Osmanlı’nın Ergenekon’u

Osmanlı’nın Ergenekon’u

Osmanlı İmparatorluğu döneminde bir bakanlar kurulu toplantısından çekilmiş nadir karelerden biri.

11/01/2009

İttihad ve Terakki Cemiyeti, gizli bir ihtilalci örgüttü aslında. Belirlenen kişilere iştirakleri için davet yapılır; kabul etmeleri halinde üyelik gizli merasimle gerçekleşirdi. Adı anılmaz, ‘cemiyet’ denilip geçilirdi...

AVNİ ÖZGÜREL (Arşivi)

Geçtiğimiz hafta Ergenekon soruşturmasının son dalgası gündemi bütünüyle kapladı... Uzunca bir süre gündemden düşmeyeceği de belli oldu... Malum, söz konusu soruşturma kapsamında ilk bakışta isimlerinin yan yana anılması pek mümkün görünmeyen, aynı potada yer almaları yadırganan, dolayısıyla müşterek hareket ettikleri iddiasına şüpheyle bakılan pek çok isim var. Savcılık aralarındaki bağlantıyı nasıl kurar, ne tür bir örgüt/amaç çatısı ve şeması oluşturacak şu an için meçhul...
Bu nedenle; yakın tarihten söz ederken İttihat Terakki deyip geçtiğimiz örgütün yapısını anlatarak böylesi tabloların mazide örneklerinin bulunduğuna işaret etmek istiyorum...

Masonik yapı
Osmanlı’daki masonik örgütlenme klasik Avrupa masonluğuyla ve locaların bildik çalışma yöntemiyle pek bezerlik göstermez.
Fiili hiyerarşisi de cemiyetin geleneksel kademeleşmesi gibi değildir... Örneğin sivil ya da asker rütbesiz bir kişinin masonik hiyerarşideki yerinin üstte olması ne o kişi ne de diğer üyeler açısından önem taşımaz. Bürokrasi ve hayatın yaptığı sıralamaya ayak uydurup benimsemiş bir yapıdır sözünü ettiğimiz. Gizlilik ve toplantılarda bir araya gelindiğinde ‘Ne olacak bu memleketin hali’ diye özetlenebilecek tek maddelik gündemle sohbet edilen yerdir loca.. 
İttihat Terakki açısından önemi, kimi kurucuları mason olan cemiyetin loca usulü örgütlenme modelini kopya etmiş olmasıdır.. İttihat Terakki’ye girilirken de herkes için tek tek gizli tören yapılır, yeni üyeden sırları ifşa ettiği takdirde öldürülmek dahil cemiyetin vereceği her cezayı kabul edeceğine dair yemin alınırdı.. Bu ritüel ve geleneğin uzun yıllar devam ettiğini, özellikle ordu bünyesinde ‘komitacılık’ diye isimlendirilen gruplaşmaların, yanı sıra  ‘mahfel’ (= bir araya gelinen yer) gibi kimi masonik tabirlerin ‘garnizonların içindeki gazino’ manasında Cumhuriyet döneminde de kullanılmaya devam ettiğini biliyoruz..

İttihat Terakki hep gizli kaldı
İttihat Terakki gizli örgüttü, ihtilalciydi.. Ve amacına ulaşmak için tetikçileri marifetiyle suikastlar tertiplemeyi, kendi organize ettiği provakasyonları gerekçe göstererek halkı yönlendirip saray ve hükümet üzerinde baskı kurmayı motot olarak benimsemişti...
Bizzat kendileri hükümet koltuklarına oturup idareyi ele alma arzusunda değillerdi başlangıçta.. Nitekim Meşrutiyet’in ilanından sonra Cemiyet İstanbul’a naklolunca İttihatçılar kimseye ‘Kalkın biz oturacağız’ demediler... Meclis çoğunluğunun reyini kontrol etmek, diledikleri kişiye istedikleri isimlerle
hükümet kurdurup, hoşlarına gitmediğinde her şey gibi hükümeti de dağıtabilir mevkide olmak yetiyordu onlara... 
İttihatçılar mecbur kalıp parti olarak ortaya çıktıklarında dahi ‘cemiyet’ hafi yani gizli kimliğini korudu... Gerçi biliniyordu ki imin kim olduğu ama cemiyet kendi kabinesi üzerinde dahi baskın, hâkim konumunu muhafaza etmekte direniyordu... Örneğin  ideolojik planda örgütü yönlendiren Ziya Gökalp arzu etse dilediği mevkiye gelebilecekken dışarıda müstakil kalmayı tercih etti. Keza istediği her imkana ulaşabileceği halde, hayatını Cankurtaran’da eşyasız denilebilecek bir evde sürdürdü... Cemiyet ve partinin farklı varlıklarını ayrı ayrı sürdürmesinin Talat, Enver, Cemal üçlüsü idareyi ele aldıktan sonra rahatsızlık doğurduğu, cemiyetin kendisini fesih etmesinin arzulandığı da biliniyor... Ancak kimi araştırmacıların karşıt görüşlere rağmen bugüne kadar kimse böyle bir işlemin yapıldığına dair genel kurul karar defteri, Merkez-i Umumi diye anılan genel merkez evrakı veya başkaca bir belge ortaya çıkaramadı.
İttihatçı geleneğin orduda ne denli etkili olduğunun bir işaretini geçmişte yazmıştım..
22 Şubat ve 21 Mayıs darbelerini hazırlayan Aydemir cuntası ilk toplantısını İttihat Terakki’nin 1908 darbesini planlandığı Mahmut Şevket Paşa’nın  Üsküdar’daki konağında yapıp geleneksel yemin törenin benzerini tekrarlamıştı... 12 Eylül’den sonra ortaya çıkan tabloda Özal döneminde yeniden organize olan yapının suikast girişimi dışında fazla bir şey yapamadığı da biliniyordu... Ancak örgüt Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde ulaştığı güç sayesinde, Refah Partisi’nin öncülüğünde Necmettin Erbakan’ın başkanlığında kurulan koalisyon hükümeti karşısında İttihat Terakki’nin yöntemlerini aynen uyguladı... Provokasyonlar örgütledi, bunlara dayalı gerilim ve darbe tehdidi ortamı doğurdu, halkta olumsuzlukların sorumluluğunun hükümete ait olduğu duygusu uyandırdı ve sonuçta Erbakan kabinesini istifaya zorlayıp yerine kendi istediği hükümeti kurdurdu...  
   
Çerçeve
Irene Melikoff’u kaybettik

Melikoff’a Anadolu’daki toplantılarda, ‘İrene Bacı’ denilirdi.

Ondan hafızama çakılı kalan iki şey var...
İlki, birisine hitab ederken nezaket sözcüğü olrak sürekli kullandığı ‘Efendim!..’ sözcüğü;
diğeri, yılların izini nakış misali taşıdığını duygusunu veren çok güzel siması...
1917 senesinde çarlığın alt üst olduğu gün Petrograd’ta doğmuştu Melikoff.. Babası petrol işiyle uğraşan zengin Azeri Türküydü..
Annesi ise Rus. Maddi varlıklarını terk etmek bahasına devrimin çalkantısından sıyrılıp önce Finlandiya’ya ardından Fransa’ya göçmüştü ailesi... Uzun süre maddi zorluklarla mücadele ederek sürdürdüler hayatlarını...
Babasından tevarüs ettiği Kafkas damarının etkisiyle küçük yaşta Rusça ve Fransızca’nın yanı sıra Türkçe ve Farsça’yı öğrenmişti Melikoff. 14 yaşına geldiğinde evlerindeki kitaplıkta bulunan Hafız Divanı’nı, Ömer Hayyam’ı, Sadi Şirazi’yi okuyabiliyordu.. Sorbon’da önce İngiliz edebiyatı öğrenimi gören Melikoff daha sonra doğu dillerine ve Türkoloji’ye yöneldi. Safaviler üzerine çalıştı bir süre. Üniversiteden arkadaşı olan Bernard Lewis’le birlikte hocaları Adnan Adıvar ve  Louis Massignon’un yönlendirmesiyle Türk sosyal tarihi ve tasavvuf araştırmalarına başlayan Melikoff bu arada ünlü Osmanlı matematik bilgini Salih Zeki’nin oğlu Faruk Sayar’la evlendi. Talihin garip cilvesiydi bu... Melikoff’un fazlaca etkilemiş olan hocası Adıvar’ın eşi Halide Edib’in ilk eşiydi kayınpederi Salih Zeki Bey.. Türkiye’ye gelen, Ömer Lütfü Barkan ve Fuad Köprülü’yle çalışan Melikoff daha sonra Alevi- Bektaşilik üzerine çalışmalara odaklandı.. Anadolu Aleviliğinin İran Şii inancından farkını ortaya koyan, Aleviliğin bilinmeyen yanlarını araştıran çalışmalarıyla ünlenen Melikoff, üç kızını da Türkçeye hâkim ve Türk kültürüne aşina insanlar olarak yetiştirdi... Nitekim kızlarından Şirin Sayar annesinin seçtiği yolda akademik kariyer yaptı...
Türk okuyucuların ‘Uyur İdik uyardılar’adlı kitabıyla tanıştığı, Anadolu’da katıldığı davetlerde kendisine ‘İrene Bacı’diye hitabedilen, Strazburg’ta gerek üniversitedeki hocalığı gerekse akademik dünyaya kazandırdığı Turcica’yla silinmeyecek izler bırakan İrene Melikoff  91 yaşındaydı.. Ve iki yıl öncesine kadar
akademik çalışmalarını sürdürüyordu...  

RADIKAL 11/01/09

 

Rauf Denktaş gözaltılara kızdı

11/01/2009 RADIKAL

KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş 'Talat Paşa Komitesi Genişletilmiş Yürütme Kurulu Toplantısı’nda Ergenekon operasyonlarını eleştirdi


İSTANBUL - KKTC’nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ergenekon davasıyla ilgili, 'Suçlu olup olmadığı bilinmeyen insanları şüphe altında hapsetmenin, insanlık haklarını kısıtlayarak dolaşmasına müsaade etmenin memleket için büyük bir acı olduğunu' söyledi.

Denktaş, The Marmara Oteli’nde düzenlenen 'Talat Paşa Komitesi Genişletilmiş Yürütme Kurulu Toplantısı’nda, gazetecilerin Ergenekon davasına ilişkin sorularını yanıtladı. 'Şüphelisin gel içeriye' diye bir insanı içeri alıp, 'Şimdi inceleyeceğim, bakalım suç var mı?' diye aylarca hiçbir yargıç görmeden, sadece dosyası mahkemeye götürülerek uzatılan bir olayın, dünyanın hiçbir hukuk sisteminde olmadığını belirten Denktaş, bu dava dolayısıyla İnsan Hakları Mahkemesi’ne müracaat edileceğini duyduğunu, 'Böyle bir yasa geçerli olamaz' şeklinde bir karar çıkacağına inandığını söyledi.
Türkiye’nin, dışarıdan gelecek telkinlerle kendi yasalarını insan haysiyetine uygun şekle sokmasının kendisine ağır geldiğini dile getiren Denktaş, "Türk barolarının Ankara’da ve İstanbul’da bu tutuklamalar ve hukukun ne şekilde kullanıldığı hakkında yaptıkları açıklamaları bir hukukçu olarak destekliyorum" dedi. Memleketin huzurunun kaçtığını söyleyen Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Birbiriyle bağlantılı mı değil mi? Sonradan ortaya çıkacak olaylar, şimdi aynı sepetin içerisine konularak bütün bu içeri alınmış kişiler, bu ağır suçla suçlanabilir imajı yaratılmaktadır. Bu da Türkiye’ye yakışmamaktadır. Herhalde hukuki açıdan hem hükümetin, hem ilgililerin buna iyice bakması lazım. Suçlu olup olmadığı bilinmeyen insanları, şüphe altında bunca ay hapsetmek, suçluymuş gibi insanlık haklarını kısıtlayarak dolaşmasına müsaade etmek, memleket için büyük bir acıdır."
"İlk (Ergenekon) meselesi çıktığında İlhan Selçuk, Doğu Perinçek, Ferit İlsever içeriye alındığında, içimizden gülmek geldi ağlamak yerine" diyen Denktaş, şunları söyledi:
"Neticede iş hakikaten herkes tarafından hafife alınmaya başlandı. Sonra bölük bölük bu silahlar bulunmaya başlandı. Bunlarla başlangıçta yakalanan insanların ne ilgisi var? Hiçbir ilgisi yok. Sanki ilgi varmış gibi bir hava yaratılmaktadır. Susurluk ile ilgili bu silahlar eğer oraya saklanmışsa zamanında saklanmıştır. Şimdi ortaya çıkan yeni (Ergenekon) havasının içine alınmış insanlarla, tanıdığımız insanların ne bağlantısı vardır? Bu silahlar bu şekilde ortaya çıkınca şunu söyledim, demek ki bir bir yerlerde bir şeyler var bu memleketin içinde ve bunların araştırılması, sonuna kadar gidilmesi haktır, helaldir. Ama bu şekilde tutuklama çok acayiptir. Bunlar bizim içimizi bunaltıyor. Herkes bir endişe içinde ’Sıra ne zaman bana gelecek’ diye." Toplantıya, eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek’in eşi Şule Perinçek de katıldı. (dha)

 

Hedef 2009'da çözüm

2009'da çözüm" diyorlar

 

 

LİDERLERİ CESARETLENDİRDİLER... KIBRIS, Lefkoşa'daki ABD, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Avusturya büyükelçileri ve AB Komisyonu temsilcisinin 2009 yılında Kıbrıs konusuyla ilgili beklentilerini sordu. Yabancı temsilciler, iki toplum liderinin Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması yönünde gösterdiği çabayı ve kararlılığı takdirle karşıladıklarını ifade ederek, liderleri cesaretlendirdiklerini söyledi. Temsilciler, liderler arasında eylül ayında başlayan doğrudan müzakerelerin ileriye götürülerek, en kısa sürede Kıbrıs sorununa çözüm bulunulması arzularını dile getirdiler.

 

"BARİYERLERİN KALKMASI DÜNYAYA ÖRNEK OLACAK"... AB Dönem Başkanlığını üstlenen Çek Cumhuriyeti'nin Lefkoşa Büyükelçisi Bondy, AB'nin birleşik bir Kıbrıs'ı görmeyi arzuladığını ifade ederek,"Ülkeleri bölme zamanı değildir, işbirliği zamanıdır. AB, daha güçlü olmaya ve bariyerleri kaldırmaya çalışıyor. Bizim dönem başkanlığımızın hareket noktası, 'Bariyersiz bir Avrupa'dır. Kıbrıs'ta iki toplum arasındaki bariyerlerin kaldırılması dünya için çok iyi bir örnek teşkil edecektir" dedi.

 

Gözde SÜREÇ-Anıl IŞIK

 

(KIBRIS Özel)

 

   Adadaki yabancı misyon temsilcileri, 2009 yılında iki liderin Kıbrıs sorununda uzlaşıya vardığını görmek istiyor.

   KIBRIS, Lefkoşa'daki ABD, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Avusturya büyükelçileri ile AB Komisyonu temsilcisine, 2009 yılında Kıbrıs'ta devam eden doğrudan müzakerelerle ilgili beklentilerini sordu.

   Yabancı temsilciler, iki toplum liderinin Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması yönünde gösterdiği çabayı ve kararlılığı takdirle karşıladıklarını, liderleri cesaretlendirdiklerini söyledi.

   Yabancı misyon şefleri, iki lider arasında eylül ayında BM himayesinde başlayan doğrudan müzakerelerin ilerliye götürülmesi ve en kısa sürede Kıbrıs sorununun çözümlenerek birleşik bir Kıbrıs'ın AB'de yer alması arzularını dile getirdiler.

  Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Kıbrıs Büyükelçisi Frank C. Urbancic, Avusturya Büyükelçisi Dr. Eva Hager, AB dönem başkanlığını üstlenen Çek Cumhuriyeti'nin büyükelçisi Jan Bondy, Fransa Büyükelçisi Nicolas Galey ve Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilciği Başkanı Andrulla Kaminara, 2009 yılında Kıbrıs sorunuyla ilgili beklentilerini KIBRIS'a aktardı.

  

Urbancic: Dünya çözüm istiyor

 

   ABD Kıbrıs Büyükelçisi Frank C. Urbancic, Kıbrıs'ta iki toplum lideri arasında BM himayesindeki çözüm süreci devam ettiğini bundan memnuniyet duyduğunu dile getirerek, "Dünya bu sorunun çözümlenmesini istiyor, bu nedenle bunun gerçekleşmesi için birlikte çalışacağız. 2009 yılında bir çözüm bulunacağı konusunda umutluyuz" dedi.

   "Liderlerin çabalarını ve kararlılıklarını takdir ediyoruz ve destekliyoruz" diyen Urbancic, ABD olarak sürecin başarıya ulaşması için yardıma hazır olduklarını, sürecin başarıya ulaşılacağını umduklarını ve arzuladıklarını söyledi.

 

Hager: Olumlu işaretler görüyoruz

 

   Avusturya Büyükelçisi Dr. Eva Hager de, iki lider arasında devam eden doğrudan görüşmelerden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, müzakerelerin ileriye götürülmesi ve başarıya ulaşması beklentisi içinde olduklarını kaydetti. Hager, 2009 yılında bir çözüme ulaşılmasının adadaki iki lidere ve toplumlara bağlı olduğunu, ancak bu konuda olumlu işaretler gördüklerini ve umutlu olduklarını belirtti.

   Hager, iki lider arasında devam eden görüşmelerin, zaman zaman liderler tarafından uzlaşma sağlanılan unsurlar hakkındaki açıklamaların, güven artırıcı önlemlerin, iki liderin ve toplumun katıldığı ortak faaliyetlerin çözüm yolunda olumlu işaretler olduğunu kaydetti.

   Bu tür inisiyatiflerin geliştirilmesinin iki toplumun kararına bağlı olduğunu ifade eden Hager, "biz, her türlü işbirliğini destekliyoruz" dedi.

   Avusturya Büyükelçisi, AB'nin uzmanlarını hizmete sunarak süreci kolaylaştırabileceğini de sözlerine ekledi.

  

Bondy: Kıbrıs'ın yeniden

birleştiğini görmek istiyoruz

 

   1 Ocak 2009'da AB dönem başkanlığını üstlenen Çek Cumhuriyeti'nin büyükelçisi Jan Bondy de, 2009 yılında Kıbrıs'ta devam eden doğrudan müzakerelerden beklentileriyle ilgili olarak, "Avrupa Birliği, Kıbrıs'ın yeniden birleştiğini görmek istiyor, çünkü dünyada yeterince anlaşmazlık ve sorun vardır. Çek Başkanlığı, Gazze'deki çatışmaları, Ukrayna ve Rusya arasında yaşanan gaz konusundaki gerginlik gibi konuları ele almaya başlıyor. Bu açıdan baktığımızda en kısa sürede Kıbrıs'ın yeniden birleştiğini görmekten mutluluk duyacağız. Pratik olarak, her iki liderin bir araya geldiğini ve müzakere ettiğini görmekten çok büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bunun her iki taraf için kolay olmayacağın biliyoruz. Kıbrıs sorunu 40 yıldır devam eden bir sorundur" diye konuştu.

   Müzakere sürecinde AB'nin rolüne ilişkin Bondy, "Müzakerelerin zemini BM'dir ancak AB üye devletleri federasyon ve federatif sistem konusunda tecrübe sahibidirler ve teknik yardım sağlayabilirler. Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi durumunda birleşik bir Kıbrıs AB'de yer alacaktır ve bu hepimizin temennisidir. AB olarak müzakerelere müdahale etmemiz söz konusu değildir, ancak teknik yardım sunarak süreci desteklemeye hazırız" dedi.

   Devam eden doğrudan müzakerelerin sonunda çözüme varılmaması olasılığıyla ilgili olarak Çek Büyükelçisi, "Biz bir çözümden yanayız. Eğer bu gerçekten Kıbrıslıların arzusuysa çözüm olacaktır" dedi.

   Büyükelçi, "Ülkeleri ayırma ve bölme zamanı değildir, işbirliği zamandır. AB daha güçlü olmaya ve bariyerleri kaldırmaya çalışıyor. Bizim başkanlığımızın hareket noktası 'Bariyersiz bir Avrupa'dır. Kıbrıs'ta iki toplum arasındaki bariyerlerin kaldırılması dünya için çok iyi bir örnek teşkil edecektir" dedi.

   

Galey: İyi bir sonuç için

tüm unsurlar mevcut

 

   Fransa Büyükelçisi Nicolas Galey, iki liderin Kıbrıs sorununda bir çözüme ulaşması konusunda istekliliklerini ortaya koyduğunu ve bu hedef doğrultusunda çok yoğun bir şekilde çaba harcadığını söyleyerek, "İyi bir sonuç elde edilmesi için tüm unsurlar mevcuttur" dedi. 

   Müzakere süreci tamamen "Kıbrıslı bir süreçtir" diyen Fransız büyükelçi, "bir çözüme ulaşmak iki liderin elindedir.  Erken zamanda çözüme ulaşılması her iki taraf için de daha iyi olacaktır. Ancak çözüme ulaşmanın zamanı müzakere edilen konuların ne olduğuyla ilgilidir. Çözüme ulaşmak için iki lidere gerekli olan zamanı vermek gerekir. Avrupa Birliği sorunun çözümlenmesini istiyor" diye konuştu.

 

Kaminara: Yardıma hazırız

 

   Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilciği Başkanı Kaminara, iki toplum lideri arasında doğrudan müzakerelerin başlamış olmasının ve müzakerelere devam etmesinin çok önemli olduğunu ifade ederek, liderlerin bazı konularda anlaşmaya varmış olduklarına işaret etti.

   Müzakerelerdeki ivmenin sürdürülerek bir çözüme varılabileceğini belirten Kaminara, 2009 yılında bir çözüm bulunacağı konusunda umutlu olduğunu söyledi.

   Komisyon temsilcisi, "bir çözüme ulaşılmasını gerçekten umut ediyorum. Eğer bu gerçekleşirse çok çok mutlu olacağım. Tabii ki görüşmelerin bir sonuca ulaşacağı zamana karar vermek iki lidere kalmıştır. İki toplum liderinin ve toplumun masada üzerinde analaşabileceği bir anlaşma olmasından mutluluk duyacağım" dedi.

   Avrupa Komisyonu'nun bu süreçte destekleyici ve istekli bir rolü bulunduğuna işaret eden Kaminara, "Ancak müzakereleri sürdüren iki liderdir ve bir çözüme ulaşabilmeleri onlara kalmıştır. Bizden yardım talep ederlerse her türlü yardımı yapmaya hazırız" dedi.

 Her iki liderlere yeni yılda cesaret ve sabır dileyen Komisyon temsilcisi, "bizi çözüme götürmelerini istiyorum" diyerek sözlerini tamamladı.

KIBRIS 11/01/09

 

 

Mülkiyet konusunda Rum tarafının haklılığı kabul edildi

Türk Metal Milli Bütünleşme Derneği'nin iddiası:

Türk Metal Milli Bütünleşme Derneği, Kıbrıs sorununa çözüm müzakerelerinde ele alınacak "Mülkiyet" konusunda, "Rum tarafının haklılığının kabul edildiğini" iddia etti.

   Dernek Asbaşkanı İzzet Aydın dün yaptığı açıklamada yakın zamanda toprak konusunun da görüşmelerde ele alınacağını hatırlattı, "toprak konusuna Rum tarafının haklılığı kabul edildikten sonra başlanacak olmasının üzücü olduğunu" söyledi.

   Kıbrıs sorununun Barış Harekâtıyla ve KKTC'nin kurulmasıyla bittiği görüşünü ortaya koyan Aydın, "dış güçlerin baskılarıyla başlatılan" Talat-Hristofyas görüşmelerini Türk halkının yakından ve büyük endişeyle izlediğini de savundu.

   İzzet Aydın, görüşmelerde Rum halkına "sizi anlıyoruz haklısınız" şeklinde güvence verilmesinin Türk halkı üzerinde şok etkisi yarattığını da ileri sürdü.

   Aydın, "Rum halkının haklılığına" destek verilmesini şiddetle kınadıklarını belirtti.

KIBRIS 11/01/09

 

2500 yıllık tarihi eserler kaderine terk edildi

Kuzey Kıbrıs'ın en önemli tarihi eserlerinden biri, yok olmakla yüz yüze... Yaklaşık 2 bin 500 yıl önce, Marion kentinin Pers sempatizanı kralı Doxandros of Marion tarafından, civardaki Yunan taraftarı yerleşim birimlerinin (Soli Kenti) kontrolü için yaptırılan Vuni Sarayı, günümüzde tamamen yok olma tehlikesi yaşıyor...

Serhat İNCİRLİ

     KKTC'nin batısında, Bademliköy yakınlarındaki yüksek bir tepe üzerindeki Vuni Sarayı kalıntılarının taşları bakımsızlıktan dökülürken, bazı sağlam duvarlar üzerinde de taş aralarında ağaçlar büyümüş durumda.

  Milattan Önce 380 yılında Soli halkı tarafından yakılan ve bir daha yenilenmeyen Vuni Sarayı, yüzlerce yıl fırtınaya, soğuğa, sıcağa, güneşe dayanmayı başardı ancak son dönemlerde adeta kaderine terk edildi.

  Kuzey Kıbrıs'ı ziyaret eden turistlerin büyük ilgi gösterdiği ve çeşitli efsanelere de mekân olan Vuni Sarayı'nın dökülen bazı duvar taşlarının bu yıl içinde tamirinin gündemde olduğu kaydedildi.

  Yetkililer, yakın bir zamanda yok olma tehlikesi yaşayan ve tek tek düşen taşların ciddi bir restorasyona ihtiyacı olduğunu ve bunu gerçekleştirmeyi planladıklarını açıkladılar.

  İngiliz Sömürge Yönetimi döneminde Vuni Sarayı'nda gerçekleştirildiği belirtilen kazılarda, pişmiş topraktan yapılmış ve sarayın ortadan kalktığı yangında siyahlaşmış testi içinde "Vouni Hazinesi" olarak adlandırılan eşyalar bulunduğu iddiası, bu tarihi değerle ilgili en önemli efsaneler arasında yer alıyor.

  Vouni'den görülen Petra tou Limniti (Yeşilırmak Kayası) adlı adacıkta da 1920'li yıllarda İsviçreli arkeologlar Neolitik dönem öncesi yerleşim izlerine rastlamışlar. Sarayın güneyinde Milattan Önce 5. yüzyılın sonlarında yapılmış olan bir Athena tapınağının izleri bulunmuştu. İki avlusu ve etrafı çevrili kutsal bir alanın bulunduğu tapınakta, içlerine heykellerin oturtulduğu çukurlar geçmiş yıllarda daha çok belirgindi ancak günümüzde bunlar da yok olmuş durumda.

KIBRIS 11/01/09

 

Downer: no artificial deadlines in Cyprus talks

FINDING A resolution to the Cyprus problem by the end of 2009 will depend on the stance held by Turkey and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, President Demetris Christofias said on Friday.

Speaking at Larnaca Airport after returning from his visit to Slovakia, the President “sadly noted” that the Turkish Cypriot side’s views at the negotiating table were “in many ways worse than those expressed in the Annan Plan”.

Christofias added, “The fact that we are stuck on one aspect [in the direct talks] and are not moving rapidly, should not be exploited by anyone, as this is not because of the Greek Cypriot side, neither is it due to how frequent the meetings are, but it is down to the positions and contents of these positions that each side is laying on the table”.

The President said the Turkish Cypriot stance had provoked the need for further discussions and a delay in procedures.

A slightly different picture was painted by the UN Secretary-general’s Special Adviser for Cyprus, Alexander Downer, who said there was momentum in the talks.

Downer called on the people to urge their leaders to continue to negotiate in order to come up with a good solution.

The UN delegate is back on the island to attend the direct talks, which began between the two leaders last September in the hope of reaching a resolution.

Announcing that he was “cautiously optimistic”, Downer stressed that a solution to the Cyprus problem should come from the people and not foreigners.

Speaking after a meeting with President Christofias on Friday at the Presidential Palace, Downer said that he had the opportunity to talk to the President for an hour after being away.

Asked about the talks, Downer replied that from the UN point of view, “our approach to this whole process is that we should be as hopeful as we possibly can but I have always said that it is my ambition and it is the UN’s ambition that this process ultimately will be a Cypriot process and owned by all the people of Cyprus.”

He emphasised that this was “not a process that will be owned by the UN or the international community”, adding that it is very important that Cypriots feel that they own the negotiation and ultimately if there is to be an agreement that they own that agreement themselves.

The UN diplomat said that he was trying to be helpful, noting he had met with Talat and other officials, while next week, apart from hosting the leaders’ meeting on Monday he will be having many meetings during the course of next week with leading figures in Cyprus.

Asked about possible UN arbitration in the future, Downer replied that this issue “is sort of like the tide, it rises and falls through the months”.

He said he has always maintained exactly the same position on that issue. “It’s not about arbitration and mediation, it’s about hoping, hoping as best as we possibly can, of course that is what the UN is trying to do here”.

Downer said that although he has been criticised “I have always said that I am cautiously optimistic about the process. I mean there is no guarantee that we will succeed, but it certainly can succeed with the right will and the right determination”.

Asked if success will come before the end of the year, Downer replied “we will see, I have always said ‘you need to have momentum’, this process needs to have momentum. You do not want to be setting artificial deadlines which will create a crisis in their own. But you nevertheless need to make sure that there is a continuation of the momentum, and we have momentum in this process. This momentum is faster some weeks than other weeks”, he said, adding that the “people should have a degree of hope and they should urge on their leaders to continue to negotiate and come up with a good solution”.

During their last meeting on January 5, the leaders of the two communities in Cyprus announced that they had reached agreement on the issue of harmonisation and cooperation between the federal government and the constituent states.

Their next meeting will take place on tomorrow.

Meanwhile, UN Secretary-general Ban Ki Moon reconfirmed his interest in the Cyprus problem in a telephone conversation with Christofias on Friday.

The President thanked him in return for the UN’s assistance in the negotiations.

CYPRUS MAIL 11/01/09

 

Talat ve Hristofyas 15'inci kez bir arada

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde 15'inci kez bir araya geldi.

Lefkoşa ara bölgede kapsamlı müzakereler için tahsis edilen binada yapılan görüşme, 2 saat 15 dakika sürdü ve görüşmenin yaklaşık 50 dakikası liderler arasında baş başa geçti.

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, görüşmenin ardından yaptığı kısa açıklamada, liderlerin önce baş başa görüştüğünü, ardından, federal organlar arasındaki ilişkiler ile "tıkanıklıkların aşılması mekanizması"nın ele alındığını, bu konunun görüşülmesine cuma günü devam edileceğini söyledi.

Yakın zamanda mülkiyet ana başlığının görüşülmesine geçileceğini açıklayan Downer, bunun tarihinin, cuma günü yapılacak görüşmede belirleneceğini kaydetti.

Liderler, 16 Ocak Cuma günü saat 08.30'da yeniden bir araya gelecek.

CNN TURK 12/01/09

Mezarının Türkiye’de olması Nâzım’ın vasiyeti


ÖNAY YILMAZ İstanbul - TOLGA ŞARDAN Ankara

Ünlü şair Nâzım Hikmet’le ölümünden kısa bir süre önce Moskova’da 15 gün boyunca geceli gündüzlü beraber olan gazeteci Orhan Karaveli, “Vatandaşlıktan çıkarılması Nâzım Hikmet’i elbette çok üzmüştü; ama onu asıl üzen halkının sevgisini kaybetmesiydi.

58 yıllık ayıp sona erdi ve Türk vatandaşlığına resmen kabul edildi. Şimdi sıra onun vasiyetini yerine getirmekte. 15 Ocak olan doğum gününde onun vasiyetini yerine getirmek için bu büyük adımı da atalım” dedi.
Mezarının Moskova’dan Türkiye’ye getirilmesinin Nâzım Hikmet’in vasiyeti olduğunu hatırlatan Karaevli, ancak bu konuda oğlu Mehmet Nâzım’ın onay vermesi gerektiğine dikkat çekti. Son zamanlarda gerçek mirasçısı olan oğlu Mehmet Nâzım’ın adına konuşan birçok yakınının ortaya çıktığını söyleyen Karaveli şöyle konuştu:

‘Oğlu onay verecektir’

“Yakınım diye ortaya çıkanların kimler olduğu belli değil. Nâzım’ın kan bağı olarak bir tek akrabası var; o da Paris’te yaşayan oğlu Mehmet Nâzım’dır. Ve Mehmet Nâzım bu konuda olumlu olumsuz bir şey söylemiş değildir. Mehmet Nâzım babasının oğlu ise Türk milletinin arzusuna karşı çıkmaz. Eğer oğlu onay verirse mezarı Türkiye’ye hemen getirilir. Oğlunu ikna etmek için gerekirse mezarının getirilmesi konusunda bir sivil toplum örgütü bile oluşturabiliriz” dedi.
Nâzım Hikmet’in mezarının Ruslar için turistik bir yer olduğunu belirten Karaveli, “Kremlin’den önce Nâzım’ın mezarını ziyaret ediyorlar. Kabrini ziyaret etmek isteyen milyonlarca Türk vatandaşı var. Ruslar, ünlü opera sanatçısı Feodor İvanoviç Şalyapin’in mezarını Paris’ten Moskova’ya getirtti. Eğer Türkiye’den de ciddi talep olursa mezarı vermemezlik edemezler” diye konuştu.

‘Mezarına zarar gelmez’

Nâzım’ın Türkiye’ye ait olduğunu, vatan hasretiyle yanıp tutuştuğunu, o nedenle mezarının kendisinin de vasiyetinde dediği gibi Anadolu’da bir yer olması gerektiğini vurgulayan Karaveli, “Bana da son görüşmemizde hu hasretini defalarca anlatmıştır.
Ben hayatımda vatan hasretiyle bu kadar yanıp tutuşan bir insan görmedim. Siyasal ve kişisel düşüncelerden uzak durarak bu fırsatın değerlendirilmesi gerekir. Kabri mutlaka Türkiye’ye getirilmelidir. Çünkü bu onun vasiyetidir, şiiriyle ve bize söylediği sözlerle. Gerekirse onay çıktığı an gider kemiklerini ben alırım. Türk insanının mezarına zarar vereceğini düşünenler, acaba Türk insanına hakaret ettiklerinin farkında değil mi? Türkler kimin kabrine zarar verdi? Kimse merak etmesin Türkiye onun kabrine gerekli saygıyı gösterir” dedi.

Nâzım’ın T.C. Kimlik No’su: 20753206252
İçişleri Bakanlığı, hakkındaki vatandaşlıktan çıkarılma kararı yürürlükten kaldırılan şair Nâzım Hikmet Ran’a T.C. kimlik numarası olarak 20753206252’yi verdi. Ran’la ilgili nüfus yazışmaları bu hafta içinde sonuçlandırılacak.
İçişleri Bakanlığı, MERNİS çalışmaları kapsamında 1904’ten bugüne kadar doğan ve nüfusa kayıt olan her vatandaşa ölmüş olsa bile T.C. kimlik numarası verdi. Bu kapsamda, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü 2002’deki yeniden düzenleme çalışmaları sırasında 1951’deki hükümet kararnamesiyle vatandaşlıktan çıkarılan Ran’a da daha önce Türk vatandaşı olduğu için T.C. kimlik numarası verdi.
Ancak Ran’ın bu kimlik numarası vatandaşlıktan çıktığı için nüfus kütük sistemine girilmedi. Böylece vatandaşlıktan çıkarıldıktan 58 yıl sonra yeniden vatandaşlık hakkı kazanan Ran’a T.C. kimlik numarası olarak “20753206252” sayısı verildi.

Nüfus kütüğü Kadıköy’de

Nüfus kayıtlarına Nâzım Hikmet’in asıl ismi Mehmet Nâzım Ran olarak girdi. Ünlü şairin doğum tarihi ise eski takvime göre 2 Şubat 1317 olarak kayıtlara girildi. Miladi takvime göre doğumu “Selanik 1901 yılı” olarak gözüken Ran’ın nüfus kütüğü ise ailesinin bulunduğu İstanbul Kadıköy oldu. Feneryolu Mahallesi üzerindeki aile kayıtlarına alınan Ran’la ilgili işlemler bu hafta içinde sonuçlandırılacak.
Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü, cumartesi yayımlanan kararname gereğince işlemleri tamamlayıp Kadıköy İlçe Nüfus Müdürlüğü’ne bildirecek. Ardından Ran’ın vatandaşlık işlemi başlatılacak. Yeni işlemle birlikte “kapalı” olarak nüfus kayıtlarında gözüken Ran’ın vatandaşlıkla ilgili her türlü işlemi yapılabilecek. 

İşte Nâzım’ın ‘Vasiyet’i
...Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü / Ölürsem kurtuluştan önce yani / Alıp götürün Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni...
... Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
- Öyle gibi de görünüyor - / Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni / Ve de uyarına gelirse / Tepemde bir de çınar olursa / Taş maş da istemez hani...

MILLIYET 13/01/09

 

Sırada mülkiyet!

Liderlerin, 16 Ocak Cuma günü, "yönetim ve güç paylaşımı" konusunu tamamlamaları bekleniyor

YÖNETİM VE GÜÇ PAYLAŞIMI" BAŞLIĞI ALTINDAKİ SON GÖRÜŞME... BM temsilcisi Downer, 16 Ocak Cuma günkü görüşmenin "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığı altında yapılacak son görüşme olacağını ve belirlenecek bir sonraki gündemi "Mülkiyet" konusunun oluşturacağını söyledi.  Liderler, 6 başlık şeklinde planlanan müzakere sürecinde ayrıca "AB", "ekonomi", "güvenlik" ve "toprak"  konularını ele alacak

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, "Yönetim ve Güç paylaşımı" başlığı altında devam eden müzakerelerde, dün, federal devlet ile kurucu devletlerarası ilişkileri ele alıp, "Tıkanıklıkların Aşılması Mekanizması"nı görüştü.

