Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ulusal Birlik
Partisi (UBP) ve Demokrat Partinin
(DP), Kıbrıs müzakerelerinde Kıbrıs Türk
tarafının Rum tarafına sunduğu yürütme
başlığıyla ilgili öneriyi bilerek bilmez gibi
yaptığını söyledi. Rum basınına dayanarak
açıklama yapıldığını belirten Talat, önerinin
kabul edilemez bulunmasının nedeninin Rum basınının
önerileri yanlış yansıtması olduğunu kaydetti.
İktidar partisi UBPnin yapılan önerilerini bildiğini ancak Rum tarafının
yanlış haberini esas alarak açıklama
yaptığını kaydeden Talat, bunu vahim
olarak değerlendirdi.
YAPILAN ÖNERİ
Türk
Ajansı-Kıbrıs (TAK) muhabirinin sorularını
yanıtlayan Talat, yaptıkları öneride ve iki toplumlu, iki kesimli federal çözüm arayışlarında
iki düzeyde egemenlik kullanılmasının söz konusu olduğunu
anlattı ve egemenliğin kurucu
devlet düzeyi ve federal devlet düzeyi olmak üzere iki düzeyde kullanılacağını
ve her iki düzeyin de bir biriyle eşit olacağını,
hiyerarşik olarak birinin ötekinin üzerinde olmayacağını
vurguladı.
İKİ AYRI DEMOKRASİ BİÇİMİNDE
Kurucu devlet düzeyinde kullanılacak olan
egemenliğin iki ayrı
demokrasi biçiminde tecelli edeceğini
anlatan Talat, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Türk
kurucu devletinde Kıbrıslı Rumların da Kıbrıs Rum
kurucu devletinde kendi kendilerini
yöneteceklerini ve kendi demokrasilerini yaşayacaklarını
söyledi.
FEDERAL DÜZEYDE ORTAK
Federal düzeyde kullanılacak olan egemenliğin ise ortak olacağını ifade
eden Cumhurbaşkanı Talat,
federal düzeyde ortak hükümet olacağını, ortak hükümetin
ortak programı ve ortak hedefleri olacağını belirti.
Federal düzeydeki
hükümetin liderlerinin birisinin Kıbrıslı Türk birisinin de
Kıbrıslı Rum olacağını dile getiren Talat,
liderlerin iş birliği yapacağını, ortak hedefleri ve
ortak programları olacağını vurguladı.
ORTAK LİSTE İLKESİ YENİ DEĞİL
Bu nedenle Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum liderlerin ortak bir liste üzerinden seçime
katılmasının son derece doğal olarak kabul edilmesi
gerektiğini dile getiren Talat, bu ilkenin yeni
olmadığını, Annan Planından beri ve bugüne kadar Kıbrıs Türk
tarafınca yapılan tüm önerilerde bunun söz konusu olduğunu
belirtti. Ortak liste anlayışının Annan Planından beri
Kıbrıs Türk tarafının bildiği ve aşina
olduğu bir kavram olduğunu ifade eden Talat, Annan Planının
büyük ölçüde kabul gördüğü dikkate alındığında,
ortak liste kavramının da
Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edildiğinin
düşünüldüğünü söyledi.
--ÖNERİDEKİ
TEK DEĞİŞİM BAŞKANLIK KONSEYİ İLE
İLGİLİ
Öneride yaptıkları değişimin, sadece başkanlık konseyi ile ilgili
olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, başkanlık konseyi yerine iki başkanın
seçilmesi ile ilgili bir öneri yaptıklarını, bunun
başkanlık konseyinde yaptıkları öneri ile aynı
paralelde olduğunu belirtti
Talat, Rum basınının haberlerine dayanarak
herhangi bir partinin açıklama yapmasını
yadırgadıklarını dile getirerek, Hele de bu iktidar partisi olunca bunu çok vahim olarak
görüyoruz dedi ve
Rum basınındaki haberlerinin Kıbrıs Türk
tarafının önerisiyle ilgili olarak tam gerçeği yansıtmadığını
vurguladı.
BUNLARI HEM DP HEM UBP BİLİYOR
Önerileri hem UBP hem de DPnin bildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, DPnin önerisinin ilkeye yönelik olduğunu, ortak oy pusulası oluyla ilgili
olduğunu; ancak yanlış bir noktadan hareket edildiğini, iki
ayrı demokrasinin zedelenmiş olacağının
söylendiğini; fakat böyle bir şey olmadığını dile
getirdi. İki ayrı demokrasinin zaten kurucu devletler düzeyinde
yaşanacağını söyleyen Talat, ancak federal düzeyde iki ayrı
demokrasi olamayacağını kaydetti.
1960 anlaşmalarına atıf
yapılmasının da yanlış olduğunu ifade eden Talat,
1960 anlaşmalarının üniter bir devletin fonksiyonel federatif
iki kanadının ayrı ayrı seçim yapmasını
öngördüğünü, kendilerinin ise şimdi iki düzeyde (kurucu devletler
düzeyinde ayrı ayrı, federal düzeyde ise ortak) egemenlik
kullanımı öngördüklerini; bütün federasyonlarda böyle olduğunu
ifade etti.
UBPNİN
ELEŞTİRİSİNİ ANLAMAK ZOR
UBPnin
eleştirisini anlamanın ise, gerçekten zor olduğunu söyleyen
Talat, yapılan önerinin
ne olduğunu bildikleri halde Rum basınında çıkan
yanlış öneri üzerinden eleştiri yaptılar dedi.
BANIN
ADAYA GELİŞİ
BM Genel Sekreteri Ban ki-Moonun adaya
gelişiyle ilgili bir gelişme olup olmadığının
sorulması üzerine ise Talat, böyle
bir ihtimalin BM Sözcüsü Jose Diaz tarafından da ifade edildiğini ve
Banın ziyaretini
çoktandır beklediklerini; ziyaretin Ekim ayı içerisinde
olacağını tahmin ettiklerini söyledi.
HRİSTOFYAS DOWNER GÖRÜŞMESİNİN
TUTANAKALRININ SIZDIRILMASI
Rum basınının Hristofyas-Downer
görüşmesinin tutanaklarını yayınlamasıyla ilgili bir
soruyu yanıtlarken de Cumhurbaşkanı Talat, gizli
tutanaklarının yayınlanmasının hoş ve doğru
olmadığını söyledi ve bunların basında
tartışılmasının sürece olumlu etki yapmayacağını
kaydetti.
Bunun hem sürece
hem de taraflara (BM ve Rum tarafına)
güvensizliği artıracağını dile getiren
Talat, her iki tarafa da güven
duyulması gereken bu zamanda bunun
yaşanmasının doğru olmadığını
vurguladı.
Kendi önerilerinin de gizli olmadığını
ancak Rum basınına sızdırılmasın kendilerini
ciddi bir şekilde rahatsız ettiğin dile getiren Talat, Sızdırılan önerilerin bizim
tartıştığımız, henüz
tartıştığımız, nihaileşmemiş öneriler
olması, aynı zamanda bizde ciddi endişelere yol açtı.
Önerinin spekülasyon konusu olması
hem Türk hem de Rum tarafında sorunlara yol açtı. Hiç gerek
yoktu dedi.
HALKIN SESI 13/09/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın BM ve
AByle İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, dün bazı
gazetelere de yansıyan, Cumhurbaşkanı ve
yardımcısının senatoya sunulacak ortak oy pusulasında
belirlenmesi yönündeki Türk tarafının önerisine açıklık
getirdi.
Türk tarafının ikinci turu Perşembe günü başlayan müzakere
sürecinde Yürütme konusunda ortaya koyduğu bildirilen yeni öneri
hakkında BRTye açıklama yapan Nami, ortak oy pusulasının,
oluşacak senatodaki senatörlere Cumhurbaşkanı ve
Cumhurbaşkanı Yardımcısını belirlemek üzere
sunulacağını söyledi.
Dönüşümlü olacak Cumhurbaşkanlığı görevini kimin
yürüteceğinin senato tarafından belirleneceğini ifade eden Nami,
senatörlerin yapacakları bu seçimde çoğunluğun
aranacağını kaydetti.
Özdil Nami, Türk tarafının sunduğu öneride seçilebilmek için
senatonun en az yarıdan bir fazla çoğunluğunun yanı
sıra, Türk ve Rum senatörlerin de kendi içlerinde bu çoğunluğu
sağlamasının aranacağını kaydetti.
Tam bir eşitliğin söz konusu olduğunu vurgulayan Nami, bunun
olmaması halinde senatonun erken seçime gideceğini söyledi.
Nami, söz konusu dengeyi sağlayamayan senatonun kendini feshederek, en
büyük Türk ve en büyük Rum partinin oluşturacağı seçim hükümeti
ile seçime gitmesinin de öngörüldüğünü anlattı.
STAR KIBRIS 13/09/09
![]()
Demokrat Parti başkanlık seçim yöntemine
karşı olduğunu açıkladı.
Serdar Denktaş; Türk tarafının başkanlık seçim yöntemi
önerisini kesinlikle kabul etmiyoruz. Uzlaşma bu şekilde kalırsa
planın bütününe karşı duruş sergileyeceğiz
Kıbrıstaki taraflar arasında devam eden çözüm müzakerelerinde
iç cephedeki il ciddi çatlak, Türk tarafının sunduğu
Başkan seçimi önerisinde ortaya çıktı.
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş,
Kıbrıs müzakerelerinde 2. tur görüşmelerin ilk gününde Türk
tarafınca sunulan ve Rumlar tarafından da memnuniyetle
karşılanan başkanlık seçim yöntemi önerisini kesinlikle
kabul etmediklerini açıkladı.
Bu önerinin prensibine karşı duruş sergilediklerini belirten
Denktaş, bu konudaki uzlaşmanın olduğu şekliyle
kalması halinde planın bütününe karşı bir duruş
sergileyeceklerini duyurdu.
Denktaş yazılı açıklamasında, şunları
kaydetti:
60ı da ortadan kaldırıyor
Başkanın, müştereken aday olmakta anlaşan bir Rum ve bir
Türk adayın aynı liste içinde senato tarafından seçilmesini
öngören Türk önerisi 1960 Cumhuriyetinde var olan iki ayrı demokrasi
ilkesini de ortadan kaldıran, ileride ortak hareket etme
alışkanlığı geliştiren Türk ve Rum partilerinin
tek çatı altında birleşmesini gündeme getirmesi halinde adada
Türk varlığını en düşük seviyeye geriletebilme
ihtimali yüksek bir öneridir ve ilkesel açıdan bunu kabul etmemiz mümkün
değildir.
Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanı başkanlığında
yapılan toplantılarda bu duruşlarını açıkça ifade
ederek çekincelerini ortaya koyduklarını ve alternatif bir öneri
sunduklarını belirterek, Görülen odur ki, ortaya koyduğumuz
görüşler dikkate alınmamış ve neticede
Cumhurbaşkanı önceden hazırlamış olduğu ve
bilgimize getirdiği teklifi ufak bir değişiklikle Rum
tarafına sunmuştur dedi.
Konjonktür aynı değil
Annan Planında da tek liste seçimi vardı, gerileme yok
şeklindeki yaklaşımı kabul etmediklerini belirten
Denktaş, Annan Planı dönemi ile bugünkü konjonktürün aynı
olmadığını; bu önerinin diplomatik yetersizliğin de
göstergesi olduğunu savundu.
Serdar Denktaş, bu önerinin geri alınarak yeniden ele
alınmasını önerdiklerini ifade ederek, illa ki kendi önerileri
kabul edilsin diye bir yaklaşımları
bulunmadığını, farklı formüller de
geliştirilebileceğini anlattı.
Haklardan ödün verilmemesi gerektiğini vurgulayan DP Genel
Başkanı Denktaş, Rum tarafının gerekçelerini
karşılamak kendi haklarımızı koruyarak da elde
edilebilecek bir olgudur. Daha işin başında iken verilmiş
olan bu ilkesel tavizden yola çıkarak, ileriki aşamalarda ve
özellikle ekonomik konularda atılacak adımlar bizi daha da
endişelendirmektedir dedi.
Uyarma görevi
Serdar Denktaş, süreci çok daha yakın takibe alarak ilgili sivil
toplum örgütlerini de tehlikeler hakkında şimdiden uyarma görevini de
bugüne kadar olduğundan çok daha etkin bir şekilde yerine getirmekte
kararlı olduklarını belirtti.
Halkımızın bir oldubittiyle karşılaşarak, günü
geldiğinde içeriğe göre değil, partisel sempatiye veya
karşıtlığa göre oy vermesinin önüne geçmek zorundayız.
Ayrı demokratik hakkımızın ortadan
kaldırıldığı bir ortamın bizi sürükleyeceği
sonuç bireysel hakları mahfuz azınlık bir toplum haline
dönüşmemizden başka bir sonuç değildir diyen Denktaş,
tarafların uzlaşması olduğu şekilde kalırsa çözüm
planının tümüne karşı bir duruş sergileyeceklerini de
kamuoyuna duyurdu.
STAR KIBRIS 13/09/09
![]()
Kıbrısta anlaşma olmazsa, Rumlar tazminat
ve toprak alma hakkını kaybedecek, KKTC, Türkiye egemenliği
altına girecek. AB seviyesinde yaşamak isteyen 50 bin
Kıbrıslı Türk, Kuzeyde mi yoksa Güneyde mi yaşamayı
düşünecek.
Kıbrıstaki statüko 2004te bitti. Birleşme için olumlu
adımlar atıldı, ilerleme kaydedildi. Kıbrısın
birleşmesiyle milliyetçiler kaybedecek, ekonomi 10 puan artarak, kişi
başı gelir 5 bin Euro artacak.
Ziya Nasıfoğlu
Ortadoğu, Asya, Türkiye ve Kıbrıs ile ilgili
araştırmalarını ve gazetecilik deneyimlerini paylaşmak
için Kıbrısta bulunan Uluslararası Kriz Grubu Analisti Hugh
Pope, Kıbrısta anlaşma olmaması durumunda Rumların
tazminat ve toprak alma hakkının ortadan kalkacağını
ve KKTCnin de Türkiye egemenliği altına gireceğini ileri sürdü.
Hugh Pope, Kıbrıs sorununda önümüzdeki 6 ayın çok kritik
olduğunu belirterek, halkın çözüm konusunda artık cesaretlendirilmesi
gerektiğine dikkati çekti. Kıbrıstaki statükonun 2004te
bittiğini dile getiren Kriz Grubu Analisti Pope, Kıbrısın
birleşmesiyle milliyetçilerin kaybedeceğini, ekonominin
kazanacağını iddia etti. Bağımsız Medya Merkezi
tarafından düzenlenen Sivil Toplum Örgütleri ve Medya
İlişkileri konulu konferansa, konuşmacı olarak
katılan Uluslararası Kriz Grubu Analisti Hugh Pope, STAR KIBRISa
önemli açıklamalarda bulundu.
Halk, çözüm için cesaretlendirilmeli
Uluslararası Kriz Grubu Analisti Hugh Pope, şu anda
Kıbrısta çözüm konusunda durağanlık
yaşandığını ve dünyanın Kıbrısa olan
ilgisinin azaldığını belirterek Kıbrısta çözüm
olması için artık birilerinin devreye girmesi gerektiğini
söyledi. Pope, Kıbrıs sorununda önümüzdeki 6 ayın çok kritik
olduğunu ifade ederek, halkın da çözüm konusunda artık
cesaretlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Lideri Dimitris Hristofyasın çözüm isteyen ve
bugüne kadar çözüme en yakın iki liderin olduğunu iddia eden Kriz
Grubu Analisti Hugh Pope, anlaşma olmazsa dünyanın Kıbrısa
olan ilgisinin daha da azalacağını ileri sürdü.
Türkiye para göndermeyecek
Uluslararası Kriz Grubu Analisti Hugh Pope, Kıbrısta
anlaşma olmaması durumunda Kıbrıslı Rumların
kaybının büyük olacağını söyledi. Pope, Rumların
tazminat ve toprak alma hakkının ortadan kalkacağını
iddia ederek, KKTCnin de Türkiye egemenliği altına gireceğini
ileri sürdü. Türkiyenin artık eskisi gibi Kıbrısa para
göndermeyeceğini dile getiren Pope, Kuzey Kıbrısta az işleyerek
çok para kazanma devrinin kapanacağını ve hayat
şartlarının Türkiye seviyesine geleceğini kaydetti. Pope,
Avrupa Birliği seviyesinde yaşamak isteyen, Kıbrıs
Cumhuriyeti pasaportu olan 50 bin Kıbrıslı Türk, Kuzeyde mi
yoksa Güneyde mi, yaşamayı düşünmeye başlayacak dedi
Kıbrısta statüko bitti
Uluslararası Kriz Grubu Analisti Hugh Pope, Kıbrıstaki
statükonun 2004te bittiğini söyledi. Hugh Pope, bölünmüş bir
Kıbrısın Avrupa Birliğine girmesiyle yeni bir dönemin
başladığını belirterek, AB içinde bazı ülkelerin
Rumları desteklediğini ancak Kıbrısta birleşme isteyen
ülkelerinde de olduğuna dikkat çekti. Pope, Türkiye, Kıbrısta
birleşme istiyor. Yunanistanda ki seçimlerde birleşme
yanlıları kazanırsa, Kıbrısta birleşme
şansı yüksek, ancak Talat Cumhurbaşkanlığı
seçimlerini kaybederse, Kıbrısta birleşme şansı
azalır diye konuştu. Kıbrısın birleşmesiyle
milliyetçilerin kaybedeceğini anlatan Kriz Grubu Analisti Pope, ekonominin
10 puan artacağını ve kişi başı gelirin 5 bin
Euro yükseleceğini iddia etti.
STAR KIBRIS 13/09/09
![]()
Sözde Maraş Belediye Başkanı Aleksis
Galanos başkanlığındaki sözde Maraş Belediye Konseyi
ve düzenlenecek olan anti-işgal etkinliklerine katılmak üzere
belediyenin davetlisi olarak adaya gelen konukların, dün Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas ve Rum Meclis Başkanı Marios
Karoyan tarafından kabul edildiği bildirildi.
Hristofyas ve Karoyanın heyeti; Kıbrıs sorununda yaşanan
gelişmeler hakkında bilgilendirdiklerini yazan Fileleftheros
Gazetesinin haberine göre Galanos, bu görüşmelerin ardından
yaptığı açıklamada Maraşın iade edilmesi ve
Birleşmiş Milletlerin 550 Sayılı Kararının
uygulanması için çaba ve girişimlerinin devam ettiğini söyledi.
HRİSTOFİYAS ANLATSIN
Hristofyasın kendilerini Kıbrıs sorunu, Maraş konusu ve
Maraş konusunda BM Genel Sekreteri nezdinde yaptığı
girişimler konusunda ayrıntılı biçimde
bilgilendirdiğini ifade eden Galanos, Maraş konusundaki
girişimlerin ilerlediğini ve devam edeceğini kaydetti.
Galanos, Maraşın; Kıbrısın ve halkının
yeniden birleşmesi için bir ilk adım olarak Kıbrıslı
Türklerin ve Kıbrıslı Rumların barış içerisinde
bir arada yaşaması konusunda bir atölye çalışması
olabileceğini de ileri sürdü.
Hristofyasın, Maraş girişimlerinin BM tarafından
nasıl karşılandığının sorulması
üzerine ise Galanos, konunun bulunduğu aşamayı
Hristofyasın anlatmasını tercih ettiğini belirterek,
belediyenin gerçekleştireceği anti-işgal etkinliğinde
yapacağı konuşmada Hristofyasın konu hakkında
açıklamalar yapacağının kesin olduğunu ifade etti.
STAR KIBRIS 13/09/09
Better access to UK NHS for expats
By Nathan Morley
Time restrictions on NHS
eligibility set to be lengthened
BRITISH expats may soon have greater access to NHS care, despite recent media
reports claiming that pensioners who live abroad were set to be denied free
treatment by the health service.
Currently, expats based in Cyprus are not eligible to free NHS care if they
spend more than three months a year away from the UK, but that is now set to be
extended.
The good news comes after the British government promised a crack-down after
hospitals were told to charge patients who were found not to be resident in
Britain or from countries with reciprocal arrangements.
A confidential internal report on health tourism leaked last year estimated
that the bill for treating foreign patients, many so-called health tourists
amounted to at least £62 million a year.
Now, the British Government is proposing that the period of absence for current
UK residents eligibility for free NHS hospital treatment in England is
extended from three to up to six months.
The proposed changes come after an increasing trend of Britons spending longer
periods overseas and are designed to protect the rights of British citizens who
travel abroad whilst still residing substantively in the United Kingdom.
However, only treatment for emergencies - such as heart attacks, accidents or
sudden illness - will still be free at anytime.
The proposals were confirmed by a NHS spokesman in an interview with the Sunday
Mail.
UK state pension holders living overseas are exempt from charges if they need
treatment during their visit to the UK. This does not include pre-planned
treatment.
A UK state pensioner living overseas who then resumes their permanent
residence in the UK is exempt from charges for all hospital treatment,
including pre-planned treatment, from day one. They should be prepared to show
evidence to a hospital that they have returned permanently, he said.
Strict limits of access to the NHS were introduced in 2004 by John Reid. The
then Health Secretary described his reforms as designed to make the NHS "a
British service for people who live in Britain".
A similar tone was given by the NHS spokesman last week, who told the Sunday
Mail, the NHS is primarily a concern for British residents.
The NHS is first and foremost for the benefit of people who live in the United
Kingdom. People who are not ordinarily resident here are not automatically
entitled to access free NHS hospital treatment. This has nothing to do with
nationality or payment of taxes. The regulations on charging for overseas
visitors have been in place since 1989, so the basic principles are not new,
but have been in operation for some 20 years.
As it stands, entitlement to free NHS hospital treatment is based on
"ordinary residence" in the UK and anyone who leaves the UK for three
months is no longer automatically entitled to free NHS treatment.
CYPRUS MAIL 13/09/09
Occupied Cyprus votes against
Georgia refugees right of return
CYPRUS is the only European
Union member-state which did not vote in favour of a UN resolution that
recognised the right of return of all internally displaced persons and refugees
and their descendants to their homes throughout Georgia, it emerged yesterday.
Cyprus was among 78 countries which abstained from voting 48, including all
EU countries voted in favour, 19 voted against.
The resolution was passed on Wednesday.
Following extensive debate
the General Assembly today adopted a resolution
that recognised the right of return of all internally displaced persons and
refugees and their descendants to their homes throughout Georgia and that
underlined the urgent need for unimpeded access for humanitarian activities to
peoples residing in all conflict-affected areas in that country, a UN media
statement said.
The total number of people displaced by the August 2008 war between Russia and
Georgia over the South Ossetia breakaway region stood at 192,000, according to
the UN refugee agency UNHCR.
In the aftermath of the conflict, South Ossetia declared independence from
Georgia and was recognised by Russia and Nicaragua.
The opposition criticised the governments decision to abstain, saying it went
against EU policy and effectively making Cyprus the black sheep of the bloc.
Quoted in daily Alithia, DISY deputy chairman Averof Neophytou said the issue
was linked to the Cyprus problem since it concerned the efforts of South
Ossetia and Abkhazia to break away after the invasion of Russian troops in
2008.
Neophytou said the Cyprus was trying not to annoy Russia, considered a
traditional friend of Cyprus.
The government yesterday said the two cases were not the same.
I want to say that a large number of countries took the same stance as the
Republic of Cyprus and I think, through this position, everyone is satisfied,
government spokesman Stefanos Stefanou said. The two issues must not be put on
the same level.
CYPRUS MAIL 13/09/09
AA
NTV 13 Eylül. 2009 Pazar
LEFKOŞA - Rum
liderin, zorlayıcı bir ikilemle karşı karşıya
kaldığında, müzakerelerden ''ayrılma'' tehdidinde
bulunması ''BM tutanakları''na da yansıdı.
Rum Fileleftheros
gazetesi, Hristofyas ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Aleksander Downer'in Rum Başkanlık
Köşkü'nde yapılan görüşmelerinin 14 Nisan 2009 tarihli
tutanaklarını yayımladı.
Gazete, tutanaklara
dayanarak verdiği habere göre, Hristofyas, Downer'le görüşmesinde,
müzakere masasına konulan Türk talepleri ile ''Kuzey'de temiz bir Türk
devleti, Güney'de ise karma (mixed) bir devlet
oluşturulacağından' endişe ediyor.
Aynı tutanaklarda,
Rum tarafının her fırsatta, Karpaz'ın kendilerine verilmesi
ve bu şekilde 20 bin ''Rum göçmenin geri dönmesini'' talep ettiği ve
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bu öneriye ''ret''
yanıtı verdiği aktarılıyor, ancak bu ''ret''
yanıtın nihai yanıt olmadığı belirtiliyor.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri
Hristofyas'ın müzakere salonunda ''kendilerini aşmaktan çekinmeden''
savaştıkları ifade edilen haberde, BM'nin gizli belgelerinde,
Talat ve Hristofyas'ın ''dost ve yoldaş'' olarak tabir edildiği,
''kapalı kapılar arkasında büyük savaşa
tutuşmalarından sonra salondan gülümseyerek
çıktıklarının'' kaydedildiği, aktarıldı.
''Talat'ın,
Hristofyas'ın aksine karar alma konusunda yetersiz
kaldığı'' öne sürülen haberde, ''her zaman müzakereler
sırasında 2-3 kez Ankara'yla istişare etmesi gerekiyor''
iddiasına yer verildi.
Haberde, 14 Nisan 2009
tarihli belgeye göre, Hristofyas'ın da zorlayıcı bir ikilemle
karşı karşıya kaldığında ''ayrılmakla''
tehdit ettiği belirtildi.
Downer ile
Hristofyas'ın Başkanlık Köşkü'nde yaptığı
görüşmenin tutanaklarına göre, Hristofyas, BM'nin ve Güvenlik
Konseyi'nin 5 daimi üyesinin, Kıbrıs'ta görevli BM Barış
Gücü'nün (UNFICYP) görev süresini yenilemeyerek prosedürün
hızlandırılmasını zorlayacakları yönündeki
söylentilerle ilgili bilgi istedi. Downer'in verdiği yanıttan tatmin
olmayan Hristofyas, ''müzakerelerden çekileceğini'' ifade etti.
Hristofyas'ın,
müzakere prosedürün gecikmesinin sorumlusunun Kıbrıslı Rumlar
olduğu söylentisinden dolayı da sinirlendiği belirtilen habere
göre, Hristofyas, ''İlerleme için müzakere masasına
mantıklı öneriler sunulması gerekir, Kıbrıslı
Rumların masaya koyduğu öneriler de çok mantıklıdır''
iddiasında bulundu. Bu noktada Hristofyas, ''verilen büyük tavizlerden,
özellikle de dönüşümlü başkanlığın ve 50 bin
'yerleşiğin' (Türkiye kökenli KKTC vatandaşının)
Ada'da kalmasının kabul edilmesinden'' söz etti.
Tutanaklara göre,
''Türkiye'nin, Kıbrıslı Türkleri, müzakere taktiklerinin
parametrelerini değiştirmeleri konusunda yönlendirmesi''
gerektiğini savunan Rum lider, Kıbrıslı Türklerin bütün
kurumlarda sayısal eşitlik veya dönüşümlü başkanlık
talep ettiklerini, bunun ''hiç de mantıklı
oladığını'' söyledi.
''Yerleşikler''
konusunun yeniden görüşülmesini isteyen ve mülkiyet konusunda da yeterince
müzakere edilmediğini öne süren Hristofyas, Kıbrıslı
Türklerin, Downer tarafından kendisine iletilen ''iki devletin ekonomilerine''
ilişkin önerisine tepki göstererek, ''birleşik ekonominin daha çok
Kıbrıslı Türkler için yararlı olacağını''
savundu.
NTV 14 Eylül. 2009 Pazartesi
BRÜKSEL - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB'den Rum tarafına baskı
yapmalarını istemediğini, istediğinin Rum
tarafını motive etmeleri olduğunu söyledi.
AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn'le AB Komisyonu'nda bir saati
aşan görüşmenin ardından basına konuşan Talat,
"AB'den Rum tarafına baskı yapmalarını istemiyorum.
Benim istediğim Rum tarafını motive etmeleridir. Nasıl
motive edileceği konusunda biz görüşlerimizi söyledik.
İzolasyonların kaldırılması dedik, direkt uçuşlar
dedik, doğrudan ticaret dedik. Ancak bunu yapmadılar,
yapamadılar. O zaman top onlarda. Bu motivasyonu onların
yaratmaları lazım. Bu Avrupalılar her şeyi
düşünüyorlar, bunu da düşünsünler" dedi.
AB'nin Kıbrıs'ta
çözümü gerçekten istiyorsa bu doğrultuda taraflara yardımcı
olması gerektiğini belirten Talat, "Sorunun çözümünü biz
istiyoruz, Rum tarafı da istediğini söylüyor. Bana sorarsanız
Hristofyas'ın da şahsen çözüm istediğine inanıyorum. Tabi
Rum yönetimindeki kurulu düzenin çözüm isteyip istemediği konusunda ciddi
şüphelerim var. Dolayısıyla Hristofyas'ın da çözüm
istediği ölçüde ve istediği doğrultuda desteklenmesi lazım.
Unutmayın bu anlaşma iki tarafta da oylamaya girecek. Geçen defa Rum
tarafı oylamada çözümü reddetti. Bu kez bunun olmaması için iyi bir
iletişim stratejisi geliştirilmesi lazım. AB bu konuda
uzmandır" dedi.
"TÜRK
TARAFINDA GÜVENSİZLİK VAR"
Rum basınının çözümü engelleyici tutum
aldığını ve karşı tarafa sundukları her
öneriyi değerli bulmadığını anlatan Talat,
"Halkın Rum medyasının esiri olmaması gerekiyor. Rum
tarafında çözüm isteyen güçlere destek gerekiyor. Türk tarafında ise
AB'ye bir güvensizlik var. Bunun ortadan kaldırılması
lazım. Bunun da yolu daha önce verilen ve tutulmayan sözlerin ikame edecek
adımların atılması" diye konuştu.
"AB
DE YORULDU"
Talat, "AB'nin ve özellikle AB Komisyonu'nun kısa sürede bir çözüm
istediği izlenimini edindim. Çözümün en uygun zamanı bu yıl
içindedir. Bu benim kanaatim ancak izlenimim AB'de de bu beklenti var, yani bu
yıl içinde çözüm beklentisi var. Çünkü onlar da Kıbrıs sorunu
yorgunu oldular" ifadelerini kullandı.
Kıbrıs'ta
muhtemel bir anlaşmanın AB müktesebatına uyumlu hale
getirilmesinin ve muhtemel sapmalara karşı hukuki güvenceye
kavuşturulmasının önemine dikkat çeken Talat, bu konudaki
hassasiyetlerini bir kez daha Rehn'in dikkatine sunduklarını dile
getirdi.
Talat, KKTC'de gelecek
yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili
Rehn'le görüş alışverişinde bulunup
bulunmadığının sorulması üzerine "Ona daha çok
var. Biz ondan önce çözüm öngörüyoruz, yani daha büyük işlerimiz var"
dedi.
"TÜRKİYE
DOĞRU ÇİZGİDE"
Talat, Kıbrıs Rum kesimine limanlarını açmaması
nedeniyle AB'nin Türkiye hakkında yapacağı değerlendirmeyle
ilgili görüşünün sorulması üzerine ise "Burada önemli olan nokta
şu: Türkiye olumsuz bir rol oynuyor mu? Türkiye olumsuz bir rol
oynadığında tabiki bir sorun olacak. Ama herkesin kanaati odur
ki Türkiye (Kıbrıs'taki çözümde) olumlu rol oynuyor. Türkiye
doğru çizgidedir, çözümü tam olarak destekliyor. Türkiye'ye
yaptırım yapılması sanırım yapılabilecek en
büyük haksızlık olur" diye konuştu.
FULYA CANŞEN
ntvmsnbc
14
Eylül. 2009 Pazartesi
İSTANBUL - Gazetede
okudum 25-31 Ağustos tarihleri arasında Midilli adasında
Sınırlara Hayır Kamplar adlı, mültecileri konu alan bir
konferans düzenlenmiş. Almanyada yaşayan bir gazeteci olarak bu
konferansa katılabilmeyi çok isterdim. Hem yıllar önce Almanyadaki
mülteci kamplarına defalarca gidip haber yaptığım için
konuya yabancı değilim hem de şu şıralar Midillinin
tam karşısında, Dikilide ikamet ediyorum, üstelik vaktim de
var. Ancak benim bu adaya, sadece bu ada değil bütün Yunanistana girmem
yasak. Nedeni pasaportumdaki KKTC damgası. Geçen hafta Radikal 2'de
okuduğum Cavidan Soysalin bilgilendirici yazısı bana kendi
başımdan geçen bir başka sınırlar hikayesini anımsattı.
Paylaşmadan edemedim.
Her yaz Ayvalık
yakınlarındaki Dikilide tatil yapıyorum ve Dikilideki küçük
evimin balkonundan her gün Midilliyi seyrediyorum. Bu güzel olduğunu
düşündüğüm Yunan adası, özellikle geceleri
ışıklar yanınca o kadar yakın görünüyor ki, yüzerek
bile ulaşılabilecekmiş hissi uyandırıyor. Birkaç
yıldır yaz aylarında Ayvalık ile Midilli arasında her
gün, Dikilli ile Midilli arasında ise haftanın üç günü feribot
seferleri düzenleniyor. Türkler icin Yunanistan vizesi almak pek kolay olmadığından
bu feribotların yolcularının coğunu Yunan ya da
yabancı turistler oluşturuyor. Midillililer genellikle sabah
feribotuyla geliyor, limanda bekleyen otobüsler ile Bergama ya da Ayvalika
gidiyor, alışveriş yaparak aynı gün geri dönüyorlar. Dikili
- Midilli arasındaki yolculuk en fazla iki saat sürüyor.
Ben oldum olası
adaları severim. Son on yıl içerisinde en az on kez
Kıbrısa gitmişimdir mesela. Beni sadece Kıbrısdaki
siyasi gelişmeler ilgilendirmiyor, Girne sokaklarında
dolaşmayı, limanda kahve içmeyi, ada halkıyla sohbet etmeyi de
çok seviyorum. Bu yüzden Midilli seferleri başladığından bu
yana Dikilide tatil yaptığım her yıl karşıya
geçmeyi planlar, planımı gerçekleştiremediğim her seferinde
de kendime kızar dururum. Sonunda şeytanın bacağını
kırdım ve akşam feribotuna biletimi alarak yola koyuldum.
İki saate yakın süren yolculuk, kaptanın ikram ettiği
kahve, beyaz köpüklü dalgalar ve martılar eşliğinde kısa
sürede bir şenliğe dönüştü. Feribot kıyıya
yaklaştıkça benim heyecanım artıyor, ada yavaş
yavaş seçiliyordu. Hele limanı görünce sanki Girneye
gidiyormuşum hissine kapıldım. En büyük merakım, Kuzey ve
Güney Kıbrıslılardaki benzerliği Midilli ve Dikili
halkında da görüp göremeyeceğim idi. Feribot durdu, gümrükte elimde
pasaport sıraya girdim. Pasaportumdaki Almanyaya ait kocaman süresiz
oturma hakkım sayesinde adaya kabul edileceğimden adım gibi
emindim. Pasaportumu kontrol eden polis memurunun söylediği Yunanca
cümleleri anlamadığım için İngilizce
karşılık vererek, bir sorun olup olmadığıni
sordum. O da beni anlamadı, Almanca denedim yine anlamadı. Sonra
yanıma feribotta tanıştığım Yunanca bilen bir
Türk yaklaştı ve beni adaya sokamayacaklarını söyledi.
- Neden?
- Pasaportunuzda KKTC
damgası varmış.
- Eeee ne olmus yani,
pasaportumda daha bir sürü damga var, buna rağmen Sengen
anlaşmasına imza atan bütün ülkelere girip çıkabiliyorum.
Yunanistan da bunlardan biri.
- İyi ama siz
onların yasak olarak kabul ettiği bir gümrük kapısından
giriş yapmışsınız.
- Tamam da ben Kuzeyden
Güney Kıbrısa bile geçtim.
- Hanimefendi
adamların yapacakları bir şey yok, kural böyle, sizi adaya
sokamıyorlar.
Benim daha fazla
ısrar etmem, üstleriyle görüşme talebim, aslında bana son derece
kibar davranan polislerin oraya buraya telefon etmesi de olumlu bir sonuç
doğurmadı. Şimdi en önemli sorun, adaya giremediğime göre,
benim geceyi nerede geçireceğimdi. Polislerin feribotta uyuyun önerisine
şiddetle karşı çıktım. Hiçbir yere
kıpırdamayacağımı, gerekirse gece boyunca, gözümü
kırpmadan ayakta bekleyeceğimi söyledim. Bunun üzerine beni
bürolarına aldılar, birkaç yere daha telefon ederek beklememi
söylediler. Bir saat sonra elime imzalı bir belge tutuşturup, limana
yakın bir otelde kalmama, sabah sekizde yine orada olmam kosuluyla izin
verdiler. Verdiğim mücadele beni o kadar yormuş ve o kadar
sinirlendirmişti ki, gücüm ancak limandaki bir lokantaya yürümeye yetti.
Adaya olan merakım silinivermişti. İcimden de bir daha mı,
asla gelmem ülkenize diye söylenip duruyordum. Yediğim enfes yemekler ve
yarım şiıe recina şarabı sinirimi yavaş
yavaş tatlı bir rehavete dönüştürmüştü. Beni önce Yunan
sanan garsonlarla giristiğim yarı Türkçe yarı Yunanca biraz da
İngilizce karışık sohbet dikkatimi yeniden bulunduğum
yere çevirdi. Etrafima meraklı gözlerle baktım, Midilliler bize öyle
benziyorlardı ki, kendimi elimde olmadan evimde hissettim. Sicaga ve sivri
sineklere rağmen o gece kısa ama, kafalarda değil, bir gün
kağıtlardaki sınırların da kalkacağı günün
rüyasını görecek kadar güzel uyudum. Sabah altıda uyanıp,
adayı ışık hızıyla dolaşmayı
planlamıştım çünkü. sekizde aynı polis memurları beni
karşıladılar. Biri sağımda biri solumda, feribota
bindik. Dışarıdan bakıldığında üç
kişilik oyun, bir suçlu iki polisten ibaretti. Asıl suçluların
ben ve onlar olmadığını bildiğimiz için bu oyundan ne
Midillililer ne de ben rahatsız olduk. Bana Yunanca birkaç cümle kurdular.
Sanıyorum özür diliyorlar ve sorumluluğu politikacılara
atıyorlardı. İki fincanlık kahve içimi sonunda, yine evimin
balkonundaydım ve yine Midilli bana sadece birkaç kulaç atımı
kadar yakındi. Bütün sınırlara rağmen.
CNN TURK 14/09/09
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB
Komisyonu'nun kurumsal ilişkiler ve iletişim stratejisinden sorumlu
Başkan Yardımcısı Margot Wallström'le görüştü.
Talat, 1 saat süren görüşmenin ardından basına
yaptığı açıklamada, "BM parametrelerine dayalı
bir çözüm peşinde olduğumuzu ve bunların dışına
çıkıldığı anda sorunların ortaya çıkarak
büyüdüğünü anlattım" dedi.
Görüşmede Kıbrıs'ta
devam eden kapsamlı çözüm müzakerelerinden sonuç alınabilmesi için AB'nin
yapması gerekenleri ele aldıklarını anlatan Talat, AB'nin
Kıbrıslı Türkleri doğru bilgilendirmesinin ve oradan
doğru bilgileri Brüksel'e aktarmasının son derece önemli
olduğuna dikkati çekti.
Talat, "AB'nin
bu yıl sonunda limanların açılması konusunda yaşanan
anlaşmazlık nedeniyle Türkiye ile üyelik müzakerelerinde nasıl
bir karar alacağının" sorulması üzerine, "Bu
konuda bizim tutumumuzu biliyorsunuz. Türkiye'nin önerdiği aynı anda
bütün kısıtlamaların kaldırılması, bizim de
önerimizdir, bizim pozisyonumuz budur. Bunu tekrarladım
açıkçası. Bu konuda AB'den
bir izlenim almadım ama siz de biliyorsunuz epey izlenim çıktı. Kıbrıs
sorunu nedeniyle Türkiye'nin AB
sürecinin bloke olması söz konusu görünmüyor. Akıllı adam
işi de budur" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs'taki
müzakerelerden AB'nin
umutsuz olduğunun hatırlatılması üzerine de
şunları söyledi:
"Sorun zor bir sorundur. Çünkü 40 yılı aşkın bir
sorundur. Bütün ön yargılara rağmen bu sorunun çözümlenmesi kolay
değil. Ancak benim söylemeye çalıştığım 2 önemli
gerçek var ki bunlar sorunun çözümünde oldukça etkindir. Bir tanesi BM
parametrelerinin dışına çıkmamak. Biz Kıbrıs
Türk tarafı olarak bunun dışında değiliz. Bunun
dışına çıkılmaması halinde çözümün önemli bir
merhale katetmiş olacağını düşünüyorum.
İkincisi de her şeye rağmen ele aldığımız en
karmaşık 3 temel konuda ciddi ilerlemelerde bulunduk. O nedenle ben
sorunun çözümünü imkansız olarak görmüyorum. Tersine son derece mümkün
olarak görüyorum. Yeter ki süreci yoğunlaştıralım, bütün
kapasitemizi çözüm içim yoğunlaştıralım. Kısa zamanda
ilerleme kaydedebileceğimizi ve çözüme yaklaşabileceğimizi
düşünüyorum."
Talat, Brüksel temasları kapsamında AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn'le de görüşecek
![]()
Önerileri bilerek bilmez gibi yaptılar, önerilerin
kabul edilemez bulunmasının nedeni Rum basının
yanlış yansıtması.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ulusal Birlik
Partisi (UBP) ve Demokrat Partinin (DP), Kıbrıs müzakerelerinde
Kıbrıs Türk tarafının Rum tarafına sunduğu
yürütme başlığıyla ilgili öneriyi bilerek bilmez gibi
yaptığını söyledi. Rum basınına dayanarak
açıklama yapıldığını belirten Talat, önerinin
kabul edilemez bulunmasının nedeninin Rum basınının
önerileri yanlış yansıtması olduğunu kaydetti.
İktidar partisi UBPnin yapılan önerilerini
bildiğini ancak Rum tarafının yanlış haberini esas
alarak açıklama yaptığını kaydeden Talat, bunu vahim
olarak değerlendirdi.
YAPILAN ÖNERİ
Talat, yaptıkları öneride ve iki toplumlu, iki
kesimli federal çözüm arayışlarında iki düzeyde egemenlik
kullanılmasının söz konusu olduğunu anlattı ve
egemenliğin kurucu devlet düzeyi ve federal devlet düzeyi olmak üzere iki
düzeyde kullanılacağını ve her iki düzeyin de bir biriyle
eşit olacağını, hiyerarşik olarak birinin ötekinin
üzerinde olmayacağını vurguladı.
Kurucu devlet düzeyinde kullanılacak olan
egemenliğin iki ayrı demokrasi biçiminde tecelli
edeceğini anlatan Talat, Kıbrıslı Türklerin
Kıbrıs Türk kurucu devletinde Kıbrıslı Rumların
da Kıbrıs Rum kurucu devletinde kendi kendilerini
yöneteceklerini ve kendi demokrasilerini yaşayacaklarını
söyledi.
Federal düzeyde kullanılacak olan
egemenliğin ise ortak olacağını ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, federal düzeyde ortak hükümet
olacağını, ortak hükümetin ortak programı ve ortak
hedefleri olacağını belirti.
Bu nedenle Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum liderlerin ortak bir liste üzerinden seçime
katılmasının son derece doğal olarak kabul edilmesi
gerektiğini dile getiren Talat, bu ilkenin yeni
olmadığını, Annan Planından beri ve bugüne kadar
Kıbrıs Türk tarafınca yapılan tüm önerilerde bunun söz
konusu olduğunu belirtti.
Talat, Rum basınının haberlerine dayanarak
herhangi bir partinin açıklama yapmasını
yadırgadıklarını dile getirerek, Hele de bu iktidar
partisi olunca bunu çok vahim olarak görüyoruz dedi.
BUNLARI HEM DP HEM UBP BİLİYOR
Önerileri hem UBP hem de DPnin bildiğini söyleyen
Cumhurbaşkanı Talat, DPnin önerisinin ilkeye yönelik
olduğunu, ortak oy pusulası oluyla ilgili olduğunu; ancak
yanlış bir noktadan hareket edildiğini, iki ayrı
demokrasinin zedelenmiş olacağının söylendiğini; fakat
böyle bir şey olmadığını dile getirdi. İki
ayrı demokrasinin zaten kurucu devletler düzeyinde
yaşanacağını söyleyen Talat, ancak federal düzeyde iki
ayrı demokrasi olamayacağını kaydetti.
1960 anlaşmalarına atıf
yapılmasının da yanlış olduğunu ifade eden Talat,
1960 anlaşmalarının üniter bir devletin fonksiyonel federatif
iki kanadının ayrı ayrı seçim yapmasını
öngördüğünü, kendilerinin ise şimdi iki düzeyde (kurucu devletler
düzeyinde ayrı ayrı, federal düzeyde ise ortak) egemenlik
kullanımı öngördüklerini; bütün federasyonlarda böyle olduğunu
ifade etti.
UBPnin eleştirisini anlamanın ise, gerçekten zor
olduğunu söyleyen Talat, yapılan önerinin ne olduğunu
bildikleri halde Rum basınında çıkan yanlış öneri
üzerinden eleştiri yaptılar dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, gizli
tutanaklarının yayınlanmasının hoş ve doğru
olmadığını söyledi ve bunların basında
tartışılmasının sürece olumlu etki
yapmayacağını kaydetti.
STAR
KIBRIS 14/09/09
Downer, 'Kıbrıs'ta
taraflardan ödün istedi
CNN TURK 15/09/09
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
Özel Danışmanı Alexander Downer, Kıbrıs
sorununun çözümlenebilmesi için her iki tarafın da
karşılıklı olarak ödün vermeye hazır olması
gerektiğini söyledi.
Downer, müzakerelerin 1. turunda pozisyonlarını ortaya koyup,
çizgilerini çizen liderlerin, 2. turda daha aktif çalışması
gerekeceğini kaydetti.
Alexander Downer, Türk Ajansı-Kıbrıs'a
(TAK) yaptığı açıklamada, Kıbrıs
sorununun çözümlenebilmesi için her iki tarafın da
karşılıklı olarak ödün vermeye hazır olması
gerektiğini, iki liderin de bunun bilincinde olduğunu belirtti.
Birinci turda birçok konuda yakınlaşmalar olduğunu, üzerinde çok
çalışılması gereken "Mülkiyet"te dahi
uzlaşılan noktalar bulunduğunu kaydeden Downer, bugüne kadar
yapılanları ve elde edilen başarıları küçümsememek
gerektiğini, uzun yıllardır devam eden sürecin zor bir süreç
olduğunu söyledi.
Liderlerin çözüm kararlılığından duyduğu memnuniyeti
yineleyen Downer, "Burada Kıbrıs
sorununun çözümünü sağlamada kararlı iki lider var. Gerçekçi olmak
gerekir. Tarafların müzakere etmesi gerekiyor. Ve bu iki liderin bunu
yapamaya hazır olduğunu görüyoruz" dedi.
Downer, "birinci turda karşılıklı olarak taviz verip,
birçok önemli konuda önemli uzlaşılar elde eden liderlerin ikinci
tura, farklılıklarıyla ilgili yeni öneriler sunarak
başladığını" belirtti.
Downer, ilerleme elde edilebilmesi için liderlerin "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" ile "Mülkiyet"e odaklanması
gerektiğini ifade ederek, ikinci turda 6 müzakere
başlığının da ele alınmasının muhtemel
olduğunu, ancak bunu liderlerin belirleyeceğini kaydetti.
İkinci turun ne kadar süreceğini bekleyip görmek gerektiğini
söyleyen Downer, BM'nin liderlere bu konuda herhangi bir şey dikte
ettirmesinin mümkün olmadığını belirtti. Downer, 1. turda
pozisyonlarını ortaya koyup çizgilerini çizen liderlerin, 2. turda
daha aktif çalışması gerekeceğini söyledi.
"Referanduma daha çok var"
İkinci turda çözümlenmemiş konulara çeki düzen verileceğini ve
üçüncü turda liderlerin al-ver sürecine başlamak istediğini ifade
eden Downer, "Bazı zor konular birinci turda çözümlendi. Bazı
konular ise ikinci turda çözümlenecek. Ve geriye kalanların üçüncü turda
sonuçlandırılması gerekiyor" dedi.
"Referanduma daha çok zaman olduğunu, öncelikle tarafların bir
anlaşmaya ulaşması gerektiğini" kaydeden Downer, Kıbrıs
sorununun çözümlenebilmesi için önce liderlerin 6 müzakere başlığında
da anlaşması, bunun referandumda her iki tarafta da kabul edilmesi ve
başarıyla uygulanması gerektiğini söyledi.
Downer, "Referandumun ne zaman olacağını söyleyemem ama bir
anlaşma olana kadar referandum olmayacak. Bir anlaşma olması
halinde de mutlaka bir referandum yapılacak ve bu referandum anlaşma
sağlanır sağlanmaz yapılacak" dedi. Alexander Downer,
sürecin kilitlenmesi durumunu şimdilik düşünmek istemediğini,
şu anda varsayımlara dayanarak spekülasyon yapmanın doğru
olmayacağını kaydetti.
Liderlerin 2 bölgeli, 2 toplumlu federasyona bağlı olduğuna
inandığını kaydeden Downer, yürütülen müzakerelerin de bu
çerçevede sürdüğünü belirtti. Downer, BM Güvenlik Konseyi'nin
desteklediği, "siyasi eşitliğe dayalı, tek
uluslararası kimlikli, 2 bölgeli ve 2 toplumlu bir federasyon modeli"
dışındaki bir modelle ilgili yardım talebini ise
karşılamadıklarını söyledi.
Downer, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un tarihi henüz belli olmayan
görüşmesinde liderlere, BM'nin başlatılan sürece büyük önem
verdiğini ve büyük beklentileri olduğunu söylemesinin
beklendiğini aktardı.
"Adaya çok büyük yatırım yapan ve sorunun çözümüne katkı
koyması için yüksek profilli, deneyimli adamlarını görevlendiren
BM'nin bu kez çözüme ulaşılması yönünde yüksek beklentiler
taşıdığını" söyleyen Downer,
tarafların, başta BM olmak üzere uluslararası
kuruluşların kendileri ve performanslarıyla ilgili yüksek
beklenti içinde olduğunu bilmesi gerektiğini belirtti.
CNN TURK 15/09/09
Kıbrıs'ta
taraflar arasında geçen hafta başlayan ikinci tur görüşmelerle
süreç de yeniden ivme kazandı. AB'nin
Türkiye İlerleme Raporu'nu yayınlama tarihi de yaklaşırken,
taraflar isteklerini daha yüksek sesle ortaya koyuyor. KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Brüksel'de yaptığı
görüşmelerde AB'den
motivasyon istedi. Rumlar ise Maraş'ın iadesi konusunda
ısrarcı. Peki bu çok taraflı pazarlıkta taraflar neler
istiyor?
Ada'da taraflar arasında ikinci tur görüşmelerin
başlamasıyla, Türkiye'nin Avrupa Birliği İlerleme
Raporu'nun açıklanmasına az bir zaman kala süreç hareketlendi.
Peki gelinen noktada tarafların öncelikleri ve talepleri neler?
Ada'nın Türk tarafından gelen mesajlar, soruna bir an önce çözüm
bulunması yönünde. Uluslararası platformlara yöneltilen en kritik
talep de izolasyonların kaldırılması.
İkinci tur görüşmelerin başlamasının hemen
ardından Brüksel'e giden KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu
talebi bir kez daha AB'ye
iletti.
Talat, AB
Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile biraraya geldi, "taraflara
baskı değil motivasyon gerek" dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı, çözüm için Ada'nın Türk tarafındaki
siyasetçileri de karşısına alacak adımlar atmaktan
kaçınmıyor.
Bunun en büyük kanıtı da Talat'ın sunduğu Rumların da
desteklediği, 'Türk ve Rum liderleri her iki toplum ortak seçsin' önerisi.
Rumlar da gelişmelere gebe bu süreçte, kozlarını ortaya koyup,
kısa zamanda en fazla kazancı elde etmenin yolunu arıyor.
Zira, Hristofyas cephesi, Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine
açmamasına cevaben Maraş pazarlığını
uluslararası arenada yeniden gündeme getiriyor.
Aralık ayındaki AB
zirvesine kadar Maraş'ın iadesi konusuda her türlü girişimi
yapacaklarını söyleyen Rum lider Dimitris Hristofyas, konuyu BM Genel
Sekreteri Ban ki Moon ile de görüşecek.
Rumların Türkiye'ye baskı için başvurduğu Brüksel ise,
konunun Türkiye'nin AB
sürecini sekteye uğratır bir hale gelmesinden yana değil.
Tarafların açıklamalarına göre, Kıbrıs
sorunu mirasını, kendi genişleme süreciyle bünyesine alan Avrupa
Birliği, artık bu donmuş sorunda çözüm istiyor.
AB'nin
Türkiye İlerleme Raporu taslağında da, Türkiye'nin aralık
ayına kadar limanlarını Rum kesimine açmaması halinde, yeni
yaptırımlar önerilmiyor.
Aşağılanıyoruz!
