Talat: AB, Kıbrıslı Türk'ü yalnız bıraktı

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Deutsche Welle'ye verdiği röportajda, Brüksel'in müzakere odasına bomba fırlattığını söyledi.

ntvmsnbc

11 Mayıs. 2009 Pazartesi

KÖLN - KKTC lideri Mehmet Ali Talat, AB’nin Kıbrıs’a ilişkin tavrını eleştirdi ve “Brüksel’in müzakere odasına bomba fırlattığını” kaydetti.

Deutsche Welle’ye konuşan Talat, Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türkleri yalnız bıraktığına dikkat çekerek, şunları kaydetti:

"AB, Kıbrıslı Türklerin o büyük kararlılıkla savunduğu üyelik sürecini desteklemedi. İzolasyonları kaldıracağı sözünü verdi, kaldırmadı. Dolayısıyla Avrupa Birliği, Kıbrıs sorununda olumlu bir rol oynamadı.

Avrupa Birliği üstelik Kıbrıs Rum tarafını daha çözüm olmadan Avrupa Birliği'ne kabul ederek, Kıbrıs Rum tarafının çözüm isteğini öldürdü. Bu geçtiğimiz günlerde Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın aldığı kararla daha da vahim bir hale geldi. Halen müzakere ettiğimiz mülkiyet meselesini dikkate almadan, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı sanki Kıbrıs sorunu ve özellikle de mülkiyet sorunu hiç yokmuş gibi bir karar alarak, Kıbrıs Rum Mahkemesi'nin, Kuzey Kıbrıs'taki bir mal için aldığı kararın İngiltere'de uygulanabileceğine hükmetti ve aslında görüşme odasına bomba fırlattı. Bundan sonra Kıbrıs Rum tarafının mülkiyet başlığında bir ortak noktaya varmak için esneklik göstermesi hayal oldu. Dolayısıyla AB, Kıbrıs'ı birliğe alarak büyük bir günah işlemekle kalmadı, günahlarını adeta katmerledi."

Talat, KKTC'de işbaşına gelen UBP hükümetinin de Kıbrıs sorununun çözümü dışında bir seçeneğin olmadığını gördüğünü söyledi: "Ancak gerçekten ne kadar yapıcı olacakları, çözüm sürecini ne kadar destekleyecekleri, önümüzdeki günlerde belli olacak."

KKTC Cumhurbaşkanı, Türkiye’deki "Ergenekon sürecinin Kıbrıs’taki müzakerelere etkisi olacağını tahmin etmediğini" söyledi.

Hastalık saçıyor

Sağlık açısından büyük risk var… KIBRIS’ın sorularını yanıtlayan AB Komisyonu’nun Kıbrıs Türk Masası Sorumlusu Andrew Rasbash, Dikmen Çöplüğü’nün kontrolsüz atılan çöpler nedeniyle, ciddi tehlikeler içerdiğine dikkat çekti. Rasbash, meydana gelen kirliliğin belirgin sağlık riskleri taşıdığını, buna bağlı olarak suların mikroplanması, hava ve toprağın hastalık yayabilecek şekilde çevresel tehlikeler taşımasına neden olduğunu vurguladı.

Proje uygulamaya girecek… Dikmen çöplüğünü iyileştirmek amacıyla bir proje hazırlandığını belirten Rasbash, AB’nin, ‘Kıbrıs Türk Toplumuna Yardım Programı’ çerçevesinde ayırdığı 259 milyon Euro’nun bir kısmını Dikmen’e harcayacaklarını söyledi. Çöp alanını iyileştirme önlemlerinin bu yıl içinde başlayacağını ve Ekim 2011’de tamamlanmasının planlandığını belirten Rasbash, 27,5 hektar olan çöplüğün küçültülerek 11 hektar olacağını kaydetti. 


Ergül ERNUR


   Avrupa Birliği Komisyonu’ndan, Başkent Lefkoşa’yı ve çevresini yıllardır zehirleyen Dikmen Çöplüğü konusunda ciddi uyarılar geldi. Komisyonu’nun Kıbrıs Türk Masası Sorumlusu Andrew Rasbash, Dikmen Çöplüğü’ne kontrolsüz atılan çöpler nedeniyle, ciddi şekilde kirlilik meydana geldiğini vurguladı.
   Avrupa Birliği Komisyonu’nun Kıbrıs Türk Masası Sorumlusu Andrew Rasbash da, KIBRIS’ın sorularını yanıtladı. Rasbash, bu kirliliğin, belirgin sağlık riskleri ve buna bağlı olarak suların mikroplanması, hava ve toprağın hastalık yayabilecek şekilde çevresel tehlikeler taşımasına neden olduğunun altını çizdi.
   Avrupa Birliği’nin 259 milyon Euro’luk “Kıbrıs Türk Toplumuna Yardım Programı” finansmanıyla çöp alanının rehabilite edilmesinin planlandığını ifade eden Rasbash, projeyle, sağlık riskleri ve çevre kirliliğinin azaltılacağını savundu.
   Rasbash, çöp alanı iyileştirme önlemlerinin 2009 yılından başlanarak Ekim 2011’de tamamlanmasının planlandığını söyledi.
   Avrupa Birliği’nin Mali Yardım Programı çerçevesinde komisyonun, iki tanesi Lefkoşa’ya yerleştirilmek üzere beş tane hava kalitesi izleme istasyonu kurulmasını finanse ettiğini de kaydeden Rasbash, Dikmen Çöplüğü’nde alınması planlanan tedbirler arasında, 27, 5 hektar olan alanının küçültülerek 11 hektara düşürüleceğini belirtti.
   Sık aralıklarla yangınlara sahne olan Dikmen Çöplüğü’nden havaya karışan zehirli duman, halkı resmen zehirliyor. Bu durum ise vatandaşlar arasında infial yaratıyor.
   Çöplüğün rehabilitesiyle ilgili Lefkoşa’nın Türk kesimindeki AB temsilciliğinden talep edilen yardıma geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği Komisyonu’ndan cevap geldi.

“Beş hava kalitesi izleme istasyonu kurulacak”

   Avrupa Birliği Komisyonu’nun Kıbrıs Türk Masası Sorumlusu Andrew Rasbash, Avrupa Komisyonu’nun çevresel göstergeleri ölçme çalışmaları yürütmediklerini söyledi.
   Rasbash, Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik gelişimini destekleme amaçlı Avrupa Birliği’nin Mali Yardım Programı çerçevesinde komisyonun, iki tanesi Lefkoşa’ya yerleştirilmek üzere beş tane hava kalitesi izleme istasyonu kurulmasını finanse ettiğini kaydetti.
   30 yıldan fazla bir zamandır farklı türlerdeki çöpler ve atıkların (evsel ve ticari atıklar, endüstriyel atıklar, inşaat çöplükleri ve molozlar, çarşı, pazar atıkları, tıbbi atıklar, asbest, septik tanklardan sızan lağım suları…) Kuzey Kıbrıs’ın en büyük çöp alanı olan Dikmen Çöplüğü’ne atıldığını anımsatan Avrupa Birliği Komisyonu’nun Kıbrıs Türk Masası Sorumlusu Andrew Rasbash, “alandaki çöplerin 1.3 milyon metreküp hacmi olduğunu tahmin ediyoruz” dedi.
   Rasbash, kontrolsüz atılan çöpler sonucunda, alanın ciddi sağlık riskleri ve ekolojik tehlikelere (su, hava ve toprak kirliliği) yol açabilecek şekilde kirlendiğine dikkat çekti.
   Bu durumu iyileştirmek amacıyla, Avrupa Birliği’nin 259 milyon Euro’luk Kıbrıs Türk Toplumuna Yardım Programı finansmanıyla çöp alanının rehabilite edilmesinin planlandığını ifade eden Rasbash, bunun sonucunda, sağlık riskleri ve çevre kirliliğinin azaltılacağını belirtti.

“Dikmen Çöplüğü küçültülecek”

   Avrupa Birliği Komisyonu’nun Kıbrıs Türk Masası Sorumlusu Andrew Rasbash, Dikmen Çöplüğü’nde alınması planlanan tedbirler arasında, 27, 5 hektar olan alanının küçültülmesinin planlandığını söyledi.
   Bunun da çöp ve atıkların başka bir alana taşınmasıyla sağlanacağını ifade eden Rasbash, “Bu durum kirli bölgelerin temizlenmesine ve daha kapsamlı önlemelerin uygulanacağı alanların küçültülmesine yardımcı olacak” dedi.
   Rasbash, çöp alanındaki çöplerin başka bir alana nakledilmesiyle, çöple kaplı alanın 11 hektar olacağına işaret ederek, yaklaşık 16,5 hektarlık bir alanın temizlenmiş olacağını belirtti.
   Avrupa Birliği Komisyonu’nun Kıbrıs Türk Masası Sorumlusu Andrew Rasbash, çöp yüzeyine özel sentetik bir örtü uygulanarak, geriye kalan atık yoğunluğunun, kaplanmasının sağlanacağını da kaydetti.
   Gaz toplama kuyuları inşa edilerek, çöp alanının kapanmasının ardından yayılmaya devam etmesi beklenen gazın toplanmasının sağlanacağını belirten Rasbash, sızıntı sularını toplama hendekleri ve buhar havuzu inşa edilerek, çöp alanında geriye kalan sızıntı sularına çözüm getirileceğinin altını çizdi.
   Rasbash, çöp alanı iyileştirme önlemlerinin 2009 yılından başlanarak Ekim 2011’de tamamlanması planlandığını söyleyerek, çöp alanı işletmecilerine çöp yangınlarını önleme konusunda tavsiyeler verildiğini ifade etti.

KIBRIS 11/05/09

 

“Türk garantisi olmazsa Çözüm de olmaz !”

Güneyde yayınlanan Kathimerini gazetesine konuşan Talat, garantilerin Türkiye için deği Kıbrıslı Türkler için önemli olduğunu vurguladı

 Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafında yayımlanan haftalık Kathimerini gazetesine verdiği demeçte, “Türk garantileri olmaksızın çözüm yok” dedi.
   Gazeteye demecinde, Türkiye’nin garantileri olmaksızın Kıbrıs sorununun çözümünün Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilemeyeceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, “federasyonun; esas olarak iki devlet arasındaki konfederasyonun yerini alan yapıcı belirsizlik ifadesi olarak ortaya çıktığını” sözlerine ekledi.
   Gazete, Cumhurbaşkanı Talat’ın; Avrupa Komisyonu’nu; “Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla iki lider arasında doğrudan müzakereler gerçekleştirildiği bir sırada karar yayımlamaması için Avrupa Toplulukları Adalet Divanına (ATAD) yönelik müdahaleye kalkıştığı” konusunda “gammazladığı” yorumunda da bulundu.
   Gazeteye demecinde, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın “Yönetim ve Güç Paylaşımı” ile ilgili önerilerini “işitilmedik”, mal-mülklerle ilgili önerilerini de “aşırı” olarak nitelendiren Talat, Rum siyasi partilerinden DİKO ve EDEK’in Hristofyas’ı müzakere ederken kısıtladıklarını hissettiğini de kaydetti.

Garanti anlaşmaları Kıbrıslı Türkler için gerekli

   Gazete yukarıdaki kısa girişin ardından, Andreas Parashos imzalı haberini soru-cevap şeklinde yayımlamaya devam etti.
   “Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, geçenlerde Kıbrıs’ta garantör devletler olan İngiltere ve Yunanistan’ın Kıbrıs sorununun çözümüne katkıda bulunacağına inandığını söyledi. Şu an gerçekleştirilen müzakerelerde garantör devletler sürece katkıda bulunuyorlar mı?” şeklindeki bir soruya Cumhurbaşkanı Talat, garantör devletlerin şimdilik geri çekilip yolu açtıklarını, fakat bildiği kadarıyla üçünün de müzakereler sürecini desteklediğini söyledi.
   “Garantör güçler kurumunun, çağdaş dünyada ‘geçmişe yapışıp kalmak’ gibi düşünülüp düşünülmediği” ile ilgili bir soruya, bunun aslında özde böyle olduğu yanıtını veren Talat, meselenin; Kıbrıslı Rumlarla problemler ve çatışmalar olmaksızın bir arada yaşama deneyimine sahip olmamaları olduğunu belirtti. Garantiler olmasaydı, Kıbrıslı Türklerin adada eşit bir toplum olarak var olmayacaklarına da işaret eden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklerin vasisi olmuş olacağını ve Kıbrıslı Türklerin azınlık haklarına dahi sahip olamamış olacaklarını kaydetti.
   Garanti anlaşmalarının Türkiye için değil fakat Kıbrıslı Türkler için gerekli olduğunu vurgulayan Talat, bu durumun ne yazık ki Kıbrıslı Rumlar tarafından yanlış yorumlandığını sözlerine ekledi.
   “Birleşmiş Milletler (BM) veya NATO’dan garantiler var olduğu takdirde, tezinizin değişmesi için bu yeterli olmayacak mı” sorusuna karşılık ise Cumhurbaşkanı Talat, bu savların Kıbrıslı Türkler için gerçekten gülünç olduğunu söyledi ve şöyle devam etti;

Türkiye’nin garantisi referandumda evet için tek yoldur

   “Bu fikirler Kıbrıslı Türkler için gerçekten gülünçtür. Çünkü Kıbrıslı Türkler bu garantörlerin varlığında öldürüldüler, katledildiler ve Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetindeki pozisyonlarından kovuldular. Birleşmiş Milletler, İngilizler ve diğerlerini kast ediyorum... Ve hiçbir Kıbrıslı Türk’ün bu garantörlerin garantilerine güvenmesi mümkün değildir. Bu yüzden Türk garantilerinin muhafaza edilmesini istiyorlar.”
   “Kıbrıs sorununun çözümünün Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilebilmesi için Türk garantilerini de ihtiva etmesi mi gerektiği” şeklindeki bir soruya karşılık ise Talat; “Kesinlikle. Bu Kıbrıslı Türkler tarafından referandumda olumlu oy çıkması için tek yoldur” dedi.
   Başbakan Derviş Eroğlu’nun ortaya çıkacak olan yeni devletin egemenliğine ilişkin yaptığı açıklamaları yorumlamayacağını söyleyen Talat, “kendi federasyonumuz, benim söylediğim gibi, iki halktan meydana gelecek” dedi.
   Kendisinin, federasyonu “iki halkın”, Kıbrıs Rum kesiminin ise “iki toplumun” oluşturacağını söylediğini ifade eden Talat, federasyonun iki toplumlu-iki kesimli olacağını ve iki oluşturucu devlete sahip olacağını, tek devlet ve tek toplumdan meydana gelecek olan bir federasyon olmayacağını kaydetti.
   “Fakat, ‘devletiniz’ uluslararası anlamda tanınmıyor. Yani ‘KKTC’ bir devlet olarak var değil. Olmayan bir devletle federasyon nasıl olsun?” sorusuna, “Tabii ki bir devletimiz var. Tanınmamasına rağmen ben bu devletin başkanıyım, ki bu da zaten başka bir sorundur” şeklinde yanıt veren Talat, şunları ekledi:
   “Kıbrıs Rum tarafı bir konfederasyon meydana getirmemizi kabul etmediği andan itibaren, yapıcı belirsizliği muhafaza etmek adına, ‘siyasi eşitliğe, tek uluslar arası şahsiyete, keza, eşit statüye sahip bir Kıbrıs Türk oluşturucu devleti ve bir Kıbrıs Rum oluşturucu devletinden oluşacak olan iki kesimli-iki toplumlu federasyon terimini kullanıyoruz.”
   Rum lider Hristofyas’ın “Mülkiyet” konusundaki önerisinin de yine BM parametreleri dışında olduğunu belirten Talat, mal-mülkle ilgili kararı şimdiki değil, yalnızca önceki sahibinin vereceği konusuna, BM tarafından hiçbir zaman değinilmediği gibi, uluslararası toplumun da herhangi bir önerisi, anlaşması ya da çalışmasında bunun ortaya konmadığına da işaret etti.
   Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakerelerin başlamasından bu yana müzakere masasına ilk kez böyle bir öneri konulduğunu ifade eden Talat, “Mülkiyet” başlığındaki anlaşmazlığın sebebinin Kıbrıs Rum tarafının aşırı ve alışılmamış önerileri olduğunu kaydetti.

Zaman takvimleri olmadığı için gecikme oluyor

   Müzakerelerin hızlandırılması konusunda, kimseye sorumluluk yüklemek istemediğini belirten Talat, her başlık için zaman çerçeveleri belirlememelerinin gecikmeye sebep olduğunu, müzakerelere zaman takvimleri konulursa daha hızlı olacaklarını söyledi. Zaman takvimleri olmamasından dolayı gecikme yaşandığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, sıkı zaman takvimleri olmamaları kaydıyla kendisinin her zaman takvimlerden yana olduğunu belirtti.
   “Aklınızdaki zaman takvimleri hangileridir?” sorusuna karşılık ise Talat şunları söyledi:
   “Şimdi, benim kendi zaman takvimim Haziran ortalarına, ya da Haziran sonlarına kadar altı başlığın ilk okumasını, Temmuz ayında da ikinci okumasını tamamlamamız gerektiği şeklindedir. Yazdan sonra da al-vere başlama pozisyonunda olmamız gerekir.”

KIBRIS 11/05/09

 

Rum basınından Davutoğlu′na destek

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu′nun yeni görevi devraldıktan hemen sonra KKTC′ye yaptığı ziyaretin, Güney Kıbrıs Rum Kesimi′nde yankıları sürüyor. Cyprus Mail gazetesi de, ziyareti kınayan Rum politikacıları eleştirirken "Hükümetin, ziyaretin yaşa dışılığı konusunda o kadar gürültü koparmak yerine, bir Türk Dışişleri Bakanı tarafından şimdiye kadar yapılan en ılımlı ve makul değerlendirmeleri oluşturan Davutoğlu′nun beyanlarını olumlu karşılaması gerekirdi" diye yazdı. Ahmet Davutoğlu′nun görevi resmen üstlendikten üç gün sonra 6 Mayıs′ta KKTC′ye yaptığı ziyaret, Rum Kesimi′nde geniş bir yankı buldu. Ziyareti "yasa dışı" ilan eden Rum politikacıları ve köşe yazarlarının yoğun eleştirileri, Rum Kesimi′nin içerisinden de tepki geldi. Nitekim, İngilizce olarak yayımlanan Cyprus Mail gazetesinin bir yorumunda Davutloğu′nun KKTC ziyaretini kınayanlar, eleştirildi. Cyprus Mail, yorumunda Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas′tan en alt düzeydeki yetkiliye kadar herkesin "yasa dışı" ziyareti kınadığına işaret ederken Rum Yönetimince verilen tepkileri "anlamsız" olarak niteleyerek bu tepkileri Kıbrıs dışındaki hiç kimsenin ciddiye almadığını kaydetti. Gazete şu görüşleri dile getirdi:
"Hükümetin, ziyaretin yasa dışılığı konusunda o kadar gürültü koparmak yerine, bir Türk Dışişleri Bakanı tarafından şimdiye kadar yapılan en ılımlı ve en makul değerlendirmeleri oluşturan Davutoğlu′nun beyanlarını olumlu karşılaması gerekirdi. Rum Yönetimi’nden her zaman sert bir tepki uyandıran "kurucu devletler′ ve "iki halk"tan söz etmedi. Bunun yerine iki tarafın güvenliğini, siyasi eşitliği ve iki bölgeliliği sağlayacak bir çözüm için çalışma gereğine odaklandı. Hristofyas′ın bile, Yunanistan ile ilişkileri geliştirmeye çalışacağını da söyleyen Davutoğlu tarafından belirlenen hedefler ile mutabık olmaması imkansız."
Adada devam eden barış görüşmelerini destekleyenler açısından Davutloğu′nun ziyaretinin diğer bir olumlu yönünün de bulunduğu kaydedilen yorumda "Davutloğu′nun sözlü olarak müzakerelere verdiği desteğin yanısıra yeni şahin iktidar partisi UBP′nin prosedüre zarar verecek eylemlerde bulunmamasını sağladığı da sanılıyor" denildi ve KKTC′nin yeni Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün′ün, Davutoğlu ile görüşmesinin ardından "UBP hükümetinin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat′ın çabalarına tam destek verdiğini söylediği" de vurgulandı.

HALKIN SESI 11/05/09

 

Rum Yönetimi Kıbrıslı Türklerin koltuğunda

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Avrupa Parlamento'sunda Türklere ayırması gereken iki sandalyeyi, yine teslim etmiyor.

 

GÜLDENER SONUMUT
12 Mayıs. 2009 Salı

BRÜKSEL - Kıbrıslı Türklerin itirazlarına rağmen, Rum Yönetimi Haziran ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçiminde tüm ada için ayrılan 6 sandalyenin tamamını dolduracak. Nedeni taraflar arasındaki müzakerelerin sonuçlanmaması.

1 Mayıs 2004'te Avrupa Birliği'ne üye olan Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin üyelik senedinde Avrupa Parlamentosu'nda ada için ayrılan 6 sandalye'nin 4'ünün Rumlar, 2'sinin de Kıbrıslı Türkler tarafından doldurulması öngörülüyor.

Bu duruma dikkat çeken Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözüm sağlanana kadar Kıbrıslı Türklere ait iki sandalyenin en azından boş tuutlmasını talep etti.

Ancak çözüm müzakerelerini ağırdan alan Rum Yönetimi, Haziran ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçiminde "anlaşma sağlanmadığını gerekçe göstererek" Kıbrıslı Türklere ait kontenjanı da doldurmaya hazırlanıyor.

Üstelik müzakere süreci çözümle sonuçlansa dahi, Rum milletvekilleri bir sonraki Avrupa Parlamentosu seçimine kadar Kıbrıslı Tüklere ait sandalyelerde oturmaya devam edecek.

Diplomatik kaynaklar Rum Kesimi'nde bulunan siyasi partilerin "Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu taşıyan Türkleri" aday göstermeyerek, iyi niyet sergilemediğine de vurgu yapıyor.

Aynı kaynaklar, "Bu pasaporta sahip Türklerin Avrupa Adalet Divanı'na başvurması halinde, Rum Yönetimi'nin zor durumda kalabileceğine dikkat çekiyor.

AB bizi yalınız bıraktı!

Almanya’nın Deutsche Welle kanalı Mehmet Ali Talat ile söyleşi yaptı.

 Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Avrupa Birliği (AB) Kıbrıslı Türkleri yalnız bıraktı. Kıbrıslı Türklerin o büyük kararlılıkla savunduğu Avrupa Birliği üyeliği ve Avrupa Birliği sürecini desteklemedi” dedi.
   Talat, kendisine Ulusal Birlik Partisi’nin (UBP) tavrını soran Deutsche Welle muhabirine, şu yanıtı verdi: “Benim inancım olarak sorarsanız, samimidirler; çünkü Kıbrıs sorununun çözümü dışında bir seçeneğin artık olmadığını onlar da görüyorlar, görmüş olmalıdırlar. Ancak gerçekten ne kadar yapıcı olacakları, çözüm sürecini ne kadar destekleyecekleri ise, bu önümüzdeki günlerde belli olacak.”

Deutsche Welle’nin Türkçe servisi

  Almanya’nın dünyaca ünlü haber istasyonu Deutsche Welle, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir söyleşi gerçekleştirdi.
  Nihat Halıcı tarafından gerçekleştirilen ve Deutsche Welle’nin Türkçe servisinde yayınlanan söyleşide, “Beş yıl önce, AB üyeliğinin hemen öncesinde yapılan referandumda Kıbrıslı Rumlar’ın yüzde 75’i, BM’nin yeniden birleşme planını reddetmişti” hatırlatmasına yer verildi.
   Söyleşide Mehmet Ali Talat’tan “Kuzey Kıbrıs lideri” sıfatıyla bahsedilmesi dikkat çekti.
Mehmet Ali Talat, AB’nin Kıbrıs’a ilişkin tavrını eleştirdi. “Brüksel’in görüşme odasına bomba fırlattığını” kaydeden Talat, Ada’daki son gelişmelerle ilgili Deutsche Welle’nin sorularını yanıtladı.
Soru ve yanıtlar şöyle:

AB bizi yalınız bıraktı desteklemedi

DEUTSCHE WELLE: Başbakanlık döneminizi de sayarsak 2004’ten beri Kuzey Kıbrıs’ın kaderine yön veren isimlerden birisiniz. Birleşme yanlısı, Avrupa Birliği yanlısı bir isim olarak anılıyorsunuz. Özellikle son seçimlerde muhalefetin zaferini düşündüğünüzde, Brüksel’in size yeterince destek olmadığı, Kıbrıs’taki ılımlı Türk çevreleri bir anlamda yalnız bıraktığı kanısına kapıldınız mı?
TALAT: Şimdi tabi şunu söyleyeyim, bir kere biz Brüksel'den, Kıbrıs'taki, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki seçimlere herhangi bir müdahale beklemiyorduk, böyle bir talebimiz de olmadı. Ancak en genelde olaya bakacak olursak, gerçekten Avrupa Birliği Kıbrıslı Türkleri yalnız bıraktı. Kıbrıslı Türklerin o büyük kararlılıkla savunduğu Avrupa Birliği üyeliği ve Avrupa Birliği sürecini desteklemedi. İzolasyonları kaldıracağı sözünü verdi, kaldırmadı. Dolayısıyla Avrupa Birliği, Kıbrıs sorununda olumlu bir rol oynamadı. Avrupa Birliği üstelik Kıbrıs Rum tarafını daha çözüm olmadan Avrupa Birliği'ne kabul ederek, Kıbrıs Rum tarafının çözüm isteğini öldürdü. Bu geçtiğimiz günlerde Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın aldığı kararla daha da vahim bir hale geldi. Halen müzakere ettiğimiz mülkiyet meselesini dikkate almadan, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı sanki iki tane normal vatandaş arasında bir sorun varmış gibi, sanki Kıbrıs sorunu hiç yokmuş gibi, Kıbrıs'ta sanki hiç mülkiyet sorunu yokmuş gibi bir karar alarak, Kıbrıs Rum Mahkemesi'nin, Kuzey Kıbrıs'taki bir mal için aldığı kararın İngiltere'de uygulanabileceğine hükmetti ve aslında görüşme odasına bomba fırlattı. Bundan sonra Kıbrıs Rum tarafının çözüm konusunda özellikle mülkiyet başlığının bir ortak noktaya vardırılabilmesi konusunda esneklik gösterebileceğini düşünmek sadece hayal oldu. Dolayısıyla Avrupa Birliği, Kıbrıs'ı Avrupa Birliği'ne alarak büyük bir günah işlemekle kalmadı, günahlarını adeta katmerledi, bunu söyleyebilirim bu aşamada.

“Muhalefet samimidir”

DEUTSCHE WELLE: Hristofyas ile 14 Mayıs‘ta önümüzdeki hafta tekrar bir araya geleceksiniz. Ulusal Birlik Partisi, müzakerelerde size destek vereceğini açıkladı. Keza siz de müzakerelerin belki de sona ermesini bekleyenlere inat, “görüşmeleri daha da yoğunlaştıracağız” dediniz. Muhalefet desteğinde ne kadar samimi, siz bundan sonra gelişmeleri ne kadar kontrol altında tutabileceksiniz?
TALAT: Muhalefet ne kadar samimi, şimdi benim inancım olarak sorarsanız, samimidirler; çünkü Kıbrıs sorununun çözümü dışında bir seçeneğin artık olmadığını onlar da görüyorlar, görmüş olmalıdırlar. Ancak gerçekten ne kadar yapıcı olacakları, çözüm sürecini ne kadar destekleyecekleri ise, bu önümüzdeki günlerde belli olacak. Aslında o güne kadar sabretmek ve o günleri hep birlikte görmek gerekir diye düşünüyorum bu bakımdan. Ne kadar kontrol altında tutabileceğim konusuna gelince, görüşmeleri yürütmek tabii ki Cumhurbaşkanının görevidir. Çünkü uluslararası alanda, Birleşmiş Milletler zemininde, iki Cumhurbaşkanı iki toplumun liderleri olarak kabul edilir ve müzakereler öyle yapılır. O nedenle, iki toplumun liderleri müzakere ettiğine göre, ben de Kıbrıs Türk toplumunun lideri pozisyonunda olduğuma göre ve halkımı temsil ettiğime göre, benim müzakereleri yürütmemde herhangi bir tereddüt yoktur, zaten öyle bir iddiada veya bunun tersi bir iddiada da bulunulmuş değildir. Ancak tabii ki hükümetle uyum şarttır, çünkü varılacak anlaşmanın referanduma konabilmesi için, hükümetin bu anlaşmanın referanduma konulmasını sağlayacak olan bir yasa hazırlaması ve bunu meclisten geçirmesi gerekir. Meclis çoğunluğunu elinde tutan meclis partinin, hükümeti de tabii ki kuran partinin, bu konuda Cumhurbaşkanıyla uyumlu çalışması gerekir. Ben bu uyumun sağlanacağını düşünüyorum. Zaten Sayın Başbakan kısa bir süre önce bu soruya cevap verirken, “biz referandumun yapılması konusunda herhangi bir sorun yaratmayacağız” dedi, öyle hatırlıyorum. Bu tabii ki yeterlidir, çünkü her siyasi partinin kendi görüşü olabilecektir, görüşü farklı bile olsa, bu olanağı Kıbrıs Türk insanına vereceğini kabul etmesi veya vereceğini taahhüt etmesi sanırım yeterli güvencedir.

Ergenekon’un etkisi olacağına inanmıyorum!

DEUTSCHE WELLE: Türkiye’deki Ergenekon sürecinin Kıbrıs bağlantıları da gündeme geldi. Bu gelişmeler Kıbrıs siyasetine, Kıbrıs’ın muhtemel bütünleşme sürecine nasıl yansır?
TALAT: Çok fazla bir etkisi olacağını düşünmüyorum. Çünkü sonuçta sorun çözülme aşamasına girdi Türkiye'de ve yargı kararını verecek. Bize olan etkisi konusuna gelince, yani Ergenekon Süreci diye tabir edilen sürecin bize uzanan ayağına gelince, bizim Başsavcılığımız Dışişleri Bakanlığımız vasıtası ile Türkiye'den, ilgili kurumundan, konuyla ilgili Kıbrıs'ta soruşturma yapabilmek için, daha ileri bilgi istedi. Dolayısıyla o bilgiler geldiği zaman, sürecin bu Kıbrıs ayağının bir şekil alacağını söyleyebilirim. Şimdilik bu kadar çünkü konu siyasi boyutta değil, tamamen hukuki boyutta ilerlemektedir şu sıralarda.

KIBRIS 12/05/09

 

 

Talat’ın mektubu BM belgesi oldu

Cumhurbaşkanı, Moon’a, Rum-İsrail arasındaki deniz yetki alanlarının belirlenmesine ilişkin mektup göndermişti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, Rum Yönetimi ile İsrail arasında deniz yetki alanlarının belirlenmesine ilişkin gerçekleştirilen görüşmeler konusunda 14 Nisan’da Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon’a gönderdiği mektup BM belgesi olarak yayınlandı.
   Cumhurbaşkanı Talat mektubunda, Rum Yönetimi’nin Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının belirlenmesine yönelik sürdürmekte olduğu girişimlerle Kıbrıs Türkleri’nin temel haklarını ihlal ettiğini belirtti.
   Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Talat mektupta, 2004 yılında BM himayesinde yürütülen müzakere sürecinde deniz yetki alanlarının belirlenmesinin hassas bir konu olduğunu ve BM kapsamlı çözüm planında Kıbrıs’ta kapsamlı siyasi çözüm bulunduktan sonra bu konuya yönelineceği kararını hatırlattı.
   Mektupta yasal “Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti” anlamında hareket eden Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıslı Rumları temsil ettiğini ve tüm Kıbrıs adına müzakere etme, anlaşma sonuçlandırma, sondaj araştırması yapma, yasa geçirme veya araştırma ve kullanma izni yetkisine sahip olmadığını aktaran Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik tam teşekküllü müzakereler devam ederken Kıbrıslı Rumların konuyla ilgili atmış oldukları tahrikçi adımlara dikkat çekerek, bu durumu “Rum Yönetimi’nin konuyu müzakere masası dışında çözme yönündeki kronik girişimlerinin bir bölümü” olarak tanımladı.
   Mektubunda “Kıbrıslı Türklerin haklarına ve çıkarlarına ilgisiz olan bu kabul edilemez ve provokatif adımlar iki taraf arasında güven eksikliğini derinleştirmekle kalmadığı gibi aynı zamanda her iki taraf arasında gerilimin yükselmesine ve kapsamlı çözüm şanslarının zayıflatılmasına yol açabilmektedir” ifadelerine yer veren Cumhurbaşkanı Talat, genelde uluslararası topluma özelde ise BM’ye Rum Yönetimi’ni Kıbrıs’ta yeni şartlar belirlenene kadar bu tür aktivitelere son vermesi yönünde uyarıda bulunması için çağrı yaptı.