   Liderlerin, "federal yetkiler", "yürütme", "yasama", "yargı", "federal polis", "kamu idaresi", "kamu hizmeti komisyonu", "bağımsız kurumlar", "dış ilişkiler" ve "uluslararası anlaşmaları" ele aldıkları "yönetim ve güç paylaşımı" konusunu cuma günü tamamlaması bekleniyor.

   Bir sonraki görüşmede, "Mülkiyet" başlığına geçecek olan liderler, 6 başlık şeklinde planlanan müzakere sürecinde ayrıca "AB", "ekonomi", "güvenlik" ve "toprak"  konularını ele alacak.

 

2 saatlik görüşme

 

   Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Lideri Hristofyas, kapsamlı müzakereler çerçevesinde dün 2 saat 15 dakika süren bir görüşme gerçekleştirdi. Bir süre baş başa görüşen liderler daha sonra heyetler arası görüşmeye geçti.

   Cumhurbaşkanı Talat'a görüşmede BM ve AB'yle Müzakerelerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Dışişleri Bakanlığı Birinci Sekreteri Mehmet Dana, Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Reşat Çağlar, Kamu Hukuku Uzmanı Tufan Erhürman ve Uluslararası Hukuk Uzmanı Kudret Özersay eşlik etti.

 

Downer: Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığı altındaki son görüşme

 

   Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Lideri Hristofyas görüşmeden çıkışta herhangi bir açıklama yapmadı.

   Liderler adına açıklama yapan BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, dünkü görüşmede federal devlet ve kurucu devletlerarası ilişkilerin ele alındığını söyledi. Downer, ayrıca "Tıkanıkların Aşılması Mekanizması"nın da ele alındığı ve bu görüşmenin liderlerin cuma günkü görüşmesinde devam edeceğini belirtti.

   Downer, liderlerin cuma sabahı saat 08.30'da başlayacak görüşmesinin, "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığı altında yapılacak son görüşme olacağını kaydetti.

   Alexander Downer, liderlerin, tarihi cuma günkü görüşmede belirlenecek bir sonraki görüşmede "Mülkiyet" konusunu ele almaya başlayacağını söyledi. 

 

Talat: Rum tarafının verdiği cevabı ele aldık

 

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, Hristofyas'la yaptıkları müzakereler çerçevesinde 16 Ocak Cuma günü yeninden bir araya geleceklerini bildirerek, cuma günü "Federal Devlet ile kurucu devletlerin kendi arasındaki ilişkilerle ilgili" görüşme sürecinin tamamlanmasının hedeflendiğini; ardından mülkiyet konusuna geçileceğini belirtti.

   Talat, dün Hristofyas'la yaptıkları görüşmede, Türk tarafının geçen hafta yaptığı "Federal Hükümet, kurucu devlet ve kurucu devletlerin kendi aralarındaki ilişkilere" yönelik sunumlarına Rum tarafının verdiği cevabı ele aldıklarını söyledi.

   Talat, görüşme sonrasında Cumhurbaşkanlığı'na dönüşte yaptığı açıklamada, dün ayrıca, Rum tarafının, uzun zamandır beklettiği "Tıkanıklıkların Aşılması Yöntemleriyle" ilgili sunumlarını yaptığını bildirdi.

   Talat, haftaya, Rum tarafının "Tıkanıklıkların Aşılması Yöntemleriyle" ilgili dünkü sunumuna Türk tarafının yanıtının verileceğini ifade ederek, cuma günkü toplantıda ise, "Federal Devlet ile kurucu devletlerin kendi arasındaki ilişkilerle ilgili görüşme sürecinin tamamlanmasının" hedeflendiğini belirtti.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, cuma günü bu konunun tamamlanmasından sonra mülkiyet konusuna geçileceğine işaret etti.

KIBRIS 13/01/09

 

Christofias despondent over ‘months without progress’
By Jean Christou

THE TURKISH side is seeking to weaken the powers of the proposed central government as much as possible in the current Cyprus negotiations, President Demetris Christofias said yesterday.

Christofias said the UN process envisioned the evolution of the Cypriot state into a federation, and “if we are to have any chance of an agreement this year”, the Turkish side must negotiate within this framework, he said.

The comments came just a few hours before Christofias was due to meet Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat for the second leaders’ meeting this year, where discussions on governance were due to continue.

“The insistence of the Turkish side to weaken the role of the federal government and to endow the federated units with most of the functions and powers, usually reserved for federal Governments, create concerns and suspicions that the Turkish side is aiming for an entity approaching confederation rather than federation, as prescribed in relevant UN Security Council resolutions on Cyprus,” Christofias said during a speech accepting the credentials of the new Maltese ambassador to Cyprus Dr Richard Vella Laurent.

“Unfortunately, despite our intensive efforts, after four months of work, I do not have real progress to report. A number of secondary issues have been agreed but there remain, however, significant differences of approach to the issue of the powers and functions of the central government, the system of governance as well as on foreign relations,” Christofias added.

The President’s comments mirror information leaked to Anatolia News Agency last month, which claimed the Turkish Cypriot side was seeking as much autonomy as it could get in a federal solution.

One such demand was for separate Flight Information Regions (FIR), which the Greek Cypriot side argue is tantamount to asking for two separate states. Another comes under the topic of international agreements made by the federal state.

The Turkish Cypriot side wants a footnote to be included which says that the two constituent states can also make international agreements within their own spheres of authority. They also argue that the constituent states should be able to “implement federal government’s laws unilaterally in “appropriate situations”.

But the Greek Cypriot side says it should be the federal government which decides whether its laws should be implemented by the constituent states.

During the two-and-a-half-hour meeting between the leaders in the afternoon, they spent 30 minutes alone before negotiations got under way with UN Special Advisor Alexander Downer.

Downer said afterwards the discussions then focused on relations between a federal government and the constituent states.

“That was quite a long discussion about that,” he said.

Downer said there had also been a renewal of a discussion that had been held sometime earlier on deadlock resolving mechanisms.

“These discussions will continue again on Friday morning,” said Downer. “That will be the last discussion for the time being between the leaders on governance and power sharing and then in all probability at their next meeting they will work out the date for next meeting.”

Downer said that meeting would see the start of discussions on the property question.

CYPRUS MAIL 13/01/09

 

‘Maybe they don’t understand what the English School is about’
By Stefanos Evripidou

THE HEAD of the English School Parents Association yesterday said a “very vocal” group of parents were using “unorthodox” methods to complain about the school’s multicultural approach.

Sophoclis Hadjisophocleous said some parents had sent anonymous letters to teachers and set up a website to protest about what they see as the school’s increasingly leftist political agenda.

The English School began as a multicultural school for all children of Cyprus. After the 1974 invasion, Turkish Cypriot children stopped attending, until 2003 when they were able to cross again to the free areas.

Their return, combined with the election of the first communist President of Cyprus seems to have riled a few parents who don’t like the changes to the school’s past Hellenistic character.

Hadjisophocleous said the aggrieved parents had bypassed the Parents Association (PA) and school institutions, instead addressing the problem in an “unorthodox manner”.

“It’s strange, they have not got in touch with the elected representatives of the Parents Association. We got only anonymous letters but we can’t deal with them on principle,” he said.

He said one parent with opposite views to the newly formed group tried posting a comment on their website but that her comment was excluded.

Hadjisophocleous said the whole matter might boil down to a misunderstanding of what the purpose of the school is.

“It’s a multicultural school, which has to respect all cultures equally.”

The PA head noted that when he was a pupil at the school in the 1970s, there were no icons at the school.

“The school has many nationalities that you cannot ignore. It’s not about bringing up the children as Greek children. We have a common objective and that is to keep the school the leading establishment in Cyprus, providing all round education, while developing critical thinking and free thinking individuals,” he said.

Chairman of the board of governors, Kyriacos Vasiliou, repeated that his door was always open to those who wanted to voice their concerns about the school to him.

“I had my door open all day today and nobody came. They don’t take the initiative or have the decency to come and tell me their problems,” he said.

Asked how successful integration was going among children from different backgrounds, Vasiliou said: “Put it like this, it could be a lot, lot better.”

“In a nutshell, I don’t want people just to tolerate each other but to genuinely respect each other. I don’t know if we’ve reached that. We want pupils to respect each other for what they are and their culture. There is a long way to go yet,” he added.

An anonymous website, www.englishschoolnews.com, was created for concerned parents to post comments on what they describe as the political pressure being put on their children by teachers who wish to impose their party’s views.

Some of the grievances include the banning of symbols like the Greek flag and the cross, the removal of religious icons from the classroom and the national anthem.

Parents posting anonymously on the website complained about a number of issues, including the fact one teacher told children that both Greek Cypriots and Turkish Cypriots killed each other during the intercommunal troubles in the 1960s. Parents also voiced concern that a leftist ideology regarding the Cyprus problem was infiltrating the school.

The website calls on all those interested to meet at 7pm, on January 28 at the Hilton Hotel to discuss their concerns.

Asked if the association would be attending the planned meeting, Hadjisophocleous replied: “We are not formally invited to the meeting and I don’t know whether we’re welcome.”

“I welcome them to talk to us directly. I sense they are not many, but even so we are open to hear their opinions and take into account their feelings, which may be misguided. Communication is essential,” he added.

CYPRUS MAIL 13/01/09

 

H. Clinton’dan Kıbrıs’la ilgilenme sözü

Barack Obama yönetiminin dışişleri bakanlığına aday gösterilen Hillary Clinton, Ermeni sorunu ve Kıbrıs için, “Bunlar ve diğer zorlu konulara çok yakından bakıyor olacağız” dedi

ÜMİT ENGİNSOY

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 10:16 TSİ 14 Ocak 2009 Çarşamba

 

WASHINGTON - Hillary Clinton’ın, Barack Obama yönetiminde ABD Dışişleri Bakanlığı görevini alabilmesi için senatonun onayına ihtiyacı var. Bu çerçevede ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nde bugün Clinton, dış politika konularında komite üyelerinin sorularını yanıtladığı bir oturuma katıldı.

Ermeni sorununun ABD Kongresi’ndeki destekçileri arasında yer alan Demokrat Parti New Jersey Senatörü Robert Menendez, Clinton’a, 1915 Ermeni olayları ve Kıbrıs sorununun çözümü konularına ilgi gösterilmesini umduğunu söyledi. Menendez oturumda, “Umarım bu konulara yakından bakacaksınız ve senatör olarak kayıtlara geçen tutumunuz bakan olunca belirgin biçimde değişmeyecek” dedi.

Clinton, “Bu ve diğer zorlu konulara, bir gözümüz, ilerleme sağlamakta ve bu çok meşru kaygılara etkili yanıt bulmakta olacak biçimde çok yakından bakıyor olacağız” diye konuştu.

Clinton, ABD Kongresi’nde, 1915 Ermeni olaylarını “soykırım” olarak tanıyan karar tasarılarına desteğiyle biliniyor.

İran ile ilgili bir soruyu yanıtlarken de Clinton, İsrail’in varlığını reddeden bir İran ile Obama yönetiminin müzakereye oturmayacağını söyledi.

Öte yandan oturuma öğle arası verilmeden önce protestocular ellerinde, “Gazze’de ateşkes” yazılı pankartlarla slogan attılar. Protestocuların, “Hillary, ayağa kalk. Sesini yükseltmen gerek” dedikleri duyuldu.

 

Nâzım Hikmet’e olta

14 Ocak Çarşamba 2009

Bakıyoruz, “Nâzım Hikmet’e Türk vatandaşlığı verildi” diye kimi aydınlar da seviniyor, ellerinin tersiyle şöyle bir yana itivermek varken.
Siz 58 yıl önce, hukuksuz, adaletsiz biçimde vatandaşlıktan sözde çıkardınız, ama özde çıkaramadınız. Şimdi ancak o yanlış kararı kaldırıyorsunuz. Üstelik bu gecikmenin 6 yılı da sizin iktidarınızda.
Sonra neymiş? Nâzım Hikmet’e “iade-i itibar” imiş! Bir söylem ancak bu kadar itibarsız, bu kadar yakışıksız olabilir.
Nâzım Hikmet’in dünyadaki itibarıyla övünç duyulur.
Vatandaşlık olayı, 6 yıldır tınmayan AKP iktidarının, şimdi, yerel seçimler öncesinde farklı kesimlere çeşitli biçimlerde sunduğu (kömür çuvalı, erzak torbası, Alevi açılımı, tele- vizyon yayını gibi) seçim yatırımlarından biridir.
Nâzım Hikmet’i sevenler, ona saygı duyanlar bu takiyeye, bu oyuna gelmemeli.
Neyse ki, Nâzım Hikmet Kültür Merkezi, AKP’nin tüccarca hesaplar peşinde olduğunu, Nâzım üzerinden rant sağlamaya çalıştığını örneklerle ortaya koydu. Vatandaşlık gündeminden birkaç saat sonra Tayyip Erdoğan’ın partisinin grup toplantısında:”Kimsenin yapamadığını biz yaptık” dediğini, AKP İzmir il örgütünün tam sayfa gazete ilanını, Emine Erdoğan’ın Nâzım’dan şiir okumasını anımsattı.
Nâzım’ın mezarının getirilmesi konusunu da istismar etmek için fırsat kolladıkları belli. Nâzım’ı sevenler, neler yapabiliriz diye, iyi niyetle birtakım öneriler ortaya atıyor. Şimdi, AKP oltasına takılmanın zamanı değil.
Bu aşamada söylenecek söz şudur:
Nâzım’ı, dünya ünlüsü sanatçıların arasında, baş ucunda sevdiği ceviz ağacıyla, Moskova’nın en itibarlı mezarlığında, rahat bırakın.

Bir kitap
Nâzım Hikmet hakkında çok kitap yayımlandı, yazılmadık yönü kalmadı denilebilir. Ama, Sabiha ve Zekeriya Sertel’lerin 1928’de Resimli Ay dergisinde Nâzım Hikmet’le başlayıp ömür boyu süren dostluklarının en yakını Yıldız Sertel, son kitabında şimdiye kadar açığa çıkmamış gerçekleri anlatıyor. Hıfzı Topuz’un da vurguladığı gibi, Nâzım’ın Laz İsmail ile ilişkileri, Sovyetler Birliği’nde karşılaştığı güçlükler, TİP’i destekleyişi, Bizim Radyo’nun kuruluşu bunlardan birkaçı. (Nâzım Hikmet ile Serteller, Yıldız Sertel, Everest Yayınları, Kasım 2008)

Bir şiir
Yıldız Sertel, annesi Sabiha Sertel ile birlikte 1941’de Bursa Cezaevi’nde Nâzım Hikmet’i ziyaretlerinde, Nâzım yazmakta olduğu Kurtuluş Savaşı Destanı’ndan bir bölüm okur. İşte, o bölümden birkaç dize:
“Yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet,/ en azılı düvellerle dövüşüyordu fakat,/ dövüşüyordu, köle olmamak için iki kat,/ iki kat soyulmamak için.”

NAIL GIRELI MILLIYET

 

Yeşilırmak eski günlerini arıyor

KAPI DERHAL AÇILMALI... Bir zamanlar 5 bin nüfusu olan bu köyde, şimdi 300 kişi yaşıyor... Yeşilırmak Muhtarı Göksel Kabaran, "Yıllarca ihmal edildik... Şimdi Yeşilırmak - Pirgo kapısının açılmasını istiyoruz... Kapı açılsın, ürettiğimizi Rumlara satabilme şansımız yükselsin. Kapı açılırsa Yeşilırmaklı ciddi anlamda fayda elde edecek. Örneğin deniz kıyısında yapılan yatırımlar karşılığını alabilecek. Bizi 40 yıldan beri, girişi olan ama çıkışı bulunmayan bir mağarada yaşatıyorlar" diyor

 

YEŞİLIRMAK, PAZARLIK KONUSU OLMASIN... Yeşilırmaklılar, birçok sorunları olduğunu ve hep ihmal edildiklerini belirtirken, bir de toplumlararası görüşmeler sürecinde, bölgelerinin sürekli olarak "taviz" listesinde yer almasından şikayet ediyor... Sırf bu yüzden yatırım yapmaktan çekinen köylüler, Yeşilırmak'ın görüşmeler sürecinde pazarlık malı olmadığının açıklanmasını da istiyor...

 

   Yeşilırmak'ın en önemli özelliği neydi? Yeşilliği elbette... Peki bu yeşilliğin kaynağı nereden geliyordu? Kesinlikle suyundan... Evet Yeşilırmak'tayız... Ve Yeşilırmak'a "yeşil" örtüyü seren suyun bitmek üzere olduğunu öğreniyoruz... Köydeki su kuyularının neredeyse üçte biri tuzlanma nedeniyle tarımda dahi kullanılamıyor, kapalı tutuluyor.

   Köyün su sorunu sadece köylüyü değil, ülkemizi de yakından ilgilendiriyor. Çünkü çok değil daha beş on yıl önce bu köye baraj yapılması ve toplanacak suyun tüm ülkeye dağıtılması planlanıyordu. O günlerde köylü ayağa kalkmış ve bu projeye karşı çıkmıştı...

   Köy muhtarı Göksel Kabaran, şu anda denize çok yakın bir noktada yeraltı barajı yapılıp, denizden tuzlu suyun gelişini engelleyecek ve tatlı su kaybını durduracak projeye "ikna edilmeleri" halinde hayır demeyeceklerini kaydediyor...

 

Yeşilırmak - Pirgo kapısı açılmalı

 

   Yeşilırmak'ta en büyük sorun suların tuzlanması... 54 kuyudan 15'i tamamen tuzlandı ve kapatıldı... Peki köyün, köylünün tek sorunu bu mu? Değil...

   İşte bu sorunları saptamak ve köylünün çözüm önerilerini de belirlemek için hazırladığımız yazı dizisinde ilk olarak bu önemli yeri ziyaret etme kararı aldık... Köylülerle sohbet ettik... Tüm köylü, Kıbrıs sorunu çerçevesinde ele alınan "bu köy Rumlara verilecek mi?" ve "Yeşilırmak - Prigo kapısı açılacak mı?" sorularına kesin yanıt talep ediyor...

   Muhtar Göksel Kabaran'a göre, toplumlararası görüşmeler sürecinde, Güzelyurt'un batısı sürekli olarak "verilecekler" listesinde...  Kabaran, "insanlar yatırım yapmaktan kaçınıyor" derken, derhal Yeşilırmak - Prigo geçiş kapısının açılması gerektiğini ve Yeşilırmak'ın görüşmeler sürecinde pazarlık malı olmadığının açıklanmasını istiyor...

 

Çilek ve kolokas

 

   Yeşilırmak'ta geçim tarıma dayalı... Özellikle kolokas ve çilek şu anda köylünün temel üretimini oluşturuyor. 200 haneli köyde üç aile küçükbaş hayvancılık yapıyor. Onların sorunları da diz boyu... Hayvancının en ciddi sorunu, yağışsızlık ya da kuraklık nedeniyle şu anda doğada bulunması gereken yeşilin "olmaması!"...

   Çiftçilikle geçimini sağlayan Emir Kabaran, mazot fiyatlarına ve gübreye yapılan zamlardan şikayet ederek başlıyor söze. Muhtarın kardeşi olan Emir Kabaran, suni gübreye son dönemlerde yüzde 200 zam yapıldığından yakınıyor. Emir Kabaran şunları da ekliyor:

   "Doğal olarak mazota ve gübreye zam yapıldığı zaman biz de ürettiğimiz malın fiyatını artırabilmeliyiz. Ama yapamıyoruz. Çünkü çileğe zam yapmaya kalksak, anında ya Güney'den ya Türkiye'den getirecekler."

   Bilgin Kaygül sohbetimizde Yeşilırmak Kapısı veya asıl adıyla Günebakan Kapısı'na değiniyor... "Kapı açılsın, ürettiğimizi Rumlara satabilme şansımız yükselsin" diye de ekliyor. Bilgin Kaygül'e göre kapı açılırsa Yeşilırmaklı ciddi anlamda fayda elde edecek. Örneğin deniz kıyısında yapılan yatırımlar karşılığını alabilecek.

 

Kolokas Güney'e satılıyor

 

   Yeşilırmaklılar ürettikleri kolokasın önemli bölümünü şu anda Güney Kıbrıs'taki toptancılara satıyor ve bundan da şikayetçi değil. Ancak hemen yanı başlarındaki Pirgo geçişi açılırsa satışın artacağını başka ürünleri de Güney'e pazarlayabileceklerini belirtiyor.

   Sahil şeridine son yıl içerisinde önemli sayılabilecek turizm yatırımları yapıldı. Şu anda bu yatırımların "müşterisizlikten" sıkıntılı olduğu hatırlatılıyor ve "kapı açılırsa..." diye başlayan umut cümleleri kuruluyor.

   Emir Kabaran gerçekten ihtiyacı olanlara kredi verilmediğinden de yakınıyor. "Ne yazık ki devlet olanaklarından, devlet kredilerinden hep zenginler yararlanıyor" diyen Emir Kabaran, köylünün kredilerle desteklenmesi gerektiğine vurgu yapıyor.

   Emir Kabaran, Güney Kıbrıs'ta çiftçilere sağlanan kolaylıkları da hatırlatıyor ve şunları dile getiriyor:

"Güney'de devlet çiftçi traktör alacaksa yüzde 60'ına katkı yapıyor. Bizdeyse sağ olsunlar bırakın katkı yapmayı, kendi olanaklarınızla aldığınız gün vergilerle, benzer fon kesintileri ile kanınızı emme yoluna gidiyorlar."

 

Zorla belediyeye bağlanmak!

 

   Köylülerin sıkıntıları arasında işsizlik de önemli yer tutuyor... "Yeşilırmak'ı zorla belediyeye bağladılar, dört - beş gence iş olanağı sağlanacağı sözünü verdiler ama bu söz tutulmadı" diyor bir köylü...

   Ve muhtar alıyor sözü... Bir dokun bin ah işit modeli bir sohbet geçiyor aramızda... Göksel Kabaran, uzun yıllar muhtarlık yapan amcası Yıldız Kabaran'dan görevi devralmış, Avrupa'yı bilen, çağdaş yerel yönetim anlayışını tatmış biri... Önce söze köyün su şebekesi ile giriyor... Sulama kuyularındaki tuzlanma sıkıntısı öncesinde bu soruna değiniyor ve köyün içme suyu şebekesinin mutlaka değişmesi gerektiğini kaydediyor.

 

Sivil Savunma'ya teşekkür

 

  "Üç yıldan beri hep söz veriyorlar... Hah bu sene bütçeye girdi, hah bu sene garanti bütçede diyorlar... Bu yıl yine söz verdiler. İçme suyu şebekesi sağlığı tehdit eder boyuttadır. İçme amaçlı olarak evlerimizdeki suyu kullanamıyoruz. Bu, Yeşilırmak için alışılmış bir şey değildir. Biz hep suyumuzla övünürdük geçmişte. Bakın ne hale geldik."

   Ve su deposu... Göksel Kabaran, Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı'na teşekkür ederek devam ediyor sözlerine ve şunları kaydediyor:

   "Köyümüzün eski deposu 39 tonluk küçük bir depoydu ve 200 haneye yeterli değildi. Sivil Savunma Başkanlığı 150 tonluk yeni bir depo yapmamız için gerekli paranın 32 milyarını verdi. Biz de 10 milyar ödedik köylü olarak ve köyümüzden bir müteahhit arkadaşımız depoyu yaptı. Depomuz yeni ama su şebekesi çok kötü durumda."

   Göksel Kabaran, su şebekesinin yanında, tuzlanma nedeniyle köydeki 54 su kuyusundan 15'inin kapatıldığını da hatırlattıktan sonra şunları belirtiyor:

   "Küresel ısınmaya bağlı olarak yaşanan kuraklık bizi de vurdu. Kuyularımız kurudu... Köyümüzle ilgili bir baraj projesi vardı. Bu projenin ihale süresinin dolduğunu biliyoruz. Yani şimdilik bu proje uygulamadan kalkmış durumda. Herhangi bir veri alınmış değil. Geçmişe göre su kaynaklarının azaldığı açık bir şekilde görülebiliyor. Bir ciddi araştırma yapılabilir. Bu araştırma sonucunda elde edilen veriler ışığında bize tatmin edici bir garanti verilirse, deniz suyunun içlere geçmesini engelleyecek, bizim suyumuzun denize akmasını da aynı anda durduracak bir proje hazırlanırsa, hayır demeyiz. Ama öteki göletler gibi hiç işe yaramayacaksa, yapılmasına iznimiz olmayacak... Bu konuda kararlıyız.

 

Köyün yolu yılların ihmalleri kapsamında

 

   Muhtara Göksel Kabaran ve bazı köylüler, yıllardan beri makyaj niteliğinde bazı yol çalışmaları dışında, doğru dürüst bir yolun yapılmadığından da yakınıyor. Özellikle yağışlı havalarda yolların son derece kötü ve tehlikeli olduğuna değinen Kabaran, sözlerini şöyle tamamlıyor:

   "Pirgo ile bağlantımızı sağlayan sınır kapısı derhal açılmalıdır. Girişi olan ama çıkışı bulunmayan bir mağarada 40 yıldır yaşıyoruz. 3 bin köylümüz İngiltere'ye ve 2 bin köylümüz de Avustralya'ya göçtü. Buna inanabiliyor musunuz? Dünyada örneği var mı çok merak ediyorum. Yeşilırmak'ta yaşayan -Yeşilırmaklılar 300 kişi. İngiltere ve Avustralya'dakiler 5 bin kişi... 1974 yılından bu yana Güzelyurt'un batısına bir tek Lefke Üniversitesi yapıldı. Başka yatırım gösterin... Lefke Üniversitesi dışında gelişmeye yardımcı olacak bir yatırım yok. Olanlar da kapandı."

 

Nüfus 300 artı 150!

 

   Yeşilırmak'ın nüfusu 300... Ancak köyde vatandaş olmayan ve işçi olarak çalışan Türkiyeli ailelerle birlikte nüfus 450'ye çıkıyor... Seçmen sayısı ise 195... Köyde üç aile hayvancılıkla geçiniyor. Aslında geçiniyor demek doğru olmaz... Çünkü bu ailelerden birinin üyesi olan Sevtap Köycü'ye göre "geçinmek" doğru değil, "geçinmeye çalışmak" daha doğru... Sevtap Köycü, kuraklık nedeniyle şu anda doğada var olması gereken taze otların yeşermediğini belirtirken, devletin daha ilgili davranmasını talep ediyor.

   Yeşilırmak'ta şu anda en çok seralarda çilek üretimi yapılıyor. Kolokas da en önemli ürünlerin başında. Bunların yanında her türlü sebze üretimi de gerçekleştiriliyor. Narenciye ise neredeyse sıfırlanmış durumda...

   Köyde yaz aylarında faaliyet yürüten ve sahilde yer alan yedi işletme şu anda adeta atıl durumda bulunuyor... Bazıları halen açık ama müşterisizlikten yakınıyor. Bu işletmelerin sahipleri de Yeşilırmak - Prigo sınır geçişinin açılması ile sahilin canlanabileceğine inanıyor.

   Köyde ilkokul yok... Çocuklar servis ile Gemikonağı'na götürülüyor... 1974 öncesi merkezi bir köy olan Yeşilırmak, Kıbrıs Türk mücadele tarihinde de önemli görevler üstlenmiş bir yer olarak biliniyor... Bir dönemler çilek festivalleri organize eden, ortaokulu bulunan, capcanlı bir yerleşim birimi olan Yeşilırmak, şimdi sadece yaz aylarında, yurt dışındaki köylüler tatile geldiği zaman eski canlılığını azacık da olsa yakalamaya çalışıyor.

Fotoğraf Altları:

1

Yurt dışındaki Yeşilırmaklılar köylerini pek unutmuş değiller. Son yıllarda köyde çok büyük tatil evleri inşa edenler var... Bunlardan biri de İngiltere'nin Canterbury - Kent bölgesinde yaşam süren işadamı Numan Şerifali... 

 

2

Köylüler, suların tuzlanmasının en büyük sorunları olduğunu belirtirken, Yeşilırmak - Pirgo sınır kapısının mutlaka açılmasını talep ediyor...

 

3 ve 3a

Çilek, Yeşilırmak'ın simgesi olmuş bir meyve... Seralarda modern usullerle yetiştirilen çilek, Güney Kıbrıs'a da gönderiliyor...

 

4

Muhtar Göksel Kabaran, köyün içme suyu şebekesinin mutlaka değiştirilmesini talep ediyor...

 

5

Yeşilırmak'ta 300 köylü kalmış... Yurt dışında ise en az 5 bin Yeşilırmaklı yaşıyor... Londra'dan tatile gelen Pertev Kusella, Behçet hoca ile sohbet edip, keyiflerini Yeilırmaklıların tek eğlencesi olan "alkolle" süslerken objektifimize de konuk oldu

 

- Narenciye artık satılmak için değil, kişisel tüketim için evlerin bahçelerinde var sadece...

 

- Yeşilırmaklılar, KIBRIS Gazetesi'nin hiç kesintisiz olarak köylerine ulaşan tek gazete olduğunu belirtiyorlar ve bundan dolayı hem gazete yöneticilerine hem de bu gazeteyi dağıtan şirketin yöneticilerine teşekkür ediyorlar

 

- Emir Kabaran, "Doğal olarak mazota ve gübreye zam yapıldığı zaman biz de ürettiğimiz malın fiyatını artırabilmeliyiz. Ama yapamıyoruz. Çünkü çileğe zam yapmaya kalksak, anında ya Güney'den ya Türkiye'den getirecekler" diyor

 

- Ve Yeşilırmak Kayası... Petra tou Limnitis... Kıbrıs'ta ilk insanların yüzlerce, hatta binlerce yıl önce burada, bu küçük adacıkta yaşadığı iddia ediliyor... Askeri bölgede bulunan bu adanın turizm açısından değerlendirilmesi bugüne kadar hiç düşünülmedi...

 KIBRIS 14/01/09

Hillary Clinton'dan Kıbrıs sorunuyla ilgilenme sözü

ABD'de, 20 Ocak'ta başkanlık görevini devralacak Barack Obama yönetiminin dışişleri bakanlığına aday gösterilen Hillary Clinton, Ermeni sorunu ve Kıbrıs için, "bunlar ve diğer zorlu konulara çok yakından bakıyor olacağız" dedi.

   Hillary Clinton'ın, Barack Obama yönetiminde ABD Dışişleri Bakanlığı görevini alabilmesi için senatonun onayına ihtiyacı var. Bu çerçevede ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi'nde dün Clinton, dış politika konularında komite üyelerinin sorularını yanıtladığı bir oturuma katıldı.

   Ermeni sorununun ABD Kongresi'ndeki destekçileri arasında yer alan Demokrat Parti New Jersey Senatörü Robert Menendez, Clinton'a, 1915 Ermeni olayları ve Kıbrıs sorununun çözümü konularına ilgi gösterilmesini umduğunu söyledi. Menendez oturumda, "Umarım bu konulara yakından bakacaksınız ve senatör olarak kayıtlara geçen tutumunuz bakan olunca belirgin biçimde değişmeyecek" dedi.

   Clinton, "Bu ve diğer zorlu konulara, bir gözümüz, ilerleme sağlamakta ve bu çok meşru kaygılara etkili yanıt bulmakta olacak biçimde çok yakından bakıyor olacağız" diye konuştu.

   Clinton, ABD Kongresi'nde, 1915 Ermeni olaylarını "soykırım" olarak tanıyan karar tasarılarına desteğiyle biliniyor.

   İran ile ilgili bir soruyu yanıtlarken de Clinton, İsrail'in varlığını reddeden bir İran ile Obama yönetiminin müzakereye oturmayacağını söyledi.

   Öte yandan oturuma öğle arası verilmeden önce protestocular ellerinde, "Gazze'de ateşkes" yazılı pankartlarla slogan attılar. Protestocuların, "Hillary, ayağa kalk. Sesini yükseltmen gerek" dedikleri duyuldu.

KIBRIS 14/01/09

İki devletten bahsetme zamanı geldi

Denktaş'tan Talat'a mesaj

1'inci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, kalıcı bir barış istediği için iki devletin ortaklığında ısrar ettiğini bildirerek, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın iki halkı söylemeye başladığını, iki devletten de bahsetmeye başlamasını beklediğini söyledi.

Denktaş, dün, Lefkoşa Belediyesi Kültür-Sanat Koordinatörü Yaşar Ersoy başkanlığındaki Lefkoşa Belediye Tiyatrosu heyetini kabul etti.

   Rauf Denktaş, kabuldeki konuşmasında, görüşmelerin kendisini oldukça tedirgin ettiğini ifade ederek, görüşmelerin Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın istediği gibi "iki cemaat, tek halk kavramı" üzerinden sürdürüldüğünü savunup bunu eleştirdi.

   Denktaş, Kıbrıs Türk ve Rum halklarının geçmişte iç içe yaşamayı denediklerini, 1960'da başlayan deneyimin Rumların "Türklere fazla hak verildi" iddiasıyla kanla sonuçlandığını anlatarak, sürdürülen görüşmelerin benzer bir iç içe yaşamı öngördüğünü ileri sürdü.

   Denktaş, "Annan Planı'ndan yapılan çeviriyle kurucu devlet ifadesinin kullanıldığını, bunun vilayetten öteye bir anlam taşımadığının bizzat Hristofyas tarafından defalarca açıklandığını" söyleyerek, Rumların anlaşma dediği şeyin "üniter devlet" olduğunu kaydetti.

   Rum gençlerin yüzde 65'inin, genel nüfusun ise yüzde 75'inin Türklerle bir arada yaşamak istemediğinin, yapılan kamuoyu yoklamalardan ortaya çıktığını anlatan Denktaş, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "iki halkı söylemeye başlamasının" olumlu olduğunu vurguladı.

   Denktaş, Talat'ın, cesaretlendirilerek, "iki devleti" de söyler hale gelmesini beklediğine işaret ederek, ancak iki devlet esasından yapılacak bir anlaşmanın kalıcı olabileceğini yineledi.

   1'inci Cumhurbaşkanı Denktaş, ayrıca, Kıbrıs Türk Tiyatrosu'nun yüz yıllık tarihini anlatan, Türkçe ve Yunanca hazırlanan 2009 ajandasının kendisine verilmesine teşekkür ederek, 100 yıllık sanat ve kültür tarihine sahip çıkıldığı gibi 25 yıllık devlete de sahip çıkılması gerektiğini söyledi.

   Denktaş, Kıbrıs'ta Rumlarla dost ve barış içinde yaşanmasına yönelik her girişimin desteklenmesi gerekliliği üzerinde durarak, Kıbrıs Türk tiyatro tarihinin belirli dönüm noktalarını içeren ajandayı ayrıntılı inceleyeceğini söyledi.

Soyer'e ajanda

   Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) Kültür Sanat Koordinatörü Yaşar Ersoy ve beraberindeki heyeti kabul etti.

   Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya göre, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e, kabul esnasında, barışa katkı sağlamak amacıyla hazırlanan ve 100 yıllık geçmişe sahip Kıbrıs Türk Tiyatrosu'nun Osmanlı döneminden günümüze tarihsel sürecini fotoğraf ve belgeler eşliğinde anlatan 2009 Kıbrıs Türk Tiyatro Ajandası takdim edildi.

   2009 Kıbrıs Türk Tiyatro ajandasının yazarı da olan LTB Kültür Sanat Koordinatörü Yaşar Ersoy'a ziyareti esnasında tiyatro sanatçısı Osman Alkaş ve Belediye Tiyatrosu Sanat Yönetmeni Kıymet Karabiber eşlik etti.

 KIBRIS 14/01/09

 

Bryza Kıbrıs'ta

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı liderlerle görüşecek

"ÇÖZÜM İÇERİĞİ KIBRISLILARIN KENDİSİNDEN GELMELİ"... Kıbrıs'taki gelişmeler hakkında bilgi almak amacıyla dün Kıbrıs'a gelen ABD yetkilisi Bryza, bu sabah Hristofyas, öğleden sonra ise Talat ile bir araya gelecek. Bryza, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakerelerin, "Kıbrıslıların kendisinden gelmesi gerektiğini" belirterek, sürece yardımcı olma konusunda niyetlerinin bulunduğunu belirtti

 

 

   ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Matthew J. Bryza, Kıbrıs'taki gelişmeler hakkında bilgi almak amacıyla, dün Kıbrıs'a geldi.

   ABD Büyükelçiliği'nden alınan bilgiye göre, adaya akşama doğru gelen Bryza, 2 günlük ziyaretinde, ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi Frank C. Urbancic, Kıbrıs'taki BM yetkilileri ve iki toplum temsilcileriyle bir araya gelerek Kıbrıs konusuyla ilgili son durum hakkında bilgi alacak.

   Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ile dün öğleden sonra görüşen Bryza, bu sabah Rum yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, öğleden sonra ise Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya gelecek. Bryza, yarın adadan ayrılacak.

   Rum radyosunun haberine göre, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakerelerin ve de çözüm içeriğinin, "Kıbrıslıların kendisinden gelmesi gerektiğini" söyledi. Bryza, sürece yardımcı olma konusunda niyetlerinin bulunduğunu belirtti.

   Müsteşar Yardımcılığı görevine 2005'te atanan Bryza, Kafkaslar ve Güney Avrupa ülkeleriyle ilişkileri yönetme ve bölgedeki ABD politikasını gözetme sorumluluğunu taşıyor.

