ntvmsnbc
11
Mayıs. 2009 Pazartesi
KÖLN - KKTC lideri Mehmet
Ali Talat, ABnin Kıbrısa ilişkin tavrını
eleştirdi ve Brükselin müzakere odasına bomba
fırlattığını kaydetti.
Deutsche Welleye
konuşan Talat, Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türkleri
yalnız bıraktığına dikkat çekerek, şunları
kaydetti:
"AB,
Kıbrıslı Türklerin o büyük kararlılıkla savunduğu
üyelik sürecini desteklemedi. İzolasyonları
kaldıracağı sözünü verdi, kaldırmadı.
Dolayısıyla Avrupa Birliği, Kıbrıs sorununda olumlu
bir rol oynamadı.
Avrupa Birliği
üstelik Kıbrıs Rum tarafını daha çözüm olmadan Avrupa
Birliği'ne kabul ederek, Kıbrıs Rum tarafının çözüm
isteğini öldürdü. Bu geçtiğimiz günlerde Avrupa Toplulukları
Adalet Divanı'nın aldığı kararla daha da vahim bir
hale geldi. Halen müzakere ettiğimiz mülkiyet meselesini dikkate almadan,
Avrupa Toplulukları Adalet Divanı sanki Kıbrıs sorunu ve
özellikle de mülkiyet sorunu hiç yokmuş gibi bir karar alarak,
Kıbrıs Rum Mahkemesi'nin, Kuzey Kıbrıs'taki bir mal için
aldığı kararın İngiltere'de uygulanabileceğine hükmetti
ve aslında görüşme odasına bomba fırlattı. Bundan
sonra Kıbrıs Rum tarafının mülkiyet
başlığında bir ortak noktaya varmak için esneklik
göstermesi hayal oldu. Dolayısıyla AB, Kıbrıs'ı
birliğe alarak büyük bir günah işlemekle kalmadı, günahlarını
adeta katmerledi."
Talat, KKTC'de
işbaşına gelen UBP hükümetinin de Kıbrıs sorununun
çözümü dışında bir seçeneğin olmadığını
gördüğünü söyledi: "Ancak gerçekten ne kadar yapıcı
olacakları, çözüm sürecini ne kadar destekleyecekleri, önümüzdeki günlerde
belli olacak."
KKTC
Cumhurbaşkanı, Türkiyedeki "Ergenekon sürecinin Kıbrıstaki
müzakerelere etkisi olacağını tahmin etmediğini"
söyledi.
Sağlık
açısından büyük risk var
KIBRISın sorularını
yanıtlayan AB Komisyonunun Kıbrıs Türk Masası Sorumlusu
Andrew Rasbash, Dikmen Çöplüğünün kontrolsüz atılan çöpler
nedeniyle, ciddi tehlikeler içerdiğine dikkat çekti. Rasbash, meydana
gelen kirliliğin belirgin sağlık riskleri
taşıdığını, buna bağlı olarak
suların mikroplanması, hava ve toprağın hastalık
yayabilecek şekilde çevresel tehlikeler taşımasına neden
olduğunu vurguladı.
Proje uygulamaya girecek
Dikmen çöplüğünü iyileştirmek amacıyla bir proje
hazırlandığını belirten Rasbash, ABnin,
Kıbrıs Türk Toplumuna Yardım Programı çerçevesinde
ayırdığı 259 milyon Euronun bir kısmını
Dikmene harcayacaklarını söyledi. Çöp alanını
iyileştirme önlemlerinin bu yıl içinde
başlayacağını ve Ekim 2011de tamamlanmasının
planlandığını belirten Rasbash, 27,5 hektar olan
çöplüğün küçültülerek 11 hektar olacağını kaydetti.
Ergül ERNUR
Avrupa Birliği Komisyonundan, Başkent
Lefkoşayı ve çevresini yıllardır zehirleyen Dikmen
Çöplüğü konusunda ciddi uyarılar geldi. Komisyonunun
Kıbrıs Türk Masası Sorumlusu Andrew Rasbash, Dikmen
Çöplüğüne kontrolsüz atılan çöpler nedeniyle, ciddi şekilde
kirlilik meydana geldiğini vurguladı.
Avrupa Birliği Komisyonunun Kıbrıs Türk
Masası Sorumlusu Andrew Rasbash da, KIBRISın sorularını
yanıtladı. Rasbash, bu kirliliğin, belirgin sağlık
riskleri ve buna bağlı olarak suların mikroplanması, hava
ve toprağın hastalık yayabilecek şekilde çevresel
tehlikeler taşımasına neden olduğunun altını
çizdi.
Avrupa Birliğinin 259 milyon Euroluk Kıbrıs Türk
Toplumuna Yardım Programı finansmanıyla çöp alanının
rehabilite edilmesinin planlandığını ifade eden Rasbash,
projeyle, sağlık riskleri ve çevre kirliliğinin
azaltılacağını savundu.
Rasbash, çöp alanı iyileştirme önlemlerinin 2009
yılından başlanarak Ekim 2011de tamamlanmasının
planlandığını söyledi.
Avrupa Birliğinin Mali Yardım Programı
çerçevesinde komisyonun, iki tanesi Lefkoşaya yerleştirilmek üzere
beş tane hava kalitesi izleme istasyonu kurulmasını finanse
ettiğini de kaydeden Rasbash, Dikmen Çöplüğünde alınması
planlanan tedbirler arasında, 27, 5 hektar olan alanının küçültülerek
11 hektara düşürüleceğini belirtti.
Sık aralıklarla yangınlara sahne olan Dikmen
Çöplüğünden havaya karışan zehirli duman, halkı resmen
zehirliyor. Bu durum ise vatandaşlar arasında infial yaratıyor.
Çöplüğün rehabilitesiyle ilgili Lefkoşanın Türk
kesimindeki AB temsilciliğinden talep edilen yardıma geçtiğimiz
günlerde Avrupa Birliği Komisyonundan cevap geldi.
Beş hava kalitesi
izleme istasyonu kurulacak
Avrupa
Birliği Komisyonunun Kıbrıs Türk Masası Sorumlusu Andrew
Rasbash, Avrupa Komisyonunun çevresel göstergeleri ölçme
çalışmaları yürütmediklerini söyledi.
Rasbash, Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik gelişimini
destekleme amaçlı Avrupa Birliğinin Mali Yardım Programı
çerçevesinde komisyonun, iki tanesi Lefkoşaya yerleştirilmek üzere
beş tane hava kalitesi izleme istasyonu kurulmasını finanse
ettiğini kaydetti.
30 yıldan fazla bir zamandır farklı türlerdeki
çöpler ve atıkların (evsel ve ticari atıklar, endüstriyel
atıklar, inşaat çöplükleri ve molozlar, çarşı, pazar
atıkları, tıbbi atıklar, asbest, septik tanklardan
sızan lağım suları
) Kuzey Kıbrısın en
büyük çöp alanı olan Dikmen Çöplüğüne
atıldığını anımsatan Avrupa Birliği
Komisyonunun Kıbrıs Türk Masası Sorumlusu Andrew Rasbash,
alandaki çöplerin 1.3 milyon metreküp hacmi olduğunu tahmin ediyoruz
dedi.
Rasbash, kontrolsüz atılan çöpler sonucunda, alanın
ciddi sağlık riskleri ve ekolojik tehlikelere (su, hava ve toprak
kirliliği) yol açabilecek şekilde kirlendiğine dikkat çekti.
Bu durumu iyileştirmek amacıyla, Avrupa Birliğinin
259 milyon Euroluk Kıbrıs Türk Toplumuna Yardım Programı
finansmanıyla çöp alanının rehabilite edilmesinin
planlandığını ifade eden Rasbash, bunun sonucunda,
sağlık riskleri ve çevre kirliliğinin
azaltılacağını belirtti.
Dikmen Çöplüğü
küçültülecek
Avrupa
Birliği Komisyonunun Kıbrıs Türk Masası Sorumlusu Andrew
Rasbash, Dikmen Çöplüğünde alınması planlanan tedbirler
arasında, 27, 5 hektar olan alanının küçültülmesinin
planlandığını söyledi.
Bunun da çöp ve atıkların başka bir alana
taşınmasıyla sağlanacağını ifade eden
Rasbash, Bu durum kirli bölgelerin temizlenmesine ve daha kapsamlı
önlemelerin uygulanacağı alanların küçültülmesine
yardımcı olacak dedi.
Rasbash, çöp alanındaki çöplerin başka bir alana
nakledilmesiyle, çöple kaplı alanın 11 hektar olacağına
işaret ederek, yaklaşık 16,5 hektarlık bir alanın
temizlenmiş olacağını belirtti.
Avrupa Birliği Komisyonunun Kıbrıs Türk
Masası Sorumlusu Andrew Rasbash, çöp yüzeyine özel sentetik bir örtü
uygulanarak, geriye kalan atık yoğunluğunun,
kaplanmasının sağlanacağını da kaydetti.
Gaz toplama kuyuları inşa edilerek, çöp
alanının kapanmasının ardından yayılmaya devam
etmesi beklenen gazın toplanmasının
sağlanacağını belirten Rasbash, sızıntı
sularını toplama hendekleri ve buhar havuzu inşa edilerek, çöp
alanında geriye kalan sızıntı sularına çözüm
getirileceğinin altını çizdi.
Rasbash, çöp alanı iyileştirme önlemlerinin 2009
yılından başlanarak Ekim 2011de tamamlanması
planlandığını söyleyerek, çöp alanı
işletmecilerine çöp yangınlarını önleme konusunda
tavsiyeler verildiğini ifade etti.
KIBRIS 11/05/09
Türk garantisi olmazsa Çözüm de olmaz !
Güneyde
yayınlanan Kathimerini gazetesine konuşan Talat, garantilerin Türkiye
için deği Kıbrıslı Türkler için önemli olduğunu
vurguladı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum
tarafında yayımlanan haftalık Kathimerini gazetesine
verdiği demeçte, Türk garantileri olmaksızın çözüm yok dedi.
Gazeteye demecinde, Türkiyenin garantileri olmaksızın
Kıbrıs sorununun çözümünün Kıbrıslı Türkler
tarafından kabul edilemeyeceğini söyleyen Cumhurbaşkanı
Talat, federasyonun; esas olarak iki devlet arasındaki konfederasyonun
yerini alan yapıcı belirsizlik ifadesi olarak ortaya
çıktığını sözlerine ekledi.
Gazete, Cumhurbaşkanı Talatın; Avrupa
Komisyonunu; Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla iki
lider arasında doğrudan müzakereler gerçekleştirildiği bir
sırada karar yayımlamaması için Avrupa Toplulukları Adalet
Divanına (ATAD) yönelik müdahaleye kalkıştığı
konusunda gammazladığı yorumunda da bulundu.
Gazeteye demecinde, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyasın Yönetim ve Güç Paylaşımı ile ilgili
önerilerini işitilmedik, mal-mülklerle ilgili önerilerini de
aşırı olarak nitelendiren Talat, Rum siyasi partilerinden
DİKO ve EDEKin Hristofyası müzakere ederken
kısıtladıklarını hissettiğini de kaydetti.
Garanti anlaşmaları
Kıbrıslı Türkler için gerekli
Gazete yukarıdaki kısa
girişin ardından, Andreas Parashos imzalı haberini soru-cevap
şeklinde yayımlamaya devam etti.
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu, geçenlerde Kıbrısta garantör devletler olan
İngiltere ve Yunanistanın Kıbrıs sorununun çözümüne
katkıda bulunacağına inandığını söyledi.
Şu an gerçekleştirilen müzakerelerde garantör devletler sürece
katkıda bulunuyorlar mı? şeklindeki bir soruya
Cumhurbaşkanı Talat, garantör devletlerin şimdilik geri çekilip
yolu açtıklarını, fakat bildiği kadarıyla üçünün de
müzakereler sürecini desteklediğini söyledi.
Garantör güçler kurumunun, çağdaş dünyada geçmişe
yapışıp kalmak gibi düşünülüp düşünülmediği ile
ilgili bir soruya, bunun aslında özde böyle olduğu
yanıtını veren Talat, meselenin; Kıbrıslı
Rumlarla problemler ve çatışmalar olmaksızın bir arada
yaşama deneyimine sahip olmamaları olduğunu belirtti. Garantiler
olmasaydı, Kıbrıslı Türklerin adada eşit bir toplum
olarak var olmayacaklarına da işaret eden Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı
Türklerin vasisi olmuş olacağını ve Kıbrıslı
Türklerin azınlık haklarına dahi sahip olamamış
olacaklarını kaydetti.
Garanti anlaşmalarının Türkiye için değil
fakat Kıbrıslı Türkler için gerekli olduğunu vurgulayan
Talat, bu durumun ne yazık ki Kıbrıslı Rumlar
tarafından yanlış yorumlandığını sözlerine
ekledi.
Birleşmiş Milletler (BM) veya NATOdan garantiler var
olduğu takdirde, tezinizin değişmesi için bu yeterli olmayacak
mı sorusuna karşılık ise Cumhurbaşkanı Talat, bu
savların Kıbrıslı Türkler için gerçekten gülünç
olduğunu söyledi ve şöyle devam etti;
Türkiyenin garantisi referandumda evet için tek
yoldur
Bu fikirler Kıbrıslı
Türkler için gerçekten gülünçtür. Çünkü Kıbrıslı Türkler bu
garantörlerin varlığında öldürüldüler, katledildiler ve
Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetindeki pozisyonlarından kovuldular.
Birleşmiş Milletler, İngilizler ve diğerlerini kast
ediyorum... Ve hiçbir Kıbrıslı Türkün bu garantörlerin
garantilerine güvenmesi mümkün değildir. Bu yüzden Türk garantilerinin
muhafaza edilmesini istiyorlar.
Kıbrıs sorununun çözümünün Kıbrıslı
Türkler tarafından kabul edilebilmesi için Türk garantilerini de ihtiva
etmesi mi gerektiği şeklindeki bir soruya karşılık
ise Talat; Kesinlikle. Bu Kıbrıslı Türkler tarafından
referandumda olumlu oy çıkması için tek yoldur dedi.
Başbakan Derviş Eroğlunun ortaya çıkacak olan
yeni devletin egemenliğine ilişkin yaptığı
açıklamaları yorumlamayacağını söyleyen Talat, kendi
federasyonumuz, benim söylediğim gibi, iki halktan meydana gelecek dedi.
Kendisinin, federasyonu iki halkın, Kıbrıs Rum
kesiminin ise iki toplumun oluşturacağını
söylediğini ifade eden Talat, federasyonun iki toplumlu-iki kesimli
olacağını ve iki oluşturucu devlete sahip
olacağını, tek devlet ve tek toplumdan meydana gelecek olan bir
federasyon olmayacağını kaydetti.
Fakat, devletiniz uluslararası anlamda
tanınmıyor. Yani KKTC bir devlet olarak var değil. Olmayan bir
devletle federasyon nasıl olsun? sorusuna, Tabii ki bir devletimiz var.
Tanınmamasına rağmen ben bu devletin başkanıyım,
ki bu da zaten başka bir sorundur şeklinde yanıt veren Talat,
şunları ekledi:
Kıbrıs Rum tarafı bir konfederasyon meydana getirmemizi
kabul etmediği andan itibaren, yapıcı belirsizliği muhafaza
etmek adına, siyasi eşitliğe, tek uluslar arası
şahsiyete, keza, eşit statüye sahip bir Kıbrıs Türk
oluşturucu devleti ve bir Kıbrıs Rum oluşturucu devletinden
oluşacak olan iki kesimli-iki toplumlu federasyon terimini
kullanıyoruz.
Rum lider Hristofyasın Mülkiyet konusundaki önerisinin de
yine BM parametreleri dışında olduğunu belirten Talat,
mal-mülkle ilgili kararı şimdiki değil, yalnızca önceki
sahibinin vereceği konusuna, BM tarafından hiçbir zaman
değinilmediği gibi, uluslararası toplumun da herhangi bir
önerisi, anlaşması ya da çalışmasında bunun ortaya
konmadığına da işaret etti.
Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakerelerin
başlamasından bu yana müzakere masasına ilk kez böyle bir öneri
konulduğunu ifade eden Talat, Mülkiyet başlığındaki
anlaşmazlığın sebebinin Kıbrıs Rum
tarafının aşırı ve
alışılmamış önerileri olduğunu kaydetti.
Zaman takvimleri olmadığı için
gecikme oluyor
Müzakerelerin
hızlandırılması konusunda, kimseye sorumluluk yüklemek
istemediğini belirten Talat, her başlık için zaman çerçeveleri
belirlememelerinin gecikmeye sebep olduğunu, müzakerelere zaman takvimleri
konulursa daha hızlı olacaklarını söyledi. Zaman takvimleri
olmamasından dolayı gecikme yaşandığını
ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, sıkı zaman takvimleri
olmamaları kaydıyla kendisinin her zaman takvimlerden yana
olduğunu belirtti.
Aklınızdaki zaman takvimleri hangileridir? sorusuna
karşılık ise Talat şunları söyledi:
Şimdi, benim kendi zaman takvimim Haziran ortalarına,
ya da Haziran sonlarına kadar altı başlığın ilk
okumasını, Temmuz ayında da ikinci okumasını
tamamlamamız gerektiği şeklindedir. Yazdan sonra da al-vere
başlama pozisyonunda olmamız gerekir.
KIBRIS
11/05/09
Türkiye
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu′nun yeni görevi
devraldıktan hemen sonra KKTC′ye yaptığı ziyaretin,
Güney Kıbrıs Rum Kesimi′nde yankıları sürüyor. Cyprus
Mail gazetesi de, ziyareti kınayan Rum politikacıları
eleştirirken "Hükümetin, ziyaretin yaşa
dışılığı konusunda o kadar gürültü koparmak
yerine, bir Türk Dışişleri Bakanı tarafından
şimdiye kadar yapılan en ılımlı ve makul
değerlendirmeleri oluşturan Davutoğlu′nun
beyanlarını olumlu karşılaması gerekirdi" diye
yazdı. Ahmet Davutoğlu′nun görevi resmen üstlendikten üç gün
sonra 6 Mayıs′ta KKTC′ye yaptığı ziyaret, Rum
Kesimi′nde geniş bir yankı buldu. Ziyareti "yasa
dışı" ilan eden Rum politikacıları ve köşe
yazarlarının yoğun eleştirileri, Rum Kesimi′nin
içerisinden de tepki geldi. Nitekim, İngilizce olarak yayımlanan
Cyprus Mail gazetesinin bir yorumunda Davutloğu′nun KKTC ziyaretini
kınayanlar, eleştirildi. Cyprus Mail, yorumunda Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas′tan en alt düzeydeki yetkiliye
kadar herkesin "yasa dışı" ziyareti
kınadığına işaret ederken Rum Yönetimince verilen
tepkileri "anlamsız" olarak niteleyerek bu tepkileri
Kıbrıs dışındaki hiç kimsenin ciddiye
almadığını kaydetti. Gazete şu görüşleri dile
getirdi:
"Hükümetin, ziyaretin yasa dışılığı
konusunda o kadar gürültü koparmak yerine, bir Türk
Dışişleri Bakanı tarafından şimdiye kadar
yapılan en ılımlı ve en makul değerlendirmeleri
oluşturan Davutoğlu′nun beyanlarını olumlu
karşılaması gerekirdi. Rum Yönetiminden her zaman sert bir
tepki uyandıran "kurucu devletler′ ve "iki halk"tan
söz etmedi. Bunun yerine iki tarafın güvenliğini, siyasi
eşitliği ve iki bölgeliliği sağlayacak bir çözüm için
çalışma gereğine odaklandı. Hristofyas′ın bile,
Yunanistan ile ilişkileri geliştirmeye
çalışacağını da söyleyen Davutoğlu
tarafından belirlenen hedefler ile mutabık olmaması
imkansız."
Adada devam eden barış görüşmelerini destekleyenler
açısından Davutloğu′nun ziyaretinin diğer bir olumlu
yönünün de bulunduğu kaydedilen yorumda "Davutloğu′nun
sözlü olarak müzakerelere verdiği desteğin yanısıra yeni
şahin iktidar partisi UBP′nin prosedüre zarar verecek eylemlerde
bulunmamasını sağladığı da
sanılıyor" denildi ve KKTC′nin yeni Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgün′ün, Davutoğlu ile görüşmesinin
ardından "UBP hükümetinin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat′ın çabalarına tam destek verdiğini
söylediği" de vurgulandı.
HALKIN SESI
11/05/09
GÜLDENER SONUMUT
12
Mayıs. 2009 Salı
BRÜKSEL -
Kıbrıslı Türklerin itirazlarına rağmen, Rum Yönetimi
Haziran ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçiminde tüm ada için
ayrılan 6 sandalyenin tamamını dolduracak. Nedeni taraflar
arasındaki müzakerelerin sonuçlanmaması.
1 Mayıs 2004'te
Avrupa Birliği'ne üye olan Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin üyelik
senedinde Avrupa Parlamentosu'nda ada için ayrılan 6 sandalye'nin 4'ünün
Rumlar, 2'sinin de Kıbrıslı Türkler tarafından
doldurulması öngörülüyor.
Bu duruma dikkat çeken
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, çözüm sağlanana kadar Kıbrıslı Türklere ait iki
sandalyenin en azından boş tuutlmasını talep etti.
Ancak çözüm müzakerelerini
ağırdan alan Rum Yönetimi, Haziran ayında yapılacak Avrupa
Parlamentosu seçiminde "anlaşma
sağlanmadığını gerekçe göstererek"
Kıbrıslı Türklere ait kontenjanı da doldurmaya
hazırlanıyor.
Üstelik müzakere süreci
çözümle sonuçlansa dahi, Rum milletvekilleri bir sonraki Avrupa Parlamentosu
seçimine kadar Kıbrıslı Tüklere ait sandalyelerde oturmaya devam
edecek.
Diplomatik kaynaklar Rum
Kesimi'nde bulunan siyasi partilerin "Kıbrıs Cumhuriyeti
pasaportu taşıyan Türkleri" aday göstermeyerek, iyi niyet
sergilemediğine de vurgu yapıyor.
Aynı kaynaklar,
"Bu pasaporta sahip Türklerin Avrupa Adalet Divanı'na
başvurması halinde, Rum Yönetimi'nin zor durumda kalabileceğine
dikkat çekiyor.
AB
bizi yalınız bıraktı!
Almanyanın Deutsche Welle kanalı Mehmet
Ali Talat ile söyleşi yaptı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Avrupa Birliği (AB) Kıbrıslı Türkleri yalnız
bıraktı. Kıbrıslı Türklerin o büyük
kararlılıkla savunduğu Avrupa Birliği üyeliği ve Avrupa
Birliği sürecini desteklemedi dedi.
Talat, kendisine Ulusal Birlik Partisinin (UBP) tavrını
soran Deutsche Welle muhabirine, şu yanıtı verdi: Benim
inancım olarak sorarsanız, samimidirler; çünkü Kıbrıs
sorununun çözümü dışında bir seçeneğin artık olmadığını
onlar da görüyorlar, görmüş olmalıdırlar. Ancak gerçekten ne
kadar yapıcı olacakları, çözüm sürecini ne kadar
destekleyecekleri ise, bu önümüzdeki günlerde belli olacak.
Deutsche Wellenin Türkçe servisi
Almanyanın dünyaca ünlü haber istasyonu
Deutsche Welle, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir
söyleşi gerçekleştirdi.
Nihat Halıcı tarafından gerçekleştirilen ve Deutsche
Wellenin Türkçe servisinde yayınlanan söyleşide, Beş yıl
önce, AB üyeliğinin hemen öncesinde yapılan referandumda
Kıbrıslı Rumların yüzde 75i, BMnin yeniden birleşme
planını reddetmişti hatırlatmasına yer verildi.
Söyleşide Mehmet Ali Talattan Kuzey Kıbrıs
lideri sıfatıyla bahsedilmesi dikkat çekti.
Mehmet Ali Talat, ABnin Kıbrısa ilişkin tavrını
eleştirdi. Brükselin görüşme odasına bomba
fırlattığını kaydeden Talat, Adadaki son
gelişmelerle ilgili Deutsche Wellenin sorularını
yanıtladı.
Soru ve yanıtlar şöyle:
AB bizi yalınız bıraktı
desteklemedi
DEUTSCHE WELLE: Başbakanlık döneminizi de
sayarsak 2004ten beri Kuzey Kıbrısın kaderine yön veren
isimlerden birisiniz. Birleşme yanlısı, Avrupa Birliği
yanlısı bir isim olarak anılıyorsunuz. Özellikle son
seçimlerde muhalefetin zaferini düşündüğünüzde, Brükselin size
yeterince destek olmadığı, Kıbrıstaki
ılımlı Türk çevreleri bir anlamda yalnız
bıraktığı kanısına kapıldınız mı?
TALAT: Şimdi tabi şunu söyleyeyim, bir kere biz Brüksel'den,
Kıbrıs'taki, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki seçimlere
herhangi bir müdahale beklemiyorduk, böyle bir talebimiz de olmadı. Ancak
en genelde olaya bakacak olursak, gerçekten Avrupa Birliği Kıbrıslı
Türkleri yalnız bıraktı. Kıbrıslı Türklerin o
büyük kararlılıkla savunduğu Avrupa Birliği üyeliği ve
Avrupa Birliği sürecini desteklemedi. İzolasyonları kaldıracağı
sözünü verdi, kaldırmadı. Dolayısıyla Avrupa Birliği,
Kıbrıs sorununda olumlu bir rol oynamadı. Avrupa Birliği
üstelik Kıbrıs Rum tarafını daha çözüm olmadan Avrupa
Birliği'ne kabul ederek, Kıbrıs Rum tarafının çözüm
isteğini öldürdü. Bu geçtiğimiz günlerde Avrupa Toplulukları
Adalet Divanı'nın aldığı kararla daha da vahim bir
hale geldi. Halen müzakere ettiğimiz mülkiyet meselesini dikkate almadan,
Avrupa Toplulukları Adalet Divanı sanki iki tane normal vatandaş
arasında bir sorun varmış gibi, sanki Kıbrıs sorunu
hiç yokmuş gibi, Kıbrıs'ta sanki hiç mülkiyet sorunu yokmuş
gibi bir karar alarak, Kıbrıs Rum Mahkemesi'nin, Kuzey
Kıbrıs'taki bir mal için aldığı kararın
İngiltere'de uygulanabileceğine hükmetti ve aslında görüşme
odasına bomba fırlattı. Bundan sonra Kıbrıs Rum
tarafının çözüm konusunda özellikle mülkiyet
başlığının bir ortak noktaya
vardırılabilmesi konusunda esneklik gösterebileceğini
düşünmek sadece hayal oldu. Dolayısıyla Avrupa Birliği,
Kıbrıs'ı Avrupa Birliği'ne alarak büyük bir günah
işlemekle kalmadı, günahlarını adeta katmerledi, bunu
söyleyebilirim bu aşamada.
Muhalefet samimidir
DEUTSCHE WELLE: Hristofyas ile 14 Mayısta
önümüzdeki hafta tekrar bir araya geleceksiniz. Ulusal Birlik Partisi,
müzakerelerde size destek vereceğini açıkladı. Keza siz de
müzakerelerin belki de sona ermesini bekleyenlere inat, görüşmeleri daha
da yoğunlaştıracağız dediniz. Muhalefet
desteğinde ne kadar samimi, siz bundan sonra gelişmeleri ne kadar
kontrol altında tutabileceksiniz?
TALAT: Muhalefet ne kadar samimi, şimdi benim inancım olarak
sorarsanız, samimidirler; çünkü Kıbrıs sorununun çözümü
dışında bir seçeneğin artık
olmadığını onlar da görüyorlar, görmüş
olmalıdırlar. Ancak gerçekten ne kadar yapıcı
olacakları, çözüm sürecini ne kadar destekleyecekleri ise, bu önümüzdeki
günlerde belli olacak. Aslında o güne kadar sabretmek ve o günleri hep
birlikte görmek gerekir diye düşünüyorum bu bakımdan. Ne kadar
kontrol altında tutabileceğim konusuna gelince, görüşmeleri
yürütmek tabii ki Cumhurbaşkanının görevidir. Çünkü
uluslararası alanda, Birleşmiş Milletler zemininde, iki
Cumhurbaşkanı iki toplumun liderleri olarak kabul edilir ve
müzakereler öyle yapılır. O nedenle, iki toplumun liderleri müzakere
ettiğine göre, ben de Kıbrıs Türk toplumunun lideri pozisyonunda
olduğuma göre ve halkımı temsil ettiğime göre, benim
müzakereleri yürütmemde herhangi bir tereddüt yoktur, zaten öyle bir iddiada
veya bunun tersi bir iddiada da bulunulmuş değildir. Ancak tabii ki
hükümetle uyum şarttır, çünkü varılacak anlaşmanın
referanduma konabilmesi için, hükümetin bu anlaşmanın referanduma
konulmasını sağlayacak olan bir yasa hazırlaması ve
bunu meclisten geçirmesi gerekir. Meclis çoğunluğunu elinde tutan
meclis partinin, hükümeti de tabii ki kuran partinin, bu konuda
Cumhurbaşkanıyla uyumlu çalışması gerekir. Ben bu
uyumun sağlanacağını düşünüyorum. Zaten Sayın
Başbakan kısa bir süre önce bu soruya cevap verirken, biz
referandumun yapılması konusunda herhangi bir sorun
yaratmayacağız dedi, öyle hatırlıyorum. Bu tabii ki
yeterlidir, çünkü her siyasi partinin kendi görüşü olabilecektir,
görüşü farklı bile olsa, bu olanağı Kıbrıs Türk
insanına vereceğini kabul etmesi veya vereceğini taahhüt etmesi
sanırım yeterli güvencedir.
Ergenekonun etkisi olacağına
inanmıyorum!
DEUTSCHE WELLE: Türkiyedeki Ergenekon sürecinin
Kıbrıs bağlantıları da gündeme geldi. Bu gelişmeler
Kıbrıs siyasetine, Kıbrısın muhtemel bütünleşme
sürecine nasıl yansır?
TALAT: Çok fazla bir etkisi olacağını düşünmüyorum. Çünkü
sonuçta sorun çözülme aşamasına girdi Türkiye'de ve yargı
kararını verecek. Bize olan etkisi konusuna gelince, yani Ergenekon
Süreci diye tabir edilen sürecin bize uzanan ayağına gelince, bizim
Başsavcılığımız Dışişleri
Bakanlığımız vasıtası ile Türkiye'den, ilgili
kurumundan, konuyla ilgili Kıbrıs'ta soruşturma yapabilmek için,
daha ileri bilgi istedi. Dolayısıyla o bilgiler geldiği zaman,
sürecin bu Kıbrıs ayağının bir şekil
alacağını söyleyebilirim. Şimdilik bu kadar çünkü konu
siyasi boyutta değil, tamamen hukuki boyutta ilerlemektedir şu
sıralarda.
KIBRIS 12/05/09
Talatın
mektubu BM belgesi oldu
Cumhurbaşkanı, Moona,
Rum-İsrail arasındaki deniz yetki alanlarının
belirlenmesine ilişkin mektup göndermişti
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın, Rum Yönetimi ile İsrail arasında deniz yetki
alanlarının belirlenmesine ilişkin gerçekleştirilen
görüşmeler konusunda 14 Nisanda Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri Ban Ki Moona gönderdiği mektup BM belgesi olarak
yayınlandı.
Cumhurbaşkanı Talat mektubunda, Rum Yönetiminin
Doğu Akdenizde deniz yetki alanlarının belirlenmesine yönelik
sürdürmekte olduğu girişimlerle Kıbrıs Türklerinin temel
haklarını ihlal ettiğini belirtti.
Cumhurbaşkanlığından yapılan
açıklamaya göre Talat mektupta, 2004 yılında BM himayesinde
yürütülen müzakere sürecinde deniz yetki alanlarının belirlenmesinin
hassas bir konu olduğunu ve BM kapsamlı çözüm planında
Kıbrısta kapsamlı siyasi çözüm bulunduktan sonra bu konuya
yönelineceği kararını hatırlattı.
Mektupta yasal Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti
anlamında hareket eden Kıbrıs Rum Yönetiminin
Kıbrıslı Rumları temsil ettiğini ve tüm
Kıbrıs adına müzakere etme, anlaşma sonuçlandırma,
sondaj araştırması yapma, yasa geçirme veya araştırma
ve kullanma izni yetkisine sahip olmadığını aktaran
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik tam
teşekküllü müzakereler devam ederken Kıbrıslı Rumların
konuyla ilgili atmış oldukları tahrikçi adımlara dikkat
çekerek, bu durumu Rum Yönetiminin konuyu müzakere masası
dışında çözme yönündeki kronik girişimlerinin bir bölümü
olarak tanımladı.
Mektubunda Kıbrıslı Türklerin haklarına ve
çıkarlarına ilgisiz olan bu kabul edilemez ve provokatif adımlar
iki taraf arasında güven eksikliğini derinleştirmekle
kalmadığı gibi aynı zamanda her iki taraf arasında
gerilimin yükselmesine ve kapsamlı çözüm şanslarının
zayıflatılmasına yol açabilmektedir ifadelerine yer veren
Cumhurbaşkanı Talat, genelde uluslararası topluma özelde ise
BMye Rum Yönetimini Kıbrısta yeni şartlar belirlenene kadar
bu tür aktivitelere son vermesi yönünde uyarıda bulunması için
çağrı yaptı.
KIBRIS 12/05/09
19 Nisan′daki erken genel seçimin
ardından UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu
başkanlığında kurulan hükümetin "şaşmaz
hedefinin", "devleti yüceltmek, halkın haklarını korumak,
gerçekler temelinde sağlam, adil ve kalıcı bir anlaşma yolu
ile çözüme ulaşılması" olduğu açıklandı.
Avrupa Birliği standartlarını yakalamak için her türlü
çabayı göstereceğini vurgulayan yeni hükümet, uzlaşıyla
hazırlanacak Anayasa değişikliği için gelecek yıl
yapılacak Cumhurbaşkanlığı ya da yerel yönetimler
seçimlerinde veya başka bir tarihte referanduma gidilmesine tam destek
vereceğini duyurdu.
Kıbrıs müzakerelerin hedefinin
"sulandırılmamış iki kesimlilik, kurucu devletlerin
siyasi eşit statüsüne dayalı yeni bir ortaklık ve
Türkiye′nin etkin ve fiili garantörlüğünün devamının
sağlandığı adil, yaşayabilir ve kalıcı bir
anlaşmaya varmak" olduğunu vurgulayan hükümet, olası bir
anlaşmanın AB′nin birincil hukuku olması gerektiğine
de vurgu yaptı.