KIBRIS 12/05/09

 

Hükümetten köklü reform sözü

19 Nisan′daki erken genel seçimin ardından UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu başkanlığında kurulan hükümetin "şaşmaz hedefinin", "devleti yüceltmek, halkın haklarını korumak, gerçekler temelinde sağlam, adil ve kalıcı bir anlaşma yolu ile çözüme ulaşılması" olduğu açıklandı.
Avrupa Birliği standartlarını yakalamak için her türlü çabayı göstereceğini vurgulayan yeni hükümet, uzlaşıyla hazırlanacak Anayasa değişikliği için gelecek yıl yapılacak Cumhurbaşkanlığı ya da yerel yönetimler seçimlerinde veya başka bir tarihte referanduma gidilmesine tam destek vereceğini duyurdu.
Kıbrıs müzakerelerin hedefinin "sulandırılmamış iki kesimlilik, kurucu devletlerin siyasi eşit statüsüne dayalı yeni bir ortaklık ve Türkiye′nin etkin ve fiili garantörlüğünün devamının sağlandığı adil, yaşayabilir ve kalıcı bir anlaşmaya varmak" olduğunu vurgulayan hükümet, olası bir anlaşmanın AB′nin birincil hukuku olması gerektiğine de vurgu yaptı.
Ekonomik sorunlara karşı alınacak önlemlerin geniş yer tuttuğu hükümet   programına göre kısa süre içinde Başbakanlık Ekonomik Koordinasyon Kurulu daha sonra da Başbakanlık Teftiş Kurulu kurulacak.
4 yeni projeden söz edilen hükümet programına göre serbest bölge modeli üzerinde çalışılacak, kesintisiz, maliyeti düşük enerji için Türkiye′den su, elektrik ve doğalgaz getirilecek, teknoloji tabanlı üretim ve hizmet projeleri desteklenecek, uluslararası hizmet alım-satım projesi desteklenerek teknoloji yatırımları da teşvik edilecek.
Elektrik fiyatlarının akaryakıt fiyatlarına göre değerlendirilmesi, emirnamelerin kaldırılması, kolejlerin orta bölümlerinin yeniden açılması, tarih kitaplarının gözden geçirilmesi, stopajın ve Bankacılık Sigortacılık İşlem Vergisi′nin kaldırılması, KDV oranlarının gözden geçirilmesi ve KDV iadesinin geri getirilmesinin değerlendirilmeye alınması, Fiyat İstikrar Fonu′nun alanının daraltılması, re′sen vergilerin uygulamadaki sıkıntılar ışığında yeniden değerlendirilmesi, tüfek tasarruf ruhsatlarının bir defaya mahsus çıkarılması, motorlu araç seyrüsefer ruhsat harçlarının düşürülmesi yeni hükümetin hedefleri arasında yer alıyor.
Avrupa Birliği (AB) ve üye ülkelerle    ilişkilerin güçlendirilmesi ve İslam Konferansı Örgütü ile mevcut ilişkilerin daha da ileriye götürülmesini hedefleri arasına koyan Başbakan Derviş Eroğlu başkanlığındaki Ulusal Birlik Partisi hükümeti, Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi′ne (AKPA) gerekli önemin verilmesini, dışa açılım politikalarının ana hedeflerinden biri olarak öngördü.
KKTC′yi AB standartlarında bir alt yapıya kavuşturmakta kararlılık           belirtilerek, telekomünikasyon alanındaki özelleştirmenin hızlandırılması, teknopark projelerinin desteklenmesi, evlere fiber (FTTH) uygulamalarına geçişin önünün açılması, denizciliğin geliştirilmesi, bölgesel aile danışmanlığı birimleri oluşturulmasını hedefleyen hükümet, günün koşullarına uygun bir Sendikalar Yasası oluşturulması, Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Referandum Yasası′nda düzenleme yapılması, Asgari Ücret Yasası çalışmalarının hızlanmasını da öngörü olarak ortaya koydu.
Bir kısmını Başbakan Eroğlu′nun, bir kısmını da Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy′un dün Cumhuriyet Meclisi′nde okuduğu Hükümet Programı′nda, Başbakanlık ve 10 bakanlığın hedeflediği icraatlar yer alıyor.
GEMİNİN REFAH, HUZUR, GÜVEN VE BARIŞ LİMANINA ULAŞMASI ORTAK ARZU
Başbakan Eroğlu, "Hepimiz aynı geminin yolcularıyız. Bu geminin istediğimiz refah, huzur, güven ve barış limanına ulaşması hepimizin ortak arzusudur. Bizi eleştiriniz. Hem de kıyasıya eleştiriniz. Bizi denetleyiniz. Hem de en sıkı şekilde denetleyiniz" dedi.
İyi niyetli eleştirilerden yararlanacaklarını, yasal tüm denetimlere açık olacaklarını vurgulayan Başbakan Eroğlu, "Ama lütfen gemiye zarar vermeyelim. Bu gemi geleceğe doğru emin adımlarla ilerlesin ve bizden sonraki nesiller de bu güzel ülkede egemen, özgür, onurlu bir yaşam sürsünler" diye konuştu.
Halka ulaşan hizmetlerin kalitesini artırmakta kararlı olduklarını ifade eden Eroğlu, devleti yüceltmek, hakları korumak, gerçekler temelinde sağlam, adil ve kalıcı bir anlaşma yolu ile çözüme ulaşılmasının şaşmaz hedefleri olduğunu   söyledi.
Başbakan Derviş Eroğlu, Avrupa Birliği standartlarını yakalamak için her türlü çabayı göstereceklerini de belirterek, "Geliniz kısır çekişmeleri bir yana bırakalım ve halkımıza daha güzel hizmetler verebilmek için projelerimizi, vizyonlarımızı, planlarımızı yarıştıralım" çağrısı yaptı.
ATEŞTEN GÖMLEK... DEVLETİN KASASI BOMBOŞ
Başbakan Eroğlu mecliste hükümet  programını okurken,19 Nisan′daki seçimlerde halkın UBP′yi tek başına iktidar olabilecek çoğunluğa ulaştırdığını belirterek, "UBP olarak çok zor bir dönemde görev aldığımızın bilincindeyiz. Halkımızın bugünlerde bizi karşılarken, bizimle görüşlerini paylaşırken kullandığı ′ateşten gömlek giydiniz, işiniz çok zor′ ifadeleri gerçek durumu yansıtmaktadır" dedi.
Derviş Eroğlu, gerek iç gerek dış sorunların oldukça yoğunlaştığını belirterek, yıllık ortalama yüzde 10 büyüyen bir ekonomi bırakmışken eksilerde bir ekonomi bulduklarını söyledi. Halkın yüzde 60′ının ekonomik durumunun 5 yıl önceye göre daha kötü olduğunu belirttiğini ifade eden Başbakan Eroğlu, yüzde 70′inin ise ay sonunda borç ödemelerini yaparken zorlandığını kaydetti.
Devletin kasasının bomboş ve tüm sektörlerin sıkıntılı olduğunu, sağlıkta, eğitimde iyi gidişat olmadığını belirten Başbakan Eroğlu, "Kıbrıs konusunda Rum tarafının uzlaşmazlığı artarken, uluslararası toplumun bunu daha da körükleyecek kararlara imza attığına" işaret etti.
TECRÜBE VE GENÇLİĞİN DİNAMİZMİNİN BULUŞTUĞU KOMPOZİSYON
Bakanlar Kurulu′nda tecrübe ile gençliğin dinamizminin buluştuğu bir kompozisyon gördüğünü belirten Eroğlu, siyaset anlayışlarını özetlerken, şöyle konuştu:
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İÇİN REFERANDUM
Geçen dönemde Meclis′te temsil edilen siyasi partiler arasında anayasal değişiklikler konusunda yapılan görüşmelerde kalınan yerden yeni bir süreç başlatılabileceği görüşündeyiz.
Hükümetimiz Anayasa, Seçim ve Halk Oylaması Yasası, Siyasal Partiler Yasası ve Meclis İç Tüzüğü′nün birlikte ele alınıp Meclis′te temsil edilen partiler arasında uzlaşıyla sonuca bağlanması için üzerine düşeni yapacaktır.
19 Nisan seçim sürecinde de gördük ki propaganda döneminden tutunuz, oy pusulasına kadar pek çok konuda güncellemeler yapmak, yaşanan sıkıntıları aşmamızı sağlayacak değişiklikler yapma zamanı gelmiştir.
Seçim bildirgemizde dile getirdiğimiz öneriye sadığız. UBP hükümeti anayasal değişiklikler için, çalışmaların uzlaşıyla tamamlanarak 2010 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı ya da belediye seçimlerinde veya uzlaşılacak başka bir tarihte referanduma gidilmesine tam destek verecektir" dedi.
Başbakan Eroğlu tarafından Cumhuriyet Meclisi′nde dün okunan hükümet         programında Başbakanlık ve bakanlıkların hedefleri de yer aldı.
BAŞBAKANLIK… EKONOMİK KOORDİNASYON KURULU
Başbakanlık Ekonomik Koordinasyon Kurulu′nun güvenoyu aldıktan kısa süre sonra, Başbakanlık Teftiş Kurulu′nun da mutlaka oluşturulacağı belirtilen hükümet programında, kooperatiflerin politik, ekonomik ve sosyal kalkınmada, küçük üreticilerin dayanışmasında ve tüketicilerin korunmasında bir araç olarak görüldüğü vurgulanıyor.
Üretici kooperatiflerin desteklenmeye devam edilmesi, küçük kooperatiflerin birleşerek güçlenmesi ve bunların üst birlikler şeklinde örgütlenmesinin teşvik edilmesi, Kooperatif Merkez Bankası′nın yeniden yapılandırılıp esas sahiplerine devredil- mesi, Esnaf Kredi ve Kefalet Kooperatifi kurulması da programda yer alıyor.
Vakıflar İdaresi Genel Müdürlüğü′nün yapısının güçlendirileceği ve gayrimenkullere sahip çıkılması için hükümetin destek vereceği belirtilen programda, Vakıflar Bankası′nın halka partizanlıktan uzak, bankacılığın gereklerini yerine getirerek etkin hizmet verebilmesi için de gerekenlerin yapılacağı ifade ediliyor.
ETKİN KAMU YÖNETİMİ İÇİN 2 BİRİM.
Kamu yönetiminde etkin hizmet için Başbakanlık bünyesinde "bürokrasinin azaltılması birimi" ve "vatandaşın hakkını koruma birimi" oluşturulacağı kaydedilen UBP Hükümeti, programında, "Hükümetimiz döneminde Başbakanlığa bağlı AB Koordinasyon Merkezi özel statüsü ile görev yapmaya devam edecektir. Bu merkezin güçlendirilerek AB nezdinde faaliyetlerini sürdürmesi için gerekli yasal ve idari düzenlemeler yapılacaktır" ifadeleri yer alıyor.
"POLİSİN BAŞBAKANLIK′A BAĞLANMASI İÇİN…"
UBP hükümetinin programında, "Polis Örgütünün Başbakanlık′a bağlanması için ilgili makamlarla gereken istişareler başlatılacak ve bu konu uzlaşı içinde karara bağlanacaktır" deniliyor. Polis Teşkilat Yasası ve Nakil Tüzüğü′nün günün ihtiyaçlarına yanıt verebilecek   şekilde düzenlenmesi de hedefler   arasında yer aldı.
REKABETE DAYALI SERBEST PİYASA EKONOMİSİ
Rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisinin ülkeyi refaha taşımaya en uygun ekonomik sistem olduğuna inanç belirtilen programa göre kısa-orta ve uzun vadeli politikalar üretilecek ve reform paketleri hazırlanacak; ekonomiyi düzenleyecek yasalar Avrupa Birliği normlarına uyum gözetilerek hazırlanacak ve sürece ekonomik sivil toplum örgütlerinin dahil edilmesine önem verilecek.
SEKTÖREL EKONOMİK POLİTİKALAR HAZIRLANACAK
Ekonomik büyümenin eksiye düşmesiyle ekonominin resesyon dönemi yaşadığı belirtilen hükümet programında, sektörel ekonomik programlar hazırlanacağı; ekonomik krizin etkilerinin azaltılması amacıyla kısa ve orta vadeli önlemler dizisinin uygulamaya konulacağı, ekonomik büyüme ortamının sağlanabilmesi için de uzun vadeli ve çağdaş politikalar üretileceği anlatılıyor.
Hükümet programında, devlet cari giderlerinde tasarrufun hedefleneceği, yüksek katma değer tesis etme özelliği olan kamu yatırım harcamalarının yoğunlaşmasına önem verileceği, mal ve hizmet üretiminin daha büyük ve alım gücü yüksek dış pazarlara erişim hedeflenerek yapılandırılmasına çalışılacağı, üretimde mukayese avantajı olan sektörlerin de desteklenip teşvik edileceği kaydediliyor.
Katma değeri yüksek projelerin desteklenerek, ekonomideki sermaye stokunun artırılmasının sağlanacağı ifade edilen UBP Hükümeti Programı′nda, "Yabancı sermaye girişini kolaylaştırmak için verilecek olan teşviklerde, yerel girdi ve üretim unsurlarının azami derecede kullanılarak ekonomiye en üst katma değeri sağlayacak projelere öncelik verilecektir" ifadeleri yer alıyor.
KİT′lerin nihai hedef özelleştirme olmak üzere yeniden yapılandırılacağı, Kalkınma Bankası′nın sektöre katkılarının süreceği, 16 yıllık süreçte kredilerin dönüşünde zorluk bulunanlarla ilgili titiz bir çalışma yapılarak gerekli kararların üretileceği, KOBİ′lerin ihtiyaç duyduğu finansmanın karşılanması için çalışılacağı anlatılan hükümet programında 4 yeni projeden de şöyle söz ediliyor:
4 YENİ PROJE
"Hükümetimiz önümüzdeki 5 yıllık icraatında mevcut sektörleri destekleme yanında 4 yeni projeyi hayata geçirecektir. Bu projelerin hayata geçirilmesi, KKTC′ni mevcut ekonomik krizden çıkaracak ve ülke insanını daha üst refah seviyelerine taşıyacaktır. Buna göre:
1-Hükümetimiz, KKTC ekonomisine bir ivme kazandıracağına inanılan, küçük ada ülkelerinin ekonomik iklimine uygun serbest bölge modeli üzerinde çalışacak, bunun için gerekli alt yapı ve mevzuat çalışmalarını başlatacaktır.
2-Hükümetimiz, hane halkı ve tüm ekonomik sektörlerin ihtiyacı olan, maliyeti düşük, kesintisiz ve kaliteli enerji sağlamak için, su nakil hattı projesi yanında Anavatan′dan elektrik enerjisi ve doğal gazın da ülkemize getirilmesi amacıyla her türlü çabayı gösterecektir.
3-Hükümetimiz teknoloji tabanlı üretim ve hizmet projelerini de destekleyecektir.
4-Hükümetimiz hizmet sektörünün yeni dallarından birisi olan uluslararası hizmet alım-satım projesini (Outsourcing) destekleyecek ve teknoloji yatırımlarını da teşvik edecektir."
TİCARET İÇİN TEDBİRLER
Girişimciliği ve araştırma geliştirme faaliyetlerini teşvik edici çalışmalardan söz edilen hükümet programında, ticaret sektörüne önem verildiği vurgulanarak ve şu tedbirlerin alınacağı açıklanıyor:
"Ülkemizin serbest koşullarda tercih edilebilir hale getirilmesi yönünde çağdaş uygulamalar hayata geçirilecek ve bu bağlamda hedef, üretim faktörlerinin    ucuzlatılması yoluyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti piyasalarının rekabet gücünün artırılması olacaktır.
Özellikle tüketicilerin güvenliği ve sağlığının söz konusu olduğu ithal edilen ve üretilen her türlü malın dünya standartlarında olup olmadığı etkin bir şekilde denetlenecektir. İthal ve yerli mallarda standardizasyonla ilgili mevzuat çalışmaları başlatılacaktır.
Ekonomik faaliyetlerde etkinlik, verimlilik ve kalite temel alınarak tüketici haklarının korunmasının Avrupa Birliği normlarına yükseltilmesi sağlanacaktır.
Teknolojik ürünlerin ihracatına önem verilecektir.
Her türlü ticaretin gelişmesinde rol oynayan, deniz ve hava yolu taşımacılığı daha etkin bir hale getirilecek, limanlarda hizmet veren tüm kurumların çalışma saatleri uyumlu hale getirilecektir.
Gümrük idarelerinin bugünkü uygulamaları gözden geçirilecek ve uygulamaların basitleştirilmesi sağlanacaktır. Halen uygulamada bulunan mesai dışı çalışmalar hem devlete, hem de iş dünyasına büyük külfetler getirmektedir. Meydana gelen ek mesai külfeti ekonomimizin verimliliğini düşürmekte ve rekabet gücünü azaltmaktadır. Bu maliyet unsurlarının azaltılması amacıyla gerekli çalışmalar hemen başlatılacak; gümrük hizmetlerinde vardiya usulüne geçilmesi hedefimiz olacaktır.
SANAYİ
UBP hükümetinin programında sanayi sektörünün gelişmesi, sürdürülebilirliği için, dışa bağımlılığı azaltan ve dış piyasalarda mukayeseli avantaja sahip üretim kollarına destek ve öncelik verileceği, sanayi envanterinin belirlenmesinin de sağlanacağı yer alıyor.
ARGE faaliyetlerinin; verimlilik ve rekabet gücünü artıracak yeni teknolojilerin yaygınlaştırılması, kaliteli ürün üretimi ve standardizasyonun sağlanmasının teşvik edileceği anlatılan programda, yeni sanayi bölgelerinin uzun vadeli sektörel projeksiyon yapılarak kurulacağı; DPÖ ve YAGA′nın yatırımcıların karşılaştığı bürokratik engellerin azaltılması hedefliyle işlevlerinin artırılacağı belirtiliyor.
İNŞAAT SEKTÖRÜ
İnşaat sektörünün içinde bulunduğu darboğazın aşılabilmesi amacıyla önlemlere de yer verilen hükümet programında, sektörün re-eskont kredileri kapsamına alınması; atıl kapasitesinin süratle canlandırılıp devreye sokulması için hızla çalışmalar başlatılması, müteahhit borçlarının yeniden yapılandırılması için çalışmalar başlatılması, emlak vergilerinin aşağıya çekilmesi, mortgage sisteminin kurulması gibi hedeflerden söz ediliyor.
ELEKTRİK FİYATLARI GÖZDEN GEÇİRİLECEK
Elektriğin minimum kayıplarla, sürekli, kaliteli ve çevreye uyumlu sağlanması için gerekli tüm projelerin uygulamaya konacağı ifade edilen UBP hükümeti    programında, elektrik birim fiyatlarının, geçerli akaryakıt fiyatları göz önüne alınarak yeniden gözden geçirileceği; bu projeler için gerekli finansmanın KIB-TEK bütçesinden, TC yardımlarından ve uygun faizli banka kredileriyle sağlanacağı açıklanıyor.
UZUN VADEDE TÜRKİYE′DEN ELEKTRİK
Hükümet programında, artan enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla kısa ve uzun vadeli projeler hayata geçirileceği, bu bağlamda Teknecik′te kısa sürede 30 MW gücünde bir dizel jeneratörün 2010 yılına kadar kurulacağı; uzun vadeli proje kapsamında ise Türkiye′den elektrik   enerjisi getirileceği; tüm projelerde çevre duyarlılığına önem verileceği anlatılıyor.
SAVURGANLIKLARA SON
Bütçe harcamaları konusunda temel hedefin bütçe disiplininin sağlanması, harcama yapısının değiştirilmesi ve harcamaların disiplin altına alınarak ekonomide öngörülen hedeflere varılması olacağı ifade edilen programdaki önlemler şöyle:
"Harcamalarda disiplin temin etmek için uygulama mevzuatında, takip ve kontrol sistemleri daha da geliştirilecektir.
Kamuya aşırı bir yük getiren ve çoğu zaman gereksiz olan, ek mesai, yurtdışı geziler, resmi hizmet araçlarının kullanımı gibi savurganlıklara son verilecektir. Hükümetimiz, Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği uzmanlarıyla birlikte sürdürülmekte olan çalışmaları devam ettirerek bu doğrultuda, harcama yapısındaki işlemleri uluslararası standartlara uygun, sürdürebilir denetim yapısının oluşturulmasını hedeflemektedir.
Kamu kesiminin yeniden yapılandırılması ve bu çerçevede ekonomik alanda rekabete dayalı daha etkin kaynak dağılımı sağlanacak ve verimlilik ilkelerine bağlı kalınacaktır.
Bütçe disiplini ve çok yıllı bütçeleme çalışmaları ile performans bütçe uygulamalarını sağlayacak teknik düzenlemelerin gerçekleştirilmesi sağlanacaktır.
Kamu transfer harcamalarının tümünün gözden geçirilmesi, ekonomik ve sosyal fayda ile maliyetlerinin dikkate alınarak yeniden yapılandırılmasına gidilecektir.
Bütçede tasarrufa gidilebilmesi için, kamu kesimi daha etkin, daha verimli ve daha ekonomik bir konuma getirilecektir."
Yeni hükümetin izleyeceği vergi politikasıyla ilgili esasların da yer aldığı     programda, verginin tabana yayılacağı, adaletin sağlanacağı, pratikleştirileceği, çağdaş teknolojilerden yararlanılacağı anlatılıyor.
STOPAJ KALKACAK.. KDV İADESİNİN GERİ GETİRİLMESİ DEĞERLENDİRMEDE
Stopajın kaldırılacağı belirtilen hükümet programında, "reel sektörde istihdam artırıcı politikalar izleneceği, e-devlet çerçevesinde e-vergi sistemi yaratılacağı, vergi ve gümrük dairelerinin otomasyona geçirileceği, ödemelerin kolaylaştırılacağı, KDV uygulamalarının daha basit ve düşük oranlar oluşturmak amacıyla gözden geçirileceği, KDV iadesinin geri           getirilmesinin değerlendirmeye alınacağı, Fiyat İstikrar Fonu′nun alanının daraltılacağı, Re′sen vergilerin uygulamadaki sıkıntılar ışığında yeniden değerlendirileceği, motorlu araç seyrüsefer ruhsat harçlarının da düşürüleceği" belirtiliyor.
İyi işleyen mali piyasalar için alınacak tedbirlerin de sıralandığı hükümet         programına göre bu alanda alınacak önlemler şunlar:
"Bankacılık ve Sigortacılıkta kaydedilen önemli gelişmelerin devamı sağlanacak ve bu sektörü daha da güçlü ve modern bir seviyeye getirmek için ilgili yasalarda gerekli değişiklikler yapılacaktır. Bu değişikliklerle, piyasalar daha da derinleştirilecek, rekabetin artması sağlanacak, mali kurum ve araçlar çeşitlendirilecektir.
Hükümetimiz kredi maliyetlerinin düşürülmesi için Bankacılık Sigortacılık İşlem Vergisi′ni (BSİV) kaldıracak, mevduat munzam karşılıkları ve disponibilite oranlarını, bugünkü sınırlarının altına çekecektir.
Reeskont kredi faiz oranlarının bugünkü durumundan daha da aşağıya çekilmesi için çalışmalar başlatılacaktır.
Ekonomiye orta ve uzun vadeli kaynak sağlanabilmesi için, mevduat sürelerini uzatıcı tedbirler alınacak, yeni düzenlemeler ve yeni enstrümanların kullanılmasına imkan sağlanacaktır.
Ülkemizde yaşanan ekonomik kriz dolayısıyla zora girmiş, mükellefiyetlerini zamanında yerine getirmedikleri için   cezaya girmiş kişi ve kurumlardan       borcunu ödeyen ve/veya ödeme planında anlaşanlara sicil affı getirilecektir."
EMİRNAMELER KALDIRILACAK
Dağınık ve plansız gelişmenin önlenmesi, ülke kaynaklarının verimli ve yerinde kullanılması, yaşanabilir sağlıklı ortamların yaratılabilmesi için ülkesel fiziki plan hazırlanması, ekonomik kalkınmaya engel olduğu saptandığı belirtilen emirnamelerin kaldırılması için de gerekli çalışmaların yapılması yeni hükümetin hedefleri arasında bulunuyor.
EĞİTİM… "YAŞAM BOYU EĞİTİM"
Yeni hükümetin eğitim vizyonunun "yaşam boyu eğitim" ile "öğrenen insan ve öğrenen toplum" anlayışından hareketle nitelikli ve çağdaş bir eğitim sistemi uygulamak olduğu açıklanan hükümet          programında, "eğitimde eşitlik ve genellik" ve "Atatürk milliyetçiliği"nin, milli eğitimin temel öğeleri olmaya devam edeceği kaydediliyor.
KOLEJLERİN ORTA BÖLÜMÜ AÇILACAK
"Milli eğitimde, Türk ulusunun milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel de-ğerleri benimsetilecek, ailesini, yurdunu, milletini seven ve yüceltmeye çalışan, insan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk sistemine inanan,           yurduna ve Anavatanı’na karşı görev ve sorumluluklarını bilen, bu özellikleri davranışa dönüştürebilen ve ulusal kalkınmaya katkı koyabilen yurttaşlar yetiştirmek başlıca amacımız olacaktır" denilen hükümet programında, Maarif Kolejlerinin orta bölümlerinin kapatılmasının ülke  eğitiminde ciddi bir eksiklik ve sıkıntı yarattığı belirtilerek bu nedenle kolejlerin orta bölümünün yeniden hayata geçirileceği açıklanıyor
TAM GÜN
Hükümet programında, psikolojik danışman ve rehberlik hizmetlerine önem verileceği ifade edilerek, "Okullarda tam gün boyunca eğitim-öğretim faaliyetlerinin yapılması, öğrencilerimizin okullarımızdan ve öğretmenlerimizden azami yarar sağlamalarına yardımcı olacaktır. Bu nedenle, ilgili kesimlerle birlikte hareket ederek ve gerekli altyapı sağlandıktan sonra, okulların tam gün boyunca öğrencilere ve halka hizmet verebilecek bir duruma getirilmesi için gerekli çalışmalar başlatılacaktır" deniliyor.
İyi Türkçe yanında yabancı dil eğitimine de önem verileceği kaydedilen hükümet programına göre, 4 yaş grubunda            okullaşma oranının yükseltilmesi, mesleki ve teknik eğitimde sertifikalandırmaya geçiş sağlanması da amaçlanıyor.
SAĞLIK.. GÜLER YÜZLÜ HİZMET ANA GÖREV
UBP hükümetinin programında "sağlık" başlığı altında, sağlıklı yaşamın her insanın temel hakkı olduğu vurgulanarak, "Hükümet olarak vatandaşlarımıza güven veren çağdaş, etkin, kolay ulaşılabilen, güler yüzlü sağlık hizmeti sunmak ana görevimiz olacaktır. Herkesin şikayet ettiği bugünkü uygulamaların mutlaka değişeceği, yalnız hizmet alanın değil hizmeti verenin de mutlu ve memnun olacağı, AB normları çerçevesinde yeni bir sistem uygulamaya konulacaktır" deniliyor.
"AB normlarına uygun koruyucu hekimlik, gıda yasası, eşzamanlı hekimliğe özel önem verilmesi, ulusal aşı programları, vatandaşların yılda bir kez ücretsiz genel sağlık kontrolünden geçirilmesi, yerinde hizmet için sağlık ocaklarının güçlendirilmesi, oluşturulacak sistemle özelde çalışan hekimlerden ve laboratuarlardan genel sağlık sigortası çerçevesinde hizmet alımına devam edilerek daha da geliştirilmesi" hedefler arasında yer alıyor.
"Sağlık" başlığında, Gazimağusa, Girne, Güzelyurt′taki devlet hastanelerinin ikinci basamak, Lefkoşa′daki merkez hastanesinin ise üçüncü basamak hekimlik için görevleri, kadroları, idari yapıları bakımından ele alınarak re-organize edilecekleri, günün 24 saatinde etkin hizmet verilmesi yönüne gidilirken nöbetçi doktorlardan birinin mutlaka dahiliye uzmanı olmasının sağlanacağı da belirtiliyor.
Sağlıktaki hizmetlerin iyileştirilmesi için birçok düzenlemeye gidileceği kaydedilen  hükümet programına göre kalp-damar  cerrahisi, belli günlerde değil günün       24 saatinde hizmet verir şekilde çağdaş normlarda düzenlenecek, kanser hastalarının güvenebileceği servis oluşturulacak, beyin cerrahisi hizmetleri kalıcı kadrolarla karşılanacak, organ bağışı ve organ nakli için yasal ve teknik altyapı hazırlanacak.
TAM GÜN SAĞLIK HİZMETİ
"Hükümetimizin hedefi, sağlıkta insanların güven duyacağı, kolay ulaşabileceği, ihtiyaçlarını günün 24 saati karşılayan, etkin hizmet alabilecekleri, doktor seçme özgürlüğü olan, çok çalışanın ödüllendirileceği, tayin ve terfilerin başarıya ve liyakate göre yapıldığı yeni bir sitem kurmak olacaktır. Ve bu yeni sağlık sisteminde hedef tam gün çalışma olacaktır. Tam güne geçişte esneklik gösterilerek makul süre tanınacaktır" denilen hükümet programında, sağlık sisteminin başarılı olması için Kamu Sağlık Çalışanları Yasası′nın ve Özel Hastaneler Yasası′nın yeniden düzenleneceği; Döner Sermaye Yasası, Hasta Hakları Yasası ve Genel Sağlık Sigortası Yasası′nın Meclis′ten geçirilerek uygulamaya konulacağı       belirtiliyor.
TARIM
UBP hükümetinin programında tarım konusunda, ülke tarımının yeniden yapılandırılarak sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması amacıyla "Tarım Master Planı′nın" hazırlanacağı, "Toprak Koruma Yasası" çıkarılacağı yer alıyor.
Organik tarımın yaygınlaştırılmasını hedef olarak ortaya koyan programa göre, Tarımsal Araştırma Enstitüsü yeniden yapılandırılarak ülke şartlarına uygun bitki deseni oluşturulması çalışmalarına hız verilecek; Devlet Üretme Çiftliklerinin kuruluş amaçlarına uygun olarak işlevleri genişletilecek, tarım teşkilatları çiftçilere daha iyi hizmet verebilecek şekilde yapılandırılacak, çiftçiler eğitilerek bilgi düzeyleri yükseltilecek, mevcut karantina servisleri ülkeye hastalık ve zararlı girişini önlemek amacıyla geliştirilerek AB standartlarına getirilecek.
Modern seralar, paketleme servisleri, soğuk hava depoları gibi hedeflerin de yer aldığı hükümet programında, deniz suyu arıtımı yanında Türkiye′den boruyla su getirilmesi projelerine hız verileceği de belirtiliyor.
Narenciye sektörünün sorunlarının çözümü ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulabilmesi için ilgili kesimlerin de yer alacağı "Narenciye Koordinasyon Kurulu" oluşturulması, sütte soğuk zincirin yaygınlaştırılması, organize hayvancılık bölgelerindeki sorunların çözümü, modern çiftliklerin teşviki, hayvancılıkta maliyetlerin düşürülmesi amacıyla yem bitkileri üretimi teşviki, hayvancılık verimi için ıslah çalışmalarının etkin devamı, hayvan hastalıklarının önlenmesi için mücadele programları oluşturulması, balıkçılığın, arıcılığın, atçılığın geliştirilmesi, ormanların korunması, Su Koordinasyon Kurulu oluşturulması ve taşocaklarının çevre sorunu yaratmayacak şekilde yeniden yapılandırılması da hükümetin hedefleri arasında….
BAYINDIRLIK VE ULAŞTIRMA
Hükümetin, KKTC′yi AB standartlarında bir alt yapıya kavuşturmakta kararlı olduğu belirtilen hükümet programında, "Bu bağlamda Kıbrıs Türk Halkı′nın yaşam kalitesini yukarılara çekmek için bayındırlık ve ulaştırma alanlarına büyük önem verileceği" belirtiliyor.
 Ülkenin fiziki altyapı ve yatırım (imar) planları hazırlandıktan sonra karayollarının yeniden tanımlanmasının yapılacağı, 2000 yılında revize edilen 2000-2010 Karayolları Master Planı′nın  ilgili- lerle yeniden gözden geçirileceği kayde-   dilerek, projesi ve yapımı duran 11 km. uzunluğundaki Girne Çevre Yolu Projesi′nin de yeniden gözden geçirileceği ve yapımının tamamlanacağı, Kuzey Sahil Yolu Projesi′nin de yeniden ele alınacağına vurgu da yapılarak, 300 km. uzunluğundaki 3. sınıf yolların (köy bağlantı yolları) yapımına devam edileceği ve Lefkoşa-Güzelyurt anayolunun 2 gidiş 2 dönüş şeklinde yeniden yapılması çalışmalarının da en kısa sürede tamamlanacağı ifade ediliyor.
TURİZM DEVLET
POLİTİKASI OLACAK
Turizmin, devlet politikası haline getirileceği de belirtilen hükümet programında, Turizm Gelişim Planı Yasa Tasarısı′nın en kısa sürede yasallaşmasının sağlanacağı, Turizm Örgütü oluşturma çalışmalarına etkin bir şekilde devam edileceği kaydediliyor.
"Turizm Stratejik Planı önümüzdeki 5 yıllık dönem için yeniden planlanarak, eylem planları ile birlikte uygulamaya konacak; Ülkemiz turizmi açısından özel değere sahip alanlar ilgili birimlerle istişare edilerek belirlenip, Korunmaya Muhtaç Turizm Bölgeleri olarak ilan edilerek, planlaması yapılacaktır" denilen programda, ülke turizminin 12 aya yayılmasını hedef -leyen alternatif turizm türleri arasında yer alan Sağlık Turizmi, Spor Turizmi, Butik ve Özel Belgeli Otelcilik konusunda adımlar atılacağı, eko ve agro turizm faaliyetlerinin AB fonları da dikkate alınarak geliştirilmesinin sağlanacağı yer alıyor.
Toplam turizm ürününün dengeli pazarlama stratejileri çerçevesinde pazarlanması ve turizmde bir marka yaratılmasının sağlanacağı, seyahat acentelerin turizmde gelişen koşullara paralel olarak yeniden yapılandırılması ve deniz ile hava ulaşımının kalitesinin artırılmasının sağlanacağı dikkate getirilen    programda, iç turizmin geliştirilmesi ve canlandırılması, ara eleman sıkıntısının giderilmesi için gerekli çalışmaların    yapılması da öngörülüyor.
ÇEVRE YASASI AB MEVZUATINA UYUMLAŞTIRILACAK
Çevre Yasasını, AB Çevre mevzuatına uyumlaştırmak için gerekli düzenlemelerin yapılacağı belirtilen programda, "Turizm, tarım, sağlık, sanayi ve enerji gibi sektörlerle işbirliği yapılarak çevrenin korunması amacıyla ortak kararlar alınacak; Ülkesel  Fiziki Planın tüm ilgili dairelerin işbirliği ile hazırlanması için gereken destek verilecektir" deniliyor.
Programda, Özel Çevre Koruma Bölgelerinde, yönetim planlarına uygun olarak, eko-turizm, agro-turizm, inanç turizmi, v.b. gelişmelerin destekleneceği de vurgulanarak, AB standartlarına ve kurallarına uygun olarak, uluslararası önemli doğal varlıkları, önemli kuş türlerini barındıran sulak alanları, önemli bitki alanlarını koruma, kullanma prensibine bağlı olarak hazırlanacak yönetim planları çerçevesinde, sürdürülebilirlik ilkelerine bağlı eylem planları hazırlanarak uygulamaya konacağı da yer alıyor.
ÇALIŞMA HAYATI: HEDEF İSTAHDAMIN ARTIRILMASI
 "Hükümetimiz, çalışma hayatıyla ilgili gerçekleştireceği icraatlarda ve özellikle yasal düzenlemelerde ilgili tüm tarafların katılımıyla oluşturulacak ′sosyal diyalog′ mekanizmalarını harekete geçirerek azami toplumsal mutabakatı sağlama kararlılığındadır" denilen programda, çalışma yaşamıyla ilgili temel prensiplerinin, istihdamın artırılması, en azından içinde bulunulan kriz döneminde azalmaması, çalışma hayatını oluşturan taraflar arasındaki çalışma barışının sağlanıp devam ettirilmesi olduğu ifade ediliyor.
Kayıt dışı işçilikle daha sıkı bir şekilde mücadele edileceğine dikkat çekilen    programda, ön izin uygulamasının da tüm boyutlarıyla değerlendirilerek daha planlı ve programlı bir şekilde geliştirilerek devam ettirileceği belirtilen programda, Türkiye ile KKTC arasında mevcut olan İşgücü Anlaşması′nın, Türkiye′deki ilgili taraflarla istişare ve işbirliği içerisinde tekrar düzenleneceği, İş  Sağlığı ve Güvenliği Yasası′nın tam manasıyla uygulanabilmesi için gerekli altyapı çalışmalarının tekrar gözden geçirip hızla tamamlanacağı ve yasanın sorunsuz bir şekilde uygulanabilmesinin sağlanacağı kaydediliyor.
İhtiyat Sandığı Fonu′nda birikimi olan çalışanlara yönelik uygulamada olan avans ödemelerine devam edileceği, ancak ödemelerinin öngörülen amaca uygun olması için gerekli yasal değişikliklerin İhtiyat Sandığı Yönetim Kurulu′nda bulunan sosyal tarafların temsilcileriyle mutabakat halinde gerçekleştirileceğine dikkat çekilen programda, "Hükümetimiz, ülkede yaşanan ekonomik kriz neticesinde ortaya çıkan sosyal güvenlik primlerini ödeme zorluklarının aşılabilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri yapacaktır. Bunu yanında 1 Ocak 2008 tarihinde yürürlüğe giren Sosyal Güvenlik Yasası ile Kıbrıs Türk Sosyal Sigortalar Yasası ve diğer emeklilik yasalarının uygulama açısından zaman içerisinde yakınlaştırılması için çalışmalar başlatılacaktır. Sosyal güvenliğin temel ilkelerinden birisi olan ′eşit nimet-eşit külfet′ ilkesi dikkate        alınarak ortaya konulacak düzenlemelerin, ilgili sosyal taraflarla tam bir mutabakat içerisinde gerçekleştirilmesi için azami çaba harcanacaktır" denildi.
ÖZÜRLÜLERİ KORUMA
Özürlüleri Koruma, Rehabilite ve İstihdam Yasası uygulamalarına devam edileceği ve bu yasa çerçevesinde özürlülere sağlanan hak ve menfaatlerin artırılması için çaba harcanacağı ifade edilen hükümet programında, özürlü kuruluşlarına yurtdışı örgütsel temaslarında gerekli hükümet desteğinin olanaklar ölçüsünde sağlanacağı da kaydediliyor.
Programda, Çalışma Dairesi bünyesindeki iş ve işçi bulma servisleri aracılığıyla yerli işgücünün istihdamının, oluşturulacak teşvik mekanizmaları sayesinde artırılacağı da belirtildi.
Çocuk ve aile refahının oluşturulması ile çocuk ve genç suçluların topluma rehabilitesinin sağlanmasına yönelik çalışmalara Şehit ve Hadise Kurbanı aileleri ile malul ve malul gazilere maddi ve manevi her türlü desteğin verilmesine, Sosyal Hizmetler Dairesi′ne bağlı kuruluşların nicelik ve nitelik yönünden artırılıp geliştirilmesinin sağlanacağına işaret edilen    programda, "Hükümetimiz, ülkemizdeki mevcut işsizliğin azaltılması, ekonominin ihtiyaç duyduğu nitelikli elamanların yetiştirilmesi ve bunların meslek sahibi olabilmeleri amacıyla gerekli mesleki eğitim çalışmalarını gerçekleştirecektir" denildi.
KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ
Programda Kıbrıs sorunu konusundaki görüşlerine de yer veren UBP hükümeti, sürdürülmekte olan müzakerelerin hedefinin "sulandırılmamış iki kesimlilik, Kurucu Devletlerin siyasi eşit statüsüne dayalı yeni bir ortaklık ve Türkiye′nin etkin ve fiili garantörlüğünün devamının sağlandığı adil, yaşayabilir ve kalıcı bir anlaşmaya varmak" olduğunu da açıklıyor.
"Bu bağlamda, toprak konusu ancak bütünlüklü bir çözümün parçası olarak tüm konularda uzlaşma sağlandıktan sonra ele alınıp halledilmesi gereken bir konudur. Bu konu ele alınırken, adadaki gerçeklerden yola çıkılmalı, iki kesimlilik prensibiyle güvenlik ve yaşayabilirlik kriterleri mutlaka gözetilmelidir. Mülkiyet konusu ise salt bir hukuk veya insan hakları meselesi olarak görülemez. Kapsamı ve boyutu nedeniyle bu konunun çözüm yeri uluslararası mahkemeler değil, görüşme masasıdır" denilen programda, olası bir anlaşmanın, AB mahkemelerinde veya uluslararası hukuk kuruluşlarında dava konusu yapılmaması için, AB′nin birincil hukuku olması gerektiğine de vurgu yapılıyor.
Programda ayrıca, olası bir anlaşma sonrasında iki tarafta eş zamanlı olarak referanduma gidilmesi, iki taraftan biri veya her ikisinin "hayır" demesi halinde ne olacağının referandum öncesinde açık bir şekilde ortaya konulması ve gerek müza- kereler esnasında gerek sonrasında alternatifsiz olunmadığının vurgulanması gerekliliği üzerinde duruluyor.
Hükümet programında, tüm bu hedefleri layıkıyla yerine getirebilmesi için Dışişleri Bakanlığı’nın kurumsal açıdan güçlendirilmesi, gerek fiziki altyapı gerek yeni temsilciliklerin açılması ve mevcut temsilciliklerin daha etkin çalışabilir bir hale getirilmesi için kadrolarının artırılması gerektiği belirtiliyor.