 KIBRIS 14/01/09

 

British tourists ditch Cyprus for Turkey
By Jacqueline Theodoulou

BRITISH tourists are deserting Cyprus for Turkey, with UK bookings to the island down by up to 32 per cent in places, the director general of the Hotels’ Association (PASYXE) warned yesterday.

The figures came as the CTO said the British market to Cyprus had fallen from 59 per cent of all arrivals to 49 per cent, its lowest share in more than a decade, while UK bookings to Turkey are up 40 per cent.

Speaking before the House Commerce Committee, PASYXE’s Zacharias Ioannidis yesterday issued an urgent plea for help to save the industry, saying Cyprus had “failed as a state” when it came to protecting tourism.

Hoteliers have already lost 20 per cent loss from the reduction in package bookings, he said. “While we were talking of a 12 to 15 per cent reduction in tourist bookings, I see today on a British news bulletin that there has been a 32 per cent reduction in bookings to Larnaca, compared to the corresponding period last year, and a 24 per cent reduction in bookings to Paphos, while there has been a 40 per cent increase in bookings from the UK to Turkey,” said Ioannidis.

The Commerce, Finance and Communications Ministers have now been invited to Parliament in a bid to find radical solutions to boost flagging tourism.

During the committee meeting, spokesmen from the hoteliers, tourist industry and travel agents, as well as trade unions, expressed their concerns over the continuing slide in tourist arrivals over the past few years.

They are increasingly worried about reduced bookings for 2009, especially from the UK, battered by the global slowdown and the weakness of sterling, and have asked for added government measures to deal with the situation.

Their requests include financial incentives for hotels so they can reduce their prices for packages, an increase in advertising funds and a VAT reduction from eight to five per cent on tourist products and services. They also called on the government to step up efforts to attract tourists from China and Japan, as well as reduce airline duties and provide cheaper electricity to tourist units.

The urgent need to promote big development projects – such as marinas, business centres and infrastructure for winter and religious tourism – was also highlighted by deputies and the Chairman of the Cyprus Tourism Organisation (CTO), Panos Englezos.

Englezos was keen to point out that the CTO and the government were continuously taking measures to boost tourism. If not, he added, the consequences of the international financial crisis would have been much worse than they are now.

According to Englezos, the government has so far agreed with everything the CTO has asked for and the extra funds given for tourism are not just €12 million, as has been publicly claimed, but around €30 million. This has raised the CTO’s budget to around €100 million, of which €94.5 million comes from the state and the rest from the Organisation.

Englezos said there was a specific action plan, while the special committee to deal with tourism will visit London on February 22 and 23, in a bid to increase bookings and attract more British tourists to Cyprus.

Furthermore, low-cost airline Easy Jet will from March 14 start flying to Cyprus, daily to Paphos airport and four times a week to Larnaca.

Efforts are also being made to attract tourists from the Middle East, as well as Russia and other northern European countries, in order to make up for the lost arrivals from the UK – the percentage of which has dropped from 58-59 per cent to 49 per cent, Englezos said.

Speaking after the meeting, House Committee Chairman Lefteris Christoforou of DISY said deputies had repeatedly warned the government that if the necessary measures weren’t taken immediately – such as a reduction in VAT and attractive tourist packages – the impact on tourism would be severe.

“Unfortunately, our fears are being confirmed, and, according to PASYXE, we have a 30 to 40 per cent reduction in bookings this year, in contrast to other destinations, such as Turkey and Egypt, where there has been an increase in tourism,” said Christoforou.

“Even now, we are calling on the government finally to understand that empty statements cannot solve the problems of the real economy. Tourism is a significant part of our economy and negative developments will certainly spill into the entire financial environment.”

DIKO deputy Angelos Votsis repeated his party’s proposal for the creation of casinos, which he said could contribute to a significant rise in tourist arrivals.

He explained that he was neither in favour nor against the idea, but considered a parliamentary examination of the matter a must.

CYPRUS MAIL 14/01/09

AKEL to pick new leader next week
By Stefanos Evripidou

THE RULING communist party, AKEL, will decide its new leader on January 21 in a secret ballot with no preference being given to any candidate, agreed AKEL’s Political Office yesterday.

In a meeting chaired by AKEL leader, President Demetris Christofias, the Political Office decided that the party’s Central Committee would convene next Wednesday at 4pm to vote for Christofias’ successor.

According to AKEL spokesman and frontline contender for the top spot, Andros Kyprianou, anyone within the Central Committee who wanted to run for the position of General Secretary could submit their candidacy from January 19 onwards.

The vote will be taken by secret ballot while the winning candidate must have 50 per cent of the vote plus one to win the election.

Kyprianou and AKEL parliamentary leader Nicos Katsourides are considered among the favourites to succeed Christofias who said that he will not be backing any one candidate before the vote.

CYPRUS MAIL 14/01/09

 

‘Highway robbery’: Cyprus missing out on EU funds after UK objections
By Jacqueline Theodoulou

TWO MAIN Cypriot highways were excluded from the European Road Network in 2003 due to objections from the United Kingdom.

The excuse used for their objection was that the roads in question – the Nicosia-Larnaca and Larnaca-Famagusta highways – were close to the ceasefire line.

This has resulted in the state’s inability to absorb EU funding to maintain the roads.

The issue came to light during a discussion at the House Communications Committee yesterday over a harmonising bill for the implementation of road tolls for heavy vehicles.

“During discussions over the bill for road tolls, we were told that not all central roads in Cyprus were included in the European Road Network,” Committee Chairman Zacharias Koulias of DIKO said after the meeting. “We realised that two of Cyprus’ main arteries, connecting Nicosia, Larnaca and the free Famagusta area, were excluded because our well-known friends the British put their foot down as the roads are close to the ceasefire line.”

The Committee, he added, has now asked to be informed on what happened during discussions on the matter with the EU in 2003.

“It was the British who objected to these roads being included in the Network and we are well aware of their role in our national issue since 1950,” Koulias fumed. “I hope we will put our foot down and ensure the right thing is done.”

Under the road tolls bill, prepared by the Communications Ministry, heavy vehicle drivers will not have to pay tolls. As AKEL deputy Andreas Fakontis explained, EU states have the right to apply zero tolls, according to the harmonising law.

However, he added that discussions were currently underway on a European level to alter this law, making it obligatory to pay the fee.

Cyprus, said Fakontis, will try to seek an opt-out to this law, especially as there are main roads in Cyprus that haven’t been included in the European Road Network.

“Not all roads are included in the European Road Network so it is hard to get EU funding to maintain these roads,” Fakontis explained. “The government tried to include all roads in the Network during negotiations with the EU in 2003, but it seems it wasn’t possible to include the two highways. The next discussion on the matter will be in 2010, when the government will ask for an alteration.”

CYPRUS MAIL 14/01/09

 

Solution of Cyprus problem ‘must be Cyprus solution’

THE US will not get directly involved in negotiations for a Cyprus solution, a US State Department official on the island for a debriefing visit said yesterday.

The solution of the Cyprus problem “must be a Cypriot solution” said US Deputy Assistant Secretary of State for European and Eurasian Affairs, Matthew Bryza after a meeting with Presidential Commissioner George Iacovou.

Bryza, who arrived in Cyprus yesterday for the latest briefing on the talks between the two leaders, is due to leave tomorrow for Ankara.

Speaking after the meeting, he said: “My country has been modest and quiet and listening and ready to provide assistance wherever we can. After my visit here, I have the opportunity to go to Ankara, where I would like to build on whatever I learn here, to try to further understanding between the two sides in a modest, quiet way.”

Bryza stressed that the US did not “aspire to be part of” the negotiations. “The solution which will come will have to be designed and built exclusively by the people who live here in Cyprus and must be a Cypriot solution,” he said.

The diplomat said the international community viewed 2009 as “a decisive year”, and welcomed the serious progress of the talks so far.

During his visit to Ankara, Bryza will also discuss bilateral issues with his Turkish counterparts, including issues like energy, Iraq and the Caucasus.

CYPRUS MAIL 14/01/09

 

Fransa’dan “Özür Diliyorum”a teşekkür

Türkiye’de bir grup tarafından, 1915 olaylarından dolayı Ermenilerden özür dilenmesine yönelik başlatılan kampanya, Avrupa’nın en önemli Ermeni nüfusuna sahip ülkesi Fransa’da geniş yankı uyandırmaya başladı.

KAYHAN KARACA

NTV-MSNBC

Güncelleme: 15:32 TSİ 15 Ocak 2009 Perşembe

 

PARİS - Konunun Fransız basını tarafından yansıtılmasının ardından, şimdi de Ermeni kökenli bir grup Fransız aydın, “özür diliyorum dilekçesini imzalayanlara teşekkür” kampanyası başlattı. Bu amaçla Fransa’da imzaya açılan dilekçede, “Türkiye’deki imzacılar, bu jestleriyle, 1915 soykırımı kurbanlarının inkar edilmesinin, hayatta kalanların ve onların çocuklarının manevi yaralarının inkar edilmiş olacağı anlamına geldiğini kabul etmektedirler. Ben de Türkiye’deki imzacıların karşı karşıya oldukları risklerin bilincinde olarak vurdumduymaz, eleştirel ve bekle görcü davranmayı reddediyor ve dünya vatandaşı sıfatımla, cesaretlerinden ötürü imzacılara şükran borcumu dile getiriyorum” ifadelerine yer veriliyor.

Soykırımın inkar edilmesinin aşırı uçların işine geldiği ve kin ve acı yarattığı da savunulan dilekçede, Hrant Dink’in açtığı yol olduğu söylenen “teskin edici gerçek, tanışma ve paylaşma döneminin geldiği” belirtiliyor.

Dilekçeyi ilk imzalayanlar arasında Kanada’da yaşayan film yönetmeni Atom Egoyan, Paris merkezli Ermeni Diasporası Araştırmalar Merkezi başkanı Jean-Claude Kebapçıyan ve film prodüktörü Robert Gedikyan da bulunuyor.

Öte yandan, Paris merkezli Sınır Tanımayan Muhabirler örgütü RSF de, “Ermenilerden özür diliyoruz” kampanyasını başlatanlara karşı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açtığı soruşturmadan vazgeçilmesi çağrısında bulundu. Örgüt, Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesiyle ilgili tartışmaları yakından takip ediyor.

Bu arada, “Ermeni soykırımı” iddiaları çizgi roman da oldu. Senaryosu ve çizimleri 29 yaşındaki İtalyan çizer Paolo Cossi tarafından hazırlanan “Büyük Felaket” adlı 144 sayfalık çalışma, 16 Ocak Cuma günü Fransa’da satışa sunulacak.

Talat Bryza’yı kabul etti

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, devam eden Kıbrıs müzakereleri konusunda adada temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakanlığının Avrupa ve Asya işlerinden sorumlu Müsteşar Yardımcısı Matthew J. Bryza’yı kabul etti.

AA

Güncelleme: 10:43 TSİ 15 Ocak 2009 Perşembe

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanlığındaki görüşme öncesinde açıklama yapılmadı ve basına görüntü verilmedi. Bryza, Cumhurbaşkanı Talat’la görüşmesinden önce, Cumhurbaşkanı Talat’ın Temsilcisi Özdil Nami ile bir araya geldi. Nami-Bryza görüşmesi yaklaşık bir saat sürdü.

Bryza, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, “Hedefin, doğrudan müzakereler sürecinde iki toplum liderinin desteklenmesinin sürdürülmesi olduğunu” söylemişti.

 

Ben bu yüzden dayak yiyordum

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in isteği üzerine, Pazartesi milyonlarca öğrenci İsrail’i protesto etmek ve Gazze’de ölenleri anmak için saygı duruşunda bulundu. NTV Atina muhabiri Stelyo Berberakis bu haberle hatırladığı Ankara’daki çocukluğunu yazdı.

STELYO BERBERAKİS

NTV-MSNBC

Güncelleme: 19:02 TSİ 14 Ocak 2009 Çarşamba

 

ATİNA - Milli Eğitim Bakanlığının tüm okullarda Filistinliler için düzenlediği toplu saygı duruşları ve öğrencilere slogan atmayı öğretmeleriyle ilgili haberler, beni yıllar öncesine götürdü. 1963-64 yıllarında doğum yerim olan Ankara’da, henüz bir ilk okul öğrencisiyken, Kıbrıs’ta kanlı çatışmalar yaşanıyordu. Gazete manşetleri hemen her gün “Rumların Vahşetinden”; devlet radyoları ise “Rum Zulmünden” söz ediyordu. (Allah’tan o dönemlerde henüz TV kanalları yoktu..) “Kıbrıs Türk’tür; Türk kalacaktır..” sloganlarıyla yürüyüşler düzenleniyor; aynı zamanda yürütülen “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyaları çerçevesinde yolda Rumca konuşanlar taciz ediliyor; omuzlanıyordu.

Ben o dönemde 8-9 yaşlarındaydım ve okulun yegane “Rum çocuğu” idim. Kökenimin henüz ne anlama geldiği bilincine sahip olmadığım o dönemlerde benden daha büyük sınıflarda okuyan ortaokul öğrencilerinin “bana göre” durup dururken niçin sataştıklarını; niçin tekmelediklerini; niçin yerlerde yuvarlana yuvarlana dövüştüğümü ilk başlarda anlamakta zorluk çekiyordum.

RUM EŞİTTİR VAHŞİ
Başıma gelenleri - biraz da korka korka - “Padre Patrone” olarak gördüğüm rahmetli babama açınca, kökenimim ne olduğunu anlamıştım. Kıbrıs’taki “vahşiler” Rum’du.. Biz de İstanbul Rum’u olarak “vahşi” olarak görülüyorduk. Yani ‘Rum eşittir vahşi’; ‘vahşi eşittir Rum’dur’ denklemi kurulmuştu.

1955 Eylül olaylarının üzerinden henüz 10 yıl geçmeden sırf “Kıbrıs” sorunu nedeniyle ve devlet politikasının katkısıyla aşağılanan ve “Rum” kimliği taşıdıkları için kin ve nefret uyandırmaya yüz tutan Türk vatandaşı İstanbul Rumları, zaman içinde kah topluca; kah teker teker; anavatan olarak belledikleri topraklardan aşamalı olarak ayrılmak zorunda kalmıştı.

DİLERİM YAHUDİLER UTANÇ DUYMA İKİLEMİNE DÜŞMEZ
Milli Eğitim Bakanlığı’nın İsrail’i hedef alan ve Filistinlilerin trajedisine karşı başlattığı bu kampanya, umarım bu toprakları keza ana vatan olarak belleyen Türk vatandaşı Yahudi kökenliler arasında, -aynı Rumlarda olduğu gibi- benzeri bir “korku” yaratmaz. Yahudi vatandaşlarımız, kökenlerinden “utanç” duyup duymama gibi bir ikilem içine düşürülmezler.

Dilerim, şu anda Türk okullarında eğitim gören Yahudi kökenli küçük öğrenciler, “Gazze” nedeniyle ve sırf “Yahudi” doğdukları için kendilerinden daha büyük sınıfta okuyan öğrenciler tarafından tartaklanmaz, tekmelenmez, aşağılanmaz, “Yahudi” kimlikleri “vahşetle” eşitlenmez.

Çünkü, yan yana iç içe yaşadığımız insanlar için aşılanan “kin ve nefret” duygularının, çoğu zaman o insanlarda da “kin ve nefret” duyguları uyandırabileceğini unutmamak gerekiyor.

Devlet yöneticilerinin “ciddi bir iş yaptıkları” varsayılıyorsa eğer, masum vatandaşlar arasında ayrım yapmanın acısının da “çoğunluğun” değil; ancak ve ancak “azınlıkların” çektiği gerçeğini önceden sezmesi gereken “ciddi işlerinden biri” olduğunun da bilincine varması gerektiğine inananlardanım...

Tecrübelerle sabittir...

İlerleme var!

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Bryza, liderlerle görüştü

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa ve Asya İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Matthew J. Bryza, dün, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edildi.

   Cumhurbaşkanlığı'nda saat 17.00 sıralarında başlayan ve basına kapalı gerçekleşen görüşme yaklaşık 1 saat sürdü.

   Bryza görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamada bulunarak soruları yanıtladı.

   Matthew J. Bryza açıklamasında, faydalı bir görüşme gerçekleştirdiklerini ve görüşmede iki liderin Kıbrıs konusunda ilerleme kaydettikleri izlenimi edindiğini söyledi.

   Bir çözüm için zaman veremeyeceğini dile getiren Bryza, iki liderin de uzlaşmaya ulaşma ruhu taşıdıklarını, her liderin bazı siyasi gerçeklerle yüzleşmek ve belli soruları cevaplamak zorunda olduğunu söyledi. Bryza, her iki liderin de karşı tarafın çıkarlarını göze alarak hareket etmesini ise "olumlu bir gelişme" olarak niteledi.

   "İyimser misiniz?" sorusuna "Ben doğuştan iyimserim" şeklinde cevap veren Bryza, "İyimserim demek, hemen şimdi bir çözüm olacakmış gibi hissetmek demektir, ben bunu söyleyemem ama iki tarafın olaya ciddiyetli ve yapıcı baktığı gibi olumlu bir izlenim edindim. İleriye doğru bir hareket var, bunu hissedebiliyoruz" şeklinde konuştu.

   "Yeni Amerikan Başkanı döneminde Kıbrıs politikası nasıl olacak ve Amerika'nın müzakerelere ne zaman ve nasıl bir etkisi olacak?" sorusuna ise Bryza, şu yanıtı verdi:

   "Ben yeni yönetimin ne yapacağını bilemem, ama Amerika ezelden beri Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki kesimli, adil ve kalıcı bir çözüm için çalışır. Ben bir politika değişikliği olacağını sanmıyorum.

   Biz görüşmelerde taraf değiliz, arabulucu değiliz ve olmayı düşünmüyoruz. Yeni yönetim bizden, daha gözle görülür şekilde taraflarla diyalog kurmamızı isteyebilir. Biz, her iki taraf arasında güvenin oluşması için her zaman aradaki iletişime yardımcı olduk, ama arabulucu olmadık"

 

Bryza, Hristofyas'la da bir araya geldi

      

   ABD Dışişleri Bakanlığı`nın Avrupa ve Asya İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Matthew J. Bryza, dün sabah Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile görüştü.

   Rum radyosunun haberine göre görüşmede doğrudan müzakereler ışığında Kıbrıs sorunundaki son gelişmeler ele alındı.

   Bryza görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, Hristofyas'ın fikirlerini derinlemesine inceleyeceğini belirtti.

   Hedefin; doğrudan müzakereler sürecinde iki toplum liderinin desteklenmesinin sürdürülmesi olduğunu söyleyen Bryza, bir soruya karşılık, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın müzakere etme imkânına sahip olduğunu, "ancak kendisinin yine de ihtiyatlı olduğunu, çünkü müzakere edenlerin görüşlerini bir günden diğer bir güne değiştirmesinin mümkün olduğunu" kaydetti.

KIBRIS 15/01/09

 

US envoy says both sides have room to give
By Jacqueline Theodoulou

U.S. DEPUTY Assistant Secretary of State for European and Eurasian Affairs Matthew Bryza left Cyprus yesterday neither too positive nor too negative about the ongoing negotiations.

Bryza who arrived on the island on Tuesday said both sides had further margins for negotiations.

“The assessment of how much room anybody has to negotiate is totally subjective and a person who is doing the negotiating himself or herself has a view that may change from day to day,” Bryza told reporters

“There is room [to negotiate] on both sides. The attitudes are quite different from where they were before September 3 or before last March and there’s defensiveness… there’s caution on both sides.”

Bryza, who was on his way to Ankara for further contacts, said the US could only support the talks as actively insofar as the two sides wished it to.

Both sides have made it clear that they want a solution by Cypriots for Cypriots and are keeping the international community at arms length other than pleas to pressure Turkey.

Government Spokesman Stefanos Stefanou, said yesterday Bryza had been briefed by President Demetris Christofias on the Greek Cypriot side’s views with regard to the talks including the various problems that have emerged.

Christofias said this week little progress had been made in the past four months.

Asked whether Bryza might be leaving Cyprus with some kind of message for Ankara, Stefanou said Cyprus’ position was clear when it came to the role expected of the international community.

“We want the international factor to turn towards Turkey, exercise its influence so that Turkey co-operates for a fair, viable and functional solution to the Cyprus problem,” he said.

“From there on, there is a negotiating procedure taking place in Cyprus, which is of Cypriot ownership. This was also underlined by Mr Bryza following his visit [on Tuesday] with [Presidential Commissioner George] Mr Iacovou, and this is respected by the US as well as the international factor.”

CYPRUS MAIL 15/01/09

Talat: no way Turkish Cypriot teams can join CFA

TURKISH Cypriot leader Mehmet Ali Talat said yesterday there was no way Turkish Cypriot teams could become part of the Cyprus Football Association (CFA).

Talat was speaking in response to the CFA Chairman, who announced that the association had “accepted in principle” a final document presented by FIFA regarding the accession of Turkish Cypriot football clubs to the CFA. This, he said, would open the way for Turkish Cypriot teams to compete abroad.

According to the Turkish Cypriot press yesterday, Talat feels such a move would see Turkish Cypriot football being controlled by a four-member committee, representing the Turkish Cypriot football federation, the CFA, FIFA and UEFA, as well as Greek Cypriot football.

“If something like this happens, why aren’t our companies registered in the south too?” Talat wondered. “Why aren’t our Chamber of Commerce or Industry not members of [Cyprus Chamber of Commerce] KEVE in the south?”

The Turkish Cypriot leader also wondered why he should continue negotiating the Cyprus problem. “In the event of such a development, I shouldn’t continue negotiations; I should be speaking about accessions.”

CYPRUS MAIL 15/01/09

UN denies paper’s claims that Turks blocked Downer
By Elias Hazou

UNFICYP has dismissed as bogus reports that Special Adviser of the Secretary-General Alexander Downer was prevented from walking over to the Turkish Cypriot end of the Ledra Street checkpoint.

Downer was at Ledra Street on Monday to review the second phase of refurbishment works after the crossing was opened in April last year. He was escorted by officials of the UNDP – Partnership for the Future project, in charge of the works.

But in its lead story yesterday, under the banner “They stopped Downer – Turks prevented him from crossing buffer zone at Ledra Street with entourage”, Phileleftheros said that Downer was “intercepted” by plainclothes men midway through the street and prevented from walking all the way across to the Turkish Cypriot customs booths.

In a statement released yesterday, UNFICYP spokesman Jose Diaz denied any such incident took place.

“Indeed, Mr Downer went up to the level of the Turkish Cypriot identification booth to get a better look at buildings nearby that require particularly heavy renovation work.

“I was surprised to read the paper’s report,” Diaz told the Mail. “During the one-and-a-half hours Mr Downer spent at Ledra Street, no problem whatsoever occurred.”

Meanwhile, despite UNFICYP’s denial, the DIKO party went with the assumption that the Phileleftheros report was accurate.

In an indignant statement yesterday, the centrist party protested that the “incident” could have been avoided had the government straightened out the issue of jurisdictions on the 100m walkway when the crossing first opened.

CYPRUS MAIL 15/01/09

Kıbrıs müzakerelerinde sıra en zor konuda

Mehmet Ali Talat ile, Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, bugün 16. kez biraraya geldi. “Yönetim ve güç paylaşımı” başlığının tamamlandığı Kıbrıs müzakerelerinde sıra, en güç konu olarak tanımlanan “mülkiyet”e geldi

AA

Güncelleme: 13:13 TSİ 16 Ocak 2009 Cuma

 

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın, Kıbrıs sorununa çözüm bulma müzakereleri çerçevesinde bugün 16. kez yaptığı görüşme sona erdi. Geçen 11 Eylül’de başlayan müzakerelerde ele almaya başladıkları “Yönetim ve Güç Paylaşımı” ana başlığını 16. görüşmede tamamlayan liderler, 28 Ocak’ta müzakerelerin en zor başlıklarından biri olarak bilinen “Mülkiyet” ana başlığını müzakere etmeye başlayacak.

Lefkoşa ara bölgede 2,5 saat süren görüşmenin ardından, liderler açıklama yapmazken, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer, “Pazartesi günkü görüşmede oluşan olumlu atmosferin ışığında bugünkü görüşmenin de olumlu geçtiğini ve iyi bir gelişme elde edildiğini, liderlerin 28 Ocak’ta yeniden bir araya gelerek, mülkiyet konusunu ele almaya başlayacaklarını” bildirdi.

Downer, 28 Ocak’a kadar ise liderlerin temsilcileri ile uzmanların bir araya gelerek, “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altındaki bazı noktalarda son rötuşları yapacaklarını söyledi.

Liderlerin son iki görüşmede pozitif bir hava ve olumlu bir ivme yakaladıklarını ifade eden Downer, temkinli iyimserliğini koruduğunu belirtti.

ZAMAN EMPOZE ETMENİN YARDIMI OLMAZ
Çözüm bulunması konusunda ortada irade olduğunu kaydederek, bu konunun zor olduğunu herkesin kabul etmesi gerektiğini söyleyen Downer, bazen iyi bazen kötü görüşmeler olduğunu, temkinli iyimserlik içinde olduğunu ifade etti.

 

Kıbrıs’ta BM devreye giriyor


SEFA KARAHASAN Lefkoşa

BM’nİn Kıbrıs’ta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında devam eden görüşmelerde anlaşma olmayacağına inandığı ve bu nedenle masaya yeni bir plan veya fikirler koymak amacıyla hazırlık yapmaya başladığı bildirildi

 BM’nin, KKTC’de 19 Nisan’da yapılacak genel seçimlerden sonra devreye gireceği öne sürüldü. BM’nin hazırlıklar için yeni bir “teknokratlar ekibi”ni de göreve getirdiği belirtildi.

MILLIYET 16/01/09

 

BBC Türkiye-İsrail ilişkilerini değerlendirdi

16/01/2009 RADIKAL

BBC: Türkiye’de İsrail’e kızgınlık antisemitizme dönüştü. Türkiye’nin tutumuna öfkelenen İsrailliler iş ve turistlik gezileri iptal ediyor’


LONDRA- İngiliz yayın kurumu BBC, Türk hükümetinin Gazze operasyonlarına yönelik sert eleştirilerine ve Türkiye’deki İsrail karşıtı gösterilere dikkat çektiği haberinde İsrail açısından söylemlerin “yutulacak gibi" olmadığını belirtti.
Türkiye’nin tutumuna da öfkelenen İsraillilerin Türkiye’ye yönelik iş ve turistik gezileri iptal ettikleri belirtildiğini kaydeden BBC “İsrail’e kızgınlık, antisemitizme dönüştü” yorumunu yaptı.
BBC’nin Türkiye muhabiri Sarah Rainsford imzalı haberinde Gazze operasyonları nedeniyle Türkiye’de İsrail karşıtlığının arttığı görüşü dile getirildi İsrail karşıtı gösterileri, sloganları ve pankartlarına vurgu yapıldığı haberde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’e yönelik sert eleştirilerinin çeşitli örnekleri de verildi.
Mart seçimleri öncesi Gazze konusundaki “zayıf bir tutum”un AKP’ye daha dindar seçmenlerin arasında oy kaybettirebileceği yorumu yapıldığı haberde buna karşın Erdoğan’ın sert söyleminin çoğu Türklerin kulağına iyi geldiği ancak İsrail için “bir müttefikten gelen bu sözlerin yutulacak gibi olmadığı” da vurgulandı.
Türkiye’nin İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olduğuna, iki ülkenin 1996 yılında güçlü savunma ve istihbarat bağları öngören bir anlaşmayı imzaladığına dikkat çeken BBC, konuşan üst düzey bir İsrailli diplomat ise “Türkiye’den İsrailler için sempati ifade eden bir tek kelime olmaması, büyük bir hayal kırıklığını yarattı. Söylemler, tümüyle Hamas yanlısı. Arap ülkeleri bile, her iki tarafın şiddeti durdurması gereğinden söz ediyor” diye konuştu.
BBC, Erdoğan’ın 2002 yılından beri Türkiye’nin Ortadoğu ‘daki rolünü güçlendirmek için çaba gösterdiğini, İsrail’in yanısıra İran ve Suriye ile iyi ilişkileri sürdürdüğünü, 2006 yılındaki seçim zaferi ardından Hamas’in lideri Halit Meşal’ın Ankara’ya davet edildiğini kaydetti.

-DIŞİŞLERİ SÖZCÜSÜ:  GÖZLEM GÜCÜNE KATKIDA BULUNACAĞIZ-

Türkiye’nin bu yaklaşımının Suriye ile İsrail arasındaki dolaylı görüşmelerde aracılık yapmasına katkıda bulunduğunu belirten BBC’de şöyle denildi: “Türkiye’nin tutumu, kendisine Gazze ateş kes görüşmelerinde önemli bir rol sağladı. Mısır, İsrail ile müzakere etmeye çalışırken Başbakan’ın başdanışmanı Şam ile Kaire arasında mekik döküyor.”
BBC haberinde Dışişleri Sözcüsü Burak Özügergin’in açıklamalarına da yer verildi. Özügergin, “Bir gözlem gücüne katkıda bulunacağız. Ancak bir barış gücüne katkı önermedik. O tamamen farklı bir şey. O noktaya gelirsek görüşebiliriz” dedi.

-OKULLARDA ÖNGÖRÜLMEMİŞ SAYGI DURUŞU-

Bu arada, BBC, Türkiye’de Gazze protestoları çerçevesinde Eğitim Bakanlığının okullarda Gazze’de ölen çocuklar için “görülmemiş” bir dakikalık saygı duruşunun yapılması talimatını verdiğine dikkat çektikten sonra “İsrail’e kızgınlık, antisemitizme dönüştü. İsrailli diplomatlar, göstericiler, salı günü Türkiye’deki tüm İsraillilerin kovulması için bir dilekçe sunduklarını ve ellerinde elden ele geçirmek üzere Yahudi işadamları listesinin bulunduğunu söylediler” dedi.

-SİYASETTEN İLİŞKİLERİN NORMALE DÖNMESİ UZUN BİR SÜRE ALACAK-

Türkiye’nin tutumuna da öfkelenen İsraillilerin Türkiye’ye yönelik iş ve turistik gezileri iptal ettikleri belirtildiğini kaydeden BBC, buna karşın iki tarafın, ilişkilerinin uzun vadede devam edeceği konusunda mutabık olduğuna dikkat çekerken Türkiye’nin Hamas ile El Fetih’i barıştırmak istediğini de kaydetti.
BBC’ye konuşan İsrailli diplomat bu bağlamda “İyi ilişkileri sürdürmek iki ülkenin çıkarına. Ancak politik olarak işlerin normale dönmesi uzun bir süre alacak” dedi.
Haberde Başbakan Erdoğan’ın, Gazze operasyonlarına yönelik sert eleştirilerine karşın, Türkiye’nin İsrail’e ekonomik veya diplomatik herhangi bir yaptırıma başvurmaktan kaçındığına dikkat çekerken Erdoğan’ın, “Biz burada Türkiye Cumhuriyeti yönetiyoruz bir bakkal dükkanı değil” yönündeki sözlerini aktardı.(ANKA)

 

Rumların Arasta'ya ilgisi yok

Arasta esnafı Rumlardan beklediği ilgiyi göremiyor

Aral MORAL

   Kıbrıslı Türkler, Ledra yolundaki mağazaların indirimli satışlarına akın ederken, Kıbrıslı Rumlar, Arasta esnafına ayni düzeyde ilgi göstermiyor.

   Rumlar, indirimli satışlara başlayarak Kıbrıslı Türkleri kendi mağazalarına çekmeyi başarırken, ülkemiz esnafı ise Rum müşterilerin ilgisizliğinden yakınıyor.

   Esnaf, Kıbrıslı Rumların ilgisinin azaldığını, gelenlerin ise çok fazla indirim talep ettiğini belirtti.

   Kıbrıslı Türklerin Arasta'yı unuttuğu bir ortamda Rum müşterilerin de giderek azalmasıyla sıkıntılı günler yaşadıklarını ifade eden esnaf, "Ledra'daki mağazalarda indirim başladı, ancak indirimli fiyatları bile bizim normal fiyatlarımızdan pahalı. Gelen Rum müşteri 2 parça için indirim talep ediyor" diye konuştu.

 

Arasta esnafı ne dedi?

 

Ayfer Altuncuoğlu

"Rumların ilgisi azaldı. Gördüğümüz kadarıyla Rumlar indirime girdi ve bize niye indirime girmediğimizi soruyorlar. Biz indirimli satışlarımıza şubat ayında başlayacağız. Fiyatları karşılaştırdığımızda, onların indirimli rakamları bizim normal satış fiyatlarımızdan yüksek. Bir tek, ekim, kasım ve aralık aylarında iş yaptık. Öncesinde ise satışlarımız ciddi oranda az idi."

 

Kerim Gülmüş

"Kıbrıslı Türk müşterimiz hiç yok. Tamamen Rumlardan oluşan müşteri potansiyelimiz var. Ama onların sayısı da çok az. Güneyde indirim olduğu için çok fazla almıyorlar. Rumlardan çok fazla bir talep yok. Aldıkları iki parça için bile ciddi oranda indirim istiyorlar. Zaten iş az, onların talep ettiği oranda indirim yapmamız durumunda batarız."

 

Mehmet Güngör

"Rumların üçte biri bile bizim tarafa gelmedi. Kapılar açıldı açılalı burayı çalıştırıyoruz. 4 yıl önce gördüğüm müşteriyi hala daha görüyoruz. İlgilendikleri tek şey kıyafet. Alt tabakanın ihtiyacını karşılıyoruz. Rumların ilgisi az, yerli müşterilerin ise hiç yok."

 

Gülseren Şaşkara

 

"Rumlardan beklediğimiz ilgi yok. Bizim marka diye sattığımız mallara ilgi gösteriyorlar. Onları da üçte bir fiyatına almak istiyorlar. Biz nere kadar indirim yapabiliriz ki? Zaten esnafın durumu ortada. Hepimizin çok sıkıntısı var. Satışlarımızın düşük olması bir yana vergiler de esnafın belini büküyor."

 

Ercan Cengiz

 

"Rum müşterilerin ilgisinden memnunuz. Onlar da bizim ürünlerimizden memnunlar. Mevcut ekonomik krizin içerisinde idare ettiğimizi söyleyebilirim. Ama daha öncesine göre değerlendirme yaparsak şu an satışların azaldığı ortada. Zaten Rumlara ne satacak olsak hemen pazarlığa başlıyorlar. Onlar da pazarlığa alıştı."

Süleyman Yüncü

"Ben yüncülük yapıyorum ve getirdiğimiz çeşitler Rum tarafında yok. Arasta'daki bir çok işyeri teker teker kapanıyor. Rumlar da olmasa işimiz zor olurdu. Zaten yerlilerin geldiği yok."

KIBRIS 16/01/09

 

Rum esnaf memnun

Kıbrıslı Türkler, Lokmacı-Ledra yolu üzerindeki mağazalara büyük ilgi gösteriyor.

Aral MORAL

   Lokmacı-Ledra yolu üzerindeki işyerlerinin indirimli satış dönemine girmesiyle, Kıbrıslı Türkler de söz konusu mağazalara akın etmeye başladı.

   Güneydeki indirimi fırsat bilen Kıbrıslı Türkler, birbirinden ünlü markaların satıldığı mağazalardan çıkmak bilmiyor.

   Rum mağaza sahipleri indirim döneminin başlamasıyla, mevcut Kıbrıslı Türk müşteri potansiyelinin daha da arttığını ifade ederek "Gelen giden çok oluyor. Belli başlı sadık müşterilerimizin dışında da yeni yüzler görmeye başladık" diye konuştu.

   Lokmacı barikatının açılmasından önce de Kıbrıslı Türk müşterilerinin olduğunu ifade eden mağaza sahipleri, barikatın açılmasından sonra müşteri potansiyelinin arttığını kaydetti.

   Kıbrıslı Türklerin özellikle ilgi gösterdiği mağazalara Türkçe bilen çalışanların görevlendirildiği dikkatlerden kaçmazken, kimi işyerleri de, Kıbrıslı Türk müşterilerinin telefon numaralarını alarak yeni gelen ürünler hakkında bilgi veriyor.

 

Rum esnaf ne dedi?

 

   Mirina Mitsinga-Mitsingas Co. Yöneticisi

 

   Mirina Mitsinga yaptığı açıklamada, bir çok Kıbrıslı Türk müşterisi olduğunu söyledi

   Kıbrıslı Türklerin özellikle indirimli günlerden faydalanmak için geldiğini ifade eden Mitsinga, müşteri potansiyelinde gözle görülür bir artış yaşandığına dikkat çekti.

 

   Marina Lucy-Barshka Yöneticisi

 

   Lucy, sürekli olarak Kıbrıslı Türklerle alış veriş yaptıklarını ifade ederek, indirimli satışların başlamasıyla birlikte, satışların arttığına işaret etti.

   Lokmacı barikatının açılmasıyla geliş gidişlerin daha kolaylaştığını hatırlatan Marina Lucy, "Ancak indirim dönemine girilmesini fırsat bilen Kıbrıslı Türkler eskisine göre daha fazla alış veriş yapıyor. Satışlarımızdan çok memnunuz" dedi.

 

   Nikos Mavrokonstandis-Bamboo Restaurant Sorumlusu

 

   Ledra yolu üzerinde bulunan Bamboo Çin Restoranı sorumlusu Nikos Mavrokonstandis, müşterilerinin büyük bir çoğunluğunu Kıbrıslı Türklerin oluşturduğunu söyledi.

