“UBP ve DP önerileri bilerek bilmez gibi yaptılar”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti’nin (DP), Kıbrıs müzakerelerinde Kıbrıs Türk tarafının Rum tarafına sunduğu yürütme başlığıyla ilgili öneriyi bilerek bilmez gibi yaptığını söyledi. Rum basınına dayanarak açıklama yapıldığını belirten Talat, önerinin kabul edilemez bulunmasının nedeninin Rum basınının önerileri yanlış yansıtması olduğunu kaydetti.

İktidar partisi UBP’nin yapılan önerilerini bildiğini ancak Rum tarafının yanlış haberini esas alarak açıklama yaptığını kaydeden Talat, bunu “vahim” olarak değerlendirdi.

YAPILAN ÖNERİ

Türk  Ajansı-Kıbrıs (TAK) muhabirinin sorularını yanıtlayan Talat, yaptıkları öneride  ve iki toplumlu, iki kesimli federal çözüm arayışlarında iki düzeyde egemenlik kullanılmasının söz konusu olduğunu anlattı ve  egemenliğin kurucu devlet düzeyi ve federal devlet düzeyi olmak üzere iki düzeyde kullanılacağını ve her iki düzeyin de bir biriyle eşit olacağını, hiyerarşik olarak birinin ötekinin üzerinde olmayacağını vurguladı.

 “İKİ AYRI DEMOKRASİ BİÇİMİNDE”

Kurucu devlet düzeyinde kullanılacak olan egemenliğin  iki ayrı demokrasi biçiminde tecelli edeceğini  anlatan Talat, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Türk kurucu devletinde Kıbrıslı Rumların da Kıbrıs Rum kurucu devletinde kendi kendilerini  yöneteceklerini ve kendi demokrasilerini yaşayacaklarını söyledi.

“FEDERAL DÜZEYDE ORTAK”

Federal düzeyde kullanılacak olan egemenliğin  ise ortak olacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat,  federal düzeyde ortak hükümet olacağını, ortak hükümetin ortak programı ve ortak hedefleri olacağını belirti.

Federal  düzeydeki hükümetin liderlerinin birisinin Kıbrıslı Türk birisinin de Kıbrıslı Rum olacağını dile getiren Talat, liderlerin iş birliği yapacağını, ortak hedefleri ve ortak programları olacağını vurguladı.

“ORTAK LİSTE İLKESİ YENİ DEĞİL”

Bu nedenle Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum liderlerin ortak bir liste üzerinden seçime katılmasının son derece doğal olarak kabul edilmesi gerektiğini dile getiren Talat, bu ilkenin yeni olmadığını, Annan Planı’ndan beri ve bugüne kadar Kıbrıs Türk tarafınca yapılan tüm önerilerde bunun söz konusu olduğunu belirtti. Ortak liste anlayışının Annan Planı’ndan beri  Kıbrıs Türk tarafının bildiği ve aşina olduğu bir kavram olduğunu ifade eden  Talat, Annan Planı’nın büyük ölçüde kabul gördüğü dikkate alındığında, ortak  liste kavramının da Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edildiğinin düşünüldüğünü söyledi.

--“ÖNERİDEKİ TEK DEĞİŞİM BAŞKANLIK KONSEYİ İLE İLGİLİ”

Öneride yaptıkları  değişimin, sadece başkanlık konseyi ile ilgili olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat,  başkanlık konseyi yerine iki başkanın seçilmesi ile ilgili bir öneri yaptıklarını, bunun başkanlık konseyinde yaptıkları öneri ile aynı paralelde olduğunu belirtti

Talat, Rum basınının haberlerine dayanarak herhangi bir partinin açıklama yapmasını yadırgadıklarını dile getirerek, “Hele de bu iktidar partisi olunca bunu çok vahim olarak görüyoruz” dedi ve

Rum basınındaki haberlerinin Kıbrıs Türk tarafının önerisiyle ilgili olarak tam gerçeği  yansıtmadığını vurguladı.

“BUNLARI HEM DP HEM UBP BİLİYOR”

Önerileri hem UBP hem de DP’nin bildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,  DP’nin önerisinin ilkeye yönelik  olduğunu, ortak oy pusulası oluyla ilgili olduğunu; ancak yanlış bir noktadan hareket edildiğini, iki ayrı demokrasinin zedelenmiş olacağının söylendiğini; fakat böyle bir şey olmadığını dile getirdi. İki ayrı demokrasinin zaten kurucu devletler düzeyinde yaşanacağını söyleyen Talat, ancak federal düzeyde iki ayrı demokrasi olamayacağını kaydetti.

1960 anlaşmalarına atıf yapılmasının da yanlış olduğunu ifade eden Talat, 1960 anlaşmalarının üniter bir devletin fonksiyonel federatif iki kanadının ayrı ayrı seçim yapmasını öngördüğünü, kendilerinin ise şimdi iki düzeyde (kurucu devletler düzeyinde ayrı ayrı, federal düzeyde ise ortak) egemenlik kullanımı öngördüklerini; bütün federasyonlarda böyle olduğunu ifade etti.

“UBP’NİN ELEŞTİRİSİNİ ANLAMAK ZOR”

UBP’nin eleştirisini anlamanın ise, gerçekten zor olduğunu söyleyen Talat, “yapılan önerinin ne olduğunu bildikleri halde Rum basınında çıkan yanlış öneri üzerinden eleştiri yaptılar” dedi.

BAN’IN ADAYA GELİŞİ

BM Genel Sekreteri Ban ki-Moon’un  adaya gelişiyle ilgili bir gelişme olup olmadığının sorulması  üzerine ise Talat, böyle bir ihtimalin BM Sözcüsü Jose Diaz tarafından da ifade edildiğini ve Ban’ın ziyaretini çoktandır beklediklerini; ziyaretin Ekim ayı içerisinde olacağını tahmin ettiklerini söyledi.

HRİSTOFYAS DOWNER GÖRÜŞMESİNİN TUTANAKALRININ SIZDIRILMASI

Rum basınının Hristofyas-Downer görüşmesinin tutanaklarını yayınlamasıyla ilgili bir soruyu yanıtlarken de Cumhurbaşkanı Talat, gizli tutanaklarının yayınlanmasının hoş ve doğru olmadığını söyledi ve bunların  basında tartışılmasının sürece olumlu etki yapmayacağını kaydetti.

  Bunun hem sürece hem de taraflara (BM ve Rum tarafına)  güvensizliği artıracağını dile getiren Talat,  her iki tarafa da güven duyulması  gereken bu zamanda bunun yaşanmasının doğru olmadığını vurguladı.

Kendi önerilerinin de gizli olmadığını ancak Rum basınına sızdırılmasın kendilerini ciddi bir şekilde rahatsız ettiğin dile getiren Talat, “Sızdırılan önerilerin bizim tartıştığımız, henüz tartıştığımız, nihaileşmemiş öneriler olması, aynı zamanda bizde ciddi endişelere yol açtı. Önerinin spekülasyon konusu olması  hem Türk hem de Rum tarafında sorunlara yol açtı. Hiç gerek yoktu” dedi.

HALKIN SESI 13/09/09

 

NAMİ, ORTAK SEÇİM PUSULASI ÖNERİSİNE AÇIKLIK GETİRDİ

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın BM ve AB’yle İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, dün bazı gazetelere de yansıyan, Cumhurbaşkanı ve yardımcısının senatoya sunulacak ortak oy pusulasında belirlenmesi yönündeki Türk tarafının önerisine açıklık getirdi.

Türk tarafının ikinci turu Perşembe günü başlayan müzakere sürecinde “Yürütme” konusunda ortaya koyduğu bildirilen yeni öneri hakkında BRT’ye açıklama yapan Nami, ortak oy pusulasının, oluşacak senatodaki senatörlere Cumhurbaşkanı ve
Cumhurbaşkanı Yardımcısını belirlemek üzere sunulacağını söyledi.

Dönüşümlü olacak Cumhurbaşkanlığı görevini kimin yürüteceğinin senato tarafından belirleneceğini ifade eden Nami, senatörlerin yapacakları bu seçimde çoğunluğun aranacağını kaydetti.

Özdil Nami, Türk tarafının sunduğu öneride seçilebilmek için senatonun en az yarıdan bir fazla çoğunluğunun yanı sıra, Türk ve Rum senatörlerin de kendi içlerinde bu çoğunluğu sağlamasının aranacağını kaydetti.
Tam bir eşitliğin söz konusu olduğunu vurgulayan Nami, bunun olmaması halinde senatonun erken seçime gideceğini söyledi.

Nami, söz konusu dengeyi sağlayamayan senatonun kendini feshederek, en büyük Türk ve en büyük Rum partinin oluşturacağı seçim hükümeti ile seçime gitmesinin de öngörüldüğünü anlattı.

STAR KIBRIS 13/09/09

 

İÇ CEPHEDE CİDDİ ÇATLAK

   

Demokrat Parti başkanlık seçim yöntemine karşı olduğunu açıkladı.

Serdar Denktaş; Türk tarafının başkanlık seçim yöntemi önerisini kesinlikle kabul etmiyoruz. Uzlaşma bu şekilde kalırsa planın bütününe karşı duruş sergileyeceğiz”

Kıbrıs’taki taraflar arasında devam eden çözüm müzakerelerinde iç cephedeki il ciddi çatlak, Türk tarafının sunduğu “Başkan seçimi önerisinde” ortaya çıktı.
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, Kıbrıs müzakerelerinde “2. tur görüşmelerin ilk gününde Türk tarafınca sunulan ve Rumlar tarafından da memnuniyetle karşılanan başkanlık seçim yöntemi önerisini kesinlikle kabul etmediklerini” açıkladı.
Bu önerinin prensibine karşı duruş sergilediklerini belirten Denktaş, bu konudaki uzlaşmanın olduğu şekliyle kalması halinde planın bütününe karşı bir duruş sergileyeceklerini duyurdu.
Denktaş yazılı açıklamasında, şunları kaydetti:

60’ı da ortadan kaldırıyor

“Başkanın, müştereken aday olmakta anlaşan bir Rum ve bir Türk adayın aynı liste içinde senato tarafından seçilmesini öngören Türk önerisi 1960 Cumhuriyetinde var olan ‘iki ayrı demokrasi’ ilkesini de ortadan kaldıran, ileride ortak hareket etme alışkanlığı geliştiren Türk ve Rum partilerinin tek çatı altında birleşmesini gündeme getirmesi halinde adada Türk varlığını en düşük seviyeye geriletebilme ihtimali yüksek bir öneridir ve ilkesel açıdan bunu kabul etmemiz mümkün değildir.”
Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanı başkanlığında yapılan toplantılarda bu duruşlarını açıkça ifade ederek çekincelerini ortaya koyduklarını ve alternatif bir öneri sunduklarını belirterek, “Görülen odur ki, ortaya koyduğumuz görüşler dikkate alınmamış ve neticede Cumhurbaşkanı önceden hazırlamış olduğu ve bilgimize getirdiği teklifi ufak bir değişiklikle Rum tarafına sunmuştur” dedi.

Konjonktür aynı değil

“Annan Planı’nda da tek liste seçimi vardı, gerileme yok” şeklindeki yaklaşımı kabul etmediklerini belirten Denktaş, Annan Planı dönemi ile bugünkü konjonktürün aynı olmadığını; bu önerinin diplomatik yetersizliğin de göstergesi olduğunu savundu.
Serdar Denktaş, bu önerinin geri alınarak yeniden ele alınmasını önerdiklerini ifade ederek, illa ki kendi önerileri kabul edilsin diye bir yaklaşımları bulunmadığını, farklı formüller de geliştirilebileceğini anlattı.
Haklardan ödün verilmemesi gerektiğini vurgulayan DP Genel Başkanı Denktaş, “Rum tarafının gerekçelerini karşılamak kendi haklarımızı koruyarak da elde edilebilecek bir olgudur. Daha işin başında iken verilmiş olan bu ilkesel tavizden yola çıkarak, ileriki aşamalarda ve özellikle ekonomik konularda atılacak adımlar bizi daha da endişelendirmektedir” dedi.

Uyarma görevi

Serdar Denktaş, süreci çok daha yakın takibe alarak ilgili sivil toplum örgütlerini de tehlikeler hakkında şimdiden uyarma görevini de bugüne kadar olduğundan çok daha etkin bir şekilde yerine getirmekte kararlı olduklarını belirtti.

“Halkımızın bir oldubittiyle karşılaşarak, günü geldiğinde içeriğe göre değil, partisel sempatiye veya karşıtlığa göre oy vermesinin önüne geçmek zorundayız. Ayrı demokratik hakkımızın ortadan kaldırıldığı bir ortamın bizi sürükleyeceği sonuç bireysel hakları mahfuz azınlık bir toplum haline dönüşmemizden başka bir sonuç değildir” diyen Denktaş, tarafların uzlaşması olduğu şekilde kalırsa çözüm planının tümüne karşı bir duruş sergileyeceklerini de kamuoyuna duyurdu.

STAR KIBRIS 13/09/09

 

BİRLEŞME OLMAZSA, HAYAT ZORLAŞACAK

   

Kıbrıs’ta anlaşma olmazsa, Rumlar tazminat ve toprak alma hakkını kaybedecek, KKTC, Türkiye egemenliği altına girecek. AB seviyesinde yaşamak isteyen 50 bin Kıbrıslı Türk, Kuzeyde mi yoksa Güneyde mi yaşamayı düşünecek. 

Kıbrıs’taki statüko 2004’te bitti. Birleşme için olumlu adımlar atıldı, ilerleme kaydedildi. Kıbrıs’ın birleşmesiyle milliyetçiler kaybedecek, ekonomi 10 puan artarak, kişi başı gelir 5 bin Euro artacak.


Ziya Nasıfoğlu


Ortadoğu, Asya, Türkiye ve Kıbrıs ile ilgili araştırmalarını ve gazetecilik deneyimlerini paylaşmak için Kıbrıs’ta bulunan Uluslararası Kriz Grubu Analisti Hugh Pope, Kıbrıs’ta anlaşma olmaması durumunda Rumların tazminat ve toprak alma hakkının ortadan kalkacağını ve KKTC’nin de Türkiye egemenliği altına gireceğini ileri sürdü. Hugh Pope, Kıbrıs sorununda önümüzdeki 6 ayın çok kritik olduğunu belirterek, halkın çözüm konusunda artık cesaretlendirilmesi gerektiğine dikkati çekti. Kıbrıs’taki statükonun 2004’te bittiğini dile getiren Kriz Grubu Analisti Pope, Kıbrıs’ın birleşmesiyle milliyetçilerin kaybedeceğini, ekonominin kazanacağını iddia etti. Bağımsız Medya Merkezi tarafından düzenlenen “Sivil Toplum Örgütleri ve Medya İlişkileri” konulu konferansa, konuşmacı olarak katılan Uluslararası Kriz Grubu Analisti Hugh Pope, STAR KIBRIS’a önemli açıklamalarda bulundu.


Halk, çözüm için cesaretlendirilmeli
Uluslararası Kriz Grubu Analisti Hugh Pope, şu anda Kıbrıs’ta çözüm konusunda durağanlık yaşandığını ve dünyanın Kıbrıs’a olan ilgisinin azaldığını belirterek Kıbrıs’ta çözüm olması için artık birilerinin devreye girmesi gerektiğini söyledi. Pope, Kıbrıs sorununda önümüzdeki 6 ayın çok kritik olduğunu ifade ederek, halkın da çözüm konusunda artık cesaretlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Lideri Dimitris Hristofyas’ın çözüm isteyen ve bugüne kadar çözüme en yakın iki liderin olduğunu iddia eden Kriz Grubu Analisti Hugh Pope, anlaşma olmazsa dünyanın Kıbrıs’a olan ilgisinin daha da azalacağını ileri sürdü.

Türkiye para göndermeyecek
Uluslararası Kriz Grubu Analisti Hugh Pope, Kıbrıs’ta anlaşma olmaması durumunda Kıbrıslı Rumların kaybının büyük olacağını söyledi. Pope, Rumların tazminat ve toprak alma hakkının ortadan kalkacağını iddia ederek, KKTC’nin de Türkiye egemenliği altına gireceğini ileri sürdü. Türkiye’nin artık eskisi gibi Kıbrıs’a para göndermeyeceğini dile getiren Pope, Kuzey Kıbrıs’ta az işleyerek çok para kazanma devrinin kapanacağını ve hayat şartlarının Türkiye seviyesine geleceğini kaydetti. Pope, “Avrupa Birliği seviyesinde yaşamak isteyen, Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu olan 50 bin Kıbrıslı Türk, Kuzeyde mi yoksa Güneyde mi, yaşamayı düşünmeye başlayacak” dedi

Kıbrıs’ta statüko bitti
Uluslararası Kriz Grubu Analisti Hugh Pope, Kıbrıs’taki statükonun 2004’te bittiğini söyledi. Hugh Pope, bölünmüş bir Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne girmesiyle yeni bir dönemin başladığını belirterek, AB içinde bazı ülkelerin Rumları desteklediğini ancak Kıbrıs’ta birleşme isteyen ülkelerinde de olduğuna dikkat çekti. Pope, “ Türkiye, Kıbrıs’ta birleşme istiyor. Yunanistan’da ki seçimlerde birleşme yanlıları kazanırsa, Kıbrıs’ta birleşme şansı yüksek, ancak Talat Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybederse, Kıbrıs’ta birleşme şansı azalır” diye konuştu. Kıbrıs’ın birleşmesiyle milliyetçilerin kaybedeceğini anlatan Kriz Grubu Analisti Pope, ekonominin 10 puan artacağını ve kişi başı gelirin 5 bin Euro yükseleceğini iddia etti.

STAR KIBRIS 13/09/09

 

Maraş Yaygarası

   

Sözde “Maraş Belediye Başkanı” Aleksis Galanos başkanlığındaki sözde “Maraş Belediye Konseyi” ve düzenlenecek olan “anti-işgal” etkinliklerine katılmak üzere belediyenin davetlisi olarak adaya gelen konukların, dün Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan tarafından kabul edildiği bildirildi.

Hristofyas ve Karoyan’ın heyeti; “Kıbrıs sorununda yaşanan gelişmeler” hakkında bilgilendirdiklerini yazan Fileleftheros Gazetesi’nin haberine göre Galanos, bu görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada “Maraş’ın iade edilmesi ve Birleşmiş Milletler’in 550 Sayılı Kararının uygulanması için” çaba ve girişimlerinin devam ettiğini söyledi.

HRİSTOFİYAS ANLATSIN

Hristofyas’ın kendilerini Kıbrıs sorunu, Maraş konusu ve Maraş konusunda BM Genel Sekreteri nezdinde yaptığı girişimler konusunda ayrıntılı biçimde bilgilendirdiğini ifade eden Galanos, Maraş konusundaki girişimlerin ilerlediğini ve devam edeceğini kaydetti.

Galanos, Maraş’ın; “Kıbrıs’ın ve halkının yeniden birleşmesi için bir ilk adım olarak Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların barış içerisinde bir arada yaşaması konusunda bir atölye çalışması olabileceğini” de ileri sürdü.

“Hristofyas’ın, Maraş girişimlerinin BM tarafından nasıl karşılandığının” sorulması üzerine ise Galanos, konunun bulunduğu aşamayı Hristofyas’ın anlatmasını tercih ettiğini belirterek, belediyenin gerçekleştireceği “anti-işgal” etkinliğinde yapacağı konuşmada Hristofyas’ın konu hakkında açıklamalar yapacağının kesin olduğunu ifade etti.

STAR KIBRIS 13/09/09

 

Better access to UK NHS for expats
By Nathan Morley

Time restrictions on NHS eligibility set to be lengthened

BRITISH expats may soon have greater access to NHS care, despite recent media reports claiming that pensioners who live abroad were set to be denied free treatment by the health service.

Currently, expats based in Cyprus are not eligible to free NHS care if they spend more than three months a year away from the UK, but that is now set to be extended.

The good news comes after the British government promised a crack-down after hospitals were told to charge patients who were found not to be resident in Britain or from countries with reciprocal arrangements.

A confidential internal report on health tourism leaked last year estimated that the bill for treating foreign patients, many so-called ‘health tourists’ amounted to at least £62 million a year.

Now, the British Government is proposing that the period of absence for current UK resident’s eligibility for free NHS hospital treatment in England is extended from three to up to six months.

The proposed changes come after an increasing trend of Britons spending longer periods overseas and are designed to protect the rights of British citizens who travel abroad whilst still residing substantively in the United Kingdom.

However, only treatment for emergencies - such as heart attacks, accidents or sudden illness - will still be free at anytime.

The proposals were confirmed by a NHS spokesman in an interview with the Sunday Mail.

“UK state pension holders living overseas are exempt from charges if they need treatment during their visit to the UK. This does not include pre-planned treatment.

“A UK state pensioner living overseas who then resumes their permanent residence in the UK is exempt from charges for all hospital treatment, including pre-planned treatment, from day one. They should be prepared to show evidence to a hospital that they have returned permanently,” he said.

Strict limits of access to the NHS were introduced in 2004 by John Reid. The then Health Secretary described his reforms as designed to make the NHS "a British service for people who live in Britain".

A similar tone was given by the NHS spokesman last week, who told the Sunday Mail, the NHS is primarily a concern for British residents.

“The NHS is first and foremost for the benefit of people who live in the United Kingdom. People who are not ordinarily resident here are not automatically entitled to access free NHS hospital treatment. This has nothing to do with nationality or payment of taxes. The regulations on charging for overseas visitors have been in place since 1989, so the basic principles are not new, but have been in operation for some 20 years.”

As it stands, entitlement to free NHS hospital treatment is based on "ordinary residence" in the UK and anyone who leaves the UK for three months is no longer automatically entitled to free NHS treatment.

CYPRUS MAIL 13/09/09

 

Occupied Cyprus votes against Georgia refugees right of return

CYPRUS is the only European Union member-state which did not vote in favour of a UN resolution that recognised the right of return of all internally displaced persons and refugees and their descendants to their homes throughout Georgia, it emerged yesterday.

Cyprus was among 78 countries which abstained from voting – 48, including all EU countries voted in favour, 19 voted against.

The resolution was passed on Wednesday.

“Following extensive debate … the General Assembly today adopted a resolution that recognised the right of return of all internally displaced persons and refugees and their descendants to their homes throughout Georgia and that underlined the urgent need for unimpeded access for humanitarian activities to peoples residing in all conflict-affected areas in that country,” a UN media statement said.

The total number of people displaced by the August 2008 war between Russia and Georgia over the South Ossetia breakaway region stood at 192,000, according to the UN refugee agency UNHCR.

In the aftermath of the conflict, South Ossetia declared independence from Georgia and was recognised by Russia and Nicaragua.

The opposition criticised the government’s decision to abstain, saying it went against EU policy and effectively making Cyprus the black sheep of the bloc.

Quoted in daily Alithia, DISY deputy chairman Averof Neophytou said the issue was linked to the Cyprus problem since it concerned the efforts of South Ossetia and Abkhazia to break away after the invasion of Russian troops in 2008.

Neophytou said the Cyprus was trying not to annoy Russia, considered a traditional friend of Cyprus.

The government yesterday said the two cases were not the same.

“I want to say that a large number of countries took the same stance as the Republic of Cyprus and I think, through this position, everyone is satisfied,” government spokesman Stefanos Stefanou said. “The two issues must not be put on the same level.”

CYPRUS MAIL 13/09/09

Hristofyas, Karpaz'ı istiyor

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitiris Hrsitofyas'ın, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer ile görüşmesinde, Karpaz'ın Rumlara verilmesini ve buraya 20 bin ''Rum göçmenin yerleştirilmesini'' istediği açıklandı.

AA

NTV 13 Eylül. 2009 Pazar

LEFKOŞA - Rum liderin, zorlayıcı bir ikilemle karşı karşıya kaldığında, müzakerelerden ''ayrılma'' tehdidinde bulunması ''BM tutanakları''na da yansıdı.

Rum Fileleftheros gazetesi, Hristofyas ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer'in Rum Başkanlık Köşkü'nde yapılan görüşmelerinin 14 Nisan 2009 tarihli tutanaklarını yayımladı.

Gazete, tutanaklara dayanarak verdiği habere göre, Hristofyas, Downer'le görüşmesinde, müzakere masasına konulan Türk talepleri ile ''Kuzey'de temiz bir Türk devleti, Güney'de ise karma (mixed) bir devlet oluşturulacağından' endişe ediyor.

Aynı tutanaklarda, Rum tarafının her fırsatta, Karpaz'ın kendilerine verilmesi ve bu şekilde 20 bin ''Rum göçmenin geri dönmesini'' talep ettiği ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bu öneriye ''ret'' yanıtı verdiği aktarılıyor, ancak bu ''ret'' yanıtın nihai yanıt olmadığı belirtiliyor.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Hristofyas'ın müzakere salonunda ''kendilerini aşmaktan çekinmeden'' savaştıkları ifade edilen haberde, BM'nin gizli belgelerinde, Talat ve Hristofyas'ın ''dost ve yoldaş'' olarak tabir edildiği, ''kapalı kapılar arkasında büyük savaşa tutuşmalarından sonra salondan gülümseyerek çıktıklarının'' kaydedildiği, aktarıldı.

''Talat'ın, Hristofyas'ın aksine karar alma konusunda yetersiz kaldığı'' öne sürülen haberde, ''her zaman müzakereler sırasında 2-3 kez Ankara'yla istişare etmesi gerekiyor'' iddiasına yer verildi.

Haberde, 14 Nisan 2009 tarihli belgeye göre, Hristofyas'ın da zorlayıcı bir ikilemle karşı karşıya kaldığında ''ayrılmakla'' tehdit ettiği belirtildi.

Downer ile Hristofyas'ın Başkanlık Köşkü'nde yaptığı görüşmenin tutanaklarına göre, Hristofyas, BM'nin ve Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesinin, Kıbrıs'ta görevli BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresini yenilemeyerek prosedürün hızlandırılmasını zorlayacakları yönündeki söylentilerle ilgili bilgi istedi. Downer'in verdiği yanıttan tatmin olmayan Hristofyas, ''müzakerelerden çekileceğini'' ifade etti.

Hristofyas'ın, müzakere prosedürün gecikmesinin sorumlusunun Kıbrıslı Rumlar olduğu söylentisinden dolayı da sinirlendiği belirtilen habere göre, Hristofyas, ''İlerleme için müzakere masasına mantıklı öneriler sunulması gerekir, Kıbrıslı Rumların masaya koyduğu öneriler de çok mantıklıdır'' iddiasında bulundu. Bu noktada Hristofyas, ''verilen büyük tavizlerden, özellikle de dönüşümlü başkanlığın ve 50 bin 'yerleşiğin' (Türkiye kökenli KKTC vatandaşının) Ada'da kalmasının kabul edilmesinden'' söz etti.

Tutanaklara göre, ''Türkiye'nin, Kıbrıslı Türkleri, müzakere taktiklerinin parametrelerini değiştirmeleri konusunda yönlendirmesi'' gerektiğini savunan Rum lider, Kıbrıslı Türklerin bütün kurumlarda sayısal eşitlik veya dönüşümlü başkanlık talep ettiklerini, bunun ''hiç de mantıklı oladığını'' söyledi.

''Yerleşikler'' konusunun yeniden görüşülmesini isteyen ve mülkiyet konusunda da yeterince müzakere edilmediğini öne süren Hristofyas, Kıbrıslı Türklerin, Downer tarafından kendisine iletilen ''iki devletin ekonomilerine'' ilişkin önerisine tepki göstererek, ''birleşik ekonominin daha çok Kıbrıslı Türkler için yararlı olacağını'' savundu.

Talat'tan AB'ye: Rum tarafını motive edin

KKTC Cumhurbaşkanı, AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ile yaptığı görüşmenin ardından açıklamalarda bulundu.

AA

NTV 14 Eylül. 2009 Pazartesi

BRÜKSEL - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB'den Rum tarafına baskı yapmalarını istemediğini, istediğinin Rum tarafını motive etmeleri olduğunu söyledi.

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn'le AB Komisyonu'nda bir saati aşan görüşmenin ardından basına konuşan Talat, "AB'den Rum tarafına baskı yapmalarını istemiyorum. Benim istediğim Rum tarafını motive etmeleridir. Nasıl motive edileceği konusunda biz görüşlerimizi söyledik. İzolasyonların kaldırılması dedik, direkt uçuşlar dedik, doğrudan ticaret dedik. Ancak bunu yapmadılar, yapamadılar. O zaman top onlarda. Bu motivasyonu onların yaratmaları lazım. Bu Avrupalılar her şeyi düşünüyorlar, bunu da düşünsünler" dedi.

AB'nin Kıbrıs'ta çözümü gerçekten istiyorsa bu doğrultuda taraflara yardımcı olması gerektiğini belirten Talat, "Sorunun çözümünü biz istiyoruz, Rum tarafı da istediğini söylüyor. Bana sorarsanız Hristofyas'ın da şahsen çözüm istediğine inanıyorum. Tabi Rum yönetimindeki kurulu düzenin çözüm isteyip istemediği konusunda ciddi şüphelerim var. Dolayısıyla Hristofyas'ın da çözüm istediği ölçüde ve istediği doğrultuda desteklenmesi lazım. Unutmayın bu anlaşma iki tarafta da oylamaya girecek. Geçen defa Rum tarafı oylamada çözümü reddetti. Bu kez bunun olmaması için iyi bir iletişim stratejisi geliştirilmesi lazım. AB bu konuda uzmandır" dedi.

"TÜRK TARAFINDA GÜVENSİZLİK VAR"
Rum basınının çözümü engelleyici tutum aldığını ve karşı tarafa sundukları her öneriyi değerli bulmadığını anlatan Talat, "Halkın Rum medyasının esiri olmaması gerekiyor. Rum tarafında çözüm isteyen güçlere destek gerekiyor. Türk tarafında ise AB'ye bir güvensizlik var. Bunun ortadan kaldırılması lazım. Bunun da yolu daha önce verilen ve tutulmayan sözlerin ikame edecek adımların atılması" diye konuştu.

"AB DE YORULDU"
Talat, "AB'nin ve özellikle AB Komisyonu'nun kısa sürede bir çözüm istediği izlenimini edindim. Çözümün en uygun zamanı bu yıl içindedir. Bu benim kanaatim ancak izlenimim AB'de de bu beklenti var, yani bu yıl içinde çözüm beklentisi var. Çünkü onlar da Kıbrıs sorunu yorgunu oldular" ifadelerini kullandı.

Kıbrıs'ta muhtemel bir anlaşmanın AB müktesebatına uyumlu hale getirilmesinin ve muhtemel sapmalara karşı hukuki güvenceye kavuşturulmasının önemine dikkat çeken Talat, bu konudaki hassasiyetlerini bir kez daha Rehn'in dikkatine sunduklarını dile getirdi.

Talat, KKTC'de gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili Rehn'le görüş alışverişinde bulunup bulunmadığının sorulması üzerine "Ona daha çok var. Biz ondan önce çözüm öngörüyoruz, yani daha büyük işlerimiz var" dedi.

"TÜRKİYE DOĞRU ÇİZGİDE"
Talat, Kıbrıs Rum kesimine limanlarını açmaması nedeniyle AB'nin Türkiye hakkında yapacağı değerlendirmeyle ilgili görüşünün sorulması üzerine ise "Burada önemli olan nokta şu: Türkiye olumsuz bir rol oynuyor mu? Türkiye olumsuz bir rol oynadığında tabiki bir sorun olacak. Ama herkesin kanaati odur ki Türkiye (Kıbrıs'taki çözümde) olumlu rol oynuyor. Türkiye doğru çizgidedir, çözümü tam olarak destekliyor. Türkiye'ye yaptırım yapılması sanırım yapılabilecek en büyük haksızlık olur" diye konuştu.

KKTC damgası Yunanistan'a girmeye engel

NTV Almanya muhabir Fulya Canşen, pasaportunda belirtilen Almanya’da süresiz oturma hakkına rağmen neden Yunanistan’a giremedi?  

FULYA CANŞEN

ntvmsnbc

14 Eylül. 2009 Pazartesi

İSTANBUL - Gazetede okudum 25-31 Ağustos tarihleri arasında Midilli adasında “Sınırlara Hayır Kamplar” adlı, mültecileri konu alan bir konferans düzenlenmiş. Almanya’da yaşayan bir gazeteci olarak bu konferansa katılabilmeyi çok isterdim. Hem yıllar önce Almanya’daki mülteci kamplarına defalarca gidip haber yaptığım için konuya yabancı değilim hem de şu şıralar Midilli’nin tam karşısında, Dikili’de ikamet ediyorum, üstelik vaktim de var. Ancak benim bu adaya, sadece bu ada değil bütün Yunanistan’a girmem yasak. Nedeni pasaportumdaki KKTC damgası. Geçen hafta Radikal 2'de okuduğum Cavidan Soysal’in bilgilendirici yazısı bana kendi başımdan geçen bir başka “sınırlar” hikayesini anımsattı. Paylaşmadan edemedim.

Her yaz Ayvalık yakınlarındaki Dikili’de tatil yapıyorum ve Dikili’deki küçük evimin balkonundan her gün Midilli’yi seyrediyorum. Bu güzel olduğunu düşündüğüm Yunan adası, özellikle geceleri ışıklar yanınca o kadar yakın görünüyor ki, yüzerek bile ulaşılabilecekmiş hissi uyandırıyor. Birkaç yıldır yaz aylarında Ayvalık ile Midilli arasında her gün, Dikilli ile Midilli arasında ise haftanın üç günü feribot seferleri düzenleniyor. Türkler icin Yunanistan vizesi almak pek kolay olmadığından bu feribotların yolcularının coğunu Yunan ya da yabancı turistler oluşturuyor. Midillililer genellikle sabah feribotuyla geliyor, limanda bekleyen otobüsler ile Bergama ya da Ayvalik’a gidiyor, alışveriş yaparak aynı gün geri dönüyorlar. Dikili - Midilli arasındaki yolculuk en fazla iki saat sürüyor.

Ben oldum olası adaları severim. Son on yıl içerisinde en az on kez Kıbrıs’a gitmişimdir mesela. Beni sadece Kıbrıs’daki siyasi gelişmeler ilgilendirmiyor, Girne sokaklarında dolaşmayı, limanda kahve içmeyi, ada halkıyla sohbet etmeyi de çok seviyorum. Bu yüzden Midilli seferleri başladığından bu yana Dikili’de tatil yaptığım her yıl karşıya geçmeyi planlar, planımı gerçekleştiremediğim her seferinde de kendime kızar dururum. Sonunda şeytanın bacağını kırdım ve akşam feribotuna biletimi alarak yola koyuldum. İki saate yakın süren yolculuk, kaptanın ikram ettiği kahve, beyaz köpüklü dalgalar ve martılar eşliğinde kısa sürede bir şenliğe dönüştü. Feribot kıyıya yaklaştıkça benim heyecanım artıyor, ada yavaş yavaş seçiliyordu. Hele limanı görünce sanki Girne’ye gidiyormuşum hissine kapıldım. En büyük merakım, Kuzey ve Güney Kıbrıslılardaki benzerliği Midilli ve Dikili halkında da görüp göremeyeceğim idi. Feribot durdu, gümrükte elimde pasaport sıraya girdim. Pasaportumdaki Almanya’ya ait kocaman süresiz oturma hakkım sayesinde adaya kabul edileceğimden adım gibi emindim. Pasaportumu kontrol eden polis memurunun söylediği Yunanca cümleleri anlamadığım için İngilizce karşılık vererek, bir sorun olup olmadığıni sordum. O da beni anlamadı, Almanca denedim yine anlamadı. Sonra yanıma feribotta tanıştığım Yunanca bilen bir Türk yaklaştı ve beni adaya sokamayacaklarını söyledi.

- Neden?

- Pasaportunuzda KKTC damgası varmış.

- Eeee ne olmus yani, pasaportumda daha bir sürü damga var, buna rağmen Sengen anlaşmasına imza atan bütün ülkelere girip çıkabiliyorum. Yunanistan da bunlardan biri.

- İyi ama siz onların yasak olarak kabul ettiği bir gümrük kapısından giriş yapmışsınız.

- Tamam da ben Kuzey’den Güney Kıbrıs’a bile geçtim.

- Hanimefendi adamların yapacakları bir şey yok, kural böyle, sizi adaya sokamıyorlar.

Benim daha fazla ısrar etmem, üstleriyle görüşme talebim, aslında bana son derece kibar davranan polislerin oraya buraya telefon etmesi de olumlu bir sonuç doğurmadı. Şimdi en önemli sorun, adaya giremediğime göre, benim geceyi nerede geçireceğimdi. Polislerin feribotta uyuyun önerisine şiddetle karşı çıktım. Hiçbir yere kıpırdamayacağımı, gerekirse gece boyunca, gözümü kırpmadan ayakta bekleyeceğimi söyledim. Bunun üzerine beni bürolarına aldılar, birkaç yere daha telefon ederek beklememi söylediler. Bir saat sonra elime imzalı bir belge tutuşturup, limana yakın bir otelde kalmama, sabah sekizde yine orada olmam kosuluyla izin verdiler. Verdiğim mücadele beni o kadar yormuş ve o kadar sinirlendirmişti ki, gücüm ancak limandaki bir lokantaya yürümeye yetti. Adaya olan merakım silinivermişti. İcimden de “bir daha mı, asla gelmem ülkenize” diye söylenip duruyordum. Yediğim enfes yemekler ve yarım şiıe recina şarabı sinirimi yavaş yavaş tatlı bir rehavete dönüştürmüştü. Beni önce Yunan sanan garsonlarla giristiğim yarı Türkçe yarı Yunanca biraz da İngilizce karışık sohbet dikkatimi yeniden bulunduğum yere çevirdi. Etrafima meraklı gözlerle baktım, Midilliler bize öyle benziyorlardı ki, kendimi elimde olmadan evimde hissettim. Sicaga ve sivri sineklere rağmen o gece kısa ama, kafalarda değil, bir gün kağıtlardaki sınırların da kalkacağı günün rüyasını görecek kadar güzel uyudum. Sabah altıda uyanıp, adayı ışık hızıyla dolaşmayı planlamıştım çünkü. sekizde aynı polis memurları beni karşıladılar. Biri sağımda biri solumda, feribota bindik. Dışarıdan bakıldığında üç kişilik oyun, bir suçlu iki polisten ibaretti. Asıl suçluların ben ve onlar olmadığını bildiğimiz için bu oyundan ne Midillililer ne de ben rahatsız olduk. Bana Yunanca birkaç cümle kurdular. Sanıyorum özür diliyorlar ve sorumluluğu politikacılara atıyorlardı. İki fincanlık kahve içimi sonunda, yine evimin balkonundaydım ve yine Midilli bana sadece birkaç kulaç atımı kadar yakındi. Bütün sınırlara rağmen.

Talat AB Komisyonu yetkilisiyle görüştü

 

CNN TURK 14/09/09

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB Komisyonu'nun kurumsal ilişkiler ve iletişim stratejisinden sorumlu Başkan Yardımcısı Margot Wallström'le görüştü.

Talat, 1 saat süren görüşmenin ardından basına yaptığı açıklamada, "BM parametrelerine dayalı bir çözüm peşinde olduğumuzu ve bunların dışına çıkıldığı anda sorunların ortaya çıkarak büyüdüğünü anlattım" dedi.

Görüşmede Kıbrıs'ta devam eden kapsamlı çözüm müzakerelerinden sonuç alınabilmesi için AB'nin yapması gerekenleri ele aldıklarını anlatan Talat, AB'nin Kıbrıslı Türkleri doğru bilgilendirmesinin ve oradan doğru bilgileri Brüksel'e aktarmasının son derece önemli olduğuna dikkati çekti.

Talat, "AB'nin bu yıl sonunda limanların açılması konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle Türkiye ile üyelik müzakerelerinde nasıl bir karar alacağının" sorulması üzerine, "Bu konuda bizim tutumumuzu biliyorsunuz. Türkiye'nin önerdiği aynı anda bütün kısıtlamaların kaldırılması, bizim de önerimizdir, bizim pozisyonumuz budur. Bunu tekrarladım açıkçası. Bu konuda AB'den bir izlenim almadım ama siz de biliyorsunuz epey izlenim çıktı. Kıbrıs sorunu nedeniyle Türkiye'nin AB sürecinin bloke olması söz konusu görünmüyor. Akıllı adam işi de budur" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs'taki müzakerelerden AB'nin umutsuz olduğunun hatırlatılması üzerine de şunları söyledi:

"Sorun zor bir sorundur. Çünkü 40 yılı aşkın bir sorundur. Bütün ön yargılara rağmen bu sorunun çözümlenmesi kolay değil. Ancak benim söylemeye çalıştığım 2 önemli gerçek var ki bunlar sorunun çözümünde oldukça etkindir. Bir tanesi BM parametrelerinin dışına çıkmamak. Biz Kıbrıs Türk tarafı olarak bunun dışında değiliz. Bunun dışına çıkılmaması halinde çözümün önemli bir merhale katetmiş olacağını düşünüyorum.

İkincisi de her şeye rağmen ele aldığımız en karmaşık 3 temel konuda ciddi ilerlemelerde bulunduk. O nedenle ben sorunun çözümünü imkansız olarak görmüyorum. Tersine son derece mümkün olarak görüyorum. Yeter ki süreci yoğunlaştıralım, bütün kapasitemizi çözüm içim yoğunlaştıralım. Kısa zamanda ilerleme kaydedebileceğimizi ve çözüme yaklaşabileceğimizi düşünüyorum."

Talat, Brüksel temasları kapsamında AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn'le de görüşecek

 

ÖNERİLERİ BİLİYORLARDI

   

“Önerileri bilerek bilmez gibi yaptılar, önerilerin kabul edilemez bulunmasının nedeni Rum basının yanlış yansıtması.”

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti’nin (DP), Kıbrıs müzakerelerinde Kıbrıs Türk tarafının Rum tarafına sunduğu yürütme başlığıyla ilgili öneriyi bilerek bilmez gibi yaptığını söyledi. Rum basınına dayanarak açıklama yapıldığını belirten Talat, önerinin kabul edilemez bulunmasının nedeninin Rum basınının önerileri yanlış yansıtması olduğunu kaydetti.

İktidar partisi UBP’nin yapılan önerilerini bildiğini ancak Rum tarafının yanlış haberini esas alarak açıklama yaptığını kaydeden Talat, bunu “vahim” olarak değerlendirdi.

 

YAPILAN ÖNERİ

 

Talat, yaptıkları öneride ve iki toplumlu, iki kesimli federal çözüm arayışlarında iki düzeyde egemenlik kullanılmasının söz konusu olduğunu anlattı ve egemenliğin kurucu devlet düzeyi ve federal devlet düzeyi olmak üzere iki düzeyde kullanılacağını ve her iki düzeyin de bir biriyle eşit olacağını, hiyerarşik olarak birinin ötekinin üzerinde olmayacağını vurguladı.

Kurucu devlet düzeyinde kullanılacak olan egemenliğin  iki ayrı demokrasi biçiminde tecelli edeceğini  anlatan Talat, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Türk kurucu devletinde Kıbrıslı Rumların da Kıbrıs Rum kurucu devletinde kendi kendilerini  yöneteceklerini ve kendi demokrasilerini yaşayacaklarını söyledi.

Federal düzeyde kullanılacak olan egemenliğin  ise ortak olacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat,  federal düzeyde ortak hükümet olacağını, ortak hükümetin ortak programı ve ortak hedefleri olacağını belirti.

Bu nedenle Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum liderlerin ortak bir liste üzerinden seçime katılmasının son derece doğal olarak kabul edilmesi gerektiğini dile getiren Talat, bu ilkenin yeni olmadığını, Annan Planı’ndan beri ve bugüne kadar Kıbrıs Türk tarafınca yapılan tüm önerilerde bunun söz konusu olduğunu belirtti.

Talat, Rum basınının haberlerine dayanarak herhangi bir partinin açıklama yapmasını yadırgadıklarını dile getirerek, “Hele de bu iktidar partisi olunca bunu çok vahim olarak görüyoruz” dedi.

 

BUNLARI HEM DP HEM UBP BİLİYOR

 

Önerileri hem UBP hem de DP’nin bildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Talat,  DP’nin önerisinin ilkeye yönelik  olduğunu, ortak oy pusulası oluyla ilgili olduğunu; ancak yanlış bir noktadan hareket edildiğini, iki ayrı demokrasinin zedelenmiş olacağının söylendiğini; fakat böyle bir şey olmadığını dile getirdi. İki ayrı demokrasinin zaten kurucu devletler düzeyinde yaşanacağını söyleyen Talat, ancak federal düzeyde iki ayrı demokrasi olamayacağını kaydetti.

1960 anlaşmalarına atıf yapılmasının da yanlış olduğunu ifade eden Talat, 1960 anlaşmalarının üniter bir devletin fonksiyonel federatif iki kanadının ayrı ayrı seçim yapmasını öngördüğünü, kendilerinin ise şimdi iki düzeyde (kurucu devletler düzeyinde ayrı ayrı, federal düzeyde ise ortak) egemenlik kullanımı öngördüklerini; bütün federasyonlarda böyle olduğunu ifade etti.

UBP’nin eleştirisini anlamanın ise, gerçekten zor olduğunu söyleyen Talat, “yapılan önerinin ne olduğunu bildikleri halde Rum basınında çıkan yanlış öneri üzerinden eleştiri yaptılar” dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, gizli tutanaklarının yayınlanmasının hoş ve doğru olmadığını söyledi ve bunların  basında tartışılmasının sürece olumlu etki yapmayacağını kaydetti.

STAR KIBRIS 14/09/09

 

Downer, 'Kıbrıs'ta taraflardan ödün istedi

CNN TURK 15/09/09

 

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, Kıbrıs sorununun çözümlenebilmesi için her iki tarafın da karşılıklı olarak ödün vermeye hazır olması gerektiğini söyledi.

Downer, müzakerelerin 1. turunda pozisyonlarını ortaya koyup, çizgilerini çizen liderlerin, 2. turda daha aktif çalışması gerekeceğini kaydetti.

Alexander Downer, Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun çözümlenebilmesi için her iki tarafın da karşılıklı olarak ödün vermeye hazır olması gerektiğini, iki liderin de bunun bilincinde olduğunu belirtti.

Birinci turda birçok konuda yakınlaşmalar olduğunu, üzerinde çok çalışılması gereken "Mülkiyet"te dahi uzlaşılan noktalar bulunduğunu kaydeden Downer, bugüne kadar yapılanları ve elde edilen başarıları küçümsememek gerektiğini, uzun yıllardır devam eden sürecin zor bir süreç olduğunu söyledi.

Liderlerin çözüm kararlılığından duyduğu memnuniyeti yineleyen Downer, "Burada Kıbrıs sorununun çözümünü sağlamada kararlı iki lider var. Gerçekçi olmak gerekir. Tarafların müzakere etmesi gerekiyor. Ve bu iki liderin bunu yapamaya hazır olduğunu görüyoruz" dedi.

Downer, "birinci turda karşılıklı olarak taviz verip, birçok önemli konuda önemli uzlaşılar elde eden liderlerin ikinci tura, farklılıklarıyla ilgili yeni öneriler sunarak başladığını" belirtti.

Downer, ilerleme elde edilebilmesi için liderlerin "Yönetim ve Güç Paylaşımı" ile "Mülkiyet"e odaklanması gerektiğini ifade ederek, ikinci turda 6 müzakere başlığının da ele alınmasının muhtemel olduğunu, ancak bunu liderlerin belirleyeceğini kaydetti.

İkinci turun ne kadar süreceğini bekleyip görmek gerektiğini söyleyen Downer, BM'nin liderlere bu konuda herhangi bir şey dikte ettirmesinin mümkün olmadığını belirtti. Downer, 1. turda pozisyonlarını ortaya koyup çizgilerini çizen liderlerin, 2. turda daha aktif çalışması gerekeceğini söyledi.

"Referanduma daha çok var"

İkinci turda çözümlenmemiş konulara çeki düzen verileceğini ve üçüncü turda liderlerin al-ver sürecine başlamak istediğini ifade eden Downer, "Bazı zor konular birinci turda çözümlendi. Bazı konular ise ikinci turda çözümlenecek. Ve geriye kalanların üçüncü turda sonuçlandırılması gerekiyor" dedi.

"Referanduma daha çok zaman olduğunu, öncelikle tarafların bir anlaşmaya ulaşması gerektiğini" kaydeden Downer, Kıbrıs sorununun çözümlenebilmesi için önce liderlerin 6 müzakere başlığında da anlaşması, bunun referandumda her iki tarafta da kabul edilmesi ve başarıyla uygulanması gerektiğini söyledi.

Downer, "Referandumun ne zaman olacağını söyleyemem ama bir anlaşma olana kadar referandum olmayacak. Bir anlaşma olması halinde de mutlaka bir referandum yapılacak ve bu referandum anlaşma sağlanır sağlanmaz yapılacak" dedi. Alexander Downer, sürecin kilitlenmesi durumunu şimdilik düşünmek istemediğini, şu anda varsayımlara dayanarak spekülasyon yapmanın doğru olmayacağını kaydetti.

Liderlerin 2 bölgeli, 2 toplumlu federasyona bağlı olduğuna inandığını kaydeden Downer, yürütülen müzakerelerin de bu çerçevede sürdüğünü belirtti. Downer, BM Güvenlik Konseyi'nin desteklediği, "siyasi eşitliğe dayalı, tek uluslararası kimlikli, 2 bölgeli ve 2 toplumlu bir federasyon modeli" dışındaki bir modelle ilgili yardım talebini ise karşılamadıklarını söyledi.

Downer, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un tarihi henüz belli olmayan görüşmesinde liderlere, BM'nin başlatılan sürece büyük önem verdiğini ve büyük beklentileri olduğunu söylemesinin beklendiğini aktardı.

"Adaya çok büyük yatırım yapan ve sorunun çözümüne katkı koyması için yüksek profilli, deneyimli adamlarını görevlendiren BM'nin bu kez çözüme ulaşılması yönünde yüksek beklentiler taşıdığını" söyleyen Downer, tarafların, başta BM olmak üzere uluslararası kuruluşların kendileri ve performanslarıyla ilgili yüksek beklenti içinde olduğunu bilmesi gerektiğini belirtti.

 

Kıbrıs'ta neler oluyor?

CNN TURK 15/09/09

Kıbrıs'ta taraflar arasında geçen hafta başlayan ikinci tur görüşmelerle süreç de yeniden ivme kazandı. AB'nin Türkiye İlerleme Raporu'nu yayınlama tarihi de yaklaşırken, taraflar isteklerini daha yüksek sesle ortaya koyuyor. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Brüksel'de yaptığı görüşmelerde AB'den motivasyon istedi. Rumlar ise Maraş'ın iadesi konusunda ısrarcı. Peki bu çok taraflı pazarlıkta taraflar neler istiyor?

Ada'da taraflar arasında ikinci tur görüşmelerin başlamasıyla, Türkiye'nin Avrupa Birliği İlerleme Raporu'nun açıklanmasına az bir zaman kala süreç hareketlendi.

Peki gelinen noktada tarafların öncelikleri ve talepleri neler?

Ada'nın Türk tarafından gelen mesajlar, soruna bir an önce çözüm bulunması yönünde. Uluslararası platformlara yöneltilen en kritik talep de izolasyonların kaldırılması.

İkinci tur görüşmelerin başlamasının hemen ardından Brüksel'e giden KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu talebi bir kez daha AB'ye iletti.

Talat, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile biraraya geldi, "taraflara baskı değil motivasyon gerek" dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı, çözüm için Ada'nın Türk tarafındaki siyasetçileri de karşısına alacak adımlar atmaktan kaçınmıyor.

Bunun en büyük kanıtı da Talat'ın sunduğu Rumların da desteklediği, 'Türk ve Rum liderleri her iki toplum ortak seçsin' önerisi.

Rumlar da gelişmelere gebe bu süreçte, kozlarını ortaya koyup, kısa zamanda en fazla kazancı elde etmenin yolunu arıyor.

Zira, Hristofyas cephesi, Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açmamasına cevaben Maraş pazarlığını uluslararası arenada yeniden gündeme getiriyor.

Aralık ayındaki AB zirvesine kadar Maraş'ın iadesi konusuda her türlü girişimi yapacaklarını söyleyen Rum lider Dimitris Hristofyas, konuyu BM Genel Sekreteri Ban ki Moon ile de görüşecek.

Rumların Türkiye'ye baskı için başvurduğu Brüksel ise, konunun Türkiye'nin AB sürecini sekteye uğratır bir hale gelmesinden yana değil.

Tarafların açıklamalarına göre, Kıbrıs sorunu mirasını, kendi genişleme süreciyle bünyesine alan Avrupa Birliği, artık bu donmuş sorunda çözüm istiyor.

AB'nin Türkiye İlerleme Raporu taslağında da, Türkiye'nin aralık ayına kadar limanlarını Rum kesimine açmaması halinde, yeni yaptırımlar önerilmiyor.

 

‘Aşağılanıyoruz!’

