Osmanlı'nın Pasifik'teki torunlarına da el attı

Zeynep Gürcanlı

 

Türkiye, İsrail, Suriye, Filistin, İran, Pakistan ve Afganistan'ın ardından bu kez pasifik Asya'ya el attı. hala Kendilerini Osmanlı'nın torunları olarak gören Filipinli Müslümanlar devletle aralarındaki barış görüşmelerini Türkiye'de yaptı.

 

 

Önce, İsrail ve Pakistan Dışişleri Bakanları’nın bir araya getirilmesi. Ardından İsrail ve Suriye arasındaki aracılı görüşmelere ev sahipliği, Pakistan-Afganistan zirve toplantısı...

Ve son olarak da, Filipinler barış görüşmeleri….
Türkiye’nin, sessiz sedasız, Filipinler’de Müslüman gerillalar ile hükümet arasındaki barış görüşmelerine de ev sahipliği yaptığı ortaya çıktı.

Filipinler’de hükümetle, ülkenin güneyindeki ayrılıkçı Müslüman nüfusu temsil eden Moro Ulusal Özgürlük Cephesi (MNLF) arasındaki görüşmelerde, arabulucuğu İslam Konferansı Örgütü yapıyor.

1996’da Filipinler hükümeti ile MNLF arasında varılan anlaşmanın uygulanmasına ilişkin olarak, OIC “kolaylaştırıcı” rol oynuyor. Bu üçlü görüşmelerin ilk turu Suudi Arabistan’da yapılmıştı.

İkinci turun ise, geçen yıl içinde, sessiz sedasız İstanbul’da yapıldığı ortaya çıktı.
Suudi Arabistan ve özellikle İstanbul görüşmelerinde elde edilen gelişmeler nedeniyle, üçlü görüşmelerin üçüncü turunun ilk kez Filipinler’de yapılmasına karar verildi. Görüşmeler de bugün Manila’da başladı.

Görüşmelerde, Filipinler’in Müslüman bölgelerinde uygulanan Şeriat hukuku ile Filipinler yasalarının birbirine yakınlaştırılması, Müslüman bölge için “özel bir güvenlik gücü” oluşturulması, bu bölgedeki ekonomik gelişmelerin yanı sıra, Filipinler’in mevcut rejiminin Başkanlık sisteminden federal sisteme çevrilmesi gibi konular masaya yatırılıyor.

 

OSMANLI'NIN TORUNLARI 

Türkiye'den yaklaşık 10 bin kilometre uzaklıkta Hint Okyanusu'ndaki Acehli Müslümanlar'ın Türkiye ile bağlantısı yüzyıllar öncesine dayanıyor.
Aceh, Sumatra Adası'nın kuzeybatıya doğru uzanan kuzeyine verilen bölgenin ismi. Bugün Endonezya'dan ayrılmak için mücadele eden ve ordunun sert müdahalesi ile dünyanın gündemine oturan Aceh'teki Müslümanlar'ın atalarının imdadına Kanuni Sultan Süleyman yetişmişti.
Portekizliler'e karşı mücadele ederken İstanbul'a elçi gönderen Aceh Sultanı Alaattin, "Buralarda hutbeler sizin adınıza okunuyor" diyerek Sultan Süleyman'dan yardım istemişti. Yardım taleplerine kulak tıkamayan Kanuni, okyanus üzerinden yeniçeri, levent, topçu ve stratejik malzeme gönderdi. Türk yardımıyla Portekizliler'e üstünlük sağlayan Aceh, Güneydoğu Asya'nın en güçlü devletlerinden biri oldu.
Bazı kaynaklara göre yardımı gönderen Osmanlı Padişahı II. Selim'dir.
Alaattin bu zaferden sonra dört gemi dolusu karabiberi İstanbul'a gönderdi. Aceh'e giden Osmanlı denizcileri burada kalarak Acehli kızlarla evlendiler. Türk-Aceh ilişkileri 17. yüzyıla kadar devam etti. Bu yüzyıldan sonra ise ilişkiler sona erdi.
Bugün o bölgede kendilerinin bölgeye gelen levendlerin torunları olduğunu söyleyenler azımsanmayacak kadar çok ama aralarında Türkçe bilen yok. Acehliler'in, Osmanlı'ya duydukları sevgiyi hiç bitmemiş. Hatta bayraklarını bile seçerken bu sevgileri etkili olmuş. Kırmızı üzerine beyaz, ay yıldız bulunan bayrağın bizim bayrağımızdan tek farkı alt ve üst kısmından birbirine paralel siyah çizgi geçiyor olması.
                                Burak ARTUNER – Hürriyet 11/03/09

 

Liderler, bugün AB konularını tartışacak

Geçen hafta mülkiyet konusunu görüşmeyi tamamlayan liderler, bugün Avrupa Birliği (AB) konularını tartışmaya başlayacak.
   Ara bölgede müzakereler için tahsis edilen binada saat 10.00’da başlayacak görüşmeye BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ev sahipliği yapacak.

Erçakıca: AB ile ilgili
konularda sıkı mesai yapıyoruz

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, AB ile ilgili konularını görüşülmesinin süratle tamamlanmasını beklediklerini söyledi.
   Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifinginde, Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşmelerin bugün saat 10:00’da yapılacağını belirtti.
   Hasan Erçakıca, mülkiyet konusunun ardından müzakeresine bugün başlanacak AB ile ilgili konuların süratle tamamlanması için Kıbrıs Türk tarafı olarak çalışmaya kararlı olduklarını kaydetti. Erçakıca, Cumhurbaşkanlığı’nda konuyla ilgili olarak hafta sonu ve önceki gün devam eden yoğun bir çalışma gerçekleştirildiğini söyledi.

Clinton’un açıklamaları

   Erçakıca, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Hilary Clinton’un Ankara ziyaretinde Kıbrıs’ta çözümün gerekliliğinden ve Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonların sona erdirilmesinden söz etmesinin önemli bir gelişme olduğunu söyledi.
   Hasan Erçakıca, “Kıbrıs sorununa artan uluslararası ilginin çözüm sürecine hız kazandırmasını bekliyoruz ve bu anlamda bu ilgiyi memnuniyetle karşılıyoruz” dedi.

KIBRIS 11/03/09

Fas Temsilciler Meclisi Başkanı Mansuri: Bugüne kadar güneydeki ülkeyi tanımadık

Fas Temsilciler Meclisi Başkanı Mustafa el Mansuri, Türkiye’yi ilgilendiren meselelerde Türkiye’nin yanında yer aldıklarını ve bunun bir örneğinin de Kıbrıs’la ilgili olduğunu söyleyerek, “bugüne kadar güneydeki ülkeyi tanımadık. Nihai bir çözüm bulunana kadar görüşmelerin devam ettirilmesini yararlı gördüğümüzü uluslararası toplantılarda kayda geçirdik'' dedi.

Fas Temsilciler Meclisi Başkanı Mustafa el Mansuri, Ankara’da TBMM Başkanı Köksal Toptan ile görüştü.
   Mustafa el Mansuri de parlamentolar arasında arzu edilen işbirliğini geliştirmeyi amaçladıklarını söyledi. Faslılar olarak, kardeş ülke Türkiye ile tarihe mal olmuş köklü ilişkilerden onur duyduklarını anlatan Mansuri, ''Ülkelerimiz arasında muhtelif alanlarda benzerlikler bulunmaktadır. Örneğin, kardeş ülke Türkiye, AB'ye üye olma yolunda müzakerelerini sürdürüyor. Diğer taraftan Fas, aynı Birlikle olan işbirliğini daha üst seviyelere çekmek için gayret içerisindedir. İleriye dönük olarak belki biz de Avrupa kapılarını üye olmak için zorlayabiliriz'' diye konuştu.
   Mansuri, Türkiye'ye, ülkesini ilgilendiren konulardaki destekçi tutumundan dolayı teşekkür ederek, şöyle devam etti:
   ''Biz de kardeş ülke Türkiye'yi ilgilendiren meselelerde Türkiye'nin yanında yer alıyoruz. Bunun bir örneği, Kıbrıs ile ilgilidir. Biz, bugüne kadar güneydeki ülkeyi tanımadık. Nihai bir çözüm bulunana kadar görüşmelerin devam ettirilmesini yararlı gördüğümüzü uluslararası toplantılarda kayda geçirdik.''
   Toptan ise, 500 yıllık dost ve kardeş ülke Fas'ın, Temsilciler Meclisi Başkanı Mansuri ve beraberindeki heyeti TBMM'de ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Toptan, mükemmel düzeydeki siyasi ilişkilerin hem bölgesel, hem de uluslararası konularda büyük oranda örtüştüğünü dile getirdi.
   Önümüzdeki dönemde siyasi istikrara dayanan ilişkilerin başta ekonomi olmak üzere, her alanda kendini daha da hissettireceğini umduğunu ifade eden Toptan, ''Parlamentolar arasındaki ilişkileri daha da geliştirmemiz gerekiyor'' dedi.

KIBRIS 11/03/09

 

Christofias bawls out party leaders over talks leak
By Elias Hazou

PRESIDENT Demetris Christofias gave members of the National Council (NC) a real dressing down yesterday over the recent leak of a classified document.

The contentious document, distributed to the NC at the body’s previous meeting nearly two weeks ago, listed the points of convergence and disagreement with Turkish Cypriots on key issues of a reunited state, covering governance and power-sharing.

But less than 24 hours later, large chunks of the document appeared in Simerini newspaper, which published snapshots of it, among which the cover page bearing the stamp “Secret.”

The 35-page manuscript recorded serious disagreements between the two communities on the structure of a federal state. In a nutshell, the Turkish Cypriots were said to want self-rule and a weak central government—giving the impression that the talks were not going particularly well for the Greek Cypriot side.

The Mail understands the President was furious with the leak, and yesterday dropped a thinly veiled threat that if it were repeated, he would stop giving the NC any more documents and limit future sessions to oral briefings.

Far from mincing his words, Christofias was said to be “blunt”, driving home the message he would not tolerate similar behaviour.

Within the room at the Presidential Palace, the members of the Council — one of whom was obviously the guilty party — denounced the leak and renewed a pledge not to publicise what is discussed behind closed doors.

The NC, which comprises party leaders and their deputies, is the President’s top advisory body on the Cyprus talks; it is convened at the discretion of the President, who technically is not obligated to consult with the parties.

Similar leaks have occurred repeatedly in the past and under various administrations, despite a gentleman’s agreement for discretion and secrecy.

It’s understood also that the NC spent well over an hour discussing the leak; the remaining three hours were devoted to exchanging views on the current state of reunification talks. Out of all the parties, only EDEK submitted ideas in writing.

Once the smoke cleared, however, the President asked political leaders to set the issue aside and avoid comments to the media—a request that was respected.

The Mail is told that Christofias even stepped in to prevent tensions from flaring, after a participant suggested the document must have been leaked by quarters who were unhappy with how reunification talks were going,.

At the end of the meeting, government spokesman Stefanos Stefanou read out a brief statement, saying the body had “addressed” the issue of the leak:

“The National Council…has condemned the leak, which undermines both the credibility and the role of the body, but also undermines the negotiating capacity of the Greek Cypriot side,” he said.

A politician knowledgeable about the workings of the National Council told the Mail:

“Certainly people should be informed on progress in Cyprus talks—but not like this. Telling people what is discussed every time at the National Council is unnecessary and would just lead to confusion. At the end of the day, it is not the people who negotiate, but the government. When the time comes for decisions, the public will have all the information it needs,” the source said.

CYPRUS MAIL 11/03/09

 

 

Kıbrıs'ta liderler 22'nci kez buluştu

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulmayı amaçlayan doğrudan müzakereler çerçevesinde bugün 22. kez bir araya geldi.


3 saat süren görüşmenin 1,5 saati liderler arasında baş başa geçti. Görüşmenin ardından, liderler açıklama yapmadan bölgeden ayrıldı.

Liderlerin, AB konularıyla ilgili teknik ve yasal düzenlemeleri uzman ekiplerine havale ettiğini, uzman heyetlerin ve liderlerin temsilcilerinin cuma ve pazartesi günü bir araya gelerek, bir rapor hazırlayacağını kaydeden BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, liderlerin de uzmanların hazırlayacağı raporu gözden geçirmek amacıyla 17 Mart Salı günü bir araya geleceğini açıkladı.

AB konuları görüşüldüğüne göre, AB'nin sürece dahil olup olmayacağıyla ilgili bir soruya, "Hayır" karşılığını veren Downer, AB'nin ve AB kurumlarının hiçbir şekilde sürece dahil olmadığını, ancak Güney Kıbrıs'ın AB üyesi olduğu için AB temsilcilerinin adada temaslar yaptığını kaydetti.

BM'nin görüşmelere ev sahipliği yaptığını ve müzakere edilen konularla ilgili uzmanlardan destek aldıklarını ifade eden Downer, bunun etkili bir yöntem olduğunu düşündüğünü söyledi. Liderler, 17 Mart Salı günü 23. kez bir araya gelecek.

Heyetler değişti

Yeni başlıkla birlikte liderlerin heyetlerinde de değişiklik oldu. KKTC heyetinde, Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan Elçin, Kıbrıs Rum heyetinde ise eski Rum liderlerden, Rum yönetimin AB ile müzakerelerinde heyet başkanı olan Yorgo Vasiliu yer aldı.

Taraflar, Kıbrıs sorununa çözüm bulmayı amaçlayan ve Lefkoşa'da 11 Eylül 2008'de başlayan müzakerelerde, daha önce "Yönetim ve Güç Paylaşımı" ile "Mülkiyet" başlıklarıyla ilgili ilk tur görüşmeleri tamamladı.

11 Eylülde ele alınmaya başlanan "Yönetim ve Güç Paylaşımı" ile ilgili görüşmeleri 16 Ocak 2009'da tamamlayan ve bu başlıkta 16 görüşme yapan liderler, konunun görüşülmesini temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'ya devretmişti.

Temsilciler de bu başlıkla ilgili, liderlerin de üzerinde mutabık kaldığı,tarafların yakınlaştığı ve yakınlaşamadığı konuları belirleyen 15 ortak tutum belgesi hazırlamıştı.

Müzakerelerde ikinci başlık olan "Mülkiyet"le ilgili görüşmelere 28 Ocakta başlayan ve bu görüşmeleri 21 Martta tamamlayan liderler, mülkiyetle ilgili 6 görüşme yapmıştı. Liderler bu başlıkla ilgili görüşmelerin sürdürülmesini de temsilcilerine havale etmişti.

Mülkiyetle ilgili görüşmelerde, konulara bakışlarını, tezlerini vepozisyonlarını ortaya koyan tarafların, mülkiyet konusunda hemen hemen hiçbirkonuda uzlaşamadığı belirtiliyor. Müzakerelerde Yönetim ve Güç Paylaşımı, Mülkiyet, AB konuları, Garantiler, Toprak ve Harita, Ekonomi olmak üzere 6 ana başlık bulunuyor.

 

Patronlar Kıbrıs'ta barış istedi

Türk, Yunan, Kıbrıslı Türk ve Rum işadamları dernekleri ortak bir bildiri yayınlayarak Ada'da kalıcı bir barış istedi.

"Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye’nin önde gelen iş dünyası kuruluşları; OEB (Kıbrıs İşverenleri ve Sanayicileri Federasyonu), İŞAD (Kıbrıs Türk İşadamları Derneği), SEV (Yunan Girişimcileri Federasyonu) ve TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği) olarak, Kıbrıs’taki her iki toplumu, Kıbrıs sorununun kapsamlı ve kalıcı bir çözüme ulaştırma yolunda müzakereleri iyi niyet içinde sürdürmeye çağırıyoruz.

Kıbrıs’taki her iki toplumu, ilgili tüm değişiklikleri ve hususları içerecek kapsamlı bir çözüme, mümkün olan en kısa sürede, ulaşılabilmesi konusunda gerekli her türlü çabayı göstermeye davet ediyoruz.

Siyasal ve ekonomik konuların birbirleriyle bağlantılı olduğu düşüncesinden hareketle, dört kuruluş, Türkiye’nin halen devam etmekte olan AB katılım müzakerelerinin ve Kıbrıs’taki her iki toplumun yürüttüğü müzakerelerin, Kıbrıs’ta uzun süredir devam eden soruna, bu yıl içinde, kabul edilebilir bir çözüm bulunmasına katkı sağlamasını umut etmektedir. 

Dört kuruluş, Kıbrıs’ın bir bütün olarak ekonomik gelişimi için gerekli olan dinamiğin,  Ada’nın ekonomik bütünleşmesine dayanacağı vurgulamakadır. Çözüm için hiçbir fırsatın kaçırılmaması gerektiğine inanan dört kuruluş, müzakereleri sürdüren liderler Dimitrios Christophias ve Mehmet Ali Talat’ın bu alanda bir anlaşmaya ulaşma çabalarını artırmalarını teşvik etmektedir."

HURRIYET 12/03/09

 

Liderler ′AB konularına′ başladı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas dün saat 10.00 sıralarında ara bölgede müzakereler için tahsis edilen binada bir araya geldi.
Dünkü görüşmeye , BM Genel Sekreteri′nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ev sahipliği yaptı.
Liderlerin AB konusunun ele alınmaya başlandığı görüşme saat 10.30′da başladı. Liderlerin ilk bir buçuk saatini baş başa sürdürdükleri görüşme saat 13.00′te sona erdi. Yeni başlıkla birlikte liderlerin heyetlerinde de değişiklik oldu. KKTC heyetinde, Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan Elçin, Kıbrıs Rum heyetinde ise eski Rum liderlerden, Rum yönetimin AB ile müzakerelerinde heyet başkanı olan Yorgo Vasiliu yer alıyor. Elçin ve Vasiliu, çalışma grubunda da görev yapıyor.
Liderlerin temsilcileri ile teknik uzmanlar Cuma ve Pazartesi bir araya gelerek, AB ile ilgili yasal ve teknik konuları derinlemesine ele alacak. Liderler ise müzakerelere Salı günü devam edecek. Görüşmeye ilişkin ayrıntılar, görüşmeye ev sahipliği yapan BM Genel Sekreteri′nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer tarafından dile getirildi.
ÖNCE UZMANLAR GÖRÜŞECEK
Alexander Downer, liderlerin görüşmenin başında yaklaşık 1.5 saat baş başa bir görüşme gerçekleştirdiğini, daha sonra da "AB konularını" ele almaya başladığını söyledi. Liderlerin saat 13.00′de sonra eren görüşmede, bazı teknik ve yasal konuları, Cuma ve Pazartesi bir araya gelecek teknik uzmanlara havale ettiğini kaydeden Downer, liderlerin de Salı günü bir araya gelerek, teknik uzmanların "AB Konuları"na ilişkin çalışmalarını ele alacağını belirtti.
"UZMANLAR YASAL SORUNLARI ELE ALACAK"
Konuyla ilgili bir soruyu yanıtında, "AB konuları"yla ilgili bazı yasal sorunların, yasal konulardaki teknik uzmanlarca ele alınacağını kaydeden Downer, liderlerin temsilcilerinin de Cuma ve Pazartesi bir araya geleceğini söyledi.
Downer, temsilci ve uzmanların konuyla ilgili çalışmalarının rapor halinde liderlerin görüşmesinde ele alınacağını kaydetti.
"AB DOĞRUDAN MÜDAHİL DEĞİL"
Alexander Downer, bir soru üzerine, ne AB′nin ne de herhangi bir AB kurumunun sürece doğrudan müdahil olduğunu söyledi.
Downer, kendi temas ve görüşmelerini gerçekleştiren AB′nin sürece ilişkin görüşlerini, adayı 3-4 hafta önce ziyaret eden Avrupa Komisyonu′nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oli Rehn tarafından dile getirildiğine işaret etti. 

HALKIN SESI 12/03/09

 

No official EU involvement in Europe discussions
By Elias Hazou

THE TWO leaders will not be making use of any EU experts, even when the subject matter revolves around the reunited island’s relations with the bloc, UN envoy Alexander Downer said yesterday.

The Australian diplomat was speaking after the latest meeting between the leaders of the two communities at the old Nicosia airport in the UN-patrolled buffer zone. The current item on the talks agenda is EU affairs, which the leaders will revisit next Tuesday.

President Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat had a tête-à-tête for an hour and a half and then began discussions on EU matters, wrapping up at around 1pm.

In addition to his chief advisor, Christofias was yesterday escorted by former President George Vassiliou who heads the working group on EU matters for Greek Cypriots.

At the news briefing later, Downer said the leaders would refer some of the particularly technical legal issues to the experts who would be meeting to discuss those further on Friday and Monday.

These were local experts, Downer clarified in response to a question.

“None of the European Union institutions are directly involved in the process at all. Of course, they make their own representations and have their own discussions… But they don’t have any direct involvement in the discussions at all,” Downer said.

Given the current discussion centres on EU matters, the UN envoy was asked whether having somebody from the European Union might facilitate the process.

The chapter of EU affairs comprises key issues of a Cyprus settlement, such as whether, and for how long, restrictions can be placed on the number of Turkish nationals that can acquire Cypriot citizenship in a reunited state. In order to do that, Cyprus would need to secure a derogation from the EU.

Reading between the lines of Downer’s response, it could be gleaned that the idea of including EU technocrats was scrapped because of opposition from one of the sides – the Turkish Cypriots.

“As you know, the Republic of Cyprus is a member of the European Union, the north is not part of the European Union according to protocol 10 of the accession agreement.

“So bearing that in mind, and bearing in mind the political implications, particularly throughout the European Union, of that, the parties find operating as they do to be a more diplomatic and successful way to operate, that’s all. I think that is sort of understandable, if I can put it that way,” said Downer.

Asked about the possibility or scope of EU assistance to the talks process, Christofias referred newsmen to Downer’s statement.

“We shall look at these things in due course,” he said cryptically.

Speaking to reporters in the north, Talat said that it was “possible” for the two sides to ask the EU for help on technical issues, but hastened to add there would be no “political involvement” from the bloc.

No favours for Ankara in progress report
By Elias Hazou

CYPRIOT MEP Panayiotis Demetriou said yesterday he did not anticipate any complications ahead of the vote in the European Parliament today on Turkey’s progress report.

“There is no fertile ground to change the report to a degree that favors the Turkish side,” Demetriou said, speaking from Strasbourg.

Members of the Foreign Affairs Committee yesterday adopted the draft for the EP’s annual resolution on Turkey’s progress report towards accession, which was drawn up by Dutch conservative MEP Ria Oomen-Ruijten.

Turkey has so far started only ten of the 35 negotiating chapters with the EU. Only one chapter [science and research] has been concluded since talks began in October 2005.

The resolution as it stands stresses the need to reach "a comprehensive settlement" of the Cyprus question based on UN Security Council resolutions. MEPs back the direct negotiations currently under way between leaders of the Greek and Turkish Cypriot communities and urge Turkey to facilitate a suitable climate for negotiations by withdrawing Turkish forces. 

It deplores the fact that the EC-Turkey customs union and its additional protocol have not yet been implemented fully by the Turkish government.  They also point out that the non-fulfillment of Turkey's commitments by December 2009 will further seriously affect the process of negotiations.

The non-recognition of Cyprus is blocking the start of talks on eight economic chapters.  In addition, Turkey is refusing to allow access to its ports and airports to Cypriot ships and plans.

Under an amendment to the resolution, submitted by the European Green Party, certain restrictions would be placed on the four basic freedoms in Cyprus post-settlement.

But that aside, Demetriou said, there was no strong current within the EP to soften its stance on Ankara.

“Our position is that the report should remain as is. But talking with colleagues here in the Parliament, I don’t think even if these amendments were to be adopted, it would not be too painful because, in any case, we expect some temporary derogations from EU law in the event of a Cyprus solution.

And AKEL’s MEP Adamos Adamou predicted that “the efforts of the Turkish lobby will come to nothing.”

He cited EU Enlargement Commissioner Olli Rehn, who last month said a solution on Cyprus should respect the fundamental principles of the EU.

CYPRUS MAIL 12/03/09

 

Threat to revert to old version of Turkish Cypriot history books
By Simon Bahceli

TURKISH Cypriot history book could be rewritten for a second time in five years if the right-wing National Unity Party (UBP) is re-elected in the north’s April 19 general election, a party source told the Cyprus Mail yesterday.

“There are tangible mistakes in the books. If we take power, our experts will review the history syllabus and make the appropriate corrections,” the source said, adding: “We’ll do exactly the same as the CTP [Republican Turkish Party] did when they came to power”. Recent polls put the UBP clearly in the lead for next month’s election.

The CTP’s educational planners received widespread praise from the international community, in particular the EU, when they devised a set of new books for the teaching of history in 2005. The new books were a significant departure from the ones used previously, which had portrayed Greek Cypriots as the sole cause of the Cyprus problem and the enemy of the Turkish Cypriot people. The old books had also described the EU as “a rotten apple” – a sentiment largely absent among Turkish Cypriots, who, despite the north’s remaining outside the EU’s control, are EU citizens.

Speaking to the Cyprus Mail yesterday, Turkish Cypriot ‘education minister’ Canan Oztoprak hit back at that UBP’s criticism of the books by saying: “These books were not written by ministry officials or by politicians; they were written by historians and educationalists. In no way do they attempt to hide facts or reduce the significance of certain events”. She added: “Of the all countries in the EU carrying out similar reviews of their history syllabi, our project was among the most admired”.

Oztoprak added that the revision of the syllabus could have added to reconciliation efforts by giving impetus to Greek Cypriot moves to revise their history-teaching programme, which is regarded by many to promote xenophobic attitudes towards Turkish Cypriots and Turks in general.

But now, with an election approaching in the north, it seems that right-wing parties, if elected, could scrap the new books and replace them with a more nationalistic version of historical events in Cyprus.

A vitriolic debate is currently underway on the Greek Cypriot side over the revision of history books even though President Demetris Christofias has said the move would be going ahead.

Social anthropologist Yainnis Papadakis, who has carried out extensive research on history teaching on both sides of the island, believes a reversion by the Turkish Cypriots to nationalistic history would be “a huge step backwards” for the north, and for efforts towards reconciliation between the two communities.

“I think the way forward would be to introduce multiple perspectives and sources, especially on contested events and periods,” Papadakis said, adding that this way there was less likelihood of the books and the syllabus being revamped each time a new administration came to power.

Papadakis also suggested that history syllabus writers both sides of the Green Line adhered to recommendations given by the Council of Europe in 2001. These recommendations advocate a “multi-perspective approach” and warn against using history teaching as “an instrument of ideological manipulation”.

While saying he accepted the Council of Europe’s basic tenets, the UBP source yesterday told the Mail, “We accept and agree with European standards, but the situation in Cyprus is a special one”. Creating a unified Cypriot history, he said, would be problematic “as long as the Greek Cypriots continue to see the north as being under Turkish occupation and Turkey as an enemy”.

Meanwhile, a group calling itself the National Struggle Council’s Historical Technical Committee told the Cyprus Mail yesterday it was holding meetings with all political parties in the north with the aim of persuading them to review the updated history syllabus. One of the committee’s members, historian Birol Ozter, said the current Turkish Cypriot history textbooks attempted to present Greek and Turkish Cypriots as if they were “as similar as eggs in a basket”.

“But the truth is that we are different in every way,” she said, adding: “The aim of the books is to divert people and turn them into Cypriots who forget their Turkishness. They are brainwashing our children”.

While refusing to react to Ozter’s statement, Oztoprak said she believed that Turkish Cypriots would not revert to the nationalism and isolation of the past. “We have moved forward towards integration with the world and Europe, and we do not intend to go back on this,” she insisted.

CYPRUS MAIL 12/03/09

 

Kıbrıs’ta da medyanın vergi borcu çıktı!

Türkiye'de son günlerdeki basın özgürlüğü tartışmaları Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde de gündemde. Hükümete muhalif yayınlar yapan Kıbrıs Gazetesi’ne 9 milyon TL vergi borcu kesildi.

 

ntvmsnbc ve Ajanslar

Güncelleme: 01:19 TSİ 13 Mart. 2009 Cuma

LEFKOŞA - Kıbrıs’ta, bir süredir hükümete muhalif yayınlar yapan Kıbrıs Gazetesi’ne 9 milyon TL tutarında vergi borcu çıkarıldı ve borcun ödenmesi için gazete yönetimine 24 saat süre tanındı.

İşadamı Asil Nadir'e ait Kıbrıs Gazetesi, vergi borcunu ödemez ya da geçerli bir güvence göstermezse gazeteye el konulması gündeme gelecek.

Kuzey Kıbrıs'ın en yüksek tirajlı gazetesine vergi borcu ihbarı yapılması hakkında konuşan Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Asil Nadir’e ait şirketlerin 9 milyon Türk Lirası tutarında vergi borcu bulunduğunu ve halk adına bu parayı talep ettiklerini söyledi.

Uzun , olayın siyasi boyutu olmadığını savunurken, Kıbrıs Gazetesi yönetimi ise, 19 Nisan’daki erken Genel Seçimler öncesinde yapılan girişimin siyasi olduğunu iddiasında.

"ÖDENMEMİŞ VERGİ YOK"
Gazetenin muhalif yayınları nedeniyle susturulmaya çalışıldığını öne süren Kıbrıs Medya Gurubu Genel Yayın Yönetmeni Reşat Akar, gurubun 17 Ekim 2008 tarihinde vergi şampiyonu olduğunu hatırlattı.

Akar, ''Maliye Bakanının vergi memurlarını Kıbrıs Medya Grubu'na göndererek, 2002 yılından başlayarak resen takdir uygulamasıyla bugüne kadar 9 milyon TL vergi talep ettiğini ve bunun 24 saat içinde ödemesini istediğini'' belirterek, ''Ödenmemiş vergi yok'' dedi.

"SİYASİ SALDIRI"
Akar, yaptığı açıklamada, hükümetin kendilerine ''9 milyon lirayı ya ödersiniz ya da medya gurubuna el koyarız'' dediğini ileri sürerek, kararın, ''Ekonomiyle ilgisi olmayan siyasi bir saldırı olduğunu ve Kıbrıs Medya Grubu'nu susturma amacı taşıdığını'' iddia etti.

Açıklamasında kararı, ''dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş, demokrasiyle ve insan değerleriyle bağdaşmayan bir karar'' olduğunu öne süren Reşat Akar bu tutumun Kıbrıs Türk basın tarihinde bir ilk olduğunu ifade etti.

Kıbrıs Medya Grubu'nun 17 Ekim 2008 tarihinde ''vergi şampiyonu'' ilan edildiğini ve hükümetin bunu bir plaketle ödüllendirdiğini kaydeden Akar, ''Hükümet, bugün Kıbrıs Gazetesi’nin yayınlarından duyduğu rahatsızlığı bir terör olayıyla ortaya koydu'' ifadesini kullandı.

Yasanın Maliye Bakanı’na bu yetkiyi verdiğini, ancak yasa gereği sürenin Kıbrıs Medya Grubu'na tanınmadığını ifade eden Akar, kurumun yasa dışı hiçbir hareketinin olmadığını söyledi.

Akar, ''Biz susmayacağız. Buna teslim olmayacağız. Beklentimiz başta siyasi partiler olmak üzere bütün demokratik güçlerin, Kıbrıs Gazetesi’ni bugünlere getiren okurların, ayağa kalkması ve bu uygulamaya dur demeleridir'' diye konuştu.

Muhalefet partileri de karara tepki gösterdi.

Ana muhalefet partisi Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti, Kıbrıs Gazetesi'ne gönderilen vergi borcu nedeniyle, hükümetin büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi'ni (CTP) kınadı.

UBP Genel Merkezi'nden yapılan yazılı açıklamada, ''CTP yöneticilerinin baskıcı anlayışında, gerçek demokrasiye yer olmadığı ve CTP için demokrasinin 'amaca ulaşmak için bir araç' olduğu'' iddia edildi.

UBP açıklamasında, ''Kıbrıs Medya Grubu sahibi Asil Nadir ile CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu arasında bir televizyon programında çıkan tartışmanın hemen ardından Kıbrıs Medya Grubu'na seçimlere 38 gün kala 2002 yılından başlamak üzere 9 milyon TL'lik resen vergi gönderilmesi ve yarın saat 17.00'ye kadar ödenmezse şirketlerin tasfiye edileceği tehdidinde bulunulduğu'' öne sürüldü.

DP'den yapılan açıklamada ise CTP'nin ''Gözünü özgür basına çevirdiği'' ileri sürüldü. Hükümete ağır eleştirilerde bulunan DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, ''Hiçbir şekilde, yapılmak istenen medya kapatma, yıldırma ve gözdağı verme operasyonuna geçit vermeyeceklerini'' ifade etti.

Denktaş, ''Hangi basın kuruluşumuz olursa olsun, dile getirdiği düşüncelerini özgürce savunmalıdır. KKTC'yi özgür ve çok sesli yapacak olan düşünce sisteminin vazgeçilmez unsuru olan medyaya sahip çıkmak boynumuzun borcudur'' ifadesini kullandı.

Serdar Denktaş, bu maksatla yarın Kıbrıs Gazetesi önünde toplanarak, CTP'nin tutumuna ''dur'' diyeceklerini söyledi.


'Asil Nadir'e ihbarname'ye muhalefetten tepki

 

KKTC Maliye Bakanlığı'nın Asil Nadir'e ait Kıbrıs Medya Grubu ve bağlı şirketlerine 11 milyon TL'lik vergi ihbarnamesi göndermesi, muhalefet partileri ve bazı sendikalar tarafından protesto ediliyor.

Yazı boyutu Azalt Arttır


Ulusal Birlik Partisi, Demokrat Parti, Toplumcu Demokrasi Partisi ve bazı sendikalar bugün Kıbrıs gazetesi önünde eylem düzenleyerek destek belirttiler.

Kıbrıs Medya Grubu önünde toplanan siyasi partilerin yetkilileri ve adaylar ile bazı sendikaların başkanları ve üyelerinin katılımıyla gazete önünde yapılan gösteride, "basına uzanan eller kırılsın", "basın özgürdür, özgür kalacak", "Kıbrıs'ta demokrasi engellenemez", "susma sustukça sıra sana gelecek" sloganları atıldı.

Eylemciler hükümeti, alkışlarla protesto etti.

KKTC Maliye Bakanlığı, Kıbrıs Medya Grubu ile bağlı şirketlerine dün gönderdiği ihbarnamede, 11 milyon TL'lik vergi borcuna karşılık 24 saat içinde ödeme taahhüdü istemişti.

Bugün akşam saatlerinde dolacak 24 saat bitiminde bu taahhüdün verilmemesi halinde, medya grubunun yönetiminin kayyuma devredileceği de belirtilmişti.

Kıbrıs Türk Basın Konseyi'nin açıklaması

Kıbrıs Türk Basın Konseyi Başkanı ve Dünya Basın Konseyleri Birliği (WAPC) MYK Üyesi İsmet Kotak yaptığı açıklamada, Kıbrıs Medya Grubu'na ait şirketlerin "borçları, sosyal güvenlik fonlarına olan prim ödemeleri veya TMSF borçları harman yapılarak belirli yasal gerekçeler ileri sürülerek, seçim öncesinde kamuoyu gözünde baskı niteliği taşıyacak icraat yapılmasının hata olduğunu" savundu.

Kotak, açıklamasında "Kıbrıs Türk Basın Konseyi olarak seçim döneminde basına dönük ve baskı niteliği taşıyan her girişimin hatalı olduğunu, bundan vazgeçilmesinin gerekliliğini herkese anımsatırız. Basın Konseyi, anlaşmazlıkların Konsey ilkelerine uygun olarak görüşme yoluyla çözümlenmesinden yana olduğumuzu, seçim kargaşası içinde uygulamalardan basın emekçilerinin zarar görmesinin önlenmesi gerektiğini işaret ederiz. KKTC'deki bu durumu Dünya Basın Konseyleri Birliği Başkanlığı'na bildirdiğimizi kamuoyuna açıklarız" dedi.