Ekonomik sorunlara karşı alınacak önlemlerin geniş yer
tuttuğu hükümet programına göre kısa süre içinde
Başbakanlık Ekonomik Koordinasyon Kurulu daha sonra da
Başbakanlık Teftiş Kurulu kurulacak.
4 yeni projeden söz edilen hükümet programına göre serbest bölge modeli
üzerinde çalışılacak, kesintisiz, maliyeti düşük enerji
için Türkiye′den su, elektrik ve doğalgaz getirilecek, teknoloji
tabanlı üretim ve hizmet projeleri desteklenecek, uluslararası hizmet
alım-satım projesi desteklenerek teknoloji yatırımları
da teşvik edilecek.
Elektrik fiyatlarının akaryakıt fiyatlarına göre
değerlendirilmesi, emirnamelerin kaldırılması, kolejlerin
orta bölümlerinin yeniden açılması, tarih kitaplarının
gözden geçirilmesi, stopajın ve Bankacılık
Sigortacılık İşlem Vergisi′nin kaldırılması,
KDV oranlarının gözden geçirilmesi ve KDV iadesinin geri
getirilmesinin değerlendirilmeye alınması, Fiyat İstikrar
Fonu′nun alanının daraltılması, re′sen
vergilerin uygulamadaki sıkıntılar
ışığında yeniden değerlendirilmesi, tüfek tasarruf
ruhsatlarının bir defaya mahsus çıkarılması, motorlu
araç seyrüsefer ruhsat harçlarının düşürülmesi yeni hükümetin
hedefleri arasında yer alıyor.
Avrupa Birliği (AB) ve üye ülkelerle ilişkilerin
güçlendirilmesi ve İslam Konferansı Örgütü ile mevcut
ilişkilerin daha da ileriye götürülmesini hedefleri arasına koyan
Başbakan Derviş Eroğlu başkanlığındaki
Ulusal Birlik Partisi hükümeti, Avrupa Konseyi Parlamenterler
Asamblesi′ne (AKPA) gerekli önemin verilmesini, dışa
açılım politikalarının ana hedeflerinden biri olarak
öngördü.
KKTC′yi AB standartlarında bir alt yapıya kavuşturmakta
kararlılık
belirtilerek, telekomünikasyon alanındaki özelleştirmenin
hızlandırılması, teknopark projelerinin desteklenmesi,
evlere fiber (FTTH) uygulamalarına geçişin önünün açılması,
denizciliğin geliştirilmesi, bölgesel aile
danışmanlığı birimleri oluşturulmasını
hedefleyen hükümet, günün koşullarına uygun bir Sendikalar
Yasası oluşturulması, Toplu İş Sözleşmesi, Grev
ve Referandum Yasası′nda düzenleme yapılması, Asgari Ücret
Yasası çalışmalarının hızlanmasını da
öngörü olarak ortaya koydu.
Bir kısmını Başbakan Eroğlu′nun, bir
kısmını da Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanı Hasan Taçoy′un dün Cumhuriyet Meclisi′nde okuduğu
Hükümet Programı′nda, Başbakanlık ve 10 bakanlığın
hedeflediği icraatlar yer alıyor.
GEMİNİN REFAH, HUZUR, GÜVEN VE BARIŞ LİMANINA ULAŞMASI
ORTAK ARZU
Başbakan Eroğlu, "Hepimiz aynı geminin
yolcularıyız. Bu geminin istediğimiz refah, huzur, güven ve
barış limanına ulaşması hepimizin ortak arzusudur.
Bizi eleştiriniz. Hem de kıyasıya eleştiriniz. Bizi
denetleyiniz. Hem de en sıkı şekilde denetleyiniz" dedi.
İyi niyetli eleştirilerden yararlanacaklarını, yasal tüm
denetimlere açık olacaklarını vurgulayan Başbakan
Eroğlu, "Ama lütfen gemiye zarar vermeyelim. Bu gemi geleceğe
doğru emin adımlarla ilerlesin ve bizden sonraki nesiller de bu güzel
ülkede egemen, özgür, onurlu bir yaşam sürsünler" diye konuştu.
Halka ulaşan hizmetlerin kalitesini artırmakta kararlı
olduklarını ifade eden Eroğlu, devleti yüceltmek, hakları
korumak, gerçekler temelinde sağlam, adil ve kalıcı bir
anlaşma yolu ile çözüme ulaşılmasının şaşmaz
hedefleri olduğunu söyledi.
Başbakan Derviş Eroğlu, Avrupa Birliği
standartlarını yakalamak için her türlü çabayı göstereceklerini
de belirterek, "Geliniz kısır çekişmeleri bir yana
bırakalım ve halkımıza daha güzel hizmetler verebilmek için
projelerimizi, vizyonlarımızı, planlarımızı
yarıştıralım" çağrısı yaptı.
ATEŞTEN GÖMLEK... DEVLETİN KASASI BOMBOŞ
Başbakan Eroğlu mecliste hükümet programını
okurken,19 Nisan′daki seçimlerde halkın UBP′yi tek
başına iktidar olabilecek çoğunluğa ulaştırdığını
belirterek, "UBP olarak çok zor bir dönemde görev
aldığımızın bilincindeyiz. Halkımızın
bugünlerde bizi karşılarken, bizimle görüşlerini
paylaşırken kullandığı ′ateşten gömlek
giydiniz, işiniz çok zor′ ifadeleri gerçek durumu
yansıtmaktadır" dedi.
Derviş Eroğlu, gerek iç gerek dış sorunların oldukça
yoğunlaştığını belirterek, yıllık
ortalama yüzde 10 büyüyen bir ekonomi bırakmışken eksilerde bir
ekonomi bulduklarını söyledi. Halkın yüzde
60′ının ekonomik durumunun 5 yıl önceye göre daha kötü
olduğunu belirttiğini ifade eden Başbakan Eroğlu, yüzde
70′inin ise ay sonunda borç ödemelerini yaparken
zorlandığını kaydetti.
Devletin kasasının bomboş ve tüm sektörlerin
sıkıntılı olduğunu, sağlıkta, eğitimde
iyi gidişat olmadığını belirten Başbakan
Eroğlu, "Kıbrıs konusunda Rum tarafının
uzlaşmazlığı artarken, uluslararası toplumun bunu daha
da körükleyecek kararlara imza attığına" işaret etti.
TECRÜBE VE GENÇLİĞİN DİNAMİZMİNİN
BULUŞTUĞU KOMPOZİSYON
Bakanlar Kurulu′nda tecrübe ile gençliğin dinamizminin buluştuğu
bir kompozisyon gördüğünü belirten Eroğlu, siyaset
anlayışlarını özetlerken, şöyle konuştu:
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İÇİN
REFERANDUM
Geçen dönemde Meclis′te temsil edilen siyasi partiler arasında
anayasal değişiklikler konusunda yapılan görüşmelerde
kalınan yerden yeni bir süreç başlatılabileceği
görüşündeyiz.
Hükümetimiz Anayasa, Seçim ve Halk Oylaması Yasası, Siyasal Partiler
Yasası ve Meclis İç Tüzüğü′nün birlikte ele
alınıp Meclis′te temsil edilen partiler arasında
uzlaşıyla sonuca bağlanması için üzerine düşeni
yapacaktır.
19 Nisan seçim sürecinde de gördük ki propaganda döneminden tutunuz, oy
pusulasına kadar pek çok konuda güncellemeler yapmak, yaşanan
sıkıntıları aşmamızı sağlayacak
değişiklikler yapma zamanı gelmiştir.
Seçim bildirgemizde dile getirdiğimiz öneriye sadığız. UBP
hükümeti anayasal değişiklikler için, çalışmaların
uzlaşıyla tamamlanarak 2010 yılında yapılacak
Cumhurbaşkanlığı ya da belediye seçimlerinde veya
uzlaşılacak başka bir tarihte referanduma gidilmesine tam destek
verecektir" dedi.
Başbakan Eroğlu tarafından Cumhuriyet Meclisi′nde dün
okunan hükümet programında
Başbakanlık ve bakanlıkların hedefleri de yer aldı.
BAŞBAKANLIK
EKONOMİK KOORDİNASYON KURULU
Başbakanlık Ekonomik Koordinasyon Kurulu′nun güvenoyu
aldıktan kısa süre sonra, Başbakanlık Teftiş
Kurulu′nun da mutlaka oluşturulacağı belirtilen hükümet
programında, kooperatiflerin politik, ekonomik ve sosyal kalkınmada,
küçük üreticilerin dayanışmasında ve tüketicilerin
korunmasında bir araç olarak görüldüğü vurgulanıyor.
Üretici kooperatiflerin desteklenmeye devam edilmesi, küçük kooperatiflerin
birleşerek güçlenmesi ve bunların üst birlikler şeklinde
örgütlenmesinin teşvik edilmesi, Kooperatif Merkez
Bankası′nın yeniden yapılandırılıp esas
sahiplerine devredil- mesi, Esnaf Kredi ve Kefalet Kooperatifi kurulması
da programda yer alıyor.
Vakıflar İdaresi Genel Müdürlüğü′nün
yapısının güçlendirileceği ve gayrimenkullere sahip
çıkılması için hükümetin destek vereceği belirtilen
programda, Vakıflar Bankası′nın halka partizanlıktan
uzak, bankacılığın gereklerini yerine getirerek etkin
hizmet verebilmesi için de gerekenlerin yapılacağı ifade
ediliyor.
ETKİN KAMU YÖNETİMİ İÇİN 2 BİRİM.
Kamu yönetiminde etkin hizmet için Başbakanlık bünyesinde
"bürokrasinin azaltılması birimi" ve
"vatandaşın hakkını koruma birimi"
oluşturulacağı kaydedilen UBP Hükümeti, programında,
"Hükümetimiz döneminde Başbakanlığa bağlı AB
Koordinasyon Merkezi özel statüsü ile görev yapmaya devam edecektir. Bu
merkezin güçlendirilerek AB nezdinde faaliyetlerini sürdürmesi için gerekli
yasal ve idari düzenlemeler yapılacaktır" ifadeleri yer
alıyor.
"POLİSİN BAŞBAKANLIK′A BAĞLANMASI
İÇİN
"
UBP hükümetinin programında, "Polis Örgütünün
Başbakanlık′a bağlanması için ilgili makamlarla
gereken istişareler başlatılacak ve bu konu uzlaşı
içinde karara bağlanacaktır" deniliyor. Polis Teşkilat
Yasası ve Nakil Tüzüğü′nün günün ihtiyaçlarına yanıt
verebilecek şekilde düzenlenmesi de hedefler
arasında yer aldı.
REKABETE DAYALI SERBEST PİYASA EKONOMİSİ
Rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisinin ülkeyi refaha
taşımaya en uygun ekonomik sistem olduğuna inanç belirtilen
programa göre kısa-orta ve uzun vadeli politikalar üretilecek ve reform
paketleri hazırlanacak; ekonomiyi düzenleyecek yasalar Avrupa Birliği
normlarına uyum gözetilerek hazırlanacak ve sürece ekonomik sivil
toplum örgütlerinin dahil edilmesine önem verilecek.
SEKTÖREL EKONOMİK POLİTİKALAR HAZIRLANACAK
Ekonomik büyümenin eksiye düşmesiyle ekonominin resesyon dönemi
yaşadığı belirtilen hükümet programında, sektörel
ekonomik programlar hazırlanacağı; ekonomik krizin etkilerinin
azaltılması amacıyla kısa ve orta vadeli önlemler dizisinin
uygulamaya konulacağı, ekonomik büyüme ortamının
sağlanabilmesi için de uzun vadeli ve çağdaş politikalar
üretileceği anlatılıyor.
Hükümet programında, devlet cari giderlerinde tasarrufun
hedefleneceği, yüksek katma değer tesis etme özelliği olan kamu
yatırım harcamalarının yoğunlaşmasına önem
verileceği, mal ve hizmet üretiminin daha büyük ve alım gücü yüksek
dış pazarlara erişim hedeflenerek
yapılandırılmasına çalışılacağı,
üretimde mukayese avantajı olan sektörlerin de desteklenip teşvik
edileceği kaydediliyor.
Katma değeri yüksek projelerin desteklenerek, ekonomideki sermaye stokunun
artırılmasının sağlanacağı ifade edilen UBP Hükümeti
Programı′nda, "Yabancı sermaye girişini
kolaylaştırmak için verilecek olan teşviklerde, yerel girdi ve
üretim unsurlarının azami derecede kullanılarak ekonomiye en üst
katma değeri sağlayacak projelere öncelik verilecektir"
ifadeleri yer alıyor.
KİT′lerin nihai hedef özelleştirme olmak üzere yeniden
yapılandırılacağı, Kalkınma
Bankası′nın sektöre katkılarının süreceği,
16 yıllık süreçte kredilerin dönüşünde zorluk bulunanlarla
ilgili titiz bir çalışma yapılarak gerekli kararların
üretileceği, KOBİ′lerin ihtiyaç duyduğu finansmanın
karşılanması için çalışılacağı
anlatılan hükümet programında 4 yeni projeden de şöyle söz
ediliyor:
4 YENİ PROJE
"Hükümetimiz önümüzdeki 5 yıllık icraatında mevcut
sektörleri destekleme yanında 4 yeni projeyi hayata geçirecektir. Bu
projelerin hayata geçirilmesi, KKTC′ni mevcut ekonomik krizden
çıkaracak ve ülke insanını daha üst refah seviyelerine
taşıyacaktır. Buna göre:
1-Hükümetimiz, KKTC ekonomisine bir ivme kazandıracağına
inanılan, küçük ada ülkelerinin ekonomik iklimine uygun serbest bölge
modeli üzerinde çalışacak, bunun için gerekli alt yapı ve
mevzuat çalışmalarını başlatacaktır.
2-Hükümetimiz, hane halkı ve tüm ekonomik sektörlerin ihtiyacı olan,
maliyeti düşük, kesintisiz ve kaliteli enerji sağlamak için, su nakil
hattı projesi yanında Anavatan′dan elektrik enerjisi ve
doğal gazın da ülkemize getirilmesi amacıyla her türlü
çabayı gösterecektir.
3-Hükümetimiz teknoloji tabanlı üretim ve hizmet projelerini de
destekleyecektir.
4-Hükümetimiz hizmet sektörünün yeni dallarından birisi olan
uluslararası hizmet alım-satım projesini (Outsourcing)
destekleyecek ve teknoloji yatırımlarını da teşvik
edecektir."
TİCARET İÇİN TEDBİRLER
Girişimciliği ve araştırma geliştirme faaliyetlerini
teşvik edici çalışmalardan söz edilen hükümet programında,
ticaret sektörüne önem verildiği vurgulanarak ve şu tedbirlerin
alınacağı açıklanıyor:
"Ülkemizin serbest koşullarda tercih edilebilir hale getirilmesi
yönünde çağdaş uygulamalar hayata geçirilecek ve bu bağlamda
hedef, üretim faktörlerinin ucuzlatılması yoluyla
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti piyasalarının rekabet gücünün
artırılması olacaktır.
Özellikle tüketicilerin güvenliği ve sağlığının
söz konusu olduğu ithal edilen ve üretilen her türlü malın dünya
standartlarında olup olmadığı etkin bir şekilde
denetlenecektir. İthal ve yerli mallarda standardizasyonla ilgili mevzuat
çalışmaları başlatılacaktır.
Ekonomik faaliyetlerde etkinlik, verimlilik ve kalite temel alınarak
tüketici haklarının korunmasının Avrupa Birliği
normlarına yükseltilmesi sağlanacaktır.
Teknolojik ürünlerin ihracatına önem verilecektir.
Her türlü ticaretin gelişmesinde rol oynayan, deniz ve hava yolu
taşımacılığı daha etkin bir hale getirilecek,
limanlarda hizmet veren tüm kurumların çalışma saatleri uyumlu
hale getirilecektir.
Gümrük idarelerinin bugünkü uygulamaları gözden geçirilecek ve
uygulamaların basitleştirilmesi sağlanacaktır. Halen
uygulamada bulunan mesai dışı çalışmalar hem devlete,
hem de iş dünyasına büyük külfetler getirmektedir. Meydana gelen ek
mesai külfeti ekonomimizin verimliliğini düşürmekte ve rekabet gücünü
azaltmaktadır. Bu maliyet unsurlarının azaltılması
amacıyla gerekli çalışmalar hemen başlatılacak; gümrük
hizmetlerinde vardiya usulüne geçilmesi hedefimiz olacaktır.
SANAYİ
UBP hükümetinin programında sanayi sektörünün gelişmesi,
sürdürülebilirliği için, dışa
bağımlılığı azaltan ve dış piyasalarda
mukayeseli avantaja sahip üretim kollarına destek ve öncelik verileceği,
sanayi envanterinin belirlenmesinin de sağlanacağı yer
alıyor.
ARGE faaliyetlerinin; verimlilik ve rekabet gücünü artıracak yeni
teknolojilerin yaygınlaştırılması, kaliteli ürün
üretimi ve standardizasyonun sağlanmasının teşvik
edileceği anlatılan programda, yeni sanayi bölgelerinin uzun vadeli
sektörel projeksiyon yapılarak kurulacağı; DPÖ ve
YAGA′nın yatırımcıların
karşılaştığı bürokratik engellerin
azaltılması hedefliyle işlevlerinin
artırılacağı belirtiliyor.
İNŞAAT SEKTÖRÜ
İnşaat sektörünün içinde bulunduğu darboğazın
aşılabilmesi amacıyla önlemlere de yer verilen hükümet programında,
sektörün re-eskont kredileri kapsamına alınması; atıl
kapasitesinin süratle canlandırılıp devreye sokulması için
hızla çalışmalar başlatılması, müteahhit borçlarının
yeniden yapılandırılması için çalışmalar
başlatılması, emlak vergilerinin aşağıya
çekilmesi, mortgage sisteminin kurulması gibi hedeflerden söz ediliyor.
ELEKTRİK FİYATLARI GÖZDEN GEÇİRİLECEK
Elektriğin minimum kayıplarla, sürekli, kaliteli ve çevreye uyumlu
sağlanması için gerekli tüm projelerin uygulamaya konacağı
ifade edilen UBP hükümeti programında, elektrik birim
fiyatlarının, geçerli akaryakıt fiyatları göz önüne
alınarak yeniden gözden geçirileceği; bu projeler için gerekli
finansmanın KIB-TEK bütçesinden, TC yardımlarından ve uygun
faizli banka kredileriyle sağlanacağı açıklanıyor.
UZUN VADEDE TÜRKİYE′DEN ELEKTRİK
Hükümet programında, artan enerji ihtiyacını
karşılamak amacıyla kısa ve uzun vadeli projeler hayata
geçirileceği, bu bağlamda Teknecik′te kısa sürede 30 MW
gücünde bir dizel jeneratörün 2010 yılına kadar kurulacağı;
uzun vadeli proje kapsamında ise Türkiye′den elektrik
enerjisi getirileceği; tüm projelerde çevre
duyarlılığına önem verileceği anlatılıyor.
SAVURGANLIKLARA SON
Bütçe harcamaları konusunda temel hedefin bütçe disiplininin
sağlanması, harcama yapısının değiştirilmesi
ve harcamaların disiplin altına alınarak ekonomide öngörülen
hedeflere varılması olacağı ifade edilen programdaki
önlemler şöyle:
"Harcamalarda disiplin temin etmek için uygulama mevzuatında, takip
ve kontrol sistemleri daha da geliştirilecektir.
Kamuya aşırı bir yük getiren ve çoğu zaman gereksiz olan,
ek mesai, yurtdışı geziler, resmi hizmet araçlarının
kullanımı gibi savurganlıklara son verilecektir. Hükümetimiz,
Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği uzmanlarıyla birlikte
sürdürülmekte olan çalışmaları devam ettirerek bu
doğrultuda, harcama yapısındaki işlemleri uluslararası
standartlara uygun, sürdürebilir denetim yapısının
oluşturulmasını hedeflemektedir.
Kamu kesiminin yeniden yapılandırılması ve bu çerçevede
ekonomik alanda rekabete dayalı daha etkin kaynak
dağılımı sağlanacak ve verimlilik ilkelerine
bağlı kalınacaktır.
Bütçe disiplini ve çok yıllı bütçeleme çalışmaları ile
performans bütçe uygulamalarını sağlayacak teknik düzenlemelerin
gerçekleştirilmesi sağlanacaktır.
Kamu transfer harcamalarının tümünün gözden geçirilmesi, ekonomik ve
sosyal fayda ile maliyetlerinin dikkate alınarak yeniden
yapılandırılmasına gidilecektir.
Bütçede tasarrufa gidilebilmesi için, kamu kesimi daha etkin, daha verimli ve
daha ekonomik bir konuma getirilecektir."
Yeni hükümetin izleyeceği vergi politikasıyla ilgili esasların
da yer aldığı programda, verginin tabana
yayılacağı, adaletin sağlanacağı,
pratikleştirileceği, çağdaş teknolojilerden
yararlanılacağı anlatılıyor.
STOPAJ KALKACAK.. KDV İADESİNİN GERİ
GETİRİLMESİ DEĞERLENDİRMEDE
Stopajın kaldırılacağı belirtilen hükümet
programında, "reel sektörde istihdam artırıcı
politikalar izleneceği, e-devlet çerçevesinde e-vergi sistemi
yaratılacağı, vergi ve gümrük dairelerinin otomasyona
geçirileceği, ödemelerin kolaylaştırılacağı, KDV
uygulamalarının daha basit ve düşük oranlar oluşturmak
amacıyla gözden geçirileceği, KDV iadesinin
geri getirilmesinin
değerlendirmeye alınacağı, Fiyat İstikrar
Fonu′nun alanının daraltılacağı, Re′sen
vergilerin uygulamadaki sıkıntılar
ışığında yeniden değerlendirileceği, motorlu
araç seyrüsefer ruhsat harçlarının da düşürüleceği"
belirtiliyor.
İyi işleyen mali piyasalar için alınacak tedbirlerin de
sıralandığı
hükümet programına göre bu
alanda alınacak önlemler şunlar:
"Bankacılık ve Sigortacılıkta kaydedilen önemli
gelişmelerin devamı sağlanacak ve bu sektörü daha da güçlü ve
modern bir seviyeye getirmek için ilgili yasalarda gerekli
değişiklikler yapılacaktır. Bu değişikliklerle,
piyasalar daha da derinleştirilecek, rekabetin artması
sağlanacak, mali kurum ve araçlar çeşitlendirilecektir.
Hükümetimiz kredi maliyetlerinin düşürülmesi için Bankacılık
Sigortacılık İşlem Vergisi′ni (BSİV)
kaldıracak, mevduat munzam karşılıkları ve
disponibilite oranlarını, bugünkü sınırlarının
altına çekecektir.
Reeskont kredi faiz oranlarının bugünkü durumundan daha da
aşağıya çekilmesi için çalışmalar
başlatılacaktır.
Ekonomiye orta ve uzun vadeli kaynak sağlanabilmesi için, mevduat
sürelerini uzatıcı tedbirler alınacak, yeni düzenlemeler ve yeni
enstrümanların kullanılmasına imkan sağlanacaktır.
Ülkemizde yaşanan ekonomik kriz dolayısıyla zora girmiş,
mükellefiyetlerini zamanında yerine getirmedikleri için cezaya
girmiş kişi ve kurumlardan
borcunu ödeyen ve/veya ödeme planında anlaşanlara sicil affı
getirilecektir."
EMİRNAMELER KALDIRILACAK
Dağınık ve plansız gelişmenin önlenmesi, ülke
kaynaklarının verimli ve yerinde kullanılması,
yaşanabilir sağlıklı ortamların yaratılabilmesi
için ülkesel fiziki plan hazırlanması, ekonomik kalkınmaya engel
olduğu saptandığı belirtilen emirnamelerin
kaldırılması için de gerekli çalışmaların
yapılması yeni hükümetin hedefleri arasında bulunuyor.
EĞİTİM
"YAŞAM BOYU EĞİTİM"
Yeni hükümetin eğitim vizyonunun "yaşam boyu eğitim"
ile "öğrenen insan ve öğrenen toplum"
anlayışından hareketle nitelikli ve çağdaş bir
eğitim sistemi uygulamak olduğu açıklanan
hükümet programında,
"eğitimde eşitlik ve genellik" ve "Atatürk
milliyetçiliği"nin, milli eğitimin temel öğeleri olmaya
devam edeceği kaydediliyor.
KOLEJLERİN ORTA BÖLÜMÜ AÇILACAK
"Milli eğitimde, Türk ulusunun milli, ahlaki, insani, manevi ve
kültürel de-ğerleri benimsetilecek, ailesini, yurdunu, milletini seven ve
yüceltmeye çalışan, insan haklarına saygılı,
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk sistemine
inanan, yurduna ve
Anavatanına karşı görev ve sorumluluklarını bilen, bu
özellikleri davranışa dönüştürebilen ve ulusal kalkınmaya
katkı koyabilen yurttaşlar yetiştirmek başlıca
amacımız olacaktır" denilen hükümet programında,
Maarif Kolejlerinin orta bölümlerinin kapatılmasının ülke
eğitiminde ciddi bir eksiklik ve sıkıntı
yarattığı belirtilerek bu nedenle kolejlerin orta bölümünün
yeniden hayata geçirileceği açıklanıyor
TAM GÜN
Hükümet programında, psikolojik danışman ve rehberlik
hizmetlerine önem verileceği ifade edilerek, "Okullarda tam gün
boyunca eğitim-öğretim faaliyetlerinin yapılması,
öğrencilerimizin okullarımızdan ve öğretmenlerimizden azami
yarar sağlamalarına yardımcı olacaktır. Bu nedenle,
ilgili kesimlerle birlikte hareket ederek ve gerekli altyapı
sağlandıktan sonra, okulların tam gün boyunca öğrencilere
ve halka hizmet verebilecek bir duruma getirilmesi için gerekli
çalışmalar başlatılacaktır" deniliyor.
İyi Türkçe yanında yabancı dil eğitimine de önem
verileceği kaydedilen hükümet programına göre, 4 yaş
grubunda
okullaşma oranının yükseltilmesi, mesleki ve teknik
eğitimde sertifikalandırmaya geçiş sağlanması da
amaçlanıyor.
SAĞLIK.. GÜLER YÜZLÜ HİZMET ANA GÖREV
UBP hükümetinin programında "sağlık"
başlığı altında, sağlıklı
yaşamın her insanın temel hakkı olduğu vurgulanarak,
"Hükümet olarak vatandaşlarımıza güven veren
çağdaş, etkin, kolay ulaşılabilen, güler yüzlü
sağlık hizmeti sunmak ana görevimiz olacaktır. Herkesin
şikayet ettiği bugünkü uygulamaların mutlaka
değişeceği, yalnız hizmet alanın değil hizmeti
verenin de mutlu ve memnun olacağı, AB normları çerçevesinde
yeni bir sistem uygulamaya konulacaktır" deniliyor.
"AB normlarına uygun koruyucu hekimlik, gıda yasası,
eşzamanlı hekimliğe özel önem verilmesi, ulusal aşı
programları, vatandaşların yılda bir kez ücretsiz genel
sağlık kontrolünden geçirilmesi, yerinde hizmet için sağlık
ocaklarının güçlendirilmesi, oluşturulacak sistemle özelde
çalışan hekimlerden ve laboratuarlardan genel sağlık
sigortası çerçevesinde hizmet alımına devam edilerek daha da
geliştirilmesi" hedefler arasında yer alıyor.
"Sağlık" başlığında, Gazimağusa,
Girne, Güzelyurt′taki devlet hastanelerinin ikinci basamak,
Lefkoşa′daki merkez hastanesinin ise üçüncü basamak hekimlik için
görevleri, kadroları, idari yapıları bakımından ele
alınarak re-organize edilecekleri, günün 24 saatinde etkin hizmet
verilmesi yönüne gidilirken nöbetçi doktorlardan birinin mutlaka dahiliye
uzmanı olmasının sağlanacağı da belirtiliyor.
Sağlıktaki hizmetlerin iyileştirilmesi için birçok düzenlemeye
gidileceği kaydedilen hükümet programına göre kalp-damar
cerrahisi, belli günlerde değil günün
24 saatinde hizmet verir şekilde çağdaş normlarda düzenlenecek,
kanser hastalarının güvenebileceği servis oluşturulacak,
beyin cerrahisi hizmetleri kalıcı kadrolarla karşılanacak,
organ bağışı ve organ nakli için yasal ve teknik
altyapı hazırlanacak.
TAM GÜN SAĞLIK HİZMETİ
"Hükümetimizin hedefi, sağlıkta insanların güven
duyacağı, kolay ulaşabileceği, ihtiyaçlarını
günün 24 saati karşılayan, etkin hizmet alabilecekleri, doktor seçme
özgürlüğü olan, çok çalışanın ödüllendirileceği, tayin
ve terfilerin başarıya ve liyakate göre yapıldığı
yeni bir sitem kurmak olacaktır. Ve bu yeni sağlık sisteminde hedef
tam gün çalışma olacaktır. Tam güne geçişte esneklik
gösterilerek makul süre tanınacaktır" denilen hükümet
programında, sağlık sisteminin başarılı
olması için Kamu Sağlık Çalışanları
Yasası′nın ve Özel Hastaneler Yasası′nın
yeniden düzenleneceği; Döner Sermaye Yasası, Hasta Hakları
Yasası ve Genel Sağlık Sigortası Yasası′nın
Meclis′ten geçirilerek uygulamaya
konulacağı belirtiliyor.
TARIM
UBP hükümetinin programında tarım konusunda, ülke
tarımının yeniden yapılandırılarak sürdürülebilir
bir yapıya kavuşturulması amacıyla "Tarım Master
Planı′nın" hazırlanacağı, "Toprak
Koruma Yasası" çıkarılacağı yer alıyor.
Organik tarımın yaygınlaştırılmasını
hedef olarak ortaya koyan programa göre, Tarımsal Araştırma
Enstitüsü yeniden yapılandırılarak ülke şartlarına
uygun bitki deseni oluşturulması çalışmalarına
hız verilecek; Devlet Üretme Çiftliklerinin kuruluş amaçlarına
uygun olarak işlevleri genişletilecek, tarım
teşkilatları çiftçilere daha iyi hizmet verebilecek şekilde
yapılandırılacak, çiftçiler eğitilerek bilgi düzeyleri
yükseltilecek, mevcut karantina servisleri ülkeye hastalık ve zararlı
girişini önlemek amacıyla geliştirilerek AB standartlarına
getirilecek.
Modern seralar, paketleme servisleri, soğuk hava depoları gibi
hedeflerin de yer aldığı hükümet programında, deniz suyu
arıtımı yanında Türkiye′den boruyla su getirilmesi
projelerine hız verileceği de belirtiliyor.
Narenciye sektörünün sorunlarının çözümü ve sürdürülebilir bir
yapıya kavuşturulabilmesi için ilgili kesimlerin de yer
alacağı "Narenciye Koordinasyon Kurulu"
oluşturulması, sütte soğuk zincirin
yaygınlaştırılması, organize hayvancılık
bölgelerindeki sorunların çözümü, modern çiftliklerin teşviki,
hayvancılıkta maliyetlerin düşürülmesi amacıyla yem
bitkileri üretimi teşviki, hayvancılık verimi için ıslah
çalışmalarının etkin devamı, hayvan
hastalıklarının önlenmesi için mücadele programları
oluşturulması, balıkçılığın,
arıcılığın, atçılığın
geliştirilmesi, ormanların korunması, Su Koordinasyon Kurulu
oluşturulması ve taşocaklarının çevre sorunu
yaratmayacak şekilde yeniden yapılandırılması da
hükümetin hedefleri arasında
.
BAYINDIRLIK VE ULAŞTIRMA
Hükümetin, KKTC′yi AB standartlarında bir alt yapıya
kavuşturmakta kararlı olduğu belirtilen hükümet
programında, "Bu bağlamda Kıbrıs Türk
Halkı′nın yaşam kalitesini yukarılara çekmek için
bayındırlık ve ulaştırma alanlarına büyük önem
verileceği" belirtiliyor.
Ülkenin fiziki altyapı ve yatırım (imar) planları
hazırlandıktan sonra karayollarının yeniden
tanımlanmasının yapılacağı, 2000
yılında revize edilen 2000-2010 Karayolları Master
Planı′nın ilgili- lerle yeniden gözden geçirileceği
kayde- dilerek, projesi ve yapımı duran 11 km.
uzunluğundaki Girne Çevre Yolu Projesi′nin de yeniden gözden
geçirileceği ve yapımının tamamlanacağı, Kuzey
Sahil Yolu Projesi′nin de yeniden ele alınacağına vurgu da
yapılarak, 300 km. uzunluğundaki 3. sınıf yolların
(köy bağlantı yolları) yapımına devam edileceği
ve Lefkoşa-Güzelyurt anayolunun 2 gidiş 2 dönüş şeklinde
yeniden yapılması çalışmalarının da en kısa
sürede tamamlanacağı ifade ediliyor.
TURİZM DEVLET
POLİTİKASI OLACAK
Turizmin, devlet politikası haline getirileceği de belirtilen hükümet
programında, Turizm Gelişim Planı Yasa
Tasarısı′nın en kısa sürede
yasallaşmasının sağlanacağı, Turizm Örgütü
oluşturma çalışmalarına etkin bir şekilde devam
edileceği kaydediliyor.
"Turizm Stratejik Planı önümüzdeki 5 yıllık dönem için
yeniden planlanarak, eylem planları ile birlikte uygulamaya konacak;
Ülkemiz turizmi açısından özel değere sahip alanlar ilgili
birimlerle istişare edilerek belirlenip, Korunmaya Muhtaç Turizm Bölgeleri
olarak ilan edilerek, planlaması yapılacaktır" denilen
programda, ülke turizminin 12 aya yayılmasını hedef -leyen
alternatif turizm türleri arasında yer alan Sağlık Turizmi, Spor
Turizmi, Butik ve Özel Belgeli Otelcilik konusunda adımlar
atılacağı, eko ve agro turizm faaliyetlerinin AB fonları da
dikkate alınarak geliştirilmesinin sağlanacağı yer
alıyor.
Toplam turizm ürününün dengeli pazarlama stratejileri çerçevesinde
pazarlanması ve turizmde bir marka yaratılmasının
sağlanacağı, seyahat acentelerin turizmde gelişen
koşullara paralel olarak yeniden yapılandırılması ve
deniz ile hava ulaşımının kalitesinin artırılmasının
sağlanacağı dikkate getirilen programda, iç
turizmin geliştirilmesi ve canlandırılması, ara eleman
sıkıntısının giderilmesi için gerekli
çalışmaların yapılması da
öngörülüyor.
