Rumlar Aralığa hazırlanıyor

Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, Rum tarafında haftalık olarak yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği mülakatta, DİKO′nun Hristofyas′ın koalisyon hükümetindeki pozisyonu, Kıbrıs sorunu ve Türkiye′nin AB üyelik sürecinin Aralık ayında AB tarafından gözden geçirilmesi çerçevesinde Güney Kıbrıs′ın takınacağı tavırla ilgili soruları yanıtladı. Gazetenin, Türkiye′nin üyelik sürecinin Aralık ayındaki gözden geçirilmesi sırasında Rum Yönetiminin nasıl bir tavır takınacağına ilişkin bir planı olup olmadığını sormasına karşılık Markos Kiprianu, "Altı ayımız daha var. Bu, uluslararası politikada çok uzun bir zamandır. Her şey bir gecede değişebilir. Bu nedenle hazırlık yapıyoruz ama yalnız bugünkü olgularla değil. Bütün senaryoları, bütün ihtimalleri, bütün olası tepkileri ve inisiyatifleri inceliyoruz. Planımız olmadığı yolundaki bütün suçlamaları reddediyorum" dedi.
MUHTEMEL SENARYOLAR
Muhtemel senaryoların neler olduğu sorusuna karşılık Kiprianu, şu yanıtı verdi: "Müzakerelerin çok iyi gitmesi ve bir sonuca varması,  müzakerelerin çökmesi ve çıkmaz ilan edilmesi veya hemen hemen bugün bulunduğumuz noktada olmamız; yani, az bir ilerleme olması ama çabanın tamamlanmaması. Çok da mümkün olmamakla birlikte bir senaryo daha var: Kıbrıs meselesi ilerlemese bile Türkiye′nin de bir jest yaparak yükümlülüklerinden bazılarını yerine getirmesi…"
Kıbrıs müzakerelerinin Aralık ayında, tatmin edici bir ilerleme kaydedilmeden devam ediyor olması ve Türkiye′nin de yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde Rum Yönetimi’nin ne yapacağı sorusuna da muhatap olan Markos Kiprianu; bunun, daha çok düşünmek ve hassas uygulama gerektiren çok zor bir durum olduğunu belirterek şunları söyledi: "Mesele gri. Çeşitli senar-yolar hazırlıyoruz, Yunan Dışişleri Bakanlığı′yla temas halindeyiz ve elbette gelişmelere uygun hareket edeceğiz. Gafil avlanmayacağız. Bunu teyit edebilirim. O andaki duruma göre var olan her türlü tepki imkânını kullanmaya hazır olacağız."
"SLOVENYA, YANLIŞ BİR ÖRNEK"
Rum Yönetiminin, Slovenya örneğini izleyebileceği görüşünün öne çıkartılmakta olduğunun hatırlatılması üzerine, Slovenya örneği ile Kıbrıs arasında kötü bir benzerlik kurulduğu görüşünü ortaya koyan Kiprianu, özetle şöyle devam etti:
"Hırvatistan′ın üyelik sürecinin açık kalmasında Slovenya′nın bir çıkarı yoktur. Biz, Türkiye′nin sürecinin açık kalmasının çıkarımıza olduğuna hükmedersek o zaman uygun icraatlara hazırlanmamız gerekir. Çok net tepki gösterme ihtimali de var, çok daha farklı bir icraatta bulunmamız gerekmesi ihtimali de. Hepsi açık."
Markos Kiprianu, gazetenin, "Türkiye′nin üyelik sürecini durdurabilir miyiz?" sorusuna karşılık "Tek başımıza resmi olarak yapamayız ama pratikte yapabiliriz. Prosedürün ana bölümü olan müzakere başlıklarının açılması için 27′lerin rızası gerektiği için, başka müzakere başlıklarının da açılmasını engelleyebiliriz. O zaman prosedür de durur" yanıtını verdi.
"KIBRIS SORUNUYLA İLGİSİZ NEDENLERLE SÜRECİN KESİLMESİ İŞİMİZE GELMEZ"
Fransız-Alman ekseninin Rum tarafının kullanması gereken olanaklar sağlayıp sağlamadığı sorulan Kiprianu, "Sosyalist geçmişi olan bu iki ülke Türkiye′nin üyelik sürecini hararetle savunanlardandı" dedi ve Türkiye′nin sürecinin zamana yayılmakta olduğunu, bu bağlamda durumun nasıl gelişeceğini bilmediklerini söyledi, şunları ekledi:
"Kıbrıs olarak, Türkiye′yle sorunlarımız olduğu için, birilerinin itirazı olduğunu duyduğumuzda hoşumuza gidiyor. Ancak, siyasi liderliğin tamamının, çözüm için bir teşvik olarak bu perspektifin olması gerektiği - şartlı olduğunu vurgulayayım- kanaatinde olduğu mantığıyla; Kıbrıs sorunuyla ilgisi olmayan nedenlerle tamamen reddedilmesi, işimize gelmez. Ancak, Aralık ayında olası ittifaklarla ilgili olanaklar yaratılıyor. Bu da senaryolarımızda dikkate aldığımız bir şeydir."
DOĞRUDAN MÜZAKERELERDEN BEKLENTİLER
Gazete, Kiprianu′ya "Doğrudan müzakerelerden beklentimiz nedir?" sorusunu da yöneltti. Bu çabanın, geçmiştekiler gibi olmadığına, bugünkünün, sonuç verebilecek bir çaba olduğuna inandığını söyleyen Markos Kiprianu, "Ancak sonuç çıkarmamız için henüz erken, büyük ölçüde, öteki tarafın tavrına bağlıdır.  İfade edilmekte olan ve konfederas-yona atıfta bulunan olumsuz tezlerin taktik, pazarlık, müzakere icabı mı olduğu yoksa değişmez ilke tezleri mi olduğu ortaya çıkmalıdır" dedi ve şunları ekledi:
"Birincisi geçerliyse,  doğru müzakere yaklaşımı meselesidir. İkincisi geçerli ise o zaman perspektifler iyi değil. Ancak henüz değerlendirme yapmak için erken olduğuna inanıyorum."
Markos Kiprianu, partisinin, Kıbrıs sorunundaki icraatları nedeniyle Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas′a ağır eleştirileri ve basına yansıyan, koalisyondan ayrılma düşünceleriyle ilgili haberlerle ilgili olarak da; "Topun DİKO′da olduğunu düşünüyorum. Sayın Hristofyas′la nasıl işbirliği istediğimize bizim karar vermemiz lazım. Hükümetten ayrılmanın gerekçesi yok" ifadesini kullandı.

HALKIN SESI 08/06/09

 

Özgürgün'den tepki

Özgürgün, Rum liderliğinin, 6 Haziranda yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde "Kıbrıs"a ayrılan 6 sandalyenin Kıbrıslı Türklere ait olan ikisini boş bırakmak yerine tüm sandalyelerin Kıbrıslı Rum milletvekilleri tarafından doldurulmasını sağlayarak, Kıbrıs Türk halkının haklarını ihlal ettiğini kaydetti.

Özgürgün, yaptığı yazılı açıklamada, Avrupa Parlamentosu'na seçilen Rum vekillerin Kıbrıs Türk halkını temsil etmediğini vurgulayarak, "Kıbrıs cumhuriyeti kisvesi altında elde ettiği haksız AB üyeliğinin avantajlarını her alanda Kıbrıs Türkleri aleyhinde kullanan GKRY, AP'deki temsiliyet hakkımızı da gasbetmişti" ifadesini kullandı.

Özgürgün, şöyle devam etti:
"Tüm ilgili taraflara hatırlatmakta yarar vardır ki, Rum tarafının 1963 yılında Kıbrıs Türk ortağını Kıbrıs Cumhuriyeti'nden silah zoruyla dışladığı tarihten itibaren, 'Kıbrıs Cumhuriyeti' kisvesi altında yaşatılan entite, sadece ve sadece Kıbrıs Rum halkını temsil eden Güney Kıbrıs Rum yönetimidir. Bu entitenin Kıbrıs Türk halkını temsil etme yetkisi ve hakkı bulunmamaktadır. Dolayısıyla Avrupa Parlamentosu'na seçilen Rum vekiller; Kıbrıs Türk halkını temsil etmemekte, Kıbrıs Türk halkı adına hiçbir karar üretme veya karara imza atma yetkisine sahip olmamaktadır."

-"AB ANLAŞMANIN YOLLARINI TIKIYOR"-
Özgürgün, AB üyesi ülkeler ve AB kurumlarının, bu gayrı yasal durumu düzeltmek, GKRY'ne gaspçı politikalarına son vermesi yönünde baskı yapmak yerine, Rum liderliğine destek çıkar politikalarıyla Kıbrıs konusunda iki taraf arasında varılabilecek adil ve yaşayabilir bir anlaşmanın yollarını tıkamakta olduğunu kaydetti.

-OLLİ REHN'İN AÇIKLAMALARI-
Özgürgün, bu bağlamda, Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn'in Kathimerini isimli Rum gazetesinde yayımlanan söyleşisindeki ifadelerinin, AB'nin Kıbrıs konusunda tarafsız ve adil bir tutum benimsemekten çok uzak olduğunu, attığı her adımla GKRY'nin "Kıbrıs cumhuriyet" unvanı altında Kıbrıs Türkü üzerinde otorite ve baskı sağlama emellerine destek çıktığını gösterdiğini belirtti.

Özgürgün, şunları kaydetti:
"AB'nin, GKRY'yi Kıbrıs konusunda bir anlaşmaya varılmadan üye kabul ederek sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getirdiği ortadadır. 2004 kapsamlı çözüm planının Kıbrıslı Rumlar tarafından reddinin ardından Kıbrıs Türkü'ne yönelik izolasyonun sona erdirilmesine dair vermiş olduğu sözleri dahi yerine getirmeyen AB, Kıbrıs konusunun temel ilkelerine ilişkin taraflı kararlar üretmeye veya açıklamalar yapmaya devam ederek müzakereler sürecini olumsuz yönde etkilemekte, Kıbrıs'ta ateşe körükle gitmektedir."

-"REHN'İN İFADELERİNİ ŞİDDETLE KINIYORUZ"-
Bu çerçevede Olli Rehn'in, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın Orams davasıyla ilgili olarak verdiği, Kıbrıs'taki gerçekleri göz ardı eden ve Kıbrıs konusunun temel ilkelerinden biri olan mülkiyet konusunu doğrudan etkileyen yanlı kararını destekler ifadelerini şiddetle kınadığını belirten Özgürgün, şöyle devam etti:

"Müzakere sürecindeki hassas dengeleri bozma potansiyeline sahip yanlış bir kararı destekleyerek ve GKRY'nin, 'Kıbrıs cumhuriyeti' unvanı altında Kuzey Kıbrıs'ta egemenlik hakları olduğu iddiasında bulunan Rehn, Kıbrıs konusuna taraflı bir şekilde müdahil olmuş ve Kıbrıs Türk halkının anlaşmalardan kaynaklanan eşit egemen haklarını hiçe saymıştır."

Kuzey Kıbrıs'ta tek egemen otoritenin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olduğuna işaret eden Dışişleri Bakanı Özgürgün, ne Rum yönetimi ne de Rum mahkemelerinin, KKTC topraklarına ilişkin karar üretme ve uygulama yetkisine sahip olduğunu vurguladı. 

Özgürgün, "Adada anlaşmaya varılması çabalarının çıkmaza sürüklenmesi tehlikesini körükleyen bu tür açıklamalar da göstermektedir ki, AB'nin Kıbrıs konusunda, komiser Rehn'in arzu ettiği şekilde bir 'arabuluculuk' görevi üstlenmesi söz konusu değildir. AB'nin, bu yanlı ve gayri yasal tutumu ile Kıbrıs'taki çözüm arayışlarına olumlu katkıda bulunması mümkün değildir" ifadelerini kullandı.

AA

KIBRIS POSTASI 08/06/09

Serdar Denktaş'tan eyleme destek

ATAD Kararını Kınama Platformu, ATAD’ın Orams davasıyla ilgili kararına karşı başlattığı mücadele çerçevesindeki ziyaretlerini sürdürüyor. Platform yetkilileri bu bağlamda, bugün saat 15.00’te Demokrat Parti’yi (DP) ziyaret ederek, Genel Başkan Serdar Denktaş’la görüştü.

Ziyaretleri sırasında Platform üyeleri, mücadelelerini aktardı ve destek istedi.

Platform adına konuşan Ahmet Recaioğlu, ATAD’da Orams davasıyla ilgili alınan kararın Kıbrıs Türk halkını etkilediğini, tepki gösterilmesi gerektiğine karar verildiğini ve tüm sivil toplum örgütlerine çağrı yaparak, bir grup vatanseverle bir platform oluşturduklarını anlattı.

Recaioğlu, alınan kararın Kıbrıs Türk halkının aleyhine olduğuna inanan insanlar olarak siyasi partilere ziyaretler gerçekleştirdiklerini ve bu kapsamda Salı günü saat 09.30’da British Council önünde gerçekleştirecekleri mitinge destek istediklerini belirtti.

Recaioğlu son olarak, kendilerini kabul eden Serdar Denktaş’a teşekkür etti.

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ise kabulde yaptığı konuşmasında, Demokrat Parti olarak Salı günü gerçekleşecek olan mitinge destek vereceklerini belirterek, gösterdikleri hassasiyetten dolayı platform üyelerine teşekkür etti.

SERDAR DENKTAŞ: “ATAD’IN KARARI KIBRIS TÜRKܒNÜN GELECEĞİNİ ETKİLEYEN BİR GİRİŞİMDİR”
ATAD’ın kararının gerek ekonomik gerekse siyasi açıdan Kıbrıs Türkü’nün geleceğini etkileyen bir girişim olduğuna işaret eden Serdar Denktaş, İngiliz Mahkemesi tarafından da kabul edilen bu kararın tamiri imkansız sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.

Serdar Denktaş, o nedenle yapılan bu girişime karşı gerek içten gerekse dıştan gösterilecek bütün tepkilere Demokrat Parti olarak destek vermeye hazır olduklarını kaydetti.

Söz konusu kararla ilgili olarak sivil toplumun hareketlenmesinin son derece yolunda bulduğuna, ancak mutlaka Devletin Orams Davası’na el atması, direk müdahil olması gerektiğine dikkati çeken Serdar Denktaş, davanın sadece Orams çiftine açılmış bir dava olmaktan çıktığını söyledi.

Kararın ayrıca ada üzerindeki istikrarın geleceğini tehdit eden bir unsur haline geldiğini kaydeden Serdar Denktaş, bu nedenle Devletin da mutlaka girişimini başlatması gerektiğini ifade etti.

“HÜKÜMET ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVİ YAPMALI”
Cumhuriyet Meclisi’nin de süratle bu konuyla ilgili ne düşündüğünü ortaya koyması gerektiğini de belirten Serdar Denktaş, konuyla ilgili olarak öncelikle hükümetten adım beklediklerinin altını çizdi.

Meclis’teki “Orams Davası ve sonrasında atılması gereken adımlar” konulu gündem dışı konuşmasını anımsatan Serdar Denktaş, o gün Dışişleri Bakanlığı’nın bu konuda hareketleneceğini söylediğini, ancak bunun üzerinden iki hafta geçmesine rağmen bir hareketlenme göremediğini kaydetti.

“Ümit ederim ki, hükümet bu hafta üstüne düşen görevi yapar” diyen Serdar Denktaş, DP olarak her türlü girişime katkı koymaya hazır olduklarını yineledi.

KIBRIS POSTASI 08/06/09

Erçakıca: Biz sonuç almak istiyoruz

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca Rum tarafını uyardı. Hasan Erçakıca düzenlediği haftalık basın brifinginde Kıbrıs Rum tarafının görüşme sürecinden sonuç almak yerine, Türkiye’nin AB üyeliği sürecini kullanarak kendi yararına sonuçlar üretmeye çalıştığına işaret etti. Erçakıca'nın söylediklerinden bazı satırbaşları şöyle:

Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmayı amaçlayan görüşme süreci devam ederken, Kıbrıs Rum tarafı, Türkiye’nin AB üyeliği sürecinin değerlendirileceği Aralık ayına hazırlandığını ilan etti.

Başta Dimitris Hristofiyas olmak üzere Kıbrıs Rum yetkililer, Aralık ayına hazırlık için farklı senaryolar üzerinde çalıştıklarını ve ‘Türkiye’nin üyelik sürecinin her adımında’ karşısında kendilerini bulacağını ilan ettiler.

Kıbrıslı Rum yetkililerin sıkca gerçekleştirdikleri yurtdışı gezilerinin hemen hemen tümünün de bu hazırlıkların bir parçası olduğu, Kıbrıs Rum yetkililerin, Kıbrıs Rum tarafının dünya ilişkilerini geliştirmek yerine, Türkiye’nin AB üyeliği sürecini kullanarak Kıbrıs Türk halkının haklarının hayata geçirilmesini engellemeye çalıştıkları da bizzat kendi ağızlarından ifade edilmektedir.

Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmayı amaçlayan görüşme sürecinde olumlu gelişmeler yanında olumsuzluklar da yaşandığı; Kıbrıs Rum tarafının görüşme masasına şimdiye kadar üzerinde durulmamış ve hatta düşünülmemiş görüşler sunduğu, herşeyden önemlisi görüşme sürecine yeterince konsatre olmadığı görülmektedir.

Bu tutumun nedeni, Kıbrıs Rum tarafının görüşme sürecinden sonuç almak yerine, Türkiye’nin AB üyeliği sürecini kullanarak kendi yararına sonuçlar üretmeye çalışmasıdır. Görüşme sürecinin yeterince verimli olmadığına ilişkin görüş ve eleştirileri bulunanlar, bunun nedenleri üzerinde düşünürken, Kıbrıs Rum tarafının bu tutumunu, Kıbrıslı Rum yetkililerinin uluslararası alandaki çabalarının esas doğrultusunu ve demeçlerinin içeriğini dikkate almalıdırlar.

Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs sorununa görüşmeler yoluyla erken ve adil bir çözüm bulunmasından yanadır. Bu tutumunda samimi olduğunu çeşitli vesilelerle kanıtlamıştır. Görüşme sürecini başlatmak için fedakarlıklarda bulunan Kıbrıs Türk tarafı adına sayın Cumhurbaşkanımız olmuştur. Görüşme sürecinin verimli bir şekilde devam edebilmesi için de üzerimize düşenleri yapmakta, görüşme masasına sunduğumuz görüşleri, bugüne kadar ortaya çıkmış olan BM parametreleri çerçevesinde tutmaya büyük bir özen göstermekteyiz.

Görüşme sürecinden, artık herkes tarafından kabul edilmiş bulunan doğal zaman kısıtlamaları içinde sonuç almak isteyenler, bu hususları özenle dikkate almak durumundadırlar

KIBRIS POSTASI 09/06/09

Denktaş'tan uyarı...

KKTC'nin birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ATAD kararına karşı düzenlenen eylemle ilgili olarak AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''Eğer bu büyük haksızlık ve Rumların Kıbrıs meselesini yargı yoluyla halletme açıkgözlülüğü karşısında biz hala uyumaya devam edeceksek, başımıza büyük felaketler, yok edilme gelecek'' dedi.

''Heyecanlı toplantıyı büyük bir olay olarak karşıladığını, ancak devamını istediğini'' ifade eden Denktaş, ''Bu heyecan KKTC kabul edilinceye kadar, tanınıncaya kadar devam etmelidir. Bunun kararlılığı içerisinde olduğumuzu, hiçbir şekilde boyun eğmeyeceğimizi, hele hele siyasi bir konunun yargı yoluyla, bizim olmadığımız toplantılarda halledilemeyeceğini herkese anlatalım. Bu başlangıç olsun, devam etsin'' diye konuştu.

AA

KIBRIS POSTASI 09/06/09

 

"Rumların tutumu, sürecin verimliliğini düşürüyor"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafı görüşme sürecinin ve-rimi için elinden geleni yaparken, Rum tarafının dikkatini Türkiyenin Avrupa Birliği (AB) sürecine yoğunlaştırdığını söyledi.
Erçakıca, AB
nin Türkiye için Aralık ayında yapacağı değerlendirmeyi fırsat bilen Kıbrıs Rum tarafının, Türkiyeye isteklerini dayatma çabası içine girdiğini kaydederek, bu durumun, görüşme sürecinin verimlili-ğini düşürdüğünü vurguladı.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas
ın "taviz vermedik, vermeyeceğiz" söylemlerinin sürece yardımcı olmadığını da kaydeden Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, taraflar pozisyonlarını yakınlaştıracak hareketlerde bulunmazsa, sürecin sonunun hüsran olacağına işaret etti ve "Geçen sefer başımıza gelenin yine gelmemesi için halkların da sürece hazırlanması gereki-yor" dedi.
VERİMSİZLİĞİN NEDENLERİ
Dünkü basın brifinginde, görüşme sürecindeki verimsizliğin nedenleri üzerinde duran Erçakıca, perşembe günü toprak konusuyla devam edecek müzakere-lerde, bundan önce iki li-derin ekonomik konularda da görüşerek yakınlaşmayı daha ileri boyutlara taşıma arayışlarında bulunacağını söyledi.
Erçakıca, gerçekçi değerlendirme yapıldığında görüşmelerde önemli ilerlemelerin görüldüğünü, ancak sorunların da varlığını devam ettirdiğini kaydetti.
Sorunların varlığının nedeni araştırılırken, özellikle Kıbrıs Rum tarafının, son günlerde bizzat liderleri ağzından ortaya konulan arayışın ne olduğuna bakmak gerektiğini belirten Erçakıca, bunun Kıbrıs sorununa erken, kapsamlı bir çözüm bulma amacından daha çok Türkiye
nin AB üyeliği sürecine yoğunlaştığını anlattı.
Aralık ayında Türkiye için yapılacak değerlendirmeyi fırsat bilen Rum tarafının, Türkiye
ye isteklerini dayatma çabası içinde olduğunun görüldüğünü ifade eden Hasan Erçakıca, Hristofyasın "Türkiyenin AB üyelik sürecinde her adımda karşısında kendilerini         bulacağını ifade etmekten bile çekinmediğini" belirtti.
RUM TARAFININ       KONSANTRASYONU
Rum Dışişleri Bakanı Markos Kirprianu
nun da muhtemel tüm senaryolara karşı hazırlık yaptıklarını açıkça ifade ettiğini kaydeden Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, şöyle konuştu:
"Yani Rum tarafının dikkati, konsantrasyonu görüşme sürecinden çok, Türkiye
nin AB sürecindedir. Aralıkta yapılacak değerlendirmeyi kendi isteklerini, arzularını, -ki bunların Kıbrıs sorununun çözümüyle bir ilgisi yoktur- Türk limanlarının Rum bandıralı gemilere açılması, Rum hükümetinin Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti olarak tanınması gibi istekler peşinde koşmaktadırlar. Dolayısıyla Rum tarafının konsantrasyonunun, çabalarının bu doğrultuda olduğuna dikkat çekmek istiyorum."
"VERİMLİLİĞİ DÜŞÜRÜYOR"
Bu durumun görüşme sürecindeki verimliliği düşürdüğüne dikkat çeken Erçakıca, herkesin kabul ettiği doğal takvimler içinde çözüm için tarafların tüm dikkatini görüşme sürecine yoğunlaştırması gerektiğini vurguladı. Görüşmelere bu yüzden "tam teşekküllü müzakere" denildiğini kaydeden Hasan Erçakıca, Rum liderlerin başka konularla ilgilendiğini belirtti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının ise sürecin verimli olması için doğal süre kısıtlamaları içinde çözüm sağlanması için elinden geleni yaptığını vurguladı.
 "HRİSTOFYAS
IN SÖYLEMİ, SÜRECE  YARDIMCI DEĞİL"
Erçakıca, "Rum lider Hristofyas
taviz vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz derken, Kıbrıs Türk tarafı hep tavizden bahsedi-yor. Bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna karşılık, Hristofyasın söyleminin, görüşme sürecinin ilerlemesine yardımcı olmadığını vurguladı. Erçakıca, "taviz" kelimesinin de çok doğru olmadığını belirterek, "iki taraf başlangıçtaki pozisyonlarını birbirine yakınlaştırmak için bazı hareketlerde bulunmazlarsa, çözüm bulmanın mümkün olamayacağına" işaret etti. "Geçen sefer başımıza gelenin yine gelmemesi için halkların da sürece hazırlanması gereki-yor" diyen Erçakıca, geçen seferki durumun sorumlusunun Rum liderliği olduğunu hatırlattı. Erçakıca, bu yaklaşımla çözüm olamayacağını kaydetti.

HALKIN SESI 10/06/09

Rusya, Kıbrıs konusuna müdahil

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, devam eden Kıbrıs müzakereleriyle ilgili temaslarda bulunmak üzere 15 Haziranda Moskova'yı ziyaret edecek.

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, devam eden Kıbrıs müzakereleriyle ilgili temaslarda bulunmak üzere 15 Haziranda Moskova'yı ziyaret edecek.

Downer, Rusya Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Vladimir Çizov ve Rus Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle görüşecek. Alexander Downer'in, haziran ayı sonunda da Pekin'e gideceği belirtildi.

Bu arada Rum basınına göre, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu ile dün telefonla görüştü.

Kiprianu'nun Lavrov'a, Downer'in Moskova ziyareti ışığı altında, Kıbrıs sorununa ilişkin Rum tezlerini aktardığı kaydedildi.

hurriyet.com.tr

KIBRIS POSTASI 10/06/09

 

Liderler toprak konusunu görüşecekler

Kıbrıs konusunda devam etmekte olan müzakere sürecinde sırada toprak konusu var. Liderler yarın  sabah saat 09.00’da gerçekleştirecekleri görüşmelerinde önce ‘Ekonomi’ başlığını tamamlayacaklar ardından ise ‘Toprak’ konusunu ele almaya başlayacaklar.

Liderlerin ‘Toprak’ konusunda ilk turda masaya harita koymayacakları ancak konuya ilişkin kriterleri masaya taşıyarak bunları tartışacakları bildiriliyor.
rak” başlığına geçecek.

Liderlerin yarınki görüşmede Yeşilırmak Kapısı konusunu da ele almaya devam etmesi bekleniyor

KIBRIS POSTASI 10/06/09

Stefanu'dan Erçakıca'ya yanıt

Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu’dan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca’ya yanıt geldi. Stefanos Stefanu, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca’nın “Rum tarafı müzakere masasına benzeri görülmemiş fikirler koyuyor ve müzakere prosedürüyle yeterince ilgilenmiyor” yönündeki açıklamasını “Dayanaksız ve kanıtsız” diye niteledi..

Rum radyosuna göre Stefanu, Rum tarafının, çözüm zeminiyle ilgili anlaşma çerçevesinde masaya mantıklı ve BM’nin Kıbrıs’la ilgili kararları ile uluslararası hukuka dayanan öneriler koyduğunu savundu.

Kıbrıs sorununa “ayrı referandumlarda iki toplumun da onayını alması gereken karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm” hedeflediklerini kaydeden Stefanu, “Şu ana kadarki süreçte kimin yapıcı çalıştığı ve çaba harcadığı sonucuna varılabilir” ifadesini kullandı.

KIBRIS POSTASI 10/06/09

 

TBMM Başkanı Toptan, yarın KKTC'ye geliyor

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan, KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer’in davetlisi olarak yarın KKTC'ye geliyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan, KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer’in davetlisi olarak yarın KKTC'ye geliyor.

KKTC Meclisi'nden yapılan açıklamaya göre yarın saat 15.00 sıralarında gelecek olan Toptan, KKTC’de bulunduğu süre içerisinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Derviş Eroğlu, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer ve KTBK Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu ile görüşecek.

Toptan, Girne Amerikan Üniversitesi'nin mezuniyet törenine de katılacak.

TBMM Başkanı Toptan, temaslarını tamamlamasının ardından cumartesi gecesi saat 22.00’de adadan ayrılacak.

KIBRIS POSTASI 10/06/09

Left high and dry: no help on title deeds
By Nathan Morley

PROPERTY buyers in Cyprus have reacted with shock after news broke last night that the government will not help to fix the title deeds saga.

Final confirmation for long-suffering buyers came after months of speculation that much hyped legislation to fix the deed shambles was non-existent.

Campaigners are describing the revelation as a "bitter blow” which leaves them with no option other than to seek their deeds through the courts or sit and wait.

Turning to the courts may turn out to be an expensive endeavour which many pensioners ultimately won’t be able to afford to fight.

“The only recourse they have is the through the courts. Can you imagine how long it’s going to take to the courts to process 100,000 cases? They’ll all be long gone and buried before their cases are even heard. The whole situation is a complete and utter shambles,” said property analyst Nigel Howarth.

The news will also anger thousands of people stuck in limbo trying to sell their properties, which is ‘near to impossible’ without deeds according to a leading property advisor.

The devastating news came after British peer Lord Jones of Cheltenham demanded clarification about the much-discussed legislation designed to end the fiasco.

His question, to a packed House of Lords, sent British High Commissioner Peter Millet scrambling to the Minister of the Interior to seek an answer on the deeds issue.

The answer, which was published on the Hansard books yesterday, confirmed that up to 100,000 people will be left in the cold by the government.

“Our High Commissioner in Cyprus discussed the question of title deeds with the Minister of Interior of the Republic of Cyprus on 27 April 2009.

“The Minister was fully aware of the problem of obtaining title deeds, an issue which also affects a large number of Cypriots. The Cyprus Government will introduce legislation to speed up the issuing of title deeds, but this legislation will only apply to future cases. The Minister expressed a willingness to meet representatives of interest groups about this issue.”

The state is now being accused by some buyers as ‘stringing them on with lies’ after several assurances to the British Government that it intended to introduce a bill to address the issue.

“We’ve all been strung along, the British government, the property buyers, everyone…we were all conned,” said Denis O’Hare of CPAG.

“There are ways out of this situation which could cripple the economy, the government need to sit down with us and get moving on the issue,” he added.

In February it was revealed that the British Foreign Secretary David Miliband and Chancellor Alistair Darling had been in communication concerning title deeds.

Even then, Miliband stated that the British High Commissioner to Cyprus had “received assurances” from the Cypriot Interior Ministry that they would introduce a bill to address the situation soon.

Around 100,000 properties in Cyprus are without title deeds and Land Registry officials have confirmed that 30,000 of these properties have been bought by foreigners, the vast majority being British.

The news will also have serious repercussions on the flagging construction sector, which has been bruised by the credit crunch and marred by property scam nightmares and the title deed shambles.

“Why didn’t the Cyprus government tell the whole truth in the first place? Is it being completely honest with us now? No-one in their right mind is going to buy property here until the government does something about existing buyers who have been conned into buying mortgaged property and who continue to be defrauded,” Howarth added.

A recent CPAG poll showed nearly 100 per cent of foreign buyers would not have bought in Cyprus if they had been informed of the practice of withheld title deeds and developer mortgages.

Last week, the Cyprus Property Action Group (CPAG) demonstrated in Peyia at what they said was the failure of the government to respond to their calls for them to address the many pitfalls of buying property in Cyprus has lead to the action.

CYPRUS MAIL 10/06/09

Turkish Cypriots and expats protest Orams ruling
By Simon Bahceli

SEVERAL hundred mainly British and Turkish Cypriot protesters yesterday marched on the British High Commission, UN offices in the buffer zone and the EU Commission’s office in the north to voice their opposition to a ruling by the European Court of Justice (ECJ) on the Orams property case last April.

The ECJ ruling in April paved the way for EU courts to prosecute foreigners who purchase Greek Cypriot-owned land in the north. It remains however to be seen whether a British appeals court will be the first to follow the ECJ’s recommendation and uphold a Cypriot court’s ruling to prosecute British couple Linda and David Orams who are accused of trespassing on land belonging to Greek Cypriot Melitis Apostolides. The protesters hope to persuade the British court not to implement the ruling.

Apostolides and his family were forced to abandon their home in Lapithos when Turkey invaded in 1974. The Orams currently reside in a villa they built on Apostolides’ land.

Wearing black clothing under the baking sun and chanting pro-‘Turkish Republic of Northern Cyprus (TRNC)’ and anti EU slogans, the protesters called on the EU, Britain and the UN to see property disputes in Cyprus as a political, rather than legal, issue.

They handed a petition, which they said has been signed by some 10,000 supporters, to representatives of the UK, EU and UN accusing the ECJ of “ignoring human rights” and undermining the bizonal framework of ongoing UN-sponsored negotiations on solving the Cyprus problem. The petition concluded with a warning that if the ECJ’s ruling was upheld by the UK Appeals Court later this year, it could result in the group asking the Turkish Cypriot leadership to pull out of current reunification negotiations.

“Under these circumstances, we are obliged to state categorically that if the ECJ ruling on the Orams case is carried forward, as a demonstration of solidarity we reserve the right to ask our president to reconsider our commitment to the negotiations and our relations with the EU,” the petition said.

Head of the Turkish Cypriot Estate Agents Association Hasan Sungur, who lent his support to yesterday’s demonstration, said the protest sent a clear message to the EU that “foreigners and Turkish Cypriots would stand together to oppose the ECJ ruling”.

Sungur and fellow agents have seen the north’s property industry driven into the dust by legal cases brought by Greek Cypriots angered at seeing their properties sold off to foreign holiday home buyers.

The current global recession has also meant that thousands of properties, mostly built on Greek Cypriots lands, remain empty. Sungur said however that his greatest worry was that legal rulings, such as the one from the ECJ, could “jeopardise forty years of UN-backed negotiations aimed at solving the Cyprus problem”.

Irish national and head of the Kyrenia American University’s (GAU) law department Shel Halek said he gave his full support to yesterday’s demonstration because he believed the ECJ’s ruling was “ultimately, fundamentally and significantly flawed”. He said also that the ruling served to undermine the bizonal framework already established as the basis for an agreement on how to resolve the Cyprus problem.

“The rights of Greek and Turkish Cypriot property owners are being dealt with through negotiations under the auspices of the UN. These negotiations are being hijacked a court ruling that is ultimately unfair,” he said.

It is expected that the UK’s appeals court verdict on the Orams case will be delivered in Autumn.

CYPRUS MAIL 10/06/09

Rumlar petrol aramayı sürdürüyor

Güney Kıbrıs RUm Kesimi, Türkiye'nin itirazlarına rağmen petrol aramaya devam edeceğini duyurdu.

Reuters

10 Haziran. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye'nin güçlü itirazlarına rağmen offshore petrol arama çalışmalarına devam edeceğini ve hidrokarbon araştırmaları için yeni sahaların gelecek yılın başına kadar açılacağını açıkladı.

Rum Yönetimi Sanayi Bakanı Antonis Paskalides Reuters ile yaptığı söyleşide, ruhsat verme çalışmalarının ikinci aşamasında, adanın güneyini çevreleyen sularda yer alan 12 sahanın ruhsatlandırılacağını söyledi.

Paskalides, "Ruhsat verme işlemlerinde ikinci turun yıl sonunda veya gelecek yılın başında yapılabileceğini düşünüyoruz" dedi ve uluslararası şirketlerin ruhsatlara ilgi gösterdiğini belirtti.

Rum bakan, İsrail açıklarında bulunan rezervlerin kendilerini umutlandırdığını ve yabancı petrol şirketlerinin adanın güneyindeki petrol kaynaklarıyla yakından ilgilendiğini belirtti. Paşalides, "Bir Avrupa Birliği üyesinin egemenlik haklarını tanımayan Türkiye, nasıl olur da enerji başlığında müzakerelerin açılmasını isteyebilir?" diye sordu.

Rum Yönetimi ilk petrol arama ihalesini 2007'de açmıştı. Ancak petrol arama çalışmaları yapan gemilere Türk savaş gemileri müdahale ediyor. Türk tarafı, petrol lisanslarının, ancak adada çözüme ulaşılmasından sonra dağıtılabileceğini savunuyor.

 

Türkiye ABD gemilerine mi saldırıcak

Kıbrıs Rum Kesimi, Akdeniz'de yeniden petrol ve doğalgaz çalışmalarına başlayacağını açıklayarak adeta Türkiye'ye meydan okudu.

Açıklamayı yapan Rum Kesimi Bakanı Antonis Paschalides, Türkiye'nin muhalefetine rağmen Akdeniz'de yeniden petrol ve doğalgaz arayacaklarını belirterek, "Türkiye Avrupa Birliği'ne girmeye çalışırken bu birliğe üye bir devletin haklarını nasıl kısıtlayabilir? Bu araştırmalara nasıl müdahale edecek? ABD keşif gemilerine mi saldıracak?” dedi.

Kıbrıs Rum Kesimi Akdeniz'de ABD şirketi Noble Energy ile birlikte petrol ve doğalgaz araştırmaları yapıyor. Rum kesimi, ABD dışında Rusya, Çin ve bazı Avrupa Birliği ülkelerinin de bölgede petrol ve doğalgaz çalışmalarına ilgi duyduklarını belirtiyor. 

Akdeniz’de petrol ve doğalgaz aramaya hazırlanan Kıbrıs Rum Kesimi ile ilişkiler yeniden gerilecek gibi görünüyor. Türkiye’nin bölgede savaş gemileri konuşlandırmasının ardından Akdeniz'de İsrail sınırına yakın bölgede petrol ve doğalgaz çalışmalarına ara vermek zorunda kalan Rum Kesimi Sanayi Bakanı Antonis Paschalides yeniden keşif projelerine başlayacaklarını söyledi. 


Türkiye'nin müdahalesi durumun, bunun Türkiye’nin AB ile müzakere sürecine olumsuz etkisi olacağı açıklamasını yapan Paschalides ayrıca bu gerginlik nedeniyle Türkiye’nin Brüksel ile arasında geçen enerji müzakerelerine bizzat engel olmaya devam edeceklerini belirtmekten de çekinmedi.

 

Araştırmaların ilk ayağında İsrail kıyılarına yakın bölgede keşfedilen gaz rezervlerini başarı olarak niteleyen bakan, başlaması planlanan ikinci aşamada bu başarıların artacağını belirtti.

TÜRKİYE BİZİ ENGELEYEMEZ

Sorun bu planlanan ikinci aşamadaki bazı keşif bölgelerinin Türk karasuları içerisinde kalmasından patlak verdi. Türk savaş gemilerinin keşif gemilerini defalarca taciz ettiğini iddia eden Paschalides bunun araştırmaları yavaşlatmayacağını, yeni planla keşiflere devam etmekte ısrarlı olduklarını açıkladı.

 

Bu keşiflerin gelirlerinin Kıbrıs halkının hakkı olduğunu ısrarla belirten Paschalides, Türkiye’nin bu hareketinin Avrupa Birliği ile arasındaki müzakereleri zora soktuğunu ve kabul sürecine zarar verdiğini söyledi.


Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye'nin bölgede petrol ve doğalgaz çalışmalarına engel olması durumundan Türkiye'nin AB ile enerji müzakerelerine set çekeceği tehdidinde de bulundu.  

HURRIYET 10/06/09

Türkiye'ye 'AİHM'in Kıbrıs kararlarını uygula' çağrısı

10.06.2009 CNN TURK

Avrupa Konseyi, Türkiye'ye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Kıbrıs konusunda aldığı kararları derhal uygulaması çağrısında bulundu.


Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından yapılan açıklamada, AİHM'in "Kıbrıs Rum yönetiminin açtığı kayıplar, Louizidu, Zenides-Arestis ile Isaak ve Solomou davalarında Türkiye aleyhine aldığı kararların uygulanmadığı hatırlatıldı.

Uygulanmayan kararlar ise şöyle:

Türkiye, Kıbrıs Rum kesiminin başvurusu üzerine AİHM'nin 10 Mayıs 2001'de aldığı kararla 1974 Barış Harekatı'nda insan haklarını ihlal etmekten tazminata mahkum edildi.

AİHM, Türkiye'nin Louizidu ve Zenides Aresti davalarında da, söz konusu kişilerin Türk kesiminde kalan mallarını iade etmesine karar verdi.

Türkiye bu davada Louizidu'ya 1 milyon dolar tazminat ödemeyi kabul etti. Ancak Louizidu KKTC topraklarında kalan mülkünü geri istedi.

Türkiye 1996 yılında tampon bölgede öldürülen Isaak ve Solomou için açılan davalarda da haksız bulunarak tazminata mahkum edildi

 

Kıbrıs'ta petrole Rum bakandan savunma

10.06.2009 CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Andonis Pashalidis, Türkiye'nin yoğun itirazlarına rağmen Güney Kıbrıs'ın sözde "Münhasır Ekonomik Bölge" içerisinde hidrokarbon arama-çıkartma konusunda hiçkimseden baskı veya müdahale görmediğini söyledi.


Rum radyosunun haberine göre, Pashalidis, bugün düzenlediği basın toplantısında, "Projemizi, planlarımızı veya herhangi başka bir şeyi değiştirdiğimize ilişkin yaklaşımlar tamamen yanlıştır" dedi.

Pashalidis, bakanlığının, ikinci tur "imtiyaz hakkı dağıtma" işleminin yıl sonuna veya gelecek yılın başlarına kadar başlayacağını, çok uluslu şirketlerin bu konuda ilgi gösterdiğini belirtti.

"Kimsenin egemenlik haklarımızdan şüphe etmesine veya bunları değiştirmesine izin vermeyiz" diyen Rum bakan, "Ne programda, ne planlarda değişiklik yapıldı. Çünkü 'Kıbrıs cumhuriyeti' baskılara boyun eğmez. Bunun göstergesi de ilk tur imtiyaz hakkı dağıtımını gerçekleştirmemizdir" dedi.

"İstediği kadar mektup gönderebilir"


KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM'ye gönderdiği protesto mektubu nedeniyle hidrokarbon aramalarında gecikme yaşanıp yaşanmadığının sorulmasına karşılık Pashalidis, "Biz planımız çerçevesinde ilerliyoruz. Hiçbir tehdide, şantaja veya her nereden gelirse gelsin hiçbir çabaya boyun eğmeyeceğimizi söylüyoruz. Sayın Talat istediği kadar mektup gönderebilir, ancak bunun bizim meselemiz olduğu, 'Kıbrıs cumhuriyeti' vatandaşlarına ait olduğu bir gerçektir. Araştırmalardan olumlu sonuç çıkması halinde, Kıbrıs sorunu çözülürse, cumhuriyetin Kıbrıslı Türk vatandaşları da bundan faydalanacak" dedi

 

Rumlar, AB enerji başlığı ile tehdit etti

10.06.2009  CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, "Türkiye 'yükümlülüklerini' yerine getirmez ve Kıbrıs Cumhuriyetini tehdit etmekten vazgeçmezse enerji başlığının açılması söz konusu değildir" dedi.

 


Rum radyosunun haberine göre, İsveç Başbakanının "Türkiye ile enerji alanında Avrupa mevzuatıyla uyum müzakerelerinin bu yıl başlaması gerekir" açıklamasını yorumlayan Stefanu, "Bunun olabilmesi için Türkiye'nin AB'ye üye olmak isteyen bir ülke gibi davranması gerekir. Kıbrıs Cumhuriyeti gibi AB üyesi bir ülkeyi taciz ve tehdit edemez. Avrupalı ortaklarımız bunu dikkate almalıdır" ifadelerini kullandı.

 

Toprak paylaşımı konuşuldu

Kıbrıs'ta 32'inci kez biraraya gelen Talat ve Hristofyas'ın gündeminde toprak konusunu vardı.

AA

11 Haziran. 2009 Perşembe

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri çerçevesindeki 32. görüşmeleri sona erdi.

Liderler, yaklaşık 3,5 saat süren görüşmenin büyük bölümünde, heyetler ve M yetkilileri olmaksızın, yalnızca temsilcileri Özdil Nami ve Yorgos Yakovu'nun ile birlikte kaldılar.

Talat ve Hristofyas, bugünkü görüşmede 'Ekonomi' başlığını tamamlayarak 'Toprak' başlığıyla ilgili sunuşlarını yaptı.

Yeşilırmak kapısının açılması konusunu da ele alan liderler, 15 Haziran Pazartesi günü saat 15.00'te yeniden bir araya gelecekler.

Liderler bölgeden ayrıldıktan sonra açıklama yapan BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, tarafların Yeşilırmak kapısının açılması konusunda anlaşmaya yakınlaştıklarını belirtti.

Görüşmeler sonrasında bir açıklamada bulunan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde, "toprakla ilgili yapacakları önerilerde temel olarak neleri göz önüne alacaklarını ortaya koyduklarını" söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, 'ekonomi' konusunda bazı yakınlaşmalar sağladıklarını açıkladı. Talat, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la görüşmesinin ardından makamına dönüşünde yaptığı açıklamada, "ekonomi" konusunu, temsilcilerinin de katılımıyla dörtlü toplantıda ele aldıklarını belirterek, "Ekonomide farklı olduğumuz noktaları ele aldık ve bazı yakınlaşmalar sağladık" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, tarafların, karşılıklı önerileri ele alarak ve daha sonra yazışarak ekonomi konusunu sonuçlandıracağını, ancak "ekonomi" başlığının kapandığını ifade etti.

Yeşilırmak kapısının açılması konusunda ise temsilcilerinin, açılışın kurallarını belirleme konusunda yaptığı çalışmayı gözden geçirdiklerini ve bu konuda da bir ilerleme kaydettiklerini bildiren Talat, değerlendirmelerden sonra, gelecek günlerde nihai karara varabileceklerini belirtti.

'Toprak' konusunda ilk sunuşlarını yaptıklarını kaydeden Talat, "Biz kendi görüşlerimizi ortaya koyduk. Toprakla ilgili yapacağımız önerilerde kriterleri değil ama temel olarak neleri göz önüne alacağımızı ortaya koyduk.

Kıbrıs Rum tarafı da aynısını yaptı" diye konuştu.

 

 

Bağış'tan Ruhban okulu ve Kıbrıs açıklaması

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, ''Ruhban okulu ile ilgili olarak eğer Türkiye'de bir düzenleme yapacaksak bu AB süreci, Amerika'nın ve Arap dünyasının talepleri ile alakalı değil. Bu bizim iç meselemiz olarak değerlendirilir'' dedi.Egemen Bağış, Türk-Arap Ekonomi Forumunda, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin ''Brüksel'deki Büyükelçinin, ruhban okulunun açılmasına karşılık Rumlara limanların açılması meselesinin ertelenebileceğine dair gazetecilerle bir sohbet toplantısı yaptığı bir gazeteci tarafından yazıldı. Diğer gazeteciler de bu ifadeleri yalanladı. Bu mesele olabilir mi?'' şeklindeki sorusuna karşılık Bağış, büyükelçinin böyle bir şey söylemediğini, ortamdaki diğer gazetecilerin tekzip ettiğini belirtti.

Bağış, ''Ruhban okulu ile ilgili olarak eğer Türkiye'de bir düzenleme yapacaksak bu AB süreci ile alakalı değil, Avrupa'nın, Amerika'nın, Arap dünyasının talepleriyle alakalı değil. Bu bizim bir iç meselemiz olarak değerlendirilip yapılıp yapılmamasının tartışılması gerekir diye düşünüyorum'' dedi.

Bugün Türkiye'de yaşayan yaklaşık 2 bin 500 civarında Rum Ortodoks vatandaş bulunduğuna işaret eden Bağış şunları kaydetti:

''Bu vatandaşlarımız bizimle birlikte asırlardır aynı toprağı, aynı suyu paylaşıyorlar. Aynı odada askerlik yapıyorlar. Aynı hazineye vergi ödüyorlar. Aynı ülkenin kalkınması için katkıda bulunuyorlar. Eğer bizim kendi vatandaşlarımızın kendi dini ve eğitim ihtiyaçları ile ilgili sorunları varsa onu inceleriz, onu gidermenin yolunu ararız, bulmaya çalışırız. Geçmişte baktığımız zaman İstanbul'un fethinden 1970'li yıllara kadar bu okul faaliyet göstermiş. O dönem hangi kapasitede faaliyet göstermiş bunu incelemek lazım. Diplomasını kimler imzalamış ona bakmak lazım. Bir dönem biliyorsunuz ruhban okulunun üniversite statüsünde kurulması gündeme gelmişti. Ama diplomalarını incelediğimiz zaman diplomaların normal üniversite gibi Milli Eğitim Bakanlığının değil liseler gibi Milli Eğitim Müdürlüğü'nün imzaladığını görüyoruz. Mezunlarının yüksek okul mezunları gibi askerliklerini yedek subay olarak değil lise mezunları gibi er olarak yaptıklarını görüyoruz. O kapsamda değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.''

Lozan anlaşmasında azınlıkların, dini ve eğitim ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik bir takım hakları da olduğunu söyleyen Bağış, onu da birlikte değerlendirmek gerektiğini belirtti.

Egemen Bağış, ''Bu, Anayasamızın incelenerek istişare edilmesi gereken bir konudur. Bunu Türkiye olarak inceleriz, tartışırız, konuşuruz, sonra karar veririz ama bunu Amerika, Avrupa istedi diye yapmanın kendi vatandaşımıza haksızlık olduğunu düşünüyorum. Bununla ilgili eğer bir adım atacaksak Yunanistan Hükümetinin de Batı Trakya'da yaşayan Türk kardeşlerimizin eğitim ve dini vecibeleriyle ilgili ihtiyaçlarını aynı şekilde hassasiyetle ele alması gerektiğini düşünüyorum. Ama bunun bir AB süreci olarak değerlendirilmesini de mantıklı bulmuyorum'' dedi.

Ruhban okulu konusunun Kıbrıs konusuyla özdeşleştirilmesinin ise biraz elma ile armudu karıştırmak gibi geldiğini söyleyen Bağış, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin ortaya koyduğu tezi hatırlatarak, ''Biz diyoruz ki; eğer KKTC'ye uygulanan izolasyonlara son verilirse KKTC'de yaşayan kardeşlerimiz dünya ile direkt ticaret yapabilirlerse o zaman yine geçmişte olduğu gibi, 1980'li yıllara kadar sürdüğü gibi Kıbrıs Rum kesimine ait gemilerin, uçakların ülkemize gelmesi konusunu değerlendirebiliriz. Bu tanıma anlamına gelmez'' şeklinde konuştu.

Bugün dünyada birçok ülkenin Tayvan'ı tanımadığını ama ticaret yaptığını, ifade eden Bağış, ''aynı şeyin KKTC için de geçerli olması gerek. Benim şahsi fikrim. Bunu bakanlar kurulunda ilgili mercilerle tartıştıktan sonra resmi politikalarımızı belirleriz'' dedi.

Bağış, ''Eğer Türkiye'de bir ruhban okulu konusu varsa bu bir insan hakları meselesidir. Kendi vatandaşlarımızın ihtiyacı meselesidir. Vatandaşlarımızla oturur konuşuruz, onların ihtiyaçlarını belirleriz, onların çözümü bizim hukuki çerçevemiz içinde nasıl olur ona bakarız. Ondan sonra da ilerleriz diye düşünüyorum'' diye konuştu.

Bu konu ile ilgili bir Anayasa değişikliğine ihtiyaç olup olmadığına ilişkin bir soru üzerine de Bağış, ''Benim şahsi kanaatim bu konuda Anayasa değişikliğine ihtiyaç olmadığı yönünde. Çünkü Lozan anlaşması, uluslararası anlaşma olarak Anayasamızdan da önemli bir anlaşma. Cumhuriyetimizin kurulduğu dönemden bu yana takdir ettiğimiz, saydığımız ve birçok uluslararası ihtilafta da ortaya koyduğumuz bir metin. O çerçevede değerlendirdiğimiz zaman, dediğim statüde, Milli Eğitim Bakanlığının gözetim ve denetimi altında bir lise olarak faaliyete açılması konusunda bence Anayasamızla ilgili bir sıkıntı yok. Bunu Anayasa hukukçuları ile değerlendirdikten sonra Türkiye olarak buna karar veririz'' dedi.
AA

KIBRIS POSTASI 11/06/09

 

Talat: Toprakla ilgili görüşler ortaya konuldu

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde, "toprakla ilgili yapacakları önerilerde temel olarak neleri göz önüne alacaklarını ortaya koyduklarını" söyledi.

Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la görüşmesinin ardından açıklama yapan Talat, "ekonomi" konusunu, temsilcilerinin de katılımıyla dörtlü toplantıda ele aldıklarını belirterek, "Ekonomide farklı olduğumuz noktaları ele aldık ve bazı yakınlaşmalar sağladık" dedi.
İngilizce seviyenizi test etmek için tıklayın

Talat, tarafların, karşılıklı önerileri ele alarak ve daha sonra yazışarak ekonomi konusunu sonuçlandıracağını, ancak "ekonomi" başlığının kapandığını söyledi.

Yeşilırmak kapısının açılması konusunda ise, temsilcilerinin, açılış kurallarını belirleme konusunda yaptığı çalışmayı gözden geçirdiklerini ve bu konuda da bir ilerleme kaydettiklerini bildiren Talat, değerlendirmelerden sonra, gelecek günlerde nihai karara varabileceklerini belirtti.

"Toprak" konusunda ilk sunuşlarını yaptıklarını kaydeden Talat, "Biz kendi görüşlerimizi ortaya koyduk. Toprakla ilgili yapacağımız önerilerde kriterleri değil ama temel olarak neleri göz önüne alacağımızı ortaya koyduk. Kıbrıs Rum tarafı da aynısını yaptı" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, İtalya'ya yapacağı ziyaretin iptal edilmesiyle ilgili soru üzerine, "Benim hassas olduğum bir konuda onların talebi oldu, dolayısıyla (ziyaret) gerçekleşmedi" dedi.

AA

KIBRIS POSTASI 11/06/09

 

Eroğlu Gül'le görüştü

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu ve beraberindeki heyeti kabul etti.Çankaya Köşkü'ndeki basına kapalı kabulde, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek de hazır bulundu.

Çankaya Köşkü’nde yer alan görüşme yaklaşık 1 saat 10 dakika sürdü ve 15.40’da tamamlandı.

Görüşmede KKTC kanadından Maliye Bakanı Ersin Tatar ile Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun da hazır bulundu.

KIBRIS POSTASI 11/06/09

 

Kıbrıs'a karşı Ruhban okulu mu?

Sabah Gazetesi’nde dün sürmanşetten verilen Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak imzalı ’Kıbrıs’a karşı Ruhban Okulu’ başlıklı haberi 10 gazetecinin ortak bildirisiyle yalanlandı.

Sabah Gazetesi’nde dün sürmanşetten verilen Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak imzalı ’Kıbrıs’a karşı Ruhban Okulu’ başlıklı haberi 10 gazetecinin ortak bildirisiyle yalanlandı.

Gazeteciler, Büyükelçi Volkan Bozkır’a atfen verilen haberle ilgili "Bozkır’ın büyükelçilikte gazetecilere verdiği yemekte bulunan bizler, ’off the record’ veya ’on the record’ böyle bir açıklama yapılmadığını teyit ederiz" dediler.

Sabah Gazetesi’nde Türkiye’nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan Bozkır’a dayandırılarak dün yayınlanan, Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak imzalı, "Türkiye’nin Heybeliada Ruhban Okulu’nu açması karşılığında Rumlara limanları açma konusunun erteleneceği" yönündeki haber, elçilikte yemekte bulunan diğer gazeteciler tarafından yalanladı.

Temsilcilikte yemek

Büyükelçi Volkan Bozkır’ın Brüksel’deki AB Daimi Temsilciliği’nde verdiği yemeğe katılan Hürriyet Yazarı Ferai Tınç, Milliyet yazarı Hasan Cemal, Referans Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can, Cnn Türk ve Kanal D Haber Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ali Birand, Cihan Haber Ajansı (CİHAN) Genel Müdürü Abdülhamit Bilici, Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Ali Bayramoğlu, Star Gazetesi Yazarı Mehmet Altan, gazeteciler Leyla Tavşanoğlu ve Deniz Zeyrek, bir ortak bildiri yayınladı. Bildiride, dün Sabah Gazetesi’nde yer alan ve Büyükelçi Volkan Bozkır’a dayandırılan "Kıbrıs’a karşı ruhban okulu" başlıklı haber yalanlandı.

Gazetecilik etiği için

Gazetecilerin ortak bildirisinde, şu ifadelere yer verildi: "Sabah Gazetesi’nde sürmanşetten verilen ’Kıbrıs’a karşı Ruhban Okulu’ başlıklı Erdal Şafak imzalı haberde Brüksel’deki AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan Bozkır’a atfen ’Yıl sonunda Kıbrıs konusunda çözüm olmazsa Ruhban Okulu açılır’ sözleri yer almıştır. Volkan Bozkır’ın büyükelçilikte gazetecilere verdiği yemekte bulunan bizler, ’off the record’ veya ’on the record’ böyle bir açıklama yapılmadığını teyit ederiz. Bu tür bir haberin gerek gazetecilik etiği, gerek büyükelçinin itibarı, gerekse gerçekler açısından düzeltilmesini gerektiğini düşünüyoruz."

Şafak yazacak

Dün konuyla ilgili görüşünü almak için aradığımız Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak ise konuşmayacağını, görüşlerini gazetesindeki köşesinde yazacağını söyledi.

Büyükelçilik ise bu konuda bir açıklama yapmamayı tercih etti.

haberler.com

KIBRIS POSTASI 11/06/09

 

Rumlar 2010’da yeni petrol lisansı verecek

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

 

Kıbrıs Rum Yönetimi Sanayi Bakanı Antonis Paschalides, 2010 yılının başından itibaren Doğu Akdeniz’de petrol aramak amacıyla yabancı şirketlere ikinci lisansları vermeye başlayacaklarını açıkladı

Rum Yönetimi, petrol araştırması için 2007’de ilk lisansları vermişti. Birçok uluslararası şirketin petrol aramasına ilgi gösterdiğini ileri süren Paschalides, “Türkiye’nin karşı çıkmasına rağmen, lisans vermeye devam edeceklerini” söyledi.

‘Türkiye engelleyemedi’
Paschalides, “Kıbrıs’a ait herhangi bir doğal kaynak, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ve Kıbrıs halkınındır. Umarız ki Kıbrıs sorunu çözülür ve Kıbrıslı Türkler de aynı kaynaklardan yararlanabilirler” diye konuştu. Türkiye’nin devam eden petrol aramalarını engellemek amacıyla savaş gemilerini bölgeye gönderdiğini ifade eden Paschalides, “Türkiye, petrol ve gaz aramalarını engelleyemedi” dedi.
Türkiye’nin açıklamalarının ikinci lisans vermede de etkili olmayacağını savunan Rum Bakan, “gösterilen ilgiye bakıldığı zaman, yabancı şirketlerin cesaretlerinin kırılmadığının görüldüğünü” söyledi. 
Rum Bakan Paschalides, Ankara’nın, “Bu faaliyetler Ada’daki barışı etkilediği gibi Doğu Akdeniz’i de etkiler” yönündeki açıklamalarına cevaben, “Türkiye ne yapacak, gidip ABD araştırma şirketlerinin gemilerine mi saldıracak?” diye sordu. ABD, Kıbrıs açıklarında petrol arayacağını açıklamıştı.

KIBRIS 11/06/09

 

"Kimse çözümün yerini, BM dışında aramasın"

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye′ye resmi ziyarette bulunan Başbakan Derviş Eroğlu ile yaptıkları görüşmenin ardından Başbakanlık Merkez Bina′da ortak basın toplantısı düzenledi.
Eroğlu′nun, başbakan olarak seçildikten sonra ilk resmi ziyaretini Anavatan′a gerçekleştirmesi sebebiyle duyduğu memnuniyeti dile getiren Erdoğan, Eroğlu hükümetinin Cumhuriyet Meclisi′nden güven oyu almış olmasından dolayı da tebrik etti.
Eroğlu′nun, başbakanlık konusunda bir hayli deneyimli olduğunu belirten Erdoğan, ′′Kendilerini bu süreçte de başarı temennisiyle kutluyorum. Türkiye olarak bizler, Kıbrıs Türk halkının özgür iradesiyle oluşan hükümetle, her zaman olduğu gibi yakın işbirliği ve dayanışma içinde olacağımızı ifade etmek isterim′′ dedi.
Eroğlu ile Kıbrıs konusunda çok faydalı görüşmeler yaptığını anlatan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
′′Zira, Kuzey, Güney arasındaki görüşmeleri değerlendirme fırsatımız oldu. Gündemimizin ana başlığını KKTC′nin kendisi teşkil etmektedir. Şu anda dünyadaki sıkıntıları birlikte görüşme fırsatımız oldu. Bunların değerlendirmesini yaptık.
Özellikle de bölgemizde barış ve istikrarı hakim kılmak için kararlılıkla gösterilmekte olan çabanın, bundan sonra da devamı konusunda neler yapabileceğimizi müzakere ettik.
Kıbrıs′ta adil ve kalıcı bir çözüme ulaşılması, her şeyden önce Doğu Akdeniz′de, huzur, güven, istikrar ve özellikle de refaha önemli katkılar sağlayacaktır. Bundan sonra da Ada′da taraflar değil, tüm uluslararası toplum bundan yarar görecektir diye inanıyoruz.
Adil ve kalıcı bir çözümün kıstasları bellidir, çözümün yeri bellidir. Kimse çözümün yerini, BM dışında aramasın. Bizim düşüncemiz budur. BM Genel Sekreteri′nin iyi niyet misyonu çerçevesinde her zaman söylediğimiz gibi iki kesimlilik ve siyasi eşit ilkelerine dayalı, eşit statüye sahip, iki kurucu devleti içeren yeni bir ortaklık çerçevesinde gerçekleşecektir. bunun dışında bir şey düşünmedik, düşünmüyoruz.
Elbette garanti ve ittifak anlaşmaları, ulaşılacak çözüm kapsamında da devam edecek. Türkiye′nin etkin ve fiili garantisi devam edecektir.′′
′′RUMLAR İLE EŞİT STATÜYE SAHİP OLMA KARARLILIĞI′′
Türkiye′nin, Kıbrıs Türk halkının kendi kurucu devletinin toprakları üzerinde, kendini yönetme ve Ada′da kurulacak yeni ortaklıkta Rumlar ile eşit statüye sahip olma kararlılığını paylaştığını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
′′Varılacak anlaşmanın, AB içinde hukuki yollarla aşındırılmasının önüne geçilmesine büyük önem veriyoruz. AB Adalet Divanı′nın son Orams kararı, bu durumun arz ettiği hayati önemi, şüpheye yer bırakmayacak şekilde bir defa daha ortaya koymuştur.
Adil ve kalıcı bir çözüm sağlanması için ciddi fedakarlıklar yapmaktan çekinmemiş ve Kıbrıs Türklerine uygulanan haksız ve vicdan ölçülerine sığmayan kısıtlamalar ne yazık ki bugün hala devam etmektedir.
Dünyanın hiçbir yerinde, Kuzey Kıbrıs′a uygulanan, Kuzey Kıbrıs′a reva görülen, adil olmayan uygulamalar, hiçbir ülkeye reva görülmemiştir. Her gittiğimiz yerde bunu da dillendiriyoruz. Burası bir uyuşturucu merkezi mi, burası bir terör bölgesi mi? Neden bu adaletsiz yaklaşımı sürdürüyorsunuz. Bunu sürekli olarak hep istedik, hep anlattık. Er ya da geç buradaki adil ve kalıcı kapsama dayalı çözüm, bizim de şüphesiz ki olumlu yaklaşımımızı sağlayacaktır. Türkiye olarak bu çelişkinin, süratle giderilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Kıbrıs′ta çözümün, barışın da istikrar ve huzurun da anahtarı, KKTC′nin ekonomik ve sosyal bakımdan güçlenmesi ve halkın refah seviyesinin de artmasıdır. Hükümetimiz, önümüzdeki dönemde de hukukunun muhafazası, daha huzurlu ve müreffeh bir hayat sağlaması için her türlü katkıyı sağlamaya devam edecektir.′′
Başbakan Erdoğan, Eroğlu ve heyetini Türkiye′de ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti tekrarlayarak, ′′Bundan sonraki süreçte KKTC′de yapacakları çalışmaların başarılarla dolu olmasını temenni ediyorum. Birlik ve beraberlik içinde aydınlık yarınlara Kuzey Kıbrısımızı taşımalarını kendilerinden özellikle rica ediyorum′′ dedi.
SORULAR
Başbakan Erdoğan, KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu ile birlikte düzenlediği ortak basın toplantısında soruları yanıtladı.
Erdoğan, KKTC′li bir gazetecinin, ′′Neler yanlış gidiyor ki KKTC başbakanları Türkiye′ye gelip para alıp dönüyor. Neler yanlış gidiyor ki hala Kıbrıs′lı Türkler balık tutmayı öğrenemedi, hep balık alıp geri dönüyorlar?′′ sorusuna, şu yanıtı verdi:
′′Zaten sorunun cevabını siz son cümlelerinizde verdiniz. Ne güzel değil mi? Balık almaya gelip balık tutmayı öğrenen bir anlayış... Bunu başarmak lazım, bunu halletmek lazım. KKTC′de bu yolda bazı gelişmeler olsun diye biliyorsunuz. Biz 6.5 yıllık iktidarımız döneminde KKTC′nin altyapısına çok önem verdik.  Yani nakit yardım ya da nakit destek yanında biz ağırlıklı olarak altyapıyı güçlendirelim istedik. Bundan 7-8 yıl önce benim gezdiğim KKTC ile ondan sonra her gidişimde değişen bir Kuzey Kıbrıs′ı görmenin bahtiyarılığını yaşadım.
Bir taraftan turizmde ciddi yatırımların olduğu bir KKTC var artık. Sanayileşmede arıt yavaş yavaş en azından gıda sektöründe bazı gelişmeler var. Fakat bunlar yeterli mi? Değil′′
Türk iş adamlarını KKTC′de yatırıma teşvik ettiklerini kaydeden Erdoğan, ′′Yatırımlar olacak ki hem istihdam sağlansın hem de KKTC ekonomisi çok daha farklı bir gücü, çok daha farklı bir imkanı yakalasın′′ dedi.
Türk yetkililerin KKTC′li muhataplarıyla yaptığı görüşmeler neticesinde ihtiyacın tespit edilerek bu ülkeye gerekli yardımın yapıldığını belirten Erdoğan, ′′Bu desteğimizi bundan sonraki süreçte de vereceğiz ama bazı yanlışların olduğu da bir vakıa. Bu yanlışların da giderilmesi, düzeltilmesi lazım′′ diye     konuştu.
KKTC′de eğitim gören öğrenci sayısının 47 binden 60 bine çıkartılması gerektiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, bunun başarılması durumunda çok daha farklı hareketlilik meydana geleceğini dile getirdi.
Su projesinin de başarılacağını kaydeden Başbakan Erdoğan, elektrikteki sıkıntıların da aşılacağını ifade etti. KKTC Havayolları sorununun çözülmesi gerektiğini belirten Erdoğan, bu kurumun ciddi bir kambur olduğunu, KKTC′nin bu kamburdan kurtulması gerektiğini kaydetti.
′′BİZİM YAKLAŞIM TARZIMIZ; İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM′′
Başbakan Erdoğan, ′′BM′nin Mayıs ayında yayımlanan bir raporu vardı. Özellikle bu sürecin çok uzun sürdüğü ve açık uçlu olmasının sonuç alınmasını engellediği yönünde. Sonuç alınabilmesi için ne yapılması gerekiyor?′′ sorusu üzerine, şöyle konuştu:
′′BM′nin bu konuda çok daha farklı bir hassasiyeti göstermesi gerekiyor. Biz tabii Türkiye olarak geçici üye durumundayız BM Güvenlik Konseyi′nde. Süreci bizler de biraz teşvik edeceğiz. Nereden teşvik edeceğiz? Özellikle şu referandum sürecinden sonra Sayın Annan′ın bir raporu var. 28 Mayıs 2004′teki Annan Raporu hala sümen altı. Bu rapor neleri içeriyor? Bunun açıklanması lazım. İnanıyorum ki bunun açıklanması birçok şeyi ortaya çıkaracaktır. Bunu da gerek diplomatlarımız, gerek Dışişleri Bakanımız, gerekse bizler takip edeceğiz. Bu sürece yönelik çalışmaları bizler sıkıştırmak suretiyle temenni ederiz ki bu müzakereleri de bir an önce olumlu istikamette neticelendirelim.
Sayın Talat′ın yıl sonuna kadar umudu var. Bizler de olaya umutlu bakıyoruz. Ama eğer Güney Kıbrıs Rum tarafı olumsuz yaklaşıyorsa o konuda bir şey diyemem. Şu ana kadar bazı olumsuz sinyaller alıyoruz. Bunlar tabii doğrusu bizi üzüyor. Bizler tabii bir adım önde olacağız dedik. Bir adım önde olmaya devam ediyoruz ama Rumlar bu noktada olumlu yaklaşım içinde değiller. Temenni ederiz ki onlar da olumlu yaklaşım içerisine girsinler ve süratle bunu yıl sonuna kadar bitirmiş olalım, çözmüş olalım. Kalkıp da eğer Kuzey Kıbrıs′taki bizim kardeşlerimizi, soydaşlarımızı bir azınlık hukukuna tabi tutacak mantığı egemen kılmak isterlerse o zaman da kusura bakmasınlar. Orada iki devletli diyoruz. ′′

HALKIN SESI 12/06/09

 

Yeşilırmak konusunda umut ışığı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, dünkü müzakerelerde "Ekonomi" başlığını tamamlayıp, "Toprak" başlığına geçti.
Ara bölgede saat 09.00′da başlayıp 12.30 sıralarında sona eren dünkü görüşmenin büyük bölümünde temsilcilerin hazır bulunduğu baş başa bir görüşme gerçekleştiren liderlerin, Yeşilırmak kapısı konusunda anlaşmaya yaklaştığı kaydedildi.
BM Genel Sekreteri′nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, liderlerin görüşmesi sonrasında basına kısa bir açıklama yaptı ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Liderlerin, heyetler arası görüşmeye geçildikten sonra "Yeşilırmak kapısı konusunda anlaşmaya yaklaşıldığı yönünde açıklama yaptığını" kaydeden Zerihoun, bu arada "Ekonomi"yle ilgili görüşmelerin de tamamlandığını    söyledi. Zerihoun, "İyi ve verimli bir görüşmeydi" dedi.
Yeşilırmak kapısıyla ilgili "yakınlaşmanın" sorulması üzerine Zerihoun, görüşmelerin henüz tamamlanmadığını belirtti.
TALAT: TOPRAK KONUSUNDA İLK SUNUŞLARIMIZI YAPTIK
Öte yandan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs müzakerelerinde, "toprakla ilgili yapacakları önerilerde temel olarak neleri göz önüne alacaklarını ortaya koyduklarını" söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, "ekonomi" konusunda bazı yakınlaşmalar sağladıklarını açıkladı.
Talat, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas′la görüşmesinin ardından makamına dönüşünde yaptığı açıklamada, "ekonomi" konusunu, temsilcilerinin de katılımıyla dörtlü toplantıda ele aldıklarını belirterek, "Ekonomide farklı olduğumuz noktaları ele aldık ve bazı yakınlaşmalar sağladık" dedi.
Yeşilırmak Kapısı’nın açılması konusunda ise temsilcilerinin, açılışın kurallarını belirleme konusunda yaptığı çalışmayı gözden geçirdiklerini ve bu konuda da bir ilerleme kaydettiklerini bildiren Talat, değerlendirmelerden sonra, gelecek günlerde nihai karara varabileceklerini belirtti."Toprak" konusunda ilk sunuşlarını yaptıklarını kaydeden Talat, "Biz kendi görüşleri-mizi ortaya koyduk. Toprakla ilgili yapacağımız önerilerde kriterleri değil ama temel olarak neleri göz önüne alacağımızı ortaya koyduk. Kıbrıs Rum tarafı da aynısını yaptı" diye konuştu.

HALKIN SESI 12/06/09

 

 

"AB, Rumların elini güçlendirdi"

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Köksal Toptan, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti′nin Kıbrıs′ta kalıcı ve adil bir barışın tesisi için üzerlerine düşeni  bundan sonra da yapmaya devam edeceğini vurgulayarak; kalıcı ve adil bir çözümün tesisi için, Kıbrıs′ta iki toplumun, demokrasi ve devletin bulunduğunu herkesin ön şart olarak kabul etmesi ve ondan sonra masaya oturması gerektiğini vurguladı.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer′in davetlisi olan TBMM Başkanı Köksal Toptan ve eşi Saime Toptan, dün KKTC′ye geldi.
TBMM Başkanı Köksal Toptan, Ercan Havaalanı′nda basına açıklamalarda bulunarak, Kıbrıs konusunda değerlendirmelerde bulundu.
TC ve KKTC arasındaki ilişkilerin hiçbir zaman hiçbir şart altında hiçbir kırılma, zedelenme, ilgi eksikliği olmadığını vurgulayan Toptan, süreç içinde değişen ve yenilenen hükümetler döneminde de TC′nin Kıbrıs politikasındaki temel çizgisinden hiçbir sapma olmadığının altını çizdi.
TC ve KKTC′nin Kıbrıs′ta kalıcı ve adil bir barışın tesisi için üzerlerine düşeni yaptığını, bundan sonra da yapmaya devam edeceğini ifade eden Toptan, kalıcı ve adil bir çözümün tesisi için, Kıbrıs′ta iki toplumun, demokrasi ve devletin bulunduğunu, herkesin ön şart olarak kabul etmesi ve ondan sonra masaya oturması gerektiğini vurguladı.
AB′nin sorunlu Kıbrıs′ın bir bölümünü kayıtsız şartsız üye yapmakla Güney Kıbrıs Rum Yönetimi′nin elini güçlendirdiğini ifade eden Toptan, KKTC′nin oraya takılıp kalmadan önüne bakması gerektiğini söyledi.
Müzakerelerin devam ettiğine, KKTC′de yeni bir hükümetin başa geldiğine, TC ile KKTC arasında görüşmelerin her anda ve her safhada hükümet ve cumhurbaşkanları düzeyinde devam ettiğine dikkat çeken Toptan, Kıbrıs′ın eşit şartlara dayanan bir barış adası ve KKTC′de yaşayan vatandaşların bir daha kabus görmemesini sağlayacak bir anlaşmanın tesisi için TC′nin geçmişte olduğu gibi, şimdi ve bundan sonra da üzerine düşen her şeyi yapmaya devam edeceğini kaydetti.
BOZER
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer de, davetini kabul ederek KKTC′ye geldiği için TBMM Başkanı Köksal Toptan′a teşekkür etti.
TC′nin KKTC′ye her zaman çok ciddi katkıları olduğunu ifade eden Bozer, ulusal davanın birlikte yürütüldüğünü, bu mücadele yanında şimdi verilen siyasal mücadelede de TC′nin KKTC′nin yanında olduğunu vurguladı.
Devam eden müzakere sürecine ve Orams davasına da değinen Bozer, Orams davasının toplumu hukuk yoluyla boğmaya çalıştığını, Kıbrıs Türk toplumu için davanın önemli bir sorun olduğunu belirterek,  görüşmelerin yoğun olduğu bir dönemde dava sonucunun Kıbrıs Türk halkına moralsizlik aşıladığını, böyle  bir dönemde Toptan′ın KKTC′ye yaptığı ziyaretin toplumu rahatlattığını söyledi.
TEMASLAR
Toptan, KKTC′de bulunduğu süre içerisinde devlet ve hükümet yet-kilileriyle temaslar yapacak, Girne Amerikan Üniversitesi′nin mezuniyet törenine katılacak.
TBMM Başkanı Toptan, bugün saat 10.00′da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilecek, saat 10.45′de de Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer ile bir araya gelecek. Aynı gün saat 11.30′da KTBK Komutanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu′yu ziyaret edecek olan Köksal Toptan, 19.30′da da Girne Amerikan Üniversitesi′nin mezuniyet törenine katılacak.
Toptan, Cumartesi günü ise saat 17.00′de Başbakan Derviş Eroğlu′nu ziyaret edecek. 
TBMM Başkanı Toptan, temaslarını tamamlamasının ardından, Cumartesi gecesi saat 22.00′de KKTC′den ayrılacak.

HALKIN SESI 12/06/09

 

Renovation work starts at Apostolos Andreas monastery
By Anna Hassapi

RENOVATION WORK will finally start at the Apostolos Andreas monastery at Karpasia following years of discussion and delays. The project, which will cost an estimated €7 million, will be funded by the monastery’s management committee, with contributions from various benefactors.

The grand project of preserving and renovating the monastery’s structure that has not been repaired since 1974 is expected to be daunting. The only work that has been carried out on the monastery was in 1966 to add more accommodation.

The restoration work will be undertaken by Turkish Cypriot experts, under the supervision of the Architecture Department of Patras University.

Experts from Patras University who will participate in the project have identified a number of challenges in carrying out the restoration work. These include the underground erosion at the Medieval chapel by seawater that has displaced the rocks under the chapel, weakening its foundations.

In general, the lack of preservation and restoration since 1974 has caused considerable damage to the structure, to the extent that its restoration is deemed necessary to ensure the building does not collapse.

Restoration work is expected to start this week, from the monastery’s historic nucleus that incorporates both the old and the new churches, and will then expand to the main building’s annex structures.

In early 2004, opponents of a US-funded UNOPS scheme to restore the monastery and chapel scuppered the £1.5 million plans in a dispute over how the restoration should take place.

All plans have since been on hold and the deadline for the UN money’s usage has expired.

Had the original work under the supervision of Italian Professor Giorgio Croci gone ahead as planned, the restoration have most certainly been completed. Instead, the monastery has been left at the mercy of Nature, combined with a huge upsurge in visitors since the checkpoints opened in April 2003.

In 2005. Andreas Philippou, one of the architects on the original UNOPS project, said some of the structures supporting the chapel, such as the steel beams and the concrete, had become like dust.

Apostolos Andreas monastery was built on the spot where the Apostle Andrew is said to have come ashore on his way to Greece in the 1st century AD. For almost four decades under Turkish occupation, it has fallen foul of neglect and the elements.

The monastery buildings themselves date from the 19th century and the chapel from the 14th century. The last time work was carried out on the monastery was in 1966, and that involved merely adding a series of upper rooms. These were deemed unsafe by Croci and his restoration team, who planned to remove them.

An enormous modern plaza of pilgrims’ lodgings frames the monastery buildings wrapped around the central church.

Below, the modern church steps lead down to a square, vaulted chapel, three baptismal basins fed by a sacred spring and an old wharf. The monastery is one of the pilgrimage centres of the Church of Cyprus and was once known as ‘the Lourdes of Cyprus’.

CYPRUS MAIL 12/06/09

 

Christofias: good news soon on Limnitis
By Stefanos Evripidou

PRESIDENT DEMETRIS Christofias expects “good news soon” on the opening of a crossing point in Limnitis after talking to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday.

Speaking after his 32nd meeting with Talat as part of ongoing direct talks, Christofias said: “We had a good meeting today, we moved forward concerning Limnitis.”

“We are not far from an agreement and I expect soon to have good news,” he added.

The two leaders spent three hours having their now standard tête-à-tête meeting, though this time with their respective aides Georgios Iacovou and Ozdil Nami, during which they discussed Limnitis and the economy.

The more formal gathering between the two community leaders, their aides and the UN lasted only 30 minutes, during which time the two sides read out their positions on the fifth topic to be discussed in the talks: territorial issues.

Christofias said the economy would be set aside for now as talks would continue on territory at their next meeting on Monday.

The UN’s Special Representative in Cyprus, Taye Brook Zerihoun, yesterday confirmed that the two leaders told him after their meeting that “they are close to an agreement on Limnitis”.

The UN official added that the discussion on the economy was concluded “at least on the level of the leaders”.

Describing the meeting as “good and productive”, Zerihoun said that during the open meeting where the UN was present, the introductory statements on the chapter on territory were read out by both sides. The next meeting will be held on Monday, 3pm, where the two sides will give their reactions to the introductory statements on territory.

The UN’s Special Envoy to Cyprus Alexander Downer will be in Moscow on Monday for talks with Russian officials on the Cyprus problem but will return to the island on Tuesday.

CYPRUS MAIL 12/06/09

 

Rumlar, Türkiye'yi BM'de protesto etti

Kıbrıs Rum Yönetimi, bir Türk askeri gemisi ve uçağının “Kıbrıs’ın kara suları, ulusal hava sahası ve Lefkoşa FIR hattını ihlal ettiği”ni öne sürerek Türkiye’yi BM’de protesto etti.

Kıbrıs Rum Yönetimi, bir Türk askeri gemisi ve uçağının “Kıbrıs’ın kara suları, ulusal hava sahası ve Lefkoşa FIR hattını ihlal ettiği”ni öne sürerek Türkiye’yi BM’de protesto etti.

Rum haber ajansına göre, Rum Kesimi’nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Minas Hadjimichael, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon’a bir mektup gönderdi. Mektupta “Kıbrıs’ın kara suları, ulusal hava sahası ve Lefkoşa FIR hattının Türk askeri gemisi ve uçağı tarafından 27-29 Mayıs tarihleri arasında ihlal edildiği” iddia edildi.

Türkiye’nin, “Kıbrıs’ın kendi münhasır ekonomik bölgesinde yürüttüğü sondaj çalışmalarını engellenmek istediği” savına da yer verildiği mektupta Rum Kesimi’nin, “BM Deniz Hukuku Anlaşması çerçevesinde doğal zenginliklerinin işletilmesi ve araştırılması çalışmalarına devam edeceği” vurgulandı.

ANKA

KIBRIS POSTASI 12/06/09

 

Hristofyas'ın teklifi düşmanlığı artırır

KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu NTV'nin sorularını yanıtladı.

ntvmsnbc

12 Haziran. 2009 Cuma

İSTANBUL - KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu NTV'de canlı yayına katılarak, Ankara temsilcisi Murat Akgün'ün sorularını yanıtladı.

Eroğlu Hristofyas'ın Karpaz ve Güzelyurt'u istemesi ile ilgili olarak şunları kaydetti:

"Bu aşırı bir istek. Bu istekler olursa bizim lrada yaşama şansımız asgariye inecek. Biz kendi ulusumuzu yerleştirecek toprak bulamayacağız. Barış istiyorlarsa, bizim de yaşama hakkımızı teslim etmeleri gerekiyor. Toprak konusu en son görüşülecek konudur. Ne kadar az insanımız yerinden olursa, bu anlaşma o kadar yaşayabilir. 'Anlaşma olacak, barış olacak' Bunlar güzel sözler. Ama 1975'ten beri oturduğu topraklardan kalkan bir kişinin nereye gideceği bile belli değilken, o toprağa oturmaya gelen kişiye dost gözüyle bakması mümkün mü? Bu yine düşmanlığı artırır."

Eroğlu, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider Dimitris Hristofyas'ın yürüttüğü müzakere süreci şöyle değerlendirdi:

"Şu ana kadar tam mutabakata varılmamasına rağmen, toprak teklifiyle gelinmesi Rum'un samimiyetinin göstergesidir. Sayın Talat Kıbrıs'ta barışı en fazla isteyen kişidir. Kendisi 2010 başına kadar barış beklentisi içindedir. Ancak Hristofyas'ın talebine bakınca, bu pek mümkün değil. Bence Rumlar bu işi 2009'un sonuna kadar getirecekler. Biliyorsunuz Türkiye ile müzakerelerde 8 başlık açılmadı. Şimdi limanların açılması ve onlara göre 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasını isteyecekler. Dora Bakoyanni'nin de sözlerine bakarsak, "Bizim isteklerimizi yapmazsanız, Türkiye AB'ye giremez" gibi tehdit eden bir uslupları var. Tabii bunu konuşturanlara bakmak lazım. Arkasında Almanya mı var, Yunanistan mı var, hepsi mi var... Buna bakmak lazım.

KIBRIS TÜRK HALKI DA MÜZAKERELERDEN USANDI
Kaç sene daha müzakere masasında dirsek çürütülecek, ya da kaç sene daha insanlar "Yerimden edilecek miyim?" diye psikolojik sıkıntı çekecek? Müzakere masasına her oturulduğunda Türk halkı sıkıntı yaşıyor. Ancak bugün Türk halkı eskisi kadar heyecanlı değil müzakerelerle ilgili. Bize müzakereleri değil, ekonomik durumu soruyorlar. Türk halkı da artık bu müzakerelerden usanmıştır, gına gelmiştir.

Ankara'dan bazı talepleri olduğunu belirten Eroğlu, önceliğinin Kıbrıs ekonomisinin durumu olduğunu söyledi:

"Biliyorsunuz KKTC sadece Türkiye'den kredi alabiliyor. KKTC'ye aktarılan paranın 14 milyon doları kalmış, bütçenin 475 milyon açığı var. Bunu bizim kapatmamız mümkün değil. Kredi miktarının artırılması talebimiz oldu. Ama neticede kemerlerin sıkılması, bizim için de bir mecburiyet."

PETROL ARAMA SAVAŞA BİLE GÖTÜRÜR
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Doğu Akdeniz'de petrol araması ile ilgili olarak Eroğlu şöyle konuştu:

"Amerikalı bir şirketin de bu arama sürecine girmesi bizi üzmüştür. Ancak Doğu Akdeniz'de petrol arama, silhalı çatışmaya bile götürebilecek bir sorundur. Bu konuda Türkiye de kararlı, biz de kararlıyız, ama Rum Yönetimi de vazgeçmiyor."

2010 yılında KKTC'de gerçekleşecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olup olmayacağı sorusuna ise Eroğlu şu yanıtı verdi: "Tek başına iktidar sözü vermiştim, onu yerine getirdim. Şu anda tek isteğim Kıbrıs ekonomisini düzeltmek. Cumhurbaşkanlık seçimlerine ise daha vakit var."

 

Hristofyas Güzelyurt ve Karpaz'ı istiyor

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Hristofyas'ın KKTC’deki Karpaz ve Güzelyurt bölgelerini istediği bildirildi. Ayrıca 110 binden fazla Rum'un KKTC'ye yerleşmesi isteniyor.

SELİM SAYARI

ntvmsnbc

12 Haziran. 2009 Cuma

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın KKTC’deki Karpaz ve Güzelyurt bölgelerini istediği, ayrıca olası bir çözümde 110 binden fazla Rum’un Kuzey’e dönmesini talep ettiği bildirildi.

Rum kaynaklara göre Türk tarafı, KKTC nüfusunun üçte birine denk gelen bu öneri hakkında Hristofyas’a yanıt vermedi.

Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakerelerin dünkü toplantısında liderler, toprak düzenlemeleri konusundaki görüşlerini ortaya koydu. Bu çerçevede Hristofyas 110 binden fazla Rum göçmenin Kuzey’de bıraktığı mülklerine geri dönerek yerleşmesini talep etti. Rum lider Karpaz ve Güzelyurt’un kendilerine verilmesini de istedi.

Rum basınındaki haberlere göre ise Hristofyas, dünyaca ünlü Salamis harabeleriyle, Karpaz’daki Apostolos Andreas ve Mağusa’daki Saint Barnabas manastırlarını da istedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas’ın toprak talebine yanıt vermedi. Talat toprak düzenlemeleri nedeniyle onbinlerce Türk’ün göçmen durumuna düşeceğini hatırlattı, bunlar için yerleşim ve iş imkanları gerekeceğini kaydetti.

Talat, olası çözümün neden olacağı sosyal ve ekonomik değişim için vatandaşlarına rehabilitasyon imkanları sağlanmasının şart olduğunu vurguladı.

Liderler toprak konusu üzerindeki görüşmelere Pazartesi günü devam edecek. Müzakerelerde sorunu oluşturan 6 ana başlığın ön görüşmelerinin tamamlanmasının ardından çetin pazarlıkların yaşanacağı al-ver sürecine geçilecek.

Hristofyas'ın teklifi düşmanlığı artırır

KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu NTV'nin sorularını yanıtladı.

ntvmsnbc

12 Haziran. 2009 Cuma

İSTANBUL - KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu NTV'de canlı yayına katılarak, Ankara temsilcisi Murat Akgün'ün sorularını yanıtladı.

Eroğlu Hristofyas'ın Karpaz ve Güzelyurt'u istemesi ile ilgili olarak şunları kaydetti:

"Bu aşırı bir istek. Bu istekler olursa bizim lrada yaşama şansımız asgariye inecek. Biz kendi ulusumuzu yerleştirecek toprak bulamayacağız. Barış istiyorlarsa, bizim de yaşama hakkımızı teslim etmeleri gerekiyor. Toprak konusu en son görüşülecek konudur. Ne kadar az insanımız yerinden olursa, bu anlaşma o kadar yaşayabilir. 'Anlaşma olacak, barış olacak' Bunlar güzel sözler. Ama 1975'ten beri oturduğu topraklardan kalkan bir kişinin nereye gideceği bile belli değilken, o toprağa oturmaya gelen kişiye dost gözüyle bakması mümkün mü? Bu yine düşmanlığı artırır."

Eroğlu, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider Dimitris Hristofyas'ın yürüttüğü müzakere süreci şöyle değerlendirdi:

"Şu ana kadar tam mutabakata varılmamasına rağmen, toprak teklifiyle gelinmesi Rum'un samimiyetinin göstergesidir. Sayın Talat Kıbrıs'ta barışı en fazla isteyen kişidir. Kendisi 2010 başına kadar barış beklentisi içindedir. Ancak Hristofyas'ın talebine bakınca, bu pek mümkün değil. Bence Rumlar bu işi 2009'un sonuna kadar getirecekler. Biliyorsunuz Türkiye ile müzakerelerde 8 başlık açılmadı. Şimdi limanların açılması ve onlara göre 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasını isteyecekler. Dora Bakoyanni'nin de sözlerine bakarsak, "Bizim isteklerimizi yapmazsanız, Türkiye AB'ye giremez" gibi tehdit eden bir uslupları var. Tabii bunu konuşturanlara bakmak lazım. Arkasında Almanya mı var, Yunanistan mı var, hepsi mi var... Buna bakmak lazım.

KIBRIS TÜRK HALKI DA MÜZAKERELERDEN USANDI
Kaç sene daha müzakere masasında dirsek çürütülecek, ya da kaç sene daha insanlar "Yerimden edilecek miyim?" diye psikolojik sıkıntı çekecek? Müzakere masasına her oturulduğunda Türk halkı sıkıntı yaşıyor. Ancak bugün Türk halkı eskisi kadar heyecanlı değil müzakerelerle ilgili. Bize müzakereleri değil, ekonomik durumu soruyorlar. Türk halkı da artık bu müzakerelerden usanmıştır, gına gelmiştir.

Ankara'dan bazı talepleri olduğunu belirten Eroğlu, önceliğinin Kıbrıs ekonomisinin durumu olduğunu söyledi:

"Biliyorsunuz KKTC sadece Türkiye'den kredi alabiliyor. KKTC'ye aktarılan paranın 14 milyon doları kalmış, bütçenin 475 milyon açığı var. Bunu bizim kapatmamız mümkün değil. Kredi miktarının artırılması talebimiz oldu. Ama neticede kemerlerin sıkılması, bizim için de bir mecburiyet."

PETROL ARAMA SAVAŞA BİLE GÖTÜRÜR
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Doğu Akdeniz'de petrol araması ile ilgili olarak Eroğlu şöyle konuştu:

"Amerikalı bir şirketin de bu arama sürecine girmesi bizi üzmüştür. Ancak Doğu Akdeniz'de petrol arama, silhalı çatışmaya bile götürebilecek bir sorundur. Bu konuda Türkiye de kararlı, biz de kararlıyız, ama Rum Yönetimi de vazgeçmiyor."

2010 yılında KKTC'de gerçekleşecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olup olmayacağı sorusuna ise Eroğlu şu yanıtı verdi: "Tek başına iktidar sözü vermiştim, onu yerine getirdim. Şu anda tek isteğim Kıbrıs ekonomisini düzeltmek. Cumhurbaşkanlık seçimlerine ise daha vakit var."

Şimdi ne olacak?

İngiliz Elizabeth Rudkin’in 6 yıl önce satın aldığı villanın arazisi ipotekti, şimdi de satılık!

Elmas TOKAY

   İngiliz Carole Elizabeth Rudkin’in başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi... İngiliz kadının Alsancak’ta 6 yıl önce 85 bin Sterlin ödeyerek satın aldığı evin arazisi ipotekli çıktı. Arazi sahibi borcunu ödemediği için, Rudkin’in evi, 21 Haziran’da mahkeme kararıyla satışa çıkıyor.
  İngiliz Carole Elizabeth Rudkin, 6 yıl önce İngiltere’den KKTC’ye gelerek burada yaşamaya karar verdi. Ada’ya gelmezden önce, internet sitesinde gördüğü evi alıp burada yaşamak için, İngiltere’deki her şeyini sattı.
   Alsancak’ta, Cengiz Zaimoğlu adlı kişiye ait 4 villadan bir tanesini satın alan Rudkin, 6 yıl önce burada yaşamaya başladı. Evinin tapusunu, arazinin ipotekli olması nedeniyle bugüne kadar bir türlü alamayan Rudkin, bu kez mahkeme kararıyla evinin satışa çıkarıldığını öğrenince yıkıldı.
   Carole E. Rudkin, evi satın aldığı Cengiz Zaimoğlu’nun borçlarından dolayı ipotekli olan araziyle birlikte, 4 evin satılacağını öğrendi.
 
2006 yılından beridir tapu alamıyor

 Carole E. Rudkin, 6 yıl önce yaklaşık 85 bin İngiliz Sterlini ödeyerek Cengiz Zaimoğlu adlı kişiden aldığı villanın tapusunu hala alamadığını belirterek, aldatıldığını söyledi.
   Bir süre önce, Alsancak Spor Kulübü’ne Tapu ve Kadasro Dairesi tarafından “Açık artırma usulü ile satış ilanı” asıldığını anlatan Rudkin, arsa ve üzerindeki 4 villanın 21 Haziran günü Kaza Mahkemesi’nin onayıyla Alsancak’ta açık artırmayla satılacağını kaydetti.

“Tastik memuru önünde kağıt imzaladık”

   Cengiz Zaimoğlu ile 2006 yılında, satılan malın üzerindeki ipoteğin 6 ay içinde kaldırılması ve malın kendisine devredilmesi için Girne Tasdik Memuru İbrahim Depreli’nin huzurunda beyan ve taahhüt imzaladıklarını söyleyen Rudkin, hala bu devir teslim işinin gerçekleşmediğini, bu nedenle de sıkıntıya girdiğini söyledi.
   Rudkin, “Ben İngiltere’den her şeyimi satıp geldim, eğer bu evim de elimden alınırsa, hayatta hiç bir şeyim kalmaz” dedi.

KIBRIS 14/06/09

Eroğlu: Sunulan paket yok!

Toptan, Eroğlu’nu ziyaretinde konuştu: 

Kıbrıs Türk halkının çözüm isteyen tutumunu destekliyoruz
 
   TBMM Başkanı Köksal Toptan, Kıbrıs’ta kalıcı ve adil, yaşanabilir bir barışın tesisi için olmazsa olmazların herkes tarafından anlaşılması gerektiğini söyledi. 
   Toptan, AB’nin Rum Yönetimini uluslararası anlaşmalara aykırı olarak tek yanlı üyeliğe kabul etmesinin, Kıbrıs sorunun çözümünü zorlaştırdığını ve uzattığını belirtti.
   Türkiye’nin Kıbrıs Türk Halkının haklı ve çözüm isteyen tutumunu desteklediğini, Kıbrıs Türklerini şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da kararlılık ve açıklıkla destekleyeceğini vurguladı.
   Başbakan Derviş Eroğlu, Kıbrıs konusunun hem Türkiye’nin hem de Kıbrıs Türk halkının ulusal davası olduğuna işaret ederek, müzakerelerde çıkacak sonucun her iki tarafın da lehine, yaşayabilir bir anlaşmanın gerçekleşmesi için uğraş verildiğine dikkat çekti.
   Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ nde resmi temaslarda bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Köksal Toptan, dün Başbakan Derviş Eroğlu’nu ziyaret etti.
   Toptan’a ziyareti sırasında Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer ile TC Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı ile TC Lefkoşa Büyükelçiliği I. Müsteşarı Bekir Uysal eşlik etti. Ziyarette Başbakanlık Müsteşarı Mustafa Togay da hazır bulundu.

Eroğlu: Sizi görmekten mutluluk duyduk

   Başbakan Derviş Eroğlu, Toptan’ı başbakanlıkta görmekten mutluluk duyduğunu ifade ederek, çok uzun zamandır tanıdığı Toptan’ın, yılladır aktif politikada yer aldığını ve her görevi başarıyla yaptığını belirtti. Eroğlu, Toptan’a görevinde başarılar diledi.
   Toptan’ın adaya ziyaretinin müzakerelerin devam ettiği, çok kritik bir zamana denk geldiğine işaret eden Başbakan Eroğlu, Toptan’ın KKTC’de verdiği mesajlarla Kıbrıs Türk halkının yüreğine su serptiğini söyledi.
   Kıbrıs konusunun hem Türkiye’nin, hem de Kıbrıs Türk halkının ulusal davası olduğunu vurgulayan Eroğlu,  müzakerelerde çıkacak sonucun her iki tarafın da lehine olması, yaşayabilir bir anlaşmanın gerçekleşmesi için uğraş verildiğine dikkat çekti.
   Dünyanın Kıbrıs Türklerinin haklı olduğunu görerek anlaması temennisinde bulunan Eroğlu, Kıbrıslı Türklerin, KKTC devleti çatısı altında yaşayan bir halk olduğunu ve bu gerçekler ışığında bir anlaşma arayışı içinde bulunduğunu vurguladı.
   Başbakan Derviş Eroğlu, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’ın aşırı isteklerinin ağır ağır masaya dökülmeye başladığına dikkat çekerek, dünyanın gerçekleri görüp kabul edeceğini ve Kıbrıs Türk halkının bu topraklarda Rumlar kadar eşit, egemen olarak yaşama hakkına sahip olduğunun anlaşılacağını kaydetti.
   TC hükümetiyle diyalog içinde çalışmaların devam ettiğine işaret eden Başbakan Eroğlu, özellikle TBMM çatısı altında alınacak kararların Kıbrıslı Türkleri rahatlatacağına inanç belirtti.
   Ankara’da yaptığı temaslara da değinen Başbakan Derviş Eroğlu, temaslarında yetkililerin Kıbrıs Türk halkının huzursuz olacağı hiç bir neden olmadığı mesajı verildiğini kaydetti.
   “İnşallah yaşayabilir bir anlaşmanın gereğini Rumlar da hisseder, onların da anlaşma ihtiyacında oldukları gerçeği kabul edilir” diyen Başbakan Eroğlu, TBMM’nin Kıbrıs konusunda en iyisini yapacağına inanç belirtti.

Toptan: Türkiye, müzakere
sürecini kararlılıkla destekliyor

   TBMM Başkanı Köksal Toptan da ziyarette yaptığı konuşmada, Kıbrıs’ta bulunmaktan duyduğu heyecanı dile getirerek, Eroğlu’nu yeniden başbakanlık görevinde görmekten mutlu olduğunu söyledi. Toptan, Başbakan Eroğlu’na yeni görevinde başarılar diledi.
   Kıbrıs konusunda önemli bir noktada bulunulduğunu ve müzakerelerin yaklaşık 1 yıldır devam ettiğini ifade eden Toptan, Türkiye’nin bu müzakere sürecini kararlılıkla desteklediğini vurguladı.
   Kıbrıs’ta çözüm isteyen tarafın KKTC olduğunun tüm dünya tarafından bilinmesi gerektiğine işaret eden Köksal Toptan, KKTC’de bulunduğu 3 günde çeşitli vesilelerle Güney Kıbrıs Yönetimi’nin, KKTC’de yaşayan halkı azınlık haline getirecek niyet ve düşüncelerinin hayat bulmasının mümkün olmadığını dile getirdiğini kaydetti.
   Kıbrıs’ta kalıcı ve adil, yaşanabilir bir barışın tesisi için olmazsa olmazların herkes tarafından anlaşılması gerektiğini belirten Toptan, AB’nin Rum Yönetimini uluslararası anlaşmalara aykırı olarak tek yanlı üyeliğe kabul etmesinin, Kıbrıs sorunun çözümünü zorlaştırdığını ve uzattığını belirtti.

Kıbrıs konusunda görüş birliği içindeyiz

   “Biz yine de çözüm konusunda ümitli olmak istiyoruz. Çünkü adada meydana gelen olayları, gelişmeleri herkes biliyor. Bu bakımdan Türkiye, KKTC’ye şimdiye kadar nasıl destek olduysa, bundan
sonra da olacaktır” şeklinde konuşan Köksal Toptan, bugüne kadar TBMM’de iktidar ve muhalefet her zaman Kıbrıs konusunda görüş birliği içinde olunduğunu vurguladı.
   Toptan, “bizim aramızda bu konuda hiçbir fikir ayrılığı yoktur. Fikir ayrılığı sadece acaba Kıbrıslı kardeşlerimizi tam desteklemiyor muyuz endişelerinden kaynaklanan noktalarda vardır” şeklinde konuştu.         
   Toptan, Türkiye’nin, şimdiye kadar olduğu gibi, gelecekte de Kıbrıs konusundaki politikasını karalılık ve açıklıkla sürdüreceğini ifade etti.
   Toptan, Başbakan Eroğlu’nun zor dönemde göreve başladığına dikkat çekerek, hükümet ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, Kıbrıs konusunda canla başla çalıştığını söyledi.
   TBMM Başkanı Toptan dün akşam saat 22.00 sıralarında adadan ayrıldı.

KIBRIS 14/06/09

 

 

Özgürgün′den, Rumlara uyarı

Dışişleri Bakanı Hüseyin  Özgürgün, Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs′taki yasal hak ve çıkarlarını korumakta kararlı olduğu ve bu haklarının erozyona uğratılmasına yönelik atılacak adımlara da kesinlikle izin vermeyeceğini vurguladı.
Bu çerçevede, GKRY′yi tahrik edici yaklaşımdan vazgeçmesi konusunda uyaran Özgürgün, ilgili ülke ve GKRY ile çalışmalar başlatma düşüncesindeki yabancı şirketlere de konunun hassasiyetini de gözönünde bulundurarak, adada kapsamlı bir çözüm bulma çabalarını ve Doğu Akdeniz′deki barış ve istikrarı olumsuz etkileyecek herhangi bir girişimden kaçınmaları için çağrısını yineledi.
Özgürgün yazılı açıklamasında, GKRY′nin Doğu Akdeniz′de tek taraflı ve yasadışı ekonomik münhasır bölge belirlemesi, Kıbrıs adası kıyılarında ve açıklarında doğalgaz ve petrol arama adına yasa çıkarması ve arama çalışmaları için yabancı şirketlere ruhsat vermesinin adadaki huzur ve güven ortamını tehdit ettiği ve kapsamlı bir çözüme ulaşma şansını azatlığına dikkat çekti.
Bu bağlamda, öncelikle, Kıbrıs Adası′nın deniz alanlarında Kıbrıs Türk halkının da en az Rum halkı kadar hak ve yetkileri bulunduğunu hatırlatan Bakan Özgürgün, şunları kaydetti:
"Adanın ′tek temsilcisi′ gibi davranan Rum tarafı, Kıbrıs adası üzerinde ve çevresindeki doğal kaynaklardan iki tarafın da müşterek yararlanılması gerektiği gerçeğini gözardı etmekte, Kıbrıs Türk halkının egemenlik haklarını hiçe saymaktadır. Bilindiği üzere, devam etmekte olan müzakereler sürecinde de ada ve çevresindeki doğal kaynaklar üzerinde iki siyasi eşit ortağın söz hakkı ve yetkisi olduğu teyit edilmiştir. Hal böyle iken, Rum tarafının doğalgaz ve petrol arama ve çıkarmaya yönelik girişimlerini, tüm uyarılarımıza rağmen, devam ettirmesini düşmanca bir tutum olarak kabul etmekteyiz. Çatışmacı bir siyasete dayalı bu tutumuyla Rum tarafı çözüm arayışlarına katkı yapmak bir yana kriz politikalarını sürdürerek adada kapsamlı bir anlaşmaya varmak amacıyla başlatılan müzakereler sürecinde yeni sorunlar yaratmaktadır."  

HALKIN SESI 13/06/09

 

Serhatköy’deki değerli ikonlar nasıl çalındı?

Kuzey Kıbrıs’tan kaçırılan ve İsviçre’de bulunan tarihi eserler
Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’a törenle teslim edildi

 Kuzey Kıbrıs’tan kaçırılan ve ikisi İsviçre’de Rus Alexander Khochinskiy’nin ikametgahında bulunarak Güney Kıbrıs’a götürülen değerli ikonlar Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’a törenle teslim edildi:
   İkonların, İsa ile Meryem Ana’ya ait olduğu ve Giritli ressam Meletios tarafından yapıldığı bildirildi.
   Hristofyas törende yaptığı konuşmada, dileği ve çabasının, Kıbrıs sorununun çözülmesiyle birlikte, bir arada olunması ve kilise ile manastırların yeniden ibadete açılması olduğunu söyledi.
   Haravgi gazetesinin, konuya ilişkin “Yeniden Birleşme - Başkan Hristofyas’ın İstikrarlı Hedefi” başlıklı haberinde, Hristofyas’ın “Filya” (Serhatköy) “Panayia” ve “Ay. Georgiu” ikonlarını kabul törenindeki konuşmasında, “Vatanımızı yeniden birleştirme hedefine istikrarla bağlıyım ve çözüm ilkelerine bağlılıkla ve mücadelemizin haklılığına inançla mücadeleye devam edeceğim” dediği belirtildi.
    Gazeteye göre Hristofyas devamla şunları söyledi:
   “Kıbrıs sorununa; Kıbrıslı Türk ve Rum; bütün Kıbrıslıların çıkarına olacak, işgale ve kolonizasyona son verecek, insan haklarını ve temel özgürlüklerini güvence altına alacak bir çözüm bulma çabasını sürdüreceğim. Bizden, Kıbrıslılardan gelecek ve halkımızı bu ülkenin gerçek efendileri yapacak bir çözüm…”
   Hristofyas, Kıbrıs’ta var olan dinî farklılıkların hiçbir zaman çatışma ve sürtüşme nedeni olmadığını da belirterek, “Herkesi, büyük hedefimiz olan; vatanımızı yeniden birleştirme ve yabancı işgal ordularından kurtarma hedefinin gerçekleşmesi için birlik olmaya çağırıyorum” diye konuştu.

Stefanu: Kuzey’de kiliseler soyuluyor

   Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, Kuzey’de “kültürel mirasın tahrip olduğu, kiliselerin soyulduğu ve tarihi eser hırsızlığı yapıldığını” iddia etti.
   Politis gazetesi, “Hükümet, Talat’ın Kültürel Miras Konularına Yanıt Verdiğini Söylüyor – Kültürel Miras Tahrip Oluyor” başlığıyla verdiği haberde, Stefanu’nun bu konudaki iddialarını yansıttı.
  Gazete sözcünün basın yetkililerine verdiği brifing sırasında; Rum arkeolog Vasos Karayorgi’nin bir TV programında; Ankara Üniversitesi’nin yıllardır arkeolojik kazılar yaptığı Salamis antik kentinin “üzüntü verici bir halde olduğu” iddiasıyla ilgili sorular üzerine söylediklerine yer verdi.
   Habere göre Rum sözcü “Kültürel mirasın tahrip olduğu nasıl bir gerçeklik ise, Kiliselerin soyulduğu ve tarihi eser hırsızlığı yapıldığı da bir gerçekliktir. Bunlar, yıllardır var olan şeylerdir” iddiasında bulunarak Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın KKTC’deki kültürel mirasın kurtarılması konularına yanıt vermekte olduğunu söyledi.
  Gazete  “Türk işgalinin” ve Rum yönetiminin KKTC’de etkin denetim uygulayamamasının böyle sonuçları da olduğunu savunan Stefanu’nun, “Çeşitli istikametlerde buna işaret ediyoruz. Kültürel mirasın tahribi, Başkan Hristofyas’ın; daha önce Meclis Başkanı, ardından da Başkan sıfatıyla Kutsal Topraklara gerçekleştirdiği ziyaretler sırasında Papa’ya da iletildi” dediğini yazdı.

KIBRIS 14/06/09

 

 

 

Toptan:Kıbrıs feda edilmez

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan, Cumhurbaşkanı Talat’ın müzakere masasında savunduğu tezlerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Kıbrıs konusundaki kararlarıyla örtüşmediği şeklindeki iddiaların doğru olmadığını söyledi.

 

“Müzakereleri bütün içtenliğimizle destekliyoruz” diyen Toptan, Avrupa Birliği üyelik sürecinde bir kopma meydana gelmesinin, Türkiye’nin Kıbrıs politikasında herhangi bir değişikliğe neden olmayacağının da altını çizdi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan dün akşam tamamladığı KKTC ziyareti sırasında BRT’ye verdiği özel röportajda, Kıbrıs konusu, müzakere süreci ve Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileriyle ilgili soruları yanıtladı.

Türkiye’nin, Kıbrıs’ta kalıcı ve adil bir anlaşmaya, yani barışa ulaşılması için yürütülmekte olan müzakere sürecini başından beri desteklemekte olduğuna işaret eden Toptan, 24 Nisan referandumunda ortaya konulan tavrın da Türkiye’nin çözüm istencinin bir göstergesi olduğuna dikkat çekti.

Kıbrıs Türk tarafının, çözüm için oluşan fırsatları çok iyi değerlendirdiğini, Türkiye’nin de bu adımlara tam destek verdiğini ifade eden Toptan, adada yaklaşık bir yıldır sürdürülen gayretin nasıl
sonuçlanacağının, biraz da Rum Yönetimi’nin tavrına bağlı olduğunu söyledi ve “Rum tarafı gerçekten bir çözüm istiyorsa, çözüm bulunur” dedi.

Dünyanın bu çağda hala soğuk savaş döneminden kalma taktiklerle Kıbrıs Türkü’nü izolasyon altında tuttuğunu ifade eden Toptan, Türk tarafının, ekonomik anlamda sıkıştırılmak suretiyle birtakım tavizlere zorlanmasının mümkün olamayacağını da belirtti.

 “Güney Kıbrıs ve Yunanistan adada bir çözüm istiyorsa, bunun gereklerini yerine getirmeli ve bu niyetini açıkça ortaya koymalıdır” diyen TBMM Başkanı, adada iki devlet, iki egemenlik ve iki halk olduğu gerçeğinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.

 “Cumhurbaşkanı Talat’ın müzakere masasında savunduğu tezlerle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Kıbrıs konusundaki kararlarının örtüşmediği” yönündeki eleştirilerin hatırlatılması üzerine ise Toptan, böyle bir şeyin söz konusu olmadığını belirtti.

Köksal Toptan, “TBMM ve Türkiye hükümeti, Cumhurbaşkanı Talat’ın yürüttüğü müzakereleri bütün içtenliğiyle destekliyor. Bu anlamda hiçbir sorun yok. Süreç, bizim onayladığımız bir süreç” diye konuştu.

 “Avrupa Birliği ile yürütülen üyelik müzakereleri çerçevesinde Türkiye’den, hava ve deniz limanlarını Rum bandıralı gemi ve uçaklara açmasının beklendiğinin, ancak Türkiye’nin bunu, Kuzey Kıbrıs üzerindeki izolasyonların kaldırılması koşuluna bağladığının” hatırlatılması ve “bu tavrın her koşulda sürüp sürmeyeceğinin” sorulması üzerine ise Toptan, “Bu tavır daha bir kararlılıkla devam ettirilecektir” dedi.

Avrupa Birliği’nin Kıbrıs şartını Türkiye’nin önüne koymasının kabul edilemez olduğuna dikkat çeken Toptan, yürütülen politikadan değil bir adım, bir santimetre dahi geriye düşmenin mümkün olmadığını vurguladı.

Türkiye’nin, gerekli reformları hayata geçirmesi ve aranan kriterleri yerine getirmesi durumunda Avrupa Birliği’ne üye olacağına inanç belirten Köksal Toptan, “üyelik hedefine ulaşılamaması durumunda Kıbrıs politikasında bir değişiklik gündeme gelebilir mi?” şeklindeki soru üzerine ise, hiçbir değişikliğin olmayacağını kaydetti.

Kıbrıs sorununun çözümü konusunda yürütülmekte olan müzakerelerde bir çözüme ulaşılamaması durumunda Türkiye hükümeti ile Kıbrıs Türk liderliğinin üzerinde çalıştığı bir “B” planının olup olmadığı sorusuna karşılık olarak da Toptan, “Böyle bir durum söz konusu olursa, yeniden durum değerlendirmesi yapılır ve gereken politika ortaya konur” dedi.

Son olarak, Başbakan Eroğlu başkanlığındaki KKTC heyetinin Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyareti değerlendiren Köksal Toptan, bu ziyaretin ardından, Türkiye’nin Kıbrıs’a dönük ekonomik yardım politikasında bir geriye dönüş olacağı sonucunun çıkarılmamasını istedi.

Toptan, “Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’a yaptığı yardım, ekonomik kapasitemiz açısından çok da büyük bir meblağ değildir. KKTC’nin kalkınması anlamında gayretlerimiz sürecektir” diye konuştu.

KIBRIS POSTA14/06/09

 

Toprak vermeden çözüm

Prof.Dr.Ata ATUN
14/06/09

Perşembenin gelişi Çarşamba’dan belli olur” derler ya, Perşembe günü liderler arasında yapılan görüşmede Hristofyas’ın isteklerinin de, Çarşamba’dan geleceği belliydi. Hem de açık ve net olarak.

Tabii bu Çarşamba, farklı bir Çarşamba. Daha doğrusu iki tane Çarşamba var bu konuyla ilgili olan.

Biri 28 Kasım 1984 tarihli, diğeri de 21 Nisan 2004 tarihli Çarşambalar.

10 Eylül 1984’de New York’da, Denktaş ve Kiprianou arasında başlayan dolaylı görüşmelerin 26 Kasım’da yer alan 3.cü turundan sonra, dönemin BM Genel Sekreteri Perez De Cueller’in her iki tarafın görüşlerini aldıktan sonra masaya koyduğu belge de Türk tarafının %29+ oranında bir toprağa sahip olması ve geri kalan miktarın Rumlara iadesi vardı. Türk tarafı bu belgeyi imzalayacağını beyan ederken, Rum tarafı reddetmişti.

Her ne kadar Cuellar belgesi kabul edilmemiş olsa da, bir kere BM Genel Sekreteri tarafından masaya konmuş ve Türk tarafından da onay almıştı. Artık masadaki yeri sağlamlaşmış ve resmi belgelere de geçmiş oldu.

Bir diğer Çarşamba’da 21 Nisan 2004 tarihli Çarşamba.  

Annan Planı görüşmeleri bitmiş, son rötuşlar yapılmakta. Annan Planına göre Kıbrıslı Türklere bırakılacak toprak yüzdesi %29.2

Geri kalan %6.2 Rumlara iade edilecekti ve Kıbrıslı Türkler de 24 Nisan referandumunda %65 oranında bu toprak tavizini veya diğer bir tanımlama ile %6.2 oranında toprağın Rumlara verilmesini onayladılar.

Bundan da artık geri dönmek olanaksız.

Bu taviz Kıbrıs sorunu çözülene kadar masada kalacak ve her fırsatta da önümüze konacak.

Zaten kondu bile.

Perşembe günkü toplantıda Hristofyas, CB M.A. Talat’a yüz on binden fazla Rum’un geri dönebilmesine olanak sağlayacak miktarda toprağın “iadesini” istediğini işittirdi.

Şimdilik işittirme. Bu günkü toplantıda ise işin esasının prensipleri saptanmaya başlanacak.

Bu kaçınılmaz toprak tavizinden kurtulmanın bir yolu olabilir mi?

Tabii ki birkaç yolu var.

Bir tanesinde, “Vermem” dersiniz olur biter.

Her şeyin bir bedeli olduğu gibi, bunun da olacak ve uzun vadede ödemenin hazırlığını yapmaya şimdiden başlarız.

Bir diğeri de verir gibi yapmak ama gerçekte de vermemektir.

Bunun adına da 3.cü Bölge, Ortak Bölge, Tampon Bölge, Ara Bölge veya Federal Bölge gibi bir tanım konulabilir.

Anlaşma sonucu kurulacak devletlerin adları her ne olacaksa, Annan Planında tanımlandığı şekliyle “Kıbrıs Türk Devleti” ve “Kıbrıs Rum Devletleri” arasında, içinde halen mevcut 180 km. uzunluğunda ve 398 km2 büyüklüğünde olan ve adanın %4.3 lük kısmını kapsayan “Ara Bölge”nin de bulunduğu, üzerinde liderlerin mutabakata varacağı ama hiçbir şekilde büyüklüğü %6.2 yi geçmeyecek miktarda, adına da mesela “Ortak Bölge” diyeceğimiz bir alanın, “Eşit nüfus ve Siyasi Ortaklık” zemininde oluşturulmasıyla da bu tavizden kurtulunabilir.

Aklıma bir dönem rahmetlik ağabeyim Bora Atun’un KKTC temsilcisi olarak görev yaptığı Brüksel geldi. Brüksel Belçika devleti içinde Flaman ve Volan bölgelerine ilaveten 3.cü İdari Bölge. Ne Valon ne de Flaman idaresi var orada.  Belçika’yı oluşturan halkların eşit olarak temsil edildiği bir idare yönetiyor Brüksel’i.  Tüm bunlara ilaveten bir de AP’ye Milletvekili gönderen Alman bölgesi var Belçika’da.
 
Rumların bulunduğu yerde egemenlik Rumların olacaktır diye bir kural yok.

Kıbrıs adasındaki benzeri “Ortak Bölge”nin de özel bir statüsü, koşulları ve yapılaşması olabilir.

Bu bölge içinde yaşayan Türkler göçmen olmayacaklar. Annan Planında olduğu gibi, eşdeğere sahip olan Kıbrıslı Türk yerinde kalabilir veya elindeki eşdeğer malın sadece üçte birini iade eder. Rum malına değerinden daha fazla inkişaf yapmış olan malın sahibi olabilir.

Yönetim, özel statüsü ile her iki halka eşit haklar ve statü verebilir. Özle bölge idaresinin her kademesinde eşit sayıda Türk ve Rum görev yapabilir.

Türkler Türk idarecileri, Rumlar da Rum idarecileri seçer.

Bu “Ortak Bölge” içinde yaşayan Rumların sayısı, aynen Kıbrıs Türk devletinde yaşıyorlarmış gibi Rum nüfusun içinde addedilebilir.

Bu yöntemle, liderlerin üzerinde mutabakata varacağı oranda toprağa sahip olacak “Kıbrıs Türk Devleti”nde mutlak idare, Kıbrıslı Türklerin elinde olmasına ilaveten,“Ortak Bölge”deki yönetimin, toprak mülkiyetinin ve nüfusunun yarısı da Kıbrıslı Türklere ait olacaktır.

Özetle şu anda kontrolümüzde olmayan ve büyüklüğü %4.3 olan ara bölge ile bizden taviz olarak alınması neredeyse koşul haline gelmiş bir kısım toprak, “Ortak Bölge” adı altında yarı yarıya da olsa kontrolümüz altında olacaktır. Ve göçmensiz, nüfus kaydırmasız ve mülkiyet haklarının bir çoğunu kaybetmeksizin bu toprak üzerinde mülkiyet, egemenlik ve yönetim haklarımız da bulunacaktır.

Tabii ki sağlam bir kazığa bağlanması koşulu ile.   

Çözüm için, BM parametrelerinde olduğu şekli ile belli bir kısım toprağı verip elden tamamen çıkarmaktansa, bu toprak üzerinde belli bir statü ile yarı yarıya hak sahibi olarak bir çözüme ulaşmak da kötünün iyisidir bence.

 

Avrupa'nın 'Kıbrıs senaryosu'

Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso'nun Başkanlık ettiği, Kıbrıs'taki Doğrudan Müzakereleri izleyen Kıbrıs Grubu ikinci görüşmesini yaptı. Avrupa Komisyonu, Kıbrıs'ta müzakere sürecini büyüteç altına aldı. Başkanı Jose Manuel Barroso'nun başkanlığını yaptığı, Kıbrıs'taki doğrudan müzakereleri takip eden, Kıbrıs Grubu (Steering Group) ikinci görüşmesini yaparken Komisyon için "en iyi senaryo" da belirlendi.

Kıbrıs sorununa ilişkin doğrudan müzakerelerin izlenmesi ile ilgili, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso başkanlığındaki Kıbrıs grubu(Steering Group) ikinci görüşmesini yaptığı bildirildi.

Avrupa Komisyonunun, daimi sapmaların kabul edilmesi ve varılacak bir anlaşmanın AB'nin birincil hukuku olması konusunda sürekli olarak Kıbrıslı Türklerden ve Türkiye'den talepler aldığı kaydedildi.

ABHaber'e verilen bilgilere göre, toplantıda KKTC'deki milletvekilliği seçimlerine de değinen Michael Leigh, Başbakan Erdoğan'ın müzakerelerin süreceğine ilişkin teyitlerini ortaya koydu.

Mehmet Ali Talat'ın görevinin 2010'da sona ereceğini, muhtemel bir çözümün kendisiyle (Talat ile) direkt ilişkili olduğunu ifade eden Leigh, "En iyi senaryonun yıl sonuna kadar bir anlaşma sağlanması ve bir sonraki yılın başında ise referandum yapılması olduğu"nu söyledi.

Haberde Micahel Leigh'in,"Garanti anlaşmalarının geleceği ve askerlerin çekilmesine ilişkin Türkiye ile müzakerelerin hor görülmemesi gerektiği"ni de ifade ettiği, Leigh'in al-ver sürecinin sonbaharda başlayacağını da ileri sürdüğü kaydedildi.

ABHABER

14/06/09 KIBRIS POSTASI

 

Yeşilırmak konusu Rum basınında

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından, “Limnidi” (Yeşiırmak) kapısının açılması konusunda büyük oranda anlaşmaya varıldığı belirtilirken, anlaşmanın ayrıntıları Rum basınında yer aldı.

Rum basınına yansıdığı kadarıyla anlaşma metni şöyle:
1. Pirgo ve Kokkina’ya (Erenköy cebine) insanların geçişi için barikatın açılması. Buna Erenköy’de görev yapan Kıbrıslı Türk askerlerin aileleri de dahil.

2. Erenköy’deki askeri birliğin ikmaline, askeri nitelikli malzemeler hariç izin verilmesi.

3. Kıbrıs Rum tarafı Erenköy cebine ve Aşağı Pirgo’dan Erenköy’e kadar olan yola elektrik verilmesini üstlenecek.

4. 1974’ten beridir kullanılmayan Aşağı Pirgo-Gemikonağı yolunun AB finansmanıyla onarımı. Bunun için gerekli bütçe 6-7 milyon Euro.”
Rum basını taraflar arasındaki tek anlaşmazlığın Erenköy’deki askeri birliğe benzin ikmaline izin verilip verilmemesi olduğunu belirtirken, Erenköy cebinden “Paşiammo’ya” giden yolun açılıp açılmaması konusunda da belirsizliğin devam ettiğini yazdı.

Yeşilırmak kapısının açılması konusunda anlaşmaya varılsa dahi altyapı çalışmaları sebebiyle kapının ancak 6-8 ay sonra açılması mümkün olacak.

14/06/09 KIBRIS POSTASI

 

Liderler yarın görüşecekler

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri kapsamında yarın yeniden bir araya gelecek.Liderler görüşmelerinde “Toprak” konusunu ele almaya devam edecek.

“Toprak” konusuyla ilgili sunuşlarını geçen görüşmede yaptılar ve karşılıklı pozisyon kağıtlarını değiştirdiler.

Yarınki görüşmede  liderler  birbirlerinin önerileriyle ilgili değerlendirmelerde bulunacaklar.

Adaya Salı günü gelecek olan BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer yarınki görüşmeye katılmayacak.

 

14/06/09 KIBRIS POSTASI

 

EC vice-president Verheugen due in Cyprus today
By Stefanos Evripidou

THE VICE-PRESIDENT of the European Commission Günter Verheugen is due to arrive in Cyprus tonight for a two-day official visit.

The German Commissioner responsible for enterprise and industry is no stranger to Cyprus, having accused the Papadopoulos administration of “cheating” him after the 2004 referendum on the Annan plan.

At the time Verheugen was the EU’s Enlargement Commissioner and a strong proponent of Cyprus’ accession to the EU, when others were wary about importing the politics of the ongoing division to the EU bloc.

When the then president Tassos Papadopoulos made a teary-eyed plea for Greek Cypriots to reject the Annan plan, which they did, Verheugen told the European Parliament that he felt “cheated” by the Cypriot leadership.

The deception apparently arose from the fact that Verheugen had been promised by successive governments that it would not oppose a solution if it reached the referendum stage. In return, accession negotiations were allowed to mature to bring the divided island closer to EU membership.

With a new government in power, it seems bygones will be bygones and Verhuegen will grace our shores once again.

Arriving at 8pm, the German Commissioner plans to meet President Demetris Christofias tomorrow morning. His schedule includes meetings with the staff of the EU Programme Support Office, Commerce Minister Antonis Paschalides, and the EC Representation in Cyprus.

Verheugen will rekindle his relationship with the local media with a press conference on Monday afternoon, followed by a round-table discussion with members of the Greek Cypriot and Turkish Cypriot business community.

On Tuesday, the commissioner will meet with the House EU Affairs Committee, ending his visit with a site visit in the Troodos region, a European Destination of Excellence. He leaves the same day.

CYPRUS MAIL 14/06/09

 

Barroso to visit Cyprus?

ACCORDING to CyBC yesterday, European Commission President Jose Manuel Barroso might be visiting the island on June 24.

The visit will come ten days week after today’s scheduled three-day visit by EC vice-president Günter Verheugen.

The state broadcaster cited sources saying that Barroso was coming to Cyprus to drum up support for his re-appointment as Commission President as well as discuss developments on the Cyprus problem.

Barroso also heads the Commission task force on Cyprus. The same source said he was expected to meet with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.

Meanwhile, the Greens yesterday called on the government not to support his re-appointment citing the Commission’s track record on environmental issues.

CYPRUS MAIL 14/06/09

 

 

Talat'tan spekülasyon uyarısı

15.06.2009 CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri kapsamında yaptığı görüşme sona erdi.  


Liderler, 26 Haziran Cuma günü yeniden bir araya gelerek "Toprak" ve Yeşilırmak kapısının açılması konularını görüşmeyi sürdürecek.

Yaklaşık iki buçuk saat süren görüşmenin ardından açıklama yapan BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, tarafların "Toprak" konusunda geçen haftaki sunuşları üzerinde değerlendirme yaptıklarını söyledi.

Yeşilırmak konusunun da gündeme geldiğini belirten Zerihoun, bu konunun görüşülmesine devam edileceğini kaydetti.

Liderlerin bir sonraki görüşmesinin 26 Haziran'da olacağını bildiren Zerihoun, bunun öncesinde temsilcilerinin bir araya gelerek, Yeşilırmak ve Toprak konularında temaslarını sürdüreceğini belirtti.

Bu arada, Hristofyas, bölgeden ayrılırken gazetecilerin Yeşilırmak'la ilgili bir sorusu üzerine, "Haftaya kaldı" ifadesini kullandı.

Talat: "Spekülasyonlara kapılmamak gerekir"

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat toprak konusunun, bütün konularda uzlaşma sağlandığı zaman ancak ele alınıp sonuçlandırılabileceğini belirterek, toprak ve harita konusunda spekülasyonlara kapılmamak gerektiğini söyledi.

Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, "toprak ve Yeşilırmak kapısının açılması konularını ele aldıklarını, görüşmenin çok uzun bir bölümünü Yeşilırmak konusunun oluşturduğunu kaydetti.

Yeşilırmak'ın çok ayrıntısının bulunduğunu, temsilcilerin bu konuyu ele almayı sürdüreceğini ifade eden Talat, "Gördüğünüz gibi Yeşilırmak kapısının açılması konusu Kıbrıs sorununu geçti, ne yazik ki. Bunun böyle olacağını ben biliyorum ve zaten söylüyordum. O nedenle 'Kıbrıs sorununa konstrante olalım' ısrarındaydım" ifadesini kullandı.

Toprak konusunda, bir önceki toplantıda sunulan görüşlere karşılık görüşlerini sunduklarını ifade eden Talat, bunları değerlendirip, gelecek buluşmada ayrıntılarıyla ele alarak sonuçlandırmayı umduklarını söyledi.

Talat, bir soru üzerine, gelecek toplantıda Yeşilırmak konusunu da sonuçlandırmayı umduklarını belirtti. Talat, Yeşilırmak'ta ayrıntıların çok fazla olduğunu, buranın diğer kapılardaki kurallarla açılacağının söylenemeyeceğini kaydetti.

Toprak konusundaki tezlerin Rum basınına sızmasından duydukları rahatsızlığı görüşmede dile getirdiklerini belirten Talat, "Sızan bilgilerin bir kısmı doğru ama bir kısmı da ona dayanarak yaratılmış senaryolardır. Toprak konusu, her zaman ifade etiğimiz gibi çok hassas bir konudur. Bu konunun çok uzun zaman gündemde durmasının yaratabileceği sakıncalar nedeniyle, bir an önce bu konunun ilk okumasını tamamlayıp, kapatmak ve diğer konulara geçmek düşüncesindeyiz" dedi.

Spekülasyonlara kapılmamak gerektiğini, masada harita olmadığını, Türk ve Rum tarafının harita getirmediğini, bu aşamada da getirme niyetlerinin bulunmadığını söyleyen Talat, "Bu konunun nihai sonuçlanması, tabii ki bütün konularda uzlaşma olduğu takdirde olacaktır. O nedenle harita gibi hassas bir konuda spekülasyona fırsat vermemek lazımdır" diye konuştu

 

 

AİHM, izahat istedi

(HALKIN SESİ: ÖZEL)

Avrupa İnsan Hakları Mahmekesi (AİHM), geçen hafta; 2005 yılında gerçekleştirilen Elmas Güzelyurtlu, eşi ve 15 yaşındaki kızı Eylül Güzelyurtlu′nun cinayete kurban gitmeleriyle ilgili ′Kıbrıs Cumhuriyeti′, KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti′ne cinayetin aydınlatılması ve faillerin cezalandırılmasıyla ilgili olarak mahkemeye 4 ay içinde yazılı bilgi vermelerine hükmetti.
AİHM, konuyla ilgili olarak Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk tarafı ile Türkiye′nin neden işbirliği yapmadığını ve sanıkların neden bugüne kadar yargılanmadığını yazılı olarak mahkemeye aktarmalarını istedi.
Konuyla ilgili HALKIN SESİ′ne özel açıklama yapan Güzelyurtlu ailesinin avukatı Alper Ali Rıza QC, "AİHM, taraflara gönderdiği sorular ile Kıbrıslı Rum, Kıbrıslı Türk ve Türkiye′de adaleti sağlamakla sorumlu olanların neden işbirliği yapmayıp 15 yaşındaki Eylül Güzelyurtlu ve annesi ile babasının soğukkanlılıkla işlenen vahşi bir cinayete kurban gitmelerinin sorumlularını yargılamadıklarını sordu" diyerek, mahkemenin bulunduğu aşamayla ilgili bilgi verdi.
Rum tarafının DNA örneklerini Türk tarafına vermesi gerektiğini ve Türk tarafının da sanıkları yargılamak ve cezalandırmakla mükellef olduğunu  belirten Alper Rıza QC, "Önemli olan nerede yargılanacakları değil, bu cinayeti yapanların yargılanıp cezalandırılmalarıdır. Kıbrıs halkı, kendi liderlerden masum bir kız çocuğunun soğukkanlı ve vahşi bir cinayete kurban giderek öldürülmesinde Kıbrıs sorunun çözümünü bahane etmeyip işbirliği yapmalarını ve bu cinayeti aydınlamalarını beklemektedir. Medeniyet ve dürüstlük ölçülerimiz bunları gerektirmektedir. Adadaki liderlerin bu ölçülere uymalarını beklemek hepimizin beklentisidir"  dedi.

HALKIN SESI 15/06/09

 

 

Talat: Yeşilırmak öne çıktı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Yeşilırmak kapısının açılması konusunda çok fazla detay bulunduğunu, detaylar içinde boğulunduğunu ve kapının açılmasının bu yüzden uzadığını söyledi. Talat, Rum lider Dimitris Hristofyas’la bugünkü görüşmesinin çok uzun bir bölümünü Yeşilırmak’ın tuttuğunu belirtti. Talat, “Ne yazık ki Yeşilırmak kapısının açılması konusu, Kıbrıs sorununu geçti” dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerde ele alınan “Toprak” konusunun, tüm konularda uzlaşma sağlanınca sonuçlandırılabilecek bir konu olduğunu kaydederek, spekülasyonlara kapılmamak gerektiğini ve masada harita bulunmadığını vurguladı. Talat, “Toprak” başlığının gelecek haftaki görüşmede bitmesini umduğunu ifade etti. 

Talat, Rum lider Dimitris Hristofyas’la yaklaşık 2.5 saat süren görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanlığı’na dönüşünde gazetecilere yaptığı açıklamada, bugün Yeşilırmak kapısının açılması ve “Toprak” konularını ele aldıklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, görüşmenin çok uzun bölümünü Yeşilırmak konusunun aldığını, temsilcilerinin de katıldığı toplantıda birçok ayrıntıyı görüştüklerini, tarafların kabul etmediği ve önerdiği çeşitli unsurları görüştüklerini; önümüzdeki günlerde temsilcilerinin bu konuyu görüşmeye devam edeceğini ifade etti.

KIBRIS POSTASI 15/06/09

 

 

Talat Finlandiya'ya gidecek

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubb'ın daveti üzerine yarın sabah Finlandiya'nın başkenti Helsinki'ye gidecek.

KKTC Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosundan verilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Talat, 17 Haziran Çarşamba günü Helsinki saatiyle 13.00'te, Finlandiya Dışişleri Bakanı Stubb ile bir araya gelecek.

Talat aynı gün, eski Finlandiya Dışişleri Bakanı ve Milletvekili Erkki Tuomioja ve Milletvekili Jaakko Laakso ile de ayrı ayrı görüşecek.

Helsinki temasları çerçevesinde, çeşitli medya ve düşünce kuruluşları ile de bir araya gelerek, Kıbrıs sorunu ve müzakere sürecinde gelinen son noktayla ilgili bilgi alışverişinde bulunacak olan Cumhurbaşkanı Talat'ın 19 Haziran Cuma akşamı KKTC'ye dönmesi bekleniyor.
AA

KIBRIS POSTASI 15/06/09

 

Verheugen Hristofias'la görüştü

Kıbrıs Rum kesimine dün akşam gelen Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la görüştü.

Rum radyosunun haberine göre Verheugen, Güney Kıbrıs'ta bazı Rum bakanlarla da bir araya gelecek.

Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen, Hristofyas ile yaklaşık bir buçuk saat süren görüşmesinin ardından Kıbrıs sorununun çözümü yönünde elinden geleni yapacağı konusunda Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'a güvendiklerini söyledi.

 Verheugen, Avrupa Komisyonunun Kıbrıs sorununun çözümü çabalarını desteklediğini belirtti ve Kıbrıs sorununun çözümünün ''Kıbrıs halkının'' çıkarına olduğunu kaydetti.

Konuyla ilgi haberinde Rum Radyosu, görüşme sırasında Hristofyas'ın Kıbrıs sorununun çözümü için yapılan müzakerelerin gidişatı hakkında Verheugen'i bilgilendirdiğini; Verheugen'in de AB anayasasının onaylanması konusunda Hristofyas'a bilgi verdiğini belirtti.
AA

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da Verheugen ile akşam yemeğinde görüşecek.

AA

 

KIBRIS POSTASI 15/06/09

 

Toptan, Talat’ı savundu

   

TBMM Başkanı Köksal Toptan, “Cumhurbaşkanı Talat’ın müzakere masasında savunduğu tezlerin TBMM’nin Kıbrıs konusundaki kararlarıyla örtüşmediği doğru değil...”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın müzakere masasında savunduğu tezlerin, TBMM’nin Kıbrıs konusundaki kararlarıyla örtüşmediği şeklindeki iddiaların doğru olmadığını söyledi.
“Müzakereleri bütün içtenliğimizle destekliyoruz” diyen Toptan, Avrupa Birliği üyelik sürecinde bir kopma meydana gelmesinin, Türkiye’nin Kıbrıs politikasında herhangi bir değişikliğe neden olmayacağının da altını çizdi.
Köksal Toptan önceki akşam tamamladığı KKTC ziyareti sırasında BRT’ye verdiği röportajda, Kıbrıs konusu, müzakere süreci ve Türkiye-AB ilişkileriyle ilgili soruları yanıtladı.
Türkiye’nin, Kıbrıs’ta kalıcı ve adil bir anlaşmaya, yani barışa ulaşılması için yürütülmekte olan müzakere sürecini başından beri desteklemekte olduğuna işaret eden Toptan, 24 Nisan referandumunda ortaya konulan tavrın da Türkiye’nin çözüm istencinin bir göstergesi olduğuna dikkat çekti.
Kıbrıs Türk tarafının, çözüm için oluşan fırsatları çok iyi değerlendirdiğini, Türkiye’nin de bu adımlara tam destek verdiğini ifade eden Toptan, adada yaklaşık bir yıldır sürdürülen gayretin nasıl sonuçlanacağının, biraz da Rum Yönetimi’nin tavrına bağlı olduğunu söyledi ve “Rum tarafı gerçekten bir çözüm istiyorsa, çözüm bulunur” dedi.
“Güney Kıbrıs ve Yunanistan adada bir çözüm istiyorsa, bunun gereklerini yerine getirmeli ve bu niyetini açıkça ortaya koymalıdır” diyen TBMM Başkanı, adada iki devlet, iki egemenlik ve iki halk olduğu gerçeğinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.

TALAT’IN TEZLERİ

“Cumhurbaşkanı Talat’ın müzakere masasında savunduğu tezlerle TBMM’nin Kıbrıs konusundaki kararlarının örtüşmediği” yönündeki eleştirilerin hatırlatılması üzerine ise Toptan, böyle bir şeyin söz konusu olmadığını belirtti.
Köksal Toptan, “TBMM ve Türkiye hükümeti, Cumhurbaşkanı Talat’ın yürüttüğü müzakereleri bütün içtenliğiyle destekliyor. Bu anlamda hiçbir sorun yok. Süreç, bizim onayladığımız bir süreç” diye konuştu.
AB’nin Kıbrıs şartını Türkiye’nin önüne koymasının kabul edilemez olduğuna dikkat çeken Toptan, yürütülen politikadan değil bir adım, bir santimetre dahi geriye düşmenin mümkün olmadığını vurguladı.

TC YARDIMLARI

Başbakan Eroğlu başkanlığındaki KKTC heyetinin Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyareti değerlendiren Köksal Toptan, “Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’a yaptığı yardım, ekonomik kapasitemiz açısından çok da büyük bir meblağ değildir. KKTC’nin kalkınması anlamında gayretlerimiz sürecektir” diye konuştu.
Toptan, TC Karayolları Genel Müdürlüğü’yle Cuma günü telefonda görüştüğünü, başta geçmişten beri bekleyen Girne Çevre Yolu projesi olmak üzere KKTC’de gerçekleştirilecek 3 temel projenin en kısa zamanda hayata geçirileceğini ifade ederek, projelerin ihalelerinin, 20 Temmuz’dan önce bitirileceğini de kaydetti.

EŞLERİ 46 YILDIR ARKADAŞ

Öte yandan, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer'in resmi davetlisi olarak KKTC'ye gelen TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın eşi Samie Toptan ile Bozer'in kadın doğum uzmanı doktor eşi Sonay Bozer'in 1963 yılından bu yana arkadaş oldukları öğrenildi.

Sonay Bozer, arkadaşlıklarıyla ilgili olarak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Saime hanımla 46 yıllık arkadaşlıkları olduğunu belirterek, arkadaşlıklarının üniversitede okurken, İstanbul Şahzadebaşı'ndaki Vakıflar Yurdu'nda kaldıkları zaman başladığını söyledi.

Kendisinin Tıp Fakültesi'nde, Samie hanımın da Hukuk Fakültesi'nde okuduğunu anlatan Sonay Bozer, ''Kıbrıs'a her geldiğinde arkadaşlarını arar, bulur ve konuşur. Arkadaş düşkünü biri. Yine arkadaşlarını bulduk ve konuştuk. Arkadaşlığımız bugüne kadar devam etti'' dedi.

Sonay Bozer, eşlerinin meclis başkanı olmasıyla ilgili olarak, ''Eşlerimiz 46 yıl sonra aynı meslekte buluştu'' ifadesini kullandı.

STAR KIBRIS 15/06/09

 

‘Toprak’ konusuna devam

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri kapsamında bugün 32’inci kez bir araya gelip, toprak konusundaki önerileri ele alacak.

Hristofyas son açıklamasında, “Kıbrıs sorununun temiz bir çözümünün bulunmadığını ve acı verici bir anlaşma olacağını” söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri kapsamında bugün 32’inci kez bir araya gelecek.

Ara bölgedeki Lefkoşa Havaalanı’nda müzakereler için tahsis edilen binada saat 15:00’te görüşecek olan liderler “Toprak” konusunu ele almaya devam edecek.
“Toprak” konusuyla ilgili sunuşlarını geçen görüşmede yapan liderler bugün birbirlerinin önerileriyle ilgili değerlendirmelerde bulunacaklar.

Adaya yarın gelecek olan BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer yarınki görüşmeye katılmayacak.

HRİSTOFYAS: ÇÖZÜM ACI OLACAK

Bu arada, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa “temiz bir çözüm bulunamayacağını” ve çözümün “acı verici olacağını” söyledi.

Fileleftheros’un haberine göre Hristofyas, “Filya” (Serhatköy) köyündeki kiliseden çalınmalarının ardından Güney Kıbrıs’a iade edilen Meryem Ana ve Ay. Yeorgios ikonlarının kabulü için önceki gün Güney Lefkoşa’da düzenlenen törende yaptığı açıklamada Kıbrıs sorununa değindi.

Habere göre Hristofyas, Kıbrıs sorununun “temiz bir çözümünün olmadığını ve çözümün acı verici bir anlaşma olacağını” söyledi. Hristofyas; “çözümün kalıcı, işlevsel ve Kıbrıs’ı yeniden birleştirici niteliğe sahip olmasının önemli olduğunu” da ifade etti.
Hristofyas ayrıca, “zaruri anlaşmadan” bahsederek kendisinin şahsen buna hazır olduğunu da ileri sürdü.

HRİSTOFYAS’IN SÖYLEŞİSİ

Öte yandan gazete, Hristofyas’la, başka bir söyleşisinde Güney Kıbrıs’taki eğitim sistemindeki “reformlara” da değindi ve reformların ilk önce Rum Eğitim Bakanlığından başlaması gerektiğini ifade etti.

Kıbrıs sorununa kalıcı, işlevsel ve genel hatlarıyla adil bir çözüm bulunmasının insanların içlerindeki nefret ve önyargıların sökülmesinden daha kolay olduğunu savunan Hristofyas, eğitim sistemindeki değişikliklerle çocuklara hoşgörü, farklılıkların kabulü ve modern görüşleri aşılamayı hedeflediklerini belirtti.

Hristofyas söyleşisinin diğer bölümlerinde genel olarak ekonomik krizin boyutlarına değindi ve 2009’un ikinci yarısı ile 2010’un ilk yarısının daha da zor geçeceğini, hükümet olarak yeni önlemler almalarının söz konusu olduğunu sözlerine ekledi.

STAR KIBRIS 15/06/09

 

Verheugen Kıbrıs’ta

   

Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı, Genişlemeden Sorumlu Eski Komiser Günter Verheugen dün Kıbrıs’a geldi. Ağırlıklı olarak Güney Kıbrıs’ta temaslarda bulunacak olan Verheugen, bu akşam Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından da kabul edilecek. Yemekli görüşme saat 20.00’de başlayacak.

Verheugen, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile de bu sabah saat 10.00’da görüşmesi bekleniyor.

Günter Verheugen, bugün ayrıca saat 16.30’da bir basın toplantısı düzenleyecek, saat 18.00’de ise Kıbrıslı Türk ve Rum işadamlarıyla yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirecek. Her iki etkinlik de, Güney Lefkoşa’da bulunan AB Evi’nde (EU House) yapılacak. Verheugen yarın adadan ayrılacak.

STAR KIBRIS 15/06/09

 

Verheugen: AB'nin avantajları KKTC'nin hakkı

KKTC Cumhurbaşkanı Talat'la bir araya gelen AB Komisyonu Başkan Yardımcısı, "AB üyeliğinin avantajlarından yararlanmak Kıbrıslı Türklerin açıkça hakkı" dedi.

ntvmsnbc ve Ajanslar

16 Haziran. 2009 Salı

LEFKOŞA - Kıbrıs'ta temaslarda bulunan Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya geldi.

Görüşmenin ardından basının karşısına geçen Verheugen ve Talat, soruları yanıtladı.

Verheugen, ''Cumhurbaşkanı'' olarak hitap ettiği Talat'la, güzel bir yemekte sohbet ettiklerini belirterek, AB açısından Kıbrıs'taki mevcut durumu görüştüklerini, iki toplum liderinin  sürdürdüğü müzakerelerde gelinen aşamadan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Liderlerin her iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüm için ellerinden gelen tüm gayreti gösterdiğini kaydeden Verheugen, AB üyeliğinin avantajlarından yararlanmanın, Kıbrıslı Türklerin açıkça hakkı olduğunu vurguladı.

Gelinen aşamada, AB'nin çözüm çabalarını desteklemeye hazır olduğunu ifade eden Verheugen, arabulucu veya hakem olarak değil ancak ihtiyaç duyulması veya istenmesi halinde yardım, tavsiye veya destek verebileceğini belirtti.

Talat'la görüşmesinde süreçle ilgili tam bilgilendirildiğini, şimdi çok daha iyi değerlendirme yapacak durumda olduğunu belirten Verheugen, liderlerin süreci ilerletme ve sorumluluğu alma yönündeki isteklerine de saygı duyduklarını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Talat da, "Verheugen'e içinde bulunduğumuz müzakere süreciye ilgili bilgi verme fırsatı bulduk. Zor, sıkıntılı konuları, nerelerde takıldığımızı kendisine anlatma fırsatı bulduk" dedi.

"Bölünmüş Kıbrıs′ın AB′ye alınması hata değildi"

AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla gerçekleştirilen müzakerelerin BM önderliğinde sürdüğünü, ancak çözüme ulaşacak olanın Kıbrıslı Türk ve Rum liderler olduğunu vurguladı.
Her iki liderin de çözüm istediğini ve çözümün tüm tarafların avantajına olacağına inandıklarını düşündüğünü kaydeden Verheugen, ancak tarafları, müzakereleri sürdürme yönünde cesaretlendirmekten başka bir şey yapamayacağını ifade etti. Verheugen, AB′nin, talep edildiği takdirde gereken desteği vermeye hazır olduğunu da defalarca dile getirdiğini kaydetti.
Verheugen, Kıbrıs′ta bulunacak çözümün AB prensiple-rine ve Katılım Anlaşması′na uygun olması gerektiğini de söyledi.
Kıbrıs′ta temaslarda bulunan Verheugen, Güney Kıbrıs′taki AB Evi′nde bir basın toplantısı düzenledi ve basın mensup-larının sorularını yanıtladı.
Verheugen, Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas′ın davetlisi olarak Kıbrıs′taki durum ve Kıbrıs müzakereleriyle ilgili ilk ağızdan bilgi edinmek, AB ile ilgili bazı konuları ele almak ve tüm dünyayı etkileyen ekonomik krizi Kıbrıs açısından değerlendirmek amacıyla adaya geldiğini kaydetti.
"Kıbrıs′ın" AB üyeliğini desteklediğini ve Kıbrıs′ta üyelikten sonra meydana gelen değişimi gözlemlemek istediğini de ifade eden Verheugen, söz verdikleri politik ve ekonomik başarının gerçekleşip gerçekleşmediğini de yerinde görmek istediğini söyledi.
Adadaki temasları ve incelemeleri neticesinde son derece olumlu bir izlenim elde ettiğini anlatan Verheugen, euro kullanımının avantajlar getirdiğini ve Kıbrıs′ın, tüm dünyanın etkilendiği ekonomik krizden nispeten daha az etkilendiğini belirtti.
"ÇÖZÜM, AB PRENSİPLERİ VE KATILIM ANLŞMASI’NA UYGUN OLMALI"
Avrupa Komisyonu′nun "ara-bulucu" olmadığını da söyleyen Verheugen, "Kıbrıs" AB üyesi bir ülke olduğu için konuyla ilgilendiğini, AB′nin konuyla ilgili prensiplerinin yıllardır değişmediğini,  çözümün AB prensiplerine ve Katılım Anlaşması’na uygun bir çözüm olması gerektiğini vurguladı.
BÖLÜNMÜŞ KIBRIS′IN  ALINMASI HATA DEĞİLDİ
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Verheugen, "2004 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti AB′ye katıldığında birçok ülke ′bölünmüş bir ada AB′ye alınmamalıydı, bu bir hataydı′ diye tepki koymuştu. Kıbrıs′ın AB üyeliği gerçekten bir hata mıydı" şeklindeki bir soruyu yanıtlarken; "Hayır hata değildi" yanıtını verdi.
Adanın "bölünüş sebeplerinin" unutulmaması gerektiğini savunan Verheugen, "Kıbrıs Cumhuriyeti′nin" bir çözüm stratejisi bulunduğunu ileri sürdü ve bugün olsa yine aynı şeyin gerçekleşeceğini söyledi. Verheugen, "Kıbrıs′ın" AB üyeliğinin AB′nin büyüme stratejisinin bir ürünü olduğunu da ifade etti ve Kıbrıs sorununun "Kıbrıs Cumhuriyeti′nin" üyeliği için bir sorun teşkil etmediğini belirtti.
KIBRISLI TÜRKLERİN AP′DEKİ SANDALYELERİ ÇÖZÜMDEN SONRA
Kıbrıslı Türklerin kendileri için ayrılan 2 AP sandalyesini dolduramamalarıyla ilgili bir soruyu yanıtlarken de Verheugen, bunun AB′nin Kıbrıs müzakerelerinin başarıyla sonlandırılmasını isteme nedenlerinden bir olduğunu söyledi ve liderlerin çözüme ulaşmak  için ellerinden geleni ortaya koyduklarını, çözümden sonra bu 2 sandalyenin Kıbrıslı Türkler tarafından doldurulabileceğini kaydetti.
"AB′nin, askerlerini adadan hala çekmediği ve AB toprağı üzerinde varlığını sürdürdüğü için Türkiye′yle üyelik müza-kerelerini sürdürmesinin ne kadar doğru olduğunun" sorulması üzerine ise Verheugen, 2004 yılında hem Türkiye hem de Kıbrıslı Türklerin BM planını desteklediğini kaydetti ve "Niye Türkiye ile görüşmelerin sürmesi olumsuz değerlendirilmeli ki?" diye sordu. Verheugen, ancak tüm bu problemler ve soruların, adada bir çözüm bulunması gerektiğini gösterdiğini belirtti.
DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ
"Doğrudan Ticaret Tüzüğü′nün uygulamaya girmesiyle ilgili bir ümit olup olmadığı" şeklindeki bir soruyu yanıtlarken de Günter Verheugen, 2004 yılında referandum sonrasında  tüzüklerle ilgili bir öneri yaparken bunların problemsiz bir şekilde uygulamaya konacağını ümit ettiğini, ancak durumun farklı geliştiğini söyledi. Verheugen, Doğrudan Ticaret Tüzüğü′nün, Komisyon′un onaylamaması neticesinde uygulamaya konamadığını, hala üzerinde çalıştıklarını söyledi ve "Tabii ki ümit var. Hala Doğrudan Ticaret Tüzüğü′nün her iki taraf için de yararlı olacağını ve ticaret imkanlarının çözümü hızlandıracağını düşünüyorum" dedi.

HALKIN SESI 16/06/09

 

 

"Detaylar arasında boğuluyoruz"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Yeşilırmak kapısının açılması konusunda çok fazla detay bulunduğunu, detaylar içinde boğulunduğunu ve kapının açılmasının bu yüzden uzadığını söyledi. Talat, Rum lider Dimitris Hristofyas′la dünkü görüşmesinin çok uzun bir bölümünü Yeşilırmak′ın tuttuğunu belirtti. Talat, "Ne yazık ki Yeşilırmak kapısının açılması konusu, Kıbrıs sorununu geçti" dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müza-kerelerde ele alınan "Toprak" konusunun, tüm konularda uzlaşma sağlanınca sonuçlandırılabilecek bir konu olduğunu kaydederek, spekülasyonlara kapılmamak gerektiğini ve masada harita bulunmadığını vurguladı. Talat, "Toprak" başlığının gelecek haftaki görüşmede bitmesini umduğunu ifade etti. 
Talat, Rum lider Dimitris Hristofyas′la yaklaşık 2.5 saat süren görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanlığı′na dönüşünde gazetecilere yaptığı açıklamada, bugün (dün) Yeşilırmak kapısının açılması ve "Toprak" konularını ele aldıklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, görüşmenin çok uzun bölümünü Yeşilırmak konusunun aldığını, temsilcilerinin de katıldığı toplantıda birçok ayrıntıyı görüştüklerini, tarafların kabul etmediği ve önerdiği çeşitli unsurları görüştüklerini; önümüzdeki günlerde temsilcilerinin bu konuyu görüşmeye devam edeceğini ifade etti.
"YEŞİLIRMAK′IN AÇILMASI KIBRIS   SORUNUNU GEÇTİ NE YAZIK Kİ"
"Gördüğünüz gibi Yeşilırmak kapısının açılması konusu Kıbrıs sorununu geçti ne yazık ki… Bunun böyle olacağını ben biliyor ve söylüyordum" diyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu yüzden "Kıbrıs sorununa konsantre olalım" diye ısrar ettiğini hatırlattı. Talat, "Nitekim bir sürü ayrıntı var ki daha tartışmaya devam etmemiz gerekiyor" dedi.
"Toprak" konusunda geçen toplantıda karşılıklı ortaya konulan kağıtlarla ilgili görüşlerini değiş-tokuş ettiklerini bildiren Cumhurbaşkanı Talat, yurtdışı ziyareti olduğu için 26 Haziran Cuma günü yapılacak bir sonraki toplantıda "Toprak" konusunu ayrıntılı olarak ele alıp sonuçlandırmayı umduğunu söyledi.
"AYRINTILAR ÇOK FAZLA"
Cumhurbaşkanı Talat, "Yeşilırmak′ı sonuçlandırmayı umuyor musunuz?" sorusuna karşılık, bu konuyu da sonuçlandırmayı umduklarını, uzun zamandır tartışılan bu konudaki ayrıntıların çok fazla olduğunu kaydetti. Yeşilırmak kapısının, bölgede bulunan Erenköy faktörü yüzünden "Sadece diğer kapılardaki kurallarla açılacak" diyemedikle-rine işaret ederek, görüşmelerin bu yüzden uzadığını bildirdi.
Rum Yönetimi lideri Hristofyas′ın ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca′nın "iyi haberler bekliyoruz" yönündeki açıklamalarının hatırlatılması ve "top kimde" diye sorulması üzerine Talat şöyle konuştu:
"Hasan Erçakıca bu işte Hristofyas′ın yalancısı oldu. ′İyi haberler′ bekliyoruz de-yince o da iyi haberler bekledi. Haberler kötü değil ama o kadar ayrıntı var ki ve o kadar ayrıntı içinde boğulunuyor ki sonuçta ilerleme zor oluyor. Bu da bir gerçek. Umarız ki gelecek toplantıya bu konuyu bitirmiş oluruz. Ondan önce birden fazla görüşme yapacak temsilcilerimiz. Bugün tespit ettiğimiz farklılıklarımızı da giderme yolu bulabilirler. Çünkü geçen toplantıda düşünmediğimiz bazı farklılıklar ortaya çıkıverdi. Gelecek defa da inşallah böyle bir şey olmaz da, beklediğimiz yakınlaşmayı sağlamış oluruz."
RUM BASININDA SENARYOLAR DA VAR
Bir başka soru üzerine, "Toprak" ve Yeşilırmak kapısı konularında Rum basınında yer alan haberlerin de bugünkü görüşmede gündeme geldiğini bildiren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, birçok senaryo yazıldığını, sızan bilgilerin bir kısmının doğru olduğunu, ama bir kısmının da bunlara dayalı yaratılmış senaryolar olduğunu anlattı.
Talat, "Toprak" konusunun çok hassas bir konu olduğuna dikkat çekerek, çok uzun zaman gündemde durmasının yaratacağı sakıncaları dikkate alarak, bir an önce bu konunun ilk okumasını tamamlayıp kapatmak ve diğer konulara geçmek düşüncesi taşıdığını söyledi.
"TOPRAK ANCAK TÜM KONULARDA UZLAŞILINCA SONUÇLANACAK"
Cumhurbaşkanı Talat, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Burada bilinmesi gereken konu şudur: Toprak öyle bir konudur ki, bütün konularda uzlaşma sağlandığı zaman ancak ele alınıp sonuçlandırılacak bir konudur. Aksi halde tartışılması son derece zor olur. Nitekim onu yaşıyoruz bugün. Bütün konuları ele alıp bitirdikten sonra tartışacağız, ama o güne giderken bir ön değerlendirme yapmak, hangi kriterlere göre bu konuyu ele almayı öngördüğümüzü söylemek, Rumların bu konuyu nasıl ele aldıklarını dinlemek, bizim için önemlidir. Bunu yapıyoruz, bu aşamada.
Spekülasyonlara hiç kapılmamak lazım. Masada harita falan yok. Böyle bir şeyi ne Rum ne Türk tarafı getirdi; ne de bu aşamada getirme niyetimiz var. Bu konunun nihai sonuçlandırılması tabi ki bütün konularda uzlaşma olduğu takdirde olacaktır. O nedenle harita gibi hassas bir konuda spekülasyona fırsat vermemek lazımdır."
“UMUYORUM Kİ…”
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, önümüzdeki hafta bu konuda bir düşünce alışverişi yapılacağını, sonuca varmayı beklemediğini kaydederek, "Umuyorum ki en kısa zamanda, mümkünse de gelecek hafta bu başlığı bitirmiş olacağız" diye konuştu.

HALKIN SESI 16/06/09

 

Çözümden hala umutlu

“LİDERLERİN ÇÖZÜM İSTEĞİNE İNANIYORUM”… AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen, adanın her iki kesiminde yaptığı temaslarda, her iki liderin de çözüm istediğine inandıklarını ve müzakere sürecine destek verdiklerini belirtti. Her iki liderin de çözüm istediğini ve çözümün tüm tarafların avantajına olacağına inandıklarını düşündüğünü söyleyen Verheugen, tarafları müzakereleri sürdürme yönünde cesaretlendirmekten başka bir şey yapamayacağını ifade etti.

 “DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞܔ… Günter Verheugen, 2004 yılında referandum sonrasında tüzüklerle ilgili bir öneri yaparken bunların problemsiz bir şekilde uygulamaya konulacağını ümit ettiğini, ancak durumun farklı geliştiğini söyledi. Verheugen, Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün, Komisyon’un onaylamaması neticesinde uygulamaya konamadığını, hala üzerinde çalıştıklarını, ticaret imkanlarının çözümü hızlandıracağını düşündüğünü vurguladı.


   AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla gerçekleştirilen müzakerelerin BM önderliğinde sürdüğünü, ancak çözüme ulaşacak olanın Kıbrıslı Türk ve Rum liderler olduğunu vurguladı.
   Her iki liderin de çözüm istediğini ve çözümün tüm tarafların avantajına olacağına inandıklarını düşündüğünü söyleyen Verheugen, ancak tarafları, müzakereleri sürdürme yönünde cesaretlendirmekten başka bir şey yapamayacağını ifade etti. Verheugen, AB’nin, talep edildiği takdirde gereken desteği vermeye hazır olduğunu da defalarca dile getirdiğini söyledi.
   Kıbrıs’ta temaslarda bulunan Verheugen, Güney Kıbrıs’taki AB Evi’nde bir basın toplantısı düzenledi ve basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
   Verheugen, 2004 yılında Annan Planı’nın adanın her iki tarafında da referanduma sunulmasının ardından Rumların plana “hayır” demesi üzerine “aldatıldım” yönünde bir açıklama yaptığının hatırlatılması üzerine, bu olayın geçmişte kaldığını, bu tartışmaya yeninden dönme niyeti olmadığını ifade etti.
   Verheugen, Kıbrıs’ta bulunacak çözümün AB prensiplerine ve Katılım Anlaşması’na uygun olması gerektiğini de söyledi.
   Basın toplantısında Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilcisi Andrulla Kaminara ile Kabine Üyesi Joanna Szychowaska da hazır bulundu.
   Verheugen, Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’ın davetlisi olarak Kıbrıs’taki durum ve Kıbrıs müzakereleriyle ilgili ilk ağızdan bilgi edinmek, AB ile ilgili bazı konuları ele almak ve tüm dünyayı etkileyen ekonomik krizi Kıbrıs açısından değerlendirmek amacıyla adaya geldiğini ifade etti.
   “Kıbrıs’ın” AB üyeliğini desteklediğini ve Kıbrıs’ta üyelikten sonra meydana gelen değişimi gözlemlemek istediğini de ifade eden Verheugen, söz verdikleri politik ve ekonomik başarının gerçekleşip gerçekleşmediğini de yerinde görmek istediğini söyledi.
   Adadaki temasları ve incelemeleri neticesinde son derece olumlu bir izlenim elde ettiğini anlatan Verheugen, Euro kullanımının avantajlar getirdiğini ve Kıbrıs’ın, tüm dünyanın etkilendiği ekonomik krizden nispeten daha az etkilendiğini belirtti.

“Çözüm AB prensipleri ve katılım
anlaşmasına uygun olmalı”

   Avrupa Komisyonu’nun “arabulucu” olmadığını da söyleyen Verheugen, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB üyesi bir ülke olduğu için konuyla ilgilendiğini, AB’nin konuyla ilgili prensiplerinin yıllardır değişmediğini,  çözümün AB prensiplerine ve katılım anlaşmasına uygun bir çözüm olması gerektiğini vurguladı.
  
Bölünmüş Kıbrıs’ın alınması hata değildi

    Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Verheugen, “2004 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti AB’a katıldığında birçok ülke ‘bölünmüş bir ada AB’a alınmamalıydı, bu bir hataydı’ diye tepki koymuştu. Kıbrıs’ın AB üyeliği gerçekten bir hata mıydı?” şeklindeki bir soruyu yanıtlarken; “Hayır hata değildi” yanıtını verdi.
   Adanın “bölünüş sebeplerinin” unutulmaması gerektiğini savunan Verheugen, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin” bir çözüm stratejisi bulunduğunu ileri sürdü ve bugün olsa yine aynı şeyin gerçekleşeceğini söyledi. Verheugen, “Kıbrıs’ın” AB üyeliğinin AB’nin büyüme stratejisinin bir ürünü olduğunu da ifade etti ve Kıbrıs sorununun “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin” üyeliği için bir sorun teşkil etmediğini belirtti.
   2004 yılındaki referandumun ardından “aldatıldığı” yönünde bir açıklama yaptığı hatırlatılan Verheugen, bu olayın geçmişte kaldığını, bu tartışmaya yeninden dönme niyeti olmadığını kaydetti.
  
Kıbrıslı Türklerin AP’deki
sandalyeleri çözümden sonra

   Kıbrıslı Türklerin kendileri için ayrılan iki AP sandalyesini dolduramamalarıyla ilgili bir soruyu yanıtlarken de Verheugen, bunun AB’nin Kıbrıs müzakerelerinin başarıyla sonlandırılmasını isteme nedenlerinden biri olduğunu söyledi ve liderlerin çözüme ulaşmak için ellerinden geleni ortaya koyduklarını, çözümden sonra bu iki sandalyenin Kıbrıslı Türkler tarafından doldurulabileceğini kaydetti.
   “AB’nin, askerlerini adadan halen çekmediği ve AB toprağı üzerinde varlığını sürdürdüğü için Türkiye’yle üyelik müzakerelerini sürdürmesinin ne kadar doğru olduğunun” sorulması üzerine ise Verheugen, 2004 yılında hem Türkiye hem ve Kıbrıslı Türklerin BM planını desteklediğini kaydetti ve “Niye Türkiye ile görüşmelerin sürmesi olumsuz değerlendirilmeli ki?” diye sordu. Verheugen, ancak tüm bu problemler ve soruların, adada bir çözüm bulunması gerektiğini gösterdiğini belirtti.

Doğrudan Ticaret Tüzüğü

   “Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün uygulamaya girmesiyle ilgili bir ümit olup olmadığı” şeklindeki bir soruyu yanıtlarken de Günter Verheugen, 2004 yılında referandum sonrasında tüzüklerle ilgili bir öneri yaparken bunların problemsiz bir şekilde uygulamaya konacağını ümit ettiğini, ancak durumun farklı geliştiğini söyledi.
   Verheugen, Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün, Komisyon’un onaylamaması neticesinde uygulamaya konamadığını, halen üzerinde çalıştıklarını söyledi ve “Tabii ki ümit var. Hala Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün her iki taraf için de yararlı olacağını ve ticaret imkanlarının çözümü hızlandıracağını düşünüyorum” dedi.

Güney’deki temaslar

   Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la dün sabah bir görüşme gerçekleştirdi.
   Verheugen, Hristofyas’la bir araya geldikten sonra, basın mensuplarına açıklama yaptı.
   Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı, bir buçuk saat süren görüşmeden sonra, Avrupa Komisyonu’nun Hristofyas’ın Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarına güvendiğini, görüşmede önemli konuların ele alındığını açıkladı.
   Verheugen, Hristofyas’ı Lizbon anlaşmasının onaylanması konusunda bilgilendirdiğini belirterek, Avrupa Komisyonu’nun “Kıbrıs Hükümeti’nin” ekonomik kriz konusunda yaptıklarını desteklediğini vurguladı.
   Hristofyas’ın kendisini doğrudan müzakereler konusunda bilgilendirdiğini kaydeden Verheugen, Avrupa Komisyonu’nun Hristofyas’ın Kıbrıs sorunuyla ilgili doğrudan müzakereler çerçevesinde çözüm çabalarını desteklediğini söyledi.
   Kıbrıs sorununa çözüm bulunması gerektiğini, çözümün Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin çıkarlarını koruyacağını belirten Verheugen, Kıbrıs sorununun 20’inci yüzyılın sorunu olduğunu, bu sorununun 21’inci yüzyılda olmaması gerektiğini vurguladı.
   Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Gunter Verheugen, Avrupa Komisyonu’nun Kıbrıs sorununun çözümü yönünde elinden geleni yapacağı konusunda Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’a güvendiğini söyledi.

Paschalides’le turizmi konuştu

   Verheugen, Rum Hükümeti Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Antonis Paschalides’le dün bir araya geldi.
   Verheugen, görüşmede AB’de ekonomik durum ve AB’nin uluslararası küresel mali kriz konusundaki görüşlerini aktardığını, turizm ve sanayinin sorunları gibi konuların da ele alındığını söyledi.
   Paschalides ise yaptığı açıklamada, görüşmede 2012 yılında Kıbrıs’ın AB dönem başkanlığını üstelemesi ve öncelikleri konusunu ele aldıklarını, rekabet, yenilenebilir enerji ve Kıbrıs’ın Avrupa ülkesi olarak rolü konuları üzerinde durduklarını kaydetti. Rum Ticaret Bakanı, görüşmede turizm konusunu detaylı olarak ele aldıklarını, bu konuda Avrupa Komisyonu’na öneriler yapılacağını açıkladı.

Stefanu: AB ve Avrupa Komisyonu’nu önemli rol oynuyor
 
   Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, Hristofyas’ın Verheugen’le dün yaptığı görüşmede, Kıbrıs sorunundaki gelişmeler ve uluslararası mali kriz konularının ele alındığını söyledi.
   Sözcü, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barrosso’nun, Hristofyas’ın daveti üzerine Kıbrıs’ı ziyaret edeceğini hatırlattı.
   Stefanu, AB ve Avrupa Komisyonu’nun Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarında önemli rol oynadıklarını hatırlatarak, AB’nin Türkiye’ye AB ve “Kıbrıs Cumhuriyeti’ne” karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi ve Kıbrıs sorununa BM Güvenlik Konseyi kararları zemininde bir çözüm bulunması için baskı yapması gerektiğini vurguladı.
 

KIBRIS 16/06/09

 

Rum kilisesi ekonomik krizden etkilendi

Küresel ekonomik krizden Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi'nin de olumsuz etkilendiği bildirildi.Rum Simerini gazetesinin haberine göre Başpiskopos 2. Hrisostomos, 2008 yılında ekonomik durumun olumlu olduğunu, fakat 2009 yılında yaşanan küresel ekonomik kriz nedeniyle giderlerde kısıtlamalar yapılacağını söyledi.

2. Hrisostomos, Avrupa Komisyonu ve Avrupalı milletvekillerinin, kilisenin Kıbrıs sorunundaki tezleri ve KKTC'deki kültürel mirasla ilgili bilgilendirilmeleri için Güney Kıbrıs'ta misafir edilmelerinde özel ödenek kullanılacağını belirtti.

Haberde, 31 Aralık 2008'de kilisenin rezervlerinde 867 milyon 707 bin 976 avro bulunduğu, bunun yanında kilisenin 2008 itibarıyla yıllık gelirinin 46 milyon 12 bin 584, giderinin ise 46 milyon 167 bin 43 avro olduğu belirtildi.

Kilise, yatırımlarla kar hisselerinden 2008 yılında 14 milyon 831 bin 166 avro gelir elde ederken, eğitim kurumları ile sosyal kurumlar, burslar, yoksullar ve hastalar için 5 milyon 198 bin 435 avro yardım yaptı.
AA

KIBRIS POSTASI 16/06/09

 

 

Erçakıca: Yeşilırmak konusunda anlaşma yakın

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca düzenlediği haftalık basını bilgilendirme toplantısında Yeşilırmak kapısının açılması konusuna değindi ve "Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan görüşmeler devam ederken, Yeşilırmak kapısının açılması ile ilgili çalışmalar da sürüyor" dedi. Erçakıca'nın basın toplantısında söylediklerinden notlar şöyle:

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan görüşmeler devam ederken, Yeşilırmak kapısının açılması ile ilgili çalışmalar da sürüyor.

Dün Cumhurbaşkanımızın da açıkladığı gibi, bu çalışmalarda detaylar ele alınmaya başlandıkça zaman ihtiyacı da artmaktadır. Bu nedenle, ayrıntıların iki liderin temsilcileri tarafından ele alınması kararlaştırılmış bulunulmaktadır. Bu konuda iyi haberler beklemeye devam ediyoruz.

İki lider, bundan sonraki ilk toplantısını 26 Haziran Cuma günü yapacaklardır. Bu tarihe kadar bütün ayrıntılar üzerinde anlaşmaya varılmasını umut ediyoruz.

Bu arada, Cumhurbaşkanımız 23 Haziran Salı günü, meclise Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu aşama ile ilgili bilgi verecek, milletvekillerimizin sorularını yanıtlayacak ve görüşlerini dinleyecektir.

Bu çalışma konusunda aşağıdaki hususların altını özellikle çizmek istiyorum.

- Bu toplantıda milletvekilleri bilgilendirilmiş olacaktır; ancak bu toplantılar,  milletvekillerinin tek bilgilendirilme yöntemi değildir. Görüşme tutanakları ekleri ile birlikte Meclis’e gönderilmektedir ve milletvekillerinin incelemesine açıktır. Görüşme sürecini takip etmek arzusunda olan milletvekillerimiz öncelikle bu tutanakları değerlendirmelidirler.

- Bilindiği gibi, siyasi partilerimizin daha detaylı bilgilendirilebilmesi için Cumhurbaşkanlığı’nda da olanaklar sağlanmıştır. Cumhurbaşkanımızın sürdürüdüğü görüşmelerin tutanaklarının yanısıra, iki liderin temsilcilerinin yaptığı çalışmaların tutanakları da Cumhurbaşkanlığı’nda ayrı bir odada incelemeye açıktır.

- Meclis genel kuruluna bilgi vermek, Cumhurbaşkanımızın alışılagelmiş bir yöntemidir ve daha önce de yapılmıştır. Bu toplantı, milletvekilliği genel seçimlerinden sonra yeniden oluşmuş olan meclisimize daha ayrıntılı bilgi vermek, bilginin dışında Cumhurbaşkanımızın görüş ve beklentilerinden milletvekillerimizi haberdar kılmak; bunun yanısıra, milletvekillerimizin görüşlerini, en iyi şekilde dinleyebilmek amacını taşımaktadır ve Cumhurbaşkanımızın arzusu üzerine düzenlenmiştir.

KIBRIS POSTASI 16/06/09

 

 

Talat, bugün Helsinki’ye gidiyor

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubb’ın davetlisi olarak bugün Helsinki’ye gidiyor.

Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Cumhurbaşkanı Talat yarın saat 13.00’te Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubb ile bir araya gelecek. Aynı gün Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya Eski Dışişleri Bakanı ve Milletvekili Erkki Tuomioja ve Finlandiya Milletvekili Jaakko Laakso ile de ayrı ayrı görüşecek.

Cumhurbaşkanı Talat, Helsinki temasları çerçevesinde, çeşitli medya ve düşünce kuruluşlarıyla da bir araya gelerek, Kıbrıs sorunu ve müzakere sürecinde gelinen son noktayla ilgili bilgi alışverişinde bulunacak.

19 Haziran Cuma akşamı Kıbrıs’a dönmesi beklenen Cumhurbaşkanı Talat’a, Finlandiya ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.

STAR KIBRIS 16/06/09

 

Yeşilırmak Kıbrıs sorununun önüne geçti”

   

Talat: Yeşilırmak kapısı konusunda çok fazla detay var.. Kıbrıs sorununu geçti ne yazık ki…”

“Toprak, tüm konularda uzlaşma sağlanınca sonuçlanabilecek bir konu... spekülasyonlara kapılmamalı... masada harita falan yok”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Yeşilırmak kapısının açılması konusunda çok fazla detay bulunduğunu, detaylar içinde boğulunduğunu ve kapının açılmasının bu yüzden uzadığını söyledi. Talat, Rum lider Dimitris Hristofyas’la dünkü görüşmesinin çok uzun bir bölümünü Yeşilırmak’ın tuttuğunu belirtti. Talat, “Ne yazık ki Yeşilırmak kapısının açılması konusu, Kıbrıs sorununu geçti” dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerde ele alınan “Toprak” konusunun, tüm konularda uzlaşma sağlanınca sonuçlandırılabilecek bir konu olduğunu kaydederek, spekülasyonlara kapılmamak gerektiğini ve masada harita bulunmadığını vurguladı. Talat, “Toprak” başlığının gelecek haftaki görüşmede bitmesini umduğunu ifade etti.
Talat, Rum lider Dimitris Hristofyas’la yaklaşık 2.5 saat süren görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanlığı’na dönüşünde gazetecilere yaptığı açıklamada, bugün Yeşilırmak kapısının açılması ve “Toprak” konularını ele aldıklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, görüşmenin çok uzun bölümünü Yeşilırmak konusunun aldığını, temsilcilerinin de katıldığı toplantıda birçok ayrıntıyı görüştüklerini, tarafların kabul etmediği ve önerdiği çeşitli unsurları görüştüklerini; önümüzdeki günlerde temsilcilerinin bu konuyu görüşmeye devam edeceğini ifade etti.

“YEŞİLIRMAK KIBRIS SORUNUNU GEÇTİ”
“Gördüğünüz gibi Yeşilırmak kapısının açılması konusu Kıbrıs sorununu geçti ne yazık ki… Bunun böyle olacağını ben biliyor ve söylüyordum” diyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu yüzden “Kıbrıs sorununa konsantre olalım” diye ısrar ettiğini hatırlattı. Talat, “Nitekim bir sürü ayrıntı var ki daha tartışmaya devam etmemiz gerekiyor” dedi.


“Toprak” konusunda geçen toplantıda karşılıklı ortaya konulan kağıtlarla ilgili görüşlerini değiş-tokuş ettiklerini bildiren Cumhurbaşkanı Talat, yurt dışı ziyareti olduğu için 26 Haziran Cuma günü yapılacak bir sonraki toplantıda “Toprak” konusunu ayrıntılı olarak ele alıp sonuçlandırmayı umduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, “Yeşilırmak’ı sonuçlandırmayı umuyor musunuz?” sorusuna karşılık, bu konuyu da sonuçlandırmayı umduklarını, uzun zamandır tartışılan bu konudaki ayrıntıların çok fazla olduğunu kaydetti. Yeşilırmak kapısının, bölgede bulunan Erenköy faktörü yüzünden “Sadece diğer kapılardaki kurallarla açılacak” diyemediklerine işaret ederek, görüşmelerin bu yüzden uzadığını bildirdi.
Rum Yönetimi lideri Hristofyas’ın ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca’nın “iyi haberler bekliyoruz” yönündeki açıklamalarının hatırlatılması ve “top kimde” diye sorulması üzerine Talat şöyle konuştu:
“Hasan Erçakıca bu işte Hristofyas’ın yalancısı oldu. ‘İyi haberler’ bekliyoruz deyince o da iyi haberler bekledi. Haberler kötü değil ama o kadar ayrıntı var ki ve o kadar ayrıntı içinde boğulunuyor ki sonuçta ilerleme zor oluyor. Bu da bir gerçek. Umarız ki gelecek toplantıya bu konuyu bitirmiş oluruz. Ondan önce birden fazla görüşme yapacak temsilcilerimiz. Bugün tespit ettiğimiz farklılıklarımızı da giderme yolu bulabilirler. Çünkü geçen toplantıda düşünmediğimiz bazı farklılıklar ortaya çıkıverdi. Gelecek defa da inşallah böyle bir şey olmaz da, beklediğimiz yakınlaşmayı sağlamış oluruz.”

RUM BASININDA SENARYOLAR VAR
Bir başka soru üzerine, “Toprak” ve Yeşilırmak kapısı konularında Rum basınında yer alan haberlerin de bugünkü görüşmede gündeme geldiğini bildiren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, birçok senaryo yazıldığını, sızan bilgilerin bir kısmının doğru olduğunu, ama bir kısmının da bunlara dayalı yaratılmış senaryolar olduğunu anlattı.
Talat, “Toprak” konusunun çok hassas bir konu olduğuna dikkat çekerek, çok uzun zaman gündemde durmasının yaratacağı sakıncaları dikkate alarak, bir an önce bu konunun ilk okumasını tamamlayıp kapatmak ve diğer konulara geçmek düşüncesi taşıdığını söyledi.

STAR KIBRIS 16/06/09

 

Territory and Limnitis

THE leaders of the two communities yesterday discussed the tricky issue of territory and the opening of a crossing point at Limnitis in the north-west of the island.

It was the 33rd meeting between President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, part of UN-sponsored peace talks.

At the post-meet briefing, Taye Brook Zerihoun, the United Nations Secretary-General’s Special Representative in Cyprus, said the two leaders had exchanged initial views on the issue of territorial adjustments in a reunified state.

The leaders’ next meeting is scheduled for Friday, 26 June. In the meantime their top aides and experts from both sides would be coming together to discuss these two issues, Zerihoun said.

Asked whether progress had been made on Limnitis, President Christofias told newsmen: “Be patient.”

CYPRUS MAIL 16/06/09

 

 

Cheated’ Verheugen trusts Christofias
By Stefanos Evripidou

THE EUROPEAN Commission is prepared to accommodate a solution to the Cyprus problem as long as it’s based on the principles on which the EU was founded, said Commission Vice-President responsible for Enterprise and Industry Gunter Verheugen yesterday.

Verheugen expressed his strong support of the approach for a “Cypriot ownership” of the latest efforts to solve the conflict, highlighting the “need for a solution” and the benefits it would bring to both communities.

“People talk of a frozen conflict. No, there is a problem, it needs to be addressed,” he said.

The EU commissioner is in Cyprus at the invitation of President Demetris Christofias, after a long spell away from the island. Yesterday, he met with Christofias, Commerce Minister Antonis Paschalides and Greek and Turkish Cypriot business people.

During his meeting with the president, the two discussed the institutional transition in the EU, the Lisbon Treaty, the economic crisis and the Cyprus problem.

“I expressed my appreciation for the strong support that we got from the government of Cyprus for our policy of crisis response,” said Verheugen.

He also gave Christofias the Commission’s full support in efforts to solve the Cyprus problem, noting that it “fully trusts him that he will do everything he can to find a solution”.

He reiterated his conviction that “the solution of this really outdated problem - this problem is a problem of the 20th century, it has no place in the 21st century – is clearly in the interest of the people living on this island whether they are Greeks or whether they are Turks”.

Verheugen has a long history with Cyprus, having played a crucial part in removing the link between Cyprus’ EU accession path and a Cyprus settlement in 1999 in Helsinki. As Enlargement Commissioner, he helped pave the way for Cyprus to join in 2004. However, relations turned sour when former president Tassos Papadopoulos called for a “resounding NO” in the Annan plan referendum, leading Verheugen to claim he’d been “cheated” by the Papadopoulos administration.

“I have a special interest personally to see on the ground how a country whose accession I was able to support, how it developed after accession. The impression today is a very, very positive one. It’s obvious the country has taken advantage of its EU membership,” he said yesterday at a press conference.

Verheugen noted that the same principles applied on a solution to the Cyprus problem as when he was Enlargement Commissioner in 2004. “The EU is prepared to accommodate a solution as long as it’s based on the principles on which the EU was founded. Cyprus as a member state is bound to stick to the Accession Treaty,” he said.

On the failure of the UN-sponsored talks in 2004, he said the two sides came “closer than ever before, it was bad luck, it can happen”.

Asked to comment on whether Turkish accession negotiations should continue given the continued presence of occupation troops and its threats against Cyprus’ oil exploration, Verheugen was clear: “Turkey in 2004 fully endorsed the peace plan of the UN which if implemented left a military presence of 600 troops. The majority of Turkish Cypriots also fully endorsed it. I can’t see how we can blame accession negotiations.”

Pressed to comment further, the German commissioner stated clearly: “The situation was known to everybody when Turkey started accession negotiations.”

On the issue of direct trade between the EU and the north, Verheugen said the Commission was still hopeful the regulation would be implemented.

Asked whether he still felt “cheated” by Cyprus following 2004, he referred to the fact that former president Papadopoulos was no longer alive, adding this was “now a matter of the past” which “belongs to history”.

Regarding his meeting with Paschalides, Verheugen noted that Cyprus would have to develop its tourism product “based on sustainability and quality”. He noted the huge competition facing Cyprus in the tourism sector in the Eastern Mediterranean.

“Cyprus must make an extra effort to defend its market share and to win new customers,” he said.

CYPRUS MAIL 16/06/09

 

Talat’a ‘cumhurbaşkanı’ dedi

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Kıbrıs’ta temaslarda bulunan Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen, KKTC Cumhurbaşkanlığı’nda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la önceki akşam yemekte bir araya geldi

Verheugen’in, yemekten sonra yapılan ortak açıklamada, Talat’a, “Sayın Cumhurbaşkanı” diye hitap etmesi dikkat çekti.
Verheugen, Talat’la AB açısından Kıbrıs konusuyla ilgili mevcut durumu görüştüklerini ve iki liderin sürdürdüğü müzakerelerde gelinen aşamadan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Liderlerin her iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüm için ellerinden gelen tüm gayreti gösterdiğini ifade eden Verheugen, AB üyeliğinin avantajlarından yararlanmanın Kıbrıslı Türklerin açıkça hakkı olduğunu vurguladı. Türkiye’nin AB üyeliği konusunu da görüştüklerini belirten Verheugen, müzakerelerin beklenen hızda gitmediğini, ancak ilerleme olduğunu söyledi.
Verheugen’e müzakere süreciyle ilgili bilgi verme imkânı bulduğunu, onun da kendi düşüncelerini aktardığını söyleyen Talat da, “Çok yararlı bir görüşme olduğuna inanıyorum” dedi.

MILLIYET 17/06/09

 

 

Suiçmez′e göre; KKTC, dine yöneliyor

KKTC Din İsleri Başkanı Dr. Yusuf Suiçmez, Kıbrıs′ta dine yoğun bir yönelişin olduğunu ifade etti.
Türkiye′de yayınlanan Vakit gazetesine konuşan Dr. Yusuf Suiçmez; "Yavruvatanda din eğitimi konusunda ciddi sorunlar var. İngiliz ve Rum hegemonyasının Kıbrıs′ta İslâmi hayat üzerinde olumsuz etkileri oldu. Din eğitimi verecek kadrolar yeterli değil. Ülkede faal olan toplam 182 cami var ve bunların 53 tanesi terk edilmiş kilise" dedi.
İki devlet fakat tek millet olduğumuzu dile getiren Suiçmez, Türkiye Diyanetinin ye Türkiye Cumhuriyeti Yardım Heyeti′nin çalışmalarında yardımcı olduğunu dile getirirken, Kıbrıs′taki dine yönelişi de şöyle anlattı: "Geçen yıl yaz dönemi din eğitimi programımıza katılmak isteyenlerin sayısı 3 bin civarında idi. Bu sıradan bir talep değildir. Bu alanda bu yıl da oldukça yoğun bir talep var"
Vakit gazetesinin, Kıbrıs′ta din siyasetinin yeni baş aktörü olarak nitelendirdiği Kıbrıs Din İşleri Başkanı Dr. Yusuf Suiçmez ile yaptığı röportaj şöyle:
Kıbrıs′ta ciddi bir din eğitimi sıkıntısı olduğunu biliyoruz. Son durum nedir?
′′Hakikaten yavru vatanda din eğitimi konusunda ciddi sorunlar var ve bunları çözmek için çalışı-yoruz. Aslında yavruvatanda İslâm′a ilgi var ancak İslâm kültürünün bilimsel ve çağdaş bir düzeyde aktarımında sorunlar yaşıyoruz.
Peki, bu durumun nedeni nedir?
1878′de başlayan ve 1974′te Kıbrıs Barış Harekâtı ile sona eren İngiliz ve Rum hegemonyasının Kıbrıs′ta İslâmi hayat üzerinde olumsuz etkileri oldu. İslâmiyet′in yerini bazı gelenekler doldurdu. Maalesef İslâm dini entelektüel düzeyde sunulmadığı için şimdi toplumun bir kesimi tarafından İslâmiyet çağdışı olarak görülüyor.
Bu konuda eğitim veremiyor musunuz?
Maalesef çocukların ve gençlerin dini eğitiminde karşılaştığımız birçok sorun nedeniyle toplumun ihtiyaçların giderecek çağdaş düzeyde bir din hizmeti veremi-yoruz. Ayrıca din eğitimi verecek kadrolar da yeterli değil. Çok sayıda üniversite bulunmasına rağmen, bunların hiçbirinin bünyesinde ilahiyat fakültesi yer almıyor. Kısaca din eğitimi 1974′ten bu yana ciddiye alınmadı. Din eğitimi planlaması da yapılmadı. Eğitim düzeyi çok yüksek olan Kıbrıs Türk halkına, duygu ve düşünce dünyalarını tatmin edecek olan din eğitiminin standartlarının çok daha yüksek olması zorunludur.
Gerekli yardım yapılıyor mu?
Evet. Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği Yardım Heyeti, Din Hizmetlerinin Geliştirilmesi Projesi′ne bu yıl 13 milyon TL′lik bütçe ayırdı. 2008′den 8 milyon TL, 2009 bütçesine devrederken 2009 bütçe ödeneği de 5 milyon TL olarak görülüyor. Söz konusu bütçe, cami, lojman yapımı, bakım, onarım ve dini hizmetler için kullanılıyor. Devam eden cami inşaatlarının yanı sıra bu yıl yapılması planlanan yeni cami projeleri de 2009 bütçesinden faydalanacak.
Peki, Kıbrıs halkından talep geliyor mu?
Elbette. Geçen yıl yaz dönemi din eğitimi programımıza katılmak isteyenlerin sayısı 3 bin civarında idi. Bunların büyük bir çoğunluğu Türkiye′den göç eden aile çocukları olmakla birlikte, azımsanmayacak ölçüde de Kıbrıs′ın yerli halkından da talep bulunmaktadır. Bu sıradan bir talep değildir. Bu alanda bu yıl da oldukça yoğun bir talep var.
Tepki alıyor musunuz?
Maalesef. Bazı kişiler, başka dinleri de öğretelim, neden sadece Sünni İslâm eğitimi veriyoruz diyor. Oysa bizim geleneğimiz Sünni İslâm. Ta 1571′de atanmış Şeyhulislâm′dan başlayarak bu böyle. Türkiye′de de böyle bir kültür var, burada da bu kültür hakim. Biz önce kendi kültürümüzü kendi değerlerimizi öğretelim. Her millet böyle yapıyor, önce kendi kültürünü değerlerini öğretiyor. Tabii ki farklı dini ihtiyaçlarla ilgili talepleri de dikkate almak gerekir; ancak daha kendi değerlerimizi öğretecek kadrolara sahip değilken, başka kültürleri nasıl öğreteceğiz?
Bu yaz camilerde eğitimleriniz olacak mı? Yani yaz kurslarınız   var mı?
Biz kursların yapılabilmesi için gerekli olan çalışmaları sürdürü-yoruz. Bunun için bir Yaz Kursları Din Eğitimi Yönetmeliği ve de bir de Din Eğitimi Programı taslağı hazırlayarak ilgili makamlara sunduk. Bundan sonrası ilgili makamların vereceği cevaba bağlı olarak gelişecektir.

HALKIN SESI 17/06/09

 

 

Gerginlik uyarısı!

KARŞILIKLI MUTABAKAT GEREKİR… Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2009 Arama, Kurtarma Tatbikatı nedeniyle düzenlenen basın brifinginde, Rum tarafının tek yanlı petrol ve doğal gaz arama girişimlerine değinen Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Abdullah Recep, “Karşılıklı bir mutabakat olmadan tek taraflı petrol/doğalgaz aramaya yönelik anlaşmaların imzalaması ve bu kapsamda faaliyetlerde bulunulması, bu konudaki uluslararası hukuka uygun değildir ve geçerliliği yoktur” dedi.

l TÜRKİYE HAKLARINI KORUYACAK… “Gerginlik yaratma potansiyeli taşıyan ve hukuki temelden yoksun olan bu tür faaliyetler, Kıbrıs Türk halkının, adanın doğal kaynakları üzerindeki eşit hak ve çıkarlarını da zedelemektedir” diyen Tümgeneral Recep, Türkiye’nin, Birleşmiş Milletlerin kayıtlarına da geçen temel hak ve menfaatlerini anımsattı. Tümgeneral Recep, Türkiye’nin bu hakları koruma kararlılığını açık bir dille ortaya koyarak, Rum tarafını uyardı.


   Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2009 Arama Kurtarma Tatbikatı, dün başladı. St. Hilarion bölgesinde başlayan ve 3 gün sürecek olan tatbikat, bugün denizde Gazimağusa açıklarında, Dipkarpaz’ın güneyinde ve Zeytin Burnu’nun doğusundaki sahada icra edilecek.
   Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Abdullah Recep, dün Boğaz’da bulunan Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Karargahı’nda, Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2009 Arama Kurtarma Tatbikatı hakkında basın brifingi verdi.  
   Şehit Teğmen Caner Gönyeli’nin özgeçmişinin okunmasıyla başlayan tatbikat brifingine, Gönyeli’nin annesi Kezban Gönyeli ve kız kardeşleri ile Türkiye Genelkurmay Başkanlığından Tümgeneral Şirin Ünal ve Tümamiral Fikret Güneş de katıldı. Brifingde, basın mensuplarının yanı sıra tatbikata katılacak sivil ve askeri kuruluşların yetkilileri de hazır bulundu.
   Brifingin başında, Tümgeneral Recep, Şehit Teğmen Caner Gönyeli’nin annesi Kezban Gönleyi’ye bir şilt takdim etti. Kezban Gönyeli, şilti kabulü sırasında, oğlunu genç yaşta şehit vermekten dolayı üzüntülü olduğunu; ancak adının yaşatılmasının kendisi için gurur kaynağı olduğunu ifade ederek, “Vatan sağ olsun” dedi.
   Tümgeneral Recep de, kendileri yaşadığı sürece tüm şehitlerin de kendileriyle yaşayacağını söyledi. 

Tek yanlı petrol anlaşmaları geçersiz

   Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Abdullah Recep, brifingde, her yıl icra edilen tatbikatın, KKTC’nin insani amaçlarla yürütülen arama kurtarma faaliyetlerinde son dönemde kazandığı aramak-kurtarma imkan kabiliyetini fiilen denemek ve Doğu Akdeniz’de arama-kurtarma faaliyetleri alanındaki yetkisini vurgulamak amacı taşıdığını belirtti.
   Recep, konuşmasında, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin petrol ve doğalgaz aramaya yönelik çalışmalar yapmasına da değinerek, “Karşılıklı bir mutabakat olmadan GKRY’nin tek taraflı olarak, Kıbrıs’ın güneyinde petrol/doğalgaz aramaya yönelik çeşitli ülkelerle anlaşmalar imzalaması ve bu kapsamda faaliyetlerde bulunması, bu konudaki uluslararası hukuka uygun ve geçerli değildir” dedi.

Türkiye’nin haklarını koruyacak

   GKRY’nin bu faaliyetleri her şeyden önce Ada’da iki taraf arasında yürütülmekte olan kapsamlı müzakere süreciyle bağdaşmadığını vurgulayan Recep, “Gerginlik yaratma potansiyeli taşıyan ve hukuki temelden yoksun olan bu tür faaliyetler, Kıbrıs Türk halkının Ada’nın doğal kaynakları üzerindeki eşit hak ve çıkarlarını da zedelemektedir. Ayrıca, Türkiye’nin 32, 16, 18 doğu boylamının batısında kalan deniz alanlarında temel hak ve menfaatleri bulunduğunun BM nezdinde de kayda geçirildiği bilinmektedir. Türkiye’nin bu hakları koruyacağı tabiidir” şeklinde konuştu.

Arama kurtarma

   Tümgeneral Abdullah Recep, tatbikat hakkındaki bilgilerden önce, genel arama-kurtarma faaliyetleri hakkında da kısaca bilgiler verdi.
   Arama kurtarmanın genel tanımıyla; denizde ve karada, tehlike içindeki insanların ve araçların, su üstü vasıtaları, uçak, helikopterler ve bu maksatla teşkil edilmiş özel kurtarma timleri kullanılarak aranması ve kurtarılması olduğunu anlatan Recep, arama-kurtarma faaliyetlerinin zamana karşı bir yarış olduğuna dikkat çekti ve profesyonelce yetişmiş personele, iyi bir organizasyona, birimler arasında yakın bir koordinasyon ile işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu ve 24 saat görev yapmayı gerektirdiğini kaydetti.

KKTC ve Türkiye’nin sorumluluğunda

   Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Recep, arama-kurtarma yetkisinin, KKTC’nin hava sahası ile kara sularında, KKTC’nin; Kıbrıs’ın kuzeyindeki (en batıda Erenköy, Güzelyurt ve Doğuda Gazimağusa kuzeyi dahil olmak üzere) uluslararası sularda, hava sahasında ise Türkiye Cumhuriyeti’nin sorumluluğunda olduğunu ifade etti.
   Tümgeneral Recep, şunları kaydetti: 
   “Doğu Akdeniz’de tüm kıyıdaş ülkelerin üzerinde mutabakata vardığı bir Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) paylaşımı bulunmamaktadır. GKRY, Mısır ile 17 Şubat 2005, Lübnan ile 17 Ocak 2007 tarihinde MEB sınırlandırılması anlaşması imzalamıştır. Türkiye bu iki anlaşmayı da tanımadığını ilan ederek uluslararası platformlarda protesto etmiştir.
   Dışişleri Bakanlığı tarafından 30 Ocak 2007 tarihinde yayımlanan bir deklarasyon ile Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığı ve MEB sınırlandırılmasının, ancak bütün ilgili ülkeler arasında ve bütün tarafların  hak ve çıkarlarını gözetir şekilde yapılacak düzenlemelerle mümkün olabileceği ilan edilmiş ve bu görüş tüm taraf ülkelere iletilmiştir.
   Karşılıklı bir mutabakat olmadan GKRY’nin tek taraflı olarak, Kıbrıs’ın güneyinde petrol/doğalgaz aramaya yönelik çeşitli ülkelerle anlaşmalar imzalaması ve bu kapsamda faaliyetlerde bulunması, bu konudaki uluslararası hukuka uygun ve geçerli değildir.

Müzakere süreciyle bağdaşmıyor

   GKRY’nin bu faaliyetleri, her şeyden önce Ada’da iki taraf arasında yürütülmekte olan kapsamlı müzakere süreciyle bağdaşmamaktadır.
   Gerginlik yaratma potansiyeli taşıyan ve hukuki temelden yoksun olan bu tür faaliyetler, Kıbrıs Türk halkının Ada’nın doğal kaynakları üzerindeki eşit hak ve çıkarlarını da zedelemektedir.
   Ayrıca, Türkiye’nin 32, 16, 18 doğu boylamının batısında kalan deniz alanlarında temel hak ve menfaatleri bulunduğunun BM nezdinde de kayda geçirildiği bilinmektedir. Türkiye’nin bu hakları koruyacağı tabiidir.”

Tatbikatı yabancı komutanlar da izledi

   Dün başlayan ve 3 gün sürecek Tatbikatın, birinci safhası olan St. Hilarion bölgesinde (kara safhasında), “birinci özel durumun” (acil durum çağrısı yapan bir uçakla ilgili arama-kurtarma faaliyetleri) icrası gerçekleştirildi.
   Tatbikatı, Azerbaycan, Afganistan, Arnavutluk, Suriye, Umman ve Katar’dan gelen yabancı gözlemciler de takip etti.  Tatbikatı izleyenler arasında, Şehit Teğmen Caner Gönyeli’nin annesi Kezban Gönyeli ve kızı Nil Gönyeli Kırcalı da yer aldı.
    Tatbikatın birinci safhasının senaryosuna göre, İstanbul-Ercan hattında uçuş yapan özel hava yolu şirketine ait bir uçak, KKTC hava sahasında acil durum çağrısı yaptı. Aynı zamanda uydusal arama ve kurtarma sistemi (SARSAT SEARCH And Rescue Satellite Aided Tracking/Uydusal Olarak Arama ve Kurtarma Sistemi) sinyalinin alınması üzerine, KKTC arama kurtarma teşkilatı faaliyete geçirilerek bir arama kurtarma helikopteri, bir ambulans helikopteri ve uygun arama kurtarma birlikleri (AKBİR), yeteri kadar sağlık personeli ve kara aracıyla birlikte (ambulans, itfaiye vs.) bölgeye sevk edildi. TC arama kurtarma teşkilatından da arama kurtarma faaliyetine destek talebinde bulunuldu.
   TC arama kurtarma teşkilatı faaliyete geçirilerek, Avrupa kurtarma faaliyetine destek vermek maksadıyla, bir arama kurtarma uçağı ve bir arama kurtarma helikopteri olay yerine yönlendirildi. Bu sevklerle, aram-kurtarma faaliyetleri gerçekleştirildi.
   Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı Arama Kurtarma helikopterlerinin kaza yapan uçağın yerini tespitin ardından, helikopterlerde görevli arama kurtarma ihtisaslı personel uçak enkazı yakınlarına indirildi.
   Yaralıların tespiti ve helikopterler vasıtasıyla Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’ne taşınmasıyla devam eden tatbikatta daha sonra olay yerine gelen Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı doğal afetlerde arama ve kurtarma timi, Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığına bağlı ekipler, uçakta mahsur kalan kazazedeleri kurtardı.
   Polis Genel Müdürlüğüne bağlı itfaiye ekipleri de uçakta meydana gelen yangını söndürdü. Uçaktan kurtarılan yaralı kazazedeler Sağlık Bakanlığına ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığına bağlı ambulanslar ile Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.
   Tatbikat, Çevre emniyetinin alınması, olay yerine gelen kurtarma köpek timi tarafından bir yaralı kazazede bulunması ve bölgeye sevk edilen helikopter vasıtasıyla yaralının Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesine kaldırılmasıyla sona erdi.
   GKK Komutanı Tümgeneral Abdullah Recep, arama kurtarma çalışmalarının zaman karşı bir yarış niteliği taşıdığını vurgulayarak, arama kurtarma faaliyetlerinin profesyonel yetişmiş personele, birimler arası iyi bir organizasyon, koordinasyon ve işbirliğine ihtiyaç duyduğunu söyledi.
   Tümgeneral Recep, gerçekleştirilen tatbikattaki amacın, arama kurtarma unsurlarının koordinasyon ve birlikte çalışma usullerini geliştirmek, insani yardım harekatı ve işbirliği konularında Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin imkan ve kabiliyetini denemek olduğunu vurguladı.  
   Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Abdullah Recep, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Anavatanı Türkiye Cumhuriyeti unsurları ile işbirliği, gönül ve emel birliği içerisinde sorumluluk alanları ve uluslararası sularda her zaman ve her yerde arama kurtarma harekatı icra etmeye hazırdır” dedi.
   Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hava sahası ve kara sularında arama ve kurtarma yetkisinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde, Kıbrıs’ın kuzeyindeki uluslararası sularda ve hava sahasında ise Türkiye Cumhuriyeti’nin sorumluluğunda olduğunu kaydeden Tümgeneral Abdullah Recep, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti anavatanı Türkiye Cumhuriyeti unsurları ile işbirliği, gönül ve emel birliği içerisinde her ortamda, gece ve gündüz, kara sularında veya uluslararası sularda,  her yerde ve her zaman arama kurtarma harekatı icra etmeye hazırdır” diye konuştu.        

KIBRIS 17/06/09

 

Talat'ın Helsinki temasları

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Finlandiya’nın başkenti Helsinki’deki temaslarını sürdürüyor. Talat, bugün Dışişleri Bakanı Stubb ve eski Dışişleri Bakanı Tuomioja ile görüştü.  

Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubb’, Cumhurbaşkanı Talat’la görüşmesinin kendisi için büyük bir memnuniyet olduğunu ifade etti ve “Kıbrıs’a gidişimde onu ziyaret edememiştim." dedi.

Strubb ayrıca; sayın Hristofyas’la da olduğu gibi Sayın Talat’la da yapıcı bir görüşme gerçekleştirdik. Birleşmiş Kıbrıs’ın güçlü destekleyicisiyiz. Devam eden görüşmelere güçlü destek veriyoruz. Yıl sonuna kadar çözüm bulunması için destek veriyoruz” dedi. Türkiye’nin AB üyeliğini de desteklediklerini hatırlatan Stubb, “Bu sene içinde çözümün olmasını istiyoruz ve Kuzey Kıbrıs’taki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce referanduma gidilmesini destekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubb’la görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini AB’ye iletmede zorluk çektiğini hatırlattı.

En erken zamanda bütünlüklü bir çözüm bulma ve birleşmiş bir Kıbrıs’ın AB’nin tam üyesi olması konularında aynı görüşteyim.  Bu bizim esas hedefimizdir ve devam eden müzakereler umarım ki nihai bir çözüme ulaşır.”

Talat açıklamasında Finlandiya’nın rolünün iki yönlüolduğunu belirtti ve şöyle açıkladı: Bu rollerden biri AB içinde Kıbrıs sorununun çözümünü isteyen ve Türkiye’nin AB üyeliğini savunması bakımından Finlandiya önemlidir. İkincisi Finlandiya’nın uluslararası sorunlardaki bilinen tarafsızlığı ve ünü, sanıyorum Kıbrıs sorununun çözümünde bizlere yardımcı olabilir.

AB üyesi oluşu ve bundan dolayı olası Kıbrıs Rum tarafını destekleyerek bir dengesizlik yaratması söz konusu olsa bile AB içinde benzer düşüncedeki ülkelerin yapacağı katkı son derece önemlidir. Çünkü AB içinde de bir grup ülke özellikle Kıbrıs sorununun çözümü için inisiyatif üstlenmektedir. Finlandiya da bunlardan biridir. O bakımdan böyle bir ülkeyi bilgilendirmek ve bilgilerini doğru bilgiler üzerine oturtmak önemlidir. Çünkü doğru bilgelere oturtmazsa, yanlışlıklara neden olması mümkündür.”

Helsinki’de temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanı Talat, bugün öğleden sonra Laakso’yla yaptığı görüşmede, Kıbrıs sorunuyla ilgili son durumu ve Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini anlattı.

KIBRIS POSTASI 17/06/09

 

 

Kıbrıs'ta nüfüs sayımı yapılsın

Kıbrıslı Türk ile Kıbrıslı Rum siyasi partileri, Slovakya’nın Güney Kıbrıs Büyükelçiliği tarafından rutin olarak düzenlenen toplantı çerçevesinde bugün yeniden bir araya geldi. Ortaya çıkan ortak kararda uluslararası bağımsız bir kurum tarafından Kıbrıs’ta bir sayım yapılmasını görüşmeleri” için çağrıda bulundu.

Lefkoşa’da ara bölgedeki Ledra Palace Otel’de saat 10:45’te başlayan toplantı yaklaşık 3 saat sürdü. KKTC’den Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP), Kıbrıs Sosyalist Partisi (KSP), Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) ve Yeni Kıbrıs Partisi (YKP); Güney Kıbrıs’tan ise Mücadeleci Demokrasi Hareketi (ADIK), Çalışan Halkın İlerici Partisi (AKEL), Kıbrıs Yeşiller Partisi, Birleşik Demokratlar (EDİ), Demokratik Seferberlik Partisi (DISI), Sosyal Demokrat Hareketi (EDEK) ve Merkezin Yeniden Yapılandırılması için Politik Grup (EPALXI) katıldı.

Toplantıda, ev sahipliği yapan Güney Kıbrıs’tan “Kıbrıs Yeşiller Partisi”nin önerisi üzerine, TC kökenli KKTC vatandaşları konusu tartışıldı.

KIBRIS POSTASI 17/06/09

 

Hristofiyas Gazilere madalya verdi

   

İkinci Dünya Savaşı’nda savaşan Kıbrıslı Türkler ile Rumlara önceki akşam Rum Başkanlık Sarayı’nda düzenlenen törenle Şeref Madalyaları verildi

Türk Muharip Gaziler Derneği’nden yapılan açıklamaya göre törene Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, İngiltere, Almanya, Rusya ve diğer ülke büyükelçileri, ve bazı Rum siyasi partilerinin başkanları ve madalya almaya hak kazanan Eski Muharip Gaziler Derneği üyesi 50 Kıbrıslı Türk gazi katıldı.

NEDEN YALNIZ RUMCA

Hristofyas’ın bir de konuşma yaptığı madalya töreninin ardından resepsiyon düzenlendi.
Açıklamaya göre Türk Gaziler Derneği Başkanı Tahsin Ali Rıza Görgüner daha sonra yaptığı açıklamada, madalya almaktan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirerek madalyaların ve plaketlerin üzerinde Türkçe yazı bulunmamasından dolayı hayal kırıklığı yaşadıklarını ve dernek olarak bu hatanın düzeltilmemesi halinde tüm madalyaları geri iade edeceklerini kaydetti.

STAR KIBRIS 17/06/09

 

Yeşilırmak, Yeşil Hat dışında olacak

   

Erçakıca, “Yeşilırmak Kapısı üzerinden Erenköy’e serbest erişim, Yeşil Hat Tüzüğü kuralları dışında olacak. Bu konuda BM’den yardım talep edildi.”


Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Yeşilırmak Kapısı üzerinden Erenköy’e serbest erişimin, Yeşil Hat Tüzüğü kuralları dışında olacağını belirterek, bu konuda BM’den yardım talep edildiğini söyledi.
Hasan Erçakıca, dün düzenlediği haftalık brifingde, Kıbrıs sorununa çözüm bulma amaçlı müzakere süreci hakkında da bilgi verdi. Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan görüşmeler devam ederken, Yeşilırmak kapısının açılması çalışmalarının da sürdüğünü kaydeden Erçakıca, “Bu çalışmalarda detaylar ele alınmaya başlandıkça zaman ihtiyacı da artmaktadır. Bu nedenle, ayrıntıların iki liderin temsilcileri tarafından ele alınması kararlaştırılmış bulunulmaktadır. Bu konuda iyi haberler beklemeye devam ediyoruz” dedi.
Erçakıca, iki liderin bundan sonraki ilk toplantısını, 26 Haziran Cuma günü yapacağını ve bu tarihe kadar bütün ayrıntılar üzerinde anlaşmaya varılmasını umut ettiklerini söyledi.

İYİ HABERLER BEKLİYORUM

Hasan Erçakıca, Yeşilırmak Kapısı ile ilgili “İyi haberler bekliyorum” açıklamasının Cumhurbaşkanı Talat tarafından “Erçakıca, Hristofyas’ın yalancısı oldu” şeklinde değerlendirilmesinin hatırlatılması üzerine “Ben iyi haberler beklemeye devam ediyorum” dedi.
Cumhurbaşkanı Talat’ın, benzeri bir açıklamanın önce Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas tarafından yapıldığına dikkat çekmeye çalışmış olabileceğini kaydeden Erçakıca, Talat’ın sözlerinin, söylenen şeyin yalan olduğu şeklinde değil de, ‘Erçakıca Hristofyas’ın sözcüsü oldu’ diye de yorumlanabileceğini belirtti.
Erçakıca, “İyi haberler verecekse, ben Hristofyas’ın yalancısı olmaya devam edeceğim” dedi.

BM’DEN YARDIM TALEP EDİLDİ

Erçakıca, Yeşilırmak-Pirgo kapısının açılması halinde, Türk tarafının Erenköy’e serbest erişim sağlanması talebi olduğunu yineleyerek, “Orada açılacak bir kapının sıradan bir kapı gibi değerlendirilip, Erenköy’e erişim için bu kapıdan yararlanamamamız kabul edilemez” dedi.
Serbest erişimin nasıl olacağı ve neler içereceğinin belirlenmesi gerektiğini kaydeden Erçakıca, Erenköy’e serbest erişimin, kuzeyden güneye, güneyden kuzeye geçişi düzenlemek amacıyla hazırlanan Yeşil Hat Tüzüğü kuralları dışında olacağını söyledi.
Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının da, toprakları kullanılacağı için belli başlı düzenlemeler talep ettiğini kaydetti. Erçakıca, “BM’den yardım talep edildi bu konuda. Dolayısıyla bunların detaylarıdır konuşulmakta olan” dedi.

RUM TARAFINI ELEŞTİRDİ

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Rum tarafı Kıbrıs sorununu çözmek yerine, Türkiye’nin dış ilişkilerine, özellikle TC-AB ilişkilerine odaklanıp, petrol kaynaklarını mal etmeye çalıştığını söyledi.
Rum tarafının Türkiye’nin dış ilişkilerini belirleyici bir pozisyona oturmaya çalıştığını kaydeden Erçakıca, bu gidişatın tehlikeli olduğunu belirtti.
Erçakıca, “Rum tarafının yapması gereken, müzakere sürecine yoğunlaşmak, Kıbrıs sorununda Türk tarafıyla anlaşarak bir çözüm bulmaktır” diye konuştu.

ÖNCE BİZİMLE ANLAŞIN

Rum tarafının “özümün önündeki engel Türkiye’dir” söylemini hatırlatan Erçakıca, bunun da ancak müzakere masasında sınanabileceğini söyledi. Erçakıca, “Bizimle anlaşarak Türkiye’nin engel olup, olmayacağını sınayıp, tüm dünyaya teşhir edebilir” şeklinde konuştu.
Rumlara adada sorun olduğu hatırlatılmadığı sürece bu gibi tavırların devam edeceğine işaret eden Erçakıca, bu konuda topun AB’da olduğunu söyledi. Erçakıca, 2004’de Kıbrıs Rum tarafınca aldatıldığını söyleyen AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Gunter Verheugen’in son Kıbrıs ziyaretinde bunu Rum tarafına hatırlatmamasını da eleştirdi.
Hasan Erçakıca, brifingte ayrıca Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Finlandiya gezisi ve temasları hakkında da bilgi verdi.

STAR KIBRIS 17/06/09

 

Londra’da Orams protestosu

   

Mihrişah Safa

LONDRA’daki Kıbrıs Türk Dernekleri, Avrupa Adalet Divanı’nın Orams davasıyla ilgili aldığı kararı protesto amacıyla, İngiliz Başbakanının evine giderek, imzalı protesto mektubu verecek.

Yarın sabah 10, Downing Street adresindeki konuta gideceği açıklanan İbrahim Durmuş (Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı), Servet Hassan (İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu), Akmen Sıtkı (Kıbrıs Türk Dernekleri KonseyiBaşkanı), Çetin Ramadan (ATCA), Fevzi Hüseyin ‘den (Ambargolular) oluşacan temsilciler heyeti, KKTC’deki Orams davasını protesto eden eden ekibin, İngiliz Yüksek Komiserliğe verdiği mektup ile kendi yazdıkları protesto mektubunu Başbakan Gordon Brown’a verilmek üzere bırakacaklar.
İngiltere’de çok uzun yıllardır ilk defa bu kadar çok sivil toplum örgütünün desteklediği hareket, KKTC’de aynı hareketi başlatanlarla birlik ve beraber oldukları, destek verdikleri mesajını taşıması açısından da ayrı önem taşıyor.

STAR KIBRIS 17/06/09

 

Hristofyas’ın tapu kâbusu!

   

İngiliz Leslie ve Barbara Glassock çifti, 300 bin sterlin nakit ödeyip aldıkları mallarının tapusunu hala alamadıkları için, davalarını Brüksel’e götürdü. Güney Kıbrıs’ta 30 bine yakın İngiliz tapu bekliyor.

Mihrişah Safa

GÜNEY Kıbrıs’ta emlak satın alan İngiliz Leslie ve Barbara Glassock çifti, 300 bin sterlin nakit ödeyip satın aldıkları villalarının tapusunu alabilmek için Avrupa Birliği’nden yardım istedi. Davalarını Brüksel’e taşıyan İngiliz Glassock çifti, “Paramızı ödeyip, satın aldığımız evin tapusunu elimize alana kadar, mal sahibi , inşaat sahasını başka yatırımları için garanti gösterip, borç alabilir. Eğer bu krediyi ödeyemez veya ödemezse, olan tapusunu alamadığımız, parası ödenmiş emlakımıza olur. Elimizden her an alınabilir” diyerek, konudan şikayetçi oldu.
Glassock çifti, adada tapu almak için bekleyen 30 bin İngiliz adına kampanyalarını sürdürdüklerini belirterek, bu konudaki mücadelelerine sonuna kadar devam edeceklerini söyledi.
The Mail on Sunday’de yer alan habere göre, parasını peşin ödemelerine rağmen, tapusu verilmediği için Glassock Çifti bu malın teknik olarak sahibi değil.
Durumu öğrenince şok geçiren çift, güneydeki yasalara göre müteahhitin tapuyu vermek zorunluluğu bulunmadığını da anlayınca, şikayetlerini Avrupa Birliğinin Brüksel’deki merkezine taşıdı.
Ayrıca İngiliz Başbakanının konutu 10, Downing Street’e verilmek üzere 2200 benzeri durumdaki İngilizden imza topladı. Leslie Glassock ayrıca Limasol’da İngiliz Yüksek Komiserliği yetkilileriyle de bu konuda görüşme yaptı.
Gazetede yer alan habere göre, Güney Kıbrıs Tapu Dairesindeki kayıtlar 29 bin 949 kişinin tapu için bekliyor. Bunlardan sadece 1600’üne bir yılda tapu verildi. Diğerleri ise parasını ödedikleri villa veya emlaklarının tapusu için hala beklemede.
Glassock çiftinin tapu mücadelesi devam ederken, villarını yapan müteahhit firmanın bankası, çiftin parasını peşin ödediği arsa ve villa için hiç bir şekilde ilerde talepte bulunmayacağı teminatını verdi.


CPAG tepkili

KEREM HASAN
GÜNEY Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ise yaşanan tapu fiyaskosuna yönelik her hangi bir yasal girişimde bulunmayacağını bildirerek, “tapu sorunu olan normal yollardan mahkemelere başvurabilir” açıklaması yapması, ülkede mülk edinen İngiliz veya yabancı alıcılarda büyük şok yarattı.
Güney Kıbrıs’ta sorunlu mülk sahibi İngilizlerden oluşan “Kıbrıs Mülk Hareket Grubu – CPAG” yetkilileri de geçtiğimiz aylarda tapu kaosunu İngiltere Başbakanı Gordon Brown’a ve İngiliz Parlamentosu’na taşımıştı.
Lord Jones of Cheltenham gelişmeler ışığında, konuyla ilgili olarak soruşturma açılmasını isterken, İngiltere’nin Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet de Kıbrıs Rum İçişleri Bakanlığı’na başvuruda bulunup, “bu durumun göz önünden geçirilmesi” çağrısında bulunmuştu.
CPAG yetkilisi Dennis O’Hare, grubun sitesinde yaptığı açıklamada, Rum hükümetine tepki göstererek, “yabancılar devletten aldığı güvencelere inanarak Güney Kıbrıs’ta mülk aldılar ve yasal önlemlerle sorunların halledileceği söylenmişti. İngiliz hükümeti de, mülk alıcıları da resmen kandırıldı” dedi.
Dennis O’Hare açıklamasına şöyle devam etti:
“Geçtiğimiz Şubat ayında İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ve Alistair Darling Rum İçişleri Bakanlığı ile temas yapmış ve bu durumun düzeltilmesi için girişimlerde bulunmuştu. Rum İçişleri Bakanlığı İngiltere Yüksek Komiserliği’ne de güvenceler vermişti. Ancak bir sonuç çıkmadı, bizi kandırmaya devam ediyorlar.”
O’Hare, Güney Kıbrıs’ta, yaklaşık 100 bin kişinin Tapu Dairesi’nden mülk tapusu beklediğini bunun da 30 bine yakının da İngiliz ve yabancı alıcılardan oluştuğuna dikkat çekerek, “CPAG olarak yaptığımız yeni araştırmada, ‘Eğer tapuların sizlere verilmeyeceğini bilseydiniz ve size mülkünüzün müteahhitler üzerine mortgageli olduğunu söyleselerdi, bu mülkü satın alır mıydınız sorusunu sorduğumuz yüzlerce kişinin yüzde 100’ü bize ‘hayır’ yanıtını verdi” şeklinde konuştu.

REZALET DURUM

Öte yandan İngiliz mülk analisti Nigel Howarth ise konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Rum hükümetinin açıklamasından sonra görülüyor ki herhangi bir şahsın mülk ve tapu sorunu ancak mahkeme yoluyla hal edebilecek. Düşününüz, bu sorunların mahkemelerde hal edilmesi kaç sene alır? Kaç para harcanması lazım? Mahkemeler yüz bin davayı nasıl çözebilir? Birçok insan sorunlarının mahkemeler tarafından görüşülmesinden önce ölecek. Bu durum gerçekten tam bir rezalettir” dedi.

STAR KIBRIS 17/06/09

 

Annan shadow hangs over Verheugen visit
By Stefanos Evripidou

THE GHOST of the 2004 Annan plan weighed heavily on EU Commissioner Gunter Verheugen as he faced DIKO hardliners at the European Affairs Committee in parliament yesterday.

When the European Commission Vice-President responsible for enterprise and industry was asked by deputies to comment on the paradox of Turkey’s accession bid and occupation troops in Cyprus, it was almost inevitable the highly unpopular plan would surface in the discussion.

Verheugen reminded that a solution to the occupation was offered in the Annan plan, which included a provision for reducing Turkish troops on the island to 600, which he described as a “symbolic” figure with no real significance.

He added that Turkish officials had not changed their position on this provision of the UN plan.

Before speaking, Verheugen was left waiting 15 minutes for committee chairman and DIKO member Nicos Cleanthous to show up. His DIKO colleague, Zacharias Koulias, one of the most vehement supporters of the ‘NO’ campaign in 2004, used the opportunity to present Verheugen with his professional card and a file, filled with leaflets, CDs and booklets depicting the destruction of Greek Cypriot heritage in the occupied areas.

Once proceedings got underway, Verheugen told the committee that it was his desire to see Cyprus as a unified country. He noted it was imperative for Turkey to live up to its obligations as set by the Ankara Protocol, if more chapters in its accession process were to open.

When DIKO deputy Antigoni Papadopoulou reminded Verheugen that as a newly-elected MEP she was not able to visit her home in occupied Morphou, a part of the EU, without presenting Turk occupiers with her passport, she did not get the expected response.

“You are lucky you can visit your home; in Germany I couldn’t at all and there are countries in Europe where some people can’t visit their homes at all,” said Verheugen.

The problem, he added, can only be permanently resolved when the division of the island ends and this will happen when the Cyprus problem is solved.

As the visit drew to a close, Verheugen clarified statements he made in April 2004, when he told the European Parliament that he felt cheated following the rejection of the Annan Plan.

Verheugen said he has repeatedly expressed his respect towards the outcome of the referendum and that he had never criticised Cyprus or its people for rejecting the plan; but he had criticised “one man”, an obvious reference to the late Tassos Papadopoulos. He never used the word “cheated” but said he had been misled, he added. Departing, Verheugen expressed his desire to return to a unified country.

The comments of the cool, calm and collected German did not pass unnoticed by the political parties. However, none wanted to comment on Turkish Cypriot reports that Verheugen referred to Mehmet Ali Talat as “president” following a dinner hosted by Talat on Monday night.

DIKO spokesman Fotis Fotiou said his party was saddened by Verheugen’s comments which insulted the eternal memory of the late Papadopoulos. Evroko deputy Riccos Erotocritou said the official showed a lack of respect to the will of the Greek Cypriot people.

DISY leader Nicos Anastassiades chose not to comment on his views on the Turkish troops, highlighting that what counts is that Verheugen wants a solution based on EU principles.

AKEL leader Andros Kyprianou saw the cup half full and half empty. The positive point to the visit was the trust shown in the President, which showed that the government’s foreign policy the last 15 months had borne fruit, “when people who spoke in an intensely negative way about Cyprus, today are expressing their trust toward the President of the Republic.”

However, Verheugen’s comments on Turkey’s accession path were not satisfactory, he said, adding that Cyprus supported its EU bid but was not prepared to give it carte blanche. Kyprianou said he expects the EU to “demand the removal of all occupation troops from the territory of a European country”.

Turkey has to satisfy a number of criteria to come closer to the EU, from the Copenhagen and Maastricht criteria to solving the Cyprus problem, recognising the Republic of Cyprus, implementing Protocol 10, solving the Kurdish problem and modernising its society, he said

“That is why we expect from any European officer when talking about these issues to do so in a comprehensive manner and not in a piecemeal fashion,” he added.

CYPRUS MAIL 17/06/09

 

EVROKO proposes measures to speed-up issuing of title deeds
By Charles Charalambous

EVROKO, the European Party, has made a proposal to Finance Minister Charilaos Stavrakis to “speed up the processes for issuing title deeds for property”, but will “have to think about” how to encourage developers to pay off their mortgages, the party said yesterday.

Party leader Demetris Syllouris told the Cyprus Mail that the main aim of the proposal is to speed up the process of issuing title deeds by cutting down bureaucracy, and thereby “reverse the bad image that Cyprus has developed abroad due to problems with the transfer of property rights”.

This would be achieved through three main measures: applying the existing regulations “more favourably”, i.e. less strictly; allowing self-regulation by civil engineers for smaller projects involving, for example, no more than five property units; and a “town-planning amnesty”.

When he was reminded that the government was in the process of preparing amendments to property legislation amounting to an “amnesty” for developers who have broken town-planning laws and regulations in relation to existing property, Syllouris said that “EVROKO has already proposed two bills in the past, and has discussed them with both the current Interior Minister [Neoclis Sylikiotis] and his predecessor, but nothing was done.”

Commenting on the fact that, according to information given to the Cyprus Mail by the Interior Ministry, the proposed legislation will only be presented to the House of Representatives after the summer recess in September, Syllouris said: “If we have to wait till then, so be it. As far as we’re concerned, we will do everything we can to get things approved as quickly as possible.”

Syllouris said that the Finance Minister has agreed to meet EVROKO representatives “in the next few days” to discuss a total of 27 proposals, including those relating to the title deeds issue. “A quick resolution would mean a significant boost to state revenues”, he said.

EVROKO MP and parliamentary spokesman Rikkos Erotokritou told the Cyprus Mail yesterday that, beyond the legislative steps to address the title deeds situation, “we don’t have a solution for the financial aspects – that’s for the banks.”

When asked what steps might be taken to encourage developers to pay off their mortgages and allow title deeds to be issued to the owners of property built on mortgaged land, Erotokritou said: “We don’t have an answer. Let us think about that one.”

CYPRUS MAIL 17/06/09

 

New British bombshell for developers
By Nathan Morley

Call to shut UK offices of Cypriot developers

THE LATEST bombshell to befall the beleaguered property market came after peer Lord Jones of Cheltenham publicly warned that buying a house in Cyprus was fraught with danger.

And in a bold move, which was dismissed as unhelpful in some quarters, he called upon the British government to shut down the UK offices of Cypriot companies selling property and to impose a ban on the promotion of Cyprus property at overseas property exhibitions in the UK.

Jones has also demanded increasing the warnings to those contemplating buying property in Cyprus.

In three written questions, Lord Jones also asked the British government to work with its EU partners to bring pressure of the Cyprus government to prosecute developers who have held onto title deeds after completion of property sales.

Lakis Tofarides, the chairman of the Land and Building Developers Association, yesterday expressed surprise at Lord Jones action.

“I have read what Lord Jones said and frankly I think it is a little bit out of proportion, exaggerated actually. This is not a matter of British versus Cypriots, it’s a problem which affects us too,” he told the Cyprus Mail.

A defiant Tofarides scoffed at the idea that such proposals would ever be considered, let alone adopted in the UK. “Come on, this is exaggerated, overrated and I believe that serious people should take more serious action,” he said.

Gerard Batten MEP agreed and was also critical of Lord Jones’ proposals.

“Lord Jones questions are too broad-brush. You don’t close down a legitimate business sector because some people are mis-selling and some people are not protecting their own interests by buying into something that does not have a title deed.

“If every sector was closed down to crookedness and in some cases stupidity, then the whole world of finance and business would close,” he said.

The Cypriot High Commission in London told the Cyprus Mail they had received “no reactions or comments from estate agents and land developers” based in the UK since Jones asked his questions in the Upper House.

Despite that, the government in Nicosia is thought to be looking on nervously, after property buyers and European politicians have been lining up to condemn their lack of action.

It was a question in the House of Lords by Jones last month which revealed that the government would not help to fix the title deeds saga, leaving home buyers no option other than to seek their deeds through the courts.

Final confirmation for long-suffering buyers came after months of speculation that much hyped legislation to fix the deed shambles did not exist.

Piling on the pressure on the Christofias government, a petition demanding action on the deeds issue was published on the Downing Street website and gained more than two-thousand signatures, with a similar number signing an EU petition.

That was followed by a home buyers demonstration held to coincide with a presidential visit to Paphos, in the event, President Christofias kept away and cancelled his schedule visit.

Privately, some developers have expressed hopes that that the government and property companies would sit down for talks aimed at working out a solution.

One well known developer, who wished to remain anonymous, said the British market was his ‘bread and butter’ but saw Lord Jones’ actions as political posturing.

“He has not helped, but I think it’s about getting his name in the newspapers. The reputations of our companies are being dragged through the dirt daily in England, however, we must do something to give people confidence now or we will all suffer very badly,” he said.

At the heart of the issue is that new laws aimed at clearing up the title deeds problem will only apply to new purchases, leaving over 130,000 owners still without legal documents.

CYPRUS MAIL 17/06/09

 

KKTC'de Ergenekon komitesi kuruluyor

KKTC Meclisi, Ergenekon soruşturmasının KKTC ile bağını incelemek amacıyla Meclis araştırması yapılmasını ve özel bir komite kurulmasına karar verdi.

AA

18 Haziran. 2009 Perşembe

LEFKOŞA - KKTC Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) milletvekillerinin sunduğu "Türkiye'de başlayan 'Ergenekon' soruşturmasının KKTC ile bağını ele almak maksadıyla Meclis araştırması açılması" önergesinin ön görüşmesini yaptı.

Milletvekillerinin konuyla ilgili görüşlerini ortaya koyduğu ön görüşmenin ardından, öneri oy birliğiyle kabul edildi.

Ön görüşmede ilk sözü alan CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, ortaya çıkan belgelerde konunun Kıbrıs ile ilgili bağlantısının da tespit edildiğini belirtti.

Soyer, belgelerde 2000 ve 2003'teki Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile Sağlık Bakanlığı'nın otomasyon ihalesiyle ilgili iddiaların yer aldığını söyledi.

Belgelerde adı geçen dönem, Başbakanlar Derviş Eroğlu ile Mehmet Ali Talat'ın evine yönelik faili meçhul bombalama olayı yaşandığını vurgulayan Soyer, olayların ciddiyetinden dolayı konunun kapsamlı olarak araştırılmasının şart olduğunu ifade etti.

 

Rumlar, Türkiye’yi AB ve BM’ye şikâyet etti

Kıbrıs Rum Yönetimi, Doğu Akdeniz’de KKTC ile ortaklaşa yapılan tatbikat nedeniyle Türkiye’yi AB ve BM nezdinde protesto ederek şikayette bulundu

 Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, tatbikatla ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarının, hava ve deniz sahasının ihlal edildiğini iddia etti. Stefanu, “tatbikatın muhtemelen Rum tarafının hidrokarbon arama çalışmalarıyla ilişkili olduğunu” da ileri sürdü

MILLIYET 18/06/09

 

 

Ergenekon Meclis'te...

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, bugünkü toplantısında ilk olarak, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) milletvekillerinin sunduğu, ''Türkiye'de başlayan 'Ergenekon' soruşturmasının KKTC ile bağını ele almak maksadıyla Meclis araştırması açılması'' önergesinin ön görüşmesini yaptı.

Milletvekillerinin konuyla ilgili görüşlerini ortaya koyduğu ön görüşmenin ardından, öneri oy birliğiyle kabul edildi.
         -KONUŞMALAR-
Ön görüşmede ilk sözü alan CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'de önemli bir aşamaya ulaşan "Ergenekon" konusuyla ilgili olarak ortaya çıkan belgelerde konunun Kıbrıs ile ilgili bağlantısının da tespit edildiğini belirtti.

Soyer, "Ergenekon" ile ilgili olarak KKTC'de ortaya çıkan belgelerde 2000 ve 2003'teki Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile Sağlık Bakanlığının otomasyon ihalesiyle ilgili iddiaların yer aldığını söyledi.

Belgelerde adı geçen dönem, Başbakanlar Derviş Eroğlu ile Mehmet Ali Talat'ın evine yönelik faili meçhul bombalama olayı yaşandığını kaydeden Soyer, olayların ciddiyetinden dolayı konunun kapsamlı olarak araştırılmasının şart olduğunu ifade etti.

"Ergenekon" soruşturmasının Meclis tarafından ele alınması gerektiğini kaydeden Soyer, bu araştırmanın selamete erişmesi için polemiklere girmeyip,sağlıklı bir şekilde tartışılmasının şart olduğunu belirtti.

Ulusal Birlik Partisi (UBP) milletvekili İrsen Küçük, ''son seçimlerde propaganda malzemesi haline getirdiği Ergenekon konusunu Meclise getiren CTP'nin,
konuyu siyasi polemik haline getirmeye devam ettiğini'' söyledi.
        
''Elde basında yer alan belgelerin dışında somut hiçbir belge  olmadığını'' kaydeden Küçük, konuyla ilgili olarak araştırma isteyen UBP'nin,CTP'nin önergesine destek vereceğini belirtti.

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, ''Ergenekon denilen olayın bir suç örgütü olup olmadığının henüz netlik kazanmadığına'' işaret  ederek, tüm bunların, kurulacak komite ile araştırılacağını söyledi.

Kıbrıs Türkü'nün iradesine dönük zaman zaman organize müdahalelerin yaşandığını ifade eden Denktaş, kurulacak komitenin dış etkenlerin etkisi altında kalmaması gerektiğini belirtti.

Denktaş, DP'nin olumlu oy vereceği komitenin, ''KKTC'deki diğer organize suç ve çetecilik faaliyetlerini'' de araştırması temennisinde bulundu.

Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Milletvekili Mehmet Çakıcı, konunun araştırılmasını isteyen TDP'nin CTP önerisine destek vereceğini belirterek,

TDP'nin temsilcisinin de komitede görev yapması talebinde bulundu.

''Polisin sivil iradeye bağlı olmadığı bir ülkede hangi iradeyle kimden  araştırma yapmasını isteyeceksiniz'' diyen Çakıcı, ''KKTC'nin Ergenekon'un  merkezi olduğunu'' ileri sürerek, bu gerçeğin göz ardı edilmemesi, özellikle UBP'nin bu konuya samimiyetle eğilmesi gerektiğini söyledi.

AA

KIBRIS POSTASI 18/06/09

 

 

Talat'tan Rumlara sert çıkış!

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Kesimi'nin Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz arama girişimlerini "provokasyon" olarak nitelendirdi. Talat, "Kıbrıs Rum kesimi federal hükümetin yapacağını şimdiden yapmaya kalkıyor. Bu benim egemenlik hakkımdır diyor. Biz de onlara diyoruz ki senin böyle bir egemenlik hakkın yok." şeklinde konuştu.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Kesimi'nin Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz arama girişimlerini "provokasyon" olarak nitelendirdi. Talat, "Kıbrıs Rum kesimi federal hükümetin yapacağını şimdiden yapmaya kalkıyor. Bu benim egemenlik hakkımdır diyor. Biz de onlara diyoruz ki senin böyle bir egemenlik hakkın yok." şeklinde konuştu.

Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubb'un daveti üzerine başkent Helsinki'ye gelen KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Cihan'a konuştu. Talat, Fin bakan ile görüşmesinde "Kıbrıs'taki son durumu, bakış açımızı, Avrupa Birliği'nden ve Finlandiya'dan beklentilerimizi dile getirdik." diye konuştu. Finlandiya'nın adadaki soruna eskiden beri ilgisi olduğunu hatırlatan Talat, "Ayrıca Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen bir ülke. Bunlara paralel olarak Kıbrıs Türk tarafının da AB'ye katılması gereken taraf olarak gördüklerini söyledi." dedi. Adadaki sorunun yılsonuna kadar çözülmesi gerektiğini vurgulayan Talat, "Çünkü ekim ayında yayınlanacak ilerleme raporuna kadar ciddi bir ilerleme olsun ki Türkiye'nin önüne bu mesele konmasın bir sorun olarak. İkinci olarak 2010 Nisan ayında Kıbrıs Türk tarafındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar referandum yapılması. Aksi halde Seçim süreci süreci geciktirecek. Sıkıntımız budur." ifadelerini kullandı.

"EVET DEMESEYDİK AB BİZİ MUHATAP KABUL ETMEZDİ"

Kıbrıslı Türklerin, Annan Planı'na evet dediğine "kimsenin dokunmak istemediğini" belirten KKTC Cumhurbaşkanı Talat, "Yaraların kabuklarını soyup tekrar kanatmayı kimse istemiyor. Onlar hatırlatmasa bile ben gerektiğinde hatırlatıyorum. Çünkü biz dünyanın ezberini 'Evet' diyerek bozduk. Biz o gün bunu yapmasıydık ne bugün burada olurduk ne de AB bizi muhatap kabul ederdi." diye konuştu. Kıbrıslı Türklerin, çözümü genel hatları ile desteklediğini belirten Talat, "eski heyecanın" olmadığını da vurguladı. Bunun nedenini "AB'ye güven kalmadı" şeklinde açıklayan Talat, "Güvenmiyorlar insanlar çünkü gördüler ki AB bir şey yapamıyor. AB'ye katılmak ve bu medeniyet projesinde yer almak Kıbrıslı Türklerin talebi. Yani bence Kıbrıslı Türklerin hala süreci destekliyor." ifadelerini kullandı. Avrupa Birliği'nin çözüm için Rumları "motive etmesi" gerektiğini yineleyen Kıbrıslı Türk lider, "Rum tarafının da acil çözüm istemesini sağlamalı. Bunun dışında AB'nin doğrudan yapacağı bir şey yok aslında." diye konuştu.

"HARİTA YOK"

Gazetelere, Rumların geri verilecek topraklara 110 bin kadar kişinin döneceğine yönelik haberlerin olduğunun hatırlatılması üzerine Talat, "110 bin mi 120 bin mi dediler, bütün göç edenler dönmeli midir dediler derler yani... Dilin kemiği yok." dedi. İnsanları yeniden göçmen durumuna sokmayacak bir şekilde sorunu çözmek istediklerini vurgulayan Talat, "Tabi bu Rum basınına ortaya koyduğumuz görüşler karşılıklı olarak sızdı. Bu spekülasyonlara yol açtı. Hatta nerdeyse bir harita çizdiler. Yok böyle bir şey. Biz masada harita görüşmedik. Sorunun çözüleceği belirlenmeden harita görüşmek yanlış olur. Çünkü o bölgede yani verileceği öngörülen bölgede haritayı kim sunarsa sunsun insanlar rahatsız olur ve ekonomik faaliyet de durur. O nedenle bu çok kritik bir noktadır. Biz haritayı değil ancak toprak ayarlamadaki ilkeleri görüşürüz." diye konuştu.

"PROVOKASYON"

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetiminin doğalgaz ve petrol arama girişimlerini de "provokasyon" olarak nitelendirdi. Talat, "Biz doğal kaynakların bir federal hükümet yetkisinde olmasını Rumlarla kararlaştırdık. Rumlar da biz de kabul ettik bunu. Eğer bu bir federal yetki ise o zaman bu yetkinin kullanılmasını da federasyon kullanacak. Halbuki Kıbrıs Rum kesimi federal hükümetin yapacağını şimdiden yapmaya kalkıyor. Bu benim egemenlik hakkımdır diyor. Biz de onlara diyoruz ki senin böyle bir egemenlik hakkın yok. Çünkü bu yetki federal hükümetin olacak. Kıbrıslı Türklerin de eşit hakları var burada. Sen sadece Rumları temsil eden taraf olarak Kıbrıslı Türklerin haklarını sağlayamazsınız. Bu kadar basit. Bunu bir provokasyon olarak görüyoruz. Haklarımızı korumakta da kararlıyız. İsterseniz bunu tartışmayalım. Şu yüzden tartışmayalım, onlar provokasyon yaparken ben de onları provoke etmeyeyim." şeklinde konuştu.

CİHAN/Özel Haber

KIBRIS POSTASI 18/06/09

 

Yüz kızartan rapor

   

ABD’nin ‘İnsan Trafiği Raporu 2009’da Kıbrıs’ın iki yakası da sınıfta kaldı. 

KKTC ve Güney Kıbrıs’a eleştiriler yöneltilen raporda Kıbrıs’ın hem Kuzeyi hem de Güneyi’nde “Dışarıdan gelen kadınların ticari amaçlı cinsel sömürüsünün yapıldığı” belirtildi.

* Raporda, KKTC yetkililerinin insan trafiğine suç ortaklığı yaptığına dair hiç bir kayıt bulunmadığı; ancak yasalardaki yetersizlikler nedeniyle yetkililerin insan trafiğine “tolerans” göstermek zorunda kaldıkları vurgulandı.

ABD’nin hazırladığı “İnsan Trafiği Raporu 2009”da, KKTC ve Güney Kıbrıs’a eleştiriler yöneltildi.
Rapora göre, Güney Kıbrıs, insan trafiğini engellemek için minimum standartları bile tam yerine getirmedi. Raporda, KKTC yetkililerinin insan trafiğine suç ortaklığı yaptığına dair hiç bir kayıt bulunmadığı; ancak yasalardaki yetersizlikler nedeniyle yetkililerin insan trafiğine “tolerans” göstermek zorunda kaldıkları vurgulandı.
ABD Lefkoşa Büyükelçiliği, ABD Yönetimi tarafından hazırlanan “İnsan Trafiği Raporu 2009”un Kıbrıs ile ilgili bölümünü, Kuzey Kıbrıs’taki ABD ofisinde düzenlenen basın toplantısıyla açıkladı.
Raporu, ABD Büyükelçiliği’nin “İnsan Trafiği” konusundaki uzmanlarından John Rhatigan açıkladı.
Raporda, insan trafiğiyle mücadelede ülkelerin 4 aşamaya ayrıldığı ve Güney Kıbrıs’ın, üçüncü aşamadan ikinci aşamaya alındığı, “değerlendirilmeye alınmayan” KKTC’nin ise alınacak olsaydı “üçüncü aşamada” yer bulacağına dikkat çekildi.
Rapora göre, Güney Kıbrıs, insan trafiğini engellemek için minimum standartları bile yerine getirmedi; ancak “önlem alınacağı konusunda ciddi işaretler verdiği” gerekçesiyle ikinci aşamadaki ülkeler listesine alındı. Bu çerçevede, Güney Kıbrıs “İzleme Listesi”nde yer alacak ve daha sıkı takip edilecek.
Raporda, Güney Kıbrıs’a bir sayfadan biraz fazla yer ayrılırken, KKTC’ye de “Kıbrıslı Türkler Tarafından Yönetilen Bölge” başlığıyla yarım sayfadan fazla yer verildi.
Buna göre, Güney Kıbrıs, 2008 yılında insan trafiğinin kovuşturulması ve cezalandırılması için az bir çaba gösterdi. Konuyla ilgili davalar yargıda sürüncemede bırakılırken, sadece bir davada sanık iki yıl hapisle cezalandırıldı. Bu süre söz konusu suç için “çok az”.

Kurbanları koruma konusundaysa Güney Kıbrıs hükümetinin önemli çaba gösterdiği ve kurbanlar için bir barınak açtığı ifade edildi. Hükümetin bu konuya önemli miktarda fon ayırdığı da belirtiliyor. Güney’de, 2008 yılında 41 kişinin insan trafiği suçlarına maruz kaldığının tespit edildiği, bunlardan 28’inin devletin sağladığı sığınma evinde barındığın geriye kalanların ise ya kendi evlerinde yaşadıkları, ya da sivil toplum örgütleri tarafından korundukları belirtildi.
Güney Kıbrıs hükümetinin, özellikle kadına yönelik insan trafiği suçlarının önlenmesi için önemli kararlar aldığı belirtilen raporda, cinsel ticari sömürüde kullanılan kadınların “sanatçı” çalışma izini almasının engellendiği ancak bu kez de söz konusu kadınlara “barmaid” olarak çalışma izni alınmaya başlandığı ifade edildi.
Güney’de hükümetin insan trafiğinin önlenmesi konusunda kayda değer kampanyalar da yürüttüğü, ayrıca polise yönelik eğitim programlarının hayata geçirildiği ifade edildi.
Bu arada raporda, Güney Kıbrıs’a yönelik insan trafiğinin, “Kıbrıslı Türkler tarafından yönetilen bölgeden” gerçekleştiği savunuldu.

KUZEY’DE KADIN TRAFİĞİ

Raporun Kuzey Kıbrıs ile ilgili bölümündeyse, özellikle kadın trafiğinin ön planda olduğu kaydedildi.
Kadınların çoğunun Ukrayna ve Moldova’dan geldiği ancak Kırgızistan, Gürcistan, Belarus, Özbekistan, Tacikistan, Filipinler, Kenya, Romanya ve Nijerya gibi ülkelerden de gelen kadınlar olduğu kaydediliyor.
Raporda, ülkede 2007 yılında bir yasa tasarısı hazırlanmasına rağmen halen bunun yürürlüğe girmesi için bir şey yapılmadığı; ancak, KKTC yetkilileri bir kampanya yürütmeseler dahi, halk arasında konuya ilişkin farkındalığın geliştiği ifade edildi.
Raporda, KKTC yetkililerinin insan trafiğine suç ortaklığı yaptığına dair hiç bir kayıt bulunmadığı; ancak yasalardaki yetersizlikler nedeniyle yetkililerin insan trafiğine “tolerans” göstermek zorunda kaldıkları vurgulandı.
Ülkede insan trafiği kurbanı kadınlar için sığınak olmaması eleştirilen raporda, “fahişelik suçlarından yakalanan kurbanların 24 saat içinde sınır dışı edildiği” savunuldu ve bu uygulama da eleştirildi.
Raporda, “Kıbrıslı Türk Yetkililere Tavsiyeler” başlığı altında, konuyla ilgili yasanın hayata geçirilmesi ve insan trafiğinin tüm türlerinin hukuk yoluyla yasaklanması, bu konuyla ilgili eğitim çalışmalarının gerçekleştirilmesi gerektiği vurgulandı.
Raporda, kadınların korunması için sığınakların hayata geçirilmesi gerektiği vurgulanırken, kabare müşterilerinin de eğitilerek, insan trafiğinin kabareler sayesinde geliştiğinin anlatılması gerektiği aktarıldı.

STAR KIBRIS 18/06/09

 

 

Stubb: Birleşik Kıbrıs’ı destekliyoruz

   

Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya Dışişleri Bakanı Stubb’la görüştü, “AB kurumlarında yer almadığımız için görüşlerimizi iletme imkanı bulmamız son derece önemli.”

Stubb: “Birleşmiş Kıbrıs’ın güçlü bir destekçisiyiz. Devam eden görüşmelere ve yılsonuna kadar çözüme güçlü destek veriyoruz.”

Özgül Gürkut MUTLUYAKALI-TAK

Helsinki’de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la görüşen, Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubb, “Birleşmiş Kıbrıs’ın güçlü bir destekçisiyiz” dedi.
Helsinki’de, çalışma yemeği şeklinde yapılan ve bir buçuk saat süren görüşmeden sonra basına açıklama yapan Stubb, Kıbrıs sorununun çözümü için devam eden müzakerelere ve yılsonuna kadar çözüm bulunmasına güçlü destek verdiklerini söyledi.
Stubb, Cumhurbaşkanı Talat’la görüşmesinin kendisi için büyük bir memnuniyet olduğunu ifade ederek, “Kıbrıs’a gidişimde onu ziyaret edememiştim. Sayın Hristofyas’la da olduğu gibi Sayın Talat’la da yapıcı bir görüşme gerçekleştirdik. Birleşmiş Kıbrıs’ın güçlü destekleyicisiyiz. Devam eden görüşmelere güçlü destek veriyoruz. Yıl sonuna kadar çözüm bulunması için destek veriyoruz” şeklinde konuştu.
Finlandiya Dışişleri Bakanı Stubb, bir soru üzerine, birleşmiş bir Kıbrıs’ın AB üyesi olmasını istediklerini vurguladı. Türkiye’nin AB üyeliğini de desteklediklerini hatırlatan Stubb, “Bu sene içinde çözümün olmasını istiyoruz ve Kuzey Kıbrıs’taki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce referanduma gidilmesini destekliyoruz” ifadelerini kullandı.

TALAT: GÖRÜŞLERİMİZİ AKTARDIK

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubb’a görüşlerini ifade etmesi için önemli bir olanak bulduğunu belirterek, Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini AB’ye iletmede zorluk çektiğini hatırlattı.
Talat, şöyle konuştu:
“AB kurumlarında olmadığımız için AB’ye görüşlerimizi iletmede zorluk çekiyoruz. Bunun gibi imkanlar bizim için son derece önemlidir. Çok yararlı bir görüşme oldu. Görüşlerimi Sayın Stubb’a ilettim. En erken zamanda bütünlüklü bir çözüm bulma ve birleşmiş bir Kıbrıs’ın AB’nin tam üyesi olması konularında aynı görüşteyim. Bu bizim esas hedefimizdir ve devam eden müzakereler umarım ki nihai bir çözüme ulaşır.”
Cumhurbaşkanı Talat, Alexander Stubb’la çok iyi bir görüşme yaptıklarını kaydederek, Kıbrıs Türk tarafındaki seçimlerden önce çözüme destek vermesinin önemli olduğunu belirtti.
Stubb’ın Kıbrıs ziyaretinde kendisiyle görüşmesinin engellendiğini kaydeden Talat, Finlandiya’nın Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen ülkelerin başında geldiğine dikkat çekti. Talat, bu kapsamda Kıbrıs sorununun çözümünün de ciddi destekçisi olan Stubb’a Kıbrıs’taki gerçekleri anlatma fırsatı bulmasının iyi olduğunu vurguladı.

SÜREKLİ KILMAK GEREK

Stubb’ın görüşlerini nasıl bulduğuna ilişkin soruya karşılık Cumhurbaşkanı Talat, bunu kendisine sormak gerektiğini belirterek şunları dile getirdi:
“Ancak söylediklerinin izinden görüşlerimizi yadırgamadığını söyleyebilirim. Finlandiya’nın rolü iki yönlüdür. Biri AB içinde Kıbrıs sorununun çözümünü isteyen ve Türkiye’nin AB üyeliğini savunması bakımından Finlandiya önemlidir. İkincisi Finlandiya’nın uluslararası sorunlardaki bilinen tarafsızlığı ve ünü, sanıyorum Kıbrıs sorununun çözümünde bizlere yardımcı olabilir. AB üyesi oluşu ve bundan dolayı olası Kıbrıs Rum tarafını destekleyerek bir dengesizlik yaratması söz konusu olsa bile AB içinde benzer düşüncedeki ülkelerin yapacağı katkı son derece önemlidir. Çünkü AB içinde de bir grup ülke özellikle Kıbrıs sorununun çözümü için inisiyatif üstlenmektedir. Finlandiya da bunlardan biridir. O bakımdan böyle bir ülkeyi bilgilendirmek ve bilgilerini doğru bilgiler üzerine oturtmak önemlidir. Çünkü doğru bilgelere oturtmazsa, yanlışlıklara neden olması mümkündür.”

AB RUMLARDAN ÖĞRENİYOR

Talat, AB’nin Kıbrıs sorununu bilmediğini kaydederek, “Kıbrıs sorununu sürekli birlikte oldukları Rum temsilcilerden öğreniyorlar. Temaslarımızda çeşitli eksiklikler, sorunlar yaşıyoruz ve bu yolla bunları tamamlamaya çalışıyoruz” dedi.
Bu nedenle benzer düşüncedeki ülkeleri ne kadar çok bilgilendirebilirlerse, bu ülkelerin de AB kurumları içinde o kadar daha fazla Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini seslendireceğine işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türkler AB kurumlarında yer almadığı için bu tür çabalara ihtiyaç bulunduğunu yineledi.
Talat, eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari’nin Kıbrıs’ta çözüme ulaşılmasında rolü olup olamayacağı sorusuna karşılık, “Ahtisari çok önemli misyonlar yüklenmiş bir liderdir. Tabi ki olur. Geçmişte bazı girişimlerde rol almıştı” dedi.
Talat, bu sabah Ahtisari’nin liderliğini yaptığı bir sivil toplum örgütü Kriz Yönetimi İnisiyatifi’yle görüştüğüne işaret ederek, amacı Kıbrıs sorununu takip etmek, şu anki durumun ne olduğunu öğrenmek olan grubu bilgilendirdiklerini anlattı.
Talat, bu gruba bir misyon yüklemediklerini onların da üstlenmek istemediği, sadece Kıbrıs sorunuyla ilgili bilgilerini güncellediklerini ifade etti.
Bu arada, Cumhurbaşkanı Talat, 2000-2007 yılları arasında dışişleri bakanlığı görevi yapan ve babası 1963’te Kıbrıs’ta arabuluculuk yapmış Sakari Tuomioja’nın oğlu Sosyal Demokrat Parti Parlamenteri Erkki Tuomioja’yla bir araya geldi. Talat’ın dün ayrıca saat parlamenter Jakko Laakso’yla görüşmesi bekleniyordu

STAR KIBRIS 18/06/09

 

Talat'tan Rumlara sert çıkış!

   

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Kesimi'nin Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz arama girişimlerini 'provokasyon' olarak nitelendirdi. Talat, 'Kıbrıs Rum kesimi federal hükümetin yapacağını şimdiden yapmaya kalkıyor. Bu benim egemenlik hakkımdır diyor. Biz de onlara diyoruz ki senin böyle bir egemenlik hakkın yok.' şeklinde konuştu.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Kesimi'nin Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz arama girişimlerini 'provokasyon' olarak nitelendirdi. Talat, 'Kıbrıs Rum kesimi federal hükümetin yapacağını şimdiden yapmaya kalkıyor. Bu benim egemenlik hakkımdır diyor. Biz de onlara diyoruz ki senin böyle bir egemenlik hakkın yok.' şeklinde konuştu.

Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubb'un daveti üzerine başkent Helsinki'ye gelen KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Cihan'a konuştu. Talat, Fin bakan ile görüşmesinde 'Kıbrıs'taki son durumu, bakış açımızı, Avrupa Birliği'nden ve Finlandiya'dan beklentilerimizi dile getirdik.' diye konuştu. Finlandiya'nın adadaki soruna eskiden beri ilgisi olduğunu hatırlatan Talat, 'Ayrıca Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen bir ülke. Bunlara paralel olarak Kıbrıs Türk tarafının da AB'ye katılması gereken taraf olarak gördüklerini söyledi.' dedi. Adadaki sorunun yılsonuna kadar çözülmesi gerektiğini vurgulayan Talat, 'Çünkü ekim ayında yayınlanacak ilerleme raporuna kadar ciddi bir ilerleme olsun ki Türkiye'nin önüne bu mesele konmasın bir sorun olarak. İkinci olarak 2010 Nisan ayında Kıbrıs Türk tarafındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar referandum yapılması. Aksi halde Seçim süreci süreci geciktirecek. Sıkıntımız budur.' ifadelerini kullandı.

'EVET DEMESEYDİK AB BİZİ MUHATAP KABUL ETMEZDİ'

Kıbrıslı Türklerin, Annan Planı'na evet dediğine 'kimsenin dokunmak istemediğini' belirten KKTC Cumhurbaşkanı Talat, 'Yaraların kabuklarını soyup tekrar kanatmayı kimse istemiyor. Onlar hatırlatmasa bile ben gerektiğinde hatırlatıyorum. Çünkü biz dünyanın ezberini 'Evet' diyerek bozduk. Biz o gün bunu yapmasıydık ne bugün burada olurduk ne de AB bizi muhatap kabul ederdi.' diye konuştu. Kıbrıslı Türklerin, çözümü genel hatları ile desteklediğini belirten Talat, 'eski heyecanın' olmadığını da vurguladı. Bunun nedenini 'AB'ye güven kalmadı' şeklinde açıklayan Talat, 'Güvenmiyorlar insanlar çünkü gördüler ki AB bir şey yapamıyor. AB'ye katılmak ve bu medeniyet projesinde yer almak Kıbrıslı Türklerin talebi. Yani bence Kıbrıslı Türklerin hala süreci destekliyor.' ifadelerini kullandı. Avrupa Birliği'nin çözüm için Rumları 'motive etmesi' gerektiğini yineleyen Kıbrıslı Türk lider, 'Rum tarafının da acil çözüm istemesini sağlamalı. Bunun dışında AB'nin doğrudan yapacağı bir şey yok aslında.' diye konuştu.

'HARİTA YOK'

Gazetelere, Rumların geri verilecek topraklara 110 bin kadar kişinin döneceğine yönelik haberlerin olduğunun hatırlatılması üzerine Talat, '110 bin mi 120 bin mi dediler, bütün göç edenler dönmeli midir dediler derler yani... Dilin kemiği yok.' dedi. İnsanları yeniden göçmen durumuna sokmayacak bir şekilde sorunu çözmek istediklerini vurgulayan Talat, 'Tabi bu Rum basınına ortaya koyduğumuz görüşler karşılıklı olarak sızdı. Bu spekülasyonlara yol açtı. Hatta nerdeyse bir harita çizdiler. Yok böyle bir şey. Biz masada harita görüşmedik. Sorunun çözüleceği belirlenmeden harita görüşmek yanlış olur. Çünkü o bölgede yani verileceği öngörülen bölgede haritayı kim sunarsa sunsun insanlar rahatsız olur ve ekonomik faaliyet de durur. O nedenle bu çok kritik bir noktadır. Biz haritayı değil ancak toprak ayarlamadaki ilkeleri görüşürüz.' diye konuştu.

'PROVOKASYON'

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetiminin doğalgaz ve petrol arama girişimlerini de 'provokasyon' olarak nitelendirdi. Talat, 'Biz doğal kaynakların bir federal hükümet yetkisinde olmasını Rumlarla kararlaştırdık. Rumlar da biz de kabul ettik bunu. Eğer bu bir federal yetki ise o zaman bu yetkinin kullanılmasını da federasyon kullanacak. Halbuki Kıbrıs Rum kesimi federal hükümetin yapacağını şimdiden yapmaya kalkıyor. Bu benim egemenlik hakkımdır diyor. Biz de onlara diyoruz ki senin böyle bir egemenlik hakkın yok. Çünkü bu yetki federal hükümetin olacak. Kıbrıslı Türklerin de eşit hakları var burada. Sen sadece Rumları temsil eden taraf olarak Kıbrıslı Türklerin haklarını sağlayamazsınız. Bu kadar basit. Bunu bir provokasyon olarak görüyoruz. Haklarımızı korumakta da kararlıyız. İsterseniz bunu tartışmayalım. Şu yüzden tartışmayalım, onlar provokasyon yaparken ben de onları provoke etmeyeyim.' şeklinde konuştu.

STAR KIBRIS 18/06/09

 

Downer: Limnitis opening is in the leaders’ hands

THE OPENING of the Limnitis checkpoint is an issue that solely concerns the two community leaders, UN special envoy in Cyprus Alexander Downer said yesterday.

Downer was asked to comment on the matter after a 90-minute meeting with President Demetris Christofias, during which he was briefed on the progress made so far in the direct negotiations between the two community leaders.

“I don’t offer any expectations, any comments of expectations,” the UN envoy told reporters. “It’s clearly an issue; it is an issue that is on the minds of the leaders and on the minds of their representatives and for us as the United Nations we do what we can to try to help of course, as is our role. But nothing more than that, from our point of view.

“This is a matter for them to sort out not for us to sort out.” Asked to comment on the “provocative stance” of Turkey when it comes to Cyprus’ plans to explore its coastal area for oil, Downer said neither Christofias nor Talat had ever raised the issue.

He added that it had not yet been decided when the talks would be interrupted fro the summer holidays.

Christofias, meanwhile, expressed his desire to reach an agreement over Limnitis with the Turkish Cypriot side.

“It is my wish and effort,” said the President. “One hundred per cent, from my part at least. But we are awaiting news.”

CYPRUS MAIL 18/06/09

 

‘UFO looked like a big, rubbish bag man’)

A UFO was spotted over Tymbou (Ercan) airport on Tuesday night, Turkish Cypriot press reported yesterday.

According to front page story in Kibris the UFO was seen by a pilot on an Atlas Airlines aircraft on its way from Istanbul at around 8.20pm.

The pilot told Kibris he saw a bright object in the sky “which resembled a big man or a big rubbish bag”. The UFO followed the aircraft until it landed and then disappeared, the reports claimed.

CYPRUS MAIL 18/06/09

 

 

Eroğlu CTP'yi yolsuzlukla suçladı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Derviş Eroğlu, CTP iktidarını yolsuzlukla suçladı.

SELİM SAYARI

NTV

19 Haziran. 2009 Cuma

LEFKOŞA - Ulusal Birlik Partisi'nin tek başına hükümeti kurmasının ardından ilk kez kapsamlı bir basın açıklaması yapan KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, Cumhuriyetçi Türk Partisi hükümetinden enkaz devraldıklarını belirtti.

Eroğlu, düşük bedelle ihale alan şirketlere, bakanlar kurulu kararıyla yüklü paralar ödendiğini söyledi.

Kamu ve özerk kuruluşlarının borç içinde bulunduğunu ve ihale yolsuzluklarının 38 milyon liraya ulaştığını savunan Eroğlu, "Başbakanlıkta resmi evrakta tahrifat yapıldığını saptadık" dedi.

Kıbrıs sorununa da değindi Başbakan, "Ya sürdürülen müzakereler iki devlet, iki egemen halk temelinde olumlu sonuç verir ya da herkes yoluna gider" ifadesini kullandı.

 

Kıbrıs’ta bağıra çağıra müzakere

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Kıbrıs’ta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında devam eden görüşmelerde, iki liderin birbirlerine bağırarak konuştuğu ve “bağırma seslerinin görüşme salonunun dışında da yankılandığı” bildirildi

Rum Alithia gazetesi, Reuters haber ajansına konuşan bir diplomata dayandırdığı haberinde, doğrudan müzakerelerin yapıldığı salondan çıkan tek şeyin, çözüm perspektifine ilişkin tam bir karamsarlık olduğunu belirtti. Gazete, Talat ile Hristofyas’ın salonun dışından da duyulacak şekilde “birbirlerine bağırdığını” kaydetti.
Habere göre diplomat, “Her ikisinin de dilini toplama ve terminoloji sorunu var. (Rum yönetimi eski lideri) Glafkos Klerides ve (KKTC eski Cumhurbaşkanı) Rauf Denktaş gibi avukat değiller” dedi. Aynı diplomat “Hristofyas’ın çok ağır hareket ettiğini, Talat’ın ise taviz vermeme çabası içinde olduğunu” belirtti. 

MILLIYET 19/06/09

 

Yalçın Küçük: Olgaç Rumları öldürmedi

19/06/2009 RADIKAL

Kıbrıs harekatı sırasında esir Rum askerlerini öldürdüğünü söyleyince hakkında soruşturma açılan Kahraman Olgaç'ı 'komutanı' Yalçın Küçük savundu


Prof. Dr. Yalçın Küçük’ün, 1974 Kıbrış Barış Harekatı sırasında birlikte görev yaptığı tiyatrocu Atilla Olgaç’ın iddialarına ilişkin ifadesi alındı.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına gelen Küçük, soruşturmayı yürüten Basın Savcısı Ali Çakır’a tanık olarak ifade verdi. Adliye çıkışında basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Küçük, Olgaç ile birlikte askerlik yaptığını anlatarak, "Atilla Olgaç’ın esir alınan Rumları öldürmesi mümkün değildir. Bu savaşta da Türk Ordusunun geleneklerinde de olmaz" dedi.

Gazetecilere yanında getirdiği Kıbrıs anılarını kaleme aldığı kitaba dikkati çeken Küçük, kitabı savcıya da gösterdiğini belirterek, tanıklığının Atilla Olgaç ile olan arkadaşlığının ötesinde Türk Ordusunda bu tür eylemler olmadığını açıklamak için olduğunu söyledi.

Küçük, Atilla Olgaç’ın böyle bir eylem gerçekleştirmesinin mümkün olmadığını ifade ederek, "Aynı rütbedeydik ancak bir yere beraber gittiğimizde komuta bende olurdu. Atilla’nın söylediklerinin olmasının imkanı yok. Atilla, hayatının her yerinde olduğu gibi tiyatro oynadı. Savaşı da tiyatro zannediyordu" diye konuştu.

 

OLGAÇ HAKKINDAKİ SORUŞTURMA

Özel bir televizyon kanalındaki programda "1974 Kıbrıs Barış Harekatında biri esir 10 Rum’u öldürdüğü" yönündeki sözleri üzerine sinema ve tiyatro sanatçısı Olgaç hakkında, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştı.

Soruşturma kapsamında ifadesi alınan Olgaç, sözlerinin, "üzerinde çalıştığı bir senaryoyla ilgili olduğunu ve programın kesilmesi nedeniyle sözlerinin senaryonun parçası olduğunu açıklayamadığını" bildirmişti.

 

Oyalamaya devam!

Rum Eğitim Bakanlığı Avukat Ata Dayanç’a “muhatabınız biz değil İçişleri Bakanlığı’dır” diye mektup yazdı.

Rum Yönetimi, 1963’ten beri işgal ettiği ve Kıbrıslı Türk avukat Ata Dayanç’a ait Tahtakale’deki evle ilgili oyalama politikasını sürdürüyor. Daha önce ata Dayanç’a üç kez mektup gönderip, “konuyu inceliyoruz” diyen Rum Eğitim Bakanlığı, 11 Haziran tarihli dördüncü mektupta bu kez, “Muhatap biz değiliz, İçişleri Bakanlığıdır” dedi.
   Ata Dayanç’a gönderilen mektupta, Mary Theophanous imzası görülüyor. İmzanın, Eğitim Bakanlığı Müsteşarı adına atıldığı da belirtiliyor.
   Mektupta, yasa gereği gayrı menkulden sorumlu makamın İçişleri Bakanlığı olduğu belirtilirken, “Bu nedenle, Eğitim Bakanlığı gayrı menkulünüzle ilgili olarak sizinle herhangi bir müzakere yapabilecek pozisyonda değildir” deniliyor. Dayanç’a, üstü kapalı olarak, “git başının çaresine, İçişleri Bakanlığı’nda bak” mesajı veriliyor.
   Kıbrıslı Türk avukat Ata Dayanç, Güney Lefkoşa’nın Tahtakale bölgesinde ailesine ait evle ilgili olarak, geçtiğimiz hafta Kıbrıs Rum Yönetimi aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu.
   Ata Dayanç, Rumların ilkokul olarak kullandığı evleri için en az 2 milyon Euro tazminat ve evin iadesini talep ediyor.
   Ata Dayanç, “1963 yılının Aralık ayında terk etmek zorunda kaldığımız evimizde şu anda bir kişi oturuyor olsaydı, belki dava açmazdım ama evin işgalcisi devlettir, bu devlet hem zararımızı tazmin etmelidir hem de evimizi geri iade etmelidir” dedi.

KIBRIS 19/06/09

 

Rumlar boşuna aramış

Kıbrıs Rum yönetimi, Türkiye ve KKTC’nin adanın doğu ucunda yaptığı arama kurtarma tatbikatı sırasında, ’Türk ordusuyla işbirliği yapan Malta bandıralı bir geminin sahte yardım çağrısı nedeniyle 4 saat adanın tam aksi istikametinde boşu boşuna kurtarma operasyonu yaptıklarını’ ileri sürdü.

Rum Dışişleri Bakanı, konuyu araştırıp Malta’dan hesap soracaklarını açıkladı.

Kaptan denize düştü mü

Rumların kafasını karıştırıp ’Türk komplosu’ sonucuna varmalarına yol açan olay, önceki gün yaşandı. Türkiye ve KKTC adanın doğusunda, Karpaz yarımadası açıklarında arama kurtarma tatbikatı yaparken, tam aksi istikamette, Rum tarafı açıklarında Malta bandıralı bir gemi yardım çağrısında bulundu. ’Sailrose’ adlı yük gemisinden yapılan yardım çağrısında gemi kaptanının denize düştüğü belirtilerek yardım istendi.

Yardım çağrısı üzerine Rumlar bölgeye helikopter gönderdi. Fransa da C-160 tipi bir kargo uçağıyla arama çalışmalarına katıldı. Adadaki İngiliz üslerinden kalkan bir başka helikopter destek verdi. Türk donanmasına bağlı bir sahil güvenlik botu da bölgeye geldi.

Arama sürerken, Malta bandıralı geminin işletmecisinin Türk olduğu ortaya çıktı. İstanbul merkezli bir denizcilik şirketine bağlı geminin sahibinden Rumlara gelen faks mesajında, denize düşen Rus kaptanın 8 saat önce bulunduğu ve geminin yoluna devam ettiği belirtildi.

Tatbikatın parçası mıydı

Rum hükümeti bunun üzerine, boşu boşuna 4 saat arama kurtarma çalışması yaptıklarını açıkladı. Politis Gazetesi, üst düzey bir yetkiliye dayandırdığı haberinde, hükümetin Türk Ordusu’nun oyununa geldiklerini düşündüğünü belirterek şunları yazdı: "Aslında Rus kaptan kaybolmadı; Türk ordusuyla işbirliği yapan gemi sahibi, Türk ordusunun istediği bir yerde, ihtilaflı bölgede arama kurtarma kabiliyetimizi ölçmek için hayali yardım mesajı gönderdi. Türk hücumbotu da bizi seyretti. Gemi bize haber vermeden de bölgeden ayrıldı."

Rum Dışişleri Bakanı Marcus Kipriyanu ise, akıllarını karıştıran bir çok soru olduğunu belirterek, "Gemi Malta bandıralı. Maltalı yetkililere bir çok soru soracağım" açıklamasını yaptı.

KIBRIS POSTASI 19/06/09

 

Eroğlu: Kıbrıs konusunda endişeliyiz

Eroğlu, AB, ABD ve Rusya'yı Kıbrıs konusunda izledikleri politikalar nedeniyle eleştirdi ve Kıbrıs'ta Rumların yasal hükümet olarak kabul edilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığının altını çizdi.

Rum tarafının uluslararası alanda aldığı destekle özellikle petrol ve doğal gaz arama izni verme eğilimi içerisine girmesini uluslararası hukuka aykırı olarak niteleyen Eroğlu, Rum tarafının bu tavırı nedeniyle Kıbrıs konusunda devam etmekte olan sürece zarar verdiğini bildirdi.

Kıbrıs konusunda Cumhurbaşkanı Talat ve Türkiye ile tam bir uyum içinde hareket ettiklerine işaret eden Eroğlu, Kıbrıs'ta nasıl bir çözüm istediklerini ise şu sözlerle özetledi:
İki halka, iki devlete, eşit egemenliğe dayalı yeni bir devlet, sulandırılmamış iki kesimlilik ve Türkiye'nin etkin ve fiili garantisi devam edecek.

Eroğlu, sürmekte olan müzakere sürecine verdikleri desteğe açıklık getirirken de "Müzakere masasında Kıbrıs Türk halkının hak ve çıkarlarının teslim edilmesine izin vermeyeceklerinin" altını çizdi.

Eroğlu, "Bu süreçten ya dengeli bir anlaşma çıkar ya da herkes kendi yoluna gider" dedi 

 

KIBRIS POSTASI 19/06/09

 

Hollanda’dan kayıplar için 250 bin Euro

   

Hollanda Kayıp Şahıslar Komitesi’ne 250 bin Euro bağışladı. Hollanda Büyükelçisi Jan Eric van den Berg “Geçmişin yaralarını iyileştirmenin geleceğe kapı açmasını dilerim” dedi.

Hollanda, Kayıp Şahıslar Komitesi’nin, Kıbrıs’taki kayıpların kalıntılarını bulma ve kimliklendirme çalışmalarına katkı amacıyla 250 bin Euro bağışladı.
Bağış nedeniyle dün ara bölgede Kayıp Şahıslar Komitesi Laboratuarı’nın bulunduğu merkezde tören düzenlendi. Törene Hollanda Büyükelçisi Jan Eric van den Berg, Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük, Rum Üye Elias Georgides ve BM tarafından atanmış Üçüncü Üye Christophe Girod katıldı.
Törende Berg, Girod, Küçük ve Georgiades birer konuşma yaptı. Büyükelçi Berg, konuşmalardan sonra bağışla ilgili belgeyi imzalayarak komite üyelerine teslim etti.
Berg konuşmasında, ülkesinin, geçmişteki üzüntü verici olayların acısını çeken tüm Kıbrıslılara dayanışmasını ve desteğini belirterek, geçmişin yaralarını iyileştirmenin geleceğe kapı açmasını diledi.
Girod ise, Hollanda’ya, cömertliğinden dolayı teşekkür ederek, bunun komitenin kayıplarla ilgili yürüttüğü çalışmalara yaptığı ikinci yardım olduğunu söyledi. Girod, yapılan yardımın Kıbrıs tarihinin acı dolu bir sayfasının çevrilmesi çalışmalarına katkı yapacağını vurguladı.
Küçük de, hem İngilizce hem de Türkçe yaptığı konuşmada, Hollanda’ya bağıştan dolayı teşekkür ederek, bu ülkenin yaptığı yardımın yarım milyon Euro’yu aştığını ve bu desteğin çok önemli olduğunu vurguladı. Küçük, bu bağışın çalışmalarını hızlandırmalarına yardımcı olacağını ifade ederek Kıbrıs Türk halkı adına da teşekkür etti.
Georgiades ise konuşmasında, komitenin 2.5 yıldır çalışmalarını sürdürdüğü programın yıllarca en çok acıyı çeken kayıp yakınları için olumlu bir çalışma olduğunu kaydetti. Bu çalışmaların geçmişte yaşananlardan dolayı yeniden uzlaşmaya çalışan Kıbrıs için de iyi bir şey olduğunu ifade eden Georgiades, böylece daha ileriye bakılabileceğini söyledi.

TANIKLARA YARDIM ÇAĞRISI
Bu arada Girod gazetecilerden gelen bir soru üzerine, bağış olarak yılda yaklaşık 2.4 milyon Euro para topladıklarını, ayrıca iki toplumun da kendilerine önemli katkılarda bulunduğunu ifade ederek, ülkelere yaptıkları bağışlar nedeniyle teşekkür ederek bu sayede çalışmalarına devam edebildiklerini belirtti.
Girod, “çalışmaların ne zaman tamamlanacağı” sorusuna ise yanıt veremeyeceğini, ancak çalışmalarını sürdürebilecekleri konusunda kendilerine güvendiklerini, çalışmaların iyi gittiğini, ailelerin de kendilerinden daha hızlı çalışmalarını istediğini söyledi.

RAKAMLARLA KOMİTE ÇALIŞMALARI
Komite’den alınan güncel bilgilere göre kayıplarla ilgili kazı ve kimliklendirme çalışmalarına destek amacıyla bugüne kadar 6 milyon 882 bin 938 dolar bağışlandı. En fazla bağış yapan ülkeler arasında Türkiye, ABD, Hollanda, Almanya, Belçika, İspanya, İrlanda, Yunanistan, İngiltere bulunuyor. Ayrıca KKTC ve Güney Kıbrıs da birçok defa çalışmalara bağışta bulundu. Bu arada Avrupa Komisyonu da, tek defada 1 milyon 500 bin Euro bağışlayarak komite çalışmalarına katkı yaptı.
Komite’nin verilerine göre Kıbrıs’ta 1468 Rum, 502 Türk kayıp var. Çalışmalar çerçevesinde 530 kaybın kalıntıları mezarlardan çıkarıldı, 273 gömü yeri açıldı, 154 tanesinde kalıntı bulunamadı.
Komite’nin Antropoloji Laboratuarı’nda şu anda 339 kişinin kalıntısı üzerinde analiz yapılıyor. 1172 parça kalıntı DNA analizleri için Güney Kıbrıs’taki Nöroloji ve Genetik Laboratuarı’na gönderildi.
Çalışmalar çerçevesinde 111 Rum, 44 Türk olmak üzere toplam 155 kaybın kalıntıları ailelerine teslim edildi.
Çalışmalara her yıl ortalama olarak 2 milyon 200 bin Euro harcanıyor. Bu arada çalışanların maaş ve lojistik hizmetleri de iki toplum tarafından karşılanıyor.

STAR KIBRIS 19/06/09

 

Orams protestosu İngiliz Başbakanlığı’nda

   

Orams Davasıyla ilgili olarak İngiltere’da yaşayan Kıbrıslı Türklerin başlattığı kampanyada toplanan 12 bin 500 imzalı protesto mektubu, Başbakan Gordon Brown’a verilmek üzere 10, Downing Street’e bırakıldı.

62 derneği temsilen hazırlanan ve ATAD’ın Orams davasıyla ilgili kararını eleştiren mektupta, “İngiliz hükümetinden haksızlığa göz yummaması” istendi.

Mihrişah Safa

Orams Davasıyla ilgili olarak, İngiltere’da yaşayan Kıbrıslı Türklerin başlattığı kampanyada toplanan 12 bin 500 imzalı protesto mektubu, Başbakan Gordon Brown’a verilmek üzere 10, Downing Street’e bırakıldı.
ATAD’ın Orams davasıyla ilgili kararını protesto eden mektupta, “Majestelerinin Hükümetinin”, Britanya vatandaşı Kıbrıslı Türklerin haklarını koruması istenerek, “Birleşik Krallık, Kıbrıs’ta sorunun değil, çözümün parçası olmalıdır” denildi.
İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi Başkanı Akmen Sıtkı, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı İbrahim Durmuş, Ambargolular Başkanı Fevzi Hüseyin ve ATCA’nın başkanı Çetin Ramadan’dan oluşan heyetin bıraktığı mektupta Kıbrıslı Türklere haksızlık yapıldığı belirtildi.
Orams davasında ATAD’ın aldığı kararın, İngiltere’de yaşayan 150 binden fazla Kıbrıslı Türkü de benzeri durumla karşı karşıya getirebileceğinin vurgulandığı mektupta, “Bölünmüş adanın AB’ye hiçbir zaman alınmaması gerektiği” ifade edilerek, “Kıbrıs’ın böyle alınması, tarihi bir hatadır” denildi.
İngiltere’de kurulu 62 sivil toplum örgütü ve 12 bin 500 imza taşıyan mektupta, 2004 yılındaki Annan Planı Referandumu öncesi Kıbrıs Türklerine verilen hiçbir sözün yerine getirilmediği belirtildi. Majestelerinin Hükümetinin de ne yazık ki tek bir sözünü bile tutmadığı hatırlatıldı.
Kıbrıslı Türklerin, ana vatanlarında 1963 yılından bu yana ikinci sınıf vatandaş gibi yaşadığına değinen protesto mektubu, İngiliz Hükümetini “hafıza kaybıyla” suçlayarak, Kıbrıslı Türklerle ilgili her türlü veto hakkının da Rum yönetimine verildiğini vurguladı.

İNGİLİZ YASALARININ SAPTIRILIP
KULLANILMASINA ENGEL OLUN

Tek taraflı kararın, Kıbrıs Türklerinin ekonomisini etkilediğini, adada yerli ve yabancı yatırımcının gelişine engel teşkil ettiğinin belirtildiği mektupta, özellikle Orams davasıyla yeniden gündeme taşınan “emlak” konusuna vurgu yapıldı. Bu konunun adadaki Türk ve Rumların kabul ettiği gibi, uzun süreli, kalıcı barış çözümü çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği ifade edilerek, “İngiltere’de yaşayan ve sizin vatandaşınız olan Kıbrıslı Türkler olarak sizden ricamız, Birleşik Krallığın yasal sisteminin, uluslararası kabul edilen çıkış yolunu saptırmak için kullanılmaması. Arazi ve emlak konuları Kuzey Kıbrıs’ta bir şekilde tazminat şeklinde çözümlenmeli. Bu konuda 400 benzeri davanın 60’ı çözümlendi. Benzeri konuların diğer Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yasal sistemine ithal edilmemesi, taşınmamasını istiyoruz. Ancak, Kıbrıs Rum yönetimi bu konuyu saptırmaktadır” denildi.

APOSTOLİDES DE TÜRK MALINDA OTURUYOR

Kuzey’de yaşayan Türklerin birçoğunun, Güney’de kalan mal ve arazilerine karşı verilen, tazmin edilen eşdeğerdeki arsalara yapılan konutlarda yaşadığına dikkati çeken mektup, Güney’de Rumların hiçbir tazminat ödemeden Türklere ait arazi ve emlakda yaşadığına işaret etti.
Buna örnek olarak Orams davasını açan Apostolides’in kendisinin bile Türk malı bir arazi üzerine yapılan emlakta yaşadığına dikkat çeken protesto mektubunda, “Larnaka ve Baf havaalanları, Baf’ın kent merkezi, Limasol’daki elektrik santralı Türk mal sahiplerinin izni olmadan inşa edilmiş ve Rum ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır. Orams Davasını açan Apostolides’in kendisi de bir Türk arazisine yapılan konutta yaşamaktadır. Asıl işin en kötüsü, çifte standartın örneği, Hansard raporuna göre Güney’de, emlak sahibi 30 bin Britanya vatandaşının tapusunu almadığı, Rumların bunları kandırdığıdır. Tapu skandalı gerçekten Güneydeki çifte standartın en çarpıcı örneğidir” ifadesi de yer aldı.

MEMNUN DEĞİLİZ

Protesto mektubunu başbakanlığa teslim ettikten sonra basına açıklama yapan Konsey Başkanı Akmen Sıtkı, İngiliz Hükümetinin tutumundan memnun olmadıklarını belirterek, “Burada Kıbrıs’tan fazla Kıbrıslı Türk yaşamaktadır. 50 yıldan beri bu ülkedeyiz. Bugünkü proteso eylemi, 60’dan fazla sivil toplum örgütünü arkasına alan bir harekettir. İlk kez böylesine bir birleşme örneği yaşıyoruz ve oluşturduğumuz en büyük platform. Kıbrıs’ta da benzeri bir eylem geçen hafta yapıldı. Hem onlara destek vermek, hem de Britanya Hükümetinin konuya dikkati çekmek için açtığımız imza kampanyası 12 bin 500 kişi tarafından imzalandı. İngiltere Başbakanı’ndan, Kıbrıs Türklerine karşı yapılan haksızlığa göz yummasını istedik. Bize sahip çıkmıyorlar. Memnun değiliz” dedi.
Önümüzdeki hafta da Kıbrıs Türk Ticaret Odası, Orams davası avukatlarından Nicholas Green Q.C’nin, davanın sonuçlarının etkileri konusunu anlatacağı kapsamlı bir konferans düzenledi.

STAR KIBRIS 19/06/09

 

Ergenekon Kıbrıs’ta da araştırılıyor

   

Ergenekon soruşturmasının KKTC ile bağını ele almak amacıyla meclis araştırması yapılması ve bu amaçla komite kurulması kararlaştırıldı

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, Türkiye’deki Ergenekon soruşturmasının KKTC ile bağını ele almak maksadıyla Meclis araştırması yapılmasını ve bu amaçla özel bir komite kurulmasını kararlaştırdı.
Genel Kurul, dünkü toplantısında, CTP Milletvekillerinin sunduğu, “Türkiye’de başlayan Ergenekon soruşturmasının KKTC ile bağını ele almak maksadıyla Meclis araştırması açılması önergesinin ön görüşmesini yaptı.
Milletvekillerinin konuyla ilgili görüşlerini ortaya koyduğu ön görüşmenin ardından, öneri oy birliğiyle kabul edildi.

SOYER: KIBRIS BAĞLANTISI

Ön görüşmede ilk sözü alan CTP Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Türkiye’de önemli bir aşamaya ulaşan Ergenekon konusundaki belgelerde konunun Kıbrıs ile ilgili bağlantısının da tespit edildiğini belirtti.
Soyer, Ergenekon ile ilgili olarak KKTC’de ortaya çıkan belgelerde 2000 ve 2003’deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile Sağlık Bakanlığı’nın otomasyon ihalesiyle ilgili iddiaların yer aldığını söyledi. Belgelerde adı geçen dönem, Başbakanlar Derviş Eroğlu ile Mehmet Ali Talat’ın evine yönelik faili meçhul bombalama olayı yaşandığını kaydeden Soyer, olayların ciddiyetinden dolayı konunun kapsamlı olarak araştırılmasının şart olduğunu ifade etti.

KÜÇÜK: SİYASİ POLEMİK

UBP Milletvekili İrsen Küçük de, konuşmasında, son seçimlerde propaganda malzemesi haline getirdiği Ergenekon konusunu Meclise getiren CTP’nin, konuyu siyasi polemik haline getirmeye devam ettiğini söyledi.
Elde basında yer alan belgelerin dışında somut hiçbir belge olmadığını kaydeden Küçük, konuyla ilgili olarak araştırma isteyen UBP’nin, CTP’nin önergesine destek vereceğini belirtti.

DENKTAŞ: KOMİTE ARAŞTIRSIN

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş da, konuşmasında, Ergenekon denilen olayın bir suç örgütü olup olmadığının henüz netlik kazanmadığına işaret ederek, tüm bunların, kurulacak komite ile araştırılacağını söyledi.
Kıbrıs Türkü’nün iradesine dönük zaman zaman organize müdahalelerin yaşandığını kaydeden Denktaş, kurulacak komitenin dış etkenlerin etkisi altında kalmaması gerektiğini belirtti. Denktaş, DP’nin olumlu oy vereceği komitenin, KKTC’deki diğer organize suç ve çetecilik faaliyetlerini de araştırması temennisinde bulundu.

ÇAKICI: ÖRTBAS EDİLDİ

TDP Başkanı Mehmet Çakıcı, konunun araştırılmasını isteyen TDP’nin, CTP önerisine destek vereceğini belirterek, TDP’nin temsilcisinin de komitede görev yapması talebinde bulundu.
Konunun gerçekten araştırılıp, araştırılmayacağının önemine işaret eden Çakıcı, UBP’nin olayların örtbas edilmesinde önemli katkı koyduğunu iddia etti. Çakıcı, “Polisin sivil iradeye bağlı olmadığı bir ülkede hangi iradeyle kimden araştırma yapmasını isteyeceksiniz” dedi.
Çakıcı, “sivilleşme ve demokrasiyi engellemek için burada bulunan UBP ile DP’nin yer aldığı komiteye güvenmiyoruz” dedi.

DİĞER KONULAR

Meclis’te dün yapılan gündem dışı konuşmalarda; “CTP döneminde KIB-TEK’e yapılan yatırımlar, Dikmen Çöplüğü, Orams Davası, Girne’nin sorunları, Kutlu Adalı cinayeti, faili meçhul cinayetler, bombalamalar, kurşunlamalar ve Susurluk ile Ergenekon bağlantısı, KTHY, Yeşilırmak Kapısı, Pile Yiğitler Yolu ve Liman ile Liman İşçileri Şirketi’nin son durumu” konularıda ele alındı.

STAR KIBRIS 19/06/09

 

 

 

Anglophone union established
By Stefanos Evripidou

BRITISH High Commissioner Peter Millett yesterday announced the establishment of a branch of the education charity, English Speaking Union (ESU), in Cyprus.

Millet said he was a “bit surprised” that the establishment of a Cyprus branch has taken so long, given the importance of the use of English language on the island.

Noting that education is a really strong strand in the relationship between UK and Cyprus, Millett highlighted that there are now more than 10,000 Cypriot students at British universities, counting for more than one per cent of the population, while the British Council handles around 55,000 examinations a year.

The ESU’s main purpose is to foster international understanding and friendship through the use of the English language.

“English is in common use throughout this island and I hope that this branch can be used to bring people together with a common purpose in this modern age,” said Millett.

Director General of ESU Valerie Mitchell said she was delighted to be in Cyprus and welcome it as the 51st country to join the ESU “family” which first began in 1918.

“Above all, we are an education charity, and it is under this banner of education that we feel we are forming the strongest links today. As Nelson Mandela says ‘education is that golden thread which weaves the nations of the world together’,” said Mitchell.

The ESU “gives opportunities to people in different countries and we shall be reaching out to Cyprus whenever we can”, she added.

Mitchell noted that English was a “global language of opportunity” for young people today, adding however, that the ESU “completely respects the autonomy of other languages and those who use them” and “strongly supports linguistic diversity with all the colours and cultures that it brings with it”.

Garo Keheyan, Chairman of the ESU Cyprus branch said the ESU has a very wide geographical spread on every continent in the world.

“It’s a wonderful opportunity for Cyprus to participate in another international network, so Cypriots can meet and interact with people from all over the world.”

The Cyprus branch will be officially launched on Monday, with 40 overseas delegates from 11 international ESU branches attending the reception at the British High Commissioner’s Residence.

The launch ceremony will be opened by the British High Commissioner and the First Lady of Cyprus Elsi Christofias.

Among the international programs in which Cypriots will be able to participate through ESU are the Public Speaking Competition, which the ESU Cyprus branch has already sponsored a Cypriot participant to speak in London in May on the subject of ‘Regeneration and Renewal’, the International Relations Summer Conference to be held in Oxford in August which a Cypriot journalist will attend and the Globe Education Cultural Seminar for Teachers at Shakespeare’s Globe where a Cypriot English professor will also participate.

CYPRUS MAIL 19/06/09

 

Missing committee appeals for witnesses
By Michele Kambas

A UN-BACKED commission investigating mass disappearances in Cyprus called for witnesses yesterday to help trace remains of some 2,000 people who vanished during conflict in the 1960s and 1970s.

The Committee of Missing Persons (CMP) has been exhuming graves on both sides of the island, divided between ethnic Greeks and Turks, since 2007.

Most leads are based on witness accounts.

"We get a lot of help on the grassroots level, but we know there are some people hesitant to come forward. We need their help," said Gulden Plumer Kucuk, a representative of the Turkish Cypriot community on the committee.

Some 1,468 Greek Cypriots disappeared in 1974, and 502 Turkish Cypriots went missing in ethnic clashes from the 1960s. To date, scientists have identified 155 people by DNA testing among 530 sets of remains already exhumed. The CMP is funded by several countries including the Netherlands, which handed over a €250,000 donation yesterday. It was the second such donation by the Netherlands.

“My country wishes to express its solidarity with all Cypriots who suffer the consequences of the unpleasant events of the past. We hope that healing the wounds of the past can somehow contribute to open the doors to the future”, said Dutch ambassador Jan Eric van den Berg addressing the media.

The final phase of the process is when relatives are summoned to view remains, sometimes incomplete, at a clinical lab on a windswept plateau at Nicosia airport.

The area, once Cyprus's gateway to the world, is now a United Nations compound on the outskirts of the divided capital, within sight of a complex where leaders of the two communities have been holding reunification talks since September 2008.

"It's clinical up to a certain point, but gets very human when relatives come here," said Christophe Girod, a Swiss diplomat on the committee. "It's very emotional because they see their loved one for the first time in decades, and at the same time say goodbye," he told Reuters.

While relatives welcome closure, some still want answers. "It clarifies the situation, but only up to a certain point," said a 57-year-old Greek Cypriot whose brother, then 19, went missing in 1974.

"I want to know why people were found shot in the head, for example. If we give them absolution of sins it's like telling them it's all right to do it again."

CYPRUS MAIL 19/06/09

 

Christofias; I’m no sorcerer’s apprentice
By Stefanos Evripidou

PRESIDENT DEMETRIS Christofias yesterday denounced as “provocation” a report portraying him and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat as legal lightweights and “sorcerers’ apprentices who can’t stop shouting at each other during talks.

The President seemed evidently ruffled at Larnaca airport where he was about to depart for Brussels. Speaking to reporters, Christofias raised the issue of a Reuters Blog post which presented the two leaders as being unaware of the legal aspects of the Cyprus issue and constantly at loggerheads.

The article quoted an unnamed “senior Western diplomat” saying: “Both of them have trouble grappling with the language and terms. They are not lawyers like Clerides and Denktash.” The blog also referred to the “shouting and screaming” that goes on behind closed doors when the two are negotiating.

Christofias dismissed the report as misleading and manipulative, questioning the source of the comments.

“A Reuters article is doing the rounds claiming supposedly that Christofias and Mr Talat are sorcerers’ apprentices who don’t know legal terms, who argue and their shouts can be heard. And this is information from a diplomat,” he said, adding, “No foreign diplomat participates in the talks.”

The substance of the Cyprus issue, he pointed out, is not whether he and Talat have a legal background. “So many years in politics, we have become accustomed to the legal terms and we have very capable legal advisors,” he said.

“If the Cyprus problem was a legal issue, why didn’t the great lawyers who were leaders of the communities in the past solve it, and instead, we have inherited a problem that is more complex and even more difficult to solve,” he added.

Christofias described the allegations in the article as “provocations” and an attempt to redefine the substance of the issue.

“The substance of the problem is political. It is the violation of international law, the violation of all conventions on human rights that have been approved by international organisations, and as a result, political decisions must first be taken on the evolution of the unitary state into a federal state. It is not a legal matter”.

He called on the media not to undermine efforts for a solution, making a direct plea to local media “at least not to be carriers and transmitters of this provocation”.

Independent sources confirmed to the Cyprus Mail that the talks can get heated, especially when the two leaders haven’t met for a while but stressed that the tete-a-tete between Christofias and Talat always ended upbeat and positive.

“They sometimes clear the air but they always come out smiling and friends. And the relationship between the two leaders is key to the process.”

As for them not having a legal background, this is seen as somewhat of a plus, said the source. Whereas Denktash and Clerides used to go line by line, comma by comma, and took a very legalistic approach, Talat and Christofias approach things more from a political viewpoint.

CYPRUS MAIL 19/06/09

 

 

Osmanlı'dan Japonya'ya robot!

120 yıl önce 2. Abdülhamit Japonya'ya robot göndermiş. Ezan okuyan ve yürüyen robottan geriye iki fotofraf kaldı.

Sultan 2. Abdülhamid’in Japonya’ya 1889 yılında robot hediye ettiği ortaya çıktı.

İnsan şeklinde tasarlanan ve ismi ‘Alamet’ olan robotun özelliği ise sema edip yarım metre yürüyebilmesi ve her saat başı ezan okuyabilmesi...

Bugün gazetesinden Mehmet Rıfat Yeğen'in haberine göre; Araştırmacı-Yazar Oktan Keleş’in arşivinde yer alan Alamet’in orijinal fotoğrafları Yıldız Sarayı yangınında zarar görmüş. Ancak fotoğrafın kalan parçaları bile 120 yıl sonra ilk kez gündeme gelen bu ilginç olayı anlatmaya yetecek cinsten.

FİRKATEYNLE BİRLİKTE SULARA GÖMÜLDÜ
Sultan Abdülhamid Han asrın teknoloji harikası bu eseri, Ertuğrul Firkateyni vasıtasıyla yazılmış özel bir mektup, hediyeler ve nişanlar ile beraber Japon İmparatoru'na göndermişti. Firkateyn dönüş yolunda 450 mürettebatıyla birlikte batmıştı.

120 YIL ÖNCEKİ BULUŞ
Keleş yapılan robotun özelliklerini şu şekilde sıraladı:

“Semâzen şeklinde, normal bir insan boyuna yakın, saatli bir robot. Kaideye oturtulmuş gövdesi; saat başı
semâ ediyor, bu esnada kollarını açıyor, gümüş levhalardan yapılmış etekleri açılıyor ve aynı anda ezan okuyor. Tüm bunları yaparken yarım metre yürüyor, hem dönüyor ve ezan bitince de tekrar yarım metre geri giderek yerine dönüyor; kollarını ve eteklerini indiriyor. Robotun tamamı gümüş ve altın kaplamadan yapılmıştı. Robotun arka kısmında kurma yeri mevcuttu ve yedi günde bir kuruluyordu."

MILLIYET 20/06/09

 

 

 

Cumhurbaşkanı ve hükümet Kıbrıs konusunda aynı görüşte

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Cumhurbaşkanı ve hükümetin, Kıbrıs konusunda aynı görüşleri seslendirdiğini ve bundan sonra da böyle olacağını vurguladı.
   Dışişleri Bakanı Özgürgün, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’in, Rumları, bu çözüm şansını değerlendirmezlerse iki ayrı devletin ortaya çıkabileceği konusunda uyardığını kendisine anlattığını da kaydetti.
   Dışişleri Bakanı Özgürgün, dün, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ile Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brooke Zerihoun’u kabul etti.
   Görüşmede, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Erdengiz de hazır bulundu.
   Özgürgün, görüşmede müzakere sürecini tüm detaylarıyla ele aldıklarını, gelinen son aşamayı da değerlendirdiklerini belirtti.
   “Her şeyi konuştuk” diyen Dışişleri Bakanı Özgürgün, görüşme sürecinin bir sonu olması gerektiğini, bu prosedürün ilanihaye devam edemeyeceğini aktardıklarını söyledi.
   Özgürgün, 1974’ün Kıbrıslı Türkler için dönüm noktası olduğunu ve adaya barışın geldiğini, eksik olanın bu barışın bir anlaşmayla taçlanması olduğunu anlattığını kaydetti.
   Türk Ordusu’nun, Rumlar tarafından “işgalci” diye lanse edilmesinin yanlışlığını vurguladığını ve bu müdahalenin Rumların hayatlarını da kurtardığını BM diplomatlarına aktardığını söyleyen Özgürgün, “Kıbrıs Türk halkının olmazsa olmazlarının başında Türk Ordusu’nun fiili garantisinin geldiğini ortaya koyduk” dedi.
   Sulandırılmamış iki kesimlilik ve iki eşit halk temelinde bir çözümün şart olduğunu ortaya koyduklarını ifade eden Dışişleri Bakanı Özgürgün, “Bunlar konusunda Sayın Cumhurbaşkanı ile görüş birliği içinde olduğumuzu ve görüşme sürecini bu bağlamda desteklediğimizi söyledik” dedi.

“Çözüm olmazsa alternatiflerimiz var”

   Downer’in, kendisine Türk tarafının hassasiyetlerini anladığını belirttiğini söyleyen Özgürgün, şöyle dedi:
   “Cumhurbaşkanı’yla görüş birliği içinde olduğumuzu görmenin onlar için önemli olduğunu söyledi. Biz de bundan memnuniyet duyduk. Sayın Cumhurbaşkanı ve hükümetimiz aynı görüşleri seslendiriyor. Bundan sonra da böyle olacak. Görüşme sürecinde bir yere ulaşılamazsa alternatiflerimiz olduğunu kendilerine söyledik. Bunu bildiklerini ve Rumlara anlattıklarını söylediler. Rum tarafına da, bir şans geldiğini ve bu şansı değerlendirmemeleri halinde iki ayrı devlet ortaya çıkabileceğini söylediklerini bize ilettiler.”
   Dolayısıyla biz de aynı şeyi söyledik. Alternatifimiz vardır ve Rum tarafı da biliyor ki bu görüşmelerden netice çıkmazsa veya ilanihaye götürmek niyetindeyseler bunun bize kendi yolumuzu seçme, self determinasyon hakkımızı kullanma durumunda olacağımızı söyledik.”
   Downer’in daha sık görüşme isteğini kendilerine ilettiğini söyleyen Özgürgün, BM şemsiyesine inandıklarını ve AB’ye güvenmediklerini açıkça ortaya koyduklarını ifade etti.
   Dışişleri Bakanı Özgürgün, bir soru üzerine Yeşilırmak konusunun görüşülmediğini, bunun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve heyetinin Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile ele aldığı bir konu olduğunu, ancak Downer’e, bir kapının açılması konusunda bile anlaşmaya varılmadıysa gerisinin nasıl çözümleneceğini sorduğunu, onun da kendisine hak verdiğini, ancak Yeşilırmak konusunda detaylara girmediklerini belirtti.

Heyete hükümet temsilcisi

   Özgürgün, müzakere heyetine hükümetten bir temsilci atanması konusunda son gelişmenin sorulması üzerineyse, bunu Cumhurbaşkanı’na ilettiklerini, ancak ona böyle bir konuda baskı yapamayacaklarını kaydetti.
   Dışişleri Bakanı Özgürgün, hükümetin mutlaka Cumhurbaşkanı ile işbirliği içinde olması için, Cumhurbaşkanı ile birlikte üzerinde karar verilecek bir hükümet temsilcisinin hem Cumhurbaşkanı’nın pozisyonunu güçlendireceğini, hem de hükümetin bu anlamda çok daha rahat olayları takip etmesini sağlayacağını belirterek, bu konudaki görüşlerinin değişmediğini vurguladı.
   Bu konuda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın da ortaya “olur”unu koyması gerektiğini belirten Dışişleri Bakanı Özgürgün, ancak, bu konuyu sorun haline getirmeyeceklerini belirtti.
   Özgürgün, Cumhurbaşkanı’nın kısa zamanda bu konuyu değerlendirmesini umduklarını da söyledi.

“Benim heyette yer almamam konusunda haklılar”

   Dışişleri Bakanı, heyete temsilci olarak öngördükleri biri olup olmadığı, veya bu kişinin bürokrat mı yoksa siyasi unvanlı biri mi olacağı sorusu üzerine, hükümeti temsil edebilecek şartlara haiz birinin görevlendirilebileceğini kaydederek, “kendisinin katılmasının” nasıl olabileceğini Cumhurbaşkanı ile ele aldıklarını, ancak, Rum Dışişleri Bakanı’nın görüşmelere katılmaması nedeniyle, Cumhurbaşkanı’nın da, kendisinin Dışişleri Bakanı olarak heyete katılmasını doğru bulmadığını, mütekabiliyet esası düşünüldüğünde bu konuda kendisine hak verdiklerini belirtti.
   Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, başka bir soru üzerine Downer’in dış ziyaretlerle çözümü kolaylaştırma konusunda destek aradığını kendilerine anlattığını, ayrıca, BM diplomatının, aynı şekilde içte de sivil toplum örgütleriyle görüşmelerini devam ettirdiğini anlattığını söyledi

KIBRIS 20/06/09

 

 

Talat’la diyalog içinde olmaya devam ediyoruz

Başbakan Derviş Eroğlu, Kıbrıs konusunda sürdürülen müzakerelerin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la işbirliği içinde sürdürülmesi taraftarı olduklarını ve önemli olanın adada yaşayabilir ve halkın benimseyebileceği bir anlaşmaya varılması olduğunu vurguladı.
   Eroğlu dün düzenlediği basın toplantısında, basının çeşitli konulardaki sorularını da yanıtladı.
   Kıbrıs konusunda Türkiye’nin kendisine, Cumhurbaşkanı Talat’a destek olması yönünde telkini olup olmadığı sorusuna karşılık Eroğlu, “Türkiye’nin herhangi bir telkini yok” diyerek baştan beri söyledikleri gibi Talat’la diyalog içinde olmaya devam ettiklerini, ancak zaman zaman görüş ayrılıklarının olmasının da doğal olduğunu ifade ederek, “Hristofyas’la bile anlaşacağını söyleyen bir Cumhurbaşkanı’yla benim anlaşmamam mümkün değil” dedi.
   KKTC halkının geleceği düşünüldüğünde belli noktalarda anlaşmaya varmak durumunda olunduğunu, ancak bundan kazanılan haklara dokunulacağı anlamının çıkarılamayacağını yineleyen Eroğlu, “Ha ‘ben ille de KKTC’yi ortadan kaldıracağım; Hristofyas’ın istediği şekilde Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yamalayacağım’ noktasına gelirse Sayın Talat önce bizi karşısında bulacaktır. Bu da bir gerçek ”şeklinde konuştu.
   Başbakan Eroğlu, “Kıbrıs’ta biz yaşayabilir bir anlaşma için çalışıyoruz. Adı fark etmez” derken, AB’nin referandum sonrası verdiği sözleri yerine getirmediğini, dolayısıyla halkın artık ne istediğini bildiğini ve kanmayacağını, Annan Planı benzeri ikinci bir plana “evet” diyeceğini de düşünmediğini söyledi.

“KIB-TEK özelleştirilecek demedik”

   Eroğlu, KIB-TEK konusundaki bir soru üzerine ise, rakamlara göre konuştuklarını ve kurumu özelleştireceklerini hiç söylemediklerini, Ankara’da da böyle bir öneri masaya koymadıklarını söyledi.
   KIB-TEK’te çalışanlara da önemli görev düştüğüne işaret eden Başbakan, “Yapılması gereken; elektrik borcu olan herkesin üzerine gitmek ve alacakları toplamaktır” dedi.
   UBP’nin özelleştirmenin karşısında olmadığını, ancak zarar eden bir kuruluşu özelleştirmeye kalkmaları halinde alıcı da bulamayacaklarını kaydeden Başbakan Eroğlu, kurumun daha iyi çalışması için kendilerinin de üzerlerine düşeni yerine getireceklerini söyledi.
   KTHY-THY ortaklığı konusunda ise Eroğlu, bu yönde bir görüşme olduğunu, ancak THY’nin bunu şiddetle reddettiğini kaydetti.

“Cumhurbaşkanlığı adaylığı
gündemimde değil”

   Başbakan Derviş Eroğlu, Cumhurbaşkanlığı’na aday olup olmayacağı sorusunu yanıtlarken ise, kendisinden başka herkesin bunu söylediğini, ancak parti olarak misyonlarının iktidara gelerek sorunları çözmek olduğunu, dolayısıyla şimdi gündemlerinin bu olduğunu; Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gündemlerinde olmadığını söyledi.

“13’üncü maaş
kaldırılmayacak”

   Eroğlu, 13’üncü maaşların kaldırılmayacağını bir kez daha söyledi.
    Derviş Eroğlu, emeklilerden vergi alınması, 13. maaşların kaldırılması gibi düşüncelerinin bulunmadığını da bir başka soru üzerine açıkladı.

“Kredi almak zorundayız”

   Ankara ziyaretleriyle ilgili soruya karşılık Başbakan Eroğlu, kendilerinin alacakları tedbirleri oturup düzenlediklerini ve ona göre Ankara’ya gittiklerini belirterek, “Öyle tedbir almadan gidip para istemek olmaz” dedi ve bunun üzerine protokol çalışmalarına başlandığını kaydetti.
   Ayakta durabilmek için dış krediye ihtiyaç olduğunu, bunun alınabileceği tek yerin de Türkiye Hükümeti olduğunu vurgulayan Başbakan Eroğlu, “Bu krediyi almak zorundayız” dedi.
   Eroğlu, Türkiye’yle imzalanacak protokol konusunda öngörülen takvimin sorulması üzerine ise, bunun için gerekli teknik çalışmalara devam edileceğini belirterek, bir iki hafta içinde tamamlanmasıyla, en geç 20 Temmuz’dan önce Türkiye’ye gidilerek protokolün imzalanmasının düşünüldüğünü kaydetti.

“Dikmen Çöplüğü
için B planımız var”

   Başbakan Eroğlu, Dikmen Çöplüğü’nde yaşanan sorunla ilgili nasıl bir çözüm öngördüklerinin sorulması üzerine de, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs Türk tarafı için ayırdığı kaynaktan 15 milyon Euro’nun çöplüğün ıslahı için ayrıldığını ve ileriki günlerde bunun için ihaleye çıkılacağını açıkladı.
   Bu konuda ayrıca B planlarının da olduğunu söyleyen Eroğlu, AB yoluyla bu işin kökten çözümlenememesi halinde Türkiye ve Almanya’dan talepleri değerlendireceklerini kaydetti.

“Geçitkale Havaalanı’nı inceleyeceğiz”

   Başbakan Derviş Eroğlu, Geçitkale Havaalanı için ihaleye çıkılmasının düşünülüp düşünülmediği sorusuna da “Önce inceleyeceğiz yanıtını” verdi ve bölgeye elektrik direklerinin döşenmesinde yaşanan sorundan dolayı şu anda alana iniş kalkış yapılamadığını vurguladı.

 KIBRIS 20/06/09

 

Hesap verecekler

Eroğlu, CTP iktidarı döneminde gerçekleştirilen şaibeli icraatları ve yolsuzluk iddialarını bir bir açıkladı.

Beklentilerin ötesinde yıkım… Başbakan Derviş Eroğlu, 18 Mayıs günü Cumhuriyet Meclisinden güvenoyu alarak göreve başlayan UBP hükümetinin ilk ayında kapsamlı bir basın toplantısı düzenledi. İlk belirlemelere göre, CTP iktidarı dönemindeki şaibeli icraatları ve yolsuzluk iddialarını ortaya koyan Eroğlu “beklediğimizin de çok ötesinde bir yıkım tablosuyla karşı karşıya kaldığımızı halkımızdan gizlemek doğru olmazdı. Bu anlayışla ne bulduğumuzu halkımızla paylaşacağız” dedi.

Devlet ihalelerinde izlenen yöntem… “İhaleler düşük bedelle bağlanarak güya devlet korunmuş gibi yapılmakta ve ihale istenilen firmalara verilmekte idi. Bilahare ise Bakanlar Kurulu kararları ile ek işler yapıldığı gerekçesiyle bu firmalara yüklü miktarda kaynak aktarımına gidildi” diyen Başbakan Derviş Eroğlu Lefkoşa’daki kapalı yüzme havuzu, Gazimağusa Devlet Hastanesi ve Girne İhtiyat Sandığı binası inşaatlarında yapılanları örnek gösterdi.

Rakamlar neredeyse ikiye katlandı… Gazi Mağusa Hastanesi’nin 23.680 milyon TL’ye ihale edildiğini, ancak ek işler yapıldığı kisvesi altında bu hastanenin 38.5 milyon TL’ye mal olduğunu anlatan Eroğlu, kapalı yüzme havuzunun 2.8 milyon TL’ye ihale edildiğini, ancak ödemelerin 5.2 milyon TL’ye ulaştığını, Girne İhtiyat Sandığı binasının ise 2.685 milyon TL’ye ihale edildiğini, ancak bitmesi gereken tarihten 8 ay sonra müteahhide 3.594 milyon TL ödeme yapıldığını açıkladı.

Devletin resmi evraklarında tahrifat… Başbakan Eroğlu, herkesi şok eden açıklamalarında, Dome Otel’in ve Mare Monte’nin nasıl elden çıkarıldığının yanı sıra, KIBTEK’in 190, DAܒnün 43.7 milyon TL, KTHY’nin 44.5 milyon dolar borçta, Sigorta Kurumu’nun gelirlerinin, giderlerin yarısına yakın olduğunu anlattı. Eroğlu, ayrıca devlete ait resmi evraklarında tahrifat yapıldığını belirtirken “bu yapılanlar yapanın yanına kalmayacak” dedi.

Gübre imalatçısına 500 milyar  
 
   Kamu kaynaklarının nasıl yandaşlara peşkeş çekildiğine ilişkin bilgi aktaran Başbakan Derviş Eroğlu, “Bakanlar Kurulu kararı ile Zirai Levazım Makine Pazarlama Kooperatif Ltd’e gübre alımı için 500 bin TL hazineden avans ödemesi yapılıyor ve ikinci bir Bakanlar Kurulu Kararı ile bu para gübre imalatçısına ön ödeme olarak veriliyor. Peki neden bu yapılıyor? Çünkü bu gübre imalatçısı yandaştır ve ona kaynak aktarılıyor” diyerek, konu ile ilgili soruşturma başlatıldığını duyurdu.
   Eroğlu’nun, CTP iktidarı döneminde yaşanan şaibeli icraat ve yolsuzluklarla ilgili diğer açıklamaları şöyle:

26 milyon dolara ret, 46 milyon dolara ‘evet’

   Son elektrik santralleri ihalesi 26 milyon dolar teklif verene verilmemiş ve ihale iptal edilmiştir. Ancak ihalesiz olarak 46 milyon dolara alınmıştır. Bu da araştırılıyor.

Seçimlik elektrik sayaçları

   Seçimlere çok kısa bir süre kala, seçim yasaklarına aldırmadan 290 aileye elektrik sayacı bağlanmıştır. Bunun bedeli olan 732 bin TL’nin 675 bini Başbakanlık bütçesinden, geriye kalanı da Maliye Bakanlığı tarafından ödenmiştir.

Bir TV’ye 1.5 milyon dolar

   Maliye Bakanlığı Teftiş ve İnceleme Kurulu’nun raporuna göre CTP-ÖP hükümeti son üç yılda bazı televizyon, gazete ve gazetecilere çok önemli bir miktar olan 6 milyon 665 bin Türk Lirası yani 6 Trilyon 665 milyon Yeni Türk Lirası harcamıştır.
   Bir yayın kuruluşuna devletin binası cüzi bir miktar karşılığı uzun vadeli kiralanmış, bir başka kuruluşa ise arazi tahsis edilmiştir.
   Ek olarak bir televizyon kurumuna 1 buçuk milyon dolar Kalkınma Bankası’ndan kredi verilmiştir. Bugüne kadar bunun 750 bin doları kullanılmıştır.

481 kişiye 7.8 milyon TL

   Seçim döneminde Vakıflar Bankası’ndan küçük esnaf kredisi adı altında 481 kişiye 7.826 milyon TL kullandırıldığı da saptanmış bulunuyor.
   Vakıflar İdaresi ile ilgili pek çok usulsüzlük, yolsuzluk iddiası da şu an elimize ulaşmış bulunuyor.
   Herkes şunu bilmelidir ki; bu yapılanlar, yapanların yanına kar kalmayacak.

  Dome Otel ve Mare Monte nasıl elden gitti?

   Dome Otel nasıl elden çıkarıldı? Mare Monte’de neler oldu? Lara Beach’te durum nedir? Vakıflarca yurt dışında düzenlenen sergi çerçevesinde olup bitenler mutlaka araştırılacak ve durum ortaya konulacaktır.
   Ayrıca Başbakanlık bünyesinde Devlet’in resmi evraklarında tahrifat yapıldığını saptamış bulunuyoruz.
   Bugüne kadar hiç aynı tarihli, aynı sayılı iki farklı Bakanlar Kurulu kararı gördünüz, duydunuz mu?

Belediyelerin elektrik borçları  

Evet, CTP bunu da yaptı.
   Arkadaşlarım size ilgili Bakanlar Kurulu kararlarını dağıtmış bulunuyor. Lütfen inceleyiniz.( Ek1, Ek2 )
   Değerli arkadaşlar CTP-ÖP hükümeti 13 Şubat 2008 tarihinde aldığı bir kararla belediyelerin KIBTEK’e 1 Ocak, 2008 tarihine kadar olan borçlarını silmek istemiş ve bunun için gerekli yasal mevzuatı yapacağını kamuoyuna açıklamıştır.

Ama öyle yapılmadı.
   O tarihten sonra bir yılı aşkın süre iktidarda kalan CTP-ÖP ikilisi mevzuatı hazırlamamıştır.
   Şimdi KIBTEK parasını istiyor, Belediyeler ise vermeyeceklerini belirtiyorlar.
   Devlet bu kadar yıpratılamaz.
   Değerli medya mensupları, 18 yıla yaklaşmakta olan Başbakanlığım süresince görmediklerimi görmeye, duymadıklarımı duymaya başladım.
   İnanır mısınız ki şu anda Meclis’te temsil edilen bir partimizin Genel Başkanı avukatı kanalı ile alacağını tahsil edebilmek amacıyla Başbakanlığa son ihbarnameyi gönderdi.
  
Müsteşarın marifeti

Olay şu:
   İddiaya göre CTP’li Başbakanlık Müsteşarı, Sayın Mehmet Çakıcı’nın rehabilitasyon ve tedavi merkezine dört hasta gönderdi ve bunların tedavi masrafının Başbakanlık tarafından üstlenileceğini belirtti.
   Fakat daha sonra Başbakanlık bunu kabul etmedi.
   Hastaları Başbakanlığın göndermediğini iddia etti ve ödeme de yapmadı.

Şimdi bize dava açılıyor.
   Bu durum Başbakanlığın piyasaya borçlu olmasının ötesinde bir anlam taşır. Bir Başbakanlık Müsteşarı yazışmalarla bu gibi işleri yapması gerekirken belli ki bunu yapmamış ve sıkıntı yaratmıştır.
   Devlet ciddiyetinden yoksun icraatların devleti ne hale getirdiğini gördükçe üzülmemek elde değil.
   CTP-ÖP hükümeti bir başka marifetini de iskan konusunda gösterdi.
   Eşdeğer uygulamaları kapalı kapılar arkasında yandaşlara yönelik olarak devam ettirilirken halka yalan söylendi.
   Eşdeğer uygulamalarına son verdiklerini söyleyenler 1974 öncesinde Rumlara ait olan bazı malları 55 kişiye sattı.
   Hemen belirteyim ki Başbakanlık Teftiş Kurulu ile ilgili yasa tasarısı Bakanlar Kurulundan geçmiş, Meclise sevk edilmiştir ve kısa bir süre içinde yasalaşacaktır.
   Bu yasanın gereği yerine getirilecek ve hiç bir iddianın, haberin, ihbarın üzeri örtülmeyecektir.
   Kamuda çökmüş bir yapı, reel sektörde büyük bir sıkıntı ve genel anlamda ülke ekonomisinde ciddi bir kriz söz konusudur.
   Başbakanlıkta incelemelerimiz devam ediyor. Tüm Bakanlarımız yoğun bir şekilde durum saptaması yaparak sorunları aşmaya, plan ve projelerini uygulamaya çalışıyorlar.
   Şunu belirtmekte fayda görüyorum ki koyu bir partizanlık dönemini geride bırakmış bulunuyoruz. Ne Devlet ne halk düşünülmüş, sadece partisel kaygılarla hareket edilmiştir. Bir müdürlüğe defalarca atama yaparak aynı makamdan aynı partinin iktidarında iki üç müşavir yaratıldığı bile olmuştur.

470 milyon TL açık 

   Bütçemiz CTP-ÖP hükümeti yüzünden perişan durumdadır.
   2009 Mali Yılı Bütçe Yasası 205 Milyon TL açık ile bağlanmış olup, yeni düzenlemeler yapılmaması ve tedbirler alınmaması halinde yıl içerisindeki gelişmeler ile bu açık 470 Milyon TL düzeyine çıkabilecektir.
   Bütçe görüşmeleri sırasında bu bütçenin 6 aylık olduğunu zaten söylemiştim. Ne yazık ki CTP hükümetince 4 ayda bütçe tüketilmiştir.
   Diğer yandan CTP hükümetleri ek mesai harcamaları konusunda da yandaş memnun etme düşüncesiyle oldukça cömert davranmış ve bizim 2003 yılında 7 milyon TL olarak bıraktığımız ek mesai giderlerini 90 milyon TL’nin üzerine çıkarmıştır.
   Burada açıkça vurgulamak istiyorum ki çok zorunlu haller dışında kamuda ek mesai uygulamasına ciddi kısıtlamalar getirilecek ve buradan yapılacak tasarruf alt yapının geliştirilmesine ve özel sektörde istihdamı arttırıcı yönde kullanılacaktır.

4620 yeni istihdam

   Kamuda 3762 kişi istihdam edilmiştir. Ayrıca muhtelif kamu kurum ve kuruluşlarına da 858 kişinin istihdam edilmesi ile toplam istihdam 4620 kişiye yükselmiştir. Bu uygulama kamu maliyesine önemli oranda ek yük binmesine neden olmuştur.
   Ayrıca bu istihdamlar bir devlet düzeni ve ciddiyeti içinde yapılmamış ve kamu düzeni darmadağın edilmiştir. Bir bakıyorsunuz kadrosu Başbakanlıkta görünen bir personel aslında Güzelyurt’ta Posta Dairesinde çalışıyor ya da Mağusa Hastanesinde çalışıyor ya da evinde oturuyor. İşinin ehli elemanlar alakasız yerlere görevlendirilmiş, yerlerine iş bilmeyen yeni elemanlar yerleştirilmiş. Böylece kamu yönetimi felç edilmiştir.
    
KTHY 44.5 milyon dolar zorda

   Halkımıza büyük umutlar pompalanarak hisseleri Türk Hava Yolları’ndan satın alınan Kıbrıs Türk Hava Yolları CTP’nin partizanlığı, bilgisizliği nedeniyle çok kötü durumdadır.
   Son üç yıl içerisinde ülke genelinde hava yolu ile seyahat eden yolcu sayısı %22 oranında artış göstererek, 2008 yılı itibarıyla 1,845,131’e ulaşmıştır.
   Ancak ayni dönemde KTHY’nin pazar payında önemli bir gerileme kaydedilmiştir. 2002 yılında %77, 2003 yılında %74 olan pazar payı,2006 yılında %64’e, 2008 yılında ise %45’e düşmüştür.
   Bizler KTHY’nı CTP’ye kar eden bir kuruluş olarak bankada 40 milyon dolar parası ile teslim etmiştik. Bize ne teslim ettiklerine bakacak olursak şöyle bir tablo karşımıza çıkar:
   KTHY’nin mali durumu kuruluşu kapanma noktasının eşiğine getirmiştir. Ödenmiş sermayesi 69.7 milyon TL olan kuruluş son üç yılı zararla kapatmış olup, 2006, 2007 ve 2008 yılları itibarıyla faaliyet zararları sırasıyla 13.4 milyon dolar, 30 milyon dolar ve 43.1 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.
   Zarar durumu 2009 yılında da devam etmektedir. Kuruluşun borç stoku 44.5 milyon dolar tutarındadır. Borç stokunun 30 milyon dolarlık kısmı vadesi gelmiş güncel piyasa borçlarından, 14.5 milyon dolarlık kısmı ise 2009 yılı sonu itibarı ile ödenmesi gereken banka borçlarından oluşmaktadır.
   KTHY’nin aylık mali açığı 3.5 milyon dolar düzeyinde olup, personel ücretlerini ve piyasa borçlarını ödeyemez durumdadır.
   Bugün burada açık ve net bir şekilde vurguluyorum:
   Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın bugüne kadar verdiği bedava uçuş hakkı artık ortadan kaldırılacaktır. Bundan sonra Yönetim Kurulu’nda görev alacakların da böyle bir hakkı olamayacaktır. Yönetim Kurulu üyeleri sadece görevleri ile ilgili uçuş yapacaklarsa bunu ücretsiz yapabilecektir.
   Zararda olan bir şirketin kimseye bedava imkan sağlama lüksü yoktur.
   Diğer bazı kesimlere sağlanan ayrıcalıklar da zamanla ortadan kaldırılacaktır.

KIB-TEK 190 milyon TL borçta

   Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu’nun çeşitli kurum ve kuruluşlara yaklaşık 190 milyon TL borcu vardır.
   KIBTEK’in toplam alacağı ise yaklaşık 144 milyon TL’dir. Ne var ki bu alacakların çok büyük kısmı Devlet ve belediyelerdendir. Belediyeler ise borçlarını ödeyemeyecek durumda olup bağışlanmasını talep etmektedir.

DAܒnün borcu 43.7 milyon TL

   DAܒnün 2003 yılında 24 milyon TL nakit varlığı olmasına rağmen, 2004 yılında -15.3 milyon TL, 2005 yılında -27.7, 2006 yılında -20.4, 2007 yılında -13.2 ve 2008 yılında -8.1 milyon TL tutarlarında faaliyet zararı meydana gelmiş ve Mayıs-2009 itibarıyla 43.7 milyon TL tutarında borç stoku oluşmuştur. DAÜ, her yıl bankalara ortalama 5 milyon TL faiz ödemektedir. Halen maaşları ödeyememekte ve devamlı olarak borçlanma yoluna gitmektedir.
  Lefke Avrupa Üniversitesi için 2008 Mali Yılı Bütçesi’ne TC kaynaklı olarak yatırım için konulan yaklaşık 11 milyon TL geçmiş hükümetin cari bütçeye aktarması nedeniyle kullanılamamış ve böylece gerçekleştirilmesi planlanan Kültür Sarayı, İletişim Fakültesi ve Sağlık Merkezi projelerine başlanamamıştır.
  Cypfruvex 2008-2009 yılı narenciye ürün bedelleri için yaklaşık 4.3 milyon TL’ye ihtiyaç duymaktadır.
   Ayrıca Maliye Bakanlığı’nın Bakanlar Kurulu kararı ile ürün desteği olarak Cypfruvex’e ödemesi gereken 2.1 milyon TL söz konusudur.
   Toprak Ürünleri Kurumu ise alacaklarına karşılık Maliye Bakanlığı’ndan 18 milyon TL talep etmektedir.
   Tarım Sigortası Fonu Maliye Bakanlığı tarafından tahsil edilip hesabına yatırılmayan yaklaşık 3.3 milyon TL’yi talep etmektedir. Oysa 2003 yılında Tarım Sigortası Fonunda 23 milyon TL vardı.
   Doğrudan Gelir Desteği içinse bütçeye mevcut kaynağa ek olarak 15 milyon TL konulması talep edilmektedir.

Sosyal sigortaların aylık geliri 18, gideri 36 milyon TL

   Sosyal Sigortalar Fonu giderleri arasında en büyük kalem ( % 80) malullük, yaşlılık ve ölüm aylığı ödemeleridir.
   Bunun dışında kalan giderler ise diğer kısa vadeli sigorta giderleridir.( sağlık, ilaç, geçici iş göremezlik v.b)
Fonun mali durumu ise şöyledir:

Fonun, Mayıs 2009 tarihi itibarıyla;
-ortalama aylık tahsilatı 18 – 20 Milyon Türk Lirasıdır.
-ortalama aylık ödemesi 36 Milyon Türk Lirası’dır.
-Fonun aylık açığı ortalama olarak 16 Milyon T.L’dir.
-2007 yılının Eylül ayından itibaren devlet fonun eksildiği miktarları yeterli seviyede karşılayamamıştır.
-Fon, eksildiği miktarları K.T.Kooperatif Merkez Bankasından borçlanmak suretiyle karşılamıştır.
-28 Mayıs 2009 tarihi itibarıyla borç miktarı 99 Milyon T.L’dir.
-Haziran ayı tahsilatları yapıldığı zaman borç miktarının 80 Milyon T.L ye düşmesi beklenmektedir. (Bütçe ödeneklerinin düzenli aktarılması halinde)

İhtiyat Sandığı Fonu’na 181 milyon TL borç

   Fonun 30 Nisan 2009 tarihi itibarıyla; (TL. ve TL. Karşılığı Döviz )
   Toplam mevduat miktarı: 420.217.000 TL.
-Kamu kurumlarının devlet bankalarından kullandıkları kredilere karşılık teminat olarak gösterilerek bloke edilen mevduat miktarları:
- Sosyal Sigortalar Dairesinin kullandığı kredilere karşılık: 100.000.000 TL.
- KIB-TEK ‘in kullandığı kredilere karşılık                          : 57.000.000 TL.
- K.T.H.Y Ltd. Şti’nin kullandığı kredilere karşılık              : 24.000.000 TL.

Toplam: 181.000.000 TL.

* Devlete doğrudan kullandırılan krediler:
(Alacaklı Senetler ( TL. Ve TL karşılığı Döviz)
- KKTC Maliye Bakanlığı                : 282.550.810 TL.
- KKTC Maliye Bakanlığı                :   11.650.371 TL.
- TCM Konsolide İnkişaf Sandığı    : 385.220.003 TL.
- TCM Konsolide İnkişaf Sandığı    :   22.687.265 TL.
- KIB – TEK                                       :     2.163.871 TL.
                                          Toplam      : 704.272.320 TL.


Turizm Fonu tükenme noktasında

   Turizm Geliştirme ve Tanıtım Fonu’nun Ocak, 2009 – 31 Aralık, 2009 dönemindeki toplam harcanabilir miktarı
= 16,854,512.38 TL’dir.

Aylık harcanabilir miktar ise 1,404,542.70 TL’dir
   Bu kapsamda, yeni hükümetin icraata geldiği tarihe kadar yapılan fon harcaması 8,140,572.83 TL olmuştur.
   Bu rakam söz konusu tarihe kadar yapılması gereken harcamanın oldukça üstündedir. Dikkat edileceği üzere son 109 günlük süre içinde harcanan miktar toplamın %48’i kadar olmuştur.
   Fonun geniş bir şekilde amaçları dışında kullanıldığı böylece saptanmıştır.
   Sektörlerdeki durum ise şöyle:
   Yüksek Öğrenim: Yüksek Öğrenimdeki öğrenci sayısı 46,702’ye ulaşmış durumdadır. Bunların yaklaşık %8’i üçüncü ülkelerden, %69 Türkiye ve %23’ü de KKTC’dendir.
   Sektörde, ekonomik krizin Türkiye ve KKTC’ye etkisi, Türkiye’nin kendi üniversitelerindeki öğrenci kontenjanı ile KKTC’den gidecek öğrencilere verdiği kontenjanı artırması KKTC üniversitelerine yönelecek öğrencilerin sayısını düşürecek endişesine neden olmuştur.

Dış ticaret açığı büyüdü

   2008 yılında toplam ithalatımız 1 milyar 680.7 milyon dolar olurken, toplam ihracatımız ise 83.7 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Yıllar itibarıyla dış ticaret açığı büyümektedir.

Sanayi’de durum ise şöyledir:
   Sanayi sektörü içinde önemli bir yeri olan imalatın düzenli bir şekilde payı azalmaktadır. Birçok sanayi tesisimiz kaynak yokluğundan kapanma noktasına gelmiştir. Geçmiş hükümet döneminde sanayicilerimizin sivil itaatsizlik eylemine itildiği hafızalardadır.

15 bin konut bekliyor

   2003 yılından itibaren yaşanan süreç nedeniyle inşaat sektörünün GSYİH içindeki payı %5’lerden 2008 yılı tahmini rakamlarına göre yaklaşık %8’e yükselmiştir.
   Müteahhitler Birliği yapımına başlanan konut sayısının 25 bin adet dolayında olduğunu belirtmektedir.

Halen 10 bin konut satılmıştır.
Geri kalan 15 bin adet ise tamamlamayı beklemektedir.
Sektör temsilcileri bunun için gereken kaynağın 200 milyon dolar olduğunu ifade etmektedir.
   Bu saptamalardan sonra yapmayı düşündüklerimizi dile getirmek istiyorum:
   Öncelikle bütün Bakanlarımız kendi sorumluluk alanlarına giren konularda proje çalışmaları ve yasal düzenleme hazırlıklarını sürdürmektedirler. Yakında bu çalışmalar ürünlerini vermeye başlayacaktır.
   Ekonomi en öncelikli konumuzdur. Bu çerçevede Başbakanlık Ekonomik Koordinasyon Kurulu yakında devreye girmiş olacaktır. Bu kurulu iki bacaklı olarak düşünüyoruz. Birinci bacakta ilgili Bakanlar ve bürokratlar yer alacaktır. İkinci bacakta ise ekonomi ile ilgili danışmanlar, öğretim görevlileri ve sorunları bizzat yaşayan sektörlerden temsilciler yer alacaktır.
   KKTC ekonomisinin iki yönde alınacak önleme ihtiyacı vardır. Birincisi şu anda içine girdiği global kriz sarmalından çıkış için gerekli geçici tedbirlerdir. Bu tedbirler son dönemlerde Türkiye dahil dünyanın birçok ülkesi tarafından uygulanan ve temelde özel sektörün desteklenmesi ve iç talebin canlanmasını hedef alan maliye politikalarına dairdir.
   Güneye kayan ticaretin yeniden kuzeye dönmesi için yasakçı bir zihniyetle hareket etmeyeceğiz. Tam aksine Kuzeyi alış veriş için daha cazip hale getirmek maksadıyla piyasamızı ucuzlatacak tedbirlere öncelik vereceğiz.
   KKTC’nde ekonomik hayatın yeniden canlanması için mutlak surette bir genişletici maliye politikası programı şarttır. Bunun için de bir vergi paketi hazırlanmalı ve geniş bir toplum kitlesini kapsayacak şekilde yürürlüğe sokulmalıdır.
   Özellikle kapanan işletmelerin yarattığı işsizliğe müdahale etmek de kaçınılmaz bir gereklilik olarak KKTC hükümetinin önünde durmaktadır.
   İş gücü piyasasındaki istihdamı artırmak için mutlak surette iş hayatının desteklenmesine ve istihdamı artıracak önlemlere ihtiyaç vardır.
   Kamu kesiminin alacağı bu kapsamlı tedbirlerle birlikte daralan kredi piyasasının da daha aktif olacak bir şekilde yeniden organize edilmesine ihtiyaç vardır.
   Bu bağlamda özel sektörün kredi ihtiyacının giderilebilmesi için devletin de rol alabileceği bir sistematiğin geliştirilip daralan kredi kullanımının mutlak surette genişletilmesi sağlanmalıdır.
   İkinci grup tedbir ise KKTC’nin özellikle izole edilmiş olmasından kaynaklanan ve birçoğu yapısal sorunlar halini alan diğer alanlarda alınması gerekli tedbirleri oluşturmaktadır ki bunlar kalıcı özelliğe sahiptirler.
   KKTC’nin bu kapsamda önemli bir reform paketine ihtiyacı vardır. Tüm piyasalarının sağlıklı bir şekilde çalışması ve gerekli faydayı yaratabilmesi bu reformların yapılıp yapılamayacağına bağlıdır. Bu reformlar her iki yönden de yürütülmesi zorunlu olan hem kamu hem de özel sektör merkezli olmak zorundadır.
   Burada kamunun üstüne düşen önemli rol, piyasaların düzenleyicisi olarak reformları gerçekleştirmek ve daha sağlıklı bir yapıya kavuşturmaktır. Kısacası KKTC ekonomisinin aynen Türkiye Cumhuriyeti’nde olduğu gibi modernleşme ihtiyacı vardır. Bunun için de ciddi bir kaynak ihtiyacı vardır.
   Söz konusu kaynakların en verimli ve etkin bir şekilde kullanılması reform programının başarısı için belirleyici rol oynamaktadır. Bununla birlikte söz konusu programın toplumsal destek alması da başarı açısından oldukça kritiktir. Bu nedenle hükümetimizin hazırlayacağı program öncelikle KKTC halkıyla paylaşılacak ve destek alındıktan sonra uygulanmaya başlanacaktır. Ülkemizin yeniden düzlüğe çıkması için birtakım fedakarlıklar gerekiyorsa, bu her kesime mümkün olduğunca dengeli bir biçimde yansıtılacak ve toplumsal konsensus arayışı neticesinde gerçekleştirilecektir.
   Söz konusu program kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerle birlikte bu hedeflerin gerçekleşmelerini ölçümleyecek olan performans ölçütlerini de barındıracaktır.
   Değerli medya mensupları, çok kıymetli vatandaşlarımız, gelirlerin geliştirilmesi ve giderlerde yapılabilecek tüm düzenlemelere rağmen bütçede finansman kaynağı belirlenmemiş ve bütçe yılı başında belirlenen 205 Milyon TL’ye ilave açığın ortaya çıkacağı bir gerçektir. 
   Açığın 2009 yılı sonu itibarı ile 470 Milyon TL’ye ulaşacağı tespit edilmiştir.
   Haziran itibarıyla, Anavatan’dan kamu kesimine 2009 yılı tamamı için katkı olarak öngörülen 213 Milyon TL’lık kaynağın 199 Milyon TL’sı kullanılmış olup, 14 Milyon TL kaynak kalmıştır. Bu kaynak Haziran ayı açığı için yeterli olmayıp zorunlu harcamalar için ilave kaynak ihtiyacı söz konusudur.

Bütçe dışında DAÜ, KIBTEK, KTHY için de acil kaynak ihtiyacı vardır.
Anavatan Türkiye’de yaptığımız son temaslarda bütün bunlar dile getirilmiştir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin krediye ihtiyacı vardır.
Tablo Anavatan Türkiye yetkililerinin önüne konulmuştur.

Hükümet ne yapacak?
   Teknik çalışmalara devam edilecek ve sonuçta bir protokol imzalanacaktır. Bu protokolun gereklerine göre hareket ederek, reformlarımızı hayata geçirmek suretiyle ülkemizi yeniden düzlüğe çıkarmayı planlıyoruz.

Teşvik ve İstikrar Sağlamaya Yönelik Şu  Önlemleri Hayata Geçirmeyi Planlamaktayız :
   KKTC ekonomisinin istikrarlı büyümesi için bir takım projeler uygulanmaya konacaktır.
   Bu bağlamda inşaat sektörünün canlandırılması, Anavatan Türkiye’den elektrik, su ve doğal gaz getirilmesi, KKTC için ekonomik olmasının yanı sıra siyasal ve stratejik de olan serbest bölge projesinin hayata geçirilmesi öncelikli projelerimiz arasındadır. 
   Kalkınma Bankası’nın reel sektörün kalkınması için daha etkin destek sağlaması ekonomimiz için yaşamsal öneme sahiptir. Bu bakımdan Kalkınma Bankası’na yeni olanakların yaratılması büyük önem arz etmektedir.
   Ekonominin mevcut darboğazdan çıkabilmesi ve büyüme sağlanabilmesi için aşağıdaki önlemleri hayata geçireceğiz.

1-Talep artırıcı önlemler:
   Özellikle perakende piyasasında, Güney Kıbrıs ile var olan efektif rekabet nedeni ile reel sektörümüz önemli ölçüde gelir kaybı yaşamaktadır. Dolaylı vergiler üzerinde Güney ekonomisi lehine var olan farklılık nedeni ile piyasalarımızın rekabet gücü zayıflamıştır. Söz konusu dolaylı vergiler gevşetilerek özel sektörün rekabet gücü artırılacaktır.
a. Stopaj bir takvim çerçevesinde tamamen kaldırılacaktır.
b. Perakende sektöründe uygulanmakta olan KDV oranlarının, Güney Kıbrıs’ta yürürlükte olan KDV oranlarıyla olan farklılıkları belli ürünlerde ortadan kaldırılacaktır.

2-İstihdamın teşvik edilmesi:
   Reel sektörün büyümesi hedefi ile birlikte, özel sektörün istihdam kabiliyetinin artırılması ve girişimciliğin teşvik edilmesi de sağlıklı bir büyüme süreci sağlanabilmesi yönüyle önemlidir.

3-Girişimciliğin teşvik edilmesi:
a. KOSGEB modelinin ekonomi bakanlığı bünyesinde hayata geçirilmesi kapsamında
i. Girişimcilik eğitimi verilerek, belirlenecek olan kriterleri karşılayanlara ilk işletme (başlangıç) sermayesi sağlanacaktır.
ii. İşletme kredisi verilecektir.
iii. Meslek kursları düzenlenmesi; iş başında iş garantili mesleki teknik eğitim modeli geliştirilecektir.

b. Mikro İşletme ve KOBİ’lere yönelik teşvik paketi uygulanacaktır.

4-Ticaret ve Sanayinin geliştirilmesi:
   Hükümetimizin vizyonu, özel sektörün korunması yerine, rekabet gücünün artırılarak serbest piyasa koşullarında tercih edilebilir hale getirilebilmesi için gerekli uygulamaları hayata geçirmek yönündedir. Bu amaçla:
a. Mal ve hizmet üretiminde standartların geliştirilmesi teşvik edilecektir.
b-Yurt dışı fuarlara katılım, tanıtım ve reklamının yapılabilmesi için imkan sağlanacaktır.

5- Yurt dışına satış finansman imkanı sağlanabilmesi için EXIM BANK imkanları tesis edilecektir.
6- Para finansman maliyetlerinin düşürülmesi için çalışmalar yapılacaktır.
7-Yüksek Öğrenim sektörünün özellikle üçüncü ülkelerden öğrenci sağlaması amacıyla ve standartların artırılmasına yönelik olarak desteklenecektir.  Öğrenci sayısındaki artış iç talebin canlanmasında (genel tüketim ve kira harcamalarında oluşacak artış)  önemli rol oynayacaktır.
8-Tarım sektörünün krizden çıkışının sağlanması ve gelişmesi için de kaynak ihtiyacı vardır.
Bu bağlamda ekonomik kriz nedeniyle zirai kredi borcu olan ve ödeme güçlüğü içinde bulunan üreticilerin borçlarının yeniden yapılandırılması ve tarım sektörünün yatırım, alet ve ekipman ihtiyaçlarının karşılanması için de kredi imkanlarının yaratılması yönünde çalışmalar yapılacaktır.
9-Mali sektörde maliyet artırıcı unsurların acilen ele alınarak düzenlenmesi ve kredi maliyetlerinin düşürülmesi sağlanacaktır. Böylelikle ekonomik krizden dolayı kredi ihtiyacı artmış olan özel sektör girişimcilerinin daha makul maliyetlerle finansman bulması sağlanabilecektir.
10-İnşaat sektörünün canlandırılması KKTC ekonomisi için büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede inşaat sektörünün arz fazlasına yönelik açılımların bankalar üzerinden yapılabilmesi için mortgage sistemini oluşturacak çalışmalar yapılacaktır.

   Kıbrıs konusundaki gelişmelerden endişeliyiz

   Rum tarafı uzlaşmaz tutumunu sürdürürken ABD, İngiltere, Rusya, Çin gibi ülkelerle AB’nin tutumundan rahatsızlık duyuyoruz.
   En büyük yanlışlıkları Rum hükümetini Kıbrıs’ın tümüne egemen olması gereken yasal bir hükümetmiş gibi görmeye devam etmeleridir.
   Bu durumdan cüret alan Rum Yönetimi petrol ve doğal gaz arama izni vermek gibi tahrik edici tutumlar benimseyebilmektedir. Hiç şüphesiz uluslararası hukuku hiçe sayan bu gibi davranışların sürdürülmekte olan müzakere sürecine hiçbir olumlu katkısı yoktur.    Biz Kıbrıs konusunu Anavatan Türkiye ve Cumhurbaşkanı Sayın Talat’la uyum içinde yürütme kararındayız.
   Rum uzlaşmazlığı ve Rum oyunları karşısında birlik-beraberlik içinde bu olayı götürmemiz gerektiğini düşünüyoruz.
   Parametrelerimiz bellidir: Kıbrıs’ta iki halk, iki Devlet vardır. Bundan hareketle eşit-egemenliğe dayalı, yeni bir ortaklık oluşturulmalı, iki kesimlilik sulandırılmamalı ve Türkiye’nin etkin-fiili garantisine dokunulmamalıdır.

 Kıbrıs’ta ya kalıcı anlaşma, ya da herkes yoluna

   1974’te doğan çocuklar bugün 35 yaşındadır. Kıbrıs konusu bizim neslin ömrünü yedi. Bizden sonra gelen nesillerin de ömrünü yemesine izin vermemeliyiz. Bu çerçevede sürmekte olan müzakere sürecini iyi niyetle desteklemeye devam ediyoruz. Ancak bu tavrımız, müzakere masasında hak ve çıkarlarımızı teslim edeceğiz şeklinde algılanmamalıdır.
   Bunun yanı sıra sonsuza kadar müzakere masasında dirsek çürütüp Rum’un keyfini beklemek niyetinde de değiliz. Çocuklarımızın geleceğinden emin olmak halkımızın en doğal hakkıdır. Bu hak daha fazla ertelenemez. Ya sürdürülen müzakereler olumlu sonuç verir ve dengeli, yaşayabilir bir anlaşmaya varılır ya da herkes yoluna gider.

KIBRIS 20/06/09

 

Downer Talat'la görüştü

Cumhurbaşkanı’nın müzakerelerden sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami’nin de hazır bulunduğu görüşmede Downer’e BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun eşlik etti.

Görüşme bitiminde bir gazetecinin “2009 yılı sonunda bir çözüme ne kadar yakın duruyoruz” sorusu üzerine Downer, Birleşmiş Milletler’in resmi olarak bir zaman çizelgesi üzerinde baskı yapmasının söz konusu olmadığını ifade etti.

Aleksander Downer  “Önemli olan müzakere sürecinde yakalanan ivmeyi devam ettirmektir” diyerek, zaman zaman ivmede bir yavaşlama görülmesinin de normal olduğunu, bunun her müzakere sürecinde yaşanabileceğini kaydetti.

Alexander Downer, önümüzdeki cuma günü yapılacak Talat-Hristofyas görüşmesinin, müzakerelerdeki ivmeyi ileriye taşıyacak düzeyde verimli olmasını umduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’la iyi ilişkiler kurduğunu belirten BM Kıbrıs Özel Danışmanı Downer, BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla da görüldüğü üzere BM’nin Kıbrıs müzakerelerinde başarılı bir sonuç elde etme hedefine bağlı olduğunu ve bunun için çalışacaklarını vurguladı.

KIBRIS POSTASI 20/06/09

 

Talat: Hükümetle farkımız yok

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC’nin Kıbrıs sorunuyla ilgili politikasının Cumhurbaşkanı ile hükümet nezdinde farklı olmadığını ve olmayacağını da vurguladı..

Finlandiya temaslarını tamamlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İstanbul’da bir gece kaldıktan sonra dün akşam yurda dönüşünde Ercan Havalimanı’nda bir televizyon kanalına yaptığı bağlantıda görüşme sürecini ve Finlandiya temaslarını değerlendirdi.

Finlandiya’nın, İsveç ve Norveç ile iletişim içinde faaliyetlerini yürüttüğünü belirten Talat, Finlandiya yetkilileriyle yaptığı görüşmelerle bir anlamda 3 ülkeyle birlikte çalışıldığını söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya’nın; geçmişten günümüze Kıbrıs’taki barış çabalarına katkılarına değindi ve İsveç, Norveç, Danimarka ile birlikte insan hakları bakımından önemli ülkeler olduklarını anlattı.

İskandinav ülkelerinin insan hakları konusunu Kıbrıs sorununda da güçlü şekilde ortaya koyduklarına dikkati çeken Talat, Finlandiya’nın bu açıdan da Kıbrıs sorununun çözümü için kararlı bir çaba sergilediğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, izole edilmişliğin ortadan kaldırılması için Avrupa Birliği içinde Finlandiya’nın en önde gelen ülkelerden biri olduğunu ve bu gayretlerinin bundan sonra da arkası gelecek şekilde devam edeceğini düşündüğünü belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC’nin Kıbrıs sorunuyla ilgili politikasının ulusal bir politika olduğunu kaydetti ve Cumhurbaşkanı ile hükümet nezdinde farklı olmadığını ve olmayacağını vurguladı.

Başbakan Derviş Eroğlu’nun bu konuyla ilgili yaptığı açıklamanın sorulması üzere Talat, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün’ün daha önce söylediklerine dikkati çekti ve Başbakan’ın da benzer görüşler ortaya koyduğunu düşündüğünü ifade etti.

Cumhurbaşkanı Talat, “Aynı gemide olduğumuza ve bu gemi hepimizin olduğuna göre farklı politikalarımız olamaz. Bu yöndeki görüşlere katılıyorum” şeklinde konuştu.

KIBRIS POSTASI 20/06/09

 

KKTC’nin kuruluşuna giden yolun hikayesi”

   

KKTC’nin kuruluşunda giden yolda 14 Kasım sabahı KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı tarafından anlatıldı. 1.Cumhurbaşkanı Denktaş “son 24 saat”e konuştu.


ADA: 14 KASIM GÜNÜ NELER YAPTINIZ?
DENKTAŞ: Tüm köylerde, bizim insanlarımıza, bize inanan köylülere, “yarın Denktaş’ın mecliste çok önemli bir konuşması olacak, orada ne kadar büyük bir kalabalık olursa o kadar iyi olacak, onun için yarın sizi bekliyoruz” diye el altından haberler salındı. 14 Kasım günü arkadaşlarımızın çoğu bununla meşgul oldu. Biz kendi aramızda 3-5 arkadaş o gece milletvekillerine bu açıklamayı ne saat açıklayalım, gelir gelmez mi açıklayalım diye konuştuk. Neticede, karar 12 olsun, bütün telefonlar kesilmiş olsun, şeklinde ortaya çıktı. Ertesi gün yapılacak açıklamalar için arkadaşlar çalışmalar yaptı. Büyük bir ketumiyet içerisinde gizlilik içerisinde çalıştık. O gün çok büyük heyecan yaptık.


ÖZEL KALEM MÜDÜRܒNÜN HABERİ YOKTU
Benim en yanımdakiler bile benim, özel kalemim bile endişeliydi. Türkiye’yle anlaştığımı bilmiyordu. Diplomat Uluçevik o günlerde adadaydı ve Ankara’ya gidecekti. Özel kalemim, Uluçevik’e “size çok gizli bir şey söyleyeceğim, Denktaş beyin bir planı var, yarın ayrı devlet ilan edecek, acaba Türkiye’ye zararı yok mu?” söylemiş, ben bunu çok sonra öğrendim. Ben buna hem kızdım benim en sadık insanım benim gizli addettim bir şeyi ve Türkiye’den de gizli addettiğim bir bilgiyi veriyor, ama Türkiye’ye, Anavatana bağlılığı sadakati, aman Türkiye’ye bizim atacağımız bir adımın zarar vermemesi içinse ifşa etmesini de takdir ettim.

ADA: 14 Kasım akşamı’nın hikâyesi nedir, neler yapıldı?
DENKTAŞ: 14 Kasım gecesi meclisteki tüm muhalefet milletvekilleri liderleri de yemekte hazırdı. Güle oynaya yedik içtik, ondan sonra “sizi karakaşınıza, kara gözünüze davet etmedim” dedim. “Yarın böyle bir kararımız var, sebebi de budur” diye uzun boylu anlattık. Zaten yemekte Kıbrıs meselesinden başka bir şey de konuşulmadı. Yemekte hep karşılaştığımız sorunlar nedenleri konuşuldu. Biz Cumhuriyeti kuracağımızı açıklar açıklamaz büyük bir öfkeyle, “nasıl yaparsınız” diye üzerimize geldiler.

DOKTORUN GÖZLERİ DOLDU
Ertesi gün sabah herhalde daha iyi düşündüler, oy birliğiyle bu işi geçirdiler. Çok mutlu olmuştum. Dr. Küçük hastalığının son günlerindeydi. Ben onu özel olarak davet ettim. İkisi de rahmetli oldu, Dr.Küçük, Osman Örek, ben ve Nejat Konuk’ta zannedersem yanımızda tüm halka, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilan edildiğini, devletten artık vazgeçme niyetimizin olmadığını”, açıkladım. Dr.Küçük’ün gözleri doldu, o kısık sesiyle, “Bugünü de gördüm ya artık gözlerim arkada kalmaz” dedi.


ADA: Yemek bittikten sonra neler yaptınız?
Denktaş: Arkadaşlar ayrıldıktan sonra bütün endişem ertesi gün mecliste muhalefet hayır oyu mu verecek ne yapacak? şeklindeydi. Büyük endişem vardı. Yattım uyuyamadım. Kalktım kitap okudum, biraz kuran okudum, Allaha dua ettim. O gün sabah leyin çok erken kalktım. Sarayönü denen Atatürk meydanında kadar şöyle bir kendi arabamla, kendi başıma bir dolaştım. Niçin yaptığımı da bilmiyorum. Galiba insanların gelip gelmediğini görmek için yaptım. Girne kapısında büyük bir hareket gördüm. Gelip kahvaltı yaptım, kahvaltıdan hemen sonra doktoru (DR. Fazıl Küçük) alıp meclise gittik.


DR. FAZIL KÜÇÜK; “TÜRKİYESİZ ADIM ATMA”
60’taki dengeyi ortaklardan biri hükümet olmuş diğerini toplum olarak, muhafaza edecekler mümkün değil, anlaşma olmaz görüşünü, çok eskiden taşımaya başladım. Bu dengeyi bizim bulmamız lazım. 1 yıl önceydi, bu sıkıntı, bu düşünceyle, Dr.Küçük’ü ziyaret ettim. Kendisine bu düşünceyi anlattım. O tecrübeli, kurt politikacı, bir lider, bana ilk sorduğu şey “Türkiye ne der?”. Türkiye o zamanlarda bu fikirde değildi. Türkiye şimdilik desteklemez ama sen ve bunu ısrarla ortaya atarsak belki destekletiriz dediğimde “Türkiyesiz adım atma” tavsiyesinde bulundu. Haklıydı böylelikle bir yıl daha beklemek zorunda kaldık.

MAKARIOS DÖNÜYOR
1975’e dönüldüğünde, Makarios sürgünde ve Melih Esenbel bana telefon etti. Dedi ki, “Amerika ve İngiltere Maraios’tan bıktı, usandı. Kıbrıs’a göndermek istiyorlar ve bizden de izin istiyorlar. Ne dersiniz? biz izin vermeyi düşünüyoruz”. Ben ise cevap verdim, Amerika, İngiltere ve diğerleri Makarios’u hala meşru cumhurbaşkanı olarak algılamaktadır. Hâlbuki biz sizinle beraber 63’ten beri bunun darbeci Makarios, kanundışı Makarios, anayasa dışı Makarios olduğunu söylüyoruz. Eğer Makarios’u sizin izninizle Kıbrıs’a gönderirlerse, Kıbrıs’ın cumhurbaşkanı dönmüş olacak. Size de teşekkür edecekler, gereğini yaptınız buyurun gidin diye. Ne yapmamız gerektiğini sordu, “devlet ilan edelim” dedim. “Geldiği hafta, biz ayrı devlet ilan edelim. Makarios’ta, dünya da görsün ki bizim ve Kıbrıs’ın Cumhurbaşkanı olmadığı görülsün”.

“TÜRKİYE BU SAFHADA BUNU KALDIRAMAZ”
Olur mu öyle şey dedi. Birkaç saat sonra beni aradı dedi ki “haklısın bir şey yapmak lazım, ama federe devlet deyin” dedi. “Şimdi adınız Türk yönetimidir federe devlet deyiniz.” “Federasyon yok federe devletinin anlamı var mı?” diye sordum.
“Denktaş bey! Adınızın içine bir devlet mevhumu sokuyorsunuz, Rumları davet edin onlarda kendi taraflarını federe devlet yapsınlar ve tezimiz federasyon olduğuna göre, o zaman iki federe devlet, federasyonu konuşsun” dedi.

Ayrı devlette ısrar edince, “Türkiye bu safhada bunu kaldıramaz” ifadelerini kullandı. O zaman Türkiye’ye silah ambargosu devam etmekteydi, biz Türkiye’nin kaldıramayacağı bir yükü, Türkiye’ye yükleyemeyiz bu yüzden federe devleti ilan ettik. Akabinde Pakistan, Şah, İran gibi 17 İslam ülkesini, Ürdün kralı da dahil olmak üzere ziyaretlerde bulundum. Kral, Şah, başbakanlar tarafından kabul gördüm.

“BÜTÜN YARDIMI KESERİZ”
Bir İslam toplumu özerkliğini kazandı diyorlar bizde kendilerine federasyon yapacağız diyoruz. Biz tanınma yoluna bu nedenle giremedik. Görüşmelere sadık kaldık, Türkiye sadık kaldığı, Türkiye görüşme yoluyla dediği için tanınma yoluna çıkamadık. 1983’te biz cumhuriyeti ilan eder etmez, Bangladeş bizi 24 saat içinde derhal tanıdı. 24 saat içinde ABD karşılarına geçti. Eğer devam ederseniz bütün yardımı keseriz dedi. Ve bu fakir ülkede bunları durdurdu. Pakistan devam edecekti, diğerleri devam edecekti dolayısıyla onlarda ellerini geri çektiler.

ADA: Neden 15 Kasım?
Denktaş: İlter Türkmen’le kararlaştırdık. Türkiye’de cunta askeri hükümet gidecek yerine sivil idare gelecek Everen Paşa çıkıyor, yerine Özal gelecek, o devrede yapalım ki gelen hükümetin suçu addedilmesin. Dünya tarafından giden hükümet yaptı addedilsin. Öyle de oldu. Rahmetli Özal kendisine bir oyun oynadık gibi algıladı. Adama ne yapılıyor ne ediliyor diye söylememişler ve bir süre Kıbrıs meselesine soğuk baktı anladıktan sonra işin gerçeğini o soğukluk kalktı. Diplomatik maceralarda bu gibi yol kazaları olabiliyor.

ADA: Cumhuriyetin kurulacağını kimler biliyordu ?

STAR KIBRIS 20/06/09

 

Rum yönetiminin 6 aylık sınavı

   

Türkiye’ye imtiyazlı ortaklık verilmesiyle ilgili Fransız-Alman tezinin ve TC Başbakanı Erdoğan ile “derin devlet” arasındaki uzlaşının, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ı kaygılandırdığı iddia edildi.

Politis, “Kıbrıs Sorunu ve Türkiye-AB İlişkileri İle Lefkoşa İçin Zor Sonbahar – AB’de Altı Aylık Sınav” başlıklı haberinde, Rum Yönetiminin, önceki gün başlayan Avrupa Konseyi toplantısı çerçevesinde; Kıbrıs sorunu ve Avrupa-Türkiye ilişkilerindeki gelişmeler konusunda önümüzdeki altı ayı ‘renklendirmesi’ beklenen zorlukları göğüslemeyi metotlamakta olduğunu haber verdi.
Gazete, “çok iyi kaynaklara” dayandırdığı haberinde, Rum Yönetiminin, Ağustos ayı itibarıyla başlayacak ve Türkiye’nin Güney Kıbrıs’a yönelik yükümlülüklerinin, Avrupa’nın hazırlayacağı ilerleme raporu temelinde gözden geçirilmesi ve Avrupa Konseyi’nin nihai kararını almasıyla Aralık ayında tamamlanacak olan dönemdeki zorlukların bilincinde olduğunu yazdı, özetle şöyle devam etti:
“Ancak zorluklar, öngörülen sorunlar, tehdit ve baskılar soğukkanlılık ve hükümetin; Avrupalı ortaklarıyla ilişkileri ve görüşleri konusunda Kıbrıs sorununda kazandığı itibarının korunmasını gerektirir. Çabalar, hakemlik ve takvimlerle ilgili önerilerden kaçınma üzerinde yoğunlaşıyor ancak çözüm olmaması durumunda hedef, sorumluluklardan kaçınmaktır. Bu zor Avrupa çevresinde; Türkiye’ye imtiyazlı ortaklık verilmesine ilişkin Fransız-Alman tutumu ile tam üyelik yönünde, Lefkoşa’nın yoğunlaştırmakta olduğu icraatlarının yarattığı durum ciddi bir rol oynayacak.
Kıbrıs sorununun çözümü stratejisi de Türkiye’nin Avrupa ihtirasına dayanıyor, dolayısıyla daha olumlu değişiklikler olması yönünde ümitler var. Tayyip Erdoğan’ın artık Kıbrıs sorununu yönetmekte olan derin devletle başarmış göründüğü uzlaşıyla ilgili şu ana kadarki bulgular da ekstra karışıklık demek oluyor. Aynı çevreler, Türk Avrupa perspektifinin teşviki canlı kalmasının durumu çok daha kolaylaştıracağına işaret ediyorlar ancak bütün olasılıklar açık duruyor.

STAR KIBRIS 20/06/09

 

Kıbrıs’ın vahşi doğası BBC’de

   

Ara bölgede bulunan Variseia köyünün Muflon yaban keçileri, ender doğası, bitki örtüsü BBC’nin “One Planet” programına konu oldu.

Mike Williams’ın sunduğu programda, 1974’de boşaltılan Rum köyünde 300 muflon keçisi, güvercin, tilki, kuş çeşitleriyle köyün “doğa cenneti” olduğu kaydedildi.

Mihrişah Safa


KUZEY Kıbrıs’ta ara bölgede bulunan doğa cenneti Variseia köyü, ender rastlanan adaya özgü boynuzlu “Muflon” keçileri ile BBC’nin ünlü belgeseli “One Planet”e konu oldu.
Perşembe akşamı BBC World Service’de ekrana gelen yarım saatlik programı sunan Mike Williams, 1974’deki harekat öncesi köyün boşaltılmasından sonra köyde yaşamın durduğunu, eski yaşama dair herşeyin etrafta bulunduğunu belirterek, “Ara bölgede kalan ve insan yaşamayan bu yer, şimdi yepyeni, farklı görüntüsüyle belgeleniyor. Burası ender doğa örtüsü, vahşi doğası ve hayvanların serbestçe dolaştığı tepeleriyle bulunmaz bir yer” yorumunda bulundu.
Akdeniz’in bu köşesindeki kervan geçmez köyde koyun, kuzulara kimsenin karışmadığı, koyunların adeta köyü ettiği belirtilerek, “ Hayvanlara yasağın bulunmadığı, özgürce geliştikleri bu köyün ne yazık ki acıklı bir öyküsü var” denildi. 1974’de adaya Türk askerleri geldikten sonra köyde yaşayan Kıbrıslı Rumların 24 saatlik uyarıyla evlerinden ayrılmak zorunda kaldıklarını, daha sonra da köyün ara bölgede kaldığını belirten BBC, BM Gelişme Programı görevi için adada bulunan Nicolas Jarraud’un şu sözlerine yer verdi;
“Bu bölge ‘yeşil hat’ olarak adlandırıldı. Çünkü asker haritada ayrımı çizerken yeşil kalem kullanmıştı. Lefkoşa’da ara bölgede Türk ve Rumlar birkaç metre arayla ayrılmasına rağmen burada doğada bu uzaklık yer yer 7 kilometreyi buluyor. Variseia köyü de adanın kuzeyinde bu koridorda. Burası gerçek bir yeşil alan. Tüm dünyaya da adını aldığı gibi gerçek bir yeşil alan olduğunu göstermek istiyoruz.”
Doğa şahaseri, yeşil koridorun kuş çeşitleri, sayıları 300’ü bulan Muflon yaban keçileri, fare, koyun ve kuzuların bir zamanlar insanların yaşadığı yerlerde, rahatça hayatlarını sürdürdüğüne değinen programda, Prof. Niyazi Kızılyürek, adada BM adına doğa üzerine çalışan Salih Gücel’in görüşlerine de yer verildi. Muflon keçilerini kamerasıyla görüntüleyen Gücel, 18 tanesini sıra sıra yürürken görüntülediğini, binlerce fotoğraf almasına rağmen halen yine değişik enstantane peşinde olduğunu dile getirdi.
Doğa bilimcisi, kuş uzmanı Iris Charalambidou, köye özel izinle birkaç kere gittiğini, doğa yaşamının bu kadar çeşitli ve zengin oluşunun da insan ayağının mümkün olduğu kadar az değmesine borçlu olduklarını belirterek, “Köye ve bölgeye gelmek öyle sanıldığı gibi kolay değil. Bu erişememe durumu, köyün özelliğinin en büyük faktörü” dedi.
Programda, köyden ve muflon keçilerinden değişik görüntüler ekrana taşındı. Dünyanın birçok yerinde felaketler, savaşlar, işgallerle insan aktivitesinin kesildiği yerlere “gönülsüz park” adı verildiğini kaydeden BBC, “Doğanın köyü ele geçirmesi öyle hızlı olmadı.. Yavaş yavaş herşey gelişti. Paslı otomobiller, plastik şişeler hala bugün bile ortada” yorumunda bulundu.

STAR KIBRIS 20/06/09

 

Güney’de “Türk kirazı” alarmı

   

Rum polisi ve gümrük memurlarının önceki gün Güney Kıbrıs’ın çeşitli yerlerinde 3 bin kilonun üzerinde Türk menşeli kiraz saptayarak el koyduğu bildirildi.

Rum tarafında kirazın kilo fiyatının 7-8 Euro olması dolayısıyla bazı kişilerin KKTC üzerinden Güney’e; çok daha ucuz olan Türk menşeli (Antalya’dan) kiraz naklederek ya Rum veya Yunan menşeli diye sattıkları, böylece verdikleri paranın kat be kat fazlasını kazandıkları ileri sürülüyor.
Rum polisinin Türk kirazı satan dükkan sahiplerine dava okuduktan sonra mahkeme gününe kadar serbest bıraktığına işaret eden Fileleftheros gazetesi, bazı dükkan sahiplerinin sorguları sırasında, kirazları edinmek için Kıbrıslı Türklerle işbirliği yaptıklarını itiraf ettiklerini de savundu.

STAR KIBRIS 20/06/09

 

Hunt for illegal cherries turns up even more contraband
By Stefanos Evripidou

MORE TURKISH cherries are on the market than initially found, warned Commerce Minister Antonis Paschalides yesterday as investigations continued into the illegal import of 2.7 tonnes of cherries from Turkey into the free areas via the north.

Paschalides told reporters that there were more quantities of illegally imported Turkish cherries than those originally found in Larnaca on Thursday. The authorities were on alert to find the remaining contraband cherries, he added.

Three people were arrested on Thursday in connection with charges of illegally importing 2,700kg of cherries from Turkey to Cyprus.

The island-wide hunt for the illegal cherries began on Wednesday when Customs and police officials found and confiscated boxes of unlabelled cherries in the Dromolaxia municipal market believed to have come from Turkey via the north. More cherries were found at another warehouse, reportedly labelled as coming from “Olmuk Antalya”.

More fruit shops and warehouses were searched as investigations spread across the government-controlled areas, leading to the confiscation of 260 boxes of cherries in total.

One man was remanded for five days in connection with charges of possession and trading in contraband goods and fraudulently avoiding duties while two more people were also arrested.

Paschalides called on members of the public had to keep their eyes wide open and report suspect cases to the authorities. He noted that it was impossible to claim that the cherries were produced in the north when it was known that the north does not produce cherries, especially of such quantity.

Meanwhile, DISY deputy for Famagusta, Kyriacos Hadjiyiannis claimed that an illegal packaging company at Pergamos was supplying products to very large companies in the free areas.

He further claimed that Turkish products were entering the government-controlled areas through Zodia and making their way to Paphos before being distributed to the rest of the island.

STAR KIBRIS 20/06/09

 

English: a global language of opportunity
By Stefanos Evripidou

BRITISH High Commissioner Peter Millett has announced the establishment of a branch of the education charity, English Speaking Union (ESU), in Cyprus.

Millet said he was a “bit surprised” that the establishment of a Cyprus branch has taken so long, given the importance of the use of English language on the island.

Noting that education is a really strong strand in the relationship between UK and Cyprus, Millett highlighted that there are now more than 10,000 Cypriot students at British universities, counting for more than one per cent of the population, while the British Council handles around 55,000 examinations a year.

The ESU’s main purpose is to foster international understanding and friendship through the use of the English language.

“English is in common use throughout this island and I hope that this branch can be used to bring people together with a common purpose in this modern age,” said Millett.

Director General of ESU Valerie Mitchell said she was delighted to be in Cyprus and welcome it as the 51st country to join the ESU “family” which first began in 1918.

“Above all, we are an education charity, and it is under this banner of education that we feel we are forming the strongest links today. As Nelson Mandela says ‘education is that golden thread which weaves the nations of the world together’,” said Mitchell.

The ESU “gives opportunities to people in different countries and we shall be reaching out to Cyprus whenever we can”, she added.

Mitchell noted that English was a “global language of opportunity” for young people today, adding however, that the ESU “completely respects the autonomy of other languages and those who use them” and “strongly supports linguistic diversity with all the colours and cultures that it brings with it”.

Garo Keheyan, Chairman of the ESU Cyprus branch said the ESU has a very wide geographical spread on every continent in the world.

“It’s a wonderful opportunity for Cyprus to participate in another international network, so Cypriots can meet and interact with people from all over the world.”

The Cyprus branch will be officially launched on Monday, with 40 overseas delegates from 11 international ESU branches attending the reception at the British High Commissioner’s Residence.

The launch ceremony will be opened by the British High Commissioner and the First Lady of Cyprus Elsi Christofias.

Among the international programs in which Cypriots will be able to participate through ESU are the Public Speaking Competition, which the ESU Cyprus branch has already sponsored a Cypriot participant to speak in London in May on the subject of ‘Regeneration and Renewal’, the International Relations Summer Conference to be held in Oxford in August which a Cypriot journalist will attend and the Globe Education Cultural Seminar for Teachers at Shakespeare’s Globe where a Cypriot English professor will also participate.

CYPRUS MAIL 20/06/09