nitelendirdiği adımları atmasının
söz konusu olmadığını yineleyen Nami, bu hareketlerin
müzakere masasındaki baskı unsurlarını
artıracağının açık olduğunu; şu an
ihtiyaçları olan şeyin bu olmadığını söyledi.
MÜZAKERELERDE İKİ TARAF
ARASINDA DENGE OLMALI
İhtiyaçları olan şeyin, müzakere masasında
Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler arasında
mümkün olduğunca çok denge ortaya çıkması olduğunu ifade
eden Nami, Rum tarafının Kıbrıs sorununun çözümünden önce
ABye üye olmakla Kıbrıslı Türkler karşısında
büyük bir avantaj elde ettiğini vurguladı.
Kıbrıs Rum kamuoyunda gördüğü esas problemin;
(Kıbrıslı Rumların AB üyesi olmalarından dolayı)
Rum tarafının; Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün
Kıbrıslı Türklere olumsuz yansıması olacak olsa dahi,
Türkiyeyi bilinçli bir şekilde dışarıda
bırakabileceği inancının hüküm sürmesi olduğunu
söyleyen Nami, yani Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun var olmaya
devam edebileceğini ve Kıbrıslı Rumların da; AB
karşısında a veya b yükümlülüğü olduğu için
Türkiyeyi tehdit edebileceğini belirtti.
Bunun yanlış olduğunu ve doğru bir yöntem
olmadığını dile getiren Özel Temsilci Özdil Nami,
Kıbrıslı Rumların; dikkatlerini Kıbrıslı
Türkleri uzlaşmacı bir çözüme ikna etmeye odaklamaları ve AByi;
Kıbrıslı Türkler karşısında bir baskı unsuru
olarak kullanmaya çalışmaya son vermeleri gerektiğini ifade
etti.
ÇÖZÜME OLAN ARZUMUZU
2004TE ZATEN KANITLADIK
Birçok Kıbrıslı Türkün, Kıbrıs Rum kesiminin bu
tavrını gördüğü zaman, AByi kendileri aleyhinde kullanmak
isteyen bir toplumla nasıl ortak olacaklarını kendi kendilerine
sorduklarını belirten Nami, Kıbrıs Türk
tarafının çözüme olan arzusunu kanıtlaması
gerekmediğini, bunu zaten 2004 yılında
yaptıklarını dile getirdi.
Sürece kefil olarak, Türkiyenin de, hali hazırda bunu
yaptığını söyleyen Nami, geçmişle
kıyaslandığı zaman şu an elle tutulur, gözle görülür
gelişmeler yaşandığını; bunun BM Genel Sekreteri
Banın açıklamalarından da görülebileceğini anlattı.
Genel Sekreter Banın, kısa zaman önce yaptığı
açıklamaların birinde, iki liderin geçtiğimiz yıl
başardıkları şeyin, 30 yılda başarılandan
daha fazlası olduğunu dile getirdiği hatırlatmasında
da bulunan Nami, bunun çok önemli olduğunu ve yakın gelecekte çözüme
ilişkin hakiki bir perspektif bulunduğunu kaydetti.
Peki, Sayın Hristofyas Kıbrıs Rum kesiminde konuşurken
bütün bu iyimserliğin ortaya çıkmasına neden izin vermiyor
sorusuna; gülerek cevap veren ve bunu kendisine sormanız daha iyi olur
diyen Nami, retçiler ve hükümetteki ortaklarından Hristofyasın
şahsına saldırılar olduğunu gördüklerini ve bunun bir
sebep teşkil ettiğini söyledi.
Hristofyasın, attığı adımlarda çok dikkatli
olduğuna dair bir mesaj vermeye çalıştığını
kaydeden Nami, başka bir sebebin de Türkiyenin AB katılım
sürecinin değerlendirmesiyle alakalı olduğuna
inandığını dile getirdi.
Nami, Rum Yönetiminin, AByi, Türkiyeye baskı kullanmaya ikna etmesi
için, Kıbrıs müzakerelerinde yaşanan ilerleme konusunda
Hristofyas tarafından kötümser mesajlar verilmesinin bir strateji
olduğunu söyledi.
TÜRKİYENİN AB İLERLEMESİ KONUSU
Türkiyenin, Protokolü uygulamak için Aralık ayına kadar hangi
adımları atmasının söz konusu olduğu sorusuna
karşılık, Ankaranın bu konuya ilişkin adımlar
atmasının söz konusu olmadığını belirten Nami,
Türkiyenin, ABnin siyasi ve hukuki borcunun; Kıbrıslı
Türklerin izolasyonunun kaldırılması olduğunu
hatırlatmaya devam edeceğini kaydetti.
MÜZAKERELER BAŞARISIZ OLMAYACAK
Kıbrıs müzakerelerinin başarısız
olmayacağını ve müzakerelerin başarısız
olmayacağından emin olduğunu söyleyen Nami, nüfus
çoğunluğuna sahip olan tarafın, Kıbrıslı
Türklerin güvenlik hissine ilişkin anlayış göstermesi
gerektiğini belirtti.
Bunca yıldır, geçmişte gerçekleştirilen müzakerelerde, bu
konunun hiçbir zaman bir çatışma konusu
olmadığını sözlerine ekleyen Nami, bu konunun,
(geçmişte) müzakerelerin başında anlaşmalar
sandığına giren bir konu olduğunu anlattı.
Şu an, Sayın Hristofyasla birlikte, bunun büyük bir konu haline
geldiğini dile getiren Nami, buna son verilmesi ve ortaya daha
mantıklı bir tutum çıkmasına dair umudunu ifade etti. Nami,
Kıbrıslı Türklerin, kendilerini tamamen güvende hissetmeksizin,
referandumda evet demelerinin beklenmemesi gerektiğine de işaret
etti.
TC KÖKENLİLER KONUSU
Kıbrıs sorununun çözümünden sonra, adada kalacak TC kökenlilerin
sayısının liderler arasında henüz görüşülmediğini
dile getiren Nami, Avrupa yasaları uyarınca; insanları
hayatlarını kurdukları yerden zoraki bir şekilde gitmeye
zorlayamayacakları konusunda net olmaları gerektiğini ifade
etti.
Kuzeydeki ilgili birimin resmi web sitesine bakılacak olursa,
rakamların Rumlar tarafından iddia edilen kadar çok
olmadığının görüleceğini aktaran Nami, bu rakamlara
odaklanıldığı zaman, bunun
çatışmaya/uyuşmazlığa sebep olacak bir konu
olmayacağını belirtti.
Dönüşümlü Başkanlık konusunun, Rum lider Hristofyasın
iktidara gelmesinden önce de var olduğunu söyleyen Nami, Mülkiyet ve
Yönetim gibi başlıklarda Birlemiş Milletlerin birtakım
uzmanlar istihdam ettiğini, bu uzmanların ise yararlı olan
birtakım fikirler ürettiklerini kaydetti.
Nami, Dönüşümlü Başkanlığın kabul edilmesinin sürece
katkıda bulunan bir şey olduğunu, çünkü Kıbrıslı
Türklerin, federal hükümetin başkanlığına Kıbrıs
Türk toplumundan birinin seçilebileceğini bileceklerini dile getirdi.
AL-VER BAŞLADI
Özel Temsilci Nami, gazeteye açıklamasında, büyük çapta olmamakla
beraber al-ver sürecinin başladığını söyledi. Nami,
birtakım konularda küçük al-verler yaşandığını
belirtti.
Tarafların, masaya öneriler getirirken, Annan Planını
kullandıklarını ifade eden Nami, tabi ki Annan
Planını sayfa-sayfa kullanmadıklarını belirtti.
Sıfırdan başlamadıklarını, aynı zamanda
Annan Planının Birleşmiş Milletlerin bugüne kadarki
çalışmalarının önemli bir bölümünü teşkil
ettiğini söyleyen Nami, tarafların müzakereler masasına
Planın istedikleri parçasını getirme konusunda serbest
olduklarını dile getirdi.
Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumların
işgal altındaki mal-mülk haklarına saygı duyması
ifadeleri üzerine ise Nami, Kıbrıs Türk tarafının herkesin
mal-mülk hakkına saygı gösterdiğini, fakat mülkiyet hakkına
saygı gösterilmesinin mülk sahibinin mülkü kullanmasına müsaade
edilmesi gerektiği anlamına gelmediğini belirtti.
STAR KIBRIS 26/10/09
![]()
* Derviş Eroğlunun Cumhurbaşkanı
olması ihtimalinden endişeleniyoruz. Ancak Türkiye, Kıbrıs
sorununu çözmek istiyorsa, kendi görüşünü ister Eroğluna isterse bir
başkasına empoze edebilir.
AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, Filelefteheros gazetesine verdiği
söyleşide, Rum Yönetimi Başkanı Dimtris Hristofyasın sarf
ettiği çözüme ilişkin çabalara, Kıbrıs Rum tarafındaki
bazı çevrelerin karşı bir polemiğinin bulunduğunu
söyledi.
Kiprianu, bu çevrelerin, tek egemenlik, tek uluslararası kimlik, tek
vatandaşlıklı, birleşik bir devlete yol açacak olan siyasi
eşitlikli, iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm fikrini hiç bir zaman
benimsemediklerini; bununla birlikte her şekilde Hristofyasın
çabasına da son vermeye çalıştıklarını belirtti.
Bir soru üzerine Kiprianu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın
bugüne kadar takındığı tutumun, bekledikleri şekilde
olmadığını ve bunun da net olduğunu savundu. Kiprianu,
sözlerinin devamında kolayların ötesinde bazı alanlarda
görüş birlikleri var mı sorusu çerçevesinde, gerek kendilerinin
gerekse Hristofyasın, Kıbrıs sorununa ilişkin olarak temel
ilkelerde görüş birliklerini sağlamak için
çalıştıklarını savundu. Kiprianu, kendilerinin,
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve diğer ilerici Kıbrıs Türk
dinamikleriyle birlikte, aynı zamanda iki toplum liderleri düzeyinde bunu arzuladığını
söyledi.
ERROĞLU ENDİŞESİ
KKTCde Nisan ayında yapılacak seçimlerin sorulması üzerine
Kiprianu, seçimlerin ortamı etkileyeceğini belirtti. Kiprianu, bunun;
seçimler ışığındaki olguların şekillenmesini
de etkileyeceğini söyledi.
Kendilerinin, Derviş Eroğlunun Cumhurbaşkanı seçimini
kazanması ihtimalinden endişelendiklerini ifade eden Kiprianu,
aynı zamanda da Türkiyenin, Kıbrıs sorununu çözmek istiyorsa
kendi görüşünü ister Eroğluna isterse bir başkasına empoze
etmesinin mümkün olduğu görüşüne de sahip olduklarını
söyledi. Kiprianu, ancak Eroğlunun seçilmesi ihtimalinin de olumsuz bir
gelişmeyi teşkil edeceğini düşündüklerini savundu.
Kiprianu, söz konusu bu endişenin de, kendilerini kötü çözüme itmesinin
veya bunu kabul etmelerine neden olmasının mümkün
olmadığını da söyledi.
STAR KIBRIS 26/10/09
![]()
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis,
Kıbrıs sorununun çözümü için acele eden tarafın Kıbrıs
Rum tarafı olduğunu ileri sürdü.
Politis ve diğer gazetelere göre, TC Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğanın Kıbrıs Rum tarafının çözüm
çabalarında samimi olmadığı şeklindeki
açıklamasını, İstanbulda 23-24 Ekim tarihlerinde düzenlenen
Akdeniz Parlamenterler Meclisi zirvesinde yorumlayan Anastasiadis, Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasın samimi çaba içinde olduğunu
savundu.
Anastasiadis ayrıca, iki tarafın üzerinde anlaşmaya
vardığı parametrelerin dışında olan tezleri sunan
Kıbrıs Türk tarafının aksine, Kıbrıs Rum
tarafının çözüm istediğini iddia etti.
TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğana; çözüm çabalarına özlü
destek vermesi yönünde çağrıda bulunan Anastasiadis,
Erdoğanın ayrıca, en kısa zamanda, tek egemenlik, tek
uluslararası kimlik ve tek vatandaşlık, siyasi
eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm
bulunması için Kıbrıs Türk tarafı üzerinde nüfuzunu
kullanmasını da talep etti.
Öte yandan Alithia, Akdeniz Parlamenterler Meclisi zirvesi
toplantısına DİSİ Başkanı Nikos Anstasiadisin
yanı sıra milletvekilleri Dina Akkelidu, Nikos Kleanthus ve Yorgos
Varnavanın da katıldığını yazdı.
ERDOĞANA TEPKİ
Alithia, AKEL ve KS EDEK partilerinin, TC Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğanın Kıbrıs sorununa ilişkin dörtlü görüşme
önerisine tepki gösterdiğini yazdı.
Habere göre, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, yaptığı
açıklamada, Erdoğanın bu önerisinin Kıbrıs Rum
tarafınca kabul edilmesinin söz konusu olmadığını zira
Kıbrıs Türk toplumunun Kıbrıs Cumhuriyeti ile eşleştirilmesinin
mümkün olmadığını savundu.
