
Osmanlı İmparatorluğu döneminde bir bakanlar kurulu toplantısından çekilmiş nadir karelerden biri.
11/01/2009
İttihad ve Terakki Cemiyeti, gizli bir ihtilalci örgüttü aslında. Belirlenen kişilere iştirakleri için davet yapılır; kabul etmeleri halinde üyelik gizli merasimle gerçekleşirdi. Adı anılmaz, ‘cemiyet’ denilip geçilirdi...
Geçtiğimiz hafta Ergenekon soruşturmasının son
dalgası gündemi bütünüyle kapladı... Uzunca bir süre gündemden
düşmeyeceği de belli oldu... Malum, söz konusu soruşturma
kapsamında ilk bakışta isimlerinin yan yana anılması
pek mümkün görünmeyen, aynı potada yer almaları yadırganan,
dolayısıyla müşterek hareket ettikleri iddiasına
şüpheyle bakılan pek çok isim var. Savcılık
aralarındaki bağlantıyı nasıl kurar, ne tür bir
örgüt/amaç çatısı ve şeması oluşturacak şu an
için meçhul...
Bu nedenle; yakın tarihten söz ederken İttihat Terakki deyip
geçtiğimiz örgütün yapısını anlatarak böylesi
tabloların mazide örneklerinin bulunduğuna işaret etmek
istiyorum...
Masonik yapı
Osmanlı’daki masonik örgütlenme klasik Avrupa masonluğuyla ve
locaların bildik çalışma yöntemiyle pek bezerlik göstermez.
Fiili hiyerarşisi de cemiyetin geleneksel kademeleşmesi gibi
değildir... Örneğin sivil ya da asker rütbesiz bir kişinin
masonik hiyerarşideki yerinin üstte olması ne o kişi ne de
diğer üyeler açısından önem taşımaz. Bürokrasi ve
hayatın yaptığı sıralamaya ayak uydurup
benimsemiş bir yapıdır sözünü ettiğimiz. Gizlilik ve
toplantılarda bir araya gelindiğinde ‘Ne olacak bu memleketin hali’
diye özetlenebilecek tek maddelik gündemle sohbet edilen yerdir loca..
İttihat Terakki açısından önemi, kimi kurucuları mason olan
cemiyetin loca usulü örgütlenme modelini kopya etmiş olmasıdır..
İttihat Terakki’ye girilirken de herkes için tek tek gizli tören
yapılır, yeni üyeden sırları ifşa ettiği takdirde
öldürülmek dahil cemiyetin vereceği her cezayı kabul edeceğine
dair yemin alınırdı.. Bu ritüel ve geleneğin uzun
yıllar devam ettiğini, özellikle ordu bünyesinde ‘komitacılık’
diye isimlendirilen gruplaşmaların, yanı sıra
‘mahfel’ (= bir araya gelinen yer) gibi kimi masonik tabirlerin
‘garnizonların içindeki gazino’ manasında Cumhuriyet döneminde de
kullanılmaya devam ettiğini biliyoruz..
İttihat Terakki hep gizli kaldı
İttihat Terakki gizli örgüttü, ihtilalciydi.. Ve amacına ulaşmak
için tetikçileri marifetiyle suikastlar tertiplemeyi, kendi organize
ettiği provakasyonları gerekçe göstererek halkı yönlendirip
saray ve hükümet üzerinde baskı kurmayı motot olarak benimsemişti...
Bizzat kendileri hükümet koltuklarına oturup idareyi ele alma arzusunda
değillerdi başlangıçta.. Nitekim Meşrutiyet’in
ilanından sonra Cemiyet İstanbul’a naklolunca İttihatçılar
kimseye ‘Kalkın biz oturacağız’ demediler... Meclis
çoğunluğunun reyini kontrol etmek, diledikleri kişiye
istedikleri isimlerle
hükümet kurdurup, hoşlarına gitmediğinde her şey gibi
hükümeti de dağıtabilir mevkide olmak yetiyordu onlara...
İttihatçılar mecbur kalıp parti olarak ortaya
çıktıklarında dahi ‘cemiyet’ hafi yani gizli kimliğini
korudu... Gerçi biliniyordu ki imin kim olduğu ama cemiyet kendi kabinesi
üzerinde dahi baskın, hâkim konumunu muhafaza etmekte direniyordu...
Örneğin ideolojik planda örgütü yönlendiren Ziya Gökalp arzu etse
dilediği mevkiye gelebilecekken dışarıda müstakil
kalmayı tercih etti. Keza istediği her imkana ulaşabileceği
halde, hayatını Cankurtaran’da eşyasız denilebilecek bir
evde sürdürdü... Cemiyet ve partinin farklı varlıklarını
ayrı ayrı sürdürmesinin Talat, Enver, Cemal üçlüsü idareyi ele
aldıktan sonra rahatsızlık doğurduğu, cemiyetin
kendisini fesih etmesinin arzulandığı da biliniyor... Ancak kimi
araştırmacıların karşıt görüşlere
rağmen bugüne kadar kimse böyle bir işlemin
yapıldığına dair genel kurul karar defteri, Merkez-i Umumi
diye anılan genel merkez evrakı veya başkaca bir belge ortaya
çıkaramadı.
İttihatçı geleneğin orduda ne denli etkili olduğunun bir
işaretini geçmişte yazmıştım..
22 Şubat ve 21 Mayıs darbelerini hazırlayan Aydemir cuntası
ilk toplantısını İttihat Terakki’nin 1908 darbesini
planlandığı Mahmut Şevket Paşa’nın
Üsküdar’daki konağında yapıp geleneksel yemin törenin benzerini
tekrarlamıştı... 12 Eylül’den sonra ortaya çıkan tabloda
Özal döneminde yeniden organize olan yapının suikast girişimi
dışında fazla bir şey yapamadığı da
biliniyordu... Ancak örgüt Tansu Çiller’in başbakanlığı
döneminde ulaştığı güç sayesinde, Refah Partisi’nin
öncülüğünde Necmettin Erbakan’ın başkanlığında
kurulan koalisyon hükümeti karşısında İttihat Terakki’nin
yöntemlerini aynen uyguladı... Provokasyonlar örgütledi, bunlara
dayalı gerilim ve darbe tehdidi ortamı doğurdu, halkta
olumsuzlukların sorumluluğunun hükümete ait olduğu duygusu
uyandırdı ve sonuçta Erbakan kabinesini istifaya zorlayıp yerine
kendi istediği hükümeti kurdurdu...
Çerçeve
Irene Melikoff’u kaybettik
Melikoff’a
Anadolu’daki toplantılarda, ‘İrene Bacı’ denilirdi.
Ondan hafızama çakılı kalan iki şey var...
İlki, birisine hitab ederken nezaket sözcüğü olrak sürekli
kullandığı ‘Efendim!..’ sözcüğü;
diğeri, yılların izini nakış misali
taşıdığını duygusunu veren çok güzel
siması...
1917 senesinde çarlığın alt üst olduğu gün Petrograd’ta
doğmuştu Melikoff.. Babası petrol işiyle uğraşan
zengin Azeri Türküydü..
Annesi ise Rus. Maddi varlıklarını terk etmek bahasına
devrimin çalkantısından sıyrılıp önce Finlandiya’ya
ardından Fransa’ya göçmüştü ailesi... Uzun süre maddi zorluklarla
mücadele ederek sürdürdüler hayatlarını...
Babasından tevarüs ettiği Kafkas damarının etkisiyle küçük
yaşta Rusça ve Fransızca’nın yanı sıra Türkçe ve
Farsça’yı öğrenmişti Melikoff. 14 yaşına
geldiğinde evlerindeki kitaplıkta bulunan Hafız
Divanı’nı, Ömer Hayyam’ı, Sadi Şirazi’yi okuyabiliyordu..
Sorbon’da önce İngiliz edebiyatı öğrenimi gören Melikoff daha
sonra doğu dillerine ve Türkoloji’ye yöneldi. Safaviler üzerine
çalıştı bir süre. Üniversiteden arkadaşı olan Bernard
Lewis’le birlikte hocaları Adnan Adıvar ve Louis Massignon’un
yönlendirmesiyle Türk sosyal tarihi ve tasavvuf araştırmalarına
başlayan Melikoff bu arada ünlü Osmanlı matematik bilgini Salih
Zeki’nin oğlu Faruk Sayar’la evlendi. Talihin garip cilvesiydi bu...
Melikoff’un fazlaca etkilemiş olan hocası Adıvar’ın
eşi Halide Edib’in ilk eşiydi kayınpederi Salih Zeki Bey..
Türkiye’ye gelen, Ömer Lütfü Barkan ve Fuad Köprülü’yle çalışan
Melikoff daha sonra Alevi- Bektaşilik üzerine çalışmalara
odaklandı.. Anadolu Aleviliğinin İran Şii inancından
farkını ortaya koyan, Aleviliğin bilinmeyen yanlarını
araştıran çalışmalarıyla ünlenen Melikoff, üç
kızını da Türkçeye hâkim ve Türk kültürüne aşina insanlar
olarak yetiştirdi... Nitekim kızlarından Şirin Sayar annesinin
seçtiği yolda akademik kariyer yaptı...
Türk okuyucuların ‘Uyur İdik uyardılar’adlı kitabıyla
tanıştığı, Anadolu’da katıldığı
davetlerde kendisine ‘İrene Bacı’diye hitabedilen, Strazburg’ta gerek
üniversitedeki hocalığı gerekse akademik dünyaya
kazandırdığı Turcica’yla silinmeyecek izler bırakan
İrene Melikoff 91 yaşındaydı.. Ve iki yıl
öncesine kadar
akademik çalışmalarını sürdürüyordu...
RADIKAL 11/01/09
11/01/2009 RADIKAL
KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş 'Talat Paşa Komitesi Genişletilmiş Yürütme Kurulu Toplantısı’nda Ergenekon operasyonlarını eleştirdi
İSTANBUL - KKTC’nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Ergenekon davasıyla ilgili, 'Suçlu olup olmadığı bilinmeyen
insanları şüphe altında hapsetmenin, insanlık
haklarını kısıtlayarak dolaşmasına müsaade
etmenin memleket için büyük bir acı olduğunu' söyledi.
Denktaş, The Marmara Oteli’nde düzenlenen 'Talat Paşa Komitesi
Genişletilmiş Yürütme Kurulu Toplantısı’nda, gazetecilerin
Ergenekon davasına ilişkin sorularını yanıtladı.
'Şüphelisin gel içeriye' diye bir insanı içeri alıp, 'Şimdi
inceleyeceğim, bakalım suç var mı?' diye aylarca hiçbir
yargıç görmeden, sadece dosyası mahkemeye götürülerek uzatılan
bir olayın, dünyanın hiçbir hukuk sisteminde
olmadığını belirten Denktaş, bu dava
dolayısıyla İnsan Hakları Mahkemesi’ne müracaat
edileceğini duyduğunu, 'Böyle bir yasa geçerli olamaz' şeklinde
bir karar çıkacağına inandığını söyledi.
Türkiye’nin, dışarıdan gelecek telkinlerle kendi
yasalarını insan haysiyetine uygun şekle sokmasının
kendisine ağır geldiğini dile getiren Denktaş, "Türk
barolarının Ankara’da ve İstanbul’da bu tutuklamalar ve hukukun
ne şekilde kullanıldığı hakkında
yaptıkları açıklamaları bir hukukçu olarak
destekliyorum" dedi. Memleketin huzurunun kaçtığını
söyleyen Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Birbiriyle bağlantılı mı değil mi? Sonradan
ortaya çıkacak olaylar, şimdi aynı sepetin içerisine konularak
bütün bu içeri alınmış kişiler, bu ağır suçla
suçlanabilir imajı yaratılmaktadır. Bu da Türkiye’ye yakışmamaktadır.
Herhalde hukuki açıdan hem hükümetin, hem ilgililerin buna iyice
bakması lazım. Suçlu olup olmadığı bilinmeyen
insanları, şüphe altında bunca ay hapsetmek, suçluymuş gibi
insanlık haklarını kısıtlayarak dolaşmasına
müsaade etmek, memleket için büyük bir acıdır."
"İlk (Ergenekon) meselesi çıktığında İlhan
Selçuk, Doğu Perinçek, Ferit İlsever içeriye
alındığında, içimizden gülmek geldi ağlamak
yerine" diyen Denktaş, şunları söyledi:
"Neticede iş hakikaten herkes tarafından hafife alınmaya
başlandı. Sonra bölük bölük bu silahlar bulunmaya başlandı.
Bunlarla başlangıçta yakalanan insanların ne ilgisi var? Hiçbir
ilgisi yok. Sanki ilgi varmış gibi bir hava
yaratılmaktadır. Susurluk ile ilgili bu silahlar eğer oraya
saklanmışsa zamanında saklanmıştır. Şimdi
ortaya çıkan yeni (Ergenekon) havasının içine
alınmış insanlarla, tanıdığımız
insanların ne bağlantısı vardır? Bu silahlar bu
şekilde ortaya çıkınca şunu söyledim, demek ki bir bir
yerlerde bir şeyler var bu memleketin içinde ve bunların
araştırılması, sonuna kadar gidilmesi haktır,
helaldir. Ama bu şekilde tutuklama çok acayiptir. Bunlar bizim içimizi
bunaltıyor. Herkes bir endişe içinde ’Sıra ne zaman bana
gelecek’ diye." Toplantıya, eski İstanbul Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, İP Genel Başkanı Doğu
Perinçek’in eşi Şule Perinçek de katıldı. (dha)
2009'da
çözüm" diyorlar
LİDERLERİ
CESARETLENDİRDİLER... KIBRIS, Lefkoşa'daki ABD, Çek Cumhuriyeti,
Fransa, Avusturya büyükelçileri ve AB Komisyonu temsilcisinin 2009
yılında Kıbrıs konusuyla ilgili beklentilerini sordu.
Yabancı temsilciler, iki toplum liderinin Kıbrıs sorununa
kapsamlı bir çözüm bulunması yönünde gösterdiği çabayı ve
kararlılığı takdirle
karşıladıklarını ifade ederek, liderleri cesaretlendirdiklerini
söyledi. Temsilciler, liderler arasında eylül ayında başlayan
doğrudan müzakerelerin ileriye götürülerek, en kısa sürede
Kıbrıs sorununa çözüm bulunulması arzularını dile
getirdiler.
"BARİYERLERİN
KALKMASI DÜNYAYA ÖRNEK OLACAK"... AB Dönem
Başkanlığını üstlenen Çek Cumhuriyeti'nin Lefkoşa
Büyükelçisi Bondy, AB'nin birleşik bir Kıbrıs'ı görmeyi
arzuladığını ifade ederek,"Ülkeleri bölme zamanı
değildir, işbirliği zamanıdır. AB, daha güçlü olmaya
ve bariyerleri kaldırmaya çalışıyor. Bizim dönem
başkanlığımızın hareket noktası, 'Bariyersiz
bir Avrupa'dır. Kıbrıs'ta iki toplum arasındaki
bariyerlerin kaldırılması dünya için çok iyi bir örnek
teşkil edecektir" dedi.
Gözde
SÜREÇ-Anıl IŞIK
(KIBRIS
Özel)
Adadaki yabancı misyon temsilcileri, 2009 yılında iki liderin
Kıbrıs sorununda uzlaşıya vardığını
görmek istiyor.
KIBRIS, Lefkoşa'daki ABD, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Avusturya büyükelçileri
ile AB Komisyonu temsilcisine, 2009 yılında Kıbrıs'ta devam
eden doğrudan müzakerelerle ilgili beklentilerini sordu.
Yabancı temsilciler, iki toplum liderinin Kıbrıs sorununa kapsamlı
bir çözüm bulunması yönünde gösterdiği çabayı ve
kararlılığı takdirle
karşıladıklarını, liderleri cesaretlendirdiklerini
söyledi.
Yabancı misyon şefleri, iki lider arasında eylül ayında BM
himayesinde başlayan doğrudan müzakerelerin ilerliye götürülmesi ve
en kısa sürede Kıbrıs sorununun çözümlenerek birleşik bir
Kıbrıs'ın AB'de yer alması arzularını dile
getirdiler.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Kıbrıs Büyükelçisi Frank C.
Urbancic, Avusturya Büyükelçisi Dr. Eva Hager, AB dönem
başkanlığını üstlenen Çek Cumhuriyeti'nin büyükelçisi
Jan Bondy, Fransa Büyükelçisi Nicolas Galey ve Avrupa Komisyonu
Kıbrıs Temsilciği Başkanı Andrulla Kaminara, 2009
yılında Kıbrıs sorunuyla ilgili beklentilerini KIBRIS'a
aktardı.
Urbancic:
Dünya çözüm istiyor
ABD Kıbrıs Büyükelçisi Frank C. Urbancic, Kıbrıs'ta iki
toplum lideri arasında BM himayesindeki çözüm süreci devam ettiğini
bundan memnuniyet duyduğunu dile getirerek, "Dünya bu sorunun
çözümlenmesini istiyor, bu nedenle bunun gerçekleşmesi için birlikte
çalışacağız. 2009 yılında bir çözüm
bulunacağı konusunda umutluyuz" dedi.
"Liderlerin çabalarını ve kararlılıklarını
takdir ediyoruz ve destekliyoruz" diyen Urbancic, ABD olarak sürecin
başarıya ulaşması için yardıma hazır
olduklarını, sürecin başarıya
ulaşılacağını umduklarını ve
arzuladıklarını söyledi.
Hager:
Olumlu işaretler görüyoruz
Avusturya Büyükelçisi Dr. Eva Hager de, iki lider arasında devam eden
doğrudan görüşmelerden duyduğu memnuniyeti dile getirerek,
müzakerelerin ileriye götürülmesi ve başarıya ulaşması
beklentisi içinde olduklarını kaydetti. Hager, 2009 yılında
bir çözüme ulaşılmasının adadaki iki lidere ve toplumlara
bağlı olduğunu, ancak bu konuda olumlu işaretler
gördüklerini ve umutlu olduklarını belirtti.
Hager, iki lider arasında devam eden görüşmelerin, zaman zaman
liderler tarafından uzlaşma sağlanılan unsurlar
hakkındaki açıklamaların, güven artırıcı
önlemlerin, iki liderin ve toplumun katıldığı ortak
faaliyetlerin çözüm yolunda olumlu işaretler olduğunu kaydetti.
Bu tür inisiyatiflerin geliştirilmesinin iki toplumun kararına
bağlı olduğunu ifade eden Hager, "biz, her türlü
işbirliğini destekliyoruz" dedi.
Avusturya Büyükelçisi, AB'nin uzmanlarını hizmete sunarak süreci
kolaylaştırabileceğini de sözlerine ekledi.
Bondy:
Kıbrıs'ın yeniden
birleştiğini
görmek istiyoruz
1 Ocak 2009'da AB dönem başkanlığını üstlenen Çek
Cumhuriyeti'nin büyükelçisi Jan Bondy de, 2009 yılında
Kıbrıs'ta devam eden doğrudan müzakerelerden beklentileriyle
ilgili olarak, "Avrupa Birliği, Kıbrıs'ın yeniden
birleştiğini görmek istiyor, çünkü dünyada yeterince
anlaşmazlık ve sorun vardır. Çek Başkanlığı,
Gazze'deki çatışmaları, Ukrayna ve Rusya arasında
yaşanan gaz konusundaki gerginlik gibi konuları ele almaya
başlıyor. Bu açıdan baktığımızda en
kısa sürede Kıbrıs'ın yeniden birleştiğini
görmekten mutluluk duyacağız. Pratik olarak, her iki liderin bir
araya geldiğini ve müzakere ettiğini görmekten çok büyük bir
memnuniyet duyuyoruz. Bunun her iki taraf için kolay olmayacağın biliyoruz.
Kıbrıs sorunu 40 yıldır devam eden bir sorundur" diye
konuştu.
Müzakere sürecinde AB'nin rolüne ilişkin Bondy, "Müzakerelerin zemini
BM'dir ancak AB üye devletleri federasyon ve federatif sistem konusunda tecrübe
sahibidirler ve teknik yardım sağlayabilirler.
Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi durumunda birleşik bir
Kıbrıs AB'de yer alacaktır ve bu hepimizin temennisidir. AB
olarak müzakerelere müdahale etmemiz söz konusu değildir, ancak teknik
yardım sunarak süreci desteklemeye hazırız" dedi.
Devam eden doğrudan müzakerelerin sonunda çözüme varılmaması
olasılığıyla ilgili olarak Çek Büyükelçisi, "Biz bir
çözümden yanayız. Eğer bu gerçekten Kıbrıslıların
arzusuysa çözüm olacaktır" dedi.
Büyükelçi, "Ülkeleri ayırma ve bölme zamanı değildir,
işbirliği zamandır. AB daha güçlü olmaya ve bariyerleri
kaldırmaya çalışıyor. Bizim
başkanlığımızın hareket noktası 'Bariyersiz
bir Avrupa'dır. Kıbrıs'ta iki toplum arasındaki bariyerlerin
kaldırılması dünya için çok iyi bir örnek teşkil
edecektir" dedi.
Galey:
İyi bir sonuç için
tüm
unsurlar mevcut
Fransa Büyükelçisi Nicolas Galey, iki liderin Kıbrıs sorununda bir
çözüme ulaşması konusunda istekliliklerini ortaya koyduğunu ve
bu hedef doğrultusunda çok yoğun bir şekilde çaba
harcadığını söyleyerek, "İyi bir sonuç elde
edilmesi için tüm unsurlar mevcuttur" dedi.
Müzakere süreci tamamen "Kıbrıslı bir süreçtir" diyen
Fransız büyükelçi, "bir çözüme ulaşmak iki liderin
elindedir. Erken zamanda çözüme ulaşılması her iki taraf
için de daha iyi olacaktır. Ancak çözüme ulaşmanın zamanı
müzakere edilen konuların ne olduğuyla ilgilidir. Çözüme ulaşmak
için iki lidere gerekli olan zamanı vermek gerekir. Avrupa Birliği
sorunun çözümlenmesini istiyor" diye konuştu.
Kaminara:
Yardıma hazırız
Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilciği Başkanı Kaminara,
iki toplum lideri arasında doğrudan müzakerelerin
başlamış olmasının ve müzakerelere devam etmesinin çok
önemli olduğunu ifade ederek, liderlerin bazı konularda
anlaşmaya varmış olduklarına işaret etti.
Müzakerelerdeki ivmenin sürdürülerek bir çözüme varılabileceğini
belirten Kaminara, 2009 yılında bir çözüm bulunacağı
konusunda umutlu olduğunu söyledi.
Komisyon temsilcisi, "bir çözüme ulaşılmasını
gerçekten umut ediyorum. Eğer bu gerçekleşirse çok çok mutlu olacağım.
Tabii ki görüşmelerin bir sonuca ulaşacağı zamana karar
vermek iki lidere kalmıştır. İki toplum liderinin ve
toplumun masada üzerinde analaşabileceği bir anlaşma
olmasından mutluluk duyacağım" dedi.
Avrupa Komisyonu'nun bu süreçte destekleyici ve istekli bir rolü
bulunduğuna işaret eden Kaminara, "Ancak müzakereleri sürdüren
iki liderdir ve bir çözüme ulaşabilmeleri onlara kalmıştır.
Bizden yardım talep ederlerse her türlü yardımı yapmaya hazırız"
dedi.
Her
iki liderlere yeni yılda cesaret ve sabır dileyen Komisyon
temsilcisi, "bizi çözüme götürmelerini istiyorum" diyerek sözlerini
tamamladı.
KIBRIS 11/01/09
Mülkiyet konusunda Rum tarafının haklılığı kabul edildi
Türk
Metal Milli Bütünleşme Derneği'nin iddiası:
Türk Metal
Milli Bütünleşme Derneği, Kıbrıs sorununa çözüm
müzakerelerinde ele alınacak "Mülkiyet" konusunda, "Rum
tarafının haklılığının kabul
edildiğini" iddia etti.
Dernek Asbaşkanı İzzet Aydın dün yaptığı
açıklamada yakın zamanda toprak konusunun da görüşmelerde ele
alınacağını hatırlattı, "toprak konusuna Rum
tarafının haklılığı kabul edildikten sonra
başlanacak olmasının üzücü olduğunu" söyledi.
Kıbrıs sorununun Barış Harekâtıyla ve KKTC'nin
kurulmasıyla bittiği görüşünü ortaya koyan Aydın,
"dış güçlerin baskılarıyla başlatılan"
Talat-Hristofyas görüşmelerini Türk halkının yakından ve
büyük endişeyle izlediğini de savundu.
İzzet Aydın, görüşmelerde Rum halkına "sizi
anlıyoruz haklısınız" şeklinde güvence
verilmesinin Türk halkı üzerinde şok etkisi
yarattığını da ileri sürdü.
Aydın, "Rum halkının haklılığına" destek verilmesini şiddetle kınadıklarını belirtti.
KIBRIS 11/01/09
2500 yıllık tarihi eserler kaderine terk edildi
Kuzey
Kıbrıs'ın en önemli tarihi eserlerinden biri, yok olmakla yüz
yüze... Yaklaşık 2 bin 500 yıl önce, Marion kentinin Pers
sempatizanı kralı Doxandros of Marion tarafından, civardaki
Yunan taraftarı yerleşim birimlerinin (Soli Kenti) kontrolü için
yaptırılan Vuni Sarayı, günümüzde tamamen yok olma tehlikesi yaşıyor...
Serhat
İNCİRLİ
KKTC'nin batısında, Bademliköy yakınlarındaki yüksek bir
tepe üzerindeki Vuni Sarayı kalıntılarının
taşları bakımsızlıktan dökülürken, bazı
sağlam duvarlar üzerinde de taş aralarında ağaçlar
büyümüş durumda.
Milattan Önce 380 yılında Soli halkı tarafından
yakılan ve bir daha yenilenmeyen Vuni Sarayı, yüzlerce yıl
fırtınaya, soğuğa, sıcağa, güneşe
dayanmayı başardı ancak son dönemlerde adeta kaderine terk
edildi.
Kuzey Kıbrıs'ı ziyaret eden turistlerin büyük ilgi
gösterdiği ve çeşitli efsanelere de mekân olan Vuni Sarayı'nın
dökülen bazı duvar taşlarının bu yıl içinde tamirinin
gündemde olduğu kaydedildi.
Yetkililer, yakın bir zamanda yok olma tehlikesi yaşayan ve tek tek
düşen taşların ciddi bir restorasyona ihtiyacı
olduğunu ve bunu gerçekleştirmeyi planladıklarını
açıkladılar.
İngiliz Sömürge Yönetimi döneminde Vuni Sarayı'nda
gerçekleştirildiği belirtilen kazılarda, pişmiş
topraktan yapılmış ve sarayın ortadan
kalktığı yangında siyahlaşmış testi içinde
"Vouni Hazinesi" olarak adlandırılan eşyalar
bulunduğu iddiası, bu tarihi değerle ilgili en önemli efsaneler
arasında yer alıyor.
Vouni'den görülen Petra tou Limniti (Yeşilırmak Kayası)
adlı adacıkta da 1920'li yıllarda İsviçreli arkeologlar
Neolitik dönem öncesi yerleşim izlerine rastlamışlar.
Sarayın güneyinde Milattan Önce 5. yüzyılın sonlarında
yapılmış olan bir Athena tapınağının izleri
bulunmuştu. İki avlusu ve etrafı çevrili kutsal bir alanın
bulunduğu tapınakta, içlerine heykellerin oturtulduğu çukurlar
geçmiş yıllarda daha çok belirgindi ancak günümüzde bunlar da yok
olmuş durumda.
KIBRIS 11/01/09
Downer: no artificial deadlines in Cyprus talks
FINDING A resolution to the
Cyprus problem by the end of 2009 will depend on the stance held by Turkey and
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, President Demetris Christofias said on
Friday.
Speaking at Larnaca Airport after returning from his visit to Slovakia, the
President “sadly noted” that the Turkish Cypriot side’s views at the
negotiating table were “in many ways worse than those expressed in the Annan
Plan”.
Christofias added, “The fact that we are stuck on one aspect [in the direct
talks] and are not moving rapidly, should not be exploited by anyone, as this
is not because of the Greek Cypriot side, neither is it due to how frequent the
meetings are, but it is down to the positions and contents of these positions
that each side is laying on the table”.
The President said the Turkish Cypriot stance had provoked the need for further
discussions and a delay in procedures.
A slightly different picture was painted by the UN Secretary-general’s Special
Adviser for Cyprus, Alexander Downer, who said there was momentum in the talks.
Downer called on the people to urge their leaders to continue to negotiate in
order to come up with a good solution.
The UN delegate is back on the island to attend the direct talks, which began
between the two leaders last September in the hope of reaching a resolution.
Announcing that he was “cautiously optimistic”, Downer stressed that a solution
to the Cyprus problem should come from the people and not foreigners.
Speaking after a meeting with President Christofias on Friday at the
Presidential Palace, Downer said that he had the opportunity to talk to the
President for an hour after being away.
Asked about the talks, Downer replied that from the UN point of view, “our
approach to this whole process is that we should be as hopeful as we possibly
can but I have always said that it is my ambition and it is the UN’s ambition
that this process ultimately will be a Cypriot process and owned by all the
people of Cyprus.”
He emphasised that this was “not a process that will be owned by the UN or the
international community”, adding that it is very important that Cypriots feel
that they own the negotiation and ultimately if there is to be an agreement
that they own that agreement themselves.
The UN diplomat said that he was trying to be helpful, noting he had met with
Talat and other officials, while next week, apart from hosting the leaders’
meeting on Monday he will be having many meetings during the course of next
week with leading figures in Cyprus.
Asked about possible UN arbitration in the future, Downer replied that this
issue “is sort of like the tide, it rises and falls through the months”.
He said he has always maintained exactly the same position on that issue. “It’s
not about arbitration and mediation, it’s about hoping, hoping as best as we
possibly can, of course that is what the UN is trying to do here”.
Downer said that although he has been criticised “I have always said that I am
cautiously optimistic about the process. I mean there is no guarantee that we
will succeed, but it certainly can succeed with the right will and the right
determination”.
Asked if success will come before the end of the year, Downer replied “we will
see, I have always said ‘you need to have momentum’, this process needs to have
momentum. You do not want to be setting artificial deadlines which will create
a crisis in their own. But you nevertheless need to make sure that there is a
continuation of the momentum, and we have momentum in this process. This
momentum is faster some weeks than other weeks”, he said, adding that the
“people should have a degree of hope and they should urge on their leaders to
continue to negotiate and come up with a good solution”.
During their last meeting on January 5, the leaders of the two communities in
Cyprus announced that they had reached agreement on the issue of harmonisation
and cooperation between the federal government and the constituent states.
Their next meeting will take place on tomorrow.
Meanwhile, UN Secretary-general Ban Ki Moon reconfirmed his interest in the
Cyprus problem in a telephone conversation with Christofias on Friday.
The President thanked him in return for the UN’s assistance in the
negotiations.
CYPRUS MAIL 11/01/09
Talat
ve Hristofyas 15'inci kez bir arada
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde 15'inci kez bir araya geldi.
Lefkoşa ara bölgede kapsamlı müzakereler
için tahsis edilen binada yapılan görüşme, 2 saat 15 dakika sürdü ve
görüşmenin yaklaşık 50 dakikası liderler arasında
baş başa geçti.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer, görüşmenin ardından yaptığı kısa
açıklamada, liderlerin önce baş başa görüştüğünü,
ardından, federal organlar arasındaki ilişkiler ile
"tıkanıklıkların aşılması
mekanizması"nın ele alındığını, bu
konunun görüşülmesine cuma günü devam edileceğini söyledi.
Yakın zamanda mülkiyet ana başlığının
görüşülmesine geçileceğini açıklayan Downer, bunun tarihinin,
cuma günü yapılacak görüşmede belirleneceğini kaydetti.
Liderler, 16 Ocak Cuma günü saat 08.30'da yeniden bir araya gelecek.
CNN TURK 12/01/09
ÖNAY YILMAZ İstanbul - TOLGA ŞARDAN
Ankara
Ünlü şair Nâzım Hikmet’le ölümünden kısa bir süre önce Moskova’da 15 gün boyunca geceli gündüzlü beraber olan gazeteci Orhan Karaveli, “Vatandaşlıktan çıkarılması Nâzım Hikmet’i elbette çok üzmüştü; ama onu asıl üzen halkının sevgisini kaybetmesiydi.

58 yıllık ayıp sona erdi ve Türk
vatandaşlığına resmen kabul edildi. Şimdi sıra
onun vasiyetini yerine getirmekte. 15 Ocak olan doğum gününde onun
vasiyetini yerine getirmek için bu büyük adımı da atalım” dedi.
Mezarının Moskova’dan Türkiye’ye getirilmesinin Nâzım Hikmet’in
vasiyeti olduğunu hatırlatan Karaevli, ancak bu konuda oğlu
Mehmet Nâzım’ın onay vermesi gerektiğine dikkat çekti. Son
zamanlarda gerçek mirasçısı olan oğlu Mehmet Nâzım’ın
adına konuşan birçok yakınının ortaya
çıktığını söyleyen Karaveli şöyle konuştu:
‘Oğlu onay verecektir’
“Yakınım diye ortaya çıkanların kimler olduğu belli
değil. Nâzım’ın kan bağı olarak bir tek akrabası
var; o da Paris’te yaşayan oğlu Mehmet Nâzım’dır. Ve Mehmet
Nâzım bu konuda olumlu olumsuz bir şey söylemiş değildir.
Mehmet Nâzım babasının oğlu ise Türk milletinin arzusuna
karşı çıkmaz. Eğer oğlu onay verirse mezarı
Türkiye’ye hemen getirilir. Oğlunu ikna etmek için gerekirse
mezarının getirilmesi konusunda bir sivil toplum örgütü bile
oluşturabiliriz” dedi.
Nâzım Hikmet’in mezarının Ruslar için turistik bir yer
olduğunu belirten Karaveli, “Kremlin’den önce Nâzım’ın
mezarını ziyaret ediyorlar. Kabrini ziyaret etmek isteyen milyonlarca
Türk vatandaşı var. Ruslar, ünlü opera sanatçısı Feodor
İvanoviç Şalyapin’in mezarını Paris’ten Moskova’ya
getirtti. Eğer Türkiye’den de ciddi talep olursa mezarı vermemezlik
edemezler” diye konuştu.
‘Mezarına zarar gelmez’
Nâzım’ın Türkiye’ye ait olduğunu, vatan hasretiyle yanıp
tutuştuğunu, o nedenle mezarının kendisinin de vasiyetinde
dediği gibi Anadolu’da bir yer olması gerektiğini vurgulayan
Karaveli, “Bana da son görüşmemizde hu hasretini defalarca
anlatmıştır.
Ben hayatımda vatan hasretiyle bu kadar yanıp tutuşan bir insan
görmedim. Siyasal ve kişisel düşüncelerden uzak durarak bu
fırsatın değerlendirilmesi gerekir. Kabri mutlaka Türkiye’ye
getirilmelidir. Çünkü bu onun vasiyetidir, şiiriyle ve bize söylediği
sözlerle. Gerekirse onay çıktığı an gider kemiklerini ben
alırım. Türk insanının mezarına zarar vereceğini
düşünenler, acaba Türk insanına hakaret ettiklerinin farkında
değil mi? Türkler kimin kabrine zarar verdi? Kimse merak etmesin Türkiye
onun kabrine gerekli saygıyı gösterir” dedi.
Nâzım’ın
T.C. Kimlik No’su: 20753206252
İçişleri Bakanlığı, hakkındaki
vatandaşlıktan çıkarılma kararı yürürlükten
kaldırılan şair Nâzım Hikmet Ran’a T.C. kimlik
numarası olarak 20753206252’yi verdi. Ran’la ilgili nüfus
yazışmaları bu hafta içinde sonuçlandırılacak.
İçişleri Bakanlığı, MERNİS
çalışmaları kapsamında 1904’ten bugüne kadar doğan ve
nüfusa kayıt olan her vatandaşa ölmüş olsa bile T.C. kimlik
numarası verdi. Bu kapsamda, Nüfus ve Vatandaşlık
İşleri Genel Müdürlüğü 2002’deki yeniden düzenleme
çalışmaları sırasında 1951’deki hükümet kararnamesiyle
vatandaşlıktan çıkarılan Ran’a da daha önce Türk
vatandaşı olduğu için T.C. kimlik numarası verdi.
Ancak Ran’ın bu kimlik numarası vatandaşlıktan
çıktığı için nüfus kütük sistemine girilmedi. Böylece
vatandaşlıktan çıkarıldıktan 58 yıl sonra yeniden
vatandaşlık hakkı kazanan Ran’a T.C. kimlik numarası olarak
“20753206252” sayısı verildi.
Nüfus kütüğü Kadıköy’de
Nüfus kayıtlarına Nâzım Hikmet’in asıl ismi Mehmet
Nâzım Ran olarak girdi. Ünlü şairin doğum tarihi ise eski
takvime göre 2 Şubat 1317 olarak kayıtlara girildi. Miladi takvime
göre doğumu “Selanik 1901 yılı” olarak gözüken Ran’ın nüfus
kütüğü ise ailesinin bulunduğu İstanbul Kadıköy oldu.
Feneryolu Mahallesi üzerindeki aile kayıtlarına alınan Ran’la
ilgili işlemler bu hafta içinde sonuçlandırılacak.
Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü, cumartesi
yayımlanan kararname gereğince işlemleri tamamlayıp
Kadıköy İlçe Nüfus Müdürlüğü’ne bildirecek. Ardından
Ran’ın vatandaşlık işlemi başlatılacak. Yeni
işlemle birlikte “kapalı” olarak nüfus kayıtlarında gözüken
Ran’ın vatandaşlıkla ilgili her türlü işlemi yapılabilecek.
İşte
Nâzım’ın ‘Vasiyet’i
...Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü / Ölürsem kurtuluştan önce
yani / Alıp götürün Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün
beni...
... Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
- Öyle gibi de görünüyor - / Anadolu’da bir köy mezarlığına
gömün beni / Ve de uyarına gelirse / Tepemde bir de çınar olursa /
Taş maş da istemez hani...
MILLIYET 13/01/09
Sırada mülkiyet!