Soyer: "Borcunu kabul etmesi lazım"

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Maliye Bakanlığının Asil Nadir'e ait Kıbrıs Medya Grubu ve bağlı şirketlerine vergi ihbarnamesi göndermesinin, devletin alacaklarıyla ilgili bir uygulama olduğunu belirterek, Nadir'in, öncelikle, kendi beyanları ile belirlenen vergi borcunu prensipte kabul etmesi gerektiğini söyledi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, düzenlediği basın toplantısında, KKTC Maliye Bakanlığının iş adamı Asil Nadir'e ait Kıbrıs Medya Grubu ve bağlı şirketlerine 11 milyon TL'lik vergi ihbarnamesi göndermesiyle ilgili açıklamalar yaptı.

Konunun basın özgürlüğüyle ilgili olmadığını, devletin alacağıyla ilgili olduğunu ifade eden Soyer, bir iş adamının, Nadir'den alacağıyla ilgili olarak mahkemeye başvurduğunu ve mahkeme kararı uyarınca, alacağına karşılık Nadir'in malına el koyduğunu anlatarak şunları söyledi:

"Bir iş adamının alacağını tahsil etmesi için yaptığı ve gerçekleştirdiği bir karar meşrudur da, devlet alacağının tahsil edilmesi için atılan adım mıdır gayrimeşru. Yoksa devlet alacakları, güce göre, konuma göre üstü örtülecek bir olgu mudur. Bu kamuoyu indinde sorulması, düşünülmesi gereken bir noktadır. Bugün gösterilen tepkilerin hiç biri bir hafta önce basın özgürlüğü temelinde gösterilmemiştir."

Vergi ihbarnamesinin gönderilmesiyle ilgili olarak "neden bu zaman" sorusunu soran Soyer, kamuoyunun kendisine bir süre önce, Kıbrıs gazetesinin neden yayınlarını değiştirdiğini sorduğunu ve açıklama yapmadığını belirterek, "İşte bu sorunun cevabı bugün yaşanan gerçekler içerisinde orta yere çıkmaktadır" dedi.

Devlet alacaklarının uygun koşullarda tahsili peşinde olduklarını kaydeden Soyer, "Yaydan çıkan bu oku, ister iktidar olsun, ister muhalefet olsun, ister basın mensubu olsun, kimse durduramaz. Kimse halka mal olmuş kamu alacağının tahsilinin üstüne yatamaz" dedi.

Uygulamanın, "basın özgürlüğüne müdahale" şeklinde takdim edilmesinden büyük rahatsızlık duyduğunu kaydeden Soyer, hükümetin, birini susturmak adına değil, ilkeler uğruna elini taşın altına koyduğunu belirtti.

Soyer, "farklı olana husumetle yaklaşılmadığına" işaret ederek, "Ne dün, ne de bugün, ne Asil Nadir, ne de Bilge Nevzat'a dönük husumet içinde bir yaklaşımımız olmadı" dedi.

9 milyon TL'lik vergi borcunun, beyanların incelenmesinden çıkan sonuç olduğunu ve bir kısım gelirlerin değişik şirketlere aktarılmasının tespiti olduğunu ifade eden Soyer, hükümetin konuyu inceleyeceğini ve geri çekilmeyeceğini kaydetti.

Soyer, ilgili medya kuruluşunun yayınlarının, hükümeti caydırma ve süreçten uzaklaştırma amacı güttüğünü savundu. Asil Nadir'in Maliye Bakanlığı ile gerekli pozitif girişimleri yaptığı sürece hiç bir husumetlerinin olmayacağını ifade eden Soyer, Başbakan olarak sorumlu davranmak zorunda olduğunu kaydetti.

Soyer, "Ne kadar büyük sıkıntı olursa olursun kendimizi kurtarmak adına ne geri adım atarım, ne de atılan bütün adımlar sonuçlanmadan konuşurum. Bizim tek bir amacımız var, devlet alacağının tahsilinin teminat altına alınması" dedi.

 

 

Bakan, seçmene orgazmı sordu


SEFA KARAHASAN Lefkoşa

 

KKTC’de 19 Nisan’da yapılacak erken genel seçim öncesinde iktidardaki Cumhuriyetçi Türk Partisi’nden (CTP) Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar’ın, ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi (UBP) taraftarı bir kadına, “UBP kazanınca orgazm mı olacaksın?” dediği ileri sürüldü. Skandal iddia, siyaset dünyasını karıştırdı.
Olayı Havadis gazetesi yazarı Levent Özadam gündeme getirdi. Özadam, Bakan Usar’ın UBP’li bir kadına, “UBP kazanırsa orgazm mı olacaksın?” dediği şeklinde yaygın iddialar olduğunu belirtti. “Orgazm” sorusuna hedef olduğu kaydedilen Sıdıka Kumyalı ise, Milliyet’e yaptığı açıklamada, olayın Gazimağusa Çayırova’da geçen pazar piknik yaparken meydana geldiğini söyledi. Kumyalı, “Bakan Usar, piknik alanında masamıza gelip kime oy vereceğimizi sordu. Eşim de, ‘Turuncu (UBP’nin rengi) atkılarımızdan belli olmuyor mu?’ dedi. Bunun üzerine Usar bey, UBP kazanırsa çok mutlu olacağını söyledi” şeklinde konuştu.
Sıdıka Kumyalı diyaloğun bu aşamasında kendisinin söze karıştığını ve “Ben de mutlu olacağım” dediğini aktardı. Kumyalı, “Daha sonra, Bakan bey bana, ‘UBP kazanınca orgazm mı olacaksın?’ gibi nahoş bir soru yöneltti. Bunun üzerine tartışma çıktı. Daha sonra Bakan gelerek özür diledi. Ben özrünü asla kabul etmiyorum. Bayağı bir içkiliydi. Bu nasıl bir Bakan? Bir Bakan böyle nasıl konuşur? Olayı mahkemeye taşıyacağım” ifadelerini kullandı. 

Tehdit etti
Sıdıka Kumyalı, eşi Hüseyin Kumyalı’nın Bakan Usar’a tepki göstermesi üzerine, Bakan’ın, eşini, “Sana meydan dayağı attırırım” diye tehdit ettiğini söyledi.
Tartışmaların yaşandığını Havadis gazetesine doğrulayan Bakan Usar, aleyhindeki iddiaları reddederek, “tanımadığı bir kadının kendisine hakaret ettiğini ve yalancılıkla suçladığını” ileri sürdü.
Usar, ağzından taciz edici bir söz çıkmadığını savundu.

MILLIYET 13/03/09

 

 

Downer, Talat’ı ziyaret etti

Downer, saat 10.30’da Cumhurbaşkanlığı’nda gerçekleşen görüşmeye, Kıbrıs’taki BM Barış Gücü Misyon Şefi ve BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun ile birlikte geldi.
   Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan Sarıca ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın BM ve AB ile İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami’nin de hazır bulunduğu görüşmeye ilişkin açıklama yapılmadı.
   Basına görüntü alma imkânının da sağlanmadığı görüşmede Talat ile Downer’in Kıbrıs müzakerelerindeki son durum hakkında görüş alışverişinde bulundu.
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde önceki gün gerçekleştirdikleri görüşmede “AB Konuları” başlığını görüşmeye başlamışlardı.
   Ara bölgede gerçekleşen görüşmede BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer de hazır bulunmuştu.

Cumhurbaşkanı, bugün
 İstanbul’a gidiyor

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bugün İstanbul’a gidecek.
   Talat, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın (TESEV) “Kıbrıs sorununda son gelişmeler” konulu toplantısında konuşma yapacak.
   Cumhurbaşkanlığı’nın açıklamasına göre Talat,  İstanbul’da Tarih Vakfı’nı da ziyaret edecek ve cumartesi adaya dönecek.

 

KIBRIS 13/03/09

 

 

KIBRIS Medya Grubu’na GÜÇLÜ DESTEK

Sivil toplum örgütleri, Maliye Bakanı Ahmet Uzun’un vergi memurlarını Kıbrıs Medya Grubu’na göndererek, 2003 yılından başlayarak bugüne kadar 11 milyon TL vergi talep etmesi ve bunu 24 saat içinde ödemesini istemesini şiddetle kınadı. Örgütler, basını susturmaya yönelik bir hareket olarak niteledikleri bu girişimi sert ifadelerle eleştirdi.
      
Darbaz: Basın hiçbir
zaman susturulamaz

   Basın-Sen Başkanı Kemal Darbaz, konuyla ilgili değerlendirmede bulunarak, böyle bir olayın, “seçimlere çok az bir süre kala ve Kıbrıs Medya Grubu’nun yayın politikasıyla ilgili birtakım değişimlerin yaşandığı günlere denk gelmesinin hükümetin kurumu susturmak adına yapıldığını akıllara getirdiğini” ifade ederek, basının hiçbir zaman susturulamayacağını vurguladı.
   Kıbrıs Medya Grubu’na el konulması ihtimaliyle ilgili olarak Darbaz, “BASIN-SEN, bugün Kıbrıs Medya Grubu önünde toplanacak olan diğer sivil toplum örgütleri, siyasi parti temsilcileri ile birlikte bir duvar örmeye hazırız. Böylesi bir durum karşısında sesiz kalmayız ve tepkimizi en sert bir şekilde veririz” dedi.
   Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Darbaz şöyle konuştu:
   “Eğer Maliye Bakanlığı’nın bakış açısıyla bakılırsa ‘bu bir borçtur ödenmesi gerekir, yasalar yürürlüğe konur’ şeklinde değerlendirilebilir. Ancak söz konusu olan basın olunca, bu Anayasa’da yerini bulur ve basının hiçbir şekilde susturulamayacağı gündeme gelir. Bu temel mantık, temel ilke gündeme gelir.” .
   Kemal Darbaz, “11 trilyonluk TL’lik bir borcun veyahut bir alacağın birikmesi için belli bir sürenin geçmesi gerekir. Bunun, seçimlere çok az bir süre kala ve Kıbrıs Medya Grubu’nun yayın politikasıyla ilgili birtakım değişimlerin yaşandığı günlere denk gelmesi, akıllara Maliye Bakanlığı’nın ya da şu anki mevcut hükümetin Kıbrıs Medya Grubu’nu bir tehlike olarak gördüğü, kurumu susturmak adına yaptığı geliyor” dedi.
   Bu yaşanan gelişmenin sadece vergi boyutu bulunmadığına işaret eden Basın-Sen Başkanı şöyle konuştu:
   “Asil Nadir’in Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı miktarlar kadar vergi borcu var ise niye bunlar bugüne kadar tahsil edilemedi. Burada hükümet edenler bugüne kadar çok ciddi bir suç işlemişlerdir. Bu vergi borcunu yıllarca geciktirerek, buna çanak tutmuşlardır. Bu anlamda bu yapılan hareketin sadece vergi boyutuyla ele alınmasının çok yanlış olacağını düşünüyoruz.
   Darbaz, sendika olarak hem basın emekçileri hem medya grubunun yaşam bulması açısından bu girişimin derhal son bulmasını talep ediyoruz” dedi.
   Bugün yaşanan bu olayın yakın geçmişte TC Başbakanı Recep Erdoğan’ın Türkiye’de medyaya karşı giriştiği saldırıları anımsattığını ifade eden Darbaz şöyle dedi:
“Vergi borcunun ilgili sahibi ile bu konunun görüşülmesi ve takvimlendirilmesi, ancak sonuçta mutlaka uzlaşının ortaya çıkması gerekir. Yoksa ‘vergi borcu vardır, kapatırım’ demek mümkün değildir” 
   Kıbrıs Medya Grubu’na el konulması ihtimaliyle ilgili olarak Kemal Darbaz, BASIN-SEN olarak, bugün Kıbrıs Medya Grubu önünde toplanacak olan diğer sivil toplum örgütleri, siyasi parti temsilcileri ile birlikte bir duvar örmeye hazırız. Böylesi bir durum karşısında sesiz kalmayız ve tepkimizi en sert bir şekilde veririz” dedi.

Ekmekçi: Kıbrıs Medya
Grubu susturulmamalı

   Gazeteciler Birliği Başkanı Hüseyin Ekmekçi, konuyla ilgili olarak değerlendirmede bulunarak, Gazeteciler Birliği için önemli olanın KIBRIS Gazetesi’nin kendi belirlediği yayın politikasını sürdürmesi ve Kıbrıs TV ile Kıbrıs FM’in susturulmaması olduğunu söyledi.
   Ekmekçi şöyle dedi: “Devletin vergi talep etmesi bizim dışımızda olan bir durumdur. Bizim için aslolan oradaki meslektaşlarımızın sorunsuz bir şekilde Basın İş Yasası’nda belirtildiği gibi bağımsız ve hür bir şekilde gazeteciliklerini yapmaya devam etmesidir ve bu kaygımızı da Maliye Bakanı’na ilettim.”

Kotak: Hukuk
kuralları gözetilmeli

   KKTC Basın Konseyi Başkanı İsmet Kotak, ülkede hukuk devleti olduğuna göre hukuk kurallarının işlemesi ve gözetilmesini temenni ettiklerini söyledi.
   Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Kotak, Yönetim Kurulunu toplantıya çağırdıklarını ve bugün konuyla ilgili olarak detaylı bir açıklama yapacaklarını belirtti.
   Seçim zamanında bu tür gerilimlerin yaşanmaması için biz bundan bir ay önce bir uyarı açıklaması yaptıklarını hatırlatan Kotak, “Hem dil temizliği hem de davranış şekilleri açısından kamplaşmaya gidilmesi konusunda uyarı yaptık. Ancak görüyoruz ki çok yanlış bir gerilim yaratılmıştır. Biz, bu konuları Dünya Basın Konseyleri Birliği’nin üyesi olarak yeniden değerlendireceğiz” dedi.

Tanpınar: Çağdışı bir olay

   Dış Basın Birliği Başkanı Fevzi Tanpınar, bir medya kuruluşunun yayını durdurma noktasına getirecek gelişmeleri “çağdışı” olarak nitelendirerek, böyle bir şeyin yaşanmaması temennisini dile getirdi.
   Bu gelişmeleri medyada siyaset-ticaret bağlamında “olumlu” bulmadıklarını belirten Tanpınar, birlik olarak her zaman özgür ve temiz medyanın ayakta durmasından yana olduklarını kaydetti.
   Medyanın ticaret-siyaset arasında sıkıştırılmasının kamunun iletişim özgürlüğünün elinden alınması olduğunu ifade eden Tanpınar, bunu “kabul edilemez” olarak niteledi.
   Tanpınar, “Umarım ki böylesi bir gelişme 21. yüzyılda KKTC’de yaşanmaz ve medya kuruluşları yayınlarını yapmaya devam eder. Basın çalışanları da bu olumsuz gelişmelerden etkilenmeden bu dönemi atlatır” dedi.
   
Tümerkan: Sağduyulu bir
şekilde konu değerlendirilmeli

   Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mete Tümerkan, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, tüm tarafların soğukkanlılığını koruması ve diyalog kapılarının kapatılmadan sağduyulu bir şekilde konunun değerlendirilmesini istedi.
   Tümerkan konunun hassas ve önemli bir konu olduğuna işaret ederek, "yarın (bugün) bu konuda Yönetim Kurulumuzu toplayıp değerlendirme yaptıktan sonra kamuoyuna geniş bir açıklama yapacağız" dedi.
   Mete Tümerkan, neticede bu tür olayların basın özgürlüğünü kısıtlayıcı bir boyuta gelmemesi gerektiğini belirterek, öte yandan ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar dikkate alındığında vergi mükelleflerinin mükellefiyetlerini yerine getirme konusunda gerekli hassasiyetin gösterilmesinin önemine de vurgu yaptı.
 
Özkardaş: Doğruları yansıtmaya çalışan
medyanın susturulması kabul edilemez

   Kamu-Sen Başkanı Mehmet Özkardaş ise, vergi borcu nedeniyle Kıbrıs Medya Grubu’yla ilgili gündeme gelen konuyu “üzücü” bir gelişme olarak nitelendirerek, “tam seçim arifesinde CTP’nin böyle bir şey yapmasını şiddetle kınıyorum. Demokrasiden ve şeffaflıktan yana olduğunu ifade eden bir partinin yaptığı hatalardan ötürü seçimi kaybedeceğini anlaması üzerine halka doğruları yansıtmaya çalışan medyayı susturmaya çalışması kabul edilebilir bir durum değildir” dedi.
   Özkardaş, “Eğer Kıbrıs Medya Grubu’nun CTP’nin iddia ettiği gibi vergi borcu var idiyse, beş senedir hükümette olan CTP’nin aklı neredeydi? Bu, CTP’nin yandaşı olan birçok medyanın ya da patronların ve menfaatçilerin de trilyonlarca borcu var ama kendilerine yağcılık yaptıkları için CTP sesini çıkarmıyor demektir. Bunun hesabını halka vermelidirler. Halkın basın alma özgürlüğünü kısıtlama hakları yoktur. Medyayı susturamazlar” şeklinde konuştu. 

Çakmak: Kıbrıs Medya
Grubu susturulmak isteniyor

   Yaşanan bu olaya şiddetle tepki gösteren Karikatürcüler Derneği Başkanı Hüseyin Çakmak ise, bu kararı “siyasi bir karar” olarak nitelendirerek, bunun seçimler öncesi Kıbrıs Medya Grubu’nu susturmaya yönelik bir hareket olduğunu belirtti.
   “Eğer Kıbrıs Medya Grubu’nun vergi borcu varsa, niye bu kurumu vergi şampiyonu ilan etti? Maliye ve Vergi Dairesi’nin bunca zaman aklı neredeydi?” diye sorarak, “Sürekli bir işi bile olmayan 24 yıllık bir gazeteci olarak benden bile bir süre önce 31 Ocak 2008 tarihinde 19 milyon TL vergi talep edilmiştir. Kıbrıs Medya Grubu’nu susturmaya yönelik bu kararı onaylamıyoruz. Bu konuda Kıbrıs Medya Grubu ile dayanışma yürütüyoruz” dedi.

Elcil: Siyasi bir baskı

   KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, CTP-ÖRP Kıbrıs Medya Grubu’na Maliye Bakanlığı’nın yaptığı tavrın tamamen siyasi bir baskı olduğunu vurguladı.
   Bu girişimin tamamen seçime yönelik ortaya konulan bir yaklaşım olduğuna dikkat çeken Elcil, bugüne kadar KIBRIS Medya Grubu’nun yayınlarıyla hükümete destek verdiği dönemde böyle bir borcun talep edilmemesinin durumu açıkça ortaya koyduğunu kaydetti.
   KTÖS Genel Sekreteri Elcil, KIBRIS Medya Grubu’na bu şekilde davranılmasının, CTP-ÖRP hükümetinin, güdümlü bir basın yaratma konusundaki politikasının bir parçası olduğuna dikkat çekti.
   Elcil, “5 yıldır görevde olan Maliye Bakanı’nın seçimlere bir buçuk ay kala bu borcu talep etmesi tamamen siyasi bir baskıdır” dedi.

Eraslan: Demokrasiye
aykırı bir yaklaşım

   KTOEÖS Başkanı Adnan Eraslan da, herhangi bir basın organının sesini kısmak için yapılan girişimleri olumsuz karşıladıklarını belirterek, böyle bir olayın yaşanmasını üzüntüyle karşıladıklarını ifade etti.
   Bu anlayışın ortadan kaldırılması ve özgür basına yeniden çalışma imkanı tanınması gerektiğini belirten Eraslan, herhangi bir vesileyle demokrasiye aykırı olan bu gibi yaklaşımların kabul edilemez olduğunu vurguladı.
 

KIBRIS 13/03/09

 

Avcı, bugün Gül ile görüşecek

Çankaya Köşkü′nde bugün gerçekleşecek olan görüşmede, Kıbrıs konusunda gelinen son aşama ve erken seçim süreciyle ilgili konular ele alınacak

HALKIN SESI 13/03/09

 

İş dünyasından çözüme destek

Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk iş dünyasının önde gelen kuruluşları, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas′ın sürdürdüğü Kıbrıs çözüm sürecine destek verdi.
Dört tarafın iş dünyasının önde gelen kuruluşları, Kıbrıs Rum İşverenleri ve Sanayicileri Federasyonu (OEB), Kıbrıs Türk İşadamları Derneği (ŞAD), Yunan Girişimcileri Federasyonu (SEV) ve Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD)) başkan ve yöneticileri dün Lefkoşa′da ortak basın toplantısı düzenledi.
Ortak açıklamada, Kıbrıs′taki iki toplum, Kıbrıs sorununun kapsamlı ve kalıcı bir çözüme ulaştırılması yolunda müza-kereleri iyi niyet içinde sürdürmeye çağrıldı.
Ortak açıklamada şöyle denildi:
"Kıbrıs′taki her iki toplumu, ilgili tüm değişiklikleri ve hususları içerecek kapsamlı bir çözüme mümkün olan en kısa sürede ulaşılması konusunda gerekli her türlü çabayı göstermeye davet ediyoruz. Siyasal ve ekonomik konuların birbirleriyle bağlantılı olduğu düşüncesinden hareketle, dört kuruluş, Türkiye′nin halen devam etmekte olan AB katılım müzakerelerinin, Kıbrıs′ta uzun süredir devam eden soruna kabul edilebilir bir çözüm bulunmasına katkı sağlamasını umut etmektedir. Dört kuruluş, Kıbrıs′ın bir bütün olarak ekonomik gelişimi için gerekli dinamiğin, adanın ekonomik bütünleşmesine dayanacağının altını çizmişlerdir. Dört kuruluş, çözüm için hiçbir fırsatın kaçırılmaması gerektiğine inanmakta olup, müzakereleri sürdüren Dimitris Hristofyas ve Mehmet Ali Talat′ın bu alanda anlaşmaya ulaşma çabalarını artırmalarını teşvik etmektedir."

HALKIN SESI 13/03/09

"Değişimin önündeki en büyük engel statüko"

Kıbrıs Türk İşadamları Derneği (İŞAD) ile Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği′nin (TÜSİAD) ortaklaşa hazırladığı "AB Kapı Aralığında Sıkışmış Kuzey Kıbrıs" konulu ekonomi raporu dün düzenlenen seminerde ele alındı.
Lefkoşa Atatürk Açık Öğretim Fakültesi Konferans Salonu′nda gerçekleşen seminerin açılışına Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ ve İŞAD Başkanı Metin Yalçın katılarak, birer konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat konuşmasında, aralanan kapının bir zamanlar kapalı olduğuna ve Kıbrıs Türkü′nün çözüm iradesini ortaya koymasıyla aralandığına işaret etti. Kıbrıs Türkü′nün zor koşullara rağmen çözüm iradesini her zaman sürdürdüğünü ve sürdürmeye de devam edeceğini kaydeden Talat, müzakerelerdeki eşit-sizliğin süreci daha da zorlaştırdığını belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, çözümün karşı tarafa da çekici gelmesi için uluslararası güçlere görev düştüğünü kaydetti.
TÜSİAD ile İŞAD′ın hazırladığı raporun öneminin altını çizen Talat, Kıbrıs Türk ekonomisinin hatalarının tespit edilip, gerekenin yapılmasının şart olduğunu belirtti. Dünya Bankası Raporu′nda da ben-zeri tespitler yapıldığına, ancak reçetenin uygulanmadığına işaret eden Talat, değişimin önündeki en büyük engelin statüko olduğunu söyledi. Talat, değişim için güçlü bir hareket gerektiğini, aksi takdirde arzulanan yapısal değişimin gerçekleşemeyeceğini belirtti. Cumhurbaşkanı Talat, değişim için gereken iradenin 2004 öncesinde yakalandığını, ancak çözümün gerçekleşememesinden dolayı kapının sadece aralanabildiğini söyledi.
SOYER
Başbakan Ferdi Sabit Soyer de konuşmasında, seminerin adına işaret ederek, sıkışıklıktan geçilebileceğini, önemli olanın kapının aralık kalmasının sağlanması olduğunu söyledi. Aralık kapıyı açıp içeri girerek Kıbrıs′ın siyasal eşit ortağı olarak AB süreçlerinde yer alınması gerektiğini ifade eden Soyer, bir kısım noktaların artık Kıbrıs Türkü′ne işaret olması gerektiğini söyledi. Soyer, TC Başbakanı′nın açıklamalarını anımsatarak, Güney Kıbrıs′ın, Türkiye′nin AB üyeliği sürecinde "enerji" alt başlığını açmamak için gösterdiği direncin, Nabuko gibi tüm Avrupa′yı ilgilendiren önemli bir gaz projesini engellediğini ifade etti.
Güney Kıbrıs′ın tavrına yönelik eleştirilerde bulunan Başbakan Soyer, çözümü gerçekleştirmenin her yurtse-verin görevi olması gerektiğini ifade etti. Soyer, TC′nin AB üyeliğine ipotek koymak ve KKTC′nin AB′de önünü kesmenin büyük haksızlık olduğunu kaydetti.
YALÇINDAĞ
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ da konuşmasında, İŞAD ile TÜSİAD′ın birlikte hazırladığı raporda, Kuzey Kıbrıs ekonomisinde, müza-kerelerin başarıyla sonuçlanması ya da sonuçlanmaması durumunda meydana gelecek gelişmelerin ele alındığını kaydetti. Yalçındağ, "Müzakerelerin başlaması önemli bir gelişme. 2009′da sorunun çözümlenmesini umut ediyoruz" dedi.
YALÇIN
İŞAD Başkanı Metin Yalçın da açılışta yaptığı konuşmada, bunun yayımladıkları ikinci rapor olduğunu belirterek, raporda hareketli bir raporun anlatıldığını kaydetti. Rapordaki hareketliliğin nedeninin, ülkeye has olduğunu ve Kıbrıs sorununda meydana gelmiş değişimlerin de bunda etkisi olduğunu söyledi.
Kıbrıs sorununun ekonomiye olumsuz etkilerini anlatan Yalçın, AB′nin ne tam içinde ne de tam dışında olunduğunu belirterek, bu kapının müza-kerelere göre ya tam açılacağını ya da aralığın daralacağını ifade etti.

HALKIN SESI 13/03/09

 

Escaped killer arrested in the north

A TURKISH Cypriot convicted rapist and murderer who escaped from Nicosia’s Central Prison almost 18 months ago was arrested on drugs charges in the occupied areas.

Turkish Cypriot ‘authorities’ yesterday confirmed Panayiotis Netzadi was in custody after he was arrested in possession of 1kg of opium.

He was one of five people arrested during five different operations carried out on the same day, Turkish Cypriot daily Kibris reported.

Netzadi escaped from the Central Prisons in October 2007. In May 2008 police had received unconfirmed information he had crossed over to the north from Pergamos armed with guns and explosives where he was allegedly arrested and remanded in eight day custody.

The 34-year-old was convicted in August 2007 for the abduction, rape and murder of 20-year-old Janka Kovacova on August 17, 2006. He abducted the young Slovak during the early hours from outside the Grecian Bay hotel in Ayia Napa where she had been employed as a waitress for the summer.

CYPRUS MAIL 13/03/09

Concern over slowdown in Turkey’s reform process
By Elias Hazou

GREEK Cypriot politicians yesterday voiced satisfaction after the European Parliament urged Turkey to pull its troops from the island and stressed the need to reach a comprehensive settlement of the Cyprus question based on UN Security Council resolutions.

By a vote of 528 for and 52 against, and 43 abstentions, the EP adopted the draft resolution on Turkey’s progress report, which comes up for review again this autumn.

The draft was drawn up by Dutch conservative MEP Ria Oomen-Ruijten.

Turkey has so far started only ten of the 35 negotiating chapters with the EU. Only one chapter [science and research] has been concluded since talks began in October 2005.

MEPs backed the direct negotiations currently underway between the leaders of the two communities, and urged Ankara “to facilitate a suitable climate for negotiations by withdrawing Turkish forces.”

They “deplore the fact that the EC-Turkey customs union and its additional protocol has not yet been implemented fully by the Turkish government.”  They also pointed out that “the non-fulfillment of Turkey's commitments by December 2009 will further seriously affect the process of accession negotiations.”

Ankara’s non-recognition of Cyprus is blocking the start of talks on eight economic chapters.  In addition, Turkey is refusing to allow access to its ports and airports to Cypriot ships and planes.

MEPs also called on Turkey to comply with its obligations under international law and the ruling of the European Court of Human Rights on the Fourth Interstate Application by Cyprus against Turkey regarding investigations into the fate of missing persons. Member States are asked to urge Turkey to take action on this humanitarian issue.

Concern was raised over the “continuous slowdown of the reform process” in Turkey for the third consecutive year. It noted that freedom of expression and freedom of the press are still not fully protected in Turkey. The EP further urges the Turkish government "to prove its political will to continue the reform process" to which it committed itself in 2005.

The draft resolution also calls on the Turkish government to resume work on a new civilian constitution and to take action to reduce the number of "honour killings" of women.

“The references to the Cyprus problem are better than in the past…and this alone represents a positive development,” commented AKEL leader Andros Kyprianou.

From the Greek Cypriot perspective, the sole downside to the resolution was the inclusion an amendment — submitted by the European Green Party — advocating a temporary and partial suspension on the four basic freedoms following reunification of the island.

The derogations from EU law would relate to restrictions on free movement and caps on the number of Turkish nationals who can settle on the island until such time as Turkey joins the bloc.

All six Cypriot MEPs voted against the amendment.

While acknowledging that the reference to the four basic freedoms was not ideal, MEP Panayiotis Demetriou said that it was “not the end of the world.”

He said the reference was likely included to “balance things out,” as a number of MEPs voiced fears that the general tone of the resolution was too one-sided against Turkey.

“It was a compromise, as is so often the case,” Demetriou said.

“We should not miss the wood for the trees. Because at the end of the day, the decision on whether to suspend the four basic freedoms during a transition period [post-reunification] will be made by the two leaders negotiating the settlement, and not anyone else.”

And in a brief statement released from his Brussels office, MEP Marios Matsakis described the resolution as “quite satisfactory.”

CYPRUS MAIL 13/03/09

Business groups call for economic integration
By Charles Charalambous

A JOINT declaration made by the main Cypriot, Greek and Turkish business organisations yesterday calls for the economic integration of Cyprus.

Michalis Pilikos, Director-General of the Employers’ and Industrialists’ Federation (OEV), told the Cyprus Mail yesterday that it was “a pleasant surprise” that the four organisations accepted that the solution to the island’s economic issues must be economic integration based on EU principles, which implies a single currency and a single central bank.

“Especially in view of the ongoing talks, we believe that economic integration, in other words the creation of a single economy, in Cyprus is desired by all”, he said.

The joint declaration was made following the first high-level meeting – also the first on Cypriot soil – between OEV, the Turkish Cypriot Businessmen’s Association (I?AD), the Hellenic Federation of Enterprises (SEV) and the Turkish Industrialists’ and Businessmen’s Association (TÜS?AD). The meeting took place yesterday at the Hotel Merit in the north of Nicosia.

“There have been various meetings previously, but these took place abroad with lower-level representation. This is the first meeting of high-level representatives of all the organisations together”, Pilikos said. He added: “This is the highest possible level of representation precisely because we wanted to send the clear message that the business leaders of all the countries involved place special importance on solving the Cyprus problem.”

The joint declaration addresses four core issues. It calls on the leaders of the two communities to continue to negotiate in good faith so as to achieve an enduring and comprehensive settlement of the Cyprus problem. Secondly, it urges the two communities to make every possible to reach a solution, and to complete all aspects of a comprehensive solution as soon as possible. Thirdly, the organisations hope that the ongoing Turkey-EU negotiations, in combination with the current negotiations between the communities in Cyprus, will contribute towards achieving an acceptable solution within the current year. Finally, all four organisations emphasise that the efforts to economically develop the whole of Cyprus will ensure the economic integration of the island.

Both the I?AD and TÜS?AD view the prospect of the economic integration of Cyprus positively. Turkish businessmen have expressed increased interest in making use of Cypriot registered shipping and the existing shipping infrastructure for transit trade, once a political solution is found.

Pilikos said that the four organisations will continue to meet on a bilateral basis, and OEV intends to meet regularly with its Turkish Cypriot counterpart.

CYPRUS MAIL 13/03/09

 

KKTC'de maliye ile medya vergide anlaştı

KKTC maliye yetkilileriyle, Kıbrıs Medya Grubu yetkililerinin konuyu sonuçlandırmak üzere pazartesi gününden itibaren görüşmeye başlayacaklarını açıklandı.

AA

Güncelleme: 21:17 TSİ 13 Mart. 2009 Cuma

LEFKOŞA - KKTC Maliye Bakanlığı ile Kıbrıs Medya Grubu, grubun devlete olan vergi ve diğer borçlarının ödenmesi konusunda uzlaştılar.

KKTC Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Kıbrıs Medya Grubu Direktörü ve Asil Nadir'in kızkardeşi Bilge Nevzat ile bu akşam bakanlıkta düzenlediği basın toplantısında, Bilge Nevzat ile bugün 2 kez görüştüklerini belirterek, taraflar arasında yapılan görüşmelerden, ''ortaya çıkabilecek vergilerin ödenebileceği'' yaklaşımının çıktığını söyledi.

Uzun, maliye yetkilileriyle, Kıbrıs Medya Grubu yetkililerinin konuyu sonuçlandırmak üzere pazartesi gününden itibaren görüşmeye başlayacaklarını bildirdi.

Nevzat ile yaptıkları iki görüşmede önemli gelişme kaydettiklerini ifade eden Uzun, tarafların belgeleri masaya koyacaklarını ve vergilerin miktarı ve nereden kaynaklandığını müzakere edeceklerini, tüm borçların ödeme planına bağlanacağını kaydetti.

Görüşmelerden olumu sonuç çıkacağını düşündüğünü ifade eden Uzun, niyetlerinin 'asla medyayı susturmak olmadığını' da yineledi. Uzun, girşimleri ve katkıları için Bilge Nevzat'a teşekkür etti.

Bilge Nevzat da görüşmelerin olumlu geçtiğini belirterek, pazartesi gününden itibaren tarafların görüşmelere başlayacaklarını dile getirdi.

Nevzat, bir soru üzerine, Kıbrıs Gazetesi, A.N. Graphics ve gazete dağıtım şirketi GADEDA'nın sosyal sigorta ile ihtiyat sandığı borcu olmadığını söyledi.

Uzun da bunun üzerine söz alarak, grubun sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı borçlarının başka bir şirketten kaynaklandığını bildirdi.

KKTC Maliye Bakanlığı, Kıbrıs Medya Grubu ile bağlı şirketlerine Perşembe günü gönderdiği ihbarnamede, 11 milyon liralık vergi borcuna karşılık 24 saat içinde ödeme taahhüdü istemişti. Bu akşam saatlerinde dolan 24 saatin bitiminde, bu taahhüdün verilmemesi durumunda medya grubunun yönetiminin kayyuma devredileceği de belirtilmişti.

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, düzenlediği basın toplantısında, KKTC Maliye Bakanlığının iş adamı Asil Nadir'e ait Kıbrıs Medya Grubu ve bağlı şirketlerine 11 milyon TL'lik vergi ihbarnamesi göndermesiyle ilgili açıklamalar yaptı.

Konunun basın özgürlüğüyle ilgili olmadığını, devletin alacağıyla ilgili olduğunu ifade eden Soyer, bir iş adamının, Nadir'den alacağıyla ilgili olarak mahkemeye başvurduğunu ve mahkeme

kararı uyarınca, alacağına karşılık Nadir'in malına el koyduğunu anlatarak, ''Bir iş adamının alacağını tahsil etmesi için yaptığı ve gerçekleştirdiği bir karar meşrudur da, devlet alacağının tahsil edilmesi için atılan adım mıdır gayrimeşru. Yoksa devlet alacakları, güce göre, konuma göre üstü örtülecek bir olgu mudur. Bu kamuoyu indinde sorulması, düşünülmesi gereken bir noktadır. Bugün gösterilen tepkilerin hiç biri bir hafta önce basın özgürlüğü temelinde gösterilmemiştir'' dedi.