Ermenistan sokakları çözüme nasıl bakıyor? - / İPEK YEZDANİ - FOTOĞRAFLAR: Bünyamin Aygün

Türkiye ile diplomatik ilişkilerin kurulmasına yönelik protokolleri protesto etmek için bugün Erivan’da açlık grevine başlayacak olan Taşnakların Siyasi Grup Başkanı Vahan Hovannesya, “Ortak sınırı kabul ettirme girişimi Ermenistan’ı aşağılıyor” dedi

Ermenistan’ın muhalefetteki aşırı milliyetçileri, FRA Taşnak Sütyun Partisi, yani Türkiye’deki adıyla Taşnak Partisi, Türkiye’yle diplomatik ilişkilerin kurulmasına yönelik protokollere karşı son derece tepkili. Protokolü protesto etmek amacıyla bugün başkent Erivan’daki Dışişleri Bakanlığı önünde oturma eylemine ve açlık grevine başlayacak olan Taşnakların Ermenistan Parlamentosu’ndaki Siyasi Grup Başkanı ve eski Parlamento Başkan Yardımcısı Vahan Hovannesya, protokoldeki “ortak sınırın tanınması” ile “Tarih Komisyonu” maddelerine şiddetle karşı çıkıyor.
Hovannesya, “Ermenistan zaten bağımsızlığını kazandıktan sonra Birleşmiş Milletler’in (BM) kabul ettiği anlaşmaların tekrar gözden geçirilmesiyle ilgili bir sorun çıkarmadı.
Ancak Ermenistan’da her hükümet değişikliğinde Türkiye’nin ortak sınırı kabul ettirmeye çalışması bizim açımızdan şerefimizi aşağılayıcı bir durum” diyor.  
1921 yılında Rusya ile Türkiye arasında imzalanan ve o dönem Ermenistan’ın taraf olmadığı Kars Anlaşması’nın bugünkü protokole “ustaca yerleştirildiğini” öne süren Hovannesya, Taşnakların protokole ilişkin düşüncelerini şöyle anlatıyor:

Ermeni toprakları bölündü
“Ermenistan nüfusunun yüzde 60’ının kökleri Batı Ermenistan’dan. Kars, Ardahan, Artvin ve Iğdır-Sürmeli Ermeni topraklarıydı, Sovyetler Birliği ve Türkiye aralarında anlaşıp böldü. Protokolün içine ustaca Kars
Anlaşması yerleştirildi. Türkiye’nin doğu bölgelerine biz Batı Ermenistan diyoruz. O bölgelerin tarihi ismi Batı Ermenistan’dır, kimse buna itiraz edemez. 

Soykırım unutturulmak isteniyor
Bu komisyonda soykırım olmuş ya da olmamış diye tartışılacak olması bizim için kabul edilemez bir durum. Türkiye ile Ermenistan arasında iyi ilişkiler ancak Türk toplumu soykırım konusunu kabul ettiği zaman gelişebilir. Türk devleti bu olayı unutturmak ya da tamamen ortadan kaldırmak istiyor.
Bu protokol sadece Türkiye’nin lehine. Çünkü Türkiye sınırı nasıl açıyorsa 3 gün sonra yeniden kapatabilir. Ermenistan’ın bu ağır şartlar altında tek bir kazanımı var: Sınırların açılması. Kaldı ki üzerinde çok konuşulan Ermenistan ekonomisi için ben bunun o kadar da iyi olacağını düşünmüyorum.

Protokolü reddedeceğiz
Diplomatik ilişki kurulmasını ve sınırların açılmasını istiyoruz, ama diplomatik ilişki kurmak demek illa sınırları tanımak anlamına gelmiyor. Protokolün değişmesi için elimizden geleni yapacağız. Ancak değişmezse ve parlamentoya bu haliyle gelirse kesinlikle reddedeceğiz. Cumhuriyetçi Parti bu protokolü parlamentodan tek başına geçirirse bunun bütün sorumluluğu sırtına biner.”
Taşnak Partisi, Türkiye’yle yol haritasının açıklanmasının ardından nisan ayında Ermenistan hükümetini oluşturan koalisyondan ayrılmış ve parlamentodaki en büyük muhalefet partisi olmuştu.

 

Yakınlaşmaya en çok karşı çıkan kesim: Üniversiteliler
Ermenistan’a geçen nisan ayında ilk gittiğimde görüştüğüm tüm kesimler içerisinde Türkiye’yle yakınlaşmaya en olumsuz bakan kesim Erivan Üniversitesi Türkoloji Bölümü öğrencileriydi. Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesini öngören protokollerin açıklanmasının ardından da Ermenistan’da normalleşmeye en çok karşı çıkan kesimin yine üniversite öğrencileri olduğunu gördüm. Erivan’daki Fransız Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde görüştüğümüz hukuk öğrencilerinin çoğu Türkiye’yle diplomatik ilişki kurulmasını istiyorlar, ancak mevcut protokollere son derece “şüpheci” yaklaşıyorlar.
İlk konuştuğum öğrenci Ruzan Arzumanyan (22), “Sınırın açılmasına olumlu bakmıyorum” diyor. Bunun nedenini sorduğumda, “Protokolde ekonomik ve siyasi olarak net ifadeler yok. Türkiye ile Ermenistan arasındaki yakınlaşmaya olumlu bakıyorum ama sınır kapılarının açılmasına olumlu bakmıyorum. Önce iki halkın birbirini tanıması gerekiyor” diyor.

‘Birbirimizden nefret ediyoruz’
Onun hemen ardından söz alan Lusine Grigoryan (22) ise tam anlamıyla bir “katı milliyetçi.” “Türkiye’yle sınırların açılmasını kesinlikle istemiyorum. Türklerle biz birbirimizden nefret ediyoruz” diyor.
Bunun üzerine gülerek benden nefret edip etmediğini soruyorum. O anda karşısındaki gazetecinin bir Türk olduğunu hatırlayıp “Hayır, tabii ki etmiyorum” diyor. Sonrasında ise gülerek, “Nefret kelimesi biraz ağır oldu galiba. Yani komşum Türk olursa ondan nefret etmem ama arkadaş da olmam” diye konuşuyor. Biraz daha ısrar etsem “Arkadaş da olurum” diyecek gibi ama ben fazla üzerine gitmiyorum.
O anda bir başka öğrenci, Arakel Arakelyan (21), Lusine’in katı yorumlarının beni rahatsız ettiğini düşünmüş olacak ki hemen söze girip “Ben Türkiye’yle ilişki kurulmasını çok önemsiyorum” diyor. “Ama protokoldeki şu tarih komisyonuna çok karşıyım, orada tartışılacak bir şey olduğunu düşünmüyorum” diye ekliyor.
İran Aloyan da (21) “protokol referanduma tabi tutulmalıydı” diyor. Referandum konusuna diğer öğrenciler de katılıyorlar. Görünen manzara o ki, aslında tüm olumsuz düşünceler “birbirini tanımamaktan” kaynaklanıyor. İş protokolün detaylarına gelince ise Ermenilerin de en az Türkler kadar kafalarının karışık olduğu ortaya çıkıyor.

 

‘Ermenistan’a domuz gribi mi getirdiniz?’
Vahan Hovannesya’yla görüşmemiz, Taşnak Partisi’nin Erivan’daki merkezinde gerçekleşti. Hovannesya, artık Türklere olan güvensizliğinden mi yoksa gazetecilere olan güvensizliğinden mi bilemiyorum, mülakat sırasında masaya benimki dışında bir ses kayıt cihazı daha koydu.
Son derece nazik bir şekilde “Kusura bakmazsınız herhalde, geçmişte kötü bazı deneyimler yaşadık da” diyen Hovannesya’ya ben de olabildiğince kibar bir şekilde hiçbir şekilde kusura bakmayacağımı, çünkü onun söylemediği herhangi bir şeyi yazmak gibi bir niyetim olmadığını açıklamaya çalıştım. 
Daha sonra Hovannesya’yla röportajımız sırasında ben 3 kez üst üste hapşırınca aramızda ilginç bir diyalog geçti. Hovannesya, olanca kinayeli bir şekilde “Ne o, Ermenistan’a domuz gribi mi getirdiniz?” diye sordu. Ben de kendisine “Evet, Ermenistan’a domuz gribi virüsünü yaymak için özellikle geldim” dedim. Hovannesya’nın “Ben de öyle tahmin etmiştim” sözü üzerine, “Doğru tahmin etmişsiniz!” dedim.
İronilerle dolu espriler karşılıklı gülüşmelerle son buldu...

 

 

Ermenistan Sanayi ve İşadamları Derneği Başkanı Arsen Gazaryan:

‘İlişkilerin normalleşmesi hiçbir parayla ölçülemez’
Ermenistan Sanayi ve İşadamları Derneği Başkanı, aynı zamanda Türk-Ermeni İş Konseyi Eşbaşkanı Arsen Gazaryan, ülkedeki muhaliflerin aksine Türkiye ile Ermenistan arasındaki protokollerin “her iki ülke için de diplomatik birer zafer” olduğunu düşünüyor.
Kendisi geçmişin açmazlarına değil, geleceğin olanaklarına ve protokolün yaratacağı kazanımlara odaklanmış durumda. Konuşurken sınırın açılacak olmasından dolayı duyduğu heyecanı gizleyemiyor: “Harika bir  gelişme olarak görüyorum. Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde çok ciddi adım atıldı” derken gözleri parlıyor. 

‘Aynı kültürün ürünüyüz’
Gazaryan, sınır kapılarının açılacak olmasından sadece Türkiye ve Ermenistan ekonomilerinin değil, tüm bölge ekonomisinin olumlu yönde etkileneceğini vurgulayarak, “Ancak en önemlisi, iki ülke artık normal ilişki kuracaklar, bu da hiçbir parayla ölçülemez” diyor.
Gazaryan sınırın açılması durumunda ortaya çıkacak kazanımları ise şöyle sıralıyor: “Sınır açıldıktan sonra sanayi, ulaşım, tarım, aklınıza gelebilecek her alanda işbirliği yapma potansiyeli ortaya çıkacak. Ermeniler 16 yıl boyunca Türkiye’den Türk mallarını alıp sorunsuz bir şekilde burada sattılar. Artık sadece Türk mallarını ithal etmek yerine Ermenistan’da ürettikleri kendi mallarını ihraç etme şansına da sahip olacaklar. Bu da Türk mallarıyla rekabet etme olanağını da beraberinde getirecek.”
Gazaryan, Ermenistan’da çok eleştirilen protokoldeki “Tarih Komisyonu” maddesine bile olumlu bakıyor. Gazaryan, “Tarih komisyonunda tartışılacak iyi şeyler de var, örneğin Osmanlı İmparatorluğu boyunca Ermenilerin devlete katkıları gibi şeyler de tartışılabilir. Ne de olsa  Osmanlı İmparatorluğu döneminde yüzyıllarca beraber yaşadık. Hepimiz Anadolu kültürünün ürünüyüz, bunu unutmamak lazım” diyor.

Maça geliyor musun?
Ayrılmadan önce 14 Ekim’de Bursa’da oynanacak Türkiye-Ermenistan maçını kast ederek bana “Maça gelecek misin?” diyor. Ben “Bilmiyorum” deyince de gülerek “Gelmen lazım, ben maçta sallayacağım Ermenistan bayraklarını şimdiden yaptırıyorum” diye cevap veriyor.

 

Miras Partisi Sözcüsü Hovsep Hursudyan:

‘Protokole  karşı Anayasa Mahkemesi’ne gideceğiz’
Koalisyondan istifa eden Taşnak Partisi’nden sonra parlamentodaki en büyük muhalefet partisi olan Miras Partisi, protokole en tepkili taraflardan biri. O kadar ki Ermenistan’da muhalefetteki en popüler figürlerden biri olan Miras Partisi’nin Genel Başkanı ve Ermenistan’ın ilk Dışişleri Bakanı Rafi Hovanisyan, protokolü protesto etmek için geçen hafta parlamentodan istifa etti.
Parlamentodaki oylamada protokole “hayır” oyu vereceği kesin olan Miras Partisi, maddelerin Ermenistan Anayasası’na uygun olmadığı gerekçesiyle halihazırda parlamentoda imza topluyor. Parti, imza sürecinin sonunda protokolün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne gidecek.
Miras Partisi’nin Sözcüsü Hovsep Hursudyan, tıpkı Taşnaklar gibi ortak sınırın tanınması ile tarih komisyonu kurulması maddelerine şiddetle karşı çıkıyor. “Ortak sınırların tanınması protokolde önşart olarak yer almamalıydı. Türkiye ile Ermenistan’ın bugünkü sınırları yasadışı çizildi. Ayrıca eğer Türkiye önşart koyuyorsa Ermenistan da kendi önşartlarını koymalıydı, örneğin soykırımın tanınması ve soykırımın yol açtığı sonuçların düzeltilmesi gibi ön şartlar olmalıydı” diyor. 

Hükümetler farklı konuşuyor
Hursudyan, protokol konusunda Ermeni ve Türk hükümetlerinin, halklarına farklı şeyler söylediğini de savunuyor:
“Örneğin ‘protokolde hiçbir ön şart yok’ diyorlar ama Türkiye ‘Karabağ konusu çözülmezse sınır kapısı açılmayacak’ diyor. Ermenistan tarafı ise, ‘Karabağ konusu protokolde hiç bir şekilde ön şart değil’ diyor. Bu yüzden her iki tarafın da halkları protokole şüpheyle yaklaşıyor.”

HURRIYET 15/09/09

“Öneriler, Türkiye ile istişare edildi”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Türk tarafınca görüşme masasında ortaya konan yeni yürütme önerisinin ne Annan Planı’nın, ne de 1960 düzenlemelerinde öngörülen seçim sisteminin gerisinde olduğunu söyledi.

Erçakıca, Başkanlık makamının Kıbrıslı Türk üyesinin Rum oylarıyla belirleneceği ve Kıbrıs’ta iki ayrı demokrasi olduğu gerçeğinin ortadan kaldırıldığı iddialarının da doğru olmadığını kaydetti.

Hasan Erçakıca, “Önerimiz her iki toplumdaki ve özellikle Kıbrıs Rum toplumundaki marjinal unsurların Başkanlık Üyesi görevine seçilmesinin önüne geçmektedir. Geçmiş tecrübeler ışığında yeni devletin yaşatılabilmesi için bunun önemli bir ihtiyaç olduğu aşikardır” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık brifingde, Kıbrıs Türk tarafınca görüşme masasında ortaya konan yürütme önerisiyle ilgili tartışmalara da değindi. Erçakıca, müzakere masasına götürülen her şeyin, çeşitli aşamalarda Türkiye ile istişare edildiğini belirtti.

“ORTAK LİSTE YENİ BİR HUSUS DEĞİL”

Hasan Erçakıca, ortak liste hususunun ortaya çıkmış yeni bir unsur olmadığına işaret ederek, Annan Planı’nda da Başkanlık Konseyi üyelerinin ortak liste üzerinden seçilmesinin öngörüldüğünü hatırlattı. Erçakıca, “Ortak liste, Kıbrıs Türk tarafının bu müzakere sürecinde, çalışma grubu aşaması dahil, ortaya koyduğu ilk öneride de mevcuttu. Bunun şimdi yeni önerimiz çerçevesinde ortaya konmuş yeni bir unsur gibi lanse edilmesi doğru değildir” dedi.

“BAŞKANLIĞIN TÜRK ÜYESİ RUM OYLARIYLA BELİRLENMEYECEK”

Başkanlık makamının Kıbrıslı Türk üyesinin Rum oylarıyla belirleneceği iddiasının doğru olmadığını kaydeden Erçakıca, şöyle devam etti:

“Öncelikli olarak, bir Kıbrıs Türk partisinin adayının Başkanlık Üyesi olarak seçilebilmesi için o partinin Kıbrıs Türk halkından önemli bir destek alarak Senato’da yeterli sandalye sayısına ulaşması gerekmektedir. Dolayısıyla kimin Başkanlık Üyesi olacağı konusunda belirleyici ana unsur Kıbrıs Türk halkının kendi ayrı iradesiyle Senato seçimlerinde ortaya çıkaracağı sonuç olacaktır. Bu nedenle, Kıbrıs Türk halkının güçlü desteğini almamış bir partinin adayının Başkanlık Üyesi olarak seçilmesi mümkün değildir”

“İKİ AYRI DEMOKRASİ OLDUĞU GERÇEĞİ ORTADAN KALDIRILMADI”

Hasan Erçakıca, yeni önerinin Kıbrıs’ta iki ayrı demokrasi olduğu gerçeğini ortadan kaldırdığı iddiasının da doğru olmadığını söyledi.

Erçakıca, “Senato üyelerini belirlemek için yapılacak seçimlerin toplum bazında olacak olması ve Senato’da Kıbrıslı Türk ve Rumların eşit sayıda temsil edilmesi sadece iki ayrı demokrasi değil, iki eşit demokrasi gerçeğini ortaya koymaktadır” dedi.

 “ANNAN PLANI’NIN GERİSİNDE DEĞİL”

Yeni önerinin Annan Planı’nın gerisinde olmadığına işaret eden Erçakıca, “Yeni önerimizde, Annan Planı’ndan farklı olarak Başkan, Başkan Yardımcısı ve Bakanlardan oluşan Başkanlık Konseyi yerine Başkan ve Başkan Yardımcısı’ndan oluşan başkanlık üyelerinin seçilmesi öneriliyor” dedi.

RUM TARAFININ ÖNERİSİ

Hasan Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, Rum tarafının, Kıbrıs Türk oylarının kısmen etkinliğini artırarak da olsa, ortak liste üzerinden ve halk tarafından başkan ve başkan yardımcısının seçilmesini öngördüğünü söyledi.

Çok karmaşık olan Rum önerisinin siyasi eşitliği ortadan kaldırdığını kaydeden Erçakıca, Kıbrıs Türk ve Rum oylarının eşitlenmesi halinde dahi federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toplumsal ve siyasal geleceği bakımından büyük olumsuzluklar içerdiğini belirtti.

Erçakıca, “Bu oyları eşitlemek için 4 Rum’un oyunu 1 Türk oyuyla eşit saymak gerekiyor. Bunun demagojiye ne kadar açık olduğunu biliyoruz. Bunlar sakıncalı şeylerdir” dedi. Sistemin Türk ve Rum siyasi partilerin koalisyonunu öngördüğünü kaydeden Erçakıca, “Yani bu bir anlamda Kıbrıslı Türk-Kıbrıslı Rum koalisyonu olacak. Bu sistemin özüdür” dedi.

HALKIN SESI 15/09/09

‘AB’YE BÜYÜK GÖREV DÜŞÜYOR’

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği’nin çözüm çabalarına destek vermeye devam etmesi gerektiğini belirterek; “AB’ye çok görev düşüyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği’nin çözüm çabalarına destek vermeye devam etmesi gerektiğini belirterek; bu konuda AB’ye çok görev düştüğünü söyledi.
Avrupa Komisyonu yetkilileriyle görüşmelerde bulunmak amacıyla dün sabah Brüksel’e giden Talat, temaslarına başladı.

İlk randevi Wallström ile

Cumhurbaşkanı Talat, ilk olarak dün aat 11.30’da Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı ve Kurumsal İlişkiler ve İletişim Stratejisi Sorumlusu Margot Wallström ile görüştü.
Wallström’ün Avrupa Komisyonu Merkez Binası’ndaki ofisinde gerçekleşen görüşme bir saatten fazla sürdü.
Cumhurbaşkanı Talat’ın görüşme sırasında Wallström’e Kıbrıs sorunu ile ilgili kapsamlı müzakereler hakkında bilgi verdiği, Wallström’ün ise konuya ilgi göstererek ve sorular sorarak gelişmeleri öğrenmeye çalıştığı belirtildi.

BM parametrelerine dayanılırsa

KKTC Cumhurbaşkanlığı’ndan verilen bilgiye göre Cumhurbaşkanı Talat görüşmede, müzakerelerin BM parametrelerine dayanılarak sürdürülmesi halinde çözümün kısa sürede gerçekleşebileceğini; Kıbrıs Türk tarafınca masaya konulan önerilerin BM parametrelerine uygun olduğunu ifade etti.
Müzakerelerde ortaya çıkan tıkanıklıkların, BM parametrelerinden uzaklaşılan noktalarda yoğunlaştığını anlatan Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Birliği’nin, üyesi durumundaki Kıbrıs Rum tarafını BM parametreleri çerçevesinde kalmaya teşvik etmesi gerektiğinin altını çizdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Margot Wallström ile görüşmesinde, Avrupa Birliği’nin görüşme sürecindeki rolü ile ilgili görüşlerini de açıkladı.

AB’ye büyük görev

Avrupa Birliği’nin çözüm çabalarına destek vermeye devam etmesi gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı, iki halkın ayrı ayrı onayına sunulacak olan anlaşma metni için iki halkın desteğine ihtiyaç olduğu dikkate alınarak, doğru iletişim stratejilerinin geliştirilebilmesi için 24 Nisan referandumundan sonra Kıbrıs Türk halkı nezdinde güven kaybına uğrayan Avrupa Birliği’ne büyük görev düştüğünü vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat’ın, bugün saat 16.00’da da, Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ile görüşmesi bekleniyor.
Talat, bu sabah da Brüksel’de faaliyet gösteren düşünce kuruluşu temsilcileri ile bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, temaslarını tamamlamasının ardından bu akşam yurda dönecek.

STAR KIBRIS 15/09/09

National Council seeks common strategy
By George Psyllides

THE NATIONAL Council yesterday kicked-off a two day meeting to discuss the Cyprus problem and Turkey’s EU accession course in light of the neighbouring country’s evaluation in December.

Four parties – DIKO, EDEK, Greens and EUROKO – submitted their positions on the issues.

DISY and AKEL, the island’s two biggest parties are expected to do so today.

AKEL chief Andros Kyprianou avoided comment.

“Whatever we have to say we will say it in the National Council,” Kyprianou said. “We need to get serious … when we talk in the National Council we should not talk in public at the same time.”

DIKO chairman Marios Garoyian said parties will table their views, thoughts and concerns and from then on they will see if there is convergence.

“We submitted our own thoughts and proposals,” Garoyian told reporters. “We will listen to the rest of the views and see in due course.”

EDEK leader Yiannakis Omirou said the aim was to draft a common strategy to tackle Turkish intransigence and make her co-operate for a solution of the Cyprus problem on the basis of international rule of law.

Omirou said EDEK also suggested the “transformation of our negotiating tactic by advancing the fundamentally important chapters, which are territory, properties, security, guarantees and the (Turkish) settlers.”

The second round of talks on the Cyprus problem started last week amid an uproar caused by leaked United Nations documents that were interpreted as being an attempt of disguised arbitration – something the Greek Cypriots abhor.

President Demetris Christofias yesterday also raised the issue of leaked documents from members of the National Council.

Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat are to hold separate meetings this month with UN Secretary-general Ban Ki Moon.

Talat yesterday held meetings with EU officials in Brussels.

Speaking after a one-hour meeting with European Commission Vice President Margot Wallstrom, Talat said that the Cyprus problem should be resolved within the UN parameters.

“I also explained that whenever we go beyond the limits of these parameters, problems get bigger, Talat said according to Anadolu news agency.

Meanwhile, UN special envoy Alexander Downer has flown to New York where he is expected to meet Ban on Wednesday.

CYPRUS MAIL 15/09/09

Hundreds attend Famagusta rally
By Patrick Dewhurst

OVER 1,500 people gathered at an anti-occupation rally in Dherynia on Saturday to mark the 35th anniversary of the occupation in Famagusta.

President Demetris Christofias, Greek officials and Alexis Galanos, Mayor of Famagusta addressed the event.

Earlier in the day, around 150 cars made the symbolic journey from Frenaros village to the primary school in Dherynia. Upon their arrival at around 7.30pm, the cars collectively sounded their horns for 30 seconds while the church bells rang.

A spokesperson for the Famagusta council said yesterday: "This was a symbolic action. We believe that with the noise we can send out a message, to show that we are here, and we are still struggling to return to our homes."

After the cars had parked, the procession of 1,500 people continued on foot from Dherynia square up to the National Guard checkpoint. The main event began at 9pm in Dherynia's cultural centre, where the participants heard anti-occupation songs by the artist Demetris Phannis and the Famagusta choir, conducted by Nicos Vichas.

The songs were followed by speeches.

In his address, Christofias focused on Turkey's role in the Cyprus problem. ''The peaceful, just solution of the Cyprus problem is in the interests of a modernised, democratic, progressive Turkey with a European vision,’ he said.

''Turkey plays an important role in finding a settlement. Turkey has undertaken specific international commitments and should meet them, since its signature on the Ankara Protocol is still fresh. According to this protocol, Turkey should determine its policy and revise its stance,” Christofias added.

Galanos said: "We consider the return of Famagusta to its lawful inhabitants a test of real will on the part of Turkey to solve the Cyprus issue."

Speaking to the Cyprus Mail yesterday, he said: "Very simply, this event was about people wanting to return to their homes. The main message is one of unity. It is also very important to keep the younger generations interested and prevent them from becoming indifferent." 

CYPRUS MAIL 15/09/09

'Kıbrıs'ta iki tarafta ödün vermeye hazır olmalı'

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, Kıbrıs sorununun çözülebilmesi için her iki tarafın da karşılıklı olarak ödün vermeye hazır olması gerektiğini söyledi.

AA

NTV 16 Eylül. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - Alexander Downer, birinci turda birçok konuda yakınlaşmalar olduğunu üzerinde çok çalışılması gereken ''mülkiyet''te dahi uzlaşılan noktalar bulunduğunu belirtti.

Liderlerin çözüm kararlılığından duyduğu memnuniyeti yineleyen Downer, ikinci turda altı müzakere başlığının da ele alınmasının muhtemel olduğunu ancak bunu liderlerin belirleyeceğini söyledi.

Liderlerin iki bölgeli, iki toplumlu federasyona bağlı olduğuna inandığını belirten Downer, yürütülen müzakerelerin de bu çerçevede sürdüğünü kaydetti.

Sarkisyan ve Aliyev ekimde buluşacak

Ermenistan sokakları çözüme nasıl bakıyor? - 3 / İPEK YEZDANİ - FOTOĞRAFLAR: Bünyamin Aygün

Ermenistan Ulusal ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi Direktörü Richard Giragosyan, Ermenistan ve Azerbaycan cumhurbaşkanlarının ekim ayında bir araya gelerek Karabağ ile ilgili ortak bir açıklama yapabileceğini öne sürdü

Ermenistan Ulusal ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi Direktörü Richard Giragosyan, AGİT Minsk Grubu’nun girişimiyle Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı ilham Aliyev’in ekim ayında bir araya gelip Karabağ konusunda ortak bir açıklama yapabileceklerini savundu. Açıklamanın Türkiye’nin elini rahatlatmak amacıyla da yapılacağını söyleyen Giragosyan, “Türkler, Karabağ sorununun bir anda çözülmesini beklemiyor ancak bir şekilde süreçte ilerleme görmek istiyorlar. Bu açıklama da tabii ki barış anlaşması türü bir şey olmayacak, ancak Türkiye’nin görmeyi istediği türden bir ilerleme kaydedileceğini düşünüyorum” dedi.
Giragosyan, Ermenistan ve Türkiye arasında ilişkilerin normalleştirilmesi yönünde atılan adımların hemen hemen tümünü aylar öncesinden doğru tahmin etmiş bir analist. Erivan’daki Ermenistan Ulusal ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nde görüştüğümüz Giragosyan, Milliyet’in bundan sonraki sürece yönelik sorularını şöyle yanıtladı:

‘Protokol önceden belliydi’
İPEK YEZDANİ: Ermenistan ile Türkiye arasındaki bu süreç tam olarak aslında ne zaman başladı?
RICHARD GIRAGOSYAN: Aslında çok önce başlamıştı. Protokolün yüzde 90’ı, yani teknik ve pratik detayları çok uzun zaman önce, İsviçre’de süren gizli müzakereler sırasında belirlenmişti. Bu da şu anlama geliyor: Geriye kalan yüzde 10’luk bölümü artık siyasi karar ve istekliliğe kalmıştı. İlginç olan taraf şu, ortak deklarasyon tıpkı 22 Nisan’daki yol haritası gibi gece yarısı açıklandı ve de protokolleri ilk açıklayan taraf Ermeni tarafı oldu.
İ.Y.: Neden?
R.G.: Çünkü Ermenistan sürecin devam edeceğinden ve Türkiye’nin son anda vazgeçmeyeceğinden emin olmak istedi.
İ.Y.: Protokolde Ermenistan ve Türkiye açısından avantajlı ve dezavantajlı noktalar neler?
R.G.: Objektif olarak bakarsak protokolde her iki taraf için de iyi ve kötü taraflar var. Ermeni tarafı için iyi olan şey, protokolde Karabağ’ın adının hiçbir şekilde geçmiyor oluşu. Bu birçok insanı şaşırtan bir gelişme oldu. Ermenistan tarafı için eleştiriler daha çok “ortak sınırın tanınması” maddesi üzerinde yoğunlaşıyor. Çünkü bu madde Ermenilere göre ileride herhangi bir şekilde toprak talebinde bulunulmasına yönelik kapıları tümüyle kapatıyor. Ayrıca hem muhalefet hem de diaspora, bir “Tarih Alt Komisyonu” oluşturulmasına son derece karşı. 

‘Türkiye için zamanlama kötü’
İ.Y.: Her iki ülkede de muhalefetin protokole karşı olmasını nasıl açıklıyorsunuz?
R.G.: Protokolün açıklanmasının ardından Ermenistan ve Türkiye’nin durumlarında bu yönde bir benzerlik ortaya çıktı. Ermenistan’da da Türkiye’de de muhalefet, protokolün kendisinden ziyade hükümetin tutumuna karşı. Yani her iki ülkede de muhalefet bu konuyu siyasi anlamda hükümete karşı savaş açmak için kullanıyor. Ancak durum Türkiye için daha zor, çünkü protokolün zamanlaması Türkiye için pek iyi olmadı. Türkiye bu protokolleri Kürt açılımıyla aynı zaman diliminde açıklamak durumunda kaldı. Bu da parlamento oylamasında hükümetin işini zorlaştırabilir.
İ.Y.: Bundan sonraki süreç ne olacak?
R.G.: Türkiye, Ermenistan’la futbol maçının oynanacağı gün, yani 14 Ekim’de, Ermeni Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın maça karayolundan gelmesi amacıyla sembolik olarak 1 günlüğüne sınırı açabilir. Bu her iki taraf için de bir iyi niyet gösterisi olacaktır. Ancak sınırın tam olarak açılışının, Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun da söylediği gibi bu sene sonundan önce olmasını beklemiyorum.

Karabağ’da ilerleme
İ.Y.: Karabağ konusu ne olacak?
R.G.: Hem protokolde hem de müzakereler sırasında Türkiye, Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesi konusu ile Karabağ konusunu birbirinden ayırdı. Her ne kadar Bakü’de ve Ankara’da kullanılan diplomatik dil bundan farklı olsa da, bundan sonra normalleşme süreciyle Karabağ konusu arasında doğrudan bir ilişki kurulacağını sanmıyorum. Türkler Karabağ sorununun bir anda çözülmesini beklemiyor ancak bir şekilde bu süreçte ilerleme görmek istiyorlar. Bu nedenle Türkiye’nin elini kolaylaştırmak amacıyla, AGİT Minsk Grubu’nun da etkisiyle, Ermeni ve Azeri cumhurbaşkanları ekim ayında bir araya gelip Karabağ konusunda ortak bir açıklama yapabilir. Bu tabii ki barış anlaşması türü bir şey olmayacak, ancak Türkiye’nin görmeyi istediği türden bir ilerleme kaydedileceğini düşünüyorum. Madrid İlkeleri, müzakereler için bir rehber niteliği taşıyacak.

 


Erivan Cumhuriyet Meydanı, her daim hareketli... Meydanda hemen her
akşam bir klasik müzik dinletisi düzenleniyor.

BAKÜ, MOSKOVA’YLA YAKINLAŞTI
‘İki devlet bir millet anlayışı bitti’
İ.Y.: Önümüzdeki süreçten Türkiye-Azerbaycan ilişkileri nasıl etkilenecek?
R.G.: Ermeni-Türk diplomatik yakınlaşması, Bakü’yü Ankara’dan ziyade Moskova’ya yakınlaştırdı. Bu yüzden eski “iki devlet bir millet” anlayışı artık bitti. Sınırların açık olup olmaması meselesinde de Moskova’nın çıkarı var. Bu süreçte Azerbaycan’ın “Türkiye bize ihanet etti” şikâyeti de kendi cephesinden haklı çıkmış oldu. Çünkü Türkiye tüm bu normalleşme sürecindeki gelişmelerden Azerbaycan’ı bilgilendirdi, ancak hiçbir zaman Azerbaycan’a danışmadı.
Azerbaycan Ankara’ya yeni bir taarruz hazırlığı içerisinde. Bundan sonraki süreçte Azerbaycan’ın Ermenistan yakınlaşması nedeniyle Ak Parti’ye daha çok eleştiri getirdiğine ve Türk kamuoyunda kendi lehine bir
hava yaratmaya çalıştığına tanık olabiliriz.

 

KARABAĞLI ERMENİLER ESKİ GÜNLERE ÖZLEM DUYUYOR

Elmira Çirkinyan: Azeri dostlarımı çok özlüyorum
Adı Elmira Çirkinyan, ama konuşunca anlıyorsunuz ki kendisi dünyanın en güzel insanı. Kendisiyle Erivan tren istasyonunda, Ermenilerin “Pişki” adını verdikleri kızarmış hamur sattığı tezgâhında tanıştık. Çirkinyan, Karabağlı bir Ermeni. Arada tek tük Azerice konuşuyor. 17 yıl önce savaş çıkınca Karabağ’ı, oradaki evini ve çok sevdiği Azeri komşularını terk etmek zorunda kalmış. Karabağ’daki günlerini anlatırken gözleri doluyor: “Karabağ’da durumumuz çok iyiydi. Orada Azeri arkadaşlarım vardı, çok iyi anlaşıyorduk. Sonra savaş başladı, önce bir süre sığınakta yaşadık, sonra bizi sınırdışı ettiler.”

Ermeni ile Azeri aşkı
“Azericeyi çok iyi konuşuyorsunuz” dediğimde “Kiril alfabesi varken çok iyi Azerice de okuyabiliyordum, ama şimdi Latin alfabesine geçtiler, okuyamıyorum” diyor.
 Ben Çirkinyan’ın hikâyesine benzer başka hikâyelerin Azeriler arasında da yaşandığını düşünerek, “Ne olacak bu Karabağ’ın durumu?” diyorum. “Bilmiyorum, ama biz orada Azerilerle iç içe yaşarken halimiz çok yahçıydı (iyiydi); birbirimize aş pişirmeyi öğretiyorduk, dil öğretiyorduk, kazak örmeyi öğretiyorduk, onları çok seviyordum. Şimdi Azeri dostlarımı çok özlüyorum. Ne onlar ne de biz suçluyuz. Bütün bu savaşı ve kötülükleri kötü insanlar yaptı” diyor.
Sonra birden
önemli bir şey hatırlamış gibi muzır bir ifadeyle yüzüme bakıp, “Bir şey söyleyeceğim ama yazma” diyor. “Benim bir akrabam Azeri bir kıza âşık oldu, evlendiler, şimdi Rusya’da yaşıyorlar” diyor gülerek. “Ne güzel işte, yazayım bunu, ne var ki bunda?” diyorum. Cevap vermeden birer pişki ikram ediyor, sohbetimiz pişki yerken son buluyor...

 

Boris Avanosyan: Birlikte Karabağ’da yaşasınlar
Erivan’da kebapçılık yapan Boris Avanosyan Karabağlı bir Ermeni. Kendimizi tanıtıp sohbet etmek için dükkânına girdiğimizde “bir dakika” deyip önce masayı temizletiyor, sonra da ikram üstüne ikramda bulunuyor.
Avanosyan’ın son dönemdeki siyasi gelişmeleri çok yakından takip ettiği her halinden belli. “Ben Türk-Ermeni ilişkileri çok iyi olsun istiyorum, o yüzden de Abdullah Gül maça gelince çok sevindim” diyor. “Sınır kapıları açılsın ama hiçbir ön şart konulmasın. Ermeniler ve Türkler yüzyıllarca birbirleriyle beraber yaşamışlar, şimdi niye olmasın ki?” diye ekliyor.
Türkiye’ye çalışmaya giden birçok Ermeni’den Türkiye ve Türklerle ilgili çok iyi şeyler duyduğunu anlatıyor. “Bizim kapımız da sizlere her zaman açıktır” diyor.
Söz dönüp dolaşıp Karabağ’a gelince “Türkiye’nin Karabağ konusunda tarafsız olmasını istiyoruz. Türkiye büyük devlet, Azerbaycan veya Ermenistan’dan herhangi birinin tarafını tutarsa bu adaletli olmaz” diyor.
“Peki Karabağ’da çözüm nasıl olacak?” diye soruyorum, “Karabağ bağımsız olsun istiyorum ama hem Azerbaycan’la, hem Ermenistan’la sınır kapısı açık olsun. Tıpkı 20-30 yıl önceki gibi bugün de Ermeniler İle Azeriler Karabağ’da birlikte yaşasın” diye cevap veriyor.
Konuştuğum Karabağ kökenli her iki Ermeni de Azerilerle geçirdikleri güzel günleri unutmamış gözüküyor. O günlere duydukları özlem ise her ikisinin de gözlerinden okunuyor.

 MILLIYET 16/09/09

“Anayasa’nın değişmemesi en büyük zafiyetimiz”

2009-2010 Adli Yılı törenle  başladı. Adli Yıl’ın başlaması dolayısıyla Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen törene Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da katılarak konuşma yaptı.

Talat, adeta dokunulmaz hale getirilen Anayasa’nın değişen ülke koşulları ve ihtiyaçlara bağlı olarak değiştirilmesi gerektiğini söyledi.

Talat, ülkeyi uluslararası alanda zorda bırakacak mültecilerle ilgili yasal düzenleme eksikliğinin de bir an önce giderilmesi gerektiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Adli Yıl’ın başlaması nedeniyle düzenlenen törende yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk halkının ihtiyaçlarını bilen kişi olarak sosyal boyutları olan hukuki konulara dikkat çekmek istediğini söyledi.

En büyük zafiyetin, Anayasa’nın yapıldığı günden bugüne hiç değiştirilmemesi olduğunu kaydeden Talat, hazırlandığı günlerde muhalefetten çekinildiği için adeta dokunulmaz hale getirilen Anayasa’ya hiçbir siyasi iktidarın katkı koyamadığını belirtti. Talat, “Oysa değişime ihtiyacımız var. Değiştirmeyi kolaylaştırmaya ihtiyacımız var” dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:

“Hayat hızla akıyor. Aktıkça da ihtiyaçlar da artıyor. Bu ihtiyaçlara cevap verecek düzenlemeler oldukça gerekli hale gelebiliyor. Geçmişte önemli bir hale gelen, en azından bir kısım insana acı çektiren bu değişmezliğin artık ortadan kalkması gerektiğine ve zamanının geldiğine inanıyorum.”

“HÜKÜMET GİRİŞİM BAŞLATMALI”

Cumhurbaşkanı Talat, Anayasa değişikliği konusunda hükümetin girişim başlatması halinde Meclis’in de bir bütün olarak bunu destekleyeceğini ve olası ilk seçimle birlikte yapılacak referandumda halkın onayına sunulabileceğini belirtti.

Bu değişikliğin gelecekte çok daha büyük bir ihtiyaç olacağını kaydeden Talat, Anayasa değişikliğini kolaylaştırıcı düzenlemelerin de gerektiğini söyledi. 

“MÜLTECİLERLE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMENİN OLMAMASI BÜYÜK EKSİKLİK”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC’de henüz mültecilerle ilgili bir yasal düzenlemenin olmamasının da ülkeyi uluslararası alanda zorda bırakacak büyük bir eksiklik olduğunu belirtti.

Ne polisin ne de mahkemeler tarafından mülteci ayrımına tabi olmayan sözkonusu kişilerin, hukuken suçlu bulunup cezasını çektikten sonra sınır dışı edildiğine işaret eden Talat, sınır dışı edildiği zaman ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalacak bu insanlara mevzuatı zorlayarak sahip çıkmak gerektiğini söyledi.

HALKIN SESI 16/09/09

TALAT NEW YORK YOLCUSU

   

Cumhurbaşkanı 22-28 Eylül’de New York’ta olacak. BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile de görüşecek olan Talat’ın programı henüz netleşmedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çeşitli temaslarda bulunmak amacıyla gelecek hafta New-York’a gidiyor. BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile de görüşecek olan Talat’ın temaslarının programı henüz netleşmedi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık brifingte, Cumhurbaşkanı Talat’ın Brüksel’de devam eden temasları ve gelecek hafta gerçekleştireceği New York ziyareti hakkında bilgi verdi.

22-28 Eylül arasında

Cumhurbaşkanı Talat’ın New York ziyaretinin 22-28 Eylül tarihleri arasında gerçekleşeceğini kaydeden Erçakıca, Moon’un yoğun programı ve Talat’ın adadan uzun süreliğine ayrılmak istememesinden dolayı New York ziyaretini birkaç güne yoğunlaştırmak istediklerini söyledi.
Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, aynı tarihlerde New York’ta bulunacak Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ve BM Genel Sekreteri Moon’un katılımıyla 3’lü bir görüşmenin gerçekleşeceğini sanmadığını belirtti. Rum tarafının böyle bir görüşmeye sıcak bakmadığını söyleyen Erçakıca, Türk tarafının böyle bir görüşmeye hazır olduğunu kaydetti.

Müzakereler Perşembe günü

Erçakıca açıklamasında ayrıca Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofias’ın kapsamlı çözüm müzakerelerine perşembe günü devam edeceğini söyledi.
Liderlerin “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altında yer alan yürütme konusunu görüşmeyi sürdüreceğini kaydeden Erçakıca, geçen hafta ortaya konan görüşler doğrultusunda değerlendirmeler yapılacağını belirtti.
Erçakıca, başka bir soruyu yanıtında, hükümetin müzakere heyetinde yer alacak temsilcisinin ismini henüz bildirmediğini kaydetti.

Brüksel temasları

Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Avrupa Birliği’nin başkenti konumundaki Brüksel’deki temaslarını sürdürdüğünü söyledi.
Erçakıca, Avrupa Komisyonu’nun iki önemli üyesiyle görüşen Cumhurbaşkanı Talat’ın bu sabah da AB üyelerinin Brüksel’deki temsilcileri ve çeşitli düşünce kuruluşlarıyla sabah kahvaltısında buluştuğunu belirtti.
Talat’ın bugün çeşitli basın-yayın mensuplarıyla görüşmeler yapacağını kaydeden Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat’ın bu akşam İstanbul üzerinden adaya döneceğini söyledi.

STAR KIBRIS 16/09/09

RUS GAZETECİLERİN ‘EMLAK’ ARAŞTIRMASI!

   

Rus gazeteciler KKTC’yi ve emlak sektörünü tanımak için ülkemize geldi. Başbakan Eroğlu: “Göreceğiniz gerçekleri kendi ülkelerinize yansıtacaksınız”

Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği’nin davetlisi olarak KKTC’ye gelen 20 Rus gazeteci, hem ülkeyi, hem de emlak sektörünü tanıyor.
Başbakan Derviş Eroğlu dün İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Soner Yetkili ve Rus gazetecileri kabul etti.
Eroğlu, KKTC’yi dünya tanımasa da Rus gazetecilerin buraya gelerek varlığını kabul etmesinin memnuniyet verici olduğunu ve İnşaat Müteahhitleri Birliği’nin önemli bir iş başardığını söyledi.
Hükümetin yatırım yapanları takdir ettiğini belirten Başbakan Eroğlu, yatırım olmadan ekonomi olamayacağına işaret etti.
Başbakan Eroğlu, KKTC’nin Rusya tarafından tercih edilebilir olmasının kendisini memnun ettiğini kaydetti.
Siyasilerin gazetecileri çok sevdiğini, bazen olumsuz şeyler yazsalar da tenkitlerinin daima ışık tuttuğunu ifade eden Başbakan Derviş Eroğlu, Rus gazetecilerin KKTC ziyaretinde görecekleri gerçekleri kendi ülkelerine yansıtacak olmasından dolayı teşekkür etti.

ÜÇÜNCÜ PAZAR ARAYIŞI
Birlik Başkanı Soner Yetkili de, son zamanlarda emlak sektöründe yaşanan sıkıntıları aşmak için üçüncü bir pazar arayışına girdiklerini, Kıbrıs’taki Rusya vatandaşlarından ilgi gördüklerini ve bunun üzerine önce adayı tanıtıp ardından emlak satışına girmeyi düşündüklerini anlattı.
Yetkili, bu amaçla tanıtıcı dergiler ve interkatif DVD’ler hazırladıklarını belirterek, birer örneğini de Başbakan Eroğlu’na sundu.
Pazar akşamı KKTC’ye gelen Rus gazetecilerin Kuzey Kıbrıs’ı ve emlak sektörünü tanıyacağı gezileri Cuma gününe kadar sürecek

STAR KIBRIS 16/09/09

‘LİDERLERİ SABIRSIZLIKLA BEKLİYORUZ’

   

Lynn Pascoe, Genel Sekreter Ban'ın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Dimitris Hriftosyas’ı beklendiklerini açıkladı.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un siyasi işlerden sorumlu yardımcısı Lynn Pascoe, Genel Sekreter Ban'ın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Dimitris Hriftosyas ile önümüzdeki haftalarda New York'ta yapacağı görüşmeyi sabırsızlıkla beklediklerini belirtti.

Pascoe, gelecek hafta başlayacak 64. dönem BM Genel Kurul üst düzey toplantılarında gündeme gelecek konularla ilgili bir basın toplantısı düzenledi.
Toplantıda Kıbrıs konusuna da değinen Pascoe, BM'nin Kıbrıs'ta iki tarafın bir anlaşmaya varmasını güçlü bir şekilde ümit ettiğini, Kıbrıs'taki iki liderin müzakere sürecini devam ettireceğine inandıklarını ve iki liderin bu süreçte uzun zamandır çok çalıştıklarını belirtti.

Gürültüye rağmen

'İki liderin müzakere sürecinde çevrelerinde her zaman devam eden gürültüye rağmen derinden inandıkları süreci devam ettirmek için son derece etkili ve gayretli çalıştığını' vurgulayan Pascoe, süreci eleştirenler bulunduğunu, Kıbrıs dışında bulunanların bile Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak zaman zaman eleştiri oklarına hedef olduğunu söyledi. Ancak Adadaki meselelerin aslı olmayan haberlerle uğraşmaktan çok daha fazla önemli olduğunu belirten Pascoe, 'Biz iki tarafa bu olağanüstü karmaşık müzakerelerde yardım etmek için elimizden geleni yapıyoruz, önemli olan bu' dedi.
Genel Sekreter Ban'ın Kıbrıs özel danışmanı Alexander Downer ve ekibinin Adada çalışmalarını gayretle sürdürdüklerini belirten Pascoe sözlerine şöyle devam etti:

Bu Kıbrıs sürecidir

'BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un her iki liderle önümüzdeki haftalarda yapacağı görüşmeleri sabırsızlıkla bekliyoruz, sürecin ilerlemesi için elimizden geleni yapmanın önemli olduğuna inanıyoruz. Ancak daha önce de tekrarladığım üzere bu bir Kıbrıs sürecidir ve biz BM olarak sürece yardım etmeye, süreci kolaylaştırmaya çalışıyoruz ve bunu yapmaya devam edeceğiz.'
Pascoe, BM'nin çabasının süreçte Kıbrıs'ta belli tür bir anlaşmanın sağlanmasını ya da belli bir yöne gidilmesini sağlamak değil, iki liderin kendilerinin doğru olduğuna inandıkları ve iki tarafın referandumda destekleyecekleri bir anlaşmaya varmalarını sağlamak olduğunu da vurguladı.

Ayrı ayrı görüşecek

Pascoe, Genel Sekreter Ban'ın New York'ta Kıbrıslı liderlerle ayrı ayrı mı yoksa üçlü bir toplantıda mı görüşeceğinin sorulması üzerine ise 'ayrı ayrı' demekle yetindi.
Rum basınına yansıyan haberlerde, Pascoe'nun ABD'nin Güney Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic'le yaptığı görüşmede müzakere sürecinde 'Kıbrıs Rum yönetimine baskı yapılmasını söylediği' yolundaki iddialar gündeme gelmişti.
Bu arada Rum yönetimi lideri Dimitris Hriftofyas'ın 64. BM Genel Kurul üst düzey toplantıları için geleceği New York'ta 24 Eylül günü BM Genel Kurulunda konuşma yapması bekleniyor.

STAR KIBRIS 16/09/09

Trade growing across the divide
By George Psyllides

TRADE IN goods from the Turkish-occupied north in the framework of the Greek Line Regulation has increased by more than a third during the year that ended in April, the European Commission said yesterday.

“The total value of goods entering the government-controlled areas under the provisions of the Greek Line Regulation was €6.1 million, up 36 percent on the previous year,” a Commission statement said.

EU Enlargement Commissioner Oli Rehn welcomed the results.

“I am particularly encouraged by the further substantial increase in Green Line Trade,” Rehn said.

The regulation, introduced in 2004, provides the legal basis for people and goods to cross the Green Line the separates the Greek and Turkish Cypriot communities.

The Commission said Green Line trade now accounted for over 10 percent of Turkish Cypriot trade leaving the northern part of Cyprus although smuggling across the divide “remains a matter of concern,” the Commission said.

The Commission said people crossing the line at the authorised checkpoints worked well. “However, the number of third country nationals crossing the line illegally … remains significant.”

Authorities have arrested 5,525 illegal migrants during this period.

Despite reinforcing the surveillance of the divide, “additional effort is needed in this respect” from the Republic and the British bases, the Commission said.

The EU has previously criticised the government for not doing enough to stem the flow of illegal immigrants.

The government has said that the Green Line is not a border but a cease-fire line, and such conditions require a particular approach.

Cyprus joined the EU as a whole but the acquis communitaire has been suspended in the north, which is beyond the control of the government.

Rehn said the Green Line Regulation would not be necessary after a comprehensive settlement and reunification of the island.

“The commission’s priority now must be to support the settlement.”

CYPRUS MAIL 16/09/09

National Council meeting continues
By Charles Charalambous

THE NATIONAL Council completed the second day of a scheduled four-day meeting yesterday to discuss the Cyprus problem and Turkey’s EU accession course in light of the neighbouring country’s evaluation by the EU Council in December.

Yesterday, AKEL and opposition party DISY submitted their positions on the issues.

Government spokesman Stefanos Stefanou described the discussion as constructive, and said that National Council meetings provide the opportunity for discussion and consideration on a series of issues, which is a precondition for unity as well as a factor that helps it.

Asked if it would be possible for the Council to come up with a common strategy on the handling of the Cyprus problem, Stefanou said that this is what is being pursued, adding that it would be very helpful if the National Council adopted common positions.

DISY party president Nicos Anastassiades said that “dialogue is taking place, and I believe that within that dialogue, consensus and convergence can also be found. For once, let’s work like the European Union: there are positions and counterpositions, people think that it is all heading for a dead-end, and then at the last minute, they all agree.”

Stefanou said that the Council will meet again today, and then on Friday “President Christofias will recapitulate the discussion, and the necessary conclusions will be reached.”

Stefanou did not deny the possibility that French President Nicolas Sarkozy might be visiting Cyprus in the near future, perhaps in relation to the official opening of the new Larnaca airport, which was built by Bouygues, a French company.

Yesterday’s meeting was followed by an evening meal for Council members at the President’s holiday home in Kellaki. The menu was described as traditional, including souvla, kleftiko, stifado and stuffed vegetables, followed by watermelon, grapes, prickly pears and conserved fruit.

CYPRUS MAIL 16/09/09

 

Rumlar liman ve havaalanı talebini yineledi

CNN TURK 17/09/09

Kıbrıs Rum yönetimi, Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Rumlara açması yönündeki talebini yineledi. Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, Türkiye'nin bu talebi yerine getirmemesi halinde Avrupa Birliği'nin "bunun ciddi sonuçlar doğuracağı" yönünde bir mesaj vermesi gerektiğini söyledi.

Markos Kiprianu, AB'nin, Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Rumlara açması yönündeki talebini yerine getirmemesi halinde, "bunun ciddi sonuçlar doğuracağı" yönünde bir mesaj vermesi gerektiğini söyledi.

Kiprianu, Reuters ajansına verdiği demeçte, Türkiye'nin "sürece yardım etmek için yapıcı bir tavır takınması" talebini dile getirerek, "Eğer Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmezse, AB, bunun sadece sözler ve açıklamalarla değil, Birliğe kabul sürecinde ciddi sonuçlar doğuracağına ilişkin çok somut bir mesaj göndermelidir" dedi.

Türkiye'nin yükümlülükleri yerine getirmek için kendi şartlarını oluşturduğunu öne süren Rum Bakan, AB'den gelebilecek mesajla ilgili olarak, "Uygun bir mesaj olması gerekecektir. Türkiye'nin Avrupa sürecine engelleyecek son kişileriz. Türkiye'nin üyeliğini gerçekte açıkça destekleyen birkaç ülkeden biriyiz" dedi.

Kıbrıs'ta devam eden müzakereler hakkında da Kiprianu, taraflar arasında hala derin görüş farklılıkları olduğunu söyledi.

"Herkesin istediğinden daha çabuk bir çözüm bulunmasını istiyoruz" diyen Kipriyanu, tarafların görüşleri arasında "hala büyük bir uçurum olduğu" gerçeği dikkate alındığında anlaşmaya varmanın zaman alabileceğini kaydetti.

 

Görüşmeler yoğunlaşıyor

Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında devam eden görüşmeler önümüzdeki ay yoğunlaşacak.

BM kontrolündeki ara bölgede dün sabah gerçekleştirilen ve yaklaşık 2 saat süren görüşmeden sonra BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun tarafından yapılan açıklamada, liderlerin baş başa yaptıkları dünkü görüşmeden Ekim ayından itibaren haftada en az 2 kez görüşme kararı çıktığını açıkladı.

Bu durumun çok olumlu olduğunu belirten Zerihoun’un açıklamasına göre, Ekim ayında önceden 2’sinde yapılacağı açıklanan görüşme ertelendi. Ekim’de ilk görüşme 7 Ekim’de, ikinci görüşme de 8 Ekim’de yapılacak.