HALKIN SESI 12/05/09

 

21 yıl hapisliği isteniyor!

Rum arsasına inşaat yapan şirketin direktörü Kutsal Tokatlıoğlu ‘kırmızı bültenle’ arananlar listesinde.

182 ÜLKEYE GİDEMİYOR… Kutsal Tokatlıoğlu, KKTC devletinde Müsteşarlık yapmış, 1999 yılında, kamu görevinden ayrılarak müteahhitliğe başlamış bir kişi… 2003 yılında, Hz. Ömer ve Arapköy’de 400 konutluk inşaat projesinde Garry Robb ile çalışmaya başlayınca, Rum Yönetimi tarafından yakın takibe alınmış… 2005 yılında ise ‘Kırmızı Bültenle’ aranan kişiler listesine girmiş… Ağır suçlarla itham edilen ve 21 yıl hapisliği istenen Tokatlıoğlu, son 4 yıldan bu yana 182 ülkeye giremiyor… Tokatlıoğlu, KKTC devletinden herhangi bir yardım göremediğini belirterek, kendisine kimin yardım edeceğini soruyor…

    KIBRIS TV’de ‘Son Durum’ programına katılan ve yaşadığı acı gerçekleri Genel Yayın Yönetmenimiz Reşat Akar’a açıklayan Kutsal Tokatlıoğlu, 4 yıl önce Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile görüştüğünü ve yardım istediğini belirtirken, o günden sonra durumunda herhangi bir değişikliğin olmadığını söyledi.
   Kırmızı bültenle arandığı için, 182 ülkeye seyahat edemediğini anlatan Tokatlıoğlu “ağır bir hastalık geçirsem ve İngiltere’ye gitmem gerekse, bunu yapamam. Bu bakımdan çok zor bir durumdayım” dedi.
    Rum Yönetimi tarafından ‘dolandırıcılık, sahtekârlık ve hırsızlıkla’ suçlandığını belirten Tokatlıoğlu, aynı suçlamanın, Rum mülkü kullanan diğer müteahhitlere veya KKTC vatandaşlarına da yapılabileceğini anımsattı. Tokatlıoğlu, devletin kendisine sahip çıkmasını istedi.

Asena: Görüşme masasına konmalı

   Son Durum programına katılan ve Tokatlıoğlu’nun durumunu değerlendiren avukat Mustafa Asena, kırmızı bülteni ortadan kaldırabilmek için, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, Rum Lideri Dimitris Hristofyas’tan yardım istemesi gerektiğini söyledi. Asena “Cumhurbaşkanı böyle bir talepte bulunabilir. Kabul edilir, edilmez o ayrı bir mesele” dedi.
   Talat ile Hristofyas arasında ‘suçluların iadesiyle’ ilgili anlaşma yapıldığına ilişkin bir soru üzerine Asena şöyle dedi:
   “Anlaşmanın içeriğini tam olarak bilmiyoruz. Fakat tüm suçları kapsayan bir anlaşma yapılmışsa, Kutsal Tokatlıoğlu’nu kolundan tutup, iade etmek durumundadır” dedi.
   Mustafa Asena, Orams davasının bundan sonraki aşamalarını değerlendirirken, İngiltere Yüksek Mahkemesi’nden çıkacak kararın önemli olduğunu söyledi. Asena “KKTC makamları, Lapta’daki ev için yıkım kararı vermezse ne olur?” şeklindeki bir soru üzerine şunları söyledi:
   “Orams ailesinin, mahkeme kararı olsa bile evi yıkma hakları yoktur. Bu konuda KKTC makamlarının karar vermesi gerekmektedir. Eğer KKTC makamları buna izin vermezse, o ev yıkılmaz. Bunu İngiliz mahkemesinde savunmak durumundadırlar.”

KIBRIS 13/05/09

 

350 bin kişi ne olacak?

KKTC′nin Londra Temsilcisi Kemal Köprülü, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı′nın (ATAD) Orams davasıyla ilgili tavsiye kararının kesinlikle kabul edilemeyeceğini söyledi.
Londra′da yayınlanan ′Olay′ gazetesince onuruna düzenlenen akşam yemeğine katılan ve konuşma yapan Köprülü, öncelikle medyanın toplumun bilgilendirilmesinde önemli rol oynadığına dikkati çekerek, yerel düzeyde yayın yapan Olay gazetesini de bu yöndeki çabalarından dolayı kutladığını kaydetti.
Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı çözüm bulunması için Kıbrıs Türk tarafının iyi niyetle görüşmelere devam etmekte olduğunu hatırlatan Köprülü, ′′iki halkın siyasi eşitliği, iki kurucu devletin eşit statüsü ve iki kesimlilik ile anavatan Türkiye′nin etkin ve fiili garantisi parametreleri çerçevesinde bir çözümü hedeflediklerini′′ bildirdi.
İngiliz İstinaf Mahkemesi′nin Avrupa Toplulukları Adalet Divanı′ndan talep ettiği yorumla ilgili olarak beklenen tavsiye kararının açıklandığını da hatırlatan Köprülü, bu kararın Kıbrıslı Türkler açısından kesinlikle kabul edilemeyecek bir karar olduğunu belirtti.
Tavsiye kararının müzakere sürecini de olumsuz etkileyebileceğine işaret eden Köprülü, mülkiyet sorununa bireysel davalarla çare bulmanın mümkün olmadığını, sorunun ancak kapsamlı bir çözüm çerçevesinde sonuçlanabileceğini vurguladı.
KKTC′NİN AVRUPA                                           PARLAMENTOSU′NDA TEMSİLİ
Avrupa Parlamentosu seçimlerine KKTC′yi temsilen katılma haklarını elde etmek üzere Avrupa Toplulukları Adalet Divanı nezdinde dava açan KKTC′li Türkler Mehmet Bayramoğlu ve Münir Tatar ile Londra Barosu′na bağlı olarak çalışan avukatları Alper Rıza da toplantıda hazır bulundu.
Avukat Alper Rıza, Orams davasının önemli olduğunu, ancak Bayramoğlu ve Tatar′ın açtıkları davanın, ′′Kıbrıslı Türklerin varlığının kabul edilmesi açısından′′ çok daha büyük politik önem taşıdığını ifade etti.
Kıbrıslı Türklerin Avrupa Parlamentosu′nda temsil hakları bulunması gerektiğine dikkati çeken Rıza, Avrupa Parlamentosu′nda Kıbrıs′a tanınan 6 sandalyelik temsil hakkının tümünün yasa dışı olarak Rum Yönetimi tarafından kullandığını hatırlattı.
Oysa iki sandalyenin yasalar ve Kıbrıs Anayasası gereği KKTC halkına ait olduğunu vurgulayan Alper Rıza, davanın kazanılması halinde KKTC halkının Avrupa Parlamentosu′nda iki milletvekili olacağını ve haklarını dile getireceğini bildirdi.
Rıza bir soru üzerine, iki Avrupa Parlamentosu sandalyesi için KKTC′nin kendi seçmeniyle ayrı seçim yapması, bunun düzenlemesinin ise AB tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğini bildirdi.
Alper Rıza, Orams davası konusuna da değindiği toplantıda, davanın gayet açık biçimde politik bir dava olduğunu, KKTC halkını doğrudan ilgilendirdiği halde, davanın tarafları arasında KKTC′nin bulunmamasının kabul edilemeyeceğini bildirdi.
KKTC′nin davanın en çok etkilenen tarafı durumunda olmasına rağmen mahkeme sürecinde yer almamasını eleştiren Alper Rıza, bunun mutlaka yapılması ve KKTC′nin mahkemenin önünde kamu siyaseti ve çıkarının bu davanın gidişatından nasıl etkileneceğini delilleriyle ortaya koyması gerektiğini anlattı.
İngiltere′de yaşayan Kıbrıslı Türklerin de Ada′da mülkleri bulunduğunu, bunların benzeri davaların içine çekilmesiyle birlikte söz konusu durumdan İngiltere′nin de etkileneceğini de hatırlatan Alper Rıza, İngiliz yargıçlara bu davanın İngiltere′de yaşayan Türkler ve Rumlar arasındaki toplumsal ilişkileri de olumsuz etkileyeceğinin anlatılması gerektiğini bildirdi.
Orams davasının görüldüğü İngiltere İstinaf Mahkemesi′nde Linda ve David Orams çiftinin savunmasını üstlenen hukuk ekibinin koordinatörü olarak görev yapan avukat Hasan Vahib de yaptığı konuşmada davanın benzerinin bulunmadığını ve daha ilk günden politik dava olarak başladığını bildirdi.
Kendilerinin de savunmalarını bunun üzerine kurup, davanın politik olduğunu ve çözümün de politik çözüm olması gerektiğini vurguladıklarını anlatan Vahib, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı′nda da davanın 350 bin civarında insanı etkileyeceğini ortaya koyduklarını bildirdi.
Vahib, davanın İngiliz İstinaf Mahkemesi′nde yeniden ele alınması sırasında da sorunun ancak kapsamlı bir çözümle mümkün olabileceğini vurgulamayı sürdüreceklerini belirtirken, davanın bir tarafa avantaj sağladığı tezini de vurgulayacaklarını ifade etti.
İngiltere′deki davayı kazandıklarını belirten Vahib, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı önünde mücadelelerini sürdürdüklerini, davanın yeniden İngiliz İstinaf Mahkemesi tarafından ele alınması sırasında da mücadele etmeyi sürdüreceklerini belirtti.
HALKIN SESI 13/05/09

Talat, UBP′den memnun

Cumhurbaşkanlığı, Ulusal Birlik Partisi (UBP) Hükümeti′nin Cumhuriyet Meclisi′nde önceki gün okunan programında yer alan Kıbrıs sorunuyla ilgili ifadelerden memnun olduğunu açıkladı.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dün düzenlediği basın brifinginde, "Hükümet prog-ramında, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak amacının ortaya konulmuş olması tarafımızdan memnuniyetle karşılanmıştır" dedi.
Erçakıca, bu anlaşmanın temel parametreleri diye anılan hususların bugüne kadar izlenen politikayla genel uyum içinde olmasının önemine dikkat çe-kerek, bu noktadan sonra, görüşme sürecinin verimliliğinin sağlanması ve en erken zamanda sonuç alınması için çalışılmasının esas olması gerektiğini vurguladı.
TARİH KİTAPLARI…
TAKDİR VE PRESTİJ
UBP Hükümeti′nin tarih kitaplarını değiştireceği konusundaki sorulara karşılık Erçakıca, bu değişimin nasıl yapılacağını görmek gerektiğini, tarih kitaplarından şovenist unsurlardan arındırılmasının uluslararası alanda takdir topladığını ve prestijini olumlu etkilediğini anlattı.Yeni hükümetin görevlendireceği uzmanların tarih kitap-larını objektif şekilde iyileştirici, olgunlaştırıcı çalışmalarının Cumhurbaşkanlığı′nı rahatsız etmeyeceğini ifade eden Erçakıca, "Ama bunlara aşırı şovenist unsurların katılması ve Kıbrıs Türk tarafının uluslararası alanda elde ettiği bu prestijin kaybolmasına yol açacak tarzda bir çalışma bizi rahatsız eder. Tabii ki buna karşı gerekli girişimleri öncelikle hükümet nezdinde yaparız, yapılmaması gerektiğini anlatırız" diye konuştu.
 HALKIN SESI 13/05/09

Malından bilgi alamadı, Ombudsman’a başvurdu, haklı bulundu!

Londra’da yaşam süren bir Kıbrıslı Türk kadın, “bana malımla ilgili doğru dürüst bilgi verilmiyor” dedi ve Güney Kıbrıs’taki Ombudsman tarafından da haklı bulundu.

1974 öncesinde İngiltere’ye yerleşen Kıbrıslı Türk bir kadının, Güney Kıbrıs’taki taşınmaz malı hakkında bilgi almak için birçok kez çeşitli Rum resmi dairelerine başvurularda bulunması, ancak yeterli yanıtı alamaması sonrasında Rum Ombudsmanına şikayette bulunduğu, Ombudsmanın da Kıbrıslı Türk’ün şikayetini haklı bulduğu bildirildi.
   Politis gazetesi “Kıbrıslı Türk Malları İdaresinin Yanıtları: Saçma Sapan Sözler” başlıkları altında verdiği haberinde, Londra’da yaşayan Kıbrıslı bir Türk’ün Baf’ın “Ay. Varvara” (Engindere) köyünde bulunan taşınmazının durumunu öğrenmek için 2003 yılından beri çaba sarf ettiğini, ancak “Kıbrıs Türk Malları İdaresi’nin” söz konusu Kıbrıslı Türk’e “saçma sapan ve net olmayan” yanıtlar verdiğini yazdı.
   Gazete, ismini açıklamadığı söz konusu Kıbrıslı Türk’ün pek çok kez Rum “Kıbrıslı Türk Malları İdaresi’ne” mektuplar göndererek, taşınmazı hakkında bilgi verilmesini istediğini, aldığı cevabın ise Rum Tapu Dairesine başvurması gerektiği şeklinde olduğunu belirtti.
   Rum göçmenler tarafından kullanılan taşınmazı için kira talebinde de bulunan Kıbrıslı Türk’e verilen yanıtın ise “bu talebin ancak Kıbrıs sorununun çözümü sonrasında düzenlenebileceği” şeklinde olduğu ve Kıbrıslı Türk’ün nihayetinde Rum Ombudsmanına başvuruda bulunduğu bildirildi.
   Gazete, Ombudsman İliana Nikolaidu’nun Kıbrıslı Türk’e verilen yanıtların net olmadığı değerlendirmesinde bulunarak, “Kıbrıs Türk Malları İdaresi’ne”, Kıbrıslı Türk’e en geç bir ay içerisinde talepleri doğrultusunda net yanıtlar vermesi çağrısında bulunduğunu kaydetti.

KIBRIS 13/05/09

 

Talat ile Hristofyas 21 Mayıs'ta tekrar görüşecek

14.05.2009 CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Lefkoşa ara bölgede yaptıkları görüşme sona erdi.Liderler, 21 Mayıs Perşembe günü, "Ekonomi" başlığı üzerinde görüşmeleri sürdürmek üzere yeniden bir araya gelecek.


Yaklaşık bir buçuk saat süren görüşmenin 1 saat kadarı liderler arasında baş başa geçti.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Lefkoşa ara bölgedeki görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanlığına dönüşünde gazetecilere açıklama yaptı.

Hristofyas'la baş başa görüşmelerinde, Yeşilırmak kapısı da dahil çeşitli konuları ele aldıklarını belirten Talat, ekonomik konuları, temsilcileri ile uzmanların bir araya gelerek biraz daha ilerleteceğini ve 21 Mayıs perşembe günü yapılacak toplantıya kadar ele alınacak bütün kağıtları bitirmelerinin hedeflendiğini söyledi.

Talat, "Biz de perşembe günü gerekli düzenlemeleri yapacağız ve mümkünse gelecek perşembe 'ekonomi' başlığını bitirmek istiyoruz" dedi. "Görüşmenin, Hristofyas'ın rahatsızlığı nedeniyle mi kısa sürdüğü" sorusu üzerine, Hristofyas'ın bir rahatsızlığı olduğunu, onun da bir etkisinin olabileceğini belirten Talat, Hristofyas'ın ağrıları olduğunu ve rahatsızlığının müzakereleri etkileyecek boyutta olmadığını kaydetti.

Yeşilırmak kapısı ve Erenköy'e geçişler

Cumhurbaşkanı Talat, bir soru üzerine Yeşilırmak kapısının açılması konusunu da konuştuklarını ifade ederek, bu konudaki pozisyonlarında bir değişiklik olmadığını belirtti ve "Erenköy'e, silah ve mühimmat dışında, serbest geçiş karşılığında bu kapının (Yeşilırmak kapısının) açılması bizim açımızdan sorun değil. Bunu tekrarladık" dedi.

Kıbrıs Rum basınının, bazı şeyleri gizleyerek, Kıbrıs Türk tarafının Yeşilırmak kapısının açılmasında isteksizmiş gibi imaj yaratmaya çalıştığına işaret eden Talat, "Halbuki böyle bir durum yoktur. Biz bu kapının açılmasında isteksiz değiliz" diye konuştu.

Yeşilırmak kapısının açılmasının, özellikle bölgedeki Rum halkının Lefkoşa'ya daha kolay ulaşması için düşünülen bir düzenleme olduğuna dikkati çeken Talat, "Bu da bir gerçektir. Bunu bilerek, bizim de Erenköy'le ilgili sorunlarımız vardır. Erenköy'e bugün her şey gemiyle gider. Erenköy'e gemi göndermek kolay bir iş değil, hem masraflı hem zor bir iştir. Kara yolu varken ve o yol açılacakken bizim Erenköy'e yine gemiyle gitmemiz herhalde mantıklı bir şey değildir, aklın alacağı bir şey değildir. Dolayısıyla biz bunu istedik. Bu tutumumuzda bir değişiklik yoktur" dedi.

Kıbrıs Rum tarafının, akaryakıtın kara yolundan Erenköy'e götürülmesine karşı çıktığını ve akaryakıtın gemiyle götürülmesine devam edilmesini istediğini belirten Talat, "Bu tabii aklın alacağı bir şey değil. Orada her türlü geçiş olacak, herkes serbestçe gidip gelecek ama biz hala daha, domatesimizi götüreceğiz belki kara yoluyla ama iki tank benzini gemiyle götüreceğiz, yani mantıklı bir şey değil" dedi.

Erenköy'de elektrik olmadığı için jeneratör kullanıldığına işaret eden Talat, Rumlara, "Akaryakıtın
gönderilmesine karşıysanız elektrik verin" önerisinde bulunduklarını söyledi.

Talat, başka bir soru üzerine, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer'in Ankara ziyaretini bilmediğini, ancak yarın öğleden sonra kendisiyle görüşeceğini belirtti.

Hristofyas: "Ödün vermedik"

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bugün yaptıkları görüşmede "hiçbir ödün vermediğini" söyledi.

Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, makamına dönüşünde gazetecilere yaptığı açıklamada, bugün "ekonomi" konusunu ele aldıklarını ifade ederek, "Hiçbir ödün vermediğini" kaydetti.

Bugünkü görüşmede Cumhurbaşkanı Talat'ın önüne, Yeşilırmak kapısının açılması konusunu koyduğunu ifade eden Hristofyas, Yeşilırmak kapısının açılması konusuna ilişkin soru üzerine, "Ne kadar az konuşursak o kadar iyi" dedi.

Kayıplarla ilgili panel yarın akşam

“Akdeniz bölgesinde kayıplar” konulu bir panel düzenliyor.

İki Toplumlu Kayıp Yakınları ve Savaş Kurbanları İnisiyatifi tarafından düzenlenen panel, yarın akşam saat 19.00’da, Lefkoşa’da Yeşil Hat üzerindeki Ledra Palace Otel yanındaki Goethe Enstitüsü’nde yer alacak.
   İnisiyatiften yapılan açıklamaya göre, panele, “kayıplar” konusunda incelemelerde bulunmak üzere Kıbrıs’a gelecek olan Avrupa-Akdeniz Bölgesi Zorla Kayıp Edilenler Federasyonu’ndan (FEMED) konuşmacılar katılacak. FEMED Genel Sekreteri ve Fas’ta Kayıp Olanların Yakınları Örgütü yetkilisi Raşid El Manuzi Fas’taki “kayıplar”ı anlatacak. El Manuzi’nin kardeşi Hüseyin El Manuzi, 1972 yılında Tunus’tan kaçırılarak Fas’a götürülmüş ve o günden beridir “kayıp”.
   FEMED Başkanı Nasıra Dutur ise Cezayir’deki “kayıplar”ı anlatacak. Nasıra Dutur’un 1997’den beridir oğlu “kayıp” ve “kayıplar”la ilgili sessizliğin bozulması ve gerçeklerin ortaya çıkarılmasına adamış bir kişi olarak tanınıyor.
   Lübnan’da Gelişigüzel Tutuklamalara Karşı Dayanışma Örgütü SOLIDA Hareketi’nin Genel Sekreteri ve Lübnan İnsan Hakları Merkezi yetkilisi Wahid Al Asmar ise Lübnan’daki “kayıplar”la ilgili konuşacak.
   Halka açık paneldeki konuşmalar Fransızca yapılıp, FEMED Koordinatörü Virginie Lefevre tarafından İngilizce’ye çevrilecek.

KIBRIS 14/05/09

 

Hedef, AB standartları

Sağlık Bakanı Ahmet Kaşif, hedeflerinin, sağlık ve sağlığa erişmede eşitlik ilkesinden hareketle, ilaca erişebilirliğin uzun vadeli ilaç politikalarının ayrılmaz bir parçası olarak kabul görülmesini sağlamak ve eczacılık mesleğinin kalitesini Avrupa Birliği (AB) standartlarına yükseltmek olduğunu belirtti.
   Ahmet Kaşif, 14 Mayıs Dünya Eczacılık Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, eczacılık mesleğinin, ülkelerin sağlık sistemlerinin ayrılmaz bir parçası ve önemli bir bileşeni olduğunu kaydetti.
   Sağlıklı bir toplum oluşturulmasında eczacılığın ve eczacıların yadsınamaz bir rol üstlendiğine dikkat çeken Sağlık Bakanı Kaşif, “14 Mayıs 1839 yılında tıp eğitimi ile birlikte başlayan eczacılık mesleği bu gün akademik kuruluşunun 170. yılını kutluyor” dedi.
   İlaç ve eczacılık mesleğinin, tüm mesleklerde olduğu gibi, yıllar içinde büyük değişimler geçirdiğini ve bugün 2 bin üzerinde çeşidi olan ilaçların sentetik, bitkisel, hatta genetik yapılar üzerinden üretilerek sürekli kendini geliştirmekte olduğunu belirten Kaşif, şöyle devam etti:
   “Tarihsel süreç içerisinde, ilacı hazırlayan ve sunan kişi olarak tanımlanan ‘eczacı’, günümüzde ilaç üretiminin neredeyse tümüyle sanayiye kayması sonucu, sadece ilacı sunan kişi kimliğine bürünmüş bu olgu karşısında gelişmiş ülkelerde 1960’lı yıllardan itibaren, eczacıya yeni bir kimlik ve işlev kazandırılması yönünde arayışlar başlatılmış, bu çalışmalar ve globalleşen dünyamızdaki değişimlerin sonucu Dünya Sağlık Örgütü, eczacılık mesleğine yeni bir görev ve işlev kazandırmak amacıyla 1991 yılında  ‘Eczacının Rolü ve İşlevleri’ başlıklı rapor yayınlayarak, eczacının gerçek kimliği bakımından en ön plana çıkan ve sağlık hizmeti açısından en iyi uygulanabilen ‘Farmasötik Bakım’ ve onun esasını oluşturan ‘Klinik Eczacılık’ı gündeme getirmiştir.”
   Gelişen süreç içerisinde geleneksel eczacılık uygulamalarından farklı olarak, eczacının hasta bakımı ve hastalıklardan korunma ile ilgili görevleri de üstlendiğini ve günümüzde çağdaş eczacının ilaç ve sağlık danışmanı niteliğini kazandığını anlatan Sağlık Bakanı Kaşif, bu bağlamda FIP (Uluslararası İlaç Federasyonu) tarafından oluşturulan “İyi Eczacılık Uygulama” referanslarının 1997 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından da kabul edildiğini belirtti.
   “Eczacılık mesleği, ülkelerin sağlık sistemlerinin ayrılmaz bir parçası ve önemli bir bileşenlerinden olup sağlıklı bir toplum oluşturulmasında yadsınamaz bir rolü üstlenmiştir” diyen Sağlık Bakanı Kaşif, şöyle dedi:
   “Bakanlık olarak; eczacılık vizyonlarının ülkemizde daha sağlıklı bir yapıya kavuşturulması için ‘Ulusal Sağlık Politikası’nın can damarı olan ‘Ulusal İlaç Politikası’nın oluşturulmasında, bilir ve yetkili kurum olarak etkin ve aktif bir şekilde rol almak ve sağlık hizmetleri sunumunda yaşanan problemleri, kendi yetki ve sorumlulukları dahilinde etkili, köklü ve sistemli çözümler getirerek, toplumumuzun sağlıkta mükemmeli yakalamasına katkı koymak, bir insanlık hakkı olarak sağlık ve sağlığa erişmede eşitlik ilkesinden hareketle, ilaca erişebilirliğin uzun vadeli ilaç politikalarının ayrılmaz bir parçası olarak kabul görülmesini sağlamak ve eczacılık mesleğinin kalitesini Avrupa Birliği standartlarına yükseltmektir.”

KIBRIS 14/05/09

 

Guardian taking back illegally-used Turkish Cypriot land
By Charles Charalambous

THE GOVERNMENT HAS closed down a Nicosia car-park being illegally-operated on Turkish Cypriot-owned land, and is “slowly regaining control over all similar properties”, the Cyprus Mail was told yesterday.

Yiorgos Matseopolouos, Senior Officer of the Nicosia District Turkish Cypriot Property Management Service, said that the government had been forced to contest a very long drawn-out court case against a private company which claimed to be renting the land – located close to St.Paul’s Church in Grigori Afxentiou Avenue – from its Turkish Cypriot owner.

The Guardian of Turkish Cypriot Properties – in law, Interior Minister Neoclis Sylikiotis – finally obtained a ruling in its favour “in April or May 2008”, and after giving the company “a grace period to vacate the land”, finally closed down the illegal car-park last Sunday, “to avoid possible disruption to weekday traffic”, Matseopolouos said.

He added that “there are a number of other low-level illegalities” like this case, but the government “can’t pursue all of them through the courts.” Matseopolouos made it clear that the Guardian’s office is determined to do its duty, saying “slowly, we are regaining control over all similar properties”.

The implication is that the Guardian’s office is pushing ahead with fulfilling its duties in anticipation of a possible settlement to the Cyprus problem, so as to be in a position to hand back Turkish Cypriot-owned land to its rightful owners.

The office of the Guardian of Turkish Cypriot Properties was set up as a government body within the Interior Ministry under the Turkish-Cypriot Properties Law in 1991, and acts as the caretaker of properties belonging to Turkish Cypriots “for the duration of the abnormal situation” caused by the Turkish invasion in 1974.

The scope of this law has been questioned by Turkish Cypriots who were forced out of their property during the 1963-4 disturbances. According to the law, following a settlement of the Cyprus problem the properties would be handed back to their legal owners “in the state it had been received” by the Guardian.

Meanwhile, the Guardian administers the properties, leasing or renting them out to those who qualify, and holding any proceeds – less any obligations paid – in a Turkish Cypriot Property Fund for eventual payment to the properties’ owners. In “exceptional cases beneficial to the public interest”, the law allows acquisitions of Turkish Cypriot land for public purposes such as roads and airports.

The Guardian is the only recognised authority with the power to return land to its Turkish Cypriot owners. However, currently they can only reclaim possession and use of their immovable property in the south part of the island if they have been residing in areas controlled by the Cyprus Government for six months or more.

Matseopolouos said that the Guardian’s office has reached an “in principle” agreement with Nicosia Municipality to rent the land in Grigori Afxentiou Avenue and use it “for public benefit”. He said that “it is the Municipality’s decision as to what the best use of the land might be”, but he did not rule out its continuing use as a car-park – this time on a legal footing.

CYPRUS MAIL 14/05/09

 

Limnitis on leaders’ agenda today?
By Elias Hazou

THE GOVERNMENT yesterday declined to comment on reports that the two sides were inching closer to a deal on the opening of a crossing point in Limnitis in the north-west of the island.

Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat was reported to have said the Greek Cypriot side had agreed to provide electricity to the Turkish Cypriot enclave of Kokkina, north of Limnitis.

A Turkish contingent garrisoned in the enclave can only be supplied by sea. Talat said also that a second demand—that Greek Cypriots allow fuel shipments to pass into Kokkina by land—had been rejected by the government.

However, if it were true that the government had accepted to feed electricity to the enclave, that would represent progress in the dispute.

“We want to be sure what it is that Mr. Talat said precisely before we comment, so that we avoid taking pot shots at each other aimlessly,” government spokesman Stefanos Stefanou told a news briefing.

He refused to be further drawn on the issue, except to say that the leaders of the two communities would be meeting today.

Local residents want a crossing to be opened at Limnitis that would allow Greek Cypriot residents of Pyrgos to travel directly to occupied Morphou, which is only a few miles away, instead of having to take the long route south and via Nicosia.

The opening of Limnitis, a confidence-building measure in reunification talks between the two communities, has apparently stumbled on the refusal of the Turkish military in the north.

The issue came to a head last summer, when the Turkish side refused to allow Greek Cypriots to cross to a church in Morphou for a saint’s feast day.

More than once, Greek Cypriots from Tyllyria-Pyrgos area have threatened to block off checkpoints on the Green Line unless an access point is opened at Limnitis.

Community leaders of the area yesterday pledged to take no action until they met with President Christofias.

The President will be flying out to London today; he returns on Sunday.

Stefanou said Christofias intended to see the community leaders as soon as possible after he is back on the island.

CYPRUS MAIL 14/05/09

 

 

Orams davasına şok yaklaşım

İngiltere hükümeti danışmanlarından ve “Parliamentary Brief” dergisinin sahibi Donald Crawford, İngiltere’nin davanın “politik enstrüman” olarak kullanılmasına karşı durabileceğini söyledi.

İngiltere hükümetinin Kıbrıs’taki çözüm sürecine doğrudan destek vermesi nedeniyle, Orams davasının politik bir enstrüman olarak kullanılmasına karşı harekete geçebileceği ve İstinaf Mahkemesi’ne bir sertifika gönderip, davanın ‘kamu yararına aykırı’ (Public policy) olduğunu savunabileceği açıklandı.

İngiltere hükümet danışmanlarından, Lordlar ve Avam Kamerası’nda yayımlanan “Parliamentary Brief” dergisinin sahibi Donald Crawford, Orams Davası ve Kıbrıs sorunuyla ilgili “şok” açıklamalarda bulundu.

Ada TV’de yayınlanan Dispatches programına konuk olan Crawford, Orams Davasının kesinlikle politik içerikli olan bir dava olduğunu belirterek, 40 yılı aşan bir süredir, Rumların Kıbrıslı Türklerine zulüm yaptığına dikkat çekti.

Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında bir ayrılık olduğunu ve “Kıbrıs sorunu” diye bir şeyin bulunduğunu ve burada savaş yaşandığını söyleyen Crawford, Uluslarası hukuka göre KKTC tanınmasa bile, de facto (fiili) bir varlığın olduğunu kaydetti.

Donald Crawford, “ATAD duruşmasında tam bir rezalet yaşanmıştır. Bu dava, sözde adalet için toplanmış, ancak maalesef davaya bakan sadece Yunan hakim değil, siyasette olan bir hakimin yer alması da çok sakıncalı olmuştur. Bay Skouris, eskiden iki kez İçişleri Bakanlığı yapmış bir insan. Siyasetçi ve ATAD’ın şu anki Başkanı. Öte yandan da ATAD’da hakimlik yapan Bay Arestis, geçmişte politik enstrüman olmuş ve Türkiye aleyhine dava getirmiş bir insan olan Myra Aretis’in eşi. Dolayısıyla bu davada adalet olmuyor, ama adalet sağlanmış gibi görünüyor” dedi.

KARAR BELİRLEYİCİ DEĞİL AMA…
Crawford, Rumların bu kararı sanki tüm davanın nihai sonucu olduğunu göstermelerine de tepki verdi. Rumların müzakerelere darbe vurduğunu vurgulayan Donald Crawford şöyle devam etti:

“Ucuz başlıklar kullanıp, zafer ilan etmeye çalışıyorlar. Dava bitmiş gibi. Aslında bunu Rumların yapması bile davanın tam olarak ne olduğunun anlaşılmasına çok yardımcı olmaktadır. Bir yandan iyi niyetle mülkiyet konusunu müzakereyle çözmeye gayret ederken, diğer yandan da mahkemeleri kullanarak propaganda yapılmasına yeşil ışık yakılmasına izin veremezsiniz. Apostolidis’in avukatı olan, Bay Kandunas bence bu konuda kendi kendine gol attı. Şunu açık söyleyeyim, onun için bu davanın sonu gözyaşıyla bitecek. İşte Rumların bu davranışları, müzakerelere çok ciddi darbe vurmaktadır.”

DAVA RUM YÖNETİMİ VE KKTC ARASINDA
Donald Crawford bir soru üzerine, ilk başta Orams davasının özel getirilmiş bir dava olabileceğinden bahsederken, “Ancak artık böyle bir şey söz konusu değil. Sayın Apostolidis’in bir kamu görevlisi olduğunu biliyoruz. Ayrıca Rumlar tarafından reddedilen Annan Planı referandumundan önce de Rum eski Dışişleri Bakanlığı’nın The Times gazetesinde böyle bir kampanya planından bahsettiğini görebilirsiniz.

Kandunas bu davada bir kukladır ve kampanya ile siyasi gözdağı vermeye çalışıyorlar. Davayı insanların burada mal almamalarına ve ekonomiye yönelik bir silah olarak kullanmaya çalışıyorlar. Oramslar ise bu işin piyonları. Bakınız bu davanın masraflarının ne kadar olduğuna, milyonlardan bahsediyoruz. Soralım, Bay Apostolidis bu kadar parayı kendisi mi karşılıyor? Tabii ki değil, masrafları Rum hükümeti karşılıyor. Aslında bu davanın temel gerçeği, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ve KKTC arasında bir dava olmasıdır” şeklinde konuştu.

ATAD’A TEKNİK SORULAR
İngiltere İstinaf mahkemesin ATAD’a sorduğu sorulara da değinen Crawford, soruların tamamıyla hukukla ilgili unsurlardan oluştuğunu hatırlattı. Donald Crawford bu konuda şunları söyledi:
“Burada sorulan AB hukuğu ile ilgili teknik sorulardı. Ancak her hangi bir şekilde kamu yararı mazeretini kısıtlamaz. Bunu kesinlikle İngiltere İstinaf mahkemesi değerlendirecek. Benim görüşüme göre bu davanın bulguları zaten zayıftır.

Buradaki X faktörü budur ve bunu ne İngiltere hükümeti nede İstinaf Mahkemesi artık bu durumu göz ardı edemez. Bu durumun kamu yararına aykırı olduğu konusunda sertifika verip, bu işe son vermeleri gerekir.

Bir taraftan bu tür mahkemelerin yapılmasına izin verip, diğer yandan da görüşmelere destek verilmesi kabul edilemez. Çünkü burada büyük çelişki doğar. Ya Kıbrıs sorunu ve buna bağlı olarak mülkiyet sorunu müzakerelerde çözülür ya da görüşmelere destek vermeyip, davalarla çözersiniz. Ancak ikisi bir arada olamaz.”


