KKTC′nin
Oramslara tapuyu veren makam olarak davaya müdahil olması gerektiğini
ifade eden Taner Erginel, böyle yapılmayarak, savunmanın
Oramsların arkasına gizlenerek yapıldığı izlenimi
verildiğini belirtti.
Erginel′in HALKIN SESİ Genel Yayın Yönetmeni Emin
Akkor′un sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
ATAD kararının sizce başka hatalı yönleri var mı?
Maalesef vardır. Sorunlardan biri de tüzüğün amacından
saptırılmış olmasıdır. 44/2001 sayılı
tüzüğün amacı, bir AB ülkesinde verilen mahkeme hükmünün diğer
AB ülkelerinde icrasıdır. AB′nin gittikçe tek devlete veya bir
federasyona dönüştüğü dikkate alındığında
tüzüğün mantıklı ve yararlı bir tüzük olduğu söylenebilir.
Ne var ki Rum Yönetimi, AB′ye girdikten sonra tüzüğü bu yararlı
amaç için kullanmak yerine çok farklı bir amaç için, KKTC ekonomisini
çökertmek, KKTC′yi tasfiye etmek ve KKTC′ye egemen olmak için
kullanmaya teşebbüs etmiştir. AB Tüzüğünü kendi siyasi
hedeflerine ulaşmak için bir araç olarak kullanmaya
çalışmıştır. Bu, hukukun amacından
saptırılması; belli bir amaç için oluşturulan hukukun,
başka bir amaç için kullanılması anlamına gelmektedir. ATAD
bu konuda Rum Yönetimi ile aynı doğrultuda hareket etmiştir.
Davada aktif bir savunma yapılsa bu sapmaya fırsat verilmeyebilirdi.
Savunmada pasif davranıldığını mı söylemek
istiyorsunuz?
Evet, bunu söylemeye çalışıyorum. Daha kötüsü, bir
saptırmanın da KKTC′den geldiği
kanısındayım. Oramslar birçok yabancı gibi KKTC
yasalarına uygun hareket ederek ev sahibi olmuş bir aile. Onların
KKTC yasalarına ve tapularına güvenmekten başka bir
kusurları yok. Oramsları dava etmek aslında KKTC′deki
hukuk düzenini ve KKTC′yi dava etmektir. Böyle bir durumda KKTC′nin
ilk fırsatta ortaya çıkıp davaya katılması ve
KKTC′deki hukuk düzeninin yasal olduğunu ve başka bir ülke
mahkemesinin bu konuyu tartışmaya hakkı
olmadığını öne sürmesi gerekiyordu. KKTC′deki hukuk
düzenini geçmişe dönük olarak yok saymanın insan haklarını
ihlal edeceği öne sürülmeliydi. Bunlar gibi KKTC′nin öne
sürebileceği, fakat Oramsların öne süremeyeceği temel argümanlar
vardı. Bu iddiaların öne sürülmemesi davada bir eksiklik
oluşturmuştur. KKTCnin Oramsların arkasına saklanarak
savunma yaptığı görüntüsünü yaratmıştır.
Bir davada adil sonuç alabilmek için anlaşmazlığın özünü mahkemenin
önüne getirmek ve gerçek sorunu tartışmak gerekir. Bu
yapılmadığı zaman çarpık bir sonuç çıkması
kaçınılmazdır. Nitekim Orams davasında ATAD davaya
katılmayan ve kendini gereği gibi savunmayan KKTC′yi tasfiye
etmiş ve KKTC halkını Rum yönetimi ile halkının
tutsağı haline getirmiştir. Kendini savunan Oramsların da
işini zorlaştırmakla birlikte İngiltere′deki evlerini
kurtarmaları için açık kapı bırakmıştır.
Özetle önümüzde, amacından saptırılan bir tüzük ve gerçek
anlaşmazlığı tartışmayan bir yargılama
bulunmaktadır.
Kıbrıslı Türklerin ATAD kararından sonra AB ülkelerinde
tutuklanabileceğini söylediniz. Suç ve cezalardaki yasal durum nedir?
2001 yılında hukuk davalarına ilişkin anlaşmanın
hemen arkasından 2002 yılında AB ülkeleri suç ve cezalarla ilgili
de bir anlaşmaya vardılar. Bu anlaşmada bir AB devletinde
verilen tutukluluk veya hapislik emrinin diğer AB ülkelerde fazla
formaliteye takılmadan uygulanmasını kabul ettiler.
Amaç, hukuk davalarındaki amacın aynı idi. AB′nin zamanla
bir tek devlete dönüşmesi öngörüldüğü için bir ülke mahkemesinin
verdiği kararın diğer ülkelerde kolaylıkla takibi ve
sanığın tutuklanarak infaz veya yargılanmak için
kararı veren ülkeye götürülmesi düşünülü-yordu. Diğer taraftan
ciddi olmayan suçlarda başvuru yapılarak sistemin
tıkanmasının önüne geçilmek istenmiştir. Bu nedenle
′Avrupai Tutukluluk Emri′ denilen bu uygulamanın
yapılabilmesi için işlendiği iddia edilen suçun 1 yıldan
fazla bir cezayla cezalandırılabilen bir suç olması
gerektiği kabul edilmiştir. Hapis cezası verilmişse verilen
cezanın 4 aydan fazla olması gerektiği kabul edilmiştir.
2004 yılında AB′ye giren Kıbrıs Rum Yönetimi bu
düzenlemeleri hazır buldu. Fakat, amacı AB′nin bu
olanaklarından yararlanmak değil egemenliğini Kuzeye
yaymaktı. Bu nedenle 2006 yılında yasalarında
değişiklikler yaparak karşılaşacağı
engelleri ortadan kaldırmaya çalıştı.
Fasıl 154 Kıbrıs Ceza Yasası′nda taşınmaz
mallara ilişkin suçlar Rum Yönetimi′nin amaçları
açısından yetersizdi. Yasanın 303. maddesinde bir
taşınmaz malın hileli olarak satılması suçu
düzenlenmiş olmakla birlikte bu kanıtlanması çok zor olan bir
suçtu. Bu nedenle Rum Yönetimi bu maddeyi değiştirerek Kuzeyde kalan
eski Rum mallarını geliştirmeyi, kullanmayı,
kiralamayı, satmayı ve bu fiillere aracılık yapmayı suç
haline getirdi. Bu suçlara 7 yıla kadar hapislik cezası
öngördü.
Yapılan değişiklikten sonra KKTC′de yaşayan hemen
herkes suçlu haline geldi ve hemen herkesin AB ülkelerinde tutuklanarak
yargılanmak için Güneye götürülme olasılığı
doğdu. ATAD ise tutuklanan kişilerin öne sürebileceği
savunmayı ortadan kaldırdı.
Ceza davalarının hukuk davalarından tek farkı hukuk
davalarında birey olarak her Rum′un mahkemeye başvurma
olanağı bulunmasına karşılık, suçlarda Rum
savcılığının devreye girmesinin gerekli olmasıdır.
Savcılık ise, Rum Yönetimi′ne bağlıdır. Acaba
Rum Yönetimi eline geçen bu silahı kullanacak mı? Kullanacaksa ne
zaman kullanacak? Bu konuda tahminde bulunmak herkesin kendi takdirine
kalmış bir husus.
Yarın:
KKTC, Orams davasına katılsa ne gibi iddialar öne sürebilecek?
HALKIN SESI 06/07/09
Adım
Adım Beldelerimiz′ Hazırlayan: İbrahim DALOĞLU

1974 öncesi,
Pergama adıyla bilinen Beyarmudu, konumu itibarıyle her zaman
sıkıntılı günler geçirmekte. Beyarmudu köyünün
yerleştiği arazinin büyük bir kısmı İngiliz Üsleri
toprağı olması nedeniyle ülkemizde bulunan sınır
kapılarından dolayı üsler toprağında evi ve
işyeri olanlar sıkıntı yaşıyor.
Güney′de çalışan işcilerimizin 1974 sonrası
kullandığı kapılardan biri olan Beyarmudu Sınır
Kapısı nedeniyle hem hareketli hemde sıkıntılı
günler geçiren bir belediyemiz Beyarmudu.
YEDİ KÖYE HİZMET
1980 öncesinde Mağusa Kaymakamlığı′na bağlı
encümen olan Beyarmudu 1980 yılında Belediye oluyor. İlk
Belediye başkanı olan Muammer Kasapoğlu′nun 1980-86
yılları arasında iki dönem görev yaparken 1986-2006
yılları arasında ise tam 5 dönem Hüseyin Beyar belediye
başkanlığı görevini yürüttü. 2006 yılından itibaren
ise İlker Edip Beyarmudu Belediye başkanı olarak hizmet
vermekte. İlke edip 1994 ile 2006 yılları arasında ise
Asbaşkan olarak belediyede görev yapmış, deneyimli bir
başkan.
Geçtiğimiz yıl uygulamaya konulan yerel yönetimler yasasıyla
birlikte hizmet verdiği köy sayısı 7′ye ulaşan
Beyarmudu Belediyesi şu anda başta Beyarmudu olmak üzere, Türkmenköy,
Köprülü, İncirli, Güvercinlik, Düzce köylerine her türlü belediye
hizmetlerini götürürken, Pile′ye de kısmi olarak belediye hizmetini
sunmakta.
Belediye kapsamında olan köylerle birlikte yaklaşık 4500
civarında vatandaşımıza hizmet veren Beyarmudu Belediyesi
bünyesinde şu anda 38 personel görev yapmakta. Bu personel
sayısı 2006 öncesinde de ayniydi.
Beyarmudu Belediyesi hudutları içinde resmi devlet dairelerinden
birçoğunun şubesi bulunurken, özellikle ana yol üzerinde bulunan büyüklü
küçüklü marketler dikkat çekiyor. Nüfusun çoğunluğunu işci ve
memurun oluşturduğu Beyarmudu′nda gerek ülkemizde gerekse
dünyada yaşanan ekonomik kriz nedeniyle işsizlik hat safhaya
ulaşmış durumda.
ALT YAPI ÇALIŞMALARI HIZ KAZANDI
Kısa bir tanıtımın ardından belediye başkanı
İlker Edip ile Beyarmudu Belediyesi′nin verdiği hizmetler,
projeler ve sıkıntıları hakkında
yaptığımız söyleşimize geçiyoruz.
Beyarmudu Belediye Başkanı Edip, 2006 yılı öncesinde
genelde alt yapı çalışmalarının devam ettiğini ve
bu çalışmaların kendisinin göreve geldikten sonra da
sürdüğünü ifade etti.
Göreve geldikten sonra, kültürel ve sosyal alanda çalışmalar ile
projeler yaparak vatandaşlara hizmet vermeye
çalıştığını belirten İlker Edip, bu
bağlamda Beyarmudu ve çevresi köyleri gençliği için bir halı
saha ve atıcılar için bir Atış Poligonunu hizmete
sunduklarını, ayrıca yaşlılara Hala Sultan ve Karpaz
gezilerini her yıl düzenlediklerini kaydetti.
Özellikle alt yapı çalışmalarının son iki yılda
hız kazandığını söyleyen Edip, özellikle kendilerine
bağlanan İncirli, Güvercinlik, Çayönü, Türkmenköy ve Köprü köylerine
çocuk parklarının yapıldığını,
İncirli′ye yeni bir düğün salonu yapıldığını,
Çayönü düğün salonunun genişletildiğini ve diğer köylerdeki
düğün salonlarının ışık sisteminin
yenilendiğinin altını çizdi.
Elektrik konusunda önemli çalışmalar
yapıldığını anlatan İlker Edip, başta tüm
yerleşim yerlerinin aydınlatmalarının elden
geçirildiğini daha sonra ise güçlendirildiğini kaydetti.
Bunların yanında Beyarmudu köy içi trafo binası devreye
sokulduğunu ve Beyarmudu köyü içme suyu kuyularıyla, Türkmenköy yedek
içme suyu kuyusuna ve Beyarmudu Organize Hayvancılık bölgesi ile
ağıllarına elektriğin bağlandığını
ilave etti.
SUSUZLUK İÇİN 300 TONLUK SU DEPOSU İNŞASI SÜRÜYOR
Yıllardır bölgede yaşanan susuzluk sorununu gidermek için
çalışmalar yaptıklarını belirten Beyarmudu Belediye
Başkanı Edip, Beyarmudu′na yeni 300 ton kapasiteli su deposunun
inşasının sürdüğünü, ayrıca Çayönü′ne içme suyu
hattının devreye konulduğunu söyleyerek şu anda belediyeye
bağlı tüm köylerde 24 saat kesintisiz su
alındığını vurguladı.
Sağlık hizmetlerinin bölge halkına ulaşması için
hastaların Akdoğan Sağlık Merkezine
ulaşımını sağlamak için belediye olarak her türlü
gereksinimi karşıladıklarını ifade eden Edip,
Çayönü′ne bir sağlık ocağı binası
açıldığını bunun yanında tüm köylerde temizlik,
badana ilaçlama rutin olarak yapılırken, tüm ağıllar
ilaçlanıp, tüm haşerelerle mücadelenin sürekli
yapıldığını kaydetti.
İlker Edip, Beyarmudu Belediyesi′nin kendi bünyesindeki
yıllardır süren sorunların başında gelen
çalışanların İhtiyat Sandığı ve Sigorta
borçlarının kapatıldığı bununla birlikte
belediyenin borçsuz hale getirildiğini, bu arada işçilerinde
sendikalaştığını belirti. Beyarmudu
Belediyesi′nin dünyaya açılımını da sürdürdüğüne
değinen İlker Edip, Türk Dünyası Belediyeler
Birliği′ne üye olduğunu ve birlikle beraber geçtiğimiz
yılki Ramazan aylarında Türkmenköy ve Beyarmudu′nda iftar
yemeği verildiğini, bu arada Sarıyer Belediyesi ile kardeş
belediye olunduğunu da sözlerine ekledi.
Sportif alanda da bölgedeki tüm spor kulüplerine gereken maddi ve manevi
desteğin verildiğinin altını çizen Edip geleneksel olarak
düzenlenen Bel-Sen Futbol Turnuvası′nda Beyarmudu Belediyesi
takımının şampiyonluk kupasını aldığını
vurguladı
Belediyenin çalışmalarını ve bölgedeki gelişmeleri
aylık olarak bölge halkına aktarmak için belediye gazetesini
çıkararak tüm köylere dağıttıklarını da kaydeten
Edip, bu yıl için Beyarmudu′nda bir kültür festivali düzenlemek için
çalışmalarının sürdüğünü de açıkladı.
YEREL GELİRLER ÇOK DÜŞÜK
Yaptıkları çalışmaların daha iyi olması için
uğraştıklarını söyleyen İlker Edip ancak yerel
gelirler yeterli geliri bulunmamasının en büyük
sıkıntıları olduğunu dile getirerek, özellikle büyük
belediyelerin 100 metrelik bir yol boyunda topladığı
aydınlatma, su, temizlik gibi harçları ancak bir köyden
toplayabildiklerine işaret etti.
Edip, 2006 yılı öncesinde belediyelere verilen kişi
başı desteğin 2006 yılında yapılan nüfus
sayımı sonrası düştüğüne dikkat çekerek,
"Geçmişe göre devletin kişi başına verdiği destek
% 50 oranında azaldı. Bu da bizim gibi küçük belediyeleri zora
soktu" dedi.
Lefkoşa, Mağusa, İskele gibi büyük belediyelere göre sanayi ve
emlak vergilerinin çok düşük olduğuna işaret eden İlker Edip,
Beyarmudu Belediyesi′nin hudutları içinde bir tek sanayi
kuruluşu olarak Ektam Dolum tesislerinin olduğunu söyledi. Bunun
yanında emlak vergilerinin ise bölgenin birçok yerleşim yerinin Türk
koçanlı olmaması nedeniyle tahsis olarak verildiğinde buralardan
emlak vergisini alamadıklarını ifade etti.
Şu an için aylık belediye gelirlerinin 30 bin TL civarında
olduğunu açıklayan İlker Edip, bu gelirle bölgeye
yatırım yaparak geliştirmenin zor olduğunu söyleyerek
özellikle Mesarya bölgesinde bulunan belediyelere daha fazla katkı
yapılması için bir düzenleme yapılmalı" dedi.
Geçtiğimiz yıl uygulamaya konan yerel yönetimler ile ilgili
değişiklik yasasının Beyarmudu Belediyesine pek bir kazanç
sağlamadığını ifade eden Edip, çünkü bu yasada
değişmesi gereken bazı maddeler olduğunu bunların
değişmesi halinde daha faydalı olacağını söyledi.
Özellikle büyük belediyelerin yapılan yeni yasa ile emekli personel
yükünden kurtulmasına karşın kendileri gibi küçük belediyelere
yaramadığının altını çizdi.
BÖLGEDE İŞSİZLİK EN BÜYÜK SIKINTI
Beyarmudu Belediye Başkanı İlker Edip, dünyada baş gösteren
ekonomik kriz yanında ülkemizde ve Güney Kıbrıs′ta
yaşanan ekonomik kriz nedeniyle bölgedeki işsiz sayının her
geçen gün arttığına vurgu yaparak bu konuda devletin bir an önce
çare bulması gerektiğini söyledi.
Edip, Beyarmudu köylülerinin en büyük sınıtısının ise
köyün İngiliz üslerine sınır olmasından
kaynaklandığını belirtti. Köy halkının büyük bir
kısmının evlerinin üs topraklarında olması nedeniyle
burada bulunan sınır kapısını kullanmak zorunda
kaldığını ve bu kapıda yapılan yoklamalardan
rahatsızlık duyduklarını ifade etti. İlker Edip
"Avrupa′da şu anda ikiye bölünmüş tek belediye
Beyarmudu′dur. Zira Lefkoşa bile Lokmacı
Kapısının açılması birleşti. Ancak biz halen
ayrıyız" diyerek sıkıntıyı dile getirdi.
Beyarmudu Belediyesi′nin buradaki sınır kapısı
nedeniyle hem KKTC polisi, hem İngiliz üsleri yetkilileri hem de BM ile
muatap olduğuna dikkat çeken Edip, herkesin ortak noktası kendileri
olduğuna vurgu yaptı.
Bundan sonra yapmayı planladıkları projeleri konusuna da
değinen Beyarmudu Belediye Başkanı İlker Edip, yeni bir
belediye binasının öncelikleri arasında olduğunu, zira
projesinin hazırlandığını ancak geçmiş hükümetin
engeline takıldığını kaydetti. Belediye binası
yapılmak istenen arazinin 23 yıl boyunca belediyeye tahsisi
edilmesine karşın sunulan proje sonrasında bu arazinin
kendilerinden alındığını anlattı.
Bir diğer projelerinin ise çok amaçlı bir salonu Beyarmudu′na
kazandırmak istediklerini söyleyen İlker Edip, bu salonda
çeşitli kültürel etkinlikler yapmayı planladıklarını
kaydetti.
Artık alt yapı çalışmalarını tamamlamak üzere
olduklarına dikkat çeken Edip bundan sonra kültür sanat etkinlikler ile
sosyal etkinliklere daha fazla önem vereceklerini vurguladı.
Belediye Başkanlığı için yapılacak önümüzdeki
yılki yerel seçimlerde aday olacağını da bizim gazetemizden
açıklayarak röpörtajımızı tamamladık.
Vatandaş ne söyledi:
Bülent Söylemez:
1990 yılında vatani görevimi yaparken geçirdiğim beyin
kanaması nedeniyle özürlüyüm ve 3 kez ameliyat oldum. Şu anda bir
yerde çalışmıyorum. Sadece Kanserliler yararına bilet
satıyorum. Ancak defalarca devlete başvurmama rağmen yeterli
sosyal yardım alamadım.
Kahvedeki halk:
Beyarmudu köyü ve çevre köyler şu anda işsizlikle
boğuşuyor. Gördüğünüz gibi kahvehanede onlarca kişi
işsiz bir vaziyette vakit geçiriyor. Yeni hükümette yaşanan bu
işsizliğe bir çare bulmasını bekliyoruz...
Amerika
Dışişleri Bakanı Yardımcısı Philip Gordon,
Kathimerini gazetesine demeç verdi Amerika Dışişleri Bakanı
Yardımcısı Philip Gordon, iki taraf arasında gerçek
farklılıklar bulunduğunu ve Kıbrıs sorununun çözümü
için yoğun çabalara ve kararlı uzlaşmalara gereksinim
olduğunu söyledi.
Gordon, haftalık Kathimerini gazetesine verdiği
söyleşide, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik diyalog
masasında, çözümü bulmakta kararlı olduklarını gösteren iki
liderin bulunmasının da önemli olduğunu belirtti.
ABDnin ve uluslararası toplumun Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas
arasındaki görüşmelerden neden iyimser oldukları şeklindeki
bir soru üzerine Gordon, iki toplum liderinin, yıllardır süren zor
bir konu olan Kıbrıs sorununu çözmek için doğrudan müzakerelerde
bulunmasının cesaret verici olduğunu belirtti. İki taraf
arasında gerçek farklılıklar bulunduğunu söyleyen Gordon,
ancak iki liderin masada olmalarının ve çözüm için ciddi ve yüz yüze
konuşmalarının cesaret verici ve olumlu bir adım
olduğunu ifade etti.
Olumlu adımdan bahsederken Talat ile Hristofyasın
selefleri Denktaş ve Papadopulosun tutumunun aksini mi kastettiği
şeklindeki bir soru üzerine Gordon, çözüm için kararlı olan iki lider
arasındaki doğrudan müzakerelerin, bu gidişata o kadar da
bağlı olmayan liderlerin durumundan, çok daha iyi bir durum
olduğunu söyledi.
ABDnin Türkiyeyi Kıbrıs ile olan Gümrük
Birliğini uygulaması için cesaretlendirip
cesaretlendirmeyeceği sorusu üzerine Gordon, bu konuya çözüm
bulunmasını görmek istediklerini, bu konunun; Türkiyenin AB ile olan
katılım müzakerelerinde engel teşkil ettiğini ifade etti.
Gordon bunun; çok önemli ve çok ciddi bir şekilde göğüslenmesi
gereken bir konu olduğunu söyledi. Gordon, kendilerinin konuya direkt
taraf olmadığını, sadece taraflarla
konuşmalarının ve somut adımlar atılması için
bazı kişileri cesaretlendirmelerinin mümkün olduğunu, ancak
nihayetinde bunun AB ve Türkiyeyle ilgili bir konu olduğunu belirtti.
Gordon sözlerinin devamında, Elbette ki en iyi şey Kıbrıs
sorununun çözümü olurdu, zira eğer bu, yıl sonundan önce
sağlanırsa, gemi ve limanlar konusu da çözümlenecek şeklinde
konuştu. Gordon, Kıbrıs sorununda çözüm olmaması durumunda,
bu çıkmazın sonlanmasına imkan sağlayacak başka
yolların var olmasını da ümit ettiklerini ifade etti.
Annan Planının ölü olup olmadığı
şeklindeki bir soru üzerine Gordon, bu planın öldüğüne
inandığını, söz konusu planı taraflardan birinin ret
ettiğini anımsattı. ABDnin 2004 yılında Annan
Planını desteklediğini anımsatan Gordon, ancak bunun o
zaman olduğunu, Annan Planının artık masada
bulunmadığını söyledi.
Türk askerinin adada işgal kuvveti mi yoksa sadece bir
mevcudiyet mi? şeklindeki soru üzerine Gordon, konuya müdahil taraflardan
bazılarının Türkiyeyi işgal kuvveti olarak
addettiğini, Türkiyenin adada askeri mevcudiyet olarak görüldüğünü
belirtti. Türk askerinin ne olarak addedileceği konusunda
tartışmaya girilmesinin yararlı olmayacağını
söyleyen Gordon ancak adadaki kuvvetlerin azaltılması daha iyi
olurdu şeklinde konuştu. Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün
kuvvetlerin azaltılmasına imkan sağlayacağına
şüphe bulunmadığını da söyleyen Gordon, her
görüşülen çözüm planında Türk askeri kuvvetlerinin
azaltılmasının da görüşüldüğünü ve bunu başarmak
istediklerini belirtti.
Limanlar
konusu da çözülecek!
Türk limanlarının Kıbrıs Rum gemilerine açılması
konusunun Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinde engel teşkil ettiğini
belirten Gordon, "Bu, AB'nin bir konusu olmakla birlikte, ABD'nin de son
derece önemle ele aldığı ciddi bir konudur. Bu sorun, en iyi
biçimde, Kıbrıs sorununa kesin bir çözüm bulunmasıyla
çözümlenebilir. Kıbrıs sorununun yıl sonuna kadar çözümlenmesi
limanlar konusunu da çözecek ve Türkiye'nin AB üyelik müzakereleri de
sürdürülebilecek. Eğer Kıbrıs sorununda çözüm olmazsa limanlar
konusundaki çıkmazın ortadan kalkmasına yardımcı
olacak başka biçimde bir ilerleme kaydedileceğini umuyoruz" diye
konuştu.
ABD'nin bu konuda elinden gelen yardımı yapmaya hazır
olduğunu belirten Gordon, "Limanların açılması
konusunun çözümlendiğini görmek istiyoruz. Türkiye'nin AB üyelik
müzakerelerini birçok ülke gibi biz de destekliyoruz. Biz bu konuyla
doğrudan ilgili değiliz. Ancak taraflarla konuşabilir ve
çeşitli girişimler için cesaretlendirebiliriz. Taraflar, bu konuda
ilerleme kaydedilmesinin ilgililerin hepsinin çıkarına
olacağını anlamalıdırlar" dedi.
KKTCde
yayınlanan Yenidüzen gazetesi satışa çıkarılan
arazilerin devlet arazisi olduğunu yazdı. KKTC İçişleri ve
Yerel Yönetimler Bakanı İlkay Kamil, VATANa böyle bir olaydan
haberdar olmadıklarını belirterek, Yasamıza göre
yabancılara arazi satışı, bakanlar kurulundan geçer, böyle
bişey olsaydı haberimiz olurdu. Bu yolla yabancıya mal satmak yasaktır
dedi. 178 dönüm eşdeğere karşı alınmış özel
mülk ve 1100 dönüm devlet arazisini 15 milyon 500 bin sterlin
karşılığında pazarlayan şirket, internette
bölgenin yarısına inşaat yapılabileceğini vurguluyor.
Emre DİNER /
VATAN LEFKOŞA
Milliyet
Gazetesi'nin Kıbrıs Temsilcisi Sefa Karahasan ''Nereden, nereye! Ve
Talatın huyu!'' başlıklı yazısında son MGK
kararını yorumladı. Karahasan, ''Ne var ki, aslında
Kıbrısın bir çözüme değil, bir anlaşmaya
ihtiyacı var'' diye yazdı. Karahasan'ın yazısı
şöyle:
Nereden,
nereye! Ve Talatın huyu!
Kıbrısta
KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Talat ile GKRY Başkanı
Sayın Hristofyas, çözüm görüşmelerini sürdürüyor!
Ne var ki,
aslında Kıbrısın bir çözüme değil, bir
anlaşmaya ihtiyacı var.
Öte yandan,
görüşmelerle ilgili olarak, çözüm adı altında, bir çözülmeye
doğru gidişin yaşandığı endişeleri de hakim.
Bu endişelere
aslında ciddi bir hayal kırıklığı da eşlik
ediyordu.
Tâ ki, salı
günü yapılan tarihi Milli Güvenli Kurulundan (MGK) çıkan bildiriye
kadar.
Talat ile
Hristofyas arasında yürütülmekte olan görüşmelerin, Ankarada yeteri
kadar ilgiyle izlenmediği düşünülüyordu. Çok kritik bir MGK
bildirisinde, Kıbrısta çözüm parametrelerine tekrar vurgu yapılması,
bu hayal kırıklığını hafifletti
Hafifletti,
çünkü aslında MGK yıllardır yapılan açıklamaları
sadece tekrarlamıştı...
Kıbrıs
konusu, öyle bir noktaya geldi ki, yıllardır duyduğumuz
anlaşma parametrelerinin tekrar vurgulanması bile umut oldu.
Nereden, nereye
Ne deniyor
bildiride; Kıbrıs sorunun adil ve kalıcı biçimde çözüme
kavuşturulmasının bölgede güvenlik, istikrar ve refahın
sağlanabilmesi açısından önem arz ettiği; Türkiye'nin,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu
çerçevesinde yürütülmekte olan kapsamlı çözüm müzakerelerini ve bu
bağlamda Kıbrıs Türk tarafının yapıcı
çabalarını desteklediği, çözümün; siyasi eşitlik, iki
kesimlilik ve eşit statüde iki kurucu devlete haiz yeni bir ortaklık
çerçevesinde bulunması, garanti ve ittifak antlaşmalarının
devamı, çözümün hukuki güvenlik ve kesinliğinin teminat altına
alınması, ilgili tüm tarafların sürece zarar verecek
yaklaşımlardan kaçınmaları ve Birleşmiş Milletler
süreci ile parametrelerine sahip çıkmaları gerektiği vurgulanmıştır.
MGKdan çıkan
sonuç, Kıbrıstaki süreç için çok önem arz ediyor.
Özelde
görüşmeleri yürüten KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Talat, genelde
ise Kıbrıs Türk halkı bakımından.
Bunu açarsak;
geçtiğimiz gün Kıbrıs Türk Emlakçılar Birliği
Başkanı Hasan Sungur, Milliyete emlak sektöründe yaşanan
sıkıntılarla ilgili çarpıcı bir açıklamada
bulundu. Ülkede yaşanan emlak satışlarında, Türkiyenin ve
Türk askerinin büyük etkisi olduğuna işaret eden Sungurun,
Yabancılara mülk satarken, Türkiye burada. Türk askeri burada diye
güvence veriyorduk. Ancak son dönemlerde yabancılara yönelik, Türkiye
KKTCnin arkasında değil hissi yaratıldı. Bu çok kötü.
Bizler, Türkiyenin ve TSKnın varlığına büyük önem
veriyoruz sözleri mutlaka dikkate alınmalı.
Son zamanlarda,
Kuzey Kıbrısta akil adamlar da, Türkiyenin Kıbrıs Türk
halkını unuttuğu serzenişinde bulunuyor(du). Açık
açık deklare edilmese de, kapalı kapılar ardında sorulan
tek soru; Türkiye bizim arkamızda değil mi? oluyor(du). Buna bir
de, Talat görüşmeleri Türkiyeden habersiz yürütüyor. Rum lider ne
isterse evet diyor eleştirisi eklenince, umutsuzluk
bağlıyor(du) her tarafı!
Umutsuzluk
ortamını Cumhurbaşkanı Talatın açıklamaları
da besliyor(du)
Talat, Rum liderle
yaptığı görüşmelerden sonra, çözüm mesajları
verirken, Rum Yönetiminden gelen açıklamalar tam tersini
yansıtıyor(du).
Rum
Dışişleri Bakanı Kiprianu, Hürriyete
yaptığı açıklamada, Müzakereler ilerliyor, ama tempo çok
ağır. O kadar ağır ki, hayal
kırıklığı yaratıyor derken, Talat, yılsonunda
gerçekleşecek çözümden bahsediyor.
Rum Sözcü
Stefanou, iki kurucu devleti kabullenemeyeceklerini söylüyor; Talat bu
açıklamayı destekler mahiyette; Ortaklık yüzde 50
Kıbrıs Cumhuriyeti, yüzde 50 KKTC şeklinde olmayacak diyor.
Yani eşitlik
olmayacak
Bunun
yanında, Rum Yönetimine yakın kaynaklar da, sürekli medya (Rum)
aracılığıyla, çözümün mevcut Kıbrıs
Cumhuriyetinin devamı olacağını bildiriyorlar.
İşte bu
noktada; ortada gizli anlaşma mı var? sorusuna cevap aranırken
MGKdan açıklanan bildiri elbette ki pek çok kesim tarafından umut
olarak değerlendirildi.
Bir de,
Kıbrıslı Türk gazeteci-yazar Hasan Kahvecioğlunun Talatla
ilgili yazdığı yazıyı okuyunca(1) süreçle ilgili
olarak endişe yaşamamanız imkansız hale geliyor...
Kahvecioğlu,
Talatla ilgili olarak ne diyor, Talatın eskiden beri inatla
sürdürdüğü bir huyu var... Apaçık biçimde herkesin önünde
söylediğini, zora girince hemen inkar eder... Ben böyle birşey
demedim der.
İşte,
endişemiz de bundan.
Simerini
Talatla söyleşi yaptı. Talat,"Yerleşmiş tezlerimiz
var, değiştirmemiz kolay değil" dedi.Simerini
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla yaptığı
söyleşiyi Mehmet Ali Talat Kartlarını
SİMERİNİye Açtı ve 5 Ay İçerisinde Plan Geliyor
Diyor -Uluslar Arası Katılım ve Hakemlik ile Çözümden Söz
Ediyor, Türkiyenin Garantilerinde Israr Ediyor başlık ve
spotlarıyla manşetten yayınladı.
Cumhurbaşkanı
Talatın bu söyleşide Kıbrıs sorununda özellikle
açıklayıcı olduğunu, bütün kartlarını açtığını
ve her şey hakkında konuştuğunu yazan gazete,
Talatın; yılsonuna kadar çözüm planının ortaya
çıkacağını söyleyerek, her şeyin al-ver prosedürü
aracılığıyla tamamlanacağı beklentisini ortaya
koyduğunu kaydetti.
Gazete,
Kıbrıs sorununun uluslar arası unsurun katılımı
ve hakemlik olmadan çözülemeyeceği tezini ortaya koyan Talatın
Kendi başımıza çözüm bulamayız ifadesini kullanarak Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasa tamamen karşı
çıktığını belirtti.
Gazeteye göre
Talat Avrupa Birliğinin garantörlüğünü sert şekilde reddediyor
ve Türk garantilerinde ısrar ediyor. Talat Türkiyeden başka
kimsenin garantörlüğüne güvenmiyoruz da dedi.
Plan
geliyor
Al-Vere geçeceğiz
Talatın
çözüm olması durumunda bütün göçmenlerin yurtlarına geri dönmeyeceklerini
de söylediğini belirten gazete, Nikolas Markandonis imzalı
söyleşide Talata; 10 aylık müzakerelerden sonra kaydedilen
ilerlemeden memnun olup olmadığının sorulduğunu
kaydetti.
Talat, bunun;
yanıtlanması çok zor bir soru olduğuna işaret ederek
şunları söyledi:
Bazen, meselenin
olumlu tarafına baktığımda ilerlemenin tatmin edici
olduğunu söylüyorum. Ancak bazen da görüşler arasında uçurum
bulunan bazı noktalar görüyorum, bu durumlarda da kaydedilen ilerlemenin
hayal kırıcı olduğunu düşünüyorum. Bazı konularda
ilerleme kaydettik, ancak bazılarında farklı görüşlere
sahibiz. Fakat şuna işaret edilmesi gerekir ki; tarihte ilk kez iki
lider, iki taraf, bir anlaşma hazırlıyor. Şimdi elimizde;
anlaşmalar, görüş ayrılıkları, taraflarca sunulan
önerilerden oluşan çok sayıda belge var. Ortak belgelerdir. Bu da ilk
kez olan bir şeydir ve sonunda, bütün bu belgeleri içerecek bir
anlaşmaya vardığımızda, o zaman plan ortaya
çıkacak. Diğer bir deyişle iki taraf ilk kez kendi çözümünü
hazırlıyor.
Şu ana kadar
kaydedilen ilerleme ortada olduğuna göre bu çözüm planının ne
zaman ortaya çıkacağına inandığı
sorulduğunda Beklentim, her şeyin yılsonuna kadar
tamamlanacağıdır yanıtını veren Talat Bunun
mümkün olduğuna inanıyor musunuz? sorusuna karşılık
ise şunları söyledi:
Neden mümkün
olmasın? Kıbrıs sorununun bütün
başlıklarının ilk okumasını neredeyse
tamamladık. Tezlerimizi biliyoruz,
anlaşmazlıklarımızı biliyoruz. Dolayısıyla
şimdi ikinci ve üçüncü okumaya -isterseniz al-ver aşaması
deyin- geçiyoruz. Ben zamanın yeterli olduğunu düşünüyorum
Hakemlik
olmadan zor
Rum Yönetimi
Başkanının, çözümün Kıbrıslılardan
geleceğini çok kez ifade ettiği hatırlatılarak kendisinin
bu konudaki yaklaşımı sorulan Talat Bu konudaki görüşümü
biliyorsunuz dedi ve şöyle devam etti:
Bu görüşümü
açıkça söyledim ve Hristofyasın buna
katılmadığını da biliyorum. Benim görüşüm;
Kıbrıslılar için Kıbrıslılardan çözümün bir
noktaya kadar geçerli olduğu şeklindedir. Bir noktaya kadar... Ve o
noktadan sonra uluslar arası yardım ve sonunda elbette kendi
görüşüme göre- hakemlik istememiz gerekir. Bu olmadan çözüme
ulaşmamız çok zordur. Bu benim kişisel görüşümdür.
Markandonisin
Yani Kıbrıslıların kendi başlarına çözüme
ulaşabilecek yeterliliğe sahip olmadıklarını ve
başkalarından yardım istemeleri gerektiğini mi
söylüyorsunuz? şeklinde üstelemesi üzerine Talat şunları
söyledi:
Pek çok ve
farklı nedenlerden dolayı benim görüşüm şöyledir:
Tezlerimiz var, yerleşmiş tezler. Bu tezlerin
değişmesi kolay değildir. Nasıl değişmelerini
istersiniz? Dolayısıyla olumlu bir müdahale olmadan, farklı
görüşlerin üzerine köprü kurulmadan çözüm mümkün değildir. Bu
yaklaşık 45 yıldır devam eden ve her iki tarafın da
artık yerleşmiş bazı tezleri olan bir sorundur. Çözümü
kendi başımıza bulamamamızın ana nedeni de budur.
Masaya
haritalar koyamayız
Toprak
başlığı müzakerelerinde olup bitenlerin ve bu
başlıkta ilerleme olup olmadığının
sorulmasına karşılık Talat Önemli bir ilerleme
olmasını beklemiyoruz. Görüş, bu başlıkla ilgili
görüşlerimizi ortaya koymamızdı dedi, şunları ekledi:
Müzakere
masasına harita koyamayız, bunu en başta net şekilde ortaya
koydum. Çünkü böyle bir şey Kıbrıslı Türkler arasında
sorunlara, tepkilere ve hayal kırıklığına yol açar.
Dolayısıyla, haritalar üzerinden müzakerelere başlamak yerine,
önce toprağın nasıl çözülebileceğine ilişkin kriter ve
fikirlerimizi sunma konusunda anlaştık. Bu nedenle harita üzerinde
görüşmeden önce -ki mantıken bu (prosedürün) sonunda olacak-
anlaşma olması söz konusu değildir. Sorunun çözüleceğinden
emin olmadan müzakere masasına harita getirmemiz yardımcı
olmazdı. Ancak anlaşmaya yakın olduğumuz sonucuna
ulaştığımızda, o zaman bunu görüşmemiz gerekir.
Markandonis
Talata Sayın Talat basında çoğu kez yer aldığı
için soruyorum; Kıbrıslı Rumlar için özellikle manevi
değeri olan Salamis, Apostolos Andreas Manastırı ve Apostolos
Barnabas Manastırı gibi bölgeleri iade etmeye hazır
mısınız? sorusunu da yöneltti. Cumhurbaşkanı Talat
şu yanıtı verdi:
Bizim için
çözümün temel unsuru iki bölgeliliktir. Birleşik Cumhuriyete sahip
olacağımız andan itibaren herhangi bir bölgeyi Kıbrıs
Rum tarafına iade etmemiz şart değildir. Bu gerekli
değildir, çünkü manevi değeri olan bütün bu bölgelerde
dolaşım serbest olacak. Kıbrıslı Rumlar kilise ve
manastırları, Kıbrıslı Türkler de Güneydeki camileri
kullanacaklar. Bu nedenle bazılarının neden böyle
düşündüklerini anlayamıyorum. Bir yandan yeniden birleşme
fikrini savunurken, bir yandan da, böyle bir konuyu gündeme getirdiklerinde
yeniden birleşmeyi gerçekten desteklemiyorlar gibi oluyor.
Güzelyurt
konusunda yorum yok
Kıbrıs
Türk basını kaynak gösterilerek Başbakan Derviş
Eroğlunun Güzelyurtun kırmızıçizgi olduğunu
söylediği hatırlatılarak bu görüşe katılıp
katılmadığı sorulan Talat Bu konuda hiçbir yorum yapmak
istemiyorum dedi, şöyle devam etti:
Ancak orada
olduğum için, Sayın Eroğlunun tam da böyle demediğini
söylemek isterim. Kıbrıs Rum tarafı kendi
kırmızıçizgilerini çektiği için bizim de
kırmızıçizgilerimizi çizmemiz gerektiğini söyledi. Ancak
yineliyorum; bu konu üzerinde konuşmadığımız için
hiçbir yorum yapmak istemiyorum.
Toprakta
oranlar bizim için o kadar da önemli değil
Talata O zaman;
oranlardan söz edersek; bize, sizin kırmızıçizgilerinizin neler
olduğunu söyleyebilir misiniz? sorusunu yönelten Markandonis şu
yanıtı aldı:
Toprak
oranları konusunda geçmişte çok tartışıldı.
Adayı yeniden birleştirmek istediğimize göre, bizim için
oranların o kadar da büyük önemi yok. Yeniden birleştirilmiş bir
ülke yaratmayı gerçekten istiyorsak, oranlar üzerinde durmak yerine bu hal
çarelerinin yaşayabilirliği üzerinde durmamız daha iyi olur.
Hiçbir şekilde rakamlar vermek de istemiyorum, çünkü müzakereler devam
ediyor.
Bütün
göçmenler geri dönmeyecek
Kıbrıs
sorununun zor başlıklarından birinin de mülkiyet olduğunu
hatırlatan Markandonis, Talata Malınızı zorla terk etmeye
mecbur kalan bir göçmen olsaydınız, muhtemel bir çözümde
malınızla ilgili ilk söz hakkına sahip olmamayı kabul eder
miydiniz? sorusunu da yöneltti. Talat O yönden bakarsak, evet,
bazı göçmenler mallarını kaybederek acı çekti. Ancak bu 35
yıl önce oldu vurgusunu yaptı ve şunları ekledi:
Bugün ne oluyor?
Bunca yıldan sonra yeni göçmenler mi yaratacağız? Göçmenler
gerçekte ikinci ve hatta üçüncü defa göçmen olacak. Elde edeceğimiz tek
şey de yaraları kaşımak olacak, çünkü 35 yıl sonra;
mülklerini kaybedenler bir şekilde rehabilite edildi. Şimdi ise; yine
rehabilite edilmesi gerekecek yeni göçmenler yaratılacak. Kolay
değildir ve yeni devlete, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetine
büyük bir yük olacak. Devletin çözmesi gerekecek bir sorun olacak. Şunu
söylemek isterim, bütün göçmenlerin mallarına geri dönmeleri mümkün
değildir. Bazıları evet dönecek, bazıları tazmin
edilecek. Mülkiyetin çözüm çerçevesi her zaman buydu. Bir göçmenin, içerisine
bazı daireler inşa edilmiş malını geri
istediğini, bu talebinin karşılanması için de 10 veya 25
ailenin evlerinden çıkarılmak zorunda olduğunu düşünün. Bu
mantıklı mı? Dünyanın herhangi bir yerinde böyle bir
şey oldu mu?
Markandonis
Talata, ABnin Kıbrıslı Türkler ve Rumlar için garanti
olacağını savunarak, hal böyle iken üçüncü tarafların
garantörlüğünün tartışılmasının neden gerekli
olduğunu da sordu. Sözlerine Bu görüşü paylaşmıyoruz ve
zannederim bunu biliyorsunuz. ABnin bizi garanti edebileceğini kabul
etmiyoruz diyerek başlayan Talat şöyle devam etti:
Avrupa
Birliği çoğu kez Kıbrıslı Rumlar lehine taraf tutuyor.
Bu nedenle Kıbrıslı Türkler ABne güvenemezler, Türkiyeden
başka kimsenin garantörlüğüne de güvenmezler. Dolayısıyla
garantilerin devamı Kıbrıslı Türkler için özellikle
önemlidir.
Markandonisin,
böyle bir şeyin Rumlar tarafından Türkiyenin Kıbrısa
müdahalesinin devamı olarak algılanabileceğini savunması
üzerine Talat şunları söyledi:
Sıcak temas
olmazsa hiçbir müdahale olması söz konusu değildir. Bu da hiçbir
şekilde, Kıbrıslı Rumlar için tehdit teşkil etmez.
Çünkü toplumlardan birinin diğerine karşı bazı gizli
gündemleri olmadığı andan itibaren hiçbir müdahalenin
olması söz konusu değildir. ABde de Kıbrıslı
Rumlardan saldırı bekleyip beklemediğimi sorduklarında,
kendilerine; böyle bir şeyin olacağına
inanmadığımı söylüyorum. Devamla, garantilere ne
ihtiyacınız var diye soruyorlar. O zaman da kendilerine yeni kan dökülmesi söz konusu
olmadığına göre garantilerle sorununuz nedir
karşılığını veriyorum. Geçmiş, bu
söylediğime ciddi bir göstergedir. 1963ten 1974e kadar
çatışmalar olmasına rağmen Türkiye müdahale etmedi.
Yalnız 1974te, darbeden sonra, Kıbrısın Yunanistana
bağlanması ihtimali nedeniyle Kıbrıslı Türkler çok zor
duruma düştüklerinde müdahale etti. Türkiye yalnız o zaman müdahale
etti. Dolayısıyla garantiler, kendilerini güvende hissedebilmeleri
açısından Kıbrıslı Türkler için önemlidir. Şu da
kesindir ki, sorun olmadan müdahale söz konusu olmaz.
Yol tamir
edilecek
Talata Yeşilırmak
geçidinin ne zaman açılacağı da soruldu. Geçidin
açılmasının, uzun ve tamir edilmesi gereken yolun tamirine
bağlı olduğunu söyleyen Talat, Rum Başkanlık Komiseri
Yorgos Yakovunun daha önce 7 aydan söz ettiğini hatırlattı,
ancak kendisinin, tamir çalışmalarının 3-5 ayda
tamamlanacağı kanaatinde olduğunu söyledi.
Markandonisin,
Yeşilırmak geçidinin açılması için 5 ay gerekli ise
Kıbrıs sorununun yılsonuna kadar çözülmeyeceği, çözüm olsa
bile Yeşilırmak geçidinin çözümden önce
açılamayacağının düşünülebileceği yorumu üzerine
ise Talat şunları söyledi:
Hayır, durum
öyle değil. Çözüm olsa da olmasa da yol şu veya bu şekilde tamir
edilecek. Dolayısıyla, ne olacağından
bağımsız olarak yolu tamir edeceğiz. Yani yol; ister
çözümden önce ister çözümden sonra tamir edilmelidir. Barikatın
açılmasından önce anlaşmaya varırsak bu istisnai bir
gelişme olacak. Çözüme daha önce ulaşamazsak ve daha çok zamana
ihtiyaç duyarsak o zaman önce barikat açılacak. Ancak her iki durumda da
elimizde bir şey olacak.
Başkan
ve başkan yardımcısının seçilmesi
Markandonis
Yönetim başlığında, iki tarafın görüşleri
arasında en derin uçurumun var göründüğü yorumunu yaparak Talata
Birleşik Kıbrısın Başkan ve Başkan
Yardımcısının doğrudan halk tarafından
seçilmesini neden kabul etmiyorsunuz? diye sordu. Bu modelin, daha önceki
müzakerelerde hiç gündeme getirilmediğine dikkat çeken Talat
şunları söyledi:
Bugüne kadar
söylenenlere göre iki toplumun iradesinin ayrı ayrı ifade edilmesi
gerekir. Çünkü Kıbrıslı Türkler kendilerine, Rumlar da
kendilerine ait bir devlette yaşıyorlar ve ezelden beridir kendi
kararlarını kendi toplumları içinde alıyorlar.
Kıbrıslı Türkler de Rumların, kendi iradelerine müdahale
etmelerini kabul etmezler. Nüfus oranının yüzde 70 Rum-yüzde 30 Türk
olduğu dikkate alındığında, bu; Başkan ve
Başkan Yardımcısı seçimlerinde Kıbrıslı Türk
liderin Rumlar tarafından seçileceği anlamına gelir. Yani
Kıbrıslı Türk lider yüzde 70 tarafından seçilecek ki bu
anlaşılmaz ve kabul edilemezdir. Bu devletin iki toplumluluk ve
siyasi eşitlik niteliğine tamamen terstir. En başta,
anlaşmanın iki toplumluluk niteliği olacağı üzerinde uzlaştık. Bu ne demektir? İki
toplum bir araya gelecek ve birlikte çalışacak, her ikisinin de kendi
karlarını alma hakları olacak demektir. Dolayısıyla
böyle bir şey bu ilkeyi ihlal eder.