   Mavrokonstandis, Kıbrıslı Türklerin verilen hizmetten çok memnun olması nedeniyle sürekli tercih edildiklerini belirterek, kendilerine gösterilen ilgiden ve satışlardan memnun olduğunu vurguladı.

 

   Preniata Shoes Yöneticisi

 

   İsmini vermek istemeyen Preniata isimli ayakkabı mağazasının sorumlusu, Kıbrıslı Türk müşterisinin çok olduğunu kaydetti.

   Kıbrıslı Türklerin gösterdiği ilgiden memnuniyetini dile getiren mağaza yöneticisi, indirimli satışların Noel'den beri devam ettiğini belirterek, satışlardan memnun olduğunu kaydetti.

KIBRIS 16/01/09

Turkish Cypriots protest football ban
By Stefanos Evripidou

TURKISH Cypriot teachers union, KTOS, demonstrated yesterday against the decision by Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat “to prevent the opening of Turkish Cypriots to the world of football”.

According to Cyprus News Agency, the union protested alongside the Platform for Peace against Talat’s position that there was no way Turkish Cypriot teams could become part of the Cyprus Football Association (CFA).

The demonstrators kicked footballs in the direction of Talat’s offices, while holding placards reading: “Denktash=Embargo, Embargo=Isolation, Denktash=Talat”.

The union’s general secretary Sener Elcil said the aim of Turkish Cypriot football was to end the obstacles to playing football in the world arena. He added that Talat was putting political pressure on the clubs not to join the CFA.

Talat rejected the idea following an announcement by the CFA Chairman that the association had “accepted in principle” a final document presented by FIFA regarding the accession of Turkish Cypriot football clubs to the CFA. This, he said, would open the way for Turkish Cypriot teams to compete abroad.

Talat responded saying he might as well stop negotiating on the Cyprus problem if the move went ahead.

CYPRUS MAIL 16/01/09

             MAL HAKKI İHLALİNİN BİR BEDELİ VARSA,

    YAŞAM HAKKI İHLALİNİN DE BEDELİ VAR OLMALI.

 

Görüşmeler sürecinde Sayın Cumhurbaşkanımızın Güney’li yurttaşların mülk hakkının geçerliliğini son günlerde gündeme getirmesi ilgimi çekti.

“Mal Hakkı”  konuşulurken, bu sözü edilen hakkın üzerine oturtulduğu en temel hak olan “Kişinin Yaşam hakkı” göz ardı mı ediliyor kuşkum var. Kuşkum şu:

 

“Mal hakkı” kavramı, “Yaşam Hakkı” kavramıyla beraber değil de bu kavramdan soyutlanarak mütalaa edildiği görünümü.

Ben, temel olan, kişinin Yaşam Hakkı kavramını, İnsan Hakları literatüründe kastedildiği şekliyle el alarak mütalaa etmek isterim.

Çünkü. Mal hakkı bu temel hakkın yani “Yaşam  Hakkı”nın bir uzantısı bir sonucudur.

 

İzah edeyim. En temel hak olan kişinin “Yaşam Hakkı” ne demek?

 

Bundan kastedilen, demokratik hür ortamda,

*** kişinin yaşamını idame ettirme çabasını göstermesi hakkıdır.

 

Kişi, yaşamını idame ettirme çabası içinde harcadığı enerji ve ürettiğine karşılık bir ödenek alır. Kişinin “Bu benim malımdır” dediği şeyler, onun ödeneği veya ödeneklerinden  harcamadığı kısmın birikimiyle satın aldığı şeyledir. Mal hakkı dediğimiz da , o yaşam hakkı kavramının bir sonucudur. Mal, sahibinin malıdır.

Bu haktan mağdur edilmenin bir bedeli vardır ve Uluslararası Hukuk da bunu böyle belirler.

 

Pekala şimdi soralım.

 

Kişinin “Mal hakkı” ihlalinin bir müeyyidesi var da o hakkın üzerine oturtulduğu kişinin Yaşam Hakkı ihlalinin de bir bedeli, bir müeyyidesi olduğunu ayni Uluslararası Hukuk zorunlu kılmayabilir mi?

Bunu ihmal . edebilir mi? Bunu kaale almaz olabilir mi?

Benim cevabım “HAYIR”dır.

 

Yani kişinin “yaşam hakkı “ ihlalinin de “Mal Hakkı”  ihlalinin müeyyidesi bir bedeli olduğu gibi,  esas olan “Yaşam Hakkı”nın da bir müeyyidesi, bir bedeli vardır elbette.

 

Bunun tespiti ve kabul edilmesiyle yola çıkarak, bu gözle tekrar gelelim Kıbrıs sorununda en baş ağrıtıcı “Mal mülk “ sorunu ve onunla ilgili tazminat konularına.

 

Benim tezimin temelindeki unsur burada yatar.

Hem İnsan Hakları hem de Uluslararası Hukuk’a sadık kalarak. Şimdi bu düşünceleri Kıbrıs Sorunu’na uygulayalım.

GERÇEKLER.

 

Kıbrıs Türkleri olarak yaşamış olduğumuz “Mücahitlik Yılları” diye tanımladığımız  1963-74 yılları var. Toplum tarihimizin 11 yılı.

 

Ne idi toplum genelindeki mücahitliğin gereksinimi? Bir tek cevabı var o da,

CAN KORKUSU.

 

Bu cevap, objektif olarak ve tarihi belgelerle kanıtlanabilen bir cevap.

Bu, ne bir Güney Lideri’nin ne de görevlendirdiği herhangi bir bürokrat veya bilim adamının inkar edemeyeceği, aksi iddia kabul etmeyen bir gerçek.

Samimiyetle kabul edildiği süre ve nispette tekrarının yapılamayacağı taahhüdünün inançlılığını, güvenilirliğini simgeleyen tek gerçek.

 

Yani görüşmelerdeki samimiyetin ve iyi niyetliliğin litmus testi.

 

İnkarı ise samimiyeti sıfırlayan bir gerçek.

 

Tüm görüşmelerin,

Bu gerçeğin, ilgililerce, ve resmi kurumlarca da resmen kayıtlanmışlığı üzerine kurulması gerektiğini  düşündüğümü tekrar vurgulamak isterim.

 

Bizlere yapılan tecavüz sonucu yaratılan “Can korkusu” tehdidi karşısında  11 yıl Kıbrıs Türk Toplumu, tüm diğer ekonomik ve yaşam faaliyetlerinden, devlet yönetiminden dışlanarak mücahitliğe terk edildi.

 

Mücahitliğe terk edildi diyorum çünkü hayallerini gerçekleştirebileceği meslek eğitimi seçeneği elinden alınmış, öncelik, “canını koruma” olmuştu.

 

“Toplum olarak 1963-74 yılları arasında mücahitliğe terk edilmişliği hakkında neler söyleyebiliriz.?

 

Ben, o dönemde köylerinden ayrılmak mecburiyetiyle göç  etmişlerin uğradığı  zarar ziyanlar üzerinde duracak değilim.

 

Bana göre bu  küçük hesap. Esas önemli olan, kişiler olarak toplum çapındaki “Yaşam hakkımızın ihlali” sonucundaki toplumumuza ödetilen bedel.

İşte işi bu boyutuyla değerlendirmek ve kayıtlamak lazım. Tezimin özü şu:

 

Bir toplumdaki genç nüfusun, hayatlarına istikamet vereceği, seçeceği herhangi bir meslek dalında eğitilerek potansiyelini genişletme imkanlarını da zorlayarak hayalindekini gerçekleştirme çabasıyla yaşamına anlam kazandıracağı yaşlarda sadece mücahitliğe terkedilmiş olmanın bedelidir benim üzerinde durmak istediğim boyut.

 

*** Bu yaşatılmamış yılların yaratmış olduğu insan kaynağı potansiyeli kaybının ve

*** bu potansiyeli kullanamamaktan kaynaklanan ekonomik ve sosyal kayıpların, bedelinin bu güne projeksiyonudur sözünü ettiğim.

 

Bu bedel bir kenara itilecek, küçümsenecek, kaale alınmayacak bir husus değildir. Mal Hakkı ihlalinin bir bedeli olduğunu saptayan Uluslararası Hukuk da İnsan Hakları Mahkemesi de “Yaşam Hakkı” ihlalinin de geçerli olduğunu saptamakla mükelleftir. Bunu ancak,

 

İnsanlık anlayışını sarsmak, ve

Üzerine oturtulduğu temelleri yıkma pahasına bu mükellefiyetten kaçınabilir.           

 

Bunların bedelini kim ödeyecek?

Bunların miktarını kim belirleyecek?

Bunu belirlemenin de başlangıç noktası  can korkusuyla  “yaşam hakkımızın” elimizden alınmışlığı değil mi? Esas kalem bunlardır.

                                                                                                             

Bu nedenle Güney halkının Kuzeydeki “Mal Hakkı” mahfuzdur sözlerini ancak ve ancak ayni anda toplumumuzun 1963-74 yılları arasında uğradığı, yukarıda özetlediğim ve vurguladığım  “Yaşam Hakkı Mağduriyet Bedeli” ile birlikte masaya koymak ve kaydetmek kaydı ile telaffuz edilebilir tezimi tekrar savunarak vurgular,

Sayın Cumhur Başkanımızı, bu boyutu da içeren çözüm  görüşmelerinde başarılar dilerim.

 

Radar Reşat STAR GAZETESI

12.01.09

Çatalköy.

 

Subject: Orams Case

 

THE QUARTET

OVERTURE NO. 1919

ORAMS CASE

Ahmet Mustafa OSAM

THE Advocate General of the European Court of Justice delivered his Opnion on 18.12.2008.   The official public release consist of 8 paragraphs  and the less competent and less qualified the purported spokesman for NGO are already on TV programs expressing their opinions.  There are two aspects for this reaction.  Firstly, one should welcome people expressing an opnion on such an important matter.  Without opinions being expresses, no general consensus can be formed in a society.  Without general consensus there can be no democracy in a country even with all democratic institutions are in placed.  In such situation the country gradually slides into arbitrary rule of law without any totalitarian regime taking steps instigating it   This happens from general apathy .

The other aspect of the people expressing opinion without substantial knowledge is malfunctioning democracy.

This too leads to arbitrary rule of law.

ORAMS case should be seen and analysed in the perspective of International Political System and Contexts of International Law.  This rule applies to every case whether it is a Magistrates Courts matter or a County Court matter.  A wrongful arrest can lead to Human Rights Abuse and invoke international law and “Hierarchy of Norms “ all contributing to the Global Governance .

THE Advocate General’s Opnion was made in 8 paragraphs .  The focus will remain on these publication instead of relaying on the “Court Bundle”.  Public Opnion are best formed form official publications because they represent the legal view which they perceive to be according the “International law “ and State Practice opino juris .  Public cannot form a view by attending the Court daily with a Court Bundle under their arm encouraged by one of the parties to the dispute. 

PARAGRAPH 2 of the opinion is simple restatement of English Common Law on  the Rules of attainment of  Enforcement Orders for Foreign Judgments .  Those of us who had grown up on Dicey’s Conflicts of Law ;Rules 64-110 Chapters 11-17 Pages 345-450 1949 edition should dust the Volume and read before going to Court again .

PARAGRAPH 4 & 6 affirms the paragraph 2  and restate that there is no relationship between the Application of E U on the North of the Island and the enforcement of Greek Courts judgements in UK . Thus the matter relies on customary international law rules which had existed 100s of years, in any event long before the accession of Greek Cypriots to EU before 2004.  In short the Advocate General saw no impediment why English Court should nor implement procedures for hearing foreign judgement application .

WHAT does all this mean?

It means that Greek Court Judgment can be brought to the attention of UK Court to attain an Enforcement Order in UK .

THIS also means that Greek Cypriot can apply to their own Courts bring Civil a Action against the Occupant with an Estate outside the North of the Island.  Once they secure a Greek Judgement then they can secure enforcement judgment where ewer the defendant’s overseas estate can be. No more no less, all other the arguments are irrelevant the rest is pure procedural.

THE heart of the matter lays on Customary International Law with deep roots in Romano Germanic and Anglo Saxon and Franco Germanic basis  perfected after the treaty of Westphalia 1646 with new boarders and sovereignty changing over nearly existing 600 Princedoms.  This is what is ment by seeing the Orams case in the perspective of international political system. 

 THE current  international law on private property in territories with disputes over their sovereignty first emerged after 1919  Paris Peace Conference , and on the basis of Covenant of League of Nations and Versailles Treaty, St Germain, Neuilly Served and San Remo and on 23 July 1923 treaty of Lausanne was signed .  It is still the only treaty still remaining in force. 

SOON after the Permanent International Court of justice was sent under the Covenant of League of Nations and its own Status the Cases concerning Certain German Interests in Polish Upper Silesia, or Railway Traffic between Lithuania and Poland            (these German Cases are about German Citizens now under Polish Governance ).  The there were the case of Mavrmmatis Palestine Concessions ( Greek Company  given Contract by Ottoman State to construct public works in Palestine now under British mandate) and the famous Case Concerning Factory at Charzow  ( 1927) .

GERMANY               trusted Woodrow Wilson’s 14 points  offer on January 8th 1918 led to November 1918  ceasefire which then turned into a nightmare for Germany .  Gazi Mustafa Kemal Pasha on 19 May 1919 set sail to Samsun to start the War Liberation because he knew only total sovereignty can form the basis of any treaty over territory and property.   This is the very notion which Compelled Rouf Raif Denktas the first President of the Turkish Republic of Northern Cyprus argud that property issues should be agreed as part of general settlement plan as  Gazi Mustafa Kemal Pasha did in 1923 .  There are parallels between German experience and Orams experience. 

WHEN one looks at this case in the context of international law; “This private case” is seen as a template to impose private law responsibility on the Aggregate of Turks while nullifying the public law aspect of the case .  This is why Gazi Mustafa Kemal Pasha fought  and Rouf Raif Denktas the first President of the Turkish Republic of Northern Cyprus to argue. 

THIS CASE is a wake up call to the island.  The intelligencia who argued that Annan Plan is a solution and do away with sovereignty.  They pointed to E U and argued how well they are integrated had no need for Sovereignty any longer .  Sadly they were proven to be wrong.  Greeks refuted Annan Plan and got into E U and now dictate policy to the Turkish World.

THE link between Mustafa Kemal Ataturk, Woodrow Wilson and Lloyd George and RR Denktas ( the picture of the Quartet) is real because they argued values still prevent. Woodrow Wilson set out to end the domination of world by the European Empires and actually secured the Covenant of League of Nations.  The European Empires endeavoured to proved Global governance und the principle of “Balance of Power “where war was a political instrument”.  The Congress and Conferences of Europe led to the Council of Europe which admitted Ottoman Empire in 1856.  The second decolonisation era started in 1885 November- 1886 February  after the Berlin Conference .  Col Mustafa Kemal and Enver Major General Enver went to Libra to fight the Italian Colonialism but even it was all in vain.  

WHEN Woodrow Wilson announce his intention to  Come to Europe in December 1918 Non of the European Leader wanted him so he order the Food and arms aid to stop to Europe .  Within days in view of Bolshevik expansion Wilson arrived and imposed the Covenant of League of Nations ended the concept of European Dominance in International affairs .  The League of Nations was dissolved in April 1946 three months after United Nations held its first session in January 1946 .

ORAMS case is once more privatising public justice.

What about those Turks who cannot be expected to have Greek Justice against Greeks ? How will any one bring action against Greeks?  What about the Greeks whose properties are used by Turks without having any estate beyond the North of the Island?

ORAMS case is not about justice it is about legitimisation of anomalies created by a Constitutional imperfection when a purported states recognised by the world has no legitimate right to the power held in law or in fact.  It is also about a State which is legal and just but not recognised by the UN Security Council yet with real power in law and in fact on the island .  What is demanded by RR Denktash is what Woodrow Wilson and Ataturk demanded Sovereignty is vested on the People.   The property rights of Orams and Nicks and Ahmet’s and  Mustafa’s   cannot be sorted out bit by bit.  There are three fundamental right and freedom; property forms just one of three.  The other freedom and right are right to life and liberty.     By focusing on anomalies created by Greeks in 1963 reflected on property issues other liberties are brushed under the Carpet.  What did Lloyd George think about all this?  He hated Turks and sent the Greeks to certain disaster. 

WHAT Denktash is saying is misunderstood.  He does not want any Greek or Turk to lose their property liberty or lives .  All he is saying is  Agree on just and lasting solution with effect on life liberty and property .  The quantum of damage and lat can be sorted out later  .  The calculus will include those Turks who incurred loss  in 1957.  Denktash is not against Aposltolides and in favour of Orams  and Ahmet .  He is in favour of justice and just entitlement of all three people adversely affected by the problems, deaths and mayhem sine 1957.

WHAT are the lessons to be learned form Oram’s case ?  It is regrettable that is not over yet and it should not  have started .

 

NEXT  ARE ORAM’S CASE SERVING INTERNATIONAL JUSTICE?         

 

AVRUPA GAZETE 

Britain keeping watch on title deeds fiasco
By Jean Christou

BRITAIN will take a close interest in measures taken by the Cyprus government to sort out the problems of home buyers left without their title deeds, a written answer to the House of Lords has said.

Two questions were placed before the Lords last November detailing the concerns of some property buyers worried about the implications of not holding legal ownership to their properties.

For them, the issue became more urgent as the global credit crunch began to bite into the real-estate sector with the possibility of foreclosure by the banks on the developers who still hold titles.

The average wait for title deeds in Cyprus is 10-15 years, and there are around 100,000 home owners still waiting, 30,000 of whom are foreigners.

Answering on behalf of the government, Lord Malloch-Brown said the British High Commission had raised the issue with the Cyprus government.

It had received assurances that the Cyprus government intended to introduce a bill to address this issue.

“The [British] government recognises that this issue has the potential to affect a large number of British citizens who have purchased property in Cyprus, and will continue to take a close interest in the measures by which the Cypriot government attempt to resolve this problem,” the written answer said.

To a second question asked by Lord Jones of Cheltenham, Lord Malloch-Brown said Britain’s travel advice for Cyprus advises British citizens who encounter difficulties as a result of purchasing property in Cyprus to seek qualified legal advice on their rights and methods of redress.

“This would include difficulties in obtaining deeds to property to which the purchaser is entitled,” the answer stated.

It said although the British government was unable to become involved with individual cases, the High Commission in Cyprus did support community associations in Cyprus dedicated to resolving the problems of property buyers, and gives details of those associations on its website.

The main group advising British buyers is the Cyprus Property Action Group (CPAG), which kick-started the lobbying campaign in Britain.

CPAG’s Denis O’Hare told the Cyprus Mail yesterday it was interesting that the Cyprus government had said it was going “to fix” the problem, given that only a few months ago the Interior Minister told the group it could not be fixed.

“This is understandable because of the €4 billion in [developers’] outstanding loans, which stops this being fixed,” he said.

“We will be interested to see if the Minster can come up with a solution, Last year, he said he couldn’t so we want to know how. We can’t see how when there are four billion reasons why he can’t.”

CYPRUS MAIL 17/01/09

Cyprus joins Greece, Italy and Malta in immigration plea
By Jacqueline Theodoulou

THE INTERIOR Ministry has signed a joint document with Greece, Italy and Malta that will deal with migration and political asylum issues.

Interior Minister Neoklis Silikiotis yesterday outlined the document’s provisions and explained that the initiative was taken with the main aim of sensitising the EU to the problems faced by states that attract migratory flows and political asylum seekers.

Underlining the strain the four countries were under from the influx of illegal immigrants, the document calls on the EU to “take urgent action” with a view to put into practice the principle of solidarity and fair burden-sharing.

The four countries call on the EU to step up readmission negotiations with third countries, noting that the Mediterranean is fast becoming a transit area for drugs and other illicit trafficking from Africa and the East, which could, among others, finance terrorism.

“We have especially stressed the need for a readmission agreement with Turkey; and it is not just through the occupied areas that we are receiving pressure from illegal immigrants originating from Turkey, as similar problems are being faced in Greece too,” Silikiotis explained.

Malta and Italy, are demanding a readmission agreement with Libya, which operates as a migratory transit station.

“Cyprus, Greece, Italy and Malta call for intensifying the EU’s efforts with a view to concluding the ongoing negotiations with third countries, especially with Morocco, Turkey and Algeria, and open negotiations with key counties of origin and transit,” read the document.

It added, “Unless success is registered in this area, the EU's efforts in the field of legal migration will inevitably be compromised. The ministers consider that the Commission should be given the necessary mandates and additional resources to negotiate and conclude such agreements."

Another of the document’s priorities is to press for the implementation of the European travel document for the return of illegal immigrants to their country of origin.

“The adoption of this travel document will also assist the agreements, as it will be part of the illegal immigrants’ readmission,” said Silikiotis.

The four countries also discussed the strengthening of Frontex, the EU’s border control agency, by providing it with the necessary financial resources and have member states provide it with the operational resources.

According to Silikiotis, “The document stresses the problem faced by Cyprus especially, which due to the occupation cannot exercise control over its external borders, which are also external borders of the EU. For example, Frontex cannot inspect the north and east coastal areas of Cyprus, due to the occupation, and this is an issue we have raised”.

The document also provides an increase in European funding towards the four countries to help them deal with the intense migratory flows.

“We also demand the immediate establishment of the European Office for Asylum Support,” Silikiotis explained. “This is a proposal included in the Migration and Asylum Treaty, proposed by the European Commission.”

The document calls for a redistribution of refugees and asylum seekers to other member states, with EU funding. It points out that Mediterranean countries, being on the EU’s southern borders, are first to accept migratory pressures, when this is a problem that should be shared around the EU.

“Many European countries today, voluntarily of course, are funded by the EU to accept refugees from Syria and Lebanon,” said Silikiotis. What we are asking is whether they can reinstate refugees from our countries, which are coming under severe strain.”

The document has been forwarded to the European Commission as well as the Foreign Minister of the Czech Republic, which holds the EU presidency.

“There are already talks to expand this co-operation, first and mainly with Spain, so that this platform of Mediterranean countries can be reinforced and further supported,” said Silikiotis.

Asked to comment on political asylum seekers in Cyprus, the minister said the number of applications had reduced significantly.

“In 2008, there were 6,800 decisions. Of these, 26 refugees were recognised and 69 were given humanitarian status; 3,500 were rejected and 3,200 cases were closed,” said Silikiotis, adding that the government spent around €20 million annually on asylum seekers.

“From those who enter through the occupied areas, 95 per cent apply for asylum, and we are forced to examine all cases,” the minister explained. “Even if one in 1,000 applicants needs our state’s protection, we are obliged to follow all procedures in order to spot that one person.”

Concluding, Silikiotis said Greece was facing the biggest problems with illegal immigrants. In 2008, Greece received more than 140,000 immigrants, compared to 33,000 that arrived in Italy, 3,500 in Cyprus and 2,000 in Malta.

CYPRUS MAIL 17/01/09

 

Things aren’t all that bleak’
By Jean Christou

FOUR days after complaining about lack of progress in the Cyprus negotiations, President Demetris Christofias yesterday spoke of an improvement.

“What I am saying is that things are not bleak, there are issues in which we have made progress and there are issues which are still open and there are disagreements,” Christofias said after meeting Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

The UN Secretary-General's Special Adviser for Cyprus Alexander Downer also said that good progress was made at yesterday’s meeting between the leaders.

They would begin discussing the property issue on January 28, Downer said. This would be preceded by a meeting between their aides on the issue, he added.

“Today’s discussion was about past acts, deadlock-resolving mechanisms and the hierarchy of norms, with a particular focus on deadlock-resolving mechanisms,” said. “This was a very positive meeting.  Good progress was made… and it built on the one of Monday, which was also a very positive meeting.”

Downer repeated previous statements about “cautious optimism”, “the possibility of a real solution”, and “the difficult task” ahead.

“You need to maintain a momentum and you need to carry them through as fast as you can, always taking into account essentially, two things, the complexity of the issues, and there are very complex issues, very difficult issues on the one hand, and on the other hand, there are politically very sensitive issues as well,” he said.

He declined to comment on Christofias’ statements on Monday that the Turkish side was seeking a confederation rather than a federation.

“I am not going to put myself in a position to be a commentator on the public comments the leaders have made,” he said.

CYPRUS MAIL 17/01/09

 

Ankara'da Kıbrıs zirvesi

Cumhurbaşkanı Talat, Gül ve Erdoğan ile görüştü

Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına yönelik liderler arasındaki doğrudan müzakerelerde çetrefili bir konu olan "mülkiyetin" ele alınmasından önce, dün Ankara'da iki Gül ve Talat başkanlığında heyetler arası görüşmeler yapıldı 

   Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına yönelik liderler arasındaki doğrudan müzakerelerde çetrefilli bir konu olan "mülkiyetin" ele alınmasından önce dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün başkanlığındaki heyetlerin katılımıyla Ankara'da Kıbrıs zirvesi gerçekleştirildi.

   Talat'ın ziyaretinin BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un Türkiye'ye geliş gününe denk gelmesi ise dikkat çekti. Moon'un Türkiye'de Talat ile görüşüp görüşmediği bilinmiyor.

   Öte yandan Talat, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile de bir araya geldi.

 

Durum değerlendirilmesi yapıldı

 

   Gül ile Talat'ın Kıbrıs zirvesinde, adada iki toplum lideri arasındaki doğrudan müzakerelerin ilk başlığı olan "yönetim ve güç paylaşımı" konusunun tamamlanmasıyla şu ana kadarki görüşmelerin gidişat değerlendirilmesi yapıldı ve 28 Ocak'ta yapılacak bir sonraki liderler görüşmesinde mülkiyet konusunda ortak bir tutum belirlenmesi ele alındı.

   Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile görüşmesinin ardından Ankara'ya giden Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye Başkanı Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ ile ayrı ayrı görüştü.

   Cumhurbaşkanı Talat, Çankaya Köşkü'ne gelişinde Türkiye Cumhurbaşkanı Gül tarafından törenle karşılandı. Daha sonra Gül ve Talat başkanlığında heyetler arası görüşmelere geçildi.

   Ardından Cumhurbaşkanı, Türkiye Başbakan Erdoğan ile Başbakanlık Resmi Konutu'nda yaklaşık 50 dakika görüştü. 

   Görüşmeler öncesinde basın mensuplarının görüntü almasına izin verilirken, görüşmelerle ilgili herhangi bir açıklama yapılmadı.

   Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetiminin (TÜRKSOY) davetlisi olarak Ankara'da bulunan Talat'a TÜRKSOY tarafından bugün ''onur madalyası'' takdim edilecek.

KIBRIS 17/01/09

 

74'ten beri Kıbrıs'ta barış ve huzur vardır

Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu, Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'yı ziyareti sırasında yaptığı konuşmada, 1974 yılından beri adada barış ve huzur bulunduğunu belirterek "askerlerimiz gece, gündüz bunun devamı için çalışıyor" dedi

 

   Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu, bütün gayretlerinin, Kıbrıs Türk halkının mutluluğu için huzur ve güven ortamına katkıda bulunmak olduğunu söyledi. Zorlu, 1974 yılından beri adada barış ve huzur bulunduğunu belirterek, "askerlerimiz gece, gündüz bunun devamı için çalışıyor" dedi.

   KTBK Komutanı Korgeneral Zorlu, dün, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'yı ziyaret etti.

   KTBK Komutanı Zorlu, devlet yetkililerine başlattığı iade-i ziyaret çerçevesinde gerçekleştirdiği ziyarette yaptığı konuşmada, Ağustos 2008'de göreve başladığı zaman kendisini ilk ziyaret eden devlet yetkilisinin Turgay Avcı olduğunu kaydetti.

   Kıbrıs'a 25 yıl aradan sonra KTBK Komutanı olarak yeniden dönmekten kıvanç duyduğunu belirten Zorlu, "Her zaman Kıbrıs Türk halkının, Yavruvatan'ın hizmetinde ve emrinde olduğumuzu, bütün gayretimizin onların mutlu ve başarılı olmaları için huzur ve güven ortamına katkıda bulunmak olduğunu ifade etmek istiyorum" dedi.

   Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Somali, Kosova, Bosna-Hersek, Doğu Timor ve Afganistan'da barış gücü görevini başarı ile yürütmekte olduğunu belirten Korgeneral Zorlu, "Dünyada barış gücü görevini en iyi bilen ve en iyi şekilde icra eden silahlı kuvvetlerdeniz" dedi.

   Türkiye'nin, Haziran 2002'de Afganistan'da barışı koruma görevini yürüten Uluslararası Güvenlik Destek Gücü'nde (ISAF) lider ülke olarak görev yapmaya başladığını, kendisinin ise 18 ay boyunca söz konusu gücün komutanlığını yaptığını kaydeden Hilmi Akın Zorlu, başkent Kabil'de kendi nüfusuna ek olarak çadırlarda kalan 1 milyon mültecinin bulunduğu Afganistan'daki koşullara rağmen, ülkede 23 yıl devam eden gece sokağa çıkma yasağını kaldırdıklarını kaydetti.

   Gece sokağa çıkma yasağı kaldırıldıktan sonra sekiz ay boyunca ne ISAF birliklerine bir saldırı gerçekleştirildiğini ne de ISAF birliklerinin bir Afganistanlıyı yaraladığını ifade eden Zorlu, "Böyle bir yeteneğe sahip bir milletin askerleriyiz. Onun için burada da 1974 yılından beri barış ve huzur vardır. Askerlerimiz gece gündüz bunun devam için çalışmaktadır" dedi.

   Korgeneral Hilmi Akın Zorlu, hükümet ve halktan gelen yardım taleplerine de cevap vermeye çalıştıklarını söyledi. 

   Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ise, KTBK Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu'nun ziyaretinden onur ve şeref duyduğunu belirtti.

   Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adadaki varlığının ne kadar önemli ve vazgeçilmez olduğunun her geçen gün daha iyi görüldüğünü kaydeden Avcı, "Barış kuvvetlerimizin buradaki varlığının, Kıbrıs Türkü için yaşamsal öneme sahip olduğunu ve vazgeçilmez bir gerçek olduğunu son Gazze'ye bakıldığında bir kez daha görülmelidir. Bine aşkın insanın şehit edildiği ve kimsenin elini kımıldatmadığı bu çağda 2009 yılında bizim en büyük gücümüz Anavatan'ın yanımızda olmasıdır. Bunu herkesin görmesi gerekiyor" dedi.

   Rum yönetiminin en büyük çabasının; Kıbrıs Türk tarafını, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adadan çıkarılması ve Türkiye'nin garantörlüğüne gerek kalmadığına, Avrupa Birliği'nin garantörlüğünün yeterli olduğuna ikna etmek olduğunu belirten Turgay Avcı, herkesin dönüp Gazze'ye bakması ve AB ile diğer ülkelerin nerede olduğunu sorması gerektiğini belirtti.

   1974 Barış Harekatı yapılmamış olsaydı Kıbrıs Türkünün çok daha vahim durumda olacağını ifade eden Bakan Avcı, Kıbrıs Türkü'nün en büyük gücünün Anavatan Türkiye olduğunu kaydetti.

   Kıbrıs Türkü'nün bu güçle ilerlediğini ve KKTC'nin dünyaya açılımını sağladığını belirten Dışişleri Bakanı Avcı, Kıbrıs Türkü'nün bugün huzurlu, güven içerisinde ve özgür olmasını Mehmetçik ve Mücahit şehitlerle borçlu olduğunu kaydetti.

   Geçmişe bakıp geleceğe uzanmak gerektiğini söyleyen Turgay Avcı, Türkiye'ye karşılıksız verdiği ve vereceği destekler için Korgeneral Zorlu'ya teşekkürler etti.

KIBRIS 17/01/09

 

Gaziveren: Biz unuttuk, İsrailli keşfetti

İSRAİLLİ NASIL KEŞFETTİ?... Köyün yerli halkı devletin ilgisizliğinden yakınırken, bir İsrail şirketinin sahil kenarında başlattığı site inşaatı kafaları karıştırdı

 

     Çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın köyüdür Gaziveren... Annemle babam bu köyde öğretmenken dünyaya geldim. 1974'ün "çocuklarım asla benim yaşadıklarımı yaşamamalı" dediğim korkunç, ölüm dolu günlerini de bu köyde yaşadım...

    Şimdilerde Makarios Druşotis'in iki toplumunun çatışmaya başlamasını anlatan kitabını okuyorum... Gaziveren'in 1964'te yaşadıkları da anlatılıyor bu kitapta ve hiç görmediğimiz de iki fotoğrafla süsleniyor o günler...

 

Çarpışmalardan, çatışmalardan gelen bir isim

 

   Gaziveren, adını çatışmalardan, çarpışmalardan almış... Kaderi hep savaş olmuş... Anlatılanlara göre, 1571 yılında Osmanlı askerleri Gaziveren'den geçerken, burada Venediklilerin tuzağına düşürülmüşler...

   Osmanlı birliğinin komutanı çok kızmış... "Yakın gazilerim, viran olsun" deyince de gazilerin viran ettiği bu köye, taaa o yıllardan Gaziviran adı verilmiş.

    Bildiğimiz kadarıyla köyün kökleri Venedik'e dayanıyor. Köylünün kökeninde ise Osmanlılar var... Gaziviran olan isim zamanla Gaziveran'a dönüşmüş... 1964 Mart ayında yaşanan çatışmalardan sonra da köye Gaziveren adı uygun görülmüş...

   Gaziveren, Lefke - Güzleyurt yolu üzerinde, toplumlararası çatışmaların yaşandığı dönemde, çok önemli bir noktada olduğundan, sürekli Rumların tehdidini yaşamış. Köylüler de geri durmamışlar tabii ki... Zaman zaman yolu kesmişler, Rumları esir almışlar...

 

Şimdi yaşam savaşı var

 

   Şimdi savaş yok. Çatışma yok... Köyde yaşam savaşı var günümüzde... Ve çok da kolay bir yaşam değil açıkçası. Çünkü köye yıllarca can veren zengin su kaynakları tuzlanmış... Kuraklık, geçmişte özellikle kış aylarında şarıl şarıl akan Gaziveren deresini yıllardır "unutulan" bir şey haline dönüştürmüş. Gençler dereyi hiç akarken görmemişler...

   Narenciyeye hayat veren suyun tuzlanmasıyla, bazı köylüler, başka yerlerden su taşımayı başarmışlar ama şu anda bu taşıma suyla da değirmen dönmekte zorlanıyormuş...

   Gaziveren'in kayıtlı nüfusu tam olarak bin 4... Rakamla da yazalım isterseniz: 1004... Köyde ayrıca yaklaşık olarak 200 kadar Türkiyeli işçi yaşam sürüyor... Doğrusu bu işçilerin yaşam koşulları pek de iç açıcı değil. İşçiler, tarım alanında çalışmak için köye gelmişler ancak köyde su sıkıntısı tarım üretimini durdurunca, erkekleri kahvehanelerde, kadınları evde oturmaya başlamış. Köydeki Türkiyeli göçmen işçiler seçmen değil. 640 civarında kayıtlı seçmeni var Gaziveren'in...

   İlkokulu merkezileştirme programı çerçevesinde Aydınköy'e aktarılan çocuklar nedeniyle kapatılmış ama köyde bir anaokul hizmet veriyor. Tarihi ilkokul binası şu anda anaokul olarak açık ve 4 - 5 yaş grubunda öğrencileri var.

 

İşsizlik temel sorunların başında

 

   Gaziveren de tüm ülke gibi "işsizlikten" nasibini almış bir köy... Günün her saatinde kahvehanelerde işsiz gençleri bulmak mümkün...

   Bazı köylüler halen tarımdan ekmek çıkarma çabasını sürdürüyor. Örneğin çiçekçilik yapmaya çalışanlar var. Ancak kime sorsak "tatmin edici değil" diye yanıt veriyor.

   Suların tuzlanması, işsizlik, narenciye sektöründe genelde yaşanan sıkıntılar derken, Gaziveren de "memur köylerimizden biri" olup çıkmış... Köylünün temel geçimi devlet memurluğundan geliyor dersek, yanlış söylemiş olmayız...

  Bu arada 30 kadar Gaziverenli sabahın çok erken saatinde kalkıp, Güney'deki inşaatlarda veya benzeri işlerde çalışmak için "öteki tarafa" gidiyor...

 

Gençler arsalarını bekliyor...

 

  Köyün sıkıntılarından biri de gençlere verileceği söylenen arsalarla ilgili... 16 yıldan beri muhtarlık yapan makine mühendisi ve çiftçi Kazım Olgu, kırsal kesim arsası verileceği yönünde kendilerine çok vaatlerde bulunulduğunu ancak henüz sonuç alınmadığını söylüyor...

   Muhtar Olgu, "Başbakan bize söz verdi, gençler verilen sözlerin tutulmasını bekliyor" deyip, şunları ekliyor:

  "Yer ayrıldı. Yerimiz var. Parselasyon da yapıldı. Ancak dağıtım yapılmadı. Hiçbir çalışma başlatılmadı. Gençler her gün bu konuda şikayette bulunur ve haklıdırlar şikayetlerinde. Hükümetin en kısa sürede bu arsalarla ilgili girişimi tamamlaması gerekiyor."

  Ancak gençleri korkutan bir şey daha var bu konuyla ilgili... Başka köylerde öyle olduğunu işitmişler ve çok çekiniyorlar... Çekindikleri ne mi? Evet, gençler, kendilerine arsa dağıtıldıktan sonra, parselayson, vergi, tapu gideri gibi kalemler öne sürülüp kendilerinden büyük miktarda para talep edilebileceği endişesini taşıyor...