Kiprianu, ayrıca görüşmelere ilişkin olarak düşüncelerini
ortaya koymadan önce, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyastan
bilgi almaları konusunda da siyasi yetkililere çağrıda bulundu.
KS EDEK Merkez Komite Sekreteri Antonis Kutalianos ise, yaptığı
açıklamada Erdoğanın bu önerisinin, Ankaranın;
Kıbrıs Cumhuriyetinin değerinin düşürülmesi ile
işgal altındaki toprakların yasa dışı
oluşumuyla eşleştirilmesine ilişkin yıllara dayanan
çabasını kanıtladığını ileri sürdü.
STAR KIBRIS 26/10/09
![]()
Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas bugün bir araya gelecek.
İki liderin bugünkü görüşmede, federal hükümetin yetkileri ve
dış ilişkiler konusunu ele almaları bekleniyor.
Görüşme, BM kontrolündeki ara bölgede, müzakereler için ayrılan
binada saat 10.00da başlayacak.
STAR KIBRIS 27/10/09
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın,
Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bugün yaptığı 48.
görüşme sona erdi.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer, yaklaşık 2.5 saat süren görüşmenin ardından
yaptığı kısa açıklamada, liderlerin önce baş
başa görüştüğünü, sonra heyetler arası görüşmeye
geçildiğini bildirdi.
Bugün, 'federal hükümetin yetkileri' konusunun ele
alındığını belirten Downer, liderlerin temsilcileri
Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun perşembe günü bir araya gelerek,
'mülkiyet' konusuna ilişkin kriterleri görüşeceğini
anımsattı.
Downer, liderlerin 2 Kasım Pazartesi günü yapacağı
görüşmede ise 'mülkiyet' konusunun yeniden ele
alınacağını söyledi.
STAR KIBRIS 27/10/09
Learning each others language to
promote trust
By Patrick Dewhurst
PROMOTING the teaching of
Greek in Turkish Cypriot schools, and Turkish in Greek Cypriot schools is an
important part of a Cyprus solution, the EU Commissioner for Multilingualism,
Leonard Orban said yesterday.
"From a multilingualist point of view, the fact that more people would be
able to learn the language of the other community is extremely important. This
is one of the key messages of the multilingual policy. By learning the language
of others we are strengthening the intercultural dialogue, said Orban who is
currently on a visit to the island.
"I know it is sensitive here but it is part of the solution. It will
improve trust, and help people to live together and interact, Orban told a
news conference in Nicosia.
Androulla Kaminara, Head of the EU Representation in Nicosia, highlighted
a key issue, which is the number of Turkish teachers. She said: "There are
presently ten Turkish language teachers in the secondary education system,
compared with 16 for Spanish. Only eight per cent of students taking the
Pancyprian Exams choose Turkish, compared with 29 in Italian. The vast majority
would choose English.
Orban said his visit had three objectives. Firstly we wish to discuss with
Cypriots the measures for the implementation of initiatives that will launch
multilingualism. Secondly we wish to see different means of integration between
communities and finally we wish to discuss the prospects for multilingualism if
there is to be a settlement, he said.
Asked how the EU might be able to support this kind of programme, Orban
explained that the EU had financial instruments and political will to provide
practical assistance to multilingual projects.
He mentioned the Community Lifelong Learning programme, which can finance
language learning. Secondly, we are already making significant practical
efforts to support multilingualism. For example, we have already begun to
translate our website here into Turkish, he said.
Asked about the prospect of Turkish becoming an official EU language after a
settlement, Orban said: "If there will be a settlement, we will not
exclude Turkish becoming the 24th official language of the EU, but this
decision would have to be made by the Council and with unanimous
agreement".
If there is an agreement and if council approves it, then we will have to
be prepared. It will require a significant number of translators and
interpreters; Around 100,000 page of acquis needs to be translated. In
addition, anybody who wishes to work as a translator or interpreter must be an
EU citizen, so they will need to be trained (soon)".
Today the commissioner will meet the Parliamentary committee of Education and
the Rector of the University of Cyprus, Stavros Zenios. He also plans to meet
President Demetris Christofias.
CYPRUS MAIL 27/10/09
US lackeys and extreme
nationalists
By Stefanos Evripidou
THE GAP between the two
pro-solution parties AKEL and DISY grew wider yesterday after a leaked AKEL document
described DISY officials as being either US lackeys or extreme
nationalists.
According to yesterdays Alithia, a leaked AKEL document allegedly intended for
senior officials spoke of DISY as being split into two groups, those who are
servile to the US, and an extremist nationalist wing. The document also accused
former DISY leader and President, Glafcos Clerides, as being responsible for
the Annan plan.
AKEL spokesman Stavros Evagorou claimed ignorance yesterday, saying he was not
aware of the document, which he said had not been distributed to the ruling
partys official organs, the politburo and central committee.
Christos Christofides, a member of AKELs central committee, cleared up the
mystery later in the day, clarifying in a written statement that the document
was not an official AKEL document, but an informative document circulated among
the AKEL youth group EDON.
Apart from informing students on the Cyprus problem, it also responded to
extreme provocations from other factions against AKEL, President Demetris
Christofias and the left-wing in general.
We regret that the document was attributed to AKEL and its higher organs
without cross-checking the facts, said Christofides.
However, the damage had already been done and the jibes had reached their
target. DISY spokesman Haris Georgiades called on AKEL directly to confirm or
deny the existence of such a policy document published in Alithia.
At a time when AKEL talks publicly about unity and overreacts to criticisms of
Christofias policies, it doesnt hesitate to dish out unacceptable
characterisations on DISY officials like US lackey and whimsical, said
Georgiades, Regardless of the fact that the most severe criticisms against
Christofias policy comes from their own coalition partners.
Speaking after a meeting of DISYs executive, the spokesman said the party
continued to believe that during these critical times, the needs of the country
had to be put before ideological differences, though they be many.
Meanwhile, DISY leader Nicos Anastassiades had a phone conversation with
Christofias yesterday to brief him on his meetings abroad. He said he would
inform the President in the coming days on his partys views on the executive
proposal in the direct talks.
The DISY leader said the issue of a rotating presidency in a united federal
Cyprus was concluded long ago, through the 2005 codification of positions, and
later through a series of statements made by the late president Tassos
Papadopoulos.
I have the impression this should be considered as something that was
accepted, he said. The essence was less the rotating presidency, which
coalition partners EDEK and DIKO have directly opposed, and more the
capabilities of the president to resolve differences.
On the equally divisive issue of weighted votes, whereby the Greek Cypriot
votes for a Turkish Cypriot presidential candidate would be weighted based on
the population ratio between the two communities, Anastassiades said to an
extent this was a fair proposal to avoid the majority imposing its will on the
minority.
What we should consider is how this weighted vote will work in the future, he
said.
According to reports from the state broadcaster yesterday, DISY may propose
changes to the executive proposal, including capping the proportion of weighted
votes to protect the Greek Cypriot vote against an upsurge in the Turkish
Cypriot population.
DIKO spokesman Fotis Fotiou once again voiced his partys disagreement with any
kind of rotating presidency, particularly one with weighted votes for the Greek
Cypriot electorate.
The argument that a rotating presidency has been already accepted because it
was included in the Annan plan does not stand for us from the moment that the
people rejected this plan, he said.
CYPRUS MAIL 27/10/09
SEFA
KARAHASAN Lefkoşa
KKTCde
kamu ve özel sektörü temsil eden 27 sendika, Ulusal Birlik Partisi
(UBP) hükümetinin kamu çalışanlarının
maaşlarını neredeyse yarı yarıya kesme
girişimlerini protesto etmek için bugün genel greve gidiyor
27
sendika,
dün ülke genelinde, Maaş ve ücretler Türkiyedeki
seviyeye geriletiliyor yazan bildiriler dağıttı.
UBP hükümeti ise, ekonomik kalkınma için maaşları düzenleyen
tasarının yasallaşmasını istiyor.
İşadamları Derneği de hükümete desteğini bildirdi.
Ülkede Maaşlar Türkiye seviyesine çekiliyor
tartışması, UBP iktidarının, eski hükümet (CTP)
döneminde gündeme gelen, Maaş, Ücret ve Ek Ödenekleri Düzenleyen
(Değişiklik) Yasa
Tasarısını Meclis Komitesine getirmesiyle patlak verdi.
Sendikalar, yasanın Türkiyeden UBP iktidarına
dayatıldığını öne sürerek, ayağa kalktı. 27
Sendika dün, Bu yasa göç yasasıdır. Göç etmek istemiyorsan,
direnelim ifadelerini içeren ortak bir bildiri yayımladı. Milliyete
konuşan Kıbrıs
Türk Öğretmenler Sendikası Başkanı Şener Elcil, Dayatma
ekonomik tedbirlerle, Rumlarla rekabet edemeyecek bir Kıbrıs Türk
toplumu yaratılmaya çalışılıyor dedi. Elcil,
maaşlar düşürülürken, harcama giderlerinde de indirimler
yapılması gerektiğini kaydetti.
Maliye
Bakanı Ersin Tatar ise, Sürekli Türkiyeden para istemek olmaz.
Tedbirler almamız gerekiyor. Kamuda 16 bin insan çalışıyor.
Yasa bunları etkilemeyecek. Onlar aynı maaşları alacak.
Yasa yeni gelecek memurlar için geçerli olacak dedi.

MILLIYET 28/10/09
BMin mayın temizleme çalışmalarında
dün sabah 08.00 sıralarında Lefkoşanın 10 kilometre
güneyinde patlama meydana geldi. Mayın temizleyen Mozambikli Femisbeto
Novele hayatını kaybetti. Ölen kişinin Kıbrıstaki
Mayın Temizleme Hareketi üyelerinden olduğu açıklandı.
Kıbrısta beş yıldan bu yana
yapılmakta olan mayın temizleme çalışmalarında ölümle
sonuçlanan ilk kaza olduğu belirtildi.
BMden yapılan açıklamaya göre, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıstaki Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun,
olaydan büyük üzüntü duyduklarını ve şok olduklarını
söyledi. Zerihoun yaşanan kazanın Kıbrısta hala
konuşlanmış olan kara mayınları tehlikesinin trajik
göstergesi olduğunu ifade etti. Zerihoun, ailesine
başsağlığı dileklerini de iletti.
Kıbrıstaki Mayın Hareketi Merkezi BM
Kalkınma Programı Gelecek İçin Ortaklığın bir
projesi çerçevesinde çalışıyor. Merkez 2004 yılından
bu yana Kıbrıstaki BM Barış Gücünün
katkılarıyla 14 bin mayını etkisiz hale getirdi. Aynı
dönemde, 6.5 milyon metre karelik alanda bulunan 57 mayın tarlasının
temizliği yapıldı.
Öte yandan Derinyada da BM Barış Gücüne ait ancak
uzun zamandır kullanılmayan mevzide önceki sabah 05.00 sularında
yangın çıktığı bildirildi. Mevzinin üç
odasının yandığı olayda kundaklama ihtimali elendi.
STAR KIBRIS 28/10/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
müzakere süreciyle ilgili temaslarda bulunmak amacıyla bugün Ankaraya
gidecek. Talata 2 günlük resmi temaslarında, Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgün ve müzakere heyeti eşlik edecek.
TAK muhabirinin elde ettiği bilgiye göre Talat ve
heyeti, 29 Ekim kutlamalarının ardından Türkiyeden gelecek özel
uçakla saat 14.30da KKTCden ayrılacak.
Türkiye Dışişleri
Bakanlığında saat 16.00da başlayacak heyetler arası
resmi görüşmelerin ardından Cumhurbaşkanı Talat ve heyeti,
gece de TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün 29 Ekim resepsiyonuna
katılacak.
Cumhurbaşkanı Talat, cuma günü saat 14.00te
Başbakan Recep Tayip Erdoğan ile baş başa bir görüşme
yapacak, saat 14.30da ise heyetiyle birlikte Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül ile görüşecek.
Ortak basın toplantısının ardından
Talat ve heyeti, tarifeli uçakla saat 18.00de KKTCye hareket edecek.
STAR KIBRIS 28/10/09
![]()
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Biz de
çağdaş neo faşizmin ve maalesef sonuçlarını 35
yıldır ayıklamaya ve iptal etmeye
çalıştığımız felaketi getiren Helen veya Helen
dilli -cuntaya ve EOKA Bye böyle diyeyim- faşizmin kurbanıyız
dedi.
Rum radyosuna göre Hristofyas, Yunanistanın milli
günü olan İtalyanlara hayır dedikleri 28 Ekim 1940ın
yıldönümü nedeniyle Güney Lefkoşada Ay. Yoanni Kilisesinde
Başpiskopos II. Hrisostomosun yönetiminde bu sabah gerçekleştirilen
ayin sonrasında açıklama yaptı.
Çok zor durumdayız, mücadele böylece sürüyor diyen
Hristofyas, Helenlerin 1940-45 kahramanlığından feyiz
alıyoruz ifadesini kullandı. Hristofyas, Hedefimiz işgale son
vermek, Kıbrısı yeniden birleştirmek, iki toplumlu iki
bölgeli federasyon kurmak dedi.
Hristofyas, iki toplumlu iki kesimli federasyonun kendi
buluşları olmadığını, Etnarh olarak
tanımladığı III. Makarios ve diğer 5
başkanın bu konudaki taahhütlerine bağlı kalmaya devam ettiklerini
söyledi.