Orams
Davası
Talata, Orams
davası karı da soruldu ve İngiliz yargısının
Avrupa Toplumları Adalet Divanı kararını benimsemesi
halinde müzakereleri terk edip etmeyeceği soruldu. Talat O başka bir
konu ve İngiliz yargısı herhangi bir karar alana kadar
Kıbrıs sorununun çözülmesi beklentisi içindeyiz
yanıtını verdi. Markandonisin Ya, bu müzakerelerden önce
olursa? diye üstelemesi üzerine ise şunları söyledi:
O zaman
müzakereler için büyük sorun olacak. Bu kesindir. Çünkü aslında
Kıbrıs Türk tarafının elini bağlamış olacak.
Çünkü böyle bir karar bütün göçmenlerin mülklerine geri dönmeleri
gerektiği hissini verecek. Bu İngiliz mahkemeleri tarafından
kabul edilirse o zaman Kıbrıs Rum tarafı müzakerelerde esnek
olamaz. Mülkiyet bu tür kararlarla çözülemez. Mülkiyetin çözüleceği
çerçeve bu olursa o zaman müzakereler çöker. Bu siyasi bir sorundur ve siyasi
imkânlarla çözülmelidir.
Petroller
ve Türkiye
Güney
Kıbrısın sözde münhasır ekonomik bölgesi içerisinde
hidrokarbon yatakları aramaları yapmakla ilgili egemenlik hakkı
bulunduğunu savunan Markandonis, BM Genel Sekreterine mektup göndererek
bu aramaların durdurulması için müdahale etmesi talebinde
bulunduğunu hatırlattığı Talattan şu
yanıtı aldı:
Evet bunu
yaptım çünkü müzakerelerde de, doğal kaynakların federal
hükümetin yetkisi altında olması gerektiği konusunda
anlaştığımıza inanıyorum. Dolayısıyla
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar bu bölgede müştereken
çalışmalıdır. Ancak maalesef Kıbrıs Rum hükümeti
bunun egemenlik hakkı olduğunu ve aramalara devam edeceğini
iddia ediyor. Fakat bu haksızlıktır.
Rum yönetiminin,
bu aramalardan çıkacak sonuçların Kıbrıslı Türklerin
ve Rumların çıkarına olacağı görüşünü ortaya
koyduğunun hatırlatılmasına karşılık ise
Talat Bunun bir önemi yok. Çünkü bu düşmanca faaliyetlerle
Kıbrıs Rum hükümetinden verilen mesajlar olumlu değildir.
Egemenlik hakkımızdır diyorlar
Ben asla egemenlikten
söz etmedim. Bunun, her iki tarafın da çıkarına
olacağından, federal devletin çıkarına
olacağından söz ettim. Bunu kabul edersek, o zaman neden çözüme az
kala veya müzakereler sürerken araştırmaları sürdürüyorsunuz?
Konuyla ilgili eleştirim budur. Bu konuyu müzakerelerin başında
Hristofyasla görüştük. Ancak ortak nokta bulma
olasılığımızın olmadığını gördüğümde
konuyu gündeme getirmeyi bıraktım. Ancak doğruyu ve adil
olanı yapmıyor.
Markandonis
Talata Bir egemenlik hakkını kullandığı için
Kıbrısı tehdit etmenin Türkiyenin hakkı olduğunu mu
düşünüyorsunuz? sorusunu yöneltti, şu yanıtı aldı:
Türkiyenin kendi
münhasır ekonomik bölgesi konusunda bazı farklılıkları
var. Yine Türkiye, ilgili bütün tarafların, Akdenizdeki bütün komşu
ülkelerin bir araya gelmesi ve petrol aramaları konusunda ortak bir anlaşmaya
varmaları gerektiğini savunuyor... Ve bu mantıkla Türkiye
doğru ve kabul edilir bir şekilde davranıyor.
Politise
söyleşi vermedim
Nikolas
Markandonis Cumhurbaşkanı Talatın POLİTİS gazetesine
verdiği ve çözümle ortaya çıkacak devletin Kıbrıs
Cumhuriyeti ve KKTCnin karışımı olacağını,
büyük bölümünün de Kıbrıs Cumhuriyetinden geleceğini
söylediği savunulan söyleşisini okuduğunu belirterek;
İstediğiniz çözüm bu mu? diye sordu.
POLİTİS
gazetesine söyleşi vermediğini, bunun net olarak
anlaşılması gerektiğini vurgulayan Talat şunları
söyledi:
Halkın Sesi
gazetesinden gazetecileri kahvaltıya çağırdım ve
kahvaltı sırasında sorularını yanıtlayarak olup
bitenler, inandıklarım, Hristofyasın inandıkları ve
genel olarak neler yaptığımızı izah etmeye
çalıştım. Bu bilgilendirmenin büyük bölümü de off the record
(kayıt dışı) idi. Ancak maalesef gazetecilerimizden bir
aldı ve sanki ben; Birleşik Kıbrısın Kıbrıs
Cumhuriyeti ve KKTCnin karışımı olacağını
söylemişim gibi yayınladı. Durum böyle değil.
Yeni devletin,
Kıbrıs Cumhuriyetini ve KKTCyi ortadan
kaldıracağımız anlamına gelmediğini, bir
ortaklığa sahip olacağımız andan itibaren, bu
ortaklığın, bazı unsurları önceki idareden,
bazılarını da diğer idareden alacağını
söyledim. Yani bu ortaklıkta, Birleşik Kıbrıs
Cumhuriyetinin bazı unsurları Kıbrıs Cumhuriyetinden,
bazıları da KKTCden olacak. Birleşik Kıbrıs
Cumhuriyetinin BMye ve ABye yeniden üyelik başvurusunda bulunması
gerekmeyecek. Bunu o bilgilendirmede de söyledim. Ancak, ne kastettiğimi
izah ederken bazı örnekler verdim. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetiyle
ilgili olacak uluslar arası anlaşmalar üzerinde çalışacak
bir komisyon oluşturulacağını söyledim. Yani
Kıbrıs Rum tarafının bazı anlaşmaları ve
Kıbrıs Türk tarafının bazı anlaşmaları
birleştirilecek ve yeni düzen için onaylanacak. Bu yeni düzende
anlaşmaların çoğunun Kıbrıs Cumhuriyetinden
geleceği de kendiliğinden anlaşılan bir şeydir. Çünkü
tanınmış devlettir ve bizden çok daha fazla uluslar arası
anlaşma yapmıştır. Biz neredeyse bütün
anlaşmalarımızı Türkiyeyle yaptık. Bunlar uluslar arası
anlaşma sayılırsa, ortaya çıkacak yeni binaya entegre
edilecek. Bunu söyledim. İki devletin yeni bir devlet
oluşturacağını, yüzde 50sinden fazlasının bir
devletten, geriye kalanlarının ötekinden geleceğini asla
söylemedim. Yaptığım açıklama böyle değil, Politis
gazetesine hiçbir söyleşi vermedim.
![]()
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat Güneyde yayımlanan Simeriniye konuştu:
AB asla
Türkiyeden başkasına güvenmiyoruz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Güneyde yayımlanan Simerini
Gazetesine verdiği özel demeçte,Kıbrıs Türkünün AB
garantörlüğünü reddettiğini belirterek; Türkiyeden başka
kimsenin garantörlüğüne güvenmiyoruz dedi.
Talat: Tarihte ilk kez iki lider, iki taraf, bir anlaşma
hazırlıyor. Şimdi elimizde; anlaşmalar, görüş
ayrılıkları, taraflarca sunulan önerilerden oluşan çok
sayıda belge var. Ortak belgelerdir. İki taraf ilk kez kendi çözümünü
hazırlıyor
Müzakere masasına harita koyamayız, bunu en başta net
şekilde ortaya koydum. Çünkü böyle bir şey Kıbrıslı
Türkler arasında sorunlara, tepkilere ve hayal
kırıklığına yol açar. Ancak anlaşmaya yakın
olduğumuz sonucuna ulaştığımızda
Adayı yeniden birleştirmek istediğimize göre, bizim için toprak
oranların o kadar da büyük önemi yok. Yeniden birleştirilmiş bir
ülke yaratmayı gerçekten istiyorsak, oranlar üzerinde durmak yerine bu hal
çarelerinin yaşayabilirliği üzerinde duralım
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Kıbrıs Türkünün AB
garantörlüğünü reddettiğini belirterek; Türkiyeden başka
kimsenin garantörlüğüne güvenmiyoruz dedi.
Talat, Güneyde yayımlanan Simerini Gazetesine verdiği özel demeçte,
Tarihte ilk kez iki lider, iki taraf, bir anlaşma hazırlıyor.
Şimdi elimizde; anlaşmalar, görüş ayrılıkları,
taraflarca sunulan önerilerden oluşan çok sayıda belge var. Ortak
belgelerdir. İki taraf ilk kez kendi çözümünü hazırlıyor.
Müzakere masasına harita koyamayız, bunu en başta net
şekilde ortaya koydum. Çünkü böyle bir şey Kıbrıslı
Türkler arasında sorunlara, tepkilere ve hayal
kırıklığına yol açar diye konuştu.
Simerini Gazetesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla
yaptığı söyleşiyi Mehmet Ali Talat Kartlarını
SİMERİNİye Açtı ve 5 Ay İçerisinde Plan Geliyor
Diyor -Uluslar Arası Katılım ve Hakemlik ile Çözümden Söz
Ediyor, Türkiyenin Garantilerinde Israr Ediyor başlık ve
spotlarıyla manşetten yayınladı.
TALAT KARTLARINI AÇTI
Cumhurbaşkanı Talatın bu söyleşide Kıbrıs
sorununda özellikle açıklayıcı olduğunu, bütün
kartlarını açtığını ve her şey hakkında
konuştuğunu yazan gazete, Talatın; yılsonuna kadar çözüm
planının ortaya çıkacağını söyleyerek, her
şeyin al-ver prosedürü aracılığıyla
tamamlanacağı beklentisini ortaya koyduğunu kaydetti.
Gazete, Kıbrıs sorununun uluslar arası unsurun
katılımı ve hakemlik olmadan çözülemeyeceği tezini ortaya
koyan Talatın Kendi başımıza çözüm bulamayız
ifadesini kullanarak Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasa
tamamen karşı çıktığını belirtti.
Gazeteye göre Talat Avrupa Birliğinin garantörlüğünü sert
şekilde reddediyor ve Türk garantilerinde ısrar ediyor. Talat
Türkiyeden başka kimsenin garantörlüğüne güvenmiyoruz da dedi.
PLAN GELİYOR
Talatın çözüm olması durumunda bütün göçmenlerin yurtlarına
geri dönmeyeceklerini de söylediğini belirten gazete, Nikolas Markandonis
imzalı söyleşide Talata; 10 aylık müzakerelerden sonra
kaydedilen ilerlemeden memnun olup olmadığının
sorulduğunu kaydetti.
Talat, bunun; yanıtlanması çok zor bir soru olduğuna işaret
ederek şunları söyledi:
Bazen, meselenin olumlu tarafına baktığımda ilerlemenin
tatmin edici olduğunu söylüyorum. Ancak bazen da görüşler
arasında uçurum bulunan bazı noktalar görüyorum, bu durumlarda da
kaydedilen ilerlemenin hayal kırıcı olduğunu
düşünüyorum. Bazı konularda ilerleme kaydettik, ancak
bazılarında farklı görüşlere sahibiz. Fakat şuna
işaret edilmesi gerekir ki; tarihte ilk kez iki lider, iki taraf, bir anlaşma
hazırlıyor. Şimdi elimizde; anlaşmalar, görüş
ayrılıkları, taraflarca sunulan önerilerden oluşan çok
sayıda belge var. Ortak belgelerdir. Bu da ilk kez olan bir şeydir ve
sonunda, bütün bu belgeleri içerecek bir anlaşmaya
vardığımızda, o zaman plan ortaya çıkacak. Diğer
bir deyişle iki taraf ilk kez kendi çözümünü hazırlıyor.
Şu ana kadar kaydedilen ilerleme ortada olduğuna göre bu çözüm
planının ne zaman ortaya çıkacağına
inandığı sorulduğunda Beklentim, her şeyin
yılsonuna kadar tamamlanacağıdır yanıtını
veren Talat Bunun mümkün olduğuna inanıyor musunuz? sorusuna
karşılık ise şunları söyledi:
Neden mümkün olmasın? Kıbrıs sorununun bütün
başlıklarının ilk okumasını neredeyse
tamamladık. Tezlerimizi biliyoruz,
anlaşmazlıklarımızı biliyoruz. Dolayısıyla
şimdi ikinci ve üçüncü okumaya -isterseniz al-ver aşaması
deyin- geçiyoruz. Ben zamanın yeterli olduğunu düşünüyorum
HAKEMLİK OLMADAN ZOR
Rum Yönetimi Başkanının, çözümün Kıbrıslılardan
geleceğini çok kez ifade ettiği hatırlatılarak kendisinin
bu konudaki yaklaşımı sorulan Talat Bu konudaki görüşümü
biliyorsunuz dedi ve şöyle devam etti:
Bu görüşümü açıkça söyledim ve Hristofyasın buna
katılmadığını da biliyorum. Benim görüşüm;
Kıbrıslılar için Kıbrıslılardan çözümün bir
noktaya kadar geçerli olduğu şeklindedir. Bir noktaya kadar... Ve o
noktadan sonra uluslar arası yardım ve sonunda elbette kendi
görüşüme göre- hakemlik istememiz gerekir. Bu olmadan çözüme
ulaşmamız çok zordur. Bu benim kişisel görüşümdür.
Markandonisin Yani Kıbrıslıların kendi
başlarına çözüme ulaşabilecek yeterliliğe sahip
olmadıklarını ve başkalarından yardım istemeleri
gerektiğini mi söylüyorsunuz? şeklinde üstelemesi üzerine Talat
şunları söyledi:
YERLEŞMİŞ TEZLER VAR
Pek çok ve farklı nedenlerden dolayı benim görüşüm
şöyledir: Tezlerimiz var, yerleşmiş tezler. Bu tezlerin
değişmesi kolay değildir. Nasıl değişmelerini
istersiniz? Dolayısıyla olumlu bir müdahale olmadan, farklı
görüşlerin üzerine köprü kurulmadan çözüm mümkün değildir. Bu
yaklaşık 45 yıldır devam eden ve her iki tarafın da
artık yerleşmiş bazı tezleri olan bir sorundur. Çözümü
kendi başımıza bulamamamızın ana nedeni de budur.
MASAYA HARİTA KOYAMAYIZ
Toprak başlığı müzakerelerinde olup bitenlerin ve bu
başlıkta ilerleme olup olmadığının
sorulmasına karşılık Talat Önemli bir ilerleme
olmasını beklemiyoruz. Görüş, bu başlıkla ilgili
görüşlerimizi ortaya koymamızdı dedi, şunları ekledi:
Müzakere masasına harita koyamayız, bunu en başta net
şekilde ortaya koydum. Çünkü böyle bir şey Kıbrıslı
Türkler arasında sorunlara, tepkilere ve hayal kırıklığına
yol açar. Dolayısıyla, haritalar üzerinden müzakerelere başlamak
yerine, önce toprağın nasıl çözülebileceğine ilişkin
kriter ve fikirlerimizi sunma konusunda anlaştık. Bu nedenle harita
üzerinde görüşmeden önce -ki mantıken bu (prosedürün) sonunda olacak-
anlaşma olması söz konusu değildir. Sorunun çözüleceğinden
emin olmadan müzakere masasına harita getirmemiz yardımcı
olmazdı. Ancak anlaşmaya yakın olduğumuz sonucuna
ulaştığımızda, o zaman bunu görüşmemiz gerekir.
TEMEL UNSUR: 2 BÖLGE
Markandonis Talata Sayın Talat basında çoğu kez yer
aldığı için soruyorum; Kıbrıslı Rumlar için
özellikle manevi değeri olan Salamis, Apostolos Andreas
Manastırı ve Apostolos Barnabas Manastırı gibi bölgeleri
iade etmeye hazır mısınız? sorusunu da yöneltti. Cumhurbaşkanı
Talat şu yanıtı verdi:
Bizim için çözümün temel unsuru iki bölgeliliktir. Birleşik Cumhuriyete
sahip olacağımız andan itibaren herhangi bir bölgeyi
Kıbrıs Rum tarafına iade etmemiz şart değildir. Bu
gerekli değildir, çünkü manevi değeri olan bütün bu bölgelerde
dolaşım serbest olacak. Kıbrıslı Rumlar kilise ve
manastırları, Kıbrıslı Türkler de Güneydeki camileri
kullanacaklar. Bu nedenle bazılarının neden böyle
düşündüklerini anlayamıyorum. Bir yandan yeniden birleşme
fikrini savunurken, bir yandan da, böyle bir konuyu gündeme getirdiklerinde
yeniden birleşmeyi gerçekten desteklemiyorlar gibi oluyor.
GÜZELYURT YORUMSUZ
Kıbrıs Türk basını kaynak gösterilerek Başbakan
Derviş Eroğlunun Güzelyurtun kırmızıçizgi
olduğunu söylediği hatırlatılarak bu görüşe
katılıp katılmadığı sorulan Talat Bu konuda
hiçbir yorum yapmak istemiyorum dedi, şöyle devam etti:
Ancak orada olduğum için, Sayın Eroğlunun tam da böyle
demediğini söylemek isterim. Kıbrıs Rum tarafı kendi
kırmızıçizgilerini çektiği için bizim de
kırmızıçizgilerimizi çizmemiz gerektiğini söyledi. Ancak
yineliyorum; bu konu üzerinde konuşmadığımız için
hiçbir yorum yapmak istemiyorum.
TOPRAKTA O KADAR ÖNEMLİ DEĞİL
Talata O zaman; oranlardan söz edersek; bize, sizin
kırmızıçizgilerinizin neler olduğunu söyleyebilir misiniz?
sorusunu yönelten Markandonis şu yanıtı aldı:
Toprak oranları konusunda geçmişte çok
tartışıldı. Adayı yeniden birleştirmek
istediğimize göre, bizim için oranların o kadar da büyük önemi yok.
Yeniden birleştirilmiş bir ülke yaratmayı gerçekten istiyorsak,
oranlar üzerinde durmak yerine bu hal çarelerinin yaşayabilirliği
üzerinde durmamız daha iyi olur. Hiçbir şekilde rakamlar vermek de
istemiyorum, çünkü müzakereler devam ediyor.
HERKES GERİ DÖNMEYECEK
Kıbrıs sorununun zor başlıklarından birinin de
mülkiyet olduğunu hatırlatan Markandonis, Talata
Malınızı zorla terk etmeye mecbur kalan bir göçmen
olsaydınız, muhtemel bir çözümde malınızla ilgili ilk söz
hakkına sahip olmamayı kabul eder miydiniz? sorusunu da yöneltti.
Talat O yönden bakarsak, evet, bazı göçmenler mallarını
kaybederek acı çekti. Ancak bu 35 yıl önce oldu vurgusunu yaptı
ve şunları ekledi:
Bugün ne oluyor? Bunca yıldan sonra yeni göçmenler mi
yaratacağız? Göçmenler gerçekte ikinci ve hatta üçüncü defa göçmen
olacak. Elde edeceğimiz tek şey de yaraları kaşımak
olacak, çünkü 35 yıl sonra; mülklerini kaybedenler bir şekilde
rehabilite edildi. Şimdi ise; yine rehabilite edilmesi gerekecek yeni göçmenler
yaratılacak. Kolay değildir ve yeni devlete, Birleşik
Kıbrıs Cumhuriyetine büyük bir yük olacak. Devletin çözmesi
gerekecek bir sorun olacak. Şunu söylemek isterim, bütün göçmenlerin
mallarına geri dönmeleri mümkün değildir. Bazıları evet
dönecek, bazıları tazmin edilecek. Mülkiyetin çözüm çerçevesi her
zaman buydu. Bir göçmenin, içerisine bazı daireler inşa edilmiş
malını geri istediğini, bu talebinin karşılanması
için de 10 veya 25 ailenin evlerinden çıkarılmak zorunda
olduğunu düşünün. Bu mantıklı mı? Dünyanın
herhangi bir yerinde böyle bir şey oldu mu?
AB RUMLARDAN YANA
Markandonis Talata, ABnin Kıbrıslı Türkler ve Rumlar için
garanti olacağını savunarak, hal böyle iken üçüncü
tarafların garantörlüğünün tartışılmasının
neden gerekli olduğunu da sordu. Sözlerine Bu görüşü paylaşmıyoruz
ve zannederim bunu biliyorsunuz. ABnin bizi garanti edebileceğini kabul
etmiyoruz diyerek başlayan Talat şöyle devam etti:
Avrupa Birliği çoğu kez Kıbrıslı Rumlar lehine taraf
tutuyor. Bu nedenle Kıbrıslı Türkler ABne güvenemezler,
Türkiyeden başka kimsenin garantörlüğüne de güvenmezler.
Dolayısıyla garantilerin devamı Kıbrıslı Türkler
için özellikle önemlidir.
Markandonisin, böyle bir şeyin Rumlar tarafından Türkiyenin
Kıbrısa müdahalesinin devamı olarak
algılanabileceğini savunması üzerine Talat şunları
söyledi:
SICAK TEMAS OLMAZSA
Sıcak temas olmazsa hiçbir müdahale olması söz konusu değildir.
Bu da hiçbir şekilde, Kıbrıslı Rumlar için tehdit
teşkil etmez. Çünkü toplumlardan birinin diğerine karşı
bazı gizli gündemleri olmadığı andan itibaren hiçbir
müdahalenin olması söz konusu değildir. ABde de
Kıbrıslı Rumlardan saldırı bekleyip beklemediğimi
sorduklarında, kendilerine; böyle bir şeyin olacağına
inanmadığımı söylüyorum. Devamla, garantilere ne
ihtiyacınız var diye soruyorlar. O zaman da kendilerine yeni kan
dökülmesi söz konusu olmadığına göre garantilerle sorununuz
nedir karşılığını veriyorum. Geçmiş, bu
söylediğime ciddi bir göstergedir. 1963ten 1974e kadar çatışmalar
olmasına rağmen Türkiye müdahale etmedi. Yalnız 1974te,
darbeden sonra, Kıbrısın Yunanistana bağlanması
ihtimali nedeniyle Kıbrıslı Türkler çok zor duruma
düştüklerinde müdahale etti. Türkiye yalnız o zaman müdahale etti.
Dolayısıyla garantiler, kendilerini güvende hissedebilmeleri
açısından Kıbrıslı Türkler için önemlidir. Şu da
kesindir ki, sorun olmadan müdahale söz konusu olmaz.
YOL TAMİR EDİLECEK
Talata Yeşilırmak geçidinin ne zaman açılacağı da
soruldu. Geçidin açılmasının, uzun ve tamir edilmesi gereken
yolun tamirine bağlı olduğunu söyleyen Talat, Rum
Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovunun daha önce 7 aydan söz
ettiğini hatırlattı, ancak kendisinin, tamir
çalışmalarının 3-5 ayda tamamlanacağı kanaatinde
olduğunu söyledi.
BAŞKAN VE YARDIMCISI
Markandonis Yönetim başlığında, iki tarafın görüşleri
arasında en derin uçurumun var göründüğü yorumunu yaparak Talata
Birleşik Kıbrısın Başkan ve Başkan
Yardımcısının doğrudan halk tarafından
seçilmesini neden kabul etmiyorsunuz? diye sordu. Bu modelin, daha önceki
müzakerelerde hiç gündeme getirilmediğine dikkat çeken Talat
şunları söyledi:
Bugüne kadar söylenenlere göre iki toplumun iradesinin ayrı ayrı
ifade edilmesi gerekir. Çünkü Kıbrıslı Türkler kendilerine,
Rumlar da kendilerine ait bir devlette yaşıyorlar ve ezelden beridir
kendi kararlarını kendi toplumları içinde alıyorlar.
Kıbrıslı Türkler de Rumların, kendi iradelerine müdahale
etmelerini kabul etmezler. Nüfus oranının yüzde 70 Rum-yüzde 30 Türk
olduğu dikkate alındığında, bu; Başkan ve
Başkan Yardımcısı seçimlerinde Kıbrıslı Türk
liderin Rumlar tarafından seçileceği anlamına gelir.
ORAMS DAVASI
Talata,
Orams davası karı da soruldu ve İngiliz
yargısının Avrupa Toplumları Adalet Divanı
kararını benimsemesi halinde müzakereleri terk edip etmeyeceği
soruldu. Talat O başka bir konu ve İngiliz yargısı
herhangi bir karar alana kadar Kıbrıs sorununun çözülmesi beklentisi
içindeyiz. yanıtını verdi. Markandonisin Ya, bu
müzakerelerden önce olursa? diye üstelemesi üzerine ise şunları söyledi:
O zaman müzakereler için büyük sorun olacak. Bu kesindir. Çünkü aslında
Kıbrıs Türk tarafının elini bağlamış olacak.
Çünkü böyle bir karar bütün göçmenlerin mülklerine geri dönmeleri
gerektiği hissini verecek. Bu İngiliz mahkemeleri tarafından
kabul edilirse o zaman Kıbrıs Rum tarafı müzakerelerde esnek
olamaz. Mülkiyet bu tür kararlarla çözülemez. Mülkiyetin çözüleceği
çerçeve bu olursa o zaman müzakereler çöker. Bu siyasi bir sorundur ve siyasi
imkânlarla çözülmelidir.
PETROLLER VE TÜRKİYE
Güney Kıbrısın sözde münhasır ekonomik bölgesi içerisinde
hidrokarbon yatakları aramaları yapmakla ilgili egemenlik hakkı
bulunduğunu savunan Markandonis, BM Genel Sekreterine mektup göndererek
bu aramaların durdurulması için müdahale etmesi talebinde
bulunduğunu hatırlattığı Talattan şu
yanıtı aldı:
Evet bunu yaptım çünkü müzakerelerde de, doğal kaynakların
federal hükümetin yetkisi altında olması gerektiği konusunda
anlaştığımıza inanıyorum. Dolayısıyla
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar bu bölgede müştereken
çalışmalıdır. Ancak maalesef Kıbrıs Rum hükümeti
bunun egemenlik hakkı olduğunu ve aramalara devam edeceğini
iddia ediyor. Fakat bu haksızlıktır.
![]()
AKEL Basın Sözcüsü Stavros Evagoru,
Kıbrıs Türk basınında çıkan ve Kuzey
Kıbrıstaki yeni mal-mülk alım-satımlarını
ilgilendiren haberleri sert bir şekilde eleştirdi.
Haravginin haberine göre Karpaz bölgesindeki 1280 dönümlük arazinin
satılmasıyla ilgili haberleri yorumlaması istenen Evagoru,
Kıbrıs sorununun çözümü sürecinde gerçekleştirilen bu tür
faaliyetlerin kışkırtıcı olduğunu ileri sürdü.
Evagoru, AKEL partisi olarak işgalin yasa
dışılığını, topraklarının
haraç-mezat satılmasını ve kullanılmasını
kınadıklarını da söyledi.
![]()
ABD Dışişleri Bakanlığının Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza, geçen hafta adada bulunduğu sırada Fileleftheros Gazetesine yaptığı özel açıklamada, ülkesinin; müzakerelerde taraf olmadığını, ayrıca hiçbir şekilde çözüm empoze etme girişiminde bulunmasının söz konusu olmadığını söyledi.
Bryza, ABD Dışişleri Bakanlığının, iki
liderin birbirlerini anlama, çözümün sağlanması yönünde çaba gösterme
ve bunu yaratma konusundaki taahhütlerinden kaynaklanan bir dinamiğin var
olduğu duygusuna sahibim dedi.
ÇÖZÜM PLANIMIZ YOKTUR
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasın, müzakere masasına sunulan fikirleri,
başka birinin yardımı olmadan planlamasının da önemli
olduğunu söyleyen Bryza, Bize ait çözüm planı yoktur şeklinde
de konuştu.
Kıbrıstaki toplumlara, çözümü sağlamaları konusunda sadece
yardımcı olmak istediklerini ifade eden Bryza, tarafların;
kendilerinden bir şey yapmalarını istememesi durumunda, hiçbir
şey yapmayacaklarını da söyledi.
07
Temmuz. 2009 Salı
NTV
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, BM Genel Sekreteri
Ban Ki-Moon'a mektup göndererek, KKTC'nin denetiminde bulunan ve şu anda
iskana kapalı olan Maraş'ın Rumlara verilmesi için
girişimde bulunmasını talep etti.
Rum basın haberlerine
göre, Hristofyas mektubunda, "BM'nin 550 sayılı
kararının öngördüğü gibi Maraş'ın Rumlara iade
edilmesi" talebinde bulundu. Mektubunda "şehrin restorasyonu
konusunda inceleme yapmaları için BM uzmanlarının
görevlendirilmesini" de isteyen Rum lideri, "açılmasına
hazırlık yapılması için bu uzmanların Maraş'a,
öncelikle de önemli kültürel miras eserlerinin bulunduğu bölgeye
gönderilmesini" talep etti.
Rum basını,
mektubun gönderilme tarihi konusunda bilgi vermedi.
HRİSTOFYAS,
ERMENİSTAN BAŞBAKANI SARKİSYAN İLE GÖRÜŞTÜ
Bu arada Ermenistan'a resmi ziyarette bulunan Dimitris Hristofyas bugün
Ermenistan Başbakanı Tigran Sarkisyan'la görüştü.
Rum radyosunun haberine
göre, görüşmede Kıbrıs sorunu, Türkiye'nin AB'ye üyelik süreci,
bölgesel konular ve ikili ilişkiler ele alındı.
Hristofyas,
görüşmenin ardından, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni
iddiaları çerçevesinde dikilen anıtı ziyaret etti.
Türkiye′nin
Rum Yönetiminin AB ye girmesine itiraz etmemiş olmasına rağmen
Kıbrıs Türk halkının bu noktada sesini yükseltmesi
gerektiğini belirterek dönemi siyasilerine mesaj gönderen Taner Erginel,
uluslararası antlaşmaların Kıbrıslı Türklerin
Kıbrıs Cumhuriyeti′nin egemen bir tarafı olaran AB
sürecine itiraz hakkı bulunduğunu kaydetti.
Taner Erginel′in HALKIN SESİ Genel Yayın Yönetmeni Emin
Akkor′un sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
HALKIN SESİ: KKTC′nin Orams davasına katılması ve
kendi savunmasını yapması gerektiğini söylüyorsunuz.
Bunu niçin gerekli görüyorsunuz?
Taner Erginel: Bir an için kendimizi ATAD′daki yargıçların
yerine koyalım. Başkanın taraf tutmasını bir tarafa
bırakalım. Yargıçlar heyetinde Rumların etkilemeyi
başaramadığı tarafsız bir yargıç varsa bu
yargıcın bizim lehimize karar verebilip veremeyeceğini
araştıralım.
Biz, 21 Aralık 1963′ten beri ayrı egemenliği olan ve
ayrı devlet kurmuş olan bir halkız. Herşeyimizi devletimize
borçlu olduğumuz gibi, haklılığımızın
kaynağı da devletimizdir. Devlet olmayan kuruluşların yasa
yapma, mahkeme oluşturma ve tapu verme hakları yoktur. Biz bir
devletin yapabileceği herşeyi yaptığımız gibi
birçok devletin başaramadığı işleri de
başarmış durumdayız. Örneğin bir çok devletin
imrendiği bir demokrasimiz var.
1959 ve 1960′da eşit halk olmamız ve Rumların ortak
devleti yıkmaları nedeniyle KKTC′nin Rum devletinden daha yasal
olduğunu konuştuk. Bu tutarlı bir görüştür. Buna
rağmen biz bu iddiayı öne sürmüyoruz ve dünyaya ayrı devlet
olmaktan vazgeçmiş gibi bir izlenim veri-yoruz. Daha sonra
bağımsız devletlerin yararlandığı
olanaklarından yararlanmaya çalışıyoruz. Burada bir
çelişki vardır.
Belki siyasiler, konuları bu kadar net görmezler. Ancak
yargıçların böyle gördüğüne eminim. ATAD′da görev yapan
tarafsız bir yargıcı ele alalım. Geçmişte
yıllarca bağımsız bir devlet gibi hareket etmiş olan,
kendi hukukunu oluşturan, yasa yapan, tapu veren fakat son zamanlarda
bağımsız devlet olmaktan vazgeçmiş gibi hareket eden, yani
çelişkiler içinde bir kuruluş için niye zahmete girsin? Niye taraf
tutan mahkeme başkanı ile kavga edip bizim lehimize karar vermeye
çalışsın?
Biz bağımsız bir devlet olmaktan vaz mı geçtik?
Fiilen bağımsız devlet olmaktan vazgeçmek mümkün değil. Yasama,
yürütme ve yargı organlarımız görevlerinin başında.
Geçmişte bağımsız bir devlet olarak
yaptığımız işlerden vazgeçmemiz de mümkün değil.
Çünkü bunu yapmak ülkenin kaosa sürüklenmesi demektir. Buna rağmen
uluslararası davalarda ve uluslararası ilişki-lerde
devletimizden vazgeçtiğimiz izlenimini veri-yoruz. Tehlikeli olan budur.
İsterseniz bir örnek vereyim. AB devletlerin üye olduğu bir
birliktir. Devlet olmayan kuruluşlar AB′ye ancak bir
azınlık olarak girebilir. Devletlerin AB′ye girişinde
uygulanan bir prosedür vardır. Bir katılım
anlaşmasının yapılması gerekir. Biz bu prosedüre
uymadan AB′ye girmeye çalışıyoruz. AB, bizi Rum
Yönetiminin azınlığı olarak kabul ettiğini ifade
ediyor. Buna ses çıkarmıyoruz. Bu yaklaşım bizim
bağımsız bir devlet olmaktan vazgeçtiğimiz izlenimini
uyandırmıyor mu? Bu tutum ATAD′ın aleyhimize karar
vermesine yardımcı olmuyor mu?
ATAD kararı bizim için bir felakettir. Çünkü kendi yasalarımıza
göre yaptığımız işlerin yasadışı
olduğuna karar vermiştir. Bu karara göre 1963′ten beri
yaptığımız tüm işler yasallığını
yitirecektir. Bu sorunu çözmek için haklarımızın
kaynağı olan KKTC′ye sahip çıkmaktan başka
alternatifimiz var mı?
KKTC′yi ön plana çıkarmak davada savunma yapmayı
zorlaştırmaz mı?
Hayır, savunma yapmayı kolaylaştıracaktır.
İsterseniz bir benzetme ile bunu açıklamaya çalışayım.
Bir kişi aleyhine oturduğu evde işgalci olduğu
iddiasıyla tahliye davası açıldığını
varsayalım. Davalı, davanın özünde haklı, çünkü evin gerçek
sahibi kendisi. Fakat saygılı ve uyumlu olmak için evin kendisine ait
olduğunu kanıtlamaya çekiniyor. Daha sonra evden atılmamak için
bin dereden su getiriyor. Kuşku yok ki bu durumda işi çok daha zor
olacaktır. Bizim KKTC′nin yasal bir devlet olduğunu öne sürmeden
ve KKTC′yi savunmadan, KKTC tapularının yasal olduğunu öne
sürmemiz buna benzemektedir.
ATAD, KKTC′nin davaya katılmasını kabul eder mi?
Kabul etmek zorundadır. Çünkü bir davada adil yargılama
yapılabilmesi için davadan etki-lenecek kişi veya kuruluşlara
söz hakkı verilmesi gerekir. Bu hukukun temel ilkelerinden biridir.
ATAD, dinlediği birçok davada davanın sonucundan etkilenecek
kuruluşlara söz hakkı vermiştir. Bu nedenle KKTC′nin
davaya katılmasını kabul etmese bile söz hakkı vermek zorunda
kalacaktı. Söz hakkı vermemesi bir hukuk skandalı olurdu.
KKTC′ye söz hakkı veril-mesinin ne yararı olabilirdi?
ATAD, KKTC′ye söz hakkı verdiği anda KKTC,
haklılığını kanıtlayan temel
iddialarını öne sürülebilecekti. Unutmamak gerekir ki Orams
davasında Türk tarafı ayrıntıda değil davanın
özünde haklıdır. KKTC, davaya katıldığı zaman
davanın iki kişi arasında bir dava
olmadığını, iki halk ve iki devlet arasında bir dava
olduğunu öne sürebilecekti. Bu durumda Oramsların davayı takip
etmesine gerek dahi kalmayacaktı. KKTC katıldığı zaman
Rum Yönetiminin Türk halkının onayını almadan
Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında AB′ye girmesinin AB
hukukuna uygun olup olmadığını ATAD′a sorabilecekti.
KKTC′de yaşayan insanlara sormadan KKTC topraklarını AB ye
almanın AB hukukuna ve ilkelerine uygun olup
olmadığını sorabilecekti. Rum mahkemelerinin anayasaya
uygun olarak kurulan mahkemeler olup olmadığını öne
sürebilecekti. Bunlara benzer Oramsları değil, KKTC′yi
ilgilendiren sorularla davanın seyri değiştirilebilirdi.
Rum Yönetiminin AB′ye girmesine itiraz etmemiz gerektiğini
söylüyorsunuz. Halbuki, Türkiye′nin bu konuda itirazı olmadı.
Bizim itiraz etme olanağımız var mıydı?
Anlaşılamayan hususlardan biri de budur. Kıbrıslı
Türkler, Türkiye′den ayrı olarak Zürih ve Londra
anlaşmalarına taraf olmuştu. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti′nin
ise iki eşit kurucu ortağından biri idi. Bu nedenle bizim
uluslararası hukukta Türkiye′den ayrı bir kimliğimiz ve
statümüz vardır. Bu kimlik ve statü kendi kaderini tayin hakkı olan
egemen bir halk statüsüdür. KKTC′nin bağımsız ve Rum
Yönetiminden daha yasal bir devlet olduğunu kabul etmeyenler bile
Kıbrıs′ta eşit egemen iki halk olduğunu kabul etmek
zorundadırlar. KKTC halkının bu statü altında da Rum
Yönetiminin AB′ye girmesine itiraz etme ve egemenliğini Kuzeye
yaymaya girişimlerine karşı durma hakkı vardır.
Anavatanımız kendi koşulları nedeniyle Rum Yönetiminin
ABye girmesine itiraz etmemiş olabilir. Bu, Kıbrıs Türk
halkının itiraz hakkını yitirdiği anlamına
gelmez. Kuşku yok ki uluslararası ilişkilerde anavatanla
birlikte hareket edeceğiz. Ancak anavatan bizden " ben itiraz
etmiyorum, siz de itiraz etmeyin" diye bir ricada bulundu mu?
Bulunmuş değildir. Gerçekte biz böyle bir hakkımız
olmadığını düşündüğümüz için itiraz etmi-yoruz. Halbuki
başka bir ortamda değilse bile mahkemelerde dava açıldığı
zaman bu itirazı yapmamız mümkündür.
(Yarın:
Orams davasında verilmesi gereken ve verilmeyen mücadele)
Kıbrıs
sorununa çözüm bulmak için sürdürülen müzakerelerde liderlerin sağ kolu
gibi çalışan özel temsilcileri Özdil Nami ve Yorgo Yakovu, yarın
yeniden bir araya geliyor.
![]()
Rum Başpiskoposu Hrisostomos, Türk tarafının
tavizleri olmadan Kıbrıs sorununun çözümünün
olamayacağını savundu.
Simerini, yukarıdaki başlık altında verdiği haberinde,
Hrisostomosun dün bir anma töreninde yaptığı
konuşmaları aktardı.
Gazeteye göre, Hrisostomos, gerek Ankaranın sözcülerinin, gerekse
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın sözlerini yorumlayacak olursa,
işlevsel çözümünün olacağını düşünmediğini
söyledi.
Hrisostomos, anlayışla ve yurtseverlikle Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyası kredilendirmek istediğini de
ifade ettiği.
Seferber olalım
Haravgi ise, aynı anma töreninde Rum Eğitim ve Kültür Bakanı
Andreas Dimitriunun yaptığı konuşmaya yer verdi.
Gazeteye göre, Dimitriu, yeni nesle, tel örgüler, bölünme, yabancı
askerler, yerleşikler ve müdahaleci haklar olmadan yeniden
birleşmiş özgür bir vatanda barışçıl bir şekilde
ve uyum içerisinde yaşayabilme hakkı verilmesi hedefiyle seferber
olunması gerektiğini söyledi.
Müzakereler sürecine değinen Dimitriu, Hristofyasın hedefinin, ileri
sürdükleri Türk işgalinin sonlanması ve vatanının yeniden
birleşmesi olduğunu ifade etti.
Dimitriu ayrıca, yeniden bileşmiş vatanının
çalışmasının, Avrupa Birliğinin
dayandığı temel ilkelere ve değerlere göre düzenlenmesi
gerektiğini dile getirdi.
Christofias praises Armenias peace
efforts with Turkey
By Stefanos Evripidou
PRESIDENT DEMETRIS
Christofias and the First Lady began a two-day visit to Armenia yesterday, his
first official visit to the country as head of state, three years after going
as House President.
Christofias met first with the Supreme Patriarch and Catholicos of all
Armenians Karekin II in the capital Yerevan. The Supreme Patriarch spoke of
Christofias wide experience on EU matters which would help Armenian President
Serzh Sargsyan in his efforts to strengthen Armenian relations with the EU.
The Patriarch gave Christofias a replica of the Symbol of Victory and wished
the people of Cyprus and the president great victories. Receiving the gift,
Christofias dedicated it to peace and efforts to free Cyprus from Turkeys
military occupation.
Christofias described the Armenian Presidents recent efforts to ease relations
with Turkey as wise. Armenia was showing good will, and if the other side
does not respond positively, that is its problem, he added.
Christofias was due to meet his counterpart President Sargsyan yesterday
afternoon, while in the evening, Sargsyan was due to host a state dinner in honour
of the President and Elsie Christofias.
Today, the president will have a working breakfast with Armenian Prime Minister
Tigran Sargsyan and in the afternoon the official farewell ceremony will be
held at the Presidential Palace.
During his stay, President Christofias is also expected to meet with Mayor of
Yerevan Gagik Beglaryan and visit the Institute of Ancient Manuscripts and the
Memorial to the Victims of the Armenian Genocide.
Foreign Minister Marcos Kyprianou will be meeting with his Armenian counterpart,
Edward Nalbandian, during the official visit. The diplomatic entourage also
includes the Moscow-based Cyprus Ambassador to Armenia Petros Kestoras, the
Honorary Consul of Cyprus in Armenia, Armen Khachatryan, as well as the
Representative of the Armenian Religious Group in the House of Representatives,
Vartkes Mahdessian.
TC property commission reaches two
huge settlements
By Charles Charalambous
Turkey seeks to impress
ECHR regarding remedy
IN A move probably designed to show that it offers an effective remedy for
Greek Cypriot compensation claims, the Turkish Cypriot property commission has
recently reached two friendly settlements with Greek Cypriot refugees involving
the return of hundreds of donums of land and the award of millions of euros in
compensation, Politis newspaper revealed yesterday.
Both settlements relate to cases which have been taken to the European Court of
Human Rights (ECHR) by two Greek Cypriots. Friendly settlements of such cases
are not new, but these two have prompted Turkey to write to the ECHR in
Strasbourg to request the adjournment of 32 cases before it including 12
cases already ruled on by the ECHR on 20 and 27 January 2009 until the
courts Grand Chamber rules on eight test cases involving Greek Cypriot claims
on 18 November.
In fact, the two settlements are of two of the 12 cases already ruled upon in
January, for which compensation has yet to be decided.
Human rights lawyer Achilleas Demetriades told the Cyprus Mail: It is clear that
the Turkish side is preparing for the hearing on 18 November, when the question
of the effectiveness of this alleged remedy will be considered by the court.
Demetriades added: Clearly, the fact that they are taking this course shows
they are trying to impress the court and pretend that the so-called property
commission can actually offer an effective remedy. My view is that it does not,
and the matter will be dealt with at the hearing in November.
The first settlement, which has been finalised, involves the immediate return
of 234 donums of land mainly around Kyrenia and the payment of cash
compensation of around 2 million. The second settlement, which has been agreed
in principle, also involves a large amount in cash plus and estimated 200 donums
of land, around Kyrenia, Morphou, Orka, Livera and Famagusta. One donum (or
skala in the Greek Cypriot dialect) is equal to 0.3306 acres or 1,338 square
metres.
The latest settlements contrast greatly with the fact that of the 52 requests
settled by the Turkish Cypriot property commission up to two months ago, only
four involved a return of land one of these being deferred until after a
solution is found to the Cyprus problem and the total land area was fewer
than ten donums. In fact, this lack of substantial returns of land has been a
major complaint by Greek Cypriot claimants against the property commission.
ntvmsnbc
08
Temmuz. 2009 Çarşamba
STRASBOURG - Bir grup
Kıbrıslı Türk, mülkiyet hakları için Rum Yönetimi'ni
AİHM'ye şikayet etti. Başvuru Kıbrıslı Türklerin
mülkiyet hakkı konusunda AİHM'ye taşıdıkları ilk
dava talebi olması bakımından önem taşıyor.
Kıbrıslı
Rumların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Ankara'ya
karşı açtıkları binlerce mülkiyet davasının
ardından, şimdi de adanın güneyinde taşınmaz
malları kalan Kıbrıslı Türkler Rum Yönetimi'nden
davacı olmaya başladı.
Toplam 27 Kıbrıslı
Türk tarafından 2004-2008 yılları arasında AİHM'ye
yapılan 10 değişik dava başvurusu mahkeme tarafından
bu hafta işleme konuldu. AİHM, Kıbrıslı Türklerin
başvuruları hakkında Rum Yönetimi'nden savunma istedi.
Başvurular, Kıbrıslı Türklerin, Lefkoşa'nın
güneyi, Baf, Limasol ve Yağmuralan gibi yerleşim merkezlerinde kalan
taşınmazlarını kapsıyor.
Davacı
Kıbrıslı Türkler, Rum Yönetimi'ni bu taşınmazları
kullanmaları veya evlerine geri dönmelerini engellemekle suçluyor ve bu
durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin mülkiyet ve özel
yaşam haklarına aykırı olduğunu savunuyorlar.
Davacılar, Rum mahkemeleri önünde hak arama haklarının
kısıtlandığı ve kendilerine ayrımcılık
yapıldığını da söylüyorlar.
KIBRISLI
TÜRKLER İLK KEZ RUMLARA KARŞI DAVA AÇIYOR
Davacı Kıbrıslı Türkler arasında İngiliz
ve Amerikan vatandaşı olanlar da var. Başvurular,
Kıbrıslı Türklerin AİHM önünde ilk defa Rum Yönetimi'ne
karşı mülkiyet davası açma talebinde bulunmaları
açısından önem taşıyor. Kıbrıslı Türkler
bundan önce Rum Yönetimi'ne karşı kayıp yakınlarıyla
ilgili dava açmak istemişler, ancak mahkeme, şikayetleri
"zamanında başvurulmadığı" gerekçesiyle geri
çevirmişti.
Öte yandan, AİHM,
KKTC'de Kıbrıslı Rumların mülkiyet başvuruları
için oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu'nun Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi'yle uyumluluğuna karar vermek için
seçtiği 8 Rum davasıyla ilgili olarak Kasım ayında
duruşma düzenleme kararı aldı. AİHM'nin 17
yargıçlı Büyük Dairesi'nde düzenlenecek duruşma 18 Kasım
Çarşamba günü Strasbourg'da yapılacak .
AA
08
Temmuz. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu,
Türkiye'nin, limanlar ve havaalanlarını Aralık ayına kadar
açması yönündeki AB'ye üyelik yükümlülüğünü yerine getirmemesi
halinde, bunun siyasi yansımalarıyla
karşılaşacağını öne sürdü.
Kipriyanu, Lefkoşa'da
gazetecilere yaptığı açıklamada, "Türk tarafının
ne söylediği kelime kelime tercüme edildiğinde, AB
doğrultusundaki yükümlülüklerine uymakta isteksizlik belirgindir"
ifadesini kullandı.
Kıbrıs Rum
Yönetimi Dışişleri Bakanı, bunun sürmesi halinde,
Aralık ayında yansımalarının olacağını
iddia etti.
Türkiye liman açmaz!
Cumhurbaşkanı Talat,
son günlerin tartışma konusuna açıklık getirdi.