   Muhtar Kazım Olgu, köydeki işsizliğe de dikkat çekiyor sohbetimiz sırasında... "Köyde, devlete çalışanları dışında herkes işsiz" diyen Olgu, 30 kişinin Rum tarafından çalıştığını hatırlatıyor.

 

Kahvehaneler sürekli dolu

 

   Tarım işçisi olarak köye yerleşen Türkiye kökenli işçilerin de tamamının kahvelerde işsiz oturduğuna dikkat çeken Muhtar Kazım Olgu, Gaziveren'de suların tuzlanmasının köyü tamamen mahvettiğini de ekliyor.

  "Her şey tamamen bitti. Sulu ziraat öldü. Narenciye kurudu. Birkaç kişi köye uzak yerlerden su getirmeyi başardı. Onların hala narenciye bahçeleri var ama şu anda onlara da getirdikleri su yetmiyor" diyen Olgu, köyün Lefke Belediyesi'ne bağlandığını hatırlatıyor ve şunları ekliyor:

   "Belediyeye girdik. Şu anda belediye sadece çöpleri toplar... İşçi alacakları sözünü verdiler ama torpilli bir iki kişi dışında istihdam yapmadılar. Biz o yapılan bir iki istihdamı da kabul etmiyoruz. Bunu söyleyelim... Söylememiz lazım. Köyde ışıklandırma yok. Sokak aydınlatması yok. Yakında vergilendirme de başlayınca, köylü isyan edecek sanırım... Kimse o zaman köylüyü tutamayacak."

 

Gaziveren'e İsrail ilgisi

 

   Gaziveren'e İsrailli bir şirket tatil köyü yapıyor... İlginç bir yatırım... Yıllarca çakıl ve kum fabrikalarının bulunduğu deniz sahilindeki bu yatırımın alt yapısı yok. Buraya giden yol toprak... Şirketin kendi suyunu denizden arıtacağı belirtiliyor. Elektrik, büyük masraf yapılarak götürülmüş. Ancak ikinci bir tatil köyü daha başlatılıyor ki elektrik için yeniden para ödenmesi gerekebilir.

   Rüzgara açık olan ve denizin sürekli dalgalı olduğu bu köyde, tatil köyünün bulunduğu yere, denizin kum toplaması için taş konmuş. Yaklaşık 150 metre arayla denize uzanan iki kayalık oluşturan İsrailli şirket; bu iki kayalık arasına, kum toplamayı hedefliyor...

  Bunda da başarılı olduğu gözlemlenebilir... Aphrodite Beachfront Village adlı bu tatil köyünün uluslararası alanda geniş pazarlama ağı internette kolaylıkla fark edilebilir. İnternette herhangi bir arama motoruna örneğin google sayfasına "Gaziveren" derseniz, karşınıza bu tatil köyü ve sitesinde satışı yapılan evlerin, dairelerin reklamı çıkabiliyor...

    Tatil köyünün köye canlılık kazandırmak dışında, istihdam veya benzeri bir katkısı yok. Burada çalışanların tümü Türkiye'den getirilen işçiler...

   Bu arada köye son yıllarda yeni evler yapıldığını, ancak bunların sayısının çok olmadığını da söylemek lazım.

 

Beton mevziler hala duruyor

 

   Gaziveren'de deniz sahiline 1974 öncesinde Rumların yaptırdığı beton mevziler de ilginç görüntüler oluşturuyor... Son derece dayanıklı ve kalın betondan inşa edilen bu mevzilerden biri şu anda tatil köyü kıyısında atıl halde duruyor... Denizin etkisiyle yerinden azacık oynamış olsa da, ilginç ve anlamlı görüntüsünü koruyor.

   Bu mevziler, Türkiye'nin Gaziveren kıyılarına çıkarma yapacağı tahmin edilerek yapılmış...

Gaziveren'de 1970'li yılların sonlarından itibaren büyük başarılara imza atmaya başlayan bir de futbol takımı var... Kıbrıs'ta, 1974 sonrası Birinci Lig'e yükselme başarısı gösteren ilk küçük köy takımı Gaziveren'di... Bir anlamda, şimdi kaybolan Akıncılar'ın şampiyonluğunda, Cihangir ve Türkmenköy'ün şimdilerde birinci ligdeki başarılarında, ilk örnek köy Gaziveren'di... Gaziveren'in futbol takımı bu sezon 3. Lig Doğu Grubu'nda mücadele ediyor...

  Evet Gaziveren de diğer köylerimiz gibi, özellikle Lefke - Güzelyurt bölgesindeki köylerimizde olduğu gibi "işsizlik, susuzluk ve narenciyede mahvoluş"u yaşıyor... Köyde devlet memuru olmayanlar zorda...

Umutsuz bir bekleyiş gözlemlediğimizi söylemeden geçmiş olmamak lazım...

KIBRIS 17/01/09

 

Güney Kıbrıs'ın NATO üyeliğini Türkiye önledi

Türkiye eski genelkurmay başkanı Büyükanıt:

Türkiye'nin eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt, NATO'nun Güney Kıbrıs'ı NATO mekanizmalarına katmak istediğini, ancak bunu Türkiye'nin engellediğini söyledi.

   Beykent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezince üniversitenin Taksim'deki binasında düzenlenen "60. Yılında NATO" konulu panele izleyici olarak katılan Büyükanıt, oturumun ardından söz alarak konu hakkındaki görüşlerini dile getirdi.

   Büyükanıt, "NATO'yu beğenirsiniz beğenmezsiniz, bizim eşit söz sahibi olduğumuz tek uluslararası örgüt NATO'dur. Eğer NATO hoşunuza gitmeyen şeyler yapıyorsa hata onlarda değil, o kararları onaylayan sizlerdedir" diye konuştu.

   NATO'nun Güney Kıbrıs'ı NATO mekanizmalarına katmak istediğini, ancak bunu Türkiye'nin engellediğini söyleyen Büyükanıt, NATO'da 26 üye ülke bulunduğunu ve Genelkurmay Başkanlığı döneminde bu isteğe 25'e 1 karşı çıktığını söyledi.

   Türk askerinin Afganistan'da terörle mücadele içerisine çekilmesi yönündeki politikanın hâlâ sürdüğünü da kaydeden Büyükanıt, NATO'da Türkiye istemeden hiç kimsenin Türkiye'ye hiçbir şey dayatamayacağını belirtti.

KIBRIS 17/01/09

 

Ban Ki-moon, Ankara'da Gül ile Kıbrıs sorununu görüştü

Türkiye'de bulunan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile dün akşam Çankaya Köşkü'nde bir araya gelerek, Kıbrıs konusunu görüştü.

Moon'un Türkiye'de bulunduğu bir sırada, Cumhurbaşkanı Talat'ın Türkiye yetkililerini ziyaret etmesi dikkat çekti. 

   Gül'ün Ban Ki- moon ile yaptığı basına kapalı görüşmede Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan da bulundu.

   Görüşmenin gündemini, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları ve Kıbrıs konusundaki son gelişmeler oluşturdu.

   Anadolu Ajansı'nın elde ettiği bilgilere göre, Cumhurbaşkanı Gül, görüşmede BM'nin Kıbrıs konusunda daha aktif olmasını istedi.

   Gazze konusuyla ilgili olarak Gül, ''Gazze'de yaşanan trajedinin BM'nin itibarına zarar verdiği'' söyleyerek,

''bir an evvel ateşkesin sağlanması gerektiğini'' vurguladı.

   ''Gazze'de yaşanan dramın bölgede uzun vadeli yaralar açma ihtimali olduğunu'' belirten Gül, ''yeni nesillerin de öfkeyle büyüdüğüne'' dikkati çekti.

   BM Genel Sekreteri Ban da ''Türkiye'nin ateşkes sağlanmasına yönelik aktif politikasını memnuniyetle izlediklerini'' dile getirdi. Ban, Arap dünyasındaki bölünmenin giderilmesi için Türkiye'nin çabalarını sürdürmesini istedi. 

   Öte yandan, Ban-Ki moon, dün ayrıca Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile de ayrı ayrı görüştü.

KIBRIS 17/01/09

 

Downer, ihtiyatlı iyimserliğini koruyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığını tamamladıklarını, 28 Ocak'taki görüşmede ise bütünlüklü çözümün bir parçası olarak değerlendirilebilecek bir konu olan "Mülkiyet" başlığını ele almaya başlayacaklarını söyledi.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gazetecilere açıklamasında, dünkü görüşmenin oldukça olumlu ve verimli geçtiğini belirtti.

   Talat, Türk tarafının, Rum tarafının geçen toplantıda yaptığı "tıkanıklıkların aşılması" ile ilgili önerilerine hem açıklama, hem de daha iyi bir yapı kazandıracağını düşündükleri yazılı önerilerde bulunduklarını kaydetti.  

   BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer ise, kısa açıklamasında, liderlerin dünkü görüşmede "Yönetim ve Güç Paylaşımı" ana başlığı altındaki "tıkanıklık çözme mekanizması" konusuna yoğunlaştığını, pazartesi günkü görüşmenin ardından, dünkü görüşmenin de oldukça iyi geçtiğini ve olumlu ilerlemeler kaydedildiğini söyledi.

   Downer, "görüşmelerle ilgili yaptığım değerlendirme şu: 'ihtiyatlı bir iyimserlik içindeyim'; bakın iki kelime, ne ihtiyatlıyım ne de iyimserim diyorum. İhtiyatlı bir iyimserlik içindeyim diyorum" şeklinde konuştu.

   Cumhurbaşkanı Talat, Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi (TÜRKSOY)'un davetlisi olarak, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak'la birlikte Ankara'ya gitmezden önce gazetecilere yaptığı açıklamada, oldukça olumlu ve verimli geçen dünkü görüşmede "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığını tamamladıklarını söyledi.

   Cumhurbaşkanı Talat, Türk tarafının, Rum tarafının geçen toplantıda yaptığı "tıkanıklıkların aşılması" ile ilgili önerilerine hem açıklama, hem de daha iyi bir yapı kazandıracağını düşündükleri yazılı önerilerde bulunduklarını da belirtti.

   Önümüzdeki toplantıda son bir gözden geçirme ihtiyacının ortaya çıkabileceğini kaydeden Talat, "Gerek normlar hiyerarşisi, gerekse yasama ve yargıdaki tıkanıklıkların aşılmasıyla ilgili konuları tamamlamış olduk" dedi.

 

Gelecek hafta masaya

temsilciler ve uzmanlar

oturacak

 

   Cumhurbaşkanı Talat, temsilcilerin gelecek hafta içinde hem bugüne kadar anlaşılan noktalar ile farklılıkları toparlamak ve daha fazla yakınlaşma imkanı varsa üzerinde çalışmak amacıyla toplanacağını belirtti.

   Talat, temsilcilerin ayrıca bir sonraki toplantıda ele alınacak mülkiyet konusunda hazırlık yapacağını söyledi. Gelecek görüşmelerinin 28 Ocak'ta gerçekleşeceğini kaydeden Talat, gelecek haftanın temsilciler ve uzmanlara ayrıldığını belirtti.

   Gazetecilerin sorusu üzerine, "Mülkiyet" başlığı altında mülkiyetle ilgili her şeyin konuşulacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, mülkiyetle ilgili önerisini hazırlayan Türk tarafının, önce ilkelerden başlamaktan yana olduğunu kaydetti.

   İlkeleri belirledikten sonra, bu ilkelerin neler olacağı üzerinde duracaklarını ifade eden Talat, mülkiyetin bütünlüklü çözümün bir parçası olarak değerlendirilebilecek bir konu olduğunu belirtti.

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ankara ziyareti hakkında da bilgi verdiği açıklamasında, TÜRKSOY'un kuruluş yıldönümü nedeniyle yapılacak bir etkinliğe katılmak amacıyla gideceği Ankara'da temaslarda da bulunacağını söyledi.

   Talat, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ve TC Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile görüşeceğini belirtti.

   Cumhurbaşkanı Talat, gazetecilerin sorusu üzerine, kendisiyle aynı tarihlerde Ankara'da bulunacak BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile planlanmış bir görüşmesi bulunmadığını söyledi. Talat, "Ama olabilir mi bilmiyorum. Bana böyle bir teklif gelirse hayır demem, ama öyle bir planlama yok" dedi.

 

Hristofyas'a göre yasama ve yargıda

sonuca varmanın eşiğinde bulunuluyor

 

   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas,  doğrudan müzakereler kapsamında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la dün yaptığı görüşmenin ardından, "Yasama ve yargı erkine ilişkin çıkmazların çözümüyle ilgili konularda sonuca varmanın eşiğindeyiz" dedi.

   Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, dün sabah yaklaşık 2 saat süren görüşmenin ardından Başkanlık Köşkü'ne dönüşünde yaptığı açıklamada, "Sayın Talat'la görüşmemizde yasaların hiyerarşisi konusunda ileriye doğru iyi bir adım atıldı" ifadesini kullandı.

   Cumhurbaşkanı Talat'ın Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun yönetim konusuna ilişkin bütün sonuçları kaydetmek amacıyla önümüzdeki hafta içerisinde görüşeceklerini de söyleyen Hristofyas, Cumhurbaşkanı Talat'la bir sonraki görüşmelerinin 28 Ocak'ta gerçekleşeceğini kaydetti.          

 

Downer: Çözüme ulaşmak için

gerçek bir ihtimal var

 

   BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, liderlerin dünkü görüşmede "Yönetim ve Güç Paylaşımı" ana başlığı altındaki "tıkanıklık çözme mekanizması" konusuna yoğunlaştığını; son derece iyi bir atmosferde geçen pazartesi günkü son görüşmenin ardından, dünkü görüşmenin de oldukça iyi geçtiğini ve olumlu ilerlemeler kaydedildiğini söyledi.

   Downer, gelecek haftalar içerisinde liderlerin temsilcilerinin ve uzmanların zaman zaman bir araya gelerek, "Yönetim ve Güç Paylaşımı" ana başlığı altındaki bazı noktalarda son rötuşları yapacaklarını ifade etti.

   Liderlerin temsilcilerinin mülkiyet konusunda da bir ön hazırlık başlatacağını dile getiren Downer, liderlerin ise, 28 Ocak'ta gerçekleştirilecek olan toplantıda mülkiyet konusunu tartışmaya başlayacağını bildirdi.

   Tüm gelişmeler ışığında müzakerelerin bu yıl içinde sonlandırılacağıyla ilgili olarak ne kadar iyimser olduğunun sorulması üzerine Downer, bazı insanların fikrinin ve yorumlarının sürekli değiştiğini; ancak kendi görüşünün sabit kaldığını kaydetti. Downer, Kıbrıs'ta bunca yıldan sonra hiç kimsenin zorluğunu küçümseyemeyeceği, son derece zor ve yıllardır süren derin çekişmelerle dolu bir durum içerisinde bulunulduğunu belirtti ve "Daha önce de söylediğim gibi burada çözüme ulaşmak gerçek bir ihtimaldir" dedi.

   Görüşmelerde elde ettiği izlenimler ve liderlerle yaptığı ayrı ayrı görüşmelerle ilgili analizlerinden dolayı her geçen gün daha "ihtiyatlı bir iyimserlik" içerisine girdiğini söyleyebileceğini vurgulayan Downer, toplantılardaki ortamın ve neticenin değişkenlik gösterdiğini; bazılarının diğerlerinden daha iyi ya da daha kötü geçebildiğini söyledi.

 

"Zaman kısıtlaması fayda sağlamaz"

 

   Zaman kısıtlamasının müzakerelere bir fayda sağlamayacağını kaydeden Downer, ivme ve sorunları en kısa zamandan çözmek için mümkün olanın yapılmasının önemli olduğunu belirtti. Downer, ele alınacak olan konuların farklılığı ve karmaşıklığı ile konuların politik hassasiyetinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini dile getirdi.

   Rum Lideri Hristofyas'ın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın konfederasyondan bahsettiğini söylediğinin hatırlatılması ve görüşmelerin temelinin ne olduğunun sorulması üzerineyse Downer, "Kendimi, liderlerin yaptıkları açıklamaları yorumlar pozisyona sokmayacağım, bu ne benim ne de BM'nin pozisyonudur" diyerek, konuya ancak kişisel bir değerlendirme yapabileceğini, hem kendisinin hem de liderlerin, dün iyi bir görüşme gerçekleştirildiği ve iyi bir ilerleme elde edildiği yönünde değerlendirmelerde bulunduğunu belirtti. 

 

"İhtiyatlı bir iyimserlik içindeyim"

 

   BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, "görüşmelerle ilgili yaptığım değerlendirme şu: 'ihtiyatlı bir iyimserlik içindeyim'; bakın iki kelime, ne ihtiyatlıyım ne de iyimserim diyorum. İhtiyatlı bir iyimserlik içindeyim diyorum" diye konuştu.

   İvmeden bahsederken neyi kastettiğinin ve güven yaratıcı önlemlerin ne durumda olduğunun sorulması üzerineyse Downer, liderlerin ilerleme kaydetmeyi sürdürmesi gerektiğini söyledi.

   Güven yaratıcı önlemlerin bariz bir şekilde iyi olduğunu savunan Downer, güven yaratıcı önlemlerin süreç içerisinde halkın bir birine güvenini sağlamaya yönelik olduğunu dile getirdi. Downer, ancak güven yaratıcı önlemlerin, liderlerin bir anlaşmaya varıp varmayacağını belirleyemeyeceğini; anlaşmaya varmadan önce müzakere edilecek çok konu olduğunu da belirtti.

KIBRIS 17/01/09

Rusya körü körüne Rumları destekliyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rusya'nın ''körü körüne'' Rumları desteklemeye devam ettiğini söyledi.

   Cumhurbaşkanı Talat, Rus ''Gazeta'' gazetesine verdiği demeçte, Kıbrıs sorununun çözümünde Rusya'nın pozisyonuyla ilgili bir soru üzerine, Rusya'nın bugün hala Rumları ''körü körüne'' desteklemeye devam ettiğini, bunun özellikle BM Güvenlik Konseyi'nde hissedildiğini kaydetti.

  KKTC'deki birçok kişi gibi kendisinin de Rusya'yı çok sevdiğini dile getiren Talat, Rusya'ya, ''her türlü ilişkiye açığız'' mesajı gönderdi.

 

Rumlar yavaşlatıyor

 

  Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın barış süreci görüşmelerinin yavaşladığına dair açıklamasının hatırlatılması üzerine, Talat, kendisinin bu konudaki şikâyetini çok daha önceden dile getirdiğini hatırlattı ve Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan görüşmeleri Kıbrıs Rum tarafının yavaşlattığını vurguladı.   

   Rum tarafının, Kıbrıs Türk tarafını BM kararını aşan taleplerde bulunmakla suçladığını anımsatan Talat, şunları kaydetti:

  ''Bu doğru değil. Olay tamamen tersidir. Barış görüşmelerinin yavaşlamasının başlıca nedeni, Rum tarafının bu görüşmeleri hızlandırma isteğinin olmaması. Başta görüşmelerin haftada 2 defa yapılması şeklinde konuşuldu. Ancak maalesef Hristofyas böyle yoğun tempoya razı olmadı. O, tarafların haftada bir kez görüşmesini istedi biz de kabul ettik. Yapacak başka bir şey yoktu. Bunun yanı sıra Rum tarafının ileri sürdüğü birçok talep BM kararlarının çerçevesinden çıkmakta. Bu gelecekteki birleşik Kıbrıs ile ilgili sorundur.''

  Rumların, ''birleşik adanın lideri''nin Rumlar tarafından seçilmesini talep ettiğini belirterek, ''Bu mümkün değildir'' diyen Talat, bunun da müzakere sürecini yavaşlattığını belirtti.

 

Annan planı

 

  Hristofyas'ın önceden desteklediği maddeleri şimdi geri çevirdiğini de ifade eden Talat, Kofi Annan planı esas alınarak müzakerelere devam edilebileceğini kaydetti. Talat, ''Böyle bir zemin olmadan soruna kısa sürede çözüm bulunamaz'' dedi.

  Hristofyas'ın eskiden Annan planından hareketle görüşmelerin sürdürülmesini talep ettiğine, ancak Şubat 2008'de seçimleri kazanıp lider olduktan sonra bu pozisyonunu değiştirdiğine işaret eden Talat, şöyle devam etti:

  ''Seçimi kazandıktan sonra Annan planına karşı çıktı. Böyle bir yaklaşımdan ne beklenebilir? Ben görüşmelerin yavaşlamasından çok eskiden beri şikayetçiğim. Son dönemde benzer açıklamaları Hristofyas da yapmaya başladı ve bizi bundan sorumlu tuttu. Ona göre biz Annan planından daha fazla taleplerde bulunmaktayız. Hristofyas Annan planının kendilerini bağlamadığını belirtirken, bizden de bu planı uygulamamızı istiyor. Sizce bu doğrumu?''

   Talat, Hristofyas'ın sorunun çözümünü gerçekten istediğini, ancak bu konuda öncelikle (koalisyon) ortaklarını ikna etmesi gerektiğini söyledi.

   Rumların adanın birleşmesine nasıl baktığı yolundaki bir soruya Talat, ''Kıbrıslı Rumların bu konuda parçalandığı söylenemez. Onların birçoğu birleşme taraftarı. Ancak Rumlar ülkenin gelecekteki siyasi yönetiminde üstünlük elde etmek istiyor. Şimdi onlara bu sorunun bu şekilde çözülemeyeceğini anlatmak gerekiyor'' karşılığını verdi.

 

Siyasi eşitlik

 

  Rum tarafının, ''Türklerin bir azınlık için çok fazla talepte bulunduğu'' yönündeki iddiasının hatırlatılması üzerine ise Talat, Kıbrıslı Türkler için siyasi eşitliğin önemini vurgulayarak, şunları belirtti:

  ''Siyasi açıdan Kıbrıs Türkleri Rumlarla eşittir. Bu sadece Rumlar tarafından değil, BM dahil katılımcı tüm uluslararası kuruluşlar tarafından da kabul edildi. Türk nüfusun sayısı gerçekten de Rumlardan az. Ancak Türk nüfusu siyasi eşitlik temelinde haklarının korunmasını istiyor. Bizim gerektiğinden daha fazla taleplerde bulunduğumuz doğru değil. Biz 1960 yılındaki ortaklık ilişkilerini istiyoruz.''

  Sorunun çözümünün bir federasyon olması gerektiğini vurgulayan Talat, öngördüğü federasyonu şöyle açıkladı:

  ''Bu federasyonda Rumlar ve Türkler kendi anayasal devletlerini elde ediyorlar. Türk nüfusunun temsilcilerinin federal hükümetteki yerini bulması gerekiyor. Kendi federasyonunun yönetim hakkını elde etmesi gerekiyor. Eğer bu şartlar yerine getirilirse birleşmeyle ilgili hiçbir sorun kalmayacak.''

  Talat, BM Güvenlik Konseyi'nin sorunun çözümüne aktif şekilde katılıp katılmadığının sorulması üzerine de ''Maalesef Rum tarafı Güvenlik Konseyi'nin aktif katılımını istemiyor. Onlara göre Kıbrıs sorunu sadece Kıbrıslılar tarafından hiçbir uluslararası katılım olmadan çözülmesi gerekiyor'' diye konuştu.

  Türkiye'nin bu süreçteki rolüyle ilgili bir soru üzerine Talat, Kıbrıs sorununun uluslararası katılım olmadan çözümünün mümkün olmayacağını kaydetti.

  Türkiye'nin görüşmelerin aktif katılımcısı olmadığını ifade eden Talat, güvenlik ve garantiler konusu ele alınırken, görüşmelere Türkiye'nin de katılımını beklediklerini söyledi.

 

Asker konusu

 

  Türk askerlerinin birleşmenin ardından adada kalmaya devam edip etmeyeceği yolundaki soruya Talat, ''Türkiye askeri birliklerinin bir kısmını çıkarmaya niyetli'' karşılığını verdi.

  Annan Planına göre, belirli sayıda askerin kalmasının öngörüldüğünü hatırlatan Talat, ''Annan planında 600 askerin kalması öngörülüyor. Rum tarafında ise 950 Yunan askeri kalması öngörülüyor'' dedi.

   ''AB üyeliğini çok isteyen Türkiye'nin bu konuda KKTC'ye bir baskısının olup olmadığı'' şeklindeki bir soruya karşılık da Talat, ''Türkiye her zaman Kıbrıs sorununun acil çözümünü istedi. 2004 yılından beri ben bunu bizzat hissediyorum'' diye konuştu.

  Talat, Kıbrıs'ın birleşmesi halinde siyasete devam edip etmeme konusunda henüz bir karar vermediğini belirterek, ''Belki Kıbrıs'ın bugünkü sorunuyla ilgili gençliğimden beri şahit olduğum olaylar hakkında kitap yazabilmek için köşeme çekilebilirim'' ifadesini kullandı.

KIBRIS 17/01/09

 

Rumlar Kıbrıslı Türklere saldırdı

Kıbrıs Rum kesimindeki APOEL Futbol Kulübü'nün dünkü maçından sonra yollara dökülen Rumlar, KKTC plakalı araçlara ve Kıbrıslı Türklere saldırdı.

Saldırılarda 7 araç hasar görürken, 20'ye yakın Kıbrıslı Türk KKTC'ye geçince Lefkoşa Polis Müdürlüğü'ne şikayette bulundu.

Güney Lefkoşa'da maç çıkışı sokaklara dökülen fanatik Rum grupları, KKTC plakalı araçların kırmızı ışıkta durmasını bekleyerek, içindekilere korkulu anlar yaşattı.

Hilton Otel ve APOEL kulübünün bulunduğu bölgede maç çıkışı gördükleri tüm KKTC plakalı araçlara zarar veren yaklaşık bin kişilik grup, kırmızı ışıkta durmasını bekledikleri araçlara taş ve şişe atıp araçları tekmeledi ve KıbrıslıTürklere sözlü saldırıda bulundu.

Benzer saldırıların Güney Kıbrıs'ın başka bölgelerinde de yaşandığı ve bazı motorlu grupların da Kıbrıslı Türklerin araçlarına saldırılarda bulunduğu öğrenildi.

Saldırıya uğrayan Kıbrıslı Türklerin Rum polisine de başvurduğu, ancak Rum polisinin "bölgemiz değil" diyerek yardımda bulunmayı reddettiği belirtildi.

Aracına hasar verilen bir Kıbrıslı Türk, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:

"(Güney Lefkoşa'daki) Ufalides Alışveriş merkezinden Metehan'a doğru gitmekteydim. Kırmızı ışığa yakalandım. Bir 20-25 kadar motorlu, biz onlara holigan diyoruz, arabaların camlarından ellerinde bayraklar, borular, bağırıp çağırıyorlardı. Ben kırmızı ışıkta beklerken hanımım gösterdi, 'bak KKTC plakalı, işaret ediyorlar' diye. Üç tane motorlu arka arkaya ayaklarıyla vurarak arabamın sağ dikiz aynasını kırdılar. Çok korktuk. Bir an evvel yeşil ışığın yanmasını bekledim."

Rum yönetimi saldırıyı kınadı

Kıbrıs Rum Yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, güney Lefkoşa'da APOEL Futbol Kulübü'nün dünkü maçından sonra yollara dökülen Rumların KKTC plakalı araçlara ve Kıbrıslı Türklere saldırısını kınadı.

Rum radyosunun haberine göre Stefanu, yaptığı yazılı açıklamada, "Kıbrıs sorununun çözümü, ülkenin ve halkımızın yeniden birleştirilmesine yönelik doğrudan müzakerelerin sürdürülmekte olduğu bu zamanda yaşanan bu olaylar, Kıbrıs Rum ve Türk toplumları arasındaki güveni dinamitliyor, altını oyuyor" ifadesini kullandı.

Kıbrıs Rum halkını, "bu tür faaliyetlerle bölünmüşlük değirmenine su döken fanatik ve aşırı unsurları tek başlarına bırakmaya" çağıran Stefanu, maskeli Rumların saldırısı sonucu bazı Kıbrıslı Türklerin yaralanması nedeniyle Rum yönetiminin üzüntüsünü dile getirdi.

CNN TURK 18/01/09

 

Rumlar Güney'e geçen Türklere saldırdı

A.A

Kıbrıs Rum kesimindeki APOEL Futbol Kulübünün dünkü maçından sonra yollara dökülen Rumlar, KKTC plakalı araçlara ve Kıbrıslı Türklere saldırdı.

Saldırılarda 7 araç hasar görürken, 20'ye yakın Kıbrıslı Türk KKTC'ye geçince Lefkoşa Polis Müdürlüğüne şikayette bulundu.

Güney Lefkoşa'da maç çıkışı sokaklara dökülen fanatik Rum grupları, KKTC plakalı araçların kırmızı ışıkta durmasını bekleyerek, içindekilere korkulu anlar yaşattı.

Hilton Otel ve APOEL kulübünün bulunduğu bölgede maç çıkışı gördükleri tüm KKTC plakalı araçlara zarar veren yaklaşık bin kişilik grup, kırmızı ışıkta durmasını bekledikleri araçlara taş ve şişe atıp araçları tekmeledi ve Kıbrıslı Türklere sözlü saldırıda bulundu.

Benzer saldırıların Güney Kıbrıs'ın başka bölgelerinde de yaşandığı ve bazı motorlu grupların da Kıbrıslı Türklerin araçlarına saldırılarda bulunduğu öğrenildi.

Saldırıya uğrayan Kıbrıslı Türklerin Rum polisine de başvurduğu, ancak Rum polisinin “bölgemiz değil” diyerek yardımda bulunmayı reddettiği belirtildi.
Aracına hasar verilen bir Kıbrıslı Türk, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:

“(Güney Lefkoşa'daki) Ufalides Alışveriş merkezinden Metehan'a doğru gitmekteydim. Kırmızı ışığa yakalandım. Bir 20-25 kadar motorlu, biz onlara holigan diyoruz, arabaların camlarından ellerinde bayraklar, borular, bağırıp çağırıyorlardı. Ben kırmızı ışıkta beklerken hanımım gösterdi, 'bak KKTC plakalı, işaret ediyorlar' diye. Üç tane motorlu arka arkaya ayaklarıyla vurarak arabamın sağ dikiz aynasını kırdılar. Çok korktuk. Bir an evvel yeşil ışığın yanmasını bekledim.”

RUM YÖNETİMİ, KIBRISLI TÜRKLERE SALDIRIYI KINADI

Kıbrıs Rum Yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, güney Lefkoşa'da APOEL Futbol Kulübünün dünkü maçından sonra yollara dökülen Rumların KKTC plakalı araçlara ve Kıbrıslı Türklere saldırısını kınadı.

Rum radyosunun haberine göre Stefanu, yaptığı yazılı açıklamada, “Kıbrıs sorununun çözümü, ülkenin ve halkımızın yeniden birleştirilmesine yönelik doğrudan müzakerelerin sürdürülmekte olduğu bu zamanda yaşanan bu olaylar, Kıbrıs Rum ve Türk toplumları arasındaki güveni dinamitliyor, altını oyuyor” ifadesini kullandı.

Kıbrıs Rum halkını, “bu tür faaliyetlerle bölünmüşlük değirmenine su döken fanatik ve aşırı unsurları tek başlarına bırakmaya” çağıran Stefanu, maskeli Rumların saldırısı sonucu bazı Kıbrıslı Türklerin yaralanması nedeniyle Rum yönetiminin üzüntüsünü dile getirdi.

HURRIYET 18/01/09

AKEL leadership: Battle between the old and the new
By Jean Christou

COMMUNIST AKEL is set to hold real leadership elections for the first time on Wednesday, in a choice that seems to suggest it will be a battle between the old guard and the more modern face of the party.

Since its founding, AKEL has had only two real party leaders. Ezekias Papaioannou was general-secretary for 40 years and handed power directly to Demetris Christofias, who took over in 1989.

Throughout his leadership he was uncontested.

While Christofias, who led AKEL for the next 20 years could himself be seen as ‘old guard’, having been handpicked by the original line-up, he is apparently rooting for the new kid on the block.

The two contenders for the post of general-secretary are Nicos Katsourides, a hard-core party man, and the almost baby-faced Andros Kyprianou, although there is only a four-year age difference between them.

Christofias has already made it clear whom he prefers, without naming names.

He said his successor had to have a clean public record, an impeccable private life and be modest, chaste and measured. This was an unsubtle reference to Katsourides` personal life.

Despite the President’s underhand endorsement of Kyprianou, political observer Sofronis Sofroniou said nothing was yet certain.

“No one knows who is going to be elected. Some say it might even be Katsourides,” he said.

Speaking of the two candidates, he said Katsourides represented a less moderate face for the party. He was “old guard”, Sofroniou said.

“I think Christofias himself is more moderate as far as party policies go,” he added.

He said Moscow-educated Christofias may declare communist ideology publicly but in private he was far more moderate so that was also an issue in addition to the personal aspect.

“It seems Katsourides` personal life is not exemplary, and Christofias has commented on it without mentioning names,” he said.

Squeaky-clean Andros Kyprianou, on the other hand, represented a more modern face for AKEL and was clearly Christofias` personal choice, Sofroniou said.

Another twist in the story is that Christofias was handpicked by a committee led by the father of Nicos Katsourides.

Christofias also had a rival in the 1989 leadership but it was a symbolic challenge by Pavlos Dinglis, and ultimately led to 15 of the 85 members of the AKEL central committee defecting from the party to form ADISOK.

Former President George Vassiliou, who was elected on the AKEL ticket in 1988, said he wouldn’t like to predict anything for Wednesday’s election and remembered little about the 1989 AKEL crisis except that “from the moment Papaioannou chose Christofias, that was more or less it”.

“In those days whatever he (Papaioannou) said was gospel,” added Vassiliou.

Sofroniou described Papaioannou as having some good qualities although he was “a bit of a “Stalinist”.

“He engineered the ‘election’ of Christofias through the committee that monitored almost all aspects of members` lives,” he said. “This group chose Christofias at the insistence of Papaioannou.”

Journalist and historian Makarios Droushiotis believes that in those days, AKEL was taking its orders from Moscow.

“This is the first time AKEL is electing a general-secretary without having instructions from the Soviet Union,” he said.

Before the fall of the communist bloc in 1976, Droushiotis said that AKEL was in support of a quick solution but had directions from Moscow not to accept it.

He said Russia preferred instability that would keep NATO off its southern flank, and a Cyprus solution would have cleared the hostility between Greece and Turkey. “Russia always supported the status quo,” Droushiotis said.

In 1989 Christofias just seemed to have “come out of nowhere”, he said.

Commenting on the forthcoming election, Dsourhiotis said: “Chrisofias wants Kyprianou but Katsourides is so strong within the party that he is afraid to support Kyprianou openly.”

Sofroniou did not foresee any major complications for the party when it comes to the outcome of the vote on Wednesday.

“No matter who is elected, it will be business as usual,” he said.

CYPRUS MAIL 18/01/09

English School parents fight back
By Elias Hazou

A GROUP of English School parents and alumni voicing concerns about the “preservation of the school’s Christian and multicultural nature” have sought to set the record straight over their views.

Calling themselves the English School Parents and Alumni Initiative, the group says that a number of teachers are trying to push a specific political agenda on students.

The views allegedly being imposed on pupils are understood to be left-wing, which deviate from the standard curriculum regarding the history of the island.

Some of the group’s grievances include the banning of symbols like the Greek flag and the cross, the removal of religious icons from the classroom and the national anthem.

The English School began as a multicultural school for all children of Cyprus. After the 1974 invasion, Turkish Cypriot children stopped attending, until 2003 when they were able to cross again to the free areas.

On its website (http://www.englishschoolnews.com/) the initiative posted an announcement “for the purpose of avoiding any misinterpretation or distortion, whether intentional or not, of the objectives of the Initiative”.

Its first point reads: “Not only does the Initiative not aim at the exclusion of the Turkish Cypriot students from the School, but it considers their smooth accession and integration in the School community, which has already been successfully effected, to be valuable and beneficial.”

But some teachers, the group says, are abusing their power by promoting their own views on the inter-communal disturbances of the 1960s and of the role of EOKA, with what is perceived as an undue emphasis on the fact that atrocities were also committed by the Greek Cypriot side.

The initiative thinks it has been misrepresented and portrayed as nationalists or Greek Orthodox zealots.

“Nothing could be farther from the truth. We only ask that teachers leave their politics at home,” a source close to the initiative told the Sunday Mail.

The group is holding a meeting at Nicosia’s Hilton Hotel on 28 January. Invitations have been sent out to some 500 parents of English School parents, and the initiative expects a high turnout.

But Kyriacos Vassiliou, chairman of the school’s board of governors, categorically denies any attempt at indoctrination. He says that repeated calls to the initiative for a “civilised discussion” have gone unanswered, although a couple of concerned parents did meet with him in private.

“I am extremely saddened that this sort of climate is being created. Frankly, I don’t know if they know the meaning of the term ‘exchange of views’,” said Vassiliou.

Instead, some teachers have received anonymous letters accusing them of trying to influence their students. The school says that because the letters are anonymous it cannot examine them on principle.

On the surface, the two schools of thought see eye to eye on many things. Both agree that the school should be multicultural and embrace students from different backgrounds - not only Turkish Cypriots, but also Armenians, Maronites etc.

But behind the scenes, it is the tactics employed by either side - if the term is applicable - that have served to poison the climate.

For instance, the Sunday Mail has learned that alarmist rumours began circulating that a picture of Kemal Ataturk, the founder of the Turkish Republic, would be posted on the school grounds.

It appears that the rumour was started after someone posited, for argument’s sake, that if the school was indeed multicultural, then Ataturk should be depicted alongside Greek symbols. Far from suggesting that this should be done, the point of the argument was that one should tread a fine line when dealing with nationalist imagery.