ÇEVRE YASASI AB MEVZUATINA UYUMLAŞTIRILACAK
Çevre Yasasını, AB Çevre mevzuatına uyumlaştırmak için
gerekli düzenlemelerin yapılacağı belirtilen programda,
"Turizm, tarım, sağlık, sanayi ve enerji gibi sektörlerle
işbirliği yapılarak çevrenin korunması amacıyla ortak
kararlar alınacak; Ülkesel Fiziki Planın tüm ilgili dairelerin
işbirliği ile hazırlanması için gereken destek
verilecektir" deniliyor.
Programda, Özel Çevre Koruma Bölgelerinde, yönetim planlarına uygun
olarak, eko-turizm, agro-turizm, inanç turizmi, v.b. gelişmelerin
destekleneceği de vurgulanarak, AB standartlarına ve kurallarına
uygun olarak, uluslararası önemli doğal varlıkları, önemli
kuş türlerini barındıran sulak alanları, önemli bitki
alanlarını koruma, kullanma prensibine bağlı olarak
hazırlanacak yönetim planları çerçevesinde, sürdürülebilirlik
ilkelerine bağlı eylem planları hazırlanarak uygulamaya
konacağı da yer alıyor.
ÇALIŞMA HAYATI: HEDEF İSTAHDAMIN ARTIRILMASI
"Hükümetimiz, çalışma hayatıyla ilgili
gerçekleştireceği icraatlarda ve özellikle yasal düzenlemelerde
ilgili tüm tarafların katılımıyla oluşturulacak
′sosyal diyalog′ mekanizmalarını harekete geçirerek azami
toplumsal mutabakatı sağlama
kararlılığındadır" denilen programda,
çalışma yaşamıyla ilgili temel prensiplerinin,
istihdamın artırılması, en azından içinde bulunulan
kriz döneminde azalmaması, çalışma hayatını
oluşturan taraflar arasındaki çalışma
barışının sağlanıp devam ettirilmesi olduğu
ifade ediliyor.
Kayıt dışı işçilikle daha sıkı bir
şekilde mücadele edileceğine dikkat çekilen
programda, ön izin uygulamasının da tüm boyutlarıyla
değerlendirilerek daha planlı ve programlı bir şekilde
geliştirilerek devam ettirileceği belirtilen programda, Türkiye ile
KKTC arasında mevcut olan İşgücü
Anlaşması′nın, Türkiye′deki ilgili taraflarla
istişare ve işbirliği içerisinde tekrar düzenleneceği,
İş Sağlığı ve Güvenliği
Yasası′nın tam manasıyla uygulanabilmesi için gerekli
altyapı çalışmalarının tekrar gözden geçirip
hızla tamamlanacağı ve yasanın sorunsuz bir şekilde
uygulanabilmesinin sağlanacağı kaydediliyor.
İhtiyat Sandığı Fonu′nda birikimi olan
çalışanlara yönelik uygulamada olan avans ödemelerine devam
edileceği, ancak ödemelerinin öngörülen amaca uygun olması için
gerekli yasal değişikliklerin İhtiyat Sandığı
Yönetim Kurulu′nda bulunan sosyal tarafların temsilcileriyle
mutabakat halinde gerçekleştirileceğine dikkat çekilen programda,
"Hükümetimiz, ülkede yaşanan ekonomik kriz neticesinde ortaya
çıkan sosyal güvenlik primlerini ödeme zorluklarının
aşılabilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri yapacaktır. Bunu
yanında 1 Ocak 2008 tarihinde yürürlüğe giren Sosyal Güvenlik Yasası
ile Kıbrıs Türk Sosyal Sigortalar Yasası ve diğer emeklilik
yasalarının uygulama açısından zaman içerisinde
yakınlaştırılması için çalışmalar
başlatılacaktır. Sosyal güvenliğin temel ilkelerinden
birisi olan ′eşit nimet-eşit külfet′ ilkesi
dikkate alınarak ortaya
konulacak düzenlemelerin, ilgili sosyal taraflarla tam bir mutabakat içerisinde
gerçekleştirilmesi için azami çaba harcanacaktır" denildi.
ÖZÜRLÜLERİ KORUMA
Özürlüleri Koruma, Rehabilite ve İstihdam Yasası uygulamalarına
devam edileceği ve bu yasa çerçevesinde özürlülere sağlanan hak ve
menfaatlerin artırılması için çaba harcanacağı ifade
edilen hükümet programında, özürlü kuruluşlarına
yurtdışı örgütsel temaslarında gerekli hükümet
desteğinin olanaklar ölçüsünde sağlanacağı da kaydediliyor.
Programda, Çalışma Dairesi bünyesindeki iş ve işçi bulma
servisleri aracılığıyla yerli işgücünün
istihdamının, oluşturulacak teşvik mekanizmaları
sayesinde artırılacağı da belirtildi.
Çocuk ve aile refahının oluşturulması ile çocuk ve genç
suçluların topluma rehabilitesinin sağlanmasına yönelik
çalışmalara Şehit ve Hadise Kurbanı aileleri ile malul ve
malul gazilere maddi ve manevi her türlü desteğin verilmesine, Sosyal
Hizmetler Dairesi′ne bağlı kuruluşların nicelik ve
nitelik yönünden artırılıp geliştirilmesinin
sağlanacağına işaret edilen programda,
"Hükümetimiz, ülkemizdeki mevcut işsizliğin
azaltılması, ekonominin ihtiyaç duyduğu nitelikli
elamanların yetiştirilmesi ve bunların meslek sahibi
olabilmeleri amacıyla gerekli mesleki eğitim
çalışmalarını gerçekleştirecektir" denildi.
KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ
Programda Kıbrıs sorunu konusundaki görüşlerine de yer veren UBP
hükümeti, sürdürülmekte olan müzakerelerin hedefinin
"sulandırılmamış iki kesimlilik, Kurucu Devletlerin
siyasi eşit statüsüne dayalı yeni bir ortaklık ve
Türkiye′nin etkin ve fiili garantörlüğünün devamının
sağlandığı adil, yaşayabilir ve kalıcı bir
anlaşmaya varmak" olduğunu da açıklıyor.
"Bu bağlamda, toprak konusu ancak bütünlüklü bir çözümün parçası
olarak tüm konularda uzlaşma sağlandıktan sonra ele
alınıp halledilmesi gereken bir konudur. Bu konu ele
alınırken, adadaki gerçeklerden yola çıkılmalı, iki
kesimlilik prensibiyle güvenlik ve yaşayabilirlik kriterleri mutlaka
gözetilmelidir. Mülkiyet konusu ise salt bir hukuk veya insan hakları
meselesi olarak görülemez. Kapsamı ve boyutu nedeniyle bu konunun çözüm
yeri uluslararası mahkemeler değil, görüşme
masasıdır" denilen programda, olası bir
anlaşmanın, AB mahkemelerinde veya uluslararası hukuk
kuruluşlarında dava konusu yapılmaması için, AB′nin
birincil hukuku olması gerektiğine de vurgu yapılıyor.
Programda ayrıca, olası bir anlaşma sonrasında iki tarafta
eş zamanlı olarak referanduma gidilmesi, iki taraftan biri veya her
ikisinin "hayır" demesi halinde ne olacağının
referandum öncesinde açık bir şekilde ortaya konulması ve gerek
müza- kereler esnasında gerek sonrasında alternatifsiz
olunmadığının vurgulanması gerekliliği üzerinde
duruluyor.
Hükümet programında, tüm bu hedefleri layıkıyla yerine
getirebilmesi için Dışişleri Bakanlığının
kurumsal açıdan güçlendirilmesi, gerek fiziki altyapı gerek yeni
temsilciliklerin açılması ve mevcut temsilciliklerin daha etkin
çalışabilir bir hale getirilmesi için kadrolarının
artırılması gerektiği belirtiliyor.
HALKIN SESI 12/05/09
21
yıl hapisliği isteniyor!
Rum arsasına inşaat yapan şirketin
direktörü Kutsal Tokatlıoğlu kırmızı bültenle
arananlar listesinde.
182 ÜLKEYE GİDEMİYOR
Kutsal
Tokatlıoğlu, KKTC devletinde Müsteşarlık yapmış,
1999 yılında, kamu görevinden ayrılarak müteahhitliğe
başlamış bir kişi
2003 yılında, Hz. Ömer ve
Arapköyde 400 konutluk inşaat projesinde Garry Robb ile
çalışmaya başlayınca, Rum Yönetimi tarafından
yakın takibe alınmış
2005 yılında ise
Kırmızı Bültenle aranan kişiler listesine girmiş
Ağır suçlarla itham edilen ve 21 yıl hapisliği istenen
Tokatlıoğlu, son 4 yıldan bu yana 182 ülkeye giremiyor
Tokatlıoğlu, KKTC devletinden herhangi bir yardım
göremediğini belirterek, kendisine kimin yardım edeceğini
soruyor
KIBRIS TVde Son Durum
programına katılan ve yaşadığı acı
gerçekleri Genel Yayın Yönetmenimiz Reşat Akara açıklayan
Kutsal Tokatlıoğlu, 4 yıl önce
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile
görüştüğünü ve yardım istediğini belirtirken, o günden
sonra durumunda herhangi bir değişikliğin
olmadığını söyledi.
Kırmızı bültenle arandığı için, 182
ülkeye seyahat edemediğini anlatan Tokatlıoğlu ağır
bir hastalık geçirsem ve İngiltereye gitmem gerekse, bunu yapamam.
Bu bakımdan çok zor bir durumdayım dedi.
Rum Yönetimi tarafından
dolandırıcılık, sahtekârlık ve
hırsızlıkla suçlandığını belirten
Tokatlıoğlu, aynı suçlamanın, Rum mülkü kullanan diğer
müteahhitlere veya KKTC vatandaşlarına da yapılabileceğini
anımsattı. Tokatlıoğlu, devletin kendisine sahip çıkmasını
istedi.
Asena: Görüşme masasına konmalı
Son Durum programına katılan ve
Tokatlıoğlunun durumunu değerlendiren avukat Mustafa Asena,
kırmızı bülteni ortadan kaldırabilmek için,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın, Rum Lideri Dimitris
Hristofyastan yardım istemesi gerektiğini söyledi. Asena
Cumhurbaşkanı böyle bir talepte bulunabilir. Kabul edilir, edilmez o
ayrı bir mesele dedi.
Talat ile Hristofyas arasında suçluların iadesiyle
ilgili anlaşma yapıldığına ilişkin bir soru
üzerine Asena şöyle dedi:
Anlaşmanın içeriğini tam olarak bilmiyoruz. Fakat
tüm suçları kapsayan bir anlaşma yapılmışsa, Kutsal
Tokatlıoğlunu kolundan tutup, iade etmek durumundadır dedi.
Mustafa Asena, Orams davasının bundan sonraki
aşamalarını değerlendirirken, İngiltere Yüksek
Mahkemesinden çıkacak kararın önemli olduğunu söyledi. Asena KKTC
makamları, Laptadaki ev için yıkım kararı vermezse ne
olur? şeklindeki bir soru üzerine şunları söyledi:
Orams ailesinin, mahkeme kararı olsa bile evi yıkma
hakları yoktur. Bu konuda KKTC makamlarının karar vermesi
gerekmektedir. Eğer KKTC makamları buna izin vermezse, o ev
yıkılmaz. Bunu İngiliz mahkemesinde savunmak
durumundadırlar.
KIBRIS 13/05/09
14.05.2009 CNN TURK
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs müzakereleri
çerçevesinde Lefkoşa ara bölgede yaptıkları görüşme sona
erdi.Liderler, 21 Mayıs Perşembe günü, "Ekonomi"
başlığı üzerinde görüşmeleri sürdürmek üzere yeniden
bir araya gelecek.
KIBRIS 14/05/09
Guardian taking back illegally-used
Turkish Cypriot land
By Charles Charalambous
THE GOVERNMENT HAS closed
down a Nicosia car-park being illegally-operated on Turkish Cypriot-owned land,
and is slowly regaining control over all similar properties, the Cyprus Mail
was told yesterday.
Yiorgos Matseopolouos, Senior Officer of the Nicosia District Turkish Cypriot
Property Management Service, said that the government had been forced to
contest a very long drawn-out court case against a private company which
claimed to be renting the land located close to St.Pauls Church in Grigori
Afxentiou Avenue from its Turkish Cypriot owner.
The Guardian of Turkish Cypriot Properties in law, Interior Minister Neoclis
Sylikiotis finally obtained a ruling in its favour in April or May 2008,
and after giving the company a grace period to vacate the land, finally
closed down the illegal car-park last Sunday, to avoid possible disruption to
weekday traffic, Matseopolouos said.
He added that there are a number of other low-level illegalities like this
case, but the government cant pursue all of them through the courts.
Matseopolouos made it clear that the Guardians office is determined to do its
duty, saying slowly, we are regaining control over all similar properties.
The implication is that the Guardians office is pushing ahead with fulfilling
its duties in anticipation of a possible settlement to the Cyprus problem, so
as to be in a position to hand back Turkish Cypriot-owned land to its rightful
owners.
The office of the Guardian of Turkish Cypriot Properties was set up as a
government body within the Interior Ministry under the Turkish-Cypriot
Properties Law in 1991, and acts as the caretaker of properties belonging to
Turkish Cypriots for the duration of the abnormal situation caused by the
Turkish invasion in 1974.
The scope of this law has been questioned by Turkish Cypriots who were forced
out of their property during the 1963-4 disturbances. According to the law,
following a settlement of the Cyprus problem the properties would be handed
back to their legal owners in the state it had been received by the Guardian.
Meanwhile, the Guardian administers the properties, leasing or renting them out
to those who qualify, and holding any proceeds less any obligations paid in
a Turkish Cypriot Property Fund for eventual payment to the properties owners.
In exceptional cases beneficial to the public interest, the law allows
acquisitions of Turkish Cypriot land for public purposes such as roads and
airports.
The Guardian is the only recognised authority with the power to return land to
its Turkish Cypriot owners. However, currently they can only reclaim possession
and use of their immovable property in the south part of the island if they
have been residing in areas controlled by the Cyprus Government for six months
or more.
Matseopolouos said that the Guardians office has reached an in principle
agreement with Nicosia Municipality to rent the land in Grigori Afxentiou
Avenue and use it for public benefit. He said that it is the Municipalitys
decision as to what the best use of the land might be, but he did not rule out
its continuing use as a car-park this time on a legal footing.
CYPRUS MAIL 14/05/09
Limnitis on leaders agenda today?
By Elias Hazou
THE GOVERNMENT yesterday
declined to comment on reports that the two sides were inching closer to a deal
on the opening of a crossing point in Limnitis in the north-west of the island.
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat was reported to have said the Greek
Cypriot side had agreed to provide electricity to the Turkish Cypriot enclave
of Kokkina, north of Limnitis.
A Turkish contingent garrisoned in the enclave can only be supplied by sea. Talat
said also that a second demandthat Greek Cypriots allow fuel shipments to pass
into Kokkina by landhad been rejected by the government.
However, if it were true that the government had accepted to feed electricity
to the enclave, that would represent progress in the dispute.
We want to be sure what it is that Mr. Talat said precisely before we comment,
so that we avoid taking pot shots at each other aimlessly, government
spokesman Stefanos Stefanou told a news briefing.
He refused to be further drawn on the issue, except to say that the leaders of
the two communities would be meeting today.
Local residents want a crossing to be opened at Limnitis that would allow Greek
Cypriot residents of Pyrgos to travel directly to occupied Morphou, which is only
a few miles away, instead of having to take the long route south and via
Nicosia.
The opening of Limnitis, a confidence-building measure in reunification talks
between the two communities, has apparently stumbled on the refusal of the
Turkish military in the north.
The issue came to a head last summer, when the Turkish side refused to allow
Greek Cypriots to cross to a church in Morphou for a saints feast day.
More than once, Greek Cypriots from Tyllyria-Pyrgos area have threatened to
block off checkpoints on the Green Line unless an access point is opened at
Limnitis.
Community leaders of the area yesterday pledged to take no action until they
met with President Christofias.
The President will be flying out to London today; he returns on Sunday.
Stefanou said Christofias intended to see the community leaders as soon as
possible after he is back on the island.
CYPRUS MAIL 14/05/09
Orams davasına
şok yaklaşım
İngiltere
hükümeti danışmanlarından ve Parliamentary Brief dergisinin
sahibi Donald Crawford, İngilterenin davanın politik enstrüman
olarak kullanılmasına karşı durabileceğini söyledi.
İngiltere hükümetinin
Kıbrıstaki çözüm sürecine doğrudan destek vermesi nedeniyle,
Orams davasının politik bir enstrüman olarak kullanılmasına
karşı harekete geçebileceği ve İstinaf Mahkemesine bir
sertifika gönderip, davanın kamu yararına aykırı (Public
policy) olduğunu savunabileceği açıklandı.
İngiltere hükümet
danışmanlarından, Lordlar ve Avam Kamerasında
yayımlanan Parliamentary Brief dergisinin sahibi Donald Crawford, Orams
Davası ve Kıbrıs sorunuyla ilgili şok açıklamalarda
bulundu.
Ada TVde yayınlanan
Dispatches programına konuk olan Crawford, Orams Davasının
kesinlikle politik içerikli olan bir dava olduğunu belirterek, 40
yılı aşan bir süredir, Rumların Kıbrıslı
Türklerine zulüm yaptığına dikkat çekti.
Kıbrıslı
Türkler ile Rumlar arasında bir ayrılık olduğunu ve
Kıbrıs sorunu diye bir şeyin bulunduğunu ve burada
savaş yaşandığını söyleyen Crawford,
Uluslarası hukuka göre KKTC tanınmasa bile, de facto (fiili) bir
varlığın olduğunu kaydetti.
Donald Crawford, ATAD
duruşmasında tam bir rezalet yaşanmıştır. Bu
dava, sözde adalet için toplanmış, ancak maalesef davaya bakan sadece
Yunan hakim değil, siyasette olan bir hakimin yer alması da çok sakıncalı
olmuştur. Bay Skouris, eskiden iki kez İçişleri
Bakanlığı yapmış bir insan. Siyasetçi ve ATADın
şu anki Başkanı. Öte yandan da ATADda hakimlik yapan Bay
Arestis, geçmişte politik enstrüman olmuş ve Türkiye aleyhine dava
getirmiş bir insan olan Myra Aretisin eşi. Dolayısıyla bu
davada adalet olmuyor, ama adalet sağlanmış gibi görünüyor
dedi.
KARAR
BELİRLEYİCİ DEĞİL AMA
Crawford, Rumların bu kararı sanki tüm davanın nihai sonucu
olduğunu göstermelerine de tepki verdi. Rumların müzakerelere darbe
vurduğunu vurgulayan Donald Crawford şöyle devam etti:
Ucuz başlıklar
kullanıp, zafer ilan etmeye çalışıyorlar. Dava bitmiş
gibi. Aslında bunu Rumların yapması bile davanın tam olarak
ne olduğunun anlaşılmasına çok yardımcı
olmaktadır. Bir yandan iyi niyetle mülkiyet konusunu müzakereyle çözmeye
gayret ederken, diğer yandan da mahkemeleri kullanarak propaganda
yapılmasına yeşil ışık yakılmasına izin
veremezsiniz. Apostolidisin avukatı olan, Bay Kandunas bence bu konuda
kendi kendine gol attı. Şunu açık söyleyeyim, onun için bu
davanın sonu gözyaşıyla bitecek. İşte Rumların bu
davranışları, müzakerelere çok ciddi darbe vurmaktadır.
DAVA RUM YÖNETİMİ
VE KKTC ARASINDA
Donald Crawford bir soru üzerine, ilk başta Orams davasının özel
getirilmiş bir dava olabileceğinden bahsederken, Ancak artık
böyle bir şey söz konusu değil. Sayın Apostolidisin bir kamu
görevlisi olduğunu biliyoruz. Ayrıca Rumlar tarafından
reddedilen Annan Planı referandumundan önce de Rum eski
Dışişleri Bakanlığının The Times
gazetesinde böyle bir kampanya planından bahsettiğini görebilirsiniz.
Kandunas bu davada bir
kukladır ve kampanya ile siyasi gözdağı vermeye
çalışıyorlar. Davayı insanların burada mal
almamalarına ve ekonomiye yönelik bir silah olarak kullanmaya
çalışıyorlar. Oramslar ise bu işin piyonları.
Bakınız bu davanın masraflarının ne kadar
olduğuna, milyonlardan bahsediyoruz. Soralım, Bay Apostolidis bu
kadar parayı kendisi mi karşılıyor? Tabii ki değil, masrafları
Rum hükümeti karşılıyor. Aslında bu davanın temel
gerçeği, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ve KKTC arasında bir dava
olmasıdır şeklinde konuştu.
ATADA TEKNİK SORULAR
İngiltere İstinaf mahkemesin ATADa sorduğu sorulara da
değinen Crawford, soruların tamamıyla hukukla ilgili unsurlardan
oluştuğunu hatırlattı. Donald Crawford bu konuda
şunları söyledi:
Burada sorulan AB hukuğu ile ilgili teknik sorulardı. Ancak her
hangi bir şekilde kamu yararı mazeretini kısıtlamaz. Bunu
kesinlikle İngiltere İstinaf mahkemesi değerlendirecek. Benim
görüşüme göre bu davanın bulguları zaten zayıftır.
Buradaki X faktörü budur ve
bunu ne İngiltere hükümeti nede İstinaf Mahkemesi artık bu
durumu göz ardı edemez. Bu durumun kamu yararına aykırı
olduğu konusunda sertifika verip, bu işe son vermeleri gerekir.
Bir taraftan bu tür
mahkemelerin yapılmasına izin verip, diğer yandan da
görüşmelere destek verilmesi kabul edilemez. Çünkü burada büyük
çelişki doğar. Ya Kıbrıs sorunu ve buna bağlı
olarak mülkiyet sorunu müzakerelerde çözülür ya da görüşmelere destek
vermeyip, davalarla çözersiniz. Ancak ikisi bir arada olamaz.
İNGİLTERE HÜKÜMETİ NE YAPABİLİR?
Programda, İngiltere hükümetinin neler yapabileceği sorusuna da
cevap veren Crawford, İngiltere hükümeti bir şeyler yapabilirler.
Orams davası İngiltere İstinaf mahkemesine dönmüştür.
İngiliz hükümeti şimdi mahkemeye bir sertifika gönderip, bu
davanın kamu yararına aykırı olduğunu belirtebilir.
Bu örnekler çoktur, yapılabilir. Neden vermelerine de gerek yoktur.
Kamu yararına
aykırı bir dava olduğunda hükümet, bir mahkemenin siyasete alet
edilmesine karşı her zaman devreye girme yetkisine sahiptir diyerek
şok açıklamalarda bulundu!
TAŞINMAZ MAL
KOMİSYONU
Orams davası ilk başladığında, KKTCdeki
Taşınmaz Mal Komisyonunun henüz kurulmadığına
işaret eden Crawford, davanın şimdi tekrar İngiltere
İstinaf mahkemesine döndüğünü, AİHMin de davayı kabul
ettiğini ve bu tür davaların görüşüldüğü Komisyona sevk
edebileceğini söyledi.
Crawford, AİHM bu tür
davalar hakkında kesin görüş vermiştir eğer dava getirmek
isterseniz gidin bu Komisyona başvurun ve onları başvurunuzu
değerlendirsinler demişlerdir. Birilerine tazminat ödeyip bunun
emsal olması illa ki söz konusu olmaz dedi.
starkıbrıs(Kerem Hasan)
KIBRIS POSTASI 14/05/09
Yeşilırmak
kapısı da gündeme geldi
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak
amacıyla 11 Eylül 2008'de başlayan doğrudan müzakereler
çerçevesinde bugün 28. kez bir araya geldi.
Lefkoşa ara bölgede
müzakereler için tahsis edilen binada bir araya gelen liderler yaklaşık
bir saat kadar başa başa görüştü.
Liderler, görüşme
sonuna açıklama yapmadan bölgeden ayrılırken, görüşmelere
ev sahipliği yapan BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi
Taye Brook Zerihoun kısa bir değerlendirme yaptı.
''Ekonomi''
başlığı üzerinde durulduğunu belirten Zerhoun,
liderlerin temsilcileri Özdil Nami ve Yorgos Yakovu'nun pazartesi ve salı
günü bir araya gelerek, ekonomi başlığıyla ilgili teknik
konuları görüşmeyi sürdüreceğini söyledi.
Zerihoun, görüşmelere
daha hızlı ve daha faydalı bir şekilde devam edilebilmesi
için, liderlerin 21 Mayıs Perşembe günü yapacakları görüşme
sırasında temsilcilerin ekonomiyle ilgili sunum
yapacaklarını kaydetti.
Zerihoun, ayrıca, BM
Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander
Downer'in yarın adaya geleceğini ve perşembe günü yapılacak
görüşmeye katılacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat da "ekonomi" başlığının
görüşülmesini gelecek perşembe günü bitirmek istediklerini söyledi.
Talat, Yeşilırmak
kapısına ilişkin bir soru üzerine, bu konudaki pozisyonlarında
bir değişiklik olmadığını belirtti ve
"Erenköy'e, silah ve mühimmat dışında, serbest geçiş
karşılığında bu kapının açılması
bizim açımızdan sorun değil" dedi.
Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyas da görüşmede "hiçbir ödün
vermediğini" söyledi.
Rum Lideri görüşmenin ardından yaptığı açıklamada
kapı konusunda Mehmet Ali Talat'tan yanıt beklendiğini
belirtirken Talat ise, Yeşilırmak kapısının ele
alındığını doğrulayarak Türk tarafının
yaklaşımında bir değişiklik
olmadığını belirtti.
KIBRIS POSTASI 14/05/09
Görüşme
tamamlandı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofias arasında yapılan Ekonomi
konusunun ele alındığı görüşme sona erdi.
İki lider
Perşembe günü yeniden biraraya gelerek Ekonomi konusunu görüşmeye devam
edecek.
Yaklaşık bir buçuk saat süren görüşmenin 1 saat kadarı
liderler arasında baş başa geçti.
Liderler, görüşme sonuna açıklama yapmadan bölgeden
ayrılırken, görüşmelere ev sahipliği yapan BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun kısa bir
değerlendirme yaptı.
''Ekonomi''
başlığı üzerinde durulduğunu belirten Zerhoun,
liderlerin temsilcileri Özdil Nami ve Yorgos Yakovu'nun pazartesi ve salı
günü bir araya gelerek, ekonomi başlığıyla ilgili teknik
konuları görüşmeyi sürdüreceğini söyledi.
Zerihoun, görüşmelere
daha hızlı ve daha faydalı bir şekilde devam edilebilmesi
için, liderlerin 21 Mayıs Perşembe günü yapacakları görüşme
sırasında temsilcilerin ekonomiyle ilgili sunum yapacaklarını
kaydetti.
Zerihoun,
ayrıca, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Aleksander Downer'in yarın adaya geleceğini
ve perşembe günü yapılacak görüşmeye
katılacağını söyledi.
KIBRIS POSTASI 14/05/09
Downer Ankara'ya
gidiyor
BM Genel
Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer, gelecek hafta
Ankara ve Atina'da temaslarda bulunacak. Edinilen bilgiye göre, Downer'ın
18 Mayıs Pazartesi günü Ankara'da Dışişleri Bakanı
Ahmet Davutoğlu ile görüşmesi öngörülüyor.
Downer, Ankara'daki
temaslarının ardından Atina'ya giderek, 19 Mayıs Salı
günü Yunanistan Dışişleri Bakanlığı
yetkilileriyle bir araya gelecek.
BM yetkilisi, Ankara ve
Atina ziyaretlerini, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında devam
eden doğrudan müzakerelerin ikinci turunun başlaması öncesinde
yapacak.
Alexander Downer, geçen ay sonunda New York'a giderek, BM Güvenlik Konseyini
adada süren müzakere süreciyle ilgili bilgilendirmişti.
AA
KIBRIS POSTASI 14/05/09
Kapsamlı çözüm olursa mülkiyet de çözülür
Orams
davasına müdahalenin söz konusu olmadığını belirten
İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, mülkiyet sorununun çözümüne de
açıklık getirdi.
TÜNELİN UCUNDA IŞIK GÖRÜNÜYOR
KIBRISa
açıklamalarda bulunan İngilterenin, Kıbrıs Yüksek Komiseri
Peter Millet, Kıbrıs sorununu Kıbrıslıların
çözeceğini belirterek, bu kez tünelin ucunda ışık
görüldüğünü söyledi. Peter Millet, Kıbrıslıların bu
fırsatı kaçırmamaları gerekmektedir. Ümit ediyorum ki;
Kıbrıslılar bu fırsatı kaçırmazlar dedi. Yüksek
Komiser, mülkiyet sorununun sadece kapsamlı çözümle ortadan
kalkabileceğini de söyledi.
YARGIYA MÜDAHALEMİZ OLAMAZ
Peter Millet, dün
İngiliz Yüksek Komiserliğinin Lefkoşanın
Köşklüçiftlik bölgesindeki Kuzey Kıbrıs ofisinde,
Kıbrıs Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Reşat Akar ile
görüştü. Millet, Akar ve arkadaşımız Serhat
İncirlinin sorularını yanıtladı. Millet, Orams
davasıyla ilgili bir soruyu yanıtlarken, İngiliz hükümetinin,
Orams davası ya da başka hukuki konularda yargı sürecine
müdahalesinin mümkün olmadığını da açıkladı.
İngilterenin, Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter
Millet, müzakerelerin gidişatı ile ilgili olarak şu yorumu
yaptı:
Sanırım müzakereler çok iyi gidiyor. Belki biraz
hızlanmalarını arzuluyoruz ama liderler geçen hafta zaten bu
konuda kendileri karar aldılar. Bu kararı almaları ve momentumu
hızlandırmayı istemiş olmaları önemli bir
adımdır. Dürüst olmak gerekirse, müzakerelerin kolay
olmadığını söylemek lazım. Konular çok
karmaşık ve çok hassastır. İki liderin de yeniden
birleşme konusunda taahhütleri ve görüşlerinin olması bizim için
çok önemlidir. Sanırım uluslararası toplum bu konuda iki lidere
büyük destek vermektedir. Ancak bu sadece size kalmıştır. Çözüm
Kıbrıslıların elindedir. Kimse gelip de size çözüm vermeyecek.
Hepimiz, müzakerelerin başarıya ulaşmasını arzulamaktayız
ve verilen destek de bunu göstermektedir.
Millet, Ben inanıyorum ki; şu anda tünelin ucunda
ışık vardır. Bu bulunmaz bir tarihi, benzersiz ve
altın değerinde bir fırsattır.
Kıbrıslıların bu fırsatı kaçırmamaları
gerektiğine inanıyorum. Ümit ediyorum ki; Kıbrıslılar
bu fırsatı kaçırmazlar temennisinde de bulundu.
Diğer iki garantörü de dinleyeceğiz
Yüksek Komiser, Reşat
Akarın, garantör bir güç olarak, garantiler konusundaki
düşünceleriniz nedir? sorusuna şu yanıtı verdi:
Diğer iki garantör gücün de görüşlerini dinleyip bu
konuyu tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Aynı
zamanda iki liderin de garantiler konusundaki görüşlerini dinlemek
lazım. Birleşik Krallığın bu konuda tavrı,
liderlerin anlaştığı şekle destek vermek yönündedir.
Varılacak bir anlaşmayı bloke etmeyi düşünmüyoruz, böyle
bir tavrımız olamaz, desteğimiz olacağını
söyleyebilirim.
Yargı sürecine müdahil olmak mümkün değil
Peter Millet, Akarın Orams
Davası ile ilgili olarak dün bir gazetemizde yer alan İngiliz
hükümeti Temyiz Mahkemesine kamu yararı temelinde müdahil olabilir
tarzı bir görüşle ilgili sorusuna da şöyle cevap verdi:
Üzgünüm bu kesinlikle mümkün değildir. Açık bir
şekilde söylemek lazım... Temyiz Mahkemesi bazı konuları
Avrupa Toplulukları Adalet Divanına sormuştur. Görüş
istemiştir. Kimse, bu aşamada sürecin önüne geçemez, süreci
durduramaz. Buna müdahale etmek mümkün değildir. Çünkü açık ve seçik
bir şekilde, bu bir yargısal süreçtir. AB yasaları gereği
bizim yargıçlarımız teknik açıdan tavsiye istemiştir.
Şimdi bu tavsiyeyi almışlardır ve şu çok
açıktır ki kesinlikle bu süreçte siyasi bir müdahale söz konusu
olamaz.
Mülkiyet sorununun çözümü kapsamlı çözümle
mümkün
Peter Millet, aynı konuda
şunları dile getirdi:
Durum ortadadır ve gayet açıktır. Bizim mahkememiz
beş konuda soru sormuş ve görüş istemiştir. Görüş
verilmiştir. Şimdi karar vermek, hukukçular ve yargıçlara
kalmıştır. Davaya dönülecektir ve karar alınacaktır. Mevcut
durumda siyasi tavır müzakerelerle ilgili olabilir. İki lider de müzakerelerin
devamı konusuna bağlılık belirtmişlerdir.
Müzakerelerin devamı konusunda kararlıdır. Açık bir
şekilde kabul edilmiş bir konu da mülkiyetle ilgilidir. Mülkiyet
konusu sadece Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü ile mümkündür.
Özel bir yatırım, özel bir iş, bizi
ilgilendirmez
Millet, Sizin
vatandaşınız olan binlerce kişi Orams davasından
etkileniyor... hatırlatmasına ise şu sözlerle
karşılık verdi:
Bizim en önemli öncelik konumuz Kıbrısın yeniden
birleştirilmesidir. Kıbrısın yeniden birleştirilmesi
süreci, bizim desteklediğimiz bir süreçtir... Ülkemiz
vatandaşlarının, vatandaşlıkla ilgili
sorunlarıyla ilgilenen konsolosluk hizmetimiz elbette vardır. Ancak
konu kişilerin özel yatırımlarına geldiği zaman, o
özel bir iştir... bizi ilgilendirmez.