İSTESE
DE YAPAMAZ
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözümsüzlüğün
yılsonuna kadar devam etmesi halinde Türkiyenin limanları açmak için
bir adım atabileceğini düşünmediğini söyleyerek, bunu
istese de yapamaz dedi. Talat, Türkiyenin limanları açmasının,
Kıbrıs müzakerelerinde geri adım olarak
değerlendirilebileceğini ve bu durumun Kıbrıs sorununda handikap
oluşturacağını vurguladı. Talat, izolasyonların
kalkmasının Ercan Havalimanının uluslararası
uçuşlara açılması ve Mağusa Limanın itirazsız
çalışması anlamına geldiğini söyledi
ANNAN
PLANINDAKİ TAVİZLER GEÇERLİ DEĞİL
Cumhurbaşkanı Talat, dün KIBRIS Medya Grubu yönetici ve
yazarlarına Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile
gerçekleştirilen müzakere süreci ve Kıbrıs sorunu hakkında
bilgi verdi. Talat, toprak konusunda Annan Planındaki tavizlerin
artık geçerli olmadığına dikkat çekerek, daha az sayıda
kişinin yer değiştirmesini sağlayacak bir mekanizma ve
harita düzenlemesi düşündüklerini belirtti. Talat, rakamı
aşağıya nasıl çekmeyi düşünüyorsunuz, bunun, taviz
verilecek bölgelerin azaltılmasıyla mı mümkün olacağı
sorusunu ise, yanıtsız bıraktı.
Ergül ERNUR
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözümsüzlüğün
yılsonuna kadar devam etmesi halinde Türkiyenin limanları açmak için
bir adım atacağını düşünmediğini vurguladı.
Türkiyenin limanları açmasını, Kıbrıs
müzakerelerinde geri adım atması olarak değerlendiren Talat,
böylesi bir adımın Kıbrıs sorununda handikap
oluşturacağını vurguladı.
Talat, izolasyonların kalkmasının Ercan
Havalimanının uluslar arası uçuşlara açılması,
Mağusa Limanın itirazsız çalışması
anlamına geldiğine işaret etti.
KIBRIS Medya Grubu yönetici ve yazarlarıyla dün kahvaltılı
bir toplantıda görüşen Cumhurbaşkanı Talat, müzakereler ve
Kıbrıs sorununda gelinen aşamayla ilgili bilgi verdi.
Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile gerçekleştirilen
çözüm süreci hakkında konuşan Talat, toprak konusunda Annan
Planındaki tavizlerin şimdi geçerli olmadığına dikkat
çekti.
Talat, 2004 Annan Planından bugüne yıl geçtiğini
ve insanların bölgelerine daha da yerleştiğine işaret
ederek, daha az sayıda kişinin yer değiştirmesini
sağlayacak bir çalışma öngördüklerini belirtti.
Talat konuşmasında, sürecin kendiliğine
bırakılması durumunda yılsonuna kadar ikinci safhanın
tamamlanıp al-ver konusuna geçilmesinin mümkün olmayacağı
mesajını da verdi. Talat, görüşmelerde al-ver sürecinin
başlaması halinde sonuca gidilebileceğinin de altını
çizdi.
Dış politikanın yanı sıra KIBRIS ekibinin
iç politikaya yönelik sorularına da yanıt veren
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KIBRISın günlerdir
manşetine taşıdığı hayali hellim ihracatıyla
ilgili konunun takipçisi olduğunu ve soruşturularak, eğer bir
suç varsa sorumluların cezalandırılması gerektiğini
vurguladı.
Milletvekilliği genel seçimlerinde ise büyük bir oy
kaybıyla muhalefete düşen Cumhuriyetçi Türk Partisinin (CTP) bir
takım konularda hata ve yanlışlar yaptığını
belirten Talat, parti yetkililerine kimi zaman uyarıda bulunduğunu da
söyledi.
Talat, 2010 Nisan ayında yapılması planlanan
Cumhurbaşkanlığı seçimine adaylığı konusunda
henüz karar vermediğini sözlerine ekledi.
Türkiye, istese de limanları açamaz
Çözümsüzlüğün yılsonuna kadar sarkması halinde Türkiyeden
limanları açmasıyla ilgili bir adım bekleyip beklemediğiyle
ilgili soruya Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiyenin
limanları açabileceğini düşünmediğini vurguladı.
Talat, Yapamaz. Bunu istese de yapamaz diye konuştu.
Türkiyenin limanlarını açmasını,
Kıbrıs müzakerelerinde çok önemli bir geri adım atması
olarak değerlendiren Talat, bu durumun olması halinde Türkiyenin iç
politikası açısından duyulacak tepkinin yanı sıra
Kıbrıs sorununda handikap oluşturacağını savundu.
Talat, izolasyonların kalkması halinde limanların
açılmasının doğal olduğunu belirterek, Rumlara,
izolasyonlara karşı liman boykotu uygulandığının
altını çizdi.
Talat, izolasyonların kalkmasının Ercan
Havalimanının uluslararası uçuşlara açılması,
Mağusa Limanın ise itirazsız çalışması
anlamına geldiğine işaret etti.
Mağusa Limanının şu an itirazlı
çalıştığının altını çizen Talat,
bazı gemi firmalarının bu nedenden dolayı ya yüksek ücret
istediğini ya da taşımayı reddettiğini kaydetti.
2004teki
öneriler masada yok
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türkünün 2004te
büyük heyecanla referandumda Annan Planına evet diyerek,
topraklarını terk etmeyi göze aldıklarını ancak, o
günden bugüne beş yıl geçtiğini belirtti.
2010da bu sürenin altı yıla
çıkacağını ve bu süreçte insanların yerlerine daha da
yerleşeceğine işaret eden Talat, Bizim amacımız daha
az sayıda insanımızın yer değiştireceği bir
mekanizma, harita ve toprak düzenlemesidir dedi.
Talat, mülkiyet sorununun halledilmesinin ardından bu konuda
belli kriterler olacağına dikkat çekerek, Rumlara iade edilecek mal
kriterleri belirlendikten sonra konunun en son safhada haritaya geleceğini
örnek gösterdi.
Talat, şöyle devam etti:
Haritada aklımda düzenlemeler var. Annan Planı
döneminde de üzerinde çalışmıştık. Hatta o dönemde
birçok alternatif üzerinde durmuştuk onlar aklımda var. Fakat
bunları tam, somut, bugünün koşullarında bir noktaya getirmiş
değilim. Taslaklar hazırdır, çalışıldı ama
somut bir öneri haline dönüştürülmüş değil.
Bu safhada bu konuyu son derece gizli tutmaya
çalıştıklarını da söyleyen Cumhurbaşkanı
Talat, Eğer çözüm olmayacaksa harita konuşmanın, insanları
tedirgin etmenin bir anlamı yoktur dedi.
Annan Planına göre daha az sayıda insanın yer
değiştirmesini sağlamak istediklerini kaydeden Talat, planda
toprak ayarlamalarındaki rakamın 45 bin olduğunu
anımsattı. Talat, bu rakamı mümkün olduğunca aşağıya
çekmeye çalışacaklarını yineledi.
Rakamı aşağıya nasıl çekmeyi düşündüğü,
bunu taviz verilecek bölgelerin azaltılmasıyla mı mümkün
olacağı sorusunu ise Talat, cevapsız bıraktı.
Çözüm
olmazsa bize
kapılar hiçbir zaman açılmaz
Çözümsüzlük hiçbir şekilde işimize gelmez. Eğer çözüm olmazsa
bize kapılar hiçbir zaman açılmaz diyen Cumhurbaşkanı
Talat, Kıbrıs Türkünün bunu görerek çözüm yanlısı bir
tutuma girdiğini ve bunu bilerek hareket edilmesi gerektiğinin
önemine değindi.
Talat, tek alternatif çözümdür diyerek Rum tarafının
kabul edilemeyecek önerilerini de kabul etmek zorunda
olmadıklarının altını çizerek, kendilerinin makul ve
mantıklı önerileri ve politikaları çerçevesinde süreci götürmeye
çalıştıklarını kaydetti.
Dünyanın da kabul edebileceği, Birleşmiş
Milletlerin de anlayabileceği, mümkün olduğunca çok ülkede
anlatılabilecek ve propagandası yapabilecek görüşlerin
olmasının önemine işaret eden Talat, Bunlar olursa bize yönelik
çözümsüzlüğün vereceği zararı, asgaride tutabiliriz. Nitekim
şu anda da yaptığımız budur. 2004ten beri
Kıbrıs Türkünün Annan Planına evet demesiyle
karşılaşılan tecridin ve tecridin vereceği
zararın minimumda tutulabilmesinin kaynağı da budur. Bunu
bozmamamız lazım diye konuştu.
Yabancılara doğruluğumuzu
anlatmak zorundayız
Kosovanın bağımsızlığını ilan
etmesiyle ilgili süreci örnek gösteren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Kosovanın bir kısım güvenlik konseyi üye ülke ve
başka ülkelerle işbirliği içinde bir süreç götürdüğünü,
sonuçta bağımsızlığını ilan ederek, birçok
ülke tarafından tanındığını belirtti.
Talat, Kosovanın
bağımsızlığını ilan etmesiyle
darmadağın ettiği uluslararası hukuku, bizim
darmadağın ettiğimizden daha az değildir diyerek,
Güvenlik konseyi bizi, neyle suçlamışsa, Kosovayı da o kadar
suçlaması gerekirdi. Ama suçlamadı dedi.
Talat, bunu Kosovanın güvenlik konseyinde bulunan bazı
ülkelerle beraber olmasına bağladı.
2004 referandumunda Kıbrıs Türk
tarafının evetinin ardından, Kofi Annanın Güvenlik
Konseyine sunduğu raporda Kıbrıslı Türklerin üzerindeki
izolasyonlar ve gereksiz kısıtlamalar
kaldırılmalıdır ve biliniz ki, bunların
kaldırılması güvenlik konseyinin 1983 ve 1984te
aldığı kararlara aykırı değildir dediğini
belirten Talat, bu söylemin nedeninin ise Kıbrıslı Türklerin
çözüm istediğini artık ispat etmiş olması olduğunu
vurguladı.
Dünyanın artık tek başına
yaşamadığına işaret eden Talat, yabancılara
doğruluğumuzu anlatmak zorundayız. Ne kadar çok yabancı
ülke ve diplomat bizi anlar ve hak verirse o kadar iyi noktada oluruz dedi.
Lobi
çalışmalarına yılda 200 bin sterlin
Lobi çalışmalarına ise Güney Kıbrıs kadar
para harcamadıklarını belirten Cumhurbaşkanı Talat,
Cumhurbaşkanlığı bünyesinde harcanan miktarın
yılda 200 bin sterlin kadar olduğunu söyledi.
Talat, Dışişleri Bakanlığının somut
olarak lobi faaliyetlerine harcadığı bir gider
olmadığını kaydederek, lobi şirketleriyle
çalışmalarının sınırlı olduğunu ifade
etti.
Bunun nedeninin ise mali kaynak sıkıntısı ile
gelenek ve göreneğe bağlı olduğunu söyleyen Talat,
Politikanız propaganda edilebilecek politikaysa yapabilirsiniz. Biz
propagandası yapılabilecek bir politika güttüğümüz için bunu
yapabiliyoruz dedi.
Talat, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin eski lideri Tasos
Papadopulosun çok büyük uğraşlarla yapılamayacak
propagandasını yapamadığının bilindiğini
belirterek, hiç kimsenin dünyada Papadopulosa haklıdır
demediğini söyledi.
Propagandan yapılamazsa istediğin kadar para harca, bir
şey olmaz diyen Talat, Çözüm istememek veya
mızıkçılık yaparak çözümden kaçmak anlatılabilir bir
politika değildir diye konuştu.
Kilise
etkinliğini kaybetti
Kilisenin seçimlerdeki rolünün marjinalize olması nedeniyle artık
sınırlandığını belirten Cumhurbaşkanı
Talat, kilisenin etkinliğini kaybettiğini savundu.
Birileri mücadele edip de kiliseyi etkisiz hale getirmiş
değil diyen Talat, kilisenin kendi kendini marjinalize ettiğinin
altını çizdi.
Cumhurbaşkanı Talat, Baf Piskoposunun kilisenin
başına seçildiği dönemi anımsatarak, seçimi ittifak
sonucunda kazandığını söyledi. Piskoposun zaten marjinal
olduğunu ve bundan dolayı da kiliseyi marjinalleştirdiğini
kaydeden Talat, bu süreçle kilisenin rolünün, kendisine göre
azaldığını ileri sürdü.
Talat, kilisenin artık belirleyici olmaktan gittikçe
çıktığını söyledi.
Kamu
reformuyla sorunlar giderilecek
İç sorunların müzakere sürecine zarar verip vermediğiyle ilgili
bir soruyu yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ekonomi,
bürokrasi ve iç yapının daha iyi bir noktaya gelmesi gerektiğine
dikkat çekti.
Talat, ortaklığın özellikle ekonomide bir rekabet
doğuracağına dikkat çekerek, hem kamu reformu hem de ABye uyum
süreci nedeniyle yapılması zorunlu olan kamusal düzenlemelerin önemli
bir avantaj olacağını vurguladı.
Kamu reformu üzerinde bir süre
çalışıldığını ancak henüz
başarılmadığını kaydeden Talat, bunun kamu
sisteminin alt yapısının iyi olmamasından
kaynaklandığını ifade etti.
Talat, kamuda nitelikli eleman sıkıntısı
yaşandığına dikkat çekerek, 1975te kamuya yapılan
istihdamların kurallara uygun sınavlarla, en iyilerin seçilerek
olmamasına bağladı.
Talat, bu gibi sorunların kamu reformuyla düzene
girebileceği inancını taşıdığını
vurguladı.
DAÜ
Vakıf Yöneticiler Kurulu
DAÜ Vakıf Yöneticiler Kurulunun yasal veya idari bir hata nedeniyle henüz
atanmadığını da açıklayan Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Bakanlar Kurulunun yönetim kurulunu görevden
aldığını söyledi.
Talat, kimlerin görevden alındığını henüz
bilmediğini, onay vermesi gerektiğini ancak henüz kendisine
dosyanın yollanmadığını belirtti.
Beş kişinin isminden oluşan bir listenin kendisine
iletildiğini ancak içlerinden bir kişi hariç geriye kalan
kişileri tanımadığını kaydeden Talat, yönetim
kurulundaki iki kişinin de istifa ettiğini anımsattı.
Talat, DAÜ Yasasına göre istifa edenlerin yerine
atanacakların, istifa edenlerin süresini tamamlaması gerektiğini
ifade ederek, yeni gelecek kişilerden bir kısmının 2 bir
kısmının ise 6 yıllığına
atanacağını kaydetti.
Adaylığa
karar vermedi
2010 Nisan ayında yapılması gereken
Cumhurbaşkanlığı seçimine adaylığı konusunda
henüz karar vermediğini söyleyen Talat, süreci erken olarak nitelendirdi.
Talat, Diğer aday olmak isteyenlere de haksızlık
yapmamak ve avantaj sağlamamak lazım diyerek, herkesin eşit
tutulması gerektiğini savundu.
Şeriatın
kestiği parmak acımaz
CTPnin milletvekilliği genel seçimlerinde büyük oy kaybına
uğrayarak muhalefete düşmesini birçok etkene bağlayan
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, global kriz, içte yapılan
çeşitli hata ve yanlışlar ile, kendini bazı konularda ifade
edememesinin partiyi bu duruma getirdiğini söyledi.
Talat, CTPnin hükümette olmamasının etkisinin
Kıbrıs sorunuyla ilgili kritik safhada ortaya
çıkacağını belirterek, şimdiki hükümetle hiçbir sorunu
olmadığının da altını çizdi.
CTPnin bu sonucu hak edip etmemesiyle ilgili soruya
karşılık Talat, iktidara getirenin de götürenin de halk
olduğuna dikkat çekerek, Şeriatın kestiği parmak
acımaz dedi.
Suçlular
cezalandırılmalı
KIBRIS gazetesinin günlerdir manşetine taşıdığı
hayali hellim ihracatıyla ilgili haberleri de yakından takip ettiğini
belirten Talat, Soruşturulsun. Eğer bir suç varsa sorumluların
cezalandırılması gerekir dedi.
KIBRIS 08/07/09
Liderler
yarın görüşecek
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas
yarın yeniden bir araya gelecek. İki liderin görüşmesinden önce
özel temsilcileri ise bugün görüşüyor. Kıbrıs sorununa çözüm
bulmak için sürdürülen müzakerelerde liderler yarın yeniden bir araya
gelecek.
İki liderin
temsilcileri Özdil Nami ve Yakovu ise bugün görüşüyor.
Saat 16.00da başlayan
görüşmede, liderlerin yarın yapacağı görüşmenin
gündemi olan güvenlik ve garantiler konularındaki ön
hazırlıklar ele alınıyor.
Toplantıda, bundan
sonraki süreçte konuların müzakere masasında nasıl ele
alınacağı yanında karşılıklı
geçişlere açılmasına karar verilen Yeşilırmak
kapısındaki hazırlıkları da görüşülecek.
KIBRIS POSTASI 08/07/09
Erçakıca
uyardı
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyası, dikkatini görüşme sürecine
yoğunlaştırmaya çağırdı. Hristofyasın sözde
Ermeni soykırımına taraf olmaya kalkışmasını
eleştiren Erçakıca, yan yollara sapmak yerine dikkatini çözüm
müzakerelerine yoğunlaştırmasını istedi.
Türkiye yetkililerinin
hava ve deniz limanlarının Kıbrıs Rum bandıralı
uçak ve gemilere açılması isteniyorsa Kuzey Kıbrısa
uygulanan izolasyonların kaldırılması gerektiğine
ilişkin demeçlerini memnuniyetle karşıladıklarını
da belirten Sözcü Erçakıca, ABD Dışişleri Bakan
Yardımcısı Gordonun Limanların açılması
sorununun Kıbrıs sorununa kesin çözüm bulunmasıyla ortadan
kalkabileceğine ilişkin sözlerine de dikkat çekti.
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca,
Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla yürütülen kapsamlı
müzakere sürecinin devam ettiğine işaret ederek, Rum yetkililere,
dikkatlerini müzakere masasına
yoğunlaştırmalarını tavsiye etti.
Erçakıca,
haftalık basın brifinginde müzakere sürecine değinerek, Rum
tarafına uyarılarda bulundu.
Soruna kapsamlı bir
çözüm bulabilmek amacıyla sürdürülen müzakerelere yarın Güvenlik ve
Garantiler başlığıyla devam edileceğini
anımsatan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının bu
başlık ele alınırken her zaman olduğu gibi Garanti ve
İttifak Anlaşmalarına bağlı kalmayı
sürdüreceğini belirtti.
Erçakıca
konuşmasında, Rum tarafı ve Yunanistanın, Türkiyenin
Avrupa
Birliği üyelik sürecini kullanarak Kıbrıs konusunda çıkar
sağlamaya yönelik girişimlerine de değinerek, böylesi
çabaların görüşme sürecine olan güveni sarstığını
söyledi.
Türkiyenin AB üyelik
süreci ile ilgili olarak Aralık ayında yapılması beklenen
değerlendirmeyi fırsat bilen Rum -Yunan ikilisinin, Türkiye
limanlarının Rum bandıralı gemi ve uçaklara
açılmasını talep ettiğini anlatan Erçakıca, bunun
gerçekçi bir beklenti olmadığını vurguladı.
Erçakıca, bu talebin
gerçekleşebilmesi için Kuzey Kıbrısa uygulanan
izolasyonların kaldırılması gerektiğinin
altını çizdi.
Hristofyasın BM Genel
Sekreteri Ban Ki Moona mektup göndererek kapalı Maraşa talip
olduklarını bildirmesinin ise boşuna bir girişim
olduğunu belirten Erçakıca, Maraş konusunun, kapsamlı çözümle
birlikte açıklığa kavuşacağını
vurguladı.
Erçakıca,
kapsamlı müzakere sürecinin devam ettiğine işaret ederek, Rum
tarafının dikkatini başka şeylere vereceğine, müzakere
masasına yoğunlaştırmasını da tavsiye etti.
brt
KIBRIS POSTASI 08/07/09
![]()
TC Devlet Bakanı ve Başmüzakereci
Bağış, AB ülkelerinin Kıbrıs ile ticaret
yapmasının KKTCyi, Türkiyenin limanlarını
açmasının da Rum kesimini tanıma anlamına gelmez dedi. Bu
sözler, siyasi gözlemciler tarafından ABnin KKTC ile ticaretine
karşılık, limanların Rumlara açılabileceği
şeklinde yorumlandı
TC Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış,
Türkiye'nin AB sürecinde Kıbrıs konusunda eksikliği olduğu
kanaatinde olmadığını ifade ederek, AB ülkelerinin
Kıbrıs ile ticaret yapmasının KKTC'yi, Türkiye'nin
limanlarını açmasının da Rum kesimini tanıma
anlamına gelmeyeceğini söyledi.
Bağış, haber ajansları, televizyonlar ve gazetelerin üst düzey
yöneticileri ile Ceylan Intercontinental Oteli'nde bir araya geldiği
toplantıda soruları da yanıtladı. Bağış,
''KKTC ile direkt ticaret başlasın, iyiniyet görelim, biz de
limanları açalım'' dedi. Başmüzakereci Bağış,
2009 yılı sonunu Türkiye-AB ilişkilerinde giyotin olarak
görmediğini de belirterek, AB'nin zor bir süreç olduğunu, Türkiye'nin
tam üye olana kadar da rahat yüzü göreceğini beklemediğini kaydetti.
Ruhban okulu iç mesele
AB sürecinin Türkiye için kolay olmayacağını, sabırlı
olunması gerektiğini ifade eden Bağış,
Kıbrıs sorununun da zaman içinde hakkaniyetli bir çözüme
kavuşacağını anlattı.
Ruhban okulunun açılması tartışmalarına ilişkin
bir soruyu yanıtlarken Bağış, Ruhban okulu meselesinin
Kıbrıs'a alternatif gösterilmesine karşı olduğunu
belirterek, şöyle konuştu: ''Ruhban okulunun açılması
asırlardır aynı toprağı paylaşan, kendi
vatandaşlarımızın ihtiyacını gidermek için
yaklaşılan bir iç mesele olarak görülmelidir. Bunun bir muadili
olacaksa Yunanistan, Batı Trakya'da yaşayan ve Yunanistan
vatandaşı olan Türklerin sorunlarının çözümüne yönelik
eşzamanlı adım atmalıdır. Bu bir devletin kendi
vatandaşlarının sorunlarının çözümüne yönelik
eşzamanlı iyiniyet adımıdır.''
AB üyeliği araba değiştirme
AB sürecinde bundan sonraki fasılların da kolay
olmadığını, diyaloğa açık olduklarını
kaydeden Bağış, ''Bir tabir vardır, 'Tango yapmak için iki
kişi lazım'. Diyalog çok önemli'' diye konuştu.
AB üyeliğini ''araba değiştirmeye'' benzeten
Bağış, ''Yeni ve hızlı bir araca geçerken, 'Eski arabamın
direksiyonunu seviyorum, onu da yeni arabaya geçireyim' diyemezsiniz. Ya
hızlı ve yeni aracı tercih edeceksiniz ya da eskisini. Tercih
meselesi. Bir kısmı alayım diğer kısmı
bırakayım denilebilecek bir süreç değil'' dedi.
Türkiye'nin üyeliği sürecinde tanıtımın da önemli
olduğuna dikkati çeken Bağış, İstanbul'a gelen
Avrupalıların, olumsuz görüşlerini değiştirdiğini
belirterek, ''Her Avrupalıyı birkaç saatliğine İstanbul'a
getirirsek bu işi çözeriz. AB süreci ile ilgili tanıtım
çalışmaları başlatmalıyız'' diye konuştu.
100 bin sayfalık müktesebat
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Bağış, 100 bin
sayfalık müktesebatın 4 bin sayfasının tercümesinin
yapıldığını ifade ederek, kalanının tercüme
çalışmalarının devam ettiğini, bunun için ayrı
bir birim oluşturulacağını söyledi.
Türkiye'nin yapması gereken çok iş olduğunu ancak muhalefete
rağmen reform yapmanın kolay olmadığını söyleyen
Bağış, medyanın da AB sürecine destek
çıkmasının önemine işaret etti.
Devlet Bakanı Bağış, askere sivil yargı yolunu açan kanunla
ilgili eleştirileri değerlendirirken de ''TBMM saat 15.00'te
çalışmaya başlıyor. Çoğu kanun gece yarısı
geçiyor. Bu ilk değil. Bu yasaya sıra geldiğinde gece
olmuş. Muhalefet partileri de destek vermiş, el kaldırıp oy
vermiş. Sabah fikir değiştirmişler'' dedi
STAR KIBRIS 08/07/09
![]()
Emekli Büyükelçi ve Türkiye Cumhuriyeti Eski
Dışişleri Bakanı İlter Türkmen, Kıbrıstaki
müzakere sürecini değerlendirerek, Karamsarlık için bir neden yok,
ölçülü iyimserlik var dedi.
Emekli Büyükelçi Türkmen, 24 Nisan 2004 Referandumunda, Türk
tarafının evet, Rum tarafının hayır demesi
sonrasında, Rum kesiminin AB üyesi olmasını da
değerlendirirken, Türk tarafının bile bile lades olduğunu
söyledi.
Rana Sarro
Emekli Büyükelçi ve Türkiye Cumhuriyeti Eski Dışişleri
Bakanı İlter Türkmen, Kıbrıstaki müzakere sürecini
değerlendirdi. Türkmen, Karamsarlık için bir neden yok, ölçülü
iyimserlik var diyerek Kıbrısta bir anlaşmanın
olması durumunda Türkiye açısından son derece önemli bir
aşamanın kazanılacağını söyledi.
Star Kıbrıs yazarlarından Cem Karın sorularını
yanıtlayan İlter Türkmen, müzakere sürecinin Kıbrıs için
önemli olduğu kadar Türkiye için de önem arz ettiğini belirterek,
Türkiyenin Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecindeki en büyük engellerden
birisinin, Kıbrıs meselesi olduğunu da vurguladı.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat ve Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyasta ölçülü iyimserlik
görüldüğünü ve müzakerelerde olumlu öğelerin olduğunu söyleyen
Türkmen, iki liderin eski dost olması ve birbirilerini iyi
tanımalarının avantaj olduğunu kaydetti.
Yılsonuna kadar anlaşma olmaz
Türkmen, Kıbrısta bir anlaşmanın olması durumunda,
Türkiye açısından son derece önemli bir aşamanın
kazanılacağını ileri sürerek, ancak yılsonuna kadar,
Kıbrısta bir anlaşma olması konusunda, fazla iyimser bir
beklentide olmadığını kaydetti.
Türkmen, Rum Hükümet Sözcüsünün Aralık ayı bizim için çok
önemlidir şeklindeki açıklamasını ve Rum hükümetinin
sürekli olarak Aralık ayını işaret etmesini
değerlendirerek, Kıbrısta çözüm müzakerelerinin devam ediyor
olmasının ve al-ver sürecinin Aralık ayında
gerçekleşmesinin, Türkiye için çıkacak rapor için, AB üyelerinin
değerlendirmeleri açısından önemli bir unsur olduğunu
vurguladı.
Deneyimli diplomatlardan Türkmen, yılsonunda Gümrük Birliği yani
Türkiyenin deniz ve hava limanlarının, Kıbrısın Rum
gemi ve uçaklarına, açılması meselesinin gündeme geleceği
ön görüsünde bulundu.
AB üyesi olmanın verdiği avantajla, Rum tarafının her
fırsatta Türkiyeye şantaj yapmasının, Türkiye
açısından sıkıntı teşkil etmediğini
belirterek, Türkiyenin, Güneyin baskısı yüzünden telaşa
kapılacak bir ülke olmadığını da vurguladı.
Türkmen, Kıbrıs meselesinin çözümlenmemesinin, Türkiyenin AB üyelik
süreci bakımından büyük bir engel yarattığının
tartışmasız bir gerçek olduğunu da söyledi.
Bile bile lades
Emekli Büyükelçi Türkmen, 24 Nisan 2004 Referandumunda, Türk
tarafının evet, Rum tarafının hayır demesi
sonrasında, Rum kesiminin AB üyesi olmasını da
değerlendirirken, Türk tarafının bile bile lades olduğunu
söyledi.
Türk tarafının, Kıbrıs meselesini, makul bir çözüme
ulaştırma şansının, 200203 yıllarında
doğduğunu söyleyen Türkmen, Referandum o tarihlerde olsaydı,
Rumun AB üyeliği tehlikeye düşeceğinden,hayır demeyi
göze alamazdı dedi.
BM Genel Sekreteri Kofi Annanın hazırladığı
Kıbrıs Planının görüşüleceği Lahey
Divanında KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın,
bulunmamasının, Rumların lehine bir durum olduğunu da
sözlerine ekleyen Türkmen, 2004 Referandumunda, iş işten
geçmişti. Çünkü bütün AB üyelerinin parlamentoları
onaylanmıştı dedi.
Türk halkının EVET demesi olumlu
Rum kesiminin ABye girmesine rağmen, Referanduma, Kıbrıs Türk
halkının evet demesinin, son derece önemli olduğunu ve Türk
tarafına büyük bir avantaj sağladığını söyleyen
Eski Türkiye Dışişleri Bakanı İlter Türkmen, bu sayede
Türk tarafının meşruiyetinin ve dünya ile temaslarının
arttığını da ifade etti.
Kuzey Kıbrıs, devlet olarak tanınmasa da, önemli bir unsur
olarak tanınmaya başladı. Referandum ile Kıbrıs Türk
halkının, Self-Determination hakkı tescil edilmiş oldu.
Bu çok önemli, bundan sonra Kıbrıs Türk halkının kabul
etmediği herhangi bir çözüm söz konusu olamaz dedi.
Kıbrısta çözümü türkiye daha çok istiyor
İlter Türkmen, Kıbrısta çözümsüzlüğün
Kıbrıslı Türkler açısından bir sıkıntı
teşkil ettiği düşüncesinde olmadığını, ancak
bir Kıbrıs meselesinin Türkiye bakımından çok büyük önem
arz ettiğini söyledi.
Türkiye AB üyesi olması konusunda ciddiyse, Kıbrıs sorunu bir
çözüme ulaşmadan bunun gerçekleşemeyeceğini bilmesi lazım
diyen Türkmen, Kıbrıs müzakerelerini Türkiyenin desteklediğini
ve makul bir çözümü de destekleyeceğini belirtti.
Türk Dış Politikasının başında Ahmet
Davutoğlu olması sebebiyle, dış politikada
başarılı olunacağının sinyallerinin
alındığını da sözlerine ekledi.
STAR KIBRIS 08/07/09
![]()
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, BM Genel Sekreteri Ban Ki Muna bir mektup göndererek, BMnin 550 sayılı kararının öngördüğü gibi Maraşın yasal sakinlerine iade edilmesini talep etti.
Hristofyas, mektubunda ayrıca şehrin restorasyonu konusunda inceleme
yapmaları için BM uzmanlarının Maraşa gönderilmesini de
istedi.
MARAŞ BAĞIMSIZ KONU
Mahi Gazetesine göre, Hristofyasın, mektubunda, Maraşın; Kıbrıs
sorununun diğer boyutlarının görüşülmesinden
bağımsız olarak iadesini öngören 1979 Doruk
Anlaşmasını anımsattı.
Habere göre Hristofyas, açılmasına hazırlık
yapılması için BM uzmanlarının Maraşa, öncelikle de
önemli kültürel miras eserlerinin bulunduğu bölgeye gönderilmesini talep
etti.
Gazeteler, mektubun gönderilme tarihi konusunda bilgi vermedi.
STAR KIBRIS
08/07/09
Christofias writes to UN about Famagusta
PRESIDENT
Demetris Christofias has sent a letter to UN Secretary-General Ban Ki-moon, in
which he insists that the closed city of Famagusta should be returned to its
owners, state broadcaster CyBC reported yesterday.
Christofias has asked the UN to send a group of experts to the city, to assess
what will be needed to be done to prepare it for its return. He has also called
for the closed neighbourhood of Varosha to be opened to allow the carrying out
of restoration work, so that it could be suitable for living in again.
The President said in his letter that the 1979 High Level Agreement established
legal grounds for the opening of Famagusta. The agreement recommends this
course without excluding Famagusta and Varosha from the negotiations over the
Cyprus problem.
Famagusta was a popular tourist centre for both locals and foreign visitors
until the 1974 invasion. Since then, the city has technically been under the
guardianship of the UN but practically is controlled by the Turkish army, which
has prevented anything more than very limited access. Consequently, many of the
once-fancy hotels and other buildings are now in a state of ruin.
CYPRUS MAIL 08/07/09
Peace is too important to be left to
politicians
By Simon Bahceli
PEACE IS too important to
be left to politicians alone was the message behind the launch last night of a
new bicommunal initiative called ENGAGE that seeks to boost public involvement
in Cyprus ongoing peace process.
Headed by the NGO Support Centre in the Republic and the Management Centre in
the north, last nights launch of ENGAGEs two-year mission at Nicosias Fulbright
Centre brought together several NGOs from the two Cypriot communities to
discuss ways to increase the active involvement of normal Cypriots in the
reunification and peace-making process.
Civil society is a major instrument through which we can achieve the real
reunification of our people, said Presidential Commissioner George Iacovou,
among those invited to the make opening remarks at the launch.
Iacovous opposite number on the Turkish Cypriot side Ozdil Nami added his
belief in greater non-governmental support for peace efforts by saying such
contributions added positive energy and inspiration to work being done to
reunite the island by its politicians.
A debate earlier in the day among NGO representatives on how NGOs could
contribute to the peace process yielded interesting results, examples of which
were a call for political leaders to explain federalism - the proposed outline
for a settlement - to their respective peoples, and for the leaders of the two
communities to speak across the ethnic divide. The representatives also called
on leaders to refrain from allowing provocative nationalistic symbols to be
displayed in areas under their control, and for the demilitarisation of the
island.
Former Turkish foreign minister Ilter Turkmen, speaking as one of two guests of
honour, said civil society could effect great political changes, often despite
and against the wishes of incumbent political leadership.
Look what happened in 2004. We had leadership [in north Cyprus] who was
against the [Annan reunification] plan. But because of the existence of civil
society in the north, the Turkish Cypriots voted yes.
Greek professor of international relations Theodore Couloumbis, also guest of
honour, added that civil society could effectively bypass obstacles politicians
found hard to get around. This, he said, could be done by actively increasing
economic social and educational contacts between the communities.
CYPRUS MAIL 08/07/09
It not as if dont we have enough
statues of Ataturk and flags
By Simon Bahceli
PEOPLE in the north are
demanding a halt to the building of giant Turkish star and crescent and statue
of Turkeys founding father Kemal Ataturk less than one kilometre from the
Ayios Demetrios-Kermia crossing in western Nicosia. They say it is both
provocative to Greek Cypriots and poses a major traffic hazard.
Its normal to put up monuments, but its not as if dont we have enough
statues of Ataturk and flags, Turkish Cypriot Nicosia municipal official
Semavi Asik told the Cyprus Mail yesterday.
The erection of the monument has also meant that a peace monument designed by a
Greek artist has had to be moved to another location.
Asik said he and a number of officials had opposed the Civil Defence
Organisations (SST) request to place the monument in the middle of a major
traffic junction just a few hundred metres from the crossing on the grounds
that it was an unsuitable location. The SST had already erected two giant
flags, one Turkish and one of the breakaway state, outside its building which
abuts the traffic junction.
Asik said he also opposed the way the SSTs application had been approved by
the municipality without having first secured permission from the Chamber of
Architects and Engineers and the Town Planning departments.
For the military and its subordinate groups such as the SST to override normal
procedure in the north is not unusual, according to retired pro-peace
politician and former north Nicosia mayor Mustafa Akinci.
It happened just a year or two ago when the army bulldozed an ancient burial
site in Karpas to put up two giant flags. The sad thing is that while some
oppose such things, they still happen.
Head of the Turkish Cypriot Teachers Union (KTOS) Sener Elcil told the Cyprus
Mail he also opposed the building of the monument for both political and safety
reasons.
It is being built to provoke Greek Cypriots coming to the north from the
south, Elcil said yesterday, adding: The military is behind this. This is how
things are here, and how they always have been.
He said however that his main concern was for the safety of children attending
a school adjacent to the traffic junction housing the monument.
The monument will block the view of oncoming traffic, he said, adding a call
to the head of the Society for the Prevention of Traffic Accidents to speak out
against its construction. Society head Dr Mehmet Avci refused however to
comment, saying he had yet to see the plans.
For his part, North Nicosia Mayor Cemal Bulutoglulari rejected all claims that
normal procedure had not been followed in allowing the construction of the
Ataturk memorial and flag.
We received a request from the Civil Defence Organisation asking if we could
move the peace monument and put up a statue of Ataturk. We looked at the area
and decided that it posed no problems from a traffic point of view. We also
though it was appropriate to move the peace monument closer to the crossing,
he told the Mail yesterday.
Bulutoglulari added that it had never been necessary for the official bodies
connected to the state to apply for planning permission to put up monuments.
My predecessor put up monuments all over the place and he didnt apply for
permission from Town Planning to do so, he claimed.
However, Bulutoglulari said he and a traffic committee would be looking into
the matter and making a final decision on the suitability of the project today.
The SST was yesterday unavailable for comment.
CYPRUS MAIL 08/07/09
Stelios 1m award officially
launched in Cyprus
By Charles Charalambous
THE STELIOS Award for
Business Cooperation in Cyprus was formally launched in Nicosia on Monday
night, at an entrepreneurial event involving some bi-communal business
networking hosted by British High Commissioner Peter Millett.
Around 120 Greek Cypriot and Turkish Cypriot small business owners attended the
event, responding to the chance to meet a future business collaborator and
maybe win 50,000 in cash from serial entrepreneur Sir Stelios Haji-Ioannou
in the process.
Also attending were Presidential Commissioner George Iacovou, Cyprus Chambers
of Commerce and Industry (KEVE) President Manthos Mavromatis, representatives
from the Turkish Cypriot Chamber of Commerce and a number of bi-communal
groups.
Haji-Ioannou who prefers to be known as Stelios announced the creation of
the Stelios Award for Business Cooperation in Cyprus some three months ago, and
has pledged to give away up to 1 million of his own money over the next four
years to business people from the north and south of the island who co-operate
on new ventures.
Up to five winning teams per year will each be presented a personal cheque for
50,000 per team by Haji-Ioannou himself in a ceremony in Nicosia at the end of
2009, and each year thereafter for up to four years, depending on the calibre
of applicants. The award scheme is being run by the Stelios Philanthropic
Foundation.
Mavromatis said that KEVE had advised the Foundation to target business sectors
where there was already evidence of co-operation across the Green Line and good
potential for more, such as IT services, or commercial sectors dealing in
plastics or building materials.
He said: Of course this is a very positive initiative, and we encourage Greek
Cypriot and Turkish Cypriot business people especially the younger ones to
set up joint ventures and apply for funding.
My only advice to them would be to make sure that their business proposals are
doable, rather than being nice ideas on paper but practically unfeasible. If
they take into account todays business realities, then they will stand a good
chance of winning the prize, which is not an insignificant amount.
Iacovou said that the government had always supported the kind of co-operation
embodied by Stelios noteworthy endeavour, adding that we will help Greek
Cypriot and Turkish Cypriot business people to co-operate with every means at
our disposal. This is desirable in any case, independently of the award
scheme.
Haji-Ioannou addressed those attending via a video message, saying that his
ambition is to get the people of Cyprus to work together on a business level,
which will help build communication and understanding between the Greek Cypriot
and Turkish Cypriot communities.
Millett said that it is very important to bring businesses together and
highlight the economic advantages of reunification. It is so crucial to
building confidence and building trust between the two communities it
underpins the whole solution. To use a Stelios phrase, its an easy solution.
Visit www.stelios.com for more information on the award. Applications are due
no later than August 31 via email at mlb@stelios.com
CYPRUS MAIL 08/07/09
SELİM SAYARI
ntvmsnbc
09
Temmuz. 2009 Perşembe
LEFKOŞA -
Beraberindeki bir heyetle resmi davetli olarak Güney Kıbrısa gelen
Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, Rum Yönetimi Lideri Dimitris
Hristofyasla görüştü. İki lider kendi ifadeleriyle işgalin sona
erdirilmesi için ortak mücadele edeceklerini söyledi.
Görüşmeden sonra
yapılan ortak açıklamada Hristofyas, Filistin Yönetiminin Rum
halkının mücadelesine verdiği destekten ötürü minnettar
olduklarını söyledi. Rum tezlerini İslam Konferansı
Örgütünde savunduğu için Mahmud Abbasa ayrıca teşekkür eden
Hristofyas, Ramallahta Rum temsilciliği açılacağını,
Filistinle ekonomi, turizm ve eğitim alanlarında ikili
anlaşmaların hayata geçirleceğini açıkladı.
Hristofyas, her iki
tarafça uzlaşılan ilkeler temelinde, Filistin halkının
cefasına son vermek ve Filistinin kalbinde bulunduğu Ortadoğu
sorununa barışçıl bir çözüm getirmek için yeniden
yaratıcı bir diyaloğun başlamasını istiyoruz
dedi.
Hristofyas, Güney
Kıbrısın, Filistin halkının haklarıyla ilgili BM
Komitesi üyeliğini sürdüreceğini, AB içerisinde de Filistinli kardeşlerinin
davasını desteklemeye devam edeceğini söyledi.
Mahmud Abbas ise, Güney
Kıbrısın Filistin halkının haklarının geri
alınması, iki devletli bir çözüm çerçevesinde, başkenti
Doğu Kudüs olacak bağımsız bir Filistin devleti kurulması
mücadelesine verdiği istikrarlı destek için Hristofyasa
teşekkür etti.
Güney
Kıbrısın, Ortadoğu sorununda kendilerine verdiği
desteğin İsraille müzakere çabalarında elini
güçlendirdiğine işaret eden Abbas, Filistin toprakları içinde,
Ramallahta temsilcilik açma kararınız bizi ziyadesiyle memnun etti,
aynı zamanda bize, aramızdaki ilişkileri daha da pekiştirme
gücü verdi ve haklarımız için verdiğimiz mücadelenin
çıtasını yükseltti dedi.
Abbas, Rum Yönetimi
Başkanı Hristofyası, en kısa zamanda Filistine
beklediğini de söyledi.
Abbas, Rum Meclisi
Başkanı Marios Garoyan ve Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu
Hrisostomos'la da ayrı ayrı görüştü.
Garoyan, görüşmeden
sonra yaptığı açıklamada, Abbas ile Kıbrıs
sorununu, Orta Doğu'daki son durumu ve Filistinlerin Orta Doğu'da
barışın sağlanması için yaptıkları
çalışmaları ele aldıklarını belirtti.
Marios Garoyan, Güney
Kıbrıs ve Filistin arasındaki mevcut ilişkileri ve
özellikle iki parlamento arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi
konusunu görüştüklerini kaydetti.
Başpiskopos
Hrisostomos da görüşmede Filistinlerin en yakın zamanda kendi
devletini kurulmaları dilediğinde bulunduğunu söyledi.
Kıbrıs Rum
Ortodoks Kilisesi'nin Filistinlere destek vermeye hazır olduğunu
ifade eden Başpiskopos Hrisosotomos, ''Filistin ve Kıbrıslı
Rumların ortak mücadele verdiğini'' savundu.
Abbas, dün geldiği
Güney Kıbrıs'taki temaslarını böylece tamamlamış
oldu.
RUM BASINI: ENDİŞEMİZ ORTAK
Rum basını ziyareti, Rum Yönetimi Türklerin, Filistinse
İsrailin işgaline son verilmesi için birbirini
karşılıklı destekliyor ifadesiyle değerlendirdi.
Fileleftheros gazetesi
haberi, Endişe ve Tedirginlikler Ortak
Kıbrıs ve Filistin
Bütün Alanlarda Karşılıklı Destek Konusunda
Anlaştı manşetiyle verdi.
AA
Kıbrıs
Rum kesimine dün beraberinde bir heyetle giden Filistin Devlet
Başkanı Mahmud Abbas, görüştüğü Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas ile karşılıklı destek beyanında
bulundu.
Rum basınının haberlerine göre, Hristofyas,
Abbas'la görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, Filistin'in Rum halkının
mücadelesine verdiği destekten ve Rum yönetiminin tezlerini İslam
Konferansı Teşkilatı'nda (İKT) gündeme getirmesinden
dolayı Mahmud Abbas'a teşekkür etti.
Hristofyas, Her iki tarafça uzlaşılan ilkeler
temelinde, Filistin halkının cefasına son
vermek ve Filistin'in kalbinde bulunduğu Orta
Doğu sorununa barışçı bir çözüm getirmek için yeniden
yaratıcı bir diyaloğun başlamasını istiyor ve
bunun çok yakında başlayacağına inanıyoruz dedi.
AB içinde Filistinli kardeşlerinin davasını her
zaman yapıcı şekilde desteklediğini ve desteklemeye devam
edeceğini ifade eden Hristofyas, Güney Kıbrıs'ın kısa süre önce
Ramallah'ta temsilcilik açma kararı aldığını, Rum
tarafındaki Filistin
temsilciliğinin seviyesinin de yükselmekte olduğunu kaydetti.
Hristofyas, Filistin'le ekonomi,
turizm ve eğitim alanlarında ikili anlaşmaların da çok
yakında ilan edileceğini açıkladı.
Mahmud Abbas da Güney Kıbrıs'ın
Filistin halkının
haklarının yeniden tesisi, iki devletli bir çözüm çerçevesinde,
başkenti Doğu Kudüs olacak bağımsız bir Filistin devleti kurulması mücadelesine
verdiği istikrarlı destek için Hristofyas'a teşekkür etti.
Güney Kıbrıs'ın,
yol haritası ve Orta Doğu sorununun çözümüne yönelik Arap
inisiyatifine verdiği desteğin, İsrail'le müzakere
çabalarında ellerini çok büyük ölçüde güçlendirdiğini kaydeden
Abbas, Filistin toprakları içinde, Ramallah'ta temsilcilik açma
kararınız bizi ziyadesiyle memnun etti, aynı zamanda bize,
aramızdaki ilişkileri daha da pekiştirme gücü verdi ve
haklarımız için verdiğimiz mücadelenin siyasi
çıtasını yükseltti diye konuştu.
HRİSTOFYAS'A DAVET
Güney Kıbrıs'taki Filistin temsilciliğinin
yükseltilmesinin, Filistin ile Güney Kıbrıs arasındaki iyi
ilişkilerin göstergesi olduğunu ifade eden Abbas, Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Hristofyas'ı, en kısa zamanda Filistin'e beklediğini söyledi.
RUM MECLİS BAŞKANI VE BAŞPİSKOPOSLA GÖRÜŞME
Filistin Devlet Başkanı Abbas, Rum
Meclisi Başkanı Marios Garoyan ve Rum Ortodoks Kilisesi
Başpiskoposu Hrisostomos'la da ayrı ayrı görüştü.
Garoyan, görüşmeden sonra yaptığı
açıklamada, Abbas ile Kıbrıs
sorununu, Orta Doğu'daki son durumu ve Filistinlerin Orta Doğu'da
barışın sağlanması için yaptıkları
çalışmaları ele aldıklarını belirtti.
Marios Garoyan, Güney Kıbrıs ve Filistin arasındaki mevcut
ilişkileri ve özellikle iki parlamento arasındaki
işbirliğinin güçlendirilmesi konusunu görüştüklerini kaydetti.
Başpiskopos Hrisostomos da görüşmede Filistinlerin en
yakın zamanda kendi devletini kurulmaları dilediğinde
bulunduğunu söyledi.
Kıbrıs Rum
Ortodoks Kilisesi'nin Filistinlere destek vermeye hazır olduğunu
ifade eden Başpiskopos Hrisosotomos, Filistin ve Kıbrıslı
Rumların ortak mücadele verdiğini savundu.
Abbas, dün geldiği Güney Kıbrıs'taki temaslarını
tamamladı.
HURRIYET 09/07/09
AİHMde
Kıbrıslı Türklerden karşı atak
GÜVEN ÖZALP Brüksel
Loiuzidu dosyasının ardından Rumların
açtığı mülkiyet davalarına muhatap olan AİHMye
bu kez Kıbrıslı Türkler başvurdu. AİHM, Türklerin
mülkiyet konusundaki ilk dava talebini işleme koydu
Kıbrısta kuzeydeki Rum
mallarıyla ilgili açılan Loiuzidu davasının ardından
bugüne kadar sadece Rumlar tarafından açılan mülkiyet davalarına
muhatap olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM),
Kıbrıslı Türkler karşı atağa geçti. Rum kesiminde
taşınmaz malları bulunan bir grup Türk, mülkiyet
haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Rum Yönetimine dava
açtı. Kıbrıslı Türklerin mülkiyet konusundaki ilk dava
talebi olması açısından önem taşıyan başvuru, AİHM
tarafından işleme konuldu.
AİHM, Güney Kıbrısta taşınmaz malları bulunan 27
Kıbrıslı Türk tarafından 2004-2008 arasında
yapılan 10 dava başvurusu hakkında Rum Yönetiminden savunma
istedi. AİHMnin Kıbrıslı Türklerin
başvurularını kabul edilir bulup bulmayacağı gelen
savunmanın ardından önümüzdeki aylarda netleşecek.
