Rehn: 'Rumlara limanların açılması için mühlet yıl sonu değil'

16/10/2009 RADIKAL

Rehn, Türkiye'nin İlerleme Raporu'nu Avrupa Parlamentosu'na anlatırken, 'Rumlara limanların açılması için mühlet yıl sonu değil' deyince, vekillerin 'Türkiye AB'yi takmıyor, AB Türkiye karşısında toy kaldı' eleştirileriyle karşılaştı. Rehn de Kıbrıslı Türklere yönelik tutmadıkları vaatleri anımsattı

BRÜKSEL - Türkiye’nin İlerleme Raporu’nu açıklayan Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiye’nin limanlarını Kıbrıs Rum Yönetimi’ne açması için son mühletin bu yıl sonu olmadığını söyledi. Müzakere başlıklarının bir kısmının bazı üyelerin vetosu altında olduğunu hatırlatıp açılabilecek başlıkların tükenebileceği uyarısı yapan Rehn, Avrupa Parlamentosu’nda (AP) ‘AB Türkiye karşısında toy kaldı’ eleştirisine uğradı.

‘Virgüllü kelimeler...’
AP Dış İlişkiler Komisyonu’nda konuşan Rehn, Aralık 2006’da Rumlara limanlarını açma yükümlülüğüne uymadığı için Türkiye ile müzakerelerdeki 35 başlıktan sekizinin askıya alındığını hatırlatıp şöyle dedi: “2006’daki karar metninde gelecek yıllarda, özellikle 2007, 2008 ve 2009’da Komisyon ve AB Konseyi’nin gelişmeleri gözden geçireceği belirtiliyor. Bu yılları neden belirttik? Çünkü birçok AB üyesinde bu yıllarda seçim yapılacaktı. Fakat 2009 nihai tarih değil, çünkü ‘gelecek yıllarda’ ve ‘2007, 2008 ve 2009’ arasında virgül var.” Finlandiyalı komiser ekledi: “Herkesçe bilinen bir AB üyesi (Fransa), beş başlığın açılmasını sürekli engelliyor. Bir başka üye ülke, diğer bazı başlıkları... Bunlar AB üyelerinin ortak kararıyla değil, (Türkiye ile) ikili sorunlara dayanılarak yapılıyor. Kalan bazı başlıkların da açılış ve kapanış kriterleri var. Şartlar değişmezse gerçekten kısa sürede (açılabilecek) fasıllar tükenecek. Bunu da unutmayalım.”
Rehn’i sert sözlerle eleştiren birçok AP üyesi, ‘AB’nin yıllardır ısrar etmesine rağmen limanlarını açmayan Türkiye’nin AB’yi takmadığını ve AB’nin Türkiye karşısında toy kaldığını, Rehn’in AB’nin değil, Türkiye’nin yanında yer aldığını’ ileri sürdü. Bunun üzerine AB’nin Annan Planı’na ‘Evet’ diyen KKTC’ye söz verdiği Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nü hâlâ yerine getirmediği, AB Konseyi’nin 2007’de ‘çalışmalara derhal başlaması’ kararına rağmen bir şey yapmadığını hatırlatan Rehn, “Kıbrıs sorununda resmin tümünü görmeliyiz” dedi. Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan prtokolleri ‘tarihi kilometre taşı’ diye niteleyen Komisyon üyesi, “Bu mesele ciddi akademik çalışmaya dayalı, açık diyalog yoluyla tarihçiler tarafından ele alınmalı. Kalıcı uzlaşmanın tek yöntemi bu” vurgusu yaptı.

Rumen hırsız kavgası
Bu arada Hollanda’da ırkçı ve İslam karşıtı Gert Wilders’in Özgürlük Partisi’nden AP üyesi Barry Madlener, geçen hafta eve dönerken bir Rumen’in kendisini soymaya çalıştığını söyleyip “Romanya’yı neden üye aldınız. Romanya’nın üyeliğinden beri hırsızlık kurbanları sayısı arttı” diye hesap sordu. Madlener, “Kıbrıs’ı işgal eden İslamcı Türkiye karşısında AB güçsüz kaldı” ifadesini kullandı. Rehn de ırkçı vekile Romanya ile müzakerelerin 2004’te Hollanda’nın dönem başkanlığında tamamlandığını hatırlattı. Liberal üye Johannes Cornelis van Baalen de Madlener’e “Ben de Hollandalıyım, ama asla Rumenlerce soyulmadım. Bunu kayıtlara geçirelim” diye çıkıştı. (aa)

 

Talat: Rapor Kıbrıs Türküne hakaret ve saldırı

16/10/2009 RADIKAL

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrup Komisyonu'nun önceki gün yayımladığı Türkiye'nin İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi'ndeki Kıbrıs bölümünün sert bir dille eleştirip Türkiye'den Kıbrıs Rum tarafıyla ilişkilerini normalleştirmesini istemenin, Kıbrıslı Türklere hakaret ve saldırı anlamına geldiğini söyledi.


Dün Rum Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’la Lefkoşa’daki BM binasının bahçesine zeytin fidanı diktikleri tören ve 45. kez buluşmalarının ardından gazetecilere konuşan Talat, İlerleme Raporu için “Kıbrıs bakımından olaya baktığımda, bizim canımızı sıkan yaklaşımlar var, AB’den” değerlendirmesini yaptı. Kıbrıslı Türklerin tecrit edildiği ve bunun kaldırılması gerektiği unutularak Türkiye’den limanlarını Rumlara açması ve ilişkileri normalleştirmesinin istenildiğini anımsatan Talat, ‘Kıbrıslı Türklere kastetmek’ diye nitelediği bu tavrın ‘hakaret ve saldırı’ anlamına geldiğini vurguladı. Talat şöyle konuştu: “Bugün yürüttüğümüz müzakereleri niçin yapıyoruz o zaman, bugün neyi çözmeye çalışıyoruz o zaman? Türkiye eğer ilişkilerini ’Kıbrıs cumhuriyeti’ ile normalleştirirse biz ne yapıyoruz şimdi, görüşmeye hiç gerek yok. O zaman ‘Kıbrıs cumhuriyetinin’ egemenliğini yeniden tesis edelim, ki Türkiye’den istenen budur ve o bu iş bitsin. Niye bu görüşmeleri destekliyor AB...” (aa)

 

TARTIŞMALAR YAPICI DÜZEYDE

Liderler sürecin hızlanması için de bir dizi görüşme planı yaptı ve 21 Ekim ile 6 Kasım arasındaki 13 iş gününde 5 kez bir araya gelmeye karar verdi 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Kıbrıs müzakerelerinde yürütmenin nasıl seçileceği konusunda anlaşamadıklarını, ancak bu konuda gelişme bulunduğunu, bunu tartışmayı sürdüreceklerini” söyledi


Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri kapsamında bugün yeniden bir araya gelerek “yürütme” konusunu görüştü. Cumhurbaşkanı Talat, Rum Lider Hristofyas ile görüşmesi sonrasında yaptığı açıklamada, “Yürütmenin nasıl seçileceği konusunda anlaşamadık, gelişme var, tartışmaya devam edeceğiz” dedi.
Ara Bölge’de müzakereler için tahsis edilen binada saat 10.45’de başlayan ve yaklaşık 2,5 saat süren görüşme sonrasında liderler açıklama yapmadan ayrılırken, görüşmeye ev sahipliği yapan BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun kısa bir açıklama yaptı.
Liderlerin heyetler arası görüşmeye geçmeden önce yaklaşık bir saat başa başa görüşme gerçekleştirdiklerini ifade eden Zerihoun, dün “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altında “yürütme” konusunu ele aldıklarını ifade etti.
Zerihoun, liderlerin bir süre önce bir birlerine sundukları “yürütme” konusuyla ilgili önerileri yapıcı bir şekilde tartıştıklarını dile getirdi.
Liderlerin 21 Ekim Çarşamba günü saat 15.00’de yeniden bir araya gelerek “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altındaki “Dış İlişkiler” konusunu ele alacaklarını kaydeden Zerihoun, bunun ardından bir seri görüşmenin planlandığını da ifade etti.
Buna göre liderler 22 Ekim Perşembe günü saat 10.00’da “mülkiyet” konusunu görüşmeye başlayacak.
Planlanan diğer görüşmeler ise 27 Ekim Salı saat 10.00, 2 Kasım Pazartesi saat 16.00’da ve 6 Kasım Cuma günü saat 10.00...

ZAYIF VE GÜÇLÜ YANLARI KONUŞTUK

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Kıbrıs müzakerelerinde yürütmenin nasıl seçileceği konusunda anlaşamadıklarını, ancak bu konuda gelişme bulunduğunu, bunu tartışmayı sürdüreceklerini” söyledi.
Talat, dün ara bölgede Hristofyas ile gerçekleştirdiği görüşmeden dönüşünde, Cumhurbaşkanlığı’nda yaptığı açıklamada, “yürütme” konusuna devam ettiklerini ve Rum tarafının önerisini, Türk tarafının önerisini, bunların zayıf ve güçlü yanlarını tartıştıklarını belirterek, oldukça sağlıklı bir tartışma geçtiğini belirtti.
Talat, Rum tarafının endişelerine cevap veren düşüncelerini daha önce somutlaştırdıklarını, onların da Türk tarafında endişeye yol açan düşünce veya görüşlere yanıtlarını somutlaştırdıklarını, bu tartışmayı devam ettirdiklerini kaydederek, bunun üzerinde düşünmeye devam etme kararı aldıklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas ile gelecek Çarşamba öğleden sonra gerçekleştirecekleri toplantıda “dış ilişkiler” konusunu ele alacaklarını belirtti. Perşembe günü yapacakları görüşmedeyse “mülkiyet” konusunu ele alacaklarını ifade eden Talat, “bu konularda ilerleme gerçekleşmesini beklediklerini, ancak ilerleme olmadığını da söyleyemeyeceğini” ifade etti.
Cumhurbaşkanı, “yürütmenin nasıl seçileceği konusunda anlaşamadıklarını, ancak birbirlerinin endişelerine cevap veren konuları masaya koyarak, makul ve adil öneriler yapıldığı izlenimi doğduğunu, bunun da önemli bir gelişme olduğunu, kendi önerilerinin çok daha yaşayabilir bir öneri olduğunu” söyledi.
Görüşmede, Kasım başına kadar olan toplantı tarihlerini de saptadıklarını belirten Cumhurbaşkanı Talat, bir gazetecinin “Rum basınında yürütme konusunda anlaştığınız yönünde iddialar çıktı” demesi üzerine, “Doğru değil, hayır. Bir sonuca varmış değiliz, tartışıyoruz, düşünmeye ve gelecekte bu konuyu görüşmeye devam edeceğiz” dedi.
Talat, bu turun ardından üçüncü bir tur olup olmayacağı sorusunu ise, “Bu tur içinde diyebiliriz veya adına üçüncü tur da diyebiliriz. Kesin konuşmayayım. Önemli olan, bu konu gündemde kalmaya devem ediyor, buzdolabına koymadık” dedi.

AB İLERLEME RAPORU CAN SIKICI

Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye İlerleme Raporu’nu değerlendirmesi istenince ise, bunun ancak Kıbrıs yanıyla ilgili konuşabileceğini kaydederek, raporun Kıbrıs yanını olumlu görmediğini belirtti.
Raporu niçin olumlu bulmadığını da açıklayan Talat, genel olarak Türkiye’nin bunu dengeli karşıladığını, ancak Kıbrıs bakımından çok can sıkan yaklaşımlar olduğunu, AB’nin Kıbrıs Türkleri’nin izole edildiğini unutarak Türkiye’nin Rum tarafına limanlarını açmasını istemesini ve bu affedilmez olmasına rağmen bununla da yetinmeyerek, bir de Türkiye’nin “Kıbrıs Cumhuriyeti” ile ilişkilerini normalleştirmesini istemenin Kıbrıs Türkleri’ne kast etmek, hakaret ve saldırı demek olduğunu söyledi.

STAR KIBRIS 16/10/09

 

LİDERLER ZEYTİN FİDANI DİKTİ

   

Zeytin dikimini organize eden iki tarafın sivil toplum örgütleri de liderlere ortak bildirilerini sundu: “Barış sürececine biz de katılıyoruz.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri kapsamında dün bir araya gelmeden önce müzakere binası önüne 2 zeytin fidanı dikti.
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun’un ev sahipliğinde gerçekleşen görüşme öncesinde ise liderler, müzakere binası önüne 2 zeytin fidanı diktiler.
İki taraftan sivil toplum örgütü temsilcileri de, toplantı öncesinde ara bölgede müzakerelerin sürdürüldüğü bina önüne gelerek İngilizce, Türkçe ve Yunanca olarak “Barış Sürecine Biz De Katılıyoruz” yazılı bir pankart açtılar ve hazırladıkları ortak bildiriyi liderlere sundular.
Etkinlikte, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum STÖ temsileri, lidere sunulan bildiriyi okudular. Ardından liderlere birer buket sundular.
Bildirilerin okunmasının ardından Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, birer konuşma yaparak, müzakerelerin başarıyla sonuçlanması için ellerinden gelenin en iyisini yapma sözü verdiler ve hedefe ulaşmak için çok çalıştıklarını vurguladılar.

ST֒LERİN LİDERLERE SUNDUĞU BİLDİRİ

Toplam 50 Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum sivil toplum örgütü tarafından imza konulan ve liderlere sunulan bildiride, her iki toplumdan ST֒nün bir araya gelerek görüşme sürecine toplum seviyesinde katkı koyabilecek fikir alışverişinde bulunmak amacıyla ortak bir hareket başlattığı ifade edildi ve liderlere müzakere sürecinde destek belirtildi.
Sürdürülebilir barışa ulaşmak için herkesin kabul edebileceği bir uzlaşıya varmanın şimdi zamanı olduğu dile getirilen bildiride, “Biz sivil toplum örgütleri masa başında birleşik federal Kıbrıs için çaba sarf eden liderlerimizin cesaretlerini ve girişimlerini desteklediğimizi belirtmek ve bu sürece olan inancımızın altını çizmek istiyoruz” denildi.
Bildiride, STÖ temsilcilerinin, süreç içerisinde bazı zorluklar yaşanmasının anlaşılabilir olduğu ve yaşanan, yaşanabilecek olan zorlukların, görüşme sürecinin toplumlar tarafından daha iyi anlaşılabilmesine katkı koyduğunu düşündükleri kaydedildi.
İletişim kanalları açarak, karşılıklı güven inşa ederek, iki toplum arasında sürdürülebilir barış ve uzlaşıya ulaşmanın önemi vurgulanan bildiride, ST֒lerin liderlerin çabalarını güçlendirme yönündeki kararlılıklarını gösterecekleri aktarıldı.

HRİSTOFYAS

Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Hristofyas da 50 civarında sivil toplum örgütünün destek içeren bildiri sunmalarının ardından birer konuşma yaptılar. İlk sözü alan Hristofyas, örgütlere ve halkın temsilcilerine desteklerinden dolayı teşekkür etti, onlarla aynı dili konuştuklarını vurguladı.
Dış müdahalelerin Kıbrıs’taki sorunun büyük bir bölümünü oluşturduğunu ifade eden Hristofyas, “yabancıların Birleşik Federal Kıbrıs’ın iç konularına müdahale etmeden yardımcı olmasına ihtiyaç duyulduğunu” belirtti.
“Hem Kıbrıslı Türklerin hem de Kıbrıslı Rumların çocuklarına ait olacak bir Kıbrıs istediklerini” yineleyen Hristofyas, buna ulaşmak için arkadaşça bir ortamda her iki toplumun kaygılarını anlayarak ve gidererek çalışılması gerektiğini dile getirdi.
Geldikleri için örgüt temsilcilerine teşekkür eden Hristofyas, gerçek barışa ulaşmak, ülkenin bütünlüğü ve Kıbrıslılar için örgütlerle aynı mücadeleyi verdiklerini ekledi.

TALAT

Cumhurbaşkanı Talat da örgütlere verdikleri destekten dolayı teşekkür etti. Talat, çözüme halkın desteğiyle ulaşılacağını, sonuçta birleşik Kıbrıs için Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumundan üzerinde anlaşılmış çözümü desteklemesini isteyeceklerini ifade etti.
Halkın desteği gibi sivil toplum örgütlerinin desteğine de ihtiyaç duyulduğunu ifade eden Talat, konuyla ilgili organize olmayı, vatandaşın aydınlatılmasını da örgütlerle siyasi partilerin sağlayacağını dile getirdi.
Uluslararası topluluğun desteğine şimdi ihtiyaçları olduğunu ve gelecekte de ihtiyaçları olacağını vurgulayan Talat, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların tüm güçleri ve kapasiteleriyle barış içinde birleşik bir ada için uğraş vermesi gerektiğini dile getirdi.
Böyle bir yapının sürdürülebilir ve uzun ömürlü olmasının Kıbrıs Türk ve Kıbrıslı Rumların isteğine bağlı olduğunu kaydeden Talat, “Buna ulaşmak için çok çalışmak ve her türlü zorlukla başa çıkmamız lazım” dedi.
Talat, Kıbrıslı Türkler adına, her iki tarafın da kabul edeceği bir çözüme ve barış içindeki bir birleşik Kıbrıs’a yönelik taahhütlerini vurgulamak istediğini de kaydetti. Talat, örgütlerle dayanışma içerisinde çalışma sözü de verdi.

STAR KIBRIS 16/10/09

 

KUZEY’E ‘RUM TEŞVİKLİ’ TURİST

   

Dünyanın en büyük tur operatörlerinden Thomas Cook, Thomson-TUI gibi firmaların sadece uçak bileti satarak Larnaka ve Baf havaalanlarına getirdiği turistlerin, Kuzey’e gidip, tatil yapması, Rumları çileden çıkardı.

Mihrişah Safa


Güney Kıbrıs’ın Larnaka ve Baf havaalanlarına turist getiren dünyanın tanınmış acentalarının, getirdikleri turistlerden bazılarının güneyden kuzeye geçip, tatil yaptığının ortaya çıkması, Rumları çileden çıkarttı. Kıbrıs (Rum) Turizm Organizasyonunun, ülkeye turist getiren acentelere verdiği “bonus”un, (teşviğin) , KKTC’ye geçen turistler için de uygulandığını belirten Rum turizmciler, “Kuzey’de, Rum topraklarına kanunsuz inşa edilmiş otellerde konaklayanların ikramiyesini de Rum vergi yükümlüleri ödüyor” diyerek, bu konuda daha sıkı önlemler alınmasını istedi.
Güneydeki turizm planının, acilen yeniden elden geçirilmesini ve teşvik primlerinin de değiştirilmesini isteyen Rum turizmciler, “Turizmin feodal lordlarına meydanı bırakmamalıyız” dediler.
Global Travel Industry New adlı sitede yer alan haberde, İngiltere, ABD; Almanya, Fransa, İtalya, Doğu Avrupa, Arap ülkeleri ve dünyanın çeşitli bölgelerinden Güney Kıbrıs’a tur düzenleyen, turist getiren acentalara “teşvik” amacıyla, belli oranlarda ikramiye ödendiğini, hatta reklam harcamalarına da yardım edildiğini belirtildi. Turizm şirketi listelerinin halka açık olduğunu yazan site, aldıkları teşvik miktarlarının gizli olduğunu yadı.
Bu acentaların güneydeki havalanları Larnaka ve Baf’a, sadece uçak bileti satın alan turistleri de uçurduğunu, bunun da normal olduğunu kaydeden haber sitesi, “Asıl normal olmayanı, bu turistlerin çoğunun sınırdan Kuzey’e geçmesi ve burada Rum arazileri üzerine kanunsuz inşa edilen otellerde konaklaması. Onların Kıbrıs’a gelmesi için reklam, tanıtım paralarını Rum vergi yükümlüleri ödüyor.. Bir de üstüne bu acentalara teşvik ikramiyesi veriyoruz. Sonra bu turistler, Kuzeye geçiyorlar. Tatil dönüşü seyahat acentalarının sitelerinde, “Kıbrıs’ın el değmemiş yerlerinde, zamanın durduğu Kuzey Kıbrıs’ta unutulmaz, harika tatil geçirdik” diye yorumlarını yazıyorlar. Bizimle çalışan, aynı zamanda KKTC’deki Türk otelleriyle kontratları da bulunan acentalar oldu. Bir İtalyan seyahat firmasının, Kıbrıs Turizm Organizasyonu ile “teşvik primi” anlaşması bulunduğu, aynı zamanda KKTC’de otellerle de anlaşması olduğunu saptadık. Bu konunun araştırılması gerekir” diye yazdı.

GİRNE’YE TAKSİ

Rum Turizm Bakanlığının konuyu araştıracağını belirten haber sitesi, Larnaka veya Baf’a inen turistlerin, taksi, özel araç veya başka ulaşım şekliyle Kuzey’e götürüldüğünü, bunun da herkes tarafından bilindiğini yazdı. “Bu bir yalan değil. Larnaka havaalanına gidip, bir bakın. Taksi şoförlerinin “Dome Hotel-Girne, Acapulco-Girne, Manolya Hotel-Lapta” pankartlarıyla yolcu beklediğini görürsünüz. Ayrıca büyük kumarhanelerin yolcuları da karşılanıyor” dedi.
Kuzeyle Güney arasında sınır kapısı açık olduğu sürece, bu sürecin devam edeceğini, her gelen veya her Kuzey’e geçen turistin sorguya çekilmesinin mümkün olmadığını kaydeden site, resmi makamların AB vatandaşlarının, bir başka AB üyesi ülkede, bir yerden bir yere gidişini yasaklayamayacağını yazdı.

RUMLARIN TEŞVİĞİ

Site, Güney’e gelip, geceleyen turist sayısının geçmiş yıllara göre yüzde 20 azaldığına dikkati çekti, “Her sınırdan kuzeye geçen turisti kontrol edemesek de, bunları getirenlerin teşviklerini ödemeyelim” dedi, şunları yazdı;
“Kıbrıslı Rumların vergileriyle Kıbrıs’a gelinmesini isteyen reklam paralarını ödeyelim. Tur operatörlerine teşvik primi verelim. Seyahat acentaları “sadece uçak bileti” satışıyla turisti ülkemize getirsin. Ancak bunlar Kuzey’e geçip, bizim topraklarımıza yasalara aykırı yapılan kanunsuz otellerde konaklayıp, yiyip, içip, paralarını orada harcasınlar. Sonra da el değmemiş, Kuzey Kıbrıs’ta müthiş tatil geçirdik deyip, geldikleri tur operatörlerinin adlarını versinler. Bunu kabul edemeyiz. Her gelen turistle aslında yüzyüze görüşülmesi temeline dayalı bir turizm politikası izlenmeli.
Meydanı turizmin feodal lordlarına bırakmamak gerekir. Yapılacak olan, seyahat firmalarına, Kıbrıs’ın kanuni havaalanlarına getirilen turistlerin, burada kalması şartıyla bonus teşvik primlerinin ödenmesini sağlamak. Büyük tur operatörleri, bizim turizm sektörü yetkilileri ve resmi makamları köşeye sıkıştırıp, indirim üzerine indirim alıyor. Reklam ve tanıtım paralarını ödetiyor. Hiç olmazsa turistlerin Güneyde kalmasını sağlamalıyız.”

STAR KIBRIS 16/10/09

 

EU feels Cyprus talks ‘stuck’
By Stefanos Evripidou

THE EUROPEAN Commission has the feeling that negotiations between the two leaders are “stuck”, said a spokesman for EU Enlargement yesterday, adding, however, that the window of opportunity was still open.

Speaking on the talks to a group of Greek and Turkish Cypriot journalists in Brussels, Amadeu Tardio Altafaj said: “On the substance, we are stuck, this is the feeling of the Commission.” Noting that the two leaders got off to a good start, but that there is no content to show for the effort, he added that the window of opportunity was still open.

Altafaj highlighted the sense of urgency regarding a solution given that “there is a whole new generation that does not have the same perception” as the generations before.

Asked repeatedly why the EU does not do more against Turkey on Cyprus, Altafaj was quoted by Cyprus News Agency saying: “The EU will not do the job (Turkish Cypriot leader Mehmet Ali) Talat and (President Demetris) Christofias took the responsibility for.”

He also rejected the view that the EU was soft on Turkey in its 2009 progress report on accession obligations. “Eight chapters are blocked and this is a strong incentive,” he said, adding that stronger sanctions would not be more effective.

“Much stronger direct pressure (on Turkey) would not change the order of priorities, and priority is in the hands of Mr. Talat and Mr. Christofias,” he was quoted saying.

Adopting unusually strong words for an enlargement spokesman, Altafaj said: “If the leaders are not able to deliver, they have to explain why they did not deliver.”

He noted that Commission President Jose Manuel Barroso was “extremely concerned” about the Cyprus problem, which was “a completely anachronistic situation”.

Cypriot Members of European Parliament (MEPs) also got the chance to quiz Enlargement Commissioner Olli Rehn in Brussels yesterday during a meeting of the EP’s Foreign Affairs Committee.

Rehn insisted that the report was “balanced and objective”, adding that 2009 was not considered a “deadline” when the decision was taken in 2006 for Turkey to open its ports and airports to Cyprus and normalise relations with the member state.

DISY MEP Ioannis Kasoulides feigned surprise, asking: “How did we live for three whole years based on illusions?”

EDEK’s Euro-deputy Kyriacos Mavronicolas told Rehn that the report undermined the dates set by the Commission itself, while MEP Eleni Theocharous said the failure to propose sanctions was “unacceptable”. She also questioned Rehn on whether he could accept Turkish guarantees on Cyprus, since he wouldn’t consider Bosnia-Herzegovina to become a member state as long as it was a protectorate.

Meanwhile, Christofias said yesterday that the Commission’s progress report on Turkey was “satisfactory”.

“As a starting point, I believe that, yes, the report is satisfactory so that we can work further,” he said. The president maintained that the National Council, the president’s top advisory body on the Cyprus issue, has not decided Turkey’s punishment be the only goal. The aim was to persuade and exert pressure on Ankara to change its stance through the report. “If Turkey does not change its stance, then it is all open,” he concluded.

On the other hand, Talat said the report was not positive for Turkish Cypriots. Demanding the normalisation of relations between Turkey and the Cyprus Republic was an “insult and attack” on Turkish Cypriots, he said.

EDEK leader Yiannakis Omirou agreed with Talat that the report was “non-satisfactory”. Despite concluding Turkey had not met its obligations to Cyprus, the Commission failed to recommend any sanctions, he said. A view shared by DIKO spokesman Fotis Fotiou. In the meantime, the Turkish side is insisting on positions in the talks that grossly violate the principles of international and European law, added Omirou.

DISY leader Nicos Anastassiades said the report “can’t be considered satisfactory” but that his party is ready to stand by the government if it chooses to adopt sanctions.

CYPRUS MAIL 16/10/09

 

Christofias: we want the foreigners to be helpful without intervening
By Stefanos Evripidou

THE TWO sides are converging on the issue of governance but have yet to reach the finish line, said President Demetris Christofias yesterday.

Speaking after a second meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat this week, Christofias said: “There are convergences, there are positive elements on the table regarding governance, but I cannot say that we have a final result.”No agreement was reached yesterday on the executive of a united Cyprus, though according to the UN Special Representative, Taye-Brook Zerihoun, the two leaders “discussed each other’s proposals in a very constructive manner”.

Speaking from the north, Talat said the talks went well, adding that both sides presented “wise and correct” proposals responding to the concerns of the other. Christofias noted that the Turkish Cypriot side neither rejected nor accepted the Greek Cypriot revised proposals.

The two leaders will continue discussing governance and external relations next week and begin the second reading on property. If they fail to come to agreement on executive power, the issue will likely be moved to the third “basket” of issues for which no convergence has been found. These issues will then form the fodder of a give-and-take session between the two leaders in the final round of negotiations.

“We expect difficulties in the near future and everyone must show the utmost self-restraint, political maturity and determination to claim our rights without violating our principles,” said Christofias.

The two leaders began yesterday’s discussions with the symbolic planting of two olive tree saplings in the UN protected area at Nicosia’s old airport. They also agreed to a timetable of meetings for the next three weeks, pencilling in another five meetings by November 6.

Also before yesterday’s session, they met representatives of civil society from both sides.

Fifty NGOs handed a resolution to the two leaders, pledging to support the process by “opening and maintaining channels of communication, building mutual trust and promoting reconciliation between the two communities”.

The resolution calls on both leaders to properly inform the general public on the negotiations so that it may discuss the details of any progress achieved and possibilities for the future “in a positive and constructive way”.

Clarification on the ongoing negotiations will help avoid vagueness, confusion, unfair and uninformed criticism, said the NGOs.

In turn, the two leaders pledged to do all they could to achieve an agreed and mutually acceptable solution which will reunify the island. Diverting from the tactic of his predecessor, Christofias praised the role of the NGOs, noting “we need a Cyprus for the Cypriots”. The president identified foreign intervention as the greatest source of the island’s problems.

“We want the foreigners to be helpful without intervening in the internal affairs of the United Federal Republic of Cyprus…We want a Cyprus, which will belong to its children, both Greek Cypriots and Turkish Cypriots,” said Christofias. To achieve this, he added: “We have to work in a friendly atmosphere, understanding and meeting the concerns of both communities.”

Talat highlighted that the will and support of the people for an agreed solution was needed “to really establish a peaceful country, a peaceful United Cyprus”. He added that support from the international community, of “any power which may have any positive say”, was also needed in the talks.

CYPRUS MAIL 16/10/09

 

 

Öneri %20’lik Kıbrıslı Türk nüfus temelinde

   

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın müzakere masasına koyduğu, federal devletin başkan ve başkan yardımcısının seçilme yöntemine ilişkin revize önerisi, “nüfusun yüzde 20’sinin Kıbrıslı Türk olduğu temeline dayanıyor.”

Gazeteler, Hristofyas’ın müzakere masasına koyduğu, federal devletin başkan ve başkan yardımcısının seçilme yöntemine ilişkin revize önerisiyle ilgili haberleri yanında ve Rum siyasi partilerinin Hristofyas’ın bu hamlesine gösterdikleri “sert” tepkilere de geniş yer verdiler.

Fileleftheros; “Öneriyi Canlı Tuttu... Talat İtirazlarıyla Hristofyas’ın Önerisini Etkisizleştirdi Ama Reddetmedi... ‘Tek Halk Değiliz’” başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum tarafının müzakere masasına koyduğu önerinin Kıbrıs Türk tarafınca reddedilmediğini, bu nedenle, iki müzakerecinin kendi pozisyonlarını korudukları bu konunun daha sonraki bir aşamada yeniden ele alınacağını yazdı.

Gazete, bilgi sahibi kaynaklardan edindiği bilgilere dayanarak, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın görüşme sırasında “Büyük bir gayret ortaya koydunuz, bunu takdir ediyoruz” dediğini, ancak önerinin büyük zafiyetleri bulunduğuna işaret ettiğini yazdı; bunun; Talat’ın yanındaki uzmanların ortaya koyduğu itirazlardan da görüldüğünü kaydetti.

 

TALAT’IN ISRARI

 

Cumhurbaşkanı Talat’ın, başkan ve başkan yardımcısının ayrı oylamalarla senato tarafından seçilmesinde ısrar ettiğini belirten gazete, şöyle devam etti:

“Talat şu iddiaları ortaya koydu: 1) Kıbrıs Rum tarafının önerdiği ağırlıklı oyla bile olsa, Kıbrıslı Türk aday Kıbrıs Türk devletçiğinde yüzde 60’ı elde edebilir ve seçilemeyebilir; 2) Kıbrıslı Türk aday yalnız Kıbrıs Rum oylarını elde ederse Kıbrıslı Türkleri nasıl temsil edecek?; 3) Talat bir de, seçimin ‘meşruiyeti’ konusunu gündeme getirdi.

Kıbrıs Rum tarafı, ‘biz tek halkız, konuya böyle yaklaşılması gerek’ diyerek, Kıbrıslı Türklerin endişelerini gidermeye çalıştı, ancak Talat ‘biz iki toplumuz, iki halk değil’ yanıtını verdi. Aynı zamanda Türk tarafı, bu meselenin çıkmaza girmiş görülmesini kabul etmedi, görüşülmesini daha sonraya; muhtemelen al-ver’in başlamasına havale etti.

 

REVİZE ÖNERİ


Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas, önceki günkü görüşmeden sonra Kıbrıs Türk tarafının, Rum tarafının yürütme erkiyle ilgili revize önerisini reddetmediğini, ama kabul de etmediğini doğruladı.

Hristofyas’a, başkan ve başkan yardımcısının seçilmesine ilişkin önerideki; Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Türk temsilcinin seçilmesine katılımlarının ağırlıklı oyla olacak iken Kıbrıslı Türklerin Rum temsilcinin seçilmesine katılımının ‘bir adam bir oy’ şeklinde olacak olmasının bizim taraf aleyhine dengesiz olup olmadığı soruldu.

 ‘Öneri, nüfusun yüzde 20’sinin Kıbrıslı Türk olduğu temeline dayanıyor’ diyen Hristofyas şunları ekledi: ‘Dolayısıyla; görev süresinin bir bölümünde başkanlık da yapacak olan Kıbrıslı Türk Başkan Yardımcısı’nın seçilmesiyle ilgili vatandaşların oy ağırlığıyla ilgili bu ifade, bana göre, adil demektir. Kıbrıslı Rum aday için oylar, Kıbrıslı Rumların oyları ne kadar ise hepsi hesaplanacak, Kıbrıs Türklerin yüzde 20 oyları da hesap edilecek.’

Talat görüşmeden dönüşünde yaptığı açıklamada, yürütme erkinin seçilmesi konusunda anlaşmaya varılmadığını söyledi; ancak her iki tarafın da, birbirlerinin endişelerini yansıtan ‘akıllı ve doğru’ öneriler ortaya koyduğunu kaydetti. Talat basında yer alan; yürütme erkinde anlaşmaya ilişkin haberleri de reddetti ve müzakerelerin devam edeceğini söyledi.”

Gazete; “Anlaşmadılar: Hakemlik Fonu (Görüntü) Önünde İki Zeytin Diktiler” başlıklı haberinde, Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın önceki günkü görüşmelerine başlamadan önce birer zeytin fidanı diktiklerini, ancak burada yaptıkları konuşmaların, hakemlik konusundaki görüş farklılıklarının öne çıktığını yazdı.

