16/12/2009 RADIKAL
Yeri belirlenen mezarın kazılması için Türkmenistan'la protokol imzalanacak. Kazıya ODTÜ de destek veriyor.
İSTANBUL- Eski Türk Tarih Kurumu Başkanı ve öğretim üyesi Prof.Dr. Yusuf Halaçoğlu, Türklere Anadolu'nun kapısını açan Sultan Alparslan'ın mezar yerinin sonunda bulunduğunu açıkladı. Star gazetesinin haberine göre Mezar yerinin Merv'de olduğunu Türkiye tespit etti. Dışişleri ile Türkmenistan arasında imzalanacak protokolün ardından kazı çalışmalarına başlanacağını belirten Halaçoğlu, kazı çalışmalarına ODTÜ ve TÜBİTAK da yerin altını gösteren cihazlarıyla katkıda bulunacağını belirtti.
TALAN EDİLMESİN DİYE
Halaçoğlu, Sultan Alparslan'ın mezar yerinin yerle bir edildiği
için kayıp olduğunu, ancak 3 yıl süren bir araştırma
sonucunda mezar yerini tespit ettiğini söyledi. Halaçoğlu, Şu
anda yerini tam olarak açıklamak istemiyorum, çünkü talan edilmesin
istiyorum. Ben Çağrı Bey'in mezar yerlerini inceleyerek yeri tespit
ettim. Krokisini çizdim. Türbenin temellerine ulaştım diye
konuştu.
MALAZGİRT SAVAŞI'NIN DELİLİ
Alparslan'ın mezarının Türkmenistan'da bulunmasının
Malazgirt Savaşı olmadı diyenlere yanıt olduğunu
ifade eden Halaçoğlu, Malazgirt'e gidelim, dedektörle her tarafı dinleyelim.
Bu savaş olmasaydı Türkmenistan'da yaşıyor olacaktık
dedi. (Star)
Kıbrıslı Türklerin rızası
alınmadı
BM Daimi
Temsilcisi Büyükelçi Apakan, Kıbrıs Barış Gücü'nün görev
süresinin uzatılmasıyla ilgili açıklama yaptı.
Türkiye'nin BM
Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ertuğrul Apakan, Türkiye'nin
Kıbrıs'taki geçici BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) kurulma
nedenine değil, BM Güvenlik Konseyinin UNFICYP ile ilgili
kararlarında kullandığı dile ve UNFICYP'in görev
yapmasına ilişkin olarak Kıbrıs Türklerinin
rızasının alınmamasına karşı
çıktığını belirtti.
Türkiye'nin Daimi Temsilcisi Apakan, Türkiye'nin BM Güvenlik
Konseyi'nin (BMGK) Kıbrıs'taki geçici BM Barış Gücü'nün
(UNFICYP) görev süresini 6 aylığına uzatan kararına
karşı ''hayır'' oyu kullanmasının ardından,
Konsey'de konuyla ilgili Türkiye'nin görüşlerini açıklayan bir
konuşma yaptı.
Türkiye'nin 1964'te UNFICYP'in kurulması arkasındaki
niyete hiçbir zaman karşı çıkmadığını
belirten Apakan, UNFICYP'in asıl kurulma nedeninin adadaki
Kıbrıslı Türkleri korumak olduğunu vurguladı. Bizim
itirazımız her zaman bu kararların alınma yöntemine ve
kullandığı dile karşı olmuştur diyen Apakan,
1964 yılında UNFICYP'i kuran 186 sayılı BM Güvenlik Konseyi
kararının ve o zamandan bugüne gücün görev süresini uzatan tüm BMGK
kararlarının hep Kıbrıs hükümetinden söz ettiğini
belirtti.
Büyükelçi Apakan 1959 Londra ve Zürih antlaşmalarıyla
kurulan ortaklık devletinin, yani Kıbrıs Cumhuriyetinin ve
Kıbrıs hükümetinin 1963 yılında Rumların
Kıbrıslı Türkleri tüm ortaklık devleti kurumlarından
zorla atmasıyla aynı yıl
yıkıldığını anımsattı. O zamandan beri
Kıbrıs'ın tümünü ne yasal ne de fonksiyonel olarak temsil eden
ortak ve anayasal bir hükümet bulunmadığının
altını çizen Daimi Temsilci, adadaki iki halkın da kendi yönetimleri
altında ayrı bir şekilde yaşadıklarını
vurguladı. Apakan adadaki Rum idaresini adanın tümünün hükümeti gibi
algılayan bu yanlış yaklaşımın da 45 yıldan
fazla bir süredir Kıbrıs sorununa adil, kalıcı ve
kapsamlı bir çözüm bulma yolundaki ana engel olduğunu belirtti.
UNFICYP'in adanın kuzeyinde Kıbrıs Türk
tarafının iyi niyet ve işbirliği nedeniyle görev
yapabildiğini anlatan Daimi Temsilci, ancak Barış Gücü'nün görev
süresinin uzatılması kararlarında Ada'da iki tarafın da
rızasının açıkça alınması gerektiğini, ancak
alınan kararın da yine bunu yapmadığını, yani
Kıbrıs Türk tarafının rızasının
alınmadığını vurguladı.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un raporunda UNFICYP'in ileride
hangi rolü oynayacağına Adadaki iki tarafın karar
vereceğini söylediğini ifade eden Daimi Temsilci, UNFICYP'in
geleceğiyle ilgili olarak Kıbrıs Türklerinin söz söyleme
hakkı varsa, bugün rıza (UNFICYP'in görev yapmasıyla ilgili)
neden Kıbrıs Türklerinden alınmıyor? Bu bir çelişki
dedi.
Türkiye'nin "Genel Sekreterin iyi niyet misyonunu tamamen
desteklediğini" belirten Apakan, Türkiye'nin iki kesimlilik, siyasi
eşitlik, iki kurucu halkın eşit statüsü olan BM parametreleri
temelinde ortaklık devleti kurma amacıyla sürdürülen müzakerelerde
elde edilen güçlü ilerlemeyi memnuniyetle
karşıladığını belirtti. İki liderin 23
Mayıs 2008'te kabul ettiği üzere bu yeni ortaklığın
bir federal hükümeti ve eşit statüye sahip 2 kurucu devleti
olacağını anımsatan Daimi Temsilci Apakan, bu kapsamda
Türkiye'nin Genel Sekreter Ban'ın Kıbrıs özel
danışmanı Alexander Downer'ın ve ekibinin çabalarına
tam destek verdiğini bildirdi.
KIBRIS 16/12/09
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, BM Genel Sekreterinin BM Barış Gücünün
görev alanı ile ilgili raporun yanı sıra kapsamlı
müzakerelerde yaşanan gelişmeleri göz önüne alarak beş buçuk
yıl aradan sonra ilk kez İyi Niyet Misyonu ile ilgili rapor
hazırlamasının önemli bir gelişme olduğuna dikkat
çekti.
Hasan
Erçakıca, Bu rapor, müzakerelerde artık ciddi bir safhaya
girildiğinin en önemli göstergelerinden biridir dedi.
İyi
Niyet Misyonu Raporunda müzakerelerde elde edilen önemli ilerlemenin birkaç
kez kayda geçirildiğini ve çözüm için eşsiz bir fırsat
bulunduğunun belirtildiğini kaydeden Erçakıca, raporda,
önümüzdeki hafta ve ayların, sorunun çözümünde belirleyici
olacağının da vurgulandığını ifade etti.
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, dün düzenlediği haftalık brifingde, iki
raporun da dengeli olduğunun, gelişmelerin mümkün olduğu oranda
tarafsız yansıtılmaya
çalışıldığının gözlemlendiğini
belirtti.
Erçakıca,
Bununla birlikte, eksik veya hatalı görünen unsurlar
muhataplarımıza halihazırda iletilmiş olup,
Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini yansıtan
kapsamlı bir değerlendirme mutat olduğu üzere önümüzdeki
günlerde Genel Sekretere bir mektup aracılığıyla
iletilecektir şeklinde konuştu.
BM
Güvenlik Konseyi kararında da, müzakere sürecinde sağlanan
ilerlemenin kaydedilerek, tarafların süreçteki ivmeyi artırmaya ve bu
önemli çözüm fırsatını değerlendirerek makul bir zaman
içerisinde bir çözüm bulmaya davet edildiğine dikkat çeken Hasan
Erçakıca, bu hedeflerin, Türk tarafının amaçları ile tam
bir uyum göstermekte olduğunu vurguladı.
OCAKTAKİ
GÖRÜŞMELER
Kıbrıs
sorununa çözüm bulma çabaları çerçevesinde dün bir araya gelen liderlerin,
özellikle önlerindeki çalışma döneminin planlanması üzerinde
durduklarını kaydeden
Erçakıca, Aralık ayında, Kıbrıs Rum tarafının
Avrupa Birliği organlarındaki girişimleri nedeniyle verimsiz bir
dönem geçiren görüşme sürecinin Ocak ayında hız
kazanacağının artık kesinleştiğini ifade etti.
Rum
tarafının Aralık ayında AB organlarındaki TCnin
üyelik müzakereleri ile ilgili girişimlerinde beklediğini
bulamadığını belirten Erçakıca, Kıbrıs Rum
tarafına neyin olamayacağını göstermesi
bakımından ise Aralık ayı önemli oldu dedi.
Kıbrıs
Türk tarafı, Ocak ayında her biri üçer gün olarak planlanan iki
görüşmenin verimli geçmesi için elinden geleni yapma
kararlılığındadır diyen Erçakıca, bu amaçla daha
önce Ankarada yapılan istişarelere de bağlı olarak gerekli
hazırlıkların yapılmakta olduğunu, Kıbrıs
Rum tarafının da benzer hazırlıklar yaparak Ocak
ayında Kıbrıs sorununun temel yönleri konusunda anlaşmaya
varılabilmesine yardımcı olacak kapasite ile masaya
oturmasını umduklarını belirtti.
YEŞİL
HAT TÜZÜĞÜ VE RUMLARIN ENGELLEME ÇABALARI
Kıbrıs
sorununa çözüm ararken, iki halkın arasındaki ilişkileri
iyileştirecek önlemleri de unutmamak gerektiğini ifade eden
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, şöyle dedi:
İki
halk arasında dengeli ticari ilişkilerin gelişmesi, iki
halkın çözüm sürecine ve çözüme inancını pekiştirmesi
bakımından önem taşımaktadır. Ne var ki,
Kıbrıs Rum tarafının bir Avrupa Birliği uygulaması
olan Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında yapılmakta olan ticarete
bile çeşitli zorluklarla engel olmaya çalışması, çözüm
çabalarını da olumsuz yönde etkilemektedir.
HALKIN SESI 16/12/09
![]()
Aralık ayında verimsiz bir dönem geçiren
görüşme sürecinin ocak ayında hız kazanacağı
kesinleşti
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, BM Genel
Sekreterinin BM Barış Gücünün görev alanı ile ilgili raporun
yanı sıra kapsamlı müzakerelerde yaşanan gelişmeleri
göz önüne alarak beş buçuk yıl aradan sonra ilk kez İyi Niyet
Misyonu ile ilgili rapor hazırlamasının önemli bir gelişme
olduğuna dikkat çekti. Hasan Erçakıca, Bu rapor, müzakerelerde
artık ciddi bir safhaya girildiğinin en önemli göstergelerinden
biridir dedi.
İyi Niyet Misyonu Raporunda müzakerelerde elde edilen önemli ilerlemenin
birkaç kez kayda geçirildiğini ve çözüm için eşsiz bir fırsat
bulunduğunun belirtildiğini kaydeden Erçakıca, raporda,
önümüzdeki hafta ve ayların, sorunun çözümünde belirleyici
olacağının da vurgulandığını ifade etti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dün
düzenlediği haftalık brifingde, iki raporun da dengeli
olduğunun, gelişmelerin mümkün olduğu oranda tarafsız
yansıtılmaya çalışıldığının
gözlemlendiğini belirtti. Erçakıca, Bununla birlikte, eksik veya
hatalı görünen unsurlar muhataplarımıza halihazırda
iletilmiş olup, Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini
yansıtan kapsamlı bir değerlendirme mutat olduğu üzere
önümüzdeki günlerde Genel Sekretere bir mektup
aracılığıyla iletilecektir şeklinde konuştu. BM
Güvenlik Konseyi kararında da, müzakere sürecinde sağlanan
ilerlemenin kaydedilerek, tarafların süreçteki ivmeyi artırmaya ve bu
önemli çözüm fırsatını değerlendirerek makul bir zaman
içerisinde bir çözüm bulmaya davet edildiğine dikkat çeken Hasan
Erçakıca, bu hedeflerin, Türk tarafının amaçları ile tam
bir uyum göstermekte olduğunu vurguladı.
OCAKTAKİ GÖRÜŞMELER
Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabaları çerçevesinde dün bir araya
gelen liderlerin, özellikle önlerindeki çalışma döneminin
planlanması üzerinde durduklarını kaydeden Erçakıca,
Aralık ayında, Kıbrıs Rum tarafının Avrupa
Birliği organlarındaki girişimleri nedeniyle verimsiz bir dönem
geçiren görüşme sürecinin Ocak ayında hız
kazanacağının artık kesinleştiğini ifade etti.
Rum tarafının Aralık ayında AB organlarındaki TCnin
üyelik müzakereleri ile ilgili girişimlerinde beklediğini
bulamadığını belirten Erçakıca, Kıbrıs Rum
tarafına neyin olamayacağını göstermesi
bakımından ise Aralık ayı önemli oldu dedi.
Kıbrıs Türk tarafı, Ocak ayında her biri üçer gün olarak
planlanan iki görüşmenin verimli geçmesi için elinden geleni yapma
kararlılığındadır diyen Erçakıca, bu amaçla daha
önce Ankarada yapılan istişarelere de bağlı olarak gerekli
hazırlıkların yapılmakta olduğunu, Kıbrıs
Rum tarafının da benzer hazırlıklar yaparak Ocak
ayında Kıbrıs sorununun temel yönleri konusunda anlaşmaya
varılabilmesine yardımcı olacak kapasite ile masaya
oturmasını umduklarını belirtti.
STAR KIBRIS 16/12/09
Stefanos Evripidou CYPRUS MAIL December 16,
2009
THE EUROPEAN Court of Human Rights (ECHR) yesterday
rejected 49 applications by Greek Cypriot families of the missing, saying they
failed to seek recourse within a reasonable timeframe.
A lawyer for the families, DIKO deputy Andreas Angelides
said the decision was a negative and contradictory development since the lack
of information on the missing persons is an ongoing issue and therefore a
continuing violation made by Turkey.
He noted that the families of the missing sought recourse
to the Court in 2000, just ten years after the Varnavas case was submitted. In
that landmark judgement and the one regarding Titina Loizidou, the Court had
ruled that the violations committed against Cyprus by Turkey were ongoing.
These missing persons were missing on the day of each
application and on the day of the Courts ruling, said Angelides.
Despite this, all 49 applications were yesterday rejected
by the ECHR, which found that the applications by the families of the missing
were submitted beyond a reasonable time period. Angelides noted that the
decision was final and there was no scope for appeal.
Head of the Legal Service, Attorney-general Petros
Clerides yesterday hinted that the decision to take the 49 cases to the ECHR
may have been misguided.
The Republic of Cyprus was not even informed on these
cases so it could be present. It was handled by the applicants through their
lawyers. The Court did not even send a notice to the government to intervene,
he said, adding, I was informed of the Courts rejection by one of the
applicants lawyers.
Asked what relevance the decision had, Clerides said:
Some should not try to ruin what weve gained. I am very sorry, but we have
passed through hell and high water on the issue of the missing. Lets not try
to destroy what weve gained.
He warned that applications to the ECHR had to be done
with great care and a lot of study, so we dont go there and lose.
CYPRUS MAIL 16/12/09
CYPRUS MAIL December 16, 2009
REFUGEE mothers demonstrated outside the presidential
palace on Sunday to protest against state discrimination. They argue that they
are victims of sexual discrimination as they are prevented, by law, from
passing their refugee status to their children as male refugees are entitled to
do. The son of a male refugee is given refugees status, whereas the son of
female refugee is not, which is a blatant case of institutional discrimination.
Deputies from all the political parties, for years, have
been trying to eliminate the discriminatory provision of the law but have been
prevented from doing so by the government. The Papadopoulos government openly
defended the law, for practical reasons. If it were changed, more than half the
population would have refugee status and be entitled to state help.
The current government, with its populist mentality, had
suggested it would change the law, but had a change of heart when it considered
the financial implications of swelling the numbers of people with refugee
status. It is now avoiding dealing with the matter, the Movement of Refugee and
Displaced Mothers of Cyprus, accusing it of going back on its promises.
Fed up of the government inaction, the Movement had filed
40 recourses to the European Court of Human Rights and planned to file more in
the future. They would probably win if the ECHR decided to deal with such a
trite issue, because they are being discriminated against by the state. What
would happen then? Would the government be obliged to issue refugee ID cards to
another 50 or 100 thousand people?
This is what happens when populist politicians pass laws
without thinking them through. Making refugee status a hereditary right was a
resoundingly stupid measure that only the populist political parties of Cyprus
would have approved. Someone born after 1974 in the free areas is quite clearly
not a refugee, because he was not forced to leave his home by anyone, and the
state should never have treated him as one. Thanks to this absurd law, we now have
more refugees than we had in 1974.
Perhaps poor non-refugees should also organise themselves
into a movement and demand equal treatment with the refugees, because they are
victims of discrimination as well. Why should a poor, young couple whose parents
were not refugees be denied interest-free housing loans? They may have a lower
income than the offspring of refugees and therefore be more deserving of state
help. In effect, the state is penalising them, depriving them of financial
assistance, not because they can afford to buy a house, but because their
parents were not refugees. How fair is that?
The only solution is for the government to put an end to
all this refugee status business. Apart from being unfair, the mass
production of refugees is a costly business for the state.
George Psyllides CYPRUS MAIL December 16,
2009
POLICE yesterday continued their investigation into the
theft of the remains of former president Tassos Papadopoulos while President
Demetris Christofias was saddened over the increasing speculation concerning
the case.
I am thinking that time is passing and the case has not
been resolved and this saddens me because there is more and more speculation,
which is not pleasant for the family or the Republic, Christofias told
reporters.
Between Thursday night and Friday morning, unknown
individuals dug up the grave of Papadopoulos, stealing his remains in an act of
desecration that has left authorities baffled as to their motive.
Speculation has been rife since then, ranging from
holding the body to ransom to attempts to garner resistance to a potential
federal solution to the Cyprus problem.
These events do not honour us, without this meaning that
the Republic of Cyprus is to blame, the president said. It is a sacrilegious
act which was unexpected
and unfortunately the criminals who committed this
crime seem to have taken enough measures to make solving this crime difficult.
The president was yesterday briefed about the investigation
from Justice Minister Loucas Louca.
I hope, despite it being a very difficult case, the
police will be able to resolve it, Louca said afterwards.
Authorities believe the act was the work of a group of
people who carried it out in a highly organised manner.
No mechanical equipment was used to lift the 250kg
granite slab lying over the tomb, or to dig deep into the muddy grave.
Christofias refused to speculate as to who could be
behind the act.
Speculating is someone elses job. I can only speak with
facts. And this is exactly why we want the case resolved to have facts to talk
about, the president said.
Police have questioned numerous individuals but without
any solid leads so far.
They are also checking phone records to determine whether
any calls were made from the area in the early hours of Friday.
Stefanos Evripidou CYPRUS MAIL December 16,
2009
A THREE-day debate on the 2010 state budget began
yesterday at the plenum of the House of Representatives, with speeches by
parliamentary leaders covering a wide range of aspects from the Cyprus problem,
domestic policy to the economy.
The 2010 budget provides for revenue, excluding loans, of
5.729 billion, surpassing this years budget by 6.6 per cent. Expenditure,
excluding the paying off of loans, is estimated at 7.922 billion, passing 2009
expenditure by 3.6 per cent.
Presenting the budget to the House last Thursday, Finance
Minister Charilaos Stavrakis said the 2010 state budget was drawn up in a
responsible and balanced manner. It was growth-orientated, with a social vision
and contained no new taxes.
This is the budget that will get us out of the financial
crisis, he said.
Party leaders and their representatives from AKEL, DISY,
DIKO, EDEK, EVROKO and the Greens all spoke at the parliamentary debate
yesterday, which will culminate with a vote tomorrow. It is believed that the
budget will have an easy ride as it has the backing of AKEL, DIKO, EDEK and the
Green party. Opposition party DISY and EVROKO are expected to vote against the
bill.
AKEL leader Andros Kyprianou yesterday argued that
President Demetris Christofias government had taken early measures to tackle
the financial crisis. I want to stress this because some people are trying to
pass on the message that the government was inactive in handling the crisis.
Most importantly, the measures undertaken by the Christofias government had a
social orientation, he said.
Kyprianou also highlighted that the election of
Christofias, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat and Turkeys progression
to the EU now allow us to talk about a critical if not historic phase in
efforts to solve the Cyprus problem.
The ruling party leader called for unity on the domestic
front to achieve the goals set on ending the division.
Opposition DISY leader Nicos Anastassiades warned that
the government should not take his partys support on the Cyprus problem for
granted, calling for greater consultation with the party.
He also hit out at recent comments made by Christofias to
foreign press regarding the sacrifices he is making as a communist president of
a capitalist country in order to reach a solution to the islands conflict.
It is inconceivable to hear this from the president of a
European country. And he considers it a good deed that hes running a
capitalist state. What does he want to turn it into, one of the regimes from
times gone by, which have collapsed, he asked.
On the Cyprus problem, EDEK leader Yiannakis Omirou was
downbeat, saying optimism for a solution is not justified. He called on the
government to freeze all chapters in Turkeys accession negotiations as long as
the latter fails to meet its obligations to Cyprus.
During last weeks briefing before parliament, Stavrakis
said the government is aiming towards development, enhanced social cohesion and
macroeconomic stability. He pointed out the need to lift the dependency of
Cyprus economy on tourism and the construction sector.
Referring to the global financial crisis, Stavrakis said
Cyprus economy has unavoidably been affected, though thankfully to a lesser
degree.
However, after a year of lethargic economic activity,
the government is forecasting for 2010 an increase in the public deficit,
government debt and the unemployment rate.
Stavrakis warned that 2010 would be a difficult year.
The latest budget includes provisions for 30 large-scale public projects and
hundreds of smaller ones. The government will launch initiatives to limit the
bulky civil service payroll through bold initiatives while the budget also
includes an ambitious package for cracking down on tax fraud and tax evasion.
AA
NTV 17 Aralık. 2009 Perşembe
LEFKOŞA - ABD'de
Mihalis Tumazu, Nikolas Kacilaris ve Marula Tombazu isimli Rumlar, ABD'nin
Columbia Eyalet Mahkemesinde Türkiye ve KKTC aleyhine, ''eski mallarına
ulaşamamaları ve kullanamamalarının karşılığı
olarak 400 milyar dolar; manevi tazminat olarak da toplam bir trilyon
dolarlık dava açtı.
ABD vatandaşı da
olan Rumlar adına dava açan Athan Çimbidis isimli Rum avukat, Güney
Kıbrıs'taki Rumları da bu davaya katmak amacıyla Rum
tarafında temaslarda bulunuyor.
Avukat Çimbidis, Rum
Fileleftheros gazetesine yaptığı açıklamada,
Kıbrıs'ın bir bölümünde süregelen ''işgal'' ve insan
hakları ihlalleri iddiasıyla açtıkları davada Türkiye ve
KKTC'den ''çok ağır'' bir bedel talep ettiklerini söyledi.
BİR
TRİLYON DOLAR İSTENİYOR
Bu davanın yalnız başvuru sahibi üç Rum'u değil,
bütün Rumları ilgilendirdiğini savunan Çimbidis, müvekkili olan üç
Rum adına Washington'da açtıkları dava ile Türkiye'den,
KKTC'deki ''eski mallarına ulaşamamaları ve
kullanamamalarının karşılığı olarak 400
milyar dolar tazminat talep ettiklerini bildirdi.
Başvuruda, yine
mallarına erişimlerinin ve kullanmalarının reddedilmesi
nedeniyle Rumların uğradıkları manevi zarar için de bir
trilyon dolar manevi tazminat talep ediliyor.
KKTC, üç
davacının ve bütün Kıbrıslı Rumların Kuzey
Kıbrıs'taki mallarının reklamını yapmakla da
suçlanıyor. Türkiye ve KKTC'den, bugüne kadar eski Rum malı
satışlarından aldıkları bütün paraları vermeleri
isteniyor. Bunun için Rum mallarının satışı için
reklam yapılmasını yasaklayan bir mahkeme kararının da
çıkartılması talep ediliyor.
'BÜTÜN
GÖÇMENLERİ İLGİLENDİRİYOR'
Çimbidis, ''bu davanın diğer davalardan farkının, ilk kez,
dava sahiplerinin ötesinde bütün göçmenleri ilgilendirmesi olduğunu''
savundu.
Başvuru sahiplerinin
ABD vatandaşı olmasının şart
olmadığını ifade eden Çimbidis, Kıbrıs'ta ikamet
eden Rumların da aynı şeyi yapabileceklerini kaydetti. Bu
nedenle Çimbidis, Washington'da açılmış davaya katılmak
isteyen Kıbrıslı Rumlarla temas etmek amacıyla Güney
Kıbrıs'ta bulunuyor.
Çimbidis, Türkiye ve KKTC
aleyhine çıkacak bir mahkeme hükmü ile, Washington'da sahip oldukları
taşınmazlarının mezada çıkartılması, Türk
tarafının belirli bir bankada bulunan bütün yatırımlarına
(Kıbrıs Rum malı satışlarından elde edilenlere
karşılık olarak) el konulması emrini gündeme
getirebileceğini iddia etti.
Türkiye ve KKTC'den 1 trilyon dolar istiyorlar!
1974 Kıbrıs Barış
Harekatı ABD'de dava konusu oldu. Mihalis Tumazu,
Nikolas Kacilaris ve Marula Tombazu isimli Rumlar, ABD'nin Columbia Eyalet Mahkemesi'nde
Türkiye ve KKTC aleyhine "eski mallarına ulaşamamaları ve
kullanamamalarının karşılığı olarak 400
milyar dolar; manevi tazminat olarak da toplam 1
trilyon dolarlık dava açtı.
ABD
vatandaşı da olan Rumlar adına dava açan Athan Çimbidis isimli
Rum avukat, Türkiye'nin 1974'te insan hakları ihlallerinde
bulunduğunu ve bunu Amerikan silahlarını kullanarak
yaptığını savunuyor. Çimbidis, Güney Kıbrıs'taki
Rumları da bu davaya katmak amacıyla Rum tarafında temaslarda
bulunuyor.
Çimbidis, Rum Fileleftheros gazetesine yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ın
bir bölümünde süregelen "işgal" ve insan hakları ihlalleri
iddiasıyla açtıkları davada Türkiye ve KKTC'den "çok
ağır" bir bedel talep ettiklerini söyledi.
Bu davanın yalnız başvuru sahibi üç Rum'u değil, bütün
Rumları ilgilendirdiğini savunan Çimbidis, müvekkili olan üç Rum
adına Washington'da açtıkları dava ile Türkiye'den, KKTC'deki
"eski mallarına ulaşamamaları ve kullanamamalarının
karşılığı olarak 400 milyar dolar
tazminat talep ettiklerini bildirdi.
Manevi tazminat
Başvuruda, yine mallarına erişimlerinin ve
kullanmalarının reddedilmesi nedeniyle Rumların
uğradıkları manevi zarar için de bir trilyon dolar
manevi tazminat talep ediliyor.
KKTC, üç davacının ve bütün Kıbrıslı Rumların
Kuzey Kıbrıs'taki
mallarının reklamını yapmakla da suçlanıyor.
Türkiye ve KKTC'den, bugüne kadar eski Rum malı
satışlarından aldıkları bütün paraları vermeleri
isteniyor. Bunun için Rum mallarının satışı için
reklam yapılmasını yasaklayan bir mahkeme kararının da
çıkartılması talep ediliyor.
Çimbidis, "bu davanın diğer davalardan farkının, ilk
kez, dava sahiplerinin ötesinde bütün göçmenleri ilgilendirmesi
olduğunu" savundu. Başvuru sahiplerinin ABD
vatandaşı olmasının şart
olmadığını ifade eden Çimbidis, Kıbrıs'ta
ikamet eden Rumların da aynı şeyi yapabileceklerini kaydetti.
Bu nedenle Çimbidis, Washington'da açılmış davaya katılmak
isteyen Kıbrıslı Rumlarla temas etmek amacıyla Güney Kıbrıs'ta
bulunuyor. Çimbidis, Türkiye ve KKTC aleyhine çıkacak bir mahkeme hükmü
ile, Washington'da sahip oldukları taşınmazlarının
mezada çıkartılması, Türk tarafının belirli bir
bankada bulunan bütün yatırımlarına (Kıbrıs
Rum malı satışlarından elde edilenlere
karşılık olarak) el konulması emrini gündeme
getirebileceğini iddia etti.
CNN TURK 17/12/09
Üç Kıbrıslı Rum, Türkiye
ve KKTC aleyhine toplamda 2.1 trilyon TL'lik dava açtı.
Associated Press haber
ajansı, üç Kıbrıslı Rumun, Türkiyenin ABDden tedarik ettiği silahları
Kıbrısta
insan haklarını ihlal etmek için kullandığı
gerekçesiyle bir ABD mahkemesinde dava
açtığını bildirdi.
ABD vatandaşı olan Mihalis
Tumazu, Nikolas Kacilaris ve Marula Tombazu adına davayı açan avukat
Athan T. Çimbidis, ABD
yasalarının diğer ülkelerin Amerikan silahlarını
uluslararası hukuka aykırı biçimde kullanmasını
yasakladığını söyledi.
ABDli avukat bugün
yaptığı açıklamada davanın geçtiğimiz Ekim
ayında Washington
DC mahkemesinde açıldığını ifade ederken, Türkiyenin
1974 yılındaki Kıbrıs
operasyonunda ABDden
aldığı silahları Kıbrıslı Rumları
yerlerinden etmek için kullandığını iddia
etti.
Çimbidis açtığı davada Türkiyeden 400 milyar dolar
(606 milyar TL) tazminat talep ederken, Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti yetkililerini de Kıbrıslı Rumların
mülklerinin satışını destekledikleri için dava
edeceğini duyurdu.
1 TRİLYON DOLAR DA MANEVİ TAZMİNAT
Anadolu Ajansı'nın haberine göre, mahkemeye yapılan
başvuruda, Güney Kıbrıslıların "mallarına
erişimlerinin ve kullanmalarının reddedilmesi nedeniyle
Rumların uğradıkları manevi zarar" için de bir trilyon
dolar (1.51 trilyon TL) manevi tazminat talep ediliyor.
KKTC, üç davacının ve
bütün Kıbrıslı Rumların Kuzey Kıbrıs'taki
mallarının reklamını yapmakla da suçlanıyor.
Türkiye ve KKTC'den, bugüne kadar
eski Rum malı satışlarından aldıkları bütün
paraları vermeleri isteniyor. Bunun için Rum mallarının
satışı için reklam yapılmasını yasaklayan bir
mahkeme kararının da çıkartılması talep ediliyor.
"DAVA BÜTÜN
GÖÇMENLERİ İLGİLENDİRİYOR"
Çimbidis, "Bu davanın
diğer davalardan farkının, ilk kez, dava sahiplerinin ötesinde
bütün göçmenleri ilgilendirmesi olduğunu" savundu.
Başvuru sahiplerinin ABD vatandaşı
olmasının şart olmadığını ifade eden
Çimbidis, Kıbrıs'ta
ikamet eden Rumların da aynı şeyi yapabileceklerini
kaydetti. Bu nedenle Çimbidis, Washington'da
açılmış davaya katılmak isteyen Kıbrıslı
Rumlarla temas etmek amacıyla Güney Kıbrıs'ta
bulunuyor.
Çimbidis, Türkiye ve KKTC aleyhine
çıkacak bir mahkeme hükmü ile, Washington'da
sahip oldukları taşınmazlarının mezada
çıkartılması, Türk tarafının belirli bir bankada
bulunan bütün yatırımlarına (Kıbrıs Rum malı
satışlarından elde edilenlere karşılık olarak) el
konulması emrini gündeme getirebileceğini iddia etti.
TÜRKİYE BÜTÇESİNİN 9 KATI
Toplamda 2.1 trilyon TL'ye çıkan tazminat talebi, Türkiyenin
2010 yılı için planlanan bütçe gelirinin
yaklaşık dokuz misline tekabül ediyor.
DIŞİŞLERİ DAVAYI CİDDİYE
ALMIYOR
Hürriyet.com.tr'nin ulaştığı
Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, ABD'de açılan davanın
varlığını yalanlamazken, "olabilirlik"
açısından ciddiye almadıklarını belirttiler.
BENZERİ BİR DAVA REDDEDİLMİŞTİ
ABD mahkemelerinde
geçmişte de buna benzer bir dava açılmış, ancak gerekçeleri
haksız bulunarak reddedilmişti.
HURRIYET 17/12/09
Barış harekatına karşı tazminat harekatı
1974 Kıbrıs Barış Harekatı ABD'de dava konusu oldu. ABD vatandaşı da olan üç Rum Türkiye ve KKTC aleyhine açtıkları davada 1 trilyon dolar istiyor
LEFKOŞA -Mihalis Tumazu, Nikolas Kacilaris ve Marula Tombazu isimli
Rumlar, ABD'nin Columbia Eyalet Mahkemesi'nde Türkiye ve KKTC aleyhine
"eski mallarına ulaşamamaları ve
kullanamamalarının karşılığı olarak 400
milyar dolar; manevi tazminat olarak da toplam 1 trilyon dolarlık dava
açtı.
ABD vatandaşı da olan Rumlar adına dava açan Athan Çimbidis
isimli Rum avukat, Türkiye'nin 1974'te insan hakları ihlallerinde
bulunduğunu ve bunu Amerikan silahlarını kullanarak
yaptığını savunuyor. Çimbidis, Güney Kıbrıs'taki
Rumları da bu davaya katmak amacıyla Rum tarafında temaslarda
bulunuyor.