Liderlerin, 16 Ocak Cuma
günü, "yönetim ve güç paylaşımı" konusunu
tamamlamaları bekleniyor
YÖNETİM
VE GÜÇ PAYLAŞIMI" BAŞLIĞI ALTINDAKİ SON
GÖRÜŞME... BM temsilcisi Downer, 16 Ocak Cuma günkü görüşmenin
"Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığı
altında yapılacak son görüşme olacağını ve
belirlenecek bir sonraki gündemi "Mülkiyet" konusunun oluşturacağını
söyledi. Liderler, 6 başlık şeklinde planlanan müzakere
sürecinde ayrıca "AB", "ekonomi", "güvenlik"
ve "toprak" konularını ele alacak
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyas, "Yönetim ve Güç paylaşımı"
başlığı altında devam eden müzakerelerde, dün, federal
devlet ile kurucu devletlerarası ilişkileri ele alıp,
"Tıkanıklıkların Aşılması
Mekanizması"nı görüştü.
Liderlerin, "federal yetkiler", "yürütme",
"yasama", "yargı", "federal polis",
"kamu idaresi", "kamu hizmeti komisyonu",
"bağımsız kurumlar", "dış
ilişkiler" ve "uluslararası anlaşmaları" ele
aldıkları "yönetim ve güç paylaşımı"
konusunu cuma günü tamamlaması bekleniyor.
Bir sonraki görüşmede, "Mülkiyet" başlığına
geçecek olan liderler, 6 başlık şeklinde planlanan müzakere
sürecinde ayrıca "AB", "ekonomi", "güvenlik"
ve "toprak" konularını ele alacak.
2 saatlik
görüşme
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Lideri Hristofyas, kapsamlı
müzakereler çerçevesinde dün 2 saat 15 dakika süren bir görüşme
gerçekleştirdi. Bir süre baş başa görüşen liderler daha
sonra heyetler arası görüşmeye geçti.
Cumhurbaşkanı Talat'a görüşmede BM ve AB'yle Müzakerelerden
Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, Dışişleri
Bakanlığı Birinci Sekreteri Mehmet Dana,
Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Reşat Çağlar,
Kamu Hukuku Uzmanı Tufan Erhürman ve Uluslararası Hukuk Uzmanı
Kudret Özersay eşlik etti.
Downer:
Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığı
altındaki son görüşme
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Lideri Hristofyas
görüşmeden çıkışta herhangi bir açıklama yapmadı.
Liderler adına açıklama yapan BM Genel Sekreteri Kıbrıs
Özel Danışmanı Alexander Downer, dünkü görüşmede federal
devlet ve kurucu devletlerarası ilişkilerin ele
alındığını söyledi. Downer, ayrıca
"Tıkanıkların Aşılması Mekanizması"nın
da ele alındığı ve bu görüşmenin liderlerin cuma günkü
görüşmesinde devam edeceğini belirtti.
Downer, liderlerin cuma sabahı saat 08.30'da başlayacak
görüşmesinin, "Yönetim ve Güç Paylaşımı"
başlığı altında yapılacak son görüşme
olacağını kaydetti.
Alexander Downer, liderlerin, tarihi cuma günkü görüşmede belirlenecek bir
sonraki görüşmede "Mülkiyet" konusunu ele almaya
başlayacağını söyledi.
Talat: Rum
tarafının verdiği cevabı ele aldık
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, Hristofyas'la yaptıkları
müzakereler çerçevesinde 16 Ocak Cuma günü yeninden bir araya geleceklerini
bildirerek, cuma günü "Federal Devlet ile kurucu devletlerin kendi
arasındaki ilişkilerle ilgili" görüşme sürecinin
tamamlanmasının hedeflendiğini; ardından mülkiyet konusuna
geçileceğini belirtti.
Talat, dün Hristofyas'la yaptıkları görüşmede, Türk
tarafının geçen hafta yaptığı "Federal Hükümet,
kurucu devlet ve kurucu devletlerin kendi aralarındaki
ilişkilere" yönelik sunumlarına Rum tarafının
verdiği cevabı ele aldıklarını söyledi.
Talat, görüşme sonrasında Cumhurbaşkanlığı'na
dönüşte yaptığı açıklamada, dün ayrıca, Rum
tarafının, uzun zamandır beklettiği
"Tıkanıklıkların Aşılması
Yöntemleriyle" ilgili sunumlarını yaptığını
bildirdi.
Talat, haftaya, Rum tarafının
"Tıkanıklıkların Aşılması
Yöntemleriyle" ilgili dünkü sunumuna Türk tarafının
yanıtının verileceğini ifade ederek, cuma günkü
toplantıda ise, "Federal Devlet ile kurucu devletlerin kendi
arasındaki ilişkilerle ilgili görüşme sürecinin
tamamlanmasının" hedeflendiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, cuma günü bu konunun
tamamlanmasından sonra mülkiyet konusuna geçileceğine işaret
etti.
KIBRIS 13/01/09
Christofias despondent over ‘months
without progress’
By Jean Christou
THE TURKISH side is seeking
to weaken the powers of the proposed central government as much as possible in
the current Cyprus negotiations, President Demetris Christofias said yesterday.
Christofias said the UN process envisioned the evolution of the Cypriot state
into a federation, and “if we are to have any chance of an agreement this
year”, the Turkish side must negotiate within this framework, he said.
The comments came just a few hours before Christofias was due to meet Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat for the second leaders’ meeting this year,
where discussions on governance were due to continue.
“The insistence of the Turkish side to weaken the role of the federal
government and to endow the federated units with most of the functions and
powers, usually reserved for federal Governments, create concerns and
suspicions that the Turkish side is aiming for an entity approaching
confederation rather than federation, as prescribed in relevant UN Security
Council resolutions on Cyprus,” Christofias said during a speech accepting the
credentials of the new Maltese ambassador to Cyprus Dr Richard Vella Laurent.
“Unfortunately, despite our intensive efforts, after four months of work, I do
not have real progress to report. A number of secondary issues have been agreed
but there remain, however, significant differences of approach to the issue of
the powers and functions of the central government, the system of governance as
well as on foreign relations,” Christofias added.
The President’s comments mirror information leaked to Anatolia News Agency last
month, which claimed the Turkish Cypriot side was seeking as much autonomy as
it could get in a federal solution.
One such demand was for separate Flight Information Regions (FIR), which the
Greek Cypriot side argue is tantamount to asking for two separate states.
Another comes under the topic of international agreements made by the federal
state.
The Turkish Cypriot side wants a footnote to be included which says that the
two constituent states can also make international agreements within their own
spheres of authority. They also argue that the constituent states should be
able to “implement federal government’s laws unilaterally in “appropriate
situations”.
But the Greek Cypriot side says it should be the federal government which
decides whether its laws should be implemented by the constituent states.
During the two-and-a-half-hour meeting between the leaders in the afternoon,
they spent 30 minutes alone before negotiations got under way with UN Special
Advisor Alexander Downer.
Downer said afterwards the discussions then focused on relations between a
federal government and the constituent states.
“That was quite a long discussion about that,” he said.
Downer said there had also been a renewal of a discussion that had been held
sometime earlier on deadlock resolving mechanisms.
“These discussions will continue again on Friday morning,” said Downer. “That
will be the last discussion for the time being between the leaders on
governance and power sharing and then in all probability at their next meeting
they will work out the date for next meeting.”
Downer said that meeting would see the start of discussions on the property
question.
CYPRUS MAIL 13/01/09
‘Maybe they don’t understand what
the English School is about’
By Stefanos Evripidou
THE HEAD of the English School
Parents Association yesterday said a “very vocal” group of parents were using
“unorthodox” methods to complain about the school’s multicultural approach.
Sophoclis Hadjisophocleous said some parents had sent anonymous letters to
teachers and set up a website to protest about what they see as the school’s
increasingly leftist political agenda.
The English School began as a multicultural school for all children of Cyprus.
After the 1974 invasion, Turkish Cypriot children stopped attending, until 2003
when they were able to cross again to the free areas.
Their return, combined with the election of the first communist President of
Cyprus seems to have riled a few parents who don’t like the changes to the
school’s past Hellenistic character.
Hadjisophocleous said the aggrieved parents had bypassed the Parents
Association (PA) and school institutions, instead addressing the problem in an
“unorthodox manner”.
“It’s strange, they have not got in touch with the elected representatives of
the Parents Association. We got only anonymous letters but we can’t deal with
them on principle,” he said.
He said one parent with opposite views to the newly formed group tried posting
a comment on their website but that her comment was excluded.
Hadjisophocleous said the whole matter might boil down to a misunderstanding of
what the purpose of the school is.
“It’s a multicultural school, which has to respect all cultures equally.”
The PA head noted that when he was a pupil at the school in the 1970s, there
were no icons at the school.
“The school has many nationalities that you cannot ignore. It’s not about
bringing up the children as Greek children. We have a common objective and that
is to keep the school the leading establishment in Cyprus, providing all round
education, while developing critical thinking and free thinking individuals,”
he said.
Chairman of the board of governors, Kyriacos Vasiliou, repeated that his door
was always open to those who wanted to voice their concerns about the school to
him.
“I had my door open all day today and nobody came. They don’t take the
initiative or have the decency to come and tell me their problems,” he said.
Asked how successful integration was going among children from different
backgrounds, Vasiliou said: “Put it like this, it could be a lot, lot better.”
“In a nutshell, I don’t want people just to tolerate each other but to
genuinely respect each other. I don’t know if we’ve reached that. We want
pupils to respect each other for what they are and their culture. There is a
long way to go yet,” he added.
An anonymous website, www.englishschoolnews.com, was created for concerned
parents to post comments on what they describe as the political pressure being
put on their children by teachers who wish to impose their party’s views.
Some of the grievances include the banning of symbols like the Greek flag and
the cross, the removal of religious icons from the classroom and the national
anthem.
Parents posting anonymously on the website complained about a number of issues,
including the fact one teacher told children that both Greek Cypriots and
Turkish Cypriots killed each other during the intercommunal troubles in the
1960s. Parents also voiced concern that a leftist ideology regarding the Cyprus
problem was infiltrating the school.
The website calls on all those interested to meet at 7pm, on January 28 at the
Hilton Hotel to discuss their concerns.
Asked if the association would be attending the planned meeting,
Hadjisophocleous replied: “We are not formally invited to the meeting and I
don’t know whether we’re welcome.”
“I welcome them to talk to us directly. I sense they are not many, but even so
we are open to hear their opinions and take into account their feelings, which
may be misguided. Communication is essential,” he added.
CYPRUS MAIL 13/01/09
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 10:16 TSİ 14 Ocak 2009 Çarşamba
WASHINGTON - Hillary Clinton’ın, Barack Obama
yönetiminde ABD Dışişleri Bakanlığı görevini
alabilmesi için senatonun onayına ihtiyacı var. Bu çerçevede ABD
Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nde bugün Clinton,
dış politika konularında komite üyelerinin sorularını
yanıtladığı bir oturuma katıldı.
Ermeni
sorununun ABD Kongresi’ndeki destekçileri arasında yer alan Demokrat Parti
New Jersey Senatörü Robert Menendez, Clinton’a, 1915 Ermeni olayları ve
Kıbrıs sorununun çözümü konularına ilgi gösterilmesini
umduğunu söyledi. Menendez oturumda, “Umarım bu konulara
yakından bakacaksınız ve senatör olarak kayıtlara geçen
tutumunuz bakan olunca belirgin biçimde değişmeyecek” dedi.
Clinton, “Bu ve diğer zorlu konulara, bir gözümüz, ilerleme
sağlamakta ve bu çok meşru kaygılara etkili yanıt bulmakta
olacak biçimde çok yakından bakıyor olacağız” diye
konuştu.
Clinton, ABD Kongresi’nde, 1915 Ermeni olaylarını
“soykırım” olarak tanıyan karar tasarılarına
desteğiyle biliniyor.
İran ile ilgili bir soruyu yanıtlarken de Clinton, İsrail’in
varlığını reddeden bir İran ile Obama yönetiminin
müzakereye oturmayacağını söyledi.
Öte yandan oturuma öğle arası verilmeden önce protestocular ellerinde,
“Gazze’de ateşkes” yazılı pankartlarla slogan attılar.
Protestocuların, “Hillary, ayağa kalk. Sesini yükseltmen gerek”
dedikleri duyuldu.
14 Ocak Çarşamba 2009
Bakıyoruz, “Nâzım Hikmet’e Türk
vatandaşlığı verildi” diye kimi aydınlar da seviniyor,
ellerinin tersiyle şöyle bir yana itivermek varken.
Siz 58 yıl önce, hukuksuz, adaletsiz biçimde vatandaşlıktan
sözde çıkardınız, ama özde çıkaramadınız.
Şimdi ancak o yanlış kararı kaldırıyorsunuz.
Üstelik bu gecikmenin 6 yılı da sizin iktidarınızda.
Sonra neymiş? Nâzım Hikmet’e “iade-i itibar” imiş! Bir söylem
ancak bu kadar itibarsız, bu kadar yakışıksız
olabilir.
Nâzım Hikmet’in dünyadaki itibarıyla övünç duyulur.
Vatandaşlık olayı, 6 yıldır tınmayan AKP
iktidarının, şimdi, yerel seçimler öncesinde farklı
kesimlere çeşitli biçimlerde sunduğu (kömür çuvalı, erzak
torbası, Alevi açılımı, tele- vizyon yayını gibi)
seçim yatırımlarından biridir.
Nâzım Hikmet’i sevenler, ona saygı duyanlar bu takiyeye, bu oyuna
gelmemeli.
Neyse ki, Nâzım Hikmet Kültür Merkezi, AKP’nin tüccarca hesaplar
peşinde olduğunu, Nâzım üzerinden rant sağlamaya
çalıştığını örneklerle ortaya koydu.
Vatandaşlık gündeminden birkaç saat sonra Tayyip Erdoğan’ın
partisinin grup toplantısında:”Kimsenin
yapamadığını biz yaptık” dediğini, AKP İzmir
il örgütünün tam sayfa gazete ilanını, Emine Erdoğan’ın
Nâzım’dan şiir okumasını anımsattı.
Nâzım’ın mezarının getirilmesi konusunu da istismar etmek
için fırsat kolladıkları belli. Nâzım’ı sevenler,
neler yapabiliriz diye, iyi niyetle birtakım öneriler ortaya atıyor.
Şimdi, AKP oltasına takılmanın zamanı değil.
Bu aşamada söylenecek söz şudur:
Nâzım’ı, dünya ünlüsü sanatçıların arasında, baş
ucunda sevdiği ceviz ağacıyla, Moskova’nın en itibarlı
mezarlığında, rahat bırakın.
Bir kitap
Nâzım Hikmet hakkında çok kitap yayımlandı,
yazılmadık yönü kalmadı denilebilir. Ama, Sabiha ve Zekeriya
Sertel’lerin 1928’de Resimli Ay dergisinde Nâzım Hikmet’le
başlayıp ömür boyu süren dostluklarının en yakını
Yıldız Sertel, son kitabında şimdiye kadar açığa
çıkmamış gerçekleri anlatıyor. Hıfzı Topuz’un da
vurguladığı gibi, Nâzım’ın Laz İsmail ile
ilişkileri, Sovyetler Birliği’nde
karşılaştığı güçlükler, TİP’i
destekleyişi, Bizim Radyo’nun kuruluşu bunlardan birkaçı.
(Nâzım Hikmet ile Serteller, Yıldız Sertel, Everest
Yayınları, Kasım 2008)
Bir şiir
Yıldız Sertel, annesi Sabiha Sertel ile birlikte 1941’de Bursa
Cezaevi’nde Nâzım Hikmet’i ziyaretlerinde, Nâzım yazmakta olduğu
Kurtuluş Savaşı Destanı’ndan bir bölüm okur.
İşte, o bölümden birkaç dize:
“Yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet,/ en azılı düvellerle
dövüşüyordu fakat,/ dövüşüyordu, köle olmamak için iki kat,/ iki kat
soyulmamak için.”
NAIL GIRELI MILLIYET
Yeşilırmak eski günlerini arıyor
KAPI DERHAL AÇILMALI... Bir zamanlar 5 bin nüfusu
olan bu köyde, şimdi 300 kişi yaşıyor...
Yeşilırmak Muhtarı Göksel Kabaran, "Yıllarca ihmal
edildik... Şimdi Yeşilırmak - Pirgo kapısının
açılmasını istiyoruz... Kapı açılsın,
ürettiğimizi Rumlara satabilme şansımız yükselsin.
Kapı açılırsa Yeşilırmaklı ciddi anlamda fayda
elde edecek. Örneğin deniz kıyısında yapılan
yatırımlar karşılığını alabilecek. Bizi
40 yıldan beri, girişi olan ama çıkışı bulunmayan
bir mağarada yaşatıyorlar" diyor
YEŞİLIRMAK,
PAZARLIK KONUSU OLMASIN... Yeşilırmaklılar, birçok
sorunları olduğunu ve hep ihmal edildiklerini belirtirken, bir de
toplumlararası görüşmeler sürecinde, bölgelerinin sürekli olarak
"taviz" listesinde yer almasından şikayet ediyor...
Sırf bu yüzden yatırım yapmaktan çekinen köylüler,
Yeşilırmak'ın görüşmeler sürecinde pazarlık malı
olmadığının açıklanmasını da istiyor...
Yeşilırmak'ın en önemli özelliği neydi? Yeşilliği
elbette... Peki bu yeşilliğin kaynağı nereden geliyordu?
Kesinlikle suyundan... Evet Yeşilırmak'tayız... Ve
Yeşilırmak'a "yeşil" örtüyü seren suyun bitmek üzere
olduğunu öğreniyoruz... Köydeki su kuyularının neredeyse
üçte biri tuzlanma nedeniyle tarımda dahi kullanılamıyor,
kapalı tutuluyor.
Köyün su sorunu sadece köylüyü değil, ülkemizi de yakından
ilgilendiriyor. Çünkü çok değil daha beş on yıl önce bu köye
baraj yapılması ve toplanacak suyun tüm ülkeye
dağıtılması planlanıyordu. O günlerde köylü ayağa
kalkmış ve bu projeye karşı çıkmıştı...
Köy muhtarı Göksel Kabaran, şu anda denize çok yakın bir noktada
yeraltı barajı yapılıp, denizden tuzlu suyun gelişini
engelleyecek ve tatlı su kaybını durduracak projeye "ikna
edilmeleri" halinde hayır demeyeceklerini kaydediyor...
Yeşilırmak
- Pirgo kapısı açılmalı
Yeşilırmak'ta en büyük sorun suların tuzlanması... 54
kuyudan 15'i tamamen tuzlandı ve kapatıldı... Peki köyün,
köylünün tek sorunu bu mu? Değil...
İşte bu sorunları saptamak ve köylünün çözüm önerilerini de
belirlemek için hazırladığımız yazı dizisinde ilk
olarak bu önemli yeri ziyaret etme kararı aldık... Köylülerle sohbet
ettik... Tüm köylü, Kıbrıs sorunu çerçevesinde ele alınan
"bu köy Rumlara verilecek mi?" ve "Yeşilırmak - Prigo
kapısı açılacak mı?" sorularına kesin yanıt
talep ediyor...
Muhtar Göksel Kabaran'a göre, toplumlararası görüşmeler sürecinde,
Güzelyurt'un batısı sürekli olarak "verilecekler"
listesinde... Kabaran, "insanlar yatırım yapmaktan
kaçınıyor" derken, derhal Yeşilırmak - Prigo
geçiş kapısının açılması gerektiğini ve
Yeşilırmak'ın görüşmeler sürecinde pazarlık malı
olmadığının açıklanmasını istiyor...
Çilek ve
kolokas
Yeşilırmak'ta geçim tarıma dayalı... Özellikle kolokas ve
çilek şu anda köylünün temel üretimini oluşturuyor. 200 haneli köyde
üç aile küçükbaş hayvancılık yapıyor. Onların sorunları
da diz boyu... Hayvancının en ciddi sorunu, yağışsızlık
ya da kuraklık nedeniyle şu anda doğada bulunması gereken
yeşilin "olmaması!"...
Çiftçilikle geçimini sağlayan Emir Kabaran, mazot fiyatlarına ve
gübreye yapılan zamlardan şikayet ederek başlıyor söze.
Muhtarın kardeşi olan Emir Kabaran, suni gübreye son dönemlerde yüzde
200 zam yapıldığından yakınıyor. Emir Kabaran
şunları da ekliyor:
"Doğal olarak mazota ve gübreye zam yapıldığı
zaman biz de ürettiğimiz malın fiyatını
artırabilmeliyiz. Ama yapamıyoruz. Çünkü çileğe zam yapmaya
kalksak, anında ya Güney'den ya Türkiye'den getirecekler."
Bilgin Kaygül sohbetimizde Yeşilırmak Kapısı veya asıl
adıyla Günebakan Kapısı'na değiniyor... "Kapı
açılsın, ürettiğimizi Rumlara satabilme şansımız
yükselsin" diye de ekliyor. Bilgin Kaygül'e göre kapı açılırsa
Yeşilırmaklı ciddi anlamda fayda elde edecek. Örneğin deniz
kıyısında yapılan yatırımlar
karşılığını alabilecek.
Kolokas
Güney'e satılıyor
Yeşilırmaklılar ürettikleri kolokasın önemli bölümünü
şu anda Güney Kıbrıs'taki toptancılara satıyor ve bundan
da şikayetçi değil. Ancak hemen yanı başlarındaki
Pirgo geçişi açılırsa satışın
artacağını başka ürünleri de Güney'e pazarlayabileceklerini
belirtiyor.
Sahil şeridine son yıl içerisinde önemli sayılabilecek turizm
yatırımları yapıldı. Şu anda bu yatırımların
"müşterisizlikten" sıkıntılı olduğu
hatırlatılıyor ve "kapı açılırsa..."
diye başlayan umut cümleleri kuruluyor.
Emir Kabaran gerçekten ihtiyacı olanlara kredi verilmediğinden de
yakınıyor. "Ne yazık ki devlet olanaklarından, devlet
kredilerinden hep zenginler yararlanıyor" diyen Emir Kabaran,
köylünün kredilerle desteklenmesi gerektiğine vurgu yapıyor.
Emir Kabaran, Güney Kıbrıs'ta çiftçilere sağlanan
kolaylıkları da hatırlatıyor ve şunları dile
getiriyor:
"Güney'de
devlet çiftçi traktör alacaksa yüzde 60'ına katkı yapıyor.
Bizdeyse sağ olsunlar bırakın katkı yapmayı, kendi
olanaklarınızla aldığınız gün vergilerle, benzer
fon kesintileri ile kanınızı emme yoluna gidiyorlar."
Zorla
belediyeye bağlanmak!
Köylülerin sıkıntıları arasında işsizlik de
önemli yer tutuyor... "Yeşilırmak'ı zorla belediyeye
bağladılar, dört - beş gence iş olanağı
sağlanacağı sözünü verdiler ama bu söz tutulmadı"
diyor bir köylü...
Ve muhtar alıyor sözü... Bir dokun bin ah işit modeli bir sohbet
geçiyor aramızda... Göksel Kabaran, uzun yıllar muhtarlık yapan
amcası Yıldız Kabaran'dan görevi devralmış,
Avrupa'yı bilen, çağdaş yerel yönetim
anlayışını tatmış biri... Önce söze köyün su
şebekesi ile giriyor... Sulama kuyularındaki tuzlanma
sıkıntısı öncesinde bu soruna değiniyor ve köyün içme
suyu şebekesinin mutlaka değişmesi gerektiğini kaydediyor.
Sivil
Savunma'ya teşekkür
"Üç yıldan beri hep söz veriyorlar... Hah bu sene bütçeye girdi, hah
bu sene garanti bütçede diyorlar... Bu yıl yine söz verdiler. İçme
suyu şebekesi sağlığı tehdit eder boyuttadır.
İçme amaçlı olarak evlerimizdeki suyu kullanamıyoruz. Bu,
Yeşilırmak için alışılmış bir şey
değildir. Biz hep suyumuzla övünürdük geçmişte. Bakın ne hale
geldik."
Ve su deposu... Göksel Kabaran, Sivil Savunma Teşkilat
Başkanlığı'na teşekkür ederek devam ediyor sözlerine
ve şunları kaydediyor:
"Köyümüzün eski deposu 39 tonluk küçük bir depoydu ve 200 haneye yeterli
değildi. Sivil Savunma Başkanlığı 150 tonluk yeni bir
depo yapmamız için gerekli paranın 32 milyarını verdi. Biz
de 10 milyar ödedik köylü olarak ve köyümüzden bir müteahhit
arkadaşımız depoyu yaptı. Depomuz yeni ama su şebekesi
çok kötü durumda."
Göksel Kabaran, su şebekesinin yanında, tuzlanma nedeniyle köydeki 54
su kuyusundan 15'inin kapatıldığını da
hatırlattıktan sonra şunları belirtiyor:
"Küresel ısınmaya bağlı olarak yaşanan
kuraklık bizi de vurdu. Kuyularımız kurudu... Köyümüzle ilgili
bir baraj projesi vardı. Bu projenin ihale süresinin dolduğunu
biliyoruz. Yani şimdilik bu proje uygulamadan kalkmış durumda.
Herhangi bir veri alınmış değil. Geçmişe göre su
kaynaklarının azaldığı açık bir şekilde
görülebiliyor. Bir ciddi araştırma yapılabilir. Bu
araştırma sonucunda elde edilen veriler
ışığında bize tatmin edici bir garanti verilirse,
deniz suyunun içlere geçmesini engelleyecek, bizim suyumuzun denize
akmasını da aynı anda durduracak bir proje
hazırlanırsa, hayır demeyiz. Ama öteki göletler gibi hiç
işe yaramayacaksa, yapılmasına iznimiz olmayacak... Bu konuda
kararlıyız.
Köyün yolu
yılların ihmalleri kapsamında
Muhtara Göksel Kabaran ve bazı köylüler, yıllardan beri makyaj
niteliğinde bazı yol çalışmaları
dışında, doğru dürüst bir yolun
yapılmadığından da yakınıyor. Özellikle
yağışlı havalarda yolların son derece kötü ve tehlikeli
olduğuna değinen Kabaran, sözlerini şöyle tamamlıyor:
"Pirgo ile bağlantımızı sağlayan sınır
kapısı derhal açılmalıdır. Girişi olan ama
çıkışı bulunmayan bir mağarada 40 yıldır
yaşıyoruz. 3 bin köylümüz İngiltere'ye ve 2 bin köylümüz de
Avustralya'ya göçtü. Buna inanabiliyor musunuz? Dünyada örneği var mı
çok merak ediyorum. Yeşilırmak'ta yaşayan
-Yeşilırmaklılar 300 kişi. İngiltere ve
Avustralya'dakiler 5 bin kişi... 1974 yılından bu yana
Güzelyurt'un batısına bir tek Lefke Üniversitesi yapıldı. Başka
yatırım gösterin... Lefke Üniversitesi dışında
gelişmeye yardımcı olacak bir yatırım yok. Olanlar da
kapandı."
Nüfus 300
artı 150!
Yeşilırmak'ın nüfusu 300... Ancak köyde vatandaş olmayan ve
işçi olarak çalışan Türkiyeli ailelerle birlikte nüfus 450'ye
çıkıyor... Seçmen sayısı ise 195... Köyde üç aile
hayvancılıkla geçiniyor. Aslında geçiniyor demek doğru
olmaz... Çünkü bu ailelerden birinin üyesi olan Sevtap Köycü'ye göre
"geçinmek" doğru değil, "geçinmeye
çalışmak" daha doğru... Sevtap Köycü, kuraklık
nedeniyle şu anda doğada var olması gereken taze otların
yeşermediğini belirtirken, devletin daha ilgili
davranmasını talep ediyor.
Yeşilırmak'ta şu anda en çok seralarda çilek üretimi
yapılıyor. Kolokas da en önemli ürünlerin başında. Bunların
yanında her türlü sebze üretimi de gerçekleştiriliyor. Narenciye ise
neredeyse sıfırlanmış durumda...
Köyde yaz aylarında faaliyet yürüten ve sahilde yer alan yedi işletme
şu anda adeta atıl durumda bulunuyor... Bazıları halen
açık ama müşterisizlikten yakınıyor. Bu işletmelerin
sahipleri de Yeşilırmak - Prigo sınır geçişinin
açılması ile sahilin canlanabileceğine inanıyor.
Köyde ilkokul yok... Çocuklar servis ile Gemikonağı'na götürülüyor...
1974 öncesi merkezi bir köy olan Yeşilırmak, Kıbrıs Türk
mücadele tarihinde de önemli görevler üstlenmiş bir yer olarak
biliniyor... Bir dönemler çilek festivalleri organize eden, ortaokulu bulunan,
capcanlı bir yerleşim birimi olan Yeşilırmak, şimdi
sadece yaz aylarında, yurt dışındaki köylüler tatile
geldiği zaman eski canlılığını azacık da
olsa yakalamaya çalışıyor.
Fotoğraf
Altları:
1
Yurt
dışındaki Yeşilırmaklılar köylerini pek
unutmuş değiller. Son yıllarda köyde çok büyük tatil evleri
inşa edenler var... Bunlardan biri de İngiltere'nin Canterbury - Kent
bölgesinde yaşam süren işadamı Numan Şerifali...
2
Köylüler,
suların tuzlanmasının en büyük sorunları olduğunu
belirtirken, Yeşilırmak - Pirgo sınır
kapısının mutlaka açılmasını talep ediyor...
3 ve 3a
Çilek,
Yeşilırmak'ın simgesi olmuş bir meyve... Seralarda modern
usullerle yetiştirilen çilek, Güney Kıbrıs'a da gönderiliyor...
4
Muhtar
Göksel Kabaran, köyün içme suyu şebekesinin mutlaka
değiştirilmesini talep ediyor...
5
Yeşilırmak'ta
300 köylü kalmış... Yurt dışında ise en az 5 bin
Yeşilırmaklı yaşıyor... Londra'dan tatile gelen Pertev
Kusella, Behçet hoca ile sohbet edip, keyiflerini
Yeilırmaklıların tek eğlencesi olan "alkolle"
süslerken objektifimize de konuk oldu
- Narenciye
artık satılmak için değil, kişisel tüketim için evlerin
bahçelerinde var sadece...
-
Yeşilırmaklılar, KIBRIS Gazetesi'nin hiç kesintisiz olarak
köylerine ulaşan tek gazete olduğunu belirtiyorlar ve bundan
dolayı hem gazete yöneticilerine hem de bu gazeteyi dağıtan
şirketin yöneticilerine teşekkür ediyorlar
- Emir
Kabaran, "Doğal olarak mazota ve gübreye zam
yapıldığı zaman biz de ürettiğimiz malın
fiyatını artırabilmeliyiz. Ama yapamıyoruz. Çünkü
çileğe zam yapmaya kalksak, anında ya Güney'den ya Türkiye'den
getirecekler" diyor
- Ve
Yeşilırmak Kayası... Petra tou Limnitis... Kıbrıs'ta
ilk insanların yüzlerce, hatta binlerce yıl önce burada, bu küçük
adacıkta yaşadığı iddia ediliyor... Askeri bölgede
bulunan bu adanın turizm açısından değerlendirilmesi bugüne
kadar hiç düşünülmedi...
KIBRIS
14/01/09
Hillary Clinton'dan Kıbrıs sorunuyla ilgilenme
sözü
ABD'de, 20
Ocak'ta başkanlık görevini devralacak Barack Obama yönetiminin
dışişleri bakanlığına aday gösterilen Hillary
Clinton, Ermeni sorunu ve Kıbrıs için, "bunlar ve diğer
zorlu konulara çok yakından bakıyor olacağız" dedi.
Hillary Clinton'ın, Barack Obama yönetiminde ABD Dışişleri
Bakanlığı görevini alabilmesi için senatonun onayına
ihtiyacı var. Bu çerçevede ABD Senatosu Dış İlişkiler
Komitesi'nde dün Clinton, dış politika konularında komite
üyelerinin sorularını yanıtladığı bir oturuma
katıldı.
Ermeni sorununun ABD Kongresi'ndeki destekçileri arasında yer alan
Demokrat Parti New Jersey Senatörü Robert Menendez, Clinton'a, 1915 Ermeni
olayları ve Kıbrıs sorununun çözümü konularına ilgi
gösterilmesini umduğunu söyledi. Menendez oturumda, "Umarım bu
konulara yakından bakacaksınız ve senatör olarak kayıtlara
geçen tutumunuz bakan olunca belirgin biçimde değişmeyecek"
dedi.
Clinton, "Bu ve diğer zorlu konulara, bir gözümüz, ilerleme
sağlamakta ve bu çok meşru kaygılara etkili yanıt bulmakta
olacak biçimde çok yakından bakıyor olacağız" diye
konuştu.
Clinton, ABD Kongresi'nde, 1915 Ermeni olaylarını
"soykırım" olarak tanıyan karar tasarılarına
desteğiyle biliniyor.
İran ile ilgili bir soruyu yanıtlarken de Clinton, İsrail'in
varlığını reddeden bir İran ile Obama yönetiminin
müzakereye oturmayacağını söyledi.
Öte yandan oturuma öğle arası verilmeden önce protestocular
ellerinde, "Gazze'de ateşkes" yazılı pankartlarla
slogan attılar. Protestocuların, "Hillary, ayağa kalk.
Sesini yükseltmen gerek" dedikleri duyuldu.
KIBRIS 14/01/09
İki devletten bahsetme zamanı geldi
Denktaş'tan Talat'a
mesaj
1'inci
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, kalıcı bir barış
istediği için iki devletin ortaklığında ısrar
ettiğini bildirerek, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın iki
halkı söylemeye başladığını, iki devletten de
bahsetmeye başlamasını beklediğini söyledi.
Denktaş,
dün, Lefkoşa Belediyesi Kültür-Sanat Koordinatörü Yaşar Ersoy
başkanlığındaki Lefkoşa Belediye Tiyatrosu heyetini kabul
etti.
Rauf Denktaş, kabuldeki konuşmasında, görüşmelerin
kendisini oldukça tedirgin ettiğini ifade ederek, görüşmelerin Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın istediği gibi
"iki cemaat, tek halk kavramı" üzerinden sürdürüldüğünü
savunup bunu eleştirdi.
Denktaş, Kıbrıs Türk ve Rum halklarının geçmişte
iç içe yaşamayı denediklerini, 1960'da başlayan deneyimin
Rumların "Türklere fazla hak verildi" iddiasıyla kanla
sonuçlandığını anlatarak, sürdürülen görüşmelerin
benzer bir iç içe yaşamı öngördüğünü ileri sürdü.
Denktaş, "Annan Planı'ndan yapılan çeviriyle kurucu devlet
ifadesinin kullanıldığını, bunun vilayetten öteye bir
anlam taşımadığının bizzat Hristofyas
tarafından defalarca açıklandığını"
söyleyerek, Rumların anlaşma dediği şeyin "üniter
devlet" olduğunu kaydetti.
Rum gençlerin yüzde 65'inin, genel nüfusun ise yüzde 75'inin Türklerle bir
arada yaşamak istemediğinin, yapılan kamuoyu yoklamalardan
ortaya çıktığını anlatan Denktaş,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "iki halkı söylemeye
başlamasının" olumlu olduğunu vurguladı.
Denktaş, Talat'ın, cesaretlendirilerek, "iki devleti" de
söyler hale gelmesini beklediğine işaret ederek, ancak iki devlet
esasından yapılacak bir anlaşmanın kalıcı
olabileceğini yineledi.
1'inci Cumhurbaşkanı Denktaş, ayrıca, Kıbrıs Türk
Tiyatrosu'nun yüz yıllık tarihini anlatan, Türkçe ve Yunanca
hazırlanan 2009 ajandasının kendisine verilmesine teşekkür
ederek, 100 yıllık sanat ve kültür tarihine sahip
çıkıldığı gibi 25 yıllık devlete de sahip
çıkılması gerektiğini söyledi.
Denktaş, Kıbrıs'ta Rumlarla dost ve barış içinde
yaşanmasına yönelik her girişimin desteklenmesi gerekliliği
üzerinde durarak, Kıbrıs Türk tiyatro tarihinin belirli dönüm
noktalarını içeren ajandayı ayrıntılı
inceleyeceğini söyledi.
Soyer'e
ajanda
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) Kültür
Sanat Koordinatörü Yaşar Ersoy ve beraberindeki heyeti kabul etti.
Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler
Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya göre, Başbakan Ferdi
Sabit Soyer'e, kabul esnasında, barışa katkı sağlamak
amacıyla hazırlanan ve 100 yıllık geçmişe sahip
Kıbrıs Türk Tiyatrosu'nun Osmanlı döneminden günümüze tarihsel
sürecini fotoğraf ve belgeler eşliğinde anlatan 2009
Kıbrıs Türk Tiyatro Ajandası takdim edildi.
2009 Kıbrıs Türk Tiyatro ajandasının yazarı da olan
LTB Kültür Sanat Koordinatörü Yaşar Ersoy'a ziyareti esnasında
tiyatro sanatçısı Osman Alkaş ve Belediye Tiyatrosu Sanat
Yönetmeni Kıymet Karabiber eşlik etti.
KIBRIS
14/01/09
Bryza Kıbrıs'ta
ABD Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı liderlerle
görüşecek
"ÇÖZÜM
İÇERİĞİ KIBRISLILARIN KENDİSİNDEN
GELMELİ"... Kıbrıs'taki gelişmeler hakkında bilgi
almak amacıyla dün Kıbrıs'a gelen ABD yetkilisi Bryza, bu sabah
Hristofyas, öğleden sonra ise Talat ile bir araya gelecek. Bryza,
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakerelerin,
"Kıbrıslıların kendisinden gelmesi
gerektiğini" belirterek, sürece yardımcı olma konusunda
niyetlerinin bulunduğunu belirtti
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa ve
Avrasya İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı
Matthew J. Bryza, Kıbrıs'taki gelişmeler hakkında bilgi
almak amacıyla, dün Kıbrıs'a geldi.
ABD Büyükelçiliği'nden alınan bilgiye göre, adaya akşama
doğru gelen Bryza, 2 günlük ziyaretinde, ABD'nin Kıbrıs
Büyükelçisi Frank C. Urbancic, Kıbrıs'taki BM yetkilileri ve iki
toplum temsilcileriyle bir araya gelerek Kıbrıs konusuyla ilgili son
durum hakkında bilgi alacak.
Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ile dün öğleden sonra
görüşen Bryza, bu sabah Rum yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas, öğleden sonra ise Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
bir araya gelecek. Bryza, yarın adadan ayrılacak.