 

YA SEÇİLEMEZSE

 

Politis de haberinde Talat ve Hristofyas’ın, yürütme erki konusunu anlaşmazlıklar sepetine atmamak için, başkan ve başkan yardımcısının seçim yöntemiyle ilgili önerilerini karşılıklı anlayışla idame ettirmeye karar verdiklerini yazdı, özetle şöyle devam etti:

“Kıbrıslı Türk lider, Başkan Hristofyas’ın, başkan ve başkan yardımcısının; Kıbrıslı Türk adayları seçecek Rumların oylarının, Rum adayları seçecek Kıbrıslı Türk oylarıyla eşit olacak şekilde ağırlıklı olmasıyla doğrudan halk tarafından seçilmesi önerisini kabul etmedi ama ret de etmedi. Başkan Hristofyas’ın izah ettiği üzere bu; Kıbrıslı Türkleri, nüfusun yüzde 20’si olarak kabul edersek,  o zaman Kıbrıslı Türk temsilcilerin seçilmesinde kullanılacak Kıbrıslı Rum oyları, gerçek sayı her ne olursa olsun, toplam Rum oylarının 20’de 1’ini aşmaması gerekecek.

Mehmet Ali Talat, Başkan Hristofyas’ın cesur önerisine ana itirazını ortaya koydu. Bu öneri ile Kıbrıs Türk tarafında destek çoğunluğunu sağlayan bir Kıbrıslı Türk adayın, Rum seçmenler arasında sevilmemesi halinde seçilemeyebileceğini vurguladı. Gazetemizin anladığı üzere Talat, Kıbrıs Rum önerisinin, başkan ve başkan yardımcısının seçilme şeklinde de siyasi eşitlik talebine etkin şekilde yanıt verdiğini teslim etmiştir. Buna rağmen, bunu kabul etmesi halinde işgal bölgelerinde, Kıbrıs Rum seçmenlerince kabul görmeyeceklerini hisseden siyasi şahsiyetlerin sert tepkilerle karşılaşacağını düşünüyor. Talat ayrıca, başkan ve başkan yardımcısının; iki toplumda ayrı seçimler yapılması şartıyla doğrudan seçilmesini kabul edebileceğini de söyledi.”

Haravgi ise manşet haberine; “Öneriler Ağırlıklı... Başkan Hristofyas: Kıbrıslılar İçin Bir Kıbrıs’a İhtiyacımız Var” başlığını attı. Gazete, Hristofyas’ın dünkü açıklamasında, Kıbrıs Türk tarafının, dönüşümlü başkanlıkla ilgili revize önerisini reddetmediğini, kabul de etmediğini, bunu görüşeceğini söylediğini yazdı.

Gazete, Hristofyas’ın Kıbrıslı Türklerin; nüfuslarından dolayı Kıbrıslı Rumların, federal Kıbrıs’ın başkanlık sisteminde Kıbrıslı Türk başkan yardımcısının kim olacağını dayatması endişelerine yanıt vermeyi hedefleyen ağırlıklı oy mantığını izah ettiğini belirttiği haberinde Ada’daki nüfussal anomali nedeniyle Hristofyas’ın, ağırlıklı oy fikrini adil diye nitelediğini kaydetti.

Gazete, Hristofyas’ın ağırlıklı oyla ilgili izahını şöyle açıkladı: “Kısaca söylemek gerekirse; Kıbrıslı Türk başkan yardımcısının seçilmesi sırasında Kıbrıslı Rumların oy ağırlığı, Kıbrıslı Rum başkan yardımcısının seçilmesindeki Kıbrıslı Türklerin oy ağırlığı kadar olacak. Mesela Kıbrıslı Türkler, toplam nüfusun yüzde 20’si ise bu; Kıbrıslı Rum başkan yardımcısının seçilmesinde oy ağırlıkları 1/5 olarak hesap edileceği ve Kıbrıslı Türk başkan yardımcısının seçilmesinde de Rumların oy ağırlığının da yine 1/5 olarak hesaplanacağı anlamına gelir.”

STAR KIBRIS 17/10/09

 

UN requests Cyprus funding for stepped-up negotiations
By Elias Hazou

CYPRUS negotiations are expected to intensify towards the end of this year and into 2010, the UN said yesterday in a request for funding totalling US$3,279,200.

“It is anticipated that the leaders and the representatives will increase the frequency of their meetings held under the auspices of the United Nations. In addition, the Special Adviser to the Secretary General will also increasingly engage regional and international stakeholders on substantive issues in support of the process,” a statement from the UN said.

The requested amount will provide for the salaries and common staff costs for the continuation of 19 existing positions, consultants, travel of staff, facilities and infrastructure, ground and air transportation, communications, information technology, and other supplies, services and equipment.

The financial requirements for 2010 are less compared to 2009 because of the proposed abolition of one position, the decrease in the post adjustment applicable to Cyprus and the reduced requirements for operational costs as the majority of the acquisition of office and furniture equipment was completed in 2009, and some of the logistical support will be provided free of charge by UNFICYP.

With regard to the direct target of the UN mission in Cyprus, the report provides for the facilitation of fully fledged negotiations at the level of leaders, advisory services at the highest level on substantive issues in support of full-fledged negotiations, briefings to the diplomatic community on the island and special envoys for the Cyprus question on a monthly basis, in-depth assessment of the political situation in Cyprus and in the region through quarterly visits, facilitation of the six Working Groups and the seven Technical Committees on procedural, legal, technical and substantive issues, the meetings with the Cyprus press (50), press releases (60), establishment and maintenance of contact with the media, and the reports to and briefings of the Security Council.

“The objective would be achieved provided that the current political will of the leaders prevails and that there is continuing support from the international community”, the report says.

The report describes developments since the Cyprus elections in February 2008, and the mandate of the Special Adviser to the Secretary General on Cyprus.

It says that “regarding the United Nations country team, the Special Representative of the Secretary-General coordinates expertise from various sources, including the Committee on Missing Persons in Cyprus and United Nations agencies, inter alia, UNDP, in order to contribute to efforts to create an enabling environment for fully fledged negotiations."

Cyprus mail 17/10/09

 

 

“Kıbrıs ağzını yasaklıyorlar”

Rum basınından özetler ve üzerine yaptığı yorumlarla uzun yıllardır televizyon ekranlarında yer alan ve üslubuyla binlerce izleyiciyi ekrana kilitleyen Saffet Soykal, Yayın Yüksek Kurulu’nun kararıyla beş yıl KANAL T’de yayın yapmasının yasaklanmasına tepki gösterdi.

Gazeteci Saffet Soykal, kararı Kıbrıs ağzını kullanarak yayın yapmasına bağladı ve bunu yanlış bir hareket olarak değerlendirdi.

HALKIN SESİ’ne açıklamalarda bulunan Soykal, KANAL T’de yayınlanan programları sırasında yaptığı yorumlarda Kıbrıs’ta kullanılan bazı deyimleri kullandığını belirterek, “Kıbrıs’taki deyimleri bilmiyorlar ve böyle bir nahoş harekette bulunuyorlar” dedi.

Canlı yayında kullandığı üsluptan dolayı cezalandırılan Soykal, verilen cezayı Kıbrıs Türkçesi’nin yasaklanması olarak değerlendirerek bunun yanlış bir hareket olduğunu söyledi.

53 YILDIR BU İŞİ YAPIYORUM, NASIL HAREKET EDİLECEĞİNİ BİLİRİM

Soykal, 53 yıldır gazetecilik yapan deneyimli bir kişi olduğunu ve yayınlar sırasında nasıl hareket etmesi gerektiğinin bilincinde olduğunu da belirtti. Herşeye rağmen yargıya güvendiğini ve mahkeme kararına saygı duyduğunu belirten Soykal, mahkemenin başka bir kanalda yayın yapmasına bir engel koymamasını da taktirle karşıladığını, böylelikle önünün kapatılmamasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. 

TEKLİFLER GELMEYE BAŞLADI BİLE...

Programının Kanal T’den kaldırılmış olmasına izleyicilerini üzüldüğünün gelen tepkilerden anlaşıldığını da belirten Soykal, şu ana kadar uyduda yayın yapan iki televizyondan teklif aldığını ve teklifleri değerlendirme aşamasında bulunduğunu da belirtti

HALKIN SESI 18/10/09

 

Talat: Çözüm irademiz var

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözüm müzakereleri sonucunda ortaya çıkacak anlaşmaya evet diyebilmek için iyi ve yaşayabilir bir anlaşma gerektiğini belirterek, müzakereleri sürdürebilmek için çözüme inanmak gerektiğini vurguladı.

Müzakerelerde karşılaştıkları anlaşmazlık konularının nedeninin Rum tarafının BM parametreleri dışına çıkması olduğunu kaydeden Talat, “Nerede ciddi anlaşmazlığımız varsa, Rum tarafı o çerçevenin dışına çıkmaktadır. Mesela mülkiyet... İki kesimlilik” dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, görüşmeler 10 günlük seanslar halinde olsa, yıl sonuna dek çözüme varacaklarını belirterek, ancak Rum tarafının bunu istemediğini belirtti.

Talat, Kıbrıs sorununun çözümü için yürütülen müzakerelerdeki son durumu anlatmak için başlattığı ziyaretler çerçevesinde bugün öğleden sonra Akdoğan’ı da ziyaret etti ve Akıncılar Spor Kulübü’nde bir araya geldiği köylülere, süreçle ilgili bilgiler verdi.

Akdoğan Belediye Başkanı Adem Ademgil’in açış konuşmasıyla başlayan toplantıda, Cumhurbaşkanı Talat, katılımcıların sorularını da yanıtladı.

Müzakerelerin nasıl başladığını hatırlatırken Rum lider Hristofyas’ın müzakereleri başlatmak için seçildiğini söylediği için müzakereleri başlatmanın zor olmadığını, ama ortağı çözüme “hayır” diyen bir parti olduğu için “nazlandığını” kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, kalıcı bölünmeye doğru gidildiğini gördüğü için müzakerelerin başlamasının kaçınılmaz olduğunu anladığını ve müzakerelerin başladığını söyledi.

Talat, Eylül 2008’de “Yönetim ve Güç Paylaşımı” konusuyla başladığını hatırlatarak, Kıbrıs sorununun özünün de bu konu olduğuna işaret etti. Nasıl bir mekanizma kurulacağı, yasama, yürütme ve yargının nasıl çalışacağı, kurucu devlet ve federal hükümetin yetkilerinin ne olacağı gibi konuları ele aldıklarını belirten Cumhurbaşkanı Talat, federal düzeyde yargı, suçların nasıl ele alınacağı, yasama, Sayıştay, Ombudsman, Merkez Bankası gibi konularda anlaştıklarını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, “Yönetim ve Güç Paylaşımı”nda en ciddi anlaşmazlık konusunun başkanlık sürelerinde, bakanlar kurulu sayısı ve dönüşümlü başkanlığın nasıl seçileceği konusunda bulunduğunu ifade etti.

 

MÜLKİYETTE CİDDİ FARK

 

Bu konularda 30 tane kağıt hazırlandığını belirten Talat, Mülkiyet konusunda ciddi bir fark ortaya çıktığını ve tam bir anlaşmazlık bulunduğunu söyledi. Rumların, malla ilgili kararı eski sahiplerin vermesini öngördüğünü; üzerine yapılan yatırımın ödeneceğini; Kıbrıs Türk tarafının önerisine göre ise belli kriterlerle bağımsız bir mülkiyet komisyonu kurulacağı ve kararı bu komisyonun vereceğini anlatan Cumhurbaşkanı Talat, Rumların buna karşı çıktığını; dolayısıyla Mülkiyet konusunun uzlaşılamadan kapatılarak başka konuya geçildiğini hatırlattı.

Ekonomi ve AB konularında oldukça güzel ilerlemeler sağlandığını ifade eden Talat, 3 konuda hazırlanan 30 kağıdın uzmanlara verileceğini ve yasaların bu verilerle hazırlanacağını bildirdi.

Kesin anlaşmazlık konusunun Mülkiyet’te olduğunu kaydeden Talat, geriye “Güvenlik ve Garantiler” ve “Toprak” (harita) konularının kaldığını ifade etti. Haritanın, en hassas ve insanları en rahatsız eden konu olduğu için her konuda anlaşılmadan bu konuya geçilmeyeceğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, her iki tarafın da harita önerisi yapmadığını; sadece temel kriterleri konuştuklarını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kendileri garanti anlaşmalarının devamını isterken, Rum tarafının buna karşı çıktığını kaydederek, ikinci turda önce başkanlığın seçimini ele aldıklarını söyledi.

 

TÜRK LİDERİ RUMLARIN SEÇMESİ RİSKİ

 

Rumların “doğrudan seçim”; kendilerinin ise “senatoda seçim” önerisi yaptıklarını belirten Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının önerisinin Türk lideri Rumların seçmesi gibi bir risk içerdiği için karşı çıktıklarını; konuyu tartışmaya devam edeceklerini kaydetti.

Talat, 1 Türk 1 Rum’dan oluşacak ortak listelerin senatonun seçimine sunulacağını belirterek, 1 Türk’ün seçilmesi için Türk senatörlerin ve bütün senatonun yarısından fazlasının oy kullanması gerekeceğini anlattı.

“Bizim düşüncemiz Türkler ve Rumlar birlikte çalışabilecek bir liste çıkaracak, böylece çalışabilen insanlar cumhurbaşkanlığına seçilecek. Bir Türk, bir Rum dönüşümlü başkanlık yapacak, listeler seçilecek” diyen Talat, bakanlar kurulunun meclis dışından oluşacağını belirtti.

 

İRADEMİZ VAR

 

Zaman zaman “Hani 2009’da bitecekti” şeklinde eleştiri aldığını belirten Talat, şöyle konuştu:

“Ben bitirecek olsam bitireyim ama tek taraflı değil. Hala bitebileceğine ben inanıyorum. Annan Planı’nı bir aydan daha az görüşmüştük. Yeter ki isteyelim, irademiz olsun. Bizim Türk tarafı olarak irademiz var çünkü çözüme ihtiyacımız var. Bu ihtiyacı bilerek politikalar geliştirmeliyiz. Bu benim politikalarıma uygundur ve bana motivasyon veriyor.

İkinci neden Türkiye çözüm istiyor, çözümü en üst seviyede destekliyor. BM Genel Kurulu’nda Sayın Başbakan hakemlik dahi önerdi. Böyle bir destek olduğu için bu süreci böyle götürmekten başka çaremiz yoktur. Bu işte sağcı-solcu olma meselesi değildir. Herkes geleceğini görmek, toprağını, geleceğini görmek, bilmek ister. Bütün dünya çözüm istiyor. Onun için Rum tarafı hep Türk tarafını suçluyor.”

Evet demek için iyi, yaşayabilir bir anlaşma olması gerektiğini vurgulayan Talat, “Çözüm olursa ne ala, olmazsa gene bir şey kaybetmeyiz. Çözüm olmamasından kaybederiz ama çözümü savunmuş olmaktan bir şey kaybetmeyiz. Onun için doğru çizgiyi götürmemiz ve çözüme inanmamız lazım. İnanmazsak, müzakere edemeyiz, ben şahsen edemem. Ben çözüme inanıyorum” diye konuştu.

Talat, Rumların bugünkü durumu daha fazla götüremeyeceğini, uluslararası toplumun aktif olacağını ve çözüm olacağını kaydederek, “Ben inanıyorum ve inandığım için müzakere ediyorum” dedi.

STAR KIBRIS 18/10/09

 

Bağış: Önce doğrudan ticaret sonra limanlar

   

* TC Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Bağış: Bizim limanlarımızı açabilmemiz için beklediğimiz tek şey, AB üyesi ülkelerin, Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticarete başlaması.

 

TC Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Türkiye’nin Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına limanlarını açabilmesi için AB üyesi ülkelerin, Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticarete başlaması gerektiğini söyledi.

British Council'in, Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu ve Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) ile ortaklaşa düzenlediği 6. Boğaziçi Konferansı, İngiltere'nin İstanbul Başkonsolosluğu'nda gerçekleştirilen gala yemeğiyle başladı. 

Yemeğin açılışında konuşan Bağış, Olli Rehn'in Kıbrıs ile ilgili futbol maçı benzetmesi kullandığını belirterek, ''Ben de buna inanıyorum. Dünkü maçı dünde bırakmak ve yarına, önümüzdeki maçlara bakmak lazım'' diye konuştu. 

Bugün Güney Kıbrıslıların, Kuzey Kıbrıslılarla ticaret yaptığını, ithalat ve ihracat yaptıklarını anlatan Bağış, şöyle konuştu: 

''Biz, diğer 26 AB üyesi ülkenin aynı şeyi yapmasını istiyoruz. Yani eğer Güney Kıbrıs ile Kuzey Kıbrıs ticaret yapabiliyorsa, AB'nin diğer ülkeleri de doğrudan ticaret yapabilmeli. Bizim limanlarımızı açabilmemiz için beklediğimiz tek şey, AB üyesi ülkelerin Kuzey Kıbrısla doğrudan ticarete başlaması. Hristofyas ile Talat, çok farklı bir çözümle bile masaya gelebilirler. Ama bu iki başkanın üzerinde uzlaşabilecekleri ve kamuoylarını ikna edebilecekleri herhangi bir çözüm, Türkiye'nin eksiksiz desteği ile karşı karşıya kalacaktır. Hepimiz iki başkanı destekleyelim, onlara cesaret verelim ve bu güzel adada barışa ulaşacak çözüme ulaşmaları için onları destekleyelim. Hepimiz için çok güzel bir mekan olan bu adada ulaşacakları herhangi bir çözüm konusunda onlara el verelim.''

 

ANLAŞMA TÜRKİYE'NİN

DESTEĞİNİ ALACAKTIR

 

Egemen Bağış ayrıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitirs Hristofyas’ın varacakları ve toplumları ikna edebilecekleri herhangi bir anlaşmanın Türkiye'nin desteğini alacağını söyledi.

Bağış, Çırağan Sarayı'nda düzenlenen ''6. Boğaziçi Konferansı''nda yaptığı konuşmada,, 2002 yılında iktidara geldiklerinde Kıbrıslı Yunanlıların Türkiye'ye giremediklerini, Kıbrıs'taki Türk ve Rumların birbirlerini ziyaret edemediklerini anımsatarak, Annan Planı'na Kıbrıslı Rumların ''Hayır'' dediklerini hatırlattı.

Kıbrıs Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a destek verilmesi gerektiğini kaydeden Bağış, şöyle devam etti:

''Hristofyas ile Talat'ın yapacakları ve toplumları ikna edebilecekleri herhangi bir anlaşma Türkiye'nin desteğini alacaktır. Biz gerçekten adada bir çözüm görmek istiyoruz, ama bu çözümün adil olması gerekiyor. Adil ve sürekli olabilmesi için her iki toplum tarafından kabul edilmesi ve destek görmesi gerekiyor. Biz adada tam işleyen demokrasi istiyoruz. Adada güneş doğduğu zaman iki değişik parlamento, iki değişik başkan, iki değişik sistem ve iki değişik altyapı üzerine doğuyor güneş. İnsanlar bu adada yüzyıllar boyunca birlikte yaşadılar. Yine barış içinde yaşayabilirler, ama Hristofyas ve Talat'a destek vermeli ve onları motive etmeliyiz. Türkiye, limanları açma sözünü tutacaktır, ama Türkiye'ye verilen sözün de tutulması gerekiyor. Türkiye'ye verilen söz Kuzey Kıbrıslılar ile doğrudan ticaretti. Güney Kıbrıslılar Kuzey Kıbrıs'la alışveriş yapıyorlar. Kıbrıs Rumları Kuzey Kıbrıs'ın güzel portakallarını yiyorlarsa niye Almanlar, Hollandalılar, Fransızlar bu portakalları yiyemesin ki? AB doğrudan ticaret sözünü tutarsa Türkiye de limanlarını açacaktır.''

Türkiye'nin limalarının 1987'ye kadar açık olduğunu anımsatan Bağış, birçok ülkenin Tayvan'ı kabul etmemesine rağmen onunla ticaret yaptığını vurguladı.

Bağış, ''Benim ülkem de bunu kabul ediyor. Bu bir diplomatik sorun değil, ama neden 26 ülke küçük bir adanın taleplerine taviz ediyor. Bunu da kamuoyuna anlatmakta zorlanıyoruz. Adadaki iki lider bu sorunu çözmek için farklı bir tutum ortaya çıkarırlarsa onlara destek vermeye devam edeceğiz'' diye konuştu.

STAR KIBRIS 18/10/09

 

Papandreu’nun programı belli oldu

   

Resmi temaslarda bulunmak amacıyla yarın Güney Kıbrıs’a gidecek olan Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreu temasları sırasında, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la bir araya gelecek olan Papandreu, Rum Meclisinde düzenlenecek özel bir oturumda da konuşma yapacak.

Papandreu’nun Kıbrıs ziyaretinin ana amacının; iki ülke arasında, Türkiye’nin Aralık ayında gerçekleştirilecek olan AB değerlendirilmesine ilişkin ortak tezler belirlenmesi olduğunu kaydedildi.

Fileleftheros gazetesinin haberine göre sabah saat 10:00’da heyetle birlikte Larnaka Havaalanına gelmesi beklenen Papandreu, saat 12.10’da Rum Başkanlık Konutunda Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la baş başa görüşecek.

Liderlerin görüşmesini; iki ülke heyetlerinin de katılacağı görüşmenin takip edeceği belirtilen haberde, Papandreu’nun “Ziyaretçi Özel Defterini” imzalayacağı, 13.45’te de basına açıklamalarda bulunulacağı ifade edildi.

Papandreu aynı gün içerisinde, Yunan Askeri Mezarlığı’nı ve Rum Merkezi Cezaevi içerisindeki EOKA’cı mezarlarını ziyaret edecek, akşamüzeri ise AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, Rum Ana Muhalefet DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, DİKO Başkanı Marios Karoyan ve EDEK Başkanı Yannakis Omiru’yla ayrı ayrı görüşecek.

Hristofyas’ın, yarın akşam Papandreu onuruna resmi bir akşam yemeği vereceğini kaydeden gazete, Yunanistan Başbakanı’nın Salı sabahı ise EVRO.KO Başkanı Dimitris Şilluris ve Rum Ekologlar-Çevreciler Hareketi Genel Sekreteri İonna Panayotu’yla bir araya geleceğini belirtti.

Papandreu aynı gün içerisinde, “Tüm Kıbrıs Kayıp Yakınları Komitesi” Başkanı Nikos Theodosiu, ayrıca “İşgal Altındaki Belediyeler Komitesi” Başkanı Aleksis Galanos’la da bir araya gelecek.

Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Hrisostomos’la görüşmesinden sonra, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’la birlikte Meclis’e gidecek olan Papandreu burada Karoyan’la kısa süren bir görüşme yapacak, ardından da 11.35’te Meclis’te gerçekleştirilecek özel oturumda bir konuşma yapacak.

Papandreu’nun, 12.30’da ise adadan ayrılacağı bildirildi.

STAR KIBRIS 18/10/09

 

 

Papandreou’s visit comes at critical juncture

Greek PM expected to take more active role over Cyprus

GREEK Prime Minister Giorgos Papandreou visits Cyprus tomorrow on his first official trip since his election, at a critical period for Cyprus problem negotiations.

Papandreou is scheduled to meet President Demetris Christofias and the political leadership as well as Archbishop Chrystostomos II.

“My view is that it is a very important visit,” said DISY deputy Christos Stylianides.

“It is a crucial time in the negotiations.”

Papandreou said on Friday that the Cyprus problem is Greece’s basic priority.

“Finding a fair and viable solution to the Cyprus problem, with the UN decisions as the basis, the principles and treaties of the EU and full respect to the European acquis communitaire, is our basic priority,” the Greek Premier said.

Unlike his predecessor Costas Karamanlis who chose to sit on the fence, Papandreou is expected to take a more active role in efforts to resolve the Cyprus problem.

“We fully support the intensive efforts of President Demetris Christofias,” Papandreou said.

He added that his country will once again stand next to Cyprus not just verbally but with actions.

Earlier this month, just after his election, Papandreou paid a flash visit to Turkey.

He spoke to Turkish Premier Tayyip Erdogan about the need to show a more “conciliatory” approach on Cyprus. He also spoke directly to the Turkish people on the need to talk straight about problems and to solve them. He called on both countries to help free Cyprus of motherlands, occupation troops, walls and division.

“Papandreou proved he has a consistent policy in external issues and he realizes that EU countries like Greece and Cyprus have vision and limitations,” Stylianides said.

During Karamanlis’ term, co-operation between Greece and Cyprus was on a very basic level, with Athens routinely backing the political decisions of Nicosia. A big departure from the Clerides-Simitis era when there was a common strategy that culminated in the island’s accession to the EU.

Papandreou’s visit to Turkey could spell the beginning of more openings to Ankara, which could be helpful to the Cyprus peace talks.

It remains to be seen how Cyprus will react to this policy.

Some parties on the island, which rejected the United Nations blueprint for reunification in 2004, view Papandreou’s election with circumspect, remembering his open support for the plan.

Stylianides believes those still stuck in 2004 are behind the times.

“In modern times the logic of compromise does not also mean denial of basic principles,” Stylianides said.

EDEK, a party with close ties to Papandreou’s party PASOK, said the premier’s talks in Cyprus will forge a necessary common national strategy aiming at the vindication of the Cypriot people.

EDEK expects Greece and Cyprus to coordinate in the run up to the December EU Summit, so that Turkey is held accountable for not meeting its obligations – opening its ports and airports to Cypriot traffic – towards Cyprus, party official Antonis Koutalianos said.

DIKO spokesman Fotis Fotiou echoed Koutalianos saying his party expected a common strategy between Greece and Cyprus to be defined in light of the EU summit.

The two countries should also determine their aims in Cyprus problem negotiations, Fotiou said.

“The two governments should walk together with common aims, common strategies and that is what we expect will happen during the visit,” Fotiou said.

CYPRUS MAIL 18/10/09

 

No time to study proposal
By Stefanos Evripidou

INTERNAL BICKERING was the order of the day yesterday as the political parties lined up to slam the President for a proposal on a future rotational presidency made in the latest round of talks with the Turkish Cypriots.

Opposition DISY and coalition partner DIKO accused President Demetris Christofias of submitting proposals at the negotiating table without getting prior approval from the parties.

Government spokesman Stefanos Stefanou insisted that Christofias had met face-to-face with all party leaders, bar the Greens due to time constraints, before last Wednesday’s meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat. He described the volley of criticism as “unfair” since the president had asked the leaders for their opinions on a revised proposal concerning the ‘executive’ of a united Cyprus Republic. He also made it clear that he planned to submit this proposal at the next meeting with Talat.

DISY leader Nicos Anastassiades acknowledged that he had been informed last Monday of the new proposal but that Christofias had failed to inform him of the urgency of time. Before he could examine the proposal with his party, the proposal was submitted two days later.

He also distanced himself from his number two, Averof Neophytou, who was highly critical of the proposal which allows for a rotating presidency with weighted votes for Greek Cypriots when electing a Turkish Cypriot candidate, saying his was a personal remark and not the official party line.

Neophytou had accused Christofias of seeking to create class-based elections, favouring left-wing parties. This comment comes after leaked UN documents revealed a study by one constitutional expert which analyses the potential for left-leaning parties to win federal elections in a united Cyprus under certain conditions.

Anastassiades said one of the reasons Christofias revised his initial proposal was because he did not want to give the impression he’s trying to keep his party in power. “I like to say things as they are,” said the DISY leader.

The latest proposal was discussed widely by the parties yesterday with the Greens labelling the idea of a rotating presidency with a Greek Cypriot president and Turkish Cypriot vice president “racist”. Echoing similar sentiments, DIKO said it was categorically against the idea of a rotating presidency. EVROKO acting head Nicos Koutsou said the “latest slip-up” by the president was turning Greek Cypriots into second class citizens.

Toumazos Tselepis, advisor to the president hit out at Neophytou for his “spicy criticisms” and asked him what kind of proposal he suggested for the executive. He clarified that the latest proposal involves a rotating presidency, elected island-wide but on separate tickets. The Greek Cypriot president would be voted based on one man, one vote, and will spend four years in power, while the Greek Cypriot vote for the Turkish Cypriot Vice-President (who will also serve for two years as president) would be weighted, based on the size of the Turkish Cypriot community in relation to the Greek Cypriot one.

If it was one man, one vote in both instances, “I could take any Turkish Cypriot friend and make him president without a single Turkish Cypriot vote,” argued Tselepis.

The advisor further highlighted that Christofias did not introduce the idea of a rotating presidency since it was in every single one of the five Annan plans made.

CYPRUS MAIL 18/10/09

 

İP'den ilginç iddia: Erdoğan-Talat'ın konuşmaları

 

İşçi Partisi Genel Başkan Vekili Mehmet Bedri Gültekin, 24 Nisan 2004'deki "Annan Planı" referandumundan hemen sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve dönemin KKTC Başbakanı şu an Cumhurbaşkanı olan Mehmet Ali Talat arasında geçtiğini iddia ettiği telefon konuşmasının kayıtlarını açıkladı.


Erdoğan ile Talat arasında olduğu iddia edilen telefon konuşma kayıtlarından bazı bölümler:

"Devlet mevlet işini hiç dile getirmeyelim"

Recep Tayyip Erdoğan: 
Şimdi işte Aralık 2004'e kadar biraz sabırlı gitmemiz lazım.
Mehmet Ali Talat:  Doğru, doğru..
Erdoğan:  Yani o şeyi mesela, devlet mevlet işini hiç biz dile getirmeyeyelim. Başkaları getirsin dile…
Talat: Neyi, neyi, neyi ?
Erdoğan: Yani "İki devlet olarak tanımamız lazım", şudur budura bunu
Talat: Ha.. o çok zor, yani elde edilemeyecek şeyleri şimdi atmamak lazım
Erdoğan: Hiç dile getirmeye gerek yok
Talat: Evet, evet, evet

"Artık o bitmiştir"


Erdoğan: Şey noktasında da bence 1 numara ile fazla dalaşma.
Talat: Kiminle?
Erdoğan: Yani  1 numarayla, 1 numarayla.
Talat: Haa Yok  Şimdi bakın
Erdoğan: İlkeyi, ilkeyi koyuyorsun ortaya ya bak şimdi bana sordular bu akşam, ben şunu söyledim
Talat: Dinledim, dinledim dinledim.
Erdoğan: Ha dinledin değil mi yani  bir şeyi savundu.
Talat: Ama, ama  Ama bakın şimdi size bir şey söyleyeyim
Erdoğan: Halk da yüzde 65 ile karşısına dikildi. Olay budur.
Talat: Şimdi benim bütün maksadım şu. Bir kere Denktaş'la bu yeni diplomatik atak sürecini sürdüremeyiz.
Erdoğan: Zaten o artık
Talat: Çünkü o insan orda o orda olduğu sürece, resmin ortasında, bence kimse bize rağbet etmez.
Erdoğan: Mehmet Ali Bey ben size bir şey söyleyeyim mi? Artık o bitmiştir.
Talat: İşte onu diyorum Bende onu söylüyorum.
Erdoğan: Yani onun Ama artık onun sizin söylemenize gerek yok artık. Yani şu anda o artık muhatap olmaktan bile çıkmıştır!
Talat: Eve.. Yani onu şey  ..ııı.. kaale almayacağız Başka çaremiz yok.
Erdoğan: Tabi canım yaa.. Yani hayır yani, sizin onu şey yapmaya, söylemenize bile gerek kalmıyor artık. Dünyada o bütün itibar kaybına girdi. Nerede Burgenstock'da bir defa.. Bitti o.



E-posta yoluyla partiye ulaştığı öne sürülen ve Erdoğan ile Talat arasında yapıldığı iddia edilen telefon konuşması kayıtlarında, Talat'ın "Şimdi benim bütün maksadım şu. Bir kere Denktaş'la bu yeni diplomatik atak sürecini sürdüremeyiz. O orada olduğu sürece, resmin ortasında, bence kimse rağbet etmez" sözüne Başbakan Erdoğan, "Mehmet Ali Bey ben size bir şey söyleyeyim mi? Artık o bitmiştir" yanıtını veriyor.

Cevap Erdoğan'dan değil Ergenekon savcılarından

Söz konusu telefon konuşması ve yayın organlarına yönelik yapılan baskınla ilgili partisinin İstanbul İl Merkezi'nde basın toplantısı düzenleyen İşçi Partisi Genel Başkan Vekili Mehmet Bedri Gültekin, iki gün Recep Tayyip Erdoğan'ı bu telefon konuşması ile ilgili olarak açıklamaya davet ettiklerini söyledi.

Bu güne kadar bu çağrılarına bir yanıt alamadıklarını ifade eden Gültekin, Erdoğan'dan cevap alamadıklarını ama Ergenekon savcılarından bir cevap aldıklarını belirterek, "Basın toplantımızın konusu olan telefon konuşmalarını yayınlayan Aydınlık Dergisi'nin Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım ve Ulusal Kanal'ın Haber Müdür Yardımcısı Ufuk Akkaya'nın bugün sabah itibarıyla evleri ve işyerleri arandı. İşçi Partisi olarak Ulusal kanal ve Aydınlık'a yönelik baskıları kınıyoruz. İşçi Partisi, yasaların kendine tanıdığı haklar çerçevesinde Türkiye'mize ve Milletimize duyduğu sorumluluğun gereğini yapmaktadır" dedi.

Yüce Divanlık bir suç


Telefon konuşmasının KKTC varlığını sona erdirme kararının kanıtı bir belge olarak ellerine geçtiğini söyleyen Mehmet Bedri Gültekin, bunun Yüce Divan'lık bir suç olduğuna dikkat çekti ve "İşçi Partisi kendisine ulaşan KKTC'nin varlığına karşı kurulan bir 'kumpas'ın bilgisini gizleyemez. Asıl gizlediğin zaman suç işler. Gerek yedi yıllık iktidarı boyunca izlediği politika ile AKP, gerekse Talat yönetimi uygulamaları ile aslında KKTC'nin devlet olarak varlığına son verme kararlığında olduklarını tartışmaya yer bırakmayacak şekilde kanıtlamışlardır" dedi.

Gültekin, "Erdoğan ve Talat arasındaki telefon konuşmasında bu konu çok açık bir şekilde konuşulmakta, Erdoğan KKTC'den "Devlet mevlet işi" diyerek küçükseyerek bahsetmekte, Talat ise KKTC'nin devlet olarak tanınmasını "Elde edilemeyecek şeyler" olarak tanımlamaktadır.  Erdoğan söz konusu telefon konuşmasında KKTC'nin bir devlet olarak tanınması yönündeki çabaların bir tarafa bırakılması için Talat'a taktik vermektedir. Kıbrıs Türkünün büyük acılar ve yüzlerce şehit vererek elde ettiği 'devlet', Tayyip Erdoğan için 'mevlet'tir" diye konuştu.