Ermenistan sokakları çözüme
nasıl bakıyor? - / İPEK YEZDANİ - FOTOĞRAFLAR:
Bünyamin Aygün
Türkiye ile diplomatik ilişkilerin kurulmasına
yönelik protokolleri protesto
etmek için bugün Erivanda açlık
grevine başlayacak olan Taşnakların Siyasi Grup
Başkanı Vahan Hovannesya, Ortak sınırı kabul ettirme
girişimi Ermenistanı aşağılıyor dedi
Ermenistanın
muhalefetteki aşırı milliyetçileri, FRA Taşnak Sütyun
Partisi, yani Türkiyedeki adıyla Taşnak Partisi, Türkiyeyle
diplomatik ilişkilerin kurulmasına yönelik protokollere
karşı son derece tepkili. Protokolü protesto
etmek amacıyla bugün başkent Erivandaki
Dışişleri Bakanlığı önünde
oturma eylemine ve açlık grevine başlayacak olan
Taşnakların Ermenistan Parlamentosundaki Siyasi Grup
Başkanı ve eski Parlamento
Başkan Yardımcısı Vahan Hovannesya, protokoldeki ortak
sınırın tanınması ile Tarih Komisyonu maddelerine
şiddetle karşı çıkıyor.
Hovannesya, Ermenistan zaten bağımsızlığını
kazandıktan sonra Birleşmiş Milletlerin (BM) kabul ettiği
anlaşmaların tekrar gözden geçirilmesiyle ilgili bir sorun
çıkarmadı.
Ancak Ermenistanda her hükümet değişikliğinde Türkiyenin ortak
sınırı kabul ettirmeye çalışması bizim
açımızdan şerefimizi aşağılayıcı bir
durum diyor.
1921 yılında Rusya
ile Türkiye arasında imzalanan ve o dönem Ermenistanın taraf
olmadığı Kars
Anlaşmasının bugünkü protokole ustaca
yerleştirildiğini öne süren Hovannesya, Taşnakların
protokole ilişkin düşüncelerini şöyle anlatıyor:
Ermeni toprakları bölündü
Ermenistan nüfusunun yüzde 60ının kökleri Batı Ermenistandan.
Kars, Ardahan, Artvin
ve Iğdır-Sürmeli
Ermeni topraklarıydı, Sovyetler Birliği ve Türkiye
aralarında anlaşıp böldü. Protokolün içine ustaca Kars Anlaşması yerleştirildi.
Türkiyenin doğu bölgelerine biz Batı Ermenistan diyoruz. O bölgelerin
tarihi ismi Batı Ermenistandır, kimse buna itiraz edemez.
Soykırım unutturulmak isteniyor
Bu komisyonda soykırım olmuş ya da olmamış diye
tartışılacak olması bizim için kabul edilemez bir durum.
Türkiye ile Ermenistan arasında iyi ilişkiler ancak Türk toplumu
soykırım konusunu kabul ettiği zaman gelişebilir. Türk
devleti bu olayı unutturmak ya da tamamen ortadan kaldırmak istiyor.
Bu protokol sadece Türkiyenin lehine. Çünkü Türkiye sınırı
nasıl açıyorsa 3 gün sonra yeniden kapatabilir. Ermenistanın bu
ağır şartlar altında tek bir kazanımı var:
Sınırların açılması. Kaldı ki üzerinde çok
konuşulan Ermenistan ekonomisi için ben bunun o kadar da iyi
olacağını düşünmüyorum.
Protokolü reddedeceğiz
Diplomatik ilişki kurulmasını ve
sınırların açılmasını istiyoruz, ama diplomatik
ilişki kurmak demek illa sınırları tanımak
anlamına gelmiyor. Protokolün değişmesi için elimizden geleni
yapacağız. Ancak değişmezse ve parlamentoya bu haliyle
gelirse kesinlikle reddedeceğiz. Cumhuriyetçi Parti bu protokolü
parlamentodan tek başına geçirirse bunun bütün sorumluluğu
sırtına biner.
Taşnak Partisi, Türkiyeyle yol haritasının
açıklanmasının ardından nisan ayında Ermenistan
hükümetini oluşturan koalisyondan ayrılmış ve
parlamentodaki en büyük muhalefet partisi olmuştu.
Yakınlaşmaya
en çok karşı çıkan kesim: Üniversiteliler
Ermenistana geçen nisan ayında ilk gittiğimde görüştüğüm
tüm kesimler içerisinde Türkiyeyle yakınlaşmaya en olumsuz bakan
kesim Erivan Üniversitesi Türkoloji
Bölümü öğrencileriydi. Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin
normalleşmesini öngören protokollerin açıklanmasının
ardından da Ermenistanda normalleşmeye en çok karşı
çıkan kesimin yine üniversite
öğrencileri olduğunu gördüm. Erivandaki Fransız Üniversitesi
Hukuk Fakültesinde görüştüğümüz hukuk öğrencilerinin çoğu
Türkiyeyle diplomatik ilişki kurulmasını istiyorlar, ancak
mevcut protokollere son derece şüpheci yaklaşıyorlar.
İlk konuştuğum öğrenci Ruzan Arzumanyan (22),
Sınırın açılmasına olumlu bakmıyorum diyor.
Bunun nedenini sorduğumda, Protokolde ekonomik ve siyasi olarak net
ifadeler yok. Türkiye ile Ermenistan arasındaki yakınlaşmaya
olumlu bakıyorum ama sınır kapılarının
açılmasına olumlu bakmıyorum. Önce iki halkın birbirini
tanıması gerekiyor diyor.
Birbirimizden nefret ediyoruz
Onun hemen ardından söz alan Lusine Grigoryan (22) ise tam anlamıyla
bir katı milliyetçi. Türkiyeyle sınırların
açılmasını kesinlikle istemiyorum. Türklerle biz birbirimizden
nefret ediyoruz diyor.
Bunun üzerine gülerek benden nefret edip etmediğini soruyorum. O anda
karşısındaki gazetecinin bir Türk olduğunu
hatırlayıp Hayır, tabii ki etmiyorum diyor. Sonrasında
ise gülerek, Nefret kelimesi biraz ağır oldu galiba. Yani komşum
Türk olursa ondan nefret etmem ama arkadaş da olmam diye konuşuyor.
Biraz daha ısrar etsem Arkadaş da olurum diyecek gibi ama ben fazla
üzerine gitmiyorum.
O anda bir başka öğrenci, Arakel Arakelyan (21), Lusinein katı
yorumlarının beni rahatsız ettiğini düşünmüş
olacak ki hemen söze girip Ben Türkiyeyle ilişki kurulmasını
çok önemsiyorum diyor. Ama protokoldeki şu tarih komisyonuna çok
karşıyım, orada tartışılacak bir şey
olduğunu düşünmüyorum diye ekliyor.
İran
Aloyan da (21) protokol referanduma tabi tutulmalıydı diyor. Referandum
konusuna diğer öğrenciler de katılıyorlar. Görünen manzara
o ki, aslında tüm olumsuz düşünceler birbirini tanımamaktan
kaynaklanıyor. İş protokolün detaylarına gelince ise
Ermenilerin de en az Türkler kadar kafalarının karışık
olduğu ortaya çıkıyor.
Ermenistana
domuz gribi mi getirdiniz?
Vahan Hovannesyayla görüşmemiz, Taşnak Partisinin Erivandaki
merkezinde gerçekleşti. Hovannesya, artık Türklere olan
güvensizliğinden mi yoksa gazetecilere olan güvensizliğinden mi bilemiyorum,
mülakat sırasında masaya benimki dışında bir ses
kayıt cihazı daha koydu.
Son derece nazik bir şekilde Kusura bakmazsınız herhalde,
geçmişte kötü bazı deneyimler yaşadık da diyen
Hovannesyaya ben de olabildiğince kibar bir şekilde hiçbir şekilde
kusura bakmayacağımı, çünkü onun söylemediği herhangi bir
şeyi yazmak gibi bir niyetim olmadığını
açıklamaya çalıştım.
Daha sonra Hovannesyayla röportajımız sırasında ben 3 kez
üst üste hapşırınca aramızda ilginç bir diyalog geçti.
Hovannesya, olanca kinayeli bir şekilde Ne o, Ermenistana domuz gribi mi
getirdiniz? diye sordu. Ben de kendisine Evet, Ermenistana domuz gribi
virüsünü yaymak için özellikle geldim dedim. Hovannesyanın Ben de öyle
tahmin etmiştim sözü üzerine, Doğru tahmin etmişsiniz! dedim.
İronilerle dolu espriler karşılıklı gülüşmelerle
son buldu...
Ermenistan
Sanayi ve İşadamları Derneği Başkanı Arsen
Gazaryan:
İlişkilerin normalleşmesi hiçbir parayla ölçülemez
Ermenistan Sanayi ve İşadamları Derneği Başkanı,
aynı zamanda Türk-Ermeni İş Konseyi Eşbaşkanı
Arsen Gazaryan, ülkedeki muhaliflerin aksine Türkiye ile Ermenistan
arasındaki protokollerin her iki ülke için de diplomatik birer zafer
olduğunu düşünüyor.
Kendisi geçmişin açmazlarına değil, geleceğin
olanaklarına ve protokolün yaratacağı kazanımlara
odaklanmış durumda. Konuşurken sınırın
açılacak olmasından dolayı duyduğu heyecanı
gizleyemiyor: Harika bir gelişme olarak görüyorum.
Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde çok ciddi adım atıldı
derken gözleri parlıyor.
Aynı kültürün ürünüyüz
Gazaryan, sınır kapılarının açılacak
olmasından sadece Türkiye ve Ermenistan ekonomilerinin değil, tüm
bölge ekonomisinin olumlu yönde etkileneceğini vurgulayarak, Ancak en
önemlisi, iki ülke artık normal ilişki kuracaklar, bu da hiçbir
parayla ölçülemez diyor.
Gazaryan sınırın açılması durumunda ortaya
çıkacak kazanımları ise şöyle sıralıyor:
Sınır açıldıktan sonra sanayi, ulaşım,
tarım,
aklınıza gelebilecek her alanda işbirliği yapma potansiyeli
ortaya çıkacak. Ermeniler 16 yıl boyunca Türkiyeden Türk
mallarını alıp sorunsuz bir şekilde burada sattılar.
Artık sadece Türk mallarını ithal etmek yerine Ermenistanda
ürettikleri kendi mallarını ihraç etme şansına da sahip
olacaklar. Bu da Türk mallarıyla rekabet etme olanağını da
beraberinde getirecek.
Gazaryan, Ermenistanda çok eleştirilen protokoldeki Tarih Komisyonu maddesine
bile olumlu bakıyor. Gazaryan, Tarih komisyonunda
tartışılacak iyi şeyler de var, örneğin Osmanlı
İmparatorluğu boyunca Ermenilerin devlete katkıları gibi
şeyler de tartışılabilir. Ne de olsa Osmanlı
İmparatorluğu döneminde yüzyıllarca beraber yaşadık.
Hepimiz Anadolu kültürünün ürünüyüz, bunu unutmamak lazım diyor.
Maça geliyor musun?
Ayrılmadan önce 14 Ekimde Bursada
oynanacak Türkiye-Ermenistan maçını kast ederek bana Maça gelecek
misin? diyor. Ben Bilmiyorum deyince de gülerek Gelmen lazım, ben
maçta sallayacağım Ermenistan bayraklarını şimdiden
yaptırıyorum diye cevap veriyor.
Miras
Partisi Sözcüsü Hovsep Hursudyan:
Protokole karşı Anayasa Mahkemesine gideceğiz
Koalisyondan istifa eden Taşnak Partisinden sonra parlamentodaki en büyük
muhalefet partisi olan Miras Partisi, protokole en tepkili taraflardan biri. O
kadar ki Ermenistanda muhalefetteki en popüler figürlerden biri olan Miras
Partisinin Genel Başkanı ve Ermenistanın ilk
Dışişleri Bakanı Rafi Hovanisyan, protokolü protesto etmek
için geçen hafta parlamentodan istifa etti.
Parlamentodaki oylamada protokole hayır oyu vereceği kesin olan
Miras Partisi, maddelerin Ermenistan Anayasasına uygun
olmadığı gerekçesiyle halihazırda parlamentoda imza
topluyor. Parti, imza sürecinin sonunda protokolün iptali için Anayasa Mahkemesine
gidecek.
Miras Partisinin Sözcüsü Hovsep Hursudyan, tıpkı Taşnaklar gibi
ortak sınırın tanınması ile tarih komisyonu
kurulması maddelerine şiddetle karşı çıkıyor.
Ortak sınırların tanınması protokolde önşart
olarak yer almamalıydı. Türkiye ile Ermenistanın bugünkü
sınırları yasadışı çizildi. Ayrıca eğer
Türkiye önşart koyuyorsa Ermenistan da kendi önşartlarını
koymalıydı, örneğin soykırımın
tanınması ve soykırımın yol açtığı sonuçların
düzeltilmesi gibi ön şartlar olmalıydı diyor.
Hükümetler farklı konuşuyor
Hursudyan, protokol konusunda Ermeni ve Türk hükümetlerinin, halklarına
farklı şeyler söylediğini de savunuyor:
Örneğin protokolde hiçbir ön şart yok diyorlar ama Türkiye Karabağ
konusu çözülmezse sınır
kapısı açılmayacak diyor. Ermenistan tarafı ise,
Karabağ konusu protokolde hiç bir şekilde ön şart değil
diyor. Bu yüzden her iki tarafın da halkları protokole şüpheyle
yaklaşıyor.
HURRIYET 15/09/09
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, Türk tarafınca görüşme masasında
ortaya konan yeni yürütme önerisinin ne Annan Planının, ne de 1960
düzenlemelerinde öngörülen seçim sisteminin gerisinde olduğunu söyledi.
Erçakıca,
Başkanlık makamının Kıbrıslı Türk üyesinin
Rum oylarıyla belirleneceği ve Kıbrısta iki ayrı
demokrasi olduğu gerçeğinin ortadan
kaldırıldığı iddialarının da doğru
olmadığını kaydetti.
Hasan
Erçakıca, Önerimiz her iki toplumdaki ve özellikle Kıbrıs Rum
toplumundaki marjinal unsurların Başkanlık Üyesi görevine
seçilmesinin önüne geçmektedir. Geçmiş tecrübeler
ışığında yeni devletin yaşatılabilmesi için
bunun önemli bir ihtiyaç olduğu aşikardır dedi.
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık brifingde,
Kıbrıs Türk tarafınca görüşme masasında ortaya konan
yürütme önerisiyle ilgili tartışmalara da değindi. Erçakıca,
müzakere masasına götürülen her şeyin, çeşitli aşamalarda
Türkiye ile istişare edildiğini belirtti.
ORTAK LİSTE YENİ BİR HUSUS DEĞİL
Hasan
Erçakıca, ortak liste hususunun ortaya çıkmış yeni bir
unsur olmadığına işaret ederek, Annan Planında da
Başkanlık Konseyi üyelerinin ortak liste üzerinden seçilmesinin
öngörüldüğünü hatırlattı. Erçakıca, Ortak liste,
Kıbrıs Türk tarafının bu müzakere sürecinde,
çalışma grubu aşaması dahil, ortaya koyduğu ilk
öneride de mevcuttu. Bunun şimdi yeni önerimiz çerçevesinde ortaya konmuş
yeni bir unsur gibi lanse edilmesi doğru değildir dedi.
BAŞKANLIĞIN
TÜRK ÜYESİ RUM OYLARIYLA BELİRLENMEYECEK
Başkanlık
makamının Kıbrıslı Türk üyesinin Rum oylarıyla
belirleneceği iddiasının doğru
olmadığını kaydeden Erçakıca, şöyle devam etti:
Öncelikli
olarak, bir Kıbrıs Türk partisinin adayının
Başkanlık Üyesi olarak seçilebilmesi için o partinin Kıbrıs
Türk halkından önemli bir destek alarak Senatoda yeterli sandalye
sayısına ulaşması gerekmektedir. Dolayısıyla
kimin Başkanlık Üyesi olacağı konusunda belirleyici ana
unsur Kıbrıs Türk halkının kendi ayrı iradesiyle
Senato seçimlerinde ortaya çıkaracağı sonuç olacaktır. Bu
nedenle, Kıbrıs Türk halkının güçlü desteğini
almamış bir partinin adayının Başkanlık Üyesi
olarak seçilmesi mümkün değildir
İKİ
AYRI DEMOKRASİ OLDUĞU GERÇEĞİ ORTADAN KALDIRILMADI
Hasan Erçakıca,
yeni önerinin Kıbrısta iki ayrı demokrasi olduğu
gerçeğini ortadan kaldırdığı iddiasının da
doğru olmadığını söyledi.
Erçakıca,
Senato üyelerini belirlemek için yapılacak seçimlerin toplum bazında
olacak olması ve Senatoda Kıbrıslı Türk ve Rumların
eşit sayıda temsil edilmesi sadece iki ayrı demokrasi
değil, iki eşit demokrasi gerçeğini ortaya koymaktadır
dedi.
ANNAN PLANININ GERİSİNDE
DEĞİL
Yeni
önerinin Annan Planının gerisinde olmadığına
işaret eden Erçakıca, Yeni önerimizde, Annan Planından
farklı olarak Başkan, Başkan Yardımcısı ve
Bakanlardan oluşan Başkanlık Konseyi yerine Başkan ve
Başkan Yardımcısından oluşan başkanlık
üyelerinin seçilmesi öneriliyor dedi.
RUM
TARAFININ ÖNERİSİ
Hasan
Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, Rum tarafının,
Kıbrıs Türk oylarının kısmen etkinliğini
artırarak da olsa, ortak liste üzerinden ve halk tarafından
başkan ve başkan yardımcısının seçilmesini
öngördüğünü söyledi.
Çok
karmaşık olan Rum önerisinin siyasi eşitliği ortadan
kaldırdığını kaydeden Erçakıca, Kıbrıs
Türk ve Rum oylarının eşitlenmesi halinde dahi federal
Kıbrıs Cumhuriyetinin toplumsal ve siyasal geleceği
bakımından büyük olumsuzluklar içerdiğini belirtti.
Erçakıca,
Bu oyları eşitlemek için 4 Rumun oyunu 1 Türk oyuyla eşit
saymak gerekiyor. Bunun demagojiye ne kadar açık olduğunu biliyoruz.
Bunlar sakıncalı şeylerdir dedi. Sistemin Türk ve Rum siyasi
partilerin koalisyonunu öngördüğünü kaydeden Erçakıca, Yani bu bir
anlamda Kıbrıslı Türk-Kıbrıslı Rum koalisyonu
olacak. Bu sistemin özüdür dedi.
HALKIN SESI
15/09/09
![]()
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliğinin çözüm çabalarına destek vermeye
devam etmesi gerektiğini belirterek; ABye çok görev düşüyor dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliğinin çözüm
çabalarına destek vermeye devam etmesi gerektiğini belirterek; bu
konuda ABye çok görev düştüğünü söyledi.
Avrupa Komisyonu yetkilileriyle görüşmelerde bulunmak amacıyla dün
sabah Brüksele giden Talat, temaslarına başladı.
İlk randevi Wallström ile
Cumhurbaşkanı Talat, ilk olarak dün aat 11.30da Avrupa Komisyonu
Başkan Yardımcısı ve Kurumsal İlişkiler ve
İletişim Stratejisi Sorumlusu Margot Wallström ile görüştü.
Wallströmün Avrupa Komisyonu Merkez Binasındaki ofisinde
gerçekleşen görüşme bir saatten fazla sürdü.
Cumhurbaşkanı Talatın görüşme sırasında
Wallströme Kıbrıs sorunu ile ilgili kapsamlı müzakereler
hakkında bilgi verdiği, Wallströmün ise konuya ilgi göstererek ve
sorular sorarak gelişmeleri öğrenmeye
çalıştığı belirtildi.
BM parametrelerine dayanılırsa
KKTC Cumhurbaşkanlığından verilen bilgiye göre
Cumhurbaşkanı Talat görüşmede, müzakerelerin BM parametrelerine
dayanılarak sürdürülmesi halinde çözümün kısa sürede
gerçekleşebileceğini; Kıbrıs Türk tarafınca masaya
konulan önerilerin BM parametrelerine uygun olduğunu ifade etti.
Müzakerelerde ortaya çıkan tıkanıklıkların, BM
parametrelerinden uzaklaşılan noktalarda yoğunlaştığını
anlatan Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Birliğinin, üyesi
durumundaki Kıbrıs Rum tarafını BM parametreleri
çerçevesinde kalmaya teşvik etmesi gerektiğinin altını
çizdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Komisyonu Başkan
Yardımcısı Margot Wallström ile görüşmesinde, Avrupa
Birliğinin görüşme sürecindeki rolü ile ilgili görüşlerini de
açıkladı.
ABye büyük görev
Avrupa Birliğinin çözüm çabalarına destek vermeye devam etmesi
gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı, iki halkın ayrı
ayrı onayına sunulacak olan anlaşma metni için iki halkın
desteğine ihtiyaç olduğu dikkate alınarak, doğru
iletişim stratejilerinin geliştirilebilmesi için 24 Nisan
referandumundan sonra Kıbrıs Türk halkı nezdinde güven
kaybına uğrayan Avrupa Birliğine büyük görev düştüğünü
vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talatın, bugün saat 16.00da da, Avrupa
Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ile görüşmesi
bekleniyor.
Talat, bu sabah da Brükselde faaliyet gösteren düşünce kuruluşu
temsilcileri ile bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, temaslarını
tamamlamasının ardından bu akşam yurda dönecek.
STAR KIBRIS
15/09/09
National Council seeks common
strategy
By George Psyllides
THE
NATIONAL Council yesterday kicked-off a two day meeting to discuss the Cyprus
problem and Turkeys EU accession course in light of the neighbouring countrys
evaluation in December.
Four parties DIKO, EDEK, Greens and EUROKO submitted their positions on the
issues.
DISY and AKEL, the islands two biggest parties are expected to do so today.
AKEL chief Andros Kyprianou avoided comment.
Whatever we have to say we will say it in the National Council, Kyprianou
said. We need to get serious
when we talk in the National Council we should
not talk in public at the same time.
DIKO chairman Marios Garoyian said parties will table their views, thoughts and
concerns and from then on they will see if there is convergence.
We submitted our own thoughts and proposals, Garoyian told reporters. We
will listen to the rest of the views and see in due course.
EDEK leader Yiannakis Omirou said the aim was to draft a common strategy to
tackle Turkish intransigence and make her co-operate for a solution of the
Cyprus problem on the basis of international rule of law.
Omirou said EDEK also suggested the transformation of our negotiating tactic
by advancing the fundamentally important chapters, which are territory,
properties, security, guarantees and the (Turkish) settlers.
The second round of talks on the Cyprus problem started last week amid an
uproar caused by leaked United Nations documents that were interpreted as being
an attempt of disguised arbitration something the Greek Cypriots abhor.
President Demetris Christofias yesterday also raised the issue of leaked
documents from members of the National Council.
Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat are to hold separate
meetings this month with UN Secretary-general Ban Ki Moon.
Talat yesterday held meetings with EU officials in Brussels.
Speaking after a one-hour meeting with European Commission Vice President
Margot Wallstrom, Talat said that the Cyprus problem should be resolved within
the UN parameters.
I also explained that whenever we go beyond the limits of these parameters,
problems get bigger, Talat said according to Anadolu news agency.
Meanwhile, UN special envoy Alexander Downer has flown to New York where he is
expected to meet Ban on Wednesday.
CYPRUS MAIL
15/09/09
Hundreds attend Famagusta rally
By Patrick Dewhurst
OVER 1,500 people gathered
at an anti-occupation rally in Dherynia on Saturday to mark the 35th
anniversary of the occupation in Famagusta.
President Demetris Christofias, Greek officials and Alexis Galanos, Mayor of
Famagusta addressed the event.
Earlier in the day, around 150 cars made the symbolic journey from Frenaros
village to the primary school in Dherynia. Upon their arrival at around 7.30pm,
the cars collectively sounded their horns for 30 seconds while the church bells
rang.
A spokesperson for the Famagusta council said yesterday: "This was a
symbolic action. We believe that with the noise we can send out a message, to
show that we are here, and we are still struggling to return to our
homes."
After the cars had parked, the procession of 1,500 people continued on foot
from Dherynia square up to the National Guard checkpoint. The main event began
at 9pm in Dherynia's cultural centre, where the participants heard
anti-occupation songs by the artist Demetris Phannis and the Famagusta choir,
conducted by Nicos Vichas.
The songs were followed by speeches.
In his address, Christofias focused on Turkey's role in the Cyprus problem.
''The peaceful, just solution of the Cyprus problem is in the interests of a
modernised, democratic, progressive Turkey with a European vision, he said.
''Turkey plays an important role in finding a settlement. Turkey has undertaken
specific international commitments and should meet them, since its signature on
the Ankara Protocol is still fresh. According to this protocol, Turkey should
determine its policy and revise its stance, Christofias added.
Galanos said: "We consider the return of Famagusta to its lawful
inhabitants a test of real will on the part of Turkey to solve the Cyprus
issue."
Speaking to the Cyprus Mail yesterday, he said: "Very simply, this event
was about people wanting to return to their homes. The main message is one of
unity. It is also very important to keep the younger generations interested and
prevent them from becoming indifferent."
CYPRUS MAIL
15/09/09
AA
NTV 16 Eylül. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA - Alexander
Downer, birinci turda birçok konuda yakınlaşmalar olduğunu
üzerinde çok çalışılması gereken ''mülkiyet''te dahi
uzlaşılan noktalar bulunduğunu belirtti.
Liderlerin çözüm
kararlılığından duyduğu memnuniyeti yineleyen Downer,
ikinci turda altı müzakere başlığının da ele
alınmasının muhtemel olduğunu ancak bunu liderlerin
belirleyeceğini söyledi.
Liderlerin iki bölgeli,
iki toplumlu federasyona bağlı olduğuna
inandığını belirten Downer, yürütülen müzakerelerin de bu
çerçevede sürdüğünü kaydetti.
Sarkisyan
ve Aliyev ekimde buluşacak
Ermenistan
sokakları çözüme nasıl bakıyor? - 3 / İPEK YEZDANİ -
FOTOĞRAFLAR: Bünyamin Aygün
Ermenistan Ulusal ve Uluslararası
Araştırmalar Merkezi Direktörü Richard Giragosyan, Ermenistan ve Azerbaycan
cumhurbaşkanlarının ekim ayında bir araya gelerek Karabağ
ile ilgili ortak bir açıklama yapabileceğini öne sürdü
Ermenistan
Ulusal ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi Direktörü Richard
Giragosyan, AGİT Minsk Grubunun girişimiyle Ermenistan
Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan ile Azerbaycan
Cumhurbaşkanı ilham
Aliyevin ekim ayında bir araya gelip Karabağ
konusunda ortak bir açıklama yapabileceklerini savundu.
Açıklamanın Türkiyenin
elini rahatlatmak amacıyla da yapılacağını söyleyen
Giragosyan, Türkler, Karabağ sorununun bir anda çözülmesini beklemiyor
ancak bir şekilde süreçte ilerleme görmek istiyorlar. Bu açıklama da
tabii ki barış anlaşması türü bir şey olmayacak, ancak
Türkiyenin görmeyi istediği türden bir ilerleme kaydedileceğini
düşünüyorum dedi.
Giragosyan, Ermenistan ve Türkiye arasında ilişkilerin
normalleştirilmesi yönünde atılan adımların hemen hemen
tümünü aylar öncesinden doğru tahmin etmiş bir analist. Erivandaki
Ermenistan Ulusal ve Uluslararası Araştırmalar Merkezinde
görüştüğümüz Giragosyan, Milliyetin bundan sonraki sürece yönelik
sorularını şöyle yanıtladı:
Protokol önceden belliydi
İPEK YEZDANİ: Ermenistan ile Türkiye arasındaki
bu süreç tam olarak aslında ne zaman başladı?
RICHARD GIRAGOSYAN: Aslında çok önce
başlamıştı. Protokolün yüzde 90ı, yani teknik ve
pratik detayları çok uzun zaman önce, İsviçrede
süren gizli müzakereler sırasında belirlenmişti. Bu da şu
anlama geliyor: Geriye kalan yüzde 10luk bölümü artık siyasi karar ve
istekliliğe kalmıştı. İlginç olan taraf şu, ortak
deklarasyon tıpkı 22 Nisandaki yol haritası gibi gece yarısı
açıklandı ve de protokolleri ilk açıklayan taraf Ermeni
tarafı oldu.
İ.Y.: Neden?
R.G.: Çünkü Ermenistan sürecin devam edeceğinden ve
Türkiyenin son anda vazgeçmeyeceğinden emin olmak istedi.
İ.Y.: Protokolde Ermenistan ve Türkiye
açısından avantajlı ve dezavantajlı noktalar neler?
R.G.: Objektif olarak bakarsak protokolde her iki taraf için
de iyi ve kötü taraflar var. Ermeni tarafı için iyi olan şey,
protokolde Karabağın adının hiçbir şekilde geçmiyor
oluşu. Bu birçok insanı şaşırtan bir gelişme
oldu. Ermenistan tarafı için eleştiriler daha çok ortak
sınırın tanınması maddesi üzerinde yoğunlaşıyor.
Çünkü bu madde Ermenilere göre ileride herhangi bir şekilde toprak talebinde
bulunulmasına yönelik kapıları tümüyle kapatıyor.
Ayrıca hem muhalefet hem de diaspora, bir Tarih Alt Komisyonu
oluşturulmasına son derece karşı.
Türkiye için zamanlama kötü
İ.Y.: Her iki ülkede de muhalefetin protokole
karşı olmasını nasıl açıklıyorsunuz?
R.G.: Protokolün açıklanmasının ardından
Ermenistan ve Türkiyenin durumlarında bu yönde bir benzerlik ortaya
çıktı. Ermenistanda da Türkiyede de muhalefet, protokolün
kendisinden ziyade hükümetin tutumuna karşı. Yani her iki ülkede de
muhalefet bu konuyu siyasi anlamda hükümete karşı savaş açmak
için kullanıyor. Ancak durum Türkiye için daha zor, çünkü protokolün
zamanlaması Türkiye için pek iyi olmadı. Türkiye bu protokolleri Kürt
açılımıyla aynı zaman diliminde açıklamak durumunda
kaldı. Bu da parlamento
oylamasında hükümetin işini zorlaştırabilir.
İ.Y.: Bundan sonraki süreç ne olacak?
R.G.: Türkiye, Ermenistanla futbol maçının
oynanacağı gün, yani 14 Ekimde, Ermeni Cumhurbaşkanı Serj
Sarkisyanın maça karayolundan gelmesi amacıyla sembolik olarak 1
günlüğüne sınırı açabilir. Bu her iki taraf için de bir iyi
niyet gösterisi olacaktır. Ancak sınırın tam olarak
açılışının, Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlunun da söylediği gibi bu sene
sonundan önce olmasını beklemiyorum.
Karabağda ilerleme
İ.Y.: Karabağ konusu ne olacak?
R.G.: Hem protokolde hem de müzakereler sırasında
Türkiye, Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesi konusu ile
Karabağ konusunu birbirinden ayırdı. Her ne kadar Baküde
ve Ankarada
kullanılan diplomatik dil bundan farklı olsa da, bundan sonra
normalleşme süreciyle Karabağ konusu arasında doğrudan bir
ilişki kurulacağını sanmıyorum. Türkler Karabağ
sorununun bir anda çözülmesini beklemiyor ancak bir şekilde bu süreçte
ilerleme görmek istiyorlar. Bu nedenle Türkiyenin elini
kolaylaştırmak amacıyla, AGİT Minsk Grubunun da etkisiyle,
Ermeni ve Azeri cumhurbaşkanları ekim ayında bir araya gelip
Karabağ konusunda ortak bir açıklama yapabilir. Bu tabii ki
barış anlaşması türü bir şey olmayacak, ancak
Türkiyenin görmeyi istediği türden bir ilerleme kaydedileceğini
düşünüyorum. Madrid İlkeleri, müzakereler için bir rehber
niteliği taşıyacak.

Erivan
Cumhuriyet Meydanı, her daim hareketli... Meydanda hemen her
akşam bir klasik müzik dinletisi düzenleniyor.
BAKÜ, MOSKOVAYLA
YAKINLAŞTI
İki devlet bir millet anlayışı bitti
İ.Y.: Önümüzdeki süreçten Türkiye-Azerbaycan
ilişkileri nasıl etkilenecek?
R.G.: Ermeni-Türk diplomatik yakınlaşması,
Baküyü Ankaradan ziyade Moskovaya yakınlaştırdı. Bu
yüzden eski iki devlet bir millet anlayışı artık bitti.
Sınırların açık olup olmaması meselesinde de
Moskovanın çıkarı var. Bu süreçte Azerbaycanın Türkiye
bize ihanet etti şikâyeti de kendi cephesinden haklı
çıkmış oldu. Çünkü Türkiye tüm bu normalleşme sürecindeki
gelişmelerden Azerbaycanı bilgilendirdi, ancak hiçbir zaman
Azerbaycana danışmadı.
Azerbaycan Ankaraya yeni bir taarruz hazırlığı içerisinde.
Bundan sonraki süreçte Azerbaycanın Ermenistan
yakınlaşması nedeniyle Ak
Partiye daha çok eleştiri getirdiğine ve Türk kamuoyunda kendi
lehine bir hava yaratmaya çalıştığına tanık
olabiliriz.
KARABAĞLI
ERMENİLER ESKİ GÜNLERE ÖZLEM DUYUYOR
Elmira Çirkinyan: Azeri dostlarımı çok özlüyorum
Adı Elmira Çirkinyan, ama konuşunca anlıyorsunuz ki kendisi
dünyanın en güzel insanı. Kendisiyle Erivan tren
istasyonunda, Ermenilerin Pişki adını verdikleri
kızarmış hamur sattığı tezgâhında
tanıştık. Çirkinyan, Karabağlı bir Ermeni. Arada tek
tük Azerice konuşuyor. 17 yıl önce savaş çıkınca
Karabağı, oradaki evini ve çok sevdiği Azeri komşularını
terk etmek zorunda kalmış. Karabağdaki günlerini
anlatırken gözleri doluyor: Karabağda durumumuz çok iyiydi. Orada
Azeri arkadaşlarım vardı, çok iyi anlaşıyorduk. Sonra
savaş başladı, önce bir süre sığınakta
yaşadık, sonra bizi sınırdışı ettiler.
Ermeni ile Azeri aşkı
Azericeyi çok iyi konuşuyorsunuz dediğimde Kiril alfabesi varken
çok iyi Azerice de okuyabiliyordum, ama şimdi Latin
alfabesine geçtiler, okuyamıyorum diyor.
Ben Çirkinyanın hikâyesine benzer başka hikâyelerin Azeriler
arasında da yaşandığını düşünerek, Ne
olacak bu Karabağın durumu? diyorum. Bilmiyorum, ama biz orada
Azerilerle iç içe yaşarken halimiz çok yahçıydı (iyiydi);
birbirimize aş pişirmeyi öğretiyorduk, dil öğretiyorduk,
kazak örmeyi öğretiyorduk, onları çok seviyordum. Şimdi Azeri
dostlarımı çok özlüyorum. Ne onlar ne de biz suçluyuz. Bütün bu
savaşı ve kötülükleri kötü insanlar yaptı diyor.
Sonra birden önemli bir şey hatırlamış gibi muzır bir
ifadeyle yüzüme bakıp, Bir şey söyleyeceğim ama yazma diyor.
Benim bir akrabam Azeri bir kıza âşık oldu, evlendiler,
şimdi Rusyada yaşıyorlar diyor gülerek. Ne güzel
işte, yazayım bunu, ne var ki bunda? diyorum. Cevap vermeden birer
pişki ikram ediyor, sohbetimiz pişki yerken son buluyor...
Boris
Avanosyan: Birlikte Karabağda yaşasınlar
Erivanda kebapçılık yapan Boris Avanosyan Karabağlı bir
Ermeni. Kendimizi tanıtıp sohbet etmek için dükkânına
girdiğimizde bir dakika deyip önce masayı temizletiyor, sonra da
ikram üstüne ikramda bulunuyor.
Avanosyanın son dönemdeki siyasi gelişmeleri çok yakından takip
ettiği her halinden belli. Ben Türk-Ermeni ilişkileri çok iyi olsun
istiyorum, o yüzden de Abdullah
Gül maça gelince çok sevindim diyor. Sınır kapıları
açılsın ama hiçbir ön şart konulmasın. Ermeniler ve Türkler
yüzyıllarca birbirleriyle beraber yaşamışlar, şimdi
niye olmasın ki? diye ekliyor.
Türkiyeye çalışmaya giden birçok Ermeniden Türkiye ve Türklerle
ilgili çok iyi şeyler duyduğunu anlatıyor. Bizim
kapımız da sizlere her zaman açıktır diyor.
Söz dönüp dolaşıp Karabağa gelince Türkiyenin Karabağ
konusunda tarafsız olmasını istiyoruz. Türkiye büyük devlet,
Azerbaycan veya Ermenistandan herhangi birinin tarafını tutarsa bu
adaletli olmaz diyor.
Peki Karabağda çözüm nasıl olacak? diye soruyorum, Karabağ
bağımsız olsun istiyorum ama hem Azerbaycanla, hem
Ermenistanla sınır
kapısı açık olsun. Tıpkı 20-30 yıl önceki
gibi bugün de Ermeniler İle Azeriler Karabağda birlikte
yaşasın diye cevap veriyor.
Konuştuğum Karabağ kökenli her iki Ermeni de Azerilerle geçirdikleri
güzel günleri unutmamış gözüküyor. O günlere duydukları özlem
ise her ikisinin de gözlerinden okunuyor.
MILLIYET
16/09/09
2009-2010
Adli Yılı törenle
başladı. Adli Yılın başlaması
dolayısıyla Atatürk Kültür Merkezinde düzenlenen törene
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da katılarak konuşma
yaptı.
Talat,
adeta dokunulmaz hale getirilen Anayasanın değişen ülke
koşulları ve ihtiyaçlara bağlı olarak
değiştirilmesi gerektiğini söyledi.
Talat,
ülkeyi uluslararası alanda zorda bırakacak mültecilerle ilgili yasal
düzenleme eksikliğinin de bir an önce giderilmesi gerektiğini
belirtti.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Adli Yılın başlaması nedeniyle
düzenlenen törende yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk
halkının ihtiyaçlarını bilen kişi olarak sosyal
boyutları olan hukuki konulara dikkat çekmek istediğini söyledi.
En büyük
zafiyetin, Anayasanın yapıldığı günden bugüne hiç
değiştirilmemesi olduğunu kaydeden Talat,
hazırlandığı günlerde muhalefetten çekinildiği için adeta
dokunulmaz hale getirilen Anayasaya hiçbir siyasi iktidarın katkı
koyamadığını belirtti. Talat, Oysa değişime
ihtiyacımız var. Değiştirmeyi kolaylaştırmaya
ihtiyacımız var dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, şöyle devam etti:
Hayat
hızla akıyor. Aktıkça da ihtiyaçlar da artıyor. Bu
ihtiyaçlara cevap verecek düzenlemeler oldukça gerekli hale gelebiliyor.
Geçmişte önemli bir hale gelen, en azından bir kısım insana
acı çektiren bu değişmezliğin artık ortadan
kalkması gerektiğine ve zamanının geldiğine
inanıyorum.
HÜKÜMET
GİRİŞİM BAŞLATMALI
Cumhurbaşkanı
Talat, Anayasa değişikliği konusunda hükümetin girişim
başlatması halinde Meclisin de bir bütün olarak bunu
destekleyeceğini ve olası ilk seçimle birlikte yapılacak
referandumda halkın onayına sunulabileceğini belirtti.
Bu
değişikliğin gelecekte çok daha büyük bir ihtiyaç
olacağını kaydeden Talat, Anayasa değişikliğini
kolaylaştırıcı düzenlemelerin de gerektiğini söyledi.
MÜLTECİLERLE
İLGİLİ YASAL DÜZENLEMENİN OLMAMASI BÜYÜK
EKSİKLİK
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, KKTCde henüz mültecilerle ilgili bir yasal düzenlemenin
olmamasının da ülkeyi uluslararası alanda zorda bırakacak
büyük bir eksiklik olduğunu belirtti.
Ne
polisin ne de mahkemeler tarafından mülteci ayrımına tabi
olmayan sözkonusu kişilerin, hukuken suçlu bulunup cezasını
çektikten sonra sınır dışı edildiğine işaret
eden Talat, sınır dışı edildiği zaman ölüm
tehlikesiyle karşı karşıya kalacak bu insanlara
mevzuatı zorlayarak sahip çıkmak gerektiğini söyledi.
HALKIN SESI
16/09/09
![]()
Cumhurbaşkanı 22-28 Eylülde New Yorkta olacak.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile de görüşecek olan Talatın
programı henüz netleşmedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çeşitli temaslarda bulunmak
amacıyla gelecek hafta New-Yorka gidiyor. BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon
ile de görüşecek olan Talatın temaslarının programı
henüz netleşmedi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün
düzenlediği haftalık brifingte, Cumhurbaşkanı Talatın
Brükselde devam eden temasları ve gelecek hafta
gerçekleştireceği New York ziyareti hakkında bilgi verdi.
22-28 Eylül arasında
Cumhurbaşkanı Talatın New York ziyaretinin 22-28 Eylül
tarihleri arasında gerçekleşeceğini kaydeden Erçakıca,
Moonun yoğun programı ve Talatın adadan uzun süreliğine
ayrılmak istememesinden dolayı New York ziyaretini birkaç güne
yoğunlaştırmak istediklerini söyledi.
Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, aynı tarihlerde New Yorkta
bulunacak Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ve BM Genel Sekreteri Moonun
katılımıyla 3lü bir görüşmenin gerçekleşeceğini
sanmadığını belirtti. Rum tarafının böyle bir
görüşmeye sıcak bakmadığını söyleyen
Erçakıca, Türk tarafının böyle bir görüşmeye hazır
olduğunu kaydetti.
Müzakereler Perşembe günü
Erçakıca açıklamasında ayrıca Cumhurbaşkanı Talat
ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofiasın kapsamlı çözüm
müzakerelerine perşembe günü devam edeceğini söyledi.
Liderlerin Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığı
altında yer alan yürütme konusunu görüşmeyi sürdüreceğini
kaydeden Erçakıca, geçen hafta ortaya konan görüşler
doğrultusunda değerlendirmeler yapılacağını
belirtti.
Erçakıca, başka bir soruyu yanıtında, hükümetin müzakere
heyetinde yer alacak temsilcisinin ismini henüz bildirmediğini kaydetti.
Brüksel temasları
Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Avrupa
Birliğinin başkenti konumundaki Brükseldeki temaslarını
sürdürdüğünü söyledi.
Erçakıca, Avrupa Komisyonunun iki önemli üyesiyle görüşen
Cumhurbaşkanı Talatın bu sabah da AB üyelerinin Brükseldeki
temsilcileri ve çeşitli düşünce kuruluşlarıyla sabah
kahvaltısında buluştuğunu belirtti.
Talatın bugün çeşitli basın-yayın mensuplarıyla
görüşmeler yapacağını kaydeden Erçakıca, Cumhurbaşkanı
Talatın bu akşam İstanbul üzerinden adaya döneceğini
söyledi.
STAR KIBRIS
16/09/09
![]()
Rus gazeteciler KKTCyi ve emlak sektörünü tanımak için ülkemize geldi. Başbakan Eroğlu: Göreceğiniz gerçekleri kendi ülkelerinize yansıtacaksınız
Kıbrıs
Türk İnşaat Müteahhitleri Birliğinin davetlisi olarak KKTCye
gelen 20 Rus gazeteci, hem ülkeyi, hem de emlak sektörünü tanıyor.
Başbakan Derviş Eroğlu dün İnşaat Müteahhitleri
Birliği Başkanı Soner Yetkili ve Rus gazetecileri kabul etti.
Eroğlu, KKTCyi dünya tanımasa da Rus gazetecilerin buraya gelerek
varlığını kabul etmesinin memnuniyet verici olduğunu
ve İnşaat Müteahhitleri Birliğinin önemli bir iş
başardığını söyledi.
Hükümetin yatırım yapanları takdir ettiğini belirten
Başbakan Eroğlu, yatırım olmadan ekonomi
olamayacağına işaret etti.
Başbakan Eroğlu, KKTCnin Rusya tarafından tercih edilebilir
olmasının kendisini memnun ettiğini kaydetti.
Siyasilerin gazetecileri çok sevdiğini, bazen olumsuz şeyler yazsalar
da tenkitlerinin daima ışık tuttuğunu ifade eden
Başbakan Derviş Eroğlu, Rus gazetecilerin KKTC ziyaretinde
görecekleri gerçekleri kendi ülkelerine yansıtacak olmasından
dolayı teşekkür etti.
ÜÇÜNCÜ PAZAR ARAYIŞI
Birlik Başkanı Soner Yetkili de, son zamanlarda emlak sektöründe
yaşanan sıkıntıları aşmak için üçüncü bir pazar
arayışına girdiklerini, Kıbrıstaki Rusya
vatandaşlarından ilgi gördüklerini ve bunun üzerine önce adayı
tanıtıp ardından emlak satışına girmeyi
düşündüklerini anlattı.
Yetkili, bu amaçla tanıtıcı dergiler ve interkatif DVDler
hazırladıklarını belirterek, birer örneğini de
Başbakan Eroğluna sundu.
Pazar akşamı KKTCye gelen Rus gazetecilerin Kuzey
Kıbrısı ve emlak sektörünü tanıyacağı gezileri
Cuma gününe kadar sürecek
STAR KIBRIS
16/09/09
![]()
Lynn Pascoe, Genel Sekreter Ban'ın
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Dimitris
Hriftosyası beklendiklerini açıkladı.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un siyasi işlerden sorumlu
yardımcısı Lynn Pascoe, Genel Sekreter Ban'ın
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Dimitris
Hriftosyas ile önümüzdeki haftalarda New York'ta yapacağı
görüşmeyi sabırsızlıkla beklediklerini belirtti.
Pascoe, gelecek hafta başlayacak 64. dönem BM Genel Kurul üst düzey
toplantılarında gündeme gelecek konularla ilgili bir basın
toplantısı düzenledi.
Toplantıda Kıbrıs konusuna da değinen Pascoe, BM'nin
Kıbrıs'ta iki tarafın bir anlaşmaya varmasını
güçlü bir şekilde ümit ettiğini, Kıbrıs'taki iki liderin
müzakere sürecini devam ettireceğine inandıklarını ve iki
liderin bu süreçte uzun zamandır çok
çalıştıklarını belirtti.
Gürültüye rağmen
'İki liderin müzakere sürecinde çevrelerinde her zaman devam eden
gürültüye rağmen derinden inandıkları süreci devam ettirmek için
son derece etkili ve gayretli çalıştığını'
vurgulayan Pascoe, süreci eleştirenler bulunduğunu, Kıbrıs
dışında bulunanların bile Kıbrıs sorunuyla ilgili
olarak zaman zaman eleştiri oklarına hedef olduğunu söyledi.
Ancak Adadaki meselelerin aslı olmayan haberlerle uğraşmaktan
çok daha fazla önemli olduğunu belirten Pascoe, 'Biz iki tarafa bu
olağanüstü karmaşık müzakerelerde yardım etmek için
elimizden geleni yapıyoruz, önemli olan bu' dedi.
Genel Sekreter Ban'ın Kıbrıs özel danışmanı
Alexander Downer ve ekibinin Adada çalışmalarını gayretle
sürdürdüklerini belirten Pascoe sözlerine şöyle devam etti:
Bu Kıbrıs sürecidir
'BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un her iki liderle önümüzdeki haftalarda
yapacağı görüşmeleri sabırsızlıkla bekliyoruz,
sürecin ilerlemesi için elimizden geleni yapmanın önemli olduğuna
inanıyoruz. Ancak daha önce de tekrarladığım üzere bu bir
Kıbrıs sürecidir ve biz BM olarak sürece yardım etmeye, süreci
kolaylaştırmaya çalışıyoruz ve bunu yapmaya devam
edeceğiz.'
Pascoe, BM'nin çabasının süreçte Kıbrıs'ta belli tür bir
anlaşmanın sağlanmasını ya da belli bir yöne
gidilmesini sağlamak değil, iki liderin kendilerinin doğru
olduğuna inandıkları ve iki tarafın referandumda
destekleyecekleri bir anlaşmaya varmalarını sağlamak
olduğunu da vurguladı.
Ayrı ayrı görüşecek
Pascoe, Genel Sekreter Ban'ın New York'ta Kıbrıslı
liderlerle ayrı ayrı mı yoksa üçlü bir toplantıda mı
görüşeceğinin sorulması üzerine ise 'ayrı ayrı'
demekle yetindi.
Rum basınına yansıyan haberlerde, Pascoe'nun ABD'nin Güney
Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic'le yaptığı
görüşmede müzakere sürecinde 'Kıbrıs Rum yönetimine baskı
yapılmasını söylediği' yolundaki iddialar gündeme
gelmişti.
Bu arada Rum yönetimi lideri Dimitris Hriftofyas'ın 64. BM Genel Kurul üst
düzey toplantıları için geleceği New York'ta 24 Eylül günü BM
Genel Kurulunda konuşma yapması bekleniyor.
STAR KIBRIS
16/09/09
Trade growing across the divide
By George Psyllides
TRADE IN goods from the
Turkish-occupied north in the framework of the Greek Line Regulation has
increased by more than a third during the year that ended in April, the
European Commission said yesterday.
The total value of goods entering the government-controlled areas under the
provisions of the Greek Line Regulation was 6.1 million, up 36 percent on the
previous year, a Commission statement said.
EU Enlargement Commissioner Oli Rehn welcomed the results.
I am particularly encouraged by the further substantial increase in Green Line
Trade, Rehn said.
The regulation, introduced in 2004, provides the legal basis for people and
goods to cross the Green Line the separates the Greek and Turkish Cypriot
communities.
The Commission said Green Line trade now accounted for over 10 percent of
Turkish Cypriot trade leaving the northern part of Cyprus although smuggling
across the divide remains a matter of concern, the Commission said.
The Commission said people crossing the line at the authorised checkpoints
worked well. However, the number of third country nationals crossing the line
illegally
remains significant.
Authorities have arrested 5,525 illegal migrants during this period.
Despite reinforcing the surveillance of the divide, additional effort is
needed in this respect from the Republic and the British bases, the Commission
said.
The EU has previously criticised the government for not doing enough to stem
the flow of illegal immigrants.
The government has said that the Green Line is not a border but a cease-fire
line, and such conditions require a particular approach.
Cyprus joined the EU as a whole but the acquis communitaire has been suspended
in the north, which is beyond the control of the government.
Rehn said the Green Line Regulation would not be necessary after a
comprehensive settlement and reunification of the island.
The commissions priority now must be to support the settlement.
CYPRUS MAIL
16/09/09
National Council meeting continues
By Charles Charalambous
THE NATIONAL Council
completed the second day of a scheduled four-day meeting yesterday to discuss
the Cyprus problem and Turkeys EU accession course in light of the
neighbouring countrys evaluation by the EU Council in December.
Yesterday, AKEL and opposition party DISY submitted their positions on the
issues.
Government spokesman Stefanos Stefanou described the discussion as
constructive, and said that National Council meetings provide the opportunity
for discussion and consideration on a series of issues, which is a precondition
for unity as well as a factor that helps it.
Asked if it would be possible for the Council to come up with a common strategy
on the handling of the Cyprus problem, Stefanou said that this is what is being
pursued, adding that it would be very helpful if the National Council adopted
common positions.
DISY party president Nicos Anastassiades said that dialogue is taking place,
and I believe that within that dialogue, consensus and convergence can also be
found. For once, lets work like the European Union: there are positions and
counterpositions, people think that it is all heading for a dead-end, and then
at the last minute, they all agree.
Stefanou said that the Council will meet again today, and then on Friday
President Christofias will recapitulate the discussion, and the necessary
conclusions will be reached.
Stefanou did not deny the possibility that French President Nicolas Sarkozy
might be visiting Cyprus in the near future, perhaps in relation to the
official opening of the new Larnaca airport, which was built by Bouygues, a
French company.
Yesterdays meeting was followed by an evening meal for Council members at the
Presidents holiday home in Kellaki. The menu was described as traditional,
including souvla, kleftiko, stifado and stuffed vegetables, followed by
watermelon, grapes, prickly pears and conserved fruit.
CYPRUS MAIL
16/09/09
Rumlar liman ve
havaalanı talebini yineledi
CNN TURK
17/09/09
Kıbrıs
Rum yönetimi, Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Rumlara açması
yönündeki talebini yineledi. Kıbrıs
Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, Türkiye'nin
bu talebi yerine getirmemesi halinde Avrupa Birliği'nin "bunun ciddi
sonuçlar doğuracağı" yönünde bir mesaj vermesi
gerektiğini söyledi.
Markos Kiprianu, AB'nin,
Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Rumlara açması yönündeki
talebini yerine getirmemesi halinde, "bunun ciddi sonuçlar
doğuracağı" yönünde bir mesaj vermesi gerektiğini
söyledi.
Kiprianu, Reuters ajansına verdiği demeçte, Türkiye'nin "sürece
yardım etmek için yapıcı bir tavır
takınması" talebini dile getirerek, "Eğer Türkiye
yükümlülüklerini yerine getirmezse, AB,
bunun sadece sözler ve açıklamalarla değil, Birliğe kabul
sürecinde ciddi sonuçlar doğuracağına ilişkin çok somut bir
mesaj göndermelidir" dedi.
Türkiye'nin yükümlülükleri yerine getirmek için kendi şartlarını
oluşturduğunu öne süren Rum Bakan, AB'den
gelebilecek mesajla ilgili olarak, "Uygun bir mesaj olması
gerekecektir. Türkiye'nin Avrupa sürecine engelleyecek son kişileriz.
Türkiye'nin üyeliğini gerçekte açıkça destekleyen birkaç ülkeden
biriyiz" dedi.
Kıbrıs'ta
devam eden müzakereler hakkında da Kiprianu, taraflar arasında hala
derin görüş farklılıkları olduğunu söyledi.
"Herkesin istediğinden daha çabuk bir çözüm bulunmasını
istiyoruz" diyen Kipriyanu, tarafların görüşleri arasında
"hala büyük bir uçurum olduğu" gerçeği dikkate
alındığında anlaşmaya varmanın zaman alabileceğini
kaydetti.
Kıbrıs
müzakereleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında devam eden
görüşmeler önümüzdeki ay yoğunlaşacak.