Çözümle birlikte para akacak
Millet, iki toplum arasındaki
ekonomik dengesizlikle ilgili olarak da şu değerlendirmeyi
yaptı:
Sanırım bu konu en can alıcı konudur. Çok
önemlidir bu konu. Çözümle birlikte Kıbrıslı Türklerin ekonomik
olarak elde edeceği avantajlar son derece büyüktür. Şunu burada
açıkça belirtmek isterim ki, Avrupa Birliği, Kıbrıslı
Türklerin, birliğin bir parçası olmasını istemektedir.
Bunun da adanın yeniden birleşmesi yoluyla gerçekleşeceği
bir gerçektir... Avrupa Toplulukları Adalet Divanının
varmış olduğu karar bir teknik konudur. AB Komisyonu, üye
devletleri ya da konseyinin ne istediği ile hiç bir ilgisi yoktur. Biz
Kıbrıslı Türklere yardımcı olmak ve tam olarak ABnin
bir parçası olmalarını istiyoruz. Açık bir şekilde görüyoruz
ki; iki taraf arasında ekonomik görünüm ve ekonomik gelişmişlik
arasında fark vardır. İşte yeniden birleşmenin
getireceği son derece büyük ekonomik avantajlar, burada önemlidir. AB, bu
noktada çok büyük miktarda maddi kaynak sağlayacaktır. Bundan şüphe
yoktur. Çeşitli fonları sayabiliriz... Buna benzer şeyler Kuzey
İrlandada yaşanmıştır, ABnin başka bölgelerinde
de yaşanmıştır. Sanırım sadece bir toplum için
değil, iki toplum için de sadece ekonomik alanda değil, sosyal ve
siyasi alanlarda kazanımlar olacaktır. Ortada paha biçilmez bir
değer vardır. Bu değer çok büyüktür ve bu fırsat altın
bir fırsattır. Bu fırsatı kaçırmamak
lazımdır. Bu fırsat kaçırılmaz bir fırsattır.
İngiliz oyunu ya da komplosu iddiaları
zırvalıktır
Millet, Serhat İncirlinin Kuzey
Kıbrısta bir başka Annan Planının yüzde 65 destek
alamayacağı konusunda görüşler var hatırlatmasıyla
ilgili olarak şunları söyledi:
Önce şunu belirtmek istiyorum. Bazı gazeteler, Orams
davası ile ilgili olarak işte yine bir İngiliz entrikası,
bir İngiliz komplosu gibi yorumlar yapmıştır. Bu
saçmalıktır. Zırvalıktır. Boş laftır.
Birleşik Krallığın Kıbrıs sorununun çözümü
konusundaki kararlılığı çok açıktır.
Kıbrıslı Türklere yardımcı olmak konusundaki
kararlılığımız da çok açıktır. Orams davası
ile ilgili olarak İngiliz oyunundan ya da komplosundan söz edenler, ABnin
nasıl çalıştığından ya da yasal sürecin
nasıl işlediğinden haberdar değildir. Şu çok
açıktır ki, yargı ve yürütme arasında kesinlikle fark
vardır. Hükümetin, yürütmenin sık sık kendisinin temyiz
mahkemesi ile sorunları olur. Çok sayıda hükümet kararı, temyiz
mahkemesi tarafından bozulmuştur. Bu nedenle, yargı sürecine
müdahalemiz mümkün değildir, olmamıştır, olmayacaktır.
Siyasi olarak temyiz mahkemesine etki yapmamız imkansızdır.
Bizim sistemimiz kesinlikle bunu kabul edilemez ve imkansız
kılmıştır. Ancak bu sorunu siyasi anlamda çözme
kararlılığımız başka bir kulvarda devam
etmektedir.
Kapalı kapılar ardında karar
alamayız
Peter Millet, Önümüzdeki Pazartesi
günü Londrada doğrudan uçuşlarla ilgili bir konu mahkeme
aşamasına geliyor şeklindeki hatırlatmaya, çok kısa
bir şekilde evet, bir başka yargısal süreç diye yanıt
verdi. Millet, konunun İngiliz hükümetinin karar alacağı bir
durum olmadığını, sadece mahkemeye deliller sunduğunu
hatırlattı. Kapalı kapılar arkasına gidip de, hadi,
gelin şöyle karar alın diyemeyiz. Böyle olmaz dedi.
KIBRIS 15/05/09
Müzakerelerin ikinci turunu önerecek
Birleşmiş
Milletler (BM) Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander
Downer, gelecek hafta Ankara ve Atina'da temaslarda bulunacak. Downerın,
Türk ve Yunanlı yetkililere, Kıbrıs müzakerelerinin ikinci
turunun başlaması önerisinde bulunacağı bildiriliyor.
Edinilen bilgiye göre, Downer'ın 18 Mayıs Pazartesi günü
Ankara'da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile
görüşmesi öngörülüyor.
Downer, Ankara'daki temaslarının ardından Atina'ya
giderek, 19 Mayıs Salı günü Yunanistan Dışişleri
Bakanlığı yetkilileriyle bir araya gelecek.
BM yetkilisi, Ankara ve Atina ziyaretlerinde, KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas
arasında devam eden doğrudan müzakerelerin ikinci turunun
başlaması önerisini de yapacak.
Alexander Downer, geçen ay sonunda New York'a giderek, BM Güvenlik
Konseyini adada süren müzakere süreciyle ilgili bilgilendirmişti.
KIBRIS 15/05/09
Çözüm konusunda çok iyimserim
ABD'nin Eski
Kıbrıs Koordinatörü Miller
Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD) eski
Kıbrıs Koordinatörü ve eski Atina Büyükelçisi Thomas Miller,
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ''Şu an, kesinlikle 10
yıl öncesine göre çok daha iyimserim'' dedi.
Miller, BM Gazeteciler Kulübünde ''ABD'nin Birleşmiş
Milletler Derneği (United Nations Association of the United States of
America) başkanlığına seçilmesi dolayısıyla
gazetecilerle bir araya geldi.
Konuşmasında 29 yıllık diplomat olarak
geçmişinden söz ederken Kıbrıs meselesine de değinen
Miller, Annan Planı'nın taraflar arasında görüşülmesi
sırasında Türkiye-Yunanistan ve Kıbrıs'taki taraflarla
yakından çalışma imkanını bulduğunu söyledi.
Miller daha sonra, konuyla ilgili olarak A.A muhabirine
yaptığı açıklamada, adada şu an iki tarafta da yeni
liderlerin bulunmasının Kıbrıs sorunun çözümüne
yardımcı olacağını belirtti. Miller, bu çerçevede
Türkiye'de özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2003
yılında yönetime gelmesinin son derece olumlu olduğunu belirtti.
Miller, Kıbrıs sorununun çözümünde özellikle iki tarafta
da yeni liderlerin bulunmasından dolayı ''Şu an, kesinlikle 10
yıl öncesine göre çok daha iyimserim'' diye konuştu.
ABD ile BM ilişkileri
Miller, BM Gazeteciler Kulübünde
yaptığı konuşmada ise ABD'deki yeni yönetimin BM ile
ilişkilere eski yönetime göre çok daha fazla önem verdiğini, kendi
derneklerinin bu ilişkilerin daha da gelişmesi için çaba sarf
ettiğini ve özellikle Amerikan kamuoyunun BM'yi daha fazla
tanımasına yardımcı olduklarını anlattı.
Thomas Miller, BM'nin insani yardım ve barış
operasyonları konusunda ''sahada kahramanca görev
yaptığını'' ve bu durumun ABD kamuoyunda bilinmediğini
de söyledi.
ABD'nin merkezi Cenevre'de bulunan BM İnsan Hakları
Konseyi'ne seçilmesinin de olumlu gelişme olduğunu söyleyen Miller,
Obama yönetiminin çok taraflılığa önem verdiğini ve bu
politikanın olumlu sonuçlarını yakında görmeyi
beklediklerini ifade etti.
KIBRIS 15/05/09
Gloomy media not helping a solution
By Elias Hazou
LOCAL MEDIA coverage of the
Cyprus problem is too gloomy and prone to sentimentalism, government spokesman
Stefanos Stefanou asserted yesterday.
There is an inordinate emphasis on the hardships and obstacles to a
settlement, and almost no mention of the prospects for a solution, Stefanou
said in remarks during a seminar co-organized by the Cyprus Telecommunications
Authority (CyTA) and the Press and Information Office entitled: Advancements
in Technology and their use by the media in covering the Cyprus problem.
A more rational and objective approach to discussing the Cyprus issue was
needed, Stefanou said.
There is an inherent contradiction when on the one hand you stress the
negative aspects and at the same time you keep talking about the need for a
settlement. The prospects for a solution do exist, he added.
The ominous outlook should be moderated by presenting the Cyprus problem in
its true dimensions, historical, political, legal and social, proposed
Stefanou.
In a nutshell, the message coming out of the media was one of non solution
rather than for a solution. Although not attributing any foul motives to the
television networks and newspapers, Stefanou said this type of coverage does
not help towards cultivating realistic hopes for a solution.
Stefanou, who once held the position of editor for the communist mouthpiece
Neolaia [Youth], published by EDON, the youth branch of AKEL, suggested that
society had gradually grown numb hearing about the Cyprus problem on the news
without realizing its true ramifications.
Some of us have started to get accustomed to the transience of yesterday and
of today, and perhaps of today, and we have forgotten that a settlement is not
just a desire but a necessary process if we are to ensure both the present and
the future of our people.
Moreover, he hinted the media were at least partly responsible for the fact
that most Cypriots today do not grasp the meaning of a bi-zonal, bicommunal
federation.
With such a solution, we shall have a new situation post-settlement, said
Stefanou.
CYPRUS MAIL 15/05/09
Limnitis issue still up in the air
By Daniel Thomas
PRESIDENT
Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday
exchanged views on the opening of a crossing point, at Limnitis.
On his return to the Presidential Palace, Christofias said he expected an
answer from the Turkish Cypriot leader concerning the opening of Limnitis, at
their next meeting on May 21.
It was now up to Talat to clarify or confirm whether [the Turkish Cypriot
side] was still fixated on its need to transfer petrol to Kokkina, he said.
The President was referring to a previously-stated prerequisite made by the
Turkish Cypriot side, which stipulated that for the Limnitis checkpoint to be
opened, the authorities in the government-controlled areas would need to allow
the transportation of fuel through the checkpoints and on to the
Turkish-controlled enclave of Kokkina.
The enclave is situated in the north-west of the island and is surrounded on
all but its north coast by government-controlled territory.
The government has remained fervently opposed to any such agreement, fearing
that fuel could be delivered to Turkish troops situated there, which would
ignite a highly paradoxical and embarrassing situation whereby the Republic
could be seen to be facilitating the ongoing presence of occupying troops on
its own territory.
Nevertheless, Christofias refrained from going into the details of what was
actually said at the talks, merely stipulating that he, and the media, will
have to wait until the next meeting, which is scheduled for Thursday, before
any clear conclusions [on the direction of the specific negotiations] can be
drawn.
However, community leaders of the areas directly affected by the enduring
closure of the checkpoint, remain adamant in their demands that the government
act decisively to end the deadlock.
Costas Michaelides the community leader of Limnitis, reiterated his
communities position in an interview with CyBCs Radio Trito.
Our communities have been suffering [economically] for the last 45 years. It
is ultimately up to the government to make a political decision on how to open
the checkpoint
When the decision was made in March 2008 to open the Ledra
checkpoint, it should have set a precedent for other checkpoints as well. This
needs to be fulfilled, he said.
Christofias has pledged to meet with the relevant community leaders on his
return from London, which he is visiting for personal reasons. He will then
meet with Talat and other representatives of the Turkish Cypriot leadership,
where he is optimistic that developments will be made.
''I am expecting an answer next week from Mr. Talat to see if the Turkish
Cypriot side insists on the issue of the re-fuelling'', he said yesterday.
He said he had not made any concessions during the ongoing talks, as he fended
off criticism from political parties. 'The less we say, the better, he added.
During yesterdays meeting with Talat the two leaders continued discussions on
economic matters.
CYPRUS MAIL 15/05/09
Candidates register for Euro
election
By Charles Charalambous
THE OFFICIAL registration
of 47 candidates in the elections for Cyprus six seats in the European
Parliament on 6 June took place yesterday at the Nicosia Hilton.
The 47 candidates consisted of six each from AKEL, DISY, DIKO, EDEK, EVROKO and
the Greens, plus four from the Cyprus Reunification Movement (KEP), two from
the National Popular Front (ELAM) and five independents.
Interior Ministry Permanent Secretary Lazaros Savvides, who is responsible for
organising the Euro elections, said that the registration process had gone
very well, exactly as we had planned.
As election factories go, the Nicosia Hilton is definitely at the more
comfortable end of the spectrum. One of its ballrooms was the venue for civil
servants, police, TV and print journalists to wait for each of the various
party delegations and independent candidates.
When nothing much was happening, most people stood around in the refreshments
area, chatting, smoking, and drinking free coffee or freshly-squeezed orange
juice.
Every now and then, the ballroom doors would be opened with a flourish, and a
new batch of party worthies and candidates would stride in with as much
gravitas as could be mustered for the cameras. Surprisingly, Savvides seemed
genuinely pleased to see them, stepping forward to greet each party leader or
independent candidate with a vigorous handshake and a smile.
The first test faced by each candidate involved running their 1,000 fee
through the machine to check for forgeries. Then came the official signing of
the registration documents at the top table, for the benefit of the
photographers.
Each group would then move to the podium set up in front of a row of six TV
cameras, where party leaders and candidates would say their piece. Any group
member not on the podium could choose to sit to one side, in a sofa area
reminiscent of a morning TV set. Shut one eye, and you could almost expect DIKO
deputy Zacharias Koulias to start giving gardening tips.
The language used at the podium generally conformed to party stereotypes: AKEL
talked about standing up for the workers, DISY talked about being European, and
DIKO about giving battle for our motherland. One positive exception was
younger-than-average DIKO candidate Simos Angelides, who talked as if he knew
what kind of EU institution he was bidding to join. The spot-prize for most
entertaining cliché-mangling was won by DIKO candidate Antigone Papadopoulou,
who told us that after the proud no, we entered the eurozone with our sword
drawn.
MEP Marios Matsakis, who is standing as an independent after being disowned by
his former party, DIKO, told the Cyprus Mail: This is a Cypriot panagyri
[village fete]. The parties control the process, they control the media and TV,
so the challenge I face is to get my message across to the people. I dont have
the parties machinery or financial resources; therefore I will rely on the
fact that people know my track record during two terms as a deputy and five
years as an MEP.
So the stage is set. On Saturday, 6 June, roughly half a million registered
voters will have the chance to cast their vote, express their preference, or
abstain compulsory voting notwithstanding.
Around 10,000 people will be voting abroad on in one of 34 polling stations in
the UK, Greece and various other countries.
Counting of the votes and preferences indicated will begin immediately after
the polls close at 8pm. Savvides said that although the results might be
collated within hours, they will not be announced before 11pm on Sunday, 7
June.
CYPRUS MAIL 15/05/09
When is halloumi not halloumi?
By Jacqueline Theodoulou
A
LARGE amount of halloumi cheese circulating the market is made only from cows
milk, violating the legally set prototype, the House heard yesterday.
According to the prototype, halloumi should be made of ewes or goats milk, or
a mixture of both and cows milk can be added. The law states that more than 50
per cent of halloumi should be made of goat or ewe milk.
Chairman of the House Agriculture Committee, Yiannakis Thoma of AKEL, the
Committee said a decision had been taken to call for a closed meeting with all
involved bodies to get to the bottom of the matter.
The Committee had met to discuss how the situation was developing around the
registration of halloumi as a protected Cypriot product and how producers were
maintaining the legally set prototype creating the cheese with goats or
ewes milk.
It emerged that the relative quality checks were not being carried out,
resulting in the market being filled with a large quantity of halloumi made
solely from cows milk.
Speaking after the meeting, Thoma said his Committee had decided discuss the
complaints submitted by Paphos goat farmers, who claimed halloumi producers
were using cows milk, resulting in large quantities of goats milk having to
be thrown out.
The Committee found that despite the fact that there is a specific prototype
for halloumi, this is being violated because the checking mechanisms for
maintaining the prototype are inactive, he explained.
The lack of supervision has brought the situation to the point where a
supermarket is advertising halloumi that is made solely with cow milk, which
contradicts the prototypes provisions, Thoma added.
In one of the Committees next meetings we will ask the ministers of all the
relevant ministries to be present and we will ask them to specify which
services supervises the prototype, said Thoma.
He was keen to point out that the prototype checks had nothing to do with
health and safety checks, which are carried out on a regular basis by the
Health Services.
The Committees aim is to regulate the matter of prototype checks as it is
causing great conflict among milk producers, Thoma pointed out.
Regarding halloumis registration as a Cypriot product, Thoma said the matter
had stalled because of a Supreme Court order connected to an appeal by company
Albina, which is in conflict with the Agriculture Ministry over the issue.
It is to all producers best interests to find common grounds and immediately
promote halloumis registration, so we are not taken by surprise if another
country manages to establish halloumi as a product of its own, he said.
CYPRUS MAIL 15/05/09
Talat Downer'le görüştü
Birleşmiş
Milletler Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun bugün
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edildi.
Görüşmeyle ilgili
herhangi bir açıklama yapılmazken, sadece görüntü
alınmasına izin verildi.
Downerın Güney
Kıbrısta da temaslarda bulunması bekleniyor.
Alexander Downer, Pazartesi
Günü ise Ankaraya giderek, Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu ile görüşecek ardından da Atinaya giderek Yunanistan
Dışişleri Bakanlığında temaslarda bulunacak.
Downer temaslarında,
Kıbrıs konusunda gelinen süreçle ilgili görüş
alışverişinde bulunacak.
BRT
KIBRIS POSTASI 15/05/09
Talat'tan isyan
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat isyan etti. Cumhurbaşkanı Talat dünyanın bir
hak hukuk dünyası olmadığını vurguladı. Talat
çözüm isteyen tarafın Türk tarafı olmasına rağmen cezalandırılanın
da Türk tarafı olmasına isyan etti.
Talat, "çözüm isteyen
de cezalandırılan da Türk tarafı. Dünya bir hak hukuk
dünyası değil" dedi.
Türkiye Jinekoloji ve Obstetrik Derneğinin 7nci Ulusal Kongresinin
açılışına katılan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Kıbrıs müzakere sürecine ilişkin açıklamalarda
bulundu.
Son yıllarda,
Kıbrıs Türk halkının Türkiye ile birlikte
dünyanın Kıbrıslı Türklere karşı tutumunu
değiştirmesi için yeni politikalarla önemli adımlar
attığını ifade eden Talat, ancak dünya bir hak ve
haklılar dünyası değil, bunu hepimiz biliyoruz. Dünya şu an
itibarıyla bir devletler dünyası ve bu devletler dünyasında
korkunç bir kıskançlıkla bizim var olan meşru
haklarımız bastırılıyor ve geri plana itiliyor
dedi.
Kıbrıs sorununun
BM temelinde, barışçı yollardan masa başında
müzakerelerle çözüleceği konusunda anlaşmaya varıldı.
Kıbrıs Türk Halkı çözüm için elinden geleni yaptı ve
referanduma evet diyerek, dünyanın Kıbrıs Türk halkı
hakkındaki ezberini bozdu. Buna rağmen çözüm gerçekleşmedi.
Avrupalı yetkililere, bunun sorumlusu biz
olmadığımıza göre, ne kadar daha çözümsüzlüğün
kurbanı olacağız? sorusunu yönelttiğimizde, verecek cevap
bulamıyorlar diyen Talat, bunun dünyanın bir hak ve
hukuk dünyası olmadığının net bir ifadesi
olduğunu kaydetti..
Konuşmasında
müzakere sürecine de değinen Cumhurbaşkanı, yönetim ve güç
paylaşımı başlığında belli bir sonuca
varıldığını; mülkiyet konusunda ilerleme
sağlanamadığını; Avrupa Birliğiyle ilişkiler
başlığında farklılıklara rağmen ciddi
yakınlaşmalar olduğunu; ekonomi
başlığının ise henüz derinlemesine müzakere
edilmediğini anlatan Talat, ekonomi başlığının
tamamlanmasının ardından, toprak ile güvenlik ve garantiler
başlıklarının açılacağını ifade etti.
Garantiler
başlığının en önemli başlık
olacağını tahmin ettiğini söyleyen Talat, Haziran
ortasına kadar 6 başlığı tamamlayarak,
Temmuz sonu-Ağustos başına kadar, konularda biraz daha
yakınlaşma sağlayacak 2inci bir gözden geçirme
yapılacağını belirtti.
Talat, Eylül ayından
itibaren, içinde al-verin de olacağı yoğun ve sonuç
getirici müzakere safhasına geçmeyi amaçladıklarını
vurguladı.
Cumhurbaşkanı,
Türk tarafı olarak bu yılın sonuna kadar müzakereleri
tamamlamayı hedefliyoruz. Önümüzdeki yılın
başında referanduma gidecek kadar ilerleme kaydeder
ve üzerine anlaşabileceğimiz bir metin hazırlayabilirsek
büyük bir başarı elde etmiş olacağız dedi.
Talat, hepimiz 2009 sonu
itibarıyla bizi sorunun çözümüne taşıyacak süreçlere
hazır olmalıyız diye konuştu.
BRT
KIBRIS POSTASI 15/05/09
Utku Çakırözer/ Milliyet.com.tr Washington
ABDnin
Ohio
Eyaletindeki Seçim Kurulu, Ermeni
diasporasının iddialarına darbe
niteliğinde bir karar alarak ABDli parlamenter Jean Schmidtin
diasporanın önde gelen isimlerinden David Krikorian aleyhine
yaptığı suç duyurusunu esastan görüşme kararı
aldı. Amerikalı parlamenterin kendisi hakkında
suç duyurusunda bulunmasına neden olan Türkiyeden kan parası
alıyor suçlamasını önceki günkü duruşmada da yineleyen
Krikorianın davanın kabul edilmemesi yönündeki talebini reddeden
Seçim Kurulu, 13 Ağustosta konunun esastan görüşülerek
sonuçlandırılması kararını verdi.
ABD Kongresi Temsilciler Meclisinin Ohio Eyaleti İkinci Seçim Bölgesinde
4 Kasım seçimlerini kazanarak yerini koruyan Cumhuriyetçi
Parti milletvekili Jean Schmidt, ABD tarihinde bir ilke imza atarak, seçim kampanyası
sırasında soykırım iddialarını kabul
etmediği gerekçesiyle hakkında asılsız ithamlarda bulunan
Ermeni rakibi Krikorian hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Schmidt
başvurusunda, seçim kampanyası sırasında kendisinin
Türklerden soykırımı inkar için kan parası
aldığı iddiasını ileri süren Krikorian hakkında
cezai yaptırım talebinde de bulunmuştu.
Schmidtin suç duyurusuyla ilgili ön duruşma önceki gün Ohioda
yapıldı. Schmidti avukatının temsil ettiği
duruşmada hazır bulunan Krikorian Amerikalı
milletvekilinin kan parası aldığı, Türk hükümeti
tarafından desteklendiği yönündeki aynı iddiaları Seçim
Kurulu önünde de yineleyince, Kurul Ermeni siyasetçinin yaptığı
ve davanın iptalini isteyen 47 sayfalık yanıtını
reddetti. Kurulun Schmidtin talebinin 13 Ağustosta esastan
görüşülerek sonuçlandırılması yönündeki kararı Ermeni
adayın suçlu bulunması ve kınama ya da benzer bir ceza
alması olasılığını güçlendirdi.
Amerikalı milletvekili Schmidti asılsız suçlamaları
yargıya götürme konusunda ikna ederek savunmasını üstlenen sivil
toplum kuruluşu Türk Amerikan
Yasal Savunma Fonu (TALDF) yöneticisi David Saltzman önceki günkü kararı
Milliyete şöyle değerlendirdi:
Krikorianın suçduyurusunun iptali isteminin reddedilmesi ve Schmidtin
talebi doğrultusunda konunun esastan görüşülmesi kararı
alınmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Asıl kararın da
bir an önce verilmesini istiyoruz çünkü 13 Ağustosta Schmidtin
şikayetleri kabul edildiği takdirde artık hiçbir Amerikalı
siyasetçinin Ermeni diasporasının tehdit
kampanyalarından korkması için neden kalmayacak. Ermeni
diasporasının görüşlerini kabul etmeyen ya da muhalif olan
insanlar da hukuki haklarının bulunduğunu ilk kez hukuki bir
kararla görecek
Schmidt, Seçim Kuruluna yaklaşık bir ay önce yaptığı
suç duyurusu başvurusunda Ermenilerin ABD yönetimine kabul ettirmek için
büyük çaba harcadığı soykırım iddiaları konusunda
şu ifadelere yer vermişti:
Kendi tarih bilgime göre 1915de yaşanan trajik olaylara
soykırım denemez. Bu konu, tartışılmaz
değildir
Benim Kongredeki pozisyonum da her zaman bu konunun Kongrenin
bir sorunu olmadığı yönünde olmuştur.Bir Kongre üyesi
olarak hiçbir zaman bu Ermeni soykırım tasarıları konusunda
oy vermedim. Bu konunun kesin biçimde çözüme kavuşturulması için
uzmanlardan oluşan bağımsız bir uluslarası komisyon
oluşturulması fikrini destekliyorum
Tarihi gerçekler söyledikleri gibi tartışılmaz durumda da
değil. Saygın Amerikan bilim
adamları 1915de yaşanan trajik olaylar için soykırım
ifadesinin kullanılmasının uygun olup
olmadığını sorgulamakta. Bunlar arasında Princeton
Üniversitesinden ünlü tarihçi Bernard Lewis, Kaliforniya Üniversitesinden Stanford
Shaw, Louisville Üniversitesinden Justin McCarthy, Massachusets
Üniversitesinden Guenter Lewy ve Brian Williams, Princeton Üniversitesinden
Norman Itzkowitz, Boston Üniversitesinden David Fromkin, Brandeis
Üniversitesinden Avigdor Levy, Tennessee Teknik Üniversitesinden Michael
Gunter, Hunter Collegedan Pierre Oberling, George Washington
Üniversitesinden Roderic Davidson, Dış Politika Araştırma
Enstitüsünden Michael Radu ve askeri tarihçi Edward J. Erickson gibi isimler
yer alıyor. ABD dışında da birçok akademisyen Osmanlı
Ermenilerinin tarihi hakkında soykırım- karşıtı
görüşlere sahiptir
Ceza kararı bekleniyor
Kurulun dosyayı kapatmak yerine başvuruyu esastan görüşerek
karara bağlama yönündeki eğilimi, 13 Ağustosta da Kurulun
Krikorian aleyhinde karar vereceği beklentilerini güçlendirdi. Schmidt
başvurusunda Krikorianın suçlamalarının
gerçekdışı olduğunun tescil edilmesi ve yasaları ihlal
eden bu davranışları nedeniyle Komisyonun uygun
bulacağı biçimde cezai yaptırım kararı
alınmasını da istemişti.
Ermeni diasporasına hukuk dersi
Krikorian aleyhindeki davanın mimarı TALDF, son dönemde
üstlendiği ses getiren davalarla Ermeni diasporasının bir
numaralı kabusu ismi haline geldi. Diaspora Ermenilerinin sindirme ve
tehdit politikalarına karşı hem Amerikan siyasetçilerine hem de
Amerikadaki Türk toplumunun haklarını öğrenmesi ve yasal
zeminlerde araması yönünde girişimler yürütüyor. Amerikada
yaşayan Türk işadamı Yalçın Ayaslı tarafından
desteklenen TALDF iki tanınmış Amerikalı hukukçu Bruce Fein
ve David Saltzman tarafından yönetiliyor.
Ünlü tarihçi Guenter Levynin, Türkiye tarafından maaşa
bağlandığı iddiasını ileri süren bir sivil toplum
örgütü aleyhine açtığı davayı da üstlenen TALDF ayrıca
Amerikan üniversitelerinde Türk tezlerinin konuşulmasını
yasaklama yönündeki Ermeni girişimlerine karşı da kampanya
yürütüyor.
MILLIYET
16/05/09
Diyalog başlamasaydı devamlı artan bir
düşmanlık duygusu yer alacaktı
Slovakya
Dışişleri Bakanlığı, Bratislavadaki Palugyay
Sarayında, Kıbrıslı Türk ve Rum siyasileri bir araya
getirdi. Slovakya Dışişleri Bakanı Miroslav Lajcak,
himayelerinde gerçekleşen görüşmeleri övdü:
İbrahim DİRAN-(TAK)
Slovakya Dışişleri Bakanı Miroslav Lajcak,
Kıbrısta barış diyalogunun başlamasının
20nci yıldönümü münasebetiyle Slovakyada bulunan
Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk siyasi parti
temsilcileri onuruna resepsiyon verdi.
Slovakya Dışişleri
Bakanlığının Bratislavadaki Palugyay Sarayında yer
alan resepsiyona, TC Slovakya Büyükelçisi Tunç Üğdül, Slovakyada görev
yapan bazı büyükelçiler, Kıbrısta görev yapan eski Slovak
büyükelçiler, Birleşmiş Milletler temsilcisi, Avrupa Parlamentosu
Başkan Yardımcısı ve Kıbrıslı Türklerle Üst
Düzey Temas Grubu Başkanı Mechtild Rothe ve Avrupa Komisyonu
adına Genişleme Genel Direktörlüğü Kıbrıs Türk Toplumu
Çalışma Kolu Başkanı Andrew Rashbash da
katıldı.
Slovakyanın Kıbrıs Büyükelçiliğinin
himayesinde Ledra Palace Otelde rutin olarak devam eden toplantılara
katılan Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi
partilerin temsilcileri, toplantıların başlamasının
20nci yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde Slovakyada bulunuyor.
İlk toplantı, çözümsüzlüğün
doğurabileceği sonuçları görüşmek üzere
Çekoslavakyanın Kıbrıs Büyükelçisi Emil Keblusekin daveti
üzerine 16 Mayıs 1989da Pragda 5 Kıbrıslı Rum 3 de
Kıbrıslı Türk siyasi parti liderlerinin
katılımıyla gerçekleşmişti.
Önceki akşamki resepsiyonda Slovakya Dışişleri
Bakanının yanında Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum siyasi partileri temsilen de birer kişi
konuşma yaptı. Konuşmaların ardından
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi partiler
adına eski elçilere plaket sunuldu. Gecede ayrıca 20
yıllık iki toplumlu diyalogun önemli anlarının
derlendiği bir de kitap dağıtıldı.
Lajcak: Bu diyalog başlamış
olmasaydı
Slovakya Dışişleri
Bakanı Miroslav Lajcak, resepsiyonun başında
yaptığı konuşmada, Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum siyasi partilerin Kıbrıstaki Slovakya
Büyükelçiliği himayesinde başlayan görüşmelerinin 20nci
yılını doldurduğunu belirterek, Eğer bu diyalog
başlamış olmasaydı bunun yerini yeşil hattın iki
kesiminde de devamlı artan bir düşmanlık duygusu yer
alacaktı dedi.
20 yıl önce görüşmeleri başlatan
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi parti
başkanlarından bazılarının çocuklarının
resepsiyona katılmalarına da atıfta bulunan Lajcak, söz konusu
siyasi partilerin bazı başkanlarının çocuklarının
resepsiyonda yer almasının gelecek nesilde barış içerisinde
birlikte yaşama temennisinin göstergesi olduğunu kaydetti.
Siyasi parti temsilcilerinin görüşmelerin
başlamasının ardından geçen 20 yıl içerisinde
farklı yaklaşım ve atmosferlere rağmen
yılmadığını ve olumlu bir hava yakalanması için
elden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığını belirten
Lajcak, Sizi Bratislavaya davet ederken en öncelikli amacımız, tüm
sorunları diyalog yöntemi ile ortadan kaldırmak uğruna
gösterilen tüm çaba, ortaya konan güçlü irade ve dayanma gücüne
saygılarımızı sunmaktı diye konuştu.
Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu temsilcilerinin
etkinliğe katılmalarının Avrupa Birliğinin
Kıbrıs sorununa gösterdiği önemin bir göstergesi olduğunu
ifade eden Lajcak, bunun görüşme sürecine bir teşvik mesajı
anlamı taşıdığını dile getirdi.
Kendisinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban
Ki-Moon ile geçen hafta New Yorkta bir araya geldiğini anımsatan
Lajcak, görüşmede Ban ile adadaki iki toplumlu diyalogu da ele
aldıklarını, BM Genel Sekreterinin siyasi partilerin
ortaya koyduğu çalışmalara Kıbrıs sorununun çözümü
yönünde çök değer verdiğini kaydetti.
Lajcak, Kıbrısta liderler tarafından yürütülen
görüşmeleri yakından takip ettiklerini ifade ederek, Bu süreci
desteliyoruz. Bununla birlikte iki toplum arasında köprü görevi gören iki
toplumlu diyalog ve iki toplumlu güven artırıcı önlemleri de
destekliyoruz dedi. Lajcak, şöyle devam etti:
Değerli misafirler, uzlaşı sürecine
Slovakyanın sürekli desteği konusunda sizi temin etmek ve iki
tarafça kabul görebilecek bir sonuca varmak için size güçlü irade ve sabır
temenni etmek isterim.
Slovak Bakan, kapsamlı çözüm bulmak yanında siyasi partiler
arasında yer alan görüşmelere desteklerinin devam edeceğini de
söyledi.
Neofitu: Sorunları aşmak için elden geleni
yapmalı
Kıbrıslı Rum siyasi
partiler adına bir konuşma yapan Demokratik Parti Başkan
Yardımcısı Averof Neofitu ise, toplantıları düzenleyerek
Kıbrıslı insanlara yaptığı hizmetlerinden
dolayı Slovak büyükelçilerine teşekkürler etti.
Son 20 yılın Güney Kıbrısın AB
üyeliğini de içeren tarihi bazı gelişmelere şahit
olduğunu anlatan Neofitu, Tüm AB ortaklarımızla ortak ve daha
parlak bir gelecek için birlikte mücadele etme şansımız
vardır dedi.
Kıbrısta henüz sonuçlanmayan bir durumun
bulunduğunu ifade eden Neofitu, Kıbrıs sorunu çözülmedikçe,
küçük Kıbrıs adası bölünmüş kaldıkça, AB
olanaklarından tamamen yararlanılamayacaktır.
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar, birlikte,
sorunları aşmak için elden geleni yapmalı ve birleşmiş
Avrupada yer alacak Birleşik Kıbrısın
oluşmasına neden olacak bir çözüm bulmalıdır şeklinde
konuştu.