Denktaş'ı bitirme planları


Telefon konuşmasının bir bölümünde Tayyip Erdoğan, KKTC Başbakanı Talat'la zamanın KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ı bitirme planı yaptığını ifade eden Gültekin, "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Başbakanı, Türkiye'nin resmen tanıdığı bir başka devletin meşru Cumhurbaşkanı ile ilgili olarak "bitirme" planları yapabilir mi? Bu konuşmaların üzerinden 5 yıl geçti. 10 Eylül 2009'da müzakerelerin ikinci turu başladı. Şimdi artık bu yılsonuna kadar Türkiye'nin hava ve deniz limanlarının Rum, uçak ve gemilerine açılması konuşuluyor. AKP iktidarının komşularımızla 'sıfır problem' adına KKTC'nin varlığına son verme kararlılığında olduğu kesindir. Bütün gelişmeler önümüzdeki günlerde, KKTC'nin tarihe havale edilmesi anlamına gelecek 'Kıbrıs açılımı' ile karşılaşacağımızı gösteriyor. Bu gerçekler milletimizden gizlenemez" dedi.

Mehmet Bedri Gültekin konuşmasının ardından slayt eşliğinde basın mensuplarına Başbakan Erdoğan ile Talat arasındaki telefon konuşmasını kayıtlarını dinletti.

Kayıtların e-posta yoluyla kendilerine gönderildiğini dile getiren Gültekin bir basın mensubunun, "Nasıl elde edildiği şeklindeki" bir soruya ise, "Hiçbir bilgim yok ama Türkiye'de telefon dinlemelerinin kimler tarafından yapıldığı biliniyor. İşçi Partisi'nin herhalde telefon dinleme cihazları, ekipleri yok. Kimse de böyle bir şeyi iddia edemez. Bunun mekanizmasının kimin elinde olduğu o yüz binlerce yurttaşımızın dinlenmesini mümkün kılan, aracın kadronun kimin tarafından istihdam edildiği herkesin malumudur. Bu kadar çok büyük bir dinleme mekanizması kurar ise birileri mutlaka dışarıya sızmalar kaçmalar olur. Tabiki bunu bir tahmin olarak söylüyorum" diye yanıtladı.

CNN TURK 19/10/09

 

 

BBC'de İngiliz çocuklara Türkiye tanıtımı

İngiliz yayın kuruluşu BBC, en uzun çocuk programı 'Blue Peter'ın 51'inci yıl kutlaması çerçevesinde bu yıl Türkiye'yi tanıtıyor. Yaklaşık 10 bin çocuk, haftada iki defa Türkiye'yi konu alan tatil programı 'Blue Peter'ı izleyerek Türkiye hakkında bilgi sahibi oluyor.


BBC'nin çocuklar ve gençlere yönelik olarak hazırladığı ve Türkiye'nin tanıtıldığı çocuk programı 'Blue Peter'ın çekimleri, Edirne, İstanbul, Efes, Çatalhöyük, Kapadokya ve Karadeniz bölgelerinde yapıldı.

22 Eylül'de başlayan program, Salı ve Cuma günleri saat 16.45'te yayınlanıyor ve yıl sonunda tekrar gösterime sunulacak.

BBC ekibine Türkiye'de gidilecek ve çekim yapılacak yerler konusunda proje sunan Londra Turizm Muşaviri İrfan Önal, böyle bir programın İngiltere'de yayınlanmasının Türkiye'nin tanıtımı için büyük önem taşıdığına dikkati çekerek, BBC'nin bu yayınlarla 10 binden fazla çocuk ve genci Türkiye hakkında bilgilendirdiğini söyledi.

İstanbul Boğazı'nı yüzerek geçti


BBC Blue Peter programı yapımcıları ve sunucularının Türkiye'de çekimler sırasında bir dizi etkinliğe de katıldığını ifade eden Önal, sunuculardan Helen Skelton'un İstanbul boğazını yüzerek geçtiğini ve sunucunun bu muhteşem deneyime programında yer verdiğini belirtti.

CNN TURK 19/10/09

 

Zorlu süreç

   

*AB Komisyonu Genişleme Genel Direktörlüğü Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Kolu Başkanı Andrew Rasbash, Kıbrıs Türk halkına verilmesi düşünülen 259 milyon Euro’nun Ağustos ayı sonu itibarıyla 41.5 milyon Euro’luk kısmının harcandığını ifade etti

 

259 milyon Euro’nun AB tarafından Kıbrıslı Türkler’e proje bazında verilmesi taahhüt edilen bir miktar olduğunu ancak mali yardım programlarında bazen tüm paranın kullanılmadığını söyleyen Rasbash, programın sonunda miktarın yüzde 90’ıyla ilgili kontrat imzalamış olma beklentisi içerisinde olduklarını da ifade etti.

Birçok alanda ihale açtıklarını da kaydeden Rasbash, Ağustos sonu itibarıyla 103 milyon Euro tutarında kontrat imzaladıklarını ve bunun toplamın yüzde 40’ını oluşturduğunu belirtti.

Rasbash, mali yardım tüzüğüyle ilgili programın yarısına gelindiğini, programın ilk yarısında hazırlık ve ihale sürecinin olduğunu, kontratlar imzalandıktan sonra esas işin başladığını kaydetti.

Rasbash, kontrat imzalamanın işe başlamadan önceki son basamak olduğunu anlattı.

Bugüne kadar mali yardım çerçevesinde kullanılan paranın imzalanan kontratlara göre çok düşük olduğunu da dile getiren Rasbash, Ağustos ayı sonu itibarıyla harcanan paranın 41.5 milyon euro olduğunu ifade etti ve geriye kalan paranın ise imzalanan diğer kontratlar için kullanılacağını kaydetti. Geriye kalan miktar için kontrat imzalama sürecine gelmenin önemine işaret eden Rasbash, sürecin zor olduğunu da ifade etti.

 

DİKMEN ÇÖPLÜĞÜ 2012’DE TEMİZ

 

Mali yardımın büyük miktarının altyapı, su borularının değiştirilmesi, katı atık yönetimi, deniz suyu arıtma sistemleri, Dikmen Çöplüğü’nün temizlenmesi ve Güngör’de yeni bir katı atık depolama alanı oluşturulması için kullanılacağını ifade eden Rasbash özellikle yeni çöp alanının büyük bir yatırım gerektirdiğini vurguladı. Planlanan yeni çöplükte katı atıklarının kurulacak olan ayrıştırma tesisiyle ayrılacağını da ifade eden Rasbash, AB standartlarında olacak bu çöp alanı için bir çok yeni ekipmana ihtiyaç duyulduğunu, bu yöndeki kontratın geçen hafta Brüksel’de imzalandığını kaydetti.

Dikmen Çöplüğü’nün temizlenmesi projesinin de çok büyük bir proje olduğunu ve 2012 yılında tamamlanacağını düşündüğünü ifade eden Rasbash, Dikmen Çöplüğü’nün temizlenmesi ile ilgili projenin kontratının ise yakın zamanda imzalanacağını söyledi.

Araçların AB standartlarına uygunluğunu ölçmek amacıyla bazı ekipmanlar alınacağını da anlatan Rasbash, köylere, belediyelere, çiftçilere yönelik bir takım hibe programları yürütüldüğünü de anlattı.

 

KONTRATLAR İMZALANMALI

 

2009 yılının sonunda mali yardımla ilgili kontrat imzalama süresinin dolacağını da hatırlatan Rasbash, 2009 yılı sonuna kadar gerekli kontratların imzalanmaması halinde bundan sonra çok geç olunacağını kaydetti. Kontrat imzalamanın yetiştirilmesi hususunda umutlu olunması gerektiğini ifade eden Rasbash, kontrat aşamasına gelene kadar bir takım komplike prosedürlerinden geçmek gerektiğini ve bazı ihale prosedürlerinde başarısızlıkla karşılaşılabileceğini söyledi. 2009 yılının sonuna kadar gerekli kontratlar imzalanmazsa ne olacağının sorulması üzerine ise Rasbash, 259 milyon Euro’nun kontratlar imzalandığı zaman verilebilecek bir bütçe olduğunu ve mali kurallar uyarınca bir zaman limiti bulunduğunu, bunun değiştirilemeyeceğini söyledi.

 

BELİRTİLEN BÜTÇE MAKSİMUM LİMİT

 

Mali yarım programlarında genellikle taahhüt edilen tüm miktara yönelik kontrat imzalanmadığını ve tüm paranın kullanılamadığını da kaydeden Rasbash, belirtilen bütçenin kullanılabilecek maksimum limit olduğunu belirtti.

Bugüne kadar imzalanmış kontratların çoğunun bu yıl içerinde imzalandığını ve geçmişteki zamanın çoğunun hazırlık dönemi olarak kullanıldığını da belirten Rasbash kalan para için de gerekli prosedürleri başlatıp ihaleleri açtıklarını ve hazırlık sürecinin tamamlandığını söyledi. Bu yılın sonuna kadar yapılması gerekenin kontratları imzalamak olduğunu ifade eden Rasbash paranın harcanmasının sonraya kalabileceğini belirtti.

 

AMAÇ ADANIN BİRLEŞTİRİLMESİ

 

Mali Yardım Tüzüğü’nün Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik olarak gelişmesine yardımcı olmak amacıyla kabul edildiğinin hatırlatılması ve Kıbrıslı Türkler’in bu tüzükten sonra ekonomik olarak gelişip gelişmediğiyle ilgili düşüncesinin sorulması üzerine Rasbash, amacın ekonomik gelişimin program sonunda sağlanması olduğunu kaydetti.

Kıbrıslı Türkler’i çözüme hazırlamak amacıyla ekonomik olarak güçlendirmek olan Mali Yardım’la ilgili program 2011 yılında sona erdikten sonra hala çözüm olmaması halinde ne olacağının, Kıbrıslı Türkler’i desteklemek amacıyla başka bir şey düşünülüp düşünülmediğinin sorulması üzerineyse Rasbash, “esas amacın adanın yeniden birleştirilmesine katkı koymak olduğunu, adanın 2011’de değil mümkün olduğunca yakın bir zamanda birleştirilmesini beklediklerini ve bunun üzerinde odaklanılması gerektiğini” vurguladı.

Rasbash, Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında Güney’e bal ve salyangoz  ihraç edilebilmesiyle ilgili çalışmaların ise Komisyon tarafından  sürdürüldüğünü belirtti ve bunun ancak 2010 yılında mümkün olabileceğini düşündüğünü ifade etti.Rasbash üye ülkeler sağlık güvenliği hususunda çok titiz olduğundan AB standartlarına uygunluk için  bazı gereklilikleri  tamamlamanın çok kolay olmadığını da  dile getirdi.

Rasbash, Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında Güney’e yapılan ihracatın  her geçen gün arttığını da belirtti.

 

YASA DIŞI GEÇİŞLER VE KAÇAKÇILIK

 

Kuzey ile Güney arasındaki geçiş noktalarının iyi çalıştığını ve kontrollerin gerektiği şekilde yapıldığını da ifade eden Rasbash, geçiş noktaları haricindeki yerlerden eşya kaçakçılığı ile yasa dışı insan geçişleri ile karşılaşılmasının büyük bir sorun olduğunu ifade etti. Bu yasa dışılıklarla uğraşmanın kolay olmadığını dile getiren Rasbash, yeşil hattın bir dış sınır olmadığını, buradan AB ülkelerine geçiş yapıldığını, dolayısıyla gerekli idari kontrol ve prosedürlerin yerine getirilmesi gerektiğini belirtti. Yeşil Hat’tın bir bariyer haline gelmemesi gerektiğini de savunan Rasbash, bunun yapmak istediklerinin tam tersi olduğunu belirtti. Rasbash kaçak insan ve eşya geçişlerinin de adanın yeniden birleşmesiyle çözüleceğini umduğunu söyledi.

Güney’e daha yüksek miktarlarda narenciye ticareti gerçekleştirebilmek için neler yapılabileceğinin sorulması üzerineyse Rasbash, ihracat miktarının artırabilmesinin ürün kalitesini artırmakla ilişkili olduğunu söyledi. Rasbash, yeterli kalitede olmayan ürünleri AB pazarında satmanın kolay olmadığını da dile getirdi ve bu konuda uzmanların yorum yapmasının daha uygun olduğunu belirtti.

STAR KIBRIS 19/10/09

 

Malmström: ‘B planımız yok’

   

* AB Dönem Başkanı İsveç’in, Avrupa Konularından Sorumlu Bakanı Cecilia Malmström, “müzakerelerin başarısız olması ihtimalini göğüslemek için bir B planlarının olmadığını” söyledi.

 

AB Dönem Başkanı İsveç’in, Avrupa Konularından Sorumlu Bakanı Cecilia Malmström, Politis Gazetesi’ne verdiği demeçte Hristofyas ile Talat arasında gerçekleştirilen müzakerelerin olası bir şekilde başarısızlığa uğramasıyla karşı karşıya kalınmaması için, AB’nin B planına sahip olmadığını bildirdi.

Geçtiğimiz hafta Kıbrıs’ta bulunan Malmström, adaya ziyareti sırasında gazeteye verdiği demeçte, “iki lideri; önlerinde bulunan fırsatı değerlendirmeye ve Kıbrıs sorununu çözmeye çağırdıklarını, liderleri buna ilişkin cesaretlendirdiklerini ve bunu kendilerinden rica ettiklerini” söyledi.

 

BENZER FIRSAT ZOR

 

Gazeteye göre demecinde “Bir çözüm anlaşması durumunda, müktesebattan daimi sapmalar gerçekleşmesi aleyhinde açık bir şekilde tavır takınan” İsveçli yetkili, mevcut fırsatın yitirilmesi halinde, benzer bir fırsatın çok çok uzun yıllar gelmeyebileceği ihtimali bulunduğunun altını çizdi.

Gazete, İsveçli yetkilinin, Türkiye’nin AB değerlendirmesiyle ilgili olarak açık bir şekilde, “İsveç Dönem Başkanlığı’nın; Aralık ayında Ankara aleyhine yaptırımlarda bulunulmasının sonuç vereceğini düşünmediği imasında bulunduğunu” da yazdı.

Aday ülkelere tehditlerin, Avrupa Birliği’nin işleyiş yöntemine uymadığını söyleyen Malmström, Ankara’ya daha fazla yaptırımlarda bulunulması olasılığının, Birlik’le katılım müzakerelerini koparma ihtimali bulunduğunu, çünkü görüşülecek olan başka katılım başlıklarının kalmayacağını belirtti. Malmström, böyle bir gelişmenin “Kıbrıs’ın menfaatine olmayacağını” sözlerine ekledi.

 

TÜRKİYE YAPMIYOR

 

Türkiye’nin Ankara protokolünü uygulamadığının açık olduğunu söyleyen İsveçli yetkili, Türkiye’den defalarca bunu uygulamasını istediklerini, fakat Türkiye’nin bunu yapmadığını söyledi.

Türkiye’nin Birlik karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda, Türkiye aleyhinde birtakım önlemler alınması konusunun görüşülmesi için çok erken olduğunu kaydeden Malmström, Aralık ayına daha iki ay olduğunu; o zamana kadar birçok şey gelişebileceğini ifade etti.

Malmström, Türkiye’nin Ankara protokolünü uygulamasının; Kıbrıs sorununun çözümünü büyük ölçüde kolaylaştıracağını da savundu.

Katılım sürecinin engelsiz bir şekilde ilerlemesi için, Türkiye’nin yükümlülüklerine uyması gerektiğinin altını çizen İsveçli yetkili, baskı yapmaları, fakat bunun yanında Türkiye’yle katılım müzakerelerinde ilerleme konusunda hazır olduklarını göstermeleri gerektiğine de işaret etti.

 

İKİ LİDERİN İRADEYE SAHİP

 

İki liderin çözüme ilişkin iradeye sahip olduklarına inandığını söyleyen Malmström, liderlerin; müzakerelerin gerçekten başarılı olmasını istediklerini kaydetti.     Liderlerin, bunun çözüme ilişkin tarihi bir fırsat olduğunu düşündüklerini ifade eden Malmström, müzakere sürecinde farklı taktikler bulunduğunu, bu arada BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer’in de dediği gibi “müzakerelerde ilerleme yaşandığını, müzakerelerin yapıcı olduğunu ve ilerlediğini” belirtti.            Liderler böyle hissettiği sürece, uluslar arası topluluğun liderleri desteklemek için elinden gelen her şeyi yapacağını sözlerine ekleyen İsveçli yetkili, AB’nin müzakerelere katılmadığının aşikâr olduğunu, fakat gerektiği takdirde yardımcı olmaya hazır olduğunu dile getirdi.

Malmström, liderlerle görüşmesinde “sorununun bugün veya yarın çözüleceğine dair bir izlenim edinmediğini; liderlerin oldukça dikkatli olduklarını” söyledi.

 

NE YAACAĞIMIZI BİLMİYORUZ

 

 “Müzakerelerin başarısız olması halinde ne yapacaklarını bilmediklerini” de sözlerine ekleyen İsveçli yetkili, adanın yeniden birleşmesinin gelecek kuşaklar için büyük bir fırsat teşkil ettiğini söyledi.

            Gazeteye demecinde, müktesebattan sapmalar konusuna da değinen Malmström, Avrupa Birliği’nde daimi sapmalara sahip olmadıklarını söyledi. Uzun süreli sapmalara sahip olduklarını ve daimi sapmalardan kaçınmaya çalıştıklarını ifade eden Malmström, bütün ülkelerin, örneğin İsveç, Slovenya, Finlandiya’nın; geçiş dönemlerini kolaylaştırmak için sapmalara sahip olduklarını söyledi.

İki toplumun yıllardır ayrı yaşamasından dolayı, Kıbrıs’ın durumunun “çok somut” olduğunu sözlerine ekleyen Malmström, istisnalar, geçiş dönemleri ve sapmalar ortaya çıkması gerektiğini, fakat ilke olarak daimi sapmalardan kaçınmaları gerektiğini kaydetti.

STAR KIBRIS 19/10/09

 

 

'Türkiye riyakar tavrını sürdürdükçe...'

Rum yönetimi lideri Hristofyas, ''Türkiye riyakar tavrını sürdürüp yükümlülüklerini yerine getirmezse, üyelik sürecinde engeller olur" dedi.

AA

20 Ekim. 2009 Salı NTV

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, ''Türkiye riyakar tavrını sürdürüp yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmeye devam ederse, üyelik sürecinin engelsiz olamayacağını herkesin idrak etmesi gerekir'' dedi.

Hristofyas, Güney Kıbrıs'ta bulunan Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreu'nun onuruna dün akşam verdiği yemekte konuştu.

Rum radyosunun haberine göre, ''amacın Türkiye'yi cezalandırmak olmadığını, yükümlülüklerini yerine getirmesini ve özellikle Kıbrıs sorununun çözümüne olumlu katkıda bulunmasını sağlamak olduğunu'' savunan Hristofyas, bu çabalarında Yunan halkının ve hükümetinin yanlarında olduğunu kaydetti.

ÖNCELİĞİM KIBRIS SORUNU
Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreu da, Kıbrıs sorununun çözümünün, hükümeti için en öncelikli konu olduğunu ifade ederek, harcanan çabalarda Rum hükümetinin yanında olacaklarını söyledi.

''Adadaki bölünmüşlüğün sona ermesinin Yunan hükümeti için başta gelen öncelik ve ulusal hedef olduğunu'' ifade eden Papandreu, ''işgal altındaki bölge'' olarak nitelediği Kuzey Kıbrıs'ı bu kez de ziyaret etmemekten duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Papandreu, ''ortak ve kesin hedefin; BM Güvenlik Konseyi kararları, AB ilke ve değerleri, insan haklarına saygı ve AB müktesebatı temelinde, üzerinde anlaşmaya varılan iki toplumlu, iki kesimli federasyon çerçevesinde tek egemenliği, tek uluslararası kimliği ve tek vatandaşlığı olan adil, işlevsel ve yaşayabilir bir çözüme ulaşmak olduğunu'' kaydetti.

ANLAŞMANIN İÇERİĞİNE KIBRIS HALKI KARAR VERMELİ
Kıbrıs müzakere sürecine destek beyan eden Papandreu, anlaşmanın içeriğine, dış müdahale olmadan ''Kıbrıs halkının'' karar vermesi gerektiğini belirtti.

Kıbrıs müzakerelerinde Rum tarafının tezlerine destek veren Papandreu, ''suni takvimler, dışarıdan empoze çabalar, hakemlik, 'son fırsat' gibi uyarılardan herhangi bir sonuç çıkmadığını'' ifade etti.

TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİNİ DESTEKLİYORUZ AMA...
Yunanistan'ın Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini arzu ettiğini ve desteklediğini, ancak Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini kaydeden Papandreu, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin değerlendirileceği Aralık ayındaki toplantıda Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın tamamen hazır olmaları için aralarındaki işbirliği ve eş güdümü güçlendireceklerini açıkladı.

 

 

Anahtar Türkiye’de

   

* Kıbrıs’taki bir çözümün iki toplumlu, iki kesimli, BM parametrelerine,  siyasi eşitliğe, tek devletli ve tek vatandaşlığa dayalı olması gerektiğini söyleyen, Papandreu ve Hristofyas,  çözümün anahtarının hala Türkiye’de olduğunu belirtti.

 

ARSLAN MENGÜÇ

 

Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu iki günlük resmi bir ziyaret için dün sabah saat 11.00 de Güney Kıbrıs’a geldi. Papandreu, Rum Yönetimi Başkanı  Dimitris Hristofyas’ı makamında ziyaret ederek bir süre görüştü.

Yunanistan ve Kıbrıs Bayraklarının yer aldığı askeri şeref kıtası tarafından karşılanan Yunanistan Başbakanı Papandreu, Rum Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda bulunan Makarios anıtına çelenk koyduktan sonra, heyetler arası görüşmelere geçildi.

Başta Rum ve Yunan basını olmak üzere yüz kadar gazeteci tarafından izlenen Papandreu’nun bu ilk ziyaretinin ardından ortak basın toplantısı düzenlendi.

Hristofiyas’ın Papandreu’nun seçim zaferini kutlamasıyla başlayan konuşmasında, Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşmanın stratejik bir gerçeklilik olduğunu vurguladı.

İki lider, Kıbrıs’taki liderler arasında süren görüşmeleri, Türkiye’nin AB üyeliği ve çevre sorunları gibi konularda görüş alışverişinde bulunduklarını açıkladılar.

Kıbrıs’taki bir çözümün iki toplumlu, iki kesimli, Birleşmiş Milletler parametrelerine,  siyasi eşitliğe, tek devletli ve tek vatandaşlığa dayalı olması gerektiğini altı çizilen açıklamada, çözümün anahtarının hala Türkiye’de olduğu ve Türkiye’nin sadece sözlü güvenceler vermekle yetinmeyip somut adımlar atması da istendi.

Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümü için Türkiye’nin işbirliği ve iyi niyetine gerek olduğunu ancak Türkiye liderliğinin Kıbrıs sorununun çözümünü desteklediğine ilişkin sözlü açıklamalarda bulunmasına karşın, özlü olarak bu yönde hiçbir şey yapmadığını savundu. 

Hristofyas, Aralık ayına kadar önlerinde uzunca biz zaman olduğunu, Türkiye’nin AB üyeliği ile ilgili raporun Aralık ayında ela alınacağını ve bu konuda henüz ortak bir karar vermediklerini bildirdi.

Kıbrıs sorunu müzakerelerinin çıkmaza girmesi ve sorununun çözülememesi durumunda alternatif bir çözüm planlarının bulunup bulunmadığı yönünde sorulan bir soruya yanıt veren Hristofyas, Kıbrıs sorununun iki toplumlu, iki kesimli federasyon temelinde çözülmesi şeklindeki ortak tezlerinde ısrarcı olduklarını tekrarladı.

 

DIŞİŞLERİ BAŞKA,

BAŞBAKAN BAŞKA

 

Yunanistan Başbakanı Papandreu da geçen hafta Türkiye’ye “Dışişleri Bakanı” kimliğiyle yaptığı ilk ziyaretin ardından Kıbrıs’a başbakan olarak gelmesinin bir anlamı olduğunu, bunun da Kıbrıs sorununda çözüme öncelik verdiklerini gösterdiğini belirtti.

Papandreu, “Şu açıkça söyleyeyim ki, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini destekliyoruz. Bunun dışında gelişecek bir özel ilişkiden yana değiliz. Türkiye ve Türk halkını AB’de görmek istiyoruz, dedi.

Papandreu, Aralık ayındaki Avrupa Konseyi toplantısının önemli olduğunu zira Türkiye’nin AB üyelik sürecinin değerlendirileceğini anımsatırken, bu değerlendirmenin objektif, ancak katı olacağını ileri sürdü.

Papandereu, eğer bölünmüşlük devam ederse, bu ayrı yaşamak anlamına gelir. Bu durumda da Kıbrıs’taki iki toplumun birbirleriyle yumuşak ilişkileri olmalıdır, görüşünü savundu.

Bölge halklarının işbirliği ve barış hedefine sahip olarak çabaların sürdürüleceğini ifade eden Papandreu, Kıbrıs sorununun çözümünün kalıcı ve fonksiyonel olması gerektiğini vurguladı.

Türkiye’nin AB katılım sürecinde yeni bir yol haritası olması gerektiği şeklide görüşler belirttiğinin hatırlatılması ve bu konuda tam olarak ne düşündüğünün sorulması üzerine ise Papandreu, terimler üzerinde fazla felsefe yapmaya gerek olmadığını, hedefin gayet ne olduğunu belirtti.

Papandreu ayrıca, Hristofyas’la, bir yol haritası çerçevesine dahil olacak ve yine bu AB sürecini değerlendirerek sonuç alabilecekleri eylemleri de ele aldıklarını açıkladı.

 

Papandreu ve beraberindekiler daha sonra İngilizler tarafından idam edilen EOKA’cıların anısına düzenlenen bir anıta saygı duruşunda bulundu ve Makondonisina bölgesindeki Rum şehitliğini ziyaret etti.

Yunanistan Başbakanı Papandreu, bugün önce Başpiskopos Hrisostomos’u makamında ziyaret edecek, ardından da saat 11.20’de Rum parlementosunda bir konuşma yapacak.

 

HÜKÜMETE GÜVEN OYU

 

Öte yandan Yunanistan'da, 4 Ekim'de yapılan erken genel seçimlerin ardından kurulan PASOK hükümeti güvenoyu aldı. Yunanistan Parlamentosu'nun 300 üyesinden 160'ı yeni hükümete ''Evet'' derken, 140 milletvekili ise ''Hayır'' oyu kullandı.

Parlamento'da PASOK'un 160, Karamanlis’in başkanı olduğu YDP'nin 91, Yunanistan Komünist Partisi'nin (KKE) 21, Radikal Sol İttifak Partisi'nin (SYRİZA) 13 ve Ortodoks Halk Birliği Partisi'nin (LAOS) 15 milletvekili bulunuyor.

STAR KIBRIS 20/10/09

 

All eyes on December
By Stefanos Evripidou

GREECE AND Cyprus will “cooperate closely” on the Cyprus problem while keeping all options on the table until the EU’s December evaluation on Turkey’s accession path, said Greek Prime Minister George Papandreou on his first official visit to the island yesterday.

Speaking during his first official visit abroad as Greek premier, Papandreou said repeatedly that Greece was once again by the side of Cyprus, adding, “not just in words but in practice”. He highlighted that assisting President Demetris Christofias to achieve a just and viable solution of the Cyprus problem based on the agreed parameters was a priority of his government.

Papandreou said it was necessary to utilise the European framework in the most effective way, adding that the European Council of December was important because Turkey’s EU course would be objectively assessed.

“The message I have conveyed to the people of Turkey was that we want you to be a friendly country, a country which has the right to join the EU but also one which I will always be sincere with, talking about the problems which divide us and which we have to solve,” he said.

Papandreou noted that one of those problems is the Cyprus problem and the fact that “there is still occupation in the Republic of Cyprus”.

Papandreou called on Ankara to meet its obligations towards the EU, including normalising relations with Cyprus and contributing to a resolution of the Cyprus problem. “There is stagnation in Turkey’s accession process in relation to issues which the EU has set out for Turkey, and we need to give an impetus with a view to help not only Turkey’s EU course but also the settlement of major issues, such as the Cyprus question,” said Papandreou.

The Greek Prime Minister said he agreed with Christofias to continue their close cooperation on the Cyprus problem, intensively until December and afterwards.

During a joint press conference, Christofias said the two governments would focus their attention in the coming months on their European partners to exert pressure and influence on Turkey “to be rational” and realise that it is in its own interest to implement its obligations towards Cyprus and the EU.

The president said he hoped Turkey and the Turkish Cypriot community got the message that Greece and Cyprus support Turkey’s full membership, adding, however, that “we are not masochists after all”.

“We cannot accept that Turkey will proceed without any problem to full EU membership without first resolving the Cyprus problem on a sound basis,” said Christofias.

The two leaders had a tête-à-tête meeting followed by official talks with delegations of both governments, during which the two leaders discussed “how to handle things and in which direction our moves will be targeted to be effective”, said Papandreou, in reference to the run-up to Turkey’s December evaluation by the European Council.

The Greek PM stressed there can be no troops on the territory of an EU member state, especially troops of a candidate country. Cyprus’ accession to the EU deprives Ankara of any pretext which it might apply to justify the continuing occupation of Cyprus’ northern areas, which are European territory.

“EU membership actually means the peaceful coexistence of member states, the promotion and protection of human rights, a law abiding state which must be reunited and function effectively within the EU,” said Papandreou.

He called on the EU to undertake its responsibilities and contribute effectively to solving this major problem which is also a European problem.

Asked if they discussed any alternative plan in case the Cyprus negotiations come to a dead end, Christofias said: “It is Turkey which has alternative dangerous plans for Cyprus, launching threats if the Cyprus problem is not settled by April, as Ankara says.”

He added: “if there is no solution, due to the stance of the Turkish side, we will embark on an international campaign so that the world community will pinpoint the perpetrator and take measures.”

The Cypriot president highlighted that so far, despite positive statements to the contrary by the Turkish leadership, Turkey had done nothing of substance to help the talks progress or fulfil its obligations towards the EU regarding Cyprus.

The two leaders also discussed other issues of regional and international significance, including poverty, climate change and the global economic crisis, said Christofias. Papandreou’s visit ends today.

CYPRUS MAIL 20/10/09

 

Armenia: the end of the debate?
By Gwynne Dyer

THE FIRST great massacre of the 20th century happened in eastern Anatolia 94 years ago. Armenians all over the world insist that their ancestors who died in those events were the victims of a deliberate genocide, and that there can be no reconciliation with the Turks until they admit their guilt. But now the Armenians back home have made a deal.

On October 10, the Turkish and Armenian foreign ministers signed a accord in Zurich that reopens the border between the two countries, closed since 1993, and creates a joint historical commission to determine what actually happened in 1915. It is a triumph for reason and moderation, so the nationalists in both countries attacked it at once.

The most anguished protests came from the Armenian diaspora: eight million people living mainly in the United States, France, Russia, Iran and Lebanon. There are only three million people living in Armenia itself, and remittances from the diaspora are twice as large as the country’s entire budget, so the views of overseas Armenians matter.

Unfortunately, their views are quite different from those of the people who actually live in Armenia. For Armenians abroad, making the Turks admit that they planned and carried out a genocide is supremely important. Indeed, it has become a core part of their identity.

For most of those who are still in Armenia, getting the Turkish border re-opened is a higher priority. Their poverty and isolation are so great that a quarter of the population has emigrated since the border was closed sixteen years ago, and trade with their relatively rich neighbour to the west would help to staunch the flow.

Moreover, the agreement does not require Armenia to give back the Armenian-populated parts of Azerbaijan, its neighbour to the east. Armenia’s conquest of those lands in 1992-94 was why Turkey closed the border in the first place (many Turks see the Turkic-speaking Azeris as their “little brothers”), so in practical terms Armenian president Serge Sarkisian has got a very good deal.

The communities of the diaspora, however, believe the Armenian government has sold them out on the genocide issue. Their remittances are crucial to Armenia, so President Serge Sarkisian has spent the past weeks travelling the world, trying to calm their fury. In the end, he will probably succeed, if only because they have nowhere else to go.

But can any practical consideration justify abandoning the traditional Armenian demand that Turkey admit to a policy of genocide? Yes it can, because it is probably the wrong demand to be making.

Long ago, when I was a budding historian, I got sidetracked for a while by the controversy over the massacres of 1915. I read the archival reports on British and Russian negotiations with Armenian revolutionaries after the Ottoman empire entered the First World War on the other side in early 1915. I even read the documents in the Turkish General Staff archives ordering the deportation of the Armenian population from eastern Anatolia later that year. What happened is quite clear.

The British and the Russians planned to knock the Ottoman empire out of the war quickly by simultaneous invasions of eastern Anatolia, Russia from the north and Britain by landings on Turkey’s south coast. So they welcomed the approaches of Armenian nationalist groups and asked them to launch uprisings behind the Turkish lines to synchronise with the invasions. The usual half-promises about independence were made, and the Armenian groups fell for it.

The British later switched their attack to the Dardanelles in an attempt to grab Istanbul, but they never warned their Armenian allies that the south-coast invasion was off. The Russians did invade, but the Turks managed to stop them. The Armenian revolutionaries launched their uprisings as promised, and the Turks took a terrible vengeance on the whole community.

Istanbul ordered the Armenian minority to be removed from eastern Anatolia on the grounds that their presence behind the lines posed a danger to Turkish defences. Wealthy Armenians were allowed to travel south to Syria by train or ship, but for the impoverished masses it was columns marching over the mountains in the dead of winter. They faced rape and murder at the hands of their guards, there was little or no food, and many hundreds of thousands died.

If genocide just means killing a lot of people, then this certainly was one. If genocide means a policy that aims to exterminate a particular ethnic or religious group, then it wasn’t. Armenians who made it alive to Syria, then also part of the Ottoman empire, were not sent to death camps. Indeed, they became the ancestors of today’s huge Armenian diaspora. Armenians living elsewhere in the empire, notably in Istanbul, faced abuse but no mass killings.

It was a dreadful crime, and only recently has the public debate in Turkey even begun to acknowledge it. It was not a genocide if your standard of comparison is what happened to the European Jews, but diaspora Armenians will find it very hard to give up their claim that it was. Nevertheless, the grown-ups are now in charge both in Armenia and in Turkey, and amazing progress is being made.

n Gwynne Dyer is a London-based independent journalist whose articles are published in 45 countries.