Rum radyosunun haberine göre, ABD Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza,
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakerelerin ve de çözüm
içeriğinin, "Kıbrıslıların kendisinden gelmesi
gerektiğini" söyledi. Bryza, sürece yardımcı olma konusunda
niyetlerinin bulunduğunu belirtti.
Müsteşar Yardımcılığı görevine 2005'te atanan
Bryza, Kafkaslar ve Güney Avrupa ülkeleriyle ilişkileri yönetme ve
bölgedeki ABD politikasını gözetme sorumluluğunu
taşıyor.
KIBRIS 14/01/09
British tourists ditch Cyprus for
Turkey
By Jacqueline Theodoulou
BRITISH tourists are
deserting Cyprus for Turkey, with UK bookings to the island down by up to 32
per cent in places, the director general of the Hotels’ Association (PASYXE)
warned yesterday.
The figures came as the CTO said the British market to Cyprus had fallen from
59 per cent of all arrivals to 49 per cent, its lowest share in more than a decade,
while UK bookings to Turkey are up 40 per cent.
Speaking before the House Commerce Committee, PASYXE’s Zacharias Ioannidis
yesterday issued an urgent plea for help to save the industry, saying Cyprus
had “failed as a state” when it came to protecting tourism.
Hoteliers have already lost 20 per cent loss from the reduction in package
bookings, he said. “While we were talking of a 12 to 15 per cent reduction in
tourist bookings, I see today on a British news bulletin that there has been a
32 per cent reduction in bookings to Larnaca, compared to the corresponding
period last year, and a 24 per cent reduction in bookings to Paphos, while
there has been a 40 per cent increase in bookings from the UK to Turkey,” said
Ioannidis.
The Commerce, Finance and Communications Ministers have now been invited to
Parliament in a bid to find radical solutions to boost flagging tourism.
During the committee meeting, spokesmen from the hoteliers, tourist industry
and travel agents, as well as trade unions, expressed their concerns over the
continuing slide in tourist arrivals over the past few years.
They are increasingly worried about reduced bookings for 2009, especially from
the UK, battered by the global slowdown and the weakness of sterling, and have
asked for added government measures to deal with the situation.
Their requests include financial incentives for hotels so they can reduce their
prices for packages, an increase in advertising funds and a VAT reduction from
eight to five per cent on tourist products and services. They also called on
the government to step up efforts to attract tourists from China and Japan, as
well as reduce airline duties and provide cheaper electricity to tourist units.
The urgent need to promote big development projects – such as marinas, business
centres and infrastructure for winter and religious tourism – was also
highlighted by deputies and the Chairman of the Cyprus Tourism Organisation
(CTO), Panos Englezos.
Englezos was keen to point out that the CTO and the government were
continuously taking measures to boost tourism. If not, he added, the
consequences of the international financial crisis would have been much worse
than they are now.
According to Englezos, the government has so far agreed with everything the CTO
has asked for and the extra funds given for tourism are not just €12 million,
as has been publicly claimed, but around €30 million. This has raised the CTO’s
budget to around €100 million, of which €94.5 million comes from the state and
the rest from the Organisation.
Englezos said there was a specific action plan, while the special committee to
deal with tourism will visit London on February 22 and 23, in a bid to increase
bookings and attract more British tourists to Cyprus.
Furthermore, low-cost airline Easy Jet will from March 14 start flying to
Cyprus, daily to Paphos airport and four times a week to Larnaca.
Efforts are also being made to attract tourists from the Middle East, as well
as Russia and other northern European countries, in order to make up for the
lost arrivals from the UK – the percentage of which has dropped from 58-59 per
cent to 49 per cent, Englezos said.
Speaking after the meeting, House Committee Chairman Lefteris Christoforou of
DISY said deputies had repeatedly warned the government that if the necessary
measures weren’t taken immediately – such as a reduction in VAT and attractive
tourist packages – the impact on tourism would be severe.
“Unfortunately, our fears are being confirmed, and, according to PASYXE, we
have a 30 to 40 per cent reduction in bookings this year, in contrast to other
destinations, such as Turkey and Egypt, where there has been an increase in
tourism,” said Christoforou.
“Even now, we are calling on the government finally to understand that empty
statements cannot solve the problems of the real economy. Tourism is a
significant part of our economy and negative developments will certainly spill
into the entire financial environment.”
DIKO deputy Angelos Votsis repeated his party’s proposal for the creation of casinos,
which he said could contribute to a significant rise in tourist arrivals.
He explained that he was neither in favour nor against the idea, but considered
a parliamentary examination of the matter a must.
CYPRUS MAIL 14/01/09
AKEL to pick new leader next week
By Stefanos Evripidou
THE RULING communist party,
AKEL, will decide its new leader on January 21 in a secret ballot with no
preference being given to any candidate, agreed AKEL’s Political Office
yesterday.
In a meeting chaired by AKEL leader, President Demetris Christofias, the
Political Office decided that the party’s Central Committee would convene next
Wednesday at 4pm to vote for Christofias’ successor.
According to AKEL spokesman and frontline contender for the top spot, Andros
Kyprianou, anyone within the Central Committee who wanted to run for the
position of General Secretary could submit their candidacy from January 19
onwards.
The vote will be taken by secret ballot while the winning candidate must have
50 per cent of the vote plus one to win the election.
Kyprianou and AKEL parliamentary leader Nicos Katsourides are considered among
the favourites to succeed Christofias who said that he will not be backing any
one candidate before the vote.
CYPRUS MAIL 14/01/09
‘Highway robbery’: Cyprus missing
out on EU funds after UK objections
By Jacqueline Theodoulou
TWO
MAIN Cypriot highways were excluded from the European Road Network in 2003 due
to objections from the United Kingdom.
The excuse used for their objection was that the roads in question – the
Nicosia-Larnaca and Larnaca-Famagusta highways – were close to the ceasefire
line.
This has resulted in the state’s inability to absorb EU funding to maintain the
roads.
The issue came to light during a discussion at the House Communications
Committee yesterday over a harmonising bill for the implementation of road
tolls for heavy vehicles.
“During discussions over the bill for road tolls, we were told that not all
central roads in Cyprus were included in the European Road Network,” Committee
Chairman Zacharias Koulias of DIKO said after the meeting. “We realised that
two of Cyprus’ main arteries, connecting Nicosia, Larnaca and the free
Famagusta area, were excluded because our well-known friends the British put
their foot down as the roads are close to the ceasefire line.”
The Committee, he added, has now asked to be informed on what happened during
discussions on the matter with the EU in 2003.
“It was the British who objected to these roads being included in the Network
and we are well aware of their role in our national issue since 1950,” Koulias
fumed. “I hope we will put our foot down and ensure the right thing is done.”
Under the road tolls bill, prepared by the Communications Ministry, heavy
vehicle drivers will not have to pay tolls. As AKEL deputy Andreas Fakontis
explained, EU states have the right to apply zero tolls, according to the
harmonising law.
However, he added that discussions were currently underway on a European level
to alter this law, making it obligatory to pay the fee.
Cyprus, said Fakontis, will try to seek an opt-out to this law, especially as
there are main roads in Cyprus that haven’t been included in the European Road
Network.
“Not all roads are included in the European Road Network so it is hard to get
EU funding to maintain these roads,” Fakontis explained. “The government tried
to include all roads in the Network during negotiations with the EU in 2003,
but it seems it wasn’t possible to include the two highways. The next
discussion on the matter will be in 2010, when the government will ask for an
alteration.”
CYPRUS MAIL 14/01/09
Solution of Cyprus problem ‘must be Cyprus solution’
THE US will not get
directly involved in negotiations for a Cyprus solution, a US State Department
official on the island for a debriefing visit said yesterday.
The solution of the Cyprus problem “must be a Cypriot solution” said US Deputy
Assistant Secretary of State for European and Eurasian Affairs, Matthew Bryza
after a meeting with Presidential Commissioner George Iacovou.
Bryza, who arrived in Cyprus yesterday for the latest briefing on the talks
between the two leaders, is due to leave tomorrow for Ankara.
Speaking after the meeting, he said: “My country has been modest and quiet and
listening and ready to provide assistance wherever we can. After my visit here,
I have the opportunity to go to Ankara, where I would like to build on whatever
I learn here, to try to further understanding between the two sides in a
modest, quiet way.”
Bryza stressed that the US did not “aspire to be part of” the negotiations.
“The solution which will come will have to be designed and built exclusively by
the people who live here in Cyprus and must be a Cypriot solution,” he said.
The diplomat said the international community viewed 2009 as “a decisive year”,
and welcomed the serious progress of the talks so far.
During his visit to Ankara, Bryza will also discuss bilateral issues with his
Turkish counterparts, including issues like energy, Iraq and the Caucasus.
CYPRUS MAIL 14/01/09
NTV-MSNBC
Güncelleme: 15:32 TSİ 15 Ocak 2009 Perşembe
PARİS - Konunun Fransız basını
tarafından yansıtılmasının ardından, şimdi
de Ermeni kökenli bir grup Fransız aydın, “özür diliyorum dilekçesini
imzalayanlara teşekkür” kampanyası başlattı. Bu amaçla
Fransa’da imzaya açılan dilekçede, “Türkiye’deki imzacılar, bu
jestleriyle, 1915 soykırımı kurbanlarının inkar
edilmesinin, hayatta kalanların ve onların çocuklarının
manevi yaralarının inkar edilmiş olacağı anlamına
geldiğini kabul etmektedirler. Ben de Türkiye’deki imzacıların
karşı karşıya oldukları risklerin bilincinde olarak
vurdumduymaz, eleştirel ve bekle görcü davranmayı reddediyor ve dünya
vatandaşı sıfatımla, cesaretlerinden ötürü imzacılara
şükran borcumu dile getiriyorum” ifadelerine yer veriliyor.
Soykırımın
inkar edilmesinin aşırı uçların işine geldiği ve
kin ve acı yarattığı da savunulan dilekçede, Hrant Dink’in
açtığı yol olduğu söylenen “teskin edici gerçek, tanışma
ve paylaşma döneminin geldiği” belirtiliyor.
Dilekçeyi ilk imzalayanlar arasında Kanada’da yaşayan film yönetmeni
Atom Egoyan, Paris merkezli Ermeni Diasporası Araştırmalar
Merkezi başkanı Jean-Claude Kebapçıyan ve film prodüktörü Robert
Gedikyan da bulunuyor.
Öte yandan, Paris merkezli Sınır
Tanımayan Muhabirler örgütü RSF de, “Ermenilerden özür diliyoruz”
kampanyasını başlatanlara karşı Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığı’nın açtığı soruşturmadan
vazgeçilmesi çağrısında bulundu. Örgüt, Türk Ceza Kanunu’nun
301’inci maddesiyle ilgili tartışmaları yakından takip
ediyor.
Bu arada, “Ermeni soykırımı” iddiaları çizgi roman da oldu.
Senaryosu ve çizimleri 29 yaşındaki İtalyan çizer Paolo Cossi
tarafından hazırlanan “Büyük Felaket” adlı 144 sayfalık
çalışma, 16 Ocak Cuma günü Fransa’da satışa sunulacak.
AA
Güncelleme: 10:43 TSİ 15 Ocak 2009 Perşembe
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanlığındaki görüşme öncesinde açıklama
yapılmadı ve basına görüntü verilmedi. Bryza,
Cumhurbaşkanı Talat’la görüşmesinden önce,
Cumhurbaşkanı Talat’ın Temsilcisi Özdil Nami ile bir araya
geldi. Nami-Bryza görüşmesi yaklaşık bir saat sürdü.
Bryza,
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile görüşmesinin
ardından yaptığı açıklamada, “Hedefin, doğrudan
müzakereler sürecinde iki toplum liderinin desteklenmesinin sürdürülmesi olduğunu”
söylemişti.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 19:02 TSİ 14 Ocak 2009 Çarşamba
ATİNA - Milli Eğitim
Bakanlığının tüm okullarda Filistinliler için
düzenlediği toplu saygı duruşları ve öğrencilere
slogan atmayı öğretmeleriyle ilgili haberler, beni yıllar
öncesine götürdü. 1963-64 yıllarında doğum yerim olan Ankara’da,
henüz bir ilk okul öğrencisiyken, Kıbrıs’ta kanlı
çatışmalar yaşanıyordu. Gazete manşetleri hemen her
gün “Rumların Vahşetinden”; devlet radyoları ise “Rum Zulmünden”
söz ediyordu. (Allah’tan o dönemlerde henüz TV kanalları yoktu..)
“Kıbrıs Türk’tür; Türk kalacaktır..” sloganlarıyla
yürüyüşler düzenleniyor; aynı zamanda yürütülen “Vatandaş Türkçe
Konuş” kampanyaları çerçevesinde yolda Rumca konuşanlar taciz
ediliyor; omuzlanıyordu.
Ben o dönemde 8-9
yaşlarındaydım ve okulun yegane “Rum çocuğu” idim.
Kökenimin henüz ne anlama geldiği bilincine sahip olmadığım
o dönemlerde benden daha büyük sınıflarda okuyan ortaokul
öğrencilerinin “bana göre” durup dururken niçin
sataştıklarını; niçin tekmelediklerini; niçin yerlerde
yuvarlana yuvarlana dövüştüğümü ilk başlarda anlamakta zorluk
çekiyordum.
RUM
EŞİTTİR VAHŞİ
Başıma gelenleri - biraz da korka korka - “Padre Patrone” olarak
gördüğüm rahmetli babama açınca, kökenimim ne olduğunu
anlamıştım. Kıbrıs’taki “vahşiler” Rum’du.. Biz
de İstanbul Rum’u olarak “vahşi” olarak görülüyorduk. Yani ‘Rum
eşittir vahşi’; ‘vahşi eşittir Rum’dur’ denklemi
kurulmuştu.
1955 Eylül olaylarının üzerinden henüz 10 yıl geçmeden sırf
“Kıbrıs” sorunu nedeniyle ve devlet politikasının
katkısıyla aşağılanan ve “Rum” kimliği
taşıdıkları için kin ve nefret uyandırmaya yüz tutan
Türk vatandaşı İstanbul Rumları, zaman içinde kah topluca;
kah teker teker; anavatan olarak belledikleri topraklardan aşamalı
olarak ayrılmak zorunda kalmıştı.
DİLERİM
YAHUDİLER UTANÇ DUYMA İKİLEMİNE DÜŞMEZ
Milli Eğitim Bakanlığı’nın İsrail’i hedef alan ve
Filistinlilerin trajedisine karşı başlattığı bu
kampanya, umarım bu toprakları keza ana vatan olarak belleyen Türk
vatandaşı Yahudi kökenliler arasında, -aynı Rumlarda
olduğu gibi- benzeri bir “korku” yaratmaz. Yahudi
vatandaşlarımız, kökenlerinden “utanç” duyup duymama gibi bir
ikilem içine düşürülmezler.
Dilerim, şu anda Türk okullarında eğitim gören Yahudi kökenli
küçük öğrenciler, “Gazze” nedeniyle ve sırf “Yahudi”
doğdukları için kendilerinden daha büyük sınıfta okuyan
öğrenciler tarafından tartaklanmaz, tekmelenmez, aşağılanmaz,
“Yahudi” kimlikleri “vahşetle” eşitlenmez.
Çünkü, yan yana iç içe yaşadığımız insanlar için
aşılanan “kin ve nefret” duygularının, çoğu zaman o
insanlarda da “kin ve nefret” duyguları uyandırabileceğini
unutmamak gerekiyor.
Devlet yöneticilerinin “ciddi bir iş yaptıkları”
varsayılıyorsa eğer, masum vatandaşlar arasında
ayrım yapmanın acısının da “çoğunluğun”
değil; ancak ve ancak “azınlıkların” çektiği
gerçeğini önceden sezmesi gereken “ciddi işlerinden biri” olduğunun
da bilincine varması gerektiğine inananlardanım...
Tecrübelerle sabittir...
İlerleme
var!
ABD Dışişleri
Bakanlığı Müsteşarı Bryza, liderlerle görüştü
ABD
Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa ve Asya
İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Matthew J.
Bryza, dün, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul
edildi.
Cumhurbaşkanlığı'nda saat 17.00 sıralarında
başlayan ve basına kapalı gerçekleşen görüşme
yaklaşık 1 saat sürdü.
Bryza görüşmenin ardından basın mensuplarına
açıklamada bulunarak soruları yanıtladı.
Matthew J. Bryza açıklamasında, faydalı bir görüşme
gerçekleştirdiklerini ve görüşmede iki liderin Kıbrıs
konusunda ilerleme kaydettikleri izlenimi edindiğini söyledi.
Bir çözüm için zaman veremeyeceğini dile getiren Bryza, iki liderin de
uzlaşmaya ulaşma ruhu taşıdıklarını, her
liderin bazı siyasi gerçeklerle yüzleşmek ve belli soruları
cevaplamak zorunda olduğunu söyledi. Bryza, her iki liderin de
karşı tarafın çıkarlarını göze alarak hareket
etmesini ise "olumlu bir gelişme" olarak niteledi.
"İyimser misiniz?" sorusuna "Ben doğuştan
iyimserim" şeklinde cevap veren Bryza, "İyimserim demek,
hemen şimdi bir çözüm olacakmış gibi hissetmek demektir, ben
bunu söyleyemem ama iki tarafın olaya ciddiyetli ve yapıcı
baktığı gibi olumlu bir izlenim edindim. İleriye doğru
bir hareket var, bunu hissedebiliyoruz" şeklinde konuştu.
"Yeni Amerikan Başkanı döneminde Kıbrıs
politikası nasıl olacak ve Amerika'nın müzakerelere ne zaman ve
nasıl bir etkisi olacak?" sorusuna ise Bryza, şu
yanıtı verdi:
"Ben yeni yönetimin ne yapacağını bilemem, ama Amerika
ezelden beri Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki kesimli, adil ve
kalıcı bir çözüm için çalışır. Ben bir politika
değişikliği olacağını sanmıyorum.
Biz görüşmelerde taraf değiliz, arabulucu değiliz ve olmayı
düşünmüyoruz. Yeni yönetim bizden, daha gözle görülür şekilde
taraflarla diyalog kurmamızı isteyebilir. Biz, her iki taraf
arasında güvenin oluşması için her zaman aradaki iletişime
yardımcı olduk, ama arabulucu olmadık"
Bryza,
Hristofyas'la da bir araya geldi
ABD Dışişleri Bakanlığı`nın Avrupa ve Asya
İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Matthew J.
Bryza, dün sabah Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile
görüştü.
Rum radyosunun haberine göre görüşmede doğrudan müzakereler
ışığında Kıbrıs sorunundaki son
gelişmeler ele alındı.
Bryza görüşme sonrasında yaptığı açıklamada,
Hristofyas'ın fikirlerini derinlemesine inceleyeceğini belirtti.
Hedefin; doğrudan müzakereler sürecinde iki toplum liderinin
desteklenmesinin sürdürülmesi olduğunu söyleyen Bryza, bir soruya
karşılık, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
müzakere etme imkânına sahip olduğunu, "ancak kendisinin yine de
ihtiyatlı olduğunu, çünkü müzakere edenlerin görüşlerini bir
günden diğer bir güne değiştirmesinin mümkün olduğunu"
kaydetti.
KIBRIS
15/01/09
US envoy says both sides have room
to give
By Jacqueline Theodoulou
U.S. DEPUTY Assistant
Secretary of State for European and Eurasian Affairs Matthew Bryza left Cyprus
yesterday neither too positive nor too negative about the ongoing negotiations.
Bryza who arrived on the island on Tuesday said both sides had further margins
for negotiations.
“The assessment of how much room anybody has to negotiate is totally subjective
and a person who is doing the negotiating himself or herself has a view that
may change from day to day,” Bryza told reporters
“There is room [to negotiate] on both sides. The attitudes are quite different
from where they were before September 3 or before last March and there’s
defensiveness… there’s caution on both sides.”
Bryza, who was on his way to Ankara for further contacts, said the US could
only support the talks as actively insofar as the two sides wished it to.
Both sides have made it clear that they want a solution by Cypriots for
Cypriots and are keeping the international community at arms length other than
pleas to pressure Turkey.
Government Spokesman Stefanos Stefanou, said yesterday Bryza had been briefed
by President Demetris Christofias on the Greek Cypriot side’s views with regard
to the talks including the various problems that have emerged.
Christofias said this week little progress had been made in the past four
months.
Asked whether Bryza might be leaving Cyprus with some kind of message for
Ankara, Stefanou said Cyprus’ position was clear when it came to the role
expected of the international community.
“We want the international factor to turn towards Turkey, exercise its
influence so that Turkey co-operates for a fair, viable and functional solution
to the Cyprus problem,” he said.
“From there on, there is a negotiating procedure taking place in Cyprus, which
is of Cypriot ownership. This was also underlined by Mr Bryza following his
visit [on Tuesday] with [Presidential Commissioner George] Mr Iacovou, and this
is respected by the US as well as the international factor.”
CYPRUS
MAIL 15/01/09
Talat: no way Turkish Cypriot teams can join CFA
TURKISH Cypriot leader
Mehmet Ali Talat said yesterday there was no way Turkish Cypriot teams could
become part of the Cyprus Football Association (CFA).
Talat was speaking in response to the CFA Chairman, who announced that the
association had “accepted in principle” a final document presented by FIFA
regarding the accession of Turkish Cypriot football clubs to the CFA. This, he
said, would open the way for Turkish Cypriot teams to compete abroad.
According to the Turkish Cypriot press yesterday, Talat feels such a move would
see Turkish Cypriot football being controlled by a four-member committee,
representing the Turkish Cypriot football federation, the CFA, FIFA and UEFA,
as well as Greek Cypriot football.
“If something like this happens, why aren’t our companies registered in the
south too?” Talat wondered. “Why aren’t our Chamber of Commerce or Industry not
members of [Cyprus Chamber of Commerce] KEVE in the south?”
The Turkish Cypriot leader also wondered why he should continue negotiating the
Cyprus problem. “In the event of such a development, I shouldn’t continue
negotiations; I should be speaking about accessions.”
CYPRUS
MAIL 15/01/09
UN denies paper’s claims that Turks
blocked Downer
By Elias Hazou
UNFICYP has dismissed as
bogus reports that Special Adviser of the Secretary-General Alexander Downer
was prevented from walking over to the Turkish Cypriot end of the Ledra Street
checkpoint.
Downer was at Ledra Street on Monday to review the second phase of
refurbishment works after the crossing was opened in April last year. He was
escorted by officials of the UNDP – Partnership for the Future project, in
charge of the works.
But in its lead story yesterday, under the banner “They stopped Downer – Turks
prevented him from crossing buffer zone at Ledra Street with entourage”,
Phileleftheros said that Downer was “intercepted” by plainclothes men midway
through the street and prevented from walking all the way across to the Turkish
Cypriot customs booths.
In a statement released yesterday, UNFICYP spokesman Jose Diaz denied any such
incident took place.
“Indeed, Mr Downer went up to the level of the Turkish Cypriot identification
booth to get a better look at buildings nearby that require particularly heavy renovation
work.
“I was surprised to read the paper’s report,” Diaz told the Mail. “During the
one-and-a-half hours Mr Downer spent at Ledra Street, no problem whatsoever
occurred.”
Meanwhile, despite UNFICYP’s denial, the DIKO party went with the assumption
that the Phileleftheros report was accurate.
In an indignant statement yesterday, the centrist party protested that the
“incident” could have been avoided had the government straightened out the
issue of jurisdictions on the 100m walkway when the crossing first opened.
CYPRUS
MAIL 15/01/09
AA
Güncelleme: 13:13 TSİ 16 Ocak 2009 Cuma
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın, Kıbrıs sorununa çözüm
bulma müzakereleri çerçevesinde bugün 16. kez yaptığı
görüşme sona erdi. Geçen 11 Eylül’de başlayan müzakerelerde ele
almaya başladıkları “Yönetim ve Güç Paylaşımı”
ana başlığını 16. görüşmede tamamlayan liderler,
28 Ocak’ta müzakerelerin en zor başlıklarından biri olarak
bilinen “Mülkiyet” ana başlığını müzakere etmeye
başlayacak.
Lefkoşa
ara bölgede 2,5 saat süren görüşmenin ardından, liderler
açıklama yapmazken, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Aleksander Downer, “Pazartesi günkü görüşmede
oluşan olumlu atmosferin ışığında bugünkü
görüşmenin de olumlu geçtiğini ve iyi bir gelişme elde
edildiğini, liderlerin 28 Ocak’ta yeniden bir araya gelerek, mülkiyet
konusunu ele almaya başlayacaklarını” bildirdi.
Downer, 28 Ocak’a kadar ise liderlerin temsilcileri ile uzmanların bir
araya gelerek, “Yönetim ve Güç Paylaşımı”
başlığı altındaki bazı noktalarda son
rötuşları yapacaklarını söyledi.
Liderlerin son iki görüşmede pozitif bir hava ve olumlu bir ivme
yakaladıklarını ifade eden Downer, temkinli iyimserliğini
koruduğunu belirtti.
ZAMAN
EMPOZE ETMENİN YARDIMI OLMAZ
Çözüm bulunması konusunda ortada irade olduğunu kaydederek, bu
konunun zor olduğunu herkesin kabul etmesi gerektiğini söyleyen
Downer, bazen iyi bazen kötü görüşmeler olduğunu, temkinli iyimserlik
içinde olduğunu ifade etti.
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
BM’nİn Kıbrıs’ta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında devam eden görüşmelerde anlaşma olmayacağına inandığı ve bu nedenle masaya yeni bir plan veya fikirler koymak amacıyla hazırlık yapmaya başladığı bildirildi
BM’nin, KKTC’de 19 Nisan’da yapılacak genel seçimlerden sonra devreye gireceği öne sürüldü. BM’nin hazırlıklar için yeni bir “teknokratlar ekibi”ni de göreve getirdiği belirtildi.
MILLIYET
16/01/09
16/01/2009 RADIKAL
BBC: Türkiye’de İsrail’e kızgınlık antisemitizme dönüştü. Türkiye’nin tutumuna öfkelenen İsrailliler iş ve turistlik gezileri iptal ediyor’
LONDRA- İngiliz yayın kurumu BBC, Türk hükümetinin Gazze
operasyonlarına yönelik sert eleştirilerine ve Türkiye’deki
İsrail karşıtı gösterilere dikkat çektiği haberinde
İsrail açısından söylemlerin “yutulacak gibi"
olmadığını belirtti.
Türkiye’nin tutumuna da öfkelenen İsraillilerin Türkiye’ye yönelik iş
ve turistik gezileri iptal ettikleri belirtildiğini kaydeden BBC
“İsrail’e kızgınlık, antisemitizme dönüştü” yorumunu
yaptı.
BBC’nin Türkiye muhabiri Sarah Rainsford imzalı haberinde Gazze
operasyonları nedeniyle Türkiye’de İsrail
karşıtlığının arttığı görüşü
dile getirildi İsrail karşıtı gösterileri, sloganları
ve pankartlarına vurgu yapıldığı haberde Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’e yönelik sert
eleştirilerinin çeşitli örnekleri de verildi.
Mart seçimleri öncesi Gazze konusundaki “zayıf bir tutum”un AKP’ye daha
dindar seçmenlerin arasında oy kaybettirebileceği yorumu
yapıldığı haberde buna karşın
Erdoğan’ın sert söyleminin çoğu Türklerin kulağına iyi
geldiği ancak İsrail için “bir müttefikten gelen bu sözlerin
yutulacak gibi olmadığı” da vurgulandı.
Türkiye’nin İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olduğuna, iki
ülkenin 1996 yılında güçlü savunma ve istihbarat bağları
öngören bir anlaşmayı imzaladığına dikkat çeken BBC,
konuşan üst düzey bir İsrailli diplomat ise “Türkiye’den
İsrailler için sempati ifade eden bir tek kelime olmaması, büyük bir
hayal kırıklığını yarattı. Söylemler,
tümüyle Hamas yanlısı. Arap ülkeleri bile, her iki tarafın
şiddeti durdurması gereğinden söz ediyor” diye konuştu.
BBC, Erdoğan’ın 2002 yılından beri Türkiye’nin
Ortadoğu ‘daki rolünü güçlendirmek için çaba gösterdiğini,
İsrail’in yanısıra İran ve Suriye ile iyi ilişkileri
sürdürdüğünü, 2006 yılındaki seçim zaferi ardından Hamas’in
lideri Halit Meşal’ın Ankara’ya davet edildiğini kaydetti.
-DIŞİŞLERİ SÖZCÜSÜ: GÖZLEM GÜCÜNE KATKIDA
BULUNACAĞIZ-
Türkiye’nin bu yaklaşımının Suriye ile İsrail
arasındaki dolaylı görüşmelerde aracılık
yapmasına katkıda bulunduğunu belirten BBC’de şöyle
denildi: “Türkiye’nin tutumu, kendisine Gazze ateş kes görüşmelerinde
önemli bir rol sağladı. Mısır, İsrail ile müzakere
etmeye çalışırken Başbakan’ın
başdanışmanı Şam ile Kaire arasında mekik
döküyor.”
BBC haberinde Dışişleri Sözcüsü Burak Özügergin’in
açıklamalarına da yer verildi. Özügergin, “Bir gözlem gücüne
katkıda bulunacağız. Ancak bir barış gücüne katkı
önermedik. O tamamen farklı bir şey. O noktaya gelirsek
görüşebiliriz” dedi.
-OKULLARDA ÖNGÖRÜLMEMİŞ SAYGI DURUŞU-
Bu arada, BBC, Türkiye’de Gazze protestoları çerçevesinde Eğitim
Bakanlığının okullarda Gazze’de ölen çocuklar için
“görülmemiş” bir dakikalık saygı duruşunun
yapılması talimatını verdiğine dikkat çektikten sonra
“İsrail’e kızgınlık, antisemitizme dönüştü.
İsrailli diplomatlar, göstericiler, salı günü Türkiye’deki tüm
İsraillilerin kovulması için bir dilekçe sunduklarını ve
ellerinde elden ele geçirmek üzere Yahudi işadamları listesinin
bulunduğunu söylediler” dedi.
-SİYASETTEN İLİŞKİLERİN NORMALE
DÖNMESİ UZUN BİR SÜRE ALACAK-
Türkiye’nin tutumuna da öfkelenen İsraillilerin Türkiye’ye yönelik iş
ve turistik gezileri iptal ettikleri belirtildiğini kaydeden BBC, buna
karşın iki tarafın, ilişkilerinin uzun vadede devam
edeceği konusunda mutabık olduğuna dikkat çekerken Türkiye’nin
Hamas ile El Fetih’i barıştırmak istediğini de kaydetti.
BBC’ye konuşan İsrailli diplomat bu bağlamda “İyi
ilişkileri sürdürmek iki ülkenin çıkarına. Ancak politik olarak
işlerin normale dönmesi uzun bir süre alacak” dedi.
Haberde Başbakan Erdoğan’ın, Gazze operasyonlarına yönelik
sert eleştirilerine karşın, Türkiye’nin İsrail’e ekonomik
veya diplomatik herhangi bir yaptırıma başvurmaktan
kaçındığına dikkat çekerken Erdoğan’ın, “Biz
burada Türkiye Cumhuriyeti yönetiyoruz bir bakkal dükkanı değil”
yönündeki sözlerini aktardı.(ANKA)
Rumların
Arasta'ya ilgisi yok
Arasta esnafı Rumlardan beklediği ilgiyi
göremiyor
Aral MORAL
Kıbrıslı Türkler, Ledra yolundaki mağazaların
indirimli satışlarına akın ederken, Kıbrıslı
Rumlar, Arasta esnafına ayni düzeyde ilgi göstermiyor.
Rumlar, indirimli satışlara başlayarak Kıbrıslı
Türkleri kendi mağazalarına çekmeyi başarırken, ülkemiz
esnafı ise Rum müşterilerin ilgisizliğinden yakınıyor.
Esnaf, Kıbrıslı Rumların ilgisinin
azaldığını, gelenlerin ise çok fazla indirim talep
ettiğini belirtti.
Kıbrıslı Türklerin Arasta'yı unuttuğu bir ortamda Rum
müşterilerin de giderek azalmasıyla sıkıntılı
günler yaşadıklarını ifade eden esnaf, "Ledra'daki
mağazalarda indirim başladı, ancak indirimli fiyatları bile
bizim normal fiyatlarımızdan pahalı. Gelen Rum müşteri 2
parça için indirim talep ediyor" diye konuştu.
Arasta
esnafı ne dedi?
Ayfer Altuncuoğlu
"Rumların
ilgisi azaldı. Gördüğümüz kadarıyla Rumlar indirime girdi ve
bize niye indirime girmediğimizi soruyorlar. Biz indirimli
satışlarımıza şubat ayında
başlayacağız. Fiyatları
karşılaştırdığımızda, onların
indirimli rakamları bizim normal satış fiyatlarımızdan
yüksek. Bir tek, ekim, kasım ve aralık aylarında iş
yaptık. Öncesinde ise satışlarımız ciddi oranda az
idi."
Kerim
Gülmüş
"Kıbrıslı
Türk müşterimiz hiç yok. Tamamen Rumlardan oluşan müşteri
potansiyelimiz var. Ama onların sayısı da çok az. Güneyde
indirim olduğu için çok fazla almıyorlar. Rumlardan çok fazla bir
talep yok. Aldıkları iki parça için bile ciddi oranda indirim
istiyorlar. Zaten iş az, onların talep ettiği oranda indirim
yapmamız durumunda batarız."
Mehmet
Güngör
"Rumların
üçte biri bile bizim tarafa gelmedi. Kapılar açıldı
açılalı burayı çalıştırıyoruz. 4 yıl
önce gördüğüm müşteriyi hala daha görüyoruz. İlgilendikleri tek
şey kıyafet. Alt tabakanın ihtiyacını
karşılıyoruz. Rumların ilgisi az, yerli müşterilerin
ise hiç yok."
Gülseren
Şaşkara
"Rumlardan
beklediğimiz ilgi yok. Bizim marka diye sattığımız
mallara ilgi gösteriyorlar. Onları da üçte bir fiyatına almak
istiyorlar. Biz nere kadar indirim yapabiliriz ki? Zaten esnafın durumu
ortada. Hepimizin çok sıkıntısı var. Satışlarımızın
düşük olması bir yana vergiler de esnafın belini büküyor."
Ercan
Cengiz
"Rum
müşterilerin ilgisinden memnunuz. Onlar da bizim ürünlerimizden memnunlar.
Mevcut ekonomik krizin içerisinde idare ettiğimizi söyleyebilirim. Ama
daha öncesine göre değerlendirme yaparsak şu an
satışların azaldığı ortada. Zaten Rumlara ne
satacak olsak hemen pazarlığa başlıyorlar. Onlar da
pazarlığa alıştı."
Süleyman
Yüncü
"Ben
yüncülük yapıyorum ve getirdiğimiz çeşitler Rum tarafında
yok. Arasta'daki bir çok işyeri teker teker kapanıyor. Rumlar da
olmasa işimiz zor olurdu. Zaten yerlilerin geldiği yok."
KIBRIS
16/01/09
Rum esnaf
memnun
Kıbrıslı Türkler, Lokmacı-Ledra
yolu üzerindeki mağazalara büyük ilgi gösteriyor.
Aral MORAL
Lokmacı-Ledra yolu üzerindeki işyerlerinin indirimli satış
dönemine girmesiyle, Kıbrıslı Türkler de söz konusu
mağazalara akın etmeye başladı.
Güneydeki indirimi fırsat bilen Kıbrıslı Türkler,
birbirinden ünlü markaların satıldığı
mağazalardan çıkmak bilmiyor.
Rum mağaza sahipleri indirim döneminin başlamasıyla, mevcut
Kıbrıslı Türk müşteri potansiyelinin daha da
arttığını ifade ederek "Gelen giden çok oluyor. Belli
başlı sadık müşterilerimizin dışında da yeni
yüzler görmeye başladık" diye konuştu.
Lokmacı barikatının açılmasından önce de
Kıbrıslı Türk müşterilerinin olduğunu ifade eden
mağaza sahipleri, barikatın açılmasından sonra müşteri
potansiyelinin arttığını kaydetti.
Kıbrıslı Türklerin özellikle ilgi gösterdiği
mağazalara Türkçe bilen çalışanların görevlendirildiği
dikkatlerden kaçmazken, kimi işyerleri de, Kıbrıslı Türk
müşterilerinin telefon numaralarını alarak yeni gelen ürünler
hakkında bilgi veriyor.
Rum esnaf
ne dedi?
Mirina Mitsinga-Mitsingas Co. Yöneticisi
Mirina Mitsinga yaptığı açıklamada, bir çok Kıbrıslı
Türk müşterisi olduğunu söyledi
Kıbrıslı Türklerin özellikle indirimli günlerden faydalanmak
için geldiğini ifade eden Mitsinga, müşteri potansiyelinde gözle
görülür bir artış yaşandığına dikkat çekti.
Marina Lucy-Barshka Yöneticisi
Lucy, sürekli olarak Kıbrıslı Türklerle alış
veriş yaptıklarını ifade ederek, indirimli
satışların başlamasıyla birlikte,
satışların arttığına işaret etti.
Lokmacı barikatının açılmasıyla geliş
gidişlerin daha kolaylaştığını hatırlatan
Marina Lucy, "Ancak indirim dönemine girilmesini fırsat bilen
Kıbrıslı Türkler eskisine göre daha fazla alış
veriş yapıyor. Satışlarımızdan çok memnunuz"
dedi.
Nikos Mavrokonstandis-Bamboo Restaurant Sorumlusu
Ledra yolu üzerinde bulunan Bamboo Çin Restoranı sorumlusu Nikos
Mavrokonstandis, müşterilerinin büyük bir çoğunluğunu
Kıbrıslı Türklerin oluşturduğunu söyledi.
Mavrokonstandis, Kıbrıslı Türklerin verilen hizmetten çok memnun
olması nedeniyle sürekli tercih edildiklerini belirterek, kendilerine
gösterilen ilgiden ve satışlardan memnun olduğunu
vurguladı.
Preniata Shoes Yöneticisi
İsmini vermek istemeyen Preniata isimli ayakkabı
mağazasının sorumlusu, Kıbrıslı Türk
müşterisinin çok olduğunu kaydetti.
Kıbrıslı Türklerin gösterdiği ilgiden memnuniyetini dile
getiren mağaza yöneticisi, indirimli satışların Noel'den
beri devam ettiğini belirterek, satışlardan memnun olduğunu
kaydetti.