Neofitu, geçmişteki hatalardan ders alınması fakat
onlara bağlı kalınmaması gerektiğini dile getirip
Başarmak için AB ortaklarının ve Slovak
ekselanslarının yardımına ihtiyacımız olacak
dedi.
Neofitu, ayrıca, Kıbrısın yeniden
birleşmesinin kutlandığı bir toplantının
yakın bir zamanda yer alması temennisinde bulundu.
Dayıoğlu: 20 yıl daha beklemek
istemiyoruz
Kıbrıslı Türk Siyasi
partiler adına konuşan Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Dış
İlişkiler Sekreteri Sami Dayıoğlu ise, iki toplumlu
diyaloglar ve Kıbrıs sorununun çözümü için sürdürülen görüşmelere
gösterdikleri tüm çabalar için Slovakyanın mevcut ve geçmiş
Kıbrıs Büyükelçilerine teşekkür etti.
Dayıoğlu, Bazı şeyleri başardık
ancak bazılarını da henüz çözemedik ve bunlardan dersler
çıkardık.... Kıbrıs sorununun çözümü için 20 yıl daha
beklemek istemiyoruz. Yakın gelecekte birleşik bir Kıbrıs
görmeyi umut ediyorum ifadelerini kullandı.
Çözüm sürecine destek
Slovakya Dışişleri
Bakanı, Birleşmiş Milletler, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa
Komisyonu temsilcileri, Slovakyada yer alan Kıbrıslı Rum ve
Kıbrıslı Türk siyasi parti toplantısında
Kıbrıs sorununa çözüm bulma amacıyla başlatılan çözüm
sürecine destek belirtti ve siyasi partilerin
çalışmalarının bu çözüm sürecinin başarı ile
sonuçlanması için önemine vurgu yaptı.
Slovak Dışişleri Bakanlığı
binasında yer alan toplantıya Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum siyasi parti temsilcilerinin yanında Slovak
Dışişleri Bakanı Miroslav Lajcak, Avrupa Parlamentosu Başkan
Yardımcısı Mechtild Rothe, Avrupa Komisyonu adına
Genişleme Genel Direktörlüğü Kıbrıs Türk Toplumu
Çalışma Kolu Başkanı Andrew Rashbash, Kıbrıstaki
Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNFICYP) Komutanı
Amiral Mario Sanchez Debernardi ve Çek Cumhuriyetinin Güney Kıbrıs
Büyükelçisi Jan Bondy da katıldı.
Toplantıya Slovakyaya dün gelen ana muhalefet CTP Genel
Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Demokrat Parti Genel Başkanı
Serdar Denktaş ve Toplumcu Demokrasi Partisi Genel Başkanı
Mehmet Çakıcı da katıldı.
Toplantı açılışında Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyasın
video mesajları da yer aldı.
Talat: Hedef, iki kurucu
devleti içeren bir anlaşma
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
video mesajında, emsalsiz özverilerinden dolayı Slovak
Dışişleri Bakanlığı ve Büyükelçiliğine
teşekkür etti.
Kıbrıs Rum Lideri Dimitris Hristofyasla Kıbrıs
sorununa çözüm bulma hedefi ile başlattıkları görüşmelere
değinen Talat, Hedefimiz güzel adamızı iki toplumlu, iki
bölgeli, politik eşitliğe dayalı, tek uluslararası
kimliğe ve eşit statüye sahip Kıbrıs Türk Kurucu Devlet ve
Kıbrıs Rum Kurucu Devleti içeren bir anlaşma ile
birleştirmektir dedi.
Bunun rahat bir yolculuk olmayacağını
belirten Talat, Bu yıl içerisinde adil ve kalıcı bir çözüme
ulaşmak için elimden geleni yapmaya kararlıyım dedi.
İki toplumlu diyalogun çok önemli olduğunu ve desteklenip
teşvik edilmesi gerektiğini ifade eden Talat, Slovak
Büyükelçiliğinin katkılarının görüşmelere destek
olmaya devam edeceğini ümit ettiğini söyledi
Hristofyas: Çek ve Slovakların
yakınlaşma katkıları tarihe geçecek
Kıbrıs Rum Lideri Dimitris
Hristofyas da video mesajında, Kıbrıslı Rum ve
Kıbrıslı Türk siyasi partilerin toplantılarının
parti liderleri ve üyeleri arasında dostça ilişkilerin gelişmesine
önemli bir etkisi olduğunu söyledi.
Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözüldüğü ve adanın
yeniden birleştiği zaman Çek ve Slovakların yakınlaşma
ve dostluk ilişkilerinin gelişmesi için koyduğu
katkılarının tarihe geçeceğini ifade etti.
Demetris Hristofyas, katkı koyan tüm kesimlere, özelikle
Slovak Büyükelçisi Turenicovaya teşekkür etti
Lajcak: Görüşmelerin iki toplum
üyelerinin desteğine ihtiyacı var
Slovak Dışişleri Bakanı
Miroslav Lajcak toplantının başında yaptığı
konuşmada, Barış Diyalogu çerçevesinde yer alan
toplantılara katılan Kıbrıslı Rum ve
Kıbrıslı Türk siyasi parti temsilcilerini ortaya koydukları
çalışmalardan dolayı takdir ederken,
çalışmalarının kalıcı ve kabul edilebilir bir
çözüm için sürdürülen çözüm görüşmeleri için de olumlu bir mesaj ve teşvik
olduğunu kaydetti.
Lajcak, Burada bulunmanız, Kıbrıs sorunu için
taşıdığınız ilgiyi gösteriyor ve
Kıbrısta kabul edilebilir ve işlevsel bir çözümün
gerekliliğini ortaya koyuyor. Devam eden görüşmelerin iki toplum
üyelerinin desteğine ihtiyacı var dedi.
Slovakyanın devam eden görüşmeleri desteklediğini
yineleyen Lajcak, muhtemel bir çözüme Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rumların karar vereceğini,
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların üzerinde
anlaşmadığı bir çözümün kalıcı
olamayacağını da belirtti.
Slovakya gibi küçük bir ülkenin barış diyalogu gibi bir
çalışmada yer alamsının uluslararası toplumda önemli
bir rol oynayabileceğinin bir göstergesi olduğunu kaydeden Lajcak,
Slovak hükümeti adına, ihtiyacınız olduğunda her zaman
yardımcı olmaya hazır olduğumuz konusunda sizi temin etmek
isterim dedi.
Rothe: Karşılıklı anlayışın gelişmesi
için önemli bir zemin oluştu
Avrupa Parlamentosu Başkan
Yardımcısı Mechtild Rothe ise, bazı Kıbrıslı
Türk ve Kıbrıslı Rum siyasiler arasında 20 yıl önce
başlayan Barış Diyalogu için, Çok önemi bir girişimdi...
Çok şeyler başarıldı dedi.
Siyasi partilerin görüşmelerinin Karşılıklı
anlayışın gelişmesi için önemli bir zemin
oluşturduğunu kaydeden Rothe, Bu işbirliğinizin 21inci
yılı ve belki de çok önemli veya en önemli yılı olabilir
dedi.
Çözüm görüşmelerine destek olma yönünde siyasi parti
temsilcilerinin ve ABnin sorumluluğu bulunduğunu kaydeden Rothe,
Umut ederim ki birleşmiş bir Kıbrıs yakın gelecekte
AB üyesi olur dedi.
Debernardi: Liderler desteğe ihtiyaç duyacak
UNFICYP Komutanı Amiral Mario Sanchez
Debernardi ise, siyasi liderlerin iletişimini sağlamak
açısından Kıbrıstaki Slovak Büyükelçiliğinin
üstlendiği görevin önemli olduğunu ifade etti.
Kıbrıstaki iki toplumdaki siyasi liderlerin mümkün oldukça
sık bir şekilde bir araya gelerek ortak noktalar ve zıt
oldukları konularda görüşmeleri etkili iletişim
ortamının sağlanması açısından şarttır
diyen Debernardi, bu nedenle Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum siyasi partilerin toplantılarının
önemli olduğunu kaydetti.
Debernardi, siyasi parti temsilcilerinin toplantılarının
çözüm sürecinde direkt etkili olmadığını ancak iki kesimden
de insanların büyük çoğunluğunun kapsamlı çözüm yönünde
görüşünü temsil ettiğini ve güven ortamının
yaratılmasında rol oynadığını ifade etti.
BM Genel Sekreterinin sürdürülen çözüm görüşmelerine
desteğinin tam olduğunu anımsatan Debernardi, hedeflerinin
taraflara Kıbrıslı bir çözüm bulmada yardımcı olmak
olduğunu söyledi.
Yürütülen görüşmelerin iki Kıbrıslı tarafından
yürütülmekte olmasının çözüm bulunmasında en büyük teminat
olduğunu ifade eden Debernardi, son çözüm sürecinin başarı ile
sonuçlanmasında ümitlerin yüksek olduğunu da kaydetti.
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi
liderlerinin çözüm sürecine tam destek ifade ettiğini dile getiren
Debernardi, Bu bağlılık, ele alınacak bazı
konuların karmaşık olması ve zor görüşmelerin
kaçınılmaz olmasından dolayı gerekli olacaktır.
Liderler verilebilecek tüm desteğe ihtiyaç duyacak. Diyaloglarda
gösterilen yapıcı yaklaşım bu nedenle çok gereklidir dedi.
Debernardi, Slovak Dış işleri Bakanı Lajcak ve
Büyükelçi Turrenicovaya siyasi partiler arasında diyalogun, iki toplum
arasında güvenin ve anlayışın gelişmesi için ortay
koyduğu çalışmalardan dolayı teşekkürlerini iletti ve
Bakan Lajcakda plaket, Bayan Turenicovaya çerçeveli teşekkür
başarı belgesi verdi.
Rashbach: Siyasi partilerin rolü çok önemli
Avrupa Komisyonu adına Genişleme
Genel Direktörlüğü Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Kolu
Başkanı Andrew Rashbash da, iki toplumlu siyasi partiler arası
görüşmelerin 20nci yılı dolayısı ile ortaya konan
çalışmalardan dolayı Slovakya Dışişleri
Bakanı ve Lefkoşa Büyükelçisine teşekkür etti.
Avrupa Komisyonu bünyesinde adadaki çözüm sürecine destek vermek ve ada
içerisinde pratik düzenlemelerin denetlenmesi görevini yürüten bir komite
kurulduğunu anımsatan Rashbash, Avrupa Birliğinin BM
parametreleri çerçevesinde Kıbrıslı bir çözüme destek
verdiğini, iki toplum liderine çözüm sürecinde mümkün olan tüm
desteği vermeye devam edeceklerini kaydetti.
Rashbash, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı
Türk siyasi partilerin başarılı bir çözüm süreci için gerekli
olan atmosferin oluşturmasında rolünün çok önemli olduğunu ifade
etti.
Bondy: Kıbrısta bir evliliği
yakın
zamanda görmeyi çok istiyorum
Çek Cumhuriyetinin Lefkoşa Büyükelçisi
Jan Bondy ise, siyasi partilerin 20 yıldır görüşme
yaptığını ancak bunun sonucunda halen toplantılar
yapıldığına göre kutlama gerektirecek bir durum
bulunmadığını kaydetti.
Kıbrısta bir evliliği yakın zamanda görmeyi
çok istiyorum...Ancak önünüzde ne denli zor bir yol olduğunu da biliyorum
diyen Bondy, Kıbrısta zekice hazırlanan bir evlilik
gerektiğini ifade etti.
Slovak ve Çek halkı için AB içerisinde hayatın pratik ve
işlevsel olduğunu belirten Bondy, Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rumlar için esin kaynağı, mesajı yeniden
birleşme ve AB üyesi olmak diye konuştu.
Toplantıya katılanlar
Slovak Dışişleri
Bakanlığı Kongre Salonunda yer alan toplantıya Cumhuriyetçi
Türk Partisinden Genel Başkan Ferdi Sabit Soyer ile Unal Fındık
ve Kutlay Erk, Demokrat Partiden Genel Başkan Serdar Denktaş ve
Bengü Şonya, Toplumcu Demokrasi Partisinden Genel Başkan Mehmet
Çakıcı ile Sami Dayıoğlu ve Mehmet Harmancı, Yeni
Kıbrıs Partisinden Murat Kanatlı ile Halil Paşa ve Emir
Taşçıoğlu, Kıbrıs Sosyalist Partisinden Mehmet Birinci,
Birleşik Kıbrıs Partisinden Genel Başkan İzzet
İzcan ile Abdullah Korkmazhan ve Zeki Beşiktepeli katıldı.
Güney Kıbrıstan toplantıya ADIK, AKEL, Ekologlar
ve Çevreciler Hareketi, DIKO, EDİ, DISI, EDEK ve EPALKSİ başkan
veya temsilcileri katıldı.
KIBRIS 16/05/09
Talat-Downer görüşmesi sessiz sedasız
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Aleksander Downeri kabul etti.
Cumhurbaşkanlığında
saat 17.00de başlayan görüşme öncesinde basına görüntü alma fırsatı
verildi ancak açıklama yapılmadı.
Görüşmede Cumhurbaşkanı Talata Müsteşarı
Hasan Sarıca, Özel Temsilcisi Özdil Nami ve 1. Sekreter Mehmet Dana;
Downere ise BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM
Misyon Şefi Taye Brook Zerihoun ve diğer BM görevlileri eşlik
etti.
Kıbrısa dün gelen BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, gelecek
perşembe yapılacak Talat-Hristofyas görüşmesine de
katılacak.
Downer, Kıbrıstaki temaslarının ardından
Ankara ve Atinada da temaslarda bulunacak.
KIBRIS 16/05/09
Christofias having medical tests in
the UK
By Alexia Saoulli
THE GOVERNMENT yesterday
played down rumours President Demetris Christofias was in London for anything
other than a simple medical examination.
Despite press reports that Christofias was due to have microsurgery to open a
blood vessel, government spokesman Stefanos Stefanou said the president was in
the UK for medical tests and would be back on Sunday.
Stefanou refused to divulge any further information regarding the nature of the
visit.
It is a personal matter, the president said he is going abroad for tests, full
stop, he said.
If the president wishes to say anything else on the matter he will do so. He
has already made statements about his trip.
On Thursday, following his visit with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat,
told newsmen he was going to London for personal reasons. His comment was
made following questions regarding when he would meet with the community
leaders of Astromeritis and Pyrgos as part of the ongoing negotiations to open
the checkpoint at Limnitis in the Tylliria region of the Nicosia district.
If you want, Im going to have a test (medical) and when I return I promise to
meet the community leaders, he said.
In spite of the presidents seemingly innocent comment, Sigma television
reported that Thursdays talks had almost been postponed because of
Christofias ill health.
The private news channel said the president had experienced sharp pain in his
right hand caused by osteoarthritis on Wednesday night. In order to attend the
talks he had to go to a private clinic for medication, said Sigma.
The president allegedly insisted on attending the meeting so as not provoke
speculation regarding his health. He later made the comment regarding his
private trip to London, the second in two weeks.
Nevertheless observers said the president had looked a little unwell during
his meeting with Talat on Thursday and that he had not been wearing a tie.
He also appears to have lost some weight, one onlooker said.
Sigma said Christofias microsurgery had nothing to do with his heart and that
he was not expected to be admitted to hospital following the minor procedure.
CYPRUS MAIL 16/05/09
Unique building in north of Nicosia wins cultural prize
THE EU-FUNDED project
Study, Assessment and Design for the Structural and
Architectural Restoration of the Bedestan, formerly St. Nicholas Church is
one of the 28 selected winners of the EU Prize for Cultural Heritage/Europa
Nostra Awards.
The Bedestan, formerly St. Nicholas Church, located in the
northern part of Nicosia, is a uniquely important building, born as a
religious complex and later used as a covered market place.
Through the centuries, successive collapses and ruins were partially offset by
consolidation works.
The study carried out consisted of different phases aimed at the monument's
consolidation, its conservative restoration, re-insertion and proposed re-use
for cultural activities to support the revitalisation of the historic centre of
Nicosia.
The study for the restoration is financed by the EU within the wider framework
of the Rehabilitation of Old Nicosia and implemented by the United
Nations Development Programme Partnership for the Future
(UNDP-PFF).
The Awards scheme is dedicated service to heritage conservation. Organised
jointly by the European Commission and Europa Nostra, the pan-European
Federation for Cultural Heritage, it celebrates outstanding initiatives within
the European cultural heritage sector and highlights exceptional restoration
and conservation, research and education achievements.
Seven Grand Prize winners, chosen as the most outstanding heritage achievements
from among the 28 selected winners, will be announced at the awards ceremony.
These winners have been selected amongst a group of nearly 140 projects from 24
countries.
Presenting the awards will be Mr Ján Figel, the European Commissioner
responsible for Education, Training, Culture and Youth, and Her Royal Highness
The Infanta Doña Pilar de Borbón, President of Europa Nostra.
Each of the winners will receive a commemorative plaque to be placed
outside the building to serve as a reminder of the impressive and noteworthy
efforts to preserve Europes built heritage.
The 7th Annual European Heritage Awards Ceremony will take place in the Teatro
Antico of Taormina, Sicily on June 5 2009.
CYPRUS MAIL 16/05/09
Türkiye'den Orams
açıklaması
Türkiye
Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Orams
davasında görüldüğü üzere, bazı ferdi mahkeme kararlarıyla
Kıbrıs'taki çözüm sürecine zarar verilmeye
çalışılmasının kabul edilemez olduğunu bildirdi.
Bakanlık, 29 Nisan
tarihli açıklamasında, Avrupa Birliği Adalet Divanı
tarafından 28 Nisanda alınan Orams davasına ilişkin
kararın müzakere sürecinde belirlenmiş parametrelere, kurulacak yeni
ortaklığın doğasına, dolayısıyla adada bir
yılı aşkın süredir sürdürülmekte olan müzakere sürecine
aykırı olduğunu vurguladığını
anımsattı.
TC Dışişleri
Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada,
Orams kararında atıfta bulunulan "Kıbrıs
Cumhuriyetinin" 1960 yılında kurulan Ortaklık Devleti olmadığı
ve Kıbrıs Rumlarının, Kıbrıs Türklerini veya
adanın tamamını temsil etmeye yetkili olmadığı
gibi, eşit siyasi statüye sahip Kıbrıs Türklerinin üzerinde
yetki veya egemenlikleri bulunmadığı vurgulandı.
"Yargı
kararlarıyla 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Türklerine
dayatılması çabalarının sonuç doğurmayacağı
aşikardır" denilen açıklamada, Türkiye'nin Kıbrıs
sorununa siyasi çözüm bulunması kararlılığını
muhafaza ettiği, adil ve kalıcı çözümün bölgenin barış
ve istikrarına önemli katkılar sağlayacağına
inandığı belirtildi.
Bu bağlamda
Türkiye'nin BM Genel Sekreterinin yerleşik BM parametreleri uyarınca
yeni bir Ortaklık Devleti kurulmasını hedefleyen
çabalarını desteklemeyi sürdüreceği kaydedilerek, şöyle
denildi:
"Kapsamlı çözüm çerçevesinde ortaya çıkacak yeni Ortaklık
Devleti siyasi eşitliği ve eşit statüyü haiz iki kurucu devlete
sahip olacaktır. Kapsamlı Çözüm Anlaşması, Türkiye ve
Yunanistan'ın da katılımıyla ilgili taraflar arasında
imzalanacaktır.
Son olarak Orams
davasında görüldüğü üzere, bazı ferdi mahkeme kararlarıyla
bu sürece zarar verilmeye çalışılması kabul edilemez. Çözüm
BM parametreleri ve zemininde sağlanacaktır."
AA
KIBRIS POSTASI 16/05/09
Doğrudan
uçuş davası
KTHY ve CTA
Holidays Limitedin İngiliz Ulaştırma
Bakanlığına karşı başlatacağı dava,
2007 yılı Nisan ayında açılmıştı.
Kıbrıs Türk Hava Yolları ve İngilteredeki Tur Operatörü
olan CTA Holidays Limitedin, KKTCye direkt uçuşların
başlatılması için İngiliz Ulaştırma
Bakanlığı aleyhine açtığı davanın
görüşülmesine, Pazartesi günü Londrada başlanıyor.
Londradaki
High Courtda (Yüksek İdari Mahkemede) başlayacak davanın bir
hafta sürmesi bekleniyor. Duruşma süresince davalı ve
davacının şahitleri ile avukatların dinleneceği
belirtiliyor.
KTHY
yetkililerinin de şahit olarak dinleneceği duruşmanın
kararının ise birkaç ay içinde çıkacağı tahmin
ediliyor.
KTHY
duruşmanın başlamasıyla ilgili bir basın
açıklaması yayınlayarak, direkt uçuşların
başlaması için açılan davanın nedenlerini de
sıraladı. Basın bildirisi, İngiltereden direkt
uçuşların başlatılması için 23 Kasım 2006 tarihli
bir mektupla İngiltere Ulaştırma Bakanlığına
başvurarak resmi talepte bulunduğunu belirtti.
Bakanlığın 20 Şubat 2007 tarihli bir mektupla bu talebi
geri çevirdiğini belirten basın duyurusu, KTHYnın
Ulaştırma Bakanlığına bu kararını yeniden
gözden geçirmesi yönünde 22 Mart 2007 tarihinde yeni bir başvuruda
bulunduğunu da kaydetti.
Bakanlığın
bu talebe yeniden olumsuz yanıt vermesi üzerine KTHYnın hukuki
açıdan hakkını aramak için konuyu mahkemeye intikal ettirme
kararı aldığını belirten basın bildirisi, CTA ile
CTA Holisays Limited tarafından İngiltere Ulaştırma
Bakanlığı aleyhine 2007 Nisan ayında İngiliz
mahkemelerinde bir dava açıldı dedi.
İNDİREKT
UÇUŞLAR HAKSIZ KISITLAMA GETİRİYOR
KTHYnın
basın açıklamasında, direkt olmayan , Türkiye üzerinden
yapılan KTHY uçuşlarının dezavantajları şöyle
sıralandı;
Yolculara
ve ticari kuruluşlara haksız yerde kısıtlama getirilmektek,
uçuş mesafesini uzatmakta, böylece seyahat saati artmakta ve uçuş
saatinin artması ile yakıt, ekip masrafları, ara noktalardaki
diğer giderlerin artmasına filodaki uçakların verimli
kullanılamamasına sebeb olmakta, karbon emisyonunun artmasına
neden olmakta ve yolcularda gözlenen DVT (emboli atımı) gibi
sağlık hadiselerine karşı önlem alınmasını
zorlamaktadır.
İNGİLTERENİN
5 NOKTASINDAN ERCAN
KTHYnin en önemli destinasyonu olan İngilterenin 5 noktasından
Ercana uçuş yapılıyor. Bunlar, Heathrow, Stanstead, Gatwick,
Manchester, Birmingham. Geçtiğimiz yıl İngiltereden tek yön 120
bin yolcuyu Türkiye üzerinden Ercana taşıyan KTHY, yüksek sezonda
haftada 20den fazla seferle bu ülkeden KKTCye uçuyor. Sadece geçen yıl
gidiş-dönüş 240 bin yolcuyu İngiltereden KKTCye götüren
KTHYnin, yurt dışında en ağırlıklı
noktası İngiltere.
Davadan
sonra verilecek karar KTHYnin lehine çıkacak olursa, sezon içinde
olunmasına rağmen bazı seferlerin
değiştirilebileceği ve direkt uçuşların
başlayabileceği belirtildi.
starkıbrıs
KIBRIS POSTASI 16/05/09
NTV
17
Mayıs. 2009 Pazar
LONDRA -
"Kıbrıs'ta, Türk ve Rumlardan oluşan tek bir halk
vardır ve bu iki toplum, Ada'nın egemenlik haklarına
sahiptir" diyen Rum lider, Federal Birleşik Kıbrıs
Cumhuriyeti'nde, tüm yönetim gücününün bölüşülmesi gerektiğini
belirtti.
Rum lider, emlak konusu
sonuçlanmadan, çözümün olmayacağının altını çizdi.
Türkiye'nin, Avrupa
Birliği üyelik sürecine de değinen Hristofyas, "Ankara Protokolü
uygulanmalı ve Kıbrıs'a verilen söz yerine getirilmeli"
dedi.
Rum lider, "Türkiye
hem birliğe üye olmak istiyor hem de üye bir ülkeyi tanımıyor.
Karşılıklı anlayış diyorlar. Hangi
anlayıştan bahsediyorlar" ifadesini kullandı.
Rum'a Patates
isyanı
Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde Güney
Kıbrısa patates satan Kıbrıs Türk firması, son
günlerde inanılmaz engellerle karşılaşmaya
başladı. Güneyde yapılan anti-propaganda nedeniyle satış
yapmakta zorlanan firma, ilgili tüm kesimlere müdahale çağrısı
yapıyor.
KIBRISa konuşan
Kıbrıslı Türk işadamı Ünsal Özbilenler, geçen yıl
güneye 4 bin ton patates satıldığı yönündeki
açıklamalardan sonra, bazı fanatik Rum işadamları,
milletvekili ve kilisenin ortak kampanya başlatarak, kuzeyden giden
patatesle ilgili gerçeği yansıtmayan iddialarda
bulunduklarını ve ürünleri kötülemeye
çalıştıklarını söyledi.
Patates satın almak
isteyen Kıbrıslı Rum işadamlarına baskı
yapıldığını anlatan Özbilenler,
Kıbrıslı Türklerin ürünlerini alan Rum
işadamlarının tehdit edildiğini ve engellenmek
istendiğini ifade etti.
Son günlerde,
sınırdan mal geçirirken Rum gümrükçülerin, Avrupa Birliği
tarafından görevlendirilmiş tarım uzmanlarının
patatesler için verdiği Ürün Sağlık Belgesi üzerinde tahrifat
yapmaya başlamasıyla birlikte sıkıntıların
arttığını anlatan Özbilenler, bu sorunların
işleri zorlaştırmak ve ticaret yapmak isteyen Türk
tüccarları bezdirmek amacıyla
çıkarıldığını söyledi.
Kıbrıslı
Türklerin başarısını istemiyorlar
Ünsal Özbilenler, Güneydeki Rum işadamlarının Kuzeyden mal
almaya çekindiklerini bunun üzerine Güney Kıbrısta bir şirket
kurarak, Türk ürünlerinin satışını o şirketten yapmaya
başladığını ve oldukça başarılı
olduğunu söyledi.
İş hacmi giderek
büyürken, Kıbrıs Türk Ticaret Odasının ve Toprak Ürünleri
Kurumunun Güneye 4 bin ton patates satıldığı yönünde
açıklama yaptığını anımsatan Özbilenler, Avrupa
Birliği ofisinden kişilerin de güneye bu konuda bilgi
aktardığını ve bu açıklamalardan sonra
satışların olumsuz etkilenmeye
başladığını anlattı.
Güneyde özel sektörde
çalışanların bilmediği bu rakamların bu şekilde
ortaya çıkışının ardından bazı fanatik Rum
iş adamlarının ve kilisenin Türk işadamlarının başarılarından
rahatsız olduğunu söyleyen Özbilenler, Kıbrıslı
Türklerin güneyde başarılı işler yapmasını
hazmedemediler dedi.
2009 yılının
ürününün geçen yıldan daha çok olacağını bilen bu
çevrelerin paniklediğini ve Türk ürünlerine iftira atmaya
başladıklarını anlatan Özbilenler, özellikle bir
DİSİ milletvekilinin ortaya Türkiye patatesi iddiasını
atarak, Fileleftheros gazetesi aracılığıyla karalama
kampanyası yürüttüğünü anlattı.
Özbilenler, Türkiyeden
patates getirerek sahte evraklarla güneye satıldığı
şeklinde iddialar ortaya atıldığını belirterek
şöyle konuştu:
Kıbrısta
üretilen cinste patates, Türkiyede üretilmiyor. Türkiye ile aynı mevsimde
ürün çıkmıyor. Türkiyede ürün daha geç çıkıyor.
Türkiyenin toprağı kırmızı değil siyah renk.
Patates hastalık taşıyabilen bir ürün olduğundan 5
yıldan beri Avrupa Birliğinden gelen tarım uzmanları
tarafından tohum aşamasından satış aşamasına
kadar kontrol ediliyor. Bugüne kadar hastalık tespit edilmedi ve bu konuya
da her yıl özen gösteriyoruz. Tohumun da özellikle bu yılki ürünün
yarısı Güney üzerinden Kuzey Kıbrısa geliyor. Bunu da hem
Avrupalı hem de Güneydeki yetkililer biliyor.
Rum tüccarlar tehdit ediliyor
Kıbrıslı Türklerle ticaret yapan Rum tüccarların da tehdit
edildiğini kaydeden Özbilenler, özellikle Türklerden patates almak
isteyenlerin çeşitli yollarla engellenmeye
çalışıldığını ifade etti.
Anti propagandalardan yüzde
50 oranında etkilendiklerini söyleyen Özbilenler,
satışlarımızı, geçen yıla oranla ikiye
katlamayı hedefliyorduk, ama bunu engelliyorlar dedi.
Rum Ticaret Odası ve
Kıbrıs Türk Ticaret Odası yetkililerinin her fırsatta
Yeşil Hat Tüzüğünün geliştirilmesi için çaba gösterecekleri
yönünde açıklama yaptıklarını anımsatan Özbilenler,
gerçekte hiçbir çaba gösterilmediğini belirtti. Özbilenler şöyle
dedi:
Özellikle son 4
haftadır Rum medyasında çıkan ve ticareti olumsuz etkileyen haberler
karşısında ne Rum Ticaret Odası, ne Türk Ticaret
Odası, yetkilileri ne de Avrupa Birliği birimlerinden hiç kimse
konuyla ilgili açıklama yapmadı. Bu işten ticari zarar görecek
Türk işadamlarıyla iletişim kurulmadı. Ben Rum Sanayi ve
Ticaret Odası ve Kıbrıs Türk Ticaret Odasıyla da temasa
geçmeye çalıştım, her ikisi de yanıt vermedi. Görevlerini
yapmıyorlar. Ticaret Odası Başkanını istifaya
çağırıyorum.
Belgelerle oynamak
istiyorlar
Rum hükümeti ve Rum Ticaret Odasından baskı gördüklerini kaydeden
Özbilenler, ticaret yaparken kullanılan belgeler üzerinde oynama
yapılmak istendiğini söyledi.
Rum Tarım
Bakanlığı yetkilisi gümrükte otorite kendisiymiş gibi üç
yıldan beridir kullandığımız belgeler üzerine ek
yapmak istiyor diyen Özbilenler, sınır kapısında
gümrüğün otorite olduğunu kaydetti.
Mal ihracı
sırasında, Avrupa Birliğinden görevlendirilmiş tarım
uzmanlarının vermiş olduğu Ürün Sağlık Belgesi
üzerine ek yapmak istendiğini kaydeden Özbilenler, Rum yetkililer,
ürününün kime satılacağının belgelerde yer
almasını şart koşmaya başladı dedi. Özbilenler
şöyle konuştu:
Malı, Güneyde
satacağımız kişinin belgeye eklenmesini istiyorlar. Bunun
altında yatan neden ürünün kime satılacağını
öğrenmek ve ona ürünü almayın baskısı yapmak. Geçen
yıl benim ürün sattığım kişilere ürünü almaları
için baskı yaptılar. Bunların yarısı ürünü almaktan
vazgeçti.
Ürünü bekleterek
zarar görmesini istiyorlar
Gümrükte çıkarılan sorunların bir başka nedeninin daha
olduğunu söyleyen Özbilenler, Türk tüccarlara zorluk çıkararak
ticaret yapmaktan vazgeçirmek istiyorlar dedi. Gümrükte yaşanan
sıkıntıları gidermeye çalışırken ürünlerin
bekletildiğini kaydeden Özbilenler, sıcaklığın 30
dereceye çıktığı zamanlarda, ürünün bekletildiği
takdirde bozulacağını, amacın da bu olduğunu söyledi.
Rum tarım
uzmanlarının, kendilerine düşmeyen iş yaparak sorun
çıkardığını anlatan Özbilenler, amacın, Türk
ürünlerinin Güneye geçmesini engellemek olduğunu ifade etti.
Özbilenler, Rum
tüccarların, Kıbrıslı Türklerin ürünlerini almamaları
için Rum hükümetinden, siyasi partilerden ve üretici birliklerinden baskı
gördüklerini de iddia etti.
KDVler ödenmedi
Güneye birçok ürün gönderildiğini anlatan Özbilenler, KKTCnin sadece
patates satışından ihracat masrafı
aldığını söyleyerek, ihraç yaptıktan sonra en geç bir
hafta içinde tüccarın KDV iadesi alması gerektiğini belirtti.
Özbilenler, geçmiş hükümet 2007 yılından beri birikmiş
olan KDVleri hala ödemedi. Biz peşin ödeyerek devletten malı alıyoruz.
Ancak 2007den beri KDVleri alamadık. Bundan dolayı mağduruz
dedi.
Kıbrıs Gazetesi(Gözde Süreç)
KIBRIS
POSTASI 17/05/09
Hristofyas:
Çözümden sonra Türkleri asimile edeceğiz
Kıbrıs
sorununa nihai çözüm bulmak amacıyla KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talatla müzakerelere devam eden Kıbrıs Rum Yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas, şok bir itirafta bulundu ve Çözümden sonra Türk
tarafını adım adım asimile edeceğiz dedi.
Hristofyas, Bu konuda
Avrupa Birliği (AB) ile de özel bir protokol
imzaladıklarını iddia etti.
Katar Tribune gazetesine konuşan Hristofyas, KKTCde yaşayan Türkiye
kökenlilerle ilgili olarak bir soruyu cevaplarken, Çözüm sonrasında,
ABye üyelik çerçevesinde imzaladığımız özel protokolde,
birleşik cumhuriyet ve ABnin işgal altındaki bölgeyi
adım adım asimile etme yönünde gerekli önlemleri alacağız
dedi.
KKTCde yaşayan
Türkiyelilerin Kıbrıs vatandaşı olmasını kabul
etmeyeceklerini söyleyen Hristofyas, Kuzey Kıbrısta 160 bin
Türkiyeli KKTC vatandaşı olduğunu ve Kıbrıslı
Türklerin bu rakamın yarısına tekabül ettiğini ileri sürdü.
Türkiyenin ABye üyelik sürecini de desteklediklerini ifade eden Hristofyas,
çözüme en büyük engel, milliyetçi çevreler ve ordu. AByi isteyen Erdoğan
gibi liderler bu sürece yardımcı olur dedi. Talat ve kendisinin
Birleşik Kıbrıs vizyonunu sürdürdüğünü iddia eden
Hristofyas, Sorunun kendileri döneminde çözülmezse, asla çözülmeyeceği
iddiasında da bulundu.