CYPRUS MAIL  

AB 'KKTC'ye yardım kesildi' haberlerini yalanladı

Avrupa Birliği, Annan planı referandumunda yüzde 65'le çözüme "evet" diyen KKTC için 2004 yılında hazırladığı 259 milyon euroluk Mali Yardım Tüzüğü'nden 42 milyon euroyu, "KKTC'deki siyasi gerginlik ve Kıbrıs sorununun girmiş olduğu çıkmazdan dolayı askıya aldığı" yönünde Türk basınında çıkan haberleri yalanladı.


AB Komisyonu sözcüsü Amadeu Altafaj Tardio, günlük olağan basın toplantısında bir soru üzerine, "Hiçbir mali yardımı askıya almadık" dedi.

AB bütçesinde imzalanan sözleşmelerle ilgili ödeme taahhütlerinin ve fiili ödemelerin ayrı kalemlerde yapıldığını anlatan Altafaj Tardio, "Kıbrıslı Türklere (KKTC) yardımda bazı ödemeler ilk başta planlandığından daha geç yapılacak, çünkü buradaki özel durumlar nedeniyle birkaç aylık gecikme var. 259 milyon avroluk mali yardım programında öngörülen bütün sözleşmelerin büyük ölçüde yıl sonuna kadar imzalanması bekleniyor" dedi.

Tardio, "Fakat AB Komisyonunun daha önce 2009 yılında yapmayı planladığı 42 milyon avroluk ödeme daha sonraya kalacak. Bu nedenle 2009 yılında öngörülen ödemelerinden 42 milyon euroluk indirim yapmak gerekiyor. Sözleşmeler kapsamındaki ödeme taahhütleri ise (2009 yılında planlandığı gibi) kalacak" diye konuştu.

Bu yılki ödemelerde ertelenen 42 milyon euronun gelecek yıla aktarılacağını belirten Altafaj Tardio, "Başka bir deyişle Kıbrıs Türk toplumuna ayrılan fonlarda hiçbir kesinti yoktur, yardım programı planlanandan birkaç ay gecikmeli uygulanacaktır" dedi.

AB Komisyonu, Rum tarafının engellemeleri nedeniyle Şubat 2006'dan bu yana 259 milyon euroluk mali yardımın, uygulamaya girdiği Şubat 2006'dan bu yıl ortasına kadar sadece yüzde 15'ini (38,5 milyon euro) harcayabildi. Bu dönemde 130 milyon euroluk en büyük kısmı altyapı yatırımlarına ayrılan Mali Yardım Tüzüğü kapsamında yapılan ihalelerin toplamı 84,5 milyon euroya ulaştı. 23,3 milyon eurosu KKTC'deki AB ofisinin ve projelerin giderleri için ayrılan toplam 259 milyon euroluk paketten kalan 235,7 milyon avronun bu yıl sonuna kadar KKTC'nin sosyal ve ekonomik açıdan kalkındırılması amacıyla su dağıtımı, kanalizasyon, ulaşım, telekomünikasyon, çevrenin korunması ve eğitim projeleri için açılacak ihalelere dağıtılması gerekiyor.

Öte yandan, Avrupa Komisyonu'nun Kıbrıs masası eski şefi olan Leopold Maurer de, Kıbrıs sorununun çözümüne hukuki destek sağlamak amacıyla Avrupa Birliği adına Kıbrıs'a gönderildi.

Avrupa Komisyonu'nun Kıbrıs özel temsilcisi sıfatıyla görev alacak olan Maurer, müzakerelere doğrudan katılmasa bile, Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün AB müktesebatına uyumu konusunda destek sağlayacak.

Sanatçılardan liderlere destek


Bu arada, bazı Kıbrıslı Türk ve Rum sanatçılar, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla müzakerelere devam eden KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'a pankartlı destek verdi.

Liderleri çözüm yönünde cesaretlendirmeyi amaçlayan bazı sanatçılar, Lefkoşa ara bölgede müzakerelerin yapıldığı BM binasının girişinde, liderlere destek belirten pankartlar sergiledi.

Pankartlarda Türkçe ve Rumca olarak, "Sadece kendi toplumum değil diğer toplumun ve Kıbrıs'taki tüm toplumların da geleceğini ve mutluluğunu düşünerek hareket edeceğime...", "Bütün farklılıkları kucaklayıp armoni içinde var olabilecekleri bir gelecek kurmaya çalışacağıma..." diye başlayan, yemin şeklinde ifadeler yer alıyor.

Pankartlardaki yazıların birer kopyası liderlere de verildi.

CNN TURK 22/10/09

 

Mülkiyete bugün başlayacaklar

   

* “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altındaki “Dış İlişkiler” konusunu ele alan, liderler, bugün saat 10:00’da yeniden bir araya gelecek.

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri kapsamında dün yeniden bir araya gelerek, “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altındaki “Dış İlişkiler” konusunu ele aldı. Liderler, bugün saat 10:00’da yeniden bir araya gelerek “Mülkiyet” konusunu görüşmeye başlayacak.

Liderlerin planlanan diğer görüşmeleri ise 27 Ekim Salı günü saat 10:00’da; 2 Kasım Pazartesi günü saat 16:00’da ve 6 Kasım Cuma günü saat 10:00’da gerçekleştirilecek.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’in ev sahipliğinde, ara bölgede müzakereler için tahsis edilen binada saat 15:00’de başlayan dünkü görüşme yaklaşık 2 saat sürdü.

Görüşme sonrasında liderler görüşme yerinden her zamanki gibi açıklama yapmadan ayrılırken Downer kısa bir açıklama yaptı.

Liderlerin, heyetler arası görüşmeye geçmeden önce  yaklaşık bir saat süren baş başa bir görüşme gerçekleştirdiğini ifade eden Downer, bugün “Dış İlişkiler” konusunu görüşen liderlerin yarın “Mülkiyet” konusunu ele alacağını söyledi.

Basının sorularını da yanıtlayan Downer, liderlerin geçen hafta gerçekleştirdikleri son görüşmede “Yürütme” konusunu ele aldıklarını, tarafların bu konuda ortaya konulan önerileri düşünmek için bir düşünme süresi olduğunu ve bu konunun ilerleyen zamanda tekrar ele alınacağını kaydetti.

Liderlerin “Yürütme” konusunda bir ilerleme kaydedip kaydetmediğinin sorulması üzerine ise Downer, “Buna verilecek en iyi yanıt, istikrarlı bir ilerleme kaydettikleri ve farklı fikirleri değerlendiriyor olduklarıdır” dedi.

 

TALAT: DIŞ İLİŞKİLER ERTELENEDİ


Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Dış İlişkiler” konusunun tarafların yakınlaştırma önerileri ile birlikte ertelenmesine karar verdiklerini bildirdi

Talat, “Genel olarak bu anlamda yakınlaşma var, ama üzerinde anlaştığımız bir mekanizma oluşmuş değil” dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, yarınki görüşmede “Mülkiyet” konusuna geçeceklerini ve bu konuda ilerleme olmasını beklediğini de söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile görüşmesi sonrasında Cumhurbaşkanlığı’na gelişinde basın mensuplarına açıklama yaptı.

“Dış İlişkiler” konusunu görüştüklerini belirten Cumhurbaşkanı Talat, bu konuda Rum tarafının daha önce temsilcilerin görüşmesi sırasında sunduğu öneriler bulunduğunu, bugün Türk tarafı olarak kendilerinin de önerilerini verdiklerini anlattı.

“Bu aşamada bu konunun tarafların yakınlaştırma önerileri ile birlikte ertelenmesini kararlaştırdık” diyen Talat, yarın “Mülkiyet” konusuna geçeceklerini söyledi.

“Dış İlişkiler” konusunda tarafların pozisyonlarını, yakınlaşma olacağı düşüncesi ile diğer tarafın endişelerine cevap verecek hale getirdiğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, birinci turda tarafların bu konuda önerilerini sunduklarını, önerilerle ilgili olarak iki tarafın da endişeleri ve hassasiyetleri olduğunu ve bu turda iki tarafın da bu hassasiyetlere cevabi öneriler sunduğunu ifade etti.

Talat, “Objektif olarak her iki öneriye bakarsanız daha önceki önerilere göre birbirine çok daha yakın öneriler sunulduğu görülür. Genel olarak bu anlamda yakınlaşma var ama üzerinde anlaştığımız bir mekanizma oluşmuş değil. Ama yakınlaşma olduğuna göre bir ileri adıma gidelim mülkiyet konusuna gidelim, çünkü en ciddi ayrılık ondaydı. Onda da yakınlaştırırsak bana göre önemli bir gelişme sağlamış olacağız. Bir ilerleme oldu demem mümkün değil, ama eski önerilere kıyasla daha yakın noktadayız” dedi.

 

BAŞBAKAN’IN AÇIKLAMASI

 

Başbakan Derviş Eroğlu’nun dün Bakanlar Kurulu girişinde yaptığı açıklamada görüşme tutanaklarını takip ettiğini ve gözlemlerinin anlaşmanın uzak olduğu yönünde olduğunu söylediğinin belirtilerek bu konudaki değerlendirmesi istenen Cumhurbaşkanı Talat, “Başbakan bu konuda değerlendirme yapabilir. Anlaşmanın uzak veya yakın olduğunu söylemek de bir yorum meselesidir” şeklinde konuştu.

Bu yorumun doğal olduğunu kaydeden Talat, “Ben de zaten her şey mükemmeldir, tamamdır, ilerleme büyüktür demiyorum. Ama bana göre ilk pozisyonlarımıza bakılırsa bugün daha iyi noktadayız” dedi.

Başka bir soru üzerine, “Mülkiyet” konusunda ilerleme beklediğini de belirten Talat, yarın Hristofyas’la ele almaya başlayacakları “Mülkiyet” konusunun birkaç görüşme gerektirebileceğini de söyledi.

 

DOĞRU ÇÖZÜM TÜRKİYE’NİN GÖREVİ

 

Bu arada, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, AKEL Merkez Komitesi’nin önceki gün gerçekleştirdiği üç saatlik toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “iki egemen devletin ortaklığını değil, (Kıbrıs sorununun) doğru çözümünü desteklemenin Türkiye’nin görevi olduğunu” söyledi.

Haravgi gazetesi, “Avrupa Sorumluluklarından Kaçınılmasına İlişkin Türk Sızlanmaları” başlıklı haberinde, Hristofyas’ın, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, “Ankara’nın liman ve havaalanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açması için Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılmasına” ilişkin söylediklerini; Türkiye’nin, AB ve “Kıbrıs Cumhuriyeti” karşısında üstlendiği sorumlulukları yerine getirmemek için ortaya koyduğu “sızlanmalar” olarak nitelendirdi.

Türkiye’nin; Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılması konusunda daimi bir isteme sahip olduğunu dile getiren Hristofyas, söz konusu istemin, ne Türkiye’nin Avrupa Birliği katılım süreciyle, ne de Birliğin kararlarıyla ilişkisi olduğunu öne sürdü.

STAR TURK 22/10/09

 

Papandreu ‘ret cephesiyle’ buluştu

   

Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreu, Rum tarafındaki temasları çerçevesinde, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas başta olmak üzere Rum siyasi parti başkanları, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskposu Hrisostomos’la, bir araya geldi, birtakım etkinliklere katıldı.
EVRO.KO (Avrupa Partisi) ve Rum Ekologlar-Çevreciler Hareketi’nin önceki gün Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreu’yla bir araya geldiğini yazan Politis gazetesi, söz konusu partilerin, Papandreu’ya, “Türkiye’nin Aralık ayında gerçekleştirilecek olan AB değerlendirmesinden, zarar görmemiş bir şekilde geçmemesi gerektiği” görüşünü ilettiklerini kaydetti.
Gazeteye göre, EVRO.KO Başkanı Dimitris Şilluris, açıklamasında, partisinin Kıbrıs sorununun ele alınışıyla ilgili olarak birtakım endişeleri olduğunu da dile getirdi.
Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Genel Sekreteri İoanna Panayotu ise, Papandreu’yla bir araya gelmesinin ardından yaptığı açıklamada, “Rum ve Yunan hükümetlerinin; başlıkların açılması konusunda veto haklarını kullanarak; Aralık ayı ışığında güçlü bir tavır sergilemeleri gerektiğini” savundu.
Açıklamasında “yeni yol haritasına” da değinen Panayotu, bunun Papandreu tarafından yapılan siyasi bir açıklama olduğunu, bir strateji hareketi olmadığını ifade etti.
Gazete, Yunanistan Başbakanı’nın adadan ayrılmadan hemen önce Cikko ve Dillirga Metropoliti Nikoforos’la görüştüğünü de belirtti.
Papandreu’nun; Kıbrıs temasları çerçevesinde, “Tüm Kıbrıs Kayıp Yakınları Komitesi Başkanı” Nikos Theodosiyu’yla da bir araya geldiğini bildiren gazete, Theodosiyu’nun yaptığı açıklamada, kazı ve kimlik tespiti sürecinin araştırmaların sadece bir kısmını teşkil ettiğini Papandreu’ya ilettiklerini söylediğini yazdı.

STAR KIBRIS 22/10/09

 

Property issue back on the peace talks agenda
By Stefanos Evripidou

THE TWO leaders will move on to discuss the contentious property issue today after failing to conclude talks on the federal executive during yesterday’s direct talks.

President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat met for three hours yesterday at the UN’s Good Offices where they discussed the external relations of a united Cyprus for at least the second half of their meet.

During the first half, according to the UN’s Special Adviser Alexander Downer, the two had a tête-à-tête, along with their aides. It is believed the two leaders spoke in private about the controversial and topical issue of the federal executive which has been at the heart of some fiery TV shows and news reports in the last week.

Ever since Christofias submitted a revised proposal on a rotating presidency, where the President and Vice-President are elected separately but from a common electoral roll, using weighted votes for the election of the Turkish Cypriot candidate, the issue has been given a large amount of coverage and criticism in the Greek Cypriot press and among party officials, particularly from coalition partner DIKO.

Downer said the two leaders had entered “a period of contemplation” on the executive while they talk about external relations.

“They have a bit of time to think about some of the ideas that have been put on the table there,” he said, adding, “We will see how it goes”.

The Australian diplomat did not rule out a return to the executive in the coming weeks, noting “these are big issues and different proposals come forward”. If the issue proves too big to overcome then the question of the federal executive will have to be moved to the “third basket” of issues where there is no convergence, and a give-and-take process is expected.

According to Talat’s press website, the leaders were expected to finalise discussion on the executive yesterday, something which they appeared not to do. Asked whether they made good progress, Downer replied that the best answer to that was that “they’re exploring different ideas” and “making steady progress”.

He highlighted that during the second phase of talks, the two leaders were exploring a lot of different options on how to handle the different issues. “I would say it’s a productive process,” he said, adding that the leaders needed time to think about, work through and discuss a lot of bridging proposals.

The two will meet again today to begin the “second phase” of discussion on property, which Talat has identified as the hardest obstacle to a solution, claiming that nearly every single Turkish Cypriot now has some association to Greek Cypriot properties in the north.

CYPRUS MAIL 22/10/09

 

Old Nicosia turns into party zone for Peace Bus launch
By Sebastian Heller

OLD NICOSIA’S Phaneromeni Church will take on a party atmosphere tomorrow, with a grand-scale celebration featuring fire jugglers and frame drumming.

Nicosia Mayor Eleni Mavrou has said she plans on attending the event, which may just turn into a party with EU representatives also pledging an appearance.

The purpose of the celebration is to launch a Peace Bus tour around the island as part of the Jumpstart Youth Peace Campaign.

The Peace Bus Tour will involve the 30 core members of the Jumpstart Peace Campaign, 15 of whom are Greek Cypriot (averaging 23-30 years old) and 15 of whom are Turkish Cypriot (averaging 18-25 years old).

Approximately half of the participants have completed, or are studying for, postgraduate degrees.

The tour will begin in Nicosia this weekend, during which the Peace Bus will drive around some of Nicosia’s local streets and there will be a schedule of public speeches, community interaction and local interest activities.

The purpose of the initiative is to promote peace, co-operation and interaction between the two communities.

The tour will continue on weekends only all around the island until March 2010. Included amongst the places scheduled to be visited are: Paphos, Limassol, Larnaca, Lefkara, Omodhos, Lapithos, Kyrenia and Amochostos.

Various other prominent members of the international and NGO community have been invited and may be there “on the sidelines”, commented Larry Ferguson, a co-organiser of the event.

The celebration will also be attended by the participating members of the Jumpstart Peace initiative, including the event’s two co-ordinators, Nicolina Markidou and Huseyin Kursat.

The event will be opened on the Greek Cypriot side of the Green Line by the interactive drumming group Druminspire, whose aim it is to “get the party going”.

The celebration is starting at 5pm on the northern side with a public cocktail reception featuring the musical ensemble Jazz Futures.

“We don’t want to dictate to [bicommunal youth] what their future is: we want them to tell us what they want,” said Ferguson.

“To do this, we need to listen to them and support them in their growth.”

In pursuit of this objective, the Jumpstart Peace initiative has held training seminars on Conflict Resolution, Human Rights, Team Building, PR and Campaigning.

It is funded by the European Commission as a bi-communal project, with the Greek Cypriot participation being from local NGO Future Worlds Centre.

Party starts on Friday at 5pm with music and speeches on Lokmaci st in north Nicosia (just over the checkpoint) and continues from 8pm, in Phaneromenis Church square in old Nicosia
For more information, visit www.jumpstart-cyprus.org

CYPRUS MAIL 22/10/09

 

 

Economist: Geri dönüş bir yıllık gizli görüşmelerin sonucu

23/10/2009 RADIKAL

The Economist dergisi, Başbakan Erdoğan'ın PKK'lılara yaptığı "geri dönün" çağrısını "bir partiye davet"e benzetirken, karşılamalar için "gerçekten bir parti idi" ifadesini kullandı. Dergi, "Bu adım, Türkiye, Amerika, savaşçıların üstlendiği dağlık bölgesini kontrol eden Iraklı Kürtler ve belki de PKK arasında bir yıllık gizli görüşmelerden sonra gerçekleşiyor" savına da yer verdi.

"Barış grubu"nun Türkiye’ye dönüşü, prestijli The Economist dergisinin de dikkatini çekti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın PKK’lılara yaptığı "geri dönün" çağrısını "bir partiye davet"e benzetirken karşılamalar için "gerçekten bir parti idi" diyen The Economist, "Bu adım, Türkiye, Amerika, savaşçıların üstlendiği dağlık bölgesini kontrol eden Iraklı Kürtler ve belki de PKK arasında bir yıllık gizli görüşmelerden sonra gerçekleşiyor" diye yazdı. Dergi, ancak karşılıklı olarak güvensizliğin bulunduğunu belirterek "Bazı Kürtler, Türkiye’nin isyancıları dağdan indirdikten sonra eski baskıcı uygulamalarına dönmesinden kaygı duyuyor. Bu ise, pek mümkün görünmüyor" yorumunu yaptı.
İngiliz The Economist dergisi son sayısında "Yerlilerin Dönüşü" başlıklı haber analizinde "barış grubu"nun Türkiye’ye dönüşünü değerlendirdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın PKK’lılara yaptığı "Vakit kaybetmeyin, geri dönün" çağrısını "bir partiye davet" e benzeten The Economist, "Ve gerçekten bir parti idi, uluyan on binlerce Kürt, 19 Ekim’de barış getirebilecek bir jest olarak kendilerini teslim eden 34 PKK’lı savaşçısı ve sempatizanını karşılamak üzere sınıra akın ettiğinde" diye yazdı. Dergi şöyle devam etti:
"Bu adım, Türkiye, Amerika, savaşçıların üstlendiği dağlık bölgesini kontrol eden Iraklı Kürtler ve belki de PKK arasında bir yıllık gizli görüşmelerden sonra gerçekleşiyor."
Şiddete karışmayan PKK’lılar için bir af ilan etme planına Türkiye’nin "şahin generallerinin" karşı çıktığını da öne süren dergi, " Iraklı Kürtlerin Türkiye’yi adeta bağımsız olan devletlerini tanımaya zorlama umudu ile isyancılara bölgede serbestçe hareket etmelerine izin verdiğini ancak yaklaşan Amerika askerlerinin çekilişinin ve Irak’taki etnik ve mezhebi şiddetin tırmanması riskinin karşısında akılların başlara toplanmasına yol açtığını" kaydetti.
İngiliz dergisi, artık Türkler ile Iraklı Kürtlerin aralarında sorunları bir kenara ittiğini, Türkiye’nin şimdi Kuzey Irak’tan petrol ithal ettiğini ve Erbil’de bir konsolosluk açmayı planladığını, bunun karşılığında da Iraklı Kürtlerin PKK’yı sıkıştırdığını da belirtti.

"PKK GİDEREK DAHA İZOLE HİSSEDİYOR"
Bunun sonucunda PKK’nın giderek daha izole hissettiğini yazan dergi, fırsatı da gören cezaevindeki PKK lideri Abdullah Öcalan’ın, daha fazla adamına geri dön çağrısını yaptığını belirterek, hükümetin de belki Öcalan’ı İmralı’ya başka hükümlüleri gönderip tv izleme olanağını sağlayarak "ödüllendireceği"ni de öne sürdü.
The Economist, bütün bu gelişmelerin Başbakan Erdoğan’ın, Türkiye’deki "Kürtlerin daha çok siyasi ve kültürel özgürlük taleplerini tatmin etmeye yönelik Kürt açılımı" na uygun düştüğüne işaret ederken de, Türkiye’ye dönüş yapan grup tarafından getirilen mektuptaki taleplerin arasında ise, ordunun operasyonlarına derhal son verilmesi ve Kürt kimliğini tanınması amacıyla bir anayasa reformunun yapılmasının bulunduğunu ifade etti.

"ÇOĞU TÜRK HÜKÜMETİ DESTEKLİYOR AMA PKK’NİN TAKTİKLERİNDEN KUŞKULANIYOR"
Beklendiği gibi muhalefet liderlerinin "ihanet" diye bağırdıklarını kaydeden dergi, "Çoğu Türk’ün hükümetin girişimini desteklese de, birçoğu muhalefetin PKK’nın Türkiye’nin parçalanmasına yol açabilecek taktikleri kullanmasından kuşku duyuyor" diye yazdığı analizine son verirken şu görüşleri de dile getirdi:
"Ancak güvensizlik karşılıklı. Bazı Kürtler, isyancıları dağdan indirdikten sonra Türkiye’nin eski baskıcı uygulamalarına dönmesinden kaygı duyuyor. Bu ise, pek mümkün görünmüyor. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, defalarca sadece askeri yöntemlerle Kürt sorunun çözülmeyeceğini söyleşmiş bulunuyor. Ve Kürtlerin çoğunlukta olduğu Güney Doğu’da görev yapmış olan biri olarak biliyor olmalı."(ANKA)

 

400 milyar dolar istiyorlar

Rum tarafı, Türkiye ve KKTC aleyhine Avrupa’da açtıkları tazminat davalarına Amerika’yı da ekledi.

Bir grup Rum, Washington’da, mülkiyet hakları çiğnendiği gerekçesiyle Türkiye ve KKTC aleyhine 400 milyar dolarlık tazminat davası açtı. ABD’de şubeleri bulunan yatırım şirketi REMAX ile “HSBC” bankasının, Kuzey Kıbrıs’ta bulunan Rum mallarının yasa dışı kullanılmasına yardımcı olduğu ve de bundan yararlandığı ileri sürüldü.

KIBRIS 23/10/09

 

 

“Çözüme inancınızı sürdürün”

Royal Marine (Kraliyet Deniz Kuvvetleri) bandosu da yaptığı gösteriyle gecede ilgiyle izlendi.

İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet konuklara hitaben yaptığı konuşmada, son üç yılda adada birçok şeyin değiştiğini, liderlerin pek çok güven yaratıcı önlemi devreye soktuğunu, çevre ve kültür ile suç alanında çeşitli şekillerde işbirliğinin geliştirildiğini, en son da tatbikatların ertelendiğini hatırlattı.

2004’te Türklerin Annan Planı’nın başarısız olmasından dolayı hayal kırıklığına uğradığını bildiğini söyleyen Millet, yeni dönemde yenilenen umutlarla uzun zamandan beri süregelen Kıbrıs sorununun çözümünün beklendiğine işaret etti.

İki toplumlu, iki kesimli, iki kurucu devletten oluşan gerçek siyasi eşitlikte bir çözümün adada istikrarı da beraberinde getireceğini kaydeden Millet, bu şekilde Adadaki herkesin tam AB üyeliğinin meyvelerini alabileceğini belirtti.

“Benim sizlere mesajım, çözüme inancınızı sürdürün” diyen Millet, devam eden görüşmeleri “çözüm için eşsiz fırsat” olarak niteleyerek, fırsatın kaçırılmaması dileğinde bulundu.

HALKIN SESI 23/10/09

 

MÜLKİYET TIKANMASI

   

Cumhurbaşkanı Talat: Taraflar pozisyonlarını korumaya devam ediyor. Mülkiyetteki tıkanıklık aşılmadı. gelecek hafta ‘yönetim ve güç paylaşımı’ başlığı altında kalmaya devam edeceğiz. 

Rum Lider Hristofyas, Kıbrıs Rum tarafının, mülkiyet hakkının tanınmasına ilişkin tezinde sabit kalmayı sürdürdüğünü; Kıbrıs Türk tarafının ise, bunun aksine kullanıcı hakkında ısrarlı olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde, dün sabah yeniden bir araya geldi. Liderler, saat 10.00’da başlayan toplantıda, “Mülkiyet” konusunu ele aldılar ancak, gerek Talat, gerekse Hristofyas bu başlıkta anlaşamadıklarını açıkça ortaya koydu. Talat’ın “kullanıcı hakkında ısrar ettiği” bildirildi.
İki lider önceki günkü görüşmelerinde de “Dış İlişkiler” konusundaki önerileri ele almış ve bu konunun görüşülmesinin de ertelenmesine karar vermişti.
Ara bölgedeki BM tesislerinde yer alan görüşmenin ev sahipliğini, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer yaparken, liderleri çözüm yönünde cesaretlendirmek için bazı sanatçıların binanın girişine koyduğu ve birer kopyasını liderlere de verdiği pankartlar dün de sergilendi.
Pankartlarda Türkçe ve Rumca olarak “Sadece Kendi Toplumum Değil Diğer Toplumun ve Kıbrıs’taki Tüm Toplumların Da Geleceğini ve Mutluluğunu Düşünerek Hareket Edeceğime…” diye başlayan, yemin şeklinde ifadeler yer alıyor.

Downer: pozisyonlar korundu
Yaklaşık 2 saat süren görüşmenin ardından basına açıklama yapan BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, iki liderin görüşmenin büyük bölümünde baş başa “Mülkiyet” konusunu ele aldığını, daha sonra da heyetler arası görüşmede aynı konuya devam edildiğini kaydetti.
Downer, liderlerin önümüzdeki hafta salı günü “federal hükümetin yetkileri” ve “dış ilişkiler” konusunu ele almak üzere bir araya geleceklerini, liderlerin temsilcilerinin ise perşembe günü “mülkiyet” konusunu ele almayı sürdüreceklerini kaydetti.
BM diplomatı, görüşmenin ayrıntılarının sorulması üzerine, iki liderin konuyla ilgili pozisyonlarını ortaya koyduklarını belirtti. Downer, lider temsilcilerinin, perşembe günkü toplantıda bugün görüşülenlerin ayrıntılarını ele alacaklarını belirtti.

Talat: aşamadık

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde tarafların pozisyonlarını koruduğu “Mülkiyet”teki tıkanıklığın henüz aşılmadığını söyledi. Talat, “Ama tıkanıklık tescil edilmiş ve bir kere daha mühürlenmiş de değil. Taraflar pozisyonlarını muhafaza ediyor ancak kriterleri görüşmeye başlıyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile gerçekleştirdiği görüşmeden dönüşte yaptığı açıklamada, mülkiyet konusunda bir değerlendirme yaptıkları bugünkü toplantıda, tarafların pozisyonlarını korumaya devam ettikleri halde kriterleri ele almak konusunda anlaştıklarını söyledi.
Mülkiyetteki tıkanıklığın gerçek anlamda olmasa da bu yolla aşıldığını kaydeden Talat, “Taraflar pozisyonlarını korumaya devam ediyor ancak kriterleri görüşmeyi temsilcilerimiz ve ekiplerimiz görüşecek” dedi.

İyi niyetli bir yaklaşım

Talat, Türk tarafının herhangi bir tıkanıklığa yol açmadan sorunun çözüm için esneklikle birlikte elinden gelen bütün gayreti gösterdiğine ve gerekli adımın atılabilmesi için teşvik ettiğine işaret ederek, Rum liderle geldikleri noktanın bu anlayışla uyumlu olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, “Kıbrıs Rum tarafının pozisyonunu korumuş olmakla birlikte, böyle bir adım atılmasına onay vermesi sanırım iyi niyetli bir yaklaşımdır. Bunu bu aşamada takdir etmek gerekir” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gazetecilerin sorusu üzerine, “Mülkiyet”in liderler düzeyindeki müzakerelerin henüz tamamlanmadığını ve ertelenmediğini söyledi.
Talat, temsilcilerin kriterler üzerinde çalışmasından sonra gelecek toplantılarda mülkiyeti konuşmaya devam edeceklerini kaydetti.

Haftaya yönetim ve güç paylaşımı

Cumhurbaşkanı Talat, “Yönetim ve güç paylaşımı” başlığı altında kalmaya devam edecekleri gelecek haftaki görüşmede, yetkiler ve iş birliği anlaşması üzerinde duracaklarını kaydetti.
Talat, “federal hükümetin yetkileri” konusunda kalan son anlaşmazlık noktalarını çözmeye çalışacaklarını ve federal hükümetin kurucu devletlerle uluslar arası ilişkilerdeki işbirliğini ortaya koyacak anlaşma üzerinde görüş alışverişinde bulunacaklarını belirtti.

Çelebis konusu: bu filmi biz gördük

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrıs’ta Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın yakın mesai arkadaşı ve müzakere grubu üyesi hukukçu Tumazos Çelebis ile ilgili Güney Kıbrıs’taki tartışmaların sorulması üzerine, “Güney Kıbrıs’ta çözüm istemeyen çevrelerin özellikle müzakereleri yürüten ekibe bu tür saldırıları beklenen bir şeydir. Benzer şeyler bizde de oluyor” yanıtını verdi.
Çözüm istemeyenlerin Kuzey ve Güney’de birbirinden farklı olmadığını kaydeden Talat, “Farklı görünüyorlar ama öz itibariyle farklı değiller. O filmi burada da biz defalarca gördük” dedi.

Hristofyas: 2 taraf da ısrarlı

Öte yandan, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa ilişkin doğrudan müzakerelerde, iki tarafın da, mülkiyet başlığına ilişkin tezlerinde ısrarlı olduğunu söyledi.

Rum radyosu RIK’in haberine göre, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la dün yaptıkları görüşme sonrasında Başkanlık binasına dönüşünde açıklamada yapan Hristofyas, Kıbrıs Rum tarafının, mülkiyet hakkının tanınmasına ilişkin tezinde sabit kalmayı sürdürdüğünü; Kıbrıs Türk tarafının ise, bunun aksine kullanıcı hakkında ısrarlı olduğunu belirtti.

Hristofyas, gelecek hafta yapacakları görüşmede, merkezi hükümetin ve oluşturucu devletçiklerin yetkilerinin ele alınacağını ve daha sonra mülkiyet konusuna geri dönüleceğini de ifade etti.

STAR KIBRIS 23/10/09

 

Leaders bite into property issue
By Stefanos Evripidou

THE TWO leaders avoided deadlock over the “hot” property issue yesterday by giving their respective aides some homework to do first, without having to budge on their divergent positions of principle. They also displayed the first tentative signs of a common communications strategy.

The two leaders met for over two hours yesterday to discuss property where they stuck to their initial positions: the Greek Cypriot side maintains the dispossessed owner should have the final say on their property, while the Turkish Cypriot side argues for more of a balance between the rights of the current user and original owner.

However, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat and President Demetris Christofias overcame the mountainous hurdle by ordering their respective aides to meet next Thursday to prepare certain criteria on the property issue first.

Speaking on his return to the north yesterday, Talat described the latter decision as “a very good development” since it avoided deadlock and showed the Greek Cypriot side’s good will. He noted that the property issue had neither been completed nor postponed. The two leaders will return to the issue once the two aides, Georgios Iacovou and Ozdil Nami, complete the groundwork.

Christofias confirmed that the only common position of both sides on the property chapter was that both recognised the original owners as owners. From there on, each had a different view on whether priority in a settlement should be given to the original owner or current user.

The president said the two leaders would come back to the issue in ten days. Invited to comment on whether Talat respects the decisions of international courts on properties, Christofias replied: “We’re getting into things which will have me putting words into his mouth which have no relation to his views, so let’s not get into that now.”

A well-informed source told the Cyprus Mail yesterday that the two aides were asked to list the different types of properties concerned, whether they are being used, have been developed on or not, and then look at the range of possible remedies available, for example, compensation, exchange or restitution.

The two aides will prepare the ground for the leaders to engage in a “fruitful discussion on this because if they just stick to their principles, they won’t get anywhere”.

Regarding the much-debated proposals floating around on the federal executive, concerning rotating presidencies and weighted voting, the same source said that the two sides had managed to narrow them down to two complete bridging proposals. “Let’s put it this way, if the Cyprus talks fail, it won’t be down to the executive,” said the source.

Christofias’ top adviser, Toumazos Tselepis has come under repeated attack in recent days over the authenticity of his academic qualifications. The personal attacks appeared during commentators’ discussions on the latest Greek Cypriot proposal on the executive. Asked to comment, Talat expressed empathy, saying the Turkish Cypriot leadership has experienced similar attacks. It was to be expected from people on both sides who don’t want a solution, he added.

According to the UN Special Adviser Alexander Downer, the leaders will meet again next Tuesday to discuss the competencies of the federal government and external relations.

Meanwhile, bigwigs of the Turkish diplomatic scene are gathering in Ankara today and tomorrow to discuss the latest developments on the Cyprus problem and map out a plan to speed up the process and help get a result from the ongoing negotiations.

According to reports, Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoglu will head a meeting at the ministry with the participation of heads of missions abroad and ministry officials to evaluate the latest developments and discuss ways to accelerate the process. Any steps taken to help the process will likely have a positive impact before the key European Summit this December which will decide whether to impose any sanctions on Turkey for failure to meet its obligations to Cyprus and the EU.