İNGİLTERE HÜKÜMETİ NE YAPABİLİR?
Programda, ‘İngiltere hükümetinin neler yapabileceği’ sorusuna da cevap veren Crawford, “İngiltere hükümeti bir şeyler yapabilirler. Orams davası İngiltere İstinaf mahkemesine dönmüştür. İngiliz hükümeti şimdi mahkemeye bir sertifika gönderip, bu davanın ‘kamu yararına aykırı’ olduğunu belirtebilir. Bu örnekler çoktur, yapılabilir. Neden vermelerine de gerek yoktur.

Kamu yararına aykırı bir dava olduğunda hükümet, bir mahkemenin siyasete alet edilmesine karşı her zaman devreye girme yetkisine sahiptir” diyerek şok açıklamalarda bulundu!

TAŞINMAZ MAL KOMİSYONU
Orams davası ilk başladığında, KKTC’deki Taşınmaz Mal Komisyonu’nun henüz kurulmadığına işaret eden Crawford, davanın şimdi tekrar İngiltere İstinaf mahkemesine döndüğünü, AİHM’in de davayı kabul ettiğini ve bu tür davaların görüşüldüğü Komisyona sevk edebileceğini söyledi.

Crawford, “AİHM bu tür davalar hakkında kesin görüş vermiştir ‘eğer dava getirmek isterseniz gidin bu Komisyona başvurun ve onları başvurunuzu değerlendirsinler’ demişlerdir. Birilerine tazminat ödeyip bunun emsal olması illa ki söz konusu olmaz” dedi.
starkıbrıs(Kerem Hasan)

KIBRIS POSTASI 14/05/09

 

 

Yeşilırmak kapısı da gündeme geldi

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla 11 Eylül 2008'de başlayan doğrudan müzakereler çerçevesinde bugün 28. kez bir araya geldi.

Lefkoşa ara bölgede müzakereler için tahsis edilen binada bir araya gelen liderler yaklaşık bir saat kadar başa başa görüştü.

Liderler, görüşme sonuna açıklama yapmadan bölgeden ayrılırken, görüşmelere ev sahipliği yapan BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun kısa bir değerlendirme yaptı.

''Ekonomi'' başlığı üzerinde durulduğunu belirten Zerhoun, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ve Yorgos Yakovu'nun pazartesi ve salı günü bir araya gelerek, ekonomi başlığıyla ilgili teknik konuları görüşmeyi sürdüreceğini söyledi.

Zerihoun, görüşmelere daha hızlı ve daha faydalı bir şekilde devam edilebilmesi için, liderlerin 21 Mayıs Perşembe günü yapacakları görüşme sırasında temsilcilerin ekonomiyle ilgili sunum yapacaklarını kaydetti.

Zerihoun, ayrıca, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer'in yarın adaya geleceğini ve perşembe günü yapılacak görüşmeye katılacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat da "ekonomi" başlığının görüşülmesini gelecek perşembe günü bitirmek istediklerini söyledi.

Talat, Yeşilırmak kapısına ilişkin bir soru üzerine, bu konudaki pozisyonlarında bir değişiklik olmadığını belirtti ve "Erenköy'e, silah ve mühimmat dışında, serbest geçiş karşılığında bu kapının açılması bizim açımızdan sorun değil" dedi.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas da görüşmede "hiçbir ödün vermediğini" söyledi.

Rum Lideri görüşmenin ardından yaptığı açıklamada kapı konusunda Mehmet Ali Talat'tan yanıt beklendiğini belirtirken Talat ise, Yeşilırmak kapısının ele alındığını doğrulayarak Türk tarafının yaklaşımında bir değişiklik olmadığını belirtti.

KIBRIS POSTASI 14/05/09

 

 

Görüşme tamamlandı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofias arasında yapılan Ekonomi konusunun ele alındığı görüşme sona erdi.

İki lider Perşembe günü yeniden biraraya gelerek Ekonomi konusunu görüşmeye devam edecek.

Yaklaşık bir buçuk saat süren görüşmenin 1 saat kadarı liderler arasında baş başa geçti.

Liderler, görüşme sonuna açıklama yapmadan bölgeden ayrılırken, görüşmelere ev sahipliği yapan BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun kısa bir değerlendirme yaptı.

''Ekonomi'' başlığı üzerinde durulduğunu belirten Zerhoun, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ve Yorgos Yakovu'nun pazartesi ve salı günü bir araya gelerek, ekonomi başlığıyla ilgili teknik konuları görüşmeyi sürdüreceğini söyledi.

Zerihoun, görüşmelere daha hızlı ve daha faydalı bir şekilde devam edilebilmesi için, liderlerin 21 Mayıs Perşembe günü yapacakları görüşme sırasında temsilcilerin ekonomiyle ilgili sunum yapacaklarını kaydetti.

Zerihoun, ayrıca, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer'in yarın adaya geleceğini ve perşembe günü yapılacak görüşmeye katılacağını söyledi.

KIBRIS POSTASI 14/05/09

 

Downer Ankara'ya gidiyor

BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer, gelecek hafta Ankara ve Atina'da temaslarda bulunacak. Edinilen bilgiye göre, Downer'ın 18 Mayıs Pazartesi günü Ankara'da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşmesi öngörülüyor.

Downer, Ankara'daki temaslarının ardından Atina'ya giderek, 19 Mayıs Salı günü Yunanistan Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle bir araya gelecek.

BM yetkilisi, Ankara ve Atina ziyaretlerini, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında devam eden doğrudan müzakerelerin ikinci turunun başlaması öncesinde yapacak.

Alexander Downer, geçen ay sonunda New York'a giderek, BM Güvenlik Konseyini adada süren müzakere süreciyle ilgili bilgilendirmişti.
AA

KIBRIS POSTASI 14/05/09

Kapsamlı çözüm olursa mülkiyet de çözülür

Orams davasına müdahalenin söz konusu olmadığını belirten İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, mülkiyet sorununun çözümüne de açıklık getirdi.

TÜNELİN UCUNDA IŞIK GÖRÜNÜYOR… KIBRIS’a açıklamalarda bulunan İngiltere’nin, Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet, Kıbrıs sorununu Kıbrıslıların çözeceğini belirterek, bu kez tünelin ucunda ışık görüldüğünü söyledi. Peter Millet, “Kıbrıslıların bu fırsatı kaçırmamaları gerekmektedir. Ümit ediyorum ki; Kıbrıslılar bu fırsatı kaçırmazlar” dedi. Yüksek Komiser, mülkiyet sorununun sadece kapsamlı çözümle ortadan kalkabileceğini de söyledi.

YARGIYA MÜDAHALEMİZ OLAMAZ… Peter Millet, dün İngiliz Yüksek Komiserliği’nin Lefkoşa’nın Köşklüçiftlik bölgesindeki Kuzey Kıbrıs ofisinde, Kıbrıs Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Reşat Akar ile görüştü. Millet, Akar ve arkadaşımız Serhat İncirli’nin sorularını yanıtladı. Millet, Orams davasıyla ilgili bir soruyu yanıtlarken, İngiliz hükümetinin, Orams davası ya da başka hukuki konularda yargı sürecine müdahalesinin mümkün olmadığını da açıkladı.


    İngiltere’nin, Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet, “müzakerelerin gidişatı” ile ilgili olarak şu yorumu yaptı:
   “Sanırım müzakereler çok iyi gidiyor. Belki biraz hızlanmalarını arzuluyoruz ama liderler geçen hafta zaten bu konuda kendileri karar aldılar. Bu kararı almaları ve momentumu hızlandırmayı istemiş olmaları önemli bir adımdır. Dürüst olmak gerekirse, müzakerelerin kolay olmadığını söylemek lazım. Konular çok karmaşık ve çok hassastır. İki liderin de yeniden birleşme konusunda taahhütleri ve görüşlerinin olması bizim için çok önemlidir. Sanırım uluslararası toplum bu konuda iki lidere büyük destek vermektedir. Ancak bu sadece size kalmıştır. Çözüm Kıbrıslıların elindedir. Kimse gelip de size çözüm vermeyecek. Hepimiz, müzakerelerin başarıya ulaşmasını arzulamaktayız ve verilen destek de bunu göstermektedir.”
   Millet, “Ben inanıyorum ki; şu anda tünelin ucunda ışık vardır. Bu bulunmaz bir tarihi, benzersiz ve altın değerinde bir fırsattır. Kıbrıslıların bu fırsatı kaçırmamaları gerektiğine inanıyorum. Ümit ediyorum ki; Kıbrıslılar bu fırsatı kaçırmazlar” temennisinde de bulundu.

Diğer iki garantörü de dinleyeceğiz

   Yüksek Komiser, Reşat Akar’ın, “garantör bir güç olarak, garantiler konusundaki düşünceleriniz nedir?” sorusuna şu yanıtı verdi:
   “Diğer iki garantör gücün de görüşlerini dinleyip bu konuyu tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Aynı zamanda iki liderin de garantiler konusundaki görüşlerini dinlemek lazım. Birleşik Krallığın bu konuda tavrı, liderlerin anlaştığı şekle destek vermek yönündedir. Varılacak bir anlaşmayı bloke etmeyi düşünmüyoruz, böyle bir tavrımız olamaz, desteğimiz olacağını söyleyebilirim.”

Yargı sürecine müdahil olmak mümkün değil

   Peter Millet, Akar’ın Orams Davası ile ilgili olarak dün bir gazetemizde yer alan “İngiliz hükümeti Temyiz Mahkemesi’ne kamu yararı temelinde müdahil olabilir” tarzı bir görüşle ilgili sorusuna da şöyle cevap verdi:
   “Üzgünüm bu kesinlikle mümkün değildir. Açık bir şekilde söylemek lazım... Temyiz Mahkemesi bazı konuları Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’na sormuştur. Görüş istemiştir. Kimse, bu aşamada sürecin önüne geçemez, süreci durduramaz. Buna müdahale etmek mümkün değildir. Çünkü açık ve seçik bir şekilde, bu bir yargısal süreçtir. AB yasaları gereği bizim yargıçlarımız teknik açıdan tavsiye istemiştir. Şimdi bu tavsiyeyi almışlardır ve şu çok açıktır ki kesinlikle bu süreçte siyasi bir müdahale söz konusu olamaz.”

Mülkiyet sorununun çözümü kapsamlı çözümle mümkün

   Peter Millet, aynı konuda şunları dile getirdi:
   “Durum ortadadır ve gayet açıktır. Bizim mahkememiz beş konuda soru sormuş ve görüş istemiştir. Görüş verilmiştir. Şimdi karar vermek, hukukçular ve yargıçlara kalmıştır. Davaya dönülecektir ve karar alınacaktır. Mevcut durumda siyasi tavır müzakerelerle ilgili olabilir. İki lider de müzakerelerin devamı konusuna bağlılık belirtmişlerdir. Müzakerelerin devamı konusunda kararlıdır. Açık bir şekilde kabul edilmiş bir konu da mülkiyetle ilgilidir. Mülkiyet konusu sadece Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü ile mümkündür.”

Özel bir yatırım, özel bir iş, bizi ilgilendirmez

   Millet, “Sizin vatandaşınız olan binlerce kişi Orams davasından etkileniyor...” hatırlatmasına ise şu sözlerle karşılık verdi:
   “Bizim en önemli öncelik konumuz Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesidir. Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesi süreci, bizim desteklediğimiz bir süreçtir... Ülkemiz vatandaşlarının, vatandaşlıkla ilgili sorunlarıyla ilgilenen konsolosluk hizmetimiz elbette vardır. Ancak konu kişilerin özel yatırımlarına geldiği zaman, o özel bir iştir... bizi ilgilendirmez.”

Çözümle birlikte para akacak

   Millet, “iki toplum arasındaki ekonomik dengesizlik”le ilgili olarak da şu değerlendirmeyi yaptı:
   “Sanırım bu konu en can alıcı konudur. Çok önemlidir bu konu. Çözümle birlikte Kıbrıslı Türklerin ekonomik olarak elde edeceği avantajlar son derece büyüktür. Şunu burada açıkça belirtmek isterim ki, Avrupa Birliği, Kıbrıslı Türklerin, birliğin bir parçası olmasını istemektedir. Bunun da adanın yeniden birleşmesi yoluyla gerçekleşeceği bir gerçektir... Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın varmış olduğu karar bir teknik konudur. AB Komisyonu, üye devletleri ya da konseyinin ne istediği ile hiç bir ilgisi yoktur. Biz Kıbrıslı Türklere yardımcı olmak ve tam olarak AB’nin bir parçası olmalarını istiyoruz. Açık bir şekilde görüyoruz ki; iki taraf arasında ekonomik görünüm ve ekonomik gelişmişlik arasında fark vardır. İşte yeniden birleşmenin getireceği son derece büyük ekonomik avantajlar, burada önemlidir. AB, bu noktada çok büyük miktarda maddi kaynak sağlayacaktır. Bundan şüphe yoktur. Çeşitli fonları sayabiliriz... Buna benzer şeyler Kuzey İrlanda’da yaşanmıştır, AB’nin başka bölgelerinde de yaşanmıştır. Sanırım sadece bir toplum için değil, iki toplum için de sadece ekonomik alanda değil, sosyal ve siyasi alanlarda kazanımlar olacaktır. Ortada paha biçilmez bir değer vardır. Bu değer çok büyüktür ve bu fırsat altın bir fırsattır. Bu fırsatı kaçırmamak lazımdır. Bu fırsat kaçırılmaz bir fırsattır.”

İngiliz oyunu ya da komplosu iddiaları zırvalıktır

   Millet, Serhat İncirli’nin “Kuzey Kıbrıs’ta bir başka Annan Planı’nın yüzde 65 destek alamayacağı konusunda görüşler var” hatırlatmasıyla ilgili olarak şunları söyledi:
   “Önce şunu belirtmek istiyorum. Bazı gazeteler, Orams davası ile ilgili olarak ‘işte yine bir İngiliz entrikası, bir İngiliz komplosu’ gibi yorumlar yapmıştır. Bu saçmalıktır. Zırvalıktır. Boş laftır. Birleşik Krallığın Kıbrıs sorununun çözümü konusundaki kararlılığı çok açıktır. Kıbrıslı Türklere yardımcı olmak konusundaki kararlılığımız da çok açıktır. Orams davası ile ilgili olarak İngiliz oyunundan ya da komplosundan söz edenler, AB’nin nasıl çalıştığından ya da yasal sürecin nasıl işlediğinden haberdar değildir. Şu çok açıktır ki, yargı ve yürütme arasında kesinlikle fark vardır. Hükümetin, yürütmenin sık sık kendisinin temyiz mahkemesi ile sorunları olur. Çok sayıda hükümet kararı, temyiz mahkemesi tarafından bozulmuştur. Bu nedenle, yargı sürecine müdahalemiz mümkün değildir, olmamıştır, olmayacaktır. Siyasi olarak temyiz mahkemesine etki yapmamız imkansızdır. Bizim sistemimiz kesinlikle bunu kabul edilemez ve imkansız kılmıştır. Ancak bu sorunu siyasi anlamda çözme kararlılığımız başka bir kulvarda devam etmektedir.”

Kapalı kapılar ardında karar alamayız

   Peter Millet, “Önümüzdeki Pazartesi günü Londra’da doğrudan uçuşlarla ilgili bir konu mahkeme aşamasına geliyor” şeklindeki hatırlatmaya, çok kısa bir şekilde “evet, bir başka yargısal süreç” diye yanıt verdi. Millet, konunun İngiliz hükümetinin karar alacağı bir durum olmadığını, sadece mahkemeye deliller sunduğunu hatırlattı. Kapalı kapılar arkasına gidip de, ‘hadi, gelin şöyle karar alın’ diyemeyiz. Böyle olmaz” dedi.

KIBRIS 15/05/09

Müzakerelerin ikinci turunu önerecek

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer, gelecek hafta Ankara ve Atina'da temaslarda bulunacak. Downer’ın, Türk ve Yunanlı yetkililere, Kıbrıs müzakerelerinin ikinci turunun başlaması önerisinde bulunacağı bildiriliyor.
   Edinilen bilgiye göre, Downer'ın 18 Mayıs Pazartesi günü Ankara'da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşmesi öngörülüyor.
   Downer, Ankara'daki temaslarının ardından Atina'ya giderek, 19 Mayıs Salı günü Yunanistan Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle bir araya gelecek.
   BM yetkilisi, Ankara ve Atina ziyaretlerinde, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında devam eden doğrudan müzakerelerin ikinci turunun başlaması önerisini de yapacak.
   Alexander Downer, geçen ay sonunda New York'a giderek, BM Güvenlik Konseyi’ni adada süren müzakere süreciyle ilgili bilgilendirmişti.

KIBRIS 15/05/09

 

“Çözüm konusunda çok iyimserim”

ABD'nin Eski Kıbrıs Koordinatörü Miller

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) eski Kıbrıs Koordinatörü ve eski Atina Büyükelçisi Thomas Miller, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ''Şu an, kesinlikle 10 yıl öncesine göre çok daha iyimserim'' dedi.
   Miller, BM Gazeteciler Kulübünde ''ABD'nin Birleşmiş Milletler Derneği (United Nations Association of the United States of America) başkanlığına seçilmesi dolayısıyla gazetecilerle bir araya geldi.
  Konuşmasında 29 yıllık diplomat olarak geçmişinden söz ederken Kıbrıs meselesine de değinen Miller, Annan Planı'nın taraflar arasında görüşülmesi sırasında Türkiye-Yunanistan ve Kıbrıs'taki taraflarla yakından çalışma imkanını bulduğunu söyledi.
   Miller daha sonra, konuyla ilgili olarak A.A muhabirine yaptığı açıklamada, adada şu an iki tarafta da yeni liderlerin bulunmasının Kıbrıs sorunun çözümüne yardımcı olacağını belirtti. Miller, bu çerçevede Türkiye'de özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2003 yılında yönetime gelmesinin son derece olumlu olduğunu belirtti.
   Miller, Kıbrıs sorununun çözümünde özellikle iki tarafta da yeni liderlerin bulunmasından dolayı ''Şu an, kesinlikle 10 yıl öncesine göre çok daha iyimserim'' diye konuştu.

ABD ile BM ilişkileri

   Miller, BM Gazeteciler Kulübünde yaptığı konuşmada ise ABD'deki yeni yönetimin BM ile ilişkilere eski yönetime göre çok daha fazla önem verdiğini, kendi derneklerinin bu ilişkilerin daha da gelişmesi için çaba sarf ettiğini ve özellikle Amerikan kamuoyunun BM'yi daha fazla tanımasına yardımcı olduklarını anlattı.
   Thomas Miller, BM'nin insani yardım ve barış operasyonları konusunda ''sahada kahramanca görev yaptığını'' ve bu durumun ABD kamuoyunda bilinmediğini de söyledi.
   ABD'nin merkezi Cenevre'de bulunan BM İnsan Hakları Konseyi'ne seçilmesinin de olumlu gelişme olduğunu söyleyen Miller, Obama yönetiminin çok taraflılığa önem verdiğini ve bu politikanın olumlu sonuçlarını yakında görmeyi beklediklerini ifade etti.

KIBRIS 15/05/09

 

Gloomy media not helping a solution
By Elias Hazou

LOCAL MEDIA coverage of the Cyprus problem is too gloomy and prone to sentimentalism, government spokesman Stefanos Stefanou asserted yesterday.

“There is an inordinate emphasis on the hardships and obstacles to a settlement, and almost no mention of the prospects for a solution,” Stefanou said in remarks during a seminar co-organized by the Cyprus Telecommunications Authority (CyTA) and the Press and Information Office entitled: “Advancements in Technology and their use by the media in covering the Cyprus problem.”

A more “rational” and objective approach to discussing the Cyprus issue was needed, Stefanou said.

“There is an inherent contradiction when on the one hand you stress the negative aspects and at the same time you keep talking about the need for a settlement. The prospects for a solution do exist,” he added.

The ominous outlook should be moderated by presenting the Cyprus problem in “its true dimensions, historical, political, legal and social,” proposed Stefanou.

In a nutshell, the message coming out of the media was one of “non solution” rather than for a solution. Although not attributing any foul motives to the television networks and newspapers, Stefanou said this type of coverage “does not help towards cultivating realistic hopes for a solution.”

Stefanou, who once held the position of editor for the communist mouthpiece “Neolaia” [Youth], published by EDON, the youth branch of AKEL, suggested that society had gradually grown numb hearing about the Cyprus problem on the news without realizing its true ramifications.

“Some of us have started to get accustomed to the transience of yesterday and of today, and perhaps of today, and we have forgotten that a settlement is not just a desire but a necessary process if we are to ensure both the present and the future of our people.”

Moreover, he hinted the media were at least partly responsible for the fact that most Cypriots today do not grasp the meaning of a bi-zonal, bicommunal federation.

“With such a solution, we shall have a new situation post-settlement,” said Stefanou.

CYPRUS MAIL 15/05/09

Limnitis issue still up in the air
By Daniel Thomas

PRESIDENT Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday exchanged views on the opening of a crossing point, at Limnitis.

On his return to the Presidential Palace, Christofias said he expected an answer from the Turkish Cypriot leader concerning the opening of Limnitis, at their next meeting on May 21.

It was now “up to Talat to clarify or confirm whether [the Turkish Cypriot side] was still fixated on its need to transfer petrol to Kokkina, he said.

The President was referring to a previously-stated prerequisite made by the Turkish Cypriot side, which stipulated that for the Limnitis checkpoint to be opened, the authorities in the government-controlled areas would need to allow the transportation of fuel through the checkpoints and on to the Turkish-controlled enclave of Kokkina.

The enclave is situated in the north-west of the island and is surrounded on all but its north coast by government-controlled territory.

The government has remained fervently opposed to any such agreement, fearing that fuel could be delivered to Turkish troops situated there, which would ignite a highly paradoxical and embarrassing situation whereby the Republic could be seen to be facilitating the ongoing presence of occupying troops on its own territory.

Nevertheless, Christofias refrained from going into the details of what was actually said at the talks, merely stipulating that he, and the media, “will have to wait until the next meeting, which is scheduled for Thursday, before any clear conclusions [on the direction of the specific negotiations] can be drawn”.

However, community leaders of the areas directly affected by the enduring closure of the checkpoint, remain adamant in their demands that the government act decisively to end the deadlock.

Costas Michaelides the community leader of Limnitis, reiterated his communities’ position in an interview with CyBC’s Radio Trito.

“Our communities have been suffering [economically] for the last 45 years. It is ultimately up to the government to make a political decision on how to open the checkpoint… When the decision was made in March 2008 to open the Ledra checkpoint, it should have set a precedent for other checkpoints as well. This needs to be fulfilled,” he said.

Christofias has pledged to meet with the relevant community leaders on his return from London, which he is visiting for ‘personal reasons’. He will then meet with Talat and other representatives of the Turkish Cypriot leadership, where he is optimistic that “developments will be made”.

''I am expecting an answer next week from Mr. Talat to see if the Turkish Cypriot side insists on the issue of the re-fuelling'', he said yesterday.

He said he had not made any concessions during the ongoing talks, as he fended off criticism from political parties. 'The less we say, the better,” he added.

During yesterday’s meeting with Talat the two leaders continued discussions on economic matters.

CYPRUS MAIL 15/05/09

 

Candidates register for Euro election
By Charles Charalambous

THE OFFICIAL registration of 47 candidates in the elections for Cyprus’ six seats in the European Parliament on 6 June took place yesterday at the Nicosia Hilton.

The 47 candidates consisted of six each from AKEL, DISY, DIKO, EDEK, EVROKO and the Greens, plus four from the Cyprus Reunification Movement (KEP), two from the National Popular Front (ELAM) and five independents.

Interior Ministry Permanent Secretary Lazaros Savvides, who is responsible for organising the Euro elections, said that the registration process had gone “very well, exactly as we had planned.”

As election factories go, the Nicosia Hilton is definitely at the more comfortable end of the spectrum. One of its ballrooms was the venue for civil servants, police, TV and print journalists to wait for each of the various party delegations and independent candidates.

When nothing much was happening, most people stood around in the refreshments area, chatting, smoking, and drinking free coffee or freshly-squeezed orange juice.

Every now and then, the ballroom doors would be opened with a flourish, and a new batch of party worthies and candidates would stride in with as much gravitas as could be mustered for the cameras. Surprisingly, Savvides seemed genuinely pleased to see them, stepping forward to greet each party leader – or independent candidate – with a vigorous handshake and a smile.

The first test faced by each candidate involved running their €1,000 fee through the machine to check for forgeries. Then came the official signing of the registration documents at the top table, for the benefit of the photographers.

Each group would then move to the podium set up in front of a row of six TV cameras, where party leaders and candidates would say their piece. Any group member not on the podium could choose to sit to one side, in a sofa area reminiscent of a morning TV set. Shut one eye, and you could almost expect DIKO deputy Zacharias Koulias to start giving gardening tips.

The language used at the podium generally conformed to party stereotypes: AKEL talked about standing up for the workers, DISY talked about being European, and DIKO about “giving battle for our motherland”. One positive exception was younger-than-average DIKO candidate Simos Angelides, who talked as if he knew what kind of EU institution he was bidding to join. The spot-prize for most entertaining cliché-mangling was won by DIKO candidate Antigone Papadopoulou, who told us that “after the proud “no”, we entered the eurozone with our sword drawn.”

MEP Marios Matsakis, who is standing as an independent after being disowned by his former party, DIKO, told the Cyprus Mail: “This is a Cypriot panagyri [village fete]. The parties control the process, they control the media and TV, so the challenge I face is to get my message across to the people. I don’t have the parties’ machinery or financial resources; therefore I will rely on the fact that people know my track record during two terms as a deputy and five years as an MEP.”

So the stage is set. On Saturday, 6 June, roughly half a million registered voters will have the chance to cast their vote, express their preference, or abstain – compulsory voting notwithstanding.

Around 10,000 people will be voting abroad on in one of 34 polling stations in the UK, Greece and various other countries.

Counting of the votes and preferences indicated will begin immediately after the polls close at 8pm. Savvides said that although the results might be collated within hours, they will not be announced before 11pm on Sunday, 7 June.

CYPRUS MAIL 15/05/09

 

When is halloumi not halloumi?
By Jacqueline Theodoulou

A LARGE amount of halloumi cheese circulating the market is made only from cow’s milk, violating the legally set prototype, the House heard yesterday.

According to the prototype, halloumi should be made of ewe’s or goat’s milk, or a mixture of both and cow’s milk can be added. The law states that more than 50 per cent of halloumi should be made of goat or ewe milk.

Chairman of the House Agriculture Committee, Yiannakis Thoma of AKEL, the Committee said a decision had been taken to call for a closed meeting with all involved bodies to get to the bottom of the matter.

The Committee had met to discuss how the situation was developing around the registration of halloumi as a protected Cypriot product and how producers were maintaining the legally set prototype – creating the cheese with goat’s or ewe’s milk.

It emerged that the relative quality checks were not being carried out, resulting in the market being filled with a large quantity of halloumi made solely from cow’s milk.

Speaking after the meeting, Thoma said his Committee had decided discuss the complaints submitted by Paphos goat farmers, who claimed halloumi producers were using cow’s milk, resulting in large quantities of goat’s milk having to be thrown out.

“The Committee found that despite the fact that there is a specific prototype for halloumi, this is being violated because the checking mechanisms for maintaining the prototype are inactive,” he explained.

“The lack of supervision has brought the situation to the point where a supermarket is advertising halloumi that is made solely with cow milk, which contradicts the prototype’s provisions,” Thoma added.

“In one of the Committee’s next meetings we will ask the ministers of all the relevant ministries to be present and we will ask them to specify which services supervises the prototype,” said Thoma.

He was keen to point out that the prototype checks had nothing to do with health and safety checks, which are carried out on a regular basis by the Health Services.

“The Committee’s aim is to regulate the matter of prototype checks as it is causing great conflict among milk producers,” Thoma pointed out.

Regarding halloumi’s registration as a Cypriot product, Thoma said the matter had stalled because of a Supreme Court order connected to an appeal by company Albina, which is in conflict with the Agriculture Ministry over the issue.

“It is to all producers’ best interests to find common grounds and immediately promote halloumi’s registration, so we are not taken by surprise if another country manages to establish halloumi as a product of its own,” he said.

CYPRUS MAIL 15/05/09

 

Talat Downer'le görüştü

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun bugün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edildi.

Görüşmeyle ilgili herhangi bir açıklama yapılmazken, sadece görüntü alınmasına izin verildi.

Downer’ın Güney Kıbrıs’ta da temaslarda bulunması bekleniyor.

Alexander Downer, Pazartesi Günü ise Ankara’ya giderek, Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşecek ardından da Atina’ya giderek Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nda temaslarda bulunacak.

Downer temaslarında, Kıbrıs konusunda gelinen süreçle ilgili görüş alışverişinde bulunacak.
BRT

KIBRIS POSTASI 15/05/09

 

Talat'tan isyan

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat isyan etti. Cumhurbaşkanı Talat dünyanın bir hak hukuk dünyası olmadığını vurguladı. Talat çözüm isteyen tarafın Türk tarafı olmasına rağmen cezalandırılanın da Türk tarafı olmasına isyan etti.

Talat, "çözüm isteyen de cezalandırılan da Türk tarafı. Dünya bir hak hukuk dünyası değil" dedi.
Türkiye Jinekoloji ve Obstetrik Derneği’nin 7’nci Ulusal Kongresi’nin açılışına katılan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakere sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Son yıllarda, Kıbrıs Türk halkının Türkiye ile birlikte  dünyanın Kıbrıslı Türklere karşı tutumunu değiştirmesi için yeni politikalarla önemli adımlar attığını ifade eden Talat, “ancak dünya bir hak ve haklılar dünyası değil, bunu hepimiz biliyoruz. Dünya şu an itibarıyla bir devletler dünyası ve bu devletler dünyasında korkunç bir kıskançlıkla bizim  var olan meşru haklarımız  bastırılıyor ve geri plana itiliyor” dedi.

“Kıbrıs sorununun BM temelinde, barışçı yollardan masa başında  müzakerelerle çözüleceği konusunda anlaşmaya varıldı. Kıbrıs Türk Halkı çözüm için elinden geleni yaptı ve referanduma evet diyerek, dünyanın Kıbrıs Türk halkı hakkındaki ezberini bozdu. Buna rağmen çözüm gerçekleşmedi. Avrupalı yetkililere, ‘bunun sorumlusu biz olmadığımıza göre, ne kadar daha çözümsüzlüğün kurbanı olacağız?’ sorusunu yönelttiğimizde, verecek cevap bulamıyorlar” diyen Talat, bunun  dünyanın bir hak ve  hukuk  dünyası olmadığının net bir ifadesi olduğunu  kaydetti..

Konuşmasında müzakere sürecine de değinen Cumhurbaşkanı, yönetim ve güç paylaşımı başlığında belli bir sonuca varıldığını; mülkiyet konusunda ilerleme sağlanamadığını; Avrupa Birliğiyle ilişkiler başlığında farklılıklara rağmen ciddi yakınlaşmalar olduğunu; ekonomi başlığının ise henüz derinlemesine müzakere edilmediğini anlatan Talat, ekonomi başlığının tamamlanmasının ardından, toprak ile güvenlik ve garantiler başlıklarının açılacağını ifade etti.

Garantiler başlığının en önemli başlık olacağını tahmin ettiğini söyleyen Talat, Haziran ortasına  kadar  6 başlığı tamamlayarak, Temmuz sonu-Ağustos başına kadar, konularda biraz daha yakınlaşma sağlayacak  2’inci bir gözden geçirme  yapılacağını belirtti.

Talat, Eylül ayından itibaren,  içinde al-verin de olacağı yoğun ve sonuç getirici  müzakere safhasına geçmeyi amaçladıklarını vurguladı.

Cumhurbaşkanı, “Türk tarafı olarak bu yılın sonuna kadar müzakereleri tamamlamayı hedefliyoruz. Önümüzdeki yılın başında  referanduma gidecek kadar  ilerleme  kaydeder ve üzerine anlaşabileceğimiz bir metin hazırlayabilirsek  büyük bir başarı elde etmiş olacağız” dedi.

Talat, “hepimiz 2009 sonu itibarıyla bizi sorunun çözümüne taşıyacak  süreçlere hazır olmalıyız “diye konuştu.
BRT

KIBRIS POSTASI 15/05/09

 

Ohio Seçim Kurulu Amerikalı milletvekilinin diaspora şikayetini kabul etti

Utku Çakırözer/ Milliyet.com.tr Washington


ABD’nin Ohio Eyaleti’ndeki Seçim Kurulu, Ermeni diasporasının iddialarına darbe niteliğinde bir karar alarak ABD’li parlamenter Jean Schmidt’in diasporanın önde gelen isimlerinden David Krikorian aleyhine yaptığı suç duyurusunu esastan görüşme kararı aldı. Amerikalı parlamenterin kendisi hakkında suç duyurusunda bulunmasına neden olan ‘Türkiye’den kan parası alıyor’ suçlamasını önceki günkü duruşmada da yineleyen Krikorian’ın davanın kabul edilmemesi yönündeki talebini reddeden Seçim Kurulu, 13 Ağustos’ta konunun esastan görüşülerek sonuçlandırılması kararını verdi.

ABD Kongresi Temsilciler Meclisi’nin Ohio Eyaleti İkinci Seçim Bölgesinde 4 Kasım seçimlerini kazanarak yerini koruyan Cumhuriyetçi Parti milletvekili Jean Schmidt, ABD tarihinde bir ilke imza atarak, seçim kampanyası sırasında soykırım iddialarını kabul etmediği gerekçesiyle hakkında asılsız ithamlarda bulunan Ermeni rakibi Krikorian hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Schmidt başvurusunda, seçim kampanyası sırasında kendisinin ‘Türklerden soykırımı inkar için kan parası aldığı’ iddiasını ileri süren Krikorian hakkında cezai yaptırım talebinde de bulunmuştu.

Schmidt’in suç duyurusuyla ilgili ön duruşma önceki gün Ohio’da yapıldı. Schmidt’i avukatının temsil ettiği duruşmada hazır bulunan Krikorian Amerikalı milletvekilinin ‘kan parası aldığı’, ‘Türk hükümeti tarafından desteklendiği’ yönündeki aynı iddiaları Seçim Kurulu önünde de yineleyince, Kurul Ermeni siyasetçinin yaptığı ve davanın iptalini isteyen 47 sayfalık yanıtını reddetti. Kurul’un Schmidt’in talebinin 13 Ağustos’ta esastan görüşülerek sonuçlandırılması yönündeki kararı Ermeni adayın suçlu bulunması ve kınama ya da benzer bir ceza alması olasılığını güçlendirdi.