Mülkiyet hakkını ihlal iddiası
Başvurulara konu olan taşınmaz mallar Baf, Limasol,
Yağmuralan ve Lefkoşanın güneyinde bulunuyor.
Şikâyet sahipleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin
(AİHS) garantisi altında olan mülkiyet ve özel yaşamın
korunması haklarının Rum Yönetimi tarafından ihlal
edildiği görüşünü savunuyor. Rum Yönetiminin ayrımcılık uyguladığı ve Rum
yargısı önünde hak aramalarını
kısıtladığı da başvurularda işlenen tezler
arasında yer alıyor.
Güney Kıbrısta Türklerin tapularına sahip olduğu pek çok
taşınmaz Rumlar tarafından kullanılıyor. Rumların
açtığı binlerce mülkiyet davasının yanı sıra
Kıbrıslı Türklerin dava açmaya başlamasının da bu
konudaki dengeler üzerinde etkili olması bekleniyor.
MILLIYET 09/07/09
Emekli Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel, Orams
davasının lehimize döndürülmesi için, ATAD′ın davayı
tekrar dinlemesini sağlama ya da müzakerelerde varılacak bir
antlaşmanın AB′ye katılım antlaşmasını
değiştirmesini sağlamakla mümkün olabileceğini kaydetti.
ATAD′dan iade-i muhakeme denilen yöntemle davanın tekrar
dinlenmesinin talep edilmesi yönünde girişim
başlatılmasının önemine dikkat çeken Taner Erginel, mahkeme
başkanı Skouris′in şaibeli durumunun bu yola
başvuruya bir fırsat verdiğine dikkat çekti.
Taner Erginel′in, HALKIN SESİ Genel Yayın Yönetmeni Emin
Akkor′un Orams davasında bugün itibarıyla nasıl bir yol
izlenmesiyle ilgili yönelttiği sorulara verdiği yanıtlar
şöyle:
HALKIN SESİ: ATAD kararının bir felaket olduğunu ve
İngiltere mahkemesinin buna çözüm bulamayacağını
söylediniz. O zaman ne yapmak gerekiyor?
Taner Erginel: ATAD kararı 1959′dan beri halkımızın
sahip olduğu yasal hakları ortadan kaldırmış ve bizi
Rum Yönetiminin azınlığı, hatta tutsağı haline
getirmiştir. Bu karardan sonra İngiltere mahkemelerinin vereceği
kararın da fazla yararı olma-yacağını konuştuk.
Bu durumda ATAD kararının etki-sinden nasıl
kurtulabileceğimizi araştırmamız gerekmektedir.
Bunun için iki yol düşünülebilir.
A) ATAD′ın davayı tekrar dinlemesini sağlama
B) Kıbrıs görüşmelerinde varılacak bir anlaşmanın
AB′ye katılım anlaşmasını
değiştirmesini sağlama
Bu yolların ikisinde de karşılaşacağımız
güçlükler vardır.
Bu güçlükleri anlatır mısınız? ATAD′ın
davayı tekrar dinleyerek kararını değiştirmesi mümkün
mü?
ATAD′ın davayı tekrar dinlemesini sağlamak için iki yöntem
düşünülebilir. İlk yöntem dava İngiltere İstinaf
Mahkemesi′nde dinlenmeye başlandığı zaman yeni
sorularla davanın tekrar ATAD gitmesini istemektir. Böyle bir isteğe
hemen "geç kaldınız" yanıtı verilecektir. Ne
denirse densin yılmadan mücadele etmekten başka seçeneğimiz
yoktur.
İkinci yöntem; doğrudan ATAD′dan davanın tekrar
dinlenmesini talep etmektir. İade-i muhakeme veya retrial dediğimiz
bu yönteme çok ender hallerde başvurmak mümkündür. Ancak mahkeme
başkanı Skouris′in şaibeli durumu bu yola başvurmamıza
fırsat vermektedir.
Bilindiği gibi Skouris 1989 ve 1996 yıllarında
Yunanistan′da İçişleri Bakanlığı
yapmıştır. Kasım 2006′da bir etnik temizlik
planı olan Akritas Planının mimarlarından olan Rum
Yönetimi Eski Başkanı Papadopulos′tan, Rum Yönetiminin en
büyük ödülü olan 3. Makarios ödülünü almıştır. Bu ödül
Kıbrıs Rum halkına büyük hizmet veren kişilere ve-rilmekte
olup, Skouris′e ATAD Başkanı olduğu bir dönemde ve Orams
davası devam ederken verilmiştir. Skouris, Orams kararından iki
ay önce Güney Kıbrıs′a gelip resmi ziyaretlerde bulunmuş
ve verilecek kararı Rum yöneticilerle
tartışmıştır.
Skouris′in davranışları AB Yargıç Etiket
Kuralları ile tam bir çelişki içindedir. Bu kuralların 2.
maddesi Integrity (tutarlılık, dürüstlük) 3. maddesi ise Impartiality
(tarafsızlık) başlığını
taşımaktadır. Bu maddelere göre bir yargıcın
tutarlılığına ve tarafsızlığına gölge
düşürecek konuma girmesi ve taraflardan birinden herhangi türden
hediye alması disiplin suçu oluşturur. Tüzüğün 3. maddesinde
geçen herhangi türden hediye sözcükleridir. Yani bilinen hediyelerin
dışında bir ödülün alınması da suç kabul
edilmiştir. Skouris′in bu suçları işlediği
açıktır. Bu durum davanın tekrar dinlenmesini sağlayacak
ender hallerden biri olarak kabul edilebilir. Kuşku yok ki bizim
amacımız Skouris′in cezalandırılması değil
halkımızın yok olmasına neden olabilecek kararın
ortadan kaldırılmasıdır.
Davanın ATAD′da tekrar başka bir heyet tarafından
dinlenmesi için bir müracaat yapıldığı bilgimize geldi. Bu
açıklama doğru ise çok yerinde bir giri-şim olmuştur.
ATAD davayı yeniden dinlemeyi kabul edecek mi?
Bu soruya daha önce konuştuklarımızı anımsatarak
yanıt vereyim. Eğer bizim yeri-mizde Rumlar olsaydı mahkeme
başkanının böyle bir skandalı karşısında
dünyayı ayağa kaldıracaklardı. Belki de başkan istifa
etmek zorunda kalacaktı. ATAD davayı yeniden dinlemekle kalmayıp
aleyhte karar verdiği insanlardan özür dilemek zorunda
kalacaktı. Ancak bizim Rumların mücadele yöntemini ne ölçüde
izleyebileceğimizden emin değilim.
Ayrıca vurgulamak gerekir ki, davanın yeniden dinlenmesi yeterli
değildir. Daha önce değindiğimiz yeni iddiaları öne
sürebilmemiz gerekir. Bu ise KKTC′yi ön plana çıkarmakla
gerçekleşebilecek bir olaydır. KKTC′nin
tanınmadığı mazeretiyle iddia-larımızın
dinlenmemesi olasılığına karşılık
KKTC′den önce mevcut eşit egemen halk statümüzle yine talepte
bulunabiliriz. Önemli olan haklı olduğumuz temel konuları
mahkemenin önüne taşıyabilmektir. Kıbrıslı Türklerin
1963′ten beri son derece haklı koşullarda uyguladığı
hukuku yok saymanın insan haklarını ihlal ettiğini öne sürebilmektir.
Bu mücadelede AB ile ilişkilerimize de dikkat etmek zorundayız. AB
ile ilişkilerimiz-de dik durmazsak ve Rum devletinin
azınlığı olarak AB′ye girmeye razı
olduğumuz mesajını verirsek ne kadar gayret gösterirsek
gösterelim bir sonuç alamayacağımız açıktır. Bu konu
açılmışken bir hususa daha dikkatinizi çekmek isterim. Bize
haksızlık yapan sadece ATAD değildir. ATAD, kararını
AB′nin görüşleri doğrultusunda vermiştir.
KKTC halkını azınlık statüsüne düşürecek ve Rum
Yönetimi ile halkının tutsağı haline getirecek kararın
ABnin görüşleri doğrultusunda verildiğini söylüyorsunuz. Bu
doğru olabilir mi?
Orams davası ATAD′a havale edildikten sonra çeşitli
devletlerden ve BM′den görüş istendi. Bir davanın sonucundan
etkilenecek kişi veya kuruluşlara söz hakkı vermek
gerektiği halde ne KKTC′den ne de Türkiye′den görüş
istenmedi. Sadece bu durum ATAD′daki adaletin ne düzeyde olduğunu
göstermeye yeterlidir. Bu arada belirteyim ki görüş verenler arasında
insaflı davranan sadece BM′in eski Genel Sekreteri Annan oldu.
Ancak ne Annan′ın söyledikleri, ne de diğer devletlerin
söyledikleri fazla önemli değildir. Önemli olan mahkemenin sahibi olan
AB′nin ne söylediğidir. AB′nin hükümeti, AB
Komisyonu′dur. AB Komisyonu da mahke-meye bir rapor sunmuştu.
İşte Kıbrıslı Türkler için idam kararı verilmesi
talebi bu raporda mevcuttur.
Hangi rapordan söz ediyorsunuz?
ABnin görüşü AB Komisyonu′nun ATAD′a sunduğu, Silva de
Lapuerta tarafından hazırlanan raporda ifade edilmiştir. Bu
görüş aynen ATAD′ın belirttiği gibi Rum mahkemelerinin
KKTC topraklarında yargı yetkisi olduğunu ifade etmektedir.
Yani, İngiltere Yüksek Mahkeme kararının bozulmasını
ve KKTC′nin tasfiye edilerek Rum Yönetimine ilhak edilmesini tavsiye
etmektedir. Bu raporda kararın icra edileceği ülke mahkemesinin
(İngiltere mahkemesinin) kamu politikası gerekçesiyle icrayı
durdurabileceğinden söz edilmekle birlikte bu zaten 44/ 2001
sayılı tüzükte yer alan bir husustu ve Lapuerta raporunun bu konuya
değinmesine gerek yoktu. Bu nedenle AB bize en küçük bir anlayış
gösterdiği kanısında değilim.
Silva de Lapuerta raporunun yanlış anlaşılma
olasılığı yok mu?
Hiç yoktur. Çünkü bu rapor 1977′de Hesperides davasında
verilmiş olan ve tüm dünyada uygulanıp her yere barış
götüren ilke ile Orams davasında İngiltere Yüksek Mahkemesi′nin
benimsediği ilkenin iptal edilmesini tavsiye etmektedir. KKTC′deki
olaylarda Rum mahkemelerinin yargı yetkisi yok iken, var olması
önerilmektedir. Bu kadar ciddi değişikliklerin büyük
hazırlık yapılmadan gerçekleştirilmesi mümkün
değildir.
(Yarın: Kıbrıs görüşmelerinde varılacak bir
anlaşma, ATAD kararının
yarattığı olumsuzluğu ortadan kaldırabilir mi?)
HALKIN SESI 09/07/09
Mahmud Abbas Güney
Kıbrısta
Filistin Devlet Başkanı
Mahmud Abbas, 2 günlük resmi bir ziyaret için bir heyetle birlikte dün Güney
Kıbrısa gitti.
Haberi veren Rum radyosu Güney
Kıbrısa saat 16.30da özel bir uçakla giden Abbas ve
beraberindekilerin Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu ile
Filistinin Güney Kıbrıstaki Genel Temsilcisi Halid Najjar tarafından
karşılandığını duyurdu. Abbas, Güneye
varışında herhangi bir açıklama yapmadı.
Beraberindekilerle birlikte saat 18.00de Rum Başkanlık
Köşkünde giden Abbas bir süre Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyasla baş başa görüştü, ardından heyetler
arası resmi görüşmelere geçildi.
Mahmut Abbasın dün akşam, Arap devletlerinin Rum
tarafındaki diplomatik misyon şefleriyle akşam yemeği yedi.
Abbas, bugünkü temaslarına saat 10.00da da Rum
Başpiskoposluk Binasına giderek Rum - Ortodoks Kilisesi
Başpiskoposu II. Hrisostomosla yapacağı görüşmeyle
başlayacak. Saat 11.00de Rum Meclisine geçerek Meclis Başkanı
Marios Karoyanla bir araya gelecek. Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyasın, Rum Başkanlık Köşkünde onuruna
vereceği öğle yemeğe katılacak olan Abbas saat 16.30da
Güney Kıbrıstan ayrılacak.
KIBRIS 09/07/09
Talat: Haftaya ilk tur tamam
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Müzakereleri kapsamında Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas ile bugün görüşmeye
başladıkları Güvenlik ve Garantiler
başlığını bir sonraki toplantıda kapatmayı
umduklarını söyledi.
Görüşmenin
ardından Cumhurbaşkanlığına dönüşünde
gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, bugün görüşmeye
başladıkları Güvenlik ve Garantiler
başlığında ilk sunumları yaptıklarını,
yanıtların da gelecek hafta cuma günü yapılacak görüşmede
verileceğini söyledi.
Güvenlik ve Garantiler
başlığını bir sonraki toplantıda kapatmayı
umduklarını ancak bunun kesin olmadığını dile
getiren Talat, özel temsilcilerinin cuma günkü görüşme öncesinde biraraya
gelerek ayrıntıları konuşacaklarını
söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat, Yeşilırmak kapısının açılması
konusunda özel temsilcilerin BM ile birlikte yaptıkları
çalışmaların da görüşmede teyit edildiğini
vurguladı. Talat, bu çalışmaların BM ile de ilgisi
olduğunu çünkü ara bölgede kalan yolun yapılmasında BMnin rolü
olacağını, finansmanı da ABın
sağlayacağını anlattı.
KIBRIS POSTASI 09/07/09
Görüşme sona erdi
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde
yaptığı, "Güvenlik ve Garantiler"
başlığını ele aldığı görüşme sona
erdi.
BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brooke Zerihoun, Lefkoşa ara bölgede
yapılan görüşmeden sonraki açıklamasında, tarafların
"Güvenlik ve Garantiler" konusunda karşılıklı
görüşlerini sunduklarını ve daha sonraki görüşmelerde
detaylara ineceklerini söyledi.
-TALAT'IN AÇIKLAMASI-
KKTC Cumhurbaşkanı Talat da makamına dönüşünde
yaptığı açıklamada, "Güvenlik ve Garantiler"
konusunda karşılıklı ilk sunumlarını
yaptıklarını belirterek, bir sonraki görüşmede
karşılıklı görüşlere cevap vereceklerini kaydetti.
"Güvenlik ve
Garantiler" konusunu bir sonraki görüşmede kapatmayı
umduklarını ifade eden Talat, temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos
Yakovu'nun bir sonraki görüşme öncesinde bir araya gelerek,
toplantıların ayrıntılarını
görüşeceğini söyledi.
Yeşilırmak
kapısının açılması konusunu da ele
aldıklarını belirten Talat, bölgeye yol yapımında BM
ve Avrupa Birliğinin önemli rolü olacağını, bunları
bir kez daha gözden geçirdiklerini bildirdi.
AA
KIBRIS POSTASI 09/07/09
![]()
Talat-Hristofyas bugün Güvenlik ve Garantiler
başlığını görüşmeye başlıyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için sürdürdükleri
müzakerelerde bugün Güvenlik ve Garantiler başlığındaki
ilk görüşmeyi gerçekleştirecek.
Ara bölgede Lefkoşa Uluslararası Havaalanı yakınlarındaki
müzakereler için ayrılan yerde saat 10.00da başlayacak
görüşmede, Kıbrıs Türk tarafı, Garanti ve İttifak
Anlaşmalarının devamına büyük önem verdiğini bir kez
daha ortaya koyacak.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dünkü
haftalık basın brifinginde, son görüşmelerinde Toprak
başlığını kapatan liderlerin yarın Güvenlik ve
Garantiler konusuna geçeceğini hatırlattı.
Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının Garanti ve
İttifak Anlaşmalarının devamına büyük önem
verdiğini ve bu görüşün daha önceden de olduğu gibi yarın
ele alınmaya başlanacak Güvenlik ve Garantiler
başlığı altında bir kez daha ortaya
konacağını söyledi.
Özel temsilciler
Geçen hafta yapılan görüşmede alınan bir başka önemli
kararın da, Ekim ayına kadar yapılacak toplantı
tarihlerinin belirlenmesi olduğunu hatırlatan Hasan Erçakıca,
dün saat 16.00da liderlerin özel temsilcileri Özdil Nami ve Yorgo Yakovunun
yaptıkları görüşmede, saptanan tarihler itibarıyla
nasıl bir gündem izleneceğini detaylandırdı.
Toplantı tarihlerinin belirlenmesinden duydukları memnuniyeti dile
getiren Sözcü Erçakıca, bunun görüşmelerin verimi ve ilerleme için
olumlu adım olduğunu dile getirdi.
İtalyannın Kıbrıs sorumlusu
Öte yandan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün, İtalya
Dışişleri Bakanlığının Kıbrıs
İşleri Sorumlusu Bakan Yardımcısı Alfredo Mantica ve
beraberindeki heyeti kabul etti. Yaklaşık bir saat süren
görüşmeden çıkarken Mantica kısa bir açıklama yaptı.
Mantica, Talat ile görüşmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek,
görüşmenin İtalyan hükümeti için önemli olduğunu söyledi.
Kıbrısa, müzakere sürecini daha iyi anlamak amacıyla
geldiklerini söyleyen İtalyan yetkili, Ülkemiz bu sürecin
başarıya ulaşmasını diliyor dedi.
İtalyanın Kıbrıs sorununun çözümü
çalışmalarına destek vermeye hazır olduğunu ifade eden
Mantica, Cumhurbaşkanı Talata, çözüm yönündeki
çalışmalarında başarılar diledi.
STAR KIBRIS 09/07/09
![]()
Fileleftheros Gazetesi Antena televizyon kanalının (ANT1) EVRESİS şirketine Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın icraatlarına yönelik bir anket yaptırdığını, ankete katılanların yüzde 62.8inin Hristofyasın Kıbrıs sorununa yönelik icraatlarından memnun olmadığını belirttiğini yazdı.
Gazeteye göre 23-30 Haziran tarihleri arasında telefon
aracılığıyla 1011 kişi ile yapılan ankette
Hristofyasın Kıbrıs sorununa yönelik uygulamalarına
yönelik memnuniyet sorgulandığında 62.8 oranında
katılımcı az ya da hiç yanıtını verirken;
yüzde 36.6sı da çok ya da oldukça şeklinde yanıt verdi.
YÜZDE 67 AZ YA DA HİÇ
Gazeteye göre Hristofyasın iç yönetime ilişkin
uygulamalarından ne kadar memnunsunuz? sorusuna ankete
katılanların yüzde 67.1i az ya da hiç; 31.9u da çok ya da
oldukça yanıtını verdi.
Gazete genel seçimlerde hangi partiye oy verirdiniz? sorusuna
karşılık ise ankete katılanların yüzde 23.9unun AKEL,
yüzde 23.8inin DİSİ, yüzde 11.5inin DİKO, yüzde
4.6sının EDEK, yüzde 3.2sinin EVROKO, yüzde 1.1inin Çevreciler ve
Ekologlar Hareketi ve yüzde 0.1inin de diğer partiler
yanıtını verdiklerini; ayrıca yüzde 20.1inin boş,
geçersiz oy kullanacağını ya da hiç oy vermeyeceğini ifade
ettiğini, 11.7sinin ise bilmiyorum, yanıt vermek istemiyorum
seçeneğini seçtiklerini yazdı.
STAR KIBRIS 09/07/09
Spokesman forced to dispel media
rumours on talks
By Elias Hazou
There will be a
referendum
THE GOVERNMENT yesterday moved to quash local news reports that suggested a
settlement agreement might not be put to referenda before the two communities.
The two leaders have already agreed that an agreement will be put to
simultaneous referenda, government spokesman Stefanos Stefanos told a news
briefing.
He said this arrangement had been made known to the UN Secretary-General, and
moreover that it was mentioned in a UN resolution.
Online newsletter Offsite reported on Monday that diplomatic circles in
Nicosia and abroad were hatching plans to avoid holding referenda after a
peace deal is reached between the leaders of the two communities.
According to Offsite, the same circles fear that holding referenda would see a
repeat of 2004, when politicians and quarters of the media opposed to the Annan
Plan mounted a concerted No campaign to scupper the agreement. This, the
newsletter said, is a lesson learned for foreign diplomats, who now intend to
keep the hawks and demagogues in Cyprus from poisoning the climate again.
Phileleftheros yesterday took up the story, essentially endorsing this
information. It noted that the idea was most likely the brainchild of
British diplomats. Next, the paper noted that the British have denied knowledge
of any such plan without mentioning where this denial came from.
Phileleftheros said also that the idea to bypass the referenda was not to the
knowledge of the negotiating parties.
Citing its own sources, the paper said that the foreign diplomats were toying
with the idea of putting an agreement to the parliaments of the respective
communities, instead of straight to the people. This would soften acceptance of
an agreement as it would not completely ignore the people, since MPs are chosen
by the electorate. A nod from parliament would help seal the deal, the paper
conjectured.
Where would the Cyprus problem be without rumours? remarked a source from a
foreign embassy, who requested anonymity.
Politicians meanwhile dismissed outright the notion of scrapping the referenda.
DIKO leader Marios Garoyian likened such an action to putting the cart before
the horse.
First lets see where the negotiations will lead
after, assuming there is
agreement between the two communities, it would be inconceivable for citizens
not to be able to take a stand on the agreement for a comprehensive solution.
DISY boss Nicos Anastassiades stressed that putting an agreement to the popular
vote was an imperative, otherwise people would feel that they were having a
solution imposed on them.
Moreover, he said, the people should be given a voice, since a solution and
reunification would directly impact their lives.
The reports about these behind-the-scene scenarios directly contradict the
messages coming from politicians in recent weeks. In late June, in an interview
with Turkish newspaper Zaman, US Deputy Assistant Secretary of State Matthew
Bryza specifically mentioned that there had to be a referendum after a Cyprus
agreement was signed.
Forcing them [the Cypriots] to do it simply is not going to be workable
because there will be referenda again. And eventually the parties will either
vote for or against, depending on how comfortable they are with the
settlement, Bryza told Zaman.
And in interview with Politis about two weeks ago, Turkish Cypriot leader
Mehmet Ali Talat sounded confident that the majority of Turkish Cypriots would
vote yes in a referendum the implication of his remark being that a
referendum is a given.
A reference to the two communities commitment to hold referenda is contained
in the leaders joint statement of July 25, 2008 which noted:
The aim of the full-fledged negotiations is to find a mutually acceptable
solution to the Cyprus problem, which will safeguard the fundamental and
legitimate rights and interests of Greek Cypriots and Turkish Cypriots. The
agreed solution will be put to separate simultaneous referenda.
UNFICYP spokesman Jose Luis Diaz said he was unaware of any discussions, in any
circles, on postponing the referenda.
This is the first I ever heard of it
from the media reports, Diaz told the
Mail.
In any case, he added, the two leaders have long been negotiating on the
understanding that an agreement will be put to referenda.
Asked about the alleged involvement of British diplomats, as claimed by
Phileleftheros, a spokesman for the British High Commission had this comment:
"This settlement process belongs entirely to the Cypriots. The role of the
international community is to support the two leaders in their search for a
solution. It is not seeking to make suggestions on the process, on timetables
or on the content of a settlement.
Britain has not been involved in, and is not aware of, any discussions
concerning the referendum.
CYPRUS MAIL 09/07/09
Aid for Turkish Cypriots helps prepare for reunification
THE EUROPEAN Commission
yesterday approved the annual report for 2008 on the implementation of the aid
programme for the Turkish Cypriot community.
According to an EC press release, the aid programme aims to facilitate
reunification of Cyprus by encouraging the economic development of the Turkish
Cypriot community with particular emphasis on the economic integration of the
island, on improving contacts between the two communities and with the EU, and
on preparation for the EUs legal order. Just under 260m has been made
available to implement the programme over the period 2006-2011. 1
Funds can be used for investment to help meet EU standards in areas such as
water supply, waste water treatment, solid waste management, energy supply and
telecommunications. Grants are given to a wide range of recipients: students
and teachers, NGOs, farmers, small businesses, schools, villages.
Technical expertise is made available to Turkish Cypriots to help them better
understand and prepare for the implementation of EU rules following
reunification. Reconciliation measures are supported.
Following the adoption of the report Commissioner Rehn said: I am pleased that
the EUs assistance for the Turkish Cypriot community has started to deliver
real benefits on the ground: students and teachers receive support to spend one
year abroad, and grants are being provided to farmers, civil society
organisations, schools, villages and small and medium sized enterprises.
Thanks to the Aid Programme, the Turkish Cypriot community will be better
prepared for the day of reunification. The Commission remains strongly
committed to the ongoing settlement talks and supports the efforts of the
leaders of the Greek and Turkish Cypriot communities.
In the course of 2008, contracts worth 37 million were signed in all of these
areas and 13 million was disbursed. By the end of May 2009 the total amount
contracted reached 84.5 million and the total amount disbursed 38.5 million.
Remaining funds must be contracted before the end of 2009, although
implementation can follow in later years; tenders and calls for proposals have
now been launched covering all of the remaining funds.
Examples of projects implemented in 2008 include village improvement projects,
scholarships for 122 students and teachers to study in other EU member states,
13 grants to schools and 26 grants to farmers to improve milk refrigeration and
collection.
Support was given to mine clearance off the buffer zone and the EU was the
single biggest donor to the Committee on Missing Persons. 220 seminars and
workshops on the EUs legal order were given to Turkish Cypriot experts.
The aid programme is implemented by the Commission, either directly, through a
dedicated programme team, or in collaboration with UNDP and other international
organisations.
CYPRUS MAIL
09/07/09
Palestinian leader in 24-hour visit to Cyprus
PALESTINIAN Authority
President Mahmoud Abbas arrived on the island yesterday for an official two-day
visit. Abbas was met by Foreign Minister Marcos Kyprianou at Larnaca airport
and headed straight for the Presidential Palace for talks with President
Dimitris Christofias.
Following the two delegations meeting, the leaders expressed words of unity
and understanding for their respective nations struggles in attaining goals of
independent and unoccupied homelands.
Christofias spoke first, thanking Abbas and the Palestinian people for their
firm and consistent support for the people and the Republic of Cyprus, adding
that Cyprus has always been an unwavering supporter of the Palestinian peoples
struggle to establish their own state
with its capital in East Jerusalem.
Christofias expressed his hope that the two nations will soon be able to reach
agreements on day-to-day issues of co-operation such as tourism, education and
health.
Abbas reciprocated, saying Cyprus recent establishment of a diplomatic office
in Ramallah had brought great satisfaction and has strengthened us in our
political struggle
Abbas will tomorrow meet Archbishop Chrysostomos before flying back to the
Palestinian Territories later in the day.
CYPRUS MAIL
09/07/09
10
Temmuz. 2009 Cuma
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs Türk
tarafının ortaya koyduğu tezleri sonbaharda
değiştireceği beklentisi içerisinde olduğunu
açıkladı.
Dimitris Hristofyas, Rum
devlet kanalı RİK1'de yayımlanan açıklamasında, Rum
yönetimi liderliğine Kıbrıs sorununu çözmek için talip
olduğunu, çözmek için de elinden geleni yapmakta kararlı
olduğunu ifade ederek, "Zamanın uzamasının bölünmeyi
ve bir tanesi Tayvan haline gelecek iki ayrı devleti gündeme
getireceğini" öne sürdü.
Doğrudan
müzakerelerin Rum tarafı için tek yol olduğuna
inandığını belirten Hristofyas, ''Diyalogdan başka
alternatif öneri yok. Nasıl olursa olsun, çözüm olsun diyenlerden
değilim. Çözüm temel ilkelere dayanmalı, yaşayabilir,
işleyebilir olmalı ve gelecek nesilleri güvence altına
almalı'' dedi.
Felsefesinin, ''ülkenin;
iki bölgeli iki toplumlu federasyon temelinde, tek egemenliğe, tek
uluslararası temsiliyete ve tek vatandaşlığa sahip, AB
içerisinde işlevsel, ekonomisi birleşmiş bir devlet olarak
yeniden birleşmesi'' olduğunu söyleyen Hristofyas,
''Kıbrıslı Türkler ve Rumlar olarak birlikte yaşamaya
mahkum olduğumuzu herkes anlamalıdır'' diye konuştu.
TÜRK
TARAFININ KIRMIZI ÇİZGİLERİNİ KABUL ETMEM
Hristofyas, ''kırmızı çizgilerin'' yinelenmesi
görüşünde olmadığını, Türk veya Kıbrıs Türk
tarafından kırmızı çizgiler olmasını da kabul
etmediğini belirterek, şöyle devam etti:
''Değerlendirmem odur
ki, Kıbrıs Türk tarafı müzakere masasına çeşitli
konularda tezler koyuyor, ancak Kıbrıs sorununun çözülmesini
gerçekten istiyorsa, bu konuyla ilgili son sözünü söylemeli. Ancak
Kıbrıs Türk tarafı bunu halkla ilişkiler nedeniyle
yapmıyor.''
Hristofyas,
Kıbrıs Türk tarafının bugün çeşitli konularda ortaya
koyduğu tutumunu değiştireceği beklentisi içerisinde
olduğunu kaydetti.
TALAT
CESUR VE İRADE SAHİBİDİR
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı, ''tek
egemenliği'' kabul ettiği için ''cesur ve irade sahibi'' olarak
niteleyen Hristofyas, şöyle konuştu:
''Sayın Talat'ın
hiçbir hareket özgürlüğü olmadığını söylersem,
kendisine kapıyı kapatmış gibi olurum. Talat'ın, bir
uzlaşı çözümüne varmamız konusunda ne kadar hareket etme
özgürlüğüne sahip olduğu süreç içerisinde ortaya çıkacak.
Kıbrıslı Türk lider, devletin birliğini güvence altına
alacak olan tek egemenlikli bir hükümetle iki bölgeli federasyonu taahhüt ettiği
için Talat cesurdur, irade sahibidir.''
Garantilerle ilgili
sorulara da yanıt veren Hristofyas, ''Bizim de haber almamız ve
Türkiye'ye kimsenin müdahale hakkı olmadığını
söylememiz gerekir. Federasyon, müdahale haklarını veya garanti ve
ittifak anlaşmalarını gerektirmez'' ifadesini kullandı.
ATAD
kararının ancak müzakere sürecinde ortadan kaldırılabilme
olasılığından bahseden Erginel, devam eden
görüşmelerden edindiği izlenime göre ise bu yönde bir belirti
görmediğini ifade etti.
Emekli Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel′in HALKIN SESİ
Genel Yayın Yönetmeni Emin Akkor′un sorularına verdiği
yanıtlar şöyle:
Kıbrıs görüşmelerinde varılacak bir anlaşma ATAD
kararının yarattığı olumsuzluğu ortadan
kaldıramaz mı?
Bilindiği gibi yasaları yasama meclisleri veya parlamentolar yapar.
Daha sonra yorumlama görevi ise mahkemelere düşer. Mahkemeler bir
yasayı yorumlayıp karar verdiler mi bu karar bir daha
değişmez. Çünkü yargıda "kesin hüküm" ilkesi
vardır. Kararı değiştirebilmek için başa dönmek ve
yasayı değiştirmek gerekir.
ATAD′ın aleyhimize verdiği karar 10. Protokol, yani Rum
Yönetiminin AB′ye katılım anlaşması yorumlanarak
ve-rilmişti. AB′ye katılım anlaşmaları
AB′nin birincil hukukunu oluşturur ve AB hukuk normları
hiyerarşisinde en üst düzeyde yer alır. ATAD kararını
değiştirebilmek için Rum Yönetiminin AB′ye katılım
anlaşmasını değiştirmek şarttır. Eğer
bu yapılmazsa ATAD kararı Kıbrıs′ta iki taraf
arasında varılan anlaşmadan daha üstte kalacak ve anlaşma
ATAD kararına tabi olacaktır. Bu durumda nasıl bir
anlaşmaya varılırsa varılsın Kıbrıs üniter
bir devlet olmaya devam edecek ve bir anlaşmazlık durumunda Rumlar,
iki halk arasında varılan anlaşmanın değil ATAD
kararının uygulanmaya devam etmesini isteyebileceklerdir.
Dolayısıyla Kıbrıs görüşmelerinde varılan
anlaşmanın hiçbir değeri olmayacaktır.
AB′ye katılım anlaşması nasıl
değişebilir?
AB′ye katılım anlaşmasının değişmesi
ve böylece Kıbrıs görüşmelerinde varılacak
anlaşmanın bir anlam ifade etmesi için izlenmesi gereken yol üzerinde
duralım. Bunun için her şeyden önce Rum yönetiminin buna razı
olması gerekir. Yani iki halkın haklarına ilişkin
çeşitli konularda bir anlaşmaya varmak yeterli olmayıp bu
anlaşmanın katılım anlaşmasını
değiştireceği konusunda da ayrıca bir anlaşmaya varılması
gerekmektedir. Ancak bu da yeterli değildir. Çünkü
Kıbrısın AB′ye katılım anlaşması
Kıbrıs devleti ile AB arasında yapılmış bir
sözleşme olup ABnin de bu sözleşmenin
değişmesini kabul etmesi gerekir.
Bu durumda insanın aklına şu sorular geliyor. "Rum
Yönetimi 2004 katılım anlaşmasının
değişmesine razı mı? AB, 2004 katılım
anlaşmasının değişmesine razı
mı?"
Sade bir vatandaş bu koşullarda nasıl düşünür?
"Yıllarca görüşüp anlaşma yapmaya başlamadan önce bu
anlaşmanın işe yarayacağı, yani AB′ye
katılım anlaşmasının da değişeceği
konusunda anlaşalım. Boşuna zaman kaybetmeyelim" diye
düşünür değil mi? Maalesef Sn. Talat′ın böyle bir
kaygısı olmadığı anlaşılmaktadır.
Hristofyas ise, katılım anlaşmasını
değişmesini kabul edeceği yönünde herhangi bir açıklama
yapmamıştır. Hele AB yetkilileri sanki bu noktayı
bilmiyorlarmış gibi bu konudaki talebimizi
anladıklarını söylemektedirler. Görüşmeler ve referandumlar
sonunda varılacak anlaşmanın katılım
anlaşmasını nasıl değiştireceği konusunda ne
bir açıklama var, ne de bir söz verme.
Halklar arasında varılan anlaşmadan ve referandumlardan sonra
AB′ye katılım anlaşmasını ve
değişmesini Rum Yönetimi kabul etti diyelim. AB′nin de kabul
ederek gerçekleştirmesi için bu değişikliğin diğer 26
ülke parlamentolarının her birinde ayrı ayrı onaylanıp
kabul edilmesi gerekmektedir. Bunun ise çok zor bir iş olduğu
açıktır. Bir tek devlette onaylanmazsa katılım
anlaşması geçersiz kalacak ve biz üniter bir devlette
azınlık olmaya devam edeceğiz.
AB′nin zamanla hukukunu değiştireceği ve birincil
hukuk oluşturma konusunda daha kolay bir formül bulacağı,
26 ülke parlamentolarına başvurmadan değişimin
gerçekleşebileceği söylenmektedir. Fakat nasıl bir formül
bulunacak ve ne zaman yürürlüğe girecek? Kesin olan hiç bir şey
yok.
Özetle, ATAD felaketini görüşmeler yoluyla ortadan kaldırmak
mümkündür. Ancak bunun gerçekleşebileceği konusunda hiçbir belirti
yoktur. Aksine Kıbrıs′ta bir anlaşmaya varılsa bile
katılım anlaşmasını değiştirmenin çok zor
hatta imkansız olacağının belirtileri vardır.
Ayrıca, AB′nin Kıbrıslı Türkleri çok saf bir halk
olarak kabul ettiğinin ve haklarını savunmasını
bilmeyen bu halkın gözünün yaşına bakılmayacağının
belirtileri mevcuttur.
İkili görüşmelerin barışla sonuçlanacağı
konusunda yaygın bir inanç var. Siz barış olmayacakmış
gibi konuşuyorsunuz.
Halklar arası görüşmelerde bir anlaşmaya
varılacağı ve bu anlaşmanın referandumlarda
kabul edilme olasılığı bulunduğu söyleniyor. Bunlar
siyasi değerlendirmelerdir. Benim bu konuda söyleyebileceğim veya
herkesin bildiklerine ekleyebileceğim bir şey yok. Burada hukuk
perspektifinden olaya bakmaya çalışıyorum ve bir anlaşmaya
varılırsa bu anlaşmanın AB′nin birincil hukuku haline
gelmeme olasılığı bulunduğunu ve
Kıbrıslı Türklerin ATAD kararıyla yitirdiği
hakları geri alamama olasılığı bulunduğunu
söylüyorum. Bu tehlike karşısında halkımızı
uyarmamız gerekmiyor mu?
Niçin barış konusunda bu kadar
kaygılısınız?
Kaygılıyım , Çünkü ATAD kararından ayrı olarak AB
Komisyonunun hazırladığı raporda yani Lapuerta raporunda
da ABnin gerçek niyetini görüyorum. Rum mahkemelerinin kuzeydeki olaylarda
yargı yetkisi olmasının ne anlama geldiğini
biliyorum. ABnin niyetinin geçmişte eşit olan
Kıbrıs Türk halkının eşitlik statüsüne son vermek ve
Kıbrıs Türklerini Rumların bir azınlığı
haline getirmek olduğunu anlıyorum.
AB Kıbrıs Türklerini egemen bağımsız eşit bir
halk olarak ABye almak istememektedir. İki halkın ekonomilerini
eşit düzeye getirmek istememektedir. Kıbrıs Türk
halkını Rumlara hizmet veren fakir bir halk haline dönüştürmek
istediği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan biz de AB ye diğer egemen
bağımsız halkların izlediği yolda değil de bir
azınlık gibi girmeye çalışıyoruz. Bu yolun sonunda AB
deki diğer azınlıklardan farklı olanaklara sahip
olacağımızı zannediyoruz. Bunlar
kaygılanmayı gerektiren durumlar değil mi?
Yarın:
Kıbrıs′a barışın nasıl gelebileceğini
konuşacağız
HALKIN SESI 10/07/09
Talat'dan kritik Ankara ziyareti
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül'ün davetlisi olarak, Kıbrıs sorununda gelinen aşamayla
ilgili değerlendirmelerde bulunmak üzere 13 Temmuz Pazartesi günü
Ankara'ya gidecek.
Edinilen bilgiye göre,
Talat, Ankara ziyaretinde, Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker
Başbuğ ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu
ile görüşecek.
Görüşmelerde, birinci
aşaması tamamlanmak üzere olan Kıbrıs müzakerelerinde
gelinen son durum gözden geçirilecek ve bundan sonrası için Türk
tarafının ortak tutumu değerlendirilecek.
Cumhurbaşkanı
Talat'a Ankara ziyaretinde KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin
Özgürgün eşlik edecek.
Talat'ın salı
günü öğleden sonra KKTC'ye dönmesi bekleniyor.
AA
KIBRIS POSTASI 10/07/09
Derin görüş
ayrılığı mı var?
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde
dün ele almaya başladığı ''Güvenlik ve Garantiler''
başlığında, taraflar arasında derin görüş
ayrılıkları olduğu basına yansırken,
tarafların karşılıklı sunduğu ilk tezlerde,
''Türk garantileri mi Avrupa Birliği (AB) garantileri mi'' olacağı
sorusuna yanıt aranıyor.
Kıbrıs Rum
gazeteleri, tarafların dünkü görüşmede sunduğu ilk tezlerini
yayımladı.
Buna göre, Hristofyas,
''garantilerin modasının geçmiş olduğunu ve
değişmesi gerektiği'' görüşünü savunurken, KKTC
Cumhurbaşkanı Talat, ''Güvenliğimizi ancak Türkiye garanti
edebilir'' dedi. Her ikisi de BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) rolü
konusunda farklı görüşler ortaya koydu.
-TARAFLARIN TEZLERİ-
Rum basınına göre, Kıbrıs Türk tarafı, Türkiye'nin
garantilerinin ve müdahale haklarının devamını savunan ve
detaylara girmeden, asker sayısının azaltılmasına
ilişkin takvimden söz edilen bir belge sundu.
Rum tarafının
sunduğu belgede ise, Garanti ve İttifak
Anlaşmalarının, ''modasının geçtiği'' ve Güney
Kıbrıs'ın AB üyeliğiyle ortaya çıkan yeni durumu
yansıtmadığı, Avrupa Birliği'nin gerek ülkenin
tamamına, gerek eyaletlere, gerekse vatandaşlara garanti
sağlayabileceği iddia edildi. Rum tarafı Ada'nın
askersizleştirilmesini de savunuyor.
''Kırmızı
çizgilerle başlangıç'' yapan tarafların sunduğu belgelere
ilişkin Rum basınında şöyle deniliyor:
''Türk tarafı
sunduğu belge ile temel bir tutumu savunuyor. Türkiye'nin garantilerinin
ve 'müdahale haklarının' devamını savunuyor. Bunun,
Kıbrıslı Türklerin kabul edebileceği tek garanti
olduğu düşünülüyor. Tezlerinin felsefesi, Türkiye'nin Ada'daki siyasi
ve askeri mevcudiyetinin sürekliliğini güvence altına alma
mantığı etrafında dönüyor. Asker sayısının
azaltılmasıyla ilgili bir takvimden de söz ediliyor, ancak detaya
girilmiyor.''
17 Temmuzda yapılacak
Talat-Hristofyas görüşmesinde, dün sunulan tezlere
karşılıklı yanıt verilecek.
Rum gazeteleri ayrıca,
Türkiye kökenli KKTC vatandaşları konusunun, ''müzakere masasına
ne zaman geleceği konusunun da yılan hikayesine döndüğünü,
Hristofyas'ın bu konunun güvenlik başlığının
tamamlanmasının hemen ardından görüşülmesini
istediğini, Talat'ın ise en sona bırakmayı
önerdiğini'' iddia etti.
AA
KIBRIS POSTASI 10/07/09
Hristoifias: Türk tezleri
değişmeli
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs Türk
tarafının ortaya koyduğu tezleri sonbaharda
değiştireceği beklentisi içerisinde olduğunu
açıkladı.
Dimitris Hristofyas, Rum
devlet kanalı RİK1'de yayımlanan açıklamasında, Rum
yönetimi liderliğine Kıbrıs sorununu çözmek için talip
olduğunu, çözmek için de elinden geleni yapmakta kararlı
olduğunu ifade ederek, "zamanın uzamasının taksimi ve
bir tanesi Tayvan haline gelecek iki ayrı devleti gündeme
getireceğini" öne sürdü.
Doğrudan müzakerelerin
Rum tarafı için tek yol olduğuna inandığını
belirten Hristofyas, ''Diyalogdan başka alternatif öneri yok. Nasıl
olursa olsun, çözüm olsun diyenlerden değilim. Çözüm temel ilkelere
dayanmalı, yaşayabilir, işleyebilir olmalı ve gelecek
nesilleri güvence altına almalı'' dedi.
Felsefesinin, ''ülkenin;
iki bölgeli iki toplumlu federasyon temelinde, tek egemenliğe, tek
uluslararası temsiliyete ve tek vatandaşlığa sahip, AB
içerisinde işlevsel, ekonomisi birleşmiş bir devlet olarak
yeniden birleşmesi'' olduğunu söyleyen Hristofyas,
''Kıbrıslı Türkler ve Rumlar olarak birlikte yaşamaya
mahkum olduğumuzu herkes anlamalıdır'' diye konuştu.
-''TÜRK VE KIBRIS TÜRK
TARAFININ KIRMIZI ÇİZGİLERİNİ KABUL ETMEM''-
Hristofyas,
''kırmızı çizgilerin'' yinelenmesi görüşünde
olmadığını, Türk veya Kıbrıs Türk tarafından
kırmızı çizgiler olmasını da kabul etmediğini
belirterek, şöyle devam etti:
''Değerlendirmem odur
ki, Kıbrıs Türk tarafı müzakere masasına çeşitli
konularda maksimum tezler koyuyor, ancak Kıbrıs sorununun çözülmesini
gerçekten istiyorsa, (Kıbrıs Türk tarafı) daha son sözünü
söylemedi ve bunu, halkla ilişkiler nedeniyle yapmıyor.''
Hristofyas,
Kıbrıs Türk tarafının bugün çeşitli konularda ortaya
koyduğu tutumunu değiştireceği beklentisi içerisinde
olduğunu kaydetti.
-''TALAT, TEK
EGEMENLİĞİ KABUL ETTİĞİ İÇİN CESUR VE
İRADE SAHİBİDİR''-
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı, ''tek egemenliği'' kabul
ettiği için ''cesur ve irade sahibi'' olarak niteleyen Hristofyas,
şöyle konuştu:
''Sayın Talat'ın
hiçbir hareket özgürlüğü olmadığını söylersem,
kendisine kapıyı kapatmış gibi olurum. Talat'ın, bir
uzlaşı çözümüne varmamız konusunda ne kadar hareket etme özgürlüğüne
sahip olduğu süreç içerisinde ortaya çıkacak. Kıbrıslı
Türk lider, devletin birliğini güvence altına alacak olan tek
egemenlikli bir hükümetle iki bölgeli federasyonu taahhüt ettiği için
Talat cesurdur, irade sahibidir.''
Garantilerle ilgili
sorulara da yanıt veren Hristofyas, ''Bizim de haber almamız ve
Türkiye'ye kimsenin müdahale hakkı olmadığını
söylememiz gerekir. Federasyon, müdahale haklarını veya garanti ve
ittifak anlaşmalarını gerektirmez'' ifadesini kullandı.
AA
KIBRIS POSTASI 10/07/09
Toptan'dan Abbas'a tepki
TBMM
Başkanı Köksal Toptan, Filistin Devlet Başkanı Mahmut
Abbas'ın ''Rum tezlerine destek verdiği''ne yönelik
açıklamasıyla ilgili olarak, ''O açıklamanın,
yanlış anlama ve yanlış anlatma olduğuna inanmak
istiyorum. Yoksa, Abbas'ın konuşmasını başka türlü anlayabilmek,
bizim için mümkün değildir'' dedi.
Toptan, Nijerya Temsilciler
Meclisi Başkanı Dimeji Bankole ve görüşmesi sırasında
bir gazetecinin, Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas'ın
Kıbrıs Rum Kesimini ziyaretinde, ''Rum tezlerine destek verdiğine''
ilişkin açıklamalarını nasıl
değerlendirildiğinin sorulması üzerine Toptan, ''O
açıklamanın bir yanlış anlama ve yanlış anlatma
olduğuna inanmak istiyorum'' karşılığını
verdi.
Toptan, ''Yoksa, TBMM'de
bir kaç kez konuk edilen, Genel Kurulumuzda konuşturulan, Türkiye'nin her
platformda, her şekilde çok açık bir destek verdiği Filistin
Devlet Başkanı'nın konuşmasını başka türlü
anlayabilmek, bizim açımızdan mümkün değildir. Bir yanlış
olduğunu temenni ediyorum'' dedi.
-''ORTA DOĞU'DA
COĞRAFYA DEĞİŞİKLİĞİ ANLAMINA GELMEZ''-
Bir gazetecinin,
''Uluslararası Kriz Grubu'nun raporunda; Kuzey Iraklı yöneticilerin
'Irak parçalanırsa Kuzey Irak Türkiye ile birleşecek' sözlerini
nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusuna Toptan, ''Ortada bir
gelişme olduğu kanaatinde değilim. Sadece bir takım
iddialar var'' diye konuştu.
Türkiye'nin, kendi
sınırları içerisinde, halkının refah ve
mutluluğunun, demokrasinin gelişmesi ve kökleşmesi için
çalıştığını ifade eden Toptan, şöyle
konuştu:
''Türkiye, hiçbir zaman
emperyal bir niyet, heves peşinde koşmamıştır. Bugün
de böyledir. Biz kendi sınırlarımızın içine
bakıyoruz. Kendi halkımızın refah düzeyinin yükselmesine
çalışıyoruz. Ama elbette Kuzey Irak'ta yaşayanlar, bizim
akrabalarımızdır. Türkmenler akrabalarımızdır,
bizim Kürt vatandaşlarımızın Kürtlerle akrabalık
ilişkileri vardır. O nedenle, tarihi ve kültürel bağlarla
bağlı olduğumuz bu bölge ile bizim her alanda iyi
ilişkilerimizin olması, özellikle ekonomik, kültürel alanda iş
birliği yapmamız, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da
devam edecektir. Ama bu, Orta Doğu'da bir coğrafya
değişikliği anlamına gelmez.''
AA
KIBRIS POSTASI 10/07/09
Medeniyetler Zirvesi KKTC'de mi olacak?