Rum Yönetimi Başkanı, Biz de çağdaş
neo faşizmin ve maalesef sonuçlarını 35 yıldır
ayıklamaya ve iptal etmeye çalıştığımız
felaketi getiren Helen veya Helen dilli -cuntaya ve EOKA Bye böyle diyeyim-
faşizmin kurbanıyız ifadelerini kullandı.
II. Hrisostomosun Kıbrıs sorunuyla ilgili
açıklamalarını da soru üzerine yorumlayan Hristofyas,
Şimdi birbirimiz ile uğraşma zamanı değil. O zamanlar
gerçek birlik içerisinde savaş veren Helen halkını
onurlandırma zamanıdır. Helen halkının mücadelesinden
feyiz alarak sonunda biz de iç cephede birlik olalım diye
konuştu
STAR KIBRIS 28/10/09
Leaders understand each other
better
By Stefanos Evripidou
THE TWO leaders yesterday
got to understand each other better regarding the competences of a federal
government while their aides will meet tomorrow to prepare the groundwork for
the next topic on property.
According to UN Special Adviser Alexander Downer yesterday, the two leaders had
a good, open discussion on governance while President Demetris Christofias
noted the chapter of governance cannot be completed easily. He added that the
two did not discuss external relations during yesterdays talks. Both
governance and external relations will likely be picked up during one of next
weeks two meeting planned for Monday and Friday.
Speaking on his return from the talks, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat
said the two sides have different approaches to the issue of federal government
competences. On a more positive note, Talat said the two leaders used the
meeting to ask each other questions and exchange proposals. Although no
conclusion was reached, the two got to understand each other better, he said.
The leaders respective aides, Georgios Iacovou and Ozdil Nami, will meet
tomorrow to expand on the criteria involved in the property issue, creating a
list of the different types of property in question (used, developed, vacant)
and potential solutions (like restitution, compensation or exchange). The
property issue is one of the very difficult issues which needs a lot of work,
Downer noted yesterday.
Talat is due to fly to Ankara tomorrow to meet with the Big Three in Turkey:
President Abdullah Gul, Prime Minister Recep Tayyip Erdogan and Foreign
Minister Ahmet Davutoglu. He is taking his negotiating team with him,
particularly the experts on the governance and power chapter.
The Turkish Cypriot leader said he will also be briefed on the latest two-day
meeting of Turkish diplomats in Ankara to discuss the Cyprus problem, from
which there might be some new ideas, he said.
Opposition DISY leader Nicos Anastassiades is also travelling tomorrow to
attend the European Peoples Party Summit where he will meet with 13 heads of
state and government on the sidelines of the summit to discuss Turkeys role in
the talks. He will also meet with Enlargement Commissioner Olli Rehn and
European Parliament President Jerzy Buzek.
Anastassiades yesterday handed Christofias his partys official positions on
the presidents latest proposal on the executive, regarding the rotating
presidency and weighted votes. DISY spokesman Haris Georgiades said it was not
about being for or against but about taking into account the whole negotiating
framework. The document confirmed that DISY was not dogmatic or absolute in its
positions but ready to enter into a serious and responsible discussion on the
relevant issues in the talks.
CYPRUS MAIL 28/10/09
ECHR: murdered soldier posed no
threat
By Stefanos Evripidou
THE EUROPEAN Court of Human
Rights yesterday charged Turkey with violating the right to life in two
separate cases brought by Greek Cypriots against Turkey.
In the first case, concerning the application of Kallis and Androulla Panayi
against Turkey, the Court ruled there was a violation of Article 2 of the
European Convention on Human rights and awarded 35,000 to each in respect of
non-pecuniary damages and 9,888.30 for costs and expenses.
The two took Turkey to Strasburg after their 19-year-old son serving in the
National Guard, Stelios Panayi, was killed in June 1996 by Turkish occupation
forces after entering the UN buffer zone while off duty and unarmed. Panayi had
crossed the buffer zone to swap hats with a Turkish Cypriot soldier. When
members of the UN Peace Keeping Force in Cyprus (UNFICYP) attempted to reach
him to save his life, the Turkish armed forces fired shots, preventing him from
receiving medical treatment, resulting in his death.
The Turkish government disputed the facts presented by the applicants, claiming
that Panayi was fully armed, making gestures by hand and calling the Turkish
Cypriot soldiers to go over to him.'
Disputing Turkeys allegations that Panayi was armed, the Court ruled that
although Stelios had been wearing uniform and hence one could have assumed
that he might have carried a gun, that fact alone could not in the
circumstances have justified the shots fired at him.
The Turkish soldiers had been in complete control of the area and Stelios
behaviour had not posed a threat to them; consequently the soldiers would have
been able to stop him without jeopardising his life, said the ruling.
The Court found unanimously that Stelios Panayi had been killed by
representatives of the Turkish authorities who had used excessive force, not
justified by the circumstances of the case, in violation of Article 2.
The second case concerns Georgia Andreou, now deceased, a British national who
was shot by Turkish soldiers on August 14, 1996, during the killing of Solomos
Solomou who was shot five times while trying to climb up a Turkish flag-pole.
Solomou was attending the demonstration following the funeral of Tassos Isaak
who had been kicked and beaten to death by Turkish Cypriot policemen and
demonstrators three days earlier at a motorcycle rally.
Although standing outside the buffer zone, Andreou sustained a serious gunshot
wound to her abdomen when Turkish and Turkish Cypriot forces opened fire on
Solomou and the crowd.
According to two high-ranking UNFICYP members, uniformed Turkish or
Turkish-Cypriot military personnel were seen kneeling down and firing in the
direction of the demonstrators inside the UN buffer zone.
As a result, two British UNFICYP soldiers and two Greek Cypriot civilians (one
of whom was the applicant) were hit by gunfire. According to the ECHR, this version
of events was also confirmed in a report by the UN Secretary-General.
The indiscriminate and unwarranted firing into the crowd which was gathering
inside and outside the buffer zone had put numerous lives at risk. The fact
that the applicant had not been killed was fortuitous, said the Court.
The Court considered that, irrespective of whether or not the soldiers had
actually intended to kill Andreou, she had been the victim of conduct which by
its very nature had put her life at risk, even though, in the event, she had
actually survived. Turkey was once again found guilty of violating Article 2,
the right to life.
Anreous husband and children were subsequently awarded 585.68 in pecuniary
damages, 40,000 in non-pecuniary damages and 10,000 in costs and expenses.
CYPRUS MAIL 28/10/09
NTV
29
Ekim. 2009 Perşembe
Kıbrıs Rum
Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu, Brüksel'deki
Avrupa Politika Merkezi'nde NTV'nin sorularını yanıtladı.
Rum bakan, Ada'da çözümün
önünde hala uzun bir yol bulunduğunu vurgularken, Ankara'nın son
dönemde dış politikada attığı adımların da
yakından izlendiğini söyledi.
Brüksel'de Türkiye'nin
üyelik sürecini değerlendiren Kipriyanu, "Avrupa Birliği
üyeliği için Türkiye, Kıbrıs sorununu çözmek zorunda. Ancak,
Ankara İslam dünyasına daha fazla ağırlık vererek
farklı bir yola girerse, biz de yeni bir durumla karşı
karşıya kalırız" dedi.
Türkiye'nin
limanlarını açmaması halinde, Aralık ayındaki zirvede
Avrupa Birliği liderlerinin bu konuda bir karar almasını
isteyeceklerini vurgulayan Rum bakan, "Türkiye'nin yerine getirmesi
gereken yükümlülükleri var. Limanlarını, Rum gemi ve uçaklarına
açması gerekiyor. Bunun yanı sıra Türk donanması ve
savaş uçakları, kıta sahanlığımızda petrol
ve doğalgaz araştırması yapan gemileri taciz ediyor.
İlerleme raporunda
tüm bunlar var. Ama Türkiye'nin üzerine düşenleri yapmaması halinde
doğacak sonuçlara dair önerilerin de olması gerekliydi. Amacımız
Türkiye'yi cezalandırmak değil. Bunu istemiyoruz çünkü elimize bir
şey geçmez. Yalnızca Türkiye'nin sorumluluklarını yerine
getirmek zorunda olduğu açık bir hale getirilsin istiyoruz"
şeklinde konuştu.
Kıbrıs'taki
müzakere sürecini de değerlendirdi Kipriyanu, daha gidilmesi gereken uzun
bir yol bulunduğunu belirtti.
29
Ekim. 2009 Perşembe
Kıbrıs Rum
Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Avrupa Birliği'nin Türkiye
karşısında fazla tavizkar olduğunu iddia etti ve bu
tavizleri İkinci Dünya Savaşı öncesinde Hitler'e verilenlere
benzetti.
Brüksel'de konuşan
Hristofyas, "Türkiye'yi Nazi Almanyasıyla
karşılaştırmıyorum ama Türkiye'yi
kızdırmamak için ona karşı gelmemek mantıklı
değil. Bazı kurallar var ve Türkiye bu kurallara uymuyor" dedi.
Rum lider, "Durum
bana daha saldırgan olmasını engellemek için Hitler'e verilen
tavizleri hatırlatıyor. Sonuçta faşizm faşizmdir; Hitler de
Hitlerdir" ifadesini kullandı.
Kıbrıs'taki
müzakere sürecinde de derin fikir ayrılıkları olduğunu
söyleyen ve Türkiye'yi suçlayan Hristofyas,
tıkanıklığın büyük ölçüde Başbakan
Erdoğan'dan kaynaklandığını savundu.
Hristofyas, Türk
tarafının Kuzey Kıbrıs'ta Nisan 2010'da yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçimini takvim olarak dayatmak
istediğini, bunun kabul edilemez olduğunu ifade etti.
29
Ekim. 2009 Perşembe
ANKARA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat temaslarda bulunma için Türkiyeye
geldi. Ankarada Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile
biraraya gelen Talat yarın da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşecek.
Diplomatik kaynaklar bu
dönem Türkiyenin Kıbrıs konusunda yapacağı
açılımlara Uluslararası konjektürün uygun olduğunu
söylüyor.
Yunanistan'da iki ülkenin
yakınlaşmasının mimarı Yorgo Papandreu yeniden
iktidara geldi. Avrupa Birliğinde Dönem Başkanı Türkiyenin
üyeliğini ciddi şekilde destekleyen İsveç. Ayrıca
Başbakan Erdoğan Kasım ayında ABD Başkanı Barack
Obama ile biraraya gelecek.
Dünyanın
değişik yerlerindeki Kıbrıs ile ilgili büyükelçilerini bir
masa etrafında toplayan Ankara bir yol haritası hazırlıyor.
29
Ekim. 2009 Perşembe
NTV
ANKARA - Üretim alanı
Kıbrıs Adası olan hellim peyniri menşe adı olarak
tescillendi. Türk Patent Enstitüsünün tescil metninde hellim peynirinin ''taze
hellim'' ve ''olgun hellim'' olmak üzere iki tipte üretildiği, en önemli
özelliğinin de yayılmaması ve erimemesi nedeniyle sade ya da
tava, ızgara gibi yöntemlerle pişirilerek tüketilmesi olduğu
belirtildi.
Hellim peynirinin
yapımında çiğ koyun-keçi, koyun-keçi-inek sütü
karışımları veya ayrı ayrı koyun ve keçi sütleri
kullanılabiliyor.
Tescil metninde; hellim
yapımında kullanılan sütün, hayvanların beslendiği
bitkilerin özelliklerinin ürettikleri sütün kalitesini, dolayısıyla
bu sütten üretilen peynirin kalitesini etkilediğinin bilimsel olarak
kanıtlandığı vurgulanıyor.
Hellim yayılmayan ve
rimeyen bir peynir. Sade veya tavada ızgara gibi yöntemlerle
pişirilerek yenilebiliyor.
TPE, Kıbrıs Türk
Sanayi Odası'nın hellim peynirinin tescil edilmesine ilişkin
başvurusunu, Resmi Gazete'de yayımlanmak üzere Başbakanlık
Mevzuatı Geliştirme Genel Müdürlüğüne gönderdi.
İlanın Resmi
Gazete'de yayımlanmasını takip eden 6 ay içinde ilgili herkes,
tescil talebine itiraz edebilecek. Bu süre içinde her hangi bir itirazın
gelmemesi durumunda tescil kesinleşmiş olacak.
COĞRAFİ
İŞARET
Coğrafi işaret belirli bir bölgeden kaynaklanan bir ürünün, sadece
o bölgede bulunabilecek karakteristik özellikler
taşıdığını ifade eden ad ve işaretlere
deniyor.
Hristofyas bu kez ağır konuştu
"Hitler" dedi
Kıbrıs
Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Türkiye'nin AB'ye
üyelik sürecinde kurallara uymadığını ve AB'nin
taviz verdiğini öne sürerek, bu durumun kendisine, "İkinci Dünya
Savaşı öncesinde daha saldırgan olmaması için Hitler'e
taviz verilmesini hatırlattığını" söyledi.