Amerikalı milletvekili Schmidt’i asılsız suçlamaları yargıya götürme konusunda ikna ederek savunmasını üstlenen sivil toplum kuruluşu Türk Amerikan Yasal Savunma Fonu (TALDF) yöneticisi David Saltzman önceki günkü kararı Milliyet’e şöyle değerlendirdi:
“Krikorian’ın suçduyurusunun iptali isteminin reddedilmesi ve Schmidt’in talebi doğrultusunda konunun esastan görüşülmesi kararı alınmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Asıl kararın da bir an önce verilmesini istiyoruz çünkü 13 Ağustos’ta Schmidt’in şikayetleri kabul edildiği takdirde artık hiçbir Amerikalı siyasetçinin Ermeni diasporasının tehdit kampanyalarından korkması için neden kalmayacak. Ermeni diasporasının görüşlerini kabul etmeyen ya da muhalif olan insanlar da hukuki haklarının bulunduğunu ilk kez hukuki bir kararla görecek”

Schmidt, Seçim Kurulu’na yaklaşık bir ay önce yaptığı suç duyurusu başvurusunda Ermenilerin ABD yönetimine kabul ettirmek için büyük çaba harcadığı soykırım iddiaları konusunda şu ifadelere yer vermişti:

“Kendi tarih bilgime göre 1915’de yaşanan trajik olaylara soykırım denemez. Bu konu, tartışılmaz değildir…Benim Kongre’deki pozisyonum da her zaman bu konunun Kongre’nin bir sorunu olmadığı yönünde olmuştur.Bir Kongre üyesi olarak hiçbir zaman bu Ermeni soykırım tasarıları konusunda oy vermedim. Bu konunun kesin biçimde çözüme kavuşturulması için uzmanlardan oluşan bağımsız bir uluslarası komisyon oluşturulması fikrini destekliyorum”
“Tarihi gerçekler söyledikleri gibi tartışılmaz durumda da değil. Saygın Amerikan bilim adamları 1915’de yaşanan trajik olaylar için ‘soykırım’ ifadesinin kullanılmasının uygun olup olmadığını sorgulamakta. Bunlar arasında Princeton Üniversitesi’nden ünlü tarihçi Bernard Lewis, Kaliforniya Üniversitesi’nden Stanford Shaw, Louisville Üniversitesi’nden Justin McCarthy, Massachusets Üniversitesi’nden Guenter Lewy ve Brian Williams, Princeton Üniversitesi’nden Norman Itzkowitz, Boston Üniversitesi’nden David Fromkin, Brandeis Üniversitesi’nden Avigdor Levy, Tennessee Teknik Üniversitesi’nden Michael Gunter, Hunter College’dan Pierre Oberling, George Washington Üniversitesi’nden Roderic Davidson, Dış Politika Araştırma Enstitüsünden Michael Radu ve askeri tarihçi Edward J. Erickson gibi isimler yer alıyor. ABD dışında da birçok akademisyen Osmanlı Ermenilerinin tarihi hakkında soykırım- karşıtı görüşlere sahiptir”
Ceza kararı bekleniyor
Kurul’un dosyayı kapatmak yerine başvuruyu esastan görüşerek karara bağlama yönündeki eğilimi, 13 Ağustos’ta da Kurul’un Krikorian aleyhinde karar vereceği beklentilerini güçlendirdi. Schmidt başvurusunda Krikorian’ın suçlamalarının gerçekdışı olduğunun tescil edilmesi ve yasaları ihlal eden bu davranışları nedeniyle Komisyon’un uygun bulacağı biçimde cezai yaptırım kararı alınmasını da istemişti.
Ermeni diasporasına hukuk dersi
Krikorian aleyhindeki davanın mimarı TALDF, son dönemde üstlendiği ses getiren davalarla Ermeni diasporasının bir numaralı kabusu ismi haline geldi. Diaspora Ermenilerinin sindirme ve tehdit politikalarına karşı hem Amerikan siyasetçilerine hem de Amerika’daki Türk toplumunun haklarını öğrenmesi ve yasal zeminlerde araması yönünde girişimler yürütüyor. Amerika’da yaşayan Türk işadamı Yalçın Ayaslı tarafından desteklenen TALDF iki tanınmış Amerikalı hukukçu Bruce Fein ve David Saltzman tarafından yönetiliyor.
Ünlü tarihçi Guenter Levy’nin, Türkiye tarafından maaşa bağlandığı iddiasını ileri süren bir sivil toplum örgütü aleyhine açtığı davayı da üstlenen TALDF ayrıca Amerikan üniversitelerinde Türk tezlerinin konuşulmasını yasaklama yönündeki Ermeni girişimlerine karşı da kampanya yürütüyor.

MILLIYET 16/05/09

 

Diyalog başlamasaydı devamlı artan bir düşmanlık duygusu yer alacaktı

Slovakya Dışişleri Bakanlığı, Bratislava’daki Palugyay Sarayı’nda, Kıbrıslı Türk ve Rum siyasileri bir araya getirdi. Slovakya Dışişleri Bakanı Miroslav Lajcak, himayelerinde gerçekleşen görüşmeleri övdü:

İbrahim DİRAN-(TAK)
   Slovakya Dışişleri Bakanı Miroslav Lajcak, “Kıbrıs’ta barış diyalogunun başlamasının 20’nci yıldönümü” münasebetiyle Slovakya’da bulunan Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk siyasi parti temsilcileri onuruna resepsiyon verdi.
   Slovakya Dışişleri Bakanlığı’nın Bratislava’daki Palugyay Sarayı’nda yer alan resepsiyona, TC Slovakya Büyükelçisi Tunç Üğdül, Slovakya’da görev yapan bazı büyükelçiler, Kıbrıs’ta görev yapan eski Slovak büyükelçiler, Birleşmiş Milletler temsilcisi, Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı ve Kıbrıslı Türklerle Üst Düzey Temas Grubu Başkanı Mechtild Rothe ve Avrupa Komisyonu adına Genişleme Genel Direktörlüğü Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Kolu Başkanı Andrew Rashbash da katıldı.   
   Slovakya’nın Kıbrıs Büyükelçiliği’nin himayesinde Ledra Palace Otel’de rutin olarak devam eden toplantılara katılan Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi partilerin temsilcileri, toplantıların başlamasının 20’nci yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde Slovakya’da bulunuyor.
   İlk toplantı, çözümsüzlüğün doğurabileceği sonuçları görüşmek üzere Çekoslavakya’nın Kıbrıs Büyükelçisi Emil Keblusek’in daveti üzerine 16 Mayıs 1989’da Prag’da 5 Kıbrıslı Rum 3 de Kıbrıslı Türk siyasi parti liderlerinin katılımıyla gerçekleşmişti.
   Önceki akşamki resepsiyonda Slovakya Dışişleri Bakanı’nın yanında Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi partileri temsilen de birer kişi konuşma yaptı. Konuşmaların ardından Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi partiler adına eski elçilere plaket sunuldu. Gecede ayrıca “20 yıllık” iki toplumlu diyalogun önemli anlarının derlendiği bir de kitap dağıtıldı.

Lajcak: Bu diyalog başlamış olmasaydı…

   Slovakya Dışişleri Bakanı Miroslav Lajcak, resepsiyonun başında yaptığı konuşmada, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi partilerin Kıbrıs’taki Slovakya Büyükelçiliği himayesinde başlayan görüşmelerinin 20’nci yılını doldurduğunu belirterek, “Eğer bu diyalog başlamış olmasaydı bunun yerini yeşil hattın iki kesiminde de devamlı artan bir düşmanlık duygusu yer alacaktı” dedi.
   20 yıl önce görüşmeleri başlatan Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi parti başkanlarından bazılarının çocuklarının resepsiyona katılmalarına da atıfta bulunan Lajcak, söz konusu siyasi partilerin bazı başkanlarının çocuklarının resepsiyonda yer almasının gelecek nesilde barış içerisinde birlikte yaşama temennisinin göstergesi olduğunu kaydetti.
   Siyasi parti temsilcilerinin görüşmelerin başlamasının ardından geçen 20 yıl içerisinde farklı yaklaşım ve atmosferlere rağmen yılmadığını ve olumlu bir hava yakalanması için elden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığını belirten Lajcak, “Sizi Bratislava’ya davet ederken en öncelikli amacımız, tüm sorunları diyalog yöntemi ile ortadan kaldırmak uğruna gösterilen tüm çaba, ortaya konan güçlü irade ve dayanma gücüne saygılarımızı sunmaktı” diye konuştu.
   Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu temsilcilerinin etkinliğe katılmalarının Avrupa Birliği’nin Kıbrıs sorununa gösterdiği önemin bir göstergesi olduğunu ifade eden Lajcak, bunun görüşme sürecine bir teşvik mesajı anlamı taşıdığını dile getirdi.
   Kendisinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile geçen hafta New York’ta bir araya geldiğini anımsatan Lajcak, görüşmede Ban ile adadaki iki toplumlu diyalogu da ele aldıklarını, BM Genel Sekreteri’nin  siyasi partilerin ortaya koyduğu çalışmalara Kıbrıs sorununun çözümü yönünde çök değer verdiğini kaydetti.
   Lajcak, Kıbrıs’ta liderler tarafından yürütülen görüşmeleri yakından takip ettiklerini ifade ederek, “Bu süreci desteliyoruz. Bununla birlikte iki toplum arasında köprü görevi gören iki toplumlu diyalog ve iki toplumlu güven artırıcı önlemleri de destekliyoruz” dedi. Lajcak, şöyle devam etti:
   “Değerli misafirler, uzlaşı sürecine Slovakya’nın sürekli desteği konusunda sizi temin etmek ve iki tarafça kabul görebilecek bir sonuca varmak için size güçlü irade ve sabır temenni etmek isterim.”
   Slovak Bakan, kapsamlı çözüm bulmak yanında siyasi partiler arasında yer alan görüşmelere desteklerinin devam edeceğini de söyledi.

Neofitu: Sorunları aşmak için elden geleni yapmalı

   Kıbrıslı Rum siyasi partiler adına bir konuşma yapan Demokratik Parti Başkan Yardımcısı Averof Neofitu ise, toplantıları düzenleyerek Kıbrıslı insanlara yaptığı hizmetlerinden dolayı Slovak büyükelçilerine teşekkürler etti.
   Son 20 yılın Güney Kıbrıs’ın AB üyeliğini de içeren tarihi bazı gelişmelere şahit olduğunu anlatan Neofitu, “Tüm AB ortaklarımızla ortak ve daha parlak bir gelecek için birlikte mücadele etme şansımız vardır” dedi.
   Kıbrıs’ta henüz sonuçlanmayan bir durumun bulunduğunu ifade eden Neofitu, “Kıbrıs sorunu çözülmedikçe, küçük Kıbrıs adası bölünmüş kaldıkça, AB olanaklarından tamamen yararlanılamayacaktır. Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar, birlikte, sorunları aşmak için elden geleni yapmalı ve birleşmiş Avrupa’da yer alacak Birleşik Kıbrıs’ın oluşmasına neden olacak bir çözüm bulmalıdır” şeklinde konuştu.
   Neofitu, geçmişteki hatalardan ders alınması fakat onlara bağlı kalınmaması gerektiğini dile getirip “Başarmak için AB ortaklarının ve Slovak ekselanslarının yardımına ihtiyacımız olacak” dedi.
   Neofitu, ayrıca, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesinin kutlandığı bir toplantının yakın bir zamanda yer alması temennisinde bulundu.

Dayıoğlu: 20 yıl daha beklemek istemiyoruz

   Kıbrıslı Türk Siyasi partiler adına konuşan Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Dış İlişkiler Sekreteri Sami Dayıoğlu ise, iki toplumlu diyaloglar ve Kıbrıs sorununun çözümü için sürdürülen görüşmelere gösterdikleri tüm çabalar için Slovakya’nın mevcut ve geçmiş Kıbrıs Büyükelçilerine teşekkür etti.
   Dayıoğlu, “Bazı şeyleri başardık ancak bazılarını da henüz çözemedik ve bunlardan dersler çıkardık.... Kıbrıs sorununun çözümü için 20 yıl daha beklemek istemiyoruz. Yakın gelecekte birleşik bir Kıbrıs görmeyi umut ediyorum” ifadelerini kullandı.

Çözüm sürecine destek

    Slovakya Dışişleri Bakanı, Birleşmiş Milletler, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu temsilcileri, Slovakya’da yer alan Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk siyasi parti toplantısında Kıbrıs sorununa çözüm bulma amacıyla başlatılan çözüm sürecine destek belirtti ve siyasi partilerin çalışmalarının bu çözüm sürecinin başarı ile sonuçlanması için önemine vurgu yaptı.
   Slovak Dışişleri Bakanlığı binasında yer alan toplantıya Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi parti temsilcilerinin yanında Slovak Dışişleri Bakanı Miroslav Lajcak, Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı Mechtild Rothe, Avrupa Komisyonu adına Genişleme Genel Direktörlüğü Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Kolu Başkanı Andrew Rashbash, Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNFICYP) Komutanı Amiral Mario Sanchez Debernardi ve Çek Cumhuriyetinin Güney Kıbrıs Büyükelçisi Jan Bondy da katıldı.
  Toplantıya Slovakya’ya dün gelen ana muhalefet CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş ve Toplumcu Demokrasi Partisi Genel Başkanı Mehmet Çakıcı da katıldı.
  Toplantı açılışında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’ın video mesajları da yer aldı.
 
Talat: Hedef, iki kurucu
devleti içeren bir anlaşma

  Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat video mesajında, emsalsiz özverilerinden dolayı Slovak Dışişleri Bakanlığı ve Büyükelçiliğine teşekkür etti.
  Kıbrıs Rum Lideri Dimitris Hristofyas’la Kıbrıs sorununa çözüm bulma hedefi ile başlattıkları görüşmelere değinen Talat, “Hedefimiz güzel adamızı iki toplumlu, iki bölgeli, politik eşitliğe dayalı, tek uluslararası kimliğe ve eşit statüye sahip Kıbrıs Türk Kurucu Devlet ve Kıbrıs Rum Kurucu Devleti içeren bir anlaşma ile birleştirmektir” dedi.
    Bunun rahat bir yolculuk olmayacağını belirten Talat, “Bu yıl içerisinde adil ve kalıcı bir çözüme ulaşmak için elimden geleni yapmaya kararlıyım” dedi.
  İki toplumlu diyalogun çok önemli olduğunu ve desteklenip teşvik edilmesi gerektiğini ifade eden Talat, Slovak Büyükelçiliği’nin katkılarının görüşmelere destek olmaya devam edeceğini ümit ettiğini söyledi
 
Hristofyas: Çek ve Slovakların
yakınlaşma katkıları tarihe geçecek

  Kıbrıs Rum Lideri Dimitris Hristofyas da video mesajında, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk siyasi partilerin toplantılarının parti liderleri ve üyeleri arasında dostça ilişkilerin gelişmesine önemli bir etkisi olduğunu söyledi.
  Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözüldüğü ve adanın yeniden birleştiği zaman Çek ve Slovakların yakınlaşma ve dostluk ilişkilerinin gelişmesi için koyduğu katkılarının tarihe geçeceğini ifade etti.
   Demetris Hristofyas, katkı koyan tüm kesimlere, özelikle Slovak Büyükelçisi Turenicova’ya teşekkür etti

Lajcak: Görüşmelerin iki toplum
üyelerinin desteğine ihtiyacı var

  Slovak Dışişleri Bakanı Miroslav Lajcak toplantının başında yaptığı konuşmada, “Barış Diyalogu” çerçevesinde yer alan toplantılara katılan Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk siyasi parti temsilcilerini ortaya koydukları çalışmalardan dolayı takdir ederken, çalışmalarının kalıcı ve kabul edilebilir bir çözüm için sürdürülen çözüm görüşmeleri için de olumlu bir mesaj ve teşvik olduğunu kaydetti.
   Lajcak, “Burada bulunmanız, Kıbrıs sorunu için taşıdığınız ilgiyi gösteriyor ve Kıbrıs’ta kabul edilebilir ve işlevsel bir çözümün gerekliliğini ortaya koyuyor. Devam eden görüşmelerin iki toplum üyelerinin desteğine ihtiyacı var” dedi.
  Slovakya’nın devam eden görüşmeleri desteklediğini yineleyen Lajcak, muhtemel bir çözüme Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların karar vereceğini, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların üzerinde anlaşmadığı bir çözümün kalıcı olamayacağını da belirtti.
  Slovakya gibi küçük bir ülkenin barış diyalogu gibi bir çalışmada yer alamsının uluslararası toplumda önemli bir rol oynayabileceğinin bir göstergesi olduğunu kaydeden Lajcak, “Slovak hükümeti adına, ihtiyacınız olduğunda her zaman yardımcı olmaya hazır olduğumuz konusunda sizi temin etmek isterim” dedi.
 
Rothe: Karşılıklı anlayışın gelişmesi
için önemli bir zemin oluştu

  Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı Mechtild Rothe ise, bazı Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasiler arasında 20 yıl önce başlayan Barış Diyalogu için, “Çok önemi bir girişimdi... Çok şeyler başarıldı” dedi.
  Siyasi partilerin görüşmelerinin “Karşılıklı anlayışın gelişmesi için önemli bir zemin” oluşturduğunu kaydeden Rothe, “Bu işbirliğinizin 21’inci yılı ve belki de çok önemli veya en önemli yılı olabilir” dedi.
  Çözüm görüşmelerine destek olma yönünde siyasi parti temsilcilerinin ve AB’nin sorumluluğu bulunduğunu kaydeden Rothe, “Umut ederim ki birleşmiş bir Kıbrıs yakın gelecekte AB üyesi olur” dedi.

Debernardi: Liderler desteğe ihtiyaç duyacak

  UNFICYP Komutanı Amiral Mario Sanchez Debernardi ise, siyasi liderlerin iletişimini sağlamak açısından Kıbrıs’taki Slovak Büyükelçiliğinin üstlendiği görevin önemli olduğunu ifade etti.
  “Kıbrıs’taki iki toplumdaki siyasi liderlerin mümkün oldukça sık bir şekilde bir araya gelerek ortak noktalar ve zıt oldukları konularda görüşmeleri etkili iletişim ortamının sağlanması açısından şarttır” diyen Debernardi, bu nedenle Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi partilerin toplantılarının önemli olduğunu kaydetti.
  Debernardi, siyasi parti temsilcilerinin toplantılarının çözüm sürecinde direkt etkili olmadığını ancak iki kesimden de insanların büyük çoğunluğunun kapsamlı çözüm yönünde görüşünü temsil ettiğini ve güven ortamının yaratılmasında rol oynadığını ifade etti.
  BM Genel Sekreteri’nin sürdürülen çözüm görüşmelerine desteğinin tam olduğunu anımsatan Debernardi, hedeflerinin taraflara Kıbrıslı bir çözüm bulmada yardımcı olmak olduğunu söyledi.
  Yürütülen görüşmelerin iki Kıbrıslı tarafından yürütülmekte olmasının çözüm bulunmasında en büyük teminat olduğunu ifade eden Debernardi, son çözüm sürecinin başarı ile sonuçlanmasında ümitlerin yüksek olduğunu da kaydetti.
  Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi liderlerinin çözüm sürecine tam destek ifade ettiğini dile getiren Debernardi, “Bu bağlılık, ele alınacak bazı konuların karmaşık olması ve zor görüşmelerin kaçınılmaz olmasından dolayı gerekli olacaktır. Liderler verilebilecek tüm desteğe ihtiyaç duyacak. Diyaloglarda gösterilen yapıcı yaklaşım bu nedenle çok gereklidir” dedi.
  Debernardi, Slovak Dış işleri Bakanı Lajcak ve Büyükelçi Turrenicova’ya siyasi partiler arasında diyalogun, iki toplum arasında güvenin ve anlayışın gelişmesi için ortay koyduğu çalışmalardan dolayı teşekkürlerini iletti ve Bakan Lajcak’da plaket, Bayan Turenicova’ya çerçeveli teşekkür başarı belgesi verdi.
 
Rashbach: Siyasi partilerin rolü çok önemli

  Avrupa Komisyonu adına Genişleme Genel Direktörlüğü Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Kolu Başkanı Andrew Rashbash da, iki toplumlu siyasi partiler arası görüşmelerin 20’nci yılı dolayısı ile ortaya konan çalışmalardan dolayı Slovakya Dışişleri Bakanı ve Lefkoşa Büyükelçisi’ne teşekkür etti.
  Avrupa Komisyonu bünyesinde adadaki çözüm sürecine destek vermek ve ada içerisinde pratik düzenlemelerin denetlenmesi görevini yürüten bir komite kurulduğunu anımsatan Rashbash, Avrupa Birliğinin BM parametreleri çerçevesinde Kıbrıslı bir çözüme destek verdiğini, iki toplum liderine çözüm sürecinde mümkün olan tüm desteği vermeye devam edeceklerini kaydetti.
   Rashbash, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk siyasi partilerin başarılı bir çözüm süreci için gerekli olan atmosferin oluşturmasında rolünün çok önemli olduğunu ifade etti.

Bondy: Kıbrıs’ta bir evliliği yakın
zamanda görmeyi çok istiyorum

  Çek Cumhuriyetinin Lefkoşa Büyükelçisi Jan Bondy ise, siyasi partilerin 20 yıldır görüşme yaptığını ancak bunun sonucunda halen toplantılar yapıldığına göre kutlama gerektirecek bir durum bulunmadığını kaydetti.
   “Kıbrıs’ta bir evliliği yakın zamanda görmeyi çok istiyorum...Ancak önünüzde ne denli zor bir yol olduğunu da biliyorum” diyen Bondy, Kıbrıs’ta zekice hazırlanan bir evlilik gerektiğini ifade etti.
  Slovak ve Çek halkı için AB içerisinde hayatın pratik ve işlevsel olduğunu belirten Bondy, “Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar için esin kaynağı, mesajı yeniden birleşme ve AB üyesi olmak” diye konuştu.
 
Toplantıya katılanlar

   Slovak Dışişleri Bakanlığı Kongre Salonunda yer alan toplantıya Cumhuriyetçi Türk Partisi’nden Genel Başkan Ferdi Sabit Soyer ile Unal Fındık ve Kutlay Erk, Demokrat Parti’den Genel Başkan Serdar Denktaş ve Bengü Şonya, Toplumcu Demokrasi Partisi’nden Genel Başkan Mehmet Çakıcı ile Sami Dayıoğlu ve Mehmet Harmancı, Yeni Kıbrıs Partisi’nden Murat Kanatlı ile Halil Paşa ve Emir Taşçıoğlu, Kıbrıs Sosyalist Partisi’nden Mehmet Birinci, Birleşik Kıbrıs Partisi’nden Genel Başkan İzzet İzcan ile Abdullah Korkmazhan ve Zeki Beşiktepeli katıldı.
   Güney Kıbrıs’tan toplantıya ADIK, AKEL, Ekologlar ve Çevreciler Hareketi, DIKO, EDİ, DISI, EDEK ve EPALKSİ başkan veya temsilcileri katıldı.

KIBRIS 16/05/09

 

 

Talat-Downer görüşmesi “sessiz sedasız”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer’i kabul etti.

Cumhurbaşkanlığı’nda saat 17.00’de başlayan görüşme öncesinde basına görüntü alma fırsatı verildi ancak açıklama yapılmadı.
   Görüşmede Cumhurbaşkanı Talat’a Müsteşarı Hasan Sarıca, Özel Temsilcisi Özdil Nami ve 1. Sekreter Mehmet Dana; Downer’e ise BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun ve diğer BM görevlileri eşlik etti.
   Kıbrıs’a dün gelen BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, gelecek perşembe yapılacak Talat-Hristofyas görüşmesine de katılacak.
   Downer, Kıbrıs’taki temaslarının ardından Ankara ve Atina’da da temaslarda bulunacak. 

 KIBRIS 16/05/09

 

Christofias having medical tests in the UK
By Alexia Saoulli

THE GOVERNMENT yesterday played down rumours President Demetris Christofias was in London for anything other than a simple medical examination.

Despite press reports that Christofias was due to have microsurgery to open a blood vessel, government spokesman Stefanos Stefanou said the president was in the UK for medical tests and would be back on Sunday.

Stefanou refused to divulge any further information regarding the nature of the visit.

“It is a personal matter, the president said he is going abroad for tests, full stop,” he said.

“If the president wishes to say anything else on the matter he will do so. He has already made statements about his trip.”

On Thursday, following his visit with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, told newsmen he was going to London “for personal reasons”. His comment was made following questions regarding when he would meet with the community leaders of Astromeritis and Pyrgos as part of the ongoing negotiations to open the checkpoint at Limnitis in the Tylliria region of the Nicosia district.

“If you want, I’m going to have a test (medical) and when I return I promise to meet the community leaders,” he said.

In spite of the president’s seemingly innocent comment, Sigma television reported that Thursday’s talks had almost been postponed because of Christofias’ ill health.

The private news channel said the president had experienced sharp pain in his right hand caused by osteoarthritis on Wednesday night. In order to attend the talks he had to go to a private clinic for medication, said Sigma.

The president allegedly insisted on attending the meeting so as not provoke speculation regarding his health. He later made the comment regarding his private trip to London, the second in two weeks.

Nevertheless observers said the president had looked “a little unwell” during his meeting with Talat on Thursday and that he had not been wearing a tie.

“He also appears to have lost some weight,” one onlooker said.

Sigma said Christofias’ microsurgery had nothing to do with his heart and that he was not expected to be admitted to hospital following the minor procedure.

CYPRUS MAIL 16/05/09

Unique building in north of Nicosia wins cultural prize

THE EU-FUNDED project “Study, Assessment and Design for the Structural and Architectural Restoration of the Bedestan, formerly St. Nicholas Church is one of the 28 selected winners of the EU Prize for Cultural Heritage/Europa Nostra Awards.

The Bedestan, formerly St. Nicholas Church, located in the northern part of Nicosia, is a uniquely important building, born as a religious complex and later used as a covered market place.

Through the centuries, successive collapses and ruins were partially offset by consolidation works.

The study carried out consisted of different phases aimed at the monument's consolidation, its conservative restoration, re-insertion and proposed re-use for cultural activities to support the revitalisation of the historic centre of Nicosia.

The study for the restoration is financed by the EU within the wider framework of the “Rehabilitation of Old Nicosia” and implemented by the United Nations Development Programme “Partnership for the Future” (UNDP-PFF).  

The Awards scheme is dedicated service to heritage conservation. Organised jointly by the European Commission and Europa Nostra, the pan-European Federation for Cultural Heritage, it celebrates outstanding initiatives within the European cultural heritage sector and highlights exceptional restoration and conservation, research and education achievements.

Seven Grand Prize winners, chosen as the most outstanding heritage achievements from among the 28 selected winners, will be announced at the awards ceremony.

These winners have been selected amongst a group of nearly 140 projects from 24 countries. 

Presenting the awards will be Mr Ján Figel’, the European Commissioner responsible for Education, Training, Culture and Youth, and Her Royal Highness The Infanta Doña Pilar de Borbón, President of Europa Nostra.

Each of the winners will receive a commemorative plaque  to be placed outside the building to serve as a reminder of the impressive and noteworthy efforts to preserve Europe’s built heritage.

The 7th Annual European Heritage Awards Ceremony will take place in the Teatro Antico of Taormina, Sicily on June 5 2009.

CYPRUS MAIL 16/05/09

 

Türkiye'den Orams açıklaması

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Orams davasında görüldüğü üzere, bazı ferdi mahkeme kararlarıyla Kıbrıs'taki çözüm sürecine zarar verilmeye çalışılmasının kabul edilemez olduğunu bildirdi.

Bakanlık, 29 Nisan tarihli açıklamasında, Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından 28 Nisanda alınan Orams davasına ilişkin kararın müzakere sürecinde belirlenmiş parametrelere, kurulacak yeni ortaklığın doğasına, dolayısıyla adada bir yılı aşkın süredir sürdürülmekte olan müzakere sürecine aykırı olduğunu vurguladığını anımsattı.

TC Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, Orams kararında atıfta bulunulan "Kıbrıs Cumhuriyetinin" 1960 yılında kurulan Ortaklık Devleti olmadığı ve Kıbrıs Rumlarının, Kıbrıs Türklerini veya adanın tamamını temsil etmeye yetkili olmadığı gibi, eşit siyasi statüye sahip Kıbrıs Türklerinin üzerinde yetki veya egemenlikleri bulunmadığı vurgulandı.

"Yargı kararlarıyla 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Türklerine dayatılması çabalarının sonuç doğurmayacağı aşikardır" denilen açıklamada, Türkiye'nin Kıbrıs sorununa siyasi çözüm bulunması kararlılığını muhafaza ettiği, adil ve kalıcı çözümün bölgenin barış ve istikrarına önemli katkılar sağlayacağına inandığı belirtildi.

Bu bağlamda Türkiye'nin BM Genel Sekreterinin yerleşik BM parametreleri uyarınca yeni bir Ortaklık Devleti kurulmasını hedefleyen çabalarını desteklemeyi sürdüreceği kaydedilerek, şöyle denildi:
"Kapsamlı çözüm çerçevesinde ortaya çıkacak yeni Ortaklık Devleti siyasi eşitliği ve eşit statüyü haiz iki kurucu devlete sahip olacaktır. Kapsamlı Çözüm Anlaşması, Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımıyla ilgili taraflar arasında imzalanacaktır.

Son olarak Orams davasında görüldüğü üzere, bazı ferdi mahkeme kararlarıyla bu sürece zarar verilmeye çalışılması kabul edilemez. Çözüm BM parametreleri ve zemininde sağlanacaktır."
AA

KIBRIS POSTASI 16/05/09

 

Doğrudan uçuş davası

KTHY ve CTA Holidays Limited’in İngiliz Ulaştırma Bakanlığı’na karşı başlatacağı dava, 2007 yılı Nisan ayında açılmıştı. Kıbrıs Türk Hava Yolları ve İngiltere’deki Tur Operatörü olan CTA Holidays Limited’in, KKTC’ye direkt uçuşların başlatılması için İngiliz Ulaştırma Bakanlığı aleyhine açtığı davanın görüşülmesine, Pazartesi günü Londra’da başlanıyor.

Londra’daki High Court’da (Yüksek İdari Mahkemede) başlayacak davanın bir hafta sürmesi bekleniyor. Duruşma süresince davalı ve davacının şahitleri ile avukatların dinleneceği belirtiliyor.

KTHY yetkililerinin de şahit olarak dinleneceği duruşmanın kararının ise birkaç ay içinde çıkacağı tahmin ediliyor.

KTHY duruşmanın başlamasıyla ilgili bir basın açıklaması yayınlayarak, direkt uçuşların başlaması için açılan davanın nedenlerini de sıraladı. Basın bildirisi, İngiltere’den direkt uçuşların başlatılması için 23 Kasım 2006 tarihli bir mektupla İngiltere Ulaştırma Bakanlığına başvurarak resmi talepte bulunduğunu belirtti. Bakanlığın 20 Şubat 2007 tarihli bir mektupla bu talebi geri çevirdiğini belirten basın duyurusu, KTHY’nın Ulaştırma Bakanlığına bu kararını yeniden gözden geçirmesi yönünde 22 Mart 2007 tarihinde yeni bir başvuruda bulunduğunu da kaydetti.

Bakanlığın bu talebe yeniden olumsuz yanıt vermesi üzerine KTHY’nın hukuki açıdan hakkını aramak için konuyu mahkemeye intikal ettirme kararı aldığını belirten basın bildirisi, “ CTA ile CTA Holisays Limited tarafından İngiltere Ulaştırma Bakanlığı aleyhine 2007 Nisan ayında İngiliz mahkemelerinde bir dava açıldı” dedi.

İNDİREKT UÇUŞLAR HAKSIZ KISITLAMA GETİRİYOR

KTHY’nın basın açıklamasında, direkt olmayan , Türkiye üzerinden yapılan KTHY uçuşlarının dezavantajları şöyle sıralandı;

“Yolculara ve ticari kuruluşlara haksız yerde kısıtlama getirilmektek, uçuş mesafesini uzatmakta, böylece seyahat saati artmakta ve uçuş saatinin artması ile yakıt, ekip masrafları, ara noktalardaki diğer giderlerin artmasına filodaki uçakların verimli kullanılamamasına sebeb olmakta, karbon emisyonunun artmasına neden olmakta ve yolcularda gözlenen DVT (emboli atımı) gibi sağlık hadiselerine karşı önlem alınmasını zorlamaktadır.”

İNGİLTERE’NİN 5 NOKTASINDAN ERCAN
KTHY’nin en önemli destinasyonu olan İngiltere’nin 5 noktasından Ercan’a uçuş yapılıyor. Bunlar, Heathrow, Stanstead, Gatwick, Manchester, Birmingham. Geçtiğimiz yıl İngiltere’den tek yön 120 bin yolcuyu Türkiye üzerinden Ercan’a taşıyan KTHY, yüksek sezonda haftada 20’den fazla seferle bu ülkeden KKTC’ye uçuyor. Sadece geçen yıl gidiş-dönüş 240 bin yolcuyu İngiltere’den KKTC’ye götüren KTHY’nin, yurt dışında en ağırlıklı noktası İngiltere.

Davadan sonra verilecek karar KTHY’nin lehine çıkacak olursa, sezon içinde olunmasına rağmen bazı seferlerin değiştirilebileceği ve direkt uçuşların başlayabileceği belirtildi.

starkıbrıs

KIBRIS POSTASI 16/05/09

Hristofyas: Talat gitmeden çözüm çıkmalı

Kıbrıs Rum Kesimi Lideri Hristofyas, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Talat'ın görev süresi dolmadan, adada bir çözümün sağlanacağını umduğunu söyledi.

NTV

17 Mayıs. 2009 Pazar

LONDRA - "Kıbrıs'ta, Türk ve Rumlardan oluşan tek bir halk vardır ve bu iki toplum, Ada'nın egemenlik haklarına sahiptir" diyen Rum lider, Federal Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nde, tüm yönetim gücününün bölüşülmesi gerektiğini belirtti.

Rum lider, emlak konusu sonuçlanmadan, çözümün olmayacağının altını çizdi.

Türkiye'nin, Avrupa Birliği üyelik sürecine de değinen Hristofyas, "Ankara Protokolü uygulanmalı ve Kıbrıs'a verilen söz yerine getirilmeli" dedi.

Rum lider, "Türkiye hem birliğe üye olmak istiyor hem de üye bir ülkeyi tanımıyor. Karşılıklı anlayış diyorlar. Hangi anlayıştan bahsediyorlar" ifadesini kullandı.

 

Rum'a Patates isyanı

Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde Güney Kıbrıs’a patates satan Kıbrıs Türk firması, son günlerde inanılmaz engellerle karşılaşmaya başladı. Güney’de yapılan anti-propaganda nedeniyle satış yapmakta zorlanan firma, ilgili tüm kesimlere müdahale çağrısı yapıyor.

KIBRIS’a konuşan Kıbrıslı Türk işadamı Ünsal Özbilenler, geçen yıl güneye 4 bin ton patates satıldığı yönündeki açıklamalardan sonra, bazı fanatik Rum işadamları, milletvekili ve kilisenin ortak kampanya başlatarak, kuzeyden giden patatesle ilgili gerçeği yansıtmayan iddialarda bulunduklarını ve ürünleri kötülemeye çalıştıklarını söyledi.

Patates satın almak isteyen Kıbrıslı Rum işadamlarına baskı yapıldığını anlatan Özbilenler, Kıbrıslı Türklerin ürünlerini alan Rum işadamlarının tehdit edildiğini ve engellenmek istendiğini ifade etti.

Son günlerde, sınırdan mal geçirirken Rum gümrükçülerin, Avrupa Birliği tarafından görevlendirilmiş tarım uzmanlarının patatesler için verdiği “Ürün Sağlık Belgesi” üzerinde tahrifat yapmaya başlamasıyla birlikte sıkıntıların arttığını anlatan Özbilenler, bu sorunların işleri zorlaştırmak ve ticaret yapmak isteyen Türk tüccarları bezdirmek amacıyla çıkarıldığını söyledi.

Kıbrıslı Türklerin başarısını istemiyorlar
Ünsal Özbilenler, Güney’deki Rum işadamlarının Kuzey’den mal almaya çekindiklerini bunun üzerine Güney Kıbrıs’ta bir şirket kurarak, Türk ürünlerinin satışını o şirketten yapmaya başladığını ve oldukça başarılı olduğunu söyledi.

İş hacmi giderek büyürken, Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın ve Toprak Ürünleri Kurumu’nun Güney’e 4 bin ton patates satıldığı yönünde açıklama yaptığını anımsatan Özbilenler, Avrupa Birliği ofisinden kişilerin de güneye bu konuda bilgi aktardığını ve bu açıklamalardan sonra satışların olumsuz etkilenmeye başladığını anlattı.

Güney’de özel sektörde çalışanların bilmediği bu rakamların bu şekilde ortaya çıkışının ardından bazı fanatik Rum iş adamlarının ve kilisenin Türk işadamlarının başarılarından rahatsız olduğunu söyleyen Özbilenler, “Kıbrıslı Türklerin güneyde başarılı işler yapmasını hazmedemediler” dedi.

2009 yılının ürününün geçen yıldan daha çok olacağını bilen bu çevrelerin paniklediğini ve Türk ürünlerine iftira atmaya başladıklarını anlatan Özbilenler, özellikle bir DİSİ milletvekilinin ortaya ‘Türkiye patatesi’ iddiasını atarak, Fileleftheros gazetesi aracılığıyla karalama kampanyası yürüttüğünü anlattı.

Özbilenler, Türkiye’den patates getirerek sahte evraklarla güneye satıldığı şeklinde iddialar ortaya atıldığını belirterek şöyle konuştu:

“Kıbrıs’ta üretilen cinste patates, Türkiye’de üretilmiyor. Türkiye ile aynı mevsimde ürün çıkmıyor. Türkiye’de ürün daha geç çıkıyor. Türkiye’nin toprağı kırmızı değil siyah renk. Patates hastalık taşıyabilen bir ürün olduğundan 5 yıldan beri Avrupa Birliği’nden gelen tarım uzmanları tarafından tohum aşamasından satış aşamasına kadar kontrol ediliyor. Bugüne kadar hastalık tespit edilmedi ve bu konuya da her yıl özen gösteriyoruz. Tohumun da özellikle bu yılki ürünün yarısı Güney üzerinden Kuzey Kıbrıs’a geliyor. Bunu da hem Avrupalı hem de Güneydeki yetkililer biliyor.”
 