BM
kontrolündeki ara bölgede dün sabah gerçekleştirilen ve yaklaşık
2 saat süren görüşmeden sonra BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Temsilcisi Taye Brook Zerihoun tarafından yapılan açıklamada,
liderlerin baş başa yaptıkları dünkü görüşmeden Ekim
ayından itibaren haftada en az 2 kez görüşme kararı çıktığını
açıkladı.
Bu
durumun çok olumlu olduğunu belirten Zerihounun açıklamasına
göre, Ekim ayında önceden 2sinde yapılacağı açıklanan
görüşme ertelendi. Ekimde ilk görüşme 7 Ekimde, ikinci görüşme
de 8 Ekimde yapılacak.
Taye
Brook Zerihounun açıklamasına göre, iki lider 14 ve 15 Ekim
tarihlerinde de bir araya gelecek.
Zerihoun,
yaklaşık bir buçuk saat süren baş başa görüşmede,
önümüzdeki süreçteki görüşme günlerini programladıklarını,
buna göre daha önceden 2 Ekimde gerçekleştirileceği açıklanan
görüşmenin ertelendiğini belirtti.
Zerihoun,
sonraki süreçte de haftada en az iki görüşmenin gerçekleşeceğini
kaydederek, temsilciler ve uzmanların çalışmalarını
sürdüreceklerini, temsilcilerin gelecek hafta Salı ve Cuma arasında
henüz belirlenmeyen bir tarihte Yönetim ve Güç Paylaşımı
başlığı altındaki Yürütme konusunu el almak ve
bununla ilgili taraflar arasında köprü kurarak ayrılıkları
daraltmak amacıyla görüşmelerini sürdüreceklerini vurguladı.
TALAT
Öte
yandan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasla yaptıkları dünkü görüşmede, önerilerini
karşılıklı olarak kısaca değerlendirdiklerini;
uzmanlarının ve temsilcilerinin bir araya gelerek liderlerin yaptıkları
önerileri değerlendirmeleri ve mümkünse arada köprüler kurmaya
çalışmaları konusunda da karara vardıklarını
açıkladı.
Talat,
görüşme sürecinin metodolojisiyle ilgili değerlendirme yaparak,
haftada en az iki toplantı yapmaya karar verdiklerini de
açıkladı.
Talat,
Hristofyasla dün gerçekleştirdiği görüşmeden dönüşünde
Cumhurbaşkanlığında basına yaptığı
değerlendirmede, bundan böyle prensip olarak haftada en az iki
toplantı yapmaya karar verdiklerini ve bu sayının daha da
artırılabileceğini söyledi.
2
Ekimde yapılması planlanan görüşmenin Hristofyasın uzun
süre yurt dışında olacağı nedeniyle bir sonraki
haftaya bırakıldığını belirten Talat, gelecek
toplantının 7 Ekimde yapılacağını;
sonrasında ise 8 Ekim ile 14 ve 15 Ekimde bir araya geleceklerini
kaydetti.
HALKIN SESI 17/09/09
![]()
Talat ve Hristofyas arasındaki görüşmeler
yoğunlaşıyor. Liderler Ekimden itibaren haftada en az 2 kez
görüşecekler, 78 ve 1415 Ekim tarihlerinde görüşme var
Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında
devam eden görüşmeler önümüzdeki ay yoğunlaşacak.
BM kontrolündeki ara bölgede dün sabah gerçekleştirilen ve
yaklaşık 2 saat süren görüşmeden sonra BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun tarafından
yapılan açıklamada, liderlerin baş başa
yaptıkları dünkü görüşmeden Ekim ayından itibaren haftada
en az 2 kez görüşme kararı çıktığını
açıkladı.
Bu durumun çok olumlu olduğunu belirten Zerihounun açıklamasına
göre, Ekim ayında önceden 2sinde yapılacağı açıklanan
görüşme ertelendi. Ekimde ilk görüşme 7 Ekimde, ikinci görüşme
de 8 Ekimde yapılacak.
Taye Brook Zerihounun açıklamasına göre, iki lider 14 ve 15 Ekim
tarihlerinde de bir araya gelecek. BM diplomatı, diğer
görüşmelerin tarihine ilişkin ise bilgi vermedi.
Zerihoun, yaklaşık bir buçuk saat süren baş başa
görüşmede, önümüzdeki süreçteki görüşme günlerini
programladıklarını, buna göre daha önceden 2 Ekimde
gerçekleştirileceği açıklanan görüşmenin ertelendiğini
belirtti.
Zerihoun, sonraki süreçte de haftada en az iki görüşmenin
gerçekleşeceğini kaydederek, temsilciler ve uzmanların
çalışmalarını sürdüreceklerini, temsilcilerin gelecek hafta
Salı ve Cuma arasında henüz belirlenmeyen bir tarihte Yönetim ve Güç
Paylaşımı başlığı altındaki Yürütme
konusunu el almak ve bununla ilgili taraflar arasında köprü kurarak
ayrılıkları daraltmak amacıyla görüşmelerini
sürdüreceklerini vurguladı.
Talat: öneriler değerlendirildi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasla yaptıkları görüşmede, önerilerini
karşılıklı olarak kısaca değerlendirdiklerini;
uzmanlarının ve temsilcilerinin bir araya gelerek liderlerin
yaptıkları önerileri değerlendirmeleri ve mümkünse arada
köprüler kurmaya çalışmaları konusunda da karara
vardıklarını açıkladı.
Talat, görüşme sürecinin metodolojisiyle ilgili değerlendirme
yaparak, haftada en az iki toplantı yapmaya karar verdiklerini de
açıkladı.
Talat, Hristofyasla dünkü görüşmeden dönüşünde
Cumhurbaşkanlığında basına yaptığı
değerlendirmede, bundan böyle prensip olarak haftada en az iki
toplantı yapmaya karar verdiklerini ve bu sayının daha da artırılabileceğini
söyledi.
2 Ekimde yapılması planlanan görüşmenin Hristofyasın uzun
süre yurt dışında olacağı nedeniyle bir sonraki
haftaya bırakıldığını belirten Talat, gelecek
toplantının 7 Ekimde yapılacağını;
sonrasında ise 8 Ekim ile 14 ve 15 Ekimde bir araya geleceklerini
kaydetti.
Uzmanlarının ve temsilcilerinin bir araya gelerek liderlerin
yaptıkları önerileri değerlendirmeleri ve mümkünse arada
köprüler kurmaya çalışmaları konusunda da karara
vardıklarını açıklayan Talat, Sanırım bu da iyi
bir gelişme oldu dedi.
Talat, görüşmenin, Hristofyasın Brüksele gideceği için biraz
erken tamamlandığını da ekledi.
Hristofyas: yürütmede farklı görüşteyiz
Bu arada, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Türk
tarafının yürütme gücüne ilişkin tezlerinde
değişiklik tespit ettiğini söyledi.
Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla görüşmesinin
ardından yaptığı açıklamada, yürütme konusunda Türk
tarafının tezlerinde değişiklik tespit ettiklerini, Rum
tarafının ise kendi görüşlerine sahip olduğunu ve bazı
çekinceleri ile olası itirazlarını muhafaza ettiğini dile
getirdi. Türk tarafıyla farklı görüşe sahip
olduklarını, Başkan ve Başkan
Yardımcısının halk tarafından seçilmesini
istediklerini yineleyen Hristofyas, iki tarafın sunduğu yönetim konusundaki
yeni revize önerilerin üzerinde çalışılması
gerektiğini, bu nedenle uzmanlara görev verdiklerini belirtti.
Hristofyas bir sonraki görüşmede mülkiyet konusunun ele
alınacağını da söyledi.
Talat, Oramsların avukatları ile görüşecek
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Amerika ziyareti öncesinde, Orams
davasında Orams çiftini temsil eden avukatlarla Londrada görüşme
yapacak. Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosundan
yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Talat bu amaçla
Londraya gitmek üzere bugün saat 05.00de adadan ayrılacak
Orams ailesinin avukatları ile bugün bir araya gelecek olan Talat,
cumartesi günü Washington üzerinden New Yorka gitmek üzere Londradan
ayrılacak.
Açıklamada, Laptadaki eski Rum arazisi üzerine inşa ettikleri evden
dolayı mülkün eski Rum sahibi tarafından haklarında dava
açılan Orams ailesinin avukatları ile görüşmenin, davanın
devam ediyor olmasından dolayı yararlı olacağı
düşüncesi ile gerçekleştirileceği ifade edildi.
New-Yorkta BM Genel Sekreteri Ban ki-Moon dahil çeşitli temaslar yapacak
olan Cumhurbaşkanı Talatın 28 Eylülde adaya dönmesi bekleniyor
STAR KIBRIS 17/09/09
![]()
Kıbrıs meselesine kapsmalı bir çözüm
bulunması amacıyla bugün 42'inci kez biraya gelen Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve Rum Lider Dimitris Hristofias'ın görüşmesinde
görüşmeleri yoğunlaştırma kararı çıktı.
Liderler Ekim ayına kadar ara verecekleri görüşmelere 5 Ekim'de
başlayacaklar ve ardından haftada iki görüşme yapacak
şekilde daha yoğun bir görüşme programıyla
başlayacaklar. Buna göre 5 Ekim'den sonra liderler 7-8 Ekim'de
görüşme yapacaklar.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Temsilcisi Taye Brook Zerihoun bugünkü görüşmeden sonra
yaptığı açıklamada, liderlerin ekim ayından itibaren
haftada 2 kez görüşeceklerini söyledi ve Ekim ayındaki ilk
görüşmenin 5 Ekim'de yapacaklar. Liderler bunun ardınan 7 ve 8
Ekimde biraraya gelecekler.
Liderlerin yurt dışı temasları nedeniyle görüşmelere 5
Ekim'e kadar ara verilecek.
STAR KIBRIS 17/09/09
![]()
Hristofyas, Anastasiadise Kıbrıs sorunu ve
Türkiye-AB ilişkilerinde büyük rol vermeye hazırlanıyor.
Rum Yönetimi başkanı Dimitris Hristofyasın Ulusal Konsey
toplantılarında, Avrupalı ortaklarını
Kıbrıs sorunu ve Türkiye-AB ilişkileri konusunda etkileyebilecek
siyasi liderlere temsilcilik rolü vermek niyetinde olduğunu açıkça
ortaya koyduğu bildirildi.
Politis Hristofyas, Anastasiadise Kıbrıs Sorunu ve Türkiye-AB
İlişkilerinde Büyük Rol Veriyor başlıklı haberinde,
Hristofyasın ana muhalefet partisi DİSİnin lideri Nikos
Anastasiadise AB üyesi ülke ve devlet başkanlarının
çoğunun üyesi olduğu Avrupa Halk Partisine yaklaşma rolü
vermesinin beklendiğini yazdı.
Gazeteye göre Hristofyasın DİKO Başkanı Marios Karoyana
AB ülkelerinin parlamentolarına yaklaşma; AKEL Genel Sekreteri
Andoros Kiprianuya Avrupa Soluna ve EDEK Başkanı Yannakis Omiruya
da Avrupa Parlamentosundaki Sosyalist Gruba yakınlaşma rolü vermesi
bekleniyor.
Rum Yönetimi Başkanının, Anastasiadisin misyonunun
yukarıda sayılanların en önemlisi olduğu inancında
olduğunu belirten gazete devamla şunları yazdı:
Çünkü AB içerisinde en büyük nüfuza sahip bir siyasi alanla ilgilidir.
Dahası, DİSİ Başkanı, Ulusal Konseyin dünkü
toplantısında yaptığı konuşmasıyla, taksimin
Kıbrıs için ne anlama geleceği üzerinde durdu ve Kıbrıs
sorunu ve Türkiye-AB müzakerelerine gerçekçi; Hristofyasınkinin
kopyası olacak şekilde yaklaştı.
Başkanlığın, AB temsilcilerinin; Hristofyasın
belirleyeceği ve Anastasiadisin de gerekli gördüğü ortak bir metin
temelinde bilgilendirme yapacaklarına kesin gözüyle bakılıyor.
Cuma günkü (bugünkü) Ulusal Konsey toplantısında Hristofyas, önceki
günlerdeki toplantılarda sunulan önerilerin bir sentezini yapmaya
çalışacak. Kıbrıs sorununda DİSİnin; ana
başlıkların çapraz müzakeresine ilişkin önerisi temelinde,
ancak bundan biraz farklı (mesela bir hafta Yönetim, öteki hafta Mülkiyet
ve ya Toprak) hareket etmesi bekleniyor. Bu önerinin; Kıbrıslı
Rumların tutuştuğu öneriler mantığında ısrar
etmeleri beklenmeyen DİKO ve EDEKin olurunu almış görünüyor.
Türkiye-AB ilişkilerinde Hristofyas; Aralık ayı öncesinde ve
Yorgo Papandreunun Türkiyeye yeni yol haritası önerisi temelinde ABdeki
ortaklarımızın niyetlerinin araştırılmasına
ilişkin AKEL ve DİSİnin gerçekçi senaryolarının
açık kalmasında ısrar edecek. Yani; Kıbrısla ilgili 4
başlığın daha dondurulması (AKEL) veya Türkiyenin
üyelik sürecinin gözden geçirilmesinin, sert yaptırımlarla, 2010
Haziranına kadar ertelenmesi (DİSİ). Yine, DİSİnin
önerdiği gibi Ulusal Konseyin yükseltilmesini kabul etmesi de bekleniyor.
Aslında Başkan Hristofyas iki büyük partinin gerçekçi önerilerini
takdir ediyor ve küçük partilerin önerilerini ise uygulanamaz görüyor.
STAR KIBRIS 17/09/09
Leaked documents dominate National
Councils third meeting
By Stefanos Evripidou
THE THIRD consecutive
meeting of the National Council ended yesterday with leaked documents still the
buzzword on most party leaders lips.
Speaking before the meeting, AKEL leader Andros Kyprianou said he was saddened
by the fact that some had tried to leak the documents submitted by AKEL at
Tuesdays meeting, and in a distorted manner, he added.
We believe the leaks in the National Council ruin the climate, provoke
unnecessary conflict between us and in the end undermine our negotiating
capabilities, said Kyprianou.
DISY leader Nicos Anastassiades said he was now forced to release his partys
documents to the public in a press conference today after confirming that the
leaks in the Council were distorting the truth.
When I hear, for example, that DISY proposed to suspend Turkeys evaluation in
December
I am obliged to give a press conference giving the documents
verbatim, at least those relating to Turkeys evaluation, said Anastassiades.
EVROKO leader Demetris Syllouris also revealed he had information that someone
had leaked National Council documents to foreign ambassadors and UN officials.
The National Council meets and the next day, I have been informed, written
texts go to people in the UN or ambassadors of other countries, he said,
noting that he was referring to the last time the national body had met.
The National Council, which is the top advisory body to the President on the
Cyprus problem, commenced deliberations on Monday, continuing them on Tuesday
and yesterday. The president and parliamentary party leaders are expected to
reach adequate convergence to draft Cyprus position on the EUs upcoming
evaluation on Turkeys membership negotiations. During the two previous
sessions, the parties submitted documents with their views both on Turkeys EU
bid and on the second phase of negotiations on the Cyprus problem.
Government Spokesman Stefanos Stefanou said the Council would conclude
deliberations tomorrow, when the President will codify the positions of the
parties.
Meanwhile, President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat will meet again today to discuss the bridging proposals on the chapter of
governance, specifically the election of the President and Vice-President of
the United Republic, which they submitted at their last meeting on September
10.
The UNs Special Adviser on Cyprus, Alexander Downer, is currently in New York
for a series of meetings on Cyprus, though he had to cut back his trip from
seven days to two, the reasons for which remain unknown.
The state broadcaster reported last night that the re-elected European
Commission President Jose Manuel Barroso is likely to appoint Leopold Maurer to
follow the talks to ensure that any solution remains in line with the EU acquis
communautaire. The unconfirmed reports said Maurer was most likely chosen for
his in-depth knowledge of Cyprus, having represented the EU during accession
negotiations with Cyprus before its 2004 membership.
STAR KIBRIS 17/09/09
18
Eylül. 2009 Cuma
LEFKOŞA -
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon'a süreçle ilgili
bilgi veren Alexander Downer, "Müzakere sürecindeki ilerlemeden memnunuz,
elbette yapılacak daha çok iş var" dedi.
Görüşmelerin ilk
ayağında pek çok şeyin
başarıldığını belirten Downer, liderlerin haftada
iki kez görüşerek sürecin ivmesini hızlandıracaklarını
söyledi.
Downer, müzakerelerin
siyasi eşitliğe ve tek uluslararası kimliğe sahip iki
bölgeli, iki toplumlu federasyon yaratmak için devam ettiğini de söyledi.
NTV Eylül. 2009 Cuma
LEFKOŞA - Güney
Kıbrıs'ta bugün öğleden sonra meydana gelen kasırga,
yaralanmalara ve hasara yol açtı.
Rum radyosunun haberine
göre, Rum Polis Genel Müdürlüğü Basın Sözcüsü Mihalis Katsunotos,
güney Lefkoşa'ya bağlı Latça'da meydana gelen kasırgada
yaralananlar olduğu bilgisini aldıklarını söyledi.
Yaralıların
durumunun ağır olup olmadığıyla ilgili herhangi
bilgileri olmadığını belirten Katsunotos, kimi evlerin
çatılarında ve kimi arabalarda hasar meydana geldiğini, garajların
çöktüğünü ve ağaçların devrilerek arabaların üzerine
düştüğünü bildirdi.
Rumlardan
Türkiye'ye yine tehdit
CNN TURK 18/09/09
Kıbrıs
Rum Ulusal Konseyi, 4 gün süren toplantısının ardından
yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB
ile tam üyelik müzakere sürecini engelleme tehdidinde bulundu.
Toplantı sonrasında yapılan yazılı açıklamada,
Türkiye'nin deniz ve hava limanlarını açma yönündeki
"yükümlülüğünü" yerine getirmemesi, "barışa
ulaşılmasına katkı yapmaması" durumunda,
Türkiye'nin üyelik sürecinin "yaptırım uygulanmaksızın,
engelsiz biçimde süremeyeceği" belirtildi.
Toplantı, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas
başkanlığında yapıldı
Talat bugün
Londra'ya gidecek
CNN TURK
17/09/09
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, ABD
ziyareti öncesinde, temaslarda bulunmak üzer bugün sabah Londra'ya gidecek.
KKTC Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosundan yapılan
açıklamaya göre, bugün saat 05.00'de KKTC'den ayrılacak olan Talat,
Orams davasında İngiliz çifti temsil eden avukatlarla görüşecek.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, cumartesi günü Londra'dan ayrılarak,
Washington üzerinden New York'a gidecek.
Açıklamada, Lapta'daki eski Rum arazisi üzerine inşa ettikleri evden
dolayı, mülkün eski Rum sahibi tarafından haklarında dava
açılan İngiliz Orams ailesinin avukatları ile görüşmenin,
"davanın devam ediyor olmasından dolayı yararlı
olacağı düşüncesiyle yapılacağı" belirtildi.
New York'ta BM Genel Sekreteri Ban ki-mun ile görüşmesi dahil çeşitli
temaslarda bulunacak olan Cumhurbaşkanı Talat'ın 28 Eylülde
KKTC'ye dönmesi bekleniyor
AİHM'den
kayıp Rumlarla ilgili yine ihlal kararı
CNN TURK
18/09/09
Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin (AİHM)
temyiz niteliğindeki büyük dairesi, 1974 Kıbrıs
Barış Harekatı sırasında kaybolduğu iddia edilen
Kıbrıslı Rumların yakınları tarafından
açılan davada yine ihlal kararı verdi.
AİHM'nin
10 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararda insan hakları
ihlalinde bulunduğu öne sürülmesinin ardından Türkiye, 28 Mart 2008
tarihinde, davanın temyiz niteliğindeki büyük dairede
görüşülmesini istemişti.
AİHM'in
büyük dairesi, bugün verdiği kararda, daha önce ilgili dairenin 10 Ocak
2008 tarihinde aldığı kararı çok fazla
değiştirmedi ve Türkiye'nin söz konusu davayla ilgili etkili
soruşturma yapmadığı gerekçesiyle Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 2, 3 ve 5'inci maddelerinin ihlal
ettiğine tekrar hükmetti.
Mahkeme, başvuru sahiplerine 12'şer bin euro ve toplam mahkeme
masrafı olan 8 bin euronun ödenmesini kararlaştırdı. 19
Kasım 2008 tarihinde düzenlenen duruşmada mahkeme tarafların
görüşlerini bir kez daha dinlemişti.
AİHM'deki
son duruşmada, Türkiye'nin avukatı, 1974'te meydana geldiği
iddia edilen bir olayla ilgili olarak Türkiye'nin, "geriye dönük etkili
bir soruşturma yapmamakla" suçlanamayacağını
bildirmişti.
Türkiye'nin AİHM'ye
bireysel başvuru hakkını 1987'de tanıdığı
hatırlatılan savunmada, başvuru sahiplerinin altı
aylık süreyi geçirip üç yıl sonra başvurmalarının da
yasal olarak kabul edilemez olduğu kaydedilmişti.
Savunmada ayrıca, 34 yıl sonra başvuruda bulunanların
"hukuki menfaatlerinin kalmadığı" gerekçesiyle
başvurunun reddedilmesi istenmişti.
AİHM'nin
ilgili dairesinin 10 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararda,
Türkiye'nin söz konusu davayla ilgili etkili soruşturma
yapmadığı ve Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin
(AİHS) 2, 3 ve 5'inci maddelerini ihlal ettiği görüşüne
varılmıştı.
AİHM,
Türkiye'nin, mahkeme masrafı olarak her bir başvuru sahibine 4'er bin
euro ödemesine karar vermişti. Başvuru sahiplerinden 9'u, 1974
Barış Harekatı sırasında esir
alındığı ileri sürülen ve o zamandan beri kendilerinden
haber alınamayan kişilerin, diğer 9'u da yine harekat sırasında
kaybolduğu iddia edilen 9 Rumun yakını. AİHM'den
çıkan karar, mahkemenin, Rumların kayıp iddialarıyla ilgili
verdiği ilk hüküm olması ve ileride benzer davalara emsal teşkil
etmesi açısından önem taşıyor.
Kamuoyunda "Varnava" davası olarak bilinen davada Rumlar,
Türkiye'nin AİHS'nin 2, 3, 4, 5, 6, 8, 10, 12, 13 ve 14. maddelerini ihlal
ettiğini iddia etmişti
Rum kayıplar
davasında karar çıktı: Türkiye suçlu
18/09/2009 11:52 CNN TURK
Türkiye, Rum kayıplarını soruşturmadığı için suçlu bulundu. Karar emsal teşkil edecek
STOCKHOLM - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) temyiz
niteliğindeki büyük dairesi, 1974 Kıbrıs Barış
Harekatı sırasında kaybolduğu iddia edilen
Kıbrıslı Rumların yakınları tarafından
açılan davada yine ihlal kararı verdi.
AİHMnin 10 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararda insan
hakları ihlalinde bulunduğu öne sürülmesinin ardından Türkiye,
28 Mart 2008 tarihinde, davanın temyiz niteliğindeki büyük dairede
görüşülmesini istemişti.
AİHMin büyük dairesi, bugün verdiği kararda, daha önce ilgili
dairenin 10 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararı çok fazla
değiştirmedi ve Türkiyenin söz konusu davayla ilgili etkili
soruşturma yapmadığı gerekçesiyle Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 2, 3 ve 5inci maddelerinin ihlal
ettiğine tekrar hükmetti.
Mahkeme, başvuru sahiplerine 12şer bin avro ve toplam mahkeme
masrafı olan 8 bin avronun ödenmesini kararlaştırdı.
19 Kasım 2008 tarihinde düzenlenen duruşmada mahkeme tarafların
görüşlerini bir kez daha dinlemişti.
AİHMdeki son duruşmada, Türkiyenin avukatı, 1974te meydana
geldiği iddia edilen bir olayla ilgili olarak Türkiyenin, "geriye
dönük etkili bir soruşturma yapmamakla"
suçlanamayacağını bildirmişti.
Türkiyenin AİHMye bireysel başvuru hakkını 1987de
tanıdığı hatırlatılan savunmada, başvuru
sahiplerinin altı aylık süreyi geçirip üç yıl sonra
başvurmalarının da yasal olarak kabul edilemez olduğu
kaydedilmişti.
Savunmada ayrıca, 34 yıl sonra başvuruda bulunanların
"hukuki menfaatlerinin kalmadığı" gerekçesiyle
başvurunun reddedilmesi istenmişti.
AİHMnin ilgili dairesinin 10 Ocak 2008 tarihinde aldığı
kararda, Türkiyenin söz konusu davayla ilgili etkili soruşturma
yapmadığı ve Türkiyenin Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin (AİHS) 2, 3 ve 5inci maddelerini ihlal ettiği
görüşüne varılmıştı.
AİHM, Türkiyenin, mahkeme masrafı olarak her bir başvuru
sahibine 4er bin avro ödemesine karar vermişti.
Başvuru sahiplerinden 9u, 1974 Barış Harekatı
sırasında esir alındığı ileri sürülen ve o
zamandan beri kendilerinden haber alınamayan kişilerin, diğer
9u da yine harekat sırasında kaybolduğu iddia edilen 9 Rumun
yakını.
AİHMden çıkan karar, mahkemenin, Rumların kayıp
iddialarıyla ilgili verdiği ilk hüküm olması ve ileride benzer
davalara emsal teşkil etmesi açısından önem taşıyor.
Kamuoyunda "Varnava" davası olarak bilinen davada Rumlar,
Türkiyenin AİHSnin 2, 3, 4, 5, 6, 8, 10, 12, 13 ve 14. maddelerini ihlal
ettiğini iddia etmişti.
Stefanu,
çözümün, Türk askeri ve yerleşiklerin (TC uyruklu vatandaşlar)
adadan çekilmesi ve adanın, İngiliz üslerinin
uzaklaştırılması da dahil askersizleştirilmesiyle
olacağını kaydetti.
Stefanu, Ulusal Konseyde, Kıbrıs sorunu çözülmeden önce, güvenilir
bir uluslar arası kurum tarafından nüfus sayımı
yapılması kararının alındığını da
açıkladı.
Stefanu, Hakemlik biçimleri ve takvimlerin zorla kabul
ettirilmesi mümkün değildir dedi.
HALKIN SESI 18/09/09
Leaked documents dominate National
Councils third meeting
By Stefanos Evripidou
THE THIRD consecutive
meeting of the National Council ended yesterday with leaked documents still the
buzzword on most party leaders lips.
Speaking before the meeting, AKEL leader Andros Kyprianou said he was saddened
by the fact that some had tried to leak the documents submitted by AKEL at
Tuesdays meeting, and in a distorted manner, he added.
We believe the leaks in the National Council ruin the climate, provoke unnecessary
conflict between us and in the end undermine our negotiating capabilities,
said Kyprianou.
DISY leader Nicos Anastassiades said he was now forced to release his partys
documents to the public in a press conference today after confirming that the leaks
in the Council were distorting the truth.
When I hear, for example, that DISY proposed to suspend Turkeys evaluation in
December
I am obliged to give a press conference giving the documents
verbatim, at least those relating to Turkeys evaluation, said Anastassiades.
EVROKO leader Demetris Syllouris also revealed he had information that someone
had leaked National Council documents to foreign ambassadors and UN officials.
The National Council meets and the next day, I have been informed, written
texts go to people in the UN or ambassadors of other countries, he said,
noting that he was referring to the last time the national body had met.
The National Council, which is the top advisory body to the President on the
Cyprus problem, commenced deliberations on Monday, continuing them on Tuesday
and yesterday. The president and parliamentary party leaders are expected to
reach adequate convergence to draft Cyprus position on the EUs upcoming
evaluation on Turkeys membership negotiations. During the two previous
sessions, the parties submitted documents with their views both on Turkeys EU
bid and on the second phase of negotiations on the Cyprus problem.
Government Spokesman Stefanos Stefanou said the Council would conclude
deliberations tomorrow, when the President will codify the positions of the
parties.
Meanwhile, President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat will meet again today to discuss the bridging proposals on the chapter of
governance, specifically the election of the President and Vice-President of
the United Republic, which they submitted at their last meeting on September
10.
The UNs Special Adviser on Cyprus, Alexander Downer, is currently in New York
for a series of meetings on Cyprus, though he had to cut back his trip from
seven days to two, the reasons for which remain unknown.
The state broadcaster reported last night that the re-elected European
Commission President Jose Manuel Barroso is likely to appoint Leopold Maurer to
follow the talks to ensure that any solution remains in line with the EU acquis
communautaire. The unconfirmed reports said Maurer was most likely chosen for
his in-depth knowledge of Cyprus, having represented the EU during accession
negotiations with Cyprus before its 2004 membership.
CYPRUS MAIL 18/09/09
Leaders upping number of meetings
By George Psyllides
THE
LEADERS of the two communities have decided to increase their meetings at least
for October, officials said yesterday.
President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat
talked for 90 minutes yesterday, in their second meeting of the second phase of
negotiations.
They plan to meet next on October seven and eight and also on October 14 and
15, UN special envoy Taye-Brook Zerihoun said after the meeting yesterday
morning. (They) have decided to keep this accelerated pace to meet at least
twice in the coming month.
So far the pace has been once a week. The scheduled meeting for October 2 has
been deferred.
This is quite positive and they are up-beat about it themselves, Zerihoun
told reporters.
In the mean time representatives and experts from both sides will meet to
discuss the proposals submitted by each side on the executive with a view to
narrow differences or to come up with bridging ideas.
Speaking at the Presidential Palace after the meeting, Christofias said the two
leaders decided to hand over their proposals concerning governance to their
experts for processing.
We decided that the proposals given from both sides on the issue of governance
new revised proposals to be given to the experts for further processing,
he said.
Christofias said the proposals were improved.
There is a change by the Turkish side on the issue of the executive
authority, the president said.
The Turkish Cypriot side had proposed that the president and vice-president of
the new state, created after the problem was resolved, should be voted by the
senate.
We have a different view. We want the president and vice president to be voted
by the people, Christofias said.
Talat said the proposals were referred to the experts to try, if possible, to
bridge the two.
Christofias said it was likely that in the next meeting the two leaders would
most likely discuss the property issue.
CYPRUS MAIL 18/09/09
Schools union maintains ban on
direct contact with TCs
By Charles Charalambous
PRIMARY SCHOOLS Teachers
Union (POED) has decided to maintain its ban on direct contact with Turkish
Cypriot teachers and pupils in state primary schools in the government-controlled
areas.
POED President Demetris Mikellides told the Cyprus Mail yesterday that, despite
misleading reports to the contrary, his union fully supports the Education
Ministrys official goals for the current school year relating to building a
culture of peaceful co-existence, mutual respect and co-operation between Greek
Cypriots and Turkish Cypriots.
Mikellides said that the one exception was that any joint activity between
Greek Cypriot and Turkish Cypriot teachers and pupils should not take place in
government-controlled primary schools, as this would imply formal recognition
of the authorities in the north, and also might be seen as legitimising the
possible participation of Turkish immigrants.
The Ministrys circular suggests that joint activities or initiatives to
promote the goals should take place either in schools, or at various contact
points such as the Ledra Palace or Pyla.
We have excellent relations with the Turkish Cypriot teaching unions, and have
held joint events and shared activities with them both in Cyprus and abroad. We
reject all accusations of chauvinism or racism, Mikellides said.
He added: But were not going to forget things like the military occupation in
the north, peoples feelings here, and the racism of the Turkish authorities in
not allowing Greek Cypriot schools to operate normally in the north. We wont
cultivate animosity, but equally we wont ignore things as they are.
Last weeks meeting of POEDs administrative board voted down a motion to
reconsider the unions decision last year to send out a circular to its members
banning contact in government-controlled schools. The motion was tabled by
representatives of the Progressive Teachers and Nursery Teachers Movement
(Proodeftiki), one of a number of politically-affiliated groupings within the
union. Proodeftiki is linked to left-wing party AKEL.
Proodeftiki President Lazaros Avraam who is also POED Vice President told
the Mail: We disagree with POEDs position schools should be free to decide
for themselves whether to have direct contact. Avraam said that POED is not
against the circulation of material promoting the Education Ministrys goals,
but still draws the line at direct contact on school premises. Of course, it
cant forbid a teacher to meet whoever he/she wants to outside of school, he
added.
Avraam said that Proodeftikis motion was in response to the Ombudswomans
recommendations, plus the suggestion that POEDs position might be regarded as
being racist.
Acting in her capacity as head of the Authority against Racism and
Discrimination, Ombudswoman Eliana Nicolaou had investigated complaints that
the circular issued by POED last February fostered fear and distance between
pupils of both communities and encouraged teachers to discriminate against
Turkish Cypriot pupils and teachers.
In the report she delivered in June, Nicolaou said that POEDs reaction was
hasty and its circular indicated distrust and suspicion towards the Turkish
Cypriot pupils and teachers, which is inconsistent with the overall objective
of the Ministry and with the stated goals of the organisation itself.
Nicolaou confirmed to the Mail yesterday that rather than issuing binding
recommendations or instructions to POED, she asked them to reconsider the
matter. She added: I have not been informed of their latest position, so I am
unable to comment. Once I have been informed formally, then I may make a
statement.
Avraam said that, having made its opposition to the ban clear, Proodeftiki is
bound by last weeks decision by the POED administrative board. He added:
Were not about to stage a coup on the issue if we can, well aim to change
the official position by a majority decision.
CYPRUS MAIL 18/09/09
Talat meeting Orams lawyers today in
London
By Simon Bahceli
TURKISH
CYPRIOT leader Mehmet Ali Talat will meet for consultations in London today
with the lawyers of a British couple facing possible eviction from a Greek
Cypriot property in northern Cyprus, it was revealed yesterday.
The meeting comes ahead of a hearing at the Appeals Court in London where a
British judge is expected to adhere to a European Court of Justice (ECJ)
directive to uphold an earlier Nicosia court ruling that Linda and David Orams,
the British couple at the centre of the now-famous Orams case, demolish the
house they built on land in Lapithos owned by Greek Cypriot refugee Melitis
Apostolides.
If the British Appeals Court rules against the Orams, the couple will also be
forced to pay compensation to Apostolides and court costs that are estimated to
have reached several million euros.
The aim of the meeting is for the president to express the importance of the
case to the Orams lawyers, Talats spokesman Hasan Ercakica told the Cyprus
Mail yesterday.
He also wants to listen to what the lawyers have to say, he added.
The potentially pivotal case began almost five years ago in the District Court
in Nicosia, and it has been the Orams refusal to accept that courts ruling
that has led to legal proceedings being shifted from Cyprus to the High Court
in London, and then to the ECJ in Luxemburg. In fact, it was the ECJ that
delivered a major blow to the Orams last April when it presented its view that
rulings issued by Greek Cypriot courts be upheld by other European states. In
the case of Linda and David Orams, it means that Nicosia can call on British
judges to prosecute on its behalf because the couple has been deemed to have
broken Cypriot law, albeit in the northern part of Cyprus where Greek Cypriot
courts have no jurisdiction.
It is even hoped by Apostolides lawyers that further refusal to return the
land and compensate the Greek Cypriot refugee will result in the British court
seizing the couples property in the UK as a way of partially covering the
costs.
With thousands of EU citizens, the over-riding majority of whom are British,
living in villas built on abandoned Greek Cypriot lands, the importance of the
case for the north cannot be underestimated. The once-lucrative property market
in the north has since collapsed, largely as a result of this and other
high-profile legal cases. Talat was said to have been incensed by the ECJ
ruling, which he said threatened to undermine ongoing negotiations aimed at
ending the decade-old division of the island. This sentiment was repeated by
spokesman Ercakica yesterday who expressed the Turkish Cypriot sides view that
property disputes should to be seen a political issue rather than a legal one.
If the upcoming case at the Appeals Court in London went against the Orams, he
said, it will strengthen the idea that property disputes can be solved in the
courts, and weaken efforts to solve them through political negotiations.
Despite the gravity of the case, Ercakica insisted Talat would not be issuing
instructions to the Orams lawyers.
We already see eye-to-eye with the lawyers, and Talats lawyers and the Orams
lawyers already confer, so giving instructions is not the issue, he said.
He added that the fact that we offer our advice to the Orams lawyers is not something
we try to hide.
CYPRUS MAIL 18/09/09
ntvmsnbc ve Ajanslar
NTV 19 Eylül. 2009 Cumartesi
LEFKOŞA - Rum siyasi
partilerinin öneriler sunduğu 4 gün süren toplantıların sonunda
ortak açıklama yapıldı.
Rum lider Dimitris
Hristofyas ve diğer siyasi parti başkanları, Türkiye'nin Avrupa
Birliği ve Rum kesimine karşı yükümlülüklerini yerine
getirmemesi halinde, Rum hükümetinin aralık ayında Türkiye'nin Avrupa
Birliği üyeliğine karşı çıkması konusunda
anlaştı.
Ulusal Konsey,
Kıbrıs sorununa iki toplumlu, iki kesimli, siyasi eşitlik
temelinde bir çözüm bulunması konusunda da anlaştı.
Konsey, Kıbrıs
sorunu çözülmeden önce, güvenilir bir uluslararası kurum tarafından
nüfus sayımı yapılması kararı da aldı.
![]()
Mihrişah Safa
CUMHURBAŞKANI sıfatıyla ilk kez Londraya gelen Mehmet Ali
Talat, Britanya başkentinde uçaktan iner inmez, KKTC için hayati önem
taşıyan Orams ve Direkt Uçuş davalarıyla ilgili
hukukçularla görüşerek, konu hakkında detaylı bilgi aldı.
Havaalanında Londra Temsilcisi Kemal Köprülü ve temsilcilik görevlilerince
karşılanan Talat, Washingtona geçmeden bu görüşmeler için
geldiği Britanyada, konuyla ilgili avukatlarla yaptığı
toplantılardan olumlu ayrıldığını söyledi.
Talat, ayağının tozuyla yaptığı görüşmelerde
KKTC açısından devam eden bu iki önemli sürece konu olan
davaların doğrudan kendi davaları
olmadığını, ancak onlara destek olduklarını
vurguladı. Direkt uçuş davasının kaybedilmeyeceğini
düşündüklerini kaydeden Cumhurbaşkanı, bunun KKTCye uçmak
isteyen herkes ve İngilterede yaşayan Kıbrıslı
Türklerin sorunu olduğunu belirtti. Her iki konuda da olumlu
ayrıldıklarını kaydeden Talat, Orams konusunda
beklentisinin, alt mahkemede olduğu gibi bu davanın
kazanılması, direkt uçuşta ise İstinaf Mahkemesine izin
duruşması beklendiklerini ve Temyizde kazanmayı beklediklerini
kaydetti.
Resmen davet edilmişti
İngiltereye eski başbakan Tony Blair döneminde resmen davet
edildiğini ancak Kıbrıstaki programını
erteleyemediği için bunu yerine getiremediğini kaydeden Talat, Benim
böyle bir davet için talebim olmadı. Önceden ipuçları üzerine gidilerek
bu davetler yapılabiliyor. Önceden bunu bilirsiniz. Öyle bir hava
oluşmayınca istemezsiniz diyerek, böyle bir ortamın
bulunmadığını belirterek cevap verdi.
Zamanlama rastlantı mı?
Kaldığı otelde Türk basın temsilcilerinin
sorularını yanıtlayan Talat, STAR KIBRISın her iki
davanın da aynı zamanda olmasının rastlantı olup
olmadığıyla ilgili sorusuna da, Evet. İlginç bir soru
diyen Cumhurbaşkanı, Ben hep bir rastlantı olarak gördüm.
İkisi de Kasım ayında olacak. İlginç bir rastlantı
yanıtını verdi.
Oy hakkında hayalci olmayalım
Yine gazetemizin yurt dışındaki Kıbrıslı
Türklerin seçme-seçilme hakkı konusundaki sorusuna da yanıt veren
Cumhurbaşkanı şöyle dedi; Bu konuda mesajımı verdim.
Gerçekçi olmak lazım. Hayal peşinde koşmamak gerekir.
Kıbrısta yaşayan, daimi ikameti Kıbrısta olan
Kıbrıslı Türklerin, siyasi haklarını tam olarak
kullanmalarını istiyoruz. Yani temsilci olarak, mecliste oy
hakkı olmadan, yani milletvekili seçilmeden temsil edilebilirler. Bu
temsilci bir sivil toplum örgütü düzeyinde yapılacak seçimle
belirlenebilir. Tüm bunların tartışılması gerekir.
Yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin
sayısı, Kuzeydekilerden fazla. Bu çok önemli. Tümünün oy kullanarak,
siyasi yapıyı değiştirmesi doğru ve haklı
değil. Talepler gerçekçi olmalıdır. Burada yaşayan
soydaşlarımızın sorunlarını aktarabilmek için
meclis düzeyinde veya başka düzeylerde temsilci bulundurulması
mantıklıdır.
Kasımda yine Londrada
İngiltereye Kasım ayında eşi Oya Talat ile
Kıbrıs Türk Ticaret Odasının yıllık balosuna
katılmak üzere yeniden geleceğini açıklayan
Cumhurbaşkanı, Washington ve New Yorkda kongre üyeleri ve bir dizi
dışişleri bakanıyla görüşeceğini kaydetti. Bir
soru üzerine resmen tanınmayışlarının ikili
görüşmeleri etkilemediğini, ancak Kıbrıs Türklerinin
eşitliğini zedelediğini kaydeden Talat, müzakerelerin
uzamasının birleşme ve çözümün aleyhine işlediğini,
davaların çözüm aleyhine çalıştığını, bu
müzakerelerin son şans olduğunu, 2009 sonu veya 2010da referandum
hedeflediklerini yineledi.
Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin yıllarca uluslararası
toplumun ilgisini istedikten sonra, Annan Planı sonrası ciddi bir
politika değişikliğine gittiklerini şimdi
yabancıların karışmamasını istediklerini
kaydetti.
Öğretmensiz bırakılamazlar ( AYRI KUTU)
Önceki gün STAR KIBRISın manşetten verdiği, iki hafta önce ders
yılına başlayan ancak öğretmen
sıkıntısı çekilen Londradaki Türk Dili ve Kültürü
Okullarına ilişkin sorumuz karşısında, konudan
bilgisi bulunmadığını belirten Talat, Eskiden Milli
Eğitim Bakanıydım. Bu konular ihmale gelmez. İngilteredeki
çocuklarımızın kendi dil, kültürümüzü bu okullar kanalıyla
verebiliriz. Onların KKTCye kesin dönüş yapması veya gelmesi
arzumuzdur. Bu gerçekleşecekse eğitim vermeliyiz. İngilteredeki
Türk Dili okullarımız öğretmensiz
bırakılmamalıdır. Konuyu, adaya döner dönmez Milli
Eğitim Bakanımızın dikkatine sunacağım dedi.
Kuran kursları
Kuran kursları konusunun yaz tatili sırasında değil, ders
yılında, okul müfredatına uygun, laik, Atatürkçü çizgide din dersi
verilmesine de vurgu yapan Cumhurbaşkanı, bugün Londradan
ayrılarak Washingtona geçti.
Rum Yönetimi Dimitris Hristofyas da bugün Kıbrıslılar
Merkezinin 30.uncu kuruluş yıldönümü nedeniyle Londraya geliyor..
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün ile Ulaştırma
Bakanı Hasan Taçoy da Londradalar. Dışişleri Bakanı
Özgürgün, bugün Londradaki Türk sivil toplum temsilci ve yöneticileriyle
görüşerek, sorunlarını dinleyecek. Toplantıya Taçoyun da
katılması bekleniyor.
STAR KIBRIS 19/09/09
![]()
STAR KIBRIS Medya Grubu adına Özcan Özcanhanın
sorularını yanıtlayan Hrisostomos, çözümsüzlüğün sorumlusu
olarak Türkiyeyi gösterdi.
Kıbrıs sorunu konusunda devam eden çözüm çabalarının en
büyük muhaliflerinden olan Kıbrıs Ortodoks Kilisesi
Başpiskoposu İkinci Hrisostomos, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ve Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyasın Kıbrıs
sorununu çözemeyeceğini ileri sürdü.
Başpiskopos, STAR KIBRIS Medya Grubu ekibini tarafından 1974
Temmuzunda Yunan Cuntası top ateşine tutulan, harap edilen ve
yeniden inşa edilen Başpiskoposluk binasında kabul etti.
kendisine takdim edilen, barışın sembolü, zeytin dalı ile
rosemary çiçeğini memnuniyetle kabul ederken Kıbrıs için,
halkları için, mutlulukları için dua edeceğini vurguladı.
Dünya Çarkı Felek, aşkolsun çevirene sözlerini Türkçe olarak
kullanan Başpiskoposun pek yakında Ada TV ve STAR KIBRISta
yayınlanacak ilginç röportajından satır başları
şöyle:
Kuran kursları
* İncil de kuran da öğretilmeli. O yüzden Kuran kurslarını
destekleriz. Hıristiyan okullarında da Evangelio-İncil okutulur.
Kutsal kitaplar insanı eğitir.
* Ortodoks Kilisesi olarak bizler halkımıza hizmet ederiz,
yalnız Ortodoks olanlara değil, Müslüman Kıbrıslı
Türklere de.
* Kıbrıs Türkleri ile din konusunda hiçbir zaman sorunumuz
olmamıştır ve olmayacaktır da.
* Din adamları, evet, Allah ile kul arasına girebilir. Allah ile
bütünleşmeleri için insanlara yardımcı olmak görevimizdir.
Sıradan insanlara yardımcı olmalıyız,
eğitilmeleri lazımdır.
* Kimin cennete kimin cehenneme gideceğine Allah karar verir. İylik
yapan, insanları seven, kendini yaratan Allahı seven insanları
Allah da sever. Allahı sevmeyen, dine imana inanmayan olursa onu dahi
Allah sever ve doğru yola girmesini bekler.
* Brükselde ofis açtık. Ama, bu diplomatik bir misyon değildir.
Orada Yunanistan Ortodoks kilisesinin de, Ortodoks Patrikhanenin
Bartheleomosun da ofisi var, Rusun da, Romanyanın da diğerlerinin
de. Patrik Bartheleomos Ortodoks kilisenin başında bir numaradır
ama bütün ortodoks kiliselerin başı değildir. Onu Ortodoks
kilisenin bir numaralı en üst başı olarak tanırız.
Fakat, her Ortodoks kilise de kendi başıdır ve Brüksel değil
her yerde ofis açabilir. Görevi de dini, tanrısal, ahiret konularıyla
ilgilidir.
* Avrupa Birliği de evvela bir ekonomik birlik olarak kuruldu.
Yanlış olduğunu anladılar ve sonra dini birlik de
oluşturdular
Kıbrıs sorunu
* Kıbrıs sorunu şimdi şimdi çözümlenmeyecek. Çünkü, Türkiye
çözüm istemiyor, Talat da sorunu Hristofyas ile çözmez.
* Biz kilise olarak Makarios-Denktaş, Kipriyanu-Denktaş doruk
anlaşmalarındaki iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe
dayalı federasyonu destekleriz. Bunca yıl neden
uygulanmadığının sorumlusu da Türk tarafıdır.
Çünkü onların istediği federasyon değil Konfederasyondur. Biz
her iki halkın da güven, refah ve mutluluk içinde
yaşamasını istiyoruz.
* Çözümsüzlüğün nedeni yalnız Türkiye ve çıkarları
değil, İngiliz ve onun da çıkarlarıdır. Fakat
şimdiki sürer durum -statüko- ne Rumların ne de Türklerin
yararınadır.
* Kıbrısta çözüm, barış, refah, huzur sağlanabilmesi
için, biz de, Kıbrıslı Türkler de Anavatanları ile
mesafeyi açmalıdır. Sorunu kendileri çözmelidir. Yunan, Türk,
İngiliz ve BM askerleri adamızdan gitmelidir. Yerleşikler de
geldikleri yerlere gitmelidir. Burası onların vatanı
değildir. Bizim, Rum Kıbrıslıların ve Türk
Kıbrıslıların vatanıdır.
* Bizimkilerin silahlanmaya harcadıkları büyük paralar yanlıştır.
Kıbrısta hiçbir askeri gücü ve silahı istemiyoruz.
Kıbrıs askerden tamamıyle temizlenmelidir. İşte o
zaman Avrupanın faydalarından bizler de yararlanabiliriz.
* Eğer Kıbrıs civarında petrol varsa, ondan da yararlanmak
bizim hakkımızdır. O kaynakları Kıbrıslı
Rumlar ve Türkler bölüşmeli paylaşmalıdır. Bu kaynaklar
Kıbrıslılarındır.
* Türkiye Dışişleri Bakanı bize dört mesaj verdi.
Ayrıntıya girmeden hiçbirini kabul etmeyiz diyorum.
* Rum malları, mülkü kendilerinindir. Başkalarının
değildir. Benim evimde oturmalarını kabul edemem. Herkes kendi
malının sahibidir. Kıbrıslı Rumlar da Türkler de
serbestce dolaşabilmeli, yerleşme ve mülk edinme hakkını
kullanabilmelidir.
STAR KIBRIS 19/09/09
![]()
AİHM'nin büyük
dairesi, Rum kesiminin kayıp kişiler iddiasıyla ilgili
yaptığı başvuruda yine ihlal kararı verdi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) temyiz
niteliğindeki büyük dairesi, 1974 Kıbrıs Barış
Harekatı sırasında kaybolduğu iddia edilen
Kıbrıslı Rumların yakınları tarafından
açılan davada yine ihlal kararı verdi.
AİHM'nin 10 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararda insan
hakları ihlalinde bulunduğu öne sürülmesinin ardından Türkiye,
28 Mart 2008 tarihinde, davanın temyiz niteliğindeki büyük dairede
görüşülmesini istemişti.
AİHM'in büyük dairesi, dün verdiği kararda, daha önce ilgili dairenin
10 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararı çok fazla
değiştirmedi ve Türkiye'nin söz konusu davayla ilgili etkili
soruşturma yapmadığı gerekçesiyle Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 2, 3 ve 5'inci maddelerinin ihlal
ettiğine tekrar hükmetti.Mahkeme, başvuru sahiplerine 12'şer bin
avro ve toplam mahkeme masrafı olan 8 bin avronun ödenmesini
kararlaştırdı.
19 Kasım 2008 tarihinde düzenlenen duruşmada mahkeme tarafların
görüşlerini bir kez daha dinlemişti.
AİHM'deki son duruşmada, Türkiye'nin avukatı, 1974'te meydana
geldiği iddia edilen bir olayla ilgili olarak Türkiye'nin, 'geriye dönük
etkili bir soruşturma yapmamakla' suçlanamayacağını
bildirmişti.
Türkiye'nin AİHM'ye bireysel başvuru hakkını 1987'de
tanıdığı hatırlatılan savunmada, başvuru
sahiplerinin altı aylık süreyi geçirip üç yıl sonra
başvurmalarının da yasal olarak kabul edilemez olduğu
kaydedilmişti.
Savunmada ayrıca, 34 yıl sonra başvuruda bulunanların
'hukuki menfaatlerinin kalmadığı' gerekçesiyle başvurunun
reddedilmesi istenmişti.
AİHM'nin ilgili dairesinin 10 Ocak 2008 tarihinde aldığı
kararda, Türkiye'nin söz konusu davayla ilgili etkili soruşturma
yapmadığı ve Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin (AİHS) 2, 3 ve 5'inci maddelerini ihlal ettiği
görüşüne varılmıştı.
AİHM, Türkiye'nin, mahkeme masrafı olarak her bir başvuru
sahibine 4'er bin avro ödemesine karar vermişti.
Başvuru sahiplerinden 9'u, 1974 Barış Harekatı
sırasında esir alındığı ileri sürülen ve o
zamandan beri kendilerinden haber alınamayan kişilerin, diğer
9'u da yine harekat sırasında kaybolduğu iddia edilen 9 Rumun
yakını.
AİHM'den çıkan karar, mahkemenin, Rumların kayıp
iddialarıyla ilgili verdiği ilk hüküm olması ve ileride benzer
davalara emsal teşkil etmesi açısından önem taşıyor.
Kamuoyunda 'Varnava' davası olarak bilinen davada Rumlar, Türkiye'nin
AİHS'nin 2, 3, 4, 5, 6, 8, 10, 12, 13 ve 14. maddelerini ihlal
ettiğini iddia etmişti.
STAR KIBRIS 19/09/09
![]()
Müzakere
sürecindeki ilerlemeden memnunuz, elbette yapılacak daha çok iş var.
Liderler müzakere sürecinin ivmesini hızlandırdı.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un Kıbrıs özel danışmanı
Alexander Downer, Kıbrıs'ta iki lider arasında devam eden
müzakere sürecinin iyi gittiğini belirtti. Downer, önceki gün BM'de bir
basın toplantısı düzenleyerek Kıbrıs'ta devam eden
müzakere süreciyle ilgili olarak gazetecilere bilgi verdi.
Downer, New York'ta BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, üst düzey BM yetkilileri ile
kimi ülkelerin heyetleriyle görüştüğünü ve kendilerine
Kıbrıs'taki müzakere süreciyle ilgili bilgi verdiğini belirtti.
Müzakere sürecindeki ilerlemeden memnunuz, elbette yapılacak daha çok
iş var diye konuşan Downer, görüşmelerin ilk ayağında
pek çok şeyin başarıldığını söyledi.
Adada görüşmelerin ikinci turunun ikinci toplantısının
yapıldığını anımsatan Downer, liderlerin haftada
iki kez görüşerek sürecin ivmesini
hızlandırdıklarını ve bugünkü görüşmelerinde
yönetim ve güç paylaşımı konularını ele
aldıklarını söyledi.
Kıbrıs'taki tarafların BM'den kendilerine yardım talebinde
bulunduklarını ve BM'nin de bunu yaptığını
söyleyen Downer, sözlerini şöyle sürdürdü:
Ama tabi nihai olarak bu süreç Kıbrıslıların yürüttükleri
bir süreçtir. Bu Ada'da iki taraf arasında BM'nin
tanımladığı gibi siyasi eşitliğe ve tek uluslararası
kimliğe sahip iki bölgeli, iki toplumlu federasyon yaratmak için devam
eden bir müzakeredir ve (liderler) bunu sağlamak için müzakere ediyorlar,
dürüst olmak gerekirse müzakereler iyi gidiyor.
Gelecekle ilgili tahminde bulunmak istemediğini, beklemek ve görmek
gerektiğini belirten Downer, Ama müzakereler şu ana kadar iyi
ilerleme yaptı ve Kıbrıs'a yeniden önümüzdeki ay gitmek için
sabırsızlanıyorum diye konuştu.
Ban Ki-Mun'un liderlerle görüşmesi
Downer, Kıbrıs'ta devam eden müzakere süreciyle ilgili olarak
gazetecilere bilgi verdi ve ardından soruları yanıtladı.
Özel Danışman Downer, Cumhurbaşkanı Talat ve Rum yönetimi
lideri Hristofyas'ın BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'la New York'ta neden
üçlü bir toplantıda bir araya gelmek yerine ayrı ayrı görüşeceklerinin
sorulması üzerine, BM Genel Kurulu üst düzey toplantıları
nedeniyle Genel Sekreterin pek çok liderle bir araya geleceğini ve son
derece yoğun olacağını, bu tür üçlü bir
toplantının Genel Sekreterin çok daha zaman ayırabileceği
başka bir zamanda yapılması gerektiğini belirtti.
Genel Sekreter Ban'ın Kıbrıs konusuyla son derece ilgili
olduğunu ve New York'ta iki liderle (ayrı ayrı) görüşmeyi
sabırsızlıkla beklediğini belirten Downer, Ban'ın
Kıbrıs'a gelmesini de umduğunu ve böyle bir ziyarette
Ban'ın konuya daha çok zaman ayıracağını belirtti. Bir
soru üzerine Downer, Ban'ın ziyaretinin tarihinin belli
olmadığını, BM Sekreteryasından bu yönde bir
açıklamanın yapılmadığını da söyledi.
Müzakerelerin durumu
Downer, müzakerelerin sürecine ve sonuca ne zaman varılabileceğine
yönelik bir soru üzerine ise süreçte ivmeye gerek duyulduğunu, ancak
BM'nin Kıbrıs müzakerelerin ne zaman sona ereceğiyle ilgili
hiçbir zaman belli bir süre belirlemediğini, ama müzakerelerin
olabildiğince hızlı bir ivmeyle ilerlemesini beklediklerini
belirtti.
Adada'da başarılı bir sonuca ulaşmayı isteyen iki
lider bulunduğunu belirten Downer, liderlerin görüşmelere
katılmış olmak için katılmadıklarını, zorlu
bir müzakere yürüttüklerini söyledi.
Downer ''müzakerelerde sadece yeni bir federasyonun yapısı
değil, aynı zamanda mülk, güvenlik, toprak ve ekonomik meseleler ele
alınıyor, bu son derece zaman alıcı bir süreç, liderlerin
bu işleri bir gecede bitirmesini bekleyemezsiniz'' dedi.
BM çabaları ve hatalar
Downer BM Sekreteri Ban'ın siyasi işlerden sorumlu
yardımcısı Lynn Pascoe'nun ABD'nin Güney Kıbrıs
büyükelçisi Urbancic ile yaptığı varsayılan
konuşmanın basına sızmasına yönelik bir soru üzerine
ise, bu tür iddialarla ilgili yorum yapmayacaklarını belirterek
''Bazı kesimler, bazı nedenlerle BM'nin 2004 yılında,
geçmişte yaptığı bazı hataları yeniden
yapacağı yönünde varsayımlar üretmeye çalışıyor''
dedi.
Downer, 2004 yılında yapılan en büyük hatanın ne
olduğuna yönelik bir soru üzerine de, ''bu soruya sadece Annan planının
kabul edilmediğini söyleyerek yanıt vereceğini'' ifade ederek,
''Annan planı işe yaramadı ve bunu kabul etmek zorundayız''
dedi. Downer, ancak bu sefer BM'nin rolünün farklı olduğunu, bu rolün
arabuluculuk yapmak ya da ''boşlukları doldurmak
olmadığını'' belirtti.
İstenmeyen adam
Rum partileri, Kıbrıs sorununa olası bir çözüm
bulunmasından sonra da Türkiyenin garantörlük ve müdahale
haklarını idame ettirmesi ihtimalini top yükün reddettikleri
bildirildi. BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı
Aleksander Downer, 1960 Garanti Anlaşmalarının çözümden sonra
da yürürlükte kalmasından yana tavır koyduğu gerekçesiyle,
Kıbrıs (Rum) halkına karşı düşman unsur olarak
nitelendi.
DİKO, EURO.KO ve Ekologların yetkisini aşmakla
suçladıkları Downer konusunu gündeme getirdiklerini yazan
Fileleftheros, Downerin temaslarında 1960 Garanti
Anlaşmalarının tasfiye edilmemesine destek verir
göründüğünü belirtti. Downer, yeni bir Alvaro De Soto haline gelmeye
çalışmakla suçlandı.
AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu ise partisinin AB üyesi bir ülkede
garantilere ihtiyaç olmadığı görüşünde olduğunu, Rum
Yönetimi Başkanı Hristofyasın da bu tezi müzakere masasına
da koyduğunu söyledi.
STAR KIBRIS 19/09/09
Four-day marathon National Council
meeting ends
By Jacqueline Agathocleous
THE
NATIONAL COUNCIL (NC) yesterday ended its four-day marathon meeting with a
joint resolution, which confirms the Greek Cypriot sides basic principles and
goals for a solution to the Cyprus problem.
President Demetris Christofias and party leaders agreed on the strategies to be
followed regarding Turkeys prospective EU accession, taking its EU evaluation
in December into consideration.
The NC resolved that if Turkey fails to comply with its obligations towards the
EU, specifically those concerning Cyprus, then it wont be left unhindered to
continue its accession process, without sanctions.
The issues on the Councils agenda were the direct talks between the two
community leaders to resolve the Cyprus problem, as well as Turkeys accession
process.
Announcing the resolution after the meeting, Government Spokesman Stefanos
Stefanou said the NC had reconfirmed its perseverance to find a peaceful
solution, based on UN resolutions and the High Level agreements of 1977 and
1979 for a bizonal, bicommunal federation with political equality.
The aforementioned solution must achieve unity of the country, the people, the
institutions and the economy, Stefanou reiterated.
Furthermore, it will have to comply with international justice, European
principles, communal law, as well as human rights conventions.
The United Republic of Cyprus must have just one sovereignty, international
personality and citizenship, and must be an evolution of the Cyprus Republic,
said Stefanou.
The NC decided that a solution must include the departure of the Turkish
occupying forces and settlers. The final aim remains Cyprus demilitarisation
and distancing the British bases.
Before a solution is found, a population census must be carried out by a credible
international organisation. The National Council supports the positions and
efforts by the President of the Republic in the negotiations procedure, for an
urgent inventory of the population, properties and land use. It also supports
the Presidents efforts to achieve a moratorium in the exploitation of refugee
properties and to output the so-called citizenship of the pseudostate,
Stefanou explained.
The resolution calls for the restoration of the basic freedoms and human rights
of all Cypriots, including the refugees right to return to their homes and
properties.
In addition: The solution must be a product of agreement between the two
leaders and not the result of pressure from the outside. Only such a solution
can be sent to a referendum. Any forms of arbitration or timeframes are
excluded.
Finally, the resolution rejects and excludes any form of a solution that will
lead to the legalisation of status quo or a solution for two separate states.
It was noted that even though the resolution was commonly agreed on by all
parties, there are issues where they maintain they own positions.
Asked whether the four-day NC session had led to Christofias altering his
strategy, Stefanou said the answers could be found in the common resolution,
which was very clear.
The National Council was joined by AKEL general secretary Andros Kyprianou and
parliamentary spokesman Nicos Katsourides, DISY leader Nicos Anastassiades and
deputy president Averoff Neophytou, DIKO president Marios Garoyian and deputy
president George Kolokasides, EDEK president Yiannakis Omirou and honorary
president Vassos Lyssarides, EVROKO leader Demetris Syllouris and deputy
president Nicos Koutsou and the Green Partys general secretary Dinos
Paspalides and press spokesman George Perdikis.
Representing the government were Foreign Minister Markos Kyprianou, Government
Spokesman Stefanou and members of the Cyprus problem working group.
CYPRUS MAIL 19/09/09
ECHR: inhuman and degrading
treatment of missing persons
By Jacqueline Agathocleous
THE
EUROPEAN Court of Human Rights (ECHR) yesterday delivered its final verdict on
the case Varnava and Others v. Turkey, deeming Turkeys treatment of nine
missing persons and their relatives as inhuman, degrading and a violation of
their right to life.
The Court ruled that there was continuing violation of Article 2 of the
European Convention of Human Rights, which supports the right to life, as well
as continuing violation of Article 3, which provides the prohibition of inhuman
or degrading treatment.
The ECHR also deemed Turkeys treatment towards two of the missing persons
Eleftherios Thoma and Savvas Hadjipanteli a continuing violation of Article
5, the right to liberty and security. The same article was not violated in
respect to the remaining seven men, it ruled.
For the first time ever, the ECHR has ordered Turkey to pay the plaintiffs
compensation. Under Article 41 (just satisfaction) of the Convention, the
Court awarded the applicants 12,000 per application of non-pecuniary damage
and 8,000 for costs and expenses.
The amount was yesterday deemed symbolic by one of the appeal teams lawyers,
Kypros Michaelides, who was asked to comment on how low the amount was.
It is a small amount, which can be described as symbolic as it shows how
seriously the ECHR views the violation of human rights, said Michaelides.
He deemed the ruling as extremely important, adding that after almost 20
years when the appeal was first lodged (in 1990), a final and conclusive ruling
has been issued.
It brings justice to the applicants as well as the Cyprus Republic, for the
crimes that were committed against our people in 1979, said Michaelides.
According to the history of the case as stated in the ruling - the appeals
were first lodged in 1990, in the name and on behalf of 18 Greek Cypriots, nine
of whom had disappeared during military operations carried out by the Turkish
army in northern Cyprus in July and August 1974. The nine other applicants are
or were relatives of the men who disappeared.
Eight of the missing men were soldiers who fought the advance of the Turkish
army.
According to a number of witness statements, they had been among prisoners of
war captured by the Turkish military, the ruling states.
The ninth person, Savvas Hadjipanteli, was a bank employee who was taken for
questioning by Turkish soldiers on August 18, 1974. His body, which bore
several bullet marks, was found in 2007 in the course of a mission carried out
by the United Nations Committee of Missing Persons (CMP).
The Turkish Government disputed that these men had been taken into captivity by
the Turkish Army, instead maintaining that the first eight were military
personnel who had died in action and that the name of the ninth one did not
appear on the list of Greek-Cypriot prisoners held at the stated place of
detention, inspected by the International Red Cross. The Cypriot Government
stated, however, that the nine men had gone missing in areas under the control
of the Turkish forces.
The Turkish governments objections were rejected by the Grand Chamber of
seventeen judges, with a ruling of 16 in favour and one against. The objection
was made by Turkish ad hoc judge Gönül Erönen.
CYPRUS MAIL 19/09/09
22
Eylül. 2009 Salı
STRASBOURG - Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi, Ankara'ya karşı mülkiyet
davası açmış 18 Kıbrıs Rum vatandaşıyla
ilgili kararlarını bugün açıkladı.
Mahkeme, önceki benzer
davalarda olduğu gibi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde
taşınmaz mülkü kalmış bu kişilerin mülkiyet
haklarının ihlal edildiğine hükmetti.
Mahkeme, bu kişilere
Ankara'nın ödeyeceği tazminatlarla ilgili kararınıysa ileri
bir tarihte açıklayacak.
ntvmsnbc ve Ajanslar
19 Eylül. 2009 Cumartesi
LEFKOŞA - Rum siyasi
partilerinin öneriler sunduğu 4 gün süren toplantıların sonunda
ortak açıklama yapıldı.
Rum lider Dimitris
Hristofyas ve diğer siyasi parti başkanları, Türkiye'nin Avrupa
Birliği ve Rum kesimine karşı yükümlülüklerini yerine
getirmemesi halinde, Rum hükümetinin aralık ayında Türkiye'nin Avrupa
Birliği üyeliğine karşı çıkması konusunda
anlaştı.
Ulusal Konsey,
Kıbrıs sorununa iki toplumlu, iki kesimli, siyasi eşitlik
temelinde bir çözüm bulunması konusunda da anlaştı.
Konsey, Kıbrıs
sorunu çözülmeden önce, güvenilir bir uluslararası kurum tarafından
nüfus sayımı yapılması kararı da aldı.
22
Eylül. 2009 Salı
Birleşmiş
Milletler Genel Kurulu çalışmalarına katılmak üzere New
York'a giden Hristofyas "Kıbrıs Türk toplumuna cesur takdimlerde"
bulunduklarını kaydetti.
"Sınırlarımız
var ve bu sınırlar Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs
özel danışmanı Alexander Downer'a da iletildi" diyen
Kıbrıs Rum Lider, müzakerelerde hakemlik ve zaman takvimlerini kabul
etmeyeceklerinin altını çizdi.
Hristofyas,
Kıbrıs sorunu'nun çözümü için Türkiye'nin felsefesini
değiştirmesi gerektiğini savundu.
Hristofyas,
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda perşembe günü
yapacağı konuşmada bir kez daha Türkiye'nin Birleşmiş
Milletler üyesi bir ülkede 'işgal' ordularının bulunmasının
ne kadar paradoks olduğu görüşünü savunacağını
kaydetti.
ntvmsnbc ve Ajanslar
21
Eylül. 2009 Pazartesi
LEFKOŞA - Güney
Kıbrısta yayınlanan Politis gazetesinin
yaptırdığı bir anket, Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyasın, Kıbrıs sorunuyla ilgili icraatlarına geçen
yıl verilen yüzde 75 oranındaki desteğin, bu yıl yüzde
45lere düştüğünü ortaya koydu.
Gazete, anketin,
Hristofyasın, ülkenin iç yönetimindeki icraatlarına, Rum halkı
tarafından 2008 yılının Ekim ayında verilen yüzde 68
oranındaki desteğin, bu yıl yüzde 44e indiğini kaydetti.
Geçen yılın Ekim ayında, Kıbrıs sorununun olası
çözümünün, Rum ekonomisini nasıl etkileyeceği konusunda, halkın
yüzde 57sinin, olası bir çözümün, ekonomiyi daha iyiye götüreceğini
düşündüğünü yazan gazete, bu oranın şimdi ise yüzde 37ye
düştüğünü belirtti.
NTV
20
Eylül. 2009 Pazar
LEFKOŞA -
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetlerine bağlı Lefke
Bağlıköy bölgesinde bulunanan bir birlikte görevli iki askerin dün
gece yıldırım düşmesi sonucu şehit olduğu,
cenazelerin Türkiye'ye gönderildiği bildirildi.
Ancak resmi makamlar
konuya ilişkin açıklama yapmadı.
AKMAYAN
DERE TAŞTI
KKTC'de, yağışlar özellikle Geçitkale bölgesinde etkili
oldu.
Bazı tarım
arazileri ve yollar sular altında kaldı. Serdarlı-Ergenekon yolu
trafiğe kapandı.
Sağanak
yağış nedeniyle 50 yıldır akmayan Kaş Deresi
taştı.
Gazimağusa
yakınlarındaki Korkuteli köyünde oluşan hortum ise
ağıllarda hasara neden oldu.
"Abhazya ve KKTC karşılıklı
tanınacak" iddiası
Son dönemde Kafkasya'da yakın
işbirliği içinde bulunan Ankara ile Moskova'nın sürpriz bir
hamleyle karşılıklı olarak Abhazya ile Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını
tanıyabileceği iddia edildi. Rus medyasında yer alan iddialarla
ilgili ayrıntıları CNN TÜRK Moskova temsilcisi Cenk
Başlamış aktarıyor.
CNN TURK 22/09/09
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, müzakerelerde bugüne kadarki
ilerlemenin, Kıbrıs
sorunun en kısa zamanda çözüleceği konusunda iyimser olma
olanağı vermediğini söyledi.
Rum basınına göre, BM Genel Kurul çalışmalarına
katılmak üzere, Londra'dan New York'a giden Hristofyas,
kaldığı otelde gazetecilere yaptığı
açıklamada, "satıcı olmadığını ve
hiçbir durumda vatanı satmaya niyet etmediğini" kaydetti.
Kıbrıs
Türk toplumuna yönelik olarak "cesur takdimlerde
bulunduklarını" söyleyen ve Türkiye ile BM'nin Rum
tarafının takdimlerini gerektiği gibi değerlendirmesini
beklediklerini kaydeden Hristofyas, "sınırlarının
bulunduğunu ve bu sınırların BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
sorununa ilişkin Özel Danışmanı Alexander Downer'a ve
diğer muhataplarına ilettiklerini" belirtti.
Devam eden Kıbrıs
müzakerelerinde "şu ana kadar olan ilerlemenin, Kıbrıs
sorunun en kısa zamanda çözümleneceği konusunda iyimser olma
olanağı vermediğini" ifade eden Hristofyas, müzakerelerde,
"hakemlik ve zaman takvimlerini hiçbir şekilde kabul
etmeyeceklerini" yineledi.
"Kıbrıs
sorunun çeşitli boyutlarının hızlı bir şekilde
çözümlenmesinin ileriye götürülmesi amacıyla Türk tarafının
tutumunu ve felsefesini değiştirmesi" görüşünü yineleyen
Hristofyas, "çözümün Türkiye'nin politikası ve felsefesiyle
ilişkili olduğunu" savundu.
BM Genel Kurul toplantısında perşembe günü yapacağı
konuşmaya da değinen Hristofyas burada "Güvenlik Konseyi'nde
geçici üye olan bir ülkenin Güvenlik Konseyi ile Genel Kurul'un onlarca
kararını çiğnemesi, BM üyesi bir ülkede 'işgal'
ordularını muhafaza etmesinin ne kadar paradoks olduğu
görüşünü ortaya koyacağını" ifade etti
CNN TURK 22/09/09
AİHM
Türkiye'yi yine haksız buldu
Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM),
Türkiye'yi transit ülke olarak kullanmak isteyen rejim muhalifi iki
İranlının sınırdışı edilmek
istenmesiyle ilgili davada Türkiye'yi haksız buldu. Türkiye, toplam 43 bin
500 euro tazminat ödemeye mahkum oldu.
İran
vatandaşı Muhsin Abdülkani ve Hamid Karimniya, Türkiye üzerinden
Kanada'ya geçmek istemiş; Türkiye de iki İranlıyı
sınırdışı etmeye çalışmıştı.
Mahkeme, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin
"kötü muamele" ve "başvuru haklarının
engellenmesi" gibi maddelerinin ihlal ettiğine hükmetti.
Türkiye, 40 bin euro manevi tazminat ve 3 bin 500 euro mahkeme masrafları
olmak üzere, toplam 43 bin 500 euro tazminat ödemeye mahkum oldu.
AİHM,
Kıbrıs'ta
taşınmaz malları bulunan 18 Kıbrıslı Rum'un
mülkiyet davasında da Türkiye'yi haksız buldu.
Mahkeme herhangi bir tazminat belirlemedi, ancak Türkiye'den malların
iadesi ya da tazminatlarının verilmesini talep etti.
Kıbrıslı Rumlar
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM),
Kıbrıslı 18 Rum vatandaşının Türkiye aleyhine
açtığı mülkiyet davasında ihlal kararı verdi.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin mülkiyet hakkıyla
ilgili 1. protokolünün, 1. maddesini ihlal edildiği görüşüne varan AİHM,
bu maddede oluşan ihlal ile ilgili maddi tazminat kararını ileri
bir tarihte vereceğini açıkladı.
AİHM,
davaların bir bölümünde, AİHS'nin "aile ve özel yaşama
saygı ile ilgili 8. maddesinin ve kötü muamelenin yasaklanmasıyla
ilgili 3. maddesinin de ihlal edildiğine" hükmetti.
AİHM'e
şikayet başvurusunda bulananlar, 1974 yılında yapılan
barış harekatının ardından, bir daha evlerine geri
dönememelerini gerekçe göstererek, Türkiye'nin insan hakları ihlalinde
bulunduğunu ileri sürmüşlerdi.
İranlı iki mülteci
AİHM
ayrıca Türkiye'de tutuklu bulunan Halkın Mücahitleri Örgütü'ne üye 2
İranlı mültecinin, Tahran yönetimine iade edilmemesini istedi.
AİHM
bugünkü kararında, "iki İranlının, ülkelerine geri
gönderildikleri takdirde kötü muameleye maruz kalma riski
taşıdıkları" bildirildi.
Gaziosmanpaşa'da yabancı gözaltı merkezinde tutulan 1973
doğumlu Mohsen Abdolkhani ve Kırklareli'ndeki yabancı
gözaltı merkezinde tutulan 1978 doğumlu Hamid Karimnia'nın
başvurusunu inceleyen AİHM,
"Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3, 13 ve 5.
maddelerinin Türkiye tarafından ihlal edildiği" görüşüne
vardı.
Türkiye karar gereği, iki İranlıya 20'şer bin Avro maddi
tazminat ödeyecek. İki İranlı, 2006 yılında ülkelerini
terk ederek, önce Irak'a
geçmiş ve buradaki UNHCR göçmen merkezine
sığınmışlar, daha sonra da kampın
kapatılmasıyla birlikte yasa dışı yollardan 2008
yılında Türkiye'ye girmişlerdi.
AİHM,
daha önce aldığı ihtiyatı tedbir kararında, iki
İranlının şikayet başvuruları sonuçlana kadar,
Türkiye'ye yasa dışı yollardan girmek suçundan tutuklanan iki
İranlının ülkesine gönderilmesinin durdurulmasını
istemişti
CNN TURK 22/09/09
Truva
Savaşı'nın kurbanlarına ulaşıldı!
Truva'daki savunma hendeğinde bir kadın ve erkek iskeleti bulundu. Alelacele gömülen iskeletlerin Truva Savaşı'nın kurbanları olduğu sanılıyor
BURAK GEZEN / ERSAN KÜÇÜKKURU
ÇANAKKALE - Truva antik kentindeki arkeoloji kazılarında, Truva
savaşlarına ışık tutacak çok önemli iki insan iskeleti
bulundu. Aşağı kentin savunma hendeğinde iskeletleri
bulunan bir kadın ve bir erkeğin Truva Savaşının
kurbanları olabileceği belirtildi.
Truva Antik Kentinde bu yılki kazılar tamamlandı. Bu yılki
Kazılarda aşağı kentteki savunma hendeğinin güney
girişinden sonraki devamını tespit edilmeye
çalışıldı. Kazılar sırasında savunma
hendeğinin hemen üstünde bulunan bir kadın ve bir erkeğe ait
iskeletler kazı ekibini heyecanlandırdı.
Kazıların başkan yardımcısı, Onsekiz Mart
Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç.
Dr. Rüstem Aslan, bu insanların Truva Savaşının
kurbanları olabileceğini söyledi.
Doç. Dr. Rüstem Aslanın verdiği bilgiye göre kaleden 350 metre
uzaklıktaki aşağı kentteki savunma hendeği, Truva 6
dönemine yani Son Tunç Çağı dönemine ait. Yeni doğmuş
çocuğuyla birlikte ya da dokuz aylık hamileyken gömülen kadın
ile erkeğin iskeletleri de bu hendeğin hemen üzerinde bulundu:
Önemli olan bu iskeletlerin Truva Savaşı dönemine denk geliyor
olması. Truvada M.Ö. 1180lerdeki tahribatlar dönemine denk gelen gömüler
bunlar. Bu insanlar aceleyle, çok özen gösterilmeden hendeğin iç
tarafına gömülmüş. Kemik analizleri ve tarihlemeler devam ediyor.
Birkaç hafta içinde hem tarihlenmesini, hem de iskeletlerin
yaşlarını ve diğer özelliklerini öğreneceğiz.
Eğer tahminlerimiz doğruysa, Truva Savaşının
aşağı kentteki ilk kurbanlarını bulduk diyebiliriz.
Doç. Dr. Aslan, aynı döneme ait bir iskeletin de Korfmann dönemi
kazılarında kalenin hemen yanında bulunduğunu anlattı
ve ekledi:
Kalenin batı girişinin yakınlarında M.Ö. 1180lere denk
gelen bir tahribat tabakası vardı. Yangın ve
yıkımın olduğu bir tahribat tabakasında, Batı
Kapısına giden yolun hemen kenarında yine aceleyle ve özensiz bir
şekilde gömülmüş bir iskelet bulunmuştu. Ama kalenin bu kadar
dışında ve savunma hendeğinin hemen dibinde iki gömünün
bulunması bir ilk. Önümüzdeki yıllarda aşağı kent
çevresinde kazı çalışmalarımızı devam
ettireceğiz. Burası bir mezarlık mı, yoksa döneminin
tahribat tabakasına ait iskeletler mi, yani Truva
Savaşının kurbanları mı bunu daha net
söyleyebileceğiz.
Yerle bir edilmişti
Truva Antik kenti kazıları, Çanakkalede merkeze bağlı
Tevfikiye köyü sınırları içinde kalan arazide sürdürülüyor.
Homerosun ünlü İlyada ve Odysseia destanlarında adı geçen Truva
kenti, M.Ö. 3 binlerde kuruldu. Önemli ticaret yollarını kontrol eden
kent ve efsanevi surları pek çok kez saldırıya uğradı.
M.Ö. 1100lerdeki büyük yıkım ve yangının ardından
tepe yüzyıllarca ıssızlığa büründü.
Homeros meraklısı Alman arkeolog Heinrich Schliemann, Truva
olduğuna inandığı bölgeyi 1870te kazdı. 1873te
bulduğu hazineyi Almanyaya kaçırdı. Satamayınca Berlin
Etnoloji Müzesine bağışladı. Hazine 2. Dünya
Savaşında Rusyaya götürüldü. 1993te Rusya hazinenin Rusyada
olduğunu ve insanlığa ait olduğunu açıkladı.
Hazinenin bugün bütün dünyaya saçıldığı
sanılıyor.
RADIKAL
22/09/09
Son dönemde Kafkasyada
yakın işbirliği içinde bulunan Ankara ile Moskovanın
sürpriz bir hamleyle karşılıklı olarak Abhazya ile
Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyetinin (KKTC) bağımsızlığını
tanıyabileceği iddia ediliyor.
Geçmişte de zaman zaman tartışılan tanıma konusu Dışişleri Bakanlığı
Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Ünal Çeviközün
yaklaşık iki hafta önce Abhazyanın başkenti
Suhuma yaptığı ziyaretin ardından yeniden gündeme geldi.
Türk yetkililer, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlunun
Gürcistanın
başkenti Tiflise
yaptığı geziden hemen sonra gerçekleşen ziyaretin
Gürcistanın bilgisi dahilinde yapıldığını ve
ilişkileri iyi tutmayı
amaçladığını söyledi.
Abhazya 1992de egemenlik ilan ederek Gürcistanla
bağlarını koparmış, geçen yılki Rus-Gürcü
savaşının ardından da Moskova, Abhazya ile Güney Osetyayı
bağımsız devlet olarak tanımıştı. Rusyayı,
Nikaragua ile Venezuela
izlemişti.
Venezuelaya kredi
verilmişti
Avrasya
uzmanı Paul Goble, Moscow News gazetesindeki yazısında,
Moskovanın Nikaragua ve Venezuelanın iki cumhuriyetin
bağımsızlığını tanımasını
sağlamak amacıyla bu ülkelere büyük miktarda kredi verdiğini
ileri sürdü. Goble, Ama şimdi resmen yalanlamasına karşın Türkiyenin
tanınma konusundaki ambargoyu kırma şansı var görünüyor.
Çünkü, Kafkasya bölgesinde daha önemli rol oynamak isteyen Ankaranın KKTCyi
tek tanıyan ülke olarak deneyimi var. Ayrıca ülkesinde yaşayan
Abhaz ve Çerkez
topluluklarının etkisi söz konusu dedi. Yorumda ayrıca, Belki
Moskova, Ankaranın Abhazyayı tanımasını
sağlayacak maddi bir teşvik sunamaz ama Kuzey Kıbrıs
konusundaki tutumunu değiştirebilir. Bu tür hamleler Güney
Kafkasyadaki siyasi satrançta olağanüstü ve inanılmaz görünebilir
ama Türkiyenin Ermenistanla
yakınlaşmasından daha inanılmaz olmaz denildi.
Internetteki polit.ru sitesi, iki cumhuriyet arasında benzerlikler
bulunduğunu belirtti ve KKTCden Abhazyanın ağabeyi diye söz
etti. Kafkasya uzmanı Sergey Arutyunov ise, Rusya Türkiyenin
Abhazyayı tanımasını sağlamaya çalışabilir
ama önce KKTCyi tanıması lazım dedi.
ABHAZ
BAKAN SAMBA: BİZ HAZIRIZ
Abhazya
Dışişleri Bakanı Sergey Samba, Türkiye′nin
bağımsızlık kararlarını
tanımasının orta vadede gerçekleşebileceğini
düşündüklerini açıkladı. Abhaz yönetiminin "2 numaralı
ismi" Samba, şu anda bir Abhaz heyetinin Latin Amerika ülkelerini
ziyaret ettiğini belirterek, tanıyan ülkelerin
sayısının artabileceğini söyledi. Moskova′dan
telefonla konuştuğumuz Samba, Dışişleri Müsteşar
Yardımcısı Ünal Çeviköz′le görüşmesi için,
"İçeriği açıklamama kararı aldık" demekle
yetindi. Ankara′nın kendilerini tanımasının orta vadede
gerçekleşebileceğini belirten Abhaz Bakan, "Türkiye NATO üyesi
de olan önemli bir ülke. Bu bölgede çıkarları da var. Ankara ile iyi
ilişkilerimiz bulunuyor" diye konuştu. Samba, KKTC′nin
bağımsızlığını tanıyıp
tanımayacakları sorusuna "Eğer onlar bizi tanımaya
hazırsa, biz de hazırız" yanıtını verdi ve
karşılıklı temasların sürdüğünü, kısa süre
önce bir Kuzey Kıbrıs heyetinin Abhazya′ya geldiğini
söyledi.
HALKIN SESI 22/09/09
Fransa
ziyaretini tamamlayan Egemen Bağış, limanlarla ilgili
kararlılığı tekrarladı
TC Devlet Bakanı ve Baş müzakereci Egemen
Bağış, ABnin kendi konseyinin Kuzey Kıbrısa
uygulanan izolasyonların kaldırılması yönünde
aldığı kararı uyguladığı takdirde
Türkiyenin de limanların Rum gemilerine açılması yönündeki
taahhüdünü yerine getireceğini söyledi.
Fransa'ya yaptığı ziyareti tamamlayarak, özel uçak
ATA ile Türkiyeye dönen Bağış, Atatürk Havalimanı'nda
basının sorularını yanıtladı.
Bağış, Rum Ulusal Konseyi'nin, Türkiye'nin AB ile
tam üyelik müzakere sürecini engelleme tehdidine ilişkin bir soru üzerine
de şunları söyledi:
Türkiye'nin limanlarını açmasıyla ilgili bir
taahhüdü vardır. Ama bu taahhüdün karşılığında
almış olduğu bir başka taahhüt de vardır. Biz Kuzey
Kıbrıs'a uygulanan haksız izolasyonun sona ermesi, Kuzey
Kıbrıs'ın doğrudan ticarete başlayabilmesi durumunda
limanlarımızı açabileceğimizi daha evvelden ilan
etmiştik. AB'nin 26 Nisan 2004 tarihli bir kararı vardır. Bu, AB
Konseyi'nin oy birliğiyle almış olduğu bir karardır.
Bu, KKTC'de yaşayan soydaşlarımıza uygulanan izolasyonun
son bulacağına ilişkin bir karardı. Biz, AB üyesi
ülkelerin, AB Konseyi'nin aldığı kararı, kendi
kararlarını uygulamalarını bekliyoruz. AB, kendi konseyinin
aldığı kararı uygularsa, biz de kendi taahhüdümüzü yerine
getirebiliriz. Bununla ilgili herhangi bir sıkıntımız yok.
1987 yılına kadar Türkiye'nin limanları da havalimanları da
Kıbrıs Rum kesimine açıktı. Bizim
limanlarımızı açmamız Güney'deki yönetimi
tanımamız anlamına gelmez. Ama bizim
limanlarımızı açmamız için onların da kendi
taahhütlerini yerine getirmesi gerekir. Bu konuda bütün AB üyesi ülkelerin
hakkaniyetle kendi durumlarını değerlendirmesi gerektiğini
düşünüyorum.''
Bağış, gerçekleştirdiği ziyaretin
zamanlama açısından önemli olduğunu vurgulayarak, ziyaretin,
gelecek hafta Almanya'da yapılacak seçimler öncesinde Avrupa'nın
diğer lokomotif ülkesi Fransa ile AB sürecine ilişkin hassasiyetleri
gözden geçirmek ve yanlış birtakım terminolojilerden
kurtulmaları için Türkiye'nin hassasiyetlerini aktarmak
açısından yararlı olduğuna dikkati çekti.
Fransa'nın Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin siyasi
iradesinin müzakerelerin devamından yana olduğunu bir kez daha teyit
ettiklerini aktaran Bağış, ''Görüştüğümüz bütün
Fransız yetkililer, Türkiye ile müzakerelerin sürmesi ve müzakerelerin
neticesinde durumun değerlendirilmesi gerektiği konusunda bizimle
hemfikir olduklarını özellikle vurguladılar'' diye konuştu.
Fasılların desteğini sürdürecek
Fransa ile ilişkilerin
geliştirilmesi için çalışmaların devam edeceğini
kaydeden Bağış, şöyle konuştu:
Fransa da bugüne kadar her faslın
açılışında olduğu gibi bundan sonra da
fasılların açılmasında Türkiye'ye destek vermeye devam
edecek. Bu süreçte ekonomimizin güçlenmesi, dünyadaki önemli krizlerde
Türkiye'nin oynadığı önemli rol ve bölgesel pozisyonumuzun Fransa
tarafından da yakından takip edilmekte ve Türkiye'nin öneminin her
geçen gün biraz daha anlaşılmakta olduğunu gözlemlemiş
olduk. Fransa'nın, ülkemizde devam etmekte olan demokratik
açılım sürecini yakından takip ettiğini ve
desteklediğini bu ziyaretimiz sırasında bir kez daha teyit
etmiş olduk. Aynı zamanda Fransa için önemli bir gelişme,
Türkiye'nin Ermenistan ile başlatmış olduğu
açılımı Fransız yetkililerin çok önemsediğini ve
yakından takip ettiğini gözlemlemiş olduk.
Türkiye'nin AB sürecindeki hedefinin tam üyelik olduğunun,
bugüne kadar müzakereye başlayan her ülke gibi müzakereleri bitirme
konusunda kararlı olduğunun ve müzakerelerin amacının
katılım olduğunun bir kez daha
vurgulandığını dile getiren Bağış, bunun
dışında herhangi bir seçeneğin kabul edilmeyeceğinin
bir kez daha aktarıldığını ifade etti.
KIBRIS 22/09/09
![]()
Türkiye-Rusya baharında ortaya çıkan
Kafkasyadaki işbirliği sonunda Ankaranın Abhazyayı,
Moskovanın da KKTCnin bağımsızlığını
tanıyabileceği öne sürüldü.
Kafkasyada son dönemde yakın işbirliği içinde bulunan Ankara
ile Moskovanın sürpriz bir hamleyle karşılıklı olarak
Abhazya ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin (KKTC)
bağımsızlığını tanıyabileceği
iddia ediliyor.
Milliyet gazetesinde dün Cenk Başlamış imzasıyla
yayınlanan bir haberde, geçmişte de zaman zaman
tartışılan tanıma konusu Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Ünal
Çeviközün yaklaşık iki hafta önce Abhazyanın başkenti
Suhuma yaptığı ziyaretin ardından yeniden gündeme geldi.
Milliyetin konuyla ilgili haberi şöyle:
Türk yetkililer, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlunun
Gürcistanın başkenti Tiflise yaptığı geziden hemen
sonra gerçekleşen ziyaretin, Gürcistanın bilgisi dahilinde
yapıldığını ve ilişkileri iyi tutmayı
amaçladığını söyledi.
Abhazya 1992de egemenlik ilan ederek Gürcistanla bağlarını
koparmış, geçen yılki Rus-Gürcü savaşının
ardından da Moskova, Abhazya ile Güney Osetyayı
bağımsız devlet olarak tanımıştı.
Rusyayı, Nikaragua ile Venezuela izlemişti.
Venezuelaya kredi verilmişti
Avrasya uzmanı Paul Goble, Moscow News gazetesindeki
yazısında, Moskovanın Nikaragua ve Venezuelanın iki
cumhuriyetin bağımsızlığını
tanımasını sağlamak amacıyla bu ülkelere büyük
miktarda kredi verdiğini ileri sürdü. Goble, Ama şimdi resmen
yalanlamasına karşın Türkiyenin tanınma konusundaki
ambargoyu kırma şansı var görünüyor. Çünkü, Kafkasya bölgesinde
daha önemli rol oynamak isteyen Ankaranın KKTCyi tek tanıyan ülke
olarak deneyimi var. Ayrıca ülkesinde yaşayan Abhaz ve Çerkez
topluluklarının etkisi söz konusu dedi. Yorumda ayrıca, Belki
Moskova, Ankaranın Abhazyayı tanımasını
sağlayacak maddi bir teşvik sunamaz ama Kuzey Kıbrıs
konusundaki tutumunu değiştirebilir. Bu tür hamleler Güney
Kafkasyadaki siyasi satrançta olağanüstü ve inanılmaz görünebilir
ama Türkiyenin Ermenistanla yakınlaşmasından daha
inanılmaz olmaz denildi.
Internetteki polit.ru sitesi, iki cumhuriyet arasında benzerlikler
bulunduğunu belirtti ve KKTCden Abhazyanın ağabeyi diye söz
etti. Kafkasya uzmanı Sergey Arutyunov ise, Rusya Türkiyenin
Abhazyayı tanımasını sağlamaya çalışabilir
ama önce KKTCyi tanıması lazım dedi.
Bakü-Ceyhana petrol
Internetteki Turkrus.com sitesine göre, Ankara-Moskova
yakınlaşmasındaki son önemli gelişme Rus petrol
şirketi Rosneftin Bakü-Ceyhan hattına petrol verebileceğini ilk
kez açıklaması oldu.
STAR KIBRIS 22/09/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
yaklaşık bir hafta sürecek temaslar için ABDye gitti. Londrada
Orams davasında Orams çiftini savunan avukatlarla görüşen
Cumhurbaşkanı Talat, ABDnin başkenti Washingtona
ulaştı.
Washingtonda dün bazı senatörlerle görüşecek ve basına demeçler
veren Talat, bugün BM Genel Kurulunun da yapıldığı New
Yorka geçecek. Cumhurbaşkanı Talatın, New Yorkta BM Genel
Sekreteri Ban Ki Moon yanında bazı ülkelerin temsilcileriyle bir
araya gelmesi bekleniyor. Talat Ban görüşmesinin ne zaman ve nerde
yapılacağı konusunda henüz bir açıklama
yapılmadı.
STAR KIBRIS 22/09/09
AA
23
Eylül. 2009 Çarşamba
NTV
LEFKOŞA - Rum
Simerini gazetesinin haberine göre, Rum hukukçular, Larnaka havaalanından
Güney Kıbrıs'a girdikten sonra KKTC'ye geçen İsraillilerle
ilgili "yasal önlemler alınması" için
çalışıyor.
Eski Rum
Başsavcı Yardımcısı ve Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin (AİHM) eski Rum yargıçlarından Lukas Lukaidis,
"Sorunun, yasal temellere dayanan önlemlerle çözülmesi
gerektiğini" ifade ederek, İsrailli iş
adamlarının, KKTC'de faaliyet gösterdiğini ve yatırım
yaptığını söyledi.
İsraillilerin
yatırımlarının ve KKTC'deki kumarhaneleri örgütlü olarak
ziyaret etme kararlarının devleti ilgilendirmesi gerektiğini
ifade eden Lukaidis, adadaki mevcut durumu "işgal" olarak
niteleyerek, İsraillilerin KKTC'yi ziyaretlerinin bundan dolayı
kısıtlanabileceğini iddia etti.
Lukaidis, insan
hakları sözleşmelerinin, "seyahat özgürlüğünün
işgalden dolayı sınırlanmasına" izin
verdiğini öne sürdü.
Eski Rum
Başsavcı Alekos Markidis de KKTC'ye yatırım yapan
İsraillilerin engellenmesi için bazı yasal düzenlemelerin
yapılabileceğini, ancak bunun için birçok çalışma
yapılması gerektiğini ifade etti.
KKTC'deki eski Rum
malları üzerine yatırım yapan bazı İsraillilerin,
"Orams çifti ile benzer durumu yaşayabileceklerini, yani mahkemede
dava açılması durumunda, binasının
yıkılabileceği ya da malına erişimlerinin
engellenebileceğini" savunan Markidis, ancak İsrailliler Avrupa
vatandaşı olmadığı için bunun uygulanmasında
sorun olduğunu belirtti.
Markidis, İsraillilerin
Larnaka havaalanından toplu olarak KKTC'deki kumarhanelere gitmeleri
konusunda bir şey yapılamayacağını, çünkü özgür
dolaşımın buna izin verdiğini de söyledi.
Rum avukat Yannakis
Erotokritu ise "İsraillilerin yasal olarak havaalanlarına ve
limanlara gelmelerinin ve daha sonra da Rum turizm acentelerinin
yardımlarıyla KKTC'ye geçmelerinin kabul edilemez olduğunu"
ifade etti.
Erotokritos, Rum
hükümetine, "İsraillilerin Kıbrıs Rum mallarından yasa
dışı olarak yararlanmalarının önlenmesi ve Rum mahkemelerinin
kararlarının İsrail'de uygulanması için İsrail ile
ikili anlaşma imzalamak için harekete geçme"
çağrısında bulundu.
Rum gümrük makamları,
geçtiğimiz günlerde, Güney Kıbrıs'tan ülkesine dönmeye
çalışan bir İsraillinin üzerindeki, KKTC'deki kumarhanelerden
kazandığını belirttiği 90 bin avroya el koymuştu.
Simerini gazetesinin
haberinde ayrıca, Rum yönetimi Dışişleri
Bakanlığı kaynaklarına dayanılarak, Güney
Kıbrıs'a giden ve oradan da KKTC'ye geçen yabancı
uyrukluların, özellikle de İsraillilerin engellenemeyeceği,
ancak bakanlığın bu "sorunun" çözümü için İsrail
hükümetine yönelik girişimde bulunduğu belirtildi.
NTV
23
Eylül. 2009 Çarşamba
WASHINGTON - Washington'da
temaslarda bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Dış İlişkiler
Konseyi'nde Kıbrıs sorunuyla ilgili brifing verdi.
KKTC
Cumhurbaşkanı, Amerika Birleşik Devletleri'nin
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonları
kaldırmasını ve özel temsilci atamasını istedi.
Kıbrıs Rum
Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas'ın, "Hakemlik ve takvimleri kabul
etmiyoruz" açıklamasına da tepki gösteren Talat,
"Hristofyas sonunu da getirsin, Kıbrıs sorununun çözümünü de
kabul etmeyeceğiz desin, olsun bitsin" dedi.
Talat, takvim olmayan bir sürecin sonuç
vermeyeceğini, Hristofyas'ın bu açıklamasının da
negatif ve isteksizlik göstergesi olduğunu vurguladı.
Özgül Gürkut
MUTLUYAKALI-TAK
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
sorununun çözümü için devam eden süreçte BM parametreleri dışında
öneri yapan kim olursa olsun, BM tarafından uyarılması gerektiğini
söyledi.
Talat, BMnin
bu parametreler dışında öneri yapan Rum tarafına, çıkardıkları
yaygara nedeniyle sessiz kaldığını belirterek, tarafların
yerleşmiş pozisyonları nedeniyle Kıbrıslı çözüm
olamayacağını, BM veya uluslararası toplumun doğrudan
katılımının şart olduğunu vurguladı.
ABDdeki
temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Washingtonda Bülent Alirızanın sunduğu ve TRT Intte yayımlanan Studio
Washingtona konuk oldu.
BM Genel Kurulu nedeniyle New Yorkta bulunan çeşitli ülkelerin temsilcileriyle görüşmeyi
planladığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, bugün
New Yorka gideceğini hatırlattı.
ABD DAHA FAZLA ROL ALMALI
Rum tarafının uluslararası aktörlerin Kıbrıs
sorununda yer almasını istemediğini ancak ABDnin önemli bir uluslararası aktör olarak Kıbrıs
sorununda daha fazla rol almasını ve görüşmelerin daha hızlandırılmasına
destek olmasında yarar gördüğünü söyledi.
Talat, ABDnin
geçmişte Kıbrısla
ilgili ya dışişleri ya da başkanlıktan temsilcileri
bulunduğunu, böylece tarafları cesaretlendirdiğini kaydederek, özel
temsilci atanması taleplerinin daha önce olduğunu; bugünkü görüşmelerinde
bunu tekrarlayabileceğini ifade etti.
KIBRISLILAR ÇÖZECEK DEMEK GECİKTİRMEK OLUR
Uluslararası bir sorun olan Kıbrıs sorununu Kıbrıslılar
arasında bir sorunmuş gibi takdim etmenin ve sorunu sadece Kıbrıslıların
çözeceğini söylemenin, çözümü geciktirmek olacağını
vurguladı.
Talat, Kıbrıs sorununun toplumlararası bir
sorun olarak başladığına işaret ederek, çok kısa
sürede uluslararası bir savaşa dönüştüğünü; bugün de uluslararası
bir sorun olmaya devam ettiğini; aynı zamanda Türkiyenin sorunu haline geldiğini anlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, ABDnin şimdi Kıbrıs sorununda bir katalizör rolü
oynayabileceğini ifade etti. ABDnin
Kıbrıs sorununa daha çok ilgi göstermesinin herkesin faydasına
olacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, uluslararası
toplumu eskiye göre Kıbrıs sorununda daha dengeli bir yaklaşım
sergilediğini, sorunu daha iyi anladığını belirtti.
2004ten
sonra Kıbrıs Türk halkının çözümü desteklediğini dünyaya
gösterdiğini ifade eden Talat, bunun da uluslararası toplumun Kıbrıs
Türk halkına bakışını değiştirdiğini;
ABDnin Kıbrıs
sorununa artan ilgisinin nedenlerinden birinin de bu olduğunu söyledi.
BAN DAHA ÇOK İLGİ GÖSTERMELİ
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri
Ban Ki Moonun Kıbrıs
sorununa daha çok ilgi göstermesinin ve daha aktif bir rol üstlenmesinin bir
ihtiyaç olduğunu vurgulayarak, Kıbrıstaki çözümsüzlük BMnin
de aleyhinedir
dedi.
Çözümün gecikmesinin, çözümsüzlük olasılığını
artırdığına işaret eden Talat, çözümün zemininin başka
yöne kaymasına neden olduğunu ve çözümü zorlaştırdığını
söyledi.
Referandumdan bugüne 5 yıl geçtiğini, eğer
referandumun sonucu olumlu çıksaydı bugüne dek bütün süreçlerin
tamamlanmış olacağını kaydeden Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, çözümün yer değiştirmeler ve mülkiyetle ilgili düzenlemeler
de öngördüğünü hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerin
birinci turunun iddia edildiği kadar kötü geçmediğini, kendi beklenti
sınırları içinde olumlu gelişmeler sağlandığını
kaydetti.
Talat, Rum tarafının zaman zaman masaya BM
parametrelerinin dışında öneriler getirdiğini hatırlatarak,
bu devam ettiği sürece zorluklar yaşandığını
ifade etti.
Sürecin yavaş ilerlediğini belirten Talat, 2008in hatta 2009un
sonlarına bir çözüm öngördüklerini, son görüşmelerinde müzakereleri hızlandırmak
amacıyla haftada en az iki kez görüşme kararı aldıklarını
hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, Dolayısıyla daha hızlı bir görüşme
süreci yaşanacağını düşünüyoruz diye konuştu.
Talat, bir soruyu yanıtlarken şunları söyledi:
BM ÇİZMEYİ
AŞIYORSUN
DEMELİ
BM parametrelerinin dışında öneri yapan kim
olursa olsun anında onun BM tarafından uyarılması lazım
ve denmesi lazım ki çizmeyi
aşıyorsun. Bu
yapılmadığı için Möller döneminde başlayarak bu sıkıntıyı
yaşıyoruz. Ne zaman ki Kıbrıs Rum tarafı BM
parametreleri dışında bir öneri ortaya koyuyor, BM buna sessiz
kalıyor. Halbuki Genel Sekreter toplu çalışmanın (body of
workun) önemli olduğunu
biliyorlar ve raporda ona değiniyorlar. Ancak Rum tarafının yüksek
perdeden çıkardığı yaygara üzerine bir, iki raporda buna değinirken
üçüncü raporda buna değinmemeye başlıyor.
Şimdi Kıbrıslılar
için Kıbrıslı çözüm
diye bir nakarat benimsediler. Kıbrıslılar için Kıbrıslı
çözüm olmaz; bu mümkün değildir. Bugüne kadar olmamıştır.
Bugüne kadar böyle birşey gündeme gelmemiştir. Olamaz çünkü, taraflar
o kadar yerleşmiş pozisyonlara sahiptirler ki bunları değiştirmek,
tavizler vermek BMnin
veya uluslararası toplumun doğrudan katılımı olmadığı
takdirde mümkün olmaz diye düşünüyorum.
Cumhurbaşkanı Talat, ABnin rolüyle ilgili soruya karşılık, ABnin Rumların varlığına rağmen önemli
bir rol oynayabileceğini ifade ederek, AB Komisyonunun da bunu yaptığını, ancak bu rolünü
artırmasının mümkün olduğunu belirtti.
Rum tarafının baskılarından dolayı
ABnin bir takım
kararları alamadığını dile getiren Talat, bunun acısını
Kıbrıslı Türklerin çektiğini söyledi.
HALKIN SESI 23/09/09
3.2 milyon Euro
tazminat kararı
AİHM Kıbrıstaki 9 Rum kayıpla
ilgili olarak 18 kişinin açtığı davada Türkiyeyi suçlu
buldu
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
Kıbrıstaki kayıp şahıslar konusunda gündemine
taşınmış ilk dava gurubu ile ilgili nihai
kararını açıkladı. Türkiye, kayıplarla ilgili yeterli
soruşturma yapmamak, kayıp yakınlarının
acılarına karşı sessiz kalıp kötü muamele etmekten
suçlu bulundu. Türkiye 18 kayıp yakınına masraflarla birlikte
toplam 3 milyon 240 bin Euro ödeyecek.
9 kayıp yakını 18 kişi
davayı açmıştı
Dava, Temmuz 1974te
Kıbrısın kuzeyinde kaybolan 9 Kıbrıslı Rum
vatandaşın 18 yakını tarafından Ankaraya
karşı 1990 yılında açılmıştı.
Mahkemenin 17 yargıçtan oluşan büyük dairesi bu davada
kayıp şahıslar konusunda yeterli soruşturma
yapmadığı gerekçesi ile Ankaranın AİHM
Sözleşmesinin yaşama hakkı ve etkin soruşturma ile ilgili
maddelerini ihlal ettiği sonucuna vardı.
Mahkeme ayrıca Ankaranın kayıp
yakınlarının çektikleri acılara sessiz kalmış
olması nedeni ile AİHM sözleşmesinin kötü muamele ile ilgili
3. maddesinin ihlal edildiğine de hükmetti.
Karar 16ya karşı 1 oyla alındı.
Karşıt oy Kıbrıslı Türk yargıçtan geldi.
Her davacıya 108 bin Euro tazminat,
72 bin Euro masraf ödenecek
Mahkeme kararında davacı
Rumların milyon Euroluk tazminat taleplerine olumlu yanıt
vermedi. Sadece davacılara 108 bin Euro manevi tazminat 72 bin
Euroda mahkeme masrafı ödemekle cezalandırdı. Mahkeme
yaşama hakkı ile ilgili ihlal kararını da usulden verdi.
Bazı haber ajansaları, usulden verilen yaşama hakkını
ihlal kararını, AİHM kayıp olduğu söylenen Kıbrıslı
Rumların ölümlerinden Ankarayı sorumlu tutmuyor şeklinde
yorumladı.
Bazı davacılar hayatta değil
AİHM, Kıbrıslı
Rumların, insan haklarını çiğnediği gerekçesiyle
Türkiye aleyhine geçmiş yıllarda açmış olduğu 18
davaya ilişkin kararını dün açıklarken, bu davaların
genelde 90lı yıllarda açıldığı ve bazı
başvuru sahiplerinin hayatta olmadığı
belirtildi.
Güney Kıbrıstaki Politis gazetesi, AİHMe
başvuranların, Girne, Gazi Mağusa, Ozanköy, Alsancak gibi
yerlerde taşınmaz mallarının bulunduğunu da
yazdı.
Habere göre başvuru sahipleri arasında Mağusadaki
iki toplumlu Grammer Schoolun sahibi Hristos Saveriadis, eski
milletvekillerinden Eleni Vrahimi ve Girnedeki Rock Rubi Hotelin sahibi Rok
Rubi de bulunuyor.
KIBRIS 23/09/09
Rum uzlaşmazlığını anlattı
Dışişleri Bakanı Hüseyin
Özgürgün, Londrada KKTCnin Dostları Grubu ile yemekte biraraya geldi
Eylem ERAYDIN / LONDRA
Londradaki
resmi ziyaretine devam eden Dışişleri Bakanı Hüseyin
Özgürgün, Kuzey Kıbrısın Dostları Grubundan bazı
İngiliz siyasetçilerle akşam yemeğinde biraraya geldi.
Londranın merkezindeki Özer Restaurantta 21 Eylül Pazartesi
akşamı düzenlenen yemeğe, Muhafazakar Müslümanlar Forumu
kurucusu Lord Sheikh ve Lady Sheikh, Liberal Demokrat Haringey Belediye
Meclis Üyesi Fiyaz Mughal, Muhafazakar Parti Westminister Belediye Meclis üyesi
Dr. Harvey Marshall, Muhafazakar Partili eski milletvekili Michael
Stephan, emekli hava mareşali Sir Michael Graydon, KKTCnin İngiliz
Parlementosunda ki Dostları Grubu genel sekreteri Lady Butterworth,
İngiltere - Türk Ticaret Odası Başkanı
tanınmış işadamı Remzi Gür, KKTC Londra Temsilcisi
Kemal Köprülü ve temsilcilik çalışanları
katıldı.
Hüseyin Özgürgün, basına kapalı yapılan yemekte,
İngiltere Parlementosundaki KKTCnin Dostları Grubu üyeleri ve
belediye meclis üyeleriyle görüş alış verişinde bulundu.
Alınan bilgilere göre Özgürgün, Londradaki dostlardan daha çok destek
istedi ve Rum tarafının uzlaşmazlığına dikkat
çekti.
Yemek sonrası temsilcilikten yapılan açıklamaya göre,
Dışişleri Bakanı olarak ilk kez Londraya gelen Özgürgün,
KKTCnın Dostalrı Grubu üyeleri ve belediye meclis üyeleriyle
tanışarak Kıbrıstaki son gelişmeleri
değerlendirdi. Tanışma yemeği olarak temsilcilik
tarafından organize edilen gecede, Hüseyin Özgürgünün,
Kıbrıslı Türklere yakın İngiliz siyasetçiler ile
bundan sonra yapılacak çalışmalar için görüş alış
verişinde bulunduğu bildirildi.
KIBRIS 23/09/09
Kıbrıslı çözüm olamaz
Talat,
Hristofyasın aksine, ABDnin Kıbrıs sorununa müdahalesini istedi
(T.A.K:- Özgül Gürkut MUTLUYAKALI)
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
sorununun çözümü için devam eden süreçte BM parametreleri
dışında öneri yapan kim olursa olsun, BM tarafından
uyarılması gerektiğini söyledi.
Talat, BMnin bu parametreler dışında öneri yapan
Rum tarafına, çıkardıkları yaygara nedeniyle sessiz
kaldığını belirterek, tarafların yerleşmiş
pozisyonları nedeniyle Kıbrıslı çözüm olamayacağını,
BM veya uluslararası toplumun doğrudan
katılımının şart olduğunu vurguladı.
ABDdeki temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, geçtiğimiz gün Washingtonda Bülent
Alirızanın sunduğu ve TRT Intte yayımlanan Studio
Washingtona konuk oldu.
BM Genel Kurulu nedeniyle New Yorkta bulunan çeşitli
ülkelerin temsilcileriyle görüşmeyi planladığını
belirten Cumhurbaşkanı Talat, dün New Yorka gitti.
ABD daha fazla rol almalı
Rum tarafının
uluslararası aktörlerin Kıbrıs sorununda yer almasını
istemediğini ancak ABDnin önemli bir uluslararası aktör olarak
Kıbrıs sorununda daha fazla rol almasını ve
görüşmelerin daha hızlandırılmasına destek
olmasında yarar gördüğünü söyledi.
Talat, ABDnin geçmişte Kıbrısla ilgili ya
dışişleri ya da başkanlıktan temsilcileri
bulunduğunu, böylece tarafları cesaretlendirdiğini kaydederek,
özel temsilci atanması taleplerinin daha önce olduğunu;
görüşmelerinde bunu tekrarlayabileceğini ifade etti.
Kıbrıslılar çözecek demek
geciktirmek olur
Uluslararası bir sorun olan Kıbrıs sorununu
Kıbrıslılar arasında bir sorunmuş gibi takdim etmenin
ve sorunu sadece Kıbrıslıların çözeceğini söylemenin,
çözümü geciktirmek olacağını vurguladı.
Talat, Kıbrıs sorununun toplumlararası bir sorun
olarak başladığına işaret ederek, çok kısa sürede
uluslararası bir savaşa dönüştüğünü; bugün de
uluslararası bir sorun olmaya devam ettiğini; aynı zamanda
Türkiyenin sorunu haline geldiğini anlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, ABDnin şimdi Kıbrıs
sorununda bir katalizör rolü oynayabileceğini ifade etti. ABDnin
Kıbrıs sorununa daha çok ilgi göstermesinin herkesin faydasına
olacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat,
uluslararası toplumu eskiye göre Kıbrıs sorununda daha dengeli
bir yaklaşım sergilediğini, sorunu daha iyi
anladığını belirtti.
2004ten sonra Kıbrıs Türk halkının çözümü
desteklediğini dünyaya gösterdiğini ifade eden Talat, bunun da
uluslararası toplumun Kıbrıs Türk halkına
bakışını değiştirdiğini; ABDnin
Kıbrıs sorununa artan ilgisinin nedenlerinden birinin de bu
olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki
-Moonun Kıbrıs sorununa daha çok ilgi göstermesinin ve daha aktif
bir rol üstlenmesinin bir ihtiyaç olduğunu vurgulayarak,
Kıbrıstaki çözümsüzlük BMnin de aleyhinedir dedi.
Çözümün gecikmesinin, çözümsüzlük
olasılığını artırdığına
işaret eden Talat, çözümün zemininin başka yöne kaymasına neden
olduğunu ve çözümü zorlaştırdığını söyledi.
Referandumdan bugüne 5 yıl geçtiğini, eğer
referandumun sonucu olumlu çıksaydı bugüne dek bütün süreçlerin
tamamlanmış olacağını kaydeden Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, çözümün yer değiştirmeler ve mülkiyetle ilgili
düzenlemeler de öngördüğünü hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerin birinci
turunun iddia edildiği kadar kötü geçmediğini, kendi beklenti
sınırları içinde olumlu gelişmeler
sağlandığını kaydetti.
Talat, Rum tarafının zaman zaman masaya BM
parametrelerinin dışında öneriler getirdiğini
hatırlatarak, bu devam ettiği sürece zorluklar
yaşandığını ifade etti.
Sürecin yavaş ilerlediğini belirten Talat, 2008in hatta
2009un sonlarına bir çözüm öngördüklerini, son görüşmelerinde
müzakereleri hızlandırmak amacıyla haftada en az iki kez
görüşme kararı aldıklarını hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, Dolayısıyla daha
hızlı bir görüşme süreci yaşanacağını
düşünüyoruz diye konuştu.
Talat, bir soruyu yanıtlarken şunları söyledi:
BM çizmeyi aşıyorsun demeli
BM parametrelerinin
dışında öneri yapan kim olursa olsun anında onun BM
tarafından uyarılması lazım ve denmesi lazım ki
çizmeyi aşıyorsun. Bu yapılmadığı için Möller
döneminde başlayarak bu sıkıntıyı yaşıyoruz.
Ne zaman ki Kıbrıs Rum tarafı BM parametreleri
dışında bir öneri ortaya koyuyor, BM buna sessiz kalıyor.
Halbuki Genel Sekreter toplu çalışmanın (body of workun) önemli
olduğunu biliyorlar ve raporda ona değiniyorlar. Ancak Rum
tarafının yüksek perdeden çıkardığı yaygara
üzerine bir iki raporda buna değinirken üçüncü raporda buna
değinmemeye başlıyor.
Şimdi Kıbrıslılar için
Kıbrıslı çözüm diye bir nakarat benimsediler.
Kıbrıslılar için Kıbrıslı çözüm olmaz; bu mümkün
değildir. Bugüne kadar olmamıştır. Bugüne kadar böyle bir
şey gündeme gelmemiştir. Olamaz çünkü taraflar o kadar
yerleşmiş pozisyonlara sahiptirler ki bunları
değiştirmek, tavizler vermek BMnin veya uluslararası toplumun
doğrudan katılımı olmadığı takdirde mümkün
olmaz diye düşünüyorum.
Cumhurbaşkanı Talat, ABnin rolüyle ilgili soruya
karşılık, ABnin Rumların varlığına
rağmen önemli bir rol oynayabileceğini ifade ederek, AB Komisyonunun
da bunu yaptığını, ancak bu rolünü
artırmasının mümkün olduğunu belirtti.
Rum tarafının baskılarından dolayı ABnin
bir takım kararları alamadığını dile getiren
Talat, bunun acısını Kıbrıslı Türklerin
çektiğini söyledi.
KIBRIS 23/09/09
![]()
Cumhurbaşkanı Talat, TRT INTte vurguladı;
Kıbrıslı çözüm olamaz. BM parametreleri dışında
öneri yapanı yine BM uyarmalı. BM ve uluslararası toplum
Kıbrıs sorununda daha fazla rol almalı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümü
için devam eden süreçte BM parametreleri dışında öneri yapan kim
olursa olsun, BM tarafından uyarılması gerektiğini söyledi.
Talat, BMnin bu parametreler dışında öneri yapan Rum
tarafına, çıkardıkları yaygara nedeniyle sessiz
kaldığını belirterek, tarafların yerleşmiş
pozisyonları nedeniyle Kıbrıslı çözüm
olamayacağını, BM veya uluslararası toplumun doğrudan
katılımının şart olduğunu vurguladı.
ABDdeki temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, dün Washingtonda Bülent Alirızanın sunduğu ve TRT
INTte yayımlanan Studio Washingtona konuk oldu.
BM Genel Kurulu nedeniyle New Yorkta bulunan çeşitli ülkelerin
temsilcileriyle görüşmeyi planladığını belirten
Cumhurbaşkanı Talat, New Yorka gitti.
ABD daha fazla rol almalı
Rum tarafının uluslararası aktörlerin Kıbrıs sorununda
yer almasını istemediğini ancak ABDnin önemli bir
uluslararası aktör olarak Kıbrıs sorununda daha fazla rol
almasını ve görüşmelerin daha
hızlandırılmasına destek olmasında yarar
gördüğünü söyledi.
Talat, ABDnin geçmişte Kıbrısla ilgili ya
dışişleri ya da başkanlıktan temsilcileri
bulunduğunu, böylece tarafları cesaretlendirdiğini kaydederek,
özel temsilci atanması taleplerinin daha önce olduğunu; bugünkü
görüşmelerinde bunu tekrarlayabileceğini ifade etti.
Kıbrıslılar çözecek demek geciktirmedir
Uluslararası bir sorun olan Kıbrıs sorununu
Kıbrıslılar arasında bir sorunmuş gibi takdim etmenin
ve sorunu sadece Kıbrıslıların çözeceğini söylemenin,
çözümü geciktirmek olacağını vurguladı.
Talat, Kıbrıs sorununun toplumlararası bir sorun olarak
başladığına işaret ederek, çok kısa sürede
uluslararası bir savaşa dönüştüğünü; bugün de
uluslararası bir sorun olmaya devam ettiğini; aynı zamanda
Türkiyenin sorunu haline geldiğini anlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, ABDnin şimdi Kıbrıs sorununda
bir katalizör rolü oynayabileceğini ifade etti. ABDnin Kıbrıs
sorununa daha çok ilgi göstermesinin herkesin faydasına
olacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, uluslararası
toplumu eskiye göre Kıbrıs sorununda daha dengeli bir
yaklaşım sergilediğini, sorunu daha iyi
anladığını belirtti.
2004ten sonra Kıbrıs Türk halkının çözümü
desteklediğini dünyaya gösterdiğini ifade eden Talat, bunun da
uluslararası toplumun Kıbrıs Türk halkına
bakışını değiştirdiğini; ABDnin
Kıbrıs sorununa artan ilgisinin nedenlerinden birinin de bu
olduğunu söyledi.
Ban daha çok ilgi göstermeli
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonun
Kıbrıs sorununa daha çok ilgi göstermesinin ve daha aktif bir rol
üstlenmesinin bir ihtiyaç olduğunu vurgulayarak, Kıbrıstaki
çözümsüzlük BMnin de aleyhinedir dedi.
Çözümün gecikmesinin, çözümsüzlük olasılığını
artırdığına işaret eden Talat, çözümün zemininin
başka yöne kaymasına neden olduğunu ve çözümü
zorlaştırdığını söyledi.
Referandumdan bugüne 5 yıl geçtiğini, eğer referandumun sonucu
olumlu çıksaydı bugüne dek bütün süreçlerin tamamlanmış
olacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
çözümün yer değiştirmeler ve mülkiyetle ilgili düzenlemeler de
öngördüğünü hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerin birinci turunun iddia
edildiği kadar kötü geçmediğini, kendi beklenti
sınırları içinde olumlu gelişmeler
sağlandığını kaydetti.
Zorluk yaşanıyor
Talat, Rum tarafının zaman zaman masaya BM parametrelerinin
dışında öneriler getirdiğini hatırlatarak, bu devam
ettiği sürece zorluklar yaşandığını ifade etti.
Sürecin yavaş ilerlediğini belirten Talat, 2008in hatta 2009un
sonlarına bir çözüm öngördüklerini, son görüşmelerinde müzakereleri
hızlandırmak amacıyla haftada en az iki kez görüşme
kararı aldıklarını hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, Dolayısıyla daha hızlı bir
görüşme süreci yaşanacağını düşünüyoruz diye
konuştu.
Talat, bir soruyu yanıtlarken şunları söyledi:
BM çizmeyi aşıyorsun demeli
BM parametrelerinin dışında öneri yapan kim olursa olsun
anında onun BM tarafından uyarılması lazım ve denmesi
lazım ki çizmeyi aşıyorsun. Bu yapılmadığı
için Möller döneminde başlayarak bu sıkıntıyı
yaşıyoruz. Ne zaman ki Kıbrıs Rum tarafı BM
parametreleri dışında bir öneri ortaya koyuyor, BM buna sessiz
kalıyor. Halbuki Genel Sekreter toplu çalışmanın (body of
workun) önemli olduğunu biliyorlar ve raporda ona değiniyorlar.
Ancak Rum tarafının yüksek perdeden çıkardığı
yaygara üzerine bir, iki raporda buna değinirken üçüncü raporda buna
değinmemeye başlıyor.
Kıbrıslı çözüm nakaratı
Şimdi Kıbrıslılar için Kıbrıslı çözüm diye
bir nakarat benimsediler. Kıbrıslılar için
Kıbrıslı çözüm olmaz; bu mümkün değildir. Bugüne kadar
olmamıştır. Bugüne kadar böyle birşey gündeme
gelmemiştir. Olamaz çünkü, taraflar o kadar yerleşmiş
pozisyonlara sahiptirler ki bunları değiştirmek, tavizler vermek
BMnin veya uluslararası toplumun doğrudan katılımı
olmadığı takdirde mümkün olmaz diye düşünüyorum.
Cumhurbaşkanı Talat, ABnin rolüyle ilgili soruya
karşılık, ABnin Rumların varlığına
rağmen önemli bir rol oynayabileceğini ifade ederek, AB Komisyonunun
da bunu yaptığını, ancak bu rolünü
artırmasının mümkün olduğunu belirtti.
Rum tarafının baskılarından dolayı ABnin bir
takım kararları alamadığını dile getiren Talat,
bunun acısını Kıbrıslı Türklerin çektiğini
söyledi.
STAR KIBRIS 23/09/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın müzakere
heyetinde yer alan Kamu Hukuku Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Tufan Erhürman,
müzakerelerde Türk tarafınca gündeme getirilen başkanlık
üyelerinin senato tarafından ortak listeyle seçilmesine ilişkin
önerinin, Türk ve Rum partilerin federal hükümeti kurmada işbirliği
ve koalisyonunu öngördüğünü vurguladı. Buradaki işbirliği
seçim meydanında değil, ortak hükümeti kurmada olacak diyen
Erhürman, federal çözümü savunanların Senatoda işbirliğine ve
koalisyon arayışına hazır olmaları gerektiğini
söyledi.
Senatoda iki toplumda ayrı ayrı seçilecek senatörlerin eşit
temsiliyetinin sözkonusu olduğunu, bu nedenle öneriyle iki ayrı
demokrasinin ortadan kalkmadığını anlatan Erhürman, bu
önerinin dönüşümlü başkanlığı da içerdiğine
dikkat çekerken de Rumlar, dönüşümlü başkanlıktan vazgeçeceksek
1960taki gibi iki ayrı bölgede iki ayrı seçim olabileceğini
söylüyorlar dedi.
TAKa anlattı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla birlikte görüşmelere
katılan, aynı zamanda özel temsilciler arasındaki görüşmeler
ile çalışma gruplarında da Kamu Hukuku Uzmanı olarak yer
alan Doğu Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç
Dr. Tufan Erhürman, son günlerde gündem oluşturan Türk tarafının
yeni önerisine ilişkin TAK muhabirinin sorularını yanıtladı.
Tufan Erhürman, Dönüşümlü başkanlık olmazsa olmaz dedi
Yeni değil
Yaklaşık bir yıl önce başlayan müzakere sürecinin ilk
aylarında Türk tarafının yürütme konusunda Annan
Planında da yer alan Senato tarafından ortak liste seçilmesi
önerisinde bulunduğunu anlatan Erhürman, Son öneri, ilk önerinin
geliştirilmiş şekli ama senato tarafından ortak liste
seçilmesi önerisi yeni bir öneri değil. Bugün ortak listeye veya senato
tarafından seçilmeye karşı çıkanların, bir yıl
önce niye ses çıkarmadıklarını anlamak zor dedi.
İlk öneride sadece başkan ve başkan
yardımcısının değil, toplam 7 kişilik kabinenin
tamamının ortak listede seçilmesi sözkonusu iken, uzun
tartışmaların ardından açılım olarak gündeme
gelen yeni öneride sadece başkanlık üyelerinin ortak listeyle
seçilmesinin gündeme geldiğini belirten Erhürman, ilk öneriden son öneriye
yaşanan süreci nedenleriyle anlattı.
Senatoya Rum tarafı karşı çıktı
Erhürmanın verdiği bilgiye göre, geçtiğimiz yıl müzakere
sürecinin başlamasıyla Türk tarafı, Annan Planının
yüzde 65 oranında onaylanmasından hareketle, bu planda da yer alan
senatonun ortak listeyle yürütmeyi belirlemesini önerdi. İsviçre modeli
olarak da bilinen bu öneriye göre, eşit sayıda Türk ve Rumdan
oluşacak 48 kişilik senato, yüzde 50+1le yürütmeyi seçebilecekti.
Yüzde 50+1, 24 Türk ve 24 de Rum senatörün yer aldığı senatoda
25 oy demek. Ama bu kadar da yetmiyor, Annan Planında bu 25 oyun içinde
en az 10 Türk ve en az 10 Rum senatörün oyu da şart... Türk tarafının
müzakerelerdeki ilk önerisinde ise, Annan Planından farklı olarak,
bu 25 oyun içinde en az 12 Türk ve en az 12 Rum senatörün oyu da
aranıyor...
Ancak Rum tarafı yürütmenin, yani federal hükümetin senato tarafından
seçilmesine karşı çıktı ve Türk tarafının bu
önerisine karşılık ortak listeyle halk tarafından seçim
önerdi. Daha kalabalık olduğu için Rum nüfusun belirleyici
olacağı, Türk ve Rum adayların örneğin Lefkoşada,
Bafta birlikte seçim propagandasına katılmasını zorunlu
kılan bu öneriye de Türk tarafı karşı çıktı.
Sistemi kilitler
Başkan ve Başkan Yardımcısının Rum
tarafının önerisi uyarınca tek listeyle seçimle belirlenmesinin,
iki toplumun nüfusları arasındaki fark nedeniyle siyasi
eşitliğe aykırı olması yanında, yürütme ve
senatonun ayrı seçilmesi nedeniyle sistemin kilitlenebileceğini de
anlatan Erhürman, şunları söyledi:
Amerikada bu sistem var ve sorun çıkmıyor. Yani başkan ve
başkan yardımcısı ayrı, senato ayrı seçiliyor.
Ama Amerikada 2 parti var ve bunlar ideolojik temele dayanan partiler
değil. 2si de kitlesel partiler. Kıbrısta ise hem çok parti
var, hem de partiler genellikle ideolojik temelli, ayrıca disiplinli, yani
bir partinin senatörünün başka bir partinin başkan ya da başkan
yardımcısının önerilerini desteklemesi kolay olmuyor. Bu
koşullarda Başkan ve Başkan Yardımcısının
ayrı seçimle, senatonun ayrı seçimle belirlenmesi, sistemi
(yasama-yürütme ilişkilerini) kilitleyebilir. Başkanlık
üyelerinin arkasında yasama organının güçlü desteği
olması önemli. Başkanlık üyelerinin Senato tarafından seçilmesi
ise hem bu sorunu ortadan kaldırır, hem siyasi eşitliğe
uygun
Ayrıca, halkın önüne tek listeyle çıkmak Rum ve Türk
siyasi partilerin birlikte propaganda yapmasını zorunlu
kılıyor ki bu da demokrasiye çok uygun değil, çünkü hiçbir parti
kendi seçmeninden tek başına oy isteyemeyecek demektir...
Dönüşümlü başkanlık olmazsa olmaz
Başkanlığın dönüşümlü olmasının Türk
tarafının olmazsa olmazı konumunda olduğuna ve bunun Rum
tarafınca da kabul edilerek kayıtlara girdiğine işaret eden
Erhürman, başkan ve başkan yardımcısından oluşan
Başkanlık Üyelerinin Senato tarafından seçilmesine ilişkin
son öneriyi şöyle özetledi:
Müzakerelerin başladığı ilk günlerde, Başkanlık
üyeleri dahil 7 kişilik kabinenin Senato tarafından seçilmesini
önermiştik. Yeni öneri ise, sadece Başkanlık Üyelerinin seçimini
öngörüyor. Senato tarafından seçilecek Başkanlık üyeleri de
kendi bakanlarını kendileri seçecek. Bu hem siyasi eşitliğe
uygun, hem de güçlü bir yürütme yaratıyor.
Türk ve Rum tarafında ayrı ayrı seçilecek eşit sayıdaki
Türk ve Rum senatörlerden oluşacak 48 kişilik Senato yürütmeyi
seçecek. Biri Türk, biri Rum Başkanlık üyeleri ortak listeyle
seçilecek. İlk turda yüzde 50+1 oy aranacak
Yani 25 oy
Bu 25 oy içinde
de Türk ve Rum parlamenterlerin sayısı ayrı ayrı 12nin
altında olamayacak.
İlk turdan sonuç çıkmazsa, aynı oranlarla ikinci tur
yapılacak. Gene sonuç alınamazsa 3. tura, en çok oyu alan 2 pusula
katılacak. Bu turdan da sonuç çıkmazsa en çok oyu olan veya en büyük
iki parti (Türk ve Rum) seçim hükümeti kuracak ve bir yıl sonra seçime
gidilecek
Anayasayla belirlenecek
Dönüşümlü başkanlığın nasıl
olacağının, başkanlık üyelerinin kaç
yıllığına seçileceğine bağlı olarak
anayasayla belirleneceğini de söyleyen Erhürman, Ortak listeyle
Başkan ve Başkan Yardımcısı değil, biri Türk biri
Rum Başkanlık Üyeleri seçilecek. Hangisinin kaç
yıllığına başkan, hangisinin kaç
yıllığına başkan yardımcısı
olacağı anayasadaki hükümlere göre belirlenecek dedi.
İki ayrı demokrasi zaten var
Bu öneriyle ilgili eleştirilere yönelik soruları da yanıtlayan
Erhürman, iki ayrı demokrasi ortadan kalkacak eleştirisine,
Kalkmaz, çünkü senatonun oluşumu iki ayrı demokrasiye
dayanıyor. 48 senatörün yarısı Türk, yarısı Rum ve
herkes kendi tarafında seçilecek. Halkı temsil eden bu senatörler de
başkanlık üyelerini belirleyecek. Bu aynen bugün KKTCde olduğu
gibi ayrı ayrı seçilen siyasi partilerin Cumhuriyet Meclisinde
hükümeti kurmak için koalisyon oluşturmasına benziyor diye
yanıt verdi.
Erhürman, ortak liste konusundaki eleştirilere karşılık
da Bir Türk ve bir Rum adaydan oluşan Başkanlık Üyelerinin
ortak listeyle seçime katılmaları Annan Planında da vardı.
Bu nedenle bizim ilk pozisyonumuzdur. Müzakerelerin başladığı
günden beri, yaklaşık bir yıldır masaya koyduğumuz bir
öneri. Bu önerimizi herkes biliyordu ve kimse karşı
çıkmadı şeklinde konuştu.
Olmayacaksa ayrı seçim olur
Başkanlık üyelerinin iki toplumda ayrı seçimlerle ayrı
ayrı belirlenmesine ilişkin görüşlerin
anımsatılması üzerine ise Erhürman, özetle şunları
söyledi:
1960daki gibi Başkanlık dönüşümlü olmayacaksa bu mümkün ve
Rumlar da karşı değil. Ama biz dönüşümlü
başkanlıkta ısrarlıyız ve hem Rumlara, hem dünyaya
bunu kabul ettirdik. Yani Türk Başkan da olacak ve Türk Başkan,
sadece Türk nüfusu değil Rum nüfusu da temsil edecek. Bu durumda ortak
meşruiyet önemli. Rumlar Türk başkanı, Türkler Rum
başkanı onaylamalı. Bunu Rumların önerdiği gibi tek
liste üzerinde halk tarafından seçimle yapamayacağımıza
göre, Senato yoluyla yapmak hem adil, hem demokratik, hem eşit
Bugünkü yapıyla tek UBP
Başkanlık üyelerinin senatoda seçilmesinin, senatoda temsil edilen
Türk ve Rum partilerin işbirliği ve koalisyonunu öngördüğüne
dikkat çeken Erhürman, Örneğin UBP bugünkü KKTC Meclis
yapısıyla en fazla milletvekiline sahip parti. Bugünkü şartlarda
senatoda da en fazla üyeye sahip olacak. Başkanlık
adaylığında en fazla üyeye sahip bir Rum partiyle koalisyon
kurup ortak liste çıkarabilecek dedi. Erhürman, örneğin bugünkü oy
dağılımı esas alınırsa, hükümeti kurabilecek tek
Türk partisinin UBP olduğunu da vurguladı.
Türk ve Rum siyasi partiler arasındaki işbirliğinin seçimde
değil, hükümeti kurmada gerekli olacağına özellikle vurgu yapan
Erhürman, CTP seçimlerin ardından hükümeti kurmak için DP ile
işbirliği yaptı, koalisyon oluşturdu. Ama CTP ve DP seçim
propagandasını birlikte yapmadı. Seçime ayrı ayrı
katıldılar. Sırasında uç gibi görünen partiler de hükümet
kurmak için koalisyon kurarlar diye örnekleme yaptı.
Konfederal devlet yok
Son önerinin siyasi partilere detaylarıyla
anlatıldığını vurgulayan Erhürman, olası federal
devlette dış politikadan ekonomiye, terörle mücadeleden
iletişime kadar birçok konuda ortak politikaların
kaçınılmaz olduğuna işaret etti.
Yrd. Doç. Dr. Erhürman, Federal devletlerde işbirliği, ortak federal
yönetim esastır. Federal çözüme karşı olanların öneriye
karşı olmaları normal, ama bunu söylemeleri gerekir. Hem
federasyon istiyoruz, hem işbirliğine karşıyız demek
olmaz. Konfederal çözüm isteyenlerin de bunu açık açık söylemeleri
gerekir. Ancak unutulmamalı ki şu an konfederasyon olan tek devlet
yok. Konfederasyon
bir devlet biçimi değil, federasyon devlet biçimidir
STAR KIBRIS 23/09/09
![]()
Mihrişah Safa
Londrada bulunan Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün,
onuruna verilen yemekte KKTCnin dostlarıyla buluştu.
Londra Temsilcisi Kemal Köprülü, Hukuk Ataşesi Aysan Mullahasan ve 3.
Kâtip Müjde İnançoğlunun da katıldığı yemekte,
KKTCnin dostları grubu üyeleri de hazır bulundu.
Londranın en ünlü Türk lokantalarından Özer Retaurantta verilen
yemeğe, Lord Ahmet (İşçi Partisi), Lord Sheiskh (Muhafazakar),
Liberal Demokrat Harringey Belediye Meclisi üyesi Fiyaz Mughal, eski milletvekili
Michael Stephen, halkla ilişkiler görevlisi Makx de TrenseKKTC Parlamento
Grubu Sekreteri Lady Butter Worth, Muhafazakar parti West Minster Belediye
Meclis üyesi Harwey Marshall, Türk-İngiliz Ticaret odası
Başkanı Temzi Gür ve işadamı Hüseyin Özer de
katıldı.
Mülakat verdi
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün dün ayrıca Financial
Times Avrupa Editörüne Londra Temsilciliğinde bir mülakat verdi.
Özgürgün, öğleden sonra Kemal Köprülünün de katıldığı
yemekte, Avrupa ve Küreselleşme Genel Müdürü Nick Baird bir araya geldi.
Dışişleri Bakanı Özgürgün, akşam ise, Türkolog ve
tarihçi Andrew Manosun son kitabının tanıtımı
dolayısıyla verilen davete ve akşam yemeğine
katıldı ve burada, Türkiyenin Londra Büyükelçisi Yiğit Alpogan
ve eşi Bernev Alpogan tarafından ağırlandı. Davete,
emekli hava mareşali Sir Michael Graydon da katıldı.
Özgürgün bugün de, bazı sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle bir
araya gelecek.
STAR KIBRIS 23/09/09
ECHR rules in favour of 18 Greek Cypriots
THE EUROPEAN Court of Human
Rights (ECHR) yesterday ruled in favour of 18 Greek Cypriot appeals on occupied
property cases, in a move described as damning for Turkey.
The development was deemed a great success by the lawyer of seven applicants,
Achilleas Demetriades, who said this would finally bring an end to a cycle of
32 cases. There is just one left pending.
Also pending are the penalties that will be imposed on the Turkish government.
It is a great success, said Demetriades. With this decision, the court will
move on to the third phase of the procedure, which is ruling the compensations.
I am expecting Turkey to request permission to appeal the case, as it did with
the previous cases, but I dont think this will be given.
He said the compensation would most likely be announced in around a year from
now.
All our efforts our now centred on the hearing we will have on November 18,
where the court is going to examine the legality and effectiveness of the
Property Commission in the occupied areas, said Demetriades.
CYPRUS MAIL 23/09/09
Does Eroglu speech mark beginnings
of no campaign?
By Simon Bahceli
THE SEEDLINGS of a possible
no campaign to be pitted against a future power-sharing agreement on Cyprus
emerged yesterday, as Turkish Cypriot prime minister Dervish Eroglu called on
Turkish Cypriots to embrace the state in the north.
Eroglu, known as a hardliner on the Cyprus issue, was elected last April and
has repeatedly said he will, if necessary, oppose an agreement thrashed out
by Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat and President Demetris Christofias.
Speaking yesterday at an agricultural event, Eroglu said that failure on the
part of Turkish Cypriots to struggle for the continued existence of their
state would lead to Greek Cypriots taking the ground from beneath our feet
and our flags from the air.
Eroglu also warned Turkish Cypriots to beware the re-emergence of a solution
model resembling the UN-backed Annan plan, which he and his National Unity
Party (UBP) opposed in 2004. Almost 65 per cent of Turkish Cypriots however
voted yes to the reunification plan while almost three-quarters of Greek
Cypriots rejected it.
In the same speech, Eroglu told Turkish mainlanders that all citizens who have
come here from the motherland are now considered citizens of the Turkish
Republic of Northern Cyprus (TRNC), inferring that he would oppose a solution
deal that did not give the right to stay to those considered settlers by the
government.
It is rumoured that the Greek Cypriot side is prepared to accept the continued
presence of around 50,000 Turkish mainlanders after a settlement. However there
are currently several times that figure residing in the north, although the
majority of them are not TRNC citizens but workers, with their families and
students on temporary residency permits.
A source close to Eroglu yesterday denied the existence of a no campaign at
present, but did not rule out the possibility of one being formed if it was
felt Talat had made too many concessions at the negotiating table.
We cannot say no now, we have to wait and see what is put forward, the
source told the Cyprus Mail yesterday. The source added that little had been
revealed on what has so far been agreed between the two leaders, but warned
that what had so far been leaked into the public domain had given Eroglu and
his party cause for concern.
We have seen the power-sharing proposal put forward by our side and I must say
we have our concerns about the idea of Turkish and Greek Cypriots being on the
same electoral ticket, the source said, adding that the UBPs view was that
the north and south of the island should unite in their current states and work
towards closer unity in the future.
The closer the two states get in the future, the stronger the central federal
government will become, the source said, adding: We need a solution that
doesnt change the current situation too much. A bad solution would be worse
than no solution.
The source also warned that without the UBP and other parties support Talat
would not get the go-ahead from the Turkish Cypriot parliament to hold a
referendum in the north should a solution blueprint emerge from ongoing
negotiations.
We and the other parties hold two thirds of the seat in parliament, so we have
the power to block Talat if we need to, the source said.
CYPRUS MAIL
23/09/09
![]()
Harnup Festivalinde konuşan başbakan Eroğlu:
KKTC devletine dört elle sarılmak gerekir, aksi halde
altımızdan toprağı, üstümüzden
bayrağımızı alırlar. Önümüzdeki aylarda Annan
Planı gibi sürpriz bir planla karşılaşılabiliriz
Tatlısu Belediyesi tarafından düzenlenen 4. Uluslararası
Geleneksel Harnup Festivali nin açılışı önceki akşam
başbakan Derviş Eroğlu tarafından yapıldı.
Törende, Tarsus Halk Eğitim Merkezinin folklor gösterisi, Aşuk ile
Maşuk ve ateş dansı gösterisi ile ilizyon gösterileri
gerçekleştirildi. Başbakan Derviş Eroğlu, KKTC Devletine
dört elle sarılmak gerektiğine işaret ederek aksi halde
altımızdan toprağı üstümüzden
bayrağımızı alırlar dedi. Eroğlu, önümüzdeki
aylarda Annan Planı gibi sürpriz bir planla
karşılaşılabilineceğini de belirterek,
görüşmelerde KKTCnin esas alınması gerektiğinin önemini
vurguladı.
Anavatandan gelenler, KKTC vatandaşıdır
Başbakan Derviş Eroğlu, Tatlısuda yapılan
yatırımları memnuniyetle izlediğini, yapılan her
yatırımın bu topraklar bizimdir mesajı içerdiğini
söyledi. Eroğlu, önümüzdeki aylarda Annan Planı gibi sürpriz bir
planla karşılaşılabilineceği uyarısında da
bulunarak Dikkatli olmalıyız KKTC devleti için yapılan
görüşmelerde KKTCnin esas alınması lazım, bunu dünyaya
duyurmalıyız dedi. KKTC devletinin yaşatılması
gerektiğinin altını çizen Eroğlu, Anavatandan gelen her vatandaşın
da artık KKTC vatandaşı olduğunu vurguladı. Devlet
çatısı altında özgürce, can güvenliği içinde
yaşandığını dile getiren Başbakan Eroğlu,
müzakere sürecine de değinerek Kıbrısta tek eksik olanın
anlaşma olduğunu, ancak anlaşma olması için
kazanılmış haklardan vazgeçilemeyeceğini vurguladı.
Ateş dansı ve ilizyon gösterileri
Törende, Tarsus Halk Eğitim Merkezinin folklor gösterisi, Aşuk ile
Maşuk ve ateş dansı gösterisi ile ilizyon gösterileri
gerçekleştirildi. Törenin açılış konuşmasını
Tatlısu Belediye Başkanı Hayri Orçan yaptı. Orçan
konuşmasında, festivalin hem beldede sosyal, kültürel aktivitelerin
gerçekleşmesi, hem de harnup ağacına dikkat çekmek amacıyla
düzenlendiğini söyledi. Bu yıl harnup fiyatının geçen
yılki fiyatın da altında açıklandığını,
bunun da üreticiyi çok üzdüğünü kaydeden Orçan, bu konuda hükümetten
yardım beklediklerini söyledi.
Hedef yüz bin harnup
Tarsus Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz da, Anavatan Türkiye ile
Yavru Vatan Kıbrısın birbirinden ayrılmasının
söz konusu olmadığını dile getirerek, Tarsus Belediyesinin
Tatlısu Belediyesi ile 1995 yılından beri kardeş belediye
olduğunu, her geçen gün de ilişkilerinin güçlendiğini ifade
etti. Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Nazım
Çavuşoğlu da bakanlığının bu yıl 100 bin
harnup ağacı dikme projesi hazırladığına
işaret ederek, dünya piyasasında harnup fiyatının çok
düştüğünü bu durumdan ülkedeki harnup fiyatının da
etkilendiğini ancak, ihracatı artırarak piyasayı
hareketlendirmeye çalışılacağını söyledi.
STAR KIBRIS 23/09/09
CNN
TURK 24/09/09
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, müzakerelerde ilerleme olmasına
karşın bunun nihai çözüme yakın olduğuna dair iyimserlik
yaratmadığını söyledi.
Dimitris Hristofyas, Türkiye'nin Kıbrıs'ta
"iyiniyet" olarak, kapalı Maraş'ı iade etmesi
gerektiğini savundu. Rum radyosunun haberine göre, BM Genel Kurulu'nda
konuşan Hristofyas, Türkiye'yi, "kamuoyu önündeki
açıklamalarında müzakere sürecini desteklediğini söylemesine
karşın gerçekte Kıbrıs
sorununa konfederal çözüm bulunmasını ileriye götürmekle", Kıbrıs
Türk tarafını ise, "Türkiye'ye dayanarak, BM'nin Kıbrıs'a
ilişkin kararları dışına çıkaracak öneriler ve
tezler ortaya koymakla" suçladı.
"Türkiye'nin, BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarında belirlenen
siyasal eşitliğe dayalı iki kesimli ve iki toplumlu federal
çözümle bağdaşması gerektiğini" ifade eden Hristofyas,
"Türkiye'nin yapabileceği iyiniyet göstergesinin, kapalı
Maraş'ın BM idaresine verilmesini ve 'yasal' sahiplerine iadesini
öngören 550 sayılı BM kararının uygulanması
olduğunu" savundu.
Türkiye'nin, Kıbrıs
Rum yönetimiyle ilişkilerini "normalleştirmesi"
gerektiğini de savunan Hristofyas, Türk askerininin Kıbrıs'taki
varlığını "işgal" olarak niteledi ve
"BM Güvenlik Konseyi üyesi bir ülkenin 35 yıl 'işgal' ordusunu
BM ve AB
üyesi bir başka ülkede barındırması çelişkidir"
dedi.
"Doğrudan müzakerelerde ilerleme
sağlandığını, ancak bunun, Kıbrıs
sorununun nihai çözümüne yakın olunduğu biçiminde iyimserlik
yaratmadığını" ileri süren Hristofyas, "Türk
tarafının, 2. turda çözüme ulaştıracak revize edilmiş
tezler ortaya koyacağına inanmak istediklerini" kaydetti.
UNESCO için Livaneli'yi değil Mısır'ı destekledik
CNN TURK 24/09/09
Dünyanın en
prestijli kurumlarından birinin UNESCO'nun başına bir Türk
gelecekti, ama olmadı. Üstelik Türkiye, bu fırsatı kendi
elleriyle kaçırdı. Türkiye, UNESCO Başkanlığı
için yapılan oylamada kendi vatandaşı olan Zülfü Livaneli'ye
değil Mısır'ın Kültür Bakanı'na destek verdi.
Başkanlık yarışını ise Bulgar aday kazandı.
Birleşmiş Milletler'in eğitim
ve kültür kurumu UNESCO, dünya çapında kültür ve eğitim
işlerini organize eden en üst düzey kuruluş. Birleşmiş
Milletler'in en prestijli organlarından biri.
Üye ülkeler bir süredir yeni başkanı seçmek için oylama
yapıyordu. Türkiye bu oylama sürecinde benzerine az rastlanır bir
politika izledi.
1996'dan beri iyi niyet elçiliği yapan Zülfü Livaneli'nin
başkanlığı söz konusuydu.
Türkiye Livaneli'yi değil, Mısır'ın Kültür Bakanı
Faruk Hüsnü'yü destekledi.
Neticede başkanlığı ne Faruk Hüsnü ne de Zülfü Livaneli
kazanabildi. İpi, Bulgaristan'ın UNESCO nezdindeki Büyükelçisi Irina
Bokova göğüsledi.
Peki Türkiye neden Livaneli'yi değil de Mısır adayını
destekledi? Üstelik ABD
Mısırlı adayın önünü kesmek için Livaneli'ye açık
destek verdiği halde.
Livaneli'ye göre, bunun nedeni Türkiye'nin Arap ülkelerine önceden söz vermiş
olması:
"Yabancı yetkililerin bana söylediği Türk hükümetiyle her
temaslarında biz Livaneli'ye karşı değiliz, değerli
bir aydınımızdır. İsteriz ama taraflarla
karşı karşıya gelmek istemiyoruz diye anlattılar. Daha
sonra beni bu adaylık süresi geçtikten sonra Cumhurbaşkanı,
Dışişleri Danışmanı Gürcan Bey aradı ve dedi
ki 'Çok üzgün Cumhurbaşkanı, hepimiz de çok üzgünüz. Sizin UNESCO'nun
başında olmanız ne kadar önemli bir şeydi. Ama sıra
Araplarda olduğu için maalesef biz bunu yapamadık."
Ayrıca Türkiye, başkanlık sırasının Arap
bloğu ya da Doğu Avrupa ülkelerinde olduğunu savunuyordu.
Zülfü Livaneli'nin eski CHP'li olması nedeniyle Türkiye'nin destek
vermediği de başka bir iddia.
ABD,
Livaneli'nin başkan olmasını önermişti çünkü
Mısırlı adayın önünü kesmek istiyordu.
Çünkü Mısırlı aday anti-semitist sözleriyle tanınıyor.
Faruk Hüsnü geçen yıl Meclis'te yaptığı bir konuşmada,
"Mısır kütüphanelerinde tek bir İbranice kitap
bulursam kendi ellerimle yakarım" demişti.
ABD
bu düşüncedeki bir kişiyi UNESCO'nun zirvesinde görmek istemedi.
Oylama sonucunda Faruk Hüsnü 58 oydan 27'sini aldı. 31 oy alan Bulgar aday
Bokova başkan seçildi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyasın hakemlik ve takvimleri kabul etmiyoruz
açıklamasına Zaman takvimini, hakemliği, uluslararası
toplumun katılımını kabul etmeyeceğiz diyen
Hristofyas, sonunu da getirsin Kıbrıs sorununun çözümünü de kabul
etmeyeceğiz desin, olsun bitsin diyerek tepki gösterdi.
Talat, takvim olmayan
bir sürecin sonuç vermeyeceğini, Hristofyasın bu
açıklamasının da negatif ve isteksizlik göstergesi olduğunu
vurguladı.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, ABDnin başkenti Washingtonda dün etkili bir
düşünce kuruluşu olan Dış İlişkiler Konseyinde
Kıbrıs sorunuyla ilgili brifing verdi. Talat, toplantının
ardından TAK ve BRTK muhabirlerine yaptığı açıklamada,
Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini
aktardığını söyledi.
Müzakerelerin
hızlandırılması yönünde aldıkları kararı
aktardığını ve Kıbrıs Türk tarafının BM
parametreleri çerçevesinde öneriler yaptığını kaydeden
Cumhurbaşkanı Talat, özellikle Rum tarafının BM
parametreleri dışına çıktığı noktalarda,
anlaşmazlıkların da ortaya çıktığını ve
bunun mutlaka önlenmesi gerektiğini vurguladı.
İZOLASYONLAR
KALKSIN...ÖZEL TEMSİLCİ ATANSIN
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, ABDnin Kıbrısta çözüm sürecine olumlu
katkıda bulunması için Kıbrıs Türk halkına uygulanan
izolasyonların kaldırılması ve özel temsilci
atamasını istediklerini kaydederek, özel temsilcinin gerek
dışişleri, gerekse başkanlık nezdinde
atanabileceğini belirtti.
Dış
İlişkiler Konseyindeki brifinge katılanlara, son dönemde ele
aldıkları konulardan biri olan yürütme konusundaki görüşlerini
de açıkladığını ifade eden Cumhurbaşkanı
Talat, ayrıca en ciddi tıkanıklığın
yaşandığı mülkiyet konusundaki sorunun, Rum
tarafının iki kesimliliğe bağlı olmamasından
kaynaklandığını anlattı.
HRİSTOFYASIN
AÇIKLAMALARINA TEPKİ
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyasın hakemlik ve
takvimleri kabul etmiyoruz yönündeki açıklamasının, süreci
nasıl etkileyeceği yönündeki soruya karşılık
Anlaşılan Ulusal Konseyin etkisidir, doğrudur zaman
takvimlerini kabul etmemiştir ama zaman takviminin olmadığı
bir görüşme sürecinin de sonuç getiremeyeceği herkes tarafından
bilinmelidir, bunu Hristofyas da bilmelidirdedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, zaman kısıtlaması olmayan süreçlerin sonuç
vermeyeceğine işaret ederek, Hristofyasın
açıklamasının olumsuz, negatif bir tutum olduğunu ve bunun
uluslararası toplum tarafından değerlendirilmesi
gerektiğini vurguladı.
İSTEKSİZLİK
GÖSTERGESİ
Talat,
Hristofyasın Ben şunu kabul etmeyeceğim, ben bunu kabul
etmeyeceğim diye afra tafra atmasının Kıbrıs sorununu
çözmekte ciddi bir isteksizlik olduğunu gösterdiğine işaret
etti.
Cumhurbaşkanı
Talat, Zaman takvimini, hakemliği kabul etmeyeceğiz,
uluslararası toplumun katılımını kabul
etmeyeceğiz sonunu da getirsin Kıbrıs sorununun çözümünü de
kabul etmeyeceğiz desin, olsun bitsin ifadelerini kullandı.
HALKIN SESI 24/09/09
Kıbrıslı Rumlar, Güney Kıbrıs üzerinden
KKTC′ye geçen İsraillilerin ziyaretlerini engellemek için formül arıyor.
Rum Simerini gazetesinin haberine göre, Rum hukukçular, Larnaka
havaalanından Güney Kıbrıs′a girdikten sonra KKTC′ye
geçen İsraillilerle ilgili "yasal önlemler alınması" için
çalışıyor.
Eski Rum Başsavcı Yardımcısı ve
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi′nin (AİHM) eski Rum yargıçlarından
Lukas Lukaidis, "Sorunun, yasal temellere dayanan önlemlerle çözülmesi
gerektiğini" ifade ederek, İsrailli iş adamlarının,
KKTC′de faaliyet gösterdiğini ve yatırım yaptığını
söyledi.
İsraillilerin yatırımlarının ve
KKTC′deki kumarhaneleri örgütlü olarak ziyaret etme kararlarının
devleti ilgilendirmesi gerektiğini ifade eden Lukaidis, adadaki mevcut
durumu "işgal" olarak niteleyerek, İsraillilerin
KKTC′yi ziyaretlerinin bundan dolayı kısıtlanabileceğini
iddia etti.
Lukaidis, insan hakları sözleşmelerinin,
"seyahat özgürlüğünün işgalden dolayı sınırlanmasına"
izin verdiğini öne sürdü.
Eski Rum Başsavcı Alekos Markidis de KKTC′ye
yatırım yapan İsraillilerin engellenmesi için bazı yasal düzenlemelerin
yapılabileceğini, ancak bunun için birçok çalışma yapılması
gerektiğini ifade etti.
KKTC′deki eski Rum malları üzerine yatırım
yapan bazı İsraillilerin, "Orams çifti ile benzer durumu yaşayabileceklerini,
yani mahkemede dava açılması durumunda, binasının yıkılabileceği
ya da malına erişimlerinin engellenebileceğini" savunan
Markidis, ancak İsrailliler Avrupa vatandaşı olmadığı
için bunun uygulanmasında sorun olduğunu belirtti.
Markidis, İsraillilerin Larnaka havaalanından
toplu olarak KKTC′deki kumarhanelere gitmeleri konusunda bir şey yapılamayacağını,
çünkü özgür dolaşımın buna izin verdiğini de söyledi.
Rum avukat Yannakis Erotokritu ise "İsraillilerin
yasal olarak havaalanlarına ve limanlara gelmelerinin ve daha sonra da Rum
turizm acentelerinin yardımlarıyla KKTC′ye geçmelerinin kabul
edilemez olduğunu" ifade etti.
Erotokritos, Rum hükümetine, "İsraillilerin Kıbrıs
Rum mallarından yasa dışı olarak yararlanmalarının
önlenmesi ve Rum mahkemelerinin kararlarının İsrail′de
uygulanması için İsrail ile ikili anlaşma imzalamak için
harekete geçme" çağrısında bulundu.
Rum gümrük makamları, geçtiğimiz günlerde, Güney Kıbrıs′tan
ülkesine dönmeye çalışan bir İsraillinin üzerindeki,
KKTC′deki kumarhanelerden kazandığını belirttiği
90 bin avroya el koymuştu.
Simerini gazetesinin haberinde ayrıca, Rum yönetimi Dışişleri
Bakanlığı kaynaklarına dayanılarak, Güney Kıbrıs′a
giden ve oradan da KKTC′ye geçen yabancı uyrukluların, özellikle
de İsraillilerin engellenemeyeceği, ancak bakanlığın
bu "sorunun" çözümü için İsrail hükümetine yönelik girişimde
bulunduğu belirtildi.
Su projesi hazır
Türkiyenin
Lefkoşa Büyükelçisi Fakılı, KIBRIS Medya Grubunu
ziyaretinde açıkladı
TC ile KKTC arasında fiziki bir bağ
kurulacak...
Türkiyenın Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı dün
KIBRIS Medya Grubunu ziyaret ederek önemli mesajlar verdi. Büyükelçi
Fakılı, KKTCnin su ihtiyacını karşılayacak olan,
denizden borularla su getirilmesi projesi için ilk kez ciddi anlamda bir
fizibilite çalışması yapıldığını ve
projenin bilimsel olarak desteklendiğini söyledi.
Taslağın hazır olduğunu ve gerekli bütçenin hazırlanmasıyla
ihale aşamasına gelineceğini belirten büyükelçi, Suyun
deniz engelini aşmak için TC ile KKTC arasındaki fiziki bir bağ
kurulması çok önemlidir dedi.
L Yatırımlarımız sürecek, KKTC vitrinimizdir
Büyükelçi Fakılı, Türkiyenin KKTCye yatırımlarının
devam edeceğini de vurgulayarak, KKTC bizim için bir vitrindir.
Desteğimizi elbette sürdüreceğiz
Sizinle ekmeğimizi
paylaşmaktan onur duyuyorum. Bunun Kıbrıslı Türkler
tarafından sürekli minnetle söylenmesine, TCnin de bunu her
defasında hatırlatmasına gerek yok. Biz etle tırnak
gibiyiz
Ayrı değiliz. diye konuştu. Fakılı,
KKTCde büyükelçi olmanın bir onur olduğunu aynı zamanda büyük
sorumluluk anlamına geldiğini de kaydetti.
Türkiyenin Lefkoşa Büyükelçisi
Şakir Fakılı, KKTCnin su ihtiyacını
karşılayacak olan, denizden borularla su getirilmesi projesi için ilk
kez ciddi anlamda bir fizibilite çalışması
yapıldığını ve projenim bilimsel olarak
desteklendiğini söyledi.
Büyükelçi Fakılı, taslağın
hazır olduğunu ve gerekli bütçenin hazırlanmasıyla ihale
aşamasına gelineceğini belirterek, Suyun deniz engelini
aşmak için TC ile KKTC arasında fiziki bir bağ kurulması
çok önemlidir dedi.
.
Denizden su projesi bilimsel olarak kanıtlandı
Büyükelçi Fakılı dün KIBRIS Medya
Grubu tesislerini ziyaret ederek önemli mesajlar verdi. KIBRIS gazetesinin
yönetici kadrosu ve köşe yazarlarıyla bir araya gelen
Fakılı, bir soru üzerine, Türkiyede bir şirketin deniz
altından KKTCye su getirilebileceğini bilimsel olarak
kanıtlamasının önemli olduğunu ve kendilerini
rahatlattığını söyledi. Büyükelçi Fakılı,
şimdi geriye bu proje için gerekli olan paranın bulunması ve
ihaleye çıkılmasının kaldığını
kaydetti.
20102012 yıllarını kapsayan, üç yıllık
dönem için bir proje çalışması başlattıklarına
işaret eden Fakılı, taslağın ortaya
çıktığını ve önümüzdeki günlerde
onaylanmasının beklendiğini belirtti.
Fakılı, suyun deniz engelini aşmak için TC ile KKTC
arasında bir an önce fiziki bağ kurulması çok önemlidir. diye
konuştu.
Öncelikli amaçlarının Kıbrıs Türk
halkının su ihtiyacını karşılamak olduğunu
belirten Fakılı, ancak proje işlemeye başlayınca,
diğer ülkelerin de talepte bulunabileceklerini, o zaman kime su
satılacağına bakılabileceğini ifade etti.
Fakılı, Bizim için önemli olan buraya suyun gelmesidir ama
bazıları kıskanacaktır dedi.
Ekmeğimizi sizinle paylaşmak onurdur
Fakılı, Türkiyenin KKTCye
yatırımlarının devam edeceğini
vurguladığı konuşmasında şöyle konuştu:
KKTC bizim için bir vitrindir. Desteğimizi elbette
sürdüreceğiz
Sizinle ekmeğimizi paylaşmaktan onur duyuyorum.
Bunun Kıbrıslı Türkler tarafından sürekli minnetle
söylenmesine, TCnin de bunu her defasında hatırlatmasına gerek
yok. Biz etle tırnak gibiyiz
Ayrı değiliz.
Fakılı, KKTCde büyükelçi olmanın bir onur
olduğunu aynı zamanda büyük sorumluluk anlamına geldiğini
de vurgulayarak, Milli dava ve sağduyu burayı ayakta tutuyor.
Kıbrıs Türküne güvenmek lazım ifadesini kullandı.
Tasarruf tedbirlerine destek
Fakılı, hükümet
tarafından alınan ekonomik tedbirlerle ilgili olarak da, dünyadaki
ekonomik krizin KKTCye yansımasının kaçınılmaz
olduğuna ve dolayısıyla tasarruf önlemlerinin gerektiğine
dikkat çekti.