Vergi ihbarnamesinin gönderilmesiyle ilgili olarak ''neden bu zaman'' sorusunu soran Soyer, kamuoyunun kendisine bir süre önce, Kıbrıs Gazetesi'nin neden yayınlarını değiştirdiğini sorduğunu ve açıklama yapmadığını belirterek, ''İşte bu sorunun cevabı bugün yaşanan gerçekler içerisinde orta yere çıkmaktadır'' dedi.

Devlet alacaklarının uygun koşullarda tahsili peşinde olduklarını kaydeden Soyer, ''Yaydan çıkan bu oku, ister iktidar olsun, ister muhalefet olsun, ister basın mensubu olsun, kimse

durduramaz. Kimse halka mal olmuş kamu alacağının tahsilinin üstüne yatamaz'' dedi.

Uygulamanın, ''basın özgürlüğüne müdahale'' şeklinde takdim edilmesinden büyük rahatsızlık duyduğunu kaydeden Soyer, hükümetin, birini susturmak adına değil, ilkeler uğruna elini taşın altına koyduğunu belirtti.

Soyer, ''farklı olana husumetle yaklaşılmadığına'' işaret ederek, ''Ne dün, ne de bugün, ne Asil Nadir, ne de Bilge Nevzat'a dönük husumet içinde bir yaklaşımımız olmadı'' dedi.

9 milyon TL'lik vergi borcunun, beyanların incelenmesinden çıkan sonuç olduğunu ve bir kısım gelirlerin değişik şirketlere aktarılmasının tespiti olduğunu ifade eden Soyer, hükümetin konuyu

inceleyeceğini ve geri çekilmeyeceğini kaydetti. Soyer, ilgili medya kuruluşunun yayınlarının, hükümeti caydırma ve süreçten uzaklaştırma amacı güttüğünü savundu.

 

Talat: Fanatizm, Kıbrıslı Türklere çok acılar çektirdi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC′de tarih kitaplarının düşmanlık aşılayan unsurlardan          temizlendiğini ifade ederek, ′′Biz yaptık, onlar niyet ortaya koydu. Beklentimiz gerçekten bunu başarmalarıdır. Çünkü buna ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz. Kıbrıs′ta iki halkın birbirine olan düşmanlığı nedeniyle  çok acılar çektik. Bunların bir daha yaşanmamasını istiyoruz′′ dedi.
Tarih Vakfı′nı ziyaret eden Talat, Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı Murat Güvenç, Genel Sekreter Halim Bulutoğlu ve yönetim kurulu üyeleri ile toplantı yaptı.
Basına kapalı toplantı öncesinde gazetecilere açıklama yapan Talat, bu ziyaretin kendileri için çok önemli olduğunu söyledi.
Toplumların kimliklerinin ve anlayışının oluşmasında tarihin öneminin Kıbrıs′ta yaşayanlar tarafından çok iyi bilindiğini vurgulayan Talat, yıllarca bunun acısını yaşadıklarını belirtti.
Talat, konuşmasını şöyle sürdürdü:
′Fanatizm, Kıbrıslı Türklere çok acılar çektirdi. Tarih′i bir düşmanlık aşılama aracı olarak görmek ne yazık ki özellikle Kıbrıs Rum Kilisesi tarafından son derece üst düzeyde kullanıldı. Bugün Kıbrıs′ta özellikle Rum gençler arasında Kıbrıslı Türklere yönelik çok ciddi düşmanlık var ve bu yapılan kamuoyu araştırmaları ile ortaya çıkıyor.′′
KKTC′de de uzun yıllar tarih eğitiminin farklı bir şekilde algılandığını ve yürütüldüğünü dile getiren Talat, Kıbrıs tarihi, Kıbrıs Türk tarihi yerine Türkiye tarihinin eğitimde yer aldığını, bundan dolayı Kıbrıslı Türklerin kendi           tarihlerini bilemediklerini ve diğer topluma düşmanlık aşılayan birçok unsurla eğitildiklerini söyledi.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Konseyi′nin Almanya- Fransa örneğinde olduğu gibi tarih eğitiminin gerginlik ve düşmanlığa değil, dostluğa katkıda bulunacak şekilde düzenlemeler yapılmasını her iki taraftan da talep ettiğini kaydetti.
Kıbrıslı Türklerin bu konudaki duyarlılıklarının 1994′e uzandığını, o yıl ilk kez Kıbrıs Türk tarihi kitabında önemli değişiklikler yapılarak düşmanlık ifade eden sözlerin ayıklandığını ve tarihin objektif bir gerçeklik olarak ortaya konulduğunu dile getiren Talat, ancak o dönemin çok kısa sürdüğünü belirtti.
Mehmet Ali Talat, ′′KKTC′de tarih kitapları düşmanlık aşılayan unsurlardan temizlendi. Aynı zamanda öğretim metotları çağdaş ve           modern hale getirilerek, tarih eğitimi etkinleştirildi′′ dedi.
Bunu Kıbrıslı Türklerin tek taraflı olarak gerçekleştirdiğini, Avrupa Konseyi′nin aynı şeyi Rum tarafından da istediğini ancak Kıbrıslı Rumların bu taleplere hiç prim vermediğini vurgulayan Talat, son bir yıl önce yeni seçilen Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas döneminde tarih kitaplarında değişiklik yapılacağının duyurulduğunu bildirdi.
Talat, şunları söyledi:
′′Büyük bir direniş var, hala devam ediyor. Rumların Milli Eğitim Bakanı kötü şekilde eleşti-riliyor ve şu anda Rum toplumu içerisinde en düşük desteğe sahip. Henüz bir şey yapmadı. Sadece niyetini ortaya koydu, sadece böyle bir şey düşündüğünü söyledi. Biz yaptık, onlar niyet ortaya koydu. Ancak büyük tepki aldılar. Beklentimiz gerçekten bunu başarmalarıdır. Çünkü buna ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz. Kıbrıs′ta iki halkın birbirine olan düşmanlığı nedeniyle  çok acılar çektik. Bunların bir daha yaşanmamasını  istiyoruz.′′
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Tarih Vakfı′na yaptıkları ziyarette bu gelişmeleri konuşacaklarını ifade ederek, ′′Türkiye′de nasıl bir çalışma yapıldığını, bizim çalışmalarımıza katkı yapılıp yapılamayacağını veya bizim çalışmalarımızın ne ölçüde başarılı olduğu konusundaki düşüncelerini öğren-meye çalışacağız′′ diye konuştu.

HALKIN SESI 14/03/09

 

 

Uzun ile Nevzat görüşme konusunda uzlaştı

Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Kıbrıs Medya Grubu Direktörü Bilge Nevzat ile dün akşam düzenlediği basın toplantısında, taraflar arasında yapılan görüşmelerden, “ortaya çıkabilecek vergilerin ödenebileceği” yaklaşımının ortaya çıktığını ve maliye yetkilileriyle, Kıbrıs yetkililerinin konuyu sonuçlandırmak üzere pazartesi gününden itibaren görüşmeye başlayacaklarını söyledi.
   Uzun, dün Nevzat ile yaptıkları iki görüşmede önemli gelişme kaydettiklerini belirterek, tarafların belgeleri masaya koyacaklarını ve vergilerin nereden kaynaklandığını müzakere edeceklerini, tüm borçların ödeme planına bağlanacağını belirtti.
   Uzun, niyetlerinin “asla medyayı susturmak olmadığını” yineledi.
   Nevzat da, görüşmelerin olumlu geçtiğini belirterek, “Pazartesinden itibaren görüşmeye başlayacaklar” dedi.
   Nevzat, bir soru üzerine Kıbrıs Gazetesi, A.N. Graphics ve GADEDA’nın sosyal sigorta ile ihtiyat sandığı borcu bulunmadığını söyledi.
   Uzun da, bunun üzerine söz alarak, grubun sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı borçlarının başka bir şirketten kaynaklandığını belirtti.

KIBRIS 14/03/09

 

Fugitive Nadir’s media group under threat
By Simon Bahceli

FORMER Polly Peck boss Asil Nadir, wanted by the UK’s Serious Fraud Squad on charges of theft and fraud, faced seeing his media empire in the north seized yesterday after authorities moved to collect around €5.5 million worth of unpaid taxes.

But a deadline passed at 5pm and no bailiffs appeared a the offices of Nadir’s Kibris Media Group where a crowd of around 200 hundred demonstrators had gathered to prevent them entering the building.

Nadir fled to the north in 1993 after failing to appear in court on charges of fraud and theft after the collapse of Polly Peck International (PPI), a UK-based conglomerate that once boasted phenomenal share price rises and business interests in virtually every sector of the market from fruit to electronics.

Today, unable to travel outside the Turkish Cypriot breakaway state and Turkey, Nadir remains in self-imposed exile in his luxury home in Lapithos.

The threat to seize Nadir’s Kibris Media Group, believed to be his last remaining asset, came in a letter from the Turkish Cypriot ‘finance ministry’ on Thursday afternoon giving him until 5pm yesterday to pay around €4.5 million in unpaid taxes. Failure to do so would result in the government’s taking over the media group, the letter warned.

A spokesman from the ‘prime ministry’ told the Cyprus Mail later the officials had not gone to the paper, because the owners of Kibris had come to them.

“At first they [Kibris] denied the debts and refused to discuss them, but now they are negotiating the matter with the finance ministry and hopefully they will come up with a schedule for payment,” the spokesman said.

Asil Nadir made a rare appearance at the demonstration to greet opposition politicians who turned up to offer their support.

Spokesman for the Turkish Cypriot leadership Hasan Ercakica yesterday confirmed that Nadir’s debts were real, and added: “If he has the funds, I guess he’ll pay. If not, the group could be taken over and run by the government”.

According to the north’s ‘finance minister’ Ahmet Uzun, Nadir owes around €1 million in current taxes, plus another €4.5 million that he has managed to “hide” from the taxman by transferring funds between companies in his name. Uzun said the ‘ministry’ was also aware of a number of other debts, and that these, combined with Kibris newspaper’s falling sales, raised suspicions as to whether Nadir would be able to pay his tax debts. He denied that once the paper was under the authorities’ administration it would gagged, and called on current editor-in-chief Resat Akar to “carry on running [the paper] as he wishes”.

Nadir is said to have fallen out with the Republican Turkish Party (CTP) of Mehmet Ali Talat after being refused a lucrative construction contract to upgrade the breakaway state’s second airport at Lefkoniko last year. Until just weeks ago, his top-selling daily, along with his TV and radio channels, had backed the moderate pro-reunification government. However, with just weeks to go to a general election on April 19, the paper switched allegiance to the right-wing opposition National Unity Party (UBP) in a move that is known to have infuriated the CTP.

Kibris newspaper’s editor-in-chief Resat Akar yesterday insisted that the aim of the authorities was to silence Kibris newspaper and “destroy our multi-party democracy and replace it with just one voice". An unnamed source close to Nadir said; “The government is doing this because he [Nadir] is criticising them. It’s spite”. The source added that the Turkish Cypriot authorities had recently upset Nadir by warning him they could extradite him to the UK, but concluded that “for extradition to take place, a request would have to come from the British government and that is unlikely to come because the British are really not willing to reopen the case”.

However, a spokesman for the British High Commission in Cyprus yesterday confirmed that Nadir was still wanted in the UK, but that the reason no application for his extradition had been made was that the British government refused to recognise the ‘TRNC’.

News that Kibris could face sequestration sparked angry outbursts from opposition politicians on both the left and right. Dervish Eroglu, leader of the right-wing National Union Party (UBP) who recently appeared to have gained the political backing of Kibris, described the government “behaving like the Soviet Union”. Democrat Party (DP) leader Serdar Denkltash also accused the ‘government’ of seeking to gag the press and was instrumental in calling on opposition party members to be present at the headquarters of Kibris to prevent ‘finance ministry’ officials from entering its premises.

CYPRUS MAIL 14/03/09

 

Cyprus deal must not unravel

UN SPECIAL Envoy Alexander Downer said yesterday it was important not to rush into a Cyprus deal that might unravel in the future.

“You have to put together an agreement which will hold in place,” he said after a meeting with President Demetris Christofias.

Downer said the 1960 constitution “disintegrated in effect”.

“You need to have an agreement now that will hold in place for the duration, for the future, it is not easy but the two leaders are very committed to it. When you have two leaders committed to the process you can be optimistic about them succeeding,” he added.

“Of course the sooner you can finish the negotiations the better, but the negotiations themselves have to finish, there is no point in coupling together something that won’t work just for the sake of finishing it nice and fast.”

At the same time he said the momentum needed to be kept up or as fast as was manageable. It also required patience.

“I am cautiously optimistic about the process. I would not be here if I were not cautiously optimistic about it. I think there are good prospects of there being a successful negotiation here. But these are complicated issues”, he said.

He said it had to be borne in mind that the leaders of the two communities, also had other obligations.

“They have other work to do in terms of their own communities and President Christofias has a lot of international obligations Cyprus is part of the EU and so on. All of these things have to be done and the peace talks have to be incorporated into those agendas”, he said.

Downer said the leaders would continue their discussions on EU issues when they meet again next week.

Yesterday afternoon technical experts were to meet to talk about the legal issues in relation to the EU chapter where the representatives of the two leaders will hold a broader discussion about the process.

“Today is a day when there will be the focus on a lot of technical issues in relation to the EU and they are largely legal issues. They are issues that relate to Cyprus’ membership of the EU and how all of that will work with the new arrangement of the federated Cyprus”, he said.

CYPRUS MAIL 14/03/09

 

Feedback positive on EP Turkey report
By Jacqueline Theodoulou

THE GOVERNMENT feels the European Parliament’s resolution on Turkey’s progress report is balanced and positive, Spokesman Stefanos Stefanou said yesterday.

“For the first time ever, December 2009 has been set as a clear timeframe and landmark for Turkey, and if until then it fails to maintain its commitments in regards to the added protocol, it will seriously affect its accession negotiations,” said Stefanou.

Another breakthrough, he added, was the EP’s decision to set the four fundamental freedoms – based on EU principles – as a precondition for a resolution to the Cyprus problem.

The EP, said Stefanou, will never accept deviations from the fundamental freedoms and the acquis communautaire.

“The resolution also clearly states that Turkey should assist negotiations for the Cyprus problem by withdrawing its occupying forces and for the first time, Ankara is being called to let the two leaders negotiate freely for the future of their country,” he said.

Asked whether the EP resolution would be beneficial to the Greek Cypriot side, Stefanou added: “This resolution, as well as other tools that we have in our hands, is a lever, a political lever which we can use in order to achieve a fair, viable and operational solution to the Cyprus problem”.

Foreign Minister Markos Kyprianou was equally positive about the resolution, on his return from an official visit to Australia yesterday.

“The resolution that was adopted last night will be examined by the Foreign Ministry,” said Kyprianou. “From the initial briefing I have had, I can express our satisfaction,” he added. “We may not agree with every single word, but generally, the correct messages are being emitted regarding Turkey’s responsibilities and the stance it should hold towards the EU in matters that concern Cyprus, including a solution for the Cyprus problem, if it is to move ahead with its EU accession.”

Opposition DISY also felt the resolution was positive. Deputy Christos Stylianides said it would improve the Cyprus negotiating process.

“As you are well aware, we feel the European Parliament is part of us; a part of our European family,” said Stylianides. “This is why we have never been suspicious of any EP resolutions.”

On Thursday night, the EP adopted the draft resolution on Turkey’s progress report – an examination on how Turkey is progressing in order to start negotiating entry into the EU – with a vote of 528 for and 52 against, with 43 abstentions.

The draft, which was drawn up by Dutch conservative MEP Ria Oomen-Ruijten, comes up for review again this autumn.

CYPRUS MAIL 14/03/09

 

Der Spiegel: Kıbrıs'ta barış süreci ilerlemiyor

Almanya'da yayımlanan Der Spiegel dergisi, Kıbrıs'ta barış sürecinin ''genel hatlarıyla ilerlemediği'' görüşünü savundu.

AA

Güncelleme: 14:24 TSİ 15 Mart. 2009 Pazar

BERLİN - Kıbrıs'ta başlatılan yeni müzakere sürecini değerlendiren dergi, Türklerin 2004 yılında okul kitaplarındaki şoven söylemleri ortadan kaldırmasına karşın, Rum kesiminde özellikle aşırı milliyetçiler, öğretmenler ve başpiskoposun ders kitaplarının değiştirilmesine şiddetle karşı çıktığına işaret etti.

Rum yönetimi Eğitim Bakanı Andreas Dimitriu'nun adanın bölünmüşlüğünde aşırı görüşlü Rumların da suçu olduğunu söyleyerek okul kitaplarını değiştirmek istemesi nedeniyle büyük tepki çektiğini kaydeden dergi, ''Okul kitabı reformu yine de en kolay görevlerden biri. Kıbrıs'taki barış süreci genel hatlarıyla ilerlemiyor'' görüşüne yer verdi.

Der Spiegel, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi Dimitris Hristofyas arasında kapsamlı müzakereler çerçevesinde yapılan her görüşmeden sonra ''görüşmenin olumlu geçtiğinin'' söylendiğini, ancak iktidar paylaşımı başta olmak üzere bugüne kadar hiçbir somut anlaşma sağlanamadığını yazdı.

Adadaki görüşmelerde ilerleme sağlanamamasında Türkiye'nin de payı olduğunu savunan Alman dergisi, ''AB'nin bir ültimatomu müzakereleri zorlaştırabilir. Eğer yıl sonuna kadar adanın Rum kesiminden gelen uçak ve gemilere limanlarını açmazsa Türkiye'nin AB üyelik süreci kesilebilir'' görüşüne yer verdi.

 

Yakovu: Yürütmede büyük anlaşmazlık var

Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu, Rum tarafında birtakım temaslarda bulunan Rus gazetecileri Kıbrıs sorununa ilişkin bilgilendirmesi sırasında yaptığı açıklamada, Türk tarafının mülkiyet konusundaki önerilerini "ciddi olmayan/yüzeysel" olarak nitelendirdi.
Yakovu, açıklamasında Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla gerçekleştirilen doğrudan müzakereler çerçevesinde önümüzdeki aylarda görüşülecek olan başlıkların; Kıbrıs sorununun çözümüne şans vermesi temenni ve inancını dile getirdi.
Açıklamasında, Türkiye′nin Kıbrıs müzakerelerini olumsuz etkilediğini ileri süren Yakovu, Türkiye′nin Kıbrıs Türk tarafının iç işlerinde ve siyasi hayatında "çok ciddi rol" oynadığı iddiasında bulundu.
Türk Ordusuna mensup askerlerin sayısının 40 ile 42 bin civarında olduğunu söyleyen Yakovu, buna karşılık bugün Kuzey Kıbrıs′ta yaşayan Kıbrıslı Türklerin gerçek rakamının ise sadece 85 bin olduğunu savundu.
Yakovu, bunun sebebinin birçok Kıbrıslı Türk′ün İngiltere, Kanada, Avustralya ve başka Avrupa ülkelerine göç etmeleri olduğunu ifade etti.
Kuzey′de yaşayan TC kökenlilere; oy hakkı da dahil olmak üzere birçok siyasi hak verildiğini kaydeden Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu, bu durumun Türkiye′nin "gerçek niyetlerine" ilişkin birçok soru işareti ve düşünceyi gündeme getirdiğini öne sürdü.
"Yönetim" başlığında; büyük değil fakat birtakım ilerlemeler kaydedildiğini söyleyen Yakovu, federal hükümetin yetkilerinin belirlenmesi, yasama ve yargı erki, aynı zamanda federal hükümetin bağımsız yetkilileri konularında ilerleme                  sağlandığını ifade etti.
Yürütme gücü konusunda büyük anlaşmazlık olduğuna dikkat çeken Yorgos Yakovu, bu konuda iki tarafın farklı yaklaşıma sahip olduğunu dile getirdi.
Rum tarafının, hükümeti halkın seçmesi gerektiğine inandığını söyleyen Yakovu, Kıbrıs Türk tarafının ise hükümeti senatonun (meclisin) seçmesini istediğini belirtti.
Söz konusu meclisin 24 Kıbrıslı Rum ve 24 Kıbrıslı Türk′ten oluşacağını; seçimin ise mecliste her iki toplumdan çıkacak 13 olumlu oyla birlikte olabileceğini belirten Yakovu; 12 üyenin çekimser oy kullanması halinde bunun federal hükümetin seçilemeyeceği anlamına geldiğini ifade etti.
Yakovu; 12 kişiye federal hükümeti seçmeyi reddetme hakkının verilmesinin çok anti-demokratik olduğunu da ileri sürdü.
Rum tarafının mülkiyete ilişkin tezinin "kişisel mal-mülkün" korunmasına ilişkin uluslararası hukuk aynı zamanda uluslararası ve Avrupa sözleşmele-rine dayandığını iddia eden Yakovu, Türk tarafının ise Kuzey′deki Rum mal-mülklerine "el konulması ve bunların tazmin edilmesinde" ısrar ettiğini öne sürdü.
Kıbrıs Rum mallarının değerinin en azından 30-50 milyar Euro olarak hesaplandığının, öte yandan Kıbrıs Türk toplumunun "yurtiçindeki mal-mülklerinin değerinin" ise ancak 2 milyar Euro′ya ulaştığını savunan Yakovu, bunun ciddi bir öneri olamayacağını yineledi.
"Muhataplarına" yardımcı olmak amacıyla, müzakerelere daha kolay bir başlık olan Avrupa Birliği (AB) başlığıyla devam etmeye karar verdiklerini söyleyen Rum Başkanlık Komiseri Yakovu, bunun Kıbrıs Türk toplumu üzerinde olumlu psikolojik neticeye sahip olacağını ileri sürdü.

HALKIN SESI 15/03/09

 

 

Kıbrıs’ta iki ayrı devlet var!

Güney Kıbrıs’taki gazete ve televizyonlar, kamuoyu yoklamalarında birinci parti gelen Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile röportaj yapmaya başladılar.
   UBP Genel Başkanı Eroğlu, kamuoyu yoklamalarında UBP’nin seçimlerden zaferle çıkacağının belli olduğunu savundu.
   Eroğlu, kamuoyu yoklamalarının UBP’nin yüzde 43’ün üzerinde oy alarak birinci parti çıkacağını gösterdiğini de kaydetti.
   UBP Basın Bürosu’ndan verilen bilgiye göre Güney Kıbrıs’taki Sigma televizyonu ve Simerini gazetesi ile bir söyleşi yapan Eroğlu, başbakan olması durumunda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı görüşmelerde destekleyeceğini söyledi.
   Eroğlu, “KKTC’nin Cumhurbaşkanı ve görüşmecisi durumunda olan Sayın Talat bizimle diyalog içerisinde olduğu sürece ve KKTC halkının seçtiği bir Cumhurbaşkanı olduğunun bilinci içerisinde hareket ettiği sürece biz kendisini UBP olarak desteklemeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
   Derviş Eroğlu, “Sayın Talat ile tezleriniz arasında çok büyük fark olması durumunda Cumhurbaşkanlığı için erken seçim isteyecek misiniz?” sorusuna “Hayır. Seçim zaten 2010 yılının nisan ayındadır. Diyalog içerisinde olacağız diyorum. Herhalde birbirimizi anlayışla karşılayacak, birbirimize karşı anlayışlı davranacak kadar demokratik olgunluğa sahibiz diye düşünüyorum.” şeklinde yanıt verdi.
   Talat’la Hristofyas arasında müzakere masasında görüşmeler sürerken gerek “yönetim ve güç paylaşımı” gerekse “mülkiyet” konusunda görüş farklılıklarının ortaya çıktığını söyleyen Eroğlu, “Bizim de farklı görüşlerimiz olabilir ve biz bunları aramızda giderme gayreti içerisinde olacağız” dedi.

“Rum halkı gerçekleri bilmeli”

   “Seçimlerde zafer kazanmanız durumunda, partiniz hangi çözüm şeklini belirleyecek” şeklindeki soruya ise, “Kıbrıs’ta iki ayrı devlet, iki ayrı halk ve iki ayrı demokrasi vardır” şeklinde cevap veren Eroğlu, “Bunu Güney kabul etmese de, bugün Kıbrıs’ta yaşanan gerçek budur. Güney’de ne varsa, Kuzey’de de o var. Önce bunun bilinci içerisinde müzakereleri sürdüreceğiz” dedi.
   Eroğlu; yaşayabilir, her iki halkın da bu topraklarda barış içerisinde yaşayabileceği bir anlaşma arayışı içerisinde olacaklarını, azınlık değil, bir halk bilinci içerisinde müzakereleri sürdüreceklerini ve bunun Hristofyas tarafından da kabul edilmesi gereğini ortaya koyacaklarını söyleyerek, “Gerçekleri kabul etmezsek, bir anlaşmaya varmak mümkün değildir” şeklinde konuştu.
   UBP’in kendi görüşünün evrim yoluyla konfederasyondan federasyona geçiş olduğunu kaydeden Derviş Eroğlu, Hristofyas’ın gerçekleri yok sayması halinde anlaşmanın zorlaşacağını söyledi.
   Yıllarca Denktaş-Kiprianu, Denktaş-Klerides, Denktaş-Vasiliu görüşmelerinin yapılarak zaman zaman İsviçre federasyonunun örnek olarak masaya konulduğunu hatırlatan Eroğlu, “Ama İsviçre federasyonundan bahsederken bunun aslında konfederatif olduğu unutulmamalıdır. İsviçre’de uzun yıllar konfederasyon olarak devam eden bir sistem federasyon noktasına gelmiştir. Bugün dahi İsviçre anayasasında konfederasyondan söz edilmektedir” dedi.
   UBP Genel Başkanı Eroğlu şöyle konuştu:
   “Evrim yoluyla, yani zaman içerisinde iyi işleyen bir konfederasyon ve insanların, her iki halkın artık güvenlerinin arttığı bir zamanda, bir yapı değişikliği gündeme getirilebilir, ama ilk etapta insanların birbirine güvenmesi, bir çatı altında yaşayabileceğine inanması gerekmektedir.
   Şu anda Güney’de bir devlet, Kuzey’de bir devlet var. Eksik olan ortak bir çatıdır. Bu çatı altında birlikte yaşama ve şartlar oluşursa, karşılıklı güven tespit edildikten sonra tabi ki ondan sonraki adımlar çok rahat atılabilir, daha iyi kalıcı, daha iyi yaşayabilir bir anlaşma ortaya çıkabilir diye düşünüyoruz. Ama tabii ki müzakere masasında şartlar ne getirecek, zaman içerisinde görüşmelerde ne gibi çehreye gidilecek, onu müzakere masasında göreceğiz.”

“Anlaşma olmazsa iki
devlet devam edecek”

   UBP’nin Kıbrıs’ta bir anlaşmadan yana olduğunu ve müzakere masasında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat veya bir başkası da olsa, müzakerelerin bir anlaşma ile sonuçlandırılmasından yana tavır içerisinde olacaklarını söyleyen Eroğlu, iki devletli bir çözüm isteyip istemedikleri konusundaki soruya, “Eğer bu son şans bir anlaşmayla sonuçlanmazsa tabii ki iki devlet devam edecek demektir” şeklinde yanıt verdi.

İki tarafta iki egemen halk!

   Güney Kıbrıs’ta Hristofyas başta olmak üzere, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin devam edeceğinden bahsedildiğine işaret eden Eroğlu, bu şartlarda “Rum tarafı uzlaşma niyetinde değildir” demek mecburiyetinde kaldıklarını kaydetti.
   Eroğlu; “İki egemen taraf vardır, iki egemen halk vardır. Bir anlaşma olacaksa bu egemen halk, egemen taraf egemenliklerinden bir kısmını verecek yeni bir oluşum, yeni bir devlet ortaya çıkmasını sağlayacak. Ama eğer ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ devam edecek diye Sayın Hristofyas müzakere masasında söylemeye devam edecekse, Ulusal Konsey kararlarında değişiklik olmayacaksa, bir anlaşmanın olması mümkün görülmüyor. O zaman da uzlaşmaz taraf Türk tarafı değil, Rum tarafı olacak demektir” ifadelerini kullandı.

Masayı terk etmem!

  Türk askeri ve garantörlük konusunda ne düşündüğünün sorulması üzerine ise UBP Genel Başkanı Eroğlu, “Bunlar bizim taviz veremeyeceğimiz konulardır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin buradaki varlığı ve garantörlüğün devamı elbette bizim arzumuzdur. UBP olarak, TSK’nin bir anlaşmadan sonra da burada kalması, bu garantörlük konusunun devamı bizim değişmez politikamızdır. Bu bizim güvenliğimiz için esastır” şeklinde konuştu.
    AB karşıtı olup olmadıkları sorusuna da Eroğlu, bu sözler söylendiği zaman güldüğünü, KKTC’de AB konusunu gündeme getiren, AB’ye girilmesi gereğini savunup, serbest piyasa ekonomisini ülkeye getirenin UBP olduğunu kaydetti.
  “2010 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olur ve kazanırsanız görüşme masasını terk edecek misiniz?” sorusuna ise Derviş Eroğlu, “Hayır... Parti beni aday gösterirse ve Cumhurbaşkanı olursam görüşme masasını terk etmeyecek, tam aksine gerçeklere dayalı bir anlaşmanın sağlanması çabası içerisinde olacağım” yanıtını verdi.

Rum liderine mesaj gönderdi

   Yapılan söyleşide Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat veya Rum yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’a söylemek istediği sözler olup olmadığının sorulması üzerine de Eroğlu şöyle konuştu:
   “Sayın Talat’a söyleyeceklerimi gider kendisine söylerim. Sayın Hristofyas’a mesajım vardır.
Kendisini dünyaya Kıbrıs’ta bir anlaşma istermiş gibi göstermiştir. Geçmişte Sayın Klerides’in gösterdiği gibi... Sayın Klerides, yıllarca müzakere masasında bulunmuştur, ama hiçbir anlaşmaya imza atmamakla övünen bir kişidir. Sayın Hristofyas, müzakere masasında anlaşma niyetiyle otursun ve Kıbrıs’ta iki ayrı halkın varlığını ve Kıbrıs Türk halkının bu topraklarda özgürce, huzur ve güven içerisinde yaşama hakkına sahip olduğunu kabul etsin.
   Sayın Hristofyas’ın; dünya bizi tanımasa da, yalnız Türkiye’nin tanıdığı bir devlet olsak da bu gerçeği de göz ardı etmeden müzakere masasında durmasını arzu ediyorum. Çünkü birbirimizin ne olduğunu bilmezsek, ne olduğunu kabullenmezsek bir anlaşmaya varmak zor olur. Onun için birbirimizin ne olduğunu bilelim ve Kıbrıs’ta her iki halkın barış içinde yaşama arzusunda olduğunu bilelim ve ona göre formüller ortaya koyalım.
   Bizi yok sayarak ortaya koyacağı formüller müzakere masasında geçerli olmaz.
   Belki Rum tarafı, Rum halkı unutmuştur ama 1977 Denktaş-Makarios, 1979 Denktaş-Kiprianu anlaşmaları olduğu zaman, UBP hükümetteydi, iktidardaydı. Prez de Cuellar Anlaşma metni ortaya çıktığı zaman, ben Başbakan’dım ve bu anlaşma metnini Meclis’ten geçirmiştim...
   Hani Kiprianu masadan kaçtıydı da Yunanistan’a gittiydi, imzalamaktan vazgeçti. O anlaşama metnini de KKTC Meclisi’nden geçiren Başbakan bendim. Yani Kıbrıs’ta bir anlaşmadan yana olduğumuzu anlatmak için bunları söylüyorum.
   Gali Fikirler Dizisi, Sayın Vasiliu ile 100 saat tartışıldığı zaman da hükümette yine bizdik. Söylemek istediğim, UBP Kıbrıs’ta bir anlaşmadan yanadır.”

KIBRIS 16/03/09

 

Birincilik ödülü!

  KKTC standı, Uluslararası Turizm Borsası Fuarı (ITB) Berlin’de birincilik ödülü aldı.
   Törende ödülü alan Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Tanıtma ve Pazarlama Dairesi Müdürü Derviş Gezer çok mutlu ve gururlu olduklarını söyledi.
   ITB Berlin’de önceki akşam düzenlenen törende kariyer, otel işletmesi, seyahat organizasyonu, seyahate destek ve medya yanında Asya, Afrika, Avrupa kıtaları dallarında ilk üç dereceye girenlere ödül ve sertifika verildi.
   Cologne İş Okulu’ndan jürinin, dizayn-ilk etki, medya-bilgilendirme materyali, servis-yiyecek ve personel, özellikler-özel aktivite ve sunumu kriterlerine göre yaptığı değerlendirmede Avrupa’da en iyi stand sıralamasında birinci KKTC, ikinci Romanya ve üçüncü Türkiye oldu.
   Ödülü Tanıtma ve Pazarlama Müdürü Derviş Gezer, sertifikayı da KKTC Frankfurt Turizm Ofisi Koordinatörü Önal Dorak aldı. Ödül töreninde sahneye KKTC standındaki diğer görevliler de çıktı.
   Ödül, KKTC heyetinde sevinç ve coşku ile karşılandı.
   Ödülü alan Derviş Gezer, TAK’a yaptığı değerlendirmede, ödülün KKTC’de turizme emek veren her kesimin çabaları ile kazanıldığına dikkat çekerek, seyahat  acentelerine, otelcilere, restorancılara ve rehberlere başkanları nezdinde teşekkür etti, bakanlık görevlilerini de kutladı.
   Gezer devamla şöyle dedi;
   “Çok mutlu ve gururluyuz. 2009 da EMITT’te en iyi tanıtım ödülünden sonra Avrupa kıtasının en başarılı ülkesi seçilmekten onur duyuyoruz. Ödülün alınmasında Almanya turizm koordinatörümüz Önal Dorak’ın da önemli katkıları olmuştur. Ona da teşekkür ederim. Emeklerimizin arkasında duran Turizm Bakanımız Erdoğan Şanlıdağ’a da ayrıca teşekkür ederim.
   Ödülü özelde turizme genelde KKTC’ye hediye ediyoruz. Hayırlı ve uğurlu olsun.”
   Ülkeler ve turizm örgütleri olarak 11 bin standın yer aldığı ITB Berlin, dün sona erdi.

KIBRIS 16/03/09

 

 

Kıbrıs sorunu çözülürse, Türkiye’nin AB yolu açılır

Fransa'nın eski Başbakanlarından Michel Rocard, Türkiye'nin AB içerisinde hak ettiği yeri alması gerektiğine inandığını ancak Türkiye'nin bu yolda yüzleşmek zorunda olduğu ve acil çözüm bekleyen üç sorunun, “Kıbrıs, Ermeni ve Kürt” sorunları olduğunu öne sürdü.
   Kıbrıs'ta çözümün siyasi bir karar olacağını söyleyen Rocard, Kıbrıs sorunun çözülmesi ile Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinde önemli bir ilerleme sağlayacağına inandığını vurguladı.
   AA’nın haberine göre, Türkiye İktisadi Kalkınma Vakfınca (İKV) yapılan yazılı açıklamada, İKV, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Paris X Nanterre Üniversitesi İşbirliği ile “Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne Katılımı Korkuların Ötesine Geçmek” konulu uluslararası kolokyum, 12-13 Mart 2009 tarihlerinde Paris'te gerçekleştirildi.
   Fransa'nın eski Başbakanlarından Michel Rocard burada yaptığı konuşmada, AB'nin temelinde gümrüklerin kaldırılması olduğunu, gümrükleri kaldıran Avrupa'nın kısa bir sürede euro gibi, dünyada herhangi bir benzeri olmayan bir ekonomik birleşmeye imza atabildiğini dile getirdi.
   Türkiye'nin AB içerisinde hak ettiği yeri alması gerektiğine inandığını belirten Rocard, Türkiye'nin yüzleşmek zorunda olduğu ve acil çözüm bekleyen üç sorunun, “Kıbrıs, Ermeni ve Kürt” sorunları olduğunu öne sürdü.
   Rocard, Kıbrıs konusunda mevcut durumda ciddi bir tıkanmanın olduğunu, Birleşmiş Milletler çatısı altında Türkiye'nin gerekli adımları attığını, Türk tarafının referanduma “Evet” oyu vererek Ada'da çözüm bulunması için önemli bir girişimde bulunduğunu anımsattı.
   Kıbrıs'ta çözümün siyasi bir karar olacağını vurgulayan Rocard, Kıbrıs sorunun çözülmesi ile Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinde önemli bir ilerleme sağlayacağına inandığını vurguladı.