Taye Brook Zerihoun’un açıklamasına göre, iki lider 14 ve 15 Ekim tarihlerinde de bir araya gelecek.

Zerihoun, yaklaşık bir buçuk saat süren baş başa görüşmede, önümüzdeki süreçteki görüşme günlerini programladıklarını, buna göre daha önceden 2 Ekim’de gerçekleştirileceği açıklanan görüşmenin ertelendiğini belirtti.

Zerihoun, sonraki süreçte de haftada en az iki görüşmenin gerçekleşeceğini kaydederek, temsilciler ve uzmanların çalışmalarını sürdüreceklerini, temsilcilerin gelecek hafta Salı ve Cuma arasında henüz belirlenmeyen bir tarihte “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altındaki “Yürütme” konusunu el almak ve bununla ilgili taraflar arasında köprü kurarak ayrılıkları daraltmak amacıyla görüşmelerini sürdüreceklerini vurguladı.

TALAT

Öte yandan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la yaptıkları dünkü görüşmede, önerilerini karşılıklı olarak kısaca değerlendirdiklerini; uzmanlarının ve temsilcilerinin bir araya gelerek liderlerin yaptıkları önerileri değerlendirmeleri ve mümkünse arada köprüler kurmaya çalışmaları konusunda da karara vardıklarını açıkladı.

Talat, görüşme sürecinin metodolojisiyle ilgili değerlendirme yaparak, haftada en az iki toplantı yapmaya karar verdiklerini de açıkladı.

Talat, Hristofyas’la dün gerçekleştirdiği görüşmeden dönüşünde Cumhurbaşkanlığında basına yaptığı değerlendirmede, bundan böyle prensip olarak haftada en az iki toplantı yapmaya karar verdiklerini ve bu sayının daha da artırılabileceğini söyledi.

2 Ekim’de yapılması planlanan görüşmenin Hristofyas’ın uzun süre yurt dışında olacağı nedeniyle bir sonraki haftaya bırakıldığını belirten Talat, gelecek toplantının 7 Ekim’de yapılacağını; sonrasında ise 8 Ekim ile 14 ve 15 Ekim’de bir araya geleceklerini kaydetti.

HALKIN SESI 17/09/09

LİDERLER TEMPOYU ARTIRDI

   

Talat ve Hristofyas arasındaki görüşmeler yoğunlaşıyor. Liderler Ekim’den itibaren haftada en az 2 kez görüşecekler, 7–8 ve 14–15 Ekim tarihlerinde görüşme var

Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında devam eden görüşmeler önümüzdeki ay yoğunlaşacak.

BM kontrolündeki ara bölgede dün sabah gerçekleştirilen ve yaklaşık 2 saat süren görüşmeden sonra BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun tarafından yapılan açıklamada, liderlerin baş başa yaptıkları dünkü görüşmeden Ekim ayından itibaren haftada en az 2 kez görüşme kararı çıktığını açıkladı.
Bu durumun çok olumlu olduğunu belirten Zerihoun’un açıklamasına göre, Ekim ayında önceden 2’sinde yapılacağı açıklanan görüşme ertelendi. Ekim’de ilk görüşme 7 Ekim’de, ikinci görüşme de 8 Ekim’de yapılacak.
Taye Brook Zerihoun’un açıklamasına göre, iki lider 14 ve 15 Ekim tarihlerinde de bir araya gelecek. BM diplomatı, diğer görüşmelerin tarihine ilişkin ise bilgi vermedi.
Zerihoun, yaklaşık bir buçuk saat süren baş başa görüşmede, önümüzdeki süreçteki görüşme günlerini programladıklarını, buna göre daha önceden 2 Ekim’de gerçekleştirileceği açıklanan görüşmenin ertelendiğini belirtti.
Zerihoun, sonraki süreçte de haftada en az iki görüşmenin gerçekleşeceğini kaydederek, temsilciler ve uzmanların çalışmalarını sürdüreceklerini, temsilcilerin gelecek hafta Salı ve Cuma arasında henüz belirlenmeyen bir tarihte “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altındaki “Yürütme” konusunu el almak ve bununla ilgili taraflar arasında köprü kurarak ayrılıkları daraltmak amacıyla görüşmelerini sürdüreceklerini vurguladı.

Talat: öneriler değerlendirildi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la yaptıkları görüşmede, önerilerini karşılıklı olarak kısaca değerlendirdiklerini; uzmanlarının ve temsilcilerinin bir araya gelerek liderlerin yaptıkları önerileri değerlendirmeleri ve mümkünse arada köprüler kurmaya çalışmaları konusunda da karara vardıklarını açıkladı.
Talat, görüşme sürecinin metodolojisiyle ilgili değerlendirme yaparak, haftada en az iki toplantı yapmaya karar verdiklerini de açıkladı.
Talat, Hristofyas’la dünkü görüşmeden dönüşünde Cumhurbaşkanlığında basına yaptığı değerlendirmede, bundan böyle prensip olarak haftada en az iki toplantı yapmaya karar verdiklerini ve bu sayının daha da artırılabileceğini söyledi.
2 Ekim’de yapılması planlanan görüşmenin Hristofyas’ın uzun süre yurt dışında olacağı nedeniyle bir sonraki haftaya bırakıldığını belirten Talat, gelecek toplantının 7 Ekim’de yapılacağını; sonrasında ise 8 Ekim ile 14 ve 15 Ekim’de bir araya geleceklerini kaydetti.
Uzmanlarının ve temsilcilerinin bir araya gelerek liderlerin yaptıkları önerileri değerlendirmeleri ve mümkünse arada köprüler kurmaya çalışmaları konusunda da karara vardıklarını açıklayan Talat, “Sanırım bu da iyi bir gelişme oldu” dedi.
Talat, görüşmenin, Hristofyas’ın Brüksel’e gideceği için biraz erken tamamlandığını da ekledi.

Hristofyas: yürütmede farklı görüşteyiz

Bu arada, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Türk tarafının “yürütme” gücüne ilişkin tezlerinde değişiklik tespit ettiğini söyledi.
Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, “yürütme” konusunda Türk tarafının tezlerinde değişiklik tespit ettiklerini, Rum tarafının ise kendi görüşlerine sahip olduğunu ve bazı çekinceleri ile olası itirazlarını muhafaza ettiğini dile getirdi. Türk tarafıyla farklı görüşe sahip olduklarını, Başkan ve Başkan Yardımcısı’nın halk tarafından seçilmesini istediklerini yineleyen Hristofyas, iki tarafın sunduğu yönetim konusundaki yeni revize önerilerin üzerinde çalışılması gerektiğini, bu nedenle uzmanlara görev verdiklerini belirtti.
Hristofyas bir sonraki görüşmede mülkiyet konusunun ele alınacağını da söyledi.


Talat, Orams’ların avukatları ile görüşecek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Amerika ziyareti öncesinde, Orams davasında Orams çiftini temsil eden avukatlarla Londra’da görüşme yapacak. Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosu’ndan yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Talat bu amaçla Londra’ya gitmek üzere bugün saat 05.00’de adadan ayrılacak
Orams ailesinin avukatları ile bugün bir araya gelecek olan Talat, cumartesi günü Washington üzerinden New York’a gitmek üzere Londra’dan ayrılacak.
Açıklamada, Lapta’daki eski Rum arazisi üzerine inşa ettikleri evden dolayı mülkün eski Rum sahibi tarafından haklarında dava açılan Orams ailesinin avukatları ile görüşmenin, davanın devam ediyor olmasından dolayı yararlı olacağı düşüncesi ile gerçekleştirileceği ifade edildi.
New-York’ta BM Genel Sekreteri Ban ki-Moon dahil çeşitli temaslar yapacak olan Cumhurbaşkanı Talat’ın 28 Eylül’de adaya dönmesi bekleniyor

STAR KIBRIS 17/09/09

Talat-Hristofyas görüşmesi sona erdi

   

Kıbrıs meselesine kapsmalı bir çözüm bulunması amacıyla bugün 42'inci kez biraya gelen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Lider Dimitris Hristofias'ın görüşmesinde görüşmeleri yoğunlaştırma kararı çıktı.

Liderler Ekim ayına kadar ara verecekleri görüşmelere 5 Ekim'de başlayacaklar ve ardından haftada iki görüşme yapacak şekilde daha yoğun bir görüşme programıyla başlayacaklar. Buna göre 5 Ekim'den sonra liderler 7-8 Ekim'de görüşme yapacaklar.


Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun bugünkü görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, liderlerin ekim ayından itibaren haftada 2 kez görüşeceklerini söyledi ve Ekim ayındaki ilk görüşmenin 5 Ekim'de yapacaklar. Liderler bunun ardınan 7 ve 8 Ekim’de biraraya gelecekler.

Liderlerin yurt dışı temasları nedeniyle görüşmelere 5 Ekim'e kadar ara verilecek.

STAR KIBRIS 17/09/09

Anastasiades seferber

   

Hristofyas, Anastasiadis’e ‘Kıbrıs sorunu ve Türkiye-AB ilişkilerinde’ büyük rol vermeye hazırlanıyor.

Rum Yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas’ın Ulusal Konsey toplantılarında, Avrupalı “ortaklarını” Kıbrıs sorunu ve Türkiye-AB ilişkileri konusunda etkileyebilecek siyasi liderlere temsilcilik rolü vermek niyetinde olduğunu açıkça ortaya koyduğu bildirildi.
Politis “Hristofyas, Anastasiadis’e Kıbrıs Sorunu ve Türkiye-AB İlişkilerinde Büyük Rol Veriyor” başlıklı haberinde, Hristofyas’ın ana muhalefet partisi DİSİ’nin lideri Nikos Anastasiadis’e AB üyesi ülke ve devlet başkanlarının çoğunun üyesi olduğu Avrupa Halk Partisi’ne yaklaşma rolü vermesinin beklendiğini yazdı.
Gazeteye göre Hristofyas’ın DİKO Başkanı Marios Karoyan’a AB ülkelerinin parlamentolarına yaklaşma; AKEL Genel Sekreteri Andoros Kiprianu’ya Avrupa Solu’na ve EDEK Başkanı Yannakis Omiru’ya da Avrupa Parlamentosu’ndaki Sosyalist Gruba yakınlaşma rolü vermesi bekleniyor.

Rum Yönetimi Başkanı’nın, Anastasiadis’in misyonunun yukarıda sayılanların en önemlisi olduğu inancında olduğunu belirten gazete devamla şunları yazdı:
“Çünkü AB içerisinde en büyük nüfuza sahip bir siyasi alanla ilgilidir. Dahası, DİSİ Başkanı, Ulusal Konsey’in dünkü toplantısında yaptığı konuşmasıyla, taksimin Kıbrıs için ne anlama geleceği üzerinde durdu ve Kıbrıs sorunu ve Türkiye-AB müzakerelerine gerçekçi; Hristofyas’ınkinin kopyası olacak şekilde yaklaştı. Başkanlığın, AB temsilcilerinin; Hristofyas’ın belirleyeceği ve Anastasiadis’in de gerekli gördüğü ortak bir metin temelinde bilgilendirme yapacaklarına kesin gözüyle bakılıyor.
Cuma günkü (bugünkü) Ulusal Konsey toplantısında Hristofyas, önceki günlerdeki toplantılarda sunulan önerilerin bir sentezini yapmaya çalışacak. Kıbrıs sorununda DİSİ’nin; ana başlıkların çapraz müzakeresine ilişkin önerisi temelinde, ancak bundan biraz farklı (mesela bir hafta Yönetim, öteki hafta Mülkiyet ve ya Toprak) hareket etmesi bekleniyor. Bu önerinin; Kıbrıslı Rumların tutuştuğu öneriler mantığında ısrar etmeleri beklenmeyen DİKO ve EDEK’in olurunu almış görünüyor.

Türkiye-AB ilişkilerinde Hristofyas; Aralık ayı öncesinde ve Yorgo Papandreu’nun Türkiye’ye yeni yol haritası önerisi temelinde AB’deki ortaklarımızın niyetlerinin araştırılmasına ilişkin AKEL ve DİSİ’nin gerçekçi senaryolarının açık kalmasında ısrar edecek. Yani; Kıbrıs’la ilgili 4 başlığın daha dondurulması (AKEL) veya Türkiye’nin üyelik sürecinin gözden geçirilmesinin, sert yaptırımlarla, 2010 Haziranı’na kadar ertelenmesi (DİSİ). Yine, DİSİ’nin önerdiği gibi Ulusal Konsey’in yükseltilmesini kabul etmesi de bekleniyor. Aslında Başkan Hristofyas iki büyük partinin gerçekçi önerilerini takdir ediyor ve küçük partilerin önerilerini ise uygulanamaz görüyor.”

STAR KIBRIS 17/09/09

Leaked documents dominate National Council’s third meeting
By Stefanos Evripidou

THE THIRD consecutive meeting of the National Council ended yesterday with leaked documents still the buzzword on most party leaders’ lips.

Speaking before the meeting, AKEL leader Andros Kyprianou said he was saddened by the fact that some had tried to leak the documents submitted by AKEL at Tuesday’s meeting, and in a distorted manner, he added.

“We believe the leaks in the National Council ruin the climate, provoke unnecessary conflict between us and in the end undermine our negotiating capabilities,” said Kyprianou.

DISY leader Nicos Anastassiades said he was now forced to release his party’s documents to the public in a press conference today after confirming that the leaks in the Council were distorting the truth.

“When I hear, for example, that DISY proposed to suspend Turkey’s evaluation in December… I am obliged to give a press conference giving the documents verbatim, at least those relating to Turkey’s evaluation,” said Anastassiades.

EVROKO leader Demetris Syllouris also revealed he had information that someone had leaked National Council documents to foreign ambassadors and UN officials.

“The National Council meets and the next day, I have been informed, written texts go to people in the UN or ambassadors of other countries,” he said, noting that he was referring to the last time the national body had met.

The National Council, which is the top advisory body to the President on the Cyprus problem, commenced deliberations on Monday, continuing them on Tuesday and yesterday. The president and parliamentary party leaders are expected to reach adequate convergence to draft Cyprus’ position on the EU’s upcoming evaluation on Turkey’s membership negotiations. During the two previous sessions, the parties submitted documents with their views both on Turkey’s EU bid and on the second phase of negotiations on the Cyprus problem.

Government Spokesman Stefanos Stefanou said the Council would conclude deliberations tomorrow, when the President will codify the positions of the parties.

Meanwhile, President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat will meet again today to discuss the bridging proposals on the chapter of governance, specifically the election of the President and Vice-President of the United Republic, which they submitted at their last meeting on September 10.

The UN’s Special Adviser on Cyprus, Alexander Downer, is currently in New York for a series of meetings on Cyprus, though he had to cut back his trip from seven days to two, the reasons for which remain unknown.

The state broadcaster reported last night that the re-elected European Commission President Jose Manuel Barroso is likely to appoint Leopold Maurer to follow the talks to ensure that any solution remains in line with the EU acquis communautaire. The unconfirmed reports said Maurer was most likely chosen for his in-depth knowledge of Cyprus, having represented the EU during accession negotiations with Cyprus before its 2004 membership.

STAR KIBRIS 17/09/09

Downer: Kıbrıs'ta müzakere süreci iyi gidiyor

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, Ada'da iki lider arasında devam eden müzakere sürecinin iyi gittiğini belirtti.

 

NTV

18 Eylül. 2009 Cuma

LEFKOŞA - Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon'a süreçle ilgili bilgi veren Alexander Downer, "Müzakere sürecindeki ilerlemeden memnunuz, elbette yapılacak daha çok iş var" dedi.

Görüşmelerin ilk ayağında pek çok şeyin başarıldığını belirten Downer, liderlerin haftada iki kez görüşerek sürecin ivmesini hızlandıracaklarını söyledi.

Downer, müzakerelerin siyasi eşitliğe ve tek uluslararası kimliğe sahip iki bölgeli, iki toplumlu federasyon yaratmak için devam ettiğini de söyledi.

Güney Kıbrıs'ta kasırga

Güney Lefkoşa'ya bağlı Latça'da meydana gelen ve yaralananların olduğu kasırgada, ağaçların devrilerek arabaların üzerine düştüğünü bildirdi.

AA

NTV Eylül. 2009 Cuma

LEFKOŞA - Güney Kıbrıs'ta bugün öğleden sonra meydana gelen kasırga, yaralanmalara ve hasara yol açtı.

Rum radyosunun haberine göre, Rum Polis Genel Müdürlüğü Basın Sözcüsü Mihalis Katsunotos, güney Lefkoşa'ya bağlı Latça'da meydana gelen kasırgada yaralananlar olduğu bilgisini aldıklarını söyledi.

Yaralıların durumunun ağır olup olmadığıyla ilgili herhangi bilgileri olmadığını belirten Katsunotos, kimi evlerin çatılarında ve kimi arabalarda hasar meydana geldiğini, garajların çöktüğünü ve ağaçların devrilerek arabaların üzerine düştüğünü bildirdi.

 

Rumlardan Türkiye'ye yine tehdit

CNN TURK 18/09/09

Kıbrıs Rum Ulusal Konseyi, 4 gün süren toplantısının ardından yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakere sürecini engelleme tehdidinde bulundu.

Toplantı sonrasında yapılan yazılı açıklamada, Türkiye'nin deniz ve hava limanlarını açma yönündeki "yükümlülüğünü" yerine getirmemesi, "barışa ulaşılmasına katkı yapmaması" durumunda, Türkiye'nin üyelik sürecinin "yaptırım uygulanmaksızın, engelsiz biçimde süremeyeceği" belirtildi.

Toplantı, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas başkanlığında yapıldı

Talat bugün Londra'ya gidecek

CNN TURK 17/09/09

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD ziyareti öncesinde, temaslarda bulunmak üzer bugün sabah Londra'ya gidecek.

KKTC Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosundan yapılan açıklamaya göre, bugün saat 05.00'de KKTC'den ayrılacak olan Talat, Orams davasında İngiliz çifti temsil eden avukatlarla görüşecek.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, cumartesi günü Londra'dan ayrılarak, Washington üzerinden New York'a gidecek.

Açıklamada, Lapta'daki eski Rum arazisi üzerine inşa ettikleri evden dolayı, mülkün eski Rum sahibi tarafından haklarında dava açılan İngiliz Orams ailesinin avukatları ile görüşmenin, "davanın devam ediyor olmasından dolayı yararlı olacağı düşüncesiyle yapılacağı" belirtildi.

New York'ta BM Genel Sekreteri Ban ki-mun ile görüşmesi dahil çeşitli temaslarda bulunacak olan Cumhurbaşkanı Talat'ın 28 Eylülde KKTC'ye dönmesi bekleniyor

 

AİHM'den kayıp Rumlarla ilgili yine ihlal kararı

CNN TURK 18/09/09

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) temyiz niteliğindeki büyük dairesi, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında kaybolduğu iddia edilen Kıbrıslı Rumların yakınları tarafından açılan davada yine ihlal kararı verdi.

AİHM'nin 10 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararda insan hakları ihlalinde bulunduğu öne sürülmesinin ardından Türkiye, 28 Mart 2008 tarihinde, davanın temyiz niteliğindeki büyük dairede görüşülmesini istemişti.

AİHM'in büyük dairesi, bugün verdiği kararda, daha önce ilgili dairenin 10 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararı çok fazla değiştirmedi ve Türkiye'nin söz konusu davayla ilgili etkili soruşturma yapmadığı gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 2, 3 ve 5'inci maddelerinin ihlal ettiğine tekrar hükmetti.

Mahkeme, başvuru sahiplerine 12'şer bin euro ve toplam mahkeme masrafı olan 8 bin euronun ödenmesini kararlaştırdı. 19 Kasım 2008 tarihinde düzenlenen duruşmada mahkeme tarafların görüşlerini bir kez daha dinlemişti.

AİHM'deki son duruşmada, Türkiye'nin avukatı, 1974'te meydana geldiği iddia edilen bir olayla ilgili olarak Türkiye'nin, "geriye dönük etkili bir soruşturma yapmamakla" suçlanamayacağını bildirmişti.

Türkiye'nin AİHM'ye bireysel başvuru hakkını 1987'de tanıdığı hatırlatılan savunmada, başvuru sahiplerinin altı aylık süreyi geçirip üç yıl sonra başvurmalarının da yasal olarak kabul edilemez olduğu kaydedilmişti.

Savunmada ayrıca, 34 yıl sonra başvuruda bulunanların "hukuki menfaatlerinin kalmadığı" gerekçesiyle başvurunun reddedilmesi istenmişti.

AİHM'nin ilgili dairesinin 10 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararda, Türkiye'nin söz konusu davayla ilgili etkili soruşturma yapmadığı ve Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 2, 3 ve 5'inci maddelerini ihlal ettiği görüşüne varılmıştı.

AİHM, Türkiye'nin, mahkeme masrafı olarak her bir başvuru sahibine 4'er bin euro ödemesine karar vermişti. Başvuru sahiplerinden 9'u, 1974 Barış Harekatı sırasında esir alındığı ileri sürülen ve o zamandan beri kendilerinden haber alınamayan kişilerin, diğer 9'u da yine harekat sırasında kaybolduğu iddia edilen 9 Rumun yakını. AİHM'den çıkan karar, mahkemenin, Rumların kayıp iddialarıyla ilgili verdiği ilk hüküm olması ve ileride benzer davalara emsal teşkil etmesi açısından önem taşıyor.

Kamuoyunda "Varnava" davası olarak bilinen davada Rumlar, Türkiye'nin AİHS'nin 2, 3, 4, 5, 6, 8, 10, 12, 13 ve 14. maddelerini ihlal ettiğini iddia etmişti

Rum kayıplar davasında karar çıktı: Türkiye suçlu

18/09/2009 11:52 CNN TURK

Türkiye, Rum kayıplarını soruşturmadığı için suçlu bulundu. Karar emsal teşkil edecek

STOCKHOLM - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) temyiz niteliğindeki büyük dairesi, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında kaybolduğu iddia edilen Kıbrıslı Rumların yakınları tarafından açılan davada yine ihlal kararı verdi.

AİHM’nin 10 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararda insan hakları ihlalinde bulunduğu öne sürülmesinin ardından Türkiye, 28 Mart 2008 tarihinde, davanın temyiz niteliğindeki büyük dairede görüşülmesini istemişti.
AİHM’in büyük dairesi, bugün verdiği kararda, daha önce ilgili dairenin 10 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararı çok fazla değiştirmedi ve Türkiye’nin söz konusu davayla ilgili etkili soruşturma yapmadığı gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 2, 3 ve 5’inci maddelerinin ihlal ettiğine tekrar hükmetti.
Mahkeme, başvuru sahiplerine 12’şer bin avro ve toplam mahkeme masrafı olan 8 bin avronun ödenmesini kararlaştırdı.
19 Kasım 2008 tarihinde düzenlenen duruşmada mahkeme tarafların görüşlerini bir kez daha dinlemişti.
AİHM’deki son duruşmada, Türkiye’nin avukatı, 1974’te meydana geldiği iddia edilen bir olayla ilgili olarak Türkiye’nin, "geriye dönük etkili bir soruşturma yapmamakla" suçlanamayacağını bildirmişti.
Türkiye’nin AİHM’ye bireysel başvuru hakkını 1987’de tanıdığı hatırlatılan savunmada, başvuru sahiplerinin altı aylık süreyi geçirip üç yıl sonra başvurmalarının da yasal olarak kabul edilemez olduğu kaydedilmişti.
Savunmada ayrıca, 34 yıl sonra başvuruda bulunanların "hukuki menfaatlerinin kalmadığı" gerekçesiyle başvurunun reddedilmesi istenmişti.
AİHM’nin ilgili dairesinin 10 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararda, Türkiye’nin söz konusu davayla ilgili etkili soruşturma yapmadığı ve Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 2, 3 ve 5’inci maddelerini ihlal ettiği görüşüne varılmıştı.
AİHM, Türkiye’nin, mahkeme masrafı olarak her bir başvuru sahibine 4’er bin avro ödemesine karar vermişti.
Başvuru sahiplerinden 9’u, 1974 Barış Harekatı sırasında esir alındığı ileri sürülen ve o zamandan beri kendilerinden haber alınamayan kişilerin, diğer 9’u da yine harekat sırasında kaybolduğu iddia edilen 9 Rumun yakını.
AİHM’den çıkan karar, mahkemenin, Rumların kayıp iddialarıyla ilgili verdiği ilk hüküm olması ve ileride benzer davalara emsal teşkil etmesi açısından önem taşıyor.
Kamuoyunda "Varnava" davası olarak bilinen davada Rumlar, Türkiye’nin AİHS’nin 2, 3, 4, 5, 6, 8, 10, 12, 13 ve 14. maddelerini ihlal ettiğini iddia etmişti.

Rum Ulusal Konseyi’nden Türkiye’ye tehdit gibi mesaj

4 gün süren Rum Ulusal Konsey toplantısı, dün yapılan ortak açıklama ile sona erdi.

Konsey toplantısında, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile siyasi liderler, “Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ve Kıbrıs Cumhuriyeti karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda”, Rum hükümetinin Aralık ayında, Türkiye’nin AB’ye üyeliğine razı olmayacakları konusunda anlaştılar.

Toplantıda Kıbrıs sorunu müzakere süreci ve Aralık ayında değerlendirilecek olan Türkiye’nin AB’ye üyeliği öncesindeki AB-Türkiye ilişkileri ele alındı.

Toplantıdan sonra açıklamalarda bulunan Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, Ulusal Konsey’in BM Kararları ve 1977-79 Doruk Antlaşmaları temelinde iki toplumlu, iki kesimli, siyasi eşitlik temelinde, iki halkın, kurumların ve ekonominin yeniden birleşebileceği bir “barış çözümü” konusunda da anlaştıklarını söyledi.

Stefanu, çözümün, “Türk askeri ve yerleşiklerin (TC uyruklu vatandaşlar) adadan çekilmesi ve adanın, İngiliz üslerinin uzaklaştırılması da dahil askersizleştirilmesiyle olacağını” kaydetti.
Stefanu, Ulusal Konsey’de, Kıbrıs sorunu çözülmeden önce, güvenilir bir uluslar arası kurum tarafından nüfus sayımı yapılması kararının alındığını da açıkladı.

“Kıbrıs Cumhuriyeti”nde garantörler ve garantileri kabul etmeyeceklerini vurgulayan Stefanu, çözümün, dıştan gelecek müdahalelerin değil, iki lider arasındaki anlaşmanın ürünü olması gerektiğini belirtti ve böyle bir anlaşmanın referanduma sunulabileceğini kaydetti.

Stefanu, “Hakemlik biçimleri ve takvimlerin zorla kabul ettirilmesi mümkün değildir” dedi.

HALKIN SESI 18/09/09

Leaked documents dominate National Council’s third meeting
By Stefanos Evripidou

THE THIRD consecutive meeting of the National Council ended yesterday with leaked documents still the buzzword on most party leaders’ lips.

Speaking before the meeting, AKEL leader Andros Kyprianou said he was saddened by the fact that some had tried to leak the documents submitted by AKEL at Tuesday’s meeting, and in a distorted manner, he added.

“We believe the leaks in the National Council ruin the climate, provoke unnecessary conflict between us and in the end undermine our negotiating capabilities,” said Kyprianou.

DISY leader Nicos Anastassiades said he was now forced to release his party’s documents to the public in a press conference today after confirming that the leaks in the Council were distorting the truth.

“When I hear, for example, that DISY proposed to suspend Turkey’s evaluation in December… I am obliged to give a press conference giving the documents verbatim, at least those relating to Turkey’s evaluation,” said Anastassiades.

EVROKO leader Demetris Syllouris also revealed he had information that someone had leaked National Council documents to foreign ambassadors and UN officials.

“The National Council meets and the next day, I have been informed, written texts go to people in the UN or ambassadors of other countries,” he said, noting that he was referring to the last time the national body had met.

The National Council, which is the top advisory body to the President on the Cyprus problem, commenced deliberations on Monday, continuing them on Tuesday and yesterday. The president and parliamentary party leaders are expected to reach adequate convergence to draft Cyprus’ position on the EU’s upcoming evaluation on Turkey’s membership negotiations. During the two previous sessions, the parties submitted documents with their views both on Turkey’s EU bid and on the second phase of negotiations on the Cyprus problem.

Government Spokesman Stefanos Stefanou said the Council would conclude deliberations tomorrow, when the President will codify the positions of the parties.

Meanwhile, President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat will meet again today to discuss the bridging proposals on the chapter of governance, specifically the election of the President and Vice-President of the United Republic, which they submitted at their last meeting on September 10.

The UN’s Special Adviser on Cyprus, Alexander Downer, is currently in New York for a series of meetings on Cyprus, though he had to cut back his trip from seven days to two, the reasons for which remain unknown.

The state broadcaster reported last night that the re-elected European Commission President Jose Manuel Barroso is likely to appoint Leopold Maurer to follow the talks to ensure that any solution remains in line with the EU acquis communautaire. The unconfirmed reports said Maurer was most likely chosen for his in-depth knowledge of Cyprus, having represented the EU during accession negotiations with Cyprus before its 2004 membership.

CYPRUS MAIL 18/09/09

Leaders upping number of meetings
By George Psyllides

THE LEADERS of the two communities have decided to increase their meetings at least for October, officials said yesterday.

President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat talked for 90 minutes yesterday, in their second meeting of the second phase of negotiations.

“They plan to meet next on October seven and eight and also on October 14 and 15,” UN special envoy Taye-Brook Zerihoun said after the meeting yesterday morning. “(They) have decided to keep this accelerated pace – to meet at least twice – in the coming month.”

So far the pace has been once a week. The scheduled meeting for October 2 has been deferred.

“This is quite positive and they are up-beat about it themselves,” Zerihoun told reporters.

In the mean time representatives and experts from both sides will meet to discuss the proposals submitted by each side on the executive with a view to narrow differences or to come up with bridging ideas.

Speaking at the Presidential Palace after the meeting, Christofias said the two leaders decided to hand over their proposals concerning governance to their experts for processing.

“We decided that the proposals given from both sides on the issue of governance – new revised proposals – to be given to the experts for further processing,” he said.

Christofias said the proposals were “improved.”

“There is a change by the Turkish side on the issue of the executive authority,” the president said.

The Turkish Cypriot side had proposed that the president and vice-president of the new state, created after the problem was resolved, should be voted by the senate.

“We have a different view. We want the president and vice president to be voted by the people,” Christofias said.

Talat said the proposals were referred to the experts “to try, if possible, to bridge the two.”

Christofias said it was likely that in the next meeting the two leaders would most likely discuss the property issue.

CYPRUS MAIL 18/09/09

Schools union maintains ban on direct contact with TCs
By Charles Charalambous

PRIMARY SCHOOLS Teachers Union (POED) has decided to maintain its ban on direct contact with Turkish Cypriot teachers and pupils in state primary schools in the government-controlled areas.

POED President Demetris Mikellides told the Cyprus Mail yesterday that, despite “misleading reports” to the contrary, his union fully supports the Education Ministry’s official goals for the current school year relating to “building a culture of peaceful co-existence, mutual respect and co-operation between Greek Cypriots and Turkish Cypriots”.

Mikellides said that the one exception was that any joint activity between Greek Cypriot and Turkish Cypriot teachers and pupils should not take place in government-controlled primary schools, as this would imply formal recognition of the authorities in the north, and also might be seen as legitimising the possible participation of Turkish immigrants.

The Ministry’s circular suggests that joint activities or initiatives to promote the goals should take place “either in schools, or at various contact points such as the Ledra Palace or Pyla”.

“We have excellent relations with the Turkish Cypriot teaching unions, and have held joint events and shared activities with them both in Cyprus and abroad. We reject all accusations of chauvinism or racism”, Mikellides said.

He added: “But we’re not going to forget things like the military occupation in the north, people’s feelings here, and the racism of the Turkish authorities in not allowing Greek Cypriot schools to operate normally in the north. We won’t cultivate animosity, but equally we won’t ignore things as they are.”

Last week’s meeting of POED’s administrative board voted down a motion to reconsider the union’s decision last year to send out a circular to its members banning contact in government-controlled schools. The motion was tabled by representatives of the Progressive Teachers’ and Nursery Teachers’ Movement (Proodeftiki), one of a number of politically-affiliated groupings within the union. Proodeftiki is linked to left-wing party AKEL.

Proodeftiki President Lazaros Avraam – who is also POED Vice President – told the Mail: “We disagree with POED’s position – schools should be free to decide for themselves whether to have direct contact.” Avraam said that POED is not against the circulation of material promoting the Education Ministry’s goals, but still draws the line at direct contact on school premises. “Of course, it can’t forbid a teacher to meet whoever he/she wants to outside of school”, he added.

Avraam said that Proodeftiki’s motion “was in response to the Ombudswoman’s recommendations, plus the suggestion that POED’s position might be regarded as being racist.”

Acting in her capacity as head of the Authority against Racism and Discrimination, Ombudswoman Eliana Nicolaou had investigated complaints that the circular issued by POED last February fostered “fear and distance between pupils of both communities” and encouraged teachers to discriminate against Turkish Cypriot pupils and teachers.

In the report she delivered in June, Nicolaou said that POED’s “reaction was hasty” and its circular indicated “distrust and suspicion towards the Turkish Cypriot pupils and teachers, which is inconsistent with the overall objective of the Ministry and with the stated goals of the organisation itself.”

Nicolaou confirmed to the Mail yesterday that rather than issuing binding recommendations or instructions to POED, she “asked them to reconsider the matter”. She added: “I have not been informed of their latest position, so I am unable to comment. Once I have been informed formally, then I may make a statement.”

Avraam said that, having made its opposition to the ban clear, Proodeftiki is bound by last week’s decision by the POED administrative board. He added: “We’re not about to stage a coup on the issue – if we can, we’ll aim to change the official position by a majority decision.”

CYPRUS MAIL 18/09/09

Talat meeting Orams lawyers today in London
By Simon Bahceli

TURKISH CYPRIOT leader Mehmet Ali Talat will meet for consultations in London today with the lawyers of a British couple facing possible eviction from a Greek Cypriot property in northern Cyprus, it was revealed yesterday.

The meeting comes ahead of a hearing at the Appeals Court in London where a British judge is expected to adhere to a European Court of Justice (ECJ) directive to uphold an earlier Nicosia court ruling that Linda and David Orams, the British couple at the centre of the now-famous Orams case, demolish the house they built on land in Lapithos owned by Greek Cypriot refugee Melitis Apostolides.

If the British Appeals Court rules against the Orams, the couple will also be forced to pay compensation to Apostolides and court costs that are estimated to have reached several million euros.

“The aim of the meeting is for the president to express the importance of the case to the Orams’ lawyers,” Talat’s spokesman Hasan Ercakica told the Cyprus Mail yesterday.

“He also wants to listen to what the lawyers have to say,” he added.

The potentially pivotal case began almost five years ago in the District Court in Nicosia, and it has been the Orams’ refusal to accept that court’s ruling that has led to legal proceedings being shifted from Cyprus to the High Court in London, and then to the ECJ in Luxemburg. In fact, it was the ECJ that delivered a major blow to the Orams last April when it presented its view that rulings issued by Greek Cypriot courts be upheld by other European states. In the case of Linda and David Orams, it means that Nicosia can call on British judges to prosecute on its behalf because the couple has been deemed to have broken Cypriot law, albeit in the northern part of Cyprus where Greek Cypriot courts have no jurisdiction.

It is even hoped by Apostolides’ lawyers that further refusal to return the land and compensate the Greek Cypriot refugee will result in the British court seizing the couple’s property in the UK as a way of partially covering the costs.

With thousands of EU citizens, the over-riding majority of whom are British, living in villas built on abandoned Greek Cypriot lands, the importance of the case for the north cannot be underestimated. The once-lucrative property market in the north has since collapsed, largely as a result of this and other high-profile legal cases. Talat was said to have been incensed by the ECJ ruling, which he said threatened to undermine ongoing negotiations aimed at ending the decade-old division of the island. This sentiment was repeated by spokesman Ercakica yesterday who expressed the Turkish Cypriot side’s view that property disputes should to be seen a political issue rather than a legal one. If the upcoming case at the Appeals Court in London went against the Orams, he said, “it will strengthen the idea that property disputes can be solved in the courts, and weaken efforts to solve them through political negotiations”.

Despite the gravity of the case, Ercakica insisted Talat would not be issuing instructions to the Orams’ lawyers.

“We already see eye-to-eye with the lawyers, and Talat’s lawyers and the Orams’ lawyers already confer, so giving instructions is not the issue,” he said.

He added that “the fact that we offer our advice to the Orams’ lawyers is not something we try to hide”.

CYPRUS MAIL 18/09/09

Rumlardan Türkiye'ye AB tehdidi

Kıbrıs Rum Ulusal Konseyi, "Yükümlülüklerini yerine getirmezse Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkma" kararı aldı.

ntvmsnbc ve Ajanslar

NTV 19 Eylül. 2009 Cumartesi

LEFKOŞA - Rum siyasi partilerinin öneriler sunduğu 4 gün süren toplantıların sonunda ortak açıklama yapıldı.

Rum lider Dimitris Hristofyas ve diğer siyasi parti başkanları, Türkiye'nin Avrupa Birliği ve Rum kesimine karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, Rum hükümetinin aralık ayında Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkması konusunda anlaştı.

Ulusal Konsey, Kıbrıs sorununa iki toplumlu, iki kesimli, siyasi eşitlik temelinde bir çözüm bulunması konusunda da anlaştı.

Konsey, Kıbrıs sorunu çözülmeden önce, güvenilir bir uluslararası kurum tarafından nüfus sayımı yapılması kararı da aldı.

DİREK UÇUŞ DAVASINI KAZANACAĞIZ

   

Mihrişah Safa

CUMHURBAŞKANI sıfatıyla ilk kez Londra’ya gelen Mehmet Ali Talat, Britanya başkentinde uçaktan iner inmez, KKTC için hayati önem taşıyan “Orams” ve “Direkt Uçuş” davalarıyla ilgili hukukçularla görüşerek, konu hakkında detaylı bilgi aldı.
Havaalanında Londra Temsilcisi Kemal Köprülü ve temsilcilik görevlilerince karşılanan Talat, Washington’a geçmeden bu görüşmeler için geldiği Britanya’da, konuyla ilgili avukatlarla yaptığı toplantılardan “olumlu” ayrıldığını söyledi. Talat, ayağının tozuyla yaptığı görüşmelerde KKTC açısından devam eden bu iki önemli sürece konu olan davaların doğrudan kendi davaları olmadığını, ancak onlara destek olduklarını vurguladı. Direkt uçuş davasının kaybedilmeyeceğini düşündüklerini kaydeden Cumhurbaşkanı, bunun KKTC’ye uçmak isteyen herkes ve İngiltere’de yaşayan Kıbrıslı Türklerin sorunu olduğunu belirtti. Her iki konuda da olumlu ayrıldıklarını kaydeden Talat, Orams konusunda beklentisinin, alt mahkemede olduğu gibi bu davanın kazanılması, direkt uçuşta ise İstinaf Mahkemesi’ne izin duruşması beklendiklerini ve “Temyiz”de kazanmayı beklediklerini kaydetti.

Resmen davet edilmişti
İngiltere’ye eski başbakan Tony Blair döneminde resmen davet edildiğini ancak Kıbrıs’taki programını erteleyemediği için bunu yerine getiremediğini kaydeden Talat, “Benim böyle bir davet için talebim olmadı. Önceden ipuçları üzerine gidilerek bu davetler yapılabiliyor. Önceden bunu bilirsiniz. Öyle bir hava oluşmayınca istemezsiniz” diyerek, böyle bir ortamın bulunmadığını belirterek cevap verdi.

Zamanlama rastlantı mı?
Kaldığı otelde Türk basın temsilcilerinin sorularını yanıtlayan Talat, STAR KIBRIS’ın “her iki davanın da aynı zamanda olmasının rastlantı olup olmadığıyla” ilgili sorusuna da, “Evet. İlginç bir soru” diyen Cumhurbaşkanı, “Ben hep bir rastlantı olarak gördüm. İkisi de Kasım ayında olacak. İlginç bir rastlantı” yanıtını verdi.


“Oy hakkında hayalci olmayalım”

Yine gazetemizin yurt dışındaki Kıbrıslı Türklerin seçme-seçilme hakkı konusundaki sorusuna da yanıt veren Cumhurbaşkanı şöyle dedi; “Bu konuda mesajımı verdim. Gerçekçi olmak lazım. Hayal peşinde koşmamak gerekir. Kıbrıs’ta yaşayan, daimi ikameti Kıbrıs’ta olan Kıbrıslı Türklerin, siyasi haklarını tam olarak kullanmalarını istiyoruz. Yani temsilci olarak, mecliste oy hakkı olmadan, yani milletvekili seçilmeden temsil edilebilirler. Bu temsilci bir sivil toplum örgütü düzeyinde yapılacak seçimle belirlenebilir. Tüm bunların tartışılması gerekir. Yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin sayısı, Kuzey’dekilerden fazla. Bu çok önemli. Tümünün oy kullanarak, siyasi yapıyı değiştirmesi doğru ve haklı değil. Talepler gerçekçi olmalıdır. Burada yaşayan soydaşlarımızın sorunlarını aktarabilmek için meclis düzeyinde veya başka düzeylerde temsilci bulundurulması mantıklıdır.”

Kasımda yine Londra’da
İngiltere’ye Kasım ayında eşi Oya Talat ile Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın yıllık balosuna katılmak üzere yeniden geleceğini açıklayan Cumhurbaşkanı, Washington ve New York’da kongre üyeleri ve bir dizi dışişleri bakanıyla görüşeceğini kaydetti. Bir soru üzerine resmen tanınmayışlarının ikili görüşmeleri etkilemediğini, ancak Kıbrıs Türklerinin eşitliğini zedelediğini kaydeden Talat, müzakerelerin uzamasının birleşme ve çözümün aleyhine işlediğini, davaların çözüm aleyhine çalıştığını, bu müzakerelerin son şans olduğunu, 2009 sonu veya 2010’da referandum hedeflediklerini yineledi.
Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin yıllarca uluslararası toplumun ilgisini istedikten sonra, Annan Planı sonrası ciddi bir politika değişikliğine gittiklerini şimdi yabancıların karışmamasını istediklerini kaydetti.

Öğretmensiz bırakılamazlar ( AYRI KUTU)

Önceki gün STAR KIBRIS’ın manşetten verdiği, iki hafta önce ders yılına başlayan ancak öğretmen sıkıntısı çekilen Londra’daki Türk Dili ve Kültürü Okulları’na ilişkin sorumuz karşısında, konudan bilgisi bulunmadığını belirten Talat, “ Eskiden Milli Eğitim Bakanıydım. Bu konular ihmale gelmez. İngiltere’deki çocuklarımızın kendi dil, kültürümüzü bu okullar kanalıyla verebiliriz. Onların KKTC’ye kesin dönüş yapması veya gelmesi arzumuzdur. Bu gerçekleşecekse eğitim vermeliyiz. İngiltere’deki Türk Dili okullarımız öğretmensiz bırakılmamalıdır. Konuyu, adaya döner dönmez Milli Eğitim Bakanımızın dikkatine sunacağım” dedi.

Kuran kursları
Kuran kursları konusunun yaz tatili sırasında değil, ders yılında, okul müfredatına uygun, laik, Atatürkçü çizgide din dersi verilmesine de vurgu yapan Cumhurbaşkanı, bugün Londra’dan ayrılarak Washington’a geçti.
Rum Yönetimi Dimitris Hristofyas da bugün Kıbrıslılar Merkezi’nin 30.’uncu kuruluş yıldönümü nedeniyle Londra’ya geliyor..
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün ile Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy da Londra’dalar. Dışişleri Bakanı Özgürgün, bugün Londra’daki Türk sivil toplum temsilci ve yöneticileriyle görüşerek, sorunlarını dinleyecek. Toplantıya Taçoy’un da katılması bekleniyor.

STAR KIBRIS 19/09/09

HRİSOSTOMOS: İKİ LİDER BU SORUNU ÇÖZEMEZ

   

STAR KIBRIS Medya Grubu adına Özcan Özcanhan’ın sorularını yanıtlayan Hrisostomos, çözümsüzlüğün sorumlusu olarak Türkiye’yi gösterdi.

Kıbrıs sorunu konusunda devam eden çözüm çabalarının en büyük muhaliflerinden olan Kıbrıs Ortodoks Kilisesi Başpiskopos’u İkinci Hrisostomos, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıs sorununu çözemeyeceğini ileri sürdü.
Başpiskopos, STAR KIBRIS Medya Grubu ekibini tarafından 1974 Temmuz’unda Yunan Cuntası top ateşine tutulan, harap edilen ve yeniden inşa edilen Başpiskoposluk binasında kabul etti. kendisine takdim edilen, barışın sembolü, zeytin dalı ile rosemary çiçeğini memnuniyetle kabul ederken Kıbrıs için, halkları için, mutlulukları için dua edeceğini vurguladı.
Dünya Çarkı Felek, aşkolsun çevirene” sözlerini Türkçe olarak kullanan Başpiskopos’un pek yakında Ada TV ve STAR KIBRIS’ta yayınlanacak ilginç röportajından satır başları şöyle:

Kur’an kursları
* İncil de kuran da öğretilmeli. O yüzden Kur’an kurslarını destekleriz. Hıristiyan okullarında da Evangelio-İncil okutulur. Kutsal kitaplar insanı eğitir.
* Ortodoks Kilisesi olarak bizler halkımıza hizmet ederiz, yalnız Ortodoks olanlara değil, Müslüman Kıbrıslı Türklere de.
* Kıbrıs Türkleri ile din konusunda hiçbir zaman sorunumuz olmamıştır ve olmayacaktır da.
* Din adamları, evet, Allah ile kul arasına girebilir. Allah ile bütünleşmeleri için insanlara yardımcı olmak görevimizdir. Sıradan insanlara yardımcı olmalıyız, eğitilmeleri lazımdır.
* Kimin cennete kimin cehenneme gideceğine Allah karar verir. İylik yapan, insanları seven, kendini yaratan Allahı seven insanları Allah da sever. Allahı sevmeyen, dine imana inanmayan olursa onu dahi Allah sever ve doğru yola girmesini bekler.
* Brüksel’de ofis açtık. Ama, bu diplomatik bir misyon değildir. Orada Yunanistan Ortodoks kilisesinin de, Ortodoks Patrikhane’nin Bartheleomos’un da ofisi var, Rus’un da, Romanya’nın da diğerlerinin de. Patrik Bartheleomos Ortodoks kilisenin başında bir numaradır ama bütün ortodoks kiliselerin başı değildir. Onu Ortodoks kilisenin bir numaralı en üst başı olarak tanırız. Fakat, her Ortodoks kilise de kendi başıdır ve Brüksel değil her yerde ofis açabilir. Görevi de dini, tanrısal, ahiret konularıyla ilgilidir.
* Avrupa Birliği de evvela bir ekonomik birlik olarak kuruldu. Yanlış olduğunu anladılar ve sonra dini birlik de oluşturdular

Kıbrıs sorunu

* Kıbrıs sorunu şimdi şimdi çözümlenmeyecek. Çünkü, Türkiye çözüm istemiyor, Talat da sorunu Hristofyas ile çözmez.
* Biz kilise olarak Makarios-Denktaş, Kipriyanu-Denktaş doruk anlaşmalarındaki iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federasyonu destekleriz. Bunca yıl neden uygulanmadığının sorumlusu da Türk tarafıdır.
Çünkü onların istediği federasyon değil Konfederasyon’dur. Biz her iki halkın da güven, refah ve mutluluk içinde yaşamasını istiyoruz.
* Çözümsüzlüğün nedeni yalnız Türkiye ve çıkarları değil, İngiliz ve onun da çıkarlarıdır. Fakat şimdiki sürer durum -statüko- ne Rumların ne de Türklerin yararınadır.
* Kıbrıs’ta çözüm, barış, refah, huzur sağlanabilmesi için, biz de, Kıbrıslı Türkler de “Anavatanları” ile mesafeyi açmalıdır. Sorunu kendileri çözmelidir. Yunan, Türk, İngiliz ve BM askerleri adamızdan gitmelidir. Yerleşikler de geldikleri yerlere gitmelidir. Burası onların vatanı değildir. Bizim, Rum Kıbrıslıların ve Türk Kıbrıslıların vatanıdır.
* Bizimkilerin silahlanmaya harcadıkları büyük paralar yanlıştır. Kıbrıs’ta hiçbir askeri gücü ve silahı istemiyoruz. Kıbrıs askerden tamamıyle temizlenmelidir. İşte o zaman Avrupa’nın faydalarından bizler de yararlanabiliriz.
* Eğer Kıbrıs civarında petrol varsa, ondan da yararlanmak bizim hakkımızdır. O kaynakları Kıbrıslı Rumlar ve Türkler bölüşmeli paylaşmalıdır. Bu kaynaklar Kıbrıslılarındır.
* Türkiye Dışişleri Bakanı bize dört mesaj verdi. Ayrıntıya girmeden hiçbirini kabul etmeyiz diyorum.
* Rum malları, mülkü kendilerinindir. Başkalarının değildir. Benim evimde oturmalarını kabul edemem. Herkes kendi malının sahibidir. Kıbrıslı Rumlar da Türkler de serbestce dolaşabilmeli, yerleşme ve mülk edinme hakkını kullanabilmelidir.

STAR KIBRIS 19/09/09

AİHM TEMYİZDE DE TÜRKİYE’YE KUSURLU BULDU

   

AİHM'nin büyük dairesi, Rum kesiminin kayıp kişiler iddiasıyla ilgili yaptığı başvuruda yine ihlal kararı verdi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) temyiz niteliğindeki büyük dairesi, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında kaybolduğu iddia edilen Kıbrıslı Rumların yakınları tarafından açılan davada yine ihlal kararı verdi.

AİHM'nin 10 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararda insan hakları ihlalinde bulunduğu öne sürülmesinin ardından Türkiye, 28 Mart 2008 tarihinde, davanın temyiz niteliğindeki büyük dairede görüşülmesini istemişti.

AİHM'in büyük dairesi, dün verdiği kararda, daha önce ilgili dairenin 10 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararı çok fazla değiştirmedi ve Türkiye'nin söz konusu davayla ilgili etkili soruşturma yapmadığı gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 2, 3 ve 5'inci maddelerinin ihlal ettiğine tekrar hükmetti.Mahkeme, başvuru sahiplerine 12'şer bin avro ve toplam mahkeme masrafı olan 8 bin avronun ödenmesini kararlaştırdı.

19 Kasım 2008 tarihinde düzenlenen duruşmada mahkeme tarafların görüşlerini bir kez daha dinlemişti.
AİHM'deki son duruşmada, Türkiye'nin avukatı, 1974'te meydana geldiği iddia edilen bir olayla ilgili olarak Türkiye'nin, 'geriye dönük etkili bir soruşturma yapmamakla' suçlanamayacağını bildirmişti.
Türkiye'nin AİHM'ye bireysel başvuru hakkını 1987'de tanıdığı hatırlatılan savunmada, başvuru sahiplerinin altı aylık süreyi geçirip üç yıl sonra başvurmalarının da yasal olarak kabul edilemez olduğu kaydedilmişti.
Savunmada ayrıca, 34 yıl sonra başvuruda bulunanların 'hukuki menfaatlerinin kalmadığı' gerekçesiyle başvurunun reddedilmesi istenmişti.

AİHM'nin ilgili dairesinin 10 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararda, Türkiye'nin söz konusu davayla ilgili etkili soruşturma yapmadığı ve Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 2, 3 ve 5'inci maddelerini ihlal ettiği görüşüne varılmıştı.
AİHM, Türkiye'nin, mahkeme masrafı olarak her bir başvuru sahibine 4'er bin avro ödemesine karar vermişti.

Başvuru sahiplerinden 9'u, 1974 Barış Harekatı sırasında esir alındığı ileri sürülen ve o zamandan beri kendilerinden haber alınamayan kişilerin, diğer 9'u da yine harekat sırasında kaybolduğu iddia edilen 9 Rum’un yakını.

AİHM'den çıkan karar, mahkemenin, Rumların kayıp iddialarıyla ilgili verdiği ilk hüküm olması ve ileride benzer davalara emsal teşkil etmesi açısından önem taşıyor.
Kamuoyunda 'Varnava' davası olarak bilinen davada Rumlar, Türkiye'nin AİHS'nin 2, 3, 4, 5, 6, 8, 10, 12, 13 ve 14. maddelerini ihlal ettiğini iddia etmişti.

STAR KIBRIS 19/09/09

‘YAPILACAK ÇOK İŞ VAR’

   

“Müzakere sürecindeki ilerlemeden memnunuz, elbette yapılacak daha çok iş var. Liderler müzakere sürecinin ivmesini hızlandırdı.”

BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un Kıbrıs özel danışmanı Alexander Downer, Kıbrıs'ta iki lider arasında devam eden müzakere sürecinin iyi gittiğini belirtti. Downer, önceki gün BM'de bir basın toplantısı düzenleyerek Kıbrıs'ta devam eden müzakere süreciyle ilgili olarak gazetecilere bilgi verdi.

Downer, New York'ta BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, üst düzey BM yetkilileri ile kimi ülkelerin heyetleriyle görüştüğünü ve kendilerine Kıbrıs'taki müzakere süreciyle ilgili bilgi verdiğini belirtti.