UBP hükümetinin ekonomik alandaki tedbirlerini desteklediklerini
vurgulayan Fakılı, Maliye Bakanlığından olumlu
tepkiler aldıklarını belirtti. Fakılı, Kuzey
Kıbrısta bu bilincin yerleşmesinden oldukça memnun
oldukları da kaydederek, Tasarruf oldukça ekonomik canlılık da
olacaktır dedi.
Büyükelçi, KKTCde özel sektörün güçlendirilmesi gerektiğinin
bilinciyle birtakım çalışmaları olduğunu da
açıkladı. Fakılı, öncelikli olarak elektrik, su ve iş
gücü gibi üretim girdi maliyetlerini düşürmek gerektiğini
vurguladı.
Kıbrıs Türkünün yeri başımızın üstündedir
Elçilik önünde bir süre önce
yapılan eylemlerle ilgili soruya da samimiyetle yanıt veren
Fakılı, şunları söyledi:
Biz düşünce ve gösteri özgürlüğüne
saygılıyız. Ama Kıbrıslı Türkler bilmelidirler ki
yerleri sokak değil elçiliktir. Gelene değer veririz ve şerefle
dinleriz. Kıbrıs Türkünün yeri sokak değildir. Kıbrıs
Türkünün yeri bizim başımızın üstündedir. Biz sadece
Türkiyenin değil Kıbrıs Türkünün de Büyükelçisi olarak
buradayız..
KIBRIS 24/09/09
![]()
Cumhurbaşkanı Talat Washingtonda Dış
İlişkiler Konseyine brifing verdi: Takvim olmayan süreç sonuç
vermez. Hristofyasın açıklaması isteksizlik göstergesi.
Özgül Gürkut Mutluyakalı-TAK
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasın hakemlik ve takvimleri kabul
etmiyoruz açıklamasına Zaman takvimini, hakemliği,
uluslararası toplumun katılımını kabul
etmeyeceğiz diyen Hristofyas, sonunu da getirsin Kıbrıs
sorununun çözümünü de kabul etmeyeceğiz desin, olsun bitsin diyerek tepki
gösterdi.
Talat, takvim olmayan bir sürecin sonuç vermeyeceğini, Hristofyasın
bu açıklamasının da negatif ve isteksizlik göstergesi
olduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABDnin başkenti Washingtonda
önceki gün etkili bir düşünce kuruluşu olan Dış
İlişkiler Konseyinde Kıbrıs sorunuyla ilgili brifing
verdi. Talat, toplantının ardından TAK ve BRTK muhabirlerine
yaptığı açıklamada, Kıbrıs Türk
tarafının görüşlerini aktardığını söyledi.
Müzakerelerin hızlandırılması yönünde aldıkları
kararı aktardığını ve Kıbrıs Türk
tarafının BM parametreleri çerçevesinde öneriler
yaptığını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, özellikle
Rum tarafının BM parametreleri dışına
çıktığı noktalarda, anlaşmazlıkların da
ortaya çıktığını ve bunun mutlaka önlenmesi
gerektiğini vurguladı.
İzolasyonlar kalksın özel temsilci atansın
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABDnin Kıbrısta çözüm
sürecine olumlu katkıda bulunması için Kıbrıs Türk
halkına uygulanan izolasyonların kaldırılması ve özel
temsilci atamasını istediklerini kaydederek, özel temsilcinin gerek
dışişleri, gerekse başkanlık nezdinde
atanabileceğini belirtti.
Dış İlişkiler Konseyindeki brifinge katılanlara, son
dönemde ele aldıkları konulardan biri olan yürütme konusundaki
görüşlerini de açıkladığını ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, ayrıca en ciddi
tıkanıklığın yaşandığı mülkiyet
konusundaki sorunun, Rum tarafının iki kesimliliğe
bağlı olmamasından kaynaklandığını
anlattı.
Talat, toplantıda soruları da yanıtladığını
ve Türkiyenin olumlu rolünü anlattığını, süreçteki
takvimlerle ilgili sorulara karşılık, gerek Türkiyenin AB
sürecinde ilerleme raporunun yayımlanacağı dönemle ilgili ve
gerekse Kuzey Kıbrısta yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili zaman kesitini aktardığını
bildirdi.
Hristofyasa tepki
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasın hakemlik ve takvimleri kabul etmiyoruz yönündeki
açıklamasının, süreci nasıl etkileyeceği yönündeki
soruya karşılık Anlaşılan Ulusal Konseyin etkisidir,
doğrudur zaman takvimlerini kabul etmemiştir ama zaman takviminin
olmadığı bir görüşme sürecinin de sonuç getiremeyeceği
herkes tarafından bilinmelidir, bunu Hristofyas da bilmelidirdedi.
Cumhurbaşkanı Talat, zaman kısıtlaması olmayan süreçlerin
sonuç vermeyeceğine işaret ederek, Hristofyasın
açıklamasının olumsuz, negatif bir tutum olduğunu ve bunun
uluslararası toplum tarafından değerlendirilmesi
gerektiğini vurguladı.
İsteksizlik göstergesi
Talat, Hristofyasın Ben şunu kabul etmeyeceğim, ben bunu kabul
etmeyeceğim diye afra tafra atmasının Kıbrıs sorununu
çözmekte ciddi bir isteksizlik olduğunu gösterdiğine işaret
etti.
Cumhurbaşkanı Talat, Zaman takvimini, hakemliği kabul
etmeyeceğiz, uluslararası toplumun katılımını
kabul etmeyeceğiz sonunu da getirsin Kıbrıs sorununun çözümünü
de kabul etmeyeceğiz desin, olsun bitsin ifadelerini kullandı.
New Yorka geçti
Öte yandan, New Yorka geçen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün
akşam 21:30da TC Başbakanı Recep Tayip Erdoğanla da
görüşmesi bekleniyordu. Talatın, Erdoğandan sonra
İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile de saat
22:30da bir araya gelmesi planlanıyordu. Talatın İsveç
Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile yapacağı
görüşme ise saat 21:30a alındı.
STAR KIBRIS 24/09/09
![]()
BM sözcülüğü: (Kıbrıs konusunda) Genel
Sekreter Türkiye'nin desteğini takdir ettiğini belirtti.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moonun TC Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan ile görüşmesinde, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin BM
Kıbrıs özel danışmanı Alexander Downer'un
çabalarına verdiği desteği takdir ettiğini ve
Kıbrıs'ta devam eden müzakerelerle ilgili iyimser olduğunu
söylediği bildirildi.
BM Sözcülüğünden verilen bilgiye göre, Başbakan Erdoğan ve BM
Genel Sekreteri Ban Ki-moonun BM'de yaptıkları görüşmede,
Kıbrıs, iklim değişikliği, Türkiye-Ermenistan
ilişkileri, Afganistan, Orta Doğu barış süreci ve
Gazze'deki insani durum ele alındı.
Görüşmede Genel Sekreter Ban, Türkiye'ye iklim değişikliği
konusunda gösterdiği liderlikten dolayı teşekkür etti,
ayrıca İstanbul'da yaşanan son sel felaketiyle ilgili
üzüntülerini dile getirdi.
Ban, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin BM Kıbrıs özel danışmanı
Alexander Downer'un çabalarına verdiği desteği takdir
ettiğini belirtirken, Kıbrıs'ta devam eden müzakerelerle ilgili
iyimser olduğunu ve müzakerelerin ilk turunda 42 görüşme
yapıldığını anımsattı.
Genel Sekreter Ban'ın görüşmede Kıbrıs'taki iki tarafın
''ivmeyi şimdi yakalamalarının son derece önemli'' olduğunu
belirttiği de kaydedildi.
Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesine
doğru atılan yeni adımları memnuniyetle
karşıladığını belirten Ban, Afganistan ile ilgili
genel konularda da Türkiye'ye yakın zamanda
danışacağının işaretini verdi.
Orta Doğu barış süreci ve Gazze'de devam eden insani krizin de
toplantının gündemine geldiği bildirildi.
Başbakan Erdoğan'ın, Genel Sekreter Ban ile BM'de 38. kattaki
ofisinde yaptığı toplantıya, TC Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu, TC Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Ali Babacan, TC Devlet Bakanı ve
Başmüzakereci Egemen Bağış, TC Maliye Bakanı Mehmet Şimşek,
Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ertuğrul Apakan ve TC
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun
Sinirlioğlu katılmıştı
STAR KIBRIS 24/09/09
Talat calls on US to push for a
solution
By Simon Bahceli
A HIGH-LEVEL special US
representative should be appointed to help mediate a Cyprus settlement, Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat told his audience at the Council on Foreign
Relations CFR), a Washington-based think-tank yesterday.
He added that Cyprus reunification talks would go nowhere without a clear
timeframe and the intervention of the international community, including the
US.
By saying he will not allow timeframes, mediation, or the participation of the
international community, [President Demetris] Christofias might as well be
saying he doesnt want a solution to the Cyprus problem.
He might as well end it here, Talat said at the think-tank that boasts
congressmen, global leaders and prominent thinkers among its participants.
Talats speech at the CFR came as part of a mini US tour, designed by his
advisers to coincide with the United Nations General Assembly in New York this
week. Talat hopes his tour will culminate in a meeting with UN Secretary
General Ban Ki-moon on Saturday.
Yesterday the Turkish Cypriot leader was booked to hold meetings with Swedish
and UK foreign ministers Carl Bildt and David Miliband. Britain and Sweden have
proven valuable allies to the Turkish Cypriots, both having in recent years
tabled motions in the EU to lift the economic isolation of the north.
It is likely that in his meetings with the two foreign ministers, Talat will
have repeated complaints he made to the CFR that some of the governments
proposals being made during reunification negotiations are outside established
UN framework guidelines, and that pressure is being borne on Christofias by his
National Council to prevent a timescale for talks or mediation being allowed.
While Talat hopes to meet the UN Secretary General on Saturday, there were
worries in the Turkish Cypriot administration yesterday that his meeting with
Ban had been postponed until Monday as a result of Greek Cypriot intervention.
The source said the Cypriot government did not want Talat meeting the Secretary
General to meet Talat while national leaders and foreign ministers gathered for
the United Nations General Assembly were still in town.
There has not been an official announcement, but it looks like the meeting
will be on Monday because Christofias and everyone else will be out of town by
then, the source said.
Talats spokesman Hasan Ercakica said yesterday there had been no communiqué
from the UN about a change of time for meeting with Ban. He added that Talats
appointments with Ban and other high-level politicians in New York and
Washington came as a result of requests by the Turkish Cypriot leader.
Christofias is already in New York for the annual event.
Speaking of what Talat would say to Ban, Ercakica said, Our wish is clear. We
want to see negotiations going faster and the intervention of mediators that
will help negotiations progress more smoothly.
CYPRUS MAIL 24/09/09
Ban upbeat about talks progress
By George Psyllides
UNITED NATIONS
Secretary-general Ban Ki Moon yesterday expressed optimism regarding the talks
between President Demetris Christofias and Mehmet Ali Talat to resolve the
Cyprus problem.
Speaking after a meeting between Ban and Turkish President Reccep Tayip
Erdogan, a UNSG spokesperson said the Secretary-general expressed optimism at
the talks between the two leaders and stressed that it was very important for
the two sides to seize the momentum now.
The leaders of the Greek and Turkish Cypriot communities have been engaged in
talks in a bid to resolve the Cyprus problem since September 2008.
Christofias met with Ban late last night.
The president said it was a friendly meeting and Ban congratulated him over the
initiatives undertaken so far and praised the two leaders for their courage to
proceed.
And of course he expressed hope for us to progress further, Christofias said.
Christofias told the UNSG that Greek Cypriots would not accept arbitration and
strict timeframes.
In his opening address to the UN assembly, Ban made a reference to Cyprus,
saying the UN now saw fresh opportunities on the island.
Earlier yesterday, Christofias held meetings with the leaders of Australia,
Bosnia Herzegovina and Lebanon.
We are given the opportunity to explain, analyse the latest developments on
the Cyprus problem and to raise some issues connected to the international
support of Cyprus, Christofias said later. There are also bilateral issues we
are promoting with Australia, Bosnia Herzegovina and Lebanon.
The president also had an informal meeting with French President Nicolas
Sarkozy who reportedly said he would visit the island in November, on the
occasion of the opening of the new Larnaca airport whose construction is been
carried out by a French consortium.
CYPRUS MAIL 24/09/09
Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgün, Londrada Dışişleri
Bakanlığı yetkilileri ile görüştü.
Eylem ERAYDIN / LONDRA
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün
İngiltereden destek istedi. Özgürgün, Londradaki temasları
sırasında görüştüğü İngiliz Dışişleri
Bakanlığı yetkililerinden, Kıbrıs sorununda daha
etkin rol oynamalarını talep etti.
Hüseyin Özgürgün, İngiltere Dışişleri
Bakanlığı Avrupa ve Küreselleşme Genel Müdürü Nick Baird ve
AB Müdürlüğünde Yunanistan ve Kıbrıs Masası Şefi
Stephan McCormick ile bir araya geldi.
Özgürgün, çözüm sürecinde İngiltereden daha etkin bir rol
üstlenmesini talep etti. Dışişleri Bakanı ayrıca
Financial Times ve The Economiste de Kıbrıs sorunu ile ilgili
değerlendirmelerde bulundu.
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Londra
ziyareti çerçevesinde eski Türkiye Büyükelçisi Nick Baird ve Stephen McCormick
ile görüştü.
Görüşmeye KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü ve III. Sekreter
Aysan Mullahasan da katıldı İngilterenin Ankara
Büyükelçisi olarak yürütmekte olduğu görevini kısa bir süre önce
tamamlayarak İngiltere Dışişleri
Bakanlığına dönüş yapan Nick Baird, Bakan Özgürgün ile
Londrada bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Toplantıda, müzakere sürecinde gelinen son aşama ile ilgili
karşılıklı görüş alışverişinde
bulunuldu.
Hüseyin Özgürgün, Kıbrıs Rum tarafının
uzlaşmaz tutumu nedeniyle bir türlü ulaşılamayan kapsamlı
çözümün erken bir zamanda gerçekleşmesi için garantör ülke
İngilterenin daha etkin rol üstlenmesini talep etti.
Baird, 2009 sonuna kadar adada bir çözüme ulaşılabilmesi
için garantör ülke olarak İngilterenin çözüm sürecini desteklemeye devam
edeceğini söyledi.
Büyükelçi ile akşam yemeği
Dışişleri Bakanı
Özgürgün, 22 Eylü Salı akşamı da tarihçi ve yazar Andrew
Mangonun son yazdığı From Sultan to Atatürk
başlıklı kitabın TC Londra Büyükelçisi Yiğit Alpogan
himayesindeki tanıtımına ve sonrasında TC Londra
Büyükelçiliği ikametgahında verilen akşam yemeğine
katıldı.
Financial Times ve The Economist ile mülakat
Hüseyin Özgürgün Londra ziyareti
kapsamında, İngilterede faaliyet gösteren en önemli basın
kuruluşlarından Financial Times Gazetesinin Avrupa Editörü Quentin
Peel ve haftalık olarak yayınlanan The Economist dergisinin Avrupa ve
Asya editörü John Peet ile iki ayrı mülakat gerçekleştirdi.
Gazetecilerle mülakatlarda Bakan Özgürgün mevcut müzakere süreci
ve Kıbrıs Türk tarafının sürece dair
takındığı tutuma ilişkin olarak değerlendirmelerde
bulunarak, Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini
açıkladı.
Özgürgün, Kıbrıs Türk tarafının çözüm sürecine
tam destek verdiğini, ancak Kıbrıs Rum kesiminin müzakereleri
oyalamak gibi bir niyetinin olduğunun anlaşılması durumunda
onsuza dek Rumları bekleyemeyeceklerini dile getirdi.
Özgürgün, Rum tarafının Annan Planına hayır
dedikten sonra kendisini ikna edilmesi gereken taraf olarak
nitelendirdiğini ve dolayısıyla mevcut süreçte daha talepkar bir
tutum sergilediğini ekledi.
Güven artırıcı önlemler çerçevesinde
Kıbrıs Türk halkı ve Kıbrıs Rum halkı
arasında bir Lefkoşa maratonu
gerçekleştirilmesi önerisinde bulunduğunu, ancak bu önerisinin bile
Rumların sınır kapılarından geçiş konusunu
problem haline getirerek reddetmelerinden ötürü gerçekleşemediğini
belirten Bakan Özgürgün, Adada işlenen suçların açığa
kavuşturulmasına ilişkin işbirliğinin
yapılmasından bile kaçınan bir mentaliteye sahip olan
Rumların anlaşma konusundaki niyetlerinin samimi
olmadığını dile getirdi.
İzolasyonlar kalksın
Mülakatlarda Kıbrıs Rum
tarafının yeni bir anlaşmayı 2004 yılında
olduğu gibi reddetmesinin, Türk tarafının gelecek
planlarına dair ne ifade ettiği konusunda da açıklamalar yapan
Bakan Özgürgün, esas problem Kıbrıs Rum kesiminin Kıbrıs
adasının yönetimini Kıbrıslı Türklerle bölüşme
fikrine hazır olmamasıdır dedi.
Özgürgün, Rumların esas isteğinin izolasyonlar yolu ile
Kıbrıs Türk halkını bezdirip azınlık
haklarına razı olmalarını sağlamak olduğunu
söyledi.
Bakan Özgürgün, özellikle garantör ülke konumundaki Birleşik
Krallığa izolasyonların kaldırılması hususunda
çok iş düştüğünü de hatırlattı.
Özgürgün, uluslar arı toplum Kıbrısta bir
anlaşmayı gerçekten desteklemekteyse, Kıbrıs Türk
Halkı üzerindeki izolasyonları kaldırarak Rum kesimi üzerinde
baskı kurmalıdır diye devam etti ve şunları ekledi:
Olası bir anlaşmaya varmak bir zaman
sınırlamasına tabidir. Kısa sürede bir anlaşmaya
varılmaması durumunda Kıbrıs Türk tarafının
başka alternatiflere yönelmesi kaçınılmaz olacaktır.
KIBRIS 25/09/09
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda New
Yorktan sert mesajlar verdi
REFERANDUMDA HAYIR DİYENE ÜYELİK ÖDÜLÜ
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları için New
Yorkta bulunan Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 2004
yılındaki Annan referandumunda Kıbrıslı Türklerden
evet , Rumlardan ise hayır çıktığını
anımsatarak, önceden söz verenlerin bu sonuca aldırmadan Güney
Kıbrısı tek başına AB üyesi
yaptığını söyledi ve Adaletin bu mu dünya? sorusunu
gündeme getirdi.
l KIBRISTA 2010 BAHARINDA REFERANDUMA
GİDİLMELİ
Başbakan Erdoğan, Kıbrıs
konusunda hedefin varılacak çözümün en geç 2010 yılı bahar
aylarında referanduma götürmek olması gerektiğini söyledi.
Erdoğan, ''Ancak 2004 yılında olduğu gibi, Rum
uzlaşmazlığı yüzünden yine çözüm bulunmadığı
takdirde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin uluslararası
alandaki statüsünün normalleştirilmesi artık ertelenemeyecek bir
zorunluluk haline gelecektir dedi.
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş
Milletler (BM) Genel Kurulu dolayısıyla bulunduğu New Yorktan
dünyaya sert mesajlar verdi.
2004 yılında Annan planı için yapılan
referandumda Kıbrıslı Türklerin evet, Kıbrıslı
Rumların ise hayır demesine karşın Güney
Kıbrısın ödüllendirilerek Avrupa Birliği (AB) üyesi
yapıldığını anımsatan Başbakan
Erdoğan, Adaletin bu mu dünya sorusunu gündeme
getirdi.
Princeton Üniversitesinde konuşan Erdoğan, AB
sürecinde, Kıbrıs konusu gerekçe gösterilerek ve sudan bahanelerle
Türkiyenin ötelendiğine işaret etti ve bu durumun Türk kamuoyunda
ABye desteğin düşmesine yol açtığını
söyledi.
Erdoğan, birliğe üyelik için 50 yıl önce
başvuru yapıldığını anımsatarak,
''Kapısında bu kadar bekletilen başka ülke AB'de yok. Acaba niye
bu kadar bekletiyorlar?'' diye sordu.
Kabul edilen bazı ülkelerle Türkiye'yi
kıyasladığını, bu ülkeler ile Türkiye arasında
çok büyük mesafeler bulunduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan,
''ancak sudan bahanelerle maalesef devamlı Türkiye
öteleniyor dedi.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
Bu nasıl adalet?
Diyoruz ki eğer almayacaksanız,
almayacağız deyin. Eğer alacaksanız da durmadan yeni yeni
kurallar üretmeyin. Maç başladı, maç esnasında bunlar
penaltının kurallarını değiştiriyor. Öyle
şey olur mu? AB müktesebatı var. Bunun içinde olmayan şeyi
nereden çıkardınız, nereden çıktı bu
penaltının kuralı, belliydi bu kural... 'Yok' diyorlar, Türkiye
olunca bu böyle diyorlar. Bunu kendilerine de söylediğimizde hakikaten
haklısınız diyorlar. Ama içlerinden bir tanesi diyor ki, 'yok
haklı değilsiniz'.
Şu anda enerji olayı var. Biz NABUCCO'da transit
ülkeyiz, en önemli ayak biziz. Her şey tamam, imzalar atıldı ama
enerji başlığına hala geçemiyorlar. Verilen cevap şu,
Güney Kıbrıs 'evet' demiyor. Peki Güney Kıbrıs AB'ye
nasıl girdi. Geldiler 'gelin şu referandumu yapalım. Siz
Kuzey'den evet çıkarırsanız, bu iş bitecek' denildi.
KKTC'den yüzde 65 çıkardık. 1 hafta sonra Güney Kıbrıs
kabul edildi. Bu nasıl adalet...''
Türkiye'deki kamuoyu yoklamalarında AB'ye desteğin
düştüğünü ifade eden Erdoğan, ''bir zamanlar bir şarkı
mıydı, türkü müydü bir şey vardı bilmiyorum, 'Adaletin bu
mu dünya' diye. Böyle bir noktaya getirdiler. Adalet istiyoruz, burada da
adalet'' diye konuştu.
Başını Fransa'nın çektiği bazı
ülkelerin de imtiyazlı ortaklık önerisinde bulunduğunu
anımsatan Başbakan Erdoğan, bunun da
yakışık almadığını belirterek, yola
çıktıklarında böyle bir konunun bulunmadığını
söyledi.
Erdoğan, ''Ne yaparsanız yapın, biz bu yola girdik,
ta ki 'biz sizi almıyoruz' diyeceğiniz ana kadar devam edeceğiz,
hedefimiz bu'' dedi. Siyasi kriterlerde, ''Ankara'', ticari noktada da
''İstanbul kriterleri'' diyerek yola devam edeceklerini dile getiren
Erdoğan, Kıbrıs sorunun çözüm platformu olarak da sadece BM'yi
gördüklerini, bu kurum dışında herhangi bir çözüm görmediklerini
söyledi.
Çözüm olmazsa KKTCnin statüsü
normalleştirilmeli
Başbakan Erdoğan, BM Genel
Kurulunda yaptığı konuşmada ise Kıbrıs konusunda
hedefin varılacak çözümün en geç 2010 yılı bahar aylarında
referanduma götürmek olması gerektiğini söyledi. Erdoğan,
''Ancak 2004 yılında olduğu gibi, Rum
uzlaşmazlığı yüzünden yine çözüm
bulunamadığı takdirde, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nin uluslararası alandaki statüsünün normalleştirilmesi
artık ertelenemeyecek bir zorunluluk haline gelecektir. Bu nedenle,
müzakerelerin ilanihaye devam edemeyeceğinin, mevcut fırsat
penceresinin sonsuza kadar açık kalamayacağının idrak
edilmesi ve sürecin başarısı için çaba sarf edilmesi
gereklidir'' diye konuştu.
Birleşmiş Milletler'in 64. Genel Kurul Genel
Görüşmeleri'nde Genel Kurul'a hitap eden Başbakan Erdoğan,
Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin, Ada'da kapsamlı
bir çözüm bulunmasına yönelik çabaları desteklediğini ve bu
konuda çözümün dayanması gereken zeminin Birleşmiş Milletler'in
çatısının altı olduğuna işaret ederek,
şunları söyledi:
''Mevcut müzakere sürecinde tüm tarafların
yapıcı davranmaları halinde bu yılsonuna kadar
kapsamlı çözüme ulaşılması mümkündür. Tarafların
uzlaşamadığı noktalarda 2004'de olduğu gibi BM Genel
Sekreteri'nin devreye girmesi gerektiğine inanıyoruz. Hedefimiz;
varılacak çözümü en geç 2010 yılı bahar aylarında
referanduma götürmek olmalıdır. Ancak 2004 yılında
olduğu gibi, Rum uzlaşmazlığı yüzünden yine çözüm
bulunamadığı takdirde, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nin uluslararası alandaki statüsünün normalleştirilmesi
artık ertelenemeyecek bir zorunluluk haline gelecektir. Bu nedenle,
müzakerelerin ilanihaye devam edemeyeceğinin, mevcut fırsat penceresinin
sonsuza kadar açık kalamayacağının idrak edilmesi ve
sürecin başarısı için çaba sarf edilmesi gereklidir.''
Erdoğan, ''Yerleşik BM parametreleri
temelinde ulaşılacak ve Kıbrıs'ta yeni bir Ortaklık
kurulmasını sağlayacak kapsamlı çözümün garantör ülke
olarak Türkiye'nin açık desteğini haiz olacağını bu
vesileyle bir kez daha vurgulamak
isterim'' diye konuştu.
KIBRIS 25/09/09
![]()
TAK - Özgül Gürkut Mutluyakalı
İngiliz bakan müzakere sürecinin hızlandırılmasından
memnun
Talat: Kıbrısta çözümü dört gözle beklediğini ve
İngilterenin üzerine düşeni yapacağını söyledi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, New Yorkta görüştüğü
İngiltere Dışişleri Bakanı David Milibandı
Kıbrısta devam eden müzakere süreciyle ilgili bilgilendirdi. Talat,
Milibandın sürecin hızlandırılması kararından
memnun olduğunu bildirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, dün öğleden sonra New Yorkta BM merkezinde
İngiltere Dışişleri Bakanı David Milibandla bir araya
geldi. Görüşmede KKTC New York Temsilcisi Kemal Gökeri de hazır
bulundu.
Görüşmenin ardından basına açıklama yapan
Cumhurbaşkanı Talat, Milibandın ülkesinin sürece ilgisini ve
müzakere sürecini hızlandırma kararı almalarından
dolayı duydukları mutluluğu ifade ettiğini kaydetti.
Milibandın sürece olan güvenlerinin bu sayede
arttığını ifade ederek kendisinden daha fazla bilgi
istediğini anlatan Cumhurbaşkanı Talat, ekim ayından
itibaren haftada iki kez buluşacaklarını ve belli
başlı temel konuları ela alarak hızlanacaklarını
anlattığını bildirdi.
BMnin daha aktif katılımı için İngiltere girişim
yapsın
Talat, BMnin sürece daha aktif katılımının gerekli
olduğunu, İngilterenin de bu amaçla girişim yapmasını
istediklerini, İngilterenin de Kıbrısın garantörü olarak
Kıbrıs sorununun çözümünde sorumlulukları bulunduğunu, bu
nedenle Kıbrısta iki tarafa tarafsız davranmaları
gerektiğini İngiliz Dışişleri Bakanına anlattığını
ifade etti.
Rum tarafının telkine ihtiyacı var
Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:
Süreci hızlandırmak için taraflara telkinde bulunmaları
gerektiğini, bizim buna ihtiyacımız
olmadığını, Kıbrıs Rum tarafının ise
içinde bulundukları rahatlık nedeniyle bu konuda çok istekli
olmamasının ancak uluslararası ilgiyle değişebileceğini
anlattım ve Sayın Milibanda şu anda müzakere sürecinde
geldiğimiz noktayla ilgili bilgi verdim. Zaten kendisinin de konuyla
ilgili bilgisi vardı. Yürütmenin, başkanlığın
nasıl seçileceği konusunda, (Rum tarafıyla) aramızdaki
görüş farklılığını kendisine
ayrıntılarıyla anlattım. Bundan sonra birkaç konuyu daha
görüştükten sonra mülkiyete geçeceğimizi ve mülkiyetin de önemli bir
konu başlığı olarak gündemimizde olduğunu ifade
ettim.
Çözümü dört gözle bekliyorlar
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiltere
Dışişleri Bakanı Milibandın sürecin
hızlanmasından duydukları memnuniyeti defalarca ifade
ettiğini ve Kıbrıs sorununun çözümünü dört gözle beklediklerini
anlattığını bildirdi.
BMde yapacağı temaslarda kendisine başarı dileyen
Milibandın Kıbrıs sorununu yakından takip etmeye devam
edeceğini de söylediğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat,
Milibandın Kıbrıs sorununun çözümü için İngilterenin
üzerine düşeni yapacağını belirttiğini bildirdi ve
bundan sonra da temasta olacaklarını belirtti.
Washingtondan sonra geldiği New Yorkta temaslarını sürdüren
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın bugün de İsveç
Dışişleri Bakanı Carl Bildtle biraraya gelmesi bekleniyor.
Talatın programında başka görüşmeler de bulunuyor.
BM Genel Kurulunun devam ettiği New Yorkta yoğun günler
yaşanıyor. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da,
bugün BM Genel Kurulunda konuşacak.
STAR KIBRIS 25/09/09
![]()
Son seferde Suriye ve Lubnandan KKTCye feribotla 140
yolcu taşındı. Bayramda seferlerin yoğun ilgi
gördüğünü belirten feribot şirketi yetkilileri, Güneyden seferlerin
durdurulması için girişimler olduğunu söyledi.
Suriye'nin Lazkiye ile KKTC'nin Gazimağusa limanları arasında
yapılan feribot seferleri bayram nedeniyle yoğun ilgi gördü.
Son seferinde Suriye'den ve Lübnan'dan KKTC'ye 140 yolcu
taşınırken, yolcular feribot seferlerinin ulaşımı
kolaylaştırdığını ve kendilerine daha ucuza
geldiğini söylediler.
Üniversite öğrenimini Türkiye'de tamamlayan Suriye vatandaşı Ali
Biş, KKTC'ye tatil yapmak amacıyla gittiğini söyledi. Biş,
'Feribot, iletişimimizi epey kolaylaştırdı. Geçen yıl
arkadaşlarım gitti. Bayağı beğendiler. 12 kişilik
bir grupla geldik' dedi.
KKTC'ye sık sık giden Muhammed Fuad Mısri ise feribot seferleri
başlamadan önce KKTC'ye uçakla gitmek zorunda
kaldığını belirterek, feribotun daha ucuza mal
olduğunu söyledi. Lübnanlı olan Mısri, '20'den fazla sefer
yaptım. Üçüncü kez Lazkiye'den geliyorum. Denizi seyrederek yolculuk
yapıyoruz' diye konuştu.
Tatillerini ailece KKTC'de geçirdiklerini anlatan Kerime Beşir, 'Deniz
güzel, yolculuk güzel. Geçen yıl da tatil için KKTC'ye gitmiştik.
Feribot, KKTC'ye ulaşımı oldukça kolaylaştırdı.
Feribot biletiyle birlikte tatil paketi de alıyoruz' dedi.
Lübnan'ın Trablus Limanı'ndan yolcu alan feribot, Lazkiye
Limanı'nda da pasaport ve kimlik kontrollerinin ardından yola
çıkıyor. Yolculuk süresince feribotun üst katında denizi izleyen
ve bol bol fotoğraf çektiren yolcular, 3,5 saatlik yolculuğun
ardından Gazimağusa Limanı'na ulaşıyor. Feribot
gidiş-dönüş biletiyle birlikte KKTC'de tatil paketi de satın
alınabiliyor.
Seferleri durdurma girişimleri
Feribot seferlerini düzenleyen Akgünler firmasının sahibi Ünal Çağaner,
seferlerin başladığı 2007 yılından bu yana birçok
sorun yaşadıklarını söyledi.
Çağaner, feribot seferlerinini durdurulması için girişimlerde
bulunulduğunu anlatarak, 'Rum tarafının izolasyon konusundaki
ısrarını anlamıyorum' dedi.
Reklam faaliyetleri
Firmanın Orta Doğu bölgesi sorumlusu Özgür Kanatlı da feribot
seferlerinin engellenmeye çalışıldığını
yineleyerek, 'Lübnan seferlerimiz yeni başladı, ancak Suriye'nin
Lazkiye Limanı üzerinden sefer yapıyoruz. Lübnan'ın Tripoli
(Trablus) Limanı ile Gazimağusa Limanı 3,5 saat, ancak Lazkiye
üzerinden sefer yaptığımız için süre 6 saate
çıkıyor' dedi.
Lübnan'da reklam faaliyetleri yürüttüklerini belirten Kanatlı, 'Lübnan'da
reklam faaliyetleri yapıyoruz. Ancak Rum kesimi her faaliyetimizden sonra
karşı atağa geçiyor. Mesela, gazeteye ilan veriyoruz. Bizim
reklam ilanımızın üstünde Rum kesiminin, KKTC'ye gidilmesi
halinde suç işleneceğini iddia eden ilanı yer alıyor' diye
konuştu.
STAR KIBRIS 25/09/09
![]()
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs ayağı
başta olmak üzere Avrupa Birliğinin Türkiyenin üyelik sürecindeki
tutumuna atıfta bulunarak adalet istiyoruz dedi.
Başbakan Erdoğan, Princeton Üniversitesinde verdiği
konferansta, Kıbrıs ve AB üyelik konularına da değindi.
Türkiye'nin AB ile ilişkilerine değinirken, birliğe üyelik için
50 yıl önce başvuru yapıldığını
anımsatan Başbakan Erdoğan, ''Kapısında bu kadar
bekletilen başka ülke AB'de yok. Acaba niye bu kadar bekletiyorlar?'' diye
sordu.
Kabul edilen bazı ülkelerle Türkiye'yi
kıyasladığını, bu ülkeler ile Türkiye arasında
çok büyük mesafeler bulunduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan,
''ancak sudan bahanelerle maalesef devamlı Türkiye'nin ötelendiğini''
söyledi.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Diyoruz ki eğer
almayacaksanız, almayacağız deyin. Eğer alacaksanız da
durmadan yeni yeni kurallar üretmeyin. Maç başladı, maç
esnasında bunlar penaltının kurallarını
değiştiriyor. Öyle şey olur mu? AB müktesebatı var. Bunun
içinde olmayan şeyi nereden çıkardınız, nereden
çıktı bu penaltının kuralı, belliydi bu kural... 'Yok'
diyorlar, Türkiye olunca bu böyle diyorlar. Bunu kendilerin de
söylediğimiz de hakikaten haklısınız diyorlar. Ama
içlerinden bir tanesi diyor ki, 'yok haklı değilsiniz'. Şu anda
enerji olayı var. Biz NABUCCO'da transit ülkeyiz, en önemli ayak biziz.
Her şey tamam, imzalar atıldı ama enerji
başlığını hala geçemiyorlar. Verilen cevap şu,
Güney Kıbrıs 'evet' demiyor. Peki Güney Kıbrıs AB'ye
nasıl girdi. Geldiler 'gelin şu referandumu yapalım. Siz
Kuzey'den evet çıkarırsanız, bu iş bitecek' denildi.
KKTC'den yüzde 65 çıkardık. 1 hafta sonra Güney Kıbrıs
kabul edildi. Bu nasıl adalet...''
Türkiye'deki kamuoyu yoklamalarında AB'ye desteğin
düştüğünü ifade eden Erdoğan, ''bir zamanlar bir şarkı
mıydı, türkü müydü bir şey vardı bilmiyorum, 'Adaletin bu
mu dünya' diye. Böyle bir noktaya getirdiler. Adalet istiyoruz, burada da
adalet'' diye konuştu.
Başını Fransa'nın çektiği bazı ülkelerin de
imtiyazlı ortaklık önerisinde bulunduğunu anımsatan
Başbakan Erdoğan, bunun da yakışık
almadığını belirterek, yola çıktıklarında
böyle bir konunun bulunmadığını söyledi.
Erdoğan, ''Ne yaparsanız yapın, biz bu yola girdik, ta ki 'biz
sizi almıyoruz' diyeceğiniz ana kadar devam edeceğiz, hedefimiz
bu'' dedi. Siyasi kriterlerde, ''Ankara'', ticari noktada da ''İstanbul
kriterleri'' diyerek yola devam edeceklerini dile getiren Erdoğan,
Kıbrıs sorunun çözüm platformu olarak da sadece BM'yi gördüklerini,
bu kurum dışında herhangi bir çözüm görmediklerini söyledi.
STAR KIBRIS 25/09/09
Our support not absolute
By Elias Hazou
Christofias to Turkey: we
back your EU bid, but you must own up to your obligations
ADDRESSING world leaders President Demetris Christofias yesterday said that
despite Cyprus support for Turkeys EU accession bid Ankara was not
reciprocating.
This support is not unconditional, Christofias warned. Turkey should fulfil
its obligations towards the Republic of Cyprus as well as towards the European
Union.
But he also reached out to Ankara, calling Turkey a key player in efforts
toward a settlement and expressed his readiness to initiate direct dialogue
with the Turkish leadership, parallel to negotiations with the Turkish Cypriot
leader.
He said he was willing to share ideas about the future, which would greatly
enhance the chances of a positive outcome to the negotiations.
At the same time in his speech at the General Debate of the 64th Session of the
General Assembly of the United Nations in New York, the President accused
Turkey of seeking a confederal solution on Cyprus, in breach of relevant UN
Security Resolutions.
Turkey should contribute in a practical way to a solution of a bizonal,
bicommunal federation with political equality as defined in the relevant
Security Council resolutions. Instead Turkey pursues a confederal solution,
Christofias said.
After the 1974 invasion and the occupation of 37 per cent of the territory of
the Republic of Cyprus, Turkey has become a key player for the solution of the
Cyprus problem. The success of our efforts for a solution of the problem
depends on Turkeys political will and the policies it implements. It is not
enough for the Turkish leadership to publicly state that it supports the
negotiating process, he noted.
Recapping progress in reunification talks which began more than a year ago,
Christofias said he trusted the sincerity of Mr. Talats intentions
we have
engaged in a common effort to bring an end to the division of our country.
Some progress has been achieved in the negotiations. But not such as to make
us confident that we are close to a final solution to the Cyprus problem, he
noted.
Christofias blamed lack of progress on the Turkish side and its intransigence
on a range of issuesthe presence of Turkish troops on the island, the illegal
possession of properties and the presence of settlers.
We sincerely hope that during the second round of negotiations, which has just
started, there will be a reconsideration of Turkish positions, so that we can,
as soon as possible, reach an agreed solution which we can then present to the
people in separate simultaneous referenda, he said.
Wrapping up, the President said a reunified Cyprus would safeguard the rights
of all Cypriots, Greek and Turkish.
Nevertheless, the rights of our Turkish Cypriot compatriots cannot be
implemented at the expense of the rights of the bigger community, which is the
Greek-Cypriot community. There must be mutual respect.
Real political leaders are not the ones who think of the next election but of
the next generation. We have the responsibility to work together to achieve a
lasting peace in our region, he concluded.
Earlier, Christofias had held a half-hour meeting with UN Secretary General Ban
Ki-moon. Also attending the meeting were Foreign Minister Markos Kyprianou,
United Nations Under-Secretary General for Political Affairs Lynn Pascoe and UN
officials.
Christofias said that during a lunch hosted by the UN chief, he had the
opportunity to have a good discussion with Turkish Prime Minister Recep Tayip
Erdogan, to whom he underlined that Turkey is the key to a solution to the
Cyprus issue.
I told the UN, just as I told Mr. Erdogan, that Turkey is the key to a solution
to the Cyprus issue. And that Talat must be helped by Turkey to change his
stance. I analysed our positions on the property issue, where there is a
difference of views, the positions on the settlers issue, security and
governance. And I clearly stated that I have made offers to the Turkish Cypriot
community and I am waiting for their response, the Cypriot leader said.
Following his speech before the UN Assembly yesterday, the President held a
number of separate meetings with foreign heads of state and senior officials,
including the Emir of Qatar Sheikh Hamad Bin Khalifa Al-Thani, the Prime
Minister of Malta Lawrence Gonzi and Russian Foreign Minister Sergey Lavrov.
On Tuesday, on the sidelines of the UN High-level Event on Climate-Change,
Christofias had inter alia meetings with the President of the European
Commission Jose Manuel Barroso, French President Nicolas Sarkozy and British
Prime Minister Gordon Brown.
Christofias next stop is Cuba for talks with the political leadership there.
He returns to Cyprus next Wednesday.
CYPRUS MAIL 25/09/09
Iacovou and Nami meet to discuss
governance
By Stefanos Evripidou
WHILE THE two leaders did
their rounds in New York on the sidelines of the UN General Assembly, their
aides met yesterday at the UN-controlled Nicosia airport to work on the
governance chapter as part of direct talks aimed at reunifying the island.
Presidential Commissioner Georgios Iacovou and aide to Turkish Cypriot leader
Mehmet Ali Talat, Ozdil Nami, met yesterday for 90 minutes after getting the
green light from the two leaders to try and iron out the differences remaining
between the two sides on that issue.
The two discussed the executive and how citizens of a united Republic of
Cyprus would elect the proposed President and Vice-President. The Greek Cypriot
side proposes that the rotating presidency should be voted by direct suffrage
while the Turkish Cypriot side prefers the indirect method of voting through
the senate.
We exchanged views about the pros and cons of the two methods. We decided
there is merit in having these discussions, said Nami.
The Turkish Cypriot aide told the Cyprus Mail that there was scope for the
aides reaching agreement at this level. It seems there is potential for
convergence. The two sides are not worlds apart on this, said Nami.
The two aides decided to hold more meetings on these issues though no date was
set as Nami has prior engagements in the near future. The possibility of
letting technical people work on the issues in the meantime was not ruled
out.
If the process of using the two aides to iron out points of divergence once the
main principles have been identified by the leaders proves successful, then it
is very likely the leaders will use them for other issues too, he noted.
CYPRUS MAIL 25/09/09
Downer critics attack UN envoy after
blunders
By Elias Hazou
UN
special envoy Alexander Downer has stirred up not one but two controversies
within the last 48 hours, though in both cases evidence regarding his purported
guilt has been flimsy.
In the first case, the Australian diplomat is said to have committed a blunder
by describing EDEK and DIKO as rejectionist [i.e. anti-solution] parties.
Downer is supposed to have made the comments during a meeting with the Turkish
Foreign Minister.
Excerpts from the minutes of that meeting were broadcast by the Antenna news
network, although the report remains to be confirmed.
That did not prevent the affected parties from blasting Downer, who
increasingly over the past few months has become something of a punching bag
for certain political quarters on the island.
This raises a major issue of credibility for Mr. Downer if indeed he made
those comments. It is a raw and unprovoked intervention in the countrys
political life, EDEK leader Yiannakis Omirou said.
The European Party, though not mentioned by Downer in the contentious comments,
went much farther. Party spokesman Rikos Erotokritou called on President
Christofias to cast him out, by writing a letter to the UN Secretary-General
telling him that he no longer has confidence in Mr. Downer.
Main opposition party DISY said such reports were disturbing, but at the same
time stressed the importance of corroborating the reports before going for the
jugular.
DISY boss Nikos Anastasiades noted it would be wiser to establish the facts
first and then act on them: One cannot light-heartedly create enemies all the
time, he said.
Meanwhile another episode in the Downer-bashing saga has been unfolding.
Simerini newspaper reported on business activities of the Australian diplomat
which were said to conflict with his role as UN envoy to Cyprus.
Downer is a partner in Bespoke Approach, an Australian-based business
consultancy that commenced operations in August 2008.
Bespoke Approach happens to be one of the media consultants of KKR (Kohlberg
Kravis Roberts & Co), a New York City-based private equity firm that
sponsors and manages investment funds, focusing primarily on leveraged buyouts
of mature businesses.
KKR has a number of media contacts around the globe, with Bespoke Approach
being its contact in Australia.
But according to Simerini, in 2007 KKR was involved in the buyout of UN Ro-Ro
Group, the largest shipping company in Turkey, in a transaction worth some 900
million euros. Following the takeover, the shipping company continued to be
based in Turkey. At the time, Forbes magazine reported the transaction as being
the largest in Turkish history.
Given the above, Simerini said it was obvious that Downers involvement with
Bespoke Approach represented a conflict of interest, since his private concerns
evidently clashed with his diplomatic activities in the region.
The paper drew on comments made by Downer to the Inner City Press that he he
does not work with Cyprus, Turkey or Greece, and by this appeared to mean he
does not negotiate contracts in the three, not that Bespoke Approach does not
have business relations with enterprises active there.
The fact that Bespoke Approach did consultancy work for KKR which was
involved in a business transaction in Turkey two years ago left Downer
exposed, the paper deduced.
Simerini did not mention whether Bespoke Approach itself was involved in the
aforementioned transaction which seems unlikely since KKR has consultants in
several countries, including one in Turkey. Whats more, the paper also failed
to take into account that possibility that, even if Bespoke Approach were
involved in the guilty transaction, this did not automatically point to
Downer, since another partner may just as easily handled the brief.
Downer critics in Cyprus quickly used the reports speculative at best as
more ammunition with which to attack the UN envoy.
DIKO vice-chairman Nicolas Papadopoulos called on Downer to provide a
convincing answer that his business activities do not adversely affect to a
significant degree his impartiality.
CYPRUS MAIL 25/09/09
Meeting weighs options over Nicosia
mosques
By Lucy Millett
OFFICIALS from the Interior
Ministry and Nicosia Municipality have met to discuss arrangements for opening
up more mosques around Nicosia.
The meeting was deemed necessary after clashes between two groups of
worshippers earlier this month at the Omeriye mosque in Nicosias old town. The
conflict highlighted the need to look at the underlying causes and accommodate
the different needs of Muslims living in Nicosia.
The meeting on Wednesday looked specifically at the possibilities of reopening
existing mosques around the city and even creating new ones.
Nicosia Mayor, Eleni Mavrou, said The meeting was really an exchange of
information and opinions about arrangements for different mosques in the city.
The outcome of the meeting was that the Interior Ministry will contact imams
and the embassies involved such as the Libyan Embassy and Turkish Cypriot
imams fill in the blanks as far as organisation and overall arrangements are
concerned.
When this is done, we will be meeting again to exchange views on how to
proceed.
As far as the Omeriye mosque is concerned, the Interior Ministry is collecting
information on arrangements there. The ministry and the antiquities department
are also set to discuss restoration works.
The mosque will probably have to close for a certain period while works are
under way, so we have to see what solution can be found to accommodate the
congregation during that time. It will be essential to make other arrangements
for as long as the mosque is closed.
Yiorgos Matseopoulos, Nicosia District Senior Officer in charge of Turkish
Cypriot property, said, The whole point of the meeting was to find ways of
finding people to be responsible for these mosques and to liaise with them. Our
offices will be looking at restoration works as well.
According to Politis newspaper, responsibility for appointing the imams at
three of Cyprus mosques (Nicosia, Limassol and Larnaca) rests with Mohamed
Hodja.
Hodja represents the World Islamic Call Society (WICS) in Cyprus and is also
part of the diplomatic staff at the Libyan Embassy. It appears that as well as
paying the salary of Omeriyes imam, the Libyan authorities may also be
covering the mosques running costs.
Currently, just one of Nicosias mosques the Omeriye is in active use. The
next two mosques in terms of size are the Bayraktar near the Ochi roundabout,
and the Taht-el-Kale/Tahtakallas next to Ayios Kassianos, both of which are
designated monuments restored under the Nicosia Master Plan.
There are a few other small mosques, including a tiny one next to Phaneromenis
Church.
CYPRUS MAIL 25/09/09
'Trafik
kazasında ölebilirim'
27/09/2009 RADIKAL
Trafik kazasında ölen Prenses Diana'nın kazadan üç yıl yazdığı mektupta bir trafik kazasında ölebileceğini söylediği iddia edildi.
Aynur TATTERSALL
PRENSES Diana ve sevgilisi Dodi El Fayed'in ölümü üzerindeki sır perdesini
aralayacak olan mektubun, İngiliz polisi tarafından bugüne kadar
gizlendiği öne sürüldü.
İngiliz Daily Express Gazetesi'nde yer alan habere göre, Prenses Diana,
ölümünden 3 yıl önce 1995 yılında bir trafik kazasına
kurban gideceği yönünde bir mektup yazmış.
Diana uşağı Paul Burrell'a yazdığı mektupta,
Prens Charles'ın otomobilinin kaza yapması için plan
yaptığını ve frenlerini bozabileceğini belirterek
eşini kendisini öldürtmeye çalışmakla suçluyor.
Prenses, Prens Charles'tan boşanmasından 10 ay sonra gönderdiği
mektupta, Prens Charles, benim otomobilimin bir kaza yapması için plan
yapıyor. Bu frenlerimin bozulması, lastiklerimin indirilmesi
olabilir. Charles bu komployu Camilla Parker ile evlenebilmek için yapacak
diye ifade ediyor.
Prensesin Ölüm Mektubunun İngiliz polisi tarafından
gizlendiğini iddia eden gazete, polisin Diana'nın ölüm mektubunu
neden gizlediğinin araştırılması ve bazı
soruların cevaplandırılması gerektiğini yazdı.
Prensesin 10 yıl boyunca uşağı, arkadaşı ve
sırdaşı olan Paul Burrell, 2003 yılında Diana'nın
hayatını anlatan Kraliyet Görevi isimli bir kitap
yayınlamıştı. Tartışmalar yaratan kitapta
Burrell, Charles'ın isminin geçtiği yerleri gizleyerek mektubu
yayınlamıştı. Mahkemeye mektubun orijinal hali sunuldu.
Şimdi herkes mektup sonrasında Prens Charles'ın suçlu
koltuğuna oturup oturmayacağını merak ediyor.
New Yorkta Kıbrıs zirvesi
İKÖnün
40. yıldönümü resepsiyonunda, Ban, Talat, Erdoğan,
İhsanoğlu, Davutoğlu ve Babacan bir araya geldi.
Özgül GÜRKUT MUTLUYAKALI
Birleşmiş Milletlerin (BM) merkezi ve bir anlamda dünya
devletlerinin kalbi olan ABDnin New York kenti, Kıbrıs konusunda
küçük bir zirveye ev sahipliği yaptı.
Pazartesi günü BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonla görüşecek
olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu görüşme öncesinde önceki
gün Banla İslam Konferansı Örgütünün (İKÖ) 40. kuruluş
yıldönümü nedeniyle verilen resepsiyonda bir araya geldi.
Resepsiyonda, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan, İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu,
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bir
süre ayakta sohbet ettikten sonra yuvarlak masada başta Kıbrıs
olmak üzere Suriye ve Irak da dahil çeşitli konuları görüştü.
Cumhurbaşkanı Talat ve Türkiye Başbakanı
Erdoğan, Genel Sekreter Banın Kıbrıs müzakere sürecine
daha fazla katılımcı olması taleplerini Bana birinci
ağızdan iletti.
New Yorkta temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanı
Talat, önceki gece İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlunun,
örgütün 40. yıldönümü nedeniyle verdiği resepsiyona katılarak,
Türkiye ve İKÖ üyesi diğer ülkelerden birçok devlet adamıyla da
sohbet etti.
Talat-Erdoğan görüşmesi
Waldorf Astoria Otelde yer alan
resepsiyon sürerken Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bir kısmı baş
başa, bir kısmı da heyetler arası olmak üzere bir saati
aşkın süre görüştü.
Görüşmede, daha çok BMnin 64. Genel Kurulu nedeniyle
yapılan temaslar ele alınırken, Kıbrıs müzakereleriyle
ilgili genel bir değerlendirme yapıldı.
Talat-Erdoğan görüşmesinde, KKTC ekonomisiyle ilgili
konuların da gündeme geldiği ve özellikle devam eden Türkiyeden
KKTCye su götürülmesi projesiyle ilgili Cumhurbaşkanı Talata bilgi
verildiği öğrenildi.
Görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Talat ve
Türkiye Başbakanı Erdoğan, resepsiyon salonuna döndü. Bu
sırada BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon da resepsiyona katıldı.
Bir süre ayakta sohbet eden liderler, daha sonra salonun ucunda bulunan bir
yuvarlak masaya geçerek görüştü. Masada, Erdoğanın bir
yanına Cumhurbaşkanı Talat, öteki yanına İKÖ Genel
Sekreteri İhsanoğlu oturdu. İhsanoğlunun yanına BM
Genel Sekreteri Ban; Banın yanına ise Türkiye
Dışişleri Bakanı Davutoğlu oturdu. Görüşmeye bir
süre sonra katılan Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Babacan ise Cumhurbaşkanı Talatın
yanında yer aldı.
Pazartesi gününün peşrevini yaptık
Yarım saate yakın süre devam
eden görüşmeden ayrılırken, gazetecilerin sorularını
yanıtlayan Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan,
Görüşmeleriniz nasıl geçti, özellikle Kıbrıs konusunda
neler konuştunuz? sorusuna karşılık, Mehmet Ali bey
burada... Gayet iyi. Pazartesi gününün peşrevini yaptık, Pazartesi
günü Mehmet Ali bey artık baş başa görüşmesini yapacak
dedi.
Cumhurbaşkanı Talatın, BMnin Kıbrıs
sorununda daha aktif olması çağrısıyla ilgili soruyu
yanıtlayan Erdoğan, Tabi, temennimiz o ve BM Genel Sekreterinin,
özel temsilcisinin ötesinde kendisinin de devreye girmesini, zaten genel kurul
konuşmamda da istemiştim. Burada da yine kendisine ifade ettim. O da
olumlu bakıyor, zaman zaman kendisinin devreye girmesi konusuna... diye
konuştu.
