Rum
Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, Rum tarafında
haftalık olarak yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği
mülakatta, DİKO′nun Hristofyas′ın koalisyon hükümetindeki
pozisyonu, Kıbrıs sorunu ve Türkiye′nin AB üyelik sürecinin
Aralık ayında AB tarafından gözden geçirilmesi çerçevesinde
Güney Kıbrıs′ın takınacağı tavırla
ilgili soruları yanıtladı. Gazetenin, Türkiye′nin üyelik
sürecinin Aralık ayındaki gözden geçirilmesi sırasında Rum
Yönetiminin nasıl bir tavır takınacağına ilişkin
bir planı olup olmadığını sormasına
karşılık Markos Kiprianu, "Altı ayımız daha
var. Bu, uluslararası politikada çok uzun bir zamandır. Her şey
bir gecede değişebilir. Bu nedenle hazırlık yapıyoruz
ama yalnız bugünkü olgularla değil. Bütün senaryoları, bütün
ihtimalleri, bütün olası tepkileri ve inisiyatifleri inceliyoruz.
Planımız olmadığı yolundaki bütün suçlamaları
reddediyorum" dedi.
MUHTEMEL SENARYOLAR
Muhtemel senaryoların neler olduğu sorusuna karşılık
Kiprianu, şu yanıtı verdi: "Müzakerelerin çok iyi gitmesi
ve bir sonuca varması, müzakerelerin çökmesi ve çıkmaz ilan
edilmesi veya hemen hemen bugün bulunduğumuz noktada olmamız; yani,
az bir ilerleme olması ama çabanın tamamlanmaması. Çok da mümkün
olmamakla birlikte bir senaryo daha var: Kıbrıs meselesi ilerlemese
bile Türkiye′nin de bir jest yaparak yükümlülüklerinden
bazılarını yerine getirmesi
"
Kıbrıs müzakerelerinin Aralık ayında, tatmin edici bir
ilerleme kaydedilmeden devam ediyor olması ve Türkiye′nin de
yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde Rum Yönetiminin ne
yapacağı sorusuna da muhatap olan Markos Kiprianu; bunun, daha çok
düşünmek ve hassas uygulama gerektiren çok zor bir durum olduğunu
belirterek şunları söyledi: "Mesele gri. Çeşitli
senar-yolar hazırlıyoruz, Yunan Dışişleri Bakanlığı′yla
temas halindeyiz ve elbette gelişmelere uygun hareket edeceğiz. Gafil
avlanmayacağız. Bunu teyit edebilirim. O andaki duruma göre var olan
her türlü tepki imkânını kullanmaya hazır
olacağız."
"SLOVENYA, YANLIŞ BİR ÖRNEK"
Rum Yönetiminin, Slovenya örneğini izleyebileceği görüşünün öne
çıkartılmakta olduğunun hatırlatılması üzerine,
Slovenya örneği ile Kıbrıs arasında kötü bir benzerlik
kurulduğu görüşünü ortaya koyan Kiprianu, özetle şöyle devam
etti:
"Hırvatistan′ın üyelik sürecinin açık kalmasında
Slovenya′nın bir çıkarı yoktur. Biz, Türkiye′nin
sürecinin açık kalmasının çıkarımıza
olduğuna hükmedersek o zaman uygun icraatlara hazırlanmamız
gerekir. Çok net tepki gösterme ihtimali de var, çok daha farklı bir
icraatta bulunmamız gerekmesi ihtimali de. Hepsi açık."
Markos Kiprianu, gazetenin, "Türkiye′nin üyelik sürecini
durdurabilir miyiz?" sorusuna karşılık "Tek
başımıza resmi olarak yapamayız ama pratikte yapabiliriz.
Prosedürün ana bölümü olan müzakere başlıklarının
açılması için 27′lerin rızası gerektiği için,
başka müzakere başlıklarının da
açılmasını engelleyebiliriz. O zaman prosedür de durur"
yanıtını verdi.
"KIBRIS SORUNUYLA İLGİSİZ NEDENLERLE SÜRECİN
KESİLMESİ İŞİMİZE GELMEZ"
Fransız-Alman ekseninin Rum tarafının kullanması gereken
olanaklar sağlayıp sağlamadığı sorulan Kiprianu,
"Sosyalist geçmişi olan bu iki ülke Türkiye′nin üyelik sürecini
hararetle savunanlardandı" dedi ve Türkiye′nin sürecinin zamana
yayılmakta olduğunu, bu bağlamda durumun nasıl
gelişeceğini bilmediklerini söyledi, şunları ekledi:
"Kıbrıs olarak, Türkiye′yle sorunlarımız
olduğu için, birilerinin itirazı olduğunu duyduğumuzda
hoşumuza gidiyor. Ancak, siyasi liderliğin tamamının, çözüm
için bir teşvik olarak bu perspektifin olması gerektiği - şartlı
olduğunu vurgulayayım- kanaatinde olduğu
mantığıyla; Kıbrıs sorunuyla ilgisi olmayan nedenlerle
tamamen reddedilmesi, işimize gelmez. Ancak, Aralık ayında
olası ittifaklarla ilgili olanaklar yaratılıyor. Bu da
senaryolarımızda dikkate aldığımız bir
şeydir."
DOĞRUDAN MÜZAKERELERDEN BEKLENTİLER
Gazete, Kiprianu′ya "Doğrudan müzakerelerden beklentimiz
nedir?" sorusunu da yöneltti. Bu çabanın, geçmiştekiler gibi
olmadığına, bugünkünün, sonuç verebilecek bir çaba olduğuna
inandığını söyleyen Markos Kiprianu, "Ancak sonuç
çıkarmamız için henüz erken, büyük ölçüde, öteki tarafın
tavrına bağlıdır. İfade edilmekte olan ve
konfederas-yona atıfta bulunan olumsuz tezlerin taktik, pazarlık,
müzakere icabı mı olduğu yoksa değişmez ilke tezleri
mi olduğu ortaya çıkmalıdır" dedi ve şunları
ekledi:
"Birincisi geçerliyse, doğru müzakere yaklaşımı
meselesidir. İkincisi geçerli ise o zaman perspektifler iyi değil.
Ancak henüz değerlendirme yapmak için erken olduğuna
inanıyorum."
Markos Kiprianu, partisinin, Kıbrıs sorunundaki icraatları
nedeniyle Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas′a
ağır eleştirileri ve basına yansıyan, koalisyondan
ayrılma düşünceleriyle ilgili haberlerle ilgili olarak da;
"Topun DİKO′da olduğunu düşünüyorum. Sayın Hristofyas′la
nasıl işbirliği istediğimize bizim karar vermemiz
lazım. Hükümetten ayrılmanın gerekçesi yok" ifadesini
kullandı.
HALKIN
SESI 08/06/09
Özgürgün'den tepki
Özgürgün, Rum
liderliğinin, 6 Haziranda yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde
"Kıbrıs"a ayrılan 6 sandalyenin
Kıbrıslı Türklere ait olan ikisini boş bırakmak yerine
tüm sandalyelerin Kıbrıslı Rum milletvekilleri tarafından
doldurulmasını sağlayarak, Kıbrıs Türk
halkının haklarını ihlal ettiğini kaydetti.
Özgürgün,
yaptığı yazılı açıklamada, Avrupa Parlamentosu'na
seçilen Rum vekillerin Kıbrıs Türk halkını temsil
etmediğini vurgulayarak, "Kıbrıs cumhuriyeti kisvesi
altında elde ettiği haksız AB üyeliğinin
avantajlarını her alanda Kıbrıs Türkleri aleyhinde kullanan
GKRY, AP'deki temsiliyet hakkımızı da gasbetmişti"
ifadesini kullandı.
Özgürgün, şöyle devam
etti:
"Tüm ilgili taraflara hatırlatmakta yarar vardır ki, Rum
tarafının 1963 yılında Kıbrıs Türk
ortağını Kıbrıs Cumhuriyeti'nden silah zoruyla
dışladığı tarihten itibaren, 'Kıbrıs
Cumhuriyeti' kisvesi altında yaşatılan entite, sadece ve sadece
Kıbrıs Rum halkını temsil eden Güney Kıbrıs Rum
yönetimidir. Bu entitenin Kıbrıs Türk halkını temsil etme
yetkisi ve hakkı bulunmamaktadır. Dolayısıyla Avrupa
Parlamentosu'na seçilen Rum vekiller; Kıbrıs Türk halkını
temsil etmemekte, Kıbrıs Türk halkı adına hiçbir karar
üretme veya karara imza atma yetkisine sahip olmamaktadır."
-"AB
ANLAŞMANIN YOLLARINI TIKIYOR"-
Özgürgün, AB üyesi
ülkeler ve AB kurumlarının, bu gayrı yasal durumu düzeltmek,
GKRY'ne gaspçı politikalarına son vermesi yönünde baskı yapmak
yerine, Rum liderliğine destek çıkar politikalarıyla
Kıbrıs konusunda iki taraf arasında varılabilecek adil ve
yaşayabilir bir anlaşmanın yollarını tıkamakta
olduğunu kaydetti.
-OLLİ
REHN'İN AÇIKLAMALARI-
Özgürgün, bu bağlamda, Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu
üyesi Olli Rehn'in Kathimerini isimli Rum gazetesinde yayımlanan
söyleşisindeki ifadelerinin, AB'nin Kıbrıs konusunda
tarafsız ve adil bir tutum benimsemekten çok uzak olduğunu,
attığı her adımla GKRY'nin "Kıbrıs
cumhuriyet" unvanı altında Kıbrıs Türkü üzerinde
otorite ve baskı sağlama emellerine destek
çıktığını gösterdiğini belirtti.
Özgürgün, şunları
kaydetti:
"AB'nin, GKRY'yi Kıbrıs konusunda bir anlaşmaya
varılmadan üye kabul ederek sorunu daha da içinden çıkılmaz hale
getirdiği ortadadır. 2004 kapsamlı çözüm planının
Kıbrıslı Rumlar tarafından reddinin ardından
Kıbrıs Türkü'ne yönelik izolasyonun sona erdirilmesine dair
vermiş olduğu sözleri dahi yerine getirmeyen AB, Kıbrıs
konusunun temel ilkelerine ilişkin taraflı kararlar üretmeye veya
açıklamalar yapmaya devam ederek müzakereler sürecini olumsuz yönde
etkilemekte, Kıbrıs'ta ateşe körükle gitmektedir."
-"REHN'İN
İFADELERİNİ ŞİDDETLE KINIYORUZ"-
Bu çerçevede Olli
Rehn'in, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın Orams
davasıyla ilgili olarak verdiği, Kıbrıs'taki gerçekleri göz
ardı eden ve Kıbrıs konusunun temel ilkelerinden biri olan
mülkiyet konusunu doğrudan etkileyen yanlı kararını
destekler ifadelerini şiddetle kınadığını
belirten Özgürgün, şöyle devam etti:
"Müzakere sürecindeki
hassas dengeleri bozma potansiyeline sahip yanlış bir kararı
destekleyerek ve GKRY'nin, 'Kıbrıs cumhuriyeti' unvanı
altında Kuzey Kıbrıs'ta egemenlik hakları olduğu
iddiasında bulunan Rehn, Kıbrıs konusuna taraflı bir
şekilde müdahil olmuş ve Kıbrıs Türk halkının
anlaşmalardan kaynaklanan eşit egemen haklarını hiçe
saymıştır."
Kuzey Kıbrıs'ta
tek egemen otoritenin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olduğuna
işaret eden Dışişleri Bakanı Özgürgün, ne Rum yönetimi
ne de Rum mahkemelerinin, KKTC topraklarına ilişkin karar üretme ve
uygulama yetkisine sahip olduğunu vurguladı.
Özgürgün, "Adada
anlaşmaya varılması çabalarının çıkmaza
sürüklenmesi tehlikesini körükleyen bu tür açıklamalar da göstermektedir
ki, AB'nin Kıbrıs konusunda, komiser Rehn'in arzu ettiği
şekilde bir 'arabuluculuk' görevi üstlenmesi söz konusu değildir.
AB'nin, bu yanlı ve gayri yasal tutumu ile Kıbrıs'taki çözüm
arayışlarına olumlu katkıda bulunması mümkün
değildir" ifadelerini kullandı.
AA
KIBRIS POSTASI 08/06/09
Serdar
Denktaş'tan eyleme destek
ATAD
Kararını Kınama Platformu, ATADın Orams davasıyla
ilgili kararına karşı başlattığı mücadele
çerçevesindeki ziyaretlerini sürdürüyor. Platform yetkilileri bu bağlamda,
bugün saat 15.00te Demokrat Partiyi (DP) ziyaret ederek, Genel Başkan
Serdar Denktaşla görüştü.
Ziyaretleri
sırasında Platform üyeleri, mücadelelerini aktardı ve destek
istedi.
Platform adına
konuşan Ahmet Recaioğlu, ATADda Orams davasıyla ilgili
alınan kararın Kıbrıs Türk halkını
etkilediğini, tepki gösterilmesi gerektiğine karar verildiğini
ve tüm sivil toplum örgütlerine çağrı yaparak, bir grup vatanseverle
bir platform oluşturduklarını anlattı.
Recaioğlu, alınan
kararın Kıbrıs Türk halkının aleyhine olduğuna
inanan insanlar olarak siyasi partilere ziyaretler gerçekleştirdiklerini ve
bu kapsamda Salı günü saat 09.30da British Council önünde
gerçekleştirecekleri mitinge destek istediklerini belirtti.
Recaioğlu son olarak,
kendilerini kabul eden Serdar Denktaşa teşekkür etti.
DP Genel Başkanı
Serdar Denktaş ise kabulde yaptığı konuşmasında,
Demokrat Parti olarak Salı günü gerçekleşecek olan mitinge destek
vereceklerini belirterek, gösterdikleri hassasiyetten dolayı platform
üyelerine teşekkür etti.
SERDAR DENKTAŞ:
ATADIN KARARI KIBRIS TÜRKÜNÜN GELECEĞİNİ ETKİLEYEN
BİR GİRİŞİMDİR
ATADın kararının gerek ekonomik gerekse siyasi açıdan
Kıbrıs Türkünün geleceğini etkileyen bir girişim
olduğuna işaret eden Serdar Denktaş, İngiliz Mahkemesi
tarafından da kabul edilen bu kararın tamiri imkansız sonuçlar
doğurabileceğini vurguladı.
Serdar Denktaş, o
nedenle yapılan bu girişime karşı gerek içten gerekse
dıştan gösterilecek bütün tepkilere Demokrat Parti olarak destek
vermeye hazır olduklarını kaydetti.
Söz konusu kararla ilgili
olarak sivil toplumun hareketlenmesinin son derece yolunda bulduğuna,
ancak mutlaka Devletin Orams Davasına el atması, direk müdahil
olması gerektiğine dikkati çeken Serdar Denktaş, davanın
sadece Orams çiftine açılmış bir dava olmaktan
çıktığını söyledi.
Kararın ayrıca
ada üzerindeki istikrarın geleceğini tehdit eden bir unsur haline
geldiğini kaydeden Serdar Denktaş, bu nedenle Devletin da mutlaka
girişimini başlatması gerektiğini ifade etti.
HÜKÜMET ÜZERİNE
DÜŞEN GÖREVİ YAPMALI
Cumhuriyet Meclisinin de süratle bu konuyla ilgili ne düşündüğünü
ortaya koyması gerektiğini de belirten Serdar Denktaş, konuyla
ilgili olarak öncelikle hükümetten adım beklediklerinin altını
çizdi.
Meclisteki Orams
Davası ve sonrasında atılması gereken adımlar konulu
gündem dışı konuşmasını anımsatan Serdar
Denktaş, o gün Dışişleri Bakanlığının
bu konuda hareketleneceğini söylediğini, ancak bunun üzerinden iki
hafta geçmesine rağmen bir hareketlenme göremediğini kaydetti.
Ümit ederim ki, hükümet bu
hafta üstüne düşen görevi yapar diyen Serdar Denktaş, DP olarak her
türlü girişime katkı koymaya hazır olduklarını
yineledi.
KIBRIS POSTASI 08/06/09
Erçakıca:
Biz sonuç almak istiyoruz
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca Rum tarafını uyardı. Hasan
Erçakıca düzenlediği haftalık basın brifinginde
Kıbrıs Rum tarafının görüşme sürecinden sonuç almak
yerine, Türkiyenin AB üyeliği sürecini kullanarak kendi yararına
sonuçlar üretmeye çalıştığına işaret etti.
Erçakıca'nın söylediklerinden bazı satırbaşları
şöyle:
Kıbrıs sorununa
kapsamlı bir çözüm bulmayı amaçlayan görüşme süreci devam
ederken, Kıbrıs Rum tarafı, Türkiyenin AB üyeliği
sürecinin değerlendirileceği Aralık ayına
hazırlandığını ilan etti.
Başta Dimitris
Hristofiyas olmak üzere Kıbrıs Rum yetkililer, Aralık ayına
hazırlık için farklı senaryolar üzerinde
çalıştıklarını ve Türkiyenin üyelik sürecinin her
adımında karşısında kendilerini
bulacağını ilan ettiler.
Kıbrıslı Rum
yetkililerin sıkca gerçekleştirdikleri yurtdışı
gezilerinin hemen hemen tümünün de bu hazırlıkların bir
parçası olduğu, Kıbrıs Rum yetkililerin, Kıbrıs
Rum tarafının dünya ilişkilerini geliştirmek yerine,
Türkiyenin AB üyeliği sürecini kullanarak Kıbrıs Türk
halkının haklarının hayata geçirilmesini engellemeye
çalıştıkları da bizzat kendi ağızlarından
ifade edilmektedir.
Kıbrıs sorununa
kapsamlı bir çözüm bulmayı amaçlayan görüşme sürecinde olumlu
gelişmeler yanında olumsuzluklar da yaşandığı;
Kıbrıs Rum tarafının görüşme masasına
şimdiye kadar üzerinde durulmamış ve hatta düşünülmemiş
görüşler sunduğu, herşeyden önemlisi görüşme sürecine
yeterince konsatre olmadığı görülmektedir.
Bu tutumun nedeni,
Kıbrıs Rum tarafının görüşme sürecinden sonuç almak
yerine, Türkiyenin AB üyeliği sürecini kullanarak kendi yararına
sonuçlar üretmeye çalışmasıdır. Görüşme sürecinin
yeterince verimli olmadığına ilişkin görüş ve
eleştirileri bulunanlar, bunun nedenleri üzerinde düşünürken,
Kıbrıs Rum tarafının bu tutumunu, Kıbrıslı
Rum yetkililerinin uluslararası alandaki çabalarının esas
doğrultusunu ve demeçlerinin içeriğini dikkate
almalıdırlar.
Kıbrıs Türk
tarafı, Kıbrıs sorununa görüşmeler yoluyla erken ve adil
bir çözüm bulunmasından yanadır. Bu tutumunda samimi olduğunu
çeşitli vesilelerle kanıtlamıştır. Görüşme
sürecini başlatmak için fedakarlıklarda bulunan Kıbrıs Türk
tarafı adına sayın Cumhurbaşkanımız
olmuştur. Görüşme sürecinin verimli bir şekilde devam edebilmesi
için de üzerimize düşenleri yapmakta, görüşme masasına
sunduğumuz görüşleri, bugüne kadar ortaya çıkmış olan
BM parametreleri çerçevesinde tutmaya büyük bir özen göstermekteyiz.
Görüşme sürecinden,
artık herkes tarafından kabul edilmiş bulunan doğal zaman
kısıtlamaları içinde sonuç almak isteyenler, bu hususları
özenle dikkate almak durumundadırlar
KIBRIS POSTASI 09/06/09
Denktaş'tan
uyarı...
KKTC'nin
birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ATAD kararına
karşı düzenlenen eylemle ilgili olarak AA muhabirine
yaptığı açıklamada, ''Eğer bu büyük
haksızlık ve Rumların Kıbrıs meselesini yargı
yoluyla halletme açıkgözlülüğü karşısında biz hala
uyumaya devam edeceksek, başımıza büyük felaketler, yok edilme
gelecek'' dedi.
''Heyecanlı
toplantıyı büyük bir olay olarak
karşıladığını, ancak devamını
istediğini'' ifade eden Denktaş, ''Bu heyecan KKTC kabul edilinceye
kadar, tanınıncaya kadar devam etmelidir. Bunun
kararlılığı içerisinde olduğumuzu, hiçbir şekilde
boyun eğmeyeceğimizi, hele hele siyasi bir konunun yargı
yoluyla, bizim olmadığımız toplantılarda
halledilemeyeceğini herkese anlatalım. Bu başlangıç olsun,
devam etsin'' diye konuştu.
AA
KIBRIS POSTASI 09/06/09
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafı görüşme
sürecinin ve-rimi için elinden geleni yaparken, Rum tarafının
dikkatini Türkiye′nin Avrupa Birliği
(AB) sürecine yoğunlaştırdığını söyledi.
Erçakıca, AB′nin Türkiye için
Aralık ayında yapacağı değerlendirmeyi fırsat
bilen Kıbrıs Rum tarafının, Türkiye′ye isteklerini dayatma çabası içine
girdiğini kaydederek, bu durumun, görüşme sürecinin
verimlili-ğini düşürdüğünü vurguladı.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas′ın "taviz vermedik,
vermeyeceğiz" söylemlerinin sürece yardımcı
olmadığını da kaydeden Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Erçakıca, taraflar pozisyonlarını
yakınlaştıracak hareketlerde bulunmazsa, sürecin sonunun hüsran
olacağına işaret etti ve "Geçen sefer
başımıza gelenin yine gelmemesi için halkların da sürece
hazırlanması gereki-yor" dedi.
VERİMSİZLİĞİN NEDENLERİ
Dünkü basın brifinginde, görüşme sürecindeki verimsizliğin
nedenleri üzerinde duran Erçakıca, perşembe günü toprak konusuyla
devam edecek müzakere-lerde, bundan önce iki li-derin ekonomik konularda da
görüşerek yakınlaşmayı daha ileri boyutlara
taşıma arayışlarında bulunacağını
söyledi.
Erçakıca, gerçekçi değerlendirme yapıldığında
görüşmelerde önemli ilerlemelerin görüldüğünü, ancak sorunların
da varlığını devam ettirdiğini kaydetti.
Sorunların varlığının nedeni
araştırılırken, özellikle Kıbrıs Rum
tarafının, son günlerde bizzat liderleri ağzından ortaya
konulan arayışın ne olduğuna bakmak gerektiğini
belirten Erçakıca, bunun Kıbrıs sorununa erken, kapsamlı
bir çözüm bulma amacından daha çok Türkiye′nin AB üyeliği sürecine
yoğunlaştığını anlattı.
Aralık ayında Türkiye için yapılacak değerlendirmeyi fırsat
bilen Rum tarafının, Türkiye′ye isteklerini dayatma çabası içinde olduğunun
görüldüğünü ifade eden Hasan Erçakıca, Hristofyas′ın "Türkiye′nin AB üyelik sürecinde
her adımda karşısında
kendilerini
bulacağını ifade etmekten bile çekinmediğini"
belirtti.
RUM TARAFININ KONSANTRASYONU
Rum Dışişleri Bakanı Markos Kirprianu′nun da muhtemel tüm
senaryolara karşı hazırlık yaptıklarını
açıkça ifade ettiğini kaydeden Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, şöyle konuştu:
"Yani Rum tarafının dikkati, konsantrasyonu görüşme
sürecinden çok, Türkiye′nin AB sürecindedir. Aralık′ta yapılacak değerlendirmeyi
kendi isteklerini, arzularını, -ki bunların Kıbrıs
sorununun çözümüyle bir ilgisi yoktur- Türk limanlarının Rum
bandıralı gemilere açılması, Rum hükümetinin
Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti olarak tanınması gibi istekler
peşinde koşmaktadırlar. Dolayısıyla Rum
tarafının konsantrasyonunun, çabalarının bu doğrultuda
olduğuna dikkat çekmek istiyorum."
"VERİMLİLİĞİ DÜŞÜRÜYOR"
Bu durumun görüşme sürecindeki verimliliği düşürdüğüne
dikkat çeken Erçakıca, herkesin kabul ettiği doğal takvimler
içinde çözüm için tarafların tüm dikkatini görüşme sürecine
yoğunlaştırması gerektiğini vurguladı.
Görüşmelere bu yüzden "tam teşekküllü müzakere"
denildiğini kaydeden Hasan Erçakıca, Rum liderlerin başka
konularla ilgilendiğini belirtti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Kıbrıs Türk tarafının ise sürecin verimli olması için
doğal süre kısıtlamaları içinde çözüm sağlanması
için elinden geleni yaptığını vurguladı.
"HRİSTOFYAS′IN SÖYLEMİ, SÜRECE YARDIMCI DEĞİL"
Erçakıca, "Rum lider Hristofyas ′taviz vermedik, bundan sonra da
vermeyeceğiz′ derken,
Kıbrıs Türk tarafı hep tavizden bahsedi-yor. Bu
açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna
karşılık, Hristofyas′ın söyleminin, görüşme sürecinin ilerlemesine
yardımcı olmadığını vurguladı.
Erçakıca, "taviz" kelimesinin de çok doğru
olmadığını belirterek, "iki taraf
başlangıçtaki pozisyonlarını birbirine
yakınlaştırmak için bazı hareketlerde bulunmazlarsa, çözüm
bulmanın mümkün olamayacağına" işaret etti.
"Geçen sefer başımıza gelenin yine gelmemesi için
halkların da sürece hazırlanması gereki-yor" diyen Erçakıca,
geçen seferki durumun sorumlusunun Rum liderliği olduğunu
hatırlattı. Erçakıca, bu yaklaşımla çözüm
olamayacağını kaydetti.
HALKIN SESI
10/06/09
Rusya,
Kıbrıs konusuna müdahil
BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer,
devam eden Kıbrıs müzakereleriyle ilgili temaslarda bulunmak üzere 15
Haziranda Moskova'yı ziyaret edecek.
BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, devam eden
Kıbrıs müzakereleriyle ilgili temaslarda bulunmak üzere 15 Haziranda
Moskova'yı ziyaret edecek.
Downer, Rusya
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Vladimir
Çizov ve Rus Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle
görüşecek. Alexander Downer'in, haziran ayı sonunda da Pekin'e gideceği
belirtildi.
Bu arada Rum
basınına göre, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov,
Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Markos
Kiprianu ile dün telefonla görüştü.
Kiprianu'nun Lavrov'a,
Downer'in Moskova ziyareti ışığı altında,
Kıbrıs sorununa ilişkin Rum tezlerini aktardığı
kaydedildi.
hurriyet.com.tr
KIBRIS POSTASI
10/06/09
Liderler
toprak konusunu görüşecekler
Kıbrıs
konusunda devam etmekte olan müzakere sürecinde sırada toprak konusu var.
Liderler yarın sabah saat 09.00da gerçekleştirecekleri
görüşmelerinde önce Ekonomi başlığını
tamamlayacaklar ardından ise Toprak konusunu ele almaya
başlayacaklar.
Liderlerin Toprak
konusunda ilk turda masaya harita koymayacakları ancak konuya ilişkin
kriterleri masaya taşıyarak bunları
tartışacakları bildiriliyor.
rak başlığına geçecek.
Liderlerin yarınki
görüşmede Yeşilırmak Kapısı konusunu da ele almaya
devam etmesi bekleniyor
KIBRIS POSTASI
10/06/09
Stefanu'dan
Erçakıca'ya yanıt
Rum Yönetimi
Sözcüsü Stefanos Stefanudan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıcaya yanıt geldi. Stefanos Stefanu,
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıcanın Rum
tarafı müzakere masasına benzeri görülmemiş fikirler koyuyor ve
müzakere prosedürüyle yeterince ilgilenmiyor yönündeki
açıklamasını Dayanaksız ve kanıtsız diye
niteledi..
Rum radyosuna göre Stefanu,
Rum tarafının, çözüm zeminiyle ilgili anlaşma çerçevesinde
masaya mantıklı ve BMnin Kıbrısla ilgili kararları
ile uluslararası hukuka dayanan öneriler koyduğunu savundu.
Kıbrıs sorununa
ayrı referandumlarda iki toplumun da onayını alması
gereken karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm hedeflediklerini
kaydeden Stefanu, Şu ana kadarki süreçte kimin yapıcı
çalıştığı ve çaba harcadığı sonucuna
varılabilir ifadesini kullandı.
KIBRIS POSTASI
10/06/09
TBMM
Başkanı Toptan, yarın KKTC'ye geliyor
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan, KKTC Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Hasan Bozerin davetlisi olarak yarın KKTC'ye geliyor.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı Köksal Toptan, KKTC Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Hasan Bozerin davetlisi olarak yarın KKTC'ye geliyor.
KKTC Meclisi'nden
yapılan açıklamaya göre yarın saat 15.00 sıralarında
gelecek olan Toptan, KKTCde bulunduğu süre içerisinde
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Derviş
Eroğlu, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer ve KTBK Komutanı
Korgeneral Hilmi Akın Zorlu ile görüşecek.
Toptan, Girne Amerikan
Üniversitesi'nin mezuniyet törenine de katılacak.
TBMM Başkanı
Toptan, temaslarını tamamlamasının ardından cumartesi
gecesi saat 22.00de adadan ayrılacak.
KIBRIS POSTASI
10/06/09
Left high and dry: no help on title
deeds
By Nathan Morley
PROPERTY buyers in Cyprus
have reacted with shock after news broke last night that the government will
not help to fix the title deeds saga.
Final confirmation for long-suffering buyers came after months of speculation
that much hyped legislation to fix the deed shambles was non-existent.
Campaigners are describing the revelation as a "bitter blow which leaves
them with no option other than to seek their deeds through the courts or sit
and wait.
Turning to the courts may turn out to be an expensive endeavour which many
pensioners ultimately wont be able to afford to fight.
The only recourse they have is the through the courts. Can you imagine how
long its going to take to the courts to process 100,000 cases? Theyll all be
long gone and buried before their cases are even heard. The whole situation is
a complete and utter shambles, said property analyst Nigel Howarth.
The news will also anger thousands of people stuck in limbo trying to sell
their properties, which is near to impossible without deeds according to a
leading property advisor.
The devastating news came after British peer Lord Jones of Cheltenham demanded
clarification about the much-discussed legislation designed to end the fiasco.
His question, to a packed House of Lords, sent British High Commissioner Peter
Millet scrambling to the Minister of the Interior to seek an answer on the
deeds issue.
The answer, which was published on the Hansard books yesterday, confirmed that
up to 100,000 people will be left in the cold by the government.
Our High Commissioner in Cyprus discussed the question of title deeds with the
Minister of Interior of the Republic of Cyprus on 27 April 2009.
The Minister was fully aware of the problem of obtaining title deeds, an issue
which also affects a large number of Cypriots. The Cyprus Government will
introduce legislation to speed up the issuing of title deeds, but this
legislation will only apply to future cases. The Minister expressed a
willingness to meet representatives of interest groups about this issue.
The state is now being accused by some buyers as stringing them on with lies
after several assurances to the British Government that it intended to
introduce a bill to address the issue.
Weve all been strung along, the British government, the property buyers,
everyone
we were all conned, said Denis OHare of CPAG.
There are ways out of this situation which could cripple the economy, the
government need to sit down with us and get moving on the issue, he added.
In February it was revealed that the British Foreign Secretary David Miliband
and Chancellor Alistair Darling had been in communication concerning title
deeds.
Even then, Miliband stated that the British High Commissioner to Cyprus had
received assurances from the Cypriot Interior Ministry that they would
introduce a bill to address the situation soon.
Around 100,000 properties in Cyprus are without title deeds and Land Registry
officials have confirmed that 30,000 of these properties have been bought by
foreigners, the vast majority being British.
The news will also have serious repercussions on the flagging construction
sector, which has been bruised by the credit crunch and marred by property scam
nightmares and the title deed shambles.
Why didnt the Cyprus government tell the whole truth in the first place? Is
it being completely honest with us now? No-one in their right mind is going to
buy property here until the government does something about existing buyers who
have been conned into buying mortgaged property and who continue to be
defrauded, Howarth added.
A recent CPAG poll showed nearly 100 per cent of foreign buyers would not have
bought in Cyprus if they had been informed of the practice of withheld title
deeds and developer mortgages.
Last week, the Cyprus Property Action Group (CPAG) demonstrated in Peyia at
what they said was the failure of the government to respond to their calls for
them to address the many pitfalls of buying property in Cyprus has lead to the
action.
CYPRUS MAIL
10/06/09
Turkish Cypriots and expats protest
Orams ruling
By Simon Bahceli
SEVERAL
hundred mainly British and Turkish Cypriot protesters yesterday marched on the
British High Commission, UN offices in the buffer zone and the EU Commissions
office in the north to voice their opposition to a ruling by the European Court
of Justice (ECJ) on the Orams property case last April.
The ECJ ruling in April paved the way for EU courts to prosecute foreigners who
purchase Greek Cypriot-owned land in the north. It remains however to be seen
whether a British appeals court will be the first to follow the ECJs
recommendation and uphold a Cypriot courts ruling to prosecute British couple
Linda and David Orams who are accused of trespassing on land belonging to Greek
Cypriot Melitis Apostolides. The protesters hope to persuade the British court
not to implement the ruling.
Apostolides and his family were forced to abandon their home in Lapithos when
Turkey invaded in 1974. The Orams currently reside in a villa they built on
Apostolides land.
Wearing black clothing under the baking sun and chanting pro-Turkish Republic
of Northern Cyprus (TRNC) and anti EU slogans, the protesters called on the
EU, Britain and the UN to see property disputes in Cyprus as a political,
rather than legal, issue.
They handed a petition, which they said has been signed by some 10,000
supporters, to representatives of the UK, EU and UN accusing the ECJ of
ignoring human rights and undermining the bizonal framework of ongoing
UN-sponsored negotiations on solving the Cyprus problem. The petition concluded
with a warning that if the ECJs ruling was upheld by the UK Appeals Court
later this year, it could result in the group asking the Turkish Cypriot
leadership to pull out of current reunification negotiations.
Under these circumstances, we are obliged to state categorically that if the
ECJ ruling on the Orams case is carried forward, as a demonstration of
solidarity we reserve the right to ask our president to reconsider our
commitment to the negotiations and our relations with the EU, the petition
said.
Head of the Turkish Cypriot Estate Agents Association Hasan Sungur, who lent
his support to yesterdays demonstration, said the protest sent a clear message
to the EU that foreigners and Turkish Cypriots would stand together to oppose
the ECJ ruling.
Sungur and fellow agents have seen the norths property industry driven into
the dust by legal cases brought by Greek Cypriots angered at seeing their
properties sold off to foreign holiday home buyers.
The current global recession has also meant that thousands of properties,
mostly built on Greek Cypriots lands, remain empty. Sungur said however that
his greatest worry was that legal rulings, such as the one from the ECJ, could
jeopardise forty years of UN-backed negotiations aimed at solving the Cyprus
problem.
Irish national and head of the Kyrenia American Universitys (GAU) law
department Shel Halek said he gave his full support to yesterdays
demonstration because he believed the ECJs ruling was ultimately,
fundamentally and significantly flawed. He said also that the ruling served to
undermine the bizonal framework already established as the basis for an
agreement on how to resolve the Cyprus problem.
The rights of Greek and Turkish Cypriot property owners are being dealt with
through negotiations under the auspices of the UN. These negotiations are being
hijacked a court ruling that is ultimately unfair, he said.
It is expected that the UKs appeals court verdict on the Orams case will be
delivered in Autumn.
CYPRUS MAIL
10/06/09
10
Haziran. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA - Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye'nin güçlü itirazlarına rağmen
offshore petrol arama çalışmalarına devam edeceğini ve
hidrokarbon araştırmaları için yeni sahaların gelecek
yılın başına kadar açılacağını açıkladı.
Rum Yönetimi Sanayi
Bakanı Antonis Paskalides Reuters ile yaptığı
söyleşide, ruhsat verme çalışmalarının ikinci
aşamasında, adanın güneyini çevreleyen sularda yer alan 12
sahanın ruhsatlandırılacağını söyledi.
Paskalides, "Ruhsat
verme işlemlerinde ikinci turun yıl sonunda veya gelecek
yılın başında yapılabileceğini
düşünüyoruz" dedi ve uluslararası şirketlerin ruhsatlara
ilgi gösterdiğini belirtti.
Rum bakan, İsrail
açıklarında bulunan rezervlerin kendilerini
umutlandırdığını ve yabancı petrol
şirketlerinin adanın güneyindeki petrol kaynaklarıyla
yakından ilgilendiğini belirtti. Paşalides, "Bir Avrupa
Birliği üyesinin egemenlik haklarını tanımayan Türkiye,
nasıl olur da enerji başlığında müzakerelerin
açılmasını isteyebilir?" diye sordu.
Rum Yönetimi ilk petrol
arama ihalesini 2007'de açmıştı. Ancak petrol arama
çalışmaları yapan gemilere Türk savaş gemileri müdahale
ediyor. Türk tarafı, petrol lisanslarının, ancak adada çözüme
ulaşılmasından sonra dağıtılabileceğini
savunuyor.
Kıbrıs
Rum Kesimi, Akdeniz'de yeniden petrol ve doğalgaz
çalışmalarına başlayacağını açıklayarak
adeta Türkiye'ye meydan okudu.
Açıklamayı
yapan Rum Kesimi Bakanı Antonis Paschalides, Türkiye'nin muhalefetine
rağmen Akdeniz'de yeniden petrol ve doğalgaz arayacaklarını
belirterek, "Türkiye Avrupa Birliği'ne girmeye çalışırken
bu birliğe üye bir devletin haklarını nasıl
kısıtlayabilir? Bu araştırmalara nasıl müdahale
edecek? ABD
keşif gemilerine mi saldıracak? dedi.
Kıbrıs
Rum Kesimi Akdeniz'de ABD şirketi Noble Energy ile birlikte petrol ve
doğalgaz araştırmaları yapıyor. Rum kesimi, ABD
dışında Rusya, Çin ve bazı Avrupa Birliği ülkelerinin de bölgede
petrol ve doğalgaz çalışmalarına ilgi
duyduklarını belirtiyor.
Akdenizde petrol ve doğalgaz
aramaya hazırlanan Kıbrıs Rum Kesimi ile ilişkiler yeniden
gerilecek gibi görünüyor. Türkiyenin bölgede savaş gemileri
konuşlandırmasının ardından Akdeniz'de İsrail
sınırına yakın bölgede petrol ve doğalgaz
çalışmalarına ara vermek zorunda kalan Rum Kesimi Sanayi
Bakanı Antonis Paschalides yeniden keşif projelerine
başlayacaklarını söyledi.
Türkiye'nin müdahalesi durumun, bunun Türkiyenin AB ile müzakere
sürecine olumsuz etkisi olacağı açıklamasını
yapan Paschalides ayrıca bu gerginlik nedeniyle Türkiyenin Brüksel ile
arasında geçen enerji müzakerelerine bizzat engel olmaya devam
edeceklerini belirtmekten de çekinmedi.
Araştırmaların
ilk ayağında İsrail kıyılarına yakın bölgede
keşfedilen gaz rezervlerini başarı olarak niteleyen bakan,
başlaması planlanan ikinci aşamada bu başarıların
artacağını belirtti.
TÜRKİYE BİZİ ENGELEYEMEZ
Sorun bu planlanan ikinci
aşamadaki bazı keşif bölgelerinin Türk karasuları
içerisinde kalmasından patlak verdi. Türk savaş gemilerinin
keşif gemilerini defalarca taciz ettiğini iddia eden Paschalides
bunun araştırmaları yavaşlatmayacağını, yeni
planla keşiflere devam etmekte ısrarlı olduklarını açıkladı.
Bu keşiflerin gelirlerinin Kıbrıs
halkının hakkı olduğunu ısrarla belirten Paschalides,
Türkiyenin bu hareketinin Avrupa Birliği ile arasındaki
müzakereleri zora soktuğunu ve kabul sürecine zarar verdiğini
söyledi.
Kıbrıs
Rum Kesimi, Türkiye'nin bölgede petrol ve doğalgaz
çalışmalarına engel olması durumundan Türkiye'nin AB ile
enerji müzakerelerine set çekeceği tehdidinde de bulundu.
HURRIYET 10/06/09
10.06.2009 CNN TURK
Avrupa
Konseyi, Türkiye'ye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM)
Kıbrıs konusunda aldığı kararları derhal
uygulaması çağrısında bulundu.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından yapılan açıklamada,
AİHM'in "Kıbrıs Rum yönetiminin açtığı
kayıplar, Louizidu, Zenides-Arestis ile Isaak ve Solomou davalarında
Türkiye aleyhine aldığı kararların
uygulanmadığı hatırlatıldı.
Uygulanmayan kararlar ise şöyle:
Türkiye, Kıbrıs Rum kesiminin başvurusu üzerine AİHM'nin 10
Mayıs 2001'de aldığı kararla 1974 Barış
Harekatı'nda insan haklarını ihlal etmekten tazminata mahkum
edildi.
AİHM, Türkiye'nin Louizidu ve Zenides Aresti davalarında da, söz
konusu kişilerin Türk kesiminde kalan mallarını iade etmesine
karar verdi.
Türkiye bu davada Louizidu'ya 1 milyon dolar tazminat ödemeyi kabul etti. Ancak
Louizidu KKTC topraklarında kalan mülkünü geri istedi.
Türkiye 1996 yılında tampon bölgede öldürülen Isaak ve Solomou için
açılan davalarda da haksız bulunarak tazminata mahkum edildi
10.06.2009 CNN TURK
Kıbrıs
Rum yönetimi Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Andonis Pashalidis,
Türkiye'nin yoğun itirazlarına rağmen Güney
Kıbrıs'ın sözde "Münhasır Ekonomik Bölge"
içerisinde hidrokarbon arama-çıkartma konusunda hiçkimseden baskı
veya müdahale görmediğini söyledi.
Rum radyosunun haberine göre, Pashalidis, bugün düzenlediği basın
toplantısında, "Projemizi, planlarımızı veya
herhangi başka bir şeyi değiştirdiğimize ilişkin
yaklaşımlar tamamen yanlıştır" dedi.
Pashalidis, bakanlığının, ikinci tur "imtiyaz
hakkı dağıtma" işleminin yıl sonuna veya gelecek
yılın başlarına kadar başlayacağını,
çok uluslu şirketlerin bu konuda ilgi gösterdiğini belirtti.
"Kimsenin egemenlik haklarımızdan şüphe etmesine veya
bunları değiştirmesine izin vermeyiz" diyen Rum bakan,
"Ne programda, ne planlarda değişiklik yapıldı. Çünkü
'Kıbrıs cumhuriyeti' baskılara boyun eğmez. Bunun göstergesi
de ilk tur imtiyaz hakkı dağıtımını
gerçekleştirmemizdir" dedi.
"İstediği kadar mektup gönderebilir"
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM'ye gönderdiği
protesto mektubu nedeniyle hidrokarbon aramalarında gecikme
yaşanıp yaşanmadığının sorulmasına
karşılık Pashalidis, "Biz planımız çerçevesinde
ilerliyoruz. Hiçbir tehdide, şantaja veya her nereden gelirse gelsin
hiçbir çabaya boyun eğmeyeceğimizi söylüyoruz. Sayın Talat
istediği kadar mektup gönderebilir, ancak bunun bizim meselemiz
olduğu, 'Kıbrıs cumhuriyeti' vatandaşlarına ait
olduğu bir gerçektir. Araştırmalardan olumlu sonuç
çıkması halinde, Kıbrıs sorunu çözülürse, cumhuriyetin
Kıbrıslı Türk vatandaşları da bundan faydalanacak"
dedi
10.06.2009 CNN TURK
Kıbrıs
Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, "Türkiye 'yükümlülüklerini' yerine
getirmez ve Kıbrıs Cumhuriyetini tehdit etmekten vazgeçmezse enerji
başlığının açılması söz konusu değildir"
dedi.

AA
11
Haziran. 2009 Perşembe
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri çerçevesindeki
32. görüşmeleri sona erdi.
Liderler,
yaklaşık 3,5 saat süren görüşmenin büyük bölümünde, heyetler ve
M yetkilileri olmaksızın, yalnızca temsilcileri Özdil Nami ve
Yorgos Yakovu'nun ile birlikte kaldılar.
Talat ve Hristofyas,
bugünkü görüşmede 'Ekonomi' başlığını
tamamlayarak 'Toprak' başlığıyla ilgili
sunuşlarını yaptı.
Yeşilırmak
kapısının açılması konusunu da ele alan liderler, 15
Haziran Pazartesi günü saat 15.00'te yeniden bir araya gelecekler.
Liderler bölgeden
ayrıldıktan sonra açıklama yapan BM Genel Sekreteri
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, tarafların
Yeşilırmak kapısının açılması konusunda
anlaşmaya yakınlaştıklarını belirtti.
Görüşmeler sonrasında bir açıklamada bulunan Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs müzakerelerinde, "toprakla ilgili yapacakları
önerilerde temel olarak neleri göz önüne alacaklarını ortaya
koyduklarını" söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat, 'ekonomi' konusunda bazı yakınlaşmalar
sağladıklarını açıkladı. Talat, Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas'la görüşmesinin ardından makamına
dönüşünde yaptığı açıklamada, "ekonomi"
konusunu, temsilcilerinin de katılımıyla dörtlü toplantıda
ele aldıklarını belirterek, "Ekonomide farklı
olduğumuz noktaları ele aldık ve bazı
yakınlaşmalar sağladık" dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, tarafların, karşılıklı önerileri ele alarak ve
daha sonra yazışarak ekonomi konusunu
sonuçlandıracağını, ancak "ekonomi"
başlığının kapandığını ifade etti.
Yeşilırmak
kapısının açılması konusunda ise temsilcilerinin,
açılışın kurallarını belirleme konusunda
yaptığı çalışmayı gözden geçirdiklerini ve bu
konuda da bir ilerleme kaydettiklerini bildiren Talat, değerlendirmelerden
sonra, gelecek günlerde nihai karara varabileceklerini belirtti.
'Toprak' konusunda ilk
sunuşlarını yaptıklarını kaydeden Talat,
"Biz kendi görüşlerimizi ortaya koyduk. Toprakla ilgili
yapacağımız önerilerde kriterleri değil ama temel olarak
neleri göz önüne alacağımızı ortaya koyduk.
Kıbrıs Rum
tarafı da aynısını yaptı" diye konuştu.
Bağış'tan Ruhban okulu ve
Kıbrıs açıklaması
Devlet Bakanı
ve Başmüzakereci Egemen Bağış, ''Ruhban okulu ile ilgili
olarak eğer Türkiye'de bir düzenleme yapacaksak bu AB süreci,
Amerika'nın ve Arap dünyasının talepleri ile alakalı
değil. Bu bizim iç meselemiz olarak değerlendirilir'' dedi.Egemen
Bağış, Türk-Arap Ekonomi Forumunda, gazetecilerin
sorularını yanıtladı.
|
Bir gazetecinin
''Brüksel'deki Büyükelçinin, ruhban okulunun açılmasına
karşılık Rumlara limanların açılması
meselesinin ertelenebileceğine dair gazetecilerle bir sohbet
toplantısı yaptığı bir gazeteci tarafından
yazıldı. Diğer gazeteciler de bu ifadeleri yalanladı. Bu
mesele olabilir mi?'' şeklindeki sorusuna karşılık
Bağış, büyükelçinin böyle bir şey söylemediğini,
ortamdaki diğer gazetecilerin tekzip ettiğini belirtti. Bağış,
''Ruhban okulu ile ilgili olarak eğer Türkiye'de bir düzenleme
yapacaksak bu AB süreci ile alakalı değil, Avrupa'nın,
Amerika'nın, Arap dünyasının talepleriyle alakalı
değil. Bu bizim bir iç meselemiz olarak değerlendirilip yapılıp
yapılmamasının tartışılması gerekir diye
düşünüyorum'' dedi. Bugün Türkiye'de
yaşayan yaklaşık 2 bin 500 civarında Rum Ortodoks
vatandaş bulunduğuna işaret eden Bağış
şunları kaydetti: ''Bu
vatandaşlarımız bizimle birlikte asırlardır
aynı toprağı, aynı suyu paylaşıyorlar.
Aynı odada askerlik yapıyorlar. Aynı hazineye vergi ödüyorlar.
Aynı ülkenin kalkınması için katkıda bulunuyorlar.
Eğer bizim kendi vatandaşlarımızın kendi dini ve
eğitim ihtiyaçları ile ilgili sorunları varsa onu inceleriz,
onu gidermenin yolunu ararız, bulmaya çalışırız.
Geçmişte baktığımız zaman İstanbul'un fethinden
1970'li yıllara kadar bu okul faaliyet göstermiş. O dönem hangi
kapasitede faaliyet göstermiş bunu incelemek lazım.
Diplomasını kimler imzalamış ona bakmak lazım. Bir
dönem biliyorsunuz ruhban okulunun üniversite statüsünde kurulması
gündeme gelmişti. Ama diplomalarını incelediğimiz zaman
diplomaların normal üniversite gibi Milli Eğitim
Bakanlığının değil liseler gibi Milli Eğitim
Müdürlüğü'nün imzaladığını görüyoruz.
Mezunlarının yüksek okul mezunları gibi askerliklerini yedek
subay olarak değil lise mezunları gibi er olarak
yaptıklarını görüyoruz. O kapsamda değerlendirmek gerekir
diye düşünüyorum.'' Lozan
anlaşmasında azınlıkların, dini ve eğitim
ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik bir takım hakları da
olduğunu söyleyen Bağış, onu da birlikte
değerlendirmek gerektiğini belirtti. Egemen
Bağış, ''Bu, Anayasamızın incelenerek istişare
edilmesi gereken bir konudur. Bunu Türkiye olarak inceleriz,
tartışırız, konuşuruz, sonra karar veririz ama bunu
Amerika, Avrupa istedi diye yapmanın kendi vatandaşımıza
haksızlık olduğunu düşünüyorum. Bununla ilgili eğer
bir adım atacaksak Yunanistan Hükümetinin de Batı Trakya'da
yaşayan Türk kardeşlerimizin eğitim ve dini vecibeleriyle
ilgili ihtiyaçlarını aynı şekilde hassasiyetle ele alması
gerektiğini düşünüyorum. Ama bunun bir AB süreci olarak
değerlendirilmesini de mantıklı bulmuyorum'' dedi. Ruhban okulu konusunun
Kıbrıs konusuyla özdeşleştirilmesinin ise biraz elma ile
armudu karıştırmak gibi geldiğini söyleyen
Bağış, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin ortaya
koyduğu tezi hatırlatarak, ''Biz diyoruz ki; eğer KKTC'ye
uygulanan izolasyonlara son verilirse KKTC'de yaşayan kardeşlerimiz
dünya ile direkt ticaret yapabilirlerse o zaman yine geçmişte
olduğu gibi, 1980'li yıllara kadar sürdüğü gibi Kıbrıs
Rum kesimine ait gemilerin, uçakların ülkemize gelmesi konusunu
değerlendirebiliriz. Bu tanıma anlamına gelmez'' şeklinde
konuştu. Bugün dünyada birçok
ülkenin Tayvan'ı tanımadığını ama ticaret
yaptığını, ifade eden Bağış, ''aynı
şeyin KKTC için de geçerli olması gerek. Benim şahsi fikrim.
Bunu bakanlar kurulunda ilgili mercilerle tartıştıktan sonra
resmi politikalarımızı belirleriz'' dedi. Bağış,
''Eğer Türkiye'de bir ruhban okulu konusu varsa bu bir insan
hakları meselesidir. Kendi vatandaşlarımızın
ihtiyacı meselesidir. Vatandaşlarımızla oturur
konuşuruz, onların ihtiyaçlarını belirleriz, onların
çözümü bizim hukuki çerçevemiz içinde nasıl olur ona bakarız. Ondan
sonra da ilerleriz diye düşünüyorum'' diye konuştu. Bu konu ile ilgili bir
Anayasa değişikliğine ihtiyaç olup olmadığına
ilişkin bir soru üzerine de Bağış, ''Benim şahsi
kanaatim bu konuda Anayasa değişikliğine ihtiyaç
olmadığı yönünde. Çünkü Lozan anlaşması,
uluslararası anlaşma olarak Anayasamızdan da önemli bir
anlaşma. Cumhuriyetimizin kurulduğu dönemden bu yana takdir
ettiğimiz, saydığımız ve birçok uluslararası
ihtilafta da ortaya koyduğumuz bir metin. O çerçevede
değerlendirdiğimiz zaman, dediğim statüde, Milli Eğitim
Bakanlığının gözetim ve denetimi altında bir lise
olarak faaliyete açılması konusunda bence Anayasamızla ilgili
bir sıkıntı yok. Bunu Anayasa hukukçuları ile
değerlendirdikten sonra Türkiye olarak buna karar veririz'' dedi. |
KIBRIS POSTASI 11/06/09
Talat: Toprakla ilgili görüşler ortaya
konuldu
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde,
"toprakla ilgili yapacakları önerilerde temel olarak neleri göz önüne
alacaklarını ortaya koyduklarını" söyledi.
Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas'la görüşmesinin ardından açıklama yapan
Talat, "ekonomi" konusunu, temsilcilerinin de
katılımıyla dörtlü toplantıda ele
aldıklarını belirterek, "Ekonomide farklı
olduğumuz noktaları ele aldık ve bazı
yakınlaşmalar sağladık" dedi.
İngilizce seviyenizi test etmek için tıklayın
Talat, tarafların,
karşılıklı önerileri ele alarak ve daha sonra
yazışarak ekonomi konusunu sonuçlandıracağını,
ancak "ekonomi" başlığının
kapandığını söyledi.
Yeşilırmak
kapısının açılması konusunda ise, temsilcilerinin,
açılış kurallarını belirleme konusunda
yaptığı çalışmayı gözden geçirdiklerini ve bu
konuda da bir ilerleme kaydettiklerini bildiren Talat, değerlendirmelerden
sonra, gelecek günlerde nihai karara varabileceklerini belirtti.
"Toprak"
konusunda ilk sunuşlarını yaptıklarını kaydeden
Talat, "Biz kendi görüşlerimizi ortaya koyduk. Toprakla ilgili
yapacağımız önerilerde kriterleri değil ama temel olarak
neleri göz önüne alacağımızı ortaya koyduk.
Kıbrıs Rum tarafı da aynısını yaptı"
diye konuştu.
Cumhurbaşkanı
Talat, İtalya'ya yapacağı ziyaretin iptal edilmesiyle ilgili
soru üzerine, "Benim hassas olduğum bir konuda onların talebi
oldu, dolayısıyla (ziyaret) gerçekleşmedi" dedi.
AA
KIBRIS POSTASI 11/06/09
Eroğlu Gül'le görüştü
Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül, KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu ve beraberindeki
heyeti kabul etti.Çankaya Köşkü'ndeki basına kapalı kabulde,
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek de
hazır bulundu.
Çankaya Köşkünde yer
alan görüşme yaklaşık 1 saat 10 dakika sürdü ve 15.40da
tamamlandı.
Görüşmede KKTC kanadından Maliye Bakanı Ersin Tatar ile Ekonomi
ve Enerji Bakanı Sunat Atun da hazır bulundu.
KIBRIS POSTASI 11/06/09
Kıbrıs'a karşı Ruhban
okulu mu?
Sabah Gazetesinde dün sürmanşetten
verilen Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak imzalı
Kıbrısa karşı Ruhban Okulu başlıklı
haberi 10 gazetecinin ortak bildirisiyle yalanlandı.
Sabah Gazetesinde dün
sürmanşetten verilen Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak
imzalı Kıbrısa karşı Ruhban Okulu
başlıklı haberi 10 gazetecinin ortak bildirisiyle
yalanlandı.
Gazeteciler, Büyükelçi
Volkan Bozkıra atfen verilen haberle ilgili "Bozkırın
büyükelçilikte gazetecilere verdiği yemekte bulunan bizler, off the
record veya on the record böyle bir açıklama
yapılmadığını teyit ederiz" dediler.
Sabah Gazetesinde
Türkiyenin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan Bozkıra dayandırılarak
dün yayınlanan, Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak imzalı,
"Türkiyenin Heybeliada Ruhban Okulunu açması
karşılığında Rumlara limanları açma konusunun
erteleneceği" yönündeki haber, elçilikte yemekte bulunan diğer
gazeteciler tarafından yalanladı.
Temsilcilikte yemek
Büyükelçi Volkan
Bozkırın Brükseldeki AB Daimi Temsilciliğinde verdiği
yemeğe katılan Hürriyet Yazarı Ferai Tınç, Milliyet
yazarı Hasan Cemal, Referans Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can,
Cnn Türk ve Kanal D Haber Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ali Birand, Cihan
Haber Ajansı (CİHAN) Genel Müdürü Abdülhamit Bilici, Yeni Şafak
Gazetesi Yazarı Ali Bayramoğlu, Star Gazetesi Yazarı Mehmet
Altan, gazeteciler Leyla Tavşanoğlu ve Deniz Zeyrek, bir ortak
bildiri yayınladı. Bildiride, dün Sabah Gazetesinde yer alan ve
Büyükelçi Volkan Bozkıra dayandırılan "Kıbrısa
karşı ruhban okulu" başlıklı haber
yalanlandı.
Gazetecilik etiği için
Gazetecilerin ortak
bildirisinde, şu ifadelere yer verildi: "Sabah Gazetesinde
sürmanşetten verilen Kıbrısa karşı Ruhban Okulu
başlıklı Erdal Şafak imzalı haberde Brükseldeki AB
Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan Bozkıra atfen Yıl sonunda
Kıbrıs konusunda çözüm olmazsa Ruhban Okulu açılır sözleri
yer almıştır. Volkan Bozkırın büyükelçilikte
gazetecilere verdiği yemekte bulunan bizler, off the record veya on the
record böyle bir açıklama yapılmadığını teyit
ederiz. Bu tür bir haberin gerek gazetecilik etiği, gerek büyükelçinin
itibarı, gerekse gerçekler açısından düzeltilmesini
gerektiğini düşünüyoruz."
Şafak yazacak
Dün konuyla ilgili
görüşünü almak için aradığımız Sabah Gazetesi Genel
Yayın Yönetmeni Erdal Şafak ise konuşmayacağını,
görüşlerini gazetesindeki köşesinde yazacağını söyledi.
Büyükelçilik ise bu konuda
bir açıklama yapmamayı tercih etti.
haberler.com
KIBRIS POSTASI 11/06/09
SEFA
KARAHASAN Lefkoşa
Kıbrıs Rum
Yönetimi Sanayi Bakanı Antonis Paschalides, 2010
yılının başından itibaren Doğu Akdenizde
petrol
aramak amacıyla yabancı şirketlere ikinci lisansları
vermeye başlayacaklarını açıkladı
Rum
Yönetimi, petrol araştırması için 2007de ilk
lisansları vermişti. Birçok uluslararası şirketin petrol
aramasına ilgi gösterdiğini ileri süren Paschalides, Türkiyenin
karşı çıkmasına rağmen, lisans
vermeye devam edeceklerini söyledi.
Türkiye engelleyemedi
Paschalides, Kıbrısa ait herhangi bir doğal kaynak, Kıbrıs Cumhuriyetinin ve Kıbrıs
halkınındır. Umarız ki Kıbrıs sorunu çözülür ve Kıbrıslı
Türkler de aynı kaynaklardan yararlanabilirler diye konuştu.
Türkiyenin devam eden petrol aramalarını engellemek amacıyla
savaş gemilerini bölgeye gönderdiğini ifade eden Paschalides, Türkiye,
petrol ve gaz aramalarını engelleyemedi dedi.
Türkiyenin açıklamalarının ikinci lisans vermede de etkili
olmayacağını savunan Rum Bakan,
gösterilen ilgiye bakıldığı zaman, yabancı
şirketlerin cesaretlerinin kırılmadığının
görüldüğünü söyledi.
Rum Bakan Paschalides, Ankaranın,
Bu faaliyetler Adadaki barışı etkilediği gibi Doğu Akdenizi
de etkiler yönündeki açıklamalarına cevaben, Türkiye ne yapacak,
gidip ABD
araştırma şirketlerinin gemilerine mi saldıracak? diye
sordu. ABD, Kıbrıs açıklarında petrol
arayacağını açıklamıştı.
KIBRIS 11/06/09
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan, Türkiye′ye resmi ziyarette bulunan Başbakan
Derviş Eroğlu ile yaptıkları görüşmenin ardından
Başbakanlık Merkez Bina′da ortak basın
toplantısı düzenledi.
Eroğlu′nun, başbakan olarak seçildikten sonra ilk resmi
ziyaretini Anavatan′a gerçekleştirmesi sebebiyle duyduğu
memnuniyeti dile getiren Erdoğan, Eroğlu hükümetinin Cumhuriyet Meclisi′nden
güven oyu almış olmasından dolayı da tebrik etti.
Eroğlu′nun, başbakanlık konusunda bir hayli deneyimli
olduğunu belirten Erdoğan, ′′Kendilerini bu süreçte de
başarı temennisiyle kutluyorum. Türkiye olarak bizler,
Kıbrıs Türk halkının özgür iradesiyle oluşan
hükümetle, her zaman olduğu gibi yakın işbirliği ve
dayanışma içinde olacağımızı ifade etmek
isterim′′ dedi.
Eroğlu ile Kıbrıs konusunda çok faydalı görüşmeler
yaptığını anlatan Başbakan Erdoğan, şöyle
konuştu:
′′Zira, Kuzey, Güney arasındaki görüşmeleri değerlendirme
fırsatımız oldu. Gündemimizin ana
başlığını KKTC′nin kendisi teşkil
etmektedir. Şu anda dünyadaki sıkıntıları birlikte
görüşme fırsatımız oldu. Bunların
değerlendirmesini yaptık.
Özellikle de bölgemizde barış ve istikrarı hakim kılmak
için kararlılıkla gösterilmekte olan çabanın, bundan sonra da
devamı konusunda neler yapabileceğimizi müzakere ettik.
Kıbrıs′ta adil ve kalıcı bir çözüme
ulaşılması, her şeyden önce Doğu Akdeniz′de,
huzur, güven, istikrar ve özellikle de refaha önemli katkılar
sağlayacaktır. Bundan sonra da Ada′da taraflar değil, tüm
uluslararası toplum bundan yarar görecektir diye inanıyoruz.
Adil ve kalıcı bir çözümün kıstasları bellidir, çözümün
yeri bellidir. Kimse çözümün yerini, BM dışında aramasın. Bizim
düşüncemiz budur. BM Genel Sekreteri′nin iyi niyet misyonu
çerçevesinde her zaman söylediğimiz gibi iki kesimlilik ve siyasi
eşit ilkelerine dayalı, eşit statüye sahip, iki kurucu devleti
içeren yeni bir ortaklık çerçevesinde gerçekleşecektir. bunun dışında
bir şey düşünmedik, düşünmüyoruz.
Elbette garanti ve ittifak anlaşmaları, ulaşılacak çözüm
kapsamında da devam edecek. Türkiye′nin etkin ve fiili garantisi
devam edecektir.′′
′′RUMLAR İLE EŞİT STATÜYE SAHİP OLMA
KARARLILIĞI′′
Türkiye′nin, Kıbrıs Türk halkının kendi kurucu
devletinin toprakları üzerinde, kendini yönetme ve Ada′da kurulacak
yeni ortaklıkta Rumlar ile eşit statüye sahip olma
kararlılığını paylaştığını
dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
′′Varılacak anlaşmanın, AB içinde hukuki yollarla
aşındırılmasının önüne geçilmesine büyük önem
veriyoruz. AB Adalet Divanı′nın son Orams kararı, bu
durumun arz ettiği hayati önemi, şüpheye yer bırakmayacak
şekilde bir defa daha ortaya koymuştur.
Adil ve kalıcı bir çözüm sağlanması için ciddi fedakarlıklar
yapmaktan çekinmemiş ve Kıbrıs Türklerine uygulanan haksız
ve vicdan ölçülerine sığmayan kısıtlamalar ne yazık ki
bugün hala devam etmektedir.
Dünyanın hiçbir yerinde, Kuzey Kıbrıs′a uygulanan, Kuzey
Kıbrıs′a reva görülen, adil olmayan uygulamalar, hiçbir ülkeye
reva görülmemiştir. Her gittiğimiz yerde bunu da dillendiriyoruz.
Burası bir uyuşturucu merkezi mi, burası bir terör bölgesi mi?
Neden bu adaletsiz yaklaşımı sürdürüyorsunuz. Bunu sürekli
olarak hep istedik, hep anlattık. Er ya da geç buradaki adil ve
kalıcı kapsama dayalı çözüm, bizim de şüphesiz ki olumlu
yaklaşımımızı sağlayacaktır. Türkiye olarak
bu çelişkinin, süratle giderilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Kıbrıs′ta çözümün, barışın da istikrar ve
huzurun da anahtarı, KKTC′nin ekonomik ve sosyal bakımdan
güçlenmesi ve halkın refah seviyesinin de artmasıdır.
Hükümetimiz, önümüzdeki dönemde de hukukunun muhafazası, daha huzurlu ve
müreffeh bir hayat sağlaması için her türlü katkıyı sağlamaya
devam edecektir.′′
Başbakan Erdoğan, Eroğlu ve heyetini Türkiye′de ağırlamaktan
duyduğu memnuniyeti tekrarlayarak, ′′Bundan sonraki süreçte
KKTC′de yapacakları çalışmaların
başarılarla dolu olmasını temenni ediyorum. Birlik ve
beraberlik içinde aydınlık yarınlara Kuzey
Kıbrısımızı taşımalarını kendilerinden
özellikle rica ediyorum′′ dedi.
SORULAR
Başbakan Erdoğan, KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu
ile birlikte düzenlediği ortak basın toplantısında
soruları yanıtladı.
Erdoğan, KKTC′li bir gazetecinin, ′′Neler
yanlış gidiyor ki KKTC başbakanları Türkiye′ye gelip
para alıp dönüyor. Neler yanlış gidiyor ki hala
Kıbrıs′lı Türkler balık tutmayı öğrenemedi,
hep balık alıp geri dönüyorlar?′′ sorusuna, şu
yanıtı verdi:
′′Zaten sorunun cevabını siz son cümlelerinizde verdiniz.
Ne güzel değil mi? Balık almaya gelip balık tutmayı öğrenen
bir anlayış... Bunu başarmak lazım, bunu halletmek
lazım. KKTC′de bu yolda bazı gelişmeler olsun diye
biliyorsunuz. Biz 6.5 yıllık iktidarımız döneminde
KKTC′nin altyapısına çok önem verdik. Yani nakit
yardım ya da nakit destek yanında biz ağırlıklı
olarak altyapıyı güçlendirelim istedik. Bundan 7-8 yıl önce
benim gezdiğim KKTC ile ondan sonra her gidişimde değişen
bir Kuzey Kıbrıs′ı görmenin
bahtiyarılığını yaşadım.
Bir taraftan turizmde ciddi yatırımların olduğu bir KKTC
var artık. Sanayileşmede arıt yavaş yavaş en
azından gıda sektöründe bazı gelişmeler var. Fakat bunlar
yeterli mi? Değil′′
Türk iş adamlarını KKTC′de yatırıma teşvik
ettiklerini kaydeden Erdoğan, ′′Yatırımlar olacak ki
hem istihdam sağlansın hem de KKTC ekonomisi çok daha farklı bir
gücü, çok daha farklı bir imkanı yakalasın′′ dedi.
Türk yetkililerin KKTC′li muhataplarıyla yaptığı
görüşmeler neticesinde ihtiyacın tespit edilerek bu ülkeye gerekli
yardımın yapıldığını belirten Erdoğan,
′′Bu desteğimizi bundan sonraki süreçte de vereceğiz ama
bazı yanlışların olduğu da bir vakıa. Bu
yanlışların da giderilmesi, düzeltilmesi
lazım′′ diye konuştu.
KKTC′de eğitim gören öğrenci sayısının 47 binden
60 bine çıkartılması gerektiğini vurgulayan Başbakan
Erdoğan, bunun başarılması durumunda çok daha farklı
hareketlilik meydana geleceğini dile getirdi.
Su projesinin de başarılacağını kaydeden Başbakan
Erdoğan, elektrikteki sıkıntıların da
aşılacağını ifade etti. KKTC Havayolları
sorununun çözülmesi gerektiğini belirten Erdoğan, bu kurumun ciddi
bir kambur olduğunu, KKTC′nin bu kamburdan kurtulması
gerektiğini kaydetti.
′′BİZİM YAKLAŞIM TARZIMIZ; İKİ DEVLETLİ
ÇÖZÜM′′
Başbakan Erdoğan, ′′BM′nin Mayıs ayında
yayımlanan bir raporu vardı. Özellikle bu sürecin çok uzun
sürdüğü ve açık uçlu olmasının sonuç
alınmasını engellediği yönünde. Sonuç alınabilmesi
için ne yapılması gerekiyor?′′ sorusu üzerine, şöyle
konuştu:
′′BM′nin bu konuda çok daha farklı bir hassasiyeti
göstermesi gerekiyor. Biz tabii Türkiye olarak geçici üye durumundayız BM
Güvenlik Konseyi′nde. Süreci bizler de biraz teşvik edeceğiz. Nereden
teşvik edeceğiz? Özellikle şu referandum sürecinden sonra
Sayın Annan′ın bir raporu var. 28 Mayıs 2004′teki
Annan Raporu hala sümen altı. Bu rapor neleri içeriyor? Bunun
açıklanması lazım. İnanıyorum ki bunun
açıklanması birçok şeyi ortaya çıkaracaktır. Bunu da
gerek diplomatlarımız, gerek Dışişleri
Bakanımız, gerekse bizler takip edeceğiz. Bu sürece yönelik
çalışmaları bizler sıkıştırmak suretiyle
temenni ederiz ki bu müzakereleri de bir an önce olumlu istikamette
neticelendirelim.
Sayın Talat′ın yıl sonuna kadar umudu var. Bizler de olaya
umutlu bakıyoruz. Ama eğer Güney Kıbrıs Rum tarafı
olumsuz yaklaşıyorsa o konuda bir şey diyemem. Şu ana kadar
bazı olumsuz sinyaller alıyoruz. Bunlar tabii doğrusu bizi
üzüyor. Bizler tabii bir adım önde olacağız dedik. Bir adım
önde olmaya devam ediyoruz ama Rumlar bu noktada olumlu yaklaşım
içinde değiller. Temenni ederiz ki onlar da olumlu yaklaşım içerisine
girsinler ve süratle bunu yıl sonuna kadar bitirmiş olalım,
çözmüş olalım. Kalkıp da eğer Kuzey Kıbrıs′taki
bizim kardeşlerimizi, soydaşlarımızı bir
azınlık hukukuna tabi tutacak mantığı egemen
kılmak isterlerse o zaman da kusura bakmasınlar. Orada iki devletli
diyoruz. ′′
HALKIN SESI 12/06/09
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, dünkü
müzakerelerde "Ekonomi" başlığını
tamamlayıp, "Toprak" başlığına geçti.
Ara bölgede saat 09.00′da başlayıp 12.30 sıralarında
sona eren dünkü görüşmenin büyük bölümünde temsilcilerin hazır
bulunduğu baş başa bir görüşme gerçekleştiren
liderlerin, Yeşilırmak kapısı konusunda anlaşmaya
yaklaştığı kaydedildi.
BM Genel Sekreteri′nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook
Zerihoun, liderlerin görüşmesi sonrasında basına kısa bir
açıklama yaptı ve gazetecilerin sorularını
yanıtladı.
Liderlerin, heyetler arası görüşmeye geçildikten sonra
"Yeşilırmak kapısı konusunda anlaşmaya
yaklaşıldığı yönünde açıklama
yaptığını" kaydeden Zerihoun, bu arada
"Ekonomi"yle ilgili görüşmelerin de
tamamlandığını söyledi. Zerihoun,
"İyi ve verimli bir görüşmeydi" dedi.
Yeşilırmak kapısıyla ilgili
"yakınlaşmanın" sorulması üzerine Zerihoun,
görüşmelerin henüz tamamlanmadığını belirtti.
TALAT: TOPRAK KONUSUNDA İLK SUNUŞLARIMIZI YAPTIK
Öte yandan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs müzakerelerinde,
"toprakla ilgili yapacakları önerilerde temel olarak neleri göz önüne
alacaklarını ortaya koyduklarını" söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, "ekonomi" konusunda bazı
yakınlaşmalar sağladıklarını açıkladı.
Talat, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas′la görüşmesinin
ardından makamına dönüşünde yaptığı
açıklamada, "ekonomi" konusunu, temsilcilerinin de
katılımıyla dörtlü toplantıda ele
aldıklarını belirterek, "Ekonomide farklı
olduğumuz noktaları ele aldık ve bazı
yakınlaşmalar sağladık" dedi.
Yeşilırmak Kapısının açılması konusunda ise
temsilcilerinin, açılışın kurallarını belirleme
konusunda yaptığı çalışmayı gözden geçirdiklerini
ve bu konuda da bir ilerleme kaydettiklerini bildiren Talat, değerlendirmelerden
sonra, gelecek günlerde nihai karara varabileceklerini
belirtti."Toprak" konusunda ilk sunuşlarını
yaptıklarını kaydeden Talat, "Biz kendi görüşleri-mizi
ortaya koyduk. Toprakla ilgili yapacağımız önerilerde kriterleri
değil ama temel olarak neleri göz önüne alacağımızı
ortaya koyduk. Kıbrıs Rum tarafı da aynısını
yaptı" diye konuştu.
HALKIN SESI 12/06/09
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)
Başkanı Köksal Toptan, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti′nin Kıbrıs′ta kalıcı ve adil bir
barışın tesisi için üzerlerine düşeni bundan sonra da
yapmaya devam edeceğini vurgulayarak; kalıcı ve adil bir çözümün
tesisi için, Kıbrıs′ta iki toplumun, demokrasi ve devletin
bulunduğunu herkesin ön şart olarak kabul etmesi ve ondan sonra
masaya oturması gerektiğini vurguladı.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer′in davetlisi olan TBMM
Başkanı Köksal Toptan ve eşi Saime Toptan, dün KKTC′ye
geldi.
TBMM Başkanı Köksal Toptan, Ercan Havaalanı′nda
basına açıklamalarda bulunarak, Kıbrıs konusunda
değerlendirmelerde bulundu.
TC ve KKTC arasındaki ilişkilerin hiçbir zaman hiçbir şart
altında hiçbir kırılma, zedelenme, ilgi eksikliği
olmadığını vurgulayan Toptan, süreç içinde
değişen ve yenilenen hükümetler döneminde de TC′nin
Kıbrıs politikasındaki temel çizgisinden hiçbir sapma
olmadığının altını çizdi.
TC ve KKTC′nin Kıbrıs′ta kalıcı ve adil bir
barışın tesisi için üzerlerine düşeni
yaptığını, bundan sonra da yapmaya devam edeceğini
ifade eden Toptan, kalıcı ve adil bir çözümün tesisi için,
Kıbrıs′ta iki toplumun, demokrasi ve devletin bulunduğunu,
herkesin ön şart olarak kabul etmesi ve ondan sonra masaya oturması
gerektiğini vurguladı.
AB′nin sorunlu Kıbrıs′ın bir bölümünü
kayıtsız şartsız üye yapmakla Güney Kıbrıs Rum Yönetimi′nin
elini güçlendirdiğini ifade eden Toptan, KKTC′nin oraya
takılıp kalmadan önüne bakması gerektiğini söyledi.
Müzakerelerin devam ettiğine, KKTC′de yeni bir hükümetin başa
geldiğine, TC ile KKTC arasında görüşmelerin her anda ve her
safhada hükümet ve cumhurbaşkanları düzeyinde devam ettiğine
dikkat çeken Toptan, Kıbrıs′ın eşit şartlara
dayanan bir barış adası ve KKTC′de yaşayan
vatandaşların bir daha kabus görmemesini sağlayacak bir
anlaşmanın tesisi için TC′nin geçmişte olduğu gibi,
şimdi ve bundan sonra da üzerine düşen her şeyi yapmaya devam
edeceğini kaydetti.
BOZER
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer de, davetini kabul ederek
KKTC′ye geldiği için TBMM Başkanı Köksal Toptan′a
teşekkür etti.
TC′nin KKTC′ye her zaman çok ciddi katkıları
olduğunu ifade eden Bozer, ulusal davanın birlikte
yürütüldüğünü, bu mücadele yanında şimdi verilen siyasal
mücadelede de TC′nin KKTC′nin yanında olduğunu
vurguladı.
Devam eden müzakere sürecine ve Orams davasına da değinen Bozer,
Orams davasının toplumu hukuk yoluyla boğmaya
çalıştığını, Kıbrıs Türk toplumu için
davanın önemli bir sorun olduğunu belirterek, görüşmelerin
yoğun olduğu bir dönemde dava sonucunun Kıbrıs Türk halkına
moralsizlik aşıladığını, böyle bir dönemde
Toptan′ın KKTC′ye yaptığı ziyaretin toplumu rahatlattığını
söyledi.
TEMASLAR
Toptan, KKTC′de bulunduğu süre içerisinde devlet ve hükümet yet-kilileriyle
temaslar yapacak, Girne Amerikan Üniversitesi′nin mezuniyet törenine
katılacak.
TBMM Başkanı Toptan, bugün saat 10.00′da
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilecek, saat
10.45′de de Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer ile bir
araya gelecek. Aynı gün saat 11.30′da KTBK Komutanı Korgeneral
Hilmi Akın Zorlu′yu ziyaret edecek olan Köksal Toptan,
19.30′da da Girne Amerikan Üniversitesi′nin mezuniyet törenine
katılacak.
Toptan, Cumartesi günü ise saat 17.00′de Başbakan Derviş
Eroğlu′nu ziyaret edecek.
TBMM Başkanı Toptan, temaslarını tamamlamasının
ardından, Cumartesi gecesi saat 22.00′de KKTC′den
ayrılacak.
HALKIN SESI 12/06/09
Renovation work starts at Apostolos
Andreas monastery
By Anna Hassapi
RENOVATION WORK will
finally start at the Apostolos Andreas monastery at Karpasia following years of
discussion and delays. The project, which will cost an estimated 7 million,
will be funded by the monasterys management committee, with contributions from
various benefactors.
The grand project of preserving and renovating the monasterys structure that
has not been repaired since 1974 is expected to be daunting. The only work that
has been carried out on the monastery was in 1966 to add more accommodation.
The restoration work will be undertaken by Turkish Cypriot experts, under the
supervision of the Architecture Department of Patras University.
Experts from Patras University who will participate in the project have
identified a number of challenges in carrying out the restoration work. These
include the underground erosion at the Medieval chapel by seawater that has
displaced the rocks under the chapel, weakening its foundations.
In general, the lack of preservation and restoration since 1974 has caused
considerable damage to the structure, to the extent that its restoration is
deemed necessary to ensure the building does not collapse.
Restoration work is expected to start this week, from the monasterys historic
nucleus that incorporates both the old and the new churches, and will then
expand to the main buildings annex structures.
In early 2004, opponents of a US-funded UNOPS scheme to restore the monastery
and chapel scuppered the £1.5 million plans in a dispute over how the
restoration should take place.
All plans have since been on hold and the deadline for the UN moneys usage has
expired.
Had the original work under the supervision of Italian Professor Giorgio Croci
gone ahead as planned, the restoration have most certainly been completed.
Instead, the monastery has been left at the mercy of Nature, combined with a
huge upsurge in visitors since the checkpoints opened in April 2003.
In 2005. Andreas Philippou, one of the architects on the original UNOPS
project, said some of the structures supporting the chapel, such as the steel
beams and the concrete, had become like dust.
Apostolos Andreas monastery was built on the spot where the Apostle Andrew is
said to have come ashore on his way to Greece in the 1st century AD. For almost
four decades under Turkish occupation, it has fallen foul of neglect and the
elements.
The monastery buildings themselves date from the 19th century and the chapel
from the 14th century. The last time work was carried out on the monastery was
in 1966, and that involved merely adding a series of upper rooms. These were
deemed unsafe by Croci and his restoration team, who planned to remove them.
An enormous modern plaza of pilgrims lodgings frames the monastery buildings
wrapped around the central church.
Below, the modern church steps lead down to a square, vaulted chapel, three
baptismal basins fed by a sacred spring and an old wharf. The monastery is one
of the pilgrimage centres of the Church of Cyprus and was once known as the
Lourdes of Cyprus.
CYPRUS MAIL 12/06/09
Christofias: good news soon on
Limnitis
By Stefanos Evripidou
PRESIDENT DEMETRIS
Christofias expects good news soon on the opening of a crossing point in
Limnitis after talking to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday.
Speaking after his 32nd meeting with Talat as part of ongoing direct talks,
Christofias said: We had a good meeting today, we moved forward concerning
Limnitis.
We are not far from an agreement and I expect soon to have good news, he
added.
The two leaders spent three hours having their now standard tête-à-tête
meeting, though this time with their respective aides Georgios Iacovou and
Ozdil Nami, during which they discussed Limnitis and the economy.
The more formal gathering between the two community leaders, their aides and
the UN lasted only 30 minutes, during which time the two sides read out their
positions on the fifth topic to be discussed in the talks: territorial issues.
Christofias said the economy would be set aside for now as talks would continue
on territory at their next meeting on Monday.
The UNs Special Representative in Cyprus, Taye Brook Zerihoun, yesterday
confirmed that the two leaders told him after their meeting that they are
close to an agreement on Limnitis.
The UN official added that the discussion on the economy was concluded at
least on the level of the leaders.
Describing the meeting as good and productive, Zerihoun said that during the
open meeting where the UN was present, the introductory statements on the
chapter on territory were read out by both sides. The next meeting will be held
on Monday, 3pm, where the two sides will give their reactions to the
introductory statements on territory.
The UNs Special Envoy to Cyprus Alexander Downer will be in Moscow on Monday
for talks with Russian officials on the Cyprus problem but will return to the
island on Tuesday.
CYPRUS MAIL 12/06/09
Rumlar, Türkiye'yi BM'de protesto etti
Kıbrıs Rum Yönetimi, bir Türk askeri
gemisi ve uçağının Kıbrısın kara suları,
ulusal hava sahası ve Lefkoşa FIR hattını ihlal
ettiğini öne sürerek Türkiyeyi BMde protesto etti.
Kıbrıs Rum
Yönetimi, bir Türk askeri gemisi ve uçağının
Kıbrısın kara suları, ulusal hava sahası ve Lefkoşa
FIR hattını ihlal ettiğini öne sürerek Türkiyeyi BMde
protesto etti.
Rum haber ajansına
göre, Rum Kesiminin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Minas Hadjimichael,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moona bir mektup
gönderdi. Mektupta Kıbrısın kara suları, ulusal hava
sahası ve Lefkoşa FIR hattının Türk askeri gemisi ve
uçağı tarafından 27-29 Mayıs tarihleri arasında ihlal
edildiği iddia edildi.
Türkiyenin,
Kıbrısın kendi münhasır ekonomik bölgesinde
yürüttüğü sondaj çalışmalarını engellenmek
istediği savına da yer verildiği mektupta Rum Kesiminin, BM
Deniz Hukuku Anlaşması çerçevesinde doğal zenginliklerinin
işletilmesi ve araştırılması
çalışmalarına devam edeceği vurgulandı.
ANKA
KIBRIS POSTASI 12/06/09
ntvmsnbc
12
Haziran. 2009 Cuma
İSTANBUL - KKTC
Başbakanı Derviş Eroğlu NTV'de canlı yayına
katılarak, Ankara temsilcisi Murat Akgün'ün sorularını
yanıtladı.
Eroğlu
Hristofyas'ın Karpaz ve Güzelyurt'u istemesi ile ilgili olarak
şunları kaydetti:
"Bu
aşırı bir istek. Bu istekler olursa bizim lrada yaşama
şansımız asgariye inecek. Biz kendi ulusumuzu yerleştirecek
toprak bulamayacağız. Barış istiyorlarsa, bizim de
yaşama hakkımızı teslim etmeleri gerekiyor. Toprak konusu
en son görüşülecek konudur. Ne kadar az insanımız yerinden
olursa, bu anlaşma o kadar yaşayabilir. 'Anlaşma olacak,
barış olacak' Bunlar güzel sözler. Ama 1975'ten beri oturduğu
topraklardan kalkan bir kişinin nereye gideceği bile belli
değilken, o toprağa oturmaya gelen kişiye dost gözüyle
bakması mümkün mü? Bu yine düşmanlığı
artırır."
Eroğlu, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider Dimitris
Hristofyas'ın yürüttüğü müzakere süreci şöyle
değerlendirdi:
"Şu ana kadar
tam mutabakata varılmamasına rağmen, toprak teklifiyle gelinmesi
Rum'un samimiyetinin göstergesidir. Sayın Talat Kıbrıs'ta
barışı en fazla isteyen kişidir. Kendisi 2010
başına kadar barış beklentisi içindedir. Ancak
Hristofyas'ın talebine bakınca, bu pek mümkün değil. Bence
Rumlar bu işi 2009'un sonuna kadar getirecekler. Biliyorsunuz Türkiye ile
müzakerelerde 8 başlık açılmadı. Şimdi limanların
açılması ve onlara göre 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
tanınmasını isteyecekler. Dora Bakoyanni'nin de sözlerine bakarsak,
"Bizim isteklerimizi yapmazsanız, Türkiye AB'ye giremez" gibi
tehdit eden bir uslupları var. Tabii bunu konuşturanlara bakmak
lazım. Arkasında Almanya mı var, Yunanistan mı var, hepsi
mi var... Buna bakmak lazım.
KIBRIS
TÜRK HALKI DA MÜZAKERELERDEN USANDI
Kaç sene daha müzakere masasında dirsek çürütülecek, ya da kaç sene
daha insanlar "Yerimden edilecek miyim?" diye psikolojik
sıkıntı çekecek? Müzakere masasına her oturulduğunda
Türk halkı sıkıntı yaşıyor. Ancak bugün Türk
halkı eskisi kadar heyecanlı değil müzakerelerle ilgili. Bize
müzakereleri değil, ekonomik durumu soruyorlar. Türk halkı da
artık bu müzakerelerden usanmıştır, gına
gelmiştir.
Ankara'dan bazı
talepleri olduğunu belirten Eroğlu, önceliğinin Kıbrıs
ekonomisinin durumu olduğunu söyledi:
"Biliyorsunuz KKTC
sadece Türkiye'den kredi alabiliyor. KKTC'ye aktarılan paranın 14
milyon doları kalmış, bütçenin 475 milyon açığı
var. Bunu bizim kapatmamız mümkün değil. Kredi miktarının
artırılması talebimiz oldu. Ama neticede kemerlerin
sıkılması, bizim için de bir mecburiyet."
PETROL
ARAMA SAVAŞA BİLE GÖTÜRÜR
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Doğu Akdeniz'de petrol
araması ile ilgili olarak Eroğlu şöyle konuştu:
"Amerikalı bir
şirketin de bu arama sürecine girmesi bizi üzmüştür. Ancak Doğu
Akdeniz'de petrol arama, silhalı çatışmaya bile götürebilecek
bir sorundur. Bu konuda Türkiye de kararlı, biz de kararlıyız,
ama Rum Yönetimi de vazgeçmiyor."
2010 yılında
KKTC'de gerçekleşecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde
aday olup olmayacağı sorusuna ise Eroğlu şu yanıtı
verdi: "Tek başına iktidar sözü vermiştim, onu yerine
getirdim. Şu anda tek isteğim Kıbrıs ekonomisini düzeltmek.
Cumhurbaşkanlık seçimlerine ise daha vakit var."
SELİM SAYARI
ntvmsnbc
12
Haziran. 2009 Cuma
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyasın KKTCdeki
Karpaz ve Güzelyurt bölgelerini istediği, ayrıca olası bir
çözümde 110 binden fazla Rumun Kuzeye dönmesini talep ettiği bildirildi.
Rum kaynaklara göre Türk
tarafı, KKTC nüfusunun üçte birine denk gelen bu öneri hakkında
Hristofyasa yanıt vermedi.
Kıbrıs sorununun
çözümüne yönelik müzakerelerin dünkü toplantısında liderler, toprak
düzenlemeleri konusundaki görüşlerini ortaya koydu. Bu çerçevede
Hristofyas 110 binden fazla Rum göçmenin Kuzeyde bıraktığı
mülklerine geri dönerek yerleşmesini talep etti. Rum lider Karpaz ve Güzelyurtun
kendilerine verilmesini de istedi.
Rum basınındaki
haberlere göre ise Hristofyas, dünyaca ünlü Salamis harabeleriyle, Karpazdaki
Apostolos Andreas ve Mağusadaki Saint Barnabas
manastırlarını da istedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, Hristofyasın toprak talebine yanıt vermedi. Talat toprak
düzenlemeleri nedeniyle onbinlerce Türkün göçmen durumuna düşeceğini
hatırlattı, bunlar için yerleşim ve iş imkanları
gerekeceğini kaydetti.
Talat, olası çözümün
neden olacağı sosyal ve ekonomik değişim için vatandaşlarına
rehabilitasyon imkanları sağlanmasının şart
olduğunu vurguladı.
Liderler toprak konusu üzerindeki
görüşmelere Pazartesi günü devam edecek. Müzakerelerde sorunu
oluşturan 6 ana başlığın ön görüşmelerinin
tamamlanmasının ardından çetin pazarlıkların
yaşanacağı al-ver sürecine geçilecek.
ntvmsnbc
12
Haziran. 2009 Cuma
İSTANBUL - KKTC
Başbakanı Derviş Eroğlu NTV'de canlı yayına
katılarak, Ankara temsilcisi Murat Akgün'ün sorularını
yanıtladı.
Eroğlu
Hristofyas'ın Karpaz ve Güzelyurt'u istemesi ile ilgili olarak
şunları kaydetti:
"Bu
aşırı bir istek. Bu istekler olursa bizim lrada yaşama
şansımız asgariye inecek. Biz kendi ulusumuzu yerleştirecek
toprak bulamayacağız. Barış istiyorlarsa, bizim de
yaşama hakkımızı teslim etmeleri gerekiyor. Toprak konusu
en son görüşülecek konudur. Ne kadar az insanımız yerinden
olursa, bu anlaşma o kadar yaşayabilir. 'Anlaşma olacak,
barış olacak' Bunlar güzel sözler. Ama 1975'ten beri oturduğu
topraklardan kalkan bir kişinin nereye gideceği bile belli
değilken, o toprağa oturmaya gelen kişiye dost gözüyle
bakması mümkün mü? Bu yine düşmanlığı
artırır."
Eroğlu, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider Dimitris Hristofyas'ın
yürüttüğü müzakere süreci şöyle değerlendirdi:
"Şu ana kadar
tam mutabakata varılmamasına rağmen, toprak teklifiyle gelinmesi
Rum'un samimiyetinin göstergesidir. Sayın Talat Kıbrıs'ta
barışı en fazla isteyen kişidir. Kendisi 2010 başına
kadar barış beklentisi içindedir. Ancak Hristofyas'ın talebine
bakınca, bu pek mümkün değil. Bence Rumlar bu işi 2009'un sonuna
kadar getirecekler. Biliyorsunuz Türkiye ile müzakerelerde 8 başlık
açılmadı. Şimdi limanların açılması ve onlara
göre 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasını isteyecekler.
Dora Bakoyanni'nin de sözlerine bakarsak, "Bizim isteklerimizi
yapmazsanız, Türkiye AB'ye giremez" gibi tehdit eden bir
uslupları var. Tabii bunu konuşturanlara bakmak lazım.
Arkasında Almanya mı var, Yunanistan mı var, hepsi mi var...
Buna bakmak lazım.
KIBRIS
TÜRK HALKI DA MÜZAKERELERDEN USANDI
Kaç sene daha müzakere masasında dirsek çürütülecek, ya da kaç sene
daha insanlar "Yerimden edilecek miyim?" diye psikolojik
sıkıntı çekecek? Müzakere masasına her oturulduğunda
Türk halkı sıkıntı yaşıyor. Ancak bugün Türk
halkı eskisi kadar heyecanlı değil müzakerelerle ilgili. Bize
müzakereleri değil, ekonomik durumu soruyorlar. Türk halkı da
artık bu müzakerelerden usanmıştır, gına
gelmiştir.
Ankara'dan bazı
talepleri olduğunu belirten Eroğlu, önceliğinin Kıbrıs
ekonomisinin durumu olduğunu söyledi:
"Biliyorsunuz KKTC
sadece Türkiye'den kredi alabiliyor. KKTC'ye aktarılan paranın 14
milyon doları kalmış, bütçenin 475 milyon açığı
var. Bunu bizim kapatmamız mümkün değil. Kredi miktarının
artırılması talebimiz oldu. Ama neticede kemerlerin
sıkılması, bizim için de bir mecburiyet."
PETROL
ARAMA SAVAŞA BİLE GÖTÜRÜR
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Doğu Akdeniz'de petrol
araması ile ilgili olarak Eroğlu şöyle konuştu:
"Amerikalı bir
şirketin de bu arama sürecine girmesi bizi üzmüştür. Ancak Doğu
Akdeniz'de petrol arama, silhalı çatışmaya bile götürebilecek
bir sorundur. Bu konuda Türkiye de kararlı, biz de kararlıyız,
ama Rum Yönetimi de vazgeçmiyor."
2010 yılında
KKTC'de gerçekleşecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde
aday olup olmayacağı sorusuna ise Eroğlu şu
yanıtı verdi: "Tek başına iktidar sözü vermiştim,
onu yerine getirdim. Şu anda tek isteğim Kıbrıs ekonomisini
düzeltmek. Cumhurbaşkanlık seçimlerine ise daha vakit var."
Şimdi ne
olacak?
İngiliz Elizabeth Rudkinin 6 yıl önce
satın aldığı villanın arazisi ipotekti, şimdi de
satılık!
Elmas TOKAY
İngiliz Carole Elizabeth Rudkinin
başına gelenler pişmiş tavuğun başına
gelmedi... İngiliz kadının Alsancakta 6 yıl önce 85 bin
Sterlin ödeyerek satın aldığı evin arazisi ipotekli
çıktı. Arazi sahibi borcunu ödemediği için, Rudkinin evi, 21
Haziranda mahkeme kararıyla satışa çıkıyor.
İngiliz Carole Elizabeth Rudkin, 6 yıl önce İngiltereden
KKTCye gelerek burada yaşamaya karar verdi. Adaya gelmezden önce,
internet sitesinde gördüğü evi alıp burada yaşamak için,
İngilteredeki her şeyini sattı.
Alsancakta, Cengiz Zaimoğlu adlı kişiye ait 4
villadan bir tanesini satın alan Rudkin, 6 yıl önce burada
yaşamaya başladı. Evinin tapusunu, arazinin ipotekli olması
nedeniyle bugüne kadar bir türlü alamayan Rudkin, bu kez mahkeme kararıyla
evinin satışa çıkarıldığını
öğrenince yıkıldı.
Carole E. Rudkin, evi satın aldığı Cengiz
Zaimoğlunun borçlarından dolayı ipotekli olan araziyle
birlikte, 4 evin satılacağını öğrendi.
2006 yılından beridir tapu alamıyor
Carole E. Rudkin, 6 yıl önce
yaklaşık 85 bin İngiliz Sterlini ödeyerek Cengiz Zaimoğlu
adlı kişiden aldığı villanın tapusunu hala
alamadığını belirterek, aldatıldığını
söyledi.
Bir süre önce, Alsancak Spor Kulübüne Tapu ve Kadasro Dairesi
tarafından Açık artırma usulü ile satış ilanı
asıldığını anlatan Rudkin, arsa ve üzerindeki 4
villanın 21 Haziran günü Kaza Mahkemesinin onayıyla Alsancakta
açık artırmayla satılacağını kaydetti.
Tastik memuru önünde kağıt
imzaladık
Cengiz Zaimoğlu ile 2006
yılında, satılan malın üzerindeki ipoteğin 6 ay içinde
kaldırılması ve malın kendisine devredilmesi için Girne
Tasdik Memuru İbrahim Deprelinin huzurunda beyan ve taahhüt
imzaladıklarını söyleyen Rudkin, hala bu devir teslim
işinin gerçekleşmediğini, bu nedenle de sıkıntıya
girdiğini söyledi.
Rudkin, Ben İngiltereden her şeyimi satıp geldim,
eğer bu evim de elimden alınırsa, hayatta hiç bir şeyim
kalmaz dedi.
KIBRIS
14/06/09
Eroğlu: Sunulan
paket yok!
Toptan, Eroğlunu ziyaretinde
konuştu:
Kıbrıs Türk halkının çözüm
isteyen tutumunu destekliyoruz
TBMM Başkanı Köksal Toptan, Kıbrısta
kalıcı ve adil, yaşanabilir bir barışın tesisi
için olmazsa olmazların herkes tarafından anlaşılması
gerektiğini söyledi.
Toptan, ABnin Rum Yönetimini uluslararası anlaşmalara
aykırı olarak tek yanlı üyeliğe kabul etmesinin,
Kıbrıs sorunun çözümünü zorlaştırdığını
ve uzattığını belirtti.
Türkiyenin Kıbrıs Türk Halkının haklı ve
çözüm isteyen tutumunu desteklediğini, Kıbrıs Türklerini
şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da kararlılık ve
açıklıkla destekleyeceğini vurguladı.
Başbakan Derviş Eroğlu, Kıbrıs konusunun
hem Türkiyenin hem de Kıbrıs Türk halkının ulusal
davası olduğuna işaret ederek, müzakerelerde çıkacak
sonucun her iki tarafın da lehine, yaşayabilir bir
anlaşmanın gerçekleşmesi için uğraş verildiğine
dikkat çekti.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti nde resmi temaslarda
bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Köksal Toptan,
dün Başbakan Derviş Eroğlunu ziyaret etti.
Toptana ziyareti sırasında Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Hasan Bozer ile TC Lefkoşa Büyükelçisi Şakir
Fakılı ile TC Lefkoşa Büyükelçiliği I. Müsteşarı
Bekir Uysal eşlik etti. Ziyarette Başbakanlık Müsteşarı
Mustafa Togay da hazır bulundu.
Eroğlu: Sizi görmekten mutluluk duyduk
Başbakan Derviş Eroğlu,
Toptanı başbakanlıkta görmekten mutluluk duyduğunu ifade
ederek, çok uzun zamandır tanıdığı Toptanın,
yılladır aktif politikada yer aldığını ve her görevi
başarıyla yaptığını belirtti. Eroğlu,
Toptana görevinde başarılar diledi.
Toptanın adaya ziyaretinin müzakerelerin devam ettiği,
çok kritik bir zamana denk geldiğine işaret eden Başbakan
Eroğlu, Toptanın KKTCde verdiği mesajlarla Kıbrıs
Türk halkının yüreğine su serptiğini söyledi.
Kıbrıs konusunun hem Türkiyenin, hem de
Kıbrıs Türk halkının ulusal davası olduğunu
vurgulayan Eroğlu, müzakerelerde çıkacak sonucun her iki
tarafın da lehine olması, yaşayabilir bir anlaşmanın
gerçekleşmesi için uğraş verildiğine dikkat çekti.
Dünyanın Kıbrıs Türklerinin haklı
olduğunu görerek anlaması temennisinde bulunan Eroğlu,
Kıbrıslı Türklerin, KKTC devleti çatısı altında
yaşayan bir halk olduğunu ve bu gerçekler
ışığında bir anlaşma arayışı
içinde bulunduğunu vurguladı.
Başbakan Derviş Eroğlu, Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyasın aşırı isteklerinin
ağır ağır masaya dökülmeye başladığına
dikkat çekerek, dünyanın gerçekleri görüp kabul edeceğini ve
Kıbrıs Türk halkının bu topraklarda Rumlar kadar eşit,
egemen olarak yaşama hakkına sahip olduğunun
anlaşılacağını kaydetti.
TC hükümetiyle diyalog içinde çalışmaların devam
ettiğine işaret eden Başbakan Eroğlu, özellikle TBMM
çatısı altında alınacak kararların
Kıbrıslı Türkleri rahatlatacağına inanç belirtti.
Ankarada yaptığı temaslara da değinen
Başbakan Derviş Eroğlu, temaslarında yetkililerin
Kıbrıs Türk halkının huzursuz olacağı hiç bir
neden olmadığı mesajı verildiğini kaydetti.
İnşallah yaşayabilir bir anlaşmanın gereğini
Rumlar da hisseder, onların da anlaşma ihtiyacında
oldukları gerçeği kabul edilir diyen Başbakan Eroğlu,
TBMMnin Kıbrıs konusunda en iyisini yapacağına inanç
belirtti.
Toptan: Türkiye, müzakere
sürecini kararlılıkla destekliyor
TBMM Başkanı Köksal Toptan da
ziyarette yaptığı konuşmada, Kıbrısta
bulunmaktan duyduğu heyecanı dile getirerek, Eroğlunu yeniden
başbakanlık görevinde görmekten mutlu olduğunu söyledi. Toptan,
Başbakan Eroğluna yeni görevinde başarılar diledi.
Kıbrıs konusunda önemli bir noktada bulunulduğunu
ve müzakerelerin yaklaşık 1 yıldır devam ettiğini
ifade eden Toptan, Türkiyenin bu müzakere sürecini kararlılıkla
desteklediğini vurguladı.
Kıbrısta çözüm isteyen tarafın KKTC olduğunun
tüm dünya tarafından bilinmesi gerektiğine işaret eden Köksal
Toptan, KKTCde bulunduğu 3 günde çeşitli vesilelerle Güney
Kıbrıs Yönetiminin, KKTCde yaşayan halkı
azınlık haline getirecek niyet ve düşüncelerinin hayat
bulmasının mümkün olmadığını dile
getirdiğini kaydetti.
Kıbrısta kalıcı ve adil, yaşanabilir bir
barışın tesisi için olmazsa olmazların herkes
tarafından anlaşılması gerektiğini belirten Toptan,
ABnin Rum Yönetimini uluslararası anlaşmalara aykırı
olarak tek yanlı üyeliğe kabul etmesinin, Kıbrıs sorunun
çözümünü zorlaştırdığını ve
uzattığını belirtti.
Kıbrıs konusunda görüş birliği
içindeyiz
Biz yine de çözüm konusunda ümitli
olmak istiyoruz. Çünkü adada meydana gelen olayları, gelişmeleri
herkes biliyor. Bu bakımdan Türkiye, KKTCye şimdiye kadar nasıl
destek olduysa, bundan
sonra da olacaktır şeklinde konuşan Köksal Toptan, bugüne kadar
TBMMde iktidar ve muhalefet her zaman Kıbrıs konusunda görüş
birliği içinde olunduğunu vurguladı.
Toptan, bizim aramızda bu konuda hiçbir fikir
ayrılığı yoktur. Fikir ayrılığı sadece
acaba Kıbrıslı kardeşlerimizi tam desteklemiyor muyuz
endişelerinden kaynaklanan noktalarda vardır şeklinde
konuştu.
Toptan, Türkiyenin, şimdiye kadar olduğu gibi,
gelecekte de Kıbrıs konusundaki politikasını
karalılık ve açıklıkla sürdüreceğini ifade etti.
Toptan, Başbakan Eroğlunun zor dönemde göreve
başladığına dikkat çekerek, hükümet ve
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın, Kıbrıs konusunda
canla başla çalıştığını söyledi.
TBMM Başkanı Toptan dün akşam saat 22.00
sıralarında adadan ayrıldı.
KIBRIS
14/06/09
Dışişleri Bakanı
Hüseyin Özgürgün, Kıbrıs Türk tarafının,
Kıbrıs′taki yasal hak ve çıkarlarını korumakta
kararlı olduğu ve bu haklarının erozyona uğratılmasına
yönelik atılacak adımlara da kesinlikle izin vermeyeceğini
vurguladı.
Bu çerçevede, GKRY′yi tahrik edici yaklaşımdan vazgeçmesi
konusunda uyaran Özgürgün, ilgili ülke ve GKRY ile çalışmalar
başlatma düşüncesindeki yabancı şirketlere de konunun
hassasiyetini de gözönünde bulundurarak, adada kapsamlı bir çözüm bulma
çabalarını ve Doğu Akdeniz′deki barış ve
istikrarı olumsuz etkileyecek herhangi bir girişimden
kaçınmaları için çağrısını yineledi.
Özgürgün yazılı açıklamasında, GKRY′nin Doğu
Akdeniz′de tek taraflı ve yasadışı ekonomik münhasır
bölge belirlemesi, Kıbrıs adası kıyılarında ve
açıklarında doğalgaz ve petrol arama adına yasa
çıkarması ve arama çalışmaları için yabancı
şirketlere ruhsat vermesinin adadaki huzur ve güven ortamını
tehdit ettiği ve kapsamlı bir çözüme ulaşma
şansını azatlığına dikkat çekti.
Bu bağlamda, öncelikle, Kıbrıs Adası′nın deniz
alanlarında Kıbrıs Türk halkının da en az Rum
halkı kadar hak ve yetkileri bulunduğunu hatırlatan Bakan
Özgürgün, şunları kaydetti:
"Adanın ′tek temsilcisi′ gibi davranan Rum tarafı,
Kıbrıs adası üzerinde ve çevresindeki doğal kaynaklardan
iki tarafın da müşterek yararlanılması gerektiği
gerçeğini gözardı etmekte, Kıbrıs Türk halkının
egemenlik haklarını hiçe saymaktadır. Bilindiği üzere,
devam etmekte olan müzakereler sürecinde de ada ve çevresindeki doğal
kaynaklar üzerinde iki siyasi eşit ortağın söz hakkı ve
yetkisi olduğu teyit edilmiştir. Hal böyle iken, Rum
tarafının doğalgaz ve petrol arama ve çıkarmaya yönelik
girişimlerini, tüm uyarılarımıza rağmen, devam
ettirmesini düşmanca bir tutum olarak kabul etmekteyiz.
Çatışmacı bir siyasete dayalı bu tutumuyla Rum tarafı
çözüm arayışlarına katkı yapmak bir yana kriz
politikalarını sürdürerek adada kapsamlı bir anlaşmaya
varmak amacıyla başlatılan müzakereler sürecinde yeni sorunlar yaratmaktadır."
HALKIN SESI 13/06/09
Serhatköydeki değerli ikonlar nasıl çalındı?
Kuzey Kıbrıstan kaçırılan ve
İsviçrede bulunan tarihi eserler
Rum Yönetimi Başkanı Hristofyasa törenle teslim edildi
Kuzey Kıbrıstan kaçırılan
ve ikisi İsviçrede Rus Alexander Khochinskiynin ikametgahında
bulunarak Güney Kıbrısa götürülen değerli ikonlar Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasa törenle teslim edildi:
İkonların, İsa ile Meryem Anaya ait olduğu ve
Giritli ressam Meletios tarafından yapıldığı bildirildi.
Hristofyas törende yaptığı konuşmada,
dileği ve çabasının, Kıbrıs sorununun çözülmesiyle
birlikte, bir arada olunması ve kilise ile manastırların yeniden
ibadete açılması olduğunu söyledi.
Haravgi gazetesinin, konuya ilişkin Yeniden Birleşme -
Başkan Hristofyasın İstikrarlı Hedefi
başlıklı haberinde, Hristofyasın Filya (Serhatköy)
Panayia ve Ay. Georgiu ikonlarını kabul törenindeki
konuşmasında, Vatanımızı yeniden birleştirme
hedefine istikrarla bağlıyım ve çözüm ilkelerine
bağlılıkla ve mücadelemizin haklılığına
inançla mücadeleye devam edeceğim dediği belirtildi.
Gazeteye göre Hristofyas devamla şunları söyledi:
Kıbrıs sorununa; Kıbrıslı Türk ve Rum;
bütün Kıbrıslıların çıkarına olacak, işgale
ve kolonizasyona son verecek, insan haklarını ve temel özgürlüklerini
güvence altına alacak bir çözüm bulma çabasını
sürdüreceğim. Bizden, Kıbrıslılardan gelecek ve
halkımızı bu ülkenin gerçek efendileri yapacak bir çözüm
Hristofyas, Kıbrısta var olan dinî
farklılıkların hiçbir zaman çatışma ve sürtüşme
nedeni olmadığını da belirterek, Herkesi, büyük hedefimiz
olan; vatanımızı yeniden birleştirme ve yabancı
işgal ordularından kurtarma hedefinin gerçekleşmesi için birlik
olmaya çağırıyorum diye konuştu.
Stefanu: Kuzeyde kiliseler soyuluyor
Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu,
Kuzeyde kültürel mirasın tahrip olduğu, kiliselerin soyulduğu
ve tarihi eser hırsızlığı
yapıldığını iddia etti.
Politis gazetesi, Hükümet, Talatın Kültürel Miras
Konularına Yanıt Verdiğini Söylüyor Kültürel Miras Tahrip
Oluyor başlığıyla verdiği haberde, Stefanunun bu
konudaki iddialarını yansıttı.
Gazete sözcünün basın yetkililerine verdiği brifing
sırasında; Rum arkeolog Vasos Karayorginin bir TV programında;
Ankara Üniversitesinin yıllardır arkeolojik kazılar
yaptığı Salamis antik kentinin üzüntü verici bir halde
olduğu iddiasıyla ilgili sorular üzerine söylediklerine yer verdi.
Habere göre Rum sözcü Kültürel mirasın tahrip olduğu
nasıl bir gerçeklik ise, Kiliselerin soyulduğu ve tarihi eser
hırsızlığı yapıldığı da bir
gerçekliktir. Bunlar, yıllardır var olan şeylerdir
iddiasında bulunarak Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın
KKTCdeki kültürel mirasın kurtarılması konularına
yanıt vermekte olduğunu söyledi.
Gazete Türk işgalinin ve Rum yönetiminin KKTCde etkin
denetim uygulayamamasının böyle sonuçları da olduğunu
savunan Stefanunun, Çeşitli istikametlerde buna işaret ediyoruz.
Kültürel mirasın tahribi, Başkan Hristofyasın; daha önce Meclis
Başkanı, ardından da Başkan sıfatıyla Kutsal
Topraklara gerçekleştirdiği ziyaretler sırasında Papaya da
iletildi dediğini yazdı.
KIBRIS
14/06/09
Toptan:Kıbrıs feda edilmez
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan, Cumhurbaşkanı
Talatın müzakere masasında savunduğu tezlerin, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin Kıbrıs konusundaki kararlarıyla
örtüşmediği şeklindeki iddiaların doğru
olmadığını söyledi.
Müzakereleri bütün
içtenliğimizle destekliyoruz diyen Toptan, Avrupa Birliği üyelik
sürecinde bir kopma meydana gelmesinin, Türkiyenin Kıbrıs
politikasında herhangi bir değişikliğe neden
olmayacağının da altını çizdi.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı Köksal Toptan dün akşam
tamamladığı KKTC ziyareti sırasında BRTye
verdiği özel röportajda, Kıbrıs konusu, müzakere süreci ve
Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileriyle ilgili soruları
yanıtladı.
Türkiyenin,
Kıbrısta kalıcı ve adil bir anlaşmaya, yani
barışa ulaşılması için yürütülmekte olan müzakere
sürecini başından beri desteklemekte olduğuna işaret eden
Toptan, 24 Nisan referandumunda ortaya konulan tavrın da Türkiyenin çözüm
istencinin bir göstergesi olduğuna dikkat çekti.
Kıbrıs Türk
tarafının, çözüm için oluşan fırsatları çok iyi
değerlendirdiğini, Türkiyenin de bu adımlara tam destek
verdiğini ifade eden Toptan, adada yaklaşık bir yıldır
sürdürülen gayretin nasıl
sonuçlanacağının, biraz da Rum Yönetiminin tavrına
bağlı olduğunu söyledi ve Rum tarafı gerçekten bir çözüm
istiyorsa, çözüm bulunur dedi.
Dünyanın bu çağda
hala soğuk savaş döneminden kalma taktiklerle Kıbrıs
Türkünü izolasyon altında tuttuğunu ifade eden Toptan, Türk
tarafının, ekonomik anlamda sıkıştırılmak
suretiyle birtakım tavizlere zorlanmasının mümkün
olamayacağını da belirtti.
Güney
Kıbrıs ve Yunanistan adada bir çözüm istiyorsa, bunun gereklerini
yerine getirmeli ve bu niyetini açıkça ortaya koymalıdır diyen
TBMM Başkanı, adada iki devlet, iki egemenlik ve iki halk olduğu
gerçeğinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı
Talatın müzakere masasında savunduğu tezlerle Türkiye Büyük
Millet Meclisinin Kıbrıs konusundaki kararlarının
örtüşmediği yönündeki eleştirilerin
hatırlatılması üzerine ise Toptan, böyle bir şeyin söz
konusu olmadığını belirtti.
Köksal Toptan, TBMM ve
Türkiye hükümeti, Cumhurbaşkanı Talatın yürüttüğü
müzakereleri bütün içtenliğiyle destekliyor. Bu anlamda hiçbir sorun yok.
Süreç, bizim onayladığımız bir süreç diye konuştu.
Avrupa Birliği
ile yürütülen üyelik müzakereleri çerçevesinde Türkiyeden, hava ve deniz
limanlarını Rum bandıralı gemi ve uçaklara
açmasının beklendiğinin, ancak Türkiyenin bunu, Kuzey
Kıbrıs üzerindeki izolasyonların kaldırılması
koşuluna bağladığının
hatırlatılması ve bu tavrın her koşulda sürüp
sürmeyeceğinin sorulması üzerine ise Toptan, Bu tavır daha bir
kararlılıkla devam ettirilecektir dedi.
Avrupa Birliğinin
Kıbrıs şartını Türkiyenin önüne koymasının
kabul edilemez olduğuna dikkat çeken Toptan, yürütülen politikadan
değil bir adım, bir santimetre dahi geriye düşmenin mümkün olmadığını
vurguladı.
Türkiyenin, gerekli
reformları hayata geçirmesi ve aranan kriterleri yerine getirmesi
durumunda Avrupa Birliğine üye olacağına inanç belirten Köksal
Toptan, üyelik hedefine ulaşılamaması durumunda
Kıbrıs politikasında bir değişiklik gündeme gelebilir
mi? şeklindeki soru üzerine ise, hiçbir değişikliğin
olmayacağını kaydetti.
Kıbrıs sorununun
çözümü konusunda yürütülmekte olan müzakerelerde bir çözüme
ulaşılamaması durumunda Türkiye hükümeti ile Kıbrıs
Türk liderliğinin üzerinde çalıştığı bir B
planının olup olmadığı sorusuna
karşılık olarak da Toptan, Böyle bir durum söz konusu olursa,
yeniden durum değerlendirmesi yapılır ve gereken politika ortaya
konur dedi.
Son olarak, Başbakan
Eroğlu başkanlığındaki KKTC heyetinin Türkiyeye
gerçekleştirdiği ziyareti değerlendiren Köksal Toptan, bu
ziyaretin ardından, Türkiyenin Kıbrısa dönük ekonomik
yardım politikasında bir geriye dönüş olacağı
sonucunun çıkarılmamasını istedi.
Toptan, Türkiyenin Kuzey
Kıbrısa yaptığı yardım, ekonomik kapasitemiz
açısından çok da büyük bir meblağ değildir. KKTCnin
kalkınması anlamında gayretlerimiz sürecektir diye
konuştu.
KIBRIS
POSTA14/06/09
Toprak vermeden çözüm
Prof.Dr.Ata ATUN
14/06/09
Perşembenin
gelişi Çarşambadan belli olur derler ya, Perşembe günü
liderler arasında yapılan görüşmede Hristofyasın
isteklerinin de, Çarşambadan geleceği belliydi. Hem de açık ve
net olarak.
Tabii bu Çarşamba,
farklı bir Çarşamba. Daha doğrusu iki tane Çarşamba var bu
konuyla ilgili olan.
Biri 28 Kasım 1984
tarihli, diğeri de 21 Nisan 2004 tarihli Çarşambalar.
10 Eylül 1984de New
Yorkda, Denktaş ve Kiprianou arasında başlayan dolaylı
görüşmelerin 26 Kasımda yer alan 3.cü turundan sonra, dönemin BM
Genel Sekreteri Perez De Cuellerin her iki tarafın görüşlerini
aldıktan sonra masaya koyduğu belge de Türk tarafının %29+
oranında bir toprağa sahip olması ve geri kalan miktarın
Rumlara iadesi vardı. Türk tarafı bu belgeyi imzalayacağını
beyan ederken, Rum tarafı reddetmişti.
Her ne kadar Cuellar
belgesi kabul edilmemiş olsa da, bir kere BM Genel Sekreteri
tarafından masaya konmuş ve Türk tarafından da onay
almıştı. Artık masadaki yeri
sağlamlaşmış ve resmi belgelere de geçmiş oldu.
Bir diğer
Çarşambada 21 Nisan 2004 tarihli Çarşamba.
Annan Planı
görüşmeleri bitmiş, son rötuşlar yapılmakta. Annan
Planına göre Kıbrıslı Türklere bırakılacak toprak
yüzdesi %29.2
Geri kalan %6.2 Rumlara
iade edilecekti ve Kıbrıslı Türkler de 24 Nisan referandumunda
%65 oranında bu toprak tavizini veya diğer bir tanımlama ile
%6.2 oranında toprağın Rumlara verilmesini onayladılar.
Bundan da artık geri
dönmek olanaksız.
Bu taviz Kıbrıs
sorunu çözülene kadar masada kalacak ve her fırsatta da önümüze konacak.
Zaten kondu bile.
Perşembe günkü
toplantıda Hristofyas, CB M.A. Talata yüz on binden fazla Rumun geri
dönebilmesine olanak sağlayacak miktarda toprağın iadesini
istediğini işittirdi.
Şimdilik
işittirme. Bu günkü toplantıda ise işin esasının prensipleri
saptanmaya başlanacak.
Bu kaçınılmaz
toprak tavizinden kurtulmanın bir yolu olabilir mi?
Tabii ki birkaç yolu var.
Bir tanesinde, Vermem
dersiniz olur biter.
Her şeyin bir bedeli
olduğu gibi, bunun da olacak ve uzun vadede ödemenin
hazırlığını yapmaya şimdiden başlarız.
Bir diğeri de verir
gibi yapmak ama gerçekte de vermemektir.
Bunun adına da 3.cü
Bölge, Ortak Bölge, Tampon Bölge, Ara Bölge veya Federal Bölge gibi bir
tanım konulabilir.
Anlaşma sonucu
kurulacak devletlerin adları her ne olacaksa, Annan Planında
tanımlandığı şekliyle Kıbrıs Türk Devleti
ve Kıbrıs Rum Devletleri arasında, içinde halen mevcut 180 km.
uzunluğunda ve 398 km2 büyüklüğünde olan ve adanın %4.3 lük
kısmını kapsayan Ara Bölgenin de bulunduğu, üzerinde
liderlerin mutabakata varacağı ama hiçbir şekilde büyüklüğü
%6.2 yi geçmeyecek miktarda, adına da mesela Ortak Bölge
diyeceğimiz bir alanın, Eşit nüfus ve Siyasi Ortaklık
zemininde oluşturulmasıyla da bu tavizden kurtulunabilir.
Aklıma bir dönem
rahmetlik ağabeyim Bora Atunun KKTC temsilcisi olarak görev
yaptığı Brüksel geldi. Brüksel Belçika devleti içinde Flaman ve
Volan bölgelerine ilaveten 3.cü İdari Bölge. Ne Valon ne de Flaman idaresi
var orada. Belçikayı oluşturan halkların eşit olarak
temsil edildiği bir idare yönetiyor Brükseli. Tüm bunlara ilaveten
bir de APye Milletvekili gönderen Alman bölgesi var Belçikada.
Rumların bulunduğu yerde egemenlik Rumların olacaktır diye
bir kural yok.
Kıbrıs
adasındaki benzeri Ortak Bölgenin de özel bir statüsü, koşulları
ve yapılaşması olabilir.
Bu bölge içinde
yaşayan Türkler göçmen olmayacaklar. Annan Planında olduğu gibi,
eşdeğere sahip olan Kıbrıslı Türk yerinde kalabilir
veya elindeki eşdeğer malın sadece üçte birini iade eder. Rum
malına değerinden daha fazla inkişaf yapmış olan
malın sahibi olabilir.
Yönetim, özel statüsü ile
her iki halka eşit haklar ve statü verebilir. Özle bölge idaresinin her
kademesinde eşit sayıda Türk ve Rum görev yapabilir.
Türkler Türk idarecileri,
Rumlar da Rum idarecileri seçer.
Bu Ortak Bölge içinde
yaşayan Rumların sayısı, aynen Kıbrıs Türk
devletinde yaşıyorlarmış gibi Rum nüfusun içinde
addedilebilir.
Bu yöntemle, liderlerin
üzerinde mutabakata varacağı oranda toprağa sahip olacak
Kıbrıs Türk Devletinde mutlak idare, Kıbrıslı
Türklerin elinde olmasına ilaveten,Ortak Bölgedeki yönetimin, toprak
mülkiyetinin ve nüfusunun yarısı da Kıbrıslı Türklere
ait olacaktır.
Özetle şu anda
kontrolümüzde olmayan ve büyüklüğü %4.3 olan ara bölge ile bizden taviz
olarak alınması neredeyse koşul haline gelmiş bir
kısım toprak, Ortak Bölge adı altında yarı
yarıya da olsa kontrolümüz altında olacaktır. Ve göçmensiz,
nüfus kaydırmasız ve mülkiyet haklarının bir çoğunu
kaybetmeksizin bu toprak üzerinde mülkiyet, egemenlik ve yönetim haklarımız
da bulunacaktır.
Tabii ki sağlam bir
kazığa bağlanması koşulu ile.
Çözüm için, BM
parametrelerinde olduğu şekli ile belli bir kısım
toprağı verip elden tamamen çıkarmaktansa, bu toprak üzerinde
belli bir statü ile yarı yarıya hak sahibi olarak bir çözüme
ulaşmak da kötünün iyisidir bence.
Avrupa'nın 'Kıbrıs senaryosu'
Avrupa
Komisyonu Başkanı Barroso'nun Başkanlık ettiği,
Kıbrıs'taki Doğrudan Müzakereleri izleyen Kıbrıs Grubu
ikinci görüşmesini yaptı. Avrupa Komisyonu, Kıbrıs'ta
müzakere sürecini büyüteç altına aldı. Başkanı Jose Manuel
Barroso'nun başkanlığını yaptığı,
Kıbrıs'taki doğrudan müzakereleri takip eden, Kıbrıs
Grubu (Steering Group) ikinci görüşmesini yaparken Komisyon için "en
iyi senaryo" da belirlendi.
Kıbrıs sorununa
ilişkin doğrudan müzakerelerin izlenmesi ile ilgili, Avrupa Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso başkanlığındaki
Kıbrıs grubu(Steering Group) ikinci görüşmesini
yaptığı bildirildi.
Avrupa Komisyonunun, daimi
sapmaların kabul edilmesi ve varılacak bir anlaşmanın
AB'nin birincil hukuku olması konusunda sürekli olarak
Kıbrıslı Türklerden ve Türkiye'den talepler
aldığı kaydedildi.
ABHaber'e verilen bilgilere
göre, toplantıda KKTC'deki milletvekilliği seçimlerine de
değinen Michael Leigh, Başbakan Erdoğan'ın müzakerelerin
süreceğine ilişkin teyitlerini ortaya koydu.
Mehmet Ali Talat'ın
görevinin 2010'da sona ereceğini, muhtemel bir çözümün kendisiyle (Talat
ile) direkt ilişkili olduğunu ifade eden Leigh, "En iyi
senaryonun yıl sonuna kadar bir anlaşma sağlanması ve bir
sonraki yılın başında ise referandum yapılması
olduğu"nu söyledi.
Haberde Micahel
Leigh'in,"Garanti anlaşmalarının geleceği ve
askerlerin çekilmesine ilişkin Türkiye ile müzakerelerin hor görülmemesi
gerektiği"ni de ifade ettiği, Leigh'in al-ver sürecinin sonbaharda
başlayacağını da ileri sürdüğü kaydedildi.
ABHABER
14/06/09
KIBRIS POSTASI
Yeşilırmak konusu Rum
basınında
Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat tarafından, Limnidi (Yeşiırmak) kapısının
açılması konusunda büyük oranda anlaşmaya
varıldığı belirtilirken, anlaşmanın
ayrıntıları Rum basınında yer aldı.
Rum basınına
yansıdığı kadarıyla anlaşma metni şöyle:
1. Pirgo ve Kokkinaya (Erenköy cebine) insanların geçişi için
barikatın açılması. Buna Erenköyde görev yapan Kıbrıslı
Türk askerlerin aileleri de dahil.
2. Erenköydeki askeri
birliğin ikmaline, askeri nitelikli malzemeler hariç izin verilmesi.
3. Kıbrıs Rum
tarafı Erenköy cebine ve Aşağı Pirgodan Erenköye kadar
olan yola elektrik verilmesini üstlenecek.
4. 1974ten beridir
kullanılmayan Aşağı Pirgo-Gemikonağı yolunun AB
finansmanıyla onarımı. Bunun için gerekli bütçe 6-7 milyon
Euro.
Rum basını taraflar arasındaki tek
anlaşmazlığın Erenköydeki askeri birliğe benzin
ikmaline izin verilip verilmemesi olduğunu belirtirken, Erenköy cebinden
Paşiammoya giden yolun açılıp açılmaması konusunda
da belirsizliğin devam ettiğini yazdı.
Yeşilırmak
kapısının açılması konusunda anlaşmaya
varılsa dahi altyapı çalışmaları sebebiyle
kapının ancak 6-8 ay sonra açılması mümkün olacak.
14/06/09
KIBRIS POSTASI
Liderler yarın görüşecekler
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas,
Kıbrıs müzakereleri kapsamında yarın yeniden bir araya
gelecek.Liderler görüşmelerinde Toprak konusunu ele almaya devam
edecek.
Toprak konusuyla ilgili
sunuşlarını geçen görüşmede yaptılar ve
karşılıklı pozisyon kağıtlarını
değiştirdiler.
Yarınki
görüşmede liderler birbirlerinin önerileriyle ilgili
değerlendirmelerde bulunacaklar.
Adaya Salı günü
gelecek olan BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer yarınki görüşmeye
katılmayacak.
14/06/09
KIBRIS POSTASI
EC vice-president Verheugen due in
Cyprus today
By Stefanos Evripidou
THE VICE-PRESIDENT of the
European Commission Günter Verheugen is due to arrive in Cyprus tonight for a
two-day official visit.
The German Commissioner responsible for enterprise and industry is no stranger
to Cyprus, having accused the Papadopoulos administration of cheating him
after the 2004 referendum on the Annan plan.
At the time Verheugen was the EUs Enlargement Commissioner and a strong
proponent of Cyprus accession to the EU, when others were wary about importing
the politics of the ongoing division to the EU bloc.
When the then president Tassos Papadopoulos made a teary-eyed plea for Greek
Cypriots to reject the Annan plan, which they did, Verheugen told the European
Parliament that he felt cheated by the Cypriot leadership.
The deception apparently arose from the fact that Verheugen had been promised by
successive governments that it would not oppose a solution if it reached the
referendum stage. In return, accession negotiations were allowed to mature to
bring the divided island closer to EU membership.
With a new government in power, it seems bygones will be bygones and Verhuegen
will grace our shores once again.
Arriving at 8pm, the German Commissioner plans to meet President Demetris
Christofias tomorrow morning. His schedule includes meetings with the staff of
the EU Programme Support Office, Commerce Minister Antonis Paschalides, and the
EC Representation in Cyprus.
Verheugen will rekindle his relationship with the local media with a press
conference on Monday afternoon, followed by a round-table discussion with
members of the Greek Cypriot and Turkish Cypriot business community.
On Tuesday, the commissioner will meet with the House EU Affairs Committee,
ending his visit with a site visit in the Troodos region, a European
Destination of Excellence. He leaves the same day.
CYPRUS
MAIL 14/06/09
Barroso to visit Cyprus?
ACCORDING to CyBC
yesterday, European Commission President Jose Manuel Barroso might be visiting
the island on June 24.
The visit will come ten days week after todays scheduled three-day visit by EC
vice-president Günter Verheugen.
The state broadcaster cited sources saying that Barroso was coming to Cyprus to
drum up support for his re-appointment as Commission President as well as
discuss developments on the Cyprus problem.
Barroso also heads the Commission task force on Cyprus. The same source said he
was expected to meet with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat.
Meanwhile, the Greens yesterday called on the government not to support his
re-appointment citing the Commissions track record on environmental issues.
CYPRUS
MAIL 14/06/09
15.06.2009
CNN TURK
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri
kapsamında yaptığı görüşme sona erdi.
Liderler, 26 Haziran Cuma günü yeniden bir araya gelerek "Toprak" ve
Yeşilırmak kapısının açılması
konularını görüşmeyi sürdürecek.
Yaklaşık iki buçuk saat süren görüşmenin ardından
açıklama yapan BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye
Brook Zerihoun, tarafların "Toprak" konusunda geçen haftaki
sunuşları üzerinde değerlendirme yaptıklarını
söyledi.
Yeşilırmak konusunun da gündeme geldiğini belirten Zerihoun, bu
konunun görüşülmesine devam edileceğini kaydetti.
Liderlerin bir sonraki görüşmesinin 26 Haziran'da olacağını
bildiren Zerihoun, bunun öncesinde temsilcilerinin bir araya gelerek,
Yeşilırmak ve Toprak konularında temaslarını
sürdüreceğini belirtti.
Bu arada, Hristofyas, bölgeden ayrılırken gazetecilerin
Yeşilırmak'la ilgili bir sorusu üzerine, "Haftaya
kaldı" ifadesini kullandı.
Talat: "Spekülasyonlara kapılmamak gerekir"
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat toprak konusunun, bütün konularda
uzlaşma sağlandığı zaman ancak ele alınıp
sonuçlandırılabileceğini belirterek, toprak ve harita konusunda
spekülasyonlara kapılmamak gerektiğini söyledi.
Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la
görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada,
"toprak ve Yeşilırmak kapısının
açılması konularını ele aldıklarını,
görüşmenin çok uzun bir bölümünü Yeşilırmak konusunun
oluşturduğunu kaydetti.
Yeşilırmak'ın çok ayrıntısının
bulunduğunu, temsilcilerin bu konuyu ele almayı sürdüreceğini
ifade eden Talat, "Gördüğünüz gibi Yeşilırmak
kapısının açılması konusu Kıbrıs sorununu
geçti, ne yazik ki. Bunun böyle olacağını ben biliyorum ve zaten
söylüyordum. O nedenle 'Kıbrıs sorununa konstrante olalım'
ısrarındaydım" ifadesini kullandı.
Toprak konusunda, bir önceki toplantıda sunulan görüşlere
karşılık görüşlerini sunduklarını ifade eden
Talat, bunları değerlendirip, gelecek buluşmada ayrıntılarıyla
ele alarak sonuçlandırmayı umduklarını söyledi.
Talat, bir soru üzerine, gelecek toplantıda Yeşilırmak konusunu
da sonuçlandırmayı umduklarını belirtti. Talat,
Yeşilırmak'ta ayrıntıların çok fazla olduğunu,
buranın diğer kapılardaki kurallarla açılacağının
söylenemeyeceğini kaydetti.
Toprak konusundaki tezlerin Rum basınına sızmasından
duydukları rahatsızlığı görüşmede dile
getirdiklerini belirten Talat, "Sızan bilgilerin bir kısmı
doğru ama bir kısmı da ona dayanarak yaratılmış
senaryolardır. Toprak konusu, her zaman ifade etiğimiz gibi çok
hassas bir konudur. Bu konunun çok uzun zaman gündemde durmasının
yaratabileceği sakıncalar nedeniyle, bir an önce bu konunun ilk
okumasını tamamlayıp, kapatmak ve diğer konulara geçmek
düşüncesindeyiz" dedi.
Spekülasyonlara kapılmamak gerektiğini, masada harita
olmadığını, Türk ve Rum tarafının harita
getirmediğini, bu aşamada da getirme niyetlerinin
bulunmadığını söyleyen Talat, "Bu konunun nihai
sonuçlanması, tabii ki bütün konularda uzlaşma olduğu takdirde
olacaktır. O nedenle harita gibi hassas bir konuda spekülasyona
fırsat vermemek lazımdır" diye konuştu
(HALKIN
SESİ: ÖZEL)
Avrupa
İnsan Hakları Mahmekesi (AİHM), geçen hafta; 2005
yılında gerçekleştirilen Elmas Güzelyurtlu, eşi ve 15
yaşındaki kızı Eylül Güzelyurtlu′nun cinayete kurban
gitmeleriyle ilgili ′Kıbrıs Cumhuriyeti′, KKTC ve Türkiye
Cumhuriyeti′ne cinayetin aydınlatılması ve faillerin
cezalandırılmasıyla ilgili olarak mahkemeye 4 ay içinde
yazılı bilgi vermelerine hükmetti.
AİHM, konuyla ilgili olarak Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk
tarafı ile Türkiye′nin neden işbirliği
yapmadığını ve sanıkların neden bugüne kadar
yargılanmadığını yazılı olarak mahkemeye
aktarmalarını istedi.
Konuyla ilgili HALKIN SESİ′ne özel açıklama yapan Güzelyurtlu
ailesinin avukatı Alper Ali Rıza QC, "AİHM, taraflara
gönderdiği sorular ile Kıbrıslı Rum,
Kıbrıslı Türk ve Türkiye′de adaleti sağlamakla
sorumlu olanların neden işbirliği yapmayıp 15
yaşındaki Eylül Güzelyurtlu ve annesi ile babasının
soğukkanlılıkla işlenen vahşi bir cinayete kurban
gitmelerinin sorumlularını yargılamadıklarını
sordu" diyerek, mahkemenin bulunduğu aşamayla ilgili bilgi
verdi.
Rum tarafının DNA örneklerini Türk tarafına vermesi
gerektiğini ve Türk tarafının da sanıkları
yargılamak ve cezalandırmakla mükellef olduğunu belirten
Alper Rıza QC, "Önemli olan nerede yargılanacakları
değil, bu cinayeti yapanların yargılanıp
cezalandırılmalarıdır. Kıbrıs halkı, kendi
liderlerden masum bir kız çocuğunun soğukkanlı ve
vahşi bir cinayete kurban giderek öldürülmesinde Kıbrıs sorunun
çözümünü bahane etmeyip işbirliği yapmalarını ve bu
cinayeti aydınlamalarını beklemektedir. Medeniyet ve dürüstlük
ölçülerimiz bunları gerektirmektedir. Adadaki liderlerin bu ölçülere
uymalarını beklemek hepimizin beklentisidir" dedi.
HALKIN SESI 15/06/09
Talat: Yeşilırmak öne çıktı
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Yeşilırmak kapısının
açılması konusunda çok fazla detay bulunduğunu, detaylar içinde
boğulunduğunu ve kapının açılmasının bu
yüzden uzadığını söyledi. Talat, Rum lider Dimitris
Hristofyasla bugünkü görüşmesinin çok uzun bir bölümünü
Yeşilırmakın tuttuğunu belirtti. Talat, Ne yazık ki
Yeşilırmak kapısının açılması konusu,
Kıbrıs sorununu geçti dedi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, müzakerelerde ele alınan Toprak konusunun, tüm
konularda uzlaşma sağlanınca sonuçlandırılabilecek bir
konu olduğunu kaydederek, spekülasyonlara kapılmamak gerektiğini
ve masada harita bulunmadığını vurguladı. Talat,
Toprak başlığının gelecek haftaki görüşmede
bitmesini umduğunu ifade etti.
Talat, Rum lider Dimitris
Hristofyasla yaklaşık 2.5 saat süren görüşmesinin ardından
Cumhurbaşkanlığına dönüşünde gazetecilere
yaptığı açıklamada, bugün Yeşilırmak kapısının
açılması ve Toprak konularını ele
aldıklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat, görüşmenin çok uzun bölümünü Yeşilırmak konusunun
aldığını, temsilcilerinin de katıldığı
toplantıda birçok ayrıntıyı görüştüklerini, tarafların
kabul etmediği ve önerdiği çeşitli unsurları
görüştüklerini; önümüzdeki günlerde temsilcilerinin bu konuyu
görüşmeye devam edeceğini ifade etti.
KIBRIS POSTASI 15/06/09
Talat Finlandiya'ya gidecek
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Finlandiya Dışişleri
Bakanı Alexander Stubb'ın daveti üzerine yarın sabah
Finlandiya'nın başkenti Helsinki'ye gidecek.
KKTC
Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosundan verilen bilgiye
göre, Cumhurbaşkanı Talat, 17 Haziran Çarşamba günü Helsinki
saatiyle 13.00'te, Finlandiya Dışişleri Bakanı Stubb ile
bir araya gelecek.
Talat aynı gün, eski
Finlandiya Dışişleri Bakanı ve Milletvekili Erkki Tuomioja
ve Milletvekili Jaakko Laakso ile de ayrı ayrı görüşecek.
Helsinki temasları
çerçevesinde, çeşitli medya ve düşünce kuruluşları ile de
bir araya gelerek, Kıbrıs sorunu ve müzakere sürecinde gelinen son
noktayla ilgili bilgi alışverişinde bulunacak olan
Cumhurbaşkanı Talat'ın 19 Haziran Cuma akşamı KKTC'ye
dönmesi bekleniyor.
AA
KIBRIS POSTASI 15/06/09
Verheugen Hristofias'la görüştü
Kıbrıs
Rum kesimine dün akşam gelen Avrupa Komisyonu Başkan
Yardımcısı Günter Verheugen, Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas'la görüştü.
Rum radyosunun haberine
göre Verheugen, Güney Kıbrıs'ta bazı Rum bakanlarla da bir araya
gelecek.
Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen,
Hristofyas ile yaklaşık bir buçuk saat süren görüşmesinin
ardından Kıbrıs sorununun çözümü yönünde elinden geleni
yapacağı konusunda Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas'a güvendiklerini söyledi.
Verheugen, Avrupa
Komisyonunun Kıbrıs sorununun çözümü çabalarını
desteklediğini belirtti ve Kıbrıs sorununun çözümünün
''Kıbrıs halkının'' çıkarına olduğunu
kaydetti.
Konuyla ilgi haberinde Rum
Radyosu, görüşme sırasında Hristofyas'ın Kıbrıs
sorununun çözümü için yapılan müzakerelerin gidişatı
hakkında Verheugen'i bilgilendirdiğini; Verheugen'in de AB anayasasının
onaylanması konusunda Hristofyas'a bilgi verdiğini belirtti.
AA
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da Verheugen ile akşam
yemeğinde görüşecek.
AA
KIBRIS POSTASI 15/06/09
![]()
TBMM Başkanı Köksal Toptan,
Cumhurbaşkanı Talatın müzakere masasında savunduğu
tezlerin TBMMnin Kıbrıs konusundaki kararlarıyla
örtüşmediği doğru değil...
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın müzakere masasında savunduğu tezlerin,
TBMMnin Kıbrıs konusundaki kararlarıyla örtüşmediği
şeklindeki iddiaların doğru olmadığını
söyledi.
Müzakereleri bütün içtenliğimizle destekliyoruz diyen Toptan, Avrupa
Birliği üyelik sürecinde bir kopma meydana gelmesinin, Türkiyenin
Kıbrıs politikasında herhangi bir değişikliğe
neden olmayacağının da altını çizdi.
Köksal Toptan önceki akşam tamamladığı KKTC ziyareti
sırasında BRTye verdiği röportajda, Kıbrıs konusu,
müzakere süreci ve Türkiye-AB ilişkileriyle ilgili soruları
yanıtladı.
Türkiyenin, Kıbrısta kalıcı ve adil bir anlaşmaya,
yani barışa ulaşılması için yürütülmekte olan müzakere
sürecini başından beri desteklemekte olduğuna işaret eden
Toptan, 24 Nisan referandumunda ortaya konulan tavrın da Türkiyenin çözüm
istencinin bir göstergesi olduğuna dikkat çekti.
Kıbrıs Türk tarafının, çözüm için oluşan
fırsatları çok iyi değerlendirdiğini, Türkiyenin de bu
adımlara tam destek verdiğini ifade eden Toptan, adada
yaklaşık bir yıldır sürdürülen gayretin nasıl
sonuçlanacağının, biraz da Rum Yönetiminin tavrına
bağlı olduğunu söyledi ve Rum tarafı gerçekten bir çözüm
istiyorsa, çözüm bulunur dedi.
Güney Kıbrıs ve Yunanistan adada bir çözüm istiyorsa, bunun
gereklerini yerine getirmeli ve bu niyetini açıkça ortaya
koymalıdır diyen TBMM Başkanı, adada iki devlet, iki
egemenlik ve iki halk olduğu gerçeğinin göz ardı edilmemesi
gerektiğini vurguladı.
TALATIN TEZLERİ
Cumhurbaşkanı Talatın müzakere masasında savunduğu
tezlerle TBMMnin Kıbrıs konusundaki kararlarının
örtüşmediği yönündeki eleştirilerin
hatırlatılması üzerine ise Toptan, böyle bir şeyin söz
konusu olmadığını belirtti.
Köksal Toptan, TBMM ve Türkiye hükümeti, Cumhurbaşkanı Talatın
yürüttüğü müzakereleri bütün içtenliğiyle destekliyor. Bu anlamda
hiçbir sorun yok. Süreç, bizim onayladığımız bir süreç
diye konuştu.
ABnin Kıbrıs şartını Türkiyenin önüne
koymasının kabul edilemez olduğuna dikkat çeken Toptan,
yürütülen politikadan değil bir adım, bir santimetre dahi geriye
düşmenin mümkün olmadığını vurguladı.
TC YARDIMLARI
Başbakan Eroğlu başkanlığındaki KKTC heyetinin
Türkiyeye gerçekleştirdiği ziyareti değerlendiren Köksal
Toptan, Türkiyenin Kuzey Kıbrısa yaptığı
yardım, ekonomik kapasitemiz açısından çok da büyük bir
meblağ değildir. KKTCnin kalkınması anlamında
gayretlerimiz sürecektir diye konuştu.
Toptan, TC Karayolları Genel Müdürlüğüyle Cuma günü telefonda
görüştüğünü, başta geçmişten beri bekleyen Girne Çevre Yolu
projesi olmak üzere KKTCde gerçekleştirilecek 3 temel projenin en
kısa zamanda hayata geçirileceğini ifade ederek, projelerin
ihalelerinin, 20 Temmuzdan önce bitirileceğini de kaydetti.
EŞLERİ 46 YILDIR ARKADAŞ
Öte yandan, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer'in resmi davetlisi
olarak KKTC'ye gelen TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın eşi
Samie Toptan ile Bozer'in kadın doğum uzmanı doktor eşi
Sonay Bozer'in 1963 yılından bu yana arkadaş oldukları
öğrenildi.
Sonay Bozer, arkadaşlıklarıyla ilgili olarak, AA muhabirine
yaptığı açıklamada, Saime hanımla 46 yıllık
arkadaşlıkları olduğunu belirterek,
arkadaşlıklarının üniversitede okurken, İstanbul
Şahzadebaşı'ndaki Vakıflar Yurdu'nda kaldıkları
zaman başladığını söyledi.
Kendisinin Tıp Fakültesi'nde, Samie hanımın da Hukuk Fakültesi'nde
okuduğunu anlatan Sonay Bozer, ''Kıbrıs'a her geldiğinde
arkadaşlarını arar, bulur ve konuşur. Arkadaş
düşkünü biri. Yine arkadaşlarını bulduk ve konuştuk.
Arkadaşlığımız bugüne kadar devam etti'' dedi.
Sonay Bozer, eşlerinin meclis başkanı olmasıyla ilgili
olarak, ''Eşlerimiz 46 yıl sonra aynı meslekte buluştu''
ifadesini kullandı.
STAR KIBRIS 15/06/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs
müzakereleri kapsamında bugün 32inci kez bir araya gelip, toprak
konusundaki önerileri ele alacak.
Hristofyas son açıklamasında, Kıbrıs sorununun temiz bir
çözümünün bulunmadığını ve acı verici bir anlaşma
olacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri kapsamında bugün
32inci kez bir araya gelecek.
Ara bölgedeki Lefkoşa Havaalanında müzakereler için tahsis edilen
binada saat 15:00te görüşecek olan liderler Toprak konusunu ele almaya
devam edecek.
Toprak konusuyla ilgili sunuşlarını geçen görüşmede yapan
liderler bugün birbirlerinin önerileriyle ilgili değerlendirmelerde
bulunacaklar.
Adaya yarın gelecek olan BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer yarınki görüşmeye
katılmayacak.
HRİSTOFYAS: ÇÖZÜM ACI OLACAK
Bu arada, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs
sorununa temiz bir çözüm bulunamayacağını ve çözümün acı
verici olacağını söyledi.
Fileleftherosun haberine göre Hristofyas, Filya (Serhatköy) köyündeki
kiliseden çalınmalarının ardından Güney Kıbrısa
iade edilen Meryem Ana ve Ay. Yeorgios ikonlarının kabulü için önceki
gün Güney Lefkoşada düzenlenen törende yaptığı açıklamada
Kıbrıs sorununa değindi.
Habere göre Hristofyas, Kıbrıs sorununun temiz bir çözümünün
olmadığını ve çözümün acı verici bir anlaşma
olacağını söyledi. Hristofyas; çözümün kalıcı,
işlevsel ve Kıbrısı yeniden birleştirici
niteliğe sahip olmasının önemli olduğunu da ifade etti.
Hristofyas ayrıca, zaruri anlaşmadan bahsederek kendisinin
şahsen buna hazır olduğunu da ileri sürdü.
HRİSTOFYASIN SÖYLEŞİSİ
Öte yandan gazete, Hristofyasla, başka bir söyleşisinde Güney
Kıbrıstaki eğitim sistemindeki reformlara da değindi ve
reformların ilk önce Rum Eğitim Bakanlığından
başlaması gerektiğini ifade etti.
Kıbrıs sorununa kalıcı, işlevsel ve genel
hatlarıyla adil bir çözüm bulunmasının insanların
içlerindeki nefret ve önyargıların sökülmesinden daha kolay
olduğunu savunan Hristofyas, eğitim sistemindeki
değişikliklerle çocuklara hoşgörü, farklılıkların
kabulü ve modern görüşleri aşılamayı hedeflediklerini
belirtti.
Hristofyas söyleşisinin diğer bölümlerinde genel olarak ekonomik
krizin boyutlarına değindi ve 2009un ikinci yarısı ile
2010un ilk yarısının daha da zor geçeceğini, hükümet
olarak yeni önlemler almalarının söz konusu olduğunu sözlerine
ekledi.
STAR KIBRIS 15/06/09
![]()
Avrupa Komisyonu Başkan
Yardımcısı, Genişlemeden Sorumlu Eski Komiser Günter
Verheugen dün Kıbrısa geldi. Ağırlıklı olarak
Güney Kıbrısta temaslarda bulunacak olan Verheugen, bu akşam
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından da kabul edilecek.
Yemekli görüşme saat 20.00de başlayacak.
Verheugen, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile de bu sabah
saat 10.00da görüşmesi bekleniyor.
Günter Verheugen, bugün ayrıca saat 16.30da bir basın
toplantısı düzenleyecek, saat 18.00de ise Kıbrıslı
Türk ve Rum işadamlarıyla yuvarlak masa toplantısı
gerçekleştirecek. Her iki etkinlik de, Güney Lefkoşada bulunan AB
Evinde (EU House) yapılacak. Verheugen yarın adadan ayrılacak.
STAR KIBRIS 15/06/09
ntvmsnbc ve Ajanslar
16
Haziran. 2009 Salı
LEFKOŞA -
Kıbrıs'ta temaslarda bulunan Avrupa Birliği (AB) Komisyonu
Başkan Yardımcısı Günter Verheugen, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya geldi.
Görüşmenin
ardından basının karşısına geçen Verheugen ve
Talat, soruları yanıtladı.
Verheugen,
''Cumhurbaşkanı'' olarak hitap ettiği Talat'la, güzel bir
yemekte sohbet ettiklerini belirterek, AB açısından
Kıbrıs'taki mevcut durumu görüştüklerini, iki toplum
liderinin sürdürdüğü müzakerelerde gelinen aşamadan
duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Liderlerin her iki
tarafın da kabul edebileceği bir çözüm için ellerinden gelen tüm
gayreti gösterdiğini kaydeden Verheugen, AB üyeliğinin
avantajlarından yararlanmanın, Kıbrıslı Türklerin
açıkça hakkı olduğunu vurguladı.
Gelinen aşamada,
AB'nin çözüm çabalarını desteklemeye hazır olduğunu ifade
eden Verheugen, arabulucu veya hakem olarak değil ancak ihtiyaç
duyulması veya istenmesi halinde yardım, tavsiye veya destek
verebileceğini belirtti.
Talat'la görüşmesinde
süreçle ilgili tam bilgilendirildiğini, şimdi çok daha iyi
değerlendirme yapacak durumda olduğunu belirten Verheugen, liderlerin
süreci ilerletme ve sorumluluğu alma yönündeki isteklerine de saygı
duyduklarını bildirdi.
Cumhurbaşkanı
Talat da, "Verheugen'e içinde bulunduğumuz müzakere süreciye ilgili
bilgi verme fırsatı bulduk. Zor, sıkıntılı
konuları, nerelerde takıldığımızı kendisine
anlatma fırsatı bulduk" dedi.
AB Komisyonu Başkan
Yardımcısı Günter Verheugen Kıbrıs sorununa çözüm
bulmak amacıyla gerçekleştirilen müzakerelerin BM önderliğinde
sürdüğünü, ancak çözüme ulaşacak olanın Kıbrıslı
Türk ve Rum liderler olduğunu vurguladı.
Her iki liderin de çözüm istediğini ve çözümün tüm tarafların
avantajına olacağına inandıklarını
düşündüğünü kaydeden Verheugen, ancak tarafları, müzakereleri
sürdürme yönünde cesaretlendirmekten başka bir şey
yapamayacağını ifade etti. Verheugen, AB′nin, talep
edildiği takdirde gereken desteği vermeye hazır olduğunu da
defalarca dile getirdiğini kaydetti.
Verheugen, Kıbrıs′ta bulunacak çözümün AB prensiple-rine ve
Katılım Anlaşması′na uygun olması
gerektiğini de söyledi.
Kıbrıs′ta temaslarda bulunan Verheugen, Güney
Kıbrıs′taki AB Evi′nde bir basın
toplantısı düzenledi ve basın mensup-larının
sorularını yanıtladı.
Verheugen, Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyas′ın davetlisi olarak Kıbrıs′taki durum ve
Kıbrıs müzakereleriyle ilgili ilk ağızdan bilgi edinmek, AB
ile ilgili bazı konuları ele almak ve tüm dünyayı etkileyen
ekonomik krizi Kıbrıs açısından değerlendirmek
amacıyla adaya geldiğini kaydetti.
"Kıbrıs′ın" AB üyeliğini
desteklediğini ve Kıbrıs′ta üyelikten sonra meydana gelen
değişimi gözlemlemek istediğini de ifade eden Verheugen, söz
verdikleri politik ve ekonomik başarının gerçekleşip
gerçekleşmediğini de yerinde görmek istediğini söyledi.
Adadaki temasları ve incelemeleri neticesinde son derece olumlu bir
izlenim elde ettiğini anlatan Verheugen, euro kullanımının
avantajlar getirdiğini ve Kıbrıs′ın, tüm
dünyanın etkilendiği ekonomik krizden nispeten daha az
etkilendiğini belirtti.
"ÇÖZÜM, AB PRENSİPLERİ VE KATILIM ANLŞMASINA UYGUN
OLMALI"
Avrupa Komisyonu′nun "ara-bulucu"
olmadığını da söyleyen Verheugen,
"Kıbrıs" AB üyesi bir ülke olduğu için konuyla
ilgilendiğini, AB′nin konuyla ilgili prensiplerinin yıllardır
değişmediğini, çözümün AB prensiplerine ve
Katılım Anlaşmasına uygun bir çözüm olması
gerektiğini vurguladı.
BÖLÜNMÜŞ KIBRIS′IN ALINMASI HATA DEĞİLDİ
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Verheugen, "2004
yılında Kıbrıs Cumhuriyeti AB′ye
katıldığında birçok ülke ′bölünmüş bir ada
AB′ye alınmamalıydı, bu bir hataydı′ diye tepki
koymuştu. Kıbrıs′ın AB üyeliği gerçekten bir
hata mıydı" şeklindeki bir soruyu yanıtlarken;
"Hayır hata değildi" yanıtını verdi.
Adanın "bölünüş sebeplerinin" unutulmaması
gerektiğini savunan Verheugen, "Kıbrıs
Cumhuriyeti′nin" bir çözüm stratejisi bulunduğunu ileri sürdü
ve bugün olsa yine aynı şeyin gerçekleşeceğini söyledi.
Verheugen, "Kıbrıs′ın" AB üyeliğinin AB′nin
büyüme stratejisinin bir ürünü olduğunu da ifade etti ve Kıbrıs
sorununun "Kıbrıs Cumhuriyeti′nin" üyeliği için
bir sorun teşkil etmediğini belirtti.
KIBRISLI TÜRKLERİN AP′DEKİ SANDALYELERİ ÇÖZÜMDEN SONRA
Kıbrıslı Türklerin kendileri için ayrılan 2 AP sandalyesini
dolduramamalarıyla ilgili bir soruyu yanıtlarken de Verheugen, bunun
AB′nin Kıbrıs müzakerelerinin başarıyla
sonlandırılmasını isteme nedenlerinden bir olduğunu
söyledi ve liderlerin çözüme ulaşmak için ellerinden geleni ortaya
koyduklarını, çözümden sonra bu 2 sandalyenin Kıbrıslı
Türkler tarafından doldurulabileceğini kaydetti.
"AB′nin, askerlerini adadan hala çekmediği ve AB
toprağı üzerinde varlığını sürdürdüğü için
Türkiye′yle üyelik müza-kerelerini sürdürmesinin ne kadar doğru
olduğunun" sorulması üzerine ise Verheugen, 2004
yılında hem Türkiye hem de Kıbrıslı Türklerin BM planını
desteklediğini kaydetti ve "Niye Türkiye ile görüşmelerin
sürmesi olumsuz değerlendirilmeli ki?" diye sordu. Verheugen, ancak
tüm bu problemler ve soruların, adada bir çözüm bulunması
gerektiğini gösterdiğini belirtti.
DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ
"Doğrudan Ticaret Tüzüğü′nün uygulamaya girmesiyle ilgili
bir ümit olup olmadığı" şeklindeki bir soruyu
yanıtlarken de Günter Verheugen, 2004 yılında referandum
sonrasında tüzüklerle ilgili bir öneri yaparken bunların
problemsiz bir şekilde uygulamaya konacağını ümit
ettiğini, ancak durumun farklı geliştiğini söyledi.
Verheugen, Doğrudan Ticaret Tüzüğü′nün, Komisyon′un
onaylamaması neticesinde uygulamaya konamadığını, hala
üzerinde çalıştıklarını söyledi ve "Tabii ki ümit
var. Hala Doğrudan Ticaret Tüzüğü′nün her iki taraf için de
yararlı olacağını ve ticaret imkanlarının çözümü
hızlandıracağını düşünüyorum" dedi.
HALKIN SESI 16/06/09
LİDERLERİN ÇÖZÜM İSTEĞİNE
İNANIYORUM
AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter
Verheugen, adanın her iki kesiminde yaptığı temaslarda, her
iki liderin de çözüm istediğine inandıklarını ve müzakere
sürecine destek verdiklerini belirtti. Her iki liderin de çözüm istediğini
ve çözümün tüm tarafların avantajına olacağına
inandıklarını düşündüğünü söyleyen Verheugen, tarafları
müzakereleri sürdürme yönünde cesaretlendirmekten başka bir şey
yapamayacağını ifade etti.
DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ
Günter Verheugen, 2004 yılında referandum sonrasında tüzüklerle
ilgili bir öneri yaparken bunların problemsiz bir şekilde uygulamaya
konulacağını ümit ettiğini, ancak durumun farklı
geliştiğini söyledi. Verheugen, Doğrudan Ticaret
Tüzüğünün, Komisyonun onaylamaması neticesinde uygulamaya
konamadığını, hala üzerinde
çalıştıklarını, ticaret imkanlarının çözümü
hızlandıracağını düşündüğünü vurguladı.
AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen,
Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla gerçekleştirilen
müzakerelerin BM önderliğinde sürdüğünü, ancak çözüme ulaşacak
olanın Kıbrıslı Türk ve Rum liderler olduğunu
vurguladı.
Her iki liderin de çözüm istediğini ve çözümün tüm
tarafların avantajına olacağına
inandıklarını düşündüğünü söyleyen Verheugen, ancak
tarafları, müzakereleri sürdürme yönünde cesaretlendirmekten başka
bir şey yapamayacağını ifade etti. Verheugen, ABnin, talep
edildiği takdirde gereken desteği vermeye hazır olduğunu da
defalarca dile getirdiğini söyledi.
Kıbrısta temaslarda bulunan Verheugen, Güney
Kıbrıstaki AB Evinde bir basın toplantısı düzenledi
ve basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Verheugen, 2004 yılında Annan Planının
adanın her iki tarafında da referanduma sunulmasının
ardından Rumların plana hayır demesi üzerine
aldatıldım yönünde bir açıklama yaptığının
hatırlatılması üzerine, bu olayın geçmişte kaldığını,
bu tartışmaya yeninden dönme niyeti olmadığını
ifade etti.
Verheugen, Kıbrısta bulunacak çözümün AB prensiplerine
ve Katılım Anlaşmasına uygun olması gerektiğini
de söyledi.
Basın toplantısında Avrupa Komisyonu
Kıbrıs Temsilcisi Andrulla Kaminara ile Kabine Üyesi Joanna
Szychowaska da hazır bulundu.
Verheugen, Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyasın davetlisi olarak Kıbrıstaki durum ve
Kıbrıs müzakereleriyle ilgili ilk ağızdan bilgi edinmek, AB
ile ilgili bazı konuları ele almak ve tüm dünyayı etkileyen
ekonomik krizi Kıbrıs açısından değerlendirmek
amacıyla adaya geldiğini ifade etti.
Kıbrısın AB üyeliğini desteklediğini
ve Kıbrısta üyelikten sonra meydana gelen değişimi
gözlemlemek istediğini de ifade eden Verheugen, söz verdikleri politik ve
ekonomik başarının gerçekleşip gerçekleşmediğini
de yerinde görmek istediğini söyledi.
Adadaki temasları ve incelemeleri neticesinde son derece
olumlu bir izlenim elde ettiğini anlatan Verheugen, Euro
kullanımının avantajlar getirdiğini ve
Kıbrısın, tüm dünyanın etkilendiği ekonomik krizden
nispeten daha az etkilendiğini belirtti.
Çözüm AB prensipleri ve katılım
anlaşmasına uygun olmalı
Avrupa Komisyonunun arabulucu
olmadığını da söyleyen Verheugen, Kıbrıs
Cumhuriyetinin AB üyesi bir ülke olduğu için konuyla ilgilendiğini,
ABnin konuyla ilgili prensiplerinin yıllardır
değişmediğini, çözümün AB prensiplerine ve
katılım anlaşmasına uygun bir çözüm olması
gerektiğini vurguladı.
Bölünmüş Kıbrısın alınması hata değildi
Gazetecilerin
sorularını da yanıtlayan Verheugen, 2004 yılında
Kıbrıs Cumhuriyeti ABa katıldığında birçok ülke
bölünmüş bir ada ABa alınmamalıydı, bu bir hataydı
diye tepki koymuştu. Kıbrısın AB üyeliği gerçekten
bir hata mıydı? şeklindeki bir soruyu yanıtlarken;
Hayır hata değildi yanıtını verdi.
Adanın bölünüş sebeplerinin unutulmaması
gerektiğini savunan Verheugen, Kıbrıs Cumhuriyetinin bir
çözüm stratejisi bulunduğunu ileri sürdü ve bugün olsa yine aynı
şeyin gerçekleşeceğini söyledi. Verheugen,
Kıbrısın AB üyeliğinin ABnin büyüme stratejisinin bir
ürünü olduğunu da ifade etti ve Kıbrıs sorununun
Kıbrıs Cumhuriyetinin üyeliği için bir sorun teşkil
etmediğini belirtti.
2004 yılındaki referandumun ardından
aldatıldığı yönünde bir açıklama
yaptığı hatırlatılan Verheugen, bu olayın
geçmişte kaldığını, bu tartışmaya yeninden
dönme niyeti olmadığını kaydetti.
Kıbrıslı Türklerin APdeki
sandalyeleri çözümden sonra
Kıbrıslı Türklerin
kendileri için ayrılan iki AP sandalyesini dolduramamalarıyla ilgili
bir soruyu yanıtlarken de Verheugen, bunun ABnin Kıbrıs
müzakerelerinin başarıyla sonlandırılmasını
isteme nedenlerinden biri olduğunu söyledi ve liderlerin çözüme
ulaşmak için ellerinden geleni ortaya koyduklarını, çözümden
sonra bu iki sandalyenin Kıbrıslı Türkler tarafından
doldurulabileceğini kaydetti.
ABnin, askerlerini adadan halen çekmediği ve AB
toprağı üzerinde varlığını sürdürdüğü için
Türkiyeyle üyelik müzakerelerini sürdürmesinin ne kadar doğru
olduğunun sorulması üzerine ise Verheugen, 2004 yılında
hem Türkiye hem ve Kıbrıslı Türklerin BM planını desteklediğini
kaydetti ve Niye Türkiye ile görüşmelerin sürmesi olumsuz
değerlendirilmeli ki? diye sordu. Verheugen, ancak tüm bu problemler ve
soruların, adada bir çözüm bulunması gerektiğini
gösterdiğini belirtti.
Doğrudan Ticaret Tüzüğü
Doğrudan Ticaret Tüzüğünün
uygulamaya girmesiyle ilgili bir ümit olup olmadığı
şeklindeki bir soruyu yanıtlarken de Günter Verheugen, 2004
yılında referandum sonrasında tüzüklerle ilgili bir öneri
yaparken bunların problemsiz bir şekilde uygulamaya
konacağını ümit ettiğini, ancak durumun farklı
geliştiğini söyledi.
Verheugen, Doğrudan Ticaret Tüzüğünün, Komisyonun
onaylamaması neticesinde uygulamaya konamadığını,
halen üzerinde çalıştıklarını söyledi ve Tabii ki
ümit var. Hala Doğrudan Ticaret Tüzüğünün her iki taraf için de
yararlı olacağını ve ticaret imkanlarının çözümü
hızlandıracağını düşünüyorum dedi.
Güneydeki temaslar
Avrupa Komisyonu Başkan
Yardımcısı Günter Verheugen, Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasla dün sabah bir görüşme gerçekleştirdi.
Verheugen, Hristofyasla bir araya geldikten sonra, basın
mensuplarına açıklama yaptı.
Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı, bir buçuk
saat süren görüşmeden sonra, Avrupa Komisyonunun Hristofyasın
Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarına güvendiğini,
görüşmede önemli konuların ele alındığını
açıkladı.
Verheugen, Hristofyası Lizbon anlaşmasının
onaylanması konusunda bilgilendirdiğini belirterek, Avrupa
Komisyonunun Kıbrıs Hükümetinin ekonomik kriz konusunda
yaptıklarını desteklediğini vurguladı.
Hristofyasın kendisini doğrudan müzakereler konusunda
bilgilendirdiğini kaydeden Verheugen, Avrupa Komisyonunun
Hristofyasın Kıbrıs sorunuyla ilgili doğrudan müzakereler
çerçevesinde çözüm çabalarını desteklediğini söyledi.
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması gerektiğini,
çözümün Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı
Türklerin çıkarlarını koruyacağını belirten
Verheugen, Kıbrıs sorununun 20inci yüzyılın sorunu
olduğunu, bu sorununun 21inci yüzyılda olmaması
gerektiğini vurguladı.
Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Gunter
Verheugen, Avrupa Komisyonunun Kıbrıs sorununun çözümü yönünde
elinden geleni yapacağı konusunda Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasa güvendiğini söyledi.
Paschalidesle turizmi konuştu
Verheugen, Rum Hükümeti Ticaret, Sanayi
ve Turizm Bakanı Antonis Paschalidesle dün bir araya geldi.
Verheugen, görüşmede ABde ekonomik durum ve ABnin
uluslararası küresel mali kriz konusundaki görüşlerini
aktardığını, turizm ve sanayinin sorunları gibi
konuların da ele alındığını söyledi.
Paschalides ise yaptığı açıklamada,
görüşmede 2012 yılında Kıbrısın AB dönem
başkanlığını üstelemesi ve öncelikleri konusunu ele
aldıklarını, rekabet, yenilenebilir enerji ve
Kıbrısın Avrupa ülkesi olarak rolü konuları üzerinde
durduklarını kaydetti. Rum Ticaret Bakanı, görüşmede turizm
konusunu detaylı olarak ele aldıklarını, bu konuda Avrupa
Komisyonuna öneriler yapılacağını açıkladı.
Stefanu: AB ve Avrupa Komisyonunu önemli rol
oynuyor
Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, Hristofyasın
Verheugenle dün yaptığı görüşmede, Kıbrıs
sorunundaki gelişmeler ve uluslararası mali kriz
konularının ele alındığını söyledi.
Sözcü, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel
Barrossonun, Hristofyasın daveti üzerine Kıbrısı ziyaret
edeceğini hatırlattı.
Stefanu, AB ve Avrupa Komisyonunun Kıbrıs sorununa
çözüm bulma çabalarında önemli rol oynadıklarını
hatırlatarak, ABnin Türkiyeye AB ve Kıbrıs Cumhuriyetine
karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi ve Kıbrıs sorununa
BM Güvenlik Konseyi kararları zemininde bir çözüm bulunması için
baskı yapması gerektiğini vurguladı.
KIBRIS
16/06/09
Rum kilisesi ekonomik krizden etkilendi
Küresel
ekonomik krizden Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi'nin de olumsuz
etkilendiği bildirildi.Rum Simerini gazetesinin haberine göre
Başpiskopos 2. Hrisostomos, 2008 yılında ekonomik durumun olumlu
olduğunu, fakat 2009 yılında yaşanan küresel ekonomik kriz
nedeniyle giderlerde kısıtlamalar yapılacağını
söyledi.
2. Hrisostomos, Avrupa
Komisyonu ve Avrupalı milletvekillerinin, kilisenin Kıbrıs
sorunundaki tezleri ve KKTC'deki kültürel mirasla ilgili bilgilendirilmeleri
için Güney Kıbrıs'ta misafir edilmelerinde özel ödenek
kullanılacağını belirtti.
Haberde, 31 Aralık
2008'de kilisenin rezervlerinde 867 milyon 707 bin 976 avro bulunduğu,
bunun yanında kilisenin 2008 itibarıyla yıllık gelirinin 46
milyon 12 bin 584, giderinin ise 46 milyon 167 bin 43 avro olduğu
belirtildi.
Kilise,
yatırımlarla kar hisselerinden 2008 yılında 14 milyon 831
bin 166 avro gelir elde ederken, eğitim kurumları ile sosyal
kurumlar, burslar, yoksullar ve hastalar için 5 milyon 198 bin 435 avro
yardım yaptı.
AA
KIBRIS
POSTASI 16/06/09
Erçakıca: Yeşilırmak konusunda
anlaşma yakın
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca düzenlediği haftalık basını
bilgilendirme toplantısında Yeşilırmak
kapısının açılması konusuna değindi ve
"Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan
görüşmeler devam ederken, Yeşilırmak kapısının
açılması ile ilgili çalışmalar da sürüyor" dedi.
Erçakıca'nın basın toplantısında söylediklerinden
notlar şöyle:
Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan görüşmeler devam ederken,
Yeşilırmak kapısının açılması ile ilgili
çalışmalar da sürüyor.
Dün
Cumhurbaşkanımızın da açıkladığı gibi,
bu çalışmalarda detaylar ele alınmaya başlandıkça
zaman ihtiyacı da artmaktadır. Bu nedenle,
ayrıntıların iki liderin temsilcileri tarafından ele
alınması kararlaştırılmış
bulunulmaktadır. Bu konuda iyi haberler beklemeye devam ediyoruz.
İki lider, bundan
sonraki ilk toplantısını 26 Haziran Cuma günü yapacaklardır.
Bu tarihe kadar bütün ayrıntılar üzerinde anlaşmaya
varılmasını umut ediyoruz.
Bu arada,
Cumhurbaşkanımız 23 Haziran Salı günü, meclise
Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu aşama ile ilgili bilgi
verecek, milletvekillerimizin sorularını yanıtlayacak ve
görüşlerini dinleyecektir.
Bu çalışma
konusunda aşağıdaki hususların altını özellikle
çizmek istiyorum.
- Bu toplantıda
milletvekilleri bilgilendirilmiş olacaktır; ancak bu
toplantılar, milletvekillerinin tek bilgilendirilme yöntemi
değildir. Görüşme tutanakları ekleri ile birlikte Meclise
gönderilmektedir ve milletvekillerinin incelemesine açıktır.
Görüşme sürecini takip etmek arzusunda olan milletvekillerimiz öncelikle
bu tutanakları değerlendirmelidirler.
- Bilindiği gibi,
siyasi partilerimizin daha detaylı bilgilendirilebilmesi için
Cumhurbaşkanlığında da olanaklar
sağlanmıştır. Cumhurbaşkanımızın
sürdürüdüğü görüşmelerin tutanaklarının yanısıra,
iki liderin temsilcilerinin yaptığı çalışmaların
tutanakları da Cumhurbaşkanlığında ayrı bir
odada incelemeye açıktır.
- Meclis genel
kuruluna bilgi vermek, Cumhurbaşkanımızın
alışılagelmiş bir yöntemidir ve daha önce de
yapılmıştır. Bu toplantı, milletvekilliği genel
seçimlerinden sonra yeniden oluşmuş olan meclisimize daha
ayrıntılı bilgi vermek, bilginin dışında
Cumhurbaşkanımızın görüş ve beklentilerinden
milletvekillerimizi haberdar kılmak; bunun yanısıra,
milletvekillerimizin görüşlerini, en iyi şekilde dinleyebilmek
amacını taşımaktadır ve
Cumhurbaşkanımızın arzusu üzerine düzenlenmiştir.
KIBRIS
POSTASI 16/06/09
![]()
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander
Stubbın davetlisi olarak bugün Helsinkiye gidiyor.
Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre
Cumhurbaşkanı Talat yarın saat 13.00te Finlandiya
Dışişleri Bakanı Alexander Stubb ile bir araya gelecek.
Aynı gün Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya Eski
Dışişleri Bakanı ve Milletvekili Erkki Tuomioja ve
Finlandiya Milletvekili Jaakko Laakso ile de ayrı ayrı
görüşecek.
Cumhurbaşkanı Talat, Helsinki temasları çerçevesinde,
çeşitli medya ve düşünce kuruluşlarıyla da bir araya
gelerek, Kıbrıs sorunu ve müzakere sürecinde gelinen son noktayla
ilgili bilgi alışverişinde bulunacak.
19 Haziran Cuma akşamı Kıbrısa dönmesi beklenen Cumhurbaşkanı Talata, Finlandiya ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.
STAR
KIBRIS 16/06/09
![]()
Talat:
Yeşilırmak kapısı konusunda çok fazla detay var..
Kıbrıs sorununu geçti ne yazık ki
Toprak, tüm konularda uzlaşma sağlanınca sonuçlanabilecek bir
konu... spekülasyonlara kapılmamalı... masada harita falan yok
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Yeşilırmak
kapısının açılması konusunda çok fazla detay
bulunduğunu, detaylar içinde boğulunduğunu ve kapının
açılmasının bu yüzden uzadığını söyledi.
Talat, Rum lider Dimitris Hristofyasla dünkü görüşmesinin çok uzun bir
bölümünü Yeşilırmakın tuttuğunu belirtti. Talat, Ne
yazık ki Yeşilırmak kapısının açılması
konusu, Kıbrıs sorununu geçti dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerde ele alınan
Toprak konusunun, tüm konularda uzlaşma sağlanınca
sonuçlandırılabilecek bir konu olduğunu kaydederek,
spekülasyonlara kapılmamak gerektiğini ve masada harita
bulunmadığını vurguladı. Talat, Toprak
başlığının gelecek haftaki görüşmede bitmesini
umduğunu ifade etti.
Talat, Rum lider Dimitris Hristofyasla yaklaşık 2.5 saat süren
görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanlığına
dönüşünde gazetecilere yaptığı açıklamada, bugün
Yeşilırmak kapısının açılması ve Toprak
konularını ele aldıklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, görüşmenin çok uzun bölümünü
Yeşilırmak konusunun aldığını, temsilcilerinin de
katıldığı toplantıda birçok ayrıntıyı
görüştüklerini, tarafların kabul etmediği ve önerdiği
çeşitli unsurları görüştüklerini; önümüzdeki günlerde
temsilcilerinin bu konuyu görüşmeye devam edeceğini ifade etti.
YEŞİLIRMAK KIBRIS SORUNUNU GEÇTİ
Gördüğünüz gibi Yeşilırmak kapısının
açılması konusu Kıbrıs sorununu geçti ne yazık ki
Bunun böyle olacağını ben biliyor ve söylüyordum diyen
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu yüzden Kıbrıs sorununa
konsantre olalım diye ısrar ettiğini hatırlattı.
Talat, Nitekim bir sürü ayrıntı var ki daha tartışmaya
devam etmemiz gerekiyor dedi.
Toprak konusunda geçen toplantıda karşılıklı ortaya
konulan kağıtlarla ilgili görüşlerini değiş-tokuş
ettiklerini bildiren Cumhurbaşkanı Talat, yurt dışı
ziyareti olduğu için 26 Haziran Cuma günü yapılacak bir sonraki
toplantıda Toprak konusunu ayrıntılı olarak ele alıp
sonuçlandırmayı umduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Yeşilırmakı sonuçlandırmayı
umuyor musunuz? sorusuna karşılık, bu konuyu da
sonuçlandırmayı umduklarını, uzun zamandır
tartışılan bu konudaki ayrıntıların çok fazla
olduğunu kaydetti. Yeşilırmak kapısının, bölgede
bulunan Erenköy faktörü yüzünden Sadece diğer kapılardaki kurallarla
açılacak diyemediklerine işaret ederek, görüşmelerin bu yüzden
uzadığını bildirdi.
Rum Yönetimi lideri Hristofyasın ve Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıcanın iyi haberler bekliyoruz yönündeki
açıklamalarının hatırlatılması ve top kimde
diye sorulması üzerine Talat şöyle konuştu:
Hasan Erçakıca bu işte Hristofyasın yalancısı oldu.
İyi haberler bekliyoruz deyince o da iyi haberler bekledi. Haberler kötü
değil ama o kadar ayrıntı var ki ve o kadar ayrıntı
içinde boğulunuyor ki sonuçta ilerleme zor oluyor. Bu da bir gerçek.
Umarız ki gelecek toplantıya bu konuyu bitirmiş oluruz. Ondan
önce birden fazla görüşme yapacak temsilcilerimiz. Bugün tespit
ettiğimiz farklılıklarımızı da giderme yolu
bulabilirler. Çünkü geçen toplantıda düşünmediğimiz bazı
farklılıklar ortaya çıkıverdi. Gelecek defa da
inşallah böyle bir şey olmaz da, beklediğimiz
yakınlaşmayı sağlamış oluruz.
RUM BASININDA SENARYOLAR VAR
Bir başka soru üzerine, Toprak ve Yeşilırmak kapısı
konularında Rum basınında yer alan haberlerin de bugünkü
görüşmede gündeme geldiğini bildiren Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, birçok senaryo yazıldığını, sızan
bilgilerin bir kısmının doğru olduğunu, ama bir kısmının
da bunlara dayalı yaratılmış senaryolar olduğunu
anlattı.
Talat, Toprak konusunun çok hassas bir konu olduğuna dikkat çekerek, çok
uzun zaman gündemde durmasının yaratacağı
sakıncaları dikkate alarak, bir an önce bu konunun ilk
okumasını tamamlayıp kapatmak ve diğer konulara geçmek
düşüncesi taşıdığını söyledi.
STAR
KIBRIS 16/06/09
Territory and Limnitis
THE leaders of the two
communities yesterday discussed the tricky issue of territory and the opening
of a crossing point at Limnitis in the north-west of the island.
It was the 33rd meeting between President Demetris Christofias and Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat, part of UN-sponsored peace talks.
At the post-meet briefing, Taye Brook Zerihoun, the United Nations
Secretary-Generals Special Representative in Cyprus, said the two leaders had
exchanged initial views on the issue of territorial adjustments in a reunified
state.
The leaders next meeting is scheduled for Friday, 26 June. In the meantime
their top aides and experts from both sides would be coming together to discuss
these two issues, Zerihoun said.
Asked whether progress had been made on Limnitis, President Christofias told
newsmen: Be patient.
CYPRUS
MAIL 16/06/09
Cheated Verheugen trusts
Christofias
By Stefanos Evripidou
THE EUROPEAN Commission is
prepared to accommodate a solution to the Cyprus problem as long as its based
on the principles on which the EU was founded, said Commission Vice-President
responsible for Enterprise and Industry Gunter Verheugen yesterday.
Verheugen expressed his strong support of the approach for a Cypriot ownership
of the latest efforts to solve the conflict, highlighting the need for a
solution and the benefits it would bring to both communities.
People talk of a frozen conflict. No, there is a problem, it needs to be
addressed, he said.
The EU commissioner is in Cyprus at the invitation of President Demetris
Christofias, after a long spell away from the island. Yesterday, he met with
Christofias, Commerce Minister Antonis Paschalides and Greek and Turkish
Cypriot business people.
During his meeting with the president, the two discussed the institutional
transition in the EU, the Lisbon Treaty, the economic crisis and the Cyprus
problem.
I expressed my appreciation for the strong support that we got from the
government of Cyprus for our policy of crisis response, said Verheugen.
He also gave Christofias the Commissions full support in efforts to solve the
Cyprus problem, noting that it fully trusts him that he will do everything he
can to find a solution.
He reiterated his conviction that the solution of this really outdated problem
- this problem is a problem of the 20th century, it has no place in the 21st
century is clearly in the interest of the people living on this island
whether they are Greeks or whether they are Turks.
Verheugen has a long history with Cyprus, having played a crucial part in
removing the link between Cyprus EU accession path and a Cyprus settlement in
1999 in Helsinki. As Enlargement Commissioner, he helped pave the way for
Cyprus to join in 2004. However, relations turned sour when former president
Tassos Papadopoulos called for a resounding NO in the Annan plan referendum,
leading Verheugen to claim hed been cheated by the Papadopoulos
administration.
I have a special interest personally to see on the ground how a country whose
accession I was able to support, how it developed after accession. The
impression today is a very, very positive one. Its obvious the country has
taken advantage of its EU membership, he said yesterday at a press conference.
Verheugen noted that the same principles applied on a solution to the Cyprus
problem as when he was Enlargement Commissioner in 2004. The EU is prepared to
accommodate a solution as long as its based on the principles on which the EU
was founded. Cyprus as a member state is bound to stick to the Accession
Treaty, he said.
On the failure of the UN-sponsored talks in 2004, he said the two sides came
closer than ever before, it was bad luck, it can happen.
Asked to comment on whether Turkish accession negotiations should continue
given the continued presence of occupation troops and its threats against
Cyprus oil exploration, Verheugen was clear: Turkey in 2004 fully endorsed
the peace plan of the UN which if implemented left a military presence of 600
troops. The majority of Turkish Cypriots also fully endorsed it. I cant see
how we can blame accession negotiations.
Pressed to comment further, the German commissioner stated clearly: The
situation was known to everybody when Turkey started accession negotiations.
On the issue of direct trade between the EU and the north, Verheugen said the
Commission was still hopeful the regulation would be implemented.
Asked whether he still felt cheated by Cyprus following 2004, he referred to
the fact that former president Papadopoulos was no longer alive, adding this
was now a matter of the past which belongs to history.
Regarding his meeting with Paschalides, Verheugen noted that Cyprus would have
to develop its tourism product based on sustainability and quality. He noted
the huge competition facing Cyprus in the tourism sector in the Eastern
Mediterranean.
Cyprus must make an extra effort to defend its market share and to win new
customers, he said.
CYPRUS
MAIL 16/06/09
SEFA
KARAHASAN Lefkoşa
Kıbrısta temaslarda bulunan Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkan
Yardımcısı Günter Verheugen,
KKTC
Cumhurbaşkanlığında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla önceki akşam yemekte bir araya
geldi
Verheugenin,
yemekten sonra yapılan ortak açıklamada, Talata, Sayın
Cumhurbaşkanı diye hitap etmesi dikkat çekti.
Verheugen, Talatla AB açısından Kıbrıs konusuyla ilgili mevcut durumu
görüştüklerini ve iki liderin sürdürdüğü müzakerelerde gelinen
aşamadan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Liderlerin her iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüm için
ellerinden gelen tüm gayreti gösterdiğini ifade eden Verheugen, AB
üyeliğinin avantajlarından yararlanmanın Kıbrıslı
Türklerin açıkça hakkı olduğunu vurguladı. Türkiyenin AB
üyeliği konusunu da görüştüklerini belirten Verheugen, müzakerelerin
beklenen hızda gitmediğini, ancak ilerleme olduğunu söyledi.
Verheugene müzakere süreciyle ilgili bilgi verme imkânı bulduğunu,
onun da kendi düşüncelerini aktardığını söyleyen Talat
da, Çok yararlı bir görüşme olduğuna inanıyorum dedi.
MILLIYET
17/06/09
KKTC Din İsleri Başkanı Dr. Yusuf
Suiçmez, Kıbrıs′ta dine yoğun bir yönelişin olduğunu
ifade etti.
Türkiye′de yayınlanan Vakit gazetesine konuşan Dr. Yusuf
Suiçmez; "Yavruvatanda din eğitimi konusunda ciddi sorunlar var.
İngiliz ve Rum hegemonyasının Kıbrıs′ta
İslâmi hayat üzerinde olumsuz etkileri oldu. Din eğitimi verecek
kadrolar yeterli değil. Ülkede faal olan toplam 182 cami var ve
bunların 53 tanesi terk edilmiş kilise" dedi.
İki devlet fakat tek millet olduğumuzu dile getiren Suiçmez, Türkiye
Diyanetinin ye Türkiye Cumhuriyeti Yardım Heyeti′nin
çalışmalarında yardımcı olduğunu dile getirirken,
Kıbrıs′taki dine yönelişi de şöyle anlattı:
"Geçen yıl yaz dönemi din eğitimi programımıza
katılmak isteyenlerin sayısı 3 bin civarında idi. Bu
sıradan bir talep değildir. Bu alanda bu yıl da oldukça
yoğun bir talep var"
Vakit gazetesinin, Kıbrıs′ta din siyasetinin yeni baş
aktörü olarak nitelendirdiği Kıbrıs Din İşleri
Başkanı Dr. Yusuf Suiçmez ile yaptığı röportaj
şöyle:
Kıbrıs′ta ciddi bir din eğitimi
sıkıntısı olduğunu biliyoruz. Son durum nedir?
′′Hakikaten yavru vatanda din eğitimi konusunda ciddi sorunlar
var ve bunları çözmek için çalışı-yoruz. Aslında
yavruvatanda İslâm′a ilgi var ancak İslâm kültürünün bilimsel
ve çağdaş bir düzeyde aktarımında sorunlar yaşıyoruz.
Peki, bu durumun nedeni nedir?
1878′de başlayan ve 1974′te Kıbrıs Barış
Harekâtı ile sona eren İngiliz ve Rum hegemonyasının
Kıbrıs′ta İslâmi hayat üzerinde olumsuz etkileri oldu.
İslâmiyet′in yerini bazı gelenekler doldurdu. Maalesef
İslâm dini entelektüel düzeyde sunulmadığı için şimdi
toplumun bir kesimi tarafından İslâmiyet çağdışı
olarak görülüyor.
Bu konuda eğitim veremiyor musunuz?
Maalesef çocukların ve gençlerin dini eğitiminde
karşılaştığımız birçok sorun nedeniyle
toplumun ihtiyaçların giderecek çağdaş düzeyde bir din hizmeti
veremi-yoruz. Ayrıca din eğitimi verecek kadrolar da yeterli
değil. Çok sayıda üniversite bulunmasına rağmen,
bunların hiçbirinin bünyesinde ilahiyat fakültesi yer almıyor.
Kısaca din eğitimi 1974′ten bu yana ciddiye alınmadı.
Din eğitimi planlaması da yapılmadı. Eğitim düzeyi çok
yüksek olan Kıbrıs Türk halkına, duygu ve düşünce
dünyalarını tatmin edecek olan din eğitiminin
standartlarının çok daha yüksek olması zorunludur.
Gerekli yardım yapılıyor mu?
Evet. Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği Yardım Heyeti, Din
Hizmetlerinin Geliştirilmesi Projesi′ne bu yıl 13 milyon
TL′lik bütçe ayırdı. 2008′den 8 milyon TL, 2009 bütçesine
devrederken 2009 bütçe ödeneği de 5 milyon TL olarak görülüyor. Söz konusu
bütçe, cami, lojman yapımı, bakım, onarım ve dini hizmetler
için kullanılıyor. Devam eden cami inşaatlarının
yanı sıra bu yıl yapılması planlanan yeni cami
projeleri de 2009 bütçesinden faydalanacak.
Peki, Kıbrıs halkından talep geliyor mu?
Elbette. Geçen yıl yaz dönemi din eğitimi programımıza
katılmak isteyenlerin sayısı 3 bin civarında idi.
Bunların büyük bir çoğunluğu Türkiye′den göç eden aile
çocukları olmakla birlikte, azımsanmayacak ölçüde de
Kıbrıs′ın yerli halkından da talep
bulunmaktadır. Bu sıradan bir talep değildir. Bu alanda bu
yıl da oldukça yoğun bir talep var.
Tepki alıyor musunuz?
Maalesef. Bazı kişiler, başka dinleri de öğretelim, neden
sadece Sünni İslâm eğitimi veriyoruz diyor. Oysa bizim
geleneğimiz Sünni İslâm. Ta 1571′de atanmış
Şeyhulislâm′dan başlayarak bu böyle. Türkiye′de de böyle
bir kültür var, burada da bu kültür hakim. Biz önce kendi kültürümüzü kendi
değerlerimizi öğretelim. Her millet böyle yapıyor, önce kendi
kültürünü değerlerini öğretiyor. Tabii ki farklı dini
ihtiyaçlarla ilgili talepleri de dikkate almak gerekir; ancak daha kendi
değerlerimizi öğretecek kadrolara sahip değilken, başka
kültürleri nasıl öğreteceğiz?
Bu yaz camilerde eğitimleriniz olacak mı? Yani yaz
kurslarınız var mı?
Biz kursların yapılabilmesi için gerekli olan
çalışmaları sürdürü-yoruz. Bunun için bir Yaz Kursları Din
Eğitimi Yönetmeliği ve de bir de Din Eğitimi Programı
taslağı hazırlayarak ilgili makamlara sunduk. Bundan
sonrası ilgili makamların vereceği cevaba bağlı olarak
gelişecektir.
HALKIN SESI 17/06/09
KARŞILIKLI MUTABAKAT GEREKİR
Şehit
Teğmen Caner Gönyeli-2009 Arama, Kurtarma Tatbikatı nedeniyle
düzenlenen basın brifinginde, Rum tarafının tek yanlı
petrol ve doğal gaz arama girişimlerine değinen Güvenlik
Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Abdullah Recep, Karşılıklı
bir mutabakat olmadan tek taraflı petrol/doğalgaz aramaya yönelik
anlaşmaların imzalaması ve bu kapsamda faaliyetlerde
bulunulması, bu konudaki uluslararası hukuka uygun değildir ve
geçerliliği yoktur dedi.
l TÜRKİYE HAKLARINI KORUYACAK
Gerginlik
yaratma potansiyeli taşıyan ve hukuki temelden yoksun olan bu tür
faaliyetler, Kıbrıs Türk halkının, adanın doğal
kaynakları üzerindeki eşit hak ve çıkarlarını da
zedelemektedir diyen Tümgeneral Recep, Türkiyenin, Birleşmiş
Milletlerin kayıtlarına da geçen temel hak ve menfaatlerini
anımsattı. Tümgeneral Recep, Türkiyenin bu hakları koruma
kararlılığını açık bir dille ortaya koyarak, Rum
tarafını uyardı.
Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2009 Arama Kurtarma
Tatbikatı, dün başladı. St. Hilarion bölgesinde başlayan ve
3 gün sürecek olan tatbikat, bugün denizde Gazimağusa
açıklarında, Dipkarpazın güneyinde ve Zeytin Burnunun
doğusundaki sahada icra edilecek.
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Abdullah Recep, dün
Boğazda bulunan Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı
Karargahında, Şehit Teğmen Caner Gönyeli-2009 Arama Kurtarma
Tatbikatı hakkında basın brifingi verdi.
Şehit Teğmen Caner Gönyelinin özgeçmişinin
okunmasıyla başlayan tatbikat brifingine, Gönyelinin annesi Kezban
Gönyeli ve kız kardeşleri ile Türkiye Genelkurmay
Başkanlığından Tümgeneral Şirin Ünal ve Tümamiral
Fikret Güneş de katıldı. Brifingde, basın
mensuplarının yanı sıra tatbikata katılacak sivil ve
askeri kuruluşların yetkilileri de hazır bulundu.
Brifingin başında, Tümgeneral Recep, Şehit
Teğmen Caner Gönyelinin annesi Kezban Gönleyiye bir şilt takdim
etti. Kezban Gönyeli, şilti kabulü sırasında, oğlunu genç
yaşta şehit vermekten dolayı üzüntülü olduğunu; ancak
adının yaşatılmasının kendisi için gurur
kaynağı olduğunu ifade ederek, Vatan sağ olsun dedi.
Tümgeneral Recep de, kendileri yaşadığı sürece
tüm şehitlerin de kendileriyle yaşayacağını
söyledi.
Tek yanlı petrol anlaşmaları geçersiz
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı
Tümgeneral Abdullah Recep, brifingde, her yıl icra edilen tatbikatın,
KKTCnin insani amaçlarla yürütülen arama kurtarma faaliyetlerinde son dönemde
kazandığı aramak-kurtarma imkan kabiliyetini fiilen denemek ve
Doğu Akdenizde arama-kurtarma faaliyetleri alanındaki yetkisini
vurgulamak amacı taşıdığını belirtti.
Recep, konuşmasında, Güney Kıbrıs Rum
Yönetiminin petrol ve doğalgaz aramaya yönelik çalışmalar
yapmasına da değinerek, Karşılıklı bir mutabakat
olmadan GKRYnin tek taraflı olarak, Kıbrısın güneyinde
petrol/doğalgaz aramaya yönelik çeşitli ülkelerle anlaşmalar
imzalaması ve bu kapsamda faaliyetlerde bulunması, bu konudaki
uluslararası hukuka uygun ve geçerli değildir dedi.
Türkiyenin haklarını koruyacak
GKRYnin bu faaliyetleri her
şeyden önce Adada iki taraf arasında yürütülmekte olan kapsamlı
müzakere süreciyle bağdaşmadığını vurgulayan
Recep, Gerginlik yaratma potansiyeli taşıyan ve hukuki temelden
yoksun olan bu tür faaliyetler, Kıbrıs Türk halkının
Adanın doğal kaynakları üzerindeki eşit hak ve
çıkarlarını da zedelemektedir. Ayrıca, Türkiyenin 32, 16,
18 doğu boylamının batısında kalan deniz
alanlarında temel hak ve menfaatleri bulunduğunun BM nezdinde de
kayda geçirildiği bilinmektedir. Türkiyenin bu hakları
koruyacağı tabiidir şeklinde konuştu.
Arama kurtarma
Tümgeneral Abdullah Recep, tatbikat
hakkındaki bilgilerden önce, genel arama-kurtarma faaliyetleri
hakkında da kısaca bilgiler verdi.
Arama kurtarmanın genel tanımıyla; denizde ve
karada, tehlike içindeki insanların ve araçların, su üstü
vasıtaları, uçak, helikopterler ve bu maksatla teşkil
edilmiş özel kurtarma timleri kullanılarak aranması ve
kurtarılması olduğunu anlatan Recep, arama-kurtarma
faaliyetlerinin zamana karşı bir yarış olduğuna dikkat
çekti ve profesyonelce yetişmiş personele, iyi bir organizasyona,
birimler arasında yakın bir koordinasyon ile işbirliğine
ihtiyaç duyulduğunu ve 24 saat görev yapmayı gerektirdiğini
kaydetti.
KKTC ve Türkiyenin sorumluluğunda
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı
Tümgeneral Recep, arama-kurtarma yetkisinin, KKTCnin hava sahası ile kara
sularında, KKTCnin; Kıbrısın kuzeyindeki (en batıda
Erenköy, Güzelyurt ve Doğuda Gazimağusa kuzeyi dahil olmak üzere)
uluslararası sularda, hava sahasında ise Türkiye Cumhuriyetinin
sorumluluğunda olduğunu ifade etti.
Tümgeneral Recep, şunları kaydetti:
Doğu Akdenizde tüm kıyıdaş ülkelerin
üzerinde mutabakata vardığı bir Münhasır Ekonomik Bölge
(MEB) paylaşımı bulunmamaktadır. GKRY, Mısır ile
17 Şubat 2005, Lübnan ile 17 Ocak 2007 tarihinde MEB sınırlandırılması
anlaşması imzalamıştır. Türkiye bu iki
anlaşmayı da tanımadığını ilan ederek
uluslararası platformlarda protesto etmiştir.
Dışişleri Bakanlığı tarafından
30 Ocak 2007 tarihinde yayımlanan bir deklarasyon ile Doğu Akdenizde
kıta sahanlığı ve MEB
sınırlandırılmasının, ancak bütün ilgili ülkeler
arasında ve bütün tarafların hak ve çıkarlarını
gözetir şekilde yapılacak düzenlemelerle mümkün olabileceği ilan
edilmiş ve bu görüş tüm taraf ülkelere iletilmiştir.
Karşılıklı bir mutabakat olmadan GKRYnin tek
taraflı olarak, Kıbrısın güneyinde petrol/doğalgaz
aramaya yönelik çeşitli ülkelerle anlaşmalar imzalaması ve bu
kapsamda faaliyetlerde bulunması, bu konudaki uluslararası hukuka
uygun ve geçerli değildir.
Müzakere süreciyle bağdaşmıyor
GKRYnin bu faaliyetleri, her
şeyden önce Adada iki taraf arasında yürütülmekte olan kapsamlı
müzakere süreciyle bağdaşmamaktadır.
Gerginlik yaratma potansiyeli taşıyan ve hukuki temelden
yoksun olan bu tür faaliyetler, Kıbrıs Türk halkının
Adanın doğal kaynakları üzerindeki eşit hak ve
çıkarlarını da zedelemektedir.
Ayrıca, Türkiyenin 32, 16, 18 doğu boylamının
batısında kalan deniz alanlarında temel hak ve menfaatleri
bulunduğunun BM nezdinde de kayda geçirildiği bilinmektedir.
Türkiyenin bu hakları koruyacağı tabiidir.
Tatbikatı yabancı komutanlar da izledi
Dün başlayan ve 3 gün sürecek
Tatbikatın, birinci safhası olan St. Hilarion bölgesinde (kara
safhasında), birinci özel durumun (acil durum çağrısı
yapan bir uçakla ilgili arama-kurtarma faaliyetleri) icrası
gerçekleştirildi.
Tatbikatı, Azerbaycan, Afganistan, Arnavutluk, Suriye, Umman
ve Katardan gelen yabancı gözlemciler de takip etti. Tatbikatı
izleyenler arasında, Şehit Teğmen Caner Gönyelinin annesi
Kezban Gönyeli ve kızı Nil Gönyeli Kırcalı da yer aldı.
Tatbikatın birinci safhasının senaryosuna göre,
İstanbul-Ercan hattında uçuş yapan özel hava yolu şirketine
ait bir uçak, KKTC hava sahasında acil durum çağrısı
yaptı. Aynı zamanda uydusal arama ve kurtarma sistemi (SARSAT SEARCH
And Rescue Satellite Aided Tracking/Uydusal Olarak Arama ve Kurtarma Sistemi)
sinyalinin alınması üzerine, KKTC arama kurtarma teşkilatı
faaliyete geçirilerek bir arama kurtarma helikopteri, bir ambulans helikopteri
ve uygun arama kurtarma birlikleri (AKBİR), yeteri kadar sağlık
personeli ve kara aracıyla birlikte (ambulans, itfaiye vs.) bölgeye sevk
edildi. TC arama kurtarma teşkilatından da arama kurtarma faaliyetine
destek talebinde bulunuldu.
TC arama kurtarma teşkilatı faaliyete geçirilerek,
Avrupa kurtarma faaliyetine destek vermek maksadıyla, bir arama kurtarma
uçağı ve bir arama kurtarma helikopteri olay yerine yönlendirildi. Bu
sevklerle, aram-kurtarma faaliyetleri gerçekleştirildi.
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığına bağlı
Arama Kurtarma helikopterlerinin kaza yapan uçağın yerini tespitin
ardından, helikopterlerde görevli arama kurtarma ihtisaslı personel
uçak enkazı yakınlarına indirildi.
Yaralıların tespiti ve helikopterler
vasıtasıyla Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesine
taşınmasıyla devam eden tatbikatta daha sonra olay yerine gelen
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı doğal afetlerde arama ve
kurtarma timi, Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığına
bağlı ekipler, uçakta mahsur kalan kazazedeleri kurtardı.
Polis Genel Müdürlüğüne bağlı itfaiye ekipleri de
uçakta meydana gelen yangını söndürdü. Uçaktan kurtarılan
yaralı kazazedeler Sağlık Bakanlığına ve Güvenlik
Kuvvetleri Komutanlığına bağlı ambulanslar ile
Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesine
kaldırıldı.
Tatbikat, Çevre emniyetinin alınması, olay yerine gelen
kurtarma köpek timi tarafından bir yaralı kazazede bulunması ve
bölgeye sevk edilen helikopter vasıtasıyla yaralının
Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesine
kaldırılmasıyla sona erdi.
GKK Komutanı Tümgeneral Abdullah Recep, arama kurtarma
çalışmalarının zaman karşı bir yarış
niteliği taşıdığını vurgulayarak, arama
kurtarma faaliyetlerinin profesyonel yetişmiş personele, birimler
arası iyi bir organizasyon, koordinasyon ve işbirliğine ihtiyaç
duyduğunu söyledi.
Tümgeneral Recep, gerçekleştirilen tatbikattaki amacın,
arama kurtarma unsurlarının koordinasyon ve birlikte
çalışma usullerini geliştirmek, insani yardım harekatı
ve işbirliği konularında Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetinin imkan ve kabiliyetini denemek olduğunu
vurguladı.
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Abdullah Recep,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Anavatanı Türkiye Cumhuriyeti
unsurları ile işbirliği, gönül ve emel birliği içerisinde
sorumluluk alanları ve uluslararası sularda her zaman ve her yerde
arama kurtarma harekatı icra etmeye hazırdır dedi.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hava sahası ve kara
sularında arama ve kurtarma yetkisinin Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetinde, Kıbrısın kuzeyindeki uluslararası sularda
ve hava sahasında ise Türkiye Cumhuriyetinin sorumluluğunda
olduğunu kaydeden Tümgeneral Abdullah Recep, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti anavatanı Türkiye Cumhuriyeti unsurları ile
işbirliği, gönül ve emel birliği içerisinde her ortamda, gece ve
gündüz, kara sularında veya uluslararası sularda, her yerde ve
her zaman arama kurtarma harekatı icra etmeye hazırdır diye
konuştu.
KIBRIS
17/06/09
Talat'ın Helsinki temasları
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Finlandiyanın başkenti Helsinkideki
temaslarını sürdürüyor. Talat, bugün Dışişleri
Bakanı Stubb ve eski Dışişleri Bakanı Tuomioja ile
görüştü.
Finlandiya
Dışişleri Bakanı Alexander Stubb, Cumhurbaşkanı
Talatla görüşmesinin kendisi için büyük bir memnuniyet olduğunu
ifade etti ve Kıbrısa gidişimde onu ziyaret
edememiştim." dedi.
Strubb ayrıca;
sayın Hristofyasla da olduğu gibi Sayın Talatla da
yapıcı bir görüşme gerçekleştirdik. Birleşmiş
Kıbrısın güçlü destekleyicisiyiz. Devam eden görüşmelere
güçlü destek veriyoruz. Yıl sonuna kadar çözüm bulunması için destek
veriyoruz dedi. Türkiyenin AB üyeliğini de desteklediklerini
hatırlatan Stubb, Bu sene içinde çözümün olmasını istiyoruz ve
Kuzey Kıbrıstaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden
önce referanduma gidilmesini destekliyoruz ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, Finlandiya
Dışişleri Bakanı Alexander Stubbla görüşmesinden
sonra yaptığı açıklamada Kıbrıs Türk
tarafının görüşlerini ABye iletmede zorluk çektiğini
hatırlattı.
En erken zamanda bütünlüklü bir çözüm bulma ve birleşmiş bir
Kıbrısın ABnin tam üyesi olması konularında
aynı görüşteyim. Bu bizim esas hedefimizdir ve devam eden
müzakereler umarım ki nihai bir çözüme ulaşır.
Talat
açıklamasında Finlandiyanın rolünün iki yönlüolduğunu
belirtti ve şöyle açıkladı: Bu rollerden biri AB içinde
Kıbrıs sorununun çözümünü isteyen ve Türkiyenin AB üyeliğini
savunması bakımından Finlandiya önemlidir. İkincisi
Finlandiyanın uluslararası sorunlardaki bilinen
tarafsızlığı ve ünü, sanıyorum Kıbrıs
sorununun çözümünde bizlere yardımcı olabilir.
AB üyesi oluşu ve bundan dolayı olası Kıbrıs Rum
tarafını destekleyerek bir dengesizlik yaratması söz konusu olsa
bile AB içinde benzer düşüncedeki ülkelerin yapacağı katkı
son derece önemlidir. Çünkü AB içinde de bir grup ülke özellikle
Kıbrıs sorununun çözümü için inisiyatif üstlenmektedir. Finlandiya da
bunlardan biridir. O bakımdan böyle bir ülkeyi bilgilendirmek ve
bilgilerini doğru bilgiler üzerine oturtmak önemlidir. Çünkü doğru
bilgelere oturtmazsa, yanlışlıklara neden olması
mümkündür.
Helsinkide
temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanı Talat, bugün öğleden
sonra Laaksoyla yaptığı görüşmede, Kıbrıs
sorunuyla ilgili son durumu ve Kıbrıs Türk tarafının
görüşlerini anlattı.
KIBRIS
POSTASI 17/06/09
Kıbrıs'ta nüfüs sayımı
yapılsın
Kıbrıslı
Türk ile Kıbrıslı Rum siyasi partileri, Slovakyanın Güney
Kıbrıs Büyükelçiliği tarafından rutin olarak düzenlenen
toplantı çerçevesinde bugün yeniden bir araya geldi. Ortaya çıkan
ortak kararda uluslararası bağımsız bir kurum
tarafından Kıbrısta bir sayım yapılmasını
görüşmeleri için çağrıda bulundu.
Lefkoşada ara bölgedeki
Ledra Palace Otelde saat 10:45te başlayan toplantı
yaklaşık 3 saat sürdü. KKTCden Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP),
Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP), Kıbrıs Sosyalist Partisi (KSP),
Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) ve Yeni Kıbrıs Partisi
(YKP); Güney Kıbrıstan ise Mücadeleci Demokrasi Hareketi (ADIK),
Çalışan Halkın İlerici Partisi (AKEL), Kıbrıs
Yeşiller Partisi, Birleşik Demokratlar (EDİ), Demokratik
Seferberlik Partisi (DISI), Sosyal Demokrat Hareketi (EDEK) ve Merkezin Yeniden
Yapılandırılması için Politik Grup (EPALXI)
katıldı.
Toplantıda, ev sahipliği yapan Güney Kıbrıstan
Kıbrıs Yeşiller Partisinin önerisi üzerine, TC kökenli KKTC
vatandaşları konusu tartışıldı.
KIBRIS
POSTASI 17/06/09
![]()
İkinci Dünya Savaşında savaşan Kıbrıslı Türkler ile Rumlara önceki akşam Rum Başkanlık Sarayında düzenlenen törenle Şeref Madalyaları verildi
Türk
Muharip Gaziler Derneğinden yapılan açıklamaya göre törene Rum
Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas, İngiltere, Almanya, Rusya ve
diğer ülke büyükelçileri, ve bazı Rum siyasi partilerinin
başkanları ve madalya almaya hak kazanan Eski Muharip Gaziler Derneği
üyesi 50 Kıbrıslı Türk gazi katıldı.
NEDEN YALNIZ RUMCA
Hristofyasın bir de konuşma yaptığı madalya töreninin
ardından resepsiyon düzenlendi.
Açıklamaya göre Türk Gaziler Derneği Başkanı Tahsin Ali
Rıza Görgüner daha sonra yaptığı açıklamada, madalya
almaktan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirerek madalyaların
ve plaketlerin üzerinde Türkçe yazı bulunmamasından dolayı hayal
kırıklığı yaşadıklarını ve dernek
olarak bu hatanın düzeltilmemesi halinde tüm madalyaları geri iade
edeceklerini kaydetti.
STAR
KIBRIS 17/06/09
![]()
Erçakıca, Yeşilırmak
Kapısı üzerinden Erenköye serbest erişim, Yeşil Hat
Tüzüğü kuralları dışında olacak. Bu konuda BMden
yardım talep edildi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Yeşilırmak Kapısı üzerinden Erenköye serbest
erişimin, Yeşil Hat Tüzüğü kuralları dışında
olacağını belirterek, bu konuda BMden yardım talep
edildiğini söyledi.
Hasan Erçakıca, dün düzenlediği haftalık brifingde,
Kıbrıs sorununa çözüm bulma amaçlı müzakere süreci hakkında
da bilgi verdi. Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı
amaçlayan görüşmeler devam ederken, Yeşilırmak
kapısının açılması çalışmalarının
da sürdüğünü kaydeden Erçakıca, Bu çalışmalarda detaylar
ele alınmaya başlandıkça zaman ihtiyacı da
artmaktadır. Bu nedenle, ayrıntıların iki liderin
temsilcileri tarafından ele alınması
kararlaştırılmış bulunulmaktadır. Bu konuda iyi
haberler beklemeye devam ediyoruz dedi.
Erçakıca, iki liderin bundan sonraki ilk toplantısını, 26
Haziran Cuma günü yapacağını ve bu tarihe kadar bütün
ayrıntılar üzerinde anlaşmaya varılmasını umut
ettiklerini söyledi.
İYİ HABERLER BEKLİYORUM
Hasan Erçakıca, Yeşilırmak Kapısı ile ilgili İyi
haberler bekliyorum açıklamasının Cumhurbaşkanı Talat
tarafından Erçakıca, Hristofyasın yalancısı oldu
şeklinde değerlendirilmesinin hatırlatılması üzerine
Ben iyi haberler beklemeye devam ediyorum dedi.
Cumhurbaşkanı Talatın, benzeri bir açıklamanın önce
Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas tarafından
yapıldığına dikkat çekmeye çalışmış
olabileceğini kaydeden Erçakıca, Talatın sözlerinin, söylenen
şeyin yalan olduğu şeklinde değil de, Erçakıca
Hristofyasın sözcüsü oldu diye de yorumlanabileceğini belirtti.
Erçakıca, İyi haberler verecekse, ben Hristofyasın
yalancısı olmaya devam edeceğim dedi.
BMDEN YARDIM TALEP EDİLDİ
Erçakıca, Yeşilırmak-Pirgo kapısının
açılması halinde, Türk tarafının Erenköye serbest
erişim sağlanması talebi olduğunu yineleyerek, Orada
açılacak bir kapının sıradan bir kapı gibi
değerlendirilip, Erenköye erişim için bu kapıdan
yararlanamamamız kabul edilemez dedi.
Serbest erişimin nasıl olacağı ve neler içereceğinin
belirlenmesi gerektiğini kaydeden Erçakıca, Erenköye serbest
erişimin, kuzeyden güneye, güneyden kuzeye geçişi düzenlemek
amacıyla hazırlanan Yeşil Hat Tüzüğü kuralları
dışında olacağını söyledi.
Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının da,
toprakları kullanılacağı için belli başlı
düzenlemeler talep ettiğini kaydetti. Erçakıca, BMden yardım
talep edildi bu konuda. Dolayısıyla bunların
detaylarıdır konuşulmakta olan dedi.
RUM TARAFINI ELEŞTİRDİ
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Rum tarafı
Kıbrıs sorununu çözmek yerine, Türkiyenin dış
ilişkilerine, özellikle TC-AB ilişkilerine odaklanıp, petrol
kaynaklarını mal etmeye çalıştığını
söyledi.
Rum tarafının Türkiyenin dış ilişkilerini belirleyici
bir pozisyona oturmaya çalıştığını kaydeden
Erçakıca, bu gidişatın tehlikeli olduğunu belirtti.
Erçakıca, Rum tarafının yapması gereken, müzakere sürecine
yoğunlaşmak, Kıbrıs sorununda Türk tarafıyla
anlaşarak bir çözüm bulmaktır diye konuştu.
ÖNCE BİZİMLE ANLAŞIN
Rum tarafının özümün önündeki engel Türkiyedir söylemini
hatırlatan Erçakıca, bunun da ancak müzakere masasında
sınanabileceğini söyledi. Erçakıca, Bizimle anlaşarak
Türkiyenin engel olup, olmayacağını sınayıp, tüm
dünyaya teşhir edebilir şeklinde konuştu.
Rumlara adada sorun olduğu hatırlatılmadığı
sürece bu gibi tavırların devam edeceğine işaret eden
Erçakıca, bu konuda topun ABda olduğunu söyledi. Erçakıca,
2004de Kıbrıs Rum tarafınca
aldatıldığını söyleyen AB Komisyonu Başkan
Yardımcısı Gunter Verheugenin son Kıbrıs ziyaretinde
bunu Rum tarafına hatırlatmamasını da eleştirdi.
Hasan Erçakıca, brifingte ayrıca Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın Finlandiya gezisi ve temasları hakkında da bilgi verdi.
STAR
KIBRIS 17/06/09
![]()
Mihrişah Safa
LONDRAdaki Kıbrıs Türk Dernekleri, Avrupa Adalet
Divanının Orams davasıyla ilgili aldığı
kararı protesto amacıyla, İngiliz Başbakanının
evine giderek, imzalı protesto mektubu verecek.
Yarın sabah 10, Downing Street adresindeki konuta gideceği
açıklanan İbrahim Durmuş (Kıbrıs Türk Ticaret
Odası Başkanı), Servet Hassan (İngiltere Türk Dernekleri
Federasyonu), Akmen Sıtkı (Kıbrıs Türk Dernekleri
KonseyiBaşkanı), Çetin Ramadan (ATCA), Fevzi Hüseyin den
(Ambargolular) oluşacan temsilciler heyeti, KKTCdeki Orams
davasını protesto eden eden ekibin, İngiliz Yüksek
Komiserliğe verdiği mektup ile kendi yazdıkları protesto
mektubunu Başbakan Gordon Browna verilmek üzere bırakacaklar.
İngilterede çok uzun yıllardır ilk defa bu kadar çok sivil
toplum örgütünün desteklediği hareket, KKTCde aynı hareketi
başlatanlarla birlik ve beraber oldukları, destek verdikleri
mesajını taşıması açısından da ayrı
önem taşıyor.
STAR
KIBRIS 17/06/09
![]()
İngiliz Leslie ve Barbara Glassock çifti,
300 bin sterlin nakit ödeyip aldıkları mallarının tapusunu
hala alamadıkları için, davalarını Brüksele götürdü. Güney
Kıbrısta 30 bine yakın İngiliz tapu bekliyor.
Mihrişah Safa
GÜNEY Kıbrısta emlak satın alan İngiliz Leslie ve Barbara
Glassock çifti, 300 bin sterlin nakit ödeyip satın aldıkları
villalarının tapusunu alabilmek için Avrupa Birliğinden
yardım istedi. Davalarını Brüksele taşıyan
İngiliz Glassock çifti, Paramızı ödeyip, satın
aldığımız evin tapusunu elimize alana kadar, mal sahibi ,
inşaat sahasını başka yatırımları için
garanti gösterip, borç alabilir. Eğer bu krediyi ödeyemez veya ödemezse,
olan tapusunu alamadığımız, parası ödenmiş
emlakımıza olur. Elimizden her an alınabilir diyerek, konudan
şikayetçi oldu.
Glassock çifti, adada tapu almak için bekleyen 30 bin İngiliz adına
kampanyalarını sürdürdüklerini belirterek, bu konudaki mücadelelerine
sonuna kadar devam edeceklerini söyledi.
The Mail on Sundayde yer alan habere göre, parasını peşin
ödemelerine rağmen, tapusu verilmediği için Glassock Çifti bu
malın teknik olarak sahibi değil.
Durumu öğrenince şok geçiren çift, güneydeki yasalara göre
müteahhitin tapuyu vermek zorunluluğu bulunmadığını da
anlayınca, şikayetlerini Avrupa Birliğinin Brükseldeki
merkezine taşıdı.
Ayrıca İngiliz Başbakanının konutu 10, Downing
Streete verilmek üzere 2200 benzeri durumdaki İngilizden imza
topladı. Leslie Glassock ayrıca Limasolda İngiliz Yüksek
Komiserliği yetkilileriyle de bu konuda görüşme yaptı.
Gazetede yer alan habere göre, Güney Kıbrıs Tapu Dairesindeki
kayıtlar 29 bin 949 kişinin tapu için bekliyor. Bunlardan sadece
1600üne bir yılda tapu verildi. Diğerleri ise parasını
ödedikleri villa veya emlaklarının tapusu için hala beklemede.
Glassock çiftinin tapu mücadelesi devam ederken, villarını yapan
müteahhit firmanın bankası, çiftin parasını peşin
ödediği arsa ve villa için hiç bir şekilde ilerde talepte
bulunmayacağı teminatını verdi.
CPAG tepkili
KEREM HASAN
GÜNEY Kıbrıs Rum Yönetiminin ise yaşanan tapu fiyaskosuna
yönelik her hangi bir yasal girişimde bulunmayacağını
bildirerek, tapu sorunu olan normal yollardan mahkemelere başvurabilir
açıklaması yapması, ülkede mülk edinen İngiliz veya
yabancı alıcılarda büyük şok yarattı.
Güney Kıbrısta sorunlu mülk sahibi İngilizlerden oluşan
Kıbrıs Mülk Hareket Grubu CPAG yetkilileri de geçtiğimiz
aylarda tapu kaosunu İngiltere Başbakanı Gordon Browna ve
İngiliz Parlamentosuna taşımıştı.
Lord Jones of Cheltenham gelişmeler ışığında,
konuyla ilgili olarak soruşturma açılmasını isterken,
İngilterenin Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet de
Kıbrıs Rum İçişleri Bakanlığına
başvuruda bulunup, bu durumun göz önünden geçirilmesi
çağrısında bulunmuştu.
CPAG yetkilisi Dennis OHare, grubun sitesinde yaptığı
açıklamada, Rum hükümetine tepki göstererek, yabancılar devletten
aldığı güvencelere inanarak Güney Kıbrısta mülk
aldılar ve yasal önlemlerle sorunların halledileceği
söylenmişti. İngiliz hükümeti de, mülk alıcıları da
resmen kandırıldı dedi.
Dennis OHare açıklamasına şöyle devam etti:
Geçtiğimiz Şubat ayında İngiltere Dışişleri
Bakanı David Miliband ve Alistair Darling Rum İçişleri
Bakanlığı ile temas yapmış ve bu durumun düzeltilmesi
için girişimlerde bulunmuştu. Rum İçişleri
Bakanlığı İngiltere Yüksek Komiserliğine de
güvenceler vermişti. Ancak bir sonuç çıkmadı, bizi
kandırmaya devam ediyorlar.
OHare, Güney Kıbrısta, yaklaşık 100 bin kişinin Tapu
Dairesinden mülk tapusu beklediğini bunun da 30 bine yakının da
İngiliz ve yabancı alıcılardan oluştuğuna dikkat
çekerek, CPAG olarak yaptığımız yeni
araştırmada, Eğer tapuların sizlere verilmeyeceğini
bilseydiniz ve size mülkünüzün müteahhitler üzerine mortgageli olduğunu
söyleselerdi, bu mülkü satın alır mıydınız sorusunu
sorduğumuz yüzlerce kişinin yüzde 100ü bize hayır
yanıtını verdi şeklinde konuştu.
REZALET DURUM
Öte yandan İngiliz mülk analisti Nigel Howarth ise konuyla ilgili olarak
yaptığı açıklamada şunları söyledi:
Rum hükümetinin açıklamasından sonra görülüyor ki herhangi bir
şahsın mülk ve tapu sorunu ancak mahkeme yoluyla hal edebilecek.
Düşününüz, bu sorunların mahkemelerde hal edilmesi kaç sene
alır? Kaç para harcanması lazım? Mahkemeler yüz bin davayı
nasıl çözebilir? Birçok insan sorunlarının mahkemeler
tarafından görüşülmesinden önce ölecek. Bu durum gerçekten tam bir
rezalettir dedi.
STAR
KIBRIS 17/06/09
Annan shadow hangs over Verheugen
visit
By Stefanos Evripidou
THE GHOST of the 2004 Annan
plan weighed heavily on EU Commissioner Gunter Verheugen as he faced DIKO
hardliners at the European Affairs Committee in parliament yesterday.
When the European Commission Vice-President responsible for enterprise and
industry was asked by deputies to comment on the paradox of Turkeys accession
bid and occupation troops in Cyprus, it was almost inevitable the highly
unpopular plan would surface in the discussion.
Verheugen reminded that a solution to the occupation was offered in the Annan
plan, which included a provision for reducing Turkish troops on the island to
600, which he described as a symbolic figure with no real significance.
He added that Turkish officials had not changed their position on this
provision of the UN plan.
Before speaking, Verheugen was left waiting 15 minutes for committee chairman
and DIKO member Nicos Cleanthous to show up. His DIKO colleague, Zacharias
Koulias, one of the most vehement supporters of the NO campaign in 2004, used
the opportunity to present Verheugen with his professional card and a file,
filled with leaflets, CDs and booklets depicting the destruction of Greek
Cypriot heritage in the occupied areas.
Once proceedings got underway, Verheugen told the committee that it was his
desire to see Cyprus as a unified country. He noted it was imperative for
Turkey to live up to its obligations as set by the Ankara Protocol, if more
chapters in its accession process were to open.
When DIKO deputy Antigoni Papadopoulou reminded Verheugen that as a
newly-elected MEP she was not able to visit her home in occupied Morphou, a
part of the EU, without presenting Turk occupiers with her passport, she did
not get the expected response.
You are lucky you can visit your home; in Germany I couldnt at all and there
are countries in Europe where some people cant visit their homes at all, said
Verheugen.
The problem, he added, can only be permanently resolved when the division of
the island ends and this will happen when the Cyprus problem is solved.
As the visit drew to a close, Verheugen clarified statements he made in April
2004, when he told the European Parliament that he felt cheated following the
rejection of the Annan Plan.
Verheugen said he has repeatedly expressed his respect towards the outcome of
the referendum and that he had never criticised Cyprus or its people for
rejecting the plan; but he had criticised one man, an obvious reference to
the late Tassos Papadopoulos. He never used the word cheated but said he had
been misled, he added. Departing, Verheugen expressed his desire to return to a
unified country.
The comments of the cool, calm and collected German did not pass unnoticed by
the political parties. However, none wanted to comment on Turkish Cypriot
reports that Verheugen referred to Mehmet Ali Talat as president following a
dinner hosted by Talat on Monday night.
DIKO spokesman Fotis Fotiou said his party was saddened by Verheugens comments
which insulted the eternal memory of the late Papadopoulos. Evroko deputy
Riccos Erotocritou said the official showed a lack of respect to the will of
the Greek Cypriot people.
DISY leader Nicos Anastassiades chose not to comment on his views on the
Turkish troops, highlighting that what counts is that Verheugen wants a
solution based on EU principles.
AKEL leader Andros Kyprianou saw the cup half full and half empty. The positive
point to the visit was the trust shown in the President, which showed that the
governments foreign policy the last 15 months had borne fruit, when people
who spoke in an intensely negative way about Cyprus, today are expressing their
trust toward the President of the Republic.
However, Verheugens comments on Turkeys accession path were not satisfactory,
he said, adding that Cyprus supported its EU bid but was not prepared to give
it carte blanche. Kyprianou said he expects the EU to demand the removal of
all occupation troops from the territory of a European country.
Turkey has to satisfy a number of criteria to come closer to the EU, from the
Copenhagen and Maastricht criteria to solving the Cyprus problem, recognising
the Republic of Cyprus, implementing Protocol 10, solving the Kurdish problem
and modernising its society, he said
That is why we expect from any European officer when talking about these
issues to do so in a comprehensive manner and not in a piecemeal fashion, he
added.
CYPRUS
MAIL 17/06/09
EVROKO proposes measures to speed-up
issuing of title deeds
By Charles Charalambous
EVROKO, the European Party,
has made a proposal to Finance Minister Charilaos Stavrakis to speed up the
processes for issuing title deeds for property, but will have to think about
how to encourage developers to pay off their mortgages, the party said
yesterday.
Party leader Demetris Syllouris told the Cyprus Mail that the main aim of the
proposal is to speed up the process of issuing title deeds by cutting down
bureaucracy, and thereby reverse the bad image that Cyprus has developed
abroad due to problems with the transfer of property rights.
This would be achieved through three main measures: applying the existing
regulations more favourably, i.e. less strictly; allowing self-regulation by
civil engineers for smaller projects involving, for example, no more than five
property units; and a town-planning amnesty.
When he was reminded that the government was in the process of preparing
amendments to property legislation amounting to an amnesty for developers who
have broken town-planning laws and regulations in relation to existing
property, Syllouris said that EVROKO has already proposed two bills in the
past, and has discussed them with both the current Interior Minister [Neoclis
Sylikiotis] and his predecessor, but nothing was done.
Commenting on the fact that, according to information given to the Cyprus Mail
by the Interior Ministry, the proposed legislation will only be presented to
the House of Representatives after the summer recess in September, Syllouris
said: If we have to wait till then, so be it. As far as were concerned, we
will do everything we can to get things approved as quickly as possible.
Syllouris said that the Finance Minister has agreed to meet EVROKO
representatives in the next few days to discuss a total of 27 proposals,
including those relating to the title deeds issue. A quick resolution would
mean a significant boost to state revenues, he said.
EVROKO MP and parliamentary spokesman Rikkos Erotokritou told the Cyprus Mail
yesterday that, beyond the legislative steps to address the title deeds
situation, we dont have a solution for the financial aspects thats for the
banks.
When asked what steps might be taken to encourage developers to pay off their
mortgages and allow title deeds to be issued to the owners of property built on
mortgaged land, Erotokritou said: We dont have an answer. Let us think about
that one.
CYPRUS
MAIL 17/06/09
New British bombshell for developers
By Nathan Morley
Call to shut UK offices of
Cypriot developers
THE LATEST bombshell to befall the beleaguered property market came after peer
Lord Jones of Cheltenham publicly warned that buying a house in Cyprus was
fraught with danger.
And in a bold move, which was dismissed as unhelpful in some quarters, he
called upon the British government to shut down the UK offices of Cypriot
companies selling property and to impose a ban on the promotion of Cyprus
property at overseas property exhibitions in the UK.
Jones has also demanded increasing the warnings to those contemplating buying
property in Cyprus.
In three written questions, Lord Jones also asked the British government to
work with its EU partners to bring pressure of the Cyprus government to
prosecute developers who have held onto title deeds after completion of
property sales.
Lakis Tofarides, the chairman of the Land and Building Developers Association,
yesterday expressed surprise at Lord Jones action.
I have read what Lord Jones said and frankly I think it is a little bit out of
proportion, exaggerated actually. This is not a matter of British versus
Cypriots, its a problem which affects us too, he told the Cyprus Mail.
A defiant Tofarides scoffed at the idea that such proposals would ever be
considered, let alone adopted in the UK. Come on, this is exaggerated,
overrated and I believe that serious people should take more serious action,
he said.
Gerard Batten MEP agreed and was also critical of Lord Jones proposals.
Lord Jones questions are too broad-brush. You dont close down a legitimate
business sector because some people are mis-selling and some people are not
protecting their own interests by buying into something that does not have a
title deed.
If every sector was closed down to crookedness and in some cases stupidity,
then the whole world of finance and business would close, he said.
The Cypriot High Commission in London told the Cyprus Mail they had received
no reactions or comments from estate agents and land developers based in the
UK since Jones asked his questions in the Upper House.
Despite that, the government in Nicosia is thought to be looking on nervously,
after property buyers and European politicians have been lining up to condemn
their lack of action.
It was a question in the House of Lords by Jones last month which revealed that
the government would not help to fix the title deeds saga, leaving home buyers
no option other than to seek their deeds through the courts.
Final confirmation for long-suffering buyers came after months of speculation
that much hyped legislation to fix the deed shambles did not exist.
Piling on the pressure on the Christofias government, a petition demanding
action on the deeds issue was published on the Downing Street website and
gained more than two-thousand signatures, with a similar number signing an EU
petition.
That was followed by a home buyers demonstration held to coincide with a
presidential visit to Paphos, in the event, President Christofias kept away and
cancelled his schedule visit.
Privately, some developers have expressed hopes that that the government and
property companies would sit down for talks aimed at working out a solution.
One well known developer, who wished to remain anonymous, said the British
market was his bread and butter but saw Lord Jones actions as political
posturing.
He has not helped, but I think its about getting his name in the newspapers.
The reputations of our companies are being dragged through the dirt daily in
England, however, we must do something to give people confidence now or we will
all suffer very badly, he said.
At the heart of the issue is that new laws aimed at clearing up the title deeds
problem will only apply to new purchases, leaving over 130,000 owners still
without legal documents.
CYPRUS
MAIL 17/06/09
18
Haziran. 2009 Perşembe
LEFKOŞA - KKTC
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)
milletvekillerinin sunduğu "Türkiye'de başlayan 'Ergenekon'
soruşturmasının KKTC ile bağını ele almak
maksadıyla Meclis araştırması açılması"
önergesinin ön görüşmesini yaptı.
Milletvekillerinin konuyla
ilgili görüşlerini ortaya koyduğu ön görüşmenin ardından,
öneri oy birliğiyle kabul edildi.
Ön görüşmede ilk sözü
alan CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, ortaya çıkan
belgelerde konunun Kıbrıs ile ilgili
bağlantısının da tespit edildiğini belirtti.
Soyer, belgelerde 2000 ve
2003'teki Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile Sağlık
Bakanlığı'nın otomasyon ihalesiyle ilgili iddiaların
yer aldığını söyledi.
Belgelerde adı geçen
dönem, Başbakanlar Derviş Eroğlu ile Mehmet Ali Talat'ın
evine yönelik faili meçhul bombalama olayı
yaşandığını vurgulayan Soyer, olayların
ciddiyetinden dolayı konunun kapsamlı olarak
araştırılmasının şart olduğunu ifade etti.
Rumlar, Türkiyeyi
AB ve BMye şikâyet etti
Kıbrıs Rum
Yönetimi, Doğu Akdenizde
KKTC
ile ortaklaşa yapılan tatbikat
nedeniyle Türkiyeyi AB ve BM nezdinde protesto
ederek şikayette bulundu
Rum
Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, tatbikatla Kıbrıs Cumhuriyetinin egemenlik
haklarının, hava ve deniz sahasının ihlal edildiğini
iddia etti. Stefanu, tatbikatın muhtemelen Rum tarafının
hidrokarbon arama çalışmalarıyla ilişkili olduğunu da
ileri sürdü
MILLIYET
18/06/09
Ergenekon Meclis'te...
Cumhuriyet Meclisi Genel
Kurulu, bugünkü toplantısında ilk olarak, Cumhuriyetçi Türk Partisi
(CTP) milletvekillerinin sunduğu, ''Türkiye'de başlayan 'Ergenekon'
soruşturmasının KKTC ile bağını ele almak
maksadıyla Meclis araştırması açılması''
önergesinin ön görüşmesini yaptı.
Milletvekillerinin konuyla ilgili görüşlerini ortaya koyduğu ön
görüşmenin ardından, öneri oy birliğiyle kabul edildi.
-KONUŞMALAR-
Ön görüşmede ilk sözü alan CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer,
Türkiye'de önemli bir aşamaya ulaşan "Ergenekon" konusuyla
ilgili olarak ortaya çıkan belgelerde konunun Kıbrıs ile ilgili
bağlantısının da tespit edildiğini belirtti.
Soyer,
"Ergenekon" ile ilgili olarak KKTC'de ortaya çıkan belgelerde
2000 ve 2003'teki Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile
Sağlık Bakanlığının otomasyon ihalesiyle ilgili
iddiaların yer aldığını söyledi.
Belgelerde adı geçen dönem, Başbakanlar Derviş Eroğlu ile
Mehmet Ali Talat'ın evine yönelik faili meçhul bombalama olayı
yaşandığını kaydeden Soyer, olayların
ciddiyetinden dolayı konunun kapsamlı olarak
araştırılmasının şart olduğunu ifade etti.
"Ergenekon" soruşturmasının Meclis tarafından ele
alınması gerektiğini kaydeden Soyer, bu
araştırmanın selamete erişmesi için polemiklere
girmeyip,sağlıklı bir şekilde
tartışılmasının şart olduğunu belirtti.
Ulusal Birlik Partisi (UBP) milletvekili İrsen Küçük, ''son seçimlerde
propaganda malzemesi haline getirdiği Ergenekon konusunu Meclise getiren
CTP'nin,
konuyu siyasi polemik haline getirmeye devam ettiğini'' söyledi.
''Elde basında yer alan belgelerin dışında somut hiçbir
belge olmadığını'' kaydeden Küçük, konuyla
ilgili olarak araştırma isteyen UBP'nin,CTP'nin önergesine destek
vereceğini belirtti.
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, ''Ergenekon
denilen olayın bir suç örgütü olup olmadığının
henüz netlik kazanmadığına'' işaret ederek, tüm
bunların, kurulacak komite ile
araştırılacağını söyledi.
Kıbrıs Türkü'nün iradesine dönük zaman zaman organize
müdahalelerin yaşandığını ifade eden
Denktaş, kurulacak komitenin dış etkenlerin etkisi altında
kalmaması gerektiğini belirtti.
Denktaş, DP'nin olumlu
oy vereceği komitenin, ''KKTC'deki diğer organize suç ve çetecilik
faaliyetlerini'' de araştırması temennisinde bulundu.
Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Milletvekili Mehmet Çakıcı, konunun
araştırılmasını isteyen TDP'nin CTP önerisine destek
vereceğini belirterek,
TDP'nin temsilcisinin de komitede görev yapması talebinde bulundu.
''Polisin sivil iradeye bağlı olmadığı bir ülkede
hangi iradeyle kimden araştırma yapmasını
isteyeceksiniz'' diyen Çakıcı, ''KKTC'nin
Ergenekon'un merkezi olduğunu'' ileri sürerek, bu gerçeğin
göz ardı edilmemesi, özellikle UBP'nin bu konuya samimiyetle eğilmesi
gerektiğini söyledi.
AA
KIBRIS
POSTASI 18/06/09
Talat'tan Rumlara sert çıkış!
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs Rum Kesimi'nin Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz
arama girişimlerini "provokasyon" olarak nitelendirdi. Talat,
"Kıbrıs Rum kesimi federal hükümetin yapacağını
şimdiden yapmaya kalkıyor. Bu benim egemenlik hakkımdır
diyor. Biz de onlara diyoruz ki senin böyle bir egemenlik hakkın
yok." şeklinde konuştu.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Kesimi'nin
Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz arama girişimlerini
"provokasyon" olarak nitelendirdi. Talat, "Kıbrıs Rum
kesimi federal hükümetin yapacağını şimdiden yapmaya
kalkıyor. Bu benim egemenlik hakkımdır diyor. Biz de onlara
diyoruz ki senin böyle bir egemenlik hakkın yok." şeklinde
konuştu.
Finlandiya
Dışişleri Bakanı Alexander Stubb'un daveti üzerine
başkent Helsinki'ye gelen KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Cihan'a
konuştu. Talat, Fin bakan ile görüşmesinde
"Kıbrıs'taki son durumu, bakış açımızı,
Avrupa Birliği'nden ve Finlandiya'dan beklentilerimizi dile
getirdik." diye konuştu. Finlandiya'nın adadaki soruna eskiden
beri ilgisi olduğunu hatırlatan Talat, "Ayrıca Türkiye'nin
AB üyeliğini destekleyen bir ülke. Bunlara paralel olarak Kıbrıs
Türk tarafının da AB'ye katılması gereken taraf olarak
gördüklerini söyledi." dedi. Adadaki sorunun yılsonuna kadar
çözülmesi gerektiğini vurgulayan Talat, "Çünkü ekim ayında
yayınlanacak ilerleme raporuna kadar ciddi bir ilerleme olsun ki
Türkiye'nin önüne bu mesele konmasın bir sorun olarak. İkinci olarak
2010 Nisan ayında Kıbrıs Türk tarafındaki
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar referandum
yapılması. Aksi halde Seçim süreci süreci geciktirecek.
Sıkıntımız budur." ifadelerini kullandı.
"EVET DEMESEYDİK
AB BİZİ MUHATAP KABUL ETMEZDİ"
Kıbrıslı
Türklerin, Annan Planı'na evet dediğine "kimsenin dokunmak
istemediğini" belirten KKTC Cumhurbaşkanı Talat,
"Yaraların kabuklarını soyup tekrar kanatmayı kimse
istemiyor. Onlar hatırlatmasa bile ben gerektiğinde
hatırlatıyorum. Çünkü biz dünyanın ezberini 'Evet' diyerek
bozduk. Biz o gün bunu yapmasıydık ne bugün burada olurduk ne de AB
bizi muhatap kabul ederdi." diye konuştu. Kıbrıslı
Türklerin, çözümü genel hatları ile desteklediğini belirten Talat,
"eski heyecanın" olmadığını da
vurguladı. Bunun nedenini "AB'ye güven kalmadı"
şeklinde açıklayan Talat, "Güvenmiyorlar insanlar çünkü gördüler
ki AB bir şey yapamıyor. AB'ye katılmak ve bu medeniyet
projesinde yer almak Kıbrıslı Türklerin talebi. Yani bence
Kıbrıslı Türklerin hala süreci destekliyor." ifadelerini
kullandı. Avrupa Birliği'nin çözüm için Rumları "motive
etmesi" gerektiğini yineleyen Kıbrıslı Türk lider,
"Rum tarafının da acil çözüm istemesini sağlamalı.
Bunun dışında AB'nin doğrudan yapacağı bir
şey yok aslında." diye konuştu.
"HARİTA YOK"
Gazetelere, Rumların
geri verilecek topraklara 110 bin kadar kişinin döneceğine yönelik
haberlerin olduğunun hatırlatılması üzerine Talat,
"110 bin mi 120 bin mi dediler, bütün göç edenler dönmeli midir dediler
derler yani... Dilin kemiği yok." dedi. İnsanları yeniden
göçmen durumuna sokmayacak bir şekilde sorunu çözmek istediklerini
vurgulayan Talat, "Tabi bu Rum basınına ortaya koyduğumuz
görüşler karşılıklı olarak sızdı. Bu
spekülasyonlara yol açtı. Hatta nerdeyse bir harita çizdiler. Yok böyle
bir şey. Biz masada harita görüşmedik. Sorunun çözüleceği
belirlenmeden harita görüşmek yanlış olur. Çünkü o bölgede yani
verileceği öngörülen bölgede haritayı kim sunarsa sunsun insanlar
rahatsız olur ve ekonomik faaliyet de durur. O nedenle bu çok kritik bir
noktadır. Biz haritayı değil ancak toprak ayarlamadaki ilkeleri
görüşürüz." diye konuştu.
"PROVOKASYON"
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetiminin doğalgaz ve
petrol arama girişimlerini de "provokasyon" olarak nitelendirdi.
Talat, "Biz doğal kaynakların bir federal hükümet yetkisinde
olmasını Rumlarla kararlaştırdık. Rumlar da biz de
kabul ettik bunu. Eğer bu bir federal yetki ise o zaman bu yetkinin
kullanılmasını da federasyon kullanacak. Halbuki Kıbrıs
Rum kesimi federal hükümetin yapacağını şimdiden yapmaya
kalkıyor. Bu benim egemenlik hakkımdır diyor. Biz de onlara
diyoruz ki senin böyle bir egemenlik hakkın yok. Çünkü bu yetki federal
hükümetin olacak. Kıbrıslı Türklerin de eşit hakları
var burada. Sen sadece Rumları temsil eden taraf olarak Kıbrıslı
Türklerin haklarını sağlayamazsınız. Bu kadar basit.
Bunu bir provokasyon olarak görüyoruz. Haklarımızı korumakta da
kararlıyız. İsterseniz bunu tartışmayalım.
Şu yüzden tartışmayalım, onlar provokasyon yaparken ben de
onları provoke etmeyeyim." şeklinde konuştu.
CİHAN/Özel Haber
KIBRIS
POSTASI 18/06/09
![]()
ABDnin İnsan Trafiği Raporu 2009da
Kıbrısın iki yakası da sınıfta kaldı.
KKTC ve Güney Kıbrısa eleştiriler yöneltilen raporda
Kıbrısın hem Kuzeyi hem de Güneyinde Dışarıdan
gelen kadınların ticari amaçlı cinsel sömürüsünün
yapıldığı belirtildi.
* Raporda, KKTC yetkililerinin insan trafiğine suç
ortaklığı yaptığına dair hiç bir kayıt
bulunmadığı; ancak yasalardaki yetersizlikler nedeniyle
yetkililerin insan trafiğine tolerans göstermek zorunda
kaldıkları vurgulandı.
ABDnin hazırladığı İnsan Trafiği Raporu
2009da, KKTC ve Güney Kıbrısa eleştiriler yöneltildi.
Rapora göre, Güney Kıbrıs, insan trafiğini engellemek için
minimum standartları bile tam yerine getirmedi. Raporda, KKTC
yetkililerinin insan trafiğine suç ortaklığı
yaptığına dair hiç bir kayıt bulunmadığı;
ancak yasalardaki yetersizlikler nedeniyle yetkililerin insan trafiğine
tolerans göstermek zorunda kaldıkları vurgulandı.
ABD Lefkoşa Büyükelçiliği, ABD Yönetimi tarafından
hazırlanan İnsan Trafiği Raporu 2009un Kıbrıs ile
ilgili bölümünü, Kuzey Kıbrıstaki ABD ofisinde düzenlenen basın
toplantısıyla açıkladı.
Raporu, ABD Büyükelçiliğinin İnsan Trafiği konusundaki
uzmanlarından John Rhatigan açıkladı.
Raporda, insan trafiğiyle mücadelede ülkelerin 4 aşamaya
ayrıldığı ve Güney Kıbrısın, üçüncü
aşamadan ikinci aşamaya alındığı,
değerlendirilmeye alınmayan KKTCnin ise alınacak olsaydı
üçüncü aşamada yer bulacağına dikkat çekildi.
Rapora göre, Güney Kıbrıs, insan trafiğini engellemek için
minimum standartları bile yerine getirmedi; ancak önlem
alınacağı konusunda ciddi işaretler verdiği
gerekçesiyle ikinci aşamadaki ülkeler listesine alındı. Bu
çerçevede, Güney Kıbrıs İzleme Listesinde yer alacak ve daha
sıkı takip edilecek.
Raporda, Güney Kıbrısa bir sayfadan biraz fazla yer
ayrılırken, KKTCye de Kıbrıslı Türkler
Tarafından Yönetilen Bölge başlığıyla yarım
sayfadan fazla yer verildi.
Buna göre, Güney Kıbrıs, 2008 yılında insan trafiğinin
kovuşturulması ve cezalandırılması için az bir çaba
gösterdi. Konuyla ilgili davalar yargıda sürüncemede
bırakılırken, sadece bir davada sanık iki yıl hapisle
cezalandırıldı. Bu süre söz konusu suç için çok az.
Kurbanları koruma konusundaysa Güney Kıbrıs hükümetinin önemli
çaba gösterdiği ve kurbanlar için bir barınak açtığı
ifade edildi. Hükümetin bu konuya önemli miktarda fon
ayırdığı da belirtiliyor. Güneyde, 2008 yılında
41 kişinin insan trafiği suçlarına maruz
kaldığının tespit edildiği, bunlardan 28inin devletin
sağladığı sığınma evinde
barındığın geriye kalanların ise ya kendi evlerinde
yaşadıkları, ya da sivil toplum örgütleri tarafından
korundukları belirtildi.
Güney Kıbrıs hükümetinin, özellikle kadına yönelik insan
trafiği suçlarının önlenmesi için önemli kararlar
aldığı belirtilen raporda, cinsel ticari sömürüde
kullanılan kadınların sanatçı çalışma izini
almasının engellendiği ancak bu kez de söz konusu kadınlara
barmaid olarak çalışma izni alınmaya
başlandığı ifade edildi.
Güneyde hükümetin insan trafiğinin önlenmesi konusunda kayda değer
kampanyalar da yürüttüğü, ayrıca polise yönelik eğitim
programlarının hayata geçirildiği ifade edildi.
Bu arada raporda, Güney Kıbrısa yönelik insan trafiğinin,
Kıbrıslı Türkler tarafından yönetilen bölgeden
gerçekleştiği savunuldu.
KUZEYDE KADIN TRAFİĞİ
Raporun Kuzey Kıbrıs ile ilgili bölümündeyse, özellikle kadın
trafiğinin ön planda olduğu kaydedildi.
Kadınların çoğunun Ukrayna ve Moldovadan geldiği ancak
Kırgızistan, Gürcistan, Belarus, Özbekistan, Tacikistan, Filipinler,
Kenya, Romanya ve Nijerya gibi ülkelerden de gelen kadınlar olduğu
kaydediliyor.
Raporda, ülkede 2007 yılında bir yasa tasarısı
hazırlanmasına rağmen halen bunun yürürlüğe girmesi için
bir şey yapılmadığı; ancak, KKTC yetkilileri bir
kampanya yürütmeseler dahi, halk arasında konuya ilişkin
farkındalığın geliştiği ifade edildi.
Raporda, KKTC yetkililerinin insan trafiğine suç ortaklığı
yaptığına dair hiç bir kayıt bulunmadığı;
ancak yasalardaki yetersizlikler nedeniyle yetkililerin insan trafiğine
tolerans göstermek zorunda kaldıkları vurgulandı.
Ülkede insan trafiği kurbanı kadınlar için
sığınak olmaması eleştirilen raporda, fahişelik
suçlarından yakalanan kurbanların 24 saat içinde sınır
dışı edildiği savunuldu ve bu uygulama da
eleştirildi.
Raporda, Kıbrıslı Türk Yetkililere Tavsiyeler
başlığı altında, konuyla ilgili yasanın hayata
geçirilmesi ve insan trafiğinin tüm türlerinin hukuk yoluyla
yasaklanması, bu konuyla ilgili eğitim
çalışmalarının gerçekleştirilmesi gerektiği
vurgulandı.
Raporda, kadınların korunması için
sığınakların hayata geçirilmesi gerektiği
vurgulanırken, kabare müşterilerinin de eğitilerek, insan trafiğinin
kabareler sayesinde geliştiğinin anlatılması gerektiği
aktarıldı.
STAR
KIBRIS 18/06/09
![]()
Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya
Dışişleri Bakanı Stubbla görüştü, AB
kurumlarında yer almadığımız için görüşlerimizi
iletme imkanı bulmamız son derece önemli.
Stubb: Birleşmiş Kıbrısın güçlü bir destekçisiyiz.
Devam eden görüşmelere ve yılsonuna kadar çözüme güçlü destek veriyoruz.
Özgül Gürkut MUTLUYAKALI-TAK
Helsinkide Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla görüşen,
Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubb,
Birleşmiş Kıbrısın güçlü bir destekçisiyiz dedi.
Helsinkide, çalışma yemeği şeklinde yapılan ve bir
buçuk saat süren görüşmeden sonra basına açıklama yapan Stubb,
Kıbrıs sorununun çözümü için devam eden müzakerelere ve
yılsonuna kadar çözüm bulunmasına güçlü destek verdiklerini söyledi.
Stubb, Cumhurbaşkanı Talatla görüşmesinin kendisi için büyük
bir memnuniyet olduğunu ifade ederek, Kıbrısa gidişimde
onu ziyaret edememiştim. Sayın Hristofyasla da olduğu gibi
Sayın Talatla da yapıcı bir görüşme gerçekleştirdik.
Birleşmiş Kıbrısın güçlü destekleyicisiyiz. Devam
eden görüşmelere güçlü destek veriyoruz. Yıl sonuna kadar çözüm
bulunması için destek veriyoruz şeklinde konuştu.
Finlandiya Dışişleri Bakanı Stubb, bir soru üzerine,
birleşmiş bir Kıbrısın AB üyesi olmasını
istediklerini vurguladı. Türkiyenin AB üyeliğini de
desteklediklerini hatırlatan Stubb, Bu sene içinde çözümün
olmasını istiyoruz ve Kuzey Kıbrıstaki
cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce referanduma gidilmesini
destekliyoruz ifadelerini kullandı.
TALAT: GÖRÜŞLERİMİZİ AKTARDIK
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, Finlandiya
Dışişleri Bakanı Alexander Stubba görüşlerini ifade
etmesi için önemli bir olanak bulduğunu belirterek, Kıbrıs Türk
tarafının görüşlerini ABye iletmede zorluk çektiğini
hatırlattı.
Talat, şöyle konuştu:
AB kurumlarında olmadığımız için ABye
görüşlerimizi iletmede zorluk çekiyoruz. Bunun gibi imkanlar bizim için
son derece önemlidir. Çok yararlı bir görüşme oldu. Görüşlerimi
Sayın Stubba ilettim. En erken zamanda bütünlüklü bir çözüm bulma ve
birleşmiş bir Kıbrısın ABnin tam üyesi olması
konularında aynı görüşteyim. Bu bizim esas hedefimizdir ve devam
eden müzakereler umarım ki nihai bir çözüme ulaşır.
Cumhurbaşkanı Talat, Alexander Stubbla çok iyi bir görüşme
yaptıklarını kaydederek, Kıbrıs Türk tarafındaki
seçimlerden önce çözüme destek vermesinin önemli olduğunu belirtti.
Stubbın Kıbrıs ziyaretinde kendisiyle görüşmesinin
engellendiğini kaydeden Talat, Finlandiyanın Türkiyenin AB
üyeliğini destekleyen ülkelerin başında geldiğine dikkat
çekti. Talat, bu kapsamda Kıbrıs sorununun çözümünün de ciddi
destekçisi olan Stubba Kıbrıstaki gerçekleri anlatma
fırsatı bulmasının iyi olduğunu vurguladı.
SÜREKLİ KILMAK GEREK
Stubbın görüşlerini nasıl bulduğuna ilişkin soruya
karşılık Cumhurbaşkanı Talat, bunu kendisine sormak
gerektiğini belirterek şunları dile getirdi:
Ancak söylediklerinin izinden görüşlerimizi
yadırgamadığını söyleyebilirim. Finlandiyanın
rolü iki yönlüdür. Biri AB içinde Kıbrıs sorununun çözümünü isteyen
ve Türkiyenin AB üyeliğini savunması bakımından Finlandiya
önemlidir. İkincisi Finlandiyanın uluslararası sorunlardaki
bilinen tarafsızlığı ve ünü, sanıyorum
Kıbrıs sorununun çözümünde bizlere yardımcı olabilir. AB
üyesi oluşu ve bundan dolayı olası Kıbrıs Rum tarafını
destekleyerek bir dengesizlik yaratması söz konusu olsa bile AB içinde
benzer düşüncedeki ülkelerin yapacağı katkı son derece
önemlidir. Çünkü AB içinde de bir grup ülke özellikle Kıbrıs
sorununun çözümü için inisiyatif üstlenmektedir. Finlandiya da bunlardan
biridir. O bakımdan böyle bir ülkeyi bilgilendirmek ve bilgilerini
doğru bilgiler üzerine oturtmak önemlidir. Çünkü doğru bilgelere
oturtmazsa, yanlışlıklara neden olması mümkündür.
AB RUMLARDAN ÖĞRENİYOR
Talat, ABnin Kıbrıs sorununu bilmediğini kaydederek,
Kıbrıs sorununu sürekli birlikte oldukları Rum temsilcilerden öğreniyorlar.
Temaslarımızda çeşitli eksiklikler, sorunlar yaşıyoruz
ve bu yolla bunları tamamlamaya çalışıyoruz dedi.
Bu nedenle benzer düşüncedeki ülkeleri ne kadar çok
bilgilendirebilirlerse, bu ülkelerin de AB kurumları içinde o kadar daha
fazla Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini
seslendireceğine işaret eden Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıslı Türkler AB kurumlarında yer
almadığı için bu tür çabalara ihtiyaç bulunduğunu yineledi.
Talat, eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaarinin
Kıbrısta çözüme ulaşılmasında rolü olup
olamayacağı sorusuna karşılık, Ahtisari çok önemli
misyonlar yüklenmiş bir liderdir. Tabi ki olur. Geçmişte bazı
girişimlerde rol almıştı dedi.
Talat, bu sabah Ahtisarinin liderliğini yaptığı bir sivil
toplum örgütü Kriz Yönetimi İnisiyatifiyle görüştüğüne
işaret ederek, amacı Kıbrıs sorununu takip etmek, şu
anki durumun ne olduğunu öğrenmek olan grubu bilgilendirdiklerini
anlattı.
Talat, bu gruba bir misyon yüklemediklerini onların da üstlenmek
istemediği, sadece Kıbrıs sorunuyla ilgili bilgilerini
güncellediklerini ifade etti.
Bu arada, Cumhurbaşkanı Talat, 2000-2007 yılları
arasında dışişleri bakanlığı görevi yapan ve
babası 1963te Kıbrısta arabuluculuk yapmış Sakari
Tuomiojanın oğlu Sosyal Demokrat Parti Parlamenteri Erkki Tuomiojayla
bir araya geldi. Talatın dün ayrıca saat parlamenter Jakko
Laaksoyla görüşmesi bekleniyordu
STAR
KIBRIS 18/06/09
![]()
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs Rum Kesimi'nin Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz
arama girişimlerini 'provokasyon' olarak nitelendirdi. Talat,
'Kıbrıs Rum kesimi federal hükümetin yapacağını
şimdiden yapmaya kalkıyor. Bu benim egemenlik hakkımdır diyor.
Biz de onlara diyoruz ki senin böyle bir egemenlik hakkın yok.'
şeklinde konuştu.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Kesimi'nin
Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz arama girişimlerini
'provokasyon' olarak nitelendirdi. Talat, 'Kıbrıs Rum kesimi federal
hükümetin yapacağını şimdiden yapmaya kalkıyor. Bu
benim egemenlik hakkımdır diyor. Biz de onlara diyoruz ki senin böyle
bir egemenlik hakkın yok.' şeklinde konuştu.
Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubb'un daveti
üzerine başkent Helsinki'ye gelen KKTC Cumhurbaşkanı Talat,
Cihan'a konuştu. Talat, Fin bakan ile görüşmesinde
'Kıbrıs'taki son durumu, bakış açımızı,
Avrupa Birliği'nden ve Finlandiya'dan beklentilerimizi dile getirdik.'
diye konuştu. Finlandiya'nın adadaki soruna eskiden beri ilgisi
olduğunu hatırlatan Talat, 'Ayrıca Türkiye'nin AB üyeliğini
destekleyen bir ülke. Bunlara paralel olarak Kıbrıs Türk
tarafının da AB'ye katılması gereken taraf olarak
gördüklerini söyledi.' dedi. Adadaki sorunun yılsonuna kadar çözülmesi
gerektiğini vurgulayan Talat, 'Çünkü ekim ayında yayınlanacak
ilerleme raporuna kadar ciddi bir ilerleme olsun ki Türkiye'nin önüne bu mesele
konmasın bir sorun olarak. İkinci olarak 2010 Nisan ayında
Kıbrıs Türk tarafındaki Cumhurbaşkanlığı
seçimlerine kadar referandum yapılması. Aksi halde Seçim süreci
süreci geciktirecek. Sıkıntımız budur.' ifadelerini
kullandı.
'EVET DEMESEYDİK AB BİZİ MUHATAP KABUL ETMEZDİ'
Kıbrıslı Türklerin, Annan Planı'na evet dediğine
'kimsenin dokunmak istemediğini' belirten KKTC Cumhurbaşkanı
Talat, 'Yaraların kabuklarını soyup tekrar kanatmayı kimse
istemiyor. Onlar hatırlatmasa bile ben gerektiğinde
hatırlatıyorum. Çünkü biz dünyanın ezberini 'Evet' diyerek
bozduk. Biz o gün bunu yapmasıydık ne bugün burada olurduk ne de AB
bizi muhatap kabul ederdi.' diye konuştu. Kıbrıslı
Türklerin, çözümü genel hatları ile desteklediğini belirten Talat,
'eski heyecanın' olmadığını da vurguladı. Bunun
nedenini 'AB'ye güven kalmadı' şeklinde açıklayan Talat,
'Güvenmiyorlar insanlar çünkü gördüler ki AB bir şey yapamıyor. AB'ye
katılmak ve bu medeniyet projesinde yer almak Kıbrıslı
Türklerin talebi. Yani bence Kıbrıslı Türklerin hala süreci
destekliyor.' ifadelerini kullandı. Avrupa Birliği'nin çözüm için
Rumları 'motive etmesi' gerektiğini yineleyen Kıbrıslı
Türk lider, 'Rum tarafının da acil çözüm istemesini
sağlamalı. Bunun dışında AB'nin doğrudan
yapacağı bir şey yok aslında.' diye konuştu.
'HARİTA YOK'
Gazetelere, Rumların geri verilecek topraklara 110 bin kadar kişinin
döneceğine yönelik haberlerin olduğunun hatırlatılması
üzerine Talat, '110 bin mi 120 bin mi dediler, bütün göç edenler dönmeli midir
dediler derler yani... Dilin kemiği yok.' dedi. İnsanları
yeniden göçmen durumuna sokmayacak bir şekilde sorunu çözmek istediklerini
vurgulayan Talat, 'Tabi bu Rum basınına ortaya koyduğumuz
görüşler karşılıklı olarak sızdı. Bu
spekülasyonlara yol açtı. Hatta nerdeyse bir harita çizdiler. Yok böyle
bir şey. Biz masada harita görüşmedik. Sorunun çözüleceği
belirlenmeden harita görüşmek yanlış olur. Çünkü o bölgede yani
verileceği öngörülen bölgede haritayı kim sunarsa sunsun insanlar
rahatsız olur ve ekonomik faaliyet de durur. O nedenle bu çok kritik bir
noktadır. Biz haritayı değil ancak toprak ayarlamadaki ilkeleri
görüşürüz.' diye konuştu.
'PROVOKASYON'
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetiminin doğalgaz ve
petrol arama girişimlerini de 'provokasyon' olarak nitelendirdi. Talat,
'Biz doğal kaynakların bir federal hükümet yetkisinde
olmasını Rumlarla kararlaştırdık. Rumlar da biz de
kabul ettik bunu. Eğer bu bir federal yetki ise o zaman bu yetkinin
kullanılmasını da federasyon kullanacak. Halbuki
Kıbrıs Rum kesimi federal hükümetin yapacağını
şimdiden yapmaya kalkıyor. Bu benim egemenlik hakkımdır
diyor. Biz de onlara diyoruz ki senin böyle bir egemenlik hakkın yok.
Çünkü bu yetki federal hükümetin olacak. Kıbrıslı Türklerin de
eşit hakları var burada. Sen sadece Rumları temsil eden taraf
olarak Kıbrıslı Türklerin haklarını
sağlayamazsınız. Bu kadar basit. Bunu bir provokasyon olarak
görüyoruz. Haklarımızı korumakta da kararlıyız.
İsterseniz bunu tartışmayalım. Şu yüzden
tartışmayalım, onlar provokasyon yaparken ben de onları
provoke etmeyeyim.' şeklinde konuştu.
STAR
KIBRIS 18/06/09
Downer: Limnitis opening is in the leaders hands
THE OPENING of the Limnitis
checkpoint is an issue that solely concerns the two community leaders, UN
special envoy in Cyprus Alexander Downer said yesterday.
Downer was asked to comment on the matter after a 90-minute meeting with
President Demetris Christofias, during which he was briefed on the progress
made so far in the direct negotiations between the two community leaders.
I dont offer any expectations, any comments of expectations, the UN envoy
told reporters. Its clearly an issue; it is an issue that is on the minds of
the leaders and on the minds of their representatives and for us as the United
Nations we do what we can to try to help of course, as is our role. But nothing
more than that, from our point of view.
This is a matter for them to sort out not for us to sort out. Asked to
comment on the provocative stance of Turkey when it comes to Cyprus plans to
explore its coastal area for oil, Downer said neither Christofias nor Talat had
ever raised the issue.
He added that it had not yet been decided when the talks would be interrupted
fro the summer holidays.
Christofias, meanwhile, expressed his desire to reach an agreement over
Limnitis with the Turkish Cypriot side.
It is my wish and effort, said the President. One hundred per cent, from my
part at least. But we are awaiting news.
CYPRUS
MAIL 18/06/09
UFO looked like a big, rubbish bag man)
A UFO was spotted over
Tymbou (Ercan) airport on Tuesday night, Turkish Cypriot press reported
yesterday.
According to front page story in Kibris the UFO was seen by a pilot on an Atlas
Airlines aircraft on its way from Istanbul at around 8.20pm.
The pilot told Kibris he saw a bright object in the sky which resembled a big
man or a big rubbish bag. The UFO followed the aircraft until it landed and
then disappeared, the reports claimed.
CYPRUS
MAIL 18/06/09
NTV
19
Haziran. 2009 Cuma
LEFKOŞA - Ulusal
Birlik Partisi'nin tek başına hükümeti kurmasının
ardından ilk kez kapsamlı bir basın açıklaması yapan
KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu, Cumhuriyetçi Türk Partisi
hükümetinden enkaz devraldıklarını belirtti.
Eroğlu, düşük
bedelle ihale alan şirketlere, bakanlar kurulu kararıyla yüklü
paralar ödendiğini söyledi.
Kamu ve özerk kuruluşlarının
borç içinde bulunduğunu ve ihale yolsuzluklarının 38 milyon
liraya ulaştığını savunan Eroğlu,
"Başbakanlıkta resmi evrakta tahrifat
yapıldığını saptadık" dedi.
Kıbrıs sorununa
da değindi Başbakan, "Ya sürdürülen müzakereler iki devlet, iki
egemen halk temelinde olumlu sonuç verir ya da herkes yoluna gider"
ifadesini kullandı.
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Kıbrısta KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum
Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas
arasında devam eden görüşmelerde, iki liderin birbirlerine
bağırarak konuştuğu ve bağırma seslerinin
görüşme salonunun dışında da
yankılandığı bildirildi
Rum
Alithia gazetesi, Reuters haber ajansına konuşan bir diplomata
dayandırdığı haberinde, doğrudan müzakerelerin
yapıldığı salondan çıkan tek şeyin, çözüm
perspektifine ilişkin tam bir karamsarlık olduğunu belirtti.
Gazete, Talat ile Hristofyasın
salonun dışından da duyulacak şekilde birbirlerine
bağırdığını kaydetti.
Habere göre diplomat, Her ikisinin de dilini toplama ve terminoloji
sorunu var. (Rum yönetimi eski lideri) Glafkos Klerides ve (KKTC eski
Cumhurbaşkanı) Rauf Denktaş gibi avukat değiller dedi.
Aynı diplomat Hristofyasın çok ağır hareket
ettiğini, Talatın ise taviz vermeme çabası içinde
olduğunu belirtti.
MILLIYET
19/06/09
19/06/2009 RADIKAL
Kıbrıs harekatı sırasında esir Rum askerlerini öldürdüğünü söyleyince hakkında soruşturma açılan Kahraman Olgaç'ı 'komutanı' Yalçın Küçük savundu
Prof. Dr. Yalçın Küçükün, 1974 Kıbrış Barış
Harekatı sırasında birlikte görev yaptığı
tiyatrocu Atilla Olgaçın iddialarına ilişkin ifadesi
alındı.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına gelen Küçük,
soruşturmayı yürüten Basın Savcısı Ali Çakıra
tanık olarak ifade verdi. Adliye çıkışında basın
mensuplarının sorularını yanıtlayan Küçük, Olgaç ile
birlikte askerlik yaptığını anlatarak, "Atilla
Olgaçın esir alınan Rumları öldürmesi mümkün değildir. Bu
savaşta da Türk Ordusunun geleneklerinde de olmaz" dedi.
Gazetecilere yanında getirdiği Kıbrıs
anılarını kaleme aldığı kitaba dikkati çeken
Küçük, kitabı savcıya da gösterdiğini belirterek,
tanıklığının Atilla Olgaç ile olan
arkadaşlığının ötesinde Türk Ordusunda bu tür eylemler
olmadığını açıklamak için olduğunu söyledi.
Küçük, Atilla Olgaçın böyle bir eylem gerçekleştirmesinin mümkün
olmadığını ifade ederek, "Aynı rütbedeydik ancak
bir yere beraber gittiğimizde komuta bende olurdu. Atillanın
söylediklerinin olmasının imkanı yok. Atilla,
hayatının her yerinde olduğu gibi tiyatro oynadı.
Savaşı da tiyatro zannediyordu" diye konuştu.
OLGAÇ HAKKINDAKİ SORUŞTURMA
Özel bir televizyon kanalındaki programda "1974 Kıbrıs
Barış Harekatında biri esir 10 Rumu öldürdüğü"
yönündeki sözleri üzerine sinema ve tiyatro sanatçısı Olgaç
hakkında, Bakırköy Cumhuriyet
Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştı.
Soruşturma kapsamında ifadesi alınan Olgaç, sözlerinin,
"üzerinde çalıştığı bir senaryoyla ilgili
olduğunu ve programın kesilmesi nedeniyle sözlerinin senaryonun
parçası olduğunu açıklayamadığını"
bildirmişti.
Rum Eğitim Bakanlığı Avukat Ata
Dayança muhatabınız biz değil İçişleri
Bakanlığıdır diye mektup yazdı.
Rum Yönetimi, 1963ten beri işgal ettiği ve
Kıbrıslı Türk avukat Ata Dayança ait Tahtakaledeki evle ilgili
oyalama politikasını sürdürüyor. Daha önce ata Dayança üç kez mektup
gönderip, konuyu inceliyoruz diyen Rum Eğitim Bakanlığı,
11 Haziran tarihli dördüncü mektupta bu kez, Muhatap biz değiliz,
İçişleri Bakanlığıdır dedi.
Ata Dayança gönderilen mektupta, Mary Theophanous imzası
görülüyor. İmzanın, Eğitim Bakanlığı
Müsteşarı adına atıldığı da belirtiliyor.
Mektupta, yasa gereği gayrı menkulden sorumlu
makamın İçişleri Bakanlığı olduğu
belirtilirken, Bu nedenle, Eğitim Bakanlığı gayrı
menkulünüzle ilgili olarak sizinle herhangi bir müzakere yapabilecek pozisyonda
değildir deniliyor. Dayança, üstü kapalı olarak, git
başının çaresine, İçişleri
Bakanlığında bak mesajı veriliyor.
Kıbrıslı Türk avukat Ata Dayanç, Güney
Lefkoşanın Tahtakale bölgesinde ailesine ait evle ilgili olarak,
geçtiğimiz hafta Kıbrıs Rum Yönetimi aleyhine Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurdu.
Ata Dayanç, Rumların ilkokul olarak kullandığı
evleri için en az 2 milyon Euro tazminat ve evin iadesini talep ediyor.
Ata Dayanç, 1963 yılının Aralık ayında
terk etmek zorunda kaldığımız evimizde şu anda bir
kişi oturuyor olsaydı, belki dava açmazdım ama evin
işgalcisi devlettir, bu devlet hem zararımızı tazmin
etmelidir hem de evimizi geri iade etmelidir dedi.
KIBRIS 19/06/09
Rumlar boşuna aramış
Kıbrıs
Rum yönetimi, Türkiye ve KKTCnin adanın doğu ucunda
yaptığı arama kurtarma tatbikatı sırasında, Türk
ordusuyla işbirliği yapan Malta bandıralı bir geminin sahte
yardım çağrısı nedeniyle 4 saat adanın tam aksi
istikametinde boşu boşuna kurtarma operasyonu
yaptıklarını ileri sürdü.
Rum
Dışişleri Bakanı, konuyu araştırıp Maltadan
hesap soracaklarını açıkladı.
Kaptan denize düştü mü
Rumların
kafasını karıştırıp Türk komplosu sonucuna
varmalarına yol açan olay, önceki gün yaşandı. Türkiye ve KKTC
adanın doğusunda, Karpaz yarımadası açıklarında
arama kurtarma tatbikatı yaparken, tam aksi istikamette, Rum tarafı
açıklarında Malta bandıralı bir gemi yardım
çağrısında bulundu. Sailrose adlı yük gemisinden
yapılan yardım çağrısında gemi kaptanının
denize düştüğü belirtilerek yardım istendi.
Yardım
çağrısı üzerine Rumlar bölgeye helikopter gönderdi. Fransa da
C-160 tipi bir kargo uçağıyla arama çalışmalarına
katıldı. Adadaki İngiliz üslerinden kalkan bir başka
helikopter destek verdi. Türk donanmasına bağlı bir sahil
güvenlik botu da bölgeye geldi.
Arama sürerken, Malta
bandıralı geminin işletmecisinin Türk olduğu ortaya
çıktı. İstanbul merkezli bir denizcilik şirketine
bağlı geminin sahibinden Rumlara gelen faks mesajında, denize
düşen Rus kaptanın 8 saat önce bulunduğu ve geminin yoluna devam
ettiği belirtildi.
Tatbikatın
parçası mıydı
Rum hükümeti bunun üzerine,
boşu boşuna 4 saat arama kurtarma çalışması
yaptıklarını açıkladı. Politis Gazetesi, üst düzey bir
yetkiliye dayandırdığı haberinde, hükümetin Türk Ordusunun
oyununa geldiklerini düşündüğünü belirterek şunları
yazdı: "Aslında Rus kaptan kaybolmadı; Türk ordusuyla
işbirliği yapan gemi sahibi, Türk ordusunun istediği bir yerde,
ihtilaflı bölgede arama kurtarma kabiliyetimizi ölçmek için hayali
yardım mesajı gönderdi. Türk hücumbotu da bizi seyretti. Gemi bize
haber vermeden de bölgeden ayrıldı."
Rum Dışişleri
Bakanı Marcus Kipriyanu ise, akıllarını
karıştıran bir çok soru olduğunu belirterek, "Gemi
Malta bandıralı. Maltalı yetkililere bir çok soru
soracağım" açıklamasını yaptı.
KIBRIS
POSTASI 19/06/09
Eroğlu: Kıbrıs konusunda
endişeliyiz
Eroğlu, AB, ABD ve
Rusya'yı Kıbrıs konusunda izledikleri politikalar nedeniyle
eleştirdi ve Kıbrıs'ta Rumların yasal hükümet olarak kabul
edilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığının
altını çizdi.
Rum tarafının
uluslararası alanda aldığı destekle özellikle petrol ve
doğal gaz arama izni verme eğilimi içerisine girmesini
uluslararası hukuka aykırı olarak niteleyen Eroğlu, Rum
tarafının bu tavırı nedeniyle Kıbrıs konusunda
devam etmekte olan sürece zarar verdiğini bildirdi.
Kıbrıs konusunda
Cumhurbaşkanı Talat ve Türkiye ile tam bir uyum içinde hareket
ettiklerine işaret eden Eroğlu, Kıbrıs'ta nasıl bir
çözüm istediklerini ise şu sözlerle özetledi:
İki halka, iki devlete, eşit egemenliğe dayalı yeni bir
devlet, sulandırılmamış iki kesimlilik ve Türkiye'nin etkin
ve fiili garantisi devam edecek.
Eroğlu, sürmekte olan müzakere sürecine verdikleri desteğe
açıklık getirirken de "Müzakere masasında Kıbrıs
Türk halkının hak ve çıkarlarının teslim
edilmesine izin vermeyeceklerinin" altını çizdi.
Eroğlu, "Bu
süreçten ya dengeli bir anlaşma çıkar ya da herkes kendi yoluna
gider" dedi
KIBRIS
POSTASI 19/06/09
![]()
Hollanda Kayıp Şahıslar
Komitesine 250 bin Euro bağışladı. Hollanda Büyükelçisi
Jan Eric van den Berg Geçmişin yaralarını iyileştirmenin
geleceğe kapı açmasını dilerim dedi.
Hollanda, Kayıp Şahıslar Komitesinin, Kıbrıstaki
kayıpların kalıntılarını bulma ve kimliklendirme
çalışmalarına katkı amacıyla 250 bin Euro
bağışladı.
Bağış nedeniyle dün ara bölgede Kayıp Şahıslar
Komitesi Laboratuarının bulunduğu merkezde tören düzenlendi.
Törene Hollanda Büyükelçisi Jan Eric van den Berg, Kayıp
Şahıslar Komitesi Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük, Rum Üye Elias
Georgides ve BM tarafından atanmış Üçüncü Üye Christophe Girod
katıldı.
Törende Berg, Girod, Küçük ve Georgiades birer konuşma yaptı.
Büyükelçi Berg, konuşmalardan sonra bağışla ilgili belgeyi
imzalayarak komite üyelerine teslim etti.
Berg konuşmasında, ülkesinin, geçmişteki üzüntü verici
olayların acısını çeken tüm Kıbrıslılara
dayanışmasını ve desteğini belirterek, geçmişin
yaralarını iyileştirmenin geleceğe kapı
açmasını diledi.
Girod ise, Hollandaya, cömertliğinden dolayı teşekkür ederek,
bunun komitenin kayıplarla ilgili yürüttüğü çalışmalara
yaptığı ikinci yardım olduğunu söyledi. Girod,
yapılan yardımın Kıbrıs tarihinin acı dolu bir
sayfasının çevrilmesi çalışmalarına katkı
yapacağını vurguladı.
Küçük de, hem İngilizce hem de Türkçe yaptığı
konuşmada, Hollandaya bağıştan dolayı teşekkür
ederek, bu ülkenin yaptığı yardımın yarım milyon
Euroyu aştığını ve bu desteğin çok önemli
olduğunu vurguladı. Küçük, bu bağışın
çalışmalarını hızlandırmalarına
yardımcı olacağını ifade ederek Kıbrıs Türk halkı
adına da teşekkür etti.
Georgiades ise konuşmasında, komitenin 2.5 yıldır
çalışmalarını sürdürdüğü programın yıllarca
en çok acıyı çeken kayıp yakınları için olumlu bir
çalışma olduğunu kaydetti. Bu çalışmaların
geçmişte yaşananlardan dolayı yeniden uzlaşmaya
çalışan Kıbrıs için de iyi bir şey olduğunu ifade
eden Georgiades, böylece daha ileriye bakılabileceğini söyledi.
TANIKLARA YARDIM ÇAĞRISI
Bu arada Girod gazetecilerden gelen bir soru üzerine, bağış
olarak yılda yaklaşık 2.4 milyon Euro para topladıklarını,
ayrıca iki toplumun da kendilerine önemli katkılarda bulunduğunu
ifade ederek, ülkelere yaptıkları bağışlar nedeniyle
teşekkür ederek bu sayede çalışmalarına devam
edebildiklerini belirtti.
Girod, çalışmaların ne zaman tamamlanacağı sorusuna
ise yanıt veremeyeceğini, ancak çalışmalarını
sürdürebilecekleri konusunda kendilerine güvendiklerini,
çalışmaların iyi gittiğini, ailelerin de kendilerinden daha
hızlı çalışmalarını istediğini söyledi.
RAKAMLARLA KOMİTE ÇALIŞMALARI
Komiteden alınan güncel bilgilere göre kayıplarla ilgili kazı
ve kimliklendirme çalışmalarına destek amacıyla bugüne
kadar 6 milyon 882 bin 938 dolar bağışlandı. En fazla
bağış yapan ülkeler arasında Türkiye, ABD, Hollanda,
Almanya, Belçika, İspanya, İrlanda, Yunanistan, İngiltere
bulunuyor. Ayrıca KKTC ve Güney Kıbrıs da birçok defa
çalışmalara bağışta bulundu. Bu arada Avrupa Komisyonu
da, tek defada 1 milyon 500 bin Euro bağışlayarak komite
çalışmalarına katkı yaptı.
Komitenin verilerine göre Kıbrısta 1468 Rum, 502 Türk kayıp
var. Çalışmalar çerçevesinde 530 kaybın
kalıntıları mezarlardan çıkarıldı, 273 gömü yeri
açıldı, 154 tanesinde kalıntı bulunamadı.
Komitenin Antropoloji Laboratuarında şu anda 339 kişinin
kalıntısı üzerinde analiz yapılıyor. 1172 parça
kalıntı DNA analizleri için Güney Kıbrıstaki Nöroloji ve
Genetik Laboratuarına gönderildi.
Çalışmalar çerçevesinde 111 Rum, 44 Türk olmak üzere toplam 155
kaybın kalıntıları ailelerine teslim edildi.
Çalışmalara her yıl ortalama olarak 2 milyon 200 bin Euro
harcanıyor. Bu arada çalışanların maaş ve lojistik
hizmetleri de iki toplum tarafından karşılanıyor.
STAR
KIBRIS 19/06/09
![]()
Orams Davasıyla ilgili olarak
İngiltereda yaşayan Kıbrıslı Türklerin
başlattığı kampanyada toplanan 12 bin 500 imzalı
protesto mektubu, Başbakan Gordon Browna verilmek üzere 10, Downing
Streete bırakıldı.
62 derneği temsilen hazırlanan ve ATADın Orams davasıyla
ilgili kararını eleştiren mektupta, İngiliz hükümetinden
haksızlığa göz yummaması istendi.
Mihrişah Safa
Orams Davasıyla ilgili olarak, İngiltereda yaşayan
Kıbrıslı Türklerin başlattığı kampanyada
toplanan 12 bin 500 imzalı protesto mektubu, Başbakan Gordon Browna
verilmek üzere 10, Downing Streete bırakıldı.
ATADın Orams davasıyla ilgili kararını protesto eden
mektupta, Majestelerinin Hükümetinin, Britanya vatandaşı
Kıbrıslı Türklerin haklarını koruması istenerek,
Birleşik Krallık, Kıbrısta sorunun değil, çözümün
parçası olmalıdır denildi.
İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi Başkanı Akmen
Sıtkı, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı
İbrahim Durmuş, Ambargolular Başkanı Fevzi Hüseyin ve
ATCAnın başkanı Çetin Ramadandan oluşan heyetin
bıraktığı mektupta Kıbrıslı Türklere
haksızlık yapıldığı belirtildi.
Orams davasında ATADın aldığı kararın,
İngilterede yaşayan 150 binden fazla Kıbrıslı Türkü
de benzeri durumla karşı karşıya getirebileceğinin
vurgulandığı mektupta, Bölünmüş adanın ABye hiçbir
zaman alınmaması gerektiği ifade edilerek,
Kıbrısın böyle alınması, tarihi bir hatadır
denildi.
İngilterede kurulu 62 sivil toplum örgütü ve 12 bin 500 imza
taşıyan mektupta, 2004 yılındaki Annan Planı
Referandumu öncesi Kıbrıs Türklerine verilen hiçbir sözün yerine
getirilmediği belirtildi. Majestelerinin Hükümetinin de ne yazık ki
tek bir sözünü bile tutmadığı hatırlatıldı.
Kıbrıslı Türklerin, ana vatanlarında 1963
yılından bu yana ikinci sınıf vatandaş gibi
yaşadığına değinen protesto mektubu, İngiliz
Hükümetini hafıza kaybıyla suçlayarak, Kıbrıslı
Türklerle ilgili her türlü veto hakkının da Rum yönetimine
verildiğini vurguladı.
İNGİLİZ YASALARININ SAPTIRILIP
KULLANILMASINA ENGEL OLUN
Tek taraflı kararın, Kıbrıs Türklerinin ekonomisini
etkilediğini, adada yerli ve yabancı yatırımcının
gelişine engel teşkil ettiğinin belirtildiği mektupta,
özellikle Orams davasıyla yeniden gündeme taşınan emlak
konusuna vurgu yapıldı. Bu konunun adadaki Türk ve Rumların
kabul ettiği gibi, uzun süreli, kalıcı barış çözümü
çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği ifade edilerek, İngilterede
yaşayan ve sizin vatandaşınız olan Kıbrıslı
Türkler olarak sizden ricamız, Birleşik Krallığın
yasal sisteminin, uluslararası kabul edilen çıkış yolunu
saptırmak için kullanılmaması. Arazi ve emlak konuları
Kuzey Kıbrısta bir şekilde tazminat şeklinde çözümlenmeli.
Bu konuda 400 benzeri davanın 60ı çözümlendi. Benzeri konuların
diğer Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yasal sistemine ithal
edilmemesi, taşınmamasını istiyoruz. Ancak,
Kıbrıs Rum yönetimi bu konuyu saptırmaktadır denildi.
APOSTOLİDES DE TÜRK MALINDA OTURUYOR
Kuzeyde yaşayan Türklerin birçoğunun, Güneyde kalan mal ve
arazilerine karşı verilen, tazmin edilen eşdeğerdeki
arsalara yapılan konutlarda yaşadığına dikkati çeken
mektup, Güneyde Rumların hiçbir tazminat ödemeden Türklere ait arazi ve
emlakda yaşadığına işaret etti.
Buna örnek olarak Orams davasını açan Apostolidesin kendisinin bile
Türk malı bir arazi üzerine yapılan emlakta yaşadığına
dikkat çeken protesto mektubunda, Larnaka ve Baf havaalanları,
Bafın kent merkezi, Limasoldaki elektrik santralı Türk mal
sahiplerinin izni olmadan inşa edilmiş ve Rum ekonomisine büyük
katkı sağlamaktadır. Orams Davasını açan
Apostolidesin kendisi de bir Türk arazisine yapılan konutta
yaşamaktadır. Asıl işin en kötüsü, çifte standartın
örneği, Hansard raporuna göre Güneyde, emlak sahibi 30 bin Britanya
vatandaşının tapusunu almadığı, Rumların
bunları kandırdığıdır. Tapu skandalı
gerçekten Güneydeki çifte standartın en çarpıcı örneğidir
ifadesi de yer aldı.
MEMNUN DEĞİLİZ
Protesto mektubunu başbakanlığa teslim ettikten sonra
basına açıklama yapan Konsey Başkanı Akmen Sıtkı,
İngiliz Hükümetinin tutumundan memnun olmadıklarını
belirterek, Burada Kıbrıstan fazla Kıbrıslı Türk
yaşamaktadır. 50 yıldan beri bu ülkedeyiz. Bugünkü proteso
eylemi, 60dan fazla sivil toplum örgütünü arkasına alan bir harekettir.
İlk kez böylesine bir birleşme örneği yaşıyoruz ve
oluşturduğumuz en büyük platform. Kıbrısta da benzeri bir
eylem geçen hafta yapıldı. Hem onlara destek vermek, hem de Britanya
Hükümetinin konuya dikkati çekmek için açtığımız imza
kampanyası 12 bin 500 kişi tarafından imzalandı.
İngiltere Başbakanından, Kıbrıs Türklerine
karşı yapılan haksızlığa göz yummasını
istedik. Bize sahip çıkmıyorlar. Memnun değiliz dedi.
Önümüzdeki hafta da Kıbrıs Türk Ticaret Odası, Orams davası
avukatlarından Nicholas Green Q.Cnin, davanın sonuçlarının
etkileri konusunu anlatacağı kapsamlı bir konferans düzenledi.
STAR
KIBRIS 19/06/09
![]()
Ergenekon soruşturmasının KKTC
ile bağını ele almak amacıyla meclis
araştırması yapılması ve bu amaçla komite
kurulması kararlaştırıldı
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, Türkiyedeki Ergenekon
soruşturmasının KKTC ile bağını ele almak
maksadıyla Meclis araştırması yapılmasını ve
bu amaçla özel bir komite kurulmasını kararlaştırdı.
Genel Kurul, dünkü toplantısında, CTP Milletvekillerinin
sunduğu, Türkiyede başlayan Ergenekon
soruşturmasının KKTC ile bağını ele almak
maksadıyla Meclis araştırması açılması
önergesinin ön görüşmesini yaptı.
Milletvekillerinin konuyla ilgili görüşlerini ortaya koyduğu ön
görüşmenin ardından, öneri oy birliğiyle kabul edildi.
SOYER: KIBRIS BAĞLANTISI
Ön görüşmede ilk sözü alan CTP Başkanı Ferdi Sabit Soyer,
Türkiyede önemli bir aşamaya ulaşan Ergenekon konusundaki belgelerde
konunun Kıbrıs ile ilgili bağlantısının da tespit
edildiğini belirtti.
Soyer, Ergenekon ile ilgili olarak KKTCde ortaya çıkan belgelerde 2000 ve
2003deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile Sağlık
Bakanlığının otomasyon ihalesiyle ilgili iddiaların
yer aldığını söyledi. Belgelerde adı geçen dönem,
Başbakanlar Derviş Eroğlu ile Mehmet Ali Talatın evine
yönelik faili meçhul bombalama olayı yaşandığını
kaydeden Soyer, olayların ciddiyetinden dolayı konunun kapsamlı
olarak araştırılmasının şart olduğunu ifade
etti.
KÜÇÜK: SİYASİ POLEMİK
UBP Milletvekili İrsen Küçük de, konuşmasında, son seçimlerde
propaganda malzemesi haline getirdiği Ergenekon konusunu Meclise getiren
CTPnin, konuyu siyasi polemik haline getirmeye devam ettiğini söyledi.
Elde basında yer alan belgelerin dışında somut hiçbir belge
olmadığını kaydeden Küçük, konuyla ilgili olarak
araştırma isteyen UBPnin, CTPnin önergesine destek vereceğini
belirtti.
DENKTAŞ: KOMİTE ARAŞTIRSIN
DP Genel Başkanı Serdar Denktaş da, konuşmasında,
Ergenekon denilen olayın bir suç örgütü olup
olmadığının henüz netlik kazanmadığına
işaret ederek, tüm bunların, kurulacak komite ile
araştırılacağını söyledi.
Kıbrıs Türkünün iradesine dönük zaman zaman organize müdahalelerin
yaşandığını kaydeden Denktaş, kurulacak komitenin
dış etkenlerin etkisi altında kalmaması gerektiğini
belirtti. Denktaş, DPnin olumlu oy vereceği komitenin, KKTCdeki
diğer organize suç ve çetecilik faaliyetlerini de
araştırması temennisinde bulundu.
ÇAKICI: ÖRTBAS EDİLDİ
TDP Başkanı Mehmet Çakıcı, konunun
araştırılmasını isteyen TDPnin, CTP önerisine destek
vereceğini belirterek, TDPnin temsilcisinin de komitede görev
yapması talebinde bulundu.
Konunun gerçekten araştırılıp,
araştırılmayacağının önemine işaret eden
Çakıcı, UBPnin olayların örtbas edilmesinde önemli katkı
koyduğunu iddia etti. Çakıcı, Polisin sivil iradeye
bağlı olmadığı bir ülkede hangi iradeyle kimden
araştırma yapmasını isteyeceksiniz dedi.
Çakıcı, sivilleşme ve demokrasiyi engellemek için burada
bulunan UBP ile DPnin yer aldığı komiteye güvenmiyoruz dedi.
DİĞER KONULAR
Mecliste dün yapılan gündem dışı konuşmalarda; CTP
döneminde KIB-TEKe yapılan yatırımlar, Dikmen Çöplüğü,
Orams Davası, Girnenin sorunları, Kutlu Adalı cinayeti, faili
meçhul cinayetler, bombalamalar, kurşunlamalar ve Susurluk ile Ergenekon
bağlantısı, KTHY, Yeşilırmak Kapısı, Pile
Yiğitler Yolu ve Liman ile Liman İşçileri Şirketinin son
durumu konularıda ele alındı.
STAR
KIBRIS 19/06/09
Anglophone union established
By Stefanos Evripidou
BRITISH High Commissioner
Peter Millett yesterday announced the establishment of a branch of the
education charity, English Speaking Union (ESU), in Cyprus.
Millet said he was a bit surprised that the establishment of a Cyprus branch
has taken so long, given the importance of the use of English language on the
island.
Noting that education is a really strong strand in the relationship between UK
and Cyprus, Millett highlighted that there are now more than 10,000 Cypriot
students at British universities, counting for more than one per cent of the
population, while the British Council handles around 55,000 examinations a
year.
The ESUs main purpose is to foster international understanding and friendship
through the use of the English language.
English is in common use throughout this island and I hope that this branch
can be used to bring people together with a common purpose in this modern age,
said Millett.
Director General of ESU Valerie Mitchell said she was delighted to be in Cyprus
and welcome it as the 51st country to join the ESU family which first began
in 1918.
Above all, we are an education charity, and it is under this banner of
education that we feel we are forming the strongest links today. As Nelson
Mandela says education is that golden thread which weaves the nations of the
world together, said Mitchell.
The ESU gives opportunities to people in different countries and we shall be
reaching out to Cyprus whenever we can, she added.
Mitchell noted that English was a global language of opportunity for young
people today, adding however, that the ESU completely respects the autonomy of
other languages and those who use them and strongly supports linguistic
diversity with all the colours and cultures that it brings with it.
Garo Keheyan, Chairman of the ESU Cyprus branch said the ESU has a very wide
geographical spread on every continent in the world.
Its a wonderful opportunity for Cyprus to participate in another
international network, so Cypriots can meet and interact with people from all
over the world.
The Cyprus branch will be officially launched on Monday, with 40 overseas
delegates from 11 international ESU branches attending the reception at the
British High Commissioners Residence.
The launch ceremony will be opened by the British High Commissioner and the
First Lady of Cyprus Elsi Christofias.
Among the international programs in which Cypriots will be able to participate
through ESU are the Public Speaking Competition, which the ESU Cyprus branch
has already sponsored a Cypriot participant to speak in London in May on the
subject of Regeneration and Renewal, the International Relations Summer
Conference to be held in Oxford in August which a Cypriot journalist will
attend and the Globe Education Cultural Seminar for Teachers at Shakespeares Globe
where a Cypriot English professor will also participate.
CYPRUS
MAIL 19/06/09
Missing committee appeals for
witnesses
By Michele Kambas
A UN-BACKED commission
investigating mass disappearances in Cyprus called for witnesses yesterday to
help trace remains of some 2,000 people who vanished during conflict in the
1960s and 1970s.
The Committee of Missing Persons (CMP) has been exhuming graves on both sides
of the island, divided between ethnic Greeks and Turks, since 2007.
Most leads are based on witness accounts.
"We get a lot of help on the grassroots level, but we know there are some
people hesitant to come forward. We need their help," said Gulden Plumer
Kucuk, a representative of the Turkish Cypriot community on the committee.
Some 1,468 Greek Cypriots disappeared in 1974, and 502 Turkish Cypriots went
missing in ethnic clashes from the 1960s. To date, scientists have identified
155 people by DNA testing among 530 sets of remains already exhumed. The CMP is
funded by several countries including the Netherlands, which handed over a
250,000 donation yesterday. It was the second such donation by the
Netherlands.
My country wishes to express its solidarity with all Cypriots who suffer the
consequences of the unpleasant events of the past. We hope that healing the
wounds of the past can somehow contribute to open the doors to the future,
said Dutch ambassador Jan Eric van den Berg addressing the media.
The final phase of the process is when relatives are summoned to view remains,
sometimes incomplete, at a clinical lab on a windswept plateau at Nicosia
airport.
The area, once Cyprus's gateway to the world, is now a United Nations compound
on the outskirts of the divided capital, within sight of a complex where
leaders of the two communities have been holding reunification talks since
September 2008.
"It's clinical up to a certain point, but gets very human when relatives
come here," said Christophe Girod, a Swiss diplomat on the committee.
"It's very emotional because they see their loved one for the first time
in decades, and at the same time say goodbye," he told Reuters.
While relatives welcome closure, some still want answers. "It clarifies
the situation, but only up to a certain point," said a 57-year-old Greek
Cypriot whose brother, then 19, went missing in 1974.
"I want to know why people were found shot in the head, for example. If we
give them absolution of sins it's like telling them it's all right to do it
again."
CYPRUS
MAIL 19/06/09
Christofias; Im no sorcerers
apprentice
By Stefanos Evripidou
PRESIDENT DEMETRIS
Christofias yesterday denounced as provocation a report portraying him and
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat as legal lightweights and sorcerers
apprentices who cant stop shouting at each other during talks.
The President seemed evidently ruffled at Larnaca airport where he was about to
depart for Brussels. Speaking to reporters, Christofias raised the issue of a
Reuters Blog post which presented the two leaders as being unaware of the legal
aspects of the Cyprus issue and constantly at loggerheads.
The article quoted an unnamed senior Western diplomat saying: Both of them
have trouble grappling with the language and terms. They are not lawyers like
Clerides and Denktash. The blog also referred to the shouting and screaming
that goes on behind closed doors when the two are negotiating.
Christofias dismissed the report as misleading and manipulative, questioning
the source of the comments.
A Reuters article is doing the rounds claiming supposedly that Christofias and
Mr Talat are sorcerers apprentices who dont know legal terms, who argue and
their shouts can be heard. And this is information from a diplomat, he said,
adding, No foreign diplomat participates in the talks.
The substance of the Cyprus issue, he pointed out, is not whether he and Talat
have a legal background. So many years in politics, we have become accustomed
to the legal terms and we have very capable legal advisors, he said.
If the Cyprus problem was a legal issue, why didnt the great lawyers who were
leaders of the communities in the past solve it, and instead, we have inherited
a problem that is more complex and even more difficult to solve, he added.
Christofias described the allegations in the article as provocations and an
attempt to redefine the substance of the issue.
The substance of the problem is political. It is the violation of
international law, the violation of all conventions on human rights that have
been approved by international organisations, and as a result, political
decisions must first be taken on the evolution of the unitary state into a
federal state. It is not a legal matter.
He called on the media not to undermine efforts for a solution, making a direct
plea to local media at least not to be carriers and transmitters of this
provocation.
Independent sources confirmed to the Cyprus Mail that the talks can get heated,
especially when the two leaders havent met for a while but stressed that the
tete-a-tete between Christofias and Talat always ended upbeat and positive.
They sometimes clear the air but they always come out smiling and friends. And
the relationship between the two leaders is key to the process.
As for them not having a legal background, this is seen as somewhat of a plus,
said the source. Whereas Denktash and Clerides used to go line by line, comma
by comma, and took a very legalistic approach, Talat and Christofias approach
things more from a political viewpoint.
CYPRUS
MAIL 19/06/09
120 yıl önce 2. Abdülhamit Japonya'ya
robot göndermiş. Ezan okuyan ve yürüyen robottan geriye iki fotofraf
kaldı.
Sultan
2. Abdülhamidin
Japonyaya
1889 yılında robot hediye ettiği ortaya çıktı.
İnsan şeklinde tasarlanan ve ismi Alamet olan robotun özelliği
ise sema edip yarım metre yürüyebilmesi ve her saat başı ezan
okuyabilmesi...
Bugün gazetesinden Mehmet Rıfat Yeğen'in haberine göre;
Araştırmacı-Yazar Oktan Keleşin arşivinde yer alan
Alametin orijinal fotoğrafları Yıldız Sarayı yangınında zarar
görmüş. Ancak fotoğrafın kalan parçaları bile 120 yıl
sonra ilk kez gündeme gelen bu ilginç olayı anlatmaya yetecek cinsten.
FİRKATEYNLE BİRLİKTE SULARA GÖMÜLDÜ
Sultan Abdülhamid Han asrın teknoloji
harikası bu eseri, Ertuğrul Firkateyni vasıtasıyla
yazılmış özel bir mektup, hediyeler ve nişanlar ile beraber
Japon
İmparatoru'na göndermişti. Firkateyn dönüş yolunda 450
mürettebatıyla birlikte batmıştı.
120 YIL ÖNCEKİ BULUŞ
Keleş yapılan robotun özelliklerini şu şekilde
sıraladı:
Semâzen şeklinde, normal bir insan boyuna yakın, saatli bir robot.
Kaideye oturtulmuş gövdesi; saat başı semâ ediyor, bu
esnada kollarını açıyor, gümüş levhalardan yapılmış
etekleri açılıyor ve aynı anda ezan okuyor. Tüm bunları
yaparken yarım metre yürüyor, hem dönüyor ve ezan bitince de tekrar
yarım metre geri giderek yerine dönüyor; kollarını ve eteklerini
indiriyor. Robotun tamamı gümüş ve altın kaplamadan
yapılmıştı. Robotun arka kısmında kurma yeri
mevcuttu ve yedi günde bir kuruluyordu."

MILLIYET 20/06/09
Cumhurbaşkanı ve hükümet Kıbrıs konusunda aynı görüşte
Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgün, Cumhurbaşkanı ve hükümetin,
Kıbrıs konusunda aynı görüşleri seslendirdiğini ve
bundan sonra da böyle olacağını vurguladı.
Dışişleri Bakanı Özgürgün, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downerin,
Rumları, bu çözüm şansını değerlendirmezlerse iki
ayrı devletin ortaya çıkabileceği konusunda
uyardığını kendisine anlattığını da
kaydetti.
Dışişleri Bakanı Özgürgün, dün, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer
ile Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brooke Zerihounu kabul etti.
Görüşmede, Dışişleri Bakanlığı
Müsteşarı Ahmet Erdengiz de hazır bulundu.
Özgürgün, görüşmede müzakere sürecini tüm detaylarıyla
ele aldıklarını, gelinen son aşamayı da
değerlendirdiklerini belirtti.
Her şeyi konuştuk diyen Dışişleri
Bakanı Özgürgün, görüşme sürecinin bir sonu olması
gerektiğini, bu prosedürün ilanihaye devam edemeyeceğini
aktardıklarını söyledi.
Özgürgün, 1974ün Kıbrıslı Türkler için dönüm
noktası olduğunu ve adaya barışın geldiğini,
eksik olanın bu barışın bir anlaşmayla taçlanması
olduğunu anlattığını kaydetti.
Türk Ordusunun, Rumlar tarafından işgalci diye lanse
edilmesinin yanlışlığını
vurguladığını ve bu müdahalenin Rumların
hayatlarını da kurtardığını BM diplomatlarına
aktardığını söyleyen Özgürgün, Kıbrıs Türk
halkının olmazsa olmazlarının başında Türk
Ordusunun fiili garantisinin geldiğini ortaya koyduk dedi.
Sulandırılmamış iki kesimlilik ve iki
eşit halk temelinde bir çözümün şart olduğunu ortaya
koyduklarını ifade eden Dışişleri Bakanı
Özgürgün, Bunlar konusunda Sayın Cumhurbaşkanı ile görüş
birliği içinde olduğumuzu ve görüşme sürecini bu bağlamda
desteklediğimizi söyledik dedi.
Çözüm olmazsa
alternatiflerimiz var
Downerin,
kendisine Türk tarafının hassasiyetlerini
anladığını belirttiğini söyleyen Özgürgün, şöyle
dedi:
Cumhurbaşkanıyla görüş birliği içinde
olduğumuzu görmenin onlar için önemli olduğunu söyledi. Biz de bundan
memnuniyet duyduk. Sayın Cumhurbaşkanı ve hükümetimiz aynı
görüşleri seslendiriyor. Bundan sonra da böyle olacak. Görüşme
sürecinde bir yere ulaşılamazsa alternatiflerimiz olduğunu
kendilerine söyledik. Bunu bildiklerini ve Rumlara
anlattıklarını söylediler. Rum tarafına da, bir şans
geldiğini ve bu şansı değerlendirmemeleri halinde iki
ayrı devlet ortaya çıkabileceğini söylediklerini bize
ilettiler.
Dolayısıyla biz de aynı şeyi söyledik.
Alternatifimiz vardır ve Rum tarafı da biliyor ki bu
görüşmelerden netice çıkmazsa veya ilanihaye götürmek niyetindeyseler
bunun bize kendi yolumuzu seçme, self determinasyon hakkımızı
kullanma durumunda olacağımızı söyledik.
Downerin daha sık görüşme isteğini kendilerine
ilettiğini söyleyen Özgürgün, BM şemsiyesine
inandıklarını ve ABye güvenmediklerini açıkça ortaya
koyduklarını ifade etti.
Dışişleri Bakanı Özgürgün, bir soru üzerine
Yeşilırmak konusunun görüşülmediğini, bunun
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve heyetinin Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas ile ele aldığı bir konu
olduğunu, ancak Downere, bir kapının açılması konusunda
bile anlaşmaya varılmadıysa gerisinin nasıl
çözümleneceğini sorduğunu, onun da kendisine hak verdiğini,
ancak Yeşilırmak konusunda detaylara girmediklerini belirtti.
Heyete hükümet temsilcisi
Özgürgün,
müzakere heyetine hükümetten bir temsilci atanması konusunda son
gelişmenin sorulması üzerineyse, bunu Cumhurbaşkanına
ilettiklerini, ancak ona böyle bir konuda baskı
yapamayacaklarını kaydetti.
Dışişleri Bakanı Özgürgün, hükümetin mutlaka
Cumhurbaşkanı ile işbirliği içinde olması için, Cumhurbaşkanı
ile birlikte üzerinde karar verilecek bir hükümet temsilcisinin hem
Cumhurbaşkanının pozisyonunu güçlendireceğini, hem de
hükümetin bu anlamda çok daha rahat olayları takip etmesini
sağlayacağını belirterek, bu konudaki görüşlerinin
değişmediğini vurguladı.
Bu konuda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın da
ortaya olurunu koyması gerektiğini belirten
Dışişleri Bakanı Özgürgün, ancak, bu konuyu sorun haline
getirmeyeceklerini belirtti.
Özgürgün, Cumhurbaşkanının kısa zamanda bu
konuyu değerlendirmesini umduklarını da söyledi.
Benim heyette yer almamam
konusunda haklılar
Dışişleri Bakanı, heyete temsilci olarak öngördükleri biri
olup olmadığı, veya bu kişinin bürokrat mı yoksa
siyasi unvanlı biri mi olacağı sorusu üzerine, hükümeti temsil edebilecek
şartlara haiz birinin görevlendirilebileceğini kaydederek,
kendisinin katılmasının nasıl olabileceğini
Cumhurbaşkanı ile ele aldıklarını, ancak, Rum
Dışişleri Bakanının görüşmelere
katılmaması nedeniyle, Cumhurbaşkanının da,
kendisinin Dışişleri Bakanı olarak heyete
katılmasını doğru bulmadığını,
mütekabiliyet esası düşünüldüğünde bu konuda kendisine hak
verdiklerini belirtti.
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, başka
bir soru üzerine Downerin dış ziyaretlerle çözümü
kolaylaştırma konusunda destek aradığını
kendilerine anlattığını, ayrıca, BM
diplomatının, aynı şekilde içte de sivil toplum
örgütleriyle görüşmelerini devam ettirdiğini
anlattığını söyledi
KIBRIS
20/06/09
Talatla diyalog içinde olmaya devam ediyoruz
Başbakan Derviş Eroğlu, Kıbrıs
konusunda sürdürülen müzakerelerin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla
işbirliği içinde sürdürülmesi taraftarı olduklarını ve
önemli olanın adada yaşayabilir ve halkın benimseyebileceği
bir anlaşmaya varılması olduğunu vurguladı.
Eroğlu dün düzenlediği basın
toplantısında, basının çeşitli konulardaki
sorularını da yanıtladı.
Kıbrıs konusunda Türkiyenin kendisine,
Cumhurbaşkanı Talata destek olması yönünde telkini olup
olmadığı sorusuna karşılık Eroğlu,
Türkiyenin herhangi bir telkini yok diyerek baştan beri söyledikleri
gibi Talatla diyalog içinde olmaya devam ettiklerini, ancak zaman zaman
görüş ayrılıklarının olmasının da doğal
olduğunu ifade ederek, Hristofyasla bile anlaşacağını
söyleyen bir Cumhurbaşkanıyla benim anlaşmamam mümkün değil
dedi.
KKTC halkının geleceği düşünüldüğünde
belli noktalarda anlaşmaya varmak durumunda olunduğunu, ancak bundan
kazanılan haklara dokunulacağı anlamının
çıkarılamayacağını yineleyen Eroğlu, Ha ben
ille de KKTCyi ortadan kaldıracağım; Hristofyasın
istediği şekilde Kıbrıs Cumhuriyetine
yamalayacağım noktasına gelirse Sayın Talat önce bizi
karşısında bulacaktır. Bu da bir gerçek şeklinde
konuştu.
Başbakan Eroğlu, Kıbrısta biz
yaşayabilir bir anlaşma için çalışıyoruz. Adı
fark etmez derken, ABnin referandum sonrası verdiği sözleri yerine
getirmediğini, dolayısıyla halkın artık ne
istediğini bildiğini ve kanmayacağını, Annan
Planı benzeri ikinci bir plana evet diyeceğini de
düşünmediğini söyledi.
KIB-TEK özelleştirilecek demedik
Eroğlu, KIB-TEK konusundaki bir
soru üzerine ise, rakamlara göre konuştuklarını ve kurumu
özelleştireceklerini hiç söylemediklerini, Ankarada da böyle bir öneri
masaya koymadıklarını söyledi.
KIB-TEKte çalışanlara da önemli görev
düştüğüne işaret eden Başbakan, Yapılması
gereken; elektrik borcu olan herkesin üzerine gitmek ve alacakları
toplamaktır dedi.
UBPnin özelleştirmenin karşısında
olmadığını, ancak zarar eden bir kuruluşu
özelleştirmeye kalkmaları halinde alıcı da
bulamayacaklarını kaydeden Başbakan Eroğlu, kurumun daha
iyi çalışması için kendilerinin de üzerlerine düşeni yerine
getireceklerini söyledi.
KTHY-THY ortaklığı konusunda ise Eroğlu, bu
yönde bir görüşme olduğunu, ancak THYnin bunu şiddetle
reddettiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanlığı
adaylığı
gündemimde değil
Başbakan Derviş Eroğlu,
Cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağı sorusunu
yanıtlarken ise, kendisinden başka herkesin bunu söylediğini,
ancak parti olarak misyonlarının iktidara gelerek sorunları
çözmek olduğunu, dolayısıyla şimdi gündemlerinin bu
olduğunu; Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gündemlerinde
olmadığını söyledi.
13üncü maaş
kaldırılmayacak
Eroğlu, 13üncü
maaşların kaldırılmayacağını bir kez daha
söyledi.
Derviş Eroğlu, emeklilerden vergi
alınması, 13. maaşların kaldırılması gibi
düşüncelerinin bulunmadığını da bir başka soru
üzerine açıkladı.
Kredi almak zorundayız
Ankara ziyaretleriyle ilgili soruya
karşılık Başbakan Eroğlu, kendilerinin alacakları
tedbirleri oturup düzenlediklerini ve ona göre Ankaraya gittiklerini
belirterek, Öyle tedbir almadan gidip para istemek olmaz dedi ve bunun
üzerine protokol çalışmalarına
başlandığını kaydetti.
Ayakta durabilmek için dış krediye ihtiyaç
olduğunu, bunun alınabileceği tek yerin de Türkiye Hükümeti olduğunu
vurgulayan Başbakan Eroğlu, Bu krediyi almak zorundayız dedi.
Eroğlu, Türkiyeyle imzalanacak protokol konusunda öngörülen
takvimin sorulması üzerine ise, bunun için gerekli teknik
çalışmalara devam edileceğini belirterek, bir iki hafta içinde
tamamlanmasıyla, en geç 20 Temmuzdan önce Türkiyeye gidilerek protokolün
imzalanmasının düşünüldüğünü kaydetti.
Dikmen Çöplüğü
için B planımız var
Başbakan Eroğlu, Dikmen
Çöplüğünde yaşanan sorunla ilgili nasıl bir çözüm
öngördüklerinin sorulması üzerine de, Avrupa Birliğinin
Kıbrıs Türk tarafı için ayırdığı kaynaktan
15 milyon Euronun çöplüğün ıslahı için
ayrıldığını ve ileriki günlerde bunun için ihaleye
çıkılacağını açıkladı.
Bu konuda ayrıca B planlarının da olduğunu
söyleyen Eroğlu, AB yoluyla bu işin kökten çözümlenememesi halinde
Türkiye ve Almanyadan talepleri değerlendireceklerini kaydetti.
Geçitkale Havaalanını
inceleyeceğiz
Başbakan Derviş Eroğlu,
Geçitkale Havaalanı için ihaleye çıkılmasının
düşünülüp düşünülmediği sorusuna da Önce inceleyeceğiz
yanıtını verdi ve bölgeye elektrik direklerinin
döşenmesinde yaşanan sorundan dolayı şu anda alana
iniş kalkış yapılamadığını
vurguladı.
KIBRIS 20/06/09
Hesap
verecekler
Eroğlu, CTP
iktidarı döneminde gerçekleştirilen şaibeli icraatları ve
yolsuzluk iddialarını bir bir açıkladı.
Beklentilerin ötesinde yıkım
Başbakan Derviş Eroğlu, 18 Mayıs günü Cumhuriyet
Meclisinden güvenoyu alarak göreve başlayan UBP hükümetinin ilk
ayında kapsamlı bir basın toplantısı düzenledi. İlk
belirlemelere göre, CTP iktidarı dönemindeki şaibeli icraatları
ve yolsuzluk iddialarını ortaya koyan Eroğlu
beklediğimizin de çok ötesinde bir yıkım tablosuyla
karşı karşıya kaldığımızı
halkımızdan gizlemek doğru olmazdı. Bu anlayışla
ne bulduğumuzu halkımızla paylaşacağız dedi.
Devlet ihalelerinde izlenen yöntem
İhaleler
düşük bedelle bağlanarak güya devlet korunmuş gibi
yapılmakta ve ihale istenilen firmalara verilmekte idi. Bilahare ise
Bakanlar Kurulu kararları ile ek işler yapıldığı
gerekçesiyle bu firmalara yüklü miktarda kaynak aktarımına gidildi
diyen Başbakan Derviş Eroğlu Lefkoşadaki kapalı yüzme
havuzu, Gazimağusa Devlet Hastanesi ve Girne İhtiyat
Sandığı binası inşaatlarında
yapılanları örnek gösterdi.
Rakamlar neredeyse ikiye katlandı
Gazi
Mağusa Hastanesinin 23.680 milyon TLye ihale edildiğini, ancak ek
işler yapıldığı kisvesi altında bu hastanenin
38.5 milyon TLye mal olduğunu anlatan Eroğlu, kapalı yüzme
havuzunun 2.8 milyon TLye ihale edildiğini, ancak ödemelerin 5.2 milyon
TLye ulaştığını, Girne İhtiyat
Sandığı binasının ise 2.685 milyon TLye ihale
edildiğini, ancak bitmesi gereken tarihten 8 ay sonra müteahhide 3.594
milyon TL ödeme yapıldığını açıkladı.
Devletin resmi evraklarında tahrifat
Başbakan Eroğlu, herkesi şok eden açıklamalarında,
Dome Otelin ve Mare Montenin nasıl elden
çıkarıldığının yanı sıra, KIBTEKin
190, DAÜnün 43.7 milyon TL, KTHYnin 44.5 milyon dolar borçta, Sigorta
Kurumunun gelirlerinin, giderlerin yarısına yakın olduğunu
anlattı. Eroğlu, ayrıca devlete ait resmi evraklarında
tahrifat yapıldığını belirtirken bu yapılanlar
yapanın yanına kalmayacak dedi.
Gübre imalatçısına 500 milyar
Kamu kaynaklarının nasıl yandaşlara
peşkeş çekildiğine ilişkin bilgi aktaran Başbakan
Derviş Eroğlu, Bakanlar Kurulu kararı ile Zirai Levazım
Makine Pazarlama Kooperatif Ltde gübre alımı için 500 bin TL
hazineden avans ödemesi yapılıyor ve ikinci bir Bakanlar Kurulu
Kararı ile bu para gübre imalatçısına ön ödeme olarak veriliyor.
Peki neden bu yapılıyor? Çünkü bu gübre imalatçısı
yandaştır ve ona kaynak aktarılıyor diyerek, konu ile
ilgili soruşturma başlatıldığını duyurdu.
Eroğlunun, CTP iktidarı döneminde yaşanan
şaibeli icraat ve yolsuzluklarla ilgili diğer açıklamaları
şöyle:
26 milyon dolara ret, 46 milyon dolara evet
Son elektrik santralleri ihalesi 26
milyon dolar teklif verene verilmemiş ve ihale iptal edilmiştir.
Ancak ihalesiz olarak 46 milyon dolara alınmıştır. Bu da
araştırılıyor.
Seçimlik elektrik sayaçları
Seçimlere çok kısa bir süre kala,
seçim yasaklarına aldırmadan 290 aileye elektrik sayacı
bağlanmıştır. Bunun bedeli olan 732 bin TLnin 675 bini
Başbakanlık bütçesinden, geriye kalanı da Maliye
Bakanlığı tarafından ödenmiştir.
Bir TVye 1.5 milyon dolar
Maliye Bakanlığı
Teftiş ve İnceleme Kurulunun raporuna göre CTP-ÖP hükümeti son üç
yılda bazı televizyon, gazete ve gazetecilere çok önemli bir miktar
olan 6 milyon 665 bin Türk Lirası yani 6 Trilyon 665 milyon Yeni Türk
Lirası harcamıştır.
Bir yayın kuruluşuna devletin binası cüzi bir miktar
karşılığı uzun vadeli kiralanmış, bir
başka kuruluşa ise arazi tahsis edilmiştir.
Ek olarak bir televizyon kurumuna 1 buçuk milyon dolar
Kalkınma Bankasından kredi verilmiştir. Bugüne kadar bunun 750
bin doları kullanılmıştır.
481 kişiye 7.8 milyon TL
Seçim döneminde Vakıflar
Bankasından küçük esnaf kredisi adı altında 481 kişiye
7.826 milyon TL kullandırıldığı da saptanmış
bulunuyor.
Vakıflar İdaresi ile ilgili pek çok usulsüzlük,
yolsuzluk iddiası da şu an elimize ulaşmış bulunuyor.
Herkes şunu bilmelidir ki; bu yapılanlar,
yapanların yanına kar kalmayacak.
Dome Otel ve Mare Monte nasıl elden
gitti?
Dome Otel nasıl elden
çıkarıldı? Mare Montede neler oldu? Lara Beachte durum nedir?
Vakıflarca yurt dışında düzenlenen sergi çerçevesinde olup
bitenler mutlaka araştırılacak ve durum ortaya
konulacaktır.
Ayrıca Başbakanlık bünyesinde Devletin resmi
evraklarında tahrifat yapıldığını
saptamış bulunuyoruz.
Bugüne kadar hiç aynı tarihli, aynı sayılı iki
farklı Bakanlar Kurulu kararı gördünüz, duydunuz mu?
Belediyelerin elektrik borçları
Evet, CTP bunu da yaptı.
Arkadaşlarım size ilgili Bakanlar Kurulu
kararlarını dağıtmış bulunuyor. Lütfen
inceleyiniz.( Ek1, Ek2 )
Değerli arkadaşlar CTP-ÖP hükümeti 13 Şubat 2008
tarihinde aldığı bir kararla belediyelerin KIBTEKe 1 Ocak, 2008
tarihine kadar olan borçlarını silmek istemiş ve bunun için
gerekli yasal mevzuatı yapacağını kamuoyuna
açıklamıştır.
Ama öyle yapılmadı.
O tarihten sonra bir yılı aşkın süre iktidarda
kalan CTP-ÖP ikilisi mevzuatı hazırlamamıştır.
Şimdi KIBTEK parasını istiyor, Belediyeler ise
vermeyeceklerini belirtiyorlar.
Devlet bu kadar yıpratılamaz.
Değerli medya mensupları, 18 yıla yaklaşmakta
olan Başbakanlığım süresince görmediklerimi görmeye,
duymadıklarımı duymaya başladım.
İnanır mısınız ki şu anda Mecliste
temsil edilen bir partimizin Genel Başkanı avukatı kanalı
ile alacağını tahsil edebilmek amacıyla
Başbakanlığa son ihbarnameyi gönderdi.
Müsteşarın marifeti
Olay şu:
İddiaya göre CTPli Başbakanlık
Müsteşarı, Sayın Mehmet Çakıcının rehabilitasyon
ve tedavi merkezine dört hasta gönderdi ve bunların tedavi
masrafının Başbakanlık tarafından üstlenileceğini
belirtti.
Fakat daha sonra Başbakanlık bunu kabul etmedi.
Hastaları Başbakanlığın
göndermediğini iddia etti ve ödeme de yapmadı.
Şimdi bize dava açılıyor.
Bu durum Başbakanlığın piyasaya borçlu
olmasının ötesinde bir anlam taşır. Bir
Başbakanlık Müsteşarı yazışmalarla bu gibi
işleri yapması gerekirken belli ki bunu yapmamış ve
sıkıntı yaratmıştır.
Devlet ciddiyetinden yoksun icraatların devleti ne hale
getirdiğini gördükçe üzülmemek elde değil.
CTP-ÖP hükümeti bir başka marifetini de iskan konusunda
gösterdi.
Eşdeğer uygulamaları kapalı kapılar
arkasında yandaşlara yönelik olarak devam ettirilirken halka yalan
söylendi.
Eşdeğer uygulamalarına son verdiklerini söyleyenler
1974 öncesinde Rumlara ait olan bazı malları 55 kişiye
sattı.
Hemen belirteyim ki Başbakanlık Teftiş Kurulu ile
ilgili yasa tasarısı Bakanlar Kurulundan geçmiş, Meclise sevk
edilmiştir ve kısa bir süre içinde yasalaşacaktır.
Bu yasanın gereği yerine getirilecek ve hiç bir
iddianın, haberin, ihbarın üzeri örtülmeyecektir.
Kamuda çökmüş bir yapı, reel sektörde büyük bir
sıkıntı ve genel anlamda ülke ekonomisinde ciddi bir kriz söz
konusudur.
Başbakanlıkta incelemelerimiz devam ediyor. Tüm
Bakanlarımız yoğun bir şekilde durum saptaması yaparak
sorunları aşmaya, plan ve projelerini uygulamaya
çalışıyorlar.
Şunu belirtmekte fayda görüyorum ki koyu bir partizanlık
dönemini geride bırakmış bulunuyoruz. Ne Devlet ne halk
düşünülmüş, sadece partisel kaygılarla hareket edilmiştir.
Bir müdürlüğe defalarca atama yaparak aynı makamdan aynı
partinin iktidarında iki üç müşavir yaratıldığı
bile olmuştur.
470 milyon TL açık
Bütçemiz CTP-ÖP hükümeti yüzünden
perişan durumdadır.
2009 Mali Yılı Bütçe Yasası 205 Milyon TL açık
ile bağlanmış olup, yeni düzenlemeler yapılmaması ve
tedbirler alınmaması halinde yıl içerisindeki gelişmeler
ile bu açık 470 Milyon TL düzeyine çıkabilecektir.
Bütçe görüşmeleri sırasında bu bütçenin 6
aylık olduğunu zaten söylemiştim. Ne yazık ki CTP
hükümetince 4 ayda bütçe tüketilmiştir.
Diğer yandan CTP hükümetleri ek mesai harcamaları
konusunda da yandaş memnun etme düşüncesiyle oldukça cömert
davranmış ve bizim 2003 yılında 7 milyon TL olarak
bıraktığımız ek mesai giderlerini 90 milyon TLnin
üzerine çıkarmıştır.
Burada açıkça vurgulamak istiyorum ki çok zorunlu haller
dışında kamuda ek mesai uygulamasına ciddi kısıtlamalar
getirilecek ve buradan yapılacak tasarruf alt yapının
geliştirilmesine ve özel sektörde istihdamı arttırıcı
yönde kullanılacaktır.
4620 yeni istihdam
Kamuda 3762 kişi istihdam
edilmiştir. Ayrıca muhtelif kamu kurum ve kuruluşlarına da
858 kişinin istihdam edilmesi ile toplam istihdam 4620 kişiye
yükselmiştir. Bu uygulama kamu maliyesine önemli oranda ek yük binmesine
neden olmuştur.
Ayrıca bu istihdamlar bir devlet düzeni ve ciddiyeti içinde
yapılmamış ve kamu düzeni darmadağın edilmiştir.
Bir bakıyorsunuz kadrosu Başbakanlıkta görünen bir personel
aslında Güzelyurtta Posta Dairesinde çalışıyor ya da
Mağusa Hastanesinde çalışıyor ya da evinde oturuyor.
İşinin ehli elemanlar alakasız yerlere görevlendirilmiş,
yerlerine iş bilmeyen yeni elemanlar yerleştirilmiş. Böylece
kamu yönetimi felç edilmiştir.
KTHY 44.5 milyon dolar zorda
Halkımıza büyük umutlar
pompalanarak hisseleri Türk Hava Yollarından satın alınan
Kıbrıs Türk Hava Yolları CTPnin partizanlığı,
bilgisizliği nedeniyle çok kötü durumdadır.
Son üç yıl içerisinde ülke genelinde hava yolu ile seyahat
eden yolcu sayısı %22 oranında artış göstererek, 2008
yılı itibarıyla 1,845,131e ulaşmıştır.
Ancak ayni dönemde KTHYnin pazar payında önemli bir gerileme
kaydedilmiştir. 2002 yılında %77, 2003 yılında %74
olan pazar payı,2006 yılında %64e, 2008 yılında ise
%45e düşmüştür.
Bizler KTHYnı CTPye kar eden bir kuruluş olarak
bankada 40 milyon dolar parası ile teslim etmiştik. Bize ne teslim
ettiklerine bakacak olursak şöyle bir tablo karşımıza
çıkar:
KTHYnin mali durumu kuruluşu kapanma noktasının
eşiğine getirmiştir. Ödenmiş sermayesi 69.7 milyon TL olan
kuruluş son üç yılı zararla kapatmış olup, 2006, 2007
ve 2008 yılları itibarıyla faaliyet zararları
sırasıyla 13.4 milyon dolar, 30 milyon dolar ve 43.1 milyon dolar
olarak gerçekleşmiştir.
Zarar durumu 2009 yılında da devam etmektedir.
Kuruluşun borç stoku 44.5 milyon dolar tutarındadır. Borç
stokunun 30 milyon dolarlık kısmı vadesi gelmiş güncel
piyasa borçlarından, 14.5 milyon dolarlık kısmı ise 2009
yılı sonu itibarı ile ödenmesi gereken banka borçlarından
oluşmaktadır.
KTHYnin aylık mali açığı 3.5 milyon dolar
düzeyinde olup, personel ücretlerini ve piyasa borçlarını ödeyemez
durumdadır.
Bugün burada açık ve net bir şekilde vurguluyorum:
Kıbrıs Türk Hava Yollarının bugüne kadar
verdiği bedava uçuş hakkı artık ortadan
kaldırılacaktır. Bundan sonra Yönetim Kurulunda görev
alacakların da böyle bir hakkı olamayacaktır. Yönetim Kurulu
üyeleri sadece görevleri ile ilgili uçuş yapacaklarsa bunu ücretsiz
yapabilecektir.
Zararda olan bir şirketin kimseye bedava imkan sağlama
lüksü yoktur.
Diğer bazı kesimlere sağlanan
ayrıcalıklar da zamanla ortadan kaldırılacaktır.
KIB-TEK 190 milyon TL borçta
Kıbrıs Türk Elektrik
Kurumunun çeşitli kurum ve kuruluşlara yaklaşık 190 milyon
TL borcu vardır.
KIBTEKin toplam alacağı ise yaklaşık 144
milyon TLdir. Ne var ki bu alacakların çok büyük kısmı Devlet
ve belediyelerdendir. Belediyeler ise borçlarını ödeyemeyecek durumda
olup bağışlanmasını talep etmektedir.
DAÜnün borcu 43.7 milyon TL
DAÜnün 2003 yılında 24
milyon TL nakit varlığı olmasına rağmen, 2004
yılında -15.3 milyon TL, 2005 yılında -27.7, 2006
yılında -20.4, 2007 yılında -13.2 ve 2008 yılında
-8.1 milyon TL tutarlarında faaliyet zararı meydana gelmiş ve
Mayıs-2009 itibarıyla 43.7 milyon TL tutarında borç stoku
oluşmuştur. DAÜ, her yıl bankalara ortalama 5 milyon TL faiz
ödemektedir. Halen maaşları ödeyememekte ve devamlı olarak
borçlanma yoluna gitmektedir.
Lefke Avrupa Üniversitesi için 2008 Mali Yılı Bütçesine TC
kaynaklı olarak yatırım için konulan yaklaşık 11
milyon TL geçmiş hükümetin cari bütçeye aktarması nedeniyle
kullanılamamış ve böylece gerçekleştirilmesi planlanan
Kültür Sarayı, İletişim Fakültesi ve Sağlık Merkezi
projelerine başlanamamıştır.
Cypfruvex 2008-2009 yılı narenciye ürün bedelleri için
yaklaşık 4.3 milyon TLye ihtiyaç duymaktadır.
Ayrıca Maliye Bakanlığının Bakanlar
Kurulu kararı ile ürün desteği olarak Cypfruvexe ödemesi gereken 2.1
milyon TL söz konusudur.
Toprak Ürünleri Kurumu ise alacaklarına
karşılık Maliye Bakanlığından 18 milyon TL talep
etmektedir.
Tarım Sigortası Fonu Maliye Bakanlığı
tarafından tahsil edilip hesabına yatırılmayan
yaklaşık 3.3 milyon TLyi talep etmektedir. Oysa 2003
yılında Tarım Sigortası Fonunda 23 milyon TL vardı.
Doğrudan Gelir Desteği içinse bütçeye mevcut
kaynağa ek olarak 15 milyon TL konulması talep edilmektedir.
Sosyal sigortaların aylık geliri 18,
gideri 36 milyon TL
Sosyal Sigortalar Fonu giderleri
arasında en büyük kalem ( % 80) malullük, yaşlılık ve ölüm
aylığı ödemeleridir.
Bunun dışında kalan giderler ise diğer
kısa vadeli sigorta giderleridir.( sağlık, ilaç, geçici iş
göremezlik v.b)
Fonun mali durumu ise şöyledir:
Fonun, Mayıs 2009 tarihi itibarıyla;
-ortalama aylık tahsilatı 18 20 Milyon Türk Lirasıdır.
-ortalama aylık ödemesi 36 Milyon Türk Lirasıdır.
-Fonun aylık açığı ortalama olarak 16 Milyon T.Ldir.
-2007 yılının Eylül ayından itibaren devlet fonun eksildiği
miktarları yeterli seviyede karşılayamamıştır.
-Fon, eksildiği miktarları K.T.Kooperatif Merkez Bankasından
borçlanmak suretiyle karşılamıştır.
-28 Mayıs 2009 tarihi itibarıyla borç miktarı 99 Milyon T.Ldir.
-Haziran ayı tahsilatları yapıldığı zaman borç
miktarının 80 Milyon T.L ye düşmesi beklenmektedir. (Bütçe
ödeneklerinin düzenli aktarılması halinde)
İhtiyat Sandığı Fonuna 181
milyon TL borç
Fonun 30 Nisan 2009 tarihi
itibarıyla; (TL. ve TL. Karşılığı Döviz )
Toplam mevduat miktarı: 420.217.000 TL.
-Kamu kurumlarının devlet bankalarından kullandıkları
kredilere karşılık teminat olarak gösterilerek bloke edilen
mevduat miktarları:
- Sosyal Sigortalar Dairesinin kullandığı kredilere
karşılık: 100.000.000 TL.
- KIB-TEK in kullandığı kredilere
karşılık
: 57.000.000 TL.
- K.T.H.Y Ltd. Ştinin kullandığı kredilere
karşılık
: 24.000.000 TL.
Toplam: 181.000.000 TL.
* Devlete doğrudan kullandırılan
krediler:
(Alacaklı Senetler ( TL. Ve TL karşılığı Döviz)
- KKTC Maliye
Bakanlığı
: 282.550.810 TL.
- KKTC Maliye
Bakanlığı
: 11.650.371 TL.
- TCM Konsolide İnkişaf Sandığı :
385.220.003 TL.
- TCM Konsolide İnkişaf Sandığı
: 22.687.265 TL.
- KIB
TEK
: 2.163.871 TL.
Toplam : 704.272.320 TL.
Turizm Fonu tükenme noktasında
Turizm Geliştirme ve
Tanıtım Fonunun Ocak, 2009 31 Aralık, 2009 dönemindeki toplam
harcanabilir miktarı
= 16,854,512.38 TLdir.
Aylık harcanabilir miktar ise 1,404,542.70
TLdir
Bu kapsamda, yeni hükümetin icraata geldiği tarihe kadar
yapılan fon harcaması 8,140,572.83 TL olmuştur.
Bu rakam söz konusu tarihe kadar yapılması gereken
harcamanın oldukça üstündedir. Dikkat edileceği üzere son 109 günlük
süre içinde harcanan miktar toplamın %48i kadar olmuştur.
Fonun geniş bir şekilde amaçları
dışında kullanıldığı böylece
saptanmıştır.
Sektörlerdeki durum ise şöyle:
Yüksek Öğrenim: Yüksek Öğrenimdeki öğrenci
sayısı 46,702ye ulaşmış durumdadır.
Bunların yaklaşık %8i üçüncü ülkelerden, %69 Türkiye ve %23ü
de KKTCdendir.
Sektörde, ekonomik krizin Türkiye ve KKTCye etkisi, Türkiyenin
kendi üniversitelerindeki öğrenci kontenjanı ile KKTCden gidecek
öğrencilere verdiği kontenjanı artırması KKTC
üniversitelerine yönelecek öğrencilerin sayısını
düşürecek endişesine neden olmuştur.
Dış ticaret açığı büyüdü
2008 yılında toplam
ithalatımız 1 milyar 680.7 milyon dolar olurken, toplam
ihracatımız ise 83.7 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.
Yıllar itibarıyla dış ticaret açığı
büyümektedir.
Sanayide durum ise şöyledir:
Sanayi sektörü içinde önemli bir yeri olan imalatın düzenli
bir şekilde payı azalmaktadır. Birçok sanayi tesisimiz kaynak
yokluğundan kapanma noktasına gelmiştir. Geçmiş hükümet
döneminde sanayicilerimizin sivil itaatsizlik eylemine itildiği
hafızalardadır.
15 bin konut bekliyor
2003 yılından itibaren
yaşanan süreç nedeniyle inşaat sektörünün GSYİH içindeki
payı %5lerden 2008 yılı tahmini rakamlarına göre
yaklaşık %8e yükselmiştir.
Müteahhitler Birliği yapımına başlanan konut
sayısının 25 bin adet dolayında olduğunu
belirtmektedir.
Halen 10 bin konut satılmıştır.
Geri kalan 15 bin adet ise tamamlamayı beklemektedir.
Sektör temsilcileri bunun için gereken kaynağın 200 milyon dolar
olduğunu ifade etmektedir.
Bu saptamalardan sonra yapmayı düşündüklerimizi dile
getirmek istiyorum:
Öncelikle bütün Bakanlarımız kendi sorumluluk
alanlarına giren konularda proje çalışmaları ve yasal düzenleme
hazırlıklarını sürdürmektedirler. Yakında bu
çalışmalar ürünlerini vermeye başlayacaktır.
Ekonomi en öncelikli konumuzdur. Bu çerçevede
Başbakanlık Ekonomik Koordinasyon Kurulu yakında devreye
girmiş olacaktır. Bu kurulu iki bacaklı olarak düşünüyoruz.
Birinci bacakta ilgili Bakanlar ve bürokratlar yer alacaktır. İkinci
bacakta ise ekonomi ile ilgili danışmanlar, öğretim görevlileri
ve sorunları bizzat yaşayan sektörlerden temsilciler yer
alacaktır.
KKTC ekonomisinin iki yönde alınacak önleme ihtiyacı
vardır. Birincisi şu anda içine girdiği global kriz
sarmalından çıkış için gerekli geçici tedbirlerdir. Bu
tedbirler son dönemlerde Türkiye dahil dünyanın birçok ülkesi
tarafından uygulanan ve temelde özel sektörün desteklenmesi ve iç talebin
canlanmasını hedef alan maliye politikalarına dairdir.
Güneye kayan ticaretin yeniden kuzeye dönmesi için yasakçı
bir zihniyetle hareket etmeyeceğiz. Tam aksine Kuzeyi alış
veriş için daha cazip hale getirmek maksadıyla piyasamızı
ucuzlatacak tedbirlere öncelik vereceğiz.
KKTCnde ekonomik hayatın yeniden canlanması için mutlak
surette bir genişletici maliye politikası programı
şarttır. Bunun için de bir vergi paketi hazırlanmalı ve
geniş bir toplum kitlesini kapsayacak şekilde yürürlüğe
sokulmalıdır.
Özellikle kapanan işletmelerin yarattığı
işsizliğe müdahale etmek de kaçınılmaz bir gereklilik
olarak KKTC hükümetinin önünde durmaktadır.
İş gücü piyasasındaki istihdamı artırmak
için mutlak surette iş hayatının desteklenmesine ve
istihdamı artıracak önlemlere ihtiyaç vardır.
Kamu kesiminin alacağı bu kapsamlı tedbirlerle
birlikte daralan kredi piyasasının da daha aktif olacak bir
şekilde yeniden organize edilmesine ihtiyaç vardır.
Bu bağlamda özel sektörün kredi ihtiyacının
giderilebilmesi için devletin de rol alabileceği bir sistematiğin
geliştirilip daralan kredi kullanımının mutlak surette
genişletilmesi sağlanmalıdır.
İkinci grup tedbir ise KKTCnin özellikle izole edilmiş
olmasından kaynaklanan ve birçoğu yapısal sorunlar halini alan
diğer alanlarda alınması gerekli tedbirleri
oluşturmaktadır ki bunlar kalıcı özelliğe sahiptirler.
KKTCnin bu kapsamda önemli bir reform paketine ihtiyacı
vardır. Tüm piyasalarının sağlıklı bir
şekilde çalışması ve gerekli faydayı yaratabilmesi bu
reformların yapılıp yapılamayacağına
bağlıdır. Bu reformlar her iki yönden de yürütülmesi zorunlu
olan hem kamu hem de özel sektör merkezli olmak zorundadır.
Burada kamunun üstüne düşen önemli rol, piyasaların
düzenleyicisi olarak reformları gerçekleştirmek ve daha
sağlıklı bir yapıya kavuşturmaktır.
Kısacası KKTC ekonomisinin aynen Türkiye Cumhuriyetinde olduğu
gibi modernleşme ihtiyacı vardır. Bunun için de ciddi bir kaynak
ihtiyacı vardır.
Söz konusu kaynakların en verimli ve etkin bir şekilde
kullanılması reform programının başarısı
için belirleyici rol oynamaktadır. Bununla birlikte söz konusu
programın toplumsal destek alması da başarı
açısından oldukça kritiktir. Bu nedenle hükümetimizin
hazırlayacağı program öncelikle KKTC halkıyla
paylaşılacak ve destek alındıktan sonra uygulanmaya
başlanacaktır. Ülkemizin yeniden düzlüğe çıkması için
birtakım fedakarlıklar gerekiyorsa, bu her kesime mümkün
olduğunca dengeli bir biçimde yansıtılacak ve toplumsal
konsensus arayışı neticesinde gerçekleştirilecektir.
Söz konusu program kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerle
birlikte bu hedeflerin gerçekleşmelerini ölçümleyecek olan performans
ölçütlerini de barındıracaktır.
Değerli medya mensupları, çok kıymetli
vatandaşlarımız, gelirlerin geliştirilmesi ve giderlerde
yapılabilecek tüm düzenlemelere rağmen bütçede finansman
kaynağı belirlenmemiş ve bütçe yılı başında
belirlenen 205 Milyon TLye ilave açığın ortaya
çıkacağı bir gerçektir.
Açığın 2009 yılı sonu itibarı ile
470 Milyon TLye ulaşacağı tespit edilmiştir.
Haziran itibarıyla, Anavatandan kamu kesimine 2009
yılı tamamı için katkı olarak öngörülen 213 Milyon
TLlık kaynağın 199 Milyon TLsı kullanılmış
olup, 14 Milyon TL kaynak kalmıştır. Bu kaynak Haziran ayı
açığı için yeterli olmayıp zorunlu harcamalar için ilave
kaynak ihtiyacı söz konusudur.
Bütçe dışında DAÜ, KIBTEK, KTHY için
de acil kaynak ihtiyacı vardır.
Anavatan Türkiyede yaptığımız son temaslarda bütün bunlar
dile getirilmiştir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin krediye ihtiyacı vardır.
Tablo Anavatan Türkiye yetkililerinin önüne konulmuştur.
Hükümet ne yapacak?
Teknik çalışmalara devam edilecek ve sonuçta bir
protokol imzalanacaktır. Bu protokolun gereklerine göre hareket ederek,
reformlarımızı hayata geçirmek suretiyle ülkemizi yeniden
düzlüğe çıkarmayı planlıyoruz.
Teşvik ve İstikrar Sağlamaya Yönelik
Şu Önlemleri Hayata Geçirmeyi Planlamaktayız :
KKTC ekonomisinin istikrarlı büyümesi için bir takım
projeler uygulanmaya konacaktır.
Bu bağlamda inşaat sektörünün canlandırılması,
Anavatan Türkiyeden elektrik, su ve doğal gaz getirilmesi, KKTC için
ekonomik olmasının yanı sıra siyasal ve stratejik de olan
serbest bölge projesinin hayata geçirilmesi öncelikli projelerimiz
arasındadır.
Kalkınma Bankasının reel sektörün kalkınması
için daha etkin destek sağlaması ekonomimiz için yaşamsal öneme
sahiptir. Bu bakımdan Kalkınma Bankasına yeni olanakların
yaratılması büyük önem arz etmektedir.
Ekonominin mevcut darboğazdan çıkabilmesi ve büyüme
sağlanabilmesi için aşağıdaki önlemleri hayata
geçireceğiz.
1-Talep artırıcı önlemler:
Özellikle perakende piyasasında, Güney Kıbrıs ile
var olan efektif rekabet nedeni ile reel sektörümüz önemli ölçüde gelir
kaybı yaşamaktadır. Dolaylı vergiler üzerinde Güney
ekonomisi lehine var olan farklılık nedeni ile
piyasalarımızın rekabet gücü zayıflamıştır.
Söz konusu dolaylı vergiler gevşetilerek özel sektörün rekabet gücü
artırılacaktır.
a. Stopaj bir takvim çerçevesinde tamamen kaldırılacaktır.
b. Perakende sektöründe uygulanmakta olan KDV oranlarının, Güney
Kıbrısta yürürlükte olan KDV oranlarıyla olan
farklılıkları belli ürünlerde ortadan
kaldırılacaktır.
2-İstihdamın teşvik edilmesi:
Reel sektörün büyümesi hedefi ile birlikte, özel sektörün istihdam
kabiliyetinin artırılması ve girişimciliğin
teşvik edilmesi de sağlıklı bir büyüme süreci
sağlanabilmesi yönüyle önemlidir.
3-Girişimciliğin teşvik edilmesi:
a. KOSGEB modelinin ekonomi bakanlığı bünyesinde hayata
geçirilmesi kapsamında
i. Girişimcilik eğitimi verilerek, belirlenecek olan kriterleri
karşılayanlara ilk işletme (başlangıç) sermayesi
sağlanacaktır.
ii. İşletme kredisi verilecektir.
iii. Meslek kursları düzenlenmesi; iş başında iş
garantili mesleki teknik eğitim modeli geliştirilecektir.
b. Mikro İşletme ve KOBİlere yönelik
teşvik paketi uygulanacaktır.
4-Ticaret ve Sanayinin geliştirilmesi:
Hükümetimizin vizyonu, özel sektörün korunması yerine,
rekabet gücünün artırılarak serbest piyasa koşullarında
tercih edilebilir hale getirilebilmesi için gerekli uygulamaları hayata geçirmek
yönündedir. Bu amaçla:
a. Mal ve hizmet üretiminde standartların geliştirilmesi teşvik
edilecektir.
b-Yurt dışı fuarlara katılım, tanıtım ve
reklamının yapılabilmesi için imkan sağlanacaktır.
5- Yurt dışına satış
finansman imkanı sağlanabilmesi için EXIM BANK imkanları tesis
edilecektir.
6- Para finansman maliyetlerinin düşürülmesi için çalışmalar
yapılacaktır.
7-Yüksek Öğrenim sektörünün özellikle üçüncü ülkelerden öğrenci
sağlaması amacıyla ve standartların
artırılmasına yönelik olarak desteklenecektir.
Öğrenci sayısındaki artış iç talebin
canlanmasında (genel tüketim ve kira harcamalarında oluşacak
artış) önemli rol oynayacaktır.
8-Tarım sektörünün krizden çıkışının
sağlanması ve gelişmesi için de kaynak ihtiyacı
vardır.
Bu bağlamda ekonomik kriz nedeniyle zirai kredi borcu olan ve ödeme
güçlüğü içinde bulunan üreticilerin borçlarının yeniden
yapılandırılması ve tarım sektörünün
yatırım, alet ve ekipman ihtiyaçlarının karşılanması
için de kredi imkanlarının yaratılması yönünde
çalışmalar yapılacaktır.
9-Mali sektörde maliyet artırıcı unsurların acilen ele
alınarak düzenlenmesi ve kredi maliyetlerinin düşürülmesi
sağlanacaktır. Böylelikle ekonomik krizden dolayı kredi
ihtiyacı artmış olan özel sektör girişimcilerinin daha
makul maliyetlerle finansman bulması sağlanabilecektir.
10-İnşaat sektörünün canlandırılması KKTC ekonomisi
için büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede inşaat
sektörünün arz fazlasına yönelik açılımların bankalar
üzerinden yapılabilmesi için mortgage sistemini oluşturacak
çalışmalar yapılacaktır.
Kıbrıs konusundaki
gelişmelerden endişeliyiz
Rum tarafı uzlaşmaz tutumunu
sürdürürken ABD, İngiltere, Rusya, Çin gibi ülkelerle ABnin tutumundan
rahatsızlık duyuyoruz.
En büyük yanlışlıkları Rum hükümetini
Kıbrısın tümüne egemen olması gereken yasal bir
hükümetmiş gibi görmeye devam etmeleridir.
Bu durumdan cüret alan Rum Yönetimi petrol ve doğal gaz arama
izni vermek gibi tahrik edici tutumlar benimseyebilmektedir. Hiç şüphesiz
uluslararası hukuku hiçe sayan bu gibi davranışların
sürdürülmekte olan müzakere sürecine hiçbir olumlu katkısı
yoktur. Biz Kıbrıs konusunu Anavatan Türkiye ve
Cumhurbaşkanı Sayın Talatla uyum içinde yürütme
kararındayız.
Rum uzlaşmazlığı ve Rum oyunları
karşısında birlik-beraberlik içinde bu olayı götürmemiz
gerektiğini düşünüyoruz.
Parametrelerimiz bellidir: Kıbrısta iki halk, iki
Devlet vardır. Bundan hareketle eşit-egemenliğe dayalı,
yeni bir ortaklık oluşturulmalı, iki kesimlilik
sulandırılmamalı ve Türkiyenin etkin-fiili garantisine dokunulmamalıdır.
Kıbrısta ya kalıcı
anlaşma, ya da herkes yoluna
1974te doğan çocuklar bugün 35
yaşındadır. Kıbrıs konusu bizim neslin ömrünü yedi.
Bizden sonra gelen nesillerin de ömrünü yemesine izin vermemeliyiz. Bu
çerçevede sürmekte olan müzakere sürecini iyi niyetle desteklemeye devam
ediyoruz. Ancak bu tavrımız, müzakere masasında hak ve
çıkarlarımızı teslim edeceğiz şeklinde
algılanmamalıdır.
Bunun yanı sıra sonsuza kadar müzakere masasında
dirsek çürütüp Rumun keyfini beklemek niyetinde de değiliz.
Çocuklarımızın geleceğinden emin olmak
halkımızın en doğal hakkıdır. Bu hak daha fazla
ertelenemez. Ya sürdürülen müzakereler olumlu sonuç verir ve dengeli,
yaşayabilir bir anlaşmaya varılır ya da herkes yoluna
gider.
KIBRIS 20/06/09
Downer Talat'la görüştü
|
Cumhurbaşkanının
müzakerelerden sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Naminin de hazır
bulunduğu görüşmede Downere BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun eşlik etti. Görüşme bitiminde
bir gazetecinin 2009 yılı sonunda bir çözüme ne kadar yakın
duruyoruz sorusu üzerine Downer, Birleşmiş Milletlerin resmi
olarak bir zaman çizelgesi üzerinde baskı yapmasının söz
konusu olmadığını ifade etti. Alexander Downer,
önümüzdeki cuma günü yapılacak Talat-Hristofyas görüşmesinin,
müzakerelerdeki ivmeyi ileriye taşıyacak düzeyde verimli
olmasını umduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyasla iyi
ilişkiler kurduğunu belirten BM Kıbrıs Özel
Danışmanı Downer, BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla da
görüldüğü üzere BMnin Kıbrıs müzakerelerinde
başarılı bir sonuç elde etme hedefine bağlı
olduğunu ve bunun için çalışacaklarını
vurguladı. |
KIBRIS
POSTASI 20/06/09
Talat: Hükümetle farkımız yok
Cumhurbaşkanı
Talat, KKTCnin Kıbrıs sorunuyla ilgili politikasının
Cumhurbaşkanı ile hükümet nezdinde farklı
olmadığını ve olmayacağını da
vurguladı..
Finlandiya
temaslarını tamamlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
İstanbulda bir gece kaldıktan sonra dün akşam yurda
dönüşünde Ercan Havalimanında bir televizyon kanalına
yaptığı bağlantıda görüşme sürecini ve Finlandiya
temaslarını değerlendirdi.
Finlandiyanın,
İsveç ve Norveç ile iletişim içinde faaliyetlerini yürüttüğünü
belirten Talat, Finlandiya yetkilileriyle yaptığı
görüşmelerle bir anlamda 3 ülkeyle birlikte
çalışıldığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiyanın; geçmişten günümüze
Kıbrıstaki barış çabalarına katkılarına
değindi ve İsveç, Norveç, Danimarka ile birlikte insan hakları
bakımından önemli ülkeler olduklarını anlattı.
İskandinav ülkelerinin
insan hakları konusunu Kıbrıs sorununda da güçlü şekilde
ortaya koyduklarına dikkati çeken Talat, Finlandiyanın bu
açıdan da Kıbrıs sorununun çözümü için kararlı bir çaba
sergilediğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı
Talat, izole edilmişliğin ortadan kaldırılması için
Avrupa Birliği içinde Finlandiyanın en önde gelen ülkelerden biri
olduğunu ve bu gayretlerinin bundan sonra da arkası gelecek
şekilde devam edeceğini düşündüğünü belirtti.
Cumhurbaşkanı
Talat, KKTCnin Kıbrıs sorunuyla ilgili politikasının
ulusal bir politika olduğunu kaydetti ve Cumhurbaşkanı ile
hükümet nezdinde farklı olmadığını ve
olmayacağını vurguladı.
Başbakan Derviş
Eroğlunun bu konuyla ilgili yaptığı açıklamanın
sorulması üzere Talat, Dışişleri Bakanı Hüseyin
Özgürgünün daha önce söylediklerine dikkati çekti ve Başbakanın da
benzer görüşler ortaya koyduğunu düşündüğünü ifade etti.
Cumhurbaşkanı
Talat, Aynı gemide olduğumuza ve bu gemi hepimizin olduğuna
göre farklı politikalarımız olamaz. Bu yöndeki görüşlere
katılıyorum şeklinde konuştu.
KIBRIS
POSTASI 20/06/09
![]()
KKTCnin kuruluşunda giden yolda 14
Kasım sabahı KKTCnin kurucu Cumhurbaşkanı tarafından
anlatıldı. 1.Cumhurbaşkanı Denktaş son 24 saate
konuştu.
ADA: 14 KASIM GÜNÜ NELER YAPTINIZ?
DENKTAŞ: Tüm köylerde, bizim insanlarımıza, bize inanan
köylülere, yarın Denktaşın mecliste çok önemli bir
konuşması olacak, orada ne kadar büyük bir kalabalık olursa o
kadar iyi olacak, onun için yarın sizi bekliyoruz diye el altından
haberler salındı. 14 Kasım günü
arkadaşlarımızın çoğu bununla meşgul oldu. Biz
kendi aramızda 3-5 arkadaş o gece milletvekillerine bu açıklamayı
ne saat açıklayalım, gelir gelmez mi açıklayalım diye
konuştuk. Neticede, karar 12 olsun, bütün telefonlar kesilmiş olsun,
şeklinde ortaya çıktı. Ertesi gün yapılacak
açıklamalar için arkadaşlar çalışmalar yaptı. Büyük
bir ketumiyet içerisinde gizlilik içerisinde çalıştık. O gün çok
büyük heyecan yaptık.
ÖZEL KALEM MÜDÜRÜNÜN HABERİ YOKTU
Benim en yanımdakiler bile benim, özel kalemim bile endişeliydi.
Türkiyeyle anlaştığımı bilmiyordu. Diplomat Uluçevik
o günlerde adadaydı ve Ankaraya gidecekti. Özel kalemim, Uluçevike size
çok gizli bir şey söyleyeceğim, Denktaş beyin bir planı
var, yarın ayrı devlet ilan edecek, acaba Türkiyeye zararı yok
mu? söylemiş, ben bunu çok sonra öğrendim. Ben buna hem
kızdım benim en sadık insanım benim gizli addettim bir şeyi
ve Türkiyeden de gizli addettiğim bir bilgiyi veriyor, ama Türkiyeye,
Anavatana bağlılığı sadakati, aman Türkiyeye bizim
atacağımız bir adımın zarar vermemesi içinse ifşa
etmesini de takdir ettim.
ADA: 14 Kasım akşamının hikâyesi nedir, neler
yapıldı?
DENKTAŞ: 14 Kasım gecesi meclisteki tüm muhalefet milletvekilleri
liderleri de yemekte hazırdı. Güle oynaya yedik içtik, ondan sonra
sizi karakaşınıza, kara gözünüze davet etmedim dedim.
Yarın böyle bir kararımız var, sebebi de budur diye uzun boylu
anlattık. Zaten yemekte Kıbrıs meselesinden başka bir
şey de konuşulmadı. Yemekte hep
karşılaştığımız sorunlar nedenleri
konuşuldu. Biz Cumhuriyeti kuracağımızı açıklar
açıklamaz büyük bir öfkeyle, nasıl yaparsınız diye
üzerimize geldiler.
DOKTORUN GÖZLERİ DOLDU
Ertesi gün sabah herhalde daha iyi düşündüler, oy birliğiyle bu
işi geçirdiler. Çok mutlu olmuştum. Dr. Küçük
hastalığının son günlerindeydi. Ben onu özel olarak davet
ettim. İkisi de rahmetli oldu, Dr.Küçük, Osman Örek, ben ve Nejat Konukta
zannedersem yanımızda tüm halka, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin
ilan edildiğini, devletten artık vazgeçme niyetimizin
olmadığını, açıkladım. Dr.Küçükün gözleri
doldu, o kısık sesiyle, Bugünü de gördüm ya artık gözlerim
arkada kalmaz dedi.
ADA: Yemek bittikten sonra neler yaptınız?
Denktaş: Arkadaşlar ayrıldıktan sonra bütün endişem
ertesi gün mecliste muhalefet hayır oyu mu verecek ne yapacak?
şeklindeydi. Büyük endişem vardı. Yattım uyuyamadım.
Kalktım kitap okudum, biraz kuran okudum, Allaha dua ettim. O gün sabah
leyin çok erken kalktım. Sarayönü denen Atatürk meydanında kadar
şöyle bir kendi arabamla, kendi başıma bir dolaştım.
Niçin yaptığımı da bilmiyorum. Galiba insanların gelip
gelmediğini görmek için yaptım. Girne kapısında büyük bir
hareket gördüm. Gelip kahvaltı yaptım, kahvaltıdan hemen sonra
doktoru (DR. Fazıl Küçük) alıp meclise gittik.
DR. FAZIL KÜÇÜK; TÜRKİYESİZ ADIM ATMA
60taki dengeyi ortaklardan biri hükümet olmuş diğerini toplum
olarak, muhafaza edecekler mümkün değil, anlaşma olmaz görüşünü,
çok eskiden taşımaya başladım. Bu dengeyi bizim
bulmamız lazım. 1 yıl önceydi, bu sıkıntı, bu
düşünceyle, Dr.Küçükü ziyaret ettim. Kendisine bu düşünceyi
anlattım. O tecrübeli, kurt politikacı, bir lider, bana ilk
sorduğu şey Türkiye ne der?. Türkiye o zamanlarda bu fikirde
değildi. Türkiye şimdilik desteklemez ama sen ve bunu ısrarla
ortaya atarsak belki destekletiriz dediğimde Türkiyesiz adım atma
tavsiyesinde bulundu. Haklıydı böylelikle bir yıl daha beklemek
zorunda kaldık.
MAKARIOS DÖNÜYOR
1975e dönüldüğünde, Makarios sürgünde ve Melih Esenbel bana telefon etti.
Dedi ki, Amerika ve İngiltere Maraiostan bıktı, usandı.
Kıbrısa göndermek istiyorlar ve bizden de izin istiyorlar. Ne
dersiniz? biz izin vermeyi düşünüyoruz. Ben ise cevap verdim, Amerika,
İngiltere ve diğerleri Makariosu hala meşru
cumhurbaşkanı olarak algılamaktadır. Hâlbuki biz sizinle
beraber 63ten beri bunun darbeci Makarios, kanundışı Makarios,
anayasa dışı Makarios olduğunu söylüyoruz. Eğer
Makariosu sizin izninizle Kıbrısa gönderirlerse,
Kıbrısın cumhurbaşkanı dönmüş olacak. Size de
teşekkür edecekler, gereğini yaptınız buyurun gidin diye.
Ne yapmamız gerektiğini sordu, devlet ilan edelim dedim.
Geldiği hafta, biz ayrı devlet ilan edelim. Makariosta, dünya da
görsün ki bizim ve Kıbrısın Cumhurbaşkanı
olmadığı görülsün.
TÜRKİYE BU SAFHADA BUNU KALDIRAMAZ
Olur mu öyle şey dedi. Birkaç saat sonra beni aradı dedi ki
haklısın bir şey yapmak lazım, ama federe devlet deyin
dedi. Şimdi adınız Türk yönetimidir federe devlet deyiniz.
Federasyon yok federe devletinin anlamı var mı? diye sordum.
Denktaş bey! Adınızın içine bir devlet mevhumu
sokuyorsunuz, Rumları davet edin onlarda kendi taraflarını
federe devlet yapsınlar ve tezimiz federasyon olduğuna göre, o zaman
iki federe devlet, federasyonu konuşsun dedi.
Ayrı devlette ısrar edince, Türkiye bu safhada bunu kaldıramaz
ifadelerini kullandı. O zaman Türkiyeye silah ambargosu devam etmekteydi,
biz Türkiyenin kaldıramayacağı bir yükü, Türkiyeye
yükleyemeyiz bu yüzden federe devleti ilan ettik. Akabinde Pakistan, Şah,
İran gibi 17 İslam ülkesini, Ürdün kralı da dahil olmak üzere
ziyaretlerde bulundum. Kral, Şah, başbakanlar tarafından kabul
gördüm.
BÜTÜN YARDIMI KESERİZ
Bir İslam toplumu özerkliğini kazandı diyorlar bizde kendilerine
federasyon yapacağız diyoruz. Biz tanınma yoluna bu nedenle
giremedik. Görüşmelere sadık kaldık, Türkiye sadık
kaldığı, Türkiye görüşme yoluyla dediği için
tanınma yoluna çıkamadık. 1983te biz cumhuriyeti ilan eder
etmez, Bangladeş bizi 24 saat içinde derhal tanıdı. 24 saat
içinde ABD karşılarına geçti. Eğer devam ederseniz bütün
yardımı keseriz dedi. Ve bu fakir ülkede bunları durdurdu.
Pakistan devam edecekti, diğerleri devam edecekti dolayısıyla
onlarda ellerini geri çektiler.
ADA: Neden 15 Kasım?
Denktaş: İlter Türkmenle kararlaştırdık. Türkiyede
cunta askeri hükümet gidecek yerine sivil idare gelecek Everen Paşa
çıkıyor, yerine Özal gelecek, o devrede yapalım ki gelen
hükümetin suçu addedilmesin. Dünya tarafından giden hükümet yaptı
addedilsin. Öyle de oldu. Rahmetli Özal kendisine bir oyun oynadık gibi
algıladı. Adama ne yapılıyor ne ediliyor diye
söylememişler ve bir süre Kıbrıs meselesine soğuk
baktı anladıktan sonra işin gerçeğini o soğukluk
kalktı. Diplomatik maceralarda bu gibi yol kazaları olabiliyor.
ADA: Cumhuriyetin kurulacağını kimler biliyordu ?
STAR
KIBRIS 20/06/09
![]()
Türkiyeye imtiyazlı ortaklık
verilmesiyle ilgili Fransız-Alman tezinin ve TC Başbakanı
Erdoğan ile derin devlet arasındaki uzlaşının, Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyası
kaygılandırdığı iddia edildi.
Politis, Kıbrıs Sorunu ve Türkiye-AB İlişkileri İle
Lefkoşa İçin Zor Sonbahar ABde Altı Aylık Sınav
başlıklı haberinde, Rum Yönetiminin, önceki gün başlayan
Avrupa Konseyi toplantısı çerçevesinde; Kıbrıs sorunu ve
Avrupa-Türkiye ilişkilerindeki gelişmeler konusunda önümüzdeki
altı ayı renklendirmesi beklenen zorlukları göğüslemeyi
metotlamakta olduğunu haber verdi.
Gazete, çok iyi kaynaklara dayandırdığı haberinde, Rum
Yönetiminin, Ağustos ayı itibarıyla başlayacak ve
Türkiyenin Güney Kıbrısa yönelik yükümlülüklerinin, Avrupanın
hazırlayacağı ilerleme raporu temelinde gözden geçirilmesi ve
Avrupa Konseyinin nihai kararını almasıyla Aralık
ayında tamamlanacak olan dönemdeki zorlukların bilincinde
olduğunu yazdı, özetle şöyle devam etti:
Ancak zorluklar, öngörülen sorunlar, tehdit ve baskılar
soğukkanlılık ve hükümetin; Avrupalı ortaklarıyla
ilişkileri ve görüşleri konusunda Kıbrıs sorununda
kazandığı itibarının korunmasını gerektirir.
Çabalar, hakemlik ve takvimlerle ilgili önerilerden kaçınma üzerinde
yoğunlaşıyor ancak çözüm olmaması durumunda hedef,
sorumluluklardan kaçınmaktır. Bu zor Avrupa çevresinde; Türkiyeye
imtiyazlı ortaklık verilmesine ilişkin Fransız-Alman tutumu
ile tam üyelik yönünde, Lefkoşanın yoğunlaştırmakta
olduğu icraatlarının yarattığı durum ciddi bir
rol oynayacak.
Kıbrıs sorununun çözümü stratejisi de Türkiyenin Avrupa
ihtirasına dayanıyor, dolayısıyla daha olumlu
değişiklikler olması yönünde ümitler var. Tayyip
Erdoğanın artık Kıbrıs sorununu yönetmekte olan derin
devletle başarmış göründüğü uzlaşıyla ilgili
şu ana kadarki bulgular da ekstra karışıklık demek
oluyor. Aynı çevreler, Türk Avrupa perspektifinin teşviki canlı
kalmasının durumu çok daha kolaylaştıracağına
işaret ediyorlar ancak bütün olasılıklar açık duruyor.
STAR
KIBRIS 20/06/09
![]()
Ara bölgede bulunan Variseia köyünün Muflon
yaban keçileri, ender doğası, bitki örtüsü BBCnin One Planet
programına konu oldu.
Mike Williamsın sunduğu programda, 1974de boşaltılan Rum
köyünde 300 muflon keçisi, güvercin, tilki, kuş çeşitleriyle köyün
doğa cenneti olduğu kaydedildi.
Mihrişah Safa
KUZEY Kıbrısta ara bölgede bulunan doğa cenneti Variseia köyü,
ender rastlanan adaya özgü boynuzlu Muflon keçileri ile BBCnin ünlü belgeseli
One Planete konu oldu.
Perşembe akşamı BBC World Servicede ekrana gelen yarım
saatlik programı sunan Mike Williams, 1974deki harekat öncesi köyün
boşaltılmasından sonra köyde yaşamın durduğunu,
eski yaşama dair herşeyin etrafta bulunduğunu belirterek, Ara
bölgede kalan ve insan yaşamayan bu yer, şimdi yepyeni, farklı
görüntüsüyle belgeleniyor. Burası ender doğa örtüsü, vahşi
doğası ve hayvanların serbestçe dolaştığı
tepeleriyle bulunmaz bir yer yorumunda bulundu.
Akdenizin bu köşesindeki kervan geçmez köyde koyun, kuzulara kimsenin
karışmadığı, koyunların adeta köyü ettiği
belirtilerek, Hayvanlara yasağın bulunmadığı,
özgürce geliştikleri bu köyün ne yazık ki acıklı bir öyküsü
var denildi. 1974de adaya Türk askerleri geldikten sonra köyde yaşayan
Kıbrıslı Rumların 24 saatlik uyarıyla evlerinden
ayrılmak zorunda kaldıklarını, daha sonra da köyün ara
bölgede kaldığını belirten BBC, BM Gelişme
Programı görevi için adada bulunan Nicolas Jarraudun şu sözlerine
yer verdi;
Bu bölge yeşil hat olarak adlandırıldı. Çünkü asker
haritada ayrımı çizerken yeşil kalem kullanmıştı.
Lefkoşada ara bölgede Türk ve Rumlar birkaç metre arayla
ayrılmasına rağmen burada doğada bu uzaklık yer yer 7
kilometreyi buluyor. Variseia köyü de adanın kuzeyinde bu koridorda.
Burası gerçek bir yeşil alan. Tüm dünyaya da adını
aldığı gibi gerçek bir yeşil alan olduğunu göstermek
istiyoruz.
Doğa şahaseri, yeşil koridorun kuş çeşitleri,
sayıları 300ü bulan Muflon yaban keçileri, fare, koyun ve
kuzuların bir zamanlar insanların yaşadığı
yerlerde, rahatça hayatlarını sürdürdüğüne değinen
programda, Prof. Niyazi Kızılyürek, adada BM adına doğa
üzerine çalışan Salih Gücelin görüşlerine de yer verildi.
Muflon keçilerini kamerasıyla görüntüleyen Gücel, 18 tanesini sıra
sıra yürürken görüntülediğini, binlerce fotoğraf almasına
rağmen halen yine değişik enstantane peşinde olduğunu
dile getirdi.
Doğa bilimcisi, kuş uzmanı Iris Charalambidou, köye özel izinle
birkaç kere gittiğini, doğa yaşamının bu kadar
çeşitli ve zengin oluşunun da insan ayağının mümkün
olduğu kadar az değmesine borçlu olduklarını belirterek,
Köye ve bölgeye gelmek öyle sanıldığı gibi kolay
değil. Bu erişememe durumu, köyün özelliğinin en büyük faktörü
dedi.
Programda, köyden ve muflon keçilerinden değişik görüntüler ekrana
taşındı. Dünyanın birçok yerinde felaketler, savaşlar,
işgallerle insan aktivitesinin kesildiği yerlere gönülsüz park
adı verildiğini kaydeden BBC, Doğanın köyü ele geçirmesi
öyle hızlı olmadı.. Yavaş yavaş herşey
gelişti. Paslı otomobiller, plastik şişeler hala bugün bile
ortada yorumunda bulundu.
STAR
KIBRIS 20/06/09
![]()
Rum polisi ve gümrük memurlarının
önceki gün Güney Kıbrısın çeşitli yerlerinde 3 bin kilonun
üzerinde Türk menşeli kiraz saptayarak el koyduğu bildirildi.
Rum tarafında kirazın kilo fiyatının 7-8 Euro olması
dolayısıyla bazı kişilerin KKTC üzerinden Güneye; çok daha
ucuz olan Türk menşeli (Antalyadan) kiraz naklederek ya Rum veya Yunan
menşeli diye sattıkları, böylece verdikleri paranın kat be
kat fazlasını kazandıkları ileri sürülüyor.
Rum polisinin Türk kirazı satan dükkan sahiplerine dava okuduktan sonra
mahkeme gününe kadar serbest bıraktığına işaret eden
Fileleftheros gazetesi, bazı dükkan sahiplerinin sorguları
sırasında, kirazları edinmek için Kıbrıslı
Türklerle işbirliği yaptıklarını itiraf ettiklerini de
savundu.
STAR
KIBRIS 20/06/09
Hunt for illegal cherries turns up
even more contraband
By Stefanos Evripidou
MORE TURKISH cherries are
on the market than initially found, warned Commerce Minister Antonis
Paschalides yesterday as investigations continued into the illegal import of
2.7 tonnes of cherries from Turkey into the free areas via the north.
Paschalides told reporters that there were more quantities of illegally
imported Turkish cherries than those originally found in Larnaca on Thursday.
The authorities were on alert to find the remaining contraband cherries, he
added.
Three people were arrested on Thursday in connection with charges of illegally
importing 2,700kg of cherries from Turkey to Cyprus.
The island-wide hunt for the illegal cherries began on Wednesday when Customs
and police officials found and confiscated boxes of unlabelled cherries in the
Dromolaxia municipal market believed to have come from Turkey via the north.
More cherries were found at another warehouse, reportedly labelled as coming
from Olmuk Antalya.
More fruit shops and warehouses were searched as investigations spread across
the government-controlled areas, leading to the confiscation of 260 boxes of
cherries in total.
One man was remanded for five days in connection with charges of possession and
trading in contraband goods and fraudulently avoiding duties while two more
people were also arrested.
Paschalides called on members of the public had to keep their eyes wide open
and report suspect cases to the authorities. He noted that it was impossible to
claim that the cherries were produced in the north when it was known that the
north does not produce cherries, especially of such quantity.
Meanwhile, DISY deputy for Famagusta, Kyriacos Hadjiyiannis claimed that an
illegal packaging company at Pergamos was supplying products to very large
companies in the free areas.
He further claimed that Turkish products were entering the
government-controlled areas through Zodia and making their way to Paphos before
being distributed to the rest of the island.
STAR
KIBRIS 20/06/09
English: a global language of opportunity
By Stefanos Evripidou
BRITISH High Commissioner
Peter Millett has announced the establishment of a branch of the education
charity, English Speaking Union (ESU), in Cyprus.
Millet said he was a bit surprised that the establishment of a Cyprus branch
has taken so long, given the importance of the use of English language on the
island.
Noting that education is a really strong strand in the relationship between UK
and Cyprus, Millett highlighted that there are now more than 10,000 Cypriot
students at British universities, counting for more than one per cent of the
population, while the British Council handles around 55,000 examinations a
year.
The ESUs main purpose is to foster international understanding and friendship
through the use of the English language.
English is in common use throughout this island and I hope that this branch
can be used to bring people together with a common purpose in this modern age,
said Millett.
Director General of ESU Valerie Mitchell said she was delighted to be in Cyprus
and welcome it as the 51st country to join the ESU family which first began
in 1918.
Above all, we are an education charity, and it is under this banner of
education that we feel we are forming the strongest links today. As Nelson Mandela
says education is that golden thread which weaves the nations of the world
together, said Mitchell.
The ESU gives opportunities to people in different countries and we shall be
reaching out to Cyprus whenever we can, she added.
Mitchell noted that English was a global language of opportunity for young
people today, adding however, that the ESU completely respects the autonomy of
other languages and those who use them and strongly supports linguistic
diversity with all the colours and cultures that it brings with it.
Garo Keheyan, Chairman of the ESU Cyprus branch said the ESU has a very wide
geographical spread on every continent in the world.
Its a wonderful opportunity for Cyprus to participate in another
international network, so Cypriots can meet and interact with people from all
over the world.
The Cyprus branch will be officially launched on Monday, with 40 overseas
delegates from 11 international ESU branches attending the reception at the
British High Commissioners Residence.
The launch ceremony will be opened by the British High Commissioner and the
First Lady of Cyprus Elsi Christofias.
Among the international programs in which Cypriots will be able to participate
through ESU are the Public Speaking Competition, which the ESU Cyprus branch
has already sponsored a Cypriot participant to speak in London in May on the
subject of Regeneration and Renewal, the International Relations Summer
Conference to be held in Oxford in August which a Cypriot journalist will
attend and the Globe Education Cultural Seminar for Teachers at Shakespeares
Globe where a Cypriot English professor will also participate.
CYPRUS
MAIL 20/06/09