ATAD′da savunmada pasif kalındı

KKTC′nin Oramslara tapuyu veren makam olarak davaya müdahil olması gerektiğini ifade eden Taner Erginel, böyle yapılmayarak, savunmanın Oramsların arkasına gizlenerek yapıldığı izlenimi verildiğini belirtti.
Erginel′in HALKIN SESİ Genel Yayın Yönetmeni Emin Akkor′un sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
ATAD kararının sizce başka hatalı yönleri var mı?
Maalesef vardır. Sorunlardan biri de tüzüğün amacından saptırılmış olmasıdır. 44/2001 sayılı tüzüğün amacı, bir AB ülkesinde verilen mahkeme hükmünün diğer AB ülkelerinde icrasıdır. AB′nin gittikçe tek devlete veya bir federasyona dönüştüğü dikkate alındığında tüzüğün mantıklı ve yararlı bir tüzük olduğu söylenebilir. Ne var ki Rum Yönetimi, AB′ye girdikten sonra tüzüğü bu yararlı amaç için kullanmak yerine çok farklı bir amaç için, KKTC ekonomisini çökertmek, KKTC′yi tasfiye etmek ve KKTC′ye egemen olmak için kullanmaya teşebbüs etmiştir. AB Tüzüğü’nü kendi siyasi hedeflerine ulaşmak için bir araç olarak kullanmaya çalışmıştır. Bu, hukukun amacından saptırılması; belli bir amaç için oluşturulan hukukun, başka bir amaç için kullanılması anlamına gelmektedir. ATAD bu konuda Rum Yönetimi ile aynı doğrultuda hareket etmiştir.  Davada aktif bir savunma yapılsa bu sapmaya fırsat verilmeyebilirdi.
Savunmada pasif davranıldığını mı söylemek istiyorsunuz?
Evet, bunu söylemeye çalışıyorum. Daha kötüsü, bir saptırmanın da KKTC′den geldiği kanısındayım. Oramslar birçok yabancı gibi KKTC yasalarına uygun hareket ederek ev sahibi olmuş bir aile. Onların KKTC yasalarına ve tapularına güvenmekten başka bir kusurları yok. Oramsları dava etmek aslında KKTC′deki hukuk düzenini ve KKTC′yi dava etmektir. Böyle bir durumda KKTC′nin ilk fırsatta ortaya çıkıp davaya katılması ve KKTC′deki hukuk düzeninin yasal olduğunu ve başka bir ülke mahkemesinin bu konuyu tartışmaya hakkı olmadığını öne sürmesi gerekiyordu. KKTC′deki hukuk düzenini geçmişe dönük olarak yok saymanın insan haklarını ihlal edeceği öne sürülmeliydi. Bunlar gibi KKTC′nin öne sürebileceği, fakat Oramsların öne süremeyeceği temel argümanlar vardı. Bu iddiaların öne sürülmemesi davada bir eksiklik oluşturmuştur. KKTCnin Oramsların arkasına saklanarak savunma yaptığı görüntüsünü yaratmıştır.
Bir davada adil sonuç alabilmek için anlaşmazlığın özünü mahkemenin önüne getirmek ve gerçek sorunu tartışmak gerekir. Bu yapılmadığı zaman çarpık bir sonuç çıkması kaçınılmazdır. Nitekim Orams davasında ATAD davaya katılmayan ve kendini gereği gibi savunmayan KKTC′yi tasfiye etmiş ve KKTC halkını Rum yönetimi ile halkının tutsağı haline getirmiştir. Kendini savunan Oramsların da işini zorlaştırmakla birlikte İngiltere′deki evlerini kurtarmaları için açık kapı bırakmıştır.
Özetle önümüzde, amacından saptırılan bir tüzük ve gerçek anlaşmazlığı tartışmayan bir yargılama bulunmaktadır.
Kıbrıslı Türklerin ATAD kararından sonra AB ülkelerinde tutuklanabileceğini söylediniz. Suç ve cezalardaki yasal durum nedir?
2001 yılında hukuk davalarına ilişkin anlaşmanın hemen arkasından 2002 yılında AB ülkeleri suç ve cezalarla ilgili de bir anlaşmaya vardılar. Bu anlaşmada bir AB devletinde verilen tutukluluk veya hapislik emrinin diğer AB ülkelerde fazla formaliteye takılmadan uygulanmasını kabul ettiler.
Amaç, hukuk davalarındaki amacın aynı idi. AB′nin zamanla bir tek devlete dönüşmesi öngörüldüğü için bir ülke mahkemesinin verdiği kararın diğer ülkelerde kolaylıkla takibi ve sanığın tutuklanarak infaz veya yargılanmak için kararı veren ülkeye götürülmesi düşünülü-yordu. Diğer taraftan ciddi olmayan suçlarda başvuru yapılarak sistemin tıkanmasının önüne geçilmek istenmiştir. Bu nedenle ′Avrupai Tutukluluk Emri′ denilen bu uygulamanın yapılabilmesi için işlendiği iddia edilen suçun 1 yıldan fazla bir cezayla cezalandırılabilen bir suç olması gerektiği kabul edilmiştir. Hapis cezası verilmişse verilen cezanın 4 aydan fazla olması gerektiği kabul edilmiştir.
2004 yılında AB′ye giren Kıbrıs Rum Yönetimi bu düzenlemeleri hazır buldu. Fakat, amacı AB′nin bu olanaklarından yararlanmak değil egemenliğini Kuzey’e yaymaktı. Bu nedenle 2006 yılında yasalarında değişiklikler yaparak karşılaşacağı engelleri ortadan kaldırmaya çalıştı.
Fasıl 154 Kıbrıs Ceza Yasası′nda taşınmaz mallara ilişkin suçlar Rum Yönetimi′nin amaçları açısından yetersizdi. Yasanın 303. maddesinde bir taşınmaz malın hileli olarak satılması suçu düzenlenmiş olmakla birlikte bu kanıtlanması çok zor olan bir suçtu. Bu nedenle Rum Yönetimi bu maddeyi değiştirerek Kuzey’de kalan eski Rum mallarını geliştirmeyi, kullanmayı, kiralamayı, satmayı ve bu fiillere aracılık yapmayı suç haline getirdi. Bu suçlara 7 yıla kadar hapislik cezası öngördü. 
Yapılan değişiklikten sonra KKTC′de yaşayan hemen herkes suçlu haline geldi ve hemen herkesin AB ülkelerinde tutuklanarak yargılanmak için Güney’e götürülme olasılığı doğdu. ATAD ise tutuklanan kişilerin öne sürebileceği savunmayı ortadan kaldırdı.
Ceza davalarının hukuk davalarından tek farkı hukuk davalarında birey olarak her Rum′un mahkemeye başvurma olanağı bulunmasına karşılık, suçlarda Rum savcılığının devreye girmesinin gerekli olmasıdır. Savcılık ise, Rum Yönetimi′ne bağlıdır. Acaba Rum Yönetimi eline geçen bu silahı kullanacak mı? Kullanacaksa ne zaman kullanacak? Bu konuda tahminde bulunmak herkesin kendi takdirine kalmış bir husus.

Yarın: KKTC, Orams davasına katılsa ne gibi iddialar öne sürebilecek?

HALKIN SESI 06/07/09

 

 

Sınır kapısından ve işsizlikten dertli

Adım Adım Beldelerimiz′ Hazırlayan: İbrahim DALOĞLU

 

 

 

 

 

 

 

1974 öncesi, Pergama adıyla bilinen Beyarmudu, konumu itibarıyle her zaman sıkıntılı günler geçirmekte. Beyarmudu köyünün yerleştiği arazinin büyük bir kısmı İngiliz Üsleri toprağı olması nedeniyle ülkemizde bulunan sınır kapılarından dolayı üsler toprağında evi ve işyeri olanlar sıkıntı yaşıyor.
Güney′de çalışan işcilerimizin 1974 sonrası kullandığı kapılardan biri olan Beyarmudu Sınır Kapısı nedeniyle hem hareketli hemde sıkıntılı günler geçiren bir belediyemiz Beyarmudu.
YEDİ KÖYE HİZMET
1980 öncesinde Mağusa Kaymakamlığı′na bağlı encümen olan Beyarmudu 1980 yılında Belediye oluyor. İlk Belediye başkanı olan Muammer Kasapoğlu′nun 1980-86 yılları arasında iki dönem görev yaparken 1986-2006 yılları arasında ise tam 5 dönem Hüseyin Beyar belediye başkanlığı görevini yürüttü. 2006 yılından itibaren ise İlker Edip Beyarmudu Belediye başkanı olarak hizmet vermekte. İlke edip 1994 ile 2006 yılları arasında ise Asbaşkan olarak belediyede görev yapmış, deneyimli bir başkan.
Geçtiğimiz yıl uygulamaya konulan yerel yönetimler yasasıyla birlikte hizmet verdiği köy sayısı 7′ye ulaşan Beyarmudu Belediyesi şu anda başta Beyarmudu olmak üzere, Türkmenköy, Köprülü, İncirli, Güvercinlik, Düzce köylerine her türlü belediye hizmetlerini götürürken, Pile′ye de kısmi olarak belediye hizmetini sunmakta.
Belediye kapsamında olan köylerle birlikte yaklaşık 4500 civarında vatandaşımıza hizmet veren Beyarmudu Belediyesi bünyesinde şu anda 38 personel görev yapmakta. Bu personel sayısı 2006 öncesinde de ayniydi.
Beyarmudu Belediyesi hudutları içinde resmi devlet dairelerinden birçoğunun şubesi bulunurken, özellikle ana yol üzerinde bulunan büyüklü küçüklü marketler dikkat çekiyor. Nüfusun çoğunluğunu işci ve memurun oluşturduğu Beyarmudu′nda gerek ülkemizde gerekse dünyada yaşanan ekonomik kriz nedeniyle işsizlik hat safhaya ulaşmış durumda.   
ALT YAPI ÇALIŞMALARI HIZ KAZANDI
Kısa bir tanıtımın ardından belediye başkanı İlker Edip ile Beyarmudu Belediyesi′nin verdiği hizmetler, projeler ve sıkıntıları hakkında yaptığımız söyleşimize geçiyoruz.
Beyarmudu Belediye Başkanı Edip, 2006 yılı öncesinde genelde alt yapı çalışmalarının devam ettiğini ve bu çalışmaların kendisinin göreve geldikten sonra da sürdüğünü ifade etti.
Göreve geldikten sonra, kültürel ve sosyal alanda çalışmalar ile projeler yaparak vatandaşlara hizmet vermeye çalıştığını belirten İlker Edip, bu bağlamda Beyarmudu ve çevresi köyleri gençliği için bir halı saha ve atıcılar için bir Atış Poligonunu hizmete sunduklarını, ayrıca yaşlılara Hala Sultan ve Karpaz gezilerini her yıl düzenlediklerini kaydetti.
Özellikle alt yapı çalışmalarının son iki yılda hız kazandığını söyleyen Edip, özellikle kendilerine bağlanan İncirli, Güvercinlik, Çayönü, Türkmenköy ve Köprü köylerine çocuk parklarının yapıldığını, İncirli′ye yeni bir düğün salonu yapıldığını, Çayönü düğün salonunun genişletildiğini ve diğer köylerdeki düğün salonlarının ışık sisteminin yenilendiğinin altını çizdi.
Elektrik konusunda önemli çalışmalar yapıldığını anlatan İlker Edip, başta tüm yerleşim yerlerinin aydınlatmalarının elden geçirildiğini daha sonra ise güçlendirildiğini kaydetti. Bunların yanında Beyarmudu köy içi trafo binası devreye sokulduğunu ve Beyarmudu köyü içme suyu kuyularıyla, Türkmenköy yedek içme suyu kuyusuna ve Beyarmudu Organize Hayvancılık bölgesi ile ağıllarına elektriğin bağlandığını ilave etti.
SUSUZLUK İÇİN 300 TONLUK SU DEPOSU İNŞASI SÜRÜYOR
Yıllardır bölgede yaşanan susuzluk sorununu gidermek için çalışmalar yaptıklarını belirten Beyarmudu Belediye Başkanı Edip, Beyarmudu′na yeni 300 ton kapasiteli su deposunun inşasının sürdüğünü, ayrıca Çayönü′ne içme suyu hattının devreye konulduğunu söyleyerek şu anda belediyeye bağlı tüm köylerde 24 saat kesintisiz su alındığını vurguladı.
Sağlık hizmetlerinin bölge halkına ulaşması için hastaların Akdoğan Sağlık Merkezine ulaşımını sağlamak için belediye olarak her türlü gereksinimi karşıladıklarını ifade eden Edip, Çayönü′ne bir sağlık ocağı binası açıldığını bunun yanında tüm köylerde temizlik, badana ilaçlama rutin olarak yapılırken, tüm ağıllar ilaçlanıp, tüm haşerelerle mücadelenin sürekli yapıldığını kaydetti.
İlker Edip, Beyarmudu Belediyesi′nin kendi bünyesindeki yıllardır süren sorunların başında gelen  çalışanların İhtiyat Sandığı ve Sigorta borçlarının kapatıldığı bununla birlikte belediyenin borçsuz hale getirildiğini, bu arada işçilerinde sendikalaştığını belirti. Beyarmudu Belediyesi′nin dünyaya açılımını da sürdürdüğüne değinen İlker Edip, Türk Dünyası Belediyeler Birliği′ne üye olduğunu ve birlikle beraber geçtiğimiz yılki Ramazan aylarında Türkmenköy ve Beyarmudu′nda iftar yemeği verildiğini, bu arada Sarıyer Belediyesi ile kardeş belediye olunduğunu da sözlerine ekledi.
Sportif alanda da bölgedeki tüm spor kulüplerine gereken maddi ve manevi desteğin verildiğinin altını çizen Edip geleneksel olarak düzenlenen Bel-Sen Futbol Turnuvası′nda Beyarmudu Belediyesi takımının şampiyonluk kupasını aldığını vurguladı
Belediyenin çalışmalarını ve bölgedeki gelişmeleri aylık olarak bölge halkına aktarmak için belediye gazetesini çıkararak tüm köylere dağıttıklarını da kaydeten Edip, bu yıl için Beyarmudu′nda bir kültür festivali düzenlemek için çalışmalarının sürdüğünü de açıkladı.
YEREL GELİRLER ÇOK DÜŞÜK
Yaptıkları çalışmaların daha iyi olması için uğraştıklarını söyleyen İlker Edip ancak yerel gelirler yeterli geliri bulunmamasının en büyük sıkıntıları olduğunu dile getirerek, özellikle büyük belediyelerin 100 metrelik bir yol boyunda topladığı aydınlatma, su, temizlik gibi harçları ancak bir köyden toplayabildiklerine işaret etti.
Edip, 2006 yılı öncesinde belediyelere verilen kişi başı desteğin 2006 yılında yapılan nüfus sayımı sonrası düştüğüne dikkat çekerek, "Geçmişe göre devletin kişi başına verdiği destek % 50 oranında azaldı. Bu da bizim gibi küçük belediyeleri zora soktu" dedi.
Lefkoşa, Mağusa, İskele gibi büyük belediyelere göre sanayi ve emlak vergilerinin çok düşük olduğuna işaret eden İlker Edip, Beyarmudu Belediyesi′nin hudutları içinde bir tek  sanayi kuruluşu olarak Ektam Dolum tesislerinin olduğunu söyledi. Bunun yanında emlak vergilerinin ise bölgenin birçok yerleşim yerinin Türk koçanlı olmaması nedeniyle tahsis olarak verildiğinde buralardan emlak vergisini alamadıklarını ifade etti.
Şu an için aylık belediye gelirlerinin 30 bin TL civarında olduğunu açıklayan İlker Edip, bu gelirle bölgeye yatırım yaparak geliştirmenin zor olduğunu söyleyerek özellikle Mesarya bölgesinde bulunan belediyelere daha fazla katkı yapılması için bir düzenleme yapılmalı" dedi.
Geçtiğimiz yıl uygulamaya konan yerel yönetimler ile ilgili değişiklik yasasının Beyarmudu Belediyesine pek bir kazanç sağlamadığını ifade eden Edip, çünkü bu yasada değişmesi gereken bazı maddeler olduğunu bunların değişmesi halinde daha faydalı olacağını söyledi. Özellikle büyük belediyelerin yapılan yeni yasa ile emekli personel yükünden kurtulmasına karşın kendileri gibi küçük belediyelere yaramadığının altını çizdi.
BÖLGEDE İŞSİZLİK EN BÜYÜK SIKINTI
Beyarmudu Belediye Başkanı İlker Edip, dünyada baş gösteren ekonomik kriz yanında ülkemizde ve Güney Kıbrıs′ta yaşanan ekonomik kriz nedeniyle bölgedeki işsiz sayının her geçen gün arttığına vurgu yaparak bu konuda devletin bir an önce çare bulması gerektiğini söyledi.
Edip, Beyarmudu köylülerinin en büyük sınıtısının ise köyün İngiliz üslerine sınır olmasından kaynaklandığını belirtti. Köy halkının büyük bir kısmının evlerinin üs topraklarında olması nedeniyle burada bulunan sınır kapısını kullanmak zorunda kaldığını ve bu kapıda yapılan yoklamalardan rahatsızlık duyduklarını ifade etti. İlker Edip "Avrupa′da şu anda ikiye bölünmüş tek belediye Beyarmudu′dur. Zira Lefkoşa bile Lokmacı Kapısının açılması birleşti. Ancak biz halen ayrıyız" diyerek sıkıntıyı dile getirdi.
Beyarmudu Belediyesi′nin buradaki sınır kapısı nedeniyle hem KKTC polisi, hem İngiliz üsleri yetkilileri hem de BM ile muatap olduğuna dikkat çeken Edip, herkesin ortak noktası kendileri olduğuna vurgu yaptı.
Bundan sonra yapmayı planladıkları projeleri konusuna da değinen Beyarmudu Belediye Başkanı İlker Edip, yeni bir belediye binasının öncelikleri arasında olduğunu, zira projesinin hazırlandığını ancak geçmiş hükümetin engeline takıldığını kaydetti. Belediye binası yapılmak istenen arazinin 23 yıl boyunca belediyeye tahsisi edilmesine karşın sunulan proje sonrasında bu arazinin kendilerinden alındığını anlattı.
Bir diğer projelerinin ise çok amaçlı bir salonu Beyarmudu′na kazandırmak istediklerini söyleyen İlker Edip, bu salonda çeşitli kültürel etkinlikler yapmayı planladıklarını kaydetti.
Artık alt yapı çalışmalarını tamamlamak üzere olduklarına dikkat çeken Edip bundan sonra kültür sanat etkinlikler ile sosyal etkinliklere daha fazla önem vereceklerini vurguladı.
Belediye Başkanlığı için yapılacak önümüzdeki yılki yerel seçimlerde aday olacağını da bizim gazetemizden açıklayarak röpörtajımızı tamamladık.
Vatandaş ne söyledi:
Bülent Söylemez:
1990 yılında vatani görevimi yaparken geçirdiğim beyin kanaması nedeniyle özürlüyüm ve 3 kez ameliyat oldum. Şu anda bir yerde çalışmıyorum. Sadece Kanserliler yararına bilet satıyorum. Ancak defalarca devlete başvurmama rağmen yeterli sosyal yardım alamadım.

Kahvedeki halk:
Beyarmudu köyü ve çevre köyler şu anda işsizlikle boğuşuyor. Gördüğünüz gibi kahvehanede onlarca kişi işsiz bir vaziyette vakit geçiriyor. Yeni hükümette yaşanan bu işsizliğe bir çare bulmasını bekliyoruz...

HALKIN SESI 06/07/09

 

Kıbrıs’ta görüşler farklı!

Amerika Dışişleri Bakanı Yardımcısı Philip Gordon, Kathimerini gazetesine demeç verdi Amerika Dışişleri Bakanı Yardımcısı Philip Gordon, iki taraf arasında gerçek farklılıklar bulunduğunu ve Kıbrıs sorununun çözümü için yoğun çabalara ve kararlı uzlaşmalara gereksinim olduğunu söyledi.
   Gordon, haftalık Kathimerini gazetesine verdiği söyleşide, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik diyalog masasında, çözümü bulmakta kararlı olduklarını gösteren iki liderin bulunmasının da önemli olduğunu belirtti.
   ABD’nin ve uluslararası toplumun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasındaki görüşmelerden neden iyimser oldukları şeklindeki bir soru üzerine Gordon, iki toplum liderinin, yıllardır süren zor bir konu olan Kıbrıs sorununu çözmek için doğrudan müzakerelerde bulunmasının cesaret verici olduğunu belirtti. İki taraf arasında gerçek farklılıklar bulunduğunu söyleyen Gordon, ancak iki liderin masada olmalarının ve çözüm için ciddi ve yüz yüze konuşmalarının cesaret verici ve olumlu bir adım olduğunu ifade etti.
   “Olumlu adım”dan bahsederken Talat ile Hristofyas’ın selefleri Denktaş ve Papadopulos’un tutumunun aksini mi kastettiği şeklindeki bir soru üzerine Gordon, çözüm için kararlı olan iki lider arasındaki doğrudan müzakerelerin, bu gidişata o kadar da bağlı olmayan liderlerin durumundan, çok daha iyi bir durum olduğunu söyledi.
   ABD’nin Türkiye’yi “Kıbrıs” ile olan Gümrük Birliği’ni uygulaması için “cesaretlendirip cesaretlendirmeyeceği” sorusu üzerine Gordon, bu konuya çözüm bulunmasını görmek istediklerini, bu konunun; Türkiye’nin AB ile olan katılım müzakerelerinde engel teşkil ettiğini ifade etti. Gordon bunun; çok önemli ve çok ciddi bir şekilde göğüslenmesi gereken bir konu olduğunu söyledi. Gordon, kendilerinin konuya direkt taraf olmadığını, sadece taraflarla konuşmalarının ve somut adımlar atılması için bazı kişileri cesaretlendirmelerinin mümkün olduğunu, ancak nihayetinde bunun AB ve Türkiye’yle ilgili bir konu olduğunu belirtti. Gordon sözlerinin devamında, “Elbette ki en iyi şey Kıbrıs sorununun çözümü olurdu, zira eğer bu, yıl sonundan önce sağlanırsa, gemi ve limanlar konusu da çözümlenecek” şeklinde konuştu. Gordon, Kıbrıs sorununda çözüm olmaması durumunda, bu çıkmazın sonlanmasına imkan sağlayacak başka yolların var olmasını da ümit ettiklerini ifade etti.
   “Annan Planı’nın ölü olup olmadığı” şeklindeki bir soru üzerine Gordon, bu planın öldüğüne inandığını, söz konusu planı taraflardan birinin ret ettiğini anımsattı. ABD’nin 2004 yılında Annan Planı’nı desteklediğini anımsatan Gordon, ancak bunun o zaman olduğunu, Annan Planı’nın artık masada bulunmadığını söyledi.
   “Türk askerinin adada işgal kuvveti mi yoksa sadece bir mevcudiyet mi?” şeklindeki soru üzerine Gordon, konuya müdahil taraflardan bazılarının Türkiye’yi “işgal kuvveti” olarak addettiğini, Türkiye’nin adada askeri “mevcudiyet” olarak görüldüğünü belirtti. Türk askerinin ne olarak addedileceği konusunda tartışmaya girilmesinin yararlı olmayacağını söyleyen Gordon “ancak adadaki kuvvetlerin azaltılması daha iyi olurdu” şeklinde konuştu. Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün kuvvetlerin azaltılmasına imkan sağlayacağına şüphe bulunmadığını da söyleyen Gordon, her görüşülen çözüm planında Türk askeri kuvvetlerinin azaltılmasının da görüşüldüğünü ve bunu başarmak istediklerini belirtti.

Limanlar konusu da çözülecek!

   Türk limanlarının Kıbrıs Rum gemilerine açılması konusunun Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinde engel teşkil ettiğini belirten Gordon, "Bu, AB'nin bir konusu olmakla birlikte, ABD'nin de son derece önemle ele aldığı ciddi bir konudur. Bu sorun, en iyi biçimde, Kıbrıs sorununa kesin bir çözüm bulunmasıyla çözümlenebilir. Kıbrıs sorununun yıl sonuna kadar çözümlenmesi limanlar konusunu da çözecek ve Türkiye'nin AB üyelik müzakereleri de sürdürülebilecek. Eğer Kıbrıs sorununda çözüm olmazsa limanlar konusundaki çıkmazın ortadan kalkmasına yardımcı olacak başka biçimde bir ilerleme kaydedileceğini umuyoruz" diye konuştu.
  ABD'nin bu konuda elinden gelen yardımı yapmaya hazır olduğunu belirten Gordon, "Limanların açılması konusunun çözümlendiğini görmek istiyoruz. Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerini birçok ülke gibi biz de destekliyoruz. Biz bu konuyla doğrudan ilgili değiliz. Ancak taraflarla konuşabilir ve çeşitli girişimler için cesaretlendirebiliriz. Taraflar, bu konuda ilerleme kaydedilmesinin ilgililerin hepsinin çıkarına olacağını anlamalıdırlar" dedi.

KIBRIS 06/07/09

 

Karpaz satılığa mı çıktı

Kıbrıs’ta Rum ve Türk tarafı arasında gerçekleşecek toprak pazarlıkları sırasında çekişmeye sahne olacak Dipkarpaz bölgesi internet üzerinden satışa çıktı. Uluslararası İngiliz emlak şirketi Top-Invest İnternational 15 milyon 500 bin İngiliz sterlinine Karpaz’da toplam 1280 dönüm arziyi satışa çıkardığını açıkladı.

KKTC’de yayınlanan Yenidüzen gazetesi satışa çıkarılan arazilerin devlet arazisi olduğunu yazdı. KKTC İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanı İlkay Kamil, VATAN’a böyle bir olaydan haberdar olmadıklarını belirterek, “Yasamıza göre yabancılara arazi satışı, bakanlar kurulundan geçer, böyle bişey olsaydı haberimiz olurdu. Bu yolla yabancıya mal satmak yasaktır” dedi. 178 dönüm eşdeğere karşı alınmış özel mülk ve 1100 dönüm devlet arazisini 15 milyon 500 bin sterlin karşılığında pazarlayan şirket, internette bölgenin yarısına inşaat yapılabileceğini vurguluyor.

Emre DİNER / VATAN LEFKOŞA

KIBRIS POSTASI 06/07/09

 

Nereden, nereye! Ve Talat’ın huyu!

Milliyet Gazetesi'nin Kıbrıs Temsilcisi Sefa Karahasan ''Nereden, nereye! Ve Talat’ın huyu!'' başlıklı yazısında son MGK kararını yorumladı. Karahasan, ''Ne var ki, aslında Kıbrıs’ın bir “çözüme” değil, bir “anlaşma”ya ihtiyacı var'' diye yazdı. Karahasan'ın yazısı şöyle:

Nereden, nereye! Ve Talat’ın huyu!

Kıbrıs’ta KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Talat ile GKRY Başkanı Sayın Hristofyas, “çözüm” görüşmelerini sürdürüyor!

Ne var ki, aslında Kıbrıs’ın bir “çözüme” değil, bir “anlaşma”ya ihtiyacı var.

Öte yandan, görüşmelerle ilgili olarak, “çözüm” adı altında, bir “çözülme”ye doğru gidişin yaşandığı endişeleri de hakim.

Bu endişelere aslında ciddi bir “hayal kırıklığı” da eşlik ediyordu.

Tâ ki, salı günü yapılan tarihi Milli Güvenli Kurulu’ndan (MGK) çıkan bildiriye kadar.

Talat ile Hristofyas arasında yürütülmekte olan görüşmelerin, Ankara’da “yeteri kadar” ilgiyle izlenmediği düşünülüyordu. Çok kritik bir MGK bildirisinde, Kıbrıs’ta çözüm parametrelerine “tekrar” vurgu yapılması, bu hayal kırıklığını “hafifletti”

“Hafifletti”, çünkü aslında MGK yıllardır yapılan açıklamaları sadece “tekrarlamıştı...”

Kıbrıs konusu, öyle bir noktaya geldi ki, yıllardır duyduğumuz anlaşma parametrelerinin “tekrar” vurgulanması bile “umut” oldu.

Nereden, nereye…

Ne deniyor bildiride; “Kıbrıs sorunun adil ve kalıcı biçimde çözüme kavuşturulmasının bölgede güvenlik, istikrar ve refahın sağlanabilmesi açısından önem arz ettiği; Türkiye'nin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde yürütülmekte olan kapsamlı çözüm müzakerelerini ve bu bağlamda Kıbrıs Türk tarafının yapıcı çabalarını desteklediği, çözümün; siyasi eşitlik, iki kesimlilik ve eşit statüde iki kurucu devlete haiz yeni bir ortaklık çerçevesinde bulunması, garanti ve ittifak antlaşmalarının devamı, çözümün hukuki güvenlik ve kesinliğinin teminat altına alınması, ilgili tüm tarafların sürece zarar verecek yaklaşımlardan kaçınmaları ve Birleşmiş Milletler süreci ile parametrelerine sahip çıkmaları gerektiği vurgulanmıştır.”

MGK’dan çıkan sonuç, Kıbrıs’taki süreç için çok önem arz ediyor.

Özelde görüşmeleri yürüten KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Talat, genelde ise Kıbrıs Türk halkı bakımından.

Bunu açarsak; geçtiğimiz gün Kıbrıs Türk Emlakçılar Birliği Başkanı Hasan Sungur, Milliyet’e “emlak sektöründe yaşanan sıkıntılarla ilgili” çarpıcı bir açıklamada bulundu. Ülkede yaşanan emlak satışlarında, Türkiye’nin ve Türk askerinin büyük etkisi olduğuna işaret eden Sungur’un, “Yabancılara mülk satarken, ‘Türkiye burada. Türk askeri burada’ diye güvence veriyorduk. Ancak son dönemlerde yabancılara yönelik, ‘Türkiye KKTC’nin arkasında’ değil hissi yaratıldı. Bu çok kötü. Bizler, Türkiye’nin ve TSK’nın varlığına büyük önem veriyoruz” sözleri mutlaka dikkate alınmalı.

Son zamanlarda, Kuzey Kıbrıs’ta akil adamlar da, Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkını unuttuğu serzenişinde bulunuyor(du). Açık açık deklare edilmese de, kapalı kapılar ardında sorulan tek soru; “Türkiye bizim arkamızda değil mi?” oluyor(du). Buna bir de, “Talat görüşmeleri Türkiye’den habersiz yürütüyor. Rum lider ne isterse evet diyor” eleştirisi eklenince, “umutsuzluk” bağlıyor(du) her tarafı!

Umutsuzluk ortamını Cumhurbaşkanı Talat’ın açıklamaları da besliyor(du)

Talat, Rum liderle yaptığı görüşmelerden sonra, “çözüm” mesajları verirken, Rum Yönetimi’nden gelen açıklamalar tam tersini yansıtıyor(du).

Rum Dışişleri Bakanı Kiprianu, Hürriyet’e yaptığı açıklamada, “Müzakereler ilerliyor, ama tempo çok ağır. O kadar ağır ki, hayal kırıklığı yaratıyor” derken, Talat, “yılsonunda gerçekleşecek çözümden” bahsediyor.

Rum Sözcü Stefanou, iki kurucu devleti kabullenemeyeceklerini söylüyor; Talat bu açıklamayı destekler mahiyette; “Ortaklık yüzde 50 Kıbrıs Cumhuriyeti, yüzde 50 KKTC şeklinde olmayacak” diyor.

Yani “eşitlik olmayacak”

Bunun yanında, Rum Yönetimi’ne yakın kaynaklar da, sürekli medya (Rum) aracılığıyla, çözümün “mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti”nin devamı olacağını bildiriyorlar.

İşte bu noktada; ortada “gizli anlaşma mı var?” sorusuna cevap aranırken MGK’dan açıklanan bildiri elbette ki pek çok kesim tarafından “umut” olarak değerlendirildi.

Bir de, Kıbrıslı Türk gazeteci-yazar Hasan Kahvecioğlu’nun Talat’la ilgili yazdığı yazıyı okuyunca(1) süreçle ilgili olarak endişe yaşamamanız imkansız hale geliyor...

Kahvecioğlu, Talat’la ilgili olarak ne diyor, “Talat’ın eskiden beri inatla sürdürdüğü bir “huyu” var... Apaçık biçimde herkesin önünde söylediğini, zora girince hemen inkar eder... “Ben böyle birşey demedim” der.”

İşte, endişemiz de bundan.

KIBRIS POSTASI 06/07/09

 

Talat Simerini'ye konuştu

Simerini Talat’la söyleşi yaptı. Talat,"Yerleşmiş tezlerimiz var, değiştirmemiz kolay değil" dedi.Simerini Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la yaptığı söyleşiyi “Mehmet Ali Talat Kartlarını SİMERİNİ’ye Açtı ve ‘5 Ay İçerisinde Plan Geliyor’ Diyor -Uluslar Arası Katılım ve Hakemlik ile Çözümden Söz Ediyor, Türkiye’nin Garantilerinde Israr Ediyor” başlık ve spotlarıyla manşetten yayınladı.

Cumhurbaşkanı Talat’ın bu söyleşide Kıbrıs sorununda “özellikle açıklayıcı olduğunu, bütün kartlarını açtığını ve her şey hakkında konuştuğunu” yazan gazete, Talat’ın; yılsonuna kadar çözüm planının ortaya çıkacağını söyleyerek, her şeyin al-ver prosedürü aracılığıyla tamamlanacağı beklentisini ortaya koyduğunu kaydetti.

Gazete, Kıbrıs sorununun uluslar arası unsurun katılımı ve hakemlik olmadan çözülemeyeceği tezini ortaya koyan Talat’ın “Kendi başımıza çözüm bulamayız” ifadesini kullanarak Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’a tamamen karşı çıktığını belirtti.

Gazeteye göre Talat Avrupa Birliği’nin garantörlüğünü sert şekilde reddediyor ve Türk garantilerinde ısrar ediyor. Talat “Türkiye’den başka kimsenin garantörlüğüne güvenmiyoruz” da dedi.

“Plan geliyor… Al-Ver’e geçeceğiz”

Talat’ın çözüm olması durumunda bütün göçmenlerin yurtlarına geri dönmeyeceklerini de söylediğini belirten gazete, Nikolas Markandonis imzalı söyleşide Talat’a; 10 aylık müzakerelerden sonra kaydedilen ilerlemeden memnun olup olmadığının sorulduğunu kaydetti.

Talat, bunun; yanıtlanması çok zor bir soru olduğuna işaret ederek şunları söyledi:

“Bazen, meselenin olumlu tarafına baktığımda ilerlemenin tatmin edici olduğunu söylüyorum. Ancak bazen da görüşler arasında uçurum bulunan bazı noktalar görüyorum, bu durumlarda da kaydedilen ilerlemenin hayal kırıcı olduğunu düşünüyorum. Bazı konularda ilerleme kaydettik, ancak bazılarında farklı görüşlere sahibiz. Fakat şuna işaret edilmesi gerekir ki; tarihte ilk kez iki lider, iki taraf, bir anlaşma hazırlıyor. Şimdi elimizde; anlaşmalar, görüş ayrılıkları, taraflarca sunulan önerilerden oluşan çok sayıda belge var. Ortak belgelerdir. Bu da ilk kez olan bir şeydir ve sonunda, bütün bu belgeleri içerecek bir anlaşmaya vardığımızda, o zaman plan ortaya çıkacak. Diğer bir deyişle iki taraf ilk kez kendi çözümünü hazırlıyor.”

Şu ana kadar kaydedilen ilerleme ortada olduğuna göre bu çözüm planının ne zaman ortaya çıkacağına inandığı sorulduğunda “Beklentim, her şeyin yılsonuna kadar tamamlanacağıdır” yanıtını veren Talat “Bunun mümkün olduğuna inanıyor musunuz?” sorusuna karşılık ise şunları söyledi:

“Neden mümkün olmasın? Kıbrıs sorununun bütün başlıklarının ilk okumasını neredeyse tamamladık. Tezlerimizi biliyoruz, anlaşmazlıklarımızı biliyoruz. Dolayısıyla şimdi ikinci ve üçüncü okumaya -isterseniz ‘al-ver aşaması’ deyin- geçiyoruz. Ben zamanın yeterli olduğunu düşünüyorum”

Hakemlik olmadan zor

Rum Yönetimi Başkanı’nın, çözümün Kıbrıslılardan geleceğini çok kez ifade ettiği hatırlatılarak kendisinin bu konudaki yaklaşımı sorulan Talat “Bu konudaki görüşümü biliyorsunuz” dedi ve şöyle devam etti:

“Bu görüşümü açıkça söyledim ve Hristofyas’ın buna katılmadığını da biliyorum. Benim görüşüm; Kıbrıslılar için Kıbrıslılardan çözümün bir noktaya kadar geçerli olduğu şeklindedir. Bir noktaya kadar... Ve o noktadan sonra uluslar arası yardım ve sonunda –elbette kendi görüşüme göre- hakemlik istememiz gerekir. Bu olmadan çözüme ulaşmamız çok zordur. Bu benim kişisel görüşümdür.”

Markandonis’in “Yani Kıbrıslıların kendi başlarına çözüme ulaşabilecek yeterliliğe sahip olmadıklarını ve başkalarından yardım istemeleri gerektiğini mi söylüyorsunuz?” şeklinde üstelemesi üzerine Talat şunları söyledi:

“Pek çok ve farklı nedenlerden dolayı benim görüşüm şöyledir: Tezlerimiz var, yerleşmiş tezler.  Bu tezlerin değişmesi kolay değildir. Nasıl değişmelerini istersiniz? Dolayısıyla olumlu bir müdahale olmadan, farklı görüşlerin üzerine köprü kurulmadan çözüm mümkün değildir. Bu yaklaşık 45 yıldır devam eden ve her iki tarafın da artık yerleşmiş bazı tezleri olan bir sorundur. Çözümü kendi başımıza bulamamamızın ana nedeni de budur.”

Masaya haritalar koyamayız

“Toprak” başlığı müzakerelerinde olup bitenlerin ve bu başlıkta ilerleme olup olmadığının sorulmasına karşılık Talat “Önemli bir ilerleme olmasını beklemiyoruz. Görüş, bu başlıkla ilgili görüşlerimizi ortaya koymamızdı” dedi, şunları ekledi:

“Müzakere masasına harita koyamayız, bunu en başta net şekilde ortaya koydum. Çünkü böyle bir şey Kıbrıslı Türkler arasında sorunlara, tepkilere ve hayal kırıklığına yol açar. Dolayısıyla, haritalar üzerinden müzakerelere başlamak yerine, önce toprağın nasıl çözülebileceğine ilişkin kriter ve fikirlerimizi sunma konusunda anlaştık. Bu nedenle harita üzerinde görüşmeden önce -ki mantıken bu (prosedürün) sonunda olacak- anlaşma olması söz konusu değildir. Sorunun çözüleceğinden emin olmadan müzakere masasına harita getirmemiz yardımcı olmazdı. Ancak anlaşmaya yakın olduğumuz sonucuna ulaştığımızda, o zaman bunu görüşmemiz gerekir.”

Markandonis Talat’a “Sayın Talat basında çoğu kez yer aldığı için soruyorum; Kıbrıslı Rumlar için özellikle manevi değeri olan Salamis, Apostolos Andreas Manastırı ve Apostolos Barnabas Manastırı gibi bölgeleri iade etmeye hazır mısınız?” sorusunu da yöneltti. Cumhurbaşkanı Talat şu yanıtı verdi:

“Bizim için çözümün temel unsuru iki bölgeliliktir. Birleşik Cumhuriyet’e sahip olacağımız andan itibaren herhangi bir bölgeyi Kıbrıs Rum tarafına iade etmemiz şart değildir. Bu gerekli değildir, çünkü manevi değeri olan bütün bu bölgelerde dolaşım serbest olacak. Kıbrıslı Rumlar kilise ve manastırları, Kıbrıslı Türkler de Güney’deki camileri kullanacaklar. Bu nedenle bazılarının neden böyle düşündüklerini anlayamıyorum. Bir yandan yeniden birleşme fikrini savunurken, bir yandan da, böyle bir konuyu gündeme getirdiklerinde yeniden birleşmeyi gerçekten desteklemiyorlar gibi oluyor.”

Güzelyurt konusunda yorum yok

Kıbrıs Türk basını kaynak gösterilerek Başbakan Derviş Eroğlu’nun Güzelyurt’un kırmızıçizgi olduğunu söylediği hatırlatılarak bu görüşe katılıp katılmadığı sorulan Talat “Bu konuda hiçbir yorum yapmak istemiyorum” dedi, şöyle devam etti:

“Ancak orada olduğum için, Sayın Eroğlu’nun tam da böyle demediğini söylemek isterim. Kıbrıs Rum tarafı kendi kırmızıçizgilerini çektiği için bizim de kırmızıçizgilerimizi çizmemiz gerektiğini söyledi. Ancak yineliyorum; bu konu üzerinde konuşmadığımız için hiçbir yorum yapmak istemiyorum.”

Toprakta oranlar bizim için o kadar da önemli değil

Talat’a “O zaman; oranlardan söz edersek; bize, sizin kırmızıçizgilerinizin neler olduğunu söyleyebilir misiniz?” sorusunu yönelten Markandonis şu yanıtı aldı:

“Toprak oranları konusunda geçmişte çok tartışıldı. Adayı yeniden birleştirmek istediğimize göre, bizim için oranların o kadar da büyük önemi yok. Yeniden birleştirilmiş bir ülke yaratmayı gerçekten istiyorsak, oranlar üzerinde durmak yerine bu hal çarelerinin yaşayabilirliği üzerinde durmamız daha iyi olur. Hiçbir şekilde rakamlar vermek de istemiyorum, çünkü müzakereler devam ediyor.”

Bütün göçmenler geri dönmeyecek

Kıbrıs sorununun zor başlıklarından birinin de “mülkiyet” olduğunu hatırlatan Markandonis, Talat’a “Malınızı zorla terk etmeye mecbur kalan bir göçmen olsaydınız, muhtemel bir çözümde malınızla ilgili ilk söz hakkına sahip olmamayı kabul eder miydiniz?” sorusunu da yöneltti. Talat “O yönden bakarsak, evet,  bazı göçmenler mallarını kaybederek acı çekti. Ancak bu 35 yıl önce oldu” vurgusunu yaptı ve şunları ekledi:

“Bugün ne oluyor? Bunca yıldan sonra yeni göçmenler mi yaratacağız? Göçmenler gerçekte ikinci ve hatta üçüncü defa göçmen olacak. Elde edeceğimiz tek şey de yaraları kaşımak olacak, çünkü 35 yıl sonra; mülklerini kaybedenler bir şekilde rehabilite edildi. Şimdi ise; yine rehabilite edilmesi gerekecek yeni göçmenler yaratılacak. Kolay değildir ve yeni devlete, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ne büyük bir yük olacak. Devletin çözmesi gerekecek bir sorun olacak. Şunu söylemek isterim, bütün göçmenlerin mallarına geri dönmeleri mümkün değildir. Bazıları evet dönecek, bazıları tazmin edilecek. Mülkiyetin çözüm çerçevesi her zaman buydu. Bir göçmenin, içerisine bazı daireler inşa edilmiş malını geri istediğini, bu talebinin karşılanması için de 10 veya 25 ailenin evlerinden çıkarılmak zorunda olduğunu düşünün. Bu mantıklı mı? Dünyanın herhangi bir yerinde böyle bir şey oldu mu?”

Markandonis Talat’a, “AB’nin Kıbrıslı Türkler ve Rumlar için garanti olacağını” savunarak, hal böyle iken üçüncü tarafların garantörlüğünün tartışılmasının neden gerekli olduğunu da sordu. Sözlerine “Bu görüşü paylaşmıyoruz ve zannederim bunu biliyorsunuz. AB’nin bizi garanti edebileceğini kabul etmiyoruz” diyerek başlayan Talat şöyle devam etti:

“Avrupa Birliği çoğu kez Kıbrıslı Rumlar lehine taraf tutuyor. Bu nedenle Kıbrıslı Türkler AB’ne güvenemezler, Türkiye’den başka kimsenin garantörlüğüne de güvenmezler. Dolayısıyla garantilerin devamı Kıbrıslı Türkler için özellikle önemlidir.”

Markandonis’in, böyle bir şeyin Rumlar tarafından “Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesinin devamı” olarak algılanabileceğini savunması üzerine Talat şunları söyledi:

“Sıcak temas olmazsa hiçbir müdahale olması söz konusu değildir. Bu da hiçbir şekilde, Kıbrıslı Rumlar için tehdit teşkil etmez. Çünkü toplumlardan birinin diğerine karşı bazı gizli gündemleri olmadığı andan itibaren hiçbir müdahalenin olması söz konusu değildir. AB’de de Kıbrıslı Rumlardan saldırı bekleyip beklemediğimi sorduklarında, kendilerine; böyle bir şeyin olacağına inanmadığımı söylüyorum. Devamla, ‘garantilere ne ihtiyacınız var’ diye soruyorlar. O zaman da kendilerine ‘yeni kan dökülmesi söz konusu olmadığına göre garantilerle sorununuz nedir’ karşılığını veriyorum. Geçmiş, bu söylediğime ciddi bir göstergedir. 1963’ten 1974’e kadar çatışmalar olmasına rağmen Türkiye müdahale etmedi. Yalnız 1974’te, darbeden sonra, Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması ihtimali nedeniyle Kıbrıslı Türkler çok zor duruma düştüklerinde müdahale etti. Türkiye yalnız o zaman müdahale etti. Dolayısıyla garantiler, kendilerini güvende hissedebilmeleri açısından Kıbrıslı Türkler için önemlidir. Şu da kesindir ki, sorun olmadan müdahale söz konusu olmaz.”

Yol tamir edilecek

Talat’a Yeşilırmak geçidinin ne zaman açılacağı da soruldu. Geçidin açılmasının, uzun ve tamir edilmesi gereken yolun tamirine bağlı olduğunu söyleyen Talat, Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu’nun daha önce 7 aydan söz ettiğini hatırlattı, ancak kendisinin, tamir çalışmalarının 3-5 ayda tamamlanacağı kanaatinde olduğunu söyledi.

Markandonis’in, Yeşilırmak geçidinin açılması için 5 ay gerekli ise Kıbrıs sorununun yılsonuna kadar çözülmeyeceği, çözüm olsa bile Yeşilırmak geçidinin çözümden önce açılamayacağının düşünülebileceği yorumu üzerine ise Talat şunları söyledi:

“Hayır, durum öyle değil. Çözüm olsa da olmasa da yol şu veya bu şekilde tamir edilecek.  Dolayısıyla, ne olacağından bağımsız olarak yolu tamir edeceğiz. Yani yol; ister çözümden önce ister çözümden sonra tamir edilmelidir. Barikatın açılmasından önce anlaşmaya varırsak bu istisnai bir gelişme olacak. Çözüme daha önce ulaşamazsak ve daha çok zamana ihtiyaç duyarsak o zaman önce barikat açılacak. Ancak her iki durumda da elimizde bir şey olacak.”

Başkan ve başkan yardımcısının seçilmesi

Markandonis “Yönetim” başlığında, iki tarafın görüşleri arasında en derin uçurumun var göründüğü yorumunu yaparak Talat’a “Birleşik Kıbrıs’ın Başkan ve Başkan Yardımcısı’nın doğrudan halk tarafından seçilmesini neden kabul etmiyorsunuz?” diye sordu. Bu modelin, daha önceki müzakerelerde hiç gündeme getirilmediğine dikkat çeken Talat şunları söyledi:

“Bugüne kadar söylenenlere göre iki toplumun iradesinin ayrı ayrı ifade edilmesi gerekir. Çünkü Kıbrıslı Türkler kendilerine, Rumlar da kendilerine ait bir devlette yaşıyorlar ve ezelden beridir kendi kararlarını kendi toplumları içinde alıyorlar. Kıbrıslı Türkler de Rumların, kendi iradelerine müdahale etmelerini kabul etmezler. Nüfus oranının yüzde 70 Rum-yüzde 30 Türk olduğu dikkate alındığında, bu; Başkan ve Başkan Yardımcısı seçimlerinde Kıbrıslı Türk liderin Rumlar tarafından seçileceği anlamına gelir. Yani Kıbrıslı Türk lider yüzde 70 tarafından seçilecek ki bu anlaşılmaz ve kabul edilemezdir. Bu devletin iki toplumluluk ve siyasi eşitlik niteliğine tamamen terstir. En başta, anlaşmanın iki toplumluluk niteliği olacağı üzerinde uzlaştık. Bu ne demektir? İki toplum bir araya gelecek ve birlikte çalışacak, her ikisinin de kendi karlarını alma hakları olacak demektir. Dolayısıyla böyle bir şey bu ilkeyi ihlal eder.”

Orams Davası

Talat’a, Orams davası karı da soruldu ve İngiliz yargısının Avrupa Toplumları Adalet Divanı kararını benimsemesi halinde müzakereleri terk edip etmeyeceği soruldu. Talat “O başka bir konu ve İngiliz yargısı herhangi bir karar alana kadar Kıbrıs sorununun çözülmesi beklentisi içindeyiz” yanıtını verdi. Markandonis’in “Ya, bu müzakerelerden önce olursa?” diye üstelemesi üzerine ise şunları söyledi:

“O zaman müzakereler için büyük sorun olacak. Bu kesindir. Çünkü aslında Kıbrıs Türk tarafının elini bağlamış olacak. Çünkü böyle bir karar bütün göçmenlerin mülklerine geri dönmeleri gerektiği hissini verecek. Bu İngiliz mahkemeleri tarafından kabul edilirse o zaman Kıbrıs Rum tarafı müzakerelerde esnek olamaz. Mülkiyet bu tür kararlarla çözülemez. Mülkiyetin çözüleceği çerçeve bu olursa o zaman müzakereler çöker. Bu siyasi bir sorundur ve siyasi imkânlarla çözülmelidir.”

Petroller ve Türkiye

Güney Kıbrıs’ın sözde “münhasır ekonomik bölgesi içerisinde hidrokarbon yatakları aramaları yapmakla ilgili egemenlik hakkı bulunduğunu” savunan Markandonis, BM Genel Sekreteri’ne mektup göndererek bu aramaların durdurulması için müdahale etmesi talebinde bulunduğunu hatırlattığı Talat’tan şu yanıtı aldı:

“Evet bunu yaptım çünkü müzakerelerde de, doğal kaynakların federal hükümetin yetkisi altında olması gerektiği konusunda anlaştığımıza inanıyorum. Dolayısıyla Kıbrıslı Türkler ve Rumlar bu bölgede müştereken çalışmalıdır. Ancak maalesef Kıbrıs Rum hükümeti bunun egemenlik hakkı olduğunu ve aramalara devam edeceğini iddia ediyor. Fakat bu haksızlıktır.”

Rum yönetiminin, “bu aramalardan çıkacak sonuçların Kıbrıslı Türklerin ve Rumların çıkarına olacağı” görüşünü ortaya koyduğunun hatırlatılmasına karşılık ise Talat “Bunun bir önemi yok. Çünkü bu düşmanca faaliyetlerle Kıbrıs Rum hükümetinden verilen mesajlar olumlu değildir. ‘Egemenlik hakkımızdır’ diyorlar…  Ben asla egemenlikten söz etmedim. Bunun, her iki tarafın da çıkarına olacağından, federal devletin çıkarına olacağından söz ettim. Bunu kabul edersek, o zaman neden çözüme az kala veya müzakereler sürerken araştırmaları sürdürüyorsunuz? Konuyla ilgili eleştirim budur. Bu konuyu müzakerelerin başında Hristofyas’la görüştük. Ancak ortak nokta bulma olasılığımızın olmadığını gördüğümde konuyu gündeme getirmeyi bıraktım. Ancak doğruyu ve adil olanı yapmıyor.”

Markandonis Talat’a “Bir egemenlik hakkını kullandığı için Kıbrıs’ı tehdit etmenin Türkiye’nin hakkı olduğunu mu düşünüyorsunuz?” sorusunu yöneltti, şu yanıtı aldı:

“Türkiye’nin kendi münhasır ekonomik bölgesi konusunda bazı farklılıkları var. Yine Türkiye, ilgili bütün tarafların, Akdeniz’deki bütün komşu ülkelerin bir araya gelmesi ve petrol aramaları konusunda ortak bir anlaşmaya varmaları gerektiğini savunuyor... Ve bu mantıkla Türkiye doğru ve kabul edilir bir şekilde davranıyor.”

Politis’e söyleşi vermedim

Nikolas Markandonis Cumhurbaşkanı Talat’ın POLİTİS gazetesine verdiği ve çözümle ortaya çıkacak devletin Kıbrıs Cumhuriyeti ve KKTC’nin karışımı olacağını, büyük bölümünün de Kıbrıs Cumhuriyeti’nden geleceğini söylediği savunulan söyleşisini okuduğunu belirterek; “İstediğiniz çözüm bu mu?” diye sordu.