CYPRUS MAIL 23/10/09

 

Diasporayı anlamak ama nasıl?


BAŞTA dostum Fransız şair Rouben Melik (1920-2007) olmak üzere Ermeni diasporasından yazar ve sanatçılarla “Ermeni Gailesi”sini yıllarca konuştum. (Rouben Fransa’da doğmuştu, karısı Ella Kurdian Rumelihisarlı idi.)

Hepsinde şunu gördüm: Ermeni sorunu 1915’te başlamıştı, daha öncesi yoktu. Anadolu’da her şey güllük gülistanlık iken Osmanlı kendi Ermeni kökenli vatandaşlarını kılıçtan geçirmiş ve tehcir uygulamıştı.

Son günlerde aynı görüşü tekrarlayan iki yazı okudum bizim gazetelerde.

AÇIK GÖRÜŞ

Bir yazar, Star Gazetesi’nin 18 Ekim 2009 tarihli “Açık Görüş” ekinde şunları yazıyor:

“Diaspora hakkında söz söyleyecek olanların, eğer biraz olsun vicdan taşıyorlarsa, diaspora lafını ağızlarına almadan önce oturup şu soruların yanıtını düşünmelerinde, üstelik kırk kez düşündükten sonra konuşmalarında yarar var.

Diasporanın nasıl oluştuğunu, 1915’te yaşananlar olmasaydı, diaspora dediğimiz insanların bugün birer Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olacağını, bu insanların, buradan, bu topraklardan, Sivas’tan, Malatya’dan, Diyarbakır’dan, Tekirdağ’dan, Samsun’dan dünyanın dört bir yanına dağıldığını ve bunun sebebinin yine bu topraklar üzerinde uğradıkları insanlık dışı tavır olduğunu hatırda tutmadan, diaspora hakkında söz söylemek hangi vicdana sığar? Yerinden yurdundan edilmiş, mülklerine, topraklarına el konmuş, kiliseleri yağmalanmış, yıkılmış, cami, kaymakamlık binası, ahır, silah deposu yapılmış bu insanlardan kalan mülkler üzerinde güzel güzel oturup, diaspora hakkında söz söylemek hangi vicdana sığar?”

KAN GÖLÜNDEN 1915’E

Bunların hepsi doğru, belki eksiği var ama fazlası yok! Ama öncesini unutup tarihi 1915’te başlatmak da hangi vicdana sığar? 1774 ile 1915 arasında ne oldu? Bunun yanıtını bulmak ve bilmek zorundayız. “Ermeni Gailesi” denen Ermeni meselesi, 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’na dayanarak Rusya’nın Ortodoks Hıristiyanların, dolayısıyla Ermenilerin koruyucusu rolünü üstlenmesiyle başlamadı mı?

Erzurum’daki İngiliz Konsolosu Trotter “Hiç kuşku yok ki, (1877-1878) Rus işgali sırasında yerel polis teşkilatına alınan birçok Ermeni, fırsattan yararlanarak Müslümanlara eziyet etmişlerdir” demiyor mu? Bir zahmet edip Bilâl N. Şimşir’in belgelere dayalı “Ermeni Meselesi” (Bilgi Yayınevi, s. 54) okunmalı.

1880 sonlarında başlayan kanlı Ermeni eylemleri, 1915’e kadar devam etmedi mi? Taşnak ve Hınçak’lar pek çok kan döküp pek çok insanın canına kıymadılar mı? (s. 66)

Rumeli’de isyanlar sonucu (ve Rusya sayesinde) Bulgar devletinin kurulmasını örnek alan Ermeni komitacıları Doğu Anadolu’yu kan gölüne çevirmedi mi?

Protestan misyonerlerin ABD’ye gönderdiği Ermeniler orada vatandaşlık hakkı kazandıktan sonra Anadolu’ya geri dönüp Ermeni çeteler oluşturmadılar mı?  Yakalandıklarında, ABD pasaportu taşıdıkları için cezalandırılmaktan kurtulmadılar mı?

1 YILDA 25 AYAKLANMA

Hınçak ve Taşnak komitacıları İstanbul’da sayısız suikast düzenlemediler mi? Sadece 1895 yılında 25 Ermeni ayaklanmasında binlerce insan öldürülmedi mi? Ermeniler Van’ı 80 bin insanın yok edildiği bir mezbahaya çevirmedi mi? Birinci Dünya Savaşı’nda Rus üniforması giyen Ermeniler Doğu Anadolu’da  hiç katliam yapmadılar mı? Diaspora bunları da öğrenmek, bilmek ve konuşmak zorunda. Sadece küçük bir bölümünü hatırlattığımız ihanet eylemleri hiç konuşulmadan Ermeni diasporasının hal ve gidişini anlamak mümkün mü? Bu da hangi vicdana sığar?

 

OZDEMIR INCE HURIYET 23/10/09

 

‘PKK ile gizli görüşme vardı’

DIŞ HABERLER SERVİSİ

İngiltere’de yayımlanan haftalık siyaset ve ekonomi dergisi Economist, Kandil ve Mahmur kamplarından 34 kişinin Türkiye’ye gelmesini konu aldığı yazısında, Türkiye, ABD ve Iraklı Kürtlerin bir yıldır gizli görüşme yürüttüğünü, görüşmelere muhtemelen PKK’nın da katıldığını yazdı

Makalede, “Bu adım, Türkiye, Amerika, örgüt üyelerinin üslendiği dağlık bölgenin kontrolünü elinde tutan Iraklı Kürtler ve büyük olasılıkla PKK arasında bir yıldır süren gizli görüşmelerin ardından geldi” denildi. Türk ordusundaki “şahin” generallerin PKK’lılar için af çıkarılmasına uzun süredir karşı çıktığı belirtilen yazıda, Iraklı Kürtlerinse “isyancıların” serbest şekilde dolaşmasına izin verdiği kaydedildi. Ancak şimdi ABD’nin Irak’tan çekilmeye hazırlanması yüzünden, Irak’ta etnik ve mezhepsel çatışmaların artabileceği korkusuyla bu işe yoğunlaşıldığı vurgulandı.

MILLIYET 24/10/09

 

CUMHURBAŞKANI TALAT ANKARA’YA GİDİYOR

Kıbrıs konusundaki gelişmeler Ankara’da üst düzeydeki toplantılarda ele alınıyor.
Ankara’da Kıbrıs konusunda gelinen son gelişmeleri değerlendirmek ve Türkiye Cumhuriyeti yetkilileriyle görüşmeler yapmak üzere Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın gelecek hafta Ankara’ya gitmesi bekleniyor.

BRT’nin haberine göre Cumhurbaşkanı Talat 29 Ekim Perşembe günü Ankara’ya gidecek.

Talat Ankara’da Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşecek.
Ankara’da devletin zirvesiyle müzakere sürecini masaya yatıracak olan Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile bir araya gelecek.

Talat, Ankara’daki temaslarını tamamlamasının ardından 30 Ekim Cuma günü KKTC’ye dönecek.
Öte yandan Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nda iki gün süreyle yapılan toplantılarda Kıbrıs konusu değerlendirildi.

STAR KIBRIS 24/10/09

 

‘Expel us if you want’ and bring back the Annan plan’
By Stefanos Evripidou

DIKO hit back yesterday after a shock invite from a DISY deputy to riling AKEL to show the coalition partner the door.

While DIKO spokesman Fotis Fotiou said the invite by Socrates Hasikos “neither concerns nor interests us”, the party’s vice-president Nicolas Papadopoulos had more to say.

“It is the absolute right of [AKEL leader] Mr Andros Kyprianou to accept the proposal of Mr Hasikos and seek to expel DIKO from the government, if that is what he wants, and in cooperation with (DISY leader) Nicos Anastassiades bring back the Annan plan,” said Papadopoulos.

The DIKO deputy added he would continue to voice his opinions “however much intellectual terrorism is used by the ruling party”.

DISY spokesman Haris Georgiades was quick to dispel any open thoughts on uniting the historic enemies of the right and left, saying DISY was not seeking or discussing cooperation with ruling party AKEL. He clarified that Hasikos had voiced his own views and not those of the party.

Government spokesman Stefanos Stefanou also commented on the unlikely marriage of AKEL and DISY, saying the government’s position on the Cyprus problem remained one of unity on the domestic front.

“If we have this phenomenon of continuous attacks, statements and disputes, then really, we are exploding unity on the domestic front,” said Stefanou.

Fotiou also repeated DIKO’s view that there was an urgent need to change tactic in the talks. He was saddened by the recent public disputes and recriminations among parties, saying they should stay focused on the targets set by the National Council. “Party tactics, petty politics, and personal targeting and approaches have to be abandoned. The relevance of the moment dictates it,” he said.

In a broadside to Kyprianou, Fotiou called on him “to understand that positions and ideas that are an extension of the Annan plan, not only do not serve our side, but clash at the same time with the will of the people as expressed in the 2004 referendum”.

Spokesman for the coalition partner EDEK, Demetris Papadakis held a press conference yesterday to clarify his party’s position that Christofias’ proposal for a rotating presidency was at odds with democratic principles.

Question marks over the academic qualifications of presidential adviser Toumazos Tselepis made another appearance yesterday with Papadopoulos offering a solution to end the endless probing of the adviser’s CV.

“There is a very simple way Mr Tselepis can end this criticism against him regarding this issue…make public his qualifications and degrees so the public can decide for itself on his expertise,” said Papadopoulos.

The DIKO deputy added that a lot of “hypersensitivity” was being shown by some regarding what he saw as legitimate interest in the man’s expertise, especially since his positions could be seen as dangerous for Cypriot Hellenism.

“We don’t see the same sensitivity from the same political circles when, for example, CyBC ‘prepares’ a TV panel to over-represent the view for a return to the Annan plan,” he added.

Meanwhile UN Special Adviser Alexander Downer said yesterday that of all the issues under discussion, at the talks, property was “one of the hard ones”.

He was speaking after a meeting with President Demetris Christofias at the Presidential Palace.

The two met to discuss progress so far and how the talks will proceed in the coming weeks. “There is no doubt that of all the issues that these talks confront, property is one of the hard issues,” said Downer.

The decision of the two leaders to delegate work to their two respective aides was described by the Australian diplomat as “a very constructive way to handle” the “complicated” property issue.

CYPRUS MAIL 24/10/09

 

Foreign couples travelling to north to select unborn babies’ gender
By Patrick Dewhurst

HUNDREDS of mothers-to-be could be travelling to the north for illegal sex-selection procedures each year, it emerged yesterday.

Following a report in the French newspaper, Le Parisien, that a French couple would come to Cyprus in 2011 to have the controversial, and illegal procedure done, one fertility clinic owner in the government-controlled areas, who wished to remain anonymous, said: "There are three fertility clinics in the occupied areas that are doing this (embryo sex-selection), and from my understanding they are very busy." Asked about the number of patients, the doctor added: "They do a lot of this in the north. It is not possible to say exactly, but certainly more than one a week."

There are two main methods of sex selection, sperm sorting and screening of in vitro fertilised embryos, known as "pre-implantation genetic diagnosis" (PGD). PGD sex selection for "medical" reasons is legal in many countries including the Republic of Cyprus and Turkey. It allows healthcare professionals to screen for hereditary diseases. "PGD can be done for medical reasons, or if the woman is over the age of 33 or 34" the clinic owner explained.

However, selection for "social" purposes, as in the case of the French couple that is visiting the occupied area, is illegal both in Cyprus and Turkey, who have both signed and ratified the 1997 Biomedicine Convention prohibiting social sex selection.

In the occupied areas, however, the procedure can be completed for €7,000, and one clinic, ‘North Cyprus IVF’, even advertises its gender selection services online to medical tourists.

"The Turkish-Cypriots in the occupied areas have not signed an agreement that sex selection can only be done for medical reasons." said the clinic owner.

Under Cypriot law, PGD can only be done with the consent of the patient's doctor. Asked whether depression following birth of an undesired baby, as was the case with the French tourist, counted, the clinic owner said "This would probably require the diagnosis of more than one doctor."


Antonis Vassiliou, former President of the Cyprus Medical Association was harshly critical of the practice. "This procedure is not just Illegal but beyond the bounds of medical ethics. We are talking about a place that nobody else says is a country. Tourists are taking a chance and relying on authorities that are not recognised." He added "I am very disappointed, as a person, as a doctor and as a Cypriot".

CYPRUS MAIL 24/10/09

 

Turkey says it wants to speed up Cyprus negotiations
By Stefanos Evripidou

TOP TURKISH diplomats met throughout yesterday at the Turkish Foreign Ministry in Ankara with the stated intention of discussing ways to speed up negotiations on the Cyprus problem and secure a solution in the coming months.

Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoglu attended the meetings, along with top Turkish diplomats and ambassadors from London, Athens, and other EU capitals. Discussions on how to approach the Cyprus talks in the coming months will continue today.

Foreign Minister Marcos Kyprianou yesterday doubted the stated objectives of the Ankara meetings, arguing that any decision to speed up the process and support the talks could only come from a high level, and not through meetings with diplomats.

“I believe they are preparing, because Turkey has started to come under criticism for not contributing to the talks, and not meeting its EU obligations,” said Kyprianou.

The minister said the top diplomats were summoned probably to discuss this criticism and “how they will pass on their own messages”.

Turkey will come under the microscope this December when the European Council will discuss the European Commission’s progress report for Turkey. The report highlighted areas where Turkey had made progress but also areas where it failed to meet its EU obligations. These include the failure to implement the Ankara Protocol, where it would open its ports to Cypriot vessels, and normalising relations with the Cyprus Republic.

The Cyprus government has made it clear that it cannot allow Turkey to progress in its EU accession path unhindered if the candidate country fails to take any steps towards solving the Cyprus problem or meeting its EU obligations. President Demetris Christofias has said Cyprus would go it alone if necessary in the European Council in imposing sanctions against Turkey, though close cooperation with the new Greek Prime Minister George Papandreou is expected.

The most likely scenario is the freezing of chapters in Turkey’s accession negotiations. There are currently eight chapters frozen out of a potential 35. Another option is simply blocking the opening of new chapters, though how many Cyprus could block before becoming a pariah of the Council remains to be seen.

One chapter that some member states are keen to open is the energy chapter. Turkey has carefully developed its importance to Europe’s energy supply, given its involvement in the Nabucco and South Stream natural gas pipe lines.

Speaking at the Fourth Plenary Session of the Mediterranean Parliamentary Assembly in Istanbul yesterday, Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan repeated his government’s desire to solve the Cyprus problem by the end of the year. Erdogan was quoted saying if both sides take the same win-win approach, the issue could be solved by the end of the year.

The Turkish leader reiterated the view that Cyprus should not have joined the EU before a solution, claiming German Chancellor Angela Merkel was of the same opinion.

He warned that if Cyprus said ‘no’ to one chapter, then all would be over. He also emphasised that as a ‘motherland’ and guarantor power, Turkey would only sit down in talks with the Greek Cypriots if Greece and the Turkish Cypriots were also invited.

DISY leader Nicos Anastassiades is heading a Cypriot team of deputies in Istanbul and is expected to talk at the Assembly today.

CYPRUS MAIL 24/10/09

 

Mülkiyette, ‘devlet arazisi mübadelesi’ şeklinde çözüm önerisi

“Mülkiyetle İlgili BM’nin Fikirler İçeren Çalışma Belgesi” başlıklı haberinde, BM’nin taraflara; ilkeleri çiğnemeden, engelleri aşmak amacıyla Mülkiyette başlangıç noktası olarak işleyecek  öneri ve teklifler sunmaya hazır olduğunu bildiren KATHİMERİNİ  gazetesi; BM’den ödenekli uzmanlar ve birimler tarafından hazırlanan bu malzemenin yer aldığı Temmuz 2009 tarihli belgeyi ele geçirdiğini yazdı.

Gazete, bahse konu belgede, diğer şeyler yanında, komünist rejim yıkıldığında Macaristan’da başarıyla denenen ve şu anda Letonya’da uygulanmakta olana benzer şekilde, malların; tahvillerle veya devlet arazisi alımı ile mübadelesiyle ilgili bir sistem de önerilmekte olduğunu savundu.

Buna paralel olarak ilgili belgede; olabildiğince çok Kıbrıslı Türkün ve Rumun, mal mübadelesini (takas) ileri götürmeye ikna edilmesinin önemli görüldüğüne işaret edildiğini aktaran gazete, haberini iç sayfasında, özetle şöyle sürdürdü:

“BM, yılın ilk yarısı içerisinde, Aleksander Downer başkanlığında ve BM’nin hizmet satın aldığı, mülkiyet konuları uzmanlarının tavsiyeleriyle; mülkiyet konusunda ‘kendi evinde’ yoğun bir çalışma yaptı. BM’nin geçen Temmuz ayındaki çalışma belgesinin; gazetemiz tarafından öğrenilen içeriğinden anlaşıldığı üzere bu çalışma; böylesine kritik bir meselede müzakerelerin batağa saplanmaması için  BM’nin düşünce malzemesi ve çıkış yolu olarak sunabilmesi için yapıldı.

Bahse konu çalışma belgesinde BM, mülkiyet başlığında bugüne kadar meydana gelen gelişmelerden özellikle hayal kırıklığı içinde görülüyor.. İki tarafın bu başlığa  yaklaşım felsefeleri arasında, daha fazla görüş birliğine varılmasına olanak tanımayan, önemli bir farklılık bulunduğunu düşünüyor. Bu nedenle BM, müzakerelerin ikinci turuna; tarafların emrine sunacağı bu malzemenin çıkmazın aşılması için kullanılması umuduyla, yeni fikirler ve öneriler koyarak hazırlandı.

BM, Lefkoşa’da, New York’la da uzlaşı içerisinde, iki toplum lideriyle yapmayı umduğu görüşmelerde ‘malzemesini denemeyi’ planladı. Yapılan planlamaya göre bu görüşmeler bu yılki BM Genel Kurul çalışmaları çerçevesinde gerçekleşecekti. BM’nin Lefkoşa’daki bürosundan bilgilerin sızması ve Aleksander Downer konusunda meydana gelen sansasyon nedeniyle bu malzemenin denenmesi planlamasına son verdi.

BM, Avrupa Toplumları Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Apostolidi-Orams, Ksenidi Aresti-Türkiye davalarındaki son kararlar konusunda özellikle kaygılıdır ve bu kararların müzakereleri olumsuz etkileyebileceği düşüncesindedir.  Lefkoşa’daki BM’ninTemmuz 2009 tarihli yazılı metnine göre, mülkiyet konuları uzmanı Hans Van Houtte, Kıbrıs örneğini inceleyerek; anlaşma ihtimali olabilmesi için iki tarafın  tezlerini kısmen gözden geçirmesi gerektiği soncuna vardı. BM, bu prizma altında; Kıbrıs Rum tarafının Avrupa mahkeme kararlarına daha çok mevzilenmesi ve iade, takas ve tazmin formülünün dengeli şekilde uygulanmasını görüşmeyi reddetmesini en muhtemel olasılık olarak not etti.

Aynı belgeye göre Avrupa mahkemelerinin ilgili kararları Kıbrıs Türk tarafındaki partileri de  daha çok güç birliğine, tutumlarını sertleştirmeye ve  iki toplumluluk üzerinde ısrar etmeye yöneltti.

İki tarafın, bir Mülkiyet Komisyonu kurulmasına yönelik olumlu tavırlarını dikkate alan BM, bu konunun, müzakerelerin ikinci turunda ilk olarak ele alınması gerektiği görüşündedir. Komisyon’un şekli ve yetkileriyle ilgili bir anlaşmaya varılmasıyla iki tarafın, kriterlerin uygulanmasını görüşmeye başlamasının daha kolay olacağına hükmetti.  BM ilgili belgesinde, ne bu ne de anlaşmaya varılması mümkün olmaması halinde  müzakerelerin Komisyon’un kurumsal yapısı, temyiz/itiraz mekanizması ve para kaynakları üzerinde yoğunlaşması gerektiğini savunuyor. Yine, iki tarafın çeşitli tesis etme yöntemlerine ilişkin bir müzakereye ilerlemeleri ve mübadelenin (takas) kolaylaştırılması için bir değerlendirme çerçevesi oluşturulması gerektiği üzerinde duruluyor.

Hali hazırda Bostonlu Avukat Jeff Bates’le birlikte gündeme gelen ve BM’nin Kıbrıs grubunda tartışılan önerilere göre;

-Yasal mal sahibi ve şimdiki kullanıcı malın mülkiyetine müştereken sahip olacak,

-Malın değeri yasal sahibinin elindeyken  sahip olduğu değer (ve buna enflasyon da eklenecek) temelinde veya  malın bugünkü değerine (yani gerçek satış fiyatı) mal üzerinde yapılan inkişafın da birlikte hesaplanması temelinde hesaplanacak,

Bu yeni bir yaklaşımdır ve bugüne kadar, değerlendirmenin; malların gerçek satış fiyatları temelinde değil -ki işgal bölgelerinde çok daha düşük olduğu açıktır- malların değerlendirmesi özgür ve işgal altındaki bölgelerde geçerli olan değerleriyle yapılacağı tartışılıyordu.

Yukarıdaki hesaplamalar ile, mal sahibine ve kullanıcısına verilecek bono/tahvillerin sayısı şekillenecek, bu bono/tahviller (yasal mal sahibi tarafından) mal satın alımı veya (şimdiki kullanıcı tarafından) malın idamesi amacıyla kullanılabilecek.  Bunlardan birinin, malı idame ettirmek istememesi durumunda bonolar üçüncü şahıslara satılabilecek.”

 

HALKIN SESI 25/10/09

 

Day of togetherness in old Nicosia
By Zoe Christodoulides

FRIENDSHIP and understanding between communities will be a dominant catchphrase in Nicosia next Sunday as two interlinking events bring the need for unity to the fore.

The day will start off with hundreds of kids, parents and teachers descending on the historic centre of the capital on both sides of the Green Line as part of an educational bi-communal event.

Organised by the United Cyprus Platform and the Cyprus Association for Historical Dialogue and Research among other local groups, the occasion is publicised as one that will bring revived hope for peace on the island.

All about uniting youth and educationalists from both communities, they will spend the morning exploring Nicosia and many of its historical buildings. As ideas are shared and friendships are formed, organisers hope to cultivate a spirit for change.

The walk will then end with plenty of food and chatter at the Rainbow Festival organised by KISA (Action for Equality, Support and Anti-Racism).

Marking the 11th event of its kind, the multicultural festival in the park by Eleftheria Square has become well known for bringing all nationalities and cultures together in one all-embracing affair.

“There are definitely more crowds coming to the event now than before. Last year we had lots of people from diplomatic bodies, offshore companies and various cultural centres,” says KISA head, Doros Polycarpou. “But what we haven’t seen is any increase in Greek Cypriots coming to the event: that’s still a big barrier that we haven’t managed to break.”

Filled with plenty of vibrant entertainment including music and dance, crowds can watch shows, enjoy a nibble from various international cuisines, and pick up all sorts of information on activities and organisations related to migrants, asylum seekers, refugees and foreign students.

Nicosia Mayor Eleni Mavrou will also be speaking at the occasion which has now become officially recognised by the Ministry of Education and Culture. “This year Cyta Vodafone also asked to support the event which shows some good recognition on a wider level,” explains Polycarpou.

The same festival will also come to life in Limassol the following weekend on Sunday November 8, with all activities centred opposite the Catholic Church in Molos. On both occasions, festivities will begin at 11am and will end at 5pm. Entrance to the festival is free and organisers are happy to see as many people as possible to take part in celebrations.

n All those wishing to take part in next Sunday’s walk can contact walksinnicosia@gmail.com or call 99-372147

CYPRUS MAIL 25/10/09

 

AKEL rejects Turkey’s proposal for ‘four-way dialogue’

PRESIDENT Demetris Christofias’ proposal to meet directly with Turkey’s Prime Minister Recep Tayyip Erdogan to discuss the Cyprus problem has been met with a counter-proposal for “a four-way dialogue”.

In the second part of an interview given to the Athens correspondent of Turkish newspaper Sabah, Christofias is said to have proposed a bilateral meeting to Erdogan during a 15-minute conversation they had on the sidelines of the United Nations General Assembly session last month in New York.

Christofias is reported as saying that the Cyprus problem will only be solved if Turkey shows some initiative, which why he proposed to meet the Turkish premier directly.

Erdogan yesterday made a counter-proposal of “a four-way dialogue” in a speech he gave to the Fourth plenary session of the Parliamentary Assembly of the Mediterranean, which opened in Istanbul. The dialogue would most likely involve the two sides in Cyprus plus Turkey and Greece.

AKEL leader Andros Kyprianou yesterday rejected Erdogan’s proposal, saying that Turkey’s often-stated position of including Turkish Cypriot representatives in formal talks “has not been accepted nor is likely to be accepted by our side, for the simple reason that the Turkish Cypriot community cannot be treated on an equal basis with the Republic of Cyprus”.

CYPRUS MAIL 25/10/09

 

Hristofyas’ın ‘Çözüm Çerçevesi

   

Rum Yönetimi Başkanı Dimitirs Hristofyas’ın, 14-17 Eylül tarihlerinde gerçekleşen maraton toplantısında Rum Ulusal Konseyi’ne sunduğu “Anayasal Çözüm Çerçevesi” metni, federal devletin temel ilkelerine ilişkin yorumlarıyla birlikte, tam metin olarak yayınladı.
Hristofyas’ın söz konusu metni sunarak, Rum Ulusal Konseyi’nin, Konsey üyesi çoğu partinin, Anayasal (çerçevede) kullanılan terimlerle ilgili müşterek yorum olması talebine yanıt verdiğini savunan Politis gazetesi, metni, şöyle aktardı:

* TEK VE BİR EGEMENLİK: Tek ve bir egemenliğin (single sovereignty) uluslararası hukuktaki klasik anlamıyla, iki yönü vardır. Birincisi; devletin uluslararası ilişkilerinde bağımsız olacağı; ikincisi de, devlet yetkisinin içte en üst yetki olacağı, bütün diğer iç yetkilerin (mesela bölgesel federal devletlerin erk organları) hiyerarşik olarak merkezi yetkinin altında olacağı anlamındadır. Bu da federal anayasanın bölgesel anayasaların üzerinde olmasıyla ifade edilir.
Tek bir egemenlik; devletin tek olacağı anlamına gelir. Bu nedenle bütün bağımsız federal devletlerin tek bir egemenliği vardır.

* TEK VE BİR ULUSLARARASI TEMSİLİYET: Tek ve bir uluslararası temsiliyet, egemenlikten kaynaklanıyor ve dolayısıyla birincil, yani devlet, uluslararası temsiliyeti olan yerde egemenlik de vardır. Uluslararası temsiliyet uluslararası hukukun yalnızca devlet olduğu anlamına gelir, asla bölgelerinin değil. Bu, bölgeler tarafından sözleşmeler yapılması sınırlı hakkını ihtimal dışı bırakmaz ancak bu uluslararası temsiliyetle aynı anlama gelmez çünkü hak kendiliğinden olmaz, federal anayasa tarafından verilir. Kıbrıs Türk tarafı, Belçika modeline atfen federal bölgelere, kendi yetki alanları içerisindeki bütün alanlarda uluslararası anlaşmalar yapma hakkı talep ediyor. Bizim taraf böyle bir hakkı; doğrudan veya federal hükümet aracılığıyla değil, başka ülkelerin egemenliği/boyunduruğu altındaki makamlarla sadece ticari ve kültürel anlaşmalar için kabul ediyor.

* TEK BİR VATANDAŞLIK: Vatandaşlık bir kişiyi devlete, ait olduğu halka bağlayan kamu hukukudur. Her devlette tek bir vatandaşlık vardır. Çifte vatandaşlık yalnız, iki ayrı egemen devletin vatandaşlığına sahip olan vatandaşlarla ilgilidir ve birleşik bir devlette vatandaşların asla ayrı vatandaşlığı olamaz. Çoğu federal devlette iç vatandaşlık denilen şeyle karşılaşılıyor ki bu ne tek bir vatandaşlığı ortadan kaldırır ne de bununla ilgisi vardır... çünkü siyasi hakların kullanılması ve temel özgürlüklerin düzenlenmesi gibi iç yönetim düzenlemeleri nedeniyle gereken maksatlar vardır.

* FEDERASYON: Gerçek şudur ki bugün 20 kadar federal devlet vardır (ancak bunlar dünya yüz ölçümünün neredeyse yarısını kaplıyor ve dünya nüfusunun yüzde 40’ı buralarda yaşıyor) ve birbirine benzeyen iki tanesini bile bulamazsınız. Her bir federasyonun kendi özellikleri vardır. Federasyondan federasyona fark var. Ancak bu gerçeğin bir yarısıdır. Öbür yarısı; istisnasız bütün federasyonların ortak nitelikleri bulunduğudur. Her bir federasyon en az iki bölgeden oluşur, her birinin kendi erk organları (hükümet, meclis, mahkemeler) vardır ve bölgelerin kendi erk organları bulunmadığı doğrudan hükümet erkine bağlı oldukları üniter devletten farkları buradadır.

* İKİ BÖLGELİLİK: İki bölgeliliğin 1977 Doruk Anlaşması’nda yer almadığı savunuluyor. Gerçekte, bu terminoloji orada yoktur. Ancak bizi tabelaların değil içeriğin ilgilendirdiğini söylediğimize göre, söz konusu anlaşmanın ilgili içeriğini görelim:
‘(1) Bağımsız, bağlantısız, iki toplumlu federal cumhuriyet talep ediyoruz
(2) her bir toplumun idaresi altında olacak toprak ekonomik yaşayabilirlik ve ya verimlilik ve mal sahipliği ışığı altında görüşülmelidir.
(3) Serbest dolaşım, yerleşim, mülkiyet gibi ilke meseleleri ve diğer özel konular; iki toplumlu bir federasyon sisteminin temel zemini ve Kıbrıs Türk toplumu için ortaya çıkabilecek bazı pratik zorluklar dikkate alınarak, müzakereye açıktır.

* İKİ TOPLUMLULUK: Her iki toplumun da federal organlara ve kararlara etkin şekilde katılacağı anlamına gelir. Bu unsur yeni değildir, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda vardır.

* SİYASİ EŞİTLİK: Güvenlik Konseyi’nin tanımına göre: Siyasi eşitlik ile, bütün federal organlarda eşit sayısal katılım kastedilmez. Federal anayasanın onaylanması veya değiştirilmesi her iki toplumun onayını gerektirir, iki toplumun federal hükümetin bütün organlarına ve kararlarına etkin katılımı olacak, federal hükümet bir toplumun çıkarları, eşitliği ve özdeş yetkileri ve iki federal eyaletin işleyişi aleyhine herhangi bir tedbir onaylamayacak. Sonuç olarak BM’nin belirlediği kapsamlı çözüm çerçevesi basittir: Bir devlet-iki toplum.

* KIBRIS CUMHURİYETİ’NİN DÖNÜŞÜMÜ: Federasyon oluşturmanın iki şekli vardır: Ayrı devletlerin birleşmesi (Almanya, İsviçre ve ABD) ve üniter devletin federasyona dönüştürülmesi (Belçika). İlk durumda devletlerin yer değiştirdiğini (basitçe söylemek gerekirse, mevcut devletlerin tasfiye edilmesi ve yeni, federal bir devlet kurulması) görüyoruz. İnci durumda da mevcut devletin devamını görüyoruz. Son örnek; devletin devletler arası nitelikli uluslararası örgütlere (BM, Avrupa Birliği gibi) katılımının devamını ve devleti bağlayan uluslararası anlaşmaların devamını güvence altına alır. Değişmez tezimiz; Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamının güvence altına alınması gerektiğindir ve partenojenez (bakir doğum) denilen şeyi reddetmemizin nedeni budur, zaten Talat da bundan (partenojenez) vazgeçeceğini vaat etti. Paradoks, 1960 anlaşmalarının, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamının ifadesi olmasıdır. Yani; Kuruluş Anlaşması (üsler de dahil) ve Güvenlik ve Garantiler Anlaşması.”

STAR KIBRIS 26/10/09

 

Nami: Çözüm mutlaka gelecek

   

* Cumhurbaşkanı’nın BM ve AB’yle İlişkilerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami’den seçme ifadeler:
- İki liderin ortak açıklamaları, “adayı yeniden birleşmiş olarak görmek istediklerini” kanıtlıyor.
- Türk ordu çıkmayacak, limanlar da çözümden önce açılmayacak.
- Rum tarafı sorun çözülmeden AB’ye üye olmakla, büyük bir avantaj elde etti.
- Kıbrıslı Rumlar, dikkatlerini Kıbrıslı Türkleri uzlaşmacı bir çözüme ikna etmeye odaklamalı.
- Kıbrıs Türklerin çözüm arzusunu kanıtlaması gerekmiyor. Bunu zaten 2004 yılında yaptı.
- AB’nin Kıbrıslı Türklere siyasi ve hukuki borcu; izolasyonunun kaldırılmasıdır.
- Müzakerelerde büyük çapta olmamakla beraber al-ver sürecinin başladı.
- Kıbrıs müzakerelerinin başarılı olacağından eminim.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, BM ve AB’yle İlişkilerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami, Kıbrıs sorununun çözüleceği konusunda kendinden emin.
Nami, “Türkiye’nin, siyasi eşitliğe dayanacak ve iki kurucu devletçikten meydana gelecek iki kesimli-iki toplumlu federasyon çözümü istediklerini ifade eden” iki liderin ortak açıklamalarının, “aslında adayı yeniden birleşmiş olarak görmek istediklerini” kanıtladığını dile getirdi.
Türkiye’nin tutarlı bir şekilde bu mesajı vermeye devam ettiğini söyleyen Nami, bilindiği üzere, iki lider tarafından bugüne kadar yeterince çalışma yapıldığını; Avrupa Birliği (AB), Ekonomi ve Yönetim konularında birçok görüş birliği belgesi mevcut olduğunu kaydetti.
Nami, sözlerinin devamında, “Türk politikasının bu görüş birliklerini desteklediğini” dile getirdi

ORDU ÇIKMAYACAK, LİMANLAR DA
ÇÖZÜMDEN ÖNCE AÇILMAYACAK

Nami Rum tarafında yayımlanan Alithia gazetesine verdiği demeçte, “Eğer şu an Rum kesiminin, Türkiye’nin iyi niyet göstermesi için; adadaki birliklerini çekmesi, Maraş’ı iade etmesi veya limanları açması gerektiğine dair beklentileri varsa, bunun gerçekleşmesinin söz konusu olmadığını” söyledi. Nami, “kesin bir şekilde söylüyorum ki, bunun gerçekleşmesi söz konusu değildir” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin iyi niyetinin bu tarz adımlarla bu şekilde değerlendirilmeyeceğini ifade eden Nami, fakat müzakere masasında ne olup bittiğiyle alakalı olarak, iki tarafın iyi niyetinin değerlendirilmesi gerekeceğini dile getirdi.
Katerina İliadi imzalı haberde, “Ancak, Türkiye’den hiçbir olumlu hareket yok…” ifadesine karşılık, “Sizin olumlu olarak isimlendirdiğiniz şey, bizim için olumlu bir adım değil” diyen Nami, Türkiye’nin yaptığı ve olumlu olarak da nitelendirilen şeyin iki lideri desteklemek olduğunu kaydetti.
Daha öncede söylediği üzere, Türkiye’nin; Kıbrıs Rum kesiminin muhtemel bir şekilde (Türkiye’nin gerçekleştirmesini) beklediği ve “olumlu” olarak nitelendirdiği adımları atmasının söz konusu olmadığını yineleyen Nami, bu hareketlerin müzakere masasındaki baskı unsurlarını artıracağının açık olduğunu; şu an ihtiyaçları olan şeyin bu olmadığını söyledi.