Çimbidis, Rum Fileleftheros gazetesine yaptığı açıklamada,
Kıbrıs'ın bir bölümünde süregelen "işgal" ve
insan hakları ihlalleri iddiasıyla açtıkları davada Türkiye
ve KKTC'den "çok ağır" bir bedel talep ettiklerini söyledi.
Bu davanın yalnız başvuru sahibi üç Rum'u değil, bütün
Rumları ilgilendirdiğini savunan Çimbidis, müvekkili olan üç Rum
adına Washington'da açtıkları dava ile Türkiye'den, KKTC'deki
"eski mallarına ulaşamamaları ve
kullanamamalarının karşılığı olarak 400
milyar dolar tazminat talep ettiklerini bildirdi.
Manevi tazminat
Başvuruda, yine mallarına erişimlerinin ve
kullanmalarının reddedilmesi nedeniyle Rumların
uğradıkları manevi zarar için de bir trilyon dolar manevi
tazminat talep ediliyor.
KKTC, üç davacının ve bütün Kıbrıslı Rumların
Kuzey Kıbrıs'taki mallarının reklamını yapmakla
da suçlanıyor.
Türkiye ve KKTC'den, bugüne kadar eski Rum malı
satışlarından aldıkları bütün paraları vermeleri
isteniyor. Bunun için Rum mallarının satışı için
reklam yapılmasını yasaklayan bir mahkeme kararının da
çıkartılması talep ediliyor.
Çimbidis, "bu davanın diğer davalardan farkının, ilk
kez, dava sahiplerinin ötesinde bütün göçmenleri ilgilendirmesi
olduğunu" savundu. Başvuru sahiplerinin ABD vatandaşı
olmasının şart olmadığını ifade eden
Çimbidis, Kıbrıs'ta ikamet eden Rumların da aynı şeyi
yapabileceklerini kaydetti.
Bu nedenle Çimbidis, Washington'da açılmış davaya katılmak
isteyen Kıbrıslı Rumlarla temas etmek amacıyla Güney
Kıbrıs'ta bulunuyor. Çimbidis, Türkiye ve KKTC aleyhine çıkacak
bir mahkeme hükmü ile, Washington'da sahip oldukları
taşınmazlarının mezada çıkartılması, Türk
tarafının belirli bir bankada bulunan bütün
yatırımlarına (Kıbrıs Rum malı
satışlarından elde edilenlere karşılık olarak) el
konulması emrini gündeme getirebileceğini iddia etti. (aa)
RADIKAL 17/12/09
Başbakan ziyaretten memnun
Eroğlu, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs
Özel Temsilcisi Downeri kabul etti.
Başbakan
Derviş Eroğlu, dün sabah, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs
Özel Temsilcisi Alexander Downeri kabul etti.
Başbakan Eroğlu, görüşme öncesinde
yaptığı açıklamada, Downer ve ekibinin
Başbakanlığı ziyaretinin olumlu bir tavır
olduğunu belirterek, bundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Özellikle müzakerelerin devam ettiği bir zamanda
Başbakanlıkta ziyaret etmeleri bizi memnun etmiştir diyen
Başbakan Eroğlu, Downerin Avustralyaya dönmeden önce
Yılbaşı arifesinde kendilerini ziyaret etmesinden fevkalade
memnun olduğunu söyledi.
Downerle müzakerelerin seyri hakkında görüş
alışverişinde bulunacaklarını ifade eden Eroğlu,
Bizim de onların da söyleyecekleri vardır, bunları
işitmekten memnun olacağız dedi.
Başbakan, Downer ve ekibine mutlu yıllar dileyerek, Noel
Yortusunu kutladı.
Başbakan, Avustralyada mevsimin yaz olduğuna işaret
ederek, Downere, iyi bir yaz tatili geçirmesi dileğinde bulundu.
Downer ise açıklamasında, yaz tatili için
ayrılmadan önce Başbakanı makamında ziyaret ederek
görüşmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, kendini, elinden
gelenin en iyisini yaparak, Kıbrısta liderlerin,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasın bir çözüme ulaşmalarına
adadığını kaydetti.
Görevlerinden birinin adanın iki tarafında da
çeşitli çevrelerle temaslarda bulunmak olduğunu belirten
Downer, kesinlikle zor bir görüşme süreci olduğunu, çünkü adanın
yıllardır bölünmüş olduğunu ve BM parametreler
çerçevesinde, iki kesimli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe,
dışarıda tek temsiliyete dayalı federal bir çözümle
adayı yeniden birleştirmenin büyük bir uğraş
gerektirdiğini ifade etti.
Ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını ve bunun
gerçekleşebileceği yönünde, güçlükleri göz ardı etmeden
ihtiyatlı iyimser olduğunu yineleyen Downer, Başbakanı
ziyaret ederek çalışmalarını anlatmaktan da mutluluk
duyduğunu söyledi.
Taraflar görüşmeden sonra açıklama yapmadı.
Downer, son gelişmeleri anlattı
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs
Özel Danışmanı Alexander Downer, Kıbrıs Türk Ticaret
Odasında Kıbrıs müzakereleriyle ilgili son gelişmeleri
anlattığı bir sunum gerçekleştirdi.
Oda meclisi ve üyelerine yönelik olarak gerçekleştirilen ve
dün saat 18:00de başlayan sunum basına kapalı olarak
yapıldı.
Sunum öncesinde kısa bir açıklama yapan Kıbrıs
Türk Ticaret Odası Başkanı Günay Çerkez, Downerin Kıbrıs
sorununun çözümüyle ilgili olarak çok zaman sarf ettiğini ve büyük bir
çaba ortaya koyduğunu söyledi.
Çerkez, davetlerini kabul ettiği ve kendilerini
Kıbrıs müzakerelerindeki son gelişmelerle ilgili olarak
aydınlatacağı için Downere teşekkür etti.
KIBRIS 17/12/09
![]()
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi
Alexander Downer, Başbakan Eroğlunu ziyaret ederek
çalışmalarını anlattı. Eroğlu ziyarette,
Downerin Avustralyaya dönmeden önce Yılbaşı arifesinde
kendilerini ziyaret etmesinden fevkalade memnun olduğunu söyledi.
Başbakan Derviş Eroğlu, dün sabah, BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downeri kabul etti. Başbakan
Eroğlu, görüşme öncesinde yaptığı açıklamada,
Downer ve ekibinin Başbakanlığı ziyaretinin olumlu bir
tavır olduğunu belirterek, bundan duyduğu memnuniyeti dile
getirdi.
Özellikle müzakerelerin devam ettiği bir zamanda Başbakanlıkta
ziyaret etmeleri bizi memnun etmiştir diyen Başbakan Eroğlu,
Downerin Avustralyaya dönmeden önce Yılbaşı arifesinde
kendilerini ziyaret etmesinden fevkalade memnun olduğunu söyledi.
Downerle müzakerelerin seyri hakkında görüş
alışverişinde bulunacaklarını ifade eden Eroğlu,
Bizim de onların da söyleyecekleri vardır, bunları
işitmekten memnun olacağız dedi.
Başbakan, Downer ve ekibine mutlu yıllar dileyerek, Noel Yortusunu
kutladı.
Başbakan, Avustralyada mevsimin yaz olduğuna işaret ederek,
Downere, iyi bir yaz tatili geçirmesi dileğinde bulundu.
BÜYÜK UĞRAŞ GEREKİYOR
Downer ise açıklamasında, yaz tatili için ayrılmadan önce
Başbakanı makamında ziyaret ederek görüşmekten
duyduğu memnuniyeti dile getirerek, kendini, elinden gelenin en iyisini
yaparak, Kıbrısta liderlerin, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın bir çözüme
ulaşmalarına adadığını kaydetti.
Görevlerinden birinin adanın iki tarafında da çeşitli çevrelerle
temaslarda bulunmak olduğunu belirten Downer, kesinlikle zor bir
görüşme süreci olduğunu, çünkü adanın yıllardır
bölünmüş olduğunu ve BM parametreler çerçevesinde, iki kesimli, iki
toplumlu, siyasi eşitliğe, dışarıda tek temsiliyete
dayalı federal bir çözümle adayı yeniden birleştirmenin büyük
bir uğraş gerektirdiğini ifade etti.
Ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını ve bunun
gerçekleşebileceği yönünde, güçlükleri göz ardı etmeden
ihtiyatlı iyimser olduğunu yineleyen Downer, Başbakanı
ziyaret ederek çalışmalarını anlatmaktan da mutluluk
duyduğunu söyledi. Taraflar görüşmeden sonra açıklama
yapmadı.
STAR KIBRIS
17/12/09
![]()
Bazı Türk ve Rum Siyasi Partiler Ledra Palaceta bir
araya geldi. CTP, DP ve TDP temsilcileri Slovak Büyükelçisini protesto ederek
toplantının yapıldığı salonu terk etti.
Toplantıya katılan YKP, KSP ve BKP de protestoyu yersiz buldu.
Bazı Türk ve Rum siyasi partiler, Slovakyanın Güney Kıbrıs
Büyükelçiliği organizasyonunda ara bölgedeki Ledra Palas Otelde rutin
olarak düzenlenen toplantılar çerçevesinde dün yeniden bir araya geldi.
Ancak, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Demokrat Parti (DP) ile Toplumcu
Demokrasi Partisi (TDP) temsilcileri, toplantının başlamasından
kısa bir süre sonra, Slovak Büyükelçisi Anna Turenicovayı,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın AB büyükelçileri için 25
Kasımda düzenlediği öğle yemeğine
katılmadığı için protesto ederek salonu terk etti.
Ledra Palace Otelde saat 10.30da gerçekleştirilen toplantıya
KKTCden CTP, DP, TDP, YKP, BKP ve Kıbrıs Sosyalist Partisi KSP
temsilcileri, Güney Kıbrıstan da AKEL, DİKO, DİSİ,
EDEK, Birleşik Demokratlar, ADİK, EPALKSİ ve Yeşiller Parti
temsilcileri katıldı. Toplantıya Kıbrıs Türk
tarafından CTPden Erkut Şahali, DPden Bengü Şonya, TDPden
Sami Dayıoğlu, BKPden İzzet İzcan, YKPden Alpay Durduran
ve Murat Kanatlı, KSPden de Kâzım Öngen katıldı.
Toplantının başlamasından kısa bir süre sonra DP
Dış İlişkiler Sekreteri Bengü Şonya söz alarak,
Slovakyanın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Anna Turenicovayı
söz konusu tutumundan dolayı protesto ettiklerini belirtti.
Şonyanın konuşmasının ardından CTP, DP ve TDP
temsilcileri Erkut Şahali, Bengü Şonya ve Sami Dayıoğlu,
Turenicovayı protesto ederek salondan ayrıldı.
TARAFSIZLIĞA ÖNEM VERMESİ GEREKİYOR
Toplantının başında DP adına söz alan Dış
İlişkiler Sekreteri Bengü Şonya, 25 Kasımda
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Avrupa Birliği
büyükelçileri için düzenlediği öğle yemeğine katılmayan
Slovakyanın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Anna Turenicovayı
protesto ettiklerini ve toplantıyı boykot ettiklerini
açıkladı. Şonya konuşmasında, Kıbrıs Türk
tarafının daha önce olduğu ve gelecekte de olacağı gibi
Adadaki kurucu ortaklardan birisi olduğunu ve Slovakyanın bu
toplantılara devam etmek istiyorsa tarafsızlığa daha fazla
önem göstermesi gerektiğini vurguladı.
DENGELİ VE ADİL DAVRANMALI
Toplantıya CTP adına katılan Dış İlişkiler
Sekreteri Erkut Şahali de, toplantıyı terk ettikten sonra TAK
muhabirine yaptığı açıklamada, Turenicovanın
davranışını Slovak Elçiliğinin
karşılıklı saygı ve eşitlikçi tutumuna
aykırı bulduklarını söyledi ve toplantıların
selameti açısından daha dengeli ve adil davranılması
gerektiğini söyledi. Şahali, Nasıl ki siyasi partilere
eşit mesafede duruluyor ve davranılıyorsa, iki toplumun
liderlerine de aynı şekilde davranılmalıdır,
Kıbrıs Rum yönetiminin Adadaki yabancı konuklara yönelik bu
baskısını kınıyoruz ifadelerini kullandı.
ESKİ BÜYÜKELÇİ İÇİN SAYGI DURUŞU
Toplantıda Slovak Büyükelçiliğini Büyükelçi Anna Turenicova ve
Yardımcısı Roman Gal yanında Slovak
Dışişleri Bakanlığından Nada Hlavackova
hazır bulundu. Toplantı öncesi 1989da başlayan iki toplumlu
siyasi parti toplantılarının kurucusu Slovak kökenli eski
Çekoslovakyanın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Emil Keblusek
anısına 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.
KİMİLERNE GÖRE HAKSIZ VE YERSİZ
Bu arada BKP, YKP ve KSP, ortak açıklama yaparak, Slovakyanın
Kıbrıs Büyükelçiliği organizasyonu ile Kıbrıslı
Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi partilerin Ledra Palace Otelde yer
alan dünkü toplantısını, CTP, DP ve TDP temsilcilerinin terk
etmesini eleştirdi. BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan, YKP Yürütme
Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı ve KSP Genel Sekreteri Yusuf Alkım
imzasıyla yapılan açıklamada, toplantıda hazır bulunan
BKP, YKP ve KSP temsilcilerinin 20 yıldır tüm zorluklara
karşı iki toplumu yakınlaştırmayı ve
Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olmayı hedefleyen
çalışmaların popülist yöntemlerle provoke edilmesini
benimsemedikleri için toplantıyı terk etmedikleri belirtildi.
Slovak Büyükelçi Anna Turenicovanın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın AB büyükelçilerine yönelik yemeğine
katılmadığı gerekçesiyle toplantının terk
edilmesinin yanlış olduğu savunulan BKP, YKP ve KSP
açıklamasında, şöyle denildi:
Çözüm ve barışa en çok ihtiyaç duyduğumuz böyle hassas bir
dönemde Slovak Büyükelçisi Anna Turenicovaya karşı girişilen bu
haksız ve yersiz protesto eylemini onaylamadığımız
gibi, Sn. Anna Turenicovanın Kıbrısta çözüm çabalarına
katkısının yemeğe katılan İsveç, Avusturya, Çek
Cumhuriyeti, Danimarka, Finlandiya, İtalya, Hollanda, İngiltere,
Polonya Büyükelçilerinden daha az olmadığını
hatırlatmakta yarar görürüz
STAR KIBRIS
17/12/09
George Psyllides CYPRUS MAIL December 17,
2009
POLICE YESTERDAY denied a ransom demand has been made for
the return of the body of former president Tassos Papadopoulos, snatched last
week after his grave was dug up.
We contacted the former presidents family and it is
categorically denied, police spokesman Michalis Katsounotos said. Such a
demand has not been made to the family.
Papadopoulos remains were stolen last Friday, in what
was described as a professionally executed act that has left authorities
baffled over a possible motive.
Police yesterday said they have the results from DNA
tests conducted on evidence reportedly a cigarette butt and a door handle
collected from the scene at the Deftera cemetery on the outskirts of Nicosia.
Katsounotos said the force has also received information
from Interpol regarding similar cases overseas.
He declined to comment on whether the new information led
the police to any specific direction.
These two new aspects are being evaluated and will be
used together with the rest of the material we have at our disposal,
Katsounotos said.
Through the information received from Interpol, police
will see the mode of operation of the criminals and the methods used by the
authorities in those countries in order to fill in the jigsaw puzzle of what
further action may be required on our part, Katsounotos said.
He said Interpol has not handed over any information on
the suspects in those cases only the manner in which they acted and the
methodology.
We compare what we have before us with what happened in
the past in other countries and see if the way is the same and whether we can
move in a specific direction.
Police have questioned a large number of people and
searched various areas but so far have come up empty.
Daily Politis yesterday reported that authorities were
looking into the activity of 12 mobile phones and three fixed lines in
connection with the case.
Katsounotos did not deny the report though he noted that
certain matters are not the object of public discussion.
A day before the anniversary of his December 12, 2008
death, the former presidents corpse was removed from its casket overnight in
torrential rain after the culprits shifted a granite slab and dug through
several feet of earth.
Police believe the perpetrators used lime to cover their
tracks. There was also a power cut in the area at the time.
George Psyllides CYPRUS MAIL December 17, 2009
THE ISSUING of title deeds for new properties currently
takes up to 20 years in some areas of Cyprus with thousands pending, the
islands developers association said yesterday.
Lakis Tofarides, the chairman of Land and Building
Developers Association said between four to seven years are needed to issue a
title in the Nicosia district while it could take 10 or 20 years to issue a
title in the coastal areas if there are no irregularities or changes to the
property.
I assure you, in most cases there are changes and
irregularities, Tofarides told reporters.
An estimated 130,000 titles are still pending, though many
concern privately owned houses, the developers said.
The association suggested allowing private certified
experts to carry out 11 of the 12 procedures currently needed to issue a title,
letting the land registry handle the final approval.
This, the developers said, would enable the state to
issue 30,000 to 40,000 titles annually, without an additional cost and receive
at least 30 million more a year from transfer fees.
It will also free the property market from rigid
bureaucratic procedures and Cyprus will stop being discredited abroad as a
problematic property market that does not issue titles and traps buyers.
The association welcomed the governments decision to
implement a building amnesty and suggested that incentives should be given so
entice the largest possible number of owners.
If the amnesty succeeds it could fetch the state over
300 million in just a few years, the developers said.
They also recommended the introduction of a unified
development authority that will have the form of a one-stop shop to handle all
procedures for issuing permits, since it will include all relevant services
like, town-planning, municipalities, and public works.
This will abolish the current bureaucracy, avoid
unnecessary expenses and issue necessary permits in a short period, Tofarides
said.
The developers had several suggestions aiming to
rejuvenate the property market that has taken the hardest hit from the global
economic crisis.
They want the scrapping of transfer fees where VAT is
imposed.
We are saying that government revenue will increase with
a cut in fees, Tofarides said.
Around 27 per cent of the cost of buying a property goes
to the government.
He said transfer fee scales should be amended to reflect
the current state of affairs.
They had been imposed around 10 years ago when an average
apartment cost 51,000 (£30,000).
The state charged three per cent for the first 85,000
(£50,000), five per cent for the next 85,000 (£50,000) and eight per cent
thereafter.
This was designed so that people could acquire a home
with low transfer fees in that case 1500 (£900).
But today, the same apartment costs 200,000 (£120,000)
with people asked to fork out 9,000 in transfer fees and an additional 30,000
in VAT.
The figures are frightening, Tofarides said.
The association called for a cut in the capital gains tax
from 20 per cent to 10 per cent for a specific period of time to help land
deals to be carried out in more reasonable prices and contain the phenomenon of
undeclared cash that never enters the economy.
Bu
değerlendirmeyi, daha önce de sizlerle paylaşmıştım.
Ancak şu anda öylesine güncel ki, tekrar yazmak istedim. Bakın bugüne
kadar kimleri kapatmışız ve nasıl bir sonuçla
karşı karşıya kalmışız.
Herşeyin başında, bugüne kadar Devlet ve Yargı tarafından
kapanan parti sayısı 31e vardı. Bunların bir bölümü
yargı kararlarıyla, diğer bir bölümü de ihtilal yapan askerler
tarafından kapatıldılar. Yandaki liste, yargı
tarafından kapanmak üzere olan ve karar oradan çıkmadan kendi kendini
feshedenleri kapsamıyor.
Hepsinin ortak yanı, kapananların bir süre sonra başka isimlerle
ve aynı kadrolarla yollarına devam etmeleri ve zayıflayarak yok
olmayıp, tam aksine daha da güçlenip, taraftar
sayısını arttırıp Türk siyasetine
damgalarını vurabilmeleridir.
Herşey 1954te Millet Partisiyle başladı.
O dönemde Anayasa Mahkemesi filan yoktu. Sulh Ceza Mahkemesine
dava açılır ve tek hakimli bu mahkeme kararını
verirdi.Millet Partisi, Osman Bölükbaşı, Fevzi Çakmak, General
Sadık Aldoğan gibi isimlerden oluşmuştu. Genelde
muhafazakar bir dilleri vardı. Kapanma nedeni olarak da, laikliğe
aykırı davranış olarak gösterildi. Ancak bu parti sonradan
Köylü Partisi ile birleşerek Bölükbaşının
liderliğinde hayata devam etti ve sonunda MHP
adıyla ve Türkeş in liderliğinde Türk siyaset
hayatına damgasını vurdu.
Ardından, 1960 ihtilaliyle Demokrat
Parti kapatıldı. Ancak o da, Süleyman
Demirelin liderliğinde Adalet Partisi ve Doğruyol Partisi
diye yola devam etti.
Parti kapatmalar Anayasa Mahkemesinin 1963ten itibaren devreye girmesiyle
artıyor. Yandaki listeye dikkat edecek olursanız, 1980e kadarki
dönemde kapatılanların bir bölümü laiklik
karşıtı oldukları gerekçesiyle kapatılan partiler
ağırlıklı. Diğer bölümü de Komünistlikle suçlananlar.
12
Eylül darbesiyle, bütün partiler kapatıldı ve liderleri
belirli sürelerle hapsedildiler, ancak ilginçtir, hapse girenlerin neredeyse
tümü sonradan Başbakan oldular.Demirel-Ecevit-Erbakan ülkenin kaderini
yönlendirdiler.
1990lardan bugüne kadar geçen dönemde ise, laiklik karşıtı veya
başka bir deyişle İslamcı veya Dinci diye nitelenen
partilerin sayısı artarken, Kürtçüler ağırlıklı
şekilde devreye giriyor. Solculuk veya Komünizm kaybolunca, kapatmalar da
bitiyor.
Özetlemek gerekirse, kapatmaların hiçbir işe
yaramadığı açıkça bilinmesine rağmen, nedense hiçbir
iktidar, Anayasa değişikliğine gitmeyerek bu suça iştirak
etmişlerdir. Üstelik eskiden kapatılmış partilerin
liderleri , tekrar başa geçtiklerinde de konuyla ilgilenmemişler,
parti kapatma mekanizmasını adeta, rakiplerini yok etmenin bir
başka yolu gibi görmüşlerdir.
Bir toplum böylesine dar görüşlü olur , siyasetçileri de kendilerini bu
kadar kısır bir davranıştan kurtaramazlarsa, o zaman
kimsenin ağlamaya hakkı kalmaz.
Yani, kendi düşen ağlamaz...
PARTİ MEZARLIĞI
1.Millet Partisi 1954 LAİKLİK KARŞITI
2.Demokrat Parti 1960 LAİKLİK KARŞITI
3.İşçi-Çiftçi Partisi (İÇP)-(1968), SOLCU
4.MİLLİ NİZAM PARTİSİ (MNP)-( 1971), İSLAMCI
5.Türkiye
İleri Ülkü Partisi (TİÜP)-( 1971), LAİKLİK KARŞITI
6.Türkiye İşçi Partisi (TİP)-( 1971), SOLCU
7.Büyük Anadolu Partisi (BAP)-( 1972), LAİKLİK KARŞITI
8.CHP
(1980) GEREKÇE YOK
9.AP
(1980) GEREKÇE YOK
10.MHP (1980) GEREKÇE YOK
11.MSP (1980) İSLAMCI
12.Türkiye Emekçi Partisi (TEP)-( 1980), SOLCU
13.Büyük Anadolu Partisi (1992), LAİKLİK KARŞITI
14.Sosyalist Parti (1992), SOLCU
15.Yeşiller Partisi (1994), SOLCU
16.Halk Partisi (1991), SOLCU
17.Türkiye Birleşik Komünist Partisi (1991), SOLCU
18.Halkın Emek Partisi (1993), KÜRTÇÜ
19.Özgürlük Demokrasi Partisi (1993), KÜRTÇÜ
20.Sosyalist Türkiye Partisi (30 Kasım 1993), SOLCU
21.Demokrasi Partisi (16 Haziran 1994), KÜRTÇÜ
22.Demokrat Parti-2 (13 Eylül 1994), LAİKLİK KARŞITI
23.Demokrasi ve Değişim Partisi (19 Mart 1996), SOLCU
24.Diriliş Partisi (1996), İSLAMCI
25.Emek Partisi (1997), SOL
26.Sosyalist Birlik Partisi (7.6.1994), SOL
27.REFAH
PARTİSİ (16.1.1998), İSLAMCI
28.Demokratik Kitle Partisi (26.2.1999) SOL
29.FAZİLET PARTİSİ (22.06.2001), İSLAMCI
30.Halkın Demokrasi Partisi (13 Mart 2003) KÜRTÇÜ
31.DTP
(11 Aralık 2009) KÜRTÇÜ
MEHMET ALI BIRAND
MILLIYET 18/12/09
3 kayıp şehit daha toprağa veriliyor
Kayıp arama
çalışmaları sırasında, kalıntılarına
ulaşılarak kimlik tespitleri yapılan 3 şehit için bugün
Lefkoşada cenaze töreni düzenlenecek.
23 Aralık
1963te Rumlar tarafından kaçırılan ve şehit edilen Naim
Hüseyin, Kemal Hüseyin ve Salih Mehmetin kemikleri, bugün düzenlenecek askeri
törenle Lefkoşa Mezarlığındaki şehitliğe
defnedilecek. Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneğinden
yapılan açıklamaya göre saat 10.00da gerçekleştirilecek törende
şehit kardeşi Mehmet Ali Göçer konuşma yapacak.
KIBRIS 18/12/09
![]()
KKTCye yatırım yapan Kıbrıslı Türk
ve Türkiyeli şirketlere kamu arazileri 49 yıllığına
kiralanırken, İsrailli bir şirkete 99
yıllığına kiralanması için çalışmalar
yapılıyor
Bafra ve İskele bölgesinde yaklaşık 1,5 milyar dolar
yatırım yapan 15 Kıbrıslı Türk ve Türkiyeli
şirkete kamu arazileri 49 yıllığına kiralanırken,
Yeni Erenköyde yatırım yapan İsrailli bir firmanın, 200
milyon dolarlık projesinin büyüklüğünü öne sürerek, elindeki kamu
arazisinin kira süresinin 99 yıla çıkarılması için
bazı, Girişimler yaptığı öğrenildi
Hatırlanacağı üzere, CTP-ÖRP hükümeti döneminde Kıbrıs
Türk siyasal yaşamında ilk kez kamu arazilerinin kiralanmasında
bakanlar kuruluna 99 yıla kadar kiralama yetkisi veren bir yasal düzenleme
yapılıp yürürlüğe konmuştu
Kamuya ait arazilerin KKTCde ilk kez yabancı bir firmaya 99
yıllığına kiralanarak devredileceği haber verildi.
Yeni Erenköy bölgesinde, İsrailli bir firmanın 49
yıllığına kirasında bulunan büyük bir hazine
arazisinin kira sürenin 99 yıl olacak şekilde yeniden düzenlenmesi
için hükümet düzeyinde çalışma başlatıldığı
öğrenildi.
49 YILLIĞINA KİRALANMIŞTI
İsrailli İşadamı David Lewis
başkanlığındaki yabancı bir şirket, yakın
geçmişte iş kadını Sıdıka Atalayın 49
yıllığına kirasında olan söz konusu arazinin
haklarını satın alarak, bu bölgede; bir marina ve içinde 2 otel
bulunan bir tatil köyü yapacağını
açıklamıştı.
Marinanın yapımı ile ilgili çalışmalara
başlanmış olan söz konusu arazi ile ilgili olarak kira süresinin
49 yıldan 99 yıla çıkarılması talebi, CTP-ÖRP hükümeti
döneminde özel girişimlerle siyasi yetkilileri nezdinde gündeme
getirilmişti.
İsrailli işadamının eski hükümet döneminde de bazı
yetkilerden bir takım sözler aldığı belirtiliyor
99 YIL İÇİN ÇABALAR HARCANDI
Konuyla ilgili olarak İsrailli firma ve iş çevrelerinden edinilen bilgilere
göre, eski hükümet döneminde kira sözleşmesinin 99 yıla
çıkarılacağıyla ilgili olarak verilen birtakım sözler
oldu. Bu amaçla yasal zemin de hazırlandı. 2008 yılında
52/2008 Sayılı Taşınmaz Mal Edinme Ve Uzun Vadeli Kiralama
(Yabancılar) Yasası meclisten geçirildi. Ancak 99 yıllık
kira sözleşmesi yapılmadan erken genel seçimlere gidildi.
19 Nisan Erken Genel seçimleriyle işbaşına gelen UBP hükümetinin
de, İsrailli firmanın kirasında bulundurduğu 200 küsur
dönümlük araziyle ilgili olarak sözleşmenin yenilenerek kira süresinin 99
yıla çıkarılması talebine sıcak baktığı
öğrenildi.
ERDİL NAMİ BİLGİ VERDİ
İsrailli işadamı David Lewise
Başkanlığındaki Karpaz Bay Resort firmasının,
Karpaz Gate Marina ismiyşe hayata geçirmeye
çalıştığı projenin danışmanlığını
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Eski başkanlarından Erdil
Nami yürütüyor.
Star Kıbrıs muhabirinin konuyla ilgili olarak bilgisine
başvurduğu İşadamı Erdil Nami, projenin Kuzey
Kıbrısa yapılan en büyük yabancı yatırım olmaya
aday olduğunu ileri sürdü.
Projenin ana konseptinin marina olduğunu ifade eden Nami, marina
yakınlarına bir tatil köyü inşa edileceğini ve bu tatil
köyü içinde biri 5 yıldızlı diğeri de 7
yıldızlı olmak üzere iki otelin de yer alacağını
söyledi.
PROJE 20 YILA YAYILIYOR. 49 YIL YETMEZ
Yatırım öngörülen arazinin İş kadını
Sıdıka Atalaya ait bir şirketin satın alınması
yoluyla Karpaz Bay Resort firmasının kirasına geçtiğini
belirten Nami, kira süresinin 49 yıl olduğunu da belirtti. Projenin
büyüklüğüne işaret eden Nami tamlanabilmesi için 20 yıla ihtiyaç
duyulduğunu ve bu nedenle 49 yıllık kira sözleşmesini 99
yıla çıkarmak için yetkili makamlar nezdinde girişimleri
bulunduğunu söyledi.
Proje tamamlandığında yaklaşık 700 kişiye
istihdam sağlayacağını belirten Nami, bu büyüklükte bir projenin
hayata geçmesi durumunda civarının da yeni yatırımlarla
bundan yararlanacağını ileri sürdü. Nami projenin 2021
yılına kadar 5 aşamalı olarak
tamamlanacağını da verdiği bilgilere ekledi.
YATIRIMCI ÇEVRELER RAHATSIZ
Yabancı uyruklu bir firmaya KKTC tarihinde ilk kez 200 dönüm gibi çok
büyük bir devlet arazisinin 99 yıllığına kiralanmak
istenmesi olayının Kıbrıslı Türk iş çevrelerinde
huzursuzluğa yol açtığı öğrenildi.
Konuyla ilgili rahatsızlıklarını belirten
işadamları KKTCde şimdiye kadar kamu arazilerinin
kiralanmasında tanınan en uzun sürenin 49 yıl olduğunu
belirterek ilk kez bir arazinin 99 yıllığına kiralanmaya
hazırlanıldığına işaret ediyor.
KKTC vatandaşı olup da ülkeye büyük yatırımlar yapan
başka yatırımcılar olduğunu ileri süren işadamları,
99 yıllığına kira hakkı tanınacaksa bunlara da
tanınması gerektiği görüşünü öne sürüyor.
Kamu arazilerinin devlet eliyle 49 yıllığına
kiralanması olayının Yap, İşlet, Devret modeli
olduğuna işaret eden yatırımcı çevreler, 99
yıllığına kiralanmanın ise Yap, Sat modeline
girdiği üzerinde duruyor.
STAR KIBRIS
18/12/09
![]()
Mihalis Tumazu, Nikolas Kacilaris ve Marula Tombazu isimli
Rumlar adına ABDnin Columbia Eyalet Mahkemesinde Türkiye ve KKTC
aleyhine dava açan Athan Çimbidis isimli Rum avukat, Türkiye ve KKTCde 600
milyar Euro talep ediyor
Mihalis Tumazu, Nikolas Kacilaris ve Marula Tombazu isimli Rumlar adına
ABDnin Columbia Eyalet Mahkemesinde Türkiye ve KKTC aleyhine dava açan Athan
Çimbidis isimli Rum avukatın, Türkiye ve KKTCde 600 milyar Euro talep
ettiği belirtildi
Fileleftheros Gazetesi, Mihalis Tumazu, Nikolas Kacilaris ve Marula Tombazu
isimli Rumlar adına ABDnin Columbia Eyalet Mahkemesinde Türkiye ve KKTC
aleyhine dava açan Athan Çimbidis isimli Rum avukatın, Güneydeki
Rumları da bu davaya katmak amacıyla Güneyde bulunduğunu
yazdı ve bu gazeteye yaptığı açıklamaya yer verdi.
600 MİLYAR EURO TALEP EDİLİYOR
İşgale Astronomik Ceza... Washingtonda Türkiye ve Sahte Devlet
Aleyhine Milyarlık Dava başlıklı habere göre Çimbidis;
Kıbrısın bir bölümünde süregelen işgal ve Rumların
insan hakları ihlalleri iddiasıyla açtıkları davada
Türkiye ve KKTCden çok ağır bir bedel talep etmekte
olduklarını söyledi ve bu davanın yalnız başvuru
sahibi üç Rumu değil bütün Rumları ilgilendirdiğini savundu.
Gazete, Çimbidisin müvekkili olan üç Rum adına Washingtonda
açtıkları dava ile Türkiyeden; KKTCdeki eski mallarına
ulaşamamaları ve kullanamamalarının
karşılığı olarak 400 milyar dolar (275 milyar 84
milyon 400 bin Euro) tazminat talep ettiklerini söylediğini yazdı,
şöyle devam etti: Athan Çimbidis gazetemize yaptığı
açıklamada, davanın yalnız müvekkilleriyle değil, 1974teki
istila ve süregelen işgal nedeniyle işgal bölgelerindeki
mallarını yitiren bütün Kıbrıslı Rumlarla ilgili
olduğunu söyledi.
Yine, mallarına erişimlerinin ve kullanmalarının
reddedilmesi nedeniyle uğradıkları manevi zarar için de tazminat
talep ediliyor. Mahkemeden; toplam bir trilyon dolar (600 milyar Euro) manevi
tazminat talep ediliyor.