POLİTİS gazetesine söyleşi vermediğini, bunun net olarak anlaşılması gerektiğini vurgulayan Talat şunları söyledi:

“Halkın Sesi gazetesinden gazetecileri kahvaltıya çağırdım ve kahvaltı sırasında sorularını yanıtlayarak olup bitenler, inandıklarım, Hristofyas’ın inandıkları ve genel olarak neler yaptığımızı izah etmeye çalıştım. Bu bilgilendirmenin büyük bölümü de ‘off the record’ (kayıt dışı) idi. Ancak maalesef gazetecilerimizden bir aldı ve sanki ben; Birleşik Kıbrıs’ın Kıbrıs Cumhuriyeti ve KKTC’nin karışımı olacağını söylemişim gibi yayınladı. Durum böyle değil.

Yeni devletin, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ve KKTC’yi ortadan kaldıracağımız anlamına gelmediğini, bir ortaklığa sahip olacağımız andan itibaren, bu ortaklığın, bazı unsurları önceki idareden, bazılarını da diğer idareden alacağını söyledim. Yani bu ortaklıkta, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bazı unsurları Kıbrıs Cumhuriyeti’nden, bazıları da KKTC’den olacak. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin BM’ye ve AB’ye yeniden üyelik başvurusunda bulunması gerekmeyecek. Bunu o bilgilendirmede de söyledim. Ancak, ne kastettiğimi izah ederken bazı örnekler verdim. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’yle ilgili olacak uluslar arası anlaşmalar üzerinde çalışacak bir komisyon oluşturulacağını söyledim. Yani Kıbrıs Rum tarafının bazı anlaşmaları ve Kıbrıs Türk tarafının bazı anlaşmaları birleştirilecek ve yeni düzen için onaylanacak. Bu yeni düzende anlaşmaların çoğunun Kıbrıs Cumhuriyeti’nden geleceği de kendiliğinden anlaşılan bir şeydir. Çünkü tanınmış devlettir ve bizden çok daha fazla uluslar arası anlaşma yapmıştır. Biz neredeyse bütün anlaşmalarımızı Türkiye’yle yaptık. Bunlar uluslar arası anlaşma sayılırsa, ortaya çıkacak yeni binaya entegre edilecek. Bunu söyledim. İki devletin yeni bir devlet oluşturacağını, yüzde 50’sinden fazlasının bir devletten, geriye kalanlarının ötekinden geleceğini asla söylemedim. Yaptığım açıklama böyle değil, Politis gazetesine hiçbir söyleşi vermedim.

KIBRIS POSTASI 06/07/09

 

AB ASLA…TÜRKİYE'DEN BAŞKASINA GÜVENMİYORUZ

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Güney’de yayımlanan Simerini’ye konuştu:

AB asla…Türkiye’den başkasına güvenmiyoruz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Güney’de yayımlanan Simerini Gazetesine verdiği özel demeçte,Kıbrıs Türkü’nün AB garantörlüğünü reddettiğini belirterek; “Türkiye’den başka kimsenin garantörlüğüne güvenmiyoruz” dedi.

Talat: “Tarihte ilk kez iki lider, iki taraf, bir anlaşma hazırlıyor. Şimdi elimizde; anlaşmalar, görüş ayrılıkları, taraflarca sunulan önerilerden oluşan çok sayıda belge var. Ortak belgelerdir. İki taraf ilk kez kendi çözümünü hazırlıyor”

“Müzakere masasına harita koyamayız, bunu en başta net şekilde ortaya koydum. Çünkü böyle bir şey Kıbrıslı Türkler arasında sorunlara, tepkilere ve hayal kırıklığına yol açar. Ancak anlaşmaya yakın olduğumuz sonucuna ulaştığımızda…”

“Adayı yeniden birleştirmek istediğimize göre, bizim için toprak oranların o kadar da büyük önemi yok. Yeniden birleştirilmiş bir ülke yaratmayı gerçekten istiyorsak, oranlar üzerinde durmak yerine bu hal çarelerinin yaşayabilirliği üzerinde duralım”


Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Kıbrıs Türkü’nün AB garantörlüğünü reddettiğini belirterek; “Türkiye’den başka kimsenin garantörlüğüne güvenmiyoruz” dedi.
Talat, Güney’de yayımlanan Simerini Gazetesine verdiği özel demeçte, “Tarihte ilk kez iki lider, iki taraf, bir anlaşma hazırlıyor. Şimdi elimizde; anlaşmalar, görüş ayrılıkları, taraflarca sunulan önerilerden oluşan çok sayıda belge var. Ortak belgelerdir. İki taraf ilk kez kendi çözümünü hazırlıyor. Müzakere masasına harita koyamayız, bunu en başta net şekilde ortaya koydum. Çünkü böyle bir şey Kıbrıslı Türkler arasında sorunlara, tepkilere ve hayal kırıklığına yol açar” diye konuştu.
Simerini Gazetesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la yaptığı söyleşiyi “Mehmet Ali Talat Kartlarını SİMERİNİ’ye Açtı ve ‘5 Ay İçerisinde Plan Geliyor’ Diyor -Uluslar Arası Katılım ve Hakemlik ile Çözümden Söz Ediyor, Türkiye’nin Garantilerinde Israr Ediyor” başlık ve spotlarıyla manşetten yayınladı.

TALAT KARTLARINI AÇTI

Cumhurbaşkanı Talat’ın bu söyleşide Kıbrıs sorununda “özellikle açıklayıcı olduğunu, bütün kartlarını açtığını ve her şey hakkında konuştuğunu” yazan gazete, Talat’ın; yılsonuna kadar çözüm planının ortaya çıkacağını söyleyerek, her şeyin al-ver prosedürü aracılığıyla tamamlanacağı beklentisini ortaya koyduğunu kaydetti.
Gazete, Kıbrıs sorununun uluslar arası unsurun katılımı ve hakemlik olmadan çözülemeyeceği tezini ortaya koyan Talat’ın “Kendi başımıza çözüm bulamayız” ifadesini kullanarak Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’a tamamen karşı çıktığını belirtti.


Gazeteye göre Talat Avrupa Birliği’nin garantörlüğünü sert şekilde reddediyor ve Türk garantilerinde ısrar ediyor. Talat “Türkiye’den başka kimsenin garantörlüğüne güvenmiyoruz” da dedi.

PLAN GELİYOR

Talat’ın çözüm olması durumunda bütün göçmenlerin yurtlarına geri dönmeyeceklerini de söylediğini belirten gazete, Nikolas Markandonis imzalı söyleşide Talat’a; 10 aylık müzakerelerden sonra kaydedilen ilerlemeden memnun olup olmadığının sorulduğunu kaydetti.


Talat, bunun; yanıtlanması çok zor bir soru olduğuna işaret ederek şunları söyledi:
“Bazen, meselenin olumlu tarafına baktığımda ilerlemenin tatmin edici olduğunu söylüyorum. Ancak bazen da görüşler arasında uçurum bulunan bazı noktalar görüyorum, bu durumlarda da kaydedilen ilerlemenin hayal kırıcı olduğunu düşünüyorum. Bazı konularda ilerleme kaydettik, ancak bazılarında farklı görüşlere sahibiz. Fakat şuna işaret edilmesi gerekir ki; tarihte ilk kez iki lider, iki taraf, bir anlaşma hazırlıyor. Şimdi elimizde; anlaşmalar, görüş ayrılıkları, taraflarca sunulan önerilerden oluşan çok sayıda belge var. Ortak belgelerdir. Bu da ilk kez olan bir şeydir ve sonunda, bütün bu belgeleri içerecek bir anlaşmaya vardığımızda, o zaman plan ortaya çıkacak. Diğer bir deyişle iki taraf ilk kez kendi çözümünü hazırlıyor.”
Şu ana kadar kaydedilen ilerleme ortada olduğuna göre bu çözüm planının ne zaman ortaya çıkacağına inandığı sorulduğunda “Beklentim, her şeyin yılsonuna kadar tamamlanacağıdır” yanıtını veren Talat “Bunun mümkün olduğuna inanıyor musunuz?” sorusuna karşılık ise şunları söyledi:
“Neden mümkün olmasın? Kıbrıs sorununun bütün başlıklarının ilk okumasını neredeyse tamamladık. Tezlerimizi biliyoruz, anlaşmazlıklarımızı biliyoruz. Dolayısıyla şimdi ikinci ve üçüncü okumaya -isterseniz ‘al-ver aşaması’ deyin- geçiyoruz. Ben zamanın yeterli olduğunu düşünüyorum”

HAKEMLİK OLMADAN ZOR

Rum Yönetimi Başkanı’nın, çözümün Kıbrıslılardan geleceğini çok kez ifade ettiği hatırlatılarak kendisinin bu konudaki yaklaşımı sorulan Talat “Bu konudaki görüşümü biliyorsunuz” dedi ve şöyle devam etti:
“Bu görüşümü açıkça söyledim ve Hristofyas’ın buna katılmadığını da biliyorum. Benim görüşüm; Kıbrıslılar için Kıbrıslılardan çözümün bir noktaya kadar geçerli olduğu şeklindedir. Bir noktaya kadar... Ve o noktadan sonra uluslar arası yardım ve sonunda –elbette kendi görüşüme göre- hakemlik istememiz gerekir. Bu olmadan çözüme ulaşmamız çok zordur. Bu benim kişisel görüşümdür.”
Markandonis’in “Yani Kıbrıslıların kendi başlarına çözüme ulaşabilecek yeterliliğe sahip olmadıklarını ve başkalarından yardım istemeleri gerektiğini mi söylüyorsunuz?” şeklinde üstelemesi üzerine Talat şunları söyledi:

YERLEŞMİŞ TEZLER VAR

“Pek çok ve farklı nedenlerden dolayı benim görüşüm şöyledir: Tezlerimiz var, yerleşmiş tezler. Bu tezlerin değişmesi kolay değildir. Nasıl değişmelerini istersiniz? Dolayısıyla olumlu bir müdahale olmadan, farklı görüşlerin üzerine köprü kurulmadan çözüm mümkün değildir. Bu yaklaşık 45 yıldır devam eden ve her iki tarafın da artık yerleşmiş bazı tezleri olan bir sorundur. Çözümü kendi başımıza bulamamamızın ana nedeni de budur.”

MASAYA HARİTA KOYAMAYIZ

“Toprak” başlığı müzakerelerinde olup bitenlerin ve bu başlıkta ilerleme olup olmadığının sorulmasına karşılık Talat “Önemli bir ilerleme olmasını beklemiyoruz. Görüş, bu başlıkla ilgili görüşlerimizi ortaya koymamızdı” dedi, şunları ekledi:
“Müzakere masasına harita koyamayız, bunu en başta net şekilde ortaya koydum. Çünkü böyle bir şey Kıbrıslı Türkler arasında sorunlara, tepkilere ve hayal kırıklığına yol açar. Dolayısıyla, haritalar üzerinden müzakerelere başlamak yerine, önce toprağın nasıl çözülebileceğine ilişkin kriter ve fikirlerimizi sunma konusunda anlaştık. Bu nedenle harita üzerinde görüşmeden önce -ki mantıken bu (prosedürün) sonunda olacak- anlaşma olması söz konusu değildir. Sorunun çözüleceğinden emin olmadan müzakere masasına harita getirmemiz yardımcı olmazdı. Ancak anlaşmaya yakın olduğumuz sonucuna ulaştığımızda, o zaman bunu görüşmemiz gerekir.”

TEMEL UNSUR: 2 BÖLGE

Markandonis Talat’a “Sayın Talat basında çoğu kez yer aldığı için soruyorum; Kıbrıslı Rumlar için özellikle manevi değeri olan Salamis, Apostolos Andreas Manastırı ve Apostolos Barnabas Manastırı gibi bölgeleri iade etmeye hazır mısınız?” sorusunu da yöneltti. Cumhurbaşkanı Talat şu yanıtı verdi:
“Bizim için çözümün temel unsuru iki bölgeliliktir. Birleşik Cumhuriyet’e sahip olacağımız andan itibaren herhangi bir bölgeyi Kıbrıs Rum tarafına iade etmemiz şart değildir. Bu gerekli değildir, çünkü manevi değeri olan bütün bu bölgelerde dolaşım serbest olacak. Kıbrıslı Rumlar kilise ve manastırları, Kıbrıslı Türkler de Güney’deki camileri kullanacaklar. Bu nedenle bazılarının neden böyle düşündüklerini anlayamıyorum. Bir yandan yeniden birleşme fikrini savunurken, bir yandan da, böyle bir konuyu gündeme getirdiklerinde yeniden birleşmeyi gerçekten desteklemiyorlar gibi oluyor.”

GÜZELYURT YORUMSUZ

Kıbrıs Türk basını kaynak gösterilerek Başbakan Derviş Eroğlu’nun Güzelyurt’un kırmızıçizgi olduğunu söylediği hatırlatılarak bu görüşe katılıp katılmadığı sorulan Talat “Bu konuda hiçbir yorum yapmak istemiyorum” dedi, şöyle devam etti:
“Ancak orada olduğum için, Sayın Eroğlu’nun tam da böyle demediğini söylemek isterim. Kıbrıs Rum tarafı kendi kırmızıçizgilerini çektiği için bizim de kırmızıçizgilerimizi çizmemiz gerektiğini söyledi. Ancak yineliyorum; bu konu üzerinde konuşmadığımız için hiçbir yorum yapmak istemiyorum.”

‘TOPRAK’TA O KADAR ÖNEMLİ DEĞİL

Talat’a “O zaman; oranlardan söz edersek; bize, sizin kırmızıçizgilerinizin neler olduğunu söyleyebilir misiniz?” sorusunu yönelten Markandonis şu yanıtı aldı:
“Toprak oranları konusunda geçmişte çok tartışıldı. Adayı yeniden birleştirmek istediğimize göre, bizim için oranların o kadar da büyük önemi yok. Yeniden birleştirilmiş bir ülke yaratmayı gerçekten istiyorsak, oranlar üzerinde durmak yerine bu hal çarelerinin yaşayabilirliği üzerinde durmamız daha iyi olur. Hiçbir şekilde rakamlar vermek de istemiyorum, çünkü müzakereler devam ediyor.”

HERKES GERİ DÖNMEYECEK


Kıbrıs sorununun zor başlıklarından birinin de “mülkiyet” olduğunu hatırlatan Markandonis, Talat’a “Malınızı zorla terk etmeye mecbur kalan bir göçmen olsaydınız, muhtemel bir çözümde malınızla ilgili ilk söz hakkına sahip olmamayı kabul eder miydiniz?” sorusunu da yöneltti. Talat “O yönden bakarsak, evet, bazı göçmenler mallarını kaybederek acı çekti. Ancak bu 35 yıl önce oldu” vurgusunu yaptı ve şunları ekledi:
“Bugün ne oluyor? Bunca yıldan sonra yeni göçmenler mi yaratacağız? Göçmenler gerçekte ikinci ve hatta üçüncü defa göçmen olacak. Elde edeceğimiz tek şey de yaraları kaşımak olacak, çünkü 35 yıl sonra; mülklerini kaybedenler bir şekilde rehabilite edildi. Şimdi ise; yine rehabilite edilmesi gerekecek yeni göçmenler yaratılacak. Kolay değildir ve yeni devlete, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ne büyük bir yük olacak. Devletin çözmesi gerekecek bir sorun olacak. Şunu söylemek isterim, bütün göçmenlerin mallarına geri dönmeleri mümkün değildir. Bazıları evet dönecek, bazıları tazmin edilecek. Mülkiyetin çözüm çerçevesi her zaman buydu. Bir göçmenin, içerisine bazı daireler inşa edilmiş malını geri istediğini, bu talebinin karşılanması için de 10 veya 25 ailenin evlerinden çıkarılmak zorunda olduğunu düşünün. Bu mantıklı mı? Dünyanın herhangi bir yerinde böyle bir şey oldu mu?”

AB RUMLARDAN YANA

Markandonis Talat’a, “AB’nin Kıbrıslı Türkler ve Rumlar için garanti olacağını” savunarak, hal böyle iken üçüncü tarafların garantörlüğünün tartışılmasının neden gerekli olduğunu da sordu. Sözlerine “Bu görüşü paylaşmıyoruz ve zannederim bunu biliyorsunuz. AB’nin bizi garanti edebileceğini kabul etmiyoruz” diyerek başlayan Talat şöyle devam etti:
“Avrupa Birliği çoğu kez Kıbrıslı Rumlar lehine taraf tutuyor. Bu nedenle Kıbrıslı Türkler AB’ne güvenemezler, Türkiye’den başka kimsenin garantörlüğüne de güvenmezler. Dolayısıyla garantilerin devamı Kıbrıslı Türkler için özellikle önemlidir.”
Markandonis’in, böyle bir şeyin Rumlar tarafından “Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesinin devamı” olarak algılanabileceğini savunması üzerine Talat şunları söyledi:

SICAK TEMAS OLMAZSA

“Sıcak temas olmazsa hiçbir müdahale olması söz konusu değildir. Bu da hiçbir şekilde, Kıbrıslı Rumlar için tehdit teşkil etmez. Çünkü toplumlardan birinin diğerine karşı bazı gizli gündemleri olmadığı andan itibaren hiçbir müdahalenin olması söz konusu değildir. AB’de de Kıbrıslı Rumlardan saldırı bekleyip beklemediğimi sorduklarında, kendilerine; böyle bir şeyin olacağına inanmadığımı söylüyorum. Devamla, ‘garantilere ne ihtiyacınız var’ diye soruyorlar. O zaman da kendilerine ‘yeni kan dökülmesi söz konusu olmadığına göre garantilerle sorununuz nedir’ karşılığını veriyorum. Geçmiş, bu söylediğime ciddi bir göstergedir. 1963’ten 1974’e kadar çatışmalar olmasına rağmen Türkiye müdahale etmedi. Yalnız 1974’te, darbeden sonra, Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması ihtimali nedeniyle Kıbrıslı Türkler çok zor duruma düştüklerinde müdahale etti. Türkiye yalnız o zaman müdahale etti. Dolayısıyla garantiler, kendilerini güvende hissedebilmeleri açısından Kıbrıslı Türkler için önemlidir. Şu da kesindir ki, sorun olmadan müdahale söz konusu olmaz.”

YOL TAMİR EDİLECEK

Talat’a Yeşilırmak geçidinin ne zaman açılacağı da soruldu. Geçidin açılmasının, uzun ve tamir edilmesi gereken yolun tamirine bağlı olduğunu söyleyen Talat, Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu’nun daha önce 7 aydan söz ettiğini hatırlattı, ancak kendisinin, tamir çalışmalarının 3-5 ayda tamamlanacağı kanaatinde olduğunu söyledi.

BAŞKAN VE YARDIMCISI

Markandonis “Yönetim” başlığında, iki tarafın görüşleri arasında en derin uçurumun var göründüğü yorumunu yaparak Talat’a “Birleşik Kıbrıs’ın Başkan ve Başkan Yardımcısı’nın doğrudan halk tarafından seçilmesini neden kabul etmiyorsunuz?” diye sordu. Bu modelin, daha önceki müzakerelerde hiç gündeme getirilmediğine dikkat çeken Talat şunları söyledi:
“Bugüne kadar söylenenlere göre iki toplumun iradesinin ayrı ayrı ifade edilmesi gerekir. Çünkü Kıbrıslı Türkler kendilerine, Rumlar da kendilerine ait bir devlette yaşıyorlar ve ezelden beridir kendi kararlarını kendi toplumları içinde alıyorlar. Kıbrıslı Türkler de Rumların, kendi iradelerine müdahale etmelerini kabul etmezler. Nüfus oranının yüzde 70 Rum-yüzde 30 Türk olduğu dikkate alındığında, bu; Başkan ve Başkan Yardımcısı seçimlerinde Kıbrıslı Türk liderin Rumlar tarafından seçileceği anlamına gelir.”

ORAMS DAVASI

Talat’a, Orams davası karı da soruldu ve İngiliz yargısının Avrupa Toplumları Adalet Divanı kararını benimsemesi halinde müzakereleri terk edip etmeyeceği soruldu. Talat “O başka bir konu ve İngiliz yargısı herhangi bir karar alana kadar Kıbrıs sorununun çözülmesi beklentisi içindeyiz. ” yanıtını verdi. Markandonis’in “Ya, bu müzakerelerden önce olursa?” diye üstelemesi üzerine ise şunları söyledi:
“O zaman müzakereler için büyük sorun olacak. Bu kesindir. Çünkü aslında Kıbrıs Türk tarafının elini bağlamış olacak. Çünkü böyle bir karar bütün göçmenlerin mülklerine geri dönmeleri gerektiği hissini verecek. Bu İngiliz mahkemeleri tarafından kabul edilirse o zaman Kıbrıs Rum tarafı müzakerelerde esnek olamaz. Mülkiyet bu tür kararlarla çözülemez. Mülkiyetin çözüleceği çerçeve bu olursa o zaman müzakereler çöker. Bu siyasi bir sorundur ve siyasi imkânlarla çözülmelidir.”

PETROLLER VE TÜRKİYE

Güney Kıbrıs’ın sözde “münhasır ekonomik bölgesi içerisinde hidrokarbon yatakları aramaları yapmakla ilgili egemenlik hakkı bulunduğunu” savunan Markandonis, BM Genel Sekreteri’ne mektup göndererek bu aramaların durdurulması için müdahale etmesi talebinde bulunduğunu hatırlattığı Talat’tan şu yanıtı aldı:
“Evet bunu yaptım çünkü müzakerelerde de, doğal kaynakların federal hükümetin yetkisi altında olması gerektiği konusunda anlaştığımıza inanıyorum. Dolayısıyla Kıbrıslı Türkler ve Rumlar bu bölgede müştereken çalışmalıdır. Ancak maalesef Kıbrıs Rum hükümeti bunun egemenlik hakkı olduğunu ve aramalara devam edeceğini iddia ediyor. Fakat bu haksızlıktır.”

STAR KIBRIS 06/07/09

 

AKEL yine kınadı

   

AKEL Basın Sözcüsü Stavros Evagoru, Kıbrıs Türk basınında çıkan ve Kuzey Kıbrıs’taki yeni mal-mülk alım-satımlarını ilgilendiren haberleri sert bir şekilde eleştirdi.
Haravgi’nin haberine göre “Karpaz bölgesindeki 1280 dönümlük arazinin satılmasıyla” ilgili haberleri yorumlaması istenen Evagoru, Kıbrıs sorununun çözümü sürecinde gerçekleştirilen bu tür faaliyetlerin “kışkırtıcı” olduğunu ileri sürdü.
Evagoru, AKEL partisi olarak “işgalin yasa dışılığını, topraklarının haraç-mezat satılmasını ve kullanılmasını” kınadıklarını da söyledi.

STAR KIBRIS 06/07/09

 

Bryza: ‘Çözüm planımız yoktur’

   

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza, geçen hafta adada bulunduğu sırada Fileleftheros Gazetesi’ne yaptığı özel açıklamada, ülkesinin; müzakerelerde taraf olmadığını, ayrıca hiçbir şekilde çözüm empoze etme girişiminde bulunmasının söz konusu olmadığını söyledi.


Bryza, “ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, iki liderin birbirlerini anlama, çözümün sağlanması yönünde çaba gösterme ve bunu yaratma konusundaki taahhütlerinden kaynaklanan bir dinamiğin var olduğu duygusuna sahibim” dedi.

ÇÖZÜM PLANIMIZ YOKTUR

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, müzakere masasına sunulan fikirleri, başka birinin yardımı olmadan planlamasının da önemli olduğunu söyleyen Bryza, “Bize ait çözüm planı yoktur” şeklinde de konuştu.


Kıbrıs’taki toplumlara, çözümü sağlamaları konusunda sadece yardımcı olmak istediklerini ifade eden Bryza, tarafların; kendilerinden bir şey yapmalarını istememesi durumunda, hiçbir şey yapmayacaklarını da söyledi.

STAR KIBRIS 06/07/09

 

Hristofyas'tan BM'ye: Maraş'ı bize verin

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, BM'ye yazdığı bir mektupta, Maraş'ın Rumlara verilmesini istedi.

AA

07 Temmuz. 2009 Salı NTV

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'a mektup göndererek, KKTC'nin denetiminde bulunan ve şu anda iskana kapalı olan Maraş'ın Rumlara verilmesi için girişimde bulunmasını talep etti.

Rum basın haberlerine göre, Hristofyas mektubunda, "BM'nin 550 sayılı kararının öngördüğü gibi Maraş'ın Rumlara iade edilmesi" talebinde bulundu. Mektubunda "şehrin restorasyonu konusunda inceleme yapmaları için BM uzmanlarının görevlendirilmesini" de isteyen Rum lideri, "açılmasına hazırlık yapılması için bu uzmanların Maraş'a, öncelikle de önemli kültürel miras eserlerinin bulunduğu bölgeye gönderilmesini" talep etti.

Rum basını, mektubun gönderilme tarihi konusunda bilgi vermedi.

HRİSTOFYAS, ERMENİSTAN BAŞBAKANI SARKİSYAN İLE GÖRÜŞTÜ
Bu arada Ermenistan'a resmi ziyarette bulunan Dimitris Hristofyas bugün Ermenistan Başbakanı Tigran Sarkisyan'la görüştü.

Rum radyosunun haberine göre, görüşmede Kıbrıs sorunu, Türkiye'nin AB'ye üyelik süreci, bölgesel konular ve ikili ilişkiler ele alındı.

Hristofyas, görüşmenin ardından, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddiaları çerçevesinde dikilen anıtı ziyaret etti.

 

Bağımsız devletten vazgeçildiği izlenimi veriliyor

Türkiye′nin Rum Yönetimi’nin AB ye girmesine itiraz etmemiş olmasına rağmen Kıbrıs Türk halkının bu noktada sesini yükseltmesi gerektiğini belirterek dönemi siyasilerine mesaj gönderen Taner Erginel, uluslararası antlaşmaların Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti′nin egemen bir tarafı olaran AB sürecine itiraz hakkı bulunduğunu kaydetti.
Taner Erginel′in HALKIN SESİ Genel Yayın Yönetmeni Emin Akkor′un sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
HALKIN SESİ: KKTC′nin Orams davasına katılması ve kendi savunmasını yapması  gerektiğini söylüyorsunuz. Bunu niçin gerekli görüyorsunuz?
Taner Erginel: Bir an için kendimizi ATAD′daki yargıçların yerine koyalım. Başkanın taraf tutmasını bir tarafa bırakalım. Yargıçlar heyetinde Rumların etkilemeyi başaramadığı tarafsız bir yargıç varsa bu yargıcın bizim lehimize karar verebilip veremeyeceğini araştıralım.
Biz, 21 Aralık 1963′ten beri ayrı egemenliği olan ve ayrı devlet kurmuş olan bir halkız. Herşeyimizi devletimize borçlu olduğumuz gibi, haklılığımızın kaynağı da devletimizdir. Devlet olmayan kuruluşların yasa yapma, mahkeme oluşturma ve tapu verme hakları yoktur. Biz bir devletin yapabileceği herşeyi yaptığımız gibi birçok devletin başaramadığı işleri de başarmış durumdayız. Örneğin bir çok devletin imrendiği bir demokrasimiz var.
1959 ve 1960′da eşit halk olmamız ve Rumların ortak devleti yıkmaları nedeniyle KKTC′nin Rum devletinden daha yasal olduğunu konuştuk. Bu tutarlı bir görüştür. Buna rağmen biz bu iddiayı öne sürmüyoruz ve dünyaya ayrı devlet olmaktan vazgeçmiş gibi bir izlenim veri-yoruz. Daha sonra bağımsız devletlerin yararlandığı olanaklarından yararlanmaya çalışıyoruz. Burada bir çelişki vardır.
Belki siyasiler, konuları bu kadar net görmezler. Ancak yargıçların böyle gördüğüne eminim. ATAD′da görev yapan tarafsız bir yargıcı ele alalım. Geçmişte yıllarca bağımsız bir devlet gibi hareket etmiş olan, kendi hukukunu oluşturan, yasa yapan, tapu veren fakat son zamanlarda bağımsız devlet olmaktan vazgeçmiş gibi hareket eden, yani çelişkiler içinde bir kuruluş için niye zahmete girsin? Niye taraf tutan mahkeme başkanı ile kavga edip bizim lehimize karar vermeye çalışsın?
Biz bağımsız bir devlet olmaktan vaz mı geçtik?
Fiilen bağımsız devlet olmaktan vazgeçmek mümkün değil. Yasama, yürütme ve yargı organlarımız görevlerinin başında. Geçmişte bağımsız bir devlet olarak yaptığımız işlerden vazgeçmemiz de mümkün değil. Çünkü bunu yapmak ülkenin kaosa sürüklenmesi demektir. Buna rağmen uluslararası davalarda ve uluslararası ilişki-lerde devletimizden vazgeçtiğimiz izlenimini veri-yoruz. Tehlikeli olan budur.
İsterseniz bir örnek vereyim.  AB devletlerin üye olduğu bir birliktir. Devlet olmayan kuruluşlar AB′ye ancak bir azınlık olarak girebilir. Devletlerin AB′ye girişinde uygulanan bir prosedür vardır. Bir katılım anlaşmasının yapılması gerekir. Biz bu prosedüre uymadan AB′ye girmeye çalışıyoruz. AB, bizi Rum Yönetiminin azınlığı olarak kabul ettiğini ifade ediyor. Buna ses çıkarmıyoruz. Bu yaklaşım bizim bağımsız bir devlet olmaktan vazgeçtiğimiz izlenimini uyandırmıyor mu? Bu tutum ATAD′ın aleyhimize karar vermesine yardımcı olmuyor mu?
ATAD kararı bizim için bir felakettir. Çünkü kendi yasalarımıza göre yaptığımız işlerin yasadışı olduğuna karar vermiştir. Bu karara göre 1963′ten beri yaptığımız tüm işler yasallığını yitirecektir. Bu sorunu çözmek için haklarımızın kaynağı olan KKTC′ye sahip çıkmaktan başka alternatifimiz var mı?
KKTC′yi ön plana çıkarmak davada savunma yapmayı zorlaştırmaz mı?
Hayır, savunma yapmayı kolaylaştıracaktır. İsterseniz bir benzetme ile bunu açıklamaya çalışayım. Bir kişi aleyhine oturduğu evde işgalci olduğu iddiasıyla tahliye davası açıldığını varsayalım. Davalı, davanın özünde haklı, çünkü evin gerçek sahibi kendisi. Fakat saygılı ve uyumlu olmak için evin kendisine ait olduğunu kanıtlamaya çekiniyor. Daha sonra evden atılmamak için bin dereden su getiriyor. Kuşku yok ki bu durumda işi çok daha zor olacaktır. Bizim KKTC′nin yasal bir devlet olduğunu öne sürmeden ve KKTC′yi savunmadan, KKTC tapularının yasal olduğunu öne sürmemiz buna benzemektedir.
ATAD, KKTC′nin davaya katılmasını kabul eder mi?
Kabul etmek zorundadır. Çünkü bir davada adil yargılama yapılabilmesi için davadan etki-lenecek kişi veya kuruluşlara söz hakkı verilmesi gerekir. Bu  hukukun temel ilkelerinden biridir. ATAD, dinlediği birçok davada davanın sonucundan etkilenecek  kuruluşlara söz hakkı vermiştir. Bu nedenle KKTC′nin davaya katılmasını kabul etmese bile söz hakkı vermek zorunda kalacaktı. Söz hakkı vermemesi bir hukuk skandalı olurdu.
KKTC′ye söz hakkı veril-mesinin ne yararı olabilirdi?
ATAD, KKTC′ye söz hakkı verdiği anda KKTC, haklılığını kanıtlayan temel iddialarını öne sürülebilecekti. Unutmamak gerekir ki Orams davasında Türk tarafı ayrıntıda değil davanın özünde haklıdır. KKTC, davaya katıldığı zaman davanın iki kişi arasında bir dava olmadığını, iki halk ve iki devlet arasında bir dava olduğunu öne sürebilecekti. Bu durumda Oramsların davayı takip etmesine gerek dahi kalmayacaktı. KKTC katıldığı zaman Rum Yönetimi’nin Türk halkının onayını almadan Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında AB′ye girmesinin AB hukukuna uygun olup olmadığını ATAD′a sorabilecekti. KKTC′de yaşayan insanlara sormadan KKTC topraklarını AB ye almanın AB hukukuna ve ilkelerine uygun olup olmadığını sorabilecekti. Rum mahkemelerinin anayasaya uygun olarak kurulan mahkemeler olup olmadığını öne sürebilecekti. Bunlara benzer Oramsları değil, KKTC′yi ilgilendiren sorularla davanın seyri değiştirilebilirdi.
Rum Yönetimi’nin AB′ye girmesine itiraz etmemiz gerektiğini söylüyorsunuz. Halbuki, Türkiye′nin bu konuda itirazı olmadı. Bizim itiraz etme olanağımız var mıydı?
Anlaşılamayan hususlardan biri de budur. Kıbrıslı Türkler, Türkiye′den ayrı olarak Zürih ve Londra anlaşmalarına taraf olmuştu. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti′nin ise iki eşit kurucu ortağından biri idi. Bu nedenle bizim uluslararası hukukta Türkiye′den ayrı bir kimliğimiz ve statümüz vardır. Bu kimlik ve statü kendi kaderini tayin hakkı olan egemen bir halk statüsüdür. KKTC′nin bağımsız ve Rum Yönetiminden daha yasal bir devlet olduğunu kabul etmeyenler bile Kıbrıs′ta eşit egemen iki halk olduğunu kabul etmek zorundadırlar. KKTC halkının bu statü altında da Rum Yönetimi’nin AB′ye girmesine itiraz etme ve egemenliğini Kuzey’e yaymaya girişimlerine karşı durma hakkı vardır. Anavatanımız kendi koşulları nedeniyle Rum Yönetimi’nin AB’ye girmesine itiraz etmemiş olabilir. Bu, Kıbrıs Türk halkının itiraz hakkını yitirdiği anlamına gelmez. Kuşku yok ki uluslararası ilişkilerde anavatanla birlikte hareket edeceğiz. Ancak anavatan bizden " ben itiraz etmiyorum, siz de itiraz etmeyin" diye bir ricada bulundu mu? Bulunmuş değildir. Gerçekte biz böyle bir hakkımız olmadığını düşündüğümüz için itiraz etmi-yoruz. Halbuki başka bir ortamda değilse bile mahkemelerde dava açıldığı zaman bu itirazı yapmamız mümkündür.

(Yarın: Orams davasında verilmesi gereken ve verilmeyen mücadele)

HALKIN SESI 07/07/09

 

Nami Yakovu ile görüşecek

Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için sürdürülen müzakerelerde liderlerin sağ kolu gibi çalışan özel temsilcileri Özdil Nami ve Yorgo Yakovu, yarın yeniden bir araya geliyor.

Saat 16.00’da başlayacak görüşmede, liderlerin Perşembe günü yapacağı görüşmenin gündemi olan “güvenlik ve garantiler” konularındaki ön hazırlıklar ele alınacak. Toplantıda, bundan sonraki süreçte konuların müzakere masasında nasıl ele alınacağı yanında karşılıklı geçişlere açılmasına karar verilen Yeşilırmak kapısındaki hazırlıkları da görüşülecek.

KIBRIS POSTASI 07/07/09

 

Türkler taviz vermeden olmaz

   

Rum Başpiskoposu Hrisostomos, Türk tarafının tavizleri olmadan Kıbrıs sorununun çözümünün olamayacağını savundu.

Simerini, yukarıdaki başlık altında verdiği haberinde, Hrisostomos’un dün bir anma töreninde yaptığı konuşmaları aktardı.

Gazeteye göre, Hrisostomos, “gerek Ankara’nın sözcülerinin”, gerekse Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın sözlerini yorumlayacak olursa, işlevsel çözümünün olacağını düşünmediğini söyledi.

Hrisostomos, anlayışla ve yurtseverlikle Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ı kredilendirmek istediğini de ifade ettiği.

Seferber olalım

Haravgi ise, aynı anma töreninde Rum Eğitim ve Kültür Bakanı Andreas Dimitriu’nun yaptığı konuşmaya yer verdi.

Gazeteye göre, Dimitriu, “yeni nesle, tel örgüler, bölünme, yabancı askerler, yerleşikler ve müdahaleci haklar olmadan yeniden birleşmiş özgür bir vatanda barışçıl bir şekilde ve uyum içerisinde yaşayabilme hakkı verilmesi hedefiyle seferber olunması gerektiğini” söyledi.

Müzakereler sürecine değinen Dimitriu, Hristofyas’ın hedefinin, ileri sürdükleri Türk işgalinin sonlanması ve vatanının yeniden birleşmesi olduğunu ifade etti.
Dimitriu ayrıca, “yeniden bileşmiş vatanının çalışmasının, Avrupa Birliğinin dayandığı temel ilkelere ve değerlere göre düzenlenmesi gerektiğini” dile getirdi.

STAR KIBRIS 07/07/09

 

Christofias praises Armenia’s peace efforts with Turkey
By Stefanos Evripidou

PRESIDENT DEMETRIS Christofias and the First Lady began a two-day visit to Armenia yesterday, his first official visit to the country as head of state, three years after going as House President.

Christofias met first with the Supreme Patriarch and Catholicos of all Armenians Karekin II in the capital Yerevan. The Supreme Patriarch spoke of Christofias’ wide experience on EU matters which would help Armenian President Serzh Sargsyan in his efforts to strengthen Armenian relations with the EU.

The Patriarch gave Christofias a replica of the Symbol of Victory and wished the people of Cyprus and the president great victories. Receiving the gift, Christofias dedicated it to peace and efforts to free Cyprus from Turkey’s military occupation.

Christofias described the Armenian President’s recent efforts to ease relations with Turkey as “wise”. Armenia was showing good will, and if the other side does not respond positively, that is its problem, he added.

Christofias was due to meet his counterpart President Sargsyan yesterday afternoon, while in the evening, Sargsyan was due to host a state dinner in honour of the President and Elsie Christofias.

Today, the president will have a working breakfast with Armenian Prime Minister Tigran Sargsyan and in the afternoon the official farewell ceremony will be held at the Presidential Palace.

During his stay, President Christofias is also expected to meet with Mayor of Yerevan Gagik Beglaryan and visit the Institute of Ancient Manuscripts and the Memorial to the Victims of the Armenian Genocide.

Foreign Minister Marcos Kyprianou will be meeting with his Armenian counterpart, Edward Nalbandian, during the official visit. The diplomatic entourage also includes the Moscow-based Cyprus Ambassador to Armenia Petros Kestoras, the Honorary Consul of Cyprus in Armenia, Armen Khachatryan, as well as the Representative of the Armenian Religious Group in the House of Representatives, Vartkes Mahdessian.

CYPRUS MAIL 07/07/09

 

TC property commission reaches two huge settlements
By Charles Charalambous

Turkey seeks to impress ECHR regarding remedy

IN A move probably designed to show that it offers an effective remedy for Greek Cypriot compensation claims, the Turkish Cypriot property commission has recently reached two friendly settlements with Greek Cypriot refugees involving the return of hundreds of donums of land and the award of millions of euros in compensation, Politis newspaper revealed yesterday.

Both settlements relate to cases which have been taken to the European Court of Human Rights (ECHR) by two Greek Cypriots. Friendly settlements of such cases are not new, but these two have prompted Turkey to write to the ECHR in Strasbourg to request the adjournment of 32 cases before it – including 12 cases already ruled on by the ECHR on 20 and 27 January 2009 – until the court’s Grand Chamber rules on eight test cases involving Greek Cypriot claims on 18 November.

In fact, the two settlements are of two of the 12 cases already ruled upon in January, for which compensation has yet to be decided.

Human rights lawyer Achilleas Demetriades told the Cyprus Mail: “It is clear that the Turkish side is preparing for the hearing on 18 November, when the question of the effectiveness of this alleged remedy will be considered by the court.”

Demetriades added: “Clearly, the fact that they are taking this course shows they are trying to impress the court and pretend that the so-called property commission can actually offer an effective remedy. My view is that it does not, and the matter will be dealt with at the hearing in November.”

The first settlement, which has been finalised, involves the immediate return of 234 donums of land – mainly around Kyrenia – and the payment of cash compensation of around €2 million. The second settlement, which has been agreed in principle, also involves a large amount in cash plus and estimated 200 donums of land, around Kyrenia, Morphou, Orka, Livera and Famagusta. One donum (or skala in the Greek Cypriot dialect) is equal to 0.3306 acres or 1,338 square metres.

The latest settlements contrast greatly with the fact that of the 52 requests settled by the Turkish Cypriot property commission up to two months ago, only four involved a return of land – one of these being deferred until after a solution is found to the Cyprus problem – and the total land area was fewer than ten donums. In fact, this lack of substantial returns of land has been a major complaint by Greek Cypriot claimants against the property commission.

CYPRUS MAIL 07/07/09

 

Kıbrıslı Türkler ilk kez AİHM'de hak arıyor

Kıbrıslı Türkler ilk kez mülkiyet konusunu AİHM'ye taşıyarak, Rum Yönetimi'nden davacı oldular.

ntvmsnbc

08 Temmuz. 2009 Çarşamba

STRASBOURG - Bir grup Kıbrıslı Türk, mülkiyet hakları için Rum Yönetimi'ni AİHM'ye şikayet etti. Başvuru Kıbrıslı Türklerin mülkiyet hakkı konusunda AİHM'ye taşıdıkları ilk dava talebi olması bakımından önem taşıyor.

Kıbrıslı Rumların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Ankara'ya karşı açtıkları binlerce mülkiyet davasının ardından, şimdi de adanın güneyinde taşınmaz malları kalan Kıbrıslı Türkler Rum Yönetimi'nden davacı olmaya başladı.

Toplam 27 Kıbrıslı Türk tarafından 2004-2008 yılları arasında AİHM'ye yapılan 10 değişik dava başvurusu mahkeme tarafından bu hafta işleme konuldu. AİHM, Kıbrıslı Türklerin başvuruları hakkında Rum Yönetimi'nden savunma istedi. Başvurular, Kıbrıslı Türklerin, Lefkoşa'nın güneyi, Baf, Limasol ve Yağmuralan gibi yerleşim merkezlerinde kalan taşınmazlarını kapsıyor.

Davacı Kıbrıslı Türkler, Rum Yönetimi'ni bu taşınmazları kullanmaları veya evlerine geri dönmelerini engellemekle suçluyor ve bu durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin mülkiyet ve özel yaşam haklarına aykırı olduğunu savunuyorlar. Davacılar, Rum mahkemeleri önünde hak arama haklarının kısıtlandığı ve kendilerine ayrımcılık yapıldığını da söylüyorlar.

KIBRISLI TÜRKLER İLK KEZ RUMLARA KARŞI DAVA AÇIYOR
Davacı Kıbrıslı Türkler arasında İngiliz ve Amerikan vatandaşı olanlar da var. Başvurular, Kıbrıslı Türklerin AİHM önünde ilk defa Rum Yönetimi'ne karşı mülkiyet davası açma talebinde bulunmaları açısından önem taşıyor. Kıbrıslı Türkler bundan önce Rum Yönetimi'ne karşı kayıp yakınlarıyla ilgili dava açmak istemişler, ancak mahkeme, şikayetleri "zamanında başvurulmadığı" gerekçesiyle geri çevirmişti.

Öte yandan, AİHM, KKTC'de Kıbrıslı Rumların mülkiyet başvuruları için oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu'nun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'yle uyumluluğuna karar vermek için seçtiği 8 Rum davasıyla ilgili olarak Kasım ayında duruşma düzenleme kararı aldı. AİHM'nin 17 yargıçlı Büyük Dairesi'nde düzenlenecek duruşma 18 Kasım Çarşamba günü Strasbourg'da yapılacak .

 

Kiprianu: Türkiye limanlarını açmalı

Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Kipriyanu, "Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Rum Yönetimi'ne açması" gerektiğini savundu.

AA

08 Temmuz. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu, Türkiye'nin, limanlar ve havaalanlarını Aralık ayına kadar açması yönündeki AB'ye üyelik yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde, bunun siyasi yansımalarıyla karşılaşacağını öne sürdü.

Kipriyanu, Lefkoşa'da gazetecilere yaptığı açıklamada, "Türk tarafının ne söylediği kelime kelime tercüme edildiğinde, AB doğrultusundaki yükümlülüklerine uymakta isteksizlik belirgindir" ifadesini kullandı.

Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı, bunun sürmesi halinde, Aralık ayında yansımalarının olacağını iddia etti.

Türkiye liman açmaz!

Cumhurbaşkanı Talat, son günlerin tartışma konusuna açıklık getirdi.

“İSTESE DE YAPAMAZ”… Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözümsüzlüğün yılsonuna kadar devam etmesi halinde Türkiye’nin limanları açmak için bir adım atabileceğini düşünmediğini söyleyerek, “bunu istese de yapamaz” dedi. Talat, Türkiye’nin limanları açmasının, Kıbrıs müzakerelerinde ‘geri adım’ olarak değerlendirilebileceğini ve bu durumun Kıbrıs sorununda handikap oluşturacağını vurguladı. Talat, izolasyonların kalkmasının Ercan Havalimanı’nın uluslararası uçuşlara açılması ve Mağusa Limanın “itirazsız” çalışması anlamına geldiğini söyledi

ANNAN PLANI’NDAKİ TAVİZLER GEÇERLİ DEĞİL… Cumhurbaşkanı Talat, dün KIBRIS Medya Grubu yönetici ve yazarlarına Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile gerçekleştirilen müzakere süreci ve Kıbrıs sorunu hakkında bilgi verdi. Talat, toprak konusunda Annan Planı’ndaki tavizlerin artık geçerli olmadığına dikkat çekerek, daha az sayıda kişinin yer değiştirmesini sağlayacak bir mekanizma ve harita düzenlemesi düşündüklerini belirtti. Talat, “rakamı aşağıya nasıl çekmeyi düşünüyorsunuz, bunun, taviz verilecek bölgelerin azaltılmasıyla mı mümkün olacağı” sorusunu ise, yanıtsız bıraktı.


Ergül ERNUR
  Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,  çözümsüzlüğün yılsonuna kadar devam etmesi halinde Türkiye’nin limanları açmak için bir adım atacağını düşünmediğini vurguladı.
   Türkiye’nin limanları açmasını, “Kıbrıs müzakerelerinde geri adım atması” olarak değerlendiren Talat, böylesi bir adımın Kıbrıs sorununda handikap oluşturacağını vurguladı.
   Talat, izolasyonların kalkmasının Ercan Havalimanı’nın uluslar arası uçuşlara açılması, Mağusa Limanın “itirazsız” çalışması anlamına geldiğine işaret etti.
   KIBRIS Medya Grubu yönetici ve yazarlarıyla dün kahvaltılı bir toplantıda görüşen Cumhurbaşkanı Talat, müzakereler ve Kıbrıs sorununda gelinen aşamayla ilgili bilgi verdi.
   Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile gerçekleştirilen çözüm süreci hakkında konuşan Talat, toprak konusunda Annan Planı’ndaki tavizlerin şimdi geçerli olmadığına dikkat çekti.
   Talat, 2004 Annan Planı’ndan bugüne yıl geçtiğini ve insanların bölgelerine daha da yerleştiğine işaret ederek, daha az sayıda kişinin yer değiştirmesini sağlayacak bir çalışma öngördüklerini belirtti. 
   Talat konuşmasında, sürecin kendiliğine bırakılması durumunda yılsonuna kadar ikinci safhanın tamamlanıp al-ver konusuna geçilmesinin mümkün olmayacağı mesajını da verdi. Talat, görüşmelerde al-ver sürecinin başlaması halinde sonuca gidilebileceğinin de altını çizdi.
   Dış politikanın yanı sıra KIBRIS ekibinin iç politikaya yönelik sorularına da yanıt veren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KIBRIS’ın günlerdir manşetine taşıdığı hayali hellim ihracatıyla ilgili konunun takipçisi olduğunu ve soruşturularak, eğer bir suç varsa sorumluların cezalandırılması gerektiğini vurguladı.
   Milletvekilliği genel seçimlerinde ise büyük bir oy kaybıyla muhalefete düşen Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) bir takım konularda hata ve yanlışlar yaptığını belirten Talat, parti yetkililerine kimi zaman uyarıda bulunduğunu da söyledi.
   Talat, 2010 Nisan ayında yapılması planlanan Cumhurbaşkanlığı seçimine adaylığı konusunda henüz karar vermediğini sözlerine ekledi.
     
“Türkiye, istese de limanları açamaz”

   Çözümsüzlüğün yılsonuna kadar sarkması halinde Türkiye’den limanları açmasıyla ilgili bir adım bekleyip beklemediğiyle ilgili soruya Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,  Türkiye’nin limanları açabileceğini düşünmediğini vurguladı. Talat, “Yapamaz. Bunu istese de yapamaz” diye konuştu.
   “Türkiye’nin limanlarını açmasını, Kıbrıs müzakerelerinde çok önemli bir geri adım atması” olarak değerlendiren Talat, bu durumun olması halinde Türkiye’nin iç politikası açısından duyulacak tepkinin yanı sıra Kıbrıs sorununda handikap oluşturacağını savundu.
   Talat, izolasyonların kalkması halinde limanların açılmasının doğal olduğunu belirterek, Rumlara, izolasyonlara karşı liman boykotu uygulandığının altını çizdi.   
   Talat, izolasyonların kalkmasının Ercan Havalimanı’nın uluslararası uçuşlara açılması, Mağusa Limanın ise “itirazsız” çalışması anlamına geldiğine işaret etti.
   Mağusa Limanı’nın şu an itirazlı çalıştığının altını çizen Talat, bazı gemi firmalarının bu nedenden dolayı ya yüksek ücret istediğini ya da taşımayı reddettiğini kaydetti.

2004’teki öneriler masada yok

  Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türkü’nün 2004’te büyük heyecanla referandumda Annan Planı’na “evet” diyerek, topraklarını terk etmeyi göze aldıklarını ancak, o günden bugüne beş yıl geçtiğini belirtti.
   2010’da bu sürenin altı yıla çıkacağını ve bu süreçte insanların yerlerine daha da yerleşeceğine işaret eden Talat, “Bizim amacımız daha az sayıda insanımızın yer değiştireceği bir mekanizma, harita ve toprak düzenlemesidir” dedi.
   Talat, mülkiyet sorununun halledilmesinin ardından bu konuda belli kriterler olacağına dikkat çekerek, Rumlara iade edilecek mal kriterleri belirlendikten sonra konunun en son safhada haritaya geleceğini örnek gösterdi.
   Talat, şöyle devam etti:
   “Haritada aklımda düzenlemeler var. Annan Planı döneminde de üzerinde çalışmıştık. Hatta o dönemde birçok alternatif üzerinde durmuştuk onlar aklımda var. Fakat bunları tam, somut, bugünün koşullarında bir noktaya getirmiş değilim. Taslaklar hazırdır, çalışıldı ama somut bir öneri haline dönüştürülmüş değil”.
   Bu safhada bu konuyu son derece gizli tutmaya çalıştıklarını da söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, “Eğer çözüm olmayacaksa harita konuşmanın, insanları tedirgin etmenin bir anlamı yoktur” dedi.
   Annan Planı’na göre daha az sayıda insanın yer değiştirmesini sağlamak istediklerini kaydeden Talat, planda toprak ayarlamalarındaki rakamın 45 bin olduğunu anımsattı. Talat, bu rakamı mümkün olduğunca aşağıya çekmeye çalışacaklarını yineledi.
   Rakamı aşağıya nasıl çekmeyi düşündüğü, bunu taviz verilecek bölgelerin azaltılmasıyla mı mümkün olacağı sorusunu ise Talat, cevapsız bıraktı.

“Çözüm olmazsa bize
kapılar hiçbir zaman açılmaz”

   “Çözümsüzlük hiçbir şekilde işimize gelmez. Eğer çözüm olmazsa bize kapılar hiçbir zaman açılmaz” diyen Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türkü’nün bunu görerek çözüm yanlısı bir tutuma girdiğini ve bunu bilerek hareket edilmesi gerektiğinin önemine değindi.
   Talat, “tek alternatif çözümdür” diyerek Rum tarafının kabul edilemeyecek önerilerini de kabul etmek zorunda olmadıklarının altını çizerek, kendilerinin makul ve mantıklı önerileri ve politikaları çerçevesinde süreci götürmeye çalıştıklarını kaydetti.
   Dünyanın da kabul edebileceği, Birleşmiş Milletlerin de anlayabileceği, mümkün olduğunca çok ülkede anlatılabilecek ve propagandası yapabilecek görüşlerin olmasının önemine işaret eden Talat, “Bunlar olursa bize yönelik çözümsüzlüğün vereceği zararı, asgaride tutabiliriz. Nitekim şu anda da yaptığımız budur. 2004’ten beri Kıbrıs Türkü’nün Annan Planı’na “evet” demesiyle karşılaşılan tecridin ve tecridin vereceği zararın minimumda tutulabilmesinin kaynağı da budur. Bunu bozmamamız lazım” diye konuştu.
 