KIBRIS
16/01/09
Turkish Cypriots protest football
ban
By Stefanos Evripidou
TURKISH Cypriot teachers
union, KTOS, demonstrated yesterday against the decision by Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat “to prevent the opening of Turkish Cypriots to the
world of football”.
According to Cyprus News Agency, the union protested alongside the Platform for
Peace against Talat’s position that there was no way Turkish Cypriot teams
could become part of the Cyprus Football Association (CFA).
The demonstrators kicked footballs in the direction of Talat’s offices, while
holding placards reading: “Denktash=Embargo, Embargo=Isolation,
Denktash=Talat”.
The union’s general secretary Sener Elcil said the aim of Turkish Cypriot
football was to end the obstacles to playing football in the world arena. He
added that Talat was putting political pressure on the clubs not to join the
CFA.
Talat rejected the idea following an announcement by the CFA Chairman that the
association had “accepted in principle” a final document presented by FIFA
regarding the accession of Turkish Cypriot football clubs to the CFA. This, he
said, would open the way for Turkish Cypriot teams to compete abroad.
Talat responded saying he might as well stop negotiating on the Cyprus problem
if the move went ahead.
CYPRUS
MAIL 16/01/09
MAL HAKKI İHLALİNİN BİR BEDELİ VARSA,
YAŞAM
HAKKI İHLALİNİN DE BEDELİ VAR OLMALI.
Görüşmeler
sürecinde Sayın Cumhurbaşkanımızın Güney’li
yurttaşların mülk hakkının geçerliliğini son
günlerde gündeme getirmesi ilgimi çekti.
“Mal Hakkı” konuşulurken, bu sözü edilen
hakkın üzerine oturtulduğu en temel hak olan “Kişinin Yaşam
hakkı” göz ardı mı ediliyor kuşkum var. Kuşkum
şu:
“Mal hakkı”
kavramı, “Yaşam Hakkı” kavramıyla beraber değil de bu
kavramdan soyutlanarak mütalaa edildiği görünümü.
Ben, temel olan,
kişinin Yaşam Hakkı kavramını, İnsan Hakları
literatüründe kastedildiği şekliyle el alarak mütalaa etmek isterim.
Çünkü. Mal hakkı
bu temel hakkın yani “Yaşam
Hakkı”nın bir uzantısı bir sonucudur.
İzah edeyim. En
temel hak olan kişinin “Yaşam Hakkı” ne demek?
Bundan kastedilen, demokratik hür ortamda,
*** kişinin yaşamını
idame ettirme çabasını göstermesi hakkıdır.
Kişi, yaşamını idame ettirme çabası içinde
harcadığı enerji ve ürettiğine karşılık bir
ödenek alır. Kişinin “Bu benim malımdır” dediği
şeyler, onun ödeneği veya ödeneklerinden harcamadığı kısmın birikimiyle
satın aldığı şeyledir. Mal hakkı dediğimiz
da , o yaşam hakkı kavramının bir sonucudur. Mal, sahibinin
malıdır.
Bu haktan mağdur edilmenin bir bedeli vardır ve
Uluslararası Hukuk da bunu böyle belirler.
Pekala şimdi soralım.
Kişinin “Mal hakkı” ihlalinin bir müeyyidesi var da o
hakkın üzerine oturtulduğu kişinin Yaşam Hakkı
ihlalinin de bir bedeli, bir müeyyidesi olduğunu ayni Uluslararası
Hukuk zorunlu kılmayabilir mi?
Bunu ihmal . edebilir mi? Bunu kaale almaz olabilir mi?
Benim cevabım “HAYIR”dır.
Yani kişinin “yaşam hakkı “ ihlalinin de “Mal
Hakkı” ihlalinin müeyyidesi bir
bedeli olduğu gibi, esas olan
“Yaşam Hakkı”nın da bir müeyyidesi, bir bedeli vardır
elbette.
Bunun tespiti ve kabul edilmesiyle yola çıkarak, bu gözle tekrar
gelelim Kıbrıs sorununda en baş ağrıtıcı
“Mal mülk “ sorunu ve onunla ilgili tazminat konularına.
Benim tezimin temelindeki unsur burada yatar.
Hem İnsan Hakları hem de Uluslararası Hukuk’a sadık
kalarak. Şimdi bu düşünceleri Kıbrıs Sorunu’na
uygulayalım.
GERÇEKLER.
Kıbrıs
Türkleri olarak yaşamış olduğumuz “Mücahitlik Yılları”
diye tanımladığımız
1963-74 yılları var. Toplum tarihimizin 11 yılı.
Ne idi toplum genelindeki mücahitliğin
gereksinimi? Bir tek cevabı var o da,
CAN KORKUSU.
Bu cevap, objektif olarak
ve tarihi belgelerle kanıtlanabilen bir cevap.
Bu, ne bir Güney
Lideri’nin ne de görevlendirdiği herhangi bir bürokrat veya bilim
adamının inkar edemeyeceği, aksi iddia kabul etmeyen bir
gerçek.
Samimiyetle kabul edildiği süre ve nispette
tekrarının yapılamayacağı taahhüdünün
inançlılığını, güvenilirliğini simgeleyen tek
gerçek.
Yani görüşmelerdeki samimiyetin ve iyi
niyetliliğin litmus testi.
İnkarı ise samimiyeti sıfırlayan
bir gerçek.
Tüm
görüşmelerin,
Bu gerçeğin,
ilgililerce, ve resmi kurumlarca da resmen
kayıtlanmışlığı üzerine kurulması
gerektiğini düşündüğümü
tekrar vurgulamak isterim.
Bizlere yapılan
tecavüz sonucu yaratılan “Can korkusu” tehdidi karşısında 11 yıl Kıbrıs Türk Toplumu,
tüm diğer ekonomik ve yaşam faaliyetlerinden, devlet yönetiminden
dışlanarak mücahitliğe terk edildi.
Mücahitliğe terk
edildi diyorum çünkü hayallerini gerçekleştirebileceği meslek
eğitimi seçeneği elinden alınmış, öncelik, “canını
koruma” olmuştu.
“Toplum olarak
1963-74 yılları arasında mücahitliğe terk
edilmişliği hakkında neler söyleyebiliriz.?
Ben, o dönemde
köylerinden ayrılmak mecburiyetiyle göç
etmişlerin uğradığı zarar ziyanlar üzerinde duracak değilim.
Bana göre bu küçük hesap. Esas önemli olan, kişiler
olarak toplum çapındaki “Yaşam hakkımızın ihlali”
sonucundaki toplumumuza ödetilen bedel.
İşte
işi bu boyutuyla değerlendirmek ve kayıtlamak lazım.
Tezimin özü şu:
Bir toplumdaki genç nüfusun,
hayatlarına istikamet vereceği, seçeceği herhangi bir meslek
dalında eğitilerek potansiyelini genişletme
imkanlarını da zorlayarak hayalindekini gerçekleştirme
çabasıyla yaşamına anlam kazandıracağı
yaşlarda sadece mücahitliğe terkedilmiş olmanın bedelidir
benim üzerinde durmak istediğim boyut.
*** Bu yaşatılmamış
yılların yaratmış olduğu insan kaynağı
potansiyeli kaybının ve
*** bu potansiyeli kullanamamaktan kaynaklanan
ekonomik ve sosyal kayıpların, bedelinin bu güne projeksiyonudur
sözünü ettiğim.
Bu bedel bir kenara
itilecek, küçümsenecek, kaale alınmayacak bir husus değildir. Mal
Hakkı ihlalinin bir bedeli olduğunu saptayan Uluslararası Hukuk
da İnsan Hakları Mahkemesi de “Yaşam Hakkı” ihlalinin de
geçerli olduğunu saptamakla mükelleftir. Bunu ancak,
İnsanlık anlayışını
sarsmak, ve
Üzerine oturtulduğu temelleri yıkma
pahasına bu mükellefiyetten kaçınabilir.
Bunların
bedelini kim ödeyecek?
Bunların
miktarını kim belirleyecek?
Bunu belirlemenin de
başlangıç noktası can
korkusuyla “yaşam
hakkımızın” elimizden alınmışlığı
değil mi? Esas kalem bunlardır.
Bu nedenle Güney
halkının Kuzeydeki “Mal Hakkı” mahfuzdur sözlerini ancak ve
ancak ayni anda toplumumuzun 1963-74 yılları arasında
uğradığı, yukarıda özetlediğim ve
vurguladığım “Yaşam
Hakkı Mağduriyet Bedeli” ile birlikte masaya koymak ve kaydetmek
kaydı ile telaffuz edilebilir tezimi tekrar savunarak vurgular,
Sayın Cumhur
Başkanımızı, bu boyutu da içeren çözüm görüşmelerinde başarılar
dilerim.
Radar Reşat STAR
GAZETESI
12.01.09
Çatalköy.
Subject: Orams Case
|
THE QUARTET OVERTURE NO. 1919 ORAMS CASE Ahmet Mustafa OSAM THE Advocate General of the European Court of Justice delivered his Opnion on 18.12.2008. The official public release consist of 8 paragraphs and the less competent and less qualified the purported spokesman for NGO are already on TV programs expressing their opinions. There are two aspects for this reaction. Firstly, one should welcome people expressing an opnion on such an important matter. Without opinions being expresses, no general consensus can be formed in a society. Without general consensus there can be no democracy in a country even with all democratic institutions are in placed. In such situation the country gradually slides into arbitrary rule of law without any totalitarian regime taking steps instigating it This happens from general apathy . The other aspect of the people expressing opinion without substantial knowledge is malfunctioning democracy. This too leads to arbitrary rule of law. ORAMS case should be seen and analysed in the perspective of International Political System and Contexts of International Law. This rule applies to every case whether it is a Magistrates Courts matter or a County Court matter. A wrongful arrest can lead to Human Rights Abuse and invoke international law and “Hierarchy of Norms “ all contributing to the Global Governance . THE Advocate General’s Opnion was made in 8 paragraphs . The focus will remain on these publication instead of relaying on the “Court Bundle”. Public Opnion are best formed form official publications because they represent the legal view which they perceive to be according the “International law “ and State Practice opino juris . Public cannot form a view by attending the Court daily with a Court Bundle under their arm encouraged by one of the parties to the dispute. PARAGRAPH 2 of the opinion is simple restatement of English Common Law on the Rules of attainment of Enforcement Orders for Foreign Judgments . Those of us who had grown up on Dicey’s Conflicts of Law ;Rules 64-110 Chapters 11-17 Pages 345-450 1949 edition should dust the Volume and read before going to Court again . PARAGRAPH 4 & 6 affirms the paragraph 2 and restate that there is no relationship between the Application of E U on the North of the Island and the enforcement of Greek Courts judgements in UK . Thus the matter relies on customary international law rules which had existed 100s of years, in any event long before the accession of Greek Cypriots to EU before 2004. In short the Advocate General saw no impediment why English Court should nor implement procedures for hearing foreign judgement application . WHAT does all this mean? It means that Greek Court Judgment can be brought to the attention of UK Court to attain an Enforcement Order in UK . THIS also means that Greek Cypriot can apply to their own Courts bring Civil a Action against the Occupant with an Estate outside the North of the Island. Once they secure a Greek Judgement then they can secure enforcement judgment where ewer the defendant’s overseas estate can be. No more no less, all other the arguments are irrelevant the rest is pure procedural. THE heart of the matter lays on Customary International Law with deep roots in Romano Germanic and Anglo Saxon and Franco Germanic basis perfected after the treaty of Westphalia 1646 with new boarders and sovereignty changing over nearly existing 600 Princedoms. This is what is ment by seeing the Orams case in the perspective of international political system. THE current international law on private property in territories with disputes over their sovereignty first emerged after 1919 Paris Peace Conference , and on the basis of Covenant of League of Nations and Versailles Treaty, St Germain, Neuilly Served and San Remo and on 23 July 1923 treaty of Lausanne was signed . It is still the only treaty still remaining in force. SOON after the Permanent International Court of justice was sent under the Covenant of League of Nations and its own Status the Cases concerning Certain German Interests in Polish Upper Silesia, or Railway Traffic between Lithuania and Poland (these German Cases are about German Citizens now under Polish Governance ). The there were the case of Mavrmmatis Palestine Concessions ( Greek Company given Contract by Ottoman State to construct public works in Palestine now under British mandate) and the famous Case Concerning Factory at Charzow ( 1927) . GERMANY trusted Woodrow Wilson’s 14 points offer on January 8th 1918 led to November 1918 ceasefire which then turned into a nightmare for Germany . Gazi Mustafa Kemal Pasha on 19 May 1919 set sail to Samsun to start the War Liberation because he knew only total sovereignty can form the basis of any treaty over territory and property. This is the very notion which Compelled Rouf Raif Denktas the first President of the Turkish Republic of Northern Cyprus argud that property issues should be agreed as part of general settlement plan as Gazi Mustafa Kemal Pasha did in 1923 . There are parallels between German experience and Orams experience. WHEN one looks at this case in the context of international law; “This private case” is seen as a template to impose private law responsibility on the Aggregate of Turks while nullifying the public law aspect of the case . This is why Gazi Mustafa Kemal Pasha fought and Rouf Raif Denktas the first President of the Turkish Republic of Northern Cyprus to argue. THIS CASE is a wake up call to the island. The intelligencia who argued that Annan Plan is a solution and do away with sovereignty. They pointed to E U and argued how well they are integrated had no need for Sovereignty any longer . Sadly they were proven to be wrong. Greeks refuted Annan Plan and got into E U and now dictate policy to the Turkish World. THE link between Mustafa Kemal Ataturk, Woodrow Wilson and Lloyd George and RR Denktas ( the picture of the Quartet) is real because they argued values still prevent. Woodrow Wilson set out to end the domination of world by the European Empires and actually secured the Covenant of League of Nations. The European Empires endeavoured to proved Global governance und the principle of “Balance of Power “where war was a political instrument”. The Congress and Conferences of Europe led to the Council of Europe which admitted Ottoman Empire in 1856. The second decolonisation era started in 1885 November- 1886 February after the Berlin Conference . Col Mustafa Kemal and Enver Major General Enver went to Libra to fight the Italian Colonialism but even it was all in vain. WHEN Woodrow Wilson announce his intention to Come to Europe in December 1918 Non of the European Leader wanted him so he order the Food and arms aid to stop to Europe . Within days in view of Bolshevik expansion Wilson arrived and imposed the Covenant of League of Nations ended the concept of European Dominance in International affairs . The League of Nations was dissolved in April 1946 three months after United Nations held its first session in January 1946 . ORAMS case is once more privatising public justice. What about those Turks who cannot be expected to have Greek Justice against Greeks ? How will any one bring action against Greeks? What about the Greeks whose properties are used by Turks without having any estate beyond the North of the Island? ORAMS case is not about justice it is about legitimisation of anomalies created by a Constitutional imperfection when a purported states recognised by the world has no legitimate right to the power held in law or in fact. It is also about a State which is legal and just but not recognised by the UN Security Council yet with real power in law and in fact on the island . What is demanded by RR Denktash is what Woodrow Wilson and Ataturk demanded Sovereignty is vested on the People. The property rights of Orams and Nicks and Ahmet’s and Mustafa’s cannot be sorted out bit by bit. There are three fundamental right and freedom; property forms just one of three. The other freedom and right are right to life and liberty. By focusing on anomalies created by Greeks in 1963 reflected on property issues other liberties are brushed under the Carpet. What did Lloyd George think about all this? He hated Turks and sent the Greeks to certain disaster. WHAT Denktash is saying is misunderstood. He does not want any Greek or Turk to lose their property liberty or lives . All he is saying is Agree on just and lasting solution with effect on life liberty and property . The quantum of damage and lat can be sorted out later . The calculus will include those Turks who incurred loss in 1957. Denktash is not against Aposltolides and in favour of Orams and Ahmet . He is in favour of justice and just entitlement of all three people adversely affected by the problems, deaths and mayhem sine 1957. WHAT are the lessons to be learned form Oram’s case ? It is regrettable that is not over yet and it should not have started .
NEXT ARE ORAM’S CASE SERVING INTERNATIONAL JUSTICE?
AVRUPA GAZETE |
Britain keeping watch on title deeds
fiasco
By Jean Christou
BRITAIN
will take a close interest in measures taken by the Cyprus government to sort
out the problems of home buyers left without their title deeds, a written
answer to the House of Lords has said.
Two questions were placed before the Lords last November detailing the concerns
of some property buyers worried about the implications of not holding legal
ownership to their properties.
For them, the issue became more urgent as the global credit crunch began to
bite into the real-estate sector with the possibility of foreclosure by the
banks on the developers who still hold titles.
The average wait for title deeds in Cyprus is 10-15 years, and there are around
100,000 home owners still waiting, 30,000 of whom are foreigners.
Answering on behalf of the government, Lord Malloch-Brown said the British High
Commission had raised the issue with the Cyprus government.
It had received assurances that the Cyprus government intended to introduce a
bill to address this issue.
“The [British] government recognises that this issue has the potential to
affect a large number of British citizens who have purchased property in
Cyprus, and will continue to take a close interest in the measures by which the
Cypriot government attempt to resolve this problem,” the written answer said.
To a second question asked by Lord Jones of Cheltenham, Lord Malloch-Brown said
Britain’s travel advice for Cyprus advises British citizens who encounter
difficulties as a result of purchasing property in Cyprus to seek qualified
legal advice on their rights and methods of redress.
“This would include difficulties in obtaining deeds to property to which the
purchaser is entitled,” the answer stated.
It said although the British government was unable to become involved with
individual cases, the High Commission in Cyprus did support community
associations in Cyprus dedicated to resolving the problems of property buyers,
and gives details of those associations on its website.
The main group advising British buyers is the Cyprus Property Action Group
(CPAG), which kick-started the lobbying campaign in Britain.
CPAG’s Denis O’Hare told the Cyprus Mail yesterday it was interesting that the
Cyprus government had said it was going “to fix” the problem, given that only a
few months ago the Interior Minister told the group it could not be fixed.
“This is understandable because of the €4 billion in [developers’] outstanding
loans, which stops this being fixed,” he said.
“We will be interested to see if the Minster can come up with a solution, Last
year, he said he couldn’t so we want to know how. We can’t see how when there
are four billion reasons why he can’t.”
CYPRUS
MAIL 17/01/09
Cyprus joins Greece, Italy and Malta
in immigration plea
By Jacqueline Theodoulou
THE INTERIOR Ministry has
signed a joint document with Greece, Italy and Malta that will deal with
migration and political asylum issues.
Interior Minister Neoklis Silikiotis yesterday outlined the document’s
provisions and explained that the initiative was taken with the main aim of
sensitising the EU to the problems faced by states that attract migratory flows
and political asylum seekers.
Underlining the strain the four countries were under from the influx of illegal
immigrants, the document calls on the EU to “take urgent action” with a view to
put into practice the principle of solidarity and fair burden-sharing.
The four countries call on the EU to step up readmission negotiations with
third countries, noting that the Mediterranean is fast becoming a transit area
for drugs and other illicit trafficking from Africa and the East, which could,
among others, finance terrorism.
“We have especially stressed the need for a readmission agreement with Turkey;
and it is not just through the occupied areas that we are receiving pressure
from illegal immigrants originating from Turkey, as similar problems are being
faced in Greece too,” Silikiotis explained.
Malta and Italy, are demanding a readmission agreement with Libya, which
operates as a migratory transit station.
“Cyprus, Greece, Italy and Malta call for intensifying the EU’s efforts with a
view to concluding the ongoing negotiations with third countries, especially
with Morocco, Turkey and Algeria, and open negotiations with key counties of
origin and transit,” read the document.
It added, “Unless success is registered in this area, the EU's efforts in the
field of legal migration will inevitably be compromised. The ministers consider
that the Commission should be given the necessary mandates and additional
resources to negotiate and conclude such agreements."
Another of the document’s priorities is to press for the implementation of the
European travel document for the return of illegal immigrants to their country
of origin.
“The adoption of this travel document will also assist the agreements, as it
will be part of the illegal immigrants’ readmission,” said Silikiotis.
The four countries also discussed the strengthening of Frontex, the EU’s border
control agency, by providing it with the necessary financial resources and have
member states provide it with the operational resources.
According to Silikiotis, “The document stresses the problem faced by Cyprus
especially, which due to the occupation cannot exercise control over its
external borders, which are also external borders of the EU. For example,
Frontex cannot inspect the north and east coastal areas of Cyprus, due to the
occupation, and this is an issue we have raised”.
The document also provides an increase in European funding towards the four
countries to help them deal with the intense migratory flows.
“We also demand the immediate establishment of the European Office for Asylum
Support,” Silikiotis explained. “This is a proposal included in the Migration
and Asylum Treaty, proposed by the European Commission.”
The document calls for a redistribution of refugees and asylum seekers to other
member states, with EU funding. It points out that Mediterranean countries,
being on the EU’s southern borders, are first to accept migratory pressures,
when this is a problem that should be shared around the EU.
“Many European countries today, voluntarily of course, are funded by the EU to
accept refugees from Syria and Lebanon,” said Silikiotis. What we are asking is
whether they can reinstate refugees from our countries, which are coming under
severe strain.”
The document has been forwarded to the European Commission as well as the
Foreign Minister of the Czech Republic, which holds the EU presidency.
“There are already talks to expand this co-operation, first and mainly with
Spain, so that this platform of Mediterranean countries can be reinforced and
further supported,” said Silikiotis.
Asked to comment on political asylum seekers in Cyprus, the minister said the
number of applications had reduced significantly.
“In 2008, there were 6,800 decisions. Of these, 26 refugees were recognised and
69 were given humanitarian status; 3,500 were rejected and 3,200 cases were
closed,” said Silikiotis, adding that the government spent around €20 million
annually on asylum seekers.
“From those who enter through the occupied areas, 95 per cent apply for asylum,
and we are forced to examine all cases,” the minister explained. “Even if one
in 1,000 applicants needs our state’s protection, we are obliged to follow all
procedures in order to spot that one person.”
Concluding, Silikiotis said Greece was facing the biggest problems with illegal
immigrants. In 2008, Greece received more than 140,000 immigrants, compared to
33,000 that arrived in Italy, 3,500 in Cyprus and 2,000 in Malta.
CYPRUS
MAIL 17/01/09
Things aren’t all that bleak’
By Jean Christou
FOUR days after complaining
about lack of progress in the Cyprus negotiations, President Demetris
Christofias yesterday spoke of an improvement.
“What I am saying is that things are not bleak, there are issues in which we
have made progress and there are issues which are still open and there are
disagreements,” Christofias said after meeting Turkish Cypriot leader Mehmet
Ali Talat.
The UN Secretary-General's Special Adviser for Cyprus Alexander Downer also
said that good progress was made at yesterday’s meeting between the leaders.
They would begin discussing the property issue on January 28, Downer said. This
would be preceded by a meeting between their aides on the issue, he added.
“Today’s discussion was about past acts, deadlock-resolving mechanisms and the
hierarchy of norms, with a particular focus on deadlock-resolving mechanisms,”
said. “This was a very positive meeting. Good progress was made… and it
built on the one of Monday, which was also a very positive meeting.”
Downer repeated previous statements about “cautious optimism”, “the possibility
of a real solution”, and “the difficult task” ahead.
“You need to maintain a momentum and you need to carry them through as fast as
you can, always taking into account essentially, two things, the complexity of
the issues, and there are very complex issues, very difficult issues on the one
hand, and on the other hand, there are politically very sensitive issues as
well,” he said.
He declined to comment on Christofias’ statements on Monday that the Turkish
side was seeking a confederation rather than a federation.
“I am not going to put myself in a position to be a commentator on the public
comments the leaders have made,” he said.
CYPRUS
MAIL 17/01/09
Ankara'da
Kıbrıs zirvesi
Cumhurbaşkanı Talat, Gül ve Erdoğan
ile görüştü
Kıbrıs
sorununa çözüm bulunmasına yönelik liderler arasındaki doğrudan
müzakerelerde çetrefili bir konu olan "mülkiyetin" ele
alınmasından önce, dün Ankara'da iki Gül ve Talat
başkanlığında heyetler arası görüşmeler
yapıldı
Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına yönelik liderler
arasındaki doğrudan müzakerelerde çetrefilli bir konu olan
"mülkiyetin" ele alınmasından önce dün
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Türkiye Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül'ün başkanlığındaki heyetlerin
katılımıyla Ankara'da Kıbrıs zirvesi
gerçekleştirildi.
Talat'ın ziyaretinin BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon'un Türkiye'ye
geliş gününe denk gelmesi ise dikkat çekti. Moon'un Türkiye'de Talat ile
görüşüp görüşmediği bilinmiyor.
Öte yandan Talat, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile de bir
araya geldi.
Durum
değerlendirilmesi yapıldı
Gül ile Talat'ın Kıbrıs zirvesinde, adada iki toplum lideri
arasındaki doğrudan müzakerelerin ilk başlığı
olan "yönetim ve güç paylaşımı" konusunun
tamamlanmasıyla şu ana kadarki görüşmelerin gidişat
değerlendirilmesi yapıldı ve 28 Ocak'ta yapılacak bir
sonraki liderler görüşmesinde mülkiyet konusunda ortak bir tutum
belirlenmesi ele alındı.
Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile
görüşmesinin ardından Ankara'ya giden Cumhurbaşkanı Talat,
Türkiye Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye Başkanı Erdoğan ve
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ ile ayrı ayrı
görüştü.
Cumhurbaşkanı Talat, Çankaya Köşkü'ne gelişinde Türkiye
Cumhurbaşkanı Gül tarafından törenle karşılandı.
Daha sonra Gül ve Talat başkanlığında heyetler arası
görüşmelere geçildi.
Ardından Cumhurbaşkanı, Türkiye Başbakan Erdoğan ile
Başbakanlık Resmi Konutu'nda yaklaşık 50 dakika
görüştü.
Görüşmeler öncesinde basın mensuplarının görüntü
almasına izin verilirken, görüşmelerle ilgili herhangi bir
açıklama yapılmadı.
Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetiminin (TÜRKSOY) davetlisi olarak
Ankara'da bulunan Talat'a TÜRKSOY tarafından bugün ''onur madalyası''
takdim edilecek.
KIBRIS
17/01/09
74'ten beri
Kıbrıs'ta barış ve huzur vardır
Kıbrıs
Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu,
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'yı ziyareti
sırasında yaptığı konuşmada, 1974
yılından beri adada barış ve huzur bulunduğunu
belirterek "askerlerimiz gece, gündüz bunun devamı için
çalışıyor" dedi
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) Komutanı
Korgeneral Hilmi Akın Zorlu, bütün gayretlerinin, Kıbrıs Türk
halkının mutluluğu için huzur ve güven ortamına
katkıda bulunmak olduğunu söyledi. Zorlu, 1974 yılından
beri adada barış ve huzur bulunduğunu belirterek,
"askerlerimiz gece, gündüz bunun devamı için
çalışıyor" dedi.
KTBK Komutanı Korgeneral Zorlu, dün, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı'yı ziyaret etti.
KTBK Komutanı Zorlu, devlet yetkililerine başlattığı
iade-i ziyaret çerçevesinde gerçekleştirdiği ziyarette
yaptığı konuşmada, Ağustos 2008'de göreve
başladığı zaman kendisini ilk ziyaret eden devlet
yetkilisinin Turgay Avcı olduğunu kaydetti.
Kıbrıs'a 25 yıl aradan sonra KTBK Komutanı olarak yeniden
dönmekten kıvanç duyduğunu belirten Zorlu, "Her zaman
Kıbrıs Türk halkının, Yavruvatan'ın hizmetinde ve
emrinde olduğumuzu, bütün gayretimizin onların mutlu ve
başarılı olmaları için huzur ve güven ortamına
katkıda bulunmak olduğunu ifade etmek istiyorum" dedi.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Somali, Kosova, Bosna-Hersek, Doğu Timor
ve Afganistan'da barış gücü görevini başarı ile yürütmekte
olduğunu belirten Korgeneral Zorlu, "Dünyada barış gücü
görevini en iyi bilen ve en iyi şekilde icra eden silahlı
kuvvetlerdeniz" dedi.
Türkiye'nin, Haziran 2002'de Afganistan'da barışı koruma
görevini yürüten Uluslararası Güvenlik Destek Gücü'nde (ISAF) lider ülke
olarak görev yapmaya başladığını, kendisinin ise 18 ay
boyunca söz konusu gücün komutanlığını
yaptığını kaydeden Hilmi Akın Zorlu, başkent
Kabil'de kendi nüfusuna ek olarak çadırlarda kalan 1 milyon mültecinin
bulunduğu Afganistan'daki koşullara rağmen, ülkede 23 yıl
devam eden gece sokağa çıkma yasağını kaldırdıklarını
kaydetti.
Gece sokağa çıkma yasağı kaldırıldıktan
sonra sekiz ay boyunca ne ISAF birliklerine bir saldırı
gerçekleştirildiğini ne de ISAF birliklerinin bir
Afganistanlıyı yaraladığını ifade eden Zorlu,
"Böyle bir yeteneğe sahip bir milletin askerleriyiz. Onun için burada
da 1974 yılından beri barış ve huzur vardır.
Askerlerimiz gece gündüz bunun devam için çalışmaktadır"
dedi.
Korgeneral Hilmi Akın Zorlu, hükümet ve halktan gelen yardım
taleplerine de cevap vermeye çalıştıklarını söyledi.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı ise, KTBK Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu'nun
ziyaretinden onur ve şeref duyduğunu belirtti.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adadaki varlığının ne
kadar önemli ve vazgeçilmez olduğunun her geçen gün daha iyi
görüldüğünü kaydeden Avcı, "Barış kuvvetlerimizin
buradaki varlığının, Kıbrıs Türkü için
yaşamsal öneme sahip olduğunu ve vazgeçilmez bir gerçek olduğunu
son Gazze'ye bakıldığında bir kez daha görülmelidir. Bine
aşkın insanın şehit edildiği ve kimsenin elini
kımıldatmadığı bu çağda 2009 yılında
bizim en büyük gücümüz Anavatan'ın yanımızda
olmasıdır. Bunu herkesin görmesi gerekiyor" dedi.
Rum yönetiminin en büyük çabasının; Kıbrıs Türk
tarafını, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adadan çıkarılması
ve Türkiye'nin garantörlüğüne gerek kalmadığına, Avrupa
Birliği'nin garantörlüğünün yeterli olduğuna ikna etmek
olduğunu belirten Turgay Avcı, herkesin dönüp Gazze'ye bakması
ve AB ile diğer ülkelerin nerede olduğunu sorması
gerektiğini belirtti.
1974 Barış Harekatı yapılmamış olsaydı
Kıbrıs Türkünün çok daha vahim durumda olacağını ifade
eden Bakan Avcı, Kıbrıs Türkü'nün en büyük gücünün Anavatan
Türkiye olduğunu kaydetti.
Kıbrıs Türkü'nün bu güçle ilerlediğini ve KKTC'nin dünyaya
açılımını sağladığını belirten
Dışişleri Bakanı Avcı, Kıbrıs Türkü'nün
bugün huzurlu, güven içerisinde ve özgür olmasını Mehmetçik ve
Mücahit şehitlerle borçlu olduğunu kaydetti.
Geçmişe bakıp geleceğe uzanmak gerektiğini söyleyen Turgay
Avcı, Türkiye'ye karşılıksız verdiği ve
vereceği destekler için Korgeneral Zorlu'ya teşekkürler etti.
KIBRIS
17/01/09
Gaziveren: Biz
unuttuk, İsrailli keşfetti
İSRAİLLİ
NASIL KEŞFETTİ?... Köyün yerli halkı devletin
ilgisizliğinden yakınırken, bir İsrail şirketinin
sahil kenarında başlattığı site inşaatı
kafaları karıştırdı
Çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın köyüdür Gaziveren...
Annemle babam bu köyde öğretmenken dünyaya geldim. 1974'ün
"çocuklarım asla benim yaşadıklarımı
yaşamamalı" dediğim korkunç, ölüm dolu günlerini de bu
köyde yaşadım...
Şimdilerde Makarios Druşotis'in iki toplumunun çatışmaya
başlamasını anlatan kitabını okuyorum... Gaziveren'in
1964'te yaşadıkları da anlatılıyor bu kitapta ve hiç görmediğimiz
de iki fotoğrafla süsleniyor o günler...
Çarpışmalardan,
çatışmalardan gelen bir isim
Gaziveren, adını çatışmalardan, çarpışmalardan
almış... Kaderi hep savaş olmuş... Anlatılanlara göre,
1571 yılında Osmanlı askerleri Gaziveren'den geçerken, burada
Venediklilerin tuzağına düşürülmüşler...
Osmanlı birliğinin komutanı çok kızmış...
"Yakın gazilerim, viran olsun" deyince de gazilerin viran
ettiği bu köye, taaa o yıllardan Gaziviran adı verilmiş.
Bildiğimiz kadarıyla köyün kökleri Venedik'e dayanıyor. Köylünün
kökeninde ise Osmanlılar var... Gaziviran olan isim zamanla Gaziveran'a
dönüşmüş... 1964 Mart ayında yaşanan
çatışmalardan sonra da köye Gaziveren adı uygun görülmüş...
Gaziveren, Lefke - Güzleyurt yolu üzerinde, toplumlararası
çatışmaların yaşandığı dönemde, çok önemli
bir noktada olduğundan, sürekli Rumların tehdidini
yaşamış. Köylüler de geri durmamışlar tabii ki...
Zaman zaman yolu kesmişler, Rumları esir almışlar...
Şimdi
yaşam savaşı var
Şimdi savaş yok. Çatışma yok... Köyde yaşam
savaşı var günümüzde... Ve çok da kolay bir yaşam değil
açıkçası. Çünkü köye yıllarca can veren zengin su
kaynakları tuzlanmış... Kuraklık, geçmişte özellikle
kış aylarında şarıl şarıl akan Gaziveren
deresini yıllardır "unutulan" bir şey haline
dönüştürmüş. Gençler dereyi hiç akarken görmemişler...
Narenciyeye hayat veren suyun tuzlanmasıyla, bazı köylüler,
başka yerlerden su taşımayı başarmışlar ama
şu anda bu taşıma suyla da değirmen dönmekte
zorlanıyormuş...
Gaziveren'in kayıtlı nüfusu tam olarak bin 4... Rakamla da
yazalım isterseniz: 1004... Köyde ayrıca yaklaşık olarak
200 kadar Türkiyeli işçi yaşam sürüyor... Doğrusu bu
işçilerin yaşam koşulları pek de iç açıcı
değil. İşçiler, tarım alanında çalışmak için
köye gelmişler ancak köyde su sıkıntısı tarım
üretimini durdurunca, erkekleri kahvehanelerde, kadınları evde
oturmaya başlamış. Köydeki Türkiyeli göçmen işçiler seçmen
değil. 640 civarında kayıtlı seçmeni var Gaziveren'in...
İlkokulu merkezileştirme programı çerçevesinde Aydınköy'e
aktarılan çocuklar nedeniyle kapatılmış ama köyde bir anaokul
hizmet veriyor. Tarihi ilkokul binası şu anda anaokul olarak
açık ve 4 - 5 yaş grubunda öğrencileri var.
İşsizlik
temel sorunların başında
Gaziveren de tüm ülke gibi "işsizlikten" nasibini
almış bir köy... Günün her saatinde kahvehanelerde işsiz
gençleri bulmak mümkün...
Bazı köylüler halen tarımdan ekmek çıkarma çabasını
sürdürüyor. Örneğin çiçekçilik yapmaya çalışanlar var. Ancak
kime sorsak "tatmin edici değil" diye yanıt veriyor.
Suların tuzlanması, işsizlik, narenciye sektöründe genelde
yaşanan sıkıntılar derken, Gaziveren de "memur
köylerimizden biri" olup çıkmış... Köylünün temel geçimi
devlet memurluğundan geliyor dersek, yanlış söylemiş
olmayız...
Bu
arada 30 kadar Gaziverenli sabahın çok erken saatinde kalkıp,
Güney'deki inşaatlarda veya benzeri işlerde çalışmak için
"öteki tarafa" gidiyor...
Gençler
arsalarını bekliyor...
Köyün sıkıntılarından biri de gençlere verileceği
söylenen arsalarla ilgili... 16 yıldan beri muhtarlık yapan makine
mühendisi ve çiftçi Kazım Olgu, kırsal kesim arsası
verileceği yönünde kendilerine çok vaatlerde bulunulduğunu ancak
henüz sonuç alınmadığını söylüyor...
Muhtar Olgu, "Başbakan bize söz verdi, gençler verilen sözlerin
tutulmasını bekliyor" deyip, şunları ekliyor:
"Yer ayrıldı. Yerimiz var. Parselasyon da yapıldı.
Ancak dağıtım yapılmadı. Hiçbir çalışma
başlatılmadı. Gençler her gün bu konuda şikayette bulunur
ve haklıdırlar şikayetlerinde. Hükümetin en kısa sürede bu
arsalarla ilgili girişimi tamamlaması gerekiyor."
Ancak gençleri korkutan bir şey daha var bu konuyla ilgili... Başka
köylerde öyle olduğunu işitmişler ve çok çekiniyorlar...
Çekindikleri ne mi? Evet, gençler, kendilerine arsa
dağıtıldıktan sonra, parselayson, vergi, tapu gideri gibi
kalemler öne sürülüp kendilerinden büyük miktarda para talep edilebileceği
endişesini taşıyor...
Muhtar Kazım Olgu, köydeki işsizliğe de dikkat çekiyor
sohbetimiz sırasında... "Köyde, devlete
çalışanları dışında herkes işsiz" diyen
Olgu, 30 kişinin Rum tarafından
çalıştığını hatırlatıyor.
Kahvehaneler
sürekli dolu
Tarım işçisi olarak köye yerleşen Türkiye kökenli işçilerin
de tamamının kahvelerde işsiz oturduğuna dikkat çeken
Muhtar Kazım Olgu, Gaziveren'de suların tuzlanmasının köyü
tamamen mahvettiğini de ekliyor.
"Her şey tamamen bitti. Sulu ziraat öldü. Narenciye kurudu. Birkaç
kişi köye uzak yerlerden su getirmeyi başardı. Onların hala
narenciye bahçeleri var ama şu anda onlara da getirdikleri su
yetmiyor" diyen Olgu, köyün Lefke Belediyesi'ne
bağlandığını hatırlatıyor ve şunları
ekliyor:
"Belediyeye girdik. Şu anda belediye sadece çöpleri toplar...