KKTC
Din İşleri Başkanı Yusuf Suiçmez, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğanın Medeniyetler İttifakının
eşbaşkanı olmasından esinlenerek, Medeniyetler
Barışında Dinlerin Rolü konulu bir sempozyum düzenlemeyi
planladıklarını açıkladı.
KKTC Din İşleri
Başkanı Yusuf Suiçmez, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğanın Medeniyetler İttifakının
eşbaşkanı olmasından esinlenerek, Medeniyetler
Barışında Dinlerin Rolü konulu bir sempozyum düzenlemeyi
planladıklarını açıkladı.
11-13 Kasım tarihinde
KKTCnin Girne kentinde 3 gün sürmesi planlanan sempozyumun davetlileri
arasında Dalai Lama, Papa 16ncı Benedikt, Fener Rum Patriği
Bartholomeos, Güney Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu
Hrisostomos, Türk Musevi Cemaati Başkanı Hahambaşı
İsak Haleva gibi isimler bulunuyor.
KKTCnin bu
girişiminin nasıl sonuçlanacağı büyük merak konusu.
haberler.com
KIBRIS POSTASI 10/07/09
![]()
Taraflar
Güvenlik ve Garantiler konusunda giriş okumalarını yaptı.
Güvenlik ve Garantilere devam edilip edilmeyeceği haftaya kararlaştırılacak.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün görüşmeye
başladıkları Güvenlik ve Garantiler
başlığını bir sonraki toplantıda kapatmayı
umduklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma
müzakereleri çerçevesinde dün yeniden bir araya geldi. BM kontrolündeki ara
bölgedeki tesislerde, saat 10.00da bir araya gelen iki lider, müzakerelerin
son başlığı olan Güvenlik ve Garantiler konusunu ele
almaya başladı. Liderler ve heyetlerine, Birleşmiş
Milletler Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook
Zerihoun ev sahipliği yaptı.
Özel Temsilci Taye Brooke Zerihoun, yaklaşık 3 saat süren
görüşmeden sonra basına açıklama yaptı.
Zerihoun, liderlerin yaklaşık bir buçuk saat baş başa
görüştüğünü, ardından heyetler arası görüşmeye
geçildiğini ve tarafların birbirlerine Güvenlik ile Garantiler
konusundaki görüşleriyle ilgili giriş okumalarını yaptıklarını
anlattı.
Zerihoun, 17 Temmuz Cuma günü gerçekleştirilecek görüşmede ise
tarafların birbirlerinin görüşlerine yanıt vereceklerini
kaydetti. BM diplomatı, bir sonraki görüşmeye kadar liderlerin özel
temsilcileri Özdil Nami ve Yorgos Yakovunun bir araya gelerek
hazırlık çalışması yapacaklarını
anlattı.
Zerihoun, gelecek haftaki görüşmede, Güvenlik ve Garantiler
başlığına devam mı edileceği yoksa
tarafların birbirlerine yanıtlarını sunmasından sonra
diğer konulara mı devam edeceğinin kararlaştırılacağını
söyledi. Zerihoun, Ekim ayına kadar görüşme günlerinin programlandığını
anımsatarak, bunun da ne yapılacağı konusunda kendilerine
önceden planlama şansı verdiğini kaydetti.
TALAT: HAFTAYA BAŞLIĞI KAPATMAYI UMUYORUZ
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Müzakereleri
kapsamında Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile dün
görüşmeye başladıkları Güvenlik ve Garantiler
başlığını bir sonraki toplantıda kapatmayı
umduklarını söyledi. Görüşmenin ardından
Cumhurbaşkanlığına dönüşünde gazetecilerin
sorularını yanıtlayan Talat görüşmeye
başladıkları Güvenlik ve Garantiler
başlığında ilk sunumları yaptıklarını,
yanıtların da gelecek cuma günü yapılacak görüşmede
verileceğini söyledi.
Güvenlik ve Garantiler başlığını bir sonraki
toplantıda kapatmayı umduklarını ancak bunun kesin
olmadığını dile getiren Talat, özel temsilcilerinin cuma
günkü görüşme öncesinde biraraya gelerek ayrıntıları
konuşacaklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Talat,
Yeşilırmak kapısının açılması konusunda özel
temsilcilerin BM ile birlikte yaptıkları çalışmaların
da görüşmede teyit edildiğini vurguladı. Talat, bu
çalışmaların BM ile de ilgisi olduğunu çünkü ara bölgede
kalan yolun yapılmasında BMnin rolü olacağını,
finansmanı da ABın sağlayacağını anlattı.
HRİSTOFYASIN AÇIKLAMASI
Bu arada, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile dünkü görüşmede güvenlik konusunu ele
aldıklarını ve konuyla ilgili ilk düşüncelerin ortaya
koyduklarını söyledi.
Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, görüşme sonrasında
Başkanlık binasına dönüşünde yaptığı
açıklamada, görüşmenin gelecek hafta devam edeceğini belirtti.
Rum siyasi liderlerinin açıklamalarıyla ilgili sorulara
karşılık ise Hristofyas, birinci tur görüşmelerin sona
ermediğini ve siyasi partilerin müzakere süreci konusunda bilgi sahibi
olduklarını ifade etti.
STAR KIBRIS 10/07/09
![]()
Filistin
Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas ve Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyas birbirlerine karşılıklı destek beyanında
bulundular.
Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, beraberindeki bir heyetle dün
Güney Kıbrısa geldi.
Rum gazeteleri, Abbasın ve Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyasın dünkü görüşmelerinde, birbirlerine
karşılıklı destek beyanında bulunduklarını
haber verdiler.
Politis, haberini, Filistin Yönetimi Başkanının
Kıbrıs Ziyareti Hristofyas Destek Aldı Mahmud Abbas
Kıbrısın, İsraille İki Devlet Çözümüne Verdiği
Desteğe ve Doğu Kudüsü Filistinin Başkenti Olarak Göstermesine
Teşekkür Etti başlık ve spotlarıyla aktardı.
Haberde, Rum tarafına önceki gün gelen Abbasın ilk
temasını, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasla
yaptığı, Abbas ve Hristofyasın bir süre baş başa
görüştüklerini, ardından da heyetler arası görüşmelere
geçildiği belirtildi.
ORTAK AÇIKLAMA
Abbas ile Hristofyas, görüşme sonrasında basına ortak
açıklama yaptı. Hristofyas; Filistin Yönetiminin Rum
halkının mücadelesine verdiği destekten ve Rum Yönetiminin
tezlerini İslam Konferansı Örgütünde ileri götürmesinden dolayı
Mahmud Abbasa teşekkür etti.
Hristofyas, her iki tarafça uzlaşılan ilkeler temelinde, Filistin
halkının cefasına son vermek ve Filistinin kalbinde
bulunduğu Orta Doğu sorununa barışçıl bir çözüm
getirmek için yeniden yaratıcı bir diyaloğun
başlamasını istiyor ve bunun çok yakında
başlayacağına inanıyoruz dedi.
Güney Kıbrısın, Filistin halkının beyan edilmiş
haklarıyla ilgili BM Komitesi üyeliğini sürdüreceğini, AB
içerisinde de Filistinli kardeşlerinin davasını her zaman
yapıcı şekilde desteklediğini ve desteklemeye devam
edeceğini söyleyen Hristofyas, Güney Kıbrısın kısa
süre önce Ramallahta temsilcilik açtığını, Rum
tarafındaki Filistin mevcudiyetinin de yükselmekte olduğunu
hatırlattı. Hristofyas, Filistinle ekonomi, turizm ve eğitim
alanlarında ikili anlaşmaların da çok yakında ilan
edileceğini açıkladı.
DOĞU KUDÜS
Mahmud Abbas ise, Güney Kıbrısın Filistin halkının
haklarının yeniden tesisi; iki devletli bir çözüm çerçevesinde,
başkenti Doğu Kudüs olacak, bağımsız bir Filistin
devleti kurulması mücadelesine verdiği istikrarlı destek için
Hristofyasa teşekkür etti.
Güney Kıbrısın, yol haritası ve Ortadoğu sorununun
çözümüne yönelik Arap inisiyatifine verdiği desteğin; İsraille
müzakere çabalarında elerini çok büyük ölçüde güçlendirdiğine
işaret eden Abbas, Filistin toprakları içinde, Ramallahta
temsilcilik açma kararınız bizi ziyadesiyle memnun etti, aynı
zamanda bize, aramızdaki ilişkileri daha da pekiştirme gücü
verdi ve haklarımız için verdiğimiz mücadelenin siyasi
çıtasını yükseltti dedi.
Güney Kıbrıstaki Filistin temsilciliğinin yükseltilmesinin,
Filistin ile Güney Kıbrıs arasındaki iyi ilişkilerin
göstergesi olduğuna da işaret eden Abbas, Rum Yönetimi
Başkanı Hristofyası, en kısa zamanda Filistine
beklediğini söyledi.
Gazete, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbasın, bugün Rum
Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomosla görüşeceğini
ve akşam saatlerinde Rum tarafından ayrılacağını
haber verdi.
Haravgi, haberi manşetten, Karşılıklı Destek
Kıbrıs ve Filistin Birbirlerinin, İşgale Son Verme ve
Vatandaşlarının Haklarının Tesisi Mücadelelerine
Destek Veriyor başlığıyla yansıttı.
SİMERİNİ, haberini, Abbas Kıbrısta
Başkan
Hristofyasla Görüştü başlığı altında özetledi.
Gazeteler, Güney Kıbrıs ile Filistin arasında imzalandığını
haber verdikleri ikili anlaşmalarla ilgili ise detay vermediler.
STAR KIBRIS 10/07/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül'ün davetlisi olarak, Kıbrıs sorununda gelinen
aşamayla ilgili değerlendirmelerde bulunmak üzere 13 Temmuz Pazartesi
günü Ankara'ya gidecek.
Edinilen bilgiye göre, Talat, Ankara ziyaretinde, Türkiye
Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ve
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşecek.
Görüşmelerde, birinci aşaması tamamlanmak üzere olan
Kıbrıs müzakerelerinde gelinen son durum gözden geçirilecek ve bundan
sonrası için Türk tarafının ortak tutumu değerlendirilecek.
Cumhurbaşkanı Talat'a Ankara ziyaretinde Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgün eşlik edecek.
Talat'ın salı günü öğleden sonra Ada'ye dönmesi bekleniyor.
STAR KIBRIS 10/07/09
![]()
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), 10 Kıbrıslı Türkün Rum Yönetimi aleyhine yaptığı başvurunun incelemesi çerçevesinde, Rum Başsavcılığına, Rum tarafında kalan mallarıyla ilgili Kıbrıslı Türkerin haklarının ihlal edilip edilmediğini sorması Güneyi endişelendirdi. Politis gazetesi AİHMin bu zamanda yaptığı müdahalenin, kaygıya neden olduğunu haber verdi.
Kıbrıs Türk Mallarıyla İlgili Yakan Sorular
başlığıyla verdiği haberinde, özetle şunları
yazdı:
Toplam 10 Kıbrıslı Türkün Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine
yaptığı başvuruyu incelemekte olan AİHM Birinci
Dairesi, Cumhuriyet Başsavcılığından;
Kıbrıs Türk Malları Vasiliğiyle ilgili gözlemler ve
Kıbrıs Cumhuriyeti içerisinde Kıbrıslı Türklerin özgür
bölgelerdeki mallarıyla ilgili taleplerine tatmin edici yanıt verilip
verilmediğiyle ilgili görüş talep etti.
Bu gelişme, AİHM Birinci Dairesinin; müdahil tarafların önüne
yakıcı sorular demeti koyduğu Pazartesi günü cereyan etti.
Vasiliğin hukuki çerçevesinin İnsan Hakları Sözleşmesiyle
uygunluğu büyük ihtimalle verilecek yanıtlarla
değerlendirilecek.
PAKET HALİNE GELDİ
AİHM, Kıbrıslı Türklerin 2004-2008 arasında
yaptığı toplam 10 başvuruyu paket haline getirmiş ve
bu başvuruların kabul, ardından daha ileri inceleme ve karar
aşamasına geçmeleri için kriterlere uygunluklarını
şimdilik gözlemlerle belirlemeye çalışıyor görünüyor.
Birinci Daire başvuruları kabul etme kararına varırsa;
Vasiliğin hukuki çerçevesinin yıkılmasının ve
(Kıbrıslı Rumların başvurularına
karşılık) yüzlerce Kıbrıslı Türkün, Cumhuriyet
aleyhine, Strazburga koşmasının artık gözle görünür olacağını
söylemek abartı olmaz.
AİHMin Başsavcılığa ve davacılara
yönelttiği sorular; Anayasayla ilgili yorumlara kadar Vasilik
maddelerinin analiziyle ilgilidir.
SORULAR
Rum Başsavcılığına yöneltilen sorular arasında
şunlar var:
- Başvuru sahipleri kullanılabilir ve tatmin edici devaları
kullandı mı?
- Başvuru sahiplerinin mallarını sulh içerisinde kullanma
haklarıyla ilgili müdahaleler oldu mu?
- Başvuru sahiplerinin talepleriyle ilgili iç hukuki deva çerçevesi
sunuldu mu? Sunulduysa, bunlar sonuç getirici mi? Yani; bu devalar başvuru
sahibinin Cumhuriyetin kontrolü altındaki bölgelerde daimi olarak ikamet
etmemeleri olgusu tatmin edici şekilde ele alınıyor mu?
- Gayrı menkullerine saygı gösterilmesi açısından,
başvuru sahiplerinin hakları ihlal edildi mi?
- Başvuru sahipleri, haklarını kullanma konusunda olumsuz
ayrımcılığa uğradı mı?
SOFİ DAVASI
AİHMin, Kıbrıs Türk başvurularını göğüsleme
niyetleri, Nazife Sofi davasıyla ortaya çıktı. Sofi, iç
yargı imkanlarını tüketmemişti. AİHM, davayı
aynı aşamaya (incelemeyi kabul) yönlendirdi ancak Cumhuriyet, mahkeme
dışı uzlaşıya gitti. Fakat uzlaşı
seçeneği, 10 Kıbrıslı Türk grubu için imkânsız
görünüyor. Bütün göstergeler; çoğu hukukçuya göre çelişkili olan
Vasiliğin ve olağanüstü hal argümanının ilk kez AİHM
önünde değerlendirileceğini gösteriyor.
AİHMin yüzlerce Kıbrıslı Rumun başvurusunun dondurulmuş
olduğu bu aşamada 10 başvuruyu süratle ileri götürmesi de soru
işaretleri yaratıyor.
STAR KIBRIS 10/07/09
Leaders meet to discuss security and
guarantees
By Stefanos Evripidou
THE TWO leaders yesterday
began talks on security issues and guarantees in their 36th meeting as part of
efforts to end the islands division.
Speaking on his return to the Presidential Palace after his meeting with
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali, President Demetris Christofias said that
the discussion on the issue of security began, the first views were presented
by the leaders of the two communities and we will continue next week.
According to the UNs Special Representative Taye-Brook Zerihoun, the two
leaders started with a tête-à-tête for an hour and half during after which the
two read their introductory statements on the issue of security and guarantees.
They agreed to give their responses at the next meeting on July 17.
In the meantime, the representatives of the two leaders, George Iacovou and
Ozdil Nami will meet to prepare the ground for the next meeting as well as
continue discussion on issues like preparations for the opening of the Limnitis
crossing. Zerihoun also had a very good meeting with the two aides a few days
earlier, he said.
On the subject-matter of future meetings between the two aides, the UN official
said: Maybe, the representatives will also discuss how to move on, referring
to the negotiation process.
Now that the dates for the following eight meetings between the leaders have been
set, taking the talks up to the first week of October, the UN was in a better
position to prepare the meetings between the two leaders said Zerihoun.
Now we have nine or ten weeks ahead and I think the challenges are to prepare
the meetings better, he said.
Christofias said he is in consultation with the leaders of the political
parties to convene the National Council, the top advisory body to the President
on the handling of the Cyprus problem.
Responding to criticism from the DISY leadership, the president added that the
parties were fully briefed on the course of the negotiations either through
meetings with party leaders, National Council meetings or over the telephone.
Christofias noted that he was still waiting for all the parties to submit their
views on various aspects of the Cyprus problem.
CYPRUS MAIL 10/07/09
Legal stakes raised on
title deeds issue
By Charles
Charalambous
THE legal stakes are
about to be raised in the title deeds scandal, as a case will be brought before
the High Court in London in the coming weeks by property-owners in Cyprus who
are still without their title-deeds. All of them are facing additional and in
their view unjustified financial demands and/or the risk of losing their
property.
We are not just aiming to help individual property-owners, we are pursuing the
case in the High Court in order to open the road to create a healthy property
system in Cyprus, Dr Katherine Alexander-Theodotou, who chairs the
Anglo-Hellenic & Cypriot Law Association (AHCLA), told the Sunday Mail.
The case is being brought against a number of developers and lawyers by 24
named property-owners British, Cypriot and others who have lost patience
and faith in the Cypriot legal system. It also represents a vote of no
confidence in Cyprus government institutions starting with the Interior
Ministry which many people believe are failing to take the necessary steps to
solve the title deeds mess on a long-term basis. Two UK barristers have
assessed the chances of the case succeeding as being higher than 65 per cent,
so the funding is ultimately being covered by insurance companies.
Once we have taken this action in the UK High Court, we will take it straight
away to the European Court of Justice (ECJ) to ensure that the UK High Court
ruling is recognised and enforced in Cyprus, said Alexander-Theodotou.
Currently, the title deeds to more than 100,000 properties have still not been
received by their owners, 30,000 of them non-Cypriot. Pressure groups such as
the Cyprus Property Action Group (CPAG) and the Cyprus Land and Property
Owners Association (KSIA) have made it their business to publicise this issue
and to lobby the Cypriot and UK governments for change.
KSIA President Yiorgos Strovolides said during a demonstration in Peyia by
property-owners earlier this month that this is not a new issue its been
around for 30 years or more and to be fair to the current government, you
cannot wholly blame it for the state of affairs. But we believe that it is to
everybodys benefit that something be done about this problem.
More than a month ago, Interior Minister Neoclis Silikiotis talked publicly
about a series of legal amendments plus a new piece of legislation which, he
said at the time, aimed to remove the main reasons why developers effectively
block the issuing of title deeds to the rightful owners of new property. The
amendments amount to an amnesty for developers who have broken the
town-planning laws.
Interior Ministry Permanent Secretary Lazaros Savvides has told the Sunday Mail
that the new draft legislation aims specifically to require a developer to
release an existing charge on a property i.e. a legal interest or claim of a
creditor before taking out a new mortgage. Some developers do enter into
arrangements for re-mortgaging properties without releasing the prior charge to
the bank, he said. Ultimately, the commercial agreement is between the buyer
and the developer, so the buyer must be sure of what he is signing.
An experienced lawyer who specialises in property, who preferred not to be
named, said that the amendments will solve a small part of the problem
provided the House of Representatives actually approves them. At the moment, if
there is a problem with one flat or unit in a project, then nobody in that
project gets a title deed until the problem is resolved. Or the developer might
have the obligation to build a pavement or access-road, and for all sorts of
reasons does not fulfil that obligation. This sort of situation would be
resolved by the proposed amendments.
An Interior Ministry official responsible for town-planning issues has
confirmed this. He said that the amendments will enable public authorities to
bypass uncooperative developers and proceed unilaterally with the issuing of
title deeds to individual property-owners. He also said that the new law will
give first charge to the buyer of the property, rather than second or third
charge after a mortgage borrower.
However, in a written answer given in the House of Lords just over two weeks ago,
the UK government said that it had been told by the Cyprus government that the
new legislation will only apply to future cases. A spokesman for the British
High Commission told the Sunday Mail: We have been informed that the planned
legislation is not intended to be retrospective, but the decision ultimately
lies with the Republic of Cyprus, whom we have asked to meet with
representatives of interested parties.
When asked why, the Interior Ministry official said: The new law addresses
future sales because it cannot automatically change existing contracts.
The response of CPAG President Denis OHare was blunt: Forget future sales,
because there will be no future sales if the current situation continues. As
for the next step involving legal action in Britain, OHare said: One of the
things we have to do is increase pressure on the government. Weve tried to do
things on a co-operative basis, but have got nowhere. It is a shame that people
have to turn to a court in another country to get justice, he added.
As for timing, the Interior Ministry official said that the draft legislation
is currently with the Legal Services for vetting, and then will be presented to
the National Council for approval. On this basis, he said that the aim is to
present the draft legislation to the House of Representatives when it resumes
work in September after the summer recess.
The catch is that the House of Representatives has a track-record of favouring
short-term, narrow interests rather than doing the right thing. The restaurant
VAT saga is the most recent example of exactly how a legal measure targeted at
a specific problem easing the crisis in the tourism sector can be
sidetracked and delayed by the legislature.
For campaigners, the crux of the problem is that we have a system resulting
from general inaction by successive governments; an absence of clamping down on
conniving developers, lawyers and banks; bureaucracy and alleged corruption in
public administration; a lack of confidence in the local legal process; and a
body of property law that is not sufficient for preventing or penalising abuse.
Alexander-Theodotou said that legal arguments need to be presented for the
changes to the law, which should also answer the question whether any of them
comply with European directives and regulations.
What really needs to happen is for a team of qualified legal experts to sit
down, scrap the whole lot of the existing law, and rewrite it on a healthy
basis, she said. What is happening now is like giving an injection to a dead
body which is already in the morgue.
OHare shares this view. An amnesty didnt work three years ago, and it wont
work now. Developers simply cant afford to have title deeds issued because of
their mortgages, he said. Referring to the practice of allowing a developer to
register a sales contract with the Land Registry instead of a title deed, he
added: The government has created a monster.
The net result of years of the current system is the estimated 4 billion debt
owed by developers, a significant proportion of it taken out as mortgages on a
questionable legal basis. The question facing this government is how to change
the system without landing itself with a massive financial obligation,
especially in the current economic climate.
Smaller developers are already declaring bankruptcy, but big developers like
Leptos, Aristo and Pafilia who are also said to be among the main offenders
over Immovable Property Tax account for the lions share of the debt.
It has been suggested by campaigners that one way of solving the deeds problem
is for the government to focus on the estimated 5 billion in transfer tax it
would realise if and when the 100,000 outstanding deeds are issued. This would
create options for dealing with the developers estimated 4 billion debt.
OHare agrees: The bottom line is that if the government gives a guarantee to
everyone that they will get title deeds, this would solve the problem
overnight, and help the economy.
Clearly, the legal framework relating to property needs to change radically.
The current government does not appear willing to address the whole problem,
for its own reasons.
A UK High Court ruling enforced with or without the help of an ECJ ruling, in
combination with increasing scrutiny of Cyprus property laws by other EU
institutions, would mean that whether it likes it or not, the government will
have to make radical and effective changes to the property system relatively
soon.
[SIDEBAR 1]
The role of the banks
The banks are a crucial piece of the title deeds puzzle. Alexander-Theodotou is
highly critical of the role of certain banks, which in some cases have made
domestic loans as opposed to commercial loans for second properties, when
it is illegal in Cyprus to own two domestic properties.
She said that the banks do not seem to take enough care to establish a clear
basis for extending a loan its purpose, for instance, or the security
offered, especially when a house has not yet been built.
When loans go bad, the banks tend to chase the deed-less owner of a house
standing on mortgaged land rather than the person who took actually out the
mortgage.
OHare puts the blame squarely on the way the system operates: Why would
developers make payments on a mortgage when they know they will not be
penalised if they dont?
[SIDEBAR 2]
A specialist property lawyers view:
The real problem in Cyprus is that property can be sold off-plan, in other
words before it is even built. What about those people who pay their money but
dont receive a property that is fit to live in, or even a property at all?
They are quite right to despair.
Ive nothing against developers as such, but selling off-plan without the
certainty of completing and selling property with title-deeds has proved to be
too much of a temptation for some.
At the moment, a builder with five years experience can call himself a
developer, start up a project by selling off-plan, and basically do what he
wants in terms of whether he completes the project, to what standard, and so
on. If things go well, OK, but if things go wrong and he decides to stop the
project and just pocket the money he has received in advance, there is not much
to stop him.
Lack of professionalism among many developers is a big problem. The government
must take drastic measures to regulate the land development market in such a
way to drive out the unprofessional and unscrupulous operators.
We also need to look at the role of those banks which extend loans against
plans rather than something more solid. We should expect banks to be more
conservative in terms of requiring solid security in the form of other
property, personal guarantees, etc.
There is no practical reason why the land development market cant operate on
the basis of certification by independent civil engineers and other
professionals. But the basic rule should be: no title-deed, no sale.
Ironically, that was the rule here before Cyprus gained independence from
Britain.
A court case in the UK may well help to concentrate the minds of the government
and legislators.
Cyprus
Mail 2009
ERCAN GÜRSES
NTV
11 Temmuz. 2009 Cumartesi
ANKARA
- Dışişleri Bakanlığı'na çağrılan ve
Filistin lideri Mahmud Abbas ile Kıbrıs Rum Kesimi lideri Dimitris
Hristofyasın görüşmesiyle ilgili iddialara ilişkin bilgisine
başvurulan Filistin'in Ankara Büyükelçisi Nebil Maruf, NTV'nin
sorularını yanıtladı.
Filistin'in
Ankara Büyükelçisi Nebil Maruf, Filistin Devlet Başkanı Mahmud
Abbas'ın Kıbrıs sorununa ilişkin "Rum tezini
destekliyoruz" şeklinde bir değerlendirmesi
olmadığını söyledi.
Nebil
Maruf, Biz asla bizim dışımızda dünyada yaşanan fikir
ayrılıklarına müdahil olmayız. Bu tarafsız
olduğumuz anlamına gelmiyor. Ama bir tarafı diğerine feda
etme gibi bir politika içerisine giremeyiz dedi.
Maruf'a
göre Güney Kıbrıs Rum Kesimi lideri Dimitri Hristofyas ile Mahmud
Abbas'ın görüşmesine ilişkin yorumlar asılsız.
Maruf
şöyle konuştu: Asla Kıbrıs sorunuyla ilgili birşey
konuşulmadı. Bu haberler ancak Türkiye-Filistin ilişkilerinin
iyi gitmesini istemeyenlerin bir manipülasyonu olabilir. O görüşmede
Filistin sorunu ve Ortadoğu ele alındı. Bütün bunlar
Kıbrıs Dışişleri Bakanlığının
tutanaklarında da mevcut. Zaten Kıbrıs sorunu bizim işimiz
değil.
Filistin'in
Ankara Büyükelçisi, Kıbrıs Rum Kesimi'nin Ramallah'ta temsilcilik
açacağı yönündeki haberleri de değerlendirdi.
Maruf,
Bizim amacımız bütün dünyaya tezimizi anlatmak.
Ulaşabildiğimiz her ülkede temsilcilik açmaya
çalışıyoruz. Diğer ülkeler de bizim
topraklarımızda bunu yapabilirler. Türkiye nasıl Kudüs'te bir
konsolosluk bulunduruyorsa, diğer ülkeler de Filistin'de bunu
yapabilirler. Kıbrıs Rum Kesiminin de halihazırda Filistin'de
bir temsilciliği var. Yenisini de açabilirler dedi.
Maruf,
Perşembe günü Türkiye'yi ziyaret edecek Filistin Devlet Başkanı
Mahmut Abbas'ın gündeminde Ortadoğu, ikili ilişkiler ve Obama
yönetiminin Filistin sorununa etkilerinin masaya
yatırılacağını da kaydetti.
ntvmsnbc ve Ajanslar
11
Temmuz. 2009 Cumartesi
ANKARA - Türk
Dışişleri Bakanlığı, Filistin'in Ankara
Büyükelçisini davet ederek Mahmud Abbas'ın basında çıkan
sözleriyle ilgili bilgi istedi.
Büyükelçi Nabil Maruf,
Türk yetkililere, Mahmud Abbas ve Başkanlık Sözcüsü Nabil Ebu Rudeyna
ile yaptığı görüşmeleri aktardı ve Abbas'ın,
kesinlikle böyle bir açıklamada bulunmadığını, bu konunun
görüşmelerde ele dahi alınmadığını iletti.
Filistin liderinin Rum
kesimini ziyareti sırasında "Ada'da Rum tezlerini
desteklediğine yönelik" açıklama yaptığı
bildirilmişti.
11
Temmuz. 2009 Cumartesi
LEFKOŞE - Rum Politis
gazetesinin haberine göre, Rum meclisi savunma komitesi, Rusya'daki
ihracatçı firma Rosobonexport'dan, 41 adet daha T-80 tipi ikinci el tank
satın alımı için, kapora olarak 11 milyon 500 bin avroluk ödeneği
hafta içinde serbest bıraktı.
Gazete, tank satın
alımı için kaporanın savunma komitesinde serbest
bırakılmasından önce Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas'ın, Rum meclisinde temsil edilen siyasi parti
başkanlarıyla görüştüğüne işaret ederek, Rum Milli
Muhafız Ordusunun(RMMO) 1990'lı yıllarda da Rusya'dan aynı
tipte tanklar satın aldığını hatırlattı.
RMMO'nun, 2003
yılında satın aldığı MİLAN füzeleri
haricinde uzun yıllardan beridir ilk kez yeni silah sistemleri satın
aldığına dikkati çeken gazete, Tasos Papadopulos hükümetinin
yeni silah sistemi satın almak istediğini, ancak çeşitli
nedenlerle bunu hayata geçiremediğini yazdı.
Gazeteye göre, NORINCON
isimli Çin devlet şirketinden 84 adet 155'lik top satın alınmaya
çalışılmış, ancak sözleşmelerin dahi imzalanmış
olmasına rağmen Pekin, Ankara'nın diplomatik müdahaleleri
sonucunda geri adım atmıştı.
EN
BÜYÜK SİLAH İTHALATÇILARINDAN
Gazete başka bir haberinde de Güney Kıbrıs'ın, dünya
çapında, en çok küçük ve hafif silah ithali yapan ülkelerden biri
olduğunu ve BM kaynaklarına dayanarak, ABD ve Suudi Arabistan'ın
ardından üçüncü sırada bulunduğunu yazdı.
Gazeteye göre, Cenevre
Uluslararası İlişkiler Akademisi'nin
yayımladığı 2009 silah izleme raporunda, 2000'den 2006'ya
kadar dünya çapındaki küçük silah ticareti cirosunun yüzde 28 artarak 2
milyar 900 milyon dolara ulaştığı kaydedildi.
Raporda, en büyük, küçük
ve hafif silah ithalatçıları ABD, Suudi Arabistan, Güney
Kıbrıs ve Almanya olarak sıralandı.
"Atatürk'ün
Kürtlere verdiği sözleri yerine getirin"
Diyarbakır DTP İl
Başkanlığı'nın 2. olağan kongresinde konuşan
DTP Eş Başkanı Emine Ayna, Çin'in Sincan bölgesinde Türkmenlere
yönelik yapılan katliamı kınadıklarını belirterek
" Ancak, Çin'de yapılanların bin beteri Türkiye
Kürdistan'ında yaşandı" dedi.
(DHA) -- Kürtlerin sürekli
kandırıldığını dile getiren Emine Ayna,
"1920 Yılında Mustafa Kemal Atatürk tarafından Kürtlere
muhtariyet veya özerklik sözü verildi. Ancak Kurtuluş savaşından
sonra bu unutuldu. Bugünkü yönetim eğe Mustafa Kemal Atatürk'ü bu devletin
kurucusu ve ulu önder olarak kabul ediyorsa Kürtlere verdiği sözü yerine
getirsin" diye konuştu.
DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk ise, Abdullah
Öcalan'ın açıklayacağı Kürt sorununun çözümüyle ilgili yol
haritasının altına şimdiden imza attıklarını
dile getirdi
Kürtçe pankartın yanına Türk Bayrağı asıldı
DTP Diyarbakır İl Başkanlığı 2.
Olağan Kongresi merkez Bağlar ilçesinde Bağlar Belediyesi
Kapalı spor salonunda DTP
Eş Başkanı Emine Ayna, Diyarbakır milletvekilleri,
Akın Birdal, Aysel Tuğluk, Gülten Kışanak, Selahattin
Demirtaş, Siirt milletvekili Osman Özçelik ile Diyarbakır
Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ile bölgedeki DTP
Belediye başkanlarının katılımıyla
gerçekleştirildi.
Kürtçe yazılı "Özgür kadın arayişi ve devrimci gençlik
çoşkusu ile demokratik toplumu kuralım" pankartının
yanına Türk bayrağının asıldığı
salonda, demokrasi ve özgürlük şehitleri adına bir dakikalık
saygı duruşu yapılırken, salonda bulunanlar tarafından
sık sık Kürtçe "Biji serok Apo-Yaşasın Başkan
APO", "Şehit Namırım-Şehitler ölmez"
sloganları atıldı.
"Öcalan'ın çözüm haritasına şimdiden imza
atıyoruz"
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'den
sonra söz alan DTP
Diyarbakır milletvekili Aysel Tuğluk, Abdullah Öcalan'ın bir ay
sonra Kürt meselesinin çözümüne yönelik bir yol haritası
açıklayacağını, Kürt kamuoyu ile devletin buna dikkat
kesildiğini söyledi.
Bir çözüm sürecinin başladığını kaydeden Aysel
Tuğluk şunları söyledi:
"Hatta bu süreç başlamıştır. Kürtçe tv bu konseptin
bir sonucu oladrak gelişmiştir. Sonrasında İmralı'ya F
Tipi cezaevi statüsünün geliştirileceğine dair tartışmalar
var. Kürtçe dil ile ilgili bir takım açılımlar olacağı
ve diğer tartışmalar bu süreçin bir parçası olarak
gelişmiştir. Kürtlere diyecekler derdiniz kültürse, haklarsa alın
size bir kaç hak oturun diyecekler. net ifade ediyoruz Kürt sorunu
muhatapsız çözülemez, çözmeye çalışsanızda bunu
gerçekleştiremezsiniz. Geliştirilecek yol harita devletin dediği
gibi biz çözeriz siz karışmayın, yaklaşıyla olmaz
olamaz diyoruz.
Bir defa önce 40 bin insan yaşamını yitirdi. 40 Bin ölüye
yagı duyacaklar. unutmamalıyızki bu 40 bin insan, bu halkı
muhatap alın, onure edin, adam yerine koyun, dinleyin, sorunları
birlikte kardeşlitk içinde çözün diye öldüler. İşte bunu
görmezden gelemezsiniz, yok sayamazsınız. Öyle tamam Kürtler var,
hakları var ama iradelerini tanımayız diyemezsiniz. Sorun
müzakerelerle diyaloğla çözülür. Oturup konuşacağız
konuşmak zorundayız. Konuşarak diyolğla bu sorunu bir
çözüme bağlayacağız bu kadar basit.
Evet siyaset ve diyalog dışında başka bir yol yöntem
kalmamıştır. Silahlı mücadelede dönemi bitmiştir.
Devlette artık bunu anlamak zorundadır. Hatta artık öyle bir
sürece gireceğizki inanınki kendi askerlerini savaşa götürecek
güç bulamayacaklar. Sayın Öcalan'ın açıklayacağı yol
haritası tüm bu toz duman arasında ortak geleceğimizi
belirleyecek, bir belge bir sözleşme olacaktır. Biz Kürtler onurlu
bir gelecek adına şimdiden bunun altına imzamızı
atıyoruz"
"Atatürk'ün Kürtlere verdiği söz tutulsun"
Kongre'de konuşan DTP
Eş Genel Başkanı Emine Ayna ise, Türkiye'de yaşanan
savaşın kökeninin çok eskiye dayandığını
belirterek, bu durumun Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan beri devam
ettiğini söyledi.
Ayna sözlerine şöyle devam etti:
"Ancak son 30 yılı önemli kılan 1980 askeri darbesiyle
birlikte Kürt halkının inkarını soykırıma
dönüşmesiyle birlikte silahlı mücadelenin başlamış
olmasıdır. Bize hep şu söyleniyor. Kürt sorununun çözümünde
neden PKK, neden sayın öcalan diyorsunuz. Biz, Kürt sorunundan bahs
ederken PKK'yı ve Öcalan'ı önemsediğimi söylüyoruz, kulak
verilmesini söylüyoruz. Kürt halkının tarihi çok fazla derslerle
doludur. Kürt halkının tarihi sürekli kandırılmalarla
doludur. Hep kandırılmıştır Kürtler. Hep belli bir
amaç uğruna Kürtler birlikte harekete ikna edilmiş, Kürtlerin
haklarının ve taleplerinin verileceği söylenmiştir Ama, o
amaç gerçekleştikten sonra Kürtlerin hakları, talepleri
unutulmuştur. Bu yüzden PKK ve Öcalan önemli diyoruz. Hep şu
söyleniyor Türklerle-Kürtler kardeştir. Kürt halkıyla Türk halkı
omuz omuza savaşarak Türkiye'yi işgallerden kurtarıp
kurmuştur. İşte o kurtuluş savaşı Kürtlerle
birlikte verilirken 24 nisan 1920'de Kürt halkına bir söz verildi.
2. Kürt halkına Mustafa Kemal Atatürk en yakın çalışma
arkadaslarına dedi ki, (Kürtleri tanıyoruz. Biz tüm halkların
kendi kaderini tayin hakkını
tanıdığımızı Dünya'ya duyurduk. Bu yüzden
Kürtlerin de kendi kaderini tayin hakkı tanırız ancak bütünlük
içinde. Özerklik, muhtariyet tanıyarak bu mümkündür) diyerek Kürt ve Kürt
halkına döndü 24 nisan 1920'de dediki (sizin kendi kaderinizi tayin
hakkınızı tanıyoruz. Sizin hakkınızı ve
özgürlüğünüzü tanıyoruz ancak şu anda ülkemiz işgal
altındadır önce bu savaşı kazanalım )dedi. Kürtlerle
birlikte kurtuluş savaşı verildi.
1920-2009, Kürtlerin hala hak, özgürlük, hala kimliklerinin tanınması
sorunu var. Mustafa Kemal Atatürk, TC kuruluşunuda bir söz vermiştir,
Bu Türkiye Cumhuriyetinin sözüdür, biz böyle algılıyoruz. Eğer
gerçekten Atatürk TC nin kurucusu olarak, Ulu önder olarak görülüyorsa
verdiği sözü bu günkü yönetenler tutmak zorundadır"
"Kürtler PKK ve Öcalan'ı güvence olarak görüyor"
DTP Eş Genel Başkanı Emine Ayna, Kürtlere verilen
hiç bir sözün tutulmaması nedeniyle, Kürtlerin PKK ve Öcalan'ı
kendileri için güvence olarak gördüğünüde belirterek "Kürt halkı
diyorki PKK ve Öcalan benim güvencemdir. Kürtler diyorki, eğer ne kadar
yanlışını söylesenizde, her ne kadar bu teröristtir diye
tanımlasanız da, eğer bugün Kürtçe TRT ŞEŞ'i açmak
zorunda kaldıysanız, bu gün en azından Kürtler vardır
diyorsanız, varlığını kabul etmek zorunda
kaldıysanız, bu mücadele sayesindedir. Ben şunu biliyorum diyor
Kürtler bugün PKK ve Sayın Abdullah Öcalan Bir bütün olarak tasfiye
edildiğinde benim hiçbir hakkımı alamayacaksınız"
dedi.
"Önemli bir süreçten geçiyoruz" diyen Ayna, "Bugün Türkiye'de
bir silahlı mücadele varsa, Kürtler eline silah almışlarsa bunun
nedeni 1980 askeri darbesidir. Bu anayasa değişmeli. Bizde söylüyoruz
Dünya'da 21. yüzyılda silahlı mücadele hak arama yöntemi
değildir. Ama Dünya'da 21. Yüzyılda böyle bir Anayasayla yönetilme
yüzyılı da değildir. Eğer PKK'yı bu tekçi zihniyet var
etmişse ve silahların sona ermesi isteniyorsa öncelikle, bu tekçi
zihniyet ve anaya değiştirilmelidir. 15 emmuz'a kadar bir
çatışmasızlık süreci var. Buna cevap verilmesi gerekiyor.
Operasyonlar durdurulma, çözümün gelişmesi için öncelikle ölümler
durmalıdır. Çözümün formülü demokratikleşmedir,
kardeşleşmedir. Ama hakiki kardeşleşmedir. Kardeşini
hor gören, yok sayan bir zihniyet kardeşlik anlayışı
olamaz. Fazla bir şey istemiyoruz. Eşitlik istiyoruz"
şeklinde konuştu.
"Çin'dekinin bin beteri oldu"
Çin'in Sincan bölgesinde düzenlenen katliama da değinen Emine Ayna
"Çin'in Sincan bölgesinde, Çin'in doğu Türkmenistan bölgesinde
yaşanan olaylar ele alınıyor. Orada Çin'de Türkmenlerin dilleri
inkar ediliyor. Kimlikleri inkar ediliyor. Özerk bir bölgesi var aslında,
ancak oradaki halk o özerk bölgede kendilerine tanınan hakları
yeterli görmüyor, daha fazlasını istiyor ve buna karşı Çin
devleti katliam gerçekleştiriyor. Bunu kınıyoruz" dedi.
"Ordaki Türkmenleri çok iyi anlıyoruz" diyen Ayna, "Biz
bunu hem kınadığımızı, hem çözümün ne olması
gerektiğini söyledik. Hemde Kürt halkıyla benzerliklerini ortaya
koyduk. Sonra bazı köşe yazarları (Nasıl benzerlik
kurarlar) diye yazdı. Hatırlatırız 1993 Şırnak
meydanındaki halk katliamını hatırlatırız.
Aynısı yaşandı, ama maalesef bu gözler görmedi, gördüysede
yazmadı. Şimdi o görüntülerin bin beteri Türkiye'nin Kürdistanı
topraklarında yaşandı, ama görmediledr, görmek istemediler.
Başka kanıta ne hacet. insan hakları mahkemesindeTürkiye bir köy
dolusu insana insan dışkısı yedirmekten mahkum olmadı
mı? Binlerce faili meçhul cinayet bu topraklarda
yaşanmadımı? köyler bu topraklarda taranmadı mı?
Köyler boşaltılmadı mı? Bunlar nerde yaşandı.
Bunlar Çin'de yaşananlardan farklımı?. o yüzden eğri oturun
doğru konuşun. Çin'de yapılan yanlıştır sonuna
kadar kınıyoruz, sonuna kadar oradaki Türk halkının
yanındayız, onları kendimize kardeş biliyoruz, ama burda
Kürtlere yapılanlar da aynısıdır bu gerçekte kabul
edilmelidir" dedi.
"Tüm Kürtler birlik olmalı"
Kürt sorununda çözümün iki adı olduğunu dile getiren Emine Ayna
"Bunlardan biri ulusal birlik. Artık hiç bir Kürt ulusal özgürlük
mücadelesinin kenarında, kıyısında duramaz, içinde yer
almalıdır. Ulusal birlik önemlidir. Demokratik Özerk Kürdistan'dan
bahs ediyoruz. Bunun çalışmalarını yürütüyoruz. Projelerini
başbakana, Cumhurbaşkanına veriyoruz. Üniter yapı içinde
Kürtlerinde, diğer halklarında kendi kendilerini nasıl
yönetebilecekleri, en adil, ama en mütevazi talebidir demokratik özerklik.
Kendi kendini yönetme talebidi. İktidara endeksli olmayan, kimliğini
özgürce yaşabileceği bir ortamı hedefleyen bir taleptir.
İşte bu talep etrafında hep birlikte tüm Kürtler birlik olmak
zorundadır. Yaşadığımız tek sorun bumu?. Biz cok
ciddi ekonomik sıkıntılar yaşıyoruz, sosyal
sorunlarımız var tüm bunların çözümü içinde Türkiye'deki
diğer halklarla birlikte çatı çalışmasını,
bugünkü adıyla demokratik birlik hareketini büyütmeyi hedefliyoruz. Bu
ikisini en güçlü şekilde hayata geçirebilirsek inanın önümüzde hiç
bir güç duramaz" diye konuştu.
CNN TURK 11/07/09
Rum
yönetimi 41 adet ikinci el T-80 tankı alıyor
Kıbrıs Rum yönetimi, Rum
Milli Muhafız Ordusu (RMMO) için, Rusya'dan 41 adet daha ikinci el T-80
tankı alıyor.
Rum Politis gazetesinin haberine göre, Rum meclisi savunma komitesi, Rusya'daki
ihracatçı firma Rosobonexport'dan, 41 adet daha T-80 tipi ikinci el tank
satın alımı için, kapora olarak 11 milyon 500 bin euroluk
ödeneği hafta içinde serbest bıraktı.
Gazete, tank satın alımı için kaporanın savunma komitesinde
serbest bırakılmasından önce Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas'ın, Rum meclisinde temsil edilen siyasi parti
başkanlarıyla görüştüğüne işaret ederek, RMMO'nun
1990'lı yıllarda da Rusya'dan aynı tipte tanklar satın
aldığını hatırlattı.
RMMO'nun, 2003 yılında satın aldığı MİLAN
füzeleri haricinde uzun yıllardan beridir ilk kez yeni silah sistemleri
satın aldığına dikkati çeken gazete, Tasos Papadopulos
hükümetinin yeni silah sistemi satın almak istediğini, ancak
çeşitli nedenlerle bunu hayata geçiremediğini yazdı.
Gazeteye göre, NORINCON isimli Çin devlet şirketinden 84 adet 155'lik top
satın alınmaya çalışılmış, ancak
sözleşmelerin dahi imzalanmış olmasına rağmen Pekin,
Ankara'nın diplomatik müdahaleleri sonucunda geri adım
atmıştı.
En büyük silah ithalatçılarından...
Gazete başka bir haberinde de Güney Kıbrıs'ın, dünya çapında,
en çok küçük ve hafif silah ithali yapan ülkelerden biri olduğunu ve BM
kaynaklarına dayanarak, ABD ve Suudi Arabistan'ın ardından
üçüncü sırada bulunduğunu yazdı.
Gazeteye göre, Cenevre Uluslararası İlişkiler Akademisi'nin
yayımladığı 2009 silah izleme raporunda, 2000'den 2006'ya
kadar dünya çapındaki küçük silah ticareti cirosunun yüzde 28 artarak 2
milyar 900 milyon dolara ulaştığı kaydedildi.
Raporda, en büyük, küçük ve hafif silah ithalatçıları ABD, Suudi
Arabistan, Güney Kıbrıs ve Almanya olarak sıralandı.
CNN
TURK 11/07/09
SEFA
KARAHASAN Lefkoşa

Lefkoşa Metehan sınır kapısının yakınına
Atatürk
Anıtı yapılması tartışmaya neden oldu. Muhalefet
anıtın barış görüşmeleri yapılırken
savaşı çağrıştırdığını
iddia etti
KKTCde Sivil Savunma Başkanlığı
tarafından Lefkoşa Metehan sınır kapısına 1 km uzaklıktaki
bir alana Atatürk Anıtı yapılmaya başlaması
tartışmalara neden oldu.
Cumhuriyet Meclisinde 2 milletvekili ile temsil edilen Toplumcu Demokrasi
Partisi (TDP) Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, konuyu Meclis
gündemine taşıyarak, anıttan Rumların rahatsız
olabileceğini savundu. Çakıcı, Ülkemde savaşı
çağrıştıran anıtlar istemiyorum dedi.
Muhalefete yakın gazeteler de olayı manşetlere
taşıdı. Mühendisler ve Mimarlar Odası, anıtın
trafik kazalarına neden olabileceğini iddia etti.
İddialara tepki gösteren İçişleri Bakanı İlkay Kamil
ise, Kimse bu anıttan rahatsızlık duymasın. Biz devlet
olarak Rumlara göre mi bir şey yapacağız dedi.
Atatürk izin vermezdi
Çakıcı, konunun vatan-millet edebiyatı yapılarak istismar
edildiğini belirterek, Sivil Savunmadan, askeri kanattan anıt
yapılması için istek geldiğinde akan suların durduğunu
öne sürdü.
Yurtta sulh, cihanda sulh diyen Atatürkün tam da sınırın
yanında, barış görüşmelerinin
yapıldığı bir zamanda böyle bir anıt
yapılmasına izin vermeyeceğini ileri süren Çakıcı, ego
tatmini için, illa ki Rumlara bir şey göstermek için böyle bir anıt
yapıldığını iddia ederek, Anıtı başka
yere yapsaydınız diye hükümeti eleştirdi.
Eleştirileri yanıtlayan İçişleri Bakanı İlkay
Kamil de Rumların sınır kapılarında, Türk
katliamları iddiasıyla fotoğraflar
astığına dikkat çekerek, Biz Rumlara göre mi hareket
edeceğiz? Ben devletsem bu kararı alırım dedi.
Kamil, anıtın trafik açısından da sorun
yaratmadığına işaret etti. Tartışmalar üzerine
toplanan Lefkoşa Trafik Komisyonu da anıtın tehlikeli
olmadığına karar verdi.