Hristofyas, İngiliz Guardian gazetesinin internet
sitesinde yayımlanan demecinde, "Türkiye ve Nazi Almanya'sını
kıyaslamadığını" belirtmekle birlikte, şu
ağır ifadeleri kullandı:
"'Kızdırmamak için Türkiye'ye sorun çıkarmayın' demek
mantıklı değil. Kurallar var ve Türkiye bunlara uymuyor. Bu
durum bana İkinci Dünya Savaşı öncesinde daha saldırgan
olmaması için Hitler'e taviz verilmesini hatırlatıyor.
Faşizm faşizmdir, Hitler de Hitler'dir."
Kıbrıs'taki
kapsamlı çözüm müzakerelerinin "beklentilerini
karşılamadığını" kaydeden Hristofyas,
"Farklılıklarımız ve fikir
ayrılıklarımız var. Derin, derin farklılıklar"
diye konuştu.
Hristofyas, Kıbrıs'ta
tıkanıklığın büyük ölçüde Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'dan kaynaklandığını savunarak,
"Sayın Erdoğan ile her konuda anlaşamıyoruz" dedi
CNN
TURK 29/10/09
Talat Ankara'daki temaslarına başladı
Türkiye'ye bir ziyaret gerçekleştiren
Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya geldi.
Dışişleri Bakanlığı'nda yapılan görüşme
öncesinde Davutoğlu, Talat ve KKTC Dışişleri Bakanı
Hüseyin Özgürgün'ü Bakanlığın giriş kapısında
karşıladı.
Görüşmenin başında basın mensuplarının görüntü
almasına izin verilirken, açıklama yapılmadı.
İki günlük resmi ziyaret amacıyla bugün Ankara'ya gelen Talat, bu
akşam Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Cumhuriyet
Bayramı nedeniyle vereceği resepsiyona katılacak.
Cumhurbaşkanı Talat, yarın Başbakan Recep Tayip Erdoğan
ile baş başa bir görüşme yapacak ve ardından
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile bir araya gelecek.
Görüşmenin ardından iki Cumhurbaşkanının ortak
basın toplantısı yapması bekleniyor
CNN
TURK 29/10/09
Kıbrıs'ın "Hellim"i
tescillendi
Kıbrıs
Türk Sanayi Odası'nın Hellim peynirinin coğrafi işaret
olarak tescillenmesi için geçen yıl Türk Patent Enstitüsü'ne (TPE)
yaptığı başvuru sonuçlandı.
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, üretim alanı Kıbrıs
adası olarak belirlenen Hellim peyniri, "menşe adı"
olarak tescillendi.
TPE'nin tescil metninde hellim peynirinin "taze hellim" ve
"olgun hellim" olmak üzere iki tipte üretildiği, en önemli
özelliğinin de yayılmaması ve erimemesi nedeniyle sade ya da
tava, ızgara gibi yöntemlerle pişirilerek tüketilmesi olduğu
belirtildi.
Metne göre, hellim peyniri çiğ koyun-keçi, koyun-keçi-inek sütü
karışımlarından veya ayrı ayrı koyun ve keçi
sütlerinden yapılıyor.
Hellim yapımında süt hayvanlarının yem
ihtiyaçlarının tamamının veya büyük bir
kısmının Kıbrıs'taki
serbest otlaklardan ve yerli bitkilerden üretilen kaba yemlerle
karşılanmasından dolayı oluşan kendine özgü tat ve
aromaya sahip çiğ veya pastörize Kıbrıs
sütü kullanılıyor.
Bu süte antibiyotiklerin, bitki ilaçlarının ve diğer
zararlı kimyasal maddelerin konulması yasak. Hellim
yapımında kullanılan sütün kolostrum özelliğini
yitirmiş olması gerekiyor. Bu nedenle hayvanın, doğumunu
takip eden 5. veya 7. günden sonraki sütü alınıyor.
Tescil metninde; hellim yapımında kullanılan sütün,
hayvanların beslendiği bitkilerin özelliklerinin ürettikleri sütün
kalitesini, dolayısıyla bu sütten üretilen peynirin kalitesini
etkilediğinin bilimsel olarak kanıtlandığı
vurgulanıyor.
Hellim üretimi ve tüketiminin Kıbrıs'ta
her çiftçi ailesi için vazgeçilmez olduğu ve ailelerin beslenme
ihtiyaçlarının karşılanmasının yanı
sıra sosyal dayanışma ve yardımlaşma fırsatı
yaratılmasından dolayı da özel bir öneme sahip olduğu
belirtiliyor.
Denetleme
Gerek süt üretimi ve bundan yapılan Hellim, gerekse Hellim peynirinin
ambalajlanması Kıbrıs
adası sınırları içinde oluşuyor, ancak denetimi Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti illerinin idari sınırları içinde
gerçekleştirilecek.
Peynirin teknik özelliklerinin denetimi, Tarım
Bakanlığı'nın tayin ettiği yetkili merci
tarafından yapılacak. Yetkili merci muayene, kontrol ve laboratuvar
analizi yapma, buna bağlı olarak rapor hazırlama, hellimin
üretimi, depolama ve pazarlanmasında gerekli analiz, kontrol ve denetimi
yapmakla görevli olacak.
Ayrıca ürünlerin ambalaj ve ambalaj bilgileri konusunda tüketici
şikayeti üzerine ve gerekli görüldüğü hallerde her zaman denetleme
yapılabilecek.
Denetleme, Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin "Coğrafi İşaretlerin ve Geleneksel
Özellikli Ürün Adlarının Korunması Yasası'nın ilgili
maddelerine uygun şekilde gerçekleştirilecek.
6 aylık itiraz süresi
TPE, Kıbrıs
Türk Sanayi Odası'nın hellim peynirinin tescil edilmesine
ilişkin başvurusunu, Resmi Gazete'de yayımlanmak üzere
Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme Genel Müdürlüğüne
gönderdi.
İlanın Resmi Gazete'de yayımlanmasını takip eden 6 ay içinde
ilgili herkes, tescil talebine itiraz edebilecek. Bu süre içinde her hangi bir
itirazın gelmemesi durumunda tescil kesinleşmiş olacak.
Coğrafi işaret nedir?
Belirli bir bölgeden kaynaklanan bir ürünün, sadece o bölgede bulunabilecek
karakteristik özellikler taşıdığını ifade eden ad
ve işaretlere "coğrafi işaret" deniliyor.
Coğrafi işaretler "menşe adı" ve "mahreç
işareti" olmak üzere ikiye ayrılıyor. Belirli bir bölgeden kaynaklanan
ve bu bölgeye ait karakteristik özellikler taşıyan ürünün, söz konusu
karakteristik özellikleri veren tüm aşamaları o bölgede
gerçekleşmek zorundaysa bu durumda bulunan coğrafi işaretlere
"menşe adı" deniyor. Menşe adına örnek olarak
"Antep Fıstığı" verilebilir.
Ürüne karakteristik özellikler veren aşamalardan en az biri söz konusu
bölgede gerçekleşmek kaydıyla, başka yerlerde üretim
yapıldığında da aynı karakteristik özellikler elde
edilebiliyorsa, bu durumdaki coğrafi işaretlere de "mahreç işareti"
deniliyor. Mahreç işaretine örnek olarak da "Antep
Baklavası" gösterilebilir
CNN TURK 29/10/09
Emin AKKOR- Ankara
Cumhurbaşkanı
Talat, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün ve müzakere
heyetinin katıldığı Ankaradaki Kıbrıs zirvesinin
ilk gününde heyetler arası görüşmeler yapıldı.
Heyetler
arası görüşme öncesi Cumhurbaşkanı Talat ile
Dışişleri Bakanı Özgügün, Türkiye dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya geldi.Üç saat süren
görüşmenin bir bölümü heyetler arası görüşmede geçti.
Davutoğlu
ile yaptığı görüşmeden sonra Cumhuriyet resepsiyonun
katılmadan önce kaldığı otelde zirveyi izlemek için
Kıbrıstan gelen gazetecilerin sorularını yanıtlayan
Cumhurbaşkanı Talat, dün başlayan ve bugün devam edecek
temaslarda yeni bir açılım yapılacak beklentisinin yanlı
olduğunu vurguladı.
Kürt ve
Ermeni açılımlarının ardından Türkiyenin
Kıbrıs açılımını gündeme getireceği
beklentileriyle ilgili soruyu yanıtlayan Talat, Kıbrıs
açılımlarının 2004ten beri devam ettiği ve yeni olağanüstü
bir beklentinin doğru olmadığını kaydetti.
PROAKTİF DURUM GÖZDEN
GEÇİRİLDİ
Davutoğlu
ile üç saat süren görüşmede müzakere sürecinde gelinen noktanın
değerlendirildiğini belirten Talat, müzakerelerin ikinci turunda ele
alınan ve yakınlaşılamayan konuların ele
alındığını kaydetti.
Yönetim
konusunda gelinen durumun değerlendirildiğini, heyetlerin de mülkiyet
konusunu görüştüğünü hangi konularda nasıl bir esneklik
gösterilebileceğini ele alındığını kaydeden
Talat, yeni stratejiler oluştururken proaktif durumun gözden
geçirildiğini kaydetti.
Çözüm
konusundaki umudunu koruduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Talat,
Türkiye Dışişleri Bakanlığının
Kıbrıs konusunda düzenlediği beyin fırtınası
hakkında Bakan Davutoğlu tarafından bilgilendirdiğini
belirtti.
Türkiyenin
AB üyelik süreci kapsamında limanlarını Rum gemilerine
açılmasıyla ilgili beklentilerin dünkü görüşmede ele
alınıp alınmadığıyla ilgili soruyu
yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, Limanların
açılması söz konusu değil değerlendirmesini yaptı.
ALGILAMALAR DA ELE ALINDI
Müzakere
masasında gelinen durum ve Rumların izlediği stratejilerin
değerlendirildiği dünkü toplantıda Rumların
tavırları karşısındaki algılamaların da ele
alındığını belirten Dışişleri
Bakanı Özgürgün ise, Rum stratejilerine karşı kasım, aralık,
ocak aylarında pozisyonun ne olabileceğinin de
konuşulduğunu açıkladı.
Müzakere
süreciyle ilgili endişe edecek bir durum olmadığını
belirten Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Türkiye ile
kurulan istişarekyle müzakere masasında ortak hareket edildiğini
belirtirken, bunun Türkiye söylüyor, Talat uyguluyor eklinde
yansıtılmasının doğru olmadığını
kaydetti.
TALAT-EROĞLU
GERGİNLİĞİ İÇ SİYASETE DÖNÜK
Başbakan
Eroğlu ile Cumhurbaşkanı Talat arasında dönem dönem
Kıbrıs sorununa dönük suçlamayıcı açıklamalarını,
müzakere sürecinin iç politikaya dönük atışmaları olarak
değerlendiren Özgürgün, her iki liderin de bu yönde sıkıntı
yaşadıklarına dikkat çekti.
Kıbrıs
konusunda bir B planı üzerinde durulmadığını ve
sadece Adada kapsamlı bir çözüme ulaşılması hedefine
odaklandıklarını vurgulayan Özgürgün, 22 dış
temsilcilik yanında Bahreynde de temsilcilik açılacağı ve
ardından da daha önce sorunlar çıkan bazı ülkelerde
temsilciliklerin açılacağını açıkladı.
ERCANDA GREV YASAKLANDI, UÇMAYI
DOĞRU BULMADI
Kıbrıs
zirvesinden bir gün önce Ankaraya gelmesi gündeme düştüğünde
yoğun spekülasyonlar nedeniyle bundan vazgeçen Hüseyin Özgürgün, Ankaraya
Çarşamba günü gelme düşüncesinin Mülkiyedeki bir randevusundan
dolayı olduğunu açıkladı. Özgürgün, spekülasyonlar ve Bakanlar
Kurulunun Ercanda grev yasakladığı gün uçmayı doğru
bulmadığı için Ankaraya Talattan bir gün önce gelmekten
vazgeçtiğini kaydetti.
ÖZGÜRGÜN, EGEMEN BAĞIŞ
İLE GÖRÜŞECEK
Öte
yandan Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün bugün
akşamüzeri Egemen Bağış ile görüşecek. Ziyaretinin bir
iade-i ziyaret anlamına geldiğin belirten Özgürgün, Egemen
Bağışın, nisan ayına kadar müzakere sürecinde bir
ilerleme olmazsa, çözümü daha az isteyen birinin gelebileceği şeklindeki
uyarısının Rumların iyi algılaması gerektiğini
kaydetti.
Bağışın
doğru bir değerlendirme yaptığını kaydeden
Özgürgün, Seçimlerin ne getireceği belli olmaz. Sn. Talat seçimi yeniden
kazansa bile Rumlara karşı bu kadar sabırlı olmayabilir
dedi.
Hristofyasın liderlik vasıfları
taşımadığını, inisiyatifi ele alıp Rum
halkını ileri götürebilecek bir lider olmadığı
saptamasını aktaran Özgürgün, Talat ve Hristofyası
kıyaslayarak, Talat, halktan aldığı desteği
taşıdı şeklinde konuştu
HALKIN SESI 29/10/09
UN solder killed in demining
accident
By Stefanos Evripidou
A MEMBER of the Mine Action
Centre Cyprus (MACC) was killed yesterday in a demining accident in the buffer
zone, the groups first fatality in five years of work on the island.