KIBRIS 17/03/09

 

Müzakereler bugün de devam ediyor

Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla başlatılan müzakereler, bugün de devam edecek.
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, bugün saat 10.00’da, ara bölgede müzakereler için ayrılan binada bir araya gelerek, “AB konuları”nı müzakereyi sürdürecek.
   Liderler görüşmede, uzmanların “AB konuları”yla ilgili Cuma günü ve dün yaptıkları teknik çalışmayı ele alacak.

Nami-Yakovu görüşmesi

   Bu arada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın AB ve BM ile İlişkilerinden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu Cuma günü bir araya gelerek, teknik komite kararlarının hayata geçmesinde yaşanan sıkıntıları görüştü.
   Temsilciler ayrıca, liderlerin müzakeresini tamamladığı “Yönetim ve Güç Paylaşımı” yakınlaşma metinleri üzerinde görüş alışverişinde bulundu.

KIBRIS 17/03/09

 

 

Yağmuralan köylüleri AİHM’in yanıtını bekliyor

Eylem ERAYDIN/ LONDRA

   Güney Kıbrıs’ta bulunan Yağmuralanlılar (Vroşialılar), 1974 öncesinde köylerinin yıkılması ve yerle bir edilmesi nedeniyle Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) başlattıkları hukuk mücadelesinden bir yanıt bekliyor.
   Londra’da faaliyet gösteren Yağmuralan Köyü Derneği Başkanı Esat Mustafa, Yağmuralan köylülerinin Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından ihlal edilen haklarının iadesini talep etmek amacıyla yaptıkları başvuruyla ilgili olarak AİHM’den bu yılın sonunda ya da en geç 2010’nun başlarında bir yanıt beklediklerini söyledi.
   10 kişilik bir grup Yağmuralanlı, Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki iç hukuk yolunun tükenmesi üzerine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden (AİHS) kaynaklanan yasal haklarını aramak için 26 Eylül 2008 tarihinde AİHM’e başvurmuştu.
   Londra’da faaliyet gösteren Yağmuralan (Vroişa) Köyü Derneği, önceki gün dernek yöneticileri ve üyelerinin katılımıyla 5. Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi.
   Divan Başkanlığı’nı Ertanç Hidayetin’in getirildiği genel kurulda dernek başkanı Esat Mustafa, son iki yıl içinde dernek bünyesinde yapılan faaliyetlerin bir değerlendirmesini yaptı.
   Mustafa, bugünün Yağmuralanlılar için çok önemli bir anlamı olduğuna belirterek, “çünkü 45 yıl önce bugün, 15 Mart 1964 tarihinde 250 kişi nüfusu bulunan Yağmuralan Köyü terk edilmek zorunda kalmıştı. 1963’te Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nı gasp eden Rumlar, 1964 yılında Trodos dağlarının eteklerinde kurulan Yağmuralan Köyü’nde, bir insanlık suçu işlemişti. 1974 yılından sonra, köyün bağlık alanının tümü yok edilip yerine on binlerce çam ağacı dikilerek, köy ormanlaştırılmıştı” diye konuştu.
   Mustafa, 15 Şubat 2004 tarihinde kurulan Yağmuralan Köyü Derneği’nin adalet aramak için 30 Mart 2004’te, çok zor ancak kararlı bir hukuk mücadelesi başlatarak, Yağmuralan köylülerinin, Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından ihlal edilen haklarının iadesini talep etmek için yola çıktığını” anlattı.
   Derneğin taleplerini kabul etmeyen Kıbrıs Rum yönetiminin işlenen suçu itiraf etmeye cesaret göstermeyerek Yağmuralan köylülerinin ihlal edilen mülkiyet haklarını reddetmeyi tercih ettiğini söyleyen Mustafa, şöyle konuştu:
   “O durumda Yağmuralan Köyü’nün tek adresi tek çaresi üyelerini örgütleyerek, kaybedilen yasal haklarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde aramalarını sağlamaktı. Bu alanda atılan ilk tarihi adım 26 Eylül 2008 tarihinde iki ayrı dosyadan ve 10 davacıdan oluşan başvurunun AİHM’e yapılmasıyla gerçekleştirilmişti. Kıbrıslı Rumların, bir yandan siyasi ve hukuki konumlarını kullanarak, Kıbrıs’a barışın ve kalıcı bir çözümün gelmesini engellemeye diğer yandan insan hakları ihlallerini, AİHM’e ve AB Adalet Divanı’na ‘Bireysel Hakların İhlali’ iddiası çerçevesinde taşıyarak ulusal hedeflerine ulaştığı ve Kıbrıslı Türklerin toplumsal haklarını ortadan kaldırmaya çalıştıkların önemle hatırlamakta yarar görüyorum.”

En geç 2010’nun başında yanıt bekleniyor

   “Kıbrıs Türk toplumu olarak bireysel ve toplumsal haklarımızın korunması alanında hukuk mücadelesinin, siyasi mücadelenin ayrılmaz bir parçası olduğunu önemle kavramak zorundayız” diyen Mustafa şöyle devam etti:
   “1974 öncesi olayları içeren ve Kıbrıs’ta insan haklarının ihlali konusunu uluslararası hukukun gündemine taşıyan bu başvuru, AİHM tarafından kabul görülmesi durumunda, 1964’te Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından mağdur edilen tüm Yağmuralanlılar ve hatta benzer olaylarda maddi ve manevi alanlarda kayıplara uğrayan on binlerce Kıbrıslı Türk için önemli bir emsal teşkil edecektir. Derneğin başlatmış olduğu hukuk mücadelesinin diğer bir amacının ise Kıbrıs’ta insan hakları ihlallerinin Rumların iddia ettiği gibi 1974’te değil 1963’te başladığını ve Kıbrıslı Türklerin ağır kayıplara uğradığını, uluslararası toplumun bilgisine getirmektir.”
   Mustafa, AİHM’de bulunan davanın 2009’un sonlarına doğru veya 2010 yılının ilk aylarında sonuçlanmasını beklediklerini söyleyerek, kazanılması durumunda Kıbrıslı Türkler açısından adada “yepyeni bir sayfa açılacağı” görüşünü dile getirdi.
   Genel Kurul’da yapılan konuşmaların ardından, seçimlere gidildi.  Seçim sonrası Esat Mustafa tekrar başkan, Orhan Kemal ve Münür Hüseyin başkan yardımcısı, Fatma Eker sekreter, Yüksel Işıkgün sekreter yardımcısı, Nevzat Hüseyin sayman ve Hakan Niazi Kazali sayman yardımcısı oldu.

KIBRIS 17/03/09

Obama to discuss Cyprus with Turkey’

THE CYPRUS problem will be on the agenda when US President Barack Obama meets his Turkish counterpart in a forthcoming visit to Turkey, said the US Ambassador to Cyprus yesterday.

Asked if Obama would raise the issue in his upcoming visit to Ankara, Frank Urbancic replied: “The US, Turkey and the entire international community have a great stake in seeing a successful resolution of this problem which you have all suffered for a very long time and I am sure that will be part of their discussions, of course.”

The ambassador said a Cyprus settlement was “a very high priority for us”, noting that he was “very encouraged” by the progress made by the two leaders in the direct talks.

The US diplomat visited the Muslim religious site Hala Sultan Tekke in Larnaca yesterday from where he thanked the people of Larnaca “for their great hospitality and for hosting one of the first ship visits that we have been able to arrange for the American navy in a number of years”.

He also noted the US’ significant contribution in restoring the religious site.

CYPRUS MAIL 17/03/09

British MP: Turkey main reason for non solution in Cyprus

March 17, 2009 FINANCIAL MIRROR

 

British MP Andy Love has said that Turkey is the main reason for the non – solution of the Cyprus problem so far and urged Ankara to engage itself in the Cyprus process which began between the leaders of the two communities in Cyprus with a view to reach a solution of the Cyprus problem.

The British MP, who was addressing an event, organised in London by the Cypriot Social Democrats Party (EDEK) pointed out that Britain and the US could contribute to the process as well.

“Turkey states it supports the process. Since they state that, they should engage themselves in the whole effort”, he noted.

Furthermore, the Labour MP said that “Ankara is the basic reason for the non solution and should engage in the process. Britain and the US can contribute to that direction”.

Andy Love expressed the view that the negotiations, which are held between the leaders of the two communities in Cyprus, create internationally a climate for the need to reach a solution of the Cyprus problem.

He also said “I am the first to acknowledge that the talks do not proceed as we would like them to proceed but with their continuation pressure is exerted on Britain, the EU, the UN and the international community”.

Cyprus President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat began last September direct negotiations with a view to reach a solution of the Cyprus problem.

Cyprus has been divided since 1974 when Turkish troops invaded and occupied its northern third.

 

Türkiye'ye Yunan vetosu

Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Kesimi Türkiye’nin Dublin grubu üyeliğini veto etti.

 

GÜLDENER SONUMUT

ntvmsnbc

Güncelleme: 17:21 TSİ 18 Mart. 2009

BRÜKSEL - Uyuşturucu ile mücadele alanında sanayiileşmiş ülkerin 1990 yılında kurmuş olduğu Dublin grubu ile son 54 yılda aktif bir şekilde işbirliğinde bulunan Türkiye, Avrupa Komisyonu’nun önerisine rağmen Dublin grubuna üye olamadı.

Başta Almanya, Ingiltere ve Fransa olmak üzere, AB’ye üye bir çok ülke uluslararası uyuşturucu ticaretinde transit ülke konumunda olan Türkiye’nin Dublin grubuna üye olmasını istiyor.

NTV’ye ulaşan 10 Mart 2009 tarihli toplantı tutanağında, Yunanistan, Türkiye’nin Atina yönetimi ile uyuşturucu ile mücadele alnında yeteri derecede işbirliği içerisinde bulunmadığını savundu.

Bu çerçevede Türkiye’nin Yunanistan ile bu alanda yeterli ölçüde işbirliğinde bulunmadıkça, Yunanistan’ın Türkiye’nin Dublin grubuna üyeliğine karşı çıkmaya devam edeceği bildirildi.

Güney Kıbrıs Rum Kesimi de, Türkiye’nin Europol ve Interpol gibi kurumlarda Rum yönetimi ile hiçbir işbirliğinde bulunmadığını, ayrıca uluslararası örgütlerde Türkiye’nin GKR’yi tanımadığını hatırlatarak, Rum kesimi olarak Türkiye’nin Dublin grubuna üyeliğini veto ettiklerini açıkladı.

Dublin grubunun dönem başkanlığını üstlenen Fransa ise, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum kesiminin bu tutumundan duyduğu üzüntüyü dile getirerek, Türkiye’nin bu kuruma üye olmasının sadece Türkiye için değil, aynı zamanda AB üyesi ülkeler ile Dublin grubunun diğer üyeleri olan ABD, Avustralya, Kanada Norveç ve Japonya için de önem teşkil ettiğini açıkladı.

Dublin grubu 1990 yılında AB’ye üye ülkeler ile ABD, Norveç, Kanada, Avustralya ve Japonya tarafından kuruldu. Örgütün amacı uluslararası düzeyde uyuşturucu ticareti ile mücade etmek.

Ancak Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum kesimi, Türkiye’nin Dublin grubuna üye olmasını veto ettiler.

 

 

Flint: Kıbrıs’ta çözüm her iki taraf için de bir kazanç olacaktır

Eylem ERAYDIN
  İngiltere’nin Avrupa’dan Sorumlu Bakanı Caroline Flint, Kıbrıslı Türklerle görüştü. İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan görüşmeye, Londra’daki sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve İşçi Partisi Milletvekili Joan Ryan katıldı.
  İngiltere Hükümeti’nin Avrupa Bakanı ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Caroline Flint, toplantıda Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirerek, müzakere sürecinin çok önemli olduğunu söyledi.
   Bakan Flint, Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik ilgisini, “Bu müzakereleri desteklemek benim kişisel önceliklerim arasında yer alıyor” şeklinde açıkladı. 
   Bakan Caroline Flint, görüşme sonrası yazılı bir açıklama yaparak, İngiltere’deki Kıbrıs Türk örgütlerinin temsilciler ile bir araya gelmekten büyük mutluluk duyduğunu belirterek, görüşmenin çok kapsamlı olduğunu kaydetti.
   Açıklamada Kıbrıs’ın tekrar birleşmesi ve adada barışın tekrar sağlanması için İngiltere’nin her zaman destek verdiğini ifade eden Flint, İngiltere’de yaşayan Kıbrıslıların, Kıbrıs sorunun çözümünde etkileyici bir rol oynadığını belirterek, “Bu konuda barışı destekleme fırsatına sahiptirler” dedi.  
   Bakan Caroline Flint açıklamasına şöyle devam etti: “Gelecek nesillerin bölünmüş bir Kıbrıs’ta barış gücü ile büyümemesi her iki toplumunda yararınadır. Bu yüzden Kıbrıs’ta çözüm her iki taraf içinde bir kazanç olacaktır.”
   İngiltere Kıbrıs Türk Örgütleri Konsey Başkanı Akmen Sıtkı, İşçi Partisi Enfield Belediye Meclis Üyesi Ahmet Öykener, İngiltere Türk Tolumu Futbol Federasyonu Başkanı Nazım Çelebi, İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu’ndan Levent Hasan, İngiltere Kadınlar Birliği’nden Ayşe Osman ve Aysın Yılmaz,  işadamı Osman Tango, Alev Cazımoğlu ve Kemal Nami’nin katıldığı toplantı yaklaşık bir saat sürdü.
   Toplantı sonrası gazetemize konuşan İngiltere Türk Dernekleri Konsey Başkanı Akmen Sıtkı, görüşmenin çok olumlu geçtiğini kaydetti.
   Sıtkı, “Özellikle Kıbrıs Türküne yapılan haksız izolasyonlar hakkındaki sıkıntılarımızı dile getirdik. Ve İngiltere’nin Kıbrıslı Rumlara olduğu kadar Kıbrıslı Türklere de ilgi göstermesini söyleyerek, “eşitlik hakkımızı istedik”  şeklinde konuştu.
   İngiltere Hükümeti’nin Avrupa Bakanı ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Caroline Flint’nin, bu ay
sonunda  Kuzey Londra’da  daha kapsamlı bir toplantıda  Kıbrıs Türk Toplumu ile tekrar bir araya gelecek.

KIBRIS 18/03/09

 

 

Christofias says gaps can be bridged

THERE is potential to fill the gaps between the two sides in the current talks, President Demetris Christofias said yesterday after meeting Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

Christofias said yesterday’s meeting, where the leaders continued discussion on EU affairs, was “good without generating feelings of euphoria”.

“We still have both convergences and divergences on the table, that is why we are saying that we have to intensify our work,” he added.

Asked whether they will ask for the help of EU technocrats in case there are differences in the views of experts, he said the EU was interested but said it was up to the two sides to solve any problems.

UN Secretary General's Special Representative in Cyprus Taye Brook Zerihoun said yesterday it was possible that the leaders would move on to economic matters after their discussions on the EU.

“For two hours they had discussions on EU matters on the basis of the work done by the experts last week and this week. The leaders have agreed to meet again next Tuesday morning to continue these discussions,” he said.

He also announced that before that there would be two back to back meetings of aides to the leaders; one today at 3pm and tomorrow at 4pm of the representatives and the experts.

“It’s been a good discussion. As you know the EU matters was one of the issues on which there has been quite a lot of convergence and on which there was a joint paper that came out through the working groups. So the discussion was thorough and substantive and it is an engaged process,” said Zeirhoun

CYPRUS MAIL 18/03/09

 

UN visitors ordered out of Famagusta

A GROUP of UN officers on a cultural tour of occupied Famagusta were ordered out of the occupied areas by Turkish Cypriot military police.

Failure to leave the area immediately would result in their arrest, they were told.

The incident occurred on Saturday when a convoy of ten cars crossed over to the occupied areas as part of the UN Officers’ Club’s cultural tours of the north and south. The group of sightseers included ambassadors, EU members, UN officials and civilians.

Three of the 10 cars were UN vehicles carrying three uniformed staff and other civilian staff in plainclothes.

When the group reached the centre of Famagusta town it was stopped by three plainclothes Turkish Cypriot military police who had been following the car from the moment it had entered the district.

The Turkish Cypriot ‘authorities’ told the UN officials that they would be escorted out of the occupied areas or face arrest.

A heated discussion is believed to have followed with the Turkish Cypriot side telling the group that UN personnel were not allowed into the walled city of Famagusta unless they were on official business with a letter stating the purpose of the visit.

“Apparently if you are civilian UN worker you cannot go there in a UN car. You have to go in a civilian car,” one of the group said.

In the end the group turned back and returned to the free areas.

UNFICYP spokesman Jose Diaz said the UN was looking into the matter and was seeking clarification of the exact procedure and how it was applied.
CYPRUS MAIL 18/03/09

Eurocontrol says lack of Cyprus-Turkey co-ordination a problem to flight safety
By Charles Charalambous

EUROCONTROL Deputy Director of ATM Programmes Eric Merckx said yesterday that the lack of co-ordination between the Cypriot and Turkish aviation authorities creates a problem in the region with regard to flight safety.

Merckx said that for a while now his organisation has been looking for a technical solution to this lack of co-operation between Cyprus and Turkey, involving the European Commission. He said that “this particular problem is quite unique in Europe”, but emphasised that this remains a top priority for Eurocontrol.

Merckx was speaking at a press conference launching this year’s European Aviation Safety Seminar (EASS) in Cyprus, which was co-presented by the Flight Safety Foundation (FSF), the European Regions Airline Association and Eurocontrol.

His concern was shared by Communication and Works Minister Nicos Nicolaides, who criticised Turkey’s continuing refusal to co-operate with Cyprus’ Civil Aviation Department and to allow Cypriot aircraft to use Turkish air-space, “thus violating the relevant provisions of the International Civil Aviation Organisation’s treaty”.

Nicolaides announced at the news conference that Cyprus would be hosting a new regional branch of the FSF, covering South-east Europe and Middle East. He welcomed this step as recognition of the role Cyprus can play in regional aviation safety due to its location.

“Unlike other European countries, Cyprus sits close to five non-European countries, so the Nicosia FIR [Flight Information Region] is the point of entry and exit for flights between Europe and the East”, he said.

Some 12 million flights were completed in Europe in 2008, double the total of 15 years ago, carrying around 500 million passengers. “This figure is expected to double again over the next 20 years”, he added. Nicolaides pointed out that every time the total number of flights doubles, the efforts of the various civil aviation authorities need to increase four-fold in order to maintain the same safety levels.

Nicolaides said that following the Helios air-crash, aviation safety started to be upgraded, and there had already been very noticeable improvements. “Today, aviation safety in Cyprus is at very satisfactory levels, and this is confirmed by reports of various international organisations”, he said.

However, the Minister emphasised that there was no room for complacency over such a complex subject, and there was always room for improvement. For example, an up-to-date air traffic control system will be completed in the next few months. As a further step towards meeting the new challenges of increasing air traffic, the Civil Aviation Department will become a fully-independent authority by the end of the year, with an equivalent strengthening of the state’s supporting role.

CYPRUS MAIL 18/03/09

Müze gibi ev…

Beyarmudu köyünde bir evde yapılan aramada 250 bin TL değerinde 67 parça eski eser bulundu

67 PARÇAYA, 250 BİN TL DEĞER BİÇİLDİ… Polis, Beyarmudu’nda gerçekleştirdiği operasyonda Gürsel Çağansel’in (49) evinde, antik mezarlardan çıkarıldığı sanılan, Antik, Klasik, Helenistik ve Roma dönemlerine ait 67 parça eski eser ele geçirdi. Uzmanlar 2300 ve 2700 yıl öncesine ait olan bu eserlere 250 bin TL değer biçti

Sevgi YALMAN

   Polis Genel Müdürlüğü’ne (PGM) bağlı Narkotik ve Kaçakçılığı Önleme Müdürlüğü, Gazimağusa Polis Müdürlüğü’ne bağlı Cürümleri Önleme Şubesi ve Dörtyol Polis Karakolu ekiplerinin, Beyarmudu köyünde yaptıkları ortak operasyonda, adeta müzeye dönüşmüş bir ev ortaya çıkarıldı.
   Polisin ortak operasyonunda 49 yaşındaki Gürsel Çağansoy isimli zanlının evinde 67 parça arkeolojik eser bulundu. Gürsel Çağansel zanlı olarak tutuklanırken Antik, Klasik, Helenistik ve Roma dönemine ait olduğu belirlenen eski eserlere emare olarak el kondu.
   Gazimağusa’da dün mahkeme huzuruna çıkarılan Gürsel Çağansel aleyhine 2 gün tutukluluk emri alındı. Eski eserlerin, antik mezarlardan çıkarıldığına inanılıyor.
   Gazimağusa Kaza Mahkemesi’nde, Yargıç Pınar Beyoğlu’nun huzurunda görüşülen tutukluluk duruşmasında İddia Makamı Başsavcılık adına Savcı Meryem Beşoğlu’nun sorularını yanıtlayan meselenin tahkikat sorumlusu polis memuru Mesut Özoğul, Dörtyol Karakolu’nda görevli olduğunu söyledi.
   Polis ekiplerinin Beyarmudu köyünde zanlının evinde yaptığı aramada Antik, Klasik, Helenistik ve Roma dönemine ait 2300 ve 2700 yıl öncesine ait, biri evin salonunda 66’sı da evin avlusunda bulunan kerpiçten yapılmış 2 odada toplam 67 eski eser bulunduğunu ifade eden tanık polis Özoğul, zanlının kanunsuz eski eser tasarrufu suçundan tutuklandığını kaydetti.

Antik mezarlardan çıktı

   Tanık polis Mesut Özoğul, Eski Eserler ve Müzeler Dairesi uzmanlarının emareleri değerlendirdiğini ve parasal değerlerinin 250 bin TL olduğu hususunda rapor verdiklerini ifade etti.
   Bilirkişi raporları ışığında eski eserlerin antik mezarlardan çıkarıldığına inanıldığını, soruşturmanın yeni başladığını kaydeden Mesut Özoğul, mahkemeden zanlı aleyhine 2 gün tutukluluk emri talep etti.
   Özoğul, zanlının polise ifade vererek, eski eserlerin çok eskiden beri evinde olduğunu söylediğini de kaydetti. Zanlı Avukatı Hasan Dağlı, tutukluluk talebine itiraz ederek soruşturmanın tamamlandığını, zanlının serbest bırakılması gerektiğini belirtti.
   Mahkeme, soruşturmanın yeni başladığına ve tarihi mezarların yerinin araştırılacağına vurgu yaptıktan sonra zanlının 2 gün süreyle poliste tutuklu kalmasını emretti.

KIBRIS 19/03/09

 

 

Kıbrıslı Türklerden karşı atak !

KKTC VATANDAŞLARINA DA OY HAKKI VERİLMELİ… Mehmet Bayramoğlu ve Münir Tatar, Güney Kıbrıs’ta haziran ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerinin iptal edilmesi için Lüksemburg'a giderek Avrupa Adalet Divanı'na başvurdu. Kıbrıslı Rumların, KKTC'de seçim yaptırmadıkları, sınır kapılarına sandık yerleştirmekten söz ettikleri, “Türk isimli, Rum görüşlü” adaylar aradıklarını belirten iki Kıbrıslı Türk, seçimlerde KKTC vatandaşlarına da oy hakkı ve olanağı verilmesini istiyor

   İki Kıbrıslı Türk, Avrupa Adalet Divanı'na başvurarak, Haziran ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerinin iptalini istediler.
   Londra'dan Lüksemburg'a gelerek, bireysel girişimde bulunan Mehmet Bayramoğlu ve Münir Tatar isimli KKTC vatandaşları, Avrupa Adalet Divanı'na, AB Konseyi aleyhinde suç duyurusunda bulundular ve dava açtılar.
   Avrupa Parlamentosu'ndaki 736 milletvekilinden 6'sının Kıbrıs'ı temsil ettiği varsayılıyor. Bunların 2'sinin Türkler tarafından seçilmesi ve Türkleri temsil etmesi öngörülüyor.
   Adalet Divanı'na dün yapılan başvuru ve açılan dava çerçevesinde, Avrupa Parlamentosu seçimlerinin “Kıbrıs”ta engellenmesi veya yasallaştırılması için “ara emir” isteyen müdahil taraf, Kıbrıslı Rumların KKTC'de seçim yaptırmadıklarını, sınır kapılarına sandık yerleştirmekten söz ettiklerini, “Türk isimli, Rum görüşlü” adaylar aradıklarını belirtti.
   “Rumlar, KKTC'de iki hain Türk arıyor” diyen ve tepkisiz kalınmaması gerektiğini kaydeden Mehmet Bayramoğlu, “Kıbrıslı Türklerin özgür demokratik haklarını kullanabilecekleri seçimlerin sağlanmasını” istediklerini, Avrupa Adalet Divanı'nın adil bir karar vereceğine inandıklarını ifade etti.
   Ulusal Birlik Partisi'nin Londra temsilcileri olan, ancak Adalet Divanı'na başvuruyu bireysel yapan Bayramoğlu ve Tatar, İngiltere'de Kraliçe Nişanı sahibi yüksek hukukçu Alper Ali Rıza tarafından temsil ediliyor.
   Güney Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerin, “Kıbrıs Cumhuriyeti” Anayasası’na, AB ilkelerine, Londra ve Zürih Anlaşmaları’na aykırı olduğunu belirten müdahil taraf, adadaki Türklerin azınlık gösterilmesi çabalarına da dikkati çekti.
   Bayramoğlu, 2004 yılında yapılan referandumda olduğu gibi, KKTC vatandaşlarına da oy hakkı ve olanağı verilmesi gereği üzerinde dururken, KKTC Cumhuriyet Meclisi'ne de AB uyumlu bir yasa çıkarıp Avrupa Parlamentosu seçimlerine yasal ortam ve olanak sağlaması çağrısında bulundu.
Bayramoğlu, özetle şunları söyledi:
   “Rumlar tarafından belirlenecek iki hainin, Kıbrıs Türklerini temsil etmediğini ve Kıbrıs Cumhuriyeti denen sahte cumhuriyetin gerçekte Kıbrıs Rum Cumhuriyeti olduğunu, esas Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1963’de ikiye bölündüğünü, tüm bunların sonucu olarak KKTC’nin tanınmasını talep ettiğimizi Avrupa ve dünya kamuoyunun gündemine getiriyoruz. Davayı kazansak da kaybetsek de bu bizim için büyük bir başarıdır. Çünkü çıkaracağımız ihtilaf AB’yi müthiş rahatsız edecek, hem AB, hem dünya kamuoyu, sahte Kıbrıs Cumhuriyeti konusunda kendisini bir kere daha sorgulayacaktır.”
   Avrupa Adalet Divanı'nın, dün resmen teslim aldığı dava dosyasını önümüzdeki haftalarda değerlendirmesi bekleniyor.

KIBRIS 19/03/09

 

 

Liderlerin hukukçuları, bugün ve yarın “AB konuları”nı ele alacak

Kıbrıslı Türk ve Rum uzmanlar, liderlerin temsilcilerinin de katılımıyla, dün saat 16.00’da, BM’nin ev sahipliğinde bir araya gelerek, liderlerin geneli üzerinde müzakerede bulunduğu “AB konuları”nı ele aldı.
   Uzmanların “AB konuları”yla ilgili ayrıntılı çalışmaları, liderlerin müzakerelerine zemin olacak.   Uzmanlar, “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığıyla ilgili konuları ele almayı da sürdürecek.

Nami: Görüşmelere seçim
nedeniyle ara verilmeyecek

   TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın BM ve AB’yle İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, uzmanların bugün ve yarın da bir araya geleceğini söyledi.
   Temsilcilerin de katılacağı bugünkü görüşmenin saat 15.00’te başlayacağını kaydeden Nami, yarın gerçekleşecek buluşmanın saatinin ise henüz belli olmadığını belirtti.
   Özdil Nami, konuyla ilgili bir soru üzerine, görüşmelere seçim nedeniyle ara verilmeyeceğini, Türk tarafının böyle bir talebi olmadığını kaydetti.

AB uzmanı Kıbrıs’ta

   Bu arada, müzakerelere ev sahipliği yapan BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’in, “AB konuları” başlığının müzakeresi sırasında Avrupa Komisyonu’ndan hukukçu Pieter Van Nuffel ile birlikte çalıştığı öğrenildi.
   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, bu isimde birinin Downer’a yardımcı olmak adına adada temaslar yaptığının bilgilerinde olduğunu söyledi.
   Rum basınında yer alan habere göre, Avrupa Komisyonu, Belçikalı anayasa hukuku uzmanı Pieter Van Nuffel’i, “AB konuları” müzakerelerini desteklemek amacıyla Kıbrıs’a gönderdi.

 KIBRIS 19/03/09

 

Erçakıca: AB konularında teknik detaylar ele alınacak

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca dün düzenlediği haftalık brifinginde, Kıbrıs müzakereleri, Avrupa Parlamentosu’nun Kıbrıs konusunda hazırladığı rapor ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın İstanbul’da Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayip Erdoğan ile yaptığı görüşme konusunda basında çıkan haberlere değindi.

 “AB konularında teknik detaylar ele alınacak”

   Liderlerin önceki gün yaptıkları toplantıda AB konularını ele almaya devam ederek bazı konularda görüş birliği sağladıklarını kaydeden Hasan Erçakıca, daha fazla yakınlaşma sağlanması amacıyla temsilciler ile uzmanların bu hafta içerisinde bir araya gelip konunun teknik detaylarını ele almaya devam etmelerinin kararlaştırıldığını söyledi.
   Erçakıca, “Temsilciler dün saat 16.00’da, bugün ise saat 15.00’de ve yarın da bir araya gelecekler, Liderler de Salı günü saat 10.30’da yeniden görüşecekler” dedi.
   Temsilciler ile uzmanların yaptıkları yoğun çalışmaların AB konularının ne denli teknik ve karmaşık olduğunu göstermesi yanında, AB çalışma grubunca ortaya konulan ortak metnin “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altında varılan uzlaşılar ve yapılan tartışmalar çerçevesinde yeniden ele alınması ihtiyacından da kaynaklanmakta olduğunu ifade eden Erçakıca, dünkü görüşmeden sonra Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın uzlaşma olanaklarından ve çalışmaları yoğunlaştırmaktan söz etmesinin memnuniyetle karşılandığını vurguladı.
   Erçakıca, “Ne var ki, iki lider tarafından ele alınmakta olan AB konularının Rum Ulusal Konseyi’nde peşinen ele alınmaya başlanmasının ve bu konudaki tartışmaların, liderlerin ele aldığı konularla birlikte Kıbrıs Rum basınına yansıtılarak tartışmaların iç politika malzemesi haline getirilmesinin yarattığı ve yaratabileceği zorluklara da dikkati çekmek istiyoruz” dedi.

AP raporu ve Türkiye’nin görüşme sürecine desteği

   Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Türkiye ile ilgili olarak hazırladığı raporda Kıbrıs sorunu ile ilgili görüşlere de yer verilmesini değerlendiren Hasan Erçakıca, raporda, iki liderin yürütmekte olduğu müzakere sürecine destek verilmesi ve üzerinde mutabık kalınacak herhangi bir anlaşmanın AB tarafından kabul edileceğinin ve bu anlaşmada bazı derogasyonlar (sapmalar) olabileceğinin ifade edilmiş olmasının, Avrupa Parlamentosu’nun çözüm sürecini destekleyici tavrını ortaya koyması bakımından sevindirici olduğunu söyledi.
   Sözcü Erçakıca, Avrupa Parlamentosu’nun, “Türkiye’ye limanlarını Rum tarafına açması, adadan asker çekmesi ve iki liderin özgürce müzakere etmesine izin vermesi” yönünde yaptığı çağrının ise, Rum tarafının uzlaşmaz tutumunu cesaretlendirmek açısından sürece yardımcı olmadığını vurguladı. 
   Türkiye’nin adada adil ve kalıcı bir çözüm için vermekte olduğu tam desteğin tüm uluslararası aktörler tarafından teslim edilmekte olduğuna dikkat çeken Hasan Erçakıca, Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumu Üyesi Olli Rehn’in, Parlamento’ya hitaben yaptığı konuşmada da, içerisinde bulunulan yılın adada çözüm bulunması yönünde eşsiz bir fırsat sunduğunu, bu bağlamda Türkiye’nin görüşme sürecini aktif bir şekilde desteklemeye devam ettiğinin altını çizmek ihtiyacı hissettiğini belirttiğini vurguladı.
   Hasan Erçakıca, “Kıbrıs sorununun çözümü sürecinde olumlu rol oynamak isteyen bütün çevrelerin, Rehn’in ifade ettiği bu yadsınamaz gerçeği göz ardı etmemeleri beklenmektedir” dedi.
  
Talat–Erdoğan görüşmesi

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın geçen hafta sivil toplum ve basın kuruluşları ile temaslarda bulunmak amacıyla gittiği İstanbul’da TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile gerçekleştirdiği görüşme konusunda basında yer alan haberleri de eleştiren Hasan Erçakıca, bunları “spekülatif” olduğunu iddia etti ve gerçeği yansıtmadıklarını savundu.
   Cumhurbaşkanı Talat’ın, Erdoğan ile programının uygunluğu nedeni ile ortaya çıkan görüşme olanağının değerlendirilerek çeşitli konuların üzerinde durulduğunu ifade eden Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat’ın da görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, kendilerini ilgilendiren tüm konuları ele aldıklarını belirttiğini hatırlattı.
   Görüşmede Kıbrıs gazetesinin yayınlarının ele alındığı şeklindeki haber ve yorumların herhangi bir dayanaktan yoksun olduğunu iddia eden Hasan Erçakıca, Kıbrıs gazetesine gönderilen açıklamanın ise gazetede yer almamasını basın özgürlüğü ve Kıbrıs Türk halkının bilgilenme hakkına darbe olduğunu savundu.
 
Müzakerelere ara yok

   Rum basınında gelecek hafta yapılacak görüşmenin ardından liderlerin müzakerelere Rumların Paskalya yortusu ve KKTC’deki seçimler sonrasına kadar ara verileceği şeklinde çıkan haberin hatırlatılması üzerine de Erçakıca, bu konuda kararlaştırılmış bir şey olmadığını söyledi.
   Cumhurbaşkanı Talat’ın programının uygun olduğunu ve herhangi bir yurtdışı ziyareti görülmediğini de vurgulayan Hasan Erçakıca, görüşmelerin aynı yoğunlukta devam edebileceğini kaydetti.

 KIBRIS 19/03/09

 

Possible deal to resolve fugitive Nadir’s tax woes
By Simon Bahceli

QUESTIONS were being asked yesterday as to whether a deal might have been struck between fugitive tycoon Asil Nadir and the Turkish Cypriot authorities after the north’s ‘finance ministry’ appeared to have backed down on a threat to seize Nadir’s Kibris Media Group for tax evasion.

“All we know is that the finance minister said he would close the company down if they didn’t pay up in 24 hours. But then he backed down. If there’s been an agreement, the public should be told,” head of the EU Association in the north, Ali Erel, said yesterday.

Nadir, who fled Britain in 1993 fearing imprisonment for fraud and theft after the collapse of his once phenomenally successful Poly Peck International, continues to head the largest media outlet in the north. Last Thursday the authorities accused him of evading up to 5.5 million euros in tax, and threatened to close him down “in 24 hours” unless he agreed to pay.

Initially, Nadir denied the tax evasion charge, but late on Friday entered into negotiation with the ‘finance ministry’, allegedly to work out a schedule for payment of the overdue taxes.

Perhaps because of the ongoing negotiations, Kibris, the group’s top-selling daily, now appears to be taking a noticeably softer line on the currently ruling Republican Turkish Party (CTP). In the weeks prior to the threat of closure, Kibris had run a campaign openly aimed at discrediting the CTP ahead an upcoming general election on April 19 – despite having been, until just weeks before, its staunch supporter.

Speculation surrounds the former tycoon’s change of political tack. Some say Nadir was angered when the administration blocked his bid to upgrade the north’s second airport at Lefkoniko. Others say he was incensed when the administration warned Nadir that it could extradite him to the UK where he would face possible imprisonment.

Yesterday a source within Kibris newspaper said the softening of the paper’s line on the CTP in the days since the closure threat “has been noticed by everyone”. The source added, however, that he did not believe the paper would return to backing the ruling CTP.

Opposition politicians have rallied to support Nadir and his media group, claiming that press freedom is being threatened by the administration.

However, some readers say Kibris’ change of political allegiance has reduced the paper’s credibility as a news source.

“It has become clear that the paper has its own political agenda, which changes according to the owner’s personal or business interests,” one reader said.

CYPRUS MAIL 19/03/09

Örnek Köylüler – Yağmuralanlılar

Orda bir köy var, uzakta
O köy bizim köyümüzdür.
Gezmesek de, tozmasak da
O köy bizim köyümüzdür.
Ahmet Kutsi Tecer

Yağmuralan köylüleri Ahmet Kutsi Tecer’in yukarıdaki ünlü şiirini duyunca acaba neler hissederler?  Onlar için orda bir köy yoktur uzakta.  Orada, bir zamanlar köylerinin olduğu yerde, yıkıntılar içerisinde kalan anıları vardır ancak.

Sonradan Yağmuralan diye adlandırılan Vroişa köyü eskiden Kıbrıs’ın Kuzeybatısında, Trodos Dağlarının eteklerinde bulunan küçücük çok şirin bir köydü. Eskiden diyorum, çünkü bugün köyün yerinde yeller esiyor.  Haritadan tamamen silinmiş bir durumda.  Köydeki yaşam anıları sadece orada 1964 yılı öncesi yaşayan köylülerin belleklerinde kaldı.  Avlularında, evlerinin balkonlarında oturdukları ve civardaki çam ağaçlarının mis gibi kokularını ciğerlerine çektikleri, civar yamaçlarda otlayan koyunlarını geri mandıraya getirdikleri, çocuklarının yeni tamamlanan şirin köy ilkokulunda oynarken neşeli çığlıklar attıkları o güzel, mutlu günler artık geri gelmeyecek. Çünkü bir anlaşma neticesinde dönmek isteseler dahi dönecek köyleri yoktur artık Yağmuralanlalıların.  Hayvanlarını otlattıkları, ekip biçtikleri o verimli araziler artık kimsenin yaşamadığı, ıssız bir dağbaşı oldu.  Uğraşıldığı halde yıkılamayan bina kalıntıları da olmasa orada bir köyün olduğunu, bir zamanlar orada acıları, sevinçleri, umutları olan insanlar yaşadığını isbat etmek imkansız olacak. 

Yağmuralan köylüleri 15 Mart 1964 Tarihinde Rumlar tarafından 250 nüfuslu  köylerini terketmeye zorlandılar. O yıllarda köylerini terketmek zorunda kalan 103 Kıbrıstürk köyünün köylüleri gibi diğer Türk bölgelerinde yıllarca zor şartlar altında yaşam sürmeye mejbur bıralkıldılar.  Onlar köylerine yakın Yeşilırmak köyüne göçmen gittiler.  Halbuki verimli toprakları olan köylerinde çok mutlu idiler. Dağ havasının sağladığı sağlıklı bir yaşamları vardı. Köylülerin birçoğu çok uzun bir yaşam sürebiliyordu. Esat arkadaşımın dedesi 116 yaşında yaşama veda etmiş.

2004 yılında kapılar açılınca Güneye köylerini, kasabalarını görmek için geçen Kıbrıslıtürklerin birçoğu “keşke gidip görmeseydik” diye pişmanlık getirmişti. 1974 öncesi Limasol’da Arnavut ve Ay Andon bölgelerindeki Türk mahallelerinde kalan tanıdıklarımdan bu pişmanlığı çok dinledim. Hatta ziyaretlerinden sonra yaşadıkları hayal kırıklığına dayanamayıp yataklara düşen yaşlı insanlar da tanıyorum.  Aynı pişmanlığı belki de 2004den sonra köylerini ziyarete giden Kıbrıslırumlar da yaşamıştır. Bilmiyorum.  Olaya milliyetçi bir yaklaşımla değil, insanı bir şekilde bakmak gerekir.  Kıbrısta yaşadığımız hazin dram heriki toplumu da etkiledi. Ama sanıyorum ki Yağmuralanlıların yaşadıklarını başka köylüler yaşamamıştır. Yanılmış olabilirim ama bir köyün tamamen ortadan silindiği örneğini tek Yağmuralanlılar yaşadı.

Türkiye’de mahkeme salonlarında Atatürk’ün söylediği belirtilen iri puntolarla yazılmış bir söz bulunur: “Adalet Mülkün Temelidir”.  Bir okurun Nedir.com sitesinde yazdığına göre Viyana' da "Habsburg İmparatorlarının yüzlerce yıl ikamet ettiği Hofburg Sarayı'nın merkezi bir kısmında, kocaman harflerle yazılmış bulunan ‘justitia regnorum fundamentum’ sözü de aynı anlama geliyormuş.  Anlaşılan enternasyonel bir kavram.  Ama bu söz gerçek anlamda uygulanan bir kavram mı?  Kıbrıs’ta evini, malını terk etmek zorunda bırakılmış mağdur insanların deneyimlerine bakılacak olursak kesinlikle hayır.  Yukarıda belirttiğim siteye girip de bu sözü araştırırsanız yanıt gönderen okurların bu konuda ilginç düşüncelerini okuyabileceksiniz.

Yağmuralan köylüleri karşılaştıkları adaletsizliği kabullenip oturmadılar.  Yıllar sonra da olsa haklarını aramak için harekete geçtiler. 5 yıl önce Enfield Türk Okulunun başkanlığını yaptığı zamanlar tanıdığım değerli dostum Esat Mustafa ve arkadaşlarının özverili girişimleri ile Vroişa (Yağmuralan) Derneğini kurdular.

15 Mart Pazar günü Yağmuralanlılar Derneğinin 5inci Olağan Genel Kurul Toplantısı yapıldı. Tesadüf bu ya toplantı tam Yağmuralanlıların köylerini boşaltmalarının 45inci yıl dönümüne rastgeldi. Toplantının Divan Başkanlığının benim tarafımdan yapılması teklifini memnuniyetle kabul ettim.  Toplantı salonu birçoğu akraba olan Yağmuralanlılar tarafından doldurulmuştu.  Aradan tam 45 yıl geçmesine rağmen köylerini hala unutamamış ve büyük bir kararlılıkla haklarını aramaya çalışan Yağmuralanlılar.  Aynı durumlarla karşılaşanlar için büyük bir ilham kaynağı teşkil eden vefakar, cefakar köylüler.

Dernek başkanı sayın Esat Mustafa dernek üyelerine ve derneğe destek vermek için toplantıya katılan misafirlere bir saat boyunca büyük bir ilgi ile dinlediğimiz aydınlatıcı bilgiler verdi.  Esat Bey derneğin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurma kararlarını ve bu yolda şimdiye kadar yapılan çalışmaları detaylı olarak anlattı. 

Evet değerli okurlar. Yağmuralanlılar Derneği Kıbrıs Rum Hükümeti tarafından gaspedilen haklarını aramak için son kozlarını AİHMde oynama kararı aldılar.  28 Eylül 2008 tarihinde bu mahkemeye bir başvuru yapıldı. Toplantıda öğrendiğimize göre dernek bu başvuruyu çok iyi hazırlanarak yaptı. Örneğin Kıbrıs Rum Hükümetinin saçma iddialarını çürütmek için uzmanlar tarafından iki detaylı rapor hazırlatıldı.  Tahminlere göre bu yılın sonunda mahkemenin karar vermesi bekleniyor.  Biliyorsunuz İki Kıbrıslırum ev sahibinin yaptığı başvuru AİHM tarafından haklı bulunmuş ve Türkiye Cumhuriyeti davacılara büyük miktarda tazminat ödemeye zorlanmıştı. İşin hukuksal boyutu ile ilgili bir bilgim yok. Ama gerçek olan, ve Yağmuralanlıların en çok şikayet ettikleri durum KKTC hükümetlerinden bu haklı mücadeleleri için hiçbir etkili yardım almadıklarıdır.

Ertanç HİDAYETTİN
20/03/09

 

Kıbrıs gazisi kendini astı

Manisa'nın Kırkağaç ilçesinde, Kıbrıs gazisi işadamı kendini asarak intihar etti.


Soma ilçesinde oturan Sedai K. (56), eşi ve çocuklarına işleri olduğunu söyleyerek Kırkağaç ilçesine bağlı Musahoca köyündeki evine gitti.

Kıbrıs gazisi Sedai K., evde yalnız olduğu sırada kendini iple tavana sarak intihar etti.

Köyde bulunduğunu duyan arkadaşları, ziyaret için eve geldiklerinde Sedai K.'nın cesediyle karşılaştı.

Yakınları, Soma'nın tanınmış iş adamlarından Sedai K.'nin işlerinin son dönemde kötüleştiğini ve bu nedenle moralinin bozuk olduğunu söylediğini belirtti.

Evli ve üç çocuk babası Sedai K., Çarşı Camisi'nde kılınan cenaze namazının ardından Soma'da toprağa verildi.
CNN TURK 20/03/09

 

Abdülhamit’in istediği olsaydı İsrail neredeydi?

20 Mart Cuma 2009

 

BU tartışmanın çıkacağını duyurmuştuk, tartışma “tarih konusu”ndaydı. Son günlerde televizyonlarda ve gazetelerde “tarihi konular”ı gündeme getirme modası çıktı; iyi de oluyor, yalan yanlış ezberletilenler düzeltiliyor...
Hilmi Yavuz, “Bunlar bilgi değil, malumat; malumatfuruşluk” dese de...
* * *
BUNLARDAN biri de Padişah Abdülhamit’in, Filistin’i parayla satın almak isteyen, Siyonizmin kurucusu Dr. Herzl’i huzurundan kovması, “Devleti âliyemin satılık tek karış toprağı yoktur” demesi...
* * *
BİR zamanlar Vahdettin’in Mustafa Kemal Paşa’ya kırmızı kadife kutu içinde 40 bin reşat altını verip “Bandırma” adlı lüks gemiyle(!) Samsun’a gönderdiğini yaymışlardı, ama tutturamamışlardı.
Şimdi “Abdülhamit’in Yahudilere verecek tek karış toprağım yoktur” efsanesi de aynı akıbete uğruyor.
* * *
ABDÜLHAMİT, kendisine, parası karşılığında Yahudi yurdu kurmak için Filistin’i isteyen Dr. Herzl’e “Satılacak bir karış toprağım yok” diyerek kovmuş muydu?
Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Vahdettin Engin’e göre hayır!
Prof. Engin’in belgelere dayalı bu tespitini Murat Bardakçı yazınca kıyamet koptu. (x)
Bilim adamı, Osmanlı arşivlerinde yaptığı araştırmada Dr. Herzl’in, kovulmak bir yana, bir süre Padişah tarafından hüsnükabul gördüğünü belgelerle belirtiyor.
Abdülhamit ve yakın çevresi Dr. Herzl ile 1896’dan başlayarak, altı yıl aralıklı konuşmuşlar, 19 Mayıs 1901’de Siyonizm kurucusu, saraya çağrılmış ve Padişah’la görüşmüş...
Filistin’i isteyen Siyonist lider, Padişah’a şu teklifleri de yapmış:
“Dış borçlarınızın bir bölümünü biz ödeyelim.
Dışarıda bulunan muhaliflerinizin hakkından gelelim.”
Prof. Engin’in ortaya çıkardığı belgelere göre, Herzl, Filistin’i satın almak değil, Filistin’de kurulacak “Yahudi Devleti”ne izin verilmesini istemektedir.
Abdülhamit, Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasına izin vermiyor, Yahudilerin, Filistin yerine Mezopotamya’da yerleşmelerini, ancak dağılarak yerleşmelerini, toplu halde bulunmamalarını istiyor.
Eğer, Padişah Abdülhamit’in istediği olsaydı, İsrail bugün neredeydi?
Irak’ta...
Abdülhamit, Dr. Herzl’in “Osmanlı’nın dış borçlarını indirelim” teklifini de peşin reddetmiyor, gelişmeleri bekliyor, hükümetin Avrupalılarla yaptığı görüşmelerde dış borçların 75 milyon altından 32 milyon altına düşmesi üzerine, Siyonist lidere açık tuttuğu kapıyı kapıyor, bu defa Herzl’in yüzüne İstanbul’un ve sarayın kapısını kapıyor.
* * *
DEMEK ki Abdülhamit’in, kendisinden toprak satın almak isteyen, Siyonizmin kurucusunu “Satılık bir karış toprağım yoktur” diye kovması doğru değil.
Abdülhamit, kovmak bir yana, Yahudilere, bugünkü Irak topraklarını öneriyor, ama bir şartla: “Dağılın, toplu yaşamayın.”
* * *
ABDÜLHAMİT, Filistin’i isteyen Yahudi lideri kovdu mu, kovmadı mı?
Prof. Vahdettin Engin’in bulduğu belgelere göre “hayır”, kovmak bir yana, orası olmaz ama, şurası olur, diye yer bile gösteriyor.
———————
(X) Haber Türk, 15 Mart 2009

HASAN PULUR MILLIYET 20/03/09

 

 

Osmanlı belgeleri Filistinlilere umut

Türkiye, ‘İsrail’i kızdırırız’ diye sakladığı Osmanlı arşivini açınca Doğu Kudüs’te evlerinden atılan Filistinliler için umut doğdu. Arşivlere göre Yahudilerin tapuları sahte.

KUDÜS - Doğu Kudüs’te sahte belgelerle Filistinlilerin evlerini ellerinden almaya çalıştığı öne sürülen Yahudiler karşılarında Osmanlı arşivlerini bulacak. Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimcilerin sahte tapu düzenlediklerinin ortaya çıkmasının ardından Doğu Kudüs’te de mahkeme kararıyla boşaltılan ya da boşaltılacak evlerin Filistinlilere ait olduğu Osmanlı arşivlerinden çıkan belgelerle ispatlanıyor. İsrail’in Haaretz gazetesi, Filistinlilerin avukatı Salah Ebu Hüseyin’in ocakta Ankara’da Türk yetkililerin yardımıyla eriştiği belgelerin Şeyh Cerrah semtindeki 30 binayla ilgili 30 yıllık uzlaşmazlığı çözdüğünü yazdı. İsrail mahkemesi belgeleri kabul ederse tahliyeler durabilir.
Avukat Hatem Ebu Ahmed de, Gazze yüzünden Türk-İsrail ilişkilerinin gerilmesi sayesinde arşivlere girebildiklerini söyleyip, “Altı ay önceye dek Türkler İsrail’le ilişkilerin bozulmasını istemedi ve yardım etmedi. Tüm mazaretleri önümüze koydular. Bugün tutumları değişti. Bunu özellikle son Gazze operasyonundan sonra hissettik. Şimdi üst düzey Türk yetkililer bize yardım ediyor” dedi.
1967’de Doğu Kudüs işgalinin ardından Seferad liderliği bazı Türk belgeleriyle mahkemeye gidip bu toprakları savaştan çok önce aldıklarını öne sürmüştü. Mahkeme belgeleri geçerli sayarken, Filistinlilere ‘tahliye edilmeme garantisi’ vermişti.

Türkiye işbirliği yapmıyordu
Sonraki yıllarda Seferadlar Filistinlileri kira şartlarına uymadığı gerekçesiyle tahliyeye başladı. Son kurban Kasım 2008’de evlerinden atılan Kürdi ailesiydi. Aile reisi Muhammed el Kürdi’nin ölmesinin ardından evden çıkartılanlar çadırda yaşamaya başladı. Haaretz, ‘Filistinliler yıllardır Yahudilerin belgelerinin sahte olduğunda ısrar etse de Türkler işbirliğine yanaşmadığından ispat edemediklerine’ dikkat çekti. Seferadların sadece kiracı oldukları ve mahkeme sundukları tapuların da sahte olduğunu gösterdiğini belirten avukatlar önceki gün yeni belgeleri mahkemeye sunup iki aile için süren tahliye işlemlerinin durdurulmasını istedi. Sefaradların avukatı Ilan Şemer ise “Elimizdeki tapu orjinal olanı. Duruşmalar başlağından beri 50-60 yargıç bu davaya baktı ve iddialarının yanlış olduğuna hükmetti” yanıtını verdi.
AP haber ajansı aralıkta, Ramallah’ın Burka köyünde 1961’de 80 yaşında ölmüş Abdüllatif Sumarin’in hayatta hiç gitmediği ABD’de ölümünden 43 yıl sonra Kaliforniya’da noter huzurunda topraklarını sattığını gösteren sahteciliği ortaya çıkarmıştı. (Haaretz, afp)
RADIKAL 20/03/09

DIKO wants in on Cyprus talks
By Stefanos Evripidou

GOVERNMENT coalition partner DIKO is seeking to put a “man inside” in the negotiating team working for a solution to the Cyprus problem.

The centre-right party first sought to have one of its own people in the negotiating team back when preparations for direct talks were made last September. However, the demand fell on deaf ears with President Demetris Christofias handpicking the team that would assist him in talks with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

The recent internal party election reinforced the DIKO leadership with staunch supporters of the late Tassos Papadopoulos and his policies on the Cyprus problem. The more outspoken have voiced serious concern with the way Christofias is handling the negotiations.

Deputy president Georghios Colocassides went as far as calling for a review of the partnership between DIKO and the government, adding further tension to the already weak relationship between the two. Asked to comment, DIKO leader Marios Garoyian said yesterday that no such proposal had been submitted but called on anyone with policy proposals to submit them to the party organs so they could decide what’s right. Given the results of the recent DIKO elections, it’s possible that the party organs might put DIKO on a collision course with the government over its handling of the Cyprus problem.

The son of the former president, Nicholas Papadopoulos, who was voted party vice-president, has also voiced his displeasure with Christofias’ apparent refusal to allow a DIKO member into the negotiating team.

According to a report in Politis yesterday, the party will now intensify efforts to put one of their own into the negotiating process, particularly before the two leaders enter the “give-and-take” phase of negotiations, believed to start sometime in the Spring.

The report notes that a possible contender for the role is the former presidential aide under the Papadopoulos government, Tasos Tzionis.

DIKO spokesman Fotis Fotiou yesterday denied reports that Tzionis had been identified as the party’s “man inside”. Fotiou said the issue of participating in the negotiating team was first raised when the president was putting together his team.

“We sought to have our own man involved, someone who knew his stuff, but we didn’t give any names and nothing came of it,” he said.

Fotiou maintained that there were no new developments on the issue but that if the President responded positively to DIKO’s request, then the party organs would discuss potential candidates for the job.

Government spokesman Stefanos Stefanou said there was nothing new to say about the situation. He noted that a number of people worked on the negotiations, including members of the Cyprus problem team to which DIKO’s man, Foreign Minister Marcos Kyprianou belonged.

CYPRUS MAIL 20/03/09

Talat pulling strings to meet Clinton
By Stefanos Evripidou

REPORTS yesterday indicated the Turkish government was pulling strings to get Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat an audience with US Secretary of State Hillary Clinton in Washington next week.

A number of news reports yesterday cited diplomatic sources saying that Turkish Prime Minister Tayyip Erdogan was pushing for a meeting between Talat and Clinton in an effort to boost his ratings before ‘parliamentary’ elections in the north, set for April 19.

Recent polls show that Talat’s Turkish Republican Party trails by some distance the resurging National Unity Party (UBP), headed by hardliner Dervis Eroglu.

If Talat does secure an audience with Clinton, it will be seen as a huge coup for the Turkish Cypriot leadership, though it won’t be the first time that Talat gets a date with a US Secretary of State.

Talat was invited to Washington just after the Greek Cypriot rejection of the Annan Plan in 2004, where the then Secretary of State Colin Powell did his best to make him feel welcome, addressing Talat as “Mr Prime Minister”.

This in stark contrast to the level of contact between the US government and the President of the Republic of Cyprus, where the latter has yet to receive the much sought-after invite to the US capital.

It is believed Talat will also meet with UN Secretary General Ban Ki-moon on his travels though neither report has been officially confirmed.

The meeting with Clinton was reportedly proposed by Erdogan when Clinton visited Ankara earlier this month.

Acting DISY spokesman Harris Georgiades said the prospect of such a meeting, along with President Barack Obama’s planned visit to Turkey next month, should “trouble” the Greek Cypriot leadership into making alliances in the international arena.

Erdogan told a Turkish news channel that the Cyprus problem would be on the agenda when Obama visits. The Turkish leadership is expected to seek the lifting of the “isolation” of the Turkish Cypriots.

Government Spokesman Stefanos Stefanou said the government was aware of Talat’s efforts to arrange a visit to Washington to meet Clinton, noting, however, that nothing had been confirmed yet.

“We are monitoring the issue and those who must act are acting,” said Stefanou.

The spokesman noted that it was too early to make conclusions.

CYPRUS MAIL 20/03/09

Turkish Cypriots apply to have Euro elections cancelled
By Simon Bahceli

TWO TURKISH Cypriots have applied to the European Court of Justice (ECJ) aiming to have next June’s European Parliamentary elections cancelled if Turkish Cypriots are not allowed to vote in the north.

As things stand, Turkish Cypriots can for the first time vote in the June 6 election, but only if they register to cast their votes in the south. So far, virtually none of the approximately 80,000 Turkish Cypriots living in the north who carry Cyprus Republic citizenship have done so.

The two London-based Turkish Cypriots Munir Tatar and Mehmet Bayramoglu, who is the London head of the right-wing National Unity Party (UBP), filed their case at the ECJ on Wednesday. They say that forcing Turkish Cypriots to vote in the south for candidates that do not represent their interests is against the principles of the EU and of the Cyprus Republic.

“For Turkish Cypriots to be granted their free democratic rights, an election has take place in the north,” Bayramoglu told the press as he filed his case against the European Council at the Luxembourg court. He accused the Greek Cypriot side of attempting to give the mpression that Turkish Cypriots were being represented in the upcoming election.

“The Greek Cypriots are looking for two traitors [to stand as candidates in the south],” Bayramoglu said, adding the Greek Cypriots were seeking to stand candidates “with Turkish names but Greek views”.

The Bayramoglu and Tatar are being represented at the ECJ by Turkish Cypriot QC Ali Riza Alper and argue that if the 2004 vote on the UN’s Annan plan, which was carried out in the north as well as the south, was acceptable to the international community and the EU, then why should an EU parliamentary election in the north not also be acceptable.

The two also hope their case will raise the issue of the two out of six Cypriot seats at the European Parliament that would have been allocated to the Turkish Cypriots had the UN’s Annan plan been accepted by Greek Cypriots in 2004. Currently all six seats are held by Greek Cypriots.

CYPRUS MAIL 20/03/09

"ITB Berlin′de aldığımız ödül büyük prestij"

Hasan Kılıç, bu başarının; Bakanlığın sektörle işbirliği çerçevesinde sistemli çalışmaları sonucunda elde edildiğini de kaydetti.
Kılıç, dün yaptığı yazılı açıklamada, Almanya pazarını ülkeye çekmek için çok yönlü ve yoğun bir şekilde çalıştıklarını belirtti.
Kılıç, uçuş bağlantısını sağlamalarının ardından, yazılı, sözlü ve görsel medya aracılığıyla daha fazla Alman turisti Kuzey Kıbrıs′a getirtmek için çalıştıklarını ifade etti.
Kılıç, yaptıkları girişimlerle KKTC′nin sahip olduğu doğal ve tarihi güzelliklerin detaylı olarak işleneceği makale ve programlarla da önümüzdeki günlerde gerek doğrudan Almanya pazarına gerekse diğer hedef pazarlardaki potansiyel turistlere ulaşacaklarını kaydetti.
TANITIM ÇALIŞMALARI
Almanya ile KKTC arasındaki ulaşım sorununu çözdüklerini belirten Kılıç, KKTC′yi Almanya′nın önemli bir destinasyonu arasında saydırmayı hedeflediklerini bildirdi.
Kılıç, KKTC turizmini çok yönlü hizmet verebilecek potansiyele getirdiklerini, sağlık ve kongre turizmi alanındaki çalışmalarını da sürdürdüklerini anlatarak, özel ilgi turizminin birçok dalının Kuzey Kıbrıs′ta yapılabileceğini vurguladı.
Devam etmekte olan tanıtım faaliyetleri ile hedef turizm pazarlarından Kuzey Kıbrıs′a turist akışının artmaya devam edeceğine inandığını belirten Kılıç, 2009 yılının 2008′den çok daha iyi geçeceğinin sinyallerini şimdiden aldıklarını, turizm sektörü ile Bakanlığın koordineli çalışmalarının veriminin toplanacağı "hasat mevsiminin" de yaklaştığını kaydetti.

HALKIN SESI 21/03/09

 

 

Paniğe kapıldılar

Güney Kıbrıs′ta yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Cumhurbaşkanı Talat′ın Washington′a gerçekleştireceği ziyareti esnasında izleyeceği  programa ilişkin ABD Dışişleri Bakanlığında hazırlık görüşmeleri gerçekleştirildiğini; bu ziyaretin önemli görüşmeler ihtiva edeceğini iletti.
Talat′ın yakınlarda ABD′ye gerçekleştireceği ziyaretin basına sızmasının, Amerika′da yaşayan Rum camiasının tepkisine yol açtığını kaydeden gazete, hali hazırda birtakım tanınmış            senatörlerin Hilary Clinton′la görüşmeyi talep ettiklerini, öte yandan ABD Başkanı Baracak Obama ve Başkan Yardımcısı Joseph Baiden′a konuya ilişkin mektup yollayacaklarını belirtti.
Haberde, Amerika Başpiskoposu Dimitrios′un 25 Mart′ta Başkan Obama ile yapacağı görüşme sırasında Talat′ın ABD′yi ziyareti konusunu gündeme getireceği, aynı zamanda Türkiye′yle ilgili Amerikan "tercihleri" konusunda protestoda bulunacağı ifade edildi.
Gazete, konu hakkında soru yöneltilen ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü′nün açıklama yapmak istemediğini; "Bilmiyorum. Bu soruya cevap veremem, size bir cevap verebilmemin mümkün olup olmadığına bakacağım" ifadelerini kullandığını iletti.
Cumhurbaşkanı Talat′ın ABD′ye gerçekleştireceği ziyaretin "sahnesinin" çoğunlukla ABD Dışişleri Bakanı Clinton′un Türkiye′ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında "kurulduğunu" iddia eden gazete, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan′ın "kişisel hatır" olarak Clinton′dan Talat′ı ABD Dışişleri Bakanlığındaki ofisinde kabul etmesini istediğini öne sürdü.
Gazete, Clinton′un ise, çalışma arkadaşlarıyla görüşmesinin ardından, Talat′la görüşme ayarlamaya yöneldiğini belirtti.
Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, açıklamasında, konuyu takip ettiklerini aynı zamanda "hareket etmesi gerekenlerin hareket ettiğini/yapılması gerekenlerin yapıldığını" söyledi.
Stefanu, Talat′ın ABD′ye gitmesi ve Amerikan diplomasisinin önde gelenleriyle görüşmesiyle ilgili "doğrulanmış" birşey olmamasına rağmen, bu tarz çabalarda bulunulduğunun farkında olduklarını kaydetti.

HALKIN SESI 21/03/09

 

Cumhurbaşkanı, ay sonu ABD’ye gidiyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu ay sonu Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) gideceğini söyledi.
   ABD temasları çerçevesinde Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile de görüşmesinin planlandığını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Çin’e gidecek olmasından dolayı BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile bir araya gelemeyeceklerini belirtti.
   Cumhurbaşkanı Talat, dün, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nü ziyareti sırasında gazetecilerin sorusu üzerine, ABD gezisinin bir süreden beridir gündemlerinde olduğunu söyledi.
   ABD ziyaretinin, dün itibariyle henüz kesinleşmemiş olmasına rağmen, 30 Mart’ta başlayacağı yönünde bir düzenleme bulunduğunu kaydeden Talat, davet üzerine gerçekleşecek ziyaret sırasında çeşitli temaslarda bulunacağını söyledi.
   Cumhurbaşkanı Talat, “ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile görüşmem planlanmaktadır. BM ile de temasa geçtik. 23 Mart’a randevu veren Ban Ki Moon, 25 Mart’ta Çin’e gidecek. Dolayısıyla Ban ile görüşemeyeceğiz” dedi.

Konferans verecek

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, odak noktası Hillary Clinton olacak gezisi sırasında 31 Mart’a rastlayan bir konferansı bulunduğunu söyledi.
   Çeşitli siyasi çevrelerle görüşme hazırlığı yapıldığını kaydeden Talat, kongre ya da senato temsilcileriyle görüşmelerinin söz konusu olduğunu belirtti.
   Cumhurbaşkanı Talat, ABD gezisiyle ilgili haberlerin basında “Yine Rum basınından aldık” yönünde verilmesinden duyduğu rahatsızlığı da dile getirdi.
   Rum basınının kendi kaynaklarından aldığı bilgiyle yaptıkları haberler vesilesiyle Cumhurbaşkanı ve resmi makamların eleştirilmesinin haksızlık olduğunu kaydeden Talat, “ ‘Yine Rum basınından aldık’ gibi sözler beni üzüyor. Biz, resmi makam olarak ABD’ye gitme ihtimalimiz var diye açıklama yapamayız” şeklinde konuştu.

 “Eksik ve yanlış”

   Washington’da, New York’ta ve BM çevrelerinde ilişkileri bulunan Rum basının, bu haberleri eksik ya da yanlış bir şekilde aldığına işaret eden Talat, “Örneğin Ban ile de görüşeceğim yazıldı. Doğru değil. Ban, o tarihlerde orada olmayacak” dedi.
   Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
  “Kesinleşmeden bizim açıklama yapmamızı kimse beklemesin. Şu saatte, şu görüşme olacak diye elimize resmi bir bilgi gelmeden açıklama yapmamız doğru olmaz.”

KIBRIS 21/03/09

ABD'den Talat'a Rumları kızdıran davet

KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın Washington'da ABD Dışişleri Bakanı Clinton ile görüşmesi bekleniyor. Rum lobisi, görüşmenin iptali için Obama'ya mektup yazdı.

 

Ümit Enginsoy ntvmsnbc

Güncelleme: 18:45 TSİ 22 Mart. 2009 Pazar

WASHINGTON - ABD Dışişleri Bakanlığı, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı 30 Mart Pazartesi günü görüşmek üzere Washington'a davet etti.

Talat ve ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın görüşeceği haberi Washington'daki Rum-Yunan lobisinde öfkeye yol açtı.

'Helenler İçin Ulusal Koordine Çaba' adlı Rum-Yunan grubunun 11 lideri, ABD Başkanı Barack Obama ve Başkan Yardımcısı Joe Biden'a ortak mektup yazdı.

Mektupta ziyaretin iptali istenirken, KKTC'nin fiilen tanınması gibi algılanabilecek bu gibi girişimlerden uzak durulması istendi.

Greek News adlı ABD Rum gazetesinin haberine göre, mektupta Talat-Clinton görüşmesinin Obama'nın politikalarına aykırı olduğu ve ziyaretin ABD için yıllar b oyu telafisi zor sorunlara yol açacağı savunuldu.

Mektupta Obama ve Biden'a hitaben "Lütfen bu yanlış adımın önüne geçin" denildi.

 

Rumlar, Türkiye’den KKTC’ye su getirilmesine karşı!

İstanbul’daki Su Forumu’na resmen katılan Rumlar, KKTC’den bahsedilen ve KKTC bayraklarının asıldığı toplantıyı terk etti.

 

Rum Meclisi Tarım ve Doğal Kaynaklar Komitesi Başkanı AKEL Milletvekili Yannakis Thoma, Türkiye’nin Kıbrıs’a su getirmesinin Güney Kıbrıs’ın onayı olmaksızın mümkün olmayacağını savundu ve Türkiye’nin bu girişiminin adayı birleştirmek yerine bölmeyi amaçladığını iddia etti.
İstanbul’da gerçekleştirilmekte olan 5’inci Dünya Su Forumu’na katılan Kıbrıslı Rum heyetin, Türkiye’nin KKTC’ye su getirme planlarının sunumunun yapıldığı toplantıda KKTC’ye ilişkin değinmeleri protesto etmek amacıyla toplantıyı terk ettiği bildirildi.
Politis gazetesi, Anamur’dan KKTC’ye borularla su getirilmesi projesinin anlatıldığı toplantıda Türk heyetin “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” ifadesini kullanması ve toplantıda KKTC bayraklarının bulunmasının, başkanlığını Rum Meclisi Tarım ve Doğal Kaynaklar Komitesi Başkanı AKEL’li Yannakis Thoma’nın yaptığı Rum heyetinin tepkisine neden olduğunu yazdı.
Habere göre Rum heyeti, konunun teknik değil siyasi içerikli olduğunu belirterek toplantıyı terk etti.
Heyet başkanı Yannakis Thoma ise toplantıda yaptığı konuşmasında, Türkiye’nin Kıbrıs’a su getirmesinin Güney Kıbrıs’ın onayı olmaksızın mümkün olmayacağını savundu ve Türkiye’nin bu girişiminin adayı birleştirmek yerine bölmeyi amaçladığını iddia etti.
 Gazete, Thoma’nın bu konuşması sırasında salonda protesto seslerinin yükseldiğini ve Thoma’nın konuşmasının kesilmesi taleplerinin olduğunu, ancak toplantının yöneticisinin buna izin vermediğini de kaydetti.

KIBRIS 22/03/09

 

 

Karpazlı Rumlara Natura 2000 anlatıldı

Avrupa Komisyonu’nun Kıbrıs Temsilciliği’nin Karpaz bölgesinin Natura 2000 programına dahil olması konusunda dün Dipkarpaz’da yaşayan Kıbrıslı Rumlara yönelik bir bilgilendirme toplantısı gerçekleştirdi.

Ledra Palace’taki Gothe Enstitüsü’nde gerçekleştirilen bilgilendirme toplantısında,
bölgenin Kıbrıs sorununun çözümünden sonra Natura 2000 programına dahil olabilmesi için gerçekleştirilen ön hazırlıklar anlatıldı. Alithia gazetesi, bölgede yaşayan Kıbrıslı Rumların, Avrupa Komisyonu’nun bölgede AB ödeneklerini kullanmasına, bu ödeneklerin bölgede yaşayan KKTC ve TC uyruklu kişilere verileceği gerekçesiyle karşı çıktıklarını da belirtti

 

KIBRIS 22/03/09

 

 

KTHY Bükreş’e uçacak

LHA - Romanya’nın başkenti Bükreş’te 19 Mart’da başlayan 5 günlük Turizm Fuarı’nda (Targul de Tourism Romanya) KKTC turizmci için etkili bir tanıtım kampanyası yürütülüyor.
   Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın (KTHY) bu yılın Haziran–Eylül döneminde Bükreş ve Cluj Napoca kentlerinden Ercan’a 28 seferlik bir uçuş programı hazırlaması, sezonu kurtarma gayreti içindeki turizmcileri harekete geçirdi.
   Kuzey Kıbrıs’tan Armada Travel Services, Romanya’daki Premium Holidays şirketiyle işbirliği yaparak Romanya Fuarı’nda Kuzey Kıbrıs Turizmi için 152 M2’lik bir stand açtı.
   Ekonomi ve Turizm Bakanlığı, Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği ve Kıbrıs Türk Otelciler Birliği üyelerinin tanıtım noktalarıyla katkı koydukları KKTC standına daha ilk günden fuar ziyaretcilerinin yoğun ilgisi gözlemlendi.

Rumların kızgınlığı

   Yaklaşık 6 bin ziyaretçi beklenen Romanya Turizm Fuarı’nda KKTC turizmi için sürdürülen etkili tanıtım kampanyası Rum yönetimini kızdırdı. Romanya’daki Rum Konsolosu, Ticaret ve Turizm ateşeleri Fuar Komitesi’ne standın kapatılması yönünde başvuru yaptı. Başvuru kabul görmeyince Rum yetkililer bizzat fuar alanına giderek fuarı düzenleyen kuruluş yetkililerine sözlü tacizde bulundu. Türkiye Cumhuriyeti Bükreş Büyükelçiliği’nin devreye girmesiyle yaşanan sıkıntı aşıldı. KKTC yetkilileri fuar için planladıkları tanıtım etkinliklerini sürdürüyorlar.

Kuzey Kıbrıs 170 acenteyi ağırlayacak

   Romanya Turizm Fuarı’nıdaki Kuzey Kıbrıs için turizm tanıtım standı açan Armada Travel Holidays yetkilisi Bora Özgen, gelişmelerle ilgili yaptığı açıklamada, Rum yönetimi yetkililerinin Kuzey Kıbrıs turizminin tanıtılmasını engellemek istemelerinin hoş olmadığını, bu ambargocu zihniyetin daha ilk adımda TC Romanya Büyükelçisi ve diğer yetkililerin gayretiyle aşıldığını anlattı.
   Yaşanan gelilşmelerle ilgili olarak Özgen, “Kuzey Kıbrıs standının efektif bir alanda konumlanması ve Romanya’da fuar için çıkarılan katalogta Kuzey Kıbrıs’ın ‘New Destination’ (Yeni Destinasyon) olarak tanımlanması standımıza ilgiyi daha da artırdı” dedi.
   Özgen, Armada Travel Services ve Premium Holidays katkılarıyla Bükreş’in en gözde mekanlarından Oldies Pub’da yaklaşık 300 acente yetkilisinin katıldığı mükemmel bir tanıtım gecesi düzenlediklerini de belirtti.
   Premium Holidays Direktörü Selçuk Suliman, tanıtım gecesinde kusursuz bir organizasyon gerçekleştirdiklerini, Romen halkı için Kuzey Kıbrıs’ın tanıtımının önemli olduğunu, acente sahiplerinin konuya üst düzeyde ilgi gösterdiklerini, 28 Nisan–1 Mayıs arasında adada 170 acente sahibini ağırlamayı düşündüklerini kaydetti.

KTHY atakta

   Filosunu 2 yeni uçakla güçlendiren KTHY, İngiltere, Almanya ve İtalya’dan sonra bir başka AB üyesi Romanya’ya da bayrak açmaya hazırlanıyor. Romanya’nın Bükreş ve Cluj Napolica kentlerinden 8 Haziran-15 Eylül 2009 arasında toplam 28 sefer planlayan KTHY, bu seferlerde KKTC’ne 4000 dolayında turist taşımayı hedefliyor.

 KIBRIS 22/03/09

 

AB müzakerelerde yok ama her şeyden haberdar!

Simerini gazetesi, AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn’in kurmaylığının, AB’nin Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına müdahil olması konusunda Avrupa Komisyonu Hukuk Dairesi’yle direkt istişare, iletişim ve koordinasyon halinde bulunduğunu bildirdi.
Haberi “Sapmalar Flört Ediyor –Rehn’in Kurmaylığı ve Komisyon’un Hukuk Dairesi Koordine Oluyor” başlığıyla yansıttığı haberinde Rehn’in çalışma arkadaşlarının, Kıbrıs sorunundaki gelişmelerden ve BM ile İngilizler aracılığıyla tam olarak konuşulanların ne olduğundan haberdar olduğunu kaydeden gazete Rehn’in çalışma arkadaşlarının şunları savunduğunu yazdı:
“1-Kıbrıs Türk Oluşturucu Devletçiği’ni teşkil edecek olan Kıbrıs’ın Kuzey kesiminde Avrupa müktesebatından derogasyonlar (sapmalar) ve geçiş dönemleri olmalı. İddia ettiklerine göre bu sapmalar; Kıbrıs’ın bugün işgal altında bulunan bölgelerinin altyapı, teknik ve mevzuatları açısından AB’ne tam entegre olmaya hazır olmadığı için gereklidir. Dolayısıyla sapmalar pratik ve esas açısından zaruridir.
2-Sapmaların en azından geçici nitelikte uygulanması gerekecek çünkü müzakere edilmekte olan iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümüyle Kıbrıslı Rumlar geri dönerlerse ve Kıbrıslı Rumların serbest yerleşme, mülk satın alma ve oy kullanma hakkı olur ise; Kıbrıs’ın Kuzey kesiminin denetimi mümkün olmayacak. Dolayısıyla şu anda; AB’nin doğru işleyiş yöntemiyle çatışma olmaması için Kıbrıslıların bireysel haklarının en azından bir müddet ertelenebileceği bir formül inceleniyor. Elbette AB’liler; geçici veya hatta daimi sapmaların; Danimarka gibi başka örneklerde de olduğu gibi iki liderin karar vereceği meseleler olduğunu savunuyorlar.
AB sadece durumu kolaylaştırmaya çalışıyor. Avrupalılar; çözüme ve çözümün işleyebilir olmasına yardımcı olacaksa birincil hukukun dahi kabul edilebileceğini vurguluyorlar. Sapmaların nasıl bir şekil alacağının, Kıbrıslıların kararlaştıracağı bir mesele olduğuna işaret ediyorlar. AB’nin rolünün; istemeleri halinde BM’ye destek ve teknokratik nitelikte olduğu değerlendirmesinde bulunuyorlar.”
Politis gazetesi, Avrupa Komisyonu’nun adaya gönderdiği uzmanın, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer’e; Komisyon’un Kıbrıs sorununun tabi olduğu Avrupa meselelerinin dayanması gerektiğini savunduğu temel ilkeleri detaylı şekilde anlattığını bildirdi.
Gazete “Avrupalı Uzman Downer’e Komisyon’un Tezlerini Anlattı –Komisyon Çizgiyi Veriyor” başlıklı haberinde diplomatik kaynakların; Komisyon’un Belçika kökenli uzmanı Peter Van Nuffel’in, Joze Manuel Barosso başkanlığındaki Kıbrıs grubunun Downer’in grubundaki “bağlantı adamı” olmadığını vurguladıklarını yazdı.
Nuffel’in rolünün; özellikle Kıbrıs sorununun Avrupa başlığının görüşülmesi sırasında Aleksander Downer’e ve çalışma arkadaşlarına Avrupa Komisyonu’nun tezlerini anlatmak ve danışmanlık hizmeti vermek olduğuna dikkat çeken gazete özetle şunları yazdı:
“Komisyon, AB ile BM arasındaki ‘bağlantı-adamı’ uygun zamanda atayacak, ancak siyasi açıdan da uygun kişi bulunana kadar bu boşluğu Van Nuffel dolduracak. Gazetemizin bundan; Avrupalı uzmanın, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB’ne katılımının tabi olduğu 10’uncu Protokol ve Türk tarafının talep ettiği gibi (protokolün) değişip değişemeyeceği konusuna ışık tutmak için çağrıldığını anlıyor. Nuffel ayrıca; Kıbrıslı Türklerin talep ettiği sapmalar ve çözümün AB’nin birincil hukuku olup olamayacağı konularında danışmanlık yapıyor. Van Nuffel’in belirttiği görüşler tam olarak öğrenilemedi ancak; ortaya koyduğu görüşler, Komisyon’un temel ilkelerine zıt ise büyük bir sürpriz olacak. Çünkü 10’uncu Protokol’ün revize edilmesi ve müktesebattan daimi sapmalar olması konusu gündeme getirilemez.”

KIBRIS 22/03/09

 

First ceremony in nearly half a century at Armenian church
By Claudia Konyalian

A RELIGIOUS ceremony is taking place this morning at the Sourp Boghos (Saint Paul) Chapel inside the Armenian Cemetery near Ledra Palace for the first time in 46 years, as new restoration works near completion.

According to an announcement from the Prelature: “During the service, remains exhumed previously will be laid to rest in accordance with the rites of the Armenian Church,” and there will be a memorial service held annually at the chapel starting from next year.

Armenian Representative in Parliament, Vartkes Mahdessian said that today’s service is a small, solemn ceremony taking place specifically for the 41 graves that were exhumed incorrectly during the “mistake” in 2005. Nine of the graves that were marked with tombstones will be buried individually, and the remaining 32 in a common grave with a plaque commemorating the deceased. An official ceremony marking the cemetery’s restoration will take place upon completion of works in May.

“What is happening on Sunday shows we are on the right track towards the complete restoration of the cemetery, so that it will be a place we can all be proud of, Armenians and Cypriots alike,” Mahdessian said.

Of great historical value, it was the first cemetery the Armenian community had in Cyprus. Some 500 people have been buried there, including Armenian Cypriots who lived here since the early 1800s, alongside genocide survivors. The last burial took place there in 1931.

The destruction of the site was stopped in April 2005, when bulldozers began digging it up, amid alleged plans by the Armenian Church Committee to put all the remains together in a communal pit in a new Armenian cemetery located on the outskirts of the capital, sparking outrage among the community. Rumours were rife at the time that the land was to be made available for redevelopment, including suggestions that a car-park be built there. The unskilled workers doing the job indiscriminately smashed tombstones, some of which dated back to the Middle Ages, while scattering remains all over the site.

The Church Committee was accused of acting on the listed site without appropriate permission from the local authorities and without consulting the community. The Committee said they had consulted a reputable lawyer, that they were acting to improve and restore the cemetery, and that the mistakes were those of the contractor.

Upon the initiative of Dr. Vahakn Atamyan, former Armenian Representative in Parliament, funding from the government for the restoration and preservation of the site was secured to the tune of some CYP£80,000 to £90,000. The remaining amount for the restoration of the cemetery has been given by the Armenian Church and the restoration has taken place under the stewardship of current Representative, Mahdessian.

“I am very happy this restoration has taken place,” Atamyan said. “I feel proud and glad the site has been preserved as it serves as a historical stamp of the Armenian community’s presence in Cyprus since the early 1800s, long before the genocide.” He also wished to thank the Yeremian family, for their invaluable efforts in stopping the destruction of the cemetery.

There are currently 2,000 Armenians living in Cyprus. Every year, on April 24, Armenians worldwide commemorate the Armenian Genocide of 1915.

CYPRUS MAIL 22/03/09

 

Turizmdeki atağımız, Rumları kızdırdı

Romanya′nın başkenti Bükreş′te 19 Mart′da başlayan 5 günlük Turizm Fuarı′nda (Targul de Tourism Romanya) KKTC turizmci için etkili bir tanıtım kampanyası yürütülüyor.
Kıbrıs Türk Hava Yolları′nın, bu yılın Haziran - Eylül döneminde Bükreş ve Cluj Napoca kentlerinden Ercan′a 28 seferlik bir uçuş programı hazırlaması sezonu kurtarma gayreti içindeki turizmcileri harekete geçirdi.
Kuzey Kıbrıs′tan Armada Travel Services, Romanya′daki Premium Holidays şirketiyle işbirliği yaparak Romanya Fuarı′nda Kuzey Kıbrıs turizmi için 152 M2′lik mükemmel bir stand açtı. Ekonomi ve Turizm Bakanlığı, Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği ve Kıbrıs Türk Otelciler Birliği üyelerinin tanıtım noktalarıyla katkı koydukları KKTC standına daha ilk günden fuar ziyaretçilerinin yoğun ilgisi gözlemlendi.
RUMLARIN KIZGINLIĞI İŞE
YARAMADI
Yaklaşık 6 bin ziyaretçi beklenen Romanya Turizm Fuarı′nda KKTC turizmi için sürdürülen etkili tanıtım kampanyası Güney Kıbrıs Rum Yönetimini kızdırdı. Romanya′daki GKRY Konsolosu, Ticaret ve Turizm ateşeleri Fuar Komitesi′ne standın kapatılması yönünde başvuru yaptı. Başvuru kabul görmeyince Rum yetkililer bizzat fuar alanına            gelerek fuarı düzenleyen kuruluş yetkililerine sözlü tacizde bulundu. Türkiye Cumhuriyeti Bükreş Büyükelçiliği′nin devreye girmesiyle  yaşanan bir günlük sıkıntı aşıldı. KKTC yetkilileri fuar için planladıkları tanıtım etkinliklerini sürdürüyorlar.
TANITIM GECESİNE 300 ACENTE YETKİLİSİ KATILDI
Romanya Turizm Fuarı′nıdaki Kuzey Kıbrıs için turizm tanıtım standı açan Armada Travel Holidays yetkilisi Bora Özgen gelişmelerle ilgili LHA′ya yaptığı açıklamada, Kıbrıs Rum Yönetimi yetkililerinin Kuzey Kıbrıs turizminin tanıtılmasını engellemek istemelerinin hoş olmadığını, bu ambargocu zihniyetin daha ilk adımda TC Romanya Büyükelçisi ve diğer yetkililerin gayretiyle aşıldığını anlattı. "Kuzey Kıbrıs standının efektif bir alanda konumlanması ve Romanya′da fuar için çıkarılan katalogta Kuzey Kıbrıs′ın New Destination olarak tanımlanması Standımıza ilgiyi daha da artırdı" şeklinde durumu özetleyen Özgen, önceki akşam Armada Travel Services ve Premium Holidays katkılarıyla Bükreş′in en gözde mekanlarından Oldies Pub ′da yaklaşık 300 acente yetkilisinin katıldığı mükemmel bir tanıtım gecesi düzenlediklerini bildirdi.
Premium Holidays Direktörü Selçuk Suliman da gelişmelerle ilgili bilgi verirken, Tanıtım Gecesi′nde kusursuz bir organizasyon gerçekleştirdiklerini, Türkiye′yi bilen Romen halkı için Kuzey Kıbrıs′ın tanıtımının önemli olduğunu, acente sahiplerinin konuya üst düzeyde ilgi gösterdiklerini, 28 Nisan - 1 Mayıs arasında Adada 170 acente sahibini ağırlamayı düşündüklerini kaydetti.
KTHY ATAKTA
Öte yandan filosunu 2 yeni uçakla güçlendiren KTHY, İngiltere, Almanya ve İtalya′dan sonra bir başka AB üyesi Romanya′ya da bayrak açmaya hazırlanıyor.  Romanya′nın Bükreş ve Cluj Napolica kentlerinden 08 Haziran 15 Eylül 2009 arasında toplam 28 sefer planlayan KTHY, bu seferlerde KKTC′ye 4000 dolayında turist taşımayı hedefliyor.

HALKIN SESI 22/03/09

 

"Öğretmenler barışın en büyük güvencesi"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, toplumun en aydın kesimi olarak öğretmenlerin, barışın en büyük güvencesi olduğunu söyledi.
Dünyanın Kıbrıs sorununun çözülmesi için uğraştığına işaret eden Talat, "Bize düşen, çözüm için gerekli adımları ve düzenlemeleri yapmaktır. Bu konuda kararlılık göstermek lazım" dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) Genel Kurulu′nda yaptığı konuşmada, KTOEÖS merkez binasında kurulan eğitim ve sınav merkezinin, eğitim ve öğretmenler için gerekli, önemli bir merkez olduğunu söyledi. Talat, "Önemli olan kullanılmasıdır. O potansiyel de öğretmenlerde var. Toplumun en aydın kesimi olarak öğretmenlerin, buradan yararlanmamasını imkansız görüyorum" dedi.
"KTOEÖS′ÜN BARIŞ SÜRECİNE ÖNEMLİ KATKISI OLDU"
Cumhurbaşkanı Talat, KTOEÖS′ün barış sürecinin yanı sıra ülke demokrasisinin gelişmesine çok önemli katkısı olduğunu vurguladı.
2004′ten itibaren yönetimdeki anlayış değişikliğinin uluslar arası alandaki yansımalarının olumlu olduğunu kaydeden Talat, tarih kitaplarındaki değişikliğin de en önemli değişiklik olduğunu söyledi. Şovenizmin ayıklandığı değişiklikle, tarih bilincinin çağdaş düzeyde geliştirilmesinin hedeflendiğini belirten Talat, öğretmenlerin katkısı ve sendikanın desteğiyle tek taraflı olarak gerçekleştirilen bu değişikliğin konuya özel ilgi gösteren Avrupa Konseyi′nde yankı yarattığını ifade etti. Talat, "Eksiklik ve hatalara rağmen çok önemli bir adım atıldı. Bu ses getirdi ve bu başarı dünyada alkışlanıyor" dedi.
"DÜNYA BİZİ DAHA İYİ ANLIYOR"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gelinen aşamada dünyanın Kıbrıs Türkü′nü artık daha iyi anlayıp, algıladığını söyledi. Dünyanın Kıbrıs sorununun çözülmesi için uğraştığına işaret eden Talat, "Bize düşen, çözüm için gerekli adımları ve düzenlemeleri yapmaktır. Bu konuda kararlılık göstermek lazım" dedi.
Talat, KTOEÖS′in bu kararlılıkta olduğunu ifade ederek, "Öğretmen kesimi barışın en büyük güvencesidir" şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ülkenin seçimlerden sonra en ciddi gündeminin Kıbrıs sorununu çözme çabası olduğuna işaret etti. Talat, iyi bir çalışma temposu içinde olduğu Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas′la başlarda yöntemle ilgili bazı anlaşmazlıkları olduğunu, ancak bu sıkıntının zamanla aşıldığını söyledi.
Talat, şöyle devam etti:
"Başta benim acelem, onun ise temkinli ve yavaş gitme eğilimi vardı. Benim acelem vardı çünkü 2004′te tek tarafın Evet′i yetmemiş, Kıbrıs sorununu çözememiştik. Bunun acısını da Kıbrıs Türk halkı çekti. Hakkımız olanı almayı bir yana bırakırsak, altında yaşadığımız izolasyonlar düşünüldüğünde, acele etmekten başka şansımız yoktur."
MÜZAKERE SÜRECİ
Her iki tarafın da bugün artık birbirini daha iyi anladığını söyleyen Talat, çözüm kararlılığını sürekli vurgulayan tarafların, çözüm için ciddi şekilde çalıştığını belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakere süreciyle ilgili gelişmelere de değinerek, sorunun kaynağı olan "Yönetim ve Güç Paylaşımı" müzakerelerinin uzun sürmesine rağmen, daha sonraki başlıkları hızla tamamlamaya çalıştıklarını söyledi.Geçen hafta 3 kez görüşen ve pazartesi günü yine bir araya gelecek olan uzman ve temsilcilerin yakınlaşma sağladığını kaydeden Talat, görüşmelerin geleceği bakımından hala umutlu olduğunu belirtti.
ÖZTOPRAK
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak, merkezine öğrenciyi yerleştiren, yapılandırıcı eğitim sistemine dayalı yeni eğitim sistemini oluştururken, Milli Eğitim Şurası′ndan güç aldıklarını söyledi.
Çocukların artık ezberci bir sistemle, bir tek sınavla "başarılı" ve "başarısız" diye nitelenmediğini kaydeden Öztoprak, eğitimde fırsat eşitliğinin, insan haklarının en önemli unsur olduğunu belirtti. Canan Öztoprak, tarih kitaplarındaki değişikliğin önemine işaret ederek, tarih kitaplarının kin ve nefrete dayalı değil de, olayları saptırmadan, objektif bir formata kavuşturulmasını hedeflediklerini ifade etti.
Öztoprak, konuşmalardaki eğitime dönük eleştirilere de değinerek, özellikle yapılanların sıfırla çarpılıp "statükonun devamı" olarak nitelenmesinin çok düşündürücü, üzücü olduğunu söyledi. Öztoprak, "Geriye dönmeyi savunanlar, eski karanlık günlere ve şovenizme dayalı eğitime dönmeyi planlayanlara KTÖS ve KTOEÖS′den buna izin verilmeyeceği mesajı verildi. Ben inanıyorum ki öğretmenin tümü emeğine sahip çıkacak ve böyle bir şeye geçit vermeyecek" dedi.
ÇAKICI: EĞİTİM YAP-BOZ                   TAHTASINA DÖNDÜ
TDP Başkanı Mehmet Çakıcı da konuşmasında, öğretmen açısından çok zor bir dönemden geçildiğini söyledi. Çakıcı, "Eğitimin yap-boz tahtasına döndüğü, öğretmenin polisle karşı karşıya kaldığı bir dönemden geçildi" dedi.
Çözüme giden adımlar konusunda yeni bir düzen yaratmak için mücadele ettiklerini kaydeden Çakıcı, koltuklardaki isimlerin değiştiğini, ancak statükonun aynen devam ettiğini ileri sürdü.
KTOEÖS′ün, TDP gibi "sendikalaşmanın kalesi" olduğunu belirten Çakıcı, bundan sonra kimsenin öğretmenin haklarına dokunamayacağını söyledi.
ERASLAN
KTOEÖS Başkanı Adnan Eraslan da konuşmasında, genel hedefi sömürüyü ortadan kaldırmak, emeği özgürleştirmek ve daha iyi bir dünya yaratmak olan sendikanın; özelde de öğretmen ve eğitim çalışanlarının haklarının korunması, geliştirilmesi, çalışma ortamlarının çağdaşlaşması, eğitimdeki kötüye gidişin durdurulması ve kaliteli eğitim yaratılması için mücadele ettiğini belirtti.
Eraslan, KTOEÖS′ün Kıbrıs′ta kalıcı bir çözümü herkesten daha çok arzuladığını ifade ederek, siyasi eşitliğe dayalı, iki bölgeli, iki toplumlu, federatif bir çatıda Birleşik Kıbrıs için mücadeleye devam edileceğini söyledi. Liderlerin sonuç alınıncaya kadar sürdüreceği görüşme sürecini desteklediklerini kaydeden Eraslan, "Temennimiz hızlı bir şekilde görüşme sürecinin tamamlanması, Birleşik Kıbrıs′ın oluşması ve AB içerisinde etkin yerini almasıdır" dedi.
“VİZYONUMUZ BARIŞ,                  GÜVENLİK VE REFAH"
Sendikanın inşaat fonu birikimleriyle 1972′de temeli atılan ve ilk etabı 1973′te biten merkez binasının hedeflenen 4 katlı çağdaş yapısına kavuşmasının mutluluğunu yaşadıklarını dile getiren Eraslan, şöyle devam etti:
"Çalışan iş güçlerinin işbirliği ve sosyal mücadelesinin küreselleşmesinin bu kadar çok önemli olduğu bu dönemde, hangi toplumda olduğuna, diline, dinine, ırkına ve cinsiyetine bakmaksızın her çalışanın  ve öğretmenin barış, güvenlik ve refah içinde yaşaması vizyonuyla birlikte çalışıyoruz."
"AMAÇ EMEĞİN UCUZLATILMASI"
KTOEÖS Genel Sekreteri Tahir Gökçebel de konuşmasında, 41 yıl önce, birkaç yüz öğretmenle birlik olarak kurulup bugün 2 bin 400 üyesi bulunan sendikanın, bugün tam anlamıyla kurumsallaştığını, ülkede ve enternasyonal alanda kök saldığını söyledi. Gökçebel, "Bugün barış, demokrasi, insan hakları ve kamusal alanın geliştirilmesi için, çevre için, insanca, hakça ve adil bir düzen için mücadele ediyoruz" dedi.
Gökçebel, öğretmen ve sendikalaşmaya dönük saldırılar bulunduğunu ifade ederek, amacın, çalışanların istihdam ve maaş garantisini kaldırıp, emeğin ucuzlatılması ve emekçinin köleleştirilmesi olduğunu söyledi.
ELCİL: FEDERASYON ÇATISI ALTINDA BİRLEŞMELİYİZ
Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası Genel Sekreteri Şener Elcil de konuşmasında, dünya nüfusunun hemen hemen tamamına hizmet veren 50 milyon eğitmen ve öğretmen bulunduğuna işaret ederek, öğretmenliğin, hiçbir mesleğin olmadığı kadar evrensel olduğunu belirtti.
Öğretmen sorunlarının, toplum sorunlarıyla iç içe olduğunu kaydeden Elcil, öğretmen örgütlerinin de toplumun şekillenmesinde, toplum için mücadele vermesinin kaçınılmaz olduğunu söyledi.
Elcil, öğretmenlerin tek bir çatı altında mücadele etmesinin şart olduğunu belirterek, iki öğretmen sendikasının, federasyon çatısı altında birleşmesi gerektiği görüşünü ortaya koydu. Elcil, "Bölünmüşlüğün verdiği ıstırap ve dayatmaları bertaraf edebilmek için birlikte mücadele şart" dedi.
Elcil, ekonomik krizinin yaşandığı bugünlerde büyük görev düşen öğretmenin yürüyecek çok yolu olduğunu  söyledi.

HALKIN SESI 22/03/09

Kıbrıs'ta başarısızlığın faturası Türkiye'ye!
 

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, "müzakerelerin başarısızlığa uğraması durumunda sorumluluğun Türkiye'ye yüklenmesi amacıyla planları bulunduğunu" söyledi.


Rum lider, "Kıbrıs sorununun federasyon zemininde çözümünün, iki taraf arasında varılan tarihi bir uzlaşma olduğunu" kaydetti.

Rum basınına göre, Rum Çevreciler ve Ekologlar Hareketi Kurultayı'na katılarak bir konuşma yapan Hristofyas, "müzakerelere ilişkin olguların çok kolay olmadığını" ifade etti.

"Kıbrıs sorununda 5 yıldır var olan çıkmazı aşmaya çalıştıklarını" belirten Hristofyas, "ancak bu çabanın Kıbrıs sorununun çözümüne yol açacağı sözünü hiç kimseye vermediğini" söyledi.

Hristofyas, "müzakerelerin başarısızlığa uğraması durumunda sorumluluğun Türkiye'ye yüklenmesi amacıyla planları bulunduğunu ve bu planların Türkiye'nin uzlaşmazlığının ortaya çıkarılmasını öngördüğünü" kaydetti.

"Federasyonun, Rum tarafı için ciddi bir taviz ve tarihi bir uzlaşma olduğu" görüşünü dile getiren Hristofyas, "müzakerelerde tartışılan federasyon unsurunun; tek egemenlik, tek uluslararası kimlik ve tek vatandaşlığa sahip bir federal devleti öngörmesi gerektiğini ve bunun için çaba gösterdiklerini" anlattı.

Rum Çevreciler ve Ekologlar Hareketi Genel Sekreteri Yorgos Perdikis'in, "Kıbrıs Türk tarafının müzakerelerde konfederal nitelikli unsurları ortaya koyduğu ve Rum tarafının bunları kabul ettiği" yönündeki açıklamasını da yorumlayan Hristofyas, bu görüşü reddetti ve kendilerinin federal unsurları ortaya koyduğunu söyledi.

Hristofyas, "Müzakerelerin çok da iyi gittiğini söylemiyorum, ancak temel ilkeleri savunduğumuzu söylüyorum" dedi.

Rum siyasi parti liderlerine Kıbrıs müzakereleri süreci ile ilgili olarak "seslerini alçaltmaları" çağrısı yapan Hristofyas, "Kıbrıs konusundaki koşulların basit olmadığını, Kıbrıs müzakerelerinde ciddi mücadele verildiğini" kaydetti.

Talat'ın ABD ziyareti

Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ay sonunda gideceği ABD ziyaretiyle ilgili olarak "yeni bir gelişmenin olup olmadığı" şeklindeki soruya, "Bu konuda yeni bir şey yok" karşılığını verdi.

Bu arada, Rum Fileleftheros gazetesi, Rum yönetiminin, Talat'ın ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile görüşüp görüşmeyeceği konusunda hiçbir şey bilmediğini ve Rum yönetiminin, Amerikalıların, Talat'ın ziyareti konusunda hiçbir şey söylememesinden dolayı da rahatsızlık duyduğunu yazdı.

Gazete, Rum hükümetinin bu konudaki ümitlerini, bu ziyarete ilişkin hoşnutsuzluklarını Washington'a bildirmeleri için Yunan lobisine ve ABD'de yaşayan Rumlara bağladığını da belirtti

 

'Bizden başka kimse Kıbrıs sorununu çözemez'

Dimitris Hristofyas, Mehmet Ali Talat ile sürdürdükleri müzakereler neticesinde çözüm bulamazlarsa, Kıbrıs sorununa hiçbir zaman çözüm bulamayabileceklerini söyledi.

AA

Güncelleme: 11:58 TSİ 24 Mart. 2009 Salı

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile sürdürdükleri müzakereler neticesinde Kıbrıs sorununa çözüm bulamazlarsa, bu soruna başka hiçbir zaman çözüm bulamayabileceklerini söyledi.

Rum basınına göre Hristofyas, dün Atina ve Palermo üniversitelerinden bir grup öğrencinin kendisini ziyareti sırasında yaptığı konuşmada, KKTC'de yapılacak genel seçimleri ve Kıbrıs sorununun çözüm müzakerelerini değerlendirdi.

Hristofyas, KKTC'de 19 Nisan'da yapılacak erken genel seçimlerde "Talat'ın Partisinin" (Cumhuriyetçi Türk Partisi-CTP) kazanamaması durumunda, Kıbrıs sorununun çözümü çabalarında "geriye gidiş olmasından endişe ettiğini" belirtti ve şöyle konuştu:

"Paskalya gününde 'sözde' meclisin seçimlerinde Sayın Talat'ın partisinin en büyük parti olarak çıkamaması ve hükümeti oluşturamaması, Sayın Denktaş'ın kurduğu Ulusal Birlik Partisinin (UBP) galip gelerek Denktaş'ın oğlunun partisi Demokrat Parti-DP ile koalisyon kurması ve bu durumda da geriye gidişin olması tehlikesi mevcuttur. Böyle bir durumda Sayın Talat için şu anda müzakerelerde uyguladığı politikayı uygulamayı sürdürmesi çok zor olacaktır."

Müzakerelerin gidişatına da değinen Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın "Kıbrıs Türk tarafının ve Ankara'nın geleneksel tezlerini çiğneyerek federasyonu kabul ettiğini" öne sürerek şunları söyledi:

"Biz, federasyon istiyoruz. Sayın Talat da, Kıbrıs Türk tarafının geleneksel tezlerini ve biraz da Ankara'nın tezlerini çiğneyerek, ileriki müzakerelerin temeli için önem taşıyan, federasyonu, tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek temsiliyete sahip iki toplumlu, iki kesimli bir devlet olması gerektiğini kabul etti. Ancak siyasi sistem ve Kıbrıs'ın AB'ye katılımıyla ilişkili konuların görüşülmesinde sunulan tezler, adı federasyon, uygulamada konfederasyon olan bir karışım istediklerine dair düşünce ve şüpheler doğurmaktadır."

Tüm bunlara değinirken "içinin sızladığını" savunan Hristofyas, "İlerici varsayılan Sayın Talat'la da anlaşamazsak, hiç anlaşabilecek miyiz bilmiyorum" dedi.

MÜLKİYET KONUSUNDA ÇOK CİDDİ FARKLILIK VAR
Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafının mülkiyet konusundaki görüşleriyle kendi görüşleri arasında "çok ciddi farklılık bulunduğunu" da ifade etti.

Talat'ın, KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın "Kıbrıs Rum taşınmazlarını Kıbrıslı Türklere ve Türkiye'den getirdiği binlerce 'yerleşiğe' vrmesini suç olarak nitelendirdiğini" iddia eden Histofyas, şyle devam etti:

"Şimdi Sayın Talat bana, Sayın Denktaş'ın bir suç işlediğini ve bu taşınmazları ait olmayan kişilere verdiğini söylüyor. Taşınmazların kayıtlı olduğu Kıbrıslı Rumlara ait olduğunu bilen Sayın Talat, şimdi ne yapacağız sorusunu soruyor."

Hristofyas, Talat'ın bazı önerilerinin kendileri tarafından kabul edilemez olduğunu belirtti ve Talat'ın, "bazı mal sahiplerinin taşınmazlarını talep etme hakları olmasını, ancak öncelik hakkının mülkü kullanana ait bulunmasını istediğini" kaydetti.

Dimitris Hristofyas, Talat'ın "yasal mülk sahibinin tazmin edilmesi ya da Güney Kıbrıs'ta mülkü bulunan Kıbrıslı Türkle takas etmesini ve toprak sorununa geçilmesini talep ettiğini" de ileri sürdü.

"Toprak konusunda sorunlar olabileceğini, ancak kendilerinin öncelik olarak mülkiyet sorununun çözümünü, mal sahibinin mülkü konusunda, geri dönüş de dahil, neyin olacağına karar vermesini ortaya koyduklarını" belirten Hristofyas, kendilerinin bu tezlerinin uluslararası hukuk ile uluslararası ve Avrupa insan hakları anlaşmalarına dayandığını savundu.

Hristofyas ayrıca, KKTC'nin "yasadışı olmasına karşın Kıbrıslı Türklerin bu devlet yapısına alışmış olduklarını, bu durumun da müzakerelerde karşılarına çıktığını" söyledi.

Bu arada Rum yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, Hristofyas'ın cuma günü Vatikan'da Papa 16. Benediktus ile görüşeceğini açıkladı.

Cypriots worry more about water than rest of EU
By Stefanos Evripidou

CYPRIOTS ARE far more concerned about the quantity of water available in their country than other EU citizens, according to the latest Eurobarometer on water issues.

Virtually all Cypriots (97 per cent) see water quantity to be, at least, a fairly serious problem, compared to 63 per cent of Europeans on average. Least concerned are the Finns with 23 per cent.

Some 68 per cent of Europeans think the quality of water in their country is a serious problem, compared to 84 per cent of Cypriots. The most worried are the Greeks where 90 per cent of people are concerned about water and the least alarmed are the Austrians (26 per cent).

Cypriots also consider themselves very well informed about water-related problems, as a result of the island’s water shortages. Eight in ten said they feel well informed, far more than the EU average of 43 per cent.

More Europeans (37 per cent) feel the quality of water in their country has deteriorated over the last five years against 30 per cent who think it has stayed the same and 27 per cent who say it has improved.

Three out of four Cypriots believe the quality of water deteriorated compared to 16 per cent in Austria and 48 per cent of Danes. Only 17 per cent of Greeks think water quality is the same as before while 48 per cent of Dutch and only five per cent of Cypriots say it has improved.

Chemical pollution (75 per cent) and climate (50 per cent) are perceived by Europeans as the main threats to water resources in their country.

As many as 85 per cent think climate change will have some impact on water resources in Europe. Water shortages are seen as a great threat to water resources in southern European Member States (73 per cent in Cyprus). Flooding is seen as a greater threat in Member States in northern Europe (75 per cent in the United Kingdom).

Europeans are almost evenly divided on which of the four main expected impacts of climate change in the EU will have the greatest impact on water resources. Some 23 per cent feel it will result in changed ecosystems, 22 per cent in rising sea levels, 21 per cent in more floods, and 20 per cent in water shortages and droughts (a view supported by three out of four Cypriots).

A large number of Europeans say they are taking steps to reduce water-related problems. Some 84 per cent of them have reduced their water consumption, with 97 per cent of Cypriots saying they have done so over the past 2 years, compared to 56 per cent of Romanians.

The use of environmentally-friendly household chemicals is another way Europeans are reducing their household’s impact of water. With 78 per cent, Austrians are the most likely to use such chemicals while only 33 per cent of Romanians and 47 per cent of Cypriots claim to do so.

Environment Commissioner Stavros Dimas warned that “without enough good quality water our economies and societies can neither thrive nor survive”.

“Member States must swiftly take steps to fully implement all EU legislation on water,” he added.

The EU requires member states to prepare a plan for the management of water resources to achieve good water quality by 2015, called the River Basin Management Plans. The government is expected to consult the public and interested parties in this process.

Asked whether they were aware of this consultation by the authorities, only two per cent of Cypriots said they were aware and planned to take part, one per cent had already taken part, five per cent were aware but not interested, and 40 per cent were not aware and not interested.

The Water Framework Directive requires member states to prepare River Basin Management Plans for all river basin districts by the end of 2009, with public consultations to start a year earlier. The process is currently on-going in most member states, but relatively few European citizens polled have taken part despite widespread interest.

On April 2-3, a conference is taking place in Brussels focusing on the involvement of interested parties in water management. On April 1, the Commission will publish a White Paper which outlines what the EU needs to do to adapt to climate change.

CYPRUS MAIL 24/03/09

 

Slovakia marks 20 years of bicommunal dialogue

THIS COMING May, the Slovak government will host Greek Cypriot and Turkish Cypriot parties in Bratislava to mark the twentieth anniversary of bicommunal dialogue.

Slovak Ambassador to Cyprus Anna Turenicova, whose country facilitates various meetings between the two sides, yesterday expressed her hope that these gatherings will “give an impetus” to the ongoing UN-led negotiations for the settlement of the problem of Cyprus.

“The ambition of the Slovak diplomacy is not to solve the Cyprus problem. Our ambition is not to impose any solution. It is the Cypriot people who will decide for their future,” she added.

Turenicova said that efforts began in the Spring 1989, when leaders from both communities in Cyprus approached the Ambassador of the then Czechoslovakia to Cyprus Dr Emile Kedlusek and came up with the idea of the very first meeting, on May 16, 1989 in Prague.

Five Greek Cypriot leaders and three Turkish Cypriot leaders participated in the meeting, Demetris Christofias, current Cyprus President, late President Tassos Papadopoulos, former President Glafcos Clerides, Vassos Lyssarides and Nicos Rolandis on behalf of the Greek Cypriot community and the late Ozger Ozgur, Mustafa Akkinci and Ismet Kodak on behalf of the Turkish Cypriot community.

Under the auspices of the Slovak Embassy, a public discussion will also be held on Thursday March 26, at 6pm at the Holiday Inn on “The role of the mass media in cultivating a culture of peaceful cohabitation between Greek Cypriots and Turkish Cypriots within the framework of a unified Cyprus”.

CYPRUS MAIL 24/03/09

 

 

Kilise, siyasetin üzerinde

Rum kaynaklarına göre, Başpiskopos Dimitrios, Talat-Clinton görüşmesini engelledi

TALAT “BİLGİM YOK” DİYOR… Rum yetkilileri ayağa kaldıran Talat-Clinton görüşmesine ilişkin çelişkili açıklamalar yapılıyor. Rum kaynakları, Başpiskopos Dimitrios’un devreye girmesiyle görüşmenin engellendiğini açıklarken Cumhurbaşkanı Talat, bu konuda kendisine herhangi bir bilgi gelmediğini söyledi. Haberi “Talat Hillary’ye Gitmiyor” başlığıyla veren Fileleftheros gazetesi, Ankara ve ABD Dışişleri Bakanlığı arasında son günlerde sarf edilen çaba ve varılan mutabakatın, ABD’de yaşayan Yunan ve Rumların yoğun tepkisi nedeniyle “boşluğa düştüğünün görüldüğünü”yazdı

OLMAZSA CAN SAĞLIĞI… Cumhurbaşkanı Talat, böylesi bir ziyaretin Kıbrıs sorunu konusundaki görüşlerinin, Kıbrıs Türk tarafının duruşunun, çözüm mücadelesinin ve müzakerelerdeki pozisyonlar ile zorlukların ortaya konulması için iyi olacağını belirterek, “Ancak olmazsa da ‘can sağlığı’ der yolumuza devam ederiz... Dünyanın sonu değil...” dedi. Talat, olumsuz yanıtın ancak tarih konusunda gelebileceğini, ancak dünkü Rum basınının görüşmenin “iptal edildiğini” duyurduğuna işaret ederek, “Dolayısıyla bizim bilgimiz şu an için bu kadardır. Henüz bize bir bilgi gelmemiştir” diye konuştu
 

 Cumhurbaşkanı Talat’ın ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile görüşmesi konusunda çelişkili açıklamalar geliyor.
   Görüşme tarihinin daha önceleri belli olduğu belirtilmesine rağmen Rum kaynaklara göre, Başpiskopos Dimitrios, devreye girerek Talat-Clinton görüşmesini engelledi. Cumhurbaşkanı Talat ise yaptığı açıklamada görüşmenin iptali hakkında kendisine herhangi bir bilgi gelmediğini belirtti.
   Rum basını, KKTC Cumhurbaşkanı ile Amerikan Dışişleri Bakanı arasındaki görüşmenin gerçekleşemeyeceğini iddia ediyor.
   Fileleftheros gazetesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton arasındaki görüşmenin gerçekleştirilmeyeceğini yazdı.
   Haberi “Talat Hillary’ye Gitmiyor” başlığıyla veren gazete, Ankara ve ABD Dışişleri Bakanlığı arasında son günlerde sarf edilen çaba ve varılan mutabakatın, ABD’de yaşayan Yunan ve Rumların yoğun tepkisi nedeniyle “boşluğa düştüğünün görüldüğünü” savundu.
   ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Amerika Başpiskoposu Dimitrios’un geçtiğimiz gün bir araya geldiğini ve aralarında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın ABD ziyareti konusu dahil çeşitli konuları ele aldıklarını yazan gazete, Washington’daki kaynaklara dayanarak Başpiskopos Dimitrios’un, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın ABD ziyaretini ve hoşnutsuzluğunu gündeme getirdiği zaman, Clinton’un “duyduklarını hayretle karşıladığını” belirtti. Habere göre Clinton; “yakın çalışma arkadaşları kendisine bu konuda bazı görüşme ve temasların yapıldığından bahsederken ‘Önce Kıbrıs Dışişleri Bakanı ile görüşmeden Talat’ı görmem mümkün değil’ ifadesini kullandı.”
   Gazete “Washington’daki bir kaynağa” dayanarak ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu’ya davette bulunmayı düşündüğünü de yazdı.
   Gazete ayrıca Türk basınında “görüşmenin, 30 Mart’ta Dışişleri Bakanlığı’nda yapılacağından” bahsedilmesine karşın, “tüm belirtilerin Talat-Clinton görüşmesinin yapılmayacağı yönünde olduğunu” da savundu.
   Gazete ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni’nin geçen Cuma günü telefonda görüştüklerini ve Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı ile Kıbrıs sorununu ele aldıklarını yazdı.
   Habere göre Bakoyanni görüşme sırasında “AB’da yaşayabilir olmayacak olan iki devlete dayalı bir model ile Avrupa’da yaşayabilir ve desteklenecek olan federal bir devlet arasında tercih yapacaksınız. İki farklı anlayış söz konusudur. Biz Kıbrıs sorununda federal bir çözümden yanayız. Eğer iki devlete dayalı çözüm hakim olursa Türkiye’nin AB’a yönelik yolu kapalı olacaktır” görüşünü ortaya koydu.
   Gazete ayrıca Amerika Başpiskoposu Dimitrios’un, ABD’de yaşayan Helen toplumu temsilcileriyle birlikte Çarşamba günü (yarın), ABD Başkanı Barack Obama’yı ziyaret edeceğini yazdı. Habere göre görüşme Yunanistan’ın Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını kazanmasının yıldönümü olan 25 Mart çerçevesinde gerçekleştirilecek.


   Öte yandan Politis gazetesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın ADB Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile görüşmesi konusunun dün gerçekleştirilen Dimitrios-Clinton görüşmesinde kapandığının görüldüğünü yazdı.     
   Simerini ve diğer gazetelere göre Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, hükümetin, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’la görüşmesi konusunda “gafil avlanmadığını” söyledi.
   Faaliyette bulunması gerekenlerin aktif olduğunu kaydeden Stefanu, görüşmenin 30 Mart’ta gerçekleştirilmesi konusunda ise durumları takip ettiklerini ve etmeyi sürdüreceklerini ifade etti.

Talat: Teyit de, olumsuz yanıt da gelmedi

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’la görüşmesi için yapılan davetin teyidinin de olumsuz yanıtının da gelmediğini söyledi.
   Talat, böylesi bir ziyaretin Kıbrıs sorunu konusundaki görüşlerinin, Kıbrıs Türk tarafının duruşunun, çözüm mücadelesinin ve müzakerelerdeki pozisyonlar ile zorlukların ortaya konulması için iyi olacağını belirterek, “Ancak olmazsa da ‘can sağlığı’ der yolumuza devam ederiz... Dünyanın sonu değil...” dedi.
   Cumhurbaşkanı Talat, müzakerelerden dönüşünde Cumhurbaşkanlığı’nda gazetecilerin sorularını yanıtlarken ABD ziyareti konusunda da açıklamalar yaptı.
   Talat, ABD ziyaretiyle ilgili davet alacaklarına dair haberlerin kendilerine yansımasından hemen sonra Rum basınına da yansıdığını, ardından Rum-Yunan lobisinin ABD’de büyük faaliyet ortaya koyduğunu hatırlatarak, tarihlerin konuşulduğunu, 30 Mart’ın Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’a uygun olabileceğinin bildirildiğini ve kendilerinin de bunu uygun bulduğunu anlattı.
   Basının soruları üzerine konunun henüz kesinleşmediğini, ancak 30 Mart’ın öngörüldüğünü daha önce de söylediğini hatırlatan Talat, “Hala durum aynıdır. Bize teyit gelmemiştir, olumsuz yanıt da gelmemiştir” dedi.

“Rum basını ‘iptal edildi’ diye duyurdu”

   Cumhurbaşkanı Talat, olumsuz yanıtın ancak tarih konusunda gelebileceğini, ancak dünkü  Rum basınının görüşmenin “iptal edildiğini” duyurduğuna işaret ederek, “Dolayısıyla bizim bilgimiz şu an için bu kadardır. Henüz bize bir bilgi gelmemiştir” diye konuştu.
   Önceki gün kendisini ziyaret eden Amerikan Büyükelçisi’nin de henüz bu konuda söyleyebileceği bir şey olmadığını ifade ettiğini bildiren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum basınının bu görüşmenin gerçekleşmeyeceğine ilişkin yayınlar yaptığını, ancak kendilerine bu yönde bilgi ulaştırılmadığını söyledi.
   Talat, ABD ziyaretinin kendileri için büyük, erişilmesi gereken bir hedef olmadığını, ancak böylesi bir daveti memnuniyetle karşılayacaklarını söylediklerini kaydederek, eğer ziyaret gerçekleşirse ABD yetkililerine birinci elden bilgi vermelerinin iyi olacağını vurguladı.

“Olursa iyi olur… olmazsa can sağlığı”

   Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
   “Konu bundan ibarettir. Eğer olursa iyi olur, görüşlerimizi ortaya koyarız, Kıbrıs Türk tarafının duruşunu, çözüm için verdiği mücadeleyi ve şu anda yürütülen görüşme sürecinde hem pozisyonumuzu, hem karşılaştığımız zorlukları ortaya koyarız. Bu, doğrudan, birinci elden ABD’yi bilgilendirme olur. Ancak olmazsa ‘can sağlığı’ der yolumuza devam ederiz. Çünkü bizim hedefimiz tabi ki Kıbrıs sorununu bir an önce çözmek ve Kıbrıs Türk halkını artık dünyanın bir parçası haline getirecek adımları atmaktır. Olursa ziyaret iyi olur ama olmazsa da dünyanın sonu değil...”
   Talat, bir başka soru üzerine, Dışişleri Bakanı Clinton görüşmesi olacaksa konferans da olacağını, ayarlamaların ABD’de yapıldığını kaydetti.
   BM Genel Sekreteri Ban Ki- Moon’la görüşmeyi kendilerinin istediğini, Ban’ın 23 Mart’ta randevu verdiğini, ancak tarih uymadığı için kabul edemediklerini belirten Cumhurbaşkanı Talat, “Rum-Yunan lobisinin yaptığı engellemelerin bugünkü görüşmede gündeme gelip gelmediği” sorusuna karşılık da, Hristofyas’la yüz yüze görüşmesinde çok kısa konuştuklarını, ancak bunun görüşme konularından biri olmadığını ve tartışmadıklarını ifade etti.

 KIBRIS 25/03/09

 

“Onlar kazanmazsa geriye gidiş olabilir”

Hristofyas: Sn. Denktaş’ın kurduğu Ulusal Birlik Partisi’nin galip gelerek Denktaş’ın oğlunun partisi ile koalisyon kurması ve bu durumda da geriye gidişin olması tehlikesi mevcuttur

   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Cumhuriyetçi Türk Partisi’nden (CTP) “Talat’ın partisi” diye söz etti ve “onlar kazanmazsa Kıbrıs sorununun çözümünde geriye gidiş olacak endişesini taşıyorum” dedi.
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile sürdürdükleri müzakereler neticesinde Kıbrıs sorununa çözüm bulamazlarsa, bu soruna başka zaman çözüm bulunup bulunamayacağını bilmediğini söyledi.
   Hristofyas, geçtiğimiz gün Atina ve Palermo üniversitelerinden bir grup öğrencinin kendisini ziyareti sırasında yaptığı konuşmada, KKTC’deki genel seçimleri ve Kıbrıs sorununun çözüm müzakerelerini değerlendirdi.
   Haravgi gazetesinin haberine göre Hristofyas, KKTC’de 19 Nisan tarihinde gerçekleştirilecek milletvekilliği seçimlerinde “Talat’ın partisinin” kazanmaması durumunda Kıbrıs sorununun çözümü çabalarında “geriye gidiş olmasından endişe ettiğini” belirtti.
Hristofyas açıklamasında şöyle konuştu:
   “Paskalya gününde sözde meclisin seçimlerinde Sn. Talat’ın partisinin en büyük parti olarak çıkamaması ve hükümeti oluşturamaması, Sn. Denktaş’ın kurduğu Ulusal Birlik Partisi’nin galip gelerek Denktaş’ın oğlunun partisi ile koalisyon kurması ve bu durumda da geriye gidişin olması tehlikesi mevcuttur. Böyle bir durumda Sn. Talat için şu anda müzakerelerde uyguladığı politikayı uygulamayı sürdürmesi çok zor olacaktır”.
   Hristofyas konuşmasında, müzakerelerin gidişatına da değindi ve Cumhurbaşkanı Talat’ın “Kıbrıs Türk tarafının ve Ankara’nın geleneksel tezlerini çiğneyerek federasyonu kabul ettiğini” savundu.
   Hristofyas şunları söyledi:
   “Biz, federasyon istiyoruz. Sn. Talat da, Kıbrıs Türk tarafının geleneksel tezlerini ve biraz da Ankara’nın tezlerini çiğneyerek, ileriki müzakerelerin temeli adına önem taşıyan, federasyonu, tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek temsiliyete sahip iki toplumlu, iki kesimli bir devlet olması gerektiğini kabul etti. Ancak siyasi sistem ve Kıbrıs’ın AB’ye katılımıyla ilişkili konuların görüşülmesinde sunulan tezler, adı federasyon uygulamada konfederasyon olan bir karışım istediklerine dair düşünce ve şüpheler doğurmaktadır”.
   Hristofyas, tüm bunlara değinirken “içinin sızladığını” savundu ve “eğer ilerici olarak varsayılan Sn. Talat’la da anlaşamazsak, hiç anlaşabilecek miyiz bilmiyorum” şeklinde konuştu.

Mülkiyet konusunda farklı düşünüyoruz

   Habere göre Hristofyas konuşmasında, Kıbrıs Türk tarafının mülkiyet konusundaki görüşleriyle kendi görüşleri arasında “çok ciddi farklılık bulunduğunu” ifade etti.
   Cumhurbaşkanı Talat’ın, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın “Kıbrıs Rum taşınmazlarını Kıbrıslı Türklere ve Türkiye’den getirdiği binlerce yerleşiğe (TC kökenli vatandaş) vermesini bir suç olarak nitelendirdiğini” iddia eden Hristofyas, şunları söyledi:
   “Şimdi Sn. Talat bana, Sn. Denktaş’ın bir suç işlediğini ve bu taşınmazları ait olmayan kişilere verdiğini söylüyor. Taşınmazların kayıtlı olduğu Kıbrıslı Rumlara ait olduğunu bilen Sn. Talat, şimdi ne yapacağız sorusunu soruyor…”.

Talat tazminat ve takas istiyor

   Hristofyas, Cumhurbaşkanı Talat’ın bazı önerilerinin kendileri tarafından kabul edilemez olduğunu belirtti ve Talat’ın “bazı mal sahiplerinin taşınmazlarını talep etme haklarının olmasını, ancak öncelik hakkının mülkü kullanana ait olmasını istediğini” kaydetti.
   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Talat’ın “yasal mülk sahibinin tazmin edilmesi ya da Güney Kıbrıs’ta mülkü bulunan Kıbrıslı Türk’le takas etmesini ve toprak sorununa geçilmesini talep ettiğini” de ileri sürdü.
   “Toprak konusunda sorunların olabileceğini, ancak kendilerinin öncelik olarak mülkiyet sorununun çözümünü, mal sahibinin mülkü konusunda, geri dönüş de dahil, neyin olacağına karar vermesini ortaya koyduklarını” belirten Hristofyas, kendilerinin bu tezlerinin uluslararası hukuk ile uluslararası ve Avrupa insan hakları anlaşmalarına dayandığını savundu.

KKTC yasadışı ama Kıbrıslı Türkler buna alıştı

   Hristofyas ayrıca, KKTC’nin “yasadışı olmasına karşın Kıbrıslı Türklerin bu devlet yapısına alışmış olduklarını, bu durumum da müzakerelerde karşılarına çıktığını” söyledi.
   Diğer gazeteler ise Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın söz konusu açıklamalarını şu başlıklarla yansıttılar:
   Fileleftheros: “Hristofyas Talat’ın Zaferine Yatırım Yapıyor – Başkan’dan Kıbrıslı Türk Lideri Destekleme Girişimi - Federasyon İstiyor Ancak…”
   Politis: “Hristofyas ‘Seçimlerden’ Endişeli”
   Simerini “Devlet Başkanından İlk Kez Duyulmuş Açıklamalar – Dimitris Hristofyas Talat’ı Övdü”
   Alithia: “Eğer Onunla Anlaşamazsak O Zaman Kiminle?”.
   Mahi: “İşgal Bölgelerindeki Seçimlerde Büyük Tehlike”.

 KIBRIS 25/03/09

 

Talat′ın ABD ziyaretinde belirsizlik

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton arasındaki görüşmenin gerçekleştirilmeyeceğini yazdı.
Haberi "Talat Hillary′ye Gitmiyor" başlığıyla veren gazete-ler, Ankara ve ABD Dışişleri Bakanlığı arasında son günlerde sarf edilen çaba ve varılan mutabakatın, ABD′de yaşayan Yunan ve Rumların yoğun tepkisi nedeniyle "boşluğa düştüğünün görüldüğünü" savundu.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Amerika Başpiskoposu Dimitrios′un önceki gün bir araya geldiğini ve aralarında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat′ın ABD ziyareti konusu dahil çeşitli konuları ele aldıklarını yazan gazete, Washington′daki kaynaklara dayanarak Başpiskopos Dimitrios′un, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat′ın ABD ziyaretini ve hoşnutsuzluğunu gündeme getirdiği zaman, Clinton′un "duyduklarını hayretle karşıladığını" belirtti. Habere göre Clinton; "Yakın çalışma arkadaşları kendisine bu konuda bazı görüşme ve temasların yapıldığından bahsederken ′Önce Kıbrıs Dışişleri Bakanı ile görüşmeden Talat′ı görmem mümkün değil′ ifadesini kullandı."
TALAT: TEYİT DE OLUMSUZ YANIT DA GELMEDİ
Öte yandan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton′la görüşmesi için yapılan davetin teyidinin de olumsuz yanıtının da gelmediğini söyledi. Talat, böylesi bir ziyaretin Kıbrıs sorunu konusundaki görüşlerinin, Kıbrıs Türk tarafının duruşunun, çözüm mücadelesinin ve müza-kerelerdeki pozisyonlar ile zorlukların ortaya konulması için iyi olacağını belirterek, "Ancak olmazsa da ′can sağlığı′ der yolumuza devam ederiz... Dünyanın sonu değil..." dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, müzakerelerden dönüşünde Cumhurbaşkanlığı′nda gazetecilerin sorularını yanıtlarken ABD ziyareti konusunda da açıklamalar yaptı. Basının soruları üzerine konunun henüz kesinleşmediğini, ancak 30 Mart′ın öngörüldüğünü daha önce de söylediğini hatırlatan Talat, "Hâlâ durum aynıdır. Bize teyit gelmemiştir, olumsuz yanıt da gelmemiştir" dedi.
"RUM BASINI ′İPTAL EDİLDİ′ DİYE DUYURDU"
Cumhurbaşkanı Talat, olumsuz yanıtın ancak tarih konusunda gelebileceğini, ancak dünkü Rum basınının görüşmenin "iptal edildiğini" duyurduğuna işaret ederek, "Dolayısıyla bizim bilgimiz şu an için bu kadardır. Henüz bize bir bilgi gelmemiştir" diye konuştu.
Önceki gün kendisini ziyaret eden Amerikan Büyükelçisi′nin de henüz bu konuda söyleyebileceği bir şey olmadığını ifade ettiğini bildiren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum basınının bu görüşmenin gerçekleşmeyeceğine ilişkin yayınlar yaptığını, ancak kendilerine bu yönde bilgi ulaştırılmadığını söyledi.
Talat, ABD ziyaretinin kendileri için büyük, erişilmesi gereken bir hedef olmadığını, ancak böylesi bir daveti memnuniyetle karşılayacaklarını söylediklerini kaydederek, eğer ziyaret gerçekleşirse ABD yetkililerine birinci elden bilgi vermelerinin iyi olacağını vurguladı.
"OLURSA İYİ OLUR, OLMAZSA CAN SAĞLIĞI"
Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
"Konu bundan ibarettir. Eğer olursa iyi olur, görüşlerimizi ortaya koyarız, Kıbrıs Türk tarafının duruşunu, çözüm için verdiği mücadeleyi ve şu anda yürütülen görüşme sürecinde hem pozisyonumuzu, hem karşılaştığımız zorlukları ortaya koyarız. Bu, doğrudan, birinci elden ABD′yi bilgilendirme olur. Ancak olmazsa ′can sağlığı′ der yolumuza devam ederiz. Çünkü bizim hedefimiz tabi ki Kıbrıs sorununu bir an önce çözmek ve Kıbrıs Türk halkını artık dünyanın bir parçası haline getirecek adımları atmaktır. Olursa ziyaret iyi olur ama olmazsa da dünyanın sonu değil..."

HALKIN SESI 25/03/09

 

Relative progress in Cyprus talks
By Stefanos Evripidou

THE TWO leaders made “relative progress” in the direct talks on EU matters yesterday, said President Demetris Christofias after meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

“We’ve got to say that there’s been relative progress and it is positive,” said Christofias.

The president said the two leaders would stay on the same topic at the next meeting on April 2. After that, the two will begin discussions on the economy, regardless of whether they conclude talks on EU matters or not.

“Serious discussions on some aspects of EU matters are taking place, and it is likely some of the issues will remain open,” he added.

Replying to a question, Christofias said that “to an extent” technocrats had contributed to narrowing the difference between the two sides on EU matters.

Asked if the two leaders had discussed Talat’s forthcoming visit to the USA during the tête-à-tête meeting, Christofias said “No, of course not”.

The UN’s Special Representative in Cyprus Taye Brook Zerihoun told reporters after the meeting that the leaders held their usual tete-a-tete meeting first and then continued the discussion on EU matters “in a positive and constructive manner”.

He also noted that the UN’s special envoy to Cyprus Alexander Downer would be back on the island in time for the meeting planned on the economy.

Zerihoun said the leaders’ representatives would meet this Friday again and early next week to continue their discussions on EU matters, “with a view to helping the leaders conclude their discussions on this subject” at their next meeting.

The UN official said during their initial private meetings the two leaders “have made advances on particular chapters” which they will try to put in one document for the leaders to consider on April 2.

CYPRUS MAIL 25/03/09

 

No Talat-Clinton meeting, said US State Department
By Stefanos Evripidou

THE MUCH-hyped meeting between Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat and US Secretary of State Hillary Clinton is officially off, according to a State Department spokesman yesterday.

The Cyprus News Agency (CNA) quoted Robert Wood saying: “As you know, the Secretary will travel to Mexico (today) and there will be no meeting.”

The news will come as a blow to Talat’s team who were pushing for a meeting with Clinton before the April 19 ‘parliamentary’ elections in the north, which according to polls, his party is set to lose. The Turkish Cypriot press was already reporting that Talat would meet Clinton in Washington on March 30.

However, the date and meeting were never confirmed by the State Department, which became the target of an orchestrated campaign by the Greek American lobby in Washington to prevent the meeting.

Greek American community leaders argued that it would not be right for Talat to meet a second Secretary of State, having met Colin Powell in 2004, while the Cyprus President or Foreign Minister had yet to receive an invite.

On Monday, Archbishop of America Demetrios and Greek American community leaders met with Clinton for 45 minutes, where they discussed the Ecumenical Patriarchate in Istanbul, the Cyprus problem and the FYROM issue.

Following the meeting, various reports appeared saying US officials had assured Greek American leaders that the Secretary of State would not meet Talat before seeing the Cyprus President or Foreign Minister.

According to the CNA, Clinton would pursue a meeting with Foreign Minister Marcos Kyprianou during her visit to Europe in the coming days.

Officially, the State Department has remained tight-lipped about a possible Talat or Kyprianou-Clinton meeting. A spokesman for the American Embassy in Nicosia said he had “no information” on the prospect of either.

A Foreign Ministry source was equally unable to shed any light, noting that things should become clearer in the coming days.

The door still remains open for both or either meeting however, as Clinton will be visiting Prague on April 5 to take part in the EU-US summit. It remains possible that Clinton would arrange to meet Kyprianou on the sidelines of that summit, paving the way for a possible meeting with Talat in the future, and possible before April 19.

An even more tempting prospect for the Cypriot government would be to finally get an official invite to the political heart of the US, and some say the world, Washington, something which no high official of the Republic has enjoyed at least in this century.

CYPRUS MAIL 25/03/09

 

No one yet appointed to oversee Cyprus’ EU presidency preparations
By Jacqueline Theodoulou

DEPUTIES yesterday voiced their concern over the fact that the state has not yet appointed someone to head Cyprus’ preparation to take up EU presidency in the second half of 2012.

Nicos Cleanthous, the Chairman of the House European Affairs Committee, which yesterday discussed the matter, along with DISY deputy Christos Stylianides were yesterday extremely critical.

“The goal of Cyprus achieving in its preparations and correctly undertaking EU Presidency in the second half of 2012 seem all the more impossible, if the most appropriate person isn’t appointed as soon as possible to coordinate the procedure,” said Cleanthous.

“Each member state aims to make the appropriate preparations in time, correctly and methodically,” he added. “For this reason, we asked to be informed on how the process was going by the Planning Bureau and the Foreign Ministry.”

But the Committee was disappointed to find that despite a Cabinet decision in August 2008 to appoint a chief coordinator, nothing has been done yet.

“It is mainly in issues such as these that member states compete among themselves, however small they are, to prove how important a role they can play,” said Cleanthous. “There are also substructure works that need to be done in time; not just their planning but also their implementation. From now, we need good representation in Brussels so that there is constant preparation, familiarisation with the object, so they can succeed in their role of presiding over such a large number of Councils.”

Cleanthous said the committee would be closely observing the matter to ensure progress is being made.

Stylianides also voiced his party’s intense concern over the state’s emission to appoint a coordinator.

“We are very concerned, not just about the appointment but also about failure to set this person’s qualifications,” said Stylianides. “We hope this person isn’t elected using ideological or political criteria. The criteria need to be objective and relate to the European principle of acceptance.”

Meanwhile, EVROKO deputy Nicos Koutsou said he disagreed with the government’s plan to use the UK’s knowledge and experience on EU presidency as a basis for Cyprus.

“President [Demetris] Christofias has agreed with the United Kingdom that we will use the Britsish experience and knowledge; we disagreed then and we disagree now,” said Koutsou.

CYPRUS MAIL 25/03/09

 

Was Cherie sent a dud cheque?
By Nathan Morley

Linda Orams: ‘This is a load rubbish’

A NEWSPAPER in the north of Cyprus has claimed that a cheque paid to Cherie Blair QC by the northern Cypriot administration for her work defending the Linda and David Orams has bounced.

Star Kibris reports that Blair and her partner Bitu Bhalla, who defended the Orams in the lawsuit filed by refugee Meletis Apostolides, have not received the amount of £270,000 sent by the northern Cyprus "government” in return of their services.

However, the paper does claim that £150,000 was sent to Blair, but alleged that the cheques were proved to be dud when deposited.

Linda and David Orams are engaged in a long-running legal battle with Meletios Apostolides, a Greek Cypriot who owns the land their home stands on.

Cherie Blair’s law firm Matrix, was hired by the Orams’ Turkish Cypriot lawyer Hassan Vahib, who is also understood to be one of the parties paying the couple’s legal costs.

Yesterday a spokeswoman for Matrix refused to be drawn on the claims, telling the Cyprus Mail that the company were not aware of the reports and would not give any details regarding barrister’s financial arrangements.

“Matrix barristers are self-employed professional people who work under our umbrella, we are not prepared to discuss this matter,” she said.

In an Interview with the Cyprus Mail last night, Linda Orams brushed off the reports as ‘pure rumour’ but could not confirm or deny that the Blair cheque was a dud.

“I think this is rubbish frankly, we have been subjected to rumours since day one, and there are different stories all the time. This is a very political case and it always has been political, so I’m not surprised to hear this kind of nonsense,” she said.

It still remains unclear who footed the Orams legal bill, but recent British newspaper reports suggest that the Turkish government agreed to pay part of the fee, other contributions to the case were also rumoured to be coming directly from the Turkish Cypriot administration.

“We have sponsors, as far as I know its businessmen and others with an interest in northern Cyprus, we don’t know their names, obviously many of them wish to remain anonymous,” Orams told the Cyprus Mail.

The Orams, a retired couple from Hove in Sussex, got a favourable ruling in 2006 from the UK High Court, which said they could keep their villa in the north.

The UK High Court decision, which caused outrage in Cyprus, came after the Nicosia District Court had ruled that the Orams should demolish their house, return the land and pay rent for the time they lived there.

Meletios Apostolides contested the UK ruling and an appeal was sent to the European Court of justice in Luxembourg, which will be heard in mid April.

The late President Tassos Papadouplos, who was in office at the time of the case, condemned Cherie Blair for agreeing to defend the couple in what was seen as one of the most sensitive issues on the island.

He said Blair was behaving provocatively by agreeing to represent the pair in the high-profile case.

"It is difficult to separate her professional capacity from being the wife of the British prime minister," he said.

With elections due in northern Cyprus, there is speculation a journalist at the Star Kibris newspaper was ‘tipped off’ about the cheque by an opposition politician to cause a stir in what is being seen as an increasing volatile election campaign.

News of the ‘dud cheque’ has been a hot topic of discussion on local internet forums, with on Greek Cypriot local commenting, “If the cheque bounced, it means there is a God after all,” another posting simply read, “Sounds like divine retribution to me”.

CYPRUS MAIL 25/03/09

 

 

Talat’ın Clinton ziyaretine Rum engeli


SEFA KARAHASAN Lefkoşa

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, 30 Mart’ta ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’la, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda yapması planlanan görüşme Rumların, “Önce Rumlarla görüşmeniz gerekiyor” baskısı nedeniyle ertelendi

Clinton’ın, Rum Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu ile görüştükten sonra Talat’la bir araya geleceği belirtildi. Rum Haravgi gazetesine göre, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Robert Wood, Clinton ile Talat arasında bir görüşme olmayacağını söyledi. Kıbrıs’ta kapsamlı görüşmeler devam ederken, Rumların, Talat’ın Clinton’la görüşmesini engellemesi süreç için olumlu bulunmadı.  

MILLIYET 26/03/09

 

Talat-Clinton teması engellendi

26/03/2009 RADIKAL

KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın ABDS ziyaretinde 30 Mart’ta Dışişleri Bakanı Clinton’la görüşmesi Rum/Yunan lobisinin engeline takıldı. KKTC ziyaret ve görüşmenin nisan ortasında yapılması beklentisinde


YORGO KIRBAKİ
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un mart sonundaki Washington buluşmasının Yunan/Rum lobisinin engellemesi yüzünden iptal edildiği öne sürüldü. ABD’nin davetiyle Talat’ın ABD ziyaretinde Clinton ile görüşeceği anlaşılınca Yunan/Rum tarafından yeni yönetimin önce Kıbrıs Rum Yönetimi ile teması gerektiği ortaya atıldı. Edinilen bilgiye göre, Clinton gelecek hafta Başkanı Barack Obama’nın Avrupa gezisinde Çekya başkenti Prag’daki AB-ABD zirvesi sırasında Rum Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu ile görüşecek. Ardından Talat’ın, ABD’nin daveti üzerine nisan ortalarında Washington’da Clinton ile teması bekleniyor.
Ciddiyeti ile tanınan To Vima gazetesi ise ABD’deki Rum Ortodoks Başpiskoposu Dimitrios, New York’da yaşayan Rum işadamı Peter Papanikolau ve Yunan-Rum lobisinin önde gelenlerinin müdahaleleri üzerine Talat-Clinton görüşmesinin suya düştüğünü yazdı. Gazeteye göre, lobinin Obama ve Clinton’a gönderdikleri mektupta Talat-Clinton görüşmesi olursa bunu ‘Obama yönetiminin, Kıbrıs ve Ege konularında Bush yönetimi ile aynı politikayı izliyor’ sayacaklarını belirtti. Anastasios Zambas, Plihip Cpristopher, Andrew Panatos gibi lobinin önde gelenleri ABD Dışişleri yetkilileriyle telefon görüşmeleri yaptı. Devreye sokulan Küba asıllı senatör Robert Menendez Clinton’u arayarak Talat ile görüşmemesini istedi. Atina ve Lefkoşa’yı asıl şaşırtansa lobinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nı ‘ablukaya aldığı’ bir sırada gerçekleşti. To Vima’ya göre, Talat-Clinton görüşmesi ve ABD-KKTC yakınlaşmasını Washington’daki Kıbrıs Rum büyükelçiliğinde görevli ve Rum Yönetimi lideri Dimitrios Hristofyas ile arası açık olan Yunan asıllı bir Amerikalının organize etmiş.

Erçakıca: Beklentimiz nisan ortası
Talat’ın sözcüsü Erçakıca dün kendilerine Clinton’ın normalde planlanan 30 Mart’ta Washington dışında olacağının iletildiğini söyleyerek engellemeleri doğrularken, “Beklentimiz, bu ziyaretin nisanda gerçekleşmesidir” dedi.

 

2 koltuk boş kalsın

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği Parlamentosu Başkanı Hans Gert Pöttering’e mektup göndererek, Kıbrıslı Türklerin parlamentoda temsiliyetinin mevcut mevzuat içinde düzenlememesi durumunda, Kıbrıslı Türklere ait iki koltuğun çözüme kadar boş korunmasını talep etti.