Rum tüccarlar tehdit ediliyor
Kıbrıslı Türklerle ticaret yapan Rum tüccarların da tehdit edildiğini kaydeden Özbilenler, özellikle Türklerden patates almak isteyenlerin çeşitli yollarla engellenmeye çalışıldığını ifade etti.

Anti propagandalardan yüzde 50 oranında etkilendiklerini söyleyen Özbilenler, “satışlarımızı, geçen yıla oranla ikiye katlamayı hedefliyorduk, ama bunu engelliyorlar” dedi.

Rum Ticaret Odası ve Kıbrıs Türk Ticaret Odası yetkililerinin her fırsatta Yeşil Hat Tüzüğü’nün geliştirilmesi için çaba gösterecekleri yönünde açıklama yaptıklarını anımsatan Özbilenler, gerçekte hiçbir çaba gösterilmediğini belirtti. Özbilenler şöyle dedi:

“Özellikle son 4 haftadır Rum medyasında çıkan ve ticareti olumsuz etkileyen haberler karşısında ne Rum Ticaret Odası, ne Türk Ticaret Odası, yetkilileri ne de Avrupa Birliği birimlerinden hiç kimse konuyla ilgili açıklama yapmadı. Bu işten ticari zarar görecek Türk işadamlarıyla iletişim kurulmadı. Ben Rum Sanayi ve Ticaret Odası ve Kıbrıs Türk Ticaret Odası’yla da temasa geçmeye çalıştım, her ikisi de yanıt vermedi. Görevlerini yapmıyorlar. Ticaret Odası Başkanını istifaya çağırıyorum.”

“Belgelerle oynamak istiyorlar”
Rum hükümeti ve Rum Ticaret Odası’ndan baskı gördüklerini kaydeden Özbilenler, ticaret yaparken kullanılan belgeler üzerinde oynama yapılmak istendiğini söyledi.

“Rum Tarım Bakanlığı yetkilisi gümrükte otorite kendisiymiş gibi üç yıldan beridir kullandığımız belgeler üzerine ek yapmak istiyor” diyen Özbilenler, sınır kapısında gümrüğün otorite olduğunu kaydetti.

Mal ihracı sırasında, Avrupa Birliği’nden görevlendirilmiş tarım uzmanlarının vermiş olduğu “Ürün Sağlık Belgesi” üzerine ek yapmak istendiğini kaydeden Özbilenler, “Rum yetkililer, ürününün kime satılacağının belgelerde yer almasını şart koşmaya başladı” dedi. Özbilenler şöyle konuştu:

“Malı, Güney’de satacağımız kişinin belgeye eklenmesini istiyorlar. Bunun altında yatan neden ürünün kime satılacağını öğrenmek ve ona ‘ürünü almayın’ baskısı yapmak. Geçen yıl benim ürün sattığım kişilere ürünü almaları için baskı yaptılar. Bunların yarısı ürünü almaktan vazgeçti.”

“Ürünü bekleterek zarar görmesini istiyorlar”
Gümrükte çıkarılan sorunların bir başka nedeninin daha olduğunu söyleyen Özbilenler, “Türk tüccarlara zorluk çıkararak ticaret yapmaktan vazgeçirmek istiyorlar” dedi. Gümrükte yaşanan sıkıntıları gidermeye çalışırken ürünlerin bekletildiğini kaydeden Özbilenler, sıcaklığın 30 dereceye çıktığı zamanlarda, ürünün bekletildiği takdirde bozulacağını, amacın da bu olduğunu söyledi.

Rum tarım uzmanlarının, kendilerine düşmeyen iş yaparak sorun çıkardığını anlatan Özbilenler, amacın, Türk ürünlerinin Güneye geçmesini engellemek olduğunu ifade etti.

Özbilenler, Rum tüccarların, Kıbrıslı Türklerin ürünlerini almamaları için Rum hükümetinden, siyasi partilerden ve üretici birliklerinden baskı gördüklerini de iddia etti.

KDV’ler ödenmedi
Güney’e birçok ürün gönderildiğini anlatan Özbilenler, KKTC’nin sadece patates satışından ihracat masrafı aldığını söyleyerek, ihraç yaptıktan sonra en geç bir hafta içinde tüccarın KDV iadesi alması gerektiğini belirtti. Özbilenler, “geçmiş hükümet 2007 yılından beri birikmiş olan KDV’leri hala ödemedi. Biz peşin ödeyerek devletten malı alıyoruz. Ancak 2007’den beri KDV’leri alamadık. Bundan dolayı mağduruz” dedi.

Kıbrıs Gazetesi(Gözde Süreç)

KIBRIS POSTASI 17/05/09

 

Hristofyas: Çözümden sonra Türkleri asimile edeceğiz

Kıbrıs sorununa nihai çözüm bulmak amacıyla KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la müzakerelere devam eden Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, şok bir itirafta bulundu ve “Çözümden sonra Türk tarafını adım adım asimile edeceğiz” dedi.

Hristofyas, “Bu konuda Avrupa Birliği (AB) ile de özel bir protokol imzaladıklarını” iddia etti.

Katar Tribune gazetesine konuşan Hristofyas, KKTC’de yaşayan Türkiye kökenlilerle ilgili olarak bir soruyu cevaplarken, “Çözüm sonrasında, AB’ye üyelik çerçevesinde imzaladığımız özel protokolde, birleşik cumhuriyet ve AB’nin ‘işgal altındaki bölgeyi’ adım adım asimile etme yönünde gerekli önlemleri alacağız” dedi.

KKTC’de yaşayan Türkiyelilerin ‘Kıbrıs’ vatandaşı olmasını kabul etmeyeceklerini söyleyen Hristofyas, “Kuzey Kıbrıs’ta 160 bin Türkiyeli KKTC vatandaşı olduğunu ve Kıbrıslı Türklerin bu rakamın yarısına tekabül ettiğini” ileri sürdü. Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecini de desteklediklerini ifade eden Hristofyas, “çözüme en büyük engel, milliyetçi çevreler ve ordu. AB’yi isteyen Erdoğan gibi liderler bu sürece yardımcı olur” dedi. “Talat ve kendisinin ‘Birleşik Kıbrıs’ vizyonunu sürdürdüğünü” iddia eden Hristofyas, “Sorunun kendileri döneminde çözülmezse, asla çözülmeyeceği” iddiasında da bulundu.

Milliyet

KIBRIS POSTASI 17/05/09

Eroğlu hükümeti güvenoyu aldı

KKTC'de Derviş Eroğlu başkanlığınıdaki yeni hükümet güvenoyu aldı.

 

AA

Güncelleme: 11:48 TSİ 18 Mayıs. 2009 Pazartesi

LEFKOŞA - KKTC'de 19 Nisan'da yapılan erken genel seçimlerden 26 milletvekiliyle birinci çıkan ve tek başına hükümet kuran, Derviş Eroğlu başkanlığındaki Ulusal Birlik Partisi (UBP) hükümeti, Cumhuriyet Meclisi'nden güvenoyu aldı.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer başkanlığında toplanan mecliste 22. hükümetin güven oylaması yapıldı.

Oylama sonucu, 23 ret oyuna karşı 26 kabul oyu alan Derviş Eroğlu başkanlığındaki kabine güvenoyu aldı. Oylamaya CTP milletvekili Özdil Nami katılamadı.

Açık oylamada, muhalefet partileri Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Demokrat Parti (DP), Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) ile Özgürlük ve Reform Partisi milletvekilleri, hükümete "ret" oyu verdi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, genel seçimlerin ardından UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'na hükümeti kurma görevi vermiş, Eroğlu yeni kabineyi açıklamış ve hükümet programı geçen pazartesi günü mecliste okunmuştu. Hükümet programı üzerindeki görüşmeler ise perşembe, cuma ve cumartesi günleri yapılmıştı.

50 sandalyeli Cumhuriyet Meclisi'nde UBP 26, CTP 15, DP 5, TDP 2, ÖRP 2 milletvekiline sahip.

EROĞLU: ŞİMDİ İCRAAT ZAMANI
Derviş Eroğlu, hükümet mecliste güvenoyu aldıktan sonra yaptığı konuşmada, kendilerine oy veren ve vermeyen herkese teşekkür etti. Sorunları aşmak için iktidara talip olduklarını ve elden gelen uğraşı vereceklerini ifade eden Eroğlu, "Halkımızın verdiği desteğe layık olmaya çalışacağız" dedi.

Meclis çatısı altında, yasa tasarıları, gündem dışı konuşmalar ve araştırmalarda birlik ve beraberliğin ortaya çıkmasını, samimi eleştiri yapılmasını istediklerini ve eleştirilere açık olduklarını ifade eden Eroğlu, her türlü eleştiriden faydalanma uğraşı içinde olacaklarını kaydetti.

Amaçlarının, KKTC halkının mutluluğu ve refahı olduğunu belirten Eroğlu, "Güvenoyunu almış bulunmaktayız. Güvenoyu almakla olayın bitmediğinin de bilinci içerisindeyiz. Şimdi icraat zamanıdır. UBP iktidarı en iyi şekilde yasalara ve anayasaya bağlı olarak icraatlarını yapma gayreti içerisinde olacaktır" diye konuştu.

Başbakan Eroğlu'nun teşekkür konuşmasının ardından Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu bugünkü toplantısını tamamladı.

KKTC'ye direkt uçuş davası başladı

18.05.2009 CNN TURK

Kuzey Türk Hava Yolları'nın (KTHY) İngiltere'de Ulaştırma Bakanlığı aleyhine Yüksek Mahkeme nezdinde açtığı davanın duruşmaları Londra'da başladı.


KTHY'nin iki İngiliz avukat ve bilirkişi olarak çalışan bir profesörle temsil edildiği davaya Rumlar da üçüncü taraf olarak katılıyor. KTHY'nin hukuk ekibinde, KKTC'den gelen avukatlar da yer alıyor.

İlk duruşmada savunma yapan KTHY'nin avukatları, KKTC'nin 35 yıldır adanın kuzeyinde egemen olduğuna ve Chicago Konvansiyonu'na göre bölgedeki egemenliğinin KKTC'ye havaalanları konusunda söz sahibi olma hakkı verdiğine işaret etti.

KKTC Londra temsilcisi Kemal Köprülü ve KTHY Londra Müdür Vekili Kemal Kuyucuoğlu'nun da bizzat katıldığı duruşmada KTHY avukatları, İngiltere'nin Ercan'a direkt uçuşlara izin vererek çözüm sürecinde birleştirici bir yol izlemiş olacağını belirtti.

Böylece izolasyonların kalkmasına da destek verileceğine işaret eden avukatlar, "Adadaki ekonomik gelişme desteklenmiş ve halk yararına adım atılmış olacak" görüşünü dile getirdi.

İngiltere hükümetinin Ercan'a direkt uçuşa izin vermesi halinde uluslararası hukukun çiğnenmiş olacağına dair Rumların görüşünün gerçeği yansıtmadığını ifade eden avukatlar, izolasyon ve ambargoların kaldırılmasının KKTC'nin tanınması anlamına gelmeyeceğini, KKTC'nin egemenliği ve egemenlik sahası içindeki havaalanlarının kullanımına karar verme hakkının tanınmasıyla devletin tanınması arasında fark bulunduğunu kaydetti.

Avukatlar, KKTC'de 260 bin kişinin yaşadığını ve her yıl İngiltere'den Ercan'a 100 binin üzerinde yolcunun uçtuğunu hatırlatarak, İngiltere'den kalkan KTHY uçaklarının Türkiye'de iniş-kalkış yapmak zorunda olduklarına dikkati çekti.

Duruşmaların Perşembe gününe kadar sürmesi bekleniyor. Taraflar görüş ve savunmalarını Perşembe gününe kadar Yüksek Mahkeme hakimine iletecek. İngiltere Ulaştırma Bakanlığı avukatları ve Rum tarafının avukatları da sunumlarını Çarşamba ve Perşembe günü yapacaklar. Davanın görülmesinden sonra kararın açıklanmasının 2 ile 3 ay arasında zaman alması bekleniyor.

 

Davutoğlu-Downer Kıbrıs'ı konuştu

18.05.2009 CNN TURK

 

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer'la yapılan görüşmede, Kıbrıs'ta sürdürülen kapsamlı müzakerelerde varılan son durum hakkında görüş alışverişinde bulunulduğu bildirildi.

 


Edinilen bilgiye göre, Downer'ın Ankara temasları çerçevesinde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Ertuğrul Apakan'la yaptığı görüşmeler, "yararlı ve yapıcı bir ortamda" gerçekleşti.

BM yetkilisi, bu gece Ankara'dan ayrılarak Atina'ya gidecek ve yarın Yunanistan Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle bir araya gelecek

 

 

Hristofyas, çözümden umutluymuş

Ayağından ameliyat olmak için gittiği İngiltere’de Türklerin ve Rumların yoğun olarak yaşadıkları Palmers Green bölgesindeki Rum Halk Merkezi′nde Kıbrıslı Türklere ait çeşitli dernek ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs′ta müzakerelerin temelinin oturtulduğunu, birleşik Kıbrıs′ı bu temel üzerine oturtmak için yapılacak daha pek çok şey olduğunu belirtti.
Sorunun çözümü için görüşülecek emlak, hükümetin kurulması, AB konuları gibi pek çok meselenin bulunduğuna dikkat çeken Hristofyas, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş′ın döneminde Rumların emlakına el konulduğunu, bu emlakın Türklere verildiğini, çözümden önce bu konudaki sorunların mutlaka aşılması gerektiğini savundu.
"Bu olmadan çözüm istikrarlı olmaz, zaten bu çözüm de olmaz" diyen Hristofyas, Orams davasına da atıfta bulundu ve sorunun çözümünde insan hakları ile uluslararası ve Avrupa anlaşmalarının göz önünde tutulması gerektiğini söyledi.
Müzakere masasına son derece mantıklı ve pratik çözüm önerileri götürdüğünü de belirten Hristofyas, ′′Kıbrıs’ta Türk ve Rumlardan oluşan tek bir halk vardır ve bu iki toplum adanın egemenlik haklarına sahiptir. Biz Federal Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti′nde tüm yönetim gücünü bölüşmeliyiz′′ dedi.
1960 Anayasası′nın tek bir devlet yarattığını da hatırlatan Hristofyas, iki halkın yıllarca birlikte barış içinde yan yana yaşadıklarını ancak daha sonra faşist ve cunta müdahaleleriyle bu hale geldiklerini savundu.
GÖÇMENLER
Makarios′un iki toplumlu iki bölgeli federal devlet ilanında cesur davranıp tarihi bir karar alamadığını da savunan Hristofyas, Türkiye’den KKTC′ye gelen göçmenlerle ilgili konulara da değindi. Kıbrıslı Türklerin sadece Kıbrıs kökenliler olduğunu, Türkiye’den gelen 160 bin göçmenin Kıbrıs vatandaşı olamayacağını öne süren Hristofyas, "Biz Kıbrıslılar birbirimizi yabancılardan daha iyi anlarız" derken, bu sorunun da çözüm beklediğine işaret etti.
Hristofyas, iki tarafın, iki toplumlu iki bölgeli federal devlet konusunda değişik anlayışa sahip olduklarını da belirtirken, aslında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ortak bir geçmişten geldiklerini hatırlattı ve bugünkü pozisyonlarının da benzeştiğini söyledi. Hristofyas aslında gündeme alınan iki toplumlu iki bölgeli federal devlet tanımında da Mehmet Ali Talat ile şahsen ben-zeri bir anlayış içinde bulunduklarını söyledi.
Hristofyas federal devlet değerlendirmesiyle karşı karşıya kalacaklarını ve bu çerçevede parlamento, merkezi hükümet organları, senato gibi konularda yapılacak paylaşımı da görüşeceklerini de hatırlatırken, çözümün iki ayrı devlet değil, birleşik Kıbrıs olduğunu yineledi.
Talat′ın bu konulardaki farklı görüşlerinin Türkiye Cumhuriyeti Milli Güvenlik Kurulu′nun etkisiyle ortaya çıktığını savunan Hristofyas, Talat′ın pozisyonunun fe-derasyondan ziyade konfederasyon koktuğunu öne sürdü.
“CESARET GEREK”
Hristofyas bunun yapılabilmesi için herkesin dürüstçe masaya gelip, yeterli cesareti göstermesi gerektiğini vurguladı.
"Türklerin pozisyonunu da anlıyorum" diyen Hristofyas, "ama ihtiyacımız olan dürüst olarak masada aynı hedef için uğraşmak. Bu hedef de adanın yeniden birleşmesi ve geçmişin olaylarını ve acı deneyimlerini geride bırakmaktır" ifadesini kullandı.
Her iki toplumun ortak menfaatleri için parlak bir geleceğe bakması ve bunu garantör devletlerden uzak gerçekleştirmesi gerektiğini de savunan Hristofyas, "bunu başarmak için yeterli olgunluğa sahibiz" diye konuştu.

HALKIN SESI 18/05/09

 

"Çözüm perspektifi sonsuza kadar açık olmayacak"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sürdürülen müzakereler çerçevesinde bu yıl içinde ciddi bir sonuca ulaşıp 2010′un başında referanduma gitmeyi hedef-lediklerini belirtti. Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu Çalışanları Sendikası′nın (El-Sen) Salamis Bay Conti Resort Hotel′de dün üyelerine yönelik başlayan 8′inci sendikal eğitim semineri dün sona erdi. Seminerin son gününde 32 kurum üyesine katılım belgesi takdim edildi. Seminerin kapanışına Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun da katılarak birer konuşma yaptılar. Seminerin kapanış konuşmasını El-Sen Başkanı Tuluy Kalyoncu yaptı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yaptığı konuşmada, kendisinin elektrikle ilgili macerasının öğrencilik yıllarında başladığını anlatarak,1974 öncesi ve sonrasından bugünlere kadar birçok olumlu gelişmenin yaşandığını ifade etti ve o yıllarda yaşanan sıkıntıları dile getirdi. Talat, bugün gelinen noktada Kıbrıs Türk halkının kendi elektriğini kendisinin ürettiğini, bunun da önemli bir başarı olduğunu ifade ederek, bu kapasitenin daha da ilerilere taşınmasını temenni etti.
"HEDEF 2010 BAŞINDA REFERANDUM"
Konuşmasında Kıbrıs  konusuna da değinen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununda çözümün Kıbrıs Türk halkı için çok önemli olduğunu vurgulayarak, kalıcı bir barış için Kıbrıs Türk halkının haklarının sağlama alınması gerektiğini söyledi ve bu sayede Kıbrıslı Türklerin varlığının güçlenmesi gerektiği üzerinde durdu. Talat, Kıbrıs Türk halkının kalıcı bir barıştan yana ilkeleri savunduğuna dikkati çekerek, müzakereler çerçevesinde bu yıl içinde ciddi bir sonuca ulaşıp 2010′un başında referanduma gitmeyi hedeflediklerini ifade etti.
ÇÖZÜM PERSPEKTİFİ SONSUZA KADAR AÇIK OLMAYACAK
Kıbrıs Türk halkının çözüme hazır olduğunu, esnekliğini sürdürdüğünü söyleyen Talat, bu arada çözüm perspektifinin sonuna kadar açık olmayacağının da Rum Yönetimi tarafından anlaşılmış olduğunu söyledi.

HALKIN SESI 18/05/09

 

Moon, liderlerin hızlanmasını isteyecek

Rum gazeteleri, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon′un Güvenlik Konseyi′ne sunacağı raporla ilgili haberlere geniş yer verdiler.
Alithia gazetesi Ban Ki Moon′un Güvenlik Konseyi′ne bugün sunacağı UNFICYP′in faaliyetleriyle ilgili raporu ile Kıbrıs sorununa katalizör müdahalede bulunmaya çalışacağını yazdı.
Moon′un raporunun; eski Genel Sekreter′in 2004 tarihli son raporundan sonra, Güvenlik Konseyi′ne sunulacak ilk Kıbrıs raporu olacağına dikkat çeken gazete, raporda iki lidere, bundan sonra atılacak adımları işaret ettiğini ve hatta gelecekte Barış Gücü′nün adadan ayrılması uyarısında bulunduğunu belirtti.
Gazeteye göre raporunda takvimlerden değil ama mantıklı zaman çerçevelerinden söz eden Moon, sürece katılacak ve kendisinden istendiğinde katkı koymaya hazır. Moon, liderleri, çok daha süratli olmaya ve çok daha özlü olan, anlaşmazlıkların üzerine köprü kurulmasıyla ilgili bir sonraki aşamaya geçmeye teşvik ettiği raporunda, bunun başarılabilmesi için görüş birlikleri olması gerektiğine dikkat çekiyor.
Gazete, Moon′un, doğrudan müzakerelerde bugüne kadar kaydedilen ilerlemeden cesaretlendiğini kaydettiği raporunda, "Liderler ilk okumayı bitirdikten sonra doğal olarak ortaya çıkacak bir anlaşmanın geniş taslağına şekil vermeleri gerekecek" dediğine dikkat çekti, özetle şöyle devam etti:
"Moon raporunda; gerek müzakerelerde gerek kendi iç cephelerinde karşı karşıya kaldıkları tahriklere rağmen iki liderin arasındaki müstesna kişisel kimyanın güçlü kalmasına ağırlık verdi. Moon, buna rağmen, devam etmekte olan müzakerelerle ilgili yapılan anketlerde her iki taraftaki insanlar arasında çok derin bir güvensizlik olduğunun açıkça ortaya çıkması nedeniyle cesaretsizleştiğini kaydetti.
"HALKA ÇÖZÜMÜN FAYDALARINI AKTARACAK STRATEJİLER GELİŞTİRİN"
Varılacak herhangi bir anlaşmanın, eş zamanlı ve ayrı ayrı yapılacak referandumlarda halkın onayını gerektireceği kesin olduğuna göre iki li-derin, kendi kamuoylarına çözümün getireceği ekonomik, siyasi ve güvenlikle ilgili faydaları aktarmak için strateji geliştirmelerinin belirleyici önemi olacağına dikkat çekti, ′uzlaşı olmadan çözüm mümkün olmayacak′ dedi.′′
UNDP′nin finanse etmeye hazır olduğu Limnidi (Yeşilırmak) ve Ledra′nın (Lokmacı) ikinci aşamasının uygulanması da dâhil ′Güven Yaratıcı Önlemler′in adadaki ortamın iyileşmesine önemli ölçüde katkı sağlayacağına da işaret edilen raporda, ekonomik, sosyal, kültürel, sportif ve diğer bağ ve temasların sürdürülmekte olan çabalara olumlu etki yapacağı kaydedildi. Moon, ′′Bu tip temaslar tanınma demek değildir, ama toplumlar arasında güven duygusunun gelişmesine ve Kıbrıslı Türklerin hissetmekte olduğu izolasyon duygusunun hafifletilmesine katkı sağlayabilir′′ dedi. Gazete, Güvenlik Konseyi′nin raporla ilgili sondajlarının 22 Mayıs′ta başlayacak olmasına rağmen, alınacak kararla ilgili perde gerisi çalışmaların başlamış olduğunu yazdı ve Güvenlik Konseyi daimi üyesi bir ülke diplomatının "Raporda olduğu gibi kararda da müzakerelerin etkilenmemesi için; önceki ile (Güvenlik Konseyi Başkanlık Açıklaması′ndan) irtibatlı olmasına çalışılacağını söylediğini ekledi.

HALKIN SESI 18/05/09

 

Downer Ankara'da

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, Ankara'ya geldi.Downer'ı Esenboğa Havalimanında, Dışişleri Bakanlığı yetkilileri karşıladı.

BM yetkilisi bugün Ankara'da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Ertuğrul Apakan'la görüşecek.

Downer, Ankara'daki temaslarının ardındansa Atina'ya giderek, yarın Yunanistan Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle bir araya gelecek.

Ankara ve Atina ziyaretlerini, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında devam eden doğrudan müzakerelerin ikinci turunun başlaması öncesinde yapan Downer, geçen ay sonunda da New York'a giderek, BM Güvenlik Konseyi'ni adada süren müzakere süreciyle ilgili bilgilendirmişti

KIBRIS POSTASI 18/05/09

 

 

Kiprianu: Çözüm olmadan Türkiye AB'ye üye olamaz

Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, Türkiye'nin Kıbrıs sorunu çözülmeden Avrupa Birliğine  üye olamayacağını savundu. İngiltere'nin başkenti Londra'daki Chatham House olarak bilinen Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsünde konuşan Kiprianu, Kıbrıs sorununun Chatham House'da ilk olarak 1931'de ''babası bile doğmadan'' tartışıldığını söyledi. Kipriyanu, ''Ne yazık ki hala aynı konuyu tartışıyoruz. Umarım bir dahaki toplantıda, çözüm sonrası geleceğin Kıbrıs'ını konuşuyor oluruz'' dedi.

 

Kıbrıs Rum kesiminin siyasi olarak ''Türkiye ile arasındaki sorunundan başka sorunu olmadığını'' iddia eden Kiprianu, Türkiye'nin AB üyeliğine diğer ülkelerle aynı kriterleri yerine getirmesi şartıyla destek verdiklerini, Türkiye'nin üyeliğine felsefi ve ideolojik açıdan bir itirazları bulunmadığını belirtti.

Kiprianu, uluslararası ilişkiler ve insan hakları gibi konulara özel hassasiyet gösteren bir ülke olduklarını, bölgede Arap-İsrail, Irak ve Afganistan gibi konularda diyalog zemini hazırladıklarını ve dürüst bir arabulucu rolü oynadıklarını savundu.

Çözümden sonra adanın bu kapasitesinin katlanarak daha etkili bir hale gelebileceğini kaydeden Rum Bakan, diyaloğun her zaman benimsedikleri bir siyaset olduğunu, Dimitris Hristofyas'ın da Rum yönetimi lideri seçilmesinin ardından Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşme kanallarını açmak için girişimler başlattığını söyledi.

Kiprianu, adada yaşatılabilir, işlevsel ve adil bir çözümün sağlanması gerektiğini belirtirken, ''Rumlar çözüme ulaşmak, Kıbrıs'ı birleştirmek, bu çözümü bütün Kıbrıslıların yararına sunmak ve bölgenin istikrarına hizmet etmek için elinden geleni yapacak. Çözüm Avrupa Anlaşması ve uluslararası hukuka dayanmalıdır'' dedi.

Aksi takdirde çözümün bölgede çatışma ve istikrarsızlığın kaynağı olmaya devam edeceğini savunan Kiprianu, şöyle devam etti:
''Çözüm iki toplumlu, iki bölgeli, tek egemenliğe dayalı federal çözümdür. Çözümü istiyoruz. Bütün Kıbrıslıların haklarını garanti altına alan, AB yasalarını dikkate alan bir çözümdür istediğimiz. Bu yeni süreçte 2004'te yapılan hatalardan kaçınmaya çalışıyoruz. Zaman çok önemli, ama zamandan tasarruf edeceğiz diye ana konulardan fedakarlık edemeyiz. Yapıcı bir yaklaşım içindeyiz. İşler bir devlet ve hükümet, birliği ve geleceği koruyucu bir sistem istiyoruz.''

Adada çözümün gerçek şeklinin yapılandırıldığını belirten Kiprianu, bu noktada Türkiye'nin oynayacağı önemli bir rol bulunduğunu söyledi. Kiprianu, bu rolün gözlemcilik olmadığını, Türkiye'nin sorunun bir parçası olduğunu, bu nedenle çözümün de bir parçası olması gerektiğini belirtti.

Türkiye'nin bu konuda sadece açıklamalar yapmakla yetindiğini öne süren Kiprianu, Türkiye'nin iki demokrasi ve iki halktan bahsettiğini, bunun konfederasyon anlamına geldiğini savundu. Kiprianu, ''Bu, asla kabul edilemez'' dedi.

Adanın bileşmesinin hem iki tarafa, politik, ekonomik ve insan hakları bakımından yararı dokunacağını belirten Kiprianu, çözümün ayrıca Türkiye ve Yunanistan'ın da yararına olacağını, Türkiye'nin her şeyden önce finansal açıdan Kıbrıslı Türkleri desteklemek zorunda kalmayacağını söyledi. Kiprianu, ''En önemlisi Türkiye'nin AB'ye üyelik süreci de kuvvetlenecek. Adada çözüm olmadan Türkiye AB'ye asla üye olamaz. Çözüm üyeliği yüzde yüz garanti etmez. Çözümsüzlük üyeliği yüzde yüz önler'' diye konuştu.
AA

KIBRIS POSTASI 19/05/09

 

Kıbrıs'taki müzakereler çok önemli

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde en üst karar organı olan Ortaklık Konseyi'nin 47'inci toplantının yapılmış olmasının bu ilişkilerin ne kadar köklü ve kurumsal olduğunu ortaya koyduğunu belirterek, "Türkiye-AB ilişkilerinin geçmişi ne kadar derinse geleceği de o kadar vizyon yüklüdür" dedi.

İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ise, “bugün AB'nin en önemli sorununun Kıbrıs sorunu olduğunu” söyledi.

B ildt, Kıbrıs'taki BM öncülüğündeki kapsamlı çözüm müzakerelerinin, yeni AB anayasası Lizbon Anlaşması'nın yürürlüğe girebilmesi için İrlanda'da bu yıl içinde düzenlenecek referandumdan da önemli olduğunu vurguladı. ve  "Berlin Duvarı'nın yıkılışının 20 yıl ardından bugün Avrupa'da hala bölünmüş başkent olması çok yazık" dedi.

47'inci Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısında Türkiye Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'la birlikte Türkiye'yi temsil eden Davutoğlu, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn, AB Dönem Başkanı Çek Cumhuriyeti'nin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Jan Kohout ve gelecek dönem başkanı İsveç'in Dışişleri bakanı Carl Bildt ile ortak basın toplantısı düzenledi.

"Bu konseyin Türkiye-AB ilişkilerinde özel bir yeri var. Bu Konseyin bizatihi mevcudiyeti ve 47'inci toplantısını yapmış olması bile Türkiye-AB ilişkilerinin ne kadar kökleşmiş, ne kadar kurumsallaşmış bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır" diyen Davutoğlu şunları kaydetti:

"47'inci toplantısını yaptığımız Ortaklık Konseyi, Türkiye-AB ilişkilerinin tarihi derinliğini göstermiştir. Bu ilişkinin geçmişi ne kadar derinse, geleceği de o kadar vizyon yüklüdür. AB ilişkileri Türkiye için stratejik bir tercihtir. Bu ilişkiler 1959'da rahmetli Başbakan Adnan Menderes'in başvurusuyla başlayıp 1960 Ankara Anlaşması'nın imzalanması, 1999'da adaylık statüsünün kabulü, 17 Aralık 2004'te de katılım müzakerelerinin başlatılması kararı ve 3 Ekim 2005'te müzakerelerin başlatılması gibi tarihi aşamalardan geçerek bugüne geldi. Bütün bu tarihi aşamalarda Türkiye'nin hep bir hedefi oldu ve bütün müzakerelerini bu hedef etrafında yürüttü. Bu da AB'ye tam üyelik. Bugün de bu hedefe tümüyle sadığız. Bunun dışında herhangi bir hedefi, bu kurumsallaşmış ilişkinin doğasına ve geleceğe dönük ortak vizyonumuza aykırı buluyoruz."
 
Davutoğlu, bugünkü toplantıda herkesin "Türkiye-AB ilişkilerinin son derece kapsamlı ve sağlam bir stratejik vizyona dayandığı" konusunda görüş birliğine vardığını anlatarak  "Artık kimse Türkiye-AB ilişkilerinin faydalarını, zararlarını, geçmişini tartışma suretiyle yeni bir muğlaklık ortaya çıkarmamalıdır. Bu herşeyden önce, taahhütlere sadakat meselesidir. Biz de, AB de daha önce taahhüt ettiğimiz gibi önümüzdeki dönemde üzerimize düşeni yapmak durumundayız" şeklinde konuştu.

Türkiye'nin üzerine düşen sorumluluğun farkında olduğunu vurgulayan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bizim görevimiz Türkiye'nin kapsamlı bir reform projesiyle AB müktesebatına uyum sağlayacak şekilde kendini yenilemesidir. Bu, bizim açımızdan sadece AB'ye entegrasyon açısından değil, Türkiye'nin bugünkü çağdaş şartlara uyumu açısından da önemlidir ve çevreden tarıma, enerjiden istihdama kadar birçok alanda Türkiye'ye yeni ufuklar açacaktır. Bunun karşılığında ve buna paralel olarak tabii ki biz de AB'den taahhütlere sadakati, süreci en sağlam bir şekilde yürütmelerini ve süreçle doğrudan alakalı olmayan unsurları sürecin parçası haline getirmemelerini bekliyoruz. Bu kritik dönemde Türkiye-AB ilişkileri yeni bir ivme kazanırken bunun Avrupa içindeki siyasi tartışmaların unsuru haline getirilmemesi de büyük önem taşımaktadır."

Davutoğlu, Nabucco projesiyle ilgili bir soru üzerine, enerji arzı ve transferi konusunun son yıllarda uluslararası ilişkilerin en önemli konusu haline geldiğine dikkati çekerek, Türkiye'nin stratejik önem verdiği Nabucco projesinin hayata geçirilmesi için elinden gelen çabayı göstereceğini söyledi.

AB üyesi ülkelerin Türkiye ile müzakerelerde enerji faslının açılması konusunda henüz uzlaşma sağlayamadığını hatırlatan Davutoğlu, "stratejik perspektiften bakıldığında Türkiye'nin üyesi olduğu bir AB'nin enerji arzı güvenliği konusunda çok daha avantajlı durumda olacağını" ifade etti.

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn açıklamasında, Dışişleri Bakanı Davutoğlu için "komşularla sıfır sorun politikasının fikir babası olarak, Türkiye'nin komşularıyla ilişkilerde her zaman yapıcı rol oynamasına çaba göstermiştir" dedi.

Hükümetin, AB reformları konusundaki kararlılığını memnuniyetle karşıladığını belirten Rehn, "sivil toplumun da demokratik ve anayasal reformları destekleyeceğini umduğunu" dile getirdi.

Üyelik müzakerelerinde yeni fasılların açılabilmesi için Türkiye'nin açılış kriterlerini karşılaması gerektiğine dikkati çeken Rehn, vergilendirmeyle sosyal politika ve istihdam fasıllarının açılmaya en yakın fasıllar olduğunu bildirdi.

Rehn, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkmasının hatırlatılması üzerine, üye ülkelerin müzakereleri başlatma kararının oy birliğiyle zor ve dikenli olsa da AB'nin çıkarına olduğunu" ifade etti.

Olli Rehn, "AB Komisyonu (AB'nin Türkiye'ye verdiği) üyelik sözüne tam olarak bağlıdır" dedi.

İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ise "bugün AB'nin en önemli sorununun Kıbrıs sorunu olduğunu" söyledi.

Kıbrıs'taki BM öncülüğündeki kapsamlı çözüm müzakerelerinin, yeni AB anayasası Lizbon Anlaşması'nın yürürlüğe girebilmesi için İrlanda'da bu yıl içinde düzenlenecek referandumdan da önemli olduğunu vurgulayan Bildt, "Berlin Duvarı'nın yıkılışının 20 yıl ardından bugün Avrupa'da hala bölünmüş başkent olması çok yazık" dedi.

"Kıbrıs'ta çözüm sağlarsak müthiş bir stratejik etkisi olacak" diyen Bildt, bu yılın ikinci yarısında üstlenecekleri AB Dönem Başkanlığı görevinde çözüm için "kolaylaştırıcı rolü" oynayabileceklerini kaydetti.

Bildt, dönem başkanlıkları boyunca Fransa ve Çek Cumhuriyeti'yle birlikte hazırladıkları programa bağlı kalarak Türkiye ile müzakereleri ilerletmek için çalışacaklarını vurguladı.

Çek Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Kohout ise Türkiye ile haziran ayında en azından vergilendirme faslında müzakereleri başlatmak istediklerini belirterek, ikinci bir faslı daha açmak için çaba göstereceklerini dile getirdi.