Milliyet
KIBRIS
POSTASI 17/05/09
AA
Güncelleme: 11:48 TSİ 18 Mayıs. 2009
Pazartesi
LEFKOŞA - KKTC'de 19
Nisan'da yapılan erken genel seçimlerden 26 milletvekiliyle birinci
çıkan ve tek başına hükümet kuran, Derviş Eroğlu
başkanlığındaki Ulusal Birlik Partisi (UBP) hükümeti,
Cumhuriyet Meclisi'nden güvenoyu aldı.
Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Hasan Bozer başkanlığında toplanan
mecliste 22. hükümetin güven oylaması yapıldı.
Oylama sonucu, 23 ret
oyuna karşı 26 kabul oyu alan Derviş Eroğlu
başkanlığındaki kabine güvenoyu aldı. Oylamaya CTP
milletvekili Özdil Nami katılamadı.
Açık oylamada,
muhalefet partileri Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Demokrat Parti (DP),
Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) ile Özgürlük ve Reform Partisi
milletvekilleri, hükümete "ret" oyu verdi.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, genel seçimlerin ardından UBP
Genel Başkanı Derviş Eroğlu'na hükümeti kurma görevi
vermiş, Eroğlu yeni kabineyi açıklamış ve hükümet
programı geçen pazartesi günü mecliste okunmuştu. Hükümet
programı üzerindeki görüşmeler ise perşembe, cuma ve cumartesi
günleri yapılmıştı.
50 sandalyeli Cumhuriyet
Meclisi'nde UBP 26, CTP 15, DP 5, TDP 2, ÖRP 2 milletvekiline sahip.
EROĞLU:
ŞİMDİ İCRAAT ZAMANI
Derviş Eroğlu, hükümet mecliste güvenoyu aldıktan sonra
yaptığı konuşmada, kendilerine oy veren ve vermeyen herkese
teşekkür etti. Sorunları aşmak için iktidara talip
olduklarını ve elden gelen uğraşı vereceklerini ifade
eden Eroğlu, "Halkımızın verdiği desteğe
layık olmaya çalışacağız" dedi.
Meclis çatısı
altında, yasa tasarıları, gündem dışı
konuşmalar ve araştırmalarda birlik ve beraberliğin ortaya
çıkmasını, samimi eleştiri yapılmasını
istediklerini ve eleştirilere açık olduklarını ifade eden
Eroğlu, her türlü eleştiriden faydalanma uğraşı içinde
olacaklarını kaydetti.
Amaçlarının,
KKTC halkının mutluluğu ve refahı olduğunu belirten
Eroğlu, "Güvenoyunu almış bulunmaktayız. Güvenoyu
almakla olayın bitmediğinin de bilinci içerisindeyiz. Şimdi
icraat zamanıdır. UBP iktidarı en iyi şekilde yasalara ve
anayasaya bağlı olarak icraatlarını yapma gayreti
içerisinde olacaktır" diye konuştu.
Başbakan
Eroğlu'nun teşekkür konuşmasının ardından
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu bugünkü toplantısını
tamamladı.
18.05.2009 CNN TURK
Kuzey
Türk Hava Yolları'nın (KTHY) İngiltere'de Ulaştırma Bakanlığı
aleyhine Yüksek Mahkeme nezdinde açtığı davanın
duruşmaları Londra'da başladı.
KTHY'nin iki İngiliz avukat ve bilirkişi olarak çalışan bir
profesörle temsil edildiği davaya Rumlar da üçüncü taraf olarak
katılıyor. KTHY'nin hukuk ekibinde, KKTC'den gelen avukatlar da yer
alıyor.
İlk duruşmada savunma yapan KTHY'nin avukatları, KKTC'nin 35
yıldır adanın kuzeyinde egemen olduğuna ve Chicago
Konvansiyonu'na göre bölgedeki egemenliğinin KKTC'ye havaalanları
konusunda söz sahibi olma hakkı verdiğine işaret etti.
KKTC Londra temsilcisi Kemal Köprülü ve KTHY Londra Müdür Vekili Kemal
Kuyucuoğlu'nun da bizzat katıldığı duruşmada KTHY
avukatları, İngiltere'nin Ercan'a direkt uçuşlara izin vererek
çözüm sürecinde birleştirici bir yol izlemiş olacağını
belirtti.
Böylece izolasyonların kalkmasına da destek verileceğine
işaret eden avukatlar, "Adadaki ekonomik gelişme
desteklenmiş ve halk yararına adım atılmış
olacak" görüşünü dile getirdi.
İngiltere hükümetinin Ercan'a direkt uçuşa izin vermesi halinde uluslararası
hukukun çiğnenmiş olacağına dair Rumların
görüşünün gerçeği yansıtmadığını ifade eden
avukatlar, izolasyon ve ambargoların kaldırılmasının
KKTC'nin tanınması anlamına gelmeyeceğini, KKTC'nin
egemenliği ve egemenlik sahası içindeki havaalanlarının kullanımına
karar verme hakkının tanınmasıyla devletin
tanınması arasında fark bulunduğunu kaydetti.
Avukatlar, KKTC'de 260 bin kişinin yaşadığını ve
her yıl İngiltere'den Ercan'a 100 binin üzerinde yolcunun
uçtuğunu hatırlatarak, İngiltere'den kalkan KTHY
uçaklarının Türkiye'de iniş-kalkış yapmak zorunda
olduklarına dikkati çekti.
Duruşmaların Perşembe gününe kadar sürmesi bekleniyor. Taraflar
görüş ve savunmalarını Perşembe gününe kadar Yüksek Mahkeme
hakimine iletecek. İngiltere Ulaştırma Bakanlığı
avukatları ve Rum tarafının avukatları da
sunumlarını Çarşamba ve Perşembe günü yapacaklar.
Davanın görülmesinden sonra kararın açıklanmasının 2
ile 3 ay arasında zaman alması bekleniyor.
18.05.2009 CNN TURK
BM
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer'la yapılan görüşmede, Kıbrıs'ta sürdürülen
kapsamlı müzakerelerde varılan son durum hakkında görüş
alışverişinde bulunulduğu bildirildi.
Edinilen bilgiye göre, Downer'ın Ankara temasları çerçevesinde
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi
Ertuğrul Apakan'la yaptığı görüşmeler,
"yararlı ve yapıcı bir ortamda" gerçekleşti.
BM yetkilisi, bu gece Ankara'dan ayrılarak Atina'ya gidecek ve yarın
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle bir
araya gelecek
Ayağından ameliyat olmak için
gittiği İngilterede Türklerin ve Rumların yoğun olarak
yaşadıkları Palmers Green bölgesindeki Rum Halk
Merkezi′nde Kıbrıslı Türklere ait çeşitli dernek ve sivil
toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelen Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas,
Kıbrıs′ta müzakerelerin temelinin oturtulduğunu,
birleşik Kıbrıs′ı bu temel üzerine oturtmak için
yapılacak daha pek çok şey olduğunu belirtti.
Sorunun çözümü için görüşülecek emlak, hükümetin kurulması, AB
konuları gibi pek çok meselenin bulunduğuna dikkat çeken Hristofyas,
1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş′ın döneminde
Rumların emlakına el konulduğunu, bu emlakın Türklere
verildiğini, çözümden önce bu konudaki sorunların mutlaka
aşılması gerektiğini savundu.
"Bu olmadan çözüm istikrarlı olmaz, zaten bu çözüm de olmaz"
diyen Hristofyas, Orams davasına da atıfta bulundu ve sorunun
çözümünde insan hakları ile uluslararası ve Avrupa
anlaşmalarının göz önünde tutulması gerektiğini
söyledi.
Müzakere masasına son derece mantıklı ve pratik çözüm önerileri
götürdüğünü de belirten Hristofyas, ′′Kıbrısta Türk
ve Rumlardan oluşan tek bir halk vardır ve bu iki toplum adanın
egemenlik haklarına sahiptir. Biz Federal Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti′nde
tüm yönetim gücünü bölüşmeliyiz′′ dedi.
1960 Anayasası′nın tek bir devlet
yarattığını da hatırlatan Hristofyas, iki halkın
yıllarca birlikte barış içinde yan yana
yaşadıklarını ancak daha sonra faşist ve cunta
müdahaleleriyle bu hale geldiklerini savundu.
GÖÇMENLER
Makarios′un iki toplumlu iki bölgeli federal devlet ilanında cesur
davranıp tarihi bir karar alamadığını da savunan
Hristofyas, Türkiyeden KKTC′ye gelen göçmenlerle ilgili konulara da
değindi. Kıbrıslı Türklerin sadece Kıbrıs
kökenliler olduğunu, Türkiyeden gelen 160 bin göçmenin Kıbrıs
vatandaşı olamayacağını öne süren Hristofyas,
"Biz Kıbrıslılar birbirimizi yabancılardan daha iyi anlarız"
derken, bu sorunun da çözüm beklediğine işaret etti.
Hristofyas, iki tarafın, iki toplumlu iki bölgeli federal devlet konusunda
değişik anlayışa sahip olduklarını da
belirtirken, aslında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ortak
bir geçmişten geldiklerini hatırlattı ve bugünkü
pozisyonlarının da benzeştiğini söyledi. Hristofyas
aslında gündeme alınan iki toplumlu iki bölgeli federal devlet
tanımında da Mehmet Ali Talat ile şahsen ben-zeri bir
anlayış içinde bulunduklarını söyledi.
Hristofyas federal devlet değerlendirmesiyle karşı
karşıya kalacaklarını ve bu çerçevede parlamento, merkezi
hükümet organları, senato gibi konularda yapılacak
paylaşımı da görüşeceklerini de hatırlatırken,
çözümün iki ayrı devlet değil, birleşik Kıbrıs
olduğunu yineledi.
Talat′ın bu konulardaki farklı görüşlerinin Türkiye
Cumhuriyeti Milli Güvenlik Kurulu′nun etkisiyle ortaya
çıktığını savunan Hristofyas, Talat′ın
pozisyonunun fe-derasyondan ziyade konfederasyon koktuğunu öne sürdü.
CESARET GEREK
Hristofyas bunun yapılabilmesi için herkesin dürüstçe masaya gelip,
yeterli cesareti göstermesi gerektiğini vurguladı.
"Türklerin pozisyonunu da anlıyorum" diyen Hristofyas, "ama
ihtiyacımız olan dürüst olarak masada aynı hedef için
uğraşmak. Bu hedef de adanın yeniden birleşmesi ve
geçmişin olaylarını ve acı deneyimlerini geride
bırakmaktır" ifadesini kullandı.
Her iki toplumun ortak menfaatleri için parlak bir geleceğe bakması
ve bunu garantör devletlerden uzak gerçekleştirmesi gerektiğini de
savunan Hristofyas, "bunu başarmak için yeterli olgunluğa
sahibiz" diye konuştu.
HALKIN SESI 18/05/09
Rum gazeteleri, BM Genel Sekreteri Ban Ki
Moon′un Güvenlik Konseyi′ne sunacağı raporla ilgili
haberlere geniş yer verdiler.
Alithia gazetesi Ban Ki Moon′un Güvenlik Konseyi′ne bugün
sunacağı UNFICYP′in faaliyetleriyle ilgili raporu ile
Kıbrıs sorununa katalizör müdahalede bulunmaya
çalışacağını yazdı.
Moon′un raporunun; eski Genel Sekreter′in 2004 tarihli son
raporundan sonra, Güvenlik Konseyi′ne sunulacak ilk Kıbrıs
raporu olacağına dikkat çeken gazete, raporda iki lidere, bundan
sonra atılacak adımları işaret ettiğini ve hatta
gelecekte Barış Gücü′nün adadan ayrılması
uyarısında bulunduğunu belirtti.
Gazeteye göre raporunda takvimlerden değil ama mantıklı zaman
çerçevelerinden söz eden Moon, sürece katılacak ve kendisinden
istendiğinde katkı koymaya hazır. Moon, liderleri, çok daha
süratli olmaya ve çok daha özlü olan, anlaşmazlıkların üzerine
köprü kurulmasıyla ilgili bir sonraki aşamaya geçmeye teşvik
ettiği raporunda, bunun başarılabilmesi için görüş
birlikleri olması gerektiğine dikkat çekiyor.
Gazete, Moon′un, doğrudan müzakerelerde bugüne kadar kaydedilen
ilerlemeden cesaretlendiğini kaydettiği raporunda, "Liderler ilk
okumayı bitirdikten sonra doğal olarak ortaya çıkacak bir
anlaşmanın geniş taslağına şekil vermeleri
gerekecek" dediğine dikkat çekti, özetle şöyle devam etti:
"Moon raporunda; gerek müzakerelerde gerek kendi iç cephelerinde
karşı karşıya kaldıkları tahriklere rağmen
iki liderin arasındaki müstesna kişisel kimyanın güçlü
kalmasına ağırlık verdi. Moon, buna rağmen, devam
etmekte olan müzakerelerle ilgili yapılan anketlerde her iki taraftaki
insanlar arasında çok derin bir güvensizlik olduğunun açıkça
ortaya çıkması nedeniyle cesaretsizleştiğini kaydetti.
"HALKA ÇÖZÜMÜN FAYDALARINI AKTARACAK STRATEJİLER
GELİŞTİRİN"
Varılacak herhangi bir anlaşmanın, eş zamanlı ve
ayrı ayrı yapılacak referandumlarda halkın
onayını gerektireceği kesin olduğuna göre iki li-derin,
kendi kamuoylarına çözümün getireceği ekonomik, siyasi ve güvenlikle
ilgili faydaları aktarmak için strateji geliştirmelerinin belirleyici
önemi olacağına dikkat çekti, ′uzlaşı olmadan çözüm
mümkün olmayacak′ dedi.′′
UNDP′nin finanse etmeye hazır olduğu Limnidi
(Yeşilırmak) ve Ledra′nın (Lokmacı) ikinci
aşamasının uygulanması da dâhil ′Güven
Yaratıcı Önlemler′in adadaki ortamın iyileşmesine
önemli ölçüde katkı sağlayacağına da işaret edilen
raporda, ekonomik, sosyal, kültürel, sportif ve diğer bağ ve
temasların sürdürülmekte olan çabalara olumlu etki yapacağı
kaydedildi. Moon, ′′Bu tip temaslar tanınma demek
değildir, ama toplumlar arasında güven duygusunun gelişmesine ve
Kıbrıslı Türklerin hissetmekte olduğu izolasyon duygusunun
hafifletilmesine katkı sağlayabilir′′ dedi. Gazete,
Güvenlik Konseyi′nin raporla ilgili sondajlarının 22
Mayıs′ta başlayacak olmasına rağmen, alınacak
kararla ilgili perde gerisi çalışmaların başlamış
olduğunu yazdı ve Güvenlik Konseyi daimi üyesi bir ülke
diplomatının "Raporda olduğu gibi kararda da müzakerelerin
etkilenmemesi için; önceki ile (Güvenlik Konseyi Başkanlık Açıklaması′ndan)
irtibatlı olmasına çalışılacağını
söylediğini ekledi.
HALKIN SESI 18/05/09
Downer Ankara'da
BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer,
Ankara'ya geldi.Downer'ı Esenboğa Havalimanında,
Dışişleri Bakanlığı yetkilileri
karşıladı.
BM yetkilisi bugün
Ankara'da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi
Ertuğrul Apakan'la görüşecek.
Downer, Ankara'daki
temaslarının ardındansa Atina'ya giderek, yarın Yunanistan
Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle bir araya
gelecek.
Ankara ve Atina
ziyaretlerini, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında devam
eden doğrudan müzakerelerin ikinci turunun başlaması öncesinde
yapan Downer, geçen ay sonunda da New York'a giderek, BM Güvenlik Konseyi'ni
adada süren müzakere süreciyle ilgili bilgilendirmişti
KIBRIS POSTASI 18/05/09
Kiprianu: Çözüm olmadan Türkiye AB'ye üye
olamaz
Rum Yönetimi
Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, Türkiye'nin
Kıbrıs sorunu çözülmeden Avrupa Birliğine üye
olamayacağını savundu. İngiltere'nin başkenti
Londra'daki Chatham House olarak bilinen Kraliyet Uluslararası
İlişkiler Enstitüsünde konuşan Kiprianu, Kıbrıs
sorununun Chatham House'da ilk olarak 1931'de ''babası bile
doğmadan'' tartışıldığını söyledi.
Kipriyanu, ''Ne yazık ki hala aynı konuyu
tartışıyoruz. Umarım bir dahaki toplantıda, çözüm
sonrası geleceğin Kıbrıs'ını konuşuyor
oluruz'' dedi.
Kıbrıs Rum
kesiminin siyasi olarak ''Türkiye ile arasındaki sorunundan başka
sorunu olmadığını'' iddia eden Kiprianu, Türkiye'nin AB
üyeliğine diğer ülkelerle aynı kriterleri yerine getirmesi
şartıyla destek verdiklerini, Türkiye'nin üyeliğine felsefi ve
ideolojik açıdan bir itirazları bulunmadığını
belirtti.
Kiprianu, uluslararası
ilişkiler ve insan hakları gibi konulara özel hassasiyet gösteren bir
ülke olduklarını, bölgede Arap-İsrail, Irak ve Afganistan gibi
konularda diyalog zemini hazırladıklarını ve dürüst bir
arabulucu rolü oynadıklarını savundu.
Çözümden sonra adanın
bu kapasitesinin katlanarak daha etkili bir hale gelebileceğini kaydeden
Rum Bakan, diyaloğun her zaman benimsedikleri bir siyaset olduğunu,
Dimitris Hristofyas'ın da Rum yönetimi lideri seçilmesinin ardından
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşme kanallarını
açmak için girişimler başlattığını söyledi.
Kiprianu, adada
yaşatılabilir, işlevsel ve adil bir çözümün sağlanması
gerektiğini belirtirken, ''Rumlar çözüme ulaşmak,
Kıbrıs'ı birleştirmek, bu çözümü bütün
Kıbrıslıların yararına sunmak ve bölgenin
istikrarına hizmet etmek için elinden geleni yapacak. Çözüm Avrupa
Anlaşması ve uluslararası hukuka dayanmalıdır'' dedi.
Aksi takdirde çözümün
bölgede çatışma ve istikrarsızlığın
kaynağı olmaya devam edeceğini savunan Kiprianu, şöyle
devam etti:
''Çözüm iki toplumlu, iki bölgeli, tek egemenliğe dayalı federal
çözümdür. Çözümü istiyoruz. Bütün Kıbrıslıların haklarını
garanti altına alan, AB yasalarını dikkate alan bir çözümdür
istediğimiz. Bu yeni süreçte 2004'te yapılan hatalardan
kaçınmaya çalışıyoruz. Zaman çok önemli, ama zamandan
tasarruf edeceğiz diye ana konulardan fedakarlık edemeyiz.
Yapıcı bir yaklaşım içindeyiz. İşler bir devlet
ve hükümet, birliği ve geleceği koruyucu bir sistem istiyoruz.''
Adada çözümün gerçek
şeklinin yapılandırıldığını belirten
Kiprianu, bu noktada Türkiye'nin oynayacağı önemli bir rol
bulunduğunu söyledi. Kiprianu, bu rolün gözlemcilik
olmadığını, Türkiye'nin sorunun bir parçası
olduğunu, bu nedenle çözümün de bir parçası olması
gerektiğini belirtti.
Türkiye'nin bu konuda
sadece açıklamalar yapmakla yetindiğini öne süren Kiprianu,
Türkiye'nin iki demokrasi ve iki halktan bahsettiğini, bunun konfederasyon
anlamına geldiğini savundu. Kiprianu, ''Bu, asla kabul edilemez''
dedi.
Adanın
bileşmesinin hem iki tarafa, politik, ekonomik ve insan hakları
bakımından yararı dokunacağını belirten Kiprianu,
çözümün ayrıca Türkiye ve Yunanistan'ın da yararına
olacağını, Türkiye'nin her şeyden önce finansal açıdan
Kıbrıslı Türkleri desteklemek zorunda
kalmayacağını söyledi. Kiprianu, ''En önemlisi Türkiye'nin AB'ye
üyelik süreci de kuvvetlenecek. Adada çözüm olmadan Türkiye AB'ye asla üye
olamaz. Çözüm üyeliği yüzde yüz garanti etmez. Çözümsüzlük üyeliği
yüzde yüz önler'' diye konuştu.
AA
KIBRIS POSTASI 19/05/09
Kıbrıs'taki müzakereler çok önemli
Türkiye
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye-Avrupa
Birliği ilişkilerinde en üst karar organı olan Ortaklık
Konseyi'nin 47'inci toplantının yapılmış
olmasının bu ilişkilerin ne kadar köklü ve kurumsal
olduğunu ortaya koyduğunu belirterek, "Türkiye-AB
ilişkilerinin geçmişi ne kadar derinse geleceği de o kadar
vizyon yüklüdür" dedi.
İsveç
Dışişleri Bakanı Carl Bildt ise, bugün AB'nin en önemli
sorununun Kıbrıs sorunu olduğunu söyledi.
B ildt,
Kıbrıs'taki BM öncülüğündeki kapsamlı çözüm
müzakerelerinin, yeni AB anayasası Lizbon Anlaşması'nın
yürürlüğe girebilmesi için İrlanda'da bu yıl içinde düzenlenecek
referandumdan da önemli olduğunu vurguladı. ve "Berlin
Duvarı'nın yıkılışının 20 yıl
ardından bugün Avrupa'da hala bölünmüş başkent olması çok
yazık" dedi.
47'inci Türkiye-AB
Ortaklık Konseyi toplantısında Türkiye Devlet Bakanı ve
Başmüzakereci Egemen Bağış'la birlikte Türkiye'yi temsil
eden Davutoğlu, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu Üyesi Olli
Rehn, AB Dönem Başkanı Çek Cumhuriyeti'nin Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Jan Kohout ve gelecek
dönem başkanı İsveç'in Dışişleri bakanı Carl
Bildt ile ortak basın toplantısı düzenledi.
"Bu konseyin
Türkiye-AB ilişkilerinde özel bir yeri var. Bu Konseyin bizatihi
mevcudiyeti ve 47'inci toplantısını yapmış olması
bile Türkiye-AB ilişkilerinin ne kadar kökleşmiş, ne kadar
kurumsallaşmış bir ilişki olduğunu ortaya
koymaktadır" diyen Davutoğlu şunları kaydetti:
"47'inci
toplantısını yaptığımız Ortaklık
Konseyi, Türkiye-AB ilişkilerinin tarihi derinliğini
göstermiştir. Bu ilişkinin geçmişi ne kadar derinse,
geleceği de o kadar vizyon yüklüdür. AB ilişkileri Türkiye için
stratejik bir tercihtir. Bu ilişkiler 1959'da rahmetli Başbakan Adnan
Menderes'in başvurusuyla başlayıp 1960 Ankara
Anlaşması'nın imzalanması, 1999'da adaylık statüsünün
kabulü, 17 Aralık 2004'te de katılım müzakerelerinin
başlatılması kararı ve 3 Ekim 2005'te müzakerelerin
başlatılması gibi tarihi aşamalardan geçerek bugüne geldi.
Bütün bu tarihi aşamalarda Türkiye'nin hep bir hedefi oldu ve bütün
müzakerelerini bu hedef etrafında yürüttü. Bu da AB'ye tam üyelik. Bugün
de bu hedefe tümüyle sadığız. Bunun dışında
herhangi bir hedefi, bu kurumsallaşmış ilişkinin
doğasına ve geleceğe dönük ortak vizyonumuza aykırı
buluyoruz."
Davutoğlu, bugünkü toplantıda herkesin "Türkiye-AB
ilişkilerinin son derece kapsamlı ve sağlam bir stratejik
vizyona dayandığı" konusunda görüş birliğine
vardığını anlatarak "Artık kimse Türkiye-AB
ilişkilerinin faydalarını, zararlarını, geçmişini
tartışma suretiyle yeni bir muğlaklık ortaya
çıkarmamalıdır. Bu herşeyden önce, taahhütlere sadakat
meselesidir. Biz de, AB de daha önce taahhüt ettiğimiz gibi önümüzdeki
dönemde üzerimize düşeni yapmak durumundayız" şeklinde
konuştu.
Türkiye'nin üzerine
düşen sorumluluğun farkında olduğunu vurgulayan
Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bizim görevimiz
Türkiye'nin kapsamlı bir reform projesiyle AB müktesebatına uyum
sağlayacak şekilde kendini yenilemesidir. Bu, bizim
açımızdan sadece AB'ye entegrasyon açısından değil,
Türkiye'nin bugünkü çağdaş şartlara uyumu açısından da
önemlidir ve çevreden tarıma, enerjiden istihdama kadar birçok alanda
Türkiye'ye yeni ufuklar açacaktır. Bunun
karşılığında ve buna paralel olarak tabii ki biz de
AB'den taahhütlere sadakati, süreci en sağlam bir şekilde
yürütmelerini ve süreçle doğrudan alakalı olmayan unsurları
sürecin parçası haline getirmemelerini bekliyoruz. Bu kritik dönemde
Türkiye-AB ilişkileri yeni bir ivme kazanırken bunun Avrupa içindeki
siyasi tartışmaların unsuru haline getirilmemesi de büyük önem
taşımaktadır."
Davutoğlu, Nabucco
projesiyle ilgili bir soru üzerine, enerji arzı ve transferi konusunun son
yıllarda uluslararası ilişkilerin en önemli konusu haline
geldiğine dikkati çekerek, Türkiye'nin stratejik önem verdiği Nabucco
projesinin hayata geçirilmesi için elinden gelen çabayı göstereceğini
söyledi.
AB üyesi ülkelerin Türkiye ile
müzakerelerde enerji faslının açılması konusunda henüz
uzlaşma sağlayamadığını hatırlatan
Davutoğlu, "stratejik perspektiften bakıldığında
Türkiye'nin üyesi olduğu bir AB'nin enerji arzı güvenliği
konusunda çok daha avantajlı durumda olacağını" ifade
etti.
AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn açıklamasında,
Dışişleri Bakanı Davutoğlu için "komşularla
sıfır sorun politikasının fikir babası olarak,
Türkiye'nin komşularıyla ilişkilerde her zaman yapıcı
rol oynamasına çaba göstermiştir" dedi.
Hükümetin, AB
reformları konusundaki kararlılığını memnuniyetle
karşıladığını belirten Rehn, "sivil toplumun
da demokratik ve anayasal reformları destekleyeceğini umduğunu"
dile getirdi.
Üyelik müzakerelerinde yeni
fasılların açılabilmesi için Türkiye'nin açılış
kriterlerini karşılaması gerektiğine dikkati çeken Rehn,
vergilendirmeyle sosyal politika ve istihdam fasıllarının
açılmaya en yakın fasıllar olduğunu bildirdi.
Rehn, Almanya
Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas
Sarkozy'nin Türkiye'nin üyeliğine karşı
çıkmasının hatırlatılması üzerine, üye ülkelerin
müzakereleri başlatma kararının oy birliğiyle zor ve
dikenli olsa da AB'nin çıkarına olduğunu" ifade etti.
Olli Rehn, "AB
Komisyonu (AB'nin Türkiye'ye verdiği) üyelik sözüne tam olarak
bağlıdır" dedi.
İsveç
Dışişleri Bakanı Carl Bildt ise "bugün AB'nin en
önemli sorununun Kıbrıs sorunu olduğunu" söyledi.
Kıbrıs'taki BM
öncülüğündeki kapsamlı çözüm müzakerelerinin, yeni AB anayasası
Lizbon Anlaşması'nın yürürlüğe girebilmesi için İrlanda'da
bu yıl içinde düzenlenecek referandumdan da önemli olduğunu
vurgulayan Bildt, "Berlin Duvarı'nın
yıkılışının 20 yıl ardından bugün
Avrupa'da hala bölünmüş başkent olması çok yazık"
dedi.
"Kıbrıs'ta
çözüm sağlarsak müthiş bir stratejik etkisi olacak" diyen Bildt,
bu yılın ikinci yarısında üstlenecekleri AB Dönem
Başkanlığı görevinde çözüm için
"kolaylaştırıcı rolü" oynayabileceklerini
kaydetti.
Bildt, dönem
başkanlıkları boyunca Fransa ve Çek Cumhuriyeti'yle birlikte
hazırladıkları programa bağlı kalarak Türkiye ile
müzakereleri ilerletmek için çalışacaklarını
vurguladı.
Çek Cumhuriyeti
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Kohout ise Türkiye ile haziran ayında en azından vergilendirme
faslında müzakereleri başlatmak istediklerini belirterek, ikinci bir
faslı daha açmak için çaba göstereceklerini dile getirdi.
"Türkiye'nin stratejik
önemine" vurgu yapan Kohout, özellikle Kafkasya ve Orta Doğu'daki
sorunların çözümü konusunda yapıcı rol oynadığı
için Türkiye'ye teşekkür etti.
AA
KIBRIS POSTASI 19/05/09
Dışişleri Bakanı Hüseyin
Özgürgün, bugün Ankara′ya resmi bir ziyaret gerçekleştirecek.
Özgürgün, ziyareti sırasında Anıtkabir′e çıkarak
mozoleye çelenk de koyacak.
Ajanskibris.com′un haberine göre, Özgürgün Ankara temasları sırasında,
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya
gelecek.
Özgürgün′ün temaslarında, BM Kıbrıs Özel Temsilcisi
Alexander Downer′in Ankara′ya yaptığı ziyaret de
gündeme gelecek. Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı, liderler
görüşmesiyle ilgili olarak karşılıklı görüş
alışverişinde bulunacak.
HALKIN SESI 20/05/09
Rumlar, İngiltere'yi feci
kızdırdı
Rum Kesiminin, Güney Kıbrısda mülk
alan çoğu İngiliz, 30 bin kadar yabancıya tapu vermemesi,
İngiltereyi kızdırdı.
Rum Kesiminin, Güney
Kıbrısda mülk alan çoğu İngiliz, 30 bin kadar
yabancıya tapu vermemesi, İngiltereyi kızdırdı.
Güney Kıbrıs Rum
Kesimi ile İngiltere arasındaki ilişkilerde son olarak tapu
krizi yaşanıyor. Rum Yönetiminin, Güney Kıbrısda mülk
alan, büyük bir çoğunluğu İngiliz, 30 bin kadar yabancıya
tapu vermemesi, İngiltereyi kızdırdı.
Son yıllarda
çeşitli konularda aralarında anlaşmazlıkları
çıkan Rum Yönetimi ile İngiltere arasında tapu krizi de patlak
verdi. İngiltere hükümetinin tüm girişimlerine karşın Güney
Kıbrısta mülk alan İngiliz vatandaşlarına tapu
verilmiyor. Rum basınına göre, Yönetim, İngiltereye tapu
sorununu çözmek amacıyla yasal düzenlemelerin yapılacağı
sözünü vermesine karşın şimdiye kadar bir adım
atılmadı.
İngiliz
Dışişleri Bakanı David Miliband ve Maliye Bakanı
Alistair Darlingin devreye girdikleri belirtilirken sorunun Lordlar
Kamarasının gündemine getirildiği, Avrupa Komisyonunun da Rum
Yönetiminden bilgi talep ettiği kaydediliyor.
Bu arada, Avrupa Parlamentosu
Başkan Yardımcısı Edward Macmillan-Scott da, Güney
Kıbrıstaki yaşanan tapu sorununa tepki gösterirken
dehşete düştüğü ve kızgın olduğunu da
vurguladı.
Rum basını, Güney
Kıbrısta 100 bin kadar mülkün tapusuz olduğuna dikkat çekerken
Tapu ve Kadastro yetkililerinin, bu mülklerin 30 bininin, büyük bir
çoğunluğu İngiliz olan yabancılar tarafından
satın alındığını
doğruladıklarını da yazdı.
ANKA/hurriyet.com.tr
KIBRIS POSTASI 20/09
Ekonomi de tamamlanıyor
Kıbrıs konusuna kapsamlı çözüm bulunması amacıyla başlatılan müzakerelere yarın devam edilecek. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın, ekonomi konusundaki görüşmeyi yarınki görüşmede tamamlamaları bekleniyor.
Ara bölgede saat 10.00'da
biraraya gelecek olan liderler Ekonomi Başlığı
sonrasında 'Toprak' ile 'Güvenlik ve Garantiler'
başlıklarını ele alacaklar.
Alınan bilgilere
göre geriye kalan iki başlık için 4 toplantı yapılacak
ve böylece ilk tur tamamlanacak.
Yarınki görüşmeye
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexandre Downer de
katılacak. Downer Ankara ve Atina'da temaslarda bulunmuştu.
KIBRIS POSTASI 20/09
Downer: Daha alınacak çok yol var
Birleşmiş
Milletler Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer, ''Kıbrıs'ta müzakere sürecinin devam ettiğini,
ancak daha alınacak çok yol olduğunu'' söyledi.
Ankara'ya
yaptığı ziyaretin ardından Atina'ya giden Downer,
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile bir araya
geldi. Ankara ve Atina'nın Kıbrıs'ta çözüm istediğini
belirten Downer, uluslararası toplumun arzusunun da bu yönde olduğunu
kaydetti.
Downer, uzun
yıllardır devam eden ve yaşanmış trajik olaylardan
sonra Kıbrıs sorununun kolayca çözümlenecek bir mesele
olmadığını, ancak ilerleme kaydedildiği
kanısında olduğunu söyledi.Yunanistan Dışişleri
Bakanlığı sözcüsü Grigoris Delavekuras ise görüşmeyle
ilgili yaptığı açıklamada, Atina'nın Kıbrıs
meselesinde BM kararları, Avrupa müktesebatı ile AB ilke ve
değerleri çerçevesinde bir çözüm istediğini belirtti.Delavekuras,
Atina'nın müzakereler için bir zaman çizelgesi belirlenmesini ve
hakemliği istemediğini de ifade ederek, Bakoyanni'nın Downer'e,
''karşı tarafın yapıcı bir tavır izlemesi
gerektiğini söylediğini de'' kaydetti.Downer'ın bugün
Kıbrıs'a dönmesi bekleniyor.
AA-BRT
KIBRIS POSTASI 20/09
Erçakıca'dan Kiprianu'ya tepki
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca Rum Dışişleri Bakanı Markos
Kiprianu'nun Londra'da söylediklerine yanıt verdi. Erçakıca bugün
düzenlediği haftalık basın toplantısında "Markos
Kiprianunun dün Londrada verdiği bir konferansta Türkiye ile
aralarındaki sorundan başka bir sorunları
olmadığını söylediğini hayretle okuduk.