MÜZAKERELERDE İKİ TARAF
ARASINDA DENGE OLMALI

İhtiyaçları olan şeyin, müzakere masasında Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler arasında mümkün olduğunca çok denge ortaya çıkması olduğunu ifade eden Nami, Rum tarafının Kıbrıs sorununun çözümünden önce AB’ye üye olmakla Kıbrıslı Türkler karşısında büyük bir avantaj elde ettiğini vurguladı.
Kıbrıs Rum kamuoyunda gördüğü esas problemin; “(Kıbrıslı Rumların AB üyesi olmalarından dolayı) Rum tarafının; Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün Kıbrıslı Türklere olumsuz yansıması olacak olsa dahi, Türkiye’yi bilinçli bir şekilde dışarıda bırakabileceği” inancının hüküm sürmesi olduğunu söyleyen Nami, “yani Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun var olmaya devam edebileceğini ve Kıbrıslı Rumların da; AB karşısında “a” veya “b” yükümlülüğü olduğu için Türkiye’yi tehdit edebileceğini” belirtti.
Bunun yanlış olduğunu ve doğru bir yöntem olmadığını dile getiren Özel Temsilci Özdil Nami, Kıbrıslı Rumların; “dikkatlerini Kıbrıslı Türkleri uzlaşmacı bir çözüme ikna etmeye odaklamaları ve AB’yi; Kıbrıslı Türkler karşısında bir baskı unsuru olarak kullanmaya çalışmaya son vermeleri” gerektiğini ifade etti.

ÇÖZÜME OLAN ARZUMUZU
2004’TE ZATEN KANITLADIK

“Birçok Kıbrıslı Türk’ün, Kıbrıs Rum kesiminin bu tavrını gördüğü zaman, AB’yi kendileri aleyhinde kullanmak isteyen bir toplumla nasıl ortak olacaklarını kendi kendilerine sorduklarını” belirten Nami, Kıbrıs Türk tarafının çözüme olan arzusunu kanıtlaması gerekmediğini, bunu zaten 2004 yılında yaptıklarını dile getirdi.
Sürece kefil olarak, Türkiye’nin de, hali hazırda bunu yaptığını söyleyen Nami, geçmişle kıyaslandığı zaman şu an elle tutulur, gözle görülür gelişmeler yaşandığını; bunun BM Genel Sekreteri Ban’ın açıklamalarından da görülebileceğini anlattı.
Genel Sekreter Ban’ın, kısa zaman önce yaptığı açıklamaların birinde, “iki liderin geçtiğimiz yıl başardıkları şeyin, 30 yılda başarılandan daha fazlası olduğunu” dile getirdiği hatırlatmasında da bulunan Nami, bunun çok önemli olduğunu ve yakın gelecekte çözüme ilişkin hakiki bir perspektif bulunduğunu kaydetti.
“Peki, Sayın Hristofyas Kıbrıs Rum kesiminde konuşurken bütün bu iyimserliğin ortaya çıkmasına neden izin vermiyor” sorusuna; gülerek cevap veren ve “bunu kendisine sormanız daha iyi olur” diyen Nami, retçiler ve hükümetteki ortaklarından Hristofyas’ın şahsına saldırılar olduğunu gördüklerini ve bunun bir sebep teşkil ettiğini söyledi.
Hristofyas’ın, “attığı adımlarda çok dikkatli olduğuna dair bir mesaj vermeye çalıştığını” kaydeden Nami, başka bir sebebin de Türkiye’nin AB katılım sürecinin değerlendirmesiyle alakalı olduğuna inandığını dile getirdi.
Nami, “Rum Yönetiminin, AB’yi, Türkiye’ye baskı kullanmaya ikna etmesi için, Kıbrıs müzakerelerinde yaşanan ilerleme konusunda Hristofyas tarafından kötümser mesajlar verilmesinin bir strateji olduğunu” söyledi.

TÜRKİYE’NİN AB İLERLEMESİ KONUSU

“Türkiye’nin, Protokolü uygulamak için Aralık ayına kadar hangi adımları atmasının söz konusu olduğu” sorusuna karşılık, Ankara’nın bu konuya ilişkin adımlar atmasının söz konusu olmadığını belirten Nami, Türkiye’nin, AB’nin siyasi ve hukuki borcunun; Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılması olduğunu hatırlatmaya devam edeceğini” kaydetti.

MÜZAKERELER BAŞARISIZ OLMAYACAK

Kıbrıs müzakerelerinin başarısız olmayacağını ve müzakerelerin başarısız olmayacağından emin olduğunu söyleyen Nami, nüfus çoğunluğuna sahip olan tarafın, Kıbrıslı Türklerin güvenlik hissine ilişkin anlayış göstermesi gerektiğini belirtti.
Bunca yıldır, geçmişte gerçekleştirilen müzakerelerde, bu konunun hiçbir zaman bir çatışma konusu olmadığını sözlerine ekleyen Nami, bu konunun, (geçmişte) müzakerelerin başında “anlaşmalar sandığına” giren bir konu olduğunu anlattı.
“Şu an, Sayın Hristofyas’la birlikte, bunun büyük bir konu haline geldiğini” dile getiren Nami, buna son verilmesi ve ortaya daha mantıklı bir tutum çıkmasına dair umudunu ifade etti. Nami, Kıbrıslı Türklerin, kendilerini tamamen güvende hissetmeksizin, referandumda “evet” demelerinin beklenmemesi gerektiğine de işaret etti.

TC KÖKENLİLER KONUSU

Kıbrıs sorununun çözümünden sonra, adada kalacak TC kökenlilerin sayısının liderler arasında henüz görüşülmediğini dile getiren Nami, Avrupa yasaları uyarınca; “insanları hayatlarını kurdukları yerden zoraki bir şekilde gitmeye zorlayamayacakları konusunda net olmaları gerektiğini” ifade etti.
Kuzey’deki ilgili birimin resmi web sitesine bakılacak olursa, rakamların Rumlar tarafından iddia edilen kadar çok olmadığının görüleceğini aktaran Nami, bu rakamlara odaklanıldığı zaman, bunun çatışmaya/uyuşmazlığa sebep olacak bir konu olmayacağını belirtti.
Dönüşümlü Başkanlık konusunun, Rum lider Hristofyas’ın iktidara gelmesinden önce de var olduğunu söyleyen Nami, “Mülkiyet” ve “Yönetim” gibi başlıklarda Birlemiş Milletlerin birtakım uzmanlar istihdam ettiğini, bu uzmanların ise yararlı olan birtakım fikirler ürettiklerini kaydetti.
Nami, “Dönüşümlü Başkanlığın kabul edilmesinin sürece katkıda bulunan bir şey olduğunu, çünkü Kıbrıslı Türklerin, federal hükümetin başkanlığına Kıbrıs Türk toplumundan birinin seçilebileceğini bileceklerini” dile getirdi.

AL-VER BAŞLADI

Özel Temsilci Nami, gazeteye açıklamasında, “büyük çapta olmamakla beraber al-ver sürecinin başladığını” söyledi. Nami, “birtakım konularda küçük al-ver’ler yaşandığını” belirtti.
“Tarafların, masaya öneriler getirirken, Annan Planını kullandıklarını” ifade eden Nami, “tabi ki Annan Planını sayfa-sayfa kullanmadıklarını” belirtti.
Sıfırdan başlamadıklarını, aynı zamanda Annan Planının Birleşmiş Milletlerin bugüne kadarki çalışmalarının önemli bir bölümünü teşkil ettiğini söyleyen Nami, tarafların müzakereler masasına Planın istedikleri parçasını getirme konusunda serbest olduklarını dile getirdi.
“Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumların işgal altındaki mal-mülk haklarına saygı duyması” ifadeleri üzerine ise Nami, “Kıbrıs Türk tarafının herkesin mal-mülk hakkına saygı gösterdiğini, fakat mülkiyet hakkına saygı gösterilmesinin mülk sahibinin mülkü kullanmasına müsaade edilmesi gerektiği anlamına gelmediğini” belirtti.

STAR KIBRIS 26/10/09

 

Çözüm çabaları polemik yapılıyor

   

* “Derviş Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı olması ihtimalinden endişeleniyoruz. Ancak Türkiye, Kıbrıs sorununu çözmek istiyorsa, kendi görüşünü ister Eroğlu’na isterse bir başkasına empoze edebilir.”

AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, Filelefteheros gazetesine verdiği söyleşide, Rum Yönetimi Başkanı Dimtris Hristofyas’ın sarf ettiği çözüme ilişkin çabalara, Kıbrıs Rum tarafındaki bazı çevrelerin karşı bir polemiğinin bulunduğunu söyledi.
Kiprianu, bu çevrelerin, tek egemenlik, tek uluslararası kimlik, tek vatandaşlıklı, birleşik bir devlete yol açacak olan siyasi eşitlikli, iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm fikrini hiç bir zaman benimsemediklerini; bununla birlikte her şekilde Hristofyas’ın çabasına da son vermeye çalıştıklarını belirtti.
Bir soru üzerine Kiprianu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın bugüne kadar takındığı tutumun, bekledikleri şekilde olmadığını ve bunun da net olduğunu savundu. Kiprianu, sözlerinin devamında “kolayların ötesinde bazı alanlarda görüş birlikleri var mı” sorusu çerçevesinde, gerek kendilerinin gerekse Hristofyas’ın, Kıbrıs sorununa ilişkin olarak temel ilkelerde görüş birliklerini sağlamak için çalıştıklarını savundu. Kiprianu, kendilerinin, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve diğer ilerici Kıbrıs Türk dinamikleriyle birlikte, aynı zamanda iki toplum liderleri düzeyinde bunu arzuladığını söyledi.

ERROĞLU ENDİŞESİ

KKTC’de Nisan ayında yapılacak seçimlerin sorulması üzerine Kiprianu, seçimlerin ortamı etkileyeceğini belirtti. Kiprianu, bunun; seçimler ışığındaki olguların şekillenmesini de etkileyeceğini söyledi.
Kendilerinin, Derviş Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı seçimini kazanması ihtimalinden endişelendiklerini ifade eden Kiprianu, aynı zamanda da Türkiye’nin, Kıbrıs sorununu çözmek istiyorsa kendi görüşünü ister Eroğlu’na isterse bir başkasına empoze etmesinin mümkün olduğu görüşüne de sahip olduklarını söyledi. Kiprianu, ancak Eroğlu’nun seçilmesi ihtimalinin de olumsuz bir gelişmeyi teşkil edeceğini düşündüklerini savundu. Kiprianu, söz konusu bu endişenin de, kendilerini kötü çözüme itmesinin veya bunu kabul etmelerine neden olmasının mümkün olmadığını da söyledi.

STAR KIBRIS 26/10/09

 

Anastasiadis: Çözüm için acele ediyoruz

   

DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, Kıbrıs sorununun çözümü için acele eden tarafın Kıbrıs Rum tarafı olduğunu ileri sürdü.
Politis ve diğer gazetelere göre, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kıbrıs Rum tarafının çözüm çabalarında samimi olmadığı” şeklindeki açıklamasını, İstanbul’da 23-24 Ekim tarihlerinde düzenlenen Akdeniz Parlamenterler Meclisi zirvesinde yorumlayan Anastasiadis, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın samimi çaba içinde olduğunu savundu.
Anastasiadis ayrıca, iki tarafın üzerinde anlaşmaya vardığı parametrelerin dışında olan tezleri sunan Kıbrıs Türk tarafının aksine, Kıbrıs Rum tarafının çözüm istediğini iddia etti.
TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a; çözüm çabalarına özlü destek vermesi yönünde çağrıda bulunan Anastasiadis, Erdoğan’ın ayrıca, en kısa zamanda, tek egemenlik, tek uluslararası kimlik ve tek vatandaşlık, siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm bulunması için Kıbrıs Türk tarafı üzerinde nüfuzunu kullanmasını da talep etti.
Öte yandan Alithia, Akdeniz Parlamenterler Meclisi zirvesi toplantısına DİSİ Başkanı Nikos Anstasiadis’in yanı sıra milletvekilleri Dina Akkelidu, Nikos Kleanthus ve Yorgos Varnava’nın da katıldığını yazdı.

ERDOĞAN’A TEPKİ

Alithia, AKEL ve KS EDEK partilerinin, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs sorununa ilişkin dörtlü görüşme önerisine tepki gösterdiğini yazdı.
Habere göre, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın bu önerisinin Kıbrıs Rum tarafınca kabul edilmesinin söz konusu olmadığını zira Kıbrıs Türk toplumunun “Kıbrıs Cumhuriyeti” ile eşleştirilmesinin mümkün olmadığını savundu.
Kiprianu, ayrıca görüşmelere ilişkin olarak düşüncelerini ortaya koymadan önce, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’tan bilgi almaları konusunda da siyasi yetkililere çağrıda bulundu.
KS EDEK Merkez Komite Sekreteri Antonis Kutalianos ise, yaptığı açıklamada Erdoğan’ın bu önerisinin, Ankara’nın; “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin değerinin düşürülmesi ile “işgal altındaki toprakların yasa dışı oluşumuyla eşleştirilmesine ilişkin yıllara dayanan çabasını” kanıtladığını ileri sürdü.

STAR KIBRIS 26/10/09

 

47. RANDEVU BUGÜN

   

Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas bugün bir araya gelecek.

İki liderin bugünkü görüşmede, “federal hükümetin yetkileri” ve “dış ilişkiler” konusunu ele almaları bekleniyor. Görüşme, BM kontrolündeki ara bölgede, müzakereler için ayrılan binada saat 10.00’da başlayacak.

STAR KIBRIS 27/10/09

 

Talat-Hristofyas görüşmesi sona erdi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bugün yaptığı 48. görüşme sona erdi.


BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, yaklaşık 2.5 saat süren görüşmenin ardından yaptığı kısa açıklamada, liderlerin önce baş başa görüştüğünü, sonra heyetler arası görüşmeye geçildiğini bildirdi.

Bugün, 'federal hükümetin yetkileri' konusunun ele alındığını belirten Downer, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun perşembe günü bir araya gelerek, 'mülkiyet' konusuna ilişkin kriterleri görüşeceğini anımsattı.

Downer, liderlerin 2 Kasım Pazartesi günü yapacağı görüşmede ise 'mülkiyet' konusunun yeniden ele alınacağını söyledi.

STAR KIBRIS 27/10/09

 

Learning each other’s language to promote trust
By Patrick Dewhurst

PROMOTING the teaching of Greek in Turkish Cypriot schools, and Turkish in Greek Cypriot schools is an important part of a Cyprus solution, the EU Commissioner for Multilingualism, Leonard Orban said yesterday.

"From a multilingualist point of view, the fact that more people would be able to learn the language of the other community is extremely important. This is one of the key messages of the multilingual policy. By learning the language of others we are strengthening the intercultural dialogue,” said Orban who is currently on a visit to the island.

"I know it is sensitive here but it is part of the solution. It will improve trust, and help people to live together and interact,” Orban told a news conference in Nicosia.

Androulla Kaminara, Head of the EU Representation in Nicosia, highlighted a key issue, which is the number of Turkish teachers. She said: "There are presently ten Turkish language teachers in the secondary education system, compared with 16 for Spanish. Only eight per cent of students taking the Pancyprian Exams choose Turkish, compared with 29 in Italian. The vast majority would choose English.”

Orban said his visit had three objectives. “Firstly we wish to discuss with Cypriots the measures for the implementation of initiatives that will launch multilingualism. Secondly we wish to see different means of integration between communities and finally we wish to discuss the prospects for multilingualism if there is to be a settlement,” he said.

Asked how the EU might be able to support this kind of programme, Orban explained that the EU had financial instruments and political will to provide practical assistance to multilingual projects.

He mentioned the Community Lifelong Learning programme, which can finance language learning. “Secondly, we are already making significant practical efforts to support multilingualism. For example, we have already begun to translate our website here into Turkish,” he said.

Asked about the prospect of Turkish becoming an official EU language after a settlement, Orban said: "If there will be a settlement, we will not exclude Turkish becoming the 24th official language of the EU, but this decision would have to be made by the Council and with unanimous agreement".

“If there is an agreement and if council approves it, then we will have to be prepared. It will require a significant number of translators and interpreters; Around 100,000 page of acquis needs to be translated. In addition, anybody who wishes to work as a translator or interpreter must be an EU citizen, so they will need to be trained (soon)".

Today the commissioner will meet the Parliamentary committee of Education and the Rector of the University of Cyprus, Stavros Zenios. He also plans to meet President Demetris Christofias.

CYPRUS MAIL 27/10/09

 

‘US lackeys and extreme nationalists’
By Stefanos Evripidou

THE GAP between the two pro-solution parties AKEL and DISY grew wider yesterday after a leaked AKEL document described DISY officials as being either “US lackeys” or “extreme nationalists”.

According to yesterday’s Alithia, a leaked AKEL document allegedly intended for senior officials spoke of DISY as being split into two groups, those who are servile to the US, and an extremist nationalist wing. The document also accused former DISY leader and President, Glafcos Clerides, as being responsible for the Annan plan.

AKEL spokesman Stavros Evagorou claimed ignorance yesterday, saying he was not aware of the document, which he said had not been distributed to the ruling party’s official organs, the politburo and central committee.

Christos Christofides, a member of AKEL’s central committee, cleared up the mystery later in the day, clarifying in a written statement that the document was not an official AKEL document, but an informative document circulated among the AKEL youth group EDON.

Apart from informing students on the Cyprus problem, it also responded to extreme provocations from other factions against AKEL, President Demetris Christofias and the left-wing in general.

“We regret that the document was attributed to AKEL and its higher organs without cross-checking the facts,” said Christofides.

However, the damage had already been done and the jibes had reached their target. DISY spokesman Haris Georgiades called on AKEL directly to confirm or deny the existence of such a policy document published in Alithia.

At a time when AKEL talks publicly about unity and overreacts to criticisms of Christofias’ policies, it doesn’t hesitate to dish out unacceptable characterisations on DISY officials like “US lackey” and “whimsical”, said Georgiades, “Regardless of the fact that the most severe criticisms against Christofias’ policy comes from their own coalition partners”.

Speaking after a meeting of DISY”s executive, the spokesman said the party continued to believe that during these critical times, the needs of the country had to be put before ideological differences, though they be many.

Meanwhile, DISY leader Nicos Anastassiades had a phone conversation with Christofias yesterday to brief him on his meetings abroad. He said he would inform the President in the coming days on his party’s views on the ‘executive’ proposal in the direct talks.

The DISY leader said the issue of a rotating presidency in a united federal Cyprus was concluded long ago, through the 2005 codification of positions, and later through a series of statements made by the late president Tassos Papadopoulos.

“I have the impression this should be considered as something that was accepted,” he said. The essence was less the rotating presidency, which coalition partners EDEK and DIKO have directly opposed, and more the capabilities of the president to resolve differences.

On the equally divisive issue of weighted votes, whereby the Greek Cypriot votes for a Turkish Cypriot presidential candidate would be weighted based on the population ratio between the two communities, Anastassiades said to an extent this was a fair proposal to avoid the majority imposing its will on the minority.

“What we should consider is how this weighted vote will work in the future,” he said.

According to reports from the state broadcaster yesterday, DISY may propose changes to the executive proposal, including capping the proportion of weighted votes to protect the Greek Cypriot vote against an upsurge in the Turkish Cypriot population.

DIKO spokesman Fotis Fotiou once again voiced his party’s disagreement with any kind of rotating presidency, particularly one with weighted votes for the Greek Cypriot electorate.

“The argument that a rotating presidency has been already accepted because it was included in the Annan plan does not stand for us from the moment that the people rejected this plan,” he said.

CYPRUS MAIL 27/10/09

 

KKTC’de maaş indirimine isyan

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

KKTC’de kamu ve özel sektörü temsil eden 27 sendika, Ulusal Birlik Partisi (UBP) hükümetinin kamu çalışanlarının maaşlarını neredeyse yarı yarıya kesme girişimlerini protesto etmek için bugün genel greve gidiyor

 27 sendika, dün ülke genelinde, “Maaş ve ücretler Türkiye’deki seviyeye geriletiliyor” yazan bildiriler dağıttı.
UBP hükümeti ise, ekonomik kalkınma için maaşları düzenleyen tasarının yasallaşmasını istiyor. İşadamları Derneği de hükümete desteğini bildirdi. Ülkede “Maaşlar
Türkiye seviyesine çekiliyor” tartışması, UBP iktidarının, eski hükümet (CTP) döneminde gündeme gelen, “Maaş, Ücret ve Ek Ödenekleri Düzenleyen (Değişiklik) Yasa Tasarısı”nı Meclis Komitesi’ne getirmesiyle patlak verdi.
Sendikalar, yasanın Türkiye’den UBP iktidarına dayatıldığını öne sürerek, ayağa kalktı. 27 Sendika dün, “Bu yasa göç yasasıdır. Göç etmek istemiyorsan, direnelim” ifadelerini içeren ortak bir bildiri yayımladı. Milliyet’e konuşan Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası Başkanı Şener Elcil, “Dayatma ekonomik tedbirlerle, Rumlarla rekabet edemeyecek bir Kıbrıs Türk toplumu yaratılmaya çalışılıyor” dedi. Elcil, maaşlar düşürülürken, harcama giderlerinde de indirimler yapılması gerektiğini kaydetti.
Maliye Bakanı Ersin Tatar ise, “Sürekli Türkiye’den
para istemek olmaz. Tedbirler almamız gerekiyor. Kamuda 16 bin insan çalışıyor. Yasa bunları etkilemeyecek. Onlar aynı maaşları alacak. Yasa yeni gelecek memurlar için geçerli olacak” dedi.

MILLIYET 28/10/09

 

 

Mayın tarlasında patlama 1 ölü

BM’in mayın temizleme çalışmalarında dün sabah 08.00 sıralarında Lefkoşa’nın 10 kilometre güneyinde patlama meydana geldi. Mayın temizleyen Mozambikli Femisbeto Novele hayatını kaybetti. Ölen kişinin Kıbrıs’taki Mayın Temizleme Hareketi üyelerinden olduğu açıklandı.

Kıbrıs’ta beş yıldan bu yana yapılmakta olan mayın temizleme çalışmalarında ölümle sonuçlanan ilk kaza olduğu belirtildi.

BM’den yapılan açıklamaya göre, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’taki Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun, olaydan büyük üzüntü duyduklarını ve şok olduklarını söyledi. Zerihoun yaşanan kazanın Kıbrıs’ta hala konuşlanmış olan kara mayınları tehlikesinin trajik göstergesi olduğunu ifade etti. Zerihoun, ailesine başsağlığı dileklerini de iletti.

Kıbrıs’taki Mayın Hareketi Merkezi “BM Kalkınma Programı Gelecek İçin Ortaklığın bir projesi çerçevesinde çalışıyor. Merkez 2004 yılından bu yana Kıbrıs’taki BM Barış Gücü’nün katkılarıyla 14 bin mayını etkisiz hale getirdi. Aynı dönemde,  6.5 milyon metre karelik alanda bulunan 57 mayın tarlasının temizliği yapıldı.

Öte yandan Derinya’da da BM Barış Gücü’ne ait ancak uzun zamandır kullanılmayan mevzide önceki sabah 05.00 sularında yangın çıktığı bildirildi. Mevzinin üç odasının yandığı olayda kundaklama ihtimali elendi.

STAR KIBRIS 28/10/09

 

Talat, Ankara’da taktik çalışacak

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakere süreciyle ilgili temaslarda bulunmak amacıyla bugün Ankara’ya gidecek. Talat’a 2 günlük resmi temaslarında, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün ve müzakere heyeti eşlik edecek.

TAK muhabirinin elde ettiği bilgiye göre Talat ve heyeti, 29 Ekim kutlamalarının ardından Türkiye’den gelecek özel uçakla saat 14.30’da KKTC’den ayrılacak.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nda saat 16.00’da başlayacak heyetler arası resmi görüşmelerin ardından Cumhurbaşkanı Talat ve heyeti, gece de TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 29 Ekim resepsiyonuna katılacak.

Cumhurbaşkanı Talat, cuma günü saat 14.00’te Başbakan Recep Tayip Erdoğan ile baş başa bir görüşme yapacak, saat 14.30’da ise heyetiyle birlikte Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşecek.

Ortak basın toplantısının ardından Talat ve heyeti, tarifeli uçakla saat 18.00’de KKTC’ye hareket edecek.

STAR KIBRIS 28/10/09

 

Hristofyas: Neo-faşizmin kurbanıyız

   

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, “Biz de çağdaş neo faşizmin ve maalesef sonuçlarını 35 yıldır ayıklamaya ve iptal etmeye çalıştığımız felaketi getiren Helen veya Helen dilli -cuntaya ve EOKA B’ye böyle diyeyim- faşizmin kurbanıyız” dedi.

Rum radyosuna göre Hristofyas, Yunanistan’ın milli günü olan İtalyanlara “hayır” dedikleri 28 Ekim 1940’ın yıldönümü nedeniyle Güney Lefkoşa’da Ay. Yoanni Kilisesi’nde Başpiskopos II. Hrisostomos’un yönetiminde bu sabah gerçekleştirilen ayin sonrasında açıklama yaptı.

“Çok zor durumdayız, mücadele böylece sürüyor” diyen Hristofyas, “Helenlerin 1940-45 kahramanlığından feyiz alıyoruz” ifadesini kullandı. Hristofyas, “Hedefimiz işgale son vermek, Kıbrıs’ı yeniden birleştirmek, iki toplumlu iki bölgeli federasyon kurmak” dedi.

Hristofyas, iki toplumlu iki kesimli federasyonun kendi buluşları olmadığını, “Etnarh” olarak tanımladığı III. Makarios ve diğer 5 başkanın bu konudaki taahhütlerine bağlı kalmaya devam ettiklerini söyledi.

Rum Yönetimi Başkanı, “Biz de çağdaş neo faşizmin ve maalesef sonuçlarını 35 yıldır ayıklamaya ve iptal etmeye çalıştığımız felaketi getiren Helen veya Helen dilli -cuntaya ve EOKA B’ye böyle diyeyim- faşizmin kurbanıyız” ifadelerini kullandı.

II. Hrisostomos’un Kıbrıs sorunuyla ilgili açıklamalarını da soru üzerine yorumlayan Hristofyas, “Şimdi birbirimiz ile uğraşma zamanı değil. O zamanlar gerçek birlik içerisinde savaş veren Helen halkını onurlandırma zamanıdır. Helen halkının mücadelesinden feyiz alarak sonunda biz de  iç cephede birlik olalım” diye konuştu

STAR KIBRIS 28/10/09

 

Leaders ‘understand each other better’
By Stefanos Evripidou

THE TWO leaders yesterday got to “understand each other better” regarding the competences of a federal government while their aides will meet tomorrow to prepare the groundwork for the next topic on property.

According to UN Special Adviser Alexander Downer yesterday, the two leaders had a “good, open discussion” on governance while President Demetris Christofias noted “the chapter of governance cannot be completed easily”. He added that the two did not discuss external relations during yesterday’s talks. Both governance and external relations will likely be picked up during one of next week’s two meeting planned for Monday and Friday.

Speaking on his return from the talks, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat said the two sides have different approaches to the issue of federal government competences. On a more positive note, Talat said the two leaders used the meeting to ask each other questions and exchange proposals. Although no conclusion was reached, the two got to understand each other better, he said.

The leaders’ respective aides, Georgios Iacovou and Ozdil Nami, will meet tomorrow to expand on the criteria involved in the property issue, creating a list of the different types of property in question (used, developed, vacant) and potential solutions (like restitution, compensation or exchange). The property issue “is one of the very difficult issues” which needs a lot of work, Downer noted yesterday.

Talat is due to fly to Ankara tomorrow to meet with the “Big Three” in Turkey: President Abdullah Gul, Prime Minister Recep Tayyip Erdogan and Foreign Minister Ahmet Davutoglu. He is taking his negotiating team with him, particularly the experts on the governance and power chapter.

The Turkish Cypriot leader said he will also be briefed on the latest two-day meeting of Turkish diplomats in Ankara to discuss the Cyprus problem, from which there might be some “new ideas”, he said.

Opposition DISY leader Nicos Anastassiades is also travelling tomorrow to attend the European People’s Party Summit where he will meet with 13 heads of state and government on the sidelines of the summit to discuss Turkey’s role in the talks. He will also meet with Enlargement Commissioner Olli Rehn and European Parliament President Jerzy Buzek.

Anastassiades yesterday handed Christofias his party’s official positions on the president’s latest proposal on the executive, regarding the rotating presidency and weighted votes. DISY spokesman Haris Georgiades said it was not about being for or against but about taking into account the whole negotiating framework. The document confirmed that DISY was not dogmatic or absolute in its positions but ready to enter into a serious and responsible discussion on the relevant issues in the talks.

CYPRUS MAIL 28/10/09

 

ECHR: murdered soldier posed no threat
By Stefanos Evripidou

THE EUROPEAN Court of Human Rights yesterday charged Turkey with violating the right to life in two separate cases brought by Greek Cypriots against Turkey.

In the first case, concerning the application of Kallis and Androulla Panayi against Turkey, the Court ruled there was a violation of Article 2 of the European Convention on Human rights and awarded €35,000 to each in respect of non-pecuniary damages and €9,888.30 for costs and expenses.

The two took Turkey to Strasburg after their 19-year-old son serving in the National Guard, Stelios Panayi, was killed in June 1996 by Turkish occupation forces after entering the UN buffer zone while off duty and unarmed. Panayi had crossed the buffer zone to swap hats with a Turkish Cypriot soldier. When members of the UN Peace Keeping Force in Cyprus (UNFICYP) attempted to reach him to save his life, the Turkish armed forces fired shots, preventing him from receiving medical treatment, resulting in his death.

The Turkish government disputed the facts presented by the applicants, claiming that Panayi was “fully armed, making gestures by hand and calling the Turkish Cypriot soldiers to go over to him”.'

Disputing Turkey’s allegations that Panayi was armed, the Court ruled that “although Stelios had been wearing uniform and hence one could have assumed that he might have carried a gun, that fact alone could not in the circumstances have justified the shots fired at him”.

“The Turkish soldiers had been in complete control of the area and Stelios’ behaviour had not posed a threat to them; consequently the soldiers would have been able to stop him without jeopardising his life,” said the ruling.

The Court found unanimously that Stelios Panayi had been killed by representatives of the Turkish authorities who had used excessive force, not justified by the circumstances of the case, in violation of Article 2.

The second case concerns Georgia Andreou, now deceased, a British national who was shot by Turkish soldiers on August 14, 1996, during the killing of Solomos Solomou who was shot five times while trying to climb up a Turkish flag-pole. Solomou was attending the demonstration following the funeral of Tassos Isaak who had been kicked and beaten to death by Turkish Cypriot policemen and demonstrators three days earlier at a motorcycle rally.

Although standing outside the buffer zone, Andreou sustained a serious gunshot wound to her abdomen when Turkish and Turkish Cypriot forces opened fire on Solomou and the crowd.

According to two high-ranking UNFICYP members, uniformed Turkish or Turkish-Cypriot military personnel were seen kneeling down and firing in the direction of the demonstrators inside the UN buffer zone.

As a result, two British UNFICYP soldiers and two Greek Cypriot civilians (one of whom was the applicant) were hit by gunfire. According to the ECHR, this version of events was also confirmed in a report by the UN Secretary-General.

“The indiscriminate and unwarranted firing into the crowd which was gathering inside and outside the buffer zone had put numerous lives at risk. The fact that the applicant had not been killed was fortuitous,” said the Court.

The Court considered that, irrespective of whether or not the soldiers had actually intended to kill Andreou, she had been the victim of conduct which by its very nature had put her life at risk, even though, in the event, she had actually survived. Turkey was once again found guilty of violating Article 2, the right to life.

Anreou’s husband and children were subsequently awarded €585.68 in pecuniary damages, €40,000 in non-pecuniary damages and €10,000 in costs and expenses.

CYPRUS MAIL 28/10/09

 

 

Rum tarafı Türkiye'yi 'gözetliyor'

'Türkiye, AB üyeliği için Kıbrıs sorununu çözmek zorunda’ diyen Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Kipriyanu, ‘İslam dünyasıyla ilişkileri’ de dikkatle izlediklerini söyledi.

Güldener SONUMUT

NTV

29 Ekim. 2009 Perşembe

Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu, Brüksel'deki Avrupa Politika Merkezi'nde NTV'nin sorularını yanıtladı.

Rum bakan, Ada'da çözümün önünde hala uzun bir yol bulunduğunu vurgularken, Ankara'nın son dönemde dış politikada attığı adımların da yakından izlendiğini söyledi.

Brüksel'de ‘Türkiye'nin üyelik sürecini’ değerlendiren Kipriyanu, "Avrupa Birliği üyeliği için Türkiye, Kıbrıs sorununu çözmek zorunda. Ancak, Ankara İslam dünyasına daha fazla ağırlık vererek farklı bir yola girerse, biz de yeni bir durumla karşı karşıya kalırız" dedi.

Türkiye'nin limanlarını açmaması halinde, Aralık ayındaki zirvede Avrupa Birliği liderlerinin bu konuda bir karar almasını isteyeceklerini vurgulayan Rum bakan, "Türkiye'nin yerine getirmesi gereken yükümlülükleri var. Limanlarını, Rum gemi ve uçaklarına açması gerekiyor. Bunun yanı sıra Türk donanması ve savaş uçakları, kıta sahanlığımızda petrol ve doğalgaz araştırması yapan gemileri taciz ediyor.