İşçi alacakları sözünü verdiler ama torpilli bir iki kişi
dışında istihdam yapmadılar. Biz o yapılan bir iki
istihdamı da kabul etmiyoruz. Bunu söyleyelim... Söylememiz lazım. Köyde
ışıklandırma yok. Sokak aydınlatması yok.
Yakında vergilendirme de başlayınca, köylü isyan edecek
sanırım... Kimse o zaman köylüyü tutamayacak."
Gaziveren'e
İsrail ilgisi
Gaziveren'e İsrailli bir şirket tatil köyü yapıyor...
İlginç bir yatırım... Yıllarca çakıl ve kum
fabrikalarının bulunduğu deniz sahilindeki bu
yatırımın alt yapısı yok. Buraya giden yol toprak...
Şirketin kendi suyunu denizden arıtacağı belirtiliyor. Elektrik,
büyük masraf yapılarak götürülmüş. Ancak ikinci bir tatil köyü daha
başlatılıyor ki elektrik için yeniden para ödenmesi gerekebilir.
Rüzgara açık olan ve denizin sürekli dalgalı olduğu bu köyde,
tatil köyünün bulunduğu yere, denizin kum toplaması için taş
konmuş. Yaklaşık 150 metre arayla denize uzanan iki kayalık
oluşturan İsrailli şirket; bu iki kayalık arasına, kum
toplamayı hedefliyor...
Bunda da başarılı olduğu gözlemlenebilir... Aphrodite
Beachfront Village adlı bu tatil köyünün uluslararası alanda
geniş pazarlama ağı internette kolaylıkla fark edilebilir.
İnternette herhangi bir arama motoruna örneğin google sayfasına
"Gaziveren" derseniz, karşınıza bu tatil köyü ve
sitesinde satışı yapılan evlerin, dairelerin reklamı
çıkabiliyor...
Tatil köyünün köye canlılık kazandırmak dışında,
istihdam veya benzeri bir katkısı yok. Burada
çalışanların tümü Türkiye'den getirilen işçiler...
Bu arada köye son yıllarda yeni evler
yapıldığını, ancak bunların
sayısının çok olmadığını da söylemek
lazım.
Beton
mevziler hala duruyor
Gaziveren'de deniz sahiline 1974 öncesinde Rumların
yaptırdığı beton mevziler de ilginç görüntüler
oluşturuyor... Son derece dayanıklı ve kalın betondan
inşa edilen bu mevzilerden biri şu anda tatil köyü
kıyısında atıl halde duruyor... Denizin etkisiyle yerinden
azacık oynamış olsa da, ilginç ve anlamlı görüntüsünü
koruyor.
Bu mevziler, Türkiye'nin Gaziveren kıyılarına çıkarma
yapacağı tahmin edilerek yapılmış...
Gaziveren'de
1970'li yılların sonlarından itibaren büyük başarılara
imza atmaya başlayan bir de futbol takımı var...
Kıbrıs'ta, 1974 sonrası Birinci Lig'e yükselme
başarısı gösteren ilk küçük köy takımı Gaziveren'di...
Bir anlamda, şimdi kaybolan Akıncılar'ın
şampiyonluğunda, Cihangir ve Türkmenköy'ün şimdilerde birinci
ligdeki başarılarında, ilk örnek köy Gaziveren'di... Gaziveren'in
futbol takımı bu sezon 3. Lig Doğu Grubu'nda mücadele ediyor...
Evet
Gaziveren de diğer köylerimiz gibi, özellikle Lefke - Güzelyurt
bölgesindeki köylerimizde olduğu gibi "işsizlik, susuzluk ve
narenciyede mahvoluş"u yaşıyor... Köyde devlet memuru
olmayanlar zorda...
Umutsuz bir
bekleyiş gözlemlediğimizi söylemeden geçmiş olmamak
lazım...
KIBRIS 17/01/09
Güney Kıbrıs'ın NATO üyeliğini Türkiye
önledi
Türkiye eski genelkurmay başkanı Büyükanıt:
Türkiye'nin eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral
Yaşar Büyükanıt, NATO'nun Güney Kıbrıs'ı NATO
mekanizmalarına katmak istediğini, ancak bunu Türkiye'nin
engellediğini söyledi.
Beykent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar
Merkezince üniversitenin Taksim'deki binasında düzenlenen "60.
Yılında NATO" konulu panele izleyici olarak katılan
Büyükanıt, oturumun ardından söz alarak konu hakkındaki
görüşlerini dile getirdi.
Büyükanıt, "NATO'yu beğenirsiniz
beğenmezsiniz, bizim eşit söz sahibi olduğumuz tek
uluslararası örgüt NATO'dur. Eğer NATO hoşunuza gitmeyen
şeyler yapıyorsa hata onlarda değil, o kararları onaylayan
sizlerdedir" diye konuştu.
NATO'nun Güney Kıbrıs'ı NATO
mekanizmalarına katmak istediğini, ancak bunu Türkiye'nin
engellediğini söyleyen Büyükanıt, NATO'da 26 üye ülke
bulunduğunu ve Genelkurmay Başkanlığı döneminde bu
isteğe 25'e 1 karşı çıktığını söyledi.
Türk askerinin Afganistan'da terörle mücadele içerisine
çekilmesi yönündeki politikanın hâlâ sürdüğünü da kaydeden
Büyükanıt, NATO'da Türkiye istemeden hiç kimsenin Türkiye'ye hiçbir şey
dayatamayacağını belirtti.
KIBRIS 17/01/09
Ban Ki-moon, Ankara'da Gül ile Kıbrıs sorununu
görüştü
Türkiye'de bulunan
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Türkiye
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile dün akşam Çankaya Köşkü'nde
bir araya gelerek, Kıbrıs konusunu görüştü.
Moon'un
Türkiye'de bulunduğu bir sırada, Cumhurbaşkanı
Talat'ın Türkiye yetkililerini ziyaret etmesi dikkat çekti.
Gül'ün Ban Ki- moon ile yaptığı basına kapalı
görüşmede Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan da
bulundu.
Görüşmenin gündemini, İsrail'in Gazze'ye yönelik
saldırıları ve Kıbrıs konusundaki son gelişmeler
oluşturdu.
Anadolu Ajansı'nın elde ettiği bilgilere göre,
Cumhurbaşkanı Gül, görüşmede BM'nin Kıbrıs konusunda
daha aktif olmasını istedi.
Gazze konusuyla ilgili olarak Gül, ''Gazze'de yaşanan trajedinin BM'nin
itibarına zarar verdiği'' söyleyerek,
''bir an
evvel ateşkesin sağlanması gerektiğini'' vurguladı.
''Gazze'de yaşanan dramın bölgede uzun vadeli yaralar açma ihtimali
olduğunu'' belirten Gül, ''yeni nesillerin de öfkeyle büyüdüğüne''
dikkati çekti.
BM Genel Sekreteri Ban da ''Türkiye'nin ateşkes sağlanmasına
yönelik aktif politikasını memnuniyetle izlediklerini'' dile getirdi.
Ban, Arap dünyasındaki bölünmenin giderilmesi için Türkiye'nin
çabalarını sürdürmesini istedi.
Öte yandan, Ban-Ki moon, dün ayrıca Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile de
ayrı ayrı görüştü.
KIBRIS 17/01/09
Downer, ihtiyatlı iyimserliğini koruyor
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" başlığını
tamamladıklarını, 28 Ocak'taki görüşmede ise bütünlüklü
çözümün bir parçası olarak değerlendirilebilecek bir konu olan
"Mülkiyet" başlığını ele almaya
başlayacaklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gazetecilere açıklamasında,
dünkü görüşmenin oldukça olumlu ve verimli geçtiğini belirtti.
Talat, Türk tarafının, Rum tarafının geçen toplantıda
yaptığı "tıkanıklıkların
aşılması" ile ilgili önerilerine hem açıklama, hem de
daha iyi bir yapı kazandıracağını düşündükleri
yazılı önerilerde bulunduklarını kaydetti.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer
ise, kısa açıklamasında, liderlerin dünkü görüşmede
"Yönetim ve Güç Paylaşımı" ana
başlığı altındaki "tıkanıklık çözme
mekanizması" konusuna yoğunlaştığını,
pazartesi günkü görüşmenin ardından, dünkü görüşmenin de oldukça
iyi geçtiğini ve olumlu ilerlemeler kaydedildiğini söyledi.
Downer, "görüşmelerle ilgili yaptığım
değerlendirme şu: 'ihtiyatlı bir iyimserlik içindeyim';
bakın iki kelime, ne ihtiyatlıyım ne de iyimserim diyorum.
İhtiyatlı bir iyimserlik içindeyim diyorum" şeklinde
konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi
(TÜRKSOY)'un davetlisi olarak, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan
Öztoprak'la birlikte Ankara'ya gitmezden önce gazetecilere
yaptığı açıklamada, oldukça olumlu ve verimli geçen dünkü
görüşmede "Yönetim ve Güç Paylaşımı"
başlığını tamamladıklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Türk tarafının, Rum
tarafının geçen toplantıda yaptığı
"tıkanıklıkların aşılması" ile
ilgili önerilerine hem açıklama, hem de daha iyi bir yapı
kazandıracağını düşündükleri yazılı önerilerde
bulunduklarını da belirtti.
Önümüzdeki toplantıda son bir gözden geçirme ihtiyacının ortaya
çıkabileceğini kaydeden Talat, "Gerek normlar hiyerarşisi,
gerekse yasama ve yargıdaki tıkanıklıkların
aşılmasıyla ilgili konuları tamamlamış
olduk" dedi.
Gelecek
hafta masaya
temsilciler
ve uzmanlar
oturacak
Cumhurbaşkanı Talat, temsilcilerin gelecek hafta içinde hem bugüne
kadar anlaşılan noktalar ile farklılıkları toparlamak
ve daha fazla yakınlaşma imkanı varsa üzerinde
çalışmak amacıyla toplanacağını belirtti.
Talat, temsilcilerin ayrıca bir sonraki toplantıda ele alınacak
mülkiyet konusunda hazırlık yapacağını söyledi.
Gelecek görüşmelerinin 28 Ocak'ta gerçekleşeceğini kaydeden
Talat, gelecek haftanın temsilciler ve uzmanlara
ayrıldığını belirtti.
Gazetecilerin sorusu üzerine, "Mülkiyet" başlığı
altında mülkiyetle ilgili her şeyin konuşulacağını
söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, mülkiyetle ilgili önerisini
hazırlayan Türk tarafının, önce ilkelerden başlamaktan yana
olduğunu kaydetti.
İlkeleri belirledikten sonra, bu ilkelerin neler olacağı
üzerinde duracaklarını ifade eden Talat, mülkiyetin bütünlüklü
çözümün bir parçası olarak değerlendirilebilecek bir konu
olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ankara ziyareti hakkında da
bilgi verdiği açıklamasında, TÜRKSOY'un kuruluş
yıldönümü nedeniyle yapılacak bir etkinliğe katılmak
amacıyla gideceği Ankara'da temaslarda da bulunacağını
söyledi.
Talat, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker
Başbuğ ve TC Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile
görüşeceğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, gazetecilerin sorusu üzerine, kendisiyle
aynı tarihlerde Ankara'da bulunacak BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile
planlanmış bir görüşmesi bulunmadığını
söyledi. Talat, "Ama olabilir mi bilmiyorum. Bana böyle bir teklif gelirse
hayır demem, ama öyle bir planlama yok" dedi.
Hristofyas'a
göre yasama ve yargıda
sonuca
varmanın eşiğinde bulunuluyor
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, doğrudan
müzakereler kapsamında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la dün
yaptığı görüşmenin ardından, "Yasama ve yargı
erkine ilişkin çıkmazların çözümüyle ilgili konularda sonuca
varmanın eşiğindeyiz" dedi.
Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, dün sabah yaklaşık 2 saat
süren görüşmenin ardından Başkanlık Köşkü'ne
dönüşünde yaptığı açıklamada, "Sayın
Talat'la görüşmemizde yasaların hiyerarşisi konusunda ileriye
doğru iyi bir adım atıldı" ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Talat'ın Temsilcisi Özdil Nami ile Rum
Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu'nun yönetim konusuna ilişkin
bütün sonuçları kaydetmek amacıyla önümüzdeki hafta içerisinde
görüşeceklerini de söyleyen Hristofyas, Cumhurbaşkanı Talat'la
bir sonraki görüşmelerinin 28 Ocak'ta gerçekleşeceğini kaydetti.
Downer:
Çözüme ulaşmak için
gerçek bir
ihtimal var
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer,
liderlerin dünkü görüşmede "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" ana başlığı altındaki
"tıkanıklık çözme mekanizması" konusuna
yoğunlaştığını; son derece iyi bir atmosferde
geçen pazartesi günkü son görüşmenin ardından, dünkü görüşmenin
de oldukça iyi geçtiğini ve olumlu ilerlemeler kaydedildiğini
söyledi.
Downer, gelecek haftalar içerisinde liderlerin temsilcilerinin ve
uzmanların zaman zaman bir araya gelerek, "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" ana başlığı altındaki
bazı noktalarda son rötuşları yapacaklarını ifade
etti.
Liderlerin temsilcilerinin mülkiyet konusunda da bir ön hazırlık
başlatacağını dile getiren Downer, liderlerin ise, 28
Ocak'ta gerçekleştirilecek olan toplantıda mülkiyet konusunu
tartışmaya başlayacağını bildirdi.
Tüm gelişmeler ışığında müzakerelerin bu yıl
içinde sonlandırılacağıyla ilgili olarak ne kadar iyimser
olduğunun sorulması üzerine Downer, bazı insanların
fikrinin ve yorumlarının sürekli değiştiğini; ancak
kendi görüşünün sabit kaldığını kaydetti. Downer,
Kıbrıs'ta bunca yıldan sonra hiç kimsenin zorluğunu
küçümseyemeyeceği, son derece zor ve yıllardır süren derin
çekişmelerle dolu bir durum içerisinde bulunulduğunu belirtti ve
"Daha önce de söylediğim gibi burada çözüme ulaşmak gerçek bir
ihtimaldir" dedi.
Görüşmelerde elde ettiği izlenimler ve liderlerle
yaptığı ayrı ayrı görüşmelerle ilgili
analizlerinden dolayı her geçen gün daha "ihtiyatlı bir
iyimserlik" içerisine girdiğini söyleyebileceğini vurgulayan
Downer, toplantılardaki ortamın ve neticenin değişkenlik
gösterdiğini; bazılarının diğerlerinden daha iyi ya da
daha kötü geçebildiğini söyledi.
"Zaman
kısıtlaması fayda sağlamaz"
Zaman kısıtlamasının müzakerelere bir fayda
sağlamayacağını kaydeden Downer, ivme ve sorunları en
kısa zamandan çözmek için mümkün olanın yapılmasının
önemli olduğunu belirtti. Downer, ele alınacak olan konuların
farklılığı ve karmaşıklığı ile
konuların politik hassasiyetinin de göz önünde bulundurulması
gerektiğini dile getirdi.
Rum Lideri Hristofyas'ın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
konfederasyondan bahsettiğini söylediğinin
hatırlatılması ve görüşmelerin temelinin ne olduğunun
sorulması üzerineyse Downer, "Kendimi, liderlerin
yaptıkları açıklamaları yorumlar pozisyona
sokmayacağım, bu ne benim ne de BM'nin pozisyonudur" diyerek,
konuya ancak kişisel bir değerlendirme yapabileceğini, hem
kendisinin hem de liderlerin, dün iyi bir görüşme
gerçekleştirildiği ve iyi bir ilerleme elde edildiği yönünde
değerlendirmelerde bulunduğunu belirtti.
"İhtiyatlı
bir iyimserlik içindeyim"
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Downer,
"görüşmelerle ilgili yaptığım değerlendirme
şu: 'ihtiyatlı bir iyimserlik içindeyim'; bakın iki kelime, ne
ihtiyatlıyım ne de iyimserim diyorum. İhtiyatlı bir
iyimserlik içindeyim diyorum" diye konuştu.
İvmeden bahsederken neyi kastettiğinin ve güven yaratıcı
önlemlerin ne durumda olduğunun sorulması üzerineyse Downer,
liderlerin ilerleme kaydetmeyi sürdürmesi gerektiğini söyledi.
Güven yaratıcı önlemlerin bariz bir şekilde iyi olduğunu
savunan Downer, güven yaratıcı önlemlerin süreç içerisinde
halkın bir birine güvenini sağlamaya yönelik olduğunu dile
getirdi. Downer, ancak güven yaratıcı önlemlerin, liderlerin bir
anlaşmaya varıp varmayacağını
belirleyemeyeceğini; anlaşmaya varmadan önce müzakere edilecek çok
konu olduğunu da belirtti.
KIBRIS 17/01/09
Rusya körü körüne Rumları destekliyor
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rusya'nın ''körü körüne'' Rumları desteklemeye
devam ettiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Rus ''Gazeta'' gazetesine verdiği demeçte,
Kıbrıs sorununun çözümünde Rusya'nın pozisyonuyla ilgili bir
soru üzerine, Rusya'nın bugün hala Rumları ''körü körüne''
desteklemeye devam ettiğini, bunun özellikle BM Güvenlik Konseyi'nde
hissedildiğini kaydetti.
KKTC'deki birçok kişi gibi kendisinin de Rusya'yı çok sevdiğini
dile getiren Talat, Rusya'ya, ''her türlü ilişkiye açığız''
mesajı gönderdi.
Rumlar
yavaşlatıyor
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın
barış süreci görüşmelerinin yavaşladığına
dair açıklamasının hatırlatılması üzerine, Talat,
kendisinin bu konudaki şikâyetini çok daha önceden dile getirdiğini
hatırlattı ve Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm
bulmayı amaçlayan görüşmeleri Kıbrıs Rum tarafının
yavaşlattığını vurguladı.
Rum tarafının, Kıbrıs Türk tarafını BM
kararını aşan taleplerde bulunmakla
suçladığını anımsatan Talat, şunları
kaydetti:
''Bu
doğru değil. Olay tamamen tersidir. Barış
görüşmelerinin yavaşlamasının başlıca nedeni, Rum
tarafının bu görüşmeleri hızlandırma isteğinin
olmaması. Başta görüşmelerin haftada 2 defa yapılması
şeklinde konuşuldu. Ancak maalesef Hristofyas böyle yoğun
tempoya razı olmadı. O, tarafların haftada bir kez
görüşmesini istedi biz de kabul ettik. Yapacak başka bir şey
yoktu. Bunun yanı sıra Rum tarafının ileri sürdüğü
birçok talep BM kararlarının çerçevesinden çıkmakta. Bu
gelecekteki birleşik Kıbrıs ile ilgili sorundur.''
Rumların, ''birleşik adanın lideri''nin Rumlar tarafından
seçilmesini talep ettiğini belirterek, ''Bu mümkün değildir'' diyen
Talat, bunun da müzakere sürecini yavaşlattığını
belirtti.
Annan
planı
Hristofyas'ın önceden desteklediği maddeleri şimdi geri
çevirdiğini de ifade eden Talat, Kofi Annan planı esas alınarak
müzakerelere devam edilebileceğini kaydetti. Talat, ''Böyle bir zemin
olmadan soruna kısa sürede çözüm bulunamaz'' dedi.
Hristofyas'ın eskiden Annan planından hareketle görüşmelerin
sürdürülmesini talep ettiğine, ancak Şubat 2008'de seçimleri
kazanıp lider olduktan sonra bu pozisyonunu değiştirdiğine
işaret eden Talat, şöyle devam etti:
''Seçimi kazandıktan sonra Annan planına karşı
çıktı. Böyle bir yaklaşımdan ne beklenebilir? Ben
görüşmelerin yavaşlamasından çok eskiden beri
şikayetçiğim. Son dönemde benzer açıklamaları Hristofyas da
yapmaya başladı ve bizi bundan sorumlu tuttu. Ona göre biz Annan
planından daha fazla taleplerde bulunmaktayız. Hristofyas Annan
planının kendilerini bağlamadığını
belirtirken, bizden de bu planı uygulamamızı istiyor. Sizce bu
doğrumu?''
Talat, Hristofyas'ın sorunun çözümünü gerçekten istediğini, ancak bu
konuda öncelikle (koalisyon) ortaklarını ikna etmesi gerektiğini
söyledi.
Rumların adanın birleşmesine nasıl baktığı
yolundaki bir soruya Talat, ''Kıbrıslı Rumların bu konuda
parçalandığı söylenemez. Onların birçoğu birleşme
taraftarı. Ancak Rumlar ülkenin gelecekteki siyasi yönetiminde üstünlük
elde etmek istiyor. Şimdi onlara bu sorunun bu şekilde
çözülemeyeceğini anlatmak gerekiyor''
karşılığını verdi.
Siyasi
eşitlik
Rum
tarafının, ''Türklerin bir azınlık için çok fazla talepte
bulunduğu'' yönündeki iddiasının hatırlatılması
üzerine ise Talat, Kıbrıslı Türkler için siyasi
eşitliğin önemini vurgulayarak, şunları belirtti:
''Siyasi açıdan Kıbrıs Türkleri Rumlarla eşittir. Bu sadece
Rumlar tarafından değil, BM dahil katılımcı tüm
uluslararası kuruluşlar tarafından da kabul edildi. Türk nüfusun
sayısı gerçekten de Rumlardan az. Ancak Türk nüfusu siyasi
eşitlik temelinde haklarının korunmasını istiyor.
Bizim gerektiğinden daha fazla taleplerde bulunduğumuz doğru
değil. Biz 1960 yılındaki ortaklık ilişkilerini
istiyoruz.''
Sorunun çözümünün bir federasyon olması gerektiğini vurgulayan Talat,
öngördüğü federasyonu şöyle açıkladı:
''Bu
federasyonda Rumlar ve Türkler kendi anayasal devletlerini elde ediyorlar. Türk
nüfusunun temsilcilerinin federal hükümetteki yerini bulması gerekiyor.
Kendi federasyonunun yönetim hakkını elde etmesi gerekiyor. Eğer
bu şartlar yerine getirilirse birleşmeyle ilgili hiçbir sorun
kalmayacak.''
Talat, BM Güvenlik Konseyi'nin sorunun çözümüne aktif şekilde
katılıp katılmadığının sorulması
üzerine de ''Maalesef Rum tarafı Güvenlik Konseyi'nin aktif
katılımını istemiyor. Onlara göre Kıbrıs sorunu
sadece Kıbrıslılar tarafından hiçbir uluslararası
katılım olmadan çözülmesi gerekiyor'' diye konuştu.
Türkiye'nin bu süreçteki rolüyle ilgili bir soru üzerine Talat,
Kıbrıs sorununun uluslararası katılım olmadan
çözümünün mümkün olmayacağını kaydetti.
Türkiye'nin görüşmelerin aktif katılımcısı
olmadığını ifade eden Talat, güvenlik ve garantiler konusu
ele alınırken, görüşmelere Türkiye'nin de
katılımını beklediklerini söyledi.
Asker
konusu
Türk
askerlerinin birleşmenin ardından adada kalmaya devam edip
etmeyeceği yolundaki soruya Talat, ''Türkiye askeri birliklerinin bir
kısmını çıkarmaya niyetli''
karşılığını verdi.
Annan
Planına göre, belirli sayıda askerin kalmasının
öngörüldüğünü hatırlatan Talat, ''Annan planında 600 askerin
kalması öngörülüyor. Rum tarafında ise 950 Yunan askeri kalması
öngörülüyor'' dedi.
''AB üyeliğini çok isteyen Türkiye'nin bu konuda KKTC'ye bir
baskısının olup olmadığı'' şeklindeki bir
soruya karşılık da Talat, ''Türkiye her zaman Kıbrıs
sorununun acil çözümünü istedi. 2004 yılından beri ben bunu bizzat
hissediyorum'' diye konuştu.
Talat, Kıbrıs'ın birleşmesi halinde siyasete devam edip etmeme
konusunda henüz bir karar vermediğini belirterek, ''Belki
Kıbrıs'ın bugünkü sorunuyla ilgili gençliğimden beri
şahit olduğum olaylar hakkında kitap yazabilmek için köşeme
çekilebilirim'' ifadesini kullandı.
KIBRIS 17/01/09
Rumlar
Kıbrıslı Türklere saldırdı
Kıbrıs
Rum kesimindeki APOEL Futbol Kulübü'nün dünkü maçından sonra yollara
dökülen Rumlar, KKTC plakalı araçlara ve Kıbrıslı Türklere
saldırdı.
Saldırılarda 7 araç hasar görürken, 20'ye
yakın Kıbrıslı Türk KKTC'ye geçince Lefkoşa Polis
Müdürlüğü'ne şikayette bulundu.
Güney Lefkoşa'da maç çıkışı sokaklara dökülen fanatik
Rum grupları, KKTC plakalı araçların kırmızı
ışıkta durmasını bekleyerek, içindekilere korkulu
anlar yaşattı.
Hilton Otel ve APOEL kulübünün bulunduğu bölgede maç
çıkışı gördükleri tüm KKTC plakalı araçlara zarar
veren yaklaşık bin kişilik grup, kırmızı
ışıkta durmasını bekledikleri araçlara taş ve
şişe atıp araçları tekmeledi ve KıbrıslıTürklere
sözlü saldırıda bulundu.
Benzer saldırıların Güney Kıbrıs'ın başka
bölgelerinde de yaşandığı ve bazı motorlu
grupların da Kıbrıslı Türklerin araçlarına
saldırılarda bulunduğu öğrenildi.
Saldırıya uğrayan Kıbrıslı Türklerin Rum polisine
de başvurduğu, ancak Rum polisinin "bölgemiz değil"
diyerek yardımda bulunmayı reddettiği belirtildi.
Aracına hasar verilen bir Kıbrıslı Türk,
yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:
"(Güney Lefkoşa'daki) Ufalides Alışveriş merkezinden
Metehan'a doğru gitmekteydim. Kırmızı
ışığa yakalandım. Bir 20-25 kadar motorlu, biz onlara
holigan diyoruz, arabaların camlarından ellerinde bayraklar, borular,
bağırıp çağırıyorlardı. Ben
kırmızı ışıkta beklerken hanımım
gösterdi, 'bak KKTC plakalı, işaret ediyorlar' diye. Üç tane motorlu
arka arkaya ayaklarıyla vurarak arabamın sağ dikiz
aynasını kırdılar. Çok korktuk. Bir an evvel yeşil
ışığın yanmasını bekledim."
Rum yönetimi saldırıyı kınadı
Kıbrıs Rum Yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, güney Lefkoşa'da
APOEL Futbol Kulübü'nün dünkü maçından sonra yollara dökülen Rumların
KKTC plakalı araçlara ve Kıbrıslı Türklere
saldırısını kınadı.
Rum radyosunun haberine göre Stefanu, yaptığı yazılı
açıklamada, "Kıbrıs sorununun çözümü, ülkenin ve
halkımızın yeniden birleştirilmesine yönelik doğrudan
müzakerelerin sürdürülmekte olduğu bu zamanda yaşanan bu olaylar,
Kıbrıs Rum ve Türk toplumları arasındaki güveni
dinamitliyor, altını oyuyor" ifadesini kullandı.
Kıbrıs Rum halkını, "bu tür faaliyetlerle
bölünmüşlük değirmenine su döken fanatik ve aşırı
unsurları tek başlarına bırakmaya" çağıran
Stefanu, maskeli Rumların saldırısı sonucu bazı
Kıbrıslı Türklerin yaralanması nedeniyle Rum yönetiminin
üzüntüsünü dile getirdi.
CNN TURK 18/01/09
A.A
Kıbrıs Rum
kesimindeki APOEL Futbol Kulübünün dünkü maçından sonra yollara dökülen
Rumlar, KKTC plakalı araçlara ve Kıbrıslı Türklere
saldırdı.
Saldırılarda 7 araç hasar görürken, 20'ye yakın
Kıbrıslı Türk KKTC'ye geçince Lefkoşa Polis
Müdürlüğüne şikayette bulundu.
Güney Lefkoşa'da maç çıkışı sokaklara dökülen fanatik
Rum grupları, KKTC plakalı araçların kırmızı
ışıkta durmasını bekleyerek, içindekilere korkulu
anlar yaşattı.
Hilton Otel ve APOEL kulübünün bulunduğu bölgede maç
çıkışı gördükleri tüm KKTC plakalı araçlara zarar
veren yaklaşık bin kişilik grup, kırmızı
ışıkta durmasını bekledikleri araçlara taş ve
şişe atıp araçları tekmeledi ve Kıbrıslı
Türklere sözlü saldırıda bulundu.
Benzer saldırıların Güney Kıbrıs'ın başka
bölgelerinde de yaşandığı ve bazı motorlu
grupların da Kıbrıslı Türklerin araçlarına
saldırılarda bulunduğu öğrenildi.
Saldırıya uğrayan Kıbrıslı Türklerin Rum polisine
de başvurduğu, ancak Rum polisinin “bölgemiz değil” diyerek
yardımda bulunmayı reddettiği belirtildi.
Aracına hasar verilen bir Kıbrıslı Türk, yaşadıklarını
şu sözlerle anlattı:
“(Güney Lefkoşa'daki) Ufalides Alışveriş merkezinden
Metehan'a doğru gitmekteydim. Kırmızı
ışığa yakalandım. Bir 20-25 kadar motorlu, biz onlara
holigan diyoruz, arabaların camlarından ellerinde bayraklar, borular,
bağırıp çağırıyorlardı. Ben
kırmızı ışıkta beklerken hanımım
gösterdi, 'bak KKTC plakalı, işaret ediyorlar' diye. Üç tane motorlu
arka arkaya ayaklarıyla vurarak arabamın sağ dikiz aynasını
kırdılar. Çok korktuk. Bir an evvel yeşil
ışığın yanmasını bekledim.”
RUM YÖNETİMİ, KIBRISLI TÜRKLERE SALDIRIYI KINADI
Kıbrıs Rum
Yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, güney Lefkoşa'da APOEL Futbol Kulübünün
dünkü maçından sonra yollara dökülen Rumların KKTC plakalı araçlara
ve Kıbrıslı Türklere saldırısını
kınadı.
Rum radyosunun haberine göre Stefanu, yaptığı
yazılı açıklamada, “Kıbrıs sorununun çözümü, ülkenin
ve halkımızın yeniden birleştirilmesine yönelik
doğrudan müzakerelerin sürdürülmekte olduğu bu zamanda yaşanan
bu olaylar, Kıbrıs Rum ve
Türk toplumları arasındaki güveni dinamitliyor, altını
oyuyor” ifadesini kullandı.
Kıbrıs Rum
halkını, “bu tür faaliyetlerle bölünmüşlük değirmenine su
döken fanatik ve aşırı unsurları tek başlarına
bırakmaya” çağıran Stefanu, maskeli Rumların
saldırısı sonucu bazı Kıbrıslı Türklerin
yaralanması nedeniyle Rum yönetiminin üzüntüsünü dile getirdi.
HURRIYET 18/01/09
AKEL leadership: Battle between the
old and the new
By Jean Christou
COMMUNIST AKEL is set to
hold real leadership elections for the first time on Wednesday, in a choice
that seems to suggest it will be a battle between the old guard and the more
modern face of the party.
Since its founding, AKEL has had only two real party leaders. Ezekias
Papaioannou was general-secretary for 40 years and handed power directly to
Demetris Christofias, who took over in 1989.
Throughout his leadership he was uncontested.
While Christofias, who led AKEL for the next 20 years could himself be seen as
‘old guard’, having been handpicked by the original line-up, he is apparently
rooting for the new kid on the block.
The two contenders for the post of general-secretary are Nicos Katsourides, a
hard-core party man, and the almost baby-faced Andros Kyprianou, although there
is only a four-year age difference between them.
Christofias has already made it clear whom he prefers, without naming names.
He said his successor had to have a clean public record, an impeccable private
life and be modest, chaste and measured. This was an unsubtle reference to
Katsourides` personal life.
Despite the President’s underhand endorsement of Kyprianou, political observer
Sofronis Sofroniou said nothing was yet certain.
“No one knows who is going to be elected. Some say it might even be
Katsourides,” he said.
Speaking of the two candidates, he said Katsourides represented a less moderate
face for the party. He was “old guard”, Sofroniou said.
“I think Christofias himself is more moderate as far as party policies go,” he
added.
He said Moscow-educated Christofias may declare communist ideology publicly but
in private he was far more moderate so that was also an issue in addition to
the personal aspect.
“It seems Katsourides` personal life is not exemplary, and Christofias has
commented on it without mentioning names,” he said.
Squeaky-clean Andros Kyprianou, on the other hand, represented a more modern
face for AKEL and was clearly Christofias` personal choice, Sofroniou said.
Another twist in the story is that Christofias was handpicked by a committee
led by the father of Nicos Katsourides.
Christofias also had a rival in the 1989 leadership but it was a symbolic challenge
by Pavlos Dinglis, and ultimately led to 15 of the 85 members of the AKEL
central committee defecting from the party to form ADISOK.
Former President George Vassiliou, who was elected on the AKEL ticket in 1988,
said he wouldn’t like to predict anything for Wednesday’s election and
remembered little about the 1989 AKEL crisis except that “from the moment
Papaioannou chose Christofias, that was more or less it”.
“In those days whatever he (Papaioannou) said was gospel,” added Vassiliou.
Sofroniou described Papaioannou as having some good qualities although he was
“a bit of a “Stalinist”.
“He engineered the ‘election’ of Christofias through the committee that
monitored almost all aspects of members` lives,” he said. “This group chose
Christofias at the insistence of Papaioannou.”
Journalist and historian Makarios Droushiotis believes that in those days, AKEL
was taking its orders from Moscow.
“This is the first time AKEL is electing a general-secretary without having
instructions from the Soviet Union,” he said.
Before the fall of the communist bloc in 1976, Droushiotis said that AKEL was
in support of a quick solution but had directions from Moscow not to accept it.
He said Russia preferred instability that would keep NATO off its southern
flank, and a Cyprus solution would have cleared the hostility between Greece
and Turkey. “Russia always supported the status quo,” Droushiotis said.
In 1989 Christofias just seemed to have “come out of nowhere”, he said.
Commenting on the forthcoming election, Dsourhiotis said: “Chrisofias wants
Kyprianou but Katsourides is so strong within the party that he is afraid to
support Kyprianou openly.”
Sofroniou did not foresee any major complications for the party when it comes
to the outcome of the vote on Wednesday.
“No matter who is elected, it will be business as usual,” he said.
CYPRUS MAIL 18/01/09
English School parents fight back
By Elias Hazou
A
GROUP of English School parents and alumni voicing concerns about the
“preservation of the school’s Christian and multicultural nature” have sought
to set the record straight over their views.
Calling themselves the English School Parents and Alumni Initiative, the group
says that a number of teachers are trying to push a specific political agenda
on students.
The views allegedly being imposed on pupils are understood to be left-wing,
which deviate from the standard curriculum regarding the history of the island.
Some of the group’s grievances include the banning of symbols like the Greek
flag and the cross, the removal of religious icons from the classroom and the
national anthem.
The English School began as a multicultural school for all children of Cyprus.
After the 1974 invasion, Turkish Cypriot children stopped attending, until 2003
when they were able to cross again to the free areas.
On its website (http://www.englishschoolnews.com/) the initiative posted an
announcement “for the purpose of avoiding any misinterpretation or distortion,
whether intentional or not, of the objectives of the Initiative”.
Its first point reads: “Not only does the Initiative not aim at the exclusion
of the Turkish Cypriot students from the School, but it considers their smooth
accession and integration in the School community, which has already been
successfully effected, to be valuable and beneficial.”
But some teachers, the group says, are abusing their power by promoting their
own views on the inter-communal disturbances of the 1960s and of the role of
EOKA, with what is perceived as an undue emphasis on the fact that atrocities
were also committed by the Greek Cypriot side.
The initiative thinks it has been misrepresented and portrayed as nationalists
or Greek Orthodox zealots.
“Nothing could be farther from the truth. We only ask that teachers leave their
politics at home,” a source close to the initiative told the Sunday Mail.
The group is holding a meeting at Nicosia’s Hilton Hotel on 28 January.
Invitations have been sent out to some 500 parents of English School parents,
and the initiative expects a high turnout.
But Kyriacos Vassiliou, chairman of the school’s board of governors,
categorically denies any attempt at indoctrination. He says that repeated calls
to the initiative for a “civilised discussion” have gone unanswered, although a
couple of concerned parents did meet with him in private.
“I am extremely saddened that this sort of climate is being created. Frankly, I
don’t know if they know the meaning of the term ‘exchange of views’,” said
Vassiliou.
Instead, some teachers have received anonymous letters accusing them of trying
to influence their students. The school says that because the letters are
anonymous it cannot examine them on principle.
On the surface, the two schools of thought see eye to eye on many things. Both
agree that the school should be multicultural and embrace students from
different backgrounds - not only Turkish Cypriots, but also Armenians,
Maronites etc.
But behind the scenes, it is the tactics employed by either side - if the term
is applicable - that have served to poison the climate.
For instance, the Sunday Mail has learned that alarmist rumours began
circulating that a picture of Kemal Ataturk, the founder of the Turkish
Republic, would be posted on the school grounds.
It appears that the rumour was started after someone posited, for argument’s
sake, that if the school was indeed multicultural, then Ataturk should be
depicted alongside Greek symbols. Far from suggesting that this should be done,
the point of the argument was that one should tread a fine line when dealing
with nationalist imagery.
On the flipside, it is said that several teachers have been trying to
disseminate pro-AKEL propaganda in classrooms, with the board’s tacit backing.
One of the complaints concerns the visit of AKEL member, Rolandos Katsiaounis,
who was invited to speak at the end of October to celebrate Cyprus’
independence, a month late and without the national anthem.
According to the group, in his speech Katsiaounis said that there had been no
Turkish invasion in 1974. Allegedly, he also told students that the national
anthem belonged to a different country (Greece) and that it would never be
heard again at the school.
Of the 10 members of the board of governors, it’s understood that three are
AKEL sympathisers, three with DIKO, two with DISY, one with socialists EDEK,
and there is one Turkish Cypriot.
Meanwhile the school has employed the services of an American consultant, who
is to assess integration so far and make her recommendations to the board.
Integration at the school seems to have gone relatively smoothly, without major
problems - and it’s plausible that the pupils themselves have been caught in
the crossfire.