"Türkiye'nin stratejik önemine" vurgu yapan Kohout, özellikle Kafkasya ve Orta Doğu'daki sorunların çözümü konusunda yapıcı rol oynadığı için Türkiye'ye teşekkür etti.
AA

KIBRIS POSTASI 19/05/09

 

 

Ankara′da Kıbrıs zirvesi

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, bugün Ankara′ya resmi bir ziyaret gerçekleştirecek. Özgürgün, ziyareti sırasında Anıtkabir′e çıkarak mozoleye çelenk de koyacak.
Ajanskibris.com′un haberine göre, Özgürgün Ankara temasları sırasında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya gelecek.
Özgürgün′ün temaslarında, BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer′in Ankara′ya yaptığı ziyaret de gündeme gelecek. Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı, liderler görüşmesiyle ilgili olarak karşılıklı görüş alışverişinde bulunacak.

HALKIN SESI 20/05/09

 

 

Rumlar, İngiltere'yi feci kızdırdı

Rum Kesimi’nin, Güney Kıbrıs’da mülk alan çoğu İngiliz, 30 bin kadar yabancıya tapu vermemesi, İngiltere’yi kızdırdı.

Rum Kesimi’nin, Güney Kıbrıs’da mülk alan çoğu İngiliz, 30 bin kadar yabancıya tapu vermemesi, İngiltere’yi kızdırdı.

Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile İngiltere arasındaki ilişkilerde son olarak “tapu krizi” yaşanıyor. Rum Yönetiminin, Güney Kıbrıs’da mülk alan, büyük bir çoğunluğu İngiliz, 30 bin kadar yabancıya tapu vermemesi, İngiltere’yi kızdırdı.

Son yıllarda çeşitli konularda aralarında anlaşmazlıkları çıkan Rum Yönetimi ile İngiltere arasında “tapu krizi” de patlak verdi. İngiltere hükümetinin tüm girişimlerine karşın Güney Kıbrıs’ta mülk alan İngiliz vatandaşlarına tapu verilmiyor. Rum basınına göre, Yönetim, İngiltere’ye tapu sorununu çözmek amacıyla yasal düzenlemelerin yapılacağı sözünü vermesine karşın şimdiye kadar bir adım atılmadı.

İngiliz Dışişleri Bakanı David Miliband ve Maliye Bakanı Alistair Darling’in devreye girdikleri belirtilirken sorunun Lordlar Kamarası’nın gündemine getirildiği, Avrupa Komisyonu’nun da Rum Yönetiminden bilgi talep ettiği kaydediliyor.

Bu arada, Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı Edward Macmillan-Scott da, Güney Kıbrıs’taki yaşanan tapu sorununa tepki gösterirken “dehşete düştüğü” ve “kızgın” olduğunu da vurguladı.

Rum basını, Güney Kıbrıs’ta 100 bin kadar mülkün tapusuz olduğuna dikkat çekerken Tapu ve Kadastro yetkililerinin, bu mülklerin 30 bininin, büyük bir çoğunluğu İngiliz olan yabancılar tarafından satın alındığını doğruladıklarını da yazdı.

ANKA/hurriyet.com.tr

KIBRIS POSTASI 20/09

 

Ekonomi de tamamlanıyor

Kıbrıs konusuna kapsamlı çözüm bulunması amacıyla başlatılan müzakerelere yarın devam edilecek. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın, ekonomi konusundaki görüşmeyi yarınki görüşmede tamamlamaları bekleniyor.

Ara bölgede saat 10.00'da biraraya gelecek olan liderler Ekonomi Başlığı sonrasında 'Toprak' ile 'Güvenlik ve Garantiler' başlıklarını ele alacaklar.

Alınan bilgilere göre geriye kalan iki başlık için 4 toplantı yapılacak ve böylece ilk tur tamamlanacak.

Yarınki görüşmeye BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexandre Downer de katılacak. Downer Ankara ve Atina'da temaslarda bulunmuştu. 

KIBRIS POSTASI 20/09

 

 

Downer: Daha alınacak çok yol var

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, ''Kıbrıs'ta müzakere sürecinin devam ettiğini, ancak daha alınacak çok yol olduğunu'' söyledi.

Ankara'ya yaptığı ziyaretin ardından Atina'ya giden Downer, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile bir araya geldi. Ankara ve Atina'nın Kıbrıs'ta çözüm istediğini belirten Downer, uluslararası toplumun arzusunun da bu yönde olduğunu kaydetti.

Downer, uzun yıllardır devam eden ve yaşanmış trajik olaylardan sonra Kıbrıs sorununun kolayca çözümlenecek bir mesele olmadığını, ancak ilerleme kaydedildiği kanısında olduğunu söyledi.Yunanistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Grigoris Delavekuras ise görüşmeyle ilgili yaptığı açıklamada, Atina'nın Kıbrıs meselesinde BM kararları, Avrupa müktesebatı ile AB ilke ve değerleri çerçevesinde bir çözüm istediğini belirtti.Delavekuras, Atina'nın müzakereler için bir zaman çizelgesi belirlenmesini ve hakemliği istemediğini de ifade ederek, Bakoyanni'nın Downer'e, ''karşı tarafın yapıcı bir tavır izlemesi gerektiğini söylediğini de'' kaydetti.Downer'ın bugün Kıbrıs'a dönmesi bekleniyor.
AA-BRT

KIBRIS POSTASI 20/09

 

 

Erçakıca'dan Kiprianu'ya tepki

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu'nun Londra'da söylediklerine yanıt verdi. Erçakıca bugün düzenlediği haftalık basın toplantısında "Markos Kiprianu’nun dün Londra’da verdiği bir konferansta ‘Türkiye ile aralarındaki sorundan başka bir sorunları olmadığını’ söylediğini hayretle okuduk. Kıbrıslı Rum liderler, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi sorumluluğunu tümüyle Türkiye’ye yüklemek gayretindedirler" dedi.

Erçakıca'nın basın toplantısında söylediklerinde satır başları şöyle:

Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat ile Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyas tarafından sürdürülen doğrudan görüşmeler yarın saat 10:00’da devam edecek. Yarınki görüşmede ekonomi konusunun ele alınmasına devam edilecek.

Ekonomi konusunda iki liderin temsilcileri arasında yapılan yoğun görüşmelerde tarafların tutumu ayrıntıları ile ortaya konmuştur. İki lider yarın bu konuyu ele alacaklardır. 

Ne var ki, Kıbrıs’taki görüşmeler devam ederken, Kıbrıslı Rum liderler, uluslararası temaslarında, Kıbrıs sorununu çarpıtarak aktarmaya devam ediyorlar. Gerek Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyas, gerekse Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu, dış temaslarında Kıbrıs sorununun Türkiye ile Kıbrıslı Rumlar arasında bir sorun olduğunu anlatma gayreti içindedirler.

Markos Kiprianu’nun dün Londra’da verdiği bir konferansta ‘Türkiye ile aralarındaki sorundan başka bir sorunları olmadığını’ söylediğini hayretle okuduk. Kıbrıslı Rum liderler, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi sorumluluğunu tümüyle Türkiye’ye yüklemek gayretindedirler.

Kıbrıs Rum tarafının bu gayretleri, devam etmekte olan görüşme sürecine ne denli bağlı olduklarını, bu sürecin başarısı için neler yapabileceklerini ve bu süreçten ne beklediklerini açıkca ortaya koymaktadır.

Kıbrıs Rum liderliğinin, Türkiye’nin AB üyeliği sürecini Kıbrıslı Türkler aleyhine kullanma gayretleri, Türkiye hükümeti ile doğrudan görüşme ve Kıbrıs Türk tarafının izolasyonunu devam ettirme çabaları, Kıbrıs adasının tek hakimi olma isteklerinin göstergesi olarak değerlendirildiği zaman, görüşme sürecinin nasıl bir tehdit altında olduğu kolaylıkla anlaşılabilmektedir.

Bu arada, Türkiye-AB Ortaklık Konseyi çalışmalarında Kıbrıs sorunu en önemli gündem maddelerinden birini oluşturmuştur.

Önümüzdeki dönemde AB Dönem Başkanlığını üstlenecek olan İsveç’in Dışişleri Bakanı, Kıbrıs sorununu ‘AB’nin önündeki en önemli sorun’ olarak nitelemiş ve dönem başkanlığı süresince sorunun çözümü için ‘kolaylaştırıcı rolü’ oynayabileceklerini ifade etmiştir.

Kıbrıs’ın AB üyeliği süreci, 2004 yılına kadar, Kıbrıs sorununun çözümü için bir motivasyon kaynağı olmuştur. Nitekim bu süreçte Annan Planı olarak anılan en kapsamlı çözüm planı ortaya çıkmış ve ilk kez eş zamanlı referandumlarla iki halkın onayına sunulmuştur.

Ne yazık ki, Kıbrıs Rum tarafının ‘hayır’ oyuna karşılık, AB üyeliğini elde etmesi ve bu üyeliği sürekli olarak Kıbrıs Türk halkı aleyhine kullanamaya çalışması, Avrupa Birliği’nin süreçteki rolünü olumsuz etkilemiştir.

Son haftalarda ortaya çıkan Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın Orams davası kararının da göstermiş olduğu gibi, Carl Bilt gibi iyiniyetli kişilerin tüm olumlu gayretlerine karşın, Avrupa Birliği Kıbrıs sorununda olumlu bir rol oynama kapasitesini yitirmiş bulunmaktadır.

KIBRIS POSTASI 20/09

 

Limnitis residents want to meet the two leaders

THE RESIDENTS of the Pyrgos Tyllirias communities have called for a common meeting with President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, to clarify once and for all who of the two is in favour of opening the Limnitis checkpoint.

The residents yesterday met with Christofias at the Presidential Palace, where the President expressed his consent to the common meeting.

In the two community leaders’ meeting tomorrow, Talat is expected to reply whether he insists on his demand for the transportation of fuel to the Kokkina army base.

“We are leaving the presidential palace totally satisfied with the positions of the President,” said the mukhtar of Kato Pyrgos, Costas Michaelides.

“This is a decision that was made by the President of the Republic in cooperation with us. Yes, he accepts and we accept to supply electricity to the area, but we agree with him that fuel can’t be given, as requested by the occupying leader.”

Michaelides’ Turkish Cypriot counterpart agreed. “Christofias is saying everything was okay but he can’t supply fuel. The man is right. Now we need to see Talat. For 40 years now he could take 100 litres of fuel there by boat. He can still do that if he wants.”

Talat now has to respond whether he will participate in the common meeting with the residents.

Meanwhile, Talat was quoted saying on Monday that opening Limnitis would have no benefits for the Turkish Cypriot side but it would for the Greek Cypriots.

DISY President Nicos Anastassiades said Talat’s statements were negative when linked with efforts for a resolution to the Cyprus problem

“This was an error; an error as a message, error as policy and error as a prospect,” said Anastassiades.

CYPRUS MAIL 20/05/09

 

Further embarrassment as Cyprus deeds hits Lords agenda
By Nathan Morley

A BRITISH peer heaped further embarrassment on the Cyprus government yesterday in the House of Lords, after tabling a question about title deeds.

Lord Jones of Cheltenham, a Liberal Democrat peer, has increased pressure on Nicosia for transparency in a fresh attempt to seek clarification about legislation designed to end the title deed fiasco.

“What progress has been made on the discussions between the British High Commission in Cyprus and the government of Cyprus, regarding the ability of United Kingdom citizens who have bought property in Cyprus to obtain title deeds, and the assurances made by the government of Cyprus to the British High Commissioner that it would introduce a bill to address that issue?”

Parliamentary rules in the Upper House mean that Jones should receive a full response to his question by the end of this month.

The Lords question will also force the British High Commissioner Peter Millet to seek an urgent meeting with Sylikiotis to clarify the situation.

Millet received assurances from the Interior Minister back in December that a bill was being drafted but five months have passed and nothing more has been heard.

The Cyprus Property Action Group (CPAG) say that recent comment by the Interior Minister Neoclis Sylikiotis stating that legislation was being drafted was nothing more than a quick band-aid designed to avoid further embarrassment.

More worryingly for home buyers, Sylikiotis’ statement directly contradicted another given a month earlier by one of his colleagues, who said that the only legislation under review was an amnesty for developers who had broken the planning laws and minor legislation to protect future buyers.

In February it was revealed that the British Foreign Secretary David Miliband and Chancellor Alistair Darling had been in communication concerning Cypriot title deeds.

Miliband stated that the British High Commissioner to Cyprus had “received assurances” from the Cypriot Interior Ministry that they would introduce a bill to address the situation soon.

The title deed fallout has also reached the EU, with Edward Macmillan-Scott the Vice President of the EU Parliament saying publicly that he is “appalled” and “enraged” by what is happening on the island.

European Commission has addressed a request to the government asking for detailed information on the legal provisions and practices regulating and operating in this sector.

Julie Liddle, the emerging markets analyst for overseas property website Property Abroad, seemed optimistic that despite the shambolic title deeds saga, the property market would pick up.

“Cyprus property sales have taken a real battering, with the effect of the title deeds scandal coming just as the credit crunch hit.

“But we don’t expect the effects to last. Cyprus property sales are no worse than many other countries that grew reliant on foreign buyers, most notably Dubai.”

Around 100,000 properties in Cyprus are without title deeds and Land Registry officials have confirmed that 30,000 of these properties have been bought by foreigners, the vast majority being British.

CYPRUS MAIL 20/05/09

 

KKTC'ye direk uçuş karara kaldı

21.05.2009 CNN TURK

Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) ve özel bir hava yolu şirketi olan CTA Holidays'in ortaklaşa İngiltere'den Ercan'a direkt uçuş izni verilmesi talebiyle İngiltere Ulaştırma Bakanlığı aleyhinde Yüksek Mahkeme nezdinde açtığı davanın duruşmaları sona erdi.

 

Londra'da Pazartesi günü başlayan oturumlarda, KKTC tarafının sunuşunun ardından iki gün boyunca davanın müdahili durumunda bulunan Rum tarafı ve davalı İngiltere Ulaştırma Bakanlığı adına da sunumlar yapıldı.

KTHY avukatı Charles Heddon Cave, bugün yapılan son oturumda, sınırları içindeki havaalanlarıyla ilgili karar yetkisinin KKTC'ye ait olduğunu ve bu hakkı tanımanın KKTC'yi egemen devlet olarak tanımak anlamına gelmeyeceğini belirtti.

Daha sonra söz alan KTHY adına bilirkişi görevi üstlenen Oxford Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Stefan Talmon da 2005 yılında bu konuda yazdığı makaleden her iki tarafın da alıntılar yaptığını, ancak bazı önemli hususların gözden kaçırıldığını söyledi.

KKTC'nin tanınmıyor olmasının direkt uçuşların önünde engel teşkil etmediğini vurgulayan Talmon, "KKTC'yi tanımamak direkt uçuşun önünde bir engel yaratmaz" dedi.

Talmon, bu noktada dünyadaki diğer uygulamalardan örnekler verdi ve Tayvan örneğini mahkemenin dikkatine sundu. Tayvan yönetiminin havaalanları konusunda karar yetkisi kullandığını hatırlatan Talmon, bunun Tayvan'ın kendi egemenlik alanındaki haklarını kullanmasından ileri geldiğini, aynı hakları KKTC'nin de kullanabileceğini bildirdi.

Charter uçuşların Uluslararası Sivil Havacılık Kurumu kurallarına göre izin gerektirmediğini de hatırlatan Talmon, "İngiltere Tayvan'ı tanımıyor, aynı şekilde KKTC'yi de tanımıyor. İngiliz hükümeti Tayvan'ı Çin'in sorunu kabul ediyor. KKTC de Kıbrıs'ın sorunu. İngiltere'nin Tayvan ile diplomatik ve politik ilişkisi yok. KKTC'de de benzer bir durum var. Ama İngiltere hem Tayvan ile hem KKTC ile kurum ve kuruluşlar düzeyinde temaslar halinde. Bu duruma rağmen Tayvan'a direkt uçuşa izin veren İngiliz hükümeti, aynı şeyi KKTC için uygulamıyor. Bütün bunlar göz önüne alındığında buradaki farklı tutum anlamsız kalıyor" dedi.

Tarafların yaptıkları son değerlendirmelerin ardından oturumlara son veren yargıç Wyn Williams, davanın çok önemli bir dava olduğunu, her iki tarafı da dinlediğini, bu nedenle kısa sürede bir karar vermesinin mümkün görünmediğini söyledi.

Oturumların bitmesinin ardından bir açıklama yapan KTHY Londra Müdür Vekili Kemal Kuyucuoğlu, "Bugün iyi bir gün oldu. Dava çok iyi yürütülmüştür. Ümitliyiz" dedi. Davayla ilgili kararın en erken 60 gün içinde sonuçlanması bekleniyor

 

 

Kıbrıs'ta ölüm kampı

İngilizler, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’na ilişkin yeni görüntüleri de içeren arşivlerini açtılar. Arşivlerden bugüne kadar hiç yayınlanmamış savaşın çok çarpıcı görüntüleri ortaya çıktı.

Kanal D Haber’de dün yayınlanan görüntülerde Rumlar’ın dünyayı aldatmak için kullandıkları sahte deliller görülüyor.

 

Görüntüler 1974 yazında, temmuz ayında İngiliz televizyonları tarafından kaydedildi. Türk paraşütçülerinin inişi sırasında anons yapan ITN televizyonu muhabiri Michael Nicholson.

HURRIYET 21/05/09

 

Kıbrıs Harekâtı'ndan çok özel görüntüler

21/05/2009 RADIKAL

35 yıllık giz İngiliz kameralarında ortaya çıktı



İSTANBUL - İngilizler, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'na ilişkin yeni görüntüleri de içeren arşivlerini açtılar. Ve o arşivlerden savaşın çok çarpıcı görüntüleri ortaya çıktı.
Kanal D ana haber bülteninde yayımlanan görüntüler1974 yazında, temmuz ayında İngiliz televizyonları tarafından kaydedildi. Görüntülerin bir bölümünde Türk paraşütçülerinin inişi sırasında anons yapan ise, ITN televizyonu muhabiri Michael Nicholson. Kameramanı ile birlikte, arabaları bozulduğu için oradalar. Ama, tarihe tanıklık ediyorlar. Görüntüler 35 yıllık gizemleri ve Rumların dünyayı aldatmak için kullandıkları sahte delilleri de gözler önüne seriyor.

 

Talat:Yeşilırmak'ta uzlaşma yok

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Rum lider Dimitris Hristofyas ile görüşmesi sonrasında yaptığı açıklamada  gerçekleştirilen görüşmede en ciddi konuyu Yeşilırmak kapısının oluşturduğunu, ancak bu konudaki pürüzler devam ettiği için bir uzlaşıya varılamadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafının Yeşilırmak kapısının açılmasına karşı olmadığını vurgulayarak, “Yeşilırmak kapısının niçin açılacağını ve ne işe yarayacağını biliyoruz. Bölge insanının yaşadığı sıkıntıları çözme yolunda önemli bir açılım olduğunu biliyoruz. Bizim de Erenköy’le ilgili sıkıntılarımız var. Erenköy’e kara yoluyla ulaşamıyoruz, hava ve deniz yolunu kullanıyoruz. Dolayısıyla bu sorunun da birlikte çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz” dedi.

Talat, Kıbrıs Türk tarafının Yeşilırmak kapısında “serbest geçiş”  isterken, Rum tarafının bu serbest geçişi kısıtlama düşüncelerinden dolayı Yeşilırmak konusunda bir sonuca varamadan toplantının tamamlandığını belirtti.

Öte yandan Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Yeşilırmak konusunda “hayal kırıklığı yaşadığını” söyledi ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, Yeşilırmak geçidinin açılması çabalarını “havaya uçurduğunu” savundu.

KIBRIS POSTASI 21/05/09

 

Two more cases pending against north buyers
By Stefanos Evripidou

TWO MORE property cases are being launched against EU residents living in the north, said the lawyer responsible for taking on the Orams case.

Costandis Candounas was quoted in Turkish newspaper Referans saying that two new files were being prepared against people who were responsible for exploiting Greek Cypriot properties in the north.

“At this moment, there are two new files… it is too early to say what will happen exactly, since the procedure has not been completed. We have another waiting period. We expect to have some results by the end of October,” he told the paper.

“The people living in these properties have violated all the laws. They know very well what they have signed. Yet, unwisely, they try to get these properties at cheap prices. This amounts to theft,” he added.

Candounas represents Greek Cypriot refugee Meletis Apostolides, who launched proceedings against a British couple living on his property in the north. The European Court of Justice (ECJ) ruled last month in a seminal judgement that Apostolides could enforce a Nicosia court judgement against the Orams in the UK, even though the case involved exploitation of his property in the north, where the acquis is suspended.

The ruling opens the door for displaced Greek Cypriots to go after those who occupy their land in the north by pursuing any assets they have in the EU, and possibly beyond.

The final verdict of the English Court of Appeal, following receipt of the ECJ’s ruling is expected sometime in October.

Candounas was quoted saying that such cases targeted EU citizens living in the north. His aim was not to harm relations between the two communities, he said, adding that he was aware a solution of the problem could only come from a comprehensive solution.

Another human rights lawyer, Achilleas Demetriades, has noted that the ECJ ruling has much wider implications as it not only affects EU citizens but any national with assets in the EU. Furthermore, potentially, judgements could be enforced anywhere in the world where there is a bilateral judicial enforcement agreement with an EU country, argued Demetriades.

The Referans article ran as its headline: “Orams case sets precedent- Two more cases on the way”. The paper cites a 2006 census in the north, saying that around 7,000 foreigners live there, the majority British.
CYPRUS MAIL 21/05/09

 

"AB, olumlu rol oynama kapasitesini yitirdi"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Avrupa Birliği′nin Kıbrıs sorununda olumlu rol oynama kapasitesini yitirdiğini söyledi.
Erçakıca, "Avrupa Toplulukları Adalet Divanı′nın Orams davası kararının da göstermiş olduğu gibi, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bilt gibi iyiniyetli kişilerin tüm olumlu gayretlerine karşın Avrupa Birliği, Kıbrıs sorununda olumlu rol oynama kapasitesini yitirmiş bulunmaktadır" dedi.
Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifinginde, Kıbrıs′ın AB üyelik sürecinin 2004 yılına kadar Kıbrıs sorununun çözümü için bir motivasyon kaynağı olduğunu ve bu süreçte ortaya çıkan Annan Planı′nın ilk kez eş zamanlı referandumlarla iki halkın onayına sunulduğunu hatırlattı.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Önümüzdeki dönemde AB Dönem Başkanlığını üstlenecek olan İsveç′in Dışişleri Bakanı, Kıbrıs sorununu ′AB′nin önündeki en önemli sorun′ olarak nitelemiş ve dönem başkanlığı süresince sorunun çözümü için ′kolaylaştırıcı rol′ oynayabileceklerini ifade etmiştir. Ne yazık ki, Kıbrıs Rum tarafının ′hayır′ oyuna karşılık AB üyeliğini elde etmesi ve bu üyeliği sürekli olarak Kıbrıs Türk halkı aleyhine kullanmaya çalışması, Avrupa Birliği′nin süreçteki rolünü olumsuz etkilemiştir."
RUM LİDERLERİN KIBRIS SORUNUNU ÇARPITMASI TEHDİT
Erçakıca, Rum liderlerin Kıbrıs′taki görüşmeler devam ederken uluslararası temaslarında Kıbrıs sorununu çarpıtarak aktarmasının süreci tehdit ettiğini de söyledi.
Erçakıca, gerek Rum Lider Dimitris Hristofyas, gerekse Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu′nun dış temaslarında Kıbrıs sorununun Türkiye ile Kıbrıslı Rumlar arasında bir sorun olduğunu anlatma gayretini hayretle izlediğini kaydetti.
Erçakıca, "Markos Kiprianu dün (önceki gün) Londra′da verdiği bir konferansta ′Türkiye ile aralarındaki sorundan başka bir sorunları olmadığını′ söyledi. Kıbrıslı Rum liderler, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi sorumluluğunu tümüyle Türkiye′ye yüklemek gayretindedirler" dedi.
Rum tarafının bu gayretlerinin devam etmekte olan görüşme sürecine ne denli bağlı olduklarını, bu sürecin başarısı için neler yapabileceklerini ve bu süreçten ne beklediklerini açıkca ortaya koyduğunu kaydeden Erçakıca, şöyle devam etti:
"Rum liderliğinin Türkiye′nin AB üyeliği sürecini Kıbrıslı Türkler aleyhine kullanma gayretleri, Türkiye hükümeti ile doğrudan görüşme ve Kıbrıs Türk tarafının izolasyonunu devam ettirme çabaları, Kıbrıs adasının tek hakimi olma isteklerinin göstergesi olarak değerlendirildiği zaman görüşme sürecinin nasıl bir tehdit altında olduğu kolaylıkla anlaşılabilmektedir..."
YEŞİLIRMAK KONUSUNDA TÜRK TARAFI ÜZERİNE DÜŞENİ YAPTI
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, Türk tarafının Yeşilırmak kapısının açılması konusunda üzerine düşeni yaptığını da söyledi.
Erçakıca, Yeşilırmak kapısı için yola çıkarken Erenköy′e askeri silah ve mühimmat dışında ikmalin yapılabilmesi ve sivillerin ulaşabilmesi için yolların sağlanması gerektiğini belirtti.
Erçakıca, "Yeşilırmak kapısının açılması Türk tarafının tartışmaya devam ettiği bir konu değil. Yeşilırmak kapısının açılmasına hazırız. Bu açılıştan Erenköy′e erişimi sağlama yararını elde edeceğimiz inancıyla, buna hazırız" dedi.
Erçakıca, bölge sakini Kıbrıs Türk ve Rumların kapının açılmasıyla ilgili temaslarına ilişkin soruyu yanıtlarken de, Rum Lider Hristofyas ile görüşen bölge insanının yakın zamanda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile de görüşeceğini söyledi.
HALKIN SESI 21/05/09

Rumların ölüm kampında 3 ay 3 gün!

Kıbrıs dehşetini yaşayan Han ailesi esaret günlerini anlattı…

21.05.2009  KANAL D

 

Kanal D Haber’in dün Türkiye televizyonlarında ilk kez yayınladığı Kıbrıs harekatına ait arşiv görüntüleri büyük ses getirdi. Haberin detaylarını da araştıran Kanal D Haber Kıbrıs'taki ölüm kampında 93 gün kalan kıbrıslı bir mücahidi buldu ve o dehşet günlerini birinci ağızdan tarihe kaydetti.

Şimdi 71 yaşındaki olan Alpay Han o ölüm kampındaki 300’den fazla Türk esirden biriydi. Geçitkale'deki mücahit komutanlığında istihbarat subayı olarak görev yaparken esir düşen Alpay Han, tam 3 ay 3 gün ölüm kampında kaldı.

Alpay Han'ın eşi Ulcay Hanım da o günlerin tanığıydı. Esaret günlerini anlatırken o acı günleri tekrar yaşayan ve gözyaşlarına hakim olamayan Han ailesinin canlı tanıklığı ve ölüm kampında yaşanan dramın detayları haberimizin videosunda.

 

 

 

Rumlar'ın Kıbrıs'taki ölüm kampı

İngilizler arşivlerini açtı… Kıbrıs harekatının 35 yıllık sırları ortaya çıktı!

İngilizler, 1974 Kıbrıs Barış Harekatına ilişkin yeni görüntüleri de içeren arşivlerini açtılar. Ve o arşivlerden savaşın çok çarpıcı görüntüleri ortaya çıktı.

Kanal D Haberin yayınlandığı görüntüler 35 yıllık gizemleri ve Rumların dünyayı aldatmak için kullandıkları sahte delilleri de gözler önüne seriyor.

Görüntüler 1974 yazında, temmuz ayında İngiliz televizyonları tarafından kaydedildi. Görüntülerin bir bölümünde Türk paraşütçülerinin inişi sırasında anons yapan ise, ITN televizyonu muhabiri Michael Nicholson. Kameramanı ile birlikte, arabaları bozulduğu için oradalar. Ama, tarihe tanıklık ediyorlar.

BBC ve ITN kanallarının da, İngiltere’de kullandığı ve bunca zaman neden saklandığı sorusuna halen cevap bulamayan bu çarpıcı görüntüler ve detayları haberin videosunda...

MILLIYET 21/05/09

 

 

Kıbrıs'ta müzakerelere hız verin

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Kıbrıs'taki müzakere sürecinin hızlandırılması gerektiğini söyledi.

Reuters

22 Mayıs. 2009 Cuma

NEW YORK - Birleşmiş Milletler, Kıbrıslı Türk ve Rum liderleri uyararak, müzakereler ne kadar uzarsa, bir çözüme varmanın o denli güçleşeceğini hatırlattı ve adanın birleştirilmesi için sürdürülen görüşmelerin hızlandırılmasını istedi.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, dün açıklanan 15 Mayıs tarihli raporunda, "Taraflar düzenli bir ilerleme kaydetmişlerse de, konulara giderek daha bütüncül yaklaşıyor olmaları nedeniyle müzakerelerin daha hızlandırılmasını gerekli görüyorum" dedi.

"Zaten tarafların kendileri de, çözümsüz geçen her günün bir anlaşmaya varmayı daha güçleştirdiğinin farkındalar."

Ban, iki tarafın da "şimdiki durumun kabul edilemez olduğunu ve müzakere sürecinin açık uçlu olamayacağını kabul ettiklerini" söyledi.

Ban, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "bir takvim oluşturulması" görüşüne de destek verirken, Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, talebe karşı çıkıyor.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas, geçen yıl Eylül ayından bu yana adanın birleştirilmesi için görüşmeler sürdürüyorlar. Liderler, birçok kilit konuda henüz anlaşabilmiş değil.

Ban, Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporda, adadaki Birleşmiş Milletler gücünün görev süresinin 15 Aralık 2009 tarihine kadar altı ay süreyle yeniden uzatılmasını tavsiye etti.

KTHY, İngiltere'deki davadan umutlu

Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) ve özel bir hava yolu şirketi olan CTA Holidays'in ortaklaşa İngiltere'den Ercan'a direkt uçuş izni verilmesi talebiyle İngiltere Ulaştırma Bakanlığı aleyhinde Yüksek Mahkeme nezdinde açtığı davanın duruşmaları sona erdi.

Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) ve özel bir hava yolu şirketi olan CTA Holidays'in ortaklaşa İngiltere'den Ercan'a direkt uçuş izni verilmesi talebiyle İngiltere Ulaştırma Bakanlığı aleyhinde Yüksek Mahkeme nezdinde açtığı davanın duruşmaları sona erdi.

Londra'da Pazartesi günü başlayan oturumlarda, KKTC tarafının sunuşunun ardından iki gün boyunca davanın müdahili durumunda bulunan Rum tarafı ve davalı İngiltere Ulaştırma Bakanlığı adına da sunumlar yapıldı.

KTHY avukatı Charles Heddon Cave, bugün yapılan son oturumda, sınırları içindeki havaalanlarıyla ilgili karar yetkisinin KKTC'ye ait olduğunu ve bu hakkı tanımanın KKTC'yi egemen devlet olarak tanımak anlamına gelmeyeceğini belirtti.

Daha sonra söz alan KTHY adına bilirkişi görevi üstlenen Oxford Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Stefan Talmon da 2005 yılında bu konuda yazdığı makaleden her iki tarafın da alıntılar yaptığını, ancak bazı önemli hususların gözden kaçırıldığını söyledi.

KKTC'nin tanınmıyor olmasının direkt uçuşların önünde engel teşkil etmediğini vurgulayan Talmon, "KKTC'yi tanımamak direkt uçuşun önünde bir engel yaratmaz" dedi.

Talmon, bu noktada dünyadaki diğer uygulamalardan örnekler verdi ve Tayvan örneğini mahkemenin dikkatine sundu. Tayvan yönetiminin havaalanları konusunda karar yetkisi kullandığını hatırlatan Talmon, bunun Tayvan'ın kendi egemenlik alanındaki haklarını kullanmasından ileri geldiğini, aynı hakları KKTC'nin de kullanabileceğini bildirdi.

Charter uçuşların Uluslararası Sivil Havacılık Kurumu kurallarına göre izin gerektirmediğini de hatırlatan Talmon, "İngiltere Tayvan'ı tanımıyor, aynı şekilde KKTC'yi de tanımıyor. İngiliz hükümeti Tayvan'ı Çin'in sorunu kabul ediyor. KKTC de Kıbrıs'ın sorunu. İngiltere'nin Tayvan ile diplomatik ve politik ilişkisi yok. KKTC'de de benzer bir durum var. Ama İngiltere hem Tayvan ile hem KKTC ile kurum ve kuruluşlar düzeyinde temaslar halinde. Bu duruma rağmen Tayvan'a direkt uçuşa izin veren İngiliz hükümeti, aynı şeyi KKTC için uygulamıyor. Bütün bunlar göz önüne alındığında buradaki farklı tutum anlamsız kalıyor" dedi.

Tarafların yaptıkları son değerlendirmelerin ardından oturumlara son veren yargıç Wyn Williams, davanın çok önemli bir dava olduğunu, her iki tarafı da dinlediğini, bu nedenle kısa sürede bir karar vermesinin mümkün görünmediğini söyledi.

Oturumların bitmesinin ardından bir açıklama yapan KTHY Londra Müdür Vekili Kemal Kuyucuoğlu, "Bugün iyi bir gün oldu. Dava çok iyi yürütülmüştür. Ümitliyiz" dedi. Davayla ilgili kararın en erken 60 gün içinde sonuçlanması bekleniyor.

A.A.

KIBRIS POSTASI 22/05/09

 

Ban: 'Makul sürede çözüm sağlanmalı'

BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun yayımladığı son Kıbrıs raporunda, adada tarafları görüşmelerin hızını arttırmaya çağırarak, çözümün makul bir süre içinde sağlanması gerektiği mesajını verdi.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun yayımladığı son Kıbrıs raporunda, adada tarafları görüşmelerin hızını arttırmaya çağırarak, çözümün makul bir süre içinde sağlanması gerektiği mesajını verdi.

Ban raporunda, ''Tarafların kendisi de çözümsüz geçen her günün bir çözüme ulaşmayı daha güç kıldığının, adadaki statükonun kabul edilemez olduğunun ve sürecin ucunun açık olamayacağının farkındalar'' ifadesini kullandı.

Genel Sekreter, adadaki cesaret verici gelişmelere rağmen henüz kapsamlı bir anlaşma sağlanamadığı gerekçesiyle adadaki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) Kıbrıs'ta önemli bir rol oynamaya devam ettiğini belirterek, gücün görev süresinin 6 aylığına uzatılmasını tavsiye etti. BM Güvenlik Konseyi, Ban'ın raporunu bugün basına kapalı danışma toplantısında ele alacak.

Ban, adada tarafların görüşmelerde bugüne dek düzenli ilerleme sağladıklarını, ancak tarafların görüşmelerin hızının artması gereğini gözlemlediğinin altını çizdi.

Genel Sekreter Ban'ın Kıbrıs raporunu bugün ele alacak BM Güvenlik Konseyi'nin önümüzdeki günlerde UNFIYCP'in görev süresini 6 aylığına uzatan bir karar alması bekleniyor.

A.A.

KIBRIS POSTASI 22/05/09

Özgürgün İKO toplantısına katılacak

36. İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Dışişleri Bakanları Toplantısı 23 – 25 Mayıs 2009 tarihleri arasında Suriye’nin başkenti Şam’da düzenlenecek. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) anılan toplantıda Dışişleri Bakanı Sayın Hüseyin Özgürgün başkanlığındaki bir heyetle temsil edilecek.

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Dışişleri Bakanları Toplantısı’na katılmak bu gece Ankara temaslarını tamamlamasının ardından İstanbul üzerinden beraberindeki heyetle birlikte Şam’a uçacak. Bakan’a ziyareti sırasında Dışişleri Bakanlığı’ndan İK֒nden sorumlu Müdür/Temsilci Mustafa Lakadamyalı, Dışişleri Dairesi Üçüncü Sekreterlerinden Çağrı Kalfaoğlu ile Birsen İkizer ve Basın Danışmanı Burhan Canbaz eşlik edecek.

Bakan Özgürgün toplantı vesilesiyle yapacağı konuşmada üye ülkelerin Dışişleri Bakanlarına Kıbrıs konusundaki son gelişmeler ve yaşanan sürece ilişkin bilgiler verecek ve Kıbrıs Türk halkı üzerinde uygulanan haksız izolasyonların kaldırılması çağrısını bir kez daha tekrarlayacak.

Toplantı esnasında Bakan Özgürgün’ün İK֒ne üye ülkelerin Dışişleri Bakanları ve İKÖ Genel Sekreteri Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu ile ikili görüşmeler gerçekleştirmesi ve üye ülkeler ile mevcut ilişkilerin daha da ileriye götürülmesi konusunda yoğun temaslarda bulunması beklenmektedir.