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) yayın organı Yenidüzenin Genel
Müdürü Cenk Mutluyakalı da manşete taşıdığı
köşe yazısında, Sahi, anıtın cephesi dikkatinizi
çekti mi? Bu anıt, kuzeyde yapılıyor ama yüzü,
Kıbrıslı Türklere dönük değil. Anıt, güneyden
gelenler için! ifadelerini kullandı.
MILLIYET
11/07/09
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ve Kıbrıs Rum Yönetimi li-deri Dimitris
Hristofyas′ın, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde önceki gün
ele almaya başladığı ′′Güvenlik ve
Garantiler′′ başlığında, taraflar arasında
derin görüş ayrılıkları olduğu basına
yansır-ken, tarafların karşılıklı sunduğu
ilk tezlerde, ′′Türk garantileri mi Avrupa Birliği (AB)
garantileri mi′′ olacağı sorusuna yanıt
aranıyor.
Kıbrıs Rum gazeteleri, tarafların önceki günkü görüşmede
sunduğu ilk tezlerini yayımladı.
Buna göre, Hristofyas, ′′garantilerin modasının
geçmiş olduğu ve değişmesi gerektiği′′
görüşünü savunurken, Cumhurbaşkanı Talat,
′′Güvenliğimizi ancak Türkiye garanti edebilir′′
dedi. Her ikisi de BM Barış Gücü′nün (UNFICYP) rolü konusunda
farklı görüşler ortaya koydu.
TARAFLARIN TEZLER
Rum basınına göre, Kıbrıs Türk tarafı,
Türkiye′nin garantilerinin ve müdahale haklarının
devamını savunan ve detaylara girmeden, asker
sayısının azaltılmasına ilişkin takvimden söz
edilen bir belge sundu.
Rum tarafının sunduğu belgede ise, Garanti ve İttifak Anlaşmalarının,
′′modasının geçtiği′′ ve Güney
Kıbrıs′ın AB üyeliğiyle ortaya çıkan yeni durumu
yansıtmadığı, Avrupa Birliği′nin gerek ülkenin
tamamına, gerek eyaletlere, gerekse vatandaşlara garanti
sağlayabileceği iddia edildi. Rum tarafı Ada′nın
askersizleştirilmesini de savunuyor.
′′Kırmızı çizgilerle
başlangıç′′ yapan tarafların sunduğu belgelere
ilişkin Rum basınında şöyle deniliyor:
′′Türk tarafı sunduğu belge ile temel bir tutumu
savunuyor. Türkiye′nin garantilerinin ve ′müdahale
haklarının′ devamını savunuyor. Bunun,
Kıbrıslı Türklerin kabul edebileceği tek garanti
olduğu düşünülüyor. Tezlerinin felsefesi, Türkiye′nin
Ada′daki siyasi ve askeri mevcudiyetinin sürekliliğini güvence
altına alma mantığı etrafında dönüyor. Asker
sayısının azaltılmasıyla ilgili bir takvimden de söz
ediliyor, ancak detaya gi-rilmiyor.′′
17 Temmuzda yapılacak Talat-Hristofyas görüşmesinde, dün sunulan
tezlere karşılıklı yanıt ve-rilecek. Rum gazeteleri
ayrıca, Türkiye kökenli KKTC vatandaşları konusunun,
′′müzakere masasına ne zaman geleceği konusunun da
yılan hikayesine döndüğünü, Hristofyas′ın bu konunun
güvenlik başlığının tamamlanmasının hemen
ardından görüşülmesini istediğini, Talat′ın ise en
sona bırakmayı önerdiğini′′ iddia etti.
HALKIN
SESI 11/07/09
Evlerini
kaybetmekle karşı karşıya kaldılar
Çatalköyde Sun Villas adlı villalardan satın alan birçok
İngiliz, bu villaların üzerine inşa edildiği arsaların
bankada ipotekli çıkması üzerine, mülklerini kaybetmekle
karşı karşıya kaldı. Villalar yarın Beylerbeyinde
açık artırma usulüyle satışa çıkarılacak. Girne
Kaza Mahkemesinde geçtiğimiz gün yapılan oturumda, villalarla
birlikte, bir miktar arsanın satışına karar verildi. Avukat
Cenk Bolayır, Kaza Mahkemesinin kararına karşı temyize
gideceklerini açıkladı.
L Yarın
Ballapais Cefede toplanıyorlar
Çoğunluğu ülkemizde ev sahibi olan İngiliz
vatandaşlarından oluşan Home Buyers Pressure Group (HGPG) Ev
Satın Alanlar Baskı Grubu adlı oluşum, yarın
Beylerbeyinde açık artırmanın yapılacağı
Bellapais Cafe önünde toplanma çağrısı yaptı. HBPG
Başkanı Marian Stokes, destek verebilecek herkesin orada
olmasını istediklerini belirterek, benzer durumda olan herkes,
ileride bu tür zor durumlarla karşı karşıya kalabilir
dedi.. Stokesa göre, benzer durumda çok sayıda olayla karşılaşılabileceği
uyarısında bulundu.
Osman
KALFAOĞLU
KKTCyi dünyaya rezil edebilecek bir dava daha gündeme geldi. Çok
sayıda İngilizin ülkemizden satın aldığı
villaların arsaları bankada ipotekli çıktı. Arsa sahibi
iflas etti. Mahkeme, arsa ile birlikte, üzerindeki villaların
satışına karar verdi.
Çatalköydeki Sun Villas adlı evlerden satın alan birçok
İngiliz, evlerini kaybetmekle karşı karşıya. Villalar
yarın Beylerbeyinde açık artırma usulüyle satışa
çıkarılacak.
Girne Kaza Mahkemesi geçtiğimiz gün gerçekleştirdiği
oturumda, villalarla birlikte, bir miktar arsanın satışına
karar verdi.
Avukat Cenk Bolayır, Kaza Mahkemesinin kararına
karşı temyize gideceklerini açıkladı ancak
ayrıntı vermedi.
Çoğunluğu ülkemizde ev sahibi olan İngiliz
vatandaşlarından oluşan Home Buyers Pressure Group (HGPG)
Ev Satın Alanlar Baskı Grubu adlı oluşum, yarın
Beylerbeyinde açık artırmanın yapılacağı
Bellapais Cafe önünde toplanma çağrısı yaptı.
Destek verecek herkesin
orada olmasını istiyoruz
HBPG Başkanı Marian Stokes, destek verebilecek herkesin
orada olmasını istiyoruz dedi. Stokes, benzer durumda olan herkes,
ileride bu tür zor durumlarla karşı karşıya kalabilir
uyarısında bulundu ve eğer bu olayı engelleyemezsek,
benzer durumda çok sayıda olayla karşılaşacağız
dedi.
Girnede geçtiğimiz gün kararın açıklanmasını
bekleyen çok sayıda kişi, Cyprus Today ve KIBRIS gazetesi
muhabirlerine açıklamada bulundu.
Elde edilen bilgilere göre, arsa sahibi Hasan Tacan Mesutoğlu,
Ak-Yap Limited adlı şirkete olan 450 bin Sterlinlik borcunu
ödemediği için bu olaya sebep oldu.
Mağdur İngilizler, Mesutoğlunun Girne sahillerinde çok
sayıda gayrımenkulü bulunduğunu ancak bunları eşinin
ve kızının adına kaydettiğini öne sürdüler.
İngiliz mağdurlar, param yok, iflas ettim diyen
Mesutoğlunun, geçtiğimiz günlerde yeni bir Peugeot 203 marka
otomobil satın aldığını da öne sürdüler.
İngilizler ayrıca Mesutoğlunu, Çatalköyde Sun
Villas adlı evleri bitirmek yerine, dükkanlar inşa etmeyi seçmekle
de suçladılar.
Hükümeti de eleştirdiler
İngiliz mağdurlar, hükümeti de eleştirdiler ve sorunun çözülmesi
için yardımcı olmamakla suçladılar.
İngilizler, yarınki açık artırmayı engellemek için her
yola başvurabileceklerini kaydederken, evlerini kaybetmeleri halinde,
KKTCyi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM)
götürebileceklerini belirttiler.
Hasan Tacan Mesutoğlu, 1990 yılında Türkiyeden gelen Ak-Yap
adlı şirketle, kendi arazisine 17 villa yapılması için
anlaştı.
17 villa tamamlandığı zaman, 6 tanesini Mesutoğlu
alacak, 11 tanesi ise yapan şirkete kalacaktı.
Konu 1992 yılında iki taraf arasında sorun oldu ve mahkeme,
yarım inşaatların Mesutoğluna verilmesini emretti.
2004 yılında bu kez mahkeme, Mesutoğlunun
Ak-Yapa, faizleriyle birlikte 600 bin Sterlin ödemesini emretti. Bu ödeme,
Ak-Yapın masrafları ve 10 yıllık faizinden
oluşuyordu.
Mesutoğlu 2006 yılının başında
Ak-Yapa 150 bin Sterlin ödedi ancak 450 bin sterlin borç kaldı.
Villalar, bu borca karşılık daha önce iki kez daha
açık artırmaya çıkma tehlikesi yaşadı ancak ev
sahipleri ara emri alarak bunları engellemeyi başardı.
Ev sahipleri aynı zamanda kendi avukatlarını,
evleri satın almadan önce yeterince araştırma yapmamakla
suçladı.
Jame Buyers:
bu parayı
yaşamım boyunca biriktirdim
56 yaşındaki İngiliz ev sahibi James Myers, gazetemize
yaptığı açıklamada, evinin
satıldığından haberi olmadığını,
kimsenin kendisini bilgilendirilmediğini anlattı.
Myers, 2002 yılında satın aldığı
villa için 92 bin Sterlin ödediğini, ardından 25 bin Sterlin daha
verdiğini söyledi.
Bu inanılmaz olayla karşı karşıya kalan
dokuz İngiliz ev sahibinden biri olan Myers, ödediği toplam 117 bin
sterlinin, yaşamı boyunca biriktirdiği para olduğunu
kaydetti.
İngilizlerin yanında, Sun Villas adlı evlerden
satın alan ve beş yıldan beri kızı ve eşi ile bu
villalardan birinde yaşamını sürdüren Mustafa Okumuş ise
bu adadan nefret ediyorum dedi.
Okumuş şunları anlattı:
93 bin sterlin ödedim ve şimdi benim evim açık
artırmada satılacak. Mesutoğluna koçanlarımızı
ne zaman vereceğini, kendisine verdiğimiz paranın nereye
gittiğini sorduğumda, seni ilgilendirmez yanıtını
aldım. Yarın açık artırmaya gidip insanlara bu evleri
almamalarını söyleyeceğiz. Eğer biri artırmada almak isterse
de kavga çıkaracağım. Devletin hiç bir birimi bizimle
ilgilenmedi. Eğer bu devlet bize yardımcı olamayacaksa, gidip
Rum hükümetinden yardım isteyeceğim.
Sun Villas evlerinde yaşamını sürdüren iki
Kıbrıslı Türk aileden biri olan Tomris ve Behaettin Ataşeli
1993te 75 bin sterlin ödeyerek villayı yarım inşaat olarak
satın aldı. Tomris Ataşeli şunları söyledi:
Nereye
gidebiliriz, bir
mağara mı bulalım?
İngilterede her şeyimizi satıp buraya geldik. Eşimin
azması vardı ve burada yaşamaya karar vermiştik. Şimdi
nereye gidelim? Nereye gidebiliriz? Dağlarda, içerisinde yaşayacak
bir mağara mı bulalım? 1995ten beri sorunlar nedeniyle
mahkemelerde, avukat kapılarında sürünüyoruz. Beni bu evden ancak
ölüm çıkarır. Sağ olarak kimse beni bu evden çıkaramayacak.
Gurbette 40 yılımı bu ev için harcadım.
İngilterenin Essex bölgesinden gelen 52 yaşındaki
Linda Burton ise Kıbrıs muhabirine şunları söyledi:
Mahkeme kararı bizi çok üzdü. Mahkeme bize evleri
boşaltmamızı çünkü açık artırmaya
çıkarılacaklarını söyledi. 2004 yılında 85 bin
sterlin ödedim. Mesutoğlu, mahkeme aşaması varsaydı, evleri
satmamalıydı. Kiralayabilirdi ama satamazdı. Hala hapiste
olmamasını anlamakta güçlük çekiyorum. Bu nasıl mahkeme
kararıdır? İngilterede her şeyimi sattım ve
şimdi ne yapacağımı bilemiyorum.
KIBRIS ve Cyprus Today muhabirlerine konuşan Hasan
Mesutoğlu ise şu savunmayı yaptı:
Suçlamaları kabul etmiyorum. Param olsaydı Türkiyeden
bir şirkete çalışmaz, kızımla birlikte kirada
kalmazdım. Hiçbir yerde param, evim, mülküm yoktur. Kimsenin adına
mülk transfer de etmedim. Ekonomik olarak çok kötü bir durumdayım. Bu
insanların evini kurtarmak için sahip olduğum tek evi satmaya
hazırlanıyordum. Söyleyecek bir şeyim yok... Eğer
birbirimizi bu şekilde dövmeye devam edersek, bu şekilde suçlamayı
sürdürürsek, evlerimizi kaybedeceğiz...
Hristofias: Federasyon
hazmedilmeli
Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas yeniden birleşmiş
Kıbrısın iki bölgeli, iki oluşturucu eyaletli , iki kurucu
varlıklı federasyon olacağının hazmedilmesi
gerektiğini söyledi. Hristofyas, ekim veya kasım ayında Türkiye
tarafından olumlu adımlar atılacağına
inandığını da kaydetti.
Rum
Yönetimi Başkanı Hristofias PİK1de yayınlanan Açık
Dosyalar isimli programda yaptığı açıklamalarda
Yeniden birleşmiş Kıbrısın iki bölgeli, iki
oluşturucu eyaletli, iki kurucu federasyon olacağının
hazmedilmesi gerek. Bu ülkede ancak bu şekilde gerçek bir
bağımsız, yeniden birleşmiş, Kıbrıslı
Türk vatandaşlarımızın ve yönetim ortaklarımızın
haklarını tanıyacak Kıbrıs Cumhuriyeti olabilir.
Bazı Kıbrıslı Rumların; Kıbrısın
yalnız çoğunluğa değil, bütün Kıbrıslılara;
azınlık dediğimiz Kıbrıslı Türklere de ait
olduğu haberini almaları lazım
dedi.
Hristofias
şöyle devam etti:
Söylemek, tanımak ve temin etmek isterim çünkü bizim tarafta olmuyor-
Sayın Talat cesaretle isterseniz iyi niyetle deyin-; anlaşmanın
imzalanmasından sonra iki eşit bölgesel varlığın ve
devletin birliğini güvence altına alacak bir merkezi hükümetin ortaya
çıkacağı iki bölgeli iki toplumlu federasyon çözümü taahhüdünden
söz ettiğimiz üzerinde benimle anlaştı. Bu da, tek
egemenliği, tek vatandaşlığı, tek uluslar arası
temsiliyeti olan bir devlet olacağı taahhüdüyle ifade edildi.
Sayın Talat bunları kabul etti. Talatın önceki
Kıbrıslı Türk liderlerin devamı olduğunu söyleyemeyiz.
Ve burada bazılarının kendisine haksızlık
ettiğine inanıyorum. Şimdi bana, Talatı koruyorsun
diyeceksiniz
Bazı konularda Talatı korumam gerekirse, bunu
yapacağım. Kendisini eleştirmem gerekirse de bunu müzakerelerin
yapıldığı alanda yapacağım çünkü şunu
söylememe izin verin- kelimenin tam anlamıyla ip üzerinde yürüyoruz ve
Kıbrıs sorununun çözülmesini istiyorsak dikkatli olmak
zorundayız.
Hristofias, Kıbrıs Türk tarafının müzakere masasına
çeşitli konularda maksimum tezler koyduğunu, KKTCnin ve Türkiyenin,
söyledikleri gibi Kıbrıs sorununun en kısa zamanda çözülmesini
gerçekten istiyorlar ise, masada söylediklerinin son sözleri
olamayacağına inandığını anlattı.
KIBRIS
POSTASI 11/07/09
KKTC'de medeniyetler
zirvesi planlanıyor
KKTC Din İşleri Başkanı Yusuf
Suiçmez, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın Medeniyetler
İttifakının eşbaşkanı olmasından
esinlenerek, Medeniyetler Barışında Dinlerin Rolü konulu bir
sempozyum düzenlemeyi planladıklarını açıkladı.
11-13 Kasım tarihinde KKTCnin
Girne kentinde 3 gün sürmesi planlanan sempozyumun davetlileri arasında
Dalai Lama, Papa 16ncı Benedikt, Fener Rum Patriği Bartholomeos,
Güney Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Hrisostomos,
Türk Musevi Cemaati Başkanı Hahambaşı İsak Haleva gibi
isimler bulunuyor. KKTCnin bu girişiminin nasıl
sonuçlanacağı büyük merak konusu.
KIBRIS
POSTASI 11/07/09
Referandum
senaryoları ve gerçekler...
Kıbrısta,
Kıbrıs sorunu üzerine senaryolar hiç bitmez. Neredeyse 50
yıldır yalnızca Kıbrıs sorunu üzerine
yazılır çizilir. Kuşkusuz bu olay hem Türk tarafında, hem
de Rum tarafında geçerlidir.
24 Nisan 2004te iki
tarafta ayrı ayrı gerçekleşen referandum Kıbrıs
sorununda tarihi bir dönüm noktası oldu. Bunu hala göremeyenler, ya da
görmek istemeyenler o günlerde de, bugün de çözüme karşı
olanlardır. Bu tarihi olay özellikle biz Kıbrıslı Türkler
için son derece önemli kazanımlar içerir. Bu referandumdan Rumların
hayırı nedeniyle özlenen sonucu alamamış olabiliriz. Ama
referandum hakkı kullanan bir halk olarak kayda geçtiğimiz de
unutulmamalıdır.
Kıbrıs sorunu
referandum ertesinde uzunca bir süre buzdolabına kondu. Hayırcı
Papadopulos başta kaldığı sürece de neredeyse hiç
görüşme olmadı. Bu sorun ancak Rum tarafında 2008
Şubatında Hristofyasın Cumhurbaşkanı seçilmesinden
sonra aşılabildi.
Görüşme sürecine her
fırsatta elim havada diyerek hazır olduğunu vurgulayan Talat,
Hristofyasın seçilmesiyle görüşme sürecini yeniden
başlattı. İşte kısa bir hazırlık döneminden
sonra Eylül 2008de başlayan yeni süreçte liderler dün son
başlık olan Güvenlik ve Garantiler konusunu görüşmeye
başladı. Yani 1 yıl gibi kısa bir sürede yolun sonuna
gelindi.
Yolun sonuna gelindiği
bu günlerde tartışılmaya başlanan referandum
senaryolarından da anlaşılıyor.
Kıbrıs
Postası internet sitesinde dün Fileleftherosa dayanarak verilen haber ve
bu haber için yapılan okuyucu yorumları özellikle dikkatimi çekti.
Haber şu
başlıkla okuyucuya duyuruldu Kıbrıs Rum kesiminde
yayımlanan Fileleftheros gazetesi, "Kıbrıs sorununun
çözümüne ilişkin referandumdan kaçınılması" ve olası
anlaşmanın parlamentolara sunulması yönünde perde gerisinde
senaryolar olduğunu iddia etti. Gazete ayrıca söz konusu bilgilerin
teyit edilmemesine rağmen İngiliz kaynaklı olduğunu
belirtti.
Kıbrıs sorununda
son 50 yılda sayısız senaryolar yazıldı, çizildi.
Bunların birkısmı ilerleyen zaman içinde elbette gerçek oldu.
Ama büyük bir çoğunluğu da senaryo olarak kaldı.
Ben bugün gündeme gelen
referandumdan kaçınılması senaryosunu da elbette ciddiye
alıyorum. Ama hatırlatmak istediğim bir-iki husus var.
Birincisi liderler Eylül
2008de görüşme sürecine başlarken aldıkları kararla
bulunacak olan çözüm mutlaka iki tarafta ayrı ayrı ve
eşzamanlı referanduma sunulacak dediler.
Bu karar şu anda her
iki lideri de bağlamaktadır.
Kendi kararlarını
değiştiremezler mi?
Elbette
değiştirebilirler. Ama bunun için her iki liderin de onayı
gerekir. Aksi durumda dün ortaklaşa alınan bir kararı bugün tek
taraflı olarak değiştirmeye kalkarsanız hiçbir zaman sonuca
gidemezsiniz.
İkincisi referandumdan
endişe duyan Rum tarafıdır. Türk tarafının öyle bir
sorunu yoktur. Çünkü Kıbrıslı Türkler önlerine konan BM Çözüm
Planına 24 Nisan 2004te %65le Evet dediler. Şimdi
bazıları artık %65in tarih olduğunu, ortada bir 19 Nisan
2009 iradesi olduğunu iddia edecekler. Yok böyle birşey. 24 Nisan
referandum tarihidir. 19 Nisan ise genel seçim. Genel seçim referandum
değil. Kaldı ki 19 Nisanda tek başına iktidar olan UBP
bile seçim sürecinde Kıbrıs sorununu ağzına almadığı
gibi, hem seçim sürecinde, hem de hükümet kurma aşaması ve
sonrasında, hala bugün dahil Talata tam destek verdiklerini
tekrarlamaktadır.
Öyleyse 24 Nisan
iradesinden farklı bir 19 Nisan iradesinden bahsedemeyiz.
Üçüncüsü ister referandumla
onaylansın, isterse de Parlamentolar onaylasın her ikisi de meşrudur
ve halkın doğrudan ya da kendi seçtiği temsilcileri
aracılığıyla onayı demektir.
Ama Parlamentoların
onayını asla kabul etmeyiz. Referandum isteriz. Çünkü artık 24
Nisan iradesi kalmadı, 19 Nisan iradesi var diyen Kıbrıs
Postasının çok saygıdeğer yorumcularına bir
gerçeği daha hatırlatmakta fayda var.
Rum tarafı senin
parlamentonu ne zaman tanıdı da onayını da tanıyacak?
O nedenle bu senaryo bana
göre ta başından geçersizdir. Hoş böyle bir senaryo
hazırlanıyor mu? Onu da bilmiyoruz.
Ünal FINDIK KIBRIS
POSTASI 11/07/09
11-07-2009
Haber: Tomur Özteroğlu
Geçmiş hükümetler Kıbrıslı
Türklerin Türklüğünü sorguluyor ve yeterince milliyetçi
olmadığımızı düşünüyorlardı. AKP hükümeti
döneminde ise Kıbrıslı Türklerin yeterince Müslüman
olmadığı düşünülmeye başlandı..Cami
tartışmaları toplumun bilinç altındaki tepkilerin
yansıması olarak ortaya çıkıyor..
Lefkoşa otobüs terminalinin bulunduğu alana cami yapılması
kararı toplumda tartışmalara neden oldu. Kararla ilgili olarak
terminal esnafı ile otobüs şoförlerinin bir kısmı 200
metre ileride zaten cami var diyerek tepki gösterirken bir kısmı ise
doğru atılmış bir adım olduğunu vurgulayarak
destek belirttiler.
Geçmişte ülkede bu tür tartışmaların hiç
yaşanmadığına dikkat çeken gözlemciler cami
tartışmasının Türkiyede AKP hükümeti dönemine
girilmesiyle başladığına dikkat çekiyorlar.Bazı
yurttaşlar AKP hükümetinin bakış açısının
Kıbrısta son derece güçlü olan laik yapıyı ve gelenekleri
hiçe sayan bir dayatmaya dönüştüğünü söylerken bazı
yurttaşlar da nüfus yapısının değişmesiyle cami
isteklerinin bir ihtiyaç haline geldiğini savunuyorlar..
Siyasi kulislerde cami olayına da karşıt tepkiler
gösterildiği gözlemleniyor. AKP hükümetinin Kıbrıslı
Türklerin manevi ve ahlaki çöküş içinde olduğunu, dinsiz imansız
bir topluma dönüştüğünü bu nedenle toplumun maneviyatını
güçlendirmek için cami yapma, kuran kursları düzenletme ve din
eğitimini yaygınlaştırma gibi önlemlere baş vurduğu
konuşuluyor..
Geçmiş hükümetler Kıbrıslı Türklerin Türklüğünü
sorgularken şimdiki hükümetlerin de inançlarını sorgulaması
toplumun bilinç altında büyük gerilimlere neden oluyor..
Lefkoşa Türk Belediyesi Belediye Meclisinin Lefkoşa Otobüs
terminalinin yerine 4 minareli cami yapılmasına ilişkin
kararı terminal esnafının huzurunu kaçırdı.
Terminalin 200 metre ilerisinde 2 minareli bir cami olduğunu ve terminalin
camiye ihtiyacı bulunmadığını bu yöndeki
itirazlarını ortaya daha önce koyduklarını kaydeden
terminal esnafı ve otobüs şoförleri bu kararın
değiştirilmesini istedi.
Esnaf ve şoförler Kıbrıslı Gazetesine görüşlerini
şöyle dile getirdi:
Salih Serdar
Lefkoşa Belediyesi terminal içerisine cami yapılması için karar
aldı. Fakat düşünülmüyor ki bu terminale park yeri lazım, cami
değil. Cami yapılırsa bile kaç kişi camiye gidecek .
Terminalin 200 metre ilerisinde zaten cami var. Gitmek isteyen gidiyor. Cuma
günleri bizim şirketten 2 kişi sadece camiye gitti. Bizler park yeri
istiyoruz !
Cami tabi ki yapılsın ama uygun yerlere yapılsın. Bizler
şoförler hepimiz işimizden olacayık. Park yeri zaten
bulamıyoruz. O zaman hiç bulamayacağız.
Ömer Eger
Bence cami yerine çalışanlar ve uzak yoldan gelenler için mescit
olsun. Ben daha önce de canlı yayında Cemal Başkandan terminale
mescit yapılmasını bizzat istemiştim. Zamanı
kısıtlı olan çalışanlar için mescit oluşturulsun.
Vakti geldiği zaman insanlar namazlarını kılabilsin,
ibadetini yapabilsin. Ama camide zaman kısıtlamayı
dolayısıyla bu pek mümkün olmuyor.
Suat Küçük :
Terminal içerisinde yerimiz kalmadı bir de cami yapılması
isteniyor. Terminal içerisinde taxi var, tiyatro kulübü var. Bir de cami için
yer yok artık. 200 metre ilerimizde cami var zaten. Önce Sayın
Başkan Cemal Bey gelsin burayı görsün. Su yok, temizlik yok, park
yeri yok , doğru dürüst tuvaletimiz yok. İlk önce bu sorunlar
halledilsin.
Zuhal Güngeldi
Terminal içerisinde bir camimiz eksikti. Terminalin o kadar eksiği var ki
bunları herkes göz ardı ediyor. Sorunlarımızı sayacak
olsam ne sizin vaktiniz yeter nede bizim. Öncelikle buranın sağlam
bir güvenliği olmalı. Terminal içerisindeki
dükkanlarımızın güvenliği yok. Her sabah geldiğimde
dükkanımın önündeki pislikleri temizlik zorunda kalıyorum. Her
gece terminalde toplanıp içki içiyorlar. Şişeleri atıp
kırıyorlar buranın güvenliği nerede? Buranın temizliği
nerede? Bunların düşünüldüğü yok. . İlk önce bu sorunlar
çözülsün.
Mualla Kayacı
Ben Zümrütköyden geliyorum. Benim yolum çok uzak. Benim için çok güzel bir
haber. Terminalde cami olsun istiyorum. Benim babam hocaydı. 40 sene
Kuranı Kerim okudu. Ben dinime çok bağlı bir insanım.
Geldiğimde Lefkoşaya otobüsümden inip camiye gideceğim. Çok
mutlu oldum gerçekten. Umarım en kısa sürede bu proje
gerçekleşir.
Noter Mebo
Bana göre terminalde cami olması gereklidir. Yüzlerce ve binlerce
insanın gelip geçtiği bir alanda insanlarımızın ibadet
ihtiyaçlarına karşılık vermek şarttır.
Lefkoşa Belediyesi Başkanı Bulutoğlularının bu
yönde attığı adımı yerinde buluyor ve destekliyorum.
Caminin yapılması ile bölgedeki temizlik sorununun da ortadan
kalkacağına inanıyorum
Muhammed Elek
İbadet en doğal haktır. Lefkoşaya toplu taşıma araçlarıyla KKTCnin her yerinden her gün yüzlerce insan gelmektedir. Yapılacak olan cami bu insanların ibadet ihtiyaçlarının giderilmesi açısından çok iyi olacaktır. Belediyenin kararını destekliyorum.
Naci Bayramoğlu
Ülkesine dinine ve imanına bağlı olan kişiler olarak bu
kararı çok yerinde buluyor ve Lefkoşa Belediye Başkanı
Cemal Bulutoğluları ve ekibini kutluyoruz. Çok yerinde bir karar oldu
ve yapılacak caminin bölgenin incisi olacağına inanıyorum
KIBRISLI
GAZETESI 11/07/09
![]()
Güvenlik ve Garantiler başlığında
tarafların görüşlerinin taban tabana zıt olduğu iddia
ediliyor.
Rum gazeteleri, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi
Hristofyasın önceki gün ele almaya başladığı
Güvenlik ve Garantiler başlığını Ankaranın
Betonladığını ve taraflar arasında Uçurum
bulunduğunu ileri sürüyor.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris
Hristofyasın önceki gün yapılan 36ıncı görüşmede ele
almaya başladığı Güvenlik ve Garantiler
başlığı konusunda ilginç iddialar ortaya atan Rum basını,
taraflar arasında Uçurum bulunduğunu yazdı.
Fileleftheros Gazetesi, Garantileri Betonluyorlar Ankara Müdahale
Haklarında Israr Ederek Geri Adım Atmıyor Kıbrıs Rum
Tarafı Neler Sundu başlık ve spotlarıyla manşete
çektiği haberinde, ele alınmaya başlanan Güvenlik/Garantiler
başlığının yerinde saymakta olduğu yorumunu
yaptı.
Bu başlıkta taraflar arasında büyük anlaşmazlıklar
bulunduğunu, henüz giriş tezleri sunuluyor olmasına rağmen
esasa ilişkin uçurumun gözle görünür olduğunu yazan gazete,
taraflarca karşılıklı olarak sunulan tezlerin, Türk
garantileri mi, AB garantileri mi olacağı sorusuna yanıt
aradığının anlaşıldığını
savundu.
Garantinin modası geçti
Gazete, Kıbrıs Türk tarafının; Türkiyenin garantilerinin
ve müdahale haklarının devamını savunan ve detaylara
girmeden, asker sayısının azaltılmasına ilişkin
takvimden söz edilen bir belge sunduğunu ileri sürdü.
Gazeteye göre, Rum tarafının sunduğu belgede ise; Garanti ve
İttifak Anlaşmalarının, modasının geçtiği
ve Güney Kıbrısın AB üyeliğiyle ortaya çıkan yeni
durumu yansıtmadığı, ABnin gerek ülkenin tamamına,
gerek eyaletlere, gerekse vatandaşlara garanti sağlayabileceği
iddia edildi. Rum tarafı Adanın askersizleştirilmesini de
savunuyor.
Haberde, son görüşmede Yeşilırmak geçidinin açılması
konusunun da ele alındığı; Kıbrıs Türk
tarafının, gereken çalışmaların BM ve AB
tarafından finanse edilmesini beklemekte olduğu öne sürüldü.
Gazete, haberin detaylarını Kırmızı çizgilerle
Başlangıç Belgelerden, Güvenlik/Garantiler Konusunda Görüşler
Arasında Uçurum Ortaya Çıkıyor başlığıyla,
iç sayfasında, özetle şöyle aktardı:
KKTC: Türkiye tek garanti
Türk tarafı sunduğu belge ile temel bir tutumu savunuyor.
Türkiyenin garantilerinin ve müdahale haklarının
devamını savunuyor. Bunun, Kıbrıslı Türklerin kabul
edebileceği tek garanti olduğu düşünülüyor. Tezlerinin
felsefesi; Türkiyenin Adadaki siyasi ve askeri mevcudiyetinin
sürekliliğini güvence altına alma mantığı
etrafında dönüyor. Asker sayısının azaltılmasıyla
ilgili bir takvimden de söz ediliyor ancak detaya girilmiyor. Şunu
hatırlatalım; Mehmet Ali Talat kısa süre önce, görüşmelerin
bir aşamasında güvenlik konusunda beşli (Yunanistan, Türkiye,
İngiltere ve iki toplum) konferans toplanması gerekeceğini
söylemişti.
Gazete, bir sonraki Talat-Hristofyas görüşmesinin gelecek Cuma günü yapılacağını,
dün karşılıklı olarak sunulan tezlerin
yorumlanmasının ardından başlığın
müzakeresine geçileceğini, bu görüşmeden önce Cumhurbaşkanı
Talatın BM ve AByle İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami
ve Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovunun görüşeceğini
belirtti.
Taban tabana zıt
Politis Gazetesi de, Garantilerde Taban Tabana Zıt Güvenlik
Başlığının Liderler Düzeyindeki İlk Resmi
Görüşmesinde Uçurum başlıklı haberinde,
Hristofyasın, garantilerin modası geçmiş olduğu ve
değişmesi gerektiği görüşünü savunduğunu;
Cumhurbaşkanı Talatın ise, Güvenliğimizi ancak Türkiye
garanti edebilir dediğini, her ikisinin de BM Barış Gücünün
rolü konusunda farklı görüşlere sahip olduğunu yazdı.
Gazete, haberinde, Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının dün
sundukları görüşleri de aktardı ve Hristofyasın;
ulaşılacak çözümün hayata geçirilmesi için Adadaki BM
Barış Gücünün kurumsal ve diğer açılardan güçlendirilmesi
gereğine işaret ettiğini yazdı ve bunu şöyle izah
etti:
Barış gücü caydırıcı güç olsun
Yani, BM Barış Gücünün caydırıcılık rolü de
olması
Bu tezin bir uzantısı da, çözümün hayata geçirilmesinin
BM kuruluş anayasasının; uzlaşılanlara uyulmaması
halinde Barış Gücünün askerî müdahalede bulunmasına dahi olanak
tanıyan 7nci başlığı altına konulması
talebi olabilir. Ancak bu zor görünüyor ve 7nci madde de yalnız
savaş hallerinde uygulanabiliyor. Başkan Hristofyas, ABnin Adada
konuşlanacak bir uluslararası askerî güçteki
varlığının yükseltilmesini de önerdi.
Gazete, TC kökenli KKTC vatandaşları meselesinin müzakere
masasına ne zaman geleceği konusunun da yılan hikâyesine
döndüğünü, Hristofyasın bu konunun güvenlik
başlığının tamamlanmasının hemen
ardından görüşülmesini istediğini; Talatın ise, çok
kıymetli seçmenlerin canını sıkmamak için en sona
bırakmayı önerdiğini iddia etti.
Simerini ise, Güvenlik Konusunda Anlaşmazlıklar Garantili İki
Taraf Arasında Üzerine Köprü Kurulamaz Uçurum Başlık Süratle
Kapanıyor başlıklı haberinde, Güvenlik/Garantiler
başlığının, tarafların görüşleri
arasındaki derin uçurum nedeniyle erken kapanmasının ve
liderlerin bir sonraki görüşmelerinde müzakere prosedürünün bir sonraki
aşamasına geçmelerinin kuvvetle muhtemel görüldüğünü savundu.
Açılıp kapandı
Alithia, Güvenlik Başlığı Bir Hafta İçinde
Açılıp-Kapandı başlığıyla
yansıttığı haberinde, Cumhurbaşkanı Talat ve Rum
Yönetimi Başkanı Hristofyasın dün
karşılıklı olarak sundukları tezlerin yorumunu yapmak
üzere 17 Temmuzda yeniden bir araya geleceklerini; ancak Özdil Nami ve Yorgos
Yakovunun 17 Temmuz öncesinde Garantiler konusunu ele almak üzere
görüşeceğini yazdı.
Habere göre, Hristofyas, dünkü görüşme sonrasında gazetecilere
yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Talatla
yürütmekte oldukları doğrudan müzakereler prosedürünün henüz
tamamlanmadığını ve Rum siyasi partilerinin, prosedürün
gidişatı konusunda tam bilgi sahibi olduklarını söyledi.
STAR
KIBRIS 11/07/09
![]()
Cumhurbaşkanı Ankarada Gül, Erdoğan,
Başbuğ ve Davutoğlu ile görüşecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül ile görüşmek ve çeşitli üst düzey temaslarda bulunmak
üzere pazartesi Ankaraya gidiyor.
Talat, Ankara ziyaretinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker
Başbuğ, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile de
görüşecek.
Cumhurbaşkanı Talatın salı günü öğleden sonra adaya
dönmesi bekleniyor.
STAR
KIBRIS 11/07/09
Vassiliou saddened by empty chair representing
Cyprus in EU
By Stefanos Evripidou
EU Health Commissioner
Androulla Vassiliou yesterday bemoaned the lack of Cypriot presence in
Brussels-based events, even when the EU offers to pay for them. Vassiliou said
she felt truly saddened by the empty chair phenomenon, referring
specifically to the lack of Cypriot participation in the latest EU Youth Health
Conference which took place in Brussels the last two days. To save face, the
commissioner said she had to scramble to find two Cypriot Commission interns
based in Brussels to attend the conference on behalf of Cyprus.
During this conference, the youth dealt with all those issues that contribute
to bad health, such as alcohol, smoking, obesity, HIV/AIDS, mental health. And
we wanted to hear from young people themselves about the measures they propose
to help the youth for all these issues, she said.
The Cypriot Commissioner said she was deeply disappointed when she discovered
that Cyprus was not going to be represented.
It was a very big disappointment when I discovered that we had no Cypriot
youth participation. Nobody came from the Youth Organisation and this really
saddens me.
According to Vassiliou, the EU asked the Cyprus Youth Organisation to send four
youth to the conference, all expenses paid, but in return, they got no answer
and no Cypriot youth.
They didnt send anyone. In the end, I had to find two Cypriot interns (from
the Commission) and send them to have some participation because it is really
very sad, she said.
When we talk about Cyprus and the empty chair, people think were only talking
about the participation of ministers or MEPs. But this applies to all. When the
EU calls you, pays the costs, and you dont respond, you dont turn up, what
does this mean, that youre not interested, that youre isolating yourself,
she added.
For its part, Youth Organisation representative Thrasyvolos Thrasyvoulou said
they had no idea about the conference and had never received an invite.
We never received any invite, either through normal mail or electronic, he
said. Thrasyvoulou said the organisation was waiting for clarifications from
Cyprus Permanent Representation in Brussels on the whole procedure for
applying to the Youth Conference.
CYPRUS
MAIL 11/07/09
National Council to convene July 24
Government Spokesman
Stefanos Stefanou announced that the National Council the top advisory body
to the President on the handling of the Cyprus question will convene on July
24.
At the meeting, he said, political party leaders will discuss developments in
the Cyprus question, in view of December 2009 and the evaluation of Turkeys EU
accession course.
Stefanou said that the National Council will be briefed on current developments
in the Cyprus question and will discuss them, in view of Turkeys EU
evaluation.
Asked if the parties are expected to submit their positions in writing,
Stefanou said that they have been asked by the President to submit them long
ago and they are expected to do so. (CNA)
CYPRUS
MAIL 11/07/09
SELİM SAYARI
NTV
Güncelleme: 15:53 TSİ 12 Temmuz. 2009 Pazar
LEFKOŞE - Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın Kıbrıs'taki müzakere heyetine almadığı
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Ankara'ya
gitmeyeceğini açıkladı.
Kıbrıs'ta nisan
ayındaki seçimde tek başına iktidara gelen Ulusal Birlik
Partisi, çözüm müzakerelerini yürüten Talat'ın yanısıra,
görüşmelere Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün'ün de
hükümeti temsilen katılmasını istiyor. Ancak Talat seçimlerin
üzerinden yaklaşık 3 ay geçmesine rağmen hükümetin bu
isteğini yerine getirmiş değil.
Hükümet yetkilileri,
müzakere sürecinde hiçbir şekilde temsil edilmedikleri halde
Dışişleri Bakanının heyete dahil edilmesini,
göstermelik bir davranış olarak niteliyor.
Hüseyin Özgürgün'ün bu
nedenle, yarınki Ankara ziyaretinde Talat'a eşlik etmeyeceği
beliritildi.
Ulusal Birlik Partisi,
2003'te başbakan olan Talat'ın görüşmeleri dönemin
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın değil, hükümetin
yürütmesini talep ettiğini hatırlatıyor ve şimdiki tutumunu
"çelişki" olarak değerlendiriyor.
Talat'ın
Ankara ziyareti gergin başlıyor
KKTC'de seçimin ardından Ulusal
Birlik Partisi ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasındaki ilk
kriz, yarın ki Ankara ziyareti sebebiyle çıktı.
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Talat'ın Ankara
ziyaretine katılmama kararı aldı.
Talat, Ankara ziyaretinde, Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu ile görüşecek.
Heyet, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile Ankara
dışında olması nedeniyle görüşemeyecek.
Görüşmelerde, birinci aşaması tamamlanmak üzere olan Kıbrıs müzakerelerinde gelinen son durum
gözden geçirilecek ve bundan sonrası için Türk tarafının ortak
tutumu değerlendirilecek.
KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün Ankara ziyaretine
'biz daha önce Ankara'da söyleyeceğimizi söyledik' diyerek Talat'ın
gezisine katılmayacağını bildirdi.
Özgürgün, Ankara'daki resmi ziyarete katılmayan ilk KKTC
Dışişleri Bakanı oldu.
KKKTC'de mayıs ayında yapılan genel seçimlerden yüzde 45 oy
alarak birinci çıkan Ulusal Birlik Partisi hükümeti ile
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında Rumlarla yapılan
görüşmelere hükümetin bir temsilci ataması konusunda da gerilim
vardı.
Talat
Türkiye'ye gidiyor
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, iki günlük çalışma ziyareti
için yarın Türkiye'ye gelecek. Cumhurbaşkanlığı
Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Talat'ın, 13-14
Temmuz 2009 tarihlerinde Türkiye'ye çalışma ziyareti
gerçekleştireceği kaydedildi.
Açıklamada, Talat'ın
ziyareti kapsamında, Ada'da 3 Eylül 2008'de başlayan kapsamlı
müzakere sürecinde ulaşılan aşamanın
değerlendirileceği ve gelecek döneme ilişkin görüş
alışverişinde bulunulacağı ifade edildi.
KIBRIS
POSTASI 12/07/09
Diaz: Yıl sonuna
kadar çözüm mümkün
BMnin
Kıbrıstaki Basın Sözcüsü Jose Diaz, Rum Alithia gazetesine
verdiği söyleşide, Kıbrıs sorunu, halkın
Kıbrıs sorununda bilgilendirilmesinin önemi ve medyanın
oynadığı rolle ilgili görüşlerini açıkladı.
Kıbrıstaki
liderlerin, baş başa gerçekleştirdikleri görüşmelerde,
geniş çapta, bilinmeyen anlaşmalara varıp
varmadığının sorulması üzerine Diaz, bunu
bilmediğini, zira bu görüşmelerde yer almadığını
söyledi. Her müzakere sürecinde, müzakerecilerin birbirlerine güvenmesinin
önemli olduğunu ifade eden Diaz, sır saklamanın da olduğunu
belirtti.
Liderlerin
aralarındaki anlaşmazlıklara nasıl köprü kurabilecekleri
sorusu üzerine Diaz, sadece müzakereler aracılığıyla
anlaşmazlıklara köprü kurulmasının mümkün olduğunu
sandığını dile getirdi. Diaz boşluklar (anlaşmazlıklar)
olmasaydı, müzakere yapmanın da anlamı bulunmayacaktı
şeklinde konuştu.
Müzakerelerde, diyalog
sonucu, anlaşmazlıklara köprü kurulabileceğini belirten Diaz,
al-ver ile uzlaşmaların sağlanmakta olduğunu, bunun
müzakere anlamına geldiğini, yolun sonunda tüm taraflar için mümkün
olan en iyi çözüm sağlanması gerekeceğini söyledi.
Diaz, iki toplumun; hiç
kimsenin taleplerinin yüzde 100ünü almasının mümkün
olmadığını bilmesi gerektiğini ifade etti.
İkinci tur
müzakerelerin ne zaman başlayacağı sorusu üzerine Diaz,
garantiler ve güvenlik konusunda bir görüşmenin daha bulunduğunu ve
ondan sonra ikinci okumanın başlamasının muhtemel
olduğunu belirtti. Diaz, liderlerin; ikinci okumayı ne zaman
tamamlamasının mümkün olacağını bilmediğini;
bazı konuların az, bazılarının ise çok zaman
alabileceğini söyledi.
İkinci okumanın
ardından al-ver sürecinin beklendiğini ifade eden Diaz, bunun; hangi
ay başlayacağını söylemesinin de çok zor olduğunu
belirtti.
Bir başka soru üzerine
Diaz, ikinci okuma ve al-ver için bir zaman takviminin önceden
belirlenmediğini de yineledi.
İki liderin referandum
öncesinde bir anlaşma imzalamasının mümkün olup
olmadığı şeklindeki soru üzerine Diaz, bunun mümkün
olabileceğine inandığını söyledi. Diaz, bir
anlaşmanın yıl sonunda imzalanıp
imzalanmayacağını da bilmediğini; ancak doğrudan
müzakerelerin yıl sonuna kadar tamamlanmasının mümkün
olduğuna inandığını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyasın bunu yapabileceklerine ilişkin inancını dile
getiren Diaz, ancak gerçekte bunun; müzakerelerin nasıl gideceğine
bağlı olduğunu söyledi.
BM, sürece hangi
şekilde yardımcı oluyor sorusuna karşılık Diaz,
tarafların kendi başlarına ortak tezleri bulması
gerektiğini; kendilerinin, liderlere görüşmeleri için alan
sağladıklarını; ayrıca BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs sorununa ilişkin Özel Danışmanı Alexander
Downerin, liderlerin emrinde olduğunu belirtti. Diaz, ayrıca
tecrübeli bir grubun da müzakereler için çalıştığını
ve müzakerelere zemin hazırladığını ifade etti.
Söz konusu grubun müzakere masasına öneri sunduğunu mu
kastediyorsunuz sorusu üzerine Diaz, çeşitli konularda, yönetim, mülkiyet
v.b gibi başlıklarda, zaman zaman Kıbrısa gelip, tabi ki
istenmesi durumunda, taraflarla konuşan uzmanların bulunduğunu,
bu uzmanların tecrübelerini iki tarafla
paylaştığını dile getirdi.
BMnin
Kıbrıstaki Basın Sözcüsü Jose Diaz, bu yöntemin
çalışıp çalışmadığı sorusuna
karşılık, bunun yardımcı olduğunu
sandığını zira çıkmazlara çıkış
sağladığını söyledi. Diaz, ayrıca nihai testin,
iki tarafın; bu önerilerden bazılarını kendi önerilerine
dahil etmeyi kabul ettikleri zaman olacağını ifade etti.
Downerın neden uzun
zamandır Kıbrısta kalmadığı sorusu üzerine Diaz,
Downerin, Kıbrıs sorununa ilişkin olarak görüş
alış verişinde bulunduğunu, oyunun güçlü
oyuncularına -örneğin son olarak Moskovaya yönelik- ziyaretler
gerçekleştirdiğini dile getirdi.
BMnin; iki tarafın
daima görüşmesine destek verip vermeyeceği sorusu üzerine Diaz, tabi
ki hayır, hiç kimse bunun sonsuza dek süreceğine inanmıyor
şeklinde yanıt verdi.
KIBRIS
POSTASI 12/07/09
Özgürgün Talat'a rest
çekti
Talatın
yarın başlayacak Ankara gezisine Özgürgün katılmıyor.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Ulusal Birlik Partisi hükümeti
arasında ilk gerginlik, Ankara ziyaretine katılacak heyetin
belirlenmesiyle yaşandı. Dışişleri Bakanı Hüseyin
Özgürgün, Kıbrıs sorununun ele alınacağı yarınki
Ankara ziyaretine, heyet üyelerinin belirlenme yöntemine karşı
çıkarak katılmama kararı aldı.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, yarın başlayacak Ankara ziyaretinde
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı
Ahmet Davutoğlu ile görüşecek.
Kıbrıs sorununun
çözümünü amaçlayan kapsamlı müzakere sürecinde garantilerin gündeme
gelmesi nedeniyle, Talatın, Ankaradaki temasları büyük önem
taşıyor. Ancak, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün
bu ziyarete katılmıyor. KIBRISın elde ettiği bilgilere
göre, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ankaraya gidecek heyete,
görüşmelerdeki danışmanı, CTP milletvekili Özdil Nami ile
Tufan Erhümanı da dahil etti. Dışişleri Bakanı
Hüseyin Özgürgün ise, heyetin bu şekilde belirlenmesine karşı
çıktı.