   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği Parlamentosu Başkanı Hans Gert Pöttering’e mektup göndererek, haziran ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleriyle ilgili Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini iletti.
   Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin parlamentoda temsiliyetinin mevcut mevzuat içinde düzenlememesi durumunda, Kıbrıslı Türklere ait iki koltuğun çözüme kadar boş korunmasını ve Kıbrıslı Türk temsilcilere en azından gözlemci statüsü verilmesini talep etti.
   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dün düzenlediği haftalık basın brifinginde, Cumhurbaşkanı Talat’ın, Pöttering’e mektup gönderdiğini açıkladı ve içeriğiyle ilgili bilgiler verdi.
   Talat’ın mektubunda AP’de Kıbrıs için ayrılan ve Rumlarca doldurulan 6 koltuğun 2’sinin Kıbrıslı Türklere ait olduğunu hatırlattığını bildiren Erçakıca, Cumhurbaşkanı’nın ayrıca, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türklerin AP seçimlerinde oy kullanmasını sağlamak amacıyla Güney Kıbrıs’ın seçmen kütüğüne kaydolmaları ve AP seçimlerinde aday olmaları için çağrıda bulunmasını da eleştirdiğini kaydetti.
   Sözcü Erçakıca, mektupta Kıbrıslı Türklerin Avrupa Parlamentosu’nda doğrudan temsilini sağlamayan adımların Kıbrıslı Türklere yönelik bir açılım olarak algılanmaması gerektiği ve iki taraf arasındaki olumlu havaya katkı sağlamayacağının da vurgulandığını ifade etti.
   Erçakıca’nın verdiği bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Talat, AP Başkanı Pöttering’e gönderdiği mektupta, yerleşik BM parametrelerinin iki halkın kendi temsilcilerini seçmek için ayrı seçimler yapmasını öngördüğüne işaret etti. Talat, ancak Kıbrıslı Türklerin AP’de temsiliyetinin mevcut AB mevzuatı içinde düzenlenememesi durumunda, Kıbrıslı Türk temsilcilere ait iki koltuğun kapsamlı bir çözüme ulaşılıncaya kadar boş olarak korunmasını ve Kıbrıslı Türk temsilcilere en azından gözlemci statüsünün verilmesini de talep etti.

KIBRIS  26/03/09

 

 

Talat-Clinton görüşmesi olmayacak

Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu kesin konuştu

Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’la Prag’ta ve İstanbul’da görüşeceklerini belirterek;  “Kıbrıs hükümeti olarak talebimiz; bunca yıldan sonra, Kıbrıs ve Birleşik Devletler dışişleri bakanları arasında Washington’da resmî bir görüşme gerçekleşmesidir” dedi.
   Rum radyosuna göre Kiprianu yukarıdakileri; Vatikan’a, ardından da Prag’a gitmek üzere Rum tarafından hareketi öncesinde dün düzenlediği basın toplantısında ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’la Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın görüşmesinin gerçekleşmeyeceği haberlerinin hatırlatılması ve kendisinin ne zaman görüşeceğinin sorulması üzerine söyledi.
   Markos Kiprianu “İki dışişleri bakanı olarak Prag’ta ve İstanbul’daki gibi çeşitli uluslar arası konferanslarda görüşeceğiz. Orada görüşebilirdik ancak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin talebi; bunca yıldan sonra, Washington’da da resmi bir görüşme olması gerektiği şeklindedir” dedi.
   Cumhurbaşkanı Talat-ABD Dışişleri Bakanı Clinton görüşmesinin gerçekleşmeyeceğinin teyit edilmiş olup olmadığının sorulmasına karşılık “o görüşme olmayacak” diyen Kiprianu “Elbette biz, yabancı bir ülke adına veya başka hükümetlerin bakanlarının görüşme programları konusunda konuşamayız ancak Kıbrıslı Türkler tarafından ilan edilen görüşmenin gerçekleşmesi söz konusu değildir” dedi.
   Rum Dışişleri Bakanı, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından geçen hafta yapılan açıklamaya da atıfta bulundu ve “O noktadan itibaren gelecekte ne olacağını bilemeyiz. Biz endişelerimizi dile getirdik. Endişelerimiz; sahte devletin yükseltilmesi olarak algılanması ihtimaliyle ve böyle bir görüşmenin, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda bugün içerisinde bulunduğumuz prosedürde verimli olmayacağı yönündedir” dedi.
   Cumhurbaşkanı Talat’ın Avrupa Parlamentosu Başkanı’na mektup göndererek; Güney Kıbrıs’ın Avrupa Parlamentosu’ndaki sandalye sayısının 6’dan 4’e düşürülmesi ve 2 sandalyenin Kıbrıs sorunu çözülene kadar boş bırakılmasını talep etmesiyle ilgili bir soruya da muhatap olan Kiprianu şunları söyledi:
   “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 6 Avrupa milletvekili hakkı vardır. Bu sandalyelerin nasıl paylaşılacağı veya nasıl seçilecekleri her üye ülkenin kendi iç hukukudur. AB’nin yetki alanında böyle bir şey yoktur” ifadesini kullandı.

KIBRIS 27/03/09

 

 

Gergin bekleyiş

Orams davası kararı 28 Nisan’da açıklanıyor

Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ABAD), Kıbrıslı Rum emlak sahipleri kadar KKTC’de taşınmaz mal alan yabancıların ve genelde emlak sektörünün merakla beklediği Orams Davası’yla ilgili kararını 28 Nisan’da açıklayacağı bildirildi.
    Fileleftheros gazetesi, “Oramslar İçin Gerçeğin Zamanı Geliyor” başlığıyla yansıttığı haberinde Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın; Lapta’da satın aldıkları bir araziye ev inşa eden İngiliz Orams çiftine ve Oramslar’ın arazisini işgal ederek ev inşa ettiklerinden şikâyetçi olan Rum Meletis Apostolidis’e; davayla ilgili karar gününü 28 Nisan olarak bildirdiğini haber verdi.
   Fileleftheros, Apostolidis’in avukatı Konstantis Kadunas’ın gazeteye yaptığı açıklamada davayla ilgili kararın 28 Nisan’da verileceğini doğrulamakla yetindiğini ve karar verilmeden önce herhangi bir şey söylenemeyeceğini belirttiğini yazdı.
   Kadunas özetle şöyle konuştu:
   “Kararda istenilen; Başsavcı Julian Kokot’un 17 Aralık 2008 tarihli bilirkişi raporunda söylediği; Kıbrıs Cumhuriyeti mahkemelerinin adanın işgal altındaki kesiminde olan ihlallerle ilgili kararlarının AB üyesi başka ülkeler tarafından tanınması ve icra edilmesi gerektiğini ABAD’ın benimseyip benimsemeyeceğidir. Bu açıklama, İngiliz Temyiz Mahkemesi’nin; Avrupa müktesebatının uygulanmadığı bir bölgede gerçekleşen ihlallerle ilgili kararların icrasıyla ilgili sorusuna yanıt teşkil edecek. ABAD’ın kararı yalnız Apostolidis’in Oramslar aleyhindeki davasını etkilemeyecek. Kıbrıslı Rumların işgal bölgelerindeki taşınmazlarının özellikle İngilizler tarafından alınıp satılmasıyla ilgili meseleye yansımaları olacak. Bu kararın etkileri kısa süre önce çoğu yabancı diplomatik misyonu harekete geçirmişti. Yabancı diplomatik misyonlar Apostolidis’in avukatlarından konuyla ilgili bilgi talep etmişti. Bunlardan bazıları da ABAD’a başvurunun geri çekilmesi ihtimaliyle ilgili nabız yoklamıştı.”

KIBRIS 27/03/09

 

UK exhibition on Cyprus’ lost heritage

THERESA Villiers, UK Member of the Parliament for Chipping Barnet, following her attendance at the formal opening of the exhibition, “Lost Heritage Cyprus, 1974-2009”, has sent a letter to Foreign Secretary, David Miliband, urging him to visit the exhibition and “to throw the UK Government’s weight behind efforts to preserve the churches and other cultural heritage at risk in the occupied north of Cyprus.

The exhibition consists of photos by Doros Partasides of churches in Turkish occupied areas, left to deteriorate, and a series of paintings and artworks inspired by those photographs by 23 artists.

“Visiting this exhibition will be profoundly moving for anyone who cares about the Cyprus cause. It is a tragedy that so much cultural heritage has been damaged and left to decay in north Cyprus. Many of these beautiful churches are hundreds of years old and were vibrant centres of faith and community before the 1974 invasion of Cyprus”, Villiers said.

“I want to see the UK Government raise this with the Turkish Government in Ankara. Urgent action is needed to safeguard these churches and I hope my letter to the Foreign Secretary will prompt action from our Government on this hugely important issue for my British Cypriot constituents and for Europe’ cultural heritage”, she added.

The exhibition at Gallery K in Hampstead was opened by the Archbishop Gregorios of Thyateira and Great Britain. Alexandros Zenon, the Cyprus High Commissioner in London, Mike Freer, the leader of the London Borough of Barnet, mayors, academics, councillors and over 200 guests attended the opening of the exhibition.

CYPRUS MAIL 27/03/09

 

Çözüm vizyonumuz sürüyor

AYNI TUTUM DEVAM EDECEK… Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Brüksel’de katıldığı bir toplantıda Kıbrıs konusunda çözüm vizyonlarını sürdüreceklerini söyledi. Onur konuğu olarak katıldığı Brüksel’deki Avrupa İş Dünyası Zirvesi’nde günün kapanış konuşmasını yapan Gül, Kıbrıs’la ilgili çözüm tutumlarına değinerek “Aynı tutumumuzu sürdüreceğiz. Vizyonumuz kapsamlı çözüme ulaşıldıktan sonra Doğu Akdeniz'de Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs adasıyla birlikte Avrupa'nın yeni bir güçlü ayağını oluşturmaktır” dedi
 
TC-AB ARASINDAKİ SİNERJİ ARTIRILMALI… Abdullah Gül, Türkiye ve AB arasındaki sinerjinin artırılması gerektiğini ve bunun her iki tarafın ortak çıkarına olduğunu belirtirken, “İki tarafı güçlü ve köklü şekilde birbirine bağlayan unsurları, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları gibi ortak değerlerimizi, Gümrük Birliği'ne dayanan güçlü ekonomik ortaklığımızı, barış ve istikrarı bölgemize ve daha ötesine genişletme hedefimiz” şeklinde konuştu.

  Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Brüksel’de katıldığı bir toplantıda Kıbrıs konusunda çözüm vizyonlarını sürdüreceklerini söyledi.
   Onur konuğu olarak katıldığı Brüksel’deki Avrupa İş Dünyası Zirvesi'nde günün kapanış konuşmasını yapan Gül, Kıbrıs’la ilgili çözüm tutumlarına değinerek “Aynı tutumumuzu sürdüreceğiz. Vizyonumuz kapsamlı çözüme ulaşıldıktan sonra Doğu Akdeniz'de Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs adasıyla birlikte Avrupa'nın yeni bir güçlü ayağını oluşturmaktır” dedi.
   Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Kısaca Türkiye, dünyanın birçok önemli tazyik bölgesinde iyinin tarafında olan güçtür. Çok açık ki Türkiye ve AB arasındaki sinerjinin artırılması her iki tarafın ortak çıkarınadır” diye konuştu.
   Bu sinerjiyi olumsuz etkileyen Kıbrıs sorunu gibi engellerin daha fazla vakit israfına yol açmadan kaldırılmasını isteyen Gül, Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin barışçıl çözüm için üzerine düşen sorumluluğu bugüne dek yerine getirdiğine dikkat çekti.

AB Türkiye

   Türkiye ve AB'nin geniş bir coğrafyada yakın çalışma potansiyeline işaret eden Abdullah Gül, iki tarafı güçlü ve köklü şekilde birbirine bağlayan unsurları “demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları gibi ortak değerlerimiz; oldukça başarılı Gümrük Birliği'ne dayanan güçlü ekonomik ortaklığımız; enerji güvenliği, iyi yönetişim, serbest piyasanın etkin düzenlenmesi ve yoksullukla mücadele gibi ortak çıkarlarımız; barış ve istikrarı bölgemize ve daha ötesine genişletme hedefimiz” şeklinde sıraladı.
   Gül, Türkiye ve AB'nin çıkarlarının birçok alan ve coğrafyada örtüştüğüne dikkat çekerek, Balkanlar, Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya'yı kapsayan geniş bir bölgeyle coğrafi ve tarihi bağlarının, Türkiye'ye eşsiz fırsatlar sunduğunu söyledi.
   Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) kapsamındaki toplam 13 misyondan 7'sinin Türkiye'nin yakın bölgesinde bulunduğuna işaret eden Gül, AGSP misyonlarına AB dışından en fazla katkı sağlayan ülkenin de Türkiye olduğuna dikkat çekti.
   Türkiye'nin yapıcı diyalog ve barış çabalarına örnek olarak İsrail-Suriye dolaylı görüşmelerini başlatması, Mısır'la birlikte Filistinliler arasında uzlaşma için aktif çalışması, Bağdat ve Tahran'a yaptığı son ziyaretleri gösteren ve İran ve Irak'a yaptığı son ziyaretlerde de bu çabaların izlerinin görülebileceğini belirten Cumhurbaşkanı Gül, geçen yıl Ermenistan'a yaptığı ziyaretin ve Türkiye'nin Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu önerisinin de Türkiye'nin bu bölgede daha iyi bir atmosfere bağlılığını gösterdiğini dile getirdi.
   Gül, Türkiye'nin gelecek hafta askeri ve istihbarat yetkilileriyle birlikte Afganistan ve Pakistan devlet başkanlarını Ankara'da buluşturmaya hazırlandığını da hatırlattı.

Enerji alanı

   Türkiye ve AB arasındaki diğer bir işbirliği alanının enerji olduğunu belirten Gül, dünya enerji kaynaklarının yüzde 70'inin Türkiye'nin yakın coğrafyasında bulunduğunun unutulmamasını istedi.
   Cumhurbaşkanı Gül, “Türkiye'nin enerji stratejisi, AB'nin enerji arz yollarını çeşitlendirme politikasıyla örtüşmektedir. Türkiye doğal gazda Rusya, Norveç ve Cezayir'in ardından Avrupa'nın dördüncü ana damarı olmayı hedeflemektedir” diyerek, bu kapsamda Nabucco projesinin taşıdığı öneme dikkat çekti.
   AB yolunda yaptığı reformlarla yakaladığı dönüşüm sürecini ilerleten Türkiye'nin bu yolda ilerlemeye kararlı olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Gül, AB'nin de Türkiye'ye karşı “objektif, adil ve öngörülebilir olması, oyunu kurallarına göre oynaması gereğine” işaret etti.
   Cumhurbaşkanı Gül, “Stratejik bakış artık sadece askeri ve jeo-politik değerlendirmelere hapsedilemez. Bugünün stratejik bakışları ortak değerleri, kültürler arası diyaloğu ve karşılıklı uyumu hedefliyor. Böyle bir stratejik bakış Türkiye'nin AB üyeliğini gerektirir” diye konuştu.
   Türkiye'nin üyeliğiyle AB'nin birçok siyasi, sosyal ve ekonomik sorununu çözeceği güvencesini veren Gül, bugünkü Türkiye'den daha çok Avrupa'nın birçok yükünü omuzlayabilecek geleceğin Türkiye'sine odaklanılmasını istedi.
   Gül, şöyle konuştu:
   “Türkiye büyük çoğunluğu Müslüman olan bir toplumda iyi işleyen laik demokrasinin gelişebileceğinin, geleneksel değerleri koruyarak aynı zamanda Batı kurumlarının parçası olunabileceğinin kanıtıdır. Bunlar Türkiye'nin AB'ye katılımını savunan yeni kavramlar olmasa da etrafımızdaki tehditler her geçen gün aciliyet kazandıkça önemi artmaktadır.”
   Cumhurbaşkanı Gül, “Dünya AB'nin yumuşak gücüne ihtiyaç duyarken, AB küresel güç haline gelmek için Türkiye'ye ihtiyaç duyuyor. 500 milyonluk nüfusu barındıran böyle başarılı bir barış projesi (AB) için Türkiye'nin katılımı en geçerli ilerleme yoludur” şeklinde konuştu.

KIBRIS 28/03/09

 

Talat’tan Rum yönetimine tepki

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD ziyareti konusunda Rum basınında çıkan haberlerle ilgili olarak “Rum Yönetimi, bize gelen bir daveti alttan girip üstten çıkıp dünyayı tehdit ederek önleyebiliyorsa, demek ki süper güçten daha güçlüdür veya çığırtkanlıkla bunu yapabiliyor” dedi.

Bir kabulü sırasında, gazetecilerin, ABD ziyaretiyle ilgili olarak Rum Dışişleri Bakanı’nın “ziyaretin olmayacağı” şeklindeki sözlerini hatırlatarak değerlendirmesini sormasına karşılık Talat, şunları kaydetti:
   “Amerika Birleşik Devletleri’ni Rum Yönetimi idare ediyorsa, dediği doğru olabilir. Ama benim bildiğim kadarıyla Rum Yönetimi’nin öyle bir gücü ve kapasitesi yoktur. Sonuçta, daha önce de söylediğim gibi, dünyanın sonu değil. Bize gelen bir davetti, bu daveti alttan girip üstten çıkıp dünyayı tehdit ederek önleyebiliyorsa Rum yönetimi, demek ki süper güçten daha güçlüdür veya çığırtkanlıkla bunu yapabiliyor.
   Sonuçta bunu hesaplaması gereken ve bundan çekinmesi gereken veya mahcup olması gereken ben değilim. Benim için hava hoş. Ben zaten bu işin peşinden koşmadım. Böyle bir davet geleceğiyle ilgili bilgi geldi. Ben de ‘iyi olur’ dedim. Sonuçta ‘programa uymadı’ dediler, ben de ‘teşekkür ederim’ dedim. Başka söyleyecek bir şeyim yoktu. Rum Dışişleri Bakanı’nın o kadar heyecanlanmasına gerek var mıydı bilmiyorum.” 
   Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs müzakerelerini sürdürdüğü Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la bu konuyu gündeme getirip getirmediği yönündeki soru üzerine ise, “Hayır, niye getireceğim ki” yanıtını verdi ve herkesin kendi yaptığıyla sorumlu ve mahcup olduğunu söyledi.

KIBRIS 28/03/09

 

Flint: İki toplum da çözüm için üstüne düşeni yapmalı

İngiltere Avrupa Bakanı ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Caroline Flint, İngiltere’nin Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet ve İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Nick Baird Londra’daki Kıbrıs Türk toplumu ile bir araya geldi


Eylem ERAYDIN / LONDRA
   İngiltere Avrupa Bakanı ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Caroline  Flint, Haringey’deki Kıbrıs Türk Toplum Merkezi’nde Londra’da yaşayan Kıbrıslı Türklerle buluştu. Flint’in bu görüşmesine İngiltere’nin Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet ve İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Nick Baird de katılarak destek verdi.
   Etkinlikte bir konuşma yapan bakan Caroline Flint, öncelikle misyonunun iki toplumun çözüme olan inancını ayakta tutmak olduğunu ifade etti. Flint, daha sonra Kıbrıs’a özel bir ilgi duyduğunu belirterek, beş ay önce adaya yaptığı ziyaretten bahsetti. Ziyaretinde iki toplum liderleriyle görüşme imkanı bulduğunu hatırlatan Flint, adada edindiği izlenimlerden Kıbrıs’taki çözümün sadece orda yaşayan iki toplumun elinde olduğunu söyledi.
   Avrupa Birliği, İngiltere ve diğer ülkelerin çözüm sürecini etkilemelerinin mümkün olmadığı ancak bu sürece destek verebileceklerini kaydeden bakan Flint “Kıbrıs’ta sağlanacak bir çözüm sayesinde, iki toplumun bugüne kadar yaşadığı bir çok sorun ve tarihte yaşanan acılar büyük ölçüde aşılacaktır” dedi.
   Adada sağlanacak bir çözümün kolay olmadığına da değinen Flint, müzakere sürecinin iyi değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Müzakere sürecinde iki halkın önündeki çözüm fırsatını kaçırmaması ve gelecek nesillerin bölünmüş bir Kıbrıs’ta yaşamaması gerektiğini belirten Caroline Flint, “Bunun için iki toplumun da üstüne düşeni yapması gerekiyor” dedi. Kıbrıs Türk toplumuyla bir araya gelmekten büyük mutluluk duyduğunu kaydeden Flint, önümüzdeki dönemlerde de bu tür toplantılarla Kıbrıslı Türklerle buluşmayı hedeflediğini söyledi.
   Buluşmada kısa bir konuşma yapan Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet ise, çözümün sadece siyasi olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, Kıbrıs’ta sağlanacak bir uzlaşmanın iki toplum içinde çok faydalı olacağını, özellikle bu faydanın adada ekonomi ve istihdam olanaklarını artıracağını söyledi. Kıbrıs’taki görevi süresince liderler, sivil toplum temsilcileri, basın kuruluşları ve diğer yetkililerle sürekli bir araya geldiğini ve kendini Kıbrıs’a çok yakın hissettiğini kaydeden Millet, sürdürülmekte olan müzakerelerin çözüm yönünde büyük bir fırsat olduğunu sözlerine ekledi.
   Daha sonra söz alan İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Nick Baird ise, İngiltere ve Türkiye arasındaki ilişkilere değinerek, iki ülke arasında son derece güçlü ilişkiler olduğunu ifade etti. Konuşmalardan sonra Caroline Flint, Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet ve İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Nick Baird, etkinliğe katılan konuklarla sohbet etme imkanı buldular.
   Toplum Merkezi’nde düzenlenen etkinliğe katılan İngiliz siyasetçilere Enfield Bölgesi İşçi Partisi Milletvekili Joan Ryan, İşçi Partisi Harringey Belediye Meclis Üyesi Nilgün Canver eşlik etti. Toplantıya İngiltere Kıbrıs Türk Örgütleri Konsey Başkanı Akmen Sıtkı, İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu’ndan Servet ve Levent Hasan, İşçi Partisi Belediye Meclis Üyeleri Ahmet Karahasan ve Ahmet Öykener, CTP Londra Dayanışma Derneği Başkanı İlker Kılıç, Limasollular Derneği Başkanı Emine Sönmez başta olmak üzere İngiltere’deki sivil toplum örgütlerinin yetkilileri ve çok sayıda Kıbrıslı Türk katıldı.

KIBRIS 28/03/09

 

Münih’te Kıbrıs’ın tarihi eser davası başlıyor

Kıbrıs’tan tarihi eser kaçırdığı iddiasıyla Münih’te aleyhine dava açılan Türkiyeli Aydın Dikmen’in duruşması önümüzdeki pazartesi günü başlıyor.

Sözde Tatlısu (Akathu) Belediye Başkanı Savvas Savvidis’in, 30 Mart-4 Nisan tarihleri arasında Münih’te bulunacağı bildirildi.
  Simerini gazetesinin haberine göre, Savvidis Münih’te “eski eser kaçakcısı” Aydın Dikmen aleyhinde gerçekleştirilecek davaya gözlemci statüsünde katılacak. Haberde, çalıntı eski eserler arasında Tatlısu’ya ait bazı eserler  bulunduğu belirtildi.

KIBRIS 29/03/09

 

Talat sonunda patladı!

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD ziyareti konusunda
Rum basınında çıkan haberlerle ilgili olarak "Rum Yönetimi, bize gelen bir daveti alttan girip üstten çıkıp dünyayı tehdit ederek önleyebiliyorsa, demek ki süper güçten daha güçlüdür veya çığırtkanlıkla bunu yapabiliyor" dedi. Bir kabulü sırasında, gazetecilerin, ABD ziyaretiyle ilgili olarak Rum Dışişleri Bakanı′nın "ziyaretin olmayacağı" şeklindeki sözlerini hatırlatarak değerlendirmesini sormasına karşılık Talat, şunları kaydetti:
"Amerika Birleşik Devletleri′ni Rum Yönetimi idare ediyorsa, dediği doğru olabilir. Ama benim bildiğim kadarıyla Rum Yönetimi′nin öyle bir gücü ve kapasitesi yoktur. Sonuçta, daha önce de söylediğim gibi, dünyanın sonu değil. Bize gelen bir davetti, bu daveti alttan girip üstten çıkıp dünyayı tehdit ederek önleyebiliyorsa Rum yönetimi, demek ki süper güçten daha güçlüdür veya çığırtkanlıkla bunu yapabiliyor.
BU İŞİN PEŞİNDEN KOŞMADIM, BENİM İÇİN HAVA HOŞ,
Sonuçta bunu hesaplaması gereken ve bundan çekinmesi gereken veya mahcup olması gereken ben değilim. Benim için hava hoş. Ben zaten bu işin peşinden koşmadım. Böyle bir davet geleceğiyle ilgili bilgi geldi. Ben de ′iyi olur′ dedim. Sonuçta ′programa uymadı′ dediler, ben de ′teşekkür ederim′ dedim. Başka söyleyecek bir şeyim yoktu.  Rum Dışişleri Bakanı′nın o kadar heyecanlanmasına gerek var mıydı bilmiyorum." 
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs müzakerelerini sürdürdüğü Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas′la bu konuyu gündeme getirip getirmediği yönündeki soru üzerine ise, "Hayır, niye getireceğim ki" yanıtını verdi ve herkesin kendi yaptığıyla sorumlu ve mahcup olduğunu söyledi.

HALKIN SESI 29/03/09

 

Learn Greek if you want medical treatment
By Anna Hassapi

DOCTORS from Limassol Hospital, accused by a Lebanese patient of racism, told the Sunday Mail the man should learn Greek if he wanted to be treated by them.

Two of the three accused doctors launched into a verbal attack when questioned during an arranged meeting with them to discuss the case. “It’s about the Arab? I don’t even know who you are, I don’t want to talk to you,” one doctor said.

“This man has a hospital card type A, which means that he is entitled to free care like a Cypriot. Instead of being grateful, he kept complaining and called us racist. So we refused to talk to him in English. He is an Arab and if he wants to enjoy the rights of a Cypriot he should learn Greek. If he went to Germany would they give him citizenship without learning the language? If you go to an Arab country and insult them, will they give you medical care? No! They will attack you!” said another. “We are not racist, he made us become racist.”

The 55-year-old Limassol resident, who is a naturalized Cypriot citizen told the Sunday Mail earlier in the week that he was the victim of negligence, abuse and racism by nurses and doctors at the Limassol General Hospital.

The man who has chronic health problems requiring frequent medical attention is now afraid to return to hospital, as he was told that he has to learn Greek if he wants to receive medical attention.

“I am afraid to go back there because I don’t know if word has come out at the hospital that I am a ‘troublemaker’ and they will all refuse to see me, or will treat me badly,” he said, speaking on condition of anonymity.

He was checked into hospital on March 12 with an infection and was kept for treatment for a week. He does not speak Greek, which in his opinion also sparked what he called the racist reaction by some of the nurses. On one occasion, the drip’s needle broke in his arm, but a nurse refused to replace it unless he learned how to speak Greek, the man said.

“It was very painful when the needle broke in my arm, but when I asked the nurse in English to replace it, she replied that she would only do it if I spoke in Greek. She then left the room, and abandoned me there with a broken needle in my arm,” he added.

The doctors in charge said they had been informed about the incident but justified it on the grounds that the patient was causing trouble.

A Cypriot patient with whom he shared a room had started laughing on account of the nurse’s behaviour, he said. This made him angry. “It made me feel that he was laughing at my pain. So, I told him that Cypriots were treating foreigners very badly and that it was no wonder the Turks decided to invade Cyprus,” he said.

Regardless of the comment, which the Lebanese man agreed was probably insensitive, he felt it didn’t justify the reaction by nurses and doctors who are obliged to treat patients regardless of their background or beliefs.

“After that, no-one came to see me. No doctor came into my room for four days. I felt I was being punished for what I said. Then, I wanted to check out, but they refused to prescribe medicine for me, so I resorted to contacting someone I know who works at the hospital, so that I could get some attention,” he said.

The man said he was then called into the office of the three doctors in question, who identified themselves as Dr Nicolaou, Dr Timotheou and Dr Ioannou.

He said the three conferred in Greek and at one point one of them turned to him and said in English: “This is Cyprus and we speak Greek. We don’t speak English and we don’t speak any foreign language. You came here to get treatment and you keep complaining. Just get out.”

The patient added: “It was like being abused by the doctors - the people who are supposed to be helping patients. I clearly felt that they were racist.”

When the Sunday Mail broached the issue during the arranged meeting with the doctors they became angry when ultimately questioned.

“Who are you anyway? I have not heard of your name before. You are not the media. You do not work for a TV channel. Since when do newspapers write about people’s complaints?” one of them said.

CYPRUS MAIL 29/03/09

 

No one talks about Ledra Street as they did a year ago’
By Elias Hazou

Ledra Street no longer stands as the symbol of the island’s division. And that’s no bad thing, say the experts.

The crossing point was opened a year ago next Friday, amid much fanfare and hype. The balloons released into the air during a ceremony on the morning of April 3 2008 reflected a renewed optimism, a new hope for a breakthrough in the Cyprus stalemate. The opening of Ledra Street after 40 years was widely heralded as an historic moment. But was it that big a deal?

The bullet-riddled buildings on either side of the thoroughfare are a reminder of the area’s violent past; the street certainly packs a great deal of history. In the late 1950s, Ledra Street was dubbed ‘Murder Mile’ by British forces during the EOKA campaign, due to the hazards presented to patrolling British troops by nationalist fighters.

“No doubt the opening meant a lot. Coming after the election of Demetris Christofias to the Presidency, it signalled a new hope for reunification,” says Hubert Faustmann, Associate Professor of International Relations at the University of Nicosia.

Beyond the symbolic meaning, the opening represented also one of those rare moments where the two sides on Cyprus were willing to play ball.

“I think both leaders of the two communities played a big part. On the Greek Cypriot side, Christofias was instrumental in the opening in that he was willing to turn a blind eye to some provisions of a deal which Tassos Papadopoulos objected to.

“And it goes without saying that a deal would never have been possible without the nod from the Turkish army, which cited concerns over military formations in the area.”

A year on, the euphoria surrounding Ledra has fizzled out - but that was to be expected, says Faustmann. The loss of interest can be put down to two reasons: the perceived lack of progress in the Cyprus talks, but also the simple fact that people now take the crossing for granted.

“No one talks about Ledra Street as they did a year ago… it’s become routine.”

But the fact that the 80-metre walkway has lost its value as the symbol of division is no bad thing. At the very least, neither side can any longer use Ledra to score brownie points against each other, says Faustmann.

Stavros Tombazos, Assistant Professor of Political Science at the University of Cyprus, agrees.

“For years, Ledra Street, and the fact it was closed, served to fuel a Cold War climate on the island. But no more.”

Moreover, says Tombazos, the opening of the crossing point “dispelled the myth that Greek and Turkish Cypriots could not live side by side peacefully.”

But he hastens to add that one should be cautious not to read too much into it.

“No doubt the free movement of people is a step in the right direction. But it doesn’t touch on the substance of the Cyprus problem, which is a far more complex issue. To be fair, politicians did highlight this point when the street was being opened.”

On a practical level, the opening has boosted commerce in the area, although Ledra has not regained its sparkle as Nicosia’s trade hub of old.

“We need a new political leap of will to follow up on the actual opening of the crossing points,” UN spokesman Jose Diaz told the Sunday Mail.

Diaz was referring to the mooted renovation of the thoroughfare via the United Nations Development Programme. The project has stalled as the two sides have yet to reach an agreement.

“Ledra’s opening was an historic event. It captured the optimism of the time, and demonstrated that almost anything is possible if you have the necessary political will and foresight.”

CYPRUS MAIL 29/03/09

 

Ledra opening a mixed blessing for business

ALMOST a year after the Ledra Street checkpoint opened and surrounding business owners are divided when it comes to whether it has proved beneficial to them.

Shops, for example, selling clothes or shoes have seen a drop in business seeing that things are cheaper on the northern part of the capital.

Anna, who works at the Discount Store near the checkpoint, is among those who have suffered losses. “Sales have dropped generally, as things are much cheaper over there,” she explained. “We still have Turkish Cypriot customers. But last year things were better.

Fanos Pavlides, who has maintained his souvenir shop since 1945, was equally disappointed. “They have destroyed Nicosia; everyone rushes to go over there to buy things, while Turkish Cypriots just come to us for foodstuff.”

Another shop owner, who wished to remain anonymous, explained, “It depends on what the business is. For surrounding restaurant owners, the situation has improved. For other stores though, the situation is worse. My shop is used for people to park outside. That’s it. What are you to do, when tourists are officially told to buy things from over there as they are cheaper? And with the general financial situation that exists, things are bad.”

However, for Haris Trokkoudes, owner of the Wellness Centre for Health and Gifts situated almost directly opposite the checkpoint, business couldn’t be better.

“Clientele has increased a lot, definitely, on both sides – Greek and Turkish Cypriots – and I would say that there is special interest by Turkish Cypriots to visit the free areas,” said Trokkoudes. “We have many regular Turkish Cypriot customers; there has definitely been an improvement for our company.”

The same goes for clothes shop owner Vicky: “The truth is that things have changed. Now things are much better. Work-wise things have improved hugely.”

CYPRUS MAIL 29/03/09

 

Türkleri kestik’ diyen Yunan profesöre tepki

30/03/2009 RADIKAL

Yunanistan’da Atina Pandion Üniversitesi profesörü Aleksis İraklidis, 25 Mart bağımsızlık bayramı arifesinde Anadolu’ya saldıran Yunanlıların 1919’da Türklere Sırpların Bosna’da yaptıklarının benzerleri yaptıklarını söyleyince sert tepkilere hedef oldu


İraklidis, Alfa televzyonuna demecinde, “Ankara’ya kadar her yerde alevler yükseliyordu. Öldürüyor, kesiyorlardı. Tam bir dehşet. Yunanlı olduğuna utanıyorsun” dedi. Kıbrıs kökenli profesöre ‘Asya Minor Dernekleri Federasyonu başkanı Eftimios Arzoglu “Bu adam solucan. Tedbirleri alıp düşmana karşı koyarsın. Koynumuzda yılan besliyorsan ne olacak” diye çattı. Meslektaşı Yorgos Kunduriotis, İraklidis için “Türk miliyetçiliğinin çanağıdır” derken, tarihçi Sarandos Kargakis “Bunlar vatan haini” diye konuştu

"Amaç 2009 sonunda referandum ve çözüm"

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Almanya Sosyal Demokrat Parti (SPD) Milletvekili ve Türkiye ve Kıbrıs Politikaları Sorumlusu Gerd Andres′i kabul etti.   Andres, görüşmede yaptığı açıklamada, zor bir dönemden geçildiğini kaydederek, görüşmelerden ve kuzeydeki gelişmelerden sıcağı sıcağına bilgi almak amacıyla KKTC′ye geldiğini söyledi.
Andres, ülkede yaptığı temaslar ve GAÜ′de verdiği konferans hakkında bilgi aktararak, Almanya eski Başbakanı Gerard Schröder′den Başbakan Soyer′e selam getirdiğini belirtti. Başbakan Soyer ise, konuşmasında, Andres′in "çözüm ve AB" sürecinde Kıbrıs Türkü′nün açılımına çok büyük hizmetler yaptığını kaydetti.
Başbakan, Avrupa′da ilişkilerinin gelişmesinde katkı sağlayan Andres′e tepkiler de geldiğini; ancak barış, dostluk yo-lunda, hiç bir sorunun sosyal demokratları yıldıramayacağını vurguladı.
Kıbrıs′ta kabul edilebilir bir çözümün gelmesi ve Kıbrıs Türkü′nün de AB′ye katılmasının önemli olduğunu kaydeden Soyer, bunun sadece Kıbrıslı Türklere değil Rumlara da katkı sağlayacağını, ayrıca bunun Türkiye′nin AB yolundaki yapay engellerinin aşılmasına yardımcı olacağını belirtti. Soyer, bölgede ekonomik krizin aşılmasında da Kıbrıs sorunun çözülmesinin büyük önem taşıdığını kaydetti. Kıbrıs sorununun çözülmesinin bölgeye büyük  istikrar getireceğini ifade eden Başbakan, Almanya ile ilişkilerin gelişmesinden çok memnun olduklarını ve daha da geliştirmeyi amaçladıklarını söyledi. Soyer, Kıbrıs Türk halkının çözüm yönündeki güçlü iradesini yeniden göstereceğini belirterek, amaçlarının 2009 sonunda referanduma gitmek ve sorunu çözmek olduğunu kaydetti.

HALKIN SESI 31/03/09