Kıbrıslı Rum liderler, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi
sorumluluğunu tümüyle Türkiyeye yüklemek gayretindedirler" dedi.
Erçakıca'nın basın
toplantısında söylediklerinde satır başları
şöyle:
Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat ile Kıbrıslı
Rum lider Dimitris Hristofyas tarafından sürdürülen doğrudan
görüşmeler yarın saat 10:00da devam edecek. Yarınki
görüşmede ekonomi konusunun ele alınmasına devam edilecek.
Ekonomi konusunda iki
liderin temsilcileri arasında yapılan yoğun görüşmelerde
tarafların tutumu ayrıntıları ile ortaya konmuştur.
İki lider yarın bu konuyu ele alacaklardır.
Ne var ki,
Kıbrıstaki görüşmeler devam ederken, Kıbrıslı
Rum liderler, uluslararası temaslarında, Kıbrıs sorununu
çarpıtarak aktarmaya devam ediyorlar. Gerek Kıbrıslı Rum
lider Dimitris Hristofyas, gerekse Dışişleri Bakanı Markos
Kipriyanu, dış temaslarında Kıbrıs sorununun Türkiye
ile Kıbrıslı Rumlar arasında bir sorun olduğunu
anlatma gayreti içindedirler.
Markos Kiprianunun dün
Londrada verdiği bir konferansta Türkiye ile aralarındaki sorundan
başka bir sorunları olmadığını söylediğini
hayretle okuduk. Kıbrıslı Rum liderler, Kıbrıs sorununun
çözümlenmesi sorumluluğunu tümüyle Türkiyeye yüklemek gayretindedirler.
Kıbrıs Rum
tarafının bu gayretleri, devam etmekte olan görüşme sürecine ne
denli bağlı olduklarını, bu sürecin başarısı
için neler yapabileceklerini ve bu süreçten ne beklediklerini açıkca ortaya
koymaktadır.
Kıbrıs Rum
liderliğinin, Türkiyenin AB üyeliği sürecini Kıbrıslı
Türkler aleyhine kullanma gayretleri, Türkiye hükümeti ile doğrudan
görüşme ve Kıbrıs Türk tarafının izolasyonunu devam
ettirme çabaları, Kıbrıs adasının tek hakimi olma
isteklerinin göstergesi olarak değerlendirildiği zaman, görüşme
sürecinin nasıl bir tehdit altında olduğu kolaylıkla
anlaşılabilmektedir.
Bu arada, Türkiye-AB
Ortaklık Konseyi çalışmalarında Kıbrıs sorunu en
önemli gündem maddelerinden birini oluşturmuştur.
Önümüzdeki dönemde AB Dönem
Başkanlığını üstlenecek olan İsveçin
Dışişleri Bakanı, Kıbrıs sorununu ABnin
önündeki en önemli sorun olarak nitelemiş ve dönem
başkanlığı süresince sorunun çözümü için
kolaylaştırıcı rolü oynayabileceklerini ifade
etmiştir.
Kıbrısın AB
üyeliği süreci, 2004 yılına kadar, Kıbrıs sorununun
çözümü için bir motivasyon kaynağı olmuştur. Nitekim bu süreçte
Annan Planı olarak anılan en kapsamlı çözüm planı ortaya
çıkmış ve ilk kez eş zamanlı referandumlarla iki
halkın onayına sunulmuştur.
Ne yazık ki,
Kıbrıs Rum tarafının hayır oyuna
karşılık, AB üyeliğini elde etmesi ve bu üyeliği
sürekli olarak Kıbrıs Türk halkı aleyhine kullanamaya
çalışması, Avrupa Birliğinin süreçteki rolünü olumsuz
etkilemiştir.
Son haftalarda ortaya
çıkan Avrupa Toplulukları Adalet Divanının Orams
davası kararının da göstermiş olduğu gibi, Carl Bilt
gibi iyiniyetli kişilerin tüm olumlu gayretlerine karşın, Avrupa
Birliği Kıbrıs sorununda olumlu bir rol oynama kapasitesini
yitirmiş bulunmaktadır.
KIBRIS POSTASI 20/09
Limnitis residents want to meet the
two leaders
THE RESIDENTS of the Pyrgos
Tyllirias communities have called for a common meeting with President Demetris
Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, to clarify once and
for all who of the two is in favour of opening the Limnitis checkpoint.
The residents yesterday met with Christofias at the Presidential Palace, where
the President expressed his consent to the common meeting.
In the two community leaders meeting tomorrow, Talat is expected to reply
whether he insists on his demand for the transportation of fuel to the Kokkina
army base.
We are leaving the presidential palace totally satisfied with the positions of
the President, said the mukhtar of Kato Pyrgos, Costas Michaelides.
This is a decision that was made by the President of the Republic in
cooperation with us. Yes, he accepts and we accept to supply electricity to the
area, but we agree with him that fuel cant be given, as requested by the
occupying leader.
Michaelides Turkish Cypriot counterpart agreed. Christofias is saying
everything was okay but he cant supply fuel. The man is right. Now we need to
see Talat. For 40 years now he could take 100 litres of fuel there by boat. He
can still do that if he wants.
Talat now has to respond whether he will participate in the common meeting with
the residents.
Meanwhile, Talat was quoted saying on Monday that opening Limnitis would have
no benefits for the Turkish Cypriot side but it would for the Greek Cypriots.
DISY President Nicos Anastassiades said Talats statements were negative when
linked with efforts for a resolution to the Cyprus problem
This was an error; an error as a message, error as policy and error as a
prospect, said Anastassiades.
CYPRUS MAIL 20/05/09
Further embarrassment as Cyprus
deeds hits Lords agenda
By Nathan Morley
A BRITISH peer heaped
further embarrassment on the Cyprus government yesterday in the House of Lords,
after tabling a question about title deeds.
Lord Jones of Cheltenham, a Liberal Democrat peer, has increased pressure on
Nicosia for transparency in a fresh attempt to seek clarification about
legislation designed to end the title deed fiasco.
What progress has been made on the discussions between the British High
Commission in Cyprus and the government of Cyprus, regarding the ability of
United Kingdom citizens who have bought property in Cyprus to obtain title
deeds, and the assurances made by the government of Cyprus to the British High
Commissioner that it would introduce a bill to address that issue?
Parliamentary rules in the Upper House mean that Jones should receive a full
response to his question by the end of this month.
The Lords question will also force the British High Commissioner Peter Millet
to seek an urgent meeting with Sylikiotis to clarify the situation.
Millet received assurances from the Interior Minister back in December that a
bill was being drafted but five months have passed and nothing more has been
heard.
The Cyprus Property Action Group (CPAG) say that recent comment by the Interior
Minister Neoclis Sylikiotis stating that legislation was being drafted was
nothing more than a quick band-aid designed to avoid further embarrassment.
More worryingly for home buyers, Sylikiotis statement directly contradicted
another given a month earlier by one of his colleagues, who said that the only
legislation under review was an amnesty for developers who had broken the
planning laws and minor legislation to protect future buyers.
In February it was revealed that the British Foreign Secretary David Miliband
and Chancellor Alistair Darling had been in communication concerning Cypriot
title deeds.
Miliband stated that the British High Commissioner to Cyprus had received
assurances from the Cypriot Interior Ministry that they would introduce a bill
to address the situation soon.
The title deed fallout has also reached the EU, with Edward Macmillan-Scott the
Vice President of the EU Parliament saying publicly that he is appalled and
enraged by what is happening on the island.
European Commission has addressed a request to the government asking for
detailed information on the legal provisions and practices regulating and
operating in this sector.
Julie Liddle, the emerging markets analyst for overseas property website
Property Abroad, seemed optimistic that despite the shambolic title deeds saga,
the property market would pick up.
Cyprus property sales have taken a real battering, with the effect of the
title deeds scandal coming just as the credit crunch hit.
But we dont expect the effects to last. Cyprus property sales are no worse
than many other countries that grew reliant on foreign buyers, most notably
Dubai.
Around 100,000 properties in Cyprus are without title deeds and Land Registry
officials have confirmed that 30,000 of these properties have been bought by
foreigners, the vast majority being British.
CYPRUS MAIL 20/05/09
21.05.2009 CNN TURK
Kıbrıs
Türk Hava Yolları (KTHY) ve özel bir hava yolu şirketi olan CTA
Holidays'in ortaklaşa İngiltere'den Ercan'a direkt uçuş izni
verilmesi talebiyle İngiltere Ulaştırma Bakanlığı
aleyhinde Yüksek Mahkeme nezdinde açtığı davanın
duruşmaları sona erdi.
Londra'da
Pazartesi günü başlayan oturumlarda, KKTC tarafının
sunuşunun ardından iki gün boyunca davanın müdahili durumunda
bulunan Rum tarafı ve davalı İngiltere Ulaştırma
Bakanlığı adına da sunumlar yapıldı.
KTHY avukatı Charles Heddon Cave, bugün yapılan son oturumda,
sınırları içindeki havaalanlarıyla ilgili karar yetkisinin
KKTC'ye ait olduğunu ve bu hakkı tanımanın KKTC'yi egemen
devlet olarak tanımak anlamına gelmeyeceğini belirtti.
Daha sonra söz alan KTHY adına bilirkişi görevi üstlenen Oxford
Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Stefan Talmon da 2005
yılında bu konuda yazdığı makaleden her iki
tarafın da alıntılar yaptığını, ancak
bazı önemli hususların gözden
kaçırıldığını söyledi.
KKTC'nin tanınmıyor olmasının direkt uçuşların
önünde engel teşkil etmediğini vurgulayan Talmon, "KKTC'yi
tanımamak direkt uçuşun önünde bir engel yaratmaz" dedi.
Talmon, bu noktada dünyadaki diğer uygulamalardan örnekler verdi ve Tayvan
örneğini mahkemenin dikkatine sundu. Tayvan yönetiminin havaalanları
konusunda karar yetkisi kullandığını hatırlatan
Talmon, bunun Tayvan'ın kendi egemenlik alanındaki
haklarını kullanmasından ileri geldiğini, aynı
hakları KKTC'nin de kullanabileceğini bildirdi.
Charter uçuşların Uluslararası Sivil Havacılık Kurumu
kurallarına göre izin gerektirmediğini de hatırlatan Talmon,
"İngiltere Tayvan'ı tanımıyor, aynı şekilde
KKTC'yi de tanımıyor. İngiliz hükümeti Tayvan'ı Çin'in
sorunu kabul ediyor. KKTC de Kıbrıs'ın sorunu.
İngiltere'nin Tayvan ile diplomatik ve politik ilişkisi yok. KKTC'de
de benzer bir durum var. Ama İngiltere hem Tayvan ile hem KKTC ile kurum
ve kuruluşlar düzeyinde temaslar halinde. Bu duruma rağmen Tayvan'a
direkt uçuşa izin veren İngiliz hükümeti, aynı şeyi KKTC
için uygulamıyor. Bütün bunlar göz önüne alındığında
buradaki farklı tutum anlamsız kalıyor" dedi.
Tarafların yaptıkları son değerlendirmelerin ardından
oturumlara son veren yargıç Wyn Williams, davanın çok önemli bir dava
olduğunu, her iki tarafı da dinlediğini, bu nedenle kısa
sürede bir karar vermesinin mümkün görünmediğini söyledi.
Oturumların bitmesinin ardından bir açıklama yapan KTHY Londra
Müdür Vekili Kemal Kuyucuoğlu, "Bugün iyi bir gün oldu. Dava çok iyi
yürütülmüştür. Ümitliyiz" dedi. Davayla ilgili kararın en erken
60 gün içinde sonuçlanması bekleniyor
İngilizler,
1974 Kıbrıs Barış Harekatına ilişkin yeni
görüntüleri de içeren arşivlerini açtılar. Arşivlerden bugüne
kadar hiç yayınlanmamış savaşın çok çarpıcı
görüntüleri ortaya çıktı.
Kanal D Haberde dün yayınlanan görüntülerde
Rumların dünyayı aldatmak için kullandıkları sahte
deliller görülüyor.
Görüntüler 1974 yazında,
temmuz ayında İngiliz televizyonları tarafından kaydedildi.
Türk paraşütçülerinin inişi sırasında anons yapan ITN
televizyonu muhabiri Michael Nicholson.
HURRIYET 21/05/09
21/05/2009 RADIKAL
35 yıllık giz İngiliz kameralarında ortaya çıktı
İSTANBUL - İngilizler, 1974 Kıbrıs Barış
Harekâtı'na ilişkin yeni görüntüleri de içeren arşivlerini
açtılar. Ve o arşivlerden savaşın çok çarpıcı
görüntüleri ortaya çıktı.
Kanal D ana haber bülteninde yayımlanan görüntüler1974 yazında,
temmuz ayında İngiliz televizyonları tarafından kaydedildi.
Görüntülerin bir bölümünde Türk paraşütçülerinin inişi
sırasında anons yapan ise, ITN televizyonu muhabiri Michael
Nicholson. Kameramanı ile birlikte, arabaları bozulduğu için
oradalar. Ama, tarihe tanıklık ediyorlar. Görüntüler 35
yıllık gizemleri ve Rumların dünyayı aldatmak için
kullandıkları sahte delilleri de gözler önüne seriyor.
Talat:Yeşilırmak'ta uzlaşma yok
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat Rum lider Dimitris Hristofyas ile görüşmesi
sonrasında yaptığı açıklamada
gerçekleştirilen görüşmede en ciddi konuyu Yeşilırmak
kapısının oluşturduğunu, ancak bu konudaki pürüzler
devam ettiği için bir uzlaşıya
varılamadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat, Kıbrıs Türk tarafının Yeşilırmak
kapısının açılmasına karşı
olmadığını vurgulayarak, Yeşilırmak kapısının
niçin açılacağını ve ne işe
yarayacağını biliyoruz. Bölge insanının
yaşadığı sıkıntıları çözme yolunda
önemli bir açılım olduğunu biliyoruz. Bizim de Erenköyle ilgili
sıkıntılarımız var. Erenköye kara yoluyla
ulaşamıyoruz, hava ve deniz yolunu kullanıyoruz.
Dolayısıyla bu sorunun da birlikte çözülmesi gerektiğini
düşünüyoruz dedi.
Talat, Kıbrıs
Türk tarafının Yeşilırmak kapısında serbest
geçiş isterken, Rum tarafının bu serbest geçişi
kısıtlama düşüncelerinden dolayı Yeşilırmak
konusunda bir sonuca varamadan toplantının
tamamlandığını belirtti.
Öte yandan Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, Yeşilırmak konusunda hayal
kırıklığı yaşadığını söyledi
ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın, Yeşilırmak
geçidinin açılması çabalarını havaya uçurduğunu
savundu.
KIBRIS POSTASI 21/05/09
Two more cases pending against north
buyers
By Stefanos Evripidou
TWO
MORE property cases are being launched against EU residents living in the
north, said the lawyer responsible for taking on the Orams case.
Costandis Candounas was quoted in Turkish newspaper Referans saying that two
new files were being prepared against people who were responsible for
exploiting Greek Cypriot properties in the north.
At this moment, there are two new files
it is too early to say what will
happen exactly, since the procedure has not been completed. We have another
waiting period. We expect to have some results by the end of October, he told
the paper.
The people living in these properties have violated all the laws. They know
very well what they have signed. Yet, unwisely, they try to get these
properties at cheap prices. This amounts to theft, he added.
Candounas represents Greek Cypriot refugee Meletis Apostolides, who launched
proceedings against a British couple living on his property in the north. The
European Court of Justice (ECJ) ruled last month in a seminal judgement that
Apostolides could enforce a Nicosia court judgement against the Orams in the
UK, even though the case involved exploitation of his property in the north,
where the acquis is suspended.
The ruling opens the door for displaced Greek Cypriots to go after those who
occupy their land in the north by pursuing any assets they have in the EU, and
possibly beyond.
The final verdict of the English Court of Appeal, following receipt of the
ECJs ruling is expected sometime in October.
Candounas was quoted saying that such cases targeted EU citizens living in the
north. His aim was not to harm relations between the two communities, he said,
adding that he was aware a solution of the problem could only come from a
comprehensive solution.
Another human rights lawyer, Achilleas Demetriades, has noted that the ECJ
ruling has much wider implications as it not only affects EU citizens but any
national with assets in the EU. Furthermore, potentially, judgements could be
enforced anywhere in the world where there is a bilateral judicial enforcement
agreement with an EU country, argued Demetriades.
The Referans article ran as its headline: Orams case sets precedent- Two more
cases on the way. The paper cites a 2006 census in the north, saying that
around 7,000 foreigners live there, the majority British.
CYPRUS MAIL 21/05/09
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Avrupa Birliği′nin Kıbrıs sorununda olumlu rol oynama
kapasitesini yitirdiğini söyledi.
Erçakıca, "Avrupa Toplulukları Adalet Divanı′nın
Orams davası kararının da göstermiş olduğu gibi,
İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bilt gibi iyiniyetli
kişilerin tüm olumlu gayretlerine karşın Avrupa Birliği,
Kıbrıs sorununda olumlu rol oynama kapasitesini yitirmiş
bulunmaktadır" dedi.
Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifinginde,
Kıbrıs′ın AB üyelik sürecinin 2004 yılına kadar
Kıbrıs sorununun çözümü için bir motivasyon kaynağı
olduğunu ve bu süreçte ortaya çıkan Annan Planı′nın
ilk kez eş zamanlı referandumlarla iki halkın onayına
sunulduğunu hatırlattı.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Önümüzdeki dönemde AB Dönem Başkanlığını
üstlenecek olan İsveç′in Dışişleri Bakanı,
Kıbrıs sorununu ′AB′nin önündeki en önemli sorun′
olarak nitelemiş ve dönem başkanlığı süresince sorunun
çözümü için ′kolaylaştırıcı rol′
oynayabileceklerini ifade etmiştir. Ne yazık ki, Kıbrıs Rum
tarafının ′hayır′ oyuna karşılık AB
üyeliğini elde etmesi ve bu üyeliği sürekli olarak Kıbrıs
Türk halkı aleyhine kullanmaya çalışması, Avrupa
Birliği′nin süreçteki rolünü olumsuz etkilemiştir."
RUM LİDERLERİN KIBRIS SORUNUNU ÇARPITMASI TEHDİT
Erçakıca, Rum liderlerin Kıbrıs′taki görüşmeler devam
ederken uluslararası temaslarında Kıbrıs sorununu
çarpıtarak aktarmasının süreci tehdit ettiğini de söyledi.
Erçakıca, gerek Rum Lider Dimitris Hristofyas, gerekse
Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu′nun dış
temaslarında Kıbrıs sorununun Türkiye ile
Kıbrıslı Rumlar arasında bir sorun olduğunu anlatma
gayretini hayretle izlediğini kaydetti.
Erçakıca, "Markos Kiprianu dün (önceki gün) Londra′da
verdiği bir konferansta ′Türkiye ile aralarındaki sorundan
başka bir sorunları olmadığını′ söyledi.
Kıbrıslı Rum liderler, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi
sorumluluğunu tümüyle Türkiye′ye yüklemek gayretindedirler"
dedi.
Rum tarafının bu gayretlerinin devam etmekte olan görüşme
sürecine ne denli bağlı olduklarını, bu sürecin
başarısı için neler yapabileceklerini ve bu süreçten ne
beklediklerini açıkca ortaya koyduğunu kaydeden Erçakıca,
şöyle devam etti:
"Rum liderliğinin Türkiye′nin AB üyeliği sürecini
Kıbrıslı Türkler aleyhine kullanma gayretleri, Türkiye hükümeti
ile doğrudan görüşme ve Kıbrıs Türk tarafının
izolasyonunu devam ettirme çabaları, Kıbrıs adasının
tek hakimi olma isteklerinin göstergesi olarak değerlendirildiği
zaman görüşme sürecinin nasıl bir tehdit altında olduğu
kolaylıkla anlaşılabilmektedir..."
YEŞİLIRMAK KONUSUNDA TÜRK TARAFI ÜZERİNE DÜŞENİ YAPTI
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, gazetecilerin
sorusu üzerine, Türk tarafının Yeşilırmak
kapısının açılması konusunda üzerine düşeni
yaptığını da söyledi.
Erçakıca, Yeşilırmak kapısı için yola çıkarken
Erenköy′e askeri silah ve mühimmat dışında ikmalin
yapılabilmesi ve sivillerin ulaşabilmesi için yolların
sağlanması gerektiğini belirtti.
Erçakıca, "Yeşilırmak kapısının
açılması Türk tarafının tartışmaya devam
ettiği bir konu değil. Yeşilırmak kapısının
açılmasına hazırız. Bu açılıştan
Erenköy′e erişimi sağlama yararını elde
edeceğimiz inancıyla, buna hazırız" dedi.
Erçakıca, bölge sakini Kıbrıs Türk ve Rumların
kapının açılmasıyla ilgili temaslarına ilişkin
soruyu yanıtlarken de, Rum Lider Hristofyas ile görüşen bölge
insanının yakın zamanda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ile de görüşeceğini söyledi.
HALKIN SESI 21/05/09
|
Rumların ölüm kampında 3 ay 3 gün! |
|||||
|
Kıbrıs
dehşetini yaşayan Han ailesi esaret günlerini anlattı
|
|||||
|
21.05.2009 KANAL D |
|||||
|
|
|
|||
İngilizler arşivlerini açtı
Kıbrıs harekatının 35
yıllık sırları ortaya çıktı!
İngilizler,
1974 Kıbrıs Barış Harekatına
ilişkin yeni görüntüleri de içeren arşivlerini açtılar. Ve o
arşivlerden savaşın çok çarpıcı görüntüleri ortaya
çıktı.
Kanal
D Haberin yayınlandığı görüntüler 35
yıllık gizemleri ve Rumların dünyayı aldatmak için
kullandıkları sahte delilleri de gözler önüne seriyor.
Görüntüler 1974 yazında, temmuz ayında İngiliz
televizyonları tarafından kaydedildi. Görüntülerin bir bölümünde Türk
paraşütçülerinin inişi sırasında anons yapan ise, ITN
televizyonu muhabiri Michael Nicholson. Kameramanı ile birlikte,
arabaları bozulduğu için oradalar. Ama, tarihe tanıklık
ediyorlar.
BBC
ve ITN kanallarının da, İngilterede
kullandığı ve bunca zaman neden saklandığı
sorusuna halen cevap bulamayan bu çarpıcı görüntüler ve
detayları haberin videosunda...
MILLIYET 21/05/09
Reuters
22 Mayıs. 2009 Cuma
NEW
YORK - Birleşmiş Milletler, Kıbrıslı Türk ve Rum
liderleri uyararak, müzakereler ne kadar uzarsa, bir çözüme varmanın o
denli güçleşeceğini hatırlattı ve adanın
birleştirilmesi için sürdürülen görüşmelerin
hızlandırılmasını istedi.
BM
Genel Sekreteri Ban Ki-moon, dün açıklanan 15 Mayıs tarihli
raporunda, "Taraflar düzenli bir ilerleme kaydetmişlerse de, konulara
giderek daha bütüncül yaklaşıyor olmaları nedeniyle
müzakerelerin daha hızlandırılmasını gerekli
görüyorum" dedi.
"Zaten
tarafların kendileri de, çözümsüz geçen her günün bir anlaşmaya
varmayı daha güçleştirdiğinin farkındalar."
Ban,
iki tarafın da "şimdiki durumun kabul edilemez olduğunu ve
müzakere sürecinin açık uçlu olamayacağını kabul
ettiklerini" söyledi.
Ban,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "bir takvim
oluşturulması" görüşüne de destek verirken, Rum Yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, talebe karşı çıkıyor.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi
Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas, geçen yıl Eylül ayından
bu yana adanın birleştirilmesi için görüşmeler sürdürüyorlar.
Liderler, birçok kilit konuda henüz anlaşabilmiş değil.
Ban,
Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporda, adadaki Birleşmiş Milletler
gücünün görev süresinin 15 Aralık 2009 tarihine kadar altı ay süreyle
yeniden uzatılmasını tavsiye etti.
KTHY, İngiltere'deki davadan umutlu
Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY)
ve özel bir hava yolu şirketi olan CTA Holidays'in ortaklaşa
İngiltere'den Ercan'a direkt uçuş izni verilmesi talebiyle
İngiltere Ulaştırma Bakanlığı aleyhinde Yüksek
Mahkeme nezdinde açtığı davanın duruşmaları sona
erdi.
Kıbrıs Türk Hava
Yolları (KTHY) ve özel bir hava yolu şirketi olan CTA Holidays'in
ortaklaşa İngiltere'den Ercan'a direkt uçuş izni verilmesi
talebiyle İngiltere Ulaştırma Bakanlığı aleyhinde
Yüksek Mahkeme nezdinde açtığı davanın
duruşmaları sona erdi.
Londra'da Pazartesi günü
başlayan oturumlarda, KKTC tarafının sunuşunun
ardından iki gün boyunca davanın müdahili durumunda bulunan Rum
tarafı ve davalı İngiltere Ulaştırma
Bakanlığı adına da sunumlar yapıldı.
KTHY avukatı Charles
Heddon Cave, bugün yapılan son oturumda, sınırları içindeki
havaalanlarıyla ilgili karar yetkisinin KKTC'ye ait olduğunu ve bu
hakkı tanımanın KKTC'yi egemen devlet olarak tanımak
anlamına gelmeyeceğini belirtti.
Daha sonra söz alan KTHY
adına bilirkişi görevi üstlenen Oxford Üniversitesi öğretim
üyelerinden Prof. Stefan Talmon da 2005 yılında bu konuda
yazdığı makaleden her iki tarafın da alıntılar yaptığını,
ancak bazı önemli hususların gözden
kaçırıldığını söyledi.
KKTC'nin
tanınmıyor olmasının direkt uçuşların önünde
engel teşkil etmediğini vurgulayan Talmon, "KKTC'yi
tanımamak direkt uçuşun önünde bir engel yaratmaz" dedi.
Talmon, bu noktada dünyadaki
diğer uygulamalardan örnekler verdi ve Tayvan örneğini mahkemenin
dikkatine sundu. Tayvan yönetiminin havaalanları konusunda karar yetkisi
kullandığını hatırlatan Talmon, bunun Tayvan'ın
kendi egemenlik alanındaki haklarını kullanmasından ileri
geldiğini, aynı hakları KKTC'nin de kullanabileceğini
bildirdi.
Charter uçuşların
Uluslararası Sivil Havacılık Kurumu kurallarına göre izin
gerektirmediğini de hatırlatan Talmon, "İngiltere
Tayvan'ı tanımıyor, aynı şekilde KKTC'yi de tanımıyor.
İngiliz hükümeti Tayvan'ı Çin'in sorunu kabul ediyor. KKTC de
Kıbrıs'ın sorunu. İngiltere'nin Tayvan ile diplomatik ve
politik ilişkisi yok. KKTC'de de benzer bir durum var. Ama İngiltere
hem Tayvan ile hem KKTC ile kurum ve kuruluşlar düzeyinde temaslar
halinde. Bu duruma rağmen Tayvan'a direkt uçuşa izin veren
İngiliz hükümeti, aynı şeyi KKTC için uygulamıyor. Bütün
bunlar göz önüne alındığında buradaki farklı tutum
anlamsız kalıyor" dedi.
Tarafların
yaptıkları son değerlendirmelerin ardından oturumlara son
veren yargıç Wyn Williams, davanın çok önemli bir dava olduğunu,
her iki tarafı da dinlediğini, bu nedenle kısa sürede bir karar
vermesinin mümkün görünmediğini söyledi.
Oturumların bitmesinin
ardından bir açıklama yapan KTHY Londra Müdür Vekili Kemal
Kuyucuoğlu, "Bugün iyi bir gün oldu. Dava çok iyi yürütülmüştür.
Ümitliyiz" dedi. Davayla ilgili kararın en erken 60 gün içinde
sonuçlanması bekleniyor.
A.A.
KIBRIS POSTASI 22/05/09
Ban: 'Makul sürede çözüm sağlanmalı'
BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun
yayımladığı son Kıbrıs raporunda, adada
tarafları görüşmelerin hızını arttırmaya
çağırarak, çözümün makul bir süre içinde sağlanması
gerektiği mesajını verdi.
BM Genel Sekreteri Ban
Ki-mun yayımladığı son Kıbrıs raporunda, adada
tarafları görüşmelerin hızını arttırmaya
çağırarak, çözümün makul bir süre içinde sağlanması
gerektiği mesajını verdi.
Ban raporunda,
''Tarafların kendisi de çözümsüz geçen her günün bir çözüme
ulaşmayı daha güç kıldığının, adadaki
statükonun kabul edilemez olduğunun ve sürecin ucunun açık
olamayacağının farkındalar'' ifadesini kullandı.
Genel Sekreter, adadaki
cesaret verici gelişmelere rağmen henüz kapsamlı bir
anlaşma sağlanamadığı gerekçesiyle adadaki BM
Barış Gücü'nün (UNFICYP) Kıbrıs'ta önemli bir rol oynamaya
devam ettiğini belirterek, gücün görev süresinin 6 aylığına
uzatılmasını tavsiye etti. BM Güvenlik Konseyi, Ban'ın
raporunu bugün basına kapalı danışma
toplantısında ele alacak.
Ban, adada tarafların
görüşmelerde bugüne dek düzenli ilerleme
sağladıklarını, ancak tarafların görüşmelerin
hızının artması gereğini gözlemlediğinin
altını çizdi.
Genel Sekreter Ban'ın
Kıbrıs raporunu bugün ele alacak BM Güvenlik Konseyi'nin önümüzdeki
günlerde UNFIYCP'in görev süresini 6 aylığına uzatan bir karar
alması bekleniyor.
A.A.
KIBRIS POSTASI 22/05/09
Özgürgün
İKO toplantısına katılacak
36.
İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Dışişleri
Bakanları Toplantısı 23 25 Mayıs 2009 tarihleri
arasında Suriyenin başkenti Şamda düzenlenecek. Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) anılan toplantıda
Dışişleri Bakanı Sayın Hüseyin Özgürgün
başkanlığındaki bir heyetle temsil edilecek.
Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgün, Dışişleri Bakanları
Toplantısına katılmak bu gece Ankara temaslarını
tamamlamasının ardından İstanbul üzerinden beraberindeki
heyetle birlikte Şama uçacak. Bakana ziyareti sırasında
Dışişleri Bakanlığından İKÖnden sorumlu
Müdür/Temsilci Mustafa Lakadamyalı, Dışişleri Dairesi
Üçüncü Sekreterlerinden Çağrı Kalfaoğlu ile Birsen İkizer
ve Basın Danışmanı Burhan Canbaz eşlik edecek.
Bakan Özgürgün
toplantı vesilesiyle yapacağı konuşmada üye ülkelerin
Dışişleri Bakanlarına Kıbrıs konusundaki son
gelişmeler ve yaşanan sürece ilişkin bilgiler verecek ve
Kıbrıs Türk halkı üzerinde uygulanan haksız
izolasyonların kaldırılması çağrısını
bir kez daha tekrarlayacak.
Toplantı esnasında
Bakan Özgürgünün İKÖne üye ülkelerin Dışişleri
Bakanları ve İKÖ Genel Sekreteri Sayın Ekmeleddin
İhsanoğlu ile ikili görüşmeler gerçekleştirmesi ve üye
ülkeler ile mevcut ilişkilerin daha da ileriye götürülmesi konusunda
yoğun temaslarda bulunması beklenmektedir.
Bilindiği gibi, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 2004 yılında İstanbulda
düzenlenen 31. İKÖ Dışişleri Bakanları
Toplantısında alınan karar doğrultusunda tüm İKÖ
toplantı ve etkinliklerine Kıbrıs Türk Devleti adı
altında katılmaktadır.
Dışişleri
Bakanları Toplantısının bitimini müteakip, Bakan Özgürgün
başkanlığındaki heyetin 26 Mayıs tarihinde KKTCne
dönmesi bekleniyor.
KIBRIS POSTASI 22/05/09
Talat making greedy demands over
Limnitis
PRESIDENT DEMETRIS
Christofias yesterday accused the Turkish Cypriot side of being greedy for
continually demanding new terms to open the Limnitis checkpoint.
Speaking to the media following yesterdays direct talks, Christofias said he
was disappointed because every time he [Talat] submits new terms, which
cannot be accepted.
The president would not go into further detail about what the new terms were,
limiting his comments instead to: They cannot be accepted and it appears that
Talat is dynamiting the whole effort.
I think the Turkish army does not want to open Limnitis. This is my overall
conclusion. I am saddened by this. I expected a different behaviour on behalf
of Mr Talat. However, it seems, despite the fact he does not acknowledge it,
that many things may not depend on him, he said.
Refusing to give up, however, Christofias said he would try to make one last
effort.
The president said the deadlock had ensued following the Turkish Cypriot sides
demand for transport fuel, a term the Greek Cypriot side has already dismissed.
The first thing that made me tell him that we have a deadlock and that he is
destroying, everything was his insistence on the fuel, said Christofias.
The government has pledged its readiness to open the Limnitis crossing to
facilitate free movement but the Turkish Cypriot side has asked for the supply
of electricity in the area of Kokkina as well as fuel in order to give the
green light to the opening.
The government has come under severe pressure from residents of the northwest
communities to open the checkpoint as it will make travelling to the capital
easier.
Under the circumstances, Christofias said the suggestion of a common meeting
between both community leaders and the local authorities of the area would not
materialise.
I do not think so, if Mr Talat continues to hold the same views and submit the
same terms. We had started from nothing and every time a new term is submitted.
We have decided, for the sake of the residents, the termination of their
enclavement and isolation, to make moves, which under different circumstances
we would not have made, but it appears that there is greed and thus there is no
reason, if Mr Talats insistence persists, to hold a common meeting, he said.
During yesterdays 29th meeting the leaders only discussed the Limnitis issue.
Christofias said they would be getting into the economy next week.
Speaking after the meeting, UN Secretary Generals Special Adviser on Cyprus
Alexander Downer said: The leaders met in a tête-à-tête session for about an
hour and then met in plenary session for about 45 minutes. They have agreed to
meet again next Thursday, and there will be further discussion next Thursday
still on the economy.
In the meantime the representatives of the two leaders would meet to continue
the discussion on economic matters, he said.
Downer would not comment on whether the pair had discussed the opening of the
Limnitis checkpoint.
CYPRUS
MAIL 22/05/09
House rules Greece has no Turkish
minorities
By Elias Hazou
BY UNANIMOUS vote, the
Plenum yesterday passed a resolution stressing that it does not recognise the
presence of any Turkish minority within the territory of Greece.