CYPRUS MAIL 18/01/09
İnsanımız çaresiz güneye
Güney Lefkoşa'daki
Organ Nakil Merkezi, son 5 yılda 35 Kıbrıslı Türk'ün
hayatını kurtardı
DÜNYA
BİRİNCİSİ... Güney Lefkoşa'daki Paraskevaidis Cerrahi
ve Organ Nakil Merkezi başarılı operasyonlarıyla dünya
sıralamasında ilk sıraya yerleşti. Türkiye ve Yunanistan
gibi ülkelerde her yıl milyonda 17 böbrek nakli yapılırken,
Güney Kıbrıs'ta milyonda 85 nakil gerçekleştiriliyor. Serbest
geçişlerin başladığı 2003 yılından bu yana
35 Kıbrıslı Türk'e böbrek nakli yapılırken, oldukça
pahalı olan bu nakillerin hiçbir ücret alınmadan
gerçekleştirildiği belirtiliyor.
AYRIMCILIK
YAPMIYORUZ... KIBRIS'a konuşan Paraskevaidis Organ Nakil Merkezi
Yöneticisi Dr. George Kyriakidis, 1984 yılında hizmete giren
merkezin, bugüne kadar başarılı bir şekilde 824 operasyon
gerçekleştirdiğini ve dünyada ilk sıraya yerleştiklerini
söyledi. Son yıllarda Kıbrıslı Türklerin yoğun
ilgisiyle karşılaştıklarını anlatan Kyriakidis,
"Yoğun talepleri, hiçbir ayırım yapmadan
karşılamaya ve tüm hastalara yardımcı olmaya çalışıyoruz"
dedi.
Aral MORAL
Güney Lefkoşa'daki Paraskevaidis Cerrahi ve Organ Nakil Merkezi,
başarılı operasyonlarıyla dünya sıralamasında ilk
sıraya yerleşti.
Türkiye ve Yunanistan gibi ülkelerde her yıl milyonda 17 böbrek nakli
yapılırken, Güney Kıbrıs'ta milyonda 85 nakil
gerçekleştiriliyor.
Paraskevaidis Cerrahi ve Organ Nakil Merkezi, Kıbrıslı Türkleri
de ücretsiz tedavi ediyor.
Böbrek nakli Türkiye'de 30 bin TL'ye yapılırken, Paraskevaidis
Cerrahi ve Organ Nakil Merkezi Yöneticisi Dr. George Kyriakidis, KIBRIS'a
yaptığı açıklamada, karşılıklı
geçişlerin başladığı 23 Nisan 2003'den günümüze kadar
geçen sürede, 35 Kıbrıslı Türkü tedavi ettiklerini, bunu
yaparken de hiçbir ücret talep etmediklerini söyledi.
Merkezin açıldığı tarihten bugüne 824 operasyon
gerçekleştirdiklerinin altını çizen Kyriakidis, bütün
ameliyatların da başarılı geçtiğini söyledi.
Dr. George Kyriakidis ayrıca, sağlık konusunun siyasetin üstünde
olduğunu ve Kıbrıslı Türk doktorlarla işbirliği
yapmak istediğini ifade etti.
"Kıbrıslılardan
tedavi için ücret almıyoruz"
Paraskevaidis Cerrahi ve Organ Nakil Merkezi'nin hükümetten
bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir hastane olduğunu
kaydeden Dr. George Kyriakidis, "Hastanemiz, Bay Paraskevaidis
tarafından kuruldu. O dönemlerde organ nakli ihtiyacı duyan
Kıbrıslılar, ABD'ye gidiyordu. Ben de Miami Üniversitesi'nde
profesördüm. Hastalardan nakil için para talep ediyordu. Çünkü çok pahalı
bir işlemdi. Bay Paraskevaidis, Kıbrıslıların ABD'ye
gitmesi yerine Kıbrıs'ta tedavi olabilmelerine imkan sağlamak
için ülkeme geri dönüp dönmek istemeyeceğimi sordu ve kendisiyle
görüşerek dönmeye karar verdim" diye konuştu.
1984 yılında organ nakil programını başlatma
kararı aldıklarını belirten Kyriakidis, 1986
yılında ABD'den gelerek Paraskevaidis Cerrahi ve Organ Nakil
Merkezi'nde çalışmaya başladığını söyledi.
Kıbrıslı hastaların tedavi ücreti ödemediğine dikkat
çeken Dr. Kyriakidis, "Bir diğer deyişle, organ nakli için
merkezimize gelen Kıbrıslı Rumlardan ve Kıbrıslı
Türklerden para almıyoruz. Tamamen ücretsiz" diye konuştu.
Merkezin, Paraskevaidis ailesi ve hükümet tarafından finanse
edildiğini kaydeden George Kyriakidis, "Kıbrıslı
Türkler para ödemeden ameliyat olabilir. Sadece ameliyat değil gerekli
testleri ve tıbbi tedavi de olabilirler" dedi.
"Nüfus
oranına göre dünyada birinciyiz"
Dr. George Kyriakidis, Paraskevaidis Cerrahi ve Organ Nakil Merkezi'nin, 2008
yılında, nüfusa oranla dünya genelinde yapılan böbrek nakil
sayısında birinci sırada olduğunu söyledi.
"Bu rakam çok etkileyicidir ve birçok ülke tarafından da
biliniyor" diye konuşan Kyriakidis, bunun nedeninin, kişiden
kişiye yapılan ameliyatlar olduğunu kaydetti.
George Kyriakidis ayrıca, kişiden kişiye yapılan
ameliyatlar dışında, kadavradan alınan böbrekle de ameliyat
yaptıklarını söyledi.
Kyriakidis sözlerini şöyle sürdürdü:
"Organlarını bağışlayan kişilerden öldükten
sonra alınan organlarla yapılan operasyon oranımız, şu
anda Avrupa Birliği averajından yüksek. Avrupa Birliği'ndeki
organ bağışı ortalaması milyonda 16. Biz geçen
yıl milyonda 20 bağış aldık. Bundan çok
mutluyuz."
"Operasyonlarımızın
tümü başarılı"
Organ nakli için yaptıkları operasyonların çok
başarılı olduğuna dikkat çeken Dr. George Kyriakidis,
"Şimdiye kadar hiçbir hastamızda ameliyat sonrası sorun
yaşamadık. Bunun nedeni de onlara çok iyi bakmamızdır"
dedi.
Küçük ve batılı olmayan ülkelerde organ naklinin çok zor
olduğunu söyleyen Kyriakidis, Türkiye ve Yunanistan'ın yılda
milyonda 17 böbrek nakli yaptığını, Paraskevaidis Cerrahi
ve Organ Nakil Merkezi'nin ise milyonda 85 nakil gerçekleştirdiğini
vurguladı.
Paraskevaidis Cerrahi ve Organ Nakil Merkezi'nin göstermiş olduğu
başarı nedeninin, insanların nakil ünitesine duyduğu
güvenden kaynaklandığını ifade etti.
"Organ
bağışı konusunda
halkı
bilinçlendirmeye çalıştık"
Organ bağışı konusunda, halkın bilinçlendirilmesi ve
farkındalığın artırılması için
çalışma yaptıklarını söyleyen Dr. George Kyriakidis,
"İnsanların organ bağışının önemi
konusunda bilgisi yoktu" diye konuştu.
Ancak şu an toplumun bilinçlendiğine işaret eden Kyriakidis,
bunun için çok çalıştıklarını belirterek, 22 yıl
boyunca radyo ve televizyon programlarına katılmanın
yanında birçok yerde de bilgilendirici toplantılar düzenlediğini
de söyledi.
"35
Kıbrıslı Türkü tedavi ettim"
Karşılıklı geçişlerin 23 Nisan 2003'te
başladığı tarihten günümüze kadar 35
Kıbrıslı Türkü tedavi ettiğine dikkat çeken Dr. George
Kyriakidis, merkezin açıldığı tarihten itibaren 824
operasyon gerçekleştirdiklerinin altını çizdi.
Gerçekleştirdiği zorlu bir ameliyattan da bahseden Kyriakidis,
"Yaptığım en küçük operasyon 4 yaşındaki bir
Kıbrıslı Türk çocuğuydu. Tam 8 kiloydu. Yaklaşık
3 yıl önce babası kendi böbreğini verdi. O tarihten bugüne
bakacak olursak, çocuk çok sağlıklı ve iyi durumda" dedi.
"Kıbrıslı
Türk doktorlarla daha fazla işbirliğimiz olabilir"
Kıbrıslı Türk doktorlarla daha fazla işbirliği
yapılabileceğine olan inancını ifade eden Dr. Kyriakidis,
bunun yanında "neden Kuzey Kıbrıs'tan da organ bağışı
yapılamasın" diye sordu.
Kyriakidis, ülkemizdeki devlet hastaneleri konusunda da konuşarak "En
azından bu hastanelerden, ölüm sonrası 3 ya da 4 organ
bağışı alabiliriz. Böylece daha fazla
Kıbrıslı Türk'e yardımcı oluruz. Geçen yıl 13
bağış oldu. Kuzeyden de bağış alırsak çok
iyi olur. Böyle bir işbirliğinin yurt dışında da ses
getireceğini düşünüyorum. Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rumların işbirliği yaptığı
konuşulacak" dedi.
3 bağışçı ile 6 Kıbrıslı Türkün
sağlığına kavuşabileceğine dikkat çeken Paraskevaidis
Cerrahi ve Organ Nakil Merkezi yöneticisi, "Bunu yaparken de
Kıbrıslı Türk doktorların da katılımıyla
gerçekleştirebiliriz" diye konuştu.
Dr. George Kyriakidis, sağlık konusunun siyasetin üstünde
olduğunu ve Kıbrıslı Türk doktorlarla işbirliği
yapmak istediğini de sözlerine ekledi.
KIBRIS 18/01/09
Kıbrıs'ta bir ilk:Dünya standartlarında bir okul
HARVARD, OXFORD,
CAMBRIDGE'E ÖĞRENCİ HAZIRLIYOR... The English School of Kyrenia,
Kıbrıs'ta henüz uygulanmayan dünya standartlarında
müfredatıyla, Harvard, Oxford ve Cambridge gibi önde gelen üniversitelere
öğrenci hazırlıyor
HERŞEY
ÖZEL TASARIM... "Çocukların kendi arasında
anlaşmalarını ve paylaşımlarını teşvik
etmek için uzmanlar hiçbir şekilde bireysel oyuncak önermiyor. O yüzden
bizim bisikletlerimiz bile en az iki kişilik. Böylece çocuklar öne kimin
ne zaman geçeceğine ve nasıl bir dönüşümle oynayacaklarına
kendileri karar veriyorlar, çünkü tek başlarına
oynayamıyorlar.."
ORTAMA AYAK
UYDURAMIYORLAR... Bilge Nevzat: Özellikle küçük yaş grupları
genellikle, Güney'de, ortama ayak uydurmakta zorlanıyorlar. Rumca
konuşamadıkları ve İngilizceleri diğer
arkadaşlarıyla diyalog kurmaları için yeterli
olmadığından, mesela, hepsi oyun oynarken, onlar bir kenarda
oturup, izlemeyi tercih ediyor...
AYSU
BASRİ AKTER-Sınırsız Sohbetler
İş dünyasının tanınmış isimleri ve KIBRIS
Medya Grubu'nun da yöneticileri, Bilge ve Fehim Nevzat, oğulları
İrfan ve Levent ile Kuzey Kıbrıs için büyük bir
yatırım yapıyorlar.
Kuzey Kıbrıs'ta önemli bir ilk olacak okul projesinin ilk
ayağını, Eylül 2008'de okul öncesi eğitim ile başlatan
Nevzat ailesi, yeni eğitim yılında tamamlanacak olan okul
kompleksiyle, faaliyet alanlarını genişletiyor.
The English School of Kyrenia, eylül ayından bu yana, 3-6 yaş
arasında kayıtlı 60 öğrencisi ile eğitime devam
ediyor. 3-18 yaş aralığında özel olarak seçilen tüm
öğrencilerine akademik mükemmellik ve kişisel gelişmişlik
sunma hedefindeki okul, hem akademi alanında titiz bir eğitim, hem de
genel kültür, görgü ve disiplin alanında da iddialı bir kılavuz
olmayı amaçlıyor.
"Ben özellikle 3 yaş grupları dahil, örneğin, yemekte sofra
disiplinine özen gösterilmesi ve kesinlikle çatal bıçak
kullanılması konusunda ısrar ediyorum" diyen Bilge
Nevzat'ın ne demek istediğini, çatal bıçaklarını
ustalıkla kullanan öğrencilerin en sevimli hallerinden
anlıyoruz.
Eylül ayında Beylerbeyi'ne taşınacak olan okulu, şu anda
faaliyet gösterdiği, Girne Milli Arşiv yanındaki geçici
binasında ziyaret ettik.
Bizi karşılayanlar, okul direktörleri yanında, İngilizce
konuşup, İngilizce şarkılar söyleyen 3 yaşında
çocuklardı.
Harvard ve
Oxford'a hazırlıyoruz
Okul projesi ile ilgili bilgi aldığımız, The English School
of Kyrenia Direktörü Bilge Nevzat, okulun, Güney Kıbrıs'ta
yüzyılı aşkın bir süredir eğitim hizmeti sunan ve bu
alanda kayda değer bir yer edinen, İngiliz Okulu örneği dikkate
alınarak projelendirildiğini söylüyor. Ancak geleneksel bir
İngiliz eğitimi verecek olan okul, Kıbrıs'ta da bir ilki
gerçekleştirerek, öğrencilerine IGSCE ve International Baccalaurate
(Uluslararası Bakalorya) imkanı sunacak. Okulun ana iddiası ise,
bu eğitim programlarıyla, dünyanın önde gelen üniversitelerine
doğrudan öğrenci gönderebilmek.
Böylelikle, bu müfredatı alan öğrenciler, Cambridge, Yale, Oxford
veya Harvard gibi dünyanın önde gelen üniversitelerine hazırlık
yılına gerek kalmadan, doğrudan girebilecek ve zorlanmadan
buradaki eğitimlerini sürdürebilecekler.
810 çocuk
Güney'de eğitim görüyor
Bilge Nevzat, yaptıkları araştırmaya göre, bugün 810
çocuğun Güney Kıbrıs'ta eğitim gördüğünü
öğrendiklerini, AB hedefini savunan bir kişi olarak, buna kesinlikle
karşı da olmadıklarını ama bu projeyle, daha kaliteli
ve farklı bir eğitim arayan bu çocuklara burada daha kolay
ulaşabilecekleri, daha fazla imkan sunmak istediklerini, söyledi.
"Şu anda eğitim için Güney'e giden 5-6 yaş grubu çocuklar
var. Ben bizzat gidip, burada bu çocukları gözlemleme şansı da
buldum" diye konuşan Nevzat şöyle devam ediyor:
"Özellikle küçük yaş grupları genellikle, Güney'de, ortama ayak
uydurmakta zorlanıyorlar. Rumca konuşamadıkları ve
İngilizceleri diğer arkadaşlarıyla diyalog kurmaları
için yeterli olmadığından, mesela, hepsi oyun oynarken, onlar
bir kenarda oturup, izlemeyi tercih ediyor".
Müfredat çalışmaları için Eğitim Bakanlığı
ile anlaşmaya vardıklarını da anlatan Bilge Nevzat,
özellikle, bakanlığın talebi üzerine, kendi müfredatlarına
ek olarak, Türkçe, Türk Tarihi ve Sosyal Bilgiler derslerinin de ana dilde
verileceğini belirtti.
Okulda yabancı dil eğitimine son derece büyük bir önem verdiklerini
de belirten Bilge Nevzat, Rumca, Fransızca ve Almanca gibi yaygın
seçmeli yabancı diller yanında, Çince eğitiminde de oldukça
iddialı olacaklarını belirtiyor. "Bugün özellikle ticaret
alanında çalışanlar biliyor ki, Çince geleceğin ana dili
konumunda" diye konuşan Bilge Nevzat, "O yüzden biz de belki
aile şirketlerini geliştirecek, belki de kendi kariyer
geleceğini besleyecek çocukların alacakları Çince eğitimle,
çok özel bir donanıma sahip olacaklarını düşünüyoruz"
dedi.
Okul
imkanları
The English School of Kyrenia direktörlerinden İrfan Nevzat ise, okul ile
ilgili verdiği bilgilerde, özellikle kadro oluşumu ve okul gereçleri
için oldukça titiz davrandıklarının altını çizdi.
Şu anda 3-6 yaş grubuna eğitim veren okul, eğitmen
kadrosunun yabancı öğretmenlerini İngiltere'den getirmiş.
Her sınıfta bir Türk ve bir İngiliz öğretmen bulunuyor.
Küçük yaş grupları ayrıca, sınıf yardımcılarından
da yardım alarak, gün boyu devam eden eğitimlerini keyifle sürdürüyorlar.
Okul araç gereçleri de büyük ölçüde İngiltere'den özel olarak eğitim
için tasarlanarak getirilmiş. Örneğin okuldaki hiçbir oyuncak
bireysel değil. İrfan Nevzat, "Çocukların kendi
arasında anlaşmalarını ve
paylaşımlarını teşvik etmek için uzmanlar hiçbir
şekilde bireysel oyuncak önermiyor. O yüzden bizim bisikletlerimiz bile en
az iki kişilik. Böylece çocuklar öne kimin ne zaman geçeceğine ve
nasıl bir dönüşümle oynayacaklarına kendileri karar veriyorlar,
çünkü tek başlarına oynayamıyorlar" diyor.
08.00-15.30 arasında eğitim veren okul, ailelere sundukları
servis imkanı ile de kolaylık sağlamaya
çalışıyor. İrfan Nevzat, şu anda Mağusa ve
Lefkoşa dahil, çeşitli bölgeden mesafeye aldırış
etmeden kayıt yaptıran çocukları olduğunun altını
çiziyor. Tam gün eğitim veren okul, öğrencilerine sunduğu özel
olarak pişirilen sağlıklı yemek servisiyle hem ailelerin
hayatını kolaylaştırmayı hem de çocukların
beslenme alışkanlıklarını kontrol edebilmeyi
hedefliyor.
10 bin
metrekarelik yeni bina eylülde
Okul direktörlerinden Levent Nevzat ise, eylül döneminde
taşınacakları yeni binanın 10 bin metrekarelik bir
kulanım alanına sahip olduğunu ve bin öğrenci kapasitesine
sahip olmasına karşın, kendilerinin kaliteyi de dikkate alarak,
850 öğrenci hedefinde olduklarını belirtti. Yeni binanın,
yüksek donanımlı bir kütüphane, çağdaş bir fen
laboratuvarı, çok maksatlı bir toplantı salonu, müzik
odası, lisan laboratuarları ve interaktif beyaz tahtaya sahip
olacağını söyleyen Levent Nevzat, hedeflerinin, kaliteli ve
mutlu bir eğitim alanı yaratmak olduğunu belirtti.
Eylül ayından itibaren sadece okul öncesi değil, ilk ve ortaokul için
de kayıt yapacaklarını belirten Nevzat, her yıl
kapasitelerini kontrollü olarak katlayarak, yola devam edeceklerini belirtti.
Okulda özellikle, sanat ve spor alanında da öğrencilere üst düzey
imkanlar vermeyi ve becerilerini geliştirmeyi hedeflediklerini belirten
Levent Nevzat, müzik, resim ve temsili sanat için oluşturulan
sınıflarla öğrencilerinin sanat becerilerini geliştirmeyi
hedeflediklerini söylüyor. Nevzat, bunun yanında spor alanında da
ısıtılmış kapalı yüzme havuzu, basketbol,
voleybol ve mini-futbol sahasının spor tesislerine dahil
olduğunu belirtiyor.
Sıcak
bir ortam
Çocuklara yakın diyalogları oldukça dikkat çekici olan İrfan ve
Levent Nevzat, öğrencilerle kurdukları birebir ilişkiyle,
çoğu zaman ilk gün sorunu yaşayan çocukların geçici baba figürü
de oluyorlar.
"Okula her geldiğimde, her ağlayan çocukla onların da
samimi olarak üzüldüğünü görüyorum" diyen Bilge Nevzat, zaman zaman
okul müdiresi Mrs. Judith Green'in, klasik İngiliz otoritesiyle, bu
hassasiyeti frenlediğini anlatıyor, gülerek.
Şu anda okul öncesi için katı kuralları
olmadığının altını çizen The English School of
Kyrenia Direktörü İrfan Nevzat, gelecek yıllarda, 6 yaş ve üzeri
gruplardan başlayarak, her sınıf için ayrı kriterleri
olduğunu belirtiyor.
Program
Cambridge'den
Şu anda 3-6 yaş arası uygulanan okul öncesi
programlarının Cambridge International Primary Programme (CIPP) temel
alınarak, profesyonel bir kadro tarafından
hazırlandığını belirten Levent Nevzat ise,
programın, ilk, orta ve lise seviyesi eğitimi için çok iyi bir temel
oluşturduğunun altını çiziyor ve bu hedefle, bu okulun ilk
defa Kuzey Kıbrıs'tan, bu okullara direkt öğrenci
yollayacaklarını söylüyor.
KIBRIS 18/01/09
"Bunlarla zor"
Fanatik Rum gençleri Türk
araçlarına saldırdı
DEHŞET
SAÇTILAR... Fanatik Kıbrıslı Rum gençleri dün akşam
saatlerinde Güney Lefkoşa'da gezinti yapan Kıbrıslı
Türklere ait araçlara saldırarak dehşet saçtı...
Saldırıya uğrayan Kıbrıslı Türkler,
kapıları kilitleyerek dayak yemekten kurtulurken, arabaları
zarar gördü
Elmas TOKAY
Güney Kıbrıs'ta Apoel Spor Kulübü'nün fanatik gençleri, kulüp
binası önündeki trafik ışıklarında bekleyen Kıbrıs
Türklerin arabalarına saldırdı.
Fanatik Rum gençlerinin fırlattığı taşlarla, bira
şişeleriyle arabalarının camları ve dikiz
aynaları kırılan Türkler, korkulu anlar yaşadı.
Bazı fanatikler, kapıları açıp, arabalardaki
Kıbrıslı Türkleri dışarı çıkarmak istedi.
Saldırıya uğrayanlardan bazıları, hem Rum polisine,
hem de Türk polisine giderek ifade verdi.
Trafik ışıklarında bekleyen Kıbrıslı Türk
plakalı otomobillere, bira ve kola dolu plastik bardakları
fırlatan, daha sonra ise çekinmeden yerde buldukları
taşları atarak arabaların camlarını kıran Rum
fanatikleri, arabaların içindeki kişileri darp etmeye niyetlendi.
Birçok Kıbrıslı Türk, ailesiyle maruz kaldığı bu
kötü durum karşısında Rum polisinin yetersiz kalmasından da
yakındı.
Fanatikler tarafında atılan bir taş, bir otomobilin arka
camını kırarak, arka koltukta oturan küçük bir çocuğun
elini yaraladı.
"Gerekeni
yapacağız"
Lefkoşa Polis Müdürlüğü'ne gelerek şikayette bulunan K.T., H.A.,
H.İ., Z.T., isimli vatandaşlar, Rum Hükümeti'nden şikayetçi
olduklarını ve gereken her yere bu şikayetlerini ileteceklerini
söyledi.
Yapılan bu saldırının tamamen Kıbrıslı
Türklere yönelik olduğunu söyleyen vatandaşlar, fanatik bir spor
kulübü taraftarı olmaları yanında, bu gençlerin kesinlikle
siyasi güçler tarafından desteklendiğini de iddia etti.
KIBRIS 18/01/09
7.5 milyon Euro'luk anlaşma
Rum Savunma
Bakanlığı'nın; merkezi Belçika'da olan, ancak yüzde yüz
İsrail bağlantısı bulunan bir şirketten, silah
sistemleri satın alacağı ve bu şirket ile 7.5 milyon
Euro'luk anlaşma yaptığı bildirildi.
Fileleftheros gazetesi haberinde, Rum Savunma Bakanı'nın;
"güvenlik güçleri için elzem olduğu" belirtilerek ödeneğin
"ivedi" olarak onaylanmasını talep ettiği ve silah
sisteminin alınacağı şirketle ilgili detaylı bilgi
vermediği Rum Meclisi Savunma Komitesi'nin kapalı
toplantısının tutanaklarını ele geçirdiğini de
yazdı, özetle şunları kaydetti:
"Komite'nin basına kapalı toplantısında
milletvekillerinin çoğu - güvenlik ve uzun zamandır izlenmekte olan
politika nedeniyle- Güvenlik Birimleri'nin teçhizatı ve özellikle de
İsrail'in denetiminde olan şirketlerden ileri teknoloji ürünü
sistemler konusunda yoğun tereddüt belirttiler. Tereddütler özellikle de
İsrail ile Türkiye arasındaki; teçhizat ve ileri teknoloji ürünü
silah sistemleri konularındaki işbirliği ve casusluk
bulgularını karşılıklı değiş-tokuş
etmeleri üzerinde yoğunlaştı.
Gazetemizin ele geçirdiği resmi belgelerden ortaya
çıktığı üzere, milletvekillerinin; Belçika'daki üretici
şirketin kime ait olduğunun belirlenmesini ısrarla talep
etmelerine rağmen Savunma Bakanı; şirkette bir miktar
İsrail çıkarı olabileceğini veya yalnızca ilgili silah
sisteminin yedek parçalarının İsrail şirketi
tarafından imal ediliyor olabileceğini söyleyerek ödeneğin
güvenlik için elzem ve ivedi olarak onaylanmasını istedi.
Ancak gazetemizin söz konusu şirketle ilgili elde ettiği bilgiler
(alınacak silah sistemi de tarif ediliyor ancak malum nedenlerden
dolayı yayınlamayacağız) söz konusu Belçika şirketinin
yüzde yüz oranında; merkezi Hayfa'da bulunan İsrail Savaş
Sanayisi'nin "Elbit Systems Ltd." isimli şirkete ait
olduğunu net şekilde ortaya koyuyor."
Gazete Rum yönetiminin Belçika'daki söz konusu silah şirketi ile 7,5
milyon Euro'luk anlaşma yaptığını da haberine ekledi.
KIBRIS 18/01/09
Guardian: "2009
Türkiye için belirleyici yıl"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 4
yıl aradan sonra Brüksel'e gitmesi, İngiliz basınında da
yer buldu. İngiliz The Guardian gazetesi, 2009'un Türkiye'nin AB
üyeliği açısından "belirleyici" bir yıl
olacağını yazdı.
Guardian, Başbakan Erdoğan'ın Brüksel
ziyaretinin amacının Türkiye'nin AB üyeliği hedefini
canlandırmak olduğunu belirtti.
Gazete, Brüksel'deki diplomatlara dayanarak, "Başbakan
Erdoğan'ın üyelik müzakerelerinin başladığı 2005
yılından bu yana AB'nin karargahını ilk kez ziyaret etme
kararının, iç politikada mücadeleyle geçen iki yıl ve AB ile
bozulmaya başlayan ilişkilerin ardından, Türkiye'nin Avrupa
politikasında bir değişimin işareti
sayılabileceği" yorumuna yer verdi.
"Başbakan Erdoğan'ın yakın çalışma
arkadaşlarından Egemen Bağış'ı
başmüzakerecilik görevine getirdiğine" işaret edilen
haberde, "AB'nin Türkiye'nin üyeliği konusunda bölünme
yaşadığı, Fransa ve Almanya'nın da aralarında
bulunduğu bir grup üyenin Türkiye'ye karşı bir tutum
takındıkları" savunuldu, "Erdoğan'ın
reformlar yaparak bu konudaki kararlılığı vurgulaması
gerektiği" belirtildi.
"2000'li yılların başlarında ortaya konulan radikal
reformların ardından Türkiye'de hükümetin bu adımlardan geri
döndüğü ya da reformları askıya aldığı
izleniminin ortaya çıktığı" görüşü dile getirilen
yazıda, istikrarın da "askeri darbe tehditleri",
"suikastlar", "liberallere, yazarlara, gazetecilere yönelik
davalar" ve "Kürtlere yönelik baskılar" ile
sarsıldığı iddia edildi.
"Erdoğan'ın Kıbrıs'taki bölünmüşlüğün
giderilmesine yönelik taleplere karşı oyalama taktiklerine
başvurduğu yönünde bir inanç bulunduğu" ileri sürülen
haberde, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu ve Uluslararası Kriz
Grubu'nun Türkiye ile ilgili raporlarında da ağır
eleştirilerin bulunduğu savunuldu.
"Genişleme ve Türkiye'nin AB üyeliğinden yana bir tutum içinde
olan AB Komisyonu'nun, Erdoğan'a yardımcı
olabileceğini" de yazan Guardian, "halen dönem
başkanlığını elinde tutan Çeklerin de genişlemeden
yana olduğunu ve Ankara ile görüşmelerin ilerletilmesinden yana tutum
takındığını" hatırlattı.
"Ancak Çeklerin ve önümüzdeki Temmuz ayında dönem
başkanlığını devralacak olan İsveçlilerin
işi, hem Türkiye'deki hem de Avrupa'daki kamuoylarının üyelik konusundaki
olumsuz görüşleri nedeniyle zor" görüşünü savunan Guardian,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Brüksel gezisiyle
Rusya'nın Avrupa'ya yönelik gaz sevkıyatı konusundaki krizin
aynı döneme denk geldiğini hatırlattı ve Hazar
Havzası'ndan güvenli enerji sevkıyatında Türkiye'nin anahtar
önem taşıdığını vurguladı.
CNN TURK 19/01/09
İsrail'den Gül’e büyük
ayıp!
19/01/2009 RADIKAL
Şarm El Şeyh'teki Gazze Zirvesi'nden sonra, İsrail Başbakanı Ehud Olmert, zirveye katılan Avrupalı liderleri İsrail'e akşam yemeğine davet etti fakat davetliler listesinde Cumhurbaşkanı Gül'ün ismi yer almadı.
AFP ajansının diplomatik bir kaynağa dayandırarak
verdiği haberine göre Olmert'in 19.30'da bazı Avrupalı
liderlerine vereceği akşam yemeğine İngiltere
Başbakanı Gordon Brown, Almanya Başbakanı Angela Merkel,
İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, İspanya
Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero ve Çek Başbakan Mirek
Topolanek davet edildiler. Milliyet’in haberine göre Şarm El Şeyh'deki
toplantıya katılmasına rağmen Cumhurbaşkanı Gül'ün
ismi bu listede yer almadı.
GÜL: BARIŞ KALICI OLMALI
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İsrail ile Filistin arasında
kalıcı bir ateşkes sağlanması gerektiğini, aksi
takdirde olayların her 2 senede bir tekrarlandığını
söyledi. Mısır’ın Şarm El Şeyh kentindeki Maritim
plazada bugün gerçekleştirilen çok uluslu Gazze zirvesine katılan
Abdullah Gül, zirve sonrası basına yaptığı
açıklamada, “Ateşkesin her iki tarafta da ilan edilmesi ve bunu her
iki tarafın da kabul etmesi önemlidir. Bu noktaya gelmekte
Mısır’ın çok büyük katkıları vardır” dedi.
Türkiye, Almanya, İspanya, İtalya ve Ürdün liderlerini İsrail'in
Gazze saldırılarını görüşmek üzere Fransa ve
Mısır'ın eşbaşkanlığında bir araya
getiren zirvede, Türkiye’nin de katkılarına dikkat çeken Gül, “Bizim
de Kahire, Şam ve Tel Aviv arasında diplomasi yaparak ateşkese
katkılarımız olmuştur. Bu ateşkesin devamlı
olabilmesi için İsrail askerlerinin en kısa sürede ablukayı
kaldırması gerekmektedir. Bütün bunlar kısa vadelidir.
Filistinlilerin mutlaka uzlaşması gerekir. Sayın başkan
Abbas’ın öncülüğünde bu işin olacağına
inanıyoruz. Türkiye olarak, bütün Avrupa ülkeleri olarak herkesin bunu
güçlü bir şekilde destekleyeceğinden eminiz. Eğer
kalıcı bir barış sağlanamazsa her 2 senede bir bu
acılar tekrarlamaktadır. Onun için kalıcı olması
şarttır, bunun için de Filistin ve İsrail’in yan yana
yaşayabileceği bir ortamın muhakkak sağlanması
gerekir. Bu geriye bırakılacak, göz ardı edilecek bir problem
değildir. Dünyadaki birçok problemin altında bu konu vardır. Bu
yönde hep beraber bu konuya birinci öncelik vererek
çalışmalıyız. Bu ateşkese katkısı olan
herkese tekrar teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
Rum saldırıları geçişlere yansıdı
Çok sayıda
Kıbrıslı Türk, Trodos ve Larnaka planlarını iptal
etti... Metehan en rahat Pazar'ı geçirdi
Fanatik Kıbrıslı Rum gençlerin
önceki gün, Kıbrıslı Türklere ait araçlara saldırarak hasar
vermeleri kamuoyunda sert tepkilere yol açtı ve büyük öfke yarattı.
Saldırılara karşılık olarak, Pazar gününü Trodos'ta ve
Larnaka'da geçirmeyi planlayan yüzlerce Kıbrıslı Türk karar
değiştirerek kuzeyde kaldı. Faşist
saldırıların geçişlere yansıması nedeniyle
Lefkoşa'da araçlı geçişlerin yapıldığı Metehan
sınır kapısı en sakin günü yaşadı.
KIBRIS muhabirleri Metahan sınır
kapısında uzun süre nöbet tutarak, geçişlerin
azlığını not ederken, polisten rakam almak mümkün
olmadı. Saldırıları bir bildiri ile kınayan Rum
Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, bu tür olayların, Kıbrıs Rum
ve Türk toplumları arasındaki güveni dinamitlediğine dikkat
çekti. Fakat Rum polisi, geçmişte olduğu gibi suskunluğu tercih
etti ve herhangi bir tutuklama yapıp, yapmadığını
açıklamadı
Ali CANSU
Fanatik Kıbrıslı Rum
gençlerin önceki akşam Güney Lefkoşa'da gezinti yapan
Kıbrıslı Türklere ait araçlara saldırarak dehşet saçması
KKTC'de büyük öfke yarattı. Saldırılara tepki olarak, Trodos ve
Larnaka'da gezi planları yapan birçok Kıbrıslı Türk güneye
geçmekten vazgeçti.
Önceki gün futbol maçı
sonrasında yollara dökülen faşist APEOL taraftarları, önlerine
çıkan KKTC plakalı araçlara saldırarak, büyük hasara yol
açmışlardı. Rum polisinin yanı sıra, KKTC polisine
şikayette bulunan 7 araç sahibi, dehşet saçan Rum gençlerinin
yakalanmasını talep etti. Gazetemize telefonla yapılan
şikayetlerde ise, polise kayıt yaptıran 7 aracın dışında,
yine Kıbrıslı Türklere ait bazı araçlara hasar veren
Kıbrıslı Rum gençleri, Türk aleyhtarı slogan atmaktan geri
kalmadı. Rum polisi ise yapılan şikayetleri "bölgemiz
değil" diyerek yardımda bulunmayı reddetti.
GEÇİŞLERİ OLUMSUZ YÖNDE
ETKİLEDİ
Özellikle hafta sonları Trodos'a
pikniğe ve Larnaka'da sahil gezintisi ile balık yemeğe giden
Kıbrıslı Türkler önceki gün yaşanan olaylar nedeniyle dünkü
programlarını iptal ederek, kendi bölgelerinde kalmayı tercih
ettiler.
Metahan sınır
kapısı her zamanki yoğunluktan uzak, oldukça sakin bir gün
geçirdi. Güneye geçişler azalırken, güneşli günden yararlanan
bazı Kıbrıslı Rumların kuzeye geçtikleri görüldü.
Metehan sınır
kapısından güneye geçiş yapan az sayıdaki
Kıbrıslı Türk ise, görüşmelerin sürdüğü bir ortamda bu
tür olayların üzücü olduğunu belirterek, suçluların en kısa
sürede yakalanmasının önemine dikkat çektiler. KIBRIS muhabirine
konuşanların görüşleri şöyle:
Cemal Öşkar
"Ben Rum kesiminde çalışıyorum.
Geçtiğimiz zamanlarda da benzer olaylar yaşanmıştı.
Dolayısıyla bir kastın olmadığını
düşünüyorum. Bizde de olan bir takım insanlar vardır ki her iki
tarafta bu insanlara rastlanır. Rum tarafındaki kulüpteki
fanatiklerin yaptığı bir hareket olduğunu
düşünüyorum."
Tevfik Yoldaş
"Yaşananlar hoş olmayan
olaylardır. Bu konuda daha ciddi polisiye tedbirler alınması
gerekir ama bu tip unsurlar güneyde de kuzeyde de vardır. Fanatik
unsurların davranışları da halkımızı güneye
gitmekten alı koymaması gerekir. Güneydeki yetkililerin daha ciddiyetle
polisiye tedbirlerle bunun üzerine gitmeleri ve bu tür faaliyetleri yapan
unsurların yakalanıp cezalandırılması gerekir. Ama
daha köklü çözümü ise her iki tarafta da şovenizmi, milliyetçiliği
körükleyen demeçlerden kaçınılması gerekir."
SÖZCÜ STEFANU KINADI
Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu,
Kıbrıslı Türklere yönelik saldırıları bir bildiri
ile kınadı.
Rum radyosunun haberine göre, Rum
Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu "Kıbrıs sorununun çözümü,
ülkenin ve halkımızın yeniden birleştirilmesine yönelik
doğrudan müzakerelerin sürdürülmekte olduğu bu zamanda yaşanan
bu olaylar, Kıbrıs Rum ve Türk toplumları arasındaki güveni
dinamitliyor, altını oyuyor" dedi.
Rum halkını; bu tür
faaliyetlerle bölünmüşlük değirmenine su döken fanatik ve
aşırı unsurları tek başlarına bırakmaya da
çağıran Stefanu; maskeli Rumların saldırısına
uğrayan Kıbrıslı Türklere Rum yönetiminin sempatilerini
iletti.
Rum polisi ise her zamanki gibi suskun
kalmayı tercih etti. Saldırıları düzenleyenlerin
tutuklanıp, tutuklanmadığı konusunda hiçbir açıklama
yapmayan Rum polisinin bu tavrı, saldırganları cesaretlendiren
bir tavır olarak nitelendiriliyor.
KIBRIS 19/01/09
Vasiliu: Aradan 100 yıl geçse de KKTC tanınmaz!