İlerleme raporunda tüm bunlar var. Ama Türkiye'nin üzerine düşenleri yapmaması halinde doğacak sonuçlara dair önerilerin de olması gerekliydi. Amacımız Türkiye'yi cezalandırmak değil. Bunu istemiyoruz çünkü elimize bir şey geçmez. Yalnızca Türkiye'nin sorumluluklarını yerine getirmek zorunda olduğu açık bir hale getirilsin istiyoruz" şeklinde konuştu.

Kıbrıs'taki müzakere sürecini de değerlendirdi Kipriyanu, daha gidilmesi gereken uzun bir yol bulunduğunu belirtti.

Hristofyas'tan Türkiye-Hitler benzetmesi

Rum lider Hristofyas, Türkiye’yi Nazi Almanyası’yla karşılaştırmadığını vurguladığı konuşmasında, AB’nin Türkiye’ye karşı tavizkar tutumunun, İkinci Dünya Savaşı öncesi Hitler’e verilen tavizleri hatırlattığını söyledi.

 

NTV

29 Ekim. 2009 Perşembe

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Avrupa Birliği'nin Türkiye karşısında fazla tavizkar olduğunu iddia etti ve bu tavizleri İkinci Dünya Savaşı öncesinde Hitler'e verilenlere benzetti.

Brüksel'de konuşan Hristofyas, "Türkiye'yi Nazi Almanyası’yla karşılaştırmıyorum ama Türkiye'yi kızdırmamak için ona karşı gelmemek mantıklı değil. Bazı kurallar var ve Türkiye bu kurallara uymuyor" dedi.

Rum lider, "Durum bana daha saldırgan olmasını engellemek için Hitler'e verilen tavizleri hatırlatıyor. Sonuçta faşizm faşizmdir; Hitler de Hitlerdir" ifadesini kullandı.

Kıbrıs'taki müzakere sürecinde de derin fikir ayrılıkları olduğunu söyleyen ve Türkiye'yi suçlayan Hristofyas, tıkanıklığın büyük ölçüde Başbakan Erdoğan'dan kaynaklandığını savundu.

Hristofyas, Türk tarafının Kuzey Kıbrıs'ta Nisan 2010'da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimini takvim olarak dayatmak istediğini, bunun kabul edilemez olduğunu ifade etti.

 

Sıra Kıbrıs açılımında

KKTC Cumhurbaşkanı Talat Ankara’da temaslarda bulunurken kulislerde uluslararası konjektürün bu ara Türkiye’nin yapacağı bir Kıbrıs atılımı için müsait olduğu görüşü hakim.

NTV

29 Ekim. 2009 Perşembe

ANKARA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat temaslarda bulunma için Türkiye’ye geldi. Ankara’da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile biraraya gelen Talat yarın da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşecek.

Diplomatik kaynaklar bu dönem Türkiye’nin Kıbrıs konusunda yapacağı açılımlara Uluslararası konjektürün uygun olduğunu söylüyor.

Yunanistan'da iki ülkenin yakınlaşmasının mimarı Yorgo Papandreu yeniden iktidara geldi. Avrupa Birliği’nde Dönem Başkanı Türkiye’nin üyeliğini ciddi şekilde destekleyen İsveç. Ayrıca Başbakan Erdoğan Kasım ayında ABD Başkanı Barack Obama ile biraraya gelecek.

Dünyanın değişik yerlerindeki Kıbrıs ile ilgili büyükelçilerini bir masa etrafında toplayan Ankara bir yol haritası hazırlıyor.

Kıbrıs’ın hellimi tescillendi

Hellim peynirinin coğrafi işaret olarak tescillenmesi için geçen yıl Türk Patent Enstitüsüne yapılan başvuru sonuçlandı.

AA

29 Ekim. 2009 Perşembe NTV

ANKARA - Üretim alanı Kıbrıs Adası olan hellim peyniri “menşe adı” olarak tescillendi. Türk Patent Enstitüsü’nün tescil metninde hellim peynirinin ''taze hellim'' ve ''olgun hellim'' olmak üzere iki tipte üretildiği, en önemli özelliğinin de yayılmaması ve erimemesi nedeniyle sade ya da tava, ızgara gibi yöntemlerle pişirilerek tüketilmesi olduğu belirtildi.

Hellim peynirinin yapımında çiğ koyun-keçi, koyun-keçi-inek sütü karışımları veya ayrı ayrı koyun ve keçi sütleri kullanılabiliyor.

Tescil metninde; hellim yapımında kullanılan sütün, hayvanların beslendiği bitkilerin özelliklerinin ürettikleri sütün kalitesini, dolayısıyla bu sütten üretilen peynirin kalitesini etkilediğinin bilimsel olarak kanıtlandığı vurgulanıyor.

Hellim yayılmayan ve rimeyen bir peynir. Sade veya tavada ızgara gibi yöntemlerle pişirilerek yenilebiliyor.

TPE, Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nın hellim peynirinin tescil edilmesine ilişkin başvurusunu, Resmi Gazete'de yayımlanmak üzere Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme Genel Müdürlüğüne gönderdi.

İlanın Resmi Gazete'de yayımlanmasını takip eden 6 ay içinde ilgili herkes, tescil talebine itiraz edebilecek. Bu süre içinde her hangi bir itirazın gelmemesi durumunda tescil kesinleşmiş olacak.

COĞRAFİ İŞARET
“Coğrafi işaret” belirli bir bölgeden kaynaklanan bir ürünün, sadece o bölgede bulunabilecek karakteristik özellikler taşıdığını ifade eden ad ve işaretlere deniyor.

Hristofyas bu kez ağır konuştu "Hitler" dedi

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinde kurallara uymadığını ve AB'nin taviz verdiğini öne sürerek, bu durumun kendisine, "İkinci Dünya Savaşı öncesinde daha saldırgan olmaması için Hitler'e taviz verilmesini hatırlattığını" söyledi.


Hristofyas, İngiliz Guardian gazetesinin internet sitesinde yayımlanan demecinde, "Türkiye ve Nazi Almanya'sını kıyaslamadığını" belirtmekle birlikte, şu ağır ifadeleri kullandı:

"'Kızdırmamak için Türkiye'ye sorun çıkarmayın' demek mantıklı değil. Kurallar var ve Türkiye bunlara uymuyor. Bu durum bana İkinci Dünya Savaşı öncesinde daha saldırgan olmaması için Hitler'e taviz verilmesini hatırlatıyor. Faşizm faşizmdir, Hitler de Hitler'dir."

Kıbrıs'taki kapsamlı çözüm müzakerelerinin "beklentilerini karşılamadığını" kaydeden Hristofyas, "Farklılıklarımız ve fikir ayrılıklarımız var. Derin, derin farklılıklar" diye konuştu.

Hristofyas, Kıbrıs'ta tıkanıklığın büyük ölçüde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan kaynaklandığını savunarak, "Sayın Erdoğan ile her konuda anlaşamıyoruz" dedi

CNN TURK 29/10/09

 

Talat Ankara'daki temaslarına başladı

Türkiye'ye bir ziyaret gerçekleştiren Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya geldi.


Dışişleri Bakanlığı'nda yapılan görüşme öncesinde Davutoğlu, Talat ve KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün'ü Bakanlığın giriş kapısında karşıladı.

Görüşmenin başında basın mensuplarının görüntü almasına izin verilirken, açıklama yapılmadı.

İki günlük resmi ziyaret amacıyla bugün Ankara'ya gelen Talat, bu akşam Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Cumhuriyet Bayramı nedeniyle vereceği resepsiyona katılacak.

Cumhurbaşkanı Talat, yarın Başbakan Recep Tayip Erdoğan ile baş başa bir görüşme yapacak ve ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile bir araya gelecek.

Görüşmenin ardından iki Cumhurbaşkanının ortak basın toplantısı yapması bekleniyor

CNN TURK 29/10/09

 

Kıbrıs'ın "Hellim"i tescillendi

Haberi Paylaş ğ Facebook ğ Google ğ Twitter ğ Mixx ğ Digg ğ del.icio.us ğ reddit ğ MySpace ğ Stumble Upon

Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nın Hellim peynirinin coğrafi işaret olarak tescillenmesi için geçen yıl Türk Patent Enstitüsü'ne (TPE) yaptığı başvuru sonuçlandı.


AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, üretim alanı Kıbrıs adası olarak belirlenen Hellim peyniri, "menşe adı" olarak tescillendi.

TPE'nin tescil metninde hellim peynirinin "taze hellim" ve "olgun hellim" olmak üzere iki tipte üretildiği, en önemli özelliğinin de yayılmaması ve erimemesi nedeniyle sade ya da tava, ızgara gibi yöntemlerle pişirilerek tüketilmesi olduğu belirtildi.

Metne göre, hellim peyniri çiğ koyun-keçi, koyun-keçi-inek sütü karışımlarından veya ayrı ayrı koyun ve keçi sütlerinden yapılıyor.

Hellim yapımında süt hayvanlarının yem ihtiyaçlarının tamamının veya büyük bir kısmının Kıbrıs'taki serbest otlaklardan ve yerli bitkilerden üretilen kaba yemlerle karşılanmasından dolayı oluşan kendine özgü tat ve aromaya sahip çiğ veya pastörize Kıbrıs sütü kullanılıyor.

Bu süte antibiyotiklerin, bitki ilaçlarının ve diğer zararlı kimyasal maddelerin konulması yasak. Hellim yapımında kullanılan sütün kolostrum özelliğini yitirmiş olması gerekiyor. Bu nedenle hayvanın, doğumunu takip eden 5. veya 7. günden sonraki sütü alınıyor.

Tescil metninde; hellim yapımında kullanılan sütün, hayvanların beslendiği bitkilerin özelliklerinin ürettikleri sütün kalitesini, dolayısıyla bu sütten üretilen peynirin kalitesini etkilediğinin bilimsel olarak kanıtlandığı vurgulanıyor.

Hellim üretimi ve tüketiminin Kıbrıs'ta her çiftçi ailesi için vazgeçilmez olduğu ve ailelerin beslenme ihtiyaçlarının karşılanmasının yanı sıra sosyal dayanışma ve yardımlaşma fırsatı yaratılmasından dolayı da özel bir öneme sahip olduğu belirtiliyor.

Denetleme

Gerek süt üretimi ve bundan yapılan Hellim, gerekse Hellim peynirinin ambalajlanması Kıbrıs adası sınırları içinde oluşuyor, ancak denetimi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti illerinin idari sınırları içinde gerçekleştirilecek.

Peynirin teknik özelliklerinin denetimi, Tarım Bakanlığı'nın tayin ettiği yetkili merci tarafından yapılacak. Yetkili merci muayene, kontrol ve laboratuvar analizi yapma, buna bağlı olarak rapor hazırlama, hellimin üretimi, depolama ve pazarlanmasında gerekli analiz, kontrol ve denetimi yapmakla görevli olacak.

Ayrıca ürünlerin ambalaj ve ambalaj bilgileri konusunda tüketici şikayeti üzerine ve gerekli görüldüğü hallerde her zaman denetleme yapılabilecek.

Denetleme, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin "Coğrafi İşaretlerin ve Geleneksel Özellikli Ürün Adlarının Korunması Yasası'nın ilgili maddelerine uygun şekilde gerçekleştirilecek.

6 aylık itiraz süresi

TPE, Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nın hellim peynirinin tescil edilmesine ilişkin başvurusunu, Resmi Gazete'de yayımlanmak üzere Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme Genel Müdürlüğüne gönderdi.

İlanın Resmi Gazete'de yayımlanmasını takip eden 6 ay içinde ilgili herkes, tescil talebine itiraz edebilecek. Bu süre içinde her hangi bir itirazın gelmemesi durumunda tescil kesinleşmiş olacak.

Coğrafi işaret nedir?

Belirli bir bölgeden kaynaklanan bir ürünün, sadece o bölgede bulunabilecek karakteristik özellikler taşıdığını ifade eden ad ve işaretlere "coğrafi işaret" deniliyor.

Coğrafi işaretler "menşe adı" ve "mahreç işareti" olmak üzere ikiye ayrılıyor. Belirli bir bölgeden kaynaklanan ve bu bölgeye ait karakteristik özellikler taşıyan ürünün, söz konusu karakteristik özellikleri veren tüm aşamaları o bölgede gerçekleşmek zorundaysa bu durumda bulunan coğrafi işaretlere "menşe adı" deniyor. Menşe adına örnek olarak "Antep Fıstığı" verilebilir.

Ürüne karakteristik özellikler veren aşamalardan en az biri söz konusu bölgede gerçekleşmek kaydıyla, başka yerlerde üretim yapıldığında da aynı karakteristik özellikler elde edilebiliyorsa, bu durumdaki coğrafi işaretlere de "mahreç işareti" deniliyor. Mahreç işaretine örnek olarak da "Antep Baklavası" gösterilebilir

 

CNN TURK 29/10/09

 

Adım adım stratejiler belirlendi

Emin AKKOR- Ankara

Cumhurbaşkanı Talat, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün ve müzakere heyetinin katıldığı Ankara’daki Kıbrıs zirvesinin ilk gününde heyetler arası görüşmeler yapıldı.

Heyetler arası görüşme öncesi Cumhurbaşkanı Talat ile Dışişleri Bakanı Özgügün, Türkiye dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya geldi.Üç saat süren görüşmenin bir bölümü heyetler arası görüşmede geçti.

Davutoğlu ile yaptığı görüşmeden sonra Cumhuriyet resepsiyonun katılmadan önce kaldığı otelde zirveyi izlemek için Kıbrıs’tan gelen gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, dün başlayan ve bugün devam edecek temaslarda ‘yeni bir açılım yapılacak’ beklentisinin yanlı olduğunu vurguladı.

Kürt ve Ermeni açılımlarının ardından Türkiye’nin Kıbrıs açılımını gündeme getireceği beklentileriyle ilgili soruyu yanıtlayan Talat, Kıbrıs açılımlarının 2004’ten beri devam ettiği ve yeni olağanüstü bir beklentinin doğru olmadığını kaydetti.

PROAKTİF DURUM GÖZDEN GEÇİRİLDİ

Davutoğlu ile üç saat süren görüşmede müzakere sürecinde gelinen noktanın değerlendirildiğini belirten Talat, müzakerelerin ikinci turunda ele alınan ve yakınlaşılamayan konuların ele alındığını kaydetti.

Yönetim konusunda gelinen durumun değerlendirildiğini, heyetlerin de mülkiyet konusunu görüştüğünü hangi konularda nasıl bir esneklik gösterilebileceğini ele alındığını kaydeden Talat, yeni stratejiler oluştururken proaktif durumun gözden geçirildiğini kaydetti.

Çözüm konusundaki umudunu koruduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın Kıbrıs konusunda düzenlediği beyin fırtınası hakkında Bakan Davutoğlu tarafından bilgilendirdiğini belirtti.

Türkiye’nin AB üyelik süreci kapsamında limanlarını Rum gemilerine açılmasıyla ilgili beklentilerin dünkü görüşmede ele alınıp alınmadığıyla ilgili soruyu yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, “Limanların açılması söz konusu değil” değerlendirmesini yaptı.

ALGILAMALAR DA ELE ALINDI

Müzakere masasında gelinen durum ve Rumların izlediği stratejilerin değerlendirildiği dünkü toplantıda Rumların tavırları karşısındaki algılamaların da ele alındığını belirten Dışişleri Bakanı Özgürgün ise, Rum stratejilerine karşı kasım, aralık, ocak aylarında pozisyonun ne olabileceğinin de konuşulduğunu açıkladı.

Müzakere süreciyle ilgili endişe edecek bir durum olmadığını belirten Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Türkiye ile kurulan istişarekyle müzakere masasında ortak hareket edildiğini belirtirken, bunun “Türkiye söylüyor, Talat uyguluyor” eklinde yansıtılmasının doğru olmadığını kaydetti.

TALAT-EROĞLU GERGİNLİĞİ İÇ SİYASETE DÖNÜK

Başbakan Eroğlu ile Cumhurbaşkanı Talat arasında dönem dönem Kıbrıs sorununa dönük suçlamayıcı açıklamalarını, müzakere sürecinin iç politikaya dönük atışmaları olarak değerlendiren Özgürgün, her iki liderin de bu yönde sıkıntı yaşadıklarına dikkat çekti.

Kıbrıs konusunda bir “B” planı üzerinde durulmadığını ve sadece Ada’da kapsamlı bir çözüme ulaşılması hedefine odaklandıklarını vurgulayan Özgürgün, 22 dış temsilcilik yanında Bahreyn’de de temsilcilik açılacağı ve ardından da daha önce sorunlar çıkan bazı ülkelerde temsilciliklerin açılacağını açıkladı.

ERCAN’DA GREV YASAKLANDI, UÇMAYI DOĞRU BULMADI

Kıbrıs zirvesinden bir gün önce Ankara’ya gelmesi gündeme düştüğünde yoğun spekülasyonlar nedeniyle bundan vazgeçen Hüseyin Özgürgün, Ankara’ya Çarşamba günü gelme düşüncesinin Mülkiye’deki bir randevusundan dolayı olduğunu açıkladı. Özgürgün, spekülasyonlar ve Bakanlar Kurulu’nun Ercan’da grev yasakladığı gün uçmayı doğru bulmadığı için Ankara’ya Talat’tan bir gün önce gelmekten vazgeçtiğini kaydetti.

ÖZGÜRGÜN, EGEMEN BAĞIŞ İLE GÖRÜŞECEK

Öte yandan Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün bugün akşamüzeri Egemen Bağış ile görüşecek. Ziyaretinin bir iade-i ziyaret anlamına geldiğin belirten Özgürgün, Egemen Bağış’ın, nisan ayına kadar müzakere sürecinde bir ilerleme olmazsa, çözümü daha az isteyen birinin gelebileceği şeklindeki uyarısının Rumların iyi algılaması gerektiğini kaydetti.

Bağış’ın doğru bir değerlendirme yaptığını kaydeden Özgürgün, “Seçimlerin ne getireceği belli olmaz. Sn. Talat seçimi yeniden kazansa bile Rumlara karşı bu kadar sabırlı olmayabilir” dedi.

Hristofyas’ın liderlik vasıfları taşımadığını, inisiyatifi ele alıp Rum halkını ileri götürebilecek bir lider olmadığı saptamasını aktaran Özgürgün, Talat ve Hristofyas’ı kıyaslayarak, “Talat, halktan aldığı desteği taşıdı” şeklinde konuştu

HALKIN SESI 29/10/09

 

UN solder killed in demining accident
By Stefanos Evripidou

A MEMBER of the Mine Action Centre Cyprus (MACC) was killed yesterday in a demining accident in the buffer zone, the group’s first fatality in five years of work on the island.

The 39-year-old Femisberto Novele, a MACC member from Mozambique, died after an anti-tank mine exploded at approximately 8am yesterday in a minefield near Yeri, some 10 kilometres south-east of Nicosia.

The UN’s Special Representative in Cyprus and head of UNFICYP, Taye-Brook Zerihoun, said he was saddened and shocked to learn of the accident. The death was a tragic reminder of the dangers landmines still pose in Cyprus, said Zerihoun. He conveyed condolences to the bereaving family on behalf of the United Nations team in Cyprus.

The MACC is a project of the United Nations Development Programme’s Partnership for the Future, funded by the EU. It has removed and destroyed more than 14,000 mines since 2004, with the support of UNFICYP.

A total of 57 minefields have been cleared to date, covering more than 6.5 million square metres of land. The work of MACC has made it possible to open crossing points between the north and south of the island, including at Ledra Street in Nicosia, and to return land to farmers, Zerihoun has previously said.

“The job is difficult but it is possible”, he said.  “Provided there is a concerted demonstration of political will and continued funding, we can rid the buffer zone of landmines by April 2011. The people of Cyprus deserve no less,” he said at an event earlier this year.

According to AFP, nine people, including deminers and civilians, were injured by mines in the buffer zone last year.

CYPRUS MAIL 29/10/09

 

Talat: Tıkanma yok, olgunlaşma var

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümünde tıkanma değil, olgunlaşma yaşandığını söyledi.

NTV

30 Ekim. 2009 Cuma

ANKARA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün’ün sorularını yanıtladı.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Türkiye, Yunanistan, Rum kesimi ve KKTC'nin dörtlü bir zirve yapmasının yararlı olacağını söyledi.

Uluslararası kamuoyunun sorunun çözümü için harekete geçmesini isteyen Talat, ABD'nin ilgisinin bu noktada önemine işaret etti.

Talat'ın, "Çözüm için katkısı olacağına inanıyorum" dediği bir başka isim de Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu oldu.

Mehmet Ali Talat, uluslararası kamuoyunun soruna yönelik ilgisinin aralık ayında yapılacak AB zirvesi döneminde artacağını kaydetti.

KKTC Cumhurbaşkanı, Türk tarafının liman ve havaalanlarını Rumlara açması konusunun zaten masada olduğunu belirtti.

Talat, ancak AB zirvesinden böyle bir formül çıkmasını olası görmediğini kaydetti.

 

Görüşbirliği teyit edildi

TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Çankaya Köşkünde düzenlediği ortak basın toplantısında Türkiye için Kıbrıs Türklerinin haklı meselesinin taşıdığı önemin bilindiğini ifade etti. 

Başbaşa ve heyetlerarası görüşmelerde geniş bir şekilde görüş alışverişinde bulunduklarını anlatan Gül, Talatın Kıbrıs konusuyla ilgili gelinen noktada bilgi verdiğini kaydetti.

Türkiyenin KKTC Cumhurbaşkanı Talatı Kıbrıs müzakerelerinde desteklediğini ve Kıbrıs Türkünün vereceği kararın arkasında olacağını daha önce açıkladığını anımsatan Gül, Türk tarafının müzakerelere yapıcı bir şekilde başlamasından duydukları memnuniyeti dile getirdi.

Talatı müzakere sürecinde desteklediklerini yineleyen Gül, ′′Ümit ederiz ki bu müzakereler Kıbrıs sorununa bir çözüm olur′′ dedi.

′′ÇÖZÜM KALICI OLMALI′′

Cumhurbaşkanı Gül, müzakerelerin bir takviminin olması ve ne zaman sonuçlandırılacağının bilinmesi gerektiğinin altını çizerek, şöyle konuştu:

′′Bu konu açık uçlu olamaz. Onun için bizim arzumuz, bu yılın sonunda müzakerelerin neticelenmesi ve her iki tarafın halkının onayına sunulmasıdır. Müzakerelerin bu yıl sona ermesi mümkün görünmüyor ama 2010 yılı içerisinde makul bir sürede bunun bitmesini arzu ediyoruz ki müzakerelerin ciddi olduğuna bütün dünya kamuoyu inansın.

Burada bulunacak çözüm kalıcı bir çözüm olmalıdır ve burada herkesin huzur içerisinde, bütün Kıbrıslıların barış içinde, iş birliği içerisinde yaşayabileceği bir çözüm olmasıdır. Bunun için de Birleşmiş Milletler parametrelerinin kesinlikle gözardı edilmemesi gerekir. Bunlar, iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve yeni bir ortaklıktır. Bunu çözümün sağlıklı olması için söylüyorum. Son dönemdeki bazı söylemler üzüntü vericidir. Özellikle Rum kesiminden gelen söylentileri kastediyorum. Kıbrıs federasyonunun bir evrime tabi tutulması şeklinde düşünceler realist olmayan şeylerdir. Bütün dünya kamuoyu tarafından bilinmeli ki Kıbrıs Türkleri hiç bir zaman Adada bir azınlık statüsünde asla olmaz.′′

Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Gül, Adada uygulanan izolasyonlarla ilgili bir soru üzerine, Türkiyenin, her iki tarafa uygulanan izolasyonların aynı anda kaldırılması görüşünde olduğunu belirtti. 

Gül, Türkiyenin bu görüşü her platformda ortaya koyduğunu anlatarak, ′′Tersini nasıl düşüneceksiniz. Birileri Kıbrıs Türklerine ambargo uygulayacak, siz ona kaldıracaksınız. Bunlar siyasi açıdan önemli. Limanları, havaalanlarını açtığımızda Türk ekonomisi mi Rum ekonomisi mi büyük, bundan kimin faydalanacağını, kimi etkileyeceğini açıkça görürsünüz. Bunun siyasi bir anlamı olduğu için yapılması zor′′ diye konuştu. 

KKTCde Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hatırlatılması ve cumhurbaşkanının değişmesi halinde Türkiyenin yine destek verip vermeyeceğine ilişkin soruyu yanıtlarken de Gül, KKTCde işleyen bir demokrasi olduğunu, halk iradesinin her zaman saygıyla karşılandığını kaydetti. 

′′EN BÜYÜK İRADE TANIYORUM DEMEK′′

TC Cumhurbaşkanı Gül, KKTCli bir gazetecinin, ′′Türkiye, Kıbrısta da Ermeni açılımı gibi bir açılım yapabilir mi? Türkiyenin müzakere sürecini destekliyoruz söylemi gerçekten sonuç alıcı noktada kararlılık adımını beraberinde getirecek mi yoksa imaj önceliği mi var′′ sorusunu şöyle yanıtladı: 

′′En büyük irade tanıyorum demektir, resmen tanımasıdır, büyükelçi bulundurmasıdır, burada da KKTC büyükelçisi bulunmasıdır, bayrakların dalgalanmasıdır. Bunun ötesinde büyük adım yok. Bunun ötesinde bazı şeyler yapılabilir. Bunlar ilgili kurumlarla ilgili. 

Sayın Talat müzakerelere ciddi biçimde hazırlandı. Türkiye bunları göstermelik yapmadığını zaten 2004te dünyaya ispatladı. Türkiye, Kıbrıs Türklerini, olmayacak şeyleri kabul ederek çözüm sağladık gibi bir aldatma içinde olamaz. BM parametreleri bugün ortaya çıkmış değil. Yıllar içinde tartışıla tartışıla ortak kabul edilen fikirler. Bizim daha farklı fikirlerimiz de vardı. Nihayette uzlaşma göstererek BM parametreleri çerçevesi içerisine gelindi. İki kesimlilik dediğimiz şey bu. Başka alternatifler de var. Bu parametrelerin dışına çıkılırsa hayır deriz.′′ 

TALAT: SÜREÇ OLGUNLAŞIYOR...

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Çankaya Köşkünde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, sıcak karşılama ve destekten dolayı Güle "içtenlikle" teşekkür etti.

Türkiyenin desteğinin kendileri için çok önemli olduğunu belirten Talat, Türkiyenin desteği ile aktif politikalarını ve çözüm için çalışmalarını sürdüreceklerini kaydetti.

"Kıbrıs sorununun bu yıl içinde çözüme kavuşturulması için elimizden geleni yaptık" diyen Talat, "daha yoğunlaştırılmış müzakereler, takvim konmuş müzakereler, uluslararası toplumun, BMnin daha fazla katılımının sağlandığı müzakereler" önerdiklerini, ancak Kıbrıs Rum tarafının bundan kaçtığını belirtti. 

Talat, Rum kesiminin avantajlarını kullanarak hem Türkiyenin AB ile olan ilişkilerini istismar ederek, hem de uluslararası tanınmışlığı ve AB üyesi oluşunu kullanarak, süreci daha uzun vadeye yayıp, kendi istediği gibi bir çözümü elde etmeyi hedeflediğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, müzakere sürecinde aktif olarak yer aldıklarını ifade ederek, "Kıbrıs Rum tarafının da ortaya koyduğu, makul olduğu sürece onların endişelerini de dikkate alan önerilerimizle süreci hızlandırmaya çalışıyoruz" diye konuştu.

Bu konuda oldukça önemli adımlar atıldığını belirten Talat, birinci turu tamamladıklarını, birinci turun sonunda artık anlaşmazlık noktalarının hangileri olduğunun ortaya çıktığını söyledi. Talat, şimdi bu noktaları azaltmaya ve bunlar üzerinde köprü kurmaya çalıştıklarını ifade etti. İkinci turda müzakereleri haftada ikiye çıkardıklarını kaydeden Talat, şunları söyledi:

"Kıbrıs Rum tarafının Türkiyenin AB süreci nedeniyle yıl sonunda yapılacak AB zirvesini bir anlamda kullanmak istemesi nedeniyle, ciddi ve büyük ilerlemeler henüz sağlayamıyoruz. Ancak süreç olgunlaşıyor. Bu süreci sonuçlandırmak bundan sonraki dönemde daha kolay olabilecektir. Yeter ki, iyi niyet olsun. Yeter ki, Kıbrıs Rum tarafı da Kıbrıslı Türklerle eşit ortak olacağını hazmetsin. Bunu hazmedebildiği takdirde, olgunlaşan müzakere sürecinin ortaya çıkardığı gerçekleri ve farklılıklar üzerine köprü kurma imkanlarını değerlendirerek, kısa sürede çözümü sağlamamız mümkün olabilecektir inancındayım."

"YENİ BİR YOL HARİTASI ÇİZMEDİK"

"Kıbrıs görüşmelerinde bundan sonra daha önceki görüşmelerden farklı bir strateji izlenip izlenmeyeceği" ve "müzakerelerden sonuç alınmaması halinde B planının ne olduğu" sorusu üzerine Talat, yeni bir yol haritası çizmediklerini belirterek, "Böyle bir şey yok, biz müzakere sürecinin geldiği aşamayı değerlendirdik" dedi.

Talat, Türkiye ile yapılan istişarelerin sürekli olduğunu, hemen her aşamada Türkiye ile istişare edilerek politikaların belirlendiğini, iki gün içinde yapılan görüşmelerde gelinen aşamanın değerlendirildiğini kaydetti.

"Birçok öneri yapıldı bu dönem içerisinde, bu önerileri biz kendi değerlendirmelerimizle Türkiyenin değerlendirmelerini bütünleştirerek bugüne kadar yaptığımız gibi yeni önerilerimizle süreci devam ettireceğiz" diyen Talat, araştırma yapıldığında Kıbrıs Türk tarafının önerilerle ilgili açık bir üstünlüğünün olduğuna dikkati çekerek, iki taraf arasındaki uçurumu kapatacak önerilerin sürekli Kıbrıs Türk tarafından geldiğini belirtti.

Talat, "Benim değerlendirmeme göre yeni önerilerin sunulması yeni bir yol haritası olarak sayılmamalıdır" dedi.

Müzakerelerin sonsuza kadar süremeyeceğini ve gerçekten bir takvime ihtiyaç duyduklarını belirten Talat, müzakerelerin uzun sürmesi halinde aşılamaz tıkanıklıkların ortaya çıkacağını sözlerine ekledi.

Cumhurbaşkanı Talat, şunları kaydetti:

"Birleşmiş Milletlerin aktif katılımıyla taraflara, parametrelerin dışına çıkıldığında uyarılarda bulunulmazsa ve tekrar parametrelere dönüşü yönlendirmezse, tarafların ilerleme kaydetmeleri kolay olmaz. Hele Rum tarafında yerleşmiş ön yargılar dikkate alınırsa, Rum tarafının tespit ettikleri pozisyonlarından hareket etmesi söz konusu olmaz. Hem uluslararası tanınmışlığı, hem de AB üyeliğinden kaynaklanan gücünü kullanarak olduğu yerde çakılır kalır ve ilerleme olmaz." 

Çözüm için her şeyi yapmak istediklerini belirten Talat, "Bu sürecin sonunda eğer çökerse, çözüm için her şeyi yaptık mı dediğimizde evet diyebilmeliyiz. Bizim çözüm için her şeyi yaptığımızı bütün dünyanın da teslim etmesi gerekiyor. Biz ona konsantre olduk, B planlarına değil." diye konuştu.

Dışişleri Bakanlığında yapılan toplantıdan çıkan "barışı zorlamak stratejisinin altını nasıl doldurduğu" sorusunu ise Talat şöyle yanıtladı:

"Türkiye, çözümü, barışı zorlama stratejisini zaten güdüyor. Ama bunun yapılan çalışmayla bir kere daha teyit edilmesi ve vurgulanması bugüne kadar yürüttüğümüz politikanın doğrulanmasıdır. Biz Türk tarafı olarak bunu yaptık, bütün açılımlar bizden geldi. Yanlış anlaşılmasın, haklarımızdan taviz vererek yapmadık. Biz çeşitli alternatifleri gündeme getirerek, barışı hep zorladık. Türkiye Dışişleri Bakanlığında yapılan çalışma da bu politikanın devamını bir anlamda teyit etmiştir." dedi.

HALKIN SESI  30/10/09

 

YOL HARİTASI DEĞİŞMEDİ

   

Gül: 'Türkiye, Kıbrıs Türklerini, 'olmayacak şeyleri kabul ederek çözüm sağladık' gibi bir aldatma içinde olamaz. 

Talat: Süreç olgunlaşıyor. Yeter ki, Kıbrıs Rum tarafı da Kıbrıslı Türklerle eşit ortak olacağını hazmetsin.

Kıbrıs sorunu konusunda görüş alış-verişinde bulunmak için Ankara’ya giden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya geldi. Görüşmelerde yeni bir strateji belirlenmezken, “izlenen yol haritasına devam” edilmesi konusunda görüş birliğine varıldı.
Merakla beklenen Talat ile Erdoğan görüşmesi dün yapıldı ve yaklaşık bir saat süren, görüşmeden sonra açıklama yapılmadı. TC Başbakanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı Talat'ı yeni Başbakanlık binasına gelişinde kapıda karşıladı. Görüntü alınmasının ardından görüşme başladı.
Cumhurbaşkanı Talat'ı Başbakanlık Yeni Bina'ya gelişinde karşılayan Başbakan Erdoğan, giderken de uğurladı.
STAR KIBRIS’a ulaşan bilgilere göre, Talat ile Erdoğan’ın, Kıbrıs sorununda son gelinen noktayı masaya yatırdı. Görüşmede müzakerelerin gidişatı dışında, KKTC iç siyasetindeki “dramatik” gelişmelerin de ele alındığı kaydedildi.

Törenle karşıladı

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, çalışma ziyareti için Türkiye'ye giden Cumhurbaşkanı Talat'ı Çankaya Köşkü'nde törenle karşıladı.
Gül'ün, konuk cumhurbaşkanını Büyük Şeref Kapısı önünde aracından indiğinde karşılamasının ardından, her iki Cumhurbaşkanı gazetecilere tokalaşarak poz verdi.
Çankaya Köşkü'nde baş başa görüşmeye geçen Gül ve Talat, daha sonra heyetler arası görüşmelere başkanlık ettiler ve ortak basın toplantısı düzenlediler.

Kıbrıs Türkleri azınlık olmaz

TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs federasyonunun bir evrime tabi tutulması şeklindeki düşüncelerin realist olmadığını belirterek, ''Bütün dünya kamuoyu tarafından bilinmeli ki Kıbrıs Türkleri, hiçbir zaman Ada'da bir azınlık statüsünde asla olmaz'' dedi.
Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Çankaya Köşkü'nde düzenlediği ortak basın toplantısında Türkiye için Kıbrıs Türklerinin haklı meselesinin taşıdığı önemin bilindiğini ifade etti.
Başbaşa ve heyetler arası görüşmelerde geniş bir şekilde görüş alışverişinde bulunduklarını anlatan Gül, Talat'ın Kıbrıs konusuyla ilgili gelinen noktada bilgi verdiğini kaydetti.
Türkiye'nin KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ı Kıbrıs müzakerelerinde desteklediğini ve Kıbrıs Türkü'nün vereceği kararın arkasında olacağını daha önce açıkladığını anımsatan Gül, Türk tarafının müzakerelere yapıcı bir şekilde başlamasından duydukları memnuniyeti dile getirdi.
Gül, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin Kıbrıs sorununun barışçı bir şekilde çözümü için elinden gelen her şeyi yaptığını ve bunu 2004 yılındaki referandumda tüm dünyaya ispat ettiğini belirtti.
''Fırsat o zaman kaybedildi'' diyen Gül, sorunun devam etmesi ve Rum kesiminde yeni bir yönetimin gelmesi nedeniyle müzakerelere başlandığını anımsattı.
Talat'ı müzakere sürecinde desteklediklerini yineleyen Gül, ''Ümit ederiz ki bu müzakereler Kıbrıs sorununa bir çözüm olur'' dedi.

Çözüm kalıcı olmalı

Cumhurbaşkanı Gül, müzakerelerin bir takviminin olması ve ne zaman sonuçlandırılacağının bilinmesi gerektiğinin altını çizerek, şöyle konuştu:
''Bu konu açık uçlu olamaz. Onun için bizim arzumuz, bu yılın sonunda müzakerelerin neticelenmesi ve her iki tarafın halkının onayına sunulmasıdır. Müzakerelerin bu yıl sona ermesi mümkün görünmüyor ama 2010 yılı içerisinde makul bir sürede bunun bitmesini arzu ediyoruz ki müzakerelerin ciddi olduğuna bütün dünya kamuoyu inansın.
Burada bulunacak çözüm kalıcı bir çözüm olmalıdır ve burada herkesin huzur içerisinde, bütün Kıbrıslıların barış içinde, iş birliği içerisinde yaşayabileceği bir çözüm olmasıdır. Bunun için de Birleşmiş Milletler parametrelerinin kesinlikle gözardı edilmemesi gerekir. Bunlar, iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve yeni bir ortaklıktır. Bunu çözümün sağlıklı olması için söylüyorum. Son dönemdeki bazı söylemler üzüntü vericidir. Özellikle Rum kesiminden gelen söylentileri kastediyorum. Kıbrıs federasyonunun bir evrime tabi tutulması şeklinde düşünceler realist olmayan şeylerdir. Bütün dünya kamuoyu tarafından bilinmeli ki Kıbrıs Türkleri hiç bir zaman Ada'da bir azınlık statüsünde asla olmaz.''
Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Gül, Ada'da uygulanan izolasyonlarla ilgili bir soru üzerine, Türkiye'nin, her iki tarafa uygulanan izolasyonların aynı anda kaldırılması görüşünde olduğunu belirtti.
Gül, Türkiye'nin bu görüşü her platformda ortaya koyduğunu anlatarak, ''Tersini nasıl düşüneceksiniz. Birileri Kıbrıs Türklerine ambargo uygulayacak, siz ona kaldıracaksınız. Bunlar siyasi açıdan önemli. Limanları, havaalanlarını açtığımızda Türk ekonomisi mi Rum ekonomisi mi büyük, bundan kimin faydalanacağını, kimi etkileyeceğini açıkça görürsünüz. Bunun siyasi bir anlamı olduğu için yapılması zor'' diye konuştu.
KKTC'de Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hatırlatılması ve cumhurbaşkanının değişmesi halinde Türkiye'nin yine destek verip vermeyeceğine ilişkin soruyu yanıtlarken de Gül, KKTC'de işleyen bir demokrasi olduğunu, halk iradesinin her zaman saygıyla karşılandığını kaydetti.


Talat: 2009’de çözüm gittikçe zorlaşıyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun bu yıl içinde çözüme kavuşturulmasının zor gözüktüğünü belirterek, 'Öyle görülüyor ki, kısa sürede çözüm hedefi bir süre daha erteleniyor. 2009 sonunda bir çözüm gittikçe zor hale geliyor' dedi.
Talat, Çankaya Köşkü'nde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, sıcak karşılama ve destekten dolayı Gül'e 'içtenlikle' teşekkür etti.
Türkiye'nin desteğinin kendileri için çok önemli olduğunu belirten Talat, Türkiye'nin desteği ile aktif politikalarını ve çözüm için çalışmalarını sürdüreceklerini kaydetti.
'Kıbrıs sorununun bu yıl içinde çözüme kavuşturulması için elimizden geleni yaptık' diyen Talat, 'daha yoğunlaştırılmış müzakereler, takvim konmuş müzakereler, uluslararası toplumun, BM'nin daha fazla katılımının sağlandığı müzakereler' önerdiklerini, ancak Kıbrıs Rum tarafının bundan kaçtığını belirtti.
Talat, Rum kesiminin avantajlarını kullanarak hem Türkiye'nin AB ile olan ilişkilerini istismar ederek, hem de uluslararası tanınmışlığı ve AB üyesi oluşunu kullanarak, süreci daha uzun vadeye yayıp, kendi istediği gibi bir çözümü elde etmeyi hedeflediğini belirtti.
Müzakerelerin 2010 başında, özellikle KKTC'de cumhurbaşkanlığı seçiminden önce sonuçlanmasının en önemli dilekleri olduğunu söyleyen Talat, 'Bir an önce çözüm bütün uluslararası toplumun da arzusudur. Bu yöndeki politikamız devam ediyor.' diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, müzakere sürecinde aktif olarak yer aldıklarını ifade ederek, 'Kıbrıs Rum tarafının da ortaya koyduğu, makul olduğu sürece onların endişelerini de dikkate alan önerilerimizle süreci hızlandırmaya çalışıyoruz' diye konuştu.
Bu konuda oldukça önemli adımlar atıldığını belirten Talat, birinci turu tamamladıklarını, birinci turun sonunda artık anlaşmazlık noktalarının hangileri olduğunun ortaya çıktığını söyledi. Talat, şimdi bu noktaları azaltmaya ve bunlar üzerinde köprü kurmaya çalıştıklarını ifade etti.
'Biz bir an önce çözümü arzuluyoruz' diyen Talat, BM parametreleri çerçevesinde varılacak çözümün, yaşayabilir ve Kıbrıslı Türklerin tekrar 1974 öncesine dönüşüne engel olacak bir çözüm olmasının hayatı derecede önemli olduğunu belirtti. Talat, 'Bütün iyi niyetimiz ve bütün esnekliğimizle müzakereleri sürdürüyoruz' diye konuştu.

Yeni bir yol haritası çizmedik

'Kıbrıs görüşmelerinde bundan sonra daha önceki görüşmelerden farklı bir strateji izlenip izlenmeyeceği' ve 'müzakerelerden sonuç alınmaması halinde B planının ne olduğu' sorusu üzerine Talat, yeni bir yol haritası çizmediklerini belirterek, 'Böyle bir şey yok, biz müzakere sürecinin geldiği aşamayı değerlendirdik' dedi.
Talat, Türkiye ile yapılan istişarelerin sürekli olduğunu, hemen her aşamada Türkiye ile istişare edilerek politikaların belirlendiğini, dün ve bugün yapılan görüşmelerde gelinen aşamanın değerlendirildiğini kaydetti.
'Birçok öneri yapıldı bu dönem içerisinde, bu önerileri biz kendi değerlendirmelerimizle Türkiye'nin değerlendirmelerini bütünleştirerek bugüne kadar yaptığımız gibi yeni önerilerimizle süreci devam ettireceğiz' diyen Talat, araştırma yapıldığında Kıbrıs Türk tarafının önerilerle ilgili açık bir üstünlüğünün olduğuna dikkati çekerek, iki taraf arasındaki uçurumu kapatacak önerilerin sürekli Kıbrıs Türk tarafından geldiğini belirtti.
Talat, 'Benim değerlendirmeme göre yeni önerilerin sunulması yeni bir yol haritası olarak sayılmamalıdır' dedi.
Müzakerelerin sonsuza kadar süremeyeceğini ve gerçekten bir takvime ihtiyaç duyduklarını belirten Talat, müzakerelerin uzun sürmesi halinde aşılamaz tıkanıklıkların ortaya çıkacağını sözlerine ekledi.
Bu arada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, temaslarını tamamlayarak KKTC’ye döndü.

STAR KIBRIS 30/10/09

 

ERDOĞAN'IN BEYAZ SARAY PROGRAMINDA KIBRIS VAR

   

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD'ye yapacağı ziyarete ilişkin olarak Beyaz Saray'dan da bir açıklama geldi.

Beyaz Saray Sözcüsü Robert Gibbs, Başkan Barack Obama'nın 7 Aralıkta Başbakan Erdoğan ile Beyaz Saray'da görüşeceğine işaret ederken, iki ülkenin stratejik ortaklığa ve tarihi dostluğa sahip olduğunu belirtti.

NATO müttefiki Türkiye'nin müşterek zorlukları ele almada önemli bir ortak olduğunu ifade eden Gibbs, ''Başkan Obama, iki ülkeyi ilgilendiren bir dizi stratejik konuda Erdoğan ile görüş alışverişinde bulunmayı dört gözle bekliyor'' dedi.

Gibbs, ziyaret sırasında ele alınacak konular arasında, Afganistan ve Pakistan'a dair ortak stratejinin hayata geçirilmesi, Irak ile ekonomik ve güvenlik işbirliğinin ilerletilmesi, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi hedeflerinde gelişme katedilmesi, Kıbrıs meselesinin çözümünün teşviki, Ermenistan ile ilişkilerin normalizasyonu, Orta Doğu barış çabaları ve insan haklarını saydı.

STAR KIBRIS 30/10/09

 

Aides to the leaders meet to prepare ground on property
By Stefanos Evripidou

THE AIDES to the two leaders met yesterday to prepare the groundwork for next Monday’s meeting between President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat on the thorny issue of property.

While Christofias was in Brussels for the European Council and Talat flew to Ankara to be briefed on the Cyprus problem, their two aides Georgios Iacovou and Ozdil Nami met at the UN-controlled Nicosia airport.

The two aides have been charged with preparing a list of the criteria involved in the property question, in terms of what kinds of properties are affected and what potential solutions are available. Christofias and Talat have stated they are standing on opposite sides of the fence in terms of their positions on property solutions. While the Greek Cypriot side wants the original owner to have final say on what to do with the property, the Turkish Cypriots argue in favour of giving the current user more weight.

Talat arrived in Ankara yesterday afternoon where he was due to meet with Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoglu to be briefed on the recent meeting of Turkish ambassadors to discuss the Cyprus problem negotiations. Today, he will meet with Turkish President Abdullah Gul and Prime Minister Tayyip Recep Erdogan.

Turkey has suggested it plans to take steps very soon to speed up the talks and play an active role in solving the problem. On the other hand, Davutoglu has hinted that it cannot wait around for ever and if there is no solution by April, the date of the ‘presidential elections’ in the north, then Turkey will start working on alternative solutions. The latter statement has been interpreted by the Greek Cypriot side as a veiled threat to pursue international recognition of the ‘Turkish Republic of Northern Cyprus’ or some other action aimed at cementing the de facto partition.

In an interview with a Turkish newspaper yesterday, Talat described the election of Greek Prime Minister George Papandreou as a “significant advantage” to helping solve the Cyprus problem, noting that Papandreou was an important figure who had influence in the Greek Cypriot community. He also said he was less optimistic now than he was at the beginning of the process. “Time does not work in the other side’s favour,” he was quoted saying.

CYPRUS MAIL 30/10/09

 

Türk tarafı daha aktif olacak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta çözümü zorlamak için daha aktif olma kararı aldıklarını bildirdi.

Ankara ziyaretiyle ilgili olarak özellikle medyanın Kıbrıs sorunu konusunda yeni bir yol haritası veya açılım beklentisi içerisine girdiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, “Böyle bir şey yok. Bizim bütün anlayışımız çözümden yana. Çözümü zorlamak için daha aktif olma kararı aldık. Yeni bir şey olarak bu söylenebilir” dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Ankara ziyaretinde Türkiye devlet ve hükümet yetkilileriyle yaptığı görüşmeler konusunda ise, bütün konularda Türkiye ile tam bir uyum ve işbirliği içerisinde olunduğunu ifade etti.

Talat, “Bütün bu görüşmelerde anlaştığımız, uzlaştığımız konu şu: Biz laf ola değil stratejik olarak Kıbrıs sorununu çözmek istiyoruz. Çözümü sağlamak için BM parametrelerinde kalmaya özen göstererek çeşitli aktif öneriler yaparak sürecin önünü açmaya çalışacağız. Türk tarafı olarak Kıbrıs sorununu çözüm yoluna sokmak için zorlayacağız” dedi.

Müzakere sürecinde bütün önerilerin ve esnekliğin Türk tarafından geldiğinin BM ve dünya tarafından iyi bilindiğini kaydeden Cumhurbaşkanı, uluslararası toplumun, şimdilik çok fazla sürece katılmak istemediğini, ancak müzakerelerin de sonsuza kadar gidemeyeceğini, bu durumun eşyanın tabiatına aykırı olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Karpaz Eğitim Sağlık ve Dayanışma Derneği’nin davetlisi olarak gittiği Dipkarpaz’da müzakere süreci ve Kıbrıs sorunundaki gelişmeler hakkında halkı bilgilendirdi.

HRİSTOFYAS, MAKSADINI AŞAN AÇIKLAMALAR YAPIYOR

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın maksadını aşan açıklamalar yaptığına işaret eden Talat, “Eğer ki Kıbrıs sorununu gerçekten çözmek istiyorsa birbirimize hakaret etmemeliyiz. Ben kimseye hakaret etmedim. Kıbrıs Türklerine ve Türkiye’ye hakaret edilmesini kabul edemem. Türkiye’nin çözüm sürecini desteklemesi sorunun çözümü için büyük şanstır. Çözüm de doğrusu herkesin ihtiyacıdır” dedi.

Rum yönetiminin, BM Genel Sekreteri’nin taraflara esneklik çağrısını Türk tarafına yapmış gibi yanlış bir düşünce içerisinde olduğunu söyleyen Talat, “Böyle bir şey söz konusu değil. Bütün esneklikler, öneriler bizden gidiyor. Rum tarafının attığı bir adım yok. Bütün açılımlar bizden gelmiştir. BM Genel Sekreteri’nin çağırısı BM parametrelerinin dışına çıkanlara yapıldı. Biz, parametrelerin dışında değiliz. İki kesimliliği sulandırmadık ki bize niye çağrı yapacak. Biz, BM’nin çizdiği çerçeve içindeyiz” dedi.

Müzakerelerle ilgili tüm önerileri Türkiye ile paylaştıklarını kaydeden Talat, müzakerelerin her aşamasında Türkiye’nin desteğini aldıklarını belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, olası bir çözümde Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliğinin ve iki kesimliliğin mutlaka güvence altına alınacağını, Türkiye’nin garantörlüğünden vazgeçilmeyeceğini, Türk tarafının çözüm sürecinde çözüm istemez pozisyonuna düşmeyeceğini, bahaneler üretme yoluna gitmeyeceğini vurguladı.

 

HALKIN SESI 31/10/09

 

YOL HARİTASI DEĞİŞMEDİ

   

Gül: 'Türkiye, Kıbrıs Türklerini, 'olmayacak şeyleri kabul ederek çözüm sağladık' gibi bir aldatma içinde olamaz. 

Talat: Süreç olgunlaşıyor. Yeter ki, Kıbrıs Rum tarafı da Kıbrıslı Türklerle eşit ortak olacağını hazmetsin.

Kıbrıs sorunu konusunda görüş alış-verişinde bulunmak için Ankara’ya giden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya geldi. Görüşmelerde yeni bir strateji belirlenmezken, “izlenen yol haritasına devam” edilmesi konusunda görüş birliğine varıldı.
Merakla beklenen Talat ile Erdoğan görüşmesi dün yapıldı ve yaklaşık bir saat süren, görüşmeden sonra açıklama yapılmadı. TC Başbakanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı Talat'ı yeni Başbakanlık binasına gelişinde kapıda karşıladı. Görüntü alınmasının ardından görüşme başladı.
Cumhurbaşkanı Talat'ı Başbakanlık Yeni Bina'ya gelişinde karşılayan Başbakan Erdoğan, giderken de uğurladı.
STAR KIBRIS’a ulaşan bilgilere göre, Talat ile Erdoğan’ın, Kıbrıs sorununda son gelinen noktayı masaya yatırdı. Görüşmede müzakerelerin gidişatı dışında, KKTC iç siyasetindeki “dramatik” gelişmelerin de ele alındığı kaydedildi.

Törenle karşıladı

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, çalışma ziyareti için Türkiye'ye giden Cumhurbaşkanı Talat'ı Çankaya Köşkü'nde törenle karşıladı.
Gül'ün, konuk cumhurbaşkanını Büyük Şeref Kapısı önünde aracından indiğinde karşılamasının ardından, her iki Cumhurbaşkanı gazetecilere tokalaşarak poz verdi.
Çankaya Köşkü'nde baş başa görüşmeye geçen Gül ve Talat, daha sonra heyetler arası görüşmelere başkanlık ettiler ve ortak basın toplantısı düzenlediler.

Kıbrıs Türkleri azınlık olmaz

TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs federasyonunun bir evrime tabi tutulması şeklindeki düşüncelerin realist olmadığını belirterek, ''Bütün dünya kamuoyu tarafından bilinmeli ki Kıbrıs Türkleri, hiçbir zaman Ada'da bir azınlık statüsünde asla olmaz'' dedi.
Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Çankaya Köşkü'nde düzenlediği ortak basın toplantısında Türkiye için Kıbrıs Türklerinin haklı meselesinin taşıdığı önemin bilindiğini ifade etti.
Başbaşa ve heyetler arası görüşmelerde geniş bir şekilde görüş alışverişinde bulunduklarını anlatan Gül, Talat'ın Kıbrıs konusuyla ilgili gelinen noktada bilgi verdiğini kaydetti.
Türkiye'nin KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ı Kıbrıs müzakerelerinde desteklediğini ve Kıbrıs Türkü'nün vereceği kararın arkasında olacağını daha önce açıkladığını anımsatan Gül, Türk tarafının müzakerelere yapıcı bir şekilde başlamasından duydukları memnuniyeti dile getirdi.
Gül, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin Kıbrıs sorununun barışçı bir şekilde çözümü için elinden gelen her şeyi yaptığını ve bunu 2004 yılındaki referandumda tüm dünyaya ispat ettiğini belirtti.
''Fırsat o zaman kaybedildi'' diyen Gül, sorunun devam etmesi ve Rum kesiminde yeni bir yönetimin gelmesi nedeniyle müzakerelere başlandığını anımsattı.
Talat'ı müzakere sürecinde desteklediklerini yineleyen Gül, ''Ümit ederiz ki bu müzakereler Kıbrıs sorununa bir çözüm olur'' dedi.

Çözüm kalıcı olmalı

Cumhurbaşkanı Gül, müzakerelerin bir takviminin olması ve ne zaman sonuçlandırılacağının bilinmesi gerektiğinin altını çizerek, şöyle konuştu:
''Bu konu açık uçlu olamaz. Onun için bizim arzumuz, bu yılın sonunda müzakerelerin neticelenmesi ve her iki tarafın halkının onayına sunulmasıdır. Müzakerelerin bu yıl sona ermesi mümkün görünmüyor ama 2010 yılı içerisinde makul bir sürede bunun bitmesini arzu ediyoruz ki müzakerelerin ciddi olduğuna bütün dünya kamuoyu inansın.
Burada bulunacak çözüm kalıcı bir çözüm olmalıdır ve burada herkesin huzur içerisinde, bütün Kıbrıslıların barış içinde, iş birliği içerisinde yaşayabileceği bir çözüm olmasıdır. Bunun için de Birleşmiş Milletler parametrelerinin kesinlikle gözardı edilmemesi gerekir. Bunlar, iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve yeni bir ortaklıktır. Bunu çözümün sağlıklı olması için söylüyorum. Son dönemdeki bazı söylemler üzüntü vericidir. Özellikle Rum kesiminden gelen söylentileri kastediyorum. Kıbrıs federasyonunun bir evrime tabi tutulması şeklinde düşünceler realist olmayan şeylerdir. Bütün dünya kamuoyu tarafından bilinmeli ki Kıbrıs Türkleri hiç bir zaman Ada'da bir azınlık statüsünde asla olmaz.''
Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Gül, Ada'da uygulanan izolasyonlarla ilgili bir soru üzerine, Türkiye'nin, her iki tarafa uygulanan izolasyonların aynı anda kaldırılması görüşünde olduğunu belirtti.
Gül, Türkiye'nin bu görüşü her platformda ortaya koyduğunu anlatarak, ''Tersini nasıl düşüneceksiniz. Birileri Kıbrıs Türklerine ambargo uygulayacak, siz ona kaldıracaksınız. Bunlar siyasi açıdan önemli. Limanları, havaalanlarını açtığımızda Türk ekonomisi mi Rum ekonomisi mi büyük, bundan kimin faydalanacağını, kimi etkileyeceğini açıkça görürsünüz. Bunun siyasi bir anlamı olduğu için yapılması zor'' diye konuştu.
KKTC'de Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hatırlatılması ve cumhurbaşkanının değişmesi halinde Türkiye'nin yine destek verip vermeyeceğine ilişkin soruyu yanıtlarken de Gül, KKTC'de işleyen bir demokrasi olduğunu, halk iradesinin her zaman saygıyla karşılandığını kaydetti.


Talat: 2009’de çözüm gittikçe zorlaşıyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun bu yıl içinde çözüme kavuşturulmasının zor gözüktüğünü belirterek, 'Öyle görülüyor ki, kısa sürede çözüm hedefi bir süre daha erteleniyor. 2009 sonunda bir çözüm gittikçe zor hale geliyor' dedi.
Talat, Çankaya Köşkü'nde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, sıcak karşılama ve destekten dolayı Gül'e 'içtenlikle' teşekkür etti.
Türkiye'nin desteğinin kendileri için çok önemli olduğunu belirten Talat, Türkiye'nin desteği ile aktif politikalarını ve çözüm için çalışmalarını sürdüreceklerini kaydetti.
'Kıbrıs sorununun bu yıl içinde çözüme kavuşturulması için elimizden geleni yaptık' diyen Talat, 'daha yoğunlaştırılmış müzakereler, takvim konmuş müzakereler, uluslararası toplumun, BM'nin daha fazla katılımının sağlandığı müzakereler' önerdiklerini, ancak Kıbrıs Rum tarafının bundan kaçtığını belirtti.
Talat, Rum kesiminin avantajlarını kullanarak hem Türkiye'nin AB ile olan ilişkilerini istismar ederek, hem de uluslararası tanınmışlığı ve AB üyesi oluşunu kullanarak, süreci daha uzun vadeye yayıp, kendi istediği gibi bir çözümü elde etmeyi hedeflediğini belirtti.
Müzakerelerin 2010 başında, özellikle KKTC'de cumhurbaşkanlığı seçiminden önce sonuçlanmasının en önemli dilekleri olduğunu söyleyen Talat, 'Bir an önce çözüm bütün uluslararası toplumun da arzusudur. Bu yöndeki politikamız devam ediyor.' diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, müzakere sürecinde aktif olarak yer aldıklarını ifade ederek, 'Kıbrıs Rum tarafının da ortaya koyduğu, makul olduğu sürece onların endişelerini de dikkate alan önerilerimizle süreci hızlandırmaya çalışıyoruz' diye konuştu.
Bu konuda oldukça önemli adımlar atıldığını belirten Talat, birinci turu tamamladıklarını, birinci turun sonunda artık anlaşmazlık noktalarının hangileri olduğunun ortaya çıktığını söyledi. Talat, şimdi bu noktaları azaltmaya ve bunlar üzerinde köprü kurmaya çalıştıklarını ifade etti.
'Biz bir an önce çözümü arzuluyoruz' diyen Talat, BM parametreleri çerçevesinde varılacak çözümün, yaşayabilir ve Kıbrıslı Türklerin tekrar 1974 öncesine dönüşüne engel olacak bir çözüm olmasının hayatı derecede önemli olduğunu belirtti. Talat, 'Bütün iyi niyetimiz ve bütün esnekliğimizle müzakereleri sürdürüyoruz' diye konuştu.

Yeni bir yol haritası çizmedik

'Kıbrıs görüşmelerinde bundan sonra daha önceki görüşmelerden farklı bir strateji izlenip izlenmeyeceği' ve 'müzakerelerden sonuç alınmaması halinde B planının ne olduğu' sorusu üzerine Talat, yeni bir yol haritası çizmediklerini belirterek, 'Böyle bir şey yok, biz müzakere sürecinin geldiği aşamayı değerlendirdik' dedi.
Talat, Türkiye ile yapılan istişarelerin sürekli olduğunu, hemen her aşamada Türkiye ile istişare edilerek politikaların belirlendiğini, dün ve bugün yapılan görüşmelerde gelinen aşamanın değerlendirildiğini kaydetti.
'Birçok öneri yapıldı bu dönem içerisinde, bu önerileri biz kendi değerlendirmelerimizle Türkiye'nin değerlendirmelerini bütünleştirerek bugüne kadar yaptığımız gibi yeni önerilerimizle süreci devam ettireceğiz' diyen Talat, araştırma yapıldığında Kıbrıs Türk tarafının önerilerle ilgili açık bir üstünlüğünün olduğuna dikkati çekerek, iki taraf arasındaki uçurumu kapatacak önerilerin sürekli Kıbrıs Türk tarafından geldiğini belirtti.
Talat, 'Benim değerlendirmeme göre yeni önerilerin sunulması yeni bir yol haritası olarak sayılmamalıdır' dedi.
Müzakerelerin sonsuza kadar süremeyeceğini ve gerçekten bir takvime ihtiyaç duyduklarını belirten Talat, müzakerelerin uzun sürmesi halinde aşılamaz tıkanıklıkların ortaya çıkacağını sözlerine ekledi.
Bu arada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, temaslarını tamamlayarak KKTC’ye döndü.

STAR KIBRIS 31/10/09

 

ERDOĞAN'IN BEYAZ SARAY PROGRAMINDA KIBRIS VAR

   

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD'ye yapacağı ziyarete ilişkin olarak Beyaz Saray'dan da bir açıklama geldi.

Beyaz Saray Sözcüsü Robert Gibbs, Başkan Barack Obama'nın 7 Aralıkta Başbakan Erdoğan ile Beyaz Saray'da görüşeceğine işaret ederken, iki ülkenin stratejik ortaklığa ve tarihi dostluğa sahip olduğunu belirtti.

NATO müttefiki Türkiye'nin müşterek zorlukları ele almada önemli bir ortak olduğunu ifade eden Gibbs, ''Başkan Obama, iki ülkeyi ilgilendiren bir dizi stratejik konuda Erdoğan ile görüş alışverişinde bulunmayı dört gözle bekliyor'' dedi.

Gibbs, ziyaret sırasında ele alınacak konular arasında, Afganistan ve Pakistan'a dair ortak stratejinin hayata geçirilmesi, Irak ile ekonomik ve güvenlik işbirliğinin ilerletilmesi, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi hedeflerinde gelişme katedilmesi, Kıbrıs meselesinin çözümünün teşviki, Ermenistan ile ilişkilerin normalizasyonu, Orta Doğu barış çabaları ve insan haklarını saydı.

STAR KIBRIS 31/10/09

 

Crossings up to four million in 2008
By Patrick Dewhurst

CROSSINGS between the two communities increased in 2008 with around €27.3 million changing hands across the divide, an economic survey revealed yesterday.

According to the statistics published by the Peace Economics Consortium, there were four million crossings between the two communities in 2008 compared to 3.5 million the previous year.

Many of these were put down to the between 3,500 and 5,000 Turkish Cypriots who work in the government-controlled areas on a daily basis.

Turkish Cypriots spent €19.9 million in the south while Greek Cypriots spent €7.4 million in the north, the consortium said.

The group said it has launched a project to research and promote economic interdependence between the two communities.

“This project will help us achieve a long lasting and fair solution to the Cyprus problem,” said consortium representative Costas Apostolides. “Economic interdependence is currently stronger than we realise and through this project we hope to understand this more.”

The figures show that the communities’ spending habits were different.

Turkish Cypriots spent 17 times as much on shopping in the south, whereas Greek Cypriots spent over seven times as much on entertainment and over ten times as much on hotels.

“I expect a lot of this will be in the casinos, but because this is not detailed in the data we cannot be sure,” Apostolides said.

Ahmet Ozyigit Head of Research on the Turkish Cypriot side said "To an extent, the two communities are already functioning like a single market. For example, people are travelling to mitigate VAT differences, and this is leading to convergence."

Depending on the outcome of the current negotiations, grants will be available to boost business cooperation and research to further interdependence, and to companies to conduct market research and learn more about requirements on both sides.

Crossings began in April 2003 when the Turkish side eased restrictions on freedom of movement.

The increase in crossings in 2008 was most likely due to the opening of the Ledra Street crossing in April 2008, which facilitated more pedestrian movement between the two sides

CYPRUS MAIL 31/10/09

 

Boutros-Ghali in Cyprus
By Anna Hassapi

FORMER UN Secretary General Boutros Boutros-Ghali last night said Cyprus could play a role in promoting peace in the region.

Ghali, who was Secretary General from 1992 to 1997, is in Cyprus attending the opening last night of the new headquarters of the Neocleous Law Office in Limassol. In his address, Ghali highlighted Cyprus’ role in maintaining peace in the Mediterranean region.

He made no direct reference to the current Cyprus talks however.

“I am delighted to be back in Cyprus - a country which has always been high on my agenda, during all my life. Not only as Minister in Egypt, later Secretary General of the UN and before that as a young professor dealing with the problem of this region,” he said.

“I am sure that Cyprus will play an important role - a bridge between the south and the north of the Mediterranean Sea. Being the centre of civilisation you can play this role of a mediator, conciliator and of the middle man. And I wish for Cyprus to help to promote peace in this region, because this region needs above all peace; you will never obtain peace unless you have the political will to enter in long negotiations and continue to negotiate until you will find a solution to all the problems of the region,” he added.

Following the opening ceremony Ghali declined to hold a press conference and did not answer journalists’ questions.

Meanwhile, in his address at the ceremony the Mayor of Limassol Andreas Christou noted the significance of Ghali’s presence in the seaside town. “It is a great honour for Limassol to host the former UN Secretary-General: a great friend of Cyprus, an exceptional legal academic and politician,” said Christou.

Neokleous House, on Makarios Avenue in Limassol will house the law firm’s headquarters. “It is a unique building from a technological perspective with a lot of innovations in terms of energy saving and raw materials used, while it blends harmoniously with the town’s environment, and is comfortable, green, friendly and familiar both for staff and visitors,” a press release issued by the law firm read.
CYPRUS MAIL 31/10/09

Christofias likens EU-Turkey relations with appeasing Hitler

PRESIDENT Demetris Christofias has compared the EU’s concessions to Turkey to the appeasement of Adolf Hitler in the 1930s, he said in an interview published in The Guardian yesterday.

"I don't compare Turkey with Nazi Germany," he said. "But it is not reasonable to say don't challenge Turkey because it will get angry. There are rules and unfortunately Turkey does not respect those rules ... This reminds me of the situation before the second world war, appeasing Hitler so he doesn't become more aggressive. The substance of fascism was the substance of fascism. Hitler was Hitler,” he told the British newspaper.

Christofias said yesterday many of his comments to The Guardian had been “distorted”.

In the interview he also warned that any European concessions to Ankara to keep Turkey on a pro-European path could backfire, and played down any notion of progress in the ongoing Cyprus talks.

"Unfortunately, my expectations have not been justified," he said. "We have differences and divergences, deep, deep differences."

Christofias rejected talk of a looming deadline when Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat faces an election in 2010. He said this was artificial and suggested the Turkish side was exploiting Talat's electoral problems to blackmail him.

Hans Van Den Broek, the former Dutch foreign minister who sits on the Independent Commission on Turkey, has already warned that if the talks fail this time around "the island will certainly head towards partition. Tensions will rise in the eastern Mediterranean and EU-Turkey tension will deepen."

Christofias blamed the Turkish leadership of Prime Minister Recep Tayyip Erdogan for the problems. "We don't agree on anything with Mr Erdogan," he said in the interview.

Meanwhile, Christofias has also reportedly turned down an invitation for November 9 to attend events marking the 20th anniversary of the fall of the Berlin Wall. Reports said it was due to a busy schedule. German Chancellor Angela Merkel invited him last month to attend the event.

CYPRUS MAIL 31/10/09

Turkish side pushes April 2010 deadline for Cyprus deal

NEGOTIATIONS on the Cyprus problem cannot be completed by the end of the year, Turkish President Abdullah Gul and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat agreed yesterday.

Speaking at a joint news conference at the end of his visit to Ankara, Talat referred to the need to set timeframes, as well as involve the UN in his direct talks with President Demetris Christofias. He also spoke of “alternative solutions” if a deal could not be found.

“This procedure can’t last forever. There needs to be a timeframe and we need to know when the procedure will end,” said Gul. He said his assessment was that “the negotiating procedure can’t be completed by the end of the current year”.

“In order for such an agreement to succeed, two component states should be created and the Greek Cypriot side must understand that Turkish Cypriots are equal partners. They are aware of this but they need to digest it,” said Gul.

Talat said Ankara’s support was of great significance to the Turkish Cypriot community. “We have no other support. We are working for a solution to the Cyprus problem. We asked for an expansion of the procedure with the participation of the EU and UN, but the Greek side keeps objecting, using its privileges.”

Talat also deemed it impossible to reach a solution by the end of the year. “It seems a solution in 2009 is not possible. It is our strong desire that negotiations are complete before the 2010 [Turkish Cypriot] presidential elections.”

“We desire a timeframe and an intervention by the UN. The negotiations can’t go on forever. If the whole procedure collapses, we have other alternative solutions, but we will not be discussing them at this phase.”

CYPRUS MAIL 31/10/09