“Müzakere sürecindeki ilerlemeden memnunuz, elbette yapılacak daha çok iş var” diye konuşan Downer, görüşmelerin ilk ayağında pek çok şeyin başarıldığını söyledi.
Adada görüşmelerin ikinci turunun ikinci toplantısının yapıldığını anımsatan Downer, liderlerin haftada iki kez görüşerek sürecin ivmesini hızlandırdıklarını ve bugünkü görüşmelerinde “yönetim ve güç paylaşımı” konularını ele aldıklarını söyledi.
Kıbrıs'taki tarafların BM'den kendilerine yardım talebinde bulunduklarını ve BM'nin de bunu yaptığını söyleyen Downer, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ama tabi nihai olarak bu süreç Kıbrıslıların yürüttükleri bir süreçtir. Bu Ada'da iki taraf arasında BM'nin tanımladığı gibi siyasi eşitliğe ve tek uluslararası kimliğe sahip iki bölgeli, iki toplumlu federasyon yaratmak için devam eden bir müzakeredir ve (liderler) bunu sağlamak için müzakere ediyorlar, dürüst olmak gerekirse müzakereler iyi gidiyor.”
Gelecekle ilgili tahminde bulunmak istemediğini, beklemek ve görmek gerektiğini belirten Downer, “Ama müzakereler şu ana kadar iyi ilerleme yaptı ve Kıbrıs'a yeniden önümüzdeki ay gitmek için sabırsızlanıyorum” diye konuştu.

Ban Ki-Mun'un liderlerle görüşmesi

Downer, Kıbrıs'ta devam eden müzakere süreciyle ilgili olarak gazetecilere bilgi verdi ve ardından soruları yanıtladı.
Özel Danışman Downer, Cumhurbaşkanı Talat ve Rum yönetimi lideri Hristofyas'ın BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'la New York'ta neden üçlü bir toplantıda bir araya gelmek yerine ayrı ayrı görüşeceklerinin sorulması üzerine, BM Genel Kurulu üst düzey toplantıları nedeniyle Genel Sekreterin pek çok liderle bir araya geleceğini ve son derece yoğun olacağını, bu tür üçlü bir toplantının Genel Sekreterin çok daha zaman ayırabileceği başka bir zamanda yapılması gerektiğini belirtti.
Genel Sekreter Ban'ın Kıbrıs konusuyla son derece ilgili olduğunu ve New York'ta iki liderle (ayrı ayrı) görüşmeyi sabırsızlıkla beklediğini belirten Downer, Ban'ın Kıbrıs'a gelmesini de umduğunu ve böyle bir ziyarette Ban'ın konuya daha çok zaman ayıracağını belirtti. Bir soru üzerine Downer, Ban'ın ziyaretinin tarihinin belli olmadığını, BM Sekreteryasından bu yönde bir açıklamanın yapılmadığını da söyledi.

Müzakerelerin durumu

Downer, müzakerelerin sürecine ve sonuca ne zaman varılabileceğine yönelik bir soru üzerine ise süreçte ivmeye gerek duyulduğunu, ancak BM'nin Kıbrıs müzakerelerin ne zaman sona ereceğiyle ilgili hiçbir zaman belli bir süre belirlemediğini, ama müzakerelerin olabildiğince hızlı bir ivmeyle ilerlemesini beklediklerini belirtti.
Adada'da başarılı bir sonuca ulaşmayı isteyen iki lider bulunduğunu belirten Downer, liderlerin görüşmelere katılmış olmak için katılmadıklarını, zorlu bir müzakere yürüttüklerini söyledi.
Downer ''müzakerelerde sadece yeni bir federasyonun yapısı değil, aynı zamanda mülk, güvenlik, toprak ve ekonomik meseleler ele alınıyor, bu son derece zaman alıcı bir süreç, liderlerin bu işleri bir gecede bitirmesini bekleyemezsiniz'' dedi.

BM çabaları ve hatalar

Downer BM Sekreteri Ban'ın siyasi işlerden sorumlu yardımcısı Lynn Pascoe'nun ABD'nin Güney Kıbrıs büyükelçisi Urbancic ile yaptığı varsayılan konuşmanın basına sızmasına yönelik bir soru üzerine ise, bu tür iddialarla ilgili yorum yapmayacaklarını belirterek ''Bazı kesimler, bazı nedenlerle BM'nin 2004 yılında, geçmişte yaptığı bazı hataları yeniden yapacağı yönünde varsayımlar üretmeye çalışıyor'' dedi.
Downer, 2004 yılında yapılan en büyük hatanın ne olduğuna yönelik bir soru üzerine de, ''bu soruya sadece Annan planının kabul edilmediğini söyleyerek yanıt vereceğini'' ifade ederek, ''Annan planı işe yaramadı ve bunu kabul etmek zorundayız'' dedi. Downer, ancak bu sefer BM'nin rolünün farklı olduğunu, bu rolün arabuluculuk yapmak ya da ''boşlukları doldurmak olmadığını'' belirtti.



İstenmeyen adam

Rum partileri, Kıbrıs sorununa olası bir çözüm bulunmasından sonra da Türkiye’nin garantörlük ve müdahale haklarını idame ettirmesi ihtimalini top yükün reddettikleri bildirildi. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer, 1960 Garanti Anlaşmaları’nın çözümden sonra da yürürlükte kalmasından yana tavır koyduğu gerekçesiyle, “Kıbrıs (Rum) halkına karşı düşman unsur” olarak nitelendi.
DİKO, EURO.KO ve Ekologlar’ın yetkisini aşmakla suçladıkları Downer konusunu gündeme getirdiklerini yazan Fileleftheros, Downer’in temaslarında 1960 Garanti Anlaşmaları’nın tasfiye edilmemesine destek verir göründüğünü belirtti. Downer, “yeni bir Alvaro De Soto haline gelmeye çalışmakla” suçlandı.
AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu ise partisinin AB üyesi bir ülkede garantilere ihtiyaç olmadığı görüşünde olduğunu, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın da bu tezi müzakere masasına da koyduğunu söyledi.

STAR KIBRIS 19/09/09

Four-day marathon National Council meeting ends
By Jacqueline Agathocleous

THE NATIONAL COUNCIL (NC) yesterday ended its four-day marathon meeting with a joint resolution, which confirms the Greek Cypriot side’s basic principles and goals for a solution to the Cyprus problem.

President Demetris Christofias and party leaders agreed on the strategies to be followed regarding Turkey’s prospective EU accession, taking its EU evaluation in December into consideration.

The NC resolved that if Turkey fails to comply with its obligations towards the EU, specifically those concerning Cyprus, then “it won’t be left unhindered to continue its accession process, without sanctions”.

The issues on the Council’s agenda were the direct talks between the two community leaders to resolve the Cyprus problem, as well as Turkey’s accession process.

Announcing the resolution after the meeting, Government Spokesman Stefanos Stefanou said the NC had reconfirmed its perseverance to find a peaceful solution, based on UN resolutions and the High Level agreements of 1977 and 1979 for a bizonal, bicommunal federation with political equality.

“The aforementioned solution must achieve unity of the country, the people, the institutions and the economy,” Stefanou reiterated.

Furthermore, it will have to comply with international justice, European principles, communal law, as well as human rights’ conventions.

“The United Republic of Cyprus must have just one sovereignty, international personality and citizenship, and must be an evolution of the Cyprus Republic,” said Stefanou.

The NC decided that a solution must include the departure of the Turkish occupying forces and settlers. “The final aim remains Cyprus’ demilitarisation and distancing the British bases.”

Before a solution is found, a population census must be carried out by a credible international organisation. “The National Council supports the positions and efforts by the President of the Republic in the negotiations’ procedure, for an urgent inventory of the population, properties and land use. It also supports the President’s efforts to achieve a moratorium in the exploitation of refugee properties and to output the so-called citizenship of the pseudostate,” Stefanou explained.

The resolution calls for the restoration of the basic freedoms and human rights of all Cypriots, including the refugees’ right to return to their homes and properties.

In addition: “The solution must be a product of agreement between the two leaders and not the result of pressure from the outside. Only such a solution can be sent to a referendum. Any forms of arbitration or timeframes are excluded.”

Finally, the resolution “rejects and excludes any form of a solution that will lead to the legalisation of status quo or a solution for two separate states”.

It was noted that even though the resolution was commonly agreed on by all parties, there are issues where they maintain they own positions.

Asked whether the four-day NC session had led to Christofias altering his strategy, Stefanou said the answers could be found in the common resolution, which was “very clear”.

The National Council was joined by AKEL general secretary Andros Kyprianou and parliamentary spokesman Nicos Katsourides, DISY leader Nicos Anastassiades and deputy president Averoff Neophytou, DIKO president Marios Garoyian and deputy president George Kolokasides, EDEK president Yiannakis Omirou and honorary president Vassos Lyssarides, EVROKO leader Demetris Syllouris and deputy president Nicos Koutsou and the Green Party’s general secretary Dinos Paspalides and press spokesman George Perdikis.

Representing the government were Foreign Minister Markos Kyprianou, Government Spokesman Stefanou and members of the Cyprus problem working group.
CYPRUS MAIL 19/09/09

ECHR: inhuman and degrading treatment of missing persons
By Jacqueline Agathocleous

THE EUROPEAN Court of Human Rights (ECHR) yesterday delivered its final verdict on the case ‘Varnava and Others v. Turkey’, deeming Turkey’s treatment of nine missing persons and their relatives as inhuman, degrading and a violation of their right to life.

The Court ruled that there was continuing violation of Article 2 of the European Convention of Human Rights, which supports the right to life, as well as continuing violation of Article 3, which provides the prohibition of inhuman or degrading treatment.

The ECHR also deemed Turkey’s treatment towards two of the missing persons – Eleftherios Thoma and Savvas Hadjipanteli – a “continuing violation of Article 5, the right to liberty and security”. The same article was not violated in respect to the remaining seven men, it ruled.

For the first time ever, the ECHR has ordered Turkey to pay the plaintiffs compensation. “Under Article 41 (just satisfaction) of the Convention, the Court awarded the applicants €12,000 per application of non-pecuniary damage and €8,000 for costs and expenses.”

The amount was yesterday deemed ‘symbolic’ by one of the appeal team’s lawyers, Kypros Michaelides, who was asked to comment on how low the amount was.

“It is a small amount, which can be described as symbolic as it shows how seriously the ECHR views the violation of human rights,” said Michaelides.

He deemed the ruling as ‘extremely important’, adding that after almost 20 years when the appeal was first lodged (in 1990), a final and conclusive ruling has been issued.

“It brings justice to the applicants as well as the Cyprus Republic, for the crimes that were committed against our people in 1979,” said Michaelides.

According to the history of the case – as stated in the ruling - the appeals were first lodged in 1990, in the name and on behalf of 18 Greek Cypriots, nine of whom had disappeared during military operations carried out by the Turkish army in northern Cyprus in July and August 1974. The nine other applicants are or were relatives of the men who disappeared.

Eight of the missing men were soldiers who fought the advance of the Turkish army.

“According to a number of witness statements, they had been among prisoners of war captured by the Turkish military,” the ruling states.

The ninth person, Savvas Hadjipanteli, was a bank employee who was taken for questioning by Turkish soldiers on August 18, 1974. “His body, which bore several bullet marks, was found in 2007 in the course of a mission carried out by the United Nations Committee of Missing Persons (CMP).”

The Turkish Government disputed that these men had been taken into captivity by the Turkish Army, instead maintaining that the first eight were military personnel who had died in action and that the name of the ninth one did not appear on the list of Greek-Cypriot prisoners held at the stated place of detention, inspected by the International Red Cross. The Cypriot Government stated, however, that the nine men had gone missing in areas under the control of the Turkish forces.

The Turkish government’s objections were rejected by the Grand Chamber of seventeen judges, with a ruling of 16 in favour and one against. The objection was made by Turkish ad hoc judge Gönül Erönen.
CYPRUS MAIL 19/09/09

Kıbrıslı Rumlar mülkiyet davasını kazandı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kıbrıslı Rumların açtıkları mülkiyet davasında yine Türkiye aleyhine karar aldı.

NTV

22 Eylül. 2009 Salı

STRASBOURG - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Ankara'ya karşı mülkiyet davası açmış 18 Kıbrıs Rum vatandaşıyla ilgili kararlarını bugün açıkladı.

Mahkeme, önceki benzer davalarda olduğu gibi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde taşınmaz mülkü kalmış bu kişilerin mülkiyet haklarının ihlal edildiğine hükmetti.

Mahkeme, bu kişilere Ankara'nın ödeyeceği tazminatlarla ilgili kararınıysa ileri bir tarihte açıklayacak.

 

Rumlardan Türkiye'ye AB tehdidi

Kıbrıs Rum Ulusal Konseyi, "Yükümlülüklerini yerine getirmezse Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkma" kararı aldı.

 

ntvmsnbc ve Ajanslar

19 Eylül. 2009 Cumartesi

LEFKOŞA - Rum siyasi partilerinin öneriler sunduğu 4 gün süren toplantıların sonunda ortak açıklama yapıldı.

Rum lider Dimitris Hristofyas ve diğer siyasi parti başkanları, Türkiye'nin Avrupa Birliği ve Rum kesimine karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, Rum hükümetinin aralık ayında Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkması konusunda anlaştı.

Ulusal Konsey, Kıbrıs sorununa iki toplumlu, iki kesimli, siyasi eşitlik temelinde bir çözüm bulunması konusunda da anlaştı.

Konsey, Kıbrıs sorunu çözülmeden önce, güvenilir bir uluslararası kurum tarafından nüfus sayımı yapılması kararı da aldı.

 

Hristofyas çözüm konusunda iyimser değil

Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, müzakerelerdeki ilerlemenin, "Kıbrıs sorununun kısa bir zamanda çözüleceği konusunda iyimser olma olanağı" vermediğini söyledi.

NTV

22 Eylül. 2009 Salı

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarına katılmak üzere New York'a giden Hristofyas "Kıbrıs Türk toplumuna cesur takdimlerde" bulunduklarını kaydetti.

"Sınırlarımız var ve bu sınırlar Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs özel danışmanı Alexander Downer'a da iletildi" diyen Kıbrıs Rum Lider, müzakerelerde hakemlik ve zaman takvimlerini kabul etmeyeceklerinin altını çizdi.

Hristofyas, Kıbrıs sorunu'nun çözümü için Türkiye'nin felsefesini değiştirmesi gerektiğini savundu.

Hristofyas, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda perşembe günü yapacağı konuşmada bir kez daha Türkiye'nin Birleşmiş Milletler üyesi bir ülkede 'işgal' ordularının bulunmasının ne kadar paradoks olduğu görüşünü savunacağını kaydetti.

 

Hristofyas'a destek azalıyor

Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Politis gazetesinin anketi, Dimitris Hristofyas’ın, Kıbrıs sorunuyla ilgili icraatlarına verilen desteğin, bu yıl yüzde 45’lere düştüğünü ortaya koydu.

ntvmsnbc ve Ajanslar

21 Eylül. 2009 Pazartesi

LEFKOŞA - Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Politis gazetesinin yaptırdığı bir anket, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’ın, Kıbrıs sorunuyla ilgili icraatlarına geçen yıl verilen yüzde 75 oranındaki desteğin, bu yıl yüzde 45’lere düştüğünü ortaya koydu.

Gazete, anketin, Hristofyas’ın, ülkenin iç yönetimindeki icraatlarına, Rum halkı tarafından 2008 yılının Ekim ayında verilen yüzde 68 oranındaki desteğin, bu yıl yüzde 44’e indiğini kaydetti.

Geçen yılın Ekim ayında, “Kıbrıs sorununun olası çözümünün, Rum ekonomisini nasıl etkileyeceği” konusunda, halkın yüzde 57’sinin, olası bir çözümün, ekonomiyi daha iyiye götüreceğini düşündüğünü yazan gazete, bu oranın şimdi ise yüzde 37’ye düştüğünü belirtti.

 

KKTC’de yıldırım 2 askeri şehit etti

KKTC’de etkili olan sağanak yağış bazı bölgelerde sele yol açtı. İki asker, yıldırım düşmesi sonucu şehit oldu.

NTV

20 Eylül. 2009 Pazar

LEFKOŞA - Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri’ne bağlı Lefke Bağlıköy bölgesinde bulunanan bir birlikte görevli iki askerin dün gece yıldırım düşmesi sonucu şehit olduğu, cenazelerin Türkiye'ye gönderildiği bildirildi.

Ancak resmi makamlar konuya ilişkin açıklama yapmadı.

AKMAYAN DERE TAŞTI
KKTC'de, yağışlar özellikle Geçitkale bölgesinde etkili oldu.

Bazı tarım arazileri ve yollar sular altında kaldı. Serdarlı-Ergenekon yolu trafiğe kapandı.

Sağanak yağış nedeniyle 50 yıldır akmayan Kaş Deresi taştı.

Gazimağusa yakınlarındaki Korkuteli köyünde oluşan hortum ise ağıllarda hasara neden oldu.

 

"Abhazya ve KKTC karşılıklı tanınacak" iddiası

Son dönemde Kafkasya'da yakın işbirliği içinde bulunan Ankara ile Moskova'nın sürpriz bir hamleyle karşılıklı olarak Abhazya ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını tanıyabileceği iddia edildi. Rus medyasında yer alan iddialarla ilgili ayrıntıları CNN TÜRK Moskova temsilcisi Cenk Başlamış aktarıyor.

CNN TURK 22/09/09

 

Rum lider çözüm konusunda iyimser değil

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, müzakerelerde bugüne kadarki ilerlemenin, Kıbrıs sorunun en kısa zamanda çözüleceği konusunda iyimser olma olanağı vermediğini söyledi.

Rum basınına göre, BM Genel Kurul çalışmalarına katılmak üzere, Londra'dan New York'a giden Hristofyas, kaldığı otelde gazetecilere yaptığı açıklamada, "satıcı olmadığını ve hiçbir durumda vatanı satmaya niyet etmediğini" kaydetti.

 

Kıbrıs Türk toplumuna yönelik olarak "cesur takdimlerde bulunduklarını" söyleyen ve Türkiye ile BM'nin Rum tarafının takdimlerini gerektiği gibi değerlendirmesini beklediklerini kaydeden Hristofyas, "sınırlarının bulunduğunu ve bu sınırların BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs sorununa ilişkin Özel Danışmanı Alexander Downer'a ve diğer muhataplarına ilettiklerini" belirtti.

Devam eden Kıbrıs müzakerelerinde "şu ana kadar olan ilerlemenin, Kıbrıs sorunun en kısa zamanda çözümleneceği konusunda iyimser olma olanağı vermediğini" ifade eden Hristofyas, müzakerelerde, "hakemlik ve zaman takvimlerini hiçbir şekilde kabul etmeyeceklerini" yineledi.

"Kıbrıs sorunun çeşitli boyutlarının hızlı bir şekilde çözümlenmesinin ileriye götürülmesi amacıyla Türk tarafının tutumunu ve felsefesini değiştirmesi" görüşünü yineleyen Hristofyas, "çözümün Türkiye'nin politikası ve felsefesiyle ilişkili olduğunu" savundu.

BM Genel Kurul toplantısında perşembe günü yapacağı konuşmaya da değinen Hristofyas burada "Güvenlik Konseyi'nde geçici üye olan bir ülkenin Güvenlik Konseyi ile Genel Kurul'un onlarca kararını çiğnemesi, BM üyesi bir ülkede 'işgal' ordularını muhafaza etmesinin ne kadar paradoks olduğu görüşünü ortaya koyacağını" ifade etti

CNN TURK 22/09/09

 

AİHM Türkiye'yi yine haksız buldu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye'yi transit ülke olarak kullanmak isteyen rejim muhalifi iki İranlının sınırdışı edilmek istenmesiyle ilgili davada Türkiye'yi haksız buldu. Türkiye, toplam 43 bin 500 euro tazminat ödemeye mahkum oldu.

İran vatandaşı Muhsin Abdülkani ve Hamid Karimniya, Türkiye üzerinden Kanada'ya geçmek istemiş; Türkiye de iki İranlıyı sınırdışı etmeye çalışmıştı.

Mahkeme, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "kötü muamele" ve "başvuru haklarının engellenmesi" gibi maddelerinin ihlal ettiğine hükmetti.

Türkiye, 40 bin euro manevi tazminat ve 3 bin 500 euro mahkeme masrafları olmak üzere, toplam 43 bin 500 euro tazminat ödemeye mahkum oldu.

AİHM, Kıbrıs'ta taşınmaz malları bulunan 18 Kıbrıslı Rum'un mülkiyet davasında da Türkiye'yi haksız buldu.

Mahkeme herhangi bir tazminat belirlemedi, ancak Türkiye'den malların iadesi ya da tazminatlarının verilmesini talep etti.

Kıbrıslı Rumlar

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıslı 18 Rum vatandaşının Türkiye aleyhine açtığı mülkiyet davasında ihlal kararı verdi.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin mülkiyet hakkıyla ilgili 1. protokolünün, 1. maddesini ihlal edildiği görüşüne varan AİHM, bu maddede oluşan ihlal ile ilgili maddi tazminat kararını ileri bir tarihte vereceğini açıkladı.

AİHM, davaların bir bölümünde, AİHS'nin "aile ve özel yaşama saygı ile ilgili 8. maddesinin ve kötü muamelenin yasaklanmasıyla ilgili 3. maddesinin de ihlal edildiğine" hükmetti.

AİHM'e şikayet başvurusunda bulananlar, 1974 yılında yapılan barış harekatının ardından, bir daha evlerine geri dönememelerini gerekçe göstererek, Türkiye'nin insan hakları ihlalinde bulunduğunu ileri sürmüşlerdi.

İranlı iki mülteci

AİHM ayrıca Türkiye'de tutuklu bulunan Halkın Mücahitleri Örgütü'ne üye 2 İranlı mültecinin, Tahran yönetimine iade edilmemesini istedi.

AİHM bugünkü kararında, "iki İranlının, ülkelerine geri gönderildikleri takdirde kötü muameleye maruz kalma riski taşıdıkları" bildirildi.

Gaziosmanpaşa'da yabancı gözaltı merkezinde tutulan 1973 doğumlu Mohsen Abdolkhani ve Kırklareli'ndeki yabancı gözaltı merkezinde tutulan 1978 doğumlu Hamid Karimnia'nın başvurusunu inceleyen AİHM, "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3, 13 ve 5. maddelerinin Türkiye tarafından ihlal edildiği" görüşüne vardı.

Türkiye karar gereği, iki İranlıya 20'şer bin Avro maddi tazminat ödeyecek. İki İranlı, 2006 yılında ülkelerini terk ederek, önce Irak'a geçmiş ve buradaki UNHCR göçmen merkezine sığınmışlar, daha sonra da kampın kapatılmasıyla birlikte yasa dışı yollardan 2008 yılında Türkiye'ye girmişlerdi.

AİHM, daha önce aldığı ihtiyatı tedbir kararında, iki İranlının şikayet başvuruları sonuçlana kadar, Türkiye'ye yasa dışı yollardan girmek suçundan tutuklanan iki İranlının ülkesine gönderilmesinin durdurulmasını istemişti

CNN TURK 22/09/09

 

 

Truva Savaşı'nın kurbanlarına ulaşıldı!

 

Truva'daki savunma hendeğinde bir kadın ve erkek iskeleti bulundu. Alelacele gömülen iskeletlerin Truva Savaşı'nın kurbanları olduğu sanılıyor



BURAK GEZEN / ERSAN KÜÇÜKKURU


ÇANAKKALE - Truva antik kentindeki arkeoloji kazılarında, Truva savaşlarına ışık tutacak çok önemli iki insan iskeleti bulundu. Aşağı kentin savunma hendeğinde iskeletleri bulunan bir kadın ve bir erkeğin Truva Savaşı’nın kurbanları olabileceği belirtildi.
Truva Antik Kenti’nde bu yılki kazılar tamamlandı. Bu yılki Kazılarda aşağı kentteki savunma hendeğinin güney girişinden sonraki devamını tespit edilmeye çalışıldı. Kazılar sırasında savunma hendeğinin hemen üstünde bulunan bir kadın ve bir erkeğe ait iskeletler kazı ekibini heyecanlandırdı.
Kazıların başkan yardımcısı, Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rüstem Aslan, bu insanların Truva Savaşı’nın kurbanları olabileceğini söyledi.
Doç. Dr. Rüstem Aslan’ın verdiği bilgiye göre kaleden 350 metre uzaklıktaki aşağı kentteki savunma hendeği, Truva 6 dönemine yani Son Tunç Çağı dönemine ait. Yeni doğmuş çocuğuyla birlikte ya da dokuz aylık hamileyken gömülen kadın ile erkeğin iskeletleri de bu hendeğin hemen üzerinde bulundu:
“Önemli olan bu iskeletlerin Truva Savaşı dönemine denk geliyor olması. Truva’da M.Ö. 1180’lerdeki tahribatlar dönemine denk gelen gömüler bunlar. Bu insanlar aceleyle, çok özen gösterilmeden hendeğin iç tarafına gömülmüş. Kemik analizleri ve tarihlemeler devam ediyor. Birkaç hafta içinde hem tarihlenmesini, hem de iskeletlerin yaşlarını ve diğer özelliklerini öğreneceğiz. Eğer tahminlerimiz doğruysa, Truva Savaşı’nın aşağı kentteki ilk kurbanlarını bulduk diyebiliriz.”
Doç. Dr. Aslan, aynı döneme ait bir iskeletin de Korfmann dönemi kazılarında kalenin hemen yanında bulunduğunu anlattı ve ekledi:
“Kalenin batı girişinin yakınlarında M.Ö. 1180’lere denk gelen bir tahribat tabakası vardı. Yangın ve yıkımın olduğu bir tahribat tabakasında, Batı Kapısı’na giden yolun hemen kenarında yine aceleyle ve özensiz bir şekilde gömülmüş bir iskelet bulunmuştu. Ama kalenin bu kadar dışında ve savunma hendeğinin hemen dibinde iki gömünün bulunması bir ilk. Önümüzdeki yıllarda aşağı kent çevresinde kazı çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Burası bir mezarlık mı, yoksa döneminin tahribat tabakasına ait iskeletler mi, yani Truva Savaşı’nın kurbanları mı bunu daha net söyleyebileceğiz.”

Yerle bir edilmişti
Truva Antik kenti kazıları, Çanakkale’de merkeze bağlı Tevfikiye köyü sınırları içinde kalan arazide sürdürülüyor. Homeros’un ünlü İlyada ve Odysseia destanlarında adı geçen Truva kenti, M.Ö. 3 binlerde kuruldu. Önemli ticaret yollarını kontrol eden kent ve efsanevi surları pek çok kez saldırıya uğradı. M.Ö. 1100’lerdeki büyük yıkım ve yangının ardından tepe yüzyıllarca ıssızlığa büründü.
Homeros meraklısı Alman arkeolog Heinrich Schliemann, Truva olduğuna inandığı bölgeyi 1870’te kazdı. 1873’te bulduğu hazineyi Almanya’ya kaçırdı. Satamayınca Berlin Etnoloji Müzesi’ne bağışladı. Hazine 2. Dünya Savaşı’nda Rusya’ya götürüldü. 1993’te Rusya hazinenin Rusya’da olduğunu ve insanlığa ait olduğunu açıkladı. ‘Hazine’nin bugün bütün dünyaya saçıldığı sanılıyor.

RADIKAL 22/09/09

 

KKTC′ye karşı Abhazya

Son dönemde Kafkasya’da yakın işbirliği içinde bulunan Ankara ile Moskova’nın sürpriz bir hamleyle karşılıklı olarak Abhazya ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) bağımsızlığını tanıyabileceği iddia ediliyor.
Geçmişte de zaman zaman tartışılan tanıma konusu
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Ünal Çeviköz’ün yaklaşık iki hafta önce Abhazya’nın başkenti Suhum’a yaptığı ziyaretin ardından yeniden gündeme geldi. Türk yetkililer, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e yaptığı geziden hemen sonra gerçekleşen ziyaretin Gürcistan’ın bilgisi dahilinde yapıldığını ve “ilişkileri iyi tutmayı amaçladığını” söyledi.
Abhazya 1992’de “egemenlik” ilan ederek Gürcistan’la bağlarını koparmış, geçen yılki Rus-
Gürcü savaşının ardından da Moskova, Abhazya ile Güney Osetya’yı “bağımsız devlet” olarak tanımıştı.  Rusya’yı, Nikaragua ile Venezuela izlemişti.
Venezuela’ya
kredi verilmişti
Avrasya uzmanı Paul Goble, “Moscow News” gazetesindeki yazısında, Moskova’nın Nikaragua ve Venezuela’nın iki cumhuriyetin bağımsızlığını tanımasını sağlamak amacıyla bu ülkelere büyük miktarda kredi verdiğini ileri sürdü. Goble, “Ama şimdi resmen yalanlamasına karşın Türkiye’nin tanınma konusundaki ambargoyu kırma şansı var görünüyor. Çünkü, Kafkasya bölgesinde daha önemli rol oynamak isteyen Ankara’nın KKTC’yi tek tanıyan ülke olarak deneyimi var. Ayrıca ülkesinde yaşayan Abhaz ve Çerkez topluluklarının etkisi söz konusu” dedi. Yorumda ayrıca, “Belki Moskova, Ankara’nın Abhazya’yı tanımasını sağlayacak maddi bir teşvik sunamaz ama Kuzey Kıbrıs konusundaki tutumunu değiştirebilir. Bu tür hamleler Güney Kafkasya’daki siyasi satrançta olağanüstü ve inanılmaz görünebilir ama Türkiye’nin Ermenistan’la yakınlaşmasından daha inanılmaz olmaz” denildi.
Internetteki “polit.ru” sitesi, iki cumhuriyet arasında benzerlikler bulunduğunu belirtti ve KKTC’den “Abhazya’nın ağabeyi” diye söz etti. Kafkasya uzmanı Sergey Arutyunov ise, “Rusya Türkiye’nin Abhazya’yı tanımasını sağlamaya çalışabilir ama önce KKTC’yi tanıması lazım” dedi.

ABHAZ BAKAN SAMBA: BİZ HAZIRIZ

Abhazya Dışişleri Bakanı Sergey Samba, Türkiye′nin bağımsızlık kararlarını tanımasının orta vadede gerçekleşebileceğini düşündüklerini açıkladı. Abhaz yönetiminin "2 numaralı ismi" Samba, şu anda bir Abhaz heyetinin Latin Amerika ülkelerini ziyaret ettiğini belirterek, tanıyan ülkelerin sayısının artabileceğini söyledi. Moskova′dan telefonla konuştuğumuz Samba, Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Ünal Çeviköz′le görüşmesi için, "İçeriği açıklamama kararı aldık" demekle yetindi. Ankara′nın kendilerini tanımasının orta vadede gerçekleşebileceğini belirten Abhaz Bakan, "Türkiye NATO üyesi de olan önemli bir ülke. Bu bölgede çıkarları da var. Ankara ile iyi ilişkilerimiz bulunuyor" diye konuştu. Samba, KKTC′nin bağımsızlığını tanıyıp tanımayacakları sorusuna "Eğer onlar bizi tanımaya hazırsa, biz de hazırız" yanıtını verdi ve karşılıklı temasların sürdüğünü, kısa süre önce bir Kuzey Kıbrıs heyetinin Abhazya′ya geldiğini söyledi.

 

HALKIN SESI 22/09/09

 

 

“İzolasyonlar kalksın, açalım”

 

Fransa ziyaretini tamamlayan Egemen Bağış, limanlarla ilgili kararlılığı tekrarladı

TC Devlet Bakanı ve Baş müzakereci Egemen Bağış, AB’nin kendi konseyinin Kuzey Kıbrıs’a uygulanan izolasyonların kaldırılması yönünde aldığı kararı uyguladığı takdirde Türkiye’nin de limanların Rum gemilerine açılması yönündeki taahhüdünü yerine getireceğini söyledi.
   Fransa'ya yaptığı ziyareti tamamlayarak, özel uçak “ATA” ile Türkiye’ye dönen Bağış, Atatürk Havalimanı'nda basının sorularını yanıtladı.
   Bağış, Rum Ulusal Konseyi'nin, Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakere sürecini engelleme tehdidine ilişkin bir soru üzerine de şunları söyledi:
   “Türkiye'nin limanlarını açmasıyla ilgili bir taahhüdü vardır. Ama bu taahhüdün karşılığında almış olduğu bir başka taahhüt de vardır. Biz Kuzey Kıbrıs'a uygulanan haksız izolasyonun sona ermesi, Kuzey Kıbrıs'ın doğrudan ticarete başlayabilmesi durumunda limanlarımızı açabileceğimizi daha evvelden ilan etmiştik. AB'nin 26 Nisan 2004 tarihli bir kararı vardır. Bu, AB Konseyi'nin oy birliğiyle almış olduğu bir karardır. Bu, KKTC'de yaşayan soydaşlarımıza uygulanan izolasyonun son bulacağına ilişkin bir karardı. Biz, AB üyesi ülkelerin, AB Konseyi'nin aldığı kararı, kendi kararlarını uygulamalarını bekliyoruz. AB, kendi konseyinin aldığı kararı uygularsa, biz de kendi taahhüdümüzü yerine getirebiliriz. Bununla ilgili herhangi bir sıkıntımız yok. 1987 yılına kadar Türkiye'nin limanları da havalimanları da Kıbrıs Rum kesimine açıktı. Bizim limanlarımızı açmamız Güney'deki yönetimi tanımamız anlamına gelmez. Ama bizim limanlarımızı açmamız için onların da kendi taahhütlerini yerine getirmesi gerekir. Bu konuda bütün AB üyesi ülkelerin hakkaniyetle kendi durumlarını değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum.''
   Bağış, gerçekleştirdiği ziyaretin zamanlama açısından önemli olduğunu vurgulayarak, ziyaretin, gelecek hafta Almanya'da yapılacak seçimler öncesinde Avrupa'nın diğer lokomotif ülkesi Fransa ile AB sürecine ilişkin hassasiyetleri gözden geçirmek ve yanlış birtakım terminolojilerden kurtulmaları için Türkiye'nin hassasiyetlerini aktarmak açısından yararlı olduğuna dikkati çekti.
   Fransa'nın Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin siyasi iradesinin müzakerelerin devamından yana olduğunu bir kez daha teyit ettiklerini aktaran Bağış, ''Görüştüğümüz bütün Fransız yetkililer, Türkiye ile müzakerelerin sürmesi ve müzakerelerin neticesinde durumun değerlendirilmesi gerektiği konusunda bizimle hemfikir olduklarını özellikle vurguladılar'' diye konuştu.

Fasılların desteğini sürdürecek

   Fransa ile ilişkilerin geliştirilmesi için çalışmaların devam edeceğini kaydeden Bağış, şöyle konuştu:
   “Fransa da bugüne kadar her faslın açılışında olduğu gibi bundan sonra da fasılların açılmasında Türkiye'ye destek vermeye devam edecek. Bu süreçte ekonomimizin güçlenmesi, dünyadaki önemli krizlerde Türkiye'nin oynadığı önemli rol ve bölgesel pozisyonumuzun Fransa tarafından da yakından takip edilmekte ve Türkiye'nin öneminin her geçen gün biraz daha anlaşılmakta olduğunu gözlemlemiş olduk. Fransa'nın, ülkemizde devam etmekte olan demokratik açılım sürecini yakından takip ettiğini ve desteklediğini bu ziyaretimiz sırasında bir kez daha teyit etmiş olduk. Aynı zamanda Fransa için önemli bir gelişme, Türkiye'nin Ermenistan ile başlatmış olduğu açılımı Fransız yetkililerin çok önemsediğini ve yakından takip ettiğini gözlemlemiş olduk.
   Türkiye'nin AB sürecindeki hedefinin tam üyelik olduğunun, bugüne kadar müzakereye başlayan her ülke gibi müzakereleri bitirme konusunda kararlı olduğunun ve müzakerelerin amacının katılım olduğunun bir kez daha vurgulandığını dile getiren Bağış, bunun dışında herhangi bir seçeneğin kabul edilmeyeceğinin bir kez daha aktarıldığını ifade etti.

KIBRIS 22/09/09

 

 

ANKARA ABHAZYA’YI MOSKOVA KKTC’Yİ

   

Türkiye-Rusya baharında ortaya çıkan Kafkasya’daki işbirliği sonunda Ankara’nın Abhazya’yı, Moskova’nın da KKTC’nin bağımsızlığını tanıyabileceği öne sürüldü.

Kafkasya’da son dönemde yakın işbirliği içinde bulunan Ankara ile Moskova’nın sürpriz bir hamleyle karşılıklı olarak Abhazya ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) bağımsızlığını tanıyabileceği iddia ediliyor.
Milliyet gazetesinde dün Cenk Başlamış imzasıyla yayınlanan bir haberde, geçmişte de zaman zaman tartışılan tanıma konusu Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Ünal Çeviköz’ün yaklaşık iki hafta önce Abhazya’nın başkenti Suhum’a yaptığı ziyaretin ardından yeniden gündeme geldi.
Milliyet’in konuyla ilgili haberi şöyle:
“Türk yetkililer, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e yaptığı geziden hemen sonra gerçekleşen ziyaretin, Gürcistan’ın bilgisi dahilinde yapıldığını ve ‘ilişkileri iyi tutmayı amaçladığını’ söyledi.
Abhazya 1992’de ‘egemenlik’ ilan ederek Gürcistan’la bağlarını koparmış, geçen yılki Rus-Gürcü savaşının ardından da Moskova, Abhazya ile Güney Osetya’yı ‘bağımsız devlet’ olarak tanımıştı. Rusya’yı, Nikaragua ile Venezuela izlemişti.

Venezuela’ya kredi verilmişti

Avrasya uzmanı Paul Goble, ‘Moscow News’ gazetesindeki yazısında, Moskova’nın Nikaragua ve Venezuela’nın iki cumhuriyetin bağımsızlığını tanımasını sağlamak amacıyla bu ülkelere büyük miktarda kredi verdiğini ileri sürdü. Goble, ‘Ama şimdi resmen yalanlamasına karşın Türkiye’nin tanınma konusundaki ambargoyu kırma şansı var görünüyor. Çünkü, Kafkasya bölgesinde daha önemli rol oynamak isteyen Ankara’nın KKTC’yi tek tanıyan ülke olarak deneyimi var. Ayrıca ülkesinde yaşayan Abhaz ve Çerkez topluluklarının etkisi söz konusu’ dedi. Yorumda ayrıca, ‘Belki Moskova, Ankara’nın Abhazya’yı tanımasını sağlayacak maddi bir teşvik sunamaz ama Kuzey Kıbrıs konusundaki tutumunu değiştirebilir. Bu tür hamleler Güney Kafkasya’daki siyasi satrançta olağanüstü ve inanılmaz görünebilir ama Türkiye’nin Ermenistan’la yakınlaşmasından daha inanılmaz olmaz’ denildi.
Internetteki ‘polit.ru’ sitesi, iki cumhuriyet arasında benzerlikler bulunduğunu belirtti ve KKTC’den ‘Abhazya’nın ağabeyi’ diye söz etti. Kafkasya uzmanı Sergey Arutyunov ise, ‘Rusya Türkiye’nin Abhazya’yı tanımasını sağlamaya çalışabilir ama önce KKTC’yi tanıması lazım’ dedi.

Bakü-Ceyhan’a petrol

Internetteki ‘Turkrus.com’ sitesine göre, Ankara-Moskova yakınlaşmasındaki son önemli gelişme Rus petrol şirketi Rosneft’in Bakü-Ceyhan hattına petrol verebileceğini ilk kez açıklaması oldu.

STAR KIBRIS 22/09/09

 

TALAT YARIN NEW YORK’A GEÇİYOR

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yaklaşık bir hafta sürecek temaslar için ABD’ye gitti. Londra’da Orams davasında Orams çiftini savunan avukatlarla görüşen Cumhurbaşkanı Talat, ABD’nin başkenti Washington’a ulaştı.

Washington’da dün bazı senatörlerle görüşecek ve basına demeçler veren Talat, bugün BM Genel Kurulu’nun da yapıldığı New York’a geçecek. Cumhurbaşkanı Talat’ın, New York’ta BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon yanında bazı ülkelerin temsilcileriyle bir araya gelmesi bekleniyor. Talat Ban görüşmesinin ne zaman ve nerde yapılacağı konusunda henüz bir açıklama yapılmadı.

STAR KIBRIS 22/09/09

 

KKTC'ye geçen İsraillilere Rumlardan engel

Kıbrıslı Rumlar, Güney Kıbrıs üzerinden KKTC'ye geçen İsraillilerin ziyaretlerini engellemek için formül arıyor.

AA

23 Eylül. 2009 Çarşamba NTV

LEFKOŞA - Rum Simerini gazetesinin haberine göre, Rum hukukçular, Larnaka havaalanından Güney Kıbrıs'a girdikten sonra KKTC'ye geçen İsraillilerle ilgili "yasal önlemler alınması" için çalışıyor.

Eski Rum Başsavcı Yardımcısı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) eski Rum yargıçlarından Lukas Lukaidis, "Sorunun, yasal temellere dayanan önlemlerle çözülmesi gerektiğini" ifade ederek, İsrailli iş adamlarının, KKTC'de faaliyet gösterdiğini ve yatırım yaptığını söyledi.

İsraillilerin yatırımlarının ve KKTC'deki kumarhaneleri örgütlü olarak ziyaret etme kararlarının devleti ilgilendirmesi gerektiğini ifade eden Lukaidis, adadaki mevcut durumu "işgal" olarak niteleyerek, İsraillilerin KKTC'yi ziyaretlerinin bundan dolayı kısıtlanabileceğini iddia etti.

Lukaidis, insan hakları sözleşmelerinin, "seyahat özgürlüğünün işgalden dolayı sınırlanmasına" izin verdiğini öne sürdü.

Eski Rum Başsavcı Alekos Markidis de KKTC'ye yatırım yapan İsraillilerin engellenmesi için bazı yasal düzenlemelerin yapılabileceğini, ancak bunun için birçok çalışma yapılması gerektiğini ifade etti.

KKTC'deki eski Rum malları üzerine yatırım yapan bazı İsraillilerin, "Orams çifti ile benzer durumu yaşayabileceklerini, yani mahkemede dava açılması durumunda, binasının yıkılabileceği ya da malına erişimlerinin engellenebileceğini" savunan Markidis, ancak İsrailliler Avrupa vatandaşı olmadığı için bunun uygulanmasında sorun olduğunu belirtti.

Markidis, İsraillilerin Larnaka havaalanından toplu olarak KKTC'deki kumarhanelere gitmeleri konusunda bir şey yapılamayacağını, çünkü özgür dolaşımın buna izin verdiğini de söyledi.

Rum avukat Yannakis Erotokritu ise "İsraillilerin yasal olarak havaalanlarına ve limanlara gelmelerinin ve daha sonra da Rum turizm acentelerinin yardımlarıyla KKTC'ye geçmelerinin kabul edilemez olduğunu" ifade etti.

Erotokritos, Rum hükümetine, "İsraillilerin Kıbrıs Rum mallarından yasa dışı olarak yararlanmalarının önlenmesi ve Rum mahkemelerinin kararlarının İsrail'de uygulanması için İsrail ile ikili anlaşma imzalamak için harekete geçme" çağrısında bulundu.

Rum gümrük makamları, geçtiğimiz günlerde, Güney Kıbrıs'tan ülkesine dönmeye çalışan bir İsraillinin üzerindeki, KKTC'deki kumarhanelerden kazandığını belirttiği 90 bin avroya el koymuştu.

Simerini gazetesinin haberinde ayrıca, Rum yönetimi Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına dayanılarak, Güney Kıbrıs'a giden ve oradan da KKTC'ye geçen yabancı uyrukluların, özellikle de İsraillilerin engellenemeyeceği, ancak bakanlığın bu "sorunun" çözümü için İsrail hükümetine yönelik girişimde bulunduğu belirtildi.

'ABD Kıbrıs sorununda aktif rol alsın'

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümünde Amerika Birleşik Devletleri'nin daha aktif rol almasını istedi.

NTV

23 Eylül. 2009 Çarşamba

WASHINGTON - Washington'da temaslarda bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Dış İlişkiler Konseyi'nde Kıbrıs sorunuyla ilgili brifing verdi.

KKTC Cumhurbaşkanı, Amerika Birleşik Devletleri'nin Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonları kaldırmasını ve özel temsilci atamasını istedi.

Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas'ın, "Hakemlik ve takvimleri kabul etmiyoruz" açıklamasına da tepki gösteren Talat, "Hristofyas sonunu da getirsin, Kıbrıs sorununun çözümünü de kabul etmeyeceğiz desin, olsun bitsin" dedi.

Talat, takvim olmayan bir sürecin sonuç vermeyeceğini, Hristofyas'ın bu açıklamasının da negatif ve isteksizlik göstergesi olduğunu vurguladı.

 

 

“Kıbrıslı çözüm olamaz”

Özgül Gürkut MUTLUYAKALI-TAK

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümü için devam eden süreçte BM parametreleri dışında öneri yapan kim olursa olsun, BM tarafından uyarılması gerektiğini söyledi.

Talat, BM’nin bu parametreler dışında öneri yapan Rum tarafına, çıkardıkları yaygara nedeniyle sessiz kaldığını belirterek, tarafların yerleşmiş pozisyonları nedeniyle Kıbrıslı çözüm olamayacağını, BM veya uluslararası toplumun doğrudan katılımının şart olduğunu vurguladı.

ABD’deki temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Washington’da Bülent Alirıza’nın sunduğu ve TRT Int’te yayımlanan “Studio Washington”a konuk oldu.

BM Genel Kurulu nedeniyle New York’ta bulunan çeşitli ülkelerin temsilcileriyle görüşmeyi planladığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, bugün New York’a gideceğini hatırlattı.

“ABD DAHA FAZLA ROL ALMALI”

Rum tarafının uluslararası aktörlerin Kıbrıs sorununda yer almasını istemediğini ancak ABD’nin önemli bir uluslararası aktör olarak Kıbrıs sorununda daha fazla rol almasını ve görüşmelerin daha hızlandırılmasına destek olmasında yarar gördüğünü söyledi.

Talat, ABD’nin geçmişte Kıbrıs’la ilgili ya dışişleri ya da başkanlıktan temsilcileri bulunduğunu, böylece tarafları cesaretlendirdiğini kaydederek, özel temsilci atanması taleplerinin daha önce olduğunu; bugünkü görüşmelerinde bunu tekrarlayabileceğini ifade etti.

“KIBRISLILAR ÇÖZECEK DEMEK GECİKTİRMEK OLUR”

Uluslararası bir sorun olan Kıbrıs sorununu Kıbrıslılar arasında bir sorunmuş gibi takdim etmenin ve sorunu sadece Kıbrıslıların çözeceğini söylemenin, çözümü geciktirmek olacağını vurguladı.

Talat, Kıbrıs sorununun toplumlararası bir sorun olarak başladığına işaret ederek, çok kısa sürede uluslararası bir savaşa dönüştüğünü; bugün de uluslararası bir sorun olmaya devam ettiğini; aynı zamanda Türkiye’nin sorunu haline geldiğini anlattı.

Cumhurbaşkanı Talat, ABD’nin şimdi Kıbrıs sorununda bir katalizör rolü oynayabileceğini ifade etti. ABD’nin Kıbrıs sorununa daha çok ilgi göstermesinin herkesin faydasına olacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, uluslararası toplumu eskiye göre Kıbrıs sorununda daha dengeli bir yaklaşım sergilediğini, sorunu daha iyi anladığını belirtti.

2004’ten sonra Kıbrıs Türk halkının çözümü desteklediğini dünyaya gösterdiğini ifade eden Talat, bunun da uluslararası toplumun Kıbrıs Türk halkına bakışını değiştirdiğini; ABD’nin Kıbrıs sorununa artan ilgisinin nedenlerinden birinin de bu olduğunu söyledi.

“BAN DAHA ÇOK İLGİ GÖSTERMELİ”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un Kıbrıs sorununa daha çok ilgi göstermesinin ve daha aktif bir rol üstlenmesinin bir ihtiyaç olduğunu vurgulayarak, “Kıbrıs’taki çözümsüzlük BM’nin de aleyhinedir” dedi.

Çözümün gecikmesinin, çözümsüzlük olasılığını artırdığına işaret eden Talat, çözümün zemininin başka yöne kaymasına neden olduğunu ve çözümü zorlaştırdığını söyledi.

Referandumdan bugüne 5 yıl geçtiğini, eğer referandumun sonucu olumlu çıksaydı bugüne dek bütün süreçlerin tamamlanmış olacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözümün yer değiştirmeler ve mülkiyetle ilgili düzenlemeler de öngördüğünü hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerin birinci turunun iddia edildiği kadar kötü geçmediğini, kendi beklenti sınırları içinde olumlu gelişmeler sağlandığını kaydetti.

Talat, Rum tarafının zaman zaman masaya BM parametrelerinin dışında öneriler getirdiğini hatırlatarak, bu devam ettiği sürece zorluklar yaşandığını ifade etti.

Sürecin yavaş ilerlediğini belirten Talat, 2008’in hatta 2009’un sonlarına bir çözüm öngördüklerini, son görüşmelerinde müzakereleri hızlandırmak amacıyla haftada en az iki kez görüşme kararı aldıklarını hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Talat, “Dolayısıyla daha hızlı bir görüşme süreci yaşanacağını düşünüyoruz” diye konuştu.

Talat, bir soruyu yanıtlarken şunları söyledi:

“BM ‘ÇİZMEYİ AŞIYORSUN’ DEMELİ”

“BM parametrelerinin dışında öneri yapan kim olursa olsun anında onun BM tarafından uyarılması lazım ve denmesi lazım ki ‘çizmeyi aşıyorsun’. Bu yapılmadığı için Möller döneminde başlayarak bu sıkıntıyı yaşıyoruz. Ne zaman ki Kıbrıs Rum tarafı BM parametreleri dışında bir öneri ortaya koyuyor, BM buna sessiz kalıyor. Halbuki Genel Sekreter toplu çalışmanın (body of work’un) önemli olduğunu biliyorlar ve raporda ona değiniyorlar. Ancak Rum tarafının yüksek perdeden çıkardığı yaygara üzerine bir, iki raporda buna değinirken üçüncü raporda buna değinmemeye başlıyor.

Şimdi ‘Kıbrıslılar için Kıbrıslı çözüm’ diye bir nakarat benimsediler. Kıbrıslılar için Kıbrıslı çözüm olmaz; bu mümkün değildir. Bugüne kadar olmamıştır. Bugüne kadar böyle birşey gündeme gelmemiştir. Olamaz çünkü, taraflar o kadar yerleşmiş pozisyonlara sahiptirler ki bunları değiştirmek, tavizler vermek BM’nin veya uluslararası toplumun doğrudan katılımı olmadığı takdirde mümkün olmaz diye düşünüyorum.”

Cumhurbaşkanı Talat, AB’nin rolüyle ilgili soruya karşılık, AB’nin Rumların varlığına rağmen önemli bir rol oynayabileceğini ifade ederek, AB Komisyonu’nun da bunu yaptığını, ancak bu rolünü artırmasının mümkün olduğunu belirtti.

Rum tarafının baskılarından dolayı AB’nin bir takım kararları alamadığını dile getiren Talat, bunun acısını Kıbrıslı Türklerin çektiğini söyledi.

HALKIN SESI 23/09/09

 

 

3.2 milyon Euro tazminat kararı

AİHM Kıbrıs’taki 9 Rum kayıpla ilgili olarak 18 kişinin açtığı davada Türkiye’yi suçlu buldu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Kıbrıs’taki kayıp şahıslar konusunda gündemine taşınmış ilk dava gurubu ile ilgili nihai kararını açıkladı. Türkiye, kayıplarla ilgili yeterli soruşturma yapmamak, kayıp yakınlarının acılarına karşı sessiz kalıp “kötü muamele” etmekten suçlu bulundu. Türkiye 18 kayıp yakınına masraflarla birlikte toplam 3 milyon 240 bin Euro ödeyecek.

9 kayıp yakını 18 kişi davayı açmıştı

   Dava, Temmuz 1974’te Kıbrıs’ın kuzeyinde kaybolan 9 Kıbrıslı Rum vatandaşın 18 yakını tarafından Ankara’ya karşı 1990 yılında açılmıştı.
   Mahkemenin 17 yargıçtan oluşan büyük dairesi bu davada kayıp şahıslar konusunda yeterli soruşturma yapmadığı gerekçesi ile Ankara’nın AİHM Sözleşmesinin “yaşama hakkı ve etkin soruşturma” ile ilgili maddelerini ihlal ettiği sonucuna vardı.
   Mahkeme ayrıca Ankara’nın kayıp yakınlarının çektikleri acılara sessiz kalmış olması nedeni ile AİHM sözleşmesinin “kötü muamele” ile ilgili 3. maddesinin ihlal edildiğine de hükmetti.
   Karar 16’ya karşı 1 oyla alındı. Karşıt oy Kıbrıslı Türk yargıçtan geldi.

Her davacıya 108 bin Euro tazminat,
72 bin Euro masraf ödenecek

   Mahkeme kararında davacı Rumların milyon Euroluk tazminat taleplerine olumlu yanıt vermedi.   Sadece davacılara 108 bin Euro manevi tazminat 72 bin Euro’da mahkeme masrafı ödemekle cezalandırdı. Mahkeme “yaşama hakkı” ile ilgili ihlal kararını da usulden verdi. Bazı haber ajansaları, usulden verilen “yaşama hakkını ihlal” kararını, “AİHM kayıp olduğu söylenen Kıbrıslı Rumların ölümlerinden Ankara’yı sorumlu tutmuyor” şeklinde yorumladı.


Bazı davacılar hayatta değil

   AİHM, Kıbrıslı Rumların, “insan haklarını çiğnediği” gerekçesiyle Türkiye aleyhine geçmiş yıllarda açmış olduğu 18 davaya ilişkin kararını dün açıklarken, bu davaların genelde 90’lı yıllarda açıldığı ve bazı başvuru sahiplerinin hayatta olmadığı belirtildi.  
   Güney Kıbrıs’taki Politis gazetesi, AİHM’e başvuranların, Girne, Gazi Mağusa, Ozanköy, Alsancak gibi yerlerde taşınmaz mallarının bulunduğunu da yazdı.
   Habere göre başvuru sahipleri arasında Mağusa’daki iki toplumlu Grammer School’un sahibi Hristos Saveriadis, eski milletvekillerinden Eleni Vrahimi ve Girne’deki Rock Rubi Hotel’in sahibi Rok Rubi de bulunuyor.

KIBRIS 23/09/09

 

 

Rum uzlaşmazlığını anlattı

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Londra’da KKTC’nin Dostları Grubu ile yemekte biraraya geldi

Eylem ERAYDIN / LONDRA

   Londra’daki resmi ziyaretine devam eden Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Kuzey Kıbrıs’ın Dostları Grubu’ndan bazı İngiliz siyasetçilerle akşam yemeğinde biraraya geldi.
   Londra’nın merkezindeki Özer Restaurant’ta 21 Eylül Pazartesi akşamı düzenlenen yemeğe, Muhafazakar Müslümanlar Forumu kurucusu Lord Sheikh ve Lady Sheikh, Liberal Demokrat  Haringey Belediye Meclis Üyesi Fiyaz Mughal, Muhafazakar Parti Westminister Belediye Meclis üyesi Dr. Harvey  Marshall, Muhafazakar Partili eski milletvekili  Michael Stephan, emekli hava mareşali Sir Michael Graydon, KKTC’nin İngiliz Parlementosu’nda ki Dostları Grubu genel sekreteri Lady Butterworth, İngiltere - Türk Ticaret Odası Başkanı tanınmış işadamı Remzi Gür, KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü ve  temsilcilik çalışanları katıldı.
 Hüseyin Özgürgün, basına kapalı yapılan yemekte,  İngiltere Parlementosu’ndaki KKTC’nin Dostları Grubu üyeleri  ve belediye meclis üyeleriyle görüş alış verişinde bulundu. Alınan bilgilere göre Özgürgün, Londra’daki dostlardan daha çok destek istedi ve Rum tarafının uzlaşmazlığına dikkat çekti.
   Yemek sonrası temsilcilikten yapılan açıklamaya göre, Dışişleri Bakanı olarak ilk kez Londra’ya gelen Özgürgün, KKTC’nın Dostalrı Grubu üyeleri ve belediye meclis üyeleriyle tanışarak Kıbrıs’taki son gelişmeleri değerlendirdi.  Tanışma yemeği olarak temsilcilik tarafından organize edilen gecede, Hüseyin Özgürgün’ün, Kıbrıslı Türklere yakın İngiliz siyasetçiler ile  bundan sonra yapılacak çalışmalar için görüş alış verişinde bulunduğu bildirildi.

KIBRIS 23/09/09

 

 

“Kıbrıslı çözüm olamaz”

Talat, Hristofyas’ın aksine, ABD’nin Kıbrıs sorununa müdahalesini istedi

(T.A.K:- Özgül Gürkut MUTLUYAKALI)
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümü için devam eden süreçte BM parametreleri dışında öneri yapan kim olursa olsun, BM tarafından uyarılması gerektiğini söyledi.
   Talat, BM’nin bu parametreler dışında öneri yapan Rum tarafına, çıkardıkları yaygara nedeniyle sessiz kaldığını belirterek, tarafların yerleşmiş pozisyonları nedeniyle Kıbrıslı çözüm olamayacağını, BM veya uluslararası toplumun doğrudan katılımının şart olduğunu vurguladı.
   ABD’deki temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, geçtiğimiz gün Washington’da Bülent Alirıza’nın sunduğu ve TRT Int’te yayımlanan “Studio Washington”a konuk oldu.
   BM Genel Kurulu nedeniyle New York’ta bulunan çeşitli ülkelerin temsilcileriyle görüşmeyi planladığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, dün New York’a gitti.

“ABD daha fazla rol almalı”

   Rum tarafının uluslararası aktörlerin Kıbrıs sorununda yer almasını istemediğini ancak ABD’nin önemli bir uluslararası aktör olarak Kıbrıs sorununda daha fazla rol almasını ve görüşmelerin daha hızlandırılmasına destek olmasında yarar gördüğünü söyledi.
   Talat, ABD’nin geçmişte Kıbrıs’la ilgili ya dışişleri ya da başkanlıktan temsilcileri bulunduğunu, böylece tarafları cesaretlendirdiğini kaydederek, özel temsilci atanması taleplerinin daha önce olduğunu; görüşmelerinde bunu tekrarlayabileceğini ifade etti.

“Kıbrıslılar çözecek demek geciktirmek olur”
   Uluslararası bir sorun olan Kıbrıs sorununu Kıbrıslılar arasında bir sorunmuş gibi takdim etmenin ve sorunu sadece Kıbrıslıların çözeceğini söylemenin, çözümü geciktirmek olacağını vurguladı.
   Talat, Kıbrıs sorununun toplumlararası bir sorun olarak başladığına işaret ederek, çok kısa sürede uluslararası bir savaşa dönüştüğünü; bugün de uluslararası bir sorun olmaya devam ettiğini; aynı zamanda Türkiye’nin sorunu haline geldiğini anlattı.
   Cumhurbaşkanı Talat, ABD’nin şimdi Kıbrıs sorununda bir katalizör rolü oynayabileceğini ifade etti. ABD’nin Kıbrıs sorununa daha çok ilgi göstermesinin herkesin faydasına olacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, uluslararası toplumu eskiye göre Kıbrıs sorununda daha dengeli bir yaklaşım sergilediğini, sorunu daha iyi anladığını belirtti.
   2004’ten sonra Kıbrıs Türk halkının çözümü desteklediğini dünyaya gösterdiğini ifade eden Talat, bunun da uluslararası toplumun Kıbrıs Türk halkına bakışını değiştirdiğini; ABD’nin Kıbrıs sorununa artan ilgisinin nedenlerinden birinin de bu olduğunu söyledi.
  Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki -Moon’un Kıbrıs sorununa daha çok ilgi göstermesinin ve daha aktif bir rol üstlenmesinin bir ihtiyaç olduğunu vurgulayarak, “Kıbrıs’taki çözümsüzlük BM’nin de aleyhinedir” dedi.
   Çözümün gecikmesinin, çözümsüzlük olasılığını artırdığına işaret eden Talat, çözümün zemininin başka yöne kaymasına neden olduğunu ve çözümü zorlaştırdığını söyledi.
   Referandumdan bugüne 5 yıl geçtiğini, eğer referandumun sonucu olumlu çıksaydı bugüne dek bütün süreçlerin tamamlanmış olacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözümün yer değiştirmeler ve mülkiyetle ilgili düzenlemeler de öngördüğünü hatırlattı.
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerin birinci turunun iddia edildiği kadar kötü geçmediğini, kendi beklenti sınırları içinde olumlu gelişmeler sağlandığını kaydetti.
   Talat, Rum tarafının zaman zaman masaya BM parametrelerinin dışında öneriler getirdiğini hatırlatarak, bu devam ettiği sürece zorluklar yaşandığını ifade etti.
   Sürecin yavaş ilerlediğini belirten Talat, 2008’in hatta 2009’un sonlarına bir çözüm öngördüklerini, son görüşmelerinde müzakereleri hızlandırmak amacıyla haftada en az iki kez görüşme kararı aldıklarını hatırlattı.
  Cumhurbaşkanı Talat, “Dolayısıyla daha hızlı bir görüşme süreci yaşanacağını düşünüyoruz” diye konuştu.
   Talat, bir soruyu yanıtlarken şunları söyledi:

“BM ‘çizmeyi aşıyorsun’ demeli”

   “BM parametrelerinin dışında öneri yapan kim olursa olsun anında onun BM tarafından uyarılması lazım ve denmesi lazım ki ‘çizmeyi aşıyorsun’. Bu yapılmadığı için Möller döneminde başlayarak bu sıkıntıyı yaşıyoruz. Ne zaman ki Kıbrıs Rum tarafı BM parametreleri dışında bir öneri ortaya koyuyor, BM buna sessiz kalıyor. Halbuki Genel Sekreter toplu çalışmanın (body of work’un) önemli olduğunu biliyorlar ve raporda ona değiniyorlar. Ancak Rum tarafının yüksek perdeden çıkardığı yaygara üzerine bir iki raporda buna değinirken üçüncü raporda buna değinmemeye başlıyor.
   Şimdi ‘Kıbrıslılar için Kıbrıslı çözüm’ diye bir nakarat benimsediler. Kıbrıslılar için Kıbrıslı çözüm olmaz; bu mümkün değildir. Bugüne kadar olmamıştır. Bugüne kadar böyle bir şey gündeme gelmemiştir. Olamaz çünkü taraflar o kadar yerleşmiş pozisyonlara sahiptirler ki bunları değiştirmek, tavizler vermek BM’nin veya uluslararası toplumun doğrudan katılımı olmadığı takdirde mümkün olmaz diye düşünüyorum.”
   Cumhurbaşkanı Talat, AB’nin rolüyle ilgili soruya karşılık, AB’nin Rumların varlığına rağmen önemli bir rol oynayabileceğini ifade ederek, AB Komisyonu’nun da bunu yaptığını, ancak bu rolünü artırmasının mümkün olduğunu belirtti.
   Rum tarafının baskılarından dolayı AB’nin bir takım kararları alamadığını dile getiren Talat, bunun acısını Kıbrıslı Türklerin çektiğini söyledi.

KIBRIS 23/09/09

 

KIBRISLI’ BİR ÇÖZÜM YOKTUR’

   

Cumhurbaşkanı Talat, TRT INT’te vurguladı; “Kıbrıslı çözüm olamaz. BM parametreleri dışında öneri yapanı yine BM uyarmalı. BM ve uluslararası toplum Kıbrıs sorununda daha fazla rol almalı”


Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümü için devam eden süreçte BM parametreleri dışında öneri yapan kim olursa olsun, BM tarafından uyarılması gerektiğini söyledi.
Talat, BM’nin bu parametreler dışında öneri yapan Rum tarafına, çıkardıkları yaygara nedeniyle sessiz kaldığını belirterek, tarafların yerleşmiş pozisyonları nedeniyle Kıbrıslı çözüm olamayacağını, BM veya uluslararası toplumun doğrudan katılımının şart olduğunu vurguladı.
ABD’deki temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Washington’da Bülent Alirıza’nın sunduğu ve TRT INT’te yayımlanan “Studio Washington”a konuk oldu.
BM Genel Kurulu nedeniyle New York’ta bulunan çeşitli ülkelerin temsilcileriyle görüşmeyi planladığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, New York’a gitti.

ABD daha fazla rol almalı

Rum tarafının uluslararası aktörlerin Kıbrıs sorununda yer almasını istemediğini ancak ABD’nin önemli bir uluslararası aktör olarak Kıbrıs sorununda daha fazla rol almasını ve görüşmelerin daha hızlandırılmasına destek olmasında yarar gördüğünü söyledi.
Talat, ABD’nin geçmişte Kıbrıs’la ilgili ya dışişleri ya da başkanlıktan temsilcileri bulunduğunu, böylece tarafları cesaretlendirdiğini kaydederek, özel temsilci atanması taleplerinin daha önce olduğunu; bugünkü görüşmelerinde bunu tekrarlayabileceğini ifade etti.

Kıbrıslılar çözecek demek geciktirmedir

Uluslararası bir sorun olan Kıbrıs sorununu Kıbrıslılar arasında bir sorunmuş gibi takdim etmenin ve sorunu sadece Kıbrıslıların çözeceğini söylemenin, çözümü geciktirmek olacağını vurguladı.
Talat, Kıbrıs sorununun toplumlararası bir sorun olarak başladığına işaret ederek, çok kısa sürede uluslararası bir savaşa dönüştüğünü; bugün de uluslararası bir sorun olmaya devam ettiğini; aynı zamanda Türkiye’nin sorunu haline geldiğini anlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, ABD’nin şimdi Kıbrıs sorununda bir katalizör rolü oynayabileceğini ifade etti. ABD’nin Kıbrıs sorununa daha çok ilgi göstermesinin herkesin faydasına olacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, uluslararası toplumu eskiye göre Kıbrıs sorununda daha dengeli bir yaklaşım sergilediğini, sorunu daha iyi anladığını belirtti.
2004’ten sonra Kıbrıs Türk halkının çözümü desteklediğini dünyaya gösterdiğini ifade eden Talat, bunun da uluslararası toplumun Kıbrıs Türk halkına bakışını değiştirdiğini; ABD’nin Kıbrıs sorununa artan ilgisinin nedenlerinden birinin de bu olduğunu söyledi.

Ban daha çok ilgi göstermeli

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un Kıbrıs sorununa daha çok ilgi göstermesinin ve daha aktif bir rol üstlenmesinin bir ihtiyaç olduğunu vurgulayarak, “Kıbrıs’taki çözümsüzlük BM’nin de aleyhinedir” dedi.
Çözümün gecikmesinin, çözümsüzlük olasılığını artırdığına işaret eden Talat, çözümün zemininin başka yöne kaymasına neden olduğunu ve çözümü zorlaştırdığını söyledi.
Referandumdan bugüne 5 yıl geçtiğini, eğer referandumun sonucu olumlu çıksaydı bugüne dek bütün süreçlerin tamamlanmış olacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözümün yer değiştirmeler ve mülkiyetle ilgili düzenlemeler de öngördüğünü hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerin birinci turunun iddia edildiği kadar kötü geçmediğini, kendi beklenti sınırları içinde olumlu gelişmeler sağlandığını kaydetti.

Zorluk yaşanıyor

Talat, Rum tarafının zaman zaman masaya BM parametrelerinin dışında öneriler getirdiğini hatırlatarak, bu devam ettiği sürece zorluklar yaşandığını ifade etti.
Sürecin yavaş ilerlediğini belirten Talat, 2008’in hatta 2009’un sonlarına bir çözüm öngördüklerini, son görüşmelerinde müzakereleri hızlandırmak amacıyla haftada en az iki kez görüşme kararı aldıklarını hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, “Dolayısıyla daha hızlı bir görüşme süreci yaşanacağını düşünüyoruz” diye konuştu.
Talat, bir soruyu yanıtlarken şunları söyledi:

BM ‘çizmeyi aşıyorsun’ demeli

“BM parametrelerinin dışında öneri yapan kim olursa olsun anında onun BM tarafından uyarılması lazım ve denmesi lazım ki ‘çizmeyi aşıyorsun’. Bu yapılmadığı için Möller döneminde başlayarak bu sıkıntıyı yaşıyoruz. Ne zaman ki Kıbrıs Rum tarafı BM parametreleri dışında bir öneri ortaya koyuyor, BM buna sessiz kalıyor. Halbuki Genel Sekreter toplu çalışmanın (body of work’un) önemli olduğunu biliyorlar ve raporda ona değiniyorlar. Ancak Rum tarafının yüksek perdeden çıkardığı yaygara üzerine bir, iki raporda buna değinirken üçüncü raporda buna değinmemeye başlıyor.

‘Kıbrıslı çözüm’ nakaratı

Şimdi ‘Kıbrıslılar için Kıbrıslı çözüm’ diye bir nakarat benimsediler. Kıbrıslılar için Kıbrıslı çözüm olmaz; bu mümkün değildir. Bugüne kadar olmamıştır. Bugüne kadar böyle birşey gündeme gelmemiştir. Olamaz çünkü, taraflar o kadar yerleşmiş pozisyonlara sahiptirler ki bunları değiştirmek, tavizler vermek BM’nin veya uluslararası toplumun doğrudan katılımı olmadığı takdirde mümkün olmaz diye düşünüyorum.”
Cumhurbaşkanı Talat, AB’nin rolüyle ilgili soruya karşılık, AB’nin Rumların varlığına rağmen önemli bir rol oynayabileceğini ifade ederek, AB Komisyonu’nun da bunu yaptığını, ancak bu rolünü artırmasının mümkün olduğunu belirtti.
Rum tarafının baskılarından dolayı AB’nin bir takım kararları alamadığını dile getiren Talat, bunun acısını Kıbrıslı Türklerin çektiğini söyledi.

STAR KIBRIS 23/09/09

 

‘DÖNÜŞÜMLÜ BAŞKANLIK OLMAZSA OLMAZ’

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın müzakere heyetinde yer alan Kamu Hukuku Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Tufan Erhürman, müzakerelerde Türk tarafınca gündeme getirilen “başkanlık üyelerinin senato tarafından ortak listeyle seçilmesine” ilişkin önerinin, Türk ve Rum partilerin federal hükümeti kurmada işbirliği ve koalisyonunu öngördüğünü vurguladı. “Buradaki işbirliği seçim meydanında değil, ortak hükümeti kurmada olacak” diyen Erhürman, federal çözümü savunanların Senato’da işbirliğine ve koalisyon arayışına hazır olmaları gerektiğini söyledi.

Senatoda iki toplumda ayrı ayrı seçilecek senatörlerin eşit temsiliyetinin sözkonusu olduğunu, bu nedenle öneriyle iki ayrı demokrasinin ortadan kalkmadığını anlatan Erhürman, bu önerinin dönüşümlü başkanlığı da içerdiğine dikkat çekerken de “Rumlar, dönüşümlü başkanlıktan vazgeçeceksek 1960’taki gibi iki ayrı bölgede iki ayrı seçim olabileceğini söylüyorlar” dedi.

TAK’a anlattı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la birlikte görüşmelere katılan, aynı zamanda özel temsilciler arasındaki görüşmeler ile çalışma gruplarında da Kamu Hukuku Uzmanı olarak yer alan Doğu Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç Dr. Tufan Erhürman, son günlerde gündem oluşturan Türk tarafının yeni önerisine ilişkin TAK muhabirinin sorularını yanıtladı.
Tufan Erhürman, “Dönüşümlü başkanlık olmazsa olmaz” dedi

Yeni değil
Yaklaşık bir yıl önce başlayan müzakere sürecinin ilk aylarında Türk tarafının “yürütme” konusunda Annan Planı’nda da yer alan “Senato tarafından ortak liste seçilmesi” önerisinde bulunduğunu anlatan Erhürman, “Son öneri, ilk önerinin geliştirilmiş şekli ama ‘senato tarafından ortak liste seçilmesi’ önerisi yeni bir öneri değil. Bugün ortak listeye veya senato tarafından seçilmeye karşı çıkanların, bir yıl önce niye ses çıkarmadıklarını anlamak zor” dedi.
İlk öneride sadece başkan ve başkan yardımcısının değil, toplam 7 kişilik kabinenin tamamının ortak listede seçilmesi sözkonusu iken, uzun tartışmaların ardından açılım olarak gündeme gelen yeni öneride sadece başkanlık üyelerinin ortak listeyle seçilmesinin gündeme geldiğini belirten Erhürman, ilk öneriden son öneriye yaşanan süreci nedenleriyle anlattı.

Senatoya Rum tarafı karşı çıktı
Erhürman’ın verdiği bilgiye göre, geçtiğimiz yıl müzakere sürecinin başlamasıyla Türk tarafı, Annan Planı’nın yüzde 65 oranında onaylanmasından hareketle, bu planda da yer alan “senatonun ortak listeyle yürütmeyi belirlemesini” önerdi. İsviçre modeli olarak da bilinen bu öneriye göre, eşit sayıda Türk ve Rum’dan oluşacak 48 kişilik senato, yüzde 50+1’le yürütmeyi seçebilecekti. Yüzde 50+1, 24 Türk ve 24 de Rum senatörün yer aldığı senatoda 25 oy demek. Ama bu kadar da yetmiyor, Annan Planı’nda bu 25 oyun içinde en az 10 Türk ve en az 10 Rum senatörün oyu da şart... Türk tarafının müzakerelerdeki ilk önerisinde ise, Annan Planı’ndan farklı olarak, bu 25 oyun içinde en az 12 Türk ve en az 12 Rum senatörün oyu da aranıyor...
Ancak Rum tarafı yürütmenin, yani federal hükümetin senato tarafından seçilmesine karşı çıktı ve Türk tarafının bu önerisine karşılık ortak listeyle halk tarafından seçim önerdi. Daha kalabalık olduğu için Rum nüfusun belirleyici olacağı, Türk ve Rum adayların örneğin Lefkoşa’da, Baf’ta birlikte seçim propagandasına katılmasını zorunlu kılan bu öneriye de Türk tarafı karşı çıktı.

Sistemi kilitler
Başkan ve Başkan Yardımcısı’nın Rum tarafının önerisi uyarınca tek listeyle seçimle belirlenmesinin, iki toplumun nüfusları arasındaki fark nedeniyle siyasi eşitliğe aykırı olması yanında, yürütme ve senatonun ayrı seçilmesi nedeniyle sistemin kilitlenebileceğini de anlatan Erhürman, şunları söyledi:
“Amerika’da bu sistem var ve sorun çıkmıyor. Yani başkan ve başkan yardımcısı ayrı, senato ayrı seçiliyor. Ama Amerika’da 2 parti var ve bunlar ideolojik temele dayanan partiler değil. 2’si de kitlesel partiler. Kıbrıs’ta ise hem çok parti var, hem de partiler genellikle ideolojik temelli, ayrıca disiplinli, yani bir partinin senatörünün başka bir partinin başkan ya da başkan yardımcısının önerilerini desteklemesi kolay olmuyor. Bu koşullarda Başkan ve Başkan Yardımcısı’nın ayrı seçimle, senatonun ayrı seçimle belirlenmesi, sistemi (yasama-yürütme ilişkilerini) kilitleyebilir. Başkanlık üyelerinin arkasında yasama organının güçlü desteği olması önemli. Başkanlık üyelerinin Senato tarafından seçilmesi ise hem bu sorunu ortadan kaldırır, hem siyasi eşitliğe uygun…Ayrıca, halkın önüne tek listeyle çıkmak Rum ve Türk siyasi partilerin birlikte propaganda yapmasını zorunlu kılıyor ki bu da demokrasiye çok uygun değil, çünkü hiçbir parti kendi seçmeninden tek başına oy isteyemeyecek demektir”...

Dönüşümlü başkanlık olmazsa olmaz

Başkanlığın dönüşümlü olmasının Türk tarafının olmazsa olmazı konumunda olduğuna ve bunun Rum tarafınca da kabul edilerek kayıtlara girdiğine işaret eden Erhürman, başkan ve başkan yardımcısından oluşan Başkanlık Üyelerinin Senato tarafından seçilmesine ilişkin son öneriyi şöyle özetledi:
“Müzakerelerin başladığı ilk günlerde, Başkanlık üyeleri dahil 7 kişilik kabinenin Senato tarafından seçilmesini önermiştik. Yeni öneri ise, sadece Başkanlık Üyelerinin seçimini öngörüyor. Senato tarafından seçilecek Başkanlık üyeleri de kendi bakanlarını kendileri seçecek. Bu hem siyasi eşitliğe uygun, hem de güçlü bir yürütme yaratıyor.
Türk ve Rum tarafında ayrı ayrı seçilecek eşit sayıdaki Türk ve Rum senatörlerden oluşacak 48 kişilik Senato yürütmeyi seçecek. Biri Türk, biri Rum Başkanlık üyeleri ortak listeyle seçilecek. İlk turda yüzde 50+1 oy aranacak… Yani 25 oy… Bu 25 oy içinde de Türk ve Rum parlamenterlerin sayısı ayrı ayrı 12’nin altında olamayacak.
İlk turdan sonuç çıkmazsa, aynı oranlarla ikinci tur yapılacak. Gene sonuç alınamazsa 3. tura, en çok oyu alan 2 pusula katılacak. Bu turdan da sonuç çıkmazsa en çok oyu olan veya en büyük iki parti (Türk ve Rum) seçim hükümeti kuracak ve bir yıl sonra seçime gidilecek…”

Anayasayla belirlenecek
Dönüşümlü başkanlığın nasıl olacağının, başkanlık üyelerinin kaç yıllığına seçileceğine bağlı olarak anayasayla belirleneceğini de söyleyen Erhürman, “Ortak listeyle Başkan ve Başkan Yardımcısı değil, biri Türk biri Rum ‘Başkanlık Üyeleri’ seçilecek. Hangisinin kaç yıllığına başkan, hangisinin kaç yıllığına başkan yardımcısı olacağı anayasadaki hükümlere göre belirlenecek” dedi.

İki ayrı demokrasi zaten var
Bu öneriyle ilgili eleştirilere yönelik soruları da yanıtlayan Erhürman, “iki ayrı demokrasi ortadan kalkacak” eleştirisine, “Kalkmaz, çünkü senatonun oluşumu iki ayrı demokrasiye dayanıyor. 48 senatörün yarısı Türk, yarısı Rum ve herkes kendi tarafında seçilecek. Halkı temsil eden bu senatörler de başkanlık üyelerini belirleyecek. Bu aynen bugün KKTC’de olduğu gibi ayrı ayrı seçilen siyasi partilerin Cumhuriyet Meclisi’nde hükümeti kurmak için koalisyon oluşturmasına benziyor” diye yanıt verdi.
Erhürman, “ortak liste” konusundaki eleştirilere karşılık da “Bir Türk ve bir Rum adaydan oluşan ‘Başkanlık Üyelerinin’ ortak listeyle seçime katılmaları Annan Planı’nda da vardı. Bu nedenle bizim ilk pozisyonumuzdur. Müzakerelerin başladığı günden beri, yaklaşık bir yıldır masaya koyduğumuz bir öneri. Bu önerimizi herkes biliyordu ve kimse karşı çıkmadı” şeklinde konuştu.

Olmayacaksa ayrı seçim olur

“Başkanlık üyelerinin iki toplumda ayrı seçimlerle ayrı ayrı belirlenmesine” ilişkin görüşlerin anımsatılması üzerine ise Erhürman, özetle şunları söyledi:
“1960’daki gibi Başkanlık dönüşümlü olmayacaksa bu mümkün ve Rumlar da karşı değil. Ama biz dönüşümlü başkanlıkta ısrarlıyız ve hem Rumlara, hem dünyaya bunu kabul ettirdik. Yani Türk Başkan da olacak ve Türk Başkan, sadece Türk nüfusu değil Rum nüfusu da temsil edecek. Bu durumda ortak meşruiyet önemli. Rumlar Türk başkanı, Türkler Rum başkanı onaylamalı. Bunu Rumların önerdiği gibi tek liste üzerinde halk tarafından seçimle yapamayacağımıza göre, Senato yoluyla yapmak hem adil, hem demokratik, hem eşit…”

Bugünkü yapıyla tek UBP
Başkanlık üyelerinin senatoda seçilmesinin, senatoda temsil edilen Türk ve Rum partilerin işbirliği ve koalisyonunu öngördüğüne dikkat çeken Erhürman, “Örneğin UBP bugünkü KKTC Meclis yapısıyla en fazla milletvekiline sahip parti. Bugünkü şartlarda senatoda da en fazla üyeye sahip olacak. Başkanlık adaylığında en fazla üyeye sahip bir Rum partiyle koalisyon kurup ortak liste çıkarabilecek” dedi. Erhürman, örneğin bugünkü oy dağılımı esas alınırsa, hükümeti kurabilecek tek Türk partisinin UBP olduğunu da vurguladı.
Türk ve Rum siyasi partiler arasındaki işbirliğinin seçimde değil, hükümeti kurmada gerekli olacağına özellikle vurgu yapan Erhürman, “CTP seçimlerin ardından hükümeti kurmak için DP ile işbirliği yaptı, koalisyon oluşturdu. Ama CTP ve DP seçim propagandasını birlikte yapmadı. Seçime ayrı ayrı katıldılar. Sırasında uç gibi görünen partiler de hükümet kurmak için koalisyon kurarlar” diye örnekleme yaptı.

Konfederal devlet yok
Son önerinin siyasi partilere detaylarıyla anlatıldığını vurgulayan Erhürman, olası federal devlette dış politikadan ekonomiye, terörle mücadeleden iletişime kadar birçok konuda ortak politikaların kaçınılmaz olduğuna işaret etti.
Yrd. Doç. Dr. Erhürman, “Federal devletlerde işbirliği, ortak federal yönetim esastır. Federal çözüme karşı olanların öneriye karşı olmaları normal, ama bunu söylemeleri gerekir. Hem federasyon istiyoruz, hem işbirliğine karşıyız demek olmaz. Konfederal çözüm isteyenlerin de bunu açık açık söylemeleri gerekir. Ancak unutulmamalı ki şu an konfederasyon olan tek devlet yok. Konfederasyon
bir devlet biçimi değil, federasyon devlet biçimidir…”

STAR KIBRIS 23/09/09

 

ÖZGÜRGÜN’ÜN GÜNDEMİ YOĞUN

   

Mihrişah Safa

Londra’da bulunan Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, onuruna verilen yemekte KKTC’nin dostlarıyla buluştu.

Londra Temsilcisi Kemal Köprülü, Hukuk Ataşesi Aysan Mullahasan ve 3. Kâtip Müjde İnançoğlu’nun da katıldığı yemekte, KKTC’nin dostları grubu üyeleri de hazır bulundu.
Londra’nın en ünlü Türk lokantalarından Özer Retaurant’ta verilen yemeğe, Lord Ahmet (İşçi Partisi), Lord Sheiskh (Muhafazakar), Liberal Demokrat Harringey Belediye Meclisi üyesi Fiyaz Mughal, eski milletvekili Michael Stephen, halkla ilişkiler görevlisi Makx de TrenseKKTC Parlamento Grubu Sekreteri Lady Butter Worth, Muhafazakar parti West Minster Belediye Meclis üyesi Harwey Marshall, Türk-İngiliz Ticaret odası Başkanı Temzi Gür ve işadamı Hüseyin Özer de katıldı.

Mülakat verdi

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün dün ayrıca Financial Times Avrupa Editörü’ne Londra Temsilciliğinde bir mülakat verdi.
Özgürgün, öğleden sonra Kemal Köprülü’nün de katıldığı yemekte, Avrupa ve Küreselleşme Genel Müdürü Nick Baird bir araya geldi.
Dışişleri Bakanı Özgürgün, akşam ise, Türkolog ve tarihçi Andrew Manos’un son kitabının tanıtımı dolayısıyla verilen davete ve akşam yemeğine katıldı ve burada, Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Yiğit Alpogan ve eşi Bernev Alpogan tarafından ağırlandı. Davete, emekli hava mareşali Sir Michael Graydon da katıldı.
Özgürgün bugün de, bazı sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle bir araya gelecek.

STAR KIBRIS 23/09/09

 

ECHR rules in favour of 18 Greek Cypriots

THE EUROPEAN Court of Human Rights (ECHR) yesterday ruled in favour of 18 Greek Cypriot appeals on occupied property cases, in a move described as ‘damning’ for Turkey.

The development was deemed “a great success” by the lawyer of seven applicants, Achilleas Demetriades, who said this would finally bring an end to a cycle of 32 cases. There is just one left pending.

Also pending are the penalties that will be imposed on the Turkish government.

“It is a great success,” said Demetriades. “With this decision, the court will move on to the third phase of the procedure, which is ruling the compensations. I am expecting Turkey to request permission to appeal the case, as it did with the previous cases, but I don’t think this will be given.”

He said the compensation would most likely be announced in around a year from now.

“All our efforts our now centred on the hearing we will have on November 18, where the court is going to examine the legality and effectiveness of the Property Commission in the occupied areas,” said Demetriades.

CYPRUS MAIL 23/09/09

 

Does Eroglu speech mark beginnings of ‘no’ campaign?
By Simon Bahceli

THE SEEDLINGS of a possible ‘no’ campaign to be pitted against a future power-sharing agreement on Cyprus emerged yesterday, as Turkish Cypriot ‘prime minister’ Dervish Eroglu called on Turkish Cypriots to “embrace the state” in the north.

Eroglu, known as a hardliner on the Cyprus issue, was elected last April and has repeatedly said he will, “if necessary”, oppose an agreement thrashed out by Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat and President Demetris Christofias.

Speaking yesterday at an agricultural event, Eroglu said that failure on the part of Turkish Cypriots to struggle for the continued existence of their ‘state’ would lead to Greek Cypriots “taking the ground from beneath our feet and our flags from the air”.

Eroglu also warned Turkish Cypriots to “beware the re-emergence” of a solution model resembling the UN-backed Annan plan, which he and his National Unity Party (UBP) opposed in 2004. Almost 65 per cent of Turkish Cypriots however voted ‘yes’ to the reunification plan while almost three-quarters of Greek Cypriots rejected it.

In the same speech, Eroglu told Turkish mainlanders that “all citizens who have come here from the motherland are now considered citizens of the Turkish Republic of Northern Cyprus (TRNC)”, inferring that he would oppose a solution deal that did not give the right to stay to those considered settlers by the government.

It is rumoured that the Greek Cypriot side is prepared to accept the continued presence of around 50,000 Turkish mainlanders after a settlement. However there are currently several times that figure residing in the north, although the majority of them are not ‘TRNC’ citizens but workers, with their families and students on temporary residency permits.

A source close to Eroglu yesterday denied the existence of a ‘no’ campaign at present, but did not rule out the possibility of one being formed if it was felt Talat had made “too many concessions” at the negotiating table.

“We cannot say ‘no’ now, we have to wait and see what is put forward,” the source told the Cyprus Mail yesterday. The source added that little had been revealed on what has so far been agreed between the two leaders, but warned that what had so far been leaked into the public domain had given Eroglu and his party “cause for concern”.

“We have seen the power-sharing proposal put forward by our side and I must say we have our concerns about the idea of Turkish and Greek Cypriots being on the same electoral ticket,” the source said, adding that the UBP’s view was that the north and south of the island should unite in their current states and work towards closer unity in the future.

“The closer the two states get in the future, the stronger the central federal government will become,” the source said, adding: “We need a solution that doesn’t change the current situation too much. A bad solution would be worse than no solution.”

The source also warned that without the UBP and other parties’ support Talat would not get the go-ahead from the Turkish Cypriot ‘parliament’ to hold a referendum in the north should a solution blueprint emerge from ongoing negotiations.

“We and the other parties hold two thirds of the seat in parliament, so we have the power to block Talat if we need to,” the source said.

CYPRUS MAIL 23/09/09

 

EROĞLU UYARDI

   

Harnup Festivalinde konuşan başbakan Eroğlu: KKTC devleti’ne dört elle sarılmak gerekir, aksi halde altımızdan toprağı, üstümüzden bayrağımızı alırlar. Önümüzdeki aylarda Annan Planı gibi sürpriz bir planla karşılaşılabiliriz

Tatlısu Belediyesi tarafından düzenlenen 4. Uluslararası Geleneksel Harnup Festivali ‘nin açılışı önceki akşam başbakan Derviş Eroğlu tarafından yapıldı. Törende, Tarsus Halk Eğitim Merkezi’nin folklor gösterisi, Aşuk ile Maşuk ve ateş dansı gösterisi ile ilizyon gösterileri gerçekleştirildi. Başbakan Derviş Eroğlu, KKTC Devleti’ne dört elle sarılmak gerektiğine işaret ederek “aksi halde altımızdan toprağı üstümüzden bayrağımızı alırlar” dedi. Eroğlu, önümüzdeki aylarda Annan Planı gibi sürpriz bir planla karşılaşılabilineceğini de belirterek, görüşmelerde KKTC’nin esas alınması gerektiğinin önemini vurguladı.

Anavatandan gelenler, KKTC vatandaşıdır
Başbakan Derviş Eroğlu, Tatlısu’da yapılan yatırımları memnuniyetle izlediğini, yapılan her yatırımın bu topraklar bizimdir mesajı içerdiğini söyledi. Eroğlu, önümüzdeki aylarda Annan Planı gibi sürpriz bir planla karşılaşılabilineceği uyarısında da bulunarak “Dikkatli olmalıyız KKTC devleti için yapılan görüşmelerde KKTC’nin esas alınması lazım, bunu dünyaya duyurmalıyız” dedi. KKTC devletinin yaşatılması gerektiğinin altını çizen Eroğlu, Anavatandan gelen her vatandaşın da artık KKTC vatandaşı olduğunu vurguladı. Devlet çatısı altında özgürce, can güvenliği içinde yaşandığını dile getiren Başbakan Eroğlu, müzakere sürecine de değinerek Kıbrıs’ta tek eksik olanın anlaşma olduğunu, ancak anlaşma olması için kazanılmış haklardan vazgeçilemeyeceğini vurguladı.

Ateş dansı ve ilizyon gösterileri
Törende, Tarsus Halk Eğitim Merkezi’nin folklor gösterisi, Aşuk ile Maşuk ve ateş dansı gösterisi ile ilizyon gösterileri gerçekleştirildi. Törenin açılış konuşmasını Tatlısu Belediye Başkanı Hayri Orçan yaptı. Orçan konuşmasında, festivalin hem beldede sosyal, kültürel aktivitelerin gerçekleşmesi, hem de harnup ağacına dikkat çekmek amacıyla düzenlendiğini söyledi. Bu yıl harnup fiyatının geçen yılki fiyatın da altında açıklandığını, bunun da üreticiyi çok üzdüğünü kaydeden Orçan, bu konuda hükümetten yardım beklediklerini söyledi.



Hedef yüz bin harnup
Tarsus Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz da, Anavatan Türkiye ile Yavru Vatan Kıbrıs’ın birbirinden ayrılmasının söz konusu olmadığını dile getirerek, Tarsus Belediyesi’nin Tatlısu Belediyesi ile 1995 yılından beri kardeş belediye olduğunu, her geçen gün de ilişkilerinin güçlendiğini ifade etti. Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Nazım Çavuşoğlu da bakanlığının bu yıl 100 bin harnup ağacı dikme projesi hazırladığına işaret ederek, dünya piyasasında harnup fiyatının çok düştüğünü bu durumdan ülkedeki harnup fiyatının da etkilendiğini ancak, ihracatı artırarak piyasayı hareketlendirmeye çalışılacağını söyledi.

STAR KIBRIS 23/09/09

 

 

Hristofyas: "Maraş Rum tarafına iade edilmeli"

CNN TURK 24/09/09

 

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, müzakerelerde ilerleme olmasına karşın bunun nihai çözüme yakın olduğuna dair iyimserlik yaratmadığını söyledi.

Dimitris Hristofyas, Türkiye'nin Kıbrıs'ta "iyiniyet" olarak, kapalı Maraş'ı iade etmesi gerektiğini savundu. Rum radyosunun haberine göre, BM Genel Kurulu'nda konuşan Hristofyas, Türkiye'yi, "kamuoyu önündeki açıklamalarında müzakere sürecini desteklediğini söylemesine karşın gerçekte Kıbrıs sorununa konfederal çözüm bulunmasını ileriye götürmekle", Kıbrıs Türk tarafını ise, "Türkiye'ye dayanarak, BM'nin Kıbrıs'a ilişkin kararları dışına çıkaracak öneriler ve tezler ortaya koymakla" suçladı.

"Türkiye'nin, BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarında belirlenen siyasal eşitliğe dayalı iki kesimli ve iki toplumlu federal çözümle bağdaşması gerektiğini" ifade eden Hristofyas, "Türkiye'nin yapabileceği iyiniyet göstergesinin, kapalı Maraş'ın BM idaresine verilmesini ve 'yasal' sahiplerine iadesini öngören 550 sayılı BM kararının uygulanması olduğunu" savundu.

Türkiye'nin, Kıbrıs Rum yönetimiyle ilişkilerini "normalleştirmesi" gerektiğini de savunan Hristofyas, Türk askerininin Kıbrıs'taki varlığını "işgal" olarak niteledi ve "BM Güvenlik Konseyi üyesi bir ülkenin 35 yıl 'işgal' ordusunu BM ve AB üyesi bir başka ülkede barındırması çelişkidir" dedi.

"Doğrudan müzakerelerde ilerleme sağlandığını, ancak bunun, Kıbrıs sorununun nihai çözümüne yakın olunduğu biçiminde iyimserlik yaratmadığını" ileri süren Hristofyas, "Türk tarafının, 2. turda çözüme ulaştıracak revize edilmiş tezler ortaya koyacağına inanmak istediklerini" kaydetti.

 

 

UNESCO için Livaneli'yi değil Mısır'ı destekledik

CNN TURK 24/09/09

Dünyanın en prestijli kurumlarından birinin UNESCO'nun başına bir Türk gelecekti, ama olmadı. Üstelik Türkiye, bu fırsatı kendi elleriyle kaçırdı. Türkiye, UNESCO Başkanlığı için yapılan oylamada kendi vatandaşı olan Zülfü Livaneli'ye değil Mısır'ın Kültür Bakanı'na destek verdi. Başkanlık yarışını ise Bulgar aday kazandı.

Birleşmiş Milletler'in eğitim ve kültür kurumu UNESCO, dünya çapında kültür ve eğitim işlerini organize eden en üst düzey kuruluş. Birleşmiş Milletler'in en prestijli organlarından biri.

Üye ülkeler bir süredir yeni başkanı seçmek için oylama yapıyordu. Türkiye bu oylama sürecinde benzerine az rastlanır bir politika izledi.

1996'dan beri iyi niyet elçiliği yapan Zülfü Livaneli'nin başkanlığı söz konusuydu.

Türkiye Livaneli'yi değil, Mısır'ın Kültür Bakanı Faruk Hüsnü'yü destekledi.

Neticede başkanlığı ne Faruk Hüsnü ne de Zülfü Livaneli kazanabildi. İpi, Bulgaristan'ın UNESCO nezdindeki Büyükelçisi Irina Bokova göğüsledi.

Peki Türkiye neden Livaneli'yi değil de Mısır adayını destekledi? Üstelik ABD Mısırlı adayın önünü kesmek için Livaneli'ye açık destek verdiği halde.

Livaneli'ye göre, bunun nedeni Türkiye'nin Arap ülkelerine önceden söz vermiş olması:

"Yabancı yetkililerin bana söylediği Türk hükümetiyle her temaslarında biz Livaneli'ye karşı değiliz, değerli bir aydınımızdır. İsteriz ama taraflarla karşı karşıya gelmek istemiyoruz diye anlattılar. Daha sonra beni bu adaylık süresi geçtikten sonra Cumhurbaşkanı, Dışişleri Danışmanı Gürcan Bey aradı ve dedi ki 'Çok üzgün Cumhurbaşkanı, hepimiz de çok üzgünüz. Sizin UNESCO'nun başında olmanız ne kadar önemli bir şeydi. Ama sıra Araplarda olduğu için maalesef biz bunu yapamadık."

Ayrıca Türkiye, başkanlık sırasının Arap bloğu ya da Doğu Avrupa ülkelerinde olduğunu savunuyordu.

Zülfü Livaneli'nin eski CHP'li olması nedeniyle Türkiye'nin destek vermediği de başka bir iddia.

ABD, Livaneli'nin başkan olmasını önermişti çünkü Mısırlı adayın önünü kesmek istiyordu.

Çünkü Mısırlı aday anti-semitist sözleriyle tanınıyor. Faruk Hüsnü geçen yıl Meclis'te yaptığı bir konuşmada, "Mısır kütüphanelerinde tek bir İbranice kitap bulursam kendi ellerimle yakarım" demişti.

ABD bu düşüncedeki bir kişiyi UNESCO'nun zirvesinde görmek istemedi.

Oylama sonucunda Faruk Hüsnü 58 oydan 27'sini aldı. 31 oy alan Bulgar aday Bokova başkan seçildi

 

 

Talat sonunda patladı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın “hakemlik ve takvimleri kabul etmiyoruz” açıklamasına “Zaman takvimini, hakemliği, uluslararası toplumun katılımını kabul etmeyeceğiz diyen Hristofyas, sonunu da getirsin Kıbrıs sorununun çözümünü de kabul etmeyeceğiz desin, olsun bitsin” diyerek tepki gösterdi.

Talat, takvim olmayan bir sürecin sonuç vermeyeceğini, Hristofyas’ın bu açıklamasının da negatif ve isteksizlik göstergesi olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD’nin başkenti Washington’da dün etkili bir düşünce kuruluşu olan Dış İlişkiler Konseyi’nde Kıbrıs sorunuyla ilgili brifing verdi. Talat, toplantının ardından TAK ve BRTK muhabirlerine yaptığı açıklamada, Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini aktardığını söyledi.

Müzakerelerin hızlandırılması yönünde aldıkları kararı aktardığını ve Kıbrıs Türk tarafının BM parametreleri çerçevesinde öneriler yaptığını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, özellikle Rum tarafının BM parametreleri dışına çıktığı noktalarda, anlaşmazlıkların da ortaya çıktığını ve bunun mutlaka önlenmesi gerektiğini vurguladı.

“İZOLASYONLAR KALKSIN...ÖZEL TEMSİLCİ ATANSIN”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD’nin Kıbrıs’ta çözüm sürecine olumlu katkıda bulunması için Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kaldırılması ve özel temsilci atamasını istediklerini kaydederek, özel temsilcinin gerek dışişleri, gerekse başkanlık nezdinde atanabileceğini belirtti.

Dış İlişkiler Konseyi’ndeki brifinge katılanlara, son dönemde ele aldıkları konulardan biri olan yürütme konusundaki görüşlerini de açıkladığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, ayrıca en ciddi tıkanıklığın yaşandığı mülkiyet konusundaki sorunun, Rum tarafının iki kesimliliğe bağlı olmamasından kaynaklandığını anlattı.

HRİSTOFYAS’IN AÇIKLAMALARINA TEPKİ

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın  “hakemlik ve takvimleri kabul etmiyoruz” yönündeki açıklamasının, süreci nasıl etkileyeceği yönündeki soruya karşılık “Anlaşılan Ulusal Konsey’in etkisidir, doğrudur zaman takvimlerini kabul etmemiştir ama zaman takviminin olmadığı bir görüşme sürecinin de sonuç getiremeyeceği herkes tarafından bilinmelidir, bunu Hristofyas da bilmelidir”dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, zaman kısıtlaması olmayan süreçlerin sonuç vermeyeceğine işaret ederek, Hristofyas’ın açıklamasının olumsuz, negatif bir tutum olduğunu ve bunun uluslararası toplum tarafından değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

“İSTEKSİZLİK GÖSTERGESİ”

Talat, Hristofyas’ın “Ben şunu kabul etmeyeceğim, ben bunu kabul etmeyeceğim diye afra tafra atmasının” Kıbrıs sorununu çözmekte ciddi bir isteksizlik olduğunu gösterdiğine işaret etti.

Cumhurbaşkanı Talat, “’Zaman takvimini, hakemliği kabul etmeyeceğiz, uluslararası toplumun katılımını kabul etmeyeceğiz’ sonunu da getirsin Kıbrıs sorununun çözümünü de kabul etmeyeceğiz desin, olsun bitsin” ifadelerini kullandı.

HALKIN SESI 24/09/09

 

Rumlar, İsraillileri engellemeye çalışıyor

Kıbrıslı Rumlar, Güney Kıbrıs üzerinden KKTC′ye geçen İsraillilerin ziyaretlerini engellemek için formül arıyor.

Rum Simerini gazetesinin haberine göre, Rum hukukçular, Larnaka havaalanından Güney Kıbrıs′a girdikten sonra KKTC′ye geçen İsraillilerle ilgili "yasal önlemler alınması" için çalışıyor.

Eski Rum Başsavcı Yardımcısı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi′nin (AİHM) eski Rum yargıçlarından Lukas Lukaidis, "Sorunun, yasal temellere dayanan önlemlerle çözülmesi gerektiğini" ifade ederek, İsrailli iş adamlarının, KKTC′de faaliyet gösterdiğini ve yatırım yaptığını söyledi.

İsraillilerin yatırımlarının ve KKTC′deki kumarhaneleri örgütlü olarak ziyaret etme kararlarının devleti ilgilendirmesi gerektiğini ifade eden Lukaidis, adadaki mevcut durumu "işgal" olarak niteleyerek, İsraillilerin KKTC′yi ziyaretlerinin bundan dolayı kısıtlanabileceğini iddia etti.

Lukaidis, insan hakları sözleşmelerinin, "seyahat özgürlüğünün işgalden dolayı sınırlanmasına" izin verdiğini öne sürdü.

Eski Rum Başsavcı Alekos Markidis de KKTC′ye yatırım yapan İsraillilerin engellenmesi için bazı yasal düzenlemelerin yapılabileceğini, ancak bunun için birçok çalışma yapılması gerektiğini ifade etti.

KKTC′deki eski Rum malları üzerine yatırım yapan bazı İsraillilerin, "Orams çifti ile benzer durumu yaşayabileceklerini, yani mahkemede dava açılması durumunda, binasının yıkılabileceği ya da malına erişimlerinin engellenebileceğini" savunan Markidis, ancak İsrailliler Avrupa vatandaşı olmadığı için bunun uygulanmasında sorun olduğunu belirtti.

Markidis, İsraillilerin Larnaka havaalanından toplu olarak KKTC′deki kumarhanelere gitmeleri konusunda bir şey yapılamayacağını, çünkü özgür dolaşımın buna izin verdiğini de söyledi.

Rum avukat Yannakis Erotokritu ise "İsraillilerin yasal olarak havaalanlarına ve limanlara gelmelerinin ve daha sonra da Rum turizm acentelerinin yardımlarıyla KKTC′ye geçmelerinin kabul edilemez olduğunu" ifade etti.

Erotokritos, Rum hükümetine, "İsraillilerin Kıbrıs Rum mallarından yasa dışı olarak yararlanmalarının önlenmesi ve Rum mahkemelerinin kararlarının İsrail′de uygulanması için İsrail ile ikili anlaşma imzalamak için harekete geçme" çağrısında bulundu.

Rum gümrük makamları, geçtiğimiz günlerde, Güney Kıbrıs′tan ülkesine dönmeye çalışan bir İsraillinin üzerindeki, KKTC′deki kumarhanelerden kazandığını belirttiği 90 bin avroya el koymuştu.

Simerini gazetesinin haberinde ayrıca, Rum yönetimi Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına dayanılarak, Güney Kıbrıs′a giden ve oradan da KKTC′ye geçen yabancı uyrukluların, özellikle de İsraillilerin engellenemeyeceği, ancak bakanlığın bu "sorunun" çözümü için İsrail hükümetine yönelik girişimde bulunduğu belirtildi.

HALKIN SESI 24/09/09

 

Su projesi hazır

Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Fakılı,  KIBRIS Medya Grubu’nu ziyaretinde açıkladı

TC ile KKTC arasında fiziki bir bağ kurulacak...
Türkiye’nın Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı dün KIBRIS Medya Grubu’nu ziyaret ederek önemli mesajlar verdi. Büyükelçi Fakılı, KKTC’nin su ihtiyacını karşılayacak olan, denizden borularla su getirilmesi projesi için ilk kez ciddi anlamda bir fizibilite çalışması yapıldığını ve projenin bilimsel olarak desteklendiğini söyledi.
Taslağın hazır olduğunu ve gerekli bütçenin hazırlanmasıyla ihale aşamasına gelineceğini belirten büyükelçi,  “Suyun deniz engelini aşmak için TC ile KKTC arasındaki fiziki bir bağ kurulması çok önemlidir” dedi.
 
L Yatırımlarımız sürecek, KKTC vitrinimizdir…
Büyükelçi Fakılı, Türkiye’nin KKTC’ye yatırımlarının devam edeceğini de vurgulayarak, “KKTC bizim için bir vitrindir. Desteğimizi elbette sürdüreceğiz… Sizinle ekmeğimizi paylaşmaktan onur duyuyorum. Bunun Kıbrıslı Türkler tarafından sürekli minnetle söylenmesine, TC’nin de bunu her defasında hatırlatmasına gerek yok. Biz etle tırnak gibiyiz… Ayrı değiliz.” diye konuştu.  Fakılı, KKTC’de büyükelçi olmanın bir onur olduğunu aynı zamanda büyük sorumluluk anlamına geldiğini de kaydetti.

   Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, KKTC’nin su ihtiyacını karşılayacak olan, denizden borularla su getirilmesi projesi için ilk kez ciddi anlamda bir fizibilite çalışması yapıldığını ve projenim bilimsel olarak desteklendiğini söyledi.
    Büyükelçi Fakılı,  taslağın hazır olduğunu ve gerekli bütçenin hazırlanmasıyla ihale aşamasına gelineceğini belirterek, “Suyun deniz engelini aşmak için TC ile KKTC arasında fiziki bir bağ kurulması çok önemlidir” dedi.
   .
  
Denizden su projesi bilimsel olarak kanıtlandı

 Büyükelçi Fakılı dün KIBRIS Medya Grubu tesislerini ziyaret ederek önemli mesajlar verdi. KIBRIS gazetesinin yönetici kadrosu ve köşe yazarlarıyla bir araya gelen Fakılı, bir soru üzerine, Türkiye’de bir şirketin deniz altından KKTC’ye su getirilebileceğini bilimsel olarak kanıtlamasının önemli olduğunu ve kendilerini rahatlattığını söyledi. Büyükelçi Fakılı, şimdi geriye bu proje için gerekli olan paranın bulunması ve ihaleye çıkılmasının kaldığını kaydetti.
   2010–2012 yıllarını kapsayan, üç yıllık dönem için bir proje çalışması başlattıklarına işaret eden Fakılı, taslağın ortaya çıktığını ve önümüzdeki günlerde onaylanmasının beklendiğini belirtti.
   Fakılı, suyun deniz engelini aşmak için TC ile KKTC arasında bir an önce fiziki bağ kurulması çok önemlidir.” diye konuştu.
   Öncelikli amaçlarının Kıbrıs Türk halkının su ihtiyacını karşılamak olduğunu belirten Fakılı, ancak proje işlemeye başlayınca, diğer ülkelerin de talepte bulunabileceklerini, o zaman kime su satılacağına bakılabileceğini ifade etti. Fakılı, “Bizim için önemli olan buraya suyun gelmesidir ama bazıları kıskanacaktır” dedi.

“Ekmeğimizi sizinle paylaşmak onurdur”

   Fakılı, Türkiye’nin KKTC’ye yatırımlarının devam edeceğini vurguladığı konuşmasında şöyle konuştu:
  “KKTC bizim için bir vitrindir. Desteğimizi elbette sürdüreceğiz… Sizinle ekmeğimizi paylaşmaktan onur duyuyorum. Bunun Kıbrıslı Türkler tarafından sürekli minnetle söylenmesine, TC’nin de bunu her defasında hatırlatmasına gerek yok. Biz etle tırnak gibiyiz… Ayrı değiliz.”
   Fakılı, KKTC’de büyükelçi olmanın bir onur olduğunu aynı zamanda büyük sorumluluk anlamına geldiğini de vurgulayarak, “Milli dava ve sağduyu burayı ayakta tutuyor. Kıbrıs Türkü’ne güvenmek lazım” ifadesini kullandı. 
  
Tasarruf tedbirlerine destek

   Fakılı, hükümet tarafından alınan ekonomik tedbirlerle ilgili olarak da, dünyadaki ekonomik krizin KKTC’ye yansımasının kaçınılmaz olduğuna ve dolayısıyla tasarruf önlemlerinin gerektiğine dikkat çekti.
   UBP hükümetinin ekonomik alandaki tedbirlerini desteklediklerini vurgulayan Fakılı, Maliye Bakanlığı’ndan olumlu tepkiler aldıklarını belirtti. Fakılı, Kuzey Kıbrıs’ta bu bilincin yerleşmesinden oldukça memnun oldukları da kaydederek, “Tasarruf oldukça ekonomik canlılık da olacaktır” dedi.
   Büyükelçi, KKTC’de özel sektörün güçlendirilmesi gerektiğinin bilinciyle birtakım çalışmaları olduğunu da açıkladı. Fakılı, öncelikli olarak elektrik, su ve iş gücü gibi üretim girdi maliyetlerini düşürmek gerektiğini vurguladı.


Kıbrıs Türkünün yeri başımızın üstündedir

   Elçilik önünde bir süre önce yapılan eylemlerle ilgili soruya da samimiyetle yanıt veren Fakılı, şunları söyledi:
   “Biz düşünce ve gösteri özgürlüğüne saygılıyız. Ama Kıbrıslı Türkler bilmelidirler ki yerleri sokak değil elçiliktir. Gelene değer veririz ve şerefle dinleriz. Kıbrıs Türkü’nün yeri sokak değildir. Kıbrıs Türkü’nün yeri bizim başımızın üstündedir. Biz sadece Türkiye’nin değil Kıbrıs Türkünün de Büyükelçisi olarak buradayız.”.

KIBRIS 24/09/09

 

TALAT, YİNE “TAKVİM” DEDİ

   

Cumhurbaşkanı Talat Washington’da Dış İlişkiler Konseyi’ne brifing verdi: Takvim olmayan süreç sonuç vermez. Hristofyas’ın açıklaması isteksizlik göstergesi.

Özgül Gürkut Mutluyakalı-TAK

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın “hakemlik ve takvimleri kabul etmiyoruz” açıklamasına “Zaman takvimini, hakemliği, uluslararası toplumun katılımını kabul etmeyeceğiz diyen Hristofyas, sonunu da getirsin Kıbrıs sorununun çözümünü de kabul etmeyeceğiz desin, olsun bitsin” diyerek tepki gösterdi.
Talat, takvim olmayan bir sürecin sonuç vermeyeceğini, Hristofyas’ın bu açıklamasının da negatif ve isteksizlik göstergesi olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD’nin başkenti Washington’da önceki gün etkili bir düşünce kuruluşu olan Dış İlişkiler Konseyi’nde Kıbrıs sorunuyla ilgili brifing verdi. Talat, toplantının ardından TAK ve BRTK muhabirlerine yaptığı açıklamada, Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini aktardığını söyledi.
Müzakerelerin hızlandırılması yönünde aldıkları kararı aktardığını ve Kıbrıs Türk tarafının BM parametreleri çerçevesinde öneriler yaptığını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, özellikle Rum tarafının BM parametreleri dışına çıktığı noktalarda, anlaşmazlıkların da ortaya çıktığını ve bunun mutlaka önlenmesi gerektiğini vurguladı.

İzolasyonlar kalksın özel temsilci atansın

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD’nin Kıbrıs’ta çözüm sürecine olumlu katkıda bulunması için Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kaldırılması ve özel temsilci atamasını istediklerini kaydederek, özel temsilcinin gerek dışişleri, gerekse başkanlık nezdinde atanabileceğini belirtti.
Dış İlişkiler Konseyi’ndeki brifinge katılanlara, son dönemde ele aldıkları konulardan biri olan yürütme konusundaki görüşlerini de açıkladığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, ayrıca en ciddi tıkanıklığın yaşandığı mülkiyet konusundaki sorunun, Rum tarafının iki kesimliliğe bağlı olmamasından kaynaklandığını anlattı.
Talat, toplantıda soruları da yanıtladığını ve Türkiye’nin olumlu rolünü anlattığını, süreçteki takvimlerle ilgili sorulara karşılık, gerek Türkiye’nin AB sürecinde ilerleme raporunun yayımlanacağı dönemle ilgili ve gerekse Kuzey Kıbrıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili zaman kesitini aktardığını bildirdi.

Hristofyas’a tepki

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın “hakemlik ve takvimleri kabul etmiyoruz” yönündeki açıklamasının, süreci nasıl etkileyeceği yönündeki soruya karşılık “Anlaşılan Ulusal Konsey’in etkisidir, doğrudur zaman takvimlerini kabul etmemiştir ama zaman takviminin olmadığı bir görüşme sürecinin de sonuç getiremeyeceği herkes tarafından bilinmelidir, bunu Hristofyas da bilmelidir”dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, zaman kısıtlaması olmayan süreçlerin sonuç vermeyeceğine işaret ederek, Hristofyas’ın açıklamasının olumsuz, negatif bir tutum olduğunu ve bunun uluslararası toplum tarafından değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

İsteksizlik göstergesi

Talat, Hristofyas’ın “Ben şunu kabul etmeyeceğim, ben bunu kabul etmeyeceğim diye afra tafra atmasının” Kıbrıs sorununu çözmekte ciddi bir isteksizlik olduğunu gösterdiğine işaret etti.
Cumhurbaşkanı Talat, “’Zaman takvimini, hakemliği kabul etmeyeceğiz, uluslararası toplumun katılımını kabul etmeyeceğiz’ sonunu da getirsin Kıbrıs sorununun çözümünü de kabul etmeyeceğiz desin, olsun bitsin” ifadelerini kullandı.

New York’a geçti

Öte yandan, New York’a geçen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün akşam 21:30’da TC Başbakanı Recep Tayip Erdoğan’la da görüşmesi bekleniyordu. Talat’ın, Erdoğan’dan sonra İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile de saat 22:30’da bir araya gelmesi planlanıyordu. Talat’ın İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile yapacağı görüşme ise saat 21:30’a alındı.

STAR KIBRIS 24/09/09

 

BAN, ERDOĞAN’LA KIBRIS’I KONUŞTU

   

BM sözcülüğü: (Kıbrıs konusunda) Genel Sekreter Türkiye'nin desteğini takdir ettiğini belirtti.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin BM Kıbrıs özel danışmanı Alexander Downer'un çabalarına verdiği desteği takdir ettiğini ve Kıbrıs'ta devam eden müzakerelerle ilgili iyimser olduğunu söylediği bildirildi.

BM Sözcülüğünden verilen bilgiye göre, Başbakan Erdoğan ve BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un BM'de yaptıkları görüşmede, Kıbrıs, iklim değişikliği, Türkiye-Ermenistan ilişkileri, Afganistan, Orta Doğu barış süreci ve Gazze'deki insani durum ele alındı.

Görüşmede Genel Sekreter Ban, Türkiye'ye iklim değişikliği konusunda gösterdiği liderlikten dolayı teşekkür etti, ayrıca İstanbul'da yaşanan son sel felaketiyle ilgili üzüntülerini dile getirdi.
Ban, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin BM Kıbrıs özel danışmanı Alexander Downer'un çabalarına verdiği desteği takdir ettiğini belirtirken, Kıbrıs'ta devam eden müzakerelerle ilgili iyimser olduğunu ve müzakerelerin ilk turunda 42 görüşme yapıldığını anımsattı.

Genel Sekreter Ban'ın görüşmede Kıbrıs'taki iki tarafın ''ivmeyi şimdi yakalamalarının son derece önemli'' olduğunu belirttiği de kaydedildi.
Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesine doğru atılan yeni adımları memnuniyetle karşıladığını belirten Ban, Afganistan ile ilgili genel konularda da Türkiye'ye yakın zamanda danışacağının işaretini verdi.
Orta Doğu barış süreci ve Gazze'de devam eden insani krizin de toplantının gündemine geldiği bildirildi.

Başbakan Erdoğan'ın, Genel Sekreter Ban ile BM'de 38. kattaki ofisinde yaptığı toplantıya, TC Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, TC Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, TC Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ertuğrul Apakan ve TC Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu katılmıştı

STAR KIBRIS 24/09/09

 

Talat calls on US to push for a solution
By Simon Bahceli

A HIGH-LEVEL special US representative should be appointed to help mediate a Cyprus settlement, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat told his audience at the Council on Foreign Relations CFR), a Washington-based think-tank yesterday.

He added that Cyprus reunification talks would go nowhere without a clear timeframe and the intervention of the international community, including the US.

“By saying he will not allow timeframes, mediation, or the participation of the international community, [President Demetris] Christofias might as well be saying he doesn’t want a solution to the Cyprus problem.

“He might as well end it here,” Talat said at the think-tank that boasts congressmen, global leaders and prominent thinkers among its participants.

Talat’s speech at the CFR came as part of a mini US tour, designed by his advisers to coincide with the United Nations General Assembly in New York this week. Talat hopes his tour will culminate in a meeting with UN Secretary General Ban Ki-moon on Saturday.

Yesterday the Turkish Cypriot leader was booked to hold meetings with Swedish and UK foreign ministers Carl Bildt and David Miliband. Britain and Sweden have proven valuable allies to the Turkish Cypriots, both having in recent years tabled motions in the EU to lift the economic isolation of the north.

It is likely that in his meetings with the two foreign ministers, Talat will have repeated complaints he made to the CFR that some of the government’s proposals being made during reunification negotiations are outside established UN framework guidelines, and that pressure is being borne on Christofias by his National Council to prevent a timescale for talks or mediation being allowed.

While Talat hopes to meet the UN Secretary General on Saturday, there were worries in the Turkish Cypriot administration yesterday that his meeting with Ban had been postponed until Monday as a result of Greek Cypriot intervention.

The source said the Cypriot government did not want Talat meeting the Secretary General to meet Talat while national leaders and foreign ministers gathered for the United Nations General Assembly were still in town.

“There has not been an official announcement, but it looks like the meeting will be on Monday because Christofias and everyone else will be out of town by then,” the source said.

Talat’s spokesman Hasan Ercakica said yesterday there had been no communiqué from the UN about a change of time for meeting with Ban. He added that Talat’s appointments with Ban and other high-level politicians in New York and Washington came as a result of requests by the Turkish Cypriot leader. Christofias is already in New York for the annual event.

Speaking of what Talat would say to Ban, Ercakica said, “Our wish is clear. We want to see negotiations going faster and the intervention of mediators that will help negotiations progress more smoothly”.

CYPRUS MAIL 24/09/09

 

Ban upbeat about talks progress
By George Psyllides

UNITED NATIONS Secretary-general Ban Ki Moon yesterday expressed optimism regarding the talks between President Demetris Christofias and Mehmet Ali Talat to resolve the Cyprus problem.

Speaking after a meeting between Ban and Turkish President Reccep Tayip Erdogan, a UNSG spokesperson said the Secretary-general expressed optimism at the talks between the two leaders and stressed that it was “very important for the two sides to seize the momentum now.”

The leaders of the Greek and Turkish Cypriot communities have been engaged in talks in a bid to resolve the Cyprus problem since September 2008.

Christofias met with Ban late last night.

The president said it was a friendly meeting and Ban congratulated him over the initiatives undertaken so far and praised the two leaders for their courage to proceed.

“And of course he expressed hope for us to progress further,” Christofias said.

Christofias told the UNSG that Greek Cypriots would not accept arbitration and strict timeframes.

In his opening address to the UN assembly, Ban made a reference to Cyprus, saying the UN now saw “fresh opportunities” on the island.

Earlier yesterday, Christofias held meetings with the leaders of Australia, Bosnia Herzegovina and Lebanon.

“We are given the opportunity to explain, analyse the latest developments on the Cyprus problem and to raise some issues connected to the international support of Cyprus,” Christofias said later. “There are also bilateral issues we are promoting with Australia, Bosnia Herzegovina and Lebanon.”

The president also had an informal meeting with French President Nicolas Sarkozy who reportedly said he would visit the island in November, on the occasion of the opening of the new Larnaca airport whose construction is been carried out by a French consortium.

CYPRUS MAIL 24/09/09

 

İngiltere’den destek istedi

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Londra’da Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ile görüştü.

Eylem ERAYDIN / LONDRA
    Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün İngiltere’den destek istedi. Özgürgün, Londra’daki temasları sırasında görüştüğü İngiliz Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden, “Kıbrıs sorununda daha etkin rol oynamalarını” talep etti.
   Hüseyin Özgürgün, İngiltere Dışişleri Bakanlığı Avrupa ve Küreselleşme Genel Müdürü Nick Baird ve AB Müdürlüğü’nde Yunanistan ve Kıbrıs Masası Şefi Stephan McCormick ile bir araya geldi.
   Özgürgün, çözüm sürecinde İngiltere’den daha etkin bir rol üstlenmesini talep etti. Dışişleri Bakanı ayrıca Financial Times ve The Economist’e de Kıbrıs sorunu ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
   Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Londra ziyareti çerçevesinde eski Türkiye Büyükelçisi Nick Baird ve Stephen McCormick ile görüştü. 
   Görüşmeye KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü ve III. Sekreter Aysan Mullahasan da katıldı  İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi olarak yürütmekte olduğu görevini kısa bir süre önce tamamlayarak İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na dönüş yapan Nick Baird, Bakan Özgürgün ile Londra’da bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Toplantıda, müzakere sürecinde gelinen son aşama ile ilgili karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
   Hüseyin Özgürgün, Kıbrıs Rum tarafının uzlaşmaz tutumu nedeniyle bir türlü ulaşılamayan kapsamlı çözümün erken bir zamanda gerçekleşmesi için garantör ülke İngiltere’nin daha etkin rol üstlenmesini talep etti.
   Baird, 2009 sonuna kadar adada bir çözüme ulaşılabilmesi için garantör ülke olarak İngiltere’nin çözüm sürecini desteklemeye devam edeceğini söyledi.

Büyükelçi ile akşam yemeği

   Dışişleri Bakanı Özgürgün, 22 Eylü Salı akşamı da tarihçi ve yazar Andrew Mango’nun son yazdığı “From Sultan to Atatürk” başlıklı kitabın TC Londra Büyükelçisi Yiğit Alpogan himayesindeki tanıtımına ve sonrasında TC Londra Büyükelçiliği ikametgahında verilen akşam yemeğine katıldı.

Financial Times ve The Economist ile mülakat

   Hüseyin Özgürgün Londra ziyareti kapsamında, İngiltere’de faaliyet gösteren en önemli basın kuruluşlarından Financial Times Gazetesi’nin Avrupa Editörü Quentin Peel ve haftalık olarak yayınlanan The Economist dergisinin Avrupa ve Asya editörü John Peet ile iki ayrı mülakat gerçekleştirdi.
   Gazetecilerle mülakatlarda Bakan Özgürgün mevcut müzakere süreci ve Kıbrıs Türk tarafının sürece dair takındığı tutuma ilişkin olarak değerlendirmelerde bulunarak, Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini açıkladı.
   Özgürgün, Kıbrıs Türk tarafının çözüm sürecine tam destek verdiğini, ancak Kıbrıs Rum kesiminin müzakereleri oyalamak gibi bir niyetinin olduğunun anlaşılması durumunda onsuza dek Rumları bekleyemeyeceklerini dile getirdi.
   Özgürgün, Rum tarafının Annan Planı’na hayır dedikten sonra kendisini ikna edilmesi gereken taraf olarak nitelendirdiğini ve dolayısıyla mevcut süreçte daha talepkar bir tutum sergilediğini ekledi. 
   Güven artırıcı önlemler çerçevesinde Kıbrıs Türk halkı ve Kıbrıs Rum halkı arasında bir Lefkoşa maratonu
gerçekleştirilmesi önerisinde bulunduğunu, ancak bu önerisinin bile Rumların sınır kapılarından geçiş konusunu problem haline getirerek reddetmelerinden ötürü gerçekleşemediğini belirten Bakan Özgürgün, Adada işlenen suçların açığa kavuşturulmasına ilişkin işbirliğinin yapılmasından bile kaçınan bir mentaliteye sahip olan Rumların anlaşma konusundaki niyetlerinin samimi olmadığını dile getirdi.

İzolasyonlar kalksın

   Mülakatlarda Kıbrıs Rum tarafının yeni bir anlaşmayı 2004 yılında olduğu gibi reddetmesinin, Türk tarafının gelecek planlarına dair ne ifade ettiği konusunda da açıklamalar yapan Bakan Özgürgün, “esas problem Kıbrıs Rum kesiminin Kıbrıs adasının yönetimini Kıbrıslı Türklerle bölüşme fikrine hazır olmamasıdır” dedi.
 Özgürgün, Rumların esas isteğinin izolasyonlar yolu ile Kıbrıs Türk halkını bezdirip azınlık haklarına razı olmalarını sağlamak olduğunu söyledi.
  Bakan Özgürgün, özellikle garantör ülke konumundaki Birleşik Krallığa izolasyonların kaldırılması hususunda çok iş düştüğünü de hatırlattı.
   Özgürgün, “uluslar arı toplum Kıbrıs’ta bir anlaşmayı gerçekten desteklemekteyse, Kıbrıs Türk Halkı üzerindeki izolasyonları kaldırarak Rum kesimi üzerinde baskı kurmalıdır” diye devam etti ve şunları ekledi:
    “Olası bir anlaşmaya varmak bir zaman sınırlamasına tabidir. Kısa sürede bir anlaşmaya varılmaması durumunda Kıbrıs Türk tarafının başka alternatiflere yönelmesi kaçınılmaz olacaktır.”

KIBRIS 25/09/09

 

 

Adaletin bu mu dünya

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda New York’tan sert mesajlar verdi

REFERANDUMDA “HAYIR” DİYENE ÜYELİK ÖDÜL܅ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları için New York’ta bulunan Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 2004 yılındaki Annan referandumunda Kıbrıslı Türklerden “evet” , Rumlardan ise “hayır” çıktığını anımsatarak, önceden söz verenlerin bu sonuca aldırmadan Güney Kıbrıs’ı tek başına AB üyesi yaptığını söyledi ve “Adaletin bu mu dünya?” sorusunu gündeme getirdi.

l KIBRIS’TA 2010 BAHARINDA REFERANDUMA GİDİLMELİ… Başbakan Erdoğan, Kıbrıs konusunda hedefin varılacak çözümün en geç 2010 yılı bahar aylarında referanduma götürmek olması gerektiğini söyledi. Erdoğan, ''Ancak 2004 yılında olduğu gibi, Rum uzlaşmazlığı yüzünden yine çözüm bulunmadığı takdirde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin uluslararası alandaki statüsünün normalleştirilmesi artık ertelenemeyecek bir zorunluluk haline gelecektir” dedi.


   Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu dolayısıyla bulunduğu New York’tan dünyaya sert mesajlar verdi.
   2004 yılında Annan planı için yapılan referandumda Kıbrıslı Türklerin ‘evet’, Kıbrıslı Rumların ise ‘hayır’ demesine karşın Güney Kıbrıs’ın ödüllendirilerek Avrupa Birliği (AB) üyesi yapıldığını anımsatan Başbakan Erdoğan,  “Adaletin bu mu dünya” sorusunu gündeme getirdi.      
   Princeton Üniversitesi’nde konuşan Erdoğan, AB sürecinde, Kıbrıs konusu gerekçe gösterilerek ve sudan bahanelerle Türkiye’nin ötelendiğine işaret etti ve bu durumun Türk kamuoyunda AB’ye desteğin düşmesine yol açtığını söyledi. 
   Erdoğan, birliğe üyelik için 50 yıl önce başvuru yapıldığını anımsatarak, ''Kapısında bu kadar bekletilen başka ülke AB'de yok. Acaba niye bu kadar bekletiyorlar?'' diye sordu.
   Kabul edilen bazı ülkelerle Türkiye'yi kıyasladığını, bu ülkeler ile Türkiye arasında çok büyük mesafeler bulunduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, ''ancak sudan bahanelerle maalesef devamlı Türkiye
öteleniyor” dedi.
   Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu nasıl adalet?”  

“Diyoruz ki eğer almayacaksanız, almayacağız deyin. Eğer alacaksanız da durmadan yeni yeni kurallar üretmeyin. Maç başladı, maç esnasında bunlar penaltının kurallarını değiştiriyor. Öyle şey olur mu? AB müktesebatı var. Bunun içinde olmayan şeyi nereden çıkardınız, nereden çıktı bu penaltının kuralı, belliydi bu kural... 'Yok' diyorlar, Türkiye olunca bu böyle diyorlar. Bunu kendilerine de söylediğimizde ‘hakikaten haklısınız’ diyorlar. Ama içlerinden bir tanesi diyor ki, 'yok haklı değilsiniz'.
   Şu anda enerji olayı var. Biz NABUCCO'da transit ülkeyiz, en önemli ayak biziz. Her şey tamam, imzalar atıldı ama enerji başlığına hala geçemiyorlar. Verilen cevap şu, Güney Kıbrıs 'evet' demiyor. Peki Güney Kıbrıs AB'ye nasıl girdi. Geldiler 'gelin şu referandumu yapalım. Siz Kuzey'den evet çıkarırsanız, bu iş bitecek' denildi. KKTC'den yüzde 65 çıkardık. 1 hafta sonra Güney Kıbrıs kabul edildi. Bu nasıl adalet...''
   Türkiye'deki kamuoyu yoklamalarında AB'ye desteğin düştüğünü ifade eden Erdoğan, ''bir zamanlar bir şarkı mıydı, türkü müydü bir şey vardı bilmiyorum, 'Adaletin bu mu dünya' diye. Böyle bir noktaya getirdiler. Adalet istiyoruz, burada da adalet'' diye konuştu.
   Başını Fransa'nın çektiği bazı ülkelerin de imtiyazlı ortaklık önerisinde bulunduğunu anımsatan Başbakan Erdoğan,  bunun da yakışık almadığını belirterek, yola çıktıklarında böyle bir konunun bulunmadığını söyledi.
   Erdoğan, ''Ne yaparsanız yapın, biz bu yola girdik, ta ki 'biz sizi almıyoruz' diyeceğiniz ana kadar devam edeceğiz, hedefimiz bu'' dedi. Siyasi kriterlerde, ''Ankara'', ticari noktada da ''İstanbul kriterleri'' diyerek yola devam edeceklerini dile getiren Erdoğan, Kıbrıs sorunun çözüm platformu olarak da sadece BM'yi gördüklerini, bu kurum dışında herhangi bir çözüm görmediklerini söyledi.

Çözüm olmazsa KKTC’nin statüsü normalleştirilmeli

   Başbakan Erdoğan, BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada ise Kıbrıs konusunda hedefin varılacak çözümün en geç 2010 yılı bahar aylarında referanduma götürmek olması gerektiğini söyledi. Erdoğan, ''Ancak 2004 yılında olduğu gibi, Rum uzlaşmazlığı yüzünden yine çözüm bulunamadığı takdirde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin uluslararası alandaki statüsünün normalleştirilmesi artık ertelenemeyecek bir zorunluluk haline gelecektir. Bu nedenle, müzakerelerin ilanihaye devam edemeyeceğinin, mevcut fırsat penceresinin sonsuza kadar açık kalamayacağının idrak edilmesi ve sürecin başarısı için çaba sarf edilmesi gereklidir'' diye konuştu.
     Birleşmiş Milletler'in 64. Genel Kurul Genel Görüşmeleri'nde Genel Kurul'a hitap eden Başbakan Erdoğan, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin, Ada'da kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik çabaları desteklediğini ve bu konuda çözümün dayanması gereken zeminin Birleşmiş Milletler'in çatısının altı olduğuna işaret ederek, şunları söyledi:
     ''Mevcut müzakere sürecinde tüm tarafların yapıcı davranmaları halinde bu yılsonuna kadar kapsamlı çözüme ulaşılması mümkündür. Tarafların uzlaşamadığı noktalarda 2004'de olduğu gibi BM Genel Sekreteri'nin devreye girmesi gerektiğine inanıyoruz. Hedefimiz; varılacak çözümü en geç 2010 yılı bahar aylarında referanduma götürmek olmalıdır. Ancak 2004 yılında olduğu gibi, Rum uzlaşmazlığı yüzünden yine çözüm bulunamadığı takdirde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin uluslararası alandaki statüsünün normalleştirilmesi artık ertelenemeyecek bir zorunluluk haline gelecektir. Bu nedenle, müzakerelerin ilanihaye devam edemeyeceğinin, mevcut fırsat penceresinin sonsuza kadar açık kalamayacağının idrak edilmesi ve sürecin başarısı için çaba sarf edilmesi gereklidir.''
     Erdoğan, ''Yerleşik BM parametreleri temelinde ulaşılacak ve Kıbrıs'ta yeni bir Ortaklık kurulmasını sağlayacak kapsamlı çözümün garantör ülke olarak Türkiye'nin açık desteğini haiz olacağını bu vesileyle bir kez daha vurgulamak
isterim'' diye konuştu.

KIBRIS 25/09/09

 

TALAT, MİLİBAND’LA GÖRÜŞTÜ

   

TAK - Özgül Gürkut Mutluyakalı

İngiliz bakan müzakere sürecinin hızlandırılmasından memnun

Talat: “Kıbrıs’ta çözümü dört gözle beklediğini ve İngiltere’nin üzerine düşeni yapacağını söyledi”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, New York’ta görüştüğü İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband’ı Kıbrıs’ta devam eden müzakere süreciyle ilgili bilgilendirdi. Talat, Miliband’ın sürecin hızlandırılması kararından memnun olduğunu bildirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, dün öğleden sonra New York’ta BM merkezinde İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband’la bir araya geldi. Görüşmede KKTC New York Temsilcisi Kemal Gökeri de hazır bulundu.
Görüşmenin ardından basına açıklama yapan Cumhurbaşkanı Talat, Miliband’ın ülkesinin sürece ilgisini ve müzakere sürecini hızlandırma kararı almalarından dolayı duydukları mutluluğu ifade ettiğini kaydetti.
Miliband’ın sürece olan güvenlerinin bu sayede arttığını ifade ederek kendisinden daha fazla bilgi istediğini anlatan Cumhurbaşkanı Talat, ekim ayından itibaren haftada iki kez buluşacaklarını ve belli başlı temel konuları ela alarak hızlanacaklarını anlattığını bildirdi.

“BM’nin daha aktif katılımı için İngiltere girişim yapsın”
Talat, BM’nin sürece daha aktif katılımının gerekli olduğunu, İngiltere’nin de bu amaçla girişim yapmasını istediklerini, İngiltere’nin de Kıbrıs’ın garantörü olarak Kıbrıs sorununun çözümünde sorumlulukları bulunduğunu, bu nedenle Kıbrıs’ta iki tarafa tarafsız davranmaları gerektiğini İngiliz Dışişleri Bakanı’na anlattığını ifade etti.

Rum tarafının telkine ihtiyacı var
Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:
“Süreci hızlandırmak için taraflara telkinde bulunmaları gerektiğini, bizim buna ihtiyacımız olmadığını, Kıbrıs Rum tarafının ise içinde bulundukları rahatlık nedeniyle bu konuda çok istekli olmamasının ancak uluslararası ilgiyle değişebileceğini anlattım ve Sayın Miliband’a şu anda müzakere sürecinde geldiğimiz noktayla ilgili bilgi verdim. Zaten kendisinin de konuyla ilgili bilgisi vardı. Yürütmenin, başkanlığın nasıl seçileceği konusunda, (Rum tarafıyla) aramızdaki görüş farklılığını kendisine ayrıntılarıyla anlattım. Bundan sonra birkaç konuyu daha görüştükten sonra mülkiyete geçeceğimizi ve mülkiyetin de önemli bir konu başlığı olarak gündemimizde olduğunu ifade ettim.”

“Çözümü dört gözle bekliyorlar”
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere Dışişleri Bakanı Miliband’ın sürecin hızlanmasından duydukları memnuniyeti defalarca ifade ettiğini ve Kıbrıs sorununun çözümünü dört gözle beklediklerini anlattığını bildirdi.
BM’de yapacağı temaslarda kendisine başarı dileyen Miliband’ın Kıbrıs sorununu yakından takip etmeye devam edeceğini de söylediğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Miliband’ın Kıbrıs sorununun çözümü için İngiltere’nin üzerine düşeni yapacağını belirttiğini bildirdi ve bundan sonra da temasta olacaklarını belirtti.
Washington’dan sonra geldiği New York’ta temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın bugün de İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt’le biraraya gelmesi bekleniyor. Talat’ın programında başka görüşmeler de bulunuyor.
BM Genel Kurulu’nun devam ettiği New York’ta yoğun günler yaşanıyor. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da, bugün BM Genel Kurulu’nda konuşacak.

STAR KIBRIS 25/09/09

 

SURİYE’DEN KKTC’YE YOĞUN İLGİ

   

Son seferde Suriye ve Lubnan’dan KKTC’ye feribotla 140 yolcu taşındı. Bayramda seferlerin yoğun ilgi gördüğünü belirten feribot şirketi yetkilileri, Güney’den seferlerin durdurulması için girişimler olduğunu söyledi.

Suriye'nin Lazkiye ile KKTC'nin Gazimağusa limanları arasında yapılan feribot seferleri bayram nedeniyle yoğun ilgi gördü.
Son seferinde Suriye'den ve Lübnan'dan KKTC'ye 140 yolcu taşınırken, yolcular feribot seferlerinin ulaşımı kolaylaştırdığını ve kendilerine daha ucuza geldiğini söylediler.
Üniversite öğrenimini Türkiye'de tamamlayan Suriye vatandaşı Ali Biş, KKTC'ye tatil yapmak amacıyla gittiğini söyledi. Biş, 'Feribot, iletişimimizi epey kolaylaştırdı. Geçen yıl arkadaşlarım gitti. Bayağı beğendiler. 12 kişilik bir grupla geldik' dedi.
KKTC'ye sık sık giden Muhammed Fuad Mısri ise feribot seferleri başlamadan önce KKTC'ye uçakla gitmek zorunda kaldığını belirterek, feribotun daha ucuza mal olduğunu söyledi. Lübnanlı olan Mısri, '20'den fazla sefer yaptım. Üçüncü kez Lazkiye'den geliyorum. Denizi seyrederek yolculuk yapıyoruz' diye konuştu.
Tatillerini ailece KKTC'de geçirdiklerini anlatan Kerime Beşir, 'Deniz güzel, yolculuk güzel. Geçen yıl da tatil için KKTC'ye gitmiştik. Feribot, KKTC'ye ulaşımı oldukça kolaylaştırdı. Feribot biletiyle birlikte tatil paketi de alıyoruz' dedi.
Lübnan'ın Trablus Limanı'ndan yolcu alan feribot, Lazkiye Limanı'nda da pasaport ve kimlik kontrollerinin ardından yola çıkıyor. Yolculuk süresince feribotun üst katında denizi izleyen ve bol bol fotoğraf çektiren yolcular, 3,5 saatlik yolculuğun ardından Gazimağusa Limanı'na ulaşıyor. Feribot gidiş-dönüş biletiyle birlikte KKTC'de tatil paketi de satın alınabiliyor.

Seferleri durdurma girişimleri
Feribot seferlerini düzenleyen Akgünler firmasının sahibi Ünal Çağaner, seferlerin başladığı 2007 yılından bu yana birçok sorun yaşadıklarını söyledi.
Çağaner, feribot seferlerinini durdurulması için girişimlerde bulunulduğunu anlatarak, 'Rum tarafının izolasyon konusundaki ısrarını anlamıyorum' dedi.

Reklam faaliyetleri
Firmanın Orta Doğu bölgesi sorumlusu Özgür Kanatlı da feribot seferlerinin engellenmeye çalışıldığını yineleyerek, 'Lübnan seferlerimiz yeni başladı, ancak Suriye'nin Lazkiye Limanı üzerinden sefer yapıyoruz. Lübnan'ın Tripoli (Trablus) Limanı ile Gazimağusa Limanı 3,5 saat, ancak Lazkiye üzerinden sefer yaptığımız için süre 6 saate çıkıyor' dedi.

Lübnan'da reklam faaliyetleri yürüttüklerini belirten Kanatlı, 'Lübnan'da reklam faaliyetleri yapıyoruz. Ancak Rum kesimi her faaliyetimizden sonra karşı atağa geçiyor. Mesela, gazeteye ilan veriyoruz. Bizim reklam ilanımızın üstünde Rum kesiminin, KKTC'ye gidilmesi halinde suç işleneceğini iddia eden ilanı yer alıyor' diye konuştu.

STAR KIBRIS 25/09/09

 

ERDOĞAN: ADALET İSTİYORUZ

   

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs ayağı başta olmak üzere Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin üyelik sürecindeki tutumuna atıfta bulunarak “adalet istiyoruz” dedi.

Başbakan Erdoğan, Princeton Üniversitesi’nde verdiği konferansta, Kıbrıs ve AB üyelik konularına da değindi.

Türkiye'nin AB ile ilişkilerine değinirken, birliğe üyelik için 50 yıl önce başvuru yapıldığını anımsatan Başbakan Erdoğan, ''Kapısında bu kadar bekletilen başka ülke AB'de yok. Acaba niye bu kadar bekletiyorlar?'' diye sordu.
Kabul edilen bazı ülkelerle Türkiye'yi kıyasladığını, bu ülkeler ile Türkiye arasında çok büyük mesafeler bulunduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, ''ancak sudan bahanelerle maalesef devamlı Türkiye'nin ötelendiğini'' söyledi.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Diyoruz ki eğer almayacaksanız, almayacağız deyin. Eğer alacaksanız da durmadan yeni yeni kurallar üretmeyin. Maç başladı, maç esnasında bunlar penaltının kurallarını değiştiriyor. Öyle şey olur mu? AB müktesebatı var. Bunun içinde olmayan şeyi nereden çıkardınız, nereden çıktı bu penaltının kuralı, belliydi bu kural... 'Yok' diyorlar, Türkiye olunca bu böyle diyorlar. Bunu kendilerin de söylediğimiz de hakikaten haklısınız diyorlar. Ama içlerinden bir tanesi diyor ki, 'yok haklı değilsiniz'. Şu anda enerji olayı var. Biz NABUCCO'da transit ülkeyiz, en önemli ayak biziz. Her şey tamam, imzalar atıldı ama enerji başlığını hala geçemiyorlar. Verilen cevap şu, Güney Kıbrıs 'evet' demiyor. Peki Güney Kıbrıs AB'ye nasıl girdi. Geldiler 'gelin şu referandumu yapalım. Siz Kuzey'den evet çıkarırsanız, bu iş bitecek' denildi. KKTC'den yüzde 65 çıkardık. 1 hafta sonra Güney Kıbrıs kabul edildi. Bu nasıl adalet...''

Türkiye'deki kamuoyu yoklamalarında AB'ye desteğin düştüğünü ifade eden Erdoğan, ''bir zamanlar bir şarkı mıydı, türkü müydü bir şey vardı bilmiyorum, 'Adaletin bu mu dünya' diye. Böyle bir noktaya getirdiler. Adalet istiyoruz, burada da adalet'' diye konuştu.

Başını Fransa'nın çektiği bazı ülkelerin de imtiyazlı ortaklık önerisinde bulunduğunu anımsatan Başbakan Erdoğan, bunun da yakışık almadığını belirterek, yola çıktıklarında böyle bir konunun bulunmadığını söyledi.

Erdoğan, ''Ne yaparsanız yapın, biz bu yola girdik, ta ki 'biz sizi almıyoruz' diyeceğiniz ana kadar devam edeceğiz, hedefimiz bu'' dedi. Siyasi kriterlerde, ''Ankara'', ticari noktada da ''İstanbul kriterleri'' diyerek yola devam edeceklerini dile getiren Erdoğan, Kıbrıs sorunun çözüm platformu olarak da sadece BM'yi gördüklerini, bu kurum dışında herhangi bir çözüm görmediklerini söyledi.

STAR KIBRIS 25/09/09

 

‘Our support not absolute’
By Elias Hazou

Christofias to Turkey: we back your EU bid, but you must own up to your obligations

ADDRESSING world leaders President Demetris Christofias yesterday said that despite Cyprus’ support for Turkey’s EU accession bid Ankara was not reciprocating.

“This support is not unconditional,” Christofias warned. “Turkey should fulfil its obligations towards the Republic of Cyprus as well as towards the European Union.”

But he also reached out to Ankara, calling Turkey a “key player” in efforts toward a settlement and expressed his “readiness” to initiate direct dialogue with the Turkish leadership, parallel to negotiations with the Turkish Cypriot leader.

He said he was willing to “share ideas about the future, which would greatly enhance the chances of a positive outcome to the negotiations.”

At the same time in his speech at the General Debate of the 64th Session of the General Assembly of the United Nations in New York, the President accused Turkey of seeking a confederal solution on Cyprus, in breach of relevant UN Security Resolutions.

“Turkey should contribute in a practical way to a solution of a bizonal, bicommunal federation with political equality as defined in the relevant Security Council resolutions. Instead Turkey pursues a confederal solution,” Christofias said.

“After the 1974 invasion and the occupation of 37 per cent of the territory of the Republic of Cyprus, Turkey has become a key player for the solution of the Cyprus problem. The success of our efforts for a solution of the problem depends on Turkey’s political will and the policies it implements. It is not enough for the Turkish leadership to publicly state that it supports the negotiating process,” he noted.

Recapping progress in reunification talks which began more than a year ago, Christofias said he trusted the “sincerity of Mr. Talat’s intentions…we have engaged in a common effort to bring an end to the division of our country.

“Some progress has been achieved in the negotiations. But not such as to make us confident that we are close to a final solution to the Cyprus problem,” he noted.

Christofias blamed lack of progress on the Turkish side and its intransigence on a range of issues—the presence of Turkish troops on the island, the “illegal possession” of properties and the presence of settlers.

“We sincerely hope that during the second round of negotiations, which has just started, there will be a reconsideration of Turkish positions, so that we can, as soon as possible, reach an agreed solution which we can then present to the people in separate simultaneous referenda,” he said.

Wrapping up, the President said a reunified Cyprus would safeguard the rights of all Cypriots, Greek and Turkish.

“Nevertheless, the rights of our Turkish Cypriot compatriots cannot be implemented at the expense of the rights of the bigger community, which is the Greek-Cypriot community. There must be mutual respect.

“Real political leaders are not the ones who think of the next election but of the next generation. We have the responsibility to work together to achieve a lasting peace in our region,” he concluded.

Earlier, Christofias had held a half-hour meeting with UN Secretary General Ban Ki-moon. Also attending the meeting were Foreign Minister Markos Kyprianou, United Nations Under-Secretary General for Political Affairs Lynn Pascoe and UN officials.

Christofias said that during a lunch hosted by the UN chief, he had the opportunity to have a “good” discussion with Turkish Prime Minister Recep Tayip Erdogan, to whom he underlined that Turkey is the key to a solution to the Cyprus issue.

“I told the UN, just as I told Mr. Erdogan, that Turkey is the key to a solution to the Cyprus issue. And that Talat must be helped by Turkey to change his stance. I analysed our positions on the property issue, where there is a difference of views, the positions on the settlers issue, security and governance. And I clearly stated that I have made offers to the Turkish Cypriot community and I am waiting for their response”, the Cypriot leader said.

Following his speech before the UN Assembly yesterday, the President held a number of separate meetings with foreign heads of state and senior officials, including the Emir of Qatar Sheikh Hamad Bin Khalifa Al-Thani, the Prime Minister of Malta Lawrence Gonzi and Russian Foreign Minister Sergey Lavrov.

On Tuesday, on the sidelines of the UN High-level Event on Climate-Change, Christofias had inter alia meetings with the President of the European Commission Jose Manuel Barroso, French President Nicolas Sarkozy and British Prime Minister Gordon Brown.

Christofias’ next stop is Cuba for talks with the political leadership there. He returns to Cyprus next Wednesday.

CYPRUS MAIL 25/09/09

 

Iacovou and Nami meet to discuss governance
By Stefanos Evripidou

WHILE THE two leaders did their rounds in New York on the sidelines of the UN General Assembly, their aides met yesterday at the UN-controlled Nicosia airport to work on the ‘governance’ chapter as part of direct talks aimed at reunifying the island.

Presidential Commissioner Georgios Iacovou and aide to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, Ozdil Nami, met yesterday for 90 minutes after getting the green light from the two leaders to try and iron out the differences remaining between the two sides on that issue.

The two discussed the ‘executive’ and how citizens of a united Republic of Cyprus would elect the proposed President and Vice-President. The Greek Cypriot side proposes that the rotating presidency should be voted by direct suffrage while the Turkish Cypriot side prefers the indirect method of voting through the senate.

“We exchanged views about the pros and cons of the two methods. We decided there is merit in having these discussions,” said Nami.

The Turkish Cypriot aide told the Cyprus Mail that there was scope for the aides reaching agreement at this level. “It seems there is potential for convergence. The two sides are not worlds apart on this,” said Nami.

The two aides decided to hold more meetings on these issues though no date was set as Nami has prior engagements in the near future. The possibility of letting “technical people” work on the issues in the meantime was not ruled out.

If the process of using the two aides to iron out points of divergence once the main principles have been identified by the leaders proves successful, then it is “very likely” the leaders will use them for other issues too, he noted.

CYPRUS MAIL 25/09/09

 

Downer critics attack UN envoy after ‘blunders’
By Elias Hazou

UN special envoy Alexander Downer has stirred up not one but two controversies within the last 48 hours, though in both cases evidence regarding his purported guilt has been flimsy.

In the first case, the Australian diplomat is said to have committed a blunder by describing EDEK and DIKO as “rejectionist” [i.e. anti-solution] parties. Downer is supposed to have made the comments during a meeting with the Turkish Foreign Minister.

Excerpts from the “minutes” of that meeting were broadcast by the Antenna news network, although the report remains to be confirmed.

That did not prevent the affected parties from blasting Downer, who increasingly over the past few months has become something of a punching bag for certain political quarters on the island.

“This raises a major issue of credibility for Mr. Downer – if indeed he made those comments. It is a raw and unprovoked intervention in the country’s political life,” EDEK leader Yiannakis Omirou said.

The European Party, though not mentioned by Downer in the contentious comments, went much farther. Party spokesman Rikos Erotokritou called on President Christofias to “cast him out, by writing a letter to the UN Secretary-General telling him that he no longer has confidence in Mr. Downer.”

Main opposition party DISY said such reports were disturbing, but at the same time stressed the importance of corroborating the reports before going for the jugular.

DISY boss Nikos Anastasiades noted it would be wiser to establish the facts first and then act on them: “One cannot light-heartedly create enemies all the time,” he said.

Meanwhile another episode in the Downer-bashing saga has been unfolding. Simerini newspaper reported on business activities of the Australian diplomat which were said to conflict with his role as UN envoy to Cyprus.

Downer is a partner in Bespoke Approach, an Australian-based business consultancy that commenced operations in August 2008.

Bespoke Approach happens to be one of the media consultants of KKR (Kohlberg Kravis Roberts & Co), a New York City-based private equity firm that sponsors and manages investment funds, focusing primarily on leveraged buyouts of mature businesses.

KKR has a number of media contacts around the globe, with Bespoke Approach being its contact in Australia.

But according to Simerini, in 2007 KKR was involved in the buyout of UN Ro-Ro Group, the largest shipping company in Turkey, in a transaction worth some 900 million euros. Following the takeover, the shipping company continued to be based in Turkey. At the time, Forbes magazine reported the transaction as being the largest in Turkish history.

Given the above, Simerini said it was obvious that Downer’s involvement with Bespoke Approach represented a conflict of interest, since his private concerns evidently clashed with his diplomatic activities in the region.

The paper drew on comments made by Downer to the Inner City Press that he “he does not work with Cyprus, Turkey or Greece, and by this appeared to mean he does not negotiate contracts in the three, not that Bespoke Approach does not have business relations with enterprises active there.”

The fact that Bespoke Approach did consultancy work for KKR – which was involved in a business transaction in Turkey two years ago – left Downer exposed, the paper deduced.

Simerini did not mention whether Bespoke Approach itself was involved in the aforementioned transaction – which seems unlikely since KKR has consultants in several countries, including one in Turkey. What’s more, the paper also failed to take into account that possibility that, even if Bespoke Approach were involved in the “guilty” transaction, this did not automatically point to Downer, since another partner may just as easily handled the brief.

Downer critics in Cyprus quickly used the reports – speculative at best – as more ammunition with which to attack the UN envoy.

DIKO vice-chairman Nicolas Papadopoulos called on Downer to provide “a convincing answer that his business activities do not adversely affect to a significant degree his impartiality.”

CYPRUS MAIL 25/09/09

 

Meeting weighs options over Nicosia mosques
By Lucy Millett

OFFICIALS from the Interior Ministry and Nicosia Municipality have met to discuss arrangements for opening up more mosques around Nicosia.

The meeting was deemed necessary after clashes between two groups of worshippers earlier this month at the Omeriye mosque in Nicosia’s old town. The conflict highlighted the need to look at the underlying causes and accommodate the different needs of Muslims living in Nicosia.

The meeting on Wednesday looked specifically at the possibilities of reopening existing mosques around the city – and even creating new ones.

Nicosia Mayor, Eleni Mavrou, said “The meeting was really an exchange of information and opinions about arrangements for different mosques in the city.

“The outcome of the meeting was that the Interior Ministry will contact imams and the embassies involved – such as the Libyan Embassy and Turkish Cypriot imams – fill in the blanks as far as organisation and overall arrangements are concerned.

“When this is done, we will be meeting again to exchange views on how to proceed.

“As far as the Omeriye mosque is concerned, the Interior Ministry is collecting information on arrangements there. The ministry and the antiquities department are also set to discuss restoration works.

“The mosque will probably have to close for a certain period while works are under way, so we have to see what solution can be found to accommodate the congregation during that time. It will be essential to make other arrangements for as long as the mosque is closed.”

Yiorgos Matseopoulos, Nicosia District Senior Officer in charge of Turkish Cypriot property, said, “The whole point of the meeting was to find ways of finding people to be responsible for these mosques and to liaise with them. Our offices will be looking at restoration works as well.”

According to Politis newspaper, responsibility for appointing the imams at three of Cyprus’ mosques (Nicosia, Limassol and Larnaca) rests with Mohamed Hodja.

Hodja represents the World Islamic Call Society (WICS) in Cyprus and is also part of the diplomatic staff at the Libyan Embassy. It appears that as well as paying the salary of Omeriye’s imam, the Libyan authorities may also be covering the mosque’s running costs.

Currently, just one of Nicosia’s mosques – the Omeriye – is in active use. The next two mosques in terms of size are the Bayraktar near the Ochi roundabout, and the Taht-el-Kale/Tahtakallas next to Ayios Kassianos, both of which are designated monuments restored under the Nicosia Master Plan.

There are a few other small mosques, including a tiny one next to Phaneromenis Church.

CYPRUS MAIL 25/09/09

 

'Trafik kazasında ölebilirim'

27/09/2009 RADIKAL

Trafik kazasında ölen Prenses Diana'nın kazadan üç yıl yazdığı mektupta bir trafik kazasında ölebileceğini söylediği iddia edildi.

Aynur TATTERSALL

PRENSES Diana ve sevgilisi Dodi El Fayed'in ölümü üzerindeki sır perdesini aralayacak olan mektubun, İngiliz polisi tarafından bugüne kadar gizlendiği öne sürüldü.
İngiliz Daily Express Gazetesi'nde yer alan habere göre, Prenses Diana, ölümünden 3 yıl önce 1995 yılında bir trafik kazasına kurban gideceği yönünde bir mektup yazmış.
Diana uşağı Paul Burrell'a yazdığı mektupta, Prens Charles'ın otomobilinin kaza yapması için plan yaptığını ve frenlerini bozabileceğini belirterek eşini kendisini öldürtmeye çalışmakla suçluyor.
Prenses, Prens Charles'tan boşanmasından 10 ay sonra gönderdiği mektupta, “Prens Charles, benim otomobilimin bir kaza yapması için plan yapıyor. Bu frenlerimin bozulması, lastiklerimin indirilmesi olabilir. Charles bu komployu Camilla Parker ile evlenebilmek için yapacak” diye ifade ediyor.
Prensesin ‘Ölüm Mektubu’nun İngiliz polisi tarafından gizlendiğini iddia eden gazete, polisin Diana'nın ölüm mektubunu neden gizlediğinin araştırılması ve bazı soruların cevaplandırılması gerektiğini yazdı.
Prensesin 10 yıl boyunca uşağı, arkadaşı ve sırdaşı olan Paul Burrell, 2003 yılında Diana'nın hayatını anlatan “Kraliyet Görevi’ isimli bir kitap yayınlamıştı. Tartışmalar yaratan kitapta Burrell, Charles'ın isminin geçtiği yerleri gizleyerek mektubu yayınlamıştı. Mahkemeye mektubun orijinal hali sunuldu. Şimdi herkes mektup sonrasında Prens Charles'ın suçlu koltuğuna oturup oturmayacağını merak ediyor.

 

New York’ta “Kıbrıs zirvesi”

İK֒nün 40. yıldönümü resepsiyonunda, Ban, Talat, Erdoğan, İhsanoğlu, Davutoğlu ve Babacan bir araya geldi.

Özgül GÜRKUT MUTLUYAKALI


   Birleşmiş Milletler’in (BM) merkezi ve bir anlamda dünya devletlerinin kalbi olan ABD’nin New York kenti, Kıbrıs konusunda küçük bir zirveye ev sahipliği yaptı.
   Pazartesi günü BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’la görüşecek olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu görüşme öncesinde önceki gün Ban’la İslam Konferansı Örgütü’nün (İKÖ) 40. kuruluş yıldönümü nedeniyle verilen resepsiyonda bir araya geldi.
   Resepsiyonda, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bir süre ayakta sohbet ettikten sonra yuvarlak masada başta Kıbrıs olmak üzere Suriye ve Irak da dahil çeşitli konuları görüştü.
   Cumhurbaşkanı Talat ve Türkiye Başbakanı Erdoğan, Genel Sekreter Ban’ın Kıbrıs müzakere sürecine daha fazla katılımcı olması taleplerini Ban’a birinci ağızdan iletti.
   New York’ta temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanı Talat, önceki gece İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, örgütün 40. yıldönümü nedeniyle verdiği resepsiyona katılarak, Türkiye ve İKÖ üyesi diğer ülkelerden birçok devlet adamıyla da sohbet etti.

Talat-Erdoğan görüşmesi

   Waldorf Astoria Otel’de yer alan resepsiyon sürerken Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bir kısmı baş başa, bir kısmı da heyetler arası olmak üzere bir saati aşkın süre görüştü.
   Görüşmede, daha çok BM’nin 64. Genel Kurulu nedeniyle yapılan temaslar ele alınırken, Kıbrıs müzakereleriyle ilgili genel bir değerlendirme yapıldı.
  Talat-Erdoğan görüşmesinde, KKTC ekonomisiyle ilgili konuların da gündeme geldiği ve özellikle devam eden Türkiye’den KKTC’ye su götürülmesi projesiyle ilgili Cumhurbaşkanı Talat’a bilgi verildiği öğrenildi.
   Görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Talat ve Türkiye Başbakanı Erdoğan, resepsiyon salonuna döndü. Bu sırada BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon da resepsiyona katıldı. Bir süre ayakta sohbet eden liderler, daha sonra salonun ucunda bulunan bir yuvarlak masaya geçerek görüştü. Masada, Erdoğan’ın bir yanına Cumhurbaşkanı Talat, öteki yanına İKÖ Genel Sekreteri İhsanoğlu oturdu. İhsanoğlu’nun yanına BM Genel Sekreteri Ban; Ban’ın yanına ise Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu oturdu. Görüşmeye bir süre sonra katılan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Babacan ise Cumhurbaşkanı Talat’ın yanında yer aldı.

“Pazartesi gününün peşrevini yaptık”

   Yarım saate yakın süre devam eden görüşmeden ayrılırken, gazetecilerin sorularını yanıtlayan Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “Görüşmeleriniz nasıl geçti, özellikle Kıbrıs konusunda neler konuştunuz?” sorusuna karşılık, “Mehmet Ali bey burada... Gayet iyi. Pazartesi gününün peşrevini yaptık, Pazartesi günü Mehmet Ali bey artık baş başa görüşmesini yapacak” dedi.
   Cumhurbaşkanı Talat’ın, BM’nin Kıbrıs sorununda daha aktif olması çağrısıyla ilgili soruyu yanıtlayan Erdoğan, “Tabi, temennimiz o ve BM Genel Sekreteri’nin, özel temsilcisinin ötesinde kendisinin de devreye girmesini, zaten genel kurul konuşmamda da istemiştim. Burada da yine kendisine ifade ettim. O da olumlu bakıyor, zaman zaman kendisinin devreye girmesi konusuna...” diye konuştu.

 KIBRIS 27/09/09

 

Talat: “Hristofyas cayarsa, biz de cayarız”

Cumhurbaşkanı Talat, New York’ta, Katar ve Hollanda dışişleri bakanlarıyla görüştü

Özgül GÜRKUT MUTLUYAKALI

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümü isteniyorsa, anlaşmalara ve BM parametrelerine bağlı kalmak gerektiğini belirterek, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın farklı konuşmasını “O cayarsa, bizim de cayacağımız çok şey var” diyerek eleştirdi.
   Talat, anlaşmaların yırtılıp atılmak ve bozulmak için olmadığını vurgulayarak, Hristofyas’ı sağduyuya ve anlaşmalara sadık kalmaya davet etti.
   New York’ta bulunan Cumhurbaşkanı Talat, önceki gün öğleden sonra Katar Dışişleri Bakanı Ahmad Abdullah Al Mahmud ve Hollanda Dışişleri Bakanı Maxime Verhagen ile görüştü.
   Görüşmeleriyle ilgili basına açıklama yapan Cumhurbaşkanı Talat, Katar’da KKTC’nin temsilciliği bulunduğunu hatırlatarak, gösterdikleri anlayıştan dolayı Katarlı bakana teşekkür ettiğini belirtti.
   Talat, Katar’ın dost, kardeş ve İslam Konferansı Örgütü’nde (İKÖ) Kıbrıslı Türkleri destekleyen, haklarını savunan bir ülke olduğunu ifade ederek, kendi sorunları yanında Kıbrıs sorunuyla da ilgilenen Katar’ın, sorunun Kıbrıslı Türklerin haklarını koruyacak şekilde çözümlenmesini arzu ettiğini söyledi.
   Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin uzun süredir çözümden yana büyük çaba ortaya koyduğunu bir kez daha anlattıklarını kaydederek, “Bunu gözlemlediklerini gördük, politikamızın onlar açısından da son derece memnuniyet verici olduğunu tespit ettik” dedi.
   Hollanda Dışişleri Bakanı Maxime Verhaugen ile ilk kez görüştüğünü, ancak daha önceki dışişleri bakanlarıyla görüştüğünü ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, Hollanda’nın AB içinde Kıbrıs sorununa çözüm doğrultusunda olumlu yaklaşan ve ilgi duyan ülkelerden biri olduğunu belirtti.
   Talat, Hollandalı bakana, Kıbrıs sorununa bakışlarını anlattığını kaydederek, şöyle konuştu:
   “İki toplumlu, iki kesimli federal çözüm, iki halkın siyasi eşitliği, yeni bir ortaklık ve bu ortaklıkta Kıbrıs Türk ve Rum kurucu devletlerinin eşit statüde olacağı, prensip olarak egemenliğin tek egemenlik; vatandaşlığın tek vatandaşlık olacağı, ayrıntıların ise aramızda müzakere edileceği, uluslararası kimliğin tek olacağı bilinen, Hristofyas’la bizim anlaştığımız konular...”
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Hristofyas’ın BM Genel Kurulu’nda söylediklerinin bu anlaşmayla hiç bağdaşmadığını Hollanda Dışişleri Bakanı Verhaugen’in dikkatine getirdiğini kaydederek, Kıbrıs Rum tarafıyla AB içinde birlikte yer alan Hollanda’nın bu gafı bilmesi gerektiğini söyledi.
   Kıbrıs sorununu çözmek istediklerini, bunu Hristofyas’ın da söylediğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:
   “Eğer bunu istiyorsak, anlaştıklarımıza sadık kalmalıyız. Dün anlaştıklarımızı, dün dündür, bugün bugündür diye bozmamalıyız, anlaştıklarımıza, BM parametrelerine bağlı kalmalıyız. Dün iki kurucu devlet derken, bugün iki otonom bölge dememeliyiz. Bunu yaptığı takdirde, bizim de cayacağımız çok şey var. O cayarsa bizim de cayacağımız çok şey var, o yüzden dikkatli olmalıyız. Anlaşmalar yırtılıp atılmak, bozulmak için değildir. Sayın Hristofayas’ı bir kere daha sağduyuya ve anlaştıklarımıza sadık kalmaya davet ediyorum. Bunu sayın bakanın da bilgisine getirdim.”                                        

 KIBRIS 27/09/09

NEW YORK’TA KIBRIS ZİRVESİ GİBİ RESEPSİYON

   

İK֒nün 40. yıldönümü resepsiyonunda Ban, Talat, Erdoğan, İhsanoğlu, Davutoğlu ve Babacan bir araya geldi. Erdoğan: “BM Genel Sekreteri Ban, Kıbrıs konusunda devreye girmeye olumlu bakıyor”

 

Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un, Kıbrıs konusunda zaman zaman devreye girmeye olumlu baktığını söyledi.

Birleşmiş Milletler’in merkezi ve bir anlamda dünya devletlerinin kalbi olan ABD’nin New York kenti, Kıbrıs konusunda küçük bir zirveye ev sahipliği yaptı.

Pazartesi günü BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’la görüşecek olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu görüşme öncesinde dün Ban’la İslam Konferansı Örgütü’nün (İKÖ) 40. kuruluş yıldönümü nedeniyle verilen resepsiyonda bir araya geldi.

Resepsiyonda, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bir süre ayakta sohbet ettikten sonra yuvarlak masada başta Kıbrıs olmak üzere Suriye ve Irak da dahil çeşitli konuları görüştü.

 

BİRİNCİ AĞIZDAN

 

Cumhurbaşkanı Talat ve Türkiye Başbakanı Erdoğan, Genel Sekreter Ban’ın Kıbrıs müzakere sürecine daha fazla katılımcı olması taleplerini Ban’a birinci ağızdan iletti.

New York’ta temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanı Talat, dün gece İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, örgütün 40. yıldönümü nedeniyle verdiği resepsiyona katılarak, Türkiye ve İKÖ üyesi diğer ülkelerden birçok devlet adamıyla da sohbet etti.

 

TALAT-ERDOĞAN GÖRÜŞMESİ

 

Waldorf Astoria Otel’de yer alan resepsiyon sürerken Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bir kısmı baş başa, bir kısmı da heyetlerarası olmak üzere bir saati aşkın süre görüştü.

Görüşmede, daha çok BM’nin 64. Genel Kurulu nedeniyle yapılan temaslar ele alınırken, Kıbrıs müzakereleriyle ilgili genel bir değerlendirme yapıldı. Talat-Erdoğan görüşmesinde, KKTC ekonomisiyle ilgili konuların da gündeme geldiği ve özellikle devam eden Türkiye’den KKTC’ye su götürülmesi projesiyle ilgili Cumhurbaşkanı Talat’a bilgi verildiği öğrenildi.

 

BAN DA KATILDI

 

Görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Talat ve Türkiye Başbakanı Erdoğan, resepsiyon salonuna döndü. Bu sırada BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon da resepsiyona katıldı. Bir süre ayakta sohbet eden liderler, daha sonra salonun ucunda bulunan bir yuvarlak masaya geçerek görüştü. Masada Erdoğan’ın bir yanına Cumhurbaşkanı Talat, öteki yanına İKÖ Genel Sekreteri İhsanoğlu oturdu. İhsanoğlu’nun yanına BM Genel Sekreteri Ban; Ban’ın yanına ise Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu oturdu. Görüşmeye bir süre sonra katılan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Babacan ise Cumhurbaşkanı Talat’ın yanında yer aldı.

 

PEŞREVİNİ YAPTIK

 

Yarım saate yakın süre devam eden görüşmeden ayrılırken, gazetecilerin sorularını yanıtlayan Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “Görüşmeleriniz nasıl geçti, özellikle Kıbrıs konusunda neler konuştunuz?” sorusuna karşılık, “Mehmet Ali bey burada... Gayet iyi.. Pazartesi gününün peşrevini yaptık, Pazartesi günü Mehmet Ali bey artık baş başa görüşmesini yapacak” dedi.

 

OLUMLU BAKIYOR

 

Cumhurbaşkanı Talat’ın, BM’nin Kıbrıs sorununda daha aktif olması çağrısıyla ilgili soruyu yanıtlayan Erdoğan, “Tabi, temennimiz o ve BM Genel Sekreteri’nin, özel temsilcisinin ötesinde kendisinin de devreye girmesini zaten genel kurul konuşmamda da istemiştim. Burada da yine kendisine ifade ettim. O da olumlu bakıyor, zaman zaman kendisinin devreye girmesi konusuna...” diye konuştu.

STAR KIBRIS 27/09/09

 

ANLAŞTIKLARIMIZDAN BİLE SAPTI

   

Cumhurbaşkanı Talat: ''Hristofyas anlaştıklarımızdan saptı. Kendisine çağrı yapmak istiyorum, anlaştıklarımıza sadık kalsın, kalmazsa Kıbrıs sorununu bitirmemiz mümkün olmayacak ve  sorumlu da kendisi olacak. Çözümsüzlüğün sorumluluğu Türkiye'ye ait değil, biliniyor ki Kıbrıs Rum tarafına aittir”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada müzakere sürecinin başında üzerinde anlaştıkları noktalardan saptığını belirterek, ''Buradan kendisine çağrı yapmak istiyorum. Anlaştıklarımıza sadık kalsın, anlaştıklarımıza sadık kalmazsa Kıbrıs sorununu bitirmemiz mümkün olmayacak ve sorumlu da kendisi olacak'' dedi.

New York'ta düzenlenen İslam Konferansı Teşkilatı'nın 40. yıl dönümü resepsiyonuna katılan ve burada TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile de görüşen Talat gazetecilerin New York'taki temaslarıyla ilgili sorularını yanıtladı.

 

SOLANA İLGİLENİYOR

AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana ile BM'de görüştüğünü belirten Talat, Solana'nın Kıbrıs sorunuyla yakından ilgilendiğini ve kendisiyle daha önce de birçok kez görüştüğünü söyledi. Solana'nın Kıbrıs sorununa ilgi duyan ve her fırsatta adadaki gelişmeleri öğrenmek istediğini ifade eden Talat, görüşmeyi çok yararlı bulduğunu, Solana'ya bilgi verdiğini belirtti.

BM'deki temasları çerçevesinde Katar dışişleri bakanıyla görüştüğünü, Katar'ın İKT'de Kıbrıslı Türklerin haklarını savunan, destekleyen bir ülke olduğunu, bu yüzden kendileri için önemli bir ülke olduğunu söyleyen Talat, görüşmede kendilerine teşekkür ettiklerini bildirdi.

Hollanda dışişleri bakanıyla da görüştüğünü belirten Talat, Hollanda'nın AB içinde Kıbrıs sorununa ilgi duyan bir ülke olduğunu, görüşmede Kıbrıs sorunuyla ilgili gelişmeleri, son durumu anlatma fırsatını bulduklarını kaydetti.

Talat, soru üzerine Kıbrıs Rum tarafı lideri Dimitris Hristofyas'ın konuşmalarıyla ilgili olarak bütünlüklü bir cevap vermek istemediğini belirterek, şöyle dedi:

 

ÇAĞRI YAPMAK İSTİYORUM

''Kendisine bir çağrı yapmak istiyorum, üzerinde anlaştığımız hususlar vardı, bu süreci başlatırken anlaştıklarımız vardı. Demiştik ki biz Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki kesimli, iki halkın siyasi eşitliğine dayalı, iki kurucu devletin olacağı ve bu iki kurucu devletin birbiriyle eşit olacağı bir federasyon arıyoruz, bu bir ortaklık olacak ve bu ortaklık uluslararası tek temsiliyete, kimliğe sahip olacak, bunun üzerinde anlaştık. Ancak Sayın Hristofyas Genel Kurulda yaptığı konuşmada, federasyonun üniter devletin evrimi yoluyla gerçekleşeceğini, ayrıca varılacak olan anlaşma ile bir federasyon kurulacağını ve o federasyonun iki otonom bölgesi olacağını söyledi. Yani anlaştıklarımızdan saptı ve dolayısıyla buradan kendisine çağrı yapmak istiyorum. Anlaştıklarımıza sadık kalsın, anlaştıklarımıza sadık kalmazsa Kıbrıs sorununu bitirmemiz mümkün olmayacak ve sorumlu da kendisi olacak. Çünkü demin söylediğim çerçevede biz anlaştık ve bu süreci öyle başlattık. Bugün iki otonom bölgeden bahsetmek iki kurucu devleti ve mevcut Kıbrıslı Türklerin iradesini küçük görüyor ve küçük düşürmeye çalışıyor demektir, bunu kabul etmemiz mümkün değildir.''

 

GAYET AÇIK VE NETTİR

Talat, ''Ne üniter devlet evrim yoluyla federasyona dönüşecek ne de kurulacak olan federasyonda iki otonom bölge olacak. Gayet açık ve nettir, bu bir ortaklık olacak. Aynı zamanda da federasyonda iki kurucu devlet olacak ve bu iki kurucu devlet eşit statüde olacak, bunlarda anlaştık, (Hristofyas) buna sadık kalsın'' dedi.

Hristofyas'ın BM Genel Kurulundaki konuşmasında Türkiye'yi suçladığını, gerçekleri çarpıttığını söyleyen Talat, ''Halbuki Türkiye çözümü son derece güçlü şekilde destekliyor, son derece yapıcı bir politika izliyor, Kıbrıslı Türklerin çözüm çabalarını güçlü şekilde destekliyor ve eğer bugün çözümsüzlük söz konusuysa bunun sorumlusu kesinlikle Türkiye değil, bunun sorumlusunun kim olduğunu Sayın Hristofyas çok iyi biliyor'' diye konuştu.

 

2004’Ü HATIRLASIN

Hristofyas'ın 2004 yılını hatırlaması gerektiğini vurgulayan Talat, Kıbrıs çözümünü reddeden tarafın Kıbrıslı Rumlar olduğunu, onları kışkırtanların başında da Hristofyas'ın geldiğini belirtti.

Talat, ''Çözümsüzlüğün sorumluluğu Türkiye'ye ait değil, biliniyor ki Kıbrıs Rum tarafına aittir'' dedi.

Talat bir soru üzerine, Hristofyas'ın 64. dönem BM Genel Kurulu’nun açılış toplantısında konuşmasının değil, konuşmanın doğru ve iyi olmasının önem taşıdığını, bunu göremediklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat'ın Pazartesi günü BM'de Genel Sekreter Ban Ki-Moon ile görüşmesi bekleniyor.

STAR KIBRI S27/09/09

 

‘CAYARSA CAYARIZ!’

   

Cumhurbaşkanı Talat, Katar Ve Hollanda Dışişleri Bakanlarıyla görüştü. Talat; “Çözüm isteniyorsa anlaşma ve BM parametrelerine bağlı kalınmalı. o cayarsa bizim de cayacağımız çok şey var... Hristofyas’ı sağduyuya ve anlaşmalara sadık kalmaya davet ediyorum”

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümü isteniyorsa, anlaşmalara ve BM parametrelerine bağlı kalmak gerektiğini belirterek, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın dün ve bugün farklı konuşmasını “O cayarsa, bizim de cayacağımız çok şey var” diyerek eleştirdi.

Talat, anlaşmaların yırtılıp atılmak ve bozulmak için olmadığını vurgulayarak, Hristofyas’ı sağduyuya ve anlaşmalara sadık kalmaya davet etti.

 

KATAR VE HOLLANDALI BAKANLAR

 

New York’ta bulunan Cumhurbaşkanı Talat, önceki gün öğleden sonra Katar Dışişleri Bakanı Ahmad Abdullah Al Mahmud ve Hollanda Dışişleri Bakanı Maxime Verhagen ile görüştü.

Görüşmeleriyle ilgili basına açıklama yapan Cumhurbaşkanı Talat, Katar’da KKTC’nin temsilciliği bulunduğunu hatırlatarak, gösterdikleri anlayıştan dolayı Katarlı bakana teşekkür ettiğini belirtti.

Talat, Katar’ın dost, kardeş ve İslam Konferansı Örgütü’nde (İKÖ) Kıbrıslı Türkleri destekleyen, haklarını savunan bir ülke olduğunu ifade ederek, kendi sorunları yanında Kıbrıs sorunuyla da ilgilenen Katar’ın, sorunun Kıbrıslı Türklerin haklarını koruyacak şekilde çözümlenmesini arzu ettiğini söyledi.

 

MEMNUNİYET VERİCİ

 

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin uzun süredir çözümden yana büyük çaba ortaya koyduğunu bir kez daha anlattıklarını kaydederek, “Bunu gözlemlediklerini gördük, politikamızın onlar açısından da son derece memnuniyet verici olduğunu tespit ettik” dedi.

Hollanda Dışişleri Bakanı Maxime Verhaugen ile ilk kez görüştüğünü, ancak daha önceki dışişleri bakanlarıyla görüştüğünü ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, Hollanda’nın AB içinde Kıbrıs sorununa çözüm doğrultusunda olumlu yaklaşan ve ilgi duyan ülkelerden biri olduğunu belirtti.

Talat, Hollandalı bakana, Kıbrıs sorununa bakışlarını anlattığını kaydederek, şöyle konuştu:

 

ANLAŞTIĞIMIZ KONULAR

 

“İki toplumlu, iki kesimli federal çözüm, iki halkın siyasi eşitliği, yeni bir ortaklık ve bu ortaklıkta Kıbrıs Türk ve Rum kurucu devletlerinin eşit statüde olacağı, prensip olarak egemenliğin tek egemenlik; vatandaşlığın tek vatandaşlık olacağı, ayrıntıların ise aramızda müzakere edileceği, uluslararası kimliğin tek olacağı bilinen, Hristofyas’la bizim anlaştığımız konular...”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Hristofyas’ın BM Genel Kurulu’nda söylediklerinin bu anlaşmayla hiç bağdaşmadığını Hollanda Dışişleri Bakanı Verhaugen’in dikkatine getirdiğini kaydederek, Kıbrıs Rum tarafıyla AB içinde birlikte yer alan Hollanda’nın bu gafı bilmesi gerektiğini söyledi.

 

CAYACAĞIMIZ ÇOK ŞEY VAR

 

Kıbrıs sorununu çözmek istediklerini, bunu Hristofyas’ın da söylediğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:

“Eğer bunu istiyorsak, anlaştıklarımıza sadık kalmalıyız. Dün anlaştıklarımızı, dün dündür, bugün bugündür diye bozmamalıyız, anlaştıklarımıza, BM parametrelerine bağlı kalmalıyız. Dün iki kurucu devlet derken, bugün iki otonom bölge dememeliyiz. Bunu yaptığı takdirde, bizim de cayacağımız çok şey var. O cayarsa bizim de cayacağımız çok şey var, o yüzden dikkatli olmalıyız. Anlaşmalar yırtılıp atılmak, bozulmak için değildir. Sayın Hristofayas’ı bir kere daha sağduyuya ve anlaştıklarımıza sadık kalmaya davet ediyorum. Bunu sayın bakanın da bilgisine getirdim.

STAR KIBRIS 27/09/09

 

‘Rusya’nın desteği tam’

   

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın BM Genel Kurul toplantısına katılmak amacıyla gittiği New York’ta, diğer ülke ve hükümet başkanlarıyla gerçekleştirdiği görüşmeler Rum basınında geniş şekilde yer almaya devam ediyor.

haravgi gazetesi haberinde, Hristofyas’ın BM Genel Merkezi’nde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la yarım saatlik bir görüşme gerçekleştirdiğini ve görüşmede Lavrov’un Hristofyas’a “Rusya’nın Rum tarafına yönelik desteğinin tam olduğunu” söylediğini aktardı.

Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, “Lavrov’la görüşmelerinin sonucunun her zamanki gibi olumlu olduğunu” ifade eden Hristofyas, Lavrov’un Kasım ayında adayı ziyaret etmesi konusunda hem fikir olduklarını iletti.

Hristofyas açıklamasında, Rusya’nın Kıbrıs sorunundaki tezinin hiç değişmediğini söyledi.

STAR KIBRIS 27/09/09

 

 

Dörtlü zirveye varız

Ankara’yı muhatab almak isteyen Hrtistofyas’a Erdoğan’dan anlamlı yanıt.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile neler konuştuklarını açıkladı. Erdoğan, Hristofyas’ın Türkiye ile görüşmek istediğini kaydetti ve “dörtlü zirveye varız” mesajı verdi. Erdoğan şöyle konuştu:
   “(Rum lider) Bizimle görüşmek istiyor, bizimle görüşmek istediğinde de biz kendilerine açıkça şunu söylüyoruz. Bu görüşme dörtlü olur, bu görüşmede garantör ülkeler olarak Türkiye olur, Yunanistan olur, Sayın Talat ve bir de siz olursunuz. (Tabii Sayın Talat hangi sıfatla olacak?) diye soru yönelttiğinde de kendisine şu cevabı verdik: Siz hangi sıfatla oradaysanız Sayın Talat da o statüyle orada olur. Otururuz konuşuruz, o zaman kararımızı veririz, temenni ederiz ki anlaşırız ve bu işin artık bitmesi gerekir.”

Erdoğan basın toplantısı düzenledi

   Türkiye Başbakanı Erdoğan New York'ta kaldığı The Plaza Oteli'nde bir basın toplantısı düzenledi. Erdoğan, BM Genel Kurulu'nda “Kıbrıs'ta ilerleme olmazsa ilkbahara doğru görüşmelerin kesilebileceği” ve “Kıbrıs'ta yeni bir yöne doğru gidiş olup olmayacağının” sorulması üzerine şöyle konuştu:
   “Bu süreç kısa bir süreç değil, 50 yıldır devam eden bir süreç ve bu süreç içerisinde sürekli bir oyalama politikaları, artık bu ise bir ciddi noktada karar vermemiz gerekiyor. Son yılda özellikle başta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat olmak üzere bizler de garantör bir ülke olarak dedik ki her türlü desteği vereceğiz, yeter ki bu yılsonuna kadar bu işi artık bir yere bağlayalım.”

BM kararları çerçevesi

    Kıbrıs konusuyla ilgili olarak BM Güvenlik Konseyi'nin verdiği kararlar olduğunu hatırlatan Erdoğan, bu çerçevede Kıbrıs sorununun neticelendirilmesi gerektiğini belirtti.
   Erdoğan, Güney Kıbrıs'ın özellikle de Avrupa Birliği üyesi olduktan sonra havasının değiştiğini ve çok daha farklı bir havada masada oturduğunu ve masada ona göre tavırlar takındığını belirterek, şunları söyledi:
    “Bizim de Güvenlik Konseyi'nin almış olduğu karar çerçevesinde ortaya koyulan bir tablo var, bir şablon var, bu şablon çerçevesinde eşit statüde biliyorsunuz iki kurucu devlet anlayışını biz savunduk, savunuyoruz. BM Güvenlik Konseyi de bunu aynı şekilde ortaya koydu. Annan Planı’nda da adını koydular. Orada da Kıbrıs Türk Devleti, Kıbrıs Rum Devleti şeklinde iki kurucu devletten bahsediliyor. Orada konfederal yapı mı, federal yapı mı filan bunlar işin aslında sadece oyalama taktikleri. Eşit statüde eşit kurucu devlet dediğiniz zaman zaten bu işin nereye vardığı, varacağı belli. Burada şu anda öyle basit şeylerle oyalamalar yapılıyor ki örneğin yani Güney Kıbrıs hala Kuzey'in cumhurbaşkanını karşısında bir cumhurbaşkanı olarak görmeyecek kadar ileri gidebiliyor.”
   Erdoğan sözlerine şöyle devam etti:
   ''(Hristofyas) Bunu bizzat şahsıma söylediği için ben burada açıyorum, bunu gizlemeye de gerek yok. Görüşmeler noktasında biz  Sayın BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un  gerekirse riyasetinde de bu üçlü toplantıyı New York'ta yapmalarını söyledik, tabii buna yanaşmak istemiyorlar. Bizimle görüşmek istiyor, bizimle görüşmek istediğinde de biz kendilerine açıkça şunu söylüyoruz. Bu görüşme dörtlü olur, bu görüşmede garantör ülkeler olarak Türkiye olur, Yunanistan olur, Sayın Talat ve bir de siz olursunuz. (Tabii Sayın Talat hangi sıfatla olacak?) diye soru yönelttiğinde de kendisine şu cevabı verdik: Siz hangi sıfatla oradaysanız Sayın Talat da o statüyle orada olur. Otururuz konuşuruz, o zaman kararımızı veririz, temenni ederiz ki anlaşırız ve bu işin artık bitmesi gerekir.”


Kuzey Kıbrıs yoksa Türkiye’de yok

 
   Öte yandan Erdoğan, 'Kuzey Kıbrıs'ın yok farz edildiği bir çözümün içinde Türkiye’nin yer almayacağını söyledi.
   Başbakan Erdoğan, Marriott Marquis Otel'de ABD'de yaşayan Türk vatandaşları ile bir araya geldiği toplantıda, dış politik gelişmelere değindi.
   Erdoğan, Kıbrıs Sorunu ile ilgili olarak da Güney Kıbrıs tarafının gerekli hassasiyeti göstermediğini belirtti. Erdoğan, “Kuzey Kıbrıs'ın yok farz edildiği bir çözümün içinde Türkiye yer alamaz. Bunun böyle bilinmesi lazım” dedi.
   Başbakan Erdoğan, İslam Konferansı Örgütü'nün daha önce KKTC halkından “toplum” olarak söz ettiğini, ancak bugün söz ederken “devlet” tanımının kullandığını anımsattı. Bunun kendi çabalarıyla gerçekleştiğini anlatan Erdoğan, aynı şekilde Ortadoğu'da ve Kafkasya'da kalıcı barış ve istikrarın sağlanması için Türkiye'nin yoğun bir mesai sarf ettiğini belirtti.
   Ermenistan ile ilişkilere değinen Erdoğan, “Ermenistan ile aramızdaki problemleri çözmek için irade ortaya koyduk. Altını çizerek ifade ediyorum; Türkiye'nin çıkarına olacak, Azerbaycan'ı da asla rencide etmeyecek şekilde çözüm çabalarımız var. Bunun dışında bir çözüm düşünemeyiz” diye konuştu.

KIBRIS 28/09/09

 

Anastasiades: Türkiye ile değil sorunla uğraşalım

Rum ana muhalefet partisi DİSİ’nin Başkanı Nikos Anastasiadis, Kıbrıs Rum tarafının şu anki stratejisiyle bir yere varamayacağını ve başlıca hedeflerinin Türkiye’ye yaptırımlar uygulanmasını sağlamak değil, Kıbrıs sorununun çözümü olması gerektiğini belirtti.

Anastasiades, Kıbrıs sorununun çözümü çabalarında özlü sonuçlara ulaşılabilmesi için Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, Rum Ulusal Konsey toplantısında üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiğini ifade etti.
   Kathimerini gazetesinde yer alan söyleşisinde Anastasiadis, Ulusal Konsey toplantısında alınan ancak açıklanmayan kararlar da olduğunu, Hristofyas’ın bu toplantıda alınan kararlar doğrultusunda hareket etmesi durumunda Kıbrıs sorununda özlü sonuçlara varılabileceğine inandığını söyledi.
   Anastasiadis, Kıbrıs Rum tarafının şu anki stratejisiyle bir yere varamayacağını ve başlıca hedeflerinin Türkiye’ye yaptırımlar uygulanmasını sağlamak değil, Kıbrıs sorununun çözümü olması gerektiğini belirtti.
   BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’e yönelik son dönemde yapılan eleştirilere karşın kendisinin Downer’le gerçekleştirdiği temaslarda, Downer’in taraf tuttuğuna dair bir izlenim edinmediğini vurgulayan Anastasiadis, Downer’in, tıpkı birçok Kıbrıslı Rum siyasinin söylediği gibi, Kıbrıs sorununda son fırsattan bahsettiğini, ancak bunun bazı çevrelerce yanlış yorumlandığını ifade etti.
   Yunanistan’ın ve özelikle Karamanlis hükümetinin Kıbrıs politikasını da eleştiren Anastasiadis, Yeni Demokrasi Partisi ve Kostas Karamanlis’in Kıbrıs sorununa ilişkin gerektiği kadar ilgi göstermediğini de savundu.

KIBRIS 28/09/09

 

İzolasyonlar kalkarsa Müzakereler ilerler

KKTC New York Temsilci Gökeri İK֒de konuştu

KKTC New York Temsilcisi Kemal Gökeri, Kıbrıs’ta devam eden kapsamlı çözüm müzakerelerin, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kaldırılması için yürütülen çabalara bir engel teşkil etmemesi gerektiğini söyledi.
   Bu yıl New York’ta yapılan İslam Konferansı Örgütü’nün (İKÖ) Dışişleri Bakanları Konseyi Yıllık Toplantısı’nda KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün adına konuşma yapan Gökeri, Kıbrıs Türk halkının maruz kaldığı izolasyonların kaldırılmasının, Rum tarafını çözüm yönünde motive edeceğini ve müzakerelerde ilerleme kaydedilmesine önemli katkı sağlayacağını ifade etti.
   Gökeri, KKTC’nin İK֒deki gözlemci statüsünün tam üyeliğe yükseltilmesi talebini yineledi.
   Rum tarafının Kıbrıslı Türkleri her alanda engellemeye çalıştığına dikkat çeken New York Temsilcisi Gökeri, tüm bu olumsuz çabalara rağmen Türk tarafının çözüm yönündeki kararlılığını sürdürdüğünü, ancak uluslararası toplumun uyguladığı haksız ambargolara en kısa zamanda son verilmesi gerektiğini belirtti.
   Kemal Gökeri, 1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Türk halkının Kıbrıslı Rumlar tarafından her türlü şiddete maruz bırakıldığını hatırlatarak, 20 Temmuz 1974’te Türkiye’nin, Garanti Anlaşması uyarınca tam zamanında yaptığı müdahaleyle Kıbrıs Türk halkının toptan imhasını engellediğini vurguladı.
   İKÖ üyelerine Kıbrıs sorununa çözüm bulmaya yönelik 3 Eylül’de başlayan ve bir yıldan beridir devam eden müzakere süreciyle ilgili bilgi de veren KKTC New York Temsilcisi Gökeri, Kıbrıs Türk tarafının, BM parametreleriyle bugüne kadar yapılan tüm çalışmalar doğrultusunda, geçmişteki acıların yinelenmeyeceği bir çözüm için çalıştığını söyledi.
   Gökeri, iki kesimlilik, iki halkın siyasi eşitliği, iki kurucu devletin eşit statüsüyle Türkiye’nin etkin garantisinin, Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün parametrelerini oluşturduğunu vurgulayarak, Kıbrıs Rum tarafının toprak, güç paylaşımı, garantiler konusundaki mantık dışı taleplerinin görüşme sürecini olumsuz yönde etkilediğini ifade etti.

İlişkileri geliştirmeliyiz

   KKTC vatandaşların Amerikan Birleşik Devletleri ve İngiltere gibi Batılı ülkelere KKTC pasaportuyla seyahat edebildiklerine dikkat çeken Kemal Gökeri, İKO üyesi ülkelerin de aynı kolaylıkları sağlamasını istedi. Gökeri “Böyle bir uygulamanın İslam ülkeleri arasındaki dayanışma prensibine ve mevcut İKO kararları ile uyumlu olacağını düşünüyorum” dedi.
   İK֒nün Kuzey Kıbrıs’la ilgili kararları için Kıbrıs Türk halkının minnettarlığını dile getiren KKTC New York Temsilcisi Gökeri, KKTC ile İKÖ arasındaki ilişkinin olumlu bir atmosferde gelişmesinin mutluluk verici olduğunu kaydetti.
   KKTC’nin her geçen gün büyüyen ve gelişen 6 üniversitesiyle ve 40 bini aşan öğrenci sayısıyla bir eğitim merkezi haline geldiğine işaret eden Gökeri, İKÖ devletlerine kendi gençlerini Kuzey Kıbrıs’taki üniversitelerde eğitim almaları için teşvik etmeleri çağrısında bulundu.

KIBRIS 28/09/09

 

TOKAT GİBİ SÖZLER

   

Türkiye Başbakanı Erdoğan: : Güney Kıbrıs hala Kuzey'in Cumhurbaşkanını karşısında bir Cumhurbaşkanı olarak görmeyecek kadar ileri gidebiliyor. Siz hangi sıfatla oradaysanız Sayın Talat da o statüyle orada olur.

 

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Güney Kıbrıs’ın hala KKTC Cumhurbaşkanını Cumhurbaşkanı olarak görmeyecek kadar ileri gittiğini söyledi.

TC Başbakanı Erdoğan New York'ta kaldığı The Plaza Oteli'nde bir basın toplantısı düzenledi. Erdoğan, BM Genel Kurulu'nda ''Kıbrıs'ta ilerleme olmazsa ilkbahara doğru görüşmelerin kesilebileceği'' ve ''Kıbrıs'ta yeni bir yöne doğru gidiş olup olmayacağının'' sorulması üzerine şöyle konuştu:

''Bu süreç kısa bir süreç değil, 50 yıldır devam eden bir süreç ve bu süreç içerisinde sürekli bir oyalama politikaları, artık bu ise bir ciddi noktada karar vermemiz gerekiyor. Son yılda özellikle başta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat olmak üzere bizler de garantör bir ülke olarak dedik ki her türlü desteği vereceğiz, yeter ki bu yıl sonuna kadar bu işi artık bir yere bağlayalım.''

Kıbrıs konusuyla ilgili olarak BM Güvenlik Konseyi'nin verdiği kararlar olduğunu hatırlatan Erdoğan, bu çerçevede Kıbrıs sorununun neticelendirilmesi gerektiğini belirtti.

Erdoğan, Güney Kıbrıs'ın özellikle de Avrupa Birliği üyesi olduktan sonra havasının değiştiğini ve çok daha farklı bir havada masada oturduğunu ve masada ona göre tavırlar takındığını belirterek, şunları söyledi:

''Bizim de Güvenlik Konseyi'nin almış olduğu karar çerçevesinde ortaya koyulan bir tablo var, bir şablon var, bu şablon çerçevesinde eşit statüde biliyorsunuz iki kurucu devlet anlayışını biz savunduk, savunuyoruz. BM Güvenlik Konseyi de bunu aynı şekilde ortaya koydu.  Annan Planında da adını koydular. Orada da Kıbrıs Türk Devleti, Kıbrıs Rum Devleti şeklinde iki kurucu devletten bahsediliyor. Orada konfederal yapı mı, federal yapı mı filan bunlar işin aslında sadece oyalama taktikleri. Eşit statüde eşit kurucu devlet dediğiniz zaman zaten bu işin nereye vardığı, varacağı belli. Burada şu anda öyle basit şeylerle oyalamalar yapılıyor ki örneğin yani Güney Kıbrıs hala Kuzey'in cumhurbaşkanını karşısında bir cumhurbaşkanı olarak görmeyecek kadar ileri gidebiliyor.''

 

HRİSTOFYAS'A YANIT

 

Erdoğan sözlerine şöyle devam etti: 

''(Hristofyas) Bunu bizzat şahsıma söylediği için ben burada açıyorum, bunu gizlemeye de gerek yok. Görüşmeler noktasında biz Sayın BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un  gerekirse riyasetinde de bu üçlü toplantıyı New York'ta yapmalarını söyledik, tabii buna yanaşmak istemiyorlar. Bizimle görüşmek istiyor, bizimle görüşmek istediğinde de biz kendilerine açıkça şunu söylüyoruz. Bu görüşme dörtlü olur, bu görüşmede garantör ülkeler olarak Türkiye olur, Yunanistan olur, Sayın Talat ve bir de siz olursunuz. (Tabii Sayın Talat hangi sıfatla olacak?) diye soru yönelttiğinde de kendisine şu cevabı verdik: Siz hangi sıfatla oradaysanız Sayın Talat da o statüyle orada olur. Otururuz konuşuruz, o zaman kararımızı veririz, temenni ederiz ki anlaşırız ve bu işin artık bitmesi gerekir.''

 

KUZEY, YOK FARZ EDİLEMEZ

 

Bu arada Erdoğan, Marriott Marquis Otel'de ABD'de yaşayan Türk vatandaşları ile bir araya geldiği toplantıda, “Kuzey Kıbrıs'ın yok farz edildiği bir çözümün içinde Türkiye’nin yer almayacağını” söyledi.

Erdoğan, Kıbrıs Sorunu ile ilgili olarak da Güney Kıbrıs tarafının gerekli hassasiyeti göstermediğini belirtti. Erdoğan, ''Kuzey Kıbrıs'ın yok farz edildiği bir çözümün içinde Türkiye yer alamaz. Bunun böyle bilinmesi lazım'' dedi. 

Başbakan Erdoğan, İslam Konferansı Örgütü'nün daha önce KKTC halkından ''toplum'' olarak söz ettiğini, ancak bugün söz ederken “devlet” tanımını kullandığını anımsattı. Bunun kendi çabalarıyla gerçekleştiğini anlatan Erdoğan, aynı şekilde Ortadoğu'da ve Kafkasya'da kalıcı barış ve istikrarın sağlanması için Türkiye'nin yoğun bir mesai sarf ettiğini belirtti.

STAR KIBRIS 28/09/09

 

TALAT VE BAN BUGÜN BULUŞUYOR

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon bugün KKTC saatiyle 18.45’te BM’nin New York’taki merkezinde bir araya geliyor.

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün görüşeceği Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki Moon’dan, Kıbrıs’ta devam eden müzakere sürecinin BM parametreleri içinde kalması için Kıbrıs Rum tarafını uyarmasını isteyecek.

Cumhurbaşkanı Talat, her isteyenin daha önceden anlaşılan noktalardan vazgeçebileceği bir müzakere sürecinin “kör dövüşü ve kaos ortamına dönüşeceği” uyarısı yaptı.

Kıbrıs sorununun çözümü için uzun yıllardır sürdürülen müzakerelerde önemli rolü olan ve bugüne dek birçok çözüm planı, fikirler dizisi, haritalar hazırlanmasına öncülük eden BM’nin New York’taki merkezinde bugün KKTC saatiyle 18.45’te bir kez daha Kıbrıs konuşulacak.

New York’ta bulunan Cumhurbaşkanı Talat, gazetecilerin sorularını yanıtlarken, önceki gece İKÖ resepsiyonunda BM Genel Sekreteri Ban, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu ve Türkiyeli bakanlarla yaptıkları görüşmeyi değerlendirdi.

BM Genel Sekreteri Ban’ın, Türkiye Başbakanı Erdoğan’la görüşmesini yeni tamamladığı sırada resepsiyona geldiğini ve ayaküstü sohbetten sonra bir masa etrafında bir araya geldiklerini hatırlatan Talat, Türkiye’nin Ortadoğu barışında önemli rol oynadığını ve bunun BM’nin ilgisini çektiğini belirtti. Sorunlu tarafların Türkiye’ye büyük güven duyduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, sürecin BM nezdinde değil, TC’nin arabuluculuğunda sürdürülmesi gerektiği görüşünü taşıyan ülkeler olduğunu söyledi.

 

GÖRÜŞMELER, BAN’IN

İYİ NİYETİ ÇERÇEVESİNDE

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, görüşmede Kıbrıs sorununu da ele aldıklarını belirterek, şöyle konuştu:

“BM’nin önemli rolü olduğunu, zaten görüşmelerin BM Genel Sekreteri’nin iyi niyeti çerçevesinde sürdüğünü ortaya koyduk ve BM’nin daha aktif katılım göstermesi gerektiğini ifade ettik. Zaten bunu daha sonra da basına dile getirdik. Fakat belki bundan da önemlisi özellikle ben Sayın Ban’dan müzakerelerin BM çerçevesinde yürütüldüğünü dikkate alarak BM çerçevesinden çıkıldığı anda, BM’nin müdahil olması ve süreci BM zeminine çekmesi gerektiğini vurguladım. Bunun için de BM’nin ayrı, çok önemli bir görevle karşı karşıya olduğunu ifade ettim. Çünkü Rum tarafının rahatlığını, dünyaca tanınmış olmasını kullanarak ve hatta birçok yerde Kıbrıslı Türkleri de temsil ettiğini iddia ederek, son derece olumsuz tutum ortaya koyabildiğini, en son örneğinin de Sayın Hristofyas’ın genel kuruldaki konuşması olduğunu, BM zeminini tamamen berhava ettiğini, bu noktada BM’nin onu bu zemine çekme görevi bulunduğunu, bunu yapmaları gerektiğini Sayın Ban’a ifade ettim.”

 

KÖR DÖVÜŞ VE KAOS OLUR

 

Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri Ban’ın bu konularda gerekli tedbirleri alacağı umudunu ifade ederek, aksi halde anlaştıkları noktalardan her isteyenin vazgeçebileceğini ve artık müzakere sürecinin anlamlı, çerçevesi belirlenmiş bir çalışma olmaktan çıkıp bir kör dövüşüne, kimin ne dediği, ne yapmadığı bir kaos ortamına dönüşeceğini söyledi.

Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasına atıfta bulunarak, “Önce anlaşacaksınız iki kurucu devlet üzerinde, sonra bunlara federe üniteler diyeceksiniz, şimdi de gelip otonom bölgeler diyeceksiniz. Nerde bu keyfilik?” sözleriyle tepkisini yineledi.  

 

BM’NİN BOYNUNUN BORCU

 

Bunları düzeltmenin BM’nin boynunun borcu olduğunu, bunları ısrarla ifade etmeyi sürdüreceğini, çünkü aksi halde böyle giderse görüşmelerin kaosa gideceğini kaydeden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’la yarın yapacağı görüşmede yazılı belge sunup sunmayacağı ve hangi konuları gündeme getireceği sorusuna da özetle şu yanıtı verdi:

 “Yazılı belge düşünmüyorum. Ana başlıklar tabi ki görüşme süreci olacak. Müzakerelerin BM süreci dışına çıkmaması ve çıkanın da uyarılması gerektiğini söyleyeceğim kayıtlara geçmesi bakımından... Ama bunun dışında  görüşme süreci hakkında bilgi vererek bizim tutumumuzu ortaya koyacağım.

 

NERDE CİDDİ SORUN VARSA…

 

Nerede müzakerelerde BM sürecinin, BM parametrelerinin dışına çıkılmışsa, orada sorun vardır. Nitekim mülkiyette durum budur. Nitekim başkanların seçiminde aynı durum vardır. Nerede bir ciddi sorun varsa, orada mutlaka BM parametrelerinin dışına çıkış vardır ve BM parametreleri dışına (rahatlığından, zaman kazanma isteğinden dolayı) çıkan da hep Kıbrıs Rum tarafıdır. Biz Kıbrıs Türk tarafı olarak tamamen BM parametreleri çerçevesinde kaldık ve kalmaya özen gösteriyoruz. Kıbrıs Rum tarafı ise bunun dışına çıkıyor ve çıktığı noktada da sorunlar beliriyor.”

Talat, tüm bunları BM Genel Sekreteri Ban’a aktaracağını ve soruları olursa onları yanıtlayacağını sözlerine ekledi.

 

MORATİNOS’LA GÖRÜŞME

 

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, önümüzdeki dönem AB dönem başkanlığı görevini üstelenecek İspanya’nın Dışişleri Bakanı İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Angel Moratinos’la bir araya geldi. Talat, görüşmeden sonra TAK ve BRTK muhabirlerine yaptığı açıklamada, Moratinos’un, görüşleri Kıbrıs Rum tarafıyla yakın olduğu bilinen bir dışişleri bakanı olmasından dolayı görüşmelerinin büyük önem taşıdığını söyledi.

İspanya’nın Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen, Türkiye ve İspanya başbakanlarının medeniyetler ittifakıyla ilgili çalışmaları bulunan önemli bir ülke olduğunu kaydeden Talat, ayrıca AB dönem başkanlığını yürüteceğini ve Troyka’nın da üyesi olduğunu anlattı.

  

TC Başbakanı Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve BM Genel Sekreteri Ban, İslam Konseyi Teşkilatı resepsiyonunda bir araya gelmişti.

STAR KIBRIS 28/09/09

 

TÜRKİYE İŞGALCİ DEĞİL, HAK SAHİBİDİR

   

 ''Çare, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk Devleti'nin müşterek kırmızı çizgisini dünyaya duyurmasıdır''

 

Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs meselesinde çarenin Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk Devleti'nin müşterek kırmızı çizgilerini duyurması olduğunu bildirdi. 

Türkiye Gazeteciler Federasyonu 6. Olağan Genel Kurulu, Ankara Ticaret Odası Konferans Salonu'nda başladı.

Genel kurula, KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş, KKTC'nin Ankara Büyükelçisi Namık Korhan, DSP Genel Başkanı Masum Türker, DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Basın, Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü Salih Melek, Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Ertan Cillov, bazı DTP ve CHP milletvekilleri ile delegeler katıldı.

Kurucu Başkanı Rauf Denktaş da Kıbrıs'ın milli bir dava olduğunu söyledi. ''Kıbrıs meselesinde asıl hedefin garanti anlaşmasını ortadan kaldırmak, Türkiye'nin adadan askerini ve Türkiye Cumhuriyeti'nden gelen vatandaşlarını geri göndermesini sağlamak olduğunu'' ileri süren Denktaş, ''Tek devlet, tek vatandaş, tek halk esasları üzerinde anlaşma yapılmak istendiğini'' kaydetti. Denktaş, ''Şimdi görüyorsunuz son beyanatlarda özellikle Washington ve New York'ta yapılan beyanatlarda Rumların uzlaşma istemediği anlaşılmışmış. Bu kaç sene evvel anlaşılmıştı, anlaşılmıştı istemediği. Çare nedir? Çare, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk Devleti'nin müşterek kırmızı çizgisini dünyaya duyurmasıdır. Türkiye orada işgalci değildir. Türkiye hak sahibidir. Çünkü Kıbrıs Antlaşması Türk-Yunan kavgası olmasın diye meydana getirilmiştir'' dedi. 

Türkiye'nin bu konuda ABD'yi yardıma çağırdığını kaydeden Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

''ABD, bir 45 yıldır Kıbrıs meselesinin hallini önleyen odur. Bize gözümüzün içine baka baka 'Rum idaresini tanırım sizi tanımayacağım' diyen odur. Bize Annan Planı denilen mahrumiyet planını kabul ettiren ve kabul ettirdikten sonra da yorum getiren, 'madem ki onu kabul ettiler ayrı devlet isteyemezler...' Türkiye bu çizginin altındadır ve maalesef görüşmelere bu çizginin altında başladık.

Daha ne diyor Amerika? 'Türkiye önerilerini Rumların kabul edebileceği şekle soksun'.  Sayın Talat ne diyor? 'Uzlaşmaya mecburuz'. Niçin mecburuz anlamadık? Mecburuz uzlaşmaya, uzlaşabilmek için de önerilerimizi Rumların kabul edebilecekleri düzeye çekmek mecburiyetindeyiz. Masaya böyle oturduk.''

Rauf Denktaş, Türkiye'nin petrol konusunda da artık ''dişini göstermesi'' gerektiğini, çünkü Rum yönetiminin ihalelere başladığını anımsattı.

STAR KIBRIS 28/09/09

 

 

NAMİ BRÜKSEL’E GİTTİ

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın AB ve BM İşlerinden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami, temaslarda bulunmak amacıyla dün sabah Brüksel’e gitti.


Cumhurbaşkanlığı AB Danışmanı Armağan Candan ve AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin’in eşlik ettiği Nami, AB üyesi ülkelerinin AB nezdindeki temsilcileri, Komisyon yetkilileri ve Avrupa Parlamentosu grupları temsilcileriyle görüşecek.

Nami ve beraberindeki heyet, Brüksel’de bulundukları süre içinde bazı düşünce kuruluşları ve basın yayın kuruluşlarıyla da toplantı yapacak.

Özdil Nami, Perşembe akşamı yurda dönecek.

STAR KIBRIS 28/09/09

 

 

Talat'ı uçaktan indirten protesto

ABD'den dönen KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Ada’ya gitmek için İstanbul'da bindiği uçakta protestoya uğradı. Yolcuların, bekletildikleri gerekçesiyle yuhaladığı Talat ve beraberindekiler, uçaktan inmek zorunda kaldı.

SELİM SAYARI

ntvmsnbc

Güncelleme: 14:14 TSİ 29 Eylül. 2009 Salı

İSTANBUL - Edinilen bilgilere göre; Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı New York’tan İstanbul’a getiren uçak 11.05’te Atatürk Havalimanı’na indi.

Mehmet Ali Talat ve heyeti Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın 137 yolcusuyla alanda bekletilen uçağına yetişti.

Yolcular, uçağa binen Cumhurbaşkanı Talat, eşi Oya Talat ve yanlarındaki heyet yuhalamaya başladı.

Sözlü protestonun giderek artması üzerine Cumhurbaşkanı Talat ve beraberindekiler uçağı terk etti.

2.5 SAAT RÖTAR YAPTI
Turkuaz Hava Yolları’ndan kiralanan YK02 sefer sayılı TCC adlı uçağın kaptan pilotunun iki saatten fazla bekleyen yolculara Talat’ın gelmesiyle uçağın havalanacağını söylediği ve yolcuların protestosunun bu anonsla başladığı belirtiliyor.

NTV’ye bilgi veren yetkililer; KTHY’nin 9.30’da kalkması gereken uçağının teknik bir arıza nedeniyle alanda bekletildiğini, konunun Mehmet Ali Talat’la ilgili olmadığını açıkladı.

Ancak yolcular gecikmenin Cumhurbaşkanı Talat’tan kaynaklandığına inanıyor.

KTHY’nin İstanbul-Ercan seferi 2.5 saat rötarla gerçekleştirildi.

PROGRAMI İPTAL
Cumhurbaşkanı Talat’ın yarın sabah Ada’ya döneceği kaydediliyor.

Talat’ın uçuşunu ertelemesi nedeniyle adaya dönüşünde yapacağı basın toplantısı ve diğer tüm programı da iptal edildi.

 

Talat'a büyük protesto

Zeynep GÜRCANLI- ANKARA HURRIYET 29/09/09

 

Türkiye’de en büyük sorunlardan biridir... “Yetkili ve etkili” kişiler için yollar kapatılır, uçaklar bekletilir…

 

Yollarda, uçakta ya da “güvenlik” nedeniyle bina kapılarında bekletilenler de kızar, sinirlenir, söylenir.

 

Çoğunlukla da söylendiğiyle kalır…

 

Ancak bugün İstanbul’da çok farklı bir olay yaşandı...

 Yine bir “VIP” için bekletilen uçağın yolcuları, o kadar çok protesto ettiler ki, o VIP uçağa binemedi.

 

Bahsettiğimiz “çok önemli kişi” bir cumhurbaşkanı: KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat.

 

Talat geçen hafta boyunca temaslar için New York’taydı.

 

Bugün THY uçağı ile İstanbul’a döndü. Programı gereği, İstanbul Atatürk havalimanından da doğrudan KKTC’ye uçacaktı.

 

Ancak olmadı...

 

Talat’ı New York’tan İstanbul’a getiren Türk Hava Yolları uçağı sabah 11.00’de Atatürk Havalimanı'na indi.

 

Oysa Talat’ı KKTC’ye götürmesi planlanan Kıbrıs Türk Hava Yolları uçağının kalkış saati 09.30 idi.

 

İstanbul’dan Lefkoşa’ya gidecek olan yolcular, Kıbrıs Türk Hava Yolları uçağına saatinde alındılar. Ancak kalkış saati gelmesine rağmen uçak bir türlü havalanmadı.

 

Aradan yaklaşık bir buçuk saat geçti.

 

Yolculara gecikme sebebi “arıza” olarak açıklandı.

 

Ancak sabırla bekleyen yolcular bir anda saat 11.30 civarında uçağa KKTC Cumhurbaşkanı ve eşinin, beraberindeki heyetle birlikte bindiklerini gördüler.

 

İşte kıyamet de bundan sonra koptu.

 

Uçağın “arıza” değil de cumhurbaşkanı için bekletildiğini düşünen yolcular, protestoya başladılar.

 

Protestolar o kadar yoğunlaştı ki, Talat uçaktan inmek zorunda kaldı.

 

KKTC Cumhurbaşkanı ve beraberindekiler uçaktan indikten sonra ise Kıbrıs Türk Hava Yolları uçağı saat 12.30’da İstanbul’dan Lefkoşa’ya havalandı.

 

Talat’ın ise ya bu akşam uçağı ile, ya da bugünü İstanbul’da geçirip yarınki uçak ile KKTC’ye gitmesi bekleniyor.

 

 

Talat'ı uçaktan indirten protesto

NTV

ABD'den dönen KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Ada’ya gitmek için İstanbul'da bindiği uçakta protestoya uğradı. Yolcuların, bekletildikleri gerekçesiyle yuhaladığı Talat ve beraberindekiler, uçaktan inmek zorunda kaldı.

Edinilen bilgilere göre; Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı New York’tan İstanbul’a getiren uçak 11.05’te Atatürk Havalimanı’na indi.

Mehmet Ali Talat ve heyeti Kıbrıs
Türk Hava Yolları’nın 137 yolcusuyla alanda bekletilen uçağına yetişti.

Yolcular, uçağa binen Cumhurbaşkanı Talat, eşi
Oya Talat ve yanlarındaki heyet yuhalamaya başladı.

 Sözlü protestonun giderek artması üzerine Cumhurbaşkanı Talat ve beraberindekiler uçağı terk etti.

2.5 SAAT
RÖTAR YAPTI Turkuaz Hava Yolları’ndan kiralanan YK02 sefer sayılı TCC adlı uçağın kaptan pilotunun iki saatten fazla bekleyen yolculara Talat’ın gelmesiyle uçağın havalanacağını söylediği ve yolcuların protestosunun bu anonsla başladığı belirtiliyor.

