|
Zeynep
Gürcanlı |
|
|
|
Türkiye,
İsrail, Suriye, Filistin, İran, Pakistan ve Afganistan'ın
ardından bu kez pasifik Asya'ya el attı. hala Kendilerini
Osmanlı'nın torunları olarak gören Filipinli Müslümanlar
devletle aralarındaki barış görüşmelerini Türkiye'de
yaptı. |
Önce, İsrail ve Pakistan Dışişleri
Bakanlarının bir araya getirilmesi. Ardından İsrail ve
Suriye arasındaki aracılı görüşmelere ev sahipliği,
Pakistan-Afganistan zirve toplantısı...
Ve son olarak da, Filipinler barış görüşmeleri
.
Türkiyenin, sessiz sedasız, Filipinlerde Müslüman gerillalar ile hükümet
arasındaki barış görüşmelerine de ev sahipliği
yaptığı ortaya çıktı.
Filipinlerde hükümetle, ülkenin güneyindeki ayrılıkçı Müslüman
nüfusu temsil eden Moro Ulusal Özgürlük Cephesi (MNLF) arasındaki
görüşmelerde, arabulucuğu İslam Konferansı Örgütü
yapıyor.
1996da Filipinler hükümeti ile MNLF arasında varılan
anlaşmanın uygulanmasına ilişkin olarak, OIC
kolaylaştırıcı rol oynuyor. Bu üçlü görüşmelerin ilk
turu Suudi Arabistanda yapılmıştı.
İkinci turun ise, geçen yıl içinde, sessiz sedasız İstanbulda
yapıldığı ortaya çıktı.
Suudi Arabistan ve özellikle İstanbul
görüşmelerinde elde edilen gelişmeler nedeniyle, üçlü
görüşmelerin üçüncü turunun ilk kez Filipinlerde yapılmasına
karar verildi. Görüşmeler de bugün Manilada başladı.
Görüşmelerde, Filipinlerin Müslüman bölgelerinde uygulanan Şeriat
hukuku ile Filipinler yasalarının birbirine
yakınlaştırılması, Müslüman bölge için özel bir
güvenlik gücü oluşturulması, bu bölgedeki ekonomik gelişmelerin
yanı sıra, Filipinlerin mevcut rejiminin Başkanlık sisteminden
federal sisteme çevrilmesi gibi konular masaya yatırılıyor.
OSMANLI'NIN TORUNLARI
Türkiye'den yaklaşık 10 bin kilometre uzaklıkta Hint
Okyanusu'ndaki Acehli Müslümanlar'ın Türkiye ile bağlantısı
yüzyıllar öncesine dayanıyor.
Aceh, Sumatra Adası'nın kuzeybatıya doğru uzanan kuzeyine
verilen bölgenin ismi. Bugün Endonezya'dan ayrılmak için mücadele eden ve
ordunun sert müdahalesi ile dünyanın gündemine oturan Aceh'teki
Müslümanlar'ın atalarının imdadına Kanuni Sultan Süleyman
yetişmişti.
Portekizliler'e karşı mücadele ederken İstanbul'a
elçi gönderen Aceh Sultanı Alaattin, "Buralarda hutbeler sizin
adınıza okunuyor" diyerek Sultan Süleyman'dan yardım
istemişti. Yardım taleplerine kulak tıkamayan Kanuni, okyanus
üzerinden yeniçeri, levent, topçu ve stratejik malzeme gönderdi. Türk
yardımıyla Portekizliler'e üstünlük sağlayan Aceh,
Güneydoğu Asya'nın en güçlü devletlerinden biri oldu.
Bazı kaynaklara göre yardımı gönderen Osmanlı
Padişahı II. Selim'dir.
Alaattin bu zaferden sonra dört gemi dolusu karabiberi İstanbul'a
gönderdi. Aceh'e giden Osmanlı denizcileri burada kalarak Acehli
kızlarla evlendiler. Türk-Aceh ilişkileri 17. yüzyıla kadar
devam etti. Bu yüzyıldan sonra ise ilişkiler sona erdi.
Bugün o bölgede kendilerinin bölgeye gelen levendlerin torunları
olduğunu söyleyenler azımsanmayacak kadar çok ama aralarında
Türkçe bilen yok. Acehliler'in, Osmanlı'ya duydukları sevgiyi hiç
bitmemiş. Hatta bayraklarını bile seçerken bu sevgileri etkili
olmuş. Kırmızı üzerine beyaz, ay yıldız bulunan
bayrağın bizim bayrağımızdan tek farkı alt ve üst
kısmından birbirine paralel siyah çizgi geçiyor olması.
Burak
ARTUNER Hürriyet 11/03/09
Liderler, bugün AB konularını tartışacak
Geçen hafta mülkiyet konusunu görüşmeyi
tamamlayan liderler, bugün Avrupa Birliği (AB) konularını
tartışmaya başlayacak.
Ara bölgede müzakereler için tahsis edilen binada saat 10.00da
başlayacak görüşmeye BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer ev sahipliği yapacak.
Erçakıca: AB ile ilgili
konularda sıkı mesai yapıyoruz
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, AB ile ilgili konularını
görüşülmesinin süratle tamamlanmasını beklediklerini söyledi.
Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın
brifinginde, Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşmelerin bugün saat
10:00da yapılacağını belirtti.
Hasan Erçakıca, mülkiyet konusunun ardından müzakeresine
bugün başlanacak AB ile ilgili konuların süratle tamamlanması
için Kıbrıs Türk tarafı olarak çalışmaya kararlı
olduklarını kaydetti. Erçakıca,
Cumhurbaşkanlığında konuyla ilgili olarak hafta sonu ve
önceki gün devam eden yoğun bir çalışma gerçekleştirildiğini
söyledi.
Clintonun açıklamaları
Erçakıca, Amerika Birleşik
Devletleri Dışişleri Bakanı Hilary Clintonun Ankara
ziyaretinde Kıbrısta çözümün gerekliliğinden ve
Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonların sona erdirilmesinden
söz etmesinin önemli bir gelişme olduğunu söyledi.
Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorununa artan
uluslararası ilginin çözüm sürecine hız kazandırmasını
bekliyoruz ve bu anlamda bu ilgiyi memnuniyetle karşılıyoruz
dedi.
KIBRIS 11/03/09
Fas Temsilciler Meclisi Başkanı Mansuri: Bugüne kadar
güneydeki ülkeyi tanımadık
Fas Temsilciler Meclisi Başkanı Mustafa el
Mansuri, Türkiyeyi ilgilendiren meselelerde Türkiyenin yanında yer
aldıklarını ve bunun bir örneğinin de Kıbrısla
ilgili olduğunu söyleyerek, bugüne kadar güneydeki ülkeyi
tanımadık. Nihai bir çözüm bulunana kadar görüşmelerin devam
ettirilmesini yararlı gördüğümüzü uluslararası
toplantılarda kayda geçirdik'' dedi.
Fas Temsilciler Meclisi Başkanı Mustafa el
Mansuri, Ankarada TBMM Başkanı Köksal Toptan ile görüştü.
Mustafa el Mansuri de parlamentolar arasında arzu edilen
işbirliğini geliştirmeyi amaçladıklarını söyledi.
Faslılar olarak, kardeş ülke Türkiye ile tarihe mal olmuş köklü
ilişkilerden onur duyduklarını anlatan Mansuri, ''Ülkelerimiz
arasında muhtelif alanlarda benzerlikler bulunmaktadır. Örneğin,
kardeş ülke Türkiye, AB'ye üye olma yolunda müzakerelerini sürdürüyor.
Diğer taraftan Fas, aynı Birlikle olan işbirliğini daha üst
seviyelere çekmek için gayret içerisindedir. İleriye dönük olarak belki
biz de Avrupa kapılarını üye olmak için zorlayabiliriz'' diye
konuştu.
Mansuri, Türkiye'ye, ülkesini ilgilendiren konulardaki destekçi
tutumundan dolayı teşekkür ederek, şöyle devam etti:
''Biz de kardeş ülke Türkiye'yi ilgilendiren meselelerde
Türkiye'nin yanında yer alıyoruz. Bunun bir örneği,
Kıbrıs ile ilgilidir. Biz, bugüne kadar güneydeki ülkeyi
tanımadık. Nihai bir çözüm bulunana kadar görüşmelerin devam
ettirilmesini yararlı gördüğümüzü uluslararası toplantılarda
kayda geçirdik.''
Toptan ise, 500 yıllık dost ve kardeş ülke
Fas'ın, Temsilciler Meclisi Başkanı Mansuri ve beraberindeki
heyeti TBMM'de ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Toptan, mükemmel düzeydeki siyasi ilişkilerin hem bölgesel, hem de uluslararası
konularda büyük oranda örtüştüğünü dile getirdi.
Önümüzdeki dönemde siyasi istikrara dayanan ilişkilerin
başta ekonomi olmak üzere, her alanda kendini daha da
hissettireceğini umduğunu ifade eden Toptan, ''Parlamentolar
arasındaki ilişkileri daha da geliştirmemiz gerekiyor'' dedi.
KIBRIS 11/03/09
Christofias bawls out party leaders
over talks leak
By Elias Hazou
PRESIDENT Demetris
Christofias gave members of the National Council (NC) a real dressing down
yesterday over the recent leak of a classified document.
The contentious document, distributed to the NC at the bodys previous meeting
nearly two weeks ago, listed the points of convergence and disagreement with
Turkish Cypriots on key issues of a reunited state, covering governance and
power-sharing.
But less than 24 hours later, large chunks of the document appeared in Simerini
newspaper, which published snapshots of it, among which the cover page bearing
the stamp Secret.
The 35-page manuscript recorded serious disagreements between the two
communities on the structure of a federal state. In a nutshell, the Turkish
Cypriots were said to want self-rule and a weak central governmentgiving the
impression that the talks were not going particularly well for the Greek
Cypriot side.
The Mail understands the President was furious with the leak, and yesterday
dropped a thinly veiled threat that if it were repeated, he would stop giving
the NC any more documents and limit future sessions to oral briefings.
Far from mincing his words, Christofias was said to be blunt, driving home
the message he would not tolerate similar behaviour.
Within the room at the Presidential Palace, the members of the Council one of
whom was obviously the guilty party denounced the leak and renewed a pledge
not to publicise what is discussed behind closed doors.
The NC, which comprises party leaders and their deputies, is the Presidents
top advisory body on the Cyprus talks; it is convened at the discretion of the
President, who technically is not obligated to consult with the parties.
Similar leaks have occurred repeatedly in the past and under various
administrations, despite a gentlemans agreement for discretion and secrecy.
Its understood also that the NC spent well over an hour discussing the leak;
the remaining three hours were devoted to exchanging views on the current state
of reunification talks. Out of all the parties, only EDEK submitted ideas in
writing.
Once the smoke cleared, however, the President asked political leaders to set
the issue aside and avoid comments to the mediaa request that was respected.
The Mail is told that Christofias even stepped in to prevent tensions from
flaring, after a participant suggested the document must have been leaked by
quarters who were unhappy with how reunification talks were going,.
At the end of the meeting, government spokesman Stefanos Stefanou read out a
brief statement, saying the body had addressed the issue of the leak:
The National Council
has condemned the leak, which undermines both the
credibility and the role of the body, but also undermines the negotiating
capacity of the Greek Cypriot side, he said.
A politician knowledgeable about the workings of the National Council told the
Mail:
Certainly people should be informed on progress in Cyprus talksbut not like
this. Telling people what is discussed every time at the National Council is
unnecessary and would just lead to confusion. At the end of the day, it is not
the people who negotiate, but the government. When the time comes for
decisions, the public will have all the information it needs, the source said.
CYPRUS MAIL 11/03/09
Kıbrıs'ta liderler 22'nci
kez buluştu
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulmayı
amaçlayan doğrudan müzakereler çerçevesinde bugün 22. kez bir araya geldi.
3 saat süren görüşmenin 1,5 saati liderler arasında baş
başa geçti. Görüşmenin ardından, liderler açıklama yapmadan
bölgeden ayrıldı.
Liderlerin, AB konularıyla ilgili teknik ve yasal düzenlemeleri uzman
ekiplerine havale ettiğini, uzman heyetlerin ve liderlerin temsilcilerinin
cuma ve pazartesi günü bir araya gelerek, bir rapor
hazırlayacağını kaydeden BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, liderlerin de
uzmanların hazırlayacağı raporu gözden geçirmek
amacıyla 17 Mart Salı günü bir araya geleceğini açıkladı.
AB konuları görüşüldüğüne göre, AB'nin sürece dahil olup
olmayacağıyla ilgili bir soruya, "Hayır"
karşılığını veren Downer, AB'nin ve AB
kurumlarının hiçbir şekilde sürece dahil
olmadığını, ancak Güney Kıbrıs'ın AB üyesi
olduğu için AB temsilcilerinin adada temaslar
yaptığını kaydetti.
BM'nin görüşmelere ev sahipliği yaptığını ve
müzakere edilen konularla ilgili uzmanlardan destek aldıklarını
ifade eden Downer, bunun etkili bir yöntem olduğunu düşündüğünü
söyledi. Liderler, 17 Mart Salı günü 23. kez bir araya gelecek.
Heyetler değişti
Yeni başlıkla birlikte liderlerin heyetlerinde de
değişiklik oldu. KKTC heyetinde, Başbakanlık AB
Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan Elçin, Kıbrıs Rum
heyetinde ise eski Rum liderlerden, Rum yönetimin AB ile müzakerelerinde heyet
başkanı olan Yorgo Vasiliu yer aldı.
Taraflar, Kıbrıs sorununa çözüm bulmayı amaçlayan ve
Lefkoşa'da 11 Eylül 2008'de başlayan müzakerelerde, daha önce
"Yönetim ve Güç Paylaşımı" ile "Mülkiyet"
başlıklarıyla ilgili ilk tur görüşmeleri tamamladı.
11 Eylülde ele alınmaya başlanan "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" ile ilgili görüşmeleri 16 Ocak 2009'da
tamamlayan ve bu başlıkta 16 görüşme yapan liderler, konunun
görüşülmesini temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'ya
devretmişti.
Temsilciler de bu başlıkla ilgili, liderlerin de üzerinde
mutabık kaldığı,tarafların
yakınlaştığı ve
yakınlaşamadığı konuları belirleyen 15 ortak
tutum belgesi hazırlamıştı.
Müzakerelerde ikinci başlık olan "Mülkiyet"le ilgili
görüşmelere 28 Ocakta başlayan ve bu görüşmeleri 21 Martta
tamamlayan liderler, mülkiyetle ilgili 6 görüşme yapmıştı.
Liderler bu başlıkla ilgili görüşmelerin sürdürülmesini de
temsilcilerine havale etmişti.
Mülkiyetle ilgili görüşmelerde, konulara bakışlarını,
tezlerini vepozisyonlarını ortaya koyan tarafların, mülkiyet
konusunda hemen hemen hiçbirkonuda uzlaşamadığı
belirtiliyor. Müzakerelerde Yönetim ve Güç Paylaşımı, Mülkiyet,
AB konuları, Garantiler, Toprak ve Harita, Ekonomi olmak üzere 6 ana başlık
bulunuyor.
Türk, Yunan, Kıbrıslı Türk ve Rum
işadamları dernekleri ortak bir bildiri yayınlayarak Ada'da
kalıcı bir barış istedi.
"Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiyenin önde gelen iş
dünyası kuruluşları; OEB (Kıbrıs İşverenleri
ve Sanayicileri Federasyonu), İŞAD (Kıbrıs Türk
İşadamları Derneği), SEV (Yunan Girişimcileri
Federasyonu) ve TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İşadamları
Derneği) olarak, Kıbrıstaki
her iki toplumu, Kıbrıs
sorununun kapsamlı ve kalıcı bir çözüme ulaştırma
yolunda müzakereleri iyi niyet içinde sürdürmeye çağırıyoruz.
Kıbrıstaki her iki toplumu, ilgili
tüm değişiklikleri ve hususları içerecek kapsamlı bir
çözüme, mümkün olan en kısa sürede, ulaşılabilmesi konusunda
gerekli her türlü çabayı göstermeye davet ediyoruz.
Siyasal ve ekonomik konuların
birbirleriyle bağlantılı olduğu düşüncesinden
hareketle, dört kuruluş, Türkiyenin halen devam etmekte olan AB
katılım müzakerelerinin ve Kıbrıstaki her iki toplumun
yürüttüğü müzakerelerin, Kıbrısta uzun
süredir devam eden soruna, bu yıl içinde, kabul edilebilir bir çözüm
bulunmasına katkı sağlamasını umut etmektedir.
Dört kuruluş, Kıbrısın bir bütün olarak
ekonomik gelişimi için gerekli olan dinamiğin, Adanın
ekonomik bütünleşmesine dayanacağı vurgulamakadır. Çözüm
için hiçbir fırsatın kaçırılmaması gerektiğine
inanan dört kuruluş, müzakereleri sürdüren liderler Dimitrios Christophias
ve Mehmet Ali Talatın bu alanda bir anlaşmaya ulaşma
çabalarını artırmalarını teşvik etmektedir."
HURRIYET 12/03/09
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas dün saat 10.00
sıralarında ara bölgede müzakereler için tahsis edilen binada bir
araya geldi.
Dünkü görüşmeye , BM Genel Sekreteri′nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer ev sahipliği yaptı.
Liderlerin AB konusunun ele alınmaya başlandığı
görüşme saat 10.30′da başladı. Liderlerin ilk bir buçuk
saatini baş başa sürdürdükleri görüşme saat 13.00′te sona
erdi. Yeni başlıkla birlikte liderlerin heyetlerinde de
değişiklik oldu. KKTC heyetinde, Başbakanlık AB
Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan Elçin, Kıbrıs Rum
heyetinde ise eski Rum liderlerden, Rum yönetimin AB ile müzakerelerinde heyet
başkanı olan Yorgo Vasiliu yer alıyor. Elçin ve Vasiliu,
çalışma grubunda da görev yapıyor.
Liderlerin temsilcileri ile teknik uzmanlar Cuma ve Pazartesi bir araya
gelerek, AB ile ilgili yasal ve teknik konuları derinlemesine ele alacak.
Liderler ise müzakerelere Salı günü devam edecek. Görüşmeye
ilişkin ayrıntılar, görüşmeye ev sahipliği yapan BM
Genel Sekreteri′nin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downer tarafından dile getirildi.
ÖNCE UZMANLAR GÖRÜŞECEK
Alexander Downer, liderlerin görüşmenin başında
yaklaşık 1.5 saat baş başa bir görüşme
gerçekleştirdiğini, daha sonra da "AB konularını"
ele almaya başladığını söyledi. Liderlerin saat
13.00′de sonra eren görüşmede, bazı teknik ve yasal
konuları, Cuma ve Pazartesi bir araya gelecek teknik uzmanlara havale
ettiğini kaydeden Downer, liderlerin de Salı günü bir araya gelerek,
teknik uzmanların "AB Konuları"na ilişkin
çalışmalarını ele alacağını belirtti.
"UZMANLAR YASAL SORUNLARI ELE ALACAK"
Konuyla ilgili bir soruyu yanıtında, "AB konuları"yla
ilgili bazı yasal sorunların, yasal konulardaki teknik uzmanlarca ele
alınacağını kaydeden Downer, liderlerin temsilcilerinin de
Cuma ve Pazartesi bir araya geleceğini söyledi.
Downer, temsilci ve uzmanların konuyla ilgili
çalışmalarının rapor halinde liderlerin görüşmesinde
ele alınacağını kaydetti.
"AB DOĞRUDAN MÜDAHİL DEĞİL"
Alexander Downer, bir soru üzerine, ne AB′nin ne de herhangi bir AB
kurumunun sürece doğrudan müdahil olduğunu söyledi.
Downer, kendi temas ve görüşmelerini gerçekleştiren AB′nin
sürece ilişkin görüşlerini, adayı 3-4 hafta önce ziyaret eden
Avrupa Komisyonu′nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oli Rehn
tarafından dile getirildiğine işaret etti.
HALKIN
SESI 12/03/09
No official EU
involvement in Europe discussions
By Elias
Hazou
THE TWO leaders will not
be making use of any EU experts, even when the subject matter revolves around
the reunited islands relations with the bloc, UN envoy Alexander Downer said
yesterday.
The Australian diplomat was speaking after the latest meeting between the
leaders of the two communities at the old Nicosia airport in the UN-patrolled
buffer zone. The current item on the talks agenda is EU affairs, which the leaders
will revisit next Tuesday.
President Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat had a
tête-à-tête for an hour and a half and then began discussions on EU matters,
wrapping up at around 1pm.
In addition to his chief advisor, Christofias was yesterday escorted by former
President George Vassiliou who heads the working group on EU matters for Greek
Cypriots.
At the news briefing later, Downer said the leaders would refer some of the
particularly technical legal issues to the experts who would be meeting to
discuss those further on Friday and Monday.
These were local experts, Downer clarified in response to a question.
None of the European Union institutions are directly involved in the process
at all. Of course, they make their own representations and have their own
discussions
But they dont have any direct involvement in the discussions at
all, Downer said.
Given the current discussion centres on EU matters, the UN envoy was asked
whether having somebody from the European Union might facilitate the process.
The chapter of EU affairs comprises key issues of a Cyprus settlement, such as
whether, and for how long, restrictions can be placed on the number of Turkish
nationals that can acquire Cypriot citizenship in a reunited state. In order to
do that, Cyprus would need to secure a derogation from the EU.
Reading between the lines of Downers response, it could be gleaned that the
idea of including EU technocrats was scrapped because of opposition from one of
the sides the Turkish Cypriots.
As you know, the Republic of Cyprus is a member of the European Union, the
north is not part of the European Union according to protocol 10 of the
accession agreement.
So bearing that in mind, and bearing in mind the political implications, particularly
throughout the European Union, of that, the parties find operating as they do
to be a more diplomatic and successful way to operate, thats all. I think that
is sort of understandable, if I can put it that way, said Downer.
Asked about the possibility or scope of EU assistance to the talks process,
Christofias referred newsmen to Downers statement.
We shall look at these things in due course, he said cryptically.
Speaking to reporters in the north, Talat said that it was possible for the two
sides to ask the EU for help on technical issues, but hastened to add there
would be no political involvement from the bloc.
No favours for Ankara in
progress report
By Elias
Hazou
CYPRIOT MEP Panayiotis
Demetriou said yesterday he did not anticipate any complications ahead of the
vote in the European Parliament today on Turkeys progress report.
There is no fertile ground to change the report to a degree that favors the
Turkish side, Demetriou said, speaking from Strasbourg.
Members of the Foreign Affairs Committee yesterday adopted the draft for the
EPs annual resolution on Turkeys progress report towards accession, which was
drawn up by Dutch conservative MEP Ria Oomen-Ruijten.
Turkey has so far started only ten of the 35 negotiating chapters with the EU.
Only one chapter [science and research] has been concluded since talks began in
October 2005.
The resolution as it stands stresses the need to reach "a comprehensive
settlement" of the Cyprus question based on UN Security Council
resolutions. MEPs back the direct negotiations currently under way between
leaders of the Greek and Turkish Cypriot communities and urge Turkey to
facilitate a suitable climate for negotiations by withdrawing Turkish
forces.
It deplores the fact that the EC-Turkey customs union and its additional
protocol have not yet been implemented fully by the Turkish government.
They also point out that the non-fulfillment of Turkey's commitments by
December 2009 will further seriously affect the process of negotiations.
The non-recognition of Cyprus is blocking the start of talks on eight economic
chapters. In addition, Turkey is refusing to allow access to its ports
and airports to Cypriot ships and plans.
Under an amendment to the resolution, submitted by the European Green Party,
certain restrictions would be placed on the four basic freedoms in Cyprus
post-settlement.
But that aside, Demetriou said, there was no strong current within the EP to
soften its stance on Ankara.
Our position is that the report should remain as is. But talking with
colleagues here in the Parliament, I dont think even if these amendments were
to be adopted, it would not be too painful because, in any case, we expect some
temporary derogations from EU law in the event of a Cyprus solution.
And AKELs MEP Adamos Adamou predicted that the efforts of the Turkish lobby
will come to nothing.
He cited EU Enlargement Commissioner Olli Rehn, who last month said a solution
on Cyprus should respect the fundamental principles of the EU.
CYPRUS MAIL 12/03/09
Threat to revert to old
version of Turkish Cypriot history books
By Simon
Bahceli
TURKISH Cypriot history
book could be rewritten for a second time in five years if the right-wing
National Unity Party (UBP) is re-elected in the norths April 19 general
election, a party source told the Cyprus Mail yesterday.
There are tangible mistakes in the books. If we take power, our experts will
review the history syllabus and make the appropriate corrections, the source
said, adding: Well do exactly the same as the CTP [Republican Turkish Party]
did when they came to power. Recent polls put the UBP clearly in the lead for
next months election.
The CTPs educational planners received widespread praise from the
international community, in particular the EU, when they devised a set of new
books for the teaching of history in 2005. The new books were a significant
departure from the ones used previously, which had portrayed Greek Cypriots as
the sole cause of the Cyprus problem and the enemy of the Turkish Cypriot
people. The old books had also described the EU as a rotten apple a
sentiment largely absent among Turkish Cypriots, who, despite the norths
remaining outside the EUs control, are EU citizens.
Speaking to the Cyprus Mail yesterday, Turkish Cypriot education minister
Canan Oztoprak hit back at that UBPs criticism of the books by saying: These
books were not written by ministry officials or by politicians; they were
written by historians and educationalists. In no way do they attempt to hide
facts or reduce the significance of certain events. She added: Of the all
countries in the EU carrying out similar reviews of their history syllabi, our
project was among the most admired.
Oztoprak added that the revision of the syllabus could have added to
reconciliation efforts by giving impetus to Greek Cypriot moves to revise their
history-teaching programme, which is regarded by many to promote xenophobic
attitudes towards Turkish Cypriots and Turks in general.
But now, with an election approaching in the north, it seems that right-wing
parties, if elected, could scrap the new books and replace them with a more
nationalistic version of historical events in Cyprus.
A vitriolic debate is currently underway on the Greek Cypriot side over the revision
of history books even though President Demetris Christofias has said the move
would be going ahead.
Social anthropologist Yainnis Papadakis, who has carried out extensive research
on history teaching on both sides of the island, believes a reversion by the
Turkish Cypriots to nationalistic history would be a huge step backwards for
the north, and for efforts towards reconciliation between the two communities.
I think the way forward would be to introduce multiple perspectives and
sources, especially on contested events and periods, Papadakis said, adding
that this way there was less likelihood of the books and the syllabus being
revamped each time a new administration came to power.
Papadakis also suggested that history syllabus writers both sides of the Green
Line adhered to recommendations given by the Council of Europe in 2001. These
recommendations advocate a multi-perspective approach and warn against using
history teaching as an instrument of ideological manipulation.
While saying he accepted the Council of Europes basic tenets, the UBP source
yesterday told the Mail, We accept and agree with European standards, but the
situation in Cyprus is a special one. Creating a unified Cypriot history, he
said, would be problematic as long as the Greek Cypriots continue to see the
north as being under Turkish occupation and Turkey as an enemy.
Meanwhile, a group calling itself the National Struggle Councils Historical
Technical Committee told the Cyprus Mail yesterday it was holding meetings with
all political parties in the north with the aim of persuading them to review
the updated history syllabus. One of the committees members, historian Birol
Ozter, said the current Turkish Cypriot history textbooks attempted to present
Greek and Turkish Cypriots as if they were as similar as eggs in a basket.
But the truth is that we are different in every way, she said, adding: The
aim of the books is to divert people and turn them into Cypriots who forget
their Turkishness. They are brainwashing our children.
While refusing to react to Ozters statement, Oztoprak said she believed that
Turkish Cypriots would not revert to the nationalism and isolation of the past.
We have moved forward towards integration with the world and Europe, and we do
not intend to go back on this, she insisted.
CYPRUS MAIL 12/03/09
ntvmsnbc ve
Ajanslar
Güncelleme:
01:19 TSİ 13 Mart. 2009 Cuma
LEFKOŞA
- Kıbrısta, bir süredir hükümete muhalif yayınlar yapan
Kıbrıs Gazetesine 9 milyon TL tutarında vergi borcu
çıkarıldı ve borcun ödenmesi için gazete yönetimine 24 saat süre
tanındı.
İşadamı
Asil Nadir'e ait Kıbrıs Gazetesi, vergi borcunu ödemez ya da geçerli
bir güvence göstermezse gazeteye el konulması gündeme gelecek.
Kuzey
Kıbrıs'ın en yüksek tirajlı gazetesine vergi borcu
ihbarı yapılması hakkında konuşan Maliye Bakanı
Ahmet Uzun, Asil Nadire ait şirketlerin 9 milyon Türk Lirası
tutarında vergi borcu bulunduğunu ve halk adına bu parayı
talep ettiklerini söyledi.
Uzun
, olayın siyasi boyutu olmadığını savunurken,
Kıbrıs Gazetesi yönetimi ise, 19 Nisandaki erken Genel Seçimler
öncesinde yapılan girişimin siyasi olduğunu iddiasında.
"ÖDENMEMİŞ
VERGİ YOK"
Gazetenin
muhalif yayınları nedeniyle susturulmaya
çalışıldığını öne süren Kıbrıs
Medya Gurubu Genel Yayın Yönetmeni Reşat Akar, gurubun 17 Ekim 2008
tarihinde vergi şampiyonu olduğunu hatırlattı.
Akar,
''Maliye Bakanının vergi memurlarını Kıbrıs Medya
Grubu'na göndererek, 2002 yılından başlayarak resen takdir
uygulamasıyla bugüne kadar 9 milyon TL vergi talep ettiğini ve bunun
24 saat içinde ödemesini istediğini'' belirterek, ''Ödenmemiş vergi
yok'' dedi.
"SİYASİ
SALDIRI"
Akar, yaptığı açıklamada, hükümetin kendilerine ''9 milyon
lirayı ya ödersiniz ya da medya gurubuna el koyarız'' dediğini
ileri sürerek, kararın, ''Ekonomiyle ilgisi olmayan siyasi bir
saldırı olduğunu ve Kıbrıs Medya Grubu'nu susturma amacı
taşıdığını'' iddia etti.
Açıklamasında
kararı, ''dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş, demokrasiyle ve
insan değerleriyle bağdaşmayan bir karar'' olduğunu öne
süren Reşat Akar bu tutumun Kıbrıs Türk basın tarihinde bir
ilk olduğunu ifade etti.
Kıbrıs
Medya Grubu'nun 17 Ekim 2008 tarihinde ''vergi şampiyonu'' ilan
edildiğini ve hükümetin bunu bir plaketle ödüllendirdiğini kaydeden
Akar, ''Hükümet, bugün Kıbrıs Gazetesinin yayınlarından
duyduğu rahatsızlığı bir terör olayıyla ortaya
koydu'' ifadesini kullandı.
Yasanın
Maliye Bakanına bu yetkiyi verdiğini, ancak yasa gereği sürenin
Kıbrıs Medya Grubu'na tanınmadığını ifade
eden Akar, kurumun yasa dışı hiçbir hareketinin
olmadığını söyledi.
Akar,
''Biz susmayacağız. Buna teslim olmayacağız. Beklentimiz başta
siyasi partiler olmak üzere bütün demokratik güçlerin, Kıbrıs
Gazetesini bugünlere getiren okurların, ayağa kalkması ve bu
uygulamaya dur demeleridir'' diye konuştu.
Muhalefet
partileri de karara tepki gösterdi.
Ana
muhalefet partisi Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti,
Kıbrıs Gazetesi'ne gönderilen vergi borcu nedeniyle, hükümetin büyük
ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi'ni (CTP) kınadı.
UBP
Genel Merkezi'nden yapılan yazılı açıklamada, ''CTP
yöneticilerinin baskıcı anlayışında, gerçek demokrasiye
yer olmadığı ve CTP için demokrasinin 'amaca ulaşmak için
bir araç' olduğu'' iddia edildi.
UBP
açıklamasında, ''Kıbrıs Medya Grubu sahibi Asil Nadir ile
CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu arasında bir televizyon programında
çıkan tartışmanın hemen ardından Kıbrıs
Medya Grubu'na seçimlere 38 gün kala 2002 yılından başlamak
üzere 9 milyon TL'lik resen vergi gönderilmesi ve yarın saat 17.00'ye
kadar ödenmezse şirketlerin tasfiye edileceği tehdidinde bulunulduğu''
öne sürüldü.
DP'den
yapılan açıklamada ise CTP'nin ''Gözünü özgür basına
çevirdiği'' ileri sürüldü. Hükümete ağır eleştirilerde
bulunan DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, ''Hiçbir şekilde,
yapılmak istenen medya kapatma, yıldırma ve gözdağı
verme operasyonuna geçit vermeyeceklerini'' ifade etti.
Denktaş,
''Hangi basın kuruluşumuz olursa olsun, dile getirdiği
düşüncelerini özgürce savunmalıdır. KKTC'yi özgür ve çok sesli
yapacak olan düşünce sisteminin vazgeçilmez unsuru olan medyaya sahip
çıkmak boynumuzun borcudur'' ifadesini kullandı.
Serdar
Denktaş, bu maksatla yarın Kıbrıs Gazetesi önünde
toplanarak, CTP'nin tutumuna ''dur'' diyeceklerini söyledi.
'Asil
Nadir'e ihbarname'ye muhalefetten tepki
KKTC
Maliye Bakanlığı'nın Asil Nadir'e ait Kıbrıs
Medya Grubu ve bağlı şirketlerine 11 milyon TL'lik vergi
ihbarnamesi göndermesi, muhalefet partileri ve bazı sendikalar
tarafından protesto ediliyor.
Ulusal Birlik Partisi, Demokrat Parti, Toplumcu Demokrasi Partisi ve bazı
sendikalar bugün Kıbrıs gazetesi önünde eylem düzenleyerek destek
belirttiler.
Kıbrıs Medya Grubu önünde toplanan siyasi partilerin yetkilileri ve
adaylar ile bazı sendikaların başkanları ve üyelerinin
katılımıyla gazete önünde yapılan gösteride,
"basına uzanan eller kırılsın", "basın
özgürdür, özgür kalacak", "Kıbrıs'ta demokrasi
engellenemez", "susma sustukça sıra sana gelecek"
sloganları atıldı.
Eylemciler hükümeti, alkışlarla protesto etti.
KKTC Maliye Bakanlığı, Kıbrıs Medya Grubu ile bağlı
şirketlerine dün gönderdiği ihbarnamede, 11 milyon TL'lik vergi
borcuna karşılık 24 saat içinde ödeme taahhüdü istemişti.
Bugün akşam saatlerinde dolacak 24 saat bitiminde bu taahhüdün verilmemesi
halinde, medya grubunun yönetiminin kayyuma devredileceği de
belirtilmişti.
Kıbrıs Türk Basın Konseyi'nin açıklaması
Kıbrıs Türk Basın Konseyi Başkanı ve Dünya Basın
Konseyleri Birliği (WAPC) MYK Üyesi İsmet Kotak
yaptığı açıklamada, Kıbrıs Medya Grubu'na ait
şirketlerin "borçları, sosyal güvenlik fonlarına olan prim
ödemeleri veya TMSF borçları harman yapılarak belirli yasal
gerekçeler ileri sürülerek, seçim öncesinde kamuoyu gözünde baskı
niteliği taşıyacak icraat yapılmasının hata
olduğunu" savundu.
Kotak, açıklamasında "Kıbrıs Türk Basın Konseyi
olarak seçim döneminde basına dönük ve baskı niteliği
taşıyan her girişimin hatalı olduğunu, bundan
vazgeçilmesinin gerekliliğini herkese anımsatırız.
Basın Konseyi, anlaşmazlıkların Konsey ilkelerine uygun
olarak görüşme yoluyla çözümlenmesinden yana olduğumuzu, seçim
kargaşası içinde uygulamalardan basın emekçilerinin zarar
görmesinin önlenmesi gerektiğini işaret ederiz. KKTC'deki bu durumu
Dünya Basın Konseyleri Birliği Başkanlığı'na
bildirdiğimizi kamuoyuna açıklarız" dedi.
Soyer: "Borcunu kabul etmesi lazım"
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Maliye
Bakanlığının Asil Nadir'e ait Kıbrıs Medya Grubu
ve bağlı şirketlerine vergi ihbarnamesi göndermesinin, devletin
alacaklarıyla ilgili bir uygulama olduğunu belirterek, Nadir'in,
öncelikle, kendi beyanları ile belirlenen vergi borcunu prensipte kabul
etmesi gerektiğini söyledi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, düzenlediği basın
toplantısında, KKTC Maliye Bakanlığının iş
adamı Asil Nadir'e ait Kıbrıs Medya Grubu ve bağlı
şirketlerine 11 milyon TL'lik vergi ihbarnamesi göndermesiyle ilgili
açıklamalar yaptı.
Konunun basın özgürlüğüyle ilgili olmadığını,
devletin alacağıyla ilgili olduğunu ifade eden Soyer, bir
iş adamının, Nadir'den alacağıyla ilgili olarak
mahkemeye başvurduğunu ve mahkeme kararı uyarınca,
alacağına karşılık Nadir'in malına el
koyduğunu anlatarak şunları söyledi:
"Bir iş adamının alacağını tahsil etmesi
için yaptığı ve gerçekleştirdiği bir karar
meşrudur da, devlet alacağının tahsil edilmesi için
atılan adım mıdır gayrimeşru. Yoksa devlet
alacakları, güce göre, konuma göre üstü örtülecek bir olgu mudur. Bu
kamuoyu indinde sorulması, düşünülmesi gereken bir noktadır.
Bugün gösterilen tepkilerin hiç biri bir hafta önce basın özgürlüğü
temelinde gösterilmemiştir."
Vergi ihbarnamesinin gönderilmesiyle ilgili olarak "neden bu zaman"
sorusunu soran Soyer, kamuoyunun kendisine bir süre önce, Kıbrıs
gazetesinin neden yayınlarını değiştirdiğini
sorduğunu ve açıklama yapmadığını belirterek,
"İşte bu sorunun cevabı bugün yaşanan gerçekler
içerisinde orta yere çıkmaktadır" dedi.
Devlet alacaklarının uygun koşullarda tahsili peşinde
olduklarını kaydeden Soyer, "Yaydan çıkan bu oku, ister
iktidar olsun, ister muhalefet olsun, ister basın mensubu olsun, kimse
durduramaz. Kimse halka mal olmuş kamu alacağının tahsilinin
üstüne yatamaz" dedi.
Uygulamanın, "basın özgürlüğüne müdahale"
şeklinde takdim edilmesinden büyük rahatsızlık duyduğunu
kaydeden Soyer, hükümetin, birini susturmak adına değil, ilkeler
uğruna elini taşın altına koyduğunu belirtti.
Soyer, "farklı olana husumetle
yaklaşılmadığına" işaret ederek, "Ne
dün, ne de bugün, ne Asil Nadir, ne de Bilge Nevzat'a dönük husumet içinde bir
yaklaşımımız olmadı" dedi.
9 milyon TL'lik vergi borcunun, beyanların incelenmesinden çıkan
sonuç olduğunu ve bir kısım gelirlerin değişik
şirketlere aktarılmasının tespiti olduğunu ifade eden
Soyer, hükümetin konuyu inceleyeceğini ve geri çekilmeyeceğini
kaydetti.
Soyer, ilgili medya kuruluşunun yayınlarının, hükümeti
caydırma ve süreçten uzaklaştırma amacı güttüğünü
savundu. Asil Nadir'in Maliye Bakanlığı ile gerekli pozitif
girişimleri yaptığı sürece hiç bir husumetlerinin
olmayacağını ifade eden Soyer, Başbakan olarak sorumlu
davranmak zorunda olduğunu kaydetti.
Soyer, "Ne kadar büyük sıkıntı olursa olursun kendimizi
kurtarmak adına ne geri adım atarım, ne de atılan bütün
adımlar sonuçlanmadan konuşurum. Bizim tek bir amacımız
var, devlet alacağının tahsilinin teminat altına
alınması" dedi.
Bakan,
seçmene orgazmı sordu
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
KKTCde
19 Nisanda yapılacak erken genel seçim öncesinde iktidardaki Cumhuriyetçi Türk
Partisinden (CTP) Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanı Salih Usarın, ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi (UBP)
taraftarı bir kadına, UBP kazanınca orgazm mı
olacaksın? dediği ileri sürüldü. Skandal iddia, siyaset dünyasını
karıştırdı.
Olayı Havadis gazetesi yazarı Levent Özadam gündeme getirdi. Özadam,
Bakan Usarın UBPli bir kadına, UBP kazanırsa orgazm mı
olacaksın? dediği şeklinde yaygın iddialar olduğunu
belirtti. Orgazm sorusuna hedef olduğu kaydedilen Sıdıka
Kumyalı ise, Milliyete yaptığı açıklamada,
olayın Gazimağusa Çayırovada geçen pazar piknik yaparken
meydana geldiğini söyledi. Kumyalı, Bakan Usar, piknik alanında
masamıza gelip kime oy vereceğimizi sordu. Eşim de, Turuncu
(UBPnin rengi) atkılarımızdan belli olmuyor mu? dedi. Bunun
üzerine Usar bey, UBP kazanırsa çok mutlu olacağını
söyledi şeklinde konuştu.
Sıdıka Kumyalı diyaloğun bu aşamasında kendisinin
söze karıştığını ve Ben de mutlu
olacağım dediğini aktardı. Kumyalı, Daha sonra,
Bakan bey bana, UBP kazanınca orgazm mı olacaksın? gibi
nahoş bir soru yöneltti. Bunun üzerine tartışma çıktı.
Daha sonra Bakan gelerek özür diledi. Ben özrünü asla kabul etmiyorum.
Bayağı bir içkiliydi. Bu nasıl bir Bakan? Bir Bakan böyle
nasıl konuşur? Olayı mahkemeye taşıyacağım
ifadelerini kullandı.
Tehdit etti
Sıdıka Kumyalı, eşi Hüseyin Kumyalının Bakan
Usara tepki göstermesi üzerine, Bakanın, eşini, Sana meydan
dayağı attırırım diye tehdit ettiğini söyledi.
Tartışmaların yaşandığını Havadis
gazetesine doğrulayan Bakan Usar, aleyhindeki iddiaları reddederek,
tanımadığı bir kadının kendisine hakaret
ettiğini ve yalancılıkla suçladığını ileri
sürdü.
Usar, ağzından taciz edici bir söz
çıkmadığını savundu.
MILLIYET
13/03/09
Downer, Talatı ziyaret etti
Downer, saat 10.30da
Cumhurbaşkanlığında gerçekleşen görüşmeye,
Kıbrıstaki BM Barış Gücü Misyon Şefi ve BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun ile birlikte
geldi.
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan
Sarıca ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın BM ve AB ile
İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Naminin de hazır
bulunduğu görüşmeye ilişkin açıklama yapılmadı.
Basına görüntü alma imkânının da
sağlanmadığı görüşmede Talat ile Downerin
Kıbrıs müzakerelerindeki son durum hakkında görüş
alışverişinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri
çerçevesinde önceki gün gerçekleştirdikleri görüşmede AB
Konuları başlığını görüşmeye
başlamışlardı.
Ara bölgede gerçekleşen görüşmede BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer de hazır
bulunmuştu.
Cumhurbaşkanı, bugün
İstanbula gidiyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat bugün İstanbula gidecek.
Talat, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfının
(TESEV) Kıbrıs sorununda son gelişmeler konulu toplantısında
konuşma yapacak.
Cumhurbaşkanlığının
açıklamasına göre Talat, İstanbulda Tarih
Vakfını da ziyaret edecek ve cumartesi adaya dönecek.
KIBRIS 13/03/09
KIBRIS Medya Grubuna GÜÇLÜ DESTEK
Sivil toplum örgütleri, Maliye Bakanı Ahmet
Uzunun vergi memurlarını Kıbrıs Medya Grubuna göndererek,
2003 yılından başlayarak bugüne kadar 11 milyon TL vergi talep
etmesi ve bunu 24 saat içinde ödemesini istemesini şiddetle
kınadı. Örgütler, basını susturmaya yönelik bir hareket
olarak niteledikleri bu girişimi sert ifadelerle eleştirdi.
Darbaz: Basın hiçbir
zaman susturulamaz
Basın-Sen Başkanı Kemal
Darbaz, konuyla ilgili değerlendirmede bulunarak, böyle bir olayın,
seçimlere çok az bir süre kala ve Kıbrıs Medya Grubunun yayın
politikasıyla ilgili birtakım değişimlerin
yaşandığı günlere denk gelmesinin hükümetin kurumu
susturmak adına yapıldığını akıllara
getirdiğini ifade ederek, basının hiçbir zaman
susturulamayacağını vurguladı.
Kıbrıs Medya Grubuna el konulması ihtimaliyle ilgili
olarak Darbaz, BASIN-SEN, bugün Kıbrıs Medya Grubu önünde toplanacak
olan diğer sivil toplum örgütleri, siyasi parti temsilcileri ile birlikte
bir duvar örmeye hazırız. Böylesi bir durum karşısında
sesiz kalmayız ve tepkimizi en sert bir şekilde veririz dedi.
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Darbaz şöyle
konuştu:
Eğer Maliye Bakanlığının
bakış açısıyla bakılırsa bu bir borçtur ödenmesi
gerekir, yasalar yürürlüğe konur şeklinde değerlendirilebilir.
Ancak söz konusu olan basın olunca, bu Anayasada yerini bulur ve
basının hiçbir şekilde susturulamayacağı gündeme
gelir. Bu temel mantık, temel ilke gündeme gelir. .
Kemal Darbaz, 11 trilyonluk TLlik bir borcun veyahut bir
alacağın birikmesi için belli bir sürenin geçmesi gerekir. Bunun,
seçimlere çok az bir süre kala ve Kıbrıs Medya Grubunun yayın
politikasıyla ilgili birtakım değişimlerin
yaşandığı günlere denk gelmesi, akıllara Maliye
Bakanlığının ya da şu anki mevcut hükümetin
Kıbrıs Medya Grubunu bir tehlike olarak gördüğü, kurumu
susturmak adına yaptığı geliyor dedi.
Bu yaşanan gelişmenin sadece vergi boyutu
bulunmadığına işaret eden Basın-Sen Başkanı
şöyle konuştu:
Asil Nadirin Maliye Bakanlığının
açıkladığı miktarlar kadar vergi borcu var ise niye bunlar
bugüne kadar tahsil edilemedi. Burada hükümet edenler bugüne kadar çok ciddi
bir suç işlemişlerdir. Bu vergi borcunu yıllarca geciktirerek,
buna çanak tutmuşlardır. Bu anlamda bu yapılan hareketin sadece
vergi boyutuyla ele alınmasının çok yanlış
olacağını düşünüyoruz.
Darbaz, sendika olarak hem basın emekçileri hem medya
grubunun yaşam bulması açısından bu girişimin derhal
son bulmasını talep ediyoruz dedi.
Bugün yaşanan bu olayın yakın geçmişte TC
Başbakanı Recep Erdoğanın Türkiyede medyaya
karşı giriştiği saldırıları
anımsattığını ifade eden Darbaz şöyle dedi:
Vergi borcunun ilgili sahibi ile bu konunun görüşülmesi ve
takvimlendirilmesi, ancak sonuçta mutlaka uzlaşının ortaya
çıkması gerekir. Yoksa vergi borcu vardır, kapatırım
demek mümkün değildir
Kıbrıs Medya Grubuna el konulması ihtimaliyle
ilgili olarak Kemal Darbaz, BASIN-SEN olarak, bugün Kıbrıs Medya
Grubu önünde toplanacak olan diğer sivil toplum örgütleri, siyasi parti
temsilcileri ile birlikte bir duvar örmeye hazırız. Böylesi bir durum
karşısında sesiz kalmayız ve tepkimizi en sert bir
şekilde veririz dedi.
Ekmekçi: Kıbrıs Medya
Grubu susturulmamalı
Gazeteciler Birliği
Başkanı Hüseyin Ekmekçi, konuyla ilgili olarak değerlendirmede
bulunarak, Gazeteciler Birliği için önemli olanın KIBRIS Gazetesinin
kendi belirlediği yayın politikasını sürdürmesi ve
Kıbrıs TV ile Kıbrıs FMin susturulmaması
olduğunu söyledi.
Ekmekçi şöyle dedi: Devletin vergi talep etmesi bizim
dışımızda olan bir durumdur. Bizim için aslolan oradaki
meslektaşlarımızın sorunsuz bir şekilde Basın
İş Yasasında belirtildiği gibi bağımsız ve
hür bir şekilde gazeteciliklerini yapmaya devam etmesidir ve bu
kaygımızı da Maliye Bakanına ilettim.
Kotak: Hukuk
kuralları gözetilmeli
KKTC Basın Konseyi
Başkanı İsmet Kotak, ülkede hukuk devleti olduğuna göre
hukuk kurallarının işlemesi ve gözetilmesini temenni ettiklerini
söyledi.
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Kotak, Yönetim
Kurulunu toplantıya çağırdıklarını ve bugün
konuyla ilgili olarak detaylı bir açıklama yapacaklarını
belirtti.
Seçim zamanında bu tür gerilimlerin yaşanmaması
için biz bundan bir ay önce bir uyarı açıklaması
yaptıklarını hatırlatan Kotak, Hem dil temizliği hem
de davranış şekilleri açısından kamplaşmaya
gidilmesi konusunda uyarı yaptık. Ancak görüyoruz ki çok
yanlış bir gerilim yaratılmıştır. Biz, bu
konuları Dünya Basın Konseyleri Birliğinin üyesi olarak yeniden
değerlendireceğiz dedi.
Tanpınar: Çağdışı bir olay
Dış Basın Birliği
Başkanı Fevzi Tanpınar, bir medya kuruluşunun yayını
durdurma noktasına getirecek gelişmeleri
çağdışı olarak nitelendirerek, böyle bir şeyin
yaşanmaması temennisini dile getirdi.
Bu gelişmeleri medyada siyaset-ticaret bağlamında
olumlu bulmadıklarını belirten Tanpınar, birlik olarak
her zaman özgür ve temiz medyanın ayakta durmasından yana
olduklarını kaydetti.
Medyanın ticaret-siyaset arasında
sıkıştırılmasının kamunun iletişim
özgürlüğünün elinden alınması olduğunu ifade eden
Tanpınar, bunu kabul edilemez olarak niteledi.
Tanpınar, Umarım ki böylesi bir gelişme 21.
yüzyılda KKTCde yaşanmaz ve medya kuruluşları
yayınlarını yapmaya devam eder. Basın
çalışanları da bu olumsuz gelişmelerden etkilenmeden bu
dönemi atlatır dedi.
Tümerkan: Sağduyulu bir
şekilde konu değerlendirilmeli
Kıbrıs Türk Gazeteciler
Cemiyeti Başkanı Mete Tümerkan, konuyla ilgili yaptığı
değerlendirmede, tüm tarafların
soğukkanlılığını koruması ve diyalog
kapılarının kapatılmadan sağduyulu bir şekilde
konunun değerlendirilmesini istedi.
Tümerkan konunun hassas ve önemli bir konu olduğuna
işaret ederek, "yarın (bugün) bu konuda Yönetim Kurulumuzu
toplayıp değerlendirme yaptıktan sonra kamuoyuna geniş bir
açıklama yapacağız" dedi.
Mete Tümerkan, neticede bu tür olayların basın
özgürlüğünü kısıtlayıcı bir boyuta gelmemesi
gerektiğini belirterek, öte yandan ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve
ekonomik koşullar dikkate alındığında vergi
mükelleflerinin mükellefiyetlerini yerine getirme konusunda gerekli
hassasiyetin gösterilmesinin önemine de vurgu yaptı.
Özkardaş: Doğruları yansıtmaya çalışan
medyanın susturulması kabul edilemez
Kamu-Sen Başkanı Mehmet
Özkardaş ise, vergi borcu nedeniyle Kıbrıs Medya Grubuyla
ilgili gündeme gelen konuyu üzücü bir gelişme olarak nitelendirerek,
tam seçim arifesinde CTPnin böyle bir şey yapmasını
şiddetle kınıyorum. Demokrasiden ve şeffaflıktan yana
olduğunu ifade eden bir partinin yaptığı hatalardan ötürü
seçimi kaybedeceğini anlaması üzerine halka doğruları
yansıtmaya çalışan medyayı susturmaya
çalışması kabul edilebilir bir durum değildir dedi.
Özkardaş, Eğer Kıbrıs Medya Grubunun CTPnin
iddia ettiği gibi vergi borcu var idiyse, beş senedir hükümette olan
CTPnin aklı neredeydi? Bu, CTPnin yandaşı olan birçok
medyanın ya da patronların ve menfaatçilerin de trilyonlarca borcu
var ama kendilerine yağcılık yaptıkları için CTP
sesini çıkarmıyor demektir. Bunun hesabını halka
vermelidirler. Halkın basın alma özgürlüğünü kısıtlama
hakları yoktur. Medyayı susturamazlar şeklinde
konuştu.
Çakmak: Kıbrıs Medya
Grubu susturulmak isteniyor
Yaşanan bu olaya şiddetle
tepki gösteren Karikatürcüler Derneği Başkanı Hüseyin Çakmak
ise, bu kararı siyasi bir karar olarak nitelendirerek, bunun seçimler
öncesi Kıbrıs Medya Grubunu susturmaya yönelik bir hareket
olduğunu belirtti.
Eğer Kıbrıs Medya Grubunun vergi borcu varsa,
niye bu kurumu vergi şampiyonu ilan etti? Maliye ve Vergi Dairesinin
bunca zaman aklı neredeydi? diye sorarak, Sürekli bir işi bile
olmayan 24 yıllık bir gazeteci olarak benden bile bir süre önce 31
Ocak 2008 tarihinde 19 milyon TL vergi talep edilmiştir. Kıbrıs
Medya Grubunu susturmaya yönelik bu kararı onaylamıyoruz. Bu konuda
Kıbrıs Medya Grubu ile dayanışma yürütüyoruz dedi.
Elcil: Siyasi bir baskı
KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil,
CTP-ÖRP Kıbrıs Medya Grubuna Maliye
Bakanlığının yaptığı tavrın tamamen
siyasi bir baskı olduğunu vurguladı.
Bu girişimin tamamen seçime yönelik ortaya konulan bir
yaklaşım olduğuna dikkat çeken Elcil, bugüne kadar KIBRIS Medya
Grubunun yayınlarıyla hükümete destek verdiği dönemde böyle bir
borcun talep edilmemesinin durumu açıkça ortaya koyduğunu kaydetti.
KTÖS Genel Sekreteri Elcil, KIBRIS Medya Grubuna bu şekilde
davranılmasının, CTP-ÖRP hükümetinin, güdümlü bir basın
yaratma konusundaki politikasının bir parçası olduğuna
dikkat çekti.
Elcil, 5 yıldır görevde olan Maliye
Bakanının seçimlere bir buçuk ay kala bu borcu talep etmesi tamamen
siyasi bir baskıdır dedi.
Eraslan: Demokrasiye
aykırı bir yaklaşım
KTOEÖS Başkanı Adnan Eraslan
da, herhangi bir basın organının sesini kısmak için
yapılan girişimleri olumsuz karşıladıklarını
belirterek, böyle bir olayın yaşanmasını üzüntüyle
karşıladıklarını ifade etti.
Bu anlayışın ortadan kaldırılması ve
özgür basına yeniden çalışma imkanı tanınması
gerektiğini belirten Eraslan, herhangi bir vesileyle demokrasiye
aykırı olan bu gibi yaklaşımların kabul edilemez
olduğunu vurguladı.
KIBRIS 13/03/09
Çankaya
Köşkü′nde bugün gerçekleşecek olan görüşmede,
Kıbrıs konusunda gelinen son aşama ve erken seçim süreciyle
ilgili konular ele alınacak
HALKIN
SESI 13/03/09
HALKIN
SESI 13/03/09
HALKIN
SESI 13/03/09
Escaped killer arrested
in the north
A TURKISH Cypriot
convicted rapist and murderer who escaped from Nicosias Central Prison almost
18 months ago was arrested on drugs charges in the occupied areas.
Turkish Cypriot authorities yesterday confirmed Panayiotis Netzadi was in
custody after he was arrested in possession of 1kg of opium.
He was one of five people arrested during five different operations carried out
on the same day, Turkish Cypriot daily Kibris reported.
Netzadi escaped from the Central Prisons in October 2007. In May 2008 police
had received unconfirmed information he had crossed over to the north from
Pergamos armed with guns and explosives where he was allegedly arrested and
remanded in eight day custody.
The 34-year-old was convicted in August 2007 for the abduction, rape and murder
of 20-year-old Janka Kovacova on August 17, 2006. He abducted the young Slovak
during the early hours from outside the Grecian Bay hotel in Ayia Napa where
she had been employed as a waitress for the summer.
CYPRUS MAIL 13/03/09
Concern over slowdown in
Turkeys reform process
By Elias
Hazou
GREEK Cypriot
politicians yesterday voiced satisfaction after the European Parliament urged
Turkey to pull its troops from the island and stressed the need to reach a
comprehensive settlement of the Cyprus question based on UN Security Council
resolutions.
By a vote of 528 for and 52 against, and 43 abstentions, the EP adopted the
draft resolution on Turkeys progress report, which comes up for review again
this autumn.
The draft was drawn up by Dutch conservative MEP Ria Oomen-Ruijten.
Turkey has so far started only ten of the 35 negotiating chapters with the EU.
Only one chapter [science and research] has been concluded since talks began in
October 2005.
MEPs backed the direct negotiations currently underway between the leaders of
the two communities, and urged Ankara to facilitate a suitable climate for
negotiations by withdrawing Turkish forces.
They deplore the fact that the EC-Turkey customs union and its additional
protocol has not yet been implemented fully by the Turkish government.
They also pointed out that the non-fulfillment of Turkey's commitments by
December 2009 will further seriously affect the process of accession
negotiations.
Ankaras non-recognition of Cyprus is blocking the start of talks on eight
economic chapters. In addition, Turkey is refusing to allow access to its
ports and airports to Cypriot ships and planes.
MEPs also called on Turkey to comply with its obligations under international
law and the ruling of the European Court of Human Rights on the Fourth
Interstate Application by Cyprus against Turkey regarding investigations into
the fate of missing persons. Member States are asked to urge Turkey to take
action on this humanitarian issue.
Concern was raised over the continuous slowdown of the reform process in
Turkey for the third consecutive year. It noted that freedom of expression and
freedom of the press are still not fully protected in Turkey. The EP further
urges the Turkish government "to prove its political will to continue the
reform process" to which it committed itself in 2005.
The draft resolution also calls on the Turkish government to resume work on a
new civilian constitution and to take action to reduce the number of
"honour killings" of women.
The references to the Cyprus problem are better than in the past
and this
alone represents a positive development, commented AKEL leader Andros
Kyprianou.
From the Greek Cypriot perspective, the sole downside to the resolution was the
inclusion an amendment submitted by the European Green Party advocating a
temporary and partial suspension on the four basic freedoms following
reunification of the island.
The derogations from EU law would relate to restrictions on free movement and
caps on the number of Turkish nationals who can settle on the island until such
time as Turkey joins the bloc.
All six Cypriot MEPs voted against the amendment.
While acknowledging that the reference to the four basic freedoms was not
ideal, MEP Panayiotis Demetriou said that it was not the end of the world.
He said the reference was likely included to balance things out, as a number
of MEPs voiced fears that the general tone of the resolution was too one-sided
against Turkey.
It was a compromise, as is so often the case, Demetriou said.
We should not miss the wood for the trees. Because at the end of the day, the
decision on whether to suspend the four basic freedoms during a transition
period [post-reunification] will be made by the two leaders negotiating the
settlement, and not anyone else.
And in a brief statement released from his Brussels office, MEP Marios Matsakis
described the resolution as quite satisfactory.
CYPRUS MAIL 13/03/09
Business groups call for
economic integration
By Charles
Charalambous
A JOINT declaration made
by the main Cypriot, Greek and Turkish business organisations yesterday calls
for the economic integration of Cyprus.
Michalis Pilikos, Director-General of the Employers and Industrialists
Federation (OEV), told the Cyprus Mail yesterday that it was a pleasant
surprise that the four organisations accepted that the solution to the
islands economic issues must be economic integration based on EU principles,
which implies a single currency and a single central bank.
Especially in view of the ongoing talks, we believe that economic integration,
in other words the creation of a single economy, in Cyprus is desired by all,
he said.
The joint declaration was made following the first high-level meeting also
the first on Cypriot soil between OEV, the Turkish Cypriot Businessmens
Association (I?AD), the Hellenic Federation of Enterprises (SEV) and the
Turkish Industrialists and Businessmens Association (TÜS?AD). The meeting
took place yesterday at the Hotel Merit in the north of Nicosia.
There have been various meetings previously, but these took place abroad with
lower-level representation. This is the first meeting of high-level representatives
of all the organisations together, Pilikos said. He added: This is the
highest possible level of representation precisely because we wanted to send
the clear message that the business leaders of all the countries involved place
special importance on solving the Cyprus problem.
The joint declaration addresses four core issues. It calls on the leaders of
the two communities to continue to negotiate in good faith so as to achieve an
enduring and comprehensive settlement of the Cyprus problem. Secondly, it urges
the two communities to make every possible to reach a solution, and to complete
all aspects of a comprehensive solution as soon as possible. Thirdly, the
organisations hope that the ongoing Turkey-EU negotiations, in combination with
the current negotiations between the communities in Cyprus, will contribute
towards achieving an acceptable solution within the current year. Finally, all
four organisations emphasise that the efforts to economically develop the whole
of Cyprus will ensure the economic integration of the island.
Both the I?AD and TÜS?AD view the prospect of the economic integration of
Cyprus positively. Turkish businessmen have expressed increased interest in
making use of Cypriot registered shipping and the existing shipping
infrastructure for transit trade, once a political solution is found.
Pilikos said that the four organisations will continue to meet on a bilateral
basis, and OEV intends to meet regularly with its Turkish Cypriot counterpart.
CYPRUS MAIL 13/03/09
AA
Güncelleme:
21:17 TSİ 13 Mart. 2009 Cuma
LEFKOŞA
- KKTC Maliye Bakanlığı ile Kıbrıs Medya Grubu, grubun
devlete olan vergi ve diğer borçlarının ödenmesi konusunda
uzlaştılar.
KKTC Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Kıbrıs Medya Grubu Direktörü ve
Asil Nadir'in kızkardeşi Bilge Nevzat ile bu akşam
bakanlıkta düzenlediği basın toplantısında, Bilge
Nevzat ile bugün 2 kez görüştüklerini belirterek, taraflar arasında
yapılan görüşmelerden, ''ortaya çıkabilecek vergilerin
ödenebileceği'' yaklaşımının çıktığını
söyledi.
Uzun,
maliye yetkilileriyle, Kıbrıs Medya Grubu yetkililerinin konuyu
sonuçlandırmak üzere pazartesi gününden itibaren görüşmeye
başlayacaklarını bildirdi.
Nevzat
ile yaptıkları iki görüşmede önemli gelişme kaydettiklerini
ifade eden Uzun, tarafların belgeleri masaya koyacaklarını ve
vergilerin miktarı ve nereden kaynaklandığını müzakere
edeceklerini, tüm borçların ödeme planına
bağlanacağını kaydetti.
Görüşmelerden
olumu sonuç çıkacağını düşündüğünü ifade eden
Uzun, niyetlerinin 'asla medyayı susturmak olmadığını'
da yineledi. Uzun, girşimleri ve katkıları için Bilge Nevzat'a
teşekkür etti.
Bilge
Nevzat da görüşmelerin olumlu geçtiğini belirterek, pazartesi
gününden itibaren tarafların görüşmelere
başlayacaklarını dile getirdi.
Nevzat,
bir soru üzerine, Kıbrıs Gazetesi, A.N. Graphics ve gazete
dağıtım şirketi GADEDA'nın sosyal sigorta ile ihtiyat
sandığı borcu olmadığını söyledi.
Uzun
da bunun üzerine söz alarak, grubun sosyal sigorta ve ihtiyat
sandığı borçlarının başka bir şirketten
kaynaklandığını bildirdi.
KKTC
Maliye Bakanlığı, Kıbrıs Medya Grubu ile bağlı
şirketlerine Perşembe günü gönderdiği ihbarnamede, 11 milyon
liralık vergi borcuna karşılık 24 saat içinde ödeme
taahhüdü istemişti. Bu akşam saatlerinde dolan 24 saatin bitiminde,
bu taahhüdün verilmemesi durumunda medya grubunun yönetiminin kayyuma devredileceği
de belirtilmişti.
KKTC
Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, düzenlediği basın
toplantısında, KKTC Maliye Bakanlığının iş
adamı Asil Nadir'e ait Kıbrıs Medya Grubu ve bağlı
şirketlerine 11 milyon TL'lik vergi ihbarnamesi göndermesiyle ilgili
açıklamalar yaptı.
Konunun
basın özgürlüğüyle ilgili olmadığını, devletin
alacağıyla ilgili olduğunu ifade eden Soyer, bir iş
adamının, Nadir'den alacağıyla ilgili olarak mahkemeye
başvurduğunu ve mahkeme
kararı
uyarınca, alacağına karşılık Nadir'in malına
el koyduğunu anlatarak, ''Bir iş adamının
alacağını tahsil etmesi için yaptığı ve
gerçekleştirdiği bir karar meşrudur da, devlet
alacağının tahsil edilmesi için atılan adım
mıdır gayrimeşru. Yoksa devlet alacakları, güce göre,
konuma göre üstü örtülecek bir olgu mudur. Bu kamuoyu indinde sorulması,
düşünülmesi gereken bir noktadır. Bugün gösterilen tepkilerin hiç
biri bir hafta önce basın özgürlüğü temelinde gösterilmemiştir''
dedi.
Vergi
ihbarnamesinin gönderilmesiyle ilgili olarak ''neden bu zaman'' sorusunu soran
Soyer, kamuoyunun kendisine bir süre önce, Kıbrıs Gazetesi'nin neden
yayınlarını değiştirdiğini sorduğunu ve
açıklama yapmadığını belirterek, ''İşte bu
sorunun cevabı bugün yaşanan gerçekler içerisinde orta yere
çıkmaktadır'' dedi.
Devlet
alacaklarının uygun koşullarda tahsili peşinde
olduklarını kaydeden Soyer, ''Yaydan çıkan bu oku, ister iktidar
olsun, ister muhalefet olsun, ister basın mensubu olsun, kimse
durduramaz.
Kimse halka mal olmuş kamu alacağının tahsilinin üstüne
yatamaz'' dedi.
Uygulamanın,
''basın özgürlüğüne müdahale'' şeklinde takdim edilmesinden
büyük rahatsızlık duyduğunu kaydeden Soyer, hükümetin, birini
susturmak adına değil, ilkeler uğruna elini taşın
altına koyduğunu belirtti.
Soyer,
''farklı olana husumetle yaklaşılmadığına''
işaret ederek, ''Ne dün, ne de bugün, ne Asil Nadir, ne de Bilge Nevzat'a
dönük husumet içinde bir yaklaşımımız olmadı'' dedi.
9
milyon TL'lik vergi borcunun, beyanların incelenmesinden çıkan sonuç
olduğunu ve bir kısım gelirlerin değişik
şirketlere aktarılmasının tespiti olduğunu ifade eden
Soyer, hükümetin konuyu
inceleyeceğini
ve geri çekilmeyeceğini kaydetti. Soyer, ilgili medya kuruluşunun
yayınlarının, hükümeti caydırma ve süreçten
uzaklaştırma amacı güttüğünü savundu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
KKTC′de tarih kitaplarının düşmanlık
aşılayan
unsurlardan
temizlendiğini ifade ederek, ′′Biz yaptık, onlar niyet
ortaya koydu. Beklentimiz gerçekten bunu başarmalarıdır. Çünkü
buna ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz.
Kıbrıs′ta iki halkın birbirine olan
düşmanlığı nedeniyle çok acılar çektik.
Bunların bir daha yaşanmamasını istiyoruz′′ dedi.
Tarih Vakfı′nı ziyaret eden Talat, Vakıf Yönetim Kurulu
Başkanı Murat Güvenç, Genel Sekreter Halim Bulutoğlu ve yönetim
kurulu üyeleri ile toplantı yaptı.
Basına kapalı toplantı öncesinde gazetecilere açıklama
yapan Talat, bu ziyaretin kendileri için çok önemli olduğunu söyledi.
Toplumların kimliklerinin ve anlayışının
oluşmasında tarihin öneminin Kıbrıs′ta
yaşayanlar tarafından çok iyi bilindiğini vurgulayan Talat,
yıllarca bunun acısını yaşadıklarını
belirtti.
Talat, konuşmasını şöyle sürdürdü:
′Fanatizm, Kıbrıslı Türklere çok acılar çektirdi.
Tarih′i bir düşmanlık aşılama aracı olarak
görmek ne yazık ki özellikle Kıbrıs Rum Kilisesi tarafından
son derece üst düzeyde kullanıldı. Bugün Kıbrıs′ta
özellikle Rum gençler arasında Kıbrıslı Türklere yönelik
çok ciddi düşmanlık var ve bu yapılan kamuoyu
araştırmaları ile ortaya çıkıyor.′′
KKTC′de de uzun yıllar tarih eğitiminin farklı bir
şekilde algılandığını ve yürütüldüğünü dile
getiren Talat, Kıbrıs tarihi, Kıbrıs Türk tarihi yerine
Türkiye tarihinin eğitimde yer aldığını, bundan
dolayı Kıbrıslı Türklerin
kendi tarihlerini
bilemediklerini ve diğer topluma düşmanlık aşılayan
birçok unsurla eğitildiklerini söyledi.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Konseyi′nin Almanya- Fransa
örneğinde olduğu gibi tarih eğitiminin gerginlik ve
düşmanlığa değil, dostluğa katkıda bulunacak
şekilde düzenlemeler yapılmasını her iki taraftan da talep
ettiğini kaydetti.
Kıbrıslı Türklerin bu konudaki
duyarlılıklarının 1994′e
uzandığını, o yıl ilk kez Kıbrıs Türk tarihi
kitabında önemli değişiklikler yapılarak düşmanlık
ifade eden sözlerin ayıklandığını ve tarihin objektif
bir gerçeklik olarak ortaya konulduğunu dile getiren Talat, ancak o
dönemin çok kısa sürdüğünü belirtti.
Mehmet Ali Talat, ′′KKTC′de tarih kitapları
düşmanlık aşılayan unsurlardan temizlendi. Aynı
zamanda öğretim metotları çağdaş
ve modern hale
getirilerek, tarih eğitimi etkinleştirildi′′ dedi.
Bunu Kıbrıslı Türklerin tek taraflı olarak
gerçekleştirdiğini, Avrupa Konseyi′nin aynı şeyi Rum
tarafından da istediğini ancak Kıbrıslı Rumların
bu taleplere hiç prim vermediğini vurgulayan Talat, son bir yıl önce
yeni seçilen Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas döneminde tarih
kitaplarında değişiklik yapılacağının
duyurulduğunu bildirdi.
Talat, şunları söyledi:
′′Büyük bir direniş var, hala devam ediyor. Rumların
Milli Eğitim Bakanı kötü şekilde eleşti-riliyor ve şu
anda Rum toplumu içerisinde en düşük desteğe sahip. Henüz bir
şey yapmadı. Sadece niyetini ortaya koydu, sadece böyle bir şey
düşündüğünü söyledi. Biz yaptık, onlar niyet ortaya koydu. Ancak
büyük tepki aldılar. Beklentimiz gerçekten bunu başarmalarıdır.
Çünkü buna ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz.
Kıbrıs′ta iki halkın birbirine olan
düşmanlığı nedeniyle çok acılar çektik.
Bunların bir daha yaşanmamasını
istiyoruz.′′
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Tarih Vakfı′na
yaptıkları ziyarette bu gelişmeleri konuşacaklarını
ifade ederek, ′′Türkiye′de nasıl bir çalışma
yapıldığını, bizim çalışmalarımıza
katkı yapılıp yapılamayacağını veya bizim
çalışmalarımızın ne ölçüde başarılı
olduğu konusundaki düşüncelerini öğren-meye
çalışacağız′′ diye konuştu.
HALKIN SESI 14/03/09
Uzun ile Nevzat görüşme konusunda uzlaştı
Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Kıbrıs
Medya Grubu Direktörü Bilge Nevzat ile dün akşam düzenlediği
basın toplantısında, taraflar arasında yapılan
görüşmelerden, ortaya çıkabilecek vergilerin ödenebileceği yaklaşımının
ortaya çıktığını ve maliye yetkilileriyle,
Kıbrıs yetkililerinin konuyu sonuçlandırmak üzere pazartesi
gününden itibaren görüşmeye başlayacaklarını söyledi.
Uzun, dün Nevzat ile yaptıkları iki görüşmede
önemli gelişme kaydettiklerini belirterek, tarafların belgeleri
masaya koyacaklarını ve vergilerin nereden
kaynaklandığını müzakere edeceklerini, tüm borçların
ödeme planına bağlanacağını belirtti.
Uzun, niyetlerinin asla medyayı susturmak
olmadığını yineledi.
Nevzat da, görüşmelerin olumlu geçtiğini belirterek,
Pazartesinden itibaren görüşmeye başlayacaklar dedi.
Nevzat, bir soru üzerine Kıbrıs Gazetesi, A.N. Graphics
ve GADEDAnın sosyal sigorta ile ihtiyat sandığı borcu
bulunmadığını söyledi.
Uzun da, bunun üzerine söz alarak, grubun sosyal sigorta ve
ihtiyat sandığı borçlarının başka bir
şirketten kaynaklandığını belirtti.
KIBRIS 14/03/09
Fugitive Nadirs media group under
threat
By Simon Bahceli
FORMER
Polly Peck boss Asil Nadir, wanted by the UKs Serious Fraud Squad on charges
of theft and fraud, faced seeing his media empire in the north seized yesterday
after authorities moved to collect around 5.5 million worth of unpaid taxes.
But a deadline passed at 5pm and no bailiffs appeared a the offices of Nadirs
Kibris Media Group where a crowd of around 200 hundred demonstrators had
gathered to prevent them entering the building.
Nadir fled to the north in 1993 after failing to appear in court on charges of
fraud and theft after the collapse of Polly Peck International (PPI), a
UK-based conglomerate that once boasted phenomenal share price rises and
business interests in virtually every sector of the market from fruit to
electronics.
Today, unable to travel outside the Turkish Cypriot breakaway state and Turkey,
Nadir remains in self-imposed exile in his luxury home in Lapithos.
The threat to seize Nadirs Kibris Media Group, believed to be his last
remaining asset, came in a letter from the Turkish Cypriot finance ministry
on Thursday afternoon giving him until 5pm yesterday to pay around 4.5 million
in unpaid taxes. Failure to do so would result in the governments taking over
the media group, the letter warned.
A spokesman from the prime ministry told the Cyprus Mail later the officials
had not gone to the paper, because the owners of Kibris had come to them.
At first they [Kibris] denied the debts and refused to discuss them, but now
they are negotiating the matter with the finance ministry and hopefully they
will come up with a schedule for payment, the spokesman said.
Asil Nadir made a rare appearance at the demonstration to greet opposition
politicians who turned up to offer their support.
Spokesman for the Turkish Cypriot leadership Hasan Ercakica yesterday confirmed
that Nadirs debts were real, and added: If he has the funds, I guess hell
pay. If not, the group could be taken over and run by the government.
According to the norths finance minister Ahmet Uzun, Nadir owes around 1
million in current taxes, plus another 4.5 million that he has managed to
hide from the taxman by transferring funds between companies in his name.
Uzun said the ministry was also aware of a number of other debts, and that
these, combined with Kibris newspapers falling sales, raised suspicions as to
whether Nadir would be able to pay his tax debts. He denied that once the paper
was under the authorities administration it would gagged, and called on
current editor-in-chief Resat Akar to carry on running [the paper] as he
wishes.
Nadir is said to have fallen out with the Republican Turkish Party (CTP) of
Mehmet Ali Talat after being refused a lucrative construction contract to
upgrade the breakaway states second airport at Lefkoniko last year. Until just
weeks ago, his top-selling daily, along with his TV and radio channels, had
backed the moderate pro-reunification government. However, with just weeks to
go to a general election on April 19, the paper switched allegiance to the
right-wing opposition National Unity Party (UBP) in a move that is known to
have infuriated the CTP.
Kibris newspapers editor-in-chief Resat Akar yesterday insisted that the aim
of the authorities was to silence Kibris newspaper and destroy our multi-party
democracy and replace it with just one voice". An unnamed source close to
Nadir said; The government is doing this because he [Nadir] is criticising
them. Its spite. The source added that the Turkish Cypriot authorities had
recently upset Nadir by warning him they could extradite him to the UK, but
concluded that for extradition to take place, a request would have to come
from the British government and that is unlikely to come because the British
are really not willing to reopen the case.
However, a spokesman for the British High Commission in Cyprus yesterday
confirmed that Nadir was still wanted in the UK, but that the reason no
application for his extradition had been made was that the British government
refused to recognise the TRNC.
News that Kibris could face sequestration sparked angry outbursts from
opposition politicians on both the left and right. Dervish Eroglu, leader of
the right-wing National Union Party (UBP) who recently appeared to have gained
the political backing of Kibris, described the government behaving like the
Soviet Union. Democrat Party (DP) leader Serdar Denkltash also accused the
government of seeking to gag the press and was instrumental in calling on
opposition party members to be present at the headquarters of Kibris to prevent
finance ministry officials from entering its premises.
CYPRUS
MAIL 14/03/09
Cyprus deal must not unravel
UN
SPECIAL Envoy Alexander Downer said yesterday it was important not to rush into
a Cyprus deal that might unravel in the future.
You have to put together an agreement which will hold in place, he said after
a meeting with President Demetris Christofias.
Downer said the 1960 constitution disintegrated in effect.
You need to have an agreement now that will hold in place for the duration,
for the future, it is not easy but the two leaders are very committed to it.
When you have two leaders committed to the process you can be optimistic about
them succeeding, he added.
Of course the sooner you can finish the negotiations the better, but the
negotiations themselves have to finish, there is no point in coupling together
something that wont work just for the sake of finishing it nice and fast.
At the same time he said the momentum needed to be kept up or as fast as was
manageable. It also required patience.
I am cautiously optimistic about the process. I would not be here if I were
not cautiously optimistic about it. I think there are good prospects of there
being a successful negotiation here. But these are complicated issues, he
said.
He said it had to be borne in mind that the leaders of the two communities,
also had other obligations.
They have other work to do in terms of their own communities and President
Christofias has a lot of international obligations Cyprus is part of the EU and
so on. All of these things have to be done and the peace talks have to be
incorporated into those agendas, he said.
Downer said the leaders would continue their discussions on EU issues when they
meet again next week.
Yesterday afternoon technical experts were to meet to talk about the legal
issues in relation to the EU chapter where the representatives of the two
leaders will hold a broader discussion about the process.
Today is a day when there will be the focus on a lot of technical issues in
relation to the EU and they are largely legal issues. They are issues that
relate to Cyprus membership of the EU and how all of that will work with the
new arrangement of the federated Cyprus, he said.
CYPRUS
MAIL 14/03/09
Feedback positive on EP Turkey
report
By Jacqueline Theodoulou
THE
GOVERNMENT feels the European Parliaments resolution on Turkeys progress
report is balanced and positive, Spokesman Stefanos Stefanou said yesterday.
For the first time ever, December 2009 has been set as a clear timeframe and
landmark for Turkey, and if until then it fails to maintain its commitments in
regards to the added protocol, it will seriously affect its accession
negotiations, said Stefanou.
Another breakthrough, he added, was the EPs decision to set the four
fundamental freedoms based on EU principles as a precondition for a
resolution to the Cyprus problem.
The EP, said Stefanou, will never accept deviations from the fundamental
freedoms and the acquis communautaire.
The resolution also clearly states that Turkey should assist negotiations for
the Cyprus problem by withdrawing its occupying forces and for the first time,
Ankara is being called to let the two leaders negotiate freely for the future
of their country, he said.
Asked whether the EP resolution would be beneficial to the Greek Cypriot side,
Stefanou added: This resolution, as well as other tools that we have in our
hands, is a lever, a political lever which we can use in order to achieve a
fair, viable and operational solution to the Cyprus problem.
Foreign Minister Markos Kyprianou was equally positive about the resolution, on
his return from an official visit to Australia yesterday.
The resolution that was adopted last night will be examined by the Foreign
Ministry, said Kyprianou. From the initial briefing I have had, I can express
our satisfaction, he added. We may not agree with every single word, but
generally, the correct messages are being emitted regarding Turkeys
responsibilities and the stance it should hold towards the EU in matters that
concern Cyprus, including a solution for the Cyprus problem, if it is to move
ahead with its EU accession.
Opposition DISY also felt the resolution was positive. Deputy Christos
Stylianides said it would improve the Cyprus negotiating process.
As you are well aware, we feel the European Parliament is part of us; a part
of our European family, said Stylianides. This is why we have never been
suspicious of any EP resolutions.
On Thursday night, the EP adopted the draft resolution on Turkeys progress
report an examination on how Turkey is progressing in order to start
negotiating entry into the EU with a vote of 528 for and 52 against, with 43
abstentions.
The draft, which was drawn up by Dutch conservative MEP Ria Oomen-Ruijten,
comes up for review again this autumn.
CYPRUS
MAIL 14/03/09
Güncelleme: 14:24 TSİ 15 Mart. 2009 Pazar
BERLİN -
Kıbrıs'ta başlatılan yeni müzakere sürecini
değerlendiren dergi, Türklerin 2004 yılında okul
kitaplarındaki şoven söylemleri ortadan kaldırmasına
karşın, Rum kesiminde özellikle aşırı milliyetçiler,
öğretmenler ve başpiskoposun ders kitaplarının
değiştirilmesine şiddetle karşı
çıktığına işaret etti.
Rum yönetimi Eğitim
Bakanı Andreas Dimitriu'nun adanın bölünmüşlüğünde
aşırı görüşlü Rumların da suçu olduğunu
söyleyerek okul kitaplarını değiştirmek istemesi nedeniyle
büyük tepki çektiğini kaydeden dergi, ''Okul kitabı reformu yine de
en kolay görevlerden biri. Kıbrıs'taki barış süreci genel
hatlarıyla ilerlemiyor'' görüşüne yer verdi.
Der Spiegel, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi
Dimitris Hristofyas arasında kapsamlı müzakereler çerçevesinde
yapılan her görüşmeden sonra ''görüşmenin olumlu
geçtiğinin'' söylendiğini, ancak iktidar paylaşımı
başta olmak üzere bugüne kadar hiçbir somut anlaşma
sağlanamadığını yazdı.
Adadaki görüşmelerde
ilerleme sağlanamamasında Türkiye'nin de payı olduğunu
savunan Alman dergisi, ''AB'nin bir ültimatomu müzakereleri
zorlaştırabilir. Eğer yıl sonuna kadar adanın Rum
kesiminden gelen uçak ve gemilere limanlarını açmazsa Türkiye'nin AB
üyelik süreci kesilebilir'' görüşüne yer verdi.
Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu,
Rum tarafında birtakım temaslarda bulunan Rus gazetecileri
Kıbrıs sorununa ilişkin bilgilendirmesi sırasında
yaptığı açıklamada, Türk tarafının mülkiyet
konusundaki önerilerini "ciddi olmayan/yüzeysel" olarak nitelendirdi.
Yakovu, açıklamasında Kıbrıs sorununa çözüm bulunması
amacıyla gerçekleştirilen doğrudan müzakereler çerçevesinde
önümüzdeki aylarda görüşülecek olan başlıkların;
Kıbrıs sorununun çözümüne şans vermesi temenni ve
inancını dile getirdi.
Açıklamasında, Türkiye′nin Kıbrıs müzakerelerini
olumsuz etkilediğini ileri süren Yakovu, Türkiye′nin
Kıbrıs Türk tarafının iç işlerinde ve siyasi
hayatında "çok ciddi rol" oynadığı
iddiasında bulundu.
Türk Ordusuna mensup askerlerin sayısının 40 ile 42 bin
civarında olduğunu söyleyen Yakovu, buna karşılık
bugün Kuzey Kıbrıs′ta yaşayan Kıbrıslı
Türklerin gerçek rakamının ise sadece 85 bin olduğunu savundu.
Yakovu, bunun sebebinin birçok Kıbrıslı Türk′ün
İngiltere, Kanada, Avustralya ve başka Avrupa ülkelerine göç etmeleri
olduğunu ifade etti.
Kuzey′de yaşayan TC kökenlilere; oy hakkı da dahil olmak üzere
birçok siyasi hak verildiğini kaydeden Rum Başkanlık Komiseri
Yorgos Yakovu, bu durumun Türkiye′nin "gerçek niyetlerine"
ilişkin birçok soru işareti ve düşünceyi gündeme
getirdiğini öne sürdü.
"Yönetim" başlığında; büyük değil fakat
birtakım ilerlemeler kaydedildiğini söyleyen Yakovu, federal
hükümetin yetkilerinin belirlenmesi, yasama ve yargı erki, aynı
zamanda federal hükümetin bağımsız yetkilileri konularında
ilerleme
sağlandığını ifade etti.
Yürütme gücü konusunda büyük anlaşmazlık olduğuna dikkat çeken
Yorgos Yakovu, bu konuda iki tarafın farklı yaklaşıma sahip
olduğunu dile getirdi.
Rum tarafının, hükümeti halkın seçmesi gerektiğine
inandığını söyleyen Yakovu, Kıbrıs Türk
tarafının ise hükümeti senatonun (meclisin) seçmesini istediğini
belirtti.
Söz konusu meclisin 24 Kıbrıslı Rum ve 24
Kıbrıslı Türk′ten oluşacağını; seçimin
ise mecliste her iki toplumdan çıkacak 13 olumlu oyla birlikte
olabileceğini belirten Yakovu; 12 üyenin çekimser oy kullanması
halinde bunun federal hükümetin seçilemeyeceği anlamına
geldiğini ifade etti.
Yakovu; 12 kişiye federal hükümeti seçmeyi reddetme hakkının
verilmesinin çok anti-demokratik olduğunu da ileri sürdü.
Rum tarafının mülkiyete ilişkin tezinin "kişisel
mal-mülkün" korunmasına ilişkin uluslararası hukuk
aynı zamanda uluslararası ve Avrupa sözleşmele-rine
dayandığını iddia eden Yakovu, Türk tarafının ise
Kuzey′deki Rum mal-mülklerine "el konulması ve bunların
tazmin edilmesinde" ısrar ettiğini öne sürdü.
Kıbrıs Rum mallarının değerinin en azından 30-50
milyar Euro olarak hesaplandığının, öte yandan
Kıbrıs Türk toplumunun "yurtiçindeki mal-mülklerinin
değerinin" ise ancak 2 milyar Euro′ya
ulaştığını savunan Yakovu, bunun ciddi bir öneri
olamayacağını yineledi.
"Muhataplarına" yardımcı olmak amacıyla,
müzakerelere daha kolay bir başlık olan Avrupa Birliği (AB)
başlığıyla devam etmeye karar verdiklerini söyleyen Rum
Başkanlık Komiseri Yakovu, bunun Kıbrıs Türk toplumu
üzerinde olumlu psikolojik neticeye sahip olacağını ileri sürdü.
HALKIN SESI 15/03/09
Kıbrısta iki ayrı devlet var!
Güney Kıbrıstaki gazete ve
televizyonlar, kamuoyu yoklamalarında birinci parti gelen Ulusal Birlik
Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile röportaj
yapmaya başladılar.
UBP Genel Başkanı Eroğlu, kamuoyu
yoklamalarında UBPnin seçimlerden zaferle çıkacağının
belli olduğunu savundu.
Eroğlu, kamuoyu yoklamalarının UBPnin yüzde 43ün
üzerinde oy alarak birinci parti çıkacağını
gösterdiğini de kaydetti.
UBP Basın Bürosundan verilen bilgiye göre Güney
Kıbrıstaki Sigma televizyonu ve Simerini gazetesi ile bir
söyleşi yapan Eroğlu, başbakan olması durumunda
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı görüşmelerde
destekleyeceğini söyledi.
Eroğlu, KKTCnin Cumhurbaşkanı ve görüşmecisi
durumunda olan Sayın Talat bizimle diyalog içerisinde olduğu sürece
ve KKTC halkının seçtiği bir Cumhurbaşkanı
olduğunun bilinci içerisinde hareket ettiği sürece biz kendisini UBP
olarak desteklemeye devam edeceğiz şeklinde konuştu.
Derviş Eroğlu, Sayın Talat ile tezleriniz
arasında çok büyük fark olması durumunda
Cumhurbaşkanlığı için erken seçim isteyecek misiniz?
sorusuna Hayır. Seçim zaten 2010 yılının nisan
ayındadır. Diyalog içerisinde olacağız diyorum. Herhalde
birbirimizi anlayışla karşılayacak, birbirimize
karşı anlayışlı davranacak kadar demokratik
olgunluğa sahibiz diye düşünüyorum. şeklinde yanıt verdi.
Talatla Hristofyas arasında müzakere masasında
görüşmeler sürerken gerek yönetim ve güç paylaşımı
gerekse mülkiyet konusunda görüş farklılıklarının
ortaya çıktığını söyleyen Eroğlu, Bizim de
farklı görüşlerimiz olabilir ve biz bunları aramızda
giderme gayreti içerisinde olacağız dedi.
Rum halkı gerçekleri bilmeli
Seçimlerde zafer kazanmanız durumunda,
partiniz hangi çözüm şeklini belirleyecek şeklindeki soruya ise,
Kıbrısta iki ayrı devlet, iki ayrı halk ve iki ayrı
demokrasi vardır şeklinde cevap veren Eroğlu, Bunu Güney kabul
etmese de, bugün Kıbrısta yaşanan gerçek budur. Güneyde ne
varsa, Kuzeyde de o var. Önce bunun bilinci içerisinde müzakereleri
sürdüreceğiz dedi.
Eroğlu; yaşayabilir, her iki halkın da bu
topraklarda barış içerisinde yaşayabileceği bir
anlaşma arayışı içerisinde olacaklarını,
azınlık değil, bir halk bilinci içerisinde müzakereleri
sürdüreceklerini ve bunun Hristofyas tarafından da kabul edilmesi
gereğini ortaya koyacaklarını söyleyerek, Gerçekleri kabul
etmezsek, bir anlaşmaya varmak mümkün değildir şeklinde
konuştu.
UBPin kendi görüşünün evrim yoluyla konfederasyondan
federasyona geçiş olduğunu kaydeden Derviş Eroğlu,
Hristofyasın gerçekleri yok sayması halinde anlaşmanın
zorlaşacağını söyledi.
Yıllarca Denktaş-Kiprianu, Denktaş-Klerides,
Denktaş-Vasiliu görüşmelerinin yapılarak zaman zaman İsviçre
federasyonunun örnek olarak masaya konulduğunu hatırlatan
Eroğlu, Ama İsviçre federasyonundan bahsederken bunun aslında
konfederatif olduğu unutulmamalıdır. İsviçrede uzun
yıllar konfederasyon olarak devam eden bir sistem federasyon
noktasına gelmiştir. Bugün dahi İsviçre anayasasında
konfederasyondan söz edilmektedir dedi.
UBP Genel Başkanı Eroğlu şöyle konuştu:
Evrim yoluyla, yani zaman içerisinde iyi işleyen bir
konfederasyon ve insanların, her iki halkın artık güvenlerinin
arttığı bir zamanda, bir yapı değişikliği
gündeme getirilebilir, ama ilk etapta insanların birbirine güvenmesi, bir
çatı altında yaşayabileceğine inanması gerekmektedir.
Şu anda Güneyde bir devlet, Kuzeyde bir devlet var. Eksik
olan ortak bir çatıdır. Bu çatı altında birlikte
yaşama ve şartlar oluşursa, karşılıklı güven
tespit edildikten sonra tabi ki ondan sonraki adımlar çok rahat
atılabilir, daha iyi kalıcı, daha iyi yaşayabilir bir
anlaşma ortaya çıkabilir diye düşünüyoruz. Ama tabii ki müzakere
masasında şartlar ne getirecek, zaman içerisinde görüşmelerde ne
gibi çehreye gidilecek, onu müzakere masasında göreceğiz.
Anlaşma olmazsa iki
devlet devam edecek
UBPnin Kıbrısta bir
anlaşmadan yana olduğunu ve müzakere masasında
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat veya bir başkası da olsa,
müzakerelerin bir anlaşma ile sonuçlandırılmasından yana
tavır içerisinde olacaklarını söyleyen Eroğlu, iki devletli
bir çözüm isteyip istemedikleri konusundaki soruya, Eğer bu son şans
bir anlaşmayla sonuçlanmazsa tabii ki iki devlet devam edecek demektir
şeklinde yanıt verdi.
İki tarafta iki egemen halk!
Güney Kıbrısta Hristofyas
başta olmak üzere, Kıbrıs Cumhuriyetinin devam
edeceğinden bahsedildiğine işaret eden Eroğlu, bu
şartlarda Rum tarafı uzlaşma niyetinde değildir demek
mecburiyetinde kaldıklarını kaydetti.
Eroğlu; İki egemen taraf vardır, iki egemen halk
vardır. Bir anlaşma olacaksa bu egemen halk, egemen taraf
egemenliklerinden bir kısmını verecek yeni bir oluşum, yeni
bir devlet ortaya çıkmasını sağlayacak. Ama eğer
Kıbrıs Cumhuriyeti devam edecek diye Sayın Hristofyas müzakere
masasında söylemeye devam edecekse, Ulusal Konsey kararlarında
değişiklik olmayacaksa, bir anlaşmanın olması mümkün
görülmüyor. O zaman da uzlaşmaz taraf Türk tarafı değil, Rum
tarafı olacak demektir ifadelerini kullandı.
Masayı terk etmem!
Türk askeri ve garantörlük konusunda ne
düşündüğünün sorulması üzerine ise UBP Genel Başkanı
Eroğlu, Bunlar bizim taviz veremeyeceğimiz konulardır. Türk
Silahlı Kuvvetlerinin buradaki varlığı ve
garantörlüğün devamı elbette bizim arzumuzdur. UBP olarak, TSKnin
bir anlaşmadan sonra da burada kalması, bu garantörlük konusunun
devamı bizim değişmez politikamızdır. Bu bizim
güvenliğimiz için esastır şeklinde konuştu.
AB karşıtı olup olmadıkları
sorusuna da Eroğlu, bu sözler söylendiği zaman güldüğünü,
KKTCde AB konusunu gündeme getiren, ABye girilmesi gereğini savunup,
serbest piyasa ekonomisini ülkeye getirenin UBP olduğunu kaydetti.
2010 yılında Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde aday olur ve kazanırsanız görüşme
masasını terk edecek misiniz? sorusuna ise Derviş Eroğlu,
Hayır... Parti beni aday gösterirse ve Cumhurbaşkanı olursam
görüşme masasını terk etmeyecek, tam aksine gerçeklere
dayalı bir anlaşmanın sağlanması çabası
içerisinde olacağım yanıtını verdi.
Rum liderine mesaj gönderdi
Yapılan söyleşide
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat veya Rum yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasa söylemek istediği sözler olup
olmadığının sorulması üzerine de Eroğlu şöyle
konuştu:
Sayın Talata söyleyeceklerimi gider kendisine söylerim.
Sayın Hristofyasa mesajım vardır.
Kendisini dünyaya Kıbrısta bir anlaşma istermiş gibi
göstermiştir. Geçmişte Sayın Kleridesin gösterdiği gibi...
Sayın Klerides, yıllarca müzakere masasında bulunmuştur,
ama hiçbir anlaşmaya imza atmamakla övünen bir kişidir. Sayın
Hristofyas, müzakere masasında anlaşma niyetiyle otursun ve
Kıbrısta iki ayrı halkın varlığını ve
Kıbrıs Türk halkının bu topraklarda özgürce, huzur ve güven
içerisinde yaşama hakkına sahip olduğunu kabul etsin.
Sayın Hristofyasın; dünya bizi tanımasa da,
yalnız Türkiyenin tanıdığı bir devlet olsak da bu
gerçeği de göz ardı etmeden müzakere masasında
durmasını arzu ediyorum. Çünkü birbirimizin ne olduğunu
bilmezsek, ne olduğunu kabullenmezsek bir anlaşmaya varmak zor olur.
Onun için birbirimizin ne olduğunu bilelim ve Kıbrısta her iki
halkın barış içinde yaşama arzusunda olduğunu bilelim
ve ona göre formüller ortaya koyalım.
Bizi yok sayarak ortaya koyacağı formüller müzakere
masasında geçerli olmaz.
Belki Rum tarafı, Rum halkı unutmuştur ama 1977
Denktaş-Makarios, 1979 Denktaş-Kiprianu anlaşmaları
olduğu zaman, UBP hükümetteydi, iktidardaydı. Prez de Cuellar
Anlaşma metni ortaya çıktığı zaman, ben
Başbakandım ve bu anlaşma metnini Meclisten geçirmiştim...
Hani Kiprianu masadan kaçtıydı da Yunanistana gittiydi,
imzalamaktan vazgeçti. O anlaşama metnini de KKTC Meclisinden geçiren
Başbakan bendim. Yani Kıbrısta bir anlaşmadan yana
olduğumuzu anlatmak için bunları söylüyorum.
Gali Fikirler Dizisi, Sayın Vasiliu ile 100 saat
tartışıldığı zaman da hükümette yine bizdik.
Söylemek istediğim, UBP Kıbrısta bir anlaşmadan
yanadır.
KIBRIS 16/03/09
Birincilik ödülü!
KKTC standı,
Uluslararası Turizm Borsası Fuarı (ITB) Berlinde birincilik ödülü
aldı.
Törende ödülü alan Ekonomi ve Turizm Bakanlığı
Tanıtma ve Pazarlama Dairesi Müdürü Derviş Gezer çok mutlu ve gururlu
olduklarını söyledi.
ITB Berlinde önceki akşam düzenlenen törende kariyer, otel
işletmesi, seyahat organizasyonu, seyahate destek ve medya yanında
Asya, Afrika, Avrupa kıtaları dallarında ilk üç dereceye
girenlere ödül ve sertifika verildi.
Cologne İş Okulundan jürinin, dizayn-ilk etki,
medya-bilgilendirme materyali, servis-yiyecek ve personel, özellikler-özel
aktivite ve sunumu kriterlerine göre yaptığı
değerlendirmede Avrupada en iyi stand sıralamasında birinci
KKTC, ikinci Romanya ve üçüncü Türkiye oldu.
Ödülü Tanıtma ve Pazarlama Müdürü Derviş Gezer,
sertifikayı da KKTC Frankfurt Turizm Ofisi Koordinatörü Önal Dorak
aldı. Ödül töreninde sahneye KKTC standındaki diğer görevliler
de çıktı.
Ödül, KKTC heyetinde sevinç ve coşku ile
karşılandı.
Ödülü alan Derviş Gezer, TAKa yaptığı
değerlendirmede, ödülün KKTCde turizme emek veren her kesimin
çabaları ile kazanıldığına dikkat çekerek,
seyahat acentelerine, otelcilere, restorancılara ve rehberlere
başkanları nezdinde teşekkür etti, bakanlık görevlilerini
de kutladı.
Gezer devamla şöyle dedi;
Çok mutlu ve gururluyuz. 2009 da EMITTte en iyi
tanıtım ödülünden sonra Avrupa kıtasının en
başarılı ülkesi seçilmekten onur duyuyoruz. Ödülün
alınmasında Almanya turizm koordinatörümüz Önal Dorakın da
önemli katkıları olmuştur. Ona da teşekkür ederim. Emeklerimizin
arkasında duran Turizm Bakanımız Erdoğan
Şanlıdağa da ayrıca teşekkür ederim.
Ödülü özelde turizme genelde KKTCye hediye ediyoruz.
Hayırlı ve uğurlu olsun.
Ülkeler ve turizm örgütleri olarak 11 bin standın yer
aldığı ITB Berlin, dün sona erdi.
KIBRIS 16/03/09
Kıbrıs sorunu çözülürse, Türkiyenin AB yolu açılır
Fransa'nın
eski Başbakanlarından Michel Rocard, Türkiye'nin AB içerisinde hak
ettiği yeri alması gerektiğine inandığını
ancak Türkiye'nin bu yolda yüzleşmek zorunda olduğu ve acil çözüm
bekleyen üç sorunun, Kıbrıs, Ermeni ve Kürt sorunları olduğunu
öne sürdü.
Kıbrıs'ta çözümün siyasi bir karar
olacağını söyleyen Rocard, Kıbrıs sorunun çözülmesi
ile Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinde önemli bir ilerleme
sağlayacağına inandığını vurguladı.
AAnın haberine göre, Türkiye İktisadi Kalkınma
Vakfınca (İKV) yapılan yazılı açıklamada,
İKV, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Paris X Nanterre
Üniversitesi İşbirliği ile Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne
Katılımı Korkuların Ötesine Geçmek konulu
uluslararası kolokyum, 12-13 Mart 2009 tarihlerinde Paris'te
gerçekleştirildi.
Fransa'nın eski Başbakanlarından Michel Rocard
burada yaptığı konuşmada, AB'nin temelinde gümrüklerin
kaldırılması olduğunu, gümrükleri kaldıran
Avrupa'nın kısa bir sürede euro gibi, dünyada herhangi bir benzeri
olmayan bir ekonomik birleşmeye imza atabildiğini dile getirdi.
Türkiye'nin AB içerisinde hak ettiği yeri alması
gerektiğine inandığını belirten Rocard, Türkiye'nin
yüzleşmek zorunda olduğu ve acil çözüm bekleyen üç sorunun,
Kıbrıs, Ermeni ve Kürt sorunları olduğunu öne sürdü.
Rocard, Kıbrıs konusunda mevcut durumda ciddi bir
tıkanmanın olduğunu, Birleşmiş Milletler
çatısı altında Türkiye'nin gerekli adımları
attığını, Türk tarafının referanduma Evet oyu
vererek Ada'da çözüm bulunması için önemli bir girişimde
bulunduğunu anımsattı.
Kıbrıs'ta çözümün siyasi bir karar
olacağını vurgulayan Rocard, Kıbrıs sorunun çözülmesi
ile Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinde önemli bir ilerleme
sağlayacağına inandığını vurguladı.
KIBRIS
17/03/09
Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla
başlatılan müzakereler, bugün de devam edecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, bugün saat 10.00da, ara bölgede
müzakereler için ayrılan binada bir araya gelerek, AB
konularını müzakereyi sürdürecek.
Liderler görüşmede, uzmanların AB konularıyla
ilgili Cuma günü ve dün yaptıkları teknik çalışmayı
ele alacak.
Nami-Yakovu görüşmesi
Bu arada, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın AB ve BM ile İlişkilerinden Sorumlu
Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgos
Yakovu Cuma günü bir araya gelerek, teknik komite kararlarının hayata
geçmesinde yaşanan sıkıntıları görüştü.
Temsilciler ayrıca, liderlerin müzakeresini
tamamladığı Yönetim ve Güç Paylaşımı
yakınlaşma metinleri üzerinde görüş alışverişinde
bulundu.
KIBRIS 17/03/09
Yağmuralan köylüleri AİHMin yanıtını bekliyor
Eylem ERAYDIN/ LONDRA
Güney Kıbrısta bulunan
Yağmuralanlılar (Vroşialılar), 1974 öncesinde köylerinin
yıkılması ve yerle bir edilmesi nedeniyle Kıbrıs
Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM)
başlattıkları hukuk mücadelesinden bir yanıt bekliyor.
Londrada faaliyet gösteren Yağmuralan Köyü Derneği
Başkanı Esat Mustafa, Yağmuralan köylülerinin Kıbrıs
Cumhuriyeti tarafından ihlal edilen haklarının iadesini talep
etmek amacıyla yaptıkları başvuruyla ilgili olarak
AİHMden bu yılın sonunda ya da en geç 2010nun
başlarında bir yanıt beklediklerini söyledi.
10 kişilik bir grup Yağmuralanlı, Kıbrıs
Cumhuriyetindeki iç hukuk yolunun tükenmesi üzerine Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinden (AİHS) kaynaklanan yasal
haklarını aramak için 26 Eylül 2008 tarihinde AİHMe
başvurmuştu.
Londrada faaliyet gösteren Yağmuralan (Vroişa) Köyü
Derneği, önceki gün dernek yöneticileri ve üyelerinin
katılımıyla 5. Genel Kurulunu gerçekleştirdi.
Divan Başkanlığını Ertanç Hidayetinin
getirildiği genel kurulda dernek başkanı Esat Mustafa, son iki
yıl içinde dernek bünyesinde yapılan faaliyetlerin bir değerlendirmesini
yaptı.
Mustafa, bugünün Yağmuralanlılar için çok önemli bir
anlamı olduğuna belirterek, çünkü 45 yıl önce bugün, 15 Mart
1964 tarihinde 250 kişi nüfusu bulunan Yağmuralan Köyü terk edilmek
zorunda kalmıştı. 1963te Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasını
gasp eden Rumlar, 1964 yılında Trodos dağlarının
eteklerinde kurulan Yağmuralan Köyünde, bir insanlık suçu
işlemişti. 1974 yılından sonra, köyün bağlık
alanının tümü yok edilip yerine on binlerce çam ağacı
dikilerek, köy ormanlaştırılmıştı diye
konuştu.
Mustafa, 15 Şubat 2004 tarihinde kurulan Yağmuralan Köyü
Derneğinin adalet aramak için 30 Mart 2004te, çok zor ancak kararlı
bir hukuk mücadelesi başlatarak, Yağmuralan köylülerinin,
Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından ihlal edilen haklarının
iadesini talep etmek için yola çıktığını
anlattı.
Derneğin taleplerini kabul etmeyen Kıbrıs Rum
yönetiminin işlenen suçu itiraf etmeye cesaret göstermeyerek
Yağmuralan köylülerinin ihlal edilen mülkiyet haklarını
reddetmeyi tercih ettiğini söyleyen Mustafa, şöyle konuştu:
O durumda Yağmuralan Köyünün tek adresi tek çaresi
üyelerini örgütleyerek, kaybedilen yasal haklarını Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinde aramalarını sağlamaktı. Bu
alanda atılan ilk tarihi adım 26 Eylül 2008 tarihinde iki ayrı
dosyadan ve 10 davacıdan oluşan başvurunun AİHMe
yapılmasıyla gerçekleştirilmişti. Kıbrıslı
Rumların, bir yandan siyasi ve hukuki konumlarını kullanarak,
Kıbrısa barışın ve kalıcı bir çözümün
gelmesini engellemeye diğer yandan insan hakları ihlallerini,
AİHMe ve AB Adalet Divanına Bireysel Hakların İhlali
iddiası çerçevesinde taşıyarak ulusal hedeflerine
ulaştığı ve Kıbrıslı Türklerin toplumsal
haklarını ortadan kaldırmaya çalıştıkların
önemle hatırlamakta yarar görüyorum.
En geç 2010nun başında yanıt bekleniyor
Kıbrıs Türk toplumu olarak bireysel ve toplumsal
haklarımızın korunması alanında hukuk mücadelesinin,
siyasi mücadelenin ayrılmaz bir parçası olduğunu önemle kavramak
zorundayız diyen Mustafa şöyle devam etti:
1974 öncesi olayları içeren ve Kıbrısta insan
haklarının ihlali konusunu uluslararası hukukun gündemine
taşıyan bu başvuru, AİHM tarafından kabul görülmesi
durumunda, 1964te Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından mağdur
edilen tüm Yağmuralanlılar ve hatta benzer olaylarda maddi ve manevi alanlarda
kayıplara uğrayan on binlerce Kıbrıslı Türk için
önemli bir emsal teşkil edecektir. Derneğin başlatmış
olduğu hukuk mücadelesinin diğer bir amacının ise
Kıbrısta insan hakları ihlallerinin Rumların iddia
ettiği gibi 1974te değil 1963te başladığını
ve Kıbrıslı Türklerin ağır kayıplara
uğradığını, uluslararası toplumun bilgisine
getirmektir.
Mustafa, AİHMde bulunan davanın 2009un sonlarına
doğru veya 2010 yılının ilk aylarında
sonuçlanmasını beklediklerini söyleyerek, kazanılması
durumunda Kıbrıslı Türkler açısından adada yepyeni
bir sayfa açılacağı görüşünü dile getirdi.
Genel Kurulda yapılan konuşmaların ardından,
seçimlere gidildi. Seçim sonrası Esat Mustafa tekrar başkan,
Orhan Kemal ve Münür Hüseyin başkan yardımcısı, Fatma Eker
sekreter, Yüksel Işıkgün sekreter yardımcısı, Nevzat
Hüseyin sayman ve Hakan Niazi Kazali sayman yardımcısı oldu.
KIBRIS 17/03/09
Obama to discuss Cyprus with Turkey
THE CYPRUS problem will be
on the agenda when US President Barack Obama meets his Turkish counterpart in a
forthcoming visit to Turkey, said the US Ambassador to Cyprus yesterday.
Asked if Obama would raise the issue in his upcoming visit to Ankara, Frank
Urbancic replied: The US, Turkey and the entire international community have a
great stake in seeing a successful resolution of this problem which you have
all suffered for a very long time and I am sure that will be part of their
discussions, of course.
The ambassador said a Cyprus settlement was a very high priority for us,
noting that he was very encouraged by the progress made by the two leaders in
the direct talks.
The US diplomat visited the Muslim religious site Hala Sultan Tekke in Larnaca
yesterday from where he thanked the people of Larnaca for their great
hospitality and for hosting one of the first ship visits that we have been able
to arrange for the American navy in a number of years.
He also noted the US significant contribution in restoring the religious site.
CYPRUS MAIL 17/03/09
British MP: Turkey main reason for
non solution in Cyprus
March 17, 2009 FINANCIAL MIRROR
British MP Andy Love has said that Turkey is
the main reason for the non solution of the Cyprus problem so far and urged
Ankara to engage itself in the Cyprus process which began between the leaders
of the two communities in Cyprus with a view to reach a solution of the Cyprus
problem.
The British MP, who was addressing an event, organised in London by the Cypriot
Social Democrats Party (EDEK) pointed out that Britain and the US could
contribute to the process as well.
Turkey states it supports the process. Since they state that, they should
engage themselves in the whole effort, he noted.
Furthermore, the Labour MP said that Ankara is the basic reason for the non
solution and should engage in the process. Britain and the US can contribute to
that direction.
Andy Love expressed the view that the negotiations, which are held between the
leaders of the two communities in Cyprus, create internationally a climate for
the need to reach a solution of the Cyprus problem.
He also said I am the first to acknowledge that the talks do not proceed as we
would like them to proceed but with their continuation pressure is exerted on
Britain, the EU, the UN and the international community.
Cyprus President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat began last September direct negotiations with a view to reach a solution
of the Cyprus problem.
Cyprus has been divided since 1974 when Turkish troops invaded and occupied its
northern third.
Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Kesimi Türkiyenin Dublin grubu üyeliğini veto etti.
GÜLDENER SONUMUT
ntvmsnbc
Güncelleme: 17:21 TSİ 18 Mart. 2009
BRÜKSEL -
Uyuşturucu ile mücadele alanında sanayiileşmiş ülkerin 1990
yılında kurmuş olduğu Dublin grubu ile son 54 yılda
aktif bir şekilde işbirliğinde bulunan Türkiye, Avrupa
Komisyonunun önerisine rağmen Dublin grubuna üye olamadı.
Başta Almanya,
Ingiltere ve Fransa olmak üzere, ABye üye bir çok ülke uluslararası uyuşturucu
ticaretinde transit ülke konumunda olan Türkiyenin Dublin grubuna üye
olmasını istiyor.
NTVye ulaşan
10 Mart 2009 tarihli toplantı tutanağında, Yunanistan,
Türkiyenin Atina yönetimi ile uyuşturucu ile mücadele alnında yeteri
derecede işbirliği içerisinde bulunmadığını
savundu.
Bu çerçevede
Türkiyenin Yunanistan ile bu alanda yeterli ölçüde işbirliğinde
bulunmadıkça, Yunanistanın Türkiyenin Dublin grubuna üyeliğine
karşı çıkmaya devam edeceği bildirildi.
Güney
Kıbrıs Rum Kesimi de, Türkiyenin Europol ve Interpol gibi kurumlarda
Rum yönetimi ile hiçbir işbirliğinde
bulunmadığını, ayrıca uluslararası örgütlerde
Türkiyenin GKRyi tanımadığını hatırlatarak, Rum
kesimi olarak Türkiyenin Dublin grubuna üyeliğini veto ettiklerini
açıkladı.
Dublin grubunun
dönem başkanlığını üstlenen Fransa ise, Yunanistan ve
Güney Kıbrıs Rum kesiminin bu tutumundan duyduğu üzüntüyü dile
getirerek, Türkiyenin bu kuruma üye olmasının sadece Türkiye için
değil, aynı zamanda AB üyesi ülkeler ile Dublin grubunun diğer
üyeleri olan ABD, Avustralya, Kanada Norveç ve Japonya için de önem teşkil
ettiğini açıkladı.
Dublin grubu 1990
yılında ABye üye ülkeler ile ABD, Norveç, Kanada, Avustralya ve
Japonya tarafından kuruldu. Örgütün amacı uluslararası düzeyde
uyuşturucu ticareti ile mücade etmek.
Ancak Yunanistan ve
Güney Kıbrıs Rum kesimi, Türkiyenin Dublin grubuna üye
olmasını veto ettiler.
Flint: Kıbrısta çözüm her iki taraf için de bir kazanç
olacaktır
Eylem ERAYDIN
İngilterenin Avrupadan Sorumlu Bakanı Caroline Flint,
Kıbrıslı Türklerle görüştü. İngiltere
Dışişleri Bakanlığında yapılan
görüşmeye, Londradaki sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve
İşçi Partisi Milletvekili Joan Ryan katıldı.
İngiltere Hükümetinin Avrupa Bakanı ve
Dışişleri Bakan Yardımcısı Caroline Flint,
toplantıda Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri
değerlendirerek, müzakere sürecinin çok önemli olduğunu söyledi.
Bakan Flint, Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik ilgisini,
Bu müzakereleri desteklemek benim kişisel önceliklerim arasında yer
alıyor şeklinde açıkladı.
Bakan Caroline Flint, görüşme sonrası yazılı
bir açıklama yaparak, İngilteredeki Kıbrıs Türk
örgütlerinin temsilciler ile bir araya gelmekten büyük mutluluk duyduğunu
belirterek, görüşmenin çok kapsamlı olduğunu kaydetti.
Açıklamada Kıbrısın tekrar birleşmesi ve
adada barışın tekrar sağlanması için
İngilterenin her zaman destek verdiğini ifade eden Flint,
İngilterede yaşayan Kıbrıslıların,
Kıbrıs sorunun çözümünde etkileyici bir rol
oynadığını belirterek, Bu konuda barışı
destekleme fırsatına sahiptirler dedi.
Bakan Caroline Flint açıklamasına şöyle devam etti:
Gelecek nesillerin bölünmüş bir Kıbrısta barış gücü
ile büyümemesi her iki toplumunda yararınadır. Bu yüzden
Kıbrısta çözüm her iki taraf içinde bir kazanç olacaktır.
İngiltere Kıbrıs Türk Örgütleri Konsey
Başkanı Akmen Sıtkı, İşçi Partisi Enfield
Belediye Meclis Üyesi Ahmet Öykener, İngiltere Türk Tolumu Futbol
Federasyonu Başkanı Nazım Çelebi, İngiltere Türk Dernekleri
Federasyonundan Levent Hasan, İngiltere Kadınlar Birliğinden
Ayşe Osman ve Aysın Yılmaz, işadamı Osman Tango,
Alev Cazımoğlu ve Kemal Naminin katıldığı
toplantı yaklaşık bir saat sürdü.
Toplantı sonrası gazetemize konuşan İngiltere
Türk Dernekleri Konsey Başkanı Akmen Sıtkı, görüşmenin
çok olumlu geçtiğini kaydetti.
Sıtkı, Özellikle Kıbrıs Türküne yapılan
haksız izolasyonlar hakkındaki
sıkıntılarımızı dile getirdik. Ve
İngilterenin Kıbrıslı Rumlara olduğu kadar Kıbrıslı
Türklere de ilgi göstermesini söyleyerek, eşitlik
hakkımızı istedik şeklinde konuştu.
İngiltere Hükümetinin Avrupa Bakanı ve
Dışişleri Bakan Yardımcısı Caroline Flintnin, bu
ay sonunda
Kuzey Londrada daha kapsamlı bir toplantıda
Kıbrıs Türk Toplumu ile tekrar bir araya gelecek.
KIBRIS 18/03/09
Christofias says gaps
can be bridged
THERE is potential to fill the gaps
between the two sides in the current talks, President Demetris Christofias said
yesterday after meeting Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.
Christofias said yesterdays meeting, where the leaders continued discussion on
EU affairs, was good without generating feelings of euphoria.
We still have both convergences and divergences on the table, that is why we
are saying that we have to intensify our work, he added.
Asked whether they will ask for the help of EU technocrats in case there are
differences in the views of experts, he said the EU was interested but said it
was up to the two sides to solve any problems.
UN Secretary General's Special Representative in Cyprus Taye Brook Zerihoun
said yesterday it was possible that the leaders would move on to economic
matters after their discussions on the EU.
For two hours they had discussions on EU matters on the basis of the work done
by the experts last week and this week. The leaders have agreed to meet again
next Tuesday morning to continue these discussions, he said.
He also announced that before that there would be two back to back meetings of
aides to the leaders; one today at 3pm and tomorrow at 4pm of the representatives
and the experts.
Its been a good discussion. As you know the EU matters was one of the issues
on which there has been quite a lot of convergence and on which there was a
joint paper that came out through the working groups. So the discussion was
thorough and substantive and it is an engaged process, said Zeirhoun
CYPRUS
MAIL 18/03/09
UN visitors ordered out
of Famagusta
A GROUP of UN officers on a cultural tour
of occupied Famagusta were ordered out of the occupied areas by Turkish Cypriot
military police.
Failure to leave the area immediately would result in their arrest, they were
told.
The incident occurred on Saturday when a convoy of ten cars crossed over to the
occupied areas as part of the UN Officers Clubs cultural tours of the north
and south. The group of sightseers included ambassadors, EU members, UN
officials and civilians.
Three of the 10 cars were UN vehicles carrying three uniformed staff and other
civilian staff in plainclothes.
When the group reached the centre of Famagusta town it was stopped by three
plainclothes Turkish Cypriot military police who had been following the car
from the moment it had entered the district.
The Turkish Cypriot authorities told the UN officials that they would be
escorted out of the occupied areas or face arrest.
A heated discussion is believed to have followed with the Turkish Cypriot side
telling the group that UN personnel were not allowed into the walled city of
Famagusta unless they were on official business with a letter stating the
purpose of the visit.
Apparently if you are civilian UN worker you cannot go there in a UN car. You
have to go in a civilian car, one of the group said.
In the end the group turned back and returned to the free areas.
UNFICYP spokesman Jose Diaz said the UN was looking into the matter and was
seeking clarification of the exact procedure and how it was applied.
CYPRUS MAIL 18/03/09
Eurocontrol says lack of
Cyprus-Turkey co-ordination a problem to flight safety
By Charles
Charalambous
EUROCONTROL Deputy Director of ATM
Programmes Eric Merckx said yesterday that the lack of co-ordination between
the Cypriot and Turkish aviation authorities creates a problem in the region
with regard to flight safety.
Merckx said that for a while now his organisation has been looking for a
technical solution to this lack of co-operation between Cyprus and Turkey,
involving the European Commission. He said that this particular problem is
quite unique in Europe, but emphasised that this remains a top priority for Eurocontrol.
Merckx was speaking at a press conference launching this years European
Aviation Safety Seminar (EASS) in Cyprus, which was co-presented by the Flight
Safety Foundation (FSF), the European Regions Airline Association and
Eurocontrol.
His concern was shared by Communication and Works Minister Nicos Nicolaides,
who criticised Turkeys continuing refusal to co-operate with Cyprus Civil
Aviation Department and to allow Cypriot aircraft to use Turkish air-space,
thus violating the relevant provisions of the International Civil Aviation
Organisations treaty.
Nicolaides announced at the news conference that Cyprus would be hosting a new
regional branch of the FSF, covering South-east Europe and Middle East. He
welcomed this step as recognition of the role Cyprus can play in regional
aviation safety due to its location.
Unlike other European countries, Cyprus sits close to five non-European
countries, so the Nicosia FIR [Flight Information Region] is the point of entry
and exit for flights between Europe and the East, he said.
Some 12 million flights were completed in Europe in 2008, double the total of
15 years ago, carrying around 500 million passengers. This figure is expected
to double again over the next 20 years, he added. Nicolaides pointed out that
every time the total number of flights doubles, the efforts of the various
civil aviation authorities need to increase four-fold in order to maintain the
same safety levels.
Nicolaides said that following the Helios air-crash, aviation safety started to
be upgraded, and there had already been very noticeable improvements. Today,
aviation safety in Cyprus is at very satisfactory levels, and this is confirmed
by reports of various international organisations, he said.
However, the Minister emphasised that there was no room for complacency over
such a complex subject, and there was always room for improvement. For example,
an up-to-date air traffic control system will be completed in the next few
months. As a further step towards meeting the new challenges of increasing air
traffic, the Civil Aviation Department will become a fully-independent
authority by the end of the year, with an equivalent strengthening of the
states supporting role.
CYPRUS MAIL 18/03/09
Müze gibi ev
Beyarmudu köyünde bir evde
yapılan aramada 250 bin TL değerinde 67 parça eski eser bulundu
67 PARÇAYA, 250 BİN TL DEĞER
BİÇİLDİ
Polis, Beyarmudunda gerçekleştirdiği
operasyonda Gürsel Çağanselin (49) evinde, antik mezarlardan
çıkarıldığı sanılan, Antik, Klasik, Helenistik ve
Roma dönemlerine ait 67 parça eski eser ele geçirdi. Uzmanlar 2300 ve 2700
yıl öncesine ait olan bu eserlere 250 bin TL değer biçti
Sevgi YALMAN
Polis Genel Müdürlüğüne (PGM)
bağlı Narkotik ve Kaçakçılığı Önleme
Müdürlüğü, Gazimağusa Polis Müdürlüğüne bağlı
Cürümleri Önleme Şubesi ve Dörtyol Polis Karakolu ekiplerinin, Beyarmudu
köyünde yaptıkları ortak operasyonda, adeta müzeye dönüşmüş
bir ev ortaya çıkarıldı.
Polisin ortak operasyonunda 49 yaşındaki Gürsel
Çağansoy isimli zanlının evinde 67 parça arkeolojik eser
bulundu. Gürsel Çağansel zanlı olarak tutuklanırken Antik,
Klasik, Helenistik ve Roma dönemine ait olduğu belirlenen eski eserlere
emare olarak el kondu.
Gazimağusada dün mahkeme huzuruna çıkarılan Gürsel
Çağansel aleyhine 2 gün tutukluluk emri alındı. Eski eserlerin,
antik mezarlardan çıkarıldığına inanılıyor.
Gazimağusa Kaza Mahkemesinde, Yargıç Pınar
Beyoğlunun huzurunda görüşülen tutukluluk duruşmasında
İddia Makamı Başsavcılık adına Savcı Meryem
Beşoğlunun sorularını yanıtlayan meselenin tahkikat
sorumlusu polis memuru Mesut Özoğul, Dörtyol Karakolunda görevli
olduğunu söyledi.
Polis ekiplerinin Beyarmudu köyünde zanlının evinde
yaptığı aramada Antik, Klasik, Helenistik ve Roma dönemine ait
2300 ve 2700 yıl öncesine ait, biri evin salonunda 66sı da evin
avlusunda bulunan kerpiçten yapılmış 2 odada toplam 67 eski eser
bulunduğunu ifade eden tanık polis Özoğul, zanlının
kanunsuz eski eser tasarrufu suçundan tutuklandığını
kaydetti.
Antik mezarlardan çıktı
Tanık polis Mesut Özoğul,
Eski Eserler ve Müzeler Dairesi uzmanlarının emareleri
değerlendirdiğini ve parasal değerlerinin 250 bin TL olduğu
hususunda rapor verdiklerini ifade etti.
Bilirkişi raporları ışığında
eski eserlerin antik mezarlardan çıkarıldığına inanıldığını,
soruşturmanın yeni başladığını kaydeden
Mesut Özoğul, mahkemeden zanlı aleyhine 2 gün tutukluluk emri talep
etti.
Özoğul, zanlının polise ifade vererek, eski
eserlerin çok eskiden beri evinde olduğunu söylediğini de kaydetti.
Zanlı Avukatı Hasan Dağlı, tutukluluk talebine itiraz
ederek soruşturmanın tamamlandığını,
zanlının serbest bırakılması gerektiğini
belirtti.
Mahkeme, soruşturmanın yeni
başladığına ve tarihi mezarların yerinin
araştırılacağına vurgu yaptıktan sonra
zanlının 2 gün süreyle poliste tutuklu kalmasını emretti.
KIBRIS 19/03/09
Kıbrıslı Türklerden karşı atak !
KKTC VATANDAŞLARINA DA OY HAKKI
VERİLMELİ
Mehmet Bayramoğlu ve Münir Tatar, Güney
Kıbrısta haziran ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu
seçimlerinin iptal edilmesi için Lüksemburg'a giderek Avrupa Adalet
Divanı'na başvurdu. Kıbrıslı Rumların, KKTC'de
seçim yaptırmadıkları, sınır kapılarına
sandık yerleştirmekten söz ettikleri, Türk isimli, Rum görüşlü
adaylar aradıklarını belirten iki Kıbrıslı Türk,
seçimlerde KKTC vatandaşlarına da oy hakkı ve olanağı
verilmesini istiyor
İki Kıbrıslı Türk,
Avrupa Adalet Divanı'na başvurarak, Haziran ayında
yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerinin iptalini istediler.
Londra'dan Lüksemburg'a gelerek, bireysel girişimde bulunan
Mehmet Bayramoğlu ve Münir Tatar isimli KKTC vatandaşları,
Avrupa Adalet Divanı'na, AB Konseyi aleyhinde suç duyurusunda bulundular
ve dava açtılar.
Avrupa Parlamentosu'ndaki 736 milletvekilinden 6'sının
Kıbrıs'ı temsil ettiği varsayılıyor. Bunların
2'sinin Türkler tarafından seçilmesi ve Türkleri temsil etmesi
öngörülüyor.
Adalet Divanı'na dün yapılan başvuru ve açılan
dava çerçevesinde, Avrupa Parlamentosu seçimlerinin Kıbrısta
engellenmesi veya yasallaştırılması için ara emir isteyen
müdahil taraf, Kıbrıslı Rumların KKTC'de seçim
yaptırmadıklarını, sınır kapılarına
sandık yerleştirmekten söz ettiklerini, Türk isimli, Rum
görüşlü adaylar aradıklarını belirtti.
Rumlar, KKTC'de iki hain Türk arıyor diyen ve tepkisiz
kalınmaması gerektiğini kaydeden Mehmet Bayramoğlu,
Kıbrıslı Türklerin özgür demokratik haklarını
kullanabilecekleri seçimlerin sağlanmasını istediklerini,
Avrupa Adalet Divanı'nın adil bir karar vereceğine inandıklarını
ifade etti.
Ulusal Birlik Partisi'nin Londra temsilcileri olan, ancak Adalet
Divanı'na başvuruyu bireysel yapan Bayramoğlu ve Tatar,
İngiltere'de Kraliçe Nişanı sahibi yüksek hukukçu Alper Ali
Rıza tarafından temsil ediliyor.
Güney Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerin,
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına, AB ilkelerine, Londra ve
Zürih Anlaşmalarına aykırı olduğunu belirten müdahil
taraf, adadaki Türklerin azınlık gösterilmesi çabalarına da
dikkati çekti.
Bayramoğlu, 2004 yılında yapılan referandumda
olduğu gibi, KKTC vatandaşlarına da oy hakkı ve
olanağı verilmesi gereği üzerinde dururken, KKTC Cumhuriyet
Meclisi'ne de AB uyumlu bir yasa çıkarıp Avrupa Parlamentosu
seçimlerine yasal ortam ve olanak sağlaması çağrısında
bulundu.
Bayramoğlu, özetle şunları söyledi:
Rumlar tarafından belirlenecek iki hainin, Kıbrıs
Türklerini temsil etmediğini ve Kıbrıs Cumhuriyeti denen sahte
cumhuriyetin gerçekte Kıbrıs Rum Cumhuriyeti olduğunu, esas
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1963de ikiye bölündüğünü, tüm
bunların sonucu olarak KKTCnin tanınmasını talep
ettiğimizi Avrupa ve dünya kamuoyunun gündemine getiriyoruz. Davayı
kazansak da kaybetsek de bu bizim için büyük bir başarıdır.
Çünkü çıkaracağımız ihtilaf AByi müthiş rahatsız
edecek, hem AB, hem dünya kamuoyu, sahte Kıbrıs Cumhuriyeti konusunda
kendisini bir kere daha sorgulayacaktır.
Avrupa Adalet Divanı'nın, dün resmen teslim
aldığı dava dosyasını önümüzdeki haftalarda
değerlendirmesi bekleniyor.
KIBRIS 19/03/09
Liderlerin hukukçuları, bugün ve yarın AB
konularını ele alacak
Kıbrıslı Türk ve Rum uzmanlar,
liderlerin temsilcilerinin de katılımıyla, dün saat 16.00da,
BMnin ev sahipliğinde bir araya gelerek, liderlerin geneli üzerinde
müzakerede bulunduğu AB konularını ele aldı.
Uzmanların AB konularıyla ilgili
ayrıntılı çalışmaları, liderlerin müzakerelerine
zemin olacak. Uzmanlar, Yönetim ve Güç Paylaşımı
başlığıyla ilgili konuları ele almayı da
sürdürecek.
Nami: Görüşmelere seçim
nedeniyle ara verilmeyecek
TAK muhabirinin konuyla ilgili
sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın BM ve AByle İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil
Nami, uzmanların bugün ve yarın da bir araya geleceğini söyledi.
Temsilcilerin de katılacağı bugünkü görüşmenin
saat 15.00te başlayacağını kaydeden Nami, yarın
gerçekleşecek buluşmanın saatinin ise henüz belli
olmadığını belirtti.
Özdil Nami, konuyla ilgili bir soru üzerine, görüşmelere
seçim nedeniyle ara verilmeyeceğini, Türk tarafının böyle bir
talebi olmadığını kaydetti.
AB uzmanı Kıbrısta
Bu arada, müzakerelere ev
sahipliği yapan BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downerin, AB konuları
başlığının müzakeresi sırasında Avrupa
Komisyonundan hukukçu Pieter Van Nuffel ile birlikte
çalıştığı öğrenildi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
bu isimde birinin Downera yardımcı olmak adına adada temaslar
yaptığının bilgilerinde olduğunu söyledi.
Rum basınında yer alan habere göre, Avrupa Komisyonu,
Belçikalı anayasa hukuku uzmanı Pieter Van Nuffeli, AB
konuları müzakerelerini desteklemek amacıyla Kıbrısa
gönderdi.
KIBRIS 19/03/09
Erçakıca: AB konularında teknik detaylar ele alınacak
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü
Erçakıca dün düzenlediği haftalık brifinginde, Kıbrıs
müzakereleri, Avrupa Parlamentosunun Kıbrıs konusunda
hazırladığı rapor ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın İstanbulda Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep
Tayip Erdoğan ile yaptığı görüşme konusunda
basında çıkan haberlere değindi.
AB konularında teknik detaylar ele
alınacak
Liderlerin önceki gün
yaptıkları toplantıda AB konularını ele almaya devam
ederek bazı konularda görüş birliği
sağladıklarını kaydeden Hasan Erçakıca, daha fazla
yakınlaşma sağlanması amacıyla temsilciler ile
uzmanların bu hafta içerisinde bir araya gelip konunun teknik
detaylarını ele almaya devam etmelerinin
kararlaştırıldığını söyledi.
Erçakıca, Temsilciler dün saat 16.00da, bugün ise saat
15.00de ve yarın da bir araya gelecekler, Liderler de Salı günü saat
10.30da yeniden görüşecekler dedi.
Temsilciler ile uzmanların yaptıkları yoğun
çalışmaların AB konularının ne denli teknik ve
karmaşık olduğunu göstermesi yanında, AB çalışma
grubunca ortaya konulan ortak metnin Yönetim ve Güç Paylaşımı
başlığı altında varılan uzlaşılar ve
yapılan tartışmalar çerçevesinde yeniden ele alınması
ihtiyacından da kaynaklanmakta olduğunu ifade eden Erçakıca,
dünkü görüşmeden sonra Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyasın uzlaşma olanaklarından ve
çalışmaları yoğunlaştırmaktan söz etmesinin
memnuniyetle karşılandığını vurguladı.
Erçakıca, Ne var ki, iki lider tarafından ele
alınmakta olan AB konularının Rum Ulusal Konseyinde
peşinen ele alınmaya başlanmasının ve bu konudaki
tartışmaların, liderlerin ele aldığı konularla
birlikte Kıbrıs Rum basınına yansıtılarak
tartışmaların iç politika malzemesi haline getirilmesinin
yarattığı ve yaratabileceği zorluklara da dikkati çekmek
istiyoruz dedi.
AP raporu ve Türkiyenin görüşme sürecine
desteği
Avrupa Parlamentosunun (AP) Türkiye
ile ilgili olarak hazırladığı raporda Kıbrıs
sorunu ile ilgili görüşlere de yer verilmesini değerlendiren Hasan
Erçakıca, raporda, iki liderin yürütmekte olduğu müzakere sürecine
destek verilmesi ve üzerinde mutabık kalınacak herhangi bir
anlaşmanın AB tarafından kabul edileceğinin ve bu
anlaşmada bazı derogasyonlar (sapmalar) olabileceğinin ifade
edilmiş olmasının, Avrupa Parlamentosunun çözüm sürecini
destekleyici tavrını ortaya koyması bakımından
sevindirici olduğunu söyledi.
Sözcü Erçakıca, Avrupa Parlamentosunun, Türkiyeye
limanlarını Rum tarafına açması, adadan asker çekmesi ve
iki liderin özgürce müzakere etmesine izin vermesi yönünde
yaptığı çağrının ise, Rum tarafının
uzlaşmaz tutumunu cesaretlendirmek açısından sürece
yardımcı olmadığını vurguladı.
Türkiyenin adada adil ve kalıcı bir çözüm için vermekte
olduğu tam desteğin tüm uluslararası aktörler tarafından
teslim edilmekte olduğuna dikkat çeken Hasan Erçakıca, Avrupa
Komisyonunun Genişlemeden Sorumu Üyesi Olli Rehnin, Parlamentoya
hitaben yaptığı konuşmada da, içerisinde bulunulan yılın
adada çözüm bulunması yönünde eşsiz bir fırsat sunduğunu,
bu bağlamda Türkiyenin görüşme sürecini aktif bir şekilde
desteklemeye devam ettiğinin altını çizmek ihtiyacı
hissettiğini belirttiğini vurguladı.
Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorununun çözümü sürecinde
olumlu rol oynamak isteyen bütün çevrelerin, Rehnin ifade ettiği bu
yadsınamaz gerçeği göz ardı etmemeleri beklenmektedir dedi.
TalatErdoğan görüşmesi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın geçen hafta sivil toplum ve basın kuruluşları ile
temaslarda bulunmak amacıyla gittiği İstanbulda TC Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan ile gerçekleştirdiği görüşme konusunda
basında yer alan haberleri de eleştiren Hasan Erçakıca,
bunları spekülatif olduğunu iddia etti ve gerçeği
yansıtmadıklarını savundu.
Cumhurbaşkanı Talatın, Erdoğan ile
programının uygunluğu nedeni ile ortaya çıkan görüşme
olanağının değerlendirilerek çeşitli konuların
üzerinde durulduğunu ifade eden Erçakıca, Cumhurbaşkanı
Talatın da görüşme sonrasında yaptığı
açıklamada, kendilerini ilgilendiren tüm konuları ele
aldıklarını belirttiğini hatırlattı.
Görüşmede Kıbrıs gazetesinin
yayınlarının ele alındığı şeklindeki
haber ve yorumların herhangi bir dayanaktan yoksun olduğunu iddia
eden Hasan Erçakıca, Kıbrıs gazetesine gönderilen
açıklamanın ise gazetede yer almamasını basın
özgürlüğü ve Kıbrıs Türk halkının bilgilenme
hakkına darbe olduğunu savundu.
Müzakerelere ara yok
Rum basınında gelecek hafta
yapılacak görüşmenin ardından liderlerin müzakerelere
Rumların Paskalya yortusu ve KKTCdeki seçimler sonrasına kadar ara
verileceği şeklinde çıkan haberin hatırlatılması
üzerine de Erçakıca, bu konuda kararlaştırılmış
bir şey olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talatın programının uygun
olduğunu ve herhangi bir yurtdışı ziyareti
görülmediğini de vurgulayan Hasan Erçakıca, görüşmelerin
aynı yoğunlukta devam edebileceğini kaydetti.
KIBRIS
19/03/09
Possible deal to resolve
fugitive Nadirs tax woes
By Simon
Bahceli
QUESTIONS were being
asked yesterday as to whether a deal might have been struck between fugitive
tycoon Asil Nadir and the Turkish Cypriot authorities after the norths
finance ministry appeared to have backed down on a threat to seize Nadirs
Kibris Media Group for tax evasion.
All we know is that the finance minister said he would close the company down
if they didnt pay up in 24 hours. But then he backed down. If theres been an
agreement, the public should be told, head of the EU Association in the north,
Ali Erel, said yesterday.
Nadir, who fled Britain in 1993 fearing imprisonment for fraud and theft after
the collapse of his once phenomenally successful Poly Peck International,
continues to head the largest media outlet in the north. Last Thursday the
authorities accused him of evading up to 5.5 million euros in tax, and
threatened to close him down in 24 hours unless he agreed to pay.
Initially, Nadir denied the tax evasion charge, but late on Friday entered into
negotiation with the finance ministry, allegedly to work out a schedule for
payment of the overdue taxes.
Perhaps because of the ongoing negotiations, Kibris, the groups top-selling
daily, now appears to be taking a noticeably softer line on the currently
ruling Republican Turkish Party (CTP). In the weeks prior to the threat of
closure, Kibris had run a campaign openly aimed at discrediting the CTP ahead
an upcoming general election on April 19 despite having been, until just
weeks before, its staunch supporter.
Speculation surrounds the former tycoons change of political tack. Some say
Nadir was angered when the administration blocked his bid to upgrade the
norths second airport at Lefkoniko. Others say he was incensed when the
administration warned Nadir that it could extradite him to the UK where he
would face possible imprisonment.
Yesterday a source within Kibris newspaper said the softening of the papers
line on the CTP in the days since the closure threat has been noticed by
everyone. The source added, however, that he did not believe the paper would
return to backing the ruling CTP.
Opposition politicians have rallied to support Nadir and his media group,
claiming that press freedom is being threatened by the administration.
However, some readers say Kibris change of political allegiance has reduced
the papers credibility as a news source.
It has become clear that the paper has its own political agenda, which changes
according to the owners personal or business interests, one reader said.
CYPRUS MAIL 19/03/09
Örnek Köylüler Yağmuralanlılar
Orda bir köy var, uzakta
O köy bizim köyümüzdür.
Gezmesek de, tozmasak da
O köy bizim köyümüzdür.
Ahmet Kutsi Tecer
Yağmuralan köylüleri
Ahmet Kutsi Tecerin yukarıdaki ünlü şiirini duyunca acaba neler
hissederler? Onlar için orda bir köy yoktur uzakta. Orada, bir
zamanlar köylerinin olduğu yerde, yıkıntılar içerisinde
kalan anıları vardır ancak.
Sonradan Yağmuralan
diye adlandırılan Vroişa köyü eskiden Kıbrısın
Kuzeybatısında, Trodos Dağlarının eteklerinde bulunan
küçücük çok şirin bir köydü. Eskiden diyorum, çünkü bugün köyün yerinde
yeller esiyor. Haritadan tamamen silinmiş bir durumda. Köydeki
yaşam anıları sadece orada 1964 yılı öncesi
yaşayan köylülerin belleklerinde kaldı. Avlularında,
evlerinin balkonlarında oturdukları ve civardaki çam
ağaçlarının mis gibi kokularını ciğerlerine
çektikleri, civar yamaçlarda otlayan koyunlarını geri mandıraya
getirdikleri, çocuklarının yeni tamamlanan şirin köy ilkokulunda
oynarken neşeli çığlıklar attıkları o güzel,
mutlu günler artık geri gelmeyecek. Çünkü bir anlaşma neticesinde
dönmek isteseler dahi dönecek köyleri yoktur artık
Yağmuralanlalıların. Hayvanlarını
otlattıkları, ekip biçtikleri o verimli araziler artık kimsenin
yaşamadığı, ıssız bir dağbaşı
oldu. Uğraşıldığı halde
yıkılamayan bina kalıntıları da olmasa orada bir köyün
olduğunu, bir zamanlar orada acıları, sevinçleri, umutları
olan insanlar yaşadığını isbat etmek imkansız
olacak.
Yağmuralan köylüleri
15 Mart 1964 Tarihinde Rumlar tarafından 250 nüfuslu köylerini
terketmeye zorlandılar. O yıllarda köylerini terketmek zorunda kalan
103 Kıbrıstürk köyünün köylüleri gibi diğer Türk bölgelerinde
yıllarca zor şartlar altında yaşam sürmeye mejbur
bıralkıldılar. Onlar köylerine yakın
Yeşilırmak köyüne göçmen gittiler. Halbuki verimli
toprakları olan köylerinde çok mutlu idiler. Dağ havasının
sağladığı sağlıklı bir yaşamları
vardı. Köylülerin birçoğu çok uzun bir yaşam sürebiliyordu. Esat
arkadaşımın dedesi 116 yaşında yaşama veda
etmiş.
2004 yılında
kapılar açılınca Güneye köylerini, kasabalarını görmek
için geçen Kıbrıslıtürklerin birçoğu keşke gidip
görmeseydik diye pişmanlık getirmişti. 1974 öncesi Limasolda
Arnavut ve Ay Andon bölgelerindeki Türk mahallelerinde kalan
tanıdıklarımdan bu pişmanlığı çok dinledim.
Hatta ziyaretlerinden sonra yaşadıkları hayal
kırıklığına dayanamayıp yataklara düşen
yaşlı insanlar da tanıyorum. Aynı
pişmanlığı belki de 2004den sonra köylerini ziyarete giden
Kıbrıslırumlar da yaşamıştır.
Bilmiyorum. Olaya milliyetçi bir yaklaşımla değil,
insanı bir şekilde bakmak gerekir. Kıbrısta
yaşadığımız hazin dram heriki toplumu da etkiledi. Ama
sanıyorum ki Yağmuralanlıların
yaşadıklarını başka köylüler
yaşamamıştır. Yanılmış olabilirim ama bir
köyün tamamen ortadan silindiği örneğini tek Yağmuralanlılar
yaşadı.
Türkiyede mahkeme
salonlarında Atatürkün söylediği belirtilen iri puntolarla
yazılmış bir söz bulunur: Adalet Mülkün Temelidir. Bir
okurun Nedir.com sitesinde yazdığına göre Viyana' da
"Habsburg İmparatorlarının yüzlerce yıl ikamet
ettiği Hofburg Sarayı'nın merkezi bir kısmında,
kocaman harflerle yazılmış bulunan justitia regnorum
fundamentum sözü de aynı anlama geliyormuş.
Anlaşılan enternasyonel bir kavram. Ama bu söz gerçek anlamda
uygulanan bir kavram mı? Kıbrısta evini, malını
terk etmek zorunda bırakılmış mağdur insanların
deneyimlerine bakılacak olursak kesinlikle hayır. Yukarıda
belirttiğim siteye girip de bu sözü araştırırsanız yanıt
gönderen okurların bu konuda ilginç düşüncelerini okuyabileceksiniz.
Yağmuralan köylüleri
karşılaştıkları adaletsizliği kabullenip
oturmadılar. Yıllar sonra da olsa haklarını aramak
için harekete geçtiler. 5 yıl önce Enfield Türk Okulunun
başkanlığını yaptığı zamanlar
tanıdığım değerli dostum Esat Mustafa ve
arkadaşlarının özverili girişimleri ile Vroişa
(Yağmuralan) Derneğini kurdular.
15 Mart Pazar günü
Yağmuralanlılar Derneğinin 5inci Olağan Genel Kurul
Toplantısı yapıldı. Tesadüf bu ya toplantı tam
Yağmuralanlıların köylerini boşaltmalarının
45inci yıl dönümüne rastgeldi. Toplantının Divan
Başkanlığının benim tarafımdan
yapılması teklifini memnuniyetle kabul ettim. Toplantı
salonu birçoğu akraba olan Yağmuralanlılar tarafından
doldurulmuştu. Aradan tam 45 yıl geçmesine rağmen
köylerini hala unutamamış ve büyük bir kararlılıkla haklarını
aramaya çalışan Yağmuralanlılar. Aynı durumlarla
karşılaşanlar için büyük bir ilham kaynağı teşkil
eden vefakar, cefakar köylüler.
Dernek başkanı
sayın Esat Mustafa dernek üyelerine ve derneğe destek vermek için
toplantıya katılan misafirlere bir saat boyunca büyük bir ilgi ile
dinlediğimiz aydınlatıcı bilgiler verdi. Esat Bey
derneğin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurma
kararlarını ve bu yolda şimdiye kadar yapılan çalışmaları
detaylı olarak anlattı.
Evet değerli okurlar.
Yağmuralanlılar Derneği Kıbrıs Rum Hükümeti
tarafından gaspedilen haklarını aramak için son
kozlarını AİHMde oynama kararı aldılar. 28 Eylül
2008 tarihinde bu mahkemeye bir başvuru yapıldı. Toplantıda
öğrendiğimize göre dernek bu başvuruyu çok iyi hazırlanarak
yaptı. Örneğin Kıbrıs Rum Hükümetinin saçma
iddialarını çürütmek için uzmanlar tarafından iki detaylı
rapor hazırlatıldı. Tahminlere göre bu yılın
sonunda mahkemenin karar vermesi bekleniyor. Biliyorsunuz İki
Kıbrıslırum ev sahibinin yaptığı başvuru
AİHM tarafından haklı bulunmuş ve Türkiye Cumhuriyeti
davacılara büyük miktarda tazminat ödemeye zorlanmıştı.
İşin hukuksal boyutu ile ilgili bir bilgim yok. Ama gerçek olan, ve
Yağmuralanlıların en çok şikayet ettikleri durum KKTC
hükümetlerinden bu haklı mücadeleleri için hiçbir etkili yardım
almadıklarıdır.
Ertanç HİDAYETTİN
20/03/09
Kıbrıs gazisi kendini
astı
Manisa'nın
Kırkağaç ilçesinde, Kıbrıs gazisi işadamı kendini
asarak intihar etti.
Soma ilçesinde oturan Sedai K. (56), eşi ve çocuklarına işleri
olduğunu söyleyerek Kırkağaç ilçesine bağlı Musahoca
köyündeki evine gitti.
Kıbrıs gazisi Sedai K., evde yalnız olduğu sırada
kendini iple tavana sarak intihar etti.
Köyde bulunduğunu duyan arkadaşları, ziyaret için eve
geldiklerinde Sedai K.'nın cesediyle karşılaştı.
Yakınları, Soma'nın tanınmış iş
adamlarından Sedai K.'nin işlerinin son dönemde
kötüleştiğini ve bu nedenle moralinin bozuk olduğunu
söylediğini belirtti.
Evli ve üç çocuk babası Sedai K., Çarşı Camisi'nde
kılınan cenaze namazının ardından Soma'da toprağa
verildi.
CNN TURK 20/03/09
Abdülhamitin
istediği olsaydı İsrail neredeydi?
20
Mart Cuma 2009
BU tartışmanın
çıkacağını duyurmuştuk, tartışma tarih
konusundaydı. Son günlerde televizyonlarda ve gazetelerde tarihi
konuları gündeme getirme modası çıktı; iyi de oluyor,
yalan yanlış ezberletilenler düzeltiliyor...
Hilmi Yavuz, Bunlar bilgi değil, malumat; malumatfuruşluk dese
de...
* * *
BUNLARDAN biri de Padişah Abdülhamitin, Filistini parayla satın
almak isteyen, Siyonizmin kurucusu Dr. Herzli huzurundan kovması,
Devleti âliyemin satılık tek karış toprağı
yoktur demesi...
* * *
BİR zamanlar Vahdettinin Mustafa Kemal Paşaya
kırmızı kadife kutu içinde 40 bin reşat altını
verip Bandırma adlı lüks gemiyle(!) Samsuna gönderdiğini
yaymışlardı, ama tutturamamışlardı.
Şimdi Abdülhamitin Yahudilere verecek tek karış
toprağım yoktur efsanesi de aynı akıbete uğruyor.
* * *
ABDÜLHAMİT, kendisine, parası karşılığında
Yahudi yurdu kurmak için Filistini isteyen Dr. Herzle Satılacak bir
karış toprağım yok diyerek kovmuş muydu?
Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Vahdettin
Engine göre hayır!
Prof. Enginin belgelere dayalı bu tespitini Murat Bardakçı
yazınca kıyamet koptu. (x)
Bilim adamı, Osmanlı arşivlerinde yaptığı
araştırmada Dr. Herzlin, kovulmak bir yana, bir süre Padişah
tarafından hüsnükabul gördüğünü belgelerle belirtiyor.
Abdülhamit ve yakın çevresi Dr. Herzl ile 1896dan başlayarak,
altı yıl aralıklı konuşmuşlar, 19 Mayıs
1901de Siyonizm kurucusu, saraya çağrılmış ve
Padişahla görüşmüş...
Filistini isteyen Siyonist lider, Padişaha şu teklifleri de
yapmış:
Dış borçlarınızın bir bölümünü biz ödeyelim.
Dışarıda bulunan muhaliflerinizin hakkından gelelim.
Prof. Enginin ortaya çıkardığı belgelere göre, Herzl,
Filistini satın almak değil, Filistinde kurulacak Yahudi
Devletine izin verilmesini istemektedir.
Abdülhamit, Filistinde bir Yahudi devleti kurulmasına izin vermiyor,
Yahudilerin, Filistin yerine Mezopotamyada yerleşmelerini, ancak
dağılarak yerleşmelerini, toplu halde bulunmamalarını
istiyor.
Eğer, Padişah Abdülhamitin istediği olsaydı, İsrail
bugün neredeydi?
Irakta...
Abdülhamit, Dr. Herzlin Osmanlının dış
borçlarını indirelim teklifini de peşin reddetmiyor,
gelişmeleri bekliyor, hükümetin Avrupalılarla yaptığı
görüşmelerde dış borçların 75 milyon altından 32
milyon altına düşmesi üzerine, Siyonist lidere açık tuttuğu
kapıyı kapıyor, bu defa Herzlin yüzüne İstanbulun ve
sarayın kapısını kapıyor.
* * *
DEMEK ki Abdülhamitin, kendisinden toprak satın almak isteyen, Siyonizmin
kurucusunu Satılık bir karış toprağım yoktur
diye kovması doğru değil.
Abdülhamit, kovmak bir yana, Yahudilere, bugünkü Irak topraklarını
öneriyor, ama bir şartla: Dağılın, toplu
yaşamayın.
* * *
ABDÜLHAMİT, Filistini isteyen Yahudi lideri kovdu mu, kovmadı
mı?
Prof. Vahdettin Enginin bulduğu belgelere göre hayır, kovmak bir
yana, orası olmaz ama, şurası olur, diye yer bile gösteriyor.
(X) Haber Türk, 15 Mart 2009
HASAN
PULUR MILLIYET 20/03/09
Osmanlı belgeleri
Filistinlilere umut
Türkiye, İsraili
kızdırırız diye sakladığı Osmanlı
arşivini açınca Doğu Kudüste evlerinden atılan Filistinliler
için umut doğdu. Arşivlere göre Yahudilerin tapuları sahte.
KUDÜS - Doğu Kudüste sahte belgelerle Filistinlilerin evlerini ellerinden
almaya çalıştığı öne sürülen Yahudiler
karşılarında Osmanlı arşivlerini bulacak. Batı
Şeriadaki Yahudi yerleşimcilerin sahte tapu düzenlediklerinin ortaya
çıkmasının ardından Doğu Kudüste de mahkeme
kararıyla boşaltılan ya da boşaltılacak evlerin
Filistinlilere ait olduğu Osmanlı arşivlerinden çıkan
belgelerle ispatlanıyor. İsrailin Haaretz gazetesi, Filistinlilerin
avukatı Salah Ebu Hüseyinin ocakta Ankarada Türk yetkililerin
yardımıyla eriştiği belgelerin Şeyh Cerrah semtindeki
30 binayla ilgili 30 yıllık uzlaşmazlığı
çözdüğünü yazdı. İsrail mahkemesi belgeleri kabul ederse
tahliyeler durabilir.
Avukat Hatem Ebu Ahmed de, Gazze yüzünden Türk-İsrail ilişkilerinin
gerilmesi sayesinde arşivlere girebildiklerini söyleyip, Altı ay
önceye dek Türkler İsraille ilişkilerin bozulmasını
istemedi ve yardım etmedi. Tüm mazaretleri önümüze koydular. Bugün
tutumları değişti. Bunu özellikle son Gazze operasyonundan sonra
hissettik. Şimdi üst düzey Türk yetkililer bize yardım ediyor dedi.
1967de Doğu Kudüs işgalinin ardından Seferad liderliği
bazı Türk belgeleriyle mahkemeye gidip bu toprakları savaştan
çok önce aldıklarını öne sürmüştü. Mahkeme belgeleri
geçerli sayarken, Filistinlilere tahliye edilmeme garantisi vermişti.
Türkiye işbirliği yapmıyordu
Sonraki yıllarda Seferadlar Filistinlileri kira şartlarına
uymadığı gerekçesiyle tahliyeye başladı. Son kurban Kasım
2008de evlerinden atılan Kürdi ailesiydi. Aile reisi Muhammed el
Kürdinin ölmesinin ardından evden çıkartılanlar çadırda
yaşamaya başladı. Haaretz, Filistinliler yıllardır
Yahudilerin belgelerinin sahte olduğunda ısrar etse de Türkler
işbirliğine yanaşmadığından ispat edemediklerine
dikkat çekti. Seferadların sadece kiracı oldukları ve mahkeme
sundukları tapuların da sahte olduğunu gösterdiğini
belirten avukatlar önceki gün yeni belgeleri mahkemeye sunup iki aile için
süren tahliye işlemlerinin durdurulmasını istedi.
Sefaradların avukatı Ilan Şemer ise Elimizdeki tapu orjinal
olanı. Duruşmalar başlağından beri 50-60 yargıç
bu davaya baktı ve iddialarının yanlış olduğuna
hükmetti yanıtını verdi.
AP haber ajansı aralıkta, Ramallahın Burka köyünde 1961de 80
yaşında ölmüş Abdüllatif Sumarinin hayatta hiç gitmediği
ABDde ölümünden 43 yıl sonra Kaliforniyada noter huzurunda
topraklarını sattığını gösteren sahteciliği
ortaya çıkarmıştı. (Haaretz, afp)
RADIKAL 20/03/09
DIKO wants in on Cyprus
talks
By Stefanos
Evripidou
GOVERNMENT coalition
partner DIKO is seeking to put a man inside in the negotiating team working
for a solution to the Cyprus problem.
The centre-right party first sought to have one of its own people in the
negotiating team back when preparations for direct talks were made last
September. However, the demand fell on deaf ears with President Demetris
Christofias handpicking the team that would assist him in talks with Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat.
The recent internal party election reinforced the DIKO leadership with staunch
supporters of the late Tassos Papadopoulos and his policies on the Cyprus
problem. The more outspoken have voiced serious concern with the way
Christofias is handling the negotiations.
Deputy president Georghios Colocassides went as far as calling for a review of
the partnership between DIKO and the government, adding further tension to the
already weak relationship between the two. Asked to comment, DIKO leader Marios
Garoyian said yesterday that no such proposal had been submitted but called on
anyone with policy proposals to submit them to the party organs so they could
decide whats right. Given the results of the recent DIKO elections, its
possible that the party organs might put DIKO on a collision course with the
government over its handling of the Cyprus problem.
The son of the former president, Nicholas Papadopoulos, who was voted party
vice-president, has also voiced his displeasure with Christofias apparent
refusal to allow a DIKO member into the negotiating team.
According to a report in Politis yesterday, the party will now intensify
efforts to put one of their own into the negotiating process, particularly
before the two leaders enter the give-and-take phase of negotiations, believed
to start sometime in the Spring.
The report notes that a possible contender for the role is the former
presidential aide under the Papadopoulos government, Tasos Tzionis.
DIKO spokesman Fotis Fotiou yesterday denied reports that Tzionis had been identified
as the partys man inside. Fotiou said the issue of participating in the
negotiating team was first raised when the president was putting together his
team.
We sought to have our own man involved, someone who knew his stuff, but we
didnt give any names and nothing came of it, he said.
Fotiou maintained that there were no new developments on the issue but that if
the President responded positively to DIKOs request, then the party organs
would discuss potential candidates for the job.
Government spokesman Stefanos Stefanou said there was nothing new to say about
the situation. He noted that a number of people worked on the negotiations,
including members of the Cyprus problem team to which DIKOs man, Foreign
Minister Marcos Kyprianou belonged.
CYPRUS MAIL 20/03/09
Talat pulling strings to
meet Clinton
By Stefanos
Evripidou
REPORTS yesterday
indicated the Turkish government was pulling strings to get Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat an audience with US Secretary of State Hillary Clinton
in Washington next week.
A number of news reports yesterday cited diplomatic sources saying that Turkish
Prime Minister Tayyip Erdogan was pushing for a meeting between Talat and
Clinton in an effort to boost his ratings before parliamentary elections in
the north, set for April 19.
Recent polls show that Talats Turkish Republican Party trails by some distance
the resurging National Unity Party (UBP), headed by hardliner Dervis Eroglu.
If Talat does secure an audience with Clinton, it will be seen as a huge coup
for the Turkish Cypriot leadership, though it wont be the first time that
Talat gets a date with a US Secretary of State.
Talat was invited to Washington just after the Greek Cypriot rejection of the
Annan Plan in 2004, where the then Secretary of State Colin Powell did his best
to make him feel welcome, addressing Talat as Mr Prime Minister.
This in stark contrast to the level of contact between the US government and
the President of the Republic of Cyprus, where the latter has yet to receive
the much sought-after invite to the US capital.
It is believed Talat will also meet with UN Secretary General Ban Ki-moon on
his travels though neither report has been officially confirmed.
The meeting with Clinton was reportedly proposed by Erdogan when Clinton
visited Ankara earlier this month.
Acting DISY spokesman Harris Georgiades said the prospect of such a meeting,
along with President Barack Obamas planned visit to Turkey next month, should
trouble the Greek Cypriot leadership into making alliances in the
international arena.
Erdogan told a Turkish news channel that the Cyprus problem would be on the
agenda when Obama visits. The Turkish leadership is expected to seek the
lifting of the isolation of the Turkish Cypriots.
Government Spokesman Stefanos Stefanou said the government was aware of Talats
efforts to arrange a visit to Washington to meet Clinton, noting, however, that
nothing had been confirmed yet.
We are monitoring the issue and those who must act are acting, said Stefanou.
The spokesman noted that it was too early to make conclusions.
CYPRUS MAIL 20/03/09
Turkish Cypriots apply
to have Euro elections cancelled
By Simon
Bahceli
TWO TURKISH Cypriots
have applied to the European Court of Justice (ECJ) aiming to have next Junes
European Parliamentary elections cancelled if Turkish Cypriots are not allowed
to vote in the north.
As things stand, Turkish Cypriots can for the first time vote in the June 6
election, but only if they register to cast their votes in the south. So far,
virtually none of the approximately 80,000 Turkish Cypriots living in the north
who carry Cyprus Republic citizenship have done so.
The two London-based Turkish Cypriots Munir Tatar and Mehmet Bayramoglu, who is
the London head of the right-wing National Unity Party (UBP), filed their case
at the ECJ on Wednesday. They say that forcing Turkish Cypriots to vote in the
south for candidates that do not represent their interests is against the
principles of the EU and of the Cyprus Republic.
For Turkish Cypriots to be granted their free democratic rights, an election
has take place in the north, Bayramoglu told the press as he filed his case
against the European Council at the Luxembourg court. He accused the Greek
Cypriot side of attempting to give the mpression that Turkish Cypriots were
being represented in the upcoming election.
The Greek Cypriots are looking for two traitors [to stand as candidates in the
south], Bayramoglu said, adding the Greek Cypriots were seeking to stand
candidates with Turkish names but Greek views.
The Bayramoglu and Tatar are being represented at the ECJ by Turkish Cypriot QC
Ali Riza Alper and argue that if the 2004 vote on the UNs Annan plan, which
was carried out in the north as well as the south, was acceptable to the
international community and the EU, then why should an EU parliamentary
election in the north not also be acceptable.
The two also hope their case will raise the issue of the two out of six Cypriot
seats at the European Parliament that would have been allocated to the Turkish
Cypriots had the UNs Annan plan been accepted by Greek Cypriots in 2004.
Currently all six seats are held by Greek Cypriots.
CYPRUS MAIL 20/03/09
Hasan
Kılıç, bu başarının; Bakanlığın
sektörle işbirliği çerçevesinde sistemli çalışmaları
sonucunda elde edildiğini de kaydetti.
Kılıç, dün yaptığı yazılı açıklamada,
Almanya pazarını ülkeye çekmek için çok yönlü ve yoğun bir
şekilde çalıştıklarını belirtti.
Kılıç, uçuş bağlantısını
sağlamalarının ardından, yazılı, sözlü ve görsel
medya aracılığıyla daha fazla Alman turisti Kuzey
Kıbrıs′a getirtmek için çalıştıklarını
ifade etti.
Kılıç, yaptıkları girişimlerle KKTC′nin sahip
olduğu doğal ve tarihi güzelliklerin detaylı olarak
işleneceği makale ve programlarla da önümüzdeki günlerde gerek
doğrudan Almanya pazarına gerekse diğer hedef pazarlardaki
potansiyel turistlere ulaşacaklarını kaydetti.
TANITIM ÇALIŞMALARI
Almanya ile KKTC arasındaki ulaşım sorununu çözdüklerini
belirten Kılıç, KKTC′yi Almanya′nın önemli
bir destinasyonu arasında saydırmayı hedeflediklerini
bildirdi.
Kılıç, KKTC turizmini çok yönlü hizmet verebilecek potansiyele
getirdiklerini, sağlık ve kongre turizmi alanındaki
çalışmalarını da sürdürdüklerini anlatarak, özel ilgi
turizminin birçok dalının Kuzey Kıbrıs′ta
yapılabileceğini vurguladı.
Devam etmekte olan tanıtım faaliyetleri ile hedef turizm
pazarlarından Kuzey Kıbrıs′a turist
akışının artmaya devam edeceğine
inandığını belirten Kılıç, 2009 yılının
2008′den çok daha iyi geçeceğinin sinyallerini şimdiden
aldıklarını, turizm sektörü ile Bakanlığın
koordineli çalışmalarının veriminin toplanacağı
"hasat mevsiminin" de yaklaştığını kaydetti.
HALKIN
SESI 21/03/09
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu ay sonu
Amerika Birleşik Devletlerine (ABD) gideceğini söyledi.
ABD temasları çerçevesinde Dışişleri
Bakanı Hillary Clinton ile de görüşmesinin
planlandığını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Çine
gidecek olmasından dolayı BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile bir
araya gelemeyeceklerini belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, dün, Vakıflar Genel
Müdürlüğünü ziyareti sırasında gazetecilerin sorusu üzerine,
ABD gezisinin bir süreden beridir gündemlerinde olduğunu söyledi.
ABD ziyaretinin, dün itibariyle henüz kesinleşmemiş
olmasına rağmen, 30 Martta başlayacağı yönünde bir
düzenleme bulunduğunu kaydeden Talat, davet üzerine gerçekleşecek
ziyaret sırasında çeşitli temaslarda bulunacağını
söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, ABD Dışişleri
Bakanı Hillary Clinton ile görüşmem planlanmaktadır. BM ile de
temasa geçtik. 23 Marta randevu veren Ban Ki Moon, 25 Martta Çine gidecek.
Dolayısıyla Ban ile görüşemeyeceğiz dedi.
Konferans verecek
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, odak noktası Hillary Clinton olacak gezisi sırasında 31
Marta rastlayan bir konferansı bulunduğunu söyledi.
Çeşitli siyasi çevrelerle görüşme
hazırlığı yapıldığını kaydeden
Talat, kongre ya da senato temsilcileriyle görüşmelerinin söz konusu
olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, ABD gezisiyle ilgili haberlerin
basında Yine Rum basınından aldık yönünde verilmesinden
duyduğu rahatsızlığı da dile getirdi.
Rum basınının kendi kaynaklarından
aldığı bilgiyle yaptıkları haberler vesilesiyle
Cumhurbaşkanı ve resmi makamların eleştirilmesinin
haksızlık olduğunu kaydeden Talat, Yine Rum
basınından aldık gibi sözler beni üzüyor. Biz, resmi makam
olarak ABDye gitme ihtimalimiz var diye açıklama yapamayız
şeklinde konuştu.
Eksik ve yanlış
Washingtonda, New Yorkta ve BM
çevrelerinde ilişkileri bulunan Rum basının, bu haberleri eksik
ya da yanlış bir şekilde aldığına işaret
eden Talat, Örneğin Ban ile de görüşeceğim yazıldı.
Doğru değil. Ban, o tarihlerde orada olmayacak dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
Kesinleşmeden bizim açıklama yapmamızı kimse
beklemesin. Şu saatte, şu görüşme olacak diye elimize resmi bir
bilgi gelmeden açıklama yapmamız doğru olmaz.
Ümit Enginsoy ntvmsnbc
Güncelleme: 18:45 TSİ 22 Mart. 2009 Pazar
WASHINGTON - ABD
Dışişleri Bakanlığı, KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ı 30 Mart Pazartesi günü görüşmek üzere Washington'a
davet etti.
Talat ve ABD
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın
görüşeceği haberi Washington'daki Rum-Yunan lobisinde öfkeye yol
açtı.
'Helenler İçin Ulusal
Koordine Çaba' adlı Rum-Yunan grubunun 11 lideri, ABD Başkanı
Barack Obama ve Başkan Yardımcısı Joe Biden'a ortak mektup
yazdı.
Mektupta ziyaretin iptali
istenirken, KKTC'nin fiilen tanınması gibi algılanabilecek bu
gibi girişimlerden uzak durulması istendi.
Greek News adlı ABD
Rum gazetesinin haberine göre, mektupta Talat-Clinton görüşmesinin
Obama'nın politikalarına aykırı olduğu ve ziyaretin
ABD için yıllar b oyu telafisi zor sorunlara yol açacağı
savunuldu.
Mektupta Obama ve Biden'a
hitaben "Lütfen bu yanlış adımın önüne geçin"
denildi.
Rumlar, Türkiyeden KKTCye su getirilmesine karşı!
İstanbuldaki Su Forumuna resmen katılan Rumlar, KKTCden bahsedilen ve KKTC bayraklarının asıldığı toplantıyı terk etti.
Rum Meclisi Tarım ve
Doğal Kaynaklar Komitesi Başkanı AKEL Milletvekili Yannakis
Thoma, Türkiyenin Kıbrısa su getirmesinin Güney
Kıbrısın onayı olmaksızın mümkün
olmayacağını savundu ve Türkiyenin bu girişiminin
adayı birleştirmek yerine bölmeyi amaçladığını
iddia etti.
İstanbulda gerçekleştirilmekte olan 5inci Dünya Su Forumuna
katılan Kıbrıslı Rum heyetin, Türkiyenin KKTCye su
getirme planlarının sunumunun yapıldığı
toplantıda KKTCye ilişkin değinmeleri protesto etmek
amacıyla toplantıyı terk ettiği bildirildi.
Politis gazetesi, Anamurdan KKTCye borularla su getirilmesi projesinin
anlatıldığı toplantıda Türk heyetin Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ifadesini kullanması ve toplantıda
KKTC bayraklarının bulunmasının, başkanlığını
Rum Meclisi Tarım ve Doğal Kaynaklar Komitesi Başkanı
AKELli Yannakis Thomanın yaptığı Rum heyetinin tepkisine
neden olduğunu yazdı.
Habere göre Rum heyeti, konunun teknik değil siyasi içerikli olduğunu
belirterek toplantıyı terk etti.
Heyet başkanı Yannakis Thoma ise toplantıda
yaptığı konuşmasında, Türkiyenin Kıbrısa
su getirmesinin Güney Kıbrısın onayı olmaksızın
mümkün olmayacağını savundu ve Türkiyenin bu girişiminin
adayı birleştirmek yerine bölmeyi amaçladığını
iddia etti.
Gazete, Thomanın bu konuşması sırasında salonda
protesto seslerinin yükseldiğini ve Thomanın
konuşmasının kesilmesi taleplerinin olduğunu, ancak
toplantının yöneticisinin buna izin vermediğini de kaydetti.
KIBRIS
22/03/09
Avrupa
Komisyonunun Kıbrıs Temsilciliğinin Karpaz bölgesinin Natura
2000 programına dahil olması konusunda dün Dipkarpazda yaşayan
Kıbrıslı Rumlara yönelik bir bilgilendirme toplantısı
gerçekleştirdi.
Ledra
Palacetaki Gothe Enstitüsünde gerçekleştirilen bilgilendirme
toplantısında,
bölgenin Kıbrıs sorununun çözümünden sonra Natura 2000
programına dahil olabilmesi için gerçekleştirilen ön
hazırlıklar anlatıldı. Alithia gazetesi, bölgede
yaşayan Kıbrıslı Rumların, Avrupa Komisyonunun
bölgede AB ödeneklerini kullanmasına, bu ödeneklerin bölgede yaşayan
KKTC ve TC uyruklu kişilere verileceği gerekçesiyle karşı
çıktıklarını da belirtti
KIBRIS 22/03/09
LHA - Romanyanın
başkenti Bükreşte 19 Martda başlayan 5 günlük Turizm
Fuarında (Targul de Tourism Romanya) KKTC turizmci için etkili bir
tanıtım kampanyası yürütülüyor.
Kıbrıs Türk Hava Yollarının (KTHY) bu
yılın HaziranEylül döneminde Bükreş ve Cluj Napoca kentlerinden
Ercana 28 seferlik bir uçuş programı hazırlaması, sezonu
kurtarma gayreti içindeki turizmcileri harekete geçirdi.
Kuzey Kıbrıstan Armada Travel Services, Romanyadaki
Premium Holidays şirketiyle işbirliği yaparak Romanya
Fuarında Kuzey Kıbrıs Turizmi için 152 M2lik bir stand
açtı.
Ekonomi ve Turizm Bakanlığı, Kıbrıs Türk
Seyahat Acenteleri Birliği ve Kıbrıs Türk Otelciler Birliği
üyelerinin tanıtım noktalarıyla katkı koydukları KKTC
standına daha ilk günden fuar ziyaretcilerinin yoğun ilgisi
gözlemlendi.
Rumların
kızgınlığı
Yaklaşık 6 bin ziyaretçi beklenen Romanya Turizm Fuarında KKTC
turizmi için sürdürülen etkili tanıtım kampanyası Rum yönetimini
kızdırdı. Romanyadaki Rum Konsolosu, Ticaret ve Turizm
ateşeleri Fuar Komitesine standın kapatılması yönünde
başvuru yaptı. Başvuru kabul görmeyince Rum yetkililer bizzat
fuar alanına giderek fuarı düzenleyen kuruluş yetkililerine sözlü
tacizde bulundu. Türkiye Cumhuriyeti Bükreş Büyükelçiliğinin devreye
girmesiyle yaşanan sıkıntı aşıldı. KKTC
yetkilileri fuar için planladıkları tanıtım etkinliklerini
sürdürüyorlar.
Kuzey Kıbrıs 170
acenteyi ağırlayacak
Romanya
Turizm Fuarınıdaki Kuzey Kıbrıs için turizm
tanıtım standı açan Armada Travel Holidays yetkilisi Bora Özgen,
gelişmelerle ilgili yaptığı açıklamada, Rum yönetimi
yetkililerinin Kuzey Kıbrıs turizminin tanıtılmasını
engellemek istemelerinin hoş olmadığını, bu ambargocu
zihniyetin daha ilk adımda TC Romanya Büyükelçisi ve diğer
yetkililerin gayretiyle aşıldığını anlattı.
Yaşanan gelilşmelerle ilgili olarak Özgen, Kuzey
Kıbrıs standının efektif bir alanda konumlanması ve
Romanyada fuar için çıkarılan katalogta Kuzey Kıbrısın
New Destination (Yeni Destinasyon) olarak tanımlanması
standımıza ilgiyi daha da artırdı dedi.
Özgen, Armada Travel Services ve Premium Holidays
katkılarıyla Bükreşin en gözde mekanlarından Oldies Pubda
yaklaşık 300 acente yetkilisinin katıldığı
mükemmel bir tanıtım gecesi düzenlediklerini de belirtti.
Premium Holidays Direktörü Selçuk Suliman, tanıtım
gecesinde kusursuz bir organizasyon gerçekleştirdiklerini, Romen
halkı için Kuzey Kıbrısın tanıtımının
önemli olduğunu, acente sahiplerinin konuya üst düzeyde ilgi
gösterdiklerini, 28 Nisan1 Mayıs arasında adada 170 acente sahibini
ağırlamayı düşündüklerini kaydetti.
KTHY atakta
Filosunu 2
yeni uçakla güçlendiren KTHY, İngiltere, Almanya ve İtalyadan sonra
bir başka AB üyesi Romanyaya da bayrak açmaya hazırlanıyor.
Romanyanın Bükreş ve Cluj Napolica kentlerinden 8 Haziran-15 Eylül
2009 arasında toplam 28 sefer planlayan KTHY, bu seferlerde KKTCne 4000
dolayında turist taşımayı hedefliyor.
KIBRIS 22/03/09
AB müzakerelerde yok ama her şeyden haberdar!
Simerini gazetesi, ABnin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehnin
kurmaylığının, ABnin Kıbrıs sorununun çözüm
çabalarına müdahil olması konusunda Avrupa Komisyonu Hukuk
Dairesiyle direkt istişare, iletişim ve koordinasyon halinde bulunduğunu
bildirdi.
Haberi Sapmalar Flört Ediyor Rehnin Kurmaylığı ve Komisyonun
Hukuk Dairesi Koordine Oluyor başlığıyla
yansıttığı haberinde Rehnin çalışma
arkadaşlarının, Kıbrıs sorunundaki gelişmelerden
ve BM ile İngilizler aracılığıyla tam olarak konuşulanların
ne olduğundan haberdar olduğunu kaydeden gazete Rehnin
çalışma arkadaşlarının şunları
savunduğunu yazdı:
1-Kıbrıs Türk Oluşturucu Devletçiğini teşkil edecek
olan Kıbrısın Kuzey kesiminde Avrupa müktesebatından
derogasyonlar (sapmalar) ve geçiş dönemleri olmalı. İddia
ettiklerine göre bu sapmalar; Kıbrısın bugün işgal
altında bulunan bölgelerinin altyapı, teknik ve mevzuatları
açısından ABne tam entegre olmaya hazır olmadığı
için gereklidir. Dolayısıyla sapmalar pratik ve esas
açısından zaruridir.
2-Sapmaların en azından geçici nitelikte uygulanması gerekecek
çünkü müzakere edilmekte olan iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümüyle
Kıbrıslı Rumlar geri dönerlerse ve Kıbrıslı
Rumların serbest yerleşme, mülk satın alma ve oy kullanma hakkı
olur ise; Kıbrısın Kuzey kesiminin denetimi mümkün olmayacak.
Dolayısıyla şu anda; ABnin doğru işleyiş
yöntemiyle çatışma olmaması için
Kıbrıslıların bireysel haklarının en azından
bir müddet ertelenebileceği bir formül inceleniyor. Elbette ABliler; geçici
veya hatta daimi sapmaların; Danimarka gibi başka örneklerde de
olduğu gibi iki liderin karar vereceği meseleler olduğunu
savunuyorlar.
AB sadece durumu kolaylaştırmaya çalışıyor.
Avrupalılar; çözüme ve çözümün işleyebilir olmasına
yardımcı olacaksa birincil hukukun dahi kabul edilebileceğini
vurguluyorlar. Sapmaların nasıl bir şekil
alacağının, Kıbrıslıların
kararlaştıracağı bir mesele olduğuna işaret
ediyorlar. ABnin rolünün; istemeleri halinde BMye destek ve teknokratik
nitelikte olduğu değerlendirmesinde bulunuyorlar.
Politis gazetesi, Avrupa Komisyonunun adaya gönderdiği uzmanın, BM
Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander
Downere; Komisyonun Kıbrıs sorununun tabi olduğu Avrupa
meselelerinin dayanması gerektiğini savunduğu temel ilkeleri
detaylı şekilde anlattığını bildirdi.
Gazete Avrupalı Uzman Downere Komisyonun Tezlerini Anlattı
Komisyon Çizgiyi Veriyor başlıklı haberinde diplomatik
kaynakların; Komisyonun Belçika kökenli uzmanı Peter Van Nuffelin,
Joze Manuel Barosso başkanlığındaki Kıbrıs
grubunun Downerin grubundaki bağlantı adamı
olmadığını vurguladıklarını yazdı.
Nuffelin rolünün; özellikle Kıbrıs sorununun Avrupa
başlığının görüşülmesi sırasında
Aleksander Downere ve çalışma arkadaşlarına Avrupa
Komisyonunun tezlerini anlatmak ve danışmanlık hizmeti vermek
olduğuna dikkat çeken gazete özetle şunları yazdı:
Komisyon, AB ile BM arasındaki bağlantı-adamı uygun
zamanda atayacak, ancak siyasi açıdan da uygun kişi bulunana kadar bu
boşluğu Van Nuffel dolduracak. Gazetemizin bundan; Avrupalı
uzmanın, Kıbrıs Cumhuriyetinin ABne
katılımının tabi olduğu 10uncu Protokol ve Türk
tarafının talep ettiği gibi (protokolün) değişip
değişemeyeceği konusuna ışık tutmak için
çağrıldığını anlıyor. Nuffel ayrıca;
Kıbrıslı Türklerin talep ettiği sapmalar ve çözümün ABnin
birincil hukuku olup olamayacağı konularında
danışmanlık yapıyor. Van Nuffelin belirttiği
görüşler tam olarak öğrenilemedi ancak; ortaya koyduğu görüşler,
Komisyonun temel ilkelerine zıt ise büyük bir sürpriz olacak. Çünkü
10uncu Protokolün revize edilmesi ve müktesebattan daimi sapmalar olması
konusu gündeme getirilemez.
KIBRIS 22/03/09
First ceremony in nearly half a
century at Armenian church
By Claudia Konyalian
A RELIGIOUS ceremony is
taking place this morning at the Sourp Boghos (Saint Paul) Chapel inside the
Armenian Cemetery near Ledra Palace for the first time in 46 years, as new
restoration works near completion.
According to an announcement from the Prelature: During the service, remains
exhumed previously will be laid to rest in accordance with the rites of the
Armenian Church, and there will be a memorial service held annually at the
chapel starting from next year.
Armenian Representative in Parliament, Vartkes Mahdessian said that todays
service is a small, solemn ceremony taking place specifically for the 41 graves
that were exhumed incorrectly during the mistake in 2005. Nine of the graves
that were marked with tombstones will be buried individually, and the remaining
32 in a common grave with a plaque commemorating the deceased. An official
ceremony marking the cemeterys restoration will take place upon completion of
works in May.
What is happening on Sunday shows we are on the right track towards the
complete restoration of the cemetery, so that it will be a place we can all be
proud of, Armenians and Cypriots alike, Mahdessian said.
Of great historical value, it was the first cemetery the Armenian community had
in Cyprus. Some 500 people have been buried there, including Armenian Cypriots
who lived here since the early 1800s, alongside genocide survivors. The last
burial took place there in 1931.
The destruction of the site was stopped in April 2005, when bulldozers began
digging it up, amid alleged plans by the Armenian Church Committee to put all
the remains together in a communal pit in a new Armenian cemetery located on
the outskirts of the capital, sparking outrage among the community. Rumours
were rife at the time that the land was to be made available for redevelopment,
including suggestions that a car-park be built there. The unskilled workers
doing the job indiscriminately smashed tombstones, some of which dated back to
the Middle Ages, while scattering remains all over the site.
The Church Committee was accused of acting on the listed site without
appropriate permission from the local authorities and without consulting the
community. The Committee said they had consulted a reputable lawyer, that they
were acting to improve and restore the cemetery, and that the mistakes were
those of the contractor.
Upon the initiative of Dr. Vahakn Atamyan, former Armenian Representative in
Parliament, funding from the government for the restoration and preservation of
the site was secured to the tune of some CYP£80,000 to £90,000. The remaining
amount for the restoration of the cemetery has been given by the Armenian
Church and the restoration has taken place under the stewardship of current
Representative, Mahdessian.
I am very happy this restoration has taken place, Atamyan said. I feel proud
and glad the site has been preserved as it serves as a historical stamp of the
Armenian communitys presence in Cyprus since the early 1800s, long before the
genocide. He also wished to thank the Yeremian family, for their invaluable efforts
in stopping the destruction of the cemetery.
There are currently 2,000 Armenians living in Cyprus. Every year, on April 24,
Armenians worldwide commemorate the Armenian Genocide of 1915.
CYPRUS
MAIL 22/03/09
Romanya′nın başkenti
Bükreş′te 19 Mart′da başlayan 5 günlük Turizm
Fuarı′nda (Targul de Tourism Romanya) KKTC turizmci için etkili bir
tanıtım kampanyası yürütülüyor.
Kıbrıs Türk Hava Yolları′nın, bu yılın
Haziran - Eylül döneminde Bükreş ve Cluj Napoca kentlerinden Ercan′a
28 seferlik bir uçuş programı hazırlaması sezonu kurtarma
gayreti içindeki turizmcileri harekete geçirdi.
Kuzey Kıbrıs′tan Armada Travel Services, Romanya′daki
Premium Holidays şirketiyle işbirliği yaparak Romanya
Fuarı′nda Kuzey Kıbrıs turizmi için 152 M2′lik
mükemmel bir stand açtı. Ekonomi ve Turizm Bakanlığı,
Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği ve Kıbrıs Türk
Otelciler Birliği üyelerinin tanıtım noktalarıyla katkı
koydukları KKTC standına daha ilk günden fuar ziyaretçilerinin
yoğun ilgisi gözlemlendi.
RUMLARIN KIZGINLIĞI İŞE
YARAMADI
Yaklaşık 6 bin ziyaretçi beklenen Romanya Turizm Fuarı′nda
KKTC turizmi için sürdürülen etkili tanıtım kampanyası Güney
Kıbrıs Rum Yönetimini kızdırdı. Romanya′daki
GKRY Konsolosu, Ticaret ve Turizm ateşeleri Fuar Komitesi′ne
standın kapatılması yönünde başvuru yaptı.
Başvuru kabul görmeyince Rum yetkililer bizzat fuar
alanına
gelerek fuarı düzenleyen kuruluş yetkililerine sözlü tacizde bulundu.
Türkiye Cumhuriyeti Bükreş Büyükelçiliği′nin devreye
girmesiyle yaşanan bir günlük sıkıntı
aşıldı. KKTC yetkilileri fuar için planladıkları
tanıtım etkinliklerini sürdürüyorlar.
TANITIM GECESİNE 300 ACENTE YETKİLİSİ KATILDI
Romanya Turizm Fuarı′nıdaki Kuzey Kıbrıs için turizm
tanıtım standı açan Armada Travel Holidays yetkilisi Bora Özgen
gelişmelerle ilgili LHA′ya yaptığı açıklamada,
Kıbrıs Rum Yönetimi yetkililerinin Kuzey Kıbrıs turizminin
tanıtılmasını engellemek istemelerinin hoş
olmadığını, bu ambargocu zihniyetin daha ilk adımda TC
Romanya Büyükelçisi ve diğer yetkililerin gayretiyle
aşıldığını anlattı. "Kuzey
Kıbrıs standının efektif bir alanda konumlanması ve
Romanya′da fuar için çıkarılan katalogta Kuzey Kıbrıs′ın
New Destination olarak tanımlanması Standımıza ilgiyi daha
da artırdı" şeklinde durumu özetleyen Özgen, önceki
akşam Armada Travel Services ve Premium Holidays katkılarıyla
Bükreş′in en gözde mekanlarından Oldies Pub ′da
yaklaşık 300 acente yetkilisinin katıldığı mükemmel
bir tanıtım gecesi düzenlediklerini bildirdi.
Premium Holidays Direktörü Selçuk Suliman da gelişmelerle ilgili bilgi
verirken, Tanıtım Gecesi′nde kusursuz bir organizasyon
gerçekleştirdiklerini, Türkiye′yi bilen Romen halkı için Kuzey
Kıbrıs′ın tanıtımının önemli
olduğunu, acente sahiplerinin konuya üst düzeyde ilgi gösterdiklerini, 28
Nisan - 1 Mayıs arasında Adada 170 acente sahibini
ağırlamayı düşündüklerini kaydetti.
KTHY ATAKTA
Öte yandan filosunu 2 yeni uçakla güçlendiren KTHY, İngiltere, Almanya ve
İtalya′dan sonra bir başka AB üyesi Romanya′ya da bayrak
açmaya hazırlanıyor. Romanya′nın Bükreş ve Cluj
Napolica kentlerinden 08 Haziran 15 Eylül 2009 arasında toplam 28 sefer
planlayan KTHY, bu seferlerde KKTC′ye 4000 dolayında turist
taşımayı hedefliyor.
HALKIN SESI 22/03/09
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, toplumun en aydın
kesimi olarak öğretmenlerin, barışın en büyük güvencesi
olduğunu söyledi.
Dünyanın Kıbrıs sorununun çözülmesi için
uğraştığına işaret eden Talat, "Bize
düşen, çözüm için gerekli adımları ve düzenlemeleri yapmaktır.
Bu konuda kararlılık göstermek lazım" dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk Orta
Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) Genel Kurulu′nda
yaptığı konuşmada, KTOEÖS merkez binasında kurulan
eğitim ve sınav merkezinin, eğitim ve öğretmenler için
gerekli, önemli bir merkez olduğunu söyledi. Talat, "Önemli olan
kullanılmasıdır. O potansiyel de öğretmenlerde var.
Toplumun en aydın kesimi olarak öğretmenlerin, buradan
yararlanmamasını imkansız görüyorum" dedi.
"KTOEÖS′ÜN BARIŞ SÜRECİNE ÖNEMLİ KATKISI OLDU"
Cumhurbaşkanı Talat, KTOEÖS′ün barış sürecinin
yanı sıra ülke demokrasisinin gelişmesine çok önemli
katkısı olduğunu vurguladı.
2004′ten itibaren yönetimdeki anlayış
değişikliğinin uluslar arası alandaki
yansımalarının olumlu olduğunu kaydeden Talat, tarih
kitaplarındaki değişikliğin de en önemli
değişiklik olduğunu söyledi. Şovenizmin
ayıklandığı değişiklikle, tarih bilincinin
çağdaş düzeyde geliştirilmesinin hedeflendiğini belirten
Talat, öğretmenlerin katkısı ve sendikanın desteğiyle
tek taraflı olarak gerçekleştirilen bu değişikliğin
konuya özel ilgi gösteren Avrupa Konseyi′nde yankı
yarattığını ifade etti. Talat, "Eksiklik ve hatalara
rağmen çok önemli bir adım atıldı. Bu ses getirdi ve bu
başarı dünyada alkışlanıyor" dedi.
"DÜNYA BİZİ DAHA İYİ ANLIYOR"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gelinen aşamada dünyanın
Kıbrıs Türkü′nü artık daha iyi anlayıp,
algıladığını söyledi. Dünyanın Kıbrıs
sorununun çözülmesi için uğraştığına işaret eden
Talat, "Bize düşen, çözüm için gerekli adımları ve düzenlemeleri
yapmaktır. Bu konuda kararlılık göstermek lazım" dedi.
Talat, KTOEÖS′in bu kararlılıkta olduğunu ifade ederek,
"Öğretmen kesimi barışın en büyük güvencesidir"
şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ülkenin seçimlerden sonra en ciddi
gündeminin Kıbrıs sorununu çözme çabası olduğuna
işaret etti. Talat, iyi bir çalışma temposu içinde olduğu
Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas′la başlarda yöntemle ilgili
bazı anlaşmazlıkları olduğunu, ancak bu
sıkıntının zamanla aşıldığını
söyledi.
Talat, şöyle devam etti:
"Başta benim acelem, onun ise temkinli ve yavaş gitme
eğilimi vardı. Benim acelem vardı çünkü 2004′te tek
tarafın Evet′i yetmemiş, Kıbrıs sorununu
çözememiştik. Bunun acısını da Kıbrıs Türk
halkı çekti. Hakkımız olanı almayı bir yana bırakırsak,
altında yaşadığımız izolasyonlar
düşünüldüğünde, acele etmekten başka şansımız
yoktur."
MÜZAKERE SÜRECİ
Her iki tarafın da bugün artık birbirini daha iyi
anladığını söyleyen Talat, çözüm
kararlılığını sürekli vurgulayan tarafların,
çözüm için ciddi şekilde çalıştığını
belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakere süreciyle ilgili
gelişmelere de değinerek, sorunun kaynağı olan
"Yönetim ve Güç Paylaşımı" müzakerelerinin uzun
sürmesine rağmen, daha sonraki başlıkları hızla
tamamlamaya çalıştıklarını söyledi.Geçen hafta 3 kez
görüşen ve pazartesi günü yine bir araya gelecek olan uzman ve
temsilcilerin yakınlaşma sağladığını
kaydeden Talat, görüşmelerin geleceği bakımından hala
umutlu olduğunu belirtti.
ÖZTOPRAK
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak, merkezine
öğrenciyi yerleştiren, yapılandırıcı eğitim
sistemine dayalı yeni eğitim sistemini oluştururken, Milli
Eğitim Şurası′ndan güç aldıklarını söyledi.
Çocukların artık ezberci bir sistemle, bir tek sınavla
"başarılı" ve "başarısız"
diye nitelenmediğini kaydeden Öztoprak, eğitimde fırsat
eşitliğinin, insan haklarının en önemli unsur olduğunu
belirtti. Canan Öztoprak, tarih kitaplarındaki değişikliğin
önemine işaret ederek, tarih kitaplarının kin ve nefrete
dayalı değil de, olayları saptırmadan, objektif bir formata
kavuşturulmasını hedeflediklerini ifade etti.
Öztoprak, konuşmalardaki eğitime dönük eleştirilere de
değinerek, özellikle yapılanların sıfırla
çarpılıp "statükonun devamı" olarak nitelenmesinin çok
düşündürücü, üzücü olduğunu söyledi. Öztoprak, "Geriye dönmeyi
savunanlar, eski karanlık günlere ve şovenizme dayalı
eğitime dönmeyi planlayanlara KTÖS ve KTOEÖS′den buna izin
verilmeyeceği mesajı verildi. Ben inanıyorum ki öğretmenin
tümü emeğine sahip çıkacak ve böyle bir şeye geçit vermeyecek"
dedi.
ÇAKICI: EĞİTİM
YAP-BOZ
TAHTASINA DÖNDÜ
TDP Başkanı Mehmet Çakıcı da konuşmasında,
öğretmen açısından çok zor bir dönemden geçildiğini
söyledi. Çakıcı, "Eğitimin yap-boz tahtasına
döndüğü, öğretmenin polisle karşı karşıya kaldığı
bir dönemden geçildi" dedi.
Çözüme giden adımlar konusunda yeni bir düzen yaratmak için mücadele
ettiklerini kaydeden Çakıcı, koltuklardaki isimlerin
değiştiğini, ancak statükonun aynen devam ettiğini ileri
sürdü.
KTOEÖS′ün, TDP gibi "sendikalaşmanın kalesi"
olduğunu belirten Çakıcı, bundan sonra kimsenin öğretmenin
haklarına dokunamayacağını söyledi.
ERASLAN
KTOEÖS Başkanı Adnan Eraslan da konuşmasında, genel hedefi
sömürüyü ortadan kaldırmak, emeği özgürleştirmek ve daha iyi bir
dünya yaratmak olan sendikanın; özelde de öğretmen ve eğitim
çalışanlarının haklarının korunması,
geliştirilmesi, çalışma ortamlarının
çağdaşlaşması, eğitimdeki kötüye gidişin
durdurulması ve kaliteli eğitim yaratılması için mücadele
ettiğini belirtti.
Eraslan, KTOEÖS′ün Kıbrıs′ta kalıcı bir çözümü
herkesten daha çok arzuladığını ifade ederek, siyasi
eşitliğe dayalı, iki bölgeli, iki toplumlu, federatif bir
çatıda Birleşik Kıbrıs için mücadeleye devam
edileceğini söyledi. Liderlerin sonuç alınıncaya kadar
sürdüreceği görüşme sürecini desteklediklerini kaydeden Eraslan,
"Temennimiz hızlı bir şekilde görüşme sürecinin
tamamlanması, Birleşik Kıbrıs′ın
oluşması ve AB içerisinde etkin yerini almasıdır"
dedi.
VİZYONUMUZ
BARIŞ,
GÜVENLİK VE REFAH"
Sendikanın inşaat fonu birikimleriyle 1972′de temeli
atılan ve ilk etabı 1973′te biten merkez binasının
hedeflenen 4 katlı çağdaş yapısına
kavuşmasının mutluluğunu yaşadıklarını
dile getiren Eraslan, şöyle devam etti:
"Çalışan iş güçlerinin işbirliği ve sosyal
mücadelesinin küreselleşmesinin bu kadar çok önemli olduğu bu
dönemde, hangi toplumda olduğuna, diline, dinine, ırkına ve
cinsiyetine bakmaksızın her çalışanın ve
öğretmenin barış, güvenlik ve refah içinde yaşaması
vizyonuyla birlikte çalışıyoruz."
"AMAÇ EMEĞİN UCUZLATILMASI"
KTOEÖS Genel Sekreteri Tahir Gökçebel de konuşmasında, 41 yıl
önce, birkaç yüz öğretmenle birlik olarak kurulup bugün 2 bin 400 üyesi
bulunan sendikanın, bugün tam anlamıyla
kurumsallaştığını, ülkede ve enternasyonal alanda kök
saldığını söyledi. Gökçebel, "Bugün barış,
demokrasi, insan hakları ve kamusal alanın geliştirilmesi için,
çevre için, insanca, hakça ve adil bir düzen için mücadele ediyoruz" dedi.
Gökçebel, öğretmen ve sendikalaşmaya dönük saldırılar
bulunduğunu ifade ederek, amacın, çalışanların
istihdam ve maaş garantisini kaldırıp, emeğin
ucuzlatılması ve emekçinin köleleştirilmesi olduğunu
söyledi.
ELCİL: FEDERASYON ÇATISI ALTINDA BİRLEŞMELİYİZ
Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası Genel Sekreteri
Şener Elcil de konuşmasında, dünya nüfusunun hemen hemen
tamamına hizmet veren 50 milyon eğitmen ve öğretmen
bulunduğuna işaret ederek, öğretmenliğin, hiçbir
mesleğin olmadığı kadar evrensel olduğunu belirtti.
Öğretmen sorunlarının, toplum sorunlarıyla iç içe
olduğunu kaydeden Elcil, öğretmen örgütlerinin de toplumun
şekillenmesinde, toplum için mücadele vermesinin kaçınılmaz
olduğunu söyledi.
Elcil, öğretmenlerin tek bir çatı altında mücadele etmesinin
şart olduğunu belirterek, iki öğretmen
sendikasının, federasyon çatısı altında
birleşmesi gerektiği görüşünü ortaya koydu. Elcil,
"Bölünmüşlüğün verdiği ıstırap ve
dayatmaları bertaraf edebilmek için birlikte mücadele şart"
dedi.
Elcil, ekonomik krizinin yaşandığı bugünlerde büyük görev
düşen öğretmenin yürüyecek çok yolu olduğunu söyledi.
HALKIN SESI 22/03/09
Kıbrıs'ta
başarısızlığın faturası Türkiye'ye!
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, "müzakerelerin
başarısızlığa uğraması durumunda
sorumluluğun Türkiye'ye yüklenmesi amacıyla planları
bulunduğunu" söyledi.
Rum lider, "Kıbrıs sorununun federasyon zemininde çözümünün, iki
taraf arasında varılan tarihi bir uzlaşma olduğunu"
kaydetti.
Rum basınına göre, Rum Çevreciler ve Ekologlar Hareketi
Kurultayı'na katılarak bir konuşma yapan Hristofyas,
"müzakerelere ilişkin olguların çok kolay olmadığını"
ifade etti.
"Kıbrıs sorununda 5 yıldır var olan çıkmazı
aşmaya çalıştıklarını" belirten Hristofyas,
"ancak bu çabanın Kıbrıs sorununun çözümüne yol
açacağı sözünü hiç kimseye vermediğini" söyledi.
Hristofyas, "müzakerelerin başarısızlığa
uğraması durumunda sorumluluğun Türkiye'ye yüklenmesi
amacıyla planları bulunduğunu ve bu planların Türkiye'nin
uzlaşmazlığının ortaya
çıkarılmasını öngördüğünü" kaydetti.
"Federasyonun, Rum tarafı için ciddi bir taviz ve tarihi bir
uzlaşma olduğu" görüşünü dile getiren Hristofyas,
"müzakerelerde tartışılan federasyon unsurunun; tek
egemenlik, tek uluslararası kimlik ve tek vatandaşlığa
sahip bir federal devleti öngörmesi gerektiğini ve bunun için çaba
gösterdiklerini" anlattı.
Rum Çevreciler ve Ekologlar Hareketi Genel Sekreteri Yorgos Perdikis'in,
"Kıbrıs Türk tarafının müzakerelerde konfederal
nitelikli unsurları ortaya koyduğu ve Rum tarafının
bunları kabul ettiği" yönündeki açıklamasını da
yorumlayan Hristofyas, bu görüşü reddetti ve kendilerinin federal unsurları
ortaya koyduğunu söyledi.
Hristofyas, "Müzakerelerin çok da iyi gittiğini söylemiyorum, ancak
temel ilkeleri savunduğumuzu söylüyorum" dedi.
Rum siyasi parti liderlerine Kıbrıs müzakereleri süreci ile ilgili
olarak "seslerini alçaltmaları" çağrısı yapan
Hristofyas, "Kıbrıs konusundaki koşulların basit
olmadığını, Kıbrıs müzakerelerinde ciddi mücadele
verildiğini" kaydetti.
Talat'ın ABD ziyareti
Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ay
sonunda gideceği ABD ziyaretiyle ilgili olarak "yeni bir
gelişmenin olup olmadığı" şeklindeki soruya,
"Bu konuda yeni bir şey yok"
karşılığını verdi.
Bu arada, Rum Fileleftheros gazetesi, Rum yönetiminin, Talat'ın ABD
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile görüşüp
görüşmeyeceği konusunda hiçbir şey bilmediğini ve Rum
yönetiminin, Amerikalıların, Talat'ın ziyareti konusunda hiçbir
şey söylememesinden dolayı da rahatsızlık duyduğunu
yazdı.
Gazete, Rum hükümetinin bu konudaki ümitlerini, bu ziyarete ilişkin
hoşnutsuzluklarını Washington'a bildirmeleri için Yunan lobisine
ve ABD'de yaşayan Rumlara bağladığını da belirtti
AA
Güncelleme: 11:58 TSİ 24 Mart. 2009 Salı
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile sürdürdükleri müzakereler
neticesinde Kıbrıs sorununa çözüm bulamazlarsa, bu soruna başka
hiçbir zaman çözüm bulamayabileceklerini söyledi.
Rum basınına
göre Hristofyas, dün Atina ve Palermo üniversitelerinden bir grup
öğrencinin kendisini ziyareti sırasında yaptığı
konuşmada, KKTC'de yapılacak genel seçimleri ve Kıbrıs
sorununun çözüm müzakerelerini değerlendirdi.
Hristofyas, KKTC'de 19
Nisan'da yapılacak erken genel seçimlerde "Talat'ın
Partisinin" (Cumhuriyetçi Türk Partisi-CTP) kazanamaması durumunda,
Kıbrıs sorununun çözümü çabalarında "geriye gidiş
olmasından endişe ettiğini" belirtti ve şöyle
konuştu:
"Paskalya gününde
'sözde' meclisin seçimlerinde Sayın Talat'ın partisinin en büyük
parti olarak çıkamaması ve hükümeti oluşturamaması,
Sayın Denktaş'ın kurduğu Ulusal Birlik Partisinin (UBP)
galip gelerek Denktaş'ın oğlunun partisi Demokrat Parti-DP ile
koalisyon kurması ve bu durumda da geriye gidişin olması
tehlikesi mevcuttur. Böyle bir durumda Sayın Talat için şu anda
müzakerelerde uyguladığı politikayı uygulamayı
sürdürmesi çok zor olacaktır."
Müzakerelerin
gidişatına da değinen Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı
Talat'ın "Kıbrıs Türk tarafının ve
Ankara'nın geleneksel tezlerini çiğneyerek federasyonu kabul
ettiğini" öne sürerek şunları söyledi:
"Biz, federasyon
istiyoruz. Sayın Talat da, Kıbrıs Türk tarafının
geleneksel tezlerini ve biraz da Ankara'nın tezlerini çiğneyerek,
ileriki müzakerelerin temeli için önem taşıyan, federasyonu, tek
egemenlik, tek vatandaşlık ve tek temsiliyete sahip iki toplumlu, iki
kesimli bir devlet olması gerektiğini kabul etti. Ancak siyasi sistem
ve Kıbrıs'ın AB'ye katılımıyla ilişkili
konuların görüşülmesinde sunulan tezler, adı federasyon,
uygulamada konfederasyon olan bir karışım istediklerine dair
düşünce ve şüpheler doğurmaktadır."
Tüm bunlara
değinirken "içinin sızladığını" savunan
Hristofyas, "İlerici varsayılan Sayın Talat'la da
anlaşamazsak, hiç anlaşabilecek miyiz bilmiyorum" dedi.
MÜLKİYET
KONUSUNDA ÇOK CİDDİ FARKLILIK VAR
Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafının mülkiyet
konusundaki görüşleriyle kendi görüşleri arasında "çok
ciddi farklılık bulunduğunu" da ifade etti.
Talat'ın, KKTC'nin 1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın "Kıbrıs Rum
taşınmazlarını Kıbrıslı Türklere ve
Türkiye'den getirdiği binlerce 'yerleşiğe' vrmesini suç olarak nitelendirdiğini"
iddia eden Histofyas, şyle devam etti:
"Şimdi Sayın
Talat bana, Sayın Denktaş'ın bir suç işlediğini ve bu
taşınmazları ait olmayan kişilere verdiğini söylüyor.
Taşınmazların kayıtlı olduğu
Kıbrıslı Rumlara ait olduğunu bilen Sayın Talat,
şimdi ne yapacağız sorusunu soruyor."
Hristofyas, Talat'ın
bazı önerilerinin kendileri tarafından kabul edilemez olduğunu
belirtti ve Talat'ın, "bazı mal sahiplerinin
taşınmazlarını talep etme hakları olmasını,
ancak öncelik hakkının mülkü kullanana ait bulunmasını
istediğini" kaydetti.
Dimitris Hristofyas,
Talat'ın "yasal mülk sahibinin tazmin edilmesi ya da Güney
Kıbrıs'ta mülkü bulunan Kıbrıslı Türkle takas etmesini
ve toprak sorununa geçilmesini talep ettiğini" de ileri sürdü.
"Toprak konusunda
sorunlar olabileceğini, ancak kendilerinin öncelik olarak mülkiyet sorununun
çözümünü, mal sahibinin mülkü konusunda, geri dönüş de dahil, neyin
olacağına karar vermesini ortaya koyduklarını"
belirten Hristofyas, kendilerinin bu tezlerinin uluslararası hukuk ile
uluslararası ve Avrupa insan hakları anlaşmalarına
dayandığını savundu.
Hristofyas ayrıca,
KKTC'nin "yasadışı olmasına karşın
Kıbrıslı Türklerin bu devlet yapısına
alışmış olduklarını, bu durumun da müzakerelerde
karşılarına çıktığını" söyledi.
Bu arada Rum yönetimi
Sözcüsü Stefanos Stefanu, Hristofyas'ın cuma günü Vatikan'da Papa 16.
Benediktus ile görüşeceğini açıkladı.
Cypriots worry more about water than
rest of EU
By Stefanos Evripidou
CYPRIOTS ARE far more
concerned about the quantity of water available in their country than other EU
citizens, according to the latest Eurobarometer on water issues.
Virtually all Cypriots (97 per cent) see water quantity to be, at least, a
fairly serious problem, compared to 63 per cent of Europeans on average. Least
concerned are the Finns with 23 per cent.
Some 68 per cent of Europeans think the quality of water in their country is a
serious problem, compared to 84 per cent of Cypriots. The most worried are the
Greeks where 90 per cent of people are concerned about water and the least
alarmed are the Austrians (26 per cent).
Cypriots also consider themselves very well informed about water-related
problems, as a result of the islands water shortages. Eight in ten said they
feel well informed, far more than the EU average of 43 per cent.
More Europeans (37 per cent) feel the quality of water in their country has
deteriorated over the last five years against 30 per cent who think it has
stayed the same and 27 per cent who say it has improved.
Three out of four Cypriots believe the quality of water deteriorated compared
to 16 per cent in Austria and 48 per cent of Danes. Only 17 per cent of Greeks
think water quality is the same as before while 48 per cent of Dutch and only
five per cent of Cypriots say it has improved.
Chemical pollution (75 per cent) and climate (50 per cent) are perceived by
Europeans as the main threats to water resources in their country.
As many as 85 per cent think climate change will have some impact on water
resources in Europe. Water shortages are seen as a great threat to water
resources in southern European Member States (73 per cent in Cyprus). Flooding
is seen as a greater threat in Member States in northern Europe (75 per cent in
the United Kingdom).
Europeans are almost evenly divided on which of the four main expected impacts
of climate change in the EU will have the greatest impact on water resources.
Some 23 per cent feel it will result in changed ecosystems, 22 per cent in
rising sea levels, 21 per cent in more floods, and 20 per cent in water
shortages and droughts (a view supported by three out of four Cypriots).
A large number of Europeans say they are taking steps to reduce water-related
problems. Some 84 per cent of them have reduced their water consumption, with
97 per cent of Cypriots saying they have done so over the past 2 years, compared
to 56 per cent of Romanians.
The use of environmentally-friendly household chemicals is another way
Europeans are reducing their households impact of water. With 78 per cent,
Austrians are the most likely to use such chemicals while only 33 per cent of
Romanians and 47 per cent of Cypriots claim to do so.
Environment Commissioner Stavros Dimas warned that without enough good quality
water our economies and societies can neither thrive nor survive.
Member States must swiftly take steps to fully implement all EU legislation on
water, he added.
The EU requires member states to prepare a plan for the management of water
resources to achieve good water quality by 2015, called the River Basin
Management Plans. The government is expected to consult the public and
interested parties in this process.
Asked whether they were aware of this consultation by the authorities, only two
per cent of Cypriots said they were aware and planned to take part, one per
cent had already taken part, five per cent were aware but not interested, and
40 per cent were not aware and not interested.
The Water Framework Directive requires member states to prepare River Basin
Management Plans for all river basin districts by the end of 2009, with public
consultations to start a year earlier. The process is currently on-going in
most member states, but relatively few European citizens polled have taken part
despite widespread interest.
On April 2-3, a conference is taking place in Brussels focusing on the
involvement of interested parties in water management. On April 1, the
Commission will publish a White Paper which outlines what the EU needs to do to
adapt to climate change.
CYPRUS MAIL 24/03/09
Slovakia marks 20 years of bicommunal dialogue
THIS COMING May, the Slovak
government will host Greek Cypriot and Turkish Cypriot parties in Bratislava to
mark the twentieth anniversary of bicommunal dialogue.
Slovak Ambassador to Cyprus Anna Turenicova, whose country facilitates various
meetings between the two sides, yesterday expressed her hope that these
gatherings will give an impetus to the ongoing UN-led negotiations for the
settlement of the problem of Cyprus.
The ambition of the Slovak diplomacy is not to solve the Cyprus problem. Our
ambition is not to impose any solution. It is the Cypriot people who will
decide for their future, she added.
Turenicova said that efforts began in the Spring 1989, when leaders from both
communities in Cyprus approached the Ambassador of the then Czechoslovakia to
Cyprus Dr Emile Kedlusek and came up with the idea of the very first meeting,
on May 16, 1989 in Prague.
Five Greek Cypriot leaders and three Turkish Cypriot leaders participated in
the meeting, Demetris Christofias, current Cyprus President, late President
Tassos Papadopoulos, former President Glafcos Clerides, Vassos Lyssarides and
Nicos Rolandis on behalf of the Greek Cypriot community and the late Ozger
Ozgur, Mustafa Akkinci and Ismet Kodak on behalf of the Turkish Cypriot
community.
Under the auspices of the Slovak Embassy, a public discussion will also be held
on Thursday March 26, at 6pm at the Holiday Inn on The role of the mass media
in cultivating a culture of peaceful cohabitation between Greek Cypriots and
Turkish Cypriots within the framework of a unified Cyprus.
CYPRUS MAIL 24/03/09
Kilise, siyasetin üzerinde
Rum kaynaklarına
göre, Başpiskopos Dimitrios, Talat-Clinton görüşmesini engelledi
TALAT
BİLGİM YOK DİYOR
Rum yetkilileri ayağa kaldıran
Talat-Clinton görüşmesine ilişkin çelişkili açıklamalar yapılıyor.
Rum kaynakları, Başpiskopos Dimitriosun devreye girmesiyle
görüşmenin engellendiğini açıklarken Cumhurbaşkanı
Talat, bu konuda kendisine herhangi bir bilgi gelmediğini söyledi. Haberi
Talat Hillaryye Gitmiyor başlığıyla veren Fileleftheros
gazetesi, Ankara ve ABD Dışişleri Bakanlığı
arasında son günlerde sarf edilen çaba ve varılan mutabakatın,
ABDde yaşayan Yunan ve Rumların yoğun tepkisi nedeniyle
boşluğa düştüğünün görüldüğünüyazdı
OLMAZSA
CAN SAĞLIĞI
Cumhurbaşkanı Talat, böylesi bir ziyaretin
Kıbrıs sorunu konusundaki görüşlerinin, Kıbrıs Türk
tarafının duruşunun, çözüm mücadelesinin ve müzakerelerdeki
pozisyonlar ile zorlukların ortaya konulması için iyi
olacağını belirterek, Ancak olmazsa da can
sağlığı der yolumuza devam ederiz... Dünyanın sonu
değil... dedi. Talat, olumsuz yanıtın ancak tarih konusunda
gelebileceğini, ancak dünkü Rum basınının görüşmenin
iptal edildiğini duyurduğuna işaret ederek,
Dolayısıyla bizim bilgimiz şu an için bu kadardır. Henüz
bize bir bilgi gelmemiştir diye konuştu
Cumhurbaşkanı
Talatın ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile
görüşmesi konusunda çelişkili açıklamalar geliyor.
Görüşme tarihinin daha önceleri belli olduğu
belirtilmesine rağmen Rum kaynaklara göre, Başpiskopos Dimitrios,
devreye girerek Talat-Clinton görüşmesini engelledi.
Cumhurbaşkanı Talat ise yaptığı açıklamada
görüşmenin iptali hakkında kendisine herhangi bir bilgi
gelmediğini belirtti.
Rum basını, KKTC Cumhurbaşkanı ile Amerikan
Dışişleri Bakanı arasındaki görüşmenin gerçekleşemeyeceğini
iddia ediyor.
Fileleftheros gazetesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ile ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton arasındaki
görüşmenin gerçekleştirilmeyeceğini yazdı.
Haberi Talat Hillaryye Gitmiyor başlığıyla
veren gazete, Ankara ve ABD Dışişleri Bakanlığı
arasında son günlerde sarf edilen çaba ve varılan mutabakatın,
ABDde yaşayan Yunan ve Rumların yoğun tepkisi nedeniyle
boşluğa düştüğünün görüldüğünü savundu.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve
Amerika Başpiskoposu Dimitriosun geçtiğimiz gün bir araya
geldiğini ve aralarında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın ABD ziyareti konusu dahil çeşitli konuları ele
aldıklarını yazan gazete, Washingtondaki kaynaklara dayanarak
Başpiskopos Dimitriosun, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın
ABD ziyaretini ve hoşnutsuzluğunu gündeme getirdiği zaman,
Clintonun duyduklarını hayretle
karşıladığını belirtti. Habere göre Clinton;
yakın çalışma arkadaşları kendisine bu konuda
bazı görüşme ve temasların yapıldığından
bahsederken Önce Kıbrıs Dışişleri Bakanı ile
görüşmeden Talatı görmem mümkün değil ifadesini
kullandı.
Gazete Washingtondaki bir kaynağa dayanarak ABD
Dışişleri Bakanlığının Rum
Dışişleri Bakanı Markos Kiprianuya davette bulunmayı
düşündüğünü de yazdı.
Gazete ayrıca Türk basınında görüşmenin, 30
Martta Dışişleri Bakanlığında
yapılacağından bahsedilmesine karşın, tüm
belirtilerin Talat-Clinton görüşmesinin yapılmayacağı
yönünde olduğunu da savundu.
Gazete ayrıca ABD Dışişleri Bakanı
Hillary Clinton ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora
Bakoyanninin geçen Cuma günü telefonda görüştüklerini ve Avrupa Güvenlik
İşbirliği Teşkilatı ile Kıbrıs sorununu ele
aldıklarını yazdı.
Habere göre Bakoyanni görüşme sırasında ABda
yaşayabilir olmayacak olan iki devlete dayalı bir model ile Avrupada
yaşayabilir ve desteklenecek olan federal bir devlet arasında tercih
yapacaksınız. İki farklı anlayış söz konusudur.
Biz Kıbrıs sorununda federal bir çözümden yanayız. Eğer iki
devlete dayalı çözüm hakim olursa Türkiyenin ABa yönelik yolu
kapalı olacaktır görüşünü ortaya koydu.
Gazete ayrıca Amerika Başpiskoposu Dimitriosun, ABDde
yaşayan Helen toplumu temsilcileriyle birlikte Çarşamba günü
(yarın), ABD Başkanı Barack Obamayı ziyaret edeceğini
yazdı. Habere göre görüşme Yunanistanın Osmanlı
İmparatorluğundan bağımsızlığını
kazanmasının yıldönümü olan 25 Mart çerçevesinde
gerçekleştirilecek.
Öte yandan Politis gazetesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın ADB Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile
görüşmesi konusunun dün gerçekleştirilen Dimitrios-Clinton
görüşmesinde kapandığının görüldüğünü
yazdı.
Simerini ve diğer gazetelere göre Rum Hükümet Sözcüsü
Stefanos Stefanu, hükümetin, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clintonla görüşmesi
konusunda gafil avlanmadığını söyledi.
Faaliyette bulunması gerekenlerin aktif olduğunu
kaydeden Stefanu, görüşmenin 30 Martta gerçekleştirilmesi konusunda
ise durumları takip ettiklerini ve etmeyi sürdüreceklerini ifade etti.
Talat:
Teyit de, olumsuz yanıt da gelmedi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD Dışişleri
Bakanı Hillary Clintonla görüşmesi için yapılan davetin
teyidinin de olumsuz yanıtının da gelmediğini söyledi.
Talat, böylesi bir ziyaretin Kıbrıs sorunu konusundaki
görüşlerinin, Kıbrıs Türk tarafının duruşunun,
çözüm mücadelesinin ve müzakerelerdeki pozisyonlar ile zorlukların ortaya
konulması için iyi olacağını belirterek, Ancak olmazsa da
can sağlığı der yolumuza devam ederiz... Dünyanın
sonu değil... dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, müzakerelerden dönüşünde
Cumhurbaşkanlığında gazetecilerin sorularını
yanıtlarken ABD ziyareti konusunda da açıklamalar yaptı.
Talat, ABD ziyaretiyle ilgili davet alacaklarına dair
haberlerin kendilerine yansımasından hemen sonra Rum
basınına da yansıdığını, ardından
Rum-Yunan lobisinin ABDde büyük faaliyet ortaya koyduğunu
hatırlatarak, tarihlerin konuşulduğunu, 30 Martın
Dışişleri Bakanı Hillary Clintona uygun olabileceğinin
bildirildiğini ve kendilerinin de bunu uygun bulduğunu anlattı.
Basının soruları üzerine konunun henüz
kesinleşmediğini, ancak 30 Martın öngörüldüğünü daha önce
de söylediğini hatırlatan Talat, Hala durum aynıdır. Bize
teyit gelmemiştir, olumsuz yanıt da gelmemiştir dedi.
Rum
basını iptal edildi diye duyurdu
Cumhurbaşkanı Talat, olumsuz yanıtın ancak tarih konusunda
gelebileceğini, ancak dünkü Rum basınının
görüşmenin iptal edildiğini duyurduğuna işaret ederek,
Dolayısıyla bizim bilgimiz şu an için bu kadardır. Henüz
bize bir bilgi gelmemiştir diye konuştu.
Önceki gün kendisini ziyaret eden Amerikan Büyükelçisinin de
henüz bu konuda söyleyebileceği bir şey
olmadığını ifade ettiğini bildiren
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum basınının bu
görüşmenin gerçekleşmeyeceğine ilişkin yayınlar
yaptığını, ancak kendilerine bu yönde bilgi
ulaştırılmadığını söyledi.
Talat, ABD ziyaretinin kendileri için büyük, erişilmesi
gereken bir hedef olmadığını, ancak böylesi bir daveti
memnuniyetle karşılayacaklarını söylediklerini kaydederek,
eğer ziyaret gerçekleşirse ABD yetkililerine birinci elden bilgi
vermelerinin iyi olacağını vurguladı.
Olursa
iyi olur
olmazsa can sağlığı
Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
Konu bundan ibarettir. Eğer olursa iyi olur,
görüşlerimizi ortaya koyarız, Kıbrıs Türk
tarafının duruşunu, çözüm için verdiği mücadeleyi ve
şu anda yürütülen görüşme sürecinde hem pozisyonumuzu, hem
karşılaştığımız zorlukları ortaya
koyarız. Bu, doğrudan, birinci elden ABDyi bilgilendirme olur. Ancak
olmazsa can sağlığı der yolumuza devam ederiz. Çünkü
bizim hedefimiz tabi ki Kıbrıs sorununu bir an önce çözmek ve
Kıbrıs Türk halkını artık dünyanın bir
parçası haline getirecek adımları atmaktır. Olursa ziyaret
iyi olur ama olmazsa da dünyanın sonu değil...
Talat, bir başka soru üzerine, Dışişleri
Bakanı Clinton görüşmesi olacaksa konferans da
olacağını, ayarlamaların ABDde
yapıldığını kaydetti.
BM Genel Sekreteri Ban Ki- Moonla görüşmeyi kendilerinin
istediğini, Banın 23 Martta randevu verdiğini, ancak tarih
uymadığı için kabul edemediklerini belirten
Cumhurbaşkanı Talat, Rum-Yunan lobisinin yaptığı
engellemelerin bugünkü görüşmede gündeme gelip gelmediği sorusuna
karşılık da, Hristofyasla yüz yüze görüşmesinde çok
kısa konuştuklarını, ancak bunun görüşme
konularından biri olmadığını ve
tartışmadıklarını ifade etti.
KIBRIS
25/03/09
Onlar kazanmazsa geriye gidiş olabilir
Hristofyas: Sn. Denktaşın kurduğu
Ulusal Birlik Partisinin galip gelerek Denktaşın oğlunun
partisi ile koalisyon kurması ve bu durumda da geriye gidişin
olması tehlikesi mevcuttur
Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, Cumhuriyetçi Türk Partisinden (CTP) Talatın
partisi diye söz etti ve onlar kazanmazsa Kıbrıs sorununun
çözümünde geriye gidiş olacak endişesini taşıyorum dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile sürdürdükleri
müzakereler neticesinde Kıbrıs sorununa çözüm bulamazlarsa, bu soruna
başka zaman çözüm bulunup bulunamayacağını bilmediğini
söyledi.
Hristofyas, geçtiğimiz gün Atina ve Palermo
üniversitelerinden bir grup öğrencinin kendisini ziyareti
sırasında yaptığı konuşmada, KKTCdeki genel
seçimleri ve Kıbrıs sorununun çözüm müzakerelerini
değerlendirdi.
Haravgi gazetesinin haberine göre Hristofyas, KKTCde 19 Nisan
tarihinde gerçekleştirilecek milletvekilliği seçimlerinde
Talatın partisinin kazanmaması durumunda Kıbrıs
sorununun çözümü çabalarında geriye gidiş olmasından
endişe ettiğini belirtti.
Hristofyas açıklamasında şöyle konuştu:
Paskalya gününde sözde meclisin seçimlerinde Sn. Talatın
partisinin en büyük parti olarak çıkamaması ve hükümeti
oluşturamaması, Sn. Denktaşın kurduğu Ulusal Birlik
Partisinin galip gelerek Denktaşın oğlunun partisi ile
koalisyon kurması ve bu durumda da geriye gidişin olması
tehlikesi mevcuttur. Böyle bir durumda Sn. Talat için şu anda müzakerelerde
uyguladığı politikayı uygulamayı sürdürmesi çok zor
olacaktır.
Hristofyas konuşmasında, müzakerelerin
gidişatına da değindi ve Cumhurbaşkanı Talatın
Kıbrıs Türk tarafının ve Ankaranın geleneksel
tezlerini çiğneyerek federasyonu kabul ettiğini savundu.
Hristofyas şunları söyledi:
Biz, federasyon istiyoruz. Sn. Talat da, Kıbrıs Türk
tarafının geleneksel tezlerini ve biraz da Ankaranın tezlerini
çiğneyerek, ileriki müzakerelerin temeli adına önem
taşıyan, federasyonu, tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek
temsiliyete sahip iki toplumlu, iki kesimli bir devlet olması
gerektiğini kabul etti. Ancak siyasi sistem ve Kıbrısın
ABye katılımıyla ilişkili konuların görüşülmesinde
sunulan tezler, adı federasyon uygulamada konfederasyon olan bir
karışım istediklerine dair düşünce ve şüpheler
doğurmaktadır.
Hristofyas, tüm bunlara değinirken içinin
sızladığını savundu ve eğer ilerici olarak
varsayılan Sn. Talatla da anlaşamazsak, hiç anlaşabilecek miyiz
bilmiyorum şeklinde konuştu.
Mülkiyet konusunda farklı düşünüyoruz
Habere göre Hristofyas
konuşmasında, Kıbrıs Türk tarafının mülkiyet
konusundaki görüşleriyle kendi görüşleri arasında çok ciddi
farklılık bulunduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talatın, 1. Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaşın Kıbrıs Rum
taşınmazlarını Kıbrıslı Türklere ve
Türkiyeden getirdiği binlerce yerleşiğe (TC kökenli
vatandaş) vermesini bir suç olarak nitelendirdiğini iddia eden Hristofyas,
şunları söyledi:
Şimdi Sn. Talat bana, Sn. Denktaşın bir suç
işlediğini ve bu taşınmazları ait olmayan
kişilere verdiğini söylüyor. Taşınmazların
kayıtlı olduğu Kıbrıslı Rumlara ait olduğunu
bilen Sn. Talat, şimdi ne yapacağız sorusunu soruyor
.
Talat tazminat ve takas istiyor
Hristofyas, Cumhurbaşkanı
Talatın bazı önerilerinin kendileri tarafından kabul edilemez
olduğunu belirtti ve Talatın bazı mal sahiplerinin
taşınmazlarını talep etme haklarının
olmasını, ancak öncelik hakkının mülkü kullanana ait
olmasını istediğini kaydetti.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Talatın
yasal mülk sahibinin tazmin edilmesi ya da Güney Kıbrısta mülkü
bulunan Kıbrıslı Türkle takas etmesini ve toprak sorununa
geçilmesini talep ettiğini de ileri sürdü.
Toprak konusunda sorunların olabileceğini, ancak
kendilerinin öncelik olarak mülkiyet sorununun çözümünü, mal sahibinin mülkü
konusunda, geri dönüş de dahil, neyin olacağına karar vermesini
ortaya koyduklarını belirten Hristofyas, kendilerinin bu tezlerinin
uluslararası hukuk ile uluslararası ve Avrupa insan hakları anlaşmalarına
dayandığını savundu.
KKTC yasadışı ama
Kıbrıslı Türkler buna alıştı
Hristofyas ayrıca, KKTCnin
yasadışı olmasına karşın Kıbrıslı
Türklerin bu devlet yapısına alışmış
olduklarını, bu durumum da müzakerelerde karşılarına
çıktığını söyledi.
Diğer gazeteler ise Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyasın söz konusu açıklamalarını şu
başlıklarla yansıttılar:
Fileleftheros: Hristofyas Talatın Zaferine
Yatırım Yapıyor Başkandan Kıbrıslı Türk
Lideri Destekleme Girişimi - Federasyon İstiyor Ancak
Politis: Hristofyas Seçimlerden Endişeli
Simerini Devlet Başkanından İlk Kez Duyulmuş
Açıklamalar Dimitris Hristofyas Talatı Övdü
Alithia: Eğer Onunla Anlaşamazsak O Zaman Kiminle?.
Mahi: İşgal Bölgelerindeki Seçimlerde Büyük Tehlike.
KIBRIS 25/03/09
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ABD
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton arasındaki
görüşmenin gerçekleştirilmeyeceğini yazdı.
Haberi "Talat Hillary′ye Gitmiyor"
başlığıyla veren gazete-ler, Ankara ve ABD
Dışişleri Bakanlığı arasında son günlerde
sarf edilen çaba ve varılan mutabakatın, ABD′de yaşayan
Yunan ve Rumların yoğun tepkisi nedeniyle "boşluğa
düştüğünün görüldüğünü" savundu.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Amerika
Başpiskoposu Dimitrios′un önceki gün bir araya geldiğini ve
aralarında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat′ın ABD
ziyareti konusu dahil çeşitli konuları ele aldıklarını
yazan gazete, Washington′daki kaynaklara dayanarak Başpiskopos
Dimitrios′un, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat′ın ABD
ziyaretini ve hoşnutsuzluğunu gündeme getirdiği zaman,
Clinton′un "duyduklarını hayretle
karşıladığını" belirtti. Habere göre
Clinton; "Yakın çalışma arkadaşları kendisine bu
konuda bazı görüşme ve temasların
yapıldığından bahsederken ′Önce Kıbrıs Dışişleri
Bakanı ile görüşmeden Talat′ı görmem mümkün
değil′ ifadesini kullandı."
TALAT: TEYİT DE OLUMSUZ YANIT DA GELMEDİ
Öte yandan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton′la görüşmesi
için yapılan davetin teyidinin de olumsuz yanıtının da
gelmediğini söyledi. Talat, böylesi bir ziyaretin Kıbrıs sorunu
konusundaki görüşlerinin, Kıbrıs Türk tarafının
duruşunun, çözüm mücadelesinin ve müza-kerelerdeki pozisyonlar ile zorlukların
ortaya konulması için iyi olacağını belirterek, "Ancak
olmazsa da ′can sağlığı′ der yolumuza devam
ederiz... Dünyanın sonu değil..." dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, müzakerelerden dönüşünde
Cumhurbaşkanlığı′nda gazetecilerin
sorularını yanıtlarken ABD ziyareti konusunda da
açıklamalar yaptı. Basının soruları üzerine konunun
henüz kesinleşmediğini, ancak 30 Mart′ın
öngörüldüğünü daha önce de söylediğini hatırlatan Talat,
"Hâlâ durum aynıdır. Bize teyit gelmemiştir, olumsuz
yanıt da gelmemiştir" dedi.
"RUM BASINI ′İPTAL EDİLDİ′ DİYE
DUYURDU"
Cumhurbaşkanı Talat, olumsuz yanıtın ancak tarih konusunda
gelebileceğini, ancak dünkü Rum basınının görüşmenin
"iptal edildiğini" duyurduğuna işaret ederek,
"Dolayısıyla bizim bilgimiz şu an için bu kadardır.
Henüz bize bir bilgi gelmemiştir" diye konuştu.
Önceki gün kendisini ziyaret eden Amerikan Büyükelçisi′nin de henüz bu
konuda söyleyebileceği bir şey olmadığını ifade
ettiğini bildiren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum
basınının bu görüşmenin gerçekleşmeyeceğine
ilişkin yayınlar yaptığını, ancak kendilerine bu
yönde bilgi ulaştırılmadığını söyledi.
Talat, ABD ziyaretinin kendileri için büyük, erişilmesi gereken bir hedef
olmadığını, ancak böylesi bir daveti memnuniyetle
karşılayacaklarını söylediklerini kaydederek, eğer
ziyaret gerçekleşirse ABD yetkililerine birinci elden bilgi vermelerinin
iyi olacağını vurguladı.
"OLURSA İYİ OLUR, OLMAZSA CAN SAĞLIĞI"
Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
"Konu bundan ibarettir. Eğer olursa iyi olur, görüşlerimizi
ortaya koyarız, Kıbrıs Türk tarafının duruşunu,
çözüm için verdiği mücadeleyi ve şu anda yürütülen görüşme
sürecinde hem pozisyonumuzu, hem
karşılaştığımız zorlukları ortaya
koyarız. Bu, doğrudan, birinci elden ABD′yi bilgilendirme olur.
Ancak olmazsa ′can sağlığı′ der yolumuza devam
ederiz. Çünkü bizim hedefimiz tabi ki Kıbrıs sorununu bir an önce
çözmek ve Kıbrıs Türk halkını artık dünyanın bir
parçası haline getirecek adımları atmaktır. Olursa ziyaret
iyi olur ama olmazsa da dünyanın sonu değil..."
HALKIN SESI 25/03/09
Relative progress in
Cyprus talks
By Stefanos
Evripidou
THE TWO leaders made
relative progress in the direct talks on EU matters yesterday, said President
Demetris Christofias after meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat.
Weve got to say that theres been relative progress and it is positive, said
Christofias.
The president said the two leaders would stay on the same topic at the next
meeting on April 2. After that, the two will begin discussions on the economy,
regardless of whether they conclude talks on EU matters or not.
Serious discussions on some aspects of EU matters are taking place, and it is
likely some of the issues will remain open, he added.
Replying to a question, Christofias said that to an extent technocrats had
contributed to narrowing the difference between the two sides on EU matters.
Asked if the two leaders had discussed Talats forthcoming visit to the USA
during the tête-à-tête meeting, Christofias said No, of course not.
The UNs Special Representative in Cyprus Taye Brook Zerihoun told reporters
after the meeting that the leaders held their usual tete-a-tete meeting first
and then continued the discussion on EU matters in a positive and constructive
manner.
He also noted that the UNs special envoy to Cyprus Alexander Downer would be
back on the island in time for the meeting planned on the economy.
Zerihoun said the leaders representatives would meet this Friday again and
early next week to continue their discussions on EU matters, with a view to
helping the leaders conclude their discussions on this subject at their next
meeting.
The UN official said during their initial private meetings the two leaders
have made advances on particular chapters which they will try to put in one
document for the leaders to consider on April 2.
CYPRUS
MAIL 25/03/09
No Talat-Clinton
meeting, said US State Department
By Stefanos
Evripidou
THE MUCH-hyped meeting
between Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat and US Secretary of State
Hillary Clinton is officially off, according to a State Department spokesman yesterday.
The Cyprus News Agency (CNA) quoted Robert Wood saying: As you know, the
Secretary will travel to Mexico (today) and there will be no meeting.
The news will come as a blow to Talats team who were pushing for a meeting
with Clinton before the April 19 parliamentary elections in the north, which
according to polls, his party is set to lose. The Turkish Cypriot press was
already reporting that Talat would meet Clinton in Washington on March 30.
However, the date and meeting were never confirmed by the State Department,
which became the target of an orchestrated campaign by the Greek American lobby
in Washington to prevent the meeting.
Greek American community leaders argued that it would not be right for Talat to
meet a second Secretary of State, having met Colin Powell in 2004, while the
Cyprus President or Foreign Minister had yet to receive an invite.
On Monday, Archbishop of America Demetrios and Greek American community leaders
met with Clinton for 45 minutes, where they discussed the Ecumenical
Patriarchate in Istanbul, the Cyprus problem and the FYROM issue.
Following the meeting, various reports appeared saying US officials had assured
Greek American leaders that the Secretary of State would not meet Talat before
seeing the Cyprus President or Foreign Minister.
According to the CNA, Clinton would pursue a meeting with Foreign Minister
Marcos Kyprianou during her visit to Europe in the coming days.
Officially, the State Department has remained tight-lipped about a possible
Talat or Kyprianou-Clinton meeting. A spokesman for the American Embassy in
Nicosia said he had no information on the prospect of either.
A Foreign Ministry source was equally unable to shed any light, noting that
things should become clearer in the coming days.
The door still remains open for both or either meeting however, as Clinton will
be visiting Prague on April 5 to take part in the EU-US summit. It remains
possible that Clinton would arrange to meet Kyprianou on the sidelines of that
summit, paving the way for a possible meeting with Talat in the future, and
possible before April 19.
An even more tempting prospect for the Cypriot government would be to finally
get an official invite to the political heart of the US, and some say the
world, Washington, something which no high official of the Republic has enjoyed
at least in this century.
CYPRUS
MAIL 25/03/09
No one yet appointed to
oversee Cyprus EU presidency preparations
By
Jacqueline Theodoulou
DEPUTIES yesterday
voiced their concern over the fact that the state has not yet appointed someone
to head Cyprus preparation to take up EU presidency in the second half of
2012.
Nicos Cleanthous, the Chairman of the House European Affairs Committee, which
yesterday discussed the matter, along with DISY deputy Christos Stylianides
were yesterday extremely critical.
The goal of Cyprus achieving in its preparations and correctly undertaking EU
Presidency in the second half of 2012 seem all the more impossible, if the most
appropriate person isnt appointed as soon as possible to coordinate the
procedure, said Cleanthous.
Each member state aims to make the appropriate preparations in time, correctly
and methodically, he added. For this reason, we asked to be informed on how
the process was going by the Planning Bureau and the Foreign Ministry.
But the Committee was disappointed to find that despite a Cabinet decision in
August 2008 to appoint a chief coordinator, nothing has been done yet.
It is mainly in issues such as these that member states compete among
themselves, however small they are, to prove how important a role they can
play, said Cleanthous. There are also substructure works that need to be done
in time; not just their planning but also their implementation. From now, we
need good representation in Brussels so that there is constant preparation,
familiarisation with the object, so they can succeed in their role of presiding
over such a large number of Councils.
Cleanthous said the committee would be closely observing the matter to ensure
progress is being made.
Stylianides also voiced his partys intense concern over the states emission
to appoint a coordinator.
We are very concerned, not just about the appointment but also about failure
to set this persons qualifications, said Stylianides. We hope this person
isnt elected using ideological or political criteria. The criteria need to be
objective and relate to the European principle of acceptance.
Meanwhile, EVROKO deputy Nicos Koutsou said he disagreed with the governments
plan to use the UKs knowledge and experience on EU presidency as a basis for
Cyprus.
President [Demetris] Christofias has agreed with the United Kingdom that we
will use the Britsish experience and knowledge; we disagreed then and we
disagree now, said Koutsou.
CYPRUS
MAIL 25/03/09
Was Cherie sent a dud
cheque?
By Nathan
Morley
Linda Orams: This is a
load rubbish
A NEWSPAPER in the north of Cyprus has claimed that a cheque paid to Cherie
Blair QC by the northern Cypriot administration for her work defending the
Linda and David Orams has bounced.
Star Kibris reports that Blair and her partner Bitu Bhalla, who defended the
Orams in the lawsuit filed by refugee Meletis Apostolides, have not received
the amount of £270,000 sent by the northern Cyprus "government in return
of their services.
However, the paper does claim that £150,000 was sent to Blair, but alleged that
the cheques were proved to be dud when deposited.
Linda and David Orams are engaged in a long-running legal battle with Meletios Apostolides,
a Greek Cypriot who owns the land their home stands on.
Cherie Blairs law firm Matrix, was hired by the Orams Turkish Cypriot lawyer
Hassan Vahib, who is also understood to be one of the parties paying the
couples legal costs.
Yesterday a spokeswoman for Matrix refused to be drawn on the claims, telling
the Cyprus Mail that the company were not aware of the reports and would not
give any details regarding barristers financial arrangements.
Matrix barristers are self-employed professional people who work under our
umbrella, we are not prepared to discuss this matter, she said.
In an Interview with the Cyprus Mail last night, Linda Orams brushed off the
reports as pure rumour but could not confirm or deny that the Blair cheque
was a dud.
I think this is rubbish frankly, we have been subjected to rumours since day
one, and there are different stories all the time. This is a very political
case and it always has been political, so Im not surprised to hear this kind
of nonsense, she said.
It still remains unclear who footed the Orams legal bill, but recent British
newspaper reports suggest that the Turkish government agreed to pay part of the
fee, other contributions to the case were also rumoured to be coming directly
from the Turkish Cypriot administration.
We have sponsors, as far as I know its businessmen and others with an interest
in northern Cyprus, we dont know their names, obviously many of them wish to
remain anonymous, Orams told the Cyprus Mail.
The Orams, a retired couple from Hove in Sussex, got a favourable ruling in
2006 from the UK High Court, which said they could keep their villa in the
north.
The UK High Court decision, which caused outrage in Cyprus, came after the
Nicosia District Court had ruled that the Orams should demolish their house,
return the land and pay rent for the time they lived there.
Meletios Apostolides contested the UK ruling and an appeal was sent to the
European Court of justice in Luxembourg, which will be heard in mid April.
The late President Tassos Papadouplos, who was in office at the time of the
case, condemned Cherie Blair for agreeing to defend the couple in what was seen
as one of the most sensitive issues on the island.
He said Blair was behaving provocatively by agreeing to represent the pair in
the high-profile case.
"It is difficult to separate her professional capacity from being the wife
of the British prime minister," he said.
With elections due in northern Cyprus, there is speculation a journalist at the
Star Kibris newspaper was tipped off about the cheque by an opposition
politician to cause a stir in what is being seen as an increasing volatile
election campaign.
News of the dud cheque has been a hot topic of discussion on local internet
forums, with on Greek Cypriot local commenting, If the cheque bounced, it
means there is a God after all, another posting simply read, Sounds like
divine retribution to me.
CYPRUS
MAIL 25/03/09
Talatın
Clinton ziyaretine Rum engeli
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın, 30 Martta ABD
Dışişleri Bakanı Hillary Clintonla, ABD Dışişleri
Bakanlığında yapması planlanan görüşme
Rumların, Önce Rumlarla görüşmeniz gerekiyor baskısı
nedeniyle ertelendi
Clintonın, Rum Dışişleri
Bakanı Markos Kipriyanu ile görüştükten sonra Talatla bir araya
geleceği belirtildi. Rum Haravgi gazetesine göre, ABD
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Robert Wood, Clinton
ile Talat arasında bir görüşme olmayacağını söyledi.
Kıbrısta kapsamlı görüşmeler devam ederken, Rumların,
Talatın Clintonla görüşmesini engellemesi süreç için olumlu
bulunmadı.
MILLIYET 26/03/09
Talat-Clinton teması
engellendi
26/03/2009 RADIKAL
KKTC Cumhurbaşkanı Talatın ABDS ziyaretinde 30 Martta Dışişleri Bakanı Clintonla görüşmesi Rum/Yunan lobisinin engeline takıldı. KKTC ziyaret ve görüşmenin nisan ortasında yapılması beklentisinde
YORGO KIRBAKİ
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ABD Dışişleri
Bakanı Hillary Clintonun mart sonundaki Washington
buluşmasının Yunan/Rum lobisinin engellemesi yüzünden iptal
edildiği öne sürüldü. ABDnin davetiyle Talatın ABD ziyaretinde
Clinton ile görüşeceği anlaşılınca Yunan/Rum
tarafından yeni yönetimin önce Kıbrıs Rum Yönetimi ile
teması gerektiği ortaya atıldı. Edinilen bilgiye göre,
Clinton gelecek hafta Başkanı Barack Obamanın Avrupa gezisinde
Çekya başkenti Pragdaki AB-ABD zirvesi sırasında Rum
Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu ile görüşecek.
Ardından Talatın, ABDnin daveti üzerine nisan ortalarında
Washingtonda Clinton ile teması bekleniyor.
Ciddiyeti ile tanınan To Vima gazetesi ise ABDdeki Rum Ortodoks
Başpiskoposu Dimitrios, New Yorkda yaşayan Rum işadamı
Peter Papanikolau ve Yunan-Rum lobisinin önde gelenlerinin müdahaleleri üzerine
Talat-Clinton görüşmesinin suya düştüğünü yazdı. Gazeteye
göre, lobinin Obama ve Clintona gönderdikleri mektupta Talat-Clinton
görüşmesi olursa bunu Obama yönetiminin, Kıbrıs ve Ege konularında
Bush yönetimi ile aynı politikayı izliyor sayacaklarını
belirtti. Anastasios Zambas, Plihip Cpristopher, Andrew Panatos gibi lobinin
önde gelenleri ABD Dışişleri yetkilileriyle telefon
görüşmeleri yaptı. Devreye sokulan Küba asıllı senatör Robert
Menendez Clintonu arayarak Talat ile görüşmemesini istedi. Atina ve
Lefkoşayı asıl şaşırtansa lobinin ABD
Dışişleri Bakanlığını ablukaya
aldığı bir sırada gerçekleşti. To Vimaya göre,
Talat-Clinton görüşmesi ve ABD-KKTC yakınlaşmasını
Washingtondaki Kıbrıs Rum büyükelçiliğinde görevli ve Rum
Yönetimi lideri Dimitrios Hristofyas ile arası açık olan Yunan
asıllı bir Amerikalının organize etmiş.
Erçakıca: Beklentimiz nisan ortası
Talatın sözcüsü Erçakıca dün kendilerine Clintonın normalde
planlanan 30 Martta Washington dışında
olacağının iletildiğini söyleyerek engellemeleri
doğrularken, Beklentimiz, bu ziyaretin nisanda gerçekleşmesidir
dedi.
2 koltuk boş kalsın
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa
Birliği Parlamentosu Başkanı Hans Gert Pötteringe mektup
göndererek, Kıbrıslı Türklerin parlamentoda temsiliyetinin
mevcut mevzuat içinde düzenlememesi durumunda, Kıbrıslı Türklere
ait iki koltuğun çözüme kadar boş korunmasını talep etti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği
Parlamentosu Başkanı Hans Gert Pötteringe mektup göndererek, haziran
ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleriyle ilgili
Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini iletti.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin
parlamentoda temsiliyetinin mevcut mevzuat içinde düzenlememesi durumunda,
Kıbrıslı Türklere ait iki koltuğun çözüme kadar boş
korunmasını ve Kıbrıslı Türk temsilcilere en
azından gözlemci statüsü verilmesini talep etti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
dün düzenlediği haftalık basın brifinginde,
Cumhurbaşkanı Talatın, Pötteringe mektup gönderdiğini
açıkladı ve içeriğiyle ilgili bilgiler verdi.
Talatın mektubunda APde Kıbrıs için ayrılan
ve Rumlarca doldurulan 6 koltuğun 2sinin Kıbrıslı Türklere
ait olduğunu hatırlattığını bildiren
Erçakıca, Cumhurbaşkanının ayrıca, Kıbrıs
Rum tarafının Kıbrıslı Türklerin AP seçimlerinde oy
kullanmasını sağlamak amacıyla Güney
Kıbrısın seçmen kütüğüne kaydolmaları ve AP
seçimlerinde aday olmaları için çağrıda bulunmasını da
eleştirdiğini kaydetti.
Sözcü Erçakıca, mektupta Kıbrıslı Türklerin Avrupa
Parlamentosunda doğrudan temsilini sağlamayan adımların
Kıbrıslı Türklere yönelik bir açılım olarak
algılanmaması gerektiği ve iki taraf arasındaki olumlu
havaya katkı sağlamayacağının da
vurgulandığını ifade etti.
Erçakıcanın verdiği bilgiye göre,
Cumhurbaşkanı Talat, AP Başkanı Pötteringe gönderdiği
mektupta, yerleşik BM parametrelerinin iki halkın kendi
temsilcilerini seçmek için ayrı seçimler yapmasını
öngördüğüne işaret etti. Talat, ancak Kıbrıslı
Türklerin APde temsiliyetinin mevcut AB mevzuatı içinde düzenlenememesi
durumunda, Kıbrıslı Türk temsilcilere ait iki koltuğun
kapsamlı bir çözüme ulaşılıncaya kadar boş olarak
korunmasını ve Kıbrıslı Türk temsilcilere en
azından gözlemci statüsünün verilmesini de talep etti.
KIBRIS 26/03/09
Talat-Clinton görüşmesi olmayacak
Rum
Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu kesin konuştu
Rum
Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu ABD
Dışişleri Bakanı Hillary Clintonla Pragta ve
İstanbulda görüşeceklerini belirterek; Kıbrıs
hükümeti olarak talebimiz; bunca yıldan sonra, Kıbrıs ve
Birleşik Devletler dışişleri bakanları arasında
Washingtonda resmî bir görüşme gerçekleşmesidir dedi.
Rum radyosuna göre Kiprianu yukarıdakileri; Vatikana,
ardından da Praga gitmek üzere Rum tarafından hareketi öncesinde dün
düzenlediği basın toplantısında ABD
Dışişleri Bakanı Hillary Clintonla Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın görüşmesinin gerçekleşmeyeceği
haberlerinin hatırlatılması ve kendisinin ne zaman
görüşeceğinin sorulması üzerine söyledi.
Markos Kiprianu İki dışişleri bakanı
olarak Pragta ve İstanbuldaki gibi çeşitli uluslar arası
konferanslarda görüşeceğiz. Orada görüşebilirdik ancak
Kıbrıs Cumhuriyetinin talebi; bunca yıldan sonra, Washingtonda
da resmi bir görüşme olması gerektiği şeklindedir dedi.
Cumhurbaşkanı Talat-ABD Dışişleri
Bakanı Clinton görüşmesinin gerçekleşmeyeceğinin teyit
edilmiş olup olmadığının sorulmasına
karşılık o görüşme olmayacak diyen Kiprianu Elbette biz,
yabancı bir ülke adına veya başka hükümetlerin
bakanlarının görüşme programları konusunda
konuşamayız ancak Kıbrıslı Türkler tarafından
ilan edilen görüşmenin gerçekleşmesi söz konusu değildir dedi.
Rum Dışişleri Bakanı, ABD
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından geçen
hafta yapılan açıklamaya da atıfta bulundu ve O noktadan
itibaren gelecekte ne olacağını bilemeyiz. Biz
endişelerimizi dile getirdik. Endişelerimiz; sahte devletin
yükseltilmesi olarak algılanması ihtimaliyle ve böyle bir
görüşmenin, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda bugün içerisinde
bulunduğumuz prosedürde verimli olmayacağı yönündedir dedi.
Cumhurbaşkanı Talatın Avrupa Parlamentosu
Başkanına mektup göndererek; Güney Kıbrısın Avrupa
Parlamentosundaki sandalye sayısının 6dan 4e düşürülmesi
ve 2 sandalyenin Kıbrıs sorunu çözülene kadar boş
bırakılmasını talep etmesiyle ilgili bir soruya da muhatap
olan Kiprianu şunları söyledi:
Kıbrıs Cumhuriyetinin 6 Avrupa milletvekili hakkı
vardır. Bu sandalyelerin nasıl paylaşılacağı veya
nasıl seçilecekleri her üye ülkenin kendi iç hukukudur. ABnin yetki alanında
böyle bir şey yoktur ifadesini kullandı.
KIBRIS 27/03/09
Gergin bekleyiş
Orams davası
kararı 28 Nisanda açıklanıyor
Avrupa Birliği Adalet
Divanının (ABAD), Kıbrıslı Rum emlak sahipleri kadar
KKTCde taşınmaz mal alan yabancıların ve genelde emlak
sektörünün merakla beklediği Orams Davasıyla ilgili
kararını 28 Nisanda açıklayacağı bildirildi.
Fileleftheros gazetesi, Oramslar İçin Gerçeğin
Zamanı Geliyor başlığıyla
yansıttığı haberinde Avrupa Birliği Adalet
Divanının; Laptada satın aldıkları bir araziye ev
inşa eden İngiliz Orams çiftine ve Oramsların arazisini
işgal ederek ev inşa ettiklerinden şikâyetçi olan Rum Meletis
Apostolidise; davayla ilgili karar gününü 28 Nisan olarak bildirdiğini
haber verdi.
Fileleftheros, Apostolidisin avukatı Konstantis
Kadunasın gazeteye yaptığı açıklamada davayla ilgili
kararın 28 Nisanda verileceğini doğrulamakla yetindiğini
ve karar verilmeden önce herhangi bir şey söylenemeyeceğini belirttiğini
yazdı.
Kadunas özetle şöyle konuştu:
Kararda istenilen; Başsavcı Julian Kokotun 17
Aralık 2008 tarihli bilirkişi raporunda söylediği;
Kıbrıs Cumhuriyeti mahkemelerinin adanın işgal
altındaki kesiminde olan ihlallerle ilgili kararlarının AB üyesi
başka ülkeler tarafından tanınması ve icra edilmesi gerektiğini
ABADın benimseyip benimsemeyeceğidir. Bu açıklama, İngiliz
Temyiz Mahkemesinin; Avrupa müktesebatının
uygulanmadığı bir bölgede gerçekleşen ihlallerle ilgili
kararların icrasıyla ilgili sorusuna yanıt teşkil edecek.
ABADın kararı yalnız Apostolidisin Oramslar aleyhindeki
davasını etkilemeyecek. Kıbrıslı Rumların
işgal bölgelerindeki taşınmazlarının özellikle
İngilizler tarafından alınıp satılmasıyla ilgili
meseleye yansımaları olacak. Bu kararın etkileri kısa süre
önce çoğu yabancı diplomatik misyonu harekete geçirmişti.
Yabancı diplomatik misyonlar Apostolidisin avukatlarından konuyla
ilgili bilgi talep etmişti. Bunlardan bazıları da ABADa
başvurunun geri çekilmesi ihtimaliyle ilgili nabız yoklamıştı.
KIBRIS 27/03/09
UK exhibition on Cyprus
lost heritage
THERESA Villiers, UK
Member of the Parliament for Chipping Barnet, following her attendance at the
formal opening of the exhibition, Lost Heritage Cyprus, 1974-2009, has sent a
letter to Foreign Secretary, David Miliband, urging him to visit the exhibition
and to throw the UK Governments weight behind efforts to preserve the
churches and other cultural heritage at risk in the occupied north of Cyprus.
The exhibition consists of photos by Doros Partasides of churches in Turkish
occupied areas, left to deteriorate, and a series of paintings and artworks
inspired by those photographs by 23 artists.
Visiting this exhibition will be profoundly moving for anyone who cares about
the Cyprus cause. It is a tragedy that so much cultural heritage has been
damaged and left to decay in north Cyprus. Many of these beautiful churches are
hundreds of years old and were vibrant centres of faith and community before
the 1974 invasion of Cyprus, Villiers said.
I want to see the UK Government raise this with the Turkish Government in
Ankara. Urgent action is needed to safeguard these churches and I hope my
letter to the Foreign Secretary will prompt action from our Government on this
hugely important issue for my British Cypriot constituents and for Europe
cultural heritage, she added.
The exhibition at Gallery K in Hampstead was opened by the Archbishop Gregorios
of Thyateira and Great Britain. Alexandros Zenon, the Cyprus High Commissioner
in London, Mike Freer, the leader of the London Borough of Barnet, mayors,
academics, councillors and over 200 guests attended the opening of the
exhibition.
CYPRUS MAIL 27/03/09
Çözüm vizyonumuz sürüyor
AYNI TUTUM DEVAM EDECEK
Türkiye
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Brükselde katıldığı
bir toplantıda Kıbrıs konusunda çözüm vizyonlarını
sürdüreceklerini söyledi. Onur konuğu olarak katıldığı
Brükseldeki Avrupa İş Dünyası Zirvesinde günün
kapanış konuşmasını yapan Gül, Kıbrısla ilgili
çözüm tutumlarına değinerek Aynı tutumumuzu sürdüreceğiz.
Vizyonumuz kapsamlı çözüme ulaşıldıktan sonra Doğu
Akdeniz'de Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs adasıyla birlikte
Avrupa'nın yeni bir güçlü ayağını oluşturmaktır
dedi
TC-AB ARASINDAKİ SİNERJİ ARTIRILMALI
Abdullah Gül, Türkiye ve
AB arasındaki sinerjinin artırılması gerektiğini ve
bunun her iki tarafın ortak çıkarına olduğunu belirtirken,
İki tarafı güçlü ve köklü şekilde birbirine bağlayan
unsurları, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları gibi
ortak değerlerimizi, Gümrük Birliği'ne dayanan güçlü ekonomik
ortaklığımızı, barış ve istikrarı
bölgemize ve daha ötesine genişletme hedefimiz şeklinde
konuştu.
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül, Brükselde katıldığı bir toplantıda
Kıbrıs konusunda çözüm vizyonlarını sürdüreceklerini
söyledi.
Onur konuğu olarak katıldığı Brükseldeki
Avrupa İş Dünyası Zirvesi'nde günün kapanış
konuşmasını yapan Gül, Kıbrısla ilgili çözüm
tutumlarına değinerek Aynı tutumumuzu sürdüreceğiz.
Vizyonumuz kapsamlı çözüme ulaşıldıktan sonra Doğu
Akdeniz'de Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs adasıyla birlikte
Avrupa'nın yeni bir güçlü ayağını oluşturmaktır
dedi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kısaca Türkiye,
dünyanın birçok önemli tazyik bölgesinde iyinin tarafında olan
güçtür. Çok açık ki Türkiye ve AB arasındaki sinerjinin
artırılması her iki tarafın ortak
çıkarınadır diye konuştu.
Bu sinerjiyi olumsuz etkileyen Kıbrıs sorunu gibi
engellerin daha fazla vakit israfına yol açmadan
kaldırılmasını isteyen Gül, Türkiye ve
Kıbrıslı Türklerin barışçıl çözüm için üzerine
düşen sorumluluğu bugüne dek yerine getirdiğine dikkat çekti.
AB Türkiye
Türkiye ve AB'nin geniş bir
coğrafyada yakın çalışma potansiyeline işaret eden
Abdullah Gül, iki tarafı güçlü ve köklü şekilde birbirine
bağlayan unsurları demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan
hakları gibi ortak değerlerimiz; oldukça başarılı
Gümrük Birliği'ne dayanan güçlü ekonomik ortaklığımız;
enerji güvenliği, iyi yönetişim, serbest piyasanın etkin
düzenlenmesi ve yoksullukla mücadele gibi ortak çıkarlarımız;
barış ve istikrarı bölgemize ve daha ötesine genişletme
hedefimiz şeklinde sıraladı.
Gül, Türkiye ve AB'nin çıkarlarının birçok alan ve
coğrafyada örtüştüğüne dikkat çekerek, Balkanlar, Orta
Doğu, Kafkasya ve Orta Asya'yı kapsayan geniş bir bölgeyle
coğrafi ve tarihi bağlarının, Türkiye'ye eşsiz
fırsatlar sunduğunu söyledi.
Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP)
kapsamındaki toplam 13 misyondan 7'sinin Türkiye'nin yakın bölgesinde
bulunduğuna işaret eden Gül, AGSP misyonlarına AB
dışından en fazla katkı sağlayan ülkenin de Türkiye
olduğuna dikkat çekti.
Türkiye'nin yapıcı diyalog ve barış
çabalarına örnek olarak İsrail-Suriye dolaylı görüşmelerini
başlatması, Mısır'la birlikte Filistinliler arasında
uzlaşma için aktif çalışması, Bağdat ve Tahran'a
yaptığı son ziyaretleri gösteren ve İran ve Irak'a
yaptığı son ziyaretlerde de bu çabaların izlerinin
görülebileceğini belirten Cumhurbaşkanı Gül, geçen yıl
Ermenistan'a yaptığı ziyaretin ve Türkiye'nin Kafkasya
İstikrar ve İşbirliği Platformu önerisinin de Türkiye'nin
bu bölgede daha iyi bir atmosfere bağlılığını
gösterdiğini dile getirdi.
Gül, Türkiye'nin gelecek hafta askeri ve istihbarat yetkilileriyle
birlikte Afganistan ve Pakistan devlet başkanlarını Ankara'da
buluşturmaya hazırlandığını da
hatırlattı.
Enerji alanı
Türkiye ve AB arasındaki
diğer bir işbirliği alanının enerji olduğunu
belirten Gül, dünya enerji kaynaklarının yüzde 70'inin Türkiye'nin
yakın coğrafyasında bulunduğunun unutulmamasını
istedi.
Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin enerji stratejisi,
AB'nin enerji arz yollarını çeşitlendirme politikasıyla
örtüşmektedir. Türkiye doğal gazda Rusya, Norveç ve Cezayir'in
ardından Avrupa'nın dördüncü ana damarı olmayı
hedeflemektedir diyerek, bu kapsamda Nabucco projesinin
taşıdığı öneme dikkat çekti.
AB yolunda yaptığı reformlarla yakaladığı
dönüşüm sürecini ilerleten Türkiye'nin bu yolda ilerlemeye kararlı
olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Gül, AB'nin de Türkiye'ye
karşı objektif, adil ve öngörülebilir olması, oyunu kurallarına
göre oynaması gereğine işaret etti.
Cumhurbaşkanı Gül, Stratejik bakış artık
sadece askeri ve jeo-politik değerlendirmelere hapsedilemez. Bugünün
stratejik bakışları ortak değerleri, kültürler arası
diyaloğu ve karşılıklı uyumu hedefliyor. Böyle bir
stratejik bakış Türkiye'nin AB üyeliğini gerektirir diye
konuştu.
Türkiye'nin üyeliğiyle AB'nin birçok siyasi, sosyal ve
ekonomik sorununu çözeceği güvencesini veren Gül, bugünkü Türkiye'den daha
çok Avrupa'nın birçok yükünü omuzlayabilecek geleceğin Türkiye'sine
odaklanılmasını istedi.
Gül, şöyle konuştu:
Türkiye büyük çoğunluğu Müslüman olan bir toplumda iyi
işleyen laik demokrasinin gelişebileceğinin, geleneksel
değerleri koruyarak aynı zamanda Batı kurumlarının
parçası olunabileceğinin kanıtıdır. Bunlar Türkiye'nin
AB'ye katılımını savunan yeni kavramlar olmasa da
etrafımızdaki tehditler her geçen gün aciliyet kazandıkça önemi
artmaktadır.
Cumhurbaşkanı Gül, Dünya AB'nin yumuşak gücüne
ihtiyaç duyarken, AB küresel güç haline gelmek için Türkiye'ye ihtiyaç duyuyor.
500 milyonluk nüfusu barındıran böyle başarılı bir
barış projesi (AB) için Türkiye'nin katılımı en
geçerli ilerleme yoludur şeklinde konuştu.
KIBRIS 28/03/09
Talattan Rum yönetimine tepki
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, ABD ziyareti konusunda Rum basınında çıkan
haberlerle ilgili olarak Rum Yönetimi, bize gelen bir daveti alttan girip
üstten çıkıp dünyayı tehdit ederek önleyebiliyorsa, demek ki
süper güçten daha güçlüdür veya çığırtkanlıkla bunu
yapabiliyor dedi.
Bir kabulü
sırasında, gazetecilerin, ABD ziyaretiyle ilgili olarak Rum
Dışişleri Bakanının ziyaretin olmayacağı
şeklindeki sözlerini hatırlatarak değerlendirmesini
sormasına karşılık Talat, şunları kaydetti:
Amerika Birleşik Devletlerini Rum Yönetimi idare ediyorsa,
dediği doğru olabilir. Ama benim bildiğim kadarıyla Rum
Yönetiminin öyle bir gücü ve kapasitesi yoktur. Sonuçta, daha önce de
söylediğim gibi, dünyanın sonu değil. Bize gelen bir davetti, bu
daveti alttan girip üstten çıkıp dünyayı tehdit ederek
önleyebiliyorsa Rum yönetimi, demek ki süper güçten daha güçlüdür veya
çığırtkanlıkla bunu yapabiliyor.
Sonuçta bunu hesaplaması gereken ve bundan çekinmesi gereken
veya mahcup olması gereken ben değilim. Benim için hava hoş. Ben
zaten bu işin peşinden koşmadım. Böyle bir davet
geleceğiyle ilgili bilgi geldi. Ben de iyi olur dedim. Sonuçta programa
uymadı dediler, ben de teşekkür ederim dedim. Başka
söyleyecek bir şeyim yoktu. Rum Dışişleri
Bakanının o kadar heyecanlanmasına gerek var mıydı
bilmiyorum.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs müzakerelerini sürdürdüğü
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasla bu konuyu gündeme getirip
getirmediği yönündeki soru üzerine ise, Hayır, niye getireceğim
ki yanıtını verdi ve herkesin kendi yaptığıyla sorumlu
ve mahcup olduğunu söyledi.
KIBRIS 28/03/09
Flint: İki toplum da çözüm için üstüne düşeni
yapmalı
İngiltere Avrupa Bakanı ve
Dışişleri Bakan Yardımcısı Caroline Flint,
İngilterenin Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet ve
İngilterenin Ankara Büyükelçisi Nick Baird Londradaki Kıbrıs
Türk toplumu ile bir araya geldi
Eylem ERAYDIN / LONDRA
İngiltere Avrupa Bakanı ve Dışişleri
Bakan Yardımcısı Caroline Flint, Haringeydeki
Kıbrıs Türk Toplum Merkezinde Londrada yaşayan
Kıbrıslı Türklerle buluştu. Flintin bu görüşmesine
İngilterenin Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet ve
İngilterenin Ankara Büyükelçisi Nick Baird de katılarak destek
verdi.
Etkinlikte bir konuşma yapan bakan Caroline Flint, öncelikle
misyonunun iki toplumun çözüme olan inancını ayakta tutmak
olduğunu ifade etti. Flint, daha sonra Kıbrısa özel bir ilgi
duyduğunu belirterek, beş ay önce adaya yaptığı
ziyaretten bahsetti. Ziyaretinde iki toplum liderleriyle görüşme
imkanı bulduğunu hatırlatan Flint, adada edindiği
izlenimlerden Kıbrıstaki çözümün sadece orda yaşayan iki
toplumun elinde olduğunu söyledi.
Avrupa Birliği, İngiltere ve diğer ülkelerin çözüm
sürecini etkilemelerinin mümkün olmadığı ancak bu sürece destek
verebileceklerini kaydeden bakan Flint Kıbrısta sağlanacak bir
çözüm sayesinde, iki toplumun bugüne kadar yaşadığı bir çok
sorun ve tarihte yaşanan acılar büyük ölçüde
aşılacaktır dedi.
Adada sağlanacak bir çözümün kolay olmadığına
da değinen Flint, müzakere sürecinin iyi değerlendirilmesi
gerektiğinin altını çizdi. Müzakere sürecinde iki halkın
önündeki çözüm fırsatını kaçırmaması ve gelecek
nesillerin bölünmüş bir Kıbrısta yaşamaması
gerektiğini belirten Caroline Flint, Bunun için iki toplumun da üstüne
düşeni yapması gerekiyor dedi. Kıbrıs Türk toplumuyla bir
araya gelmekten büyük mutluluk duyduğunu kaydeden Flint, önümüzdeki
dönemlerde de bu tür toplantılarla Kıbrıslı Türklerle
buluşmayı hedeflediğini söyledi.
Buluşmada kısa bir konuşma yapan Kıbrıs
Yüksek Komiseri Peter Millet ise, çözümün sadece siyasi olarak
değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, Kıbrısta
sağlanacak bir uzlaşmanın iki toplum içinde çok faydalı
olacağını, özellikle bu faydanın adada ekonomi ve istihdam
olanaklarını artıracağını söyledi. Kıbrıstaki
görevi süresince liderler, sivil toplum temsilcileri, basın
kuruluşları ve diğer yetkililerle sürekli bir araya
geldiğini ve kendini Kıbrısa çok yakın hissettiğini
kaydeden Millet, sürdürülmekte olan müzakerelerin çözüm yönünde büyük bir
fırsat olduğunu sözlerine ekledi.
Daha sonra söz alan İngilterenin Ankara Büyükelçisi Nick
Baird ise, İngiltere ve Türkiye arasındaki ilişkilere
değinerek, iki ülke arasında son derece güçlü ilişkiler
olduğunu ifade etti. Konuşmalardan sonra Caroline Flint,
Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet ve İngilterenin Ankara
Büyükelçisi Nick Baird, etkinliğe katılan konuklarla sohbet etme
imkanı buldular.
Toplum Merkezinde düzenlenen etkinliğe katılan
İngiliz siyasetçilere Enfield Bölgesi İşçi Partisi Milletvekili
Joan Ryan, İşçi Partisi Harringey Belediye Meclis Üyesi Nilgün Canver
eşlik etti. Toplantıya İngiltere Kıbrıs Türk Örgütleri
Konsey Başkanı Akmen Sıtkı, İngiltere Türk Dernekleri
Federasyonundan Servet ve Levent Hasan, İşçi Partisi Belediye Meclis
Üyeleri Ahmet Karahasan ve Ahmet Öykener, CTP Londra Dayanışma
Derneği Başkanı İlker Kılıç, Limasollular
Derneği Başkanı Emine Sönmez başta olmak üzere
İngilteredeki sivil toplum örgütlerinin yetkilileri ve çok sayıda
Kıbrıslı Türk katıldı.
KIBRIS 28/03/09
Münihte Kıbrısın tarihi eser davası başlıyor
Kıbrıstan
tarihi eser kaçırdığı iddiasıyla Münihte aleyhine
dava açılan Türkiyeli Aydın Dikmenin duruşması önümüzdeki
pazartesi günü başlıyor.
Sözde Tatlısu
(Akathu) Belediye Başkanı Savvas Savvidisin, 30 Mart-4 Nisan
tarihleri arasında Münihte bulunacağı bildirildi.
Simerini gazetesinin haberine göre, Savvidis Münihte eski eser
kaçakcısı Aydın Dikmen aleyhinde gerçekleştirilecek davaya
gözlemci statüsünde katılacak. Haberde, çalıntı eski eserler
arasında Tatlısuya ait bazı eserler bulunduğu
belirtildi.
KIBRIS 29/03/09
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, ABD ziyareti konusunda
Rum basınında çıkan haberlerle ilgili olarak "Rum Yönetimi,
bize gelen bir daveti alttan girip üstten çıkıp dünyayı tehdit
ederek önleyebiliyorsa, demek ki süper güçten daha güçlüdür veya
çığırtkanlıkla bunu yapabiliyor" dedi. Bir kabulü
sırasında, gazetecilerin, ABD ziyaretiyle ilgili olarak Rum
Dışişleri Bakanı′nın "ziyaretin
olmayacağı" şeklindeki sözlerini hatırlatarak değerlendirmesini
sormasına karşılık Talat, şunları kaydetti:
"Amerika Birleşik Devletleri′ni Rum Yönetimi idare ediyorsa,
dediği doğru olabilir. Ama benim bildiğim kadarıyla Rum
Yönetimi′nin öyle bir gücü ve kapasitesi yoktur. Sonuçta, daha önce de
söylediğim gibi, dünyanın sonu değil. Bize gelen bir davetti, bu
daveti alttan girip üstten çıkıp dünyayı tehdit ederek
önleyebiliyorsa Rum yönetimi, demek ki süper güçten daha güçlüdür veya
çığırtkanlıkla bunu yapabiliyor.
BU İŞİN PEŞİNDEN KOŞMADIM, BENİM
İÇİN HAVA HOŞ,
Sonuçta bunu hesaplaması gereken ve bundan çekinmesi gereken veya mahcup
olması gereken ben değilim. Benim için hava hoş. Ben zaten bu
işin peşinden koşmadım. Böyle bir davet geleceğiyle
ilgili bilgi geldi. Ben de ′iyi olur′ dedim. Sonuçta
′programa uymadı′ dediler, ben de ′teşekkür
ederim′ dedim. Başka söyleyecek bir şeyim yoktu. Rum
Dışişleri Bakanı′nın o kadar
heyecanlanmasına gerek var mıydı bilmiyorum."
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs müzakerelerini sürdürdüğü
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas′la bu konuyu gündeme
getirip getirmediği yönündeki soru üzerine ise, "Hayır, niye
getireceğim ki" yanıtını verdi ve herkesin kendi
yaptığıyla sorumlu ve mahcup olduğunu söyledi.
HALKIN
SESI 29/03/09
Learn Greek if you want
medical treatment
By Anna
Hassapi
DOCTORS from Limassol
Hospital, accused by a Lebanese patient of racism, told the Sunday Mail the man
should learn Greek if he wanted to be treated by them.
Two of the three accused doctors launched into a verbal attack when questioned
during an arranged meeting with them to discuss the case. Its about the Arab?
I dont even know who you are, I dont want to talk to you, one doctor said.
This man has a hospital card type A, which means that he is entitled to free
care like a Cypriot. Instead of being grateful, he kept complaining and called
us racist. So we refused to talk to him in English. He is an Arab and if he
wants to enjoy the rights of a Cypriot he should learn Greek. If he went to
Germany would they give him citizenship without learning the language? If you
go to an Arab country and insult them, will they give you medical care? No!
They will attack you! said another. We are not racist, he made us become
racist.
The 55-year-old Limassol resident, who is a naturalized Cypriot citizen told
the Sunday Mail earlier in the week that he was the victim of negligence, abuse
and racism by nurses and doctors at the Limassol General Hospital.
The man who has chronic health problems requiring frequent medical attention is
now afraid to return to hospital, as he was told that he has to learn Greek if
he wants to receive medical attention.
I am afraid to go back there because I dont know if word has come out at the
hospital that I am a troublemaker and they will all refuse to see me, or will
treat me badly, he said, speaking on condition of anonymity.
He was checked into hospital on March 12 with an infection and was kept for
treatment for a week. He does not speak Greek, which in his opinion also
sparked what he called the racist reaction by some of the nurses. On one
occasion, the drips needle broke in his arm, but a nurse refused to replace it
unless he learned how to speak Greek, the man said.
It was very painful when the needle broke in my arm, but when I asked the
nurse in English to replace it, she replied that she would only do it if I
spoke in Greek. She then left the room, and abandoned me there with a broken
needle in my arm, he added.
The doctors in charge said they had been informed about the incident but
justified it on the grounds that the patient was causing trouble.
A Cypriot patient with whom he shared a room had started laughing on account of
the nurses behaviour, he said. This made him angry. It made me feel that he
was laughing at my pain. So, I told him that Cypriots were treating foreigners
very badly and that it was no wonder the Turks decided to invade Cyprus, he
said.
Regardless of the comment, which the Lebanese man agreed was probably
insensitive, he felt it didnt justify the reaction by nurses and doctors who
are obliged to treat patients regardless of their background or beliefs.
After that, no-one came to see me. No doctor came into my room for four days.
I felt I was being punished for what I said. Then, I wanted to check out, but
they refused to prescribe medicine for me, so I resorted to contacting someone
I know who works at the hospital, so that I could get some attention, he said.
The man said he was then called into the office of the three doctors in
question, who identified themselves as Dr Nicolaou, Dr Timotheou and Dr
Ioannou.
He said the three conferred in Greek and at one point one of them turned to him
and said in English: This is Cyprus and we speak Greek. We dont speak English
and we dont speak any foreign language. You came here to get treatment and you
keep complaining. Just get out.
The patient added: It was like being abused by the doctors - the people who
are supposed to be helping patients. I clearly felt that they were racist.
When the Sunday Mail broached the issue during the arranged meeting with the
doctors they became angry when ultimately questioned.
Who are you anyway? I have not heard of your name before. You are not the
media. You do not work for a TV channel. Since when do newspapers write about
peoples complaints? one of them said.
CYPRUS MAIL 29/03/09
No one talks about Ledra
Street as they did a year ago
By Elias
Hazou
Ledra Street no longer
stands as the symbol of the islands division. And thats no bad thing, say the
experts.
The crossing point was opened a year ago next Friday, amid much fanfare and
hype. The balloons released into the air during a ceremony on the morning of
April 3 2008 reflected a renewed optimism, a new hope for a breakthrough in the
Cyprus stalemate. The opening of Ledra Street after 40 years was widely
heralded as an historic moment. But was it that big a deal?
The bullet-riddled buildings on either side of the thoroughfare are a reminder
of the areas violent past; the street certainly packs a great deal of history.
In the late 1950s, Ledra Street was dubbed Murder Mile by British forces
during the EOKA campaign, due to the hazards presented to patrolling British
troops by nationalist fighters.
No doubt the opening meant a lot. Coming after the election of Demetris
Christofias to the Presidency, it signalled a new hope for reunification, says
Hubert Faustmann, Associate Professor of International Relations at the
University of Nicosia.
Beyond the symbolic meaning, the opening represented also one of those rare
moments where the two sides on Cyprus were willing to play ball.
I think both leaders of the two communities played a big part. On the Greek
Cypriot side, Christofias was instrumental in the opening in that he was
willing to turn a blind eye to some provisions of a deal which Tassos
Papadopoulos objected to.
And it goes without saying that a deal would never have been possible without
the nod from the Turkish army, which cited concerns over military formations in
the area.
A year on, the euphoria surrounding Ledra has fizzled out - but that was to be
expected, says Faustmann. The loss of interest can be put down to two reasons:
the perceived lack of progress in the Cyprus talks, but also the simple fact
that people now take the crossing for granted.
No one talks about Ledra Street as they did a year ago
its become routine.
But the fact that the 80-metre walkway has lost its value as the symbol of
division is no bad thing. At the very least, neither side can any longer use
Ledra to score brownie points against each other, says Faustmann.
Stavros Tombazos, Assistant Professor of Political Science at the University of
Cyprus, agrees.
For years, Ledra Street, and the fact it was closed, served to fuel a Cold War
climate on the island. But no more.
Moreover, says Tombazos, the opening of the crossing point dispelled the myth
that Greek and Turkish Cypriots could not live side by side peacefully.
But he hastens to add that one should be cautious not to read too much into it.
No doubt the free movement of people is a step in the right direction. But it
doesnt touch on the substance of the Cyprus problem, which is a far more
complex issue. To be fair, politicians did highlight this point when the street
was being opened.
On a practical level, the opening has boosted commerce in the area, although
Ledra has not regained its sparkle as Nicosias trade hub of old.
We need a new political leap of will to follow up on the actual opening of the
crossing points, UN spokesman Jose Diaz told the Sunday Mail.
Diaz was referring to the mooted renovation of the thoroughfare via the United
Nations Development Programme. The project has stalled as the two sides have
yet to reach an agreement.
Ledras opening was an historic event. It captured the optimism of the time,
and demonstrated that almost anything is possible if you have the necessary political
will and foresight.
CYPRUS MAIL 29/03/09
Ledra opening a mixed
blessing for business
ALMOST a year after the
Ledra Street checkpoint opened and surrounding business owners are divided when
it comes to whether it has proved beneficial to them.
Shops, for example, selling clothes or shoes have seen a drop in business
seeing that things are cheaper on the northern part of the capital.
Anna, who works at the Discount Store near the checkpoint, is among those who
have suffered losses. Sales have dropped generally, as things are much cheaper
over there, she explained. We still have Turkish Cypriot customers. But last
year things were better.
Fanos Pavlides, who has maintained his souvenir shop since 1945, was equally
disappointed. They have destroyed Nicosia; everyone rushes to go over there to
buy things, while Turkish Cypriots just come to us for foodstuff.
Another shop owner, who wished to remain anonymous, explained, It depends on
what the business is. For surrounding restaurant owners, the situation has
improved. For other stores though, the situation is worse. My shop is used for
people to park outside. Thats it. What are you to do, when tourists are
officially told to buy things from over there as they are cheaper? And with the
general financial situation that exists, things are bad.
However, for Haris Trokkoudes, owner of the Wellness Centre for Health and
Gifts situated almost directly opposite the checkpoint, business couldnt be
better.
Clientele has increased a lot, definitely, on both sides Greek and Turkish
Cypriots and I would say that there is special interest by Turkish Cypriots
to visit the free areas, said Trokkoudes. We have many regular Turkish
Cypriot customers; there has definitely been an improvement for our company.
The same goes for clothes shop owner Vicky: The truth is that things have
changed. Now things are much better. Work-wise things have improved hugely.
CYPRUS MAIL 29/03/09
Türkleri kestik diyen Yunan
profesöre tepki
30/03/2009 RADIKAL
Yunanistanda Atina Pandion Üniversitesi profesörü Aleksis İraklidis, 25 Mart bağımsızlık bayramı arifesinde Anadoluya saldıran Yunanlıların 1919da Türklere Sırpların Bosnada yaptıklarının benzerleri yaptıklarını söyleyince sert tepkilere hedef oldu
İraklidis, Alfa televzyonuna demecinde, Ankaraya kadar her yerde alevler
yükseliyordu. Öldürüyor, kesiyorlardı. Tam bir dehşet. Yunanlı
olduğuna utanıyorsun dedi. Kıbrıs kökenli profesöre Asya
Minor Dernekleri Federasyonu başkanı Eftimios Arzoglu Bu adam
solucan. Tedbirleri alıp düşmana karşı koyarsın.
Koynumuzda yılan besliyorsan ne olacak diye çattı.
Meslektaşı Yorgos Kunduriotis, İraklidis için Türk
miliyetçiliğinin çanağıdır derken, tarihçi Sarandos
Kargakis Bunlar vatan haini diye konuştu
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Almanya Sosyal Demokrat Parti (SPD) Milletvekili ve Türkiye
ve Kıbrıs Politikaları Sorumlusu Gerd Andres′i kabul
etti. Andres, görüşmede yaptığı
açıklamada, zor bir dönemden geçildiğini kaydederek, görüşmelerden
ve kuzeydeki gelişmelerden sıcağı sıcağına
bilgi almak amacıyla KKTC′ye geldiğini söyledi.
Andres, ülkede yaptığı temaslar ve GAÜ′de verdiği
konferans hakkında bilgi aktararak, Almanya eski Başbakanı
Gerard Schröder′den Başbakan Soyer′e selam getirdiğini
belirtti. Başbakan Soyer ise, konuşmasında, Andres′in
"çözüm ve AB" sürecinde Kıbrıs Türkü′nün
açılımına çok büyük hizmetler yaptığını
kaydetti.
Başbakan, Avrupa′da ilişkilerinin gelişmesinde katkı
sağlayan Andres′e tepkiler de geldiğini; ancak barış,
dostluk yo-lunda, hiç bir sorunun sosyal demokratları
yıldıramayacağını vurguladı.
Kıbrıs′ta kabul edilebilir bir çözümün gelmesi ve
Kıbrıs Türkü′nün de AB′ye katılmasının
önemli olduğunu kaydeden Soyer, bunun sadece Kıbrıslı
Türklere değil Rumlara da katkı sağlayacağını,
ayrıca bunun Türkiye′nin AB yolundaki yapay engellerinin
aşılmasına yardımcı olacağını belirtti.
Soyer, bölgede ekonomik krizin aşılmasında da Kıbrıs
sorunun çözülmesinin büyük önem taşıdığını
kaydetti. Kıbrıs sorununun çözülmesinin bölgeye büyük istikrar
getireceğini ifade eden Başbakan, Almanya ile ilişkilerin
gelişmesinden çok memnun olduklarını ve daha da
geliştirmeyi amaçladıklarını söyledi. Soyer,
Kıbrıs Türk halkının çözüm yönündeki güçlü iradesini
yeniden göstereceğini belirterek, amaçlarının 2009 sonunda
referanduma gitmek ve sorunu çözmek olduğunu kaydetti.
HALKIN
SESI 31/03/09