Ankaraya iletilen ilk
listede adı geçen Hüseyin Özgürgünün, Cumhurbaşkanı Talatla
görüş ayrılığına düşerek, heyetten çekilmesi
sonrasında, Türkiye Dışişleri
Bakanlığının, sorunu çözme yönünde diplomatik girişim
başlattığı bildirildi.
Türkiyenin tavrı belirlenecek
Yarın Ankarada başlayacak olan görüşmelerde, Rum lideri
Dimitris Hristofyasın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talata
ilettiği görüşlerin masaya konması bekleniyor. Hristofyas, yeni
bir ortaklığın kurulması halinde, 1960tan kalma
garantörlüklerin ortadan kalkmasını ve adanın tümünün AB
tarafından garanti altına alınmasını istiyor.
Hristofyas, ikinci bir seçenek olarak, Türkiyenin olası bir çözümden
sonra tüm ada üzerinde değil, sadece kuzeyi kapsayacak şekilde
garantör olmasını düşünüyor.
Güvenilir bir kaynaktan
elde edilen bilgilere göre, Hristofyasla gerçekleştirilen son
görüşmede, Türkiyenin sadece kuzeyi kapsayacak şekilde garantör
olmasına karşı çıkan Talat, Hristofyasa böylesi bir durum
adanın Taksimı anlamına gelir uyarısında bulundu.
Kıbrıs Gazetesi
KIBRIS
POSTASI 12/07/09
![]()
Rum Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ)
İkinci Başkanı ve Rum yönetiminin eski lideri Glafkos
Klerides'in kızı Keti Klerides 24 Nisan 2009 Referandum Gününü, Güney
Kıbrısın Avrupa Birliğine girdiği 1 Mayıs 2004
tarihini ve Sınırların karşılıklı
geçişlere açılmasının hikayesini anlattı.
ADA: Referandumun son 24 saatlik zamanında neler
yaşadınız?
Keti Klerides (KK) : Referandum zamanı benim için zor olan zamanlardan
birisiydi. Biliyorsunuz benim partim DİSİnin, babamın ve
partimin başkanının da evet oyu kullanılmasına
karar verdik. Genel atmosferde referandum sonucu olarak 'hayır' çıkacağı
belliydi. Partilerin son kararlarını verdiği anlarda da,
etkinliklerde de hayır sonucunun çıkacağını
görülüyordu. Bu benim için hayal kırıklığı gibiydi ve
beni üzüyordu. Referandumdan birkaç gün önce, evet oyu verecek olan platform,
Lefkoşada Özgürlük Meydanında bir miting gerçekleştirdi. Bizim
tarafımızda evet i destekleyen kişiler babam (Glafkos
Klerides), Nikos Anastasiadis, Takis Hacıdimitriu ve birçok politik
kişilik ordaydı. Onlar evet sonucu için konuştular.
Hayatımın en kötü günlerinden birisidir
Özellikle referandum günü, babamın doğum günüydü. Babamın
doğum günü 24 Nisan tarihindedir. Biz oy kullanmaya gittik. Ardından
eve döndük ve bazı arkadaşlar bize geldi. Pasta kestik ve
babamın doğum gününü kutladık. O an biraz mutlu bir andı
belki, çünkü babamın doğum günüydü. Ama sonuçlar açıklanmaya
başlayınca işler çok daha zor oldu. Sonuç hayal
kırıklığına uğratacak şekildeydi. Ben bu
günle ilgili olarak hayatım en kötü günlerinden birisidir diyebilirim.
ADA: Sonuçları nereden ve nasıl öğrendiniz.?
KK: Ben bir kanalda konuşmacıydım. Orada partim DISI yi temsil
ediyordum. Orada bana bilgiler geliyordu. Çok garip bir duyguydu. Bir yandan
çoğunluğun karar verdiği demokrasi nedeniyle, demokrasiye
saygı duymamız gerektiğini düşünüyordum. Her ne kadar
doğru değil, doğru karar verilmedi şeklinde düşünsem
de. Benim için çok çok zordu. Öte yandan babamın ne kadar üzgün
olduğunu hatırlıyorum. Gününün sonunda hayır oyları
tekti. Biz çözümü görmek istiyorduk.
Çözüm olmadan AB'ye girmek benim arzuladığım bir şey
değildi
ADA: 1 Mayısta Özgürlük Meydanında kutlamalar vardı, siz
nasıl kutladınız?
KK: 2004'te referandumun hemen sonrasında, 1 Mayıs'ta
Kıbrıs AB'ye girdiği zaman o gün benim için bunu kutlama günü
değildi. Ben kutlamadım. Çünkü Kıbrıs'ın AB'ye problem
çözüldükten sonra girmesini istiyordum. Önemli bir fırsatı
kaçırdığımızı biliyorduk. Ben o akşam
Özgürlük meydanına gitmedim. Orada olmak istemedim. Kutlanacak bir
şey olduğunu hissetmiyordum. Ben referandumdan sonrasında sonuçtan
dolayı üzüntülüydüm. Uzlaşı tekrar birleşmek için birileri
bugüne kadar çok çalıştı. Ben gerçektende çok çok hayal
kırıklığına uğradım.
Kafama birşeyler geçirmek istedim
KK: Çözüm olmadan AB'ye girmek benim arzuladığım bir şey
değildi. Ben yalnızca bir şeyler bulup kafama geçirmek ve bu
konuyla ilgili hiçbir şey duymak öğrenmek istemedim. Hızlı
bir şekilde televizyona bakım neler oluyor öğrenmedim.
O gün ve o akaşm bende üzüntü, hayal kırıklığı
vardı. Öte yandan bir şeyler oluyordu ve kabul etmek
durumundaydık. Ama biz yinede çözüm ve yeniden birleşmek için çalışmaya
devam edecektik. Çünkü Kıbrıslı Türklerin referandumdan
çıkan, Kıbrıslı Rumların 'Hayır' sonucundan
incindiğini biliyorduk. Birçok bağlantımız ve
arkadaşımızla iletişimde sorunlarımız oldu.
İnsanlar birbirlerini görmek istemediler. Kıbrıslı Türkler
de Rumların tutumundan hayalkırıklığına
uğramıştı. Düzelmesi için bu biraz da zaman aldı.
İşlerin yeniden eskisi gibi bir hal alması hatta 1 yıl gibi
bir zaman aldı.
Kapıların açılması büyük bir sürprizdi
ADA: 2003 öncesinde de iki toplumlu aktivitelerde çalışıyordunuz
ve kuzeye geçmenizde problemleriniz yoktu sanıyorum.
KK: O kadar sık geldiğim söylenemez. Çünkü bu biraz zordu. Eğer
Kıbrıslı Türk Siyasi partiler veya guruplar bizi davet
edeceklerse belli ayarlamalar yapmaları gerekiyordu.
Sınırların açılmasından önce izin alınması
gerekiyordu. Ben sınırların açıldığı gün
bunu beklemiyordum. Radyoyu açtım ve uzun kuyrukların
oluştuğu haberlerini duydum. Ardından, insanların
sınırı geçtiğini televizyondan izledim. Uzun kuyruklar
vardı. Birçok insan sırada sınırı geçmek için
bekliyordu. Bu gelişme büyük bir sürprizdi.
ADA: O günlerde kuzeye gelme fırsatı buldunuz mu?
KK: Eşim geçiş kapısındaydı. Geçiş yapan
Kıbrıslı Türklerle selamlaşıyordu ve onlara eğer
ihtiyaçları varsa yardımcı oluyordu. İlk kez ne zaman
geçtiğimi hatırlamıyorum ama o dönemde uzun kuyruklar vardı
ve uzun süre ayakta beklemek istememiştim.
Bir süre bekledim ve geçişler daha kolay olunca geçtiğimi
hatırlıyorum. Kuzeye geçtik ve arkadaşlarımızla
görüştük.
ADA: O deneyim nasıl bir deneyimdi?
KK: O deneyim gerçekten önemli, pozitif bir deneyimdi. Kimse yaralanmadı.
İnsanlar kendi eski evlerini görmeye gittiklerinde ve başka
insanların yaşadığını görünceler gayet
rahattılar. İnsanlar evlerini açtılar, kahve ikram ettiler. O
dönemde gerçekten pozitif bir atmosfer yaratıldı. 2004 referandumu
nedeniyle maalesef onun üzerine bir şeyler inşa edemedik. Her
şey normale döndü çok fazla geçiş olmuyor artık.
Barışı tanımlamak
ADA: Barışı nasıl tanımlıyorsunuz?
KK: Bu gerçekten zor bir soru. Kesinlikle cevabı da kolay değil.
Anlamı sanıyorum insanların, saygı içinde, uyum içinde,
birbirlerinin farklılıklarına saygı duyan, değer
veren, yalnızca saygı duyan değil, bu saygıyla birlikte
mutlu olarak yaşaması sanıyorum. Eğer geçmişte kötü
deneyimler yaşanmışsa, bunlar üzerine konuşulmalı ve
insanların birbirlerini anlamaya çalışması gerektiğini
düşünüyorum. İki tarafında kendi etkinlik versiyonları var.
Bu bilgileri paylaşmamız gerekiyor. İki toplumda da kötü
insanların olduğu ve kötü şeyler yaptıklarının
bilinmesi gerek. İki grubun da kötü olmadığının
bilinmesi gerek. Bu konuyla ilgili, kötü şeylerin yaşanmaması
için çalışmalıyız.
STAR
KIBRIS 12/07/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat üst düzeyde
temaslarda bulunmak amacıyla Pazartesi günü saat 09.00da Özel Ata
uçağıyla Ankaraya gidecek. TAK Muhabirinin
Cumhurbaşkanlığından aldığı bilgiye göre
Talat Ankarada Pazartesi günü saat 11.00de TC Cumhurbaşkanı
Abdullah Gülle görüşecek ardından da Gül tarafından onuruna
verilecek öğle yemeğine katılacak.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat aynı gün TC
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya
gelecek.
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Pazartesi
gecesi Cumhurbaşkanı Talat onuruna yemek verecek.
Cumhurbaşkanı Talatın Türkiye Başbakanı Recep Tayip
Erdoğanla görüşmesi Salı günü saat 11.00de gerçekleşecek.
Erdoğanla yapacağı görüşmeden sonra Salı günü Ata
uçağıyla yurda dönecek olan Cumhurbaşkanı Talat,
temaslarında Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri
değerlendirecek
STAR KIBRIS 12/07/09
![]()
Güney Kıbrısta yayımlanan Fileleftheros
Gazetesi, Türkiyenin Güvenlik/Garantiler konusundaki görüşlerinin
değişmez göründüğünü ancak aynı zamanda
Dışişleri Bakanlığında bu başlık
üzerinde; stratejik taleplerini değiştirmemesine rağmen-,
hareketlilik görüntüsü yaratan fikirler üzerinde
çalışıldığı yolunda bilgi edindiğini
yazdı.
Gazete Güvenlikle İlgili Türk Manevraları Garantilerin
Karşılıklarla Kapatılması Çabası
başlığıyla yansıttığı haberinde
diplomatik kaynakların; Türkiyenin, garantiler ve müdahale haklarının
devam etmesi isteğini değiştireceği görüntüsü
yaratmayı hedeflediğini söylediklerini yazdı.
Gazete yabancı diplomatları kaynak göstererek özetle
şunları kaydetti;
iptal etmiyor
Karşılıklar, ülkenin uluslararası temsiliyetiyle, daha
doğrusu bugün de üyesi olduğu BM, AB gibi uluslar arsı örgütlere
katılımıyla alakalı olacak. Bu; partenojenezle ilgili
politikasının iptal olduğu anlamına gelmiyor. Güvenlikle
ilgili çalışma grubunda; Kıbrısın, Annan
planında öngörüldüğü gibi garantör ülkelere bilgi vermeksizin uluslar
arası mercilere üye olabileceği anlaşmasına
varıldığında, bu tutuma ilişkin işaretler
verildi.
Aynı kaynaklara göre garantiler ve güvenlik konularında Türkiye
BMye; 1960daki ilgili maddeleri değiştirecek herhangi bir fikri kabul
etmeyeceğini iletti. Bilgi sahibi kaynakların işaret ettiği
üzere; müttefiklerini harekete geçirerek bu tutumu yerleştirmeye
çalışıyor. Türkiyenin müttefikleri Kıbrıs prosedürüne
müdahil olanlara; bu meseleye yapışıp kalmamaları
gerektiği tavsiyesinde bulunuyor, Kıbrıs AB üyesi olduğuna
göre Türk garantilerinden de endişe etmemesi gerektiğini söylüyorlar.
Elbette bu yaklaşıma derhal Madem, AB nedeniyle garantilerin bir
önemi yok o zaman Türkiye neden garantilerde ısrar ediyor
karşılığı veriliyor.
Bildt formül sunmuştu
Aynı zamanda İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt
geçmişte perde arkasında, garantilerle ilgili bir formül
sunmuştu. Çözümden sonra Adaya Yunan ve Türk kontenjanlarının
da katılacağı bir NATO gücü
konuşlandırılmasını önermişti. Askeri güç gerek
Kıbrısın bağımsızlığını
gerek çözüm anlaşmasının uygulanmasını garanti
edecekti.
İsveçin ABnin dönem başkanlığını yürütmekte
olması dolayısıyla AB dönem başkanlığı
süresince yapacağı müdahaleleri çerçevesinde fikirler sunarak
garantiler konusunu yeniden gündeme getirmesi bekleniyor.
STAR KIBRIS 12/07/09
![]()
Rum
Yönetimi lideri Hristofiyas, Türk tarafının İki kurucu devlet
yaklaşımıma yaklaştı
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Türk tarafının en
iyi çözüm şekli olarak 2 kurucu devletten oluşan federasyon tezine
yaklaşarak 2 kurucu varlık demeye başladı. Hristofiyas;
somut çözüm kültürünün Rumlarda eksik olduğunuz söyledi.
Hristofiyas; Yeniden birleşmiş Kıbrısın iki bölgeli
federasyon olacağının hazmedilmesi gerektiğini söyledi.
Alithia Gazetesi, Hristofyas, RİK1de yayınlanan Açık Dosyalar
isimli programda yaptığı açıklamaların
tamamını yayımladı.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas yeniden birleşmiş
Kıbrısın iki bölgeli, iki oluşturucu eyaletli (politia),
iki kurucu varlıklı federasyon olacağının hazmedilmesi
gerektiğini söyledi. Hristofyas, ekim veya kasım ayında Türkiye
tarafından olumlu adımlar atılacağına
inandığını da kaydetti.
Rum tarafında yayımlanan Alithia Gazetesi, Rum Yönetimi
Başkanının Perşembe gecesi RİK1de yayınlanan
Açık Dosyalar isimli programda yaptığı
açıklamaların tamamını Çözümsüzlük Tayvanlaşmayı
Getirir başlığıyla okurlarına aktardı.
Vizyonunu anlattı
Gazete Hristofyasın söz konusu programda yeniden birleşmiş
Kıbrısla ilgili vizyonunu anlattığını ve
Kıbrıslı Türklerin ve Rumların, yeniden birleşme
yanında, çözümün normal şekilde işlemesine yardımcı
olmak için yapmaları gereken fedakârlıklardan söz ettiğini,
uluslar arası camianın tavrını analiz ettiğini ve
sürdürülmekte olan doğrudan müzakerelerin başarısız
olması halinde neler beklediğini yazdı.
Gazeteye göre yürütülmekte olan müzakerelerin gidişatının bu
aşamada tam ve nihai olarak değerlendirilemeyeceği görüşünü
ortaya koyan Hristofyas Kıbrıs Türk tarafının müzakere
masasına çeşitli konularda maksimum tezler koyduğunu, KKTCnin
ve Türkiyenin, söyledikleri gibi Kıbrıs sorununun en kısa
zamanda çözülmesini gerçekten istiyorlar ise, masada söylediklerinin son
sözleri olamayacağına inandığını anlattı.
İki oluşturucu eyalet
Hristofyas şu anda Kıbrıslı Türklerin ve Türkiyenin
tezlerinin neler olduğuna ilişkin bir değerlendirme
yapamayacağını, sonucu zamanı geldiğinde çıkaracaklarını
ve zamanın da ekim veya kasım ayı olabileceği görüşünü
ortaya koydu ve (tezlerinde) değişiklik olacağından
eminim ifadesini kullandı.
Dimitris Hristofays birleşik Kıbrıs vizyonunu şu cümlelerle
anlattı: Yeniden birleşmiş Kıbrısın iki bölgeli,
iki oluşturucu eyaletli, iki kurucu federasyon olacağının
hazmedilmesi gerek. Bu ülkede ancak bu şekilde gerçek bir
bağımsız, yeniden birleşmiş, Kıbrıslı
Türk vatandaşlarımızın ve yönetim
ortaklarımızın haklarını tanıyacak
Kıbrıs Cumhuriyeti olabilir. Bazı Kıbrıslı
Rumların; Kıbrısın yalnız çoğunluğa
değil, bütün Kıbrıslılara; azınlık dediğimiz
Kıbrıslı Türklere de ait olduğu haberini almaları
lazım
Somut çözüm kültürümüz eksik
Kıbrıslı Rumlarda çözüm kültürü olup olmadığı
sorusuna muhatap olan Hristofyas Çözüm kültürümüz eksik değil, objektif
konuşmam gerekirse somut çözüm kültürümüz eksik dedi şöyle devam
etti: Kıbrıs halkının tamamında gerekli eğitim
yok
Bunu söylerken Kıbrıslı Türkleri de kastediyorum. Çünkü
burada Rumlar federasyonun manasına duyarlılık göstermelidir
ancak Kıbrıslı Türkler de; iki egemen devletin, partenojenezin
ve iki halkın değil, birleşik devletin manasına
duyarlılık göstermelidir.
Haberde Hristofyasın, Cumhurbaşkanı Talat hakkında
yalnız olumlu konuştuğuna dikkat çekildi, söyledikleri
şöyle aktarıldı:
Yabancı baş aktörlerin analizi
Çözümü mümkün olan en kısa zamanda, dünden istediklerini savunduğu
açıklamasında hakemliği ve takvimleri kabul etmeyeceklerini
söyleyen Hristofyas, Kıbrıs sorununun bütün başrol oyuncularının
tezlerinin analizini şöyle yaptı:
Taksim neden İngilterenin çıkarına olsun ki....? Derhal sözde
üslerinin egemenliği kuşkuya düşecek. Dolayısıyla
çözüm İngilterenin çıkarınadır. Gordon Brownla,
doğru olduğuna inandığım bir formül buldum. Geriye
kalan Foreign Officein bu formülü uygulamaya koyması ve pratikte kabul
etmesidir.
Ruslar iyi bir çözümü neden istemesin? Ben bunu anlamıyorum.
Kıbrısın bir barış, dostluk ve işbirliği
ülkesi olması Rusların çıkarınadır.
Avrupa Birliği Kıbrıs sorununu; çok karmaşık ve çok
zor bir mesele olarak miras aldı. AB bu anomalinin devamını
neden istesin?
Türkiyenin belirleyici rolü
Haravgi Rum Yönetimi Başkanı Hristofyasın önceki akşam
Strovoloda düzenlenen İşgal Bölgeleri Anısı isimli
etkinlikte yaptığı konuşmayı Bütün Olanakları
Tüketeceğiz başlığıyla yansıttı.
Gazeteye göre Kıbrıs sorununun çözüm perspektifi açısından
Türkiyenin belirleyici role sahip olduğunun su götürmez bir gerçek
olduğuna işaret eden Hristofyas Türkiyenin AB müzakere çerçevesinde,
Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına yapıcı şekilde
eşlik etmesinin kesin bir ifadeyle yer aldığını
söyledi.
Hristofyas uluslar arası camiaya; Kıbrıs sorununa adil,
yaşayabilir ve işleyebilir bir çözüm bulunmasının
yalnız kendi çıkarına olmayacağını, AB üyelik
sürecini kolaylaştıracağını ve bölgede sürekli
barış sağlanması yönünde olumlu perspektif
olacağını anlaması için Ankara üzerindeki nüfuzunu
kullanması çağrısında bulundu.
STAR KIBRIS 12/07/09
North law on stopping writs? Let
them try
By Charles Charalambous
THE ADMINISTRATION in the
north is reportedly considering new laws to thwart Greek Cypriots from
presenting writs to the illegal occupants of their properties in the north.
According to a front-page item in a recent edition of Cyprus Today, appearing
under the headline New laws to stop Greeks, the Turkish Cypriot Foreign
Minister Husseyin Ozgurgun has urged people not to accept writs to ensure
they do not fall victim to Greek Cypriot claims on property like Linda and David
Orams.
Ozgurgun is quoted as telling Cyprus Today: If anyone knocks on your door and
tries to deliver a court writ to you, dont take it and call the police,
because it is a crime.
It is a shame we let them do whatever they want in our country. How dare they
come and implement another states regulation in the TRNC?
The quote continues: Actually, we are planning to introduce heavy fines for
people who deliver South Cyprus official papers here. We are thinking of
jail-terms of up to five years.
Lawyer Constantis Candounas, who represented Meletis Apostolides in his case
against British couple Linda and David Orams said the plan had little practical
meaning.
Let them do what they want, it is a waste of paper, if they think that this
nonsense and threats will scare people off. This nonsense seems to be designed
just for domestic consumption.
Candounas said that he was surprised that Ozgurgun should say How dare they,
because even under their own laws, as evidenced by the so-called property commission,
they recognise that the property belongs to Greek Cypriots.
The lawyer said that the serving of writs is now done in other EU countries. I
have passed writs on to the Cypriot government, which passed them on to the UK
government, who then served the writs, as they are obliged to do under EU law.
He added: What is their problem that we choose to go to one court rather
than another? If they are serious about this, then they should formally request
the UK government to stop serving writs on behalf of the Cypriot government,
not threaten people like me.
Candounas himself has been arrested three times in the north, and has had a
writ served on him.
He said: I decided to appear before the courts in the north, which are a
reality, whether or not they are recognised under international law. This is
why one should think twice about breaking the rules currently operating in the
north.
CYPRUS MAIL 12/07/09
Brits may lose homes in north as
developer goes under
By Charles Charalambous
TEN BRITISH and Turkish
Cypriot families face losing their homes in the north in a public auction
today, because of the landowners unpaid debts.
According to a report yesterday in Turkish Cypriot newspaper Kibris, the 10
villas part of the Sun Villas development in Ayios Epektitos near Kyrenia
will be auctioned at 10am today at the Bellapais Café, under a ruling by the
Kyrenia District Court.
The property buyers have formed the Home Buyers Pressure Group and intend to
protest outside the café today.
Kibris English-language sister-paper Cyprus Today reported in late June that
Hasan Mesutoglu struck a deal with Turkish builders Ak-Yap in 1990 to build 16
villas on his land, including six for his personal use on completion.
When the company went bust in 1992, a court ordered the properties to be handed
over to Mesutoglu, who completed construction. However, Mesutoglu defaulted on
three-quarters of the expenses he owed Ak-Yap for the first stage of the
building project and failed to honour a 2004 court ruling to pay. A subsequent
court ruling resulted in todays auction.
Mesutoglu is reported as saying three weeks ago that he had five villas and
seven plots of land which are not sold, and once they are sold, the money will
be enough to settle the debt.
He therefore intended to apply to the court together with the property buyers
for a postponement of the auction, to allow for the necessary cash to be raised
either through direct sales or through a bank loan.
That application was rejected on Friday by the Kyrenia District Court, so the
auction will go ahead. The property owners are reported to have said that they
will stay put and refuse to move, even if their homes are sold off at the
auction.
One British property owner is quoted by Cyprus Today as saying: My fear is not
the Greek Cypriots coming to take our homes, but the legal system which has no
regard for the rights of the people. This does not just affect expats, but
their own [Turkish Cypriot] people as well.
CYPRUS MAIL 12/07/09
Talatın
yarın başlayacak Ankara gezisine Özgürgün katılmıyor.
Heyet
üyelerine itiraz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Ulusal Birlik
Partisi hükümeti arasında ilk gerginlik, Ankara ziyaretine katılacak
heyetin belirlenmesiyle yaşandı. Dışişleri Bakanı
Hüseyin Özgürgün, Kıbrıs sorununun ele alınacağı
yarınki Ankara ziyaretine, heyet üyelerinin belirlenme yöntemine
karşı çıkarak katılmama kararı aldı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yarın
başlayacak Ankara ziyaretinde Genelkurmay Başkanı
Orgeneral İlker Başbuğ, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile
görüşecek.
Kıbrıs sorununun çözümünü amaçlayan kapsamlı
müzakere sürecinde garantilerin gündeme gelmesi nedeniyle, Talatın,
Ankaradaki temasları büyük önem taşıyor. Ancak,
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün bu ziyarete
katılmıyor. KIBRISın elde ettiği bilgilere göre,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ankaraya gidecek heyete,
görüşmelerdeki danışmanı, CTP milletvekili Özdil Nami ile
Tufan Erhümanı da dahil etti. Dışişleri Bakanı
Hüseyin Özgürgün ise, heyetin bu şekilde belirlenmesine karşı
çıktı.
Ankaraya iletilen ilk listede adı geçen Hüseyin Özgürgünün,
Cumhurbaşkanı Talatla görüş ayrılığına
düşerek, heyetten çekilmesi sonrasında, Türkiye
Dışişleri Bakanlığının, sorunu çözme
yönünde diplomatik girişim başlattığı bildirildi.
Türkiyenin tavrı belirlenecek
Yarın Ankarada başlayacak olan görüşmelerde, Rum lideri
Dimitris Hristofyasın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talata
ilettiği görüşlerin masaya konması bekleniyor. Hristofyas, yeni
bir ortaklığın kurulması halinde, 1960tan kalma
garantörlüklerin ortadan kalkmasını ve adanın tümünün AB
tarafından garanti altına alınmasını istiyor.
Hristofyas, ikinci bir seçenek olarak, Türkiyenin olası bir çözümden
sonra tüm ada üzerinde değil, sadece kuzeyi kapsayacak şekilde
garantör olmasını düşünüyor.
Güvenilir bir kaynaktan elde edilen bilgilere göre, Hristofyasla
gerçekleştirilen son görüşmede, Türkiyenin sadece kuzeyi
kapsayacak şekilde garantör olmasına karşı çıkan
Talat, Hristofyasa böylesi bir durum adanın Taksimı anlamına
gelir uyarısında bulundu.
KIBRIS
12/07/09
13
Temmuz. 2009 Pazartesi
LEFKOŞA -
Cumhurbaşkanlığına ait özel ATA uçağıyla KKTC'den
ayrılan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı, Ercan
Havaalanın'dan KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer,
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, Maliye
Bakanı Ersin Tatar uğurladı.
Daha önce Ankara
ziyaretinde Talat'a eşlik edeceği duyurulan KKTC
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Talat'ın heyetinde
yer almıyor. Talat'a ziyareti sırasında, Kıbrıs
müzakerelerinde değişmeyen heyeti eşlik ediyor.
KKTC
Cumhurbaşkanı Talat, havaalanında yaptığı
açıklamada, çalışma ziyareti için Ankara'ya gittiğini
belirterek, ziyaretinde, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen
Bağış ile görüşeceğini, temaslarını
yarın öğleye kadar tamamlayacağını söyledi.
"Kıbrıs
sorunu konusunda devam eden müzakere süreci içinde Türkiye ile birinci elden
değerlendirme yapma ihtiyacını bu ziyaretin gidermiş
olacağını" ifade eden Talat, temaslarının
yararlı geçeceğinden emin olduğunu belirtti.
Ankara ile
istişarelerin zaten devam ettiğini belirten Talat, gözden geçirmenin,
gelinen bu aşamada yararlı olacağını kaydetti.
Talat, KKTC
Dışişleri Bakanı Özgürgün'ün Ankara ziyaretine
katılmamasıyla ilgili bir soru üzerine,
"Dışişleri Bakanı katılmayacağını
bildirdi. Bunu değerlendirmek bana düşmez. Kararı veren,
kararını vermiştir. Bu soruyu ona sormanız lazım. Bize
intikal etmiş bir şey yok" dedi.
Talat, Özgürgün'ün
ziyarete katılmama gerekçesiyle ilgili olarak, "Daha önce söz konusu,
görüşeceğimiz kişilerle görüştüğü için
katılmayacağını bildirmiştir. Bunun
dışında da başka bir bilgimiz yoktur" diye konuştu.
BAŞBUĞ
İLE GÖRÜŞME YOK
Talat, başka bir soru üzerine, Genelkurmay Başkanı
Orgeneral İlker Başbuğ Ankara dışında
olacağı için onunla görüşemeyeceğini söyledi.
KKTC
Cumhurbaşkanı Talat, Ankara'daki temasları çerçevesinde saat
11.00'de Cumhurbaşkanı Gül ile Çankaya Köşkü'nde bir araya
gelecek.
Talat ile Gül,
görüşmenin ardından ortak basın toplantısı
düzenleyecekler. Basın toplantısının ardından,
Cumhurbaşkanı Gül'ün KKTC Cumhurbaşkanı Talat onuruna
vereceği öğle yemeğine geçilecek.
Talat, saat 16.30'da
Sheraton Otelinde Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen
Bağış'ı kabul edecek.
Dışışleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Saat 18.00'de Dışişleri
Bakanlığında görüşecek olan Talat, daha sonra
Davutoğlu'nun, onuruna vereceği akşam yemeğine
katılacak.
KKTC
Cumhurbaşkanı Talat, yarın da Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan ile saat 11.00'de Başbakanlıkta bir araya gelecek.
Talat, bu görüşmenin
ardından, saat 14.00'te özel ATA uçağıyla KKTC'ye dönmek üzere
Ankara'dan ayrılacak.
13
Temmuz. 2009 Pazartesi
LEFKOŞA - KKTC
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın Ankara ziyaretine katılmamasıyla ilgili
olarak basında yer alan "kriz var" iddialarına,
"Herhangi bir kriz söz konusu değildir" diyerek yanıt
verdi.
Özgürgün, gazetecilere
yaptığı açıklamada, önceden istişare edilmemesi ve
programının yoğun olması nedeniyle ziyarete
katılmadığını söyledi.
Ortada herhangi bir kriz
olmadığını belirten Özgürgün, Cuma günü
Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü'nün, Dışişleri
Bakanlığı Özel Kalem Müdürü'nü arayarak,
Dışişleri Bakanı olarak kendisinin Ankara'daki temaslara
katılıp katılamayacağını sorduğunu, ancak
daha önce Cumhurbaşkanı ile ne Başbakanın ne de kendisinin
Ankara temaslarıyla ilgili bir istişarede bulunduğunu kaydetti.
Hüseyin Özgürgün,
"Daha önce istişarede bulunmamaları ve başka
programlarından dolayı Ankara ziyaretine
katılamayacağını, kibarca yine Özel Kalem Müdürü
aracılığı ile Cumhurbaşkanı Talat'a
ilettiğini" belirtti.
"Nezaketen
sorulmuş bir soru olduğunu düşünüyorum" diyen Özgürgün,
kendisinin Cumhurbaşkanı'nın heyetinde
bulunmadığını, heyette yer alması konusunda henüz
kendisine de bir talep gelmediğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı'nın
heyetiyle yapacağı bir görüşmede bulunmasının
doğru olmayacağını ifade eden Özgürgün, bu olayı fazla
büyütmemek gerektiğini, devletin üst düzeyinde kriz yaratma gibi bir
niyetlerinin olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat ile üst düzey ilişkileri sürdürdüğünü kaydeden Özgürgün,
"Ben Cumhurbaşkanı'nın heyetinde yer almıyorum,
devletin Dışişleri Bakanı'yım, Güney'de de (Rum
tarafı) görüşme heyetinde Rum Dışişleri Bakanı
yer almıyor, bu gayet doğal bir durumdur" diye konuştu.
HEYETTE
YER ALMAKTA FAYDA VAR
Özgürgün, ancak yüzde 45 ile iktidara gelmiş bir hükümetin
temsilcisinin heyette yer almasında fayda olacağını, bu
yönde taleplerinin olduğunu ifade etti.
Ana muhalefet Cumhuriyetçi
Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer'in, durumu
"tam bir fiyasko" olarak nitelendirdiğinin
anımsatılması üzerine ise Özgürgün, Soyer'in basına
yansıdığı şekliyle ve bilgi eksikliği nedeniyle
böyle bir açıklama yapmış olabileceğini söyledi.
Hristofyas'tan
Türkiye'yi kızdıracak sözler
CNN TURK
13/07/09
Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümü durumunda
Kıbrıs'ın garantilere ihtiyacı olmayacağını
ileri sürdü. Rum lider, müzakerelerde, "Türkiye tarafından belirlenen
hiçbir 'kırmızı çizgiyi' görüşmediğini ve kabul
etmediğini de" söyledi.
Rum haber ajansına göre, Rum Nöroloji ve Genetik Enstitüsü'nü ziyaretinin
ardından Rum basınına açıklama yapan Dimitris Hristofyas,
"Kıbrıs halkının" garantörlüğün
sonucundan ıstırap çektiğini belirterek, "Bundan
ıstırap çekmiş insanlar olarak, garantilerin sürmesini
istemiyoruz. Biz bu tutumu kamuoyunda ve müzakereler sırasında ortaya
koyduk ve bunu destekleyici argümanlarımızı sunduk" diye
konuştu.
Garanti sisteminin sürmesi için herhangi bir alternatif
sunmadığını ifade eden Hristofyas, "Bizim tutumumuz
şudur ki Kıbrıs'ta herhangi bir garantiye ihtiyaç
yoktur" dedi.
Rum lider, müzakerelerde, "Türkiye tarafından belirlenen hiçbir
'kırmızı çizgiyi' görüşmediğini ve kabul
etmediğini de" söyledi.
Türkiye
yıl sonunda referandum istiyor
CNN TURK
13/07/09
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'ı ağırlayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,
Kıbrıs konusundaki görüşmelerin en kısa zamanda
sonuçlandırılmasını ve yıl sonunda referanduma
gidilmesini istediğini açıkladı.
Türkiye'nin Ada'da referandum talebini KKTC lideri Talat'ın özel
temsilcisi Özdil Nami, CNN TÜRK'e değerlendirdi ve referandum metnini bu
kez BM'nin değil, liderlerin hazırladığına dikkat
çekti. Özdil, "Umarım bu kez referandum her iki taraftan da evet
alır" dedi.
Çankaya Köşkü'nde bir araya gelen iki cumhurbaşkanı,
görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
Kıbrıs meselesi ve Kıbrıs Türkü'nün geleceğinin
Türkiye'yi yakından ilgilendirdiğini anlatan Cumhurbaşkanı
Gül, Türkiye'nin daima Kıbrıslı kardeşlerinin
mutluluğu, huzuru, hayatlarının refah içinde sürdürmesini büyük
önem verdiğini vurguladı.
Gül, Kıbrıs Türklerinin, Türkiye'yi
"anavatan", Türkiye'nin de onları "yavru vatan" olarak
gördüğüne dikkat çekti.
Ada'da 2004 yılında gerçekleştirilen ve Rumların oylarıyla
reddedilen referandumun ardından kapsamlı çözüme
ulaşılamadığını ve adada problemin sürdüğünü
anımsatan Gül, 3 Eylül 2008'de kapsamlı müzakerelerin yeniden
başladığını, süreçte Talat'ın önemli rolü
olduğunu söyledi.
Türkiye'nin müzakerelerin yeniden başlamasından memnuniyet
duyduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, "Samimi kanaatimiz
şudur ki, bu müzakerelerin sonucunda liderlerin bir neticeye
varmaları ve kapsamlı bir çözümün ortaya çıkması ve bu
kapsamlı çözüm çerçevesi içerisinde de bu sene sonunda bir referandumun
yapılmasıdır. Türkiye daima çözümden yanadır. Türkiye daima
problemlerin süratli bir şekilde çözümünü desteklemektedir. Bunun için de
yapılan çalışmaları, müzakereleri başından beri
desteklemiştir. Bundan sonra da desteklemeye devam edecektir" dedi.
Baş başa ve heyetlerarası görüşmelerde Talat'ın
kendilerine müzakere süreciyle ilgili bilgi verdiğini,
değerlendirmelerde bulunduklarını söyleyen Gül,
görüşmelerin çok faydalı ve olumlu geçtiğini anlattı.
Türkiye'nin BM Genel Sekreteri'nin "iyi niyet misyonu" çerçevesinde
devam eden kapsamlı müzakereleri yerleşik parametreler üzerine
oturtulmasını desteklediğini vurgulayan Gül, Türkiye'nin bu
konuda kendisini açıkça ifade ettiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Gül, "(Bu parametreler nelerdir) derseniz,
bunların başında gerçek anlamda bir, iki kesimlilik
olduğunu eşit yetki paylaşımı esası üzerine
oluşması gerektiğini ve yeni bir ortaklık şeklinde
ortaya çıkması gerektiğini ileri sürmekteyiz. Kapsamlı bir
çözüme ulaşılırsa bu çözümün onuncu protokolün yerini alacak
yeni protokollerle AB'nin birincil hukuku haline gelmesinin Türkiye arzu
etmektedir" diye konuştu.
Talat: "Hedef en kısa sürede referandum"
KKTC lideri Talat da, hedeflerinin Kıbrıs meselesini yıl sonuna kadar
çözüme kavuşturmak olduğunu söyledi. Talat, "Ancak bunun iyi
anlaşılması lazım. Sonuçta anlaşmaya varabilmek için Kıbrıs Rum tarafının da bizimle
işbirliği yapması lazım. Eğer işbirliği
yapmaz ve AB'yi de kullanarak bizi ve Türkiye'yi baskı altına almak
gibi ham hayaller peşinde koşarsa ve bu nedenle süreci geciktirirse
bunun sorumlusu biz olmayacağız. Biz, samimiyetle ve
yapıcılıkla yıl sonuna kadar Kıbrıs sorunun çözülebileceğine
inanıyoruz" dedi.
Cumhurbaşkanı Gül ile yararlı görüşmeler
yaptıklarını ve Kıbrıs sorununda gelinen aşamayı
görüştüklerini kaydeden Talat, sorunun çözümüne yönelik 3 Eylül 2008'den
bu yana yapılan müzakerelerde ilerlemeler kaydedildiğini ifade etti.
Kıbrıs Türk tarafı olarak Türkiye'nin
desteğini bildiklerini, bugün de Cumhurbaşkanı Gül ile
görüş birliği içinde bulunmalarının yeni bir konu
olmadığını söyleyen Talat, bu toplantıyla görüş
birliğinin bir kez daha teyit edildiğini bildirdi.
KKTC'nin sadece Türkiye tarafından tanındığını
hatırlatan Talat, her alanda Türkiye'nin desteğine ihtiyaç
duyduklarını belirterek, "Müzakere çerçevesinde Türkiye'nin
desteği olmazsa olmazdır. Eğer Türkiye'nin desteği olmazsa
biz uluslararası toplum karşısında yalnız
kalırdık, müzakere gücümüz zayıf kalırdı. Temel
haklarımız da erozyona uğrardı. Türkiye'nin desteğine
büyük önem veriyoruz ve Türkiye'nin desteğini her aşamada görmek
istiyoruz ve görüyoruz. Bugünkü toplantımızda da farklı
düşünmediğimizi görmüş olduk" diye konuştu.
Talat Erdoğan'la da bir araya gelecek
KKTC lideri Ankara ziyaretinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile de
görüşecek. Heyet, Genelkurmay Başkanı İlker
Başbuğ ile Ankara dışında olması nedeniyle
görüşemeyecek.
Görüşmelerde, birinci aşaması tamamlanmak üzere olan Kıbrıs müzakerelerinde gelinen son durum
gözden geçirilecek ve bundan sonrası için Türk tarafının ortak
tutumu değerlendirilecek.
Talat, KKTC Dışişleri Bakanı Özgürgün'ün Ankara ziyaretine
katılmamasıyla ilgili bir soru üzerine,
"Dışişleri Bakanı katılmayacağını
bildirdi. Bunu değerlendirmek bana düşmez. Kararı veren,
kararını vermiştir. Bu soruyu ona sormanız lazım. Bize
intikal etmiş bir şey yok" dedi.
Talat, Özgürgün'ün ziyarete katılmama gerekçesiyle ilgili olarak,
"Daha önce söz konusu, görüşeceğimiz kişilerle
görüştüğü için katılmayacağını bildirmiştir.
Bunun dışında da başka bir bilgimiz yoktur" diye
konuştu.
Talat'ın Ankara ziyareti gergin başladı
Bu arada, KKTC'de seçimin ardından Ulusal Birlik Partisi ve
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasındaki ilk kriz, bugünkü
Ankara ziyareti sebebiyle çıktı. Dışişleri Bakanı
Hüseyin Özgürgün, Talat'ın Ankara ziyaretine katılmama kararı
aldı.
KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün Ankara ziyaretine
'biz daha önce Ankara'da söyleyeceğimizi söyledik' diyerek Talat'ın
gezisine katılmayacağını bildirdi.
Özgürgün, Ankara'daki resmi ziyarete katılmayan ilk KKTC
Dışişleri Bakanı oldu.
KKTC'de mayıs ayında yapılan genel seçimlerden yüzde 45 oy
alarak birinci çıkan Ulusal Birlik Partisi hükümeti ile
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında Rumlarla yapılan
görüşmelere hükümetin bir temsilci ataması konusunda da gerilim
vardı.
Çankaya'dan Talat'a
destek çıktı
Çankaya'da Cumhurbaşkanı Talat ile
Cumhurbaşkanı Gül arasındaki zirveden Talat'a destek mesajı
çıktı. Ankara 2009 sonu çözüme vurgu yaparak Cumhurbaşkanı
Talat'a destek verdi.
Kıbrıs
Postası'nın diplomatik kaynaklardan aldığı bilgilere
göre Türk tarafının kırmızı çizgileri görüşmede
bir kez daha gündeme geldi ve bu konuların kesinlikle pazarlık konusu
yapılmayacağına vurgu yapıldı.
Bunlar;
Garantiler, varılacak uzlaşmanın mutlaka ve mutlaka AB'nin
1'incil hukuku olması, siyasi eşitlik, oluşturucu devletlerin
kendi başkanlarını kendilerinin seçmesi, yani Türklerin Türk
lideri, Rumların Rum lideri seçmesi, iki kesimliliğin
sulandırılmaması, oluşturucu Türk devletinde kalacak 1974
öncesi Rumlara ait malların global takasla değiştirilmesi, iki
bölge arasında belirgin bir sınır çizgisi, Türkiye
limanlarının ancak çözümden sonra açılması gibi...
Çankaya'da süreçle ilgili
yapılan değerlendirmelerde sürecin istenilen şekilde
ilerlemediği ve gelinen aşamada sürece hız
kazandırılabilmesi için Rum Lider Hristofias'ın adım
atması gerektiği üzerinde de durulduğu bilgisi alındı.
KIBRIS
POSTASI 13/07/09
Talat: Hedef yıl
sonunda çözüm
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, hedeflerinin Kıbrıs meselesini yıl sonuna kadar çözüme
kavuşturmak olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül'ün daveti üzerine çalışma ziyaretinde bulunmak
amacıyla Ankara'ya gelen Talat, baş başa ve heyetler arası
görüşmelerin ardından düzenlenen ortak basın
toplantısında, hedeflerinin yıl sonuna kadar Kıbrıs
sorununun çözüme kavuşması olduğunu belirterek şöyle devam
etti:
"Ancak bunun iyi
anlaşılması lazım. Sonuçta anlaşmaya varabilmek için
Kıbrıs Rum tarafının da bizimle işbirliği
yapması lazım. Eğer işbirliği yapmaz ve AB'yi de
kullanarak bizi ve Türkiye'yi baskı altına almak gibi ham hayaller
peşinde koşarsa ve bu nedenle süreci geciktirirse bunun sorumlusu biz
olmayacağız. Biz, samimiyetle ve yapıcılıkla yıl
sonuna kadar Kıbrıs sorunun çözülebileceğine
inanıyoruz."
Cumhurbaşkanı Gül
ile yararlı görüşmeler yaptıklarını ve
Kıbrıs sorununda gelinen aşamayı görüştüklerini
kaydeden Talat, sorunun çözümüne yönelik 3 Eylül 2008'den bu yana yapılan
müzakerelerde ilerlemeler kaydedildiğini ifade etti.
Talat, "Müzakerelerde
zor konular, takıldığımız yerler var, ancak ilerleme
kaydettiğimizi düşünüyorum" diye konuştu.
Kıbrıs Türk
tarafı olarak Türkiye'nin desteğini bildiklerini, bugün de
Cumhurbaşkanı Gül ile görüş birliği içinde
bulunmalarının yeni bir konu olmadığını söyleyen
Talat, bu toplantıyla görüş birliğinin bir kez daha teyit
edildiğini bildirdi.
KKTC'nin sadece Türkiye
tarafından tanındığını hatırlatan Talat, her
alanda Türkiye'nin desteğine ihtiyaç duyduklarını belirterek,
"Müzakere çerçevesinde Türkiye'nin desteği olmazsa olmazdır.
Eğer Türkiye'nin desteği olmazsa biz uluslararası toplum
karşısında yalnız kalırdık, müzakere gücümüz zayıf
kalırdı. Temel haklarımız da erozyona uğrardı.
Türkiye'nin desteğine büyük önem veriyoruz ve Türkiye'nin desteğini
her aşamada görmek istiyoruz ve görüyoruz. Bugünkü toplantımızda
da farklı düşünmediğimizi görmüş olduk" diye
konuştu.
Talat, bugüne kadar
müzakerelerde 6 temel başlıktan 3'ünün altında 30 ortak
kağıt hazırladıklarını, bunların büyük bir
emek ürünü olduğunu ve bu kağıtlarda yer alan
farklılıkları gelecek dönemde azaltmanın mümkün
olduğunu anlattı.
Ağustos
ayının ilk haftasına kadar yapılacak müzakerelerin daha
sonra eylülde devam edeceğini belirten Talat şunları söyledi:
"Müzakerelerin ne
zaman sonuçlanacağı ortak bir kanaat haline dönüşmemiştir.
Ama hedef yıl sonuna kadar kapsamlı çözümü tamamlamaktır. Tabii
ki kapsamlı çözüm, halklarımızın oyuna sunulacak ve Kıbrıs
Türk ve Rum halklarının kabulüyle yürürlüğe girecektir.
İstekli olursak bunu başarabileceğimizi ümit ediyorum."
Talat, bir gazetecinin,
"UBP hükümetiyle arasında bir sorun olduğu ve bu yüzden KKTC
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün'ün Türkiye ziyaretine
katılmadığı" yönündeki iddialarla ilgili sorusuna
şu karşılığı verdi:
"Hayır, bir sorun
yaşanmadı, bana intikal etmiş bir sorun yok. Herhangi bir
tartışma söz konusu değil. Sayın Dışişleri
Bakanının ekibimde olmaması, ancak kendisi tarafından izah
edilebilir. Benim bildiğim kadarıyla mecliste bir işi vardı,
bir yasa işi..."
AA
KIBRIS
POSTASI 13/07/09
![]()
Cumhurbaşkanı
Talat, bugün saat 09.00da Türkiyenin özel Ata uçağıyla Ankaraya
gidiyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün saat 09.00da Türkiyenin
özel Ata uçağıyla Ankaraya gidiyor. Kıbrıs
müzakerelerinde son dönemlerde çok kritik aşamalara gelinmesi, gözleri bu
ziyarete çevirdi.
Cumhurbaşkanı Talatın kritik Ankara ziyareti öncesinde UBP
hükümeti ile yaşadığı kriz de dikkati çekiyor. Hükümetten
herhangi biri ziyarete katılmazken, perde gerisinde UBP-Talat
çekişmesinin olduğu ileri sürüldü.
Cumhurbaşkanı Talat iki gün kalacağı Ankarada, bugün
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yanında, Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Devlet Bakanı ve Başmüzakereci
Egemen Bağışla da görüşecek. Programa göre Başbakan
Recep Tayip Erdoğanla görüşme yarın.
Ankaraya, Türkiyenin özel Ata uçağıyla gidecek Talat, KKTCden
saat 09.00da ayrılacak.
Talat, Ankaraya gidişinin ardından saat 11.00de, TC
Cumhurbaşkanı Abdullah Gülle görüşecek ve Gül tarafından
onuruna verilecek öğle yemeğine katılacak.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, öğleden sonra TC
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya
gelecek. Davutoğlu, gece Cumhurbaşkanı Talat onuruna yemek
verecek.
Talat, TC Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen
Bağışı da bugün saat 16.30da, Ankaradayken
kalacağı Sheraton Otelde kabul edecek.
Cumhurbaşkanı Talat, Salı günü Türkiye Başbakanı Recep
Tayip Erdoğanla görüşecek. Erdoğanla saat 11.00de
görüşecek Talat, saat 14.00te yurda dönmek üzere Ankaradan
ayrılacak.