The 39-year-old Femisberto Novele, a MACC member from Mozambique, died after an
anti-tank mine exploded at approximately 8am yesterday in a minefield near
Yeri, some 10 kilometres south-east of Nicosia.
The UNs Special Representative in Cyprus and head of UNFICYP, Taye-Brook
Zerihoun, said he was saddened and shocked to learn of the accident. The death
was a tragic reminder of the dangers landmines still pose in Cyprus, said
Zerihoun. He conveyed condolences to the bereaving family on behalf of the
United Nations team in Cyprus.
The MACC is a project of the United Nations Development Programmes Partnership
for the Future, funded by the EU. It has removed and destroyed more than 14,000
mines since 2004, with the support of UNFICYP.
A total of 57 minefields have been cleared to date, covering more than 6.5
million square metres of land. The work of MACC has made it possible to open
crossing points between the north and south of the island, including at Ledra
Street in Nicosia, and to return land to farmers, Zerihoun has previously said.
The job is difficult but it is possible, he said. Provided there is a
concerted demonstration of political will and continued funding, we can rid the
buffer zone of landmines by April 2011. The people of Cyprus deserve no less,
he said at an event earlier this year.
According to AFP, nine people, including deminers and civilians, were injured
by mines in the buffer zone last year.
CYPRUS MAIL 29/10/09
30 Ekim. 2009 Cuma
ANKARA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, NTV Ankara Temsilcisi Murat
Akgünün sorularını yanıtladı.
KKTC
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda
Türkiye, Yunanistan, Rum kesimi ve KKTC'nin dörtlü bir zirve
yapmasının yararlı olacağını söyledi.
Uluslararası
kamuoyunun sorunun çözümü için harekete geçmesini isteyen Talat, ABD'nin
ilgisinin bu noktada önemine işaret etti.
Talat'ın,
"Çözüm için katkısı olacağına inanıyorum"
dediği bir başka isim de Yunanistan Başbakanı Yorgo
Papandreu oldu.
Mehmet
Ali Talat, uluslararası kamuoyunun soruna yönelik ilgisinin aralık
ayında yapılacak AB zirvesi döneminde artacağını
kaydetti.
KKTC
Cumhurbaşkanı, Türk tarafının liman ve
havaalanlarını Rumlara açması konusunun zaten masada
olduğunu belirtti.
Talat,
ancak AB zirvesinden böyle bir formül çıkmasını olası
görmediğini kaydetti.
TC
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile Çankaya Köşkü′nde düzenlediği ortak basın
toplantısında Türkiye için Kıbrıs Türklerinin haklı
meselesinin taşıdığı önemin bilindiğini ifade
etti.
Başbaşa ve
heyetlerarası görüşmelerde geniş bir şekilde görüş
alışverişinde bulunduklarını anlatan Gül, Talat′ın Kıbrıs
konusuyla ilgili gelinen noktada bilgi verdiğini kaydetti.
Türkiye′nin KKTC
Cumhurbaşkanı Talat′ı Kıbrıs müzakerelerinde desteklediğini
ve Kıbrıs Türkü′nün vereceği kararın arkasında
olacağını daha önce açıkladığını
anımsatan Gül, Türk tarafının müzakerelere yapıcı bir
şekilde başlamasından duydukları memnuniyeti dile getirdi.
Talat′ı müzakere
sürecinde desteklediklerini yineleyen Gül, ′′Ümit ederiz ki bu
müzakereler Kıbrıs sorununa bir çözüm olur′′ dedi.
′′ÇÖZÜM KALICI OLMALI′′
Cumhurbaşkanı
Gül, müzakerelerin bir takviminin olması ve ne zaman
sonuçlandırılacağının bilinmesi gerektiğinin
altını çizerek, şöyle konuştu:
′′Bu konu açık uçlu
olamaz. Onun için bizim arzumuz, bu yılın sonunda müzakerelerin
neticelenmesi ve her iki tarafın halkının onayına
sunulmasıdır. Müzakerelerin bu yıl sona ermesi mümkün görünmüyor
ama 2010 yılı içerisinde makul bir sürede bunun bitmesini arzu
ediyoruz ki müzakerelerin ciddi olduğuna bütün dünya kamuoyu inansın.
Burada bulunacak çözüm
kalıcı bir çözüm olmalıdır ve burada herkesin huzur
içerisinde, bütün Kıbrıslıların barış içinde,
iş birliği içerisinde yaşayabileceği bir çözüm
olmasıdır. Bunun için de Birleşmiş Milletler
parametrelerinin kesinlikle gözardı edilmemesi gerekir. Bunlar, iki
kesimlilik, siyasi eşitlik ve yeni bir ortaklıktır. Bunu çözümün
sağlıklı olması için söylüyorum. Son dönemdeki bazı
söylemler üzüntü vericidir. Özellikle Rum kesiminden gelen söylentileri
kastediyorum. Kıbrıs federasyonunun bir evrime tabi tutulması
şeklinde düşünceler realist olmayan şeylerdir. Bütün dünya kamuoyu
tarafından bilinmeli ki Kıbrıs Türkleri hiç bir zaman Ada′da bir azınlık
statüsünde asla olmaz.′′
Açıklamalarının
ardından gazetecilerin sorularını da yanıtlayan
Gül, Ada′da uygulanan
izolasyonlarla ilgili bir soru üzerine, Türkiye′nin, her iki tarafa uygulanan
izolasyonların aynı anda kaldırılması görüşünde
olduğunu belirtti.
Gül, Türkiye′nin bu görüşü her
platformda ortaya koyduğunu anlatarak, ′′Tersini nasıl
düşüneceksiniz. Birileri Kıbrıs Türklerine ambargo uygulayacak,
siz ona kaldıracaksınız. Bunlar siyasi açıdan önemli.
Limanları, havaalanlarını açtığımızda Türk
ekonomisi mi Rum ekonomisi mi büyük, bundan kimin
faydalanacağını, kimi etkileyeceğini açıkça
görürsünüz. Bunun siyasi bir anlamı olduğu için yapılması
zor′′ diye
konuştu.
KKTC′de Nisan ayında
yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin
hatırlatılması ve cumhurbaşkanının
değişmesi halinde Türkiye′nin yine destek verip vermeyeceğine ilişkin soruyu
yanıtlarken de Gül, KKTC′de işleyen bir demokrasi olduğunu, halk iradesinin
her zaman saygıyla karşılandığını
kaydetti.
′′EN BÜYÜK İRADE ′TANIYORUM′ DEMEK′′
TC
Cumhurbaşkanı Gül, KKTC′li bir gazetecinin, ′′Türkiye,
Kıbrıs′ta da Ermeni
açılımı gibi bir açılım yapabilir mi? ′Türkiye′nin ′müzakere sürecini
destekliyoruz′ söylemi gerçekten sonuç
alıcı noktada kararlılık adımını beraberinde
getirecek mi yoksa imaj önceliği mi var′′ sorusunu şöyle
yanıtladı:
′′En büyük irade
tanıyorum demektir, resmen tanımasıdır, büyükelçi
bulundurmasıdır, burada da KKTC büyükelçisi bulunmasıdır,
bayrakların dalgalanmasıdır. Bunun ötesinde büyük adım yok.
Bunun ötesinde bazı şeyler yapılabilir. Bunlar ilgili kurumlarla
ilgili.
Sayın Talat
müzakerelere ciddi biçimde hazırlandı. Türkiye bunları
göstermelik yapmadığını zaten 2004′te dünyaya ispatladı. Türkiye,
Kıbrıs Türklerini, ′olmayacak şeyleri kabul ederek çözüm sağladık′ gibi bir aldatma içinde
olamaz. BM parametreleri bugün ortaya çıkmış değil.
Yıllar içinde tartışıla tartışıla ortak
kabul edilen fikirler. Bizim daha farklı fikirlerimiz de vardı.
Nihayette uzlaşma göstererek BM parametreleri çerçevesi içerisine gelindi.
İki kesimlilik dediğimiz şey bu. Başka alternatifler de var. Bu
parametrelerin dışına çıkılırsa ′hayır′ deriz.′′
TALAT: SÜREÇ
OLGUNLAŞIYOR...
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Çankaya Köşkü′nde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile
görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında,
sıcak karşılama ve destekten dolayı Gül′e "içtenlikle"
teşekkür etti.
Türkiye′nin desteğinin
kendileri için çok önemli olduğunu belirten Talat, Türkiye′nin desteği ile
aktif politikalarını ve çözüm için çalışmalarını
sürdüreceklerini kaydetti.
"Kıbrıs
sorununun bu yıl içinde çözüme kavuşturulması için elimizden
geleni yaptık" diyen Talat, "daha
yoğunlaştırılmış müzakereler, takvim konmuş
müzakereler, uluslararası toplumun, BM′nin daha fazla
katılımının sağlandığı
müzakereler" önerdiklerini, ancak Kıbrıs Rum tarafının
bundan kaçtığını belirtti.
Talat, Rum kesiminin
avantajlarını kullanarak hem Türkiye′nin AB ile olan ilişkilerini
istismar ederek, hem de uluslararası
tanınmışlığı ve AB üyesi oluşunu kullanarak,
süreci daha uzun vadeye yayıp, kendi istediği gibi bir çözümü elde
etmeyi hedeflediğini belirtti.
Cumhurbaşkanı
Talat, müzakere sürecinde aktif olarak yer aldıklarını ifade
ederek, "Kıbrıs Rum tarafının da ortaya koyduğu,
makul olduğu sürece onların endişelerini de dikkate alan
önerilerimizle süreci hızlandırmaya çalışıyoruz"
diye konuştu.
Bu konuda oldukça önemli
adımlar atıldığını belirten Talat, birinci turu
tamamladıklarını, birinci turun sonunda artık
anlaşmazlık noktalarının hangileri olduğunun ortaya
çıktığını söyledi. Talat, şimdi bu noktaları
azaltmaya ve bunlar üzerinde köprü kurmaya
çalıştıklarını ifade etti. İkinci turda
müzakereleri haftada ikiye çıkardıklarını kaydeden Talat,
şunları söyledi:
"Kıbrıs
Rum tarafının Türkiye′nin AB süreci nedeniyle yıl sonunda yapılacak AB
zirvesini bir anlamda kullanmak istemesi nedeniyle, ciddi ve büyük ilerlemeler
henüz sağlayamıyoruz. Ancak süreç olgunlaşıyor. Bu süreci
sonuçlandırmak bundan sonraki dönemde daha kolay olabilecektir. Yeter ki,
iyi niyet olsun. Yeter ki, Kıbrıs Rum tarafı da
Kıbrıslı Türklerle eşit ortak olacağını
hazmetsin. Bunu hazmedebildiği takdirde, olgunlaşan müzakere
sürecinin ortaya çıkardığı gerçekleri ve
farklılıklar üzerine köprü kurma imkanlarını değerlendirerek,
kısa sürede çözümü sağlamamız mümkün olabilecektir
inancındayım."
"YENİ BİR
YOL HARİTASI ÇİZMEDİK"
"Kıbrıs
görüşmelerinde bundan sonra daha önceki görüşmelerden farklı bir
strateji izlenip izlenmeyeceği" ve "müzakerelerden sonuç
alınmaması halinde B planının ne olduğu" sorusu
üzerine Talat, yeni bir yol haritası çizmediklerini belirterek,
"Böyle bir şey yok, biz müzakere sürecinin geldiği
aşamayı değerlendirdik" dedi.
Talat, Türkiye ile
yapılan istişarelerin sürekli olduğunu, hemen her aşamada
Türkiye ile istişare edilerek politikaların belirlendiğini, iki
gün içinde yapılan görüşmelerde gelinen aşamanın
değerlendirildiğini kaydetti.
"Birçok öneri
yapıldı bu dönem içerisinde, bu önerileri biz kendi
değerlendirmelerimizle Türkiye′nin değerlendirmelerini bütünleştirerek bugüne
kadar yaptığımız gibi yeni önerilerimizle süreci devam
ettireceğiz" diyen Talat, araştırma
yapıldığında Kıbrıs Türk tarafının
önerilerle ilgili açık bir üstünlüğünün olduğuna dikkati
çekerek, iki taraf arasındaki uçurumu kapatacak önerilerin sürekli
Kıbrıs Türk tarafından geldiğini belirtti.
Talat, "Benim
değerlendirmeme göre yeni önerilerin sunulması yeni bir yol
haritası olarak sayılmamalıdır" dedi.
Müzakerelerin sonsuza
kadar süremeyeceğini ve gerçekten bir takvime ihtiyaç duyduklarını
belirten Talat, müzakerelerin uzun sürmesi halinde aşılamaz
tıkanıklıkların ortaya çıkacağını
sözlerine ekledi.
Cumhurbaşkanı
Talat, şunları kaydetti:
"Birleşmiş
Milletlerin aktif katılımıyla taraflara, parametrelerin
dışına çıkıldığında uyarılarda
bulunulmazsa ve tekrar parametrelere dönüşü yönlendirmezse,
tarafların ilerleme kaydetmeleri kolay olmaz. Hele Rum tarafında
yerleşmiş ön yargılar dikkate alınırsa, Rum
tarafının tespit ettikleri pozisyonlarından hareket etmesi söz
konusu olmaz. Hem uluslararası tanınmışlığı,
hem de AB üyeliğinden kaynaklanan gücünü kullanarak olduğu yerde
çakılır kalır ve ilerleme olmaz."