KKTC YANILTICI REKLAM YAPIYOR
Sahte devlet, üç davacının ve bütün Kıbrıslı
Rumların işgal bölgelerindeki mallarının
yanıltıcı reklamını yapmakla da suçlanıyor.
Türkiye ve sahte devlet tarafından, bugüne kadar yaptıkları
ticari işlemlerden (yani Kıbrıs Rum malı
satışlarından) aldıkları bütün paraları vermeleri
isteniyor. Bunun için Rum mallarının satışı için
reklam yapılmasını yasaklayan bir mahkeme kararı da
çıkartılması isteniyor.
Çimbidis bize, bu davanın diğer davalardan farkının, ilk
kez; dava sahiplerinin ötesinde bütün göçmenleri ilgilendirmesi olduğunu
söyledi. Yine, başvuru sahiplerinin Birleşik Devletler
vatandaşı olmasının ve dava başvurusunda bulunmasının
şart olmadığına işaret eden Çimbidis,
Kıbrısta ikamet eden Rumların da aynı şeyi
yapabileceklerini kaydetti. Bu nedenle Çimbidis, Washingtonda
açılmış davaya katılmak isteyen Kıbrıslı
Rumlarla temas etmek amacıyla bu günlerde Kıbrısta bulunuyor.
TAŞINMAZLAR DONDURULABİLİR
Gazete haberinin; Malların Dondurulması Tehlikesi
başlıklı haberinde ise Türkiyenin ve KKTCnin Washingtondaki
bütün taşınmazlarının dondurulması tehlikesiyle
karşı karşıya bulunduğunu savundu.
Gazeteye göre Çimbidis, Türkiye ve KKTC aleyhine çıkacak bir mahkeme hükmü
ile, Washingtonda sahip oldukları taşınmazlarının
mezada çıkartılması, Türk tarafının belirli bir
bankada bulunan bütün yatırımlarına (Kıbrıs Rum
malı satışlarından elde edilen) el konulması emrini
gündeme getirebileceğini savundu.
STAR KIBRIS
18/12/09
![]()
Dış ülkelerde Yaşayan
Kıbrıslı Türkler Birliği, Downere Kıbrıs
sorunuyla ilgili rapor sundu
Dış Ülkelerde Yaşayan Kıbrıslı Türkler
Birliği dün Dış Basın Birliğinde BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer
ile görüşerek Kıbrıs sorunuyla ilgili bir rapor sundu.
Downere sunulan raporda Kıbrıslı Türklere uygulanan
izolasyonların kalkması gerektiği, izolasyonların
Kıbrıslı Türkler üzerindeki etkileri, Annan Planı
referandumu sonuçları ve bunların etkileri, Kıbrısta
yaşayan Kıbrıslı Türklerin sosyo-ekonomik durumu,
Kıbrıslı Türklere verilen sözlerin tutulmaması ve tüm bu
konularla ilgili öneriler gibi bölümler yer alıyor. Sunum öncesinde bir
konuşma yapan Dış Ülkelerde Yaşayan
Kıbrıslı Türkler Birliği KKTC Temsilcisi ve birlik
kurucularından Kerem Hasan, Downere birliğin kuruluşuyla ilgili
bilgiler verdi. Derneğin; Amerika, Avustralya, İngiltere, KKTC ve
Almanyada temsilcilikleri bulunduğunu söyleyen Hasan, dünyanın
çeşitli yerlerinde yaşayan çok sayıda Kıbrıslı
Türkü temsil ettiklerini belirtti. Kıbrıslı Türklerin özellikle
saygı, eşitlik ve tanınma konusundaki fikirlerini
uluslararası arenada ifade ettiklerini, bu konularda lobicilik
yaptıklarını kaydeden Hasan; hazırladıkları
raporda izolasyonların sonuçlarıyla ilgili detaylı bilgilere yer
verdiklerini söyledi. Kıbrıslı Türklerin izolasyonlar konusunda
çok hassas olduğunu belirten Hasan, Kıbrıs müzakereleri devam
ediyor diye izolasyonlar konusunun rafa kaldırılmaması
gerektiğini belirtti. Siyasi eşitlik, kendi devletlerini ve
izolasyonların kaldırılmasını istediklerinin
altını çizen Hasan, Downere hazırladıkları raporun
yanı sıra Kıbrıs sorunuyla ilgili bazı kitaplar ve
izolasyonların kalkması ve doğrudan ticareti simgeleyen bir
Güzelyurt portakalı vereceklerini de kaydetti.
STAR KIBRIS
18/12/09
CYPRUS MAIL December 18, 2009
NOBODY should be surprised by the decision of the
European Court of Human Rights to reject 49 applications by Greek Cypriot
families of the missing. The Court rejected the applications because they had
not been submitted within a reasonable period of time, which is set at six
months after domestic court remedies had been exhausted. For the court this was
in 1990 when the last application by families of the missing had been
submitted; the 49 applications were filed after the year 2000.
The decision was final and could not be appealed. The
Attorney-general Petros Clerides expressed his displeasure, saying that
individual applications could ruin all the gains made by the Republic at the
ECHR. He also had an indirect dig at the lawyers representing the individuals,
saying that these cases required great care and deep study to be successful.
The Court did not even send notice to the government to intervene, he said.
This was hardly surprising, given the way that Greek
Cypriots have been going to the ECHR with individual applications against
Turkey. Cypriots, encouraged by lawyer/politicians have come to treat the ECHR
like a local district court, thinking that every human rights violation by
Turkey deserved to be examined. After the 2004 referendum, almost 2000
applications were submitted to the ECHR by refugees who were being prevented
from going to their homes by Turkey.
This absurd situation was caused by the
lawyer/politicians, who created the impression when campaigning against the
Annan plan, that the Cyprus problem could be solved fairly by the filing of
hundreds of applications for property rights violations. This abuse of the ECHR
resulted in the Court suggesting the establishment of the Property Commission
in the north to which all refugees were referred. The decision was a
humiliation for our government as it indirectly recognised an institution of
the pseudo-state as offering an adequate local remedy.
The latest decision was another snub to the Republic,
even though the ECHR cited a technical reason for rejecting the 49
applications. The clear message is that the Court is not prepared to look at
every individual application made against Turkey, after dealing with certain
test cases and issuing rulings. Even from a practical point of view, Greek
Cypriots would not have been permitted to hog the Courts time as it has other
applications to deal with as well.
The latest decision is yet another warning, after the
setting up of the property commission in the north, that the Cyprus problem
would not be solved at the ECHR, as many of our lawyer/politicians have been
suggesting. It is also an emphatic refutation of the long-held view, propagated
by the lawyer-politicians, that we can secure a just settlement by winning
court battles. We will not because the Cyprus problem is a political issue that
can only be solved politically.
Greek Cypriots sue Turkey for
$400b in US court
Sebastian Heller CYPRUS MAIL December 18, 2009
A CLASS action suit seeking $400billion in damages for
occupied Greek Cypriot property from the Republic of Turkey and the TRNC was
filed in the United States District Court for the District of Columbia on
October 19, 2009.
The suit was filed by three Greek Cypriots, Mihalis
Toumazou, Nicolas Kantzilaris and Maroula Toumpazou, by Washington DC-based
attorney Athan Tsimpedes.
The lawsuit is asking the court to decide that Turkey and
the TRNC should pay compensation for the denial of access, use and enjoyment
of Greek Cypriot land in the north.
Turkey is being sued as a foreign state in violation of
its duty of care. The lawsuit is based on the fact that Turkey invaded Cyprus
in 1974 and is maintaining an illegal occupation with the use of American
weapons.
According to US law Turkey had the duty not to use the
weapons obtained from the US in violation of international law or offensively.
People whose rights are affected by this violation can sue Turkey through the
American courts.
Tsimpedes said during a news conference yesterday, that
the lawsuit seeks $400 billion in compensation, not only for the properties but
also for the infrastructure including, utilities, ports, ancient sites and the
monies received by Turkey from using the properties belonging to displaced
owners and local municipalities.
According to Tsimpedes, the TRNC would most accurately be
classified in the USA as an organised crime outfit, as its not recognised as a
state, and it is engaging in commercial activity within the US itself for
example in its advertisement of properties for sale in the north. Thus
the TRNC portion of the case would come, at least in part, under the Racketeer
Influenced and Corrupt Organisations Act (RICO).
The outcome of the action will be much sooner than the
ten years or so it takes at the European Court of Human Rights. Most
importantly, the court has power to compel the liquidation of assets belonging
to the defendants in the US, explained Tsimpedes.
This means that if the case was successful the US
government could seize and liquidate assets held in the US by Turkey itself and
by the TRNC in order to pay the compensation due the claimants.
He said pre-trial issues were estimated to take
approximately two to three years to resolve with the trial itself taking around
a year.
Asked what he thought his chances of succeeding were he
said: I wouldnt be here if I thought my chances of success were small.
The fee to participate in the trial is 25 per cent of the
gross amount of any compensation received and $300 per land deed.
Tsimpedes recognises that he would be opening a Pandoras
box in terms of international legal precedent with this case by prosecuting the
basis of arms dealing, addressing the basis on which war is conducted and the
spoils arranged, and classifying the TRNC as a mafia-style entity.
I set the precedent on suing foreign governments, he said.
Tsimipedes has already won a case against the French
state, and the next case he is planning is against the Government of Iraq.
Anyone who owns or has right to property, businesses,
assets or has suffered individual injuries can take part in the lawsuit.
Tsimpedes called on every person interested to join in case the court denies
the certification of the class action and only individual cases go forward.
The lawyer explained that in case of a solution in Cyprus
before the conclusion of the trial or the settlement of the case, the
plaintiffs who have filed their actions will preserve the rights to the
compensation determined by a court as opposed to the compensation for property
rights that will be determined by such a solution.
CYPRUS MAIL December 18, 2009
A BRITISH woman snatched her daughter twice from her
Turkish Cypriot husband but her child ended up blaming her for not getting to
know her father and his family and cut all contact with her mother for nearly
five years.
In her story, which was published in the British tabloid
Daily Mail online yesterday, Georgina Han recounts how she took her daughter
Jayhan, who was born in 1986, from the north when she was just a baby and left
for the UK but the girls father later managed to snatch her back when she was
four years old and kept her for two years until 1990 when Georgina decided to
take matters into her own hands.
My heart was racing so fast I thought it was going to
burst out of my chest as I stole up the garden path, ready to abduct my
daughter Jayhan from her father's home in Turkish Cyprus.
It had been two long years since he'd snatched her from
my home in Essex, and, despite going through all the official channels, I'd got
nowhere. My only chance was to forcibly take her back.
I was sick with nerves and hardly able to breathe as I
stealthily approached the kitchen door. Outside sat a sympathetic British Army
officer in a Jeep with the engine running, ready to make a quick getaway once
I'd got her, said Georgina. Jahan was then six.
Georgina was 20 when she met barber Hussein Han, 28,
while travelling in the north of Cyprus in 1984.
... I quickly became pregnant, but within a matter of
months I knew our relationship was a mistake, she said.
Georgina knew she had to leave Cyprus but Hussein would
not let her so one day she sneaked out with her daughter in her arms and left
for the UK.
Despite everything, I knew that it was important for
Jayhan to know her family, and agreed to stay in contact with Hussein via
relatives he had in Wembley, Georgina said.
Before Christmas 1990 she allowed Jayhans granddad, who
was visiting the UK to take her out for the day.
That was the last time Id see my little girl for two
years, Georgina said.
The next day Hussein phoned her and said she would never
see her daughter again. Despite her efforts there was nothing legal she could
do.
But in January 1992 she received a call from a British
army officer stationed in Cyprus who offered to help get Jayhan back.
After snatching Jayhan, they raced back to the Green Line
checkpoint, desperate to get there before the alarm was raised.
In the car, I pulled off Jayhans headscarf and dark
clothes, swapping them for bright western ones to try to fool the border
guards, Georgina said. I already had a passport for Jayhan so she could
travel back to Britain.
Back home, Georgina thought her troubles were over but in
the years that followed the trauma of the incident pushed them apart.
I snatched Jayhan only out of love and concern for her,
but she ended up blaming me for her not knowing her father and his family,
Georgina said.
As time passed Jayhan started asking questions about her
father but Georgina was reluctant to explain, saying she would tell her
everything when she was 18.
But Jayhan secretly tracked down her father and visited
him in Cyprus when she was 17.
I was incredibly upset and our relationship started to
disintegrate, Georgina said.
She blamed me for the fact that when shed met her
father he had seemed a distant figure to her, she added.
When Jayhan was 18 she left home and cut all direct
contact with her mother. The only news I had of her was through a very old
family friend, Georgina said. It was awful.
But two months ago Jayhan called Georgina and told her
she was proud of my courage for not giving up on getting her back. As time
passed I slowly started to understand the extreme position mum had been in,
said Jayhan, now 23.
I realised that both my parents had acted out of love
for me and both of them had wanted me in their life.
I have seen my dad twice since, one time in Cyprus and
another when he came over here to visit. I have found it hard to form a bond
with him, Jayhan said. But she hopes that over time their relationship will
grow.
George Psyllides CYPRUS MAIL December 18,
2009
BUSINESSMAN Sir Stelios Haji-Ionnou will today award
bi-communal enterprises with 50,000 each during a ceremony that will be held
in Nicosia.
Haji-Ioannou, the founder of easyGroup, is personally
funding the awards to promote islandwide, bi-communal business cooperation between
entrepreneurs.
He believes it is a step to bolster cooperation and
mutual trust between the islands divided communities.
When there is trust and communication the situation can
possibly improve, Haji-Ioannou told the Cyprus News Agency yesterday.
The competition is addressed to entrepreneurial teams
that include at least one Greek Cypriot and one Turkish Cypriot born in Cyprus.
The team should have demonstrated activity island-wide by
the end of the summer 2009.
Haji-Ioannou has pledged to give away one million euros
over the next four years.
Nine enterprises have been short-listed out of around 50,
and up to five could expect to receive 50,000 each.
When I told people what I was going to do they said I
would be lucky if I receive two-three applications because people do not want
to cooperate, Haji-Ioannou said. Almost 50 applications, and naturally I am
happy.
Haji-Ioannou said he had difficulty in making his
selection.
I was impressed with the quality of the applications,
he said. It looks like the award encouraged more enterprises between the two
communities to be born and this is the essence.
He said Cyprus is always in his heart and he wanted to do
something to bring the communities closer.
The competition will encourage more business people to
try to cooperate beyond the dividing line.
I think when people start to cooperate and trust and
communicate between them, it is more possible that the situation will improve.
And I believe business cooperation can be a good way to start the procedure,
Haji-Ioannou said.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın
yoğunlaştırılmış görüşmeler çerçevesinde
Ocak ayında kendi evlerinde görüşmeler gerçekleştirilmesi düşüncesinden
vazgeçildi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın Özel Temsilcisi Özdil Nami, liderlerin evlerindeki
imkanların yetersizliği ve zaman tasarrufu nedeniyle bu kararın
alındığını söylerken, Rum basını ise bu
kararın Rum muhalefet partilerinin tepkileri nedeniyle
alındığını bildirdi.
Liderler,
bir süre önce, 11, 12 ve 13 Ocakta Rum lider Hristofyasın; 18, 19 ve 20
Ocakta ise Cumhurbaşkanı Talatın evinde 3er günlük
yoğunlaştırılmış müzakere
gerçekleştireceklerini açıklamıştı.
Öte
yandan güneyde yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Ev Görüşmeleri
İptal Oluyor Yoğunlaştırılmışa Evet
Evlerde Görüşmeye Hayır İçteki Tepkiler Sonrasında
Başkan Yeniden Düşünüyor başlıkları altında
manşetten verdiği haberinde, özellikle DİKO ve EDEKten gelen
tepkilerin ardından Hristofyasın, tam gün sürecek
yoğunlaştırılmış müzakerelerin liderlerin
evlerinde yapılmasından vazgeçtiğini öne sürdü.
Habere
göre, Hristofyas, bu tam gün görüşmelerin 11, 12, 13, 18, 19 ve 20 Ocak
tarihlerinde yapılması konusundaki fikrini sürdürürken,
görüşmelerin liderlerin evleri yerine, BM Genel Sekreterinin
Kıbrıstaki Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihounun evinde
yapılması görüşünü benimsiyor.
Gazete,
Hristofyasın son bakanlar kurulu toplantısında,
görüşmelerin yapılmayacağı yönünde bilgi verdiğini
iddia ederek, önceki gün kendisine yöneltilen bir soruya
karşılık da, daha önce görüşmelerin yapılması
konusunda yaptığı açıklamadan farklı bir tutum ortaya
koyduğunu yazdı.
HRİSTOFYAS:
BOŞA GÜRÜLTÜ YAPILIYOR
Habere
göre, Kopenhagdaki İklim Zirvesine katılmak amacıyla önceki gün
Güney Kıbrıstan ayrılışında Larnaka
Havaalanında, liderlerin evlerinde yapılacak görüşmelere yönelik
tepkilerin sorulması üzerine yaptığı açıklamada
Hristofyas; Rum siyasi partilerin bu tip açıklamalar yerine ne
olduğuna dair bilgi almak amacıyla bizzat kendisiyle temasa
geçmiş olmalarını diledi.
Hristofyas,
Günün sonunda bunca gürültünün boşuna olduğu ortaya çıkacak.
Yoğunlaştırılmış görüşmelerin nerde ve
nasıl olacağına dair resmi açıklama yapılana kadar,
şimdilik bunu söylemekle yetineceğim şeklinde konuştu.
PARTİLERDEN
BİR KEZ DAHA DÜŞÜN ÇAĞRISI
Öte
yandan gazete, AKEL dışında diğer Rum siyasi partilerinin,
Hristofyasa, KKTCye geçerek Talatın evinde görüşme
gerçekleştirmesi konusunda bir kez daha düşünmesi
çağrısında bulunduklarını yazdı.
Habere
göre, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, dün yaptığı
açıklamada, yoğunlaştırılmış
görüşmelerin yeri konusunda henüz karar
alınmadığını, kararın tıpkı Hristofyasın
da dediği gibi, Rum siyasi partilerle yapılacak diyalog
sonrasında alınacağını açıkladı.
Kiprianu
ayrıca, görüşmelerin nerde yapılacağının
kendilerini rahatsız etmediğini de vurguladı.
DİKO
Parlamento Sözcüsü Andreas Angelidis ise, Hristofyasın Talatla Girnede
bir araya gelme konusunu yeniden düşünmesinin doğru yönde
yapılan bir hareket olduğunu savundu.
KS EDEK
Başkanı Yannakis Omiru ise, Hristofyasın sadece
Kıbrıslı Rumların lideri değil, her şeyin
ötesinde Kıbrıs Cumhuriyetinin devlet başkanı
olduğunu, bu yüzden de konuyu ikinci kez düşünmesinin kendisini
memnun edeceğini savundu.
EUROKO
Başkanı Dimitris Silluris de, müzakerelerin başarıya
ulaşması için ev görüşmelerinin yapılmasının
değil, Türk tarafının uzlaşmaz tutumunun
değişmesinin gerektiğini ileri sürdü.
Rum
Ekologlar Ve Çevreciler Hareketi Milletvekili Yorgos Perdikis de, Hristofyasa
ev görüşmeleri fikrinden vazgeçmesi çağrısında bulundu.
HALKIN SESI 19/12/09
Kayıp arama
çalışmaları sırasında, kalıntılarına
ulaşılarak kimlik tespitleri yapılan 3 şehit Mehmet Salih,
Kemal Hüseyin ve Naim Hüseyin için Lefkoşada cenaze töreni düzenlendi.
23 Aralık 1963te
Rumlar tarafından kaçırılan ve şehit edilen Naim Hüseyin,
Kemal Hüseyin ve Salih Mehmetin kemikleri, düzenlen askeri törenle
Lefkoşa Mezarlığındaki şehitliğe defnedildi.
Saat 10.00da gerçekleştirilen
törende şehit kardeşi Mehmet Ali Göçer bir konuşma yaparken,
törene, şehitlerin aileleri ve yakınları,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
adına Siyasi İşler Özel Danışmanı
Hakkı Müftüzade, üst düzey sivil ve askeri yetkililer, kurum, kuruluş
ve dernek temsilcileri katıldı.
Cenaze
namazının ardından şehitler kortej eşliğinde
mezarların başlarına taşındı. Şehitlerin
defni ve çiçeklerin konulmasından sonra, dua okundu.
Cenazede şehit
ailelerin gözyaşları bitmek bilmedi. Feryat eden ailelerin acısı
yürekleri dağladı.
Şehit Naim
Hüseyinin kardeşi Mehmet Ali Göçer, yaptığı
konuşmada, şehitlerin yoldan alınarak ve kafalarından darp
edilerek öldürüldüklerini kaydederek, Kıbrıs Türklerinin bir kez daha
bu acıları yaşamaması dileğinde bulundu.
Göçer, suçluların
bulunarak en kısa zamanda cezasının verilmesini istediklerini de
sözlerine ekledi.
HALKIN SESI 19/12/09
Cumhuriyet
Meclisi Genel Kurulu dün gece Ekonomi ve Enerji
Bakanlığının 30 milyon 66 bin 364 TLlik ve Güvenlik
Kuvvetleri Komutanlığının 169 milyon 500 bin TLlik 2010
bütçesini görüşerek kabul etti.
Ekonomi
ve Enerji Bakanı Sunat Atun, ekonomisinde yapısal sorunlar bulunan
ülkelerde kamu kesiminin yapılanması, reel sektörün desteklenmesi ve
mali sektörün yeniden yapılanması üzerinde durulduğunu söyledi.
Geçen
dönemde mali sektörde iyi yol kat edilirken, reel sektörde kaynakların
kamunun açıklarının kapatılmasında
kullanıldığının görüldüğünü ifade eden Atun,
bütçe rasyonel yönetilmediği için ciddi bütçe açıkları
olduğunu, bütçenin şişerek patlayacak hale geldiğini
kaydetti. Bu nedenle stopaj uygulamasına gidildiğini
kaydeden Sunat Atun, ekonomik büyümenin daraldığını
anlattı.
Sunat
Atun, ucuz finansman, kolay erişim, istihdam ve enerji maliyelerinin üretimin
maliyetlerini oluşturduğunu ifade etti.
Ekonomi
ve Enerji Bakanı Sunat Atun, görünmeyen gelirler kaleminde, turizm
gelirlerinde 2000-2009 arasında istikrarlı artış
bulunduğunu, bunun da ülkenin hangi alanlarda başarılı
olacağının göstergesini yarattığını ifade
etti.
Atun,
2009 cari işlemlerinin 125 milyon dolar artacağını
belirtti.
GÜNEYLE
TİCARETTE BİZ KAZANÇLIYIZ
Siyasi
nedenlerle detay veremese de Güneyle ticaretten KKTCnin kazançlı
olduğunu açıklayan Atun, Güney Kıbrısın Yeşil
Hat Tüzüğüyle ticareti engelleme girişimine işaret etti. Atun,
bu konuda AB yetkililerine yazılar yazdıklarını bildirdi ve
AB büyükelçilerinin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini söyledi.
Ülkedeki
7.5 milyon dolarlık mevduatın yüzde 84ünün vadeli hesaplarda
tutulduğunu, bunun da bankaların uzun vadeli kredi vermesine engel
oluşturduğunu bildiren Sunat Atun, alacakların ise maliyetli ve
uzun zaman gerektirdiğini kaydetti. Atun, icra ve iflaslarla ilgili
bir yasa tasarısı hazırlayacaklarını bildirdi.
Ekonomi
ve Enerji Bakanı Sunat Atun, enerjide önümüzdeki yıl iletim ve
dağıtım hatlarının
devamlılığının sağlanacağını;
gerek yerel gerekse TC kaynaklarından 20 milyon Euroya yakın kaynak
ayrıldığını, bunun kaliteli ve kesintisiz elektrik
sağlanması için yapıldığını anlattı.
Bakan
Atun, elektrik kaçağı yanında, enerji verimliliği ve
tasarruf bilincinin de sorun olduğunu ifade ederek, vatandaşın
ve devletin cebinden çıkacak paraların önüne tasarruf ve bilinçle
geçilebileceğini söyledi.
HALKIN SESI 19/12/09
![]()
Kerem HASAN
Kıbrıslı milyarder işadamı Sir Stelios
Haji-Ioannounun Türk ve Rum iş ortaklığı
aracılığıyla, adada barışa katkı
sağlamayı amaçlayan Stelios Vakfı İşbirliği
Ortaklığı Ödülünün finali ara bölgede dün yapıldı.
Ara bölgedeki Chateu Status Restoranda gerçekleşen törende, ödülü kazanan
5 Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum ortaklarına
50şer bin Euroluk çek verildi.
Dünya havacılık tarihinde No frills yani Süssüz seferleriyle
yepyeni bir çığır açan EasyJetin sahibi ve kurucusu milyarder
Rum işadamı Sir Stelios Haji-Ioannous, STAR KIBRISa özel
açıklamalarda bulundu.
ETKİNLİK SİYASİ DEĞİL
Siyasi içerikli olmayan bir etkinlik yapıldığını
belirten Sir Stelios, iki toplum arasındaki işbirliği ve
dayanışmaya katkı koymanın önemli olduğuna vurgu
yaptı.
50ye yakın başvuru yapıldığını söyleyen Sir
Stelios; Apolitik bir girişimde bulundum. Çünkü amacım iki toplum
arasındaki işbirliği ve dayanışmaya katkı koymak
dedi.
Sir Stelios şunları söyledi: Bazı müracaatlar bir sayfa olarak
geldi, bazıları daha kapsamlı plan olarak geldi. Ben planlara
değil, çalışan işbirlikleri ödüllendirmek istedim. Ancak o
planları yapan diğer yarışmacılar hayal
kırıklığı yaşamasın. O planlar gelecek
yılki yarışma için. O zamana hayata geçirsinler ve
yarışma için yine müracaat yapsınlar
Büyük şirketlerin bir ekonomide önemli olduğuna da vurgu yapan Sir
Stelios; Ancak küçük şirketlerin de çok iş olanağı
sağladığını düşünüyorum. Dolaysıyla bugün
hem küçük şirketlere, hem de Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum ortak veya ortaklar arasında yapılan
iş birlik şirketlerine 50ye yakın elemeden sonra, 5ine ödül
vereceğiz dedi.
FİKRİ ALDIM İLERİYE GÖTÜRDÜM
No frills uçma konsepti hakkında da bilgi veren Sir Stelios;
Aslında ben bir fikri alıp, daha ileri götürdüm ve geliştirdim.
Amerikan bir havayolu ile yaptığım bir yolculukta böyle bir
şey ile karşılaştım ve bunun Avrupa
kıtasında büyük bir eksiklik olduğunu gördüm dedi.
Törene ayrıca Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı temsilen
Özdil Nami katıldı. Rum Yönetimi Başkanını temsilen
ise Yorgo Yakovu katıldı.
İKİ TOPLUM İÇİN ÖNEMLİ ETKİNLİKLER
Konuyla ilgili STAR KIBRISa konuşan Cumhurbaşkanının Özel
Temsilcisi Özdil nami; Bu tür etkinliklerin elbette iki toplum için gereklidir
ve ilişkilere katkı yapıyor. Törende de söylediğim gibi
ticaret ve tüm konularda karşılıklı anlayış ve
işbirliğinin gereksinimi üzerinde bulundum. Bilindiği üzere
Yeşil Hat Tüzüğünün tam olarak son zamanlar bazı
sıkıntılar yaşanmaktadır. Dolaysıyla bu tür
etkinliklerin sorunların giderilmesine yardımcı
olacağını düşünüyorum. İki taraf arasında
hoş görüyü de artıracağını düşünüyorum dedi.
BU BİR İLK
Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu ise törende yaptığı
konuşmada, böyle bir törenin ilk yaşandığını
vurgulayarak, Stelios ailesini de yakından
tanıdığını, başarılı bir insanın
topluma böylesi bir hizmet vermesinden dolayı kutladı.
STAR KIBRIS
19/12/09
![]()
Ocaktaki müzakereler liderlerin evleri yerine Zerihounun
evinde yapılacak. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Özel
Temsilcisi Nami: Talat Ve Hristofyasın evlerinin yeterli imkanı
olmaması ve zaman tasarrufu için bu karar alındı
Rum Başkanlık Komseri Yakovu Ocaktaki müzakerelerin büyük
olasılıkla Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihounun, eski Lefkoşa
Havaalanı bölgesinde bulunan evinde gerçekleştirileceğini
söyledi.
Dışişleri Bakanı Özgürgün: Bunu sürpriz bulmadım...
Rumların uzlaşmazlığı çözülebilecek bir sorun
değil
Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde, daha önce Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın
evlerinde yapılması kararlaştırılan Ocak ayındaki
görüşmelerin, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye
Brook Zerihounun ara bölgedeki evine alındığı
açıklandı.
TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Özel Temsilcisi Özdil Nami,
liderlerin evlerindeki imkanların yetersizliği ve zaman tasarrufu
nedeniyle bu kararın alındığını söyledi. Nami,
Kıbrıs müzakereleri çerçevesindeki ilk görüşmenin de Zerihounun
evinde yapıldığını hatırlattı. Liderler, bir
süre önce, 11, 12 ve 13 Ocakta Rum lider Hristofyasın; 18, 19 ve 20
Ocakta ise Cumhurbaşkanı Talatın evinde 3er günlük
yoğunlaştırılmış müzakere
gerçekleştireceklerini açıklamıştı.
Bu arada Pazartesi günü bir araya gelecek olan Cumhurbaşkanı Talat ile
Rum Yönetimi Başkanı Hristofyasın, Ocak ayında
yapacakları görüşmelerin detaylarını ele alması
bekleniyor. İki lider Pazartesi günü yapacakları söz konusu
görüşmeden sonra müzakerelere yeni yıla kadar ara verecek. Öte yandan
Rum Başkanlık Komseri Yrogos Yakovu, Ocak ayında liderler
arasında gerçekleştirilmesine karar verilen
yoğunlaştırılmış müzakerelerin, büyük
olasılıkla Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihounun, eski Lefkoşa
Havaalanı bölgesinde bulunan evinde gerçekleştirileceğini
söyledi. Haberi veren Rum radyosu RIK, Yakovunun, yaptığı
açıklamada, konuya ilişkin çeşitli senaryoların
tartışıldığını ve en nihayet, söz konusu
görüşmelerin, eski havaalanı alanında ve büyük
olasılıkla Zerihounun evinde gerçekleştirileceğinin
göründüğünü kaydetti. Açıklamasında, söz konusu konutun BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs özel danışmanlarının evi
olduğunu söyleyen Yakovu, evin boş olduğunu çünkü Özel Temsilci
Zerihounun burada kalmadığını ifade etti.
SÜPRİZ BULMADIM
Konu ile ilgili açıklama yapan Dışişleri Bakanı
Hüseyin Özgürgün, liderlerin evinde yapılacak görüşmelerin BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihounun
ikametgahına kaydırılması konusunda yaptığı
açıklamada, bunu sürpriz bulmadığını, Bu olayla
Rumların ne kadar katı ve uzlaşmaz oldukları bir kere daha
ortaya çıktı dedi. Özgürgün, Rumların
uzlaşmazlığının çözülebilecek bir sorun olmadığını
belirterek, Türk tarafının iç politik gailelerden uzak hareket ederek
birlik olup Rum uzlaşmazlığını ortaya koyması
gerektiğini vurguladı.
STAR KIBRIS
19/12/09
![]()
Türkiye Dışişleri Bakanı
Davutoğlu; Kıbrıs'ta kalıcı ve adil
barışı sağlayan bir çözüm peşinde koşmanın
da haklı bir talep olduğunu söyledi
Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu;
Kıbrıs'ta kalıcı ve adil barışı
sağlamak ve bu çerçevede Kıbrıs Türk halkının
haklarını gözeten bir çözüm peşinde koşmanın da
haklı bir talep olduğunu söyledi
Estonya Dışişleri Bakanı Urmas Paet ile görüşmesinden
sonra düzenlenen ortak basın toplantısında, Kıbrıs
konusunu da ele aldıklarını ifade söyledi.
Davutoğlu, bir soru üzerine; Kıbrıs'ta kalıcı ve adil
barışı sağlamak ve bu çerçevede Kıbrıs Türk
halkının haklarını gözeten bir çözümün peşinde
koşmanın da haklı bir talep olduğunu ifade etti.
Davutoğlu, 2004 yılında BM planı kabul edilmiş
olsaydı, bugün ortada bir çelişki olmayacağını
belirterek, planın kabul edilmemiş olmasının sorumlusunun
Kıbrıs Rum Yönetimi olduğunu kaydetti.
ÖNÜNE GEÇİLMESİ GEREKİRDİ
'Kıbrıs Rum Yönetiminin AB'de Türkiye'ye engel koyma
çabasının önüne geçilmesi gerekirdi' diyen Davutoğlu, son
beş yıl içinde adalet ve hakkaniyet gereği plana 'evet' diyen
Kıbrıs Türk halkına verilen sözlerin yerine getirilmediğine
işaret etti. Plana 'hayır' diyen Kıbrıs Rum Yönetimine
birtakım yaptırımlar uygulanmış olsaydı, bugün
yine bir çelişkinin olmayacağını yineleyen Davutoğlu,
çelişkinin, plana ve barışa hayır diyen tarafın, AB
üyesi yapılmasıyla ortaya çıktığını
belirtti.
TAVİZ VERMESİNİ Mİ GEREKTİRİR?
Davutoğlu, 'Bu çelişkinin giderilmesi, hakkaniyeti ortadan
kaldıracak şekilde Türkiye'nin taviz vermesini mi gerektirir, yoksa
AB değerleri etrafında hakkaniyet ilkesi ve Avrupa değerleri
etrafında eşit bir tavırla adada çözümü temin etmeyi mi
gerektirir? Kanaatimiz ikincisidir' diye konuştu. Dışişleri
Bakanı, kimsenin bu adaletsizliklere rağmen Türkiye ve
Kıbrıs Türk halkının benimsemediği ve adalete uygun
olmayan bir çözümü kabul etmek suretiyle AB yolunun açılacağı
gibi bir kanaat içinde olmaması gerektiğini kaydetti.