Bilindiği gibi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 2004 yılında İstanbul’da düzenlenen 31. İKÖ Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda alınan karar doğrultusunda tüm İKÖ toplantı ve etkinliklerine Kıbrıs Türk Devleti adı altında katılmaktadır.

Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın bitimini müteakip, Bakan Özgürgün başkanlığındaki heyetin 26 Mayıs tarihinde KKTC’ne dönmesi bekleniyor.

KIBRIS POSTASI 22/05/09

 

Talat making ‘greedy’ demands over Limnitis

PRESIDENT DEMETRIS Christofias yesterday accused the Turkish Cypriot side of being “greedy” for continually demanding new terms to open the Limnitis checkpoint.

Speaking to the media following yesterday’s direct talks, Christofias said he was “disappointed” because “every time he [Talat] submits new terms, which cannot be accepted”.

The president would not go into further detail about what the new terms were, limiting his comments instead to: “They cannot be accepted and it appears that Talat is dynamiting the whole effort.”

“I think the Turkish army does not want to open Limnitis. This is my overall conclusion. I am saddened by this. I expected a different behaviour on behalf of Mr Talat. However, it seems, despite the fact he does not acknowledge it, that many things may not depend on him,” he said.

Refusing to give up, however, Christofias said he would try to make one last effort.

The president said the deadlock had ensued following the Turkish Cypriot side’s demand for transport fuel, a term the Greek Cypriot side has already dismissed.

“The first thing that made me tell him that we have a deadlock and that he is destroying, everything was his insistence on the fuel,” said Christofias.

The government has pledged its readiness to open the Limnitis crossing to facilitate free movement but the Turkish Cypriot side has asked for the supply of electricity in the area of Kokkina as well as fuel in order to give the green light to the opening.

The government has come under severe pressure from residents of the northwest communities to open the checkpoint as it will make travelling to the capital easier.

Under the circumstances, Christofias said the suggestion of a common meeting between both community leaders and the local authorities of the area would not materialise.

“I do not think so, if Mr Talat continues to hold the same views and submit the same terms. We had started from nothing and every time a new term is submitted. We have decided, for the sake of the residents, the termination of their enclavement and isolation, to make moves, which under different circumstances we would not have made, but it appears that there is greed and thus there is no reason, if Mr Talat’s insistence persists, to hold a common meeting,” he said.

During yesterday’s 29th meeting the leaders only discussed the Limnitis issue. Christofias said they would be getting into the economy next week.

Speaking after the meeting, UN Secretary General’s Special Adviser on Cyprus Alexander Downer said: “The leaders met in a tête-à-tête session for about an hour and then met in plenary session for about 45 minutes. They have agreed to meet again next Thursday, and there will be further discussion next Thursday still on the economy.”

In the meantime the representatives of the two leaders would meet to continue the discussion on economic matters, he said.

Downer would not comment on whether the pair had discussed the opening of the Limnitis checkpoint.

CYPRUS MAIL 22/05/09

House rules Greece has no Turkish minorities
By Elias Hazou

BY UNANIMOUS vote, the Plenum yesterday passed a resolution stressing that it does not recognise the presence of “any Turkish minority within the territory of Greece”.

The move comes after DISY deputy Christos Pourgourides, in his personal capacity, signed a motion for a resolution calling for an investigation into possible human rights violations of the ‘Turkish minority’ in the Greek islands of Rhodes and Kos.

The contentious motion was drafted by the Parliamentary Assembly of the Council of Europe (PACE), of which Pourgourides is a member. PACE’s document, dated May 6, expressed “concern on the situation of the Turkish minority” in the two islands.

PACE’s motion cited concerns over religious and linguistic restrictions for persons of Turkish ethnic origin living in the two islands. It noted, for instance, that Turkish schools in Rhodes and Kos “ceased to operate in 1972”. And that “according to the latest information received, the Turkish minority on the islands is denied the right to education in their mother tongue.”

Greece does not acknowledge the presence of a Turkish minority, instead referring to Greek citizens of Turkish ethnic origin as the “Muslim minority”.

A number of Turkish MPs also signed the same document. Pourgourides took flak from politicians in Cyprus, accusing him of playing into the hands of Turkish diplomacy and of jeopardising Cyprus’ relations with steadfast ally Greece.

Yesterday’s resolution by Parliament, drafted at the initiative of DIKO, also stressed that “we remain firmly opposed to Turkey’s intention to promote secessionist elements in the territory of Greece”.

The final draft of the resolution omitted a reference to Pourgourides’ actions, as its authors had originally intended. The resolution was approved by all MPs, including Pourgourides.

Pourgourides’ own party DISY have distanced themselves from their deputy. Earlier this week, the veteran politician was summoned to party headquarters in Nicosia to explain his actions.

DISY spokesman Harris Georgiades told the Mail his party wanted to make it “absolutely clear” that they did not espouse the view that a Turkish minority existed in Greece.

“To avoid any confusion, we have to say that neither does Mr. Pourgourides. His point of view was that, given the allegations on human rights violations in Rhodes and Kos, it would be better to investigate these allegations rather than not. That does not mean he agrees there is a human rights problem vis-a-vis people of Turkish ethnic origin. His rationale is duly noted.”

DISY’s problem, it seems, was with Pourgourides’ handling of the matter: he had failed to consult with them on such a sensitive issue.

“By agreeing that an investigation is necessary, you’d send out the wrong political message. We wanted to demonstrate that Greece has a clear human rights record,” said Georgiades.

Though distancing themselves from Pourgourides, at the same time DISY sought to shield their man from some of the more malicious attacks leveled against him.

“The rhetoric we’ve been hearing these last few days…that his behaviour was unpatriotic, bordering on treasonous…was a gross exaggeration,” said Georgiades.

CYPRUS MAIL 22/05/09

Talat: BM aktif bir şekilde harekete geçmeli

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, beklentisinin BM’nin daha aktif harekete geçmesi ve yıl sonu itibarıyla bir anlaşmanı hazırlanması olduğunu söyledi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bu görüşlerini Kalavaç köyüne gerçekleştirdiği ziyaret sırasında ortaya koydu.

Talat, Kıbrıs’ta çözümün iki tarafın da çıkarına olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat görüşmelerle ilgili bilgi verirken ise yakınlaşılan konuların farklılıklardan daha fazla olduğunu bildirdi.

Kıbrıs sorununu zor bir sorun olarak niteleyen Cumhurbaşkanı Talat’a göre Rumlar çözüm istiyor ama bu yönde harekete geçebilmeleri için yeteri kadar motivasyon yok.

Talat, Türkiye’nin AB süreci ve KKTC’de 2010’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle ortada doğal bir takvim bulunduğunu da tekrarladı ve BM ve AB’nin de, hatta Rum tarafının da bunu kabul ettiğini belirtti, ancak resmi olarak bunu söylemekten kaçındıklarını anlattı.

KIBRIS POSTASI 23/05/09

 

Türkiye: Liderler daha sık görüşmeli

Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin, Kıbrıs'ta iki lider arasında devam eden görüşmelerin başarılı olması için yapılması gerekenler bulunduğunu belirterek, bunları “iki liderin daha sık bir araya gelmeleri, sürecin bir sınırın olması gerektiği ve tarafların süreçte BM'nin yardımına ihtiyaç duymaları” olarak sıraladı.

Büyükelçi İlkin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Genel Sekreter Ban Ki-Mun'un son Kıbrıs raporunu ele aldığı toplantısının ardından A.A muhabirine açıklamalarda bulundu.

İlkin, BM Güvenlik Konseyi'nde son 3 hafta içinde Kıbrıs konusunda 2 kez istişare toplantılarının yapıldığını anımsattı. 30 nisanda yapılan görüşmelerde Genel Sekreter Ban Ki-Mun'un Kıbrıs özel danışmanı Alexander Downer'ın Konsey'e özellikle iki lider arasındaki görüşmeler üzerinde durarak adadaki gelişmeleri anlattığını anımsatan İlkin, BM Güvenlik Konseyi'nın da bunun ardından bir başkanlık açıklaması yaptığını söyledi.

İlkin, bugün yapılan toplantıda ise Genel Sekreter Ban'ın adadaki barış gücü UNFIYCP ile ilgili olarak her 6 ayda bir hazırladığı raporun değerlendirildiğini belirterek, BM Güvenlik Konseyi üyelerinin toplantıda raporla ilgili görüşlerini açıkladıklarını ve üyelerin büyük bir kısmının da Ada'daki görüşmelerin seyri hakkında bazı dilek ve temennilerde bulunduklarını ifade etti.

Büyükelçi İlkin, Türkiye ve KKTC açısından durumun net olduğunu belirterek, Ada'da görüşmelerin devam ettiğini, özel danışman Downer'ın daha önceki brifingde ihtiyatlı bir iyimserlik içinde olduğunu ifade ettiğini anımsattı.

İlkin, KKTC tarafından aldıkları bilgiler doğrultusunda görüşmelerin yakında sona erecek ilk turunda bazı olumlu gelişmeler ve açılımların olduğunu, ancak temel konularda henüz köklü bir açılımın ortada olmadığını söyledi.

Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'nin bu görüşmeleri ''bulunmaz bir fırsat'' olarak gördüğünü, ancak bu görüşmelerin belki de son bir fırsat olduğunu belirten İlkin, görüşmelerin başarılı olabilmesi için yapılması gerekenler bulunduğunu söyledi.

Öncelikle iki liderin çok daha sık aralıklarla görüşmeleri gerektiğini vurgulayan İlkin, bu yöndeki kararın da bu hafta iki lider tarafından alındığını söyledi. ''İkinci olarak bu sürecin bir sınırı olması lazım, nihayete kadar bu görüşmeler devam edemez'' diye konuşan İlkin, hedefe ulaşmak için görüşmeleri hızlandırmak ve gayretleri arttırmak gerektiğini belirtti. Son olarak da tarafların her konuda anlaşmalarının mümkün olmadığını ifade eden İlkin, tarafların yardıma ihtiyaçlarının olacağını, bunu da yapabilecek tek kuruluşun BM, tek kişinin de Downer olduğunu söyledi.

UNFICYP'nin 1960'lı ve 1970'li yıllarda Ada'da başarılı hizmetler verdiğini belirten İlkin, Ada'nın şartlarının bugün çok değiştiğini ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücünün iş hacmi yükü ve görevin tehlikesi açısından BM'nin belki de en az problemli barış güçlerinden biri olduğunu söyledi. Dünyanın diğer bölgelerindeki BM Barış Güçleri'nin hayatta kalma mücadelesi verdiklerini söyleyen İlkin, Kıbrıs'ta böyle bir durumun söz konusu olmadığını söyledi.

Ban'ın Kıbrıs raporunda UNFICYP'in kuzeye geçişlerinin kısıtlandığı yönünde bir takım ifadeler bulunduğunu anımsatan İlkin, Adada UNFICYP personelinin kuzeyden güneye, güneyden kuzeye geçiş sayısının günde 400-500 civarında olduğunu, 1 Ocak 2008 ile 28 Şubat 2009 dönemi arasındaki 14 ayda UNFICYP personelinin toplam 180 bin geçiş yaptığını söyledi. Baki İlkin, böyle yoğun bir geçiş trafiğinde son derece az sayıdaki geçişlerde görülebilecek kimi sıkıntıları, BM'de ele alınacak önemde görmediğini de vurguladı. İlkin, bunun dışında da raporda KKTC'ye yönelik herhangi bir sıkıntının dile getirilmediğini belirtti.

UNFICYP'in iki tarafın müsaadesi ve rızasıyla faaliyet göstermesi gerektiğini vurgulayan İlkin, ancak 1964 yılından beri sadece Kıbrıs'ın Rum kesimindeki yönetimin hükümet olarak görülüp mutabakatının alındığını, KKTC'nin de her sefer buna itirazını kayda geçirdiğini söyledi.

Bu sefer de aynı durumun geçerli olduğunu ve KKTC'nin UNFICYP'nin görev süresinin yeniden 6 ay uzatılmasına ilişkin mutabakatının alınmadığını belirten İlkin, 28 mayısta yapılacak BMGK'daki oylama sırasında bu hususa değineceklerini belirtti. Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi'nde UNFICYP'nin görev süresinin uzatılmasına yönelik oylamaya ilk kez katılacağını söyleyen İlkin, Kıbrıs Türk tarafının itirazını BM Güvenlik Konseyi'ne ve BM Genel Sekreterliğine bildireceğini belirterek ''Biz de nerede durduğumuzu oylama sırasında ortaya koyacağız'' diye konuştu

Büyükelçi Baki İlkin, BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin 6 aylığına yeniden uzatılmasını isteyen son Kıbrıs raporunu kapalı toplantıda ele almasının ardından yabancı gazetecilere de bir açıklama yaptı.

Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs sorununun çözülmesini istediğini söyledi.

İlkin açıklamasında, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs sorununun çözülmesini istediğini ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bu yönde elinden geleni her türlü çabayı gösterdiğini vurguladı.

AA

KIBRIS POSTASI 23/05/09

Kıbrıs raporu görüşüldü

BM Güvenlik Konseyi'nin, Genel Sekreter Ban Ki-Mun'un son Kıbrıs raporunu ele aldığı danışma toplantısı sona erdi. BM Güvenlik Konseyi'nin dönem başkanı Rusya'nın başkanlığında dün yapılan basına kapalı danışma toplantısında, Ada'da tarafları görüşmelerin hızını arttırmaya çağırarak, çözümün makul bir süre içinde sağlanması gerektiği mesajını veren ve adadaki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin 6 aylığına uzatılmasını tavsiye eden rapor görüşüldü.

 BM Güvenlik Konseyi'nin 28 Mayısta yeniden toplanarak Genel Sekreter Ban'ın raporu doğrultusunda UNFICYP'nin görev süresini 6 aylığına uzatan bir karar alması bekleniyor.

AA

KIBRIS POSTASI 23/05/09

Turkish Cypriots pessimistic on unification talks

The ‘newly-elected government’ in the north said yesterday it was pessimistic that peace talks to unify the island would succeed.

"Let alone the broader issues, the Greek Cypriot side is creating problems even on smaller issues. I am not optimistic for a solution, though I want to be," Turkish Cypriot ‘Foreign Minister’ Huseyin Ozgurgun told a news conference in Ankara.

"As long as the peace talks are continuing we will not leave the table, but they cannot go on forever," he said, adding "we need a schedule."

Turkish Cypriots last month voted into power the hardline National Unity Party (UBP), a move seen as making unification talks more difficult.

The UBP advocates an outright two-state settlement on Cyprus, at odds with the federal model now being discussed by the Turkish and Greek Cypriot leaders.

Turkey has warned the UBP against blocking a settlement on the island, without which Greek Cypriots, who represent the island in the European Union, say they will block Turkey's admission to the EU.

Turkey is currently in protracted EU membership negotiations, but there is strong resistance to Ankara's entry among several member states.

CYPRUS MAIL 23/05/09

 

Turkish warship photo a ‘sad oversight’ by Ministry

THE MINISTRIES of Education and Defence yesterday conflicted over the former’s decision to advertise Cyprus’ participation at an international contemporary arts event with a photograph depicting a Turkish warship.

Defence Minister Costas Papacostas said it was “truly a sad oversight which is unacceptable” that the Education Ministry had chosen to send out official invitations depicting the Turkish ship and flag.

The minister admitted he had not seen the invitations and did not know under what circumstances such a decision had been made.

Papacostas’ comments provoked a reaction from the Education Ministry and it is thought Education Minister Andreas Demetriou will demand an explanation for the outburst.

Senior official Pavlos Paraskevas told the ministry did not regard works of art through political eyes and defended its decision to publish the photograph as part of the project’s concept.

“It presents the thoughts and work of a new artist who experience specific situations living in Cyprus and in his own way artistically expresses his concerns and experiences in a subjective manner,” he said.

Paraskevas said the photograph was only part of the project and had been selected by the artist and curator because it depicted the situation in Cyprus.

“What more can a Turkish ship and flag mean for Cyprus other than occupation,” he said.

“If it were painting would we as that the Turkish flag be removed? This photo is also part of the whole project. Should the flag have been removed from the Turkish frigate?”

Right-wing parties DISY and EVROKO also criticised the ministry and government for allowing such an invitation to be sent out. DISY vice president and House Education Committee chairman Nicos Tornaritis said the photo was “provocative”, while EVROKO demanded the photograph’s immediate withdrawal and replacement with another more fitting image that depicted the island’s 35 year suffering under Turkish occupation.

Artist Socratis Socratous was chosen to represent Cyprus at the 53rd Venice Biennale of Contemporary Art.

The Venice Biennale has for over a century been one of the most prestigious cultural institutions in the world. Ever since its foundation in 1895, it has been in the avant-garde, promoting new artistic trends and organising international events in the contemporary arts in accordance with a multi-disciplinary model which characterises its unique nature.

CYPRUS MAIL 23/05/09

Christofias under fire over Limnitis failure
By Stefanos Evripidou

THE SPAT over the Limnitis crossing spilled over to the domestic front yesterday with ruling party AKEL accusing the government partners of “celebrating” the President’s failure to open the crossing.

AKEL leader Andros Kyprianou said it was regrettable that certain parties in the government coalition had used the “unacceptable behaviour of the Turkish side on Limnitis to draw swords” against President Demetris Christofias. Kyprianou said their behaviour was undermining the president, adding “that’s not how it works when you support the government”.

Christofias came out of his meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat on Thursday furious with his counterpart’s refusal to open Limnitis. He accused the Turkish side of being “greedy” by adding new preconditions to opening the remote crossing point west of the island.

His understudy at the ruling communist party, Kyprianou, yesterday criticised the government’s so-called partners, a reference to DIKO and EDEK, accusing them of supporting the government and undermining it at the same time.

“We made it clear to the Cypriot people before the elections that this procedure would be one step forward two steps back, that it would require walking barefoot on thorns. We will walk barefoot on thorns then because we want to solve the Cyprus problem.

“We won’t pack it in at the first difficulty, and then celebrate, telling the president ‘see how we told you things would be difficult’,” said Kyprianou.

The AKEL leader said he was greatly disappointed with the Turkish stance on Limnitis, but added that the only way to solve the Cyprus problem was through dialogue.

“If some know other ways to solve the Cyprus problem, they should tell us,” he added.

House President and DIKO leader Marios Garoyian described the Limnitis talks as a “farcical comedy” that’s been going on for over a year. He added that the Turkish side has never kept to any agreement.

On criticism levelled against his party, Garoyian noted that the job of any partnership was to support the things that are correct and point out those that are wrong.

“It is time for the general secretary of AKEL to stop taking criticism as being undermining.”

He said it was “insulting” to suggest that the party could celebrate at a time when Cyprus was suffering.

EDEK leader Yiannakis Omirou said Kyprianou’s outburst had nothing to do with his party and pointed to the fact that Talat violated the agreement to open Ledra Street and Limnitis simultaneously.

Greens leader Ioanna Panayiotou blamed the deadlock on Christofias’ bad handling of the issue, while EVROKO’s Nicos Koutsou said the issue highlighted how deep Cyprus was falling into a deadlock.

Foreign Minister Marcos Kyprianou questioned how the two sides would deal with more serious issues if they got stuck on the simple, humanistic question of facilitating the residents of the Limnitis area.

“To a great extent, Mr Talat’s credibility is being judged here,” he said.

The deal-breaker in the Limnitis affair appears to be Talat’s request to allow the supply of fuel to the occupying military in the Kokkina enclave.

Under secretary to the president, Titos Christofides, said the fact that the Turkish side continued to come back with new demands did not make the measure very confidence-building.

However, Talat was quoted saying in the north that his demands have been consistent from the start. The Turkish Cypriot leader highlighted that his side asked for free passage to Kokkina, meaning “everything except guns and ammunition”.
CYPRUS MAIL  23/05/09

Rumlar'dan yine veto kartı

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu yine Türkiye’yi hedef aldı ve tehdit etti. Rum Bakan Türkiye’ye dönük olarak ‘ya bizim istediğimizi yaparsın ya da AB’yi unut’ mesajını içeren bir açıklama yaptı.

Rum Dışişleri Bakanı Kiprianu, Rum Haravgi Gazetesi’ne yaptıı açıklamasında  Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi kararlarında öngörüldüğü şekilde bir çözüm modelini desteklediğini açıklaması için mecbur edilmesi gerektiğini söyledi. Bunun için nüfuz kullanılması gereğine vurgu yaptı.

Rum Bakan’a göre Türkiye, Kıbrıs’ta  iki bölgeli,  iki toplumlu, Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliğe, tek egemenliğe, tek uluslararası temsiliyete ve tek vatandaşlığa sahip bir federasyon çözümünü desteklediği açıklamlı. Bu yapmak için zorlanmalı. Yapmadığı takdirde ise AB sürecinde karşısında müzakere başlıklarının açılmasına rıza göstermeyen bir Kıbrıs’ı bulabilir.

Yani özetle Rum Bakan bir kez daha veto kartını masaya sürerek Türkiye’yi tehdit etti ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin veto kartını kullanabileceği mesajını verdi.

KIBRIS POSTASI 24/05/09

 

Alternatif KKTC'dir vurgusu

Gazeteci Yusuf Kanlı Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün'ün Ankara ziyaretini yorumladığı yazısında Kıbrıs Türkünün alternatifsiz olmadığının altını çizdi. Kanlı, Özgürgün'ün ''Herkesçe bilinmeli ki Kıbrıs Türk tarafı ilelebet masada kalmaya devam etmeyecektir ve alternatifsiz değildir” sözlerine atıfta bulunarak şunları yazdı:Peki, alternatifi ne olabilirdi Kıbrıs Türk halkının? Özgürgün’ün cevabı çok net idi: “Alternatif Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve tanınmasıdır.” Kendi cumhurbaşkanının bile mecbur kalmadıkça adını kullanmadığı devlete ancak bu kadar güzel ve veciz bir şekilde sahip çıkabilirdi bir dışişleri bakanı."

KIBRIS POSTASI 24/05/09

 

 

Rumlar çözüm olacağına inanmıyor

Güney Kıbrıs’ta yapılan yeni bir ankette Rumların Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Lider Dimitris Hristofias arasında devam etmekte olan görüşme sürecinden bir sonuç alınacağına inanmadığı ortaya çıktı.

186 kişiyle telefonda görüşülürek yapılan anket Rum Alithia Gazetesi tarafından yaptırıldı ve bugün gazetede okuyucularla paylaşıldı.

Anket sonuçlarıyla ilgili haberi okuyucularına, “Kıbrıslılar Çıkmaz Görüyor” başlığıyla manşeten duyuran gazete, ankete katılanların yüzde 69,0’unun müzakerelerin çıkmaza sürükleneceği inancında olduğunu bildirdi.

Ankete katılanların sadece yüzde 25,8’inin sürecin çözüm getirebileceğine inanç belirttiğine işaret eden Gazete, yüzde 5,2’lik bir oranın ise görüş belirtmediğini yazdı.

Ankette “Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıs sorunundaki icraatlarından memnunmusunuz” şeklinde sorulan soruya ise ankete katılanların yüzde 53,3’ü memnun, yüzde 35,7’si memnun olmadığı, yüzde 7,6’sı ne memnun ne memnuniyetsiz olduğu yönünde yanıtını verdi. Yüzde 3,4’ü ise görüş belirtmedi.

KIBRIS POSTASI 24/05/09

 

 

Serdar Denktaş'ın tercihi Papadopulos ama neden?

Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş’a göre bir önceki Rum Başkan Papadopulos şimdiki Rum Başkan Hristofias’tan daha samimiydi. Serdar Denktaş bu düşüncesini Rum Alithia Gazetesine verdiği özel mülakat sırasında ortaya koydu.

Serdar Denktaş, siyasi eşitliğin içinde yer alacağı her türlü çözüm modeline yeşil ışık yakacakları mesajını verdiği açıklamaları sırasından Hristofias’a güvenmediğini söyledi.

Denktaş, Papadolulos’u Hristofias’a göre daha samimi bulduğuna işaret ederek, müzakere sürecinde en zor konunun mülkiyet konusu olduğunu belirtti.

Serdar Denktaş'ın neden Hristofias'a güvenmediği ise şu şekilde yorumlandı. Papadolulos parmağının arkasına saklanmaz, niyetini açıkça ortaya koyardı ama Hristofias böyle değil. Niyeti başka, sözleri başka!...

KIBRIS POSTASI 24/05/09

 

"Rumların çözüm istediğine inanıyorum"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs′ta çözümün iki tarafın da çıkarına olduğunu ve bunu başarmaları gerektiğini vurguladı. Talat, devam eden müzakerelerde beklentisinin BM′nin daha aktif harekete geçmesi ve yılsonu itibarıyla bir anlaşmanın hazırlanması olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, devam eden müzakerelerde tarafların yakınlaşma sağladığı konuların farklılıklardan çok daha fazla olduğunu da bildirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, dün akşam saatlerinde, Kıbrıs′ın en otantik köylerinden biri olan Kalavaç′ı ziyaret etti. Köylüleri, sahip çıktıkları değerleri nedeniyle kutlayan Cumhurbaşkanı Talat, onlara Kıbrıs sorununun çözümü için yürütülen müzakerelerle ilgili de bilgiler verdi.
Kalavaçlılar’ın sevgi gösterileriyle karşıladığı Talat′a eşi Oya Talat ve Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik etti. Ziyarette, Kalavaç Muhtarı Ömer Meraklı ve köylüler, Kalavaç hakkında bilgiler verdi ve Talat′a hediyeler sundu. Değirmenlik Belediye Başkanı Osman Işısal ile Lefkoşa Kaymakam Yardımcısı Kemal Deniz Dana da Kalavaçlılara eşlik etti.
MERAKLI: ÖRF VE ADETLERİMİZE BAĞLIYIZ, TOPRAK SATMADIK
Kalavaç Muhtarı Ömer Meraklı, Cumhurbaşkanı Talat′ın köylerini ziyaretinde yaptığı konuşmada, örf ve adetlerine bağlı, kültürel değerlerine sahip çıkan, ekolojik ve jeolojik değerlerini de koruyan bir köy olduklarını belirterek, ayrıca köy topraklarının bir tek santimetrekaresini bile         satmadıklarını vurguladı.
Meraklı, AB finansmanı ve UNDP projeleriyle, Türkiye Cumhuriyeti kaynaklarıyla bugüne dek köyde birçok iş yaptıklarını belirterek, köy meydanının kültürel değerler korunarak düzenlendiğini, su borularının ve elektrik hatlarının yenilendiğini, yürüyüş yolları yapıldığını, yerel taşların korunduğunu, köydeki endemik bitki- lerle ilgili kitap hazırladıklarını, çocuk parkı yaptıklarını anlattı.
Henüz devam eden projeleri arasında "herbarium" bulunduğunu kaydeden Kalavaç Muhtarı Ömer Meraklı, gençlere sosyal konut, sergi ve müze evi ve bilgi danışma ofisi gibi yeni projeler de hazırlamak istediklerini ifade etti.
Meraklı, Kalavaçlılar’ın ekmeklerini kendi köylerinde kazanması için turizme dönük projeleri de bulunduğunu belirterek, ayrıca gençlere model uçak eğitim pisti, yeraltı mağarası projeleri de bulunduğunu söyledi.
Meraklı, tüm projeleri bilim adamlarının katkılarıyla hazırladıklarını vurgulayarak, bugüne dek 32 akademisyen ve bilim adamını köylerinde misafir ettiklerini bildirdi.
TALAT: BU PROJELERLE KALAVAÇ BAŞKENT
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, Kalavaçlılar’a hitaben yaptığı konuşmaya, "Galiba bu projeler Kalavaç′ı ülkenin başkenti yapacak" diye başladı ve geleneklerine bağlı kalan, köylerine sahip çıkan Kalavaçlıları ve muhtarlarını kutladı.
Projelerin köye kazandırılmasının önemli olduğunu ifade eden Talat, muhtarın verdiği bilgilerle Kalavaç hakkında çok şey öğrendiğini, Osmanlılar’dan kalan eserlerin de çok değerli olduğunu anlattı.
Talat, Kalavaçlılar’a Kıbrıs sorunuyla ilgili gelişmeler hakkında da bilgiler verdi. 2004′teki referandum öncesinde de, sonrasında da çözüm için her çabayı ortaya koyduklarını belirten Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk halkının çözüm yönündeki kararlı duruşu sayesinde Güney Kıbrıs′taki liderin değiştiğini ve çözüm isteyen bir liderin geldiğini anlattı.
"KIBRIS SORUNU HAKİKATEN ZOR, ZORLAŞMIŞ BİR SORUN"
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun hakikaten zor, zorlaşmış bir sorun olduğuna işaret ederek, 1974 öncesi şartların artık bulunmadığını, tarafların artık yerleşik bir düşünce yapısına kavuştuğunu, bunu değiştirmenin de kolay olmadığını söyledi.
"RUM TARAFI ÇÖZÜM İSTİYOR AMA YETERLİ MOTİVASYONLARI YOK"
Devam eden müzakerelerde, Rum tarafının motivasyonunu yetersiz bulduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Ben Rumların çözüm istediğine inanıyorum ama yeterli motivasyonları yoktur. Çözümün, uzlaşmayla ve her iki tarafın hareketiyle olacağı unutulmamalıdır" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, bu süreçte Kıbrıs Türk tarafının da sorumluluklarının bulunduğunu belirterek, ancak Kıbrıslı Türkler’in yapabileceklerinin azamisini yaptığını, dünya tarafından takdir edilmesi gerektiğini, bu takdirin yeterince yapılmadığını ifade etti.
Rum tarafında ilginç bir    koalisyon hükümeti bulunduğuna, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas′ın partisi AKEL′in, çözüm yanlısı olmayan, hatta son derece fanatik olan DİKO ve EDEK′le koalisyon yürüttüğüne işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, bu iki partinin söylemlerinden örnekler vererek eleştirdi.
Ortakları fanatik olan Hristofyas′ın esneklik göstermesinin kolay olmadığını belirten Talat, Kıbrıs sorununun uluslararası bir sorun haline geldiğini, o yüzden çözüme uluslararası toplumun da destek olmasını istediklerini söyledi.
"BEKLENTİM BM′NİN DAHA AKTİF OLMASI VE YILSONUNA BİR ANLAŞMA"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakere sürecinin yoğun devam etmesi ve uluslararası toplumun da katkısıyla bir çözüm olması gerektiğini vurgulayarak, "Benim beklentim BM′nin daha aktif hareket geçmesi ve yılsonu itibarıyla bir anlaşmanın hazırlanmasıdır" diye konuştu.
Talat, Türkiye′nin AB süreci ve KKTC′de Şubat 2010′da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle ortada doğal bir takvim bulunduğunu, bunu BM ve AB′nin de kabul ettiğini hatta Rum tarafının da kabul ettiğini; ancak resmi olarak söylemediklerini belirterek, "Bizim çok yoğun çalışmamız ve yıl sonuna dek bu sorunu çözecek planı hazırlamamız lazım" dedi.
"YAKINLAŞMA, FARKLILIKLARIMIZDAN ÇOK DAHA FAZLA"
Bu yönde çalıştıklarını, birçok konuda yakınlaşmalar da sağlandığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, "Yüzdelik vermem zor ama yakınlaşmalarımız, farklılıklarımızdan çok daha fazladır" ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "top Rum tarafında" gibi bir ifade kullanmak istemediğini çünkü topun her iki tarafta da olduğunu belirterek, daha      al-ver sürecine de gireceklerini hatırlattı.
Yoğun, hızlı çalışacaklarını ve uluslararası toplumun da desteğiyle başaracaklarını ifade eden Talat, çözüme ihtiyaç duyulduğunu, belki de Kıbrıs Türk tarafının ihtiyacının daha fazla olduğunu söyledi. Talat, "Çözüm iki tarafın da çıkarınadır ve başarmalıyız" diye konuştu.

HALKIN SESI 24/05/09

 

Kandunas: Oyuna gelmek için aptal olmak lazım!

Rum avukat, Türk tarafının Ormas davasını siyasileştirip avantaj sağlamaya çalıştığını öne sürdü

Kıbrıslı Rum avukat Konstantis Kandunas, Rum siyasilere yaptığı çağrıda, Orams davasıyla ilgili politik demeç verilmemesini istedi. Kandunas, “Türk tarafı olayı siyasileştirip, İngiliz Temyiz Mahkemesi’nin de siyasi karar almasını sağlamaya çalışıyor, bu oyuna düşecek kadar onursuz ve aptal siyasilerimiz olabileceğini düşünmek istemiyorum” dedi.
   Orams davasında Rum tarafını temsil eden avukat Konstantis Kandunas, “Davanın İngiliz Mahkemesi’nde mutlu sona ermesini tehdit eden tek tehlike, Türk tarafının bu davaya vermeye çalıştığı siyasi renktir” dedi. Kandunas, “Oy toplamak adına Apostolidis davasını tehlikeye sokacak şekilde kullanacak kadar aptal ve onursuz Kıbrıslı siyasiler olduğunu hayal etmekte zorlanıyorum” yorumunu yaptı.
   Politis gazetesi, “Avukat Konstantis Kandunas’tan Kıbrıslı Rum Siyasilere Çağrı – ‘Orams Davasını Siyasi Malzeme Yapmayın” başlıklı haberinde, Rum avukat Kandunas’ın; Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın  (ATAD) Orams davası kararıyla ilgili paragrafın BM Genel Sekreteri’nin UNFICYP raporundan çıkartılmasını eleştiren Rum siyasileri, KKTC’nin ve Oramslar’ın hukuk grubunun “değirmene su dökmekle” suçladığını yazdı.
   Gazeteye göre, İngiliz Orams çiftinin KKTC’den satın alarak üzerine ev inşa ettikleri arazinin kendisine ait olduğu iddiasıyla dava açan Meletis Apostolidis isimli Rumun avukatı olan Konstantis Kandunas, “Davanın İngiliz Mahkemesi’nde mutlu sona ermesini tehdit eden tek tehlike, Türk tarafının bu davaya vermeye çalıştığı siyasi renktir” dedi, şunları söyledi:
   “Davayı siyasi malzeme yapan bu tür açıklamalar beni üzüyor. Bunu öteki taraf (KKTC) yapmaya çalışıyor ve cidden İngiliz Mahkemesi’nde de yapmaya çalışacak.”
   Gazetenin; Rum siyasilerin bu tür açıklamalarının Avrupa Parlamentosu seçimleriyle mi ilgili olduğunu sormasına karşılık Kandunas, “Oy toplamak adına Apostolidis davasını tehlikeye sokacak şekilde kullanacak kadar aptal ve onursuz Kıbrıslı siyasiler olduğunu hayal etmekte zorlanıyorum. Bizi nereye götüreceğini bilmediğim riskler yaratılıyor” dedi.
   Gazete, Oramslar’ın hukuk grubunun, ATAD önünde; Orams davasının hukuki değil tamamen siyasi olduğunu, bu davadaki kararın Kıbrıs sorununun çözüm çabalarını olumsuz etkileyeceğini öne çıkardıklarını hatırlattı.
   Bu arada Fileleftheros gazetesi, “Temyiz Mahkemesi’nden Orams Davasıyla İlgili Haber Zaman Meselesi – Avukat Kandunas Politikacılara Öfkelendi” başlığıyla yansıttığı haberinde, İngiliz Temyiz
Mahkemesi’nin, ATAD kararından sonra Orams davasında izleyeceği prosedür konusunda tarafların avukatlarını önümüzdeki günlerde bilgilendirmesinin beklendiğini yazdı.
   Gazete, edindiği bilgilere dayanarak İngiliz Temyiz Mahkemesi’nin Orams çiftine ve Apostolidis’e; nihai kararını mı vereceği yoksa son savunmalarını yapmaya mı çağıracağını bildirmesinin beklendiğini kaydetti.
   Gazeteye göre, avukat Konstantis Kandunas da, önceden de bildikleri üzere, İngiliz Temyiz Mahkemesi’nin izleyebileceği prosedürün bu olduğunu belirterek, şunları söyledi:
   “Bu nedenle nihai karar alınmadan önce hiçbir yorum yapılmamasına zamanında işaret etmiştim. Davayla ilgili siyasi tartışmanın bu şekilde gelişmesinden rahatsızım. Apostolidis davasının siyasileştirilmesi Oramslar’ın ana argümanıydı ve öyle olmaya da devam edecek.  Herkes anlamalıdır ki, dava daha bitmedi ve bu tür açıklamalar her şeyi mahvedebilir. Çok daha sonuç alıcı olmak istiyorlar ise Oramsların avukatlarına yardım edebilirler.”

KIBRIS 24/05/09