“Yabancılara doğruluğumuzu
anlatmak zorundayız”

   Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesiyle ilgili süreci örnek gösteren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kosova’nın bir kısım güvenlik konseyi üye ülke ve başka ülkelerle işbirliği içinde bir süreç götürdüğünü, sonuçta bağımsızlığını ilan ederek, birçok ülke tarafından tanındığını belirtti.
   Talat, “Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesiyle darmadağın ettiği uluslararası hukuku, bizim darmadağın ettiğimizden daha az değildir” diyerek, “Güvenlik konseyi bizi, neyle suçlamışsa, Kosova’yı da o kadar suçlaması gerekirdi. Ama suçlamadı” dedi.
   Talat, bunu Kosova’nın güvenlik konseyinde bulunan bazı ülkelerle beraber olmasına bağladı.
    2004 referandumunda Kıbrıs Türk tarafının “evet”inin ardından, Kofi Annan’ın Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporda “Kıbrıslı Türklerin üzerindeki izolasyonlar ve gereksiz kısıtlamalar kaldırılmalıdır ve biliniz ki, bunların kaldırılması güvenlik konseyinin 1983 ve 1984’te aldığı kararlara aykırı değildir” dediğini belirten Talat, bu söylemin nedeninin ise Kıbrıslı Türklerin çözüm istediğini artık ispat etmiş olması olduğunu vurguladı.
   Dünyanın artık tek başına yaşamadığına işaret eden Talat, “yabancılara doğruluğumuzu anlatmak zorundayız. Ne kadar çok yabancı ülke ve diplomat bizi anlar ve hak verirse o kadar iyi noktada oluruz” dedi.

Lobi çalışmalarına yılda 200 bin sterlin
 
   Lobi çalışmalarına ise Güney Kıbrıs kadar para harcamadıklarını belirten Cumhurbaşkanı Talat, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde harcanan miktarın yılda 200 bin sterlin kadar olduğunu söyledi.
  Talat, Dışişleri Bakanlığı’nın somut olarak lobi faaliyetlerine harcadığı bir gider olmadığını kaydederek, lobi şirketleriyle çalışmalarının sınırlı olduğunu ifade etti.
   Bunun nedeninin ise mali kaynak sıkıntısı ile gelenek ve göreneğe bağlı olduğunu söyleyen Talat, “Politikanız propaganda edilebilecek politikaysa yapabilirsiniz. Biz propagandası yapılabilecek bir politika güttüğümüz için bunu yapabiliyoruz” dedi.
   Talat, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin eski lideri Tasos Papadopulos’un çok büyük uğraşlarla yapılamayacak propagandasını yapamadığının bilindiğini belirterek, hiç kimsenin dünyada Papadopulos’a “haklıdır” demediğini söyledi.
   “Propagandan yapılamazsa istediğin kadar para harca, bir şey olmaz” diyen Talat, “Çözüm istememek veya mızıkçılık yaparak çözümden kaçmak anlatılabilir bir politika değildir” diye konuştu.

“Kilise etkinliğini kaybetti”

   Kilisenin seçimlerdeki rolünün marjinalize olması nedeniyle artık sınırlandığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, kilisenin etkinliğini kaybettiğini savundu.
   “Birileri mücadele edip de kiliseyi etkisiz hale getirmiş değil” diyen Talat, kilisenin kendi kendini marjinalize ettiğinin altını çizdi.
   Cumhurbaşkanı Talat, Baf Piskoposu’nun kilisenin başına seçildiği dönemi anımsatarak, seçimi ittifak sonucunda kazandığını söyledi. Piskoposun zaten marjinal olduğunu ve bundan dolayı da kiliseyi marjinalleştirdiğini kaydeden Talat, bu süreçle kilisenin rolünün, kendisine göre azaldığını ileri sürdü.
   Talat, kilisenin artık belirleyici olmaktan gittikçe çıktığını söyledi.

Kamu reformuyla sorunlar giderilecek

   İç sorunların müzakere sürecine zarar verip vermediğiyle ilgili bir soruyu yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ekonomi, bürokrasi ve iç yapının daha iyi bir noktaya gelmesi gerektiğine dikkat çekti.
   Talat, ortaklığın özellikle ekonomide bir rekabet doğuracağına dikkat çekerek, hem kamu reformu hem de AB’ye uyum süreci nedeniyle yapılması zorunlu olan kamusal düzenlemelerin önemli bir avantaj olacağını vurguladı.
   Kamu reformu üzerinde bir süre çalışıldığını ancak henüz başarılmadığını kaydeden Talat, bunun kamu sisteminin alt yapısının iyi olmamasından kaynaklandığını ifade etti.
   Talat, kamuda nitelikli eleman sıkıntısı yaşandığına dikkat çekerek, 1975’te kamuya yapılan istihdamların kurallara uygun sınavlarla, en iyilerin seçilerek olmamasına bağladı.
   Talat, bu gibi sorunların kamu reformuyla düzene girebileceği inancını taşıdığını vurguladı.

DAÜ Vakıf Yöneticiler Kurulu

   DAÜ Vakıf Yöneticiler Kurulu’nun yasal veya idari bir hata nedeniyle henüz atanmadığını da açıklayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Bakanlar Kurulu’nun yönetim kurulunu görevden aldığını söyledi.
   Talat, kimlerin görevden alındığını henüz bilmediğini, onay vermesi gerektiğini ancak henüz kendisine dosyanın yollanmadığını belirtti.
   Beş kişinin isminden oluşan bir listenin kendisine iletildiğini ancak içlerinden bir kişi hariç geriye kalan kişileri tanımadığını kaydeden Talat, yönetim kurulundaki iki kişinin de istifa ettiğini anımsattı.
   Talat, DAÜ Yasası’na göre istifa edenlerin yerine atanacakların, istifa edenlerin süresini tamamlaması gerektiğini ifade ederek, yeni gelecek kişilerden bir kısmının 2 bir kısmının ise 6 yıllığına atanacağını kaydetti.

Adaylığa karar vermedi

   2010 Nisan ayında yapılması gereken Cumhurbaşkanlığı seçimine adaylığı konusunda henüz karar vermediğini söyleyen Talat, süreci erken olarak nitelendirdi.
   Talat, “Diğer aday olmak isteyenlere de haksızlık yapmamak ve avantaj sağlamamak lazım” diyerek, herkesin eşit tutulması gerektiğini savundu.

“Şeriatın kestiği parmak acımaz”

   CTP’nin milletvekilliği genel seçimlerinde büyük oy kaybına uğrayarak muhalefete düşmesini birçok etkene bağlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, global kriz, içte yapılan çeşitli hata ve yanlışlar ile, kendini bazı konularda ifade edememesinin partiyi bu duruma getirdiğini söyledi.
   Talat, CTP’nin hükümette olmamasının etkisinin Kıbrıs sorunuyla ilgili kritik safhada ortaya çıkacağını belirterek, şimdiki hükümetle hiçbir sorunu olmadığının da altını çizdi.
   CTP’nin bu sonucu hak edip etmemesiyle ilgili soruya karşılık Talat, iktidara getirenin de götürenin de “halk” olduğuna dikkat çekerek, “ Şeriatın kestiği parmak acımaz” dedi.

“Suçlular cezalandırılmalı”

    KIBRIS gazetesinin günlerdir manşetine taşıdığı hayali hellim ihracatıyla ilgili haberleri de yakından takip ettiğini belirten Talat, “Soruşturulsun. Eğer bir suç varsa sorumluların cezalandırılması gerekir” dedi.  

 

KIBRIS 08/07/09

Liderler yarın görüşecek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas yarın yeniden bir araya gelecek. İki liderin görüşmesinden önce özel temsilcileri ise bugün görüşüyor. Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için sürdürülen müzakerelerde liderler yarın yeniden bir araya gelecek.

İki liderin temsilcileri Özdil Nami ve Yakovu ise bugün görüşüyor.

Saat 16.00’da başlayan görüşmede, liderlerin yarın yapacağı görüşmenin gündemi olan “güvenlik ve garantiler” konularındaki ön hazırlıklar ele alınıyor.

Toplantıda, bundan sonraki süreçte konuların müzakere masasında nasıl ele alınacağı yanında karşılıklı geçişlere açılmasına karar verilen Yeşilırmak kapısındaki hazırlıkları da görüşülecek.

KIBRIS POSTASI 08/07/09

Erçakıca uyardı

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ı, dikkatini görüşme sürecine yoğunlaştırmaya çağırdı. Hristofyas’ın sözde Ermeni soykırımına taraf olmaya kalkışmasını eleştiren Erçakıca,  “yan yollara sapmak yerine dikkatini çözüm müzakerelerine yoğunlaştırmasını” istedi.

Türkiye yetkililerinin “hava ve deniz limanlarının Kıbrıs Rum bandıralı uçak ve gemilere açılması isteniyorsa Kuzey Kıbrıs’a uygulanan izolasyonların kaldırılması gerektiğine” ilişkin demeçlerini memnuniyetle karşıladıklarını da belirten Sözcü Erçakıca, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Gordon’un “Limanların açılması sorununun Kıbrıs sorununa kesin çözüm bulunmasıyla ortadan kalkabileceğine”  ilişkin sözlerine de dikkat çekti.

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla yürütülen kapsamlı müzakere sürecinin devam ettiğine işaret ederek, Rum yetkililere, dikkatlerini müzakere masasına yoğunlaştırmalarını tavsiye etti.

Erçakıca, haftalık basın brifinginde müzakere sürecine değinerek, Rum tarafına uyarılarda bulundu.

Soruna kapsamlı bir çözüm bulabilmek amacıyla sürdürülen müzakerelere yarın “Güvenlik ve Garantiler” başlığıyla devam edileceğini anımsatan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının bu başlık ele alınırken her zaman olduğu gibi Garanti ve İttifak Anlaşmalarına bağlı kalmayı sürdüreceğini belirtti.

Erçakıca konuşmasında, Rum tarafı ve Yunanistan’ın, Türkiye’nin Avrupa
Birliği üyelik sürecini kullanarak Kıbrıs konusunda çıkar sağlamaya yönelik girişimlerine de değinerek, böylesi çabaların görüşme sürecine olan güveni sarstığını söyledi.

Türkiye’nin AB üyelik süreci ile ilgili olarak Aralık ayında yapılması beklenen değerlendirmeyi fırsat bilen Rum -Yunan ikilisinin, Türkiye limanlarının Rum bandıralı gemi ve uçaklara açılmasını talep ettiğini anlatan Erçakıca, bunun gerçekçi bir beklenti olmadığını vurguladı.

Erçakıca, bu talebin gerçekleşebilmesi için Kuzey Kıbrıs’a uygulanan izolasyonların kaldırılması gerektiğinin altını çizdi.

Hristofyas’ın BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’a mektup göndererek kapalı Maraş’a talip olduklarını bildirmesinin ise boşuna bir girişim olduğunu belirten Erçakıca, Maraş konusunun, kapsamlı çözümle birlikte açıklığa kavuşacağını vurguladı.

Erçakıca, kapsamlı müzakere sürecinin devam ettiğine işaret ederek, Rum tarafının dikkatini başka şeylere vereceğine, müzakere masasına yoğunlaştırmasını da tavsiye etti.

brt

KIBRIS POSTASI 08/07/09

TÜRKİYE LİMANLARI AÇIYOR MU?

   

TC Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Bağış, “AB ülkelerinin Kıbrıs ile ticaret yapmasının KKTC’yi, Türkiye’nin limanlarını açmasının da Rum kesimini tanıma anlamına gelmez” dedi. Bu sözler, siyasi gözlemciler tarafından AB’nin KKTC ile ticaretine karşılık, limanların Rumlara açılabileceği şeklinde yorumlandı


TC Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Türkiye'nin AB sürecinde Kıbrıs konusunda eksikliği olduğu kanaatinde olmadığını ifade ederek, AB ülkelerinin Kıbrıs ile ticaret yapmasının KKTC'yi, Türkiye'nin limanlarını açmasının da Rum kesimini tanıma anlamına gelmeyeceğini söyledi.

Bağış, haber ajansları, televizyonlar ve gazetelerin üst düzey yöneticileri ile Ceylan Intercontinental Oteli'nde bir araya geldiği toplantıda soruları da yanıtladı. Bağış, ''KKTC ile direkt ticaret başlasın, iyiniyet görelim, biz de limanları açalım'' dedi. Başmüzakereci Bağış, 2009 yılı sonunu Türkiye-AB ilişkilerinde giyotin olarak görmediğini de belirterek, AB'nin zor bir süreç olduğunu, Türkiye'nin tam üye olana kadar da rahat yüzü göreceğini beklemediğini kaydetti.


Ruhban okulu iç mesele

AB sürecinin Türkiye için kolay olmayacağını, sabırlı olunması gerektiğini ifade eden Bağış, Kıbrıs sorununun da zaman içinde hakkaniyetli bir çözüme kavuşacağını anlattı.

Ruhban okulunun açılması tartışmalarına ilişkin bir soruyu yanıtlarken Bağış, Ruhban okulu meselesinin Kıbrıs'a alternatif gösterilmesine karşı olduğunu belirterek, şöyle konuştu: ''Ruhban okulunun açılması asırlardır aynı toprağı paylaşan, kendi vatandaşlarımızın ihtiyacını gidermek için yaklaşılan bir iç mesele olarak görülmelidir. Bunun bir muadili olacaksa Yunanistan, Batı Trakya'da yaşayan ve Yunanistan vatandaşı olan Türklerin sorunlarının çözümüne yönelik eşzamanlı adım atmalıdır. Bu bir devletin kendi vatandaşlarının sorunlarının çözümüne yönelik eşzamanlı iyiniyet adımıdır.''


AB üyeliği araba değiştirme

AB sürecinde bundan sonraki fasılların da kolay olmadığını, diyaloğa açık olduklarını kaydeden Bağış, ''Bir tabir vardır, 'Tango yapmak için iki kişi lazım'. Diyalog çok önemli'' diye konuştu.
AB üyeliğini ''araba değiştirmeye'' benzeten Bağış, ''Yeni ve hızlı bir araca geçerken, 'Eski arabamın direksiyonunu seviyorum, onu da yeni arabaya geçireyim' diyemezsiniz. Ya hızlı ve yeni aracı tercih edeceksiniz ya da eskisini. Tercih meselesi. Bir kısmı alayım diğer kısmı bırakayım denilebilecek bir süreç değil'' dedi.
Türkiye'nin üyeliği sürecinde tanıtımın da önemli olduğuna dikkati çeken Bağış, İstanbul'a gelen Avrupalıların, olumsuz görüşlerini değiştirdiğini belirterek, ''Her Avrupalıyı birkaç saatliğine İstanbul'a getirirsek bu işi çözeriz. AB süreci ile ilgili tanıtım çalışmaları başlatmalıyız'' diye konuştu.

100 bin sayfalık müktesebat

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Bağış, 100 bin sayfalık müktesebatın 4 bin sayfasının tercümesinin yapıldığını ifade ederek, kalanının tercüme çalışmalarının devam ettiğini, bunun için ayrı bir birim oluşturulacağını söyledi.
Türkiye'nin yapması gereken çok iş olduğunu ancak muhalefete rağmen reform yapmanın kolay olmadığını söyleyen Bağış, medyanın da AB sürecine destek çıkmasının önemine işaret etti.

Devlet Bakanı Bağış, askere sivil yargı yolunu açan kanunla ilgili eleştirileri değerlendirirken de ''TBMM saat 15.00'te çalışmaya başlıyor. Çoğu kanun gece yarısı geçiyor. Bu ilk değil. Bu yasaya sıra geldiğinde gece olmuş. Muhalefet partileri de destek vermiş, el kaldırıp oy vermiş. Sabah fikir değiştirmişler'' dedi

STAR KIBRIS 08/07/09

LİDERLERDE ÖLÇÜLÜ İYİMSERLİK

   

Emekli Büyükelçi ve Türkiye Cumhuriyeti Eski Dışişleri Bakanı İlter Türkmen, Kıbrıs’taki müzakere sürecini değerlendirerek, “Karamsarlık için bir neden yok, ölçülü iyimserlik var” dedi.

Emekli Büyükelçi Türkmen, 24 Nisan 2004 Referandumu’nda, Türk tarafının ‘evet’, Rum tarafının ‘hayır’ demesi sonrasında, Rum kesiminin AB üyesi olmasını da değerlendirirken, ‘Türk tarafının bile bile lades olduğunu’ söyledi.

Rana Sarro

Emekli Büyükelçi ve Türkiye Cumhuriyeti Eski Dışişleri Bakanı İlter Türkmen, Kıbrıs’taki müzakere sürecini değerlendirdi. Türkmen, “Karamsarlık için bir neden yok, ölçülü iyimserlik var” diyerek Kıbrıs’ta bir anlaşmanın olması durumunda Türkiye açısından son derece önemli bir aşamanın kazanılacağını söyledi.
Star Kıbrıs yazarlarından Cem Kar’ın sorularını yanıtlayan İlter Türkmen, müzakere sürecinin Kıbrıs için önemli olduğu kadar Türkiye için de önem arz ettiğini belirterek, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecindeki en büyük engellerden birisinin, Kıbrıs meselesi olduğunu da vurguladı.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’ta ölçülü iyimserlik görüldüğünü ve müzakerelerde olumlu öğelerin olduğunu söyleyen Türkmen, iki liderin eski dost olması ve birbirilerini iyi tanımalarının avantaj olduğunu kaydetti.


“Yılsonuna kadar anlaşma olmaz”
Türkmen, Kıbrıs’ta bir anlaşmanın olması durumunda, Türkiye açısından son derece önemli bir aşamanın kazanılacağını ileri sürerek, ancak yılsonuna kadar, Kıbrıs’ta bir anlaşma olması konusunda, fazla iyimser bir beklentide olmadığını kaydetti.
Türkmen, Rum Hükümet Sözcüsü’nün ‘Aralık ayı bizim için çok önemlidir’ şeklindeki açıklamasını ve Rum hükümetinin sürekli olarak Aralık ayını işaret etmesini değerlendirerek, Kıbrıs’ta çözüm müzakerelerinin devam ediyor olmasının ve al-ver sürecinin Aralık ayında gerçekleşmesinin, Türkiye için çıkacak rapor için, AB üyelerinin değerlendirmeleri açısından önemli bir unsur olduğunu vurguladı.
Deneyimli diplomatlardan Türkmen, yılsonunda Gümrük Birliği yani Türkiye’nin deniz ve hava limanlarının, Kıbrıs’ın Rum gemi ve uçaklarına, açılması meselesinin gündeme geleceği ön görüsünde bulundu.
AB üyesi olmanın verdiği avantajla, Rum tarafının her fırsatta Türkiye’ye şantaj yapmasının, Türkiye açısından sıkıntı teşkil etmediğini belirterek, Türkiye’nin, Güney’in baskısı yüzünden telaşa kapılacak bir ülke olmadığını da vurguladı.
Türkmen, Kıbrıs meselesinin çözümlenmemesinin, Türkiye’nin AB üyelik süreci bakımından büyük bir engel yarattığının tartışmasız bir gerçek olduğunu da söyledi.

“Bile bile lades”
Emekli Büyükelçi Türkmen, 24 Nisan 2004 Referandumu’nda, Türk tarafının ‘evet’, Rum tarafının ‘hayır’ demesi sonrasında, Rum kesiminin AB üyesi olmasını da değerlendirirken, ‘Türk tarafının bile bile lades olduğunu’ söyledi.
Türk tarafının, Kıbrıs meselesini, makul bir çözüme ulaştırma şansının, 2002–03 yıllarında doğduğunu söyleyen Türkmen, “Referandum o tarihlerde olsaydı, Rum’un AB üyeliği tehlikeye düşeceğinden,‘hayır’ demeyi göze alamazdı” dedi.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın hazırladığı Kıbrıs Planı’nın görüşüleceği Lahey Divanı’nda KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın, bulunmamasının, Rumların lehine bir durum olduğunu da sözlerine ekleyen Türkmen, “2004 Referandumu’nda, iş işten geçmişti. Çünkü bütün AB üyelerinin parlamentoları onaylanmıştı” dedi.

Türk halkının ‘EVET’ demesi olumlu
Rum kesiminin AB’ye girmesine rağmen, Referandum’a, Kıbrıs Türk halkının ‘evet’ demesinin, son derece önemli olduğunu ve Türk tarafına büyük bir avantaj sağladığını söyleyen Eski Türkiye Dışişleri Bakanı İlter Türkmen, bu sayede Türk tarafının meşruiyetinin ve dünya ile temaslarının arttığını da ifade etti.
“Kuzey Kıbrıs, devlet olarak tanınmasa da, önemli bir unsur olarak tanınmaya başladı. Referandum ile Kıbrıs Türk halkının, ‘Self-Determination’ hakkı tescil edilmiş oldu. Bu çok önemli, bundan sonra Kıbrıs Türk halkının kabul etmediği herhangi bir çözüm söz konusu olamaz” dedi.

Kıbrıs’ta çözümü türkiye daha çok istiyor
İlter Türkmen, Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün Kıbrıslı Türkler açısından bir sıkıntı teşkil ettiği düşüncesinde olmadığını, ancak bir Kıbrıs meselesinin Türkiye bakımından çok büyük önem arz ettiğini söyledi.

“Türkiye AB üyesi olması konusunda ciddiyse, Kıbrıs sorunu bir çözüme ulaşmadan bunun gerçekleşemeyeceğini bilmesi lazım” diyen Türkmen, Kıbrıs müzakerelerini Türkiye’nin desteklediğini ve makul bir çözümü de destekleyeceğini belirtti.
Türk Dış Politikası’nın başında Ahmet Davutoğlu olması sebebiyle, dış politikada başarılı olunacağının sinyallerinin alındığını da sözlerine ekledi.

STAR KIBRIS 08/07/09

Hristofyas Maraş’ı istiyor

   

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun’a bir mektup göndererek, “BM’nin 550 sayılı kararının öngördüğü gibi Maraş’ın yasal sakinlerine iade edilmesini” talep etti.


Hristofyas, mektubunda ayrıca şehrin restorasyonu konusunda inceleme yapmaları için BM uzmanlarının Maraş’a gönderilmesini de istedi.

MARAŞ BAĞIMSIZ KONU

Mahi Gazetesi’ne göre, Hristofyas’ın, mektubunda, “Maraş’ın; Kıbrıs sorununun diğer boyutlarının görüşülmesinden bağımsız olarak iadesini öngören” 1979 Doruk Anlaşması’nı anımsattı.


Habere göre Hristofyas, açılmasına hazırlık yapılması için BM uzmanlarının Maraş’a, öncelikle de önemli kültürel miras eserlerinin bulunduğu bölgeye gönderilmesini talep etti.
Gazeteler, mektubun gönderilme tarihi konusunda bilgi vermedi.

STAR KIBRIS 08/07/09

 

Christofias writes to UN about Famagusta

PRESIDENT Demetris Christofias has sent a letter to UN Secretary-General Ban Ki-moon, in which he insists that the closed city of Famagusta should be returned to its owners, state broadcaster CyBC reported yesterday.

Christofias has asked the UN to send a group of experts to the city, to assess what will be needed to be done to prepare it for its return. He has also called for the closed neighbourhood of Varosha to be opened to allow the carrying out of restoration work, so that it could be suitable for living in again.

The President said in his letter that the 1979 High Level Agreement established legal grounds for the opening of Famagusta. The agreement recommends this course without excluding Famagusta and Varosha from the negotiations over the Cyprus problem.

Famagusta was a popular tourist centre for both locals and foreign visitors until the 1974 invasion. Since then, the city has technically been under the guardianship of the UN but practically is controlled by the Turkish army, which has prevented anything more than very limited access. Consequently, many of the once-fancy hotels and other buildings are now in a state of ruin.

 

CYPRUS MAIL 08/07/09

Peace is too important to be left to politicians
By Simon Bahceli

PEACE IS too important to be left to politicians alone was the message behind the launch last night of a new bicommunal initiative called ENGAGE that seeks to boost public involvement in Cyprus’ ongoing peace process.

Headed by the NGO Support Centre in the Republic and the Management Centre in the north, last night’s launch of ENGAGE’s two-year mission at Nicosia’s Fulbright Centre brought together several NGOs from the two Cypriot communities to discuss ways to increase the active involvement of normal Cypriots in the reunification and peace-making process.

“Civil society is a major instrument through which we can achieve the real reunification of our people,” said Presidential Commissioner George Iacovou, among those invited to the make opening remarks at the launch.

Iacovou’s opposite number on the Turkish Cypriot side Ozdil Nami added his belief in greater non-governmental support for peace efforts by saying such contributions added “positive energy and inspiration” to work being done to reunite the island by its politicians.

A debate earlier in the day among NGO representatives on how NGOs could contribute to the peace process yielded interesting results, examples of which were a call for political leaders to explain federalism - the proposed outline for a settlement - to their respective peoples, and for the leaders of the two communities to speak across the ethnic divide. The representatives also called on leaders to refrain from allowing “provocative nationalistic symbols” to be displayed in areas under their control, and for the demilitarisation of the island.

Former Turkish foreign minister Ilter Turkmen, speaking as one of two guests of honour, said civil society could effect great political changes, often despite and against the wishes of incumbent political leadership.

“Look what happened in 2004. We had leadership [in north Cyprus] who was against the [Annan reunification] plan. But because of the existence of civil society in the north, the Turkish Cypriots voted ‘yes’”.

Greek professor of international relations Theodore Couloumbis, also guest of honour, added that civil society could effectively bypass obstacles politicians found hard to get around. This, he said, could be done by actively increasing economic social and educational contacts between the communities.

CYPRUS MAIL 08/07/09

It not as if don’t we have enough statues of Ataturk and flags’
By Simon Bahceli

PEOPLE in the north are demanding a halt to the building of giant Turkish star and crescent and statue of Turkey’s founding father Kemal Ataturk less than one kilometre from the Ayios Demetrios-Kermia crossing in western Nicosia. They say it is both provocative to Greek Cypriots and poses a major traffic hazard.

“It’s normal to put up monuments, but it’s not as if don’t we have enough statues of Ataturk and flags,” Turkish Cypriot Nicosia municipal official Semavi Asik told the Cyprus Mail yesterday.

The erection of the monument has also meant that a peace monument designed by a Greek artist has had to be moved to another location.

Asik said he and a number of officials had opposed the Civil Defence Organisation’s (SST) request to place the monument in the middle of a major traffic junction just a few hundred metres from the crossing on the grounds that it was an unsuitable location. The SST had already erected two giant flags, one Turkish and one of the breakaway state, outside its building which abuts the traffic junction.

Asik said he also opposed the way the SST’s application had been approved by the municipality “without having first secured permission from the Chamber of Architects and Engineers and the Town Planning departments”.

For the military and its subordinate groups such as the SST to override normal procedure in the north is not unusual, according to retired pro-peace politician and former north Nicosia mayor Mustafa Akinci.

“It happened just a year or two ago when the army bulldozed an ancient burial site in Karpas to put up two giant flags. The sad thing is that while some oppose such things, they still happen.”

Head of the Turkish Cypriot Teacher’s Union (KTOS) Sener Elcil told the Cyprus Mail he also opposed the building of the monument for both political and safety reasons.

“It is being built to provoke Greek Cypriots coming to the north from the south,” Elcil said yesterday, adding: “The military is behind this. This is how things are here, and how they always have been”.

He said however that his main concern was for the safety of children attending a school adjacent to the traffic junction housing the monument.

“The monument will block the view of oncoming traffic,” he said, adding a call to the head of the Society for the Prevention of Traffic Accidents to speak out against its construction. Society head Dr Mehmet Avci refused however to comment, saying he had yet to see the plans.

For his part, North Nicosia Mayor Cemal Bulutoglulari rejected all claims that normal procedure had not been followed in allowing the construction of the Ataturk memorial and flag.

“We received a request from the Civil Defence Organisation asking if we could move the peace monument and put up a statue of Ataturk. We looked at the area and decided that it posed no problems from a traffic point of view. We also though it was appropriate to move the peace monument closer to the crossing,” he told the Mail yesterday.

Bulutoglulari added that it had never been necessary for the official bodies connected to the ‘state’ to apply for planning permission to put up monuments.

“My predecessor put up monuments all over the place and he didn’t apply for permission from Town Planning to do so,” he claimed.

However, Bulutoglulari said he and a ‘traffic committee’ would be looking into the matter and making a final decision on the suitability of the project today.

The SST was yesterday unavailable for comment.

CYPRUS MAIL 08/07/09

Stelios €1m award officially launched in Cyprus
By Charles Charalambous

THE STELIOS Award for Business Cooperation in Cyprus was formally launched in Nicosia on Monday night, at an entrepreneurial event involving “some bi-communal business networking” hosted by British High Commissioner Peter Millett.

Around 120 Greek Cypriot and Turkish Cypriot small business owners attended the event, responding to the chance to meet a future business collaborator – and maybe win €50,000 in cash from “serial entrepreneur” Sir Stelios Haji-Ioannou in the process.

Also attending were Presidential Commissioner George Iacovou, Cyprus Chambers of Commerce and Industry (KEVE) President Manthos Mavromatis, representatives from the Turkish Cypriot Chamber of Commerce and a number of bi-communal groups.

Haji-Ioannou – who prefers to be known as Stelios – announced the creation of the Stelios Award for Business Cooperation in Cyprus some three months ago, and has pledged to give away up to €1 million of his own money over the next four years to business people from the north and south of the island who co-operate on new ventures.

Up to five winning teams per year will each be presented a personal cheque for €50,000 per team by Haji-Ioannou himself in a ceremony in Nicosia at the end of 2009, and each year thereafter for up to four years, depending on the calibre of applicants. The award scheme is being run by the Stelios Philanthropic Foundation.

Mavromatis said that KEVE had advised the Foundation to target business sectors where there was already evidence of co-operation across the Green Line and good potential for more, such as IT services, or commercial sectors dealing in plastics or building materials.

He said: “Of course this is a very positive initiative, and we encourage Greek Cypriot and Turkish Cypriot business people – especially the younger ones – to set up joint ventures and apply for funding.”

“My only advice to them would be to make sure that their business proposals are doable, rather than being nice ideas on paper but practically unfeasible. If they take into account today’s business realities, then they will stand a good chance of winning the prize, which is not an insignificant amount.”

Iacovou said that the government had always supported the kind of co-operation embodied by Stelios’ “noteworthy endeavour”, adding that “we will help Greek Cypriot and Turkish Cypriot business people to co-operate with every means at our disposal. This is desirable in any case, independently of the award scheme.”

Haji-Ioannou addressed those attending via a video message, saying that his ambition is to get the people of Cyprus to work together on a business level, which will help build communication and understanding between the Greek Cypriot and Turkish Cypriot communities.

Millett said that it is very important to “bring businesses together and highlight the economic advantages of reunification. It is so crucial to building confidence and building trust between the two communities – it underpins the whole solution. To use a Stelios phrase, it’s an easy solution.”


• Visit www.stelios.com for more information on the award. Applications are due no later than August 31 via email at mlb@stelios.com

CYPRUS MAIL 08/07/09

 

Filistin lideri Abbas'tan Rum kesimine destek

Kıbrıs Rum kesimini ziyaret eden Filistin lideri Mahmud Abbas, Kıbrıs sorununda Rum tezlerini desteklediklerini açıkladı. Rum Yönetimi ise, Filistin’de temsilcilik açma kararı aldı.

SELİM SAYARI

ntvmsnbc

09 Temmuz. 2009 Perşembe

LEFKOŞA - Beraberindeki bir heyetle resmi davetli olarak Güney Kıbrıs’a gelen Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’la görüştü. İki lider kendi ifadeleriyle işgalin sona erdirilmesi için ortak mücadele edeceklerini söyledi.

Görüşmeden sonra yapılan ortak açıklamada Hristofyas, Filistin Yönetimi’nin Rum halkının “mücadelesine” verdiği destekten ötürü minnettar olduklarını söyledi. Rum tezlerini İslam Konferansı Örgütü’nde savunduğu için Mahmud Abbas’a ayrıca teşekkür eden Hristofyas, Ramallah’ta Rum temsilciliği açılacağını, Filistin’le ekonomi, turizm ve eğitim alanlarında ikili anlaşmaların hayata geçirleceğini açıkladı.

Hristofyas, “her iki tarafça uzlaşılan ilkeler temelinde, Filistin halkının cefasına son vermek ve Filistin’in kalbinde bulunduğu Ortadoğu sorununa barışçıl bir çözüm getirmek için yeniden yaratıcı bir diyaloğun başlamasını istiyoruz” dedi.

Hristofyas, Güney Kıbrıs’ın, Filistin halkının haklarıyla ilgili BM Komitesi üyeliğini sürdüreceğini, AB içerisinde de Filistinli “kardeşlerinin” davasını desteklemeye devam edeceğini söyledi.

Mahmud Abbas ise, Güney Kıbrıs’ın Filistin halkının haklarının geri alınması, iki devletli bir çözüm çerçevesinde, başkenti Doğu Kudüs olacak bağımsız bir Filistin devleti kurulması mücadelesine verdiği istikrarlı destek için Hristofyas’a teşekkür etti.

Güney Kıbrıs’ın, Ortadoğu sorununda kendilerine verdiği desteğin İsrail’le müzakere çabalarında elini güçlendirdiğine işaret eden Abbas, “Filistin toprakları içinde, Ramallah’ta temsilcilik açma kararınız bizi ziyadesiyle memnun etti, aynı zamanda bize, aramızdaki ilişkileri daha da pekiştirme gücü verdi ve haklarımız için verdiğimiz mücadelenin çıtasını yükseltti” dedi.

Abbas, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ı, en kısa zamanda Filistin’e beklediğini de söyledi.

Abbas, Rum Meclisi Başkanı Marios Garoyan ve Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Hrisostomos'la da ayrı ayrı görüştü.

Garoyan, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, Abbas ile Kıbrıs sorununu, Orta Doğu'daki son durumu ve Filistinlerin Orta Doğu'da barışın sağlanması için yaptıkları çalışmaları ele aldıklarını belirtti.

Marios Garoyan, Güney Kıbrıs ve Filistin arasındaki mevcut ilişkileri ve özellikle iki parlamento arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi konusunu görüştüklerini kaydetti.

Başpiskopos Hrisostomos da görüşmede Filistinlerin en yakın zamanda kendi devletini kurulmaları dilediğinde bulunduğunu söyledi.

Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi'nin Filistinlere destek vermeye hazır olduğunu ifade eden Başpiskopos Hrisosotomos, ''Filistin ve Kıbrıslı Rumların ortak mücadele verdiğini'' savundu.

Abbas, dün geldiği Güney Kıbrıs'taki temaslarını böylece tamamlamış oldu.

RUM BASINI: ENDİŞEMİZ ORTAK
Rum basını ziyareti, “Rum Yönetimi Türklerin, Filistin’se İsrail’in işgaline son verilmesi için birbirini karşılıklı destekliyor” ifadesiyle değerlendirdi.

Fileleftheros gazetesi haberi, “Endişe ve Tedirginlikler Ortak… Kıbrıs ve Filistin Bütün Alanlarda Karşılıklı Destek Konusunda Anlaştı” manşetiyle verdi.

Mahmud Abbas'tan Rumlara destek

AA

Kıbrıs Rum kesimine dün beraberinde bir heyetle giden Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, görüştüğü Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile karşılıklı destek beyanında bulundu.

Rum basınının haberlerine göre, Hristofyas, Abbas'la görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, Filistin'in Rum halkının “mücadelesine” verdiği destekten ve Rum yönetiminin tezlerini İslam Konferansı Teşkilatı'nda (İKT) gündeme getirmesinden dolayı Mahmud Abbas'a teşekkür etti.

Hristofyas, “Her iki tarafça uzlaşılan ilkeler temelinde, Filistin halkının cefasına son vermek ve Filistin'in kalbinde bulunduğu Orta Doğu sorununa barışçı bir çözüm getirmek için yeniden yaratıcı bir diyaloğun başlamasını istiyor ve bunun çok yakında başlayacağına inanıyoruz” dedi.

AB içinde Filistinli “kardeşlerinin” davasını her zaman yapıcı şekilde desteklediğini ve desteklemeye devam edeceğini ifade eden Hristofyas, Güney Kıbrıs'ın kısa süre önce Ramallah'ta temsilcilik açma kararı aldığını, Rum tarafındaki Filistin temsilciliğinin seviyesinin de yükselmekte olduğunu kaydetti.

Hristofyas, Filistin'le ekonomi, turizm ve eğitim alanlarında ikili anlaşmaların da çok yakında ilan edileceğini açıkladı.
Mahmud Abbas da “Güney Kıbrıs'ın Filistin halkının haklarının yeniden tesisi, iki devletli bir çözüm çerçevesinde, başkenti Doğu Kudüs olacak bağımsız bir Filistin devleti kurulması mücadelesine verdiği istikrarlı destek için” Hristofyas'a teşekkür etti.

“Güney Kıbrıs'ın, yol haritası ve Orta Doğu sorununun çözümüne yönelik Arap inisiyatifine verdiği desteğin, İsrail'le müzakere çabalarında ellerini çok büyük ölçüde güçlendirdiğini” kaydeden Abbas, “Filistin toprakları içinde, Ramallah'ta temsilcilik açma kararınız bizi ziyadesiyle memnun etti, aynı zamanda bize, aramızdaki ilişkileri daha da pekiştirme gücü verdi ve haklarımız için verdiğimiz mücadelenin siyasi çıtasını yükseltti” diye konuştu.

HRİSTOFYAS'A DAVET

Güney Kıbrıs'taki Filistin temsilciliğinin yükseltilmesinin, Filistin ile Güney Kıbrıs arasındaki iyi ilişkilerin göstergesi olduğunu ifade eden Abbas, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas'ı, “en kısa zamanda Filistin'e beklediğini” söyledi.

RUM MECLİS BAŞKANI VE BAŞPİSKOPOSLA GÖRÜŞME

Filistin Devlet Başkanı Abbas, Rum Meclisi Başkanı Marios Garoyan ve Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Hrisostomos'la da ayrı ayrı görüştü.

Garoyan, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, Abbas ile Kıbrıs sorununu, Orta Doğu'daki son durumu ve Filistinlerin Orta Doğu'da barışın sağlanması için yaptıkları çalışmaları ele aldıklarını belirtti.

Marios Garoyan, Güney Kıbrıs ve Filistin arasındaki mevcut ilişkileri ve özellikle iki parlamento arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi konusunu görüştüklerini kaydetti.

Başpiskopos Hrisostomos da görüşmede Filistinlerin en yakın zamanda kendi devletini kurulmaları dilediğinde bulunduğunu söyledi.

Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi'nin Filistinlere destek vermeye hazır olduğunu ifade eden Başpiskopos Hrisosotomos, “Filistin ve Kıbrıslı Rumların ortak mücadele verdiğini” savundu.

Abbas, dün geldiği Güney Kıbrıs'taki temaslarını tamamladı.

HURRIYET 09/07/09

AİHM’de Kıbrıslı Türklerden karşı atak

GÜVEN ÖZALP Brüksel

Loiuzidu dosyasının ardından Rumların açtığı mülkiyet davalarına muhatap olan AİHM’ye bu kez Kıbrıslı Türkler başvurdu. AİHM, Türklerin mülkiyet konusundaki ilk dava talebini işleme koydu

Kıbrıs’ta kuzeydeki Rum mallarıyla ilgili açılan Loiuzidu davasının ardından bugüne kadar sadece Rumlar tarafından açılan mülkiyet davalarına muhatap olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM), Kıbrıslı Türkler karşı atağa geçti. Rum kesiminde taşınmaz malları bulunan bir grup Türk, mülkiyet haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Rum Yönetimi’ne dava açtı. Kıbrıslı Türklerin mülkiyet konusundaki ilk dava talebi olması açısından önem taşıyan başvuru, AİHM tarafından işleme konuldu.
AİHM, Güney Kıbrıs’ta taşınmaz malları bulunan 27 Kıbrıslı Türk tarafından 2004-2008 arasında yapılan 10 dava başvurusu hakkında Rum Yönetimi’nden savunma istedi. AİHM’nin Kıbrıslı Türklerin başvurularını kabul edilir bulup bulmayacağı gelen savunmanın ardından önümüzdeki aylarda netleşecek.

‘Mülkiyet hakkını ihlal’ iddiası

Başvurulara konu olan taşınmaz mallar Baf, Limasol, Yağmuralan ve Lefkoşa’nın güneyinde bulunuyor.
Şikâyet sahipleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) garantisi altında olan mülkiyet ve özel yaşamın korunması haklarının Rum Yönetimi tarafından ihlal edildiği görüşünü savunuyor. Rum Yönetimi’nin ayrımcılık uyguladığı ve Rum yargısı önünde hak aramalarını kısıtladığı da başvurularda işlenen tezler arasında yer alıyor.
Güney Kıbrıs’ta Türklerin tapularına sahip olduğu pek çok taşınmaz Rumlar tarafından kullanılıyor. Rumların açtığı binlerce mülkiyet davasının yanı sıra Kıbrıslı Türklerin dava açmaya başlamasının da bu konudaki dengeler üzerinde etkili olması bekleniyor.

MILLIYET 09/07/09

Skouris′in pozisyonu, ATAD yolunu yeniden açabilir

Emekli Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel, Orams davasının lehimize döndürülmesi için, ATAD′ın davayı tekrar dinlemesini sağlama ya da müzakerelerde varılacak bir antlaşmanın AB′ye katılım antlaşmasını değiştirmesini sağlamakla mümkün olabileceğini kaydetti.
ATAD′dan iade-i muhakeme denilen yöntemle davanın tekrar dinlenmesinin talep edilmesi yönünde girişim başlatılmasının önemine dikkat çeken Taner Erginel, mahkeme başkanı Skouris′in şaibeli durumunun bu yola başvuruya bir fırsat verdiğine dikkat çekti.
Taner Erginel′in, HALKIN SESİ Genel Yayın Yönetmeni Emin Akkor′un Orams davasında bugün itibarıyla nasıl bir yol izlenmesiyle ilgili yönelttiği sorulara verdiği yanıtlar şöyle:
HALKIN SESİ: ATAD kararının bir felaket olduğunu ve İngiltere mahkemesinin buna çözüm bulamayacağını söylediniz. O zaman ne yapmak gerekiyor?
Taner Erginel: ATAD kararı 1959′dan beri halkımızın sahip olduğu yasal hakları ortadan kaldırmış ve bizi Rum Yönetimi’nin azınlığı, hatta tutsağı haline getirmiştir. Bu karardan sonra İngiltere mahkemelerinin vereceği kararın da fazla yararı olma-yacağını konuştuk. Bu durumda ATAD kararının etki-sinden nasıl kurtulabileceğimizi araştırmamız gerekmektedir.
Bunun için iki yol düşünülebilir.
A) ATAD′ın davayı tekrar dinlemesini sağlama
B) Kıbrıs görüşmelerinde varılacak bir anlaşmanın AB′ye katılım anlaşmasını değiştirmesini sağlama
Bu yolların ikisinde de karşılaşacağımız güçlükler vardır.
Bu güçlükleri anlatır mısınız? ATAD′ın davayı tekrar dinleyerek kararını değiştirmesi mümkün mü?
ATAD′ın davayı tekrar dinlemesini sağlamak için iki yöntem düşünülebilir. İlk yöntem dava İngiltere İstinaf Mahkemesi′nde dinlenmeye başlandığı zaman yeni sorularla davanın tekrar ATAD gitmesini istemektir. Böyle bir isteğe hemen "geç kaldınız" yanıtı verilecektir. Ne denirse densin yılmadan mücadele etmekten başka seçeneğimiz yoktur.
İkinci yöntem; doğrudan ATAD′dan davanın tekrar dinlenmesini talep etmektir. İade-i muhakeme veya “retrial” dediğimiz bu yönteme çok ender hallerde başvurmak mümkündür. Ancak mahkeme başkanı Skouris′in şaibeli durumu bu yola başvurmamıza fırsat vermektedir.
Bilindiği gibi Skouris 1989 ve 1996 yıllarında Yunanistan′da İçişleri Bakanlığı yapmıştır. Kasım 2006′da bir etnik temizlik planı olan Akritas Planı’nın mimarlarından olan Rum Yönetimi Eski Başkanı Papadopulos′tan, Rum Yönetimi’nin en büyük ödülü olan 3. Makarios ödülünü almıştır. Bu ödül Kıbrıs Rum halkına büyük hizmet veren kişilere ve-rilmekte olup, Skouris′e ATAD Başkanı olduğu bir dönemde ve Orams davası devam ederken verilmiştir. Skouris, Orams kararından iki ay önce Güney Kıbrıs′a gelip resmi ziyaretlerde bulunmuş ve verilecek kararı Rum yöneticilerle tartışmıştır.
Skouris′in davranışları ‘AB Yargıç Etiket Kuralları’ ile tam bir çelişki içindedir. Bu kuralların 2. maddesi Integrity (tutarlılık, dürüstlük) 3. maddesi ise Impartiality (tarafsızlık) başlığını taşımaktadır. Bu maddelere göre bir yargıcın tutarlılığına ve tarafsızlığına gölge düşürecek  konuma girmesi ve taraflardan birinden herhangi türden hediye alması disiplin suçu oluşturur. Tüzüğün 3. maddesinde geçen herhangi türden hediye sözcükleridir. Yani bilinen hediyelerin dışında bir ödülün alınması da suç kabul edilmiştir. Skouris′in bu suçları işlediği açıktır. Bu durum davanın tekrar dinlenmesini sağlayacak ender hallerden biri olarak kabul edilebilir. Kuşku yok ki bizim amacımız Skouris′in cezalandırılması değil halkımızın yok olmasına neden olabilecek kararın ortadan kaldırılmasıdır.
Davanın ATAD′da tekrar başka bir heyet tarafından dinlenmesi için bir müracaat yapıldığı bilgimize geldi. Bu açıklama doğru ise çok yerinde bir giri-şim olmuştur.
ATAD davayı yeniden dinlemeyi kabul  edecek mi?
Bu soruya daha önce konuştuklarımızı anımsatarak yanıt vereyim. Eğer bizim yeri-mizde Rumlar olsaydı mahkeme başkanının böyle bir skandalı karşısında dünyayı ayağa kaldıracaklardı. Belki de başkan istifa etmek zorunda kalacaktı. ATAD davayı yeniden dinlemekle kalmayıp aleyhte karar verdiği insanlardan özür dilemek zorunda kalacaktı. Ancak bizim Rumların mücadele yöntemini ne ölçüde izleyebileceğimizden emin değilim.
Ayrıca vurgulamak gerekir ki, davanın yeniden dinlenmesi yeterli değildir. Daha önce değindiğimiz yeni iddiaları öne sürebilmemiz gerekir. Bu ise KKTC′yi ön plana çıkarmakla gerçekleşebilecek bir olaydır. KKTC′nin tanınmadığı mazeretiyle iddia-larımızın dinlenmemesi olasılığına karşılık KKTC′den önce mevcut eşit egemen halk statümüzle yine talepte bulunabiliriz. Önemli olan haklı olduğumuz temel konuları mahkemenin önüne taşıyabilmektir. Kıbrıslı Türklerin 1963′ten beri son derece haklı koşullarda uyguladığı hukuku yok saymanın insan haklarını ihlal ettiğini öne sürebilmektir.
Bu mücadelede AB ile ilişkilerimize de dikkat etmek zorundayız. AB ile ilişkilerimiz-de dik durmazsak ve Rum devletinin azınlığı olarak AB′ye girmeye razı olduğumuz mesajını verirsek ne kadar gayret gösterirsek gösterelim bir sonuç alamayacağımız açıktır. Bu konu açılmışken bir hususa daha dikkatinizi çekmek isterim. Bize haksızlık yapan sadece ATAD değildir. ATAD, kararını AB′nin görüşleri doğrultusunda vermiştir.
KKTC halkını azınlık statüsüne düşürecek  ve Rum Yönetimi ile halkının tutsağı haline getirecek kararın AB’nin görüşleri doğrultusunda verildiğini söylüyorsunuz. Bu doğru olabilir mi?
Orams davası ATAD′a havale edildikten sonra çeşitli devletlerden ve BM′den görüş istendi. Bir davanın sonucundan etkilenecek kişi veya kuruluşlara söz hakkı vermek gerektiği halde ne KKTC′den ne de Türkiye′den görüş istenmedi. Sadece bu durum ATAD′daki adaletin ne düzeyde olduğunu göstermeye yeterlidir. Bu arada belirteyim ki görüş verenler arasında insaflı davranan sadece BM′in eski Genel Sekreteri Annan oldu.
Ancak ne Annan′ın söyledikleri, ne de diğer devletlerin söyledikleri fazla önemli değildir. Önemli olan mahkemenin sahibi olan AB′nin ne söylediğidir. AB′nin hükümeti, AB Komisyonu′dur. AB Komisyonu da mahke-meye bir rapor sunmuştu. İşte Kıbrıslı Türkler için idam kararı verilmesi talebi bu raporda mevcuttur.
Hangi rapordan söz ediyorsunuz?
AB’nin görüşü AB Komisyonu′nun ATAD′a sunduğu, Silva de Lapuerta tarafından hazırlanan raporda ifade edilmiştir. Bu görüş aynen  ATAD′ın belirttiği gibi Rum mahkemelerinin KKTC topraklarında yargı yetkisi olduğunu ifade etmektedir. Yani, İngiltere Yüksek Mahkeme kararının bozulmasını ve KKTC′nin tasfiye edilerek Rum Yönetimi’ne ilhak edilmesini tavsiye etmektedir. Bu raporda kararın icra edileceği ülke mahkemesinin (İngiltere mahkemesinin) kamu politikası gerekçesiyle icrayı durdurabileceğinden söz edilmekle birlikte bu zaten 44/ 2001 sayılı tüzükte yer alan bir husustu ve Lapuerta raporunun bu konuya değinmesine gerek yoktu. Bu nedenle AB bize en küçük bir anlayış gösterdiği kanısında değilim.
Silva de Lapuerta raporunun yanlış anlaşılma olasılığı yok mu?
Hiç yoktur. Çünkü bu rapor 1977′de Hesperides davasında verilmiş olan ve tüm dünyada uygulanıp her yere barış götüren ilke ile Orams davasında İngiltere Yüksek Mahkemesi′nin benimsediği ilkenin iptal edilmesini tavsiye etmektedir. KKTC′deki olaylarda Rum mahkemelerinin yargı yetkisi yok iken, var olması önerilmektedir. Bu kadar ciddi değişikliklerin büyük hazırlık yapılmadan gerçekleştirilmesi mümkün değildir.
(Yarın: Kıbrıs görüşmelerinde varılacak bir anlaşma, ATAD kararının yarattığı olumsuzluğu ortadan kaldırabilir mi?)

HALKIN SESI 09/07/09

Mahmud Abbas Güney Kıbrıs’ta

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 2 günlük resmi bir ziyaret için bir heyetle birlikte dün Güney Kıbrıs’a gitti.

Haberi veren Rum radyosu Güney Kıbrıs’a saat 16.30’da özel bir uçakla giden Abbas ve beraberindekilerin Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu ile Filistin’in Güney Kıbrıs’taki Genel Temsilcisi Halid Najjar tarafından karşılandığını duyurdu. Abbas, Güney’e varışında herhangi bir açıklama yapmadı.
   Beraberindekilerle birlikte saat 18.00’de Rum Başkanlık Köşkü’nde giden Abbas bir süre Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la baş başa görüştü, ardından heyetler arası resmi görüşmelere geçildi.
   Mahmut Abbas’ın dün akşam, Arap devletlerinin Rum tarafındaki diplomatik misyon şefleriyle akşam yemeği yedi.
   Abbas, bugünkü temaslarına saat 10.00’da da Rum Başpiskoposluk Binası’na giderek Rum - Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos’la yapacağı görüşmeyle başlayacak. Saat 11.00’de Rum Meclisi’ne geçerek Meclis Başkanı Marios Karoyan’la bir araya gelecek. Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, Rum Başkanlık Köşkü’nde onuruna vereceği öğle yemeğe katılacak olan Abbas saat 16.30’da Güney Kıbrıs’tan ayrılacak.

KIBRIS 09/07/09

Talat: Haftaya ilk tur tamam

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Müzakereleri kapsamında Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile bugün görüşmeye başladıkları “Güvenlik ve Garantiler” başlığını bir sonraki toplantıda kapatmayı umduklarını söyledi.

Görüşmenin ardından Cumhurbaşkanlığı’na dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, bugün görüşmeye başladıkları “Güvenlik ve Garantiler” başlığında ilk sunumları yaptıklarını, yanıtların da gelecek hafta cuma günü yapılacak görüşmede verileceğini söyledi.

“Güvenlik ve Garantiler” başlığını bir sonraki toplantıda kapatmayı umduklarını ancak bunun kesin olmadığını dile getiren Talat, özel temsilcilerinin cuma günkü görüşme öncesinde biraraya gelerek  ayrıntıları konuşacaklarını söyledi.  

Cumhurbaşkanı Talat, Yeşilırmak kapısının açılması konusunda özel  temsilcilerin BM ile birlikte yaptıkları çalışmaların da görüşmede teyit edildiğini vurguladı. Talat, bu çalışmaların BM ile de ilgisi olduğunu çünkü ara bölgede kalan yolun yapılmasında BM’nin rolü olacağını, finansmanı da AB’ın sağlayacağını anlattı.

KIBRIS POSTASI 09/07/09

Görüşme sona erdi

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde yaptığı, "Güvenlik ve Garantiler" başlığını ele aldığı görüşme sona erdi.

BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brooke Zerihoun, Lefkoşa ara bölgede yapılan görüşmeden sonraki açıklamasında, tarafların "Güvenlik ve Garantiler" konusunda karşılıklı görüşlerini sunduklarını ve daha sonraki görüşmelerde detaylara ineceklerini söyledi.