SON GELİŞMELER MASAYA YATIRILACAK
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Ankaraya yapacağı
ziyarette, Kıbrıs konusunda sürdürülen müzakerelerde gelinen son
durumun masaya yatırılacağı belirtiliyor. Müzakerelerde son
başlık olan Güvenlik ve Garantiler konusunun önümüzdeki Cuma günü
yapılacak görüşmede kapatılacağı belirtilirken, ikinci
tur öncesi yapılacak bu ziyaretin yeni yol haritasını hazırlamak
amacını taşıdığı da ileri sürülüyor.
UBP İLE KRİZ
Öte yandan, seçimlerin ardından sıkça gündeme gelen
Cumhurbaşkanlığı ile UBP Hükümeti anlaşmazlık
yaşar mı sorusu ilk kez yanıt buldu. Talat'ın, hükümetin
isteğine rağmen müzakere heyetine almadığı
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Talata Ankara
ziyaretinde eşlik etmeyeceğini açıkladı.
Böylelikle Cumhurbaşkanı Talatla iktidar arasında ilk ciddi
sürtüşme, Ankaraya gidecek heyetin belirlenmesi konusunda
yaşanmış oldu.
19 Nisandaki genel seçimlerin ardından iktidar koltuğuna oturan
UBPnin müzakere sürecinde hiçbir şekilde temsil edilmediklerini bu
nedenle de dışişleri bakanı Özgürgünün müzakere heyetine
alınması isteği, seçimlerin üzerinden 3 ay geçmesine
rağmen, Cumhurbaşkanlığı tarafından hayata
geçirilmiş değil.
Hükümet cephesi de bu nedenle Bakan Özgürgünün Ankara ziyaretinde Talata
eşlik etmesini göstermelik bir davranış olarak niteliyor.
STAR
KIBRIS 13/07/09
![]()
Türkiye Cumhuriyeti (TC) eski Dışişleri Bakanlarından İlter Türkmen, Rum tarafında yayımlanan Fileleftheros gazetesine verdiği demeçte, Kıbrıs sorununun çözümüne dair yitip gitmiş fırsatlar olduğu inancını dile getirdi.
Gazeteye demecinde, Kıbrıs sorununun 1974 yılından hemen
sonra daha kolay çözülebileceğine ilişkin bir değerlendirmede
bulunan Türkmen, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin olarak 2002,
2003 ve 2004 yılında birtakım fırsatlar ortaya
çıktığını söyledi.
Andreas Pimbisis imzalı haberde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın şu an
başta olmasından dolayı ortada perspektif olduğuna dair
düşünceyi paylaştığını söyleyen Türkmen, fakat
bunun yanında kimsenin mucizeler beklememesi gerektiğini kaydetti.
2004 yılında en azından Kıbrıs Türk toplumundaki
coşkunun şimdi var olmamasından dolayı, Kıbrıs
sorununun çözümüne ilişkin bir anlaşmanın kabul edilmesinin zor
olduğuna dair inancını dile getiren Türkmen,
Kıbrıslı Türklerin çözüme ilişkin müzakereleri kendi
başlarına gerçekleştirmeye bırakılmaları
gerektiğini söyledi.
2004 yılıyla kıyaslandığında bu kez
Kıbrıs sorununda ilerleme yaşanması konusunda halk
arasında daha büyük tereddütler ve daha az umut var olduğunu savunan
Türkmen, bu söylediklerinin kendi hisleri olduğunu, ne olabileceğini
bilmediğini kaydetti.
Türkmen, Kıbrıs Türk toplumunun tamamıyla hayal
kırıklığına uğramış olduğunu ve
Kıbrıs Türk toplumunda eskiye nazaran aynı coşkuyu görmediğini
söyledi. Türkmen, liderlerin önemli konuları ele
aldıklarını bildiğini, fakat müzakerelerin
ayrıntılarını bilmediğini
ekledi.Kıbrıslılar için Kıbrıslılardan gelecek
çözüme ilişkin tez hakkında ise Türkmen, şunları söyledi;
Sanıyorum ki şu an gerçekten kendi başlarına müzakere
ediyorlar. Ankaranın müzakereleri uzaktan idare ettiğini
sanmıyorum. Fakat garantiler konusu gündeme geldiğinde, Türkiye
konuya müdahil olabilir. Ben kişisel olarak, müzakereleri kendi başlarına
gerçekleştirmeleri için Kıbrıslı Türklere müsaade etmemiz
gerektiğine inanıyorum. Gelin; ne istediklerine ve neyle birlikte
yaşamlarını sürdüreceklerine karar verme konusunda
Kıbrıslı Türkleri kendi başlarına bırakalım.
ÇÖZÜMLE BİRLİKTE LİMANLAR AÇILACAK
Türkiyenin AB katılım sürecinin, Kıbrıs sorunundaki
gelişmeleri etkileyip etkilemeyeceği şeklindeki bir soruya
karşılık Türkmen, bunun tam aksinin gerçekleştiğini
düşündüğünü; Kıbrıs sorununun Türkiyenin katılım
müzakerelerini etkilediğine inandığını dile getirdi.
Türk hükümetinin tam anlamıyla çözüme ilişkin tüm çabayı
desteklediğini ve yıl sonuna kadar Kıbrıs sorununda bir
anlaşmaya varılabileceğine dair umutlara sahip olduğunu
kaydeden Türkmen, bu şekilde Protokol ve limanlarla hava
limanlarının açılması gibi konuların da çözüme
ulaşacağını belirtti.
STAR
KIBRIS 13/07/09
![]()
BM
Kıbrıs Grubunun Al-Vere hazırlandığı, Özel
Danışman Aleksander Downerin de Anayasa konusunda Avustralyalı
iki profesörle çalıştığı iddia edildi.
BM Genel Sekreterliğinde; işbirliği yapmayan tarafın Ekim
ayı itibarıyla, teşhir edileceği ve irade sahibi olmamakla
suçlanacağı ileri sürülüyor.
Birleşmiş Milletlerin, zamansal olarak Ekim ayında
gerçekleşmesi beklenen al-ver için hararetle hazırlanmakta
olduğu; BMnin, Kıbrıs Grubunun, al-ver
başladığında müzakere masasına koyacağı
fikirler üretmeye başladığı bildirildi.
Fileleftheros, edindiği bilgilere dayanarak, BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downerin, Anayasa
konusunda Avustralyalı iki profesörü seferber ettiğini; profesörlerin
Downerle birlikte Adaya gelmelerinin muhtemel olduğunu yazdı.
Gazete, Fikir Bombardımanı Downer Anayasa Konusunda Avustralyalı
Profesörleri de Seferber Etti Görüşmeler: Prosedürel Gereklilik
başlık ve spotlarıyla manşete çektiği haberinde,
isimlerini zikretmediği, ancak Adelaine Üniversitesinden
olduklarını yazdığı Avustralyalı profesörlerin
çalışma alanlarıyla ilgili bilgi verdi.
Habere göre, profesörlerden biri; merkezi hükümetin federal eyaletlerle
ilişkileri ve bazı yetkilerden kaynaklanan sorunlar üzerinde çaba
harcıyor. İkinci profesör ise, federasyon çerçevesinde ekonomik
ilişkiler ve vergi konularıyla ilgileniyor. Hâlihazırda bir
İrlanda-Kanadalı uzman, Anayasa başlığı,
dönüşümlü başkanlık ve eşitlik temelinde başkanın
ve başkan yardımcısının seçilme yöntemi üzerinde çalışıyor.
HER SORUNA ÖNERİ
BMden bir kaynağın; görüşmesi tüketilmiş ve görüş
birliği olanağı olmayan her meseleyle ilgili öneriler
sunulacağını söylediğini yazan gazeteye göre, Ekim
ayına kadar gerçekleştirilecek Talat-Hristofyas görüşmeleri
az-çok aynı nitelikte olacak. BM, bu görüşmeleri prosedürel
gereklilik olarak niteliyor. Herkes; oyunun son aşamasından önce
başlayacak al-veri bekliyor.
Gazete, al-ver için benimsenecek pratiğin ve BMnin müdahil
olmasının sürpriz olmayacağını; çünkü BMnin
toprağa karşı anayasa örneğinde olduğu gibi
başlıkları birleştireceğini; ancak önemli olanın
Downerin grubunun müdahaleyi nasıl yapacağı olduğunu
kaydetti.
Gazete, Aleksander Downerin, muhataplarına, yılsonuna kadar
anlaşmaya varılmasının başarılabilecek bir hedef
olduğunu vurguladığını; ancak bu sözlerini
kanıtlamaktan kaçındığını yazdı; ayrıca
müzakerelerin bugüne kadarki gidişatının, Downerin bu
iyimserliğini doğrulamadığını belirtti ve özetle
şunları aktardı:
BM kaynağı, fikir sunulmasına itiraz olmadığına
işaret ettikten sonra liderleri kastederek onları fikir
bombardımanına tutacağız dedi. BM için köprü kuracak
öneriler hakemlikten önceki ilk aşamadır. Ayrıca seferber
edilen uzmanlar, taraflarca karşılıklı olarak sunulan
tezleri değerlendirerek çalışıyor; ancak buna paralel olarak,
on yıllardır toplanan ve Annan planında şekillendirilen
malzemeden fikirler de alıyorlar.
Habere göre, BM Genel Sekreterliğinde; işbirliği yapmayan
tarafın Ekim ayı itibarıyla, teşhir edileceği ve
irade sahibi olmamakla suçlanacağı düşünülüyor. Buna paralel
olarak Barış Gücü (UNFICYP) konusu ve KKTCnin yükseltilmesi
hareketleri gibi baskı unsurları devreye sokulacak.
BAŞLIK OLMAYAN BAŞLIK
Gazete 6+1 Başlık ve Temkinli Kötümserlik Yerleşikler Konusu
Güvenlikten Sonra Masada başlıklı haberinde ise, şu anda
Rum tarafında var olan kanaati en iyi tarif eden terimin temkinli
kötümserlik olduğuna işaret etti.
Rum tarafının, prosedürün en başında, TC kökenli KKTC
vatandaşları konusunun da ayrı bir başlık olarak
derinlemesine ele alınmasını istediğini; ancak
Kıbrıs Türk tarafının, buna rıza göstermediğini
ve bunun sonucunda o zamanlar Yönetim, Ekonomi, AB, Mülkiyet, Toprak ve
Güvenlik/Garantiler müzakere başlıkları için teknik komite ve
çalışma gruplarının ilan edildiğini
hatırlattı.
Gazete, güvenilir bilgilere dayanarak, TC kökenli KKTC vatandaşları
konusunun Talat ve Hristofyasın sonraki görüşmelerinde, resmî olarak
ayrı bir müzakere başlığı addedilmeksizin
görüşülmesi üzerinde görüş birliği
sağlandığını savundu, özetle şöyle devam etti:
Bu başlık olmayan başlığın görüşülmesiyle
ilk okuma denilen aşama tamamlanacak. Aynı bilgilere göre, geriye
kalan anlaşmazlıklar üzerinde görüş birliği
sağlanması çabasıyla yapılacak ikinci okuma Ağustos
sonu veya Eylül başında başlayacak. Türk tezleri,
Kıbrıs Rum tarafınca başlık-başlık ilk
değerlendirmesi tam da temkinli kötümserlik saptamasını
gündeme getiriyor.
STAR
KIBRIS 13/07/09
![]()
Müzakeler
sonunda çözümün uzak olduğu teyit edilirse, Tayvan tipi alternatif olacak
ve bunu çoğu güçlü Avrupa ülkesi destekleyecek.
ABnin Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Hristofyasın çözüm yönündeki çabalarının sonuç verip
vermeyeceğinin görülmesi için Aralık ayına kadar süre
tanıdığı; ancak perde gerisinde, bir çözüm
anlaşmasının yönetilmesi planlamalarıyla birlikte,
müzakerelerin başarısızlığı
senaryolarının da incelenmekte olduğu ileri sürüldü.
Senaryoların başında ise Tayvan modeli geliyor. Hem Politis, hem
de Fileleftheros gazeteleri dünkü sayılarında Tayvan modelini yeniden
ön plana çıkardılar.
Politis gazetesi ilgili haberini, Tayvan Senaryoları Yeniden Perde
Önünde
AB Federasyona Anlaşma Olmaması
Olasılığını Da Görüşmeye Başladı
Bunun
İçin Alternatif Çözümler Arıyor
Sonbahardaki Al-Ver Konusunda
Anlaşmazlıklar Dağı
Talat Omorfoyu (Güzelyurt) Vermeden
Her Şeyde 50-50 İstiyor
Karpaz Bölgesiyle İlgili
Düşünceler başlık ve spotlarıyla manşete çekti.
Gazete, iki bölgeli iki toplumlu federasyonun referandumlardan geçmemesi halinde
KKTCde Tayvan tipi bir rejim oluşturulmasıyla soruna bir düzenleme
getirilmesinin istenmesinin son zamanlarda yeniden konuşulmakta
olduğunu yazdı, özetle şunları ekledi:
Bu aşamada Kıbrıs sorununun
Tayvanlaştırılması ihtimali; uluslararası
camianın müzakere masasındaki görüşülenlerle ilgili olarak
edindiği olumsuz görüntünün bir sonucu olarak görüşülüyor. Ancak
sonbaharda Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında ana
meselelerdeki anlaşmazlığın üzerine köprü
kurulamadığı ve çözümün uzak olduğu teyit olur ise,
momentum Tayvan tipi alternatif olacak ve bunu çoğu güçlü Avrupa ülkesi
destekleyecek.
MANTIKLI UZLAŞMA
Adadaki liderler ve özellikle de Türkiye, arabulucuları,
mantıklı bir uzlaşıya varabilecekleri konusunda ikna
edemediler. İki bölgeli modele hizmet edebilecek tavizlerin
ağırlığı Türkiyeye ve müzakere masasına konulan
konfederal önerilere kalacak. Ancak; başarısızlık durumunda
Ankaranın, özellikle müzakerelerin çökmesine kendisi neden olmamışsa,
sorumluluğu paylaşmayacak.
Gazetemize konuşan AB kaynakları, Kıbrısta iki bölgeli iki
toplumlu federasyon olup olamayacağının saptanmasına
yönelik fırsat penceresinin Aralık ayına kadar açık
kalacağını vurguladılar. O zamana kadar kapsamlı bir
anlaşmaya varılması şart değil, sadece arzudur; yeter
ki özlü ilerleme kaydedilsin ve müzakerelerin 2010un ilk aylarında
tamamlanarak referanduma götürülebileceğine ilişkin göstergeler
olsun
Türkiyenin AB üyelik sürecinin gözden geçirilmesi ve Nisan ayında
işgal bölgelerinde yapılacak seçimler bu doğal takvimi
yaratıyor.
ABdeki müzakereleri çok yakından izlemekte olan aynı AB
kaynakları, olası bir başarısızlığı
yorumlarken; böyle bir durumda durum tersine dönecek ve başka
düzenlemeler aranacak ifadesini kullandılar. Muhataplarımız
gazetemize, ABnin, Kıbrıstan iki devleti içine kabul
edemeyeceğini ancak uygun düzenlemelerle işgal bölgelerinde Tayvan
tipi bir rejimi (yani, Brükselle ve dünyanın geriye kalanıyla ticari
ve siyasi alış-verişi olan ancak diplomatik açıdan resmen
tanınmayan) kabul edebileceğini net şekilde söylediler.
Öte yandan müzakere masasında statik değil ve
kırmızıçizgiler mantığıyla hareket ediyor.
Başkan Hristofyas, halen Kıbrıslı Türk lideri ve
yabancı büyükelçileri, Omorfonun (Güzelyurt) iade edilmemesi durumunda
Kıbrıs sorununun çözülemeyeceği konusunda uyardı.
YOKUŞ AŞAĞI
Filelefheros ise, AB çevrelerinin; Talat-Hristofyas müzakerelerinin çözümle
sonuçlanmaması halinde Kıbrıs sorununun yokuş
aşağı inişe geçeceği ve iki ayrı devlet haline
geleceği, KKTCnin ise siyasi açıdan yükseltileceği
şantajında bulunarak 2004tekine benzer tehditler savurduğunu
yazdı.
Gazete Tayvan Modeliyle İki Devlete İniş Sahte Devletin
Özerkleşmesi ve Kıbrıs Cumhuriyetinin Bölünmesi Tehditleri
başlığıyla yansıttığı haberinde, özetle
şunları kaydetti:
AB yetkilisi, böyle bir gelişme ABnin Kıbrısta iki ayrı
devleti tanıması sonucunu değil; dış dünyayla ticari
ilişkiler kurabilmesi için sahte devlette bir Tayvan modeli
uygulanması sonucunu doğuracağını, bunun da
Kıbrısın Kuzey kesiminin Kıbrıs Cumhuriyeti
yapısından kopması tehdidini içerdiğini vurguladı.
ABnin Kıbrısta ayrı varlığı resmi olarak
tanımasını şart koşmadığı, tamamen;
Kıbrısın işgal altındaki bölümünün
Tayvanlaştırılması üzerinde odaklandığı
için böyle bir gelişmeyi kabul edebileceğini söyledi.
Aynı kaynağın söylediklerinden ortaya
çıktığı üzere; Kıbrıs Rum tarafı
Kıbrıs Cumhuriyeti tabelasını elinde bulundurmaya devam
edecek, Kıbrıs Türk toplumu ise özerkleştirilecek ve
dünyanın geriye kalanı ile ticari, kültürel, v.b her türlü
ilişki kurarak hareket edebilecek; ancak AB tarafından diplomatik
tanınmaya mazhar olmayacak. İslam devletleri tarafından bunun
yapılmaya çalışılacağı değerlendiriliyor.
STAR
KIBRIS 13/07/09
![]()
Yarın
referandum yapılması durumunda Rum partileri ne yapacak?
Güney Kıbrıstaki partilerin olası bir referanduma
DİSİ dışında yeterince hazır
olmadığı bildiriliyor.
Simerini, Yarın Referandum Yapılması Durumunda DİSİ
Ne Yapacak?AKEL, DİKO ve EDEKin Bu Senaryo Karşısındaki
Tutumu başlıklı haberinde, Kıbrıs sorununa çözüm
bulunması halinde yapılması planlanan referandumda, partilerin
hangi tutumu izleyeceğine dair habere yer verdi.
Gazete, 2004 referandumunu anımsatarak DİSİnin o döneme
damgasını vurduğunu ve hiçbir partinin de (o döneme)
DİSİ kadar damgasını vurmadığını da
anımsattı.
DİSİnin ikinci bir referanduma daha hazır olduğunu yazan
gazete, DİSİnin hararetli ve mutlak bir şekilde çözümden yana
olduğunu, bununla birlikte herhangi bir çözümü kabul etmeyeceğini
de ifade ettiğini belirtti.
Habere göre, DİSİ Siyasi Büro üyeleri, bugün bilinenler temelinde bir
anlaşmaya varılması durumunda, 2004ten farklı bir tutumda
hareket edilmesinin çok zor olacağına inanıyorlar.
Gazete ayrıca, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın
anlaşmasının söz konusu olması durumunda, AKELden
hayır sesinin çıkmasının mümkün olmayacağını
belirtti.
DİKO ve KS EDEKin ise, şu anda kötü bir planının ret
edilmesini uzun zamandan beridir sergilediğini belirten gazete, koalisyon
partileri DİKO ve EDEKin tutumları konusunda, Eylül ayından
sonra koalisyon partilerinin işbirliğindeki gelişmelerin
beklenmesi gerektiğini de yazdı.
STAR
KIBRIS 13/07/09
Ortalık
karıştı
KIBRISın
dünkü manşetinde yer alan İlk gerginlik başlıklı
haber Türkiyede de büyük yankı uyandırdı. Dışişleri
Bakanı Hüseyin Özgürgünün, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın bugün gerçekleşecek olan Ankara ziyaretinde eşlik
etmeme kararı alması, CTP lideri Ferdi Sabit Soyer tarafından
siyasi bir skandal olarak nitelendirildi.
Cumhurbaşkanlığı çevreleri de, böylesi bir ziyaret için
gerginlik yaşanmasından üzüntü duyulduğunu bildirdi.
Hüseyin Özgürgünün, Ankara ziyaretine eşlik etmemesi,
Talatın heyetinde yer alacak danışmanların CTPli
oluşunun yanı sıra, Başbakan Derviş Eroğluna
herhangi bir bilgi verilmemesinden kaynaklanıyor. Cumhurbaşkanı
Talat, geçtiğimiz Salı günü Eroğlu ile
gerçekleştirdiği yemekli görüşmede, Ankaraya
gidileceğinden söz etmezken, Çarşamba günü açıklama
yapmıştı.
Talatın bu tavrı, başta UBP Genel
Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu tarafından
üzüntüyle karşılandı. Bir gün önceki görüşmede gündeme
gelmeyen bir konunun, bir gün sonra basın aracılığıyla
duyurulması, hükümet ile Cumhurbaşkanlığı
arasında ilk gerginliğin yaşanmasına yol açtı.
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Başbakan Eroğlunu
devre dışı tutmaya yönelik bir girişim olarak
nitelendirdiği bu hareket sonrasında, Cumhurbaşkanının
heyetinde CTP milletvekili Özdil Nami ile Tufan Erhümanın da
olmasına itiraz etti. Özgürgün, daha sonra Ankara ziyaretine
katılmayacağını Cumhurbaşkanlığına
bildirdi.
Cumhurbaşkanlığına yakın bir kaynak ise
bize verilen bilgide sayın Özgürgünün zaten bir süre önce
Ankarayı ziyaret ettiği, o nedenle yeniden gitmesinde gerek
olmadığı şeklindedirdedi.
Ankara hareketlendi
KIBRISın dünkü manşetinde İlk gerginlik
başlığıyla verilen haber, sadece KKTC siyasi çevrelerinde
değil, aynı zamanda Türkiyede geniş yankı
uyandırdı. Türk Dışişlerinin, konuyla ilgili
görüşmelerde bulunduğu bildirildi.
NTV ve bazı Türk TV kanalları da,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile UBP hükümeti arasındaki ilk
gerginliğe geniş yer verdi.
Soyere göre
skandal
CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer ise, Kıbrıs
sorununun en temel noktalarından biri olarak gördükleri barış
görüşmeleri sürecinde, Dışişleri Bakanı Hüseyin
Özgürgünün, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talata Ankara ziyaretinde
eşlik etmeyeceğini açıklamasının, siyasi bir skandal
olduğunu savundu.
Soyer, KKTCyi tanıyan tek ülkenin Türkiye
Cumhuriyeti olması nedeniyle uluslararası teamüllere göre
Cumhurbaşkanının ziyaretinde kendisine Dışişleri
Bakanının eşlik etmesinin bir gelenek olduğunu dile getirdi
ve şöyle dedi:
Bu tavır, sadece KKTC Cumhurbaşkanına değil,
Türkiye Cumhuriyetine karşı da yapılmış bir
hakarettir ve skandaldır. Hele Kıbrıs sorununun geldiği
süreçte Cumhurbaşkanını müzakerelerde desteklediğini
söyleyen hükümetin, bu tutumu, Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türk
tarafının görüşme sürecindeki gücüne atılmış bir
dinamittir. Özgürgünün Cumhurbaşkanına eşlik etmemesinin
ardında 2 küçük hesabın olduğu noktasına dikkat çekmekte
yarar görmekteyim. Bunlardan biri, bugün Mecliste, Başbakanlık
Denetleme Kurulu gibi antidemokratik bir yasanın görüşülecek
olması ve bu görüşme zemininin sağlam olması için de 26
sayısını koruma titizliğidir. Ancak iç siyasetteki bu basit
ve küçük hesaplar temelsizdir çünkü Cumhurbaşkanı Türkiyeye ziyarete
giderken kendisine Meclis Başkanı vekâlet edecek; meclis
çalışmalarına milletvekili olarak yer alamayacak, yani 26
sayısı korunamayacaktır. İkinci küçük hesaba gelince, belli
olmuştur ki Başbakan Dr. Derviş Eroğlu liderliğindeki
hükümet, ekonomik sıkıntıları aşabilmek için Türkiye
Cumhuriyetinden büyük miktarda para yardımı istemiştir. Bu
yardımı alabilmek için Kıbrıs sorununun bu kritik
aşamasında Cumhurbaşkanı ve Türkiye Cumhuriyeti ile suni
gerginlik yaratarak şantaja başvurarak hareket etmeye
çalışmaktadır.
KIBRIS
13/07/09
NTV
TSİ 14 Temmuz. 2009 Salı
LEFKOŞA - Rum
Hükümet Sözcüsü, şartlar değişmedikçe müzakere sürecinde
aralık ayına kadar çözüm bulunması, bu anlaşmanın da
halk oyuna sunulması ihtimalini gerçekçi görmediklerini belirtti.
Bu açıklama Talat'ın Ankara'da ziyareti sırasında geldi.
Dün Talat'la son gelişmeleri değerlendiren Cumhurbaşkanı
Gül, barış anlaşmasının yıl sonuna kadar
referanduma sunulmasını istediklerini belirtmişti.
Rumlardan
Türkiye'ye "olumsuz" yanıt
KKTC lideri Mehmet Ali Talat ile
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 2009'un sonunda referandum
yapılması çağrısına Kıbrıs Rum yönetiminden
olumsuz yanıt geldi.
Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanou, 2009 yılı sonunda çözümü ve
referandumu olası görmediklerini bildirdi.
Rum radyosunun haberine göre, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, dün
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşmesinin
ardından yaptığı açıklamayı yorumlayan Stefanu,
"Türkiye'nin tavrını değiştirmemesi durumunda,
Cumhurbaşkanı Gül'ün açıkladığı gibi yıl
sonuna kadar Kıbrıs sorununun çözümünün mümkün
olmayacağını" savundu.
Stefanu, garantilerle ilgili olarak, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1960 Garanti
Anlaşması'nı imzaladığını ve "söz
sahibi olduğunu" belirterek, Kıbrıs Rum halkının
geleceğini ilgilendiren bir konuda söz hakkına sahip
olduklarını kaydetti.
Rum sözcü, Kıbrıs sorununun çözüm parametreleri
konusunda da "her tarafın kendi seçtiği parametrelere
değinmesinin doğru olmadığını" savundu.
"Çözüm parametreleri konusunda iki toplum arasında anlaşmaya
varıldığını" öne süren Stefanu, bu parametrelerin
içinde "birleşik devlet, tek egemenlik tek vatandaşlık ve
tek uluslararası kimlik; Enosis, taksim ve ayrılmanın
yasaklanmasının yer aldığını" söyledi.
Türkiye yıl sonunda referandum istiyor
KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ı dün ağırlayan
Cumhurbaşkanı Gül, Kıbrıs konusundaki görüşmelerin en
kısa zamanda sonuçlandırılmasını ve yıl sonunda
referanduma gidilmesini istediğini açıklamıştı.
Talat-Erdoğan görüştü
Bu arada, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bugün Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakanlıkta görüştü.
Görüşme yaklaşık 1.5 saat sürdü.
Talat Başbakanlığa gelişinde, Başbakan Erdoğan
ile Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek
tarafından kapıda karşılandı. KKTC
Cumhurbaşkanı Talat'ın ayrılışında da yine
Erdoğan ve Çiçek kendisini arabasına kadar uğurladı.
İki liderin görüşmesinin ardından basına açıklama
yapılmadı.
CNN TURK 14/07/09
Dışişleri Bakanı
Hüseyin Özgürgün, Cumhurbaşkanı Mehmet Talat′ın Ankara
temaslarına katılmamasıyla ilgili basında "kriz
var" şeklindeki yayınlara "Herhangi bir kriz söz konusu
değildir" diyerek yanıt verdi.
Özgürgün, önceden istişare edilmemesi ve programının yoğun
olması nedeniyle ziyarete katılmadığını söyledi.
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat′ın Ankara çalışma ziyaretine
katılmamasıyla ilgili basında yer alan haberler konusunda
açıklamada bulundu.
Cumhuriyet Meclisi′nde gazetecilere konu hakkında bilgi veren
Dışişleri Bakanı Özgürgün, "Ortada herhangi bir kriz
söz konusu değildir" dedi.
"CUMA GÜNÜ SORULDU... NEZAKETEN
"
Dışişleri Bakanı Özgürgün, Cuma günü
Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü′nün, Dışişleri
Bakanlığı Özel Kalem Müdürü′nü arayarak,
Dışişleri Bakanı olarak kendisinin Ankara′daki
temaslara katılıp katılamayacağını
sorduğunu, ancak daha önce Cumhurbaşkanı′yla ne
Başbakan′ın ne de kendisinin Ankara temaslarıyla ilgili
bir istişarede bulunduğunu anlattı.
Hüseyin Özgürgün, daha önce istişarede bulunmamaları ve başka
programlarından dolayı Ankara ziyaretine
katılamayacağını kibarca yine Özel Kalem Müdürü
aracılığı ile Cumhurbaşkanı Talat′a ilettiğini
kaydetti. "Nezaketen sorulmuş bir soru olduğunu
düşünüyorum" diyen Dışişleri Bakanı Özgürgün,
kendisinin Cumhurbaşkanı′nın heyetinde
bulunmadığını, heyette yer alması konusunda henüz
kendisine de bir talep gelmediğini belirtti.
Dışişleri Bakanı Özgürgün, "Ben
Cumhurbaşkanı′nın heyetinde yer almıyorum, devletin
Dışişleri Bakanı′yım, Güney′de de
görüşme heyetinde Rum Dışişleri Bakanı yer
almıyor, bu gayet doğal bir durumdur" diye konuştu.
"HEYETTE YER ALMAKTA FAYDA VAR"
Özgürgün, ancak yüzde 45 ile iktidara gelmiş bir hükümetin temsilcisinin
heyette yer almasında fayda olacağını, bu yönde
taleplerinin olduğunu da hatırlattı.
CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer′in, durumu "tam bir
fiyasko" olarak nitelendirdiğinin anımsatılması
üzerine Dışişleri Bakanı Özgürgün, Soyer′in
basına yansıdığı şekliyle ve bilgi eksikliği
nedeniyle böyle bir açıklama yapmış olabileceğini söyledi.
HALKIN SESI 14/07/09
Gül'ün
açıklamalarına Rum'dan tepki
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Türkiye Cumhurbaşkanı
Abdullah Gülün dünkü görüşmelerinden sonra yaptıkları
açıklamalara Rum tarafından tepkiler geldi.
Rum
Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın dün Ankarada yaptığı
açıklamaların kendilerini
şaşırtmadığını, çünkü bunların Türk tarafının
bugüne kadarki sabit tezlerini teşkil ettiğini iddia etti.
Kiprianu
yaptığı açıklamada, Türk tarafının tezlerinin
yapıcı olmadığını ve Kıbrıs sorununun
çözümüne yönelik yapılan doğrundan müzakereler atmosferine katkı
sağlamadığını ileri sürdü.
Kiprianu ayrıca
gecikmenin Rum tarafının oyalamasından değil,
Talatın müzakereler masasında ortaya koyduğu, arzulanan
federasyon hedefine uyamayan tezlerinden kaynaklandığını
da savundu.
Öte yandan DİSİ
Başkanı Nikos Anastasiadis, Kıbrıs sorununa çözüm
bulmayı hedefleyen müzakerelerin yıl sonuna kadar
tamamlanabileceğini, ancak bunun Türkiye, Avrupa ve Kıbrıs
karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirirse mümkün
olduğunu ileri sürdü.
TC Cumhurbaşkanı
Gülün, müzakerelerin hızla neticelenmesi ve yıl sonunda referanduma
sunulması yönündeki dileklerini yorumlayan Anastasiadis, Türkiye hükümeti
ve Gül kabul edilemez tezlerini yeninden gözden geçirmesi gerektiğine
karar verir ve çözümün Kıbrıslı Rumlar tarafından da kabul
edilmesi gerektiğinin bilincinde olursa, Gülün bu
açıklamasının gerçekleşebileceğini savundu.
KIBRIS POSTASI 14/07/09
Downer: BM takvim
koymadı
BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer,
BMnin Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik somut bir takvim ortaya
koymadığını söyledi.
Rum radyosunun haberine
göre, DİKO ve Meclis Başkanı Marios Karoyan ile
görüşmesinin ardından açıklamada bulunan Downer, BMnin 2004
yılında yaptığını tekrar denemesi ve bir taslak
hazırlayarak Kıbrıslılara gelin, buna oy verin demesi
büyük bir hata olacaktı diye konuştu.
Habere göre, müzakereler
sürecine ilişkin ihtiyatlı bir iyimserlik içerisinde bulunduğunu
yineleyen Downer, garantiler konusundaki bir soruya karşılık
ise, liderlerin bu konuyu görüşmeye devam ettiğini söyledi
ve konuya ilişkin görüşlerini korudukları izlenimine
sahip olduğunu ifade etti.
BMnin sürece ilişkin
takvim ortaya koymadığını belirten Downer, başka bir
soruya karşılık, BMnin garantiler konusunda herhangi bir öneri
ortaya koymadığını da belirtti ve Sürece engel
koymak değil, yardımcı rol oynamak istiyoruz dedi.
Habere göre Karoyan da
görüşme sonrasında, Downer ile özlü bir görüşme
yaptığını ve müzakere sürecinin
değerlendirildiğini ifade etti.
Hiçbir durumda boğucu
takvimleri ve hakemlikleri kabul etmeyeceklerini yineleyen Karoyan, Downere
Kıbrıs sorununun çözüm anahtarının Türkiyede
bulunduğuna ilişkin temel tezlerini de
vurguladığını ekledi.
KIBRIS POSTASI 14/07/09
Stefanu: Yıl
sonunda referandum mümkün değil
Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu yıl sonunda
Kıbrıs konusunda bir referandumun mümkün
olmadığını söyledi. Stefanos Stefanu, Ankara'da dün Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve Cumhurbaşkanı Gül'ün
açıklamalarını yorumlarken yıl sonunda çözümün zor
olduğu mesajını verdi.
Stefanu,
"Kıbrıs konusunda devam etmekte olan süreçte birşeyler
değişmezse, herşey olduğu gibi devam ederse yıl
sonunda referandum mümkün değil" dedi.
Stefanu'nun bu
açıklaması Türk tarafının pozisyonunda bir
değişiklik olmaması halinde 'çözüm zor' şeklinde
yorumlandı.
Ankara'da dün yapılan
zirvede yıl sonunda çözümün mümkün olabileceği mesajı
verilmişti.
KIBRIS POSTASI 14/07/09
Talat: Garanti sistemi
değişemez
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
güvendikleri ve güvenecekleri tek garanti sisteminin, halen mevcut olan garanti
sistemi olduğunu vurgulayarak, Avrupa Birliği'nin (AB) böyle bir
garanti verme kapasitesinin olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül'ün daveti üzerine, çalışma ziyareti için dün,
Cumhurbaşkanlığına ait özel ATA uçağıyla
Ankara'ya giden ve temaslarını tamamlamasının ardından
Adaya dönen Talat, Ankara temaslarının çok verimli ve yararlı
geçtiğini belirtti.
ATA uçağıyla Ankara'dan dönen Cumhurbaşkanı Talat'ı,
Ercan Havaalanında KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Hasan Bozer,
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı ve Maliye
Bakanı Ersin Tatar karşıladı.
Havaalanında temaslarına ilişkin bilgi veren Talat, dün
Cumhurbaşkanı Gül, Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen
bağış ile hem Kıbrıs konusunda, hem de iki ülkeyi
ilgilendiren konularda görüş alışverişinde
bulunduklarını belirterek, müzakerelerde gelinen aşamanın
gözden geçirildiğini ve bundan sonra yapılması gerekenleri
değerledirdiklerini, AB ile ilişkilerin de ele
alındığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Gül ile ortak açıklamalarında, çözümün
gereğini, Türkiye'nin müzakere sürecini ve Kıbrıs'ta bir çözümü
tam olarak desteklediğini, bu yıl içinde bir çözümü hedeflediklerini
ifade ettiklerini aktaran Talat, ''Bu amaçla yapılması gereken
işbirliklerini de Sayın Dışişleri Bakanı ve
heyetiyle değerledirme fırsatı bulduk'' dedi.
Bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğünü hatırlatan
Talat, ''Sayın Erdoğan ile yaptığımız
görüşmede, Kıbrıs sorunu dahil karşı karşıya
bulunduğumuz çeşitli konuları değerlendirdik. Bundan sonra
da bu şekildeki temaslarımızın devam etmesi konusunda
görüş birliğine, her zamanki gibi ulaştık'' diye konuştu.
-MÜZAKERELER-
Ankara ziyaretinin genel hatlarıyla çok verimli olduğunu
düşündüğünü ifade eden Talat, istişarelerin sürekli olarak devam
edeceğini kaydetti.
''Kıbrıs konusunda yıl sonuna doğru sürecin
hızlanması ve Rum tarafı da işbirliği yaparsa yıl
sonuna Kıbrıs sorununun müzakerelerini tamamlayarak bir sonuca
varmayı hedefliyoruz'' diyen Cumhurbaşkanı Talat, yıl sonu
veya 2010 yılı başında da referandum
yapılmasını öngördüklerini belirtti.
Talat, şöyle devam etti:
''Eğer bunu başarabilirsek Kıbrıs sorununu çözmüş
olacağız, bunun için daha yoğun çalışacağız.
Belki bu temaslarımız daha sık olacak bundan sonra, çünkü
hızlandıkça Türkiye'nin yardımına daha fazla ihtiyacımız
olacak. Türkiye her zaman olduğu gibi, bizi tanıyan, bize destek
veren tek ülke olarak, her türlü olanağını bizim için seferber
etmeye hazır olduğunu her düzeyde ifade etmiştir. Tüm yetkililer
Kıbrıs Türk halkına en içten sevgi ve selamlarını
iletmişlerdir.''
-''KONU KAPANMIŞTIR''-
Cumhurbaşkanı Talat, Dışişleri Bakanı
Hüseyin Özgürgün'ün Ankara ziyaretine katılmamasının,
temaslarında gündeme gelip gelmediğine ilişkin bir soru üzerine,
''Bu konu kapanmıştır diye düşünüyorum. Daha önce bu
konuyla ilgili söyleyeceğimi söyledim. Hayır, Ankara'da bu konu
gündem değildi tabii'' diye konuştu.
-GÜL VE ERDOĞAN'I KKTC'YE DAVET ETTİ-
Başka bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan
Erdoğan'ı 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı
kutlamalarına katılmak üzere KKTC'ye davet ettiğini
açıklayan Talat, ''İkisini de davet ettim ama ne yazık ki ikisi
de müsait olamayacaklarını ifade ettiler'' dedi.
Törenler için, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Cemil Çiçek'in KKTC'ye geleceğini belirten Talat, Türkiye'nin
kurumları ile bu önemli gününde Kıbrıs Türkünün yanında
olacağını kaydetti.
-HRİSTOFYAS'A YANIT-
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas'ın, ''Kıbrıs sorununun çözümü durumunda
Kıbrıs'ın garantilere ihtiyacı olmayacağı''
yönündeki sözleriyle ilgili düşüncesinin sorulması üzerine de
''Garantilere gerek kalmadığını görmek istiyoruz. Bunu biz
görmedik'' dedi.
''Hepimiz biliyoruz, 1963'te 1974'te eğer garantiler olmasaydı
Kıbrıs Türkü bu noktada olmazdı'' diyen Talat, şöyle devam
etti:
''O nedenle garantilere ihtiyaç olmadığını görmemiz
lazım, bunun ispat edilmesi lazım. İspat edilirse o zaman onu
konuşuruz. Ancak 'AB içinde bir Kıbrıs'ın garantilere
ihtiyacı olmadığını' söylemesi Rum
tarafının, bizim açımızdan herhangi bir önem taşımaz.
Çünkü biz biliyoruz ve görüyoruz ki AB'nin böyle bir garanti verme kapasitesi
yoktur. Bizim güvendiğimiz, güveneceğimiz tek garanti sistemi, halen
mevcut olan garanti sistemidir. Bu garanti sisteminin
çalıştığı, zor da olsa
çalıştığı görülmüştür. Hatta geç çalışmıştır,
bunu herkes biliyor, 1963'ten 1974'e kadar
çalışamamıştır, çalışmamıştır
ve Kıbrıslı Türkler büyük acılar çekmiştir. O nedenle
Kıbrıs Türk halkının, çok büyük bir destek verdiği,
istediği, arzuladığı garanti sistemi bizim için hayati
öneme haizdir.''
AA
KIBRIS POSTASI 14/07/09
Papazın
şartları
Hrisostomos, eğer ikinci bir OHİ istenmiyorsa, Türk askeri
ve yerleşikler gidecek dedi
Rum
Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos, son Türk askerinin ve son
yerleşik olarak nitelendirdiği TC kökenli vatandaşın
ayrılmasından ve göçmenlerin evlerine dönmesinden bahsetmeyen bir
çözüme izin verilmemesi gerektiğini savundu.
Alithia gazetesi ve diğer gazetelere göre Rum Ortodoks
Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos, 15 Temmuz 1974 darbesi
sırasında ölenlerin anılması amacıyla Bafta
yapılan ayindeki konuşmasında darbe yıldönümünü
düşünme günü olarak nitelendirdi.
II. Hrisostomos, halkın milli bilinçle sağlam
durması gerektiğini belirtti, 1974te faaliyette olan
düşüncesizlerin bir daha faaliyette olmamasını diledi.
Herkesin, özgürlük, demokrasi, adalet duygularıyla dolu
olması ve istemlerini empoze etmemeleri gerektiğini söyleyen
Hrisostomos, Kıbrıs sorununda bugün cehennem azabıyla çözüm
empoze etmeye çalışıldığı şeklindeki soru
üzerine, Kıbrısın düşmanları, halkı;
yaşamakta olduğu çirkin günlere sürükleyen kâfir olaylara neden oldu
dedi.
KIBRIS
14/07/09
Man arrested for allegedly murdering girlfriend
A Turkish Cypriot man, said
to be around 35 years old, was arrested last night for the suspected murder of
his Romanian girlfriend.
According to initial police reports, the man, who lives in Potamia (Nicosia),
is said to have confessed to strangling the woman said to be of the same age
and thrown her body down a well in the village.
Shortly after his arrest, units from the Fire Service and Criminal Investigation
Department started a search of the well the suspect had named, but by 10pm had
not yet located the womans body.
CYPRUS
MAIL 14/07/09
Signs of rift between Talat and UBP
By Simon Bahceli
SIGNS OF a major rift
between Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat and the newly-elected
right-wing National Unity Party (UBP) emerged over the weekend as Talat
travelled to Ankara yesterday for talks with the Turkish government without his
foreign minister Huseyin Ozgurgun.
Ozgurgun, who was selected as foreign minister following the UBPs landslide
election victory in April, refused to travel to the Turkish capital for talks
with top-level Turkish government officials saying he was too busy to attend.
It was rumoured however that Ozgurgun was upset by the makeup of Talats
delegation, which contained no other UBP members.
The nationalist UBP won over 40 per cent of the vote in Aprils election in the
north, but pro-solution Talat remains the communitys chief negotiator in talks
aimed at reuniting the island. Nevertheless the UBP, despite vowing not to
upset ongoing talks, could still constitute a major thorn in Talats side if he
is seen to be making what the party considers unpalatable concessions to the
Greek Cypriot side.
Despite Ozgurguns absence in Ankara yesterday, Talat held what were described
as fruitful discussions with Turkish President Abdullah Gul and Foreign
Minister Ahmet Davutoglu. Today he will meet Prime Minister Tayyip Erdogan
before returning to the island.
The Ankara meetings come at what is seen as a critical stage in negotiations in
Cyprus between Talat and Greek Cypriot President Demetris Christofias, who are
currently discussing the sticky issues of security and guarantees. These are
issues which involve not only Cyprus but Turkey, Greece and Britain who are
signatories of the treaty of guarantee that underpinned the Cyprus Republic
when it was set up in 1960. The treaty allowed the three signatories to
intervene militarily if the integrity of the Republic was threatened.
It is obvious that Talat is in Ankara to touch base with the Turkish
government on the issue of security and guarantees, head of the Cyprus Policy
Centre at the Eastern Mediterranean University (EMU) in Famagusta Ahmet Sozen
told the Cyprus Mail yesterday.
While many will see Talats visit as a means of receiving instructions from
Ankara on how to proceed with negotiations on the issue, Sozen says the
attitude of Turkeys ruling Justice and Development Party (AKP) gives Talat a
greater margin to persuade the [Turkish] government and the military than
previous Turkish Cypriot leaders enjoyed or sought to enjoy.
In the past Ankara would tell the Turkish Cypriots the red lines and let them
negotiate on that basis. The AKP lets the Turkish Cypriots have more say on the
issue, Sozen said yesterday, adding that it was now possible to negotiate
with army in a way that it was never possible before.
Sozen said he believed Talat would seek to maintain strong security
guarantees for the Turkish Cypriots from Ankara, but within a model that would
be acceptable to Europe and the Greek Cypriots. This, he said, would be based
on the understanding that Turkey sought a European future, which would include
the Turkish military as part of a European defence architecture.
Speaking at a joint press conference yesterday, Turkish President Abdullah Gul
hinted that security and guarantees had indeed taken up a large part of the
agenda by saying that guarantees and alliances are not issues for Greek and
Turkish Cypriots; they are issues for Turkey, Greece and Britain.
Asked why foreign minister Ozgurgun had not attended the Ankara meetings,
Talat said, Only he can say why he is not in my delegation, but as far as I
know he was busy in parliament. There was no argument.
Ozgurgun also denied the existence of a crisis emerging in relations between
the UBP and Talat.
However, leader of the opposition Republican Turkish Party (CTP) Ferdi Sabit
Soyer accused the UBP of exposing its objective which he said was to give a
wink to those who would seek to sabotage peace talks.
CYPRUS
MAIL 14/07/09
United States and Cyprus ratify extradition and policing agreements
CYPRUS yesterday became the
19th out of 27 European Union member states to exchange instruments of
ratification with the United States, in order to implement the extradition and
mutual legal assistance agreements signed with the EU in 2003 and the separate
instruments signed with Cyprus in 2006.
These agreements form part of a major US-EU law enforcement initiative, and
according to an official statement by the US Embassy will give police and
prosecutors in both countries new tools to co-operate more effectively in
bringing criminals to justice, and help strengthen practical cooperation in law
enforcement and counter-terrorism efforts.
Justice Minister Loucas Louca said after the signing that the government will
work closely both with the United States and our European partners to combat
ever-present and increasing cross-border crime and terrorism, and we shall
intensify our efforts to achieve our common objectives.
US Ambassador Frank C Urbancic Jr expressed his satisfaction with the signing
of the ratification instruments, saying that the United States and Cyprus have
a lot to do on the matters contained in them.
CYPRUS
MAIL 14/07/09
Yeni Türk stratejisi: Rumlara
baskı
15/07/2009 RADIKAL
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Ankara'daki değerlendirme temasları 'Rumlara referandum için baskı yapılması kararı' ile son buldu
HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Ankaradaki
değerlendirme temasları, Kıbrıstaki müzakerelerde
yıl sonuna dek anlaşma sağlayıp referanduma sunulabilmesi
için uluslararası toplumun Rumlara baskı yapmasını
sağlama kararı alınmasıyla tamamlandı.
Önceki gün Talatı ağırlayan Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül, iki kesimlilik ve eşit yetki paylaşımı üzerine
oturacak ve yeni ortaklığı içerecek anlaşmanın
yıl sonunda referanduma sunulması çağrısı
yapmıştı. Talatın Başbakan Tayyip
Erdoğanın yanı sıra Dışişleri Bakanı
Ahmed Davutoğlu ile önceki gece dört saati bulan görüşmelerinde de bu
yönde Rumlara baskı yapılmasını
kararlaştırdı. Rum Cumhurbaşkanı Dimitris
Hristofyasın ipe un serdiği saptaması yapılırken,
Türk diplomatik kaynaklar, Her takvimi reddeden bir lidere, BM, AB ve ABDnin
de takvim baskısı yapma zamanı gelmiştir görüşünde
birleşildiğini aktardı. Erdoğanın da Talata,
Kıbrıs sorununda çözüm istemeyenin Rumlar olduğunu tüm dünya
anladı, daha da anlayacak dediği öğrenildi. Talat yıl
sonunda referanduma gidilmesi talebini adada Hristofyasla ve BMyle
temaslarında gündeme taşırken, yapıcı tavrı da
sürdürecek.
Rumlar itiraz edince Çiçek kızdı
Ancak federasyonda ısrar ederken, Türkiyenin garantörlük
haklarını sorgulayan Rumlar çözüm takvimi istemiyor. Rum hükümet
sözcüsü Stefanos Stefanu dün Gülün çağrısına Türk
tarafının tutumu değişmezse aralıkta referandum mümkün
değil yanıtını verdi. Ankaranın bu tavra tepkisