Alparslan'ın kayıp mezarı Türkmenistan'da bulundu

16/12/2009 RADIKAL

Yeri belirlenen mezarın kazılması için Türkmenistan'la protokol imzalanacak. Kazıya ODTÜ de destek veriyor.

İSTANBUL- Eski Türk Tarih Kurumu Başkanı ve öğretim üyesi Prof.Dr. Yusuf Halaçoğlu, Türklere Anadolu'nun kapısını açan Sultan Alparslan'ın mezar yerinin sonunda bulunduğunu açıkladı. Star gazetesinin haberine göre Mezar yerinin Merv'de olduğunu Türkiye tespit etti. Dışişleri ile Türkmenistan arasında imzalanacak protokolün ardından kazı çalışmalarına başlanacağını belirten Halaçoğlu, kazı çalışmalarına ODTÜ ve TÜBİTAK da yerin altını gösteren cihazlarıyla katkıda bulunacağını belirtti.


TALAN EDİLMESİN DİYE


Halaçoğlu, Sultan Alparslan'ın mezar yerinin yerle bir edildiği için kayıp olduğunu, ancak 3 yıl süren bir araştırma sonucunda mezar yerini tespit ettiğini söyledi. Halaçoğlu, “Şu anda yerini tam olarak açıklamak istemiyorum, çünkü talan edilmesin istiyorum. Ben Çağrı Bey'in mezar yerlerini inceleyerek yeri tespit ettim. Krokisini çizdim. Türbenin temellerine ulaştım” diye konuştu.


MALAZGİRT SAVAŞI'NIN DELİLİ


Alparslan'ın mezarının Türkmenistan'da bulunmasının “Malazgirt Savaşı olmadı” diyenlere yanıt olduğunu ifade eden Halaçoğlu, “Malazgirt'e gidelim, dedektörle her tarafı dinleyelim. Bu savaş olmasaydı Türkmenistan'da yaşıyor olacaktık” dedi. (Star)

 

Kıbrıslı Türklerin rızası alınmadı 

BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Apakan, Kıbrıs Barış Gücü'nün görev süresinin uzatılmasıyla ilgili açıklama yaptı.

Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ertuğrul Apakan, Türkiye'nin Kıbrıs'taki geçici BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) kurulma nedenine değil, BM Güvenlik Konseyinin UNFICYP ile ilgili kararlarında kullandığı dile ve UNFICYP'in görev yapmasına ilişkin olarak Kıbrıs Türklerinin rızasının alınmamasına karşı çıktığını belirtti.
   Türkiye'nin Daimi Temsilcisi Apakan, Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) Kıbrıs'taki geçici BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresini 6 aylığına uzatan kararına karşı ''hayır'' oyu kullanmasının ardından, Konsey'de konuyla ilgili Türkiye'nin görüşlerini açıklayan bir konuşma yaptı.
   Türkiye'nin 1964'te UNFICYP'in kurulması arkasındaki niyete hiçbir zaman karşı çıkmadığını belirten Apakan, UNFICYP'in asıl kurulma nedeninin adadaki Kıbrıslı Türkleri korumak olduğunu vurguladı. “Bizim itirazımız her zaman bu kararların alınma yöntemine ve kullandığı dile karşı olmuştur” diyen Apakan, 1964 yılında UNFICYP'i kuran 186 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının ve o zamandan bugüne gücün görev süresini uzatan tüm BMGK kararlarının hep “Kıbrıs hükümetinden” söz ettiğini belirtti.
   Büyükelçi Apakan 1959 Londra ve Zürih antlaşmalarıyla kurulan ortaklık devletinin, yani “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin ve “Kıbrıs hükümetinin” 1963 yılında Rumların Kıbrıslı Türkleri tüm ortaklık devleti kurumlarından zorla atmasıyla aynı yıl yıkıldığını anımsattı. O zamandan beri Kıbrıs'ın tümünü ne yasal ne de fonksiyonel olarak temsil eden ortak ve anayasal bir hükümet bulunmadığının altını çizen Daimi Temsilci, adadaki iki halkın da kendi yönetimleri altında ayrı bir şekilde yaşadıklarını vurguladı. Apakan adadaki Rum idaresini adanın tümünün hükümeti gibi algılayan bu yanlış yaklaşımın da 45 yıldan fazla bir süredir Kıbrıs sorununa adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulma yolundaki ana engel olduğunu belirtti.
   UNFICYP'in adanın kuzeyinde Kıbrıs Türk tarafının iyi niyet ve işbirliği nedeniyle görev yapabildiğini anlatan Daimi Temsilci, ancak Barış Gücü'nün görev süresinin uzatılması kararlarında Ada'da iki tarafın da rızasının açıkça alınması gerektiğini, ancak alınan kararın da yine bunu yapmadığını, yani Kıbrıs Türk tarafının rızasının alınmadığını vurguladı.
   BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un raporunda UNFICYP'in ileride hangi rolü oynayacağına Adadaki iki tarafın karar vereceğini söylediğini ifade eden Daimi Temsilci, “UNFICYP'in geleceğiyle ilgili olarak Kıbrıs Türklerinin söz söyleme hakkı varsa, bugün rıza (UNFICYP'in görev yapmasıyla ilgili) neden Kıbrıs Türklerinden alınmıyor? Bu bir çelişki” dedi.
   Türkiye'nin "Genel Sekreterin iyi niyet misyonunu tamamen desteklediğini" belirten Apakan, Türkiye'nin iki kesimlilik, siyasi eşitlik, iki kurucu halkın eşit statüsü olan BM parametreleri temelinde ortaklık devleti kurma amacıyla sürdürülen müzakerelerde elde edilen güçlü ilerlemeyi memnuniyetle karşıladığını belirtti. İki liderin 23 Mayıs 2008'te kabul ettiği üzere bu yeni ortaklığın bir federal hükümeti ve eşit statüye sahip 2 kurucu devleti olacağını anımsatan Daimi Temsilci Apakan, bu kapsamda Türkiye'nin Genel Sekreter Ban'ın Kıbrıs özel danışmanı Alexander Downer'ın ve ekibinin çabalarına tam destek verdiğini bildirdi.

KIBRIS 16/12/09

 

“Müzakerelerde artık ciddi safhaya girildi”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, BM Genel Sekreteri’nin BM Barış Gücü’nün görev alanı ile ilgili raporun yanı sıra kapsamlı müzakerelerde yaşanan gelişmeleri göz önüne alarak beş buçuk yıl aradan sonra ilk kez “İyi Niyet Misyonu” ile ilgili rapor hazırlamasının önemli bir gelişme olduğuna dikkat çekti.

Hasan Erçakıca, “Bu rapor, müzakerelerde artık ciddi bir safhaya girildiğinin en önemli göstergelerinden biridir” dedi.

“İyi Niyet Misyonu Raporu”nda müzakerelerde elde edilen önemli ilerlemenin birkaç kez kayda geçirildiğini ve çözüm için eşsiz bir fırsat bulunduğunun belirtildiğini kaydeden Erçakıca, raporda, önümüzdeki hafta ve ayların, sorunun çözümünde belirleyici olacağının da vurgulandığını ifade etti.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dün düzenlediği haftalık brifingde, iki raporun da dengeli olduğunun, gelişmelerin mümkün olduğu oranda tarafsız yansıtılmaya çalışıldığının gözlemlendiğini belirtti.

Erçakıca, “Bununla birlikte, eksik veya hatalı görünen unsurlar muhataplarımıza halihazırda iletilmiş olup, Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini yansıtan kapsamlı bir değerlendirme mutat olduğu üzere önümüzdeki günlerde Genel Sekreter’e bir mektup aracılığıyla iletilecektir” şeklinde konuştu.

BM Güvenlik Konseyi kararında da, müzakere sürecinde sağlanan ilerlemenin kaydedilerek, tarafların süreçteki ivmeyi artırmaya ve bu önemli çözüm fırsatını değerlendirerek makul bir zaman içerisinde bir çözüm bulmaya davet edildiğine dikkat çeken Hasan Erçakıca, bu hedeflerin, Türk tarafının amaçları ile tam bir uyum göstermekte olduğunu vurguladı.

OCAK’TAKİ GÖRÜŞMELER

Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabaları çerçevesinde dün bir araya gelen liderlerin, özellikle önlerindeki çalışma döneminin planlanması üzerinde durduklarını  kaydeden Erçakıca, Aralık ayında, Kıbrıs Rum tarafının Avrupa Birliği organlarındaki girişimleri nedeniyle verimsiz bir dönem geçiren görüşme sürecinin Ocak ayında hız kazanacağının artık kesinleştiğini ifade etti.

Rum tarafının Aralık ayında AB organlarındaki TC’nin üyelik müzakereleri ile ilgili girişimlerinde beklediğini bulamadığını belirten Erçakıca, “Kıbrıs Rum tarafına neyin olamayacağını göstermesi bakımından ise Aralık ayı önemli oldu” dedi. 

“Kıbrıs Türk tarafı, Ocak ayında her biri üçer gün olarak planlanan iki görüşmenin verimli geçmesi için elinden geleni yapma kararlılığındadır” diyen Erçakıca, bu amaçla daha önce Ankara’da yapılan istişarelere de bağlı olarak gerekli hazırlıkların yapılmakta olduğunu, Kıbrıs Rum tarafının da benzer hazırlıklar yaparak Ocak ayında Kıbrıs sorununun temel yönleri konusunda anlaşmaya varılabilmesine yardımcı olacak kapasite ile masaya oturmasını umduklarını belirtti.

YEŞİL HAT TÜZÜĞÜ VE RUMLARIN ENGELLEME ÇABALARI

Kıbrıs sorununa çözüm ararken, iki halkın arasındaki ilişkileri iyileştirecek önlemleri de unutmamak gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, şöyle dedi:

“İki halk arasında dengeli ticari ilişkilerin gelişmesi, iki halkın çözüm sürecine ve çözüme inancını pekiştirmesi bakımından önem taşımaktadır. Ne var ki, Kıbrıs Rum tarafının bir Avrupa Birliği uygulaması olan Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında yapılmakta olan ticarete bile çeşitli zorluklarla engel olmaya çalışması, çözüm çabalarını da olumsuz yönde etkilemektedir.”

HALKIN SESI 16/12/09

GÖRÜŞME SÜRECİ HIZLANIYOR

   

“Aralık ayında verimsiz bir dönem geçiren görüşme sürecinin ocak ayında hız kazanacağı kesinleşti”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, BM Genel Sekreteri’nin BM Barış Gücü’nün görev alanı ile ilgili raporun yanı sıra kapsamlı müzakerelerde yaşanan gelişmeleri göz önüne alarak beş buçuk yıl aradan sonra ilk kez “İyi Niyet Misyonu” ile ilgili rapor hazırlamasının önemli bir gelişme olduğuna dikkat çekti. Hasan Erçakıca, “Bu rapor, müzakerelerde artık ciddi bir safhaya girildiğinin en önemli göstergelerinden biridir” dedi.

“İyi Niyet Misyonu Raporu”nda müzakerelerde elde edilen önemli ilerlemenin birkaç kez kayda geçirildiğini ve çözüm için eşsiz bir fırsat bulunduğunun belirtildiğini kaydeden Erçakıca, raporda, önümüzdeki hafta ve ayların, sorunun çözümünde belirleyici olacağının da vurgulandığını ifade etti. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dün düzenlediği haftalık brifingde, iki raporun da dengeli olduğunun, gelişmelerin mümkün olduğu oranda tarafsız yansıtılmaya çalışıldığının gözlemlendiğini belirtti. Erçakıca, “Bununla birlikte, eksik veya hatalı görünen unsurlar muhataplarımıza halihazırda iletilmiş olup, Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini yansıtan kapsamlı bir değerlendirme mutat olduğu üzere önümüzdeki günlerde Genel Sekreter’e bir mektup aracılığıyla iletilecektir” şeklinde konuştu. BM Güvenlik Konseyi kararında da, müzakere sürecinde sağlanan ilerlemenin kaydedilerek, tarafların süreçteki ivmeyi artırmaya ve bu önemli çözüm fırsatını değerlendirerek makul bir zaman içerisinde bir çözüm bulmaya davet edildiğine dikkat çeken Hasan Erçakıca, bu hedeflerin, Türk tarafının amaçları ile tam bir uyum göstermekte olduğunu vurguladı.

OCAK’TAKİ GÖRÜŞMELER
Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabaları çerçevesinde dün bir araya gelen liderlerin, özellikle önlerindeki çalışma döneminin planlanması üzerinde durduklarını kaydeden Erçakıca, Aralık ayında, Kıbrıs Rum tarafının Avrupa Birliği organlarındaki girişimleri nedeniyle verimsiz bir dönem geçiren görüşme sürecinin Ocak ayında hız kazanacağının artık kesinleştiğini ifade etti.

Rum tarafının Aralık ayında AB organlarındaki TC’nin üyelik müzakereleri ile ilgili girişimlerinde beklediğini bulamadığını belirten Erçakıca, “Kıbrıs Rum tarafına neyin olamayacağını göstermesi bakımından ise Aralık ayı önemli oldu” dedi. “Kıbrıs Türk tarafı, Ocak ayında her biri üçer gün olarak planlanan iki görüşmenin verimli geçmesi için elinden geleni yapma kararlılığındadır” diyen Erçakıca, bu amaçla daha önce Ankara’da yapılan istişarelere de bağlı olarak gerekli hazırlıkların yapılmakta olduğunu, Kıbrıs Rum tarafının da benzer hazırlıklar yaparak Ocak ayında Kıbrıs sorununun temel yönleri konusunda anlaşmaya varılabilmesine yardımcı olacak kapasite ile masaya oturmasını umduklarını belirtti.

STAR KIBRIS 16/12/09

ECHR rejects 49 applications of the missing

Stefanos Evripidou CYPRUS MAIL December 16, 2009

THE EUROPEAN Court of Human Rights (ECHR) yesterday rejected 49 applications by Greek Cypriot families of the missing, saying they failed to seek recourse within a reasonable timeframe.

A lawyer for the families, DIKO deputy Andreas Angelides said the decision was a negative and contradictory development since the lack of information on the missing persons is an ongoing issue and therefore a continuing violation made by Turkey.

He noted that the families of the missing sought recourse to the Court in 2000, just ten years after the Varnavas case was submitted. In that landmark judgement and the one regarding Titina Loizidou, the Court had ruled that the violations committed against Cyprus by Turkey were ongoing.

“These missing persons were missing on the day of each application and on the day of the Court’s ruling,” said Angelides.

Despite this, all 49 applications were yesterday rejected by the ECHR, which found that the applications by the families of the missing were submitted beyond a reasonable time period. Angelides noted that the decision was final and there was no scope for appeal.

Head of the Legal Service, Attorney-general Petros Clerides yesterday hinted that the decision to take the 49 cases to the ECHR may have been misguided.

“The Republic of Cyprus was not even informed on these cases so it could be present. It was handled by the applicants through their lawyers. The Court did not even send a notice to the government to intervene,” he said, adding, “I was informed of the Court’s rejection by one of the applicant’s lawyers.”

Asked what relevance the decision had, Clerides said: “Some should not try to ruin what we’ve gained. I am very sorry, but we have passed through hell and high water on the issue of the missing. Let’s not try to destroy what we’ve gained.”

He warned that applications to the ECHR had to be done with great care and a lot of study, “so we don’t go there and lose”.

CYPRUS MAIL 16/12/09

Our View: Time for ‘refugee’ status to end

CYPRUS MAIL December 16, 2009

REFUGEE mothers demonstrated outside the presidential palace on Sunday to protest against state discrimination. They argue that they are victims of sexual discrimination as they are prevented, by law, from passing their refugee status to their children as male refugees are entitled to do. The son of a male refugee is given refugees status, whereas the son of female refugee is not, which is a blatant case of institutional discrimination.

Deputies from all the political parties, for years, have been trying to eliminate the discriminatory provision of the law but have been prevented from doing so by the government. The Papadopoulos government openly defended the law, for practical reasons. If it were changed, more than half the population would have refugee status and be entitled to state help.

The current government, with its populist mentality, had suggested it would change the law, but had a change of heart when it considered the financial implications of swelling the numbers of people with refugee status. It is now avoiding dealing with the matter, the Movement of Refugee and Displaced Mothers of Cyprus, accusing it of going back on its promises.

Fed up of the government inaction, the Movement had filed 40 recourses to the European Court of Human Rights and planned to file more in the future. They would probably win if the ECHR decided to deal with such a trite issue, because they are being discriminated against by the state. What would happen then? Would the government be obliged to issue refugee ID cards to another 50 or 100 thousand people?

This is what happens when populist politicians pass laws without thinking them through. Making refugee status a hereditary right was a resoundingly stupid measure that only the populist political parties of Cyprus would have approved. Someone born after 1974 in the free areas is quite clearly not a refugee, because he was not forced to leave his home by anyone, and the state should never have treated him as one. Thanks to this absurd law, we now have more ‘refugees’ than we had in 1974.

Perhaps poor non-refugees should also organise themselves into a movement and demand equal treatment with the refugees, because they are victims of discrimination as well. Why should a poor, young couple whose parents were not refugees be denied interest-free housing loans? They may have a lower income than the offspring of refugees and therefore be more deserving of state help. In effect, the state is penalising them, depriving them of financial assistance, not because they can afford to buy a house, but because their parents were not refugees. How fair is that?

The only solution is for the government to put an end to all this ‘refugee status’ business. Apart from being unfair, the mass production of refugees is a costly business for the state.

Christofias: body theft proving difficult to solve

George Psyllides CYPRUS MAIL December 16, 2009

POLICE yesterday continued their investigation into the theft of the remains of former president Tassos Papadopoulos while President Demetris Christofias was saddened over the increasing speculation concerning the case.

“I am thinking that time is passing and the case has not been resolved and this saddens me because there is more and more speculation, which is not pleasant for the family or the Republic,” Christofias told reporters.

Between Thursday night and Friday morning, unknown individuals dug up the grave of Papadopoulos, stealing his remains in an act of desecration that has left authorities baffled as to their motive.

Speculation has been rife since then, ranging from holding the body to ransom to attempts to garner resistance to a potential federal solution to the Cyprus problem.

“These events do not honour us, without this meaning that the Republic of Cyprus is to blame,” the president said. “It is a sacrilegious act which was unexpected … and unfortunately the criminals who committed this crime seem to have taken enough measures to make solving this crime difficult.”

The president was yesterday briefed about the investigation from Justice Minister Loucas Louca.

“I hope, despite it being a very difficult case, the police will be able to resolve it,” Louca said afterwards.

Authorities believe the act was the work of a group of people who carried it out in a highly organised manner.

No mechanical equipment was used to lift the 250kg granite slab lying over the tomb, or to dig deep into the muddy grave.

Christofias refused to speculate as to who could be behind the act.

“Speculating is someone else’s job. I can only speak with facts. And this is exactly why we want the case resolved to have facts to talk about,” the president said.

Police have questioned numerous individuals but without any solid leads so far.

They are also checking phone records to determine whether any calls were made from the area in the early hours of Friday.

Omirou: optimism for a solution is not justified

Stefanos Evripidou CYPRUS MAIL December 16, 2009

A THREE-day debate on the 2010 state budget began yesterday at the plenum of the House of Representatives, with speeches by parliamentary leaders covering a wide range of aspects from the Cyprus problem, domestic policy to the economy.

The 2010 budget provides for revenue, excluding loans, of €5.729 billion, surpassing this year’s budget by 6.6 per cent. Expenditure, excluding the paying off of loans, is estimated at €7.922 billion, passing 2009 expenditure by 3.6 per cent.

Presenting the budget to the House last Thursday, Finance Minister Charilaos Stavrakis said the 2010 state budget was drawn up in a responsible and balanced manner. It was growth-orientated, with a social vision and contained no new taxes.

“This is the budget that will get us out of the financial crisis,” he said.

Party leaders and their representatives from AKEL, DISY, DIKO, EDEK, EVROKO and the Greens all spoke at the parliamentary debate yesterday, which will culminate with a vote tomorrow. It is believed that the budget will have an easy ride as it has the backing of AKEL, DIKO, EDEK and the Green party. Opposition party DISY and EVROKO are expected to vote against the bill.

AKEL leader Andros Kyprianou yesterday argued that President Demetris Christofias’ government had taken early measures to tackle the financial crisis. “I want to stress this because some people are trying to pass on the message that the government was inactive in handling the crisis. Most importantly, the measures undertaken by the Christofias government had a social orientation,” he said.

Kyprianou also highlighted that the election of Christofias, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat and Turkey’s progression to the EU now “allow us to talk about a critical if not historic phase in efforts to solve the Cyprus problem”.

The ruling party leader called for unity on the domestic front to achieve the goals set on ending the division.

Opposition DISY leader Nicos Anastassiades warned that the government should not take his party’s support on the Cyprus problem for granted, calling for greater consultation with the party.

He also hit out at recent comments made by Christofias to foreign press regarding the sacrifices he is making as a communist president of a capitalist country in order to reach a solution to the island’s conflict.

“It is inconceivable to hear this from the president of a European country. And he considers it a good deed that he’s running a capitalist state. What does he want to turn it into, one of the regimes from times gone by, which have collapsed,” he asked.

On the Cyprus problem, EDEK leader Yiannakis Omirou was downbeat, saying “optimism for a solution is not justified”. He called on the government to freeze all chapters in Turkey’s accession negotiations as long as the latter fails to meet its obligations to Cyprus.

During last week’s briefing before parliament, Stavrakis said the government is aiming towards development, enhanced social cohesion and macroeconomic stability. He pointed out the need to lift the dependency of Cyprus’ economy on tourism and the construction sector.

Referring to the global financial crisis, Stavrakis said Cyprus’ economy has unavoidably been affected, though “thankfully to a lesser degree”.

However, after a year of “lethargic economic activity”, the government is forecasting for 2010 an increase in the public deficit, government debt and the unemployment rate.

Stavrakis warned that 2010 would be “a difficult year”. The latest budget includes provisions for 30 large-scale public projects and hundreds of smaller ones. The government will launch initiatives to limit the bulky civil service payroll through “bold initiatives” while the budget also includes an “ambitious package” for cracking down on tax fraud and tax evasion.

 

Rumlardan triyonluk tazminat davası

ABD vatandaşı üç Rum, Türkiye ve KKTC aleyhine açtıkları davada toplam bir trilyon dolarlık tazminat istiyor.

 

AA

NTV 17 Aralık. 2009 Perşembe

LEFKOŞA - ABD'de Mihalis Tumazu, Nikolas Kacilaris ve Marula Tombazu isimli Rumlar, ABD'nin Columbia Eyalet Mahkemesinde Türkiye ve KKTC aleyhine, ''eski mallarına ulaşamamaları ve kullanamamalarının karşılığı olarak 400 milyar dolar; manevi tazminat olarak da toplam bir trilyon dolarlık dava açtı.

ABD vatandaşı da olan Rumlar adına dava açan Athan Çimbidis isimli Rum avukat, Güney Kıbrıs'taki Rumları da bu davaya katmak amacıyla Rum tarafında temaslarda bulunuyor.

Avukat Çimbidis, Rum Fileleftheros gazetesine yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ın bir bölümünde süregelen ''işgal'' ve insan hakları ihlalleri iddiasıyla açtıkları davada Türkiye ve KKTC'den ''çok ağır'' bir bedel talep ettiklerini söyledi.

BİR TRİLYON DOLAR İSTENİYOR
Bu davanın yalnız başvuru sahibi üç Rum'u değil, bütün Rumları ilgilendirdiğini savunan Çimbidis, müvekkili olan üç Rum adına Washington'da açtıkları dava ile Türkiye'den, KKTC'deki ''eski mallarına ulaşamamaları ve kullanamamalarının karşılığı olarak 400 milyar dolar tazminat talep ettiklerini bildirdi.

Başvuruda, yine mallarına erişimlerinin ve kullanmalarının reddedilmesi nedeniyle Rumların uğradıkları manevi zarar için de bir trilyon dolar manevi tazminat talep ediliyor.

KKTC, üç davacının ve bütün Kıbrıslı Rumların Kuzey Kıbrıs'taki mallarının reklamını yapmakla da suçlanıyor. Türkiye ve KKTC'den, bugüne kadar eski Rum malı satışlarından aldıkları bütün paraları vermeleri isteniyor. Bunun için Rum mallarının satışı için reklam yapılmasını yasaklayan bir mahkeme kararının da çıkartılması talep ediliyor.

'BÜTÜN GÖÇMENLERİ İLGİLENDİRİYOR'
Çimbidis, ''bu davanın diğer davalardan farkının, ilk kez, dava sahiplerinin ötesinde bütün göçmenleri ilgilendirmesi olduğunu'' savundu.

Başvuru sahiplerinin ABD vatandaşı olmasının şart olmadığını ifade eden Çimbidis, Kıbrıs'ta ikamet eden Rumların da aynı şeyi yapabileceklerini kaydetti. Bu nedenle Çimbidis, Washington'da açılmış davaya katılmak isteyen Kıbrıslı Rumlarla temas etmek amacıyla Güney Kıbrıs'ta bulunuyor.

Çimbidis, Türkiye ve KKTC aleyhine çıkacak bir mahkeme hükmü ile, Washington'da sahip oldukları taşınmazlarının mezada çıkartılması, Türk tarafının belirli bir bankada bulunan bütün yatırımlarına (Kıbrıs Rum malı satışlarından elde edilenlere karşılık olarak) el konulması emrini gündeme getirebileceğini iddia etti.

 

Türkiye ve KKTC'den 1 trilyon dolar istiyorlar!  İlişkili fotoğrafları göster

 

 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ABD'de dava konusu oldu. Mihalis Tumazu, Nikolas Kacilaris ve Marula Tombazu isimli Rumlar, ABD'nin Columbia Eyalet Mahkemesi'nde Türkiye ve KKTC aleyhine "eski mallarına ulaşamamaları ve kullanamamalarının karşılığı olarak 400 milyar dolar; manevi tazminat olarak da toplam 1 trilyon dolarlık dava açtı.


ABD vatandaşı da olan Rumlar adına dava açan Athan Çimbidis isimli Rum avukat, Türkiye'nin 1974'te insan hakları ihlallerinde bulunduğunu ve bunu Amerikan silahlarını kullanarak yaptığını savunuyor. Çimbidis, Güney Kıbrıs'taki Rumları da bu davaya katmak amacıyla Rum tarafında temaslarda bulunuyor.

Çimbidis, Rum Fileleftheros gazetesine yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ın bir bölümünde süregelen "işgal" ve insan hakları ihlalleri iddiasıyla açtıkları davada Türkiye ve KKTC'den "çok ağır" bir bedel talep ettiklerini söyledi.

Bu davanın yalnız başvuru sahibi üç Rum'u değil, bütün Rumları ilgilendirdiğini savunan Çimbidis, müvekkili olan üç Rum adına Washington'da açtıkları dava ile Türkiye'den, KKTC'deki "eski mallarına ulaşamamaları ve kullanamamalarının karşılığı olarak 400 milyar dolar tazminat talep ettiklerini bildirdi.

Manevi tazminat

Başvuruda, yine mallarına erişimlerinin ve kullanmalarının reddedilmesi nedeniyle Rumların uğradıkları manevi zarar için de bir trilyon dolar manevi tazminat talep ediliyor.

KKTC, üç davacının ve bütün Kıbrıslı Rumların Kuzey Kıbrıs'taki mallarının reklamını yapmakla da suçlanıyor.

Türkiye ve KKTC'den, bugüne kadar eski Rum malı satışlarından aldıkları bütün paraları vermeleri isteniyor. Bunun için Rum mallarının satışı için reklam yapılmasını yasaklayan bir mahkeme kararının da çıkartılması talep ediliyor.

Çimbidis, "bu davanın diğer davalardan farkının, ilk kez, dava sahiplerinin ötesinde bütün göçmenleri ilgilendirmesi olduğunu" savundu. Başvuru sahiplerinin ABD vatandaşı olmasının şart olmadığını ifade eden Çimbidis, Kıbrıs'ta ikamet eden Rumların da aynı şeyi yapabileceklerini kaydetti.

Bu nedenle Çimbidis, Washington'da açılmış davaya katılmak isteyen Kıbrıslı Rumlarla temas etmek amacıyla Güney Kıbrıs'ta bulunuyor. Çimbidis, Türkiye ve KKTC aleyhine çıkacak bir mahkeme hükmü ile, Washington'da sahip oldukları taşınmazlarının mezada çıkartılması, Türk tarafının belirli bir bankada bulunan bütün yatırımlarına (Kıbrıs Rum malı satışlarından elde edilenlere karşılık olarak) el konulması emrini gündeme getirebileceğini iddia etti.
CNN TURK 17/12/09

 

Kıbrıslı Rumlardan Türkiye'ye rekor ceza talebi

Üç Kıbrıslı Rum, Türkiye ve KKTC aleyhine toplamda 2.1 trilyon TL'lik dava açtı.

Associated Press haber ajansı, üç Kıbrıslı Rum’un, Türkiye’nin ABD’den tedarik ettiği silahları Kıbrıs’ta insan haklarını ihlal etmek için kullandığı gerekçesiyle bir ABD mahkemesinde dava açtığını bildirdi.    

ABD vatandaşı olan Mihalis Tumazu, Nikolas Kacilaris ve Marula Tombazu adına davayı açan avukat Athan T. Çimbidis, ABD yasalarının diğer ülkelerin Amerikan silahlarını uluslararası hukuka aykırı biçimde kullanmasını yasakladığını söyledi.  

ABD’li avukat bugün yaptığı açıklamada davanın geçtiğimiz Ekim ayında Washington DC mahkemesinde açıldığını ifade ederken, Türkiye’nin 1974 yılındaki Kıbrıs operasyonunda ABD’den aldığı silahları Kıbrıslı Rumları yerlerinden etmek için kullandığını iddia etti.          

Çimbidis açtığı davada Türkiye’den 400 milyar dolar (606 milyar TL) tazminat talep ederken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yetkililerini de Kıbrıslı Rumların mülklerinin satışını destekledikleri için dava edeceğini duyurdu.

1 TRİLYON DOLAR DA MANEVİ TAZMİNAT

Anadolu Ajansı'nın haberine göre, mahkemeye yapılan başvuruda, Güney Kıbrıslıların "mallarına erişimlerinin ve kullanmalarının reddedilmesi nedeniyle Rumların uğradıkları manevi zarar" için de bir trilyon dolar (1.51 trilyon TL) manevi tazminat talep ediliyor.

KKTC, üç davacının ve bütün Kıbrıslı Rumların Kuzey Kıbrıs'taki mallarının reklamını yapmakla da suçlanıyor.

 

Türkiye ve KKTC'den, bugüne kadar eski Rum malı satışlarından aldıkları bütün paraları vermeleri isteniyor. Bunun için Rum mallarının satışı için reklam yapılmasını yasaklayan bir mahkeme kararının da çıkartılması talep ediliyor.

 

"DAVA BÜTÜN GÖÇMENLERİ İLGİLENDİRİYOR" 

 

Çimbidis, "Bu davanın diğer davalardan farkının, ilk kez, dava sahiplerinin ötesinde bütün göçmenleri ilgilendirmesi olduğunu" savundu.

 

Başvuru sahiplerinin ABD vatandaşı olmasının şart olmadığını ifade eden Çimbidis, Kıbrıs'ta ikamet eden Rumların da aynı şeyi yapabileceklerini kaydetti.  Bu nedenle Çimbidis, Washington'da açılmış davaya katılmak isteyen Kıbrıslı Rumlarla temas etmek amacıyla Güney Kıbrıs'ta bulunuyor.

 

Çimbidis, Türkiye ve KKTC aleyhine çıkacak bir mahkeme hükmü ile, Washington'da sahip oldukları taşınmazlarının mezada çıkartılması, Türk tarafının belirli bir bankada bulunan bütün yatırımlarına (Kıbrıs Rum malı satışlarından elde edilenlere karşılık olarak) el konulması emrini gündeme getirebileceğini iddia etti.

TÜRKİYE BÜTÇESİNİN 9 KATI

Toplamda 2.1 trilyon TL'ye çıkan tazminat talebi, Türkiye’nin 2010 yılı için planlanan bütçe gelirinin yaklaşık dokuz misline tekabül ediyor.

DIŞİŞLERİ DAVAYI CİDDİYE ALMIYOR

Hürriyet.com.tr'nin ulaştığı Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, ABD'de açılan davanın varlığını yalanlamazken, "olabilirlik" açısından ciddiye almadıklarını belirttiler.

BENZERİ BİR DAVA REDDEDİLMİŞTİ

ABD mahkemelerinde geçmişte de buna benzer bir dava açılmış, ancak gerekçeleri haksız bulunarak reddedilmişti.

HURRIYET 17/12/09

 

Barış harekatına karşı tazminat harekatı

1974 Kıbrıs Barış Harekatı ABD'de dava konusu oldu. ABD vatandaşı da olan üç Rum Türkiye ve KKTC aleyhine açtıkları davada 1 trilyon dolar istiyor

LEFKOŞA -Mihalis Tumazu, Nikolas Kacilaris ve Marula Tombazu isimli Rumlar, ABD'nin Columbia Eyalet Mahkemesi'nde Türkiye ve KKTC aleyhine "eski mallarına ulaşamamaları ve kullanamamalarının karşılığı olarak 400 milyar dolar; manevi tazminat olarak da toplam 1 trilyon dolarlık dava açtı.
ABD vatandaşı da olan Rumlar adına dava açan Athan Çimbidis isimli Rum avukat, Türkiye'nin 1974'te insan hakları ihlallerinde bulunduğunu ve bunu Amerikan silahlarını kullanarak yaptığını savunuyor. Çimbidis, Güney Kıbrıs'taki Rumları da bu davaya katmak amacıyla Rum tarafında temaslarda bulunuyor.
Çimbidis, Rum Fileleftheros gazetesine yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ın bir bölümünde süregelen "işgal" ve insan hakları ihlalleri iddiasıyla açtıkları davada Türkiye ve KKTC'den "çok ağır" bir bedel talep ettiklerini söyledi.
Bu davanın yalnız başvuru sahibi üç Rum'u değil, bütün Rumları ilgilendirdiğini savunan Çimbidis, müvekkili olan üç Rum adına Washington'da açtıkları dava ile Türkiye'den, KKTC'deki "eski mallarına ulaşamamaları ve kullanamamalarının karşılığı olarak 400 milyar dolar tazminat talep ettiklerini bildirdi.

 


Manevi tazminat

 

 

Başvuruda, yine mallarına erişimlerinin ve kullanmalarının reddedilmesi nedeniyle Rumların uğradıkları manevi zarar için de bir trilyon dolar manevi tazminat talep ediliyor.
KKTC, üç davacının ve bütün Kıbrıslı Rumların Kuzey Kıbrıs'taki mallarının reklamını yapmakla da suçlanıyor.
Türkiye ve KKTC'den, bugüne kadar eski Rum malı satışlarından aldıkları bütün paraları vermeleri isteniyor. Bunun için Rum mallarının satışı için reklam yapılmasını yasaklayan bir mahkeme kararının da çıkartılması talep ediliyor.
Çimbidis, "bu davanın diğer davalardan farkının, ilk kez, dava sahiplerinin ötesinde bütün göçmenleri ilgilendirmesi olduğunu" savundu. Başvuru sahiplerinin ABD vatandaşı olmasının şart olmadığını ifade eden Çimbidis, Kıbrıs'ta ikamet eden Rumların da aynı şeyi yapabileceklerini kaydetti.
Bu nedenle Çimbidis, Washington'da açılmış davaya katılmak isteyen Kıbrıslı Rumlarla temas etmek amacıyla Güney Kıbrıs'ta bulunuyor. Çimbidis, Türkiye ve KKTC aleyhine çıkacak bir mahkeme hükmü ile, Washington'da sahip oldukları taşınmazlarının mezada çıkartılması, Türk tarafının belirli bir bankada bulunan bütün yatırımlarına (Kıbrıs Rum malı satışlarından elde edilenlere karşılık olarak) el konulması emrini gündeme getirebileceğini iddia etti. (aa)

RADIKAL 17/12/09

 

Başbakan ziyaretten memnun

Eroğlu, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Downer’i kabul etti.
Başbakan Derviş Eroğlu, dün sabah, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer’i kabul etti.
   Başbakan Eroğlu, görüşme öncesinde yaptığı açıklamada, Downer ve ekibinin Başbakanlığı ziyaretinin olumlu bir tavır olduğunu belirterek, bundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
   “Özellikle müzakerelerin devam ettiği bir zamanda Başbakanlıkta ziyaret etmeleri bizi memnun etmiştir” diyen Başbakan Eroğlu, Downer’in Avustralya’ya dönmeden önce Yılbaşı arifesinde kendilerini ziyaret etmesinden fevkalade memnun olduğunu söyledi.
   Downer’le müzakerelerin seyri hakkında görüş alışverişinde bulunacaklarını ifade eden Eroğlu, “Bizim de onların da söyleyecekleri vardır, bunları işitmekten memnun olacağız” dedi.
   Başbakan, Downer ve ekibine mutlu yıllar dileyerek, Noel Yortusu’nu kutladı.
   Başbakan, Avustralya’da mevsimin yaz olduğuna işaret ederek, Downer’e, iyi bir yaz tatili geçirmesi dileğinde bulundu.
   Downer ise açıklamasında, yaz tatili için ayrılmadan önce Başbakan’ı makamında ziyaret ederek görüşmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, kendini, elinden gelenin en iyisini yaparak, Kıbrıs’ta liderlerin, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın bir çözüme ulaşmalarına adadığını kaydetti.
   Görevlerinden birinin adanın iki tarafında da çeşitli çevrelerle temaslarda bulunmak olduğunu belirten
Downer, kesinlikle zor bir görüşme süreci olduğunu, çünkü adanın yıllardır bölünmüş olduğunu ve BM parametreler çerçevesinde, iki kesimli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe, dışarıda tek temsiliyete dayalı federal bir çözümle adayı yeniden birleştirmenin büyük bir uğraş gerektirdiğini ifade etti.
   Ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını ve bunun gerçekleşebileceği yönünde, güçlükleri göz ardı etmeden ihtiyatlı iyimser olduğunu yineleyen Downer, Başbakan’ı ziyaret ederek çalışmalarını anlatmaktan da mutluluk duyduğunu söyledi.
   Taraflar görüşmeden sonra açıklama yapmadı.

Downer, son gelişmeleri anlattı

   BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nda Kıbrıs müzakereleriyle ilgili son gelişmeleri anlattığı bir sunum gerçekleştirdi.
   Oda meclisi ve üyelerine yönelik olarak gerçekleştirilen ve dün saat 18:00’de başlayan sunum basına kapalı olarak yapıldı.
   Sunum öncesinde kısa bir açıklama yapan Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Günay Çerkez, Downer’in Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olarak çok zaman sarf ettiğini ve büyük bir çaba ortaya koyduğunu söyledi.
   Çerkez, davetlerini kabul ettiği ve kendilerini Kıbrıs müzakerelerindeki son gelişmelerle ilgili olarak aydınlatacağı için Downer’e teşekkür etti.

KIBRIS 17/12/09

EROĞLU FEVKALADE MEMNUN!

   

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer, Başbakan Eroğlu’nu ziyaret ederek çalışmalarını anlattı. Eroğlu ziyarette, Downer’in Avustralya’ya dönmeden önce Yılbaşı arifesinde kendilerini ziyaret etmesinden fevkalade memnun olduğunu söyledi.

Başbakan Derviş Eroğlu, dün sabah, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer’i kabul etti. Başbakan Eroğlu, görüşme öncesinde yaptığı açıklamada, Downer ve ekibinin Başbakanlığı ziyaretinin olumlu bir tavır olduğunu belirterek, bundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

“Özellikle müzakerelerin devam ettiği bir zamanda Başbakanlıkta ziyaret etmeleri bizi memnun etmiştir” diyen Başbakan Eroğlu, Downer’in Avustralya’ya dönmeden önce Yılbaşı arifesinde kendilerini ziyaret etmesinden fevkalade memnun olduğunu söyledi.
Downer’le müzakerelerin seyri hakkında görüş alışverişinde bulunacaklarını ifade eden Eroğlu, “Bizim de onların da söyleyecekleri vardır, bunları işitmekten memnun olacağız” dedi.

Başbakan, Downer ve ekibine mutlu yıllar dileyerek, Noel Yortusu’nu kutladı.
Başbakan, Avustralya’da mevsimin yaz olduğuna işaret ederek, Downer’e, iyi bir yaz tatili geçirmesi dileğinde bulundu.

BÜYÜK UĞRAŞ GEREKİYOR
Downer ise açıklamasında, yaz tatili için ayrılmadan önce Başbakan’ı makamında ziyaret ederek görüşmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, kendini, elinden gelenin en iyisini yaparak, Kıbrıs’ta liderlerin, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın bir çözüme ulaşmalarına adadığını kaydetti.
Görevlerinden birinin adanın iki tarafında da çeşitli çevrelerle temaslarda bulunmak olduğunu belirten Downer, kesinlikle zor bir görüşme süreci olduğunu, çünkü adanın yıllardır bölünmüş olduğunu ve BM parametreler çerçevesinde, iki kesimli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe, dışarıda tek temsiliyete dayalı federal bir çözümle adayı yeniden birleştirmenin büyük bir uğraş gerektirdiğini ifade etti.

Ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını ve bunun gerçekleşebileceği yönünde, güçlükleri göz ardı etmeden ihtiyatlı iyimser olduğunu yineleyen Downer, Başbakan’ı ziyaret ederek çalışmalarını anlatmaktan da mutluluk duyduğunu söyledi. Taraflar görüşmeden sonra açıklama yapmadı.

STAR KIBRIS 17/12/09

ARA BÖLGEDE PROTESTO!

   

Bazı Türk ve Rum Siyasi Partiler Ledra Palace’ta bir araya geldi. CTP, DP ve TDP temsilcileri Slovak Büyükelçisi’ni protesto ederek toplantının yapıldığı salonu terk etti. Toplantıya katılan YKP, KSP ve BKP de protestoyu yersiz buldu.

Bazı Türk ve Rum siyasi partiler, Slovakya’nın Güney Kıbrıs Büyükelçiliği organizasyonunda ara bölgedeki Ledra Palas Otel’de rutin olarak düzenlenen toplantılar çerçevesinde dün yeniden bir araya geldi. Ancak, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Demokrat Parti (DP) ile Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) temsilcileri, toplantının başlamasından kısa bir süre sonra, Slovak Büyükelçisi Anna Turenicova’yı, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın AB büyükelçileri için 25 Kasım’da düzenlediği öğle yemeğine katılmadığı için protesto ederek salonu terk etti.

Ledra Palace Otel’de saat 10.30’da gerçekleştirilen toplantıya KKTC’den CTP, DP, TDP, YKP, BKP ve Kıbrıs Sosyalist Partisi KSP temsilcileri, Güney Kıbrıs’tan da AKEL, DİKO, DİSİ, EDEK, Birleşik Demokratlar, ADİK, EPALKSİ ve Yeşiller Parti temsilcileri katıldı. Toplantıya Kıbrıs Türk tarafından CTP’den Erkut Şahali, DP’den Bengü Şonya, TDP’den Sami Dayıoğlu, BKP’den İzzet İzcan, YKP’den Alpay Durduran ve Murat Kanatlı, KSP’den de Kâzım Öngen katıldı. Toplantının başlamasından kısa bir süre sonra DP Dış İlişkiler Sekreteri Bengü Şonya söz alarak, Slovakya’nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Anna Turenicova’yı söz konusu tutumundan dolayı protesto ettiklerini belirtti. Şonya’nın konuşmasının ardından CTP, DP ve TDP temsilcileri Erkut Şahali, Bengü Şonya ve Sami Dayıoğlu, Turenicova’yı protesto ederek salondan ayrıldı.

TARAFSIZLIĞA ÖNEM VERMESİ GEREKİYOR
Toplantının başında DP adına söz alan Dış İlişkiler Sekreteri Bengü Şonya, 25 Kasım’da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Avrupa Birliği büyükelçileri için düzenlediği öğle yemeğine katılmayan Slovakya’nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Anna Turenicova’yı protesto ettiklerini ve toplantıyı boykot ettiklerini açıkladı. Şonya konuşmasında, “Kıbrıs Türk tarafının daha önce olduğu ve gelecekte de olacağı gibi Ada’daki kurucu ortaklardan birisi olduğunu ve Slovakya’nın bu toplantılara devam etmek istiyorsa tarafsızlığa daha fazla önem göstermesi gerektiğini” vurguladı.

“DENGELİ VE ADİL DAVRANMALI”
Toplantıya CTP adına katılan Dış İlişkiler Sekreteri Erkut Şahali de, toplantıyı terk ettikten sonra TAK muhabirine yaptığı açıklamada, Turenicova’nın davranışını Slovak Elçiliği’nin karşılıklı saygı ve eşitlikçi tutumuna aykırı bulduklarını söyledi ve toplantıların selameti açısından daha dengeli ve adil davranılması gerektiğini söyledi. Şahali, “Nasıl ki siyasi partilere eşit mesafede duruluyor ve davranılıyorsa, iki toplumun liderlerine de aynı şekilde davranılmalıdır, Kıbrıs Rum yönetiminin Ada’daki yabancı konuklara yönelik bu baskısını kınıyoruz” ifadelerini kullandı.

ESKİ BÜYÜKELÇİ İÇİN SAYGI DURUŞU
Toplantıda Slovak Büyükelçiliği’ni Büyükelçi Anna Turenicova ve Yardımcısı Roman Gal yanında Slovak Dışişleri Bakanlığı’ndan Nada Hlavackova hazır bulundu. Toplantı öncesi 1989’da başlayan iki toplumlu siyasi parti toplantılarının kurucusu Slovak kökenli eski Çekoslovakya’nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Emil Keblusek anısına 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

KİMİLERNE GÖRE HAKSIZ VE YERSİZ
Bu arada BKP, YKP ve KSP, ortak açıklama yaparak, Slovakya’nın Kıbrıs Büyükelçiliği organizasyonu ile Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi partilerin Ledra Palace Otel’de yer alan dünkü toplantısını, CTP, DP ve TDP temsilcilerinin terk etmesini eleştirdi. BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan, YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı ve KSP Genel Sekreteri Yusuf Alkım imzasıyla yapılan açıklamada, toplantıda hazır bulunan BKP, YKP ve KSP temsilcilerinin 20 yıldır tüm zorluklara karşı iki toplumu yakınlaştırmayı ve Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olmayı hedefleyen çalışmaların popülist yöntemlerle provoke edilmesini benimsemedikleri için toplantıyı terk etmedikleri belirtildi.
Slovak Büyükelçi Anna Turenicova’nın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın AB büyükelçilerine yönelik yemeğine katılmadığı gerekçesiyle toplantının terk edilmesinin yanlış olduğu savunulan BKP, YKP ve KSP açıklamasında, şöyle denildi:
“Çözüm ve barışa en çok ihtiyaç duyduğumuz böyle hassas bir dönemde Slovak Büyükelçisi Anna Turenicova’ya karşı girişilen bu haksız ve yersiz protesto eylemini onaylamadığımız gibi, Sn. Anna Turenicova’nın Kıbrıs’ta çözüm çabalarına katkısının yemeğe katılan İsveç, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Finlandiya, İtalya, Hollanda, İngiltere, Polonya Büyükelçilerinden daha az olmadığını hatırlatmakta yarar görürüz”

STAR KIBRIS 17/12/09

 

‘No ransom demand in Papadopoulos case’

George Psyllides CYPRUS MAIL December 17, 2009

POLICE YESTERDAY denied a ransom demand has been made for the return of the body of former president Tassos Papadopoulos, snatched last week after his grave was dug up.

“We contacted the former president’s family and it is categorically denied,” police spokesman Michalis Katsounotos said. “Such a demand has not been made to the family.”

Papadopoulos’ remains were stolen last Friday, in what was described as a professionally executed act that has left authorities baffled over a possible motive.

Police yesterday said they have the results from DNA tests conducted on evidence – reportedly a cigarette butt and a door handle – collected from the scene at the Deftera cemetery on the outskirts of Nicosia.

Katsounotos said the force has also received information from Interpol regarding similar cases overseas.

He declined to comment on whether the new information led the police to any specific direction.

“These two new aspects are being evaluated and will be used together with the rest of the material we have at our disposal, “Katsounotos said.

Through the information received from Interpol, police will see the mode of operation of the criminals and the methods used by the authorities in those countries in order to fill in the “jigsaw puzzle of what further action may be required on our part,” Katsounotos said.

He said Interpol has not handed over any information on the suspects in those cases – only the manner in which they acted and the methodology.

“We compare what we have before us with what happened in the past in other countries and see if the way is the same and whether we can move in a specific direction.”

Police have questioned a large number of people and searched various areas but so far have come up empty.

Daily Politis yesterday reported that authorities were looking into the activity of 12 mobile phones and three fixed lines in connection with the case.

Katsounotos did not deny the report though he noted that certain matters are not the object of public discussion.

A day before the anniversary of his December 12, 2008 death, the former president’s corpse was removed from its casket overnight in torrential rain after the culprits shifted a granite slab and dug through several feet of earth.

Police believe the perpetrators used lime to cover their tracks. There was also a power cut in the area at the time.

 

‘Outsource title deeds procedure’

 George Psyllides CYPRUS MAIL December 17, 2009

THE ISSUING of title deeds for new properties currently takes up to 20 years in some areas of Cyprus with thousands pending, the island’s developers association said yesterday.

Lakis Tofarides, the chairman of Land and Building Developers Association said between four to seven years are needed to issue a title in the Nicosia district while it could take 10 or 20 years to issue a title in the coastal areas if there are no irregularities or changes to the property.

“I assure you, in most cases there are changes and irregularities,” Tofarides told reporters.

An estimated 130,000 titles are still pending, though many concern privately owned houses, the developers said.

The association suggested allowing private certified experts to carry out 11 of the 12 procedures currently needed to issue a title, letting the land registry handle the final approval.

This, the developers said, would enable the state to issue 30,000 to 40,000 titles annually, without an additional cost and receive at least €30 million more a year from transfer fees.

It will also free the property market from rigid bureaucratic procedures and Cyprus will stop being discredited abroad as a problematic property market that does not issue titles and traps buyers.

The association welcomed the government’s decision to implement a building amnesty and suggested that incentives should be given so entice the largest possible number of owners.

If the amnesty succeeds it could fetch the state over €300 million in just a few years, the developers said.

They also recommended the introduction of a unified development authority that will have the form of a one-stop shop to handle all procedures for issuing permits, since it will include all relevant services like, town-planning, municipalities, and public works.

“This will abolish the current bureaucracy, avoid unnecessary expenses and issue necessary permits in a short period,” Tofarides said.

The developers had several suggestions aiming to rejuvenate the property market that has taken the hardest hit from the global economic crisis.

They want the scrapping of transfer fees where VAT is imposed.

“We are saying that government revenue will increase with a cut in fees,” Tofarides said.

Around 27 per cent of the cost of buying a property goes to the government.

He said transfer fee scales should be amended to reflect the current state of affairs.

They had been imposed around 10 years ago when an average apartment cost €51,000 (£30,000).

The state charged three per cent for the first €85,000 (£50,000), five per cent for the next €85,000 (£50,000) and eight per cent thereafter.

This was designed so that people could acquire a home with low transfer fees – in that case €1500 (£900).

But today, the same apartment costs €200,000 (£120,000) with people asked to fork out €9,000 in transfer fees and an additional €30,000 in VAT.

“The figures are frightening,” Tofarides said.

The association called for a cut in the capital gains tax – from 20 per cent to 10 per cent – for a specific period of time to help land deals to be carried out in more reasonable prices and contain the phenomenon of undeclared cash that never enters the economy.

Kapattıkça, daha da güçleniyorlar...

Bu değerlendirmeyi, daha önce de sizlerle paylaşmıştım. Ancak şu anda öylesine güncel ki, tekrar yazmak istedim. Bakın bugüne kadar kimleri kapatmışız ve nasıl bir sonuçla karşı karşıya kalmışız.
Herşeyin başında, bugüne kadar Devlet ve Yargı tarafından kapanan parti sayısı 31’e vardı. Bunların bir bölümü yargı kararlarıyla, diğer bir bölümü de ihtilal yapan askerler tarafından kapatıldılar. Yandaki liste, yargı tarafından kapanmak üzere olan ve karar oradan çıkmadan kendi kendini feshedenleri kapsamıyor.
Hepsinin ortak yanı, kapananların bir süre sonra başka isimlerle ve aynı kadrolarla yollarına devam etmeleri ve zayıflayarak yok olmayıp, tam aksine daha da güçlenip, taraftar sayısını arttırıp Türk siyasetine damgalarını vurabilmeleridir.
Herşey 1954’te Millet Partisiyle başladı.
O dönemde Anayasa Mahkemesi filan yoktu. Sulh Ceza Mahkemesine dava açılır ve tek hakimli bu mahkeme kararını verirdi.Millet Partisi, Osman Bölükbaşı, Fevzi Çakmak, General Sadık Aldoğan gibi isimlerden oluşmuştu. Genelde muhafazakar bir dilleri vardı. Kapanma nedeni olarak da, laikliğe aykırı davranış olarak gösterildi. Ancak bu parti sonradan Köylü Partisi ile birleşerek Bölükbaşı’nın  liderliğinde hayata devam etti ve sonunda MHP adıyla ve  Türkeş’ in liderliğinde Türk siyaset hayatına damgasını vurdu.
Ardından, 1960 ihtilaliyle Demokrat Parti kapatıldı. Ancak o da, Süleyman Demirel’in liderliğinde Adalet Partisi ve Doğruyol Partisi diye yola devam etti.
Parti kapatmalar Anayasa Mahkemesi’nin 1963’ten itibaren devreye girmesiyle artıyor. Yandaki listeye dikkat edecek olursanız, 1980’e kadarki dönemde kapatılanların bir bölümü  laiklik karşıtı oldukları gerekçesiyle kapatılan partiler ağırlıklı. Diğer bölümü de Komünistlikle suçlananlar.
12 Eylül darbesiyle, bütün partiler kapatıldı ve liderleri belirli sürelerle hapsedildiler, ancak ilginçtir, hapse girenlerin neredeyse tümü sonradan Başbakan oldular.Demirel-Ecevit-Erbakan ülkenin kaderini yönlendirdiler.
1990’lardan bugüne kadar geçen dönemde ise, laiklik karşıtı veya başka bir deyişle İslamcı veya Dinci diye nitelenen partilerin sayısı artarken, Kürtçüler ağırlıklı şekilde devreye giriyor. Solculuk veya Komünizm kaybolunca, kapatmalar da bitiyor.
Özetlemek gerekirse, kapatmaların hiçbir işe yaramadığı açıkça bilinmesine rağmen, nedense hiçbir iktidar, Anayasa değişikliğine gitmeyerek bu suça iştirak etmişlerdir. Üstelik eskiden kapatılmış partilerin liderleri , tekrar başa geçtiklerinde de konuyla ilgilenmemişler, parti kapatma mekanizmasını adeta, rakiplerini yok etmenin bir başka yolu gibi görmüşlerdir.
Bir toplum böylesine dar görüşlü olur , siyasetçileri de kendilerini bu kadar kısır bir davranıştan kurtaramazlarsa, o zaman kimsenin ağlamaya hakkı kalmaz.
Yani, kendi düşen ağlamaz...


PARTİ MEZARLIĞI
1.Millet Partisi 1954 LAİKLİK KARŞITI
2.Demokrat Parti  1960 LAİKLİK KARŞITI
3.İşçi-Çiftçi Partisi (İÇP)-(1968), SOLCU
4.MİLLİ NİZAM PARTİSİ (MNP)-( 1971), İSLAMCI
5.Türkiye İleri Ülkü Partisi (TİÜP)-( 1971), LAİKLİK KARŞITI
6.Türkiye İşçi Partisi (TİP)-( 1971), SOLCU
7.Büyük Anadolu Partisi (BAP)-( 1972),  LAİKLİK KARŞITI
8.CHP (1980) GEREKÇE YOK
9.AP (1980) GEREKÇE YOK
10.MHP (1980) GEREKÇE YOK
11.MSP (1980) İSLAMCI
12.Türkiye Emekçi Partisi (TEP)-( 1980), SOLCU
13.Büyük Anadolu Partisi (1992), LAİKLİK KARŞITI
14.Sosyalist Parti (1992), SOLCU
15.Yeşiller Partisi (1994), SOLCU
16.Halk Partisi (1991), SOLCU
17.Türkiye Birleşik Komünist Partisi (1991), SOLCU
18.Halkın Emek Partisi (1993), KÜRTÇÜ
19.Özgürlük Demokrasi Partisi (1993), KÜRTÇÜ
20.Sosyalist Türkiye Partisi (30 Kasım 1993), SOLCU
21.Demokrasi Partisi (16 Haziran 1994), KÜRTÇÜ
22.Demokrat Parti-2 (13 Eylül 1994), LAİKLİK KARŞITI
23.Demokrasi ve Değişim Partisi (19 Mart 1996), SOLCU
24.Diriliş Partisi (1996), İSLAMCI
25.Emek Partisi (1997), SOL
26.Sosyalist Birlik Partisi (7.6.1994), SOL
27.REFAH PARTİSİ (16.1.1998),  İSLAMCI
28.Demokratik Kitle Partisi (26.2.1999)  SOL
29.FAZİLET PARTİSİ (22.06.2001), İSLAMCI
30.Halkın Demokrasi Partisi (13 Mart 2003)  KÜRTÇÜ
31.DTP (11 Aralık 2009) KÜRTÇÜ

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 18/12/09

 

3 kayıp şehit daha toprağa veriliyor

Kayıp arama çalışmaları sırasında, kalıntılarına ulaşılarak kimlik tespitleri yapılan 3 şehit için bugün Lefkoşa’da cenaze töreni düzenlenecek.

23 Aralık 1963’te Rumlar tarafından kaçırılan ve şehit edilen Naim Hüseyin, Kemal Hüseyin ve Salih Mehmet’in kemikleri, bugün düzenlenecek askeri törenle Lefkoşa Mezarlığı’ndaki şehitliğe defnedilecek. Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği’nden yapılan açıklamaya göre saat 10.00’da gerçekleştirilecek törende şehit kardeşi Mehmet Ali Göçer konuşma yapacak.

KIBRIS 18/12/09

TÜRKLERE 49 YIL İSRAİLLİYE 99 YIL

   

KKTC’ye yatırım yapan Kıbrıslı Türk ve Türkiyeli şirketlere kamu arazileri 49 yıllığına kiralanırken, İsrailli bir şirkete 99 yıllığına kiralanması için çalışmalar yapılıyor

Bafra ve İskele bölgesinde yaklaşık 1,5 milyar dolar yatırım yapan 15 Kıbrıslı Türk ve Türkiyeli şirkete kamu arazileri 49 yıllığına kiralanırken, Yeni Erenköy’de yatırım yapan İsrailli bir firmanın, 200 milyon dolarlık projesinin büyüklüğünü öne sürerek, elindeki kamu arazisinin kira süresinin 99 yıla çıkarılması için bazı, “Girişimler” yaptığı öğrenildi

Hatırlanacağı üzere, CTP-ÖRP hükümeti döneminde Kıbrıs Türk siyasal yaşamında ilk kez kamu arazilerinin kiralanmasında bakanlar kuruluna 99 yıla kadar kiralama yetkisi veren bir yasal düzenleme yapılıp yürürlüğe konmuştu

Kamuya ait arazilerin KKTC’de ilk kez yabancı bir firmaya 99 yıllığına kiralanarak devredileceği haber verildi.
Yeni Erenköy bölgesinde, İsrailli bir firmanın 49 yıllığına kirasında bulunan büyük bir hazine arazisinin kira sürenin 99 yıl olacak şekilde yeniden düzenlenmesi için hükümet düzeyinde çalışma başlatıldığı öğrenildi.

49 YILLIĞINA KİRALANMIŞTI
İsrailli İşadamı David Lewis başkanlığındaki yabancı bir şirket, yakın geçmişte iş kadını Sıdıka Atalay’ın 49 yıllığına kirasında olan söz konusu arazinin haklarını satın alarak, bu bölgede; bir marina ve içinde 2 otel bulunan bir tatil köyü yapacağını açıklamıştı.
Marina’nın yapımı ile ilgili çalışmalara başlanmış olan söz konusu arazi ile ilgili olarak kira süresinin 49 yıldan 99 yıla çıkarılması talebi, CTP-ÖRP hükümeti döneminde özel girişimlerle siyasi yetkilileri nezdinde gündeme getirilmişti.
İsrailli işadamının eski hükümet döneminde de bazı yetkilerden bir takım sözler aldığı belirtiliyor

99 YIL İÇİN ÇABALAR HARCANDI
Konuyla ilgili olarak İsrailli firma ve iş çevrelerinden edinilen bilgilere göre, eski hükümet döneminde kira sözleşmesinin 99 yıla çıkarılacağıyla ilgili olarak verilen birtakım sözler oldu. Bu amaçla yasal zemin de hazırlandı. 2008 yılında 52/2008 Sayılı “Taşınmaz Mal Edinme Ve Uzun Vadeli Kiralama (Yabancılar) Yasası” meclisten geçirildi. Ancak 99 yıllık kira sözleşmesi yapılmadan erken genel seçimlere gidildi.
19 Nisan Erken Genel seçimleriyle işbaşına gelen UBP hükümetinin de, İsrailli firmanın kirasında bulundurduğu 200 küsur dönümlük araziyle ilgili olarak sözleşmenin yenilenerek kira süresinin 99 yıla çıkarılması talebine sıcak baktığı öğrenildi.

ERDİL NAMİ BİLGİ VERDİ
İsrailli işadamı David Lewise Başkanlığındaki Karpaz Bay Resort firmasının, Karpaz Gate Marina ismiyşe hayata geçirmeye çalıştığı projenin danışmanlığını Kıbrıs Türk Ticaret Odası Eski başkanlarından Erdil Nami yürütüyor.
Star Kıbrıs muhabirinin konuyla ilgili olarak bilgisine başvurduğu İşadamı Erdil Nami, projenin Kuzey Kıbrıs’a yapılan en büyük yabancı yatırım olmaya aday olduğunu ileri sürdü.
Projenin ana konseptinin marina olduğunu ifade eden Nami, marina yakınlarına bir tatil köyü inşa edileceğini ve bu tatil köyü içinde biri 5 yıldızlı diğeri de 7 yıldızlı olmak üzere iki otelin de yer alacağını söyledi.

PROJE 20 YILA YAYILIYOR. 49 YIL YETMEZ
Yatırım öngörülen arazinin İş kadını Sıdıka Atalay’a ait bir şirketin satın alınması yoluyla Karpaz Bay Resort firmasının kirasına geçtiğini belirten Nami, kira süresinin 49 yıl olduğunu da belirtti. Projenin büyüklüğüne işaret eden Nami tamlanabilmesi için 20 yıla ihtiyaç duyulduğunu ve bu nedenle 49 yıllık kira sözleşmesini 99 yıla çıkarmak için yetkili makamlar nezdinde girişimleri bulunduğunu söyledi.
Proje tamamlandığında yaklaşık 700 kişiye istihdam sağlayacağını belirten Nami, bu büyüklükte bir projenin hayata geçmesi durumunda civarının da yeni yatırımlarla bundan yararlanacağını ileri sürdü. Nami projenin 2021 yılına kadar 5 aşamalı olarak tamamlanacağını da verdiği bilgilere ekledi.

YATIRIMCI ÇEVRELER RAHATSIZ
Yabancı uyruklu bir firmaya KKTC tarihinde ilk kez 200 dönüm gibi çok büyük bir devlet arazisinin 99 yıllığına kiralanmak istenmesi olayının Kıbrıslı Türk iş çevrelerinde huzursuzluğa yol açtığı öğrenildi.
Konuyla ilgili rahatsızlıklarını belirten işadamları KKTC’de şimdiye kadar kamu arazilerinin kiralanmasında tanınan en uzun sürenin 49 yıl olduğunu belirterek ilk kez bir arazinin 99 yıllığına kiralanmaya hazırlanıldığına işaret ediyor.
KKTC vatandaşı olup da ülkeye büyük yatırımlar yapan başka yatırımcılar olduğunu ileri süren işadamları, 99 yıllığına kira hakkı tanınacaksa bunlara da tanınması gerektiği görüşünü öne sürüyor.
Kamu arazilerinin devlet eliyle 49 yıllığına kiralanması olayının “Yap, İşlet, Devret” modeli olduğuna işaret eden yatırımcı çevreler, 99 yıllığına kiralanmanın ise “Yap, Sat” modeline girdiği üzerinde duruyor.

STAR KIBRIS 18/12/09

 

600 MİLYAR EURO İSTİYORLAR

   

Mihalis Tumazu, Nikolas Kacilaris ve Marula Tombazu isimli Rumlar adına ABD’nin Columbia Eyalet Mahkemesi’nde Türkiye ve KKTC aleyhine dava açan Athan Çimbidis isimli Rum avukat, Türkiye ve KKTC’de 600 milyar Euro talep ediyor

Mihalis Tumazu, Nikolas Kacilaris ve Marula Tombazu isimli Rumlar adına ABD’nin Columbia Eyalet Mahkemesi’nde Türkiye ve KKTC aleyhine dava açan Athan Çimbidis isimli Rum avukatın, Türkiye ve KKTC’de 600 milyar Euro talep ettiği belirtildi
Fileleftheros Gazetesi, Mihalis Tumazu, Nikolas Kacilaris ve Marula Tombazu isimli Rumlar adına ABD’nin Columbia Eyalet Mahkemesi’nde Türkiye ve KKTC aleyhine dava açan Athan Çimbidis isimli Rum avukatın, Güney’deki Rumları da bu davaya katmak amacıyla Güney’de bulunduğunu yazdı ve bu gazeteye yaptığı açıklamaya yer verdi.

600 MİLYAR EURO TALEP EDİLİYOR

“İşgale Astronomik Ceza... Washington’da Türkiye ve Sahte Devlet Aleyhine Milyarlık Dava” başlıklı habere göre Çimbidis; “Kıbrıs’ın bir bölümünde süregelen işgal ve Rumların insan hakları ihlalleri” iddiasıyla açtıkları davada Türkiye ve KKTC’den “çok ağır” bir bedel talep etmekte olduklarını söyledi ve bu davanın yalnız başvuru sahibi üç Rum’u değil bütün Rumları ilgilendirdiğini savundu.
Gazete, Çimbidis’in müvekkili olan üç Rum adına Washington’da açtıkları dava ile Türkiye’den; KKTC’deki “eski mallarına ulaşamamaları ve kullanamamalarının karşılığı olarak 400 milyar dolar (275 milyar 84 milyon 400 bin Euro) tazminat talep ettiklerini söylediğini yazdı, şöyle devam etti: “Athan Çimbidis gazetemize yaptığı açıklamada, davanın yalnız müvekkilleriyle değil, 1974’teki istila ve süregelen işgal nedeniyle işgal bölgelerindeki mallarını yitiren bütün Kıbrıslı Rumlarla ilgili olduğunu söyledi.

Yine, mallarına erişimlerinin ve kullanmalarının reddedilmesi nedeniyle uğradıkları manevi zarar için de tazminat talep ediliyor. Mahkemeden; toplam bir trilyon dolar (600 milyar Euro) manevi tazminat talep ediliyor.

KKTC YANILTICI REKLAM YAPIYOR

Sahte devlet, üç davacının ve bütün Kıbrıslı Rumların işgal bölgelerindeki mallarının yanıltıcı reklamını yapmakla da suçlanıyor. Türkiye ve sahte devlet tarafından, bugüne kadar yaptıkları ticari işlemlerden (yani Kıbrıs Rum malı satışlarından) aldıkları bütün paraları vermeleri isteniyor. Bunun için Rum mallarının satışı için reklam yapılmasını yasaklayan bir mahkeme kararı da çıkartılması isteniyor.

Çimbidis bize, bu davanın diğer davalardan farkının, ilk kez; dava sahiplerinin ötesinde bütün göçmenleri ilgilendirmesi olduğunu söyledi. Yine, başvuru sahiplerinin Birleşik Devletler vatandaşı olmasının ve dava başvurusunda bulunmasının şart olmadığına işaret eden Çimbidis, Kıbrıs’ta ikamet eden Rumların da aynı şeyi yapabileceklerini kaydetti. Bu nedenle Çimbidis, Washington’da açılmış davaya katılmak isteyen Kıbrıslı Rumlarla temas etmek amacıyla bu günlerde Kıbrıs’ta bulunuyor.”

TAŞINMAZLAR DONDURULABİLİR

Gazete haberinin; “Malların Dondurulması Tehlikesi” başlıklı haberinde ise Türkiye’nin ve KKTC’nin Washington’daki bütün taşınmazlarının dondurulması tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu savundu.
Gazeteye göre Çimbidis, Türkiye ve KKTC aleyhine çıkacak bir mahkeme hükmü ile, Washington’da sahip oldukları taşınmazlarının mezada çıkartılması, Türk tarafının belirli bir bankada bulunan bütün yatırımlarına (Kıbrıs Rum malı satışlarından elde edilen) el konulması emrini gündeme getirebileceğini savundu.

STAR KIBRIS 18/12/09

 

İZALOSYONLARIN KALDIRILMASI İSTENDİ

   

Dış ülkelerde Yaşayan Kıbrıslı Türkler Birliği, Downer’e Kıbrıs sorunuyla ilgili rapor sundu

“Dış Ülkelerde Yaşayan Kıbrıslı Türkler Birliği” dün Dış Basın Birliği’nde BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ile görüşerek Kıbrıs sorunuyla ilgili bir rapor sundu.
Downer’e sunulan raporda Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kalkması gerektiği, izolasyonların Kıbrıslı Türkler üzerindeki etkileri, Annan Planı referandumu sonuçları ve bunların etkileri, Kıbrıs’ta yaşayan Kıbrıslı Türklerin sosyo-ekonomik durumu, Kıbrıslı Türklere verilen sözlerin tutulmaması ve tüm bu konularla ilgili öneriler gibi bölümler yer alıyor. Sunum öncesinde bir konuşma yapan “Dış Ülkelerde Yaşayan Kıbrıslı Türkler Birliği” KKTC Temsilcisi ve birlik kurucularından Kerem Hasan, Downer’e birliğin kuruluşuyla ilgili bilgiler verdi. Derneğin; Amerika, Avustralya, İngiltere, KKTC ve Almanya’da temsilcilikleri bulunduğunu söyleyen Hasan, dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan çok sayıda Kıbrıslı Türk’ü temsil ettiklerini belirtti. Kıbrıslı Türklerin özellikle saygı, eşitlik ve tanınma konusundaki fikirlerini uluslararası arenada ifade ettiklerini, bu konularda lobicilik yaptıklarını kaydeden Hasan; hazırladıkları raporda izolasyonların sonuçlarıyla ilgili detaylı bilgilere yer verdiklerini söyledi. Kıbrıslı Türklerin izolasyonlar konusunda çok hassas olduğunu belirten Hasan, Kıbrıs müzakereleri devam ediyor diye izolasyonlar konusunun rafa kaldırılmaması gerektiğini belirtti. Siyasi eşitlik, kendi devletlerini ve izolasyonların kaldırılmasını istediklerinin altını çizen Hasan, Downer’e hazırladıkları raporun yanı sıra Kıbrıs sorunuyla ilgili bazı kitaplar ve izolasyonların kalkması ve doğrudan ticareti simgeleyen bir Güzelyurt portakalı vereceklerini de kaydetti.

STAR KIBRIS 18/12/09

 

Our View: The Cyprus problem will not be solved at the ECHR

CYPRUS MAIL December 18, 2009

NOBODY should be surprised by the decision of the European Court of Human Rights to reject 49 applications by Greek Cypriot families of the missing. The Court rejected the applications because they had not been submitted within a reasonable period of time, which is set at six months after domestic court remedies had been exhausted. For the court this was in 1990 when the last application by families of the missing had been submitted; the 49 applications were filed after the year 2000.

The decision was final and could not be appealed. The Attorney-general Petros Clerides expressed his displeasure, saying that individual applications could ruin all the gains made by the Republic at the ECHR. He also had an indirect dig at the lawyers representing the individuals, saying that these cases required great care and deep study to be successful. “The Court did not even send notice to the government to intervene,” he said.

This was hardly surprising, given the way that Greek Cypriots have been going to the ECHR with individual applications against Turkey. Cypriots, encouraged by lawyer/politicians have come to treat the ECHR like a local district court, thinking that every human rights violation by Turkey deserved to be examined. After the 2004 referendum, almost 2000 applications were submitted to the ECHR by refugees who were being prevented from going to their homes by Turkey.

This absurd situation was caused by the lawyer/politicians, who created the impression when campaigning against the Annan plan, that the Cyprus problem could be solved fairly by the filing of hundreds of applications for property rights violations. This abuse of the ECHR resulted in the Court suggesting the establishment of the Property Commission in the north to which all refugees were referred. The decision was a humiliation for our government as it indirectly recognised an institution of the pseudo-state as offering an adequate local remedy.

The latest decision was another snub to the Republic, even though the ECHR cited a technical reason for rejecting the 49 applications. The clear message is that the Court is not prepared to look at every individual application made against Turkey, after dealing with certain test cases and issuing rulings. Even from a practical point of view, Greek Cypriots would not have been permitted to hog the Court’s time as it has other applications to deal with as well.

The latest decision is yet another warning, after the setting up of the property commission in the north, that the Cyprus problem would not be solved at the ECHR, as many of our lawyer/politicians have been suggesting. It is also an emphatic refutation of the long-held view, propagated by the lawyer-politicians, that we can secure a just settlement by winning court battles. We will not because the Cyprus problem is a political issue that can only be solved politically.

 

Greek Cypriots sue Turkey for $400b in US court

Sebastian Heller CYPRUS MAIL December 18, 2009

A CLASS action suit seeking $400billion in damages for occupied Greek Cypriot property from the Republic of Turkey and the ‘TRNC’ was filed in the United States District Court for the District of Columbia on October 19, 2009.

The suit was filed by three Greek Cypriots, Mihalis Toumazou, Nicolas Kantzilaris and Maroula Toumpazou, by Washington DC-based attorney Athan Tsimpedes.

The lawsuit is asking the court to decide that Turkey and the ‘TRNC’ should pay compensation for the denial of access, use and enjoyment of Greek Cypriot land in the north.

Turkey is being sued as a foreign state in violation of its duty of care. The lawsuit is based on the fact that Turkey invaded Cyprus in 1974 and is maintaining an illegal occupation with the use of American weapons.

According to US law Turkey had the duty not to use the weapons obtained from the US in violation of international law or offensively. People whose rights are affected by this violation can sue Turkey through the American courts.

Tsimpedes said during a news conference yesterday, that the lawsuit seeks $400 billion in compensation, not only for the properties but also for the infrastructure including, utilities, ports, ancient sites and the monies received by Turkey from using the properties belonging to displaced owners and local municipalities.

According to Tsimpedes, the TRNC would most accurately be classified in the USA as an organised crime outfit, as it’s not recognised as a state, and it is engaging in commercial activity within the US itself for example in its advertisement of properties for sale in the north.  Thus the TRNC portion of the case would come, at least in part, under the Racketeer Influenced and Corrupt Organisations Act (RICO).

“The outcome of the action will be much sooner than the ten years or so it takes at the European Court of Human Rights.  Most importantly, the court has power to compel the liquidation of assets belonging to the defendants in the US,” explained Tsimpedes.

This means that if the case was successful the US government could seize and liquidate assets held in the US by Turkey itself and by the ‘TRNC’ in order to pay the compensation due the claimants.

He said pre-trial issues were estimated to take approximately two to three years to resolve with the trial itself taking around a year.

Asked what he thought his chances of succeeding were he said: “I wouldn’t be here if I thought my chances of success were small”.

The fee to participate in the trial is 25 per cent of the gross amount of any compensation received and $300 per land deed.

Tsimpedes recognises that he would be opening a Pandora’s box in terms of international legal precedent with this case by prosecuting the basis of arms dealing, addressing the basis on which war is conducted and the spoils arranged, and classifying the ‘TRNC’ as a mafia-style  entity.  “I set the precedent on suing foreign governments,” he said.

Tsimipedes has already won a case against the French state, and the next case he is planning is against the Government of Iraq.

Anyone who owns or has right to property, businesses, assets or has suffered individual injuries can take part in the lawsuit. Tsimpedes called on every person interested to join in case the court denies the certification of the class action and only individual cases go forward.

The lawyer explained that in case of a solution in Cyprus before the conclusion of the trial or the settlement of the case, the plaintiffs who have filed their actions will preserve the rights to the compensation determined by a court as opposed to the compensation for property rights that will be determined by such a solution.

Happy ending for tug-of-love family...but it took 23 years

CYPRUS MAIL December 18, 2009

 

A BRITISH woman snatched her daughter twice from her Turkish Cypriot husband but her child ended up blaming her for not getting to know her father and his family and cut all contact with her mother for nearly five years.

In her story, which was published in the British tabloid Daily Mail online yesterday, Georgina Han recounts how she took her daughter Jayhan, who was born in 1986, from the north when she was just a baby and left for the UK but the girl’s father later managed to snatch her back when she was four years old and kept her for two years until 1990 when Georgina decided to take matters into her own hands.

“My heart was racing so fast I thought it was going to burst out of my chest as I stole up the garden path, ready to abduct my daughter Jayhan from her father's home in Turkish Cyprus.

It had been two long years since he'd snatched her from my home in Essex, and, despite going through all the official channels, I'd got nowhere. My only chance was to forcibly take her back.

I was sick with nerves and hardly able to breathe as I stealthily approached the kitchen door. Outside sat a sympathetic British Army officer in a Jeep with the engine running, ready to make a quick getaway once I'd got her,” said Georgina. Jahan was then six.

Georgina was 20 when she met barber Hussein Han, 28, while travelling in the north of Cyprus in 1984.

“ ... I quickly became pregnant, but within a matter of months I knew our relationship was a mistake,” she said.

Georgina knew she had to leave Cyprus but Hussein would not let her so one day she “sneaked out” with her daughter in her arms and left for the UK.

“Despite everything, I knew that it was important for Jayhan to know her family, and agreed to stay in contact with Hussein via relatives he had in Wembley,” Georgina said.

Before Christmas 1990 she allowed Jayhan’s granddad, who was visiting the UK to take her out for the day.

“That was the last time I’d see my little girl for two years,” Georgina said.

The next day Hussein phoned her and said she would never see her daughter again. Despite her efforts there was nothing legal she could do.

But in January 1992 she received a call from a British army officer stationed in Cyprus who offered to help get Jayhan back.

After snatching Jayhan, they raced back to the Green Line checkpoint, desperate to get there before the alarm was raised.

“In the car, I pulled off Jayhan’s headscarf and dark clothes, swapping them for bright western ones to try to fool the border guards,” Georgina said. “I already had a passport for Jayhan so she could travel back to Britain.”

Back home, Georgina thought her troubles were over but in the years that followed the trauma of the incident pushed them apart.

“I snatched Jayhan only out of love and concern for her, but she ended up blaming me for her not knowing her father and his family,” Georgina said.

As time passed Jayhan started asking questions about her father but Georgina was reluctant to explain, saying she would tell her everything when she was 18.

But Jayhan secretly tracked down her father and visited him in Cyprus when she was 17.

“I was incredibly upset and our relationship started to disintegrate,” Georgina said.

She “blamed me for the fact that when she’d met her father he had seemed a distant figure to her,” she added.

When Jayhan was 18 she left home and cut all direct contact with her mother. “The only news I had of her was through a very old family friend,” Georgina said. “It was awful”.

But two months ago Jayhan called Georgina and told her she was proud of “my courage for not giving up on getting her back.” “As time passed I slowly started to understand the extreme position mum had been in,” said Jayhan, now 23.

“I realised that both my parents had acted out of love for me and both of them had wanted me in their life.”

“I have seen my dad twice since, one time in Cyprus and another when he came over here to visit. I have found it hard to form a bond with him,” Jayhan said. But she hopes that over time their relationship will grow.

 

Stelios impressed with quality of bi-communal applications

George Psyllides CYPRUS MAIL December 18, 2009

BUSINESSMAN Sir Stelios Haji-Ionnou will today award bi-communal enterprises with €50,000 each during a ceremony that will be held in Nicosia.

Haji-Ioannou, the founder of easyGroup, is personally funding the awards to promote islandwide, bi-communal business cooperation between entrepreneurs.

He believes it is a step to bolster cooperation and mutual trust between the island’s divided communities.

“When there is trust and communication the situation can possibly improve,” Haji-Ioannou told the Cyprus News Agency yesterday.

The competition is addressed to entrepreneurial teams that include at least one Greek Cypriot and one Turkish Cypriot born in Cyprus.

The team should have demonstrated activity island-wide by the end of the summer 2009.

Haji-Ioannou has pledged to give away one million euros over the next four years.

Nine enterprises have been short-listed out of around 50, and up to five could expect to receive €50,000 each.

“When I told people what I was going to do they said I would be lucky if I receive two-three applications because people do not want to cooperate,” Haji-Ioannou said. “Almost 50 applications, and naturally I am happy.”

Haji-Ioannou said he had difficulty in making his selection.

“I was impressed with the quality of the applications,” he said. “It looks like the award encouraged more enterprises between the two communities to be born and this is the essence.”

He said Cyprus is always in his heart and he wanted to do something to bring the communities closer.

The competition will encourage more business people to try to cooperate beyond the dividing line.

“I think when people start to cooperate and trust and communicate between them, it is more possible that the situation will improve. And I believe business cooperation can be a good way to start the procedure,” Haji-Ioannou said.

 

Liderlerin evlerindeki görüşmeler iptal

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın yoğunlaştırılmış görüşmeler çerçevesinde Ocak ayında kendi evlerinde görüşmeler gerçekleştirilmesi düşüncesinden vazgeçildi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Özel Temsilcisi Özdil Nami, liderlerin evlerindeki imkanların yetersizliği ve zaman tasarrufu nedeniyle bu kararın alındığını söylerken, Rum basını ise bu kararın Rum muhalefet partilerinin tepkileri nedeniyle alındığını bildirdi.

Liderler, bir süre önce, 11, 12 ve 13 Ocak’ta Rum lider Hristofyas’ın; 18, 19 ve 20 Ocak’ta ise Cumhurbaşkanı Talat’ın evinde 3’er günlük yoğunlaştırılmış müzakere gerçekleştireceklerini açıklamıştı.

Öte yandan güneyde yayımlanan Fileleftheros gazetesi, “Ev Görüşmeleri İptal Oluyor – Yoğunlaştırılmışa Evet Evlerde Görüşmeye Hayır – İçteki Tepkiler Sonrasında Başkan Yeniden Düşünüyor” başlıkları altında manşetten verdiği haberinde, özellikle DİKO ve EDEK’ten gelen tepkilerin ardından Hristofyas’ın, tam gün sürecek yoğunlaştırılmış müzakerelerin liderlerin evlerinde yapılmasından vazgeçtiğini öne sürdü.

Habere göre, Hristofyas, bu tam gün görüşmelerin 11, 12, 13, 18, 19 ve 20 Ocak tarihlerinde yapılması konusundaki fikrini sürdürürken, görüşmelerin liderlerin evleri yerine, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’taki Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun’un evinde yapılması görüşünü benimsiyor.

Gazete, Hristofyas’ın son bakanlar kurulu toplantısında, görüşmelerin yapılmayacağı yönünde bilgi verdiğini iddia ederek, önceki gün kendisine yöneltilen bir soruya karşılık da, daha önce görüşmelerin yapılması konusunda yaptığı açıklamadan farklı bir tutum ortaya koyduğunu yazdı.

HRİSTOFYAS: BOŞA GÜRÜLTÜ YAPILIYOR

Habere göre, Kopenhag’daki İklim Zirvesi’ne katılmak amacıyla önceki gün Güney Kıbrıs’tan ayrılışında Larnaka Havaalanında, liderlerin evlerinde yapılacak görüşmelere yönelik tepkilerin sorulması üzerine yaptığı açıklamada Hristofyas; Rum siyasi partilerin bu tip açıklamalar yerine ne olduğuna dair bilgi almak amacıyla bizzat kendisiyle temasa geçmiş olmalarını diledi.

Hristofyas, “Günün sonunda bunca gürültünün boşuna olduğu ortaya çıkacak. Yoğunlaştırılmış görüşmelerin nerde ve nasıl olacağına dair resmi açıklama yapılana kadar, şimdilik bunu söylemekle yetineceğim” şeklinde konuştu.

PARTİLERDEN “BİR KEZ DAHA DÜŞÜN” ÇAĞRISI

Öte yandan gazete, AKEL dışında diğer Rum siyasi partilerinin, Hristofyas’a, KKTC’ye geçerek Talat’ın evinde görüşme gerçekleştirmesi konusunda bir kez daha düşünmesi çağrısında bulunduklarını yazdı.

Habere göre, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, dün yaptığı açıklamada, yoğunlaştırılmış görüşmelerin yeri konusunda henüz karar alınmadığını, kararın tıpkı Hristofyas’ın da dediği gibi, Rum siyasi partilerle yapılacak diyalog sonrasında alınacağını açıkladı.

Kiprianu ayrıca, görüşmelerin nerde yapılacağının kendilerini rahatsız etmediğini de vurguladı.

DİKO Parlamento Sözcüsü Andreas Angelidis ise, Hristofyas’ın Talat’la Girne’de bir araya gelme konusunu yeniden düşünmesinin “doğru yönde yapılan bir hareket” olduğunu savundu.

KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru ise, Hristofyas’ın sadece Kıbrıslı Rumların lideri değil, her şeyin ötesinde “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devlet başkanı” olduğunu, bu yüzden de konuyu ikinci kez düşünmesinin kendisini memnun edeceğini savundu.

EUROKO Başkanı Dimitris Silluris de, müzakerelerin başarıya ulaşması için “ev görüşmelerinin” yapılmasının değil, Türk tarafının uzlaşmaz tutumunun değişmesinin gerektiğini ileri sürdü.

Rum Ekologlar Ve Çevreciler Hareketi Milletvekili Yorgos Perdikis de, Hristofyas’a “ev görüşmeleri” fikrinden vazgeçmesi çağrısında bulundu.

HALKIN SESI 19/12/09

 

 

Gözyaşları şehitlerimiz için...

Kayıp arama çalışmaları sırasında, kalıntılarına ulaşılarak kimlik tespitleri yapılan 3 şehit Mehmet Salih, Kemal Hüseyin ve Naim Hüseyin için Lefkoşa’da cenaze töreni düzenlendi.

23 Aralık 1963’te Rumlar tarafından kaçırılan ve şehit edilen Naim Hüseyin, Kemal Hüseyin ve Salih Mehmet’in kemikleri, düzenlen askeri törenle Lefkoşa Mezarlığı’ndaki şehitliğe defnedildi.

Saat 10.00’da gerçekleştirilen törende şehit kardeşi Mehmet Ali Göçer bir konuşma yaparken, törene, şehitlerin aileleri ve yakınları, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat  adına Siyasi İşler Özel Danışmanı Hakkı Müftüzade, üst düzey sivil ve askeri yetkililer, kurum, kuruluş ve dernek temsilcileri katıldı.

Cenaze namazının ardından şehitler kortej eşliğinde mezarların başlarına taşındı. Şehitlerin defni ve çiçeklerin konulmasından sonra, dua okundu.

Cenazede şehit ailelerin gözyaşları bitmek bilmedi. Feryat eden ailelerin acısı yürekleri dağladı.

Şehit Naim Hüseyin’in kardeşi Mehmet Ali Göçer, yaptığı konuşmada, şehitlerin yoldan alınarak ve kafalarından darp edilerek öldürüldüklerini kaydederek, Kıbrıs Türklerinin bir kez daha bu acıları yaşamaması dileğinde bulundu.

Göçer, suçluların bulunarak en kısa zamanda cezasının verilmesini istediklerini de sözlerine ekledi.

HALKIN SESI 19/12/09

 

Güney’le ticarette biz kazançlıyız”

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu dün gece Ekonomi ve Enerji Bakanlığı’nın 30 milyon 66 bin 364 TL’lik ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın 169 milyon 500 bin TL’lik 2010 bütçesini görüşerek kabul etti.

Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun, ekonomisinde yapısal sorunlar bulunan ülkelerde kamu kesiminin yapılanması, reel sektörün desteklenmesi ve mali sektörün yeniden yapılanması üzerinde durulduğunu söyledi.

Geçen dönemde mali sektörde iyi yol kat edilirken, reel sektörde kaynakların kamunun açıklarının kapatılmasında kullanıldığının görüldüğünü ifade eden Atun, bütçe rasyonel yönetilmediği için ciddi bütçe açıkları olduğunu, bütçenin şişerek patlayacak hale geldiğini kaydetti.   Bu nedenle stopaj uygulamasına gidildiğini kaydeden Sunat Atun, ekonomik büyümenin daraldığını anlattı.

Sunat Atun, ucuz finansman, kolay erişim, istihdam ve enerji maliyelerinin üretimin maliyetlerini oluşturduğunu ifade etti.

Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun, görünmeyen gelirler kaleminde, turizm gelirlerinde 2000-2009 arasında istikrarlı artış bulunduğunu, bunun da ülkenin hangi alanlarda başarılı olacağının göstergesini yarattığını ifade etti.

Atun, 2009 cari işlemlerinin 125 milyon dolar artacağını belirtti.

“GÜNEYLE TİCARETTE BİZ KAZANÇLIYIZ”

Siyasi nedenlerle detay veremese de Güney’le ticaretten KKTC’nin kazançlı olduğunu açıklayan Atun, Güney Kıbrıs’ın Yeşil Hat Tüzüğü’yle ticareti engelleme girişimine işaret etti. Atun, bu konuda AB yetkililerine yazılar yazdıklarını bildirdi ve AB büyükelçilerinin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini söyledi.

Ülkedeki 7.5 milyon dolarlık mevduatın yüzde 84’ünün vadeli hesaplarda tutulduğunu, bunun da bankaların uzun vadeli kredi vermesine engel oluşturduğunu bildiren Sunat Atun, alacakların ise maliyetli ve uzun zaman gerektirdiğini kaydetti.  Atun, icra ve iflaslarla ilgili bir yasa tasarısı hazırlayacaklarını bildirdi.

Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun, enerjide önümüzdeki yıl iletim ve dağıtım hatlarının devamlılığının sağlanacağını; gerek yerel gerekse TC kaynaklarından 20 milyon Euro’ya yakın kaynak ayrıldığını, bunun kaliteli ve kesintisiz elektrik sağlanması için yapıldığını anlattı.

Bakan Atun, elektrik kaçağı yanında, enerji verimliliği ve tasarruf bilincinin de sorun olduğunu ifade ederek, vatandaşın ve devletin cebinden çıkacak paraların önüne tasarruf ve bilinçle geçilebileceğini söyledi.

HALKIN SESI 19/12/09

APOLİTİK GİRİŞİM

   

Kerem HASAN

Kıbrıslı milyarder işadamı Sir Stelios Haji-Ioannou’nun Türk ve Rum iş ortaklığı aracılığıyla, adada barışa katkı sağlamayı amaçlayan Stelios Vakfı İşbirliği Ortaklığı Ödülü’nün finali ara bölgede dün yapıldı.

Ara bölgedeki Chateu Status Restoran’da gerçekleşen törende, ödülü kazanan 5 Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum ortaklarına 50’şer bin Euro’luk çek verildi.
Dünya havacılık tarihinde “No frills” yani “ Süssüz” seferleriyle yepyeni bir çığır açan EasyJet’in sahibi ve kurucusu milyarder Rum işadamı Sir Stelios Haji-Ioannous, STAR KIBRIS’a özel açıklamalarda bulundu.

‘ETKİNLİK SİYASİ DEĞİL’
Siyasi içerikli olmayan bir etkinlik yapıldığını belirten Sir Stelios, iki toplum arasındaki işbirliği ve dayanışmaya katkı koymanın önemli olduğuna vurgu yaptı.
50’ye yakın başvuru yapıldığını söyleyen Sir Stelios; “Apolitik bir girişimde bulundum. Çünkü amacım iki toplum arasındaki işbirliği ve dayanışmaya katkı koymak” dedi.
Sir Stelios şunları söyledi: “Bazı müracaatlar bir sayfa olarak geldi, bazıları daha kapsamlı plan olarak geldi. Ben planlara değil, çalışan işbirlikleri ödüllendirmek istedim. Ancak o planları yapan diğer yarışmacılar hayal kırıklığı yaşamasın. O planlar gelecek yılki yarışma için. O zamana hayata geçirsinler ve yarışma için yine müracaat yapsınlar”

Büyük şirketlerin bir ekonomide önemli olduğuna da vurgu yapan Sir Stelios; “Ancak küçük şirketlerin de çok iş olanağı sağladığını düşünüyorum. Dolaysıyla bugün hem küçük şirketlere, hem de Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum ortak veya ortaklar arasında yapılan iş birlik şirketlerine 50’ye yakın elemeden sonra, 5’ine ödül vereceğiz” dedi.

‘FİKRİ ALDIM İLERİYE GÖTÜRDÜM’
‘No frills’ uçma konsepti hakkında da bilgi veren Sir Stelios; “Aslında ben bir fikri alıp, daha ileri götürdüm ve geliştirdim. Amerikan bir havayolu ile yaptığım bir yolculukta böyle bir şey ile karşılaştım ve bunun Avrupa kıtasında büyük bir eksiklik olduğunu gördüm” dedi.
Törene ayrıca Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı temsilen Özdil Nami katıldı. Rum Yönetimi Başkanı’nı temsilen ise Yorgo Yakovu katıldı.

‘İKİ TOPLUM İÇİN ÖNEMLİ ETKİNLİKLER’
Konuyla ilgili STAR KIBRIS’a konuşan Cumhurbaşkanı’nın Özel Temsilcisi Özdil nami; “Bu tür etkinliklerin elbette iki toplum için gereklidir ve ilişkilere katkı yapıyor. Törende de söylediğim gibi ticaret ve tüm konularda karşılıklı anlayış ve işbirliğinin gereksinimi üzerinde bulundum. Bilindiği üzere Yeşil Hat Tüzüğü’nün tam olarak son zamanlar bazı sıkıntılar yaşanmaktadır. Dolaysıyla bu tür etkinliklerin sorunların giderilmesine yardımcı olacağını düşünüyorum. İki taraf arasında hoş görüyü de artıracağını düşünüyorum” dedi.

“BU BİR İLK”
Rum Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu ise törende yaptığı konuşmada, böyle bir törenin ilk yaşandığını vurgulayarak, Stelios ailesini de yakından tanıdığını, başarılı bir insanın topluma böylesi bir hizmet vermesinden dolayı kutladı.

STAR KIBRIS 19/12/09

EV TARTIŞMASI SON BULDU

   

Ocak’taki müzakereler liderlerin evleri yerine Zerihoun’un evinde yapılacak. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Özel Temsilcisi Nami: Talat Ve Hristofyas’ın evlerinin yeterli imkanı olmaması ve zaman tasarrufu için bu karar alındı

Rum Başkanlık Komseri Yakovu Ocak’taki müzakerelerin “büyük olasılıkla” Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun’un, eski Lefkoşa Havaalanı bölgesinde bulunan evinde gerçekleştirileceğini söyledi.

Dışişleri Bakanı Özgürgün: Bunu sürpriz bulmadım... Rumların uzlaşmazlığı çözülebilecek bir sorun değil

Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde, daha önce Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın evlerinde yapılması kararlaştırılan Ocak ayındaki görüşmelerin, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun’un ara bölgedeki evine alındığı açıklandı.
TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Özel Temsilcisi Özdil Nami, liderlerin evlerindeki imkanların yetersizliği ve zaman tasarrufu nedeniyle bu kararın alındığını söyledi. Nami, Kıbrıs müzakereleri çerçevesindeki ilk görüşmenin de Zerihoun’un evinde yapıldığını hatırlattı. Liderler, bir süre önce, 11, 12 ve 13 Ocak’ta Rum lider Hristofyas’ın; 18, 19 ve 20 Ocak’ta ise Cumhurbaşkanı Talat’ın evinde 3’er günlük yoğunlaştırılmış müzakere gerçekleştireceklerini açıklamıştı.

Bu arada Pazartesi günü bir araya gelecek olan Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın, Ocak ayında yapacakları görüşmelerin detaylarını ele alması bekleniyor. İki lider Pazartesi günü yapacakları söz konusu görüşmeden sonra müzakerelere yeni yıla kadar ara verecek. Öte yandan Rum Başkanlık Komseri Yrogos Yakovu, Ocak ayında liderler arasında gerçekleştirilmesine karar verilen yoğunlaştırılmış müzakerelerin, “büyük olasılıkla” Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun’un, eski Lefkoşa Havaalanı bölgesinde bulunan evinde gerçekleştirileceğini söyledi. Haberi veren Rum radyosu RIK, Yakovu’nun, yaptığı açıklamada, konuya ilişkin çeşitli senaryoların tartışıldığını ve en nihayet, söz konusu görüşmelerin, eski havaalanı alanında ve büyük olasılıkla Zerihoun’un evinde gerçekleştirileceğinin göründüğünü kaydetti. Açıklamasında, söz konusu konutun BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs özel danışmanlarının evi olduğunu söyleyen Yakovu, evin boş olduğunu çünkü Özel Temsilci Zerihoun’un burada kalmadığını ifade etti.

SÜPRİZ BULMADIM

Konu ile ilgili açıklama yapan Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, liderlerin evinde yapılacak görüşmelerin BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun’un ikametgahına kaydırılması konusunda yaptığı açıklamada, bunu sürpriz bulmadığını, “Bu olayla Rumların ne kadar katı ve uzlaşmaz oldukları bir kere daha ortaya çıktı” dedi. Özgürgün, Rumların uzlaşmazlığının çözülebilecek bir sorun olmadığını belirterek, Türk tarafının iç politik gailelerden uzak hareket ederek birlik olup Rum uzlaşmazlığını ortaya koyması gerektiğini vurguladı.

STAR KIBRIS 19/12/09

 

DAVUTOĞLU: ‘KIBRIS’TA HAKLI BİR TALEBİMİZ VAR’

   

Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu; Kıbrıs'ta kalıcı ve adil barışı sağlayan bir çözüm peşinde koşmanın da haklı bir talep olduğunu söyledi

Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu; Kıbrıs'ta kalıcı ve adil barışı sağlamak ve bu çerçevede Kıbrıs Türk halkının haklarını gözeten bir çözüm peşinde koşmanın da haklı bir talep olduğunu söyledi
Estonya Dışişleri Bakanı Urmas Paet ile görüşmesinden sonra düzenlenen ortak basın toplantısında, Kıbrıs konusunu da ele aldıklarını ifade söyledi.
Davutoğlu, bir soru üzerine; Kıbrıs'ta kalıcı ve adil barışı sağlamak ve bu çerçevede Kıbrıs Türk halkının haklarını gözeten bir çözümün peşinde koşmanın da haklı bir talep olduğunu ifade etti.

Davutoğlu, 2004 yılında BM planı kabul edilmiş olsaydı, bugün ortada bir çelişki olmayacağını belirterek, planın kabul edilmemiş olmasının sorumlusunun Kıbrıs Rum Yönetimi olduğunu kaydetti.

ÖNÜNE GEÇİLMESİ GEREKİRDİ

'Kıbrıs Rum Yönetiminin AB'de Türkiye'ye engel koyma çabasının önüne geçilmesi gerekirdi' diyen Davutoğlu, son beş yıl içinde adalet ve hakkaniyet gereği plana 'evet' diyen Kıbrıs Türk halkına verilen sözlerin yerine getirilmediğine işaret etti. Plana 'hayır' diyen Kıbrıs Rum Yönetimine birtakım yaptırımlar uygulanmış olsaydı, bugün yine bir çelişkinin olmayacağını yineleyen Davutoğlu, çelişkinin, plana ve barışa hayır diyen tarafın, AB üyesi yapılmasıyla ortaya çıktığını belirtti.

TAVİZ VERMESİNİ Mİ GEREKTİRİR?

Davutoğlu, 'Bu çelişkinin giderilmesi, hakkaniyeti ortadan kaldıracak şekilde Türkiye'nin taviz vermesini mi gerektirir, yoksa AB değerleri etrafında hakkaniyet ilkesi ve Avrupa değerleri etrafında eşit bir tavırla adada çözümü temin etmeyi mi gerektirir? Kanaatimiz ikincisidir' diye konuştu. Dışişleri Bakanı, kimsenin bu adaletsizliklere rağmen Türkiye ve Kıbrıs Türk halkının benimsemediği ve adalete uygun olmayan bir çözümü kabul etmek suretiyle AB yolunun açılacağı gibi bir kanaat içinde olmaması gerektiğini kaydetti.

KONUK BAKANLA PAYLAŞTIM

Kıbrıs konusunda son AB kararlarına yansıyan bazı unsurların Türkiye'yi ne kadar rahatsız ettiğini konuk bakanla paylaştığını kaydeden Davutoğlu, 'her ne surette olursa olsun Türkiye'nin AB konusundaki kararlılığının devam edeceğini' vurguladı ve 'Türkiye'nin Kıbrıs'ta kalıcı ve kapsamlı çözüm bulma çabaları sürecek' dedi. Davutoğlu, bu konuda Estonya'nın da destek olacağını, Türkiye'nin de Estonya'nın verdiği bu destekten ötürü memnun olduğunu ifade etti.

Davutoğlu, 'AB üyelerinin çoğu, Türkiye'ye bu anlamda destek vermektedir. Ümit ederiz ki bu konuda şu ana kadar beklediğimiz objektif tutumu göstermeyen ülkeler de yaptıkları stratejik hatanın farkına varırlar' dedi.

BM ÇERÇEVESİNDE KATKI

Estonya Dışişleri Bakanı Paet de bir soru üzerine, Kıbrıs ile ilgili sürecin hassas olduğunu ifade Etti.
'Temel anahtar adada yaşayan kişilerin elinde olmalıdır' diyen Paet, bu konuda uluslararası camianın BM çerçevesinde katkı sağlayabileceğini ifade etti.
Ortada son derece olumlu düşünülmesini gerektirecek bir hava olduğunu belirten Paet, 'Kıbrıs meselesinin en kısa zamanda olumlu bir neticeye ulaşmasını arzu ediyorum' dedi.

STAR KIBRIS 19/12/09

 

HRİSTOFYAS HÜKÜMETİNE YAYLIM ATEŞİ!

   

Hristofyas hükümetinin, iktidara geldiği günden beri gerek muhalefetten gerek koalisyon ortaklarından en büyük yaylım ateşine, Rum Meclisi’nin 2010 bütçesini görüştüğü toplantısında maruz kaldığı bildirildi.

Haberi; “Hükümete Yaylım Ateşi ve AKEL’den Sert Yanıt... Kasulidis: Dönüşümlü Başkanlık Geri Çekilmez Ama Değişiklik Yapılabilir” başlığıyla yansıtan Fileleftheros, gazeteye göre, DİSİ Başkan Vekili Averof Neofitu, Hristofyas hükümetini; tamamen başarısız olmak ve saygınlığını yitirmek, açıklamalarında vizyon ve strateji olmamakla suçladı.

DİSİ Başkan Yardımcısı Lefteris Hristoforu da; kötü yönetim ve pahalılığı çözememekle suçladığı Hristofyas hükümetini Rum halkının hayallerini ve ümitlerini yıkmakla da itham etti.
DİSİ Meclis Grup Sözcüsü Hristos Purguridis, koalisyon ortağı partilerin hem karşı çıkıp hem de hükümette kalmaya devam etme hakkı olmadığı görüşünü ortaya koydu.
DİSİ Milletvekili Andreas Themistokleus partisinin, sorumlu davranmak için bakan koltuğuna veya karşılıklara ihtiyaç duymadığını söyledi ve bu sözüyle partilisi Hasikos’un ulusal birlik hükümeti kurulması önerisine yanıt verdi.
“Milletvekillerimiz AKEL’li gibi de davranamazlar” diyen Themistokleus, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ı mitlere, yanılgılara ve ütopyalara dayalı politika izlemekle suçladı ve Kıbrıs sorununa bulunacak kötü bir çözümün taksimi ve Kıbrıs’ın tamamen Türkleşmesini gündeme getireceği değerlendirmesinde bulundu.
DİKO milletvekili, Rum Meclisi Maliye Komitesi Başkanı Nikolas Papadopulos, Hristofyas’ı “gelecekte belki kendilerinin de bir şeyler alabileceği beklentisiyle ‘yoldaşı’ diye nitelediği Talat’a sürekli tavizler vermekle” suçladı.

DİKO Milletvekili Zaharias Kulias, Hristofyas’ı doğrudan müzakereleri Girne’ye, -kendi iddiasıyla- “istilacının namluları ve makineli tüfeklerinin altına” taşımamaya çağırdı.
DİKO Milletvekili Angelos Votsis, partisinin “Kıbrıs halkının haklarını istimlak edecek çözümün hayalini kuran iyi niyetlilerin karşısında olacağını” söyledi.
AKEL Meclis Grup Sözcüsü Nikos Katsuridis, partisinin ve Hristofyas’ın, sahip oldukları büyük tarihleri ile, Rum Ulusal Konseyi’nde kararlaştırılan ilkeleri ortadan kaldıracak bir çözümü asla kabul etmeyeceğini söyledi.
“Müzakerelerin gidişatı konusunda temkinli iyimseriz çünkü süreç çok zordur” diyen Katsuridis şöyle devam etti: “AKEL; birlik için çalışıyor, bu işbirliğini iyileştirmek için özellikle stratejik müttefik mekanizmalarını tartışmaya hazırdır.

Müzakerelerde, her şey üzerinde uzlaşılmaz ise hiçbir şey üzerinde uzlaşılmış olmaz. Dönüşümlü başkanlık kabul edildi ve geri çekilemez ancak üzerinde değişiklik yapılabilir. Zaman kaybetme lüksü yoktur, ancak çözüm yaşayabilir ve işleyebilir olmalıdır. Kıbrıs sorununda bütün siyasi güçlerle Ulusal Konsey çerçevesinde işbirliği yapılabilir. Ulusal hükümet diye bir konu yoktur, iki büyük partinin çevresel işbirliği yakınlaşması diye bir şey de yoktur.”

STAR KIBRIS 19/12/09

Poll: little or no hope for a Cyprus solution

George Psyllides CYPRUS MAIL  December 19, 2009

THE MAJORITY of Greek and Turkish Cypriots have no hope at all that the negotiating process will succeed in delivering a comprehensive settlement, a recent survey has found.

Sixty-one per cent of Greek Cypriots and 58 per cent Turkish Cypriots said they had no hope that talks between the leaders of the two communities would yield any positive results.

Hope was expressed by 15 per cent of Greek Cypriots and 16 per cent of Turkish Cypriots while around 25 per cent of those asked from both communities were undecided.

However, the majority of people from both communities – 69 per cent Greek Cypriots and 42 per cent Turkish Cypriots – said they would like to see the talks conclude successfully with a comprehensive settlement.

A large number of Turkish Cypriots though, 34 per cent compared to 17 per cent Greek Cypriots, prefer nothing comes of the peace process.

To the question of what they would vote in a future referendum, assuming a settlement plan is drafted, the two communities show a similar orientation: about a fifth of Greek Cypriots and Turkish Cypriots are committed ‘Yes’ voters while about a quarter of Greek Cypriots and Turkish Cypriots are committed ‘No’ voters.

“Everyone else is a swing vote to a greater or a lesser degree,” said research coordinator Alexandros Lordos. Where the undecided will go “is the challenge of the future.”

Younger Greek Cypriots are more likely to vote ‘No’ in a future referendum, though even in that age group, 35 per cent is open to the possibility of voting ‘Yes’.

Among Turkish Cypriots, older individuals, age 65 and above, displayed the strongest trend towards a ‘No’ vote.

In relation to the talks, Greek Cypriots primarily trusted their own Leader, Demetris Christofias, and the European Union, though even for these actors a significant number of skeptics exists.

Some 76 per cent have no confidence at all in Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

In contrast, Greek Cypriots strongly mistrust the governments of the United Kingdom and Turkey.

Turkish Cypriots on the other hand, primarily trust the government of Turkey, and to a lesser extent their own leader.

The EU comes third, though in its case half of Turkish Cypriots declare skepticism.

Least trusted is the “Greek side”, represented by the government of Greece and Christofias.

The survey found that Greek Cypriots identify strongly with their Greek cultural roots though many have now abandoned the notion of Greece as the motherland.

“If you asked that question 30 years ago the results would have been totally different,” Lordos said.

In contrast, Turkish Cypriots remain loyal to Turkey as a motherland. Some 66 per cent believe or somewhat believe that Cyprus historically is Turkish, while 83 per cent of Greek Cypriots believe or somewhat believe Cyprus is historically Greek..

The survey was carried out new research initiative Cyprus 2015, which called for increased dialogue within and between the two communities.

“Our aim is to contribute to a creative and constructive social debate for the long-term sustainable future of Cyprus,” Cyprus 2015 said.

The poll canvassed 1,000 Greek and 1,000 Turkish Cypriots between October 6 and November 6, 2009 through face to face interviews in the native languages of the respondents.

 

Home diplomacy off the table

By Stefanos Evripidou Published on December 19, 2009

 

Under what emblem the President would travel to Kyrenia was one of the issues raised in connection with talks at leaders’ homes

PLANS TO hold two intensive sessions of ‘home diplomacy’ each side of the divide next month appear to have petered out following a sober appraisal of the logistics involved.

Presidential Commissioner Georgios Iacovou said yesterday that the two three-day rounds of negotiations between the two leaders planned for January would “probably” be held instead at the residence of the UN Special Representative Tayé-Brook Zerihoun at the old Nicosia airport.

“Various scenarios were discussed and it seems in the end, (the talks) will be held in the area of the old airport and probably in that place,” said Iacovou, referring to Zerihoun’s official residence.

Both President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat had hinted in earlier statements that the two leaders would intensify negotiations next month by holding two three-day sessions: one at Christofias’ house in Kellaki, and the other at Talat’s in Kyrenia. Reports suggested the talks would be held on each side of the divide, first between January 11 and 13, and then between January 18 and 20.

UN Special Adviser on Cyprus, Alexander Downer, told reporters yesterday that the final decision would be taken by the two leaders at their next meeting on Monday.

Speaking after a meeting with opposition DISY leader Nicos Anastassiades, the UN diplomat said the idea was for the two leaders to take a step forward in the talks. A change of scenery could help speed up the process, with one of the options being to hold intensified talks at Zerihoun’s official residence in the UN-controlled airport, he said.

Downer pointed out that Zerihoun does not actually live there, noting that the same building was used for the beginning of the talks on September 3, 2008. It has not been used since.

Following reports that the two leaders would make the journey to each other’s house for official talks, a number of parties voiced uncertainty, mainly coalition partners EDEK and DIKO. EDEK leader Yiannakis Omirou questioned the notion of Christofias going to Kyrenia to negotiate under the nose of the occupation army.

Anastassiades said the arguments against the home diplomacy initiative were “not unsubstantiated”. He referred to the problems and tension that could arise under such a scenario, saying nobody could know how extreme elements in the north would react. He also questioned with what emblem and guard the president’s car would travel to occupied Kyrenia.

The choice of a “neutral space is the best recipe”, said the DISY leader.

According to a diplomatic source, the symbolic idea for intensifying talks in each other’s homes came from the leaders. However, on seeing the logistics involved, it became apparent that the homes were not equipped with the necessary infrastructure to hold intensive negotiations.

“It was a question of size, infrastructure, security and confidentiality. There were practical difficulties,” said the diplomat, adding that the negative reaction to the initiative may also have played a role.

To hold the talks, the host needs to provide a big meeting room for the main negotiations, side room for each negotiating team, and a separate room where the two leaders can have their now standard tête-à-tête. There is also the issue of catering, toilet facilities and space for the three security teams to move freely on location (Greek Cypriot, Turkish Cypriot and UN). The two negotiating teams, UN team and three separate security forces altogether make up around 35 to 40 people.

“It seems the leaders didn’t initially take into account what it takes to accommodate all the people. But the two leaders still want to keep the symbolism of going to each other’s homes while having the actual talks elsewhere,” said the source.

One rumour doing the rounds is that the leaders will hold a special reception at each other’s homes on behalf of the negotiating teams. In this case, the three-day sessions will likely be held at Zerihoun’s official residence, a place not too different or far from the UN’s Good Offices where talks are currently being held.
CYPRUS MAIL 19/12/09

 

Papadopoulos investigation gears up

CYPRUS MAIL  December 19, 2009

AUTHORITIES have put into operation a computer program that would assist them in the investigation into the theft of the body of late former president Tassos Papadopoulos, police said yesterday.

The software, known as Major Incident Room, is a central database in which investigators will input, process and evaluate all information collected by the police in connection with the case.

The software has been procured from the British bases and is operated with the support of the bases police, police spokesman Michalis Katsounotos said.

“From the first moment, a large number of information started arriving, and it was determined that recording, evaluating and using this data in the traditional way created a problem,” Katsounotos said.

He said the police have asked other countries for assistance in resolving the case that has baffled the authorities and society in general.

Depending on what they have to offer our next steps will be decided, Katsounotos said.

He did not rule out foreign investigators arriving in Cyprus.

Katsounotos did not disclose the countries Cyprus asked for assistance.

Police have questioned numerous individuals and have searched various areas but so far they have no solid lead.

Two days ago Papadopoulos’ family denied a ransom demand had been made.

A day before the anniversary of his December 12, 2008 death, the former president’s corpse was removed from its casket overnight in torrential rain after the culprits shifted a granite slab and dug through several feet of earth.

Police believe the perpetrators used lime to cover their tracks. There was also a power cut in the area at the time.

 

'Breaking down barriers and making lasting peace'

By Charles Charalambous Published on December 19, 2009

FIVE bi-communal entrepreneurial teams received cheques for €50,000 each yesterday from Sir Stelios Haji-Ioannou, founder of easyJet and serial entrepreneur, at an award ceremony at the Chateau Status restaurant in Nicosia’s buffer zone.

The teams – consisting of at least one Greek-Cypriot and one Turkish-Cypriot partner – were the first winners of the Stelios Awards for Business Co-operation in Cyprus, a four-year scheme promoting island-wide, bi-communal business cooperation between entrepreneurs by giving promising ventures the funding boost they need to grow. They were selected after almost 50 initial entries were whittled down to a shortlist of nine, who then each faced a five-minute grilling by Haji-Ioannou himself.

Referring to his own past efforts in the UK and Greece to “give back” through philanthropy, Haji-Ioannou said that although he had “not come here to make political statements”, in Cyprus “the best way to give back is to use entrepreneurship to break down barriers”, adding: “In order to solve the (Cyprus) problem we have to de-stigmatise doing business with the other side.”

He said: “It’s about breaking down barriers and making lasting peace. When communities work together and do business together, employing people and having customers from both sides, I think this will provide inspiration for peace that will stay in this island for ever.”

Speaking at the awards ceremony yesterday, Presidential Commissioner George Iacovou congratulated Haji-Ioannou for setting up the awards, “because not only do we support reconciliation, we support working together as one step forward, which we need more of.”

Ozdil Nami, Special Representative of Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, said that “our common homeland needs and deserves initiatives like this, as they will contribute to development of mutual respect”, co-operation and co-existence. He added that “this spirit will also ensure the sustainability of a post-solution era that we are doing our utmost to reach very soon”.

The ceremony was also attended by Cyprus Chambers of Commerce (KEVE) President Manthos Mavromatis, Employers and Industrialists Federation (OEV) President Andreas Pittas, Turkish Cypriot Chamber of Commerce (KTTO) board members Turgay Deniz and Celen Ozkaynak, and British High Commissioner Peter Millett.

Haji-Ioannou told the Mail he viewed this year’s winners of the awards as ambassadors in both communities, and hopes that they will help boost the number of applications next year “from 45 or so to 100”, and is confident they will have a wider impact among small companies.

Haji-Ioannou emphasized that the Awards scheme “is a marathon, not a sprint”, and will run for a further three years, and hoped that people will be encouraged to “reach out to find someone to do business with”. He added that although applications were invited from start-ups, “if someone has already been doing it for four or five years, then they deserve an award already.”

Sending out a message to future applicants – and to those who were unsuccessful this year – Haji-Ioannou said: “Try every year. If you know one of the winners today, please try yourself next year. Today’s business plan can be tomorrow’s business.”

 

The five winners of €50,000:

The Highgate School, a school offering integrated trilingual education from pre-Kindergarten to grade 12 in Nicosia; represented by educators Maria Theochari and Zubeyir Agaoglu.

Papazor Enterprises Ltd, an internet-based car and villa rental service represented by Izzet Zorlu and Stathis Papaefstathiou.

C&A Agricultural Products, which distributes and exports agricultural products grown island-wide, represented by Unsal Ozbilenler and Christakis Varnava.

The Three Ladies Team, represented by Praxoula A. Kyriacou and Ozlem Oguz, is an economic research and consulting company advising clients on intra-island trade.

OSP Continental Trading Ltd, manufactures PVC windows and doors for sale island-wide, represented by Andreas Petrides, Ozker Ìldeniz and Soner Yetkili.

 

Türk üniversitesi AB'ye girdi

Girne Amerikan Üniversitesi, İngiltere’nin üniversiteleriyle ünlü Kent bölgesinde kampüs açtı.

19 Aralık. 2009 Cumartesi

Kuzey Kıbrıs’ta faaliyet gösteren Girne Amerikan Üniversitesi, İngiltere’nin üniversiteleriyle ünlü Kent bölgesinde kampüs açtı.

Böylece Avrupa Birliği’nde ilk kez bir Türk üniversitesi yüksek öğretim vermeye başladı.

Açılışını KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın yaptığı Girne Amerikan Üniversitesi Canterbury kampüsü, İngiliz yükseköğretim akreditasyon kurumuna üye oldu.

Böylece KKTC diplomalarına uygulanan uluslararası kısıtlamalar aşılmış oldu. Üniversitenin vereceği diplomalar tüm AB ülkeleri tarafından tanınacak.

YÖK bünyesinde faaliyet gösteren GAÜ'nün İngiltere kampüsü, AB vatandaşlarına uygulanan düşük ücretli eğitim imkanından Türk öğrencilerin de yararlanmasını sağlıyor.

Üniversite’nin yöneticiler kurulu başkanı Serhat Akpınar İngiltere’nin ardından Singapur’da da bir kampüs açılacağını söyledi ve şöyle konuştu:

"25 milyon Sterline mal olan kampüste 2 binden fazla öğrenci öğrenim görecek. Üniversitenin İngiltere kampüsünde hukuk, turizm, enformasyon teknolojileri ve işletme bölümleri bulunuyor. Girne Amerikan Üniversitesi’nin KKTC’deki kampüsünde öğrenim gören öğrenciler, ek ücret ödemeden İngiltere’deki kampüse yatay geçiş yaparak buradan mezun olabilecek."

KIBRIS İÇİN İRADE GÖSTERMELİYİZ’

   

TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşen Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu; ''Türkiye-Yunanistan ilişkileri ve Kıbrıs konularına öncelik tanımalı, irade göstermeliyiz'' dedi.

Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu, Türkiye-Yunanistan ilişkileri ve Kıbrıs konularına öncelik tanınması ve irade gösterilmesi gerektiğini söyledi.
Papandreu, BM İklim Konferansı'nın yapıldığı Bella Center'da, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptıkları görüşmeye ilişkin soruları yanıtlarken, Gül ile dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemden bu yana tanıştıklarını, olumlu bir görüşme gerçekleştirdiklerini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Gül'e, Türkiye-Yunanistan ilişkilerindeki dinamiklerin yenilenmesi ve zorlu problemlerin çözümüne yardımcı olunması için çalışılması gerektiğini söylediğini aktaran Papandreu, iki ülke arasında ekonomi, enerji gibi birçok alanda işbirliğinin ve Türkiye'ye yatırımların arttığını belirterek, bu konularda yapılabileceklerin ele alındığını kaydetti.

Kıbrıs ve ikili ilişkiler konusunda daha dinamik çalışılması gerektiğine işaret ettiğini dile getiren Papandreu, Cumhurbaşkanı Gül'ün de bu konulara olumlu yaklaştığını anlattı. Papandreu, ''Artık bu konulara öncelik tanımalı, irade göstermeliyiz'' dedi.
Kıbrıs sorununun yılsonuna kadar çözülüp çözülemeyeceğine ilişkin soruya da Papandreu, ''Bu konuda bir şey söylemek zor. Deneyeceğiz'' yanıtını verdi.

STAR KIBRIS 20/12/09

 

Our View: Our rhetoric could become a self-fulfilling prophecy

CYPRUS MAIL December 20, 2009

FEW GREEK Cypriots seem to believe in the likelihood of a solution emerging from the current talks, according to a survey published this week, with 61 per cent of those asked saying they had no hope the process would deliver a settlement. At the same time, a large majority – 69 per cent – would like to see a successful outcome leading to a comprehensive settlement.

It’s a paradoxical situation, but one that should in no way surprise us, reflecting as it does the mantra of Cypriot political life: a constantly repeated desire for a solution wrapped in a monologue of mistrust for the partner we claim to want to coax back into a common future.

It’s a scratched record we’ve now been playing for so long that we no longer realise the impact of our words, the blatant contradictions or the absurdity of our situation, let alone the way we have come to be perceived from the outside.

Once again we find ourselves drinking from the last chance saloon, at a “critical stage” of the Cyprus problem. For as long as we can remember we have been at a critical stage of the Cyprus problem, but, padded in the cocoon of our own self-delusion, we fail to realise that this time it truly is critical.

The international community has had enough. It had had enough after Tassos Papadopoulos’ demolition of the Annan plan in 2004. Yet somehow, Demetris Christofias convinced them he was the man to turn the situation round, buying the Greek Cypriots one last dose of international good will when he swept into power with arms outstretched to his partner in the north.

Time and time again, we have run to the international community to seek their good offices in facilitating a solution. And for as long as Rauf Denktash was in power, backed by the monolithically nationalist, militarist Turkish establishment, our own good will was never questioned. But with more nuanced interlocutors in Turkey and the north, we are becoming dangerously exposed.

When Turkey was saying the Cyprus problem had been solved in 1974, there was sympathy for our actions before the international courts, our clamour for a punitive diplomacy against Turkey. But when we are sitting in last chance talks to reunify the island in a compromise solution, such actions smack of bad faith, especially 2004’s “resounding no” still fresh in the ears of our international partners.

With painstaking progress at last being achieved on identification of the missing, what purpose is served by strident calls for war crimes trials and actions before the European Court of Human Rights? Why are we talking about war crimes trials, when the solution we claim to be seeking would envisage a truth and reconciliation committee to draw a line under the undoubted sufferings of the past?

When we know that Turkey’s EU accession course – without which Ankara will never give an inch on Cyprus – is hanging by a thread (for reasons quite unconnected to Cyprus), why are we doing everything in our power to force it off the rails every time Turkey’s progress comes up for review?

What is the impression that we give? That we have no desire for a solution (other than the pie in the sky solution of our dreams), that we feel more comfortable with Turkey as big bad neighbour than a more flexible Turkey whose stated desire to solve the Cyprus problem puts our credibility on the spot.

Take the positions of some of our MEPs: seven out of eight questions put by DIKO’s Antigone Papadopoulou have been on the Cyprus problem, with subjects ranging from the Turkish flag on Pentadaktylos to the fate of missing persons; Eleni Theocharous for her part submitted three questions to the Commission – on the destruction of cultural heritage, the return of Famagusta, and the colonisation of Cyprus.

And when we are not berating the Turks, we are berating our European partners for their failure to endorse our positions – worse, giving them lessons in democracy for their failure to take actions against Turkey that would bring an immediate halt to the talks we claim to want to succeed.

It was bad enough to have a single issue foreign policy when our partners felt sympathy (and perhaps a little guilt) for our plight. Now that they increasingly see bad faith, our credibility is fading fast. The world is grappling with climate change, economic and financial crisis, war in Afghanistan, nuclear crisis in Iran, the ever-simmering volcano of the Middle East, and we expect them to pay attention to our little games on Cyprus.

Giving sanctimonious sermons on political principle is no way to convince people of the rightness of our cause. We lament that the world is against us. If we carry on this way, our rhetoric will become a self-fulfilling prophecy.

 

Seçilenle görüşecek

Hristofyas, müzakerelerin KKTC’deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde tamamlanması gibi bir hedefin bulunmadığını vurguladı.

İŞTE HRİSTOFYAS’IN ÇARPICI AÇIKLAMALARI:
1- Toprak konusunu en sona bırakıldı…
2- Çözüm müzakerelerinin Kuzey Kıbrıs’taki seçimlerden önce tamamlanması mümkün değil…
3- Kıbrıs Türk toplumu kimi seçerse, müzakerelere onunla devam edilecek…
4- Ara anlaşma iddiaları gerçeği yansıtmıyor…


   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, toprak konusunun en sona bırakılması kararına varıldığını açıkladı. Hristofyas, çözüm müzakerelerinin KKTC’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde tamamlanması gibi bir hedefin bulunmadığını vurguladı. Rum lider, “Müzakerelere Kuzey Kıbrıs’taki seçimlerden sonra da, Kıbrıs Türk toplumu kimin lideri olmasına karar verirse onunla devam edeceğiz” dedi.
   Hristofyas, yoğunlaştırılmış müzakerelerin Kıbrıs sorununun sonu olmadığını, “Kıbrıs Türk tarafının karşılıklı iyi niyet göstermesi ve temel ilkelerin çiğnenmemesi durumunda ilerleyeceğini” ifade etti.
   Haravgi gazetesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Hristofyas arasında geçtiğimiz pazartesi günü gerçekleştirilen görüşme sonrasında, yoğunlaştırılmış görüşmelerin tarihi ve yerine ilişkin yapılan ortak açıklamaya ve Hristofyas’ın görüşmenin ardından Rum Başkanlık Sarayı’na dönüşünde yaptığı açıklamalara geniş yer verdi.
   Yoğunlaştırılmış müzakerelerde “temel ilkeleri savunmayı sürdüreceğini ve müzakerelerin hedefinin daha fazla görüş birliği sağlanması olduğunu” belirten Hristofyas, yoğunlaştırılmış müzakerelerde “güvenlik, toprak ve yerleşikler” konularına geçilip geçilmeyeceği yönündeki bir soruya karşılık ise, “bu konuların ele alındığını ve toprak konusunun en sona bırakılması kararına varıldığını” ifade etti.

KIBRIS 23/12/09

 

Talat, İstanbul’da Kıbrıs’ı anlatacak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün İstanbul’a gidiyor.
TAK muhabirinin Cumhurbaşkanlığı’ndan edindiği bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Talat, İstanbul’da Kandilli Kulübü’nün düzenlediği kahvaltıda, katılımcılara, Kıbrıs’taki gelişmeler hakkında bilgi verecek, medya kuruluşlarının söyleşi programlarına katılacak.
   THY’nin saat 19.00 uçağıyla adaya dönecek olan Cumhurbaşkanı Talat’a, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.

KIBRIS 23/12/09

 

KIBRIS TV, cuma günü uyduda

BRTK ile TÜRK-SAT işbirliğiyle ülkemiz yayıncılığında atılım.

Bayrak Radyo Televizyon Kurumu (BRTK), 46’ıncı yaşını kutlayacağı cuma günü Türk-Sat Uydu Uplink’ini ve Karasal Sayısal Yayıncılık Birinci Paketi’ni yaşama geçiriyor. Böylece BRT-1 ve BRT-2 yanında KKTC’deki 6 özel TV kanalı tek frekanstan uydu yayınına geçecek. KIBRIS TV de cuma günü uyduya çıkacak. Uzun zamandan beridir hazırlıklarını sürdüren ve bir süre önce dijital yayıncılığa geçen KIBRIS TV, 25 Aralık Cuma günü uyduda olacak. Uydu yayıncılığıyla ilgili detaylı açıklama önümüzdeki günlerde yapılacak. 
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BRTK Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Başkaya ve Kurum Müdürü Özer Kanlı’yı kabul etti.
   Yönetim Kurulu Başkanı Başkaya, kurumun kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenecek resepsiyon ve ardından gerçekleştirilecek kaynaşma yemeğine Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı davet etmeye geldiklerini söyledi.
   BRTK Müdürü Özer Kanlı ise, resepsiyon sırasında Türk-Sat Uydu Uplink olayının yaşama geçirildiğini açıklayacaklarını belirtti. Kanlı, BRT-1, BRT-2 ve aralarında KIBRIS TV’nin de bulunduğu 6 özel televizyon kanalının BRTK’da oluşturulan transmisyon merkezinden uyduya çıkacağını, bunun KKTC adına önemli bir ivme olduğunu söyledi.
   Bundan sonra TV kanalları arasındaki rekabetin “kim daha iyi ve kaliteli yayın yapabilir” noktasında olacağını ifade eden Kanlı, “Ben bu frekanstan çıkıyorum, iyi izlenmezdim” sıkıntısının ortadan kalkacağını vurguladı.
   Kanlı, uydu alıcılarının bir frekansa ayarlanmasıyla tüm KKTC uydu yayınlarının izlenebileceğini vurguladı.
   Kanlı, Karasal Sayısal Yayıncılığın birinci paketinin de aynı gün hayata geçeceğini, bunun çok yeni bir olgu olduğunu ancak BRTK mühendislerinin bunu başardığını söyledi. Kanlı, birinci paketi nüfusun yaklaşık yüzde 75’ine ulaştıracaklarını ve Rum tarafıyla yaşanan frekans sorunlarının da ortadan kalkacağını belirtti.
   Konu hakkında Cumhurbaşkanı’na bilgi aktaran Kanlı, 25 Aralık’tan itibaren TRT ile işbirliği sonucu TRT Çocuk TV yayınlarını ve TRT FM radyo yayınlarını da KKTC’ye aktaracaklarını anlattı.
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, BRTK’nin gerekli teknolojik adımları attığını ve bu adımların olumlu yönde değerlendirildiğini söyledi.
   Cumhurbaşkanı, yeni gelişmeler sayesinde Rumlarla frekans savaşlarının da sona ereceğini kaydetti.
   Görsel yayınların en fazla izlenen medya kuruluşları olduğunu söyleyen Talat, televizyonculuğa gerekli yatırımı yapmanın önemli olduğunu vurguladı.
   Televizyon ve radyoların çok sesli demokrasiler için önemli olduğunu belirten Talat, BRTK’nın konumunun daha da önemli olduğunu vurguladı ve “Demokrasiye önem vermek, ülkedeki değişik örgütlerle yakınlık kurmak zorunda” dedi.
   Talat, BRTK’nin herhangi bir şekilde taraf olmaması gerektiğini, özellikle Kıbrıs sorunuyla ilgili devlet politikasını ileri götürmek durumunda olduğunu, ancak bu politikaya karşı çıkanların da sesini duyurması gerektiğini ekledi.

KIBRIS 23/12/09

 

Yurtdışında yaşayanlara oy hakkı gündemde

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC’de yaşayanları kimin yöneteceğini kendileri dışında yurtdışında yaşayanların belirleyeceği bir ortamın haksızlık olduğunu belirterek buna karşı çıkarken, Başbakan Eroğlu, yurt dışında yaşayan KKTC vatandaşlarına seçme seçilme hakkı verilmesinin kendilerini rahatsız etmediğini belirtti

 

 

HALKIN SESİ: ÖZEL

Ada dışında yaşayan Kıbrıslı Türklere, seçimlerde oy kullanma hakkı verilmesi tartışılıyor.

Londra’da yaşayan Kıbrıslı Türkler, KKTC’de yapılacak seçimlerde seçme ve seçilme hakkı talep ediyorlar. Cumhurbaşkanı Talat’ın Londra temasları sırasında seslendirilen bu talebin hükümetin gündeminde de olduğu öğrenildi.

Başbakan Eroğlu HALKIN SESİ’nin bu yöndeki sorusunu yanıtlarken, yurt dışında yaşayan KKTC vatandaşlarına seçme seçilme hakkı verilmesinin kendilerini rahatsız etmediğini belirtti.

Yurt dışında yaşayanların seçilme hakkı elde edebilmeleri için Anayasa değişikliğinin şart olduğuna dikkat çeken Başbakan Eroğlu, seçilme hakkının Anayasa değişikliğiyle ele alınacağı sinyalini verdi.

Londra’da yaşayan Türklerin Seçme Seçilme hakkı istediğine değinen Eroğlu, anayasanın kuralları olduğunu ve seçme seçilme hakkı verebilmek için anayasanın değiştirilmesi gerektiğini söyledi.

Seçilme hakkı için yasada KKTC’de 3 yıl yaşama maddesi olduğunu hatırlatan Eroğlu, “UBP olarak yurtdışında yaşayanların oy vermesi konusunda bir sıkıntımız olmaz ama seçilme konusunda sıkıntı anayasadan kaynaklanıyor. Bir de seçildikten sonra burada ikamet etmesi gerekiyor” dedi.

LONDRALILAR ISRARLI

Cumhurbaşkanı Talat’ın geçtiğimiz haftalarda Londra’da yaşayan Kıbrıslı Türklerle bir araya geldiği toplantının genelinde seçme seçilme talebi tartışıldı.

Oy kullanma hakkının nasıl elde edilebileceğiyle ilgili gerekli yasal araştırmayı yapan Londra’da yaşayan Kıbrıslı Türkler, seçme hakkı için Anayasal düzenlemeye gerek duyulmadığını belirterek bu yönde ısrarlı bir tutum sergilemişlerdi.

UBP’nin kendilerine oy verme hakkı tanıyacak düzenlemeyi yapmaya söz verdiğini belirten Londra’da yaşayan Kıbrıslı Türkler, kendilerine verildiğini belirttikleri bu sözün yerine getirilmesini bekliyorlar.

TALAT KARŞI

Cumhurbaşkanı Talat, Ada’da yaşayanlardan daha fazla KKTC vatandaşının yurtdışında yaşadığına dikkat çekerek, yurtdışında yaşayanların Kıbrıs’taki vatandaşları kimin yöneteceğine karar vermesini doğru bulmadıklarını belirterek buna karşı olduğunu vurgulamıştı.

Tartışmanın devamında ise Talat, “UBP size söz verdiyse, buyursun mecliste çoğunluğu elinde bulunduruyor yapsın” demişti.

HALKIN SESI 21/12/09

 

21-25 Aralık Mücadele ve Şehitler Haftası başlıyor

Etkinlikler, bugün saat 08.00’de Güvenlik GKK’dan bir subayın Bayrak Radyosu’ndan yapacağı konuşmayla başlayacak. 

Lefkoşa Şehitler Anıtı’nda saat 09.30’da başlayacak törende, anıta çelenkler sunulacak. Saygı marşı, saygı duruşu ve saygı atışının ardından bayraklar İstiklal Marşı ile göndere çekilecek.

Anıt Özel Defteri’nin imzalanması ve GKK’dan bir subayın yapacağı konuşmayla tören sona erecek.

Lefkoşa AKM’deki tören ise saat 10.00’da başlayacak. Törende, Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği Genel Başkanı Vural Türkmen ile Şehit Aileleri ve Malül Gaziler Derneği Genel Başkanı Ertan Ersan birer konuşma yapacak.

GAZİMAĞUSA

Şehitler için Gazimağusa’da da tören düzenlenecek. Gazimağusa Suriçi’ndeki Şehitler Anıtı önünde gerçekleştirilecek tören saat 09.45’te başlayacak.

Girne Deniz Şehitliği’ndeki anma töreni ise, saat 10.00’da protokol sırasına göre çelenklerin konulmasıyla başlayacak. Tören saygı duruşu, saygı atışı ve İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesiyle sürecek.

Güzelyurt’ta da 21-25 Aralık Mücadele ve Şehitler Haftası nedeniyle bugün anma etkinliği düzenlenecek.

Güzelyurt Kaymakamlığı karşısındaki Atatürk Heykeli önündeki tören saat 10.00’da, çelenklerin konulmasıyla başlayacak. Saygı duruşu ve saygı atışının ardından İstiklal Marşı eşliğinde bayraklar göndere çekilecek.

İskele’de de, Larnaka Şehitler Anıtı önünde tören düzenlenecek.

Tören saat 10.00’da protokol sırasına göre çelenklerin konulmasıyla başlayacak ardından saygı marşı, saygı duruşu ve saygı atışıyla sürecek

AYVASIL ŞEHİTLERİ

Türkeli (Ayvasıl)’da şehit düşenler ise, 22 Aralık Salı günü saat 10.00’da Türkeli Şehitliği’nde düzenlenecek törenle anılacak.

LARNAKA ŞEHİTLERİ 23 ARALIK’TA

Bu arada Larnaka şehitleri için 23 Aralık Çarşamba Günü saat 11.00’de İskele’deki Larnaka Şehitler Anıtı’nda bir tören düzenlenecek.

Tören çelenklerin anıta sunulması, saygı duruşu, saygı atışı ve İstiklâl Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesi ile başlayacak, ardından İskele Belediye Başkanı Halil Orun bir konuşma yapacak.

KAYMAKLI ŞEHİTLERİ 25 ARALIK’TA ANILACAK

Kaymaklı Şehitleri ise, 25 Aralık’ta düzenlenecek törenlerle anılacak.

İlk tören saat 09.00’da Küçük Kaymaklı Şehitler Anıtı’nda yapılacak. Törende, protokol sırasına göre çelenklerin konulması, saygı duruşu ve İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesinin ardından, Kaymaklı Spor Kulübü Başkanı Hasan Sertoğlu, günün anlam ve önemini belirten konuşma yapacak, öğrenciler şiirler okuyacak.

Buradaki törenin tamamlanmasının ardından Şehit Hüseyin Ruso Anıtı’na yürünecek ve orada da bir tören gerçekleştirilecek. Törende de, protokol sırasına göre çelenklerin konulması, saygı duruşu ve İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesinin ardından Şehit Hüseyin Ruso’nun hayatını anlatan konuşma yapılacak ve şiirler okunacak.

ŞEHİT AİLELERİNE MADALYA VE BERAT

Öte yandan Şehit Aileleri ve Malül Gaziler Derneği, bugün akşam, 1958-1974 yılları arasında şehit düşenlerin yakınlarına ve 1974 malul gazilerine madalya ve berat verecek.

Madalya ve beratların verileceği tören, saat 18.00’de, YDÜ Salon 4’te yer alacak.

Eroğlu: Mücadele bitmemiştir”

Başbakan Eroğlu, 21-25 Aralık Mücadele ve Şehitler Haftası dolayısıyla yayımladığı mesajda, 21 Aralık 1963’te Kıbrıs Türk halkını bir soykırımla ortadan kaldırıp adayı Yunanistan’a bağlamak için Akritas Planı çerçevesinde harekete geçen Rumların, hiç beklemedikleri bir direnişle karşılaşınca meşum planlarını hayata geçiremediklerini anımsattı.

Başbakan Derviş Eroğlu, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinin yarım asrı aşkın bir süreden beri  devam ettiğine işaret ederek, “Bu mücadele zaman zaman

sıcak savaş, zaman zaman soğuk savaş şeklinde kesintisiz sürmektedir. Halkımız geçmişte sıcak savaşın acılarını bütün ağırlığıyla hissetmiş, yüzlerce şehit vererek ve ağır bedeller ödeyerek bugünkü özgürlüğünü elde etmiştir. Fakat mücadele bitmemiştir. Bugün bu savaşın ekonomik, kültürel, siyasal ve diplomatik alanda sürmekte olan boyutları ise gündelik yaşamımızın bir parçası haline gelmiştir” dedi.

BOZER

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’ni, BM Güvenlik Konseyi’nin 4 Mart 1964’te aldığı 186 sayılı kararı düzeltmeye ve Kıbrıs’ta iki ayrı devlet, iki ayrı egemen halk olduğu gerçeğini kabul etmeye çağırarak, “Çözüm ancak bu temelde gerçekleştirilebilecektir” dedi.

Bozer, 21-25 Aralık Mücadele ve Şehitler Haftası dolayısıyla yayımladı mesajda, Enosis hayalini gerçekleştirmek amacıyla Rum ve Yunan ikilisinin  21 Aralık 1963 tarihinde Kıbrıs Türk halkına ve meşru anayasal düzene karşı giriştiği kanlı saldırıların 46’ncı yıldönümünü üzüntü ve ibretle idrak ettiklerini belirtti. 

“Kanlı Noel” olarak tarihe geçen 21 Aralık 1963’te yüzlerce Kıbrıslı Türk’ün katledildiğini, on binlerce Kıbrıs Türkü’nün göçe zorlandığını, 103 köyün yakılıp yıkıldığını ve 11 yıl süreyle halkın insanlık dışı yaşama mahkum edildiğini ifade eden Bozer, “Kıbrıs’ta yaşanan gerçekler bu iken, ne acıdır ki Türk halkına yönelen saldırılara ve adayı işgal eden 20 bin Yunan askerine gözlerini kapayan Birleşmiş Milletler, Rum işgaline meşruiyet kazandırarak, gayrı meşru Rum Yönetimi’ni 4 Mart 1964 yılında BM Güvenlik Konseyi’nin 186 sayılı kararı ile meşru ‘Kıbrıs Hükümeti’ olarak tanımıştı”  dedi.

TÜRKMEN: “DEVLETİ YAŞATMAYA KARARLIYIZ”

Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği (KTMD) Genel Başkanı Vural Türkmen, tanınsalar da tanınmasalar da, insanlık dışı ambargolarla yok oluşa zorlansalar da KKTC Devleti’ne sahip çıkmaya ve devleti yaşatmaya kararlı olduklarını ifade etti.

Devletten ve egemenlikten feragati ihanet olarak gördüklerini kaydeden Türkmen, “Bu düşüncemize karşı nereden gelirse gelsin, tüm girişimlere karşı yeminimize bağlı kalarak geçmişteki kararlılığımızla direnecek, asla geçit vermeyeceğiz” dedi.

Türkmen, 21-25 Aralık Mücadele ve Şehitler Haftası dolayısıyla KTMD Genel Merkez Yönetim Kurulu adına yayımladığı mesajda, mücadele haftasını  geçmişi unutmadan KKTC Devleti’nin güvencesi altında geleceğe güvenle bakarak andıklarını ve Rum–Yunan soykırımını lanetlediklerini kaydetti.

21-25 ARALIK MÜCADE VE ŞEHİTLER HAFTASI MESAJLARI

21-25 Aralık Mücadele ve Şehitler Haftası dolayısıyla sivil toplum örgütleri mesaj yayımladılar.

Şehit Aileleri ve Malül Gaziler Derneği , Kıbrıs Türk Platformu, KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Emekli Astsubaylar  Derneği, Genç Mücahitler Derneği, TMT  Derneği, Çağdaş Demokrasi Derneği, Emekli Mücahitler Derneği birer mesaj yayımlayarak 21 Aralık’ın insanlığın yüz karasının yıldönümü olduğunu, “katliamların üzerinden 46 yıl geçmesine rağmen karşıdakilerin yine aynı olduğunu” kaydettiler.

Kıbrıslı Türklerin özgürlüğünü kanları ile yazan şehitleri rahmetle anılan mesajlarda, şehitlerin kendilerine emanet ettikleri özgürlüğü devamlı kılmak adına tüm kurum ve kuruluşları Anavatan Türkiye ile birlik ve beraberlik içinde hareket etmeye çağırıldı.

DP, ÖRP VE MAP MESAJ YAYINLADI

Demokrat Parti (DP), Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) ile Milliyetçi Adalet Partisi (MAP), 21-25 Aralık Mücadele ve Şehitler Haftası dolayısıyla mesaj yayınlayarak, şehitleri saygıyla andı.

DP’den yayınlanan mesajda, Kıbrıs Türkü açısından acı ve gözyaşı dolu olan bu dönemin aynı zamanda büyük üzüntülerin yaşandığı bir süreç olarak da tarihteki yerini aldığı ifade edilerek, şehitlerin hem içte hem de dış politikada belirsizliklerin devam ettiği bir dönemde anılacağı kaydedildi.

Mesajda “Gelinen aşamada giderek çoğalan iç sorunlar nedeniyle son derece önemli olan dış gelişmeler bazen gölgede kalmaktadır. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere tüm siyasal partiler bu kazanımlara sahip çıkmak ve onları yaşatmak uğrunda güçlerini birleştirmek durumundadır. Şehitlerimize olan saygı ve sevgimizin en güzel ifadesi de ancak bu olabilir.” denildi

ÖRP

ÖRP Genel Başkanı Turgay Avcı da mesajında, Kıbrıs’ı tümüyle bir “Yunan Adası” yapmayı hedefleyen 21 Aralık 1963 kanlı Rum saldırılarına karşı onurlu bir mücadele vererek kendini kahramanca savunan Kıbrıs Türkü’nün, Anavatan Türkiye’nin meşru müdahalesiyle gerçekleştirilen 20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatı’na kadar büyük bir direnişle mücadelesini sürdürdüğünü ve Kıbrıs’ta Türklüğün şeref ve haysiyetini koruduğunu kaydetti.

Avcı, bu uğurda şehitler verildiğini, her türlü baskı ve saldırılara göğüs gerildiğini, yüzlerce köyün boşaltıldığını ve on binlerce insanın göçmen düşürüldüğünü belirterek, Kıbrıslı Türklerin kendi özgür iradesini ve kendi geleceğini belirleme hakkını kullanarak KKTC’yi kurarak verdiği hürriyet ve insanca yaşama mücadelesini taçlandırdığına dikkat çekti.

MAP

MAP Genel Başkanı Ata Tepe de mesajında, Kıbrıs Türk halkının, 21 Aralık 1963’te başlayan Kıbrıslı Rumların soykırım teşebbüsüne eşsiz bir kahramanlık ile direndiğini ve yürüttüğü milli mücadele sonucu hürriyet ve bağımsızlığına yüzlerce şehit vererek kavuşabildiğini kaydetti. 

Tepe, 21-25 Aralık Milli Mücadele ve Şehitler Haftası’nın Kıbrıs Türk halkının milli kimliğine, bayrağına, toprağına ve egemenliğine sahip çıkmak ve kendi geleceğini kendisinin tayin etmesi için 11 bir yıl süreyle verdiği mücadelenin ve bu uğurda canlarını feda eden şehitlerin anıldığı hafta olduğuna dikkat çekerek, “Bu destanı yazan kahramanlar, asla unutulmamalı, aziz hatıraları sonsuza kadar yaşatılmalıdır” dedi.

HALKIN SESI 21/12/09

GÖNÜLSÜZMÜŞ!

   

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, federasyonun zor ve Kıbrıs’a uygun olmadığını iddia ederek “Ama bu çözüm yolunda ilerlemek zorunda kaldığını!”söyledi.

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, “Federasyon çözümünün zor bir çözüm olduğunu ve Kıbrıs’ın doğal koşullarına uyumlu olmadığını” savunarak, “Ancak bu çözüm yolunda ilerlemek zorunda kaldım” dedi.
Hristofiyas; yoğunlaştırılmış müzakerelerin Kıbrıs sorununun sonu olmadığını, “Kıbrıs Türk tarafının karşılıklı iyi niyet göstermesi ve temel ilkelerin çiğnenmemesi durumunda ilerleyeceğini” ifade etti.

Rum basını, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Hristofyas arasında önceki gün gerçekleştirilen görüşme sonrasında, yoğunlaştırılmış görüşmelerin tarihi ve yerine ilişkin yapılan ortak açıklamaya ve Hristofyas’ın görüşmenin ardından Rum Başkanlık Sarayı’na dönüşünde yaptığı açıklamalara geniş yer verdi.

‘TEMEL İLKELERİ’ SAVUNMAYA DEVAM

Yoğunlaştırılmış müzakerelerde “temel ilkeleri savunmayı sürdüreceğini ve müzakerelerin hedefinin daha fazla görüş birliği sağlanması olduğunu” belirten Hristofyas, yoğunlaştırılmış müzakerelerde “güvenlik, toprak ve yerleşikler” konularına geçilip geçilmeyeceği yönündeki bir soruya karşılık ise, “bu konuların ele alındığını ve toprak konusunun en sona bırakılması kararına varıldığını” ifade etti.

Hristofyas, bundan da anlaşılacağı gibi, çözüm müzakerelerinin KKTC’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde tamamlanması gibi bir hedefin bulunmadığını vurguladı ve “Müzakerelere “seçimlerden” sonra da, Kıbrıs Türk toplumu kimin lideri olmasına karar verirse onunla devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Rum basınında yer aldığı üzere, yoğunlaştırılmış müzakerelerin sonuçlarının kayda geçirilmesi konusunun sorulması üzerine ise Hristofyas, “ara anlaşma iddialarının gerçeği yansıtmadığını, bunun hem BM Genel Sekreteri ile çalışma gurubu hem de iki lider için gayet net olduğunu” söyledi.

ULUSAL KONSEY’E BİLGİ VERECEK

Yoğunlaştırılmış müzakerelerin ilk üç günlük kısmında herhangi bir karar alınmasının söz konusu olmadığını, herkesin kendi görüşünü söyleyeceğini ve uzlaşı bulunmasına çalışılacağını ileri süren Hristofyas, ikinci 3 günlük görüşmelere geçmenden önce Rum Ulusal Konseyi’ni toplantıya çağırarak bilgi vereceğini de açıkladı.

FEDERASYON ZOR ÇÖZÜM

Habere göre Hristofyas, Rum iç siyasetinde kendisine yöneltilen eleştirilere ve federasyon çözümüne de değinen açıklamalarda da bulundu.
“Federasyon çözümünün zor bir çözüm olduğunu ve Kıbrıs’ın doğal koşullarına uyumlu olmadığını” savunan Hristofyas, ancak “bu çözüm yolunda ilerlemek zorunda kaldığını” ifade etti.

Hristofyas, çözüm sürecinin “Kıbrıslılara ait olmasına” ilişkin bazı Rum siyasilerin “Türkiye’nin bu şekilde suçsuz gösterildiği” şeklindeki eleştirilerini de yanıtladı ve sürecin Kıbrıslılara ait olmasının “dıştan geçecek baskıların engellenmesi amacıyla bizzat kendileri tarafından BM’den talep edildiğini” hatırlattı.

GÖRÜŞMELERİN PROGRAMI

Gazete, Talat ile Hristofyas arasında yapılacak olan görüşmelerin ocak ayındaki programına da yer verdi.
Habere göre, 11, 12, 13 ve 18, 19 ve 20 Ocak 2010 tarihlerinde gerçekleştirilecek yoğunlaştırılmış müzakereler öncesinde liderlerin 4 Ocak tarihinde bir araya gelerek AB konularını görüşmeleri planlanıyor.
Gazete, liderlerin danışmanları Özdil Nami ve Yorgos Yakovu’nun ise 28 Aralık 2009 tarihinde bir araya geleceklerini belirtti.

STAR KIBRIS 23/12/09

 

ERÇAKICA: TALİHSİZ BİR AÇIKLAMA

   

Erçakıca, Hristofyas’ın “Federasyon zor ve Kıbrıs sorununun doğasına uygun değil” yönündeki sözlerini “Talihsiz bir açıklama” sözleriyle değerlendirdi.

“Ara anlaşma arayışı yok. Hedefimiz erken ve kapsamlı anlaşma. 11 Ocak’tan önce Ankara ya da Lefkoşa ziyareti olabilir”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, 2010 yılının çözüm yılı olabilmesi ve ocak ayındaki yoğunlaştırılmış müzakerelerin bu amaç doğrultusunda gerçek bir fırsata dönüştürülebilmesi için Türk tarafı gibi Rum tarafının da üzerine düşeni yapması ve uluslararası topluluğun da ihtiyaç duyulan ilgiyi göstermesi gerektiğini söyledi.
Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifinginde, Kıbrıs sorununa çözüm amaçlı müzakerelerde gelinen aşama ve ocak ayında yapılması planlanan yoğunlaştırılmış görüşmelere ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.

Liderlerin önceki gün gerçekleştirdiği görüşmede özellikle ocak ayında yoğunlaştırılması beklenen görüşmelerin gündemi ve yöntemlerinin ele alındığını kaydeden Erçakıca, BM temsilcisinin ara bölgedeki remi konutunda gerçekleşecek yoğunlaştırılmış müzakereler öncesinde temsilcilerin görüşmeye devam edeceğini ve bazı ayrıntıların liderlerin 4 Ocak’ta yapacağı görüşmede belirleneceğini belirtti.

“OCAK AYINDA 3 BAŞLIK ELE ALINACAK”
Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, ocak ayındaki yoğunlaştırılmış müzakerelerin ağırlıklı olarak “Yönetim ve Güç Paylaşımı”, “AB İlişkileri” ve “Ekonomi” başlıkları altında gerçekleşeceğini söyledi. 3 başlıkta da uzlaşılan noktaların yanı sıra uzlaşmazlık ve farklılıkların net bir şekilde ortaya çıktığına işaret eden Erçakıca, liderlerin bunları yakınlaştırmak ve uzlaşmazlıkları azaltmak gibi bir hedef belirlediğini kaydetti.

Erçakıca, “Ekonomi” ve “AB İlişkileri” başlığı altında ele alınan konuların pek çoğunun “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altındaki “yetki paylaşımı” ile ilgili olduğunu belirterek, “Bu üç konuyu birbiriyle entegre bir şekilde ele almak, müzakerelerin ilerlemesi açısından daha uygun olacağı düşünüldü” dedi.
Erçakıca, ocak ayındaki müzakerelerde “Mülkiyet” konusunun da ele alınabileceğini belirtti.

“ANKARA ZİYARETİ OLABİLİR”
“Türk tarafının hangi konularda esneklik gösterebileceği konuların yer aldığı bir öneri paketi hazırladığı” yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine de Erçakıca, müzakere sürecinin her aşamasında istişare içinde oldukları Türkiye ile değerlendirmeleri her düzeyde devam ettirdiklerini söyledi.
Erçakıca, “İlk 3 günlük görüşme öncesinde, 11 Ocak’tan önce Ankara ya da Lefkoşa ziyareti sözkonusu olabilir” dedi.

“2010’UN ÇÖZÜM YILI OLMASI ORTAK DİLEĞİ ÖNEMLİ”
Erçakıca, ocak ayında üçer günden iki görüşmenin yapılmasını teyit eden liderlerin dünkü görüşmede 2010 yılının çözüm yılı olması ortak dileğini ifade etmelerinin önemli bir gelişme olduğunu söyledi.
Ocak ayındaki görüşmelerin verimliliğine büyük önem veren Türk tarafının bunu sağlamak amacıyla üzerine düşenleri yapma kararlılığında olduğunu belirten Erçakıca, “İnşallah nisana kadar olmasa bile, 2010 yılı içinde artık Kıbrıs sorununu çözmüş oluruz” dedi.

Erçakıca, şöyle devam etti:
“BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’in yeni yıl tatili için adadan ayrılırken belirttiği gibi ‘Ocak, tüm bu müzakere sürecinde çok önemli bir nokta olacak’. Downer, 15 aydan bu yana, görüşme sürecinde ‘istikrarlı bir gelişme’ sağlandığını ve ocak ayının ‘çok önemli gelişmeler sağlamak için gerçek bir fırsat olduğunu’ belirtmişti.”

“ARA ANLAŞMA ARAYIŞI YOK”
Hasan Erçakıca, başka bir soruyu yanıtlarken, müzakere masasında bir ara anlaşma arayışı olmadığını da söyledi.
Erçakıca, “Bazı yabancı diplomatların bir yıl kadar önce, elde edilen ürünü heba etmeme adına bir ara anlaşma arayışı olmuştu. Bu fazla ilgi görmedi. Kıbrıs Türk tarafının esas hedefi erken ve kapsamlı bir anlaşmadır” dedi.

HRİSTOFYAS’IN AÇIKLAMALARI
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, Rum Lider Dimitris Hristofyas’ın “Federasyon zor ve Kıbrıs sorununun doğasına uygun değil” yönündeki sözlerini “Talihsiz bir açıklama” sözleriyle değerlendirdi.
Federasyonun Kıbrıs’ın doğasına uygun olmadığı iddiasının Kabul edilmesinin mümkün olmadığını kaydeden Erçakıca, “Kıbrıs’ın doğasına uygun çözüm uniter devlettir demek istemiş olabilir. Eğer öyle olsaydı, ortada Kıbrıs sorunu olmazdı” dedi.
Erçakıca, Kıbrıs sorununu bütünüyle yaşamış bir kişi olarak Hristofyas’ın, tek yolun federasyon olduğunu yaşayarak öğrenmiş olması gerektiğini ekledi.

STAR KIBRIS 23/12/09

“HRİSTOFYAS’LA BİRLİKTE 2010 YILINDA ÇÖZÜM HEDEFİNİ KAYDA GEÇİRDİK”

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la 2010 yılında çözüme ulaşmayı somut bir hedef olarak kayda geçirdiklerini, böylece Rum tarafının çözümü somut bir hedef olarak koyma noktasına geldiğini söyledi.
Talat, dün akşam, Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) üyelerine, KTTO Genel Merkezi’nde Kıbrıs konusundaki son durumu anlattı.

ASGARİ YETKİLİ BİR MERKEZİ HÜKÜMET İSTİYORUZ
Cumhurbaşkanı, Kıbrıs konusunda talepler sürdürülebilir olursa, bunun başarıya ulaşılabileceği anlamına geldiğini belirterek, hedefin siyasi eşitliğe dayalı iki kesimli, iki toplumlu bir ortaklık devleti olduğunu kaydetti. Bunu gerçek anlamıyla söylemek, bir de söyleyerek başka şeyler istemek olduğunu ifade eden Talat, “Bunu istiyoruz; çünkü elde edilebilecek çözüm budur” dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ortaklık devletinin yapılanmasına; “güçlü bir merkezi hükümet mi, yoksa tek uluslararası kimlikli, asgari yetkili bir merkezi hükümet ile kalan yetkilerin kurucu devletlerde olduğu bir yapı mı” buna karar vermek gerektiğini ifade etti.

Güçlü bir merkezi hükümette sayıca az olan Kıbrıs Türklerinin domine edilebileceğini, bunun örneğinin Kıbrıs Cumhuriyeti’nde görüldüğünü anlatan Talat, asgari yetkili bir merkezi hükümet ve ekonomi dahil esas alanların kurucu devletlere kalacağı, böylece Kıbrıslı Türklerin kendi kendilerini yönetebileceği bir modeli savunduklarını vurguladı.
Cumhurbaşkanı, Rum tarafının ise bu modelin tersini, yetkili bir merkezi devlet ve daha az yetkili kurucu devletleri savunduğunu belirtti.

TALEBİMİZ KONFEDERASYON DEĞİL
Mehmet Ali Talat, Rum iddiasının aksine Türk tarafının talebinin konfederasyon olmadığını, çünkü yetkiler nasıl dağılırsa dağılsın, tek uluslararası kimlikli bir yapının federasyon anlamına geldiğini belirtti.
“Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığında bunları ele aldıklarını ve arada ciddi farklar olmasına rağmen, ciddi bir de yakınlaşma sağladıklarını söyleyen Talat, siyasi eşitlik konusunda ciddi sorun olmadığını, yasama ve yargıda tıkanıklıkların çözümü mekanizmasında anlaşma sağlandığını ifade etti.
Ekonomiyi görüşürken uzman görüşlerinden yararlandıklarını anlatan Talat, bu konuda geçiş dönemini henüz ele almadıklarını, ancak ele alınanlarda yakınlaşma olduğunu söyledi.

AB ile ilgili konularda ciddi yakınlaşma, Mülkiyet konusunda ise temel prensiplerle ilgili sorunlar bulunduğunu anlatan Talat, Gali Fikirler Dizisi’nin buna ilke teşkil ettiğini, ancak Rumların bunu reddederek, mallarla ilgili kararın 1974 öncesi sahiplerine bırakılmasını savunduklarını söyledi.
Talat, Güvenlik başlığını da ele aldıklarını, polis, federal polis ve ortak araştırma komitesi mekanizmalarını konuştuklarını ifade ederek, iki kurucu devlette de ordu olmayacağını belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, garantilerde ise ilkelerini ortaya koyarak bıraktıklarını, bu konunun garantörlerin de katılacağı toplantıda ele alınacağını belirterek, Türk tarafının garantilerin devamından yana olduğunu söyledi.
Yönetim ve Güç Paylaşımı’nda görüşlerin olgunlaştığını, diğer konularda ise aynı şeyin söylenemeyeceğini belirten Talat, görüşmelerin yurt dışında devamını ve sıklaşmasını istediklerini, Rum tarafının ise adada 3’er günden 2 görüşmeye razı olduğunu kaydetti.

Talat, daha önce liderlerin evinde yapılması planlanan görüşmelerin, çeşitli nedenlerle ara bölgede BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi’nin ikametgahında gerçekleşmesinde anlaştıklarını anlatarak, hedeflerinin mümkünse bu görüşmelerde ele alınacak başlıkları kapatmak olduğunu söyledi.

Türkiye ile de görüş alışverişinde bulunduklarını ve bu görüşmelere büyük ölçüde hazır olduklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 2010 yılında çözüm hedefi konusunu Rum liderle kayda geçirdiklerini, böylece Rum tarafının da çözümü “somut bir hedef olarak” koyma noktasına geldiğini kaydetti.
Ocak ayındaki görüşmelere büyük önem verdiklerini vurgulayan Talat, AB zirvesi nedeniyle yavaşlayan süreçten sonra söz konusu ayda oldukça önemli adımlar atılabilecek bir dönem yaşanacağını ifade etti.

STAR KIBRIS 23/12/09

 

Turkish Cypriot side draws new battle lines with IKEA

By Stefanos Evripidou Published on December 23, 2009

THE TURKISH Cypriot authorities have declared ‘war’ on popular retail outlet IKEA, reportedly banning the products from being taken to the north from the government-controlled areas, it was reported yesterday.

According to local paper Politis, the Turkish Cypriot head of ‘customs’ in the north, Turkur Voural said IKEA products will be confiscated if found at the crossings. “The products in the catalogues are forbidden,” he was quoted saying.

The Turkish Cypriot official said that in general, furniture from the free areas was forbidden from entering the north. He added a warning to Turkish Cypriot shoppers that those products found to violate the rules will be confiscated.

A spokesman for IKEA told the Cyprus Mail yesterday that the Nicosia branch of the Swedish chain store was not aware that its products would be banned from the north.

“We only found out when reading it in the papers. We don’t even know when or whether it will be implemented. We will wait and see,” said the spokesman.

The IKEA representative said Turkish Cypriots accounted for a “significant number” of shoppers at the home furnishings store. He added that statistics for the last week showed no change in the numbers who cross the dividing line to shop at the popular outlet.

“As far as we know there is a limit on the value of the products you can carry over, not on furniture,” he said.

The Turkish Cypriot authorities have voiced concern about the popularity of the retail giant on a number of previous occasions.

In 2008, the BBC reported that the Turkish Cypriot authorities had enforced a rule, requiring an import licence for carrying any household furniture into the north.

Earlier this month, the Cyprus Mail quoted a spokesman from the north’s ‘finance ministry’ saying that the authorities were looking into whether to allow IKEA to promote its products in the north. Following demand from customers, the retail store had arranged for 24,000 brochures to be distributed in the north. It argued that doing so was within the framework of the Green Line regulation, a mechanism set up by the EU in 2004 allowing limited trade between the two sides.

The Turkish Cypriot spokesman said his ‘ministry’ had repeatedly called on Turkish Cypriots to “buy local”, noting that such calls were economically, rather than ethnically motivated. He clarified that the authorities were trying to protect local producers during an economic crisis, not stop people from shopping in the free areas. He added that as long as competition was “fair”, the Turkish Cypriot authorities would not seek to stop it.

The comments were made after 580 IKEA brochures destined for distribution in the north were found by a Turkish Cypriot yachtsman dumped in the sea near Kyrenia.

According to the IKEA spokesman, the 580 brochures had been removed from the Kyrenia seabed. An investigation into the incident revealed that two people hired to help distribute the 24,000 brochures had chosen to enlighten Mediterranean marine life on the popular Swedish products rather than take them door-to-door.

CYPRUS MAIL

 

Hristofyas: Federasyon Kıbrıs'ta zor

Rum lider Hrsitofyas, federasyon çözümünün Kıbrıs için uygun olmadığını ama yine de bu yolda ilerlemek zorunda kaldığını söyledi.

AA

NTV 22 Aralık. 2009 Salı

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, federasyon çözümünün zor bir çözüm şekli olduğunu ve Kıbrıs'ın doğasına uygun olmadığını söyledi.

Rum basınında yer alana haberlere göre Hristofyas, Rum iç siyasetinde kendisine yöneltilen eleştirilere ve federasyon çözümüne değindi. "Federasyon çözümünün zor bir çözüm olduğunu ve Kıbrıs'ın doğal koşullarına uygun olmadığını" kaydeden Hristofyas, ancak "bu çözüm yolunda ilerlemek zorunda kaldığını" ifade etti.

Çözüm sürecinin "Kıbrıslılara ait olmasına" ilişkin düşüncesinin, bazı Rum siyasilerce "Türkiye'nin bu şekilde suçsuz gösterildiği" yönünde eleştirilmesini de yanıtlayan Hristofyas, "sürecin Kıbrıslılara ait olmasının dıştan geçecek baskıların engellenmesi amacıyla bizzat kendileri tarafından BM'den talep edildiğini" hatırlattı.

Rum polisi Papadopulos'un naaşını arıyor

Kıbrıs Rum Yönetimi'nin eski lideri Papadopulos'un, 11 Aralık'ta mezarından çalınan kemikleriyle ilgili yeni iddialar ortaya atılıyor.

AA

NTV 23 Aralık. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - Eski Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un 11 Aralık'ta mezarından çalınan naaşını bulmaya yönelik çalışmalarını sürdüren Rum polisi, Papadopulos'un evinin bulunduğu Deftera'ya bağlı Strakka bölgesinde ve Rum vatandaşı da olan Sırp P. Jorcoviç'in Güney Lefkoşa'daki evinde arama yaptı.

Rum basınında çıkan haberlere göre, Papadopulos'un naaşının ailesi tarafından bölgedeki küçük kilisede muhafaza edildiği yönünde ihbar alan polis, Papadopulos'un evinin bulunduğu Deftera'ya bağlı Strakka bölgesinde, 100 kadar polisin katılımıyla, 5 saati aşkın süren arama yaptı. Arama sonucunda, bu bilgilerin asılsız olduğu ortaya çıktı.

Papadopulos ailesi, ayrıca Rum Polis Genel Müdürü Mihalis Papayeorgiu'yla bir araya geldi. İki saat süren ve Tasos Papadopulos'un eşi Fotini, çocukları Nikolas, Konstantinos ve Anastasia'nın katıldığı görüşmenin, Papadopulos ailesine bilgi vermek ve görüş alışverişinde bulunmak amacıyla yapıldığı kaydedildi.

Bu görüşmenin ardından açıklama yapan Nikolas Papadopulos, sürekli olarak polisle işbirliği ve temas halinde olduklarını, gündeme getirilen söylentileri de üzüntüyle dinlediklerini ve okuduklarını söyledi.

Eski Rum liderin naaşının, ailesi tarafından Paris'e kaçırıldığı da iddia ediliyor.

Papadopulos'un naaşının kaybolmasıyla ilgili bir başka şüphenin hedefinde ise bir Sırp vatandaşı var. Rum polisi, Tasos Papadopulos'şa, eski Sırp lideri Slobodan Miloşeviç'in paralarının Güney Kıbrıs'a taşımasıyla ilgili olarak davalı olan Sırp P. Jorcoviç'in güney Lefkoşa'daki evinde geçen pazar günü arama yaptı. Aramada herhangi bir şey bulamadığı belirtildi.

Tasos Papadopulos'un birinci ölüm yıldönümünden önce mezarının açıldığı ve cesedinin çalındığı bildirilmişti.

 

Hristofyas'tan KKTC bayrağına: Hilkat garibesi

Rum lider Hristofyas, Beşparmaklar Dağı üzerindeki KKTC bayrağı için "hilkat garibesi" dedi.

NTV

23 Aralık. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Beşparmaklar Dağları üzerinde yer alan KKTC bayrağını "hilkat garibesi" olarak nitelendirdi.

Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, Beşparmaklar'daki KKTC bayrağının, "işgali ve halkın bölünmüşlüğünü simgelediğini" savundu. Rum lider, "Tam karşımızda bu hilkat garibesi bayraklar duruyor. Bayrağın Beşparmaklar’dan yok olması, vatanın ve halkının yeniden birleşmesi için elimden geleni yapıyorum" dedi.

Beşparmaklar Dağları'ndaki bayrakları daha önceki Rum liderler de gündeme getirmişti. Eski Rum lider Glafkos Klerides, dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la müzakerelerde, bayrağın kaldırılmasını istemişti.

Denktaş'ın bu isteği reddetmesi üzerine, bayrağı görmemek için Rum başkanlık sarayının çevresine selvi ağaçları dikilmişti.

12 futbol sahası büyüklüğünde olan ve gece de aydınlatılan KKTC bayrağı Rum kesimindeki birçok bölgeden görülüyor.

"Ne Mutlu Türküm Diyene" kızdırdı!

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, "Vatanın ve halkının yeniden birleşmesi için elimden geleni yapıyorum" dedi.


Rum radyosunun haberine, Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) ve Yunan alayı (ELDİK) korolarından, Rum başkanlık sarayında Noel şarkıları dinledikten sonra açıklama yapan Hristofyas, KKTC'nin Beşparmak dağlarına çizilmiş olan ve Güney Kıbrıs'tan da çok rahat görünen, KKTC bayrağı, ay-yıldız ve "Ne Mutlu Türküm Diyene, K. Atatürk" ifadesini içeren görüntü için de hakaret içeren ifadeler kullandı ve daha sonra, bu görüntünün, "işgalin devam ettiğinin göstergesi olduğunu" iddia etti.

Hristofyas sözlerini, "Mümkün olan her şeyi yapmalıyız. Beşparmak dağındaki yabancı cismin varlığına son vermeliyiz. Yapmaya çalıştığımız budur. Bu, siyasi liderliğimizin görevidir" şeklinde sürdürdü.

Askerlere, cumhuriyeti korumaları çağrısı yapan Rum lider, "yabancı müdahalenin sonucunda ülkenin hala bölünmenin ıstırabını çektiği için hala askerlik yaptıklarını" söyledi.

"Hedefimiz Kıbrıs'ın askersizleşmesi, barışın gelmesi ve adanın yeniden birleşmesi, yabancı baskılar olmadan Kıbrıslı Türklerle barış içinde yaşamaktır" diyen Hristofyas, "Kıbrıs'taki Yunan askeri kontenjanının da bir gün özgür Kıbrısturist olarak ziyaret etmelerini" diledi.

CNN TURK 23/12/09

 

Talat ve Hristofyas son görüşmeyi yaptı
CNN TURK 21/12/09

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile bugünkü görüşmelerinde, Ocak ayında yapılacak görüşmelerin gündemini ve planlamasını yaptıklarını söyledi.


Talat ve Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Lefkoşa ara bölgede müzakereler için tahis edilen binada yaptığı yılın son görüşmesi sona erdi.

Cumhurbaşkanı Talat, 59. görüşmenin ardından Cumhurbaşkanlığına dönüşünde yaptığı açıklamada, Hristofyas ile Ocak 2010'da yapacakları görüşmelerin planlamasını yaptıklarını belirtti.

Ocak ayındaki görüşmeleri, BM Genel Sekreteri Kıbıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in daveti üzerine "lojistik imkanlar" bakımından BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun'un Lefkoşa ara bölgede kullanılmayan konutuna aldıklarını kaydeden Talat, görüşmelerin 11-12-13 Ocak ve ertesi hafta üçer günlükten, 6 günlük 2 seans şeklinde olacağını söyledi.

Yoğunlaştırılmış görüşmelerde, özellikle üç başlığın ele alınacağını; Yönetim ve Güç Paylaşımı, Ekonomi ve Avrupa Birliği İlişkileri konularında ilerleme ve daha fazla yakınlaşma hedeflediklerini kaydeden Talat, bu görüşmelerde ayrıca Mülkiyet konusunun da konuşulacağını söyledi.

Kıbrıs müzakerelerine, 11 Ocak 2010'a kadar ara verildi.

3 başlıkta daha fazla görüş birliği

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, bugünkü görüşmenin ardından yaptıkları ortak açıklamada, ocak ayındaki yoğunlaştırılmış görüşmelerde, özellikle 3 başlıkta daha fazla görüş birliği hedeflediklerini belirterek, 2010 yılının çözüm yılı olması umutlarını dile getirdiler.

Liderlerin ortak açıklamasını, Kıbrıs müzakereleri çerçevesindeki yılın son görüşmesinin ardından Birleşmiş Milletler (BM) İyiniyet Misyonu Koordinatörü Yasser Sabra okudu.

Liderlerin ortak açıklamasında, BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in davetini kabul eden iki liderin, 11, 12, 13 ve 18, 19, 20 Ocak tarihlerinde BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun'un konutunda görüşecekleri bildirildi.

Açıklamada, ocak ayındaki yoğunlaştırılmış görüşmelerde, yönetim ve güç paylaşımı, ekonomi ve Avrupa Birliği başlıklarında daha fazla görüş birliği hedeflenildiği kaydedildi.

Liderler, Kıbrıs Türkler ve Kıbrıs Rumları'nın yeni yıllarını kutladılar ve 2010 yılının çözüm yılı olması umutlarını dile getirdiler. Sabra, ayrıca, liderlerin bir sonraki görüşmesinin 4 Ocak Pazartesi günü yapılacağını ve bu görüşmede Avrupa Birliği başlığının ele alınacağını belirterek, özel temsilciler Özdil Nami ve Yorgos Yakovu'nun ise bu görüşmenin gündemini belirlemek amacıyla 28 Aralık Pazartesi günü biraraya geleceklerini söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, görüşmenin sonunda yaptığı açıklamada, yoğunlaştırılmış görüşmelerde, özellikle 3 başlığın ele alınacağını, yönetim ve güç paylaşımı, ekonomi ve Avrupa Birliği ilişkileri konularında ilerleme ve daha fazla yakınlaşma hedeflediklerini ifade ederek, bu görüşmelerde ayrıca mülkiyet konusunun da konuşulacağını söylemişti.

KKTC bayrağına 'hilkat garibesi' dedi

Kıbrıs'ta barışın sağlanması için KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la müzakere eden Rum lider Hristofyas, Beşparmaklar Dağı üzerindeki KKTC bayrağı için "hilkat garibesi" dedi.

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Beşparmak Dağları üzerinde yer alan KKTC bayrağını "hilkat garibesi" olarak nitelendirdi.  

Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, Beşparmaklar'daki KKTC bayrağının, "işgali ve halkın bölünmüşlüğünü simgelediğini" savundu. Rum lider, "Tam karşımızda bu hilkat garibesi bayraklar duruyor. Bayrağın Beşparmaklar’dan yok olması, vatanın ve halkının yeniden birleşmesi için elimden geleni yapıyorum" dedi.

Beşparmaklar Dağları'ndaki bayrakları daha önceki Rum liderler de gündeme getirmişti. Eski Rum lider Glafkos Klerides, dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la müzakerelerde, bayrağın kaldırılmasını istemişti.

Denktaş'ın bu isteği reddetmesi üzerine, bayrağı görmemek için Rum başkanlık sarayının çevresine selvi ağaçları dikilmişti.

12 futbol sahası büyüklüğünde olan ve gece de aydınlatılan KKTC bayrağı Rum kesimindeki birçok bölgeden görülüyor.

HURRIYET 23/12/09

 

‘Mr. No’yu’ ailesi mi çaldı?

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

KKTC’de yayımlanan Afrika gazetesinin, Kıbrıs Rum Yönetimi eski lideri Tasos Papadopulos’un Güney Lefkoşa’daki mezarından naaşının çalınması ile ilgili “Naaşın Papadopulos’un eşi Fotini tarafından Fransa’ya kaçırıldığı” yönündeki manşeti Rum tarafını ayağa kaldırdı

 İddialar üzerine harekete geçen Rum polisi, önceki gün Papadopulos’un yazlık evinin bulunduğu Strakka Çiftliği’nde ve Rum Başpiskoposluğu’na ait kiliselerde arama yaptı.  
Bir açıklama yapan Papadopulos’un oğlu Nikolas, iddiaları üzüntüyle karşıladıklarını söyledi.
Aile neden kaçırmış olabilir?
1- EOKA ruhunun tekrar canlandırılması.
2- Kıbrıs’ta olası bir çözümün engellenmesi.
3- Papadopulos’un vasiyetinde “işgal” bitene kadar Paris’e gömülmek istediğini belirtmesi.
KKTC’de yayımlanan Afrika gazetesi pazar günü “Paris’e gömülmüş” manşetiyle çıkmıştı. Habere göre, Fransa’dan gazeteyi arayan bir kaynak  özel bir uçakla Papadopulos’un naaşının   Fransa’ya getirildiğini iddia etti.

MILLIYET 23/12/09

'Türk, Ermeni ve Kürt gen kardeşi'

23/12/2009 10:29 RADIKAL

Türk lösemi hastaları ile Ermeni donörler arasında yüksek eşleşme oranı tespit eden Ermenistan İlik Bankası yetkilileri, “Türkler ile Ermeniler yeryüzünde birbirine genetik olarak en yakın etnik topluluklar, ayrıca Kürtler de aynı genetik kümede” dedi. Hatta bu yakınlığın araştırılması için “Birlikte AB fonuna başvuralım” çağrısında bulundu.




Hürriyet gazetesinde Cansu ÇAMLIBEL imzasıyla yer alan haber:

Erivan'daki İlik Bankası'nın Direktörü Sevak Avagyan, Türk ve Ermeni toplumlarının genetik yakınlığını ortaklaşa incelemek üzere Türk meslektaşlarına "AB fonlarına birlikte başvuralım" çağrısı yaptı. Avagyan, Ankara-Erivan yakınlaşmasını destekleyen Avrupalı politikacıların bu projeye sahip çıkacağı görüşünde.

Literatüre geçti

Tıp literatürüne geçen 1998 tarihli bir araştırma Ermeni doktorların tezlerini destekler nitelikte. Madrid'deki Complutense Üniversitesi'nin Moleküler Biyoloji Bölümü'nden üç İspanyol akademisyenin hazırladığı "Akdeniz toplulukları arasındaki genetik ilişkiler" araştırmasında Türkler ve Ermeniler aynı genetik kökenin iki kolu olarak tanımlanıyor.

Aynı familyanın iki kolu

Türkler ile Ermeniler arasındaki genetik köken benzerliğini çok az sayıda insanın bildiğini belirten Avagyan, "Ermeniler ile Türkler arasındaki genetik aralık çok yakın. Aynı genetik familyanın iki kolu gibiler. Kürtler de aynı genetik kümede. Bizim ilik eşleştirmelerinde elde ettiğimiz yüksek oranlar bu hipotezi doğrular nitelikte. Bu bilimsel gerçeği duyunca eminim herkes şaşıracak."

Hastanın milliyetsiz

Dünya Kemik İliği Derneği aracılığıyla 59 ilik bankasıyla çalışan Ermenistan İlik Bankası'na kayıtlı 15 bin Ermeni donör var. Bankanın başhekimi Mihran Nazaretyan, kurumunun misyonunu "Dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan hasta ile Ermeni donörlerin hücreleri arasında denklik olup olmadığını bulmak" diye tanımlıyor. Nazaretyan bağlı oldukları evrensel kuralları şöyle hatırlatıyor: "Hastanın etnik kimliği, hangi ülke vatandaşı olduğu, hangi siyasi ya da dini görüşlere sahip olduğu hiç önemli değil."

İki ülke beraber çalışsın

SEVAK Avagyan, dört yıl önce İstanbul ve Ankara'daki ilik bankalarının yöneticilerine ortak proje teklifi götürdü. Ancak Türk yetkililer AB fonlarına tek başlarına başvurdu ve reddedildi. Proje için bugün siyasi ortamın da uygun olduğunu blirten Avagyan, şunları söyledi: "AB'nin kapısını Ermeni ve Türk akademisyenler olarak birlikte tekrar çalarsak bu defa iki kez düşünecekler. Çünkü şu anda siyasi motivasyon da var. AB zaten Türk-Ermeni uzlaşmasına tam destek verdi. Eminin bu süreci destekleyen birçok politikacı böyle bir tıbbi araştırmanın üzerine atlayacaktır."

En ilginç eşleşme bir Aborijin'le

ERMENİSTAN İlik Bankası, Sovyetler Birliği'nden kopan Rusya dahil 15 cumhuriyet arasında tek. Lösemi vakalarında Rusya ve Ermenistan'da listenin başını çekiyor. Ancak Rusya'da ilik bankası yok. Erivan'daki ilik bankası yöneticilerini bugüne kadar en çok şaşırtan eşleşme Avustralya'daki bir Aborijin hasta ile Ermeni donör arasında olmuş.

Türkiye'ye ilik vermek istiyoruz

SON 5 yılda yaşananlar Mihran Nazaretyan'ın "Türkiye'de lösemi ya da başka ölümcül hastalığa yakalanmış bir hasta bizim bankamızdaki donörlerden biri ile genetik olarak eşleşiyorsa, hiç tereddüt etmeden iliği sağlarız" şeklindeki sözlerinin adeta kanıtı.

Nazaretyan Türk hastalarla deneyimlerini anlattı: "İstanbul'daki ilik bankasından 43, Ankara'dakinden de 5 ilik talebine buradan eş bulduk ve hemen yanıt verdik. Ancak geri dönüş olmadı. Ne yazık ki bu eşleştirmelerimizden hiçbiri ilik nakliyle sonuçlanmadı. Bunun çeşitli nedenleri olabilir. Belki Türkiye'deki banka ülke içinden bir başka donör bulmuştur ya da biz yanıt verene kadar hastayı kaybetmişlerdir. Almanya'da yaşayan Türk hastalar için de Ermeni donörler arasından eş bulduk ama onlardan da nakil talebi gelmedi. Tek dileğim bir gün Ermeni bir donörden Türk bir hastaya nakil yapılması

Eroğlu bugün Ankara'da

Kıbrıs müzakerelerinde gerçekleşecek hızlandırılmış 6 toplantı öncesinde, KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu Ankara'ya geliyor.

NTV

24 Aralık. 2009 Perşembe

LEFKOŞA - Kıbrıs çözüm müzakerelerinde, Ocak ayında başlayacak hızlandırılmış 6 toplantı öncesinde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Derviş Eroğlu Ankara'ya geliyor.

Davetin, Cumhurbaşkanı Talat'a da yapıldığı öğrenildi. Ancak Talat, "3 hafta önce Ankara'da olduğunu" belirterek, ziyarete gerek olmadığını Ankara'ya iletti.

Başbakan Erdoğan'la Eroğlu arasında bugün yapılacak görüşmede, 3 hafta önce Talat'ın da katıldığı toplantıda sunulan Türk Dışişleri'nin hazırladığı açılım paketi konuşulacak.

Başbakan Eroğlu, paketteki bazı noktalara karşı çıkmıştı. Eroğlu, kurulması hedeflenen yeni devlette, başkan ve yardımcısının seçiminde Rumların Türklere, Türklerin de Rumlara yüzde 20 oranında etkisi olacak çapraz oy sistemine itiraz ediyor.

Eroğlu Talat'ı, hükümetin görüşünü almadan müzakereleri yürütmekle eleştiriyor.

 

Papadopulos'un oğlu Rum tarafını karıştırdı

Geçtiğimiz sene hayatını kaybeden Rum lider Tasos Papdopulos'un oğlu, "Kıbrıs'ta Türkiye kökenli bir başkan yardımcısına razı olduğunu" söylemesi, Rum Yönetimi'nde tepki çekti.

AA

NTV 24 Aralık. 2009 Perşembe

LEFKOŞA - Eski Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un oğlu, hükümet ortağı Demokratik Parti'nin (DİKO) Başkan Yardımcısı Nikolas Papadopulos'un, olası bir ortak devlette başkanın sürekli Kıbrıslı Rum olması kaydıyla, Türkiye kökenli Kıbrıs Türkü'nün başkan yardımcısı olmasını kabul ettiğini açıklaması, Rum tarafını karıştırdı.

Rum basın haberlerine göre Papadopulos, katıldığı bir programda, ''Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin daimi başkanı yeter ki Kıbrıslı Rum olsun, başkan yardımcılığına Türkiyeli 'yerleşiğin' seçilmesinde de sorun olmaz'' ifadelerini kullandı.

Nikolas Papadopulos'un bu sözlerine tepki gösteren Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, ''Ben, 'yerleşik' ne başkan, ne de başkan yardımcısı kabul ederim'' dedi.

Papadopulos'un başkan yardımcılığında bir Türkiye kökenli KKTC vatandaşı olmasını kabul ettiği şeklindeki açıklamasını ''büyük bir hata ve dil sürçmesi'' olarak niteleyen Hristofyas, ''Yerleşik başkan yardımcısını kabul etmek ne demek? İster başkan, ister başkan yardımcısı konusunda olsun, yerleşik konusunu ağza sakız yapma büyük bir yanlıştır'' diye konuştu.

Koalisyonun büyük ortağı AKEL partisi Genel Sekreteri Andros Kiprianu da aynı konuyla ilgili olarak, ''Daha sonra yapacağı hiçbir açıklama, önceki açıklamasını ortadan kaldırmaz. Bu açıklama biraz çelişkilidir. Bir yandan 'yerleşiklerin' adada kalmasını kabul etmediklerini söylerken, aynı zamanda 'yerleşik' bir başkan yardımcısını nasıl kabul edebileceklerini sormak gerek'' diye konuştu.

GAZETELERİ SUÇLADI
Nikolas Papadopulos ise tepkiler üzerine yaptığı yazılı açıklamada, Rumların ''yerleşik'' olarak nitelediği Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının adada kalmalarını kabul etmediğini belirterek, sözlerini haber yapan gazeteleri eleştirdi.

Papadopulos, açıklamasında, ''Yerleşiklerin Kıbrıs'ta kalmasını ve hiçbir makamda 'yerleşik' görmek istemediğini'' kaydetti.

 

İspanya'dan KKTC'ye davet

Haberi Paylaş ğ Facebook ğ Google ğ Twitter ğ Mixx ğ Digg ğ del.icio.us ğ reddit ğ MySpace ğ Stumble Upon

İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero, uluslararası arenada tanınmayan KKTC'nin lideri Mehmet Ali Talat'ı davet edecek.


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ocak ayında AB Dönem Başkanlığını devralacak olan İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero ile telefonla görüştü.

Erdoğan, Kıbrıs Rum Kesimi'ni bu ay içinde ziyaret edecek olan Zapatero ile görüş alışverişinde bulundu.

Zapatero, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı İspanya'ya davet edeceğini ifade etti.

Görüşmede, ayrıca AB konusunda önümüzdeki dönem yapılabilecek ele alınırken, şubat ayında İspanya'da gerçekleştirilecek, 'İkinci Türkiye-İspanya Zirvesi" ve Meksika'da yapılacak G-20 toplantısına ilişkin görüş alışverişinde bulunuldu.

CNN TURK 24/12/09

 

 

KKTC lideri Talat Ankara’ya gelmiyor

Başbakan Erdoğan’ın, KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu’yla bugünkü Kıbrıs zirvesi öncesinde KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Ankara’ya “gelmeme” krizi yaşandı

 Talat, Eroğlu’yla Erdoğan’ın önünde tartışmamak için Ankara’ya gelmeme kararı aldı. Erdoğan, 18 Aralık’ta mektup göndererek, Talat ve Eroğlu’nu Ankara’ya davet etti. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu arayan Talat’ın, “Politikalarımız belli. Eroğlu size kendi politikalarını anlatsın” dediği bildirildi. Davutoğlu’nun da “Başbakan’la konuşayım. Sizi arayayım” dediği kaydedildi. Erdoğan’la konuştuktan sonra Talat’ı arayan Davutoğlu’nun, “Dediğiniz gibi olsun. Gelmeyin” dediği öğrenildi.Talat, daveti reddetmedi. Ocakta ya Talat Ankara’ya gidecek ya da Davutoğlu Kıbrıs’a gelecek.

MILLIYET 24/12/09

 

 

KKTC bayrağına 'hilkat garibesi' dedi

24/12/2009 08:49 RADIKAL

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Beşparmak Dağları'ndaki KKTC bayrağını 'hilkat garibesi' diye niteledi.


Rum başkanlık sarayında dün Rum ve Yunan askeri korolarından Noel şarkıları dinledikten sonra bir konuşma yapan Hristofyas, ‘vatanın birleşmesi için’ çalıştığını söyleyip Beşparmak’da bulunan ve Rum tarafından da görülebilen dev KKTC bayrağı, ay-yıldız ve ‘Ne Mutlu Türküm Diyene. K. Atatürk’ yazısına çattı. Bu görüntünün ‘işgalin sürdüğünün göstergesi’ olduğunu söyleyen Rum lideri “Mümkün olan her şeyi yapmalıyız. Beşparmak dağındaki yabancı cismin varlığına son vermeliyiz. Bu, siyasi liderliğimizin görevidir” dedi. Hristofyas, “Hedefimiz Kıbrıs’ın askersizleşmesi, barışın gelmesi ve adanın yeniden birleşmesi, yabancı baskılar olmadan Kıbrıslı Türklerle barış içinde yaşamaktır” diyen Hristofyas, “Kıbrıs’taki Yunan askeri kontenjanının da bir gün özgür Kıbrıs’ı turist olarak ziyaret etmelerini” diledi.

Ankara değerlendirmesi sadece Eroğlu’yla
Öte yandan adadaki taraflar ocakta yoğunlaştırılmış müzakereye hazırlanırken, Başbakan Tayyip Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Başbakan Derviş Eroğlu’nu Ankara’ya davet etti. Ancak Talat’ın daveti reddettiği iddia edilirken, olayı yalanlayan sözcüsü Hasan Erçakıca, Dışişleri Bakanı Ahmed Davutoğlu’yla değerlendirmede toplantının Eroğlu ile yapılmasının daha yararlı olacağı ortak kanaati oluştuğunu söyledi. Eroğlu “Demek ki bir eksiklik hissedildi ki birlikte gitmemiz arzu edilmiş. Niye gitmiyor, onu bilemem, kendi takdiridir” demişti. (aa)

ÇİÇEKLERLE KARŞILANDILAR

   

HALUK DOĞANDOR

Girne Belediyesi, kent sınırları içinde yaşayan yabancı kökenli ülke vatandaşlarına yönelik Christmas ve yeni yıl kokteyli düzenledi. Yeni yıl etkinlikleri çerçevesinde düzenlediği etkinlikle, bölgede yaşayan yabancı kökenli konukları bir araya getirdi.
Girne belediyesi tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen Christmas ve yeni yıl kokteyli çok sayıda yabancının katılımıyla gerçekleşti. Etkinlik çerçevesinde, salon girişinde ellerinde çiçek fideleri ile bekleyen halkla ilişkiler birimi, gelen her yabancıya üzerinde çekiliş numaraları olan çiçekleri hediye ettiler.

Girne Belediyesi Çocuk Korosu’nun söylediği İngilizce “şarkı söyleyelim” parçası da çok beğenildi. Halk dansları ekibinin sunduğu gösteri ise yabancılar tarafından ilgiyle izlendi.

Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın etkinlikte yaptığı kısa konuşmada, Girne Belediyesi’nin bölgede yaşayan yabancı kökenlilere yönelik 1994 yılından bu yana geleneksel olarak Christmas ve yeni yıl resepsiyonu düzenlediklerini belirtti.
Aygın 2010 yılının herkese sağlık, mutluluk ve huzur getirmesi dileğinde bulunurken, etkinliğe katılan konukların Christmas ve yeni yılını kutladı.

STAR KIBRIS 24/12/09

HRİSTOFİYAS ZOR DURUMDA

   

Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, iki toplum liderinin ocak ayındaki yoğun müzakerelerinde, “çözüm yolunun açılması için Kıbrıs Türk tarafından yaratıcı ve yapıcı tezler sunmasını beklediklerini” ifade etti.
Güney Kıbrıs’taki koalisyon ortakları ise, dönüşümlü başkanlığa karşı tutumunu sürdürüyor.

TEK BAŞINA ÇÖZÜM GETİRMEZ

Rum basınına göre; Londra’da yayın yapan Rum Radyosuna(LGR) açıklama yapan Stefanu, müzakerelerin tek başına çözüm getirmediğini, müzakere masasına yapıcı tezler sunulması gerektiğini söyledi.
Stefanu, bu tezlerin, üzerinde anlaşmaya varılan ve siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözüm temeline dayalı olması gerektiğini de yineledi.

SEÇİMLER KIBRISLI TÜRKLERİN MESELESİ

“Kıbrıs Türk tarafının tutumunun, Kuzey Kıbrıs’taki seçimlerden etkilenip etkilenmeyeceği” sorusu üzerine de Stefanu, “Seçimler Kıbrıslı Türklerin meselesidir. İster yasa dışı, isterse yasal olsun bu süreçlerin bir veya bir başka şekilde etkilemesi kaçınılmazdır” dedi.

Stefanu, iç politikada birliğin çözüm sürecinde ön şart olduğunu da söyledi.
Öte yandan gazete, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Başbakan Derviş Eroğlu’nun istişareler için Ankara’ya çağrıldığını da yazdı. Haberde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Başbakan Eroğlu’nun yoğun müzakerelerin başlamasından önce ayrı ayrı tarihlerde Ankara’ya gideceğini kaydetti.

MUHALEFET KONSEY TOPLANTISI İSTİYOR

Rum basınına göre DİSİ, DİKO, EDEK, Çevreciler ve EKOLOGLAR Hareketi’nin, yoğun müzakereler öncesinde Başkan Hristofyas’ın partileri bilgilendirmesini istediler.
Haberde DİSİ’nin, istişare ve bilgilendirme olmadan Hristofyas’ın ocak ayındaki yoğun müzakerelere katılmasının kabul edilmeyeceğini belirterek uyarıda bulunduğu belirtildi.
Alithia Gazetesi, AKEL dışında diğer partilerin Ulusal Konsey’in toplanmasını talep ettiğini de yazdı.

HRİSTOFYAS’IN TAKTİĞİNE KARŞIYIZ

DİKO Basın Sözcüsü Fotis Fotiu da, partisinin Hristofyas’ın müzakerelerdeki taktiğine karşı olduğunu söyledi. Fotiu, Kıbrıs sorunu, ekonomi veya diğer konularda Hristofyas’a açık çek vermediğini ifade etti.
Fotiu, müzakerelerin liderlerin evlerinde yapılmasından vazgeçilmesinden duyduğu memnuniyeti de dile getirdi.

Fotiu, Türk tarafının tezlerini netleştirmekten kaçındığı mülkiyet, toprak, güvenlik, garantiler ve TC kökenli vatandaşlar gibi temel konuların öncelikli olarak görüşülmesi gerektiğini, ancak yoğun müzakerelerin yönetim, güç paylaşımı, ekonomi ve AB konularıyla sınırlı kalacağını belirtti.
KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru da, yoğun müzakerelerle birlikte ilerleme olduğu konusunda sahte bir imaj verildiğini söyledi ve Ulusal Konsey’in toplanmasını talep etti.
EVRO.KO Milletvekili Rikkos Erotokritu ise, mülkiyet, toprak, garantiler gibi ciddi konuların yoğunlaştırılmış müzakerelerin gündemi dışında kaldığına dikkati çekti.

AKEL’DEN DİKO’YA YANIT

Öte yandan ALİTHİA’ya göre AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, DİKO ve Meclis Başkanı Marios Karoyan’ın “dönüşümlü başkanlık ve ağırlıklı oyun kabul edilmeyeceğine” ilişkin açıklamasını yorumladı.
Kiprianu, beş yıl gecikmeyle ifade edilen bir görüş ayrılığının söz konusu olduğunu belirterek, geçmişte herhangi bir tepki gösterilmeyen bazı konulara büyük boyutlar kazandırılmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Kiprianu, Annan Planı’ndaki dönüşümlü başkanlık ile Hristofyas’ın bu konudaki önerisinin farkına da değinerek, Annan Planı’ndaki dönüşümlü başkanlığın Başkanlık Konseyi’ne kimin başkanlık edeceğiyle ilgili olduğunu, Hristofyas’ın önerisinde ise devletin liderliğiyle ilgili dönüşümlü başkanlık olduğunu belirtti.

BAŞKAN YETER Kİ RUM OLSUN

Politis’e göre DİKO Başkan Yardımcısı Nikolas Papadopulos da, katıldığı bir radyo programında, “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin daimi Başkanı yeter ki Kıbrıslı Rum olsun, Başkan Yardımcılığına “Türkiyeli yerleşiğin” seçilmesinde de sorun olmaz” ifadelerini kullandı.
Aynı programda konuk olan AP Milletvekili Takis Hacıyeorgiu ise, bir “yerleşiğin” Başkan Yardımcısı olmasını kabul etmediğini, zaten ağırlıklı oyun bu ihtimali dışarıda bıraktığına inandığını söyledi.

Simerini’ye göre DİSİ Başkan Yarımcısı Nikos Tornaridis ise dün yazılı bir açıklama yaparak, “herhangi bir çözümü” kabul etmediklerini söyledi.
Tornaridis, çözümün, endişelere yanıt vermesi ve Avrupa çerçevesi içerisinde yaşayabilirliği garanti altına alması gerektiğini ifade etti.

STAR KIBRIS 24/12/09

 

‘Hristofyas özür dilemeli'

25/12/2009 RADIKAL

Rum liderin KKTC bayrağı için 'hilkat garibesi' demesine Türk tarafı büyük tepki gösterdi. Talat 'Bu bir hakarettir' çıkışı yaparken, KKTC Dışişleri Bakanı Özgürgün 'Hristofyas özür dilemeli' çağrısı yaptı


LEFKOŞA - Kıbrıs’ta BM gözetiminde ocakta yoğunlaştırılmış müzakerelere hazırlanılırken, bayrak krizi çıktı. Rum Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’ın Noel ayininde Beşparmak Dağları’ndaki KKTC bayrağını kastederek kullandığı ‘hilkat garibesi’ sözleri Türkiye ve KKTC’de büyük tepki topladı. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Hristofyas’ın sözlerine sert çıkarken, Ada TV’deki açıklamasında “Bu bir hakarettir. Hristofyas, Kıbrıslı Türkler’in saygı duyduğu, uğruna kan döktüğü, kutsal bir değer olan mücadele simgesine saygılı olmak durumundadır. Biz onların haçları hakkında, bayrakları hakkında birşey söylemiyoruz. O da söylememeli” diye konuştu.
KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, de “Kıbrıs Türk halkına yönelik kabul edilmez bir hakaret. Hristofyas özür dilemeli” çağısı eşliğinde ekledi: “Çözüm olsa da KKTC bayrağı dalgalanacak. Bunu kabullenmeyen bir Rum liderliğiyle anlaşmak mümkün değil.”
“Rum liderliğinin müzakerelere ‘dostlar alışverişte görsün’ anlayışıyla katıldıklarına dair endişelerimizi güçlendiriyor” diyen Özgürgün “Hristofyas bilmeli ki, Kıbrıs Türk halkı özgürlüğü, egemenliği, hakları ve bayrağından asla vazgeçmeyecek” vurgusu yaptı. KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu da, “Bayrağımızı bile hazmedemeyen biriyle anlaşmak zor” dedi. Rum lideri şöyle demişti: “Tam karşımızda bu hilkat garibesi bayrak duruyor. Bayrağın Beşparmaklar’dan yok olması, vatanın ve halkının yeniden birleşmesi için elimden geleni yapıyorum.”

Oğul Papadopulos şaşırttı
Öte yandan eski Rum lideri Tasos Papadopulos’un oğlu da, güneyi karıştırdı. Rumların resmi tezi Türkiye göçmenlerinin geri gönderilmesiyken, hükümet ortağı Demokratik Parti’nin (DİKO) Başkan Yardımcısı Nikolas Papadopulos “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin daimi başkanı yeter ki Kıbrıslı Rum olsun, başkan yardımcılığına Türkiyeli yerleşiğin seçilmesinde sorun olmaz” dedi. Hristofyas buna “Yerleşik başkan yardımcısını kabul etmek ne demek?İster başkan ister başkan yardımcısı olsun, yerleşik konusunu ağza sakız yapmak büyük yanlış” tepkisini gösterdi. Oğul Papadopulos “Yerleşiklerin Kıbrıs’ta kalmasını da hiçbir makamda yerleşik görmeyi de istemiyorum” yalanlamasını yaptı. (aa)

 

Eroğlu, bugün Erdoğan’la görüşüyor

Başbakan Derviş Eroğlu, Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan ile görüşmek için bugün Ankara’ya gidecek.

Başbakan Eroğlu, Bakanlar Kurulu toplantısına girerken, Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile birlikte kendisini Ankara’ya davet ettiğini, ancak Talat’ın olumlu yanıt vermediğini belirtti.

“Birlikte gitmemizin uygun olmayacağını düşünmüş olmalı ki gitmeyeceğini iletti” diyen Eroğlu, Erdoğan’ın özellikle Kıbrıs konusundaki gelişmeler konusunda hükümetin de görüşünü almak istediğini kaydetti.

“Seçimlerde yüzde 44’ün üzerinde oy alan bir partinin hükümet olarak görüşleri olacağını” ifade eden Eroğlu, bu görüşlerini TC hükümeti ile paylaşacaklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat’ın Dışişleri Bakanı’nın da katılımıyla Ankara’ya daha önce ziyaret gerçekleştirdiğini hatırlatan Eroğlu, “Bir eksiklik hissedildi ki birlikte gitmemiz arzu edildi. Cumhurbaşkanı’nın gitmemesi kendi takdiri..Ben gidiyorum” ifadelerini kullandı.

Başbakan Eroğlu, öğle saatlerinde Ankara’ya gideceğim,  saat 18.00’de Erdoğan  ile bir saatlik bir görüşme yapacağını, ayrıca başka temaslar da yapabileceğini ekledi.

GÖRÜŞMELERLE İLGİLİ UMUT POMPALAMAK YANLIŞ

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın “federasyon görüşmelerine isteksiz katıldığına” ilişkin açıklamasını da değerlendiren Eroğlu, “Kendisini çözüm yanlısı lanse edenler Hristofyas’ın pek de çözüm yanlısı olmadığını son zamanlarda ortaya koyduğu beyanatlarla herhalde anlamaktadırlar” dedi.

Eroğlu, Hristofyas’ın “hızlandırılmış görüşmelerin Kuzey’deki seçimler öncesinde bitmesi yönünde taahhütleri olmadığına, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde seçilecek liderle görüşmelere devam edebileceğine” ilişkin açıklamasını da, “Demek ki ‘yarın anlaşma oluyormuş’ gibi kamuoyuna mesajlar vermek doğru değil. Müzakere masasında henüz anlaşmadan çok uzak olduğumuz ortada. Umut pompalayarak hayal kırıklıkları yaratmayalım” dedi.

Eroğlu, müzakerelerde yönetim ve güç paylaşımından başlayarak, toprak, mülkiyet gibi hiçbir konuda anlaşmaya varılmadığını da ekledi

 

HALKIN SESI 25/12/09

 

 

TALAT’A KONUK OLDUK

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sabah kahvaltısında konuk ettiği Star Kıbrıs Medya Grubu’na müzakere süreci ve gündemdeki konular hakkında bilgi verdi
Toplantı çerçevesinde STAR KIBRIS ekibinin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sürdürülen müzakere sürecinde gelinen son durum hakkında bilgi verdi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ile Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Ocak 2010’a kadar görüşmelere ara verdiğini anımsatarak, “Planımız görüşmelerde ciddi adımlar atmaktır” dedi.
Cumhurbaşkanı Talat’a konuk olan STAR KIBRIS Medya Grubu ekibi adına Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Davulcu, Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını son derece samimi bulduklarını belirterek, sorularına aldıkları yanıtlardan da memnuniyet duyduklarını ifade etti.

Toplantıya katılan STAR KIBRIS Medya Grubu ekibinde şu kişiler yer aldı; Star Kıbrıs Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Davulcu, Haber Müdürü Selda Bektaş, Ada Tv Haber Müdürü Arslan Mengüç, Haber Editörü Serap Turan, Star Kıbrıs yazarları Özcan Özcanhan, Barış Mamalı, Cem Kar, Ümit Bahşi, Çiğdem Dürüst Falay, Anıl Kaya, Leman Kırcal, Ayşe Tural.

STAR KIBRIS 25/12/09

EROĞLU, ERDOĞAN’LA GÖRÜŞTÜ

   

Görüşmeye Dışişleri Bakanı Özgürgün ile Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Çiçek de katıldı

Bir dizi resmi temaslarda bulunmak üzere dün öğle saatlerinde Ankara’ya giden Başbakan Derviş Eroğlu, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi.
Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın konutunda saat 18.45’te başlayan görüşmeye, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün ile Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek de katıldı.

Kıbrıs’ta devam eden müzakerelerin ele alınacağı ve Başbakanlık Konutu’nda 1.5 saat kadar sürmesi beklenen görüşmenin ardından yemekte devam edecek olan görüşmeye, Türkiye’den diğer bazı bakanların ve milletvekillerinin de katılmasının beklendiği bildirildi.

STAR KIBRIS 25/12/09

Eroğlu'ndan Org. Başbuğ'a ziyaret

   

Başbakan Derviş Eroğlu, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'u ziyaret etti.


Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde yer alan açıklamada, ziyaretin bugün saat 10.00'da gerçekleştiği bildirildi.
STAR KIBRIS 25/12/09

 

 

A plan is afoot that’s worse than Annan

CYPRUS MAIL December 25, 2009

ARCHBISHOP Chrysostomos II has called on the Christian flock to keep vigilant and be wary of efforts to impose an unfair settlement on the Greek Cypriots.
In his Christmas message, the Prelate points out that “a plan is afoot in the next few months and left to understood by various directions that the plan will be worse than Annan Plan which rightly the Greek Cypriots rejected'.”
A reunification plan that does not provide for a just, viable and workable solution to the Cyprus issue should not be put to a referendum because it will be rejected, Chrysostomos adds.
If the solution that will be proposed, he says, is worse than the present situation, then “we must endure because the acceptance of a worse solution would legalize the situation and will not be reversible.
“Concessions do not lead to any compromise,” Chrysostomos notes.
The Archbishop goes on to warn that “Turkey is trying to legitimize its illegal plans for Cyprus and uses the talks to deceit Europe and the whole world.”
In closing, Chrysostomos extends his wishes for freedom for Cyprus in 2010 and calls on refugees, the enclaved and the relatives of the missing persons to be patient.

 

 

“Türkiye seçimlere müdahale etmeyecek”

Başbakan Derviş Eroğlu, Ankara’da yaptığı temaslarda Kıbrıs müzakereleriyle ilgili hükümetin ve partisinin görüşlerini anlatma fırsatı bulduğunu ifade ederek, görüşmelerin çok samimi bir ortamda geçtiğini ve görüşlerini aktarma bakımından önemli bir fırsatı değerlendirdiklerini kaydetti.

Eroğlu, Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda ise Ankara’nın, “KKTC’nin çok demokratik bir ülke olduğunu ve halkın iradesinin Türkiye tarafından kabul edildiğini, bu konuda herhangi bir engelleme olmadığını” hissettirdiğini ifade etti.

Başbakan Derviş Eroğlu, Ankara’daki temaslarını tamamlayarak dün KKTC’ye döndü. Eroğlu, Ankara dönüşünde Ercan Havaalanı’nda basın mensuplarına Ankara temasları hakkında açıklamalarda bulundu.

Eroğlu, görüşmelerin çok samimi bir ortamda geçtiğini ve görüşlerini aktarma bakımından da önemli bir fırsatı değerlendirdiklerini kaydetti.

Kıbrıs müzakereleri ve KKTC ile ilgili görüşlerini aktardıklarını ifade eden Eroğlu, bu görüşmelerin olumlu ve verimli geçtiğini, UBP ve hükümetin ortaya koydukları görüşlerin taraflar tarafından olumlu karşılandığını ve güzel bir müzakere ortamı yaratıldığını dile getirdi.

Eroğlu, Ankara ziyareti sırasında kendisine eşlik eden Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün’ün Ankara’da bir süre daha bazı temaslarda bulunduktan sonra pazar günü KKTC’ye döneceğini de söyledi.

Konuşmasının ardından soruları yanıtlayan Başbakan Derviş Eroğlu, müzakerelerle ilgili yazdığı mektubun Türkiye Başbakanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu tarafından detaylı bir şekilde incelendiğini ve görüşlerinin değerlendirildiğini, ayrıca bu gidişte o mektubun biraz özetlendiğini ve ek yapılarak verildiğini kaydetti.

MEKTUP ŞİKAYETLERİMİZİ DEĞİL GÖRÜŞLERİMİZİ İÇERİYOR

Mektubun Kıbrıs müzakereleriyle ilgili şikayetlerinden ziyade endişelerini ve görüşlerini içerdiğini, kendilerinin de bir görüşü bulunduğunu gösterdiğini ifade eden Eroğlu, bu mektubun en iyi şekilde değerlendirileceğine inanç belirtti.

Başbakan Derviş Eroğlu, Kıbrıs müzakereleri üzerine bir başka soru üzerineyse, bugüne kadar Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın görüşmelerde ortaya koyduğu önerileri görüşmenin ardından tutanaklardan öğrenme fırsatı bulduklarını, ancak bundan sonra öneri yapılmadan önce bunun tartışmasının yapılması durumunda daha sağlıklı olacağına inanç belirtti.

ADAYLIK KONUSU

Eroğlu, Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda Ankara’da görüşme olup olmadığı yönündeki soru üzerineyse şunları kaydetti:

“Türkiye Cumhurbaşkanı ile Başbakanı KKTC’nin çok demokratik bir ülke olduğunu ve halkın iradesini Türkiye tarafından kabul edildiğini ve bu konuda herhangi bir engelleme olmadığını bize hissettirdiler. Zaten Ankara’ya gitmeden önce arkamdan böyle bir konuşma olacağını düşünmüştüm, yani Ankara’ya ‘adaylıktan vazgeçilsin diye gitti’ şeklinde bir yorum yapılacağını... Böyle bir şey yok, bilakis KKTC’nin demokratik yapısına herhangi bir müdahale düşüncesi yok.”

HALKIN SESI 26.12.2009

 

Talat’ın al-ver önerisine ret

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas′ın 11 Ocak 2010′da başlayacak yoğunlaştırılmış görüşmelerinde, Kıbrıs Türk tarafının, "Kıbrıs sorununun üç başlığında al-ver prosedürüne başlanmasını" önerdiği ve Rum tarafının bu öneriyi reddettiği iddia edildi.

Haberi “Yoğunlaştırılmış Müzakerelerde Al-Ver İstiyorlar... Türk Önerisi Kıbrıs Rum Tarafınca Reddedildi” başlığıyla yansıtan Güney’de yayımlanan Fileleftheros gazetesi “güvenilir” bilgilere dayanarak Cumhurbaşkanı Talat’ın “Yönetim”, “Ekonomi” ve “AB” başlıklarında al-ver prosedürünün başlamasını önerdiğini, ancak bu önerinin Rum tarafınca reddedildiğini yazdı.

Gazeteye göre Rum tarafı al-ver prosedürünün; Cumhurbaşkanı Talat’ın önerdiği üç başlığın ötesinde “Toprak”, “Garantiler”, “Mülkiyet” ve Rumların “yerleşikler” olarak tanımladığı TC kökenli KKTC vatandaşları konuları da masadayken başlayabileceği argümanını ortaya koydu.

Gazete Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının nihayetinde, yoğunlaştırılmış müzakerelerde üç başlıktaki (Yönetim, AB ve Ekonomi) anlaşmazlıkların üzerine köprü kurulmaya çalışılması ve “Mülkiyet” başlığının görüşülmesi üzerinde uzlaştığını belirttiği haberine şöyle devam etti:

“İfade edildiği üzere ilk üç günlük görüşmede (11, 12, 13 Ocak) 3 başlığa ilişkin karşılıklı görüş ve tezler ortaya konulacak ve ikinci aşamada (18, 19, 20 Ocak) kararlar alınacak. Bu, anlaşmazlıkların üzerine köprü kurulmasına yönelik görüş birliğine ulaşılmaya çalışılacağı anlamına geliyor ki bir al-ver de ihtimal dışı bırakılmıyor. Aslında, bir anlaşmaya, en azından büyük ölçüde görüş birliğine varılırsa bu, bir al-ver ve bir uzlaşı aracılığıyla olacak.

Birleşmiş Milletler doğrudan müzakereler masasında olacak başlıklarda görüş birliklerine varılması konusunda büyük bir olasılık bulunduğu görüşündedir. BM’den bir kaynak, en azından ‘Ekonomi’ ve ‘AB’ konularında anlaşmaya varılabileceğini, ‘Yönetim ve Yetki Paylaşımı’ başlığında argümanın çok daha zor addedildiğini söyledi. BM, bu başlıkta da görüş birliklerine varılmasının mümkün olduğu görüşündedir.

6 tam günlük yoğunlaştırılmış görüşmelerin sonucu muhtemelen Genel Sekreter’in yeni bir iyi niyet misyonu raporunda kaydedilecek ki kaydedilen görüş birlikleri yitirilmesin, prosedürün kazanımı sayılsın.

Aleksander Downer’in planlamalarında (buna, Genel Sekreter Yardımcısı Lynn Pascoe de katılıyor) Ban Ki Moon’un şubat ayında Kıbrıs’a ziyaretinin ayarlanması var. Genel Sekreter  mesai arkadaşlarına, ziyaretinin ‘Kıbrıs sorununda önemli bir adımla’ bağlantılı olması gerektiğini net şekilde söyledi. BM’deki herkes de bu istikamette hareket ediyor.

Bilgi sahibi kaynakların söylediğine göre gerek BM gerek Kıbrıs sorununa müdahil olan yabancı hükümetler, işgal bölgelerindeki sahte seçimler konusunu büyük bir mesele olarak işaret ediyorlar. Talat’ın kaybetmesi ve Eroğlu’nun kazanması olasılığı karşısında da panik havası yaratıyorlar. Ocak ve Şubat planlamalarının sahte seçimler meselesini ciddiyetle dikkate aldığı aşikardır.”

 

HALKIN SESI 26.12.2009

 

ADAYLIK BEKLEMEDE

   

“Cumhurbaşkanlığına adaylık konusu ocak ayında netleşecek… Anketlere göre öndeyim”

“Erdoğan’a mektupta çapraz oylamayla ilgili sakıncaları ifade ettim”

Başbakan Derviş Eroğlu, nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili önümüzdeki günlerde yaptıracağı anketin sonuçlarına göre ve Parti Meclisi’nde yapacakları değerlendirmeyle ocak ayında net bir tavır ortaya koyacaklarını söyledi.
Ankara’da bulunan Başbakan Eroğlu, NTV’de yayımlanan bir programa katılarak soruları yanıtladı.

Eroğlu, kamuoyunun kendisini ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı nisan ayında yapılacak seçimde aday gördüğünü kaydederek, kendisinin parti genel başkanı olduğunu ama Talat’ın bağımsız aday olmasının beklendiğini anlattı.
Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili yapılan bir ankette kendisinin “oldukça önde olduğunun görüldüğünü” ifade eden Eroğlu, önümüzdeki günlerde kendisinin de bir anket yaptıracağını, bu ankette sadece Cumhurbaşkanlığı seçiminin değil hükümet icraatları ve müzakerelerle ilgili konuların da yer alacağını açıkladı. Eroğlu, ocak ayında UBP parti meclisinin de toplanarak değerlendirme yapacağını ve Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili net tavır ortaya koyacaklarını söyledi.

GENEL KURMAY BAŞKANI İLE GÖRÜŞME
Başka bir soruyu yanıtlarken, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’la bir saat süreyle görüştüğünü ve son derece memnun kaldığını ifade eden Başbakan Eroğlu, Ankara’nın tavrından memnun olduğunu çünkü KKTC gerçeğinin göz önünde tutularak hareket edildiğini, Türkiye’nin müzakerelerin devamından ve Kıbrıs Türk halkının kabul edebileceği bir anlaşmada kararlı olmasının önem taşıdığını anlattı.

ERDOĞAN’A MEKTUP
Eroğlu, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a gönderdiği mektupla ilgili soruyu yanıtlarken de, bunu kamuoyu önünde paylaşmanın uygun olmadığını ancak mektupta müzakerelerde ele alınan çapraz oylamayla ilgili sakıncayı ifade ettiğini bildirdi.

9 maddelik paketin bilgileri dışında hazırlandığını ve Ankara’ya taşındığını belirterek, Ankara’ya gidecek paketin hükümetin bilgisi dışında olmasının ileride sıkıntılar doğurabileceğini ifade eden Başbakan Eroğlu, müzakerelerin devamının hem Türkiye’nin hem de kendilerinin menfaatine olduğunu ancak sonsuza dek müzakerelerin devam edemeyeceğini söyledi.

Başbakan Eroğlu, Rum tarafının müzakerelerde takvimi kabul etmediğini belirterek, devam eden müzakerelerde hiçbir başlıkta anlaşma olmadığını ifade etti.
Cumhurbaşkanı seçilirse müzakerelerin kesileceği söylemleri bulunduğunu kaydeden Eroğlu, 1976’dan beri aktif politikada yer aldığını, birçok müzakerenin kendi Başbakanlığı döneminde yapıldığını, bu söylemlerin doğru olmadığını, bir çözüme müzakerelerle varılacağını belirtti.

ABESLE İŞTİGAL
Eroğlu, Türkiye’nin garantiler konusunda da kararlı olduğunu ifade ederek, özetle “Ankara’nın tavrından memnun olmamak mümkün değil. Sayın Cumhurbaşkanı’nın seçim telaşı içinde sıkıştırılmış müzakerelere girmesi ne derece doğru olduğunu göreceğiz. Bence Rum tarafının acelesi yokken, nisan seçimlerine az süre kalmışken müzakereleri devam ettirip Rum tarafından bir şey alacakmışız gibi hareket içine girmek bana göre abesle iştigal geliyor. Bence ayrı ayrı her konuyu tartışmak lazım. İki ayağımız bir pabuca girmiş gibi şunu al, şunu ver noktasında Rum’un elini güçlendirmek doğru değil” diye konuştu.

EKONOMİK KONULAR GÖRÜŞÜLMEDİ
Başbakan Eroğlu, Ankara’daki temaslarında ekonomik konuları hiç konuşmadıklarını, bu konuları Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ve Lefkoşa’daki TC Yardım Heyeti yetkilileriyle görüştüklerini

STAR KIBRIS 26.12.2009

 

BAŞBAKAN EROĞLU DÖNDÜ

   

“(Cumhurbaşkanlığı konusunda) Ankara Kıbrıs Türk halkının iradesine saygılı olduğunu hissettirdi… Müdahale düşüncesi yok”

Özgürgün Ankara’da kaldı. KKTC’ye yarın dönecek

Başbakan Derviş Eroğlu, Ankara’da yaptığı temaslarda Kıbrıs müzakereleriyle ilgili hükümetin ve partisinin görüşlerini anlatma fırsatı bulduğunu ifade ederek, görüşmelerin çok samimi bir ortamda geçtiğini ve görüşlerini aktarma bakımından önemli bir fırsatı değerlendirdiklerini kaydetti.

Eroğlu, Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda ise Ankara’nın, “KKTC’nin çok demokratik bir ülke olduğunu ve halkın iradesinin Türkiye tarafından kabul edildiğini, bu konuda herhangi bir engelleme olmadığını” hissettirdiğini ifade etti.
Başbakan Derviş Eroğlu, Ankara’daki temaslarını tamamlayarak dün KKTC’ye döndü.
Başbakan Eroğlu’nu Ercan Havaalanı’nda Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanı İlkay Kamil, Maliye Bakanı Ersin Tatar ve Başbakanlık yetkilileri karşıladı.

Başbakan Derviş Eroğlu, Ankara dönüşünde Ercan Havaalanı’nda basın mensuplarına Ankara temasları hakkında açıklamalarda bulundu.
Eroğlu, Ankara’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genel Kurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek ile görüşme ve Kıbrıs müzakereleriyle ilgili hükümetin ve partisinin görüşlerini anlatma fırsatı bulduğunu söyledi.

Eroğlu, görüşmelerin çok samimi bir ortamda geçtiğini ve görüşlerini aktarma bakımından da önemli bir fırsatı değerlendirdiklerini kaydetti.
Kıbrıs müzakereleri ve KKTC ile ilgili görüşlerini aktardıklarını ifade eden Eroğlu, bu görüşmelerin olumlu ve verimli geçtiğini, UBP ve hükümetin ortaya koydukları görüşlerin taraflar tarafından olumlu karşılandığını ve güzel bir müzakere ortamı yaratıldığını dile getirdi. Eroğlu, bu müzakerelerin yılbaşından sonra bazen KKTC’de bazen de Ankara’da devam edeceğini belirtti.

ZİYARET ÇOK YARARLI OLDU
Başbakan Eroğlu, UBP ve hükümetin Kıbrıs müzakerelerinin dışında kalmış gibi bir görünüm sergilendiğini, ancak UBP olarak kendi görüşlerinin de dile getirilmesi bakımından bu ziyaretin çok yararlı olduğunu ve Ankara’dan çok mutlu döndüğünü vurguladı.

Eroğlu, Ankara ziyareti sırasında kendisine eşlik eden Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün’ün Ankara’da bir süre daha bazı temaslarda bulunduktan sonra pazar günü KKTC’ye döneceğini de söyledi.
Konuşmasının ardından soruları yanıtlayan Başbakan Derviş Eroğlu, müzakerelerle ilgili yazdığı mektubun Türkiye Başbakanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu tarafından detaylı bir şekilde incelendiğini ve görüşlerinin değerlendirildiğini, ayrıca bu gidişte o mektubun biraz özetlendiğini ve ek yapılarak verildiğini kaydetti.

MEKTUP GÖRÜŞLERİMİZİ İÇERİYOR
Mektubun Kıbrıs müzakereleriyle ilgili şikâyetlerinden ziyade endişelerini ve görüşlerini içerdiğini, kendilerinin de bir görüşü bulunduğunu gösterdiğini ifade eden Eroğlu, bu mektubun en iyi şekilde değerlendirileceğine inanç belirtti.
Eroğlu, mektuptaki konuların karşılıklı müzakerelerde daha iyi değerlendirme fırsatı bulunacağına inandığını belirterek, “Beni memnun eden Ankara’nın Kıbrıs konusundaki hassasiyetleridir” dedi.

Başbakan Derviş Eroğlu, Kıbrıs müzakereleri üzerine bir başka soru üzerineyse, bugüne kadar Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın görüşmelerde ortaya koyduğu önerileri görüşmenin ardından tutanaklardan öğrenme fırsatı bulduklarını, ancak bundan sonra öneri yapılmadan önce bunun tartışmasının yapılması durumunda daha sağlıklı olacağına inanç belirtti.

ADAYLIK KONUSU
Eroğlu, Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda Ankara’da görüşme olup olmadığı yönündeki soru üzerineyse şunları kaydetti:
“Türkiye Cumhurbaşkanı ile Başbakanı KKTC’nin çok demokratik bir ülke olduğunu ve halkın iradesini Türkiye tarafından kabul edildiğini ve bu konuda herhangi bir engelleme olmadığını bize hissettirdiler.

Zaten Ankara’ya gitmeden önce arkamdan böyle bir konuşma olacağını düşünmüştüm, yani Ankara’ya ‘adaylıktan vazgeçilsin diye gitti’ şeklinde bir yorum yapılacağını... Böyle bir şey yok, bilakis KKTC’nin demokratik yapısına herhangi bir müdahale düşüncesi yok.”

STAR KIBRIS 26.12.2009

 

‘When they call me a traitor, I feel more Cypriot’

By Stefanos Evripidou Published on December 25, 2009

THE RECENT election of a Turkish Cypriot teacher to represent Cyprus in a Europe-wide teachers’ union body has caused a storm in education circles, highlighting once again the political minefield that interaction between Greek and Turkish Cypriots involves.
One teachers’ union has gone so far as to accuse him of back-stabbing, but for Sener Hassan Elcil, the fuss over his election is indicative of racist and divisive attitudes that take no account of his lifelong struggle for a united Cyprus. 
“My doors are open and my hand is always ready to shake anybody’s hand. This seat is for Cyprus. We Cypriots have suffered a lot and I’m saying that’s enough for us,” Elcil told the Cyprus Mail.
“The teachers unions need to rethink and not look through the prism of racism. I am against racism, fascism and extreme nationalism in our country. If teachers can’t be good examples of sharing and cooperation then how do we expect ordinary people to build bridges?” he asked.
The European Trade Union Committee for Education (ETUCE), which has country members from the entire European continent, convenes its General Assembly once every three years. At its last meeting in November in Warsaw, there were two candidates for the Cyprus seat on its executive council. Both are general secretaries of their respective unions. Both are Cypriot. One was Costas Hadjisavvas of secondary school teachers union OELMEK and the other was Elcil of the Cyprus Turkish teachers’ trade union KTOS. Elcil won 2,232 of the European delegates’ votes and Hadjisavvas 808. OELMEK’s response was that someone who lives and works in the occupied areas cannot represent teacher unions of the Republic.
Elcil now represents all education unions in Cyprus, made up of three Greek Cypriot and three Turkish Cypriot unions. Two of the Turkish Cypriot unions, KTOS and KTOEOS, were registered in the Republic of Cyprus in 1968.  
Up until that point the Cyprus seat had always been occupied by a Greek Cypriot unionist with a Turkish Cypriot representative acting as observer. Elcil’s election inspired news reports that the seat had been snatched from the Republic of Cyprus, while former education minister Akis Cleanthous described it as “a very negative development for our political question” which could have been avoided.
The Greek Cypriot section of the United Cyprus Platform, made up of Greek and Turkish Cypriot educators, welcomed Elcil’s election as “very positive”. The group of teachers called on Greek Cypriot teacher unions to abandon their “nationalist preconceptions and work with their Turkish Cypriot counterparts in a climate of cordiality and sincerity to build together an education of peace”.  
The Platform noted that Elcil was known throughout Europe as a trade unionist, teacher and fighter for peace, democracy and a solution in Cyprus. It highlighted that the Turkish Cypriot representative was one of the pioneers of the movement ‘This Country is Ours’ and has a reputation for openly opposing the island’s partition and the ‘TRNC’ as a puppet and vassal of Turkey. 
“It should be understood by everyone that the Turkish Cypriots are a part of the Cypriot people, something which is well understood by European trade union educators,” said the announcement by Greek Cypriot teachers.  
When the Cyprus Mail called Elcil for comment, he was protesting in the north over a recent bill on teachers’ salaries, explaining: “I’m demonstrating against the puppet government.”
“I am a Turkish-speaking Cypriot, a citizen of the Republic of Cyprus,” he said.
Elcil explained that Greek and Turkish Cypriot teacher unions have worked well together up to now but that it is not right for Greek Cypriots to always represent the whole country and never Turkish Cypriots. 
“We are all Cypriot organisations. We are living in the north but this is not our will. Every day we are fighting the separatist regime under influence from Turkey. We suggested in 2003 to organise a rotational system for representation in ETUCE among all unions but this was rejected,” he said.
The unionist said he rejected the idea of getting observer status because as registered unions of the Republic of Cyprus, they were equal members of ETUCE. However, the Turkish and Greek Cypriot unions collaborated over the years to act with one voice in European teacher union circles. 
“OELMEK decided though that its leadership will not cross to the north. I don’t accept there are any borders in Cyprus but they think if they cross this artificial border, they will reocgnise the ‘TRNC’,” he said.
Elcil said he decided to stand as a candidate for Cyprus when he discovered that the Greek Cypriot unions had written letters objecting to the academics trade union in the north, DAU-SEM, from being a member of Education International.
“We were not made aware of this letter. We found out during the General Assembly.
I decided to become a candidate there and then because of their attitude and manner.”
And the rest is history, or at least, that’s what they say...
Hadjisavvas said that Elcil had violated an informal agreement in 2006 saying that the Cyprus representative who would sit on the ETUCE executive council would be Greek Cypriot while a Turkish Cypriot would sit as an observer until a solution of the Cyprus problem.
He argued that Elcil should have informed the Greek Cypriots that he planned to stand, saying they found out on the day. “We ate lunch together and he said nothing. It’s as if he stabbed us in the back,” said Hadjisavvas. The OELMEK official said they should have at least been warned: “It doesn’t mean we would have accepted it but we could have discussed it”.
Elcil has since invited all unions for a working lunch on the buffer zone, however, one union has so far refused to accept the invite.
“OELMEK’s central committee will have to convene to decide on this after the holidays,” said Hadjisavvas. 
“This seat belongs to Cyprus, to everyone. We have to cooperate. When I go to international bodies, I want to represent all our ideas,” said Elcil.
The Turkish Cypriot confirmed that only the OELMEK leadership was refusing to cooperate with him.
“There is no difference between what Rauf Denktash calls me and OELMEK. When they call me a traitor, I feel more Cypriot. I will try to meet them. If they close the door I will come through the window,” he said.

CYPRUS MAIL

 

Talat: Görüşmeler ara vereceğiz

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum kesimiyle müzakerelere , Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde, bir süre ara  vermeyi planladığını açıkladı..

NTV

27 Aralık. 2009 Pazar

LEFKOŞA - Talat, müzakere sürecinin, Nisan ayındaki seçimlere kadar uzaması halinde, sürecin, propoganda malzemesi haline gelebileceğini belirtti. Ancak bu durumda, görüşmelerin ne kadar süreyle durdurulacağı konusunda bilgi vermedi.

Talat, Ocak ayında 6 günlük hızlandırılmış görüşme süreci yapılacağını da belirtti. Bu görüşmelerde, ''yönetim ve güç paylaşımı'', ''ekonomi'' ve ''Avrupa Birliği'' konularını gündeme alıp bitirmeyi hedeflediklerini söyledi..

Talat: "Müzakareler seçimlere kurban gidebilir"

KKTC lideri Mehmet Ali Talat, Nisan 2010'da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Kıbrıs müzakerelerini durduracaklarını açıkladı. "Müzakerelerin seçimlere kurban edilmesinden endişeleniyoruz" diyen Talat, Kıbrıs'ta bazı köyleri ziyaret ederek halka bilgi verdi.


Görüşmeler devam ederken ortaya koydukları görüşlerin, propaganda maksatlı kullanıldığını belirten Talat, "Bizim için en önemli şey görüşmelerin başarıya ulaşmasıdır. O bakımdan seçimlere belli bir zaman kalınca müzakereleri durduracağız gibi görünüyor" dedi.

"Kıbrıs sorununun mutlak bir çözümü olmalı" diyen Talat, müzakerelere devam edileceğini de hatırlattı.

Ocak ayında 3'er gün, "tam gün" görüşmeleri olacağına işaret eden KKTC lideri, aşılması en zor ve önemli konun "mülkiyet" olduğunu yineledi.

Dünyanın Rum tarafının tepkilerinden çekinerek şimdilik müzakerelerden uzak durduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı, uluslararası bir ilginin müzakereleri kaçınılmaz olarak hızlandıracağını da düşünüyor.

CNN TURK 27/12/09

 

Seferberlik Tetkik Kurulu nedir?

Seferberlik Tetkik Kurulu nedir?

Emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, 6-7 Eylül olayları için “Özel Harp Dairesi’nin işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi” ifadesini kullanmıştı.

27/12/2009 RADIKAL

Arınç olayının ardından gece yarısı basılan Seferberlik Tetkik Kurulu (STK) 1952'de kuruldu. İlk işi Kore'ye asker göndermek olan kurulun adı 6-7 Eylül olaylarına da karıştı

TOLGA AKINER

 

ANKARA - 1952 yılında bu yana çeşitli isimler altında faaliyetini sürdüren Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı’nın (STKB), adı Kore’ye asker gönderilmesinden, 6-7 Eylül olayları ve Kıbrıs’taki Türk Mukavemet Teşkilatı’nın örgütlenmesine kadar pek çok önemli olayla birlikte anıldı.
Görevi barış zamanında bölgesinde düşman işgaline karşı direniş ve ayaklanma örgütlemek olan Kurul hiyerarşik olarak Özel Kuvvetler Komutanlığı, o da Genelkurmay İkinci Başkanı’na bağlı.
Seferberlik Tetkik Kurulu (STK), ABD’de eğitim gören Tuğgeneral Daniş Karabelen tarafından dönemin Milli Güvenlik Kurulu olan Yüksek Savunma Kurulu kararı çerçevesinde, 27 Eylül 1952’de Milli Avcı Birlikleri şubesi olarak kurulan şimdiki Özel Kuvvetler Komutanlığı içinde bir oluşum olarak faaliyete başladı. 1948’de ABD’ye ‘özel harp’ kurumları ve ‘stay behind’ olarak adlandırılan strateji eğitimi için gönderilen 16 subay, Özel Kuvvetler’in resmi çekirdeğini oluşturmuştu. Bu subaylar arasında Karabelen’in yanı sıra, Turgut Sunalp, Ahmet Yıldız, Alparslan Türkeş, Suphi Karaman, ve Fikret Ateşdağlı gibi isimler de yer aldı. İlk icraatı, 1950’de Kore’ye asker gönderme işlerinin organizasyonu oldu.
STK’nın adı 6-7 Eylül olaylarıyla da gündeme geldi. Selanik’te Atatürk’ün doğduğu evin bombalandığı yalan haberi üzerine  6-7 Eylül 1955’te azınlıklara yönelik başlatılan saldırılarda 5 bin 583 ev ve dükkân yağmalanmıştı. 52 ayrı yerde aynı anda başlayan olaylarla ilgili olarak konuşan Özel Harp Dairesi’nin eski komutanlarından emekli orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, “Özel Harp Dairesi’nin işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi” ifadesini kullanmıştı. STK’nın ismi daha sonra da birçok olayda ‘kontr-gerilla’ olarak geçmişti.
Kıbrıs’ta TMT’yi örgütledi
Bugünkü adıyla STKB, 1 Ağustos 1958 yılında dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in direktifiyle Kıbrıs’ta Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) adı altında gizli, illegal ve silahlı bir örgütlenme kurdu. Kurulun ismi, 1967 yılında, o zamanki komutanı Tuğgeneral Cihat Ayol tarafından Özel Harp Diresi’ne (ÖHD) dönüştürüldü. Gayrinizami kuvvetlere karşı harekât konusunda uzmanlaşan ÖHD, ‘ordu içindeki gizli ordu’ olarak da anılmaya başladı.
TSK’nın reorganizasyonu kapsamında 1992’de Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın (ÖKK) kurulması ile ÖHD, ÖKK’na bağlandı. ÖKK da, doğrudan Genelkurmay İkinci Başkanı’na bağlandı. ÖKK’nın temsil seviyesi iki yıl önce yapılan değişiklikle korgeneral seviyesine yükseltildi ve başına halen ÖKK komutanı olan Korgeneral Servet Yörük getirildi.

Asla er kullanmıyorlar
Yapılanması itibarıyla Türkiye 2002 yılına kadar 12 bölgeye ayrılmıştı ve her bölgenin bağlı olduğu bir bölge başkanlığı bulunuyordu. 2002 yılında yapılan değişiklikle Bölge Başkanlığı sayısı 16’ya çıkarıldı.
STKB da ‘Gayrinizami harp’ örgütlemekle görevli. Bu çerçevede her bölge başkanlığı, kendisine bağlı illerde ülkenin düşman işgaline uğraması durumunda, yerlerini asla terk etmeyecek, bölgesindeki hâkim otoriteyi yıkmak veya zayıflatmak, düşman harekâtını engellemek ve bölgeye sahip olmak maksadı ile yapılacak direniş ve ayaklanma gibi eylemleri başlatacak ve gerçekleştirecek sivil kadroları barış zamanında bulup örgütlemek için çalışıyor. Bu faaliyetler sırasında asla erler kullanılmıyor. Kadro daha ziyade astsubaylardan oluşuyor. Yönetici konumundaki yüzbaşı, binbaşı, yarbay ve albay rütbesindeki subaylar ise Özel kuvvetler komutanlığı personeli içerisinden seçiliyor. STKB’nın istihbarat toplama yetkisi ise bulunmuyor. 

Başbuğ: Gömülü silahımız yok
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, 29 Nisan 2009 tarihinde Genelkurmay Karargâhı’nda düzenlediği basın toplantısında, Seferberlik Tetkik Kurulu’na üstü kapalı değinmişti. Bazı yayın organlarında, ‘Ergenekon soruşturması çerçevesinde bulunan mühimmatın bir kısmının Özel Kuvvetler Komutanlığı’na ait olduğu bunların da seferberlik durumlarında kullanılmak amacıyla çeşitli yerlere gömüldüğü’ yönündeki iddiaları anımsatan Başbuğ, “Bunun net olarak cevabını veriyorum; 1986 yılına kadar TSK’nın özellikle Özel Kuvvetler Komutanlığımıza ait Türkiye sathında gömülü silah ve mühimmatı vardır. 1986 yılında alınan o karar çerçevesinde silah ve mühimmatın tümünün toplatılarak depolara alınması emri verildi ve bu işlem 1998 yılında tamamlandı. Bu şu demektir, TSK’nın ülke sathında hiçbir yerde gömülü silah ve mühimmatı yoktur” demişti. 

 

TALAT ENDİŞELİ

   

Cumhurbaşkanı Talat 4 köyü ziyaret etti. Ziyaretlerde konuşan Cumhurbaşkanı’nın en büyük endişesi görüşmelerin seçime kurban gitmesi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözümün gelecek belirsizliğinden kurtulmak için önemli olduğunu belirterek “Çözümün çeşitleri olabilir, ama çözümden kaçamayız. Bugünkü durumu devam ettiremeyiz, yani ‘çözümsüzlük çözümdür’ gibi düşünüp davranamayız” dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, dün İnönü, Köprülü, İncirli ve Çayönü köylerini ziyaret ederek, halka Kıbrıs konusunda ve müzakerelerde gelinen son aşama hakkında bilgiler verdi, sorularını yanıtladı. Cumhurbaşkanı Talat’a ziyaretlerinde eşi Oya Talat, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ve danışmanları eşlik etti.

RUM TARAFI 2. TURDA AYAK SÜRÜDÜ
Talat ziyaretlerde yaptığı konuşmalarda, 2008 yılında başlanan müzakerelerde, önlerindeki bütün konuların konuşularak 1. tur görüşmelerin tamamlandığını ve daha sonra 2. tura geçildiğini söyledi.
2. tura başlandığı dönemde Avrupa Birliği zirvesi olduğunu ve Kıbrıs Rum tarafının bu zirvede Türkiye’ye baskı yapıp “belki birazcık daha taviz koparırım” düşüncesiyle ayak sürüdüğünü, yani ilerleme olması için çok istekli olmadığını kaydetti.
2 turun, 1. turda hazırlanan 30 kağıt üzerinde derinlemesine tartışmalar yapılarak devam ettiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, bu kağıtların 1. turda görüşülen ve üzerinde anlaşmaya varılıp, varılamayan konuları içerdiğini anlattı, bunun Kıbrıs tarihinde bir ilk olduğunu, daha önce hiç ortak kağıt hazırlanmadığını kaydetti.

OCAK’TA 3 BAŞLIK BİTECEK
İkinci turun başlamasından 1-2 ay sonra hemen hemen her şeyi gözden geçirdiklerini, tarafların görüşlerini ortaya koyduğunu ve “pazarlık” sürecine başlanması gerektiğini gördüklerini anlatan Talat, bunun için Ocak ayında 3’er günlük tam gün halinde görüşmeleri olacağına işaret etti. Talat, bu görüşmelerde “Yönetim ve Güç Paylaşımı”, “Ekonomi ve AB” konusunu gündeme alıp bitirmeyi hedeflediklerini kaydetti.
Geriye, “Toprak”, “Güvenlik”, “Garantiler” ve “Mülkiyet” konusunun kaldığını kaydeden Cumhurbaşkanı, en zor ve önemli konun “Mülkiyet” olduğunu vurguladı. Hızlandırılmış görüşmelerde “Mülkiyet” konusunu da gündeme almayı hedeflediklerini belirten Cumhurbaşkanı, Hristofyas’ın mülkiyet konusunu görüşmeyi kabul edeceklerini umduklarını kaydetti.

REFERANDUM HEDEFİ BAŞARILAMADI
Müzakerelere başlandığında düşüncelerinin 2009’a kadar çözüm, 2010’da da referandum olduğunu belirten Talat, bunun başarılamadığını, çünkü bunun sadece kendisinin istemesiyle mümkün olmadığını vurguladı.
Önlerinde “iki dönüm noktası” olacağını, bunlardan birinin “Avrupa Birliği Zirvesi” olduğunu, Türkiye’nin AB sürecinin orada değerlendirileceğini, Türkiye’nin Kıbrıs’la ilişkisinin orada bir anlamada orada öne çıkacağını, diğerinin ise “Kuzey Kıbrıs’taki seçimler” olduğunu kaydeden Talat, bu iki dönüm noktasının çok önemli olduğunu, bundan önce çözüm ve referandum yapılmasını hedefleseler de artık bunun mümkün olmadığını belirtti.


MÜZAKERELERİN SEÇİMLERE KURBAN EDİLMESİ
Müzakereler devam ederken, seçim havası yaratmak istemediklerini, fakat bunun mümkün olmadığını, seçimlere daha çok olmasına rağmen seçim havası yaratıldığını söyleyen Talat, en büyük endişelerinin görüşmelerin seçimlere kurban edilmesi olduğunu kaydetti.
Görüşmeler devam ederken ortaya koydukları görüşlerin propaganda maksatlı kullanılmasının çok kötü olacağını, çünkü o zaman görüşmelere büyük zarar geleceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, “Bizim için en önemli şey görüşmelerin başarıya ulaşmasıdır. O bakımdan seçimlere belli bir zaman kalınca müzakereleri durduracağız gibi görünüyor” dedi.
Talat, kendisine en çok çözümün olup olmayacağının sorulduğunu ifade ederek, “Bu sorunun çözümü olmak zorunda. Çünkü bütün koşullar Kıbrıs sorunun çözümünü mecburi hale getirmiştir. Bundan kaçamayız. Kimse kaçamaz” dedi.

ŞARTLAR DEĞİŞEBİLİR
Şu anda tüm dünyanın Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye’nin çözüm istediğine inandığını, şu anda dış dünyadan hiç eleştiri alınmadığını, bunun mutlaka muhafaza edilmesi gerektiğini vurgulayan Talat, “Görüşmeleri bunu muhafaza ederek sonuçlandırabilirsek, çok iyi olur.

STAR KIBRIS 27/12/09

 

Rumların umudu 55 yıllık rehber

 

29/12/2009 RADIKAL

Yunan avukat Dimitris Geldis'in İstanbul'dan getirdiği 1955 yılına ait telefon rehberi, Türkiye'yi terk etmek zorunda kalan Rumların geride bıraktıkları servetleri için umut oldu


YORGO KIRBAKİ


ATİNA - İstanbul’da yaşamış Yunanlılar servetleri için umutlarını 55 yıllık telefon rehberine bağladı.
2000 yılında ölen Polikseni Fokas-Pistikas’ın Yunanlı vârislerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) kazandıkları davanın avukatı Dimitris Geldis, son İstanbul seyahatinden 1955 yılına ait telefon rehberiyle döndü.
Makedonia gazetesine “Fihristte binlerce Yunanın ismi ve kaldıkları adresler var. Pek çok sokağın adı değişti. Ancak bu telefon rehberi yine de iyi bir başlangıç” diyen avukat Geldis, İstanbul’daki Yunan gayrimenkullerinin 12 bin civarında olduğunun tahmin edildiğini söyledi. Dünyanın çeşitli ülkelerindenki Yunanlardan ailelerinin İstanbul’da serveti olduğuna dair telefonlar aldığını kaydeden avukat Geldis, işe İstanbul’da sayıları 1000 kadar olduğu sanılan terk edilmiş ve iskân edilmeyen evlerden başlayacağını kaydetti.
Yunanlı avukat, ikinci aşamada Türk devletine el koyup üçüncü şahıslara sattığı evler için tazminat ödetmeyi planladığını söyledi.
Kuzey Yunanistan’da Katerini şehrinde avukatlık yapan Geldis, Radikal’in sorularını cevaplandırırken de “Rehber çok yardımcı olacak. Sokakların adından başka numaralar da değişmiş olmalı. Bu zorlukları tanıkların ifadeleriyle aşabiliriz” dedi.
Geldis ‘Türkiye’de Yunanlılara ait mallarını araştırmamıza izin verilmiyor’ iddiasında da bulundu.

Polikseni davası
Yunanistan’da doğan Polikseni Foka-Pistikas, 1943 yılında 11 yaşındayken İstanbul’da yaşayan Türk vatandaşı Apostolos- Elisavet Pistikas çifti tarafından evlatlık edinildi. 1981’de üvey babası, 1987’de de üvey annesi ölünce, Polikseni’ye bugünkü rakkamlarla yaklaşık 25 milyon avro menkul ve gayrimenkul servet kaldı.
Dört yıl sonra akli melekelerini kaybettiği teşhisiyle Zeytinburnu’ndaki Balıklı Rum Hastanesi’ne sevk edildi.
Yunan vatandaşı Polikseni’nin Yunanistan’da yaşayan kardeşlerinin (Evangelos ve Yiannis Fokas) vasi tayin edilmeleri talebi kabul edilmedi.
1997 yılında Polikseni’nin Hazine’ye devredildi.
2000 yılında ölen Polikseni’nin kardeşleri iki yıl sonra AİHM’ye başvurdu. AİHM geçen 29 Eylül’de verdiği kararda Hazine’nin Polikseni’nin gayrimenkullerine el koymasının yasal olmadığına ve mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine hükmetti. Oybirliği alınan kararda Türkiyeli yargıç Işıl Karakaş’ın da imzası vardı.

ZAPATERO’DAN MÜZAKERELERE DESTEK

   

Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanlığı’nı 1 Ocakta devralacak İspanya'nın Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero, ''AB dönem başkanlığı sıfatıyla, Kıbrıs'ta iki toplum arasında devam eden müzakereleri teşvik ettiklerini ve desteklediklerini'' söyledi.
Eşiyle birlikte Kıbrıs Rum kesimini ziyaret eden ve hafta sonunu Güney Kıbrıs'ın turistik Baf bölgesinde geçiren Zapatero, dün Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile görüştü.

Rum başkanlık sarayındaki görüşmenin ardından Zapatero ve Hristofyas ortak basın toplantısı düzenledi.
İspanya Başbakanı, Kıbrıs'ta taraflar arasında devam eden müzakerelere destek verdiklerinin altını çizerek, ''AB dönem başkanlığı sıfatıyla, Kıbrıs'ta iki toplum arasında devam eden müzakereleri teşvik ediyoruz ve destekliyoruz. Tek bir devletli çözüme dayanan bu diyalog sürecinin, BM'nin belirlediği ve AB'nin temellerine dayanan yolda devam etmesini arzuluyoruz'' dedi.

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas da, İspanya Başbakanı’nın desteğine teşekkür ederek, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Ocak ayından itibaren yeni bir müzakere dönemine başlanacağını ve bu konuda Zapatero'ya bilgi verdiğini aktardı.
''Müzakerelerden iyi bir netice alınması için olası her şeyi yapmakta kararlıyız'' diyen Hristofyas, ''En kısa zamanda bir çözüm bulunması için hazırız'' ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmelerinde, ''tek devlet yapısı altında ve BM kararlarına saygılı bir anlaşmaya varmak için hem fikir olduklarını'' savunan Hristofyas, bildik görüşlerini yineleyerek, ''Hedefimiz, Kıbrıs'ı 'işgalden' kurtarmak, insan haklarına saygılı olmak, birlikte yaşama özgürlüğünü ve vatandaşların refahını korumaktır'' dedi.

''ÇOK ÖZEL BİR FIRSAT''
Öte yandan İspanyol haber ajansı Efe'de, İspanyol hükümeti kaynaklarına dayandırılarak verilen haberlerde, Zapatero ve Hristofyas'ın görüşmesinde, ''Kıbrıs'ta birleşmeyi sağlamaya ve hedeflerin gerçekleştirilmesine yönelik çok özel bir fırsat olduğu konusunda hem fikir olunduğu'' ifade edildi.

Haberde, ''AB dönem başkanlığını yürütecek İspanya'nın özellikle, ABD'de Barack Obama, İngiltere'de Gordon Brown, Türkiye'de Recep Tayyip Erdoğan, Yunanistan'da Yorgo Papandreu, KKTC'de Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum kesiminde Dimitris Hristofyas'ın liderliğinin sorunun çözümüne yönelik olumlu bir hava yarattığını düşündüğü'' vurgulandı.
İspanyol ajansının haberinde, Zapatero'nun AB dönem başkanlığı süresinde Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik ilerleme kaydedilip, anlamlı adımlar atılmasını umduğu da belirtildi.
Zapatero'ya, temaslarında, İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Angel Moratinos eşlik etti.
Güney Kıbrıs'tan bugün ayrılacak olan Zapatero'nun Ocak ayında Cumhurbaşkanı Talat'ı İspanya'ya davet etmesi bekleniyor.

STAR KIBRIS 29/12/09

 

HERKES ÇÖZÜME İNANMALI’

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta bir çözüm olacağına yüzde yüz inandığını, ancak bunu tek başına başaramayacağını belirterek; herkesin, barış yanlısı tüm örgütlerin çözüme inanmasını, motive olmasını ve destek vermesini istedi.

2010 yılının başından itibaren kendilerini yoğun bir müzakere döneminin beklediğine işaret eden Cumhurbaşkanı, şu an içinde bulunulan durgunluğun aşılarak, 2010 yılının barış yılı yapılması için çalışılmasını istedi.
KTMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, dün akşam geleneksel yılbaşı resepsiyonu düzenledi.

Lefkoşa Merit Otel’de yer alan resepsiyona Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, eşi Oya Talat, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy, Cumhuriyet Meclisi Başkan Yardımcısı Mustafa Yektaoğlu, bazı üst düzey bürokratlar ve inşaat mühendisler katıldı.

Resepsiyonda meslekte 50. ve 25. yıllarını dolduran üyelere plaket verilirken, 50. yılını dolduranlara plaketlerini Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat verdi.
Resepsiyonda açılış konuşmasını yapan İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Özgün Akcan, 2009 yılında odanın yaptığı çalışmaları anlatarak, yapı denetimi, hizmet içi eğitim ve meslek eğitimine verdikleri öneme vurgu yaptı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da resepsiyonda yaptığı konuşmada Talat, “Umarım 2010 bize, tüm Kıbrıslı Türkler ile Rumlara, bölgeye ve dünyaya barış ve mutluluk getirir” diyerek, herkesin barışa inanması ve çaba harcaması gerektiğini, çünkü Kıbrıslı Türklerin çözüme ihtiyacı olduğunu vurguladı.

Kıbrıslı Türklerin çözüme yönelik ümidinin çökmüş gibi görünmesinin çözüme ve dışa yönelik olumsuzluk gibi yansıdığını ve ümit kalmaması durumunda çözüme yönelik uğraşların bir işe yaramayacağına vurgu yapan Talat, ümitsizliğin “olmayacak duaya amin” demeye benzediğini kaydetti. Talat, Kıbrıs’ta bir çözümün olabileceğine inandığını belirterek, “Ben böyle düşünüyorum, çözümün yüzde yüz olacağına inanıyorum, bu kolay olmayacak ama inanırsak, çalışırsak ve motive olursak olur” dedi.

ACİL ÇÖZÜM
Talat, çözüm bulunması için ne kadar zamanın gerekli olduğunu söyleyemeyeceğini, ancak Kıbrıslı Türklerin çok acil çözüme ihtiyacı olduğunu söyleyebileceğini ifade ederek, çözüm olmadığı sürece bundan Kıbrıslı Türklerin zarar göreceğini kaydetti.
Talat, bu yüzden çözüm için çok çalıştıklarını ifade ederek, Kıbrıslı Türklerin bu çabalara ve çözüme inanması ve motive olması gerektiğini kaydetti.

Bu konuda inançsızlığın çözüme yönelik olumsuz rol oynayacağını, dışa karşı da zaafiyet yaratacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Talat, mühendislerin mesleklerinin yanı sıra Kıbrıs konusuyla da yakından ilgilendiklerini ve geleceği iyi gördüklerini belirterek, çözüm için mücadele, konsantre ve çalışma gerektiğini vurguladı.

STAR KIBRIS 29/12/09

 

‘ARA ANLAŞMA ÇÖZÜM PLANI YOK’

   

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa ilişkin olarak ara bir anlaşmanın imzalanacağı ve çözüm planı hazırlığının bulunduğuna ilişkin söylenenlerin yalan olduğunu söyledi.

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa ilişkin olarak ara bir anlaşmanın imzalanacağı ve çözüm planı hazırlığının bulunduğuna ilişkin söylenenlerin skandal şeklinde yalan olduğunu söyledi. Hristofyas, ne ara anlaşma ne de çözüm planı hazırlığı olduğunu kaydetti.

Rum basınına göre, “Rum Öğrenci Örgütleri Federasyonu”nun (POFEN), 36. Genel Kurulu’nda konuşan Hristofyas, en kısa zamanda Kıbrıs sorununa çözüm sağlanması için başlayan çabaların sürdürüleceğini ifade etti.
Hristofyas, Kıbrıs sorununa bulunacak olan çözümün ülkeyi yeniden toprağı, insanları, halkı yeniden birleştireceğini; tüm halkın, Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumların, Maronitlerin, Ermenilerin ve Latinlerin temel özgürlüklerini ve insan haklarını garanti altına alacağını ve iade edeceğini yineledi.

MAKARİOS’UN KABUL ETMİŞTİ

İki bölgeli, iki toplumlu federasyondan da bahseden Hristofyas, ilk başta Başpiskopos Makarios’un bu şekildeki çözüm konusunda anlaşmaya vardığını anımsatarak, o zamandan beridir Rum Yönetimi Başkanı adaylarının seçimlere, BM kararları temelinde iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm programıyla seçim mücadelesine atıldıklarını; ayrıca 1977-79 Doruk Anlaşmaları’ndan konuştuklarını belirtti. Hristofyas, sözlerinin devamında “bu anlaşmalar, üniter devletin, iki bölgeli, iki toplumlu federal devlete dönüşmesi için bizim tarafımızdan yapılan tavizdir” şeklinde konuştu.
Hükümet’in tezinin yeni olmadığını ifade eden Hristofyas, son yapılan Başkanlık seçiminde, kendisinin ve diğer adaylar Yoannis Kasulidis ve şu anda hayatta olmayan Tasos Papadopulos’un, halkın önüne iki bölgeli, iki toplumlu federal çözümle ilgili program sunduğunu ve halkın bu program temelinde verdiğini söyledi. Hristofyas, sonuç olarak halkın, sandıktan çıkan oy içerisinde resmi bir şekilde konuştuğunu da belirtti.

“74’TEN BERİDİR BU TRAJEDİ”

Hristofyas, 74’ten beridir bu “trajediden” kurtulmak için mücadele ettiklerini bunun da kolay bir iş olmadığını söyledi. Hristofyas, dışarıdan “Başkan’ın yapması gerektiğini yapmadığını” söylemenin çok kolay olduğunu, diğer tarafı ve uluslararası toplumu Türkiye’nin haksızlık yaptığına ikna etmek için gece gündüz mücadele etmenin çok zor olduğunu teyit etmek istediğini ifade etti.

Başkanlığı devraldığı günden itibaren, çözüm sağlanmasına ilişkin olarak yoğun çabaların başladığını belirten Hristofyas, bu siyasetin, “işgalin” oldu bittilerinin sabitleşmesi için Türkiye’nin yıllardır kullandığı durgunluğun sona ermesine neden olduğunu savundu. Hristofyas ayrıca bu siyasetle, referandumdan sonra belirli çevrelerin haksız bir şekilde Güney Kıbrıs’ı attığı köşeden de çıkardıklarını söyledi.
Uygun zeminin hazırlanmasıyla doğrudan müzakerelerin başladığına da işaret eden Hristofyas, bunlar aracılığıyla da, Kıbrıs Türk toplumu ile birlikte karşılıklı kabul edilebilen çözüme ulaşmayı hedeflediklerini ifade etti.

‘SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİM’

Ocak ayındaki yoğunlaştırılmış müzakerelere de değinen Hristofyas, bunun amacının, yönetim, ekonomi ve Avrupa konuları başlıklarında daha çok görüş birliğinin sağlanması olduğunu söyledi. Hristofyas ayrıca gündemde mülkiyetin de olacağını belirtti. Hristofyas bu hedefin hayata geçmesi için iki toplumun, birlikte anlaştıkları çözüm zeminine bağlı olması gerektiğini dile getirdi.
Hristofyas, kendilerinin, iki bölgeli, iki toplumlu çözümle ilgili tezler sunmaya devam edeceklerini, diğer taraftan da aynı şeyi beklediklerini savundu.

BAŞPİSKOPOS II.HRİSOSTOMOS’A YANIT

Öte yandan POLİTİS, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, Başpiskopos II.Hrisostomos’un Kıbrıs sorununun tehlikeli sürecinden bahsettiği noel yortusu mesajına, “sevgiyle” yanıt verdiğini belirtti.
Habere göre, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Hrisostomos’un açıklamasını yorumlamasının istenmesi üzerine, bu günlerin sevgi günleri olduğunu ve Hrisostomos’un da sevgi temennisinde bulunması gerektiğini söyledi.
Hristofyas, kendisinin ifade edebileceği tek şeyin Başpiskopos’a, Kilise liderliğine ve halka yönelik sevgisi olduğunu ifade etti.

STAR KIBRIS 29/12/09

 

‘Rum davaları tehlikede’

   

Rum tarafının Strazburg düzeyinde, gerek kişisel gerekse hükümetler arası da başvuruları içerisinde bunca yıldır elde ettiği kazanımların olumsuz bir boyut almaya başladığı belirtildi.

Politis Gazetesi; “Kazanımların Erozyona Uğratılması” başlıklı haberinde,, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarına uymasına ilişkin sürece yaklaşım şeklinden, bu kazanımların erozyona uğramış olduğunun görülmekte olduğu yorumunda bulundu.

TAŞINMAZ MAL KOMİSYONU ‘TEHLİKESİ’

KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu “tehlikesinin” de (AİHM tarafından etkili bir iç yargı yolu olarak onaylanması durumunda) gözle görülür olduğu bir noktaya varıldığını yazan gazete, KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu’nun, sadece AİHM’e başvuranlar için değil, buraya başvurmaya niyetlenenler, ayrıca KKTC’de yaşayan Rumlar ve Titina Loizidu için “kabus” haline geleceğini öne sürdü.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 1 ve 2 Aralık tarihlerinde yapılan ve Türkiye’nin, dördüncü Hükümetler Arası Başvuru’ya ve Kıbrıslı Rumların şahsi başvurularına ilişkin yükümlülüklerinin ele alındığı toplantı tutanaklarını geçtiğimiz hafta yayımladığını yazan gazete, bu tutanaklar içerisinde ifade edilenlerden KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu’nun, AİHM tarafından onaylanması durumunda, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Türkiye’nin KKTC’de yaşayan Kıbrıslı Rumlar konusunu ve Titina Loizidu’ya taşınmaz malını iade etmesine ilişkin yükümlülüklerini, Komisyon mekanizmasına dahil etmeye hazır olduğunun görüldüğünü kaydetti.

DİĞER BİR DEYİŞLE

Gazete bir diğer deyişle, böyle bir ihtimal durumunda, KKTC’de yaşayan Kıbrıslı Rumların mülkiyet konularının, çözümlenmesi için sadece Taşınmaz Mal Komisyonu’na yöneltilebileceğini yazdı.

Türkiye’nin son yıllarda özellikle KKTC’de yaşayan Rumlarla “göçmelerin” mülkleri konusunda, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun tüm durumlar için sonuç verici öngörüleri bulunduğuna işarete ettiğini yazan gazete, Türkiye’nin ayrıca bu çerçevede, Karpaz’ı terk ederek Güney Kıbrıs’a taşınan Rumların veya şu anda hayatta olmayan Kıbrıslı Rumların mirasçılarının da mülkiyet haklarını kaybettiğini vurguladığını yazdı.
Habere göre Türkiye ayrıca, KKTC’de yaşayan Rumların mülklerinin, mirasçılarına devredilmesine ilişkin olarak ise bu devir işlemlerinin, ölümlerinden veya Güney Kıbrıs’a taşınmalarından itibaren bir yıl içerisinde yapılması yönünde de şart koştu. Türk tarafı, KKTC’de yaşayan Rumları, mülkiyet sorunlarını çözmek amacıyla Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvurabilecekleri yönünde de bilgilendirirken, şu ana kadar Karpazlı beş Kıbrıslı Rum’la, Komisyon aracılığıyla dostane anlaşmaya varıldığına vurgu yaptı.

BİR BAŞKA TEHLİKE AK

Gazete bir başka “tehlikeli” unsurun ise, Avrupa Konseyi Bankalar Komitesi’nin, bu öngörülerle KKTC’de yaşayan Rumların yaşam koşulları ve şartlarının yumuşatıldığını düşünerek, Türkiye’nin bu izahatlarından memnun görünmesi olduğunu yazdı.
Gazete, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Türkiye’ye karşı yeni tedbir talep etmeden önce AİHM’in sekiz pilot davaya ilişkin kararını da bekleyeceğini her fırsatta dile getirdiğini de yazdı.

STAR KIBRIS 29/12/09

 

Spain wants to contribute to talks’ success

By George Psyllides Published on December 29, 2009

SPAIN yesterday pledged its full support and encouragement to the ongoing talks between the Greek and Turkish Cypriot communities to unite the island.
“We will give our full support … and will encourage this talks procedure,” Spain’s Prime Minister Jose Zapatero said after a meeting with President Demetris Christofias.
The Spanish Premier said his country will do everything it can if requested “to try and contribute to their (talks) successful progress.”
Christofias reiterated his commitment to everything he can so that the talks will yield the result “we all desire.”
“Our aim is to rid Cyprus of the occupation and secure human rights and the welfare of all citizens without exception in a reunited Cyprus.” Christofias said.
During their meeting, the two heads of state also discussed Spain’s assumption of the European Union presidency in January.
Spain’s main aim is economic development and the economic future of the EU, Zapatero said.
“If the crisis was global; if the response to this crisis was also global, then the future before us is a future of cooperation and collective response,” the Spanish Prime Minister said.
He added that there should be common solutions in areas such as the domestic market, industry, taxation and all issues that will define the EU’s strength on a global level in the future.
Spain also aims to promote bilateral relations between the EU and the Mediterranean, the Middle East, Russia as well as transatlantic relations.
Zapatero also said his country planned to advance the widening of EU citizens’ rights with special emphasis on the equality of the genders.
The Spanish Prime Minister also pledged to push for the swift implementation of the Treaty of Lisbon.
Christofias expressed his conviction that the Spanish presidency will be successful and that Madrid’s goals will be achieved.

Cyprus mail

 

 

FBI weighs in on theft of Papadopoulos’ remains

By George Psyllides Published on December 29, 2009

THE U.S. Federal Bureau of Investigation (FBI) is assisting police in the investigation into the theft of the body of late former president Tassos Papadopoulos, a spokesman said yesterday.
An FBI official attached to the US embassy in Greece visited Cyprus last week and was briefed on the investigation into the gruesome act that took place earlier this month, police spokesman Michalis Katsounotos said.
The FBI agent also visited the cemetery in Deftera, just outside Nicosia and departed for Athens after two days.
Katsounotos said the agent prepared a report, which was passed on to the FBI headquarters in Washington D.C where it will be assessed.
“We are waiting for the FBI to define what kind of help we should ask for,” Katsounotos told reporters.
The police spokesman denied information claiming that the body of the former president had been transferred outside the jurisdiction of the Republic of Cyprus.
“Such a view has not been expressed by the FBI agent or anyone else,” Katsounotos said.
Police have questioned numerous individuals but so far it seems the investigation is in the dark as to the motive and the identity of the perpetrators of the theft that shocked Cyprus.
A day before the anniversary of his death on December 12, 2008, Papadopoulos’ corpse was removed from its casket overnight in torrential rain after the culprits shifted a 250-kg granite slab and dug through several feet of earth.
It was a well-organised act that police believe was executed by a group of people who left few clues behind.

CYPRUS MAIL

 

‘We’ll come at night and find you, traitor’

By Charles Charalambous Published on December 29, 2009

SUNDAY’S demonstration in the centre of Nicosia by far-right group National People’s Front (ELAM) and the counter-demonstration by the Anti-fascist Initiative passed off without incident, thanks to self-restraint by the marchers but also a very strong police presence which kept them apart.
The ELAM march “against illegal immigration” – estimates varied between 80 and 150 people participating – started at 5pm from their office near the Commerce Ministry, carrying a banner saying “‘Every foreign worker equals an unemployed Greek”.
Most of the predominantly young marchers were dressed in jeans and black tops, and carried Greek flags on thick short poles.
They headed down Makarios Avenue towards their stated destination of Eleftheria Square. They got as far as the intersection with Grivas Dighenis Avenue, where they were stopped by a deep line of police. They then spent an hour or so chanting slogans such as “ELAM, race, blood and honour”, “Foreigners out of Cyprus”, and “We’ll come at night and find you, traitor”.
Ending his address to the march and media representatives, ELAM representative Stratos Karanicolaou said: “We don’t want further adulteration of the Greek race in Cyprus. We are Greeks and Cyprus is a Greek island.”
The counter-demonstration organised by the Anti-fascist Initiative (AI) – a recently-formed informal network of anti-racist and anti-fascist groups – numbered between 700 and 1,000 people of all ages, and included members of Action for Equality, Support and Anti-racism (KISA), Alert, AKEL, EDEK and the Greens. Spotted among the marchers were Nicosia mayor Eleni Mavrou and Greens deputy George Perdikis.
KISA director Doros Polycarpou told the Mail yesterday that the turnout was gratifyingly higher than expected, despite the lack of formal representation by the main political parties, most of which had condemned the ELAM march in earlier public statements. He added that it was regrettable that the AI counter-demonstration was presented by some parts of the media as “just another KISA demo”, and the day was “over-simplified by some into an anti- and pro-immigrants matter”.
The AI march set off from Eleftheria Square at around 4pm, and headed down Makarios Avenue with the stated aim of peacefully preventing the ELAM march from proceeding towards Nicosia’s old town. They were stopped by police some 600 metres short of the intersection with Grivas Dighenis Avenue, and greeted the ELAM march with chants such as “Fascism will not pass; Racism will not pass” and “ELAM equals Golden Dawn, neo-Nazis out of Cyprus”.
The two demonstrations broke up peacefully at around 7pm. Police maintained a visible presence at strategic points in Nicosia throughout Sunday night, with the express aim of preventing any isolated incidents involving the marchers.
Speaking to state broadcaster CyBC yesterday, KISA president Doros Michael said that ELAM makes a point of playing on the general tendency – also reflected in the media – to emphasise the nationality of anyone charged with committing a crime or involved in a socially-questionable incident. “Unfortunately, many surveys have shown that Cypriots are very xenophobic, and ELAM is seeking to capitalise on this.”
Polycarpou said that AI will be continuing its efforts to engage the political parties, trade unions and other groups in setting up a more permanent network to prevent fascist organisations like ELAM from using the democratic process to further their anti-democratic views.
He said: “It is important to systematically address all aspects of ELAM’s activities, starting by looking at whether the things they are saying are legal under the Constitution and EU law, both of which forbid incitement of racial hatred. We need to raise awareness about their real political aims and slogans, compared to their statements against illegal immigration.”
Polycarpou added: “We have to consider the prospects for the future, with a possible solution to the Cyprus problem. It would not be difficult for inter-communal violence to be provoked with such people around.”

CYPRUS MAIL 29/12/09

 

Our View: Far-right poses a bigger threat to society than immigrants

Published on December 29, 2009

A HEAVY police presence in the centre of Nicosia ensured that there were no unpleasant incidents during Sunday’s rival protest marches. The two sets of protestors were kept apart by the police and dispersed peacefully when it was made clear that neither group would be allowed to go beyond a certain point on Makarios Avenue. One group was demanding action against illegal immigrants, while the second group - led by the immigrants’ support group KISA - was protesting against the racist objectives of the former. 
We could say that the rival marches turned out to be a non-event that has already been forgotten but this would be a mistake. This was the first time that a group of youths, with fascist tendencies had held a march in Cyprus to put across their ultra-nationalist and racist views. Dressed in black and waving Greek flags, the members of ELAM the Ethniko Laiko Metopo or (National Popular Front, held a large banner that said, ‘Every foreign worker equals an unemployed Greek person’.
The ELAM march, was supposedly in protest against illegal immigration, but this was just a pretext, as there is a big state mechanism aimed at combating the problem. But legal immigrants are an even bigger threat to local jobs, so why did ELAM not protest against their presence as well? An examination of the group’s blog answers this question and leaves no doubts about their racist agenda and ultra-nationalist philosophy.
In its blog, ELAM said that illegal immigration diluted the racial identity of the Greek community, turning it into a “bastardised, multi-cultural mass without a national conscience”. The “influx of illegal immigrants” was now “out of control”, it warned before revealing its racist credentials - when there was a need for foreign workers, European subjects should be employed and not “members of other racial backgrounds from the Third World.” In short, the group is against all immigrants and its focus on illegals should fool nobody. Its banners were clearly aimed at turning Cypriot workers against all immigrants for taking their jobs.
This is the way neo-fascist groups in many European countries operate today, which is why everyone has an obligation to stand up to the ultra-nationalists of ELAM.
DISY deputy Christos Stylianides was right to call on all the parties and politicians to take a stand against the racists of this National Popular Front. We cannot afford to ignore it, because it is currently a fringe group of a couple of hundred, extremist youths with no support-base.
If the ultra-nationalist supporters of racial purity get out of control they will pose a much greater threat to our society than impoverished, illegal immigrants.

CYPRUS MAIL

 

MÜZAKERE GÜNDEMİ İÇİN ÇALIŞTILAR

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’ın 11 Ocak’ta başlayacak yoğunlaştırılmış müzakere süreciyle ilgili hazırlık çalışmaları devam ediyor.

Liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgo Yakovu dün bir araya gelerek, ocak ayındaki müzakerelerin gündemi üzerinde çalıştı.
TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Nami, Yakovu ile birlikte liderlerin 4 Ocak’ta yapacağı görüşmenin gündemini oluşturduklarını ve “AB” konusunun ele alınmasının kararlaştırıldığını söyledi.

11 Ocak’ta başlayacak yoğunlaştırılmış sürecin detay çalışmasını da yaptıklar