KONUK BAKANLA PAYLAŞTIM
Kıbrıs konusunda son AB kararlarına yansıyan bazı
unsurların Türkiye'yi ne kadar rahatsız ettiğini konuk bakanla
paylaştığını kaydeden Davutoğlu, 'her ne surette
olursa olsun Türkiye'nin AB konusundaki kararlılığının
devam edeceğini' vurguladı ve 'Türkiye'nin Kıbrıs'ta
kalıcı ve kapsamlı çözüm bulma çabaları sürecek' dedi.
Davutoğlu, bu konuda Estonya'nın da destek olacağını,
Türkiye'nin de Estonya'nın verdiği bu destekten ötürü memnun
olduğunu ifade etti.
Davutoğlu, 'AB üyelerinin çoğu, Türkiye'ye bu anlamda destek
vermektedir. Ümit ederiz ki bu konuda şu ana kadar beklediğimiz
objektif tutumu göstermeyen ülkeler de yaptıkları stratejik
hatanın farkına varırlar' dedi.
BM ÇERÇEVESİNDE KATKI
Estonya Dışişleri Bakanı Paet de bir soru üzerine,
Kıbrıs ile ilgili sürecin hassas olduğunu ifade Etti.
'Temel anahtar adada yaşayan kişilerin elinde olmalıdır'
diyen Paet, bu konuda uluslararası camianın BM çerçevesinde
katkı sağlayabileceğini ifade etti.
Ortada son derece olumlu düşünülmesini gerektirecek bir hava olduğunu
belirten Paet, 'Kıbrıs meselesinin en kısa zamanda olumlu bir
neticeye ulaşmasını arzu ediyorum' dedi.
STAR KIBRIS
19/12/09
![]()
Hristofyas hükümetinin, iktidara geldiği günden beri
gerek muhalefetten gerek koalisyon ortaklarından en büyük yaylım
ateşine, Rum Meclisinin 2010 bütçesini görüştüğü
toplantısında maruz kaldığı bildirildi.
Haberi; Hükümete Yaylım Ateşi ve AKELden Sert Yanıt...
Kasulidis: Dönüşümlü Başkanlık Geri Çekilmez Ama
Değişiklik Yapılabilir başlığıyla
yansıtan Fileleftheros, gazeteye göre, DİSİ Başkan Vekili
Averof Neofitu, Hristofyas hükümetini; tamamen başarısız olmak
ve saygınlığını yitirmek, açıklamalarında
vizyon ve strateji olmamakla suçladı.
DİSİ Başkan Yardımcısı Lefteris Hristoforu da;
kötü yönetim ve pahalılığı çözememekle
suçladığı Hristofyas hükümetini Rum halkının
hayallerini ve ümitlerini yıkmakla da itham etti.
DİSİ Meclis Grup Sözcüsü Hristos Purguridis, koalisyon
ortağı partilerin hem karşı çıkıp hem de
hükümette kalmaya devam etme hakkı olmadığı görüşünü
ortaya koydu.
DİSİ Milletvekili Andreas Themistokleus partisinin, sorumlu davranmak
için bakan koltuğuna veya karşılıklara ihtiyaç
duymadığını söyledi ve bu sözüyle partilisi Hasikosun
ulusal birlik hükümeti kurulması önerisine yanıt verdi.
Milletvekillerimiz AKELli gibi de davranamazlar diyen Themistokleus, Rum
Yönetimi Başkanı Hristofyası mitlere, yanılgılara ve
ütopyalara dayalı politika izlemekle suçladı ve Kıbrıs
sorununa bulunacak kötü bir çözümün taksimi ve Kıbrısın tamamen
Türkleşmesini gündeme getireceği değerlendirmesinde bulundu.
DİKO milletvekili, Rum Meclisi Maliye Komitesi Başkanı Nikolas
Papadopulos, Hristofyası gelecekte belki kendilerinin de bir şeyler
alabileceği beklentisiyle yoldaşı diye nitelediği Talata
sürekli tavizler vermekle suçladı.
DİKO Milletvekili Zaharias Kulias, Hristofyası doğrudan
müzakereleri Girneye, -kendi iddiasıyla- istilacının
namluları ve makineli tüfeklerinin altına taşımamaya
çağırdı.
DİKO Milletvekili Angelos Votsis, partisinin Kıbrıs
halkının haklarını istimlak edecek çözümün hayalini kuran
iyi niyetlilerin karşısında olacağını söyledi.
AKEL Meclis Grup Sözcüsü Nikos Katsuridis, partisinin ve Hristofyasın,
sahip oldukları büyük tarihleri ile, Rum Ulusal Konseyinde kararlaştırılan
ilkeleri ortadan kaldıracak bir çözümü asla kabul etmeyeceğini
söyledi.
Müzakerelerin gidişatı konusunda temkinli iyimseriz çünkü süreç çok
zordur diyen Katsuridis şöyle devam etti: AKEL; birlik için
çalışıyor, bu işbirliğini iyileştirmek için özellikle
stratejik müttefik mekanizmalarını tartışmaya
hazırdır.
Müzakerelerde, her şey üzerinde uzlaşılmaz ise hiçbir şey
üzerinde uzlaşılmış olmaz. Dönüşümlü
başkanlık kabul edildi ve geri çekilemez ancak üzerinde
değişiklik yapılabilir. Zaman kaybetme lüksü yoktur, ancak çözüm
yaşayabilir ve işleyebilir olmalıdır. Kıbrıs
sorununda bütün siyasi güçlerle Ulusal Konsey çerçevesinde işbirliği
yapılabilir. Ulusal hükümet diye bir konu yoktur, iki büyük partinin
çevresel işbirliği yakınlaşması diye bir şey de
yoktur.
STAR KIBRIS
19/12/09
George
Psyllides CYPRUS MAIL December 19, 2009
THE MAJORITY of Greek and Turkish Cypriots
have no hope at all that the negotiating process will succeed in delivering a
comprehensive settlement, a recent survey has found.
Sixty-one per cent of Greek Cypriots and 58
per cent Turkish Cypriots said they had no hope that talks between the leaders
of the two communities would yield any positive results.
Hope was expressed by 15 per cent of Greek
Cypriots and 16 per cent of Turkish Cypriots while around 25 per cent of those
asked from both communities were undecided.
However, the majority of people from both
communities 69 per cent Greek Cypriots and 42 per cent Turkish Cypriots said
they would like to see the talks conclude successfully with a comprehensive
settlement.
A large number of Turkish Cypriots though,
34 per cent compared to 17 per cent Greek Cypriots, prefer nothing comes of the
peace process.
To the question of what they would vote in
a future referendum, assuming a settlement plan is drafted, the two communities
show a similar orientation: about a fifth of Greek Cypriots and Turkish
Cypriots are committed Yes voters while about a quarter of Greek Cypriots and
Turkish Cypriots are committed No voters.
Everyone else is a swing vote to a greater
or a lesser degree, said research coordinator Alexandros Lordos. Where the
undecided will go is the challenge of the future.
Younger Greek Cypriots are more likely to
vote No in a future referendum, though even in that age group, 35 per cent is
open to the possibility of voting Yes.
Among Turkish Cypriots, older individuals,
age 65 and above, displayed the strongest trend towards a No vote.
In relation to the talks, Greek Cypriots
primarily trusted their own Leader, Demetris Christofias, and the European
Union, though even for these actors a significant number of skeptics exists.
Some 76 per cent have no confidence at all
in Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.
In contrast, Greek Cypriots strongly
mistrust the governments of the United Kingdom and Turkey.
Turkish Cypriots on the other hand,
primarily trust the government of Turkey, and to a lesser extent their own
leader.
The EU comes third, though in its case half
of Turkish Cypriots declare skepticism.
Least trusted is the Greek side,
represented by the government of Greece and Christofias.
The survey found that Greek Cypriots
identify strongly with their Greek cultural roots though many have now
abandoned the notion of Greece as the motherland.
If you asked that question 30 years ago
the results would have been totally different, Lordos said.
In contrast, Turkish Cypriots remain loyal
to Turkey as a motherland. Some 66 per cent believe or somewhat believe that
Cyprus historically is Turkish, while 83 per cent of Greek Cypriots believe or
somewhat believe Cyprus is historically Greek..
The survey was carried out new research
initiative Cyprus 2015, which called for increased dialogue within and between
the two communities.
Our aim is to contribute to a creative and
constructive social debate for the long-term sustainable future of Cyprus,
Cyprus 2015 said.
The poll canvassed 1,000 Greek and 1,000
Turkish Cypriots between October 6 and November 6, 2009 through face to face
interviews in the native languages of the respondents.
By
Stefanos Evripidou Published on December 19, 2009
Under what emblem the President would travel to Kyrenia was one of the
issues raised in connection with talks at leaders homes
PLANS TO hold two intensive sessions of
home diplomacy each side of the divide next month appear to have petered out
following a sober appraisal of the logistics involved.
Presidential Commissioner Georgios Iacovou
said yesterday that the two three-day rounds of negotiations between the two
leaders planned for January would probably be held instead at the residence
of the UN Special Representative Tayé-Brook Zerihoun at the old Nicosia
airport.
Various scenarios were discussed and it
seems in the end, (the talks) will be held in the area of the old airport and
probably in that place, said Iacovou, referring to Zerihouns official
residence.
Both President Demetris Christofias and
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat had hinted in earlier statements that the
two leaders would intensify negotiations next month by holding two three-day
sessions: one at Christofias house in Kellaki, and the other at Talats in
Kyrenia. Reports suggested the talks would be held on each side of the divide,
first between January 11 and 13, and then between January 18 and 20.
UN Special Adviser on Cyprus, Alexander
Downer, told reporters yesterday that the final decision would be taken by the
two leaders at their next meeting on Monday.
Speaking after a meeting with opposition
DISY leader Nicos Anastassiades, the UN diplomat said the idea was for the two
leaders to take a step forward in the talks. A change of scenery could help
speed up the process, with one of the options being to hold intensified talks
at Zerihouns official residence in the UN-controlled airport, he said.
Downer pointed out that Zerihoun does not
actually live there, noting that the same building was used for the beginning
of the talks on September 3, 2008. It has not been used since.
Following reports that the two leaders
would make the journey to each others house for official talks, a number of
parties voiced uncertainty, mainly coalition partners EDEK and DIKO. EDEK
leader Yiannakis Omirou questioned the notion of Christofias going to Kyrenia
to negotiate under the nose of the occupation army.
Anastassiades said the arguments against
the home diplomacy initiative were not unsubstantiated. He referred to the
problems and tension that could arise under such a scenario, saying nobody
could know how extreme elements in the north would react. He also questioned
with what emblem and guard the presidents car would travel to occupied
Kyrenia.
The choice of a neutral space is the best
recipe, said the DISY leader.
According to a diplomatic source, the
symbolic idea for intensifying talks in each others homes came from the
leaders. However, on seeing the logistics involved, it became apparent that the
homes were not equipped with the necessary infrastructure to hold intensive
negotiations.
It was a question of size, infrastructure,
security and confidentiality. There were practical difficulties, said the
diplomat, adding that the negative reaction to the initiative may also have
played a role.
To hold the talks, the host needs to
provide a big meeting room for the main negotiations, side room for each
negotiating team, and a separate room where the two leaders can have their now
standard tête-à-tête. There is also the issue of catering, toilet facilities
and space for the three security teams to move freely on location (Greek
Cypriot, Turkish Cypriot and UN). The two negotiating teams, UN team and three
separate security forces altogether make up around 35 to 40 people.
It seems the leaders didnt initially take
into account what it takes to accommodate all the people. But the two leaders
still want to keep the symbolism of going to each others homes while having
the actual talks elsewhere, said the source.
One rumour doing the rounds is that the
leaders will hold a special reception at each others homes on behalf of the
negotiating teams. In this case, the three-day sessions will likely be held at
Zerihouns official residence, a place not too different or far from the UNs
Good Offices where talks are currently being held.
CYPRUS MAIL 19/12/09
CYPRUS
MAIL December 19, 2009
AUTHORITIES have put into operation a
computer program that would assist them in the investigation into the theft of
the body of late former president Tassos Papadopoulos, police said yesterday.
The software, known as Major Incident Room,
is a central database in which investigators will input, process and evaluate
all information collected by the police in connection with the case.
The software has been procured from the
British bases and is operated with the support of the bases police, police
spokesman Michalis Katsounotos said.
From the first moment, a large number of
information started arriving, and it was determined that recording, evaluating
and using this data in the traditional way created a problem, Katsounotos
said.
He said the police have asked other
countries for assistance in resolving the case that has baffled the authorities
and society in general.
Depending on what they have to offer our
next steps will be decided, Katsounotos said.
He did not rule out foreign investigators
arriving in Cyprus.
Katsounotos did not disclose the countries
Cyprus asked for assistance.
Police have questioned numerous individuals
and have searched various areas but so far they have no solid lead.
Two days ago Papadopoulos family denied a
ransom demand had been made.
A day before the anniversary of his
December 12, 2008 death, the former presidents corpse was removed from its
casket overnight in torrential rain after the culprits shifted a granite slab
and dug through several feet of earth.
Police believe the perpetrators used lime
to cover their tracks. There was also a power cut in the area at the time.
By
Charles Charalambous Published on December 19, 2009
FIVE bi-communal entrepreneurial teams
received cheques for 50,000 each yesterday from Sir Stelios Haji-Ioannou,
founder of easyJet and serial entrepreneur, at an award ceremony at the Chateau
Status restaurant in Nicosias buffer zone.
The teams consisting of at least one
Greek-Cypriot and one Turkish-Cypriot partner were the first winners of the
Stelios Awards for Business Co-operation in Cyprus, a four-year scheme
promoting island-wide, bi-communal business cooperation between entrepreneurs
by giving promising ventures the funding boost they need to grow. They were
selected after almost 50 initial entries were whittled down to a shortlist of
nine, who then each faced a five-minute grilling by Haji-Ioannou himself.
Referring to his own past efforts in the UK
and Greece to give back through philanthropy, Haji-Ioannou said that although
he had not come here to make political statements, in Cyprus the best way to
give back is to use entrepreneurship to break down barriers, adding: In order
to solve the (Cyprus) problem we have to de-stigmatise doing business with the
other side.
He said: Its about breaking down barriers
and making lasting peace. When communities work together and do business
together, employing people and having customers from both sides, I think this
will provide inspiration for peace that will stay in this island for ever.
Speaking at the awards ceremony yesterday,
Presidential Commissioner George Iacovou congratulated Haji-Ioannou for setting
up the awards, because not only do we support reconciliation, we support
working together as one step forward, which we need more of.
Ozdil Nami, Special Representative of
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, said that our common homeland needs
and deserves initiatives like this, as they will contribute to development of
mutual respect, co-operation and co-existence. He added that this spirit will
also ensure the sustainability of a post-solution era that we are doing our
utmost to reach very soon.
The ceremony was also attended by Cyprus
Chambers of Commerce (KEVE) President Manthos Mavromatis, Employers and
Industrialists Federation (OEV) President Andreas Pittas, Turkish Cypriot
Chamber of Commerce (KTTO) board members Turgay Deniz and Celen Ozkaynak, and
British High Commissioner Peter Millett.
Haji-Ioannou told the Mail he viewed this
years winners of the awards as ambassadors in both communities, and hopes that
they will help boost the number of applications next year from 45 or so to
100, and is confident they will have a wider impact among small companies.
Haji-Ioannou emphasized that the Awards
scheme is a marathon, not a sprint, and will run for a further three years,
and hoped that people will be encouraged to reach out to find someone to do
business with. He added that although applications were invited from
start-ups, if someone has already been doing it for four or five years, then
they deserve an award already.
Sending out a message to future applicants
and to those who were unsuccessful this year Haji-Ioannou said: Try every
year. If you know one of the winners today, please try yourself next year.
Todays business plan can be tomorrows business.
The five winners of 50,000:
The Highgate School, a school offering
integrated trilingual education from pre-Kindergarten to grade 12 in Nicosia;
represented by educators Maria Theochari and Zubeyir Agaoglu.
Papazor Enterprises Ltd, an internet-based
car and villa rental service represented by Izzet Zorlu and Stathis
Papaefstathiou.
C&A Agricultural Products, which
distributes and exports agricultural products grown island-wide, represented by
Unsal Ozbilenler and Christakis Varnava.
The Three Ladies Team, represented by
Praxoula A. Kyriacou and Ozlem Oguz, is an economic research and consulting
company advising clients on intra-island trade.
OSP Continental Trading Ltd, manufactures
PVC windows and doors for sale island-wide, represented by Andreas Petrides,
Ozker Ìldeniz and Soner Yetkili.
19
Aralık. 2009 Cumartesi
Kuzey Kıbrısta
faaliyet gösteren Girne Amerikan Üniversitesi, İngilterenin
üniversiteleriyle ünlü Kent bölgesinde kampüs açtı.
Böylece Avrupa
Birliğinde ilk kez bir Türk üniversitesi yüksek öğretim vermeye
başladı.
Açılışını
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın yaptığı
Girne Amerikan Üniversitesi Canterbury kampüsü, İngiliz yükseköğretim
akreditasyon kurumuna üye oldu.
Böylece KKTC
diplomalarına uygulanan uluslararası kısıtlamalar
aşılmış oldu. Üniversitenin vereceği diplomalar tüm AB
ülkeleri tarafından tanınacak.
YÖK bünyesinde faaliyet
gösteren GAÜ'nün İngiltere kampüsü, AB vatandaşlarına uygulanan
düşük ücretli eğitim imkanından Türk öğrencilerin de
yararlanmasını sağlıyor.
Üniversitenin yöneticiler
kurulu başkanı Serhat Akpınar İngilterenin ardından
Singapurda da bir kampüs açılacağını söyledi ve şöyle
konuştu:
"25 milyon Sterline
mal olan kampüste 2 binden fazla öğrenci öğrenim görecek.
Üniversitenin İngiltere kampüsünde hukuk, turizm, enformasyon
teknolojileri ve işletme bölümleri bulunuyor. Girne Amerikan
Üniversitesinin KKTCdeki kampüsünde öğrenim gören öğrenciler, ek
ücret ödemeden İngilteredeki kampüse yatay geçiş yaparak buradan
mezun olabilecek."
![]()
TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşen
Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu; ''Türkiye-Yunanistan
ilişkileri ve Kıbrıs konularına öncelik tanımalı,
irade göstermeliyiz'' dedi.
Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu, Türkiye-Yunanistan
ilişkileri ve Kıbrıs konularına öncelik tanınması
ve irade gösterilmesi gerektiğini söyledi.
Papandreu, BM İklim Konferansı'nın yapıldığı
Bella Center'da, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile
yaptıkları görüşmeye ilişkin soruları
yanıtlarken, Gül ile dışişleri bakanlığı
yaptıkları dönemden bu yana tanıştıklarını,
olumlu bir görüşme gerçekleştirdiklerini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Gül'e, Türkiye-Yunanistan ilişkilerindeki
dinamiklerin yenilenmesi ve zorlu problemlerin çözümüne yardımcı
olunması için çalışılması gerektiğini
söylediğini aktaran Papandreu, iki ülke arasında ekonomi, enerji gibi
birçok alanda işbirliğinin ve Türkiye'ye yatırımların
arttığını belirterek, bu konularda yapılabileceklerin
ele alındığını kaydetti.
Kıbrıs ve ikili ilişkiler konusunda daha dinamik
çalışılması gerektiğine işaret ettiğini dile
getiren Papandreu, Cumhurbaşkanı Gül'ün de bu konulara olumlu
yaklaştığını anlattı. Papandreu, ''Artık bu
konulara öncelik tanımalı, irade göstermeliyiz'' dedi.
Kıbrıs sorununun yılsonuna kadar çözülüp çözülemeyeceğine
ilişkin soruya da Papandreu, ''Bu konuda bir şey söylemek zor.
Deneyeceğiz'' yanıtını verdi.
STAR KIBRIS 20/12/09
CYPRUS MAIL December 20, 2009
FEW GREEK Cypriots seem to believe in the likelihood of a solution emerging
from the current talks, according to a survey published this week, with 61 per
cent of those asked saying they had no hope the process would deliver a
settlement. At the same time, a large majority 69 per cent would like to
see a successful outcome leading to a comprehensive settlement.
Its a paradoxical situation, but one that should in no way surprise us,
reflecting as it does the mantra of Cypriot political life: a constantly
repeated desire for a solution wrapped in a monologue of mistrust for the
partner we claim to want to coax back into a common future.
Its a scratched record weve now been playing for so long that we no
longer realise the impact of our words, the blatant contradictions or the
absurdity of our situation, let alone the way we have come to be perceived from
the outside.
Once again we find ourselves drinking from the last chance saloon, at a
critical stage of the Cyprus problem. For as long as we can remember we have
been at a critical stage of the Cyprus problem, but, padded in the cocoon of
our own self-delusion, we fail to realise that this time it truly is critical.
The international community has had enough. It had had enough after Tassos
Papadopoulos demolition of the Annan plan in 2004. Yet somehow, Demetris
Christofias convinced them he was the man to turn the situation round, buying
the Greek Cypriots one last dose of international good will when he swept into
power with arms outstretched to his partner in the north.
Time and time again, we have run to the international community to seek
their good offices in facilitating a solution. And for as long as Rauf Denktash
was in power, backed by the monolithically nationalist, militarist Turkish
establishment, our own good will was never questioned. But with more nuanced interlocutors
in Turkey and the north, we are becoming dangerously exposed.
When Turkey was saying the Cyprus problem had been solved in 1974, there
was sympathy for our actions before the international courts, our clamour for a
punitive diplomacy against Turkey. But when we are sitting in last chance talks
to reunify the island in a compromise solution, such actions smack of bad
faith, especially 2004s resounding no still fresh in the ears of our
international partners.
With painstaking progress at last being achieved on identification of the
missing, what purpose is served by strident calls for war crimes trials and
actions before the European Court of Human Rights? Why are we talking about war
crimes trials, when the solution we claim to be seeking would envisage a truth
and reconciliation committee to draw a line under the undoubted sufferings of
the past?
When we know that Turkeys EU accession course without which Ankara will
never give an inch on Cyprus is hanging by a thread (for reasons quite unconnected
to Cyprus), why are we doing everything in our power to force it off the rails
every time Turkeys progress comes up for review?
What is the impression that we give? That we have no desire for a solution
(other than the pie in the sky solution of our dreams), that we feel more
comfortable with Turkey as big bad neighbour than a more flexible Turkey whose
stated desire to solve the Cyprus problem puts our credibility on the spot.
Take the positions of some of our MEPs: seven out of eight questions put by
DIKOs Antigone Papadopoulou have been on the Cyprus problem, with subjects
ranging from the Turkish flag on Pentadaktylos to the fate of missing persons;
Eleni Theocharous for her part submitted three questions to the Commission on
the destruction of cultural heritage, the return of Famagusta, and the
colonisation of Cyprus.
And when we are not berating the Turks, we are berating our European
partners for their failure to endorse our positions worse, giving them
lessons in democracy for their failure to take actions against Turkey that
would bring an immediate halt to the talks we claim to want to succeed.
It was bad enough to have a single issue foreign policy when our partners
felt sympathy (and perhaps a little guilt) for our plight. Now that they
increasingly see bad faith, our credibility is fading fast. The world is
grappling with climate change, economic and financial crisis, war in
Afghanistan, nuclear crisis in Iran, the ever-simmering volcano of the Middle
East, and we expect them to pay attention to our little games on Cyprus.
Giving sanctimonious sermons on political principle is no way to convince
people of the rightness of our cause. We lament that the world is against us.
If we carry on this way, our rhetoric will become a self-fulfilling prophecy.
Seçilenle
görüşecek
Hristofyas, müzakerelerin KKTCdeki
Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde tamamlanması gibi
bir hedefin bulunmadığını vurguladı.
İŞTE
HRİSTOFYASIN ÇARPICI AÇIKLAMALARI:
1- Toprak konusunu en sona bırakıldı
2- Çözüm müzakerelerinin Kuzey Kıbrıstaki seçimlerden önce
tamamlanması mümkün değil
3- Kıbrıs Türk toplumu kimi seçerse, müzakerelere onunla devam
edilecek
4- Ara anlaşma iddiaları gerçeği yansıtmıyor
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, toprak konusunun
en sona bırakılması kararına
varıldığını açıkladı. Hristofyas, çözüm
müzakerelerinin KKTCdeki cumhurbaşkanlığı seçimleri
öncesinde tamamlanması gibi bir hedefin bulunmadığını
vurguladı. Rum lider, Müzakerelere Kuzey Kıbrıstaki
seçimlerden sonra da, Kıbrıs Türk toplumu kimin lideri olmasına
karar verirse onunla devam edeceğiz dedi.
Hristofyas, yoğunlaştırılmış
müzakerelerin Kıbrıs sorununun sonu olmadığını,
Kıbrıs Türk tarafının karşılıklı iyi
niyet göstermesi ve temel ilkelerin çiğnenmemesi durumunda
ilerleyeceğini ifade etti.
Haravgi gazetesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Hristofyas arasında geçtiğimiz pazartesi günü gerçekleştirilen
görüşme sonrasında, yoğunlaştırılmış
görüşmelerin tarihi ve yerine ilişkin yapılan ortak
açıklamaya ve Hristofyasın görüşmenin ardından Rum
Başkanlık Sarayına dönüşünde yaptığı
açıklamalara geniş yer verdi.
Yoğunlaştırılmış müzakerelerde
temel ilkeleri savunmayı sürdüreceğini ve müzakerelerin hedefinin
daha fazla görüş birliği sağlanması olduğunu belirten
Hristofyas, yoğunlaştırılmış müzakerelerde
güvenlik, toprak ve yerleşikler konularına geçilip
geçilmeyeceği yönündeki bir soruya karşılık ise, bu
konuların ele alındığını ve toprak konusunun en
sona bırakılması kararına
varıldığını ifade etti.
KIBRIS 23/12/09
Talat,
İstanbulda Kıbrısı anlatacak
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün
İstanbula gidiyor.
TAK
muhabirinin Cumhurbaşkanlığından edindiği bilgiye
göre, Cumhurbaşkanı Talat, İstanbulda Kandilli Kulübünün
düzenlediği kahvaltıda, katılımcılara,
Kıbrıstaki gelişmeler hakkında bilgi verecek, medya
kuruluşlarının söyleşi programlarına katılacak.
THYnin saat 19.00 uçağıyla adaya dönecek olan
Cumhurbaşkanı Talata, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik
edecek.
KIBRIS 23/12/09
KIBRIS TV,
cuma günü uyduda
BRTK ile TÜRK-SAT işbirliğiyle ülkemiz
yayıncılığında atılım.
Bayrak Radyo Televizyon Kurumu (BRTK),
46ıncı yaşını kutlayacağı cuma günü
Türk-Sat Uydu Uplinkini ve Karasal Sayısal Yayıncılık
Birinci Paketini yaşama geçiriyor. Böylece BRT-1 ve BRT-2 yanında
KKTCdeki 6 özel TV kanalı tek frekanstan uydu yayınına geçecek.
KIBRIS TV de cuma günü uyduya çıkacak. Uzun zamandan beridir
hazırlıklarını sürdüren ve bir süre önce dijital
yayıncılığa geçen KIBRIS TV, 25 Aralık Cuma günü
uyduda olacak. Uydu yayıncılığıyla ilgili detaylı
açıklama önümüzdeki günlerde yapılacak.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BRTK Yönetim Kurulu
Başkanı Yılmaz Başkaya ve Kurum Müdürü Özer
Kanlıyı kabul etti.
Yönetim Kurulu Başkanı Başkaya, kurumun
kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenecek resepsiyon ve
ardından gerçekleştirilecek kaynaşma yemeğine
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı davet etmeye geldiklerini
söyledi.
BRTK Müdürü Özer Kanlı ise, resepsiyon sırasında
Türk-Sat Uydu Uplink olayının yaşama geçirildiğini
açıklayacaklarını belirtti. Kanlı, BRT-1, BRT-2 ve
aralarında KIBRIS TVnin de bulunduğu 6 özel televizyon
kanalının BRTKda oluşturulan transmisyon merkezinden uyduya
çıkacağını, bunun KKTC adına önemli bir ivme
olduğunu söyledi.
Bundan sonra TV kanalları arasındaki rekabetin kim daha
iyi ve kaliteli yayın yapabilir noktasında olacağını
ifade eden Kanlı, Ben bu frekanstan çıkıyorum, iyi izlenmezdim
sıkıntısının ortadan kalkacağını
vurguladı.
Kanlı, uydu alıcılarının bir frekansa
ayarlanmasıyla tüm KKTC uydu yayınlarının
izlenebileceğini vurguladı.
Kanlı, Karasal Sayısal
Yayıncılığın birinci paketinin de aynı gün hayata
geçeceğini, bunun çok yeni bir olgu olduğunu ancak BRTK
mühendislerinin bunu başardığını söyledi. Kanlı,
birinci paketi nüfusun yaklaşık yüzde 75ine
ulaştıracaklarını ve Rum tarafıyla yaşanan
frekans sorunlarının da ortadan kalkacağını belirtti.
Konu hakkında Cumhurbaşkanına bilgi aktaran
Kanlı, 25 Aralıktan itibaren TRT ile işbirliği sonucu TRT
Çocuk TV yayınlarını ve TRT FM radyo yayınlarını
da KKTCye aktaracaklarını anlattı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, BRTKnin gerekli
teknolojik adımları attığını ve bu
adımların olumlu yönde değerlendirildiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı, yeni gelişmeler sayesinde Rumlarla
frekans savaşlarının da sona ereceğini kaydetti.
Görsel yayınların en fazla izlenen medya
kuruluşları olduğunu söyleyen Talat, televizyonculuğa
gerekli yatırımı yapmanın önemli olduğunu
vurguladı.
Televizyon ve radyoların çok sesli demokrasiler için önemli
olduğunu belirten Talat, BRTKnın konumunun daha da önemli
olduğunu vurguladı ve Demokrasiye önem vermek, ülkedeki
değişik örgütlerle yakınlık kurmak zorunda dedi.
Talat, BRTKnin herhangi bir şekilde taraf olmaması
gerektiğini, özellikle Kıbrıs sorunuyla ilgili devlet
politikasını ileri götürmek durumunda olduğunu, ancak bu
politikaya karşı çıkanların da sesini duyurması
gerektiğini ekledi.
KIBRIS
23/12/09
Cumhurbaşkanı
Talat, KKTCde yaşayanları kimin
yöneteceğini kendileri dışında yurtdışında
yaşayanların belirleyeceği bir ortamın haksızlık
olduğunu belirterek buna karşı çıkarken, Başbakan
Eroğlu, yurt dışında yaşayan KKTC
vatandaşlarına seçme seçilme hakkı verilmesinin kendilerini
rahatsız etmediğini belirtti
HALKIN
SESİ: ÖZEL
Ada
dışında yaşayan Kıbrıslı Türklere,
seçimlerde oy kullanma hakkı verilmesi tartışılıyor.
Londrada
yaşayan Kıbrıslı Türkler, KKTCde yapılacak seçimlerde seçme ve
seçilme hakkı talep ediyorlar. Cumhurbaşkanı Talatın
Londra temasları sırasında seslendirilen bu talebin hükümetin
gündeminde de olduğu öğrenildi.
Başbakan
Eroğlu HALKIN SESİnin bu yöndeki sorusunu yanıtlarken, yurt
dışında yaşayan KKTC vatandaşlarına seçme seçilme
hakkı verilmesinin kendilerini rahatsız etmediğini belirtti.
Yurt
dışında yaşayanların seçilme hakkı elde
edebilmeleri için Anayasa değişikliğinin şart olduğuna
dikkat çeken Başbakan Eroğlu, seçilme hakkının Anayasa
değişikliğiyle ele alınacağı sinyalini verdi.
Londrada
yaşayan Türklerin Seçme Seçilme hakkı istediğine değinen
Eroğlu, anayasanın kuralları olduğunu ve seçme seçilme
hakkı verebilmek için anayasanın değiştirilmesi
gerektiğini söyledi.
Seçilme
hakkı için yasada KKTCde 3 yıl yaşama maddesi olduğunu
hatırlatan Eroğlu, UBP olarak yurtdışında yaşayanların
oy vermesi konusunda bir sıkıntımız olmaz ama seçilme
konusunda sıkıntı anayasadan kaynaklanıyor. Bir de
seçildikten sonra burada ikamet etmesi gerekiyor dedi.
LONDRALILAR
ISRARLI
Cumhurbaşkanı
Talatın
geçtiğimiz haftalarda Londrada yaşayan Kıbrıslı Türklerle bir araya
geldiği toplantının genelinde seçme seçilme talebi
tartışıldı.
Oy
kullanma hakkının nasıl elde edilebileceğiyle ilgili
gerekli yasal araştırmayı yapan Londrada yaşayan Kıbrıslı
Türkler, seçme hakkı için Anayasal düzenlemeye gerek
duyulmadığını belirterek bu yönde ısrarlı bir
tutum sergilemişlerdi.
UBPnin
kendilerine oy verme hakkı tanıyacak düzenlemeyi yapmaya söz
verdiğini belirten Londrada yaşayan Kıbrıslı Türkler, kendilerine
verildiğini belirttikleri bu sözün yerine getirilmesini bekliyorlar.
TALAT
KARŞI
Cumhurbaşkanı
Talat, Adada
yaşayanlardan daha fazla KKTC vatandaşının
yurtdışında yaşadığına dikkat çekerek,
yurtdışında yaşayanların Kıbrıstaki
vatandaşları kimin yöneteceğine karar vermesini doğru
bulmadıklarını belirterek buna karşı olduğunu
vurgulamıştı.
Tartışmanın
devamında ise Talat, UBP size söz verdiyse, buyursun mecliste çoğunluğu
elinde bulunduruyor yapsın demişti.
HALKIN SESI 21/12/09
Etkinlikler, bugün saat 08.00de Güvenlik GKKdan
bir subayın Bayrak Radyosundan
yapacağı konuşmayla başlayacak.
Lefkoşa Şehitler Anıtında saat 09.30da
başlayacak törende, anıta çelenkler sunulacak. Saygı
marşı, saygı duruşu ve saygı
atışının ardından bayraklar İstiklal
Marşı ile göndere çekilecek.
Anıt Özel Defterinin imzalanması ve GKKdan bir subayın yapacağı konuşmayla
tören sona erecek.
Lefkoşa AKMdeki
tören ise saat 10.00da
başlayacak. Törende, Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği Genel
Başkanı Vural Türkmen ile Şehit Aileleri ve Malül Gaziler
Derneği Genel Başkanı Ertan Ersan birer konuşma yapacak.
GAZİMAĞUSA
Şehitler için Gazimağusada da tören düzenlenecek. Gazimağusa Suriçindeki Şehitler Anıtı önünde
gerçekleştirilecek tören saat 09.45te başlayacak.
Girne Deniz Şehitliğindeki anma töreni ise, saat 10.00da protokol sırasına göre çelenklerin
konulmasıyla başlayacak. Tören saygı duruşu, saygı
atışı ve İstiklal Marşı eşliğinde
bayrakların göndere çekilmesiyle sürecek.
Güzelyurtta
da 21-25 Aralık Mücadele ve Şehitler Haftası nedeniyle bugün
anma etkinliği düzenlenecek.
Güzelyurt Kaymakamlığı
karşısındaki Atatürk Heykeli önündeki tören saat 10.00da, çelenklerin konulmasıyla başlayacak.
Saygı duruşu ve saygı atışının ardından
İstiklal Marşı eşliğinde bayraklar göndere çekilecek.
İskelede
de, Larnaka Şehitler Anıtı önünde tören düzenlenecek.
Tören saat 10.00da
protokol sırasına göre çelenklerin konulmasıyla başlayacak
ardından saygı marşı, saygı duruşu ve saygı
atışıyla sürecek
AYVASIL ŞEHİTLERİ
Türkeli (Ayvasıl)da şehit düşenler ise, 22 Aralık Salı
günü saat 10.00da
Türkeli Şehitliğinde
düzenlenecek törenle anılacak.
LARNAKA ŞEHİTLERİ 23 ARALIKTA
Bu arada Larnaka şehitleri için 23 Aralık
Çarşamba Günü saat 11.00de
İskeledeki Larnaka
Şehitler Anıtında
bir tören düzenlenecek.
Tören çelenklerin anıta sunulması, saygı
duruşu, saygı atışı ve İstiklâl Marşı
eşliğinde bayrakların göndere çekilmesi ile başlayacak,
ardından İskele Belediye Başkanı Halil Orun bir
konuşma yapacak.
KAYMAKLI ŞEHİTLERİ 25 ARALIKTA ANILACAK
Kaymaklı Şehitleri ise, 25 Aralıkta düzenlenecek törenlerle anılacak.
İlk tören saat 09.00da Küçük Kaymaklı Şehitler Anıtında yapılacak. Törende, protokol sırasına
göre çelenklerin konulması, saygı duruşu ve İstiklal
Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesinin
ardından, Kaymaklı Spor Kulübü Başkanı Hasan Sertoğlu,
günün anlam ve önemini belirten konuşma yapacak, öğrenciler
şiirler okuyacak.
Buradaki törenin tamamlanmasının ardından
Şehit Hüseyin Ruso Anıtına yürünecek ve orada da bir tören gerçekleştirilecek.
Törende de, protokol sırasına göre çelenklerin konulması,
saygı duruşu ve İstiklal Marşı eşliğinde
bayrakların göndere çekilmesinin ardından Şehit Hüseyin Rusonun hayatını anlatan konuşma yapılacak
ve şiirler okunacak.
ŞEHİT AİLELERİNE MADALYA VE BERAT
Öte yandan Şehit Aileleri ve Malül Gaziler
Derneği, bugün akşam, 1958-1974 yılları arasında
şehit düşenlerin yakınlarına ve 1974 malul gazilerine
madalya ve berat verecek.
Madalya ve beratların verileceği tören,
saat 18.00de, YDÜ Salon 4te yer alacak.
Eroğlu: Mücadele
bitmemiştir
Başbakan Eroğlu, 21-25 Aralık
Mücadele ve Şehitler Haftası dolayısıyla yayımladığı
mesajda, 21 Aralık
1963te Kıbrıs Türk halkını bir soykırımla
ortadan kaldırıp adayı Yunanistana bağlamak için Akritas
Planı çerçevesinde harekete geçen Rumların, hiç beklemedikleri bir
direnişle karşılaşınca meşum planlarını
hayata geçiremediklerini anımsattı.
Başbakan Derviş Eroğlu, Kıbrıs Türk halkının
varoluş mücadelesinin yarım asrı aşkın bir süreden
beri devam ettiğine işaret
ederek, Bu mücadele zaman zaman
sıcak savaş, zaman zaman soğuk
savaş şeklinde kesintisiz sürmektedir. Halkımız geçmişte
sıcak savaşın acılarını bütün ağırlığıyla
hissetmiş, yüzlerce şehit vererek ve ağır bedeller ödeyerek
bugünkü özgürlüğünü elde etmiştir. Fakat mücadele bitmemiştir.
Bugün bu savaşın ekonomik, kültürel, siyasal ve diplomatik alanda sürmekte
olan boyutları ise gündelik yaşamımızın bir parçası
haline gelmiştir dedi.
BOZER
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan
Bozer, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliğini, BM Güvenlik
Konseyinin 4 Mart 1964te aldığı 186 sayılı kararı
düzeltmeye ve Kıbrısta iki ayrı devlet, iki ayrı egemen
halk olduğu gerçeğini kabul etmeye çağırarak, Çözüm ancak
bu temelde gerçekleştirilebilecektir dedi.
Bozer, 21-25 Aralık Mücadele ve Şehitler
Haftası dolayısıyla yayımladı mesajda, Enosis hayalini
gerçekleştirmek amacıyla Rum ve Yunan ikilisinin 21 Aralık 1963 tarihinde Kıbrıs
Türk halkına ve meşru anayasal düzene karşı giriştiği
kanlı saldırıların 46ncı yıldönümünü üzüntü ve
ibretle idrak ettiklerini belirtti.
Kanlı Noel olarak tarihe geçen 21 Aralık
1963te yüzlerce Kıbrıslı Türkün katledildiğini, on
binlerce Kıbrıs Türkünün göçe zorlandığını, 103
köyün yakılıp yıkıldığını ve 11 yıl
süreyle halkın insanlık dışı yaşama mahkum edildiğini
ifade eden Bozer, Kıbrısta yaşanan gerçekler bu iken, ne acıdır
ki Türk halkına yönelen saldırılara ve adayı işgal
eden 20 bin Yunan askerine gözlerini kapayan Birleşmiş Milletler, Rum
işgaline meşruiyet kazandırarak, gayrı meşru Rum Yönetimini
4 Mart 1964 yılında BM Güvenlik Konseyinin 186 sayılı
kararı ile meşru Kıbrıs Hükümeti olarak tanımıştı dedi.
TÜRKMEN: DEVLETİ YAŞATMAYA
KARARLIYIZ
Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği
(KTMD) Genel Başkanı Vural Türkmen, tanınsalar da tanınmasalar
da, insanlık dışı ambargolarla yok oluşa zorlansalar
da KKTC Devletine sahip çıkmaya ve devleti yaşatmaya kararlı
olduklarını ifade etti.
Devletten ve egemenlikten feragati ihanet
olarak gördüklerini kaydeden Türkmen, Bu düşüncemize karşı nereden
gelirse gelsin, tüm girişimlere karşı yeminimize bağlı
kalarak geçmişteki kararlılığımızla direnecek,
asla geçit vermeyeceğiz dedi.
Türkmen, 21-25 Aralık Mücadele ve Şehitler
Haftası dolayısıyla KTMD Genel Merkez Yönetim Kurulu adına
yayımladığı mesajda, mücadele haftasını geçmişi unutmadan KKTC Devletinin güvencesi
altında geleceğe güvenle bakarak andıklarını ve RumYunan
soykırımını lanetlediklerini kaydetti.
21-25 ARALIK MÜCADE VE ŞEHİTLER
HAFTASI MESAJLARI
21-25 Aralık Mücadele ve Şehitler
Haftası dolayısıyla sivil toplum örgütleri mesaj yayımladılar.
Şehit Aileleri ve Malül Gaziler Derneği
, Kıbrıs Türk Platformu, KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı
Emekli Astsubaylar Derneği, Genç Mücahitler
Derneği, TMT Derneği, Çağdaş
Demokrasi Derneği, Emekli Mücahitler Derneği birer mesaj yayımlayarak
21 Aralıkın insanlığın yüz karasının yıldönümü
olduğunu, katliamların üzerinden 46 yıl geçmesine rağmen
karşıdakilerin yine aynı olduğunu kaydettiler.
Kıbrıslı Türklerin özgürlüğünü
kanları ile yazan şehitleri rahmetle anılan mesajlarda, şehitlerin
kendilerine emanet ettikleri özgürlüğü devamlı kılmak adına
tüm kurum ve kuruluşları Anavatan Türkiye ile birlik ve beraberlik içinde
hareket etmeye çağırıldı.
DP, ÖRP VE MAP MESAJ YAYINLADI
Demokrat Parti (DP), Özgürlük ve Reform
Partisi (ÖRP) ile Milliyetçi Adalet Partisi (MAP), 21-25 Aralık Mücadele
ve Şehitler Haftası dolayısıyla mesaj yayınlayarak, şehitleri
saygıyla andı.
DPden yayınlanan mesajda, Kıbrıs
Türkü açısından acı ve gözyaşı dolu olan bu dönemin
aynı zamanda büyük üzüntülerin yaşandığı bir süreç
olarak da tarihteki yerini aldığı ifade edilerek, şehitlerin
hem içte hem de dış politikada belirsizliklerin devam ettiği bir
dönemde anılacağı kaydedildi.
Mesajda Gelinen aşamada giderek çoğalan
iç sorunlar nedeniyle son derece önemli olan dış gelişmeler
bazen gölgede kalmaktadır. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere
tüm siyasal partiler bu kazanımlara sahip çıkmak ve onları yaşatmak
uğrunda güçlerini birleştirmek durumundadır. Şehitlerimize
olan saygı ve sevgimizin en güzel ifadesi de ancak bu olabilir. denildi
ÖRP
ÖRP Genel Başkanı Turgay Avcı
da mesajında, Kıbrısı tümüyle bir Yunan Adası
yapmayı hedefleyen 21 Aralık 1963 kanlı Rum saldırılarına
karşı onurlu bir mücadele vererek kendini kahramanca savunan Kıbrıs
Türkünün, Anavatan Türkiyenin meşru müdahalesiyle gerçekleştirilen
20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatına kadar büyük bir direnişle
mücadelesini sürdürdüğünü ve Kıbrısta Türklüğün şeref
ve haysiyetini koruduğunu kaydetti.
Avcı, bu uğurda şehitler
verildiğini, her türlü baskı ve saldırılara göğüs
gerildiğini, yüzlerce köyün boşaltıldığını
ve on binlerce insanın göçmen düşürüldüğünü belirterek, Kıbrıslı
Türklerin kendi özgür iradesini ve kendi geleceğini belirleme hakkını
kullanarak KKTCyi kurarak verdiği hürriyet ve insanca yaşama mücadelesini
taçlandırdığına dikkat çekti.
MAP
MAP Genel Başkanı Ata Tepe de mesajında,
Kıbrıs Türk halkının, 21 Aralık 1963te başlayan
Kıbrıslı Rumların soykırım teşebbüsüne eşsiz
bir kahramanlık ile direndiğini ve yürüttüğü milli mücadele
sonucu hürriyet ve bağımsızlığına yüzlerce şehit
vererek kavuşabildiğini kaydetti.
Tepe, 21-25 Aralık Milli Mücadele ve Şehitler
Haftasının Kıbrıs Türk halkının milli kimliğine,
bayrağına, toprağına ve egemenliğine sahip çıkmak
ve kendi geleceğini kendisinin tayin etmesi için 11 bir yıl süreyle
verdiği mücadelenin ve bu uğurda canlarını feda eden şehitlerin
anıldığı hafta olduğuna dikkat çekerek, Bu destanı
yazan kahramanlar, asla unutulmamalı, aziz hatıraları sonsuza
kadar yaşatılmalıdır dedi.
HALKIN SESI 21/12/09
![]()
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas,
federasyonun zor ve Kıbrısa uygun olmadığını
iddia ederek Ama bu çözüm yolunda ilerlemek zorunda
kaldığını!söyledi.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Federasyon çözümünün zor
bir çözüm olduğunu ve Kıbrısın doğal
koşullarına uyumlu olmadığını savunarak, Ancak
bu çözüm yolunda ilerlemek zorunda kaldım dedi.
Hristofiyas; yoğunlaştırılmış müzakerelerin
Kıbrıs sorununun sonu olmadığını,
Kıbrıs Türk tarafının karşılıklı iyi
niyet göstermesi ve temel ilkelerin çiğnenmemesi durumunda
ilerleyeceğini ifade etti.
Rum basını, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Hristofyas
arasında önceki gün gerçekleştirilen görüşme sonrasında,
yoğunlaştırılmış görüşmelerin tarihi ve
yerine ilişkin yapılan ortak açıklamaya ve Hristofyasın
görüşmenin ardından Rum Başkanlık Sarayına
dönüşünde yaptığı açıklamalara geniş yer verdi.
TEMEL İLKELERİ SAVUNMAYA DEVAM
Yoğunlaştırılmış müzakerelerde temel ilkeleri
savunmayı sürdüreceğini ve müzakerelerin hedefinin daha fazla
görüş birliği sağlanması olduğunu belirten
Hristofyas, yoğunlaştırılmış müzakerelerde
güvenlik, toprak ve yerleşikler konularına geçilip
geçilmeyeceği yönündeki bir soruya karşılık ise, bu
konuların ele alındığını ve toprak konusunun en
sona bırakılması kararına varıldığını
ifade etti.
Hristofyas, bundan da anlaşılacağı gibi, çözüm
müzakerelerinin KKTCdeki cumhurbaşkanlığı seçimleri
öncesinde tamamlanması gibi bir hedefin bulunmadığını
vurguladı ve Müzakerelere seçimlerden sonra da, Kıbrıs Türk
toplumu kimin lideri olmasına karar verirse onunla devam edeceğiz
şeklinde konuştu.
Rum basınında yer aldığı üzere,
yoğunlaştırılmış müzakerelerin
sonuçlarının kayda geçirilmesi konusunun sorulması üzerine ise
Hristofyas, ara anlaşma iddialarının gerçeği
yansıtmadığını, bunun hem BM Genel Sekreteri ile
çalışma gurubu hem de iki lider için gayet net olduğunu söyledi.
ULUSAL KONSEYE BİLGİ VERECEK
Yoğunlaştırılmış müzakerelerin ilk üç günlük
kısmında herhangi bir karar alınmasının söz konusu
olmadığını, herkesin kendi görüşünü söyleyeceğini
ve uzlaşı bulunmasına
çalışılacağını ileri süren Hristofyas, ikinci 3 günlük
görüşmelere geçmenden önce Rum Ulusal Konseyini toplantıya
çağırarak bilgi vereceğini de açıkladı.
FEDERASYON ZOR ÇÖZÜM
Habere göre Hristofyas, Rum iç siyasetinde kendisine yöneltilen
eleştirilere ve federasyon çözümüne de değinen açıklamalarda da
bulundu.
Federasyon çözümünün zor bir çözüm olduğunu ve Kıbrısın
doğal koşullarına uyumlu olmadığını savunan
Hristofyas, ancak bu çözüm yolunda ilerlemek zorunda
kaldığını ifade etti.
Hristofyas, çözüm sürecinin Kıbrıslılara ait olmasına
ilişkin bazı Rum siyasilerin Türkiyenin bu şekilde suçsuz
gösterildiği şeklindeki eleştirilerini de yanıtladı
ve sürecin Kıbrıslılara ait olmasının
dıştan geçecek baskıların engellenmesi amacıyla
bizzat kendileri tarafından BMden talep edildiğini hatırlattı.
GÖRÜŞMELERİN PROGRAMI
Gazete, Talat ile Hristofyas arasında yapılacak olan
görüşmelerin ocak ayındaki programına da yer verdi.
Habere göre, 11, 12, 13 ve 18, 19 ve 20 Ocak 2010 tarihlerinde
gerçekleştirilecek yoğunlaştırılmış
müzakereler öncesinde liderlerin 4 Ocak tarihinde bir araya gelerek AB
konularını görüşmeleri planlanıyor.
Gazete, liderlerin danışmanları Özdil Nami ve Yorgos Yakovunun
ise 28 Aralık 2009 tarihinde bir araya geleceklerini belirtti.
STAR KIBRIS 23/12/09
![]()
Erçakıca,
Hristofyasın Federasyon zor ve Kıbrıs sorununun
doğasına uygun değil yönündeki sözlerini Talihsiz bir
açıklama sözleriyle değerlendirdi.
Ara anlaşma arayışı yok. Hedefimiz erken ve kapsamlı
anlaşma. 11 Ocaktan önce Ankara ya da Lefkoşa ziyareti olabilir
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, 2010
yılının çözüm yılı olabilmesi ve ocak ayındaki
yoğunlaştırılmış müzakerelerin bu amaç doğrultusunda
gerçek bir fırsata dönüştürülebilmesi için Türk tarafı gibi Rum
tarafının da üzerine düşeni yapması ve uluslararası
topluluğun da ihtiyaç duyulan ilgiyi göstermesi gerektiğini söyledi.
Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifinginde,
Kıbrıs sorununa çözüm amaçlı müzakerelerde gelinen aşama ve
ocak ayında yapılması planlanan
yoğunlaştırılmış görüşmelere ilişkin
değerlendirmelerde de bulundu.
Liderlerin önceki gün gerçekleştirdiği görüşmede özellikle ocak
ayında yoğunlaştırılması beklenen
görüşmelerin gündemi ve yöntemlerinin ele
alındığını kaydeden Erçakıca, BM temsilcisinin
ara bölgedeki remi konutunda gerçekleşecek
yoğunlaştırılmış müzakereler öncesinde temsilcilerin
görüşmeye devam edeceğini ve bazı ayrıntıların
liderlerin 4 Ocakta yapacağı görüşmede belirleneceğini
belirtti.
OCAK AYINDA 3 BAŞLIK ELE ALINACAK
Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, ocak ayındaki
yoğunlaştırılmış müzakerelerin
ağırlıklı olarak Yönetim ve Güç Paylaşımı,
AB İlişkileri ve Ekonomi başlıkları altında
gerçekleşeceğini söyledi. 3 başlıkta da uzlaşılan
noktaların yanı sıra uzlaşmazlık ve
farklılıkların net bir şekilde ortaya
çıktığına işaret eden Erçakıca, liderlerin
bunları yakınlaştırmak ve uzlaşmazlıkları
azaltmak gibi bir hedef belirlediğini kaydetti.
Erçakıca, Ekonomi ve AB İlişkileri
başlığı altında ele alınan konuların pek
çoğunun Yönetim ve Güç Paylaşımı
başlığı altındaki yetki paylaşımı ile
ilgili olduğunu belirterek, Bu üç konuyu birbiriyle entegre bir
şekilde ele almak, müzakerelerin ilerlemesi açısından daha uygun
olacağı düşünüldü dedi.
Erçakıca, ocak ayındaki müzakerelerde Mülkiyet konusunun da ele
alınabileceğini belirtti.
ANKARA ZİYARETİ OLABİLİR
Türk tarafının hangi konularda esneklik gösterebileceği
konuların yer aldığı bir öneri paketi
hazırladığı yönündeki haberlerin
hatırlatılması üzerine de Erçakıca, müzakere sürecinin her
aşamasında istişare içinde oldukları Türkiye ile değerlendirmeleri
her düzeyde devam ettirdiklerini söyledi.
Erçakıca, İlk 3 günlük görüşme öncesinde, 11 Ocaktan önce
Ankara ya da Lefkoşa ziyareti sözkonusu olabilir dedi.
2010UN ÇÖZÜM YILI OLMASI ORTAK DİLEĞİ ÖNEMLİ
Erçakıca, ocak ayında üçer günden iki görüşmenin
yapılmasını teyit eden liderlerin dünkü görüşmede 2010
yılının çözüm yılı olması ortak dileğini
ifade etmelerinin önemli bir gelişme olduğunu söyledi.
Ocak ayındaki görüşmelerin verimliliğine büyük önem veren Türk
tarafının bunu sağlamak amacıyla üzerine düşenleri
yapma kararlılığında olduğunu belirten Erçakıca,
İnşallah nisana kadar olmasa bile, 2010 yılı içinde
artık Kıbrıs sorununu çözmüş oluruz dedi.
Erçakıca, şöyle devam etti:
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downerin yeni yıl tatili için adadan ayrılırken
belirttiği gibi Ocak, tüm bu müzakere sürecinde çok önemli bir nokta
olacak. Downer, 15 aydan bu yana, görüşme sürecinde istikrarlı bir
gelişme sağlandığını ve ocak ayının
çok önemli gelişmeler sağlamak için gerçek bir fırsat
olduğunu belirtmişti.
ARA ANLAŞMA ARAYIŞI YOK
Hasan Erçakıca, başka bir soruyu yanıtlarken, müzakere
masasında bir ara anlaşma arayışı
olmadığını da söyledi.
Erçakıca, Bazı yabancı diplomatların bir yıl kadar
önce, elde edilen ürünü heba etmeme adına bir ara anlaşma
arayışı olmuştu. Bu fazla ilgi görmedi. Kıbrıs
Türk tarafının esas hedefi erken ve kapsamlı bir
anlaşmadır dedi.
HRİSTOFYASIN AÇIKLAMALARI
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, gazetecilerin
sorusu üzerine, Rum Lider Dimitris Hristofyasın Federasyon zor ve
Kıbrıs sorununun doğasına uygun değil yönündeki
sözlerini Talihsiz bir açıklama sözleriyle değerlendirdi.
Federasyonun Kıbrısın doğasına uygun
olmadığı iddiasının Kabul edilmesinin mümkün
olmadığını kaydeden Erçakıca,
Kıbrısın doğasına uygun çözüm uniter devlettir demek
istemiş olabilir. Eğer öyle olsaydı, ortada Kıbrıs
sorunu olmazdı dedi.
Erçakıca, Kıbrıs sorununu bütünüyle yaşamış bir
kişi olarak Hristofyasın, tek yolun federasyon olduğunu
yaşayarak öğrenmiş olması gerektiğini ekledi.
STAR KIBRIS 23/12/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasla 2010 yılında çözüme
ulaşmayı somut bir hedef olarak kayda geçirdiklerini, böylece Rum
tarafının çözümü somut bir hedef olarak koyma noktasına
geldiğini söyledi.
Talat, dün akşam, Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO)
üyelerine, KTTO Genel Merkezinde Kıbrıs konusundaki son durumu
anlattı.
ASGARİ YETKİLİ BİR MERKEZİ HÜKÜMET İSTİYORUZ
Cumhurbaşkanı, Kıbrıs konusunda talepler sürdürülebilir
olursa, bunun başarıya ulaşılabileceği anlamına
geldiğini belirterek, hedefin siyasi eşitliğe dayalı iki
kesimli, iki toplumlu bir ortaklık devleti olduğunu kaydetti. Bunu
gerçek anlamıyla söylemek, bir de söyleyerek başka şeyler
istemek olduğunu ifade eden Talat, Bunu istiyoruz; çünkü elde
edilebilecek çözüm budur dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ortaklık devletinin
yapılanmasına; güçlü bir merkezi hükümet mi, yoksa tek
uluslararası kimlikli, asgari yetkili bir merkezi hükümet ile kalan
yetkilerin kurucu devletlerde olduğu bir yapı mı buna karar
vermek gerektiğini ifade etti.
Güçlü bir merkezi hükümette sayıca az olan Kıbrıs Türklerinin
domine edilebileceğini, bunun örneğinin Kıbrıs
Cumhuriyetinde görüldüğünü anlatan Talat, asgari yetkili bir merkezi
hükümet ve ekonomi dahil esas alanların kurucu devletlere
kalacağı, böylece Kıbrıslı Türklerin kendi kendilerini
yönetebileceği bir modeli savunduklarını vurguladı.
Cumhurbaşkanı, Rum tarafının ise bu modelin tersini,
yetkili bir merkezi devlet ve daha az yetkili kurucu devletleri
savunduğunu belirtti.
TALEBİMİZ KONFEDERASYON DEĞİL
Mehmet Ali Talat, Rum iddiasının aksine Türk tarafının
talebinin konfederasyon olmadığını, çünkü yetkiler
nasıl dağılırsa dağılsın, tek
uluslararası kimlikli bir yapının federasyon anlamına
geldiğini belirtti.
Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığında
bunları ele aldıklarını ve arada ciddi farklar
olmasına rağmen, ciddi bir de yakınlaşma
sağladıklarını söyleyen Talat, siyasi eşitlik
konusunda ciddi sorun olmadığını, yasama ve yargıda
tıkanıklıkların çözümü mekanizmasında anlaşma
sağlandığını ifade etti.
Ekonomiyi görüşürken uzman görüşlerinden
yararlandıklarını anlatan Talat, bu konuda geçiş dönemini
henüz ele almadıklarını, ancak ele alınanlarda
yakınlaşma olduğunu söyledi.
AB ile ilgili konularda ciddi yakınlaşma, Mülkiyet konusunda ise
temel prensiplerle ilgili sorunlar bulunduğunu anlatan Talat, Gali
Fikirler Dizisinin buna ilke teşkil ettiğini, ancak Rumların
bunu reddederek, mallarla ilgili kararın 1974 öncesi sahiplerine
bırakılmasını savunduklarını söyledi.
Talat, Güvenlik başlığını da ele
aldıklarını, polis, federal polis ve ortak araştırma
komitesi mekanizmalarını konuştuklarını ifade ederek,
iki kurucu devlette de ordu olmayacağını belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, garantilerde ise ilkelerini ortaya koyarak
bıraktıklarını, bu konunun garantörlerin de
katılacağı toplantıda ele alınacağını
belirterek, Türk tarafının garantilerin devamından yana
olduğunu söyledi.
Yönetim ve Güç Paylaşımında görüşlerin
olgunlaştığını, diğer konularda ise aynı
şeyin söylenemeyeceğini belirten Talat, görüşmelerin yurt
dışında devamını ve sıklaşmasını
istediklerini, Rum tarafının ise adada 3er günden 2 görüşmeye
razı olduğunu kaydetti.
Talat, daha önce liderlerin evinde yapılması planlanan
görüşmelerin, çeşitli nedenlerle ara bölgede BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisinin ikametgahında gerçekleşmesinde
anlaştıklarını anlatarak, hedeflerinin mümkünse bu
görüşmelerde ele alınacak başlıkları kapatmak
olduğunu söyledi.
Türkiye ile de görüş alışverişinde bulunduklarını
ve bu görüşmelere büyük ölçüde hazır olduklarını söyleyen
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 2010 yılında çözüm hedefi
konusunu Rum liderle kayda geçirdiklerini, böylece Rum tarafının da
çözümü somut bir hedef olarak koyma noktasına geldiğini kaydetti.
Ocak ayındaki görüşmelere büyük önem verdiklerini vurgulayan Talat,
AB zirvesi nedeniyle yavaşlayan süreçten sonra söz konusu ayda oldukça
önemli adımlar atılabilecek bir dönem
yaşanacağını ifade etti.
STAR KIBRIS 23/12/09
By Stefanos Evripidou Published on December
23, 2009
THE TURKISH Cypriot authorities have declared war on popular retail
outlet IKEA, reportedly banning the products from being taken to the north from
the government-controlled areas, it was reported yesterday.
According to local paper Politis, the Turkish Cypriot head of customs in
the north, Turkur Voural said IKEA products will be confiscated if found at the
crossings. The products in the catalogues are forbidden, he was quoted
saying.
The Turkish Cypriot official said that in general, furniture from the free
areas was forbidden from entering the north. He added a warning to Turkish
Cypriot shoppers that those products found to violate the rules will be
confiscated.
A spokesman for IKEA told the Cyprus Mail yesterday that the Nicosia branch
of the Swedish chain store was not aware that its products would be banned from
the north.
We only found out when reading it in the papers. We dont even know when
or whether it will be implemented. We will wait and see, said the spokesman.
The IKEA representative said Turkish Cypriots accounted for a significant
number of shoppers at the home furnishings store. He added that statistics for
the last week showed no change in the numbers who cross the dividing line to
shop at the popular outlet.
As far as we know there is a limit on the value of the products you can
carry over, not on furniture, he said.
The Turkish Cypriot authorities have voiced concern about the popularity of
the retail giant on a number of previous occasions.
In 2008, the BBC reported that the Turkish Cypriot authorities had enforced
a rule, requiring an import licence for carrying any household furniture into
the north.
Earlier this month, the Cyprus Mail quoted a spokesman from the norths
finance ministry saying that the authorities were looking into whether to
allow IKEA to promote its products in the north. Following demand from
customers, the retail store had arranged for 24,000 brochures to be distributed
in the north. It argued that doing so was within the framework of the Green
Line regulation, a mechanism set up by the EU in 2004 allowing limited trade
between the two sides.
The Turkish Cypriot spokesman said his ministry had repeatedly called on
Turkish Cypriots to buy local, noting that such calls were economically,
rather than ethnically motivated. He clarified that the authorities were trying
to protect local producers during an economic crisis, not stop people from
shopping in the free areas. He added that as long as competition was fair,
the Turkish Cypriot authorities would not seek to stop it.
The comments were made after 580 IKEA brochures destined for distribution
in the north were found by a Turkish Cypriot yachtsman dumped in the sea near
Kyrenia.
According to the IKEA spokesman, the 580 brochures had been removed from
the Kyrenia seabed. An investigation into the incident revealed that two people
hired to help distribute the 24,000 brochures had chosen to enlighten
Mediterranean marine life on the popular Swedish products rather than take them
door-to-door.
CYPRUS MAIL
NTV 22 Aralık. 2009 Salı
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, federasyon çözümünün
zor bir çözüm şekli olduğunu ve Kıbrıs'ın
doğasına uygun olmadığını söyledi.
Rum basınında
yer alana haberlere göre Hristofyas, Rum iç siyasetinde kendisine yöneltilen
eleştirilere ve federasyon çözümüne değindi. "Federasyon
çözümünün zor bir çözüm olduğunu ve Kıbrıs'ın doğal
koşullarına uygun olmadığını" kaydeden
Hristofyas, ancak "bu çözüm yolunda ilerlemek zorunda
kaldığını" ifade etti.
Çözüm sürecinin
"Kıbrıslılara ait olmasına" ilişkin
düşüncesinin, bazı Rum siyasilerce "Türkiye'nin bu şekilde
suçsuz gösterildiği" yönünde eleştirilmesini de yanıtlayan
Hristofyas, "sürecin Kıbrıslılara ait olmasının
dıştan geçecek baskıların engellenmesi amacıyla bizzat kendileri
tarafından BM'den talep edildiğini" hatırlattı.
AA
NTV 23 Aralık. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA - Eski
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un 11 Aralık'ta
mezarından çalınan naaşını bulmaya yönelik
çalışmalarını sürdüren Rum polisi, Papadopulos'un evinin
bulunduğu Deftera'ya bağlı Strakka bölgesinde ve Rum
vatandaşı da olan Sırp P. Jorcoviç'in Güney Lefkoşa'daki
evinde arama yaptı.
Rum basınında
çıkan haberlere göre, Papadopulos'un naaşının ailesi
tarafından bölgedeki küçük kilisede muhafaza edildiği yönünde ihbar
alan polis, Papadopulos'un evinin bulunduğu Deftera'ya bağlı
Strakka bölgesinde, 100 kadar polisin katılımıyla, 5 saati
aşkın süren arama yaptı. Arama sonucunda, bu bilgilerin
asılsız olduğu ortaya çıktı.
Papadopulos ailesi,
ayrıca Rum Polis Genel Müdürü Mihalis Papayeorgiu'yla bir araya geldi.
İki saat süren ve Tasos Papadopulos'un eşi Fotini, çocukları
Nikolas, Konstantinos ve Anastasia'nın katıldığı
görüşmenin, Papadopulos ailesine bilgi vermek ve görüş
alışverişinde bulunmak amacıyla
yapıldığı kaydedildi.
Bu görüşmenin
ardından açıklama yapan Nikolas Papadopulos, sürekli olarak polisle
işbirliği ve temas halinde olduklarını, gündeme getirilen
söylentileri de üzüntüyle dinlediklerini ve okuduklarını söyledi.
Eski Rum liderin
naaşının, ailesi tarafından Paris'e
kaçırıldığı da iddia ediliyor.
Papadopulos'un
naaşının kaybolmasıyla ilgili bir başka şüphenin
hedefinde ise bir Sırp vatandaşı var. Rum polisi, Tasos
Papadopulos'şa, eski Sırp lideri Slobodan Miloşeviç'in
paralarının Güney Kıbrıs'a taşımasıyla
ilgili olarak davalı olan Sırp P. Jorcoviç'in güney Lefkoşa'daki
evinde geçen pazar günü arama yaptı. Aramada herhangi bir şey
bulamadığı belirtildi.
Tasos Papadopulos'un
birinci ölüm yıldönümünden önce mezarının
açıldığı ve cesedinin çalındığı
bildirilmişti.
NTV
23
Aralık. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Beşparmaklar
Dağları üzerinde yer alan KKTC bayrağını "hilkat
garibesi" olarak nitelendirdi.
Rum radyosunun haberine
göre, Hristofyas, Beşparmaklar'daki KKTC bayrağının,
"işgali ve halkın bölünmüşlüğünü
simgelediğini" savundu. Rum lider, "Tam
karşımızda bu hilkat garibesi bayraklar duruyor.
Bayrağın Beşparmaklardan yok olması, vatanın ve
halkının yeniden birleşmesi için elimden geleni
yapıyorum" dedi.
Beşparmaklar
Dağları'ndaki bayrakları daha önceki Rum liderler de gündeme
getirmişti. Eski Rum lider Glafkos Klerides, dönemin KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la müzakerelerde, bayrağın
kaldırılmasını istemişti.
Denktaş'ın bu
isteği reddetmesi üzerine, bayrağı görmemek için Rum
başkanlık sarayının çevresine selvi ağaçları
dikilmişti.
12 futbol sahası
büyüklüğünde olan ve gece de aydınlatılan KKTC bayrağı
Rum kesimindeki birçok bölgeden görülüyor.
"Ne Mutlu Türküm Diyene" kızdırdı!
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, "Vatanın ve halkının yeniden birleşmesi için elimden geleni yapıyorum" dedi.
Rum radyosunun haberine, Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) ve Yunan
alayı (ELDİK) korolarından, Rum başkanlık
sarayında Noel şarkıları dinledikten sonra açıklama
yapan Hristofyas, KKTC'nin Beşparmak dağlarına çizilmiş
olan ve Güney Kıbrıs'tan da çok
rahat görünen, KKTC bayrağı, ay-yıldız ve
"Ne Mutlu Türküm Diyene, K. Atatürk" ifadesini içeren
görüntü için de hakaret içeren ifadeler kullandı ve daha sonra, bu
görüntünün, "işgalin devam ettiğinin göstergesi
olduğunu" iddia etti.
Hristofyas sözlerini, "Mümkün olan her şeyi yapmalıyız.
Beşparmak dağındaki yabancı cismin varlığına
son vermeliyiz. Yapmaya çalıştığımız budur. Bu, siyasi
liderliğimizin görevidir" şeklinde sürdürdü.
Askerlere, cumhuriyeti korumaları çağrısı yapan Rum lider,
"yabancı müdahalenin sonucunda ülkenin hala bölünmenin
ıstırabını çektiği için hala askerlik
yaptıklarını" söyledi.
"Hedefimiz Kıbrıs'ın
askersizleşmesi, barışın gelmesi ve adanın yeniden
birleşmesi, yabancı baskılar olmadan Kıbrıslı
Türklerle barış içinde yaşamaktır" diyen Hristofyas,
"Kıbrıs'taki Yunan
askeri kontenjanının da bir gün özgür Kıbrıs'ı turist olarak ziyaret
etmelerini" diledi.

CNN TURK
23/12/09
Talat ve Hristofyas son görüşmeyi yaptı
CNN TURK 21/12/09
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas ile bugünkü görüşmelerinde, Ocak ayında
yapılacak görüşmelerin gündemini ve planlamasını
yaptıklarını söyledi.
Talat ve Hristofyas'ın Kıbrıs
müzakereleri çerçevesinde Lefkoşa ara bölgede müzakereler için tahis
edilen binada yaptığı yılın son görüşmesi sona
erdi.
Cumhurbaşkanı Talat, 59. görüşmenin ardından
Cumhurbaşkanlığına dönüşünde yaptığı
açıklamada, Hristofyas ile Ocak 2010'da yapacakları görüşmelerin
planlamasını yaptıklarını belirtti.
Ocak ayındaki görüşmeleri, BM Genel Sekreteri Kıbıs Özel
Danışmanı Alexander Downer'in daveti üzerine "lojistik
imkanlar" bakımından BM Genel Sekreteri Kıbrıs
Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun'un Lefkoşa ara bölgede
kullanılmayan konutuna aldıklarını kaydeden Talat,
görüşmelerin 11-12-13 Ocak ve ertesi hafta üçer günlükten, 6 günlük 2
seans şeklinde olacağını söyledi.
Yoğunlaştırılmış görüşmelerde, özellikle üç
başlığın ele alınacağını; Yönetim ve
Güç Paylaşımı, Ekonomi ve Avrupa Birliği
İlişkileri konularında ilerleme ve daha fazla
yakınlaşma hedeflediklerini kaydeden Talat, bu görüşmelerde
ayrıca Mülkiyet konusunun da konuşulacağını söyledi.
Kıbrıs
müzakerelerine, 11 Ocak 2010'a kadar ara verildi.
3 başlıkta daha fazla görüş birliği
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, bugünkü görüşmenin ardından
yaptıkları ortak açıklamada, ocak ayındaki
yoğunlaştırılmış görüşmelerde, özellikle 3
başlıkta daha fazla görüş birliği hedeflediklerini
belirterek, 2010 yılının çözüm yılı olması
umutlarını dile getirdiler.
Liderlerin ortak açıklamasını, Kıbrıs
müzakereleri çerçevesindeki yılın son görüşmesinin ardından
Birleşmiş Milletler (BM) İyiniyet Misyonu Koordinatörü Yasser
Sabra okudu.
Liderlerin ortak açıklamasında, BM Genel Sekreteri Kıbrıs
Özel Danışmanı Alexander Downer'in davetini kabul eden iki
liderin, 11, 12, 13 ve 18, 19, 20 Ocak tarihlerinde BM Genel Sekreteri Kıbrıs
Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun'un konutunda görüşecekleri bildirildi.
Açıklamada, ocak ayındaki
yoğunlaştırılmış görüşmelerde, yönetim ve
güç paylaşımı, ekonomi ve Avrupa Birliği
başlıklarında daha fazla görüş birliği
hedeflenildiği kaydedildi.
Liderler, Kıbrıs
Türkler ve Kıbrıs
Rumları'nın yeni yıllarını kutladılar ve 2010
yılının çözüm yılı olması umutlarını
dile getirdiler. Sabra, ayrıca, liderlerin bir sonraki görüşmesinin 4
Ocak Pazartesi günü yapılacağını ve bu görüşmede
Avrupa Birliği başlığının ele
alınacağını belirterek, özel temsilciler Özdil Nami ve
Yorgos Yakovu'nun ise bu görüşmenin gündemini belirlemek amacıyla 28
Aralık Pazartesi günü biraraya geleceklerini söyledi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, görüşmenin sonunda
yaptığı açıklamada,
yoğunlaştırılmış görüşmelerde, özellikle 3
başlığın ele alınacağını, yönetim ve
güç paylaşımı, ekonomi ve Avrupa Birliği ilişkileri
konularında ilerleme ve daha fazla yakınlaşma hedeflediklerini
ifade ederek, bu görüşmelerde ayrıca mülkiyet konusunun da konuşulacağını
söylemişti.
Kıbrıs'ta
barışın sağlanması için KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'la müzakere eden Rum lider Hristofyas, Beşparmaklar
Dağı üzerindeki KKTC bayrağı için "hilkat
garibesi" dedi.
Kıbrıs
Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Beşparmak Dağları
üzerinde yer alan KKTC bayrağını "hilkat garibesi"
olarak nitelendirdi.
Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, Beşparmaklar'daki
KKTC bayrağının, "işgali ve halkın
bölünmüşlüğünü simgelediğini" savundu. Rum lider, "Tam
karşımızda bu hilkat garibesi bayraklar duruyor.
Bayrağın Beşparmaklardan yok olması, vatanın ve
halkının yeniden birleşmesi için elimden geleni yapıyorum"
dedi.
Beşparmaklar Dağları'ndaki bayrakları daha
önceki Rum liderler de gündeme getirmişti. Eski Rum lider Glafkos
Klerides, dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la
müzakerelerde, bayrağın kaldırılmasını
istemişti.
Denktaş'ın bu isteği reddetmesi üzerine,
bayrağı görmemek için Rum başkanlık sarayının
çevresine selvi ağaçları dikilmişti.
12 futbol sahası büyüklüğünde olan ve gece de
aydınlatılan KKTC bayrağı Rum kesimindeki birçok bölgeden
görülüyor.
HURRIYET
23/12/09
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
KKTCde
yayımlanan Afrika gazetesinin, Kıbrıs
Rum
Yönetimi eski lideri Tasos Papadopulosun Güney
Lefkoşadaki mezarından naaşının çalınması
ile ilgili Naaşın Papadopulosun eşi Fotini tarafından Fransaya
kaçırıldığı yönündeki manşeti Rum
tarafını ayağa kaldırdı
İddialar
üzerine harekete geçen Rum polisi, önceki gün Papadopulosun yazlık
evinin bulunduğu Strakka Çiftliğinde ve Rum
Başpiskoposluğuna ait kiliselerde arama yaptı.
Bir açıklama yapan Papadopulosun oğlu Nikolas, iddiaları
üzüntüyle karşıladıklarını söyledi.
Aile neden kaçırmış olabilir?
1- EOKA ruhunun tekrar canlandırılması.
2- Kıbrısta
olası bir çözümün engellenmesi.
3- Papadopulosun vasiyetinde işgal bitene kadar Parise
gömülmek istediğini belirtmesi.
KKTCde
yayımlanan Afrika gazetesi pazar günü Parise gömülmüş
manşetiyle çıkmıştı. Habere göre, Fransadan
gazeteyi arayan bir kaynak özel bir uçakla Papadopulosun
naaşının Fransaya getirildiğini iddia etti.
MILLIYET
23/12/09
'Türk, Ermeni ve Kürt gen kardeşi'
23/12/2009 10:29 RADIKAL
Türk lösemi hastaları ile Ermeni donörler arasında yüksek eşleşme oranı tespit eden Ermenistan İlik Bankası yetkilileri, Türkler ile Ermeniler yeryüzünde birbirine genetik olarak en yakın etnik topluluklar, ayrıca Kürtler de aynı genetik kümede dedi. Hatta bu yakınlığın araştırılması için Birlikte AB fonuna başvuralım çağrısında bulundu.
Hürriyet gazetesinde Cansu ÇAMLIBEL imzasıyla yer alan haber:
Erivan'daki İlik Bankası'nın Direktörü Sevak Avagyan, Türk ve
Ermeni toplumlarının genetik yakınlığını
ortaklaşa incelemek üzere Türk meslektaşlarına "AB
fonlarına birlikte başvuralım" çağrısı
yaptı. Avagyan, Ankara-Erivan yakınlaşmasını
destekleyen Avrupalı politikacıların bu projeye sahip
çıkacağı görüşünde.
Literatüre geçti
Tıp literatürüne geçen 1998 tarihli bir araştırma Ermeni
doktorların tezlerini destekler nitelikte. Madrid'deki Complutense
Üniversitesi'nin Moleküler Biyoloji Bölümü'nden üç İspanyol akademisyenin
hazırladığı "Akdeniz toplulukları arasındaki
genetik ilişkiler" araştırmasında Türkler ve Ermeniler
aynı genetik kökenin iki kolu olarak tanımlanıyor.
Aynı familyanın iki kolu
Türkler ile Ermeniler arasındaki genetik köken benzerliğini çok az
sayıda insanın bildiğini belirten Avagyan, "Ermeniler ile
Türkler arasındaki genetik aralık çok yakın. Aynı genetik
familyanın iki kolu gibiler. Kürtler de aynı genetik kümede. Bizim
ilik eşleştirmelerinde elde ettiğimiz yüksek oranlar bu hipotezi
doğrular nitelikte. Bu bilimsel gerçeği duyunca eminim herkes
şaşıracak."
Hastanın milliyetsiz
Dünya Kemik İliği Derneği aracılığıyla 59
ilik bankasıyla çalışan Ermenistan İlik Bankası'na
kayıtlı 15 bin Ermeni donör var. Bankanın başhekimi Mihran
Nazaretyan, kurumunun misyonunu "Dünyanın herhangi bir yerinde
yaşayan hasta ile Ermeni donörlerin hücreleri arasında denklik olup
olmadığını bulmak" diye tanımlıyor.
Nazaretyan bağlı oldukları evrensel kuralları şöyle
hatırlatıyor: "Hastanın etnik kimliği, hangi ülke
vatandaşı olduğu, hangi siyasi ya da dini görüşlere sahip
olduğu hiç önemli değil."
İki ülke beraber çalışsın
SEVAK Avagyan, dört yıl önce İstanbul ve Ankara'daki ilik
bankalarının yöneticilerine ortak proje teklifi götürdü. Ancak Türk
yetkililer AB fonlarına tek başlarına başvurdu ve
reddedildi. Proje için bugün siyasi ortamın da uygun olduğunu blirten
Avagyan, şunları söyledi: "AB'nin kapısını Ermeni
ve Türk akademisyenler olarak birlikte tekrar çalarsak bu defa iki kez
düşünecekler. Çünkü şu anda siyasi motivasyon da var. AB zaten
Türk-Ermeni uzlaşmasına tam destek verdi. Eminin bu süreci
destekleyen birçok politikacı böyle bir tıbbi
araştırmanın üzerine atlayacaktır."
En ilginç eşleşme bir Aborijin'le
ERMENİSTAN İlik Bankası, Sovyetler Birliği'nden kopan Rusya
dahil 15 cumhuriyet arasında tek. Lösemi vakalarında Rusya ve
Ermenistan'da listenin başını çekiyor. Ancak Rusya'da ilik
bankası yok. Erivan'daki ilik bankası yöneticilerini bugüne kadar en
çok şaşırtan eşleşme Avustralya'daki bir Aborijin
hasta ile Ermeni donör arasında olmuş.
Türkiye'ye ilik vermek istiyoruz
SON 5 yılda yaşananlar Mihran Nazaretyan'ın "Türkiye'de
lösemi ya da başka ölümcül hastalığa yakalanmış bir
hasta bizim bankamızdaki donörlerden biri ile genetik olarak
eşleşiyorsa, hiç tereddüt etmeden iliği sağlarız"
şeklindeki sözlerinin adeta kanıtı.
Nazaretyan Türk hastalarla deneyimlerini anlattı: "İstanbul'daki
ilik bankasından 43, Ankara'dakinden de 5 ilik talebine buradan eş
bulduk ve hemen yanıt verdik. Ancak geri dönüş olmadı. Ne
yazık ki bu eşleştirmelerimizden hiçbiri ilik nakliyle
sonuçlanmadı. Bunun çeşitli nedenleri olabilir. Belki Türkiye'deki
banka ülke içinden bir başka donör bulmuştur ya da biz yanıt
verene kadar hastayı kaybetmişlerdir. Almanya'da yaşayan Türk
hastalar için de Ermeni donörler arasından eş bulduk ama onlardan da
nakil talebi gelmedi. Tek dileğim bir gün Ermeni bir donörden Türk bir
hastaya nakil yapılması
24
Aralık. 2009 Perşembe
LEFKOŞA -
Kıbrıs çözüm müzakerelerinde, Ocak ayında başlayacak
hızlandırılmış 6 toplantı öncesinde, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Derviş Eroğlu
Ankara'ya geliyor.
Davetin,
Cumhurbaşkanı Talat'a da yapıldığı
öğrenildi. Ancak Talat, "3 hafta önce Ankara'da olduğunu"
belirterek, ziyarete gerek olmadığını Ankara'ya iletti.
Başbakan
Erdoğan'la Eroğlu arasında bugün yapılacak görüşmede,
3 hafta önce Talat'ın da katıldığı toplantıda
sunulan Türk Dışişleri'nin hazırladığı
açılım paketi konuşulacak.
Başbakan Eroğlu,
paketteki bazı noktalara karşı çıkmıştı.
Eroğlu, kurulması hedeflenen yeni devlette, başkan ve
yardımcısının seçiminde Rumların Türklere, Türklerin
de Rumlara yüzde 20 oranında etkisi olacak çapraz oy sistemine itiraz
ediyor.
Eroğlu Talat'ı,
hükümetin görüşünü almadan müzakereleri yürütmekle eleştiriyor.
NTV 24 Aralık. 2009 Perşembe
LEFKOŞA - Eski Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulos'un oğlu, hükümet ortağı Demokratik Parti'nin
(DİKO) Başkan Yardımcısı Nikolas Papadopulos'un,
olası bir ortak devlette başkanın sürekli
Kıbrıslı Rum olması kaydıyla, Türkiye kökenli
Kıbrıs Türkü'nün başkan yardımcısı
olmasını kabul ettiğini açıklaması, Rum
tarafını karıştırdı.
Rum basın haberlerine göre Papadopulos,
katıldığı bir programda, ''Birleşik Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin daimi başkanı yeter ki Kıbrıslı Rum
olsun, başkan yardımcılığına Türkiyeli 'yerleşiğin'
seçilmesinde de sorun olmaz'' ifadelerini kullandı.
Nikolas Papadopulos'un bu sözlerine tepki gösteren
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, ''Ben,
'yerleşik' ne başkan, ne de başkan yardımcısı
kabul ederim'' dedi.
Papadopulos'un başkan
yardımcılığında bir Türkiye kökenli KKTC
vatandaşı olmasını kabul ettiği şeklindeki
açıklamasını ''büyük bir hata ve dil sürçmesi'' olarak niteleyen
Hristofyas, ''Yerleşik başkan yardımcısını kabul
etmek ne demek? İster başkan, ister başkan
yardımcısı konusunda olsun, yerleşik konusunu ağza
sakız yapma büyük bir yanlıştır'' diye konuştu.
Koalisyonun büyük ortağı AKEL partisi Genel
Sekreteri Andros Kiprianu da aynı konuyla ilgili olarak, ''Daha sonra
yapacağı hiçbir açıklama, önceki açıklamasını
ortadan kaldırmaz. Bu açıklama biraz çelişkilidir. Bir yandan
'yerleşiklerin' adada kalmasını kabul etmediklerini söylerken,
aynı zamanda 'yerleşik' bir başkan
yardımcısını nasıl kabul edebileceklerini sormak
gerek'' diye konuştu.
GAZETELERİ SUÇLADI
Nikolas Papadopulos ise
tepkiler üzerine yaptığı yazılı açıklamada,
Rumların ''yerleşik'' olarak nitelediği Türkiye kökenli KKTC
vatandaşlarının adada kalmalarını kabul
etmediğini belirterek, sözlerini haber yapan gazeteleri eleştirdi.
Papadopulos, açıklamasında,
''Yerleşiklerin Kıbrıs'ta kalmasını ve hiçbir makamda
'yerleşik' görmek istemediğini'' kaydetti.
İspanya Başbakanı Jose
Luis Rodriguez Zapatero, uluslararası arenada tanınmayan KKTC'nin
lideri Mehmet Ali Talat'ı davet edecek.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ocak ayında AB
Dönem Başkanlığını devralacak olan İspanya
Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero ile telefonla görüştü.
Erdoğan, Kıbrıs
Rum Kesimi'ni bu ay
içinde ziyaret edecek olan Zapatero ile görüş alışverişinde
bulundu.
Zapatero, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı İspanya'ya
davet edeceğini ifade etti.
Görüşmede, ayrıca AB
konusunda önümüzdeki dönem yapılabilecek ele alınırken,
şubat ayında İspanya'da
gerçekleştirilecek, 'İkinci Türkiye-İspanya
Zirvesi" ve Meksika'da yapılacak G-20
toplantısına ilişkin görüş alışverişinde
bulunuldu.
KKTC
lideri Talat Ankaraya
gelmiyor
Başbakan Erdoğanın, KKTC
Başbakanı Derviş Eroğluyla bugünkü Kıbrıs
zirvesi öncesinde KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talatın Ankaraya gelmeme krizi yaşandı
Talat,
Eroğluyla Erdoğanın önünde tartışmamak için Ankaraya
gelmeme kararı aldı. Erdoğan, 18 Aralıkta mektup
göndererek, Talat ve Eroğlunu Ankaraya davet etti.
Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlunu arayan Talatın, Politikalarımız
belli. Eroğlu size kendi politikalarını anlatsın
dediği bildirildi. Davutoğlunun da Başbakanla
konuşayım. Sizi arayayım dediği kaydedildi. Erdoğanla
konuştuktan sonra Talatı arayan Davutoğlunun, Dediğiniz
gibi olsun. Gelmeyin dediği öğrenildi.Talat, daveti reddetmedi.
Ocakta ya Talat Ankaraya gidecek ya da Davutoğlu Kıbrısa
gelecek.
KKTC
bayrağına 'hilkat garibesi' dedi
24/12/2009 08:49 RADIKAL
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Beşparmak Dağları'ndaki KKTC bayrağını 'hilkat garibesi' diye niteledi.
Rum başkanlık sarayında dün Rum ve Yunan askeri korolarından
Noel şarkıları dinledikten sonra bir konuşma yapan
Hristofyas, vatanın birleşmesi için
çalıştığını söyleyip Beşparmakda bulunan ve
Rum tarafından da görülebilen dev KKTC bayrağı,
ay-yıldız ve Ne Mutlu Türküm Diyene. K. Atatürk yazısına
çattı. Bu görüntünün işgalin sürdüğünün göstergesi
olduğunu söyleyen Rum lideri Mümkün olan her şeyi
yapmalıyız. Beşparmak dağındaki yabancı
cismin varlığına son vermeliyiz. Bu, siyasi liderliğimizin
görevidir dedi. Hristofyas, Hedefimiz Kıbrısın askersizleşmesi,
barışın gelmesi ve adanın yeniden birleşmesi,
yabancı baskılar olmadan Kıbrıslı Türklerle
barış içinde yaşamaktır diyen Hristofyas,
Kıbrıstaki Yunan askeri kontenjanının da bir gün özgür
Kıbrısı turist olarak ziyaret etmelerini diledi.
Ankara değerlendirmesi sadece Eroğluyla
Öte yandan adadaki taraflar ocakta
yoğunlaştırılmış müzakereye
hazırlanırken, Başbakan Tayyip Erdoğan, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Başbakan Derviş
Eroğlunu Ankaraya davet etti. Ancak Talatın daveti reddettiği
iddia edilirken, olayı yalanlayan sözcüsü Hasan Erçakıca,
Dışişleri Bakanı Ahmed Davutoğluyla
değerlendirmede toplantının Eroğlu ile
yapılmasının daha yararlı olacağı ortak kanaati
oluştuğunu söyledi. Eroğlu Demek ki bir eksiklik hissedildi ki
birlikte gitmemiz arzu edilmiş. Niye gitmiyor, onu bilemem, kendi
takdiridir demişti. (aa)
![]()
HALUK DOĞANDOR
Girne Belediyesi, kent sınırları içinde yaşayan
yabancı kökenli ülke vatandaşlarına yönelik Christmas ve yeni
yıl kokteyli düzenledi. Yeni yıl etkinlikleri çerçevesinde
düzenlediği etkinlikle, bölgede yaşayan yabancı kökenli
konukları bir araya getirdi.
Girne belediyesi tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen
Christmas ve yeni yıl kokteyli çok sayıda yabancının
katılımıyla gerçekleşti. Etkinlik çerçevesinde, salon
girişinde ellerinde çiçek fideleri ile bekleyen halkla ilişkiler birimi,
gelen her yabancıya üzerinde çekiliş numaraları olan çiçekleri
hediye ettiler.
Girne Belediyesi Çocuk Korosunun söylediği İngilizce
şarkı söyleyelim parçası da çok beğenildi. Halk
dansları ekibinin sunduğu gösteri ise yabancılar tarafından
ilgiyle izlendi.
Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın etkinlikte
yaptığı kısa konuşmada, Girne Belediyesinin bölgede
yaşayan yabancı kökenlilere yönelik 1994 yılından bu yana
geleneksel olarak Christmas ve yeni yıl resepsiyonu düzenlediklerini
belirtti.
Aygın 2010 yılının herkese sağlık, mutluluk ve
huzur getirmesi dileğinde bulunurken, etkinliğe katılan
konukların Christmas ve yeni yılını kutladı.
STAR KIBRIS 24/12/09
![]()
Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, iki toplum liderinin
ocak ayındaki yoğun müzakerelerinde, çözüm yolunun
açılması için Kıbrıs Türk tarafından
yaratıcı ve yapıcı tezler sunmasını
beklediklerini ifade etti.
Güney Kıbrıstaki koalisyon ortakları ise, dönüşümlü
başkanlığa karşı tutumunu sürdürüyor.
TEK BAŞINA ÇÖZÜM GETİRMEZ
Rum basınına göre; Londrada yayın yapan Rum Radyosuna(LGR)
açıklama yapan Stefanu, müzakerelerin tek başına çözüm
getirmediğini, müzakere masasına yapıcı tezler
sunulması gerektiğini söyledi.
Stefanu, bu tezlerin, üzerinde anlaşmaya varılan ve siyasi
eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözüm
temeline dayalı olması gerektiğini de yineledi.
SEÇİMLER KIBRISLI TÜRKLERİN MESELESİ
Kıbrıs Türk tarafının tutumunun, Kuzey
Kıbrıstaki seçimlerden etkilenip etkilenmeyeceği sorusu
üzerine de Stefanu, Seçimler Kıbrıslı Türklerin meselesidir.
İster yasa dışı, isterse yasal olsun bu süreçlerin bir veya
bir başka şekilde etkilemesi kaçınılmazdır dedi.
Stefanu, iç politikada birliğin çözüm sürecinde ön şart olduğunu
da söyledi.
Öte yandan gazete, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Başbakan
Derviş Eroğlunun istişareler için Ankaraya
çağrıldığını da yazdı. Haberde,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Başbakan Eroğlunun
yoğun müzakerelerin başlamasından önce ayrı ayrı
tarihlerde Ankaraya gideceğini kaydetti.
MUHALEFET KONSEY TOPLANTISI İSTİYOR
Rum basınına göre DİSİ, DİKO, EDEK, Çevreciler ve
EKOLOGLAR Hareketinin, yoğun müzakereler öncesinde Başkan
Hristofyasın partileri bilgilendirmesini istediler.
Haberde DİSİnin, istişare ve bilgilendirme olmadan
Hristofyasın ocak ayındaki yoğun müzakerelere
katılmasının kabul edilmeyeceğini belirterek uyarıda
bulunduğu belirtildi.
Alithia Gazetesi, AKEL dışında diğer partilerin Ulusal
Konseyin toplanmasını talep ettiğini de yazdı.
HRİSTOFYASIN TAKTİĞİNE KARŞIYIZ
DİKO Basın Sözcüsü Fotis Fotiu da, partisinin Hristofyasın
müzakerelerdeki taktiğine karşı olduğunu söyledi. Fotiu,
Kıbrıs sorunu, ekonomi veya diğer konularda Hristofyasa
açık çek vermediğini ifade etti.
Fotiu, müzakerelerin liderlerin evlerinde yapılmasından
vazgeçilmesinden duyduğu memnuniyeti de dile getirdi.
Fotiu, Türk tarafının tezlerini netleştirmekten
kaçındığı mülkiyet, toprak, güvenlik, garantiler ve TC
kökenli vatandaşlar gibi temel konuların öncelikli olarak
görüşülmesi gerektiğini, ancak yoğun müzakerelerin yönetim, güç
paylaşımı, ekonomi ve AB konularıyla sınırlı
kalacağını belirtti.
KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru da, yoğun müzakerelerle birlikte
ilerleme olduğu konusunda sahte bir imaj verildiğini söyledi ve
Ulusal Konseyin toplanmasını talep etti.
EVRO.KO Milletvekili Rikkos Erotokritu ise, mülkiyet, toprak, garantiler gibi
ciddi konuların yoğunlaştırılmış
müzakerelerin gündemi dışında kaldığına dikkati
çekti.
AKELDEN DİKOYA YANIT
Öte yandan ALİTHİAya göre AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu,
DİKO ve Meclis Başkanı Marios Karoyanın dönüşümlü
başkanlık ve ağırlıklı oyun kabul
edilmeyeceğine ilişkin açıklamasını yorumladı.
Kiprianu, beş yıl gecikmeyle ifade edilen bir görüş
ayrılığının söz konusu olduğunu belirterek,
geçmişte herhangi bir tepki gösterilmeyen bazı konulara büyük
boyutlar kazandırılmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Kiprianu, Annan Planındaki dönüşümlü başkanlık ile
Hristofyasın bu konudaki önerisinin farkına da değinerek, Annan
Planındaki dönüşümlü başkanlığın
Başkanlık Konseyine kimin başkanlık edeceğiyle ilgili
olduğunu, Hristofyasın önerisinde ise devletin liderliğiyle
ilgili dönüşümlü başkanlık olduğunu belirtti.
BAŞKAN YETER Kİ RUM OLSUN
Politise göre DİKO Başkan Yardımcısı Nikolas
Papadopulos da, katıldığı bir radyo programında,
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin daimi Başkanı yeter
ki Kıbrıslı Rum olsun, Başkan
Yardımcılığına Türkiyeli yerleşiğin
seçilmesinde de sorun olmaz ifadelerini kullandı.
Aynı programda konuk olan AP Milletvekili Takis Hacıyeorgiu ise, bir
yerleşiğin Başkan Yardımcısı olmasını
kabul etmediğini, zaten ağırlıklı oyun bu ihtimali
dışarıda bıraktığına
inandığını söyledi.
Simeriniye göre DİSİ Başkan Yarımcısı Nikos
Tornaridis ise dün yazılı bir açıklama yaparak, herhangi bir
çözümü kabul etmediklerini söyledi.
Tornaridis, çözümün, endişelere yanıt vermesi ve Avrupa çerçevesi
içerisinde yaşayabilirliği garanti altına alması
gerektiğini ifade etti.
STAR KIBRIS 24/12/09
25/12/2009 RADIKAL
Rum liderin KKTC bayrağı için 'hilkat garibesi' demesine Türk tarafı büyük tepki gösterdi. Talat 'Bu bir hakarettir' çıkışı yaparken, KKTC Dışişleri Bakanı Özgürgün 'Hristofyas özür dilemeli' çağrısı yaptı
LEFKOŞA - Kıbrısta BM gözetiminde ocakta
yoğunlaştırılmış müzakerelere
hazırlanılırken, bayrak krizi çıktı. Rum
Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyasın Noel ayininde Beşparmak
Dağlarındaki KKTC bayrağını kastederek
kullandığı hilkat garibesi sözleri Türkiye ve KKTCde
büyük tepki topladı. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Hristofyasın sözlerine sert çıkarken, Ada TVdeki
açıklamasında Bu bir hakarettir. Hristofyas, Kıbrıslı
Türklerin saygı duyduğu, uğruna kan döktüğü, kutsal bir değer
olan mücadele simgesine saygılı olmak durumundadır. Biz
onların haçları hakkında, bayrakları hakkında
birşey söylemiyoruz. O da söylememeli diye konuştu.
KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, de
Kıbrıs Türk halkına yönelik kabul edilmez bir hakaret.
Hristofyas özür dilemeli çağısı eşliğinde ekledi:
Çözüm olsa da KKTC bayrağı dalgalanacak. Bunu kabullenmeyen bir Rum
liderliğiyle anlaşmak mümkün değil.
Rum liderliğinin müzakerelere dostlar alışverişte görsün
anlayışıyla katıldıklarına dair endişelerimizi
güçlendiriyor diyen Özgürgün Hristofyas bilmeli ki, Kıbrıs Türk
halkı özgürlüğü, egemenliği, hakları ve
bayrağından asla vazgeçmeyecek vurgusu yaptı. KKTC
Başbakanı Derviş Eroğlu da,
Bayrağımızı bile hazmedemeyen biriyle anlaşmak zor
dedi. Rum lideri şöyle demişti: Tam karşımızda bu
hilkat garibesi bayrak duruyor. Bayrağın Beşparmaklardan yok
olması, vatanın ve halkının yeniden birleşmesi için
elimden geleni yapıyorum.
Oğul Papadopulos şaşırttı
Öte yandan eski Rum lideri Tasos Papadopulosun oğlu da, güneyi
karıştırdı. Rumların resmi tezi Türkiye göçmenlerinin
geri gönderilmesiyken, hükümet ortağı Demokratik Partinin
(DİKO) Başkan Yardımcısı Nikolas Papadopulos
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin daimi başkanı yeter
ki Kıbrıslı Rum olsun, başkan
yardımcılığına Türkiyeli yerleşiğin
seçilmesinde sorun olmaz dedi. Hristofyas buna Yerleşik başkan
yardımcısını kabul etmek ne demek?İster başkan
ister başkan yardımcısı olsun, yerleşik konusunu
ağza sakız yapmak büyük yanlış tepkisini gösterdi.
Oğul Papadopulos Yerleşiklerin Kıbrısta
kalmasını da hiçbir makamda yerleşik görmeyi de istemiyorum
yalanlamasını yaptı. (aa)
Başbakan
Derviş Eroğlu, Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan
ile görüşmek için bugün Ankaraya gidecek.
Başbakan
Eroğlu, Bakanlar Kurulu toplantısına girerken, Türkiye
Başbakanı Recep Tayip Erdoğanın Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile birlikte kendisini Ankaraya davet ettiğini, ancak
Talatın olumlu yanıt vermediğini belirtti.
Birlikte
gitmemizin uygun olmayacağını düşünmüş olmalı ki
gitmeyeceğini iletti diyen Eroğlu, Erdoğanın özellikle
Kıbrıs konusundaki gelişmeler konusunda hükümetin de
görüşünü almak istediğini kaydetti.
Seçimlerde
yüzde 44ün üzerinde oy alan bir partinin hükümet olarak görüşleri
olacağını ifade eden Eroğlu, bu görüşlerini TC
hükümeti ile paylaşacaklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talatın Dışişleri Bakanının da
katılımıyla Ankaraya daha önce ziyaret
gerçekleştirdiğini hatırlatan Eroğlu, Bir eksiklik
hissedildi ki birlikte gitmemiz arzu edildi. Cumhurbaşkanının
gitmemesi kendi takdiri..Ben gidiyorum ifadelerini kullandı.
Başbakan
Eroğlu, öğle saatlerinde Ankaraya gideceğim, saat 18.00de Erdoğan ile bir saatlik bir görüşme
yapacağını, ayrıca başka temaslar da
yapabileceğini ekledi.
GÖRÜŞMELERLE
İLGİLİ UMUT POMPALAMAK YANLIŞ
Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın federasyon
görüşmelerine isteksiz katıldığına ilişkin
açıklamasını da değerlendiren Eroğlu, Kendisini çözüm
yanlısı lanse edenler Hristofyasın pek de çözüm
yanlısı olmadığını son zamanlarda ortaya
koyduğu beyanatlarla herhalde anlamaktadırlar dedi.
Eroğlu,
Hristofyasın hızlandırılmış görüşmelerin
Kuzeydeki seçimler öncesinde bitmesi yönünde taahhütleri
olmadığına, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde
seçilecek liderle görüşmelere devam edebileceğine ilişkin
açıklamasını da, Demek ki yarın anlaşma
oluyormuş gibi kamuoyuna mesajlar vermek doğru değil. Müzakere
masasında henüz anlaşmadan çok uzak olduğumuz ortada. Umut
pompalayarak hayal kırıklıkları yaratmayalım dedi.
Eroğlu,
müzakerelerde yönetim ve güç paylaşımından başlayarak,
toprak, mülkiyet gibi hiçbir konuda anlaşmaya
varılmadığını da ekledi
HALKIN SESI 25/12/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sabah
kahvaltısında konuk ettiği Star Kıbrıs Medya Grubuna
müzakere süreci ve gündemdeki konular hakkında bilgi verdi
Toplantı çerçevesinde STAR KIBRIS ekibinin sorularını
yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununa çözüm
bulmak amacıyla sürdürülen müzakere sürecinde gelinen son durum
hakkında bilgi verdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri
Dimitris Hristofyas ile Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Ocak 2010a
kadar görüşmelere ara verdiğini anımsatarak, Planımız
görüşmelerde ciddi adımlar atmaktır dedi.
Cumhurbaşkanı Talata konuk olan STAR KIBRIS Medya Grubu ekibi
adına Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Davulcu,
Cumhurbaşkanının açıklamalarını son derece samimi
bulduklarını belirterek, sorularına aldıkları
yanıtlardan da memnuniyet duyduklarını ifade etti.
Toplantıya katılan STAR KIBRIS Medya Grubu ekibinde şu
kişiler yer aldı; Star Kıbrıs Genel Yayın Yönetmeni
Mehmet Davulcu, Haber Müdürü Selda Bektaş, Ada Tv Haber Müdürü Arslan
Mengüç, Haber Editörü Serap Turan, Star Kıbrıs yazarları Özcan
Özcanhan, Barış Mamalı, Cem Kar, Ümit Bahşi, Çiğdem
Dürüst Falay, Anıl Kaya, Leman Kırcal, Ayşe Tural.
STAR KIBRIS 25/12/09
![]()
Görüşmeye Dışişleri Bakanı
Özgürgün ile Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve
Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Çiçek de
katıldı
Bir dizi resmi temaslarda bulunmak üzere dün öğle saatlerinde Ankaraya
giden Başbakan Derviş Eroğlu, Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi.
Türkiye Başbakanı Erdoğanın konutunda saat 18.45te
başlayan görüşmeye, Dışişleri Bakanı Hüseyin
Özgürgün ile Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu
ve Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı Cemil
Çiçek de katıldı.
Kıbrısta devam eden müzakerelerin ele alınacağı ve
Başbakanlık Konutunda 1.5 saat kadar sürmesi beklenen
görüşmenin ardından yemekte devam edecek olan görüşmeye,
Türkiyeden diğer bazı bakanların ve milletvekillerinin de
katılmasının beklendiği bildirildi.
STAR KIBRIS 25/12/09
![]()
Başbakan Derviş Eroğlu, Genelkurmay
Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'u ziyaret etti.
Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde yer alan
açıklamada, ziyaretin bugün saat 10.00'da gerçekleştiği
bildirildi.
STAR KIBRIS 25/12/09
CYPRUS MAIL December 25, 2009
ARCHBISHOP Chrysostomos II has called on the Christian flock to keep
vigilant and be wary of efforts to impose an unfair settlement on the Greek
Cypriots.
In his Christmas message, the Prelate points out that a plan is afoot in the
next few months and left to understood by various directions that the plan will
be worse than Annan Plan which rightly the Greek Cypriots rejected'.
A reunification plan that does not provide for a just, viable and workable
solution to the Cyprus issue should not be put to a referendum because it will
be rejected, Chrysostomos adds.
If the solution that will be proposed, he says, is worse than the present
situation, then we must endure because the acceptance of a worse solution
would legalize the situation and will not be reversible.
Concessions do not lead to any compromise, Chrysostomos notes.
The Archbishop goes on to warn that Turkey is trying to legitimize its illegal
plans for Cyprus and uses the talks to deceit Europe and the whole world.
In closing, Chrysostomos extends his wishes for freedom for Cyprus in 2010 and
calls on refugees, the enclaved and the relatives of the missing persons to be
patient.
Başbakan
Derviş Eroğlu, Ankarada yaptığı temaslarda Kıbrıs
müzakereleriyle ilgili hükümetin ve partisinin görüşlerini anlatma
fırsatı bulduğunu ifade ederek, görüşmelerin çok samimi bir
ortamda geçtiğini ve görüşlerini aktarma bakımından önemli
bir fırsatı değerlendirdiklerini kaydetti.
Eroğlu,
Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda ise
Ankaranın, KKTCnin çok demokratik bir ülke olduğunu ve halkın
iradesinin Türkiye tarafından kabul edildiğini, bu konuda herhangi
bir engelleme olmadığını hissettirdiğini ifade etti.
Başbakan
Derviş Eroğlu, Ankaradaki temaslarını tamamlayarak dün
KKTCye döndü. Eroğlu, Ankara dönüşünde Ercan Havaalanında
basın mensuplarına Ankara temasları hakkında
açıklamalarda bulundu.
Eroğlu,
görüşmelerin çok samimi bir ortamda geçtiğini ve görüşlerini
aktarma bakımından da önemli bir fırsatı
değerlendirdiklerini kaydetti.
Kıbrıs
müzakereleri ve KKTC ile ilgili görüşlerini aktardıklarını
ifade eden Eroğlu, bu görüşmelerin olumlu ve verimli geçtiğini,
UBP ve hükümetin ortaya koydukları görüşlerin taraflar tarafından
olumlu karşılandığını ve güzel bir müzakere
ortamı yaratıldığını dile getirdi.
Eroğlu,
Ankara ziyareti sırasında kendisine eşlik eden
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgünün Ankarada bir süre
daha bazı temaslarda bulunduktan sonra pazar günü KKTCye döneceğini
de söyledi.
Konuşmasının
ardından soruları yanıtlayan Başbakan Derviş
Eroğlu, müzakerelerle ilgili yazdığı mektubun Türkiye
Başbakanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı
Davutoğlu tarafından detaylı bir şekilde incelendiğini
ve görüşlerinin değerlendirildiğini, ayrıca bu gidişte
o mektubun biraz özetlendiğini ve ek yapılarak verildiğini
kaydetti.
MEKTUP
ŞİKAYETLERİMİZİ DEĞİL
GÖRÜŞLERİMİZİ İÇERİYOR
Mektubun
Kıbrıs müzakereleriyle ilgili şikayetlerinden ziyade
endişelerini ve görüşlerini içerdiğini, kendilerinin de bir
görüşü bulunduğunu gösterdiğini ifade eden Eroğlu, bu
mektubun en iyi şekilde değerlendirileceğine inanç belirtti.
Başbakan
Derviş Eroğlu, Kıbrıs müzakereleri üzerine bir başka
soru üzerineyse, bugüne kadar Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın
görüşmelerde ortaya koyduğu önerileri görüşmenin ardından
tutanaklardan öğrenme fırsatı bulduklarını, ancak
bundan sonra öneri yapılmadan önce bunun tartışmasının
yapılması durumunda daha sağlıklı olacağına
inanç belirtti.
ADAYLIK
KONUSU
Eroğlu,
Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda
Ankarada görüşme olup olmadığı yönündeki soru üzerineyse
şunları kaydetti:
Türkiye
Cumhurbaşkanı ile Başbakanı KKTCnin çok demokratik bir
ülke olduğunu ve halkın iradesini Türkiye tarafından kabul
edildiğini ve bu konuda herhangi bir engelleme olmadığını
bize hissettirdiler. Zaten Ankaraya gitmeden önce arkamdan böyle bir
konuşma olacağını düşünmüştüm, yani Ankaraya
adaylıktan vazgeçilsin diye gitti şeklinde bir yorum
yapılacağını... Böyle bir şey yok, bilakis KKTCnin
demokratik yapısına herhangi bir müdahale düşüncesi yok.
HALKIN SESI 26.12.2009
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas′ın 11 Ocak 2010′da başlayacak
yoğunlaştırılmış görüşmelerinde,
Kıbrıs Türk tarafının, "Kıbrıs sorununun üç
başlığında al-ver prosedürüne
başlanmasını" önerdiği ve Rum tarafının bu
öneriyi reddettiği iddia edildi.
Haberi
Yoğunlaştırılmış Müzakerelerde Al-Ver
İstiyorlar... Türk Önerisi Kıbrıs Rum Tarafınca Reddedildi
başlığıyla yansıtan Güneyde yayımlanan
Fileleftheros gazetesi güvenilir bilgilere dayanarak Cumhurbaşkanı
Talatın Yönetim, Ekonomi ve AB başlıklarında al-ver
prosedürünün başlamasını önerdiğini, ancak bu önerinin Rum
tarafınca reddedildiğini yazdı.
Gazeteye
göre Rum tarafı al-ver prosedürünün; Cumhurbaşkanı Talatın
önerdiği üç başlığın ötesinde Toprak, Garantiler,
Mülkiyet ve Rumların yerleşikler olarak
tanımladığı TC kökenli KKTC vatandaşları
konuları da masadayken başlayabileceği argümanını
ortaya koydu.
Gazete Kıbrıs
Türk ve Rum taraflarının nihayetinde,
yoğunlaştırılmış müzakerelerde üç
başlıktaki (Yönetim, AB ve Ekonomi) anlaşmazlıkların
üzerine köprü kurulmaya çalışılması ve Mülkiyet
başlığının görüşülmesi üzerinde
uzlaştığını belirttiği haberine şöyle devam
etti:
İfade
edildiği üzere ilk üç günlük görüşmede (11, 12, 13 Ocak) 3
başlığa ilişkin karşılıklı görüş
ve tezler ortaya konulacak ve ikinci aşamada (18, 19, 20 Ocak) kararlar
alınacak. Bu, anlaşmazlıkların üzerine köprü
kurulmasına yönelik görüş birliğine ulaşılmaya
çalışılacağı anlamına geliyor ki bir al-ver de
ihtimal dışı bırakılmıyor. Aslında, bir
anlaşmaya, en azından büyük ölçüde görüş birliğine varılırsa
bu, bir al-ver ve bir uzlaşı aracılığıyla olacak.
Birleşmiş
Milletler doğrudan müzakereler masasında olacak başlıklarda
görüş birliklerine varılması konusunda büyük bir
olasılık bulunduğu görüşündedir. BMden bir kaynak, en
azından Ekonomi ve AB konularında anlaşmaya varılabileceğini,
Yönetim ve Yetki Paylaşımı başlığında
argümanın çok daha zor addedildiğini söyledi. BM, bu
başlıkta da görüş birliklerine varılmasının
mümkün olduğu görüşündedir.
6 tam
günlük yoğunlaştırılmış görüşmelerin sonucu
muhtemelen Genel Sekreterin yeni bir iyi niyet misyonu raporunda kaydedilecek
ki kaydedilen görüş birlikleri yitirilmesin, prosedürün kazanımı
sayılsın.
Aleksander
Downerin planlamalarında (buna, Genel Sekreter Yardımcısı
Lynn Pascoe de katılıyor) Ban Ki Moonun şubat ayında
Kıbrısa ziyaretinin ayarlanması var. Genel Sekreter mesai arkadaşlarına, ziyaretinin
Kıbrıs sorununda önemli bir adımla bağlantılı
olması gerektiğini net şekilde söyledi. BMdeki herkes de bu
istikamette hareket ediyor.
Bilgi
sahibi kaynakların söylediğine göre gerek BM gerek Kıbrıs
sorununa müdahil olan yabancı hükümetler, işgal bölgelerindeki sahte
seçimler konusunu büyük bir mesele olarak işaret ediyorlar. Talatın
kaybetmesi ve Eroğlunun kazanması olasılığı
karşısında da panik havası yaratıyorlar. Ocak ve Şubat
planlamalarının sahte seçimler meselesini ciddiyetle dikkate aldığı
aşikardır.
HALKIN SESI 26.12.2009
![]()
Cumhurbaşkanlığına adaylık konusu
ocak ayında netleşecek
Anketlere göre öndeyim
Erdoğana mektupta çapraz oylamayla ilgili sakıncaları ifade
ettim
Başbakan Derviş Eroğlu, nisan ayında yapılacak
Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili önümüzdeki günlerde
yaptıracağı anketin sonuçlarına göre ve Parti Meclisinde
yapacakları değerlendirmeyle ocak ayında net bir tavır
ortaya koyacaklarını söyledi.
Ankarada bulunan Başbakan Eroğlu, NTVde yayımlanan bir
programa katılarak soruları yanıtladı.
Eroğlu, kamuoyunun kendisini ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatı nisan ayında yapılacak seçimde aday gördüğünü
kaydederek, kendisinin parti genel başkanı olduğunu ama
Talatın bağımsız aday olmasının
beklendiğini anlattı.
Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili yapılan bir ankette
kendisinin oldukça önde olduğunun görüldüğünü ifade eden
Eroğlu, önümüzdeki günlerde kendisinin de bir anket
yaptıracağını, bu ankette sadece
Cumhurbaşkanlığı seçiminin değil hükümet
icraatları ve müzakerelerle ilgili konuların da yer
alacağını açıkladı. Eroğlu, ocak ayında UBP
parti meclisinin de toplanarak değerlendirme yapacağını ve
Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili net tavır ortaya
koyacaklarını söyledi.
GENEL KURMAY BAŞKANI İLE GÖRÜŞME
Başka bir soruyu yanıtlarken, Genelkurmay Başkanı Orgeneral
İlker Başbuğla bir saat süreyle görüştüğünü ve son
derece memnun kaldığını ifade eden Başbakan Eroğlu,
Ankaranın tavrından memnun olduğunu çünkü KKTC gerçeğinin
göz önünde tutularak hareket edildiğini, Türkiyenin müzakerelerin
devamından ve Kıbrıs Türk halkının kabul
edebileceği bir anlaşmada kararlı olmasının önem
taşıdığını anlattı.
ERDOĞANA MEKTUP
Eroğlu, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğana
gönderdiği mektupla ilgili soruyu yanıtlarken de, bunu kamuoyu önünde
paylaşmanın uygun olmadığını ancak mektupta
müzakerelerde ele alınan çapraz oylamayla ilgili sakıncayı ifade
ettiğini bildirdi.
9 maddelik paketin bilgileri dışında
hazırlandığını ve Ankaraya
taşındığını belirterek, Ankaraya gidecek paketin
hükümetin bilgisi dışında olmasının ileride sıkıntılar
doğurabileceğini ifade eden Başbakan Eroğlu, müzakerelerin
devamının hem Türkiyenin hem de kendilerinin menfaatine
olduğunu ancak sonsuza dek müzakerelerin devam edemeyeceğini söyledi.
Başbakan Eroğlu, Rum tarafının müzakerelerde takvimi kabul
etmediğini belirterek, devam eden müzakerelerde hiçbir başlıkta
anlaşma olmadığını ifade etti.
Cumhurbaşkanı seçilirse müzakerelerin kesileceği söylemleri
bulunduğunu kaydeden Eroğlu, 1976dan beri aktif politikada yer
aldığını, birçok müzakerenin kendi
Başbakanlığı döneminde yapıldığını,
bu söylemlerin doğru olmadığını, bir çözüme
müzakerelerle varılacağını belirtti.
ABESLE İŞTİGAL
Eroğlu, Türkiyenin garantiler konusunda da kararlı olduğunu
ifade ederek, özetle Ankaranın tavrından memnun olmamak mümkün
değil. Sayın Cumhurbaşkanının seçim telaşı
içinde sıkıştırılmış müzakerelere girmesi ne
derece doğru olduğunu göreceğiz. Bence Rum tarafının
acelesi yokken, nisan seçimlerine az süre kalmışken müzakereleri
devam ettirip Rum tarafından bir şey alacakmışız gibi
hareket içine girmek bana göre abesle iştigal geliyor. Bence ayrı
ayrı her konuyu tartışmak lazım. İki
ayağımız bir pabuca girmiş gibi şunu al, şunu ver
noktasında Rumun elini güçlendirmek doğru değil diye
konuştu.
EKONOMİK KONULAR GÖRÜŞÜLMEDİ
Başbakan Eroğlu, Ankaradaki temaslarında ekonomik konuları
hiç konuşmadıklarını, bu konuları Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ve Lefkoşadaki TC
Yardım Heyeti yetkilileriyle görüştüklerini
STAR KIBRIS 26.12.2009
![]()
(Cumhurbaşkanlığı konusunda) Ankara
Kıbrıs Türk halkının iradesine saygılı
olduğunu hissettirdi
Müdahale düşüncesi yok
Özgürgün Ankarada kaldı. KKTCye yarın dönecek
Başbakan Derviş Eroğlu, Ankarada yaptığı
temaslarda Kıbrıs müzakereleriyle ilgili hükümetin ve partisinin
görüşlerini anlatma fırsatı bulduğunu ifade ederek,
görüşmelerin çok samimi bir ortamda geçtiğini ve görüşlerini
aktarma bakımından önemli bir fırsatı
değerlendirdiklerini kaydetti.
Eroğlu, Cumhurbaşkanlığı adaylığı
konusunda ise Ankaranın, KKTCnin çok demokratik bir ülke olduğunu
ve halkın iradesinin Türkiye tarafından kabul edildiğini, bu
konuda herhangi bir engelleme olmadığını
hissettirdiğini ifade etti.
Başbakan Derviş Eroğlu, Ankaradaki temaslarını
tamamlayarak dün KKTCye döndü.
Başbakan Eroğlunu Ercan Havaalanında Türkiyenin Lefkoşa
Büyükelçisi Şakir Fakılı, İçişleri ve Yerel Yönetimler
Bakanı İlkay Kamil, Maliye Bakanı Ersin Tatar ve
Başbakanlık yetkilileri karşıladı.
Başbakan Derviş Eroğlu, Ankara dönüşünde Ercan Havaalanında
basın mensuplarına Ankara temasları hakkında
açıklamalarda bulundu.
Eroğlu, Ankarada Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, Genel Kurmay Başkanı Orgeneral İlker
Başbuğ, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve
Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek
ile görüşme ve Kıbrıs müzakereleriyle ilgili hükümetin ve
partisinin görüşlerini anlatma fırsatı bulduğunu söyledi.
Eroğlu, görüşmelerin çok samimi bir ortamda geçtiğini ve
görüşlerini aktarma bakımından da önemli bir fırsatı
değerlendirdiklerini kaydetti.
Kıbrıs müzakereleri ve KKTC ile ilgili görüşlerini
aktardıklarını ifade eden Eroğlu, bu görüşmelerin
olumlu ve verimli geçtiğini, UBP ve hükümetin ortaya koydukları
görüşlerin taraflar tarafından olumlu
karşılandığını ve güzel bir müzakere ortamı
yaratıldığını dile getirdi. Eroğlu, bu
müzakerelerin yılbaşından sonra bazen KKTCde bazen de Ankarada
devam edeceğini belirtti.
ZİYARET ÇOK YARARLI OLDU
Başbakan Eroğlu, UBP ve hükümetin Kıbrıs müzakerelerinin
dışında kalmış gibi bir görünüm sergilendiğini,
ancak UBP olarak kendi görüşlerinin de dile getirilmesi
bakımından bu ziyaretin çok yararlı olduğunu ve Ankaradan
çok mutlu döndüğünü vurguladı.
Eroğlu, Ankara ziyareti sırasında kendisine eşlik eden
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgünün Ankarada bir süre
daha bazı temaslarda bulunduktan sonra pazar günü KKTCye döneceğini
de söyledi.
Konuşmasının ardından soruları yanıtlayan
Başbakan Derviş Eroğlu, müzakerelerle ilgili
yazdığı mektubun Türkiye Başbakanı Erdoğan ve Dışişleri
Bakanı Davutoğlu tarafından detaylı bir şekilde
incelendiğini ve görüşlerinin değerlendirildiğini,
ayrıca bu gidişte o mektubun biraz özetlendiğini ve ek
yapılarak verildiğini kaydetti.
MEKTUP GÖRÜŞLERİMİZİ İÇERİYOR
Mektubun Kıbrıs müzakereleriyle ilgili şikâyetlerinden ziyade
endişelerini ve görüşlerini içerdiğini, kendilerinin de bir
görüşü bulunduğunu gösterdiğini ifade eden Eroğlu, bu
mektubun en iyi şekilde değerlendirileceğine inanç belirtti.
Eroğlu, mektuptaki konuların karşılıklı müzakerelerde
daha iyi değerlendirme fırsatı bulunacağına
inandığını belirterek, Beni memnun eden Ankaranın
Kıbrıs konusundaki hassasiyetleridir dedi.
Başbakan Derviş Eroğlu, Kıbrıs müzakereleri üzerine
bir başka soru üzerineyse, bugüne kadar Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın görüşmelerde ortaya koyduğu önerileri görüşmenin
ardından tutanaklardan öğrenme fırsatı
bulduklarını, ancak bundan sonra öneri yapılmadan önce bunun
tartışmasının yapılması durumunda daha
sağlıklı olacağına inanç belirtti.
ADAYLIK KONUSU
Eroğlu, Cumhurbaşkanlığı adaylığı
konusunda Ankarada görüşme olup olmadığı yönündeki soru
üzerineyse şunları kaydetti:
Türkiye Cumhurbaşkanı ile Başbakanı KKTCnin çok
demokratik bir ülke olduğunu ve halkın iradesini Türkiye
tarafından kabul edildiğini ve bu konuda herhangi bir engelleme
olmadığını bize hissettirdiler.
Zaten Ankaraya gitmeden önce arkamdan böyle bir konuşma
olacağını düşünmüştüm, yani Ankaraya adaylıktan
vazgeçilsin diye gitti şeklinde bir yorum
yapılacağını... Böyle bir şey yok, bilakis KKTCnin
demokratik yapısına herhangi bir müdahale düşüncesi yok.
STAR KIBRIS 26.12.2009
By Stefanos Evripidou Published on December
25, 2009
THE RECENT election of a Turkish Cypriot teacher to represent Cyprus in a
Europe-wide teachers union body has caused a storm in education circles,
highlighting once again the political minefield that interaction between Greek
and Turkish Cypriots involves.
One teachers union has gone so far as to accuse him of back-stabbing, but for
Sener Hassan Elcil, the fuss over his election is indicative of racist and
divisive attitudes that take no account of his lifelong struggle for a united
Cyprus.
My doors are open and my hand is always ready to shake anybodys hand. This
seat is for Cyprus. We Cypriots have suffered a lot and Im saying thats
enough for us, Elcil told the Cyprus Mail.
The teachers unions need to rethink and not look through the prism of racism.
I am against racism, fascism and extreme nationalism in our country. If
teachers cant be good examples of sharing and cooperation then how do we
expect ordinary people to build bridges? he asked.
The European Trade Union Committee for Education (ETUCE), which has country
members from the entire European continent, convenes its General Assembly once
every three years. At its last meeting in November in Warsaw, there were two
candidates for the Cyprus seat on its executive council. Both are general
secretaries of their respective unions. Both are Cypriot. One was Costas
Hadjisavvas of secondary school teachers union OELMEK and the other was Elcil
of the Cyprus Turkish teachers trade union KTOS. Elcil won 2,232 of the
European delegates votes and Hadjisavvas 808. OELMEKs response was that someone
who lives and works in the occupied areas cannot represent teacher unions of
the Republic.
Elcil now represents all education unions in Cyprus, made up of three Greek
Cypriot and three Turkish Cypriot unions. Two of the Turkish Cypriot unions,
KTOS and KTOEOS, were registered in the Republic of Cyprus in 1968.
Up until that point the Cyprus seat had always been occupied by a Greek Cypriot
unionist with a Turkish Cypriot representative acting as observer. Elcils
election inspired news reports that the seat had been snatched from the
Republic of Cyprus, while former education minister Akis Cleanthous described
it as a very negative development for our political question which could have
been avoided.
The Greek Cypriot section of the United Cyprus Platform, made up of Greek and
Turkish Cypriot educators, welcomed Elcils election as very positive. The
group of teachers called on Greek Cypriot teacher unions to abandon their
nationalist preconceptions and work with their Turkish Cypriot counterparts in
a climate of cordiality and sincerity to build together an education of
peace.
The Platform noted that Elcil was known throughout Europe as a trade unionist,
teacher and fighter for peace, democracy and a solution in Cyprus. It
highlighted that the Turkish Cypriot representative was one of the pioneers of
the movement This Country is Ours and has a reputation for openly opposing
the islands partition and the TRNC as a puppet and vassal of Turkey.
It should be understood by everyone that the Turkish Cypriots are a part of
the Cypriot people, something which is well understood by European trade union
educators, said the announcement by Greek Cypriot teachers.
When the Cyprus Mail called Elcil for comment, he was protesting in the north
over a recent bill on teachers salaries, explaining: Im demonstrating
against the puppet government.
I am a Turkish-speaking Cypriot, a citizen of the Republic of Cyprus, he
said.
Elcil explained that Greek and Turkish Cypriot teacher unions have worked well
together up to now but that it is not right for Greek Cypriots to always
represent the whole country and never Turkish Cypriots.
We are all Cypriot organisations. We are living in the north but this is not
our will. Every day we are fighting the separatist regime under influence from
Turkey. We suggested in 2003 to organise a rotational system for representation
in ETUCE among all unions but this was rejected, he said.
The unionist said he rejected the idea of getting observer status because as registered
unions of the Republic of Cyprus, they were equal members of ETUCE. However,
the Turkish and Greek Cypriot unions collaborated over the years to act with
one voice in European teacher union circles.
OELMEK decided though that its leadership will not cross to the north. I dont
accept there are any borders in Cyprus but they think if they cross this
artificial border, they will reocgnise the TRNC, he said.
Elcil said he decided to stand as a candidate for Cyprus when he discovered
that the Greek Cypriot unions had written letters objecting to the academics
trade union in the north, DAU-SEM, from being a member of Education
International.
We were not made aware of this letter. We found out during the General
Assembly.
I decided to become a candidate there and then because of their attitude and
manner.
And the rest is history, or at least, thats what they say...
Hadjisavvas said that Elcil had violated an informal agreement in 2006 saying
that the Cyprus representative who would sit on the ETUCE executive council
would be Greek Cypriot while a Turkish Cypriot would sit as an observer until a
solution of the Cyprus problem.
He argued that Elcil should have informed the Greek Cypriots that he planned to
stand, saying they found out on the day. We ate lunch together and he said
nothing. Its as if he stabbed us in the back, said Hadjisavvas. The OELMEK
official said they should have at least been warned: It doesnt mean we would
have accepted it but we could have discussed it.
Elcil has since invited all unions for a working lunch on the buffer zone,
however, one union has so far refused to accept the invite.
OELMEKs central committee will have to convene to decide on this after the
holidays, said Hadjisavvas.
This seat belongs to Cyprus, to everyone. We have to cooperate. When I go to
international bodies, I want to represent all our ideas, said Elcil.
The Turkish Cypriot confirmed that only the OELMEK leadership was refusing to
cooperate with him.
There is no difference between what Rauf Denktash calls me and OELMEK. When
they call me a traitor, I feel more Cypriot. I will try to meet them. If they
close the door I will come through the window, he said.
CYPRUS MAIL
NTV
27
Aralık. 2009 Pazar
LEFKOŞA - Talat,
müzakere sürecinin, Nisan ayındaki seçimlere kadar uzaması halinde,
sürecin, propoganda malzemesi haline gelebileceğini belirtti. Ancak bu
durumda, görüşmelerin ne kadar süreyle durdurulacağı konusunda
bilgi vermedi.
Talat, Ocak ayında 6
günlük hızlandırılmış görüşme süreci
yapılacağını da belirtti. Bu görüşmelerde, ''yönetim ve
güç paylaşımı'', ''ekonomi'' ve ''Avrupa Birliği''
konularını gündeme alıp bitirmeyi hedeflediklerini söyledi..
Talat:
"Müzakareler seçimlere kurban gidebilir"
KKTC lideri
Mehmet Ali Talat, Nisan 2010'da yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Kıbrıs müzakerelerini
durduracaklarını açıkladı. "Müzakerelerin seçimlere
kurban edilmesinden endişeleniyoruz" diyen Talat, Kıbrıs'ta bazı köyleri
ziyaret ederek halka bilgi verdi.
Görüşmeler devam ederken ortaya koydukları görüşlerin,
propaganda maksatlı kullanıldığını belirten
Talat, "Bizim için en önemli şey görüşmelerin başarıya
ulaşmasıdır. O bakımdan seçimlere belli bir zaman
kalınca müzakereleri durduracağız gibi görünüyor" dedi.
"Kıbrıs
sorununun mutlak bir çözümü olmalı" diyen Talat, müzakerelere devam
edileceğini de hatırlattı.
Ocak ayında 3'er gün, "tam gün" görüşmeleri
olacağına işaret eden KKTC lideri, aşılması en
zor ve önemli konun "mülkiyet" olduğunu yineledi.
Dünyanın Rum tarafının tepkilerinden çekinerek şimdilik
müzakerelerden uzak durduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı, uluslararası
bir ilginin müzakereleri kaçınılmaz olarak
hızlandıracağını da düşünüyor.
CNN TURK 27/12/09
Seferberlik Tetkik
Kurulu nedir?

Emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, 6-7 Eylül olayları için Özel Harp Dairesinin işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi ifadesini kullanmıştı.
27/12/2009 RADIKAL
Arınç olayının ardından gece yarısı
basılan Seferberlik Tetkik Kurulu (STK) 1952'de kuruldu. İlk işi
Kore'ye asker göndermek olan kurulun adı 6-7 Eylül olaylarına da
karıştı
TOLGA AKINER
ANKARA - 1952 yılında bu yana çeşitli isimler altında
faaliyetini sürdüren Seferberlik Tetkik Kurulu
Başkanlığının (STKB), adı Koreye asker
gönderilmesinden, 6-7 Eylül olayları ve Kıbrıstaki Türk
Mukavemet Teşkilatının örgütlenmesine kadar pek çok önemli
olayla birlikte anıldı.
Görevi barış zamanında bölgesinde düşman işgaline
karşı direniş ve ayaklanma örgütlemek olan Kurul hiyerarşik
olarak Özel Kuvvetler Komutanlığı, o da Genelkurmay İkinci
Başkanına bağlı.
Seferberlik Tetkik Kurulu (STK), ABDde eğitim gören Tuğgeneral
Daniş Karabelen tarafından dönemin Milli Güvenlik Kurulu olan Yüksek
Savunma Kurulu kararı çerçevesinde, 27 Eylül 1952de Milli Avcı
Birlikleri şubesi olarak kurulan şimdiki Özel Kuvvetler
Komutanlığı içinde bir oluşum olarak faaliyete
başladı. 1948de ABDye özel harp kurumları ve stay behind
olarak adlandırılan strateji eğitimi için gönderilen 16 subay,
Özel Kuvvetlerin resmi çekirdeğini oluşturmuştu. Bu subaylar
arasında Karabelenin yanı sıra, Turgut Sunalp, Ahmet
Yıldız, Alparslan Türkeş, Suphi Karaman, ve Fikret
Ateşdağlı gibi isimler de yer aldı. İlk icraatı,
1950de Koreye asker gönderme işlerinin organizasyonu oldu.
STKnın adı 6-7 Eylül olaylarıyla da gündeme geldi. Selanikte
Atatürkün doğduğu evin bombalandığı yalan haberi
üzerine 6-7 Eylül 1955te azınlıklara yönelik
başlatılan saldırılarda 5 bin 583 ev ve dükkân yağmalanmıştı.
52 ayrı yerde aynı anda başlayan olaylarla ilgili olarak konuşan
Özel Harp Dairesinin eski komutanlarından emekli orgeneral Sabri
Yirmibeşoğlu, Özel Harp Dairesinin işiydi ve muhteşem bir
örgütlenmeydi ifadesini kullanmıştı. STKnın ismi daha
sonra da birçok olayda kontr-gerilla olarak geçmişti.
Kıbrısta TMTyi örgütledi
Bugünkü adıyla STKB, 1 Ağustos 1958 yılında dönemin
Başbakanı Adnan Menderesin direktifiyle Kıbrısta Türk
Mukavemet Teşkilatı (TMT) adı altında gizli, illegal ve
silahlı bir örgütlenme kurdu. Kurulun ismi, 1967 yılında, o
zamanki komutanı Tuğgeneral Cihat Ayol tarafından Özel Harp
Diresine (ÖHD) dönüştürüldü. Gayrinizami kuvvetlere karşı
harekât konusunda uzmanlaşan ÖHD, ordu içindeki gizli ordu olarak da
anılmaya başladı.
TSKnın reorganizasyonu kapsamında 1992de Özel Kuvvetler Komutanlığının
(ÖKK) kurulması ile ÖHD, ÖKKna bağlandı. ÖKK da, doğrudan
Genelkurmay İkinci Başkanına bağlandı. ÖKKnın
temsil seviyesi iki yıl önce yapılan değişiklikle
korgeneral seviyesine yükseltildi ve başına halen ÖKK komutanı
olan Korgeneral Servet Yörük getirildi.
Asla er kullanmıyorlar
Yapılanması itibarıyla Türkiye 2002 yılına kadar 12
bölgeye ayrılmıştı ve her bölgenin bağlı
olduğu bir bölge başkanlığı bulunuyordu. 2002
yılında yapılan değişiklikle Bölge
Başkanlığı sayısı 16ya çıkarıldı.
STKB da Gayrinizami harp örgütlemekle görevli. Bu çerçevede her bölge
başkanlığı, kendisine bağlı illerde ülkenin
düşman işgaline uğraması durumunda, yerlerini asla terk
etmeyecek, bölgesindeki hâkim otoriteyi yıkmak veya zayıflatmak,
düşman harekâtını engellemek ve bölgeye sahip olmak maksadı
ile yapılacak direniş ve ayaklanma gibi eylemleri başlatacak ve
gerçekleştirecek sivil kadroları barış zamanında bulup
örgütlemek için çalışıyor. Bu faaliyetler sırasında
asla erler kullanılmıyor. Kadro daha ziyade astsubaylardan
oluşuyor. Yönetici konumundaki yüzbaşı, binbaşı,
yarbay ve albay rütbesindeki subaylar ise Özel kuvvetler
komutanlığı personeli içerisinden seçiliyor. STKBnın
istihbarat toplama yetkisi ise bulunmuyor.
Başbuğ: Gömülü silahımız yok
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, 29 Nisan
2009 tarihinde Genelkurmay Karargâhında düzenlediği basın
toplantısında, Seferberlik Tetkik Kuruluna üstü kapalı
değinmişti. Bazı yayın organlarında, Ergenekon
soruşturması çerçevesinde bulunan mühimmatın bir kısmının
Özel Kuvvetler Komutanlığına ait olduğu bunların da
seferberlik durumlarında kullanılmak amacıyla çeşitli
yerlere gömüldüğü yönündeki iddiaları anımsatan
Başbuğ, Bunun net olarak cevabını veriyorum; 1986
yılına kadar TSKnın özellikle Özel Kuvvetler
Komutanlığımıza ait Türkiye sathında gömülü silah ve
mühimmatı vardır. 1986 yılında alınan o karar
çerçevesinde silah ve mühimmatın tümünün toplatılarak depolara
alınması emri verildi ve bu işlem 1998 yılında
tamamlandı. Bu şu demektir, TSKnın ülke sathında hiçbir
yerde gömülü silah ve mühimmatı yoktur demişti.

![]()
Cumhurbaşkanı
Talat 4 köyü ziyaret etti. Ziyaretlerde konuşan
Cumhurbaşkanının en büyük endişesi görüşmelerin
seçime kurban gitmesi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözümün gelecek belirsizliğinden
kurtulmak için önemli olduğunu belirterek Çözümün çeşitleri
olabilir, ama çözümden kaçamayız. Bugünkü durumu devam ettiremeyiz, yani
çözümsüzlük çözümdür gibi düşünüp davranamayız dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, dün İnönü, Köprülü, İncirli ve Çayönü
köylerini ziyaret ederek, halka Kıbrıs konusunda ve müzakerelerde
gelinen son aşama hakkında bilgiler verdi, sorularını
yanıtladı. Cumhurbaşkanı Talata ziyaretlerinde eşi
Oya Talat, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ve danışmanları eşlik
etti.
RUM TARAFI 2. TURDA AYAK SÜRÜDÜ
Talat ziyaretlerde yaptığı konuşmalarda, 2008
yılında başlanan müzakerelerde, önlerindeki bütün konuların
konuşularak 1. tur görüşmelerin tamamlandığını ve
daha sonra 2. tura geçildiğini söyledi.
2. tura başlandığı dönemde Avrupa Birliği zirvesi
olduğunu ve Kıbrıs Rum tarafının bu zirvede Türkiyeye
baskı yapıp belki birazcık daha taviz koparırım
düşüncesiyle ayak sürüdüğünü, yani ilerleme olması için çok
istekli olmadığını kaydetti.
2 turun, 1. turda hazırlanan 30 kağıt üzerinde derinlemesine
tartışmalar yapılarak devam ettiğini ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, bu kağıtların 1. turda
görüşülen ve üzerinde anlaşmaya varılıp, varılamayan
konuları içerdiğini anlattı, bunun Kıbrıs tarihinde
bir ilk olduğunu, daha önce hiç ortak kağıt
hazırlanmadığını kaydetti.
OCAKTA 3 BAŞLIK BİTECEK
İkinci turun başlamasından 1-2 ay sonra hemen hemen her
şeyi gözden geçirdiklerini, tarafların görüşlerini ortaya
koyduğunu ve pazarlık sürecine başlanması
gerektiğini gördüklerini anlatan Talat, bunun için Ocak ayında 3er
günlük tam gün halinde görüşmeleri olacağına işaret etti.
Talat, bu görüşmelerde Yönetim ve Güç Paylaşımı, Ekonomi
ve AB konusunu gündeme alıp bitirmeyi hedeflediklerini kaydetti.
Geriye, Toprak, Güvenlik, Garantiler ve Mülkiyet konusunun
kaldığını kaydeden Cumhurbaşkanı, en zor ve
önemli konun Mülkiyet olduğunu vurguladı.
Hızlandırılmış görüşmelerde Mülkiyet konusunu
da gündeme almayı hedeflediklerini belirten Cumhurbaşkanı,
Hristofyasın mülkiyet konusunu görüşmeyi kabul edeceklerini
umduklarını kaydetti.
REFERANDUM HEDEFİ BAŞARILAMADI
Müzakerelere başlandığında düşüncelerinin 2009a kadar
çözüm, 2010da da referandum olduğunu belirten Talat, bunun
başarılamadığını, çünkü bunun sadece kendisinin
istemesiyle mümkün olmadığını vurguladı.
Önlerinde iki dönüm noktası olacağını, bunlardan birinin
Avrupa Birliği Zirvesi olduğunu, Türkiyenin AB sürecinin orada
değerlendirileceğini, Türkiyenin Kıbrısla
ilişkisinin orada bir anlamada orada öne çıkacağını,
diğerinin ise Kuzey Kıbrıstaki seçimler olduğunu kaydeden
Talat, bu iki dönüm noktasının çok önemli olduğunu, bundan önce
çözüm ve referandum yapılmasını hedefleseler de artık bunun
mümkün olmadığını belirtti.
MÜZAKERELERİN SEÇİMLERE KURBAN EDİLMESİ
Müzakereler devam ederken, seçim havası yaratmak istemediklerini, fakat
bunun mümkün olmadığını, seçimlere daha çok olmasına
rağmen seçim havası yaratıldığını söyleyen
Talat, en büyük endişelerinin görüşmelerin seçimlere kurban edilmesi
olduğunu kaydetti.
Görüşmeler devam ederken ortaya koydukları görüşlerin propaganda
maksatlı kullanılmasının çok kötü olacağını,
çünkü o zaman görüşmelere büyük zarar geleceğini söyleyen
Cumhurbaşkanı Talat, Bizim için en önemli şey görüşmelerin
başarıya ulaşmasıdır. O bakımdan seçimlere belli
bir zaman kalınca müzakereleri durduracağız gibi görünüyor
dedi.
Talat, kendisine en çok çözümün olup olmayacağının
sorulduğunu ifade ederek, Bu sorunun çözümü olmak zorunda. Çünkü bütün
koşullar Kıbrıs sorunun çözümünü mecburi hale getirmiştir.
Bundan kaçamayız. Kimse kaçamaz dedi.
ŞARTLAR DEĞİŞEBİLİR
Şu anda tüm dünyanın Kıbrıs Türk halkı ve Türkiyenin
çözüm istediğine inandığını, şu anda
dış dünyadan hiç eleştiri alınmadığını,
bunun mutlaka muhafaza edilmesi gerektiğini vurgulayan Talat,
Görüşmeleri bunu muhafaza ederek sonuçlandırabilirsek, çok iyi olur.
STAR KIBRIS 27/12/09
29/12/2009 RADIKAL
Yunan avukat Dimitris Geldis'in İstanbul'dan getirdiği 1955 yılına ait telefon rehberi, Türkiye'yi terk etmek zorunda kalan Rumların geride bıraktıkları servetleri için umut oldu
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - İstanbulda yaşamış Yunanlılar servetleri
için umutlarını 55 yıllık telefon rehberine
bağladı.
2000 yılında ölen Polikseni Fokas-Pistikasın Yunanlı
vârislerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM)
kazandıkları davanın avukatı Dimitris Geldis, son
İstanbul seyahatinden 1955 yılına ait telefon rehberiyle döndü.
Makedonia gazetesine Fihristte binlerce Yunanın ismi ve
kaldıkları adresler var. Pek çok sokağın adı
değişti. Ancak bu telefon rehberi yine de iyi bir
başlangıç diyen avukat Geldis, İstanbuldaki Yunan
gayrimenkullerinin 12 bin civarında olduğunun tahmin edildiğini
söyledi. Dünyanın çeşitli ülkelerindenki Yunanlardan ailelerinin
İstanbulda serveti olduğuna dair telefonlar
aldığını kaydeden avukat Geldis, işe İstanbulda
sayıları 1000 kadar olduğu sanılan terk edilmiş ve
iskân edilmeyen evlerden başlayacağını kaydetti.
Yunanlı avukat, ikinci aşamada Türk devletine el koyup üçüncü
şahıslara sattığı evler için tazminat ödetmeyi
planladığını söyledi.
Kuzey Yunanistanda Katerini şehrinde avukatlık yapan Geldis,
Radikalin sorularını cevaplandırırken de Rehber çok
yardımcı olacak. Sokakların adından başka numaralar da
değişmiş olmalı. Bu zorlukları tanıkların
ifadeleriyle aşabiliriz dedi.
Geldis Türkiyede Yunanlılara ait mallarını
araştırmamıza izin verilmiyor iddiasında da bulundu.
Polikseni davası
Yunanistanda doğan Polikseni Foka-Pistikas, 1943 yılında 11
yaşındayken İstanbulda yaşayan Türk vatandaşı
Apostolos- Elisavet Pistikas çifti tarafından evlatlık edinildi.
1981de üvey babası, 1987de de üvey annesi ölünce, Polikseniye bugünkü
rakkamlarla yaklaşık 25 milyon avro menkul ve gayrimenkul servet
kaldı.
Dört yıl sonra akli melekelerini kaybettiği teşhisiyle
Zeytinburnundaki Balıklı Rum Hastanesine sevk edildi.
Yunan vatandaşı Polikseninin Yunanistanda yaşayan
kardeşlerinin (Evangelos ve Yiannis Fokas) vasi tayin edilmeleri talebi
kabul edilmedi.
1997 yılında Polikseninin Hazineye devredildi.
2000 yılında ölen Polikseninin kardeşleri iki yıl sonra
AİHMye başvurdu. AİHM geçen 29 Eylülde verdiği kararda
Hazinenin Polikseninin gayrimenkullerine el koymasının yasal
olmadığına ve mülkiyet hakkının korunmasına
ilişkin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Nolu
Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine hükmetti. Oybirliği
alınan kararda Türkiyeli yargıç Işıl Karakaşın
da imzası vardı.
![]()
Avrupa Birliği (AB) Dönem
Başkanlığını 1 Ocakta devralacak
İspanya'nın Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero, ''AB
dönem başkanlığı sıfatıyla, Kıbrıs'ta
iki toplum arasında devam eden müzakereleri teşvik ettiklerini ve
desteklediklerini'' söyledi.
Eşiyle birlikte Kıbrıs Rum kesimini ziyaret eden ve hafta sonunu
Güney Kıbrıs'ın turistik Baf bölgesinde geçiren Zapatero, dün
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile görüştü.
Rum başkanlık sarayındaki görüşmenin ardından Zapatero
ve Hristofyas ortak basın toplantısı düzenledi.
İspanya Başbakanı, Kıbrıs'ta taraflar arasında
devam eden müzakerelere destek verdiklerinin altını çizerek, ''AB
dönem başkanlığı sıfatıyla, Kıbrıs'ta
iki toplum arasında devam eden müzakereleri teşvik ediyoruz ve
destekliyoruz. Tek bir devletli çözüme dayanan bu diyalog sürecinin, BM'nin
belirlediği ve AB'nin temellerine dayanan yolda devam etmesini
arzuluyoruz'' dedi.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas da, İspanya
Başbakanının desteğine teşekkür ederek,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Ocak ayından itibaren yeni
bir müzakere dönemine başlanacağını ve bu konuda
Zapatero'ya bilgi verdiğini aktardı.
''Müzakerelerden iyi bir netice alınması için olası her
şeyi yapmakta kararlıyız'' diyen Hristofyas, ''En kısa
zamanda bir çözüm bulunması için hazırız'' ifadesini
kullandı.
Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmelerinde, ''tek devlet
yapısı altında ve BM kararlarına saygılı bir
anlaşmaya varmak için hem fikir olduklarını'' savunan
Hristofyas, bildik görüşlerini yineleyerek, ''Hedefimiz, Kıbrıs'ı
'işgalden' kurtarmak, insan haklarına saygılı olmak,
birlikte yaşama özgürlüğünü ve vatandaşların
refahını korumaktır'' dedi.
''ÇOK ÖZEL BİR FIRSAT''
Öte yandan İspanyol haber ajansı Efe'de, İspanyol hükümeti
kaynaklarına dayandırılarak verilen haberlerde, Zapatero ve
Hristofyas'ın görüşmesinde, ''Kıbrıs'ta birleşmeyi
sağlamaya ve hedeflerin gerçekleştirilmesine yönelik çok özel bir
fırsat olduğu konusunda hem fikir olunduğu'' ifade edildi.
Haberde, ''AB dönem başkanlığını yürütecek
İspanya'nın özellikle, ABD'de Barack Obama, İngiltere'de Gordon
Brown, Türkiye'de Recep Tayyip Erdoğan, Yunanistan'da Yorgo Papandreu,
KKTC'de Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum kesiminde Dimitris
Hristofyas'ın liderliğinin sorunun çözümüne yönelik olumlu bir hava
yarattığını düşündüğü'' vurgulandı.
İspanyol ajansının haberinde, Zapatero'nun AB dönem
başkanlığı süresinde Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik ilerleme kaydedilip, anlamlı adımlar
atılmasını umduğu da belirtildi.
Zapatero'ya, temaslarında, İspanya Dışişleri
Bakanı Miguel Angel Moratinos eşlik etti.
Güney Kıbrıs'tan bugün ayrılacak olan Zapatero'nun Ocak
ayında Cumhurbaşkanı Talat'ı İspanya'ya davet etmesi
bekleniyor.
STAR KIBRIS 29/12/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Kıbrısta bir çözüm olacağına yüzde yüz
inandığını, ancak bunu tek başına
başaramayacağını belirterek; herkesin, barış
yanlısı tüm örgütlerin çözüme inanmasını, motive
olmasını ve destek vermesini istedi.
2010 yılının başından itibaren kendilerini yoğun
bir müzakere döneminin beklediğine işaret eden
Cumhurbaşkanı, şu an içinde bulunulan durgunluğun
aşılarak, 2010 yılının barış yılı
yapılması için çalışılmasını istedi.
KTMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, dün akşam geleneksel
yılbaşı resepsiyonu düzenledi.
Lefkoşa Merit Otelde yer alan resepsiyona Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, eşi Oya Talat, Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy, Cumhuriyet Meclisi Başkan
Yardımcısı Mustafa Yektaoğlu, bazı üst düzey
bürokratlar ve inşaat mühendisler katıldı.
Resepsiyonda meslekte 50. ve 25. yıllarını dolduran üyelere
plaket verilirken, 50. yılını dolduranlara plaketlerini
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat verdi.
Resepsiyonda açılış konuşmasını yapan
İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Özgün Akcan, 2009
yılında odanın yaptığı çalışmaları
anlatarak, yapı denetimi, hizmet içi eğitim ve meslek eğitimine
verdikleri öneme vurgu yaptı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da resepsiyonda yaptığı
konuşmada Talat, Umarım 2010 bize, tüm Kıbrıslı
Türkler ile Rumlara, bölgeye ve dünyaya barış ve mutluluk getirir
diyerek, herkesin barışa inanması ve çaba harcaması
gerektiğini, çünkü Kıbrıslı Türklerin çözüme ihtiyacı
olduğunu vurguladı.
Kıbrıslı Türklerin çözüme yönelik ümidinin çökmüş gibi
görünmesinin çözüme ve dışa yönelik olumsuzluk gibi
yansıdığını ve ümit kalmaması durumunda çözüme
yönelik uğraşların bir işe yaramayacağına vurgu
yapan Talat, ümitsizliğin olmayacak duaya amin demeye benzediğini
kaydetti. Talat, Kıbrısta bir çözümün olabileceğine
inandığını belirterek, Ben böyle düşünüyorum, çözümün
yüzde yüz olacağına inanıyorum, bu kolay olmayacak ama
inanırsak, çalışırsak ve motive olursak olur dedi.
ACİL ÇÖZÜM
Talat, çözüm bulunması için ne kadar zamanın gerekli olduğunu
söyleyemeyeceğini, ancak Kıbrıslı Türklerin çok acil çözüme
ihtiyacı olduğunu söyleyebileceğini ifade ederek, çözüm
olmadığı sürece bundan Kıbrıslı Türklerin zarar
göreceğini kaydetti.
Talat, bu yüzden çözüm için çok çalıştıklarını ifade
ederek, Kıbrıslı Türklerin bu çabalara ve çözüme inanması
ve motive olması gerektiğini kaydetti.
Bu konuda inançsızlığın çözüme yönelik olumsuz rol
oynayacağını, dışa karşı da zaafiyet
yaratacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Talat,
mühendislerin mesleklerinin yanı sıra Kıbrıs konusuyla da
yakından ilgilendiklerini ve geleceği iyi gördüklerini belirterek,
çözüm için mücadele, konsantre ve çalışma gerektiğini
vurguladı.
STAR KIBRIS 29/12/09
![]()
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas,
Kıbrıs sorununa ilişkin olarak ara bir anlaşmanın
imzalanacağı ve çözüm planı
hazırlığının bulunduğuna ilişkin
söylenenlerin yalan olduğunu söyledi.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa
ilişkin olarak ara bir anlaşmanın imzalanacağı ve
çözüm planı hazırlığının bulunduğuna
ilişkin söylenenlerin skandal şeklinde yalan olduğunu söyledi.
Hristofyas, ne ara anlaşma ne de çözüm planı hazırlığı
olduğunu kaydetti.
Rum basınına göre, Rum Öğrenci Örgütleri Federasyonunun
(POFEN), 36. Genel Kurulunda konuşan Hristofyas, en kısa zamanda
Kıbrıs sorununa çözüm sağlanması için başlayan
çabaların sürdürüleceğini ifade etti.
Hristofyas, Kıbrıs sorununa bulunacak olan çözümün ülkeyi yeniden
toprağı, insanları, halkı yeniden
birleştireceğini; tüm halkın, Kıbrıslı Türklerin,
Kıbrıslı Rumların, Maronitlerin, Ermenilerin ve Latinlerin
temel özgürlüklerini ve insan haklarını garanti altına
alacağını ve iade edeceğini yineledi.
MAKARİOSUN KABUL ETMİŞTİ
İki bölgeli, iki toplumlu federasyondan da bahseden Hristofyas, ilk
başta Başpiskopos Makariosun bu şekildeki çözüm konusunda
anlaşmaya vardığını anımsatarak, o zamandan
beridir Rum Yönetimi Başkanı adaylarının seçimlere, BM
kararları temelinde iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm
programıyla seçim mücadelesine atıldıklarını;
ayrıca 1977-79 Doruk Anlaşmalarından konuştuklarını
belirtti. Hristofyas, sözlerinin devamında bu anlaşmalar, üniter
devletin, iki bölgeli, iki toplumlu federal devlete dönüşmesi için bizim
tarafımızdan yapılan tavizdir şeklinde konuştu.
Hükümetin tezinin yeni olmadığını ifade eden Hristofyas,
son yapılan Başkanlık seçiminde, kendisinin ve diğer
adaylar Yoannis Kasulidis ve şu anda hayatta olmayan Tasos Papadopulosun,
halkın önüne iki bölgeli, iki toplumlu federal çözümle ilgili program
sunduğunu ve halkın bu program temelinde verdiğini söyledi.
Hristofyas, sonuç olarak halkın, sandıktan çıkan oy içerisinde
resmi bir şekilde konuştuğunu da belirtti.
74TEN BERİDİR BU TRAJEDİ
Hristofyas, 74ten beridir bu trajediden kurtulmak için mücadele ettiklerini
bunun da kolay bir iş olmadığını söyledi. Hristofyas,
dışarıdan Başkanın yapması gerektiğini
yapmadığını söylemenin çok kolay olduğunu, diğer
tarafı ve uluslararası toplumu Türkiyenin haksızlık
yaptığına ikna etmek için gece gündüz mücadele etmenin çok zor
olduğunu teyit etmek istediğini ifade etti.
Başkanlığı devraldığı günden itibaren, çözüm
sağlanmasına ilişkin olarak yoğun çabaların
başladığını belirten Hristofyas, bu siyasetin,
işgalin oldu bittilerinin sabitleşmesi için Türkiyenin
yıllardır kullandığı durgunluğun sona ermesine
neden olduğunu savundu. Hristofyas ayrıca bu siyasetle, referandumdan
sonra belirli çevrelerin haksız bir şekilde Güney
Kıbrısı attığı köşeden de
çıkardıklarını söyledi.
Uygun zeminin hazırlanmasıyla doğrudan müzakerelerin
başladığına da işaret eden Hristofyas, bunlar
aracılığıyla da, Kıbrıs Türk toplumu ile birlikte
karşılıklı kabul edilebilen çözüme ulaşmayı
hedeflediklerini ifade etti.
SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİM
Ocak ayındaki yoğunlaştırılmış müzakerelere
de değinen Hristofyas, bunun amacının, yönetim, ekonomi ve
Avrupa konuları başlıklarında daha çok görüş
birliğinin sağlanması olduğunu söyledi. Hristofyas
ayrıca gündemde mülkiyetin de olacağını belirtti.
Hristofyas bu hedefin hayata geçmesi için iki toplumun, birlikte
anlaştıkları çözüm zeminine bağlı olması gerektiğini
dile getirdi.
Hristofyas, kendilerinin, iki bölgeli, iki toplumlu çözümle ilgili tezler
sunmaya devam edeceklerini, diğer taraftan da aynı şeyi
beklediklerini savundu.
BAŞPİSKOPOS II.HRİSOSTOMOSA YANIT
Öte yandan POLİTİS, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyasın, Başpiskopos II.Hrisostomosun Kıbrıs sorununun
tehlikeli sürecinden bahsettiği noel yortusu mesajına, sevgiyle
yanıt verdiğini belirtti.
Habere göre, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Hrisostomosun
açıklamasını yorumlamasının istenmesi üzerine, bu
günlerin sevgi günleri olduğunu ve Hrisostomosun da sevgi temennisinde
bulunması gerektiğini söyledi.
Hristofyas, kendisinin ifade edebileceği tek şeyin
Başpiskoposa, Kilise liderliğine ve halka yönelik sevgisi
olduğunu ifade etti.
STAR KIBRIS 29/12/09
![]()
Rum tarafının Strazburg düzeyinde, gerek
kişisel gerekse hükümetler arası da başvuruları içerisinde
bunca yıldır elde ettiği kazanımların olumsuz bir
boyut almaya başladığı belirtildi.
Politis Gazetesi; Kazanımların Erozyona Uğratılması
başlıklı haberinde,, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin,
Türkiyenin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)
kararlarına uymasına ilişkin sürece yaklaşım
şeklinden, bu kazanımların erozyona uğramış
olduğunun görülmekte olduğu yorumunda bulundu.
TAŞINMAZ MAL KOMİSYONU TEHLİKESİ
KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu tehlikesinin de (AİHM
tarafından etkili bir iç yargı yolu olarak onaylanması
durumunda) gözle görülür olduğu bir noktaya varıldığını
yazan gazete, KKTC Taşınmaz Mal Komisyonunun, sadece AİHMe
başvuranlar için değil, buraya başvurmaya niyetlenenler,
ayrıca KKTCde yaşayan Rumlar ve Titina Loizidu için kabus haline
geleceğini öne sürdü.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 1 ve 2 Aralık tarihlerinde
yapılan ve Türkiyenin, dördüncü Hükümetler Arası Başvuruya ve
Kıbrıslı Rumların şahsi başvurularına
ilişkin yükümlülüklerinin ele alındığı toplantı
tutanaklarını geçtiğimiz hafta
yayımladığını yazan gazete, bu tutanaklar içerisinde
ifade edilenlerden KKTC Taşınmaz Mal Komisyonunun, AİHM
tarafından onaylanması durumunda, Avrupa Konseyi Bakanlar
Komitesinin, Türkiyenin KKTCde yaşayan Kıbrıslı Rumlar
konusunu ve Titina Loiziduya taşınmaz malını iade etmesine
ilişkin yükümlülüklerini, Komisyon mekanizmasına dahil etmeye
hazır olduğunun görüldüğünü kaydetti.
DİĞER BİR DEYİŞLE
Gazete bir diğer deyişle, böyle bir ihtimal durumunda, KKTCde
yaşayan Kıbrıslı Rumların mülkiyet
konularının, çözümlenmesi için sadece Taşınmaz Mal Komisyonuna
yöneltilebileceğini yazdı.
Türkiyenin son yıllarda özellikle KKTCde yaşayan Rumlarla
göçmelerin mülkleri konusunda, Taşınmaz Mal Komisyonunun tüm
durumlar için sonuç verici öngörüleri bulunduğuna işarete
ettiğini yazan gazete, Türkiyenin ayrıca bu çerçevede, Karpazı
terk ederek Güney Kıbrısa taşınan Rumların veya
şu anda hayatta olmayan Kıbrıslı Rumların
mirasçılarının da mülkiyet haklarını kaybettiğini
vurguladığını yazdı.
Habere göre Türkiye ayrıca, KKTCde yaşayan Rumların mülklerinin,
mirasçılarına devredilmesine ilişkin olarak ise bu devir
işlemlerinin, ölümlerinden veya Güney Kıbrısa
taşınmalarından itibaren bir yıl içerisinde
yapılması yönünde de şart koştu. Türk tarafı, KKTCde
yaşayan Rumları, mülkiyet sorunlarını çözmek amacıyla
Taşınmaz Mal Komisyonuna başvurabilecekleri yönünde de
bilgilendirirken, şu ana kadar Karpazlı beş
Kıbrıslı Rumla, Komisyon aracılığıyla
dostane anlaşmaya varıldığına vurgu yaptı.
BİR BAŞKA TEHLİKE AK
Gazete bir başka tehlikeli unsurun ise, Avrupa Konseyi Bankalar
Komitesinin, bu öngörülerle KKTCde yaşayan Rumların yaşam
koşulları ve şartlarının
yumuşatıldığını düşünerek, Türkiyenin bu
izahatlarından memnun görünmesi olduğunu yazdı.
Gazete, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin, Türkiyeye karşı yeni
tedbir talep etmeden önce AİHMin sekiz pilot davaya ilişkin
kararını da bekleyeceğini her fırsatta dile
getirdiğini de yazdı.
STAR KIBRIS 29/12/09
By
George Psyllides Published on December 29, 2009
SPAIN yesterday pledged its full support
and encouragement to the ongoing talks between the Greek and Turkish Cypriot
communities to unite the island.
We will give our full support
and will encourage this talks procedure,
Spains Prime Minister Jose Zapatero said after a meeting with President
Demetris Christofias.
The Spanish Premier said his country will do everything it can if requested to
try and contribute to their (talks) successful progress.
Christofias reiterated his commitment to everything he can so that the talks
will yield the result we all desire.
Our aim is to rid Cyprus of the occupation and secure human rights and the
welfare of all citizens without exception in a reunited Cyprus. Christofias
said.
During their meeting, the two heads of state also discussed Spains assumption
of the European Union presidency in January.
Spains main aim is economic development and the economic future of the EU,
Zapatero said.
If the crisis was global; if the response to this crisis was also global, then
the future before us is a future of cooperation and collective response, the
Spanish Prime Minister said.
He added that there should be common solutions in areas such as the domestic
market, industry, taxation and all issues that will define the EUs strength on
a global level in the future.
Spain also aims to promote bilateral relations between the EU and the
Mediterranean, the Middle East, Russia as well as transatlantic relations.
Zapatero also said his country planned to advance the widening of EU citizens
rights with special emphasis on the equality of the genders.
The Spanish Prime Minister also pledged to push for the swift implementation of
the Treaty of Lisbon.
Christofias expressed his conviction that the Spanish presidency will be
successful and that Madrids goals will be achieved.
Cyprus mail
By
George Psyllides Published on December 29, 2009
THE U.S. Federal Bureau of Investigation
(FBI) is assisting police in the investigation into the theft of the body of
late former president Tassos Papadopoulos, a spokesman said yesterday.
An FBI official attached to the US embassy in Greece visited Cyprus last week
and was briefed on the investigation into the gruesome act that took place
earlier this month, police spokesman Michalis Katsounotos said.
The FBI agent also visited the cemetery in Deftera, just outside Nicosia and
departed for Athens after two days.
Katsounotos said the agent prepared a report, which was passed on to the FBI
headquarters in Washington D.C where it will be assessed.
We are waiting for the FBI to define what kind of help we should ask for,
Katsounotos told reporters.
The police spokesman denied information claiming that the body of the former
president had been transferred outside the jurisdiction of the Republic of
Cyprus.
Such a view has not been expressed by the FBI agent or anyone else,
Katsounotos said.
Police have questioned numerous individuals but so far it seems the
investigation is in the dark as to the motive and the identity of the
perpetrators of the theft that shocked Cyprus.
A day before the anniversary of his death on December 12, 2008, Papadopoulos
corpse was removed from its casket overnight in torrential rain after the
culprits shifted a 250-kg granite slab and dug through several feet of earth.
It was a well-organised act that police believe was executed by a group of
people who left few clues behind.
CYPRUS MAIL
By
Charles Charalambous Published on December 29, 2009
SUNDAYS demonstration in the centre of
Nicosia by far-right group National Peoples Front (ELAM) and the
counter-demonstration by the Anti-fascist Initiative passed off without
incident, thanks to self-restraint by the marchers but also a very strong
police presence which kept them apart.
The ELAM march against illegal immigration estimates varied between 80 and
150 people participating started at 5pm from their office near the Commerce
Ministry, carrying a banner saying Every foreign worker equals an unemployed
Greek.
Most of the predominantly young marchers were dressed in jeans and black tops,
and carried Greek flags on thick short poles.
They headed down Makarios Avenue towards their stated destination of Eleftheria
Square. They got as far as the intersection with Grivas Dighenis Avenue, where
they were stopped by a deep line of police. They then spent an hour or so
chanting slogans such as ELAM, race, blood and honour, Foreigners out of
Cyprus, and Well come at night and find you, traitor.
Ending his address to the march and media representatives, ELAM representative
Stratos Karanicolaou said: We dont want further adulteration of the Greek
race in Cyprus. We are Greeks and Cyprus is a Greek island.
The counter-demonstration organised by the Anti-fascist Initiative (AI) a
recently-formed informal network of anti-racist and anti-fascist groups
numbered between 700 and 1,000 people of all ages, and included members of
Action for Equality, Support and Anti-racism (KISA), Alert, AKEL, EDEK and the
Greens. Spotted among the marchers were Nicosia mayor Eleni Mavrou and Greens
deputy George Perdikis.
KISA director Doros Polycarpou told the Mail yesterday that the turnout was
gratifyingly higher than expected, despite the lack of formal representation by
the main political parties, most of which had condemned the ELAM march in
earlier public statements. He added that it was regrettable that the AI
counter-demonstration was presented by some parts of the media as just another
KISA demo, and the day was over-simplified by some into an anti- and
pro-immigrants matter.
The AI march set off from Eleftheria Square at around 4pm, and headed down
Makarios Avenue with the stated aim of peacefully preventing the ELAM march
from proceeding towards Nicosias old town. They were stopped by police some
600 metres short of the intersection with Grivas Dighenis Avenue, and greeted
the ELAM march with chants such as Fascism will not pass; Racism will not
pass and ELAM equals Golden Dawn, neo-Nazis out of Cyprus.
The two demonstrations broke up peacefully at around 7pm. Police maintained a
visible presence at strategic points in Nicosia throughout Sunday night, with
the express aim of preventing any isolated incidents involving the marchers.
Speaking to state broadcaster CyBC yesterday, KISA president Doros Michael said
that ELAM makes a point of playing on the general tendency also reflected in
the media to emphasise the nationality of anyone charged with committing a
crime or involved in a socially-questionable incident. Unfortunately, many
surveys have shown that Cypriots are very xenophobic, and ELAM is seeking to
capitalise on this.
Polycarpou said that AI will be continuing its efforts to engage the political
parties, trade unions and other groups in setting up a more permanent network
to prevent fascist organisations like ELAM from using the democratic process to
further their anti-democratic views.
He said: It is important to systematically address all aspects of ELAMs
activities, starting by looking at whether the things they are saying are legal
under the Constitution and EU law, both of which forbid incitement of racial
hatred. We need to raise awareness about their real political aims and slogans,
compared to their statements against illegal immigration.
Polycarpou added: We have to consider the prospects for the future, with a
possible solution to the Cyprus problem. It would not be difficult for
inter-communal violence to be provoked with such people around.
CYPRUS MAIL 29/12/09
Published
on December 29, 2009
A HEAVY police presence in the centre of
Nicosia ensured that there were no unpleasant incidents during Sundays rival
protest marches. The two sets of protestors were kept apart by the police and
dispersed peacefully when it was made clear that neither group would be allowed
to go beyond a certain point on Makarios Avenue. One group was demanding action
against illegal immigrants, while the second group - led by the immigrants
support group KISA - was protesting against the racist objectives of the
former.
We could say that the rival marches turned out to be a non-event that has
already been forgotten but this would be a mistake. This was the first time that
a group of youths, with fascist tendencies had held a march in Cyprus to put
across their ultra-nationalist and racist views. Dressed in black and waving
Greek flags, the members of ELAM the Ethniko Laiko Metopo or (National Popular
Front, held a large banner that said, Every foreign worker equals an
unemployed Greek person.
The ELAM march, was supposedly in protest against illegal immigration, but this
was just a pretext, as there is a big state mechanism aimed at combating the
problem. But legal immigrants are an even bigger threat to local jobs, so why
did ELAM not protest against their presence as well? An examination of the
groups blog answers this question and leaves no doubts about their racist
agenda and ultra-nationalist philosophy.
In its blog, ELAM said that illegal immigration diluted the racial identity of
the Greek community, turning it into a bastardised, multi-cultural mass
without a national conscience. The influx of illegal immigrants was now out
of control, it warned before revealing its racist credentials - when there was
a need for foreign workers, European subjects should be employed and not
members of other racial backgrounds from the Third World. In short, the group
is against all immigrants and its focus on illegals should fool nobody. Its
banners were clearly aimed at turning Cypriot workers against all immigrants
for taking their jobs.
This is the way neo-fascist groups in many European countries operate today,
which is why everyone has an obligation to stand up to the ultra-nationalists
of ELAM.
DISY deputy Christos Stylianides was right to call on all the parties and
politicians to take a stand against the racists of this National Popular Front.
We cannot afford to ignore it, because it is currently a fringe group of a
couple of hundred, extremist youths with no support-base.
If the ultra-nationalist supporters of racial purity get out of control they
will pose a much greater threat to our society than impoverished, illegal
immigrants.
CYPRUS MAIL
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Lideri Dimitris Hristofyasın 11 Ocakta başlayacak
yoğunlaştırılmış müzakere süreciyle ilgili
hazırlık çalışmaları devam ediyor.
Liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgo Yakovu dün bir araya gelerek, ocak
ayındaki müzakerelerin gündemi üzerinde çalıştı.
TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Nami,
Yakovu ile birlikte liderlerin 4 Ocakta yapacağı görüşmenin
gündemini oluşturduklarını ve AB konusunun ele
alınmasının
kararlaştırıldığını söyledi.
11 Ocakta başlayacak yoğunlaştırılmış
sürecin detay çalışmasını da yaptıklar