KIBRIS 27/09/09
Talat: Hristofyas
cayarsa, biz de cayarız
Cumhurbaşkanı Talat, New Yorkta, Katar ve
Hollanda dışişleri bakanlarıyla görüştü
Özgül GÜRKUT MUTLUYAKALI
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Kıbrıs sorununun çözümü isteniyorsa, anlaşmalara ve BM
parametrelerine bağlı kalmak gerektiğini belirterek, Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın farklı
konuşmasını O cayarsa, bizim de cayacağımız çok
şey var diyerek eleştirdi.
Talat, anlaşmaların yırtılıp atılmak
ve bozulmak için olmadığını vurgulayarak, Hristofyası
sağduyuya ve anlaşmalara sadık kalmaya davet etti.
New Yorkta bulunan Cumhurbaşkanı Talat, önceki gün
öğleden sonra Katar Dışişleri Bakanı Ahmad Abdullah Al
Mahmud ve Hollanda Dışişleri Bakanı Maxime Verhagen ile
görüştü.
Görüşmeleriyle ilgili basına açıklama yapan
Cumhurbaşkanı Talat, Katarda KKTCnin temsilciliği
bulunduğunu hatırlatarak, gösterdikleri anlayıştan
dolayı Katarlı bakana teşekkür ettiğini belirtti.
Talat, Katarın dost, kardeş ve İslam
Konferansı Örgütünde (İKÖ) Kıbrıslı Türkleri
destekleyen, haklarını savunan bir ülke olduğunu ifade ederek,
kendi sorunları yanında Kıbrıs sorunuyla da ilgilenen
Katarın, sorunun Kıbrıslı Türklerin haklarını
koruyacak şekilde çözümlenmesini arzu ettiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin
uzun süredir çözümden yana büyük çaba ortaya koyduğunu bir kez daha
anlattıklarını kaydederek, Bunu gözlemlediklerini gördük,
politikamızın onlar açısından da son derece memnuniyet
verici olduğunu tespit ettik dedi.
Hollanda Dışişleri Bakanı Maxime Verhaugen ile
ilk kez görüştüğünü, ancak daha önceki dışişleri
bakanlarıyla görüştüğünü ifade eden Cumhurbaşkanı
Talat, Hollandanın AB içinde Kıbrıs sorununa çözüm
doğrultusunda olumlu yaklaşan ve ilgi duyan ülkelerden biri olduğunu
belirtti.
Talat, Hollandalı bakana, Kıbrıs sorununa
bakışlarını anlattığını kaydederek,
şöyle konuştu:
İki toplumlu, iki kesimli federal çözüm, iki halkın
siyasi eşitliği, yeni bir ortaklık ve bu ortaklıkta
Kıbrıs Türk ve Rum kurucu devletlerinin eşit statüde
olacağı, prensip olarak egemenliğin tek egemenlik;
vatandaşlığın tek vatandaşlık olacağı,
ayrıntıların ise aramızda müzakere edileceği,
uluslararası kimliğin tek olacağı bilinen, Hristofyasla
bizim anlaştığımız konular...
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Hristofyasın BM
Genel Kurulunda söylediklerinin bu anlaşmayla hiç
bağdaşmadığını Hollanda Dışişleri
Bakanı Verhaugenin dikkatine getirdiğini kaydederek,
Kıbrıs Rum tarafıyla AB içinde birlikte yer alan
Hollandanın bu gafı bilmesi gerektiğini söyledi.
Kıbrıs sorununu çözmek istediklerini, bunu Hristofyasın
da söylediğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, şöyle
konuştu:
Eğer bunu istiyorsak, anlaştıklarımıza
sadık kalmalıyız. Dün anlaştıklarımızı,
dün dündür, bugün bugündür diye bozmamalıyız,
anlaştıklarımıza, BM parametrelerine bağlı
kalmalıyız. Dün iki kurucu devlet derken, bugün iki otonom bölge
dememeliyiz. Bunu yaptığı takdirde, bizim de
cayacağımız çok şey var. O cayarsa bizim de
cayacağımız çok şey var, o yüzden dikkatli olmalıyız.
Anlaşmalar yırtılıp atılmak, bozulmak için
değildir. Sayın Hristofayası bir kere daha sağduyuya ve
anlaştıklarımıza sadık kalmaya davet ediyorum. Bunu
sayın bakanın da bilgisine
getirdim.
KIBRIS 27/09/09
![]()
İKÖnün 40. yıldönümü resepsiyonunda Ban, Talat,
Erdoğan, İhsanoğlu, Davutoğlu ve Babacan bir araya geldi.
Erdoğan: BM Genel Sekreteri Ban, Kıbrıs konusunda devreye
girmeye olumlu bakıyor
Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan, BM
Genel Sekreteri Ban Ki Moonun, Kıbrıs konusunda zaman zaman devreye
girmeye olumlu baktığını söyledi.
Birleşmiş Milletlerin merkezi ve bir anlamda
dünya devletlerinin kalbi olan ABDnin New York kenti, Kıbrıs konusunda
küçük bir zirveye ev sahipliği yaptı.
Pazartesi günü BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonla
görüşecek olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu görüşme
öncesinde dün Banla İslam Konferansı Örgütünün (İKÖ) 40.
kuruluş yıldönümü nedeniyle verilen resepsiyonda bir araya geldi.
Resepsiyonda, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan, İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu,
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bir
süre ayakta sohbet ettikten sonra yuvarlak masada başta Kıbrıs
olmak üzere Suriye ve Irak da dahil çeşitli konuları görüştü.
BİRİNCİ AĞIZDAN
Cumhurbaşkanı Talat ve Türkiye
Başbakanı Erdoğan, Genel Sekreter Banın Kıbrıs
müzakere sürecine daha fazla katılımcı olması taleplerini
Bana birinci ağızdan iletti.
New Yorkta temaslarını sürdüren
Cumhurbaşkanı Talat, dün gece İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin
İhsanoğlunun, örgütün 40. yıldönümü nedeniyle verdiği
resepsiyona katılarak, Türkiye ve İKÖ üyesi diğer ülkelerden
birçok devlet adamıyla da sohbet etti.
TALAT-ERDOĞAN GÖRÜŞMESİ
Waldorf Astoria Otelde yer alan resepsiyon sürerken
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan bir kısmı baş başa, bir kısmı
da heyetlerarası olmak üzere bir saati aşkın süre görüştü.
Görüşmede, daha çok BMnin 64. Genel Kurulu nedeniyle
yapılan temaslar ele alınırken, Kıbrıs müzakereleriyle
ilgili genel bir değerlendirme yapıldı. Talat-Erdoğan
görüşmesinde, KKTC ekonomisiyle ilgili konuların da gündeme
geldiği ve özellikle devam eden Türkiyeden KKTCye su götürülmesi
projesiyle ilgili Cumhurbaşkanı Talata bilgi verildiği
öğrenildi.
BAN DA KATILDI
Görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Talat
ve Türkiye Başbakanı Erdoğan, resepsiyon salonuna döndü. Bu
sırada BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon da resepsiyona katıldı.
Bir süre ayakta sohbet eden liderler, daha sonra salonun ucunda bulunan bir
yuvarlak masaya geçerek görüştü. Masada Erdoğanın bir
yanına Cumhurbaşkanı Talat, öteki yanına İKÖ Genel
Sekreteri İhsanoğlu oturdu. İhsanoğlunun yanına BM
Genel Sekreteri Ban; Banın yanına ise Türkiye
Dışişleri Bakanı Davutoğlu oturdu. Görüşmeye bir
süre sonra katılan Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Babacan ise Cumhurbaşkanı Talatın
yanında yer aldı.
PEŞREVİNİ YAPTIK
Yarım saate yakın süre devam eden görüşmeden
ayrılırken, gazetecilerin sorularını yanıtlayan
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Görüşmeleriniz
nasıl geçti, özellikle Kıbrıs konusunda neler konuştunuz?
sorusuna karşılık, Mehmet Ali bey burada... Gayet iyi..
Pazartesi gününün peşrevini yaptık, Pazartesi günü Mehmet Ali bey
artık baş başa görüşmesini yapacak dedi.
OLUMLU BAKIYOR
Cumhurbaşkanı Talatın, BMnin
Kıbrıs sorununda daha aktif olması çağrısıyla
ilgili soruyu yanıtlayan Erdoğan, Tabi, temennimiz o ve BM Genel
Sekreterinin, özel temsilcisinin ötesinde kendisinin de devreye girmesini
zaten genel kurul konuşmamda da istemiştim. Burada da yine kendisine
ifade ettim. O da olumlu bakıyor, zaman zaman kendisinin devreye girmesi
konusuna... diye konuştu.
STAR KIBRIS 27/09/09
![]()
Cumhurbaşkanı Talat:
''Hristofyas anlaştıklarımızdan saptı. Kendisine
çağrı yapmak istiyorum, anlaştıklarımıza
sadık kalsın, kalmazsa Kıbrıs sorununu bitirmemiz
mümkün olmayacak ve sorumlu da kendisi olacak. Çözümsüzlüğün
sorumluluğu Türkiye'ye ait değil, biliniyor ki Kıbrıs Rum
tarafına aittir
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas'ın BM Genel Kurulunda
yaptığı konuşmada müzakere sürecinin başında
üzerinde anlaştıkları noktalardan saptığını
belirterek, ''Buradan kendisine çağrı yapmak istiyorum.
Anlaştıklarımıza sadık kalsın,
anlaştıklarımıza sadık kalmazsa Kıbrıs
sorununu bitirmemiz mümkün olmayacak ve sorumlu da kendisi olacak'' dedi.
New York'ta düzenlenen İslam Konferansı
Teşkilatı'nın 40. yıl dönümü resepsiyonuna katılan ve
burada TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile de görüşen
Talat gazetecilerin New York'taki temaslarıyla ilgili sorularını
yanıtladı.
SOLANA İLGİLENİYOR
AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana ile BM'de
görüştüğünü belirten Talat, Solana'nın Kıbrıs
sorunuyla yakından ilgilendiğini ve kendisiyle daha önce de birçok
kez görüştüğünü söyledi. Solana'nın Kıbrıs sorununa
ilgi duyan ve her fırsatta adadaki gelişmeleri öğrenmek
istediğini ifade eden Talat, görüşmeyi çok yararlı
bulduğunu, Solana'ya bilgi verdiğini belirtti.
BM'deki temasları çerçevesinde Katar dışişleri
bakanıyla görüştüğünü, Katar'ın İKT'de
Kıbrıslı Türklerin haklarını savunan, destekleyen bir
ülke olduğunu, bu yüzden kendileri için önemli bir ülke olduğunu
söyleyen Talat, görüşmede kendilerine teşekkür ettiklerini bildirdi.
Hollanda dışişleri bakanıyla da
görüştüğünü belirten Talat, Hollanda'nın AB içinde
Kıbrıs sorununa ilgi duyan bir ülke olduğunu, görüşmede
Kıbrıs sorunuyla ilgili gelişmeleri, son durumu anlatma
fırsatını bulduklarını kaydetti.
Talat, soru üzerine Kıbrıs Rum tarafı lideri
Dimitris Hristofyas'ın konuşmalarıyla ilgili olarak bütünlüklü
bir cevap vermek istemediğini belirterek, şöyle dedi:
ÇAĞRI YAPMAK İSTİYORUM
''Kendisine bir çağrı yapmak istiyorum, üzerinde
anlaştığımız hususlar vardı, bu süreci
başlatırken anlaştıklarımız vardı.
Demiştik ki biz Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki kesimli, iki
halkın siyasi eşitliğine dayalı, iki kurucu devletin
olacağı ve bu iki kurucu devletin birbiriyle eşit
olacağı bir federasyon arıyoruz, bu bir ortaklık olacak ve
bu ortaklık uluslararası tek temsiliyete, kimliğe sahip olacak,
bunun üzerinde anlaştık. Ancak Sayın Hristofyas Genel Kurulda
yaptığı konuşmada, federasyonun üniter devletin evrimi
yoluyla gerçekleşeceğini, ayrıca varılacak olan
anlaşma ile bir federasyon kurulacağını ve o federasyonun
iki otonom bölgesi olacağını söyledi. Yani
anlaştıklarımızdan saptı ve dolayısıyla
buradan kendisine çağrı yapmak istiyorum.
Anlaştıklarımıza sadık kalsın, anlaştıklarımıza
sadık kalmazsa Kıbrıs sorununu bitirmemiz mümkün olmayacak ve
sorumlu da kendisi olacak. Çünkü demin söylediğim çerçevede biz
anlaştık ve bu süreci öyle başlattık. Bugün iki otonom
bölgeden bahsetmek iki kurucu devleti ve mevcut Kıbrıslı
Türklerin iradesini küçük görüyor ve küçük düşürmeye çalışıyor
demektir, bunu kabul etmemiz mümkün değildir.''
GAYET AÇIK VE NETTİR
Talat, ''Ne üniter devlet evrim yoluyla federasyona
dönüşecek ne de kurulacak olan federasyonda iki otonom bölge olacak. Gayet
açık ve nettir, bu bir ortaklık olacak. Aynı zamanda da
federasyonda iki kurucu devlet olacak ve bu iki kurucu devlet eşit statüde
olacak, bunlarda anlaştık, (Hristofyas) buna sadık kalsın''
dedi.
Hristofyas'ın BM Genel Kurulundaki
konuşmasında Türkiye'yi suçladığını, gerçekleri
çarpıttığını söyleyen Talat, ''Halbuki Türkiye çözümü
son derece güçlü şekilde destekliyor, son derece yapıcı bir
politika izliyor, Kıbrıslı Türklerin çözüm çabalarını
güçlü şekilde destekliyor ve eğer bugün çözümsüzlük söz konusuysa
bunun sorumlusu kesinlikle Türkiye değil, bunun sorumlusunun kim
olduğunu Sayın Hristofyas çok iyi biliyor'' diye konuştu.
2004Ü HATIRLASIN
Hristofyas'ın 2004 yılını
hatırlaması gerektiğini vurgulayan Talat, Kıbrıs
çözümünü reddeden tarafın Kıbrıslı Rumlar olduğunu,
onları kışkırtanların başında da
Hristofyas'ın geldiğini belirtti.
Talat, ''Çözümsüzlüğün sorumluluğu Türkiye'ye ait
değil, biliniyor ki Kıbrıs Rum tarafına aittir'' dedi.
Talat bir soru üzerine, Hristofyas'ın 64. dönem BM
Genel Kurulunun açılış toplantısında
konuşmasının değil, konuşmanın doğru ve iyi
olmasının önem taşıdığını, bunu göremediklerini
söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat'ın Pazartesi günü
BM'de Genel Sekreter Ban Ki-Moon ile görüşmesi bekleniyor.
STAR KIBRI S27/09/09
![]()
Cumhurbaşkanı Talat, Katar Ve Hollanda
Dışişleri Bakanlarıyla görüştü. Talat; Çözüm
isteniyorsa anlaşma ve BM parametrelerine bağlı
kalınmalı. o cayarsa bizim de cayacağımız çok şey
var... Hristofyası sağduyuya ve anlaşmalara sadık kalmaya
davet ediyorum
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
sorununun çözümü isteniyorsa, anlaşmalara ve BM parametrelerine
bağlı kalmak gerektiğini belirterek, Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasın dün ve bugün farklı
konuşmasını O cayarsa, bizim de cayacağımız çok
şey var diyerek eleştirdi.
Talat, anlaşmaların yırtılıp
atılmak ve bozulmak için olmadığını vurgulayarak,
Hristofyası sağduyuya ve anlaşmalara sadık kalmaya davet
etti.
KATAR VE HOLLANDALI BAKANLAR
New Yorkta bulunan Cumhurbaşkanı Talat, önceki
gün öğleden sonra Katar Dışişleri Bakanı Ahmad
Abdullah Al Mahmud ve Hollanda Dışişleri Bakanı Maxime
Verhagen ile görüştü.
Görüşmeleriyle ilgili basına açıklama yapan
Cumhurbaşkanı Talat, Katarda KKTCnin temsilciliği
bulunduğunu hatırlatarak, gösterdikleri anlayıştan
dolayı Katarlı bakana teşekkür ettiğini belirtti.
Talat, Katarın dost, kardeş ve İslam
Konferansı Örgütünde (İKÖ) Kıbrıslı Türkleri
destekleyen, haklarını savunan bir ülke olduğunu ifade ederek,
kendi sorunları yanında Kıbrıs sorunuyla da ilgilenen
Katarın, sorunun Kıbrıslı Türklerin haklarını
koruyacak şekilde çözümlenmesini arzu ettiğini söyledi.
MEMNUNİYET VERİCİ
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı
Türklerin uzun süredir çözümden yana büyük çaba ortaya koyduğunu bir kez
daha anlattıklarını kaydederek, Bunu gözlemlediklerini gördük,
politikamızın onlar açısından da son derece memnuniyet
verici olduğunu tespit ettik dedi.
Hollanda Dışişleri Bakanı Maxime
Verhaugen ile ilk kez görüştüğünü, ancak daha önceki
dışişleri bakanlarıyla görüştüğünü ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, Hollandanın AB içinde Kıbrıs
sorununa çözüm doğrultusunda olumlu yaklaşan ve ilgi duyan ülkelerden
biri olduğunu belirtti.
Talat, Hollandalı bakana, Kıbrıs sorununa
bakışlarını anlattığını kaydederek,
şöyle konuştu:
ANLAŞTIĞIMIZ KONULAR
İki toplumlu, iki kesimli federal çözüm, iki
halkın siyasi eşitliği, yeni bir ortaklık ve bu
ortaklıkta Kıbrıs Türk ve Rum kurucu devletlerinin eşit
statüde olacağı, prensip olarak egemenliğin tek egemenlik;
vatandaşlığın tek vatandaşlık olacağı,
ayrıntıların ise aramızda müzakere edileceği,
uluslararası kimliğin tek olacağı bilinen, Hristofyasla
bizim anlaştığımız konular...
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Hristofyasın BM Genel Kurulunda söylediklerinin bu anlaşmayla hiç
bağdaşmadığını Hollanda Dışişleri
Bakanı Verhaugenin dikkatine getirdiğini kaydederek,
Kıbrıs Rum tarafıyla AB içinde birlikte yer alan
Hollandanın bu gafı bilmesi gerektiğini söyledi.
CAYACAĞIMIZ ÇOK ŞEY VAR
Kıbrıs sorununu çözmek istediklerini, bunu
Hristofyasın da söylediğini belirten Cumhurbaşkanı Talat,
şöyle konuştu:
Eğer bunu istiyorsak,
anlaştıklarımıza sadık kalmalıyız. Dün
anlaştıklarımızı, dün dündür, bugün bugündür diye
bozmamalıyız, anlaştıklarımıza, BM parametrelerine
bağlı kalmalıyız. Dün iki kurucu devlet derken, bugün iki
otonom bölge dememeliyiz. Bunu yaptığı takdirde, bizim de
cayacağımız çok şey var. O cayarsa bizim de
cayacağımız çok şey var, o yüzden dikkatli
olmalıyız. Anlaşmalar yırtılıp atılmak,
bozulmak için değildir. Sayın Hristofayası bir kere daha
sağduyuya ve anlaştıklarımıza sadık kalmaya davet
ediyorum. Bunu sayın bakanın da bilgisine getirdim.
STAR KIBRIS 27/09/09
![]()
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın
BM Genel Kurul toplantısına katılmak amacıyla gittiği
New Yorkta, diğer ülke ve hükümet başkanlarıyla
gerçekleştirdiği görüşmeler Rum basınında geniş
şekilde yer almaya devam ediyor.
haravgi gazetesi haberinde, Hristofyasın BM Genel
Merkezinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrovla
yarım saatlik bir görüşme gerçekleştirdiğini ve
görüşmede Lavrovun Hristofyasa Rusyanın Rum tarafına yönelik
desteğinin tam olduğunu söylediğini aktardı.
Görüşmenin ardından yaptığı
açıklamada, Lavrovla görüşmelerinin sonucunun her zamanki gibi
olumlu olduğunu ifade eden Hristofyas, Lavrovun Kasım ayında
adayı ziyaret etmesi konusunda hem fikir olduklarını iletti.
Hristofyas açıklamasında, Rusyanın
Kıbrıs sorunundaki tezinin hiç değişmediğini söyledi.
STAR KIBRIS 27/09/09
Ankarayı
muhatab almak isteyen Hrtistofyasa Erdoğandan anlamlı yanıt.
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan, Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile neler
konuştuklarını açıkladı. Erdoğan,
Hristofyasın Türkiye ile görüşmek istediğini kaydetti ve
dörtlü zirveye varız mesajı verdi. Erdoğan şöyle
konuştu:
(Rum lider) Bizimle görüşmek istiyor, bizimle görüşmek
istediğinde de biz kendilerine açıkça şunu söylüyoruz. Bu
görüşme dörtlü olur, bu görüşmede garantör ülkeler olarak Türkiye
olur, Yunanistan olur, Sayın Talat ve bir de siz olursunuz. (Tabii
Sayın Talat hangi sıfatla olacak?) diye soru yönelttiğinde de
kendisine şu cevabı verdik: Siz hangi sıfatla oradaysanız
Sayın Talat da o statüyle orada olur. Otururuz konuşuruz, o zaman
kararımızı veririz, temenni ederiz ki anlaşırız
ve bu işin artık bitmesi gerekir.
Erdoğan basın toplantısı
düzenledi
Türkiye Başbakanı
Erdoğan New York'ta kaldığı The Plaza Oteli'nde bir
basın toplantısı düzenledi. Erdoğan, BM Genel Kurulu'nda
Kıbrıs'ta ilerleme olmazsa ilkbahara doğru görüşmelerin
kesilebileceği ve Kıbrıs'ta yeni bir yöne doğru
gidiş olup olmayacağının sorulması üzerine şöyle
konuştu:
Bu süreç kısa bir süreç değil, 50 yıldır
devam eden bir süreç ve bu süreç içerisinde sürekli bir oyalama
politikaları, artık bu ise bir ciddi noktada karar vermemiz
gerekiyor. Son yılda özellikle başta KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat olmak üzere bizler de garantör bir ülke olarak dedik ki her
türlü desteği vereceğiz, yeter ki bu yılsonuna kadar bu işi
artık bir yere bağlayalım.
BM kararları çerçevesi
Kıbrıs konusuyla ilgili
olarak BM Güvenlik Konseyi'nin verdiği kararlar olduğunu
hatırlatan Erdoğan, bu çerçevede Kıbrıs sorununun neticelendirilmesi
gerektiğini belirtti.
Erdoğan, Güney Kıbrıs'ın özellikle de Avrupa
Birliği üyesi olduktan sonra havasının
değiştiğini ve çok daha farklı bir havada masada
oturduğunu ve masada ona göre tavırlar takındığını
belirterek, şunları söyledi:
Bizim de Güvenlik Konseyi'nin almış olduğu
karar çerçevesinde ortaya koyulan bir tablo var, bir şablon var, bu
şablon çerçevesinde eşit statüde biliyorsunuz iki kurucu devlet
anlayışını biz savunduk, savunuyoruz. BM Güvenlik Konseyi
de bunu aynı şekilde ortaya koydu. Annan Planında da
adını koydular. Orada da Kıbrıs Türk Devleti,
Kıbrıs Rum Devleti şeklinde iki kurucu devletten bahsediliyor.
Orada konfederal yapı mı, federal yapı mı filan bunlar
işin aslında sadece oyalama taktikleri. Eşit statüde eşit kurucu
devlet dediğiniz zaman zaten bu işin nereye vardığı,
varacağı belli. Burada şu anda öyle basit şeylerle
oyalamalar yapılıyor ki örneğin yani Güney Kıbrıs hala
Kuzey'in cumhurbaşkanını karşısında bir
cumhurbaşkanı olarak görmeyecek kadar ileri gidebiliyor.
Erdoğan sözlerine şöyle devam etti:
''(Hristofyas) Bunu bizzat şahsıma söylediği için
ben burada açıyorum, bunu gizlemeye de gerek yok. Görüşmeler
noktasında biz Sayın BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un
gerekirse riyasetinde de bu üçlü toplantıyı New York'ta
yapmalarını söyledik, tabii buna yanaşmak istemiyorlar. Bizimle
görüşmek istiyor, bizimle görüşmek istediğinde de biz
kendilerine açıkça şunu söylüyoruz. Bu görüşme dörtlü olur, bu görüşmede
garantör ülkeler olarak Türkiye olur, Yunanistan olur, Sayın Talat ve bir
de siz olursunuz. (Tabii Sayın Talat hangi sıfatla olacak?) diye soru
yönelttiğinde de kendisine şu cevabı verdik: Siz hangi
sıfatla oradaysanız Sayın Talat da o statüyle orada olur.
Otururuz konuşuruz, o zaman kararımızı veririz, temenni
ederiz ki anlaşırız ve bu işin artık bitmesi gerekir.
Kuzey Kıbrıs yoksa Türkiyede yok
Öte yandan Erdoğan, 'Kuzey Kıbrıs'ın yok farz
edildiği bir çözümün içinde Türkiyenin yer almayacağını
söyledi.
Başbakan Erdoğan, Marriott Marquis Otel'de ABD'de
yaşayan Türk vatandaşları ile bir araya geldiği
toplantıda, dış politik gelişmelere değindi.
Erdoğan, Kıbrıs Sorunu ile ilgili olarak da Güney
Kıbrıs tarafının gerekli hassasiyeti göstermediğini
belirtti. Erdoğan, Kuzey Kıbrıs'ın yok farz edildiği
bir çözümün içinde Türkiye yer alamaz. Bunun böyle bilinmesi lazım dedi.
Başbakan Erdoğan, İslam Konferansı Örgütü'nün
daha önce KKTC halkından toplum olarak söz ettiğini, ancak bugün
söz ederken devlet tanımının kullandığını
anımsattı. Bunun kendi çabalarıyla gerçekleştiğini
anlatan Erdoğan, aynı şekilde Ortadoğu'da ve Kafkasya'da
kalıcı barış ve istikrarın sağlanması için
Türkiye'nin yoğun bir mesai sarf ettiğini belirtti.
Ermenistan ile ilişkilere değinen Erdoğan,
Ermenistan ile aramızdaki problemleri çözmek için irade ortaya koyduk.
Altını çizerek ifade ediyorum; Türkiye'nin çıkarına olacak,
Azerbaycan'ı da asla rencide etmeyecek şekilde çözüm
çabalarımız var. Bunun dışında bir çözüm
düşünemeyiz diye konuştu.
KIBRIS 28/09/09
Anastasiades: Türkiye ile değil sorunla uğraşalım
Rum ana muhalefet partisi DİSİnin
Başkanı Nikos Anastasiadis, Kıbrıs Rum tarafının
şu anki stratejisiyle bir yere varamayacağını ve
başlıca hedeflerinin Türkiyeye yaptırımlar
uygulanmasını sağlamak değil, Kıbrıs sorununun
çözümü olması gerektiğini belirtti.
Anastasiades, Kıbrıs sorununun çözümü
çabalarında özlü sonuçlara ulaşılabilmesi için Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasın, Rum Ulusal Konsey
toplantısında üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesi
gerektiğini ifade etti.
Kathimerini gazetesinde yer alan söyleşisinde Anastasiadis,
Ulusal Konsey toplantısında alınan ancak açıklanmayan
kararlar da olduğunu, Hristofyasın bu toplantıda alınan
kararlar doğrultusunda hareket etmesi durumunda Kıbrıs sorununda
özlü sonuçlara varılabileceğine inandığını
söyledi.
Anastasiadis, Kıbrıs Rum tarafının şu
anki stratejisiyle bir yere varamayacağını ve başlıca
hedeflerinin Türkiyeye yaptırımlar uygulanmasını
sağlamak değil, Kıbrıs sorununun çözümü olması gerektiğini
belirtti.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downere yönelik son dönemde yapılan
eleştirilere karşın kendisinin Downerle
gerçekleştirdiği temaslarda, Downerin taraf tuttuğuna dair bir
izlenim edinmediğini vurgulayan Anastasiadis, Downerin, tıpkı
birçok Kıbrıslı Rum siyasinin söylediği gibi,
Kıbrıs sorununda son fırsattan bahsettiğini, ancak bunun
bazı çevrelerce yanlış yorumlandığını ifade
etti.
Yunanistanın ve özelikle Karamanlis hükümetinin
Kıbrıs politikasını da eleştiren Anastasiadis, Yeni
Demokrasi Partisi ve Kostas Karamanlisin Kıbrıs sorununa
ilişkin gerektiği kadar ilgi göstermediğini de savundu.
KIBRIS 28/09/09
İzolasyonlar
kalkarsa Müzakereler ilerler
KKTC
New York Temsilci Gökeri İKÖde konuştu
KKTC New York Temsilcisi Kemal Gökeri,
Kıbrısta devam eden kapsamlı çözüm müzakerelerin,
Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların
kaldırılması için yürütülen çabalara bir engel teşkil
etmemesi gerektiğini söyledi.
Bu yıl New Yorkta yapılan İslam Konferansı Örgütünün
(İKÖ) Dışişleri Bakanları Konseyi Yıllık
Toplantısında KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin
Özgürgün adına konuşma yapan Gökeri, Kıbrıs Türk
halkının maruz kaldığı izolasyonların
kaldırılmasının, Rum tarafını çözüm yönünde
motive edeceğini ve müzakerelerde ilerleme kaydedilmesine önemli
katkı sağlayacağını ifade etti.
Gökeri, KKTCnin İKÖdeki gözlemci statüsünün tam
üyeliğe yükseltilmesi talebini yineledi.
Rum tarafının Kıbrıslı Türkleri her
alanda engellemeye çalıştığına dikkat çeken New York
Temsilcisi Gökeri, tüm bu olumsuz çabalara rağmen Türk tarafının
çözüm yönündeki kararlılığını sürdürdüğünü, ancak
uluslararası toplumun uyguladığı haksız ambargolara en
kısa zamanda son verilmesi gerektiğini belirtti.
Kemal Gökeri, 1963-1974 yılları arasında
Kıbrıs Türk halkının Kıbrıslı Rumlar
tarafından her türlü şiddete maruz
bırakıldığını hatırlatarak, 20 Temmuz
1974te Türkiyenin, Garanti Anlaşması uyarınca tam
zamanında yaptığı müdahaleyle Kıbrıs Türk
halkının toptan imhasını engellediğini vurguladı.
İKÖ üyelerine Kıbrıs sorununa çözüm bulmaya yönelik
3 Eylülde başlayan ve bir yıldan beridir devam eden müzakere
süreciyle ilgili bilgi de veren KKTC New York Temsilcisi Gökeri,
Kıbrıs Türk tarafının, BM parametreleriyle bugüne kadar
yapılan tüm çalışmalar doğrultusunda, geçmişteki
acıların yinelenmeyeceği bir çözüm için
çalıştığını söyledi.
Gökeri, iki kesimlilik, iki halkın siyasi eşitliği,
iki kurucu devletin eşit statüsüyle Türkiyenin etkin garantisinin,
Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün parametrelerini
oluşturduğunu vurgulayarak, Kıbrıs Rum tarafının
toprak, güç paylaşımı, garantiler konusundaki mantık
dışı taleplerinin görüşme sürecini olumsuz yönde
etkilediğini ifade etti.
İlişkileri geliştirmeliyiz
KKTC vatandaşların Amerikan
Birleşik Devletleri ve İngiltere gibi Batılı ülkelere KKTC
pasaportuyla seyahat edebildiklerine dikkat çeken Kemal Gökeri, İKO üyesi
ülkelerin de aynı kolaylıkları sağlamasını
istedi. Gökeri Böyle bir uygulamanın İslam ülkeleri arasındaki
dayanışma prensibine ve mevcut İKO kararları ile uyumlu
olacağını düşünüyorum dedi.
İKÖnün Kuzey Kıbrısla ilgili kararları için
Kıbrıs Türk halkının minnettarlığını
dile getiren KKTC New York Temsilcisi Gökeri, KKTC ile İKÖ arasındaki
ilişkinin olumlu bir atmosferde gelişmesinin mutluluk verici
olduğunu kaydetti.
KKTCnin her geçen gün büyüyen ve gelişen 6 üniversitesiyle
ve 40 bini aşan öğrenci sayısıyla bir eğitim merkezi
haline geldiğine işaret eden Gökeri, İKÖ devletlerine kendi
gençlerini Kuzey Kıbrıstaki üniversitelerde eğitim
almaları için teşvik etmeleri çağrısında bulundu.
KIBRIS 28/09/09
![]()
Türkiye Başbakanı Erdoğan: : Güney
Kıbrıs hala Kuzey'in Cumhurbaşkanını
karşısında bir Cumhurbaşkanı olarak görmeyecek
kadar ileri gidebiliyor. Siz hangi sıfatla oradaysanız Sayın
Talat da o statüyle orada olur.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan, Güney Kıbrısın hala KKTC
Cumhurbaşkanını Cumhurbaşkanı olarak görmeyecek
kadar ileri gittiğini söyledi.
TC Başbakanı Erdoğan New York'ta
kaldığı The Plaza Oteli'nde bir basın toplantısı
düzenledi. Erdoğan, BM Genel Kurulu'nda ''Kıbrıs'ta ilerleme
olmazsa ilkbahara doğru görüşmelerin kesilebileceği'' ve
''Kıbrıs'ta yeni bir yöne doğru gidiş olup
olmayacağının'' sorulması üzerine şöyle konuştu:
''Bu süreç kısa bir süreç değil, 50
yıldır devam eden bir süreç ve bu süreç içerisinde sürekli bir
oyalama politikaları, artık bu ise bir ciddi noktada karar vermemiz
gerekiyor. Son yılda özellikle başta KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat olmak üzere bizler de garantör bir ülke olarak dedik ki her
türlü desteği vereceğiz, yeter ki bu yıl sonuna kadar bu
işi artık bir yere bağlayalım.''
Kıbrıs konusuyla ilgili olarak BM Güvenlik
Konseyi'nin verdiği kararlar olduğunu hatırlatan Erdoğan,
bu çerçevede Kıbrıs sorununun neticelendirilmesi gerektiğini
belirtti.
Erdoğan, Güney Kıbrıs'ın özellikle de
Avrupa Birliği üyesi olduktan sonra havasının
değiştiğini ve çok daha farklı bir havada masada
oturduğunu ve masada ona göre tavırlar
takındığını belirterek, şunları söyledi:
''Bizim de Güvenlik Konseyi'nin almış olduğu
karar çerçevesinde ortaya koyulan bir tablo var, bir şablon var, bu
şablon çerçevesinde eşit statüde biliyorsunuz iki kurucu devlet
anlayışını biz savunduk, savunuyoruz. BM Güvenlik Konseyi
de bunu aynı şekilde ortaya koydu. Annan Planında da
adını koydular. Orada da Kıbrıs Türk Devleti,
Kıbrıs Rum Devleti şeklinde iki kurucu devletten bahsediliyor.
Orada konfederal yapı mı, federal yapı mı filan bunlar
işin aslında sadece oyalama taktikleri. Eşit statüde eşit
kurucu devlet dediğiniz zaman zaten bu işin nereye
vardığı, varacağı belli. Burada şu anda öyle
basit şeylerle oyalamalar yapılıyor ki örneğin yani Güney
Kıbrıs hala Kuzey'in cumhurbaşkanını
karşısında bir cumhurbaşkanı olarak görmeyecek kadar
ileri gidebiliyor.''
HRİSTOFYAS'A YANIT
Erdoğan sözlerine şöyle devam etti:
''(Hristofyas) Bunu bizzat şahsıma söylediği
için ben burada açıyorum, bunu gizlemeye de gerek yok. Görüşmeler
noktasında biz Sayın BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un
gerekirse riyasetinde de bu üçlü toplantıyı New York'ta
yapmalarını söyledik, tabii buna yanaşmak istemiyorlar. Bizimle
görüşmek istiyor, bizimle görüşmek istediğinde de biz
kendilerine açıkça şunu söylüyoruz. Bu görüşme dörtlü olur, bu
görüşmede garantör ülkeler olarak Türkiye olur, Yunanistan olur,
Sayın Talat ve bir de siz olursunuz. (Tabii Sayın Talat hangi
sıfatla olacak?) diye soru yönelttiğinde de kendisine şu
cevabı verdik: Siz hangi sıfatla oradaysanız Sayın Talat da
o statüyle orada olur. Otururuz konuşuruz, o zaman
kararımızı veririz, temenni ederiz ki anlaşırız
ve bu işin artık bitmesi gerekir.''
KUZEY, YOK FARZ EDİLEMEZ
Bu arada Erdoğan, Marriott Marquis Otel'de ABD'de
yaşayan Türk vatandaşları ile bir araya geldiği
toplantıda, Kuzey Kıbrıs'ın yok farz edildiği
bir çözümün içinde Türkiyenin yer almayacağını söyledi.
Erdoğan, Kıbrıs Sorunu ile ilgili olarak da
Güney Kıbrıs tarafının gerekli hassasiyeti
göstermediğini belirtti. Erdoğan, ''Kuzey Kıbrıs'ın
yok farz edildiği bir çözümün içinde Türkiye yer alamaz. Bunun böyle
bilinmesi lazım'' dedi.
Başbakan Erdoğan, İslam Konferansı
Örgütü'nün daha önce KKTC halkından ''toplum'' olarak söz ettiğini,
ancak bugün söz ederken devlet tanımını
kullandığını anımsattı. Bunun kendi
çabalarıyla gerçekleştiğini anlatan Erdoğan, aynı
şekilde Ortadoğu'da ve Kafkasya'da kalıcı barış ve
istikrarın sağlanması için Türkiye'nin yoğun bir mesai sarf
ettiğini belirtti.
STAR
KIBRIS 28/09/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve BM Genel
Sekreteri Ban Ki Moon bugün KKTC saatiyle 18.45te BMnin New Yorktaki
merkezinde bir araya geliyor.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün
görüşeceği Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki
Moondan, Kıbrısta devam eden müzakere sürecinin BM parametreleri
içinde kalması için Kıbrıs Rum tarafını
uyarmasını isteyecek.
Cumhurbaşkanı Talat, her isteyenin daha önceden
anlaşılan noktalardan vazgeçebileceği bir müzakere sürecinin
kör dövüşü ve kaos ortamına dönüşeceği uyarısı
yaptı.
Kıbrıs sorununun çözümü için uzun
yıllardır sürdürülen müzakerelerde önemli rolü olan ve bugüne dek
birçok çözüm planı, fikirler dizisi, haritalar hazırlanmasına
öncülük eden BMnin New Yorktaki merkezinde bugün KKTC saatiyle 18.45te bir
kez daha Kıbrıs konuşulacak.
New Yorkta bulunan Cumhurbaşkanı Talat,
gazetecilerin sorularını yanıtlarken, önceki gece İKÖ resepsiyonunda
BM Genel Sekreteri Ban, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan,
İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu ve Türkiyeli bakanlarla
yaptıkları görüşmeyi değerlendirdi.
BM Genel Sekreteri Banın, Türkiye Başbakanı
Erdoğanla görüşmesini yeni tamamladığı sırada
resepsiyona geldiğini ve ayaküstü sohbetten sonra bir masa etrafında
bir araya geldiklerini hatırlatan Talat, Türkiyenin Ortadoğu
barışında önemli rol oynadığını ve bunun
BMnin ilgisini çektiğini belirtti. Sorunlu tarafların Türkiyeye
büyük güven duyduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, sürecin BM
nezdinde değil, TCnin arabuluculuğunda sürdürülmesi gerektiği
görüşünü taşıyan ülkeler olduğunu söyledi.
GÖRÜŞMELER, BANIN
İYİ NİYETİ ÇERÇEVESİNDE
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, görüşmede
Kıbrıs sorununu da ele aldıklarını belirterek,
şöyle konuştu:
BMnin önemli rolü olduğunu, zaten görüşmelerin
BM Genel Sekreterinin iyi niyeti çerçevesinde sürdüğünü ortaya koyduk ve
BMnin daha aktif katılım göstermesi gerektiğini ifade ettik.
Zaten bunu daha sonra da basına dile getirdik. Fakat belki bundan da
önemlisi özellikle ben Sayın Bandan müzakerelerin BM çerçevesinde
yürütüldüğünü dikkate alarak BM çerçevesinden
çıkıldığı anda, BMnin müdahil olması ve süreci
BM zeminine çekmesi gerektiğini vurguladım. Bunun için de BMnin
ayrı, çok önemli bir görevle karşı karşıya
olduğunu ifade ettim. Çünkü Rum tarafının
rahatlığını, dünyaca tanınmış
olmasını kullanarak ve hatta birçok yerde Kıbrıslı
Türkleri de temsil ettiğini iddia ederek, son derece olumsuz tutum ortaya
koyabildiğini, en son örneğinin de Sayın Hristofyasın
genel kuruldaki konuşması olduğunu, BM zeminini tamamen berhava
ettiğini, bu noktada BMnin onu bu zemine çekme görevi bulunduğunu,
bunu yapmaları gerektiğini Sayın Bana ifade ettim.
KÖR DÖVÜŞ VE KAOS OLUR
Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri
Banın bu konularda gerekli tedbirleri alacağı umudunu ifade
ederek, aksi halde anlaştıkları noktalardan her isteyenin
vazgeçebileceğini ve artık müzakere sürecinin anlamlı, çerçevesi
belirlenmiş bir çalışma olmaktan çıkıp bir kör
dövüşüne, kimin ne dediği, ne yapmadığı bir kaos
ortamına dönüşeceğini söyledi.
Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyasın BM Genel Kurulundaki konuşmasına atıfta
bulunarak, Önce anlaşacaksınız iki kurucu devlet üzerinde,
sonra bunlara federe üniteler diyeceksiniz, şimdi de gelip otonom bölgeler
diyeceksiniz. Nerde bu keyfilik? sözleriyle tepkisini yineledi.
BMNİN BOYNUNUN BORCU
Bunları düzeltmenin BMnin boynunun borcu
olduğunu, bunları ısrarla ifade etmeyi sürdüreceğini, çünkü
aksi halde böyle giderse görüşmelerin kaosa gideceğini kaydeden
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonla
yarın yapacağı görüşmede yazılı belge sunup
sunmayacağı ve hangi konuları gündeme getireceği sorusuna
da özetle şu yanıtı verdi:
Yazılı belge düşünmüyorum. Ana
başlıklar tabi ki görüşme süreci olacak. Müzakerelerin BM süreci
dışına çıkmaması ve çıkanın da
uyarılması gerektiğini söyleyeceğim kayıtlara geçmesi
bakımından... Ama bunun dışında görüşme
süreci hakkında bilgi vererek bizim tutumumuzu ortaya koyacağım.
NERDE CİDDİ SORUN VARSA
Nerede müzakerelerde BM sürecinin, BM parametrelerinin
dışına çıkılmışsa, orada sorun vardır.
Nitekim mülkiyette durum budur. Nitekim başkanların seçiminde aynı
durum vardır. Nerede bir ciddi sorun varsa, orada mutlaka BM
parametrelerinin dışına çıkış vardır ve BM
parametreleri dışına (rahatlığından, zaman
kazanma isteğinden dolayı) çıkan da hep Kıbrıs Rum
tarafıdır. Biz Kıbrıs Türk tarafı olarak tamamen BM
parametreleri çerçevesinde kaldık ve kalmaya özen gösteriyoruz.
Kıbrıs Rum tarafı ise bunun dışına
çıkıyor ve çıktığı noktada da sorunlar
beliriyor.
Talat, tüm bunları BM Genel Sekreteri Bana
aktaracağını ve soruları olursa onları
yanıtlayacağını sözlerine ekledi.
MORATİNOSLA GÖRÜŞME
Öte yandan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
önümüzdeki dönem AB dönem başkanlığı görevini üstelenecek
İspanyanın Dışişleri Bakanı İspanya
Dışişleri Bakanı Miguel Angel Moratinosla bir araya geldi.
Talat, görüşmeden sonra TAK ve BRTK muhabirlerine yaptığı
açıklamada, Moratinosun, görüşleri Kıbrıs Rum
tarafıyla yakın olduğu bilinen bir dışişleri
bakanı olmasından dolayı görüşmelerinin büyük önem
taşıdığını söyledi.
İspanyanın Türkiyenin AB üyeliğini
destekleyen, Türkiye ve İspanya başbakanlarının
medeniyetler ittifakıyla ilgili çalışmaları bulunan önemli
bir ülke olduğunu kaydeden Talat, ayrıca AB dönem
başkanlığını yürüteceğini ve Troykanın da
üyesi olduğunu anlattı.
TC Başbakanı Erdoğan, KKTC
Cumhurbaşkanı Talat ve BM Genel Sekreteri Ban, İslam Konseyi
Teşkilatı resepsiyonunda bir araya gelmişti.
STAR
KIBRIS 28/09/09
![]()
''Çare, Türkiye'nin ve Kıbrıs
Türk Devleti'nin müşterek kırmızı çizgisini
dünyaya duyurmasıdır''
Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Kıbrıs meselesinde çarenin Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk
Devleti'nin müşterek kırmızı çizgilerini duyurması
olduğunu bildirdi.
Türkiye Gazeteciler Federasyonu 6. Olağan Genel
Kurulu, Ankara Ticaret Odası Konferans Salonu'nda başladı.
Genel kurula, KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı
Denktaş, KKTC'nin Ankara Büyükelçisi Namık Korhan, DSP
Genel Başkanı Masum Türker, DP Genel Başkanı
Hüsamettin Cindoruk, Basın, Yayın ve Enformasyon
Genel Müdürü Salih Melek, Basın İlan Kurumu
Genel Müdürü Ertan Cillov, bazı DTP ve CHP milletvekilleri ile
delegeler katıldı.
Kurucu Başkanı Rauf Denktaş da
Kıbrıs'ın milli bir dava olduğunu söyledi.
''Kıbrıs meselesinde asıl hedefin garanti
anlaşmasını ortadan kaldırmak, Türkiye'nin adadan askerini
ve Türkiye Cumhuriyeti'nden gelen vatandaşlarını geri
göndermesini sağlamak olduğunu'' ileri süren Denktaş, ''Tek
devlet, tek vatandaş, tek halk esasları üzerinde anlaşma
yapılmak istendiğini'' kaydetti. Denktaş, ''Şimdi
görüyorsunuz son beyanatlarda özellikle Washington ve New York'ta yapılan
beyanatlarda Rumların uzlaşma istemediği
anlaşılmışmış. Bu kaç sene evvel anlaşılmıştı,
anlaşılmıştı istemediği. Çare nedir? Çare,
Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk Devleti'nin
müşterek kırmızı çizgisini dünyaya
duyurmasıdır. Türkiye orada işgalci değildir. Türkiye hak
sahibidir. Çünkü Kıbrıs Antlaşması Türk-Yunan kavgası
olmasın diye meydana getirilmiştir'' dedi.
Türkiye'nin bu konuda ABD'yi yardıma
çağırdığını kaydeden Denktaş, sözlerini
şöyle sürdürdü:
''ABD, bir 45 yıldır Kıbrıs meselesinin
hallini önleyen odur. Bize gözümüzün içine baka baka 'Rum idaresini
tanırım sizi tanımayacağım' diyen odur. Bize Annan
Planı denilen mahrumiyet planını kabul ettiren ve kabul
ettirdikten sonra da yorum getiren, 'madem ki onu kabul ettiler ayrı
devlet isteyemezler...' Türkiye bu çizginin altındadır ve maalesef
görüşmelere bu çizginin altında başladık.
Daha ne diyor Amerika? 'Türkiye önerilerini
Rumların kabul edebileceği şekle soksun'. Sayın Talat
ne diyor? 'Uzlaşmaya mecburuz'. Niçin mecburuz anlamadık?
Mecburuz uzlaşmaya, uzlaşabilmek için de önerilerimizi Rumların
kabul edebilecekleri düzeye çekmek mecburiyetindeyiz. Masaya böyle oturduk.''
Rauf Denktaş, Türkiye'nin petrol konusunda da
artık ''dişini göstermesi'' gerektiğini, çünkü Rum yönetiminin
ihalelere başladığını anımsattı.
STAR
KIBRIS 28/09/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın AB ve BM
İşlerinden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami, temaslarda bulunmak
amacıyla dün sabah Brüksele gitti.
Cumhurbaşkanlığı AB Danışmanı Armağan
Candan ve AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçinin eşlik
ettiği Nami, AB üyesi ülkelerinin AB nezdindeki temsilcileri, Komisyon
yetkilileri ve Avrupa Parlamentosu grupları temsilcileriyle
görüşecek.
Nami ve beraberindeki heyet, Brükselde bulundukları
süre içinde bazı düşünce kuruluşları ve basın
yayın kuruluşlarıyla da toplantı yapacak.
Özdil Nami, Perşembe akşamı yurda dönecek.
STAR
KIBRIS 28/09/09
ntvmsnbc
Güncelleme: 14:14 TSİ 29 Eylül. 2009 Salı
İSTANBUL - Edinilen
bilgilere göre; Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı (KKTC)
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı New Yorktan İstanbula
getiren uçak 11.05te Atatürk Havalimanına indi.
Mehmet Ali Talat ve heyeti
Kıbrıs Türk Hava Yollarının 137 yolcusuyla alanda
bekletilen uçağına yetişti.
Yolcular, uçağa binen
Cumhurbaşkanı Talat, eşi Oya Talat ve yanlarındaki heyet
yuhalamaya başladı.
Sözlü protestonun giderek
artması üzerine Cumhurbaşkanı Talat ve beraberindekiler
uçağı terk etti.
2.5
SAAT RÖTAR YAPTI
Turkuaz Hava Yollarından kiralanan YK02 sefer sayılı TCC
adlı uçağın kaptan pilotunun iki saatten fazla bekleyen
yolculara Talatın gelmesiyle uçağın
havalanacağını söylediği ve yolcuların protestosunun
bu anonsla başladığı belirtiliyor.
NTVye bilgi veren
yetkililer; KTHYnin 9.30da kalkması gereken uçağının
teknik bir arıza nedeniyle alanda bekletildiğini, konunun Mehmet Ali
Talatla ilgili olmadığını açıkladı.
Ancak yolcular gecikmenin
Cumhurbaşkanı Talattan kaynaklandığına inanıyor.
KTHYnin
İstanbul-Ercan seferi 2.5 saat rötarla gerçekleştirildi.
PROGRAMI
İPTAL
Cumhurbaşkanı Talatın yarın sabah Adaya döneceği
kaydediliyor.
Talatın uçuşunu
ertelemesi nedeniyle adaya dönüşünde yapacağı basın
toplantısı ve diğer tüm programı da iptal edildi.
Zeynep GÜRCANLI- ANKARA HURRIYET
29/09/09
Türkiyede
en büyük sorunlardan biridir... Yetkili ve etkili kişiler için yollar
kapatılır, uçaklar bekletilir
Yollarda, uçakta
ya da güvenlik nedeniyle bina kapılarında bekletilenler de
kızar, sinirlenir, söylenir.
Çoğunlukla da söylendiğiyle kalır
Ancak bugün İstanbulda çok
farklı bir olay yaşandı...
Yine bir VIP için bekletilen uçağın
yolcuları, o kadar çok protesto ettiler ki, o VIP uçağa binemedi.
Bahsettiğimiz
çok önemli kişi bir cumhurbaşkanı: KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat.
Talat geçen
hafta boyunca temaslar için New Yorktaydı.
Bugün THY uçağı ile İstanbula döndü. Programı gereği,
İstanbul Atatürk havalimanından da
doğrudan KKTCye uçacaktı.
Ancak
olmadı...
Talatı New
Yorktan İstanbula getiren Türk Hava Yolları
uçağı sabah 11.00de Atatürk Havalimanı'na indi.
Oysa
Talatı KKTCye götürmesi planlanan Kıbrıs Türk Hava Yolları
uçağının kalkış saati 09.30 idi.
İstanbuldan Lefkoşaya gidecek olan
yolcular, Kıbrıs Türk
Hava Yolları uçağına saatinde alındılar. Ancak
kalkış saati gelmesine rağmen uçak bir türlü havalanmadı.
Aradan
yaklaşık bir buçuk saat geçti.
Yolculara
gecikme sebebi arıza olarak açıklandı.
Ancak
sabırla bekleyen yolcular bir anda saat 11.30 civarında uçağa
KKTC Cumhurbaşkanı ve eşinin, beraberindeki heyetle birlikte
bindiklerini gördüler.
İşte kıyamet de bundan sonra koptu.
Uçağın arıza değil de
cumhurbaşkanı için bekletildiğini düşünen yolcular,
protestoya başladılar.
Protestolar o kadar yoğunlaştı ki, Talat
uçaktan inmek zorunda kaldı.
KKTC Cumhurbaşkanı ve beraberindekiler uçaktan
indikten sonra ise Kıbrıs Türk Hava
Yolları uçağı saat 12.30da İstanbuldan
Lefkoşaya havalandı.
Talatın ise ya bu akşam uçağı ile,
ya da bugünü İstanbulda geçirip
yarınki uçak ile KKTCye gitmesi bekleniyor.
NTV
ABD'den dönen KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Adaya gitmek için İstanbul'da bindiği uçakta protestoya uğradı.
Yolcuların, bekletildikleri gerekçesiyle yuhaladığı Talat
ve beraberindekiler, uçaktan inmek zorunda kaldı.
Edinilen bilgilere göre; Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı New Yorktan İstanbula getiren uçak 11.05te Atatürk
Havalimanına indi.
Mehmet Ali Talat ve heyeti Kıbrıs Türk Hava
Yollarının 137 yolcusuyla alanda
bekletilen uçağına yetişti.
Yolcular, uçağa binen Cumhurbaşkanı Talat, eşi Oya Talat ve
yanlarındaki heyet yuhalamaya başladı.
Sözlü protestonun giderek artması üzerine Cumhurbaşkanı
Talat ve beraberindekiler uçağı terk etti.
2.5 SAAT RÖTAR YAPTI Turkuaz
Hava Yollarından kiralanan YK02 sefer sayılı TCC adlı
uçağın kaptan pilotunun iki saatten fazla bekleyen yolculara
Talatın gelmesiyle uçağın havalanacağını
söylediği ve yolcuların protestosunun bu anonsla
başladığı belirtiliyor.