Rum yönetimi eski başkanlarından Yorgos
Vasiliu, Kıbrıs sorununun çözümü yönünde ilerleme olduğunu
belirterek "Bir yerlere doğru ilerliyoruz" dedi. Vasiliu, bunu
iki sebebe bağladı ve şöyle dedi:
"Bunlardan bir tanesi
Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas'ın mümkün olduğu sürece
çözümü ilerletmeye kararlı olmasıdır. İkincisi ise
Kıbrıslı Türklerin, çözüm olmadan ayrı bir insan
varlığı olarak var olmayacaklarını bilmeleridir."
Kıbrıslı Türkler ve
Rumlar açısından olumlu koşulların bulunduğunu
belirten Vasiliu, Türkiye'nin, Kıbrıs sorununun çözümsüz
kalmasıyla hiçbir şey kazanmayacağını öne sürdü.
Vasiliu, Türkiye'nin; 10, 50 ya da 100 yıl sonra KKTC'yi
bağımsız bir devlete dönüştüremeyeceğini ve
Kıbrıs sorunu çözülmedikçe bunun kendi için ekonomik bir yara
olacağını bildiğini iddia etti.
Vasiliu, Simerini gazetesinin
"Şimdiye kadar yapılan Talat-Hristofyas görüşmelerinde özlü
konularda bir anlaşmaya varılmadığı halde nasıl
çözüm perspektifinin olduğunu söylüyorsunuz?" sorusuna şu
yanıtı verdi:
"5 kişi ile birlikte ben de
Çalışma Gruplarından sorumluyum ve iş bittiğinde bir
özet çıkardık. Bunun sonucunda aslında uzlaşmaya
varıldığı ortaya çıkmış oldu."
Vasiliu, konfederasyona ilişkin
argümanlar işin içine girince her şeyin bir anda durduğunu,
ancak diğer konularda uzlaşma olduğu sürece konfederasyona
ilişkin tezin terk edilmesinin kolay olduğunu söyledi.
Vasiliu, konfederasyonun Türkiye'nin
ya da Kıbrıslı Türklerin hayati çıkarları ile bir
ilişkisi olmadığını, çünkü Türkiye'nin 15 yıl
içerisinde AB üyesi olacağına inandığını ve Güney
Kıbrıs'ın da AB üyesi olduğu göz önüne
alındığında konfederasyonun bir anlamının
kalmadığını iddia etti.
1. Cumhurbaşkanı Rauf Raif
Denktaş ile çözüm bulunmasına yönelik yaptıkları
görüşmelerde neyin yanlış gittiği sorusu üzerine Vasiliu,
Denktaş'ın görüşlerinin ve tutumunun çok olumsuz olduğunu
iddia etti.
Hristofyas'ın uygulamaları
ile ilgili hemfikir olup olmadığına ilişkin bir soruya
karşılık, Kıbrıs sorununa yönelik temel hatlarda
hemfikir olduğunu ifade eden Vasiliu, müzakerelerin biraz daha
hızlı ilerleyebileceğini savundu.
KIBRIS 19/01/09
Guardian: "Türkiye
kavşaktaki güç''
İngiltere'de yayımlanan The Guardian gazetesi,
Türkiye'den "Kavşaktaki Güç" diye söz etti ve son Gazze
krizinin, Türkiye'nin Avrupa ve ABD'ye bölgesel sorunlar konusunda
yardımcı olan yakın ortak olarak değerini bir kez daha
vurguladığını bildirdi
Gazetenin yazarlarından Simon
Tisdall tarafından kaleme alınan makalede,
çatışmaların kontrolden çıkma tehdidinin
yaşandığı bir noktada, Türk diplomatlarının üst
düzey Hamas yöneticisi Halid Meşal ile Şam'da görüşmeyi
başararak, diğer diplomatların ulaşamadıkları
noktalara ulaşabildiklerini ortaya
koydukları belirtildi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da geniş kapsamlı
arabuluculuk faaliyetleri bağlamında aralarında Suudi Arabistan,
Mısır, Ürdün ve Suriye'nin bulunduğu Arap ülkelerinin
liderleriyle danışmalarda bulunduğunu da kaydeden Tisdall,
"ayrıca, Tahran'la ilişki konusunda dikkatli bir tutum izleyen
ve Hamas'ın destekçilerinden İran Cumhurbaşkanı Mahmud
Ahmedinecad ile de iletişim kanallarını açık tutan da yine
Erdoğan'dır" ifadesini kullandı.
Türk diplomasisinin altın dönemi
Makalede, Başbakan Erdoğan'ın "ılımlı
İslamcı" hükümeti yönetiminde Türk etkisinin Orta Doğu ve
ötesine başarılı biçimde yayılmasının '"yeni
Osmanlıcılık" olarak
adlandırıldığı belirtildi. Türkiye'nin bu yeni rolünün
"Türk diplomasisinin yeni bir altın döneme girdiği"
şeklinde yorumlandığını ifade eden Tisdall, "Bu
yorum belki durumu biraz abartıyor" şeklinde görüş
belirtti, ancak Türk analistlerin, Türkiye'nin Suriye ile İsrail
görüşmelerine arabuluculuk, doğalgaz ve petrolde Rusya'nın
kontrolü dışında bir konuma sahiplik ve Afganistan'daki NATO
operasyonlarına destek gibi özellikleri bulunduğunu, bu özelliklerin
batı tarafından yeterince takdir edilmediği görüşünde
olduklarını yazdı.
Analistlerin, bu durumun aksine etkili Avrupalı liderler ve ABD
tarafından Türkiye'ye düşmanca değilse bile, şüpheyle
yaklaşıldığını belirttiklerine de dikkati çeken
Tisdall, Türkiye'nin ABD'nin yeni başkanı Barack Obama'nın
İran'ın nükleer ve bölgesel talepleri konusunda daha yapıcı
bir tutum takınacağından umutlu olduğunu ve ABD'nin
Irak'tan çekilme kararını büyük memnuniyetle karşılayacağını
ifade etti.
Ancak Ankara'nın aynı zamanda ABD'nin terör örgütü PKK konusundaki
tutumunda bir değişiklik beklentisi içinde olduğunu da kaydeden
Guardian yazarı, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda da
muhataplarından açık tutum beklediğine işaret etti.
Tisdall, 4 yıl aradan sonra Brüksel'i ziyaret eden Başbakan Erdoğan'ın
da "Ayrıcalık değil, eşit ve adil muamele
istiyoruz" dediğine dikkat çekti ve hem Avrupa'nın, hem de
Türkiye'nin aralarındaki bariyerleri aşmak için iyi sebepleri
bulunduğunu ve Türkiye'nin değerli bölgesel etkisinin de
bunların başında geldiğini vurguladı.
Türkiye'nin enerji avantajı
Financial Times gazetesinde yer alan kısa bir başka haberde de
Başbakan Erdoğan'ın Brüksel ziyaretinin bir başka yönüne
dikkat çekildi ve "Türkiye'den Boru Hattı Uyarısı"
başlığıyla verilen haberde, Erdoğan'ın AB ile
üyelik müzakerelerinde enerji başlığının
açılmasının engellenmesi halinde, Türkiye'nin Nabucco projesine
verdiği desteğin çekilebileceği mesajını verdiği
kaydedildi.
CNN TURK 20/01/09
Zeynel LÜLE / BRÜKSEL
BAŞBAKAN Erdoğan, Türk
askerini "işgalci" olarak niteleyen Avrupa Parlamentosu’nun
Kıbrıslı Rum üyesi Marios Matsakis’i azarlayarak,
"Yunanistan Kıbrıs’a neden girdiyse, Türkiye de o amaçla
girdi" dedi.
Brüksel’deki temaslarını
"Avrupa’nın Dostları" adlı düşünce
kuruluşunun düzenlediği yemekli konferansa, Matsakis ile
Erdoğan’ın diyaloğu damgasını vurdu. Kasım
2005’te Yeşil Hattan Türk bayrağını çalmasıyla
tanınan Kıbrıslı Rum parlamenter Matsakis’i
"gazeteci" zanneden Erdoğan, "Sen gazeteci olarak
duyduğunu söylüyorsun. Ben yaşadıklarımı
anlatıyorum" dedi.
Erdoğan, Matsakis’in
"alaycı" şekilde başını sallamasına da
sinirlendi ve "Sen anca başını salla aslında bizim
ülkemizde tam bu duruma göre güzel bir söz var ama burada olmaz" dedi.
Erdoğan,
"Soydaşlarımız katledilirken biz seyirci kalamazdık.
1974’ten sonra Yunanistan askeri neden
orada durduysa, biz de o yüzden durduk" dedi ve Türkiye’nin "garantör
ülke" olduğunu hatırlattı. Güney kıbrıs’ın "AB’yi
aldattığını" söyledi ve Alman Şansölyesi Angela
Merkel’in, "Kıbrıs’ı üye yapmamız
yanlıştı" sözlerini hatırlattı.
HURRIYET 20/01/09
Erdoğan,
Rum parlamenteri fırçaladı
BRÜKSEL Milliyet
Erdoğan’dan, sözlerine karşılık el kol hareketleriyle kafasını sallayarak alay eden Matsakis'e, "Başını istediğin kadar salla. Bizim ülkemizde güzel bir laf var da buraya uymaz, yakışmaz bize"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "İşgalci Türk askeri
Kıbrıs'tan ne zaman çekilecek?" diyen AP üyesi Rum milletvekili
Mario Matsakis'e sert yanıt verdi. Rum milletvekiline Kıbrıs’ta
çözüm sürecini anlatan Erdoğan, sözlerine karşılık el kol
hareketleriyle kafasını sallayarak alay eden Matsakis'e,
"Başını istediğin kadar salla. Bizim ülkemizde güzel
bir laf var da buraya uymaz, yakışmaz bize" dedi.
Başbakan Erdoğan, çeşitli temaslar için gittiği Belçika'da
Avrupa Dostları isimli düşünce kuruluşunun düzenlediği
toplantıdaki konuşmasında, Türkiye-AB ilişkileri konusunda
değerlendirmeler yaptı.
“Güncel sorunlar, AB'nin küresel aktör olma gereğini gösteriyor.
Avrupa'nın, içine kapanık, sadece kendi refah ve mutluluğunu
gözeten bir oluşum olduğuna inanmıyorum. Bugüne kadar ortaya
koyduğu değerler evrensel niteliktedir. Bugünün dünyasında
hiçbir ülke veya oluşumun kendini dışarıya kapatarak refah
sürdürmesi mümkün değildir. Ortadoğu'da kriz varken, Afganistan, Irak
ve Lübnan'da sorunlar yaşanırken, enerji, çevre ve ekonomi konularında
tehditler varken, terör küreselleşirken, hiçbir ülke bu meselelerin
dışında kalamaz” diyen Erdoğan, “Türkiye, AB için bir yük
değil, bir ilave değer oluşturacaktır. Türkiye, AB'ye üye
olduğunda yük olmayacak, yük alacaktır. Küresel kriz AB'yi de bizleri
de az veya çok etkisi altına almıştır. AB, bu büyük krizin
üstesinden gelmek zorundadır. Çin ve Hindistan'ın yakında
dünyanın 2. ve 6. ekonomileri düzeyine ulaşmaları Avrupa
tarafından yakından izlenmelidir. AB, kendisine daha fazla güvenmeli
ve daha fazla dayanışma içinde olmalıdır. AB, korku ve kaygı
üzerine değil, ilerleme ve kalkınmaya dayalı
yaklaşımlar sergilemelidir. Krize bir Avrupa kalesi oluşturarak
değil, küreselleşmenin sağladığı
fırsatlardan yararlanarak cevap vermelidir. Küreselleşmeyi bir
fırsata dönüştürmelidir. AB, kurulduğu gibi 6 üyeli
kalsaydı bugünkü ekonomik gücüne ulaşamazdı. İngiltere'nin
AB üyeliğinin 2 kez veto edildiğini, İspanya ve Portekiz'in
Avrupa dışında olduğunun iddia edildiği günleri
hatırlayacaksınız. Bu ülkelerin bugün AB'ye
katkılarını hiç kimse inkar edemez. Şimdi 500 milyon nüfusa
sahip bir AB var. AB, bugün oynadığından çok daha önemli roller
oynayabilir ve oynamalıdır. Çekingen, dağınık, içine
kapalı, alternatif oluşturmayan ve küresel meseleleri uzaktan seyreden
bir AB, ön plana çıkma fırsatını yakalayamaz. AB'nin, yeni
üyelerle genişlemesi ve vizyon geliştirmesi
kaçınılmazdır" şeklinde konuştu.
Le Cercle Gaulois Restoran'da verilen yemekte Başbakan Erdoğan, 2005
yılında Kuzey Kıbrıs'a girip Türk Bayrağı'nı
direkten çalmasıyla tanınan Avrupa Parlamentosu Üyesi Rum
Milletvekili Mario Matsakis ile tartıştı. Konuşması
sırasında, Matsakis'in, "İşgalci Türk askeri
Kıbrıs'tan ne zaman çekilecek?" sorusuna muhatap olan
Erdoğan, Kıbrıs'taki süreci anlattı. Erdoğan, "1
Mayıs 2004'te referandum yapıldı. Kuzey Kıbrıs sözünde
durdu ve yüzde 65 Annan Planı'na evet çıktı. Güney'de de yüzde
75 hayır çıktı. Doğru mu bu anlattıklarım. Güney
Kıbrıs yüzde 75 hayır dedi mi? Size soruyorum, soruma cevap
ver" dedi. Mikrofonu eline alan Matsakis, "Siz hep 2004'ten
bahsediyorsunuz. Referandumdan bahsediyorsunuz. Rum kesiminin
aldattığını söylüyorsunuz. Artık 2009'a geldik, geriye
bakmayın, ileriye bakın. Artık 2009'un gerçekleriyle
konuşun" dedi. Matsakis'in sözleri üzerine sertleşen
Başbakan Erdoğan şunları söyledi: "Ne kadar güzel. Tam
bir gazeteci gibi konuşuyorsun, ben bir gazeteci gibi konuşmuyorum.
Ben olayın içerisinde, olayı yaşayan birisi olarak
konuşuyorum. AB'yi aldatan Güney Kıbrıs olmuştur. Çok
ilginç bir şey daha olmuştur. Ne yazık ki 1 Mayıs
referandumundan sonra Güney Kıbrıs, AB'ye
alınmıştır. Şansölye Merkel ne demiştir? 'Güney
Kıbrıs'ın AB'ye alınması yanlış
olmuştur' demiştir. Başını istediğin kadar salla.
Bizim ülkemizde güzel bir laf var da buraya uymaz. Yakışmaz bize. Çok
güzel bir laf var, tam oturuyor buraya da…"
Erdoğan'ın bu sözleri salonda bulunanlar tarafından
alkışlandı. "Ben sana gerçekleri anlatıyorum,
yaşananları anlatıyorum" diyen Erdoğan, 27 Mayıs
2004'te de BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın raporunu
hazırladığını ancak raporun Güvenlik Konseyi'nde sümen
altı edildiğini belirterek, "Türkiye Cumhuriyeti asla
işgalci bir ülke değildir. Kardeşlerinin yanında garantör
olarak vardır. Aynı Yunanistan gibi garantördür. Yunanistan orada
niçin varsa Türk askeri de onun için var" dedi.
MILLIYET 20/01/09
Kıbrıs blokajına
Nabucco resti
20/01/2009 RADIKAL
Başbakan, AB’ye üyelik müzakerelerinde Kıbrıs Rum Kesimi’nin ‘Enerji’ faslını bloke etmesi halinde Türkiye’nin Nabucco projesindeki durumunu gözden geçireceğini söyledi
BRÜKSEL - Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dört yıl aradan sonra
gittiği Belçika’nın başkenti Brüksel’de Nabucco Doğalgaz
Boru Hattı Projesi de gündeme geldi. Erdoğan ‘Kıbrıs Rum
Yönetimi’nin Türkiye ile AB arasında enerji faslının açılmasını
bloke etmesi durumunda Nabucco’daki kendi durumumuzu gözden geçiririz’
mesajı verdi.
Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan doğalgaz kriziyle gündemdeki
yeri yukarılara çıkan Orta Asya bölgesinin
doğalgazını, Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacak
Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Projesi Brüksel’de Avrupa Politika
Merkezi’nde dün sabah kahvaltılı toplantıya katılan
Erdoğan’ın da gündemindeydi. Rumların tavrı nedeniyle
Nabucco projesini bloke etmeyi düşünüp düşünmedikleri yönündeki bir
soruya, Başbakan “Enerji faslının blokesi durumunda biz
Nabucco’daki kendi durumumuzu gözden geçiririz” yanıtını verdi.
70 milyon 700 bin kıyaslaması
AB sürecine ‘kazan-kazan’ anlayışıyla
yaklaştıklarına dikkat çeken Erdoğan, Türkiye’ye bir görev
veriliyorsa, AB’nin de ona göre bir görev alması gerektiğini söyledi.
Erdoğan, AB’ye, ‘70 milyonluk Türkiye’ye karşı 700-800 bin
kişilik Rumları tercih etmeme’ çağrısı yaptı. Rus
doğalgazına olan bağımlılığı azaltmak
ve kaynak çeşitliğine gitmek isteyen AB, Türkiye üzerinde geçecek ve
altı ülkenin ortak olduğu Türkiye-Avusturya (Nabucco) Doğalgaz
Boru hattıyla arz güvenliğini sağlamak istiyor. Azerbaycan
başta olmak üzere Hazar ve Ortadoğu kaynaklarının Avrupa’ya
ulaştırılması beklenen söz konusu hattan yıllık
yaklaşık 30 milyar metreküp doğalgaz taşınması
planlanıyor.
Başbakan Erdoğan, 12 milyar dolarlık Nabucco projesi için
şu an yeterli gaz olmadığını söyledi. Gaz tedarikçisi
bazı ülkelerle imzalar atıldığına işaret eden
Erdoğan, “Ancak bilgi, bu proje için yeterli gazı sağlayacaklarını
söyleyen ülkelerin tedarik edecekleri yeterli gazları
olmadığı yönünde” dedi. Erdoğan, “Nabucco projesinde 30
milyar metreküp gaz akışına ihtiyaç var ancak bu gaz
sağlanmış değil” diye konuştu. Siyasi nedenlerle
İran’dan gaz istemeyenleri eleştiren Erdoğan, Rusya’dan neden
gaz istenmediğini de sordu.
Planlar 2010’a
Ukrayna ile Rusya arasındaki gaz krizinin her kış alevlenmesiyle
Avrupa’nın gündemine tekrar gelen Nabucco hattında, planlar 2010’da
kazma vurmaya göre yapılıyor. ‘Nabucco Gas Pipeline International’in
genel müdürü Reinhard Mitschek, boru hattından ilk etapta 15 milyar olacak
ilerleyen yıllarda 30 milyar metreküpe çıkacak olan yıllık
gaz kapasitesinin ortaklar tarafından
paylaşılacağını kalan kapasitenin de 2009 yazında
piyasadaki oyuncular arasında ihaleye çıkacağını
açıkladı.
Rakamlarla Nabucco
* Nabucco’nun yatırım maliyeti, 2005 yılından bu yana
kâğıt üzerinde 4.6 milyar avrodan, 7.9 milyar avroya çıktı.
* Nabucco’nun 2010’da Türkiye, Romanya ve Macaristan’da eşzamanlı
olarak inşaatına başlanacak 3 bin 300 kilometre uzunluğu
olacak. 2013 yılında ilk sevkıyat gerçekleşecek.
* 7.9 avroluk yatırımın yarısından fazlası
Türkiye’de gerçekleşecek. 2 milyon ton demir-çelik, 220 bin boru
parçası kullanılacak. Botaş’ın işletme gelirleri
artacak.
* Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Almanya ve Avusturya’da Nabucco
şirketleri kurulacak. Boru hattının yüzde 50 kapasitesi bu
ülkelerdeki şirketlerin, yüzde 50’si yeni ortaklıklara açık
olacak.
* Doğalgaz alımlarını ortak şirketler yapacak.
Projenin kaynak ülkesi Azerbaycan’dan Türkiye’ye gelen (Şahdeniz) hat
başlangıç olarak kabul edilecek. Nabucco’nun teknik olarak kapasitesi
45 milyar metreküpe kadar çıkabilecek.
* 16 pazar oyuncusuyla görüşüldü. 2013 yılında 25 milyar
mekreküpten fazla bir talep oluşuyor.
* Nabucco’ya parelel olarak bölgede yeni yatırımlar
yapılıyor. Türkiye’ye Azerbaycan’dan gelen gaz miktarı artacak,
Mısır-Suriye-Türkiye boru hattı yapılıyor. Nabucco,
Ortadoğu’daki yatırımları tetikliyor.
‘Gürcistan’a gösterilen hassasiyet Gazze için yok’ Başbakan
Tayyip Erdoğan’ın Brüksel temasları sırasında en çok
dile getirdiği konulardan biri de İsrail’in Gazze’ye
saldırılarıydı. Avrupa Politika Merkezi’nde soruları
yanıtlayan saldırılar başlamadan birkaç gün önce İsrail
Başbakanı Ehud Olmert’le Ankara’da görüştüğünü
hatırlattıktan sonra şu mesajları verdi:
İsrail bize saygı duymadı: İsrail bizi bu süreçte ciddi
manada üzmüştür. İsrail bize bir defa saygı
duymamıştır. (İsrail Başbakanı) Olmert’le
görüşmede hiç böyle bir konu (Gazze saldırısı) gündeme
gelmedi. Aradan 3-4 güngeçti Gazze’ye uçaklar bomba yağdırmaya
başladı. İsrail’in İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi
ve Cenevre Sözleşmesini ihlal etmesine de gereken tepki gösterilmedi.
Hamas seçimi kazandı: Hamas’ın Filistin’de açık bir farkla seçim
kazanarak iktidara geldi. İsrail’in, milletvekilleri dahil Hamas’ın
seçilmiş temsilcilerini hapse atması demokrasiyle
bağdaşmıyor. İsrail’in en yetkili ağzı
söylemişir. Gerektiğinde ismini de açıklarım. ‘Eğer
biz serbest bırakacak olursak (Mahmud) Abbas bundan çok rahatsız
olur.’ Biz Abbas’ı memnun etmek için seçim yapmadık ki?
Dünya Huntington’a da kalmadı: Ne insanhakları, ne hak, ne hukuk.
Hiçbiri üç haftadır insanlığın gündeminde yer
bulamıyor. Gürcistan vurulduğu zaman da insanı yardımı
o ülkenin kapılarına dayayan ilk ülkeyiz. Birçok ülkeyi aradım,
telefon diplomasisi kurduk. Gürcistan’da gösterdikleri hassasiyeti maalesef
Gazze’de göstermediler. ABD de göstermedi. Batı da göstermedi.
Medeniyetler çatışması teorisinin öncüsü Amerikalı siyaset
bilimci Samuel Huntington öldü. Dünya kimseye kalmaz.
Başbakan, Brüksel’de muhalefeti AB’ye şikâyet etti
550 sandalyeli Meclis’te 338 milletvekili her türlü yasal düzenlemeyi
geçirebilecek çoğunluğa sahip olan Başbakan Erdoğan,
Belçika’nın başkenti Brüksel’de “AB reformları
yavaşladı” eleştirilerini yanıtlarken muhalefeti
şikâyet etti.
Avrupa Politika Merkezi’nde Türkiye-AB ilişkilerini anlatan Erdoğan
AB katılım sürecinin Türkiye açısından ‘birinci
önceliğe sahip’ ve ‘alternatifsiz’ olduğunu belirttikten sonra
şöyle dedi: “Türkiye’nin AB üyelik sürecindeki çalışmaları
açısından yol haritası niteliğindeki Ulusal Program’ın
kabul edilmesinin ardından sadece Başmüzakereci göreviyle Egemen
Bağış, yeni Devlet Bakanı olarak atandı. 2009’un
Türkiye-AB sürecinde çok daha farklı bir yıl olacak.”
Erdoğan, ‘Türkiye’nin AB üyeliğine bugün gelinen noktada çok daha
stratejik anlam yüklendiğini’ vurgularken reform
çalışmalarında kararlı olduklarını söyledi. AB
üyeliğinin Türkiye’nin önemli gündem maddeleri arasında yer
aldığını belirten Erdoğan, muhalefetin kendilerini
yavaşlattığını iddia edderken Erdoğan,
“Muhalefet, tamamen Avrupa Birliği’ne karşı, sürekli
oyalıyor. İstediğimiz gibi ilerleyemiyoruz” dedi.
2007-2008 yasama döneminde TBMM’de AB süreciyle alakalı 30’dan fazla
yasanın kabul ediliğine dikkat çeken Erdoğan Vakıflar
Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinde yapılan
değişikliği anımsattı. Erdoğan, TBMM gündeminde
bulunan yine AB süreciyle alakalı 1500 maddelik Türk Ticaret Kanunu
üzerinde çalışmaların ‘muhalefetin engelleyici tutumuna
rağmen’ sürdüğünü kaydetti. Erdoğan, aynı şekilde
Sendikalar Kanunu’nun TBMM gündemindebulunduğuna işaret etti.
Tüm bu reform çabaları olurken, Avrupalı siyasetçilerden gelen
bazı olumsuz açıklamaların kamuoyunda AB üyeliğine verilen
desteğin son dört yılda yüzde 75’lerden yüzde 50’lere gerilemesine
neden olduğunu kaydeden Erdoğan, AB’de her dönem
başkanının Türkiye ile iki fasılda müzakereleri
başlatması geleneğini de eleştirdi:
“Başarısız oluyorsanız bu bir olur, ama
başarılı olunca da neden üç-dört olmasın?”
Avrupa’dan Türkiye ve dünyaya mesajlar
Başbakan Tayyip Erdoğan, Brüksel’deki temasları
sırasında hem iç hem de dış politiya ilişkin birçok
konuda değerlendirmelerde bulundu. Ön plana çıkan bazı mesajlar
şöyle:
TRT Şeş dört yıllık reformlar için yol
haritası
Kürtçe yayın yapan TRT 6 gelecek dört yılda gerçekleştirilecek
reformlar için yol haritası niteliğinde olacak.
Diyarbakır merakı niye?
“Türkiye’yi gelip ziyaret etmeniz önemli, ama eskortlarınızı iyi
seçmenizde fayda var. Bu konuda biz de kendilerine yardımcı olmak
isteriz. Mesela Türkiye’ye bugüne kadar gelenler hep’Bizi Diyarbakır’a
götürün’ demişlerdir. Ama Türkiye sadece Diyarbakır değildir.
Türkiye’nin 81 vilayeti var. Niye Kayseri, Konya, Edirne, İzmir
değil? Niçin dostlar başka illere de gitmek istemiyor, bu soruyu hep
kendime sorardım. Kaldı ki, Diyarbakır’ın Türkiye’nin milli
bütçesinden aldığı nasip çok çok ciddidir.”
Recep Tayyip Erdoğan basına sansür uygulamadı
(Bazı Başbakanlık muhabirlerinin akreditasyonlarının
iptal edildiği hatırlatılınca) Recep Tayyip Erdoğan
medyaya sansür uygulamamıştır. Teşkilatıma, ‘Yalan
yanlış haber yapan medyayı içeri sokmayın’ demişimdir.
İfade aynen budur. Yazılı veya görsel medyanın yalan
yanlış haber yetkisi olduğunu düşünüyorsanız, kusura
bakmayın, bu anlayışınıza saygı duyamam.
IMF ile sona yaklaştık
IMF görüşmeleri son safhasına geldi ve görüşmelerdeki son
safhada birkaç madde üzerinde gerek Ekonomi bakanımız gerek bürokrat
arkadaşlarımız çalışmalarını yapıyor.
Çok kısa bir zaman içerisinde, Türkiye-IMF ilişkilerine yönelik
adım atılmış olacak.
İran’la ilişkimizi kesmeyiz
İran bizim komşumuz. 10 milyar doları aşkın ticaret
hacmimiz var. Yılda 10 milyar metreküp doğalgaz alıyoruz. Böyle,
stratejik anlamda ilişkimiz var. Bu nedenle bize ‘İran ile
ilişkinizi kesin’ diyenler, bu irtibatlarımızı, ekonomik
ilişkilerimizi, komşuluk durumlarımızı
değerlendirmeliler. İran ile ilişkilerimizi kesmemiz söz konusu
olamaz, bu politikalarımızı kimse belirleyemez. Türkiye bir
kavim değildir. Kendi kararımızı kendimiz verir, kendi
adımlarımızı atarız. Kimlerle görüşüp
görüşmeyeceğimizi de biz kararlaştırırız.
Obama’dan endişemiz yok
ABD’de yeni bir dönem başlıyor. Obama’nın başında
olacağı bir ABD ile stratejik işbirliğimizi aynı
şekilde sürdürmenin kararlılığı ve gayreti
içerisindeyiz. Türkiye olarak herhangi bir endişemiz söz konusu
değil. Buna gölge düşürülmesini de istemiyoruz. Şu ana kadar
çalışmalarımız aynı istikamette, aynı
kararlılıkla devam etmektedir. Temenni ediyorum k münasebetlerimiz
çok daha hız alarak, çok daha farklı bir şekilde gelişmeye
devam eder.
(Reuters, afp, aa dha)
RADIKAL 20/01/09
20/01/2009 RADIKAL
Başbakan Erdoğan, Kıbrıs’taki Türk askerini “işgalci” olarak nitelendiren Rum parlamentere sert çıktı. Erdoğan, başını sallayan vekile “Bizim ülkemizde güzel bir laf var ama buraya yakışmaz. Türkiye işgalci değildir” dedi.
BRÜKSEL - Brüksel’de temaslarda bulunan Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Avrupa’nın Dostları isimli kuruluşun
düzenlediği toplantıda konuşma yaptı ve soruları
yanıtladı. Rum Parlamenter Mario Matsakis, Kıbrıs’taki Türk
askerini “işgalci” olarak niteleyerek, Başbakan Erdoğan’a “Türk
askeri ne zaman geri çekilecek?” diye sordu. Matsakis, Başbakan
Erdoğan soruyu yanıtlarken, sözünü kesti ve bazı el kol hareketleri
yaptı.
Haberin devamı
Buna sert tepki gösteren Erdoğan ise şöyle konuştu: “Ne kadar
güzel. Bak şimdi bak tam bir gazeteci gibi konuşuyorsun. Ben bir
gazeteci gibi konuşmuyorum. Olayı yaşayan biri olarak
konuşuyorum. Şansölye Merkel ne demiştir; ‘Güney
Kıbrıs’ın AB’ye alınması yanlış
olmuştur.’ Başını istediğin kadar salla, bizim
ülkemizde güzel bir laf var ama buraya uymaz, yakışmaz. Hiçbir zaman
TSK, Türkiye işgalci değildir. Kardeşlerinin yanında
garantör bir ülke olarak vardır. Yunanistan nasıl garantörse, Türkiye
de orada garantördür. Bunu da böyle bilmelisin.”
İskan komedisi
Barış Gücü'nün
kontrolündeki arsayı, vatandaş Kemal'e koçan ettiler
GERÇEĞİ ÖĞRENİNCE ŞOK
OLDU... Gazimağusa'nın Ayluka bölgesinde 2576 parsel numaralı
arsa, bundan 8 yıl önce 494 bin puan karşılığında
İskan Bakanlığı tarafından Kemal
Binatlılı'ya verildi. Binatlılı, bir süre önce koçanlı
arsa üzerinde inşaat yapmak üzere müteahhit firma ile anlaşma
yaptı. Firma mühendislerinin ölçüm amacıyla arsaya gitmeleri
sonrasında, burasının Birleşmiş Milletler
Barış Gücü kampına ait olduğu ortaya çıktı.
PUANLAR GERİ VERİLECEK... Üzücü haberi
alınca şok geçiren Kemal Binatlılı doğruca İskan
Dairesi'ne gitti ve izahat istedi. Daire Müdürü Öztan Özenergün, 2000
yılında bir hata sonucu BM kampı içinde bulunan arsaya koçan
verildiğini kabul ederken, mağdur duruma düşen
Binatlılı'ya puanlarının iade edileceğini söyledi.
Binatlılı da "bana eş değerde başka bir arsa
vermezlerse devleti dava edeceğim" dedi.
Ergül ERNUR
2000
yılında devletin açtığı pakete başvurarak
puanlarına karşılık bir yer almak isteyen Kemal
Binatlılı isimli vatandaşa, Birleşmiş Milletler
kampı içerisinde bulunan arsa verildi.
Koçanlı malına inşaat
yapmak isteyen Binatlılı, söz konusu yerin Birleşmiş
Milletlerin kullanımında olduğunu öğrenince şok
geçirdi.
Sekiz yıldır yetkili
makamların kapısını aşındıran
Binatlılı, koçanına sahip olduğu yeri kullanamıyor.
Binatlılı, İçişleri
Bakanlığı ile İskan Dairesi'ndeki yetkililerden
arsasına karşılık başka bir yer talep ettiğini
ancak hiçbir sonuç alamadığını söyledi.
İskan Dairesi Müdürü Öztan
Özenergün, Kemal Binatlılı'ya Birleşmiş Milletler (BM)
kampı içerisindeki arsanın koçan edildiği yönündeki bilgileri
doğrulayarak, söz konusu yerin daireye ait olmadığını
açıkladı.
Özenergün, yasal prosedürün
koçanın iptal edilerek puanların geri verilmesi olduğunu ifade
etti.
"Yetkililer ilgisiz"
15 Şubat 2000 tarihinde
Mağusa'daki Ayluka bölgesinden "2576" parsel numaralı yeri
yaklaşık 500 bin puanına karşılık alan Kemal
Binatlılı, kendisine verilen yerin koçanda "arsa" olarak
geçtiğini kaydetti.
Binatlılı, elindeki
malı değerlendirerek bir müteahhit firmayla
anlaştığını ve bu çerçevede arsa üzerinde ölçüm
çalışmaları yapıldığını belirtti.
Müteahhit firmanın söz konusu
arsanın yerine gittiğinde koçanın BM kampı içerisindeki bir
yere ait olduğunun anlaşıldığını ifade eden
Kemal Binatlılı, konuyu İçişleri Bakanlığı
ve İskan Dairesi'ne bildirdiklerini söyledi.
Binatlılı,
İçişleri Bakanı Özkan Murat'ın kendilerine söz konusu arsa
karşılığında başka bir yer vereceği sözünü
verdiğini ancak sözünü yerine getirmediğini ileri sürdü.
Kendisine verilen arsa
karşılığında başka bir arsa istediğini
söyleyen Binatlılı, "Bana koçanlı arsamın
karşılığında başka bir yer veremeyeceklerini
söylüyorlar. Koçanı iptal edip puanlarımı geri vermeleri
gerekirmiş. Ama ben puanı şimdi ne yapayım. Ben
arsamı, yatırımımı istiyorum" dedi.
Yetkilileri konuya "ilgisiz"
kalmakla suçlayan Binatlılı, sorunun en erken bir zamanda çözülmesini
istediklerini söyledi.
"Yetkili kimse bana söylesinler,
şikayetimi gidip ona yapayım" diyerek var olan
arsasını kullanamamaktan yakınan Binatlılı,
mağdur olduğunu ifade etti.
KIBRIS 20/01/09
Görüşmeler süratle sonuca ulaştırılmalı
ERDOĞAN'DAN TALAT'A DESTEK... Türkiye
Başbakanı Erdoğan, Barroso ile Kıbrıs konusunu da
görüştüklerini ifade ederek, "Devam etmekte olan görüşmelerin
süratle, yoğun bir şekilde bir sonuca ulaştırılması
noktasındaki kararlılığımızı teyit ettik.
KKTC Cumhurbaşkanının verdiği kararlı mücadelenin
arkasındayız" dedi.
Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm
bulunması hedefiyle iki toplum lideri arasında devam etmekte olan
doğrudan görüşmelerin süratle, yoğun bir şekilde bir sonuca
ulaştırılması konusundaki
kararlılıklarını Avrupa Birliği'ne iletti.
Türkiye Başbakanı
Erdoğan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs
sorununa çözüm bulunması çabalarında verdiği kararlı
mücadeleye de destek bildirdi.
AB Komisyonu Başkanı Jose
Manuel Durao Barroso da, Kıbrıs'taki çözüm sürecinin AB ve Türkiye
açısından önemini vurguladı.
Dört yıl aradan sonra Brüksel'e
giden Türkiye Başbakanı Erdoğan, dün temasları
kapsamında AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Durao Barroso ile
öğlen yemeği çerçevesinde bir araya geldi. Yemeğe
katılanlar arasında AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi
Olli Rehn, Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Devlet Bakanı
ve Başmüzakereci Egemen Bağış ve Devlet Bakanı Mustafa
Sait Yazıcıoğlu da bulundu.
Erdoğan ve Barroso yemekten sonra
ortak basın toplantısı düzenledi.
Erdoğan'dan Talat'a destek
Türkiye Başbakanı
Erdoğan, Türkiye ile AB'nin çıkarlarının ortak
olduğunu ve aynı değerleri paylaştıklarını
belirterek, "Türkiye'nin AB'ye yük olmaya değil, yük almaya
geldiğini" söyledi.
Erdoğan, Türkiye'nin
başlattığı reform sürecini kararlılıkla devam
ettirdiğini belirtti. Barroso ile görüşmesinde işbirliğinin
nasıl geliştirileceğinin ve müzakere sürecine nasıl ivme
kazandırılacağının ele
alındığını kaydeden Erdoğan, ortak hedefin
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği olduğunu yineledi.
Görüşmede Kıbrıs
konusuna da değindiklerini bildiren Erdoğan, "Devam etmekte olan
görüşmelerin süratle, yoğun bir şekilde bir sonuca
ulaştırılması noktasındaki kararlılığımızı
teyit ettik. KKTC Cumhurbaşkanının verdiği kararlı
mücadelenin arkasındayız" dedi.
Enerji konusunun önemine değinen,
son dönemde yaşanan doğal gaz sıkıntısının
Türkiye'yi de rahatsız ettiğini belirten Erdoğan, "Bu
konuyu geleceğe farklı bir şekilde taşımak gerekiyor.
Bir arz güvenliği olması gerekiyor. Görüşmelerimiz devam ediyor.
Nabucco projesi büyük bir önem taşıyor. Tam desteği vermekte
kararlıyız" dedi.
Başbakan Erdoğan, küresel
mali krizin aşılması konusunda da Türkiye'nin daha yakın
işbirliğine hazır olduğunu belirtti.