The move comes after DISY deputy Christos Pourgourides, in his personal
capacity, signed a motion for a resolution calling for an investigation into
possible human rights violations of the Turkish minority in the Greek islands
of Rhodes and Kos.
The contentious motion was drafted by the Parliamentary Assembly of the Council
of Europe (PACE), of which Pourgourides is a member. PACEs document, dated May
6, expressed concern on the situation of the Turkish minority in the two
islands.
PACEs motion cited concerns over religious and linguistic restrictions for
persons of Turkish ethnic origin living in the two islands. It noted, for
instance, that Turkish schools in Rhodes and Kos ceased to operate in 1972.
And that according to the latest information received, the Turkish minority on
the islands is denied the right to education in their mother tongue.
Greece does not acknowledge the presence of a Turkish minority, instead
referring to Greek citizens of Turkish ethnic origin as the Muslim minority.
A number of Turkish MPs also signed the same document. Pourgourides took flak
from politicians in Cyprus, accusing him of playing into the hands of Turkish
diplomacy and of jeopardising Cyprus relations with steadfast ally Greece.
Yesterdays resolution by Parliament, drafted at the initiative of DIKO, also
stressed that we remain firmly opposed to Turkeys intention to promote
secessionist elements in the territory of Greece.
The final draft of the resolution omitted a reference to Pourgourides actions,
as its authors had originally intended. The resolution was approved by all MPs,
including Pourgourides.
Pourgourides own party DISY have distanced themselves from their deputy.
Earlier this week, the veteran politician was summoned to party headquarters in
Nicosia to explain his actions.
DISY spokesman Harris Georgiades told the Mail his party wanted to make it
absolutely clear that they did not espouse the view that a Turkish minority
existed in Greece.
To avoid any confusion, we have to say that neither does Mr. Pourgourides. His
point of view was that, given the allegations on human rights violations in
Rhodes and Kos, it would be better to investigate these allegations rather than
not. That does not mean he agrees there is a human rights problem vis-a-vis
people of Turkish ethnic origin. His rationale is duly noted.
DISYs problem, it seems, was with Pourgourides handling of the matter: he had
failed to consult with them on such a sensitive issue.
By agreeing that an investigation is necessary, youd send out the wrong
political message. We wanted to demonstrate that Greece has a clear human
rights record, said Georgiades.
Though distancing themselves from Pourgourides, at the same time DISY sought to
shield their man from some of the more malicious attacks leveled against him.
The rhetoric weve been hearing these last few days
that his behaviour was
unpatriotic, bordering on treasonous
was a gross exaggeration, said
Georgiades.
CYPRUS
MAIL 22/05/09
Talat: BM
aktif bir şekilde harekete geçmeli
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, beklentisinin BMnin daha aktif harekete geçmesi ve yıl
sonu itibarıyla bir anlaşmanı hazırlanması
olduğunu söyledi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat bu görüşlerini Kalavaç köyüne gerçekleştirdiği
ziyaret sırasında ortaya koydu.
Talat, Kıbrısta
çözümün iki tarafın da çıkarına olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat görüşmelerle ilgili bilgi verirken ise yakınlaşılan
konuların farklılıklardan daha fazla olduğunu bildirdi.
Kıbrıs sorununu
zor bir sorun olarak niteleyen Cumhurbaşkanı Talata göre Rumlar
çözüm istiyor ama bu yönde harekete geçebilmeleri için yeteri kadar motivasyon
yok.
Talat, Türkiyenin AB süreci
ve KKTCde 2010da yapılacak Cumhurbaşkanlığı
seçimleri nedeniyle ortada doğal bir takvim bulunduğunu da
tekrarladı ve BM ve ABnin de, hatta Rum tarafının da bunu kabul
ettiğini belirtti, ancak resmi olarak bunu söylemekten
kaçındıklarını anlattı.
KIBRIS POSTASI 23/05/09
Türkiye:
Liderler daha sık görüşmeli
Türkiye'nin
BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin, Kıbrıs'ta iki lider
arasında devam eden görüşmelerin başarılı olması
için yapılması gerekenler bulunduğunu belirterek, bunları
iki liderin daha sık bir araya gelmeleri, sürecin bir
sınırın olması gerektiği ve tarafların süreçte
BM'nin yardımına ihtiyaç duymaları olarak sıraladı.
Büyükelçi İlkin,
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Genel Sekreter Ban Ki-Mun'un
son Kıbrıs raporunu ele aldığı
toplantısının ardından A.A muhabirine açıklamalarda
bulundu.
İlkin, BM Güvenlik
Konseyi'nde son 3 hafta içinde Kıbrıs konusunda 2 kez istişare
toplantılarının yapıldığını
anımsattı. 30 nisanda yapılan görüşmelerde Genel Sekreter
Ban Ki-Mun'un Kıbrıs özel danışmanı Alexander
Downer'ın Konsey'e özellikle iki lider arasındaki görüşmeler
üzerinde durarak adadaki gelişmeleri anlattığını
anımsatan İlkin, BM Güvenlik Konseyi'nın da bunun ardından
bir başkanlık açıklaması yaptığını
söyledi.
İlkin, bugün
yapılan toplantıda ise Genel Sekreter Ban'ın adadaki
barış gücü UNFIYCP ile ilgili olarak her 6 ayda bir
hazırladığı raporun değerlendirildiğini
belirterek, BM Güvenlik Konseyi üyelerinin toplantıda raporla ilgili
görüşlerini açıkladıklarını ve üyelerin büyük bir kısmının
da Ada'daki görüşmelerin seyri hakkında bazı dilek ve
temennilerde bulunduklarını ifade etti.
Büyükelçi İlkin,
Türkiye ve KKTC açısından durumun net olduğunu belirterek,
Ada'da görüşmelerin devam ettiğini, özel danışman
Downer'ın daha önceki brifingde ihtiyatlı bir iyimserlik içinde
olduğunu ifade ettiğini anımsattı.
İlkin, KKTC
tarafından aldıkları bilgiler doğrultusunda
görüşmelerin yakında sona erecek ilk turunda bazı olumlu
gelişmeler ve açılımların olduğunu, ancak temel
konularda henüz köklü bir açılımın ortada
olmadığını söyledi.
Kıbrıs Türk
tarafı ve Türkiye'nin bu görüşmeleri ''bulunmaz bir fırsat''
olarak gördüğünü, ancak bu görüşmelerin belki de son bir fırsat
olduğunu belirten İlkin, görüşmelerin başarılı olabilmesi
için yapılması gerekenler bulunduğunu söyledi.
Öncelikle iki liderin çok
daha sık aralıklarla görüşmeleri gerektiğini vurgulayan
İlkin, bu yöndeki kararın da bu hafta iki lider tarafından
alındığını söyledi. ''İkinci olarak bu sürecin bir
sınırı olması lazım, nihayete kadar bu görüşmeler
devam edemez'' diye konuşan İlkin, hedefe ulaşmak için
görüşmeleri hızlandırmak ve gayretleri arttırmak
gerektiğini belirtti. Son olarak da tarafların her konuda
anlaşmalarının mümkün olmadığını ifade eden
İlkin, tarafların yardıma ihtiyaçlarının
olacağını, bunu da yapabilecek tek kuruluşun BM, tek
kişinin de Downer olduğunu söyledi.
UNFICYP'nin 1960'lı ve
1970'li yıllarda Ada'da başarılı hizmetler verdiğini
belirten İlkin, Ada'nın şartlarının bugün çok
değiştiğini ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücünün
iş hacmi yükü ve görevin tehlikesi açısından BM'nin belki de en
az problemli barış güçlerinden biri olduğunu söyledi.
Dünyanın diğer bölgelerindeki BM Barış Güçleri'nin hayatta
kalma mücadelesi verdiklerini söyleyen İlkin, Kıbrıs'ta böyle
bir durumun söz konusu olmadığını söyledi.
Ban'ın
Kıbrıs raporunda UNFICYP'in kuzeye geçişlerinin
kısıtlandığı yönünde bir takım ifadeler
bulunduğunu anımsatan İlkin, Adada UNFICYP personelinin kuzeyden
güneye, güneyden kuzeye geçiş sayısının günde 400-500
civarında olduğunu, 1 Ocak 2008 ile 28 Şubat 2009 dönemi
arasındaki 14 ayda UNFICYP personelinin toplam 180 bin geçiş
yaptığını söyledi. Baki İlkin, böyle yoğun bir
geçiş trafiğinde son derece az sayıdaki geçişlerde
görülebilecek kimi sıkıntıları, BM'de ele alınacak önemde
görmediğini de vurguladı. İlkin, bunun dışında da
raporda KKTC'ye yönelik herhangi bir sıkıntının dile
getirilmediğini belirtti.
UNFICYP'in iki tarafın
müsaadesi ve rızasıyla faaliyet göstermesi gerektiğini
vurgulayan İlkin, ancak 1964 yılından beri sadece
Kıbrıs'ın Rum kesimindeki yönetimin hükümet olarak görülüp
mutabakatının alındığını, KKTC'nin de her
sefer buna itirazını kayda geçirdiğini söyledi.
Bu sefer de aynı
durumun geçerli olduğunu ve KKTC'nin UNFICYP'nin görev süresinin yeniden 6
ay uzatılmasına ilişkin mutabakatının
alınmadığını belirten İlkin, 28 mayısta
yapılacak BMGK'daki oylama sırasında bu hususa
değineceklerini belirtti. Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi'nde UNFICYP'nin
görev süresinin uzatılmasına yönelik oylamaya ilk kez
katılacağını söyleyen İlkin, Kıbrıs Türk
tarafının itirazını BM Güvenlik Konseyi'ne ve BM Genel
Sekreterliğine bildireceğini belirterek ''Biz de nerede
durduğumuzu oylama sırasında ortaya koyacağız'' diye
konuştu
Büyükelçi Baki İlkin,
BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev
süresinin 6 aylığına yeniden uzatılmasını isteyen
son Kıbrıs raporunu kapalı toplantıda ele
almasının ardından yabancı gazetecilere de bir açıklama
yaptı.
Türkiye'nin BM Daimi
Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk
tarafının Kıbrıs sorununun çözülmesini istediğini
söyledi.
İlkin
açıklamasında, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk
tarafının Kıbrıs sorununun çözülmesini istediğini ve
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bu yönde elinden geleni her
türlü çabayı gösterdiğini vurguladı.
AA
KIBRIS POSTASI 23/05/09
Kıbrıs
raporu görüşüldü
BM Güvenlik
Konseyi'nin, Genel Sekreter Ban Ki-Mun'un son Kıbrıs raporunu ele
aldığı danışma toplantısı sona erdi. BM
Güvenlik Konseyi'nin dönem başkanı Rusya'nın
başkanlığında dün yapılan basına kapalı
danışma toplantısında, Ada'da tarafları
görüşmelerin hızını arttırmaya çağırarak,
çözümün makul bir süre içinde sağlanması gerektiği
mesajını veren ve adadaki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev
süresinin 6 aylığına uzatılmasını tavsiye eden rapor
görüşüldü.
BM Güvenlik
Konseyi'nin 28 Mayısta yeniden toplanarak Genel Sekreter Ban'ın
raporu doğrultusunda UNFICYP'nin görev süresini 6 aylığına
uzatan bir karar alması bekleniyor.
AA
KIBRIS POSTASI 23/05/09
Turkish Cypriots pessimistic on
unification talks
The newly-elected
government in the north said yesterday it was pessimistic that peace talks to
unify the island would succeed.
"Let alone the broader issues, the Greek Cypriot side is creating problems
even on smaller issues. I am not optimistic for a solution, though I want to
be," Turkish Cypriot Foreign Minister Huseyin Ozgurgun told a news
conference in Ankara.
"As long as the peace talks are continuing we will not leave the table,
but they cannot go on forever," he said, adding "we need a
schedule."
Turkish Cypriots last month voted into power the hardline National Unity Party
(UBP), a move seen as making unification talks more difficult.
The UBP advocates an outright two-state settlement on Cyprus, at odds with the
federal model now being discussed by the Turkish and Greek Cypriot leaders.
Turkey has warned the UBP against blocking a settlement on the island, without
which Greek Cypriots, who represent the island in the European Union, say they
will block Turkey's admission to the EU.
Turkey is currently in protracted EU membership negotiations, but there is
strong resistance to Ankara's entry among several member states.
CYPRUS MAIL 23/05/09
Turkish warship photo a sad
oversight by Ministry
THE
MINISTRIES of Education and Defence yesterday conflicted over the formers
decision to advertise Cyprus participation at an international contemporary
arts event with a photograph depicting a Turkish warship.
Defence Minister Costas Papacostas said it was truly a sad oversight which is
unacceptable that the Education Ministry had chosen to send out official
invitations depicting the Turkish ship and flag.
The minister admitted he had not seen the invitations and did not know under
what circumstances such a decision had been made.
Papacostas comments provoked a reaction from the Education Ministry and it is
thought Education Minister Andreas Demetriou will demand an explanation for the
outburst.
Senior official Pavlos Paraskevas told the ministry did not regard works of art
through political eyes and defended its decision to publish the photograph as
part of the projects concept.
It presents the thoughts and work of a new artist who experience specific
situations living in Cyprus and in his own way artistically expresses his concerns
and experiences in a subjective manner, he said.
Paraskevas said the photograph was only part of the project and had been
selected by the artist and curator because it depicted the situation in Cyprus.
What more can a Turkish ship and flag mean for Cyprus other than occupation,
he said.
If it were painting would we as that the Turkish flag be removed? This photo
is also part of the whole project. Should the flag have been removed from the
Turkish frigate?
Right-wing parties DISY and EVROKO also criticised the ministry and government
for allowing such an invitation to be sent out. DISY vice president and House
Education Committee chairman Nicos Tornaritis said the photo was provocative,
while EVROKO demanded the photographs immediate withdrawal and replacement
with another more fitting image that depicted the islands 35 year suffering
under Turkish occupation.
Artist Socratis Socratous was chosen to represent Cyprus at the 53rd Venice
Biennale of Contemporary Art.
The Venice Biennale has for over a century been one of the most prestigious
cultural institutions in the world. Ever since its foundation in 1895, it has
been in the avant-garde, promoting new artistic trends and organising
international events in the contemporary arts in accordance with a
multi-disciplinary model which characterises its unique nature.
CYPRUS MAIL 23/05/09
Christofias under fire over Limnitis
failure
By Stefanos Evripidou
THE
SPAT over the Limnitis crossing spilled over to the domestic front yesterday
with ruling party AKEL accusing the government partners of celebrating the
Presidents failure to open the crossing.
AKEL leader Andros Kyprianou said it was regrettable that certain parties in
the government coalition had used the unacceptable behaviour of the Turkish
side on Limnitis to draw swords against President Demetris Christofias.
Kyprianou said their behaviour was undermining the president, adding thats
not how it works when you support the government.
Christofias came out of his meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat on Thursday furious with his counterparts refusal to open Limnitis. He
accused the Turkish side of being greedy by adding new preconditions to
opening the remote crossing point west of the island.
His understudy at the ruling communist party, Kyprianou, yesterday criticised
the governments so-called partners, a reference to DIKO and EDEK, accusing
them of supporting the government and undermining it at the same time.
We made it clear to the Cypriot people before the elections that this
procedure would be one step forward two steps back, that it would require
walking barefoot on thorns. We will walk barefoot on thorns then because we
want to solve the Cyprus problem.
We wont pack it in at the first difficulty, and then celebrate, telling the
president see how we told you things would be difficult, said Kyprianou.
The AKEL leader said he was greatly disappointed with the Turkish stance on
Limnitis, but added that the only way to solve the Cyprus problem was through
dialogue.
If some know other ways to solve the Cyprus problem, they should tell us, he
added.
House President and DIKO leader Marios Garoyian described the Limnitis talks as
a farcical comedy thats been going on for over a year. He added that the
Turkish side has never kept to any agreement.
On criticism levelled against his party, Garoyian noted that the job of any
partnership was to support the things that are correct and point out those that
are wrong.
It is time for the general secretary of AKEL to stop taking criticism as being
undermining.
He said it was insulting to suggest that the party could celebrate at a time
when Cyprus was suffering.
EDEK leader Yiannakis Omirou said Kyprianous outburst had nothing to do with
his party and pointed to the fact that Talat violated the agreement to open
Ledra Street and Limnitis simultaneously.
Greens leader Ioanna Panayiotou blamed the deadlock on Christofias bad
handling of the issue, while EVROKOs Nicos Koutsou said the issue highlighted
how deep Cyprus was falling into a deadlock.
Foreign Minister Marcos Kyprianou questioned how the two sides would deal with
more serious issues if they got stuck on the simple, humanistic question of
facilitating the residents of the Limnitis area.
To a great extent, Mr Talats credibility is being judged here, he said.
The deal-breaker in the Limnitis affair appears to be Talats request to allow
the supply of fuel to the occupying military in the Kokkina enclave.
Under secretary to the president, Titos Christofides, said the fact that the
Turkish side continued to come back with new demands did not make the measure
very confidence-building.
However, Talat was quoted saying in the north that his demands have been
consistent from the start. The Turkish Cypriot leader highlighted that his side
asked for free passage to Kokkina, meaning everything except guns and
ammunition.
CYPRUS MAIL 23/05/09
Rumlar'dan yine veto kartı
Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos
Kiprianu yine Türkiyeyi hedef aldı ve tehdit etti. Rum Bakan Türkiyeye
dönük olarak ya bizim istediğimizi yaparsın ya da AByi unut
mesajını içeren bir açıklama yaptı.
Rum
Dışişleri Bakanı Kiprianu, Rum Haravgi Gazetesine
yaptıı açıklamasında Türkiyenin BM Güvenlik Konseyi
kararlarında öngörüldüğü şekilde bir çözüm modelini
desteklediğini açıklaması için mecbur edilmesi gerektiğini
söyledi. Bunun için nüfuz kullanılması gereğine vurgu
yaptı.
Rum Bakana göre Türkiye,
Kıbrısta iki bölgeli, iki toplumlu, Güvenlik Konseyinin
ilgili kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi
eşitliğe, tek egemenliğe, tek uluslararası temsiliyete ve
tek vatandaşlığa sahip bir federasyon çözümünü desteklediği
açıklamlı. Bu yapmak için zorlanmalı. Yapmadığı
takdirde ise AB sürecinde karşısında müzakere
başlıklarının açılmasına rıza göstermeyen
bir Kıbrısı bulabilir.
Yani özetle Rum Bakan bir
kez daha veto kartını masaya sürerek Türkiyeyi tehdit etti ve
Kıbrıs Cumhuriyetinin veto kartını kullanabileceği
mesajını verdi.
KIBRIS POSTASI 24/05/09
Alternatif KKTC'dir vurgusu
Gazeteci
Yusuf Kanlı Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün'ün
Ankara ziyaretini yorumladığı yazısında
Kıbrıs Türkünün alternatifsiz olmadığının
altını çizdi. Kanlı, Özgürgün'ün ''Herkesçe bilinmeli ki
Kıbrıs Türk tarafı ilelebet masada kalmaya devam etmeyecektir ve
alternatifsiz değildir sözlerine atıfta bulunarak şunları
yazdı:Peki, alternatifi ne olabilirdi Kıbrıs Türk
halkının? Özgürgünün cevabı çok net idi: Alternatif Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve tanınmasıdır. Kendi
cumhurbaşkanının bile mecbur kalmadıkça adını
kullanmadığı devlete ancak bu kadar güzel ve veciz bir
şekilde sahip çıkabilirdi bir dışişleri
bakanı."
KIBRIS POSTASI 24/05/09
Rumlar çözüm olacağına inanmıyor
Güney
Kıbrısta yapılan yeni bir ankette Rumların
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Lider Dimitris Hristofias
arasında devam etmekte olan görüşme sürecinden bir sonuç
alınacağına inanmadığı ortaya çıktı.
186 kişiyle telefonda
görüşülürek yapılan anket Rum Alithia Gazetesi tarafından
yaptırıldı ve bugün gazetede okuyucularla
paylaşıldı.
Anket sonuçlarıyla
ilgili haberi okuyucularına, Kıbrıslılar Çıkmaz
Görüyor başlığıyla manşeten duyuran gazete, ankete
katılanların yüzde 69,0unun müzakerelerin çıkmaza sürükleneceği
inancında olduğunu bildirdi.
Ankete
katılanların sadece yüzde 25,8inin sürecin çözüm
getirebileceğine inanç belirttiğine işaret eden Gazete, yüzde
5,2lik bir oranın ise görüş belirtmediğini yazdı.
Ankette Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasın Kıbrıs sorunundaki
icraatlarından memnunmusunuz şeklinde sorulan soruya ise ankete
katılanların yüzde 53,3ü memnun, yüzde 35,7si memnun
olmadığı, yüzde 7,6sı ne memnun ne memnuniyetsiz
olduğu yönünde yanıtını verdi. Yüzde 3,4ü ise görüş
belirtmedi.
KIBRIS POSTASI 24/05/09
Serdar Denktaş'ın tercihi Papadopulos ama neden?
Demokrat
Parti Genel Başkanı Serdar Denktaşa göre bir önceki Rum
Başkan Papadopulos şimdiki Rum Başkan Hristofiastan daha
samimiydi. Serdar Denktaş bu düşüncesini Rum Alithia Gazetesine
verdiği özel mülakat sırasında ortaya koydu.
Serdar Denktaş, siyasi
eşitliğin içinde yer alacağı her türlü çözüm modeline
yeşil ışık yakacakları mesajını verdiği
açıklamaları sırasından Hristofiasa güvenmediğini
söyledi.
Denktaş, Papadolulosu
Hristofiasa göre daha samimi bulduğuna işaret ederek, müzakere
sürecinde en zor konunun mülkiyet konusu olduğunu belirtti.
Serdar Denktaş'ın
neden Hristofias'a güvenmediği ise şu şekilde yorumlandı.
Papadolulos parmağının arkasına saklanmaz, niyetini
açıkça ortaya koyardı ama Hristofias böyle değil. Niyeti
başka, sözleri başka!...
KIBRIS POSTASI 24/05/09
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs′ta çözümün iki tarafın da
çıkarına olduğunu ve bunu başarmaları gerektiğini
vurguladı. Talat, devam eden müzakerelerde beklentisinin BM′nin daha
aktif harekete geçmesi ve yılsonu itibarıyla bir anlaşmanın
hazırlanması olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Talat,
devam eden müzakerelerde tarafların yakınlaşma
sağladığı konuların farklılıklardan çok daha
fazla olduğunu da bildirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, dün akşam saatlerinde,
Kıbrıs′ın en otantik köylerinden biri olan
Kalavaç′ı ziyaret etti. Köylüleri, sahip çıktıkları
değerleri nedeniyle kutlayan Cumhurbaşkanı Talat, onlara
Kıbrıs sorununun çözümü için yürütülen müzakerelerle ilgili de
bilgiler verdi.
Kalavaçlıların sevgi gösterileriyle
karşıladığı Talat′a eşi Oya Talat ve Özel
Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik etti. Ziyarette, Kalavaç Muhtarı
Ömer Meraklı ve köylüler, Kalavaç hakkında bilgiler verdi ve
Talat′a hediyeler sundu. Değirmenlik Belediye Başkanı
Osman Işısal ile Lefkoşa Kaymakam Yardımcısı
Kemal Deniz Dana da Kalavaçlılara eşlik etti.
MERAKLI: ÖRF VE ADETLERİMİZE BAĞLIYIZ, TOPRAK SATMADIK
Kalavaç Muhtarı Ömer Meraklı, Cumhurbaşkanı
Talat′ın köylerini ziyaretinde yaptığı
konuşmada, örf ve adetlerine bağlı, kültürel değerlerine
sahip çıkan, ekolojik ve jeolojik değerlerini de koruyan bir köy
olduklarını belirterek, ayrıca köy topraklarının bir
tek santimetrekaresini bile
satmadıklarını vurguladı.
Meraklı, AB finansmanı ve UNDP projeleriyle, Türkiye Cumhuriyeti
kaynaklarıyla bugüne dek köyde birçok iş yaptıklarını
belirterek, köy meydanının kültürel değerler korunarak
düzenlendiğini, su borularının ve elektrik hatlarının
yenilendiğini, yürüyüş yolları yapıldığını,
yerel taşların korunduğunu, köydeki endemik bitki- lerle ilgili
kitap hazırladıklarını, çocuk parkı
yaptıklarını anlattı.
Henüz devam eden projeleri arasında "herbarium" bulunduğunu
kaydeden Kalavaç Muhtarı Ömer Meraklı, gençlere sosyal konut, sergi
ve müze evi ve bilgi danışma ofisi gibi yeni projeler de
hazırlamak istediklerini ifade etti.
Meraklı, Kalavaçlıların ekmeklerini kendi köylerinde
kazanması için turizme dönük projeleri de bulunduğunu belirterek,
ayrıca gençlere model uçak eğitim pisti, yeraltı
mağarası projeleri de bulunduğunu söyledi.
Meraklı, tüm projeleri bilim adamlarının katkılarıyla
hazırladıklarını vurgulayarak, bugüne dek 32 akademisyen ve
bilim adamını köylerinde misafir ettiklerini bildirdi.
TALAT: BU PROJELERLE KALAVAÇ BAŞKENT
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, Kalavaçlılara hitaben
yaptığı konuşmaya, "Galiba bu projeler
Kalavaç′ı ülkenin başkenti yapacak" diye başladı
ve geleneklerine bağlı kalan, köylerine sahip çıkan
Kalavaçlıları ve muhtarlarını kutladı.
Projelerin köye kazandırılmasının önemli olduğunu
ifade eden Talat, muhtarın verdiği bilgilerle Kalavaç hakkında
çok şey öğrendiğini, Osmanlılardan kalan eserlerin de çok
değerli olduğunu anlattı.
Talat, Kalavaçlılara Kıbrıs sorunuyla ilgili gelişmeler
hakkında da bilgiler verdi. 2004′teki referandum öncesinde de,
sonrasında da çözüm için her çabayı ortaya koyduklarını
belirten Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk
halkının çözüm yönündeki kararlı duruşu sayesinde Güney
Kıbrıs′taki liderin değiştiğini ve çözüm isteyen
bir liderin geldiğini anlattı.
"KIBRIS SORUNU HAKİKATEN ZOR, ZORLAŞMIŞ BİR
SORUN"
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun hakikaten zor,
zorlaşmış bir sorun olduğuna işaret ederek, 1974
öncesi şartların artık bulunmadığını,
tarafların artık yerleşik bir düşünce yapısına
kavuştuğunu, bunu değiştirmenin de kolay
olmadığını söyledi.
"RUM TARAFI ÇÖZÜM İSTİYOR AMA YETERLİ MOTİVASYONLARI
YOK"
Devam eden müzakerelerde, Rum tarafının motivasyonunu yetersiz
bulduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Ben
Rumların çözüm istediğine inanıyorum ama yeterli
motivasyonları yoktur. Çözümün, uzlaşmayla ve her iki tarafın
hareketiyle olacağı unutulmamalıdır" diye
konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, bu süreçte Kıbrıs Türk
tarafının da sorumluluklarının bulunduğunu belirterek,
ancak Kıbrıslı Türklerin yapabileceklerinin azamisini
yaptığını, dünya tarafından takdir edilmesi
gerektiğini, bu takdirin yeterince yapılmadığını
ifade etti.
Rum tarafında ilginç bir koalisyon hükümeti
bulunduğuna, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas′ın partisi AKEL′in, çözüm yanlısı
olmayan, hatta son derece fanatik olan DİKO ve EDEK′le koalisyon
yürüttüğüne işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, bu iki
partinin söylemlerinden örnekler vererek eleştirdi.
Ortakları fanatik olan Hristofyas′ın esneklik göstermesinin
kolay olmadığını belirten Talat, Kıbrıs sorununun
uluslararası bir sorun haline geldiğini, o yüzden çözüme
uluslararası toplumun da destek olmasını istediklerini söyledi.
"BEKLENTİM BM′NİN DAHA AKTİF OLMASI VE YILSONUNA
BİR ANLAŞMA"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakere sürecinin yoğun devam
etmesi ve uluslararası toplumun da katkısıyla bir çözüm
olması gerektiğini vurgulayarak, "Benim beklentim BM′nin
daha aktif hareket geçmesi ve yılsonu itibarıyla bir
anlaşmanın hazırlanmasıdır" diye konuştu.
Talat, Türkiye′nin AB süreci ve KKTC′de Şubat 2010′da
yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle ortada
doğal bir takvim bulunduğunu, bunu BM ve AB′nin de kabul
ettiğini hatta Rum tarafının da kabul ettiğini; ancak resmi
olarak söylemediklerini belirterek, "Bizim çok yoğun
çalışmamız ve yıl sonuna dek bu sorunu çözecek planı
hazırlamamız lazım" dedi.
"YAKINLAŞMA, FARKLILIKLARIMIZDAN ÇOK DAHA FAZLA"
Bu yönde çalıştıklarını, birçok konuda
yakınlaşmalar da sağlandığını ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, "Yüzdelik vermem zor ama
yakınlaşmalarımız, farklılıklarımızdan
çok daha fazladır" ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "top Rum tarafında"
gibi bir ifade kullanmak istemediğini çünkü topun her iki tarafta da
olduğunu belirterek, daha al-ver sürecine de
gireceklerini hatırlattı.
Yoğun, hızlı çalışacaklarını ve
uluslararası toplumun da desteğiyle başaracaklarını
ifade eden Talat, çözüme ihtiyaç duyulduğunu, belki de Kıbrıs
Türk tarafının ihtiyacının daha fazla olduğunu
söyledi. Talat, "Çözüm iki tarafın da çıkarınadır ve
başarmalıyız" diye konuştu.
HALKIN
SESI 24/05/09
Kandunas: Oyuna gelmek için aptal olmak lazım!
Rum
avukat, Türk tarafının Ormas davasını siyasileştirip
avantaj sağlamaya çalıştığını öne sürdü
Kıbrıslı
Rum avukat Konstantis Kandunas, Rum siyasilere yaptığı
çağrıda, Orams davasıyla ilgili politik demeç verilmemesini
istedi. Kandunas, Türk tarafı olayı siyasileştirip,
İngiliz Temyiz Mahkemesinin de siyasi karar almasını sağlamaya
çalışıyor, bu oyuna düşecek kadar onursuz ve aptal siyasilerimiz
olabileceğini düşünmek istemiyorum dedi.
Orams davasında Rum tarafını temsil eden avukat
Konstantis Kandunas, Davanın İngiliz Mahkemesinde mutlu sona
ermesini tehdit eden tek tehlike, Türk tarafının bu davaya vermeye
çalıştığı siyasi renktir dedi. Kandunas, Oy toplamak
adına Apostolidis davasını tehlikeye sokacak şekilde
kullanacak kadar aptal ve onursuz Kıbrıslı siyasiler
olduğunu hayal etmekte zorlanıyorum yorumunu yaptı.
Politis gazetesi, Avukat Konstantis Kandunastan
Kıbrıslı Rum Siyasilere Çağrı Orams
Davasını Siyasi Malzeme Yapmayın başlıklı
haberinde, Rum avukat Kandunasın; Avrupa Toplulukları Adalet
Divanının (ATAD) Orams davası kararıyla ilgili
paragrafın BM Genel Sekreterinin UNFICYP raporundan
çıkartılmasını eleştiren Rum siyasileri, KKTCnin ve
Oramsların hukuk grubunun değirmene su dökmekle
suçladığını yazdı.
Gazeteye göre, İngiliz Orams çiftinin KKTCden satın
alarak üzerine ev inşa ettikleri arazinin kendisine ait olduğu
iddiasıyla dava açan Meletis Apostolidis isimli Rumun avukatı olan
Konstantis Kandunas, Davanın İngiliz Mahkemesinde mutlu sona
ermesini tehdit eden tek tehlike, Türk tarafının bu davaya vermeye
çalıştığı siyasi renktir dedi, şunları
söyledi:
Davayı siyasi malzeme yapan bu tür açıklamalar beni
üzüyor. Bunu öteki taraf (KKTC) yapmaya çalışıyor ve cidden
İngiliz Mahkemesinde de yapmaya çalışacak.
Gazetenin; Rum siyasilerin bu tür açıklamalarının
Avrupa Parlamentosu seçimleriyle mi ilgili olduğunu sormasına
karşılık Kandunas, Oy toplamak adına Apostolidis
davasını tehlikeye sokacak şekilde kullanacak kadar aptal ve
onursuz Kıbrıslı siyasiler olduğunu hayal etmekte
zorlanıyorum. Bizi nereye götüreceğini bilmediğim riskler yaratılıyor
dedi.
Gazete, Oramsların hukuk grubunun, ATAD önünde; Orams
davasının hukuki değil tamamen siyasi olduğunu, bu davadaki
kararın Kıbrıs sorununun çözüm çabalarını olumsuz
etkileyeceğini öne çıkardıklarını
hatırlattı.
Bu arada Fileleftheros gazetesi, Temyiz Mahkemesinden Orams
Davasıyla İlgili Haber Zaman Meselesi Avukat Kandunas
Politikacılara Öfkelendi başlığıyla
yansıttığı haberinde, İngiliz Temyiz
Mahkemesinin, ATAD kararından sonra Orams davasında izleyeceği
prosedür konusunda tarafların avukatlarını önümüzdeki günlerde
bilgilendirmesinin beklendiğini yazdı.
Gazete, edindiği bilgilere dayanarak İngiliz Temyiz
Mahkemesinin Orams çiftine ve Apostolidise; nihai kararını mı
vereceği yoksa son savunmalarını yapmaya mı
çağıracağını bildirmesinin beklendiğini kaydetti.
Gazeteye göre, avukat Konstantis Kandunas da, önceden de
bildikleri üzere, İngiliz Temyiz Mahkemesinin izleyebileceği
prosedürün bu olduğunu belirterek, şunları söyledi:
Bu nedenle nihai karar alınmadan önce hiçbir yorum
yapılmamasına zamanında işaret etmiştim. Davayla
ilgili siyasi tartışmanın bu şekilde gelişmesinden
rahatsızım. Apostolidis davasının siyasileştirilmesi
Oramsların ana argümanıydı ve öyle olmaya da devam
edecek. Herkes anlamalıdır ki, dava daha bitmedi ve bu tür
açıklamalar her şeyi mahvedebilir. Çok daha sonuç alıcı
olmak istiyorlar ise Oramsların avukatlarına yardım
edebilirler.
KIBRIS 24/05/09