-TALAT'IN AÇIKLAMASI-
KKTC Cumhurbaşkanı Talat da makamına dönüşünde yaptığı açıklamada, "Güvenlik ve Garantiler" konusunda karşılıklı ilk sunumlarını yaptıklarını belirterek, bir sonraki görüşmede karşılıklı görüşlere cevap vereceklerini kaydetti.

"Güvenlik ve Garantiler" konusunu bir sonraki görüşmede kapatmayı umduklarını ifade eden Talat, temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu'nun bir sonraki görüşme öncesinde bir araya gelerek, toplantıların ayrıntılarını görüşeceğini söyledi.

Yeşilırmak kapısının açılması konusunu da ele aldıklarını belirten Talat, bölgeye yol yapımında BM ve Avrupa Birliğinin önemli rolü olacağını, bunları bir kez daha gözden geçirdiklerini bildirdi.
AA

KIBRIS POSTASI 09/07/09

SIRA SON BAŞLIKTA

   

Talat-Hristofyas bugün “Güvenlik ve Garantiler” başlığını görüşmeye başlıyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için sürdürdükleri müzakerelerde bugün “Güvenlik ve Garantiler” başlığındaki ilk görüşmeyi gerçekleştirecek.

Ara bölgede Lefkoşa Uluslararası Havaalanı yakınlarındaki müzakereler için ayrılan yerde saat 10.00’da başlayacak görüşmede, Kıbrıs Türk tarafı, Garanti ve İttifak Anlaşmaları’nın devamına büyük önem verdiğini bir kez daha ortaya koyacak.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dünkü haftalık basın brifinginde, son görüşmelerinde “Toprak” başlığını kapatan liderlerin yarın “Güvenlik ve Garantiler” konusuna geçeceğini hatırlattı.

Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının Garanti ve İttifak Anlaşmalarının devamına büyük önem verdiğini ve bu görüşün daha önceden de olduğu gibi yarın ele alınmaya başlanacak “Güvenlik ve Garantiler” başlığı altında bir kez daha ortaya konacağını söyledi.

Özel temsilciler

Geçen hafta yapılan görüşmede alınan bir başka önemli kararın da, Ekim ayına kadar yapılacak toplantı tarihlerinin belirlenmesi olduğunu hatırlatan Hasan Erçakıca, dün saat 16.00’da liderlerin özel temsilcileri Özdil Nami ve Yorgo Yakovu’nun yaptıkları görüşmede, saptanan tarihler itibarıyla nasıl bir gündem izleneceğini detaylandırdı.
Toplantı tarihlerinin belirlenmesinden duydukları memnuniyeti dile getiren Sözcü Erçakıca, bunun görüşmelerin verimi ve ilerleme için olumlu adım olduğunu dile getirdi.

İtalyan’nın Kıbrıs sorumlusu

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün, İtalya Dışişleri Bakanlığı’nın Kıbrıs İşleri Sorumlusu Bakan Yardımcısı Alfredo Mantica ve beraberindeki heyeti kabul etti. Yaklaşık bir saat süren görüşmeden çıkarken Mantica kısa bir açıklama yaptı.

Mantica, Talat ile görüşmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, görüşmenin İtalyan hükümeti için önemli olduğunu söyledi.

Kıbrıs’a, müzakere sürecini daha iyi anlamak amacıyla geldiklerini söyleyen İtalyan yetkili, “Ülkemiz bu sürecin başarıya ulaşmasını diliyor” dedi.
İtalya’nın Kıbrıs sorununun çözümü çalışmalarına destek vermeye hazır olduğunu ifade eden Mantica, Cumhurbaşkanı Talat’a, çözüm yönündeki çalışmalarında başarılar diledi.

STAR KIBRIS 09/07/09

Hristofyas’ı Beğenmiyorlar

   

Fileleftheros Gazetesi Antena televizyon kanalının (ANT1) EVRESİS şirketine Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın icraatlarına yönelik bir anket yaptırdığını, ankete katılanların yüzde 62.8’inin Hristofyas’ın Kıbrıs sorununa yönelik icraatlarından memnun olmadığını belirttiğini yazdı.


Gazeteye göre 23-30 Haziran tarihleri arasında telefon aracılığıyla 1011 kişi ile yapılan ankette Hristofyas’ın Kıbrıs sorununa yönelik uygulamalarına yönelik memnuniyet sorgulandığında 62.8 oranında katılımcı “az” ya da “hiç” yanıtını verirken; yüzde 36.6’sı da “çok” ya da “oldukça” şeklinde yanıt verdi.

YÜZDE 67 AZ YA DA HİÇ

Gazeteye göre “Hristofyas’ın iç yönetime ilişkin uygulamalarından ne kadar memnunsunuz?” sorusuna ankete katılanların yüzde 67.1’i “az” ya da “hiç”; 31.9’u da “çok” ya da “oldukça” yanıtını verdi.


Gazete “genel seçimlerde hangi partiye oy verirdiniz?” sorusuna karşılık ise ankete katılanların yüzde 23.9’unun AKEL, yüzde 23.8’inin DİSİ, yüzde 11.5’inin DİKO, yüzde 4.6’sının EDEK, yüzde 3.2’sinin EVROKO, yüzde 1.1’inin Çevreciler ve Ekologlar Hareketi ve yüzde 0.1’inin de diğer partiler yanıtını verdiklerini; ayrıca yüzde 20.1’inin boş, geçersiz oy kullanacağını ya da hiç oy vermeyeceğini ifade ettiğini, 11.7’sinin ise “bilmiyorum, yanıt vermek istemiyorum” seçeneğini seçtiklerini yazdı.

STAR KIBRIS 09/07/09

Spokesman forced to dispel media rumours on talks
By Elias Hazou

‘There will be a referendum’

THE GOVERNMENT yesterday moved to quash local news reports that suggested a settlement agreement might not be put to referenda before the two communities.

“The two leaders have already agreed that an agreement will be put to simultaneous referenda,” government spokesman Stefanos Stefanos told a news briefing.

He said this arrangement had been made known to the UN Secretary-General, and moreover that it was mentioned in a UN resolution.

Online newsletter Offsite reported on Monday that “diplomatic circles in Nicosia and abroad” were hatching plans to avoid holding referenda after a peace deal is reached between the leaders of the two communities.

According to Offsite, the same circles fear that holding referenda would see a repeat of 2004, when politicians and quarters of the media opposed to the Annan Plan mounted a concerted ‘No’ campaign to scupper the agreement. This, the newsletter said, is a lesson learned for foreign diplomats, who now intend to keep the hawks and ‘demagogues’ in Cyprus from poisoning the climate again.

Phileleftheros yesterday took up the story, essentially endorsing this “information.” It noted that the idea was “most likely” the brainchild of British diplomats. Next, the paper noted that the British have denied knowledge of any such plan – without mentioning where this denial came from.

Phileleftheros said also that the idea to bypass the referenda was “not to the knowledge of the negotiating parties.”

Citing its own sources, the paper said that the foreign diplomats were toying with the idea of putting an agreement to the parliaments of the respective communities, instead of straight to the people. This would soften acceptance of an agreement as it would not completely ignore the people, since MPs are chosen by the electorate. A nod from parliament would help seal the deal, the paper conjectured.

“Where would the Cyprus problem be without rumours?” remarked a source from a foreign embassy, who requested anonymity.

Politicians meanwhile dismissed outright the notion of scrapping the referenda. DIKO leader Marios Garoyian likened such an action to putting the cart before the horse.

“First let’s see where the negotiations will lead… after, assuming there is agreement between the two communities, it would be inconceivable for citizens not to be able to take a stand on the agreement for a comprehensive solution.”

DISY boss Nicos Anastassiades stressed that putting an agreement to the popular vote was an imperative, otherwise people would feel that they were having a solution “imposed” on them.

Moreover, he said, the people should be given a voice, since a solution and reunification would directly impact their lives.

The reports about these behind-the-scene scenarios directly contradict the messages coming from politicians in recent weeks. In late June, in an interview with Turkish newspaper Zaman, US Deputy Assistant Secretary of State Matthew Bryza specifically mentioned that there had to be a referendum after a Cyprus agreement was signed.

“Forcing them [the Cypriots] to do it simply is not going to be workable because there will be referenda again. And eventually the parties will either vote for or against, depending on how comfortable they are with the settlement,” Bryza told Zaman.

And in interview with Politis about two weeks ago, Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat sounded confident that the majority of Turkish Cypriots would vote ‘yes’ in a referendum – the implication of his remark being that a referendum is a given.

A reference to the two communities’ commitment to hold referenda is contained in the leaders’ joint statement of July 25, 2008 which noted:

“The aim of the full-fledged negotiations is to find a mutually acceptable solution to the Cyprus problem, which will safeguard the fundamental and legitimate rights and interests of Greek Cypriots and Turkish Cypriots. The agreed solution will be put to separate simultaneous referenda.”

UNFICYP spokesman Jose Luis Diaz said he was unaware of any discussions, in any circles, on postponing the referenda.

“This is the first I ever heard of it… from the media reports,” Diaz told the Mail.

In any case, he added, the two leaders have long been negotiating on the understanding that an agreement will be put to referenda.

Asked about the alleged involvement of British diplomats, as claimed by Phileleftheros, a spokesman for the British High Commission had this comment:

"This settlement process belongs entirely to the Cypriots. The role of the international community is to support the two leaders in their search for a solution. It is not seeking to make suggestions on the process, on timetables or on the content of a settlement.

“Britain has not been involved in, and is not aware of, any discussions concerning the referendum.”

CYPRUS MAIL 09/07/09

Aid for Turkish Cypriots helps prepare for reunification

THE EUROPEAN Commission yesterday approved the annual report for 2008 on the implementation of the aid programme for the Turkish Cypriot community.

According to an EC press release, the aid programme aims to facilitate reunification of Cyprus by encouraging the economic development of the Turkish Cypriot community with particular emphasis on the economic integration of the island, on improving contacts between the two communities and with the EU, and on preparation for the EU’s legal order. Just under €260m has been made available to implement the programme over the period 2006-2011. 1

Funds can be used for investment to help meet EU standards in areas such as water supply, waste water treatment, solid waste management, energy supply and telecommunications. Grants are given to a wide range of recipients: students and teachers, NGOs, farmers, small businesses, schools, villages.

Technical expertise is made available to Turkish Cypriots to help them better understand and prepare for the implementation of EU rules following reunification. Reconciliation measures are supported.

Following the adoption of the report Commissioner Rehn said: “I am pleased that the EU’s assistance for the Turkish Cypriot community has started to deliver real benefits on the ground: students and teachers receive support to spend one year abroad, and grants are being provided to farmers, civil society organisations, schools, villages and small and medium sized enterprises.

“Thanks to the Aid Programme, the Turkish Cypriot community will be better prepared for the day of reunification. The Commission remains strongly committed to the ongoing settlement talks and supports the efforts of the leaders of the Greek and Turkish Cypriot communities.”

In the course of 2008, contracts worth €37 million were signed in all of these areas and €13 million was disbursed. By the end of May 2009 the total amount contracted reached € 84.5 million and the total amount disbursed €38.5 million. Remaining funds must be contracted before the end of 2009, although implementation can follow in later years; tenders and calls for proposals have now been launched covering all of the remaining funds.

Examples of projects implemented in 2008 include village improvement projects, scholarships for 122 students and teachers to study in other EU member states, 13 grants to schools and 26 grants to farmers to improve milk refrigeration and collection.

Support was given to mine clearance off the buffer zone and the EU was the single biggest donor to the Committee on Missing Persons. 220 seminars and workshops on the “EU’s legal order” were given to Turkish Cypriot experts.

The aid programme is implemented by the Commission, either directly, through a dedicated programme team, or in collaboration with UNDP and other international organisations.

CYPRUS MAIL 09/07/09

Palestinian leader in 24-hour visit to Cyprus

PALESTINIAN Authority President Mahmoud Abbas arrived on the island yesterday for an official two-day visit. Abbas was met by Foreign Minister Marcos Kyprianou at Larnaca airport and headed straight for the Presidential Palace for talks with President Dimitris Christofias.

Following the two delegations’ meeting, the leaders expressed words of unity and understanding for their respective nation’s struggles in attaining goals of independent and unoccupied homelands.

Christofias spoke first, thanking Abbas and the Palestinian people “for their firm and consistent support for the people and the Republic of Cyprus”, adding that Cyprus has always been an unwavering supporter of the Palestinian people’s “struggle to establish their own state… with its capital in East Jerusalem”.

Christofias expressed his hope that the two nations will “soon be able to reach agreements on day-to-day issues of co-operation such as tourism, education and health”.

Abbas reciprocated, saying Cyprus’ recent establishment of a diplomatic office in Ramallah had “brought great satisfaction and has strengthened us in our political struggle”

Abbas will tomorrow meet Archbishop Chrysostomos before flying back to the Palestinian Territories later in the day.

CYPRUS MAIL 09/07/09

Hristofyas: Türk tezleri değişmeli

Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs'ta çözüm için Türk tezlerinin değişmesi gerektiğini söyledi.

AA

10 Temmuz. 2009 Cuma

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafının ortaya koyduğu tezleri sonbaharda değiştireceği beklentisi içerisinde olduğunu açıkladı.

Dimitris Hristofyas, Rum devlet kanalı RİK1'de yayımlanan açıklamasında, Rum yönetimi liderliğine Kıbrıs sorununu çözmek için talip olduğunu, çözmek için de elinden geleni yapmakta kararlı olduğunu ifade ederek, "Zamanın uzamasının bölünmeyi ve bir tanesi Tayvan haline gelecek iki ayrı devleti gündeme getireceğini" öne sürdü.

Doğrudan müzakerelerin Rum tarafı için tek yol olduğuna inandığını belirten Hristofyas, ''Diyalogdan başka alternatif öneri yok. Nasıl olursa olsun, çözüm olsun diyenlerden değilim. Çözüm temel ilkelere dayanmalı, yaşayabilir, işleyebilir olmalı ve gelecek nesilleri güvence altına almalı'' dedi.

Felsefesinin, ''ülkenin; iki bölgeli iki toplumlu federasyon temelinde, tek egemenliğe, tek uluslararası temsiliyete ve tek vatandaşlığa sahip, AB içerisinde işlevsel, ekonomisi birleşmiş bir devlet olarak yeniden birleşmesi'' olduğunu söyleyen Hristofyas, ''Kıbrıslı Türkler ve Rumlar olarak birlikte yaşamaya mahkum olduğumuzu herkes anlamalıdır'' diye konuştu.

TÜRK TARAFININ KIRMIZI ÇİZGİLERİNİ KABUL ETMEM
Hristofyas, ''kırmızı çizgilerin'' yinelenmesi görüşünde olmadığını, Türk veya Kıbrıs Türk tarafından kırmızı çizgiler olmasını da kabul etmediğini belirterek, şöyle devam etti:

''Değerlendirmem odur ki, Kıbrıs Türk tarafı müzakere masasına çeşitli konularda tezler koyuyor, ancak Kıbrıs sorununun çözülmesini gerçekten istiyorsa, bu konuyla ilgili son sözünü söylemeli. Ancak Kıbrıs Türk tarafı bunu halkla ilişkiler nedeniyle yapmıyor.''

Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafının bugün çeşitli konularda ortaya koyduğu tutumunu değiştireceği beklentisi içerisinde olduğunu kaydetti.

TALAT CESUR VE İRADE SAHİBİDİR
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı, ''tek egemenliği'' kabul ettiği için ''cesur ve irade sahibi'' olarak niteleyen Hristofyas, şöyle konuştu:

''Sayın Talat'ın hiçbir hareket özgürlüğü olmadığını söylersem, kendisine kapıyı kapatmış gibi olurum. Talat'ın, bir uzlaşı çözümüne varmamız konusunda ne kadar hareket etme özgürlüğüne sahip olduğu süreç içerisinde ortaya çıkacak. Kıbrıslı Türk lider, devletin birliğini güvence altına alacak olan tek egemenlikli bir hükümetle iki bölgeli federasyonu taahhüt ettiği için Talat cesurdur, irade sahibidir.''

Garantilerle ilgili sorulara da yanıt veren Hristofyas, ''Bizim de haber almamız ve Türkiye'ye kimsenin müdahale hakkı olmadığını söylememiz gerekir. Federasyon, müdahale haklarını veya garanti ve ittifak anlaşmalarını gerektirmez'' ifadesini kullandı.

Erginel: ATAD kararının AB nezdinde değişmesi Rumlara bağlı

ATAD kararının ancak müzakere sürecinde ortadan kaldırılabilme olasılığından bahseden Erginel, devam eden görüşmelerden edindiği izlenime göre ise bu yönde bir belirti görmediğini ifade etti.
Emekli Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel′in HALKIN SESİ Genel Yayın Yönetmeni Emin Akkor′un sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
Kıbrıs görüşmelerinde varılacak bir anlaşma ATAD kararının yarattığı olumsuzluğu ortadan kaldıramaz mı?
Bilindiği gibi yasaları yasama meclisleri veya parlamentolar yapar. Daha sonra  yorumlama görevi ise mahkemelere düşer. Mahkemeler bir yasayı yorumlayıp karar verdiler mi bu  karar bir daha değişmez. Çünkü yargıda "kesin hüküm" ilkesi vardır. Kararı değiştirebilmek için başa dönmek ve yasayı değiştirmek  gerekir. 
ATAD′ın aleyhimize verdiği karar 10. Protokol, yani Rum Yönetimi’nin AB′ye katılım anlaşması yorumlanarak ve-rilmişti. AB′ye katılım anlaşmaları AB′nin  birincil hukukunu oluşturur ve AB hukuk normları hiyerarşisinde en üst düzeyde yer alır. ATAD kararını değiştirebilmek için Rum Yönetimi’nin AB′ye katılım anlaşmasını değiştirmek şarttır. Eğer bu yapılmazsa ATAD kararı Kıbrıs′ta iki taraf arasında varılan anlaşmadan daha üstte kalacak ve anlaşma ATAD kararına tabi olacaktır. Bu durumda nasıl bir anlaşmaya varılırsa varılsın Kıbrıs üniter bir devlet olmaya devam edecek ve bir anlaşmazlık durumunda Rumlar, iki halk  arasında varılan anlaşmanın değil ATAD kararının uygulanmaya devam etmesini isteyebileceklerdir. Dolayısıyla  Kıbrıs görüşmelerinde varılan anlaşmanın hiçbir değeri olmayacaktır.  
AB′ye katılım anlaşması nasıl değişebilir?
AB′ye katılım anlaşmasının değişmesi ve böylece Kıbrıs görüşmelerinde  varılacak anlaşmanın bir anlam ifade etmesi için izlenmesi gereken yol üzerinde duralım. Bunun için her şeyden önce Rum yönetiminin buna razı olması gerekir. Yani iki halkın haklarına ilişkin çeşitli konularda bir anlaşmaya varmak yeterli olmayıp bu anlaşmanın katılım anlaşmasını değiştireceği konusunda da ayrıca bir anlaşmaya varılması  gerekmektedir. Ancak bu da yeterli değildir. Çünkü  Kıbrıs’ın AB′ye katılım anlaşması Kıbrıs devleti ile AB arasında yapılmış bir sözleşme olup    AB’nin de bu sözleşmenin değişmesini kabul etmesi gerekir.
Bu  durumda insanın aklına şu sorular geliyor. "Rum Yönetimi 2004 katılım anlaşmasının değişmesine razı mı?  AB, 2004 katılım anlaşmasının  değişmesine razı mı?"
Sade bir vatandaş bu koşullarda nasıl düşünür? "Yıllarca görüşüp anlaşma yapmaya başlamadan önce bu anlaşmanın işe yarayacağı, yani AB′ye katılım anlaşmasının da değişeceği konusunda anlaşalım. Boşuna zaman kaybetmeyelim" diye düşünür değil mi? Maalesef  Sn. Talat′ın böyle bir kaygısı olmadığı anlaşılmaktadır. Hristofyas ise, katılım anlaşmasını değişmesini kabul edeceği yönünde herhangi bir açıklama yapmamıştır. Hele AB yetkilileri sanki bu noktayı bilmiyorlarmış gibi  bu konudaki talebimizi anladıklarını söylemektedirler. Görüşmeler ve referandumlar sonunda varılacak  anlaşmanın  katılım anlaşmasını nasıl değiştireceği konusunda ne bir açıklama var, ne de bir söz verme.
Halklar arasında varılan anlaşmadan ve referandumlardan sonra AB′ye katılım anlaşmasını ve değişmesini Rum Yönetimi kabul etti diyelim. AB′nin de kabul ederek gerçekleştirmesi için bu değişikliğin diğer 26 ülke parlamentolarının her birinde ayrı ayrı onaylanıp kabul edilmesi gerekmektedir. Bunun ise çok zor bir iş olduğu açıktır. Bir tek devlette onaylanmazsa katılım anlaşması geçersiz kalacak ve biz üniter bir devlette azınlık olmaya devam edeceğiz.
 AB′nin zamanla hukukunu değiştireceği ve birincil hukuk oluşturma konusunda  daha kolay bir formül bulacağı, 26 ülke parlamentolarına başvurmadan değişimin gerçekleşebileceği söylenmektedir. Fakat nasıl bir formül bulunacak ve ne zaman yürürlüğe girecek? Kesin olan hiç bir şey yok. 
 Özetle, ATAD felaketini görüşmeler yoluyla ortadan kaldırmak mümkündür. Ancak bunun gerçekleşebileceği konusunda hiçbir belirti yoktur. Aksine Kıbrıs′ta bir anlaşmaya varılsa bile katılım anlaşmasını değiştirmenin çok zor hatta imkansız olacağının belirtileri vardır. Ayrıca, AB′nin Kıbrıslı Türkleri çok saf bir halk olarak kabul ettiğinin ve haklarını savunmasını bilmeyen bu halkın gözünün yaşına bakılmayacağının belirtileri mevcuttur.
İkili görüşmelerin barışla sonuçlanacağı konusunda yaygın bir inanç var. Siz barış olmayacakmış gibi konuşuyorsunuz.
Halklar arası  görüşmelerde bir anlaşmaya varılacağı ve bu anlaşmanın  referandumlarda kabul edilme olasılığı bulunduğu söyleniyor. Bunlar siyasi değerlendirmelerdir. Benim bu konuda söyleyebileceğim veya herkesin bildiklerine  ekleyebileceğim bir şey yok. Burada hukuk perspektifinden olaya bakmaya çalışıyorum ve bir anlaşmaya varılırsa bu anlaşmanın AB′nin birincil hukuku haline gelmeme olasılığı bulunduğunu ve Kıbrıslı Türklerin ATAD kararıyla yitirdiği hakları geri alamama olasılığı bulunduğunu söylüyorum. Bu tehlike karşısında halkımızı uyarmamız gerekmiyor mu?
Niçin  barış konusunda bu kadar kaygılısınız?
Kaygılıyım , Çünkü ATAD kararından ayrı olarak AB Komisyonu’nun hazırladığı raporda yani Lapuerta raporunda da AB’nin gerçek niyetini görüyorum. Rum mahkemelerinin kuzeydeki olaylarda yargı yetkisi olmasının ne anlama geldiğini biliyorum.  AB’nin niyetinin  geçmişte eşit olan Kıbrıs Türk halkının eşitlik statüsüne son vermek ve Kıbrıs Türklerini Rumların bir azınlığı haline getirmek olduğunu anlıyorum.
AB Kıbrıs Türklerini egemen bağımsız eşit bir halk olarak AB’ye almak istememektedir. İki halkın ekonomilerini eşit düzeye getirmek istememektedir. Kıbrıs Türk halkını Rumlara hizmet veren fakir bir halk haline dönüştürmek istediği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan biz de  AB ye  diğer egemen bağımsız halkların izlediği yolda değil de bir azınlık gibi girmeye çalışıyoruz. Bu yolun sonunda AB deki diğer azınlıklardan  farklı olanaklara sahip olacağımızı zannediyoruz. Bunlar kaygılanmayı  gerektiren durumlar değil mi?

Yarın: Kıbrıs′a barışın nasıl gelebileceğini konuşacağız

HALKIN SESI 10/07/09

Referandum seçimlerden önce olmalı

CTP Merkez Binası′nda gerçekleşen brifing öncesi toplantıya katılanlar için yiyecek-içecek servisi yapıldı. Cumhurbaşkanı Talat, toplantının basına açık bölümünde müzakerelerle ilgili açıklamalarda bulundu.
Talat konuşmasında, 2008 Eylül ayında yeniden başlayan Kıbrıs müzakere sürecinde yaklaşık bir yılın geride kaldığını hatırlatarak, Türk tarafı olarak amaçlarının 2009 yılı sonu bir anlaşma ve 2010 başında referandum olduğunu kaydetti. Başlıkların ele alınıp tamamlanmasının ardından tekrar bütün konuları ele almanın söz konusu olamayacağını, bunun yerine temsilcilerin çalışma yaparak belirleyeceği en kritik konuların konuşulacağını söyleyen Talat, bunun dışındaki konuların da temsilcilere bırakılacağını anlattı.
"REFERANDUM CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ ÖNCESİ OLMALI"
Cumhurbaşkanı Talat, 2009 sonu anlaşma ve 2010 başı referandumun kendi hedefleri olduğunu ve referandumun da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce olması gerektiğini kaydetti. Cumhurbaşkanı seçimlerindeki propagandanın süreci etkileyebileceğine işaret eden Talat, "Burada kimin ne söyleyeceği veya hangi seçmen ke-simine hitap edeceği önemli değil, söylenenlerin istismar edilmesi ve sürece zarar verilmesi önemlidir" şeklinde konuştu.
AĞUSTOSTA 3 HAFTA GÖRÜŞME YOK... HRİSTOFYAS EYLÜL′DE NEW YORK′A
Ağustos ayında 3 hafta görüşme yapılamayacağını ve eylül ayında da Rum lider Hristofyas′ın  New York ziyareti bulunduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Talat, ele alınacak 2 kritik konunun üzerinde anlaşılmasının diğer konularda varılacak uzlaşmaya bağlı olduğunu dile getirdi.
"MÜLKİYET KONUSUNDA HEMEN HEMEN HİÇ İLERLEME OLMADI"
Bu iki konudan birinin "Güvenlik ve Garantiler", diğerinin ise "Toprak" konusu olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı, en ciddi sorun olan "Mülkiyet" konusunda hemen hemen hiç ilerleme sağlanmadığını söyledi.
Mülkiyet konusunda "komisyonların kurulması" ve "kriterlerin olması" açısından ilerleme yaşandığını söyleyen Talat, bu "kriterlerin" ne olacağının ise bilinmediğini açıkladı.
Talat, "Yürütme" başlığı altındaysa "Kıbrıs Türk liderliğinin nasıl seçileceği" konusunda bazı anlaşmazlıklar bulunduğunu söyledi.

HALKIN SESI 10/07/09

Talat'dan kritik Ankara ziyareti

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün davetlisi olarak, Kıbrıs sorununda gelinen aşamayla ilgili değerlendirmelerde bulunmak üzere 13 Temmuz Pazartesi günü Ankara'ya gidecek.

Edinilen bilgiye göre, Talat, Ankara ziyaretinde, Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşecek.

Görüşmelerde, birinci aşaması tamamlanmak üzere olan Kıbrıs müzakerelerinde gelinen son durum gözden geçirilecek ve bundan sonrası için Türk tarafının ortak tutumu değerlendirilecek.

Cumhurbaşkanı Talat'a Ankara ziyaretinde KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün eşlik edecek.

Talat'ın salı günü öğleden sonra KKTC'ye dönmesi bekleniyor.
AA

KIBRIS POSTASI 10/07/09

Derin görüş ayrılığı mı var?

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde dün ele almaya başladığı ''Güvenlik ve Garantiler'' başlığında, taraflar arasında derin görüş ayrılıkları olduğu basına yansırken, tarafların karşılıklı sunduğu ilk tezlerde, ''Türk garantileri mi Avrupa Birliği (AB) garantileri mi'' olacağı sorusuna yanıt aranıyor.

Kıbrıs Rum gazeteleri, tarafların dünkü görüşmede sunduğu ilk tezlerini yayımladı.

Buna göre, Hristofyas, ''garantilerin modasının geçmiş olduğunu ve değişmesi gerektiği'' görüşünü savunurken, KKTC Cumhurbaşkanı Talat, ''Güvenliğimizi ancak Türkiye garanti edebilir'' dedi. Her ikisi de BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) rolü konusunda farklı görüşler ortaya koydu.

-TARAFLARIN TEZLERİ-
Rum basınına göre, Kıbrıs Türk tarafı, Türkiye'nin garantilerinin ve müdahale haklarının devamını savunan ve detaylara girmeden, asker sayısının azaltılmasına ilişkin takvimden söz edilen bir belge sundu.

Rum tarafının sunduğu belgede ise, Garanti ve İttifak Anlaşmalarının, ''modasının geçtiği'' ve Güney Kıbrıs'ın AB üyeliğiyle ortaya çıkan yeni durumu yansıtmadığı, Avrupa Birliği'nin gerek ülkenin tamamına, gerek eyaletlere, gerekse vatandaşlara garanti sağlayabileceği iddia edildi. Rum tarafı Ada'nın askersizleştirilmesini de savunuyor.

''Kırmızı çizgilerle başlangıç'' yapan tarafların sunduğu belgelere ilişkin Rum basınında şöyle deniliyor:

''Türk tarafı sunduğu belge ile temel bir tutumu savunuyor. Türkiye'nin garantilerinin ve 'müdahale haklarının' devamını savunuyor. Bunun, Kıbrıslı Türklerin kabul edebileceği tek garanti olduğu düşünülüyor. Tezlerinin felsefesi, Türkiye'nin Ada'daki siyasi ve askeri mevcudiyetinin sürekliliğini güvence altına alma mantığı etrafında dönüyor. Asker sayısının azaltılmasıyla ilgili bir takvimden de söz ediliyor, ancak detaya girilmiyor.''

17 Temmuzda yapılacak Talat-Hristofyas görüşmesinde, dün sunulan tezlere karşılıklı yanıt verilecek.

Rum gazeteleri ayrıca, Türkiye kökenli KKTC vatandaşları konusunun, ''müzakere masasına ne zaman geleceği konusunun da yılan hikayesine döndüğünü, Hristofyas'ın bu konunun güvenlik başlığının tamamlanmasının hemen ardından görüşülmesini istediğini, Talat'ın ise en sona bırakmayı önerdiğini'' iddia etti.

AA

KIBRIS POSTASI 10/07/09

Hristoifias: Türk tezleri değişmeli

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafının ortaya koyduğu tezleri sonbaharda değiştireceği beklentisi içerisinde olduğunu açıkladı.

Dimitris Hristofyas, Rum devlet kanalı RİK1'de yayımlanan açıklamasında, Rum yönetimi liderliğine Kıbrıs sorununu çözmek için talip olduğunu, çözmek için de elinden geleni yapmakta kararlı olduğunu ifade ederek, "zamanın uzamasının taksimi ve bir tanesi Tayvan haline gelecek iki ayrı devleti gündeme getireceğini" öne sürdü.

Doğrudan müzakerelerin Rum tarafı için tek yol olduğuna inandığını belirten Hristofyas, ''Diyalogdan başka alternatif öneri yok. Nasıl olursa olsun, çözüm olsun diyenlerden değilim. Çözüm temel ilkelere dayanmalı, yaşayabilir, işleyebilir olmalı ve gelecek nesilleri güvence altına almalı'' dedi.

Felsefesinin, ''ülkenin; iki bölgeli iki toplumlu federasyon temelinde, tek egemenliğe, tek uluslararası temsiliyete ve tek vatandaşlığa sahip, AB içerisinde işlevsel, ekonomisi birleşmiş bir devlet olarak yeniden birleşmesi'' olduğunu söyleyen Hristofyas, ''Kıbrıslı Türkler ve Rumlar olarak birlikte yaşamaya mahkum olduğumuzu herkes anlamalıdır'' diye konuştu.

-''TÜRK VE KIBRIS TÜRK TARAFININ KIRMIZI ÇİZGİLERİNİ KABUL ETMEM''-

Hristofyas, ''kırmızı çizgilerin'' yinelenmesi görüşünde olmadığını, Türk veya Kıbrıs Türk tarafından kırmızı çizgiler olmasını da kabul etmediğini belirterek, şöyle devam etti:

''Değerlendirmem odur ki, Kıbrıs Türk tarafı müzakere masasına çeşitli konularda maksimum tezler koyuyor, ancak Kıbrıs sorununun çözülmesini gerçekten istiyorsa, (Kıbrıs Türk tarafı) daha son sözünü söylemedi ve bunu, halkla ilişkiler nedeniyle yapmıyor.''

Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafının bugün çeşitli konularda ortaya koyduğu tutumunu değiştireceği beklentisi içerisinde olduğunu kaydetti.

-''TALAT, TEK EGEMENLİĞİ KABUL ETTİĞİ İÇİN CESUR VE İRADE SAHİBİDİR''-

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı, ''tek egemenliği'' kabul ettiği için ''cesur ve irade sahibi'' olarak niteleyen Hristofyas, şöyle konuştu:

''Sayın Talat'ın hiçbir hareket özgürlüğü olmadığını söylersem, kendisine kapıyı kapatmış gibi olurum. Talat'ın, bir uzlaşı çözümüne varmamız konusunda ne kadar hareket etme özgürlüğüne sahip olduğu süreç içerisinde ortaya çıkacak. Kıbrıslı Türk lider, devletin birliğini güvence altına alacak olan tek egemenlikli bir hükümetle iki bölgeli federasyonu taahhüt ettiği için Talat cesurdur, irade sahibidir.''

Garantilerle ilgili sorulara da yanıt veren Hristofyas, ''Bizim de haber almamız ve Türkiye'ye kimsenin müdahale hakkı olmadığını söylememiz gerekir. Federasyon, müdahale haklarını veya garanti ve ittifak anlaşmalarını gerektirmez'' ifadesini kullandı.
AA

KIBRIS POSTASI 10/07/09

Toptan'dan Abbas'a tepki

TBMM Başkanı Köksal Toptan, Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas'ın ''Rum tezlerine destek verdiği''ne yönelik açıklamasıyla ilgili olarak, ''O açıklamanın, yanlış anlama ve yanlış anlatma olduğuna inanmak istiyorum. Yoksa, Abbas'ın konuşmasını başka türlü anlayabilmek, bizim için mümkün değildir'' dedi. 

Toptan, Nijerya Temsilciler Meclisi Başkanı Dimeji Bankole ve görüşmesi sırasında bir gazetecinin, Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas'ın Kıbrıs Rum Kesimini ziyaretinde, ''Rum tezlerine destek verdiğine'' ilişkin açıklamalarını nasıl değerlendirildiğinin sorulması üzerine Toptan, ''O açıklamanın bir yanlış anlama ve yanlış anlatma olduğuna inanmak istiyorum'' karşılığını verdi. 

Toptan, ''Yoksa, TBMM'de bir kaç kez konuk edilen, Genel Kurulumuzda konuşturulan, Türkiye'nin her platformda, her şekilde çok açık bir destek verdiği Filistin Devlet Başkanı'nın konuşmasını başka türlü anlayabilmek, bizim açımızdan mümkün değildir. Bir yanlış olduğunu temenni ediyorum'' dedi.  

-''ORTA DOĞU'DA COĞRAFYA DEĞİŞİKLİĞİ ANLAMINA GELMEZ''-

Bir gazetecinin, ''Uluslararası Kriz Grubu'nun raporunda; Kuzey Iraklı yöneticilerin 'Irak parçalanırsa Kuzey Irak Türkiye ile birleşecek' sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusuna Toptan, ''Ortada bir gelişme olduğu kanaatinde değilim. Sadece bir takım iddialar var'' diye konuştu.

Türkiye'nin, kendi sınırları içerisinde, halkının refah ve mutluluğunun, demokrasinin gelişmesi ve kökleşmesi için çalıştığını ifade eden Toptan, şöyle konuştu:

''Türkiye, hiçbir zaman emperyal bir niyet, heves peşinde koşmamıştır. Bugün de böyledir. Biz kendi sınırlarımızın içine bakıyoruz. Kendi halkımızın refah düzeyinin yükselmesine çalışıyoruz. Ama elbette Kuzey Irak'ta yaşayanlar, bizim akrabalarımızdır. Türkmenler akrabalarımızdır, bizim Kürt vatandaşlarımızın Kürtlerle akrabalık ilişkileri vardır. O nedenle, tarihi ve kültürel bağlarla bağlı olduğumuz bu bölge ile bizim her alanda iyi ilişkilerimizin olması, özellikle ekonomik, kültürel alanda iş birliği yapmamız, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da devam edecektir. Ama bu, Orta Doğu'da bir coğrafya değişikliği anlamına gelmez.'' 

AA

KIBRIS POSTASI 10/07/09

 

Medeniyetler Zirvesi KKTC'de mi olacak?

KKTC Din İşleri Başkanı Yusuf Suiçmez, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Medeniyetler İttifakı’nın eşbaşkanı olmasından esinlenerek, ‘Medeniyetler Barışı’nda Dinlerin Rolü’ konulu bir sempozyum düzenlemeyi planladıklarını açıkladı.

KKTC Din İşleri Başkanı Yusuf Suiçmez, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Medeniyetler İttifakı’nın eşbaşkanı olmasından esinlenerek, ‘Medeniyetler Barışı’nda Dinlerin Rolü’ konulu bir sempozyum düzenlemeyi planladıklarını açıkladı.

11-13 Kasım tarihinde KKTC’nin Girne kentinde 3 gün sürmesi planlanan sempozyumun davetlileri arasında Dalai Lama, Papa 16’ncı Benedikt, Fener Rum Patriği Bartholomeos, Güney Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Hrisostomos, Türk Musevi Cemaati Başkanı Hahambaşı İsak Haleva gibi isimler bulunuyor.

KKTC’nin bu girişiminin nasıl sonuçlanacağı büyük merak konusu.

haberler.com

KIBRIS POSTASI 10/07/09

 

GÜVENLİK VE GARANTİLER MASADA

   

Taraflar “Güvenlik ve Garantiler” konusunda giriş okumalarını yaptı. Güvenlik ve Garantilere devam edilip edilmeyeceği haftaya kararlaştırılacak.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün görüşmeye başladıkları “Güvenlik ve Garantiler” başlığını bir sonraki toplantıda kapatmayı umduklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma müzakereleri çerçevesinde dün yeniden bir araya geldi. BM kontrolündeki ara bölgedeki tesislerde, saat 10.00’da bir araya gelen iki lider, müzakerelerin son başlığı olan “Güvenlik ve Garantiler” konusunu ele almaya başladı. Liderler ve heyetlerine, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun ev sahipliği yaptı.


Özel Temsilci Taye Brooke Zerihoun, yaklaşık 3 saat süren görüşmeden sonra basına açıklama yaptı.


Zerihoun, liderlerin yaklaşık bir buçuk saat baş başa görüştüğünü, ardından heyetler arası görüşmeye geçildiğini ve tarafların birbirlerine Güvenlik ile Garantiler konusundaki görüşleriyle ilgili giriş okumalarını yaptıklarını anlattı.


Zerihoun, 17 Temmuz Cuma günü gerçekleştirilecek görüşmede ise tarafların birbirlerinin görüşlerine yanıt vereceklerini kaydetti. BM diplomatı, bir sonraki görüşmeye kadar liderlerin özel temsilcileri Özdil Nami ve Yorgos Yakovu’nun bir araya gelerek hazırlık çalışması yapacaklarını anlattı.


Zerihoun, gelecek haftaki görüşmede, Güvenlik ve Garantiler başlığına devam mı edileceği yoksa tarafların birbirlerine yanıtlarını sunmasından sonra diğer konulara mı devam edeceğinin kararlaştırılacağını söyledi. Zerihoun, Ekim ayına kadar görüşme günlerinin programlandığını anımsatarak, bunun da ne yapılacağı konusunda kendilerine önceden planlama şansı verdiğini kaydetti.

TALAT: HAFTAYA BAŞLIĞI KAPATMAYI UMUYORUZ

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Müzakereleri kapsamında Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile dün görüşmeye başladıkları “Güvenlik ve Garantiler” başlığını bir sonraki toplantıda kapatmayı umduklarını söyledi. Görüşmenin ardından Cumhurbaşkanlığı’na dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat görüşmeye başladıkları “Güvenlik ve Garantiler” başlığında ilk sunumları yaptıklarını, yanıtların da gelecek cuma günü yapılacak görüşmede verileceğini söyledi.


“Güvenlik ve Garantiler” başlığını bir sonraki toplantıda kapatmayı umduklarını ancak bunun kesin olmadığını dile getiren Talat, özel temsilcilerinin cuma günkü görüşme öncesinde biraraya gelerek ayrıntıları konuşacaklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, Yeşilırmak kapısının açılması konusunda özel temsilcilerin BM ile birlikte yaptıkları çalışmaların da görüşmede teyit edildiğini vurguladı. Talat, bu çalışmaların BM ile de ilgisi olduğunu çünkü ara bölgede kalan yolun yapılmasında BM’nin rolü olacağını, finansmanı da AB’ın sağlayacağını anlattı.

HRİSTOFYAS’IN AÇIKLAMASI

Bu arada, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile dünkü görüşmede güvenlik konusunu ele aldıklarını ve konuyla ilgili ilk düşüncelerin ortaya koyduklarını söyledi.


Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, görüşme sonrasında Başkanlık binasına dönüşünde yaptığı açıklamada, görüşmenin gelecek hafta devam edeceğini belirtti.
Rum siyasi liderlerinin açıklamalarıyla ilgili sorulara karşılık ise Hristofyas, birinci tur görüşmelerin sona ermediğini ve siyasi partilerin müzakere süreci konusunda bilgi sahibi olduklarını ifade etti.

STAR KIBRIS 10/07/09

RUM-FİLİSTİN DAYANIŞMASI

   

Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas birbirlerine karşılıklı destek beyanında bulundular.

Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, beraberindeki bir heyetle dün Güney Kıbrıs’a geldi.


Rum gazeteleri, Abbas’ın ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın dünkü görüşmelerinde, birbirlerine karşılıklı destek beyanında bulunduklarını haber verdiler.
Politis, haberini, “Filistin Yönetimi Başkanı’nın Kıbrıs Ziyareti – Hristofyas Destek Aldı – Mahmud Abbas Kıbrıs’ın, İsrail’le İki Devlet Çözümüne Verdiği Desteğe ve Doğu Kudüs’ü Filistin’in Başkenti Olarak Göstermesine Teşekkür Etti” başlık ve spotlarıyla aktardı.


Haberde, Rum tarafına önceki gün gelen Abbas’ın ilk temasını, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la yaptığı, Abbas ve Hristofyas’ın bir süre baş başa görüştüklerini, ardından da heyetler arası görüşmelere geçildiği belirtildi.

ORTAK AÇIKLAMA

Abbas ile Hristofyas, görüşme sonrasında basına ortak açıklama yaptı. Hristofyas; Filistin Yönetimi’nin Rum halkının “mücadelesine” verdiği destekten ve Rum Yönetiminin tezlerini İslam Konferansı Örgütü’nde ileri götürmesinden dolayı Mahmud Abbas’a teşekkür etti.


Hristofyas, “her iki tarafça uzlaşılan ilkeler temelinde, Filistin halkının cefasına son vermek ve Filistin’in kalbinde bulunduğu Orta Doğu sorununa barışçıl bir çözüm getirmek için yeniden yaratıcı bir diyaloğun başlamasını istiyor ve bunun çok yakında başlayacağına inanıyoruz” dedi.


Güney Kıbrıs’ın, Filistin halkının beyan edilmiş haklarıyla ilgili BM Komitesi üyeliğini sürdüreceğini, AB içerisinde de Filistinli “kardeşlerinin” davasını her zaman yapıcı şekilde desteklediğini ve desteklemeye devam edeceğini söyleyen Hristofyas, Güney Kıbrıs’ın kısa süre önce Ramallah’ta temsilcilik açtığını, Rum tarafındaki Filistin mevcudiyetinin de yükselmekte olduğunu hatırlattı. Hristofyas, Filistin’le ekonomi, turizm ve eğitim alanlarında ikili anlaşmaların da çok yakında ilan edileceğini açıkladı.

DOĞU KUDÜS

Mahmud Abbas ise, Güney Kıbrıs’ın Filistin halkının haklarının yeniden tesisi; iki devletli bir çözüm çerçevesinde, başkenti Doğu Kudüs olacak, bağımsız bir Filistin devleti kurulması mücadelesine verdiği istikrarlı destek için Hristofyas’a teşekkür etti.
Güney Kıbrıs’ın, yol haritası ve Ortadoğu sorununun çözümüne yönelik Arap inisiyatifine verdiği desteğin; İsrail’le müzakere çabalarında elerini çok büyük ölçüde güçlendirdiğine işaret eden Abbas, “Filistin toprakları içinde, Ramallah’ta temsilcilik açma kararınız bizi ziyadesiyle memnun etti, aynı zamanda bize, aramızdaki ilişkileri daha da pekiştirme gücü verdi ve haklarımız için verdiğimiz mücadelenin siyasi çıtasını yükseltti” dedi.


Güney Kıbrıs’taki Filistin temsilciliğinin yükseltilmesinin, Filistin ile Güney Kıbrıs arasındaki iyi ilişkilerin göstergesi olduğuna da işaret eden Abbas, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ı, en kısa zamanda Filistin’e beklediğini söyledi.
Gazete, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın, bugün Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos’la görüşeceğini ve akşam saatlerinde Rum tarafından ayrılacağını haber verdi.


Haravgi, haberi manşetten, “Karşılıklı Destek… Kıbrıs ve Filistin Birbirlerinin, İşgale Son Verme ve Vatandaşlarının Haklarının Tesisi Mücadelelerine Destek Veriyor” başlığıyla yansıttı. SİMERİNİ, haberini, “Abbas Kıbrıs’ta… Başkan Hristofyas’la Görüştü” başlığı altında özetledi.


Gazeteler, Güney Kıbrıs ile Filistin arasında imzalandığını haber verdikleri ikili anlaşmalarla ilgili ise detay vermediler.

STAR KIBRIS 10/07/09

Cumhurbaşkanı Talat, Ankara yolcusu

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün davetlisi olarak, Kıbrıs sorununda gelinen aşamayla ilgili değerlendirmelerde bulunmak üzere 13 Temmuz Pazartesi günü Ankara'ya gidecek.


Edinilen bilgiye göre, Talat, Ankara ziyaretinde, Türkiye Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşecek.

Görüşmelerde, birinci aşaması tamamlanmak üzere olan Kıbrıs müzakerelerinde gelinen son durum gözden geçirilecek ve bundan sonrası için Türk tarafının ortak tutumu değerlendirilecek.

Cumhurbaşkanı Talat'a Ankara ziyaretinde Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün eşlik edecek.

Talat'ın salı günü öğleden sonra Ada'ye dönmesi bekleniyor.

STAR KIBRIS 10/07/09

AİHM’DEN GÜNEY’E “YAKAN” SORULAR

   

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), 10 Kıbrıslı Türkün Rum Yönetimi aleyhine yaptığı başvurunun incelemesi çerçevesinde, Rum Başsavcılığı’na, Rum tarafında kalan mallarıyla ilgili Kıbrıslı Türker’in haklarının ihlal edilip edilmediğini sorması Güney’i endişelendirdi. Politis gazetesi AİHM’in bu zamanda yaptığı müdahalenin, kaygıya neden olduğunu haber verdi.


“Kıbrıs Türk Mallarıyla İlgili Yakan Sorular” başlığıyla verdiği haberinde, özetle şunları yazdı:
“Toplam 10 Kıbrıslı Türkün Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine yaptığı başvuruyu incelemekte olan AİHM Birinci Dairesi, Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan; Kıbrıs Türk Malları Vasiliği’yle ilgili gözlemler ve Kıbrıs Cumhuriyeti içerisinde Kıbrıslı Türklerin özgür bölgelerdeki mallarıyla ilgili taleplerine tatmin edici yanıt verilip verilmediğiyle ilgili görüş talep etti.
Bu gelişme, AİHM Birinci Dairesi’nin; müdahil tarafların önüne ‘yakıcı’ sorular demeti koyduğu Pazartesi günü cereyan etti. Vasiliğin hukuki çerçevesinin İnsan Hakları Sözleşmesi’yle uygunluğu büyük ihtimalle verilecek yanıtlarla değerlendirilecek.

PAKET HALİNE GELDİ

AİHM, Kıbrıslı Türklerin 2004-2008 arasında yaptığı toplam 10 başvuruyu paket haline getirmiş ve bu başvuruların kabul, ardından daha ileri inceleme ve karar aşamasına geçmeleri için kriterlere uygunluklarını şimdilik gözlemlerle belirlemeye çalışıyor görünüyor.


Birinci Daire başvuruları kabul etme kararına varırsa; Vasiliğin hukuki çerçevesinin yıkılmasının ve (Kıbrıslı Rumların başvurularına karşılık) yüzlerce Kıbrıslı Türkün, Cumhuriyet aleyhine, Strazburg’a koşmasının artık gözle görünür olacağını söylemek abartı olmaz.


AİHM’in Başsavcılığa ve davacılara yönelttiği sorular; Anayasa’yla ilgili yorumlara kadar Vasilik maddelerinin analiziyle ilgilidir.

SORULAR

Rum Başsavcılığı’na yöneltilen sorular arasında şunlar var:
- Başvuru sahipleri kullanılabilir ve tatmin edici devaları kullandı mı?
- Başvuru sahiplerinin mallarını sulh içerisinde kullanma haklarıyla ilgili müdahaleler oldu mu?
- Başvuru sahiplerinin talepleriyle ilgili iç hukuki deva çerçevesi sunuldu mu? Sunulduysa, bunlar sonuç getirici mi? Yani; bu devalar başvuru sahibinin Cumhuriyet’in kontrolü altındaki bölgelerde daimi olarak ikamet etmemeleri olgusu tatmin edici şekilde ele alınıyor mu?
- Gayrı menkullerine saygı gösterilmesi açısından, başvuru sahiplerinin hakları ihlal edildi mi?
- Başvuru sahipleri, haklarını kullanma konusunda olumsuz ayrımcılığa uğradı mı?

SOFİ DAVASI

AİHM’in, Kıbrıs Türk başvurularını göğüsleme niyetleri, Nazife Sofi davasıyla ortaya çıktı. Sofi, iç yargı imkanlarını tüketmemişti. AİHM, davayı aynı aşamaya (incelemeyi kabul) yönlendirdi ancak Cumhuriyet, mahkeme dışı uzlaşıya gitti. Fakat uzlaşı seçeneği, 10 Kıbrıslı Türk grubu için imkânsız görünüyor. Bütün göstergeler; çoğu hukukçuya göre çelişkili olan Vasiliğin ve ‘olağanüstü hal’ argümanının ilk kez AİHM önünde değerlendirileceğini gösteriyor.
AİHM’in yüzlerce Kıbrıslı Rumun başvurusunun dondurulmuş olduğu bu aşamada 10 başvuruyu süratle ileri götürmesi de soru işaretleri yaratıyor.”

STAR KIBRIS 10/07/09

Leaders meet to discuss security and guarantees
By Stefanos Evripidou

THE TWO leaders yesterday began talks on security issues and guarantees in their 36th meeting as part of efforts to end the island’s division.

Speaking on his return to the Presidential Palace after his meeting with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali, President Demetris Christofias said that “the discussion on the issue of security began, the first views were presented by the leaders of the two communities and we will continue next week”.

According to the UN’s Special Representative Taye-Brook Zerihoun, the two leaders started with a tête-à-tête for an hour and half during after which the two read their introductory statements on the issue of security and guarantees. They agreed to give their responses at the next meeting on July 17.

In the meantime, the representatives of the two leaders, George Iacovou and Ozdil Nami will meet to prepare the ground for the next meeting as well as continue discussion on issues like preparations for the opening of the Limnitis crossing. Zerihoun also had a “very good meeting” with the two aides a few days earlier, he said.

On the subject-matter of future meetings between the two aides, the UN official said: “Maybe, the representatives will also discuss how to move on,” referring to the negotiation process.

Now that the dates for the following eight meetings between the leaders have been set, taking the talks up to the first week of October, the UN was in a better position to prepare the meetings between the two leaders said Zerihoun.

“Now we have nine or ten weeks ahead and I think the challenges are to prepare the meetings better,” he said.

Christofias said he is in consultation with the leaders of the political parties to convene the National Council, the top advisory body to the President on the handling of the Cyprus problem.

Responding to criticism from the DISY leadership, the president added that the parties were fully briefed on the course of the negotiations either through meetings with party leaders, National Council meetings or over the telephone.

Christofias noted that he was still waiting for all the parties to submit their views on various aspects of the Cyprus problem.

CYPRUS MAIL 10/07/09

Legal stakes raised on title deeds issue
By Charles Charalambous

THE legal stakes are about to be raised in the title deeds scandal, as a case will be brought before the High Court in London in the coming weeks by property-owners in Cyprus who are still without their title-deeds. All of them are facing additional – and in their view unjustified – financial demands and/or the risk of losing their property.

“We are not just aiming to help individual property-owners, we are pursuing the case in the High Court in order to open the road to create a healthy property system in Cyprus,” Dr Katherine Alexander-Theodotou, who chairs the Anglo-Hellenic & Cypriot Law Association (AHCLA), told the Sunday Mail.

The case is being brought against a number of developers and lawyers by 24 named property-owners – British, Cypriot and others – who have lost patience and faith in the Cypriot legal system. It also represents a vote of no confidence in Cyprus’ government institutions – starting with the Interior Ministry – which many people believe are failing to take the necessary steps to solve the title deeds mess on a long-term basis. Two UK barristers have assessed the chances of the case succeeding as being higher than 65 per cent, so the funding is ultimately being covered by insurance companies.

“Once we have taken this action in the UK High Court, we will take it straight away to the European Court of Justice (ECJ) to ensure that the UK High Court ruling is recognised and enforced in Cyprus,” said Alexander-Theodotou.

Currently, the title deeds to more than 100,000 properties have still not been received by their owners, 30,000 of them non-Cypriot. Pressure groups such as the Cyprus Property Action Group (CPAG) and the Cyprus Land and Property Owners’ Association (KSIA) have made it their business to publicise this issue and to lobby the Cypriot and UK governments for change.

KSIA President Yiorgos Strovolides said during a demonstration in Peyia by property-owners earlier this month that “this is not a new issue – it’s been around for 30 years or more – and to be fair to the current government, you cannot wholly blame it for the state of affairs. But we believe that it is to everybody’s benefit that something be done about this problem.”

More than a month ago, Interior Minister Neoclis Silikiotis talked publicly about a series of legal amendments plus a new piece of legislation which, he said at the time, aimed to remove the main reasons why developers effectively block the issuing of title deeds to the rightful owners of new property. The amendments amount to an amnesty for developers who have broken the town-planning laws.

Interior Ministry Permanent Secretary Lazaros Savvides has told the Sunday Mail that the new draft legislation aims specifically to require a developer to release an existing charge on a property – i.e. a legal interest or claim of a creditor – before taking out a new mortgage. “Some developers do enter into arrangements for re-mortgaging properties without releasing the prior charge to the bank,” he said. “Ultimately, the commercial agreement is between the buyer and the developer, so the buyer must be sure of what he is signing.”

An experienced lawyer who specialises in property, who preferred not to be named, said that “the amendments will solve a small part of the problem – provided the House of Representatives actually approves them. At the moment, if there is a problem with one flat or unit in a project, then nobody in that project gets a title deed until the problem is resolved. Or the developer might have the obligation to build a pavement or access-road, and for all sorts of reasons does not fulfil that obligation. This sort of situation would be resolved by the proposed amendments.”

An Interior Ministry official responsible for town-planning issues has confirmed this. He said that the amendments will enable public authorities to bypass uncooperative developers and proceed unilaterally with the issuing of title deeds to individual property-owners. He also said that “the new law will give first charge to the buyer of the property, rather than second or third charge after a mortgage borrower.”

However, in a written answer given in the House of Lords just over two weeks ago, the UK government said that it had been told by the Cyprus government that the new legislation will only apply to future cases. A spokesman for the British High Commission told the Sunday Mail: “We have been informed that the planned legislation is not intended to be retrospective, but the decision ultimately lies with the Republic of Cyprus, whom we have asked to meet with representatives of interested parties.”

When asked why, the Interior Ministry official said: “The new law addresses future sales because it cannot automatically change existing contracts.”

The response of CPAG President Denis O’Hare was blunt: “Forget future sales, because there will be no future sales if the current situation continues.” As for the next step involving legal action in Britain, O’Hare said: “One of the things we have to do is increase pressure on the government. We’ve tried to do things on a co-operative basis, but have got nowhere. It is a shame that people have to turn to a court in another country to get justice,” he added.

As for timing, the Interior Ministry official said that the draft legislation is currently with the Legal Services for vetting, and then will be presented to the National Council for approval. On this basis, he said that “the aim is to present the draft legislation to the House of Representatives when it resumes work in September after the summer recess.”

The catch is that the House of Representatives has a track-record of favouring short-term, narrow interests rather than doing the right thing. The restaurant VAT saga is the most recent example of exactly how a legal measure targeted at a specific problem – easing the crisis in the tourism sector – can be sidetracked and delayed by the legislature.

For campaigners, the crux of the problem is that we have a system resulting from general inaction by successive governments; an absence of clamping down on conniving developers, lawyers and banks; bureaucracy and alleged corruption in public administration; a lack of confidence in the local legal process; and a body of property law that is not sufficient for preventing or penalising abuse.

Alexander-Theodotou said that legal arguments need to be presented for the changes to the law, “which should also answer the question whether any of them comply with European directives and regulations”.

“What really needs to happen is for a team of qualified legal experts to sit down, scrap the whole lot of the existing law, and rewrite it on a healthy basis,” she said. “What is happening now is like giving an injection to a dead body which is already in the morgue.”

O’Hare shares this view. “An amnesty didn’t work three years ago, and it won’t work now. Developers simply can’t afford to have title deeds issued because of their mortgages,” he said. Referring to the practice of allowing a developer to register a sales contract with the Land Registry instead of a title deed, he added: “The government has created a monster.”

The net result of years of the current system is the estimated €4 billion debt owed by developers, a significant proportion of it taken out as mortgages on a questionable legal basis. The question facing this government is how to change the system without landing itself with a massive financial obligation, especially in the current economic climate.

Smaller developers are already declaring bankruptcy, but big developers like Leptos, Aristo and Pafilia – who are also said to be among the main offenders over Immovable Property Tax – account for the lion’s share of the debt.

It has been suggested by campaigners that one way of solving the deeds problem is for the government to focus on the estimated €5 billion in transfer tax it would realise if and when the 100,000 outstanding deeds are issued. This would create options for dealing with the developers’ estimated €4 billion debt.

O’Hare agrees: “The bottom line is that if the government gives a guarantee to everyone that they will get title deeds, this would solve the problem overnight, and help the economy.”

Clearly, the legal framework relating to property needs to change radically. The current government does not appear willing to address the whole problem, for its own reasons.

A UK High Court ruling enforced with or without the help of an ECJ ruling, in combination with increasing scrutiny of Cyprus’ property laws by other EU institutions, would mean that whether it likes it or not, the government will have to make radical and effective changes to the property system relatively soon.



[SIDEBAR 1]

The role of the banks

The banks are a crucial piece of the title deeds puzzle. Alexander-Theodotou is highly critical of the role of certain banks, which in some cases have made domestic loans – as opposed to commercial loans – for second properties, when it is illegal in Cyprus to own two domestic properties.

She said that the banks do not seem to take enough care to establish a clear basis for extending a loan – its purpose, for instance, or the security offered, especially when a house has not yet been built.

When loans go bad, the banks tend to chase the deed-less “owner” of a house standing on mortgaged land rather than the person who took actually out the mortgage.

O’Hare puts the blame squarely on the way the system operates: “Why would developers make payments on a mortgage when they know they will not be penalised if they don’t?”



[SIDEBAR 2]

A specialist property lawyer’s view:

“The real problem in Cyprus is that property can be sold off-plan, in other words before it is even built. What about those people who pay their money but don’t receive a property that is fit to live in, or even a property at all? They are quite right to despair.
I’ve nothing against developers as such, but selling off-plan without the certainty of completing and selling property with title-deeds has proved to be too much of a temptation for some.
At the moment, a builder with five years’ experience can call himself a developer, start up a project by selling off-plan, and basically do what he wants in terms of whether he completes the project, to what standard, and so on. If things go well, OK, but if things go wrong and he decides to stop the project and just pocket the money he has received in advance, there is not much to stop him.
Lack of professionalism among many developers is a big problem. The government must take drastic measures to regulate the land development market in such a way to drive out the unprofessional and unscrupulous operators.
We also need to look at the role of those banks which extend loans against plans rather than something more solid. We should expect banks to be more conservative in terms of requiring solid security in the form of other property, personal guarantees, etc.
There is no practical reason why the land development market can’t operate on the basis of certification by independent civil engineers and other professionals. But the basic rule should be: no title-deed, no sale. Ironically, that was the rule here before Cyprus gained independence from Britain.
A court case in the UK may well help to concentrate the minds of the government and legislators.”

Cyprus Mail 2009

 

Maruf: ‘Rum tezine destek’ manipülasyon

Filistin lideri Mahmud Abbas’ın “Rum tezini destekliyoruz” dediği iddiası yalanlandı. Filistin Büyükelçisi Nebi Maruf, bu tür haberlerin Türkiye-Filistin ilişkilerini bozmaya çalışanların bir manipülasyonu olduğunu söyledi.

ERCAN GÜRSES

NTV

11 Temmuz. 2009 Cumartesi

ANKARA - Dışişleri Bakanlığı'na çağrılan ve Filistin lideri Mahmud Abbas ile Kıbrıs Rum Kesimi lideri Dimitris Hristofyas’ın görüşmesiyle ilgili iddialara ilişkin bilgisine başvurulan Filistin'in Ankara Büyükelçisi Nebil Maruf, NTV'nin sorularını yanıtladı.

Filistin'in Ankara Büyükelçisi Nebil Maruf, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın Kıbrıs sorununa ilişkin "Rum tezini destekliyoruz" şeklinde bir değerlendirmesi olmadığını söyledi.

Nebil Maruf, “Biz asla bizim dışımızda dünyada yaşanan fikir ayrılıklarına müdahil olmayız. Bu tarafsız olduğumuz anlamına gelmiyor. Ama bir tarafı diğerine feda etme gibi bir politika içerisine giremeyiz” dedi.

Maruf'a göre Güney Kıbrıs Rum Kesimi lideri Dimitri Hristofyas ile Mahmud Abbas'ın görüşmesine ilişkin yorumlar asılsız.

Maruf şöyle konuştu: Asla Kıbrıs sorunuyla ilgili birşey konuşulmadı. Bu haberler ancak Türkiye-Filistin ilişkilerinin iyi gitmesini istemeyenlerin bir manipülasyonu olabilir. O görüşmede Filistin sorunu ve Ortadoğu ele alındı. Bütün bunlar Kıbrıs Dışişleri Bakanlığı’nın tutanaklarında da mevcut. Zaten Kıbrıs sorunu bizim işimiz değil.”

Filistin'in Ankara Büyükelçisi, Kıbrıs Rum Kesimi'nin Ramallah'ta temsilcilik açacağı yönündeki haberleri de değerlendirdi.

Maruf, “Bizim amacımız bütün dünyaya tezimizi anlatmak. Ulaşabildiğimiz her ülkede temsilcilik açmaya çalışıyoruz. Diğer ülkeler de bizim topraklarımızda bunu yapabilirler. Türkiye nasıl Kudüs'te bir konsolosluk bulunduruyorsa, diğer ülkeler de Filistin'de bunu yapabilirler. Kıbrıs Rum Kesimi’nin de halihazırda Filistin'de bir temsilciliği var. Yenisini de açabilirler” dedi.

Maruf, Perşembe günü Türkiye'yi ziyaret edecek Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas'ın gündeminde Ortadoğu, ikili ilişkiler ve Obama yönetiminin Filistin sorununa etkilerinin masaya yatırılacağını da kaydetti.

Filistin 'Rum tezine destek' iddiasını yalanladı

Filistin, Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın "Kıbrıs'ta Rum tezlerini desteklediği" yönünde bir açıklamasının olmadığını açıkladı.

ntvmsnbc ve Ajanslar

11 Temmuz. 2009 Cumartesi

ANKARA - Türk Dışişleri Bakanlığı, Filistin'in Ankara Büyükelçisini davet ederek Mahmud Abbas'ın basında çıkan sözleriyle ilgili bilgi istedi.

Büyükelçi Nabil Maruf, Türk yetkililere, Mahmud Abbas ve Başkanlık Sözcüsü Nabil Ebu Rudeyna ile yaptığı görüşmeleri aktardı ve Abbas'ın, kesinlikle böyle bir açıklamada bulunmadığını, bu konunun görüşmelerde ele dahi alınmadığını iletti.

Filistin liderinin Rum kesimini ziyareti sırasında "Ada'da Rum tezlerini desteklediğine yönelik" açıklama yaptığı bildirilmişti.

Rumlar yeni silahlar alıyor

Kıbrıs Rum yönetimi, Rum Milli Muhafız Ordusu için, Rusya'dan 41 adet daha ikinci el T-80 tankı alıyor.

AA

11 Temmuz. 2009 Cumartesi

LEFKOŞE - Rum Politis gazetesinin haberine göre, Rum meclisi savunma komitesi, Rusya'daki ihracatçı firma Rosobonexport'dan, 41 adet daha T-80 tipi ikinci el tank satın alımı için, kapora olarak 11 milyon 500 bin avroluk ödeneği hafta içinde serbest bıraktı.

Gazete, tank satın alımı için kaporanın savunma komitesinde serbest bırakılmasından önce Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, Rum meclisinde temsil edilen siyasi parti başkanlarıyla görüştüğüne işaret ederek, Rum Milli Muhafız Ordusu’nun(RMMO) 1990'lı yıllarda da Rusya'dan aynı tipte tanklar satın aldığını hatırlattı.

RMMO'nun, 2003 yılında satın aldığı MİLAN füzeleri haricinde uzun yıllardan beridir ilk kez yeni silah sistemleri satın aldığına dikkati çeken gazete, Tasos Papadopulos hükümetinin yeni silah sistemi satın almak istediğini, ancak çeşitli nedenlerle bunu hayata geçiremediğini yazdı.

Gazeteye göre, NORINCON isimli Çin devlet şirketinden 84 adet 155'lik top satın alınmaya çalışılmış, ancak sözleşmelerin dahi imzalanmış olmasına rağmen Pekin, Ankara'nın diplomatik müdahaleleri sonucunda geri adım atmıştı.

EN BÜYÜK SİLAH İTHALATÇILARINDAN
Gazete başka bir haberinde de Güney Kıbrıs'ın, dünya çapında, en çok küçük ve hafif silah ithali yapan ülkelerden biri olduğunu ve BM kaynaklarına dayanarak, ABD ve Suudi Arabistan'ın ardından üçüncü sırada bulunduğunu yazdı.

Gazeteye göre, Cenevre Uluslararası İlişkiler Akademisi'nin yayımladığı 2009 silah izleme raporunda, 2000'den 2006'ya kadar dünya çapındaki küçük silah ticareti cirosunun yüzde 28 artarak 2 milyar 900 milyon dolara ulaştığı kaydedildi.

Raporda, en büyük, küçük ve hafif silah ithalatçıları ABD, Suudi Arabistan, Güney Kıbrıs ve Almanya olarak sıralandı.

 

"Atatürk'ün Kürtlere verdiği sözleri yerine getirin"

Diyarbakır DTP İl Başkanlığı'nın 2. olağan kongresinde konuşan DTP Eş Başkanı Emine Ayna, Çin'in Sincan bölgesinde Türkmenlere yönelik yapılan katliamı kınadıklarını belirterek " Ancak, Çin'de yapılanların bin beteri Türkiye Kürdistan'ında yaşandı" dedi.

(DHA) -- Kürtlerin sürekli kandırıldığını dile getiren Emine Ayna, "1920 Yılında Mustafa Kemal Atatürk tarafından Kürtlere muhtariyet veya özerklik sözü verildi. Ancak Kurtuluş savaşından sonra bu unutuldu. Bugünkü yönetim eğe Mustafa Kemal Atatürk'ü bu devletin kurucusu ve ulu önder olarak kabul ediyorsa Kürtlere verdiği sözü yerine getirsin" diye konuştu.

DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk ise, Abdullah Öcalan'ın açıklayacağı Kürt sorununun çözümüyle ilgili yol haritasının altına şimdiden imza attıklarını dile getirdi

Kürtçe pankartın yanına Türk Bayrağı asıldı

DTP Diyarbakır İl Başkanlığı 2. Olağan Kongresi merkez Bağlar ilçesinde Bağlar Belediyesi Kapalı spor salonunda DTP Eş Başkanı Emine Ayna, Diyarbakır milletvekilleri, Akın Birdal, Aysel Tuğluk, Gülten Kışanak, Selahattin Demirtaş, Siirt milletvekili Osman Özçelik ile Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ile bölgedeki DTP Belediye başkanlarının katılımıyla gerçekleştirildi.

Kürtçe yazılı "Özgür kadın arayişi ve devrimci gençlik çoşkusu ile demokratik toplumu kuralım" pankartının yanına Türk bayrağının asıldığı salonda, demokrasi ve özgürlük şehitleri adına bir dakikalık saygı duruşu yapılırken, salonda bulunanlar tarafından sık sık Kürtçe "Biji serok Apo-Yaşasın Başkan APO", "Şehit Namırım-Şehitler ölmez" sloganları atıldı. 

"Öcalan'ın çözüm haritasına şimdiden imza atıyoruz"


Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'den sonra söz alan DTP Diyarbakır milletvekili Aysel Tuğluk, Abdullah Öcalan'ın bir ay sonra Kürt meselesinin çözümüne yönelik bir yol haritası açıklayacağını, Kürt kamuoyu ile devletin buna dikkat kesildiğini söyledi.

Bir çözüm sürecinin başladığını kaydeden Aysel Tuğluk şunları söyledi:

"Hatta bu süreç başlamıştır. Kürtçe tv bu konseptin bir sonucu oladrak gelişmiştir. Sonrasında İmralı'ya F Tipi cezaevi statüsünün geliştirileceğine dair tartışmalar var. Kürtçe dil ile ilgili bir takım açılımlar olacağı ve diğer tartışmalar bu süreçin bir parçası olarak gelişmiştir. Kürtlere diyecekler derdiniz kültürse, haklarsa alın size bir kaç hak oturun diyecekler. net ifade ediyoruz Kürt sorunu muhatapsız çözülemez, çözmeye çalışsanızda bunu gerçekleştiremezsiniz. Geliştirilecek yol harita devletin dediği gibi biz çözeriz siz karışmayın, yaklaşıyla olmaz olamaz diyoruz.

Bir defa önce 40 bin insan yaşamını yitirdi. 40 Bin ölüye yagı duyacaklar. unutmamalıyızki bu 40 bin insan, bu halkı muhatap alın, onure edin, adam yerine koyun, dinleyin, sorunları birlikte kardeşlitk içinde çözün diye öldüler. İşte bunu görmezden gelemezsiniz, yok sayamazsınız. Öyle tamam Kürtler var, hakları var ama iradelerini tanımayız diyemezsiniz. Sorun müzakerelerle diyaloğla çözülür. Oturup konuşacağız konuşmak zorundayız. Konuşarak diyolğla bu sorunu bir çözüme bağlayacağız bu kadar basit.

Evet siyaset ve diyalog dışında başka bir yol yöntem kalmamıştır. Silahlı mücadelede dönemi bitmiştir. Devlette artık bunu anlamak zorundadır. Hatta artık öyle bir sürece gireceğizki inanınki kendi askerlerini savaşa götürecek güç bulamayacaklar. Sayın Öcalan'ın açıklayacağı yol haritası tüm bu toz duman arasında ortak geleceğimizi belirleyecek, bir belge bir sözleşme olacaktır. Biz Kürtler onurlu bir gelecek adına şimdiden bunun altına imzamızı atıyoruz"

"Atatürk'ün Kürtlere verdiği söz tutulsun"


Kongre'de konuşan DTP Eş Genel Başkanı Emine Ayna ise, Türkiye'de yaşanan savaşın kökeninin çok eskiye dayandığını belirterek, bu durumun Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan beri devam ettiğini söyledi.

Ayna sözlerine şöyle devam etti:

"Ancak son 30 yılı önemli kılan 1980 askeri darbesiyle birlikte Kürt halkının inkarını soykırıma dönüşmesiyle birlikte silahlı mücadelenin başlamış olmasıdır. Bize hep şu söyleniyor. Kürt sorununun çözümünde neden PKK, neden sayın öcalan diyorsunuz. Biz, Kürt sorunundan bahs ederken PKK'yı ve Öcalan'ı önemsediğimi söylüyoruz, kulak verilmesini söylüyoruz. Kürt halkının tarihi çok fazla derslerle doludur. Kürt halkının tarihi sürekli kandırılmalarla doludur. Hep kandırılmıştır Kürtler. Hep belli bir amaç uğruna Kürtler birlikte harekete ikna edilmiş, Kürtlerin haklarının ve taleplerinin verileceği söylenmiştir Ama, o amaç gerçekleştikten sonra Kürtlerin hakları, talepleri unutulmuştur. Bu yüzden PKK ve Öcalan önemli diyoruz. Hep şu söyleniyor Türklerle-Kürtler kardeştir. Kürt halkıyla Türk halkı omuz omuza savaşarak Türkiye'yi işgallerden kurtarıp kurmuştur. İşte o kurtuluş savaşı Kürtlerle birlikte verilirken 24 nisan 1920'de Kürt halkına bir söz verildi.

2. Kürt halkına Mustafa Kemal Atatürk en yakın çalışma arkadaslarına dedi ki, (Kürtleri tanıyoruz. Biz tüm halkların kendi kaderini tayin hakkını tanıdığımızı Dünya'ya duyurduk. Bu yüzden Kürtlerin de kendi kaderini tayin hakkı tanırız ancak bütünlük içinde. Özerklik, muhtariyet tanıyarak bu mümkündür) diyerek Kürt ve Kürt halkına döndü 24 nisan 1920'de dediki (sizin kendi kaderinizi tayin hakkınızı tanıyoruz. Sizin hakkınızı ve özgürlüğünüzü tanıyoruz ancak şu anda ülkemiz işgal altındadır önce bu savaşı kazanalım )dedi. Kürtlerle birlikte kurtuluş savaşı verildi.

1920-2009, Kürtlerin hala hak, özgürlük, hala kimliklerinin tanınması sorunu var. Mustafa Kemal Atatürk, TC kuruluşunuda bir söz vermiştir, Bu Türkiye Cumhuriyetinin sözüdür, biz böyle algılıyoruz. Eğer gerçekten Atatürk TC nin kurucusu olarak, Ulu önder olarak görülüyorsa verdiği sözü bu günkü yönetenler tutmak zorundadır"

"Kürtler PKK ve Öcalan'ı güvence olarak görüyor"

DTP Eş Genel Başkanı Emine Ayna, Kürtlere verilen hiç bir sözün tutulmaması nedeniyle, Kürtlerin PKK ve Öcalan'ı kendileri için güvence olarak gördüğünüde belirterek "Kürt halkı diyorki PKK ve Öcalan benim güvencemdir. Kürtler diyorki, eğer ne kadar yanlışını söylesenizde, her ne kadar bu teröristtir diye tanımlasanız da, eğer bugün Kürtçe TRT ŞEŞ'i açmak zorunda kaldıysanız, bu gün en azından Kürtler vardır diyorsanız, varlığını kabul etmek zorunda kaldıysanız, bu mücadele sayesindedir. Ben şunu biliyorum diyor Kürtler bugün PKK ve Sayın Abdullah Öcalan Bir bütün olarak tasfiye edildiğinde benim hiçbir hakkımı alamayacaksınız" dedi.

"Önemli bir süreçten geçiyoruz" diyen Ayna, "Bugün Türkiye'de bir silahlı mücadele varsa, Kürtler eline silah almışlarsa bunun nedeni 1980 askeri darbesidir. Bu anayasa değişmeli. Bizde söylüyoruz Dünya'da 21. yüzyılda silahlı mücadele hak arama yöntemi değildir. Ama Dünya'da 21. Yüzyılda böyle bir Anayasayla yönetilme yüzyılı da değildir. Eğer PKK'yı bu tekçi zihniyet var etmişse ve silahların sona ermesi isteniyorsa öncelikle, bu tekçi zihniyet ve anaya değiştirilmelidir. 15 emmuz'a kadar bir çatışmasızlık süreci var. Buna cevap verilmesi gerekiyor. Operasyonlar durdurulma, çözümün gelişmesi için öncelikle ölümler durmalıdır. Çözümün formülü demokratikleşmedir, kardeşleşmedir. Ama hakiki kardeşleşmedir. Kardeşini hor gören, yok sayan bir zihniyet kardeşlik anlayışı olamaz. Fazla bir şey istemiyoruz. Eşitlik istiyoruz" şeklinde konuştu.

"Çin'dekinin bin beteri oldu"


Çin'in Sincan bölgesinde düzenlenen katliama da değinen Emine Ayna "Çin'in Sincan bölgesinde, Çin'in doğu Türkmenistan bölgesinde yaşanan olaylar ele alınıyor. Orada Çin'de Türkmenlerin dilleri inkar ediliyor. Kimlikleri inkar ediliyor. Özerk bir bölgesi var aslında, ancak oradaki halk o özerk bölgede kendilerine tanınan hakları yeterli görmüyor, daha fazlasını istiyor ve buna karşı Çin devleti katliam gerçekleştiriyor. Bunu kınıyoruz" dedi.

"Ordaki Türkmenleri çok iyi anlıyoruz" diyen Ayna, "Biz bunu hem kınadığımızı, hem çözümün ne olması gerektiğini söyledik. Hemde Kürt halkıyla benzerliklerini ortaya koyduk. Sonra bazı köşe yazarları (Nasıl benzerlik kurarlar) diye yazdı. Hatırlatırız 1993 Şırnak meydanındaki halk katliamını hatırlatırız. Aynısı yaşandı, ama maalesef bu gözler görmedi, gördüysede yazmadı. Şimdi o görüntülerin bin beteri Türkiye'nin Kürdistanı topraklarında yaşandı, ama görmediledr, görmek istemediler. Başka kanıta ne hacet. insan hakları mahkemesindeTürkiye bir köy dolusu insana insan dışkısı yedirmekten mahkum olmadı mı? Binlerce faili meçhul cinayet bu topraklarda yaşanmadımı? köyler bu topraklarda taranmadı mı? Köyler boşaltılmadı mı? Bunlar nerde yaşandı. Bunlar Çin'de yaşananlardan farklımı?. o yüzden eğri oturun doğru konuşun. Çin'de yapılan yanlıştır sonuna kadar kınıyoruz, sonuna kadar oradaki Türk halkının yanındayız, onları kendimize kardeş biliyoruz, ama burda Kürtlere yapılanlar da aynısıdır bu gerçekte kabul edilmelidir" dedi.

"Tüm Kürtler birlik olmalı"


Kürt sorununda çözümün iki adı olduğunu dile getiren Emine Ayna "Bunlardan biri ulusal birlik. Artık hiç bir Kürt ulusal özgürlük mücadelesinin kenarında, kıyısında duramaz, içinde yer almalıdır. Ulusal birlik önemlidir. Demokratik Özerk Kürdistan'dan bahs ediyoruz. Bunun çalışmalarını yürütüyoruz. Projelerini başbakana, Cumhurbaşkanına veriyoruz. Üniter yapı içinde Kürtlerinde, diğer halklarında kendi kendilerini nasıl yönetebilecekleri, en adil, ama en mütevazi talebidir demokratik özerklik. Kendi kendini yönetme talebidi. İktidara endeksli olmayan, kimliğini özgürce yaşabileceği bir ortamı hedefleyen bir taleptir. İşte bu talep etrafında hep birlikte tüm Kürtler birlik olmak zorundadır. Yaşadığımız tek sorun bumu?. Biz cok ciddi ekonomik sıkıntılar yaşıyoruz, sosyal sorunlarımız var tüm bunların çözümü içinde Türkiye'deki diğer halklarla birlikte çatı çalışmasını, bugünkü adıyla demokratik birlik hareketini büyütmeyi hedefliyoruz. Bu ikisini en güçlü şekilde hayata geçirebilirsek inanın önümüzde hiç bir güç duramaz" diye konuştu
.
CNN TURK 11/07/09

 

Rum yönetimi 41 adet ikinci el T-80 tankı alıyor

Kıbrıs Rum yönetimi, Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) için, Rusya'dan 41 adet daha ikinci el T-80 tankı alıyor.

Rum Politis gazetesinin haberine göre, Rum meclisi savunma komitesi, Rusya'daki ihracatçı firma Rosobonexport'dan, 41 adet daha T-80 tipi ikinci el tank satın alımı için, kapora olarak 11 milyon 500 bin euroluk ödeneği hafta içinde serbest bıraktı.

Gazete, tank satın alımı için kaporanın savunma komitesinde serbest bırakılmasından önce Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, Rum meclisinde temsil edilen siyasi parti başkanlarıyla görüştüğüne işaret ederek, RMMO'nun 1990'lı yıllarda da Rusya'dan aynı tipte tanklar satın aldığını hatırlattı.

RMMO'nun, 2003 yılında satın aldığı MİLAN füzeleri haricinde uzun yıllardan beridir ilk kez yeni silah sistemleri satın aldığına dikkati çeken gazete, Tasos Papadopulos hükümetinin yeni silah sistemi satın almak istediğini, ancak çeşitli nedenlerle bunu hayata geçiremediğini yazdı.

Gazeteye göre, NORINCON isimli Çin devlet şirketinden 84 adet 155'lik top satın alınmaya çalışılmış, ancak sözleşmelerin dahi imzalanmış olmasına rağmen Pekin, Ankara'nın diplomatik müdahaleleri sonucunda geri adım atmıştı.

En büyük silah ithalatçılarından...

Gazete başka bir haberinde de Güney Kıbrıs'ın, dünya çapında, en çok küçük ve hafif silah ithali yapan ülkelerden biri olduğunu ve BM kaynaklarına dayanarak, ABD ve Suudi Arabistan'ın ardından üçüncü sırada bulunduğunu yazdı.

Gazeteye göre, Cenevre Uluslararası İlişkiler Akademisi'nin yayımladığı 2009 silah izleme raporunda, 2000'den 2006'ya kadar dünya çapındaki küçük silah ticareti cirosunun yüzde 28 artarak 2 milyar 900 milyon dolara ulaştığı kaydedildi.

Raporda, en büyük, küçük ve hafif silah ithalatçıları ABD, Suudi Arabistan, Güney Kıbrıs ve Almanya olarak sıralandı.

CNN TURK 11/07/09

KKTC’de Atatürk Anıtı kavgası

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

 

 

Lefkoşa Metehan sınır kapısının yakınına Atatürk Anıtı yapılması tartışmaya neden oldu. Muhalefet anıtın barış görüşmeleri yapılırken ‘savaşı’ çağrıştırdığını iddia etti

 

KKTC’de Sivil Savunma Başkanlığı tarafından Lefkoşa Metehan sınır kapısına 1 km uzaklıktaki bir alana Atatürk Anıtı yapılmaya başlaması tartışmalara neden oldu.
Cumhuriyet Meclisi’nde 2 milletvekili ile temsil edilen Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, konuyu Meclis gündemine taşıyarak, anıttan Rumların rahatsız olabileceğini savundu. Çakıcı, “Ülkemde savaşı çağrıştıran anıtlar istemiyorum” dedi.
Muhalefete yakın gazeteler de olayı manşetlere taşıdı. Mühendisler ve Mimarlar Odası, “anıtın trafik kazalarına neden olabileceğini” iddia etti.
İddialara tepki gösteren İçişleri Bakanı İlkay Kamil ise, “Kimse bu anıttan rahatsızlık duymasın. Biz devlet olarak Rumlara göre mi bir şey yapacağız” dedi.

Atatürk izin vermezdi

Çakıcı, konunun vatan-millet edebiyatı yapılarak istismar edildiğini belirterek, Sivil Savunma’dan, askeri kanattan anıt yapılması için istek geldiğinde akan suların durduğunu öne sürdü.
“Yurtta sulh, cihanda sulh” diyen Atatürk’ün tam da sınırın yanında, barış görüşmelerinin yapıldığı bir zamanda böyle bir anıt yapılmasına izin vermeyeceğini ileri süren Çakıcı, ego tatmini için, illa ki Rumlara bir şey göstermek için böyle bir anıt yapıldığını iddia ederek, “Anıtı başka yere yapsaydınız” diye hükümeti eleştirdi.
Eleştirileri yanıtlayan İçişleri Bakanı İlkay Kamil de Rumların sınır kapılarında, “Türk katliamları” iddiasıyla  fotoğraflar astığına dikkat çekerek, “Biz Rumlara göre mi hareket edeceğiz? Ben devletsem bu kararı alırım” dedi.
Kamil, anıtın trafik açısından da sorun yaratmadığına işaret etti. Tartışmalar üzerine toplanan Lefkoşa Trafik Komisyonu da “anıtın tehlikeli olmadığına” karar verdi.
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) yayın organı Yenidüzen’in Genel Müdürü Cenk Mutluyakalı da manşete taşıdığı köşe yazısında, “Sahi, anıtın cephesi dikkatinizi çekti mi? Bu anıt, kuzeyde yapılıyor ama yüzü, Kıbrıslı Türklere dönük değil. Anıt, ‘güneyden gelenler’ için!” ifadelerini kullandı.

 

MILLIYET 11/07/09

′′Garantörlüğün devamı mı, AB garantörlüğü mü?

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum Yönetimi li-deri Dimitris Hristofyas′ın, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde önceki gün ele almaya başladığı ′′Güvenlik ve Garantiler′′ başlığında, taraflar arasında derin görüş ayrılıkları olduğu basına yansır-ken, tarafların karşılıklı sunduğu ilk tezlerde, ′′Türk garantileri mi Avrupa Birliği (AB) garantileri mi′′ olacağı sorusuna yanıt aranıyor.
Kıbrıs Rum gazeteleri, tarafların önceki günkü görüşmede sunduğu ilk tezlerini yayımladı.
Buna göre, Hristofyas, ′′garantilerin modasının geçmiş olduğu ve değişmesi gerektiği′′ görüşünü savunurken, Cumhurbaşkanı Talat, ′′Güvenliğimizi ancak Türkiye garanti edebilir′′ dedi. Her ikisi de BM Barış Gücü′nün (UNFICYP) rolü konusunda farklı görüşler ortaya koydu.
TARAFLARIN TEZLER
Rum basınına göre, Kıbrıs Türk tarafı, Türkiye′nin garantilerinin ve müdahale haklarının devamını savunan ve detaylara girmeden, asker sayısının azaltılmasına ilişkin takvimden söz edilen bir belge sundu.
Rum tarafının sunduğu belgede ise, Garanti ve İttifak Anlaşmaları’nın, ′′modasının geçtiği′′ ve Güney Kıbrıs′ın AB üyeliğiyle ortaya çıkan yeni durumu yansıtmadığı, Avrupa Birliği′nin gerek ülkenin tamamına, gerek eyaletlere, gerekse vatandaşlara garanti sağlayabileceği iddia edildi. Rum tarafı Ada′nın askersizleştirilmesini de savunuyor.
′′Kırmızı çizgilerle başlangıç′′ yapan tarafların sunduğu belgelere ilişkin Rum basınında şöyle deniliyor:
′′Türk tarafı sunduğu belge ile temel bir tutumu savunuyor. Türkiye′nin garantilerinin ve ′müdahale haklarının′ devamını savunuyor. Bunun, Kıbrıslı Türklerin kabul edebileceği tek garanti olduğu düşünülüyor. Tezlerinin felsefesi, Türkiye′nin Ada′daki siyasi ve askeri mevcudiyetinin sürekliliğini güvence altına alma mantığı etrafında dönüyor. Asker sayısının azaltılmasıyla ilgili bir takvimden de söz ediliyor, ancak detaya gi-rilmiyor.′′
17 Temmuz’da yapılacak Talat-Hristofyas görüşmesinde, dün sunulan tezlere karşılıklı yanıt ve-rilecek. Rum gazeteleri ayrıca, Türkiye kökenli KKTC vatandaşları konusunun, ′′müzakere masasına ne zaman geleceği konusunun da yılan hikayesine döndüğünü, Hristofyas′ın bu konunun güvenlik başlığının tamamlanmasının hemen ardından görüşülmesini istediğini, Talat′ın ise en sona bırakmayı önerdiğini′′ iddia etti.

HALKIN SESI 11/07/09

AB, KKTC′yi ayrı bir devlet olarak kabul edebilir

Edindiği izlenime göre Rum milliyetçiliğinin etkisi ve bizim çok saf bir halk olduğumuz görüntüsünü vermemiz nedeniyle AB′nin Kıbrıs′a bakışının şekillendiğini ifade eden emekli Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel, Kıbrıslı Türklerin istemesi ve ısrarlı olması durumunda AB′nin KKTC′yi ayrı bir devlet olarak üyeliğe alabileceğini iddia etti.
Rumların, Kıbrıslı Türklerin AB′ye ayrı bir devlet olarak üyeliğine itiraz etmeyebileceğinden bahseden Taner Erginel, soğukkanlı ve sağduyulu bir değerlendirmeden sonra iki devlet formülünün Rum Yönetimi’nin çıkarına da uygun olduğunun anlaşılabileceğini belirtti.
Emekli Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel’in, HALKIN SESİ Genel Yayın Yönetmeni Emin Akkor ile yaptığı ve gazetemizde bugün 10. ve son bölümü yayınlanan söyleşide yönelitilen sorulara verdiği yanıtlar şöyle:
HALKIN SESİ: Rum Yönetimi ile bir anlaşmaya varılması ve bu anlaşmanın referandumlarda onaylanması halinde dahi Kıbrıs′a barış gelmeyeceğini, çünkü ATAD kararının bunu önleyeceğini söylüyorsunuz. O zaman barıştan ümidimizi kesmemiz mi gerekiyor?
Taner Erginel: Hayır. ATAD kararının etkisinden kurtulmanın ve barışı sağlamanın basit bir formülü daha vardır. O da iki devlet formülüdür. KKTC′nin ayrı bir devlet olarak tanınması ve AB′ye girmesi ile Kıbrıs′a barış gelebilir. AB ile KKTC arasında gerçekleştirilecek müzakereler sonunda yeni bir katılım anlaşması yapılacaktır. Bu durumda ATAD kararı ortadan kalkacağı gibi deregas-yonlarla Kıbrıslı Türkleri diğer tehlikelerden korumak mümkün olacaktır. 
AB bizi ayrı bir devlet olarak birliğe kabul eder mi? Bu çok uzak bir olasılık.
AB, herşeyi pazarlık konusu yapan ve uzlaşarak orta yolu bulan bir birliktir.  AB′nin KKTC′yi kabul etmede çıkarı nedir? Bizim AB′ye girmekle elde edeceğimiz yarar nedir? Bu soruları her pazarlıkta olduğu gibi sormamız ve duygusallıktan uzaklaşarak gerçekçi bir değerlendirme yapmamız gerekir. Daha sonra iki devlet formülünü ciddi bir teklif olarak masaya koyalım. AB′nin bizden çok daha büyük bir istekle bu teklife sarıldığını göreceğiz.
Şu anda AB′ye girmek için yalvarır durumdayız. AB, propaganda ile bizi dolduruşa getirmiş durumdadır. Bu nedenle bizi Rum Yönetimi’ne bağlı bir azınlık haline getirecek Lapuerta raporu gibi bir rapor, ATAD kararı gibi bir karar kolaylıkla verilebilmiştir. Halbuki samimi  ve ciddi bir inceleme bizim değil, AB′nin yalvaracak konumda olduğunu gösteriyor.
AB’nin KKTC′ye ihtiyacı olduğunu ve KKTC′yi ayrı bir devlet olarak AB′ye kabul etmeye razı olacağını söylüyorsunuz. Bu çok iddialı bir görüş. Bu kanıya nasıl varıyorsunuz?
Önemli olan karşılıklı ihtiyaçların ne olduğunu doğru değerlendirebilmektir. Karşımızdaki insanların ne düşündüğünü anlayabilmektir. Çeşitli zamanlarda AB yöneticileri ile konuşma fırsatı buldum. Onların söyledikleri ile yetinmeyip gerçek düşüncelerini anlamaya çalıştım. Edindiğim bilgiye göre AB′nin büyük devletleri üyeliğe kabul etme konusunda kaygıları ve çekinceleri vardır. Fakat küçük ve hele turistik bir devleti kabul etmede hiçbir sorunları yoktur. Özellikle Kıbrıs gibi bölünmüş ve sadece bir bölümü AB′ye girmiş bir adada geriye kalanı da AB′ye alma gereksinimi büyüktür. Bu nedenle bizi Rum tarafına ilhak ederek amacına ulaşmaya çalışmaktadır. Bizim, Rumlara hizmet veren fakir bir azınlık olmaya razı olduğumuz inancı oluşmuştur. Halbuki dirençle karşılaşsalar iki devlet formülüne dönmek zorunda kalacaklar ve bu formülü de büyük istekle destekleyeceklerdir.
Edindiğim izlenim; Rum milliyetçili-ğinin etkisi ve bizim çok saf bir halk olduğumuz görüntüsünü vermemiz nedeniyle AB′nin Kıbrıs′ta yanlış bir yola girdiğidir.
KKTC′yi ayrı bir devlet olarak kabul etmek AB ilkelerine uygun mu?
Evet uygundur. AB, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın tekrar savaşa girmesini önleme amacıyla kurulmuştu. Barışı koruma; AB′nin temelinde mevcut olan ana görüşlerden biridir.
Avrupa’da Fransa ve Almanya gibi geçmişte savaşmış iki devleti ele alalım. Bu iki devlet birbirlerini tanıyarak ve birbirlerinin egemenliklerine saygı duyarak AB′ye üye oldular. Barışı sağlayan ön koşul, devletlerin ilk aşamada ayrılması, bağımsız olması, birbirlerinin egemenliklerine saygı duymaları ve halkların güven içinde yaşamalarıdır. Birleşme daha sonra üst düzeyde AB çatısı altında olmaktadır. AB′nin benimsediği ilke budur.
Bir an için Almanya′nın Kıbrıs Rumları gibi egemenliğini Fransa′ya yayma ve Fransa ile birleşme düşüncesi olduğunu varsayalım. Daha da ileri giderek AB hukukundan yararlanarak, Fransa′nın hukukunu yok saymaya ve Alman hukukunu Fransa′da meydana gelen olaylarda uygulamaya teşebbüs ettiğini düşünelim. O zaman Avrupa’da barış kalır mıydı? Avrupa savaş alanına dönmez miydi?
KKTC′nin ayrı bir devlet olarak AB′ye girmesinden söz ediyorsunuz. Rum Yönetimi buna razı olur mu?
Bence razı olabilir. Hatta soğukkanlı ve sağduyulu bir değerlendirmeden sonra iki devlet formülünün Rum Yönetimi’nin çıkarına da uygun olduğu anlaşılabilir. Bu konuda size bir anımı anlatayım. 12 yıl kadar önce, o tarihteki mahkeme başkanı Sn. Salih Dayıoğlu’nun önerisiyle Amerika′da fe-derasyon konusunda düzenlenmiş bir konferansa katıldım. 10 kadar Kıbrıslı Türk ve Rum bir araya gelerek bir hafta buyunca federasyon konusunu tartıştık.
Hukukçular bir konuda değerlendirme yapabilmek için emsal ararlar. Bu nedenle konferansı yöneten Amerikalı profesöre, "geçmişte savaşmış iki etnik toplumun dünyanın herhangi bir yerinde bir araya gelerek federasyon kurduğu görüldü mü?" diye sordum. "Hayır, bunun hiçbir örneği yok" dedi. "Tarihin herhangi bir devrinde böyle bir federas-yon kuruldu mu?" diye sordum. Yine "örneği yok" dedi. Bu yanıtlar üzerine federasyon görüşünün hatalı olduğunu ve Kıbrıs′ta dayatmayla uygulanacak bu formülün büyük sorunlar yaratacağını anladım.
Konferansta Rum konuşmacılar Kıbrıs′ta federasyon istediklerini söylü-yorlardı. Fakat gerçekte istedikleri üniter bir devletti ve federasyon sözünün altını üniter devlet kurallarıyla doldurmaya çalışıyorlardı. Türk konuşmacılar ise fe-derasyonla söze başlıyorlar fakat konfe-derasyon istediklerini ifade ediyorlardı. Bu görüşlerin ikisine de katılmadığım için sessiz kalmayı tercih ettim. Fakat bir noktada yönetici profesör beni konuşmaya ve görüşümü söylemeye zorladı. O zaman Kıbrıs koşullarında dünyada federasyon veya konfederasyon uygulaması olmadığını, barışı ancak iki ayrı devlet formülünün sağlayabileceğini, Kıbrıs′ta mevcut iki devletin birbirini tanıyarak, yan yana dost ilişkiler içinde yaşaması gerektiğini söyledim. Salonda bir sessizlik oldu. Daha sonra söylediklerim hiç işitilmemiş gibi konuşmalara devam edildi.
Rum katılımcıların görüşüne çok ters birşey söylediğim için bozulduklarını ve ertesi gün bana selam dahi vermeyeceklerini düşünüyordum. Hiç etkilenmediklerini ve hatta daha yakın davrandıklarını görünce şaşırdım. Bir Rum′a, "Görüşlerinize çok ters şeyler söyledim. Söylediklerime bozulmadınız mı?" diye sorma ihtiyacı duydum. "Niye bozulalım? Senin barış istediğini ve bunu iki ayrı devlet formülünde gördüğünü anladık" dedi. Bu olaydan sonra tartıştığım her yabancı veya Rum′a Kıbrıs′a barışın birleşmeden değil iki ayrı devletin birbirini tanımasından gelebileceği düşüncesini anlattım ve hiçbir tepkiyle karşılaşmadım.
Entelektüel Rumlar, iki ayrı devlet formülünün yararlarını anlayabilirler. Ancak acaba Rum halkı ve onlara bağlı olarak Rum siyasiler bunu kabul ederler mi?
Kabul edebileceklerini düşünüyorum. Çünkü bunun örneğini AB′de görüyorlar. İki ayrı devlette daha kolay işbirliği ve dostluk oluyor. Ticaret daha kolay gelişi-yor. Halklar zamanla geçmişin acıları unutup yaralarını tedavi edebiliyorlar. 
Anladığım kadarıyla Kıbrıs Rumları iki farklı düşüncenin etkisi altındadır. Bu düşüncelerden bir 20 Temmuz′un intikamını almaktır. Bu düşünce Kıbrıs′ı birleştirme ve Kıbrıslı Türkleri onlara hizmet verecek fakir bir azınlık haline getirme çabalarına neden olmaktadır. Diğer taraftan böyle bir birleşmenin yeni çatışmalara ve savaşa neden olabileceğini de anlıyorlar. Bu nedenle soğukkanlı bir değerlendirmede iki ayrı devlet formülünü kabul edebilecek ko-numdadırlar.
Kıbrıs müzakerelerinde bir anlaşmaya varılmak üzere. Bu anlaşmanın referandumlarda onaylandığını ve ATAD kararının etkisinden kurtulmak için yeni anlaşmanın AB′nin birincil hukuku haline getirildiğini varsayalım. Yine barış olmayacak mı?
Bildiğiniz gibi yargıçların yaptığı işlerden biri de mahkemeye gelen tarafları  anlaştırmak ve barıştırmaktır. Her yargıcın bu konuda geniş tecrübesi vardır. Yargıçlar genellikle taraflara, "karşılıklı taviz verip bir orta yol bulunuz ve anlaşınız" derler. Bu yöntemin mantıklı bir tarafı olmakta birlikte birçok davada ters sonuç verdiğine tanık oluruz. Çünkü olumlu bir sonuca ulaşmak için tarafların karşılıklı tavizlerle anlaşması ve bir orta yol bulması yeterli değildir. Dikkat edilmesi gereken başka hususlar daha vardır. İzninizle iki hususa değineyim.
 A) Anlaşmanın pratikte ortaya çıkaracağı sorunlar: Bazı anlaşmalar kağıt üzerinde çok güzel ve makul görünür fakat sonucun ne olacağı tarafların ekonomik koşullarına, statülerine ve diğer faktörlere bağlıdır. Kıbrıs′la ilgili hangi ciddi uzmanın görüşünü sorsam iki ayrı devlet dışındaki anlaşmaların Kıbrıslı Türkleri pratikte Rumlara hizmet veren fakir bir halk haline getireceği yanıtını alıyorum.
B) Potansiyel anlaşmazlıklar: İyi bir anlaşmanın potansiyel sorunları ortadan kaldırması gerekir. Eğer taraflar daha sonra ortaya çıkacak anlaşmazlıklar nedeniyle mahkemelere başvurmak zorunda kalacaklarsa o anlaşmanın iyi bir anlaşma olması mümkün değildir. "Kıbrıs′ta varılan anlaşmada insanlar mahkemelere başvurmak zorunda kalacak mı?" diye soruyorum, "Hemen herkes mahkemelik olacak" yanıtını alı-yorum. Tecrübelerime dayanarak böyle bir anlaşmanın barış değil yeni çatışmalar ve hatta savaş anlamına geldiğini düşünü-yorum.
Özetle iki ayrı devlet ve ekonomik eşitlik Kıbrıs’ta barışın teminatıdır. Böyle bir barış sadece Kıbrıslı Türklere değil, Kıbrıs Rumlarına, AB′ye yarar sağlayacak ve dünya barışına katkıda bulunacak
        - SON - 

HALKIN SESI 11/07/09

 

İngilizler şokta!

Girne Çatalköy’de satın aldıkları villaların arsaları bankalarda ipotekli çıktı

Evlerini kaybetmekle karşı karşıya kaldılar…
Çatalköy’de “Sun Villas” adlı villalardan satın alan birçok İngiliz, bu villaların üzerine inşa edildiği arsaların bankada ipotekli çıkması üzerine, mülklerini kaybetmekle karşı karşıya kaldı. Villalar yarın Beylerbeyi’nde açık artırma usulüyle satışa çıkarılacak. Girne Kaza Mahkemesi’nde geçtiğimiz gün yapılan oturumda, villalarla birlikte, bir miktar arsanın satışına karar verildi. Avukat Cenk Bolayır, Kaza Mahkemesi’nin kararına karşı temyize gideceklerini açıkladı.

L Yarın Ballapais Cefe’de toplanıyorlar…
Çoğunluğu ülkemizde ev sahibi olan İngiliz vatandaşlarından oluşan Home Buyers Pressure Group (HGPG) “Ev Satın Alanlar Baskı Grubu” adlı oluşum, yarın Beylerbeyi’nde açık artırmanın yapılacağı Bellapais Cafe önünde toplanma çağrısı yaptı. HBPG Başkanı Marian Stokes, destek verebilecek herkesin orada olmasını istediklerini belirterek,  “benzer durumda olan herkes, ileride bu tür zor durumlarla karşı karşıya kalabilir” dedi.. Stokes’a göre, benzer durumda çok sayıda olayla karşılaşılabileceği uyarısında bulundu.
 

Osman KALFAOĞLU
  KKTC’yi dünyaya rezil edebilecek bir dava daha gündeme geldi. Çok sayıda İngiliz’in ülkemizden satın aldığı villaların arsaları bankada ipotekli çıktı. Arsa sahibi iflas etti. Mahkeme, arsa ile birlikte, üzerindeki villaların satışına karar verdi.
  Çatalköy’deki “Sun Villas” adlı evlerden satın alan birçok İngiliz, evlerini kaybetmekle karşı karşıya. Villalar yarın Beylerbeyi’nde açık artırma usulüyle satışa çıkarılacak.
  Girne Kaza Mahkemesi geçtiğimiz gün gerçekleştirdiği oturumda, villalarla birlikte, bir miktar arsanın satışına karar verdi.
  Avukat Cenk Bolayır, Kaza Mahkemesi’nin kararına karşı temyize gideceklerini açıkladı ancak ayrıntı vermedi.
  Çoğunluğu ülkemizde ev sahibi olan İngiliz vatandaşlarından oluşan Home Buyers Pressure Group (HGPG)
“Ev Satın Alanlar Baskı Grubu” adlı oluşum, yarın Beylerbeyi’nde açık artırmanın yapılacağı Bellapais Cafe önünde toplanma çağrısı yaptı.
 
“Destek verecek herkesin
orada olmasını istiyoruz”
 
   HBPG Başkanı Marian Stokes, “destek verebilecek herkesin orada olmasını istiyoruz” dedi. Stokes, “benzer durumda olan herkes, ileride bu tür zor durumlarla karşı karşıya kalabilir” uyarısında bulundu ve “eğer bu olayı engelleyemezsek, benzer durumda çok sayıda olayla karşılaşacağız” dedi.
  Girne’de geçtiğimiz gün kararın açıklanmasını bekleyen çok sayıda kişi, Cyprus Today ve KIBRIS gazetesi muhabirlerine açıklamada bulundu.
  Elde edilen bilgilere göre, arsa sahibi Hasan Tacan Mesutoğlu, Ak-Yap Limited adlı şirkete olan 450 bin Sterlinlik borcunu ödemediği için bu olaya sebep oldu.
  Mağdur İngilizler, Mesutoğlu’nun Girne sahillerinde çok sayıda gayrımenkulü bulunduğunu ancak bunları eşinin ve kızının adına kaydettiğini öne sürdüler.
  İngiliz mağdurlar, “param yok, iflas ettim” diyen Mesutoğlu’nun, geçtiğimiz günlerde yeni bir Peugeot 203 marka otomobil satın aldığını da öne sürdüler.
   İngilizler ayrıca Mesutoğlu’nu, “Çatalköy’de Sun Villas adlı evleri bitirmek yerine, dükkanlar inşa etmeyi seçmekle” de suçladılar.
 
Hükümeti de eleştirdiler

   İngiliz mağdurlar, hükümeti de eleştirdiler ve sorunun çözülmesi için yardımcı olmamakla suçladılar.
İngilizler, yarınki açık artırmayı engellemek için her yola başvurabileceklerini kaydederken, evlerini kaybetmeleri halinde, KKTC’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) götürebileceklerini belirttiler.
Hasan Tacan Mesutoğlu, 1990 yılında Türkiye’den gelen Ak-Yap adlı şirketle, kendi arazisine 17 villa yapılması için anlaştı.
  17 villa tamamlandığı zaman, 6 tanesini Mesutoğlu alacak, 11 tanesi ise yapan şirkete kalacaktı.
Konu 1992 yılında iki taraf arasında sorun oldu ve mahkeme, yarım inşaatların Mesutoğlu’na verilmesini emretti.
   2004 yılında bu kez mahkeme, Mesutoğlu’nun Ak-Yap’a, faizleriyle birlikte 600 bin Sterlin ödemesini emretti. Bu ödeme, Ak-Yap’ın masrafları ve 10 yıllık faizinden oluşuyordu.
   Mesutoğlu 2006 yılının başında Ak-Yap’a 150 bin Sterlin ödedi ancak 450 bin sterlin borç kaldı.
   Villalar, bu borca karşılık daha önce iki kez daha açık artırmaya çıkma tehlikesi yaşadı ancak ev sahipleri ara emri alarak bunları engellemeyi başardı.
   Ev sahipleri aynı zamanda kendi avukatlarını, evleri satın almadan önce yeterince araştırma yapmamakla suçladı.

Jame Buyers: bu parayı
yaşamım boyunca biriktirdim
 
   56 yaşındaki İngiliz ev sahibi James Myers, gazetemize yaptığı açıklamada, evinin satıldığından haberi olmadığını, kimsenin kendisini bilgilendirilmediğini anlattı.
   Myers, 2002 yılında satın aldığı villa için 92 bin Sterlin ödediğini, ardından 25 bin Sterlin daha verdiğini söyledi.
   Bu inanılmaz olayla karşı karşıya kalan dokuz İngiliz ev sahibinden biri olan Myers, ödediği toplam 117 bin sterlinin, yaşamı boyunca biriktirdiği para olduğunu kaydetti.
   İngilizlerin yanında, Sun Villas adlı evlerden satın alan ve beş yıldan beri kızı ve eşi ile bu villalardan birinde yaşamını sürdüren Mustafa Okumuş ise “bu adadan nefret ediyorum” dedi.
   Okumuş şunları anlattı:
   “93 bin sterlin ödedim ve şimdi benim evim açık artırmada satılacak. Mesutoğlu’na koçanlarımızı ne zaman vereceğini, kendisine verdiğimiz paranın nereye gittiğini sorduğumda, ‘seni ilgilendirmez’ yanıtını aldım. Yarın açık artırmaya gidip insanlara bu evleri almamalarını söyleyeceğiz. Eğer biri artırmada almak isterse de kavga çıkaracağım. Devletin hiç bir birimi bizimle ilgilenmedi. Eğer bu devlet bize yardımcı olamayacaksa, gidip Rum hükümetinden yardım isteyeceğim.”
   Sun Villas evlerinde yaşamını sürdüren iki Kıbrıslı Türk aileden biri olan Tomris ve Behaettin Ataşeli 1993’te 75 bin sterlin ödeyerek villayı yarım inşaat olarak satın aldı. Tomris Ataşeli şunları söyledi:

“Nereye gidebiliriz, bir
mağara mı bulalım?

   “İngiltere’de her şeyimizi satıp buraya geldik. Eşimin azması vardı ve burada yaşamaya karar vermiştik. Şimdi nereye gidelim? Nereye gidebiliriz? Dağlarda, içerisinde yaşayacak bir mağara mı bulalım? 1995’ten beri sorunlar nedeniyle mahkemelerde, avukat kapılarında sürünüyoruz. Beni bu evden ancak ölüm çıkarır. Sağ olarak kimse beni bu evden çıkaramayacak. Gurbette 40 yılımı bu ev için harcadım.
   İngiltere’nin Essex bölgesinden gelen 52 yaşındaki Linda Burton ise Kıbrıs muhabirine şunları söyledi:
   “Mahkeme kararı bizi çok üzdü. Mahkeme bize evleri boşaltmamızı çünkü açık artırmaya çıkarılacaklarını söyledi. 2004 yılında 85 bin sterlin ödedim. Mesutoğlu, mahkeme aşaması varsaydı, evleri satmamalıydı. Kiralayabilirdi ama satamazdı. Hala hapiste olmamasını anlamakta güçlük çekiyorum. Bu nasıl mahkeme kararıdır? İngiltere’de her şeyimi sattım ve şimdi ne yapacağımı bilemiyorum.”
   KIBRIS ve Cyprus Today muhabirlerine konuşan Hasan Mesutoğlu ise şu savunmayı yaptı:
   “Suçlamaları kabul etmiyorum. Param olsaydı Türkiye’den bir şirkete çalışmaz, kızımla birlikte kirada kalmazdım. Hiçbir yerde param, evim, mülküm yoktur. Kimsenin adına mülk transfer de etmedim. Ekonomik olarak çok kötü bir durumdayım. Bu insanların evini kurtarmak için sahip olduğum tek evi satmaya hazırlanıyordum. Söyleyecek bir şeyim yok... Eğer birbirimizi bu şekilde dövmeye devam edersek, bu şekilde suçlamayı sürdürürsek, evlerimizi kaybedeceğiz...”

KIBRIS 11/07/09

 

Hristofias: Federasyon hazmedilmeli

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas “yeniden birleşmiş Kıbrıs’ın iki bölgeli, iki oluşturucu eyaletli , iki kurucu varlıklı federasyon olacağının hazmedilmesi gerektiğini” söyledi. Hristofyas, ekim veya kasım ayında Türkiye tarafından olumlu adımlar atılacağına inandığını da kaydetti.

Rum Yönetimi Başkanı Hristofias PİK1’de yayınlanan “Açık Dosyalar” isimli programda yaptığı açıklamalarda  “Yeniden birleşmiş Kıbrıs’ın iki bölgeli, iki oluşturucu eyaletli, iki kurucu federasyon olacağının hazmedilmesi gerek. Bu ülkede ancak bu şekilde gerçek bir bağımsız, yeniden birleşmiş, Kıbrıslı Türk vatandaşlarımızın ve yönetim ortaklarımızın haklarını tanıyacak Kıbrıs Cumhuriyeti olabilir. Bazı Kıbrıslı Rumların; Kıbrıs’ın yalnız çoğunluğa değil, bütün Kıbrıslılara; azınlık dediğimiz Kıbrıslı Türklere de ait olduğu haberini almaları lazım…”  dedi.

Hristofias şöyle devam etti:
“Söylemek, tanımak ve temin etmek isterim –çünkü bizim tarafta olmuyor- Sayın Talat cesaretle –isterseniz iyi niyetle deyin-; anlaşmanın imzalanmasından sonra iki eşit bölgesel varlığın ve devletin birliğini güvence altına alacak bir merkezi hükümetin ortaya çıkacağı iki bölgeli iki toplumlu federasyon çözümü taahhüdünden söz ettiğimiz üzerinde benimle anlaştı.  Bu da, tek egemenliği, tek vatandaşlığı, tek uluslar arası temsiliyeti olan bir devlet olacağı taahhüdüyle ifade edildi. Sayın Talat bunları kabul etti. Talat’ın önceki Kıbrıslı Türk liderlerin devamı olduğunu söyleyemeyiz. Ve burada bazılarının kendisine haksızlık ettiğine inanıyorum. Şimdi bana, Talat’ı koruyorsun diyeceksiniz… Bazı konularda Talat’ı korumam gerekirse, bunu yapacağım. Kendisini eleştirmem gerekirse de bunu müzakerelerin yapıldığı alanda yapacağım çünkü –şunu söylememe izin verin- kelimenin tam anlamıyla ip üzerinde yürüyoruz ve Kıbrıs sorununun çözülmesini istiyorsak dikkatli olmak zorundayız.”
 
Hristofias, Kıbrıs Türk tarafının müzakere masasına çeşitli konularda maksimum tezler koyduğunu, KKTC’nin ve Türkiye’nin, söyledikleri gibi Kıbrıs sorununun en kısa zamanda çözülmesini gerçekten istiyorlar ise, masada söylediklerinin son sözleri olamayacağına inandığını anlattı.

KIBRIS POSTASI 11/07/09

KKTC'de medeniyetler zirvesi planlanıyor

KKTC Din İşleri Başkanı Yusuf Suiçmez, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Medeniyetler İttifakı’nın eşbaşkanı olmasından esinlenerek, ‘Medeniyetler Barışı’nda Dinlerin Rolü’ konulu bir sempozyum düzenlemeyi planladıklarını açıkladı.

11-13 Kasım tarihinde KKTC’nin Girne kentinde 3 gün sürmesi planlanan sempozyumun davetlileri arasında Dalai Lama, Papa 16’ncı Benedikt, Fener Rum Patriği Bartholomeos, Güney Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Hrisostomos, Türk Musevi Cemaati Başkanı Hahambaşı İsak Haleva gibi isimler bulunuyor. KKTC’nin bu girişiminin nasıl sonuçlanacağı büyük merak konusu.

KIBRIS POSTASI 11/07/09

 

Referandum senaryoları ve gerçekler...

Kıbrıs’ta, Kıbrıs sorunu üzerine senaryolar hiç bitmez. Neredeyse 50 yıldır yalnızca Kıbrıs sorunu üzerine yazılır çizilir. Kuşkusuz bu olay hem Türk tarafında, hem de Rum tarafında geçerlidir.

24 Nisan 2004’te iki tarafta ayrı ayrı gerçekleşen referandum Kıbrıs sorununda tarihi bir dönüm noktası oldu. Bunu hala göremeyenler, ya da görmek istemeyenler o günlerde de, bugün de çözüme karşı olanlardır. Bu tarihi olay özellikle biz Kıbrıslı Türkler için son derece önemli kazanımlar içerir. Bu referandumdan Rumların “hayır”ı nedeniyle özlenen sonucu alamamış olabiliriz. Ama referandum hakkı kullanan bir halk olarak kayda geçtiğimiz de unutulmamalıdır.

Kıbrıs sorunu referandum ertesinde uzunca bir süre buzdolabına kondu. Hayırcı Papadopulos başta kaldığı sürece de neredeyse hiç görüşme olmadı. Bu sorun ancak Rum tarafında 2008 Şubatı’nda Hristofyas’ın Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra aşılabildi.

Görüşme sürecine her fırsatta “elim havada” diyerek hazır olduğunu vurgulayan Talat, Hristofyas’ın seçilmesiyle görüşme sürecini yeniden başlattı. İşte kısa bir hazırlık döneminden sonra Eylül 2008’de başlayan yeni süreçte liderler dün son başlık olan “Güvenlik ve Garantiler” konusunu görüşmeye başladı. Yani 1 yıl gibi kısa bir sürede yolun sonuna gelindi.

Yolun sonuna gelindiği bu günlerde tartışılmaya başlanan referandum senaryolarından da anlaşılıyor.

Kıbrıs Postası internet sitesinde dün Fileleftheros’a dayanarak verilen haber ve bu haber için yapılan “okuyucu yorumları” özellikle dikkatimi çekti.

Haber şu başlıkla okuyucuya duyuruldu “Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Fileleftheros gazetesi, "Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin referandumdan kaçınılması" ve olası anlaşmanın parlamentolara sunulması yönünde perde gerisinde senaryolar olduğunu iddia etti”. Gazete ayrıca söz konusu bilgilerin teyit edilmemesine rağmen “İngiliz kaynaklı” olduğunu belirtti. 

Kıbrıs sorununda son 50 yılda sayısız senaryolar yazıldı, çizildi. Bunların birkısmı ilerleyen zaman içinde elbette gerçek oldu. Ama büyük bir çoğunluğu da senaryo olarak kaldı.

Ben bugün gündeme gelen referandumdan kaçınılması senaryosunu da elbette ciddiye alıyorum. Ama hatırlatmak istediğim bir-iki husus var.

Birincisi liderler Eylül 2008’de görüşme sürecine başlarken aldıkları kararla “bulunacak olan çözüm mutlaka iki tarafta ayrı ayrı ve eşzamanlı referanduma sunulacak” dediler.

Bu karar şu anda her iki lideri de bağlamaktadır.

Kendi kararlarını değiştiremezler mi?

Elbette değiştirebilirler. Ama bunun için her iki liderin de onayı gerekir. Aksi durumda dün ortaklaşa alınan bir kararı bugün tek taraflı olarak değiştirmeye kalkarsanız hiçbir zaman sonuca gidemezsiniz.

İkincisi referandumdan endişe duyan Rum tarafıdır. Türk tarafının öyle bir sorunu yoktur. Çünkü Kıbrıslı Türkler önlerine konan “BM Çözüm Planı”na 24 Nisan 2004’te %65’le “Evet” dediler. Şimdi bazıları “artık %65’in tarih olduğunu, ortada bir 19 Nisan 2009 iradesi olduğunu” iddia edecekler. Yok böyle birşey. 24 Nisan referandum tarihidir. 19 Nisan ise genel seçim. Genel seçim referandum değil. Kaldı ki 19 Nisan’da tek başına iktidar olan UBP bile seçim sürecinde Kıbrıs sorununu ağzına almadığı gibi, hem seçim sürecinde, hem de hükümet kurma aşaması ve sonrasında, hala bugün dahil Talat’a tam destek verdiklerini tekrarlamaktadır.

Öyleyse 24 Nisan iradesinden farklı bir 19 Nisan iradesinden bahsedemeyiz.

Üçüncüsü ister referandumla onaylansın, isterse de Parlamento’lar onaylasın her ikisi de meşrudur ve halkın doğrudan ya da kendi seçtiği temsilcileri aracılığıyla onayı demektir.

Ama “Parlamento’ların onayını asla kabul etmeyiz. Referandum isteriz. Çünkü artık 24 Nisan iradesi kalmadı, 19 Nisan iradesi var” diyen Kıbrıs Postası’nın çok saygıdeğer yorumcularına bir gerçeği daha hatırlatmakta fayda var.

“Rum tarafı senin parlamentonu ne zaman tanıdı da onayını da tanıyacak”?

O nedenle bu senaryo bana göre ta başından geçersizdir. Hoş böyle bir senaryo hazırlanıyor mu? Onu da bilmiyoruz.

Ünal FINDIK KIBRIS POSTASI 11/07/09

 

Cami gerekli gereksiz

11-07-2009

Haber: Tomur Özteroğlu

Geçmiş hükümetler Kıbrıslı Türklerin Türklüğünü sorguluyor ve yeterince milliyetçi olmadığımızı düşünüyorlardı. AKP hükümeti döneminde ise Kıbrıslı Türklerin yeterince Müslüman olmadığı düşünülmeye başlandı..Cami tartışmaları toplumun bilinç altındaki tepkilerin yansıması olarak ortaya çıkıyor..
Lefkoşa otobüs terminalinin bulunduğu alana cami yapılması kararı toplumda tartışmalara neden oldu. Kararla ilgili olarak terminal esnafı ile otobüs şoförlerinin bir kısmı “200 metre ileride zaten cami var” diyerek tepki gösterirken bir kısmı ise “doğru atılmış bir adım” olduğunu vurgulayarak destek belirttiler.
Geçmişte ülkede bu tür tartışmaların hiç yaşanmadığına dikkat çeken gözlemciler “cami tartışmasının” Türkiye’de AKP hükümeti dönemine girilmesiyle başladığına dikkat çekiyorlar.Bazı yurttaşlar AKP hükümetinin bakış açısının Kıbrıs’ta son derece güçlü olan laik yapıyı ve gelenekleri hiçe sayan bir dayatmaya dönüştüğünü söylerken bazı yurttaşlar da nüfus yapısının değişmesiyle cami isteklerinin bir ihtiyaç haline geldiğini savunuyorlar..
Siyasi kulislerde cami olayına da karşıt tepkiler gösterildiği gözlemleniyor. AKP hükümetinin Kıbrıslı Türklerin manevi ve ahlaki çöküş içinde olduğunu, dinsiz imansız bir topluma dönüştüğünü bu nedenle toplumun maneviyatını güçlendirmek için cami yapma, kuran kursları düzenletme ve din eğitimini yaygınlaştırma gibi önlemlere baş vurduğu konuşuluyor..
Geçmiş hükümetler Kıbrıslı Türklerin Türklüğünü sorgularken şimdiki hükümetlerin de inançlarını sorgulaması toplumun bilinç altında büyük gerilimlere neden oluyor..


Lefkoşa Türk Belediyesi Belediye Meclisi’nin Lefkoşa Otobüs terminalinin yerine 4 minareli cami yapılmasına ilişkin kararı terminal esnafının huzurunu kaçırdı.
Terminalin 200 metre ilerisinde 2 minareli bir cami olduğunu ve terminalin camiye ihtiyacı bulunmadığını bu yöndeki itirazlarını ortaya daha önce koyduklarını kaydeden terminal esnafı ve otobüs şoförleri bu kararın değiştirilmesini istedi.
Esnaf ve şoförler Kıbrıslı Gazetesi’ne görüşlerini şöyle dile getirdi:

Salih Serdar
“Lefkoşa Belediyesi terminal içerisine cami yapılması için karar aldı. Fakat düşünülmüyor ki bu terminale park yeri lazım, cami değil. Cami yapılırsa bile kaç kişi camiye gidecek . Terminal’in 200 metre ilerisinde zaten cami var. Gitmek isteyen gidiyor. Cuma günleri bizim şirketten 2 kişi sadece camiye gitti. Bizler park yeri istiyoruz !
Cami tabi ki yapılsın ama uygun yerlere yapılsın. Bizler şoförler hepimiz işimizden olacayık. Park yeri zaten bulamıyoruz. O zaman hiç bulamayacağız.”

Ömer Eger
“Bence cami yerine çalışanlar ve uzak yoldan gelenler için mescit olsun. Ben daha önce de canlı yayında Cemal Başkan’dan terminale mescit yapılmasını bizzat istemiştim. Zamanı kısıtlı olan çalışanlar için mescit oluşturulsun. Vakti geldiği zaman insanlar namazlarını kılabilsin, ibadetini yapabilsin. Ama camide zaman kısıtlamayı dolayısıyla bu pek mümkün olmuyor.”

Suat Küçük :
“Terminal içerisinde yerimiz kalmadı bir de cami yapılması isteniyor. Terminal içerisinde taxi var, tiyatro kulübü var. Bir de cami için yer yok artık. 200 metre ilerimizde cami var zaten. Önce Sayın Başkan Cemal Bey gelsin burayı görsün. Su yok, temizlik yok, park yeri yok , doğru dürüst tuvaletimiz yok. İlk önce bu sorunlar halledilsin.”

Zuhal Güngeldi
“Terminal içerisinde bir camimiz eksikti. Terminalin o kadar eksiği var ki bunları herkes göz ardı ediyor. Sorunlarımızı sayacak olsam ne sizin vaktiniz yeter nede bizim. Öncelikle buranın sağlam bir güvenliği olmalı. Terminal içerisindeki dükkanlarımızın güvenliği yok. Her sabah geldiğimde dükkanımın önündeki pislikleri temizlik zorunda kalıyorum. Her gece terminalde toplanıp içki içiyorlar. Şişeleri atıp kırıyorlar buranın güvenliği nerede? Buranın temizliği nerede? Bunların düşünüldüğü yok. . İlk önce bu sorunlar çözülsün.”

Mualla Kayacı
“Ben Zümrütköy’den geliyorum. Benim yolum çok uzak. Benim için çok güzel bir haber. Terminalde cami olsun istiyorum. Benim babam hocaydı. 40 sene Kuran’ı Kerim okudu. Ben dinime çok bağlı bir insanım. Geldiğimde Lefkoşa’ya otobüsümden inip camiye gideceğim. Çok mutlu oldum gerçekten. Umarım en kısa sürede bu proje gerçekleşir.”


Noter Mebo
“Bana göre terminalde cami olması gereklidir. Yüzlerce ve binlerce insanın gelip geçtiği bir alanda insanlarımızın ibadet ihtiyaçlarına karşılık vermek şarttır. Lefkoşa Belediyesi Başkanı Bulutoğluları’nın bu yönde attığı adımı yerinde buluyor ve destekliyorum. Caminin yapılması ile bölgedeki temizlik sorununun da ortadan kalkacağına inanıyorum”


Muhammed Elek

“İbadet en doğal haktır. Lefkoşa’ya toplu taşıma araçlarıyla KKTC’nin her yerinden her gün yüzlerce insan gelmektedir. Yapılacak olan cami bu insanların ibadet ihtiyaçlarının giderilmesi açısından çok iyi olacaktır. Belediyenin kararını destekliyorum”.

Naci Bayramoğlu
“Ülkesine dinine ve imanına bağlı olan kişiler olarak bu kararı çok yerinde buluyor ve Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları ve ekibini kutluyoruz. Çok yerinde bir karar oldu ve yapılacak caminin bölgenin incisi olacağına inanıyorum”

KIBRISLI GAZETESI 11/07/09

2G BAŞLIĞINDA ‘UÇURUM VAR’

   

Güvenlik ve Garantiler başlığında tarafların görüşlerinin taban tabana zıt olduğu iddia ediliyor. 

Rum gazeteleri, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Hristofyas’ın önceki gün ele almaya başladığı ‘Güvenlik ve Garantiler’ başlığını Ankara’nın “Betonladığını” ve taraflar arasında ‘Uçurum’ bulunduğunu ileri sürüyor.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın önceki gün yapılan 36’ıncı görüşmede ele almaya başladığı “Güvenlik ve Garantiler” başlığı konusunda ilginç iddialar ortaya atan Rum basını, taraflar arasında “Uçurum” bulunduğunu yazdı.

Fileleftheros Gazetesi, “Garantileri Betonluyorlar – Ankara Müdahale Haklarında Israr Ederek Geri Adım Atmıyor – Kıbrıs Rum Tarafı Neler Sundu” başlık ve spotlarıyla manşete çektiği haberinde, ele alınmaya başlanan Güvenlik/Garantiler başlığının yerinde saymakta olduğu yorumunu yaptı.

Bu başlıkta taraflar arasında büyük anlaşmazlıklar bulunduğunu, henüz giriş tezleri sunuluyor olmasına rağmen “esasa ilişkin uçurumun” gözle görünür olduğunu yazan gazete, taraflarca karşılıklı olarak sunulan tezlerin, “Türk garantileri mi, AB garantileri mi” olacağı sorusuna yanıt aradığının anlaşıldığını savundu.

Garantinin modası geçti
Gazete, Kıbrıs Türk tarafının; Türkiye’nin garantilerinin ve müdahale haklarının devamını savunan ve detaylara girmeden, asker sayısının azaltılmasına ilişkin takvimden söz edilen bir belge sunduğunu ileri sürdü.

Gazeteye göre, Rum tarafının sunduğu belgede ise; Garanti ve İttifak Anlaşmaları’nın, “modasının geçtiği” ve Güney Kıbrıs’ın AB üyeliğiyle ortaya çıkan yeni durumu yansıtmadığı, AB’nin gerek ülkenin tamamına, gerek eyaletlere, gerekse vatandaşlara garanti sağlayabileceği iddia edildi. Rum tarafı Ada’nın askersizleştirilmesini de savunuyor.

Haberde, son görüşmede Yeşilırmak geçidinin açılması konusunun da ele alındığı; Kıbrıs Türk tarafının, gereken çalışmaların BM ve AB tarafından finanse edilmesini beklemekte olduğu öne sürüldü.

Gazete, haberin detaylarını “Kırmızı çizgilerle Başlangıç – Belgelerden, Güvenlik/Garantiler Konusunda Görüşler Arasında Uçurum Ortaya Çıkıyor” başlığıyla, iç sayfasında, özetle şöyle aktardı:

KKTC: Türkiye tek garanti

“Türk tarafı sunduğu belge ile temel bir tutumu savunuyor. Türkiye’nin garantilerinin ve ‘müdahale haklarının’ devamını savunuyor. Bunun, Kıbrıslı Türklerin kabul edebileceği tek garanti olduğu düşünülüyor. Tezlerinin felsefesi; Türkiye’nin Ada’daki siyasi ve askeri mevcudiyetinin sürekliliğini güvence altına alma mantığı etrafında dönüyor. Asker sayısının azaltılmasıyla ilgili bir takvimden de söz ediliyor ancak detaya girilmiyor. Şunu hatırlatalım; Mehmet Ali Talat kısa süre önce, görüşmelerin bir aşamasında güvenlik konusunda beşli (Yunanistan, Türkiye, İngiltere ve iki toplum) konferans toplanması gerekeceğini söylemişti.”

Gazete, bir sonraki Talat-Hristofyas görüşmesinin gelecek Cuma günü yapılacağını, dün karşılıklı olarak sunulan tezlerin yorumlanmasının ardından başlığın müzakeresine geçileceğini, bu görüşmeden önce Cumhurbaşkanı Talat’ın BM ve AB’yle İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ve Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu’nun görüşeceğini belirtti.

Taban tabana zıt

Politis Gazetesi de, “Garantilerde Taban Tabana Zıt – Güvenlik Başlığının Liderler Düzeyindeki İlk Resmi Görüşmesinde Uçurum” başlıklı haberinde, Hristofyas’ın, garantilerin “modası geçmiş olduğu ve değişmesi gerektiği” görüşünü savunduğunu; Cumhurbaşkanı Talat’ın ise, “Güvenliğimizi ancak Türkiye garanti edebilir” dediğini, her ikisinin de BM Barış Gücü’nün rolü konusunda farklı görüşlere sahip olduğunu yazdı.

Gazete, haberinde, Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının dün sundukları görüşleri de aktardı ve Hristofyas’ın; ulaşılacak çözümün hayata geçirilmesi için Ada’daki BM Barış Gücü’nün kurumsal ve diğer açılardan güçlendirilmesi gereğine işaret ettiğini yazdı ve bunu şöyle izah etti:

Barış gücü caydırıcı güç olsun

“Yani, BM Barış Gücü’nün caydırıcılık rolü de olması… Bu tezin bir uzantısı da, çözümün hayata geçirilmesinin BM kuruluş anayasasının; uzlaşılanlara uyulmaması halinde Barış Gücü’nün askerî müdahalede bulunmasına dahi olanak tanıyan 7’nci başlığı altına konulması talebi olabilir. Ancak bu zor görünüyor ve 7’nci madde de yalnız savaş hallerinde uygulanabiliyor. Başkan Hristofyas, AB’nin Ada’da konuşlanacak bir uluslararası askerî güçteki varlığının yükseltilmesini de önerdi.”
Gazete, TC kökenli KKTC vatandaşları meselesinin müzakere masasına ne zaman geleceği konusunun da yılan hikâyesine döndüğünü, Hristofyas’ın bu konunun güvenlik başlığının tamamlanmasının hemen ardından görüşülmesini istediğini; Talat’ın ise, “çok kıymetli seçmenlerin canını sıkmamak için” en sona bırakmayı önerdiğini iddia etti.

Simerini ise, “Güvenlik Konusunda Anlaşmazlıklar Garantili – İki Taraf Arasında Üzerine Köprü Kurulamaz Uçurum – Başlık Süratle Kapanıyor” başlıklı haberinde, Güvenlik/Garantiler başlığının, tarafların görüşleri arasındaki derin uçurum nedeniyle erken kapanmasının ve liderlerin bir sonraki görüşmelerinde müzakere prosedürünün bir sonraki aşamasına geçmelerinin kuvvetle muhtemel görüldüğünü savundu.

Açılıp kapandı

Alithia, “Güvenlik Başlığı Bir Hafta İçinde Açılıp-Kapandı” başlığıyla yansıttığı haberinde, Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın dün karşılıklı olarak sundukları tezlerin yorumunu yapmak üzere 17 Temmuz’da yeniden bir araya geleceklerini; ancak Özdil Nami ve Yorgos Yakovu’nun 17 Temmuz öncesinde Garantiler konusunu ele almak üzere görüşeceğini yazdı.

Habere göre, Hristofyas, dünkü görüşme sonrasında gazetecilere yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Talat’la yürütmekte oldukları doğrudan müzakereler prosedürünün henüz tamamlanmadığını ve Rum siyasi partilerinin, prosedürün gidişatı konusunda tam bilgi sahibi olduklarını söyledi.

STAR KIBRIS 11/07/09

 

TALAT PAZARTESİ ANKARA’YA GİDİYOR

   

Cumhurbaşkanı Ankara’da Gül, Erdoğan, Başbuğ ve Davutoğlu ile görüşecek.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşmek ve çeşitli üst düzey temaslarda bulunmak üzere pazartesi Ankara’ya gidiyor.
Talat, Ankara ziyaretinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile de görüşecek.
Cumhurbaşkanı Talat’ın salı günü öğleden sonra adaya dönmesi bekleniyor.

STAR KIBRIS 11/07/09

Vassiliou saddened by ‘empty chair’ representing Cyprus in EU
By Stefanos Evripidou

EU Health Commissioner Androulla Vassiliou yesterday bemoaned the lack of Cypriot presence in Brussels-based events, even when the EU offers to pay for them. Vassiliou said she felt “truly saddened” by the “empty chair” phenomenon, referring specifically to the lack of Cypriot participation in the latest EU Youth Health Conference which took place in Brussels the last two days. To save face, the commissioner said she had to scramble to find two Cypriot Commission interns based in Brussels to attend the conference on behalf of Cyprus.

“During this conference, the youth dealt with all those issues that contribute to bad health, such as alcohol, smoking, obesity, HIV/AIDS, mental health. And we wanted to hear from young people themselves about the measures they propose to help the youth for all these issues,” she said.

The Cypriot Commissioner said she was deeply disappointed when she discovered that Cyprus was not going to be represented.

“It was a very big disappointment when I discovered that we had no Cypriot youth participation. Nobody came from the Youth Organisation and this really saddens me.”

According to Vassiliou, the EU asked the Cyprus Youth Organisation to send four youth to the conference, all expenses paid, but in return, they got no answer and no Cypriot youth.

“They didn’t send anyone. In the end, I had to find two Cypriot interns (from the Commission) and send them to have some participation because it is really very sad,” she said.

“When we talk about Cyprus and the empty chair, people think we’re only talking about the participation of ministers or MEPs. But this applies to all. When the EU calls you, pays the costs, and you don’t respond, you don’t turn up, what does this mean, that you’re not interested, that you’re isolating yourself,” she added.

For its part, Youth Organisation representative Thrasyvolos Thrasyvoulou said they had no idea about the conference and had never received an invite.

“We never received any invite, either through normal mail or electronic,” he said. Thrasyvoulou said the organisation was waiting for clarifications from Cyprus’ Permanent Representation in Brussels on the whole procedure for applying to the Youth Conference.

CYPRUS MAIL 11/07/09

National Council to convene July 24

Government Spokesman Stefanos Stefanou announced that the National Council – the top advisory body to the President on the handling of the Cyprus question – will convene on July 24.

At the meeting, he said, political party leaders will discuss developments in the Cyprus question, in view of December 2009 and the evaluation of Turkey’s EU accession course.

Stefanou said that the National Council will be briefed on current developments in the Cyprus question and will discuss them, in view of Turkey’s EU evaluation.

Asked if the parties are expected to submit their positions in writing, Stefanou said that they have been asked by the President to submit them long ago and they are expected to do so. (CNA)

CYPRUS MAIL 11/07/09

Talat'la hükümet arasında ilk anlaşmazlık

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la iktidar arasında ilk ciddi sürtüşme, Ankara’ya gidecek heyetin belirlenmesi konusunda yaşandı.

SELİM SAYARI

NTV

Güncelleme: 15:53 TSİ 12 Temmuz. 2009 Pazar

LEFKOŞE - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs'taki müzakere heyetine almadığı Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Ankara'ya gitmeyeceğini açıkladı.

Kıbrıs'ta nisan ayındaki seçimde tek başına iktidara gelen Ulusal Birlik Partisi, çözüm müzakerelerini yürüten Talat'ın yanısıra, görüşmelere Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün'ün de hükümeti temsilen katılmasını istiyor. Ancak Talat seçimlerin üzerinden yaklaşık 3 ay geçmesine rağmen hükümetin bu isteğini yerine getirmiş değil.

Hükümet yetkilileri, müzakere sürecinde hiçbir şekilde temsil edilmedikleri halde Dışişleri Bakanı’nın heyete dahil edilmesini, göstermelik bir davranış olarak niteliyor.

Hüseyin Özgürgün'ün bu nedenle, yarınki Ankara ziyaretinde Talat'a eşlik etmeyeceği beliritildi.

Ulusal Birlik Partisi, 2003'te başbakan olan Talat'ın görüşmeleri dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın değil, hükümetin yürütmesini talep ettiğini hatırlatıyor ve şimdiki tutumunu "çelişki" olarak değerlendiriyor.

Talat'ın Ankara ziyareti gergin başlıyor

KKTC'de seçimin ardından Ulusal Birlik Partisi ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasındaki ilk kriz, yarın ki Ankara ziyareti sebebiyle çıktı. Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Talat'ın Ankara ziyaretine katılmama kararı aldı.

Talat, Ankara ziyaretinde, Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşecek.

Heyet, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile Ankara dışında olması nedeniyle görüşemeyecek.

Görüşmelerde, birinci aşaması tamamlanmak üzere olan Kıbrıs müzakerelerinde gelinen son durum gözden geçirilecek ve bundan sonrası için Türk tarafının ortak tutumu değerlendirilecek.

KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün Ankara ziyaretine 'biz daha önce Ankara'da söyleyeceğimizi söyledik' diyerek Talat'ın gezisine katılmayacağını bildirdi.

Özgürgün, Ankara'daki resmi ziyarete katılmayan ilk KKTC Dışişleri Bakanı oldu.

KKKTC'de mayıs ayında yapılan genel seçimlerden yüzde 45 oy alarak birinci çıkan Ulusal Birlik Partisi hükümeti ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında Rumlarla yapılan görüşmelere hükümetin bir temsilci ataması konusunda da gerilim vardı.


Talat Türkiye'ye gidiyor

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, iki günlük çalışma ziyareti için yarın Türkiye'ye gelecek. Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Talat'ın, 13-14 Temmuz 2009 tarihlerinde Türkiye'ye çalışma ziyareti gerçekleştireceği kaydedildi.

Açıklamada, Talat'ın ziyareti kapsamında, Ada'da 3 Eylül 2008'de başlayan kapsamlı müzakere sürecinde ulaşılan aşamanın değerlendirileceği ve gelecek döneme ilişkin görüş alışverişinde bulunulacağı ifade edildi.

KIBRIS POSTASI 12/07/09

Diaz: Yıl sonuna kadar çözüm mümkün

BM’nin Kıbrıs’taki Basın Sözcüsü Jose Diaz, Rum Alithia gazetesine verdiği söyleşide, Kıbrıs sorunu, halkın Kıbrıs sorununda bilgilendirilmesinin önemi ve medyanın oynadığı rolle ilgili görüşlerini açıkladı.

Kıbrıs’taki liderlerin, baş başa gerçekleştirdikleri görüşmelerde, geniş çapta, bilinmeyen anlaşmalara varıp varmadığının sorulması üzerine Diaz, bunu bilmediğini, zira bu görüşmelerde yer almadığını söyledi. Her müzakere sürecinde, müzakerecilerin birbirlerine güvenmesinin önemli olduğunu ifade eden Diaz, sır saklamanın da olduğunu belirtti.

Liderlerin aralarındaki anlaşmazlıklara nasıl köprü kurabilecekleri sorusu üzerine Diaz, sadece müzakereler aracılığıyla anlaşmazlıklara köprü kurulmasının mümkün olduğunu sandığını dile getirdi. Diaz “boşluklar (anlaşmazlıklar) olmasaydı, müzakere yapmanın da anlamı bulunmayacaktı” şeklinde konuştu.

Müzakerelerde, diyalog sonucu, anlaşmazlıklara köprü kurulabileceğini belirten Diaz, al-ver ile uzlaşmaların sağlanmakta olduğunu, bunun müzakere anlamına geldiğini, yolun sonunda tüm taraflar için mümkün olan en iyi çözüm sağlanması gerekeceğini söyledi.

Diaz, iki toplumun; hiç kimsenin taleplerinin yüzde 100’ünü almasının mümkün olmadığını bilmesi gerektiğini ifade etti.

İkinci tur müzakerelerin ne zaman başlayacağı sorusu üzerine Diaz, garantiler ve güvenlik konusunda bir görüşmenin daha bulunduğunu ve ondan sonra ikinci okumanın başlamasının muhtemel olduğunu belirtti. Diaz, liderlerin; ikinci okumayı ne zaman tamamlamasının mümkün olacağını bilmediğini; bazı konuların az, bazılarının ise çok zaman alabileceğini söyledi.

İkinci okumanın ardından al-ver sürecinin beklendiğini ifade eden Diaz, bunun; hangi ay başlayacağını söylemesinin de çok zor olduğunu belirtti.

Bir başka soru üzerine Diaz, ikinci okuma ve al-ver için bir zaman takviminin önceden belirlenmediğini de yineledi.

İki liderin referandum öncesinde bir anlaşma imzalamasının mümkün olup olmadığı şeklindeki soru üzerine Diaz, bunun mümkün olabileceğine inandığını söyledi. Diaz, bir anlaşmanın yıl sonunda imzalanıp imzalanmayacağını da bilmediğini; ancak doğrudan müzakerelerin yıl sonuna kadar tamamlanmasının mümkün olduğuna inandığını ifade etti. Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın bunu yapabileceklerine ilişkin inancını dile getiren Diaz, ancak gerçekte bunun; müzakerelerin nasıl gideceğine bağlı olduğunu söyledi.

BM, sürece hangi şekilde yardımcı oluyor sorusuna karşılık Diaz, tarafların kendi başlarına ortak tezleri bulması gerektiğini; kendilerinin, liderlere görüşmeleri için alan sağladıklarını; ayrıca BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs sorununa ilişkin Özel Danışmanı Alexander Downer’in, liderlerin emrinde olduğunu belirtti. Diaz, ayrıca tecrübeli bir grubun da müzakereler için çalıştığını ve müzakerelere zemin hazırladığını  ifade etti. Söz konusu grubun müzakere masasına  öneri sunduğunu mu kastediyorsunuz sorusu üzerine Diaz, çeşitli konularda, yönetim, mülkiyet v.b gibi başlıklarda, zaman zaman Kıbrıs’a gelip, tabi ki istenmesi durumunda, taraflarla konuşan uzmanların bulunduğunu, bu uzmanların tecrübelerini iki tarafla paylaştığını dile getirdi.

BM’nin Kıbrıs’taki Basın Sözcüsü Jose Diaz, bu yöntemin çalışıp çalışmadığı sorusuna karşılık, bunun yardımcı olduğunu sandığını zira çıkmazlara çıkış sağladığını söyledi. Diaz, ayrıca nihai testin, iki tarafın; bu önerilerden bazılarını kendi önerilerine dahil etmeyi kabul ettikleri zaman olacağını ifade etti.

Downer’ın neden uzun zamandır Kıbrıs’ta kalmadığı sorusu üzerine Diaz, Downer’in, Kıbrıs sorununa ilişkin olarak görüş alış verişinde bulunduğunu, “oyunun güçlü oyuncularına” -örneğin son olarak Moskova’ya yönelik- ziyaretler gerçekleştirdiğini dile getirdi.

BM’nin; iki tarafın daima görüşmesine destek verip vermeyeceği sorusu üzerine Diaz, “tabi ki hayır, hiç kimse bunun sonsuza dek süreceğine inanmıyor” şeklinde yanıt verdi.

KIBRIS POSTASI 12/07/09

Özgürgün Talat'a rest çekti

Talat’ın yarın başlayacak Ankara gezisine Özgürgün katılmıyor. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Ulusal Birlik Partisi hükümeti arasında ilk gerginlik, Ankara ziyaretine katılacak heyetin belirlenmesiyle yaşandı. Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Kıbrıs sorununun ele alınacağı yarınki Ankara ziyaretine, heyet üyelerinin ‘belirlenme yöntemine’ karşı çıkarak katılmama kararı aldı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yarın başlayacak Ankara ziyaretinde  Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşecek.

Kıbrıs sorununun çözümünü amaçlayan kapsamlı müzakere sürecinde ‘garantilerin’ gündeme gelmesi nedeniyle, Talat’ın, Ankara’daki temasları büyük önem taşıyor. Ancak, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün bu ziyarete katılmıyor. KIBRIS’ın elde ettiği bilgilere göre, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ankara’ya gidecek heyete, görüşmelerdeki danışmanı, CTP milletvekili Özdil Nami ile Tufan Erhüman’ı da dahil etti. Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün ise, heyetin bu şekilde belirlenmesine karşı çıktı.

Ankara’ya iletilen ilk listede adı geçen Hüseyin Özgürgün’ün, Cumhurbaşkanı Talat’la görüş ayrılığına düşerek, heyetten çekilmesi sonrasında, Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın, sorunu çözme yönünde diplomatik girişim başlattığı bildirildi.
 
Türkiye’nin tavrı belirlenecek
Yarın Ankara’da başlayacak olan görüşmelerde, Rum lideri Dimitris Hristofyas’ın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a ilettiği görüşlerin masaya konması bekleniyor. Hristofyas, yeni bir ortaklığın kurulması halinde, 1960’tan kalma garantörlüklerin ortadan kalkmasını ve adanın tümünün AB tarafından garanti altına alınmasını istiyor. Hristofyas, ikinci bir seçenek olarak, Türkiye’nin ‘olası bir çözümden sonra’ tüm ada üzerinde değil, sadece kuzeyi kapsayacak şekilde garantör olmasını düşünüyor.

Güvenilir bir kaynaktan elde edilen bilgilere göre, Hristofyas’la gerçekleştirilen son görüşmede, Türkiye’nin ‘sadece kuzeyi kapsayacak’ şekilde garantör olmasına karşı çıkan Talat, Hristofyas’a “böylesi bir durum adanın Taksim’ı anlamına gelir” uyarısında bulundu.

Kıbrıs Gazetesi

KIBRIS POSTASI 12/07/09

KETI KLERİDES’İN AĞZINDAN 3 OLAY VE REFERANDUM, RUMLARIN AB ÜYELİĞİ VE SINIRLARIN AÇILMASI.

   

Rum Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) İkinci Başkanı ve Rum yönetiminin eski lideri Glafkos Klerides'in kızı Keti Klerides 24 Nisan 2009 Referandum Gününü, Güney Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne girdiği 1 Mayıs 2004 tarihini ve Sınırların karşılıklı geçişlere açılmasının hikayesini anlattı.

ADA: Referandum’un son 24 saatlik zamanında neler yaşadınız?
Keti Klerides (KK) : Referandum zamanı benim için zor olan zamanlardan birisiydi. Biliyorsunuz benim partim DİSİ’nin, babamın ve partimin başkanı’nın da “evet” oyu kullanılmasına karar verdik. Genel atmosferde referandum sonucu olarak 'hayır' çıkacağı belliydi. Partilerin son kararlarını verdiği anlarda da, etkinliklerde de hayır sonucunun çıkacağını görülüyordu. Bu benim için hayal kırıklığı gibiydi ve beni üzüyordu. Referandumdan birkaç gün önce, evet oyu verecek olan platform, Lefkoşa’da Özgürlük Meydanı’nda bir miting gerçekleştirdi. Bizim tarafımızda “evet” i destekleyen kişiler babam (Glafkos Klerides), Nikos Anastasiadis, Takis Hacıdimitriu ve birçok politik kişilik ordaydı. Onlar evet sonucu için konuştular.

“Hayatımın en kötü günlerinden birisidir”
Özellikle referandum günü, babamın doğum günüydü. Babamın doğum günü 24 Nisan tarihindedir. Biz oy kullanmaya gittik. Ardından eve döndük ve bazı arkadaşlar bize geldi. Pasta kestik ve babamın doğum gününü kutladık. O an biraz mutlu bir andı belki, çünkü babamın doğum günüydü. Ama sonuçlar açıklanmaya başlayınca işler çok daha zor oldu. Sonuç hayal kırıklığına uğratacak şekildeydi. Ben bu günle ilgili olarak hayatım en kötü günlerinden birisidir diyebilirim.

ADA: Sonuçları nereden ve nasıl öğrendiniz.?
KK: Ben bir kanalda konuşmacıydım. Orada partim DISI’ yi temsil ediyordum. Orada bana bilgiler geliyordu. Çok garip bir duyguydu. Bir yandan çoğunluğun karar verdiği demokrasi nedeniyle, demokrasiye saygı duymamız gerektiğini düşünüyordum. Her ne kadar doğru değil, doğru karar verilmedi şeklinde düşünsem de. Benim için çok çok zordu. Öte yandan babamın ne kadar üzgün olduğunu hatırlıyorum. Gününün sonunda hayır oyları tekti. Biz çözümü görmek istiyorduk.

“Çözüm olmadan AB'ye girmek benim arzuladığım bir şey değildi”
ADA: 1 Mayıs’ta Özgürlük Meydanı’nda kutlamalar vardı, siz nasıl kutladınız?
KK: 2004'te referandumun hemen sonrasında, 1 Mayıs'ta Kıbrıs AB'ye girdiği zaman o gün benim için bunu kutlama günü değildi. Ben kutlamadım. Çünkü Kıbrıs'ın AB'ye problem çözüldükten sonra girmesini istiyordum. Önemli bir fırsatı kaçırdığımızı biliyorduk. Ben o akşam Özgürlük meydanına gitmedim. Orada olmak istemedim. Kutlanacak bir şey olduğunu hissetmiyordum. Ben referandumdan sonrasında sonuçtan dolayı üzüntülüydüm. Uzlaşı tekrar birleşmek için birileri bugüne kadar çok çalıştı. Ben gerçektende çok çok hayal kırıklığına uğradım.

“Kafama birşeyler geçirmek istedim”
KK: Çözüm olmadan AB'ye girmek benim arzuladığım bir şey değildi. Ben yalnızca bir şeyler bulup kafama geçirmek ve bu konuyla ilgili hiçbir şey duymak öğrenmek istemedim. Hızlı bir şekilde televizyona bakım neler oluyor öğrenmedim.

O gün ve o akaşm bende üzüntü, hayal kırıklığı vardı. Öte yandan bir şeyler oluyordu ve kabul etmek durumundaydık. Ama biz yinede çözüm ve yeniden birleşmek için çalışmaya devam edecektik. Çünkü Kıbrıslı Türklerin referandumdan çıkan, Kıbrıslı Rumların 'Hayır' sonucundan incindiğini biliyorduk. Birçok bağlantımız ve arkadaşımızla iletişimde sorunlarımız oldu. İnsanlar birbirlerini görmek istemediler. Kıbrıslı Türkler de Rumların tutumundan hayalkırıklığına uğramıştı. Düzelmesi için bu biraz da zaman aldı. İşlerin yeniden eskisi gibi bir hal alması hatta 1 yıl gibi bir zaman aldı.

Kapıların açılması büyük bir sürprizdi
ADA: 2003 öncesinde de iki toplumlu aktivitelerde çalışıyordunuz ve kuzeye geçmenizde problemleriniz yoktu sanıyorum.
KK: O kadar sık geldiğim söylenemez. Çünkü bu biraz zordu. Eğer Kıbrıslı Türk Siyasi partiler veya guruplar bizi davet edeceklerse belli ayarlamalar yapmaları gerekiyordu. Sınırların açılmasından önce izin alınması gerekiyordu. Ben sınırların açıldığı gün bunu beklemiyordum. Radyoyu açtım ve uzun kuyrukların oluştuğu haberlerini duydum. Ardından, insanların sınırı geçtiğini televizyondan izledim. Uzun kuyruklar vardı. Birçok insan sırada sınırı geçmek için bekliyordu. Bu gelişme büyük bir sürprizdi.

ADA: O günlerde kuzeye gelme fırsatı buldunuz mu?
KK: Eşim geçiş kapısındaydı. Geçiş yapan Kıbrıslı Türklerle selamlaşıyordu ve onlara eğer ihtiyaçları varsa yardımcı oluyordu. İlk kez ne zaman geçtiğimi hatırlamıyorum ama o dönemde uzun kuyruklar vardı ve uzun süre ayakta beklemek istememiştim.
Bir süre bekledim ve geçişler daha kolay olunca geçtiğimi hatırlıyorum. Kuzeye geçtik ve arkadaşlarımızla görüştük.

ADA: O deneyim nasıl bir deneyimdi?
KK: O deneyim gerçekten önemli, pozitif bir deneyimdi. Kimse yaralanmadı. İnsanlar kendi eski evlerini görmeye gittiklerinde ve başka insanların yaşadığını görünceler gayet rahattılar. İnsanlar evlerini açtılar, kahve ikram ettiler. O dönemde gerçekten pozitif bir atmosfer yaratıldı. 2004 referandumu nedeniyle maalesef onun üzerine bir şeyler inşa edemedik. Her şey normale döndü çok fazla geçiş olmuyor artık.

Barış’ı tanımlamak
ADA: Barışı nasıl tanımlıyorsunuz?
KK: Bu gerçekten zor bir soru. Kesinlikle cevabı da kolay değil. Anlamı sanıyorum insanların, saygı içinde, uyum içinde, birbirlerinin farklılıklarına saygı duyan, değer veren, yalnızca saygı duyan değil, bu saygıyla birlikte mutlu olarak yaşaması sanıyorum. Eğer geçmişte kötü deneyimler yaşanmışsa, bunlar üzerine konuşulmalı ve insanların birbirlerini anlamaya çalışması gerektiğini düşünüyorum. İki tarafında kendi etkinlik versiyonları var. Bu bilgileri paylaşmamız gerekiyor. İki toplumda da kötü insanların olduğu ve kötü şeyler yaptıklarının bilinmesi gerek. İki grubun da kötü olmadığının bilinmesi gerek. Bu konuyla ilgili, kötü şeylerin yaşanmaması için çalışmalıyız.

STAR KIBRIS 12/07/09

TALAT YARIN ANKARA’YA GİDİYOR

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat üst düzeyde temaslarda bulunmak amacıyla Pazartesi günü saat 09.00’da Özel “Ata” uçağıyla Ankara’ya gidecek. TAK Muhabirinin Cumhurbaşkanlığı’ndan aldığı bilgiye göre Talat Ankara’da Pazartesi günü saat 11.00’de TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüşecek ardından da Gül tarafından onuruna verilecek öğle yemeğine katılacak.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat aynı gün TC Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya gelecek.
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Pazartesi gecesi Cumhurbaşkanı Talat onuruna yemek verecek. Cumhurbaşkanı Talat’ın Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan’la görüşmesi Salı günü saat 11.00’de gerçekleşecek. Erdoğan’la yapacağı görüşmeden sonra Salı günü “Ata” uçağıyla yurda dönecek olan Cumhurbaşkanı Talat, temaslarında Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirecek

STAR KIBRIS 12/07/09

 

TÜRKİYE GÜVENLİK ÜZERİNDE ÇALIŞIYOR

   

Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Fileleftheros Gazetesi, Türkiye’nin Güvenlik/Garantiler konusundaki görüşlerinin değişmez göründüğünü ancak aynı zamanda Dışişleri Bakanlığı’nda bu başlık üzerinde; stratejik taleplerini değiştirmemesine rağmen-, hareketlilik görüntüsü yaratan fikirler üzerinde çalışıldığı yolunda bilgi edindiğini yazdı.
Gazete “Güvenlikle İlgili Türk Manevraları – Garantilerin ‘Karşılıklarla’ Kapatılması Çabası” başlığıyla yansıttığı haberinde “diplomatik kaynakların; Türkiye’nin, garantiler ve müdahale haklarının devam etmesi isteğini değiştireceği görüntüsü yaratmayı hedeflediğini söylediklerini” yazdı.

Gazete yabancı diplomatları kaynak göstererek özetle şunları kaydetti;

iptal etmiyor

“’Karşılıklar’, ülkenin uluslararası temsiliyetiyle, daha doğrusu bugün de üyesi olduğu BM, AB gibi uluslar arsı örgütlere katılımıyla alakalı olacak. Bu; partenojenezle ilgili politikasının iptal olduğu anlamına gelmiyor. Güvenlikle ilgili çalışma grubunda; Kıbrıs’ın, Annan planında öngörüldüğü gibi garantör ülkelere bilgi vermeksizin uluslar arası mercilere üye olabileceği anlaşmasına varıldığında, bu tutuma ilişkin işaretler verildi.

Aynı kaynaklara göre garantiler ve güvenlik konularında Türkiye BM’ye; 1960’daki ilgili maddeleri değiştirecek herhangi bir fikri kabul etmeyeceğini iletti. Bilgi sahibi kaynakların işaret ettiği üzere; müttefiklerini harekete geçirerek bu tutumu yerleştirmeye çalışıyor. Türkiye’nin müttefikleri Kıbrıs prosedürüne müdahil olanlara; bu meseleye yapışıp kalmamaları gerektiği tavsiyesinde bulunuyor, Kıbrıs AB üyesi olduğuna göre Türk garantilerinden de endişe etmemesi gerektiğini söylüyorlar. Elbette bu yaklaşıma derhal ‘Madem, AB nedeniyle garantilerin bir önemi yok o zaman Türkiye neden garantilerde ısrar ediyor’ karşılığı veriliyor.

Bildt formül sunmuştu

Aynı zamanda İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt geçmişte perde arkasında, garantilerle ilgili bir formül sunmuştu. Çözümden sonra Ada’ya Yunan ve Türk kontenjanlarının da katılacağı bir NATO gücü konuşlandırılmasını önermişti. Askeri güç gerek Kıbrıs’ın bağımsızlığını gerek çözüm anlaşmasının uygulanmasını garanti edecekti.

İsveç’in AB’nin dönem başkanlığını yürütmekte olması dolayısıyla AB dönem başkanlığı süresince yapacağı müdahaleleri çerçevesinde fikirler sunarak garantiler konusunu yeniden gündeme getirmesi bekleniyor.

STAR KIBRIS 12/07/09

 

‘İKİ KURUCU VARLIK’

   

Rum Yönetimi lideri Hristofiyas, Türk tarafının “İki kurucu devlet” yaklaşımıma yaklaştı 

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Türk tarafının en iyi çözüm şekli olarak ‘2 kurucu devletten oluşan federasyon tezine yaklaşarak “2 kurucu varlık” demeye başladı. Hristofiyas; somut çözüm kültürünün Rumlarda eksik olduğunuz söyledi. 

Hristofiyas; “Yeniden birleşmiş Kıbrıs’ın iki bölgeli federasyon olacağının hazmedilmesi gerektiğini” söyledi. Alithia Gazetesi, Hristofyas, RİK1’de yayınlanan “Açık Dosyalar” isimli programda yaptığı açıklamaların tamamını yayımladı.


Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas “yeniden birleşmiş Kıbrıs’ın iki bölgeli, iki oluşturucu eyaletli (politia), iki kurucu varlıklı federasyon olacağının hazmedilmesi gerektiğini” söyledi. Hristofyas, ekim veya kasım ayında Türkiye tarafından olumlu adımlar atılacağına inandığını da kaydetti.

Rum tarafında yayımlanan Alithia Gazetesi, Rum Yönetimi Başkanı’nın Perşembe gecesi RİK1’de yayınlanan “Açık Dosyalar” isimli programda yaptığı açıklamaların tamamını “Çözümsüzlük Tayvanlaşmayı Getirir” başlığıyla okurlarına aktardı.

Vizyonunu anlattı

Gazete Hristofyas’ın söz konusu programda yeniden birleşmiş Kıbrıs’la ilgili vizyonunu anlattığını ve Kıbrıslı Türklerin ve Rumların, yeniden birleşme yanında, çözümün normal şekilde işlemesine yardımcı olmak için yapmaları gereken fedakârlıklardan söz ettiğini, uluslar arası camianın tavrını analiz ettiğini ve sürdürülmekte olan doğrudan müzakerelerin başarısız olması halinde neler beklediğini yazdı.

Gazeteye göre yürütülmekte olan müzakerelerin gidişatının bu aşamada tam ve nihai olarak değerlendirilemeyeceği görüşünü ortaya koyan Hristofyas Kıbrıs Türk tarafının müzakere masasına çeşitli konularda maksimum tezler koyduğunu, KKTC’nin ve Türkiye’nin, söyledikleri gibi Kıbrıs sorununun en kısa zamanda çözülmesini gerçekten istiyorlar ise, masada söylediklerinin son sözleri olamayacağına inandığını anlattı.

İki oluşturucu eyalet

Hristofyas şu anda Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin tezlerinin neler olduğuna ilişkin bir değerlendirme yapamayacağını, sonucu zamanı geldiğinde çıkaracaklarını ve zamanın da ekim veya kasım ayı olabileceği görüşünü ortaya koydu ve (tezlerinde) “değişiklik olacağından eminim” ifadesini kullandı.

Dimitris Hristofays birleşik Kıbrıs vizyonunu şu cümlelerle anlattı: “Yeniden birleşmiş Kıbrıs’ın iki bölgeli, iki oluşturucu eyaletli, iki kurucu federasyon olacağının hazmedilmesi gerek. Bu ülkede ancak bu şekilde gerçek bir bağımsız, yeniden birleşmiş, Kıbrıslı Türk vatandaşlarımızın ve yönetim ortaklarımızın haklarını tanıyacak Kıbrıs Cumhuriyeti olabilir. Bazı Kıbrıslı Rumların; Kıbrıs’ın yalnız çoğunluğa değil, bütün Kıbrıslılara; azınlık dediğimiz Kıbrıslı Türklere de ait olduğu haberini almaları lazım…”

Somut çözüm kültürümüz eksik

Kıbrıslı Rumlarda çözüm kültürü olup olmadığı sorusuna muhatap olan Hristofyas “Çözüm kültürümüz eksik değil, objektif konuşmam gerekirse somut çözüm kültürümüz eksik” dedi şöyle devam etti: “Kıbrıs halkının tamamında gerekli eğitim yok… Bunu söylerken Kıbrıslı Türkleri de kastediyorum. Çünkü burada Rumlar federasyonun manasına duyarlılık göstermelidir ancak Kıbrıslı Türkler de; iki egemen devletin, partenojenezin ve iki halkın değil, birleşik devletin manasına duyarlılık göstermelidir.”

Haberde Hristofyas’ın, Cumhurbaşkanı Talat hakkında yalnız olumlu konuştuğuna dikkat çekildi, söyledikleri şöyle aktarıldı:


Yabancı baş aktörlerin analizi

Çözümü mümkün olan en kısa zamanda, dünden istediklerini savunduğu açıklamasında hakemliği ve takvimleri kabul etmeyeceklerini söyleyen Hristofyas, Kıbrıs sorununun bütün başrol oyuncularının tezlerinin analizini şöyle yaptı:
“Taksim neden İngiltere’nin çıkarına olsun ki....? Derhal sözde üslerinin egemenliği kuşkuya düşecek. Dolayısıyla çözüm İngiltere’nin çıkarınadır. Gordon Brown’la, doğru olduğuna inandığım bir formül buldum. Geriye kalan Foreign Office’in bu formülü uygulamaya koyması ve pratikte kabul etmesidir.

Ruslar iyi bir çözümü neden istemesin? Ben bunu anlamıyorum. Kıbrıs’ın bir barış, dostluk ve işbirliği ülkesi olması Rusların çıkarınadır.

Avrupa Birliği Kıbrıs sorununu; çok karmaşık ve çok zor bir mesele olarak miras aldı. AB bu anomalinin devamını neden istesin?


Türkiye’nin belirleyici rolü

Haravgi Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın önceki akşam Strovolo’da düzenlenen “İşgal Bölgeleri Anısı” isimli etkinlikte yaptığı konuşmayı “Bütün Olanakları Tüketeceğiz” başlığıyla yansıttı.

Gazeteye göre Kıbrıs sorununun çözüm perspektifi açısından Türkiye’nin belirleyici role sahip olduğunun su götürmez bir gerçek olduğuna işaret eden Hristofyas Türkiye’nin AB müzakere çerçevesinde, Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına yapıcı şekilde eşlik etmesinin kesin bir ifadeyle yer aldığını söyledi.

Hristofyas uluslar arası camiaya; “Kıbrıs sorununa adil, yaşayabilir ve işleyebilir bir çözüm bulunmasının yalnız kendi çıkarına olmayacağını, AB üyelik sürecini kolaylaştıracağını ve bölgede sürekli barış sağlanması yönünde olumlu perspektif olacağını anlaması için Ankara üzerindeki nüfuzunu kullanması” çağrısında bulundu.

STAR KIBRIS 12/07/09

 

North law on stopping writs? Let them try…
By Charles Charalambous

THE ADMINISTRATION in the north is reportedly considering “new laws” to thwart Greek Cypriots from presenting writs to the illegal occupants of their properties in the north.

According to a front-page item in a recent edition of Cyprus Today, appearing under the headline “New laws to stop Greeks”, the Turkish Cypriot ‘Foreign Minister’ Husseyin Ozgurgun has urged people not to accept writs “to ensure they do not fall victim to Greek Cypriot claims on property” like Linda and David Orams.

Ozgurgun is quoted as telling Cyprus Today: “If anyone knocks on your door and tries to deliver a court writ to you, don’t take it and call the police, because it is a crime.

“It is a shame we let them do whatever they want in our country. How dare they come and implement another state’s regulation in the TRNC?”

The quote continues: “Actually, we are planning to introduce heavy fines for people who deliver South Cyprus official papers here. We are thinking of jail-terms of up to five years.”

Lawyer Constantis Candounas, who represented Meletis Apostolides in his case against British couple Linda and David Orams said the plan had little practical meaning.

“Let them do what they want, it is a waste of paper, if they think that this nonsense and threats will scare people off. This nonsense seems to be designed just for domestic consumption.”

Candounas said that he was surprised that Ozgurgun should say ‘How dare they’, because “even under their own laws, as evidenced by the so-called property commission, they recognise that the property belongs to Greek Cypriots.”

The lawyer said that “the serving of writs is now done in other EU countries. I have passed writs on to the Cypriot government, which passed them on to the UK government, who then served the writs, as they are obliged to do under EU law.”

He added: “What is their problem – that we choose to go to one court rather than another? If they are serious about this, then they should formally request the UK government to stop serving writs on behalf of the Cypriot government, not threaten people like me.”

Candounas himself has been arrested three times in the north, and has had a writ served on him.

He said: “I decided to appear before the courts in the north, which are a reality, whether or not they are recognised under international law. This is why one should think twice about breaking the rules currently operating in the north.”

CYPRUS MAIL 12/07/09

 

Brits may lose homes in north as developer goes under
By Charles Charalambous

TEN BRITISH and Turkish Cypriot families face losing their homes in the north in a public auction today, because of the landowner’s unpaid debts.

According to a report yesterday in Turkish Cypriot newspaper Kibris, the 10 villas – part of the Sun Villas development in Ayios Epektitos near Kyrenia – will be auctioned at 10am today at the Bellapais Café, under a ruling by the Kyrenia District Court.

The property buyers have formed the Home Buyers Pressure Group and intend to protest outside the café today.

Kibris’ English-language sister-paper Cyprus Today reported in late June that Hasan Mesutoglu struck a deal with Turkish builders Ak-Yap in 1990 to build 16 villas on his land, including six for his personal use on completion.

When the company went bust in 1992, a court ordered the properties to be handed over to Mesutoglu, who completed construction. However, Mesutoglu defaulted on three-quarters of the expenses he owed Ak-Yap for the first stage of the building project and failed to honour a 2004 court ruling to pay. A subsequent court ruling resulted in today’s auction.

Mesutoglu is reported as saying three weeks ago that he had “five villas and seven plots of land which are not sold, and once they are sold, the money will be enough to settle the debt”.

He therefore intended to apply to the court together with the property buyers for a postponement of the auction, to allow for the necessary cash to be raised either through direct sales or through a bank loan.

That application was rejected on Friday by the Kyrenia District Court, so the auction will go ahead. The property owners are reported to have said that they will stay put and refuse to move, even if their homes are sold off at the auction.

One British property owner is quoted by Cyprus Today as saying: “My fear is not the Greek Cypriots coming to take our homes, but the legal system which has no regard for the rights of the people. This does not just affect expats, but their own [Turkish Cypriot] people as well.”

CYPRUS MAIL 12/07/09

 

 

İlk gerginlik

Talat’ın yarın başlayacak Ankara gezisine Özgürgün katılmıyor.

Heyet üyelerine itiraz… Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Ulusal Birlik Partisi hükümeti arasında ilk gerginlik, Ankara ziyaretine katılacak heyetin belirlenmesiyle yaşandı. Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Kıbrıs sorununun ele alınacağı yarınki Ankara ziyaretine, heyet üyelerinin ‘belirlenme yöntemine’ karşı çıkarak katılmama kararı aldı.


   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yarın başlayacak Ankara ziyaretinde  Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşecek.
   Kıbrıs sorununun çözümünü amaçlayan kapsamlı müzakere sürecinde ‘garantilerin’ gündeme gelmesi nedeniyle, Talat’ın, Ankara’daki temasları büyük önem taşıyor. Ancak, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün bu ziyarete katılmıyor. KIBRIS’ın elde ettiği bilgilere göre, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ankara’ya gidecek heyete, görüşmelerdeki danışmanı, CTP milletvekili Özdil Nami ile Tufan Erhüman’ı da dahil etti. Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün ise, heyetin bu şekilde belirlenmesine karşı çıktı.
   Ankara’ya iletilen ilk listede adı geçen Hüseyin Özgürgün’ün, Cumhurbaşkanı Talat’la görüş ayrılığına düşerek, heyetten çekilmesi sonrasında, Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın, sorunu çözme yönünde diplomatik girişim başlattığı bildirildi.
 
Türkiye’nin tavrı belirlenecek

   Yarın Ankara’da başlayacak olan görüşmelerde, Rum lideri Dimitris Hristofyas’ın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a ilettiği görüşlerin masaya konması bekleniyor. Hristofyas, yeni bir ortaklığın kurulması halinde, 1960’tan kalma garantörlüklerin ortadan kalkmasını ve adanın tümünün AB tarafından garanti altına alınmasını istiyor. Hristofyas, ikinci bir seçenek olarak, Türkiye’nin ‘olası bir çözümden sonra’ tüm ada üzerinde değil, sadece kuzeyi kapsayacak şekilde garantör olmasını düşünüyor.
   Güvenilir bir kaynaktan elde edilen bilgilere göre, Hristofyas’la gerçekleştirilen son görüşmede, Türkiye’nin ‘sadece kuzeyi kapsayacak’ şekilde garantör olmasına karşı çıkan Talat, Hristofyas’a “böylesi bir durum adanın Taksim’ı anlamına gelir” uyarısında bulundu.

KIBRIS 12/07/09

Mehmet Ali Talat Ankara'da

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün daveti üzerine, iki günlük çalışma ziyareti için Ankara'ya gitti.

AA

13 Temmuz. 2009 Pazartesi

LEFKOŞA - Cumhurbaşkanlığına ait özel ATA uçağıyla KKTC'den ayrılan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı, Ercan Havaalanın'dan KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, Maliye Bakanı Ersin Tatar uğurladı.

Daha önce Ankara ziyaretinde Talat'a eşlik edeceği duyurulan KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Talat'ın heyetinde yer almıyor. Talat'a ziyareti sırasında, Kıbrıs müzakerelerinde değişmeyen heyeti eşlik ediyor.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, havaalanında yaptığı açıklamada, çalışma ziyareti için Ankara'ya gittiğini belirterek, ziyaretinde, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile görüşeceğini, temaslarını yarın öğleye kadar tamamlayacağını söyledi.

"Kıbrıs sorunu konusunda devam eden müzakere süreci içinde Türkiye ile birinci elden değerlendirme yapma ihtiyacını bu ziyaretin gidermiş olacağını" ifade eden Talat, temaslarının yararlı geçeceğinden emin olduğunu belirtti.

Ankara ile istişarelerin zaten devam ettiğini belirten Talat, gözden geçirmenin, gelinen bu aşamada yararlı olacağını kaydetti.

Talat, KKTC Dışişleri Bakanı Özgürgün'ün Ankara ziyaretine katılmamasıyla ilgili bir soru üzerine, "Dışişleri Bakanı katılmayacağını bildirdi. Bunu değerlendirmek bana düşmez. Kararı veren, kararını vermiştir. Bu soruyu ona sormanız lazım. Bize intikal etmiş bir şey yok" dedi.

Talat, Özgürgün'ün ziyarete katılmama gerekçesiyle ilgili olarak, "Daha önce söz konusu, görüşeceğimiz kişilerle görüştüğü için katılmayacağını bildirmiştir. Bunun dışında da başka bir bilgimiz yoktur" diye konuştu.

BAŞBUĞ İLE GÖRÜŞME YOK
Talat, başka bir soru üzerine, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ Ankara dışında olacağı için onunla görüşemeyeceğini söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Ankara'daki temasları çerçevesinde saat 11.00'de Cumhurbaşkanı Gül ile Çankaya Köşkü'nde bir araya gelecek.

Talat ile Gül, görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenleyecekler. Basın toplantısının ardından, Cumhurbaşkanı Gül'ün KKTC Cumhurbaşkanı Talat onuruna vereceği öğle yemeğine geçilecek.

Talat, saat 16.30'da Sheraton Otelinde Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'ı kabul edecek.

Dışışleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Saat 18.00'de Dışişleri Bakanlığında görüşecek olan Talat, daha sonra Davutoğlu'nun, onuruna vereceği akşam yemeğine katılacak.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, yarın da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile saat 11.00'de Başbakanlıkta bir araya gelecek.

Talat, bu görüşmenin ardından, saat 14.00'te özel ATA uçağıyla KKTC'ye dönmek üzere Ankara'dan ayrılacak.

Özgürgün: Kriz söz konusu değil

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Ankara ziyaretinde yer almaması ile ilgili konuşan KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, "Kriz söz konusu değil" dedi.

AA

13 Temmuz. 2009 Pazartesi

LEFKOŞA - KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Ankara ziyaretine katılmamasıyla ilgili olarak basında yer alan "kriz var" iddialarına, "Herhangi bir kriz söz konusu değildir" diyerek yanıt verdi.

Özgürgün, gazetecilere yaptığı açıklamada, önceden istişare edilmemesi ve programının yoğun olması nedeniyle ziyarete katılmadığını söyledi.

Ortada herhangi bir kriz olmadığını belirten Özgürgün, Cuma günü Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü'nün, Dışişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü'nü arayarak, Dışişleri Bakanı olarak kendisinin Ankara'daki temaslara katılıp katılamayacağını sorduğunu, ancak daha önce Cumhurbaşkanı ile ne Başbakanın ne de kendisinin Ankara temaslarıyla ilgili bir istişarede bulunduğunu kaydetti.

Hüseyin Özgürgün, "Daha önce istişarede bulunmamaları ve başka programlarından dolayı Ankara ziyaretine katılamayacağını, kibarca yine Özel Kalem Müdürü aracılığı ile Cumhurbaşkanı Talat'a ilettiğini" belirtti.

"Nezaketen sorulmuş bir soru olduğunu düşünüyorum" diyen Özgürgün, kendisinin Cumhurbaşkanı'nın heyetinde bulunmadığını, heyette yer alması konusunda henüz kendisine de bir talep gelmediğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı'nın heyetiyle yapacağı bir görüşmede bulunmasının doğru olmayacağını ifade eden Özgürgün, bu olayı fazla büyütmemek gerektiğini, devletin üst düzeyinde kriz yaratma gibi bir niyetlerinin olmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat ile üst düzey ilişkileri sürdürdüğünü kaydeden Özgürgün, "Ben Cumhurbaşkanı'nın heyetinde yer almıyorum, devletin Dışişleri Bakanı'yım, Güney'de de (Rum tarafı) görüşme heyetinde Rum Dışişleri Bakanı yer almıyor, bu gayet doğal bir durumdur" diye konuştu.

HEYETTE YER ALMAKTA FAYDA VAR
Özgürgün, ancak yüzde 45 ile iktidara gelmiş bir hükümetin temsilcisinin heyette yer almasında fayda olacağını, bu yönde taleplerinin olduğunu ifade etti.

Ana muhalefet Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer'in, durumu "tam bir fiyasko" olarak nitelendirdiğinin anımsatılması üzerine ise Özgürgün, Soyer'in basına yansıdığı şekliyle ve bilgi eksikliği nedeniyle böyle bir açıklama yapmış olabileceğini söyledi.

Hristofyas'tan Türkiye'yi kızdıracak sözler

CNN TURK 13/07/09

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümü durumunda Kıbrıs'ın garantilere ihtiyacı olmayacağını ileri sürdü. Rum lider, müzakerelerde, "Türkiye tarafından belirlenen hiçbir 'kırmızı çizgiyi' görüşmediğini ve kabul etmediğini de" söyledi.

Rum haber ajansına göre, Rum Nöroloji ve Genetik Enstitüsü'nü ziyaretinin ardından Rum basınına açıklama yapan Dimitris Hristofyas, "Kıbrıs halkının" garantörlüğün sonucundan ıstırap çektiğini belirterek, "Bundan ıstırap çekmiş insanlar olarak, garantilerin sürmesini istemiyoruz. Biz bu tutumu kamuoyunda ve müzakereler sırasında ortaya koyduk ve bunu destekleyici argümanlarımızı sunduk" diye konuştu.

Garanti sisteminin sürmesi için herhangi bir alternatif sunmadığını ifade eden Hristofyas, "Bizim tutumumuz şudur ki Kıbrıs'ta herhangi bir garantiye ihtiyaç yoktur" dedi.

Rum lider, müzakerelerde, "Türkiye tarafından belirlenen hiçbir 'kırmızı çizgiyi' görüşmediğini ve kabul etmediğini de" söyledi.

 

Türkiye yıl sonunda referandum istiyor

CNN TURK 13/07/09

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı ağırlayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs konusundaki görüşmelerin en kısa zamanda sonuçlandırılmasını ve yıl sonunda referanduma gidilmesini istediğini açıkladı.

Türkiye'nin Ada'da referandum talebini KKTC lideri Talat'ın özel temsilcisi Özdil Nami, CNN TÜRK'e değerlendirdi ve referandum metnini bu kez BM'nin değil, liderlerin hazırladığına dikkat çekti. Özdil, "Umarım bu kez referandum her iki taraftan da evet alır" dedi.

Çankaya Köşkü'nde bir araya gelen iki cumhurbaşkanı, görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Kıbrıs meselesi ve Kıbrıs Türkü'nün geleceğinin Türkiye'yi yakından ilgilendirdiğini anlatan Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin daima Kıbrıslı kardeşlerinin mutluluğu, huzuru, hayatlarının refah içinde sürdürmesini büyük önem verdiğini vurguladı.

Gül, Kıbrıs Türklerinin, Türkiye'yi "anavatan", Türkiye'nin de onları "yavru vatan" olarak gördüğüne dikkat çekti.

Ada'da 2004 yılında gerçekleştirilen ve Rumların oylarıyla reddedilen referandumun ardından kapsamlı çözüme ulaşılamadığını ve adada problemin sürdüğünü anımsatan Gül, 3 Eylül 2008'de kapsamlı müzakerelerin yeniden başladığını, süreçte Talat'ın önemli rolü olduğunu söyledi.

Türkiye'nin müzakerelerin yeniden başlamasından memnuniyet duyduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, "Samimi kanaatimiz şudur ki, bu müzakerelerin sonucunda liderlerin bir neticeye varmaları ve kapsamlı bir çözümün ortaya çıkması ve bu kapsamlı çözüm çerçevesi içerisinde de bu sene sonunda bir referandumun yapılmasıdır. Türkiye daima çözümden yanadır. Türkiye daima problemlerin süratli bir şekilde çözümünü desteklemektedir. Bunun için de yapılan çalışmaları, müzakereleri başından beri desteklemiştir. Bundan sonra da desteklemeye devam edecektir" dedi.

Baş başa ve heyetlerarası görüşmelerde Talat'ın kendilerine müzakere süreciyle ilgili bilgi verdiğini, değerlendirmelerde bulunduklarını söyleyen Gül, görüşmelerin çok faydalı ve olumlu geçtiğini anlattı.

Türkiye'nin BM Genel Sekreteri'nin "iyi niyet misyonu" çerçevesinde devam eden kapsamlı müzakereleri yerleşik parametreler üzerine oturtulmasını desteklediğini vurgulayan Gül, Türkiye'nin bu konuda kendisini açıkça ifade ettiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Gül, "(Bu parametreler nelerdir) derseniz, bunların başında gerçek anlamda bir, iki kesimlilik olduğunu eşit yetki paylaşımı esası üzerine oluşması gerektiğini ve yeni bir ortaklık şeklinde ortaya çıkması gerektiğini ileri sürmekteyiz. Kapsamlı bir çözüme ulaşılırsa bu çözümün onuncu protokolün yerini alacak yeni protokollerle AB'nin birincil hukuku haline gelmesinin Türkiye arzu etmektedir" diye konuştu.

Talat: "Hedef en kısa sürede referandum"


KKTC lideri Talat da, hedeflerinin Kıbrıs meselesini yıl sonuna kadar çözüme kavuşturmak olduğunu söyledi. Talat, "Ancak bunun iyi anlaşılması lazım. Sonuçta anlaşmaya varabilmek için Kıbrıs Rum tarafının da bizimle işbirliği yapması lazım. Eğer işbirliği yapmaz ve AB'yi de kullanarak bizi ve Türkiye'yi baskı altına almak gibi ham hayaller peşinde koşarsa ve bu nedenle süreci geciktirirse bunun sorumlusu biz olmayacağız. Biz, samimiyetle ve yapıcılıkla yıl sonuna kadar Kıbrıs sorunun çözülebileceğine inanıyoruz" dedi.

Cumhurbaşkanı Gül ile yararlı görüşmeler yaptıklarını ve Kıbrıs sorununda gelinen aşamayı görüştüklerini kaydeden Talat, sorunun çözümüne yönelik 3 Eylül 2008'den bu yana yapılan müzakerelerde ilerlemeler kaydedildiğini ifade etti.

Kıbrıs Türk tarafı olarak Türkiye'nin desteğini bildiklerini, bugün de Cumhurbaşkanı Gül ile görüş birliği içinde bulunmalarının yeni bir konu olmadığını söyleyen Talat, bu toplantıyla görüş birliğinin bir kez daha teyit edildiğini bildirdi.

KKTC'nin sadece Türkiye tarafından tanındığını hatırlatan Talat, her alanda Türkiye'nin desteğine ihtiyaç duyduklarını belirterek, "Müzakere çerçevesinde Türkiye'nin desteği olmazsa olmazdır. Eğer Türkiye'nin desteği olmazsa biz uluslararası toplum karşısında yalnız kalırdık, müzakere gücümüz zayıf kalırdı. Temel haklarımız da erozyona uğrardı. Türkiye'nin desteğine büyük önem veriyoruz ve Türkiye'nin desteğini her aşamada görmek istiyoruz ve görüyoruz. Bugünkü toplantımızda da farklı düşünmediğimizi görmüş olduk" diye konuştu.

Talat Erdoğan'la da bir araya gelecek

KKTC lideri Ankara ziyaretinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile de görüşecek. Heyet, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile Ankara dışında olması nedeniyle görüşemeyecek.

Görüşmelerde, birinci aşaması tamamlanmak üzere olan Kıbrıs müzakerelerinde gelinen son durum gözden geçirilecek ve bundan sonrası için Türk tarafının ortak tutumu değerlendirilecek.

Talat, KKTC Dışişleri Bakanı Özgürgün'ün Ankara ziyaretine katılmamasıyla ilgili bir soru üzerine, "Dışişleri Bakanı katılmayacağını bildirdi. Bunu değerlendirmek bana düşmez. Kararı veren, kararını vermiştir. Bu soruyu ona sormanız lazım. Bize intikal etmiş bir şey yok" dedi.

Talat, Özgürgün'ün ziyarete katılmama gerekçesiyle ilgili olarak, "Daha önce söz konusu, görüşeceğimiz kişilerle görüştüğü için katılmayacağını bildirmiştir. Bunun dışında da başka bir bilgimiz yoktur" diye konuştu.

Talat'ın Ankara ziyareti gergin başladı

Bu arada, KKTC'de seçimin ardından Ulusal Birlik Partisi ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasındaki ilk kriz, bugünkü Ankara ziyareti sebebiyle çıktı. Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Talat'ın Ankara ziyaretine katılmama kararı aldı.

KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün Ankara ziyaretine 'biz daha önce Ankara'da söyleyeceğimizi söyledik' diyerek Talat'ın gezisine katılmayacağını bildirdi.

Özgürgün, Ankara'daki resmi ziyarete katılmayan ilk KKTC Dışişleri Bakanı oldu.

KKTC'de mayıs ayında yapılan genel seçimlerden yüzde 45 oy alarak birinci çıkan Ulusal Birlik Partisi hükümeti ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında Rumlarla yapılan görüşmelere hükümetin bir temsilci ataması konusunda da gerilim vardı.

Çankaya'dan Talat'a destek çıktı

Çankaya'da Cumhurbaşkanı Talat ile Cumhurbaşkanı Gül arasındaki zirveden Talat'a destek mesajı çıktı. Ankara 2009 sonu çözüme vurgu yaparak Cumhurbaşkanı Talat'a destek verdi.

Kıbrıs Postası'nın diplomatik kaynaklardan aldığı bilgilere göre Türk tarafının kırmızı çizgileri görüşmede bir kez daha gündeme geldi ve bu konuların kesinlikle pazarlık konusu yapılmayacağına vurgu yapıldı.

Bunlar;
Garantiler, varılacak uzlaşmanın mutlaka ve mutlaka AB'nin 1'incil hukuku olması, siyasi eşitlik, oluşturucu devletlerin kendi başkanlarını kendilerinin seçmesi, yani Türklerin Türk lideri, Rumların Rum lideri seçmesi, iki kesimliliğin sulandırılmaması, oluşturucu Türk devletinde kalacak 1974 öncesi Rumlara ait malların global takasla değiştirilmesi, iki bölge arasında belirgin bir sınır çizgisi, Türkiye limanlarının ancak çözümden sonra açılması gibi...

Çankaya'da süreçle ilgili yapılan değerlendirmelerde sürecin istenilen şekilde ilerlemediği ve gelinen aşamada sürece hız kazandırılabilmesi için Rum Lider Hristofias'ın adım atması gerektiği üzerinde de durulduğu bilgisi alındı.

KIBRIS POSTASI 13/07/09

Talat: Hedef yıl sonunda çözüm

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, hedeflerinin Kıbrıs meselesini yıl sonuna kadar çözüme kavuşturmak olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün daveti üzerine çalışma ziyaretinde bulunmak amacıyla Ankara'ya gelen Talat, baş başa ve heyetler arası görüşmelerin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, hedeflerinin yıl sonuna kadar Kıbrıs sorununun çözüme kavuşması olduğunu belirterek şöyle devam etti:

"Ancak bunun iyi anlaşılması lazım. Sonuçta anlaşmaya varabilmek için Kıbrıs Rum tarafının da bizimle işbirliği yapması lazım. Eğer işbirliği yapmaz ve AB'yi de kullanarak bizi ve Türkiye'yi baskı altına almak gibi ham hayaller peşinde koşarsa ve bu nedenle süreci geciktirirse bunun sorumlusu biz olmayacağız. Biz, samimiyetle ve yapıcılıkla yıl sonuna kadar Kıbrıs sorunun çözülebileceğine inanıyoruz."

Cumhurbaşkanı Gül ile yararlı görüşmeler yaptıklarını ve Kıbrıs sorununda gelinen aşamayı görüştüklerini kaydeden Talat, sorunun çözümüne yönelik 3 Eylül 2008'den bu yana yapılan müzakerelerde ilerlemeler kaydedildiğini ifade etti.

Talat, "Müzakerelerde zor konular, takıldığımız yerler var, ancak ilerleme kaydettiğimizi düşünüyorum" diye konuştu.

Kıbrıs Türk tarafı olarak Türkiye'nin desteğini bildiklerini, bugün de Cumhurbaşkanı Gül ile görüş birliği içinde bulunmalarının yeni bir konu olmadığını söyleyen Talat, bu toplantıyla görüş birliğinin bir kez daha teyit edildiğini bildirdi.

KKTC'nin sadece Türkiye tarafından tanındığını hatırlatan Talat, her alanda Türkiye'nin desteğine ihtiyaç duyduklarını belirterek, "Müzakere çerçevesinde Türkiye'nin desteği olmazsa olmazdır. Eğer Türkiye'nin desteği olmazsa biz uluslararası toplum karşısında yalnız kalırdık, müzakere gücümüz zayıf kalırdı. Temel haklarımız da erozyona uğrardı. Türkiye'nin desteğine büyük önem veriyoruz ve Türkiye'nin desteğini her aşamada görmek istiyoruz ve görüyoruz. Bugünkü toplantımızda da farklı düşünmediğimizi görmüş olduk" diye konuştu.

Talat, bugüne kadar müzakerelerde 6 temel başlıktan 3'ünün altında 30 ortak kağıt hazırladıklarını, bunların büyük bir emek ürünü olduğunu ve bu kağıtlarda yer alan farklılıkları gelecek dönemde azaltmanın mümkün olduğunu anlattı.

Ağustos ayının ilk haftasına kadar yapılacak müzakerelerin daha sonra eylülde devam edeceğini belirten Talat şunları söyledi:

"Müzakerelerin ne zaman sonuçlanacağı ortak bir kanaat haline dönüşmemiştir. Ama hedef yıl sonuna kadar kapsamlı çözümü tamamlamaktır. Tabii ki kapsamlı çözüm, halklarımızın oyuna sunulacak ve Kıbrıs Türk ve Rum halklarının kabulüyle yürürlüğe girecektir. İstekli olursak bunu başarabileceğimizi ümit ediyorum."

Talat, bir gazetecinin, "UBP hükümetiyle arasında bir sorun olduğu ve bu yüzden KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün'ün Türkiye ziyaretine katılmadığı" yönündeki iddialarla ilgili sorusuna şu karşılığı verdi:

"Hayır, bir sorun yaşanmadı, bana intikal etmiş bir sorun yok. Herhangi bir tartışma söz konusu değil. Sayın Dışişleri Bakanının ekibimde olmaması, ancak kendisi tarafından izah edilebilir. Benim bildiğim kadarıyla mecliste bir işi vardı, bir yasa işi..."
AA

KIBRIS POSTASI 13/07/09

KRİTİK ZİRVE

   

Cumhurbaşkanı Talat, bugün saat 09.00’da Türkiye’nin özel “Ata” uçağıyla Ankara’ya gidiyor.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün saat 09.00’da Türkiye’nin özel “Ata” uçağıyla Ankara’ya gidiyor. Kıbrıs müzakerelerinde son dönemlerde çok kritik aşamalara gelinmesi, gözleri bu ziyarete çevirdi.


Cumhurbaşkanı Talat’ın kritik Ankara ziyareti öncesinde UBP hükümeti ile yaşadığı kriz de dikkati çekiyor. Hükümetten herhangi biri ziyarete katılmazken, perde gerisinde UBP-Talat çekişmesinin olduğu ileri sürüldü.


Cumhurbaşkanı Talat iki gün kalacağı Ankara’da, bugün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yanında, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’la da görüşecek. Programa göre Başbakan Recep Tayip Erdoğan’la görüşme yarın.


Ankara’ya, Türkiye’nin özel “Ata” uçağıyla gidecek Talat, KKTC’den saat 09.00’da ayrılacak.


Talat, Ankara’ya gidişinin ardından saat 11.00’de, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüşecek ve Gül tarafından onuruna verilecek öğle yemeğine katılacak.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, öğleden sonra TC Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya gelecek. Davutoğlu, gece Cumhurbaşkanı Talat onuruna yemek verecek.


Talat, TC Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ı da bugün saat 16.30’da, Ankara’dayken kalacağı Sheraton Otel’de kabul edecek.


Cumhurbaşkanı Talat, Salı günü Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan’la görüşecek. Erdoğan’la saat 11.00’de görüşecek Talat, saat 14.00’te yurda dönmek üzere Ankara’dan ayrılacak.

SON GELİŞMELER MASAYA YATIRILACAK

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Ankara’ya yapacağı ziyarette, Kıbrıs konusunda sürdürülen müzakerelerde gelinen son durumun masaya yatırılacağı belirtiliyor. Müzakerelerde son başlık olan Güvenlik ve Garantiler konusunun önümüzdeki Cuma günü yapılacak görüşmede kapatılacağı belirtilirken, ikinci tur öncesi yapılacak bu ziyaretin yeni yol haritasını hazırlamak amacını taşıdığı da ileri sürülüyor.

UBP İLE KRİZ

Öte yandan, seçimlerin ardından sıkça gündeme gelen “Cumhurbaşkanlığı ile UBP Hükümeti anlaşmazlık yaşar mı” sorusu ilk kez yanıt buldu. Talat'ın, hükümetin isteğine rağmen müzakere heyetine almadığı Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Talat’a Ankara ziyaretinde eşlik etmeyeceğini açıkladı.


Böylelikle Cumhurbaşkanı Talat’la iktidar arasında ilk ciddi sürtüşme, Ankara’ya gidecek heyetin belirlenmesi konusunda yaşanmış oldu.


19 Nisan’daki genel seçimlerin ardından iktidar koltuğuna oturan UBP’nin müzakere sürecinde hiçbir şekilde temsil edilmediklerini bu nedenle de dışişleri bakanı Özgürgün’ün müzakere heyetine alınması isteği, seçimlerin üzerinden 3 ay geçmesine rağmen, Cumhurbaşkanlığı tarafından hayata geçirilmiş değil.


Hükümet cephesi de bu nedenle Bakan Özgürgün’ün Ankara ziyaretinde Talat’a eşlik etmesini göstermelik bir davranış olarak niteliyor.

STAR KIBRIS 13/07/09

İLTER TÜRKMEN FİLELEFTHEROS’A KONUŞTU

   

Türkiye Cumhuriyeti (TC) eski Dışişleri Bakanlarından İlter Türkmen, Rum tarafında yayımlanan Fileleftheros gazetesine verdiği demeçte, “Kıbrıs sorununun çözümüne dair yitip gitmiş fırsatlar olduğu inancını” dile getirdi.


Gazeteye demecinde, “Kıbrıs sorununun 1974 yılından hemen sonra daha kolay çözülebileceğine ilişkin bir değerlendirmede” bulunan Türkmen, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin olarak 2002, 2003 ve 2004 yılında birtakım fırsatlar ortaya çıktığını söyledi.


Andreas Pimbisis imzalı haberde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın şu an başta olmasından dolayı ortada perspektif olduğuna dair düşünceyi paylaştığını söyleyen Türkmen, fakat bunun yanında kimsenin mucizeler beklememesi gerektiğini kaydetti.


2004 yılında en azından Kıbrıs Türk toplumundaki coşkunun şimdi var olmamasından dolayı, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin bir anlaşmanın kabul edilmesinin zor olduğuna dair inancını dile getiren Türkmen, “Kıbrıslı Türklerin çözüme ilişkin müzakereleri kendi başlarına gerçekleştirmeye bırakılmaları gerektiğini” söyledi.
2004 yılıyla kıyaslandığında bu kez Kıbrıs sorununda ilerleme yaşanması konusunda halk arasında daha büyük tereddütler ve daha az umut var olduğunu savunan Türkmen, bu söylediklerinin kendi hisleri olduğunu, ne olabileceğini bilmediğini kaydetti.


Türkmen, Kıbrıs Türk toplumunun tamamıyla hayal kırıklığına uğramış olduğunu ve Kıbrıs Türk toplumunda eskiye nazaran aynı coşkuyu görmediğini söyledi. Türkmen, liderlerin önemli konuları ele aldıklarını bildiğini, fakat müzakerelerin ayrıntılarını bilmediğini ekledi.“Kıbrıslılar için Kıbrıslılardan gelecek çözüme” ilişkin tez hakkında ise Türkmen, şunları söyledi; “Sanıyorum ki şu an gerçekten kendi başlarına müzakere ediyorlar. Ankara’nın müzakereleri uzaktan idare ettiğini sanmıyorum. Fakat garantiler konusu gündeme geldiğinde, Türkiye konuya müdahil olabilir. Ben kişisel olarak, müzakereleri kendi başlarına gerçekleştirmeleri için Kıbrıslı Türklere müsaade etmemiz gerektiğine inanıyorum. Gelin; ne istediklerine ve neyle birlikte yaşamlarını sürdüreceklerine karar verme konusunda Kıbrıslı Türkleri kendi başlarına bırakalım.”

ÇÖZÜMLE BİRLİKTE LİMANLAR AÇILACAK

Türkiye’nin AB katılım sürecinin, Kıbrıs sorunundaki gelişmeleri etkileyip etkilemeyeceği şeklindeki bir soruya karşılık Türkmen, bunun tam aksinin gerçekleştiğini düşündüğünü; Kıbrıs sorununun Türkiye’nin katılım müzakerelerini etkilediğine inandığını dile getirdi.


Türk hükümetinin tam anlamıyla çözüme ilişkin tüm çabayı desteklediğini ve yıl sonuna kadar Kıbrıs sorununda bir anlaşmaya varılabileceğine dair umutlara sahip olduğunu kaydeden Türkmen, bu şekilde Protokol ve limanlarla hava limanlarının açılması gibi konuların da çözüme ulaşacağını belirtti.

STAR KIBRIS 13/07/09

BM’DEN FİKİR BOMBARDIMANI

   

BM Kıbrıs Grubu’nun ‘Al-Ver’e hazırlandığı, Özel Danışman Aleksander Downer’in de Anayasa konusunda Avustralyalı iki profesörle çalıştığı iddia edildi.

BM Genel Sekreterliği’nde; işbirliği yapmayan tarafın Ekim ayı itibarıyla, ‘teşhir edileceği ve irade sahibi olmamakla suçlanacağı’ ileri sürülüyor.

Birleşmiş Milletler’in, zamansal olarak Ekim ayında gerçekleşmesi beklenen al-ver için hararetle hazırlanmakta olduğu; BM’nin, Kıbrıs Grubu’nun, al-ver başladığında müzakere masasına koyacağı fikirler üretmeye başladığı bildirildi.


Fileleftheros, edindiği bilgilere dayanarak, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer’in, Anayasa konusunda Avustralyalı iki profesörü seferber ettiğini; profesörlerin Downer’le birlikte Ada’ya gelmelerinin muhtemel olduğunu yazdı.


Gazete, “Fikir Bombardımanı – Downer Anayasa Konusunda Avustralyalı Profesörleri de Seferber Etti – Görüşmeler: Prosedürel Gereklilik” başlık ve spotlarıyla manşete çektiği haberinde, isimlerini zikretmediği, ancak Adelaine Üniversitesi’nden olduklarını yazdığı Avustralyalı profesörlerin çalışma alanlarıyla ilgili bilgi verdi.


Habere göre, profesörlerden biri; merkezi hükümetin federal eyaletlerle ilişkileri ve bazı yetkilerden kaynaklanan sorunlar üzerinde çaba harcıyor. İkinci profesör ise, federasyon çerçevesinde ekonomik ilişkiler ve vergi konularıyla ilgileniyor. Hâlihazırda bir İrlanda-Kanadalı uzman, Anayasa başlığı, dönüşümlü başkanlık ve eşitlik temelinde başkanın ve başkan yardımcısının seçilme yöntemi üzerinde çalışıyor.

HER SORUNA ÖNERİ

BM’den bir kaynağın; ‘görüşmesi tüketilmiş ve görüş birliği olanağı olmayan’ her meseleyle ilgili öneriler sunulacağını söylediğini yazan gazeteye göre, Ekim ayına kadar gerçekleştirilecek Talat-Hristofyas görüşmeleri az-çok aynı nitelikte olacak. BM, bu görüşmeleri ‘prosedürel gereklilik’ olarak niteliyor. Herkes; ‘oyunun son’ aşamasından önce başlayacak al-veri bekliyor.


Gazete, al-ver için benimsenecek pratiğin ve BM’nin müdahil olmasının sürpriz olmayacağını; çünkü BM’nin toprağa karşı anayasa örneğinde olduğu gibi başlıkları birleştireceğini; ancak önemli olanın Downer’in grubunun müdahaleyi nasıl yapacağı olduğunu kaydetti.


Gazete, Aleksander Downer’in, muhataplarına, yılsonuna kadar anlaşmaya varılmasının başarılabilecek bir hedef olduğunu vurguladığını; ancak bu sözlerini kanıtlamaktan kaçındığını yazdı; ayrıca müzakerelerin bugüne kadarki gidişatının, Downer’in bu iyimserliğini doğrulamadığını belirtti ve özetle şunları aktardı:
“BM kaynağı, fikir sunulmasına itiraz olmadığına işaret ettikten sonra liderleri kastederek ‘onları fikir bombardımanına tutacağız’ dedi. BM için ‘köprü kuracak öneriler’ hakemlikten önceki ilk aşamadır. Ayrıca seferber edilen uzmanlar, taraflarca karşılıklı olarak sunulan tezleri değerlendirerek çalışıyor; ancak buna paralel olarak, on yıllardır toplanan ve Annan planında şekillendirilen malzemeden fikirler de alıyorlar.”


Habere göre, BM Genel Sekreterliği’nde; işbirliği yapmayan tarafın Ekim ayı itibarıyla, ‘teşhir edileceği ve irade sahibi olmamakla suçlanacağı’ düşünülüyor. Buna paralel olarak Barış Gücü (UNFICYP) konusu ve KKTC’nin yükseltilmesi hareketleri gibi baskı unsurları devreye sokulacak.

BAŞLIK OLMAYAN BAŞLIK

Gazete “6+1 Başlık ve Temkinli Kötümserlik – Yerleşikler Konusu Güvenlikten Sonra Masada” başlıklı haberinde ise, şu anda Rum tarafında var olan kanaati en iyi tarif eden terimin ‘temkinli kötümserlik’ olduğuna işaret etti.


Rum tarafının, prosedürün en başında, TC kökenli KKTC vatandaşları konusunun da ayrı bir başlık olarak derinlemesine ele alınmasını istediğini; ancak Kıbrıs Türk tarafının, buna rıza göstermediğini ve bunun sonucunda o zamanlar Yönetim, Ekonomi, AB, Mülkiyet, Toprak ve Güvenlik/Garantiler müzakere başlıkları için teknik komite ve çalışma gruplarının ilan edildiğini hatırlattı.


Gazete, “güvenilir” bilgilere dayanarak, TC kökenli KKTC vatandaşları konusunun Talat ve Hristofyas’ın sonraki görüşmelerinde, resmî olarak ayrı bir müzakere başlığı addedilmeksizin görüşülmesi üzerinde görüş birliği sağlandığını savundu, özetle şöyle devam etti:


“Bu ‘başlık olmayan’ başlığın görüşülmesiyle ilk okuma denilen aşama tamamlanacak. Aynı bilgilere göre, geriye kalan anlaşmazlıklar üzerinde görüş birliği sağlanması çabasıyla yapılacak ‘ikinci okuma’ Ağustos sonu veya Eylül başında başlayacak. Türk tezleri, Kıbrıs Rum tarafınca başlık-başlık ilk değerlendirmesi tam da ‘temkinli kötümserlik’ saptamasını gündeme getiriyor.”

STAR KIBRIS 13/07/09

TAYVAN MODELİNE DÖNÜŞ

   

“Müzakeler sonunda çözümün uzak olduğu teyit edilirse, Tayvan tipi alternatif olacak ve bunu çoğu güçlü Avrupa ülkesi destekleyecek.”


AB’nin Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın çözüm yönündeki çabalarının sonuç verip vermeyeceğinin görülmesi için Aralık ayına kadar süre tanıdığı; ancak perde gerisinde, bir çözüm anlaşmasının yönetilmesi planlamalarıyla birlikte, müzakerelerin başarısızlığı senaryolarının da incelenmekte olduğu ileri sürüldü.


Senaryoların başında ise Tayvan modeli geliyor. Hem Politis, hem de Fileleftheros gazeteleri dünkü sayılarında Tayvan modelini yeniden ön plana çıkardılar.


Politis gazetesi ilgili haberini, “Tayvan Senaryoları Yeniden Perde Önünde… AB Federasyona Anlaşma Olmaması Olasılığını Da Görüşmeye Başladı… Bunun İçin Alternatif Çözümler Arıyor… Sonbahardaki Al-Ver Konusunda Anlaşmazlıklar Dağı… Talat Omorfo’yu (Güzelyurt) Vermeden Her Şeyde 50-50 İstiyor… Karpaz Bölgesiyle İlgili Düşünceler” başlık ve spotlarıyla manşete çekti.


Gazete, iki bölgeli iki toplumlu federasyonun referandumlardan geçmemesi halinde KKTC’de Tayvan tipi bir rejim oluşturulmasıyla soruna bir düzenleme getirilmesinin istenmesinin son zamanlarda yeniden konuşulmakta olduğunu yazdı, özetle şunları ekledi:


“Bu aşamada Kıbrıs sorununun Tayvanlaştırılması ihtimali; uluslararası camianın müzakere masasındaki görüşülenlerle ilgili olarak edindiği olumsuz görüntünün bir sonucu olarak görüşülüyor. Ancak sonbaharda Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında ana meselelerdeki anlaşmazlığın üzerine köprü kurulamadığı ve çözümün uzak olduğu teyit olur ise, momentum Tayvan tipi alternatif olacak ve bunu çoğu güçlü Avrupa ülkesi destekleyecek.

MANTIKLI UZLAŞMA

Ada’daki liderler ve özellikle de Türkiye, arabulucuları, mantıklı bir uzlaşıya varabilecekleri konusunda ikna edemediler. İki bölgeli modele hizmet edebilecek tavizlerin ağırlığı Türkiye’ye ve müzakere masasına konulan konfederal önerilere kalacak. Ancak; başarısızlık durumunda Ankara’nın, özellikle müzakerelerin çökmesine kendisi neden olmamışsa, sorumluluğu paylaşmayacak.


Gazetemize konuşan AB kaynakları, Kıbrıs’ta iki bölgeli iki toplumlu federasyon olup olamayacağının saptanmasına yönelik fırsat penceresinin Aralık ayına kadar açık kalacağını vurguladılar. O zamana kadar kapsamlı bir anlaşmaya varılması şart değil, sadece arzudur; yeter ki özlü ilerleme kaydedilsin ve müzakerelerin 2010’un ilk aylarında tamamlanarak referanduma götürülebileceğine ilişkin göstergeler olsun… Türkiye’nin AB üyelik sürecinin gözden geçirilmesi ve Nisan ayında işgal bölgelerinde yapılacak ‘seçimler’ bu ‘doğal’ takvimi yaratıyor.


AB’deki müzakereleri çok yakından izlemekte olan aynı AB kaynakları, olası bir başarısızlığı yorumlarken; ‘böyle bir durumda durum tersine dönecek ve başka düzenlemeler aranacak’ ifadesini kullandılar. Muhataplarımız gazetemize, AB’nin, Kıbrıs’tan iki devleti içine kabul edemeyeceğini ancak uygun düzenlemelerle işgal bölgelerinde Tayvan tipi bir rejimi (yani, Brüksel’le ve dünyanın geriye kalanıyla ticari ve siyasi alış-verişi olan ancak diplomatik açıdan resmen tanınmayan) kabul edebileceğini net şekilde söylediler.


Öte yandan müzakere masasında statik değil ve kırmızıçizgiler mantığıyla hareket ediyor. Başkan Hristofyas, halen Kıbrıslı Türk lideri ve yabancı büyükelçileri, Omorfo’nun (Güzelyurt) iade edilmemesi durumunda Kıbrıs sorununun çözülemeyeceği konusunda uyardı.”

YOKUŞ AŞAĞI

Filelefheros ise, AB çevrelerinin; Talat-Hristofyas müzakerelerinin çözümle sonuçlanmaması halinde Kıbrıs sorununun yokuş aşağı inişe geçeceği ve iki ayrı devlet haline geleceği, KKTC’nin ise siyasi açıdan yükseltileceği şantajında bulunarak 2004’tekine benzer tehditler savurduğunu yazdı.


Gazete “Tayvan Modeliyle ‘İki Devlete İniş’ – Sahte Devletin Özerkleşmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Bölünmesi Tehditleri” başlığıyla yansıttığı haberinde, özetle şunları kaydetti:


“AB yetkilisi, böyle bir gelişme AB’nin Kıbrıs’ta iki ayrı devleti tanıması sonucunu değil; dış dünyayla ticari ilişkiler kurabilmesi için sahte devlette bir ‘Tayvan modeli’ uygulanması sonucunu doğuracağını, bunun da Kıbrıs’ın Kuzey kesiminin Kıbrıs Cumhuriyeti yapısından kopması tehdidini içerdiğini vurguladı. AB’nin Kıbrıs’ta ayrı varlığı resmi olarak tanımasını şart koşmadığı, tamamen; Kıbrıs’ın işgal altındaki bölümünün ‘Tayvanlaştırılması’ üzerinde odaklandığı için böyle bir gelişmeyi kabul edebileceğini söyledi.


Aynı kaynağın söylediklerinden ortaya çıktığı üzere; Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıs Cumhuriyeti ‘tabelasını’ elinde bulundurmaya devam edecek, Kıbrıs Türk toplumu ise özerkleştirilecek ve dünyanın geriye kalanı ile ticari, kültürel, v.b her türlü ilişki kurarak hareket edebilecek; ancak AB tarafından diplomatik tanınmaya mazhar olmayacak. İslam devletleri tarafından bunun yapılmaya çalışılacağı değerlendiriliyor.”

STAR KIBRIS 13/07/09

DİSİ YİNE ‘EVET’E HAZIR, 3’LÜ KOALİSYON DAĞINIK

   

Yarın referandum yapılması durumunda Rum partileri ne yapacak?

Güney Kıbrıs’taki partilerin olası bir referanduma DİSİ dışında yeterince hazır olmadığı bildiriliyor.


Simerini, “Yarın Referandum Yapılması Durumunda DİSİ Ne Yapacak?—AKEL, DİKO ve EDEK’in Bu Senaryo Karşısındaki Tutumu” başlıklı haberinde, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması halinde yapılması planlanan referandumda, partilerin hangi tutumu izleyeceğine dair habere yer verdi.


Gazete, 2004 referandumunu anımsatarak DİSİ’nin o döneme damgasını vurduğunu ve hiçbir partinin de (o döneme) DİSİ kadar damgasını vurmadığını da anımsattı.
DİSİ’nin ikinci bir referanduma daha hazır olduğunu yazan gazete, DİSİ’nin hararetli ve mutlak bir şekilde çözümden yana olduğunu, bununla birlikte “herhangi bir çözümü” kabul etmeyeceğini de ifade ettiğini belirtti.


Habere göre, DİSİ Siyasi Büro üyeleri, bugün bilinenler temelinde bir anlaşmaya varılması durumunda, 2004’ten farklı bir tutumda hareket edilmesinin çok zor olacağına inanıyorlar.


Gazete ayrıca, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın anlaşmasının söz konusu olması durumunda, AKEL’den hayır sesinin çıkmasının mümkün olmayacağını belirtti.
DİKO ve KS EDEK’in ise, şu anda kötü bir planının ret edilmesini uzun zamandan beridir sergilediğini belirten gazete, koalisyon partileri DİKO ve EDEK’in tutumları konusunda, Eylül ayından sonra koalisyon partilerinin işbirliğindeki gelişmelerin beklenmesi gerektiğini de yazdı.

STAR KIBRIS 13/07/09

Ortalık karıştı

KIBRIS’ın dünkü manşetinde yer alan ‘İlk gerginlik’ başlıklı haber Türkiye’de de büyük yankı uyandırdı. Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün’ün, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın bugün gerçekleşecek olan Ankara ziyaretinde eşlik etmeme kararı alması, CTP lideri Ferdi Sabit Soyer tarafından “siyasi bir skandal” olarak nitelendirildi. Cumhurbaşkanlığı çevreleri de, böylesi bir ziyaret için gerginlik yaşanmasından üzüntü duyulduğunu bildirdi.
   Hüseyin Özgürgün’ün, Ankara ziyaretine eşlik etmemesi, Talat’ın heyetinde yer alacak danışmanların CTP’li oluşunun yanı sıra, Başbakan Derviş Eroğlu’na herhangi bir bilgi verilmemesinden kaynaklanıyor. Cumhurbaşkanı Talat, geçtiğimiz Salı günü Eroğlu ile gerçekleştirdiği yemekli görüşmede, Ankara’ya gidileceğinden söz etmezken, Çarşamba günü açıklama yapmıştı.
   Talat’ın bu tavrı, başta UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu tarafından üzüntüyle karşılandı. Bir gün önceki görüşmede gündeme gelmeyen bir konunun, bir gün sonra basın aracılığıyla duyurulması, hükümet ile Cumhurbaşkanlığı arasında ilk gerginliğin yaşanmasına yol açtı. Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Başbakan Eroğlu’nu devre dışı tutmaya yönelik bir girişim olarak nitelendirdiği bu hareket sonrasında, Cumhurbaşkanı’nın heyetinde CTP milletvekili Özdil Nami ile Tufan Erhüman’ın da olmasına itiraz etti. Özgürgün, daha sonra Ankara ziyaretine katılmayacağını Cumhurbaşkanlığı’na bildirdi.
   Cumhurbaşkanlığına yakın bir kaynak ise “bize verilen bilgide sayın Özgürgün’ün ‘zaten bir süre önce Ankara’yı ziyaret ettiği, o nedenle yeniden gitmesinde gerek olmadığı’ şeklindedir”dedi.
 
Ankara hareketlendi

   KIBRIS’ın dünkü manşetinde “İlk gerginlik” başlığıyla verilen haber, sadece KKTC siyasi çevrelerinde değil, aynı zamanda Türkiye’de geniş yankı uyandırdı. Türk Dışişleri’nin, konuyla ilgili görüşmelerde bulunduğu bildirildi.
   NTV ve bazı Türk TV kanalları da, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile UBP hükümeti arasındaki ilk gerginliğe geniş yer verdi.

Soyer’e göre skandal

   CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer ise, Kıbrıs sorununun en temel noktalarından biri olarak gördükleri barış görüşmeleri sürecinde, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün’ün, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a Ankara ziyaretinde eşlik etmeyeceğini açıklamasının, “siyasi bir skandal olduğunu” savundu.
     Soyer, KKTC’yi tanıyan tek ülkenin Türkiye Cumhuriyeti olması nedeniyle uluslararası teamüllere göre Cumhurbaşkanı’nın ziyaretinde kendisine Dışişleri Bakanı’nın eşlik etmesinin bir gelenek olduğunu dile getirdi ve şöyle dedi:
   “Bu tavır, sadece KKTC Cumhurbaşkanı’na değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı da yapılmış bir hakarettir ve skandaldır. Hele Kıbrıs sorununun geldiği süreçte Cumhurbaşkanı’nı müzakerelerde desteklediğini söyleyen hükümetin, bu tutumu, Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türk tarafının görüşme sürecindeki gücüne atılmış bir dinamittir.  Özgürgün’ün Cumhurbaşkanı’na eşlik etmemesinin ardında 2 küçük hesabın olduğu noktasına dikkat çekmekte yarar görmekteyim. Bunlardan biri, bugün Meclis’te, Başbakanlık Denetleme Kurulu gibi antidemokratik bir yasanın görüşülecek olması ve bu görüşme zemininin sağlam olması için de 26 sayısını koruma titizliğidir. Ancak iç siyasetteki bu basit ve küçük hesaplar temelsizdir çünkü Cumhurbaşkanı Türkiye’ye ziyarete giderken kendisine Meclis Başkanı vekâlet edecek; meclis çalışmalarına milletvekili olarak yer alamayacak, yani 26 sayısı korunamayacaktır. İkinci küçük hesaba gelince, belli olmuştur ki Başbakan Dr. Derviş Eroğlu liderliğindeki hükümet, ekonomik sıkıntıları aşabilmek için Türkiye Cumhuriyeti’nden büyük miktarda para yardımı istemiştir. Bu yardımı alabilmek için Kıbrıs sorununun bu kritik aşamasında Cumhurbaşkanı ve Türkiye Cumhuriyeti ile suni gerginlik yaratarak şantaja başvurarak hareket etmeye çalışmaktadır.” 

KIBRIS 13/07/09

Rum Yönetimi: Yıl sonuna kadar anlaşma olmaz

Kıbrıs Rum Yönetimi'nden yıl sonunda adada referandum isteyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e yanıt geldi. Rum yönetimi, kapsamlı müzakerelerde yıl sonuna kadar bir anlaşmaya varılması ve referandum yapılmasının imkansız olduğunu savundu.

NTV

TSİ 14 Temmuz. 2009 Salı

LEFKOŞA - Rum Hükümet Sözcüsü, şartlar değişmedikçe müzakere sürecinde aralık ayına kadar çözüm bulunması, bu anlaşmanın da halk oyuna sunulması ihtimalini gerçekçi görmediklerini belirtti.

Bu açıklama Talat'ın Ankara'da ziyareti sırasında geldi.

Dün Talat'la son gelişmeleri değerlendiren Cumhurbaşkanı Gül, barış anlaşmasının yıl sonuna kadar referanduma sunulmasını istediklerini belirtmişti.

Rumlardan Türkiye'ye "olumsuz" yanıt

KKTC lideri Mehmet Ali Talat ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 2009'un sonunda referandum yapılması çağrısına Kıbrıs Rum yönetiminden olumsuz yanıt geldi.

Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanou, 2009 yılı sonunda çözümü ve referandumu olası görmediklerini bildirdi.

Rum radyosunun haberine göre, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, dün KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşmesinin ardından yaptığı açıklamayı yorumlayan Stefanu, "Türkiye'nin tavrını değiştirmemesi durumunda, Cumhurbaşkanı Gül'ün açıkladığı gibi yıl sonuna kadar Kıbrıs sorununun çözümünün mümkün olmayacağını" savundu.

Stefanu, garantilerle ilgili olarak, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1960 Garanti Anlaşması'nı imzaladığını ve "söz sahibi olduğunu" belirterek, Kıbrıs Rum halkının geleceğini ilgilendiren bir konuda söz hakkına sahip olduklarını kaydetti.

Rum sözcü, Kıbrıs sorununun çözüm parametreleri konusunda da "her tarafın kendi seçtiği parametrelere değinmesinin doğru olmadığını" savundu.

"Çözüm parametreleri konusunda iki toplum arasında anlaşmaya varıldığını" öne süren Stefanu, bu parametrelerin içinde "birleşik devlet, tek egemenlik tek vatandaşlık ve tek uluslararası kimlik; Enosis, taksim ve ayrılmanın yasaklanmasının yer aldığını" söyledi.

Türkiye yıl sonunda referandum istiyor

KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ı dün ağırlayan Cumhurbaşkanı Gül, Kıbrıs konusundaki görüşmelerin en kısa zamanda sonuçlandırılmasını ve yıl sonunda referanduma gidilmesini istediğini açıklamıştı.

Talat-Erdoğan görüştü

Bu arada, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakanlıkta görüştü. Görüşme yaklaşık 1.5 saat sürdü.

Talat Başbakanlığa gelişinde, Başbakan Erdoğan ile Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek tarafından kapıda karşılandı. KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın ayrılışında da yine Erdoğan ve Çiçek kendisini arabasına kadar uğurladı. İki liderin görüşmesinin ardından basına açıklama yapılmadı.

CNN TURK 14/07/09

 

"Kriz söz konusu değil"

Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Cumhurbaşkanı Mehmet Talat′ın Ankara temaslarına katılmamasıyla ilgili basında "kriz var" şeklindeki yayınlara "Herhangi bir kriz söz konusu değildir" diyerek yanıt verdi.
Özgürgün, önceden istişare edilmemesi ve programının yoğun olması nedeniyle ziyarete katılmadığını söyledi.
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat′ın Ankara çalışma ziyaretine katılmamasıyla ilgili basında yer alan haberler konusunda açıklamada bulundu.
Cumhuriyet Meclisi′nde gazetecilere konu hakkında bilgi veren Dışişleri Bakanı Özgürgün, "Ortada herhangi bir kriz söz konusu değildir" dedi.
"CUMA GÜNÜ SORULDU... NEZAKETEN…"
Dışişleri Bakanı Özgürgün, Cuma günü Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü′nün, Dışişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü′nü arayarak, Dışişleri Bakanı olarak kendisinin Ankara′daki temaslara katılıp katılamayacağını sorduğunu, ancak daha önce Cumhurbaşkanı′yla ne Başbakan′ın ne de kendisinin Ankara temaslarıyla ilgili bir istişarede bulunduğunu anlattı.
Hüseyin Özgürgün, daha önce istişarede bulunmamaları ve başka programlarından dolayı Ankara ziyaretine katılamayacağını kibarca yine Özel Kalem Müdürü aracılığı ile Cumhurbaşkanı Talat′a ilettiğini kaydetti. "Nezaketen sorulmuş bir soru olduğunu düşünüyorum" diyen Dışişleri Bakanı Özgürgün, kendisinin Cumhurbaşkanı′nın heyetinde bulunmadığını, heyette yer alması konusunda henüz kendisine de bir talep gelmediğini belirtti.
Dışişleri Bakanı Özgürgün, "Ben Cumhurbaşkanı′nın heyetinde yer almıyorum, devletin Dışişleri Bakanı′yım, Güney′de de görüşme heyetinde Rum Dışişleri Bakanı yer almıyor, bu gayet doğal bir durumdur" diye konuştu.
"HEYETTE YER ALMAKTA FAYDA VAR"
Özgürgün, ancak yüzde 45 ile iktidara gelmiş bir hükümetin temsilcisinin heyette yer almasında fayda olacağını, bu yönde taleplerinin olduğunu da hatırlattı.
CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer′in, durumu "tam bir fiyasko" olarak nitelendirdiğinin anımsatılması üzerine Dışişleri Bakanı Özgürgün, Soyer′in basına yansıdığı şekliyle ve bilgi eksikliği nedeniyle böyle bir açıklama yapmış olabileceğini söyledi.

HALKIN SESI 14/07/09

Gül'ün açıklamalarına Rum'dan tepki

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dünkü görüşmelerinden sonra yaptıkları açıklamalara Rum tarafından tepkiler geldi.

Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın dün Ankara’da yaptığı açıklamaların kendilerini şaşırtmadığını, çünkü bunların “Türk tarafının bugüne kadarki sabit tezlerini teşkil ettiğini” iddia etti.

Kiprianu yaptığı açıklamada, Türk tarafının tezlerinin yapıcı olmadığını ve Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yapılan doğrundan müzakereler atmosferine katkı sağlamadığını ileri sürdü.

Kiprianu ayrıca gecikmenin Rum tarafının oyalamasından değil, “Talat’ın müzakereler masasında ortaya koyduğu, arzulanan federasyon hedefine uyamayan tezlerinden kaynaklandığını” da savundu. 

Öte yandan DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, Kıbrıs sorununa çözüm bulmayı hedefleyen müzakerelerin yıl sonuna kadar tamamlanabileceğini, ancak bunun Türkiye, Avrupa ve “Kıbrıs karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirirse” mümkün olduğunu ileri sürdü.

TC Cumhurbaşkanı Gül’ün, müzakerelerin hızla neticelenmesi ve yıl sonunda referanduma sunulması yönündeki dileklerini yorumlayan Anastasiadis, “Türkiye hükümeti ve Gül kabul edilemez tezlerini yeninden gözden geçirmesi gerektiğine karar verir ve çözümün Kıbrıslı Rumlar tarafından da kabul edilmesi gerektiğinin bilincinde olursa, Gül’ün bu açıklamasının gerçekleşebileceğini” savundu.

KIBRIS POSTASI 14/07/09

Downer: BM takvim koymadı

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, BM’nin Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik somut bir takvim ortaya koymadığını söyledi.

Rum radyosunun haberine göre, DİKO ve Meclis Başkanı Marios Karoyan ile görüşmesinin ardından açıklamada bulunan Downer, “BM’nin 2004 yılında yaptığını tekrar denemesi ve bir taslak hazırlayarak Kıbrıslılara ‘gelin, buna oy verin’ demesi büyük bir hata olacaktı” diye konuştu.

Habere göre, müzakereler sürecine ilişkin ihtiyatlı bir iyimserlik içerisinde bulunduğunu yineleyen Downer, garantiler konusundaki bir soruya karşılık ise, liderlerin bu konuyu görüşmeye devam  ettiğini söyledi ve  “konuya ilişkin görüşlerini korudukları izlenimine sahip olduğunu” ifade etti.

BM’nin sürece ilişkin takvim ortaya koymadığını belirten Downer, başka bir soruya karşılık, BM’nin garantiler konusunda herhangi bir öneri ortaya koymadığını  da belirtti ve  “Sürece engel koymak değil, yardımcı rol oynamak istiyoruz” dedi.

Habere göre Karoyan da görüşme sonrasında, Downer ile özlü bir görüşme yaptığını ve müzakere sürecinin değerlendirildiğini  ifade etti.

“Hiçbir durumda boğucu takvimleri ve hakemlikleri kabul etmeyeceklerini” yineleyen Karoyan, Downer’e “Kıbrıs sorununun çözüm anahtarının Türkiye’de bulunduğuna” ilişkin temel tezlerini de vurguladığını ekledi.

KIBRIS POSTASI 14/07/09

 

Stefanu: Yıl sonunda referandum mümkün değil

Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu yıl sonunda Kıbrıs konusunda bir referandumun mümkün olmadığını söyledi. Stefanos Stefanu, Ankara'da dün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Cumhurbaşkanı Gül'ün açıklamalarını yorumlarken yıl sonunda çözümün zor olduğu mesajını verdi.

Stefanu, "Kıbrıs konusunda devam etmekte olan süreçte birşeyler değişmezse, herşey olduğu gibi devam ederse yıl sonunda referandum mümkün değil" dedi.

Stefanu'nun bu açıklaması Türk tarafının pozisyonunda bir değişiklik olmaması halinde 'çözüm zor' şeklinde yorumlandı.

Ankara'da dün yapılan zirvede yıl sonunda çözümün mümkün olabileceği mesajı verilmişti.

KIBRIS POSTASI 14/07/09

 

Talat: Garanti sistemi değişemez

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, güvendikleri ve güvenecekleri tek garanti sisteminin, halen mevcut olan garanti sistemi olduğunu vurgulayarak, Avrupa Birliği'nin (AB) böyle bir garanti verme kapasitesinin olmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün daveti üzerine, çalışma ziyareti için dün, Cumhurbaşkanlığına ait özel ATA uçağıyla Ankara'ya giden ve temaslarını tamamlamasının ardından Adaya dönen Talat, Ankara temaslarının çok verimli ve yararlı geçtiğini belirtti.

ATA uçağıyla Ankara'dan dönen Cumhurbaşkanı Talat'ı, Ercan Havaalanında KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı ve Maliye Bakanı Ersin Tatar karşıladı.

Havaalanında temaslarına ilişkin bilgi veren Talat, dün Cumhurbaşkanı Gül, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen bağış ile hem Kıbrıs konusunda, hem de iki ülkeyi ilgilendiren konularda görüş alışverişinde bulunduklarını belirterek, müzakerelerde gelinen aşamanın gözden geçirildiğini ve bundan sonra yapılması gerekenleri değerledirdiklerini, AB ile ilişkilerin de ele alındığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Gül ile ortak açıklamalarında, çözümün gereğini, Türkiye'nin müzakere sürecini ve Kıbrıs'ta bir çözümü tam olarak desteklediğini, bu yıl içinde bir çözümü hedeflediklerini ifade ettiklerini aktaran Talat, ''Bu amaçla yapılması gereken işbirliklerini de Sayın Dışişleri Bakanı ve heyetiyle değerledirme fırsatı bulduk'' dedi.

Bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğünü hatırlatan Talat, ''Sayın Erdoğan ile yaptığımız görüşmede, Kıbrıs sorunu dahil karşı karşıya bulunduğumuz çeşitli konuları değerlendirdik. Bundan sonra da bu şekildeki temaslarımızın devam etmesi konusunda görüş birliğine, her zamanki gibi ulaştık'' diye konuştu.
 
-MÜZAKERELER-
Ankara ziyaretinin genel hatlarıyla çok verimli olduğunu düşündüğünü ifade eden Talat, istişarelerin sürekli olarak devam edeceğini kaydetti.
''Kıbrıs konusunda yıl sonuna doğru sürecin hızlanması ve Rum tarafı da işbirliği yaparsa yıl sonuna Kıbrıs sorununun müzakerelerini tamamlayarak bir sonuca varmayı hedefliyoruz'' diyen Cumhurbaşkanı Talat, yıl sonu veya 2010 yılı başında da referandum yapılmasını öngördüklerini belirtti.

Talat, şöyle devam etti:
''Eğer bunu başarabilirsek Kıbrıs sorununu çözmüş olacağız, bunun için daha yoğun çalışacağız. Belki bu temaslarımız daha sık olacak bundan sonra, çünkü hızlandıkça Türkiye'nin yardımına daha fazla ihtiyacımız olacak. Türkiye her zaman olduğu gibi, bizi tanıyan, bize destek veren tek ülke olarak, her türlü olanağını bizim için seferber etmeye hazır olduğunu her düzeyde ifade etmiştir. Tüm yetkililer Kıbrıs Türk halkına en içten sevgi ve selamlarını iletmişlerdir.''
 
-''KONU KAPANMIŞTIR''-
 Cumhurbaşkanı Talat, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün'ün Ankara ziyaretine katılmamasının, temaslarında gündeme gelip gelmediğine ilişkin bir soru üzerine, ''Bu konu kapanmıştır diye düşünüyorum. Daha önce bu konuyla ilgili söyleyeceğimi söyledim. Hayır, Ankara'da bu konu gündem değildi tabii'' diye konuştu.
 
-GÜL VE ERDOĞAN'I KKTC'YE DAVET ETTİ-
 Başka bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan'ı 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına katılmak üzere KKTC'ye davet ettiğini açıklayan Talat, ''İkisini de davet ettim ama ne yazık ki ikisi de müsait olamayacaklarını ifade ettiler'' dedi.

Törenler için, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in KKTC'ye geleceğini belirten Talat, Türkiye'nin kurumları ile bu önemli gününde Kıbrıs Türkünün yanında olacağını kaydetti.
 
-HRİSTOFYAS'A YANIT-
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, ''Kıbrıs sorununun çözümü durumunda Kıbrıs'ın garantilere ihtiyacı olmayacağı'' yönündeki sözleriyle ilgili düşüncesinin sorulması üzerine de ''Garantilere gerek kalmadığını görmek istiyoruz. Bunu biz görmedik'' dedi.
''Hepimiz biliyoruz, 1963'te 1974'te eğer garantiler olmasaydı Kıbrıs Türkü bu noktada olmazdı'' diyen Talat, şöyle devam etti:

''O nedenle garantilere ihtiyaç olmadığını görmemiz lazım, bunun ispat edilmesi lazım. İspat edilirse o zaman onu konuşuruz. Ancak 'AB içinde bir Kıbrıs'ın garantilere ihtiyacı olmadığını' söylemesi Rum tarafının, bizim açımızdan herhangi bir önem taşımaz. Çünkü biz biliyoruz ve görüyoruz ki AB'nin böyle bir garanti verme kapasitesi yoktur. Bizim güvendiğimiz, güveneceğimiz tek garanti sistemi, halen mevcut olan garanti sistemidir. Bu garanti sisteminin çalıştığı, zor da olsa çalıştığı görülmüştür. Hatta geç çalışmıştır, bunu herkes biliyor, 1963'ten 1974'e kadar çalışamamıştır, çalışmamıştır ve Kıbrıslı Türkler büyük acılar çekmiştir. O nedenle Kıbrıs Türk halkının, çok büyük bir destek verdiği, istediği, arzuladığı garanti sistemi bizim için hayati öneme haizdir.''
AA

KIBRIS POSTASI 14/07/09

Papazın şartları

Hrisostomos, “eğer ikinci bir OHİ istenmiyorsa, Türk askeri ve yerleşikler gidecek” dedi 

Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos, son Türk askerinin ve son “yerleşik” olarak nitelendirdiği TC kökenli vatandaşın ayrılmasından ve göçmenlerin evlerine dönmesinden bahsetmeyen bir çözüme izin verilmemesi gerektiğini savundu.
   Alithia gazetesi ve diğer gazetelere göre Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos, 15 Temmuz 1974 darbesi sırasında ölenlerin anılması amacıyla Baf’ta yapılan ayindeki konuşmasında darbe yıldönümünü “düşünme günü” olarak nitelendirdi.
   II. Hrisostomos, halkın milli bilinçle sağlam durması gerektiğini belirtti, “1974’te faaliyette olan düşüncesizlerin bir daha faaliyette olmamasını” diledi.
   Herkesin, özgürlük, demokrasi, adalet duygularıyla dolu olması ve istemlerini empoze etmemeleri gerektiğini söyleyen Hrisostomos, Kıbrıs sorununda bugün “cehennem azabıyla” çözüm empoze etmeye çalışıldığı şeklindeki soru üzerine, “Kıbrıs’ın düşmanları, halkı; yaşamakta olduğu çirkin günlere sürükleyen kâfir olaylara neden oldu” dedi.

KIBRIS 14/07/09

Man arrested for allegedly murdering girlfriend

A Turkish Cypriot man, said to be around 35 years old, was arrested last night for the suspected murder of his Romanian girlfriend.

According to initial police reports, the man, who lives in Potamia (Nicosia), is said to have confessed to strangling the woman – said to be of the same age – and thrown her body down a well in the village.

Shortly after his arrest, units from the Fire Service and Criminal Investigation Department started a search of the well the suspect had named, but by 10pm had not yet located the woman’s body.

CYPRUS MAIL 14/07/09

Signs of rift between Talat and UBP
By Simon Bahceli

SIGNS OF a major rift between Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat and the newly-elected right-wing National Unity Party (UBP) emerged over the weekend as Talat travelled to Ankara yesterday for talks with the Turkish government without his ‘foreign minister’ Huseyin Ozgurgun.

Ozgurgun, who was selected as ‘foreign minister’ following the UBP’s landslide election victory in April, refused to travel to the Turkish capital for talks with top-level Turkish government officials saying he was “too busy” to attend. It was rumoured however that Ozgurgun was upset by the makeup of Talat’s delegation, which contained no other UBP members.

The nationalist UBP won over 40 per cent of the vote in April’s election in the north, but pro-solution Talat remains the community’s chief negotiator in talks aimed at reuniting the island. Nevertheless the UBP, despite vowing not to upset ongoing talks, could still constitute a major thorn in Talat’s side if he is seen to be making what the party considers unpalatable concessions to the Greek Cypriot side.

Despite Ozgurgun’s absence in Ankara yesterday, Talat held what were described as “fruitful” discussions with Turkish President Abdullah Gul and Foreign Minister Ahmet Davutoglu. Today he will meet Prime Minister Tayyip Erdogan before returning to the island.

The Ankara meetings come at what is seen as a critical stage in negotiations in Cyprus between Talat and Greek Cypriot President Demetris Christofias, who are currently discussing the sticky issues of security and guarantees. These are issues which involve not only Cyprus but Turkey, Greece and Britain who are signatories of the treaty of guarantee that underpinned the Cyprus Republic when it was set up in 1960. The treaty allowed the three signatories to intervene militarily if the integrity of the Republic was threatened.

“It is obvious that Talat is in Ankara to touch base with the Turkish government on the issue of security and guarantees,” head of the Cyprus Policy Centre at the Eastern Mediterranean University (EMU) in Famagusta Ahmet Sozen told the Cyprus Mail yesterday.

While many will see Talat’s visit as a means of receiving instructions from Ankara on how to proceed with negotiations on the issue, Sozen says the attitude of Turkey’s ruling Justice and Development Party (AKP) gives Talat “a greater margin to persuade the [Turkish] government and the military” than previous Turkish Cypriot leaders enjoyed or sought to enjoy.

“In the past Ankara would tell the Turkish Cypriots the red lines and let them negotiate on that basis. The AKP lets the Turkish Cypriots have more say on the issue,” Sozen said yesterday, adding that it was now possible to “negotiate with army” in a way that it was never possible before.

Sozen said he believed Talat would seek to maintain “strong security guarantees” for the Turkish Cypriots from Ankara, but within a model that would be acceptable to Europe and the Greek Cypriots. This, he said, would be based on the understanding that Turkey sought a European future, which would include the Turkish military as part of a “European defence architecture”.

Speaking at a joint press conference yesterday, Turkish President Abdullah Gul hinted that security and guarantees had indeed taken up a large part of the agenda by saying that “guarantees and alliances are not issues for Greek and Turkish Cypriots; they are issues for Turkey, Greece and Britain”.

Asked why ‘foreign minister’ Ozgurgun had not attended the Ankara meetings, Talat said, “Only he can say why he is not in my delegation, but as far as I know he was busy in parliament. There was no argument”.

Ozgurgun also denied the existence of a “crisis” emerging in relations between the UBP and Talat.

However, leader of the opposition Republican Turkish Party (CTP) Ferdi Sabit Soyer accused the UBP of “exposing its objective” which he said was to “give a wink to those who would seek to sabotage peace talks”.

CYPRUS MAIL 14/07/09

United States and Cyprus ratify extradition and policing agreements

CYPRUS yesterday became the 19th out of 27 European Union member states to exchange instruments of ratification with the United States, in order to implement the extradition and mutual legal assistance agreements signed with the EU in 2003 and the separate instruments signed with Cyprus in 2006.

These agreements form part of a major US-EU law enforcement initiative, and according to an official statement by the US Embassy “will give police and prosecutors in both countries new tools to co-operate more effectively in bringing criminals to justice, and help strengthen practical cooperation in law enforcement and counter-terrorism efforts.”

Justice Minister Loucas Louca said after the signing that the government “will work closely both with the United States and our European partners to combat ever-present and increasing cross-border crime and terrorism, and we shall intensify our efforts to achieve our common objectives.”

US Ambassador Frank C Urbancic Jr expressed his satisfaction with the signing of the ratification instruments, saying that the United States and Cyprus “have a lot to do” on the matters contained in them.

CYPRUS MAIL 14/07/09

Yeni Türk stratejisi: Rumlara baskı

15/07/2009 RADIKAL

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Ankara'daki değerlendirme temasları 'Rumlara referandum için baskı yapılması kararı' ile son buldu


HİLAL KÖYLÜ

ANKARA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Ankara’daki değerlendirme temasları, ‘Kıbrıs’taki müzakerelerde yıl sonuna dek anlaşma sağlayıp referanduma sunulabilmesi’ için uluslararası toplumun Rumlara baskı yapmasını sağlama kararı alınmasıyla tamamlandı.
Önceki gün Talat’ı ağırlayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ‘iki kesimlilik ve eşit yetki paylaşımı üzerine oturacak ve yeni ortaklığı içerecek anlaşmanın yıl sonunda referanduma sunulması’ çağrısı yapmıştı. Talat’ın Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yanı sıra Dışişleri Bakanı Ahmed Davutoğlu ile önceki gece dört saati bulan görüşmelerinde de bu yönde Rumlara baskı yapılmasını kararlaştırdı. Rum Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’ın ‘ipe un serdiği’ saptaması yapılırken, Türk diplomatik kaynaklar, ‘Her takvimi reddeden bir lidere, BM, AB ve ABD’nin de takvim baskısı yapma zamanı gelmiştir” görüşünde birleşildiğini aktardı. Erdoğan’ın da Talat’a, “Kıbrıs sorununda çözüm istemeyenin Rumlar olduğunu tüm dünya anladı, daha da anlayacak” dediği öğrenildi. Talat yıl sonunda referanduma gidilmesi talebini adada Hristofyas’la ve BM’yle temaslarında gündeme taşırken, yapıcı tavrı da sürdürecek.
Rumlar itiraz edince Çiçek kızdı
Ancak federasyonda ısrar ederken, Türkiye’nin garantörlük haklarını sorgulayan Rumlar ‘çözüm takvimi’ istemiyor. Rum hükümet sözcüsü Stefanos Stefanu dün Gül’ün çağrısına “Türk tarafının tutumu değişmezse aralıkta referandum mümkün değil” yanıtını verdi. Ankara’nın bu tavra tepkisini ise bakanlar kurulu sonrası Cemil Çiçek şöyle dile getirdi: “2009 sonuna dek kalıcı çözüm bulunamazsa sorumlusu Türkiye ile KKTC değildir. Bunun dünyaca bilinmesinde fayda var. Biz üzerimize düşeni yapalım. Sonuç çıkmazsa sorumlunun da kim olacağını dünya görmüş olur. 2004 Nisan’ındaki gibi.”

 

Kıbrıs'ta boşanmaya doğru mu gidiliyor?

RADIKAL 15/07/09 MURAT YETKIN

Kıbrıs harekâtının 35’inci yılına birkaç gün kala gelişmeler ya birleşme, ya boşanma noktasına doğru hızlanmaya başladı.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın önceki gün Ankara’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşmesi ardından yaptıkları ortak açıklama gelişmelerin ivme kazanmasında rol oynadı.
Bu açıklamadaki kritik bölüm Ada’da birleşme görüşmelerinin 2009 sonuna dek Türk ve Rum tarafında referanduma, halk oylamasına sunulması talebiydi.
Özetle Türk tarafı, 2004 yılında Annan Planı’nın referanduma sunulup Rum tarafının ret oyuyla gerçekleşemeyen yeni Birleşik Kıbrıs’ı kurma fırsatının bu yıl sonuna dek kullanılmasını istiyordu.
O günlerde herkesin dikkati askeri yargı usulleri yasası geriliminde olduğu için fark edilmemişti ama, 30 Haziran’da yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı ardından yayımlanan bildiride, içeride ağırlıkla tartışılan konunun Kıbrıs olduğu anlaşılıyordu. MGK’nın Kıbrıs konusundaki açıklaması öncekilere göre birtakım yeni unsurlar içeriyordu. Örneğin, birleşmenin artık Ada’daki iki bölgenin aritmetik toplamı değil, ‘siyasi eşitlik, iki kesimlilik ve eşit statüde iki kurucu devleti haiz yeni bir ortaklık’ şeklinde olması öngörülüyordu. Aynı şekilde, ‘hukuki güvenlik ve kesinliğin’ teminat altına alınması gerektiği söyleniyordu. Bu da yeni bir unsurdu ve aslında Rum tarafının ‘iki kurucu devlet’ ifadesini daha kolay kabullenmesi için kapı açacağı düşünülen bir unsurdu. Türkiye, garanti kelimesini kullanmıyor, ancak AB sistemine girmekle Kıbrıs Türklerinin haklarının ‘temin edilmiş’ sayılmayacağının altını çiziyordu. 
Talat’ın Ankara görüşmeleri, MGK’nın bu yeni yaklaşımının tartışılmasına da sahne oldu. Gül ve Talat’ın basın toplantıları 1.5 saat geç başladı. Hilal Köylü’nün haberinden okuyabileceğiniz gibi, önceki gece Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile 4 saat mesaileri oldu. Dün sabah da Başbakan Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile bir araya geldiler.
Talat bu çalışmaları sürdürürken, rakibi Dimitri Hristofyas ne AB üyeliği dışında bir garantiyi kabul edeceği, ne de 2009 sonuna dek referanduma hazır olunacağını sandığını söyleyiverdi.
İşte bu noktada, Bakanlar Kurulu ardından Çiçek’in Hükümet Sözcüsü sıfatıyla söyledikleri önem taşıyor. Çiçek, KIbrıs’ta birleşme yolunda kısa sürede adım atılmazsa, bunun sorumlusunun artık ne Türkiye, ne de KKTC olacağını söyledi.
Bu ifade aslında yalnızca Ankara’da olmayan, giderek Avrupa ülkeleri arasında da yayıldığını diplomatik çevrelerle görüşmelerden de gözlediğimiz bir bıkkınlığa işaret ediyor. Kıbrıs görüşmelerinin sırtını AB’ye yaslayan Rum Cumhuriyeti’nin tutumunu milim
değiştirmemesinden kaynaklanan şekilde sonsuza dek sürmesine izin mi vereceği sorusu
sorulmaya başlandı. Hristofyas’ın önünde giderek iki seçenek belirmeye başlıyor: Ya uzlaşma yoluyla birleşme, ya da sulh yoluyla boşanma.
Yataklar 35 senedir ayrı nasıl olsa.

 

KKTC’de tartışmalı Atatürk anıtı alanda

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

KKTC’de yapımı tartışmalara neden olan Atatürk anıtı, Sivil Savunma Başkanlığı tarafından Lefkoşa Metehan sınır kapısına yaklaşık 1 km uzaklıkta bulunan alana konuldu.

Yüzü Rum tarafına dönük olan anıtın etrafı, Türkiye ve KKTC bayraklarıyla donatıldı.
Muhalefet Rumların rahatsız olabileceğini ileri sürerek anıtın yapımına karşı çıkarken İçişleri Bakanı İlkay Kamil, hükümetin Rumlara göre hareket edemeyeceğini söylemişti.
Anıtın resmi açılışının, 20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 35’inci yıldönümü kutlamaları çerçevesinde yapılması bekleniyor. 

MILLIYET 15/07/09

DİAZ: İHALEYİ KKTC’DE DE DUYURDUK

   

BM Barış Gücü’ne hizmet sunulması konusunda Rum şirketle kontrat imzalanmasına yankıları sürerken Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs’taki Basın Sözcüsü Jose Diaz, ihaleye KKTC’de de çıkıldığını ancak KKTC’deki hiçbir şirketin başvuru yapmadığını söyledi.

Diaz, dün yaptığı açıklamada ihale duyurusunu geçtiğimiz yıl Ağustos ayında Kıbrıs ve Cyprus Today gazetelerine verdiklerini belirterek, “Arkadaşlarıma danıştım ve bana verilen bilgi İhale duyurusunu Kıbrıslı Türk şirketleri için de yaptık. Ancak her hangi Kıbrıslı Türk şirket bize başvuru yapmamıştı” dedi. Diaz konuyla ilgili araştırmalarını sürdürdüğünü kaydetti.

STAR KIBRIS 15/07/09

SESSİZ ZİRVE

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün TC Başbakanı Erdoğan görüştü ancak, görüşmeden açıklama çıkmadı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Cumhuriyeti’nin üst düzey makamlarıyla Kıbrıs konusunda gelinen son aşamayı değerlendirme toplantıları yapmak amacıyla gittiği Ankara’daki temaslarını tamamladı. Dün ülkeye dönen Cumhurbaşkanı Talat yaptığı açıklamada, garantilere gerek olmamasını istediklerini ancak, geçmişin bunu doğrulamadığını vurguladı. Talat, “Güvendiğimiz garanti sistemi mevcut olan, Avrupa Birliği değil” dedi.

Talat çalışma ziyareti gerçekleştirdiği Ankara’da Pazartesi günü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Devlet Bakanı Başmüzakereci Egemen Bağış dün de Başbakan Recep Tayip Erdoğan ile görüştü.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la Başbakanlıkta görüştü. Merkez Binada bir araya gelen Talat ve Erdoğan'ın görüşmeleri yaklaşık bir buçuk saat sürdü. Talat Başbakanlığa gelişinde, Başbakan Erdoğan ile TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek tarafından kapıda karşılandı. Cumhurbaşkanı Talat'ın ayrılışında da yine Erdoğan ve Çiçek kendisini arabasına kadar uğurladı.

İki liderin görüşmesinin ardından basına açıklama yapılmadı. Talat’ın dünkü Davutoğlu ve Bağış görüşmelerinden sonra da açıklama yapılmaması dikkat çekici bulundu.
Erdoğan’la görüşmesinin ardından ATA özel uçağıyla KKTC’ye dönmek üzere Atatürk Esenboğa Havalimanı’na giden Cumhurbaşkanı Talat’ı Ankara Valisi Kemal Önal, KKTC Ankara Büyükelçisi Namık Korhan ve TC Dışişleri Bakanlığı yetkilileri tarafından uğurlandı.

Türkiye’nin özel “ATA” uçağıyla saat 14.00 civarında Ercan’a inen Cumhurbaşkanı Talat’ı Meclis Başkanı Hasan Bozer, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı ve Maliye Bakanı Ersin Tatar karşıladı.

Son derece yararlı

Cumhurbaşkanı Talat, 1.5 günlük kısa Ankara ziyaretinden dönüşünde Kıbrıs konusunda gelinen son aşama ve iki ülkeyi ilgilendiren konularda çok olumlu görüşmeler yaptıklarını ve istişarelerde bulunduklarını anlattı.

Talat, Ankara’ya yaptığı ziyaretin “son derece yararlı” geçtiğini belirterek, ilk ziyarette bulunduğu Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile baş başa ve heyetler arası yapılan değerlendirmelerde hem Kıbrıs sorunuyla ilgili hususlarda, hem de iki ülkeyi ilgilendiren konularda görüş alışverişinde bulunulduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, Gül ile görüşmesinin ardından birlikte yaptıkları ortak basın açıklamasında, çözümün gereğinin vurgulandığını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıslı Türkleri, müzakere süreci ile Kıbrıs’ta çözümü desteklediğini dile getirdiğini, bu yıl içerisinde çözümün hedeflendiğinin de ifade edildiğini anlattı.
Talat, aynı gün Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile baş başa ve heyetler arası görüşmeler yaptıklarını ve bu görüşmede de müzakere sürecinde gelinen aşamaları gözden geçirdiklerini, bundan sonraki aşamalarda yapılması gerekenleri de değerlendirdiklerini anlattı.

Cumhurbaşkanı Talat, aynı günün akşamı da Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile yaptıkları görüşmede, özellikle Avrupa Birliği ile ilişkiler meselesinin değerlendirildiğini belirterek, Kuzey Kıbrıs’ın Avrupa Birliği ile ilişkileri ve Türkiye’nin bu konuda Kuzey Kıbrıs’a vereceği destek konularında değerlendirmeler yaptıklarını dile getirdi.

Erdoğan ile görüşme

Talat, Ankara’daki temasları çerçevesinde dün son olarak Türkiye Başbakanı Erdoğan ile bir araya geldiklerini belirterek, yapılan görüşmede Kıbrıs sorunu dahil karşı karşıya bulunulan çeşitli konuları değerlendirdiklerini ifade etti.

Talat, Erdoğan ile yapılan görüşmede bundan sonra da bu temasların devam etmesi konusunda görüş birliğine vardıklarını belirterek, Ankara ziyaretini genel hatlarıyla çok verimli geçtiğini belirtti.

Başarabilirsek

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafıyla Türkiye’nin istişarelerinin sürekli devam edeceğini, çünkü yıl sonuna doğru Kıbrıs müzakerelerinde sürecin hızlanması ve Rum tarafının da işbirliği halinde Kıbrıs sorununda bir sonuca varmayı hedeflediklerini belirterek, “Bu yıl sonu veya en geç önümüzdeki yılın başında bir referandum öngörüyoruz, eğer bunu başarabilirsek Kıbrıs sorununu çözmüş olacağız” dedi.
Bunun için daha yoğun çalışacaklarını ve bu temasların belki de daha sık olacağını belirten Talat, süreç hızlandıkça Türkiye’nin yardımına daha fazla ihtiyaç duyacaklarını söyleyerek, Türkiye’nin her zaman olduğu gibi her türlü olanağını kendileri için seferber etmeye hazır olduğunu her düzeyde ifade ettiğini vurguladı.

Sorular

Soruları da yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın “çözüm olduktan sonra Kıbrıs’ta garantilere ihtiyacımız olmayacak” sözlerinin hatırlatılması üzerine, garantilere gerek kalmadığını Kıbrıs Türkü’nün de görmek istediğini belirterek, “Hepimiz biliyoruz, 1963-1974’de eğer garantiler olmasaydı Kıbrıs Türkü bu noktada olmazdı, bu nedenle garantilere ihtiyaç olmadığını görmemiz lazım” dedi.

Garantilere ihtiyaç duyulmadığı ispat edilirse o zaman bunun konuşulabileceğini söyleyen Talat, şunları söyledi:
“Ancak, Rum tarafının ‘AB içerisinde Kıbrıs’ın garantöre ihtiyacı olmadığını’ söylemesi bizim açımızdan herhangi bir önem taşımaz. Çünkü biz görüyor ve biliyoruz ki, AB’nin böyle bir garanti verme kapasitesi yoktur. Bizim güvendiğimiz, güveneceğimiz tek garanti sistemi halen mevcut olan garanti sistemidir. Bu garanti sisteminin zor da olsa çalıştığı görülmüştür. Hatta geç çalışmıştır. 1963’ten 1974’e kadar ne yazık ki çalışamamıştır, çalışmamıştır. Kıbrıslı Türkler büyük acılar çekmiştir, o nedenle Kıbrıs Türk halkının çok büyük bir destek verdiği, istediği, arzuladığı garanti sistemi bizim için hayati önem taşıyor.”

Gül ve Erdoğan 20 Temmuz’da Yok

Cumhurbaşkanı Talat, hem Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü, hem de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı 20 Temmuz kutlamalarına davet ettiğini ancak müsait olmayacaklarından dolayı gelemeyeceklerini söyledi.
Talat, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in herhangi önemli bir engel olmaması halinde geleceğini, ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığı yetkililerinin kutlamalara katılacağını belirtti.

STAR KIBRIS 15/07/09

AİHM TÜRKİYE’Yİ REDDETTİ

   

Kıbrıslı Rumlar tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) açılan ve kabul edilen 20 dava ile Türkiye aleyhine sonuçlanan 12 dava konusunda Türkiye’nin AİHM’e yaptığı, 20 davanın dondurulması ve 12 davanın da yeninde görüşülmesi talebinin reddedildiği bildirildi.

Rum basını, AİHM’in Türkiye’nin söz konusu davalara ilişkin başvurusunun reddedilmesinin, AİHM’deki Rum başvurularının avukatlığını da yapan Ahilleas Dimitriadis tarafından “davaların iyi yolda ilerlediğini güçlendiren bir karar” olarak nitelendirildiğini yazdı.

Habere göre Dimitriadis dünkü açıklamasında, AİHM’in Türkiye’nin, 20 başvurunun dondurulması ve 12 başvurunun da yeniden görüşülmesi talebini reddetmesinin önemli bir gelişme olduğunu, böylece Türkiye’nin Kıbrıslı Rum göçmenlerin “insan haklarını çiğnediğinin” bir kez daha onaylandığını savundu.
Dimitriadis, yaz sonunda AİHM’in tazminat belirlenmesi yönünde ilerlemesinin beklendiğini de sözlerine ekledi.

STAR KIBRIS 15/07/09

ALA TURKA ÇÖZÜM’

   

Rum tarafı Cumhurbaşkanı Talat’ın Ankara temaslarına isim bile koydu.

Rum gazeteleri, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın dün gittiği Ankara’da gerçekleştirmiş olduğu temaslara ve açıklamalara geniş yer verdi.
Gazeteler, Ankara’nın; Cumhurbaşkanı Talat’ın gerçekleştirdiği görüşmeler aracılığıyla, Kıbrıs sorununda anlaşma ve yılsonunda referandum yapılmasını arzuladığı mesajını gönderdiğini de belirttiler.

Haberi; “Ala Turka Çözüm… Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Dağılması, Daimi Sapmalar ve Garantiler” başlığıyla veren Fileleftheros, Ankara’nın dünkü görüşmelerde çözüm çerçevesini ortaya koyduğunu yazdı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dünkü görüşmenin ardından, “anlaşmaya kendi içeriklerini vererek, çözümün ileriye götürülmesinde kararlı olduklarının görüldüğünü” yazan gazete, Abdullah Gül’ün açıklamasına atıfta bulunarak, Gül’ün; Ankara’nın Kıbrıs sorunundaki arzularını teyit eden çözümün ana taslağını yeniden ortaya koyduğunu belirtti.

PARAPETRELER YENİDEN

Gazete, Ankara’nın; çözümün parametrelerini yeniden ortaya koyduğu ve “dünkü görüşmelerde temel hedefin; “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kaldırılması ve Ankara’nın Kıbrıs’taki asker ve sivilinin sonsuza dek kalması olduğunun görüldüğü” yorumunda bulundu.
Gazete, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün garantiler konusundaki açıklamasına da yer verdi.
Politis de haberi; “Abdullah Gül Ankara’da Talat’ı Resmi Törenler Karşıladı --- 2009 Sonunda Referandumlar” başlığıyla verirken, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ortak basın toplantısında yapmış oldukları açıklamaları yansıttı.
Gazete, Gül’ün; Ankara’nın, iki eşit bölgenin yeni ortaklığıyla 1960 garantilerinin korunmasıyla ilgili “bilindik” tezlerini ortaya koyduğunu yazdı.
ALİTHİA: “BM, Türkiye, Kıbrıslı Türkler 2009 Sonuna Kadar Çözüm Görüyor—Aralık’ta Israr”
HARAVGİ: “Yıl Sonuna Kadar Çözümden Bahsediyorlar”
SİMERİNİ: “Gül ile Arayı Buldu, Eroğlu İle Arayı Bozdu... Türkiye-Talat Yıl Sonunda Çözümde Israr Ediyor.”

STAR KIBRIS 15/07/09

"Garantilerin sistemi değişemez"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının güvendiği ve güvenebileceği tek garanti sisteminin halen mevcut olan garanti sistemi olduğunu belirterek, "Avrupa Birliği′nin böyle bir garanti verme kapasitesi yok" dedi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül′ün davet-lisi olarak önceki gün Ankara′ya giden Cumhurbaşkanı Talat, temaslarını tamamlayarak adaya döndü. Ercan Havalimanı′nda basın toplantısı düzenleyen Talat, Ankara′da yaptığı görüşmeler hakkında bilgi verdi ve soruları yanıtladı.
Talat, Ankara′ya yaptığı ziyaretin "son derece yararlı" geçtiğini belirterek, ilk ziyarette bulunduğu Türkiye Cumhurbaşkanı Gül ile baş başa ve heyetlerarası yapılan değerlendirmelerde hem Kıbrıs sorunuyla ilgili hususlarda, hem de iki ülkeyi ilgilendiren konularda görüş alışverişinde bulunulduğunu belirtti. Talat, aynı gün Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile baş başa ve heyetler arası görüşmeler yaptıklarını ve bu görüşmede de müzakere sürecinde gelinen aşamaları gözden geçirdiklerini, bundan sonraki aşamalarda yapılması gerekenleri de değerlendirdiklerini anlattı. Cumhurbaşkanı Talat, aynı günün akşamı da Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile yaptıkları görüşmede, özellikle Avrupa Birliği ile ilişkiler meselesinin değerlendirildiğini belirterek, Kuzey Kıbrıs′ın Avrupa Birliği ile ilişkileri ve Türkiye′nin bu konuda Kuzey Kıbrıs′a vereceği destek konularında değerlendirmeler yaptıklarını dile getirdi.
ERDOĞAN İLE GÖRÜŞME
Talat, Ankara′daki temasları çerçevesinde dün son olarak Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldiklerini belirterek, Erdoğan ile yapılan görüşmede Kıbrıs sorunu dahil karşı karşıya bulunulan çeşitli konuları değerlendirdiklerini ifade etti.
"TÜRKİYE, HER TÜRLÜ OLANAĞINI  SEFERBER ETMEYE HAZIR"
Talat, süreç hızlandıkça Türkiye′nin yardımına daha fazla ihtiyaç duyacaklarını söyleyerek, Türkiye′nin her zaman olduğu gibi her türlü olanağını kendileri için seferber etmeye hazır olduğunu her düzeyde ifade ettiğini vurguladı. 
Garantilere ihtiyaç duyulmadığı ispat edilirse o zaman bunun konuşulabileceğini söyleyen Talat, şunları söyledi:
"Ancak, Rum tarafının ′AB içerisinde Kıbrıs′ın garantöre ihtiyacı olmadığını′ söylemesi bizim açımızdan herhangi bir önem taşımaz. Çünkü biz görüyor ve biliyoruz ki, AB′nin böyle bir garanti verme kapasitesi yoktur. Bizim güvendiğimiz, güveneceğimiz tek garanti sistemi halen mevcut olan garanti sistemidir. Bu garanti sisteminin zor da olsa çalıştığı görülmüştür. Hatta geç çalışmıştır. 1963′ten 1974′e kadar ne yazık ki çalışamamıştır, çalışmamıştır. Kıbrıslı Türkler büyük acılar çekmiştir, o nedenle Kıbrıs Türk halkının çok büyük bir destek verdiği, istediği, arzuladığı garanti sistemi bizim için hayati önem  taşıyor"

HALKIN SESI 15/07/09

Presenting a UN blueprint would be ‘major mistake’
By Stefanos Evripidou

THE UN would be committing a “major mistake” if it tried to repeat what it did in 2004 to end the division of the island, said the UN’s Special Envoy Alexander Downer yesterday.

Speaking after a meeting with House President Marios Garoyian, Downer said he wanted to dispel the idea put forth by some that the UN wants to present a blueprint solution to the people as it did in 2004.

“I think it would be a major mistake for the UN to try to do again what it did in 2004. I don’t think that is a good idea. I don’t think the UN should present a blueprint to Cyprus and say ‘vote for that’. I don’t think that’s the right way to go,” he said.

The UN envoy said it was up to the two leaders to negotiate between themselves an agreement they were comfortable which would more likely be accepted by the Cypriot people.

“I am not here with a blueprint… You have to determine your future. Not have the UN determine your future for you. And it is very important that people understand that,” he said.

Downer clarified that the UN would not be setting deadlines for an agreed solution. Asked to comment on Turkish President Abdullah Gul’s statement that negotiations should be concluded by the end of the year, Downer said: “What we have always said at the UN is that there shouldn’t be specific timetables. But the important thing is for there to be momentum in the process, and I think there is momentum.”

The Australian diplomat acknowledged, however, that the two leaders had diverging viewpoints on the issue of security, with Greek Cypriots wanting to do away with external guarantees and the Turkish Cypriots wishing to keep the Treaty of Guarantee.

Downer said the process was moving along well “but there is a way to go”. The two leaders are about to complete the “first reading” of the final chapter, security, after which a second more detailed reading is expected, followed by a final process of give and take.

Gul told a news conference with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat on Monday that Ankara wants a referendum by the end of 2009. He also said a new solution, based on equal power-sharing and arising from a new partnership, should replace Protocol Ten of the Accession Treaty to become primary law of the EU.

“As things now stand... if things do not change, we cannot see how it will be possible to agree by December on a solution which will then go to referendum,” said government spokesman Stefanos Stefanou.

The Turkish head of state also said that the Treaty of Guarantee and Alliance was an issue for Turkey, Greece and Britain, not Cypriots (Greek or Turkish).

President Demetris Christofias responded unequivocally, saying that Cyprus had suffered enough tragedies in the last 50 years, and matured enough to be able to look after its own affairs.

“We don’t need guarantees and guardians for our security,” he said.

AKEL leader Andros Kyprianou said if the Turkish side put proposals on the table within the agreed framework of a solution, then there could be an agreement by the end of the year which the Cypriot people in their entirety would embrace. “The ball is in their court,” he said.

Opposition DISY leader Nicos Anastasiades agreed that December was a feasible deadline if the Turkish side realised their obligations to Cyprus and the EU and understand the concerns of the Greek Cypriots.

DIKO spokesman Fotis Fotiou described Gul’s statements as “provocative” and indicative of Turkish intransigence, calling for all parties to focus on a plan B.

EDEK’s Yiannakis Omirou said it was “insulting” that Gul should decide for Cypriots whether they want Turkey as a guarantor power. He called on the President to state clearly that “Cypriot Hellenism has not decided to commit suicide”.

CYPRUS MAIL 15/07/09