On the flipside, it is said that several teachers have been trying to disseminate pro-AKEL propaganda in classrooms, with the board’s tacit backing.

One of the complaints concerns the visit of AKEL member, Rolandos Katsiaounis, who was invited to speak at the end of October to celebrate Cyprus’ independence, a month late and without the national anthem.

According to the group, in his speech Katsiaounis said that there had been no Turkish invasion in 1974. Allegedly, he also told students that the national anthem belonged to a different country (Greece) and that it would never be heard again at the school.

Of the 10 members of the board of governors, it’s understood that three are AKEL sympathisers, three with DIKO, two with DISY, one with socialists EDEK, and there is one Turkish Cypriot.

Meanwhile the school has employed the services of an American consultant, who is to assess integration so far and make her recommendations to the board.

Integration at the school seems to have gone relatively smoothly, without major problems - and it’s plausible that the pupils themselves have been caught in the crossfire.

CYPRUS MAIL 18/01/09

İnsanımız çaresiz güneye

Güney Lefkoşa'daki Organ Nakil Merkezi, son 5 yılda 35 Kıbrıslı Türk'ün hayatını kurtardı

DÜNYA BİRİNCİSİ... Güney Lefkoşa'daki Paraskevaidis Cerrahi ve Organ Nakil Merkezi başarılı operasyonlarıyla dünya sıralamasında ilk sıraya yerleşti. Türkiye ve Yunanistan gibi ülkelerde her yıl milyonda 17 böbrek nakli yapılırken, Güney Kıbrıs'ta milyonda 85 nakil gerçekleştiriliyor. Serbest geçişlerin başladığı 2003 yılından bu yana 35 Kıbrıslı Türk'e böbrek nakli yapılırken, oldukça pahalı olan bu nakillerin hiçbir ücret alınmadan gerçekleştirildiği belirtiliyor.

AYRIMCILIK YAPMIYORUZ...  KIBRIS'a konuşan Paraskevaidis Organ Nakil Merkezi Yöneticisi Dr. George Kyriakidis, 1984 yılında hizmete giren merkezin, bugüne kadar başarılı bir şekilde 824 operasyon gerçekleştirdiğini ve dünyada ilk sıraya yerleştiklerini söyledi. Son yıllarda Kıbrıslı Türklerin yoğun ilgisiyle karşılaştıklarını anlatan Kyriakidis, "Yoğun talepleri, hiçbir ayırım yapmadan karşılamaya ve tüm hastalara yardımcı olmaya çalışıyoruz" dedi. 

Aral MORAL

   Güney Lefkoşa'daki Paraskevaidis Cerrahi ve Organ Nakil Merkezi, başarılı operasyonlarıyla dünya sıralamasında ilk sıraya yerleşti.

   Türkiye ve Yunanistan gibi ülkelerde her yıl milyonda 17 böbrek nakli yapılırken, Güney Kıbrıs'ta milyonda 85 nakil gerçekleştiriliyor.

   Paraskevaidis Cerrahi ve Organ Nakil Merkezi, Kıbrıslı Türkleri de ücretsiz tedavi ediyor.

   Böbrek nakli Türkiye'de 30 bin TL'ye yapılırken, Paraskevaidis Cerrahi ve Organ Nakil Merkezi Yöneticisi Dr. George Kyriakidis, KIBRIS'a yaptığı açıklamada, karşılıklı geçişlerin başladığı 23 Nisan 2003'den günümüze kadar geçen sürede, 35 Kıbrıslı Türkü tedavi ettiklerini, bunu yaparken de hiçbir ücret talep etmediklerini söyledi.

   Merkezin açıldığı tarihten bugüne 824 operasyon gerçekleştirdiklerinin altını çizen Kyriakidis, bütün ameliyatların da başarılı geçtiğini söyledi.

   Dr. George Kyriakidis ayrıca, sağlık konusunun siyasetin üstünde olduğunu ve Kıbrıslı Türk doktorlarla işbirliği yapmak istediğini ifade etti.

 

"Kıbrıslılardan tedavi için ücret almıyoruz"

 

   Paraskevaidis Cerrahi ve Organ Nakil Merkezi'nin hükümetten bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir hastane olduğunu kaydeden Dr. George Kyriakidis, "Hastanemiz, Bay Paraskevaidis tarafından kuruldu. O dönemlerde organ nakli ihtiyacı duyan Kıbrıslılar, ABD'ye gidiyordu. Ben de Miami Üniversitesi'nde profesördüm. Hastalardan nakil için para talep ediyordu. Çünkü çok pahalı bir işlemdi. Bay Paraskevaidis, Kıbrıslıların ABD'ye gitmesi yerine Kıbrıs'ta tedavi olabilmelerine imkan sağlamak için ülkeme geri dönüp dönmek istemeyeceğimi sordu ve kendisiyle görüşerek dönmeye karar verdim" diye konuştu.

   1984 yılında organ nakil programını başlatma kararı aldıklarını belirten Kyriakidis, 1986 yılında ABD'den gelerek Paraskevaidis Cerrahi ve Organ Nakil Merkezi'nde çalışmaya başladığını söyledi.

   Kıbrıslı hastaların tedavi ücreti ödemediğine dikkat çeken Dr. Kyriakidis, "Bir diğer deyişle, organ nakli için merkezimize gelen Kıbrıslı Rumlardan ve Kıbrıslı Türklerden para almıyoruz. Tamamen ücretsiz" diye konuştu.

   Merkezin, Paraskevaidis ailesi ve hükümet tarafından finanse edildiğini kaydeden George Kyriakidis, "Kıbrıslı Türkler para ödemeden ameliyat olabilir. Sadece ameliyat değil gerekli testleri ve tıbbi tedavi de olabilirler" dedi.

 

"Nüfus oranına göre dünyada birinciyiz"

 

   Dr. George Kyriakidis, Paraskevaidis Cerrahi ve Organ Nakil Merkezi'nin, 2008 yılında, nüfusa oranla dünya genelinde yapılan böbrek nakil sayısında birinci sırada olduğunu söyledi.

   "Bu rakam çok etkileyicidir ve birçok ülke tarafından da biliniyor" diye konuşan Kyriakidis, bunun nedeninin, kişiden kişiye yapılan ameliyatlar olduğunu kaydetti.

   George Kyriakidis ayrıca, kişiden kişiye yapılan ameliyatlar dışında, kadavradan alınan böbrekle de ameliyat yaptıklarını söyledi.

   Kyriakidis sözlerini şöyle sürdürdü:

   "Organlarını bağışlayan kişilerden öldükten sonra alınan organlarla yapılan operasyon oranımız, şu anda Avrupa Birliği averajından yüksek. Avrupa Birliği'ndeki organ bağışı ortalaması milyonda 16. Biz geçen yıl milyonda 20 bağış aldık. Bundan çok mutluyuz."

 

"Operasyonlarımızın tümü başarılı"

 

   Organ nakli için yaptıkları operasyonların çok başarılı olduğuna dikkat çeken Dr. George Kyriakidis, "Şimdiye kadar hiçbir hastamızda ameliyat sonrası sorun yaşamadık. Bunun nedeni de onlara çok iyi bakmamızdır" dedi.

   Küçük ve batılı olmayan ülkelerde organ naklinin çok zor olduğunu söyleyen Kyriakidis, Türkiye ve Yunanistan'ın yılda milyonda 17 böbrek nakli yaptığını, Paraskevaidis Cerrahi ve Organ Nakil Merkezi'nin ise milyonda 85 nakil gerçekleştirdiğini vurguladı.

   Paraskevaidis Cerrahi ve Organ Nakil Merkezi'nin göstermiş olduğu başarı nedeninin, insanların nakil ünitesine duyduğu güvenden kaynaklandığını ifade etti.

 

"Organ bağışı konusunda

halkı bilinçlendirmeye çalıştık"

 

   Organ bağışı konusunda, halkın bilinçlendirilmesi ve farkındalığın artırılması için çalışma yaptıklarını söyleyen Dr. George Kyriakidis, "İnsanların organ bağışının önemi konusunda bilgisi yoktu" diye konuştu.

   Ancak şu an toplumun bilinçlendiğine işaret eden Kyriakidis, bunun için çok çalıştıklarını belirterek, 22 yıl boyunca radyo ve televizyon programlarına katılmanın yanında birçok yerde de bilgilendirici toplantılar düzenlediğini de söyledi.

 

"35 Kıbrıslı Türkü tedavi ettim"

 

   Karşılıklı geçişlerin 23 Nisan 2003'te başladığı tarihten günümüze kadar 35 Kıbrıslı Türkü tedavi ettiğine dikkat çeken Dr. George Kyriakidis, merkezin açıldığı tarihten itibaren 824 operasyon gerçekleştirdiklerinin altını çizdi.

   Gerçekleştirdiği zorlu bir ameliyattan da bahseden Kyriakidis, "Yaptığım en küçük operasyon 4 yaşındaki bir Kıbrıslı Türk çocuğuydu. Tam 8 kiloydu. Yaklaşık 3 yıl önce babası kendi böbreğini verdi. O tarihten bugüne bakacak olursak, çocuk çok sağlıklı ve iyi durumda" dedi.

 

"Kıbrıslı Türk doktorlarla daha fazla işbirliğimiz olabilir"

 

   Kıbrıslı Türk doktorlarla daha fazla işbirliği yapılabileceğine olan inancını ifade eden Dr. Kyriakidis, bunun yanında "neden Kuzey Kıbrıs'tan da organ bağışı yapılamasın" diye sordu.

   Kyriakidis, ülkemizdeki devlet hastaneleri konusunda da konuşarak "En azından bu hastanelerden, ölüm sonrası 3 ya da 4 organ bağışı alabiliriz. Böylece daha fazla Kıbrıslı Türk'e yardımcı oluruz. Geçen yıl 13 bağış oldu. Kuzeyden de bağış alırsak çok iyi olur. Böyle bir işbirliğinin yurt dışında da ses getireceğini düşünüyorum. Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların işbirliği yaptığı konuşulacak" dedi.

   3 bağışçı ile 6 Kıbrıslı Türkün sağlığına kavuşabileceğine dikkat çeken Paraskevaidis Cerrahi ve Organ Nakil Merkezi yöneticisi, "Bunu yaparken de Kıbrıslı Türk doktorların da katılımıyla gerçekleştirebiliriz" diye konuştu.

   Dr. George Kyriakidis, sağlık konusunun siyasetin üstünde olduğunu ve Kıbrıslı Türk doktorlarla işbirliği yapmak istediğini de sözlerine ekledi.

KIBRIS 18/01/09

 

Kıbrıs'ta bir ilk:Dünya standartlarında bir okul

HARVARD, OXFORD, CAMBRIDGE'E ÖĞRENCİ HAZIRLIYOR... The English School of Kyrenia, Kıbrıs'ta henüz uygulanmayan dünya standartlarında müfredatıyla, Harvard, Oxford ve Cambridge gibi önde gelen üniversitelere öğrenci hazırlıyor

HERŞEY ÖZEL TASARIM... "Çocukların kendi arasında anlaşmalarını ve paylaşımlarını teşvik etmek için uzmanlar hiçbir şekilde bireysel oyuncak önermiyor. O yüzden bizim bisikletlerimiz bile en az iki kişilik. Böylece çocuklar öne kimin ne zaman geçeceğine ve nasıl bir dönüşümle oynayacaklarına kendileri karar veriyorlar, çünkü tek başlarına oynayamıyorlar.."

 

ORTAMA AYAK UYDURAMIYORLAR...  Bilge Nevzat: Özellikle küçük yaş grupları genellikle, Güney'de, ortama ayak uydurmakta zorlanıyorlar. Rumca konuşamadıkları ve İngilizceleri diğer arkadaşlarıyla diyalog kurmaları için yeterli olmadığından, mesela, hepsi oyun oynarken, onlar bir kenarda oturup, izlemeyi tercih ediyor...

 

 

AYSU BASRİ AKTER-Sınırsız Sohbetler

 

   İş dünyasının tanınmış isimleri ve KIBRIS Medya Grubu'nun da yöneticileri, Bilge ve Fehim Nevzat, oğulları İrfan ve Levent ile Kuzey Kıbrıs için büyük bir yatırım yapıyorlar.

   Kuzey Kıbrıs'ta önemli bir ilk olacak okul projesinin ilk ayağını, Eylül 2008'de okul öncesi eğitim ile başlatan Nevzat ailesi, yeni eğitim yılında tamamlanacak olan okul kompleksiyle, faaliyet alanlarını genişletiyor.

   The English School of Kyrenia, eylül ayından bu yana, 3-6 yaş arasında kayıtlı 60 öğrencisi ile eğitime devam ediyor. 3-18 yaş aralığında özel olarak seçilen tüm öğrencilerine akademik mükemmellik ve kişisel gelişmişlik sunma hedefindeki okul, hem akademi alanında titiz bir eğitim, hem de genel kültür, görgü ve disiplin alanında da iddialı bir kılavuz olmayı amaçlıyor.

   "Ben özellikle 3 yaş grupları dahil, örneğin, yemekte sofra disiplinine özen gösterilmesi ve kesinlikle çatal bıçak kullanılması konusunda ısrar ediyorum" diyen Bilge Nevzat'ın ne demek istediğini, çatal bıçaklarını ustalıkla kullanan öğrencilerin en sevimli hallerinden anlıyoruz.

     Eylül ayında Beylerbeyi'ne taşınacak olan okulu, şu anda faaliyet gösterdiği, Girne Milli Arşiv yanındaki geçici binasında ziyaret ettik.

    Bizi karşılayanlar, okul direktörleri yanında, İngilizce konuşup, İngilizce şarkılar söyleyen 3 yaşında çocuklardı.

 

Harvard ve Oxford'a hazırlıyoruz

 

   Okul projesi ile ilgili bilgi aldığımız, The English School of Kyrenia Direktörü Bilge Nevzat, okulun, Güney Kıbrıs'ta yüzyılı aşkın bir süredir eğitim hizmeti sunan ve bu alanda kayda değer bir yer edinen, İngiliz Okulu örneği dikkate alınarak projelendirildiğini söylüyor. Ancak geleneksel bir İngiliz eğitimi verecek olan okul, Kıbrıs'ta da bir ilki gerçekleştirerek, öğrencilerine IGSCE ve International Baccalaurate (Uluslararası Bakalorya) imkanı sunacak. Okulun ana iddiası ise, bu eğitim programlarıyla, dünyanın önde gelen üniversitelerine doğrudan öğrenci gönderebilmek.

   Böylelikle, bu müfredatı alan öğrenciler, Cambridge, Yale, Oxford veya Harvard gibi dünyanın önde gelen üniversitelerine hazırlık yılına gerek kalmadan, doğrudan girebilecek ve zorlanmadan buradaki eğitimlerini sürdürebilecekler.

 

810 çocuk Güney'de eğitim görüyor

 

   Bilge Nevzat, yaptıkları araştırmaya göre, bugün 810 çocuğun Güney Kıbrıs'ta eğitim gördüğünü öğrendiklerini, AB hedefini savunan bir kişi olarak, buna kesinlikle karşı da olmadıklarını ama bu projeyle, daha kaliteli ve farklı bir eğitim arayan bu çocuklara burada daha kolay ulaşabilecekleri, daha fazla imkan sunmak istediklerini, söyledi.

   "Şu anda eğitim için Güney'e giden 5-6 yaş grubu çocuklar var. Ben bizzat gidip, burada bu çocukları gözlemleme şansı da buldum" diye konuşan Nevzat şöyle devam ediyor:

   "Özellikle küçük yaş grupları genellikle, Güney'de, ortama ayak uydurmakta zorlanıyorlar. Rumca konuşamadıkları ve İngilizceleri diğer arkadaşlarıyla diyalog kurmaları için yeterli olmadığından, mesela, hepsi oyun oynarken, onlar bir kenarda oturup, izlemeyi tercih ediyor".

    Müfredat çalışmaları için Eğitim Bakanlığı ile anlaşmaya vardıklarını da anlatan Bilge Nevzat, özellikle, bakanlığın talebi üzerine, kendi müfredatlarına ek olarak, Türkçe, Türk Tarihi ve Sosyal Bilgiler derslerinin de ana dilde verileceğini belirtti.     

    Okulda yabancı dil eğitimine son derece büyük bir önem verdiklerini de belirten Bilge Nevzat, Rumca, Fransızca ve Almanca gibi yaygın seçmeli yabancı diller yanında, Çince eğitiminde de oldukça iddialı olacaklarını belirtiyor. "Bugün özellikle ticaret alanında çalışanlar biliyor ki, Çince geleceğin ana dili konumunda" diye konuşan Bilge Nevzat, "O yüzden biz de belki aile şirketlerini geliştirecek, belki de kendi kariyer geleceğini besleyecek çocukların alacakları Çince eğitimle, çok özel bir donanıma sahip olacaklarını düşünüyoruz" dedi.

 

Okul imkanları

 

   The English School of Kyrenia direktörlerinden İrfan Nevzat ise, okul ile ilgili verdiği bilgilerde, özellikle kadro oluşumu ve okul gereçleri için oldukça titiz davrandıklarının altını çizdi. Şu anda 3-6 yaş grubuna eğitim veren okul, eğitmen kadrosunun yabancı öğretmenlerini İngiltere'den getirmiş. Her sınıfta bir Türk ve bir İngiliz öğretmen bulunuyor. Küçük yaş grupları ayrıca, sınıf yardımcılarından da yardım alarak, gün boyu devam eden eğitimlerini keyifle sürdürüyorlar.

   Okul araç gereçleri de büyük ölçüde İngiltere'den özel olarak eğitim için tasarlanarak getirilmiş. Örneğin okuldaki hiçbir oyuncak bireysel değil. İrfan Nevzat, "Çocukların kendi arasında anlaşmalarını ve paylaşımlarını teşvik etmek için uzmanlar hiçbir şekilde bireysel oyuncak önermiyor. O yüzden bizim bisikletlerimiz bile en az iki kişilik. Böylece çocuklar öne kimin ne zaman geçeceğine ve nasıl bir dönüşümle oynayacaklarına kendileri karar veriyorlar, çünkü tek başlarına oynayamıyorlar" diyor.

    08.00-15.30 arasında eğitim veren okul, ailelere sundukları servis imkanı ile de kolaylık sağlamaya çalışıyor. İrfan Nevzat, şu anda Mağusa ve Lefkoşa dahil, çeşitli bölgeden mesafeye aldırış etmeden kayıt yaptıran çocukları olduğunun altını çiziyor. Tam gün eğitim veren okul, öğrencilerine sunduğu özel olarak pişirilen sağlıklı yemek servisiyle hem ailelerin hayatını kolaylaştırmayı hem de çocukların beslenme alışkanlıklarını kontrol edebilmeyi hedefliyor.

 

10 bin metrekarelik yeni bina eylülde

 

    Okul direktörlerinden Levent Nevzat ise, eylül döneminde taşınacakları yeni binanın 10 bin metrekarelik bir kulanım alanına sahip olduğunu ve bin öğrenci kapasitesine sahip olmasına karşın, kendilerinin kaliteyi de dikkate alarak, 850 öğrenci hedefinde olduklarını belirtti. Yeni binanın, yüksek donanımlı bir kütüphane, çağdaş bir fen laboratuvarı, çok maksatlı bir toplantı salonu, müzik odası, lisan laboratuarları ve interaktif beyaz tahtaya sahip olacağını söyleyen Levent Nevzat, hedeflerinin, kaliteli ve mutlu bir eğitim alanı yaratmak olduğunu belirtti.

    Eylül ayından itibaren sadece okul öncesi değil, ilk ve ortaokul için de kayıt yapacaklarını belirten Nevzat, her yıl kapasitelerini kontrollü olarak katlayarak, yola devam edeceklerini belirtti.

   Okulda özellikle, sanat ve spor alanında da öğrencilere üst düzey imkanlar vermeyi ve becerilerini geliştirmeyi hedeflediklerini belirten Levent Nevzat, müzik, resim ve temsili sanat için oluşturulan sınıflarla öğrencilerinin sanat becerilerini geliştirmeyi hedeflediklerini söylüyor. Nevzat, bunun yanında spor alanında da ısıtılmış kapalı yüzme havuzu, basketbol, voleybol ve mini-futbol sahasının spor tesislerine dahil olduğunu belirtiyor.

 

Sıcak bir ortam

 

    Çocuklara yakın diyalogları oldukça dikkat çekici olan İrfan ve Levent Nevzat, öğrencilerle kurdukları birebir ilişkiyle, çoğu zaman ilk gün sorunu yaşayan çocukların geçici baba figürü de oluyorlar.     

   "Okula her geldiğimde, her ağlayan çocukla onların da samimi olarak üzüldüğünü görüyorum" diyen Bilge Nevzat, zaman zaman okul müdiresi Mrs. Judith Green'in, klasik İngiliz otoritesiyle, bu hassasiyeti frenlediğini anlatıyor, gülerek.

   Şu anda okul öncesi için katı kuralları olmadığının altını çizen The English School of Kyrenia Direktörü İrfan Nevzat, gelecek yıllarda, 6 yaş ve üzeri gruplardan başlayarak, her sınıf için ayrı kriterleri olduğunu belirtiyor.

 

Program Cambridge'den

 

   Şu anda 3-6 yaş arası uygulanan okul öncesi programlarının Cambridge International Primary Programme (CIPP) temel alınarak, profesyonel bir kadro tarafından hazırlandığını belirten Levent Nevzat ise, programın, ilk, orta ve lise seviyesi eğitimi için çok iyi bir temel oluşturduğunun altını çiziyor ve bu hedefle, bu okulun ilk defa Kuzey Kıbrıs'tan, bu okullara direkt öğrenci yollayacaklarını söylüyor.

KIBRIS 18/01/09

 

"Bunlarla zor"

Fanatik Rum gençleri Türk araçlarına saldırdı

DEHŞET SAÇTILAR... Fanatik Kıbrıslı Rum gençleri dün akşam saatlerinde Güney Lefkoşa'da gezinti yapan Kıbrıslı Türklere ait araçlara saldırarak dehşet saçtı... Saldırıya uğrayan Kıbrıslı Türkler, kapıları kilitleyerek dayak yemekten kurtulurken, arabaları zarar gördü

Elmas TOKAY

   Güney Kıbrıs'ta Apoel Spor Kulübü'nün fanatik gençleri, kulüp binası önündeki trafik ışıklarında bekleyen Kıbrıs Türklerin arabalarına saldırdı.

   Fanatik Rum gençlerinin fırlattığı taşlarla, bira şişeleriyle arabalarının camları ve dikiz aynaları kırılan Türkler, korkulu anlar yaşadı.

   Bazı fanatikler, kapıları açıp, arabalardaki Kıbrıslı Türkleri dışarı çıkarmak istedi.

   Saldırıya uğrayanlardan bazıları, hem Rum polisine, hem de Türk polisine giderek ifade verdi.

   Trafik ışıklarında bekleyen Kıbrıslı Türk plakalı otomobillere, bira ve kola dolu plastik bardakları fırlatan, daha sonra ise çekinmeden yerde buldukları taşları atarak arabaların camlarını kıran Rum fanatikleri, arabaların içindeki kişileri darp etmeye niyetlendi.

   Birçok Kıbrıslı Türk, ailesiyle maruz kaldığı bu kötü durum karşısında Rum polisinin yetersiz kalmasından da yakındı.

   Fanatikler tarafında atılan bir taş, bir otomobilin arka camını kırarak, arka koltukta oturan küçük bir çocuğun elini yaraladı.

 

"Gerekeni yapacağız"

 

   Lefkoşa Polis Müdürlüğü'ne gelerek şikayette bulunan K.T., H.A., H.İ., Z.T., isimli vatandaşlar, Rum Hükümeti'nden şikayetçi olduklarını ve gereken her yere bu şikayetlerini ileteceklerini söyledi.

   Yapılan bu saldırının tamamen Kıbrıslı Türklere yönelik olduğunu söyleyen vatandaşlar, fanatik bir spor kulübü taraftarı olmaları yanında, bu gençlerin kesinlikle siyasi güçler tarafından desteklendiğini de iddia etti.

KIBRIS 18/01/09

 

7.5 milyon Euro'luk anlaşma

Rum Savunma Bakanlığı'nın; merkezi Belçika'da olan, ancak yüzde yüz İsrail bağlantısı bulunan bir şirketten, silah sistemleri satın alacağı ve bu şirket ile 7.5 milyon Euro'luk anlaşma yaptığı bildirildi.

   Fileleftheros gazetesi haberinde, Rum Savunma Bakanı'nın; "güvenlik güçleri için elzem olduğu" belirtilerek ödeneğin "ivedi" olarak onaylanmasını talep ettiği ve silah sisteminin alınacağı şirketle ilgili detaylı bilgi vermediği Rum Meclisi Savunma Komitesi'nin kapalı toplantısının tutanaklarını ele geçirdiğini de yazdı, özetle şunları kaydetti:

   "Komite'nin basına kapalı toplantısında milletvekillerinin çoğu - güvenlik ve uzun zamandır izlenmekte olan politika nedeniyle- Güvenlik Birimleri'nin teçhizatı ve özellikle de İsrail'in denetiminde olan şirketlerden ileri teknoloji ürünü sistemler konusunda yoğun tereddüt belirttiler. Tereddütler özellikle de İsrail ile Türkiye arasındaki; teçhizat ve ileri teknoloji ürünü silah sistemleri konularındaki işbirliği ve casusluk bulgularını karşılıklı değiş-tokuş etmeleri üzerinde yoğunlaştı.

   Gazetemizin ele geçirdiği resmi belgelerden ortaya çıktığı üzere, milletvekillerinin; Belçika'daki üretici şirketin kime ait olduğunun belirlenmesini ısrarla talep etmelerine rağmen Savunma Bakanı; şirkette bir miktar İsrail çıkarı olabileceğini veya yalnızca ilgili silah sisteminin yedek parçalarının İsrail şirketi tarafından imal ediliyor olabileceğini söyleyerek ödeneğin güvenlik için elzem ve ivedi olarak onaylanmasını istedi.

   Ancak gazetemizin söz konusu şirketle ilgili elde ettiği bilgiler (alınacak silah sistemi de tarif ediliyor ancak malum nedenlerden dolayı yayınlamayacağız) söz konusu Belçika şirketinin yüzde yüz oranında; merkezi Hayfa'da bulunan İsrail Savaş Sanayisi'nin "Elbit Systems Ltd." isimli şirkete ait olduğunu net şekilde ortaya koyuyor."

   Gazete Rum yönetiminin Belçika'daki söz konusu silah şirketi ile 7,5 milyon Euro'luk anlaşma yaptığını da haberine ekledi.

 KIBRIS 18/01/09

 

Guardian: "2009 Türkiye için belirleyici yıl"

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 4 yıl aradan sonra Brüksel'e gitmesi, İngiliz basınında da yer buldu. İngiliz The Guardian gazetesi, 2009'un Türkiye'nin AB üyeliği açısından "belirleyici" bir yıl olacağını yazdı.

 

Guardian, Başbakan Erdoğan'ın Brüksel ziyaretinin amacının Türkiye'nin AB üyeliği hedefini canlandırmak olduğunu belirtti.

Gazete, Brüksel'deki diplomatlara dayanarak, "Başbakan Erdoğan'ın üyelik müzakerelerinin başladığı 2005 yılından bu yana AB'nin karargahını ilk kez ziyaret etme kararının, iç politikada mücadeleyle geçen iki yıl ve AB ile bozulmaya başlayan ilişkilerin ardından, Türkiye'nin Avrupa politikasında bir değişimin işareti sayılabileceği" yorumuna yer verdi.

"Başbakan Erdoğan'ın yakın çalışma arkadaşlarından Egemen Bağış'ı başmüzakerecilik görevine getirdiğine" işaret edilen haberde, "AB'nin Türkiye'nin üyeliği konusunda bölünme yaşadığı, Fransa ve Almanya'nın da aralarında bulunduğu bir grup üyenin Türkiye'ye karşı bir tutum takındıkları" savunuldu, "Erdoğan'ın
reformlar yaparak bu konudaki kararlılığı vurgulaması gerektiği" belirtildi.

"2000'li yılların başlarında ortaya konulan radikal reformların ardından Türkiye'de hükümetin bu adımlardan geri döndüğü ya da reformları askıya aldığı izleniminin ortaya çıktığı" görüşü dile getirilen yazıda, istikrarın da "askeri darbe tehditleri", "suikastlar", "liberallere, yazarlara, gazetecilere yönelik davalar" ve "Kürtlere yönelik baskılar" ile sarsıldığı iddia edildi.

"Erdoğan'ın Kıbrıs'taki bölünmüşlüğün giderilmesine yönelik taleplere karşı oyalama taktiklerine başvurduğu yönünde bir inanç bulunduğu" ileri sürülen
haberde, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu ve Uluslararası Kriz Grubu'nun Türkiye ile ilgili raporlarında da ağır eleştirilerin bulunduğu savunuldu.

"Genişleme ve Türkiye'nin AB üyeliğinden yana bir tutum içinde olan AB Komisyonu'nun, Erdoğan'a yardımcı olabileceğini" de yazan Guardian, "halen dönem
başkanlığını elinde tutan Çeklerin de genişlemeden yana olduğunu ve Ankara ile görüşmelerin ilerletilmesinden yana tutum takındığını" hatırlattı.

"Ancak Çeklerin ve önümüzdeki Temmuz ayında dönem başkanlığını devralacak olan İsveçlilerin işi, hem Türkiye'deki hem de Avrupa'daki kamuoylarının üyelik konusundaki olumsuz görüşleri nedeniyle zor" görüşünü savunan Guardian, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Brüksel gezisiyle Rusya'nın Avrupa'ya yönelik gaz sevkıyatı konusundaki krizin aynı döneme denk geldiğini hatırlattı ve Hazar Havzası'ndan güvenli enerji sevkıyatında Türkiye'nin anahtar önem taşıdığını vurguladı.

CNN TURK 19/01/09

 

İsrail'den Gül’e büyük ayıp!

19/01/2009 RADIKAL

Şarm El Şeyh'teki Gazze Zirvesi'nden sonra, İsrail Başbakanı Ehud Olmert, zirveye katılan Avrupalı liderleri İsrail'e akşam yemeğine davet etti fakat davetliler listesinde Cumhurbaşkanı Gül'ün ismi yer almadı.

AFP ajansının diplomatik bir kaynağa dayandırarak verdiği haberine göre Olmert'in 19.30'da bazı Avrupalı liderlerine vereceği akşam yemeğine İngiltere Başbakanı Gordon Brown, Almanya Başbakanı Angela Merkel, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero ve Çek Başbakan Mirek Topolanek davet edildiler. Milliyet’in haberine göre Şarm El Şeyh'deki toplantıya katılmasına rağmen Cumhurbaşkanı Gül'ün ismi bu listede yer almadı.

GÜL: BARIŞ KALICI OLMALI

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İsrail ile Filistin arasında kalıcı bir ateşkes sağlanması gerektiğini, aksi takdirde olayların her 2 senede bir tekrarlandığını söyledi. Mısır’ın Şarm El Şeyh kentindeki Maritim plazada bugün gerçekleştirilen çok uluslu Gazze zirvesine katılan Abdullah Gül, zirve sonrası basına yaptığı açıklamada, “Ateşkesin her iki tarafta da ilan edilmesi ve bunu her iki tarafın da kabul etmesi önemlidir. Bu noktaya gelmekte Mısır’ın çok büyük katkıları vardır” dedi.

Türkiye, Almanya, İspanya, İtalya ve Ürdün liderlerini İsrail'in Gazze saldırılarını görüşmek üzere Fransa ve Mısır'ın eşbaşkanlığında bir araya getiren zirvede, Türkiye’nin de katkılarına dikkat çeken Gül, “Bizim de Kahire, Şam ve Tel Aviv arasında diplomasi yaparak ateşkese katkılarımız olmuştur. Bu ateşkesin devamlı olabilmesi için İsrail askerlerinin en kısa sürede ablukayı kaldırması gerekmektedir. Bütün bunlar kısa vadelidir. Filistinlilerin mutlaka uzlaşması gerekir. Sayın başkan Abbas’ın öncülüğünde bu işin olacağına inanıyoruz. Türkiye olarak, bütün Avrupa ülkeleri olarak herkesin bunu güçlü bir şekilde destekleyeceğinden eminiz. Eğer kalıcı bir barış sağlanamazsa her 2 senede bir bu acılar tekrarlamaktadır. Onun için kalıcı olması şarttır, bunun için de Filistin ve İsrail’in yan yana yaşayabileceği bir ortamın muhakkak sağlanması gerekir. Bu geriye bırakılacak, göz ardı edilecek bir problem değildir. Dünyadaki birçok problemin altında bu konu vardır. Bu yönde hep beraber bu konuya birinci öncelik vererek çalışmalıyız. Bu ateşkese katkısı olan herkese tekrar teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.

Rum saldırıları geçişlere yansıdı

Çok sayıda Kıbrıslı Türk, Trodos ve Larnaka planlarını iptal etti... Metehan en rahat Pazar'ı geçirdi

Fanatik Kıbrıslı Rum gençlerin önceki gün, Kıbrıslı Türklere ait araçlara saldırarak hasar vermeleri kamuoyunda sert tepkilere yol açtı ve büyük öfke yarattı. Saldırılara karşılık olarak, Pazar gününü Trodos'ta ve Larnaka'da geçirmeyi planlayan yüzlerce Kıbrıslı Türk karar değiştirerek kuzeyde kaldı. Faşist saldırıların geçişlere yansıması nedeniyle Lefkoşa'da araçlı geçişlerin yapıldığı Metehan sınır kapısı en sakin günü yaşadı.

 

KIBRIS muhabirleri Metahan sınır kapısında uzun süre nöbet tutarak, geçişlerin azlığını not ederken, polisten rakam almak mümkün olmadı. Saldırıları bir bildiri ile kınayan Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, bu tür olayların, Kıbrıs Rum ve Türk toplumları arasındaki güveni dinamitlediğine dikkat çekti. Fakat Rum polisi, geçmişte olduğu gibi suskunluğu tercih etti ve herhangi bir tutuklama yapıp, yapmadığını açıklamadı

 

Ali CANSU

 

   Fanatik Kıbrıslı Rum gençlerin önceki akşam Güney Lefkoşa'da gezinti yapan Kıbrıslı Türklere ait araçlara saldırarak dehşet saçması KKTC'de büyük öfke yarattı. Saldırılara tepki olarak, Trodos ve Larnaka'da gezi planları yapan birçok Kıbrıslı Türk güneye geçmekten vazgeçti.

   Önceki gün futbol maçı sonrasında yollara dökülen faşist APEOL taraftarları, önlerine çıkan KKTC plakalı araçlara saldırarak, büyük hasara yol açmışlardı. Rum polisinin yanı sıra, KKTC polisine şikayette bulunan 7 araç sahibi, dehşet saçan Rum gençlerinin yakalanmasını talep etti. Gazetemize telefonla yapılan şikayetlerde ise, polise kayıt yaptıran 7 aracın dışında, yine Kıbrıslı Türklere ait bazı araçlara hasar veren Kıbrıslı Rum gençleri, Türk aleyhtarı slogan atmaktan geri kalmadı. Rum polisi ise yapılan şikayetleri "bölgemiz değil" diyerek yardımda bulunmayı reddetti.

  

GEÇİŞLERİ OLUMSUZ YÖNDE ETKİLEDİ

 

   Özellikle hafta sonları Trodos'a pikniğe ve Larnaka'da sahil gezintisi ile balık yemeğe giden Kıbrıslı Türkler önceki gün yaşanan olaylar nedeniyle dünkü programlarını iptal ederek, kendi bölgelerinde kalmayı tercih ettiler.

   Metahan sınır kapısı her zamanki yoğunluktan uzak, oldukça sakin bir gün geçirdi. Güneye geçişler azalırken, güneşli günden yararlanan bazı Kıbrıslı Rumların kuzeye geçtikleri görüldü.

   Metehan sınır kapısından güneye geçiş yapan az sayıdaki Kıbrıslı Türk ise, görüşmelerin sürdüğü bir ortamda bu tür olayların üzücü olduğunu belirterek, suçluların en kısa sürede yakalanmasının önemine dikkat çektiler. KIBRIS muhabirine konuşanların görüşleri şöyle:

 

Cemal Öşkar

 

"Ben Rum kesiminde çalışıyorum. Geçtiğimiz zamanlarda da benzer olaylar yaşanmıştı. Dolayısıyla bir kastın olmadığını düşünüyorum. Bizde de olan bir takım insanlar vardır ki her iki tarafta bu insanlara rastlanır. Rum tarafındaki kulüpteki fanatiklerin yaptığı bir hareket olduğunu düşünüyorum."

 

Tevfik Yoldaş

"Yaşananlar hoş olmayan olaylardır. Bu konuda daha ciddi polisiye tedbirler alınması gerekir ama bu tip unsurlar güneyde de kuzeyde de vardır. Fanatik unsurların davranışları da halkımızı güneye gitmekten alı koymaması gerekir. Güneydeki yetkililerin daha ciddiyetle polisiye tedbirlerle bunun üzerine gitmeleri ve bu tür faaliyetleri yapan unsurların yakalanıp cezalandırılması gerekir. Ama daha köklü çözümü ise her iki tarafta da şovenizmi, milliyetçiliği körükleyen demeçlerden kaçınılması gerekir."

 

SÖZCÜ STEFANU KINADI

 

   Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, Kıbrıslı Türklere yönelik saldırıları bir bildiri ile kınadı.

   Rum radyosunun haberine göre, Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu "Kıbrıs sorununun çözümü, ülkenin ve halkımızın yeniden birleştirilmesine yönelik doğrudan müzakerelerin sürdürülmekte olduğu bu zamanda yaşanan bu olaylar, Kıbrıs Rum ve Türk toplumları arasındaki güveni dinamitliyor, altını oyuyor" dedi.