Çözüm için her şeyi
yapmak istediklerini belirten Talat, "Bu sürecin sonunda eğer
çökerse, ′çözüm için her şeyi
yaptık mı′ dediğimizde ′evet′ diyebilmeliyiz. Bizim
çözüm için her şeyi yaptığımızı bütün
dünyanın da teslim etmesi gerekiyor. Biz ona konsantre olduk, B
planlarına değil." diye konuştu.
Dışişleri
Bakanlığında yapılan toplantıdan çıkan
"barışı zorlamak stratejisinin altını nasıl
doldurduğu" sorusunu ise Talat şöyle yanıtladı:
"Türkiye, çözümü,
barışı zorlama stratejisini zaten güdüyor. Ama bunun
yapılan çalışmayla bir kere daha teyit edilmesi ve
vurgulanması bugüne kadar yürüttüğümüz politikanın
doğrulanmasıdır. Biz Türk tarafı olarak bunu yaptık,
bütün açılımlar bizden geldi. Yanlış
anlaşılmasın, haklarımızdan taviz vererek
yapmadık. Biz çeşitli alternatifleri gündeme getirerek,
barışı hep zorladık. Türkiye Dışişleri
Bakanlığında yapılan çalışma da bu
politikanın devamını bir anlamda teyit etmiştir."
dedi.
HALKIN SESI 30/10/09
![]()
Gül: 'Türkiye, Kıbrıs Türklerini, 'olmayacak
şeyleri kabul ederek çözüm sağladık' gibi bir aldatma içinde
olamaz.
Talat: Süreç olgunlaşıyor. Yeter ki, Kıbrıs Rum tarafı
da Kıbrıslı Türklerle eşit ortak olacağını
hazmetsin.
Kıbrıs sorunu konusunda görüş alış-verişinde
bulunmak için Ankaraya giden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya
geldi. Görüşmelerde yeni bir strateji belirlenmezken, izlenen yol
haritasına devam edilmesi konusunda görüş birliğine
varıldı.
Merakla beklenen Talat ile Erdoğan görüşmesi dün yapıldı ve
yaklaşık bir saat süren, görüşmeden sonra açıklama
yapılmadı. TC Başbakanı Erdoğan,
Cumhurbaşkanı Talat'ı yeni Başbakanlık binasına
gelişinde kapıda karşıladı. Görüntü
alınmasının ardından görüşme başladı.
Cumhurbaşkanı Talat'ı Başbakanlık Yeni Bina'ya
gelişinde karşılayan Başbakan Erdoğan, giderken de
uğurladı.
STAR KIBRISa ulaşan bilgilere göre, Talat ile Erdoğanın,
Kıbrıs sorununda son gelinen noktayı masaya yatırdı.
Görüşmede müzakerelerin gidişatı dışında, KKTC iç
siyasetindeki dramatik gelişmelerin de ele alındığı
kaydedildi.
Törenle karşıladı
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, çalışma ziyareti için
Türkiye'ye giden Cumhurbaşkanı Talat'ı Çankaya Köşkü'nde
törenle karşıladı.
Gül'ün, konuk cumhurbaşkanını Büyük Şeref Kapısı
önünde aracından indiğinde karşılamasının
ardından, her iki Cumhurbaşkanı gazetecilere tokalaşarak
poz verdi.
Çankaya Köşkü'nde baş başa görüşmeye geçen Gül ve Talat,
daha sonra heyetler arası görüşmelere başkanlık ettiler ve
ortak basın toplantısı düzenlediler.
Kıbrıs Türkleri azınlık olmaz
TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs federasyonunun bir
evrime tabi tutulması şeklindeki düşüncelerin realist
olmadığını belirterek, ''Bütün dünya kamuoyu
tarafından bilinmeli ki Kıbrıs Türkleri, hiçbir zaman Ada'da bir
azınlık statüsünde asla olmaz'' dedi.
Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Çankaya Köşkü'nde
düzenlediği ortak basın toplantısında Türkiye için
Kıbrıs Türklerinin haklı meselesinin
taşıdığı önemin bilindiğini ifade etti.
Başbaşa ve heyetler arası görüşmelerde geniş bir
şekilde görüş alışverişinde bulunduklarını
anlatan Gül, Talat'ın Kıbrıs konusuyla ilgili gelinen noktada
bilgi verdiğini kaydetti.
Türkiye'nin KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ı Kıbrıs
müzakerelerinde desteklediğini ve Kıbrıs Türkü'nün vereceği
kararın arkasında olacağını daha önce
açıkladığını anımsatan Gül, Türk
tarafının müzakerelere yapıcı bir şekilde başlamasından
duydukları memnuniyeti dile getirdi.
Gül, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin Kıbrıs sorununun
barışçı bir şekilde çözümü için elinden gelen her şeyi
yaptığını ve bunu 2004 yılındaki referandumda tüm
dünyaya ispat ettiğini belirtti.
''Fırsat o zaman kaybedildi'' diyen Gül, sorunun devam etmesi ve Rum
kesiminde yeni bir yönetimin gelmesi nedeniyle müzakerelere
başlandığını anımsattı.
Talat'ı müzakere sürecinde desteklediklerini yineleyen Gül, ''Ümit ederiz
ki bu müzakereler Kıbrıs sorununa bir çözüm olur'' dedi.
Çözüm kalıcı olmalı
Cumhurbaşkanı Gül, müzakerelerin bir takviminin olması ve ne zaman
sonuçlandırılacağının bilinmesi gerektiğinin
altını çizerek, şöyle konuştu:
''Bu konu açık uçlu olamaz. Onun için bizim arzumuz, bu yılın
sonunda müzakerelerin neticelenmesi ve her iki tarafın halkının
onayına sunulmasıdır. Müzakerelerin bu yıl sona ermesi
mümkün görünmüyor ama 2010 yılı içerisinde makul bir sürede bunun
bitmesini arzu ediyoruz ki müzakerelerin ciddi olduğuna bütün dünya
kamuoyu inansın.
Burada bulunacak çözüm kalıcı bir çözüm olmalıdır ve burada
herkesin huzur içerisinde, bütün Kıbrıslıların
barış içinde, iş birliği içerisinde
yaşayabileceği bir çözüm olmasıdır. Bunun için de
Birleşmiş Milletler parametrelerinin kesinlikle gözardı
edilmemesi gerekir. Bunlar, iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve yeni bir
ortaklıktır. Bunu çözümün sağlıklı olması için
söylüyorum. Son dönemdeki bazı söylemler üzüntü vericidir. Özellikle Rum
kesiminden gelen söylentileri kastediyorum. Kıbrıs federasyonunun bir
evrime tabi tutulması şeklinde düşünceler realist olmayan şeylerdir.
Bütün dünya kamuoyu tarafından bilinmeli ki Kıbrıs Türkleri hiç
bir zaman Ada'da bir azınlık statüsünde asla olmaz.''
Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını
da yanıtlayan Gül, Ada'da uygulanan izolasyonlarla ilgili bir soru
üzerine, Türkiye'nin, her iki tarafa uygulanan izolasyonların aynı
anda kaldırılması görüşünde olduğunu belirtti.
Gül, Türkiye'nin bu görüşü her platformda ortaya koyduğunu anlatarak,
''Tersini nasıl düşüneceksiniz. Birileri Kıbrıs Türklerine
ambargo uygulayacak, siz ona kaldıracaksınız. Bunlar siyasi
açıdan önemli. Limanları, havaalanlarını
açtığımızda Türk ekonomisi mi Rum ekonomisi mi büyük,
bundan kimin faydalanacağını, kimi etkileyeceğini
açıkça görürsünüz. Bunun siyasi bir anlamı olduğu için
yapılması zor'' diye konuştu.
KKTC'de Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin hatırlatılması ve cumhurbaşkanının
değişmesi halinde Türkiye'nin yine destek verip vermeyeceğine
ilişkin soruyu yanıtlarken de Gül, KKTC'de işleyen bir demokrasi
olduğunu, halk iradesinin her zaman saygıyla
karşılandığını kaydetti.
Talat: 2009de çözüm gittikçe zorlaşıyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun bu
yıl içinde çözüme kavuşturulmasının zor gözüktüğünü
belirterek, 'Öyle görülüyor ki, kısa sürede çözüm hedefi bir süre daha
erteleniyor. 2009 sonunda bir çözüm gittikçe zor hale geliyor' dedi.
Talat, Çankaya Köşkü'nde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile
görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın
toplantısında, sıcak karşılama ve destekten
dolayı Gül'e 'içtenlikle' teşekkür etti.
Türkiye'nin desteğinin kendileri için çok önemli olduğunu belirten
Talat, Türkiye'nin desteği ile aktif politikalarını ve çözüm
için çalışmalarını sürdüreceklerini kaydetti.
'Kıbrıs sorununun bu yıl içinde çözüme kavuşturulması
için elimizden geleni yaptık' diyen Talat, 'daha yoğunlaştırılmış
müzakereler, takvim konmuş müzakereler, uluslararası toplumun, BM'nin
daha fazla katılımının sağlandığı
müzakereler' önerdiklerini, ancak Kıbrıs Rum tarafının
bundan kaçtığını belirtti.
Talat, Rum kesiminin avantajlarını kullanarak hem Türkiye'nin AB ile
olan ilişkilerini istismar ederek, hem de uluslararası
tanınmışlığı ve AB üyesi oluşunu kullanarak,
süreci daha uzun vadeye yayıp, kendi istediği gibi bir çözümü elde
etmeyi hedeflediğini belirtti.
Müzakerelerin 2010 başında, özellikle KKTC'de
cumhurbaşkanlığı seçiminden önce sonuçlanmasının
en önemli dilekleri olduğunu söyleyen Talat, 'Bir an önce çözüm bütün
uluslararası toplumun da arzusudur. Bu yöndeki politikamız devam
ediyor.' diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, müzakere sürecinde aktif olarak yer
aldıklarını ifade ederek, 'Kıbrıs Rum
tarafının da ortaya koyduğu, makul olduğu sürece
onların endişelerini de dikkate alan önerilerimizle süreci
hızlandırmaya çalışıyoruz' diye konuştu.
Bu konuda oldukça önemli adımlar atıldığını
belirten Talat, birinci turu tamamladıklarını, birinci turun
sonunda artık anlaşmazlık noktalarının hangileri
olduğunun ortaya çıktığını söyledi. Talat,
şimdi bu noktaları azaltmaya ve bunlar üzerinde köprü kurmaya
çalıştıklarını ifade etti.
'Biz bir an önce çözümü arzuluyoruz' diyen Talat, BM parametreleri çerçevesinde
varılacak çözümün, yaşayabilir ve Kıbrıslı Türklerin
tekrar 1974 öncesine dönüşüne engel olacak bir çözüm olmasının
hayatı derecede önemli olduğunu belirtti. Talat, 'Bütün iyi niyetimiz
ve bütün esnekliğimizle müzakereleri sürdürüyoruz' diye konuştu.
Yeni bir yol haritası çizmedik
'Kıbrıs görüşmelerinde bundan sonra daha önceki
görüşmelerden farklı bir strateji izlenip izlenmeyeceği' ve
'müzakerelerden sonuç alınmaması halinde B planının ne
olduğu' sorusu üzerine Talat, yeni bir yol haritası çizmediklerini
belirterek, 'Böyle bir şey yok, biz müzakere sürecinin geldiği
aşamayı değerlendirdik' dedi.
Talat, Türkiye ile yapılan istişarelerin sürekli olduğunu, hemen
her aşamada Türkiye ile istişare edilerek politikaların
belirlendiğini, dün ve bugün yapılan görüşmelerde gelinen
aşamanın değerlendirildiğini kaydetti.
'Birçok öneri yapıldı bu dönem içerisinde, bu önerileri biz kendi
değerlendirmelerimizle Türkiye'nin değerlendirmelerini
bütünleştirerek bugüne kadar yaptığımız gibi yeni
önerilerimizle süreci devam ettireceğiz' diyen Talat, araştırma
yapıldığında Kıbrıs Türk tarafının
önerilerle ilgili açık bir üstünlüğünün olduğuna dikkati
çekerek, iki taraf arasındaki uçurumu kapatacak önerilerin sürekli Kıbrıs
Türk tarafından geldiğini belirtti.
Talat, 'Benim değerlendirmeme göre yeni önerilerin sunulması yeni bir
yol haritası olarak sayılmamalıdır' dedi.
Müzakerelerin sonsuza kadar süremeyeceğini ve gerçekten bir takvime
ihtiyaç duyduklarını belirten Talat, müzakerelerin uzun sürmesi
halinde aşılamaz tıkanıklıkların ortaya
çıkacağını sözlerine ekledi.
Bu arada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, temaslarını
tamamlayarak KKTCye döndü.
STAR KIBRIS 30/10/09
![]()
TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın
ABD'ye yapacağı ziyarete ilişkin olarak Beyaz Saray'dan da bir
açıklama geldi.
Beyaz Saray Sözcüsü Robert Gibbs, Başkan Barack Obama'nın 7
Aralıkta Başbakan Erdoğan ile Beyaz Saray'da
görüşeceğine işaret ederken, iki ülkenin stratejik
ortaklığa ve tarihi dostluğa sahip olduğunu belirtti.
NATO müttefiki Türkiye'nin müşterek zorlukları ele almada önemli bir
ortak olduğunu ifade eden Gibbs, ''Başkan Obama, iki ülkeyi
ilgilendiren bir dizi stratejik konuda Erdoğan ile görüş
alışverişinde bulunmayı dört gözle bekliyor'' dedi.
Gibbs, ziyaret sırasında ele alınacak konular arasında,
Afganistan ve Pakistan'a dair ortak stratejinin hayata geçirilmesi, Irak ile
ekonomik ve güvenlik işbirliğinin ilerletilmesi, nükleer
silahların yayılmasının önlenmesi hedeflerinde gelişme
katedilmesi, Kıbrıs meselesinin çözümünün teşviki, Ermenistan
ile ilişkilerin normalizasyonu, Orta Doğu barış
çabaları ve insan haklarını saydı.
STAR KIBRIS 30/10/09
Aides to the leaders meet to prepare
ground on property
By Stefanos Evripidou
THE AIDES to the two
leaders met yesterday to prepare the groundwork for next Mondays meeting
between President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat on the thorny issue of property.
While Christofias was in Brussels for the European Council and Talat flew to
Ankara to be briefed on the Cyprus problem, their two aides Georgios Iacovou
and Ozdil Nami met at the UN-controlled Nicosia airport.
The two aides have been charged with preparing a list of the criteria involved
in the property question, in terms of what kinds of properties are affected and
what potential solutions are available. Christofias and Talat have stated they
are standing on opposite sides of the fence in terms of their positions on
property solutions. While the Greek Cypriot side wants the original owner to
have final say on what to do with the property, the Turkish Cypriots argue in
favour of giving the current user more weight.
Talat arrived in Ankara yesterday afternoon where he was due to meet with
Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoglu to be briefed on the recent meeting of
Turkish ambassadors to discuss the Cyprus problem negotiations. Today, he will
meet with Turkish President Abdullah Gul and Prime Minister Tayyip Recep
Erdogan.
Turkey has suggested it plans to take steps very soon to speed up the talks and
play an active role in solving the problem. On the other hand, Davutoglu has
hinted that it cannot wait around for ever and if there is no solution by
April, the date of the presidential elections in the north, then Turkey will
start working on alternative solutions. The latter statement has been
interpreted by the Greek Cypriot side as a veiled threat to pursue
international recognition of the Turkish Republic of Northern Cyprus or some
other action aimed at cementing the de facto partition.
In an interview with a Turkish newspaper yesterday, Talat described the
election of Greek Prime Minister George Papandreou as a significant advantage
to helping solve the Cyprus problem, noting that Papandreou was an important
figure who had influence in the Greek Cypriot community. He also said he was
less optimistic now than he was at the beginning of the process. Time does not
work in the other sides favour, he was quoted saying.
CYPRUS MAIL 30/10/09
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrısta çözümü zorlamak için daha aktif olma
kararı aldıklarını bildirdi.
Ankara
ziyaretiyle ilgili olarak özellikle medyanın Kıbrıs sorunu
konusunda yeni bir yol haritası veya açılım beklentisi içerisine
girdiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Böyle bir şey yok.
Bizim bütün anlayışımız çözümden yana. Çözümü zorlamak için
daha aktif olma kararı aldık. Yeni bir şey olarak bu
söylenebilir dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, Ankara ziyaretinde Türkiye devlet ve hükümet yetkilileriyle
yaptığı görüşmeler konusunda ise, bütün konularda Türkiye
ile tam bir uyum ve işbirliği içerisinde olunduğunu ifade etti.
Talat,
Bütün bu görüşmelerde anlaştığımız,
uzlaştığımız konu şu: Biz laf ola değil
stratejik olarak Kıbrıs sorununu çözmek istiyoruz. Çözümü
sağlamak için BM parametrelerinde kalmaya özen göstererek çeşitli
aktif öneriler yaparak sürecin önünü açmaya çalışacağız.
Türk tarafı olarak Kıbrıs sorununu çözüm yoluna sokmak için
zorlayacağız dedi.
Müzakere
sürecinde bütün önerilerin ve esnekliğin Türk tarafından
geldiğinin BM ve dünya tarafından iyi bilindiğini kaydeden
Cumhurbaşkanı, uluslararası toplumun, şimdilik çok fazla
sürece katılmak istemediğini, ancak müzakerelerin de sonsuza kadar
gidemeyeceğini, bu durumun eşyanın tabiatına
aykırı olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Karpaz Eğitim Sağlık ve Dayanışma
Derneğinin davetlisi olarak gittiği Dipkarpazda müzakere süreci ve
Kıbrıs sorunundaki gelişmeler hakkında halkı
bilgilendirdi.
HRİSTOFYAS,
MAKSADINI AŞAN AÇIKLAMALAR YAPIYOR
Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın maksadını
aşan açıklamalar yaptığına işaret eden Talat,
Eğer ki Kıbrıs sorununu gerçekten çözmek istiyorsa birbirimize
hakaret etmemeliyiz. Ben kimseye hakaret etmedim. Kıbrıs Türklerine
ve Türkiyeye hakaret edilmesini kabul edemem. Türkiyenin çözüm sürecini
desteklemesi sorunun çözümü için büyük şanstır. Çözüm de doğrusu
herkesin ihtiyacıdır dedi.
Rum
yönetiminin, BM Genel Sekreterinin taraflara esneklik
çağrısını Türk tarafına yapmış gibi
yanlış bir düşünce içerisinde olduğunu söyleyen Talat,
Böyle bir şey söz konusu değil. Bütün esneklikler, öneriler bizden
gidiyor. Rum tarafının attığı bir adım yok. Bütün
açılımlar bizden gelmiştir. BM Genel Sekreterinin
çağırısı BM parametrelerinin dışına
çıkanlara yapıldı. Biz, parametrelerin dışında
değiliz. İki kesimliliği sulandırmadık ki bize niye
çağrı yapacak. Biz, BMnin çizdiği çerçeve içindeyiz dedi.
Müzakerelerle
ilgili tüm önerileri Türkiye ile paylaştıklarını kaydeden
Talat, müzakerelerin her aşamasında Türkiyenin desteğini
aldıklarını belirtti.
Cumhurbaşkanı
Talat, olası bir çözümde Kıbrıs Türk halkının siyasi
eşitliğinin ve iki kesimliliğin mutlaka güvence altına
alınacağını, Türkiyenin garantörlüğünden
vazgeçilmeyeceğini, Türk tarafının çözüm sürecinde çözüm istemez
pozisyonuna düşmeyeceğini, bahaneler üretme yoluna gitmeyeceğini
vurguladı.
HALKIN SESI 31/10/09
![]()
Gül: 'Türkiye, Kıbrıs Türklerini, 'olmayacak
şeyleri kabul ederek çözüm sağladık' gibi bir aldatma içinde
olamaz.
Talat: Süreç olgunlaşıyor. Yeter ki, Kıbrıs Rum tarafı
da Kıbrıslı Türklerle eşit ortak olacağını
hazmetsin.
Kıbrıs sorunu konusunda görüş alış-verişinde
bulunmak için Ankaraya giden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya
geldi. Görüşmelerde yeni bir strateji belirlenmezken, izlenen yol
haritasına devam edilmesi konusunda görüş birliğine varıldı.
Merakla beklenen Talat ile Erdoğan görüşmesi dün yapıldı ve
yaklaşık bir saat süren, görüşmeden sonra açıklama
yapılmadı. TC Başbakanı Erdoğan,
Cumhurbaşkanı Talat'ı yeni Başbakanlık binasına
gelişinde kapıda karşıladı. Görüntü
alınmasının ardından görüşme başladı.
Cumhurbaşkanı Talat'ı Başbakanlık Yeni Bina'ya
gelişinde karşılayan Başbakan Erdoğan, giderken de
uğurladı.
STAR KIBRISa ulaşan bilgilere göre, Talat ile Erdoğanın,
Kıbrıs sorununda son gelinen noktayı masaya yatırdı.
Görüşmede müzakerelerin gidişatı dışında, KKTC iç
siyasetindeki dramatik gelişmelerin de ele alındığı
kaydedildi.
Törenle karşıladı
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, çalışma ziyareti için
Türkiye'ye giden Cumhurbaşkanı Talat'ı Çankaya Köşkü'nde
törenle karşıladı.
Gül'ün, konuk cumhurbaşkanını Büyük Şeref Kapısı
önünde aracından indiğinde karşılamasının
ardından, her iki Cumhurbaşkanı gazetecilere tokalaşarak
poz verdi.
Çankaya Köşkü'nde baş başa görüşmeye geçen Gül ve Talat,
daha sonra heyetler arası görüşmelere başkanlık ettiler ve
ortak basın toplantısı düzenlediler.
Kıbrıs Türkleri azınlık olmaz
TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs federasyonunun bir
evrime tabi tutulması şeklindeki düşüncelerin realist
olmadığını belirterek, ''Bütün dünya kamuoyu
tarafından bilinmeli ki Kıbrıs Türkleri, hiçbir zaman Ada'da bir
azınlık statüsünde asla olmaz'' dedi.
Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Çankaya Köşkü'nde
düzenlediği ortak basın toplantısında Türkiye için
Kıbrıs Türklerinin haklı meselesinin
taşıdığı önemin bilindiğini ifade etti.
Başbaşa ve heyetler arası görüşmelerde geniş bir
şekilde görüş alışverişinde bulunduklarını
anlatan Gül, Talat'ın Kıbrıs konusuyla ilgili gelinen noktada
bilgi verdiğini kaydetti.
Türkiye'nin KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ı Kıbrıs
müzakerelerinde desteklediğini ve Kıbrıs Türkü'nün vereceği
kararın arkasında olacağını daha önce
açıkladığını anımsatan Gül, Türk
tarafının müzakerelere yapıcı bir şekilde
başlamasından duydukları memnuniyeti dile getirdi.
Gül, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin Kıbrıs sorununun
barışçı bir şekilde çözümü için elinden gelen her şeyi
yaptığını ve bunu 2004 yılındaki referandumda tüm
dünyaya ispat ettiğini belirtti.
''Fırsat o zaman kaybedildi'' diyen Gül, sorunun devam etmesi ve Rum
kesiminde yeni bir yönetimin gelmesi nedeniyle müzakerelere
başlandığını anımsattı.
Talat'ı müzakere sürecinde desteklediklerini yineleyen Gül, ''Ümit ederiz
ki bu müzakereler Kıbrıs sorununa bir çözüm olur'' dedi.
Çözüm kalıcı olmalı
Cumhurbaşkanı Gül, müzakerelerin bir takviminin olması ve ne
zaman sonuçlandırılacağının bilinmesi
gerektiğinin altını çizerek, şöyle konuştu:
''Bu konu açık uçlu olamaz. Onun için bizim arzumuz, bu yılın
sonunda müzakerelerin neticelenmesi ve her iki tarafın halkının
onayına sunulmasıdır. Müzakerelerin bu yıl sona ermesi
mümkün görünmüyor ama 2010 yılı içerisinde makul bir sürede bunun
bitmesini arzu ediyoruz ki müzakerelerin ciddi olduğuna bütün dünya
kamuoyu inansın.
Burada bulunacak çözüm kalıcı bir çözüm olmalıdır ve burada
herkesin huzur içerisinde, bütün Kıbrıslıların
barış içinde, iş birliği içerisinde
yaşayabileceği bir çözüm olmasıdır. Bunun için de
Birleşmiş Milletler parametrelerinin kesinlikle gözardı
edilmemesi gerekir. Bunlar, iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve yeni bir
ortaklıktır. Bunu çözümün sağlıklı olması için
söylüyorum. Son dönemdeki bazı söylemler üzüntü vericidir. Özellikle Rum
kesiminden gelen söylentileri kastediyorum. Kıbrıs federasyonunun bir
evrime tabi tutulması şeklinde düşünceler realist olmayan
şeylerdir. Bütün dünya kamuoyu tarafından bilinmeli ki
Kıbrıs Türkleri hiç bir zaman Ada'da bir azınlık statüsünde
asla olmaz.''
Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını
da yanıtlayan Gül, Ada'da uygulanan izolasyonlarla ilgili bir soru
üzerine, Türkiye'nin, her iki tarafa uygulanan izolasyonların aynı
anda kaldırılması görüşünde olduğunu belirtti.
Gül, Türkiye'nin bu görüşü her platformda ortaya koyduğunu anlatarak,
''Tersini nasıl düşüneceksiniz. Birileri Kıbrıs Türklerine
ambargo uygulayacak, siz ona kaldıracaksınız. Bunlar siyasi
açıdan önemli. Limanları, havaalanlarını
açtığımızda Türk ekonomisi mi Rum ekonomisi mi büyük,
bundan kimin faydalanacağını, kimi etkileyeceğini
açıkça görürsünüz. Bunun siyasi bir anlamı olduğu için
yapılması zor'' diye konuştu.
KKTC'de Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin hatırlatılması ve cumhurbaşkanının
değişmesi halinde Türkiye'nin yine destek verip vermeyeceğine
ilişkin soruyu yanıtlarken de Gül, KKTC'de işleyen bir demokrasi
olduğunu, halk iradesinin her zaman saygıyla
karşılandığını kaydetti.
Talat: 2009de çözüm gittikçe zorlaşıyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun bu
yıl içinde çözüme kavuşturulmasının zor gözüktüğünü
belirterek, 'Öyle görülüyor ki, kısa sürede çözüm hedefi bir süre daha
erteleniyor. 2009 sonunda bir çözüm gittikçe zor hale geliyor' dedi.
Talat, Çankaya Köşkü'nde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile
görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın
toplantısında, sıcak karşılama ve destekten
dolayı Gül'e 'içtenlikle' teşekkür etti.
Türkiye'nin desteğinin kendileri için çok önemli olduğunu belirten
Talat, Türkiye'nin desteği ile aktif politikalarını ve çözüm
için çalışmalarını sürdüreceklerini kaydetti.
'Kıbrıs sorununun bu yıl içinde çözüme kavuşturulması
için elimizden geleni yaptık' diyen Talat, 'daha
yoğunlaştırılmış müzakereler, takvim konmuş
müzakereler, uluslararası toplumun, BM'nin daha fazla
katılımının sağlandığı müzakereler'
önerdiklerini, ancak Kıbrıs Rum tarafının bundan
kaçtığını belirtti.
Talat, Rum kesiminin avantajlarını kullanarak hem Türkiye'nin AB ile
olan ilişkilerini istismar ederek, hem de uluslararası
tanınmışlığı ve AB üyesi oluşunu kullanarak,
süreci daha uzun vadeye yayıp, kendi istediği gibi bir çözümü elde
etmeyi hedeflediğini belirtti.
Müzakerelerin 2010 başında, özellikle KKTC'de
cumhurbaşkanlığı seçiminden önce sonuçlanmasının
en önemli dilekleri olduğunu söyleyen Talat, 'Bir an önce çözüm bütün
uluslararası toplumun da arzusudur. Bu yöndeki politikamız devam
ediyor.' diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, müzakere sürecinde aktif olarak yer
aldıklarını ifade ederek, 'Kıbrıs Rum
tarafının da ortaya koyduğu, makul olduğu sürece
onların endişelerini de dikkate alan önerilerimizle süreci
hızlandırmaya çalışıyoruz' diye konuştu.
Bu konuda oldukça önemli adımlar atıldığını
belirten Talat, birinci turu tamamladıklarını, birinci turun
sonunda artık anlaşmazlık noktalarının hangileri
olduğunun ortaya çıktığını söyledi. Talat,
şimdi bu noktaları azaltmaya ve bunlar üzerinde köprü kurmaya çalıştıklarını
ifade etti.
'Biz bir an önce çözümü arzuluyoruz' diyen Talat, BM parametreleri çerçevesinde
varılacak çözümün, yaşayabilir ve Kıbrıslı Türklerin
tekrar 1974 öncesine dönüşüne engel olacak bir çözüm olmasının
hayatı derecede önemli olduğunu belirtti. Talat, 'Bütün iyi niyetimiz
ve bütün esnekliğimizle müzakereleri sürdürüyoruz' diye konuştu.
Yeni bir yol haritası çizmedik
'Kıbrıs görüşmelerinde bundan sonra daha önceki
görüşmelerden farklı bir strateji izlenip izlenmeyeceği' ve
'müzakerelerden sonuç alınmaması halinde B planının ne
olduğu' sorusu üzerine Talat, yeni bir yol haritası çizmediklerini
belirterek, 'Böyle bir şey yok, biz müzakere sürecinin geldiği
aşamayı değerlendirdik' dedi.
Talat, Türkiye ile yapılan istişarelerin sürekli olduğunu, hemen
her aşamada Türkiye ile istişare edilerek politikaların
belirlendiğini, dün ve bugün yapılan görüşmelerde gelinen
aşamanın değerlendirildiğini kaydetti.
'Birçok öneri yapıldı bu dönem içerisinde, bu önerileri biz kendi
değerlendirmelerimizle Türkiye'nin değerlendirmelerini
bütünleştirerek bugüne kadar yaptığımız gibi yeni
önerilerimizle süreci devam ettireceğiz' diyen Talat, araştırma
yapıldığında Kıbrıs Türk tarafının
önerilerle ilgili açık bir üstünlüğünün olduğuna dikkati
çekerek, iki taraf arasındaki uçurumu kapatacak önerilerin sürekli
Kıbrıs Türk tarafından geldiğini belirtti.
Talat, 'Benim değerlendirmeme göre yeni önerilerin sunulması yeni bir
yol haritası olarak sayılmamalıdır' dedi.
Müzakerelerin sonsuza kadar süremeyeceğini ve gerçekten bir takvime
ihtiyaç duyduklarını belirten Talat, müzakerelerin uzun sürmesi
halinde aşılamaz tıkanıklıkların ortaya
çıkacağını sözlerine ekledi.
Bu arada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, temaslarını
tamamlayarak KKTCye döndü.
STAR KIBRIS 31/10/09
![]()
TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın
ABD'ye yapacağı ziyarete ilişkin olarak Beyaz Saray'dan da bir
açıklama geldi.
Beyaz Saray Sözcüsü Robert Gibbs, Başkan Barack Obama'nın 7
Aralıkta Başbakan Erdoğan ile Beyaz Saray'da
görüşeceğine işaret ederken, iki ülkenin stratejik
ortaklığa ve tarihi dostluğa sahip olduğunu belirtti.
NATO müttefiki Türkiye'nin müşterek zorlukları ele almada önemli bir
ortak olduğunu ifade eden Gibbs, ''Başkan Obama, iki ülkeyi
ilgilendiren bir dizi stratejik konuda Erdoğan ile görüş
alışverişinde bulunmayı dört gözle bekliyor'' dedi.
Gibbs, ziyaret sırasında ele alınacak konular arasında,
Afganistan ve Pakistan'a dair ortak stratejinin hayata geçirilmesi, Irak ile
ekonomik ve güvenlik işbirliğinin ilerletilmesi, nükleer
silahların yayılmasının önlenmesi hedeflerinde gelişme
katedilmesi, Kıbrıs meselesinin çözümünün teşviki, Ermenistan
ile ilişkilerin normalizasyonu, Orta Doğu barış
çabaları ve insan haklarını saydı.
STAR KIBRIS 31/10/09
Crossings up to four million in 2008
By Patrick Dewhurst
CROSSINGS
between the two communities increased in 2008 with around 27.3 million
changing hands across the divide, an economic survey revealed yesterday.
According to the statistics published by the Peace Economics Consortium, there
were four million crossings between the two communities in 2008 compared to 3.5
million the previous year.
Many of these were put down to the between 3,500 and 5,000 Turkish Cypriots who
work in the government-controlled areas on a daily basis.
Turkish Cypriots spent 19.9 million in the south while Greek Cypriots spent
7.4 million in the north, the consortium said.
The group said it has launched a project to research and promote economic
interdependence between the two communities.
This project will help us achieve a long lasting and fair solution to the
Cyprus problem, said consortium representative Costas Apostolides. Economic
interdependence is currently stronger than we realise and through this project
we hope to understand this more.
The figures show that the communities spending habits were different.
Turkish Cypriots spent 17 times as much on shopping in the south, whereas Greek
Cypriots spent over seven times as much on entertainment and over ten times as
much on hotels.
I expect a lot of this will be in the casinos, but because this is not
detailed in the data we cannot be sure, Apostolides said.
Ahmet Ozyigit Head of Research on the Turkish Cypriot side said "To an
extent, the two communities are already functioning like a single market. For
example, people are travelling to mitigate VAT differences, and this is leading
to convergence."
Depending on the outcome of the current negotiations, grants will be available
to boost business cooperation and research to further interdependence, and to
companies to conduct market research and learn more about requirements on both
sides.
Crossings began in April 2003 when the Turkish side eased restrictions on
freedom of movement.
The increase in crossings in 2008 was most likely due to the opening of the
Ledra Street crossing in April 2008, which facilitated more pedestrian movement
between the two sides
CYPRUS MAIL 31/10/09
Boutros-Ghali in Cyprus
By Anna Hassapi
FORMER
UN Secretary General Boutros Boutros-Ghali last night said Cyprus could play a
role in promoting peace in the region.
Ghali, who was Secretary General from 1992 to 1997, is in Cyprus attending the
opening last night of the new headquarters of the Neocleous Law Office in Limassol.
In his address, Ghali highlighted Cyprus role in maintaining peace in the
Mediterranean region.
He made no direct reference to the current Cyprus talks however.
I am delighted to be back in Cyprus - a country which has always been high on
my agenda, during all my life. Not only as Minister in Egypt, later Secretary
General of the UN and before that as a young professor dealing with the problem
of this region, he said.
I am sure that Cyprus will play an important role - a bridge between the south
and the north of the Mediterranean Sea. Being the centre of civilisation you
can play this role of a mediator, conciliator and of the middle man. And I wish
for Cyprus to help to promote peace in this region, because this region needs
above all peace; you will never obtain peace unless you have the political will
to enter in long negotiations and continue to negotiate until you will find a
solution to all the problems of the region, he added.
Following the opening ceremony Ghali declined to hold a press conference and
did not answer journalists questions.
Meanwhile, in his address at the ceremony the Mayor of Limassol Andreas
Christou noted the significance of Ghalis presence in the seaside town. It is
a great honour for Limassol to host the former UN Secretary-General: a great
friend of Cyprus, an exceptional legal academic and politician, said Christou.
Neokleous House, on Makarios Avenue in Limassol will house the law firms
headquarters. It is a unique building from a technological perspective with a
lot of innovations in terms of energy saving and raw materials used, while it
blends harmoniously with the towns environment, and is comfortable, green,
friendly and familiar both for staff and visitors, a press release issued by
the law firm read.
CYPRUS MAIL 31/10/09
Christofias likens EU-Turkey
relations with appeasing Hitler
PRESIDENT Demetris
Christofias has compared the EUs concessions to Turkey to the appeasement of
Adolf Hitler in the 1930s, he said in an interview published in The Guardian
yesterday.
"I don't compare Turkey with Nazi Germany," he said. "But it is
not reasonable to say don't challenge Turkey because it will get angry. There
are rules and unfortunately Turkey does not respect those rules ... This
reminds me of the situation before the second world war, appeasing Hitler so he
doesn't become more aggressive. The substance of fascism was the substance of
fascism. Hitler was Hitler, he told the British newspaper.
Christofias said yesterday many of his comments to The Guardian had been
distorted.
In the interview he also warned that any European concessions to Ankara to keep
Turkey on a pro-European path could backfire, and played down any notion of
progress in the ongoing Cyprus talks.
"Unfortunately, my expectations have not been justified," he said.
"We have differences and divergences, deep, deep differences."
Christofias rejected talk of a looming deadline when Turkish Cypriot leader
Mehmet Ali Talat faces an election in 2010. He said this was artificial and
suggested the Turkish side was exploiting Talat's electoral problems to
blackmail him.
Hans Van Den Broek, the former Dutch foreign minister who sits on the
Independent Commission on Turkey, has already warned that if the talks fail
this time around "the island will certainly head towards partition.
Tensions will rise in the eastern Mediterranean and EU-Turkey tension will
deepen."
Christofias blamed the Turkish leadership of Prime Minister Recep Tayyip
Erdogan for the problems. "We don't agree on anything with Mr
Erdogan," he said in the interview.
Meanwhile, Christofias has also reportedly turned down an invitation for
November 9 to attend events marking the 20th anniversary of the fall of the
Berlin Wall. Reports said it was due to a busy schedule. German Chancellor
Angela Merkel invited him last month to attend the event.
CYPRUS
MAIL 31/10/09
Turkish side pushes April 2010
deadline for Cyprus deal
NEGOTIATIONS
on the Cyprus problem cannot be completed by the end of the year, Turkish
President Abdullah Gul and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat agreed
yesterday.
Speaking at a joint news conference at the end of his visit to Ankara, Talat
referred to the need to set timeframes, as well as involve the UN in his direct
talks with President Demetris Christofias. He also spoke of alternative
solutions if a deal could not be found.
This procedure cant last forever. There needs to be a timeframe and we need
to know when the procedure will end, said Gul. He said his assessment was that
the negotiating procedure cant be completed by the end of the current year.
In order for such an agreement to succeed, two component states should be
created and the Greek Cypriot side must understand that Turkish Cypriots are
equal partners. They are aware of this but they need to digest it, said Gul.
Talat said Ankaras support was of great significance to the Turkish Cypriot
community. We have no other support. We are working for a solution to the
Cyprus problem. We asked for an expansion of the procedure with the participation
of the EU and UN, but the Greek side keeps objecting, using its privileges.
Talat also deemed it impossible to reach a solution by the end of the year. It
seems a solution in 2009 is not possible. It is our strong desire that
negotiations are complete before the 2010 [Turkish Cypriot] presidential
elections.
We desire a timeframe and an intervention by the UN. The negotiations cant go
on forever. If the whole procedure collapses, we have other alternative
solutions, but we will not be discussing them at this phase.
CYPRUS
MAIL 31/10/09