NTVye
bilgi veren yetkililer; KTHYnin
9.30da kalkması gereken uçağının teknik bir arıza nedeniyle alanda
bekletildiğini, konunun Mehmet Ali Talatla ilgili
olmadığını açıkladı.
Ancak yolcular gecikmenin Cumhurbaşkanı Talattan
kaynaklandığına inanıyor.
KTHYnin İstanbul-Ercan seferi 2.5 saat rötarla gerçekleştirildi.
PROGRAMI İPTAL Cumhurbaşkanı
Talatın yarın sabah Adaya döneceği kaydediliyor.
Talatın uçuşunu ertelemesi nedeniyle adaya dönüşünde
yapacağı basın toplantısı ve diğer tüm
programı da iptal edildi.
MILLIYET 29/09/09
Yolcular yuhaladı Talat uçağı terk
etti
29/09/2009 RADIKAL
ABD'den dönen KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Ada'ya gitmek için İstanbul'da bindiği uçakta protestoya uğradı. Yolcuların, bekletildikleri gerekçesiyle yuhaladığı Talat ve beraberindekiler, uçaktan inmek zorunda kaldı.
İSTANBUL - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
Kıbrıs'a gitmek için bindiği uçağı
yolcuların protestosu nedeniyle terk etti. ntvmsnbc'nin
haberine göre ; Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı (KKTC)
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı New Yorktan İstanbula
getiren uçak 11.05te Atatürk Havalimanına indi. Mehmet Ali Talat
ve heyeti Kıbrıs Türk Hava Yollarının 137 yolcusuyla
alanda bekletilen uçağına yetişti.
Ancak yolcular, uçağa binen Cumhurbaşkanı Talat, eşi Oya
Talat ve yanlarındaki heyet yuhalamaya başladı. Sözlü
protestonun giderek artması üzerine Cumhurbaşkanı Talat ve
beraberindekiler uçağı terk etti.
Turkuaz Hava Yollarından kiralanan YK02 sefer sayılı TCC
adlı uçağın kaptan pilotunun iki saatten fazla bekleyen
yolculara Talatın gelmesiyle uçağın
havalanacağını söylediği ve yolcuların protestosunun
bu anonsla başladığı belirtiliyor.
Yetkililer; KTHYnin 9.30da kalkması gereken uçağının
teknik bir arıza nedeniyle alanda bekletildiğini, konunun Mehmet Ali
Talatla ilgili olmadığını açıkladı. Ancak
yolcular gecikmenin Cumhurbaşkanı Talattan
kaynaklandığına inanıyor. KTHYnin İstanbul-Ercan
seferi 2.5 saat rötarla gerçekleştirildi.
PROGRAMI İPTAL
Cumhurbaşkanı Talatın yarın sabah Adaya döneceği kaydediliyor. Talatın uçuşunu ertelemesi nedeniyle adaya dönüşünde yapacağı basın toplantısı ve diğer tüm programı da iptal edildi.
![]()
Talat, Banı Kıbrısa davet etti; Süreci
motive eder. BM müdahalesi olmadan süreç ilerleyemez.
Özgül Gürkut Mutluyakalı TAK
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu akşam Birleşmiş
Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki Moonla, BMnin New Yorktaki merkezinde
bir araya geldi.
Genel Sekreteri Kıbrısa davet eden Cumhurbaşkanı Talat,
böyle bir ziyaretin süreci motive edeceğini ve çok yararlı
olacağını vurguladı. BMnin müdahalesi olmadan sürecin
ilerleyemeyeceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat,
İnanıyorum ki bu iyi bir fırsattır. Hatta son
fırsattır; çünkü iki tarafta da çözüm istediğini söyleyen iki
lider varken çözüm olmazsa ne zaman olur kuşkuluyum dedi.
Kıbrıs sorunu, dün bir kez daha BMnin gündemindeydi. BM
Plazanın 38inci katında Banın ofisinde yer alan görüşme
KKTC saatiyle 19.00da başladı ve yaklaşık yarım saat
sürdü.
Görüşmede Cumhurbaşkanı Talata KKTCnin New York Temsilcisi
Kemal Gökeri, Dışişleri Bakanlığı 1. Sekreteri
Mehmet Dana, KKTC New York Temsilciliği 3. Sekreteri Sertaç Güven
eşlik etti. Görüşmeye Ban'ın Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı Lynn Pascoe da katıldı
Cumhurbaşkanı Talat, Genel Sekreterin ofisine girerken Genel Sekreter
Yardımcısı İbrahim Gambariyle
karşılaştı ve bir süre sohbet etti.
Görüşmeleri öncesinde Talat ve Ban, el sıkışarak basın
mensuplarına görüntü verdi.
Cumhurbaşkanı Talat, görüşmenin ardından basına
yaptığı açıklamada, Genel Sekreter Banla iyi bir
toplantı gerçekleştirdiklerini ve Kıbrısta gelinen son
durumu aktararak Banı Kıbrısa davet ettiğini
açıkladı.
Banın Kıbrısa geleceği yönünde basın haberleri
olduğunu, ancak BMden açıklama bulunmadığını
kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Bana bu ziyareti
gerçekleştirmesinin önemini ve sürece vereceği motivasyonu
anlattığını belirterek, Bana bu ziyaretin mutlaka
gerçekleşmesi gerektiğini söylediğini ifade etti.
Kişisel girişimine ihtiyaç var
Cumhurbaşkanı Talat, Genel Sekreterin kişisel girişimine
ihtiyaçları olduğunu vurgulayarak, tüm bu konuları Bana
ilettiğini söyledi.
Talat, BMnin kendi parametrelerine sahip çıkması gerektiğini ve
BM parametreleri dışına çıkıldığı
takdirde Kıbrıs sorununun çözümünün çok zor olacağını,
yeni parametreler oluşturmak gibi bir gelişmenin çözümsüzlük
anlamına geleceğini de Bana ilettiğini kaydetti.
Banın görüşmelerin seyriyle ilgili sorularını da
yanıtladığını belirten Talat, Genel Sekreter
Kıbrısa ne zaman gidecek sorusunu yanıtlarken, Gelecek diye
bir şey yok. Böyle bir hazırlığı
olmadığını da öğrenmiş oldum. Ancak Genel
Sekreterin Kıbrısa gelmesinin çok yararlı
olacağını kendisine ilettim. Zamanını bilmiyorum diye
konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, ikinci turla ilgili soruya
karşılık süreci hızlandırmak gerektiğini
vurgulayarak, yılsonuna dek çözümün önemini ifade etti. Önlerinde önemli
dönüm noktaları bulunduğunu, bunlardan birinin Kuzey
Kıbrısta nisan ayında yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçimi olduğuna işaret eden
Talat, o tarihe kadar çözüm için sürecin hızlandırılması
gerektiğini, bunun da ancak BMnin daha aktif bir rol üstlenmesiyle
gerçekleşebileceğini vurguladı.
BM müdahalesi olmadan süreç ilermez
BMnin müdahalesi olmadan süreci ileriye götürmenin mümkün
olamayacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, O
yüzden ikinci turda daha hızlı ilerleme kaydedilmesini umuyorum ki
yılsonuna veya en geç önümüzdeki yılın başına kadar
bir çözüm bulunabilsin dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, başka bir soruyu
yanıtlarken, Kıbrıs Türk tarafının görüşme
sürecinde BM parametrelerine bağlı kaldığını
söyledi. Rum Yönetimi lideri Hristofyasa Önerilerini BM parametreleri içinde
tutması çağrısı yapan Cumhurbaşkanı Talat,
Hristofyasın BM Genel Kurulunda yaptığı konuşmaya
atıfta bulunarak, daha önce konuşmadıkları ve BM parametreleri
içinde bulunmayan sözcükleri, ifadeleri, düşünce ve önerileri kullanmaması
gerektiğini kaydetti.
İki otonom devletten oluşacak bir federasyon düşüncesinin
tamamen çağdışı olduğunu belirten
Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyasla iyi arkadaş olmaları
konusundaki soruya karşılık, iyi arkadaş
olduklarını, birbirlerine saygı duyduklarını, ama
Hristofyas üzerinde, çözüm istemeyenlerin de önemli rolü bulunduğunu
kaydetti. Ben umutluyum, olmasam zaten müzakerelere devam etmezdim. Bunun ne
kadar zamanda sonuç vereceğini bilmiyorum diyen Talat, bu fırsatı
kaybetmeyecek kadar hızlı olma umudunu ifade etti.
Gerçek fırsat. son fırsat
Talat, İnanıyorum ki bu iyi bir fırsattır; hatta son
fırsattır. Çünkü iki tarafta da çözüm istediğini söyleyen iki
lider varken çözüm olmazsa ne zaman olur kuşkuluyum dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kasulidesin seçilmesini istediği yönündeki
yoruma karşılık da, Kıbrıs Rum halkının
iradesine saygılı olduğunu ve Hristofyasın
arkadaşı olduğunu, onunla müzakereleri sürdürdüğünü kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat ve heyeti görüşmenin ardından
İstanbul üzerinden KKTCye dönmek üzere New Yorktan ayrıldı.
Talat bu sabah KKTCde olacak.
STAR KIBRIS 29/09/09
![]()
Eroğlu, Güzelyurt Sağlıklı ve Onurlu
Yaşam Derneğini kabulünde, kendisinin yıllarca Güzelyurt
verilemez dediğini hatırlattı, bu nedenle 24 Nisan
referandumunda hayal kırıklığına
uğradığını hatırlattı.
Başbakan Derviş Eroğlu, Sağlıklı ve Onurlu
Yaşam Derneğinin Güzelyurta sahip çıkmasının takdir
edilen bir yaklaşım olduğunu belirtti. Eroğlu, Güzelyurtun
gözden çıkarılacak bir bölge olmadığını da
vurguladı.
Eroğlu, dün Cemal Kılıç başkanlığındaki
Sağlıklı ve Onurlu Yaşama Derneği yöneticilerini kabul
etti.
Eroğlu, Güzelyurt merkezli derneğin kurulmasının mutluluk
verici olduğunu ifade ederek, kendisinin yıllarca Güzelyurt
verilemez dediğini hatırlattı, bu nedenle 24 Nisan
referandumunda hayal kırıklığına
uğradığını söyledi. Bugün artık bölge
insanının Güzelyurta sahip çıktığını
belirten Eroğlu, derneğin Ulusal Birlik Partisinin (UBP)
görüşlerine yakın görüşleri olduğunu kaydetti. Derviş
Eroğlu, 19 Nisan iradesiyle gerçeklerin ortaya
çıktığını söyledi.
Başbakan Derviş Eroğlu, yaşlı bakım yeri
yapılmasına yönelik isteğin hükümet olanakları çerçevesinde
değerlendirileceğini ifade etti.
Ekonomik sorunları aşmak amacıyla
çalıştıklarını belirterek bu nedenle halkın
gösterdiği sabra teşekkür eden Eroğlu, Biz ne istediğimizi
biliyoruz. Anavatan Türkiyenin ne istediğini
biliyoruz. Anavatan Türkiye ile işbirliği içinde hareket ediyoruz
ifadesini kullandı.
Başbakan Eroğlu, narenciye konusuna da değinerek, iyi
bakımın kaliteli ürün demek olduğunu, kaliteli ürünün de iyi
pazarlandığını belirtti. Eroğlu,
Sağlıklı ve Onurlu Yaşama Derneğine başarı
dileğinde bulundu.
Kılıç: başarı diledi
Sağlıklı ve Onurlu Yaşma Derneği Başkanı
Cemal Kılıç, zor günlerde göreve gelen Başbakan Derviş
Eroğlu ile hükümete başarı diledi.
Kılıç, Eroğlu ve hükümetin çalışmalarını
izlediklerini ifade ederek, ek mesai konusundaki uygulamaya destek; din
dersleri konusunda yapılmak istenene takdir; yeni tarih kitapları
yazımına da takdir ve destek verdiklerini anlatarak, yolsuzluklarla
mücadele amacıyla geçirilen yasaya yönelik Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talatın tavrını eleştirdi.
Cemal Kılıç, Talatın yasaya yönelik
yaptığının engelleme olduğuna ileri sürerek, bu
tutumu protesto etti.
Kıbrıstaki varoluş sürecinde dernek olarak UBP ile bir ve
beraber olduklarını ifade eden Kılıç, Başbakan
Eroğlunun UBP mukavemetçi ruhun siyasi iradesidir sözüne her zaman
bağlı olduklarını söyledi.
Kılıç, sayıları 10-15i geçmeyen kendini bilmez
densizlerin Türkiye Büyükelçiliği önünde yaptığı eylemleri
eleştirerek, bu eylemleri tasvip etmediklerini belirtti, ayıp ve
rezil yaklaşımlar dediği bu eylemlerin kendilerini
rahatsız ettiğini ifade etti.
Sağlıklı ve Onurlu Yaşama Derneğinin misyonunun
devletine bir şekilde geçmişte hizmet veren emekli insanların
ölene kadar sağlıklı ve onurlu yaşamasını
sağlamak olduğunu anlatan Cemal Kılıç, Güzelyurttan
başlayarak bu amaçla yaşlı bakım merkezleri
yapılmasını istediklerini söyledi.
Kılıç, bu konuda Başbakan Eroğlundan destek istedi.
Keçiören Belediye Başkanı Ak
Bu arada, Başbakan Derviş Eroğlu, Ankara Keçiören İlçe
Belediye Başkanı Mustafa Akı kabul etti. Kabulde Güzelyurt
Belediye Başkanı Mahmut Özçınar ile UBP Güzelyurt Milletvekili
Ahmet Çaluda da hazır bulundu.
Eroğlu kabulde yaptığı konuşmada Keçiören ilçesinin
Ankaranın süratle büyüyen ilçelerinden biri olduğuna işaret ederek,
Belediye Başkanı Mustafa Akı KKTCde görmekten mutluluk
duyduğunu söyledi.
Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak ise konuşmasında,
Kıbrısa ilk kez geldiğini, kendisini öz yurdunda
hissettiğini dile getirerek, Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut
Özçınar ile yerel yönetimler konusunda işbirliği konusunu ele
alacaklarını söyledi.
Pir Sultan Abdal Derneği
Başbakan Eroğlu dün ayrıca, Selver Kaya
başkanlığındaki KKTC Pir Sultan Abdal Kültür Derneği
yöneticilerini kabul etti. Eroğlu, kabulde yaptığı konuşmada
kültürünü yaşatmak amacıyla kurulan Pir Sultan Abdal derneği
gibi derneklerin önemli dernekler olduğunu ifade ederek, derneğin
lokal ihtiyacını karşılamak amacıyla eldeki olanaklar
çerçevesinde elden gelenin yapılacağını söyledi.
Dernek Başkanı Selver Kaya, 2007de kurulan derneğin
Başbakan Derviş Eroğluna nezaket ziyaretinde bulunduğunu,
ziyareti fırsat bilerek dernek lokali konusunda yardim istediklerini
söyledi.
STAR KIBRIS 29/09/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın,
Ankaranın talimatlarından bağımsız
Kıbrıslı olarak faaliyet göstermesi gerektiğini ileri süren
Hristofyas, bunun da çok zor olduğunu iddia etti.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Türkiyenin istekleri
bulunduğunu ve kendilerinden başka tavizler vermelerini isteyen
bazı arabulucular olduğunu söyledi.
Fileleftheros ve diğer gazetelere göre, Amerika Rum Federasyonunun
Cumartesi akşamı New Yorkta, Habis Nikolauya atfen düzenlediği
etkinlikte konuşan Hristofyas, halkın, haklı olarak Annan
Planını ret ettiğini; zira bu planın dengeli
olmadığını savundu. Hristofyas, Annan Planının Türkiyeye,
suçlarından arınması olanağı
sağladığını ileri sürdü.
Hristofyas, mücadele kazanının içinde doğduk. Kıbrıs
Cumhuriyetinin tüm vatandaşlarının hakları için sonuna
değin mücadele edeceğiz. İlkeleri savunarak mücadele
edeceğiz şeklinde konuştu.
Haravgiye göre, Hristofyas, yaptığı konuşmada ayrıca,
Kıbrıs sorununa ilişkin sürecin ileriye götürülmesi
amacıyla Kıbrıs Rum tarafının sarf ettiği
çabalara değindi.
Ankaranın talimatları
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın, Ankaranın
talimatlarından bağımsız olarak Kıbrıslı
olarak faaliyet göstermesi gerektiğini ileri süren Hristofyas, bunun da
çok zor olduğunu iddia etti ve Ankaranın dik
kafalılarının uzlaşmazlığını aşmak
için mücadele ediyoruz şeklinde konuştu.
Hristofyas, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümetinin, Kıbrısta
uluslararası hukukun, BM anayasasının, genel olarak AB ilke ve
değerlerinin çiğnendiği konusundan vazgeçenleri ikna etmek için
mücadele verdiğini öne sürdü.
Hristofyas, Türkiyenin, güçlü dostlarının desteğiyle
mağdur edenden, mağdur duruma düşmesinin paradoks
olduğunun ortaya çıktığını savundu.
İki bölgeli, iki toplumlu federasyonun normal (doğal) bir şey
olarak addedilmesinin paradoks olduğunu ileri süren Hristofyas, bu çözüm
biçiminin Kıbrıs için normal olmadığını bu çözüm
şeklinin; Cunta, EOKA B ve Türkleri Kıbrısa getiren darbeyle
yapılan icraatlar ve intiharların sonucu olduğunu söyledi.
Hristofyas, Makariosun, işgali sonlandırmak için
uzlaşmayı yaptığını ve bunun, Türkiyenin
gitmesi, ülkenin yeniden birleşmesi, göçmenlerin adalete erişmesi,
kayıpların bulunması için önkoşul olduğunu iddia etti.
Hristofyas, Kıbrıs Rum tarafının, iki bölgeli, iki toplumlu
federasyonu kabul ettiğini ve bu şekildeki çözümü ret etmedikleri
konusunda ikna edici olmak için büyük çaba sarf ettiklerini söyledi.
Hristofyas ayrıca, Türkiyenin güçlü olduğunu diğer yandan da
askeri liderliğinin başı bozuk olduğunu, siyasi
liderliğini de başı bozuk olması konusunda ikna veya
mecbur ettiğini iddia etti ve bu yönde dünyadaki büyükleri ikna etmeye
çalıştıklarını belirtti. Hristofyas, Türkiyenin
ayrıca, binlerce yerleşik olarak nitelendirdiği TC kökenli
vatandaşların Kıbrıs Cumhuriyetinin vatandaşı
olmasını, iki eşit devletin ortaklığından
doğacak yeni bir devlet istediğini savundu.
STAR KIBRIS 29/09/09
ECHR makes landmark ruling on Greek
property in Istanbul
By Charles Charalambous
THE EUROPEAN Court of Human
Rights (ECHR) yesterday upheld the right of Greek nationals to inherit property
in Istanbul, which is denied under Turkish law.
The ruling on a case brought in 2002 by Ioannis and Evangelos Fokas two
brothers from Katerini in Macedonia, Greece relates to three apartment blocks
left to them by their sister, Polyxeni Pistika, who lived in Istanbul.
The court found that current Turkish law, which denies any person not holding
Turkish nationality the right to inherit property in Turkey, violated the
plaintiffs right to peaceful enjoyment of their property. The ECHR also
found Turkey guilty of racial discrimination on the grounds of the plaintiffs
ethnic origin and religion.
The plaintiffs were represented by three lawyers: one Greek, one Turkish, and
Greek Cypriot, human rights lawyer Achilleas Demetriades.
Since Pistika had herself inherited the three apartment blocks from her
parents, Demetriades said yesterday that this ruling essentially opens the way
for anyone with inheritance rights in Istanbul, at least, to register a claim
on property previously owned by their parents or grandparents.
The two plaintiffs are also claiming 19 million in damages from the Turkish
state for being deprived of use of their property. If the Turkish government
refuses to pay this amount, there is a second claim for 5.5 million,
equivalent to the estimated value of the property.
A crucial component of the plaintiffs case was the argument made in the successful
application to the ECHR made by Greek Cypriot Titina Loizidou, which clearly
established the inalienable right of refugee property.
Demetriades said that the Loizidou ruling established the notion of continued
violation. Despite the fact that a state in its own opinion takes possession
of a property, this seizure is not legal; and since it is not legal, and the
court confirms this, then the plaintiff is entitled to be compensated for
income he has been deprived of.
If Turkey does not appeal against the ECHR ruling within three months, then the
court will award damages.
CYPRUS MAIL 30/09/09
Talks failure will lead to
partition
By George Psyllides
FAILURE
IN the current talks will most certainly mean partition for Cyprus, and not a
just a benign continuation of the status quo, the International Crisis Group
(ICG) says in its latest report due to be published today.
Most actors agree that the window of opportunity for this bicommunal, bizonal
settlement will close by April 2010, the date of the next Turkish Cypriot
elections, when the pro-settlement leader (Mehmet Ali Talat) risks losing his
office to a more hardline candidate, the draft ICG report says.
Failure to reach an accord, the organisation said, would mean an indefinite
partition of the island, leading to more strains in EU-Turkey relations and new
frictions in the east Mediterranean.
It would also mean less EU-NATO cooperation, acceleration of the centrifugal
forces scattering the Turkish Cypriots and new risks to the prosperity and
security of Greek Cypriots.
And a de facto partition would not be a benign continuation of the status quo,
as many Cypriots believe.
Cyprus has been frustrating Turkeys EU course and this contributes to
frictions over offshore oil exploration rights, including in waters disputed
with Greece, that have brought opposing gunboats into close proximity, the
group said.
In the absence of a Cyprus settlement, both communities on the island and
Turkey will experience slower economic progress, greater defence spending and
reduced international credibility, the report says.
The group suggested that Turkey is today more ready than in the past to defy
the EU and risk irreversible damage to the relationship over what it also sees
as issues of national interest and justice.
This faultline will be tested again in discussions leading up to Decembers EU
summit, in which the heads of state and government must decide what to do about
Turkeys failure to implement its signed obligation to open its ports to Greek
Cypriot air and sea traffic, the Crisis Group said.
It recommends to the two leaderships to show greater willingness to bargain
across individually insoluble issues in the talks and build a joint public
relations strategy to communicate to both sides on the island a tangible
dedication to a comprehensive settlement.
The two leaders will also have to explain to their people that this is almost
certainly the last chance for many years for any settlement and that the
alternative is likely to be partition.
As for the guarantor powers, Greece, Turkey, and the UK, they could agree, with
the involvement of the two communities, on upgrading the Treaties of Guarantee
and Alliance that could include reunited Cyprus as a signatory and set out a
graduated mix of EU, UN and international oversight of a settlement.
Complacency and cynicism in both communities are now so high that the peace
talks do not even have a name. Almost nothing has been done to implement the 22
confidence-building steps agreed in June/July 2008. The two leaders have not
yet communicated their undoubted will to build a brighter future for Cypriots.1
It is urgent that they should agree on and implement a joint strategy.
It said currently, only 23 per cent of Greek Cypriots and 41 per cent of Turkish
Cypriots are reportedly leaning towards a yes in a referendum; about one
third in both communities are said to be definitely leaning towards a no.
According to the pollsters, an agreement in Cyprus is possible, but it will be
a hard sell to the people of both communities.
It added that both community leaders, particularly Talat, were weaker
domestically than a year ago.
Quoting a senior diplomat in the region the report said: The international
community is getting tired
if all this fails, bizonal and bicommunal will be
dead. It has had 32 years. Big efforts have been made. This is the negotiation
that they postponed [in 2004]. If this fails, its dead. The status quo is
finished. The future is either federation or partition.
Failure in the talks in 2010 could also have deep repercussions for the UN
presence. According to a senior diplomat: This is the last chance. If it
fails, I think the UN should give up. There is no point in pursuing a policy
that doesnt work. Turkey will not come back to this [set of parameters]. We
should say no further. In two years, UNFICYP will be gone. Then, in the end,
the Greek Cypriots will have to sit down with Turkey and discuss their mutual
border, which will be going right through the middle of Nicosia.
CYPRUS MAIL 30/09/09
![]()
ABD'den dönen KKTC Cumhurbaşkanı
Talat, Adaya gitmek için İstanbul'da bindiği uçakta protestoya
uğradı. Yolcuların, bekletildikleri gerekçesiyle
yuhaladığı Talat ve beraberindekiler, uçaktan inmek zorunda
kaldı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı New Yorktan İstanbula
getiren uçak 11.05te Atatürk Havalimanına indi. Mehmet Ali Talat ve
heyeti Kıbrıs Türk Hava Yollarının 137 yolcusuyla alanda
bekletilen uçağına yetişti. Yolcular, uçağa binen
Cumhurbaşkanı Talat, eşi Oya Talat ve yanlarındaki heyet
yuhalamaya başladı.
Sözlü protestonun giderek artması üzerine Cumhurbaşkanı Talat ve
beraberindekiler uçağı terk etti.
2.5 saat rötar yaptı
Turkuaz Hava Yollarından kiralanan YK02 sefer sayılı TCC
adlı uçağın kaptan pilotunun iki saatten fazla bekleyen
yolculara Talatın gelmesiyle uçağın
havalanacağını söylediği ve yolcuların protestosunun
bu anonsla başladığı belirtiliyor.
Konuyla ilgili bilgi veren yetkililer; KTHYnin 9.30da kalkması gereken
uçağının teknik bir arıza nedeniyle alanda
bekletildiğini, konunun Mehmet Ali Talatla ilgili
olmadığını açıkladı.
Ancak yolcular gecikmenin Cumhurbaşkanı Talattan
kaynaklandığına inanıyor.
KTHYnin İstanbul-Ercan seferi 2.5 saat rötarla gerçekleştirildi.
Programı iptal
Cumhurbaşkanı Talatın yarın sabah Adaya döneceği
kaydediliyor.
Talatın uçuşunu ertelemesi nedeniyle adaya dönüşünde
yapacağı basın toplantısı ve diğer tüm
programı da iptal edildi.
Erçakıcadan açıklama
Öte yandan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın da içinde bulunduğu
THYnin New York-İstanbul uçağının rötarı nedeniyle,
Cumhurbaşkanının KKTCye bugün planlanan dönüşünün gerçekleşemediğini;
Cumhurbaşkanının bir an önce ülkeye ve işinin
başına dönmeyi istediği için seri bir ulaşım
planlandığını, ancak THYnin New York-İstanbul
uçağının rötarı nedeniyle bunun
gerçekleşemediğini söyledi.
Erçakıca, New Yorkta yolcuların uçakta bekletildiğini,
dolayısıyla rötarı önceden bildirme olanağı
bulunamadığını; Cumhurbaşkanı Talatın
ekibindeki bazı yolcuların ise Delta Havayolları ile uçarak
İstanbula zamanında geldiğini ve KTHY uçağını
yetiştiğini anlattı.
Erçakıca, Cumhurbaşkanının bu sabah yurda döneceğini
de belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, 19 Eylülde Washingtona gitmiş ve oradaki
temaslarının ardından 64. BM Genel Kurulunun da
yapıldığı New Yorka geçmişti. Talat, New Yorkta
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bazı ülkelerin
dışişleri bakanlarıyla ve BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonla
görüşmüştü.
STAR KIBRIS 30/09/09
![]()
ATADda Orams davasına bakan Yargıç Skourisin
hareketleri tamamıyla bilinmiş, isteyerek
yapılmıştır. Olanlar tesadüf değildir. Niye
duruşmayı üç ay öne aldı? Çünkü derdi emekliliği gelmeden
davaya bakabilmekti.
Lord Ken Maginnis of Drumglass ADA TVde yayınlanan, ve Kerem
Hasanın hazırlayıp sunduğu Dispatches programında
ATADda Oramas davasına bakan Yunanlı yargıç Vassillios Skuoris
için şok iddialarda bulundu.
Lord Magginis, Yargıç Skourisin hareketleri tamamıyla bilinçli ve
isteyerek yapılmıştır. Olanlar tesadüf değildir. Niye
duruşmayı üç ay öne aldı? Çünkü, derdi emekliliği gelmeden
davaya bakabilmekti diyerek, Gizlice Güney Kıbrısa gitti ve oradan
talimat aldı. Acaba onunla birlikte kaç tane yargıç Güneye gitti?
2006da Makarios III nişanı aldı. Açık söylüyorum. Bu bir
rüşvettir. Beni mahkemeye çeksin! Çeksin ki gerçekler ortaya
çıksın şeklinde konuştu.
Utanıyorum
İngilterenin Kıbrıs sorununda sergilediği duruşu ve
uluslararası toplumun davranışı hakkında da yorumlarda
bulunan Lord, İngiliz Parlamentosunda Kıbrıs ile ilgili iki
ayrı grup bulunduğunu ifade etti. Maginnis, Partiler üstü KKTCnin
Dostları Grubuna üye olduğunu ve grubun objektif bir şekilde
Kıbrıs sorununa baktığını, KKTC ve
Kıbrıslı Türklere yapılan haksızlıkları her
fırsatta anlattıklarını söyledi.
Diğer yandan parlamentoda, Kıbrısın Dostları Grubu
da bulunduğunu söyleyen Lord Maginnis, onların Rum
tarafının görüşlerini yansıttığını
hatırlattı.
Magginis, Ben İngiliz Vatandaşı olmaktan utanmıyorum,
ancak Kıbrıslı Türklere verilen sözlerinin hükümetim tarafından
tutulmamasından dolayı utanç duyuyorum şeklinde konuştu.
Kıbrıstaki tarihi gelişmelerine de değinen Lord Maginnis,
Türk tarafının biraz sabırlı ve azacık da ihmalkar
davrandığını vurgulayarak, Kıbrıslı Rumlar
her fırsatı kullanıp propagandalarını
abartılı bir şekilde lanse ediyorlar. Ancak
Kıbrıslı Türkler doğruyu söylemek gerekirse daha rahat
davranıyorlar. Kıbrıslı Türk bağı olan herkes,
dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, Kuzey Kıbrıs
için üzerine düşen görevi yapmalıdır. Artık Türk
tarafının gerçekten Kıbrıslı Türklere yapılan
yanlışı açıkça vurgulamak ve tepki göstermek
zorundadır dedi.
İngiliz Parlamenterler Kıbrıs tarihini bilmiyorlar
Kıbrıslı Rumlar EOKA-Byi kurduklarını ve Akritas
Planını uygulamaya çalıştıklarını anlatan
Lord Maginnis şöyle devam etti:
Ancak görüyorum ki İngiltere Parlamentosunda konuştuğum birçok
parlamenterin bu tarihi gelişmelerden haberleri bile yoktur.
Düşününüz, bir bakanlıkta Kıbrıstaki tarihi
gelişmeleri Kıbrıslı Türklere yapılan zulümleri,
Akritas ve benzer planlar hakkında ne bildiklerini, soruyorum, yüzüme
bakıyorlar. Belki sanıyorlar ki Akritas Planı, Annan Planı
gibi çözüm planıdır.
Kıbrıslı Rumların ne yazık ki hala
değişmediğini de anlatan Lord Maginnis, KKTC
Cumhurbaşkanı Sayın Mehmet Ali Talatı sergilediği
sabırlı duruşundan dolayı tebrik ediyorum. Ancak
Kıbrıslı Rumlar değişmediler. Her fırsatı
kullanıyorlar. Kıbrıslı Türklere karşı ne yapabiliyorlarsa
yapıyorlar. KKTC-Suriye gemi seferlerini bile halen durdurmaya
çalışıyorlar. Kıbrıslı Türkler ile her hangi bir
temasa karşı duruyorlar. Üniversite ve eğitim imkanlarına
bile karşı çıkıyorlar. Bu durumda nasıl çözüm
olabilir? şeklinde konuştu.
A planı, B planı
Lord Maginnis, son zamanlarda özellikle Güney Kıbrıs
basınında yayınlanan haberlere ortaya çıkan, A Planı
ve B Planı hakkındaki soruları da yanıtladı.
Kıbrısta çözümün gerçekleşmemesi durumunda Birleşmiş
Milletlerin bir B Planı olduğu, KKTCnin Tayvanlaşacağına
ve ambargoların kalkacağı haberlerini de irdeleyen Lord Maginnis,
Tabii ki böyle bir şey gereklidir. Hatta geç bile
kalınmıştır. Ambargoların kalkması ve
Kıbrıslı Türklerin en önemli basit insan haklarının
teslim edilmesi gerekiyor. Lord, Elbette, ambargolar kalkarsa burada bir
gelişme olacaktır ve bu haksızlıklar sona erecektir dedi.
Yargıç Skouris rüşvet yedi
Orams davası hakkında da konuşan Lord Maginnis, Yargıç
Vassillios Skourisin hareketleri kesinlikle bilinçli
yapılmıştır. Düşünün dava, görüşüleceği esas
tarihten üç ay öne alındı. Skuoris bunu niye
yaptı? Çünkü davaya emekliye çıkmadan önce bakabilme derdindeydi.
Güney Kıbrısa gizli ziyaretler yaptı. Ve 2006da Beya Yaka
Makarios III madalyasını aldı. Açık söylüyorum. Bu bir
rüşvettir. Beni mahkemeye çeksin! Çeksin ki gerçekler ortaya
çıksın şeklinde konuştu.
Orams davasının Kıbrıstaki iki bölgeli bir çözümü
baltalayacağına dikkati çeken Maginnis, daha önce Dispatches
konuğu olan Apostolidisin avukatı Kandounasın söylediği
davaya bakan 12 hakimden bir tanesi bile siyasi bir karar verse,
diğerleri de ayni şekilde karar verir görüşüne de gönderme
yaparak, Bu söylemi kesinlikle kabul etmiyorum. AB yasalarına göre
davaların mahkemenin tarafsızlığına şüphe
gelmeyecek şekilde görüşülmesi gerekiyor. Karar,
Kıbrısın tarihi gelişmelerini ve şu anki gerçekleri
göz ardı etti ifadelerini kullandı.
Lord Magginis, şöyle devam etti:
Orams davası temelde Kıbrısın neden bölündüğü
sorusuna cevap vermedi. Burada ne acı olaylar yaşandı,
Kıbrıslı Türkler ne zamandan beri suçlu durumuna düştü?
Akritas Planını uygulamaya çalışan kimdi?
Kıbrıslı Türklerin insan haklarını kim yok
sayıyor?
Umarın ki İngiltere İstinaf Mahkemesi Doğal Adalet
hukununu kullanıp adaletli bir karar verecek.
Hristofyasa tepki
Lord Magginis Dispatches programında, Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyasın medya grubumuzun İngiltere Temsilcisi Mihrilah Safaya
söylediklerini de yorumladı. Hristofyasın, Türkiyenin, ABye ve
Kıbrısa (Rum tarafına) karşı yükümlülüklerini yerine
getirmesi gerektiğini ve bunu hoş görü ile karşılayacakları
yönündeki sözlerine gönderme yapan Lord Maginnis, Söyledikleri
caydırıcı sözlerdir. Hep Kıbrıslı Türklere
yapılan insan hakları ihlalleri unutturmaya yönelik sözler.
Kıbrıslı Türk en basit eğitim ve spor etkinliklerde bile
yer alamıyor. Kuzey Kıbrısta yaşayan bir insanın
insan hakları çiğnenirken, Türkiyenin liman konusunu önde tutmak
istiyorlar. Bunu yapmalarının ana hedefi Kıbrıslı
Türklerin eşitliğini yok saymak ve kendi davalarını
abartmaktır dedi.
KKTCnin tanınması
Programı hazırlayıp sunan Kerem Hasanın, Peki, Lord
Maginnis Kıbrısta ne görmek istiyor? şeklindeki soruya da
cevap veren Maginnis, şöyle devam etti:
Ben, Kıbrısta insanların barış ve refah içerisinde
yaşamasını görmek istiyorum. Ancak 1974e geri dönülmesini
görmek istemem. Bu denendi ve neler olduğu ortada. Tekrar
olmayacağının garantisini kimse veremez. Ben, insan
haklarının Kıbrıslı Türklere verilmesini,
haksızlıkların sona ermesini görmek istiyorum.
Lord Maginnis KKTCnin tanınmasını destekliyor mu sorusuna da
cevap veren Lord Maginnis, Kesinlikle varım. Dünyanın diğer
yerlerinde de görülmüştür bu tür örnekler. Kıbrıslı
Türkerin kendi devletleri vardır, huzur içinde yaşıyorlar
şeklinde konuştu.
STAR KIBRIS 30/09/09
BM Genel Sekreter Ban, Talat'ın Kıbrıs
sorununa çözüm bulma bağlılığından memnuniyet
duyduğunu belirtti
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moonun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın Kıbrıs sorununa çözüm bulmaya yönelik
bağlılığından memnuniyet duyduğunu söylediği
bildirildi.
BM sözcülüğünden yapılan açıklamada, Ban-Talat görüşmesinde
Genel Sekreterin adadaki iki lideri yollarına devam etmelerini ve
görüşmelerin yarattığı tarihi fırsatı
kullanmalarını istediği belirtildi.
Açıklamada, Ban'ın, görüşmelerin ikinci turuna girilirken tarihi
bir sorumluluk ve uzun dönemli bir siyasi vizyonla uzlaşmaya varmanın
önemini vurguladığı, BM'nin de özel danışman Alexander
Downer'un çalışmalarıyla sürece yardım etmek için elinden
geleni yapmaya devam edeceğini teyit ettiği kaydedildi.
STAR KIBRIS 30/09/09
AA
Güncelleme: 23:54 TSİ 30
Eylül. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs sorununun
çözümü yönünde yerleşmiş Birleşmiş Milletler
parametrelerini değiştirmek için 'pervasızca' bir savaş
açtığını ve BM'nin Rumlara 'dur' demesi gerektiğini
belirterek, "BM buna 'dur' demezse bu arsızlığın önüne
geçilmez" dedi.
Cumhurbaşkanlığında düzenlediği
basın toplantısında, ABD temasları hakkında bilgi
veren Talat, BM Genel Kurulu çalışmaları sırasında
dikkati çeken en önemli hususun, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas'ın, genel kuruldaki konuşmasında, BM parametrelerini
değiştirme girişimi olduğunu söyledi.
Talat, BM'nin bilinen ve yerleşmiş
parametrelerinden en önemlisi sayılan ve 23 Mayıs 2008'de de
kendilerinin üzerinde anlaştıkları, "Nasıl bir
Kıbrıs düşlüyoruz, nasıl bir Kıbrıs
kuracağız, nasıl bir çözüme varacağız" sorusuna
Hristofyas'ın, çarpıtarak cevap verdiğini kaydetti.
Hristofyas'ın, genel kurul konuşmasında
"Kıbrıs cumhuriyetinin evrim yoluyla bir federasyona
dönüşeceğini ve varılacak olan federasyonun da iki otonom
bölgeden oluşacağını" ifade ettiğini belirten
Talat, bunun yeni bir söylem olduğunu, üzerinde anlaştıkları
ve 23 Mayıs'ta iki kurucu devlet, siyasi eşitlik, Kıbrıs
Türk ve Kıbrıs Rum kurucu devletleri gibi temel hususları göz
ardı eden ve kendine göre yorumlayan ve aslında BM parametrelerini
değiştirmeye teşebbüs eden bir yaklaşım olduğunu
söyledi.
"HRİSTOFYAS'IN
YAKIŞIKSIZ TUTUMU"
Bunu hoş karşılamalarının mümkün
olmadığını ve New York'ta bulundukları sürede
Hristofyas'ın bu "yakışıksız tutumunu"
ortaya koyduklarını kaydeden Talat, bunu kabul etmelerinin mümkün
olmadığını, görüştüğü BM Genel Sekreteri Ban
Ki-mun'a da aktardığını kaydetti.
Talat, Genel Sekreter'e,
BM'nin 40 yıldır devam eden müzakere sürecinde oluşturduğu
ve BM Güvenlik Konseyi'nin de çeşitli vesilelerle
onayladığı BM parametrelerini değiştirme
teşebbüslerine karşı durması gereken ilk kişinin
kendisi olduğunu ve BM'nin, parametreleri değiştirmeye teşebbüs
edenlere uyarıda bulunması gerektiğini ifade ettiğini
aktardı.
"BM
SON DERECE PASİF"
BM'nin son derece pasif bir pozisyon ortaya koyduğunu söyleyen Talat,
BM'nin, Rum tarafının, yerleşmiş parametreleri
değiştirme girişimlerine sessiz kalabildiğini, bunun hem BM
sürecine güveni sarstığını hem de Kıbrıs
sorununun çözümünü zorlaştırdığını belirtti.
BM Genel Sekreteri
Ban'ı Kıbrıs'a davet ettiğini de anımsatan Talat,
Ban'ın Kıbrıs'ı ziyaret planı
hazırlığı olmadığını
öğrendiğini, ancak ziyaret için ısrar ettiğini belirterek,
"Bizi New York'a çağırmadığına göre, o ölçüde
pasif durmayı tercih ettiğine göre, hiç olmazsa kendisi
Kıbrıs'a gelsin dedik. Bunu
değerlendireceğini tahmin ediyorum" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, "Dikkatinizi çekmek
istediğim en önemli husus; BM'nin yerleşmiş parametrelerine
yönelik Kıbrıs Rum tarafının açtığı
savaştır. Bunu kesinlikle önlememiz lazımdır. Önleyecek
olan biz değiliz aslında BM'dir. BM bu
pervasızlığı tolere etmemelidir. Çünkü aksi halde en
baştan başlayacağız" şeklinde konuştu.
Rum tarafının 23
Mayıs 2008'de kabul ettiği halde 'kurucu devlet' demediğini ve
'otonom bölge' diyerek anlaşmaya sadık kalmadığına
işaret eden Talat, "Otonom bölge, insaf, 1974'e gittik demektir, iki
otonom bölge. Olacak iş değil. Bunlara BM'nin 'dur' demesi lazım. Eğer BM 'dur' demezse bu
arsızlığın önüne geçilmez" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, bir soru üzerine, Rum
lider Hristofyas'ın, Rum Ulusal Konseyi'nin son toplantısından
sonra tutumunu değiştirdiğine işaret ederek,
Hristofyas'ın Ulusal Konsey'e kadar hiç olmazsa bu ölçüde, çözüm
açısından veya müzakere açısından bu kadar olumsuz
tavır içinde olmadığını kaydetti.
Hristofyas'ın, muhalefet edenleri de tatmin
edebilmek için pozisyonunda değişiklikler yapma durumuna
geldiğini ve bunun hemen arkasından da BM Genel Kurulu'nda
konuştuğunu kaydeden Talat, "Her şeye rağmen ben,
Hristofyas'ın çözüm isteyen bir lider olduğunu düşünüyorum.
Ancak bunu başarabilecek mi benim endişem burdadır. Çünkü
başarabilmek için cesur olmak lazım, başarabilmek için gürültü
çıkaranlara kapılmamak lazım. Aynı şey bizde de
oluyor" diye konuştu.
Kıbrıs Türk halkının
çıkarlarını korumakla yükümlü olduğunu belirten
Cumhurbaşkanı Talat, başka bir soru üzerine, Türk
tarafının müzakerelerde anlaştıklarına bağlı
kaldığını, Rum tarafının ise
eleştirildiği her konuda geri attım attığını
söyledi.
"İLK GÖRÜŞMEDE HRİSTOFYAS'A
SORACAĞIM"
İki otonom bölge için müzakere etmediklerini, iki kesimli, iki kurucu
devletin olacağı bir federasyon görüştüklerini, bu çizgide
olmaya devam edeceklerini belirten Talat, ilk görüşmelerinde Hristofyas'a,
Rum tarafındaki tutum değişikliğini
soracağını kaydetti.
Kıbrıs Rum tarafının,
uluslararası toplumun, Kıbrıs sorununun çözüm sürecine
katkısını istemediğine değinen Talat,
uluslararası toplumun değişik düzeylerde sürece
katılmasını istediklerini, ancak ilk günden kendilerinin de
hakemlik istemediğini söyledi.
Hristofyas'ın New York'da kendisiyle görüşmemek
için "akla karayı seçtiğini" ifade eden Talat,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmek isteyen Hristofyas'a
Başbakan Erdoğan'ın "Talat'ın da olması
gerektiğini" söyleyince "Talat hangi sıfatla olacak"
dediğini, Erdoğan'ın da "Sen hangi sıfatla
bulunuyorsan" karşılığını verdiğini
aktararak, "Bu Rum tarafının zihniyetini
yansıtıyor" dedi.
ABD'NİN
AKTİF KATILIMI
Cumhurbaşkanı Talat, ABD'nin sürece aktif
katılımını ve bir özel temsilci ataması yönündeki
talebini, Başbakan Derviş Eroğlu'nun "dıştan
müdahaleye davetiye" olarak değerlendirdiği
anımsatılarak görüşlerinin sorulması üzerine, ABD'nin sürece
aktif katılımını, 2004'ten beri Türk tarafının
istediğini ve bunun bir devlet politikası olduğunu kaydetti.
Çözüm ve sonuç almak
istediklerini, ABD'nin "süper güç" olarak konuyla ilgilenmesinin bu
anlamda bir katkısı olacağını ifade eden Talat,
"Biz, 'bize çözüm empoze edin' demiyoruz. Biz çözümün hızlı
olması, acele olması, erken olması gerektiğinin o aktörler
tarafından da ısrarla tekrarlanması halinde sürecin
hızlanma olasılığının yüksek olduğunu
düşünüyoruz. ABD bu bakımdan önemlidir" dedi.
Talat, geçmişte
ABD'nin Kıbrıs özel temsilcilerinin hep olduğunu, bunu
istediklerini, BM ve İngiltere'den de sürece daha fazla
katılımını istediklerini söyledi.
"HRİSTOFYAS
FAZLA BİR ŞEY İSTEMEMİŞ"
Cumhurbaşkanı Talat, Rum lider Hristofyas'ın, Türkiye'den
"iyi niyet göstergesi olarak Maraş'ın iadesini
istediği" yönündeki açıklamasının
anımsatılması üzerine de "Fazla bir şey
istememiş..." diye konuştu.
Kıbrıs Rum
tarafının göstereceği iyi niyeti soran Talat, İngiliz
Ulaştırma Dairesi'ni, Ercan'a direk uçuş izni vermediği
için dava ettiklerini ve dava devam ederken Kıbrıs Rum
tarafının davanın Türk tarafı aleyhine sonuçlanması
için "canını yediğini" söyledi. Talat, "Bir iyi
niyet gösteremez miydi, üstelik kendisi ne kaybederdi ondan? O nedenle iyi
niyet unsurlarını taraflar kendi çıkarları çerçevesinde
değerlendirmemelidir diye düşünüyorum" dedi.
Maraş'ın,
1999'dan beri bütünlüklü bir çözümün parçası ve "toprak"
konusunun bir unsuru olarak addediliğini, BM'nin de olaya böyle
baktığını vurgulayan Talat, Maraş'ın, Kıbrıs
sorununun bütünlüklü çözümünden ayrı ele alınacak bir konu
olmadığını söyledi.
Talat,
cumhurbaşkanı seçiminde aday olup olmadığı
sorularına karşılık da seçimlere daha süre olduğunu,
önlerinde önemli konular bulunduğunu, şimdiden seçim havası
yaratmak istemediğini kaydetti.
INTERNATIONAL CRISIS GROUP
Europe Report N°201
30 September 2009
This executive summary is also available in Greek and Turkish.
EXECUTIVE SUMMARY AND RECOMMENDATIONS
Three decades of efforts to reunify Cyprus are about to end, leaving a stark choice ahead between a hostile, de facto partition of the island and a collaborative federation between the Greek and Turkish Cypriot communities living in two constituent states. Most actors agree that the window of opportunity for this bicommunal, bizonal settlement will close by April 2010, the date of the next Turkish Cypriot elections, when the pro-settlement leader risks losing his office to a more hardline candidate. If no accord is reached by then, it will be the fourth major set of UN-facilitated peace talks to fail, and there is a widespread feeling that if the current like-minded, pro-solution Greek and Turkish Cypriot leaders cannot compromise on a federal solution, nobody can. To avoid the heavy costs this would entail for all concerned, the two leaders should stand shoulder to shoulder to overcome domestic cynicism and complete the talks, Turkey and Greece must break taboos preventing full communication with both sides on the island, and European Union (EU) states must rapidly engage in support of the process to avoid the potential for future instability if they complacently accept continuation of the dispute.
A real chance still exists in 2009-2010 to end the division in Cyprus in conformity with the long-established negotiating parameters of a federal reunification. The current Greek and Turkish Cypriot leaders share more common ground than any of their predecessors and have gone some distance over the past year toward a comprehensive settlement. But failure will mean an indefinite partition of the island, leading to more strains in EU-Turkey relations, new frictions in the east Mediterranean, less EU-NATO cooperation, acceleration of the centrifugal forces scattering the Turkish Cypriots and new risks to the prosperity and security of Greek Cypriots.
Many Cypriots expect that de facto partition would be a benign continuation of the status quo. New dynamics already in play following the Greek Cypriots 2004 entry into the EU as the Republic of Cyprus show this to be false. Greek Cypriots have become the most visible technical obstacle to Turkeys EU accession process and have eagerly used all the levers available to them to pursue what they see as their national interest and need for justice. Ankaras frustrations are contributing to frictions over offshore oil exploration rights, including in waters disputed with Greece, that have brought opposing gunboats into close proximity. Todays stronger, more prosperous Turkey is more ready than in the past to defy the EU and risk irreversible damage to the relationship over what it also sees as issues of national interest and justice. This faultline will be tested again in discussions leading up to Decembers EU summit, in which the heads of state and government (the European Council) must decide what to do about Turkeys failure to implement its signed obligation to open its ports to Greek Cypriot air and sea traffic.
In the absence of a Cyprus settlement, both communities on the island and Turkey will experience slower economic progress, greater defence spending and reduced international credibility. The paradox is that rarely before have there been Greek Cypriot, Turkish Cypriot and Turkish leaders so ready to compromise. A major source of misunderstanding, however, is that Ankara and Greek Cypriot officials cannot agree grounds to talk directly. They are thus unable to believe, trust or understand each others genuine ambition to settle the dispute. Overcoming four decades of hostility, denigration in the media and absence of real mutual knowledge will be hard in the few remaining months, but all sides should try to bridge the gap. If a strong government emerges from the 4 October elections in Greece, it will be uniquely well placed to bring all the relevant parties together, and it should quickly do so.
There are rays of hope. Polls show that most Cypriots want the talks to succeed, even if they are sceptical about that happening. Negotiations over the past year have gone relatively well. After the victory of pro-compromise Demetris Christofias in the February 2008 Greek Cypriot presidential election, he and his likeminded Turkish Cypriot counterpart, Mehmet Ali Talat, have worked through the issues in more than 40 meetings. A second round of full negotiations began well on 10 September 2009. Christofias and Talat must do much more, however, to reflect the positive energy of their meetings in their public statements and to build a joint strategy for success in a referendum on a settlement document that needs to be held in early 2010.
The two sides should indicate willingness to bargain across issues in the talks that seem insoluble on their own. These include the multi-billion euro issue of compensation for or restitution of Greek Cypriot properties, involving perhaps three quarters of the territory of the Turkish Cypriot north; the future of immigrants from Turkey, probably soon a majority of residents of the Turkish Cypriot zone; the Turkish Cypriot wish, backed by Turkey, for a continued Turkish military guarantee; and the question of how much of the 37 per cent of the island now in Turkish hands will pass to the Greek Cypriots.
Outside powers arguably have half the keys to a Cyprus solution in their hands. EU member states in particular should do more to make a solution possible by pro-actively reassuring Turkey that its accession perspective remains open, firmly encouraging Christofias and Talat and talking up the clear advantages of settlement. They should do much more to impress on the Cypriots and regional players that complacency and cynicism must be set aside and that the hard work to prepare public opinion and workable compromises must start now. Neither Christofias or Talat has any desire to walk away from the negotiating table. The danger is that they will simply run out of time.
RECOMMENDATIONS
To the Greek Cypriot and Turkish Cypriot Leaderships:
1. Commit jointly, publicly and wholeheartedly to the goal of a comprehensive settlement to go to a referendum in early 2010 that would reunify Cyprus as a federal, bizonal, bicommunal republic with two politically equal constituent states and a single international identity.
2. Show greater willingness to bargain across individually insoluble issues in the talks, such as Greek Cypriots offering citizenship to more immigrants from Turkey in exchange for more flexible Turkish Cypriot approaches to the guarantee issue, and Turkish Cypriots offering to give up more territory in exchange for greater Greek Cypriot flexibility on property compensation, restitution and return.
3. Build a joint public relations strategy to communicate to both sides on the island a tangible dedication to a comprehensive settlement, the shape of the future federation and achievements on the road toward it.
4. Explain in the clearest possible terms to their respective populations that this is almost certainly the last chance for many years for any settlement and that the alternative is likely to be a sharp turn towards partition.
To the Governments of Turkey, Greece and the United Kingdom:
5. Meet with both Cypriot communities to update the tripartite 1960 Treaties of Guarantee and Alliance via a new Treaty of Security and Implementation that could include reunited Cyprus as a signatory and set out a graduated mix of international oversight of any settlement.
6. Turkey should launch a dialogue with Greek Cypriots through confidence-building statements and Greek Cypriots should reciprocate. Greek officials should also arrange trust-creating meetings that bring them together with officials from Turkey and the Republic of Cyprus, a process in which both Greek and Turkish Cypriot representatives must also be included.
To the Governments of European Union Member States, Russia and the United States:
7. Develop strategies to capitalise rapidly on any breakthrough in the Cyprus talks towards the end of 2009, including public preparations for a donor conference to commit financial support for a settlement.
8. Engage to the maximum with Cypriot leaders to impress upon them the need for a settlement and work imaginatively to re-ignite enthusiasm for Turkeys EU convergence process, including freeing up blocks on Turkeys EU negotiating chapters.
9. Actively work to ensure that European Commission financial support for Turkish Cypriots is renewed and continues beyond 2009.
10. Consider new ways for the EU and the wider international community to open markets and communications directly to Turkish Cypriots to encourage Turkeys opening of airports and seaports to Greek Cypriot traffic, so as to increase chances of success in the talks and diminish the impact of any failure.
Nicosia/Istanbul/Brussels, 30 September 2009