   Rum halkını; bu tür faaliyetlerle bölünmüşlük değirmenine su döken fanatik ve aşırı unsurları tek başlarına bırakmaya da çağıran Stefanu; maskeli Rumların saldırısına uğrayan Kıbrıslı Türklere Rum yönetiminin sempatilerini iletti.

   Rum polisi ise her zamanki gibi suskun kalmayı tercih etti. Saldırıları düzenleyenlerin tutuklanıp, tutuklanmadığı konusunda hiçbir açıklama yapmayan Rum polisinin bu tavrı, saldırganları cesaretlendiren bir tavır olarak nitelendiriliyor.

KIBRIS 19/01/09

 

Vasiliu: Aradan 100 yıl geçse de KKTC tanınmaz!

Rum yönetimi eski başkanlarından Yorgos Vasiliu, Kıbrıs sorununun çözümü yönünde ilerleme olduğunu belirterek "Bir yerlere doğru ilerliyoruz" dedi. Vasiliu, bunu iki sebebe bağladı ve şöyle dedi:

   "Bunlardan bir tanesi Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas'ın mümkün olduğu sürece çözümü ilerletmeye kararlı olmasıdır. İkincisi ise Kıbrıslı Türklerin, çözüm olmadan ayrı bir insan varlığı olarak var olmayacaklarını bilmeleridir."

   Kıbrıslı Türkler ve Rumlar açısından olumlu koşulların bulunduğunu belirten Vasiliu, Türkiye'nin, Kıbrıs sorununun çözümsüz kalmasıyla hiçbir şey kazanmayacağını öne sürdü. Vasiliu, Türkiye'nin; 10, 50 ya da 100 yıl sonra KKTC'yi bağımsız bir devlete dönüştüremeyeceğini ve Kıbrıs sorunu çözülmedikçe bunun kendi için ekonomik bir yara olacağını bildiğini iddia etti.

   Vasiliu, Simerini gazetesinin "Şimdiye kadar yapılan Talat-Hristofyas görüşmelerinde özlü konularda bir anlaşmaya varılmadığı halde nasıl çözüm perspektifinin olduğunu söylüyorsunuz?" sorusuna şu yanıtı verdi:

   "5 kişi ile birlikte ben de Çalışma Gruplarından sorumluyum ve iş bittiğinde bir özet çıkardık. Bunun sonucunda aslında uzlaşmaya varıldığı ortaya çıkmış oldu."

   Vasiliu, konfederasyona ilişkin argümanlar işin içine girince her şeyin bir anda durduğunu, ancak diğer konularda uzlaşma olduğu sürece konfederasyona ilişkin tezin terk edilmesinin kolay olduğunu söyledi.

   Vasiliu, konfederasyonun Türkiye'nin ya da Kıbrıslı Türklerin hayati çıkarları ile bir ilişkisi olmadığını, çünkü Türkiye'nin 15 yıl içerisinde AB üyesi olacağına inandığını ve Güney Kıbrıs'ın da AB üyesi olduğu göz önüne alındığında konfederasyonun bir anlamının kalmadığını iddia etti.

   1. Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş ile çözüm bulunmasına yönelik yaptıkları görüşmelerde neyin yanlış gittiği sorusu üzerine Vasiliu, Denktaş'ın görüşlerinin ve tutumunun çok olumsuz olduğunu iddia etti.

   Hristofyas'ın uygulamaları ile ilgili hemfikir olup olmadığına ilişkin bir soruya karşılık, Kıbrıs sorununa yönelik temel hatlarda hemfikir olduğunu ifade eden Vasiliu, müzakerelerin biraz daha hızlı ilerleyebileceğini savundu.

KIBRIS 19/01/09

 

 

Guardian: "Türkiye kavşaktaki güç''

İngiltere'de yayımlanan The Guardian gazetesi, Türkiye'den "Kavşaktaki Güç" diye söz etti ve son Gazze krizinin, Türkiye'nin Avrupa ve ABD'ye bölgesel sorunlar konusunda yardımcı olan yakın ortak olarak değerini bir kez daha vurguladığını bildirdi


Gazetenin yazarlarından Simon Tisdall tarafından kaleme alınan makalede, çatışmaların kontrolden çıkma tehdidinin yaşandığı bir noktada, Türk diplomatlarının üst düzey Hamas yöneticisi Halid Meşal ile Şam'da görüşmeyi başararak, diğer diplomatların ulaşamadıkları noktalara ulaşabildiklerini ortaya
koydukları belirtildi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da geniş kapsamlı arabuluculuk faaliyetleri bağlamında aralarında Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün ve Suriye'nin bulunduğu Arap ülkelerinin liderleriyle danışmalarda bulunduğunu da kaydeden Tisdall, "ayrıca, Tahran'la ilişki konusunda dikkatli bir tutum izleyen ve Hamas'ın destekçilerinden İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad ile de iletişim kanallarını açık tutan da yine Erdoğan'dır" ifadesini kullandı.

Türk diplomasisinin altın dönemi


Makalede, Başbakan Erdoğan'ın "ılımlı İslamcı" hükümeti yönetiminde Türk etkisinin Orta Doğu ve ötesine başarılı biçimde yayılmasının '"yeni Osmanlıcılık" olarak adlandırıldığı belirtildi. Türkiye'nin bu yeni rolünün "Türk diplomasisinin yeni bir altın döneme girdiği" şeklinde yorumlandığını ifade eden Tisdall, "Bu yorum belki durumu biraz abartıyor" şeklinde görüş belirtti, ancak Türk analistlerin, Türkiye'nin Suriye ile İsrail görüşmelerine arabuluculuk, doğalgaz ve petrolde Rusya'nın kontrolü dışında bir konuma sahiplik ve Afganistan'daki NATO operasyonlarına destek gibi özellikleri bulunduğunu, bu özelliklerin batı tarafından yeterince takdir edilmediği görüşünde olduklarını yazdı.

Analistlerin, bu durumun aksine etkili Avrupalı liderler ve ABD tarafından Türkiye'ye düşmanca değilse bile, şüpheyle yaklaşıldığını belirttiklerine de dikkati çeken Tisdall, Türkiye'nin ABD'nin yeni başkanı Barack Obama'nın İran'ın nükleer ve bölgesel talepleri konusunda daha yapıcı bir tutum takınacağından umutlu olduğunu ve ABD'nin Irak'tan çekilme kararını büyük memnuniyetle karşılayacağını ifade etti.

Ancak Ankara'nın aynı zamanda ABD'nin terör örgütü PKK konusundaki tutumunda bir değişiklik beklentisi içinde olduğunu da kaydeden Guardian yazarı, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda da muhataplarından açık tutum beklediğine işaret etti.

Tisdall, 4 yıl aradan sonra Brüksel'i ziyaret eden Başbakan Erdoğan'ın da "Ayrıcalık değil, eşit ve adil muamele istiyoruz" dediğine dikkat çekti ve hem Avrupa'nın, hem de Türkiye'nin aralarındaki bariyerleri aşmak için iyi sebepleri bulunduğunu ve Türkiye'nin değerli bölgesel etkisinin de bunların başında geldiğini vurguladı.

Türkiye'nin enerji avantajı


Financial Times gazetesinde yer alan kısa bir başka haberde de Başbakan Erdoğan'ın Brüksel ziyaretinin bir başka yönüne dikkat çekildi ve "Türkiye'den Boru Hattı Uyarısı" başlığıyla verilen haberde, Erdoğan'ın AB ile üyelik müzakerelerinde enerji başlığının açılmasının engellenmesi halinde, Türkiye'nin Nabucco projesine verdiği desteğin çekilebileceği mesajını verdiği kaydedildi.

CNN TURK 20/01/09

 

 

Bayrak çalan Rum’a azar

Zeynel LÜLE / BRÜKSEL

BAŞBAKAN Erdoğan, Türk askerini "işgalci" olarak niteleyen Avrupa Parlamentosu’nun Kıbrıslı Rum üyesi Marios Matsakis’i azarlayarak, "Yunanistan Kıbrıs’a neden girdiyse, Türkiye de o amaçla girdi" dedi.

 

Brüksel’deki temaslarını "Avrupa’nın Dostları" adlı düşünce kuruluşunun düzenlediği yemekli konferansa, Matsakis ile Erdoğan’ın diyaloğu damgasını vurdu. Kasım 2005’te Yeşil Hattan Türk bayrağını çalmasıyla tanınan Kıbrıslı Rum parlamenter Matsakis’i "gazeteci" zanneden Erdoğan, "Sen gazeteci olarak duyduğunu söylüyorsun. Ben yaşadıklarımı anlatıyorum" dedi.

Erdoğan, Matsakis’in "alaycı" şekilde başını sallamasına da sinirlendi ve "Sen anca başını salla aslında bizim ülkemizde tam bu duruma göre güzel bir söz var ama burada olmaz" dedi.

Erdoğan, "Soydaşlarımız katledilirken biz seyirci kalamazdık. 1974’ten sonra Yunanistan askeri neden orada durduysa, biz de o yüzden durduk" dedi ve Türkiye’nin "garantör ülke" olduğunu hatırlattı. Güney kıbrıs’ın "AB’yi aldattığını" söyledi ve Alman Şansölyesi Angela Merkel’in, "Kıbrıs’ı üye yapmamız yanlıştı" sözlerini hatırlattı.

HURRIYET 20/01/09

 

 

Erdoğan, Rum parlamenteri fırçaladı

BRÜKSEL Milliyet

Erdoğan’dan, sözlerine karşılık el kol hareketleriyle kafasını sallayarak alay eden Matsakis'e, "Başını istediğin kadar salla. Bizim ülkemizde güzel bir laf var da buraya uymaz, yakışmaz bize"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "İşgalci Türk askeri Kıbrıs'tan ne zaman çekilecek?" diyen AP üyesi Rum milletvekili Mario Matsakis'e sert yanıt verdi. Rum milletvekiline Kıbrıs’ta çözüm sürecini anlatan Erdoğan, sözlerine karşılık el kol hareketleriyle kafasını sallayarak alay eden Matsakis'e, "Başını istediğin kadar salla. Bizim ülkemizde güzel bir laf var da buraya uymaz, yakışmaz bize" dedi.
Başbakan Erdoğan, çeşitli temaslar için gittiği Belçika'da Avrupa Dostları isimli düşünce kuruluşunun düzenlediği toplantıdaki konuşmasında, Türkiye-AB ilişkileri konusunda değerlendirmeler yaptı.

“Güncel sorunlar, AB'nin küresel aktör olma gereğini gösteriyor. Avrupa'nın, içine kapanık, sadece kendi refah ve mutluluğunu gözeten bir oluşum olduğuna inanmıyorum. Bugüne kadar ortaya koyduğu değerler evrensel niteliktedir. Bugünün dünyasında hiçbir ülke veya oluşumun kendini dışarıya kapatarak refah sürdürmesi mümkün değildir. Ortadoğu'da kriz varken, Afganistan, Irak ve Lübnan'da sorunlar yaşanırken, enerji, çevre ve ekonomi konularında tehditler varken, terör küreselleşirken, hiçbir ülke bu meselelerin dışında kalamaz” diyen Erdoğan, “Türkiye, AB için bir yük değil, bir ilave değer oluşturacaktır. Türkiye, AB'ye üye olduğunda yük olmayacak, yük alacaktır. Küresel kriz AB'yi de bizleri de az veya çok etkisi altına almıştır. AB, bu büyük krizin üstesinden gelmek zorundadır. Çin ve Hindistan'ın yakında dünyanın 2. ve 6. ekonomileri düzeyine ulaşmaları Avrupa tarafından yakından izlenmelidir. AB, kendisine daha fazla güvenmeli ve daha fazla dayanışma içinde olmalıdır. AB, korku ve kaygı üzerine değil, ilerleme ve kalkınmaya dayalı yaklaşımlar sergilemelidir. Krize bir Avrupa kalesi oluşturarak değil, küreselleşmenin sağladığı fırsatlardan yararlanarak cevap vermelidir. Küreselleşmeyi bir fırsata dönüştürmelidir. AB, kurulduğu gibi 6 üyeli kalsaydı bugünkü ekonomik gücüne ulaşamazdı. İngiltere'nin AB üyeliğinin 2 kez veto edildiğini, İspanya ve Portekiz'in Avrupa dışında olduğunun iddia edildiği günleri hatırlayacaksınız. Bu ülkelerin bugün AB'ye katkılarını hiç kimse inkar edemez. Şimdi 500 milyon nüfusa sahip bir AB var. AB, bugün oynadığından çok daha önemli roller oynayabilir ve oynamalıdır. Çekingen, dağınık, içine kapalı, alternatif oluşturmayan ve küresel meseleleri uzaktan seyreden bir AB, ön plana çıkma fırsatını yakalayamaz. AB'nin, yeni üyelerle genişlemesi ve vizyon geliştirmesi kaçınılmazdır" şeklinde konuştu.



Le Cercle Gaulois Restoran'da verilen yemekte Başbakan Erdoğan, 2005 yılında Kuzey Kıbrıs'a girip Türk Bayrağı'nı direkten çalmasıyla tanınan Avrupa Parlamentosu Üyesi Rum Milletvekili Mario Matsakis ile tartıştı. Konuşması sırasında, Matsakis'in, "İşgalci Türk askeri Kıbrıs'tan ne zaman çekilecek?" sorusuna muhatap olan Erdoğan, Kıbrıs'taki süreci anlattı. Erdoğan, "1 Mayıs 2004'te referandum yapıldı. Kuzey Kıbrıs sözünde durdu ve yüzde 65 Annan Planı'na evet çıktı. Güney'de de yüzde 75 hayır çıktı. Doğru mu bu anlattıklarım. Güney Kıbrıs yüzde 75 hayır dedi mi? Size soruyorum, soruma cevap ver" dedi. Mikrofonu eline alan Matsakis, "Siz hep 2004'ten bahsediyorsunuz. Referandumdan bahsediyorsunuz. Rum kesiminin aldattığını söylüyorsunuz. Artık 2009'a geldik, geriye bakmayın, ileriye bakın. Artık 2009'un gerçekleriyle konuşun" dedi. Matsakis'in sözleri üzerine sertleşen Başbakan Erdoğan şunları söyledi: "Ne kadar güzel. Tam bir gazeteci gibi konuşuyorsun, ben bir gazeteci gibi konuşmuyorum. Ben olayın içerisinde, olayı yaşayan birisi olarak konuşuyorum. AB'yi aldatan Güney Kıbrıs olmuştur. Çok ilginç bir şey daha olmuştur. Ne yazık ki 1 Mayıs referandumundan sonra Güney Kıbrıs, AB'ye alınmıştır. Şansölye Merkel ne demiştir? 'Güney Kıbrıs'ın AB'ye alınması yanlış olmuştur' demiştir. Başını istediğin kadar salla. Bizim ülkemizde güzel bir laf var da buraya uymaz. Yakışmaz bize. Çok güzel bir laf var, tam oturuyor buraya da…"

Erdoğan'ın bu sözleri salonda bulunanlar tarafından alkışlandı. "Ben sana gerçekleri anlatıyorum, yaşananları anlatıyorum" diyen Erdoğan, 27 Mayıs 2004'te de BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın raporunu hazırladığını ancak raporun Güvenlik Konseyi'nde sümen altı edildiğini belirterek, "Türkiye Cumhuriyeti asla işgalci bir ülke değildir. Kardeşlerinin yanında garantör olarak vardır. Aynı Yunanistan gibi garantördür. Yunanistan orada niçin varsa Türk askeri de onun için var" dedi.

MILLIYET 20/01/09

 

Kıbrıs blokajına Nabucco resti

20/01/2009 RADIKAL

Başbakan, AB’ye üyelik müzakerelerinde Kıbrıs Rum Kesimi’nin ‘Enerji’ faslını bloke etmesi halinde Türkiye’nin Nabucco projesindeki durumunu gözden geçireceğini söyledi


BRÜKSEL - Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dört yıl aradan sonra gittiği Belçika’nın başkenti Brüksel’de Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Projesi de gündeme geldi. Erdoğan ‘Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Türkiye ile AB arasında enerji faslının açılmasını bloke etmesi durumunda Nabucco’daki kendi durumumuzu gözden geçiririz’ mesajı verdi.
Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan doğalgaz kriziyle gündemdeki yeri yukarılara çıkan Orta Asya bölgesinin doğalgazını, Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacak Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Projesi Brüksel’de Avrupa Politika Merkezi’nde dün sabah kahvaltılı toplantıya katılan Erdoğan’ın da gündemindeydi. Rumların tavrı nedeniyle Nabucco projesini bloke etmeyi düşünüp düşünmedikleri yönündeki bir soruya, Başbakan “Enerji faslının blokesi durumunda biz Nabucco’daki kendi durumumuzu gözden geçiririz” yanıtını verdi.

70 milyon 700 bin kıyaslaması
AB sürecine ‘kazan-kazan’ anlayışıyla yaklaştıklarına dikkat çeken Erdoğan, Türkiye’ye bir görev veriliyorsa, AB’nin de ona göre bir görev alması gerektiğini söyledi. Erdoğan, AB’ye, ‘70 milyonluk Türkiye’ye karşı 700-800 bin kişilik Rumları tercih etmeme’ çağrısı yaptı. Rus doğalgazına olan bağımlılığı azaltmak ve kaynak çeşitliğine gitmek isteyen AB, Türkiye üzerinde geçecek ve altı ülkenin ortak olduğu Türkiye-Avusturya (Nabucco) Doğalgaz Boru hattıyla arz güvenliğini sağlamak istiyor. Azerbaycan başta olmak üzere Hazar ve Ortadoğu kaynaklarının Avrupa’ya ulaştırılması beklenen söz konusu hattan yıllık yaklaşık 30 milyar metreküp doğalgaz taşınması planlanıyor.
Başbakan Erdoğan, 12 milyar dolarlık Nabucco projesi için şu an yeterli gaz olmadığını söyledi. Gaz tedarikçisi bazı ülkelerle imzalar atıldığına işaret eden Erdoğan, “Ancak bilgi, bu proje için yeterli gazı sağlayacaklarını söyleyen ülkelerin tedarik edecekleri yeterli gazları olmadığı yönünde” dedi. Erdoğan, “Nabucco projesinde 30 milyar metreküp gaz akışına ihtiyaç var ancak bu gaz sağlanmış değil” diye konuştu. Siyasi nedenlerle İran’dan gaz istemeyenleri eleştiren Erdoğan, Rusya’dan neden gaz istenmediğini de sordu.

Planlar 2010’a
Ukrayna ile Rusya arasındaki gaz krizinin her kış alevlenmesiyle Avrupa’nın gündemine tekrar gelen Nabucco hattında, planlar 2010’da kazma vurmaya göre yapılıyor. ‘Nabucco Gas Pipeline International’in genel müdürü Reinhard Mitschek, boru hattından ilk etapta 15 milyar olacak ilerleyen yıllarda 30 milyar metreküpe çıkacak olan yıllık gaz kapasitesinin ortaklar tarafından paylaşılacağını kalan kapasitenin de 2009 yazında piyasadaki oyuncular arasında ihaleye çıkacağını açıkladı.

Rakamlarla Nabucco
* Nabucco’nun yatırım maliyeti, 2005 yılından bu yana kâğıt üzerinde 4.6 milyar avrodan, 7.9 milyar avroya çıktı.

* Nabucco’nun 2010’da Türkiye, Romanya ve Macaristan’da eşzamanlı olarak inşaatına başlanacak 3 bin 300 kilometre uzunluğu olacak. 2013 yılında ilk sevkıyat gerçekleşecek.

* 7.9 avroluk yatırımın yarısından fazlası Türkiye’de gerçekleşecek. 2 milyon ton demir-çelik, 220 bin boru parçası kullanılacak. Botaş’ın işletme gelirleri artacak.

* Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Almanya ve Avusturya’da Nabucco şirketleri kurulacak. Boru hattının yüzde 50 kapasitesi bu ülkelerdeki şirketlerin, yüzde 50’si yeni ortaklıklara açık olacak.

* Doğalgaz alımlarını ortak şirketler yapacak. Projenin kaynak ülkesi Azerbaycan’dan Türkiye’ye gelen (Şahdeniz) hat başlangıç olarak kabul edilecek. Nabucco’nun teknik olarak kapasitesi 45 milyar metreküpe kadar çıkabilecek.

* 16 pazar oyuncusuyla görüşüldü. 2013 yılında 25 milyar mekreküpten fazla bir talep oluşuyor.

* Nabucco’ya parelel olarak bölgede yeni yatırımlar yapılıyor. Türkiye’ye Azerbaycan’dan gelen gaz miktarı artacak, Mısır-Suriye-Türkiye boru hattı yapılıyor. Nabucco, Ortadoğu’daki yatırımları tetikliyor.

‘Gürcistan’a gösterilen hassasiyet Gazze için yok’ Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Brüksel temasları sırasında en çok dile getirdiği konulardan biri de İsrail’in Gazze’ye saldırılarıydı. Avrupa Politika Merkezi’nde soruları yanıtlayan saldırılar başlamadan birkaç gün önce İsrail Başbakanı Ehud Olmert’le Ankara’da görüştüğünü hatırlattıktan sonra şu mesajları verdi:
İsrail bize saygı duymadı: İsrail bizi bu süreçte ciddi manada üzmüştür. İsrail bize bir defa saygı duymamıştır. (İsrail Başbakanı) Olmert’le görüşmede hiç böyle bir konu (Gazze saldırısı) gündeme gelmedi. Aradan 3-4 güngeçti Gazze’ye uçaklar bomba yağdırmaya başladı. İsrail’in İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Cenevre Sözleşmesini ihlal etmesine de gereken tepki gösterilmedi.
Hamas seçimi kazandı: Hamas’ın Filistin’de açık bir farkla seçim kazanarak iktidara geldi. İsrail’in, milletvekilleri dahil Hamas’ın seçilmiş temsilcilerini hapse atması demokrasiyle bağdaşmıyor. İsrail’in en yetkili ağzı söylemişir. Gerektiğinde ismini de açıklarım. ‘Eğer biz serbest bırakacak olursak (Mahmud) Abbas bundan çok rahatsız olur.’ Biz Abbas’ı memnun etmek için seçim yapmadık ki?
Dünya Huntington’a da kalmadı: Ne insanhakları, ne hak, ne hukuk. Hiçbiri üç haftadır insanlığın gündeminde yer bulamıyor. Gürcistan vurulduğu zaman da insanı yardımı o ülkenin kapılarına dayayan ilk ülkeyiz. Birçok ülkeyi aradım, telefon diplomasisi kurduk. Gürcistan’da gösterdikleri hassasiyeti maalesef Gazze’de göstermediler. ABD de göstermedi. Batı da göstermedi. Medeniyetler çatışması teorisinin öncüsü Amerikalı siyaset bilimci Samuel Huntington öldü. Dünya kimseye kalmaz.

Başbakan, Brüksel’de muhalefeti AB’ye şikâyet etti
550 sandalyeli Meclis’te 338 milletvekili her türlü yasal düzenlemeyi geçirebilecek çoğunluğa sahip olan Başbakan Erdoğan, Belçika’nın başkenti Brüksel’de “AB reformları yavaşladı” eleştirilerini yanıtlarken muhalefeti şikâyet etti.
Avrupa Politika Merkezi’nde Türkiye-AB ilişkilerini anlatan Erdoğan AB katılım sürecinin Türkiye açısından ‘birinci önceliğe sahip’ ve ‘alternatifsiz’ olduğunu belirttikten sonra şöyle dedi: “Türkiye’nin AB üyelik sürecindeki çalışmaları açısından yol haritası niteliğindeki Ulusal Program’ın kabul edilmesinin ardından sadece Başmüzakereci göreviyle Egemen Bağış, yeni Devlet Bakanı olarak atandı. 2009’un Türkiye-AB sürecinde çok daha farklı bir yıl olacak.”
Erdoğan, ‘Türkiye’nin AB üyeliğine bugün gelinen noktada çok daha stratejik anlam yüklendiğini’ vurgularken reform çalışmalarında kararlı olduklarını söyledi. AB üyeliğinin Türkiye’nin önemli gündem maddeleri arasında yer aldığını belirten Erdoğan, muhalefetin kendilerini yavaşlattığını iddia edderken Erdoğan, “Muhalefet, tamamen Avrupa Birliği’ne karşı, sürekli oyalıyor. İstediğimiz gibi ilerleyemiyoruz” dedi.
2007-2008 yasama döneminde TBMM’de AB süreciyle alakalı 30’dan fazla yasanın kabul ediliğine dikkat çeken Erdoğan Vakıflar Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinde yapılan değişikliği anımsattı. Erdoğan, TBMM gündeminde bulunan yine AB süreciyle alakalı 1500 maddelik Türk Ticaret Kanunu üzerinde çalışmaların ‘muhalefetin engelleyici tutumuna rağmen’ sürdüğünü kaydetti. Erdoğan, aynı şekilde Sendikalar Kanunu’nun TBMM gündemindebulunduğuna işaret etti.
Tüm bu reform çabaları olurken, Avrupalı siyasetçilerden gelen bazı olumsuz açıklamaların kamuoyunda AB üyeliğine verilen desteğin son dört yılda yüzde 75’lerden yüzde 50’lere gerilemesine neden olduğunu kaydeden Erdoğan, AB’de her dönem başkanının Türkiye ile iki fasılda müzakereleri başlatması geleneğini de eleştirdi: “Başarısız oluyorsanız bu bir olur, ama başarılı olunca da neden üç-dört olmasın?”

Avrupa’dan Türkiye ve dünyaya mesajlar
Başbakan Tayyip Erdoğan, Brüksel’deki temasları sırasında hem iç hem de dış politiya ilişkin birçok konuda değerlendirmelerde bulundu. Ön plana çıkan bazı mesajlar şöyle:

TRT Şeş dört yıllık reformlar için yol haritası
Kürtçe yayın yapan TRT 6 gelecek dört yılda gerçekleştirilecek reformlar için yol haritası niteliğinde olacak.

Diyarbakır merakı niye?
“Türkiye’yi gelip ziyaret etmeniz önemli, ama eskortlarınızı iyi seçmenizde fayda var. Bu konuda biz de kendilerine yardımcı olmak isteriz. Mesela Türkiye’ye bugüne kadar gelenler hep’Bizi Diyarbakır’a götürün’ demişlerdir. Ama Türkiye sadece Diyarbakır değildir. Türkiye’nin 81 vilayeti var. Niye Kayseri, Konya, Edirne, İzmir değil? Niçin dostlar başka illere de gitmek istemiyor, bu soruyu hep kendime sorardım. Kaldı ki, Diyarbakır’ın Türkiye’nin milli bütçesinden aldığı nasip çok çok ciddidir.”

Recep Tayyip Erdoğan basına sansür uygulamadı
(Bazı Başbakanlık muhabirlerinin akreditasyonlarının iptal edildiği hatırlatılınca) Recep Tayyip Erdoğan medyaya sansür uygulamamıştır. Teşkilatıma, ‘Yalan yanlış haber yapan medyayı içeri sokmayın’ demişimdir. İfade aynen budur. Yazılı veya görsel medyanın yalan yanlış haber yetkisi olduğunu düşünüyorsanız, kusura bakmayın, bu anlayışınıza saygı duyamam.

IMF ile sona yaklaştık
IMF görüşmeleri son safhasına geldi ve görüşmelerdeki son safhada birkaç madde üzerinde gerek Ekonomi bakanımız gerek bürokrat arkadaşlarımız çalışmalarını yapıyor. Çok kısa bir zaman içerisinde, Türkiye-IMF ilişkilerine yönelik adım atılmış olacak.

İran’la ilişkimizi kesmeyiz
İran bizim komşumuz. 10 milyar doları aşkın ticaret hacmimiz var. Yılda 10 milyar metreküp doğalgaz alıyoruz. Böyle, stratejik anlamda ilişkimiz var. Bu nedenle bize ‘İran ile ilişkinizi kesin’ diyenler, bu irtibatlarımızı, ekonomik ilişkilerimizi, komşuluk durumlarımızı değerlendirmeliler. İran ile ilişkilerimizi kesmemiz söz konusu olamaz, bu politikalarımızı kimse belirleyemez. Türkiye bir kavim değildir. Kendi kararımızı kendimiz verir, kendi adımlarımızı atarız. Kimlerle görüşüp görüşmeyeceğimizi de biz kararlaştırırız.

Obama’dan endişemiz yok
ABD’de yeni bir dönem başlıyor. Obama’nın başında olacağı bir ABD ile stratejik işbirliğimizi aynı şekilde sürdürmenin kararlılığı ve gayreti içerisindeyiz. Türkiye olarak herhangi bir endişemiz söz konusu değil. Buna gölge düşürülmesini de istemiyoruz. Şu ana kadar çalışmalarımız aynı istikamette, aynı kararlılıkla devam etmektedir. Temenni ediyorum k münasebetlerimiz çok daha hız alarak, çok daha farklı bir şekilde gelişmeye devam eder.
(Reuters, afp, aa dha)

RADIKAL 20/01/09

 

Erdoğan’dan Rum vekile azar

20/01/2009 RADIKAL

Başbakan Erdoğan, Kıbrıs’taki Türk askerini “işgalci” olarak nitelendiren Rum parlamentere sert çıktı. Erdoğan, başını sallayan vekile “Bizim ülkemizde güzel bir laf var ama buraya yakışmaz. Türkiye işgalci değildir” dedi.


BRÜKSEL - Brüksel’de temaslarda bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa’nın Dostları isimli kuruluşun düzenlediği toplantıda konuşma yaptı ve soruları yanıtladı. Rum Parlamenter Mario Matsakis, Kıbrıs’taki Türk askerini “işgalci” olarak niteleyerek, Başbakan Erdoğan’a “Türk askeri ne zaman geri çekilecek?” diye sordu. Matsakis, Başbakan Erdoğan soruyu yanıtlarken, sözünü kesti ve bazı el kol hareketleri yaptı.
Haberin devamı

Buna sert tepki gösteren Erdoğan ise şöyle konuştu: “Ne kadar güzel. Bak şimdi bak tam bir gazeteci gibi konuşuyorsun. Ben bir gazeteci gibi konuşmuyorum. Olayı yaşayan biri olarak konuşuyorum. Şansölye Merkel ne demiştir; ‘Güney Kıbrıs’ın AB’ye alınması yanlış olmuştur.’ Başını istediğin kadar salla, bizim ülkemizde güzel bir laf var ama buraya uymaz, yakışmaz. Hiçbir zaman TSK, Türkiye işgalci değildir. Kardeşlerinin yanında garantör bir ülke olarak vardır. Yunanistan nasıl garantörse, Türkiye de orada garantördür. Bunu da böyle bilmelisin.”

 

İskan komedisi

Barış Gücü'nün kontrolündeki arsayı, vatandaş Kemal'e koçan ettiler

GERÇEĞİ ÖĞRENİNCE ŞOK OLDU... Gazimağusa'nın Ayluka bölgesinde 2576 parsel numaralı arsa, bundan 8 yıl önce 494 bin puan karşılığında İskan Bakanlığı tarafından Kemal Binatlılı'ya verildi. Binatlılı, bir süre önce koçanlı arsa üzerinde inşaat yapmak üzere müteahhit firma ile anlaşma yaptı. Firma mühendislerinin ölçüm amacıyla arsaya gitmeleri sonrasında, burasının Birleşmiş Milletler Barış Gücü kampına ait olduğu ortaya çıktı.

 

PUANLAR GERİ VERİLECEK... Üzücü haberi alınca şok geçiren Kemal Binatlılı doğruca İskan Dairesi'ne gitti ve izahat istedi. Daire Müdürü Öztan Özenergün, 2000 yılında bir hata sonucu BM kampı içinde bulunan arsaya koçan verildiğini kabul ederken, mağdur duruma düşen Binatlılı'ya puanlarının iade edileceğini söyledi. Binatlılı da "bana eş değerde başka bir arsa vermezlerse devleti dava edeceğim" dedi. 

 

Ergül ERNUR

      2000 yılında devletin açtığı pakete başvurarak puanlarına karşılık bir yer almak isteyen Kemal Binatlılı isimli vatandaşa, Birleşmiş Milletler kampı içerisinde bulunan arsa verildi.

   Koçanlı malına inşaat yapmak isteyen Binatlılı, söz konusu yerin Birleşmiş Milletlerin kullanımında olduğunu öğrenince şok geçirdi.

   Sekiz yıldır yetkili makamların kapısını aşındıran Binatlılı, koçanına sahip olduğu yeri kullanamıyor.

  Binatlılı, İçişleri Bakanlığı ile İskan Dairesi'ndeki yetkililerden arsasına karşılık başka bir yer talep ettiğini ancak hiçbir sonuç alamadığını söyledi.

   İskan Dairesi Müdürü Öztan Özenergün, Kemal Binatlılı'ya Birleşmiş Milletler (BM) kampı içerisindeki arsanın koçan edildiği yönündeki bilgileri doğrulayarak, söz konusu yerin daireye ait olmadığını açıkladı.

   Özenergün, yasal prosedürün koçanın iptal edilerek puanların geri verilmesi olduğunu ifade etti.

 

"Yetkililer ilgisiz"

 

   15 Şubat 2000 tarihinde Mağusa'daki Ayluka bölgesinden "2576" parsel numaralı yeri yaklaşık 500 bin puanına karşılık alan Kemal Binatlılı, kendisine verilen yerin koçanda "arsa" olarak geçtiğini kaydetti.

   Binatlılı, elindeki malı değerlendirerek bir müteahhit firmayla anlaştığını ve bu çerçevede arsa üzerinde ölçüm çalışmaları yapıldığını belirtti.

   Müteahhit firmanın söz konusu arsanın yerine gittiğinde koçanın BM kampı içerisindeki bir yere ait olduğunun anlaşıldığını ifade eden Kemal Binatlılı, konuyu İçişleri Bakanlığı ve İskan Dairesi'ne bildirdiklerini söyledi.

   Binatlılı, İçişleri Bakanı Özkan Murat'ın kendilerine söz konusu arsa karşılığında başka bir yer vereceği sözünü verdiğini ancak sözünü yerine getirmediğini ileri sürdü.

  Kendisine verilen arsa karşılığında başka bir arsa istediğini söyleyen Binatlılı, "Bana koçanlı arsamın karşılığında başka bir yer veremeyeceklerini söylüyorlar. Koçanı iptal edip puanlarımı geri vermeleri gerekirmiş. Ama ben puanı şimdi ne yapayım. Ben arsamı, yatırımımı istiyorum" dedi.

   Yetkilileri konuya "ilgisiz" kalmakla suçlayan Binatlılı, sorunun en erken bir zamanda çözülmesini istediklerini söyledi.

   "Yetkili kimse bana söylesinler, şikayetimi gidip ona yapayım" diyerek var olan arsasını kullanamamaktan yakınan Binatlılı, mağdur olduğunu ifade etti.

KIBRIS 20/01/09

 

 

Görüşmeler süratle sonuca ulaştırılmalı

ERDOĞAN'DAN TALAT'A DESTEK... Türkiye Başbakanı Erdoğan, Barroso ile Kıbrıs konusunu da görüştüklerini ifade ederek, "Devam etmekte olan görüşmelerin süratle, yoğun bir şekilde bir sonuca ulaştırılması noktasındaki kararlılığımızı teyit ettik. KKTC Cumhurbaşkanının verdiği kararlı mücadelenin arkasındayız" dedi.

 

   Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması hedefiyle iki toplum lideri arasında devam etmekte olan doğrudan görüşmelerin süratle, yoğun bir şekilde bir sonuca ulaştırılması konusundaki kararlılıklarını Avrupa Birliği'ne iletti.

   Türkiye Başbakanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs sorununa çözüm bulunması çabalarında verdiği kararlı mücadeleye de destek bildirdi.

   AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Durao Barroso da, Kıbrıs'taki çözüm sürecinin AB ve Türkiye açısından önemini vurguladı.

   Dört yıl aradan sonra Brüksel'e giden Türkiye Başbakanı Erdoğan, dün temasları kapsamında AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Durao Barroso ile öğlen yemeği çerçevesinde bir araya geldi. Yemeğe katılanlar arasında AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ve Devlet Bakanı Mustafa Sait Yazıcıoğlu da bulundu.

   Erdoğan ve Barroso yemekten sonra ortak basın toplantısı düzenledi.

 

Erdoğan'dan Talat'a destek

 

   Türkiye Başbakanı Erdoğan, Türkiye ile AB'nin çıkarlarının ortak olduğunu ve aynı değerleri paylaştıklarını belirterek, "Türkiye'nin AB'ye yük olmaya değil, yük almaya geldiğini" söyledi.

   Erdoğan, Türkiye'nin başlattığı reform sürecini kararlılıkla devam ettirdiğini belirtti. Barroso ile görüşmesinde işbirliğinin nasıl geliştirileceğinin ve müzakere sürecine nasıl ivme kazandırılacağının ele alındığını kaydeden Erdoğan, ortak hedefin Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği olduğunu yineledi.

   Görüşmede Kıbrıs konusuna da değindiklerini bildiren Erdoğan, "Devam etmekte olan görüşmelerin süratle, yoğun bir şekilde bir sonuca ulaştırılması noktasındaki kararlılığımızı teyit ettik. KKTC Cumhurbaşkanının verdiği kararlı mücadelenin arkasındayız" dedi.

   Enerji konusunun önemine değinen, son dönemde yaşanan doğal gaz sıkıntısının Türkiye'yi de rahatsız ettiğini belirten Erdoğan, "Bu konuyu geleceğe farklı bir şekilde taşımak gerekiyor. Bir arz güvenliği olması gerekiyor. Görüşmelerimiz devam ediyor. Nabucco projesi büyük bir önem taşıyor. Tam desteği vermekte kararlıyız" dedi.

   Başbakan Erdoğan, küresel mali krizin aşılması konusunda da Türkiye'nin daha yakın işbirliğine hazır olduğunu belirtti.

 

Çözüm süreci, AB ve

Türkiye açısından önemli

 

   Barroso da Türkiye'nin modernleşme yönündeki adım ve çalışmalarına verdikleri önem üzerinde dururken, TRT'nin çok dilli yayına geçişinden ve Egemen Bağış'ın Başmüzakereci olarak atanmasından duydukları memnuniyeti dile getirdi.

   Kıbrıs konusunun gündeme geldiğini bildiren Barroso, çözüm sürecinin AB ve Türkiye açısından önemine değindi.

   Enerji dosyasını ele aldıklarını, Rusya-Ukrayna uzlaşmazlığından kaynaklanan sorunları değerlendirdiklerini anlatan Barroso, Türkiye'nin stratejik ve coğrafi konumuna işaret ederek, birlikte nasıl çalışılabileceğini değerlendirdiklerini anlattı.

   Barroso, Gazze sorununu da ele aldıklarını, hedefin kalıcı bir uzlaşmanın sağlanması olduğunu ifade etti. Ateşkesi memnuniyetle karşıladıklarını bildiren Barroso, Türkiye'nin çaba ve girişimlerini takdirle karşıladıklarını kaydetti.

   Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerindeki bazı tıkanmaların önünün açılması için çaba harcayacakları mesajını da veren Barroso, AB kamuoyunun Türkiye'nin katılımı konusunda ikna edilmesi gereğini dile getirdi.

 

Muhalefet, AB'ye tamamen karşı

 

   Başbakan Erdoğan, AB'nin Türkiye'nin önemli gündem maddeleri arasında yer aldığını ve reformlar konusunda kararlı olduklarını söyledi. Muhalefetin kendilerini yavaşlattığını öne süren Erdoğan, "Muhalefet tamamen AB'ye karşı, sürekli oyalıyor. İstediğimiz gibi ilerleyemiyoruz" dedi.

   Başbakan Erdoğan, ayrıca Avrupa Politika Merkezi'nin kahvaltılı toplantısında bir konuşma yaptı; konuşmasının ardından katılımcıların AB ve dünya gündemi ile ilgili sorularını yanıtladı. Türkiye'nin AB yolunda reform yapmaya devam ettiğini söyleyen Erdoğan, her hafta yapılan Bakanlar Kurulu toplantılarında da bu konunun gündeme geldiğini kaydetti. Ancak bu anlamda muhalefetin kendilerini yavaşlattığını öne süren Erdoğan, "Muhalefet tamamen Avrupa Birliği'ne karşı, bizi sürekli oyalıyor. İstediğimiz gibi ilerleyemiyoruz" dedi.

   AB yolunda Avrupa kurumlarının desteğinin önemine de değinen Erdoğan, "Toplumun her kesimini bu süreci sahiplenmeye çağırdık. AB'nin desteği çok önemli" şeklinde konuştu.

   "Türkiye'ye bugüne kadar gelenler hep bizi Diyarbakır'a götürün, demişlerdir ama Türkiye Diyarbakır'dan ibaret değildir" diyen Erdoğan, Avrupa'dan bazı kişilerin neden özellikle de Diyarbakır'a gitmek istediklerini anlayamadığını söyledi.

 

IMF ile görüşmeler

 

   Türkiye-IMF ilişkileri ile ilgili bir soruyu da yanıtlayan Erdoğan, "IMF görüşmeleri son safhasına geldi ve görüşmelerdeki son safhada birkaç madde üzerinde gerek ekonomi bakanımız gerek bürokrat arkadaşlarımız çalışmalarını yapıyor. Çok kısa bir süre içerisinde adım atılmış olacak" şeklinde konuştu.

   ABD-Türkiye ilişkileri ile ilgili bir soruyu da yanıtlayan Erdoğan, ABD'de yeni yönetimle de stratejik işbirliğini yürütme niyetinde olduklarını, Türkiye-ABD ilişkilerine gölge düşürmek istemediklerini kaydetti.

   Erdoğan, dünkü temasları çerçevesinde, AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana, AB Komisyonu'nun Genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Hans Gert Pöttering ile de bir araya geldi. Erdoğan-Solana görüşmesinde, Türkiye-AB ilişkileri ve katılım sürecinin yanı sıra, başta Gazze sorunu olmak üzere gündemdeki çeşitli küresel dosyaların ele alındığı öğrenildi.

   Erdoğan, Türkiye'ye bugün dönüyor.

KIBRIS 20/01/09

 

Politicians unite in ‘disgust’ at attacks on Turkish Cypriots
By Elias Hazou

THE GOVERNMENT and political parties yesterday denounced the harassment of Turkish Cypriots by hooded thugs in separate incidents in Nicosia on Saturday.

No arrests have been made, but the attacks are believed to have been perpetrated by football supporters on their way to the Omonia versus Apoel football match.

According to eyewitnesses, youths on motorbikes and wearing balaclavas attacked a number of cars with Turkish Cypriot licence plates, smashing the windshields and removing the plates. The attacks occurred outside the Apoel football club building and near the Mall of Cyprus.

In at least one instance, Greek Cypriots witnessing the scenes rushed to the aid of the Turkish Cypriots, who later filed complaints with police. In one case, a baby on board one of the attacked cars was reported to have been slightly injured.

In another, a Turkish Cypriot reported that a group of around 10 youths accosted him while he was in his car on the traffic lights on Makarios Avenue near the Hilton Hotel and the Apoel building. After pounding on and damaging the car, the assailants fled the scene.

The government issued a strong condemnation of the incidents, which it said sought to scupper ongoing peace talks and the climate of reconciliation between the two communities.

“We need to denounce all such acts by extremist and nationalist circles…” President Christofias said.

Government Spokesman Stephanos Stephanou called on Greek Cypriots to “isolate the fanatic and extremist elements among us”, adding that such incidents undermined trust between the two communities.

Similar comments were made by all political parties, voicing “shock and disgust” at the incidents and expressing solidarity to “our Turkish Cypriot compatriots”.

Youth organisation EDON, linked to the left-wing AKEL party, released a statement lamenting the existence of “organised [football] fans who operate within far-right, fascist organisations which promote antisocial behavior and chauvinism.”

The remark was understood to be a dig at right-wing DISY and its affiliated football club, Apoel.

DISY itself condemned the attacks, with deputy Nikos Tornaritis calling the perpetrators “thoughtless and irresponsible”.

Nicosia police superintendent Kypros Michaelides said authorities are currently “assessing eyewitness information that would lead to the tracing, capture and punishment of the culprits.”

Meanwhile the Turkish Cypriot press afforded extensive coverage to Saturday’s incidents, with Kibris newspaper reporting that the Ayios Dhometios crossing point was unusually quiet on Sunday, as many concerned Turkish Cypriots cancelled planned trips to the south.

Star wondered how, in light of the attacks, it was possible for Turkish and Greek Cypriots to live together. And nationalist Volkan called for demonstrations in the north to protest against the attacks.

CYPRUS MAIL 20/01/09

 

Ungrateful Cypriots did not appreciate Tassos Papadopoulos

A TEARY Archbishop Chrysostomides lashed out at the Cypriot people on Sunday over their “ingratitude” towards former President Tassos Papadopoulos for saving them from the Annan plan.

The Church leader’s outburst took place during a memorial service to mark the 40 days since the death of the former President, which was attended by political figures and Papadopoulos` family and friends.

“Papadopoulos saved Cyprus and its status as a state from collapse,” said Chrysostomos. Referring to the “ingratitude” of the Cypriot people, he added: “This is the fate of great people (Papadopoulos) and we have many examples in history. I hope Tassos is the last.”

Ministers, deputies, diplomats and the House President were among those present at Ayios Nicolaos Church in Kato Deftera, where Papadopoulos is buried.

CYPRUS MAIL 20/01/09

 

 

Cyprus society more aggressive than in the sixties
By Jacqueline Theodoulou

EDUCATION Minister Andreas Demetriou yesterday bemoaned increasing aggressiveness of Cypriot society following the latest act of vandalism at a Nicosia secondary school.

He was commenting after vandals covered the walls of the Dianellou and Theodotou Gymnasium in Nicosia with graffiti.

“We are doing everything we can as a ministry,” Demetriou said, when asked about the latest vandalism.

“We activated procedures to set up the observatory, teams to immediately deal with such problems. But it needs to be understood that our youths’ aggressiveness does not start in schools. It is imported from outside and we are all responsible for this: parents, political leadership, religious leadership and of course, the educational leadership.”

The minister added that society today was nothing like it was in the sixties, with children expressing their dissatisfaction in more extremist manners.

Asked if the police would be asked to intervene with the latest acts of vandalism, Demetriou said this was only the case if there was a criminal offence.

The Gymnasium was covered in slogans, especially on the inner part of the schoolyard. Some projected the name of a specific football team, but not nationalist statements.

According to the ministry’s Nicosia District Inspector Maria Economidou, the specific school is situated next to the APOEL fan club and whenever there is a critical game – the Nicosia side beat eternal rivals Omonia in a incident-marked derby on Saturday – Dianellou and Theodotou is always targeted.

The only sign of nationalist behaviour emerged when teachers saw the vandals had removed the Cypriot and European Union flags from the school but left the Greek one.

Economidou said the latest incidents have prompted talks to place security guards in the specific school, while efforts are being made to build taller gates around it.

CYPRUS MAIL 20/01/09

 

 

FT: Türkiye’nin gücü tarafsızlığındaydı

Financial Times’ta yer alan bir haberde, İsrail’in Gazze saldırısının, Türkiye’nin nüfuzunun sınırlarını ortaya koyduğu görüşüne yer verildi. Haberde, Ankara’nın İsrail karşıtı bir tutum alarak, arabuluculuk kapasitesine sekte vurduğu yazıldı.

NTV-MSNBC

Güncelleme: 11:47 TSİ 21 Ocak 2009 Çarşamba

 

LONDRA - Financial Times’ta Delphine Strauss imzasıyla yer alan bir makalede İsrail’in Gazze saldırısının, Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunun sınırlarını ortaya koyduğu görüşüne yer veriliyor. Gazetenin haberinde, Türkiye’nin geçtiğimiz dönemde birçok arabuluculuk girişimi yaptığı, ancak Gazze’deki kriz ile Türkiye’nin çabalarının Filistin tarafına kaydığı bunun da Ankara’nın arabuluculuk kapasitesine sekte vurduğu belirtildi.

Financial Times’ın haberinde, “Diplomasi atağıyla komşularıyla ilişkilerini düzelten ve bölgesel sorunlarda arabuluculuk rolü üstlenen AKP, son aylarda uluslararası övgüler alıyordu. Kafkaslar’da işbirliği için bastıran, nükleer politikasında İran’la diyalog kuran, İsrail ile Suriye arasında arabuluculuğa girişen ve Pakistan ile Afgan liderler arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapan Türkiye, sonunda iki yıllığına Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi oldu. Türkiye bunu, yeni elde ettiği nüfuzunun bir teyidi olarak gördü. Ama Gazze, Ankara’nın hedefleri açısından en önemli sınavlardan biri oldu. Ki bu sınav, Türkiye’ye hem bölgesel güç olarak ağırlığını gösterme fırsatı verdi, hem de nüfuzunun sınırlarını ortaya koydu.” ifadesi yer aldı.

İSRAİL ÇOK AĞIR ELEŞTİRİLDİ
Financial Times yazarına göre, İsrail - Türkiye ilişkilerini geren Gazze krizi, devlet adamlığının gerektirdiği şekilde kamuoyu baskısından bağımsız hareket edebilmenin ne kadar zor olduğunu da gösterdi: Yazar, “Ankara on yıllardır hem İsrail ile askeri işbirliğini hem de Filistinliler ile diplomatik ilişkileri sürdürme siyaseti izledi. Ama İsrail’in son saldırıları Türkiye’de büyük öfke yarattı. Bu tepkilere yanıt olarak Erdoğan, Ortafoğu ülkelerini ziyaret etti, her gün Avrupalı liderleri aradı, Avrupa Birliği dış politika sorumlusu Javier Solana ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon’u ağırladı. Ama bölgesel arabuluculuk heveslerine tezat bir şekilde, çabaları Filistin tarafına kaydı ve İsrail’i çok ağır eleştirdi. Ankara’nın İsrail ile Suriye arasında yürüttüğü ve Avrupa Birliği ile Amerika’nın ortağı olduğunu gösteren arabuluculuğu silindi. Erdoğan’ın duygusal tepkisi, Türkiye’nin tarafsız bir arabulucu olarak konumuna zarar verdi.” sözlerini kullandı.

TÜRKİYE OSMANLI’NIN LİDERLİĞİNİ CANLANDIRMAK İSTİYOR
Erdoğan’ın açıklamalarının İsrail’de tepki çektiğini ve Amerika’daki Yahudi lobisini de kızdırdığını belirten yazar şöyle devam ediyor: “Son dönemde yaşananların İsrail ile köprülerin atılmasıyla sonuçlanması beklenmiyor ancak, bazı yorumculara göre, Türkiye şimdiye kadar Osmanlı dönemindeki katliamların soykırım olarak tanınmasını isteyen Ermeni lobisini engelleyen Yahudi lobisinin desteğini kaybederse Amerika ile ilişkilerde sorun yaşayabilir. (Düşünce kuruluşu) Chatham House’tan Fadi Hakura’ya göre, Türk dış politikasının Ortadoğu’daki gücü, tüm ana aktörlerle ilişki kurabilmesinden geliyor. Ama Ankara, İsrail karşıtı bir tutum alarak, arabuluculuk kapasitesine sekte vurdu. Bazı yorumculara göre Türkiye, İslam dünyasında Osmanlı’nın liderlik rolünü canlandırmak istiyor. Türkiye belki “Gazze’deki savaşın durdurulmasında başrolü oynayamadı ama İsrail ve Hamas ile ilişkilerini kullanarak Ortadoğu’da kalıcı bir barış sağlanmasına katkıda bulunabilir.”

GUARDIAN’A GÖRE GAZZE TÜRKİYE’NİN ÖNEMİNİ GÖSTERDİ
Ancak uluslararası basında, Financial Times’ın aksi yönde görüş bildirenler de var. Örneğin, yine bir İngiliz gazetesi olan Guardian dün yayımlanan Simon Tisdall imzalı haberde, Gazze krizinin Avrupa ve ABD için Türkiye’nin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu yazmıştı. Haberde “Gazze’de çatışmaların kontrolden çıkmak üzere olduğu bir dönemde Türk diplomatları, Şam’da Halid Meşal’le doğrudan görüşerek diğer diplomatların ulaşamayacakları alanlara girebileceklerini gösterdiler. Geniş kapsamlı arabuluculuk faaliyetleri kapsamında Erdoğan Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır ve Suriye’de Arap liderlerle istişarelerde bulundu. Hamas’ın en önemli destekçilerinden İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’la iletişim kanallarını açık tuttu. Erdoğan’ın ılımlı İslamcı hükümeti altında Türkiye’nin Orta Doğu’da nüfuzunu başarılı bir şekilde genişletmesi “Yeni Osmanlıcılık” olarak adlandırılıyor.” ifadeleri kullanıldı.

Erdoğan’ın Nabucco resti AB’de ‘yankı’ buldu

Radikal

Erdoğan’ın, Brüksel’de, AB sürecinde Rum kesiminin enerji faslında bir blokaj koyması durumunda, ‘Nabucco’yu gözden geçiririz’ resti Avrupa’da yankılandı. Alman bakan, Türkiye’nin Nabucco boru hattıyla AB’ye şantaj yaptığını söyledi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın önceki gün Brüksel’de bir gazetecinin sorusu üzerine Nabucco ile ilgili resti, Avrupa’da yankı buldu.
Alman Ekonomi Bakanı Michael Glos, Türkiye’nin Nabucco doğalgaz boru hattıyla Avrupa Birliği’ne şantaj yaptığını söyledi. Glos, düzenlenen bir forumda yaptığı konuşmada Türkiye’nin politik şantaj yaptığını belirten Glos Türkiye’nin AB üyeliğini sağlamak almak için Nabocco boru hattını kullanmaktan vazgeçmesi gerektiğini de belirtti.

FT, ERDOĞAN’I YAZDI
Financial Times gazetesi de, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Brüksel’de yaptığı, AB’nin, enerji başlığını bloke etmeyi sürdürmesi halinde Türkiye’nin, AB’nin Nabucco projesini desteklemeyebileceği uyarısı yankı buldu.
Financial Times, “Türk Başbakanı, uyarıyı Avrupa’nın enerji kaygılarının had safhaya çıktığı bir dönemde yaptı” yorumunda bulundu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Brüksel’de bir soru üzerine, Kırbıs Rum Kesimi’nin isteğiyle AB’nin enerji başlığını bloke etmeyi sürdürmesi halinde Türkiye’nin, AB’nin Nabucco projesini desteklemeyebileceği uyarısında bulunmuştu.
Financial Times gazetesi, “Türk Başbakanı, uyarıyı Avrupa’nın enerji kaygılarının had safhaya çıktığı bir dönemde yaptı” derken, “Türkiye, boru hattını AB üyelik müzakerelerine bağladı” ifadesini kullandı. Financial Times, Brüksel kaynaklı, “Türkiye, boru hattını AB üyelik müzakerelerine bağladı” başlıklı haberinde, “Türkiye, AB’nin üyelik müzakerelerinin enerji bölümünü bloke etmekten vazgeçmemesi halinde, Avrupa’nın enerji güvenliği çabaları açısından kritik olarak görülen Nabucco gaz boru hattı projesini desteklemeyebileceği işaretini verdi” dedi.
Gazete şöyle devam etti: “Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, uyarıyı, Rusya ile Ukrayna arasındaki ihtilafın bu kışta Avrupa’yı iki haftaya yakın bir süre Rus gazından yoksun bırakması nedeniyle Avrupa’nın enerji kaygılarının hiçbir zaman o kadar büyük olmadığı bir dönemde yaptı.”
İngiliz gazetesi, Erdoğan’ın, Brüksel’deki bir düşünce kuruluşunca düzenlenen toplantıdaki konuşması sırasında yaptığı, “Enerji faslının bloke edilmesi halinde tutumuzu gözden geçireceğiz” yönündeki uyarısına dikkat çekerken üyelik müzakerelerinin başladığı Ekim 2005’ten bu yana 35 başlıktan 10’unun açıldığını, sekiz başlığının da Türkiye liman ve havaalanlarını Rumlara açmaya yanaşmadığı gerekçesiyle dondurulduğunu anımsattı.

BARROSSO: REHİN EDİLEMEZ
Buna ek olarak Rum Kesimi’nin, Türkiye’ye sempati duyan AB ülkeleri aralarında kaygı yaratarak enerji başlığını bloke ettiğine işaret eden gazete, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’nun Erdoğan ile görüşmesinin ardından yaptığı, “Avrupa ve Türkiye’nin enerji güvenliği, Türkiye’nin AB üyelik süresince rehin edilmeyecek kadar önemli” uyarısına da yer verdi. Gazete, Barroso’nun, “Enerji güvenliği konusu, üyelik müzakerelerinde ele alınan belirli bir unsura bağlanamaz. Komisyon’da enerji başlığı dahil, her fasıldaki blokajın kaldırılması için elimizden gelenini yapıyoruz” sözlerini de aktardı. Barroso’nun yanında duran Erdoğan’ın ise, sabah yaptığı Nabucco uyarısını, geri almadan biraz yumuşatır gibi olduğunu yazan gazete, Erdoğan’ın, “Nabucco çok önemli. Sorumluluklarımızın bilincindeyiz” dediğine dikkat çekti.

RUS DOĞALGAZI YOLA ÇIKTI
Rusya ve Ukrayna arasında yaklaşık iki hafta önce baş gösteren anlaşmazlık nedeniyle kesilmiş olan gaz akışı, iki ülke arasında dün 10 yıllık bir doğalgaz sözleşmesinin imzalanmasının ardından dün gerçekleşti. Yetkililer, gazın Avrupa’ya ulaşması için 36 saat geçmesi gerektiğini söylediler. Bu nedenle gaz ancak yarın Türkiye ve gazı satın alan diğer Avrupa ülkelerine ulaşacak.

BAŞBAKAN: GÜNEY KIBRIS’IN YAKLAŞIMINI DOĞRU BULMADIĞIMIZI İLETTİK
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AB üyesi ülkelerin Nabucco üzerinden doğalgaz ihtiyacını gidermesi gerektiğini belirtti.
Erdoğan, Brüksel dönüşünde Esenboğa Havalimanı’nda yaptığı açıklamada, Nabucco doğalgaz boru hattı projesi konusuna değindi. AB’nin gündeminde olan en önemli konunun ‘enerji’ olduğuna dikkati çeken Erdoğan, “Bu konuda Türkiye’nin hassasiyetini, Nabucco ile ilgili attığı adımları ve bundan sonraki süreçte atacağı adımları ama enerji faslını tamamen dışlanmasını veya Güney Kıbrıs’ın yaklaşımı nedeniyle bunun gündem dışı tutulmasını doğru bulmadığımızı ilettik” dedi. Bu konuya hassasiyet gösterilmesini istediklerini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Nabucco ile ilgili ise bu işin üç tane başlığı var. ’Tedarik’, ’Transit’ ve ’Tüketim’... Biz tedarikçi ülke değiliz. Transit ve tüketimde varız. Bu iki özelliğimiz var. Tedarik noktasında biz de çalışacağız. Nabucco’da bu işi üstlenen beş ülke var. Romanya, Bulgaristan, Macaristan, Avusturya ve Almanya. Türkiye ile beraber altı ülkeyiz ve altı ülke hep beraber çalışmayı sürdürmemiz lazım. Bunun yanında AB’nin bu konudaki çalışmaları zaten oluşturduğu Enerji Komisyonu ile de sürdürmesi lazım ve bu sürece tedarik noktasında nasıl katkıda bulunabiliriz, bunun araştırmasını yapmalıyız.
AB üyesi ülkeler, onlar da buradan doğalgaz ihtiyacını giderebilmeli.
Biz bu arada, Yunanistan’a daha henüz Nabucco gerçekleşmeden doğalgaz verir hale geldik. Şimdi İtalya ile ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Hatta burada Arnavutluk’a da doğalgaz vermek için bir gayretin içindeyiz. Bunu da özellikle gündeme getirmem lazım. Temaslarımızda bunları da paylaştık.”

MILLIYET 21/01/09

 

School staff condemn efforts to undermine multicultural approach
By Stefanos Evripidou

STAFF AT the English School in Nicosia yesterday condemned efforts by a group of parents and alumni to undermine the school’s multicultural approach to education, arguing it was fostering “disillusionment”.

The English School Staff Association held an emergency meeting yesterday, during which the majority of teachers condemned the attempt by parents to undermine their work, stressing that their tactics were causing disillusionment in the classroom. They also authorised the Association to take appropriate measures to end the campaign by the anonymous group of parents who argue that the school is being stripped of its Hellenic and Greek Orthodox identity.

Calling themselves the English School Parents and Alumni Initiative, the group says that a number of teachers are being overzealous in their desire to instil interculturalism in the school, and should let the children just get on with it.

The views allegedly being imposed on pupils are understood to be left-wing, which deviate from the standard curriculum regarding the history of the island.

Some of the group’s grievances include the banning of symbols like the Greek flag and the cross, the removal of religious icons from classrooms and the national anthem.

According to sources, the group does not have the backing of the Parents Association. Some parents even complained that the group has violated personal data laws by sending letters, setting out its positions, through the post. One parent protested that their child was being pressured by the group to post a complaint on a website set up by them anonymously. The group’s campaign has reportedly entailed phone calls to parents and pupils, as well as anonymous letters to specific teachers.

Chairman of the school’s board of governors, Kyriacos Vasiliou said he was concerned by the teachers’ emergency meeting, though fully understood their desire to air their views.

“Of course I am concerned. But I understand their worries and share them,” he said.

Vasiliou has long called for complaining parents to voice their grievances in his office so that they may be investigated and discussed, rather than send anonymous letters and set up websites.

One of the teachers targeted for his alleged left-leaning agenda is senior teacher Antonis Antoniou.

Antoniou wrote a statement warning that the fringe group of parents were causing more damage to the school and its pupils through its actions, since it was affecting teaching in the classroom.

“There are times when we feel that we are in a minefield and the next step will set off a mine. And of course these are not ideal conditions to carry out education,” said the teacher.

He rubbished the notion that in attempting to accommodate the recent return of Turkish Cypriots to the school, teachers were stripping it of its Greek Orthodox identity.

“The school’s mission statement says clearly that the school is intercommunal and non-denominational,” said Antoniou.

The senior teacher further noted that throughout its 108 years of existence, the school has educated children from around the world. In 1960, only 40 per cent of students were Greek Cypriot and up until 1963, Bayram was celebrated as a holiday at the school, argued Antoniou. He further noted that symbols of the Greek Orthodox Church did not enter the class until 1995.

Antoniou said the secret recordings of teachers and guest speakers did not promote the effective education of children. Nor did the effort to encourage pupils to “snitch” on their teachers.

“Does it help pupils and teachers reach their goals under these conditions?” he asked.

Finally, he described as a “myth” the notion that children should be left alone to learn about interculturalism, respect and difference, citing two scientific studies in 2006 and 2008 revealing the opposite.

The reality was that “there are situations and actions bordering on racism” in the school”.

The Platform of Greek Cypriot and Turkish Cypriot Educators, United Cyprus, also condemned those trying to defame and discredit teachers, accusing the group of using “medieval methods” to set up a “witch hunt” not unlike the Spanish Inquisition.

The school has had its fair share of problems as of late. In November 2006 a group of Turkish Cypriot students enrolled at the school were beaten up by students from a nearby gymnasium. Last year, the school’s Turkish Language room was defaced while vandals sprayed ‘The English School is Greek’ across the school’s walls.

US expert Dr Laurie Johnson, who has four years experience in integrated schools in Northern Ireland, spent the last five days visiting the school to asses how much the school was promoting a culturally responsive school ethos. Her report will shed some light on the increasingly hostile battle between some parents and the school’s teachers and board.

CYPRUS MAIL 21/01/09

 

 

Miliband meets Downer to discuss Cyprus progress

BRITISH Foreign Secretary David Miliband met UN Special Envoy Alexander Downer yesterday to discuss the current settlement process in Cyprus. Downer updated the Foreign Secretary on the progress that has been made in the talks between the leaders. They discussed the next steps, including the plan to move on to the property issue next week.

Miliband said: “I was pleased to meet Mr Downer today. I discussed with him the UK’s continued support for the process and reiterated our readiness to assist the UN’s efforts in support of the two leaders’ search for a solution.”

Their discussion also covered confidence building measures including the issue of demining. Miliband emphasised the UK’s strong support for the demining programme and indicated the British government intended to respond positively to the appeal for funding to maintain the de-mining activity. The Minister for Europe Caroline Flint will follow up on the issue as a matter of priority, according to a statement released by the British Foreign Office.

CYPRUS MAIL 21/01/09

 

Turkish Cypriots blame attacks on football fanatics, not extremists
By Alexia Saoulli

REPORTS that Turkish Cypriots are too scared to cross over to the free areas following Saturday’s vandalism incidents in Nicosia appear to be grossly exaggerated, the Cyprus Mail discovered yesterday.

The attacks, believed to have been committed by football fans en route to an Apoel-Omonia match, targeted cars with Turkish Cypriot number plates.

The incident prompted fears that “acts by extremist and nationalist circles” could damage the trust between the two communities.

But speaking to a number of Turkish Cypriot drivers at Nicosia’s Ayios Dometios checkpoint this appeared unlikely. Moreover the incidents’ did little to deter crossings from the occupied areas, which had remained constant, according to local police.

“I’m not scared because I know it was fanatics,” said Ibrahim Yeniceri.

He said Greek Cypriot football fans targeted each other all the time because it was what they did and that it wasn’t racially motivated.

“We see it on the television all the time. They do the same to each other. No one should look for a needle in a haystack,” he said.

Yousouf Sonmez, 30, was also unafraid.

“Every day I go to work and the weekend I come across and walk about. I’m happy with my employer and he’s happy with me. This was just about football fanatics so I have no reason to be afraid to bring my car across because there is no problem,” he said.

Only one Turkish Cypriot said he was afraid. The man, who suffers from multiple sclerosis said he had thought twice about crossing over yesterday because he was concerned about being attacked.

“He had an appointment with the Institute of Genetics and Neurology and I told him he’d be fine and to come over with me,” his friend added.

According to police statistics on January 17, when the incidents occurred, 2,541 Turkish Cypriots crossed over from Ayios Dometios in 1,184 cars. By January 18 this number dropped to 737 people and 342 cars.

“On Sundays the numbers are always less. This is because Sundays are for families who cross over to spend the day, while every other day Turkish Cypriots come across to go to work,” an Operations Department officer said.

In order to determine if the incident had affected the numbers, a comparison would need to be made with this Sunday’s crossings, she said.

Nevertheless on Sunday January 11, some 994 people crossed over in 427 cars. Despite the 257 drop a week later, the officer said it was not a significant enough reduction to blame it on Saturday’s incidents.

On Monday, January 19, the numbers were back up to 2,256 Turkish Cypriots who used the Ayios Doemtios checkpoint and 1,215 cars.

“It was the start of the week and the workers were going back to work, so it’s not indicative of whether the incident will affect the crossings,” she said.

Despite the Greek Cypriot side’s optimism, a Turkish Cypriot police officer at the same checkpoint was less positive.

He admitted that he did not any official numbers but from what he could see, less people were choosing to visit the south of the island.

“In the morning the crossings are the same. This is the workers going to work and they have to go over. In the evenings the families cross to have something to eat, to shop or to visit. These numbers seem to be less because people are scared to cross over,” he said.

But a man rushing to get to work, looked surprised when asked whether he was frightened.

“What of? Of Greeks? No, I’m never frightened of Greeks,” he said.

CYPRUS MAIL 21/01/09

 

Erçakıca: BM'nin bazı öneriler sunması gerekecek

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, görüşme sürecinin daha yoğunlaşmış bir şekilde devam etmesinden yana olan Türk tarafının, daha etkin sürdürülmesine yardımcı olacaksa, görüşmelerin belirli aralıklarla yurt dışında sürdürülmesine karşı olmadıklarını söyledi.

   Erçakıca, şu ana kadar üçüncü taraf olarak masaya herhangi bir öneri koymayan BM'nin eninde sonunda, tarafları yaklaştıracak, uzlaştıracak bazı öneriler hazırlamasının gerekeceğini belirtti.

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifinginde, Kıbrıs sorununa çözüm bulma amaçlı müzakere süreci ve son gelişmeler hakkında bilgi verdi. Erçakıca, gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

 

Temsilciler bugün bir araya gelecek

 

   Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 16 Ocak'ta gerçekleştirdiği görüşmede, "Yönetim ve Güç Paylaşımı" konusunun görüşülmesinin tamamlandığını söyledi.

   Erçakıca, "Bu başlık altında taraflar çeşitli konulardaki pozisyonlarını ortaya koymuş ve bunları yakınlaştırma çabası içerisine girmiştir. Aradan geçen 4 ay zarfında bu başlık altında liderler seviyesinde 16 toplantı gerçekleştirildi. Bunun yanı sıra liderlerin temsilcileri de konuların detaylarını görüşmek üzere toplandı" dedi.

   3 Eylül'de başlayan müzakerelerde ele alınan ilk konu olan "Yönetim ve Güç Paylaşımı"yla ilgili görüşmelerin temsilciler Özdil Nami ve Yorgo Yakovu düzeyinde devam edeceğini kaydeden Erçakıca, bugün bir araya gelecek temsilcilerin yakınlaşma sağlamaya çalışacağını belirtti.

   Erçakıca, temsilcilerin her konudaki durumu saptayan ortak bir değerlendirme belgesi hazırlayacağını kaydetti.

 

Görüş farklılığı devam ediyor

 

   Konuların pek çoğunda yakınlaşma olduğu gibi, önemli bazı konulardaki görüş farklılığının devam ettiğini söyleyen Hasan Erçakıca, özellikle yürütmeyle ilgili çıkmazın devam ettiğini söyledi.

   Erçakıca, şöyle devam etti:

   "Henüz önerilerini geri çevirmedi. Biz de o konudaki tutumumuzu esnetmiş değiliz. Çünkü öneriler asla kabul edilebilecek bir şey değildir. Birleşik oy pusulası, pratikte, Kıbrıslı Türk liderleri Kıbrıslı Rum halkının belirlemesi sonucuna neden olabilir. Bu tartışma konusu bile değil."

 

Sırada mülkiyet var

 

   Hasan Erçakıca, iki liderin 28 Ocak Çarşamba günü mülkiyet konusunu görüşmeye başlayacağını da söyledi.

   Gazetecilerin sorusu üzerine, tarafların çalışma gruplarında ürettiklerinin yanı sıra hazırladıkları öneriler bulunduğuna işaret eden Erçakıca, ortada resmi bir tutum ya da belge bulunmamasına rağmen Rum tarafının hazırlıklarını Türk tarafına sunmadan basına sızdırdığına dikkat çekti.

 

Müzakerelerin yurt dışında devamı

 

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, müzakerelerin Brüksel'de devam edeceği iddialarıyla ilgili soruyu yanıtında, şu an için planlanmış böyle bir şey bulunmadığını belirtti.

   Erçakıca, görüşmelerin daha etkin bir şekilde devam ettirilebilmesi için, Brüksel'i söylemiyorum, gerekirse yurt dışında da görüşmeler yapılması ve daha konsantre olunması zaten Türk tarafının görüşüdür" dedi.

   Görüşme sürecinin daha yoğunlaşmış bir şekilde devam etmesinden yana olan Türk tarafının, Bürgenstock tarzı, belirli aralıklarla yurt dışında görüşmeler sürdürülmesinin gündeme gelmesi halinde buna "hayır" demeyeceğini kaydeden Erçakıca, "Eğer daha etkin sürdürülmesine yardımcı olacaksa, görüşmeler yurt dışında sürdürülebilir, ancak bunun Brüksel olacağını sanmıyorum" şeklinde konuştu.

 

Downer'ın hazırlıkları

 

   Hasan Erçakıca, gazetecilerin, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'in "BM, yeni öneriler hazırlamak amacıyla teknokratlardan bir ekip oluşturdu" yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine, BM'nin şu ana kadar üçüncü taraf olarak masaya herhangi bir öneri koymadığını söyledi.

   Erçakıca, Downer'in söz konusu faaliyetlerinden haberdar olduklarına işaret ederek, "Biz bu gibi hareketlere ve onların neticelerinin masaya getirilmesine, önümüzdeki dönemde ihtiyaç olacağını düşünüyoruz. Bu nedenle biz bu faaliyetlerden rahatsız olmuyoruz. Çünkü eninde sonunda, tarafları yaklaştıracak, uzlaştıracak bazı önerilerin BM tarafından masaya konulması gerekecek" dedi.

   Hasan Erçakıca, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bu yöndeki açıklamalarını hatırlatarak, Türkiye'nin de BM'nin daha aktif olmasından yana olduğunu belirtti.

 

Türkiye ile tam bir uyum söz konusu

 

   Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın son Ankara ziyaretinde, Kıbrıs sorununa acil ve kapsamlı bir çözüm bulunması çabalarını destekleyen Türkiye Cumhuriyeti yetkilileriyle tam bir uyum içinde olunduğunun bir kez daha teyit edildiğini söyledi.

   Erçakıca, Türkiye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Brüksel'de yaptığı temas ve konuşmalarda da ortaya konulduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs sorununa acil ve kapsamlı bir çözüm bulunması çabalarını desteklediğini ve Cumhurbaşkanı Talat'ın bu konudaki tutumuna tam anlamıyla destek verdiğini belirtti.

   Erçakıca, "Bu uyum ve Türkiye Cumhuriyeti'nin çözüm sürecine verdiği destek, sürecin devamı ve başarısı için en büyük güç ve motivasyon kaynağımızdır" dedi.

KIBRIS 21/01/09

 

Tapu vermeyin!

35 yıl önce Rum mülkleriyle ilgili olarak dönemin Başsavcısı ve Yüksek Mahkeme Başkanı tarafından, Kıbrıs Türk Yönetimi'ne verilen raporu açıklıyoruz

MÜLKİYET HAKKI DEĞİŞTİRİLEMEZ... İkinci Barış Harekatı'ndan hemen sonra, 12 Eylül 1974 tarihinde, dönemin Başsavcısı Oktay Feridun ve Yüksek Mahkeme Başkanı Necati Münir Ertegün tarafından Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi Başkanı Rauf Denktaş'a gönderilen tarihi raporda, Rumların terk ettiği mülklerin kullanımıyla ilgili ciddi uyarılar var. Raporda, Rum mülklerine tapu verilemeyeceği belirtilirken " Mülkiyetin hukuki rejimi değiştirilemez. Bunlar müsadere edilip başkasına satıldığı taktirde, bu satış alıcı lehine bir hak yaratmaz" deniliyor

 

BARIŞ GELİNCE TAZMİN EDİLECEK... Raporda, savaş sonrasında terk edilen gayri menkullerin hastane, baraka veya ahır inşası için kullanılabileceği belirtiliyor ve şu uyarı yapılıyor: Mülklere el koyan kuvvetler, ülkedeki hukuki şahısların mülkiyetinde olsa bile, her türlü harp malze