Çözüm süreci, AB ve
Türkiye açısından önemli
Barroso da Türkiye'nin
modernleşme yönündeki adım ve çalışmalarına verdikleri
önem üzerinde dururken, TRT'nin çok dilli yayına geçişinden ve Egemen
Bağış'ın Başmüzakereci olarak atanmasından
duydukları memnuniyeti dile getirdi.
Kıbrıs konusunun gündeme
geldiğini bildiren Barroso, çözüm sürecinin AB ve Türkiye
açısından önemine değindi.
Enerji dosyasını ele
aldıklarını, Rusya-Ukrayna uzlaşmazlığından
kaynaklanan sorunları değerlendirdiklerini anlatan Barroso,
Türkiye'nin stratejik ve coğrafi konumuna işaret ederek, birlikte
nasıl çalışılabileceğini değerlendirdiklerini
anlattı.
Barroso, Gazze sorununu da ele
aldıklarını, hedefin kalıcı bir uzlaşmanın
sağlanması olduğunu ifade etti. Ateşkesi memnuniyetle
karşıladıklarını bildiren Barroso, Türkiye'nin çaba ve
girişimlerini takdirle karşıladıklarını kaydetti.
Türkiye'nin AB'ye katılım
müzakerelerindeki bazı tıkanmaların önünün açılması
için çaba harcayacakları mesajını da veren Barroso, AB kamuoyunun
Türkiye'nin katılımı konusunda ikna edilmesi gereğini dile
getirdi.
Muhalefet, AB'ye tamamen karşı
Başbakan Erdoğan, AB'nin
Türkiye'nin önemli gündem maddeleri arasında yer
aldığını ve reformlar konusunda kararlı
olduklarını söyledi. Muhalefetin kendilerini
yavaşlattığını öne süren Erdoğan, "Muhalefet
tamamen AB'ye karşı, sürekli oyalıyor. İstediğimiz
gibi ilerleyemiyoruz" dedi.
Başbakan Erdoğan,
ayrıca Avrupa Politika Merkezi'nin kahvaltılı
toplantısında bir konuşma yaptı;
konuşmasının ardından katılımcıların AB
ve dünya gündemi ile ilgili sorularını yanıtladı.
Türkiye'nin AB yolunda reform yapmaya devam ettiğini söyleyen
Erdoğan, her hafta yapılan Bakanlar Kurulu toplantılarında
da bu konunun gündeme geldiğini kaydetti. Ancak bu anlamda muhalefetin
kendilerini yavaşlattığını öne süren Erdoğan,
"Muhalefet tamamen Avrupa Birliği'ne karşı, bizi sürekli
oyalıyor. İstediğimiz gibi ilerleyemiyoruz" dedi.
AB yolunda Avrupa
kurumlarının desteğinin önemine de değinen Erdoğan,
"Toplumun her kesimini bu süreci sahiplenmeye çağırdık.
AB'nin desteği çok önemli" şeklinde konuştu.
"Türkiye'ye bugüne kadar gelenler
hep bizi Diyarbakır'a götürün, demişlerdir ama Türkiye
Diyarbakır'dan ibaret değildir" diyen Erdoğan, Avrupa'dan
bazı kişilerin neden özellikle de Diyarbakır'a gitmek
istediklerini anlayamadığını söyledi.
IMF ile görüşmeler
Türkiye-IMF ilişkileri ile ilgili
bir soruyu da yanıtlayan Erdoğan, "IMF görüşmeleri son
safhasına geldi ve görüşmelerdeki son safhada birkaç madde üzerinde
gerek ekonomi bakanımız gerek bürokrat arkadaşlarımız
çalışmalarını yapıyor. Çok kısa bir süre
içerisinde adım atılmış olacak" şeklinde
konuştu.
ABD-Türkiye ilişkileri ile ilgili
bir soruyu da yanıtlayan Erdoğan, ABD'de yeni yönetimle de stratejik
işbirliğini yürütme niyetinde olduklarını, Türkiye-ABD
ilişkilerine gölge düşürmek istemediklerini kaydetti.
Erdoğan, dünkü temasları
çerçevesinde, AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi
Javier Solana, AB Komisyonu'nun Genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ve
Avrupa Parlamentosu Başkanı Hans Gert Pöttering ile de bir araya
geldi. Erdoğan-Solana görüşmesinde, Türkiye-AB ilişkileri ve
katılım sürecinin yanı sıra, başta Gazze sorunu olmak
üzere gündemdeki çeşitli küresel dosyaların ele
alındığı öğrenildi.
Erdoğan, Türkiye'ye bugün
dönüyor.
KIBRIS 20/01/09
Politicians unite in
‘disgust’ at attacks on Turkish Cypriots
By Elias
Hazou
THE GOVERNMENT and
political parties yesterday denounced the harassment of Turkish Cypriots by
hooded thugs in separate incidents in Nicosia on Saturday.
No arrests have been made, but the attacks are believed to have been
perpetrated by football supporters on their way to the Omonia versus Apoel
football match.
According to eyewitnesses, youths on motorbikes and wearing balaclavas attacked
a number of cars with Turkish Cypriot licence plates, smashing the windshields
and removing the plates. The attacks occurred outside the Apoel football club
building and near the Mall of Cyprus.
In at least one instance, Greek Cypriots witnessing the scenes rushed to the
aid of the Turkish Cypriots, who later filed complaints with police. In one
case, a baby on board one of the attacked cars was reported to have been
slightly injured.
In another, a Turkish Cypriot reported that a group of around 10 youths
accosted him while he was in his car on the traffic lights on Makarios Avenue
near the Hilton Hotel and the Apoel building. After pounding on and damaging
the car, the assailants fled the scene.
The government issued a strong condemnation of the incidents, which it said
sought to scupper ongoing peace talks and the climate of reconciliation between
the two communities.
“We need to denounce all such acts by extremist and nationalist circles…”
President Christofias said.
Government Spokesman Stephanos Stephanou called on Greek Cypriots to “isolate
the fanatic and extremist elements among us”, adding that such incidents
undermined trust between the two communities.
Similar comments were made by all political parties, voicing “shock and disgust”
at the incidents and expressing solidarity to “our Turkish Cypriot
compatriots”.
Youth organisation EDON, linked to the left-wing AKEL party, released a
statement lamenting the existence of “organised [football] fans who operate
within far-right, fascist organisations which promote antisocial behavior and
chauvinism.”
The remark was understood to be a dig at right-wing DISY and its affiliated
football club, Apoel.
DISY itself condemned the attacks, with deputy Nikos Tornaritis calling the
perpetrators “thoughtless and irresponsible”.
Nicosia police superintendent Kypros Michaelides said authorities are currently
“assessing eyewitness information that would lead to the tracing, capture and
punishment of the culprits.”
Meanwhile the Turkish Cypriot press afforded extensive coverage to Saturday’s
incidents, with Kibris newspaper reporting that the Ayios Dhometios crossing
point was unusually quiet on Sunday, as many concerned Turkish Cypriots
cancelled planned trips to the south.
Star wondered how, in light of the attacks, it was possible for Turkish and
Greek Cypriots to live together. And nationalist Volkan called for
demonstrations in the north to protest against the attacks.
CYPRUS MAIL 20/01/09
Ungrateful Cypriots did
not appreciate Tassos Papadopoulos
A TEARY Archbishop
Chrysostomides lashed out at the Cypriot people on Sunday over their
“ingratitude” towards former President Tassos Papadopoulos for saving them from
the Annan plan.
The Church leader’s outburst took place during a memorial service to mark the
40 days since the death of the former President, which was attended by
political figures and Papadopoulos` family and friends.
“Papadopoulos saved Cyprus and its status as a state from collapse,” said
Chrysostomos. Referring to the “ingratitude” of the Cypriot people, he added:
“This is the fate of great people (Papadopoulos) and we have many examples in
history. I hope Tassos is the last.”
Ministers, deputies, diplomats and the House President were among those present
at Ayios Nicolaos Church in Kato Deftera, where Papadopoulos is buried.
CYPRUS MAIL 20/01/09
Cyprus society more
aggressive than in the sixties
By
Jacqueline Theodoulou
EDUCATION Minister
Andreas Demetriou yesterday bemoaned increasing aggressiveness of Cypriot
society following the latest act of vandalism at a Nicosia secondary school.
He was commenting after vandals covered the walls of the Dianellou and
Theodotou Gymnasium in Nicosia with graffiti.
“We are doing everything we can as a ministry,” Demetriou said, when asked
about the latest vandalism.
“We activated procedures to set up the observatory, teams to immediately deal
with such problems. But it needs to be understood that our youths’
aggressiveness does not start in schools. It is imported from outside and we
are all responsible for this: parents, political leadership, religious
leadership and of course, the educational leadership.”
The minister added that society today was nothing like it was in the sixties,
with children expressing their dissatisfaction in more extremist manners.
Asked if the police would be asked to intervene with the latest acts of
vandalism, Demetriou said this was only the case if there was a criminal
offence.
The Gymnasium was covered in slogans, especially on the inner part of the schoolyard.
Some projected the name of a specific football team, but not nationalist
statements.
According to the ministry’s Nicosia District Inspector Maria Economidou, the
specific school is situated next to the APOEL fan club and whenever there is a
critical game – the Nicosia side beat eternal rivals Omonia in a
incident-marked derby on Saturday – Dianellou and Theodotou is always targeted.
The only sign of nationalist behaviour emerged when teachers saw the vandals
had removed the Cypriot and European Union flags from the school but left the
Greek one.
Economidou said the latest incidents have prompted talks to place security
guards in the specific school, while efforts are being made to build taller
gates around it.
CYPRUS MAIL 20/01/09
NTV-MSNBC
Güncelleme: 11:47 TSİ 21 Ocak 2009 Çarşamba
LONDRA - Financial Times’ta
Delphine Strauss imzasıyla yer alan bir makalede İsrail’in Gazze
saldırısının, Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunun
sınırlarını ortaya koyduğu görüşüne yer veriliyor.
Gazetenin haberinde, Türkiye’nin geçtiğimiz dönemde birçok arabuluculuk
girişimi yaptığı, ancak Gazze’deki kriz ile Türkiye’nin
çabalarının Filistin tarafına kaydığı bunun da
Ankara’nın arabuluculuk kapasitesine sekte vurduğu belirtildi.
Financial
Times’ın haberinde, “Diplomasi atağıyla komşularıyla
ilişkilerini düzelten ve bölgesel sorunlarda arabuluculuk rolü üstlenen
AKP, son aylarda uluslararası övgüler alıyordu. Kafkaslar’da
işbirliği için bastıran, nükleer politikasında İran’la
diyalog kuran, İsrail ile Suriye arasında arabuluculuğa
girişen ve Pakistan ile Afgan liderler arasındaki görüşmelere ev
sahipliği yapan Türkiye, sonunda iki yıllığına
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi oldu. Türkiye bunu, yeni
elde ettiği nüfuzunun bir teyidi olarak gördü. Ama Gazze, Ankara’nın
hedefleri açısından en önemli sınavlardan biri oldu. Ki bu
sınav, Türkiye’ye hem bölgesel güç olarak
ağırlığını gösterme fırsatı verdi, hem
de nüfuzunun sınırlarını ortaya koydu.” ifadesi yer
aldı.
İSRAİL
ÇOK AĞIR ELEŞTİRİLDİ
Financial Times yazarına göre, İsrail - Türkiye ilişkilerini
geren Gazze krizi, devlet adamlığının gerektirdiği
şekilde kamuoyu baskısından bağımsız hareket
edebilmenin ne kadar zor olduğunu da gösterdi: Yazar, “Ankara on
yıllardır hem İsrail ile askeri işbirliğini hem de
Filistinliler ile diplomatik ilişkileri sürdürme siyaseti izledi. Ama
İsrail’in son saldırıları Türkiye’de büyük öfke
yarattı. Bu tepkilere yanıt olarak Erdoğan, Ortafoğu ülkelerini
ziyaret etti, her gün Avrupalı liderleri aradı, Avrupa Birliği
dış politika sorumlusu Javier Solana ve Birleşmiş Milletler
Genel Sekreteri Ban Ki Moon’u ağırladı. Ama bölgesel
arabuluculuk heveslerine tezat bir şekilde, çabaları Filistin
tarafına kaydı ve İsrail’i çok ağır eleştirdi.
Ankara’nın İsrail ile Suriye arasında yürüttüğü ve Avrupa
Birliği ile Amerika’nın ortağı olduğunu gösteren
arabuluculuğu silindi. Erdoğan’ın duygusal tepkisi, Türkiye’nin
tarafsız bir arabulucu olarak konumuna zarar verdi.” sözlerini
kullandı.
TÜRKİYE
OSMANLI’NIN LİDERLİĞİNİ CANLANDIRMAK İSTİYOR
Erdoğan’ın açıklamalarının İsrail’de tepki
çektiğini ve Amerika’daki Yahudi lobisini de
kızdırdığını belirten yazar şöyle devam
ediyor: “Son dönemde yaşananların İsrail ile köprülerin
atılmasıyla sonuçlanması beklenmiyor ancak, bazı yorumculara
göre, Türkiye şimdiye kadar Osmanlı dönemindeki katliamların
soykırım olarak tanınmasını isteyen Ermeni lobisini
engelleyen Yahudi lobisinin desteğini kaybederse Amerika ile
ilişkilerde sorun yaşayabilir. (Düşünce kuruluşu) Chatham
House’tan Fadi Hakura’ya göre, Türk dış politikasının
Ortadoğu’daki gücü, tüm ana aktörlerle ilişki kurabilmesinden
geliyor. Ama Ankara, İsrail karşıtı bir tutum alarak,
arabuluculuk kapasitesine sekte vurdu. Bazı yorumculara göre Türkiye,
İslam dünyasında Osmanlı’nın liderlik rolünü
canlandırmak istiyor. Türkiye belki “Gazze’deki savaşın
durdurulmasında başrolü oynayamadı ama İsrail ve Hamas ile
ilişkilerini kullanarak Ortadoğu’da kalıcı bir
barış sağlanmasına katkıda bulunabilir.”
GUARDIAN’A
GÖRE GAZZE TÜRKİYE’NİN ÖNEMİNİ GÖSTERDİ
Ancak uluslararası basında, Financial Times’ın aksi yönde
görüş bildirenler de var. Örneğin, yine bir İngiliz gazetesi
olan Guardian dün yayımlanan Simon Tisdall imzalı haberde, Gazze
krizinin Avrupa ve ABD için Türkiye’nin önemini bir kez daha ortaya
koyduğunu yazmıştı. Haberde “Gazze’de
çatışmaların kontrolden çıkmak üzere olduğu bir
dönemde Türk diplomatları, Şam’da Halid Meşal’le doğrudan
görüşerek diğer diplomatların ulaşamayacakları
alanlara girebileceklerini gösterdiler. Geniş kapsamlı arabuluculuk
faaliyetleri kapsamında Erdoğan Suudi Arabistan, Ürdün,
Mısır ve Suriye’de Arap liderlerle istişarelerde bulundu.
Hamas’ın en önemli destekçilerinden İran Cumhurbaşkanı
Mahmud Ahmedinejad’la iletişim kanallarını açık tuttu.
Erdoğan’ın ılımlı İslamcı hükümeti
altında Türkiye’nin Orta Doğu’da nüfuzunu başarılı bir
şekilde genişletmesi “Yeni Osmanlıcılık” olarak
adlandırılıyor.” ifadeleri kullanıldı.
Erdoğan’ın
Nabucco resti AB’de ‘yankı’ buldu
Radikal
Erdoğan’ın, Brüksel’de, AB sürecinde Rum kesiminin enerji faslında bir blokaj koyması durumunda, ‘Nabucco’yu gözden geçiririz’ resti Avrupa’da yankılandı. Alman bakan, Türkiye’nin Nabucco boru hattıyla AB’ye şantaj yaptığını söyledi
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın önceki gün Brüksel’de bir
gazetecinin sorusu üzerine Nabucco ile ilgili resti, Avrupa’da yankı
buldu.
Alman Ekonomi Bakanı Michael Glos, Türkiye’nin Nabucco doğalgaz boru
hattıyla Avrupa Birliği’ne şantaj yaptığını
söyledi. Glos, düzenlenen bir forumda yaptığı konuşmada
Türkiye’nin politik şantaj yaptığını belirten Glos
Türkiye’nin AB üyeliğini sağlamak almak için Nabocco boru
hattını kullanmaktan vazgeçmesi gerektiğini de belirtti.
FT, ERDOĞAN’I
YAZDI
Financial Times gazetesi de, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın
Brüksel’de yaptığı, AB’nin, enerji
başlığını bloke etmeyi sürdürmesi halinde Türkiye’nin,
AB’nin Nabucco projesini desteklemeyebileceği uyarısı yankı
buldu.
Financial Times, “Türk Başbakanı, uyarıyı Avrupa’nın
enerji kaygılarının had safhaya çıktığı bir
dönemde yaptı” yorumunda bulundu. Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’ın Brüksel’de bir soru üzerine, Kırbıs Rum
Kesimi’nin isteğiyle AB’nin enerji başlığını
bloke etmeyi sürdürmesi halinde Türkiye’nin, AB’nin Nabucco projesini desteklemeyebileceği
uyarısında bulunmuştu.
Financial Times gazetesi, “Türk Başbakanı, uyarıyı
Avrupa’nın enerji kaygılarının had safhaya
çıktığı bir dönemde yaptı” derken, “Türkiye, boru
hattını AB üyelik müzakerelerine bağladı” ifadesini
kullandı. Financial Times, Brüksel kaynaklı, “Türkiye, boru
hattını AB üyelik müzakerelerine bağladı”
başlıklı haberinde, “Türkiye, AB’nin üyelik müzakerelerinin
enerji bölümünü bloke etmekten vazgeçmemesi halinde, Avrupa’nın enerji
güvenliği çabaları açısından kritik olarak görülen Nabucco
gaz boru hattı projesini desteklemeyebileceği işaretini verdi”
dedi.
Gazete şöyle devam etti: “Türk Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan, uyarıyı, Rusya ile Ukrayna arasındaki
ihtilafın bu kışta Avrupa’yı iki haftaya yakın bir
süre Rus gazından yoksun bırakması nedeniyle Avrupa’nın
enerji kaygılarının hiçbir zaman o kadar büyük
olmadığı bir dönemde yaptı.”
İngiliz gazetesi, Erdoğan’ın, Brüksel’deki bir düşünce
kuruluşunca düzenlenen toplantıdaki konuşması
sırasında yaptığı, “Enerji faslının bloke
edilmesi halinde tutumuzu gözden geçireceğiz” yönündeki uyarısına
dikkat çekerken üyelik müzakerelerinin başladığı Ekim
2005’ten bu yana 35 başlıktan 10’unun
açıldığını, sekiz başlığının
da Türkiye liman ve havaalanlarını Rumlara açmaya
yanaşmadığı gerekçesiyle dondurulduğunu
anımsattı.
BARROSSO: REHİN
EDİLEMEZ
Buna ek olarak Rum Kesimi’nin, Türkiye’ye sempati duyan AB ülkeleri
aralarında kaygı yaratarak enerji başlığını
bloke ettiğine işaret eden gazete, Avrupa Komisyonu Başkanı
Jose Manuel Barroso’nun Erdoğan ile görüşmesinin ardından
yaptığı, “Avrupa ve Türkiye’nin enerji güvenliği,
Türkiye’nin AB üyelik süresince rehin edilmeyecek kadar önemli”
uyarısına da yer verdi. Gazete, Barroso’nun, “Enerji güvenliği
konusu, üyelik müzakerelerinde ele alınan belirli bir unsura
bağlanamaz. Komisyon’da enerji başlığı dahil, her
fasıldaki blokajın kaldırılması için elimizden
gelenini yapıyoruz” sözlerini de aktardı. Barroso’nun yanında
duran Erdoğan’ın ise, sabah yaptığı Nabucco
uyarısını, geri almadan biraz yumuşatır gibi
olduğunu yazan gazete, Erdoğan’ın, “Nabucco çok önemli.
Sorumluluklarımızın bilincindeyiz” dediğine dikkat çekti.
RUS DOĞALGAZI
YOLA ÇIKTI
Rusya ve Ukrayna arasında yaklaşık iki hafta önce baş
gösteren anlaşmazlık nedeniyle kesilmiş olan gaz
akışı, iki ülke arasında dün 10 yıllık bir
doğalgaz sözleşmesinin imzalanmasının ardından dün
gerçekleşti. Yetkililer, gazın Avrupa’ya ulaşması için 36
saat geçmesi gerektiğini söylediler. Bu nedenle gaz ancak yarın
Türkiye ve gazı satın alan diğer Avrupa ülkelerine
ulaşacak.
BAŞBAKAN: GÜNEY
KIBRIS’IN YAKLAŞIMINI DOĞRU BULMADIĞIMIZI İLETTİK
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AB üyesi ülkelerin Nabucco üzerinden
doğalgaz ihtiyacını gidermesi gerektiğini belirtti.
Erdoğan, Brüksel dönüşünde Esenboğa Havalimanı’nda
yaptığı açıklamada, Nabucco doğalgaz boru hattı
projesi konusuna değindi. AB’nin gündeminde olan en önemli konunun
‘enerji’ olduğuna dikkati çeken Erdoğan, “Bu konuda Türkiye’nin
hassasiyetini, Nabucco ile ilgili attığı adımları ve
bundan sonraki süreçte atacağı adımları ama enerji
faslını tamamen dışlanmasını veya Güney
Kıbrıs’ın yaklaşımı nedeniyle bunun gündem
dışı tutulmasını doğru
bulmadığımızı ilettik” dedi. Bu konuya hassasiyet
gösterilmesini istediklerini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Nabucco ile ilgili ise bu işin üç tane başlığı var.
’Tedarik’, ’Transit’ ve ’Tüketim’... Biz tedarikçi ülke değiliz. Transit
ve tüketimde varız. Bu iki özelliğimiz var. Tedarik noktasında
biz de çalışacağız. Nabucco’da bu işi üstlenen
beş ülke var. Romanya, Bulgaristan, Macaristan, Avusturya ve Almanya.
Türkiye ile beraber altı ülkeyiz ve altı ülke hep beraber
çalışmayı sürdürmemiz lazım. Bunun yanında AB’nin bu
konudaki çalışmaları zaten oluşturduğu Enerji
Komisyonu ile de sürdürmesi lazım ve bu sürece tedarik noktasında
nasıl katkıda bulunabiliriz, bunun araştırmasını
yapmalıyız.
AB üyesi ülkeler, onlar da buradan doğalgaz ihtiyacını
giderebilmeli.
Biz bu arada, Yunanistan’a daha henüz Nabucco gerçekleşmeden doğalgaz
verir hale geldik. Şimdi İtalya ile ilgili
çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Hatta burada
Arnavutluk’a da doğalgaz vermek için bir gayretin içindeyiz. Bunu da
özellikle gündeme getirmem lazım. Temaslarımızda bunları da
paylaştık.”
MILLIYET 21/01/09
School staff condemn
efforts to undermine multicultural approach
By Stefanos
Evripidou
STAFF AT the English School
in Nicosia yesterday condemned efforts by a group of parents and alumni to
undermine the school’s multicultural approach to education, arguing it was
fostering “disillusionment”.
The English School Staff Association held an emergency meeting yesterday,
during which the majority of teachers condemned the attempt by parents to
undermine their work, stressing that their tactics were causing disillusionment
in the classroom. They also authorised the Association to take appropriate
measures to end the campaign by the anonymous group of parents who argue that
the school is being stripped of its Hellenic and Greek Orthodox identity.
Calling themselves the English School Parents and Alumni Initiative, the group
says that a number of teachers are being overzealous in their desire to instil
interculturalism in the school, and should let the children just get on with
it.
The views allegedly being imposed on pupils are understood to be left-wing,
which deviate from the standard curriculum regarding the history of the island.
Some of the group’s grievances include the banning of symbols like the Greek
flag and the cross, the removal of religious icons from classrooms and the
national anthem.
According to sources, the group does not have the backing of the Parents
Association. Some parents even complained that the group has violated personal
data laws by sending letters, setting out its positions, through the post. One
parent protested that their child was being pressured by the group to post a
complaint on a website set up by them anonymously. The group’s campaign has
reportedly entailed phone calls to parents and pupils, as well as anonymous
letters to specific teachers.
Chairman of the school’s board of governors, Kyriacos Vasiliou said he was
concerned by the teachers’ emergency meeting, though fully understood their
desire to air their views.
“Of course I am concerned. But I understand their worries and share them,” he
said.
Vasiliou has long called for complaining parents to voice their grievances in
his office so that they may be investigated and discussed, rather than send
anonymous letters and set up websites.
One of the teachers targeted for his alleged left-leaning agenda is senior
teacher Antonis Antoniou.
Antoniou wrote a statement warning that the fringe group of parents were
causing more damage to the school and its pupils through its actions, since it
was affecting teaching in the classroom.
“There are times when we feel that we are in a minefield and the next step will
set off a mine. And of course these are not ideal conditions to carry out
education,” said the teacher.
He rubbished the notion that in attempting to accommodate the recent return of
Turkish Cypriots to the school, teachers were stripping it of its Greek
Orthodox identity.
“The school’s mission statement says clearly that the school is intercommunal
and non-denominational,” said Antoniou.
The senior teacher further noted that throughout its 108 years of existence,
the school has educated children from around the world. In 1960, only 40 per
cent of students were Greek Cypriot and up until 1963, Bayram was celebrated as
a holiday at the school, argued Antoniou. He further noted that symbols of the
Greek Orthodox Church did not enter the class until 1995.
Antoniou said the secret recordings of teachers and guest speakers did not
promote the effective education of children. Nor did the effort to encourage
pupils to “snitch” on their teachers.
“Does it help pupils and teachers reach their goals under these conditions?” he
asked.
Finally, he described as a “myth” the notion that children should be left alone
to learn about interculturalism, respect and difference, citing two scientific
studies in 2006 and 2008 revealing the opposite.
The reality was that “there are situations and actions bordering on racism” in
the school”.
The Platform of Greek Cypriot and Turkish Cypriot Educators, United Cyprus,
also condemned those trying to defame and discredit teachers, accusing the
group of using “medieval methods” to set up a “witch hunt” not unlike the
Spanish Inquisition.
The school has had its fair share of problems as of late. In November 2006 a
group of Turkish Cypriot students enrolled at the school were beaten up by
students from a nearby gymnasium. Last year, the school’s Turkish Language room
was defaced while vandals sprayed ‘The English School is Greek’ across the
school’s walls.
US expert Dr Laurie Johnson, who has four years experience in integrated
schools in Northern Ireland, spent the last five days visiting the school to asses
how much the school was promoting a culturally responsive school ethos. Her
report will shed some light on the increasingly hostile battle between some
parents and the school’s teachers and board.
CYPRUS MAIL 21/01/09
Miliband meets Downer to
discuss Cyprus progress
BRITISH Foreign
Secretary David Miliband met UN Special Envoy Alexander Downer yesterday to
discuss the current settlement process in Cyprus. Downer updated the Foreign
Secretary on the progress that has been made in the talks between the leaders.
They discussed the next steps, including the plan to move on to the property
issue next week.
Miliband said: “I was pleased to meet Mr Downer today. I discussed with him the
UK’s continued support for the process and reiterated our readiness to assist
the UN’s efforts in support of the two leaders’ search for a solution.”
Their discussion also covered confidence building measures including the issue
of demining. Miliband emphasised the UK’s strong support for the demining
programme and indicated the British government intended to respond positively
to the appeal for funding to maintain the de-mining activity. The Minister for
Europe Caroline Flint will follow up on the issue as a matter of priority,
according to a statement released by the British Foreign Office.
CYPRUS MAIL 21/01/09
Turkish Cypriots blame
attacks on football fanatics, not extremists
By Alexia
Saoulli
REPORTS that Turkish
Cypriots are too scared to cross over to the free areas following Saturday’s
vandalism incidents in Nicosia appear to be grossly exaggerated, the Cyprus
Mail discovered yesterday.
The attacks, believed to have been committed by football fans en route to an
Apoel-Omonia match, targeted cars with Turkish Cypriot number plates.
The incident prompted fears that “acts by extremist and nationalist circles”
could damage the trust between the two communities.
But speaking to a number of Turkish Cypriot drivers at Nicosia’s Ayios Dometios
checkpoint this appeared unlikely. Moreover the incidents’ did little to deter
crossings from the occupied areas, which had remained constant, according to
local police.
“I’m not scared because I know it was fanatics,” said Ibrahim Yeniceri.
He said Greek Cypriot football fans targeted each other all the time because it
was what they did and that it wasn’t racially motivated.
“We see it on the television all the time. They do the same to each other. No
one should look for a needle in a haystack,” he said.
Yousouf Sonmez, 30, was also unafraid.
“Every day I go to work and the weekend I come across and walk about. I’m happy
with my employer and he’s happy with me. This was just about football fanatics
so I have no reason to be afraid to bring my car across because there is no
problem,” he said.
Only one Turkish Cypriot said he was afraid. The man, who suffers from multiple
sclerosis said he had thought twice about crossing over yesterday because he
was concerned about being attacked.
“He had an appointment with the Institute of Genetics and Neurology and I told
him he’d be fine and to come over with me,” his friend added.
According to police statistics on January 17, when the incidents occurred,
2,541 Turkish Cypriots crossed over from Ayios Dometios in 1,184 cars. By
January 18 this number dropped to 737 people and 342 cars.
“On Sundays the numbers are always less. This is because Sundays are for
families who cross over to spend the day, while every other day Turkish
Cypriots come across to go to work,” an Operations Department officer said.
In order to determine if the incident had affected the numbers, a comparison
would need to be made with this Sunday’s crossings, she said.
Nevertheless on Sunday January 11, some 994 people crossed over in 427 cars.
Despite the 257 drop a week later, the officer said it was not a significant
enough reduction to blame it on Saturday’s incidents.
On Monday, January 19, the numbers were back up to 2,256 Turkish Cypriots who
used the Ayios Doemtios checkpoint and 1,215 cars.
“It was the start of the week and the workers were going back to work, so it’s
not indicative of whether the incident will affect the crossings,” she said.
Despite the Greek Cypriot side’s optimism, a Turkish Cypriot police officer at
the same checkpoint was less positive.
He admitted that he did not any official numbers but from what he could see,
less people were choosing to visit the south of the island.
“In the morning the crossings are the same. This is the workers going to work
and they have to go over. In the evenings the families cross to have something
to eat, to shop or to visit. These numbers seem to be less because people are
scared to cross over,” he said.
But a man rushing to get to work, looked surprised when asked whether he was
frightened.
“What of? Of Greeks? No, I’m never frightened of Greeks,” he said.
CYPRUS MAIL 21/01/09
Erçakıca: BM'nin bazı öneriler sunması gerekecek
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, görüşme sürecinin daha yoğunlaşmış bir
şekilde devam etmesinden yana olan Türk tarafının, daha etkin
sürdürülmesine yardımcı olacaksa, görüşmelerin belirli
aralıklarla yurt dışında sürdürülmesine karşı
olmadıklarını söyledi.
Erçakıca, şu ana kadar
üçüncü taraf olarak masaya herhangi bir öneri koymayan BM'nin eninde sonunda,
tarafları yaklaştıracak, uzlaştıracak bazı
öneriler hazırlamasının gerekeceğini belirtti.
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın
brifinginde, Kıbrıs sorununa çözüm bulma amaçlı müzakere süreci
ve son gelişmeler hakkında bilgi verdi. Erçakıca, gazetecilerin
sorularını da yanıtladı.
Temsilciler bugün bir araya gelecek
Hasan Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas'ın 16 Ocak'ta gerçekleştirdiği
görüşmede, "Yönetim ve Güç Paylaşımı" konusunun görüşülmesinin
tamamlandığını söyledi.
Erçakıca, "Bu
başlık altında taraflar çeşitli konulardaki
pozisyonlarını ortaya koymuş ve bunları
yakınlaştırma çabası içerisine girmiştir. Aradan geçen
4 ay zarfında bu başlık altında liderler seviyesinde 16
toplantı gerçekleştirildi. Bunun yanı sıra liderlerin
temsilcileri de konuların detaylarını görüşmek üzere
toplandı" dedi.
3 Eylül'de başlayan müzakerelerde
ele alınan ilk konu olan "Yönetim ve Güç
Paylaşımı"yla ilgili görüşmelerin temsilciler Özdil
Nami ve Yorgo Yakovu düzeyinde devam edeceğini kaydeden Erçakıca,
bugün bir araya gelecek temsilcilerin yakınlaşma sağlamaya
çalışacağını belirtti.
Erçakıca, temsilcilerin her
konudaki durumu saptayan ortak bir değerlendirme belgesi
hazırlayacağını kaydetti.
Görüş farklılığı devam
ediyor
Konuların pek çoğunda
yakınlaşma olduğu gibi, önemli bazı konulardaki görüş
farklılığının devam ettiğini söyleyen Hasan
Erçakıca, özellikle yürütmeyle ilgili çıkmazın devam
ettiğini söyledi.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Henüz önerilerini geri
çevirmedi. Biz de o konudaki tutumumuzu esnetmiş değiliz. Çünkü
öneriler asla kabul edilebilecek bir şey değildir. Birleşik oy
pusulası, pratikte, Kıbrıslı Türk liderleri
Kıbrıslı Rum halkının belirlemesi sonucuna neden
olabilir. Bu tartışma konusu bile değil."
Sırada mülkiyet var
Hasan Erçakıca, iki liderin 28
Ocak Çarşamba günü mülkiyet konusunu görüşmeye
başlayacağını da söyledi.
Gazetecilerin sorusu üzerine,
tarafların çalışma gruplarında ürettiklerinin yanı
sıra hazırladıkları öneriler bulunduğuna işaret
eden Erçakıca, ortada resmi bir tutum ya da belge bulunmamasına
rağmen Rum tarafının hazırlıklarını Türk
tarafına sunmadan basına sızdırdığına dikkat
çekti.
Müzakerelerin yurt dışında
devamı
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, müzakerelerin Brüksel'de devam edeceği
iddialarıyla ilgili soruyu yanıtında, şu an için
planlanmış böyle bir şey bulunmadığını
belirtti.
Erçakıca, görüşmelerin daha
etkin bir şekilde devam ettirilebilmesi için, Brüksel'i söylemiyorum,
gerekirse yurt dışında da görüşmeler yapılması ve
daha konsantre olunması zaten Türk tarafının
görüşüdür" dedi.
Görüşme sürecinin daha
yoğunlaşmış bir şekilde devam etmesinden yana olan
Türk tarafının, Bürgenstock tarzı, belirli aralıklarla yurt
dışında görüşmeler sürdürülmesinin gündeme gelmesi halinde
buna "hayır" demeyeceğini kaydeden Erçakıca,
"Eğer daha etkin sürdürülmesine yardımcı olacaksa,
görüşmeler yurt dışında sürdürülebilir, ancak bunun Brüksel
olacağını sanmıyorum" şeklinde konuştu.
Downer'ın hazırlıkları
Hasan Erçakıca, gazetecilerin, BM
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer'in "BM, yeni öneriler hazırlamak amacıyla teknokratlardan
bir ekip oluşturdu" yönündeki sözlerinin
hatırlatılması üzerine, BM'nin şu ana kadar üçüncü taraf
olarak masaya herhangi bir öneri koymadığını söyledi.
Erçakıca, Downer'in söz konusu
faaliyetlerinden haberdar olduklarına işaret ederek, "Biz bu
gibi hareketlere ve onların neticelerinin masaya getirilmesine, önümüzdeki
dönemde ihtiyaç olacağını düşünüyoruz. Bu nedenle biz bu
faaliyetlerden rahatsız olmuyoruz. Çünkü eninde sonunda, tarafları
yaklaştıracak, uzlaştıracak bazı önerilerin BM
tarafından masaya konulması gerekecek" dedi.
Hasan Erçakıca, TC
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bu yöndeki
açıklamalarını hatırlatarak, Türkiye'nin de BM'nin daha
aktif olmasından yana olduğunu belirtti.
Türkiye ile tam bir uyum söz konusu
Hasan Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın son Ankara ziyaretinde,
Kıbrıs sorununa acil ve kapsamlı bir çözüm bulunması
çabalarını destekleyen Türkiye Cumhuriyeti yetkilileriyle tam bir
uyum içinde olunduğunun bir kez daha teyit edildiğini söyledi.
Erçakıca, Türkiye Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın Brüksel'de yaptığı temas ve
konuşmalarda da ortaya konulduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin
Kıbrıs sorununa acil ve kapsamlı bir çözüm bulunması
çabalarını desteklediğini ve Cumhurbaşkanı
Talat'ın bu konudaki tutumuna tam anlamıyla destek verdiğini
belirtti.
Erçakıca, "Bu uyum ve
Türkiye Cumhuriyeti'nin çözüm sürecine verdiği destek, sürecin devamı
ve başarısı için en büyük güç ve motivasyon
kaynağımızdır" dedi.
KIBRIS 21/01/09
Tapu vermeyin!
35 yıl önce Rum
mülkleriyle ilgili olarak dönemin Başsavcısı ve Yüksek Mahkeme
Başkanı tarafından, Kıbrıs Türk Yönetimi'ne verilen
raporu açıklıyoruz
MÜLKİYET HAKKI
DEĞİŞTİRİLEMEZ... İkinci Barış
Harekatı'ndan hemen sonra, 12 Eylül 1974 tarihinde, dönemin
Başsavcısı Oktay Feridun ve Yüksek Mahkeme Başkanı
Necati Münir Ertegün tarafından Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi
Başkanı Rauf Denktaş'a gönderilen tarihi raporda, Rumların
terk ettiği mülklerin kullanımıyla ilgili ciddi uyarılar
var. Raporda, Rum mülklerine tapu verilemeyeceği belirtilirken "
Mülkiyetin hukuki rejimi değiştirilemez. Bunlar müsadere edilip
başkasına satıldığı taktirde, bu satış
alıcı lehine bir hak yaratmaz" deniliyor
BARIŞ GELİNCE TAZMİN EDİLECEK... Raporda, savaş sonrasında terk edilen gayri menkullerin hastane, baraka veya ahır inşası için kullanılabileceği belirtiliyor ve şu uyarı yapılıyor: Mülklere el koyan kuvvetler, ülkedeki hukuki şahısların mülkiyetinde olsa bile, her türlü harp malze