NTV’ye bilgi veren yetkililer; KTHY’nin 9.30’da kalkması gereken uçağının teknik bir arıza nedeniyle alanda bekletildiğini, konunun Mehmet Ali Talat’la ilgili olmadığını açıkladı.

Ancak yolcular gecikmenin Cumhurbaşkanı Talat’tan kaynaklandığına inanıyor.

KTHY’nin
İstanbul-Ercan seferi 2.5 saat rötarla gerçekleştirildi.

PROGRAMI İPTAL Cumhurbaşkanı Talat’ın yarın sabah Ada’ya döneceği kaydediliyor.

Talat’ın uçuşunu ertelemesi nedeniyle adaya dönüşünde yapacağı basın toplantısı ve diğer tüm programı da iptal edildi.

MILLIYET 29/09/09

 

 

Yolcular yuhaladı Talat uçağı terk etti

29/09/2009 RADIKAL

ABD'den dönen KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Ada'ya gitmek için İstanbul'da bindiği uçakta protestoya uğradı. Yolcuların, bekletildikleri gerekçesiyle yuhaladığı Talat ve beraberindekiler, uçaktan inmek zorunda kaldı.

İSTANBUL - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Kıbrıs'a gitmek için bindiği uçağı yolcuların protestosu nedeniyle terk etti. ntvmsnbc'nin haberine göre ; Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı New York’tan İstanbul’a getiren uçak 11.05’te Atatürk Havalimanı’na indi.  Mehmet Ali Talat ve heyeti Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın 137 yolcusuyla alanda bekletilen uçağına yetişti.

Ancak yolcular, uçağa binen Cumhurbaşkanı Talat, eşi Oya Talat ve yanlarındaki heyet yuhalamaya başladı.  Sözlü protestonun giderek artması üzerine Cumhurbaşkanı Talat ve beraberindekiler uçağı terk etti. 
Turkuaz Hava Yolları’ndan kiralanan YK02 sefer sayılı TCC adlı uçağın kaptan pilotunun iki saatten fazla bekleyen yolculara Talat’ın gelmesiyle uçağın havalanacağını söylediği ve yolcuların protestosunun bu anonsla başladığı belirtiliyor.

Yetkililer; KTHY’nin 9.30’da kalkması gereken uçağının teknik bir arıza nedeniyle alanda bekletildiğini, konunun Mehmet Ali Talat’la ilgili olmadığını açıkladı.  Ancak yolcular gecikmenin Cumhurbaşkanı Talat’tan kaynaklandığına inanıyor. KTHY’nin İstanbul-Ercan seferi 2.5 saat rötarla gerçekleştirildi.

PROGRAMI İPTAL

Cumhurbaşkanı Talat’ın yarın sabah Ada’ya döneceği kaydediliyor.  Talat’ın uçuşunu ertelemesi nedeniyle adaya dönüşünde yapacağı basın toplantısı ve diğer tüm programı da iptal edildi.

BU SON FIRSAT

   

Talat, Ban’ı Kıbrıs’a davet etti; “Süreci motive eder. BM müdahalesi olmadan süreç ilerleyemez.”

Özgül Gürkut Mutluyakalı – TAK

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu akşam Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki Moon’la, BM’nin New York’taki merkezinde bir araya geldi.
Genel Sekreter’i Kıbrıs’a davet eden Cumhurbaşkanı Talat, böyle bir ziyaretin süreci motive edeceğini ve çok yararlı olacağını vurguladı. BM’nin müdahalesi olmadan sürecin ilerleyemeyeceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, “İnanıyorum ki bu iyi bir fırsattır. Hatta son fırsattır; çünkü iki tarafta da çözüm istediğini söyleyen iki lider varken çözüm olmazsa ne zaman olur kuşkuluyum” dedi.
Kıbrıs sorunu, dün bir kez daha BM’nin gündemindeydi. BM Plaza’nın 38’inci katında Ban’ın ofisinde yer alan görüşme KKTC saatiyle 19.00’da başladı ve yaklaşık yarım saat sürdü.
Görüşmede Cumhurbaşkanı Talat’a KKTC’nin New York Temsilcisi Kemal Gökeri, Dışişleri Bakanlığı 1. Sekreteri Mehmet Dana, KKTC New York Temsilciliği 3. Sekreteri Sertaç Güven eşlik etti. Görüşmeye Ban'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Lynn Pascoe da katıldı
Cumhurbaşkanı Talat, Genel Sekreterin ofisine girerken Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari’yle karşılaştı ve bir süre sohbet etti.
Görüşmeleri öncesinde Talat ve Ban, el sıkışarak basın mensuplarına görüntü verdi.
Cumhurbaşkanı Talat, görüşmenin ardından basına yaptığı açıklamada, Genel Sekreter Ban’la iyi bir toplantı gerçekleştirdiklerini ve Kıbrıs’ta gelinen son durumu aktararak Ban’ı Kıbrıs’a davet ettiğini açıkladı.
Ban’ın Kıbrıs’a geleceği yönünde basın haberleri olduğunu, ancak BM’den açıklama bulunmadığını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Ban’a bu ziyareti gerçekleştirmesinin önemini ve sürece vereceği motivasyonu anlattığını belirterek, Ban’a bu ziyaretin mutlaka gerçekleşmesi gerektiğini söylediğini ifade etti.

Kişisel girişimine ihtiyaç var

Cumhurbaşkanı Talat, Genel Sekreter’in kişisel girişimine ihtiyaçları olduğunu vurgulayarak, tüm bu konuları Ban’a ilettiğini söyledi.
Talat, BM’nin kendi parametrelerine sahip çıkması gerektiğini ve BM parametreleri dışına çıkıldığı takdirde Kıbrıs sorununun çözümünün çok zor olacağını, yeni parametreler oluşturmak gibi bir gelişmenin çözümsüzlük anlamına geleceğini de Ban’a ilettiğini kaydetti.
Ban’ın görüşmelerin seyriyle ilgili sorularını da yanıtladığını belirten Talat, “Genel Sekreter Kıbrıs’a ne zaman gidecek” sorusunu yanıtlarken, “Gelecek diye bir şey yok. Böyle bir hazırlığı olmadığını da öğrenmiş oldum. Ancak Genel Sekreter’in Kıbrıs’a gelmesinin çok yararlı olacağını kendisine ilettim. Zamanını bilmiyorum” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, ikinci turla ilgili soruya karşılık süreci hızlandırmak gerektiğini vurgulayarak, yılsonuna dek çözümün önemini ifade etti. Önlerinde önemli dönüm noktaları bulunduğunu, bunlardan birinin Kuzey Kıbrıs’ta nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi olduğuna işaret eden Talat, o tarihe kadar çözüm için sürecin hızlandırılması gerektiğini, bunun da ancak BM’nin daha aktif bir rol üstlenmesiyle gerçekleşebileceğini vurguladı.

BM müdahalesi olmadan süreç ilermez

BM’nin müdahalesi olmadan süreci ileriye götürmenin mümkün olamayacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, “O yüzden ikinci turda daha hızlı ilerleme kaydedilmesini umuyorum ki yılsonuna veya en geç önümüzdeki yılın başına kadar bir çözüm bulunabilsin” dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, başka bir soruyu yanıtlarken, Kıbrıs Türk tarafının görüşme sürecinde BM parametrelerine bağlı kaldığını söyledi. Rum Yönetimi lideri Hristofyas’a “Önerilerini BM parametreleri içinde tutması” çağrısı yapan Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas’ın BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmaya atıfta bulunarak, daha önce konuşmadıkları ve BM parametreleri içinde bulunmayan sözcükleri, ifadeleri, düşünce ve önerileri kullanmaması gerektiğini kaydetti.
“İki otonom devletten oluşacak bir federasyon” düşüncesinin tamamen çağdışı olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas’la iyi arkadaş olmaları konusundaki soruya karşılık, iyi arkadaş olduklarını, birbirlerine saygı duyduklarını, ama Hristofyas üzerinde, çözüm istemeyenlerin de önemli rolü bulunduğunu kaydetti. “Ben umutluyum, olmasam zaten müzakerelere devam etmezdim. Bunun ne kadar zamanda sonuç vereceğini bilmiyorum” diyen Talat, bu fırsatı kaybetmeyecek kadar hızlı olma umudunu ifade etti.

Gerçek fırsat. son fırsat

Talat, “İnanıyorum ki bu iyi bir fırsattır; hatta son fırsattır. Çünkü iki tarafta da çözüm istediğini söyleyen iki lider varken çözüm olmazsa ne zaman olur kuşkuluyum” dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kasulides’in seçilmesini istediği yönündeki yoruma karşılık da, Kıbrıs Rum halkının iradesine saygılı olduğunu ve Hristofyas’ın arkadaşı olduğunu, onunla müzakereleri sürdürdüğünü kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat ve heyeti görüşmenin ardından İstanbul üzerinden KKTC’ye dönmek üzere New York’tan ayrıldı. Talat bu sabah KKTC’de olacak.

STAR KIBRIS 29/09/09

 

EROĞLU: GÜZELYURT VERİLEMEZ

   

Eroğlu, Güzelyurt Sağlıklı ve Onurlu Yaşam Derneği’ni kabulünde, kendisinin yıllarca “Güzelyurt verilemez” dediğini hatırlattı, bu nedenle 24 Nisan referandumunda hayal kırıklığına uğradığını hatırlattı.

Başbakan Derviş Eroğlu, Sağlıklı ve Onurlu Yaşam Derneği’nin Güzelyurt’a sahip çıkmasının takdir edilen bir yaklaşım olduğunu belirtti. Eroğlu, Güzelyurt’un gözden çıkarılacak bir bölge olmadığını da vurguladı.
Eroğlu, dün Cemal Kılıç başkanlığındaki Sağlıklı ve Onurlu Yaşama Derneği yöneticilerini kabul etti.
Eroğlu, Güzelyurt merkezli derneğin kurulmasının mutluluk verici olduğunu ifade ederek, kendisinin yıllarca “Güzelyurt verilemez” dediğini hatırlattı, bu nedenle 24 Nisan referandumunda hayal kırıklığına uğradığını söyledi. Bugün artık bölge insanının Güzelyurt’a sahip çıktığını belirten Eroğlu, derneğin Ulusal Birlik Partisi’nin (UBP) görüşlerine yakın görüşleri olduğunu kaydetti. Derviş Eroğlu, 19 Nisan iradesiyle gerçeklerin ortaya çıktığını söyledi.
Başbakan Derviş Eroğlu, yaşlı bakım yeri yapılmasına yönelik isteğin hükümet olanakları çerçevesinde değerlendirileceğini ifade etti.
Ekonomik sorunları aşmak amacıyla çalıştıklarını belirterek bu nedenle halkın gösterdiği sabra teşekkür eden Eroğlu, “Biz ne istediğimizi biliyoruz.
Anavatan Türkiye’nin ne istediğini biliyoruz. Anavatan Türkiye ile işbirliği içinde hareket ediyoruz” ifadesini kullandı.
Başbakan Eroğlu, narenciye konusuna da değinerek, iyi bakımın kaliteli ürün demek olduğunu, kaliteli ürünün de iyi pazarlandığını belirtti. Eroğlu, Sağlıklı ve Onurlu Yaşama Derneği’ne başarı dileğinde bulundu.

Kılıç: başarı diledi

Sağlıklı ve Onurlu Yaşma Derneği Başkanı Cemal Kılıç, zor günlerde göreve gelen Başbakan Derviş Eroğlu ile hükümete başarı diledi.
Kılıç, Eroğlu ve hükümetin çalışmalarını izlediklerini ifade ederek, ek mesai konusundaki uygulamaya destek; din dersleri konusunda yapılmak istenene takdir; yeni tarih kitapları yazımına da takdir ve destek verdiklerini anlatarak, “yolsuzluklarla mücadele amacıyla geçirilen yasaya” yönelik Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın tavrını eleştirdi.
Cemal Kılıç, Talat’ın yasaya yönelik yaptığının “engelleme” olduğuna ileri sürerek, bu tutumu protesto etti.
Kıbrıs’taki varoluş sürecinde dernek olarak UBP ile “bir ve beraber” olduklarını ifade eden Kılıç, Başbakan Eroğlu’nun “UBP mukavemetçi ruhun siyasi iradesidir” sözüne her zaman bağlı olduklarını söyledi.
Kılıç, “sayıları 10-15’i geçmeyen kendini bilmez densizlerin” Türkiye Büyükelçiliği önünde yaptığı eylemleri eleştirerek, bu eylemleri tasvip etmediklerini belirtti, “ayıp ve rezil yaklaşımlar” dediği bu eylemlerin kendilerini rahatsız ettiğini ifade etti.
Sağlıklı ve Onurlu Yaşama Derneği’nin misyonunun devletine bir şekilde geçmişte hizmet veren emekli insanların ölene kadar sağlıklı ve onurlu yaşamasını sağlamak olduğunu anlatan Cemal Kılıç, Güzelyurt’tan başlayarak bu amaçla yaşlı bakım merkezleri yapılmasını istediklerini söyledi.
Kılıç, bu konuda Başbakan Eroğlu’ndan destek istedi.

Keçiören Belediye Başkanı Ak

Bu arada, Başbakan Derviş Eroğlu, Ankara Keçiören İlçe Belediye Başkanı Mustafa Ak’ı kabul etti. Kabulde Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar ile UBP Güzelyurt Milletvekili Ahmet Çaluda da hazır bulundu.
Eroğlu kabulde yaptığı konuşmada Keçiören ilçesinin Ankara’nın süratle büyüyen ilçelerinden biri olduğuna işaret ederek, Belediye Başkanı Mustafa Ak’ı KKTC’de görmekten mutluluk duyduğunu söyledi.
Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak ise konuşmasında, Kıbrıs’a ilk kez geldiğini, kendisini öz yurdunda hissettiğini dile getirerek, Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar ile yerel yönetimler konusunda işbirliği konusunu ele alacaklarını söyledi.

Pir Sultan Abdal Derneği

Başbakan Eroğlu dün ayrıca, Selver Kaya başkanlığındaki KKTC Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticilerini kabul etti. Eroğlu, kabulde yaptığı konuşmada kültürünü yaşatmak amacıyla kurulan Pir Sultan Abdal derneği gibi derneklerin önemli dernekler olduğunu ifade ederek, derneğin lokal ihtiyacını karşılamak amacıyla eldeki olanaklar çerçevesinde elden gelenin yapılacağını söyledi.
Dernek Başkanı Selver Kaya, 2007’de kurulan derneğin Başbakan Derviş Eroğlu’na nezaket ziyaretinde bulunduğunu, ziyareti fırsat bilerek dernek lokali konusunda yardim istediklerini söyledi.

STAR KIBRIS 29/09/09

 

HRİSTOFYAS: TAVİZ İSTİYORLAR

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, Ankara’nın “talimatlarından” bağımsız Kıbrıslı olarak faaliyet göstermesi gerektiğini ileri süren Hristofyas, bunun da çok zor olduğunu iddia etti.

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Türkiye’nin istekleri bulunduğunu ve kendilerinden başka tavizler vermelerini isteyen bazı arabulucular olduğunu söyledi.
Fileleftheros ve diğer gazetelere göre, “Amerika Rum Federasyonu”nun Cumartesi akşamı New York’ta, Habis Nikolau’ya atfen düzenlediği etkinlikte konuşan Hristofyas, “halkın”, haklı olarak Annan Planı’nı ret ettiğini; zira bu planın dengeli olmadığını savundu. Hristofyas, Annan Planı’nın Türkiye’ye, suçlarından arınması olanağı sağladığını ileri sürdü.

Hristofyas, “mücadele kazanının içinde doğduk. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tüm vatandaşlarının hakları için sonuna değin mücadele edeceğiz. İlkeleri savunarak mücadele edeceğiz” şeklinde konuştu.
Haravgi’ye göre, Hristofyas, yaptığı konuşmada ayrıca, Kıbrıs sorununa ilişkin sürecin ileriye götürülmesi amacıyla Kıbrıs Rum tarafının sarf ettiği çabalara değindi.

Ankara’nın talimatları

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, Ankara’nın “talimatlarından” bağımsız olarak Kıbrıslı olarak faaliyet göstermesi gerektiğini ileri süren Hristofyas, bunun da çok zor olduğunu iddia etti ve “Ankara’nın dik kafalılarının uzlaşmazlığını aşmak için mücadele ediyoruz” şeklinde konuştu.

Hristofyas, “Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti”nin, Kıbrıs’ta uluslararası hukukun, BM anayasasının, genel olarak AB ilke ve değerlerinin çiğnendiği konusundan vazgeçenleri ikna etmek için mücadele verdiğini öne sürdü.
Hristofyas, Türkiye’nin, güçlü dostlarının desteğiyle “mağdur edenden”, “mağdur duruma düşmesinin” paradoks olduğunun ortaya çıktığını savundu.
İki bölgeli, iki toplumlu federasyonun normal (doğal) bir şey olarak addedilmesinin paradoks olduğunu ileri süren Hristofyas, bu çözüm biçiminin Kıbrıs için normal olmadığını bu çözüm şeklinin; Cunta, EOKA B ve Türkleri Kıbrıs’a getiren darbeyle yapılan icraatlar ve intiharların sonucu olduğunu söyledi.

Hristofyas, Makarios’un, “işgali sonlandırmak için uzlaşmayı yaptığını” ve bunun, Türkiye’nin gitmesi, ülkenin yeniden birleşmesi, göçmenlerin adalete erişmesi, kayıpların bulunması için önkoşul olduğunu iddia etti.
Hristofyas, Kıbrıs Rum tarafının, iki bölgeli, iki toplumlu federasyonu kabul ettiğini ve bu şekildeki çözümü ret etmedikleri konusunda ikna edici olmak için büyük çaba sarf ettiklerini söyledi.

Hristofyas ayrıca, Türkiye’nin güçlü olduğunu diğer yandan da askeri liderliğinin “başı bozuk” olduğunu, siyasi liderliğini de “başı bozuk” olması konusunda ikna veya mecbur ettiğini iddia etti ve bu yönde dünyadaki büyükleri ikna etmeye çalıştıklarını belirtti. Hristofyas, Türkiye’nin ayrıca, binlerce “yerleşik” olarak nitelendirdiği TC kökenli vatandaşların “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin vatandaşı olmasını, iki eşit devletin ortaklığından doğacak yeni bir devlet istediğini savundu.

STAR KIBRIS 29/09/09

 

ECHR makes landmark ruling on Greek property in Istanbul
By Charles Charalambous

THE EUROPEAN Court of Human Rights (ECHR) yesterday upheld the right of Greek nationals to inherit property in Istanbul, which is denied under Turkish law.

The ruling on a case brought in 2002 by Ioannis and Evangelos Fokas – two brothers from Katerini in Macedonia, Greece – relates to three apartment blocks left to them by their sister, Polyxeni Pistika, who lived in Istanbul.

The court found that current Turkish law, which denies any person not holding Turkish nationality the right to inherit property in Turkey, violated the plaintiffs’ right to “peaceful enjoyment of their property”. The ECHR also found Turkey guilty of racial discrimination on the grounds of the plaintiffs’ ethnic origin and religion.

The plaintiffs were represented by three lawyers: one Greek, one Turkish, and Greek Cypriot, human rights lawyer Achilleas Demetriades.

Since Pistika had herself inherited the three apartment blocks from her parents, Demetriades said yesterday that “this ruling essentially opens the way for anyone with inheritance rights in Istanbul, at least, to register a claim on property previously owned by their parents or grandparents.”

The two plaintiffs are also claiming €19 million in damages from the Turkish state for being deprived of use of their property. If the Turkish government refuses to pay this amount, there is a second claim for €5.5 million, equivalent to the estimated value of the property.

A crucial component of the plaintiffs’ case was the argument made in the successful application to the ECHR made by Greek Cypriot Titina Loizidou, which clearly established the inalienable right of refugee property.

Demetriades said that the Loizidou ruling established the notion of continued violation. “Despite the fact that a state in its own opinion takes possession of a property, this seizure is not legal; and since it is not legal, and the court confirms this, then the plaintiff is entitled to be compensated for income he has been deprived of.”

If Turkey does not appeal against the ECHR ruling within three months, then the court will award damages.

CYPRUS MAIL 30/09/09

Talks’ failure will lead to partition
By George Psyllides

FAILURE IN the current talks will most certainly mean partition for Cyprus, and not a just a benign continuation of the status quo, the International Crisis Group (ICG) says in its latest report due to be published today.

“Most actors agree that the window of opportunity for this bicommunal, bizonal settlement will close by April 2010, the date of the next Turkish Cypriot elections, when the pro-settlement leader (Mehmet Ali Talat) risks losing his office to a more hardline candidate,” the draft ICG report says.

Failure to reach an accord, the organisation said, would mean an indefinite partition of the island, leading to more strains in EU-Turkey relations and new frictions in the east Mediterranean.

It would also mean “less EU-NATO cooperation, acceleration of the centrifugal forces scattering the Turkish Cypriots and new risks to the prosperity and security of Greek Cypriots.”

And a de facto partition would not be a benign continuation of the status quo, as many Cypriots believe.

Cyprus has been frustrating Turkey’s EU course and this “contributes to frictions over offshore oil exploration rights, including in waters disputed with Greece, that have brought opposing gunboats into close proximity,” the group said.

“In the absence of a Cyprus settlement, both communities on the island and Turkey will experience slower economic progress, greater defence spending and reduced international credibility,” the report says.

The group suggested that Turkey is today more ready than in the past to defy the EU and risk irreversible damage to the relationship over what it also sees as issues of national interest and justice.

“This faultline will be tested again in discussions leading up to December’s EU summit, in which the heads of state and government must decide what to do about Turkey’s failure to implement its signed obligation to open its ports to Greek Cypriot air and sea traffic,” the Crisis Group said.

It recommends to the two leaderships to show greater willingness to bargain across individually insoluble issues in the talks and build a joint public relations strategy to communicate to both sides on the island a tangible dedication to a comprehensive settlement.

The two leaders will also have to explain to their people that this is almost certainly the last chance for many years for any settlement and that the alternative is likely to be partition.

As for the guarantor powers, Greece, Turkey, and the UK, they could agree, with the involvement of the two communities, on upgrading the Treaties of Guarantee and Alliance that could include reunited Cyprus as a signatory and set out a graduated mix of EU, UN and international oversight of a settlement.

“Complacency and cynicism in both communities are now so high that the peace talks do not even have a name. Almost nothing has been done to implement the 22 confidence-building steps agreed in June/July 2008. The two leaders have not yet communicated their undoubted will to build a brighter future for Cypriots.1 It is urgent that they should agree on and implement a joint strategy.”

It said currently, only 23 per cent of Greek Cypriots and 41 per cent of Turkish Cypriots are reportedly leaning towards a “yes” in a referendum; about one third in both communities are said to be definitely leaning towards a “no”. According to the pollsters, “an agreement in Cyprus is possible, but it will be a hard sell to the people of both communities”.

It added that both community leaders, particularly Talat, were weaker domestically than a year ago.

Quoting a senior diplomat in the region the report said: “The international community is getting tired … if all this fails, bizonal and bicommunal will be dead. It has had 32 years. Big efforts have been made. This is the negotiation that they postponed [in 2004]. If this fails, it’s dead. The status quo is finished. The future is either federation or partition.

Failure in the talks in 2010 could also have deep repercussions for the UN presence. According to a senior diplomat: “This is the last chance. If it fails, I think the UN should give up. There is no point in pursuing a policy that doesn’t work. Turkey will not come back to this [set of parameters]. We should say no further. In two years, UNFICYP will be gone. Then, in the end, the Greek Cypriots will have to sit down with Turkey and discuss their mutual border, which will be going right through the middle of Nicosia.
CYPRUS MAIL 30/09/09

YALANA PATLADILAR

   

ABD'den dönen KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Ada’ya gitmek için İstanbul'da bindiği uçakta protestoya uğradı. Yolcuların, bekletildikleri gerekçesiyle yuhaladığı Talat ve beraberindekiler, uçaktan inmek zorunda kaldı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı New York’tan İstanbul’a getiren uçak 11.05’te Atatürk Havalimanı’na indi. Mehmet Ali Talat ve heyeti Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın 137 yolcusuyla alanda bekletilen uçağına yetişti. Yolcular, uçağa binen Cumhurbaşkanı Talat, eşi Oya Talat ve yanlarındaki heyet yuhalamaya başladı.
Sözlü protestonun giderek artması üzerine Cumhurbaşkanı Talat ve beraberindekiler uçağı terk etti.

2.5 saat rötar yaptı
Turkuaz Hava Yolları’ndan kiralanan YK02 sefer sayılı TCC adlı uçağın kaptan pilotunun iki saatten fazla bekleyen yolculara Talat’ın gelmesiyle uçağın havalanacağını söylediği ve yolcuların protestosunun bu anonsla başladığı belirtiliyor.
Konuyla ilgili bilgi veren yetkililer; KTHY’nin 9.30’da kalkması gereken uçağının teknik bir arıza nedeniyle alanda bekletildiğini, konunun Mehmet Ali Talat’la ilgili olmadığını açıkladı.
Ancak yolcular gecikmenin Cumhurbaşkanı Talat’tan kaynaklandığına inanıyor.
KTHY’nin İstanbul-Ercan seferi 2.5 saat rötarla gerçekleştirildi.

Programı iptal
Cumhurbaşkanı Talat’ın yarın sabah Ada’ya döneceği kaydediliyor.
Talat’ın uçuşunu ertelemesi nedeniyle adaya dönüşünde yapacağı basın toplantısı ve diğer tüm programı da iptal edildi.

Erçakıca’dan açıklama
Öte yandan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın da içinde bulunduğu THY’nin New York-İstanbul uçağının rötarı nedeniyle, Cumhurbaşkanı’nın KKTC’ye bugün planlanan dönüşünün gerçekleşemediğini; Cumhurbaşkanı’nın bir an önce ülkeye ve işinin başına dönmeyi istediği için seri bir ulaşım planlandığını, ancak THY’nin New York-İstanbul uçağının rötarı nedeniyle bunun gerçekleşemediğini söyledi.

Erçakıca, New York’ta yolcuların uçakta bekletildiğini, dolayısıyla rötarı önceden bildirme olanağı bulunamadığını; Cumhurbaşkanı Talat’ın ekibindeki bazı yolcuların ise Delta Havayolları ile uçarak İstanbul’a zamanında geldiğini ve KTHY uçağını yetiştiğini anlattı.

Erçakıca, Cumhurbaşkanı’nın bu sabah yurda döneceğini de belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, 19 Eylül’de Washington’a gitmiş ve oradaki temaslarının ardından 64. BM Genel Kurulu’nun da yapıldığı New York’a geçmişti. Talat, New York’ta Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bazı ülkelerin dışişleri bakanlarıyla ve BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’la görüşmüştü.

STAR KIBRIS 30/09/09

 

SKOURİS RÜŞVET YEDİ

   

ATAD’da Orams davasına bakan Yargıç Skouris’in hareketleri tamamıyla bilinmiş, isteyerek yapılmıştır. Olanlar tesadüf değildir. Niye duruşmayı üç ay öne aldı? Çünkü derdi emekliliği gelmeden davaya bakabilmekti.”

Lord Ken Maginnis of Drumglass ADA TV’de yayınlanan, ve Kerem Hasan’ın hazırlayıp sunduğu Dispatches programında ATAD’da Oramas davasına bakan Yunanlı yargıç Vassillios Skuoris için şok iddialarda bulundu.
Lord Magginis, “Yargıç Skouris’in hareketleri tamamıyla bilinçli ve isteyerek yapılmıştır. Olanlar tesadüf değildir. Niye duruşmayı üç ay öne aldı? Çünkü, derdi emekliliği gelmeden davaya bakabilmekti” diyerek, “Gizlice Güney Kıbrıs’a gitti ve oradan talimat aldı. Acaba onunla birlikte kaç tane yargıç Güney’e gitti? 2006’da Makarios III nişanı aldı. Açık söylüyorum. Bu bir rüşvettir. Beni mahkemeye çeksin! Çeksin ki gerçekler ortaya çıksın” şeklinde konuştu.

Utanıyorum

İngiltere’nin Kıbrıs sorununda sergilediği duruşu ve uluslararası toplumun davranışı hakkında da yorumlarda bulunan Lord, İngiliz Parlamentosunda Kıbrıs ile ilgili iki ayrı “grup” bulunduğunu ifade etti. Maginnis, “Partiler üstü KKTC’nin Dostları Grubu’na üye olduğunu ve grubun objektif bir şekilde Kıbrıs sorununa baktığını, KKTC ve Kıbrıslı Türklere yapılan haksızlıkları her fırsatta anlattıklarını” söyledi.
Diğer yandan parlamentoda, “Kıbrıs’ın Dostları Grubu” da bulunduğunu söyleyen Lord Maginnis, onların Rum tarafının görüşlerini yansıttığını hatırlattı.
Magginis, “Ben İngiliz Vatandaşı olmaktan utanmıyorum, ancak Kıbrıslı Türklere verilen sözlerinin hükümetim tarafından tutulmamasından dolayı utanç duyuyorum” şeklinde konuştu.
Kıbrıs’taki tarihi gelişmelerine de değinen Lord Maginnis, “Türk tarafının biraz sabırlı ve azacık da ihmalkar davrandığını” vurgulayarak, “Kıbrıslı Rumlar her fırsatı kullanıp propagandalarını abartılı bir şekilde lanse ediyorlar. Ancak Kıbrıslı Türkler doğruyu söylemek gerekirse daha rahat davranıyorlar. Kıbrıslı Türk bağı olan herkes, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, Kuzey Kıbrıs için üzerine düşen görevi yapmalıdır. Artık Türk tarafının gerçekten Kıbrıslı Türklere yapılan yanlışı açıkça vurgulamak ve tepki göstermek zorundadır” dedi.

İngiliz Parlamenterler Kıbrıs tarihini bilmiyorlar

Kıbrıslı Rumlar EOKA-B’yi kurduklarını ve Akritas Planı’nı uygulamaya çalıştıklarını anlatan Lord Maginnis şöyle devam etti:
“Ancak görüyorum ki İngiltere Parlamentosu’nda konuştuğum birçok parlamenterin bu tarihi gelişmelerden haberleri bile yoktur.
Düşününüz, bir bakanlıkta Kıbrıs’taki tarihi gelişmeleri Kıbrıslı Türklere yapılan zulümleri, Akritas ve benzer planlar hakkında ne bildiklerini, soruyorum, yüzüme bakıyorlar. Belki sanıyorlar ki Akritas Planı, Annan Planı gibi çözüm planıdır.”
Kıbrıslı Rumlar’ın ne yazık ki hala değişmediğini de anlatan Lord Maginnis, “KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mehmet Ali Talat’ı sergilediği sabırlı duruşundan dolayı tebrik ediyorum. Ancak Kıbrıslı Rumlar değişmediler. Her fırsatı kullanıyorlar. Kıbrıslı Türklere karşı ne yapabiliyorlarsa yapıyorlar. KKTC-Suriye gemi seferlerini bile halen durdurmaya çalışıyorlar. Kıbrıslı Türkler ile her hangi bir temasa karşı duruyorlar. Üniversite ve eğitim imkanlarına bile karşı çıkıyorlar. Bu durumda nasıl çözüm olabilir?” şeklinde konuştu.

A planı, B planı

Lord Maginnis, son zamanlarda özellikle Güney Kıbrıs basınında yayınlanan haberlere ortaya çıkan, “A Planı” ve “B Planı” hakkındaki soruları da yanıtladı. “Kıbrıs’ta çözümün gerçekleşmemesi durumunda Birleşmiş Milletler’in bir B Planı olduğu, KKTC’nin Tayvanlaşacağına ve ambargoların kalkacağı” haberlerini de irdeleyen Lord Maginnis, “Tabii ki böyle bir şey gereklidir. Hatta geç bile kalınmıştır. Ambargoların kalkması ve Kıbrıslı Türklerin en önemli basit insan haklarının teslim edilmesi gerekiyor. Lord, “Elbette, ambargolar kalkarsa burada bir gelişme olacaktır ve bu haksızlıklar sona erecektir” dedi.

Yargıç Skouris rüşvet yedi

Orams davası hakkında da konuşan Lord Maginnis, “Yargıç Vassillios Skouris’in hareketleri kesinlikle bilinçli yapılmıştır. Düşünün dava, görüşüleceği esas tarihten üç ay öne alındı.
Skuoris bunu niye yaptı? Çünkü davaya emekliye çıkmadan önce bakabilme derdindeydi. Güney Kıbrıs’a gizli ziyaretler yaptı. Ve 2006’da Beya Yaka Makarios III madalyasını aldı. Açık söylüyorum. Bu bir rüşvettir. Beni mahkemeye çeksin! Çeksin ki gerçekler ortaya çıksın” şeklinde konuştu.
Orams davasının Kıbrıs’taki iki bölgeli bir çözümü baltalayacağına dikkati çeken Maginnis, daha önce Dispatches konuğu olan Apostolidis’in avukatı Kandounas’ın söylediği “davaya bakan 12 hakimden bir tanesi bile siyasi bir karar verse, diğerleri de ayni şekilde karar verir” görüşüne de gönderme yaparak, “Bu söylemi kesinlikle kabul etmiyorum. AB yasalarına göre davaların mahkemenin tarafsızlığına şüphe gelmeyecek şekilde görüşülmesi gerekiyor. Karar, Kıbrıs’ın tarihi gelişmelerini ve şu anki gerçekleri göz ardı etti” ifadelerini kullandı.
Lord Magginis, şöyle devam etti:
“Orams davası temelde Kıbrıs’ın neden bölündüğü sorusuna cevap vermedi. Burada ne acı olaylar yaşandı, Kıbrıslı Türkler ne zamandan beri suçlu durumuna düştü? Akritas Planı’nı uygulamaya çalışan kimdi? Kıbrıslı Türklerin insan haklarını kim yok sayıyor?
Umarın ki İngiltere İstinaf Mahkemesi ‘Doğal Adalet’ hukununu kullanıp adaletli bir karar verecek.”

Hristofyas’a tepki

Lord Magginis Dispatches programında, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’ın medya grubumuzun İngiltere Temsilcisi Mihrilah Safa’ya söylediklerini de yorumladı. Hristofyas’ın, “Türkiye’nin, AB’ye ve Kıbrıs’a (Rum tarafına) karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini ve bunu hoş görü ile karşılayacakları” yönündeki sözlerine gönderme yapan Lord Maginnis, “Söyledikleri caydırıcı sözlerdir. Hep Kıbrıslı Türklere yapılan insan hakları ihlalleri unutturmaya yönelik sözler. Kıbrıslı Türk en basit eğitim ve spor etkinliklerde bile yer alamıyor. Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan bir insanın insan hakları çiğnenirken, Türkiye’nin liman konusunu önde tutmak istiyorlar. Bunu yapmalarının ana hedefi Kıbrıslı Türklerin eşitliğini yok saymak ve kendi davalarını abartmaktır” dedi.

KKTC’nin tanınması

Programı hazırlayıp sunan Kerem Hasan’ın, “Peki, Lord Maginnis Kıbrıs’ta ne görmek istiyor?” şeklindeki soruya da cevap veren Maginnis, şöyle devam etti:
“Ben, Kıbrıs’ta insanların barış ve refah içerisinde yaşamasını görmek istiyorum. Ancak 1974’e geri dönülmesini görmek istemem. Bu denendi ve neler olduğu ortada. Tekrar olmayacağının garantisini kimse veremez. Ben, insan haklarının Kıbrıslı Türklere verilmesini, haksızlıkların sona ermesini görmek istiyorum.”
“Lord Maginnis KKTC’nin tanınmasını destekliyor mu” sorusuna da cevap veren Lord Maginnis, “Kesinlikle varım. Dünyanın diğer yerlerinde de görülmüştür bu tür örnekler. Kıbrıslı Türker’in kendi devletleri vardır, huzur içinde yaşıyorlar” şeklinde konuştu.

STAR KIBRIS 30/09/09

 

BAN SÜREÇTEN MEMNUN

BM Genel Sekreter Ban, Talat'ın Kıbrıs sorununa çözüm bulma bağlılığından memnuniyet duyduğunu belirtti

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs sorununa çözüm bulmaya yönelik bağlılığından memnuniyet duyduğunu söylediği bildirildi.

BM sözcülüğünden yapılan açıklamada, Ban-Talat görüşmesinde Genel Sekreterin adadaki iki lideri yollarına devam etmelerini ve görüşmelerin yarattığı tarihi fırsatı kullanmalarını istediği belirtildi.

Açıklamada, Ban'ın, görüşmelerin ikinci turuna girilirken tarihi bir sorumluluk ve uzun dönemli bir siyasi vizyonla uzlaşmaya varmanın önemini vurguladığı, BM'nin de özel danışman Alexander Downer'un çalışmalarıyla sürece yardım etmek için elinden geleni yapmaya devam edeceğini teyit ettiği kaydedildi.

STAR KIBRIS 30/09/09

 

Hristofyas Talat'ı kızdırdı: Arsızlık

KKTC Cumhurbaşkanı, Kıbrıs Rum tarafının BM parametrelerinin aksine 'federasyon ve otonom' söyleminde bulunduğunu ve  BM'nin de son derece pasif davrandığını belirterek, "Buna 'dur' denilmezse bu arsızlığın önüne geçilmez" dedi.

AA

Güncelleme: 23:54 TSİ 30 Eylül. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs sorununun çözümü yönünde yerleşmiş Birleşmiş Milletler parametrelerini değiştirmek için 'pervasızca' bir savaş açtığını ve BM'nin Rumlara 'dur' demesi gerektiğini belirterek, "BM buna 'dur' demezse bu arsızlığın önüne geçilmez" dedi.

Cumhurbaşkanlığında düzenlediği basın toplantısında, ABD temasları hakkında bilgi veren Talat, BM Genel Kurulu çalışmaları sırasında dikkati çeken en önemli hususun, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, genel kuruldaki konuşmasında, BM parametrelerini değiştirme girişimi olduğunu söyledi.

Talat, BM'nin bilinen ve yerleşmiş parametrelerinden en önemlisi sayılan ve 23 Mayıs 2008'de de kendilerinin üzerinde anlaştıkları, "Nasıl bir Kıbrıs düşlüyoruz, nasıl bir Kıbrıs kuracağız, nasıl bir çözüme varacağız" sorusuna Hristofyas'ın, çarpıtarak cevap verdiğini kaydetti.

Hristofyas'ın, genel kurul konuşmasında "Kıbrıs cumhuriyetinin evrim yoluyla bir federasyona dönüşeceğini ve varılacak olan federasyonun da iki otonom bölgeden oluşacağını" ifade ettiğini belirten Talat, bunun yeni bir söylem olduğunu, üzerinde anlaştıkları ve 23 Mayıs'ta iki kurucu devlet, siyasi eşitlik, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum kurucu devletleri gibi temel hususları göz ardı eden ve kendine göre yorumlayan ve aslında BM parametrelerini değiştirmeye teşebbüs eden bir yaklaşım olduğunu söyledi.

"HRİSTOFYAS'IN YAKIŞIKSIZ TUTUMU"
Bunu hoş karşılamalarının mümkün olmadığını ve New York'ta bulundukları sürede Hristofyas'ın bu "yakışıksız tutumunu" ortaya koyduklarını kaydeden Talat, bunu kabul etmelerinin mümkün olmadığını, görüştüğü BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'a da aktardığını kaydetti.

Talat, Genel Sekreter'e, BM'nin 40 yıldır devam eden müzakere sürecinde oluşturduğu ve BM Güvenlik Konseyi'nin de çeşitli vesilelerle onayladığı BM parametrelerini değiştirme teşebbüslerine karşı durması gereken ilk kişinin kendisi olduğunu ve BM'nin, parametreleri değiştirmeye teşebbüs edenlere uyarıda bulunması gerektiğini ifade ettiğini aktardı.

"BM SON DERECE PASİF"
BM'nin son derece pasif bir pozisyon ortaya koyduğunu söyleyen Talat, BM'nin, Rum tarafının, yerleşmiş parametreleri değiştirme girişimlerine sessiz kalabildiğini, bunun hem BM sürecine güveni sarstığını hem de Kıbrıs sorununun çözümünü zorlaştırdığını belirtti.

BM Genel Sekreteri Ban'ı Kıbrıs'a davet ettiğini de anımsatan Talat, Ban'ın Kıbrıs'ı ziyaret planı hazırlığı olmadığını öğrendiğini, ancak ziyaret için ısrar ettiğini belirterek, "Bizi New York'a çağırmadığına göre, o ölçüde pasif durmayı tercih ettiğine göre, hiç olmazsa kendisi Kıbrıs'a gelsin dedik. Bunu değerlendireceğini tahmin ediyorum" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, "Dikkatinizi çekmek istediğim en önemli husus; BM'nin yerleşmiş parametrelerine yönelik Kıbrıs Rum tarafının açtığı savaştır. Bunu kesinlikle önlememiz lazımdır. Önleyecek olan biz değiliz aslında BM'dir. BM bu pervasızlığı tolere etmemelidir. Çünkü aksi halde en baştan başlayacağız" şeklinde konuştu.

Rum tarafının 23 Mayıs 2008'de kabul ettiği halde 'kurucu devlet' demediğini ve 'otonom bölge' diyerek anlaşmaya sadık kalmadığına işaret eden Talat, "Otonom bölge, insaf, 1974'e gittik demektir, iki otonom bölge. Olacak iş değil. Bunlara BM'nin 'dur' demesi lazım. Eğer BM 'dur' demezse bu arsızlığın önüne geçilmez" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, bir soru üzerine, Rum lider Hristofyas'ın, Rum Ulusal Konseyi'nin son toplantısından sonra tutumunu değiştirdiğine işaret ederek, Hristofyas'ın Ulusal Konsey'e kadar hiç olmazsa bu ölçüde, çözüm açısından veya müzakere açısından bu kadar olumsuz tavır içinde olmadığını kaydetti.

Hristofyas'ın, muhalefet edenleri de tatmin edebilmek için pozisyonunda değişiklikler yapma durumuna geldiğini ve bunun hemen arkasından da BM Genel Kurulu'nda konuştuğunu kaydeden Talat, "Her şeye rağmen ben, Hristofyas'ın çözüm isteyen bir lider olduğunu düşünüyorum. Ancak bunu başarabilecek mi benim endişem burdadır. Çünkü başarabilmek için cesur olmak lazım, başarabilmek için gürültü çıkaranlara kapılmamak lazım. Aynı şey bizde de oluyor" diye konuştu.

Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını korumakla yükümlü olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, başka bir soru üzerine, Türk tarafının müzakerelerde anlaştıklarına bağlı kaldığını, Rum tarafının ise eleştirildiği her konuda geri attım attığını söyledi.

"İLK GÖRÜŞMEDE HRİSTOFYAS'A SORACAĞIM"
İki otonom bölge için müzakere etmediklerini, iki kesimli, iki kurucu devletin olacağı bir federasyon görüştüklerini, bu çizgide olmaya devam edeceklerini belirten Talat, ilk görüşmelerinde Hristofyas'a, Rum tarafındaki tutum değişikliğini soracağını kaydetti.

Kıbrıs Rum tarafının, uluslararası toplumun, Kıbrıs sorununun çözüm sürecine katkısını istemediğine değinen Talat, uluslararası toplumun değişik düzeylerde sürece katılmasını istediklerini, ancak ilk günden kendilerinin de hakemlik istemediğini söyledi.

Hristofyas'ın New York'da kendisiyle görüşmemek için "akla karayı seçtiğini" ifade eden Talat, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmek isteyen Hristofyas'a Başbakan Erdoğan'ın "Talat'ın da olması gerektiğini" söyleyince "Talat hangi sıfatla olacak" dediğini, Erdoğan'ın da "Sen hangi sıfatla bulunuyorsan" karşılığını verdiğini aktararak, "Bu Rum tarafının zihniyetini yansıtıyor" dedi.

ABD'NİN AKTİF KATILIMI
Cumhurbaşkanı Talat, ABD'nin sürece aktif katılımını ve bir özel temsilci ataması yönündeki talebini, Başbakan Derviş Eroğlu'nun "dıştan müdahaleye davetiye" olarak değerlendirdiği anımsatılarak görüşlerinin sorulması üzerine, ABD'nin sürece aktif katılımını, 2004'ten beri Türk tarafının istediğini ve bunun bir devlet politikası olduğunu kaydetti.

Çözüm ve sonuç almak istediklerini, ABD'nin "süper güç" olarak konuyla ilgilenmesinin bu anlamda bir katkısı olacağını ifade eden Talat, "Biz, 'bize çözüm empoze edin' demiyoruz. Biz çözümün hızlı olması, acele olması, erken olması gerektiğinin o aktörler tarafından da ısrarla tekrarlanması halinde sürecin hızlanma olasılığının yüksek olduğunu düşünüyoruz. ABD bu bakımdan önemlidir" dedi.

Talat, geçmişte ABD'nin Kıbrıs özel temsilcilerinin hep olduğunu, bunu istediklerini, BM ve İngiltere'den de sürece daha fazla katılımını istediklerini söyledi.

"HRİSTOFYAS FAZLA BİR ŞEY İSTEMEMİŞ"
Cumhurbaşkanı Talat, Rum lider Hristofyas'ın, Türkiye'den "iyi niyet göstergesi olarak Maraş'ın iadesini istediği" yönündeki açıklamasının anımsatılması üzerine de "Fazla bir şey istememiş..." diye konuştu.

Kıbrıs Rum tarafının göstereceği iyi niyeti soran Talat, İngiliz Ulaştırma Dairesi'ni, Ercan'a direk uçuş izni vermediği için dava ettiklerini ve dava devam ederken Kıbrıs Rum tarafının davanın Türk tarafı aleyhine sonuçlanması için "canını yediğini" söyledi. Talat, "Bir iyi niyet gösteremez miydi, üstelik kendisi ne kaybederdi ondan? O nedenle iyi niyet unsurlarını taraflar kendi çıkarları çerçevesinde değerlendirmemelidir diye düşünüyorum" dedi.

Maraş'ın, 1999'dan beri bütünlüklü bir çözümün parçası ve "toprak" konusunun bir unsuru olarak addediliğini, BM'nin de olaya böyle baktığını vurgulayan Talat, Maraş'ın, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünden ayrı ele alınacak bir konu olmadığını söyledi.

Talat, cumhurbaşkanı seçiminde aday olup olmadığı sorularına karşılık da seçimlere daha süre olduğunu, önlerinde önemli konular bulunduğunu, şimdiden seçim havası yaratmak istemediğini kaydetti.

 

Cyprus: Reunification or Partition?

INTERNATIONAL CRISIS GROUP

Europe Report N°201
30 September 2009

This executive summary is also available in Greek and Turkish.

EXECUTIVE SUMMARY AND RECOMMENDATIONS

Three decades of efforts to reunify Cyprus are about to end, leaving a stark choice ahead between a hostile, de facto partition of the island and a collaborative federation between the Greek and Turkish Cypriot communities living in two constituent states. Most actors agree that the window of opportunity for this bicommunal, bizonal settlement will close by April 2010, the date of the next Turkish Cypriot elections, when the pro-settlement leader risks losing his office to a more hardline candidate. If no accord is reached by then, it will be the fourth major set of UN-facilitated peace talks to fail, and there is a widespread feeling that if the current like-minded, pro-solution Greek and Turkish Cypriot leaders cannot compromise on a federal solution, nobody can. To avoid the heavy costs this would entail for all concerned, the two leaders should stand shoulder to shoulder to overcome domestic cynicism and complete the talks, Turkey and Greece must break taboos preventing full communication with both sides on the island, and European Union (EU) states must rapidly engage in support of the process to avoid the potential for future instability if they complacently accept continuation of the dispute.

A real chance still exists in 2009-2010 to end the division in Cyprus in conformity with the long-established negotiating parameters of a federal reunification. The current Greek and Turkish Cypriot leaders share more common ground than any of their predecessors and have gone some distance over the past year toward a comprehensive settlement. But failure will mean an indefinite partition of the island, leading to more strains in EU-Turkey relations, new frictions in the east Mediterranean, less EU-NATO cooperation, acceleration of the centrifugal forces scattering the Turkish Cypriots and new risks to the prosperity and security of Greek Cypriots.

Many Cypriots expect that de facto partition would be a benign continuation of the status quo. New dynamics already in play following the Greek Cypriots’ 2004 entry into the EU as the Republic of Cyprus show this to be false. Greek Cypriots have become the most visible technical obstacle to Turkey’s EU accession process and have eagerly used all the levers available to them to pursue what they see as their national interest and need for justice. Ankara’s frustrations are contributing to frictions over offshore oil exploration rights, including in waters disputed with Greece, that have brought opposing gunboats into close proximity. Today’s stronger, more prosperous Turkey is more ready than in the past to defy the EU and risk irreversible damage to the relationship over what it also sees as issues of national interest and justice. This faultline will be tested again in discussions leading up to December’s EU summit, in which the heads of state and government (the European Council) must decide what to do about Turkey’s failure to implement its signed obligation to open its ports to Greek Cypriot air and sea traffic.

In the absence of a Cyprus settlement, both communities on the island and Turkey will experience slower economic progress, greater defence spending and reduced international credibility. The paradox is that rarely before have there been Greek Cypriot, Turkish Cypriot and Turkish leaders so ready to compromise. A major source of misunderstanding, however, is that Ankara and Greek Cypriot officials cannot agree grounds to talk directly. They are thus unable to believe, trust or understand each other’s genuine ambition to settle the dispute. Overcoming four decades of hostility, denigration in the media and absence of real mutual knowledge will be hard in the few remaining months, but all sides should try to bridge the gap. If a strong government emerges from the 4 October elections in Greece, it will be uniquely well placed to bring all the relevant parties together, and it should quickly do so.

There are rays of hope. Polls show that most Cypriots want the talks to succeed, even if they are sceptical about that happening. Negotiations over the past year have gone relatively well. After the victory of pro-compromise Demetris Christofias in the February 2008 Greek Cypriot presidential election, he and his likeminded Turkish Cypriot counterpart, Mehmet Ali Talat, have worked through the issues in more than 40 meetings. A second round of full negotiations began well on 10 September 2009. Christofias and Talat must do much more, however, to reflect the positive energy of their meetings in their public statements and to build a joint strategy for success in a referendum on a settlement document that needs to be held in early 2010.

The two sides should indicate willingness to bargain across issues in the talks that seem insoluble on their own. These include the multi-billion euro issue of compensation for or restitution of Greek Cypriot properties, involving perhaps three quarters of the territory of the Turkish Cypriot north; the future of immigrants from Turkey, probably soon a majority of residents of the Turkish Cypriot zone; the Turkish Cypriot wish, backed by Turkey, for a continued Turkish military guarantee; and the question of how much of the 37 per cent of the island now in Turkish hands will pass to the Greek Cypriots.

Outside powers arguably have half the keys to a Cyprus solution in their hands. EU member states in particular should do more to make a solution possible by pro-actively reassuring Turkey that its accession perspective remains open, firmly encouraging Christofias and Talat and talking up the clear advantages of settlement. They should do much more to impress on the Cypriots and regional players that complacency and cynicism must be set aside and that the hard work to prepare public opinion and workable compromises must start now. Neither Christofias or Talat has any desire to walk away from the negotiating table. The danger is that they will simply run out of time.

RECOMMENDATIONS

To the Greek Cypriot and Turkish Cypriot Leaderships:

1.  Commit jointly, publicly and wholeheartedly to the goal of a comprehensive settlement to go to a referendum in early 2010 that would reunify Cyprus as a federal, bizonal, bicommunal republic with two politically equal constituent states and a single international identity.

2.  Show greater willingness to bargain across individually insoluble issues in the talks, such as Greek Cypriots offering citizenship to more immigrants from Turkey in exchange for more flexible Turkish Cypriot approaches to the guarantee issue, and Turkish Cypriots offering to give up more territory in exchange for greater Greek Cypriot flexibility on property compensation, restitution and return.

3.  Build a joint public relations strategy to communicate to both sides on the island a tangible dedication to a comprehensive settlement, the shape of the future federation and achievements on the road toward it.

4.  Explain in the clearest possible terms to their respective populations that this is almost certainly the last chance for many years for any settlement and that the alternative is likely to be a sharp turn towards partition.

To the Governments of Turkey, Greece and the United Kingdom:

5.  Meet with both Cypriot communities to update the tripartite 1960 Treaties of Guarantee and Alliance via a new Treaty of Security and Implementation that could include reunited Cyprus as a signatory and set out a graduated mix of international oversight of any settlement.

6.  Turkey should launch a dialogue with Greek Cypriots through confidence-building statements and Greek Cypriots should reciprocate. Greek officials should also arrange trust-creating meetings that bring them together with officials from Turkey and the Republic of Cyprus, a process in which both Greek and Turkish Cypriot representatives must also be included.

To the Governments of European Union Member States, Russia and the United States:

7.  Develop strategies to capitalise rapidly on any breakthrough in the Cyprus talks towards the end of 2009, including public preparations for a donor conference to commit financial support for a settlement.

8.  Engage to the maximum with Cypriot leaders to impress upon them the need for a settlement and work imaginatively to re-ignite enthusiasm for Turkey’s EU convergence process, including freeing up blocks on Turkey’s EU negotiating chapters.

9.  Actively work to ensure that European Commission financial support for Turkish Cypriots is renewed and continues beyond 2009.

10.  Consider new ways for the EU and the wider international community to open markets and communications directly to Turkish Cypriots to encourage Turkey’s opening of airports and seaports to Greek Cypriot traffic, so as to increase chances of success in the talks and diminish the impact of any failure.

Nicosia/Istanbul/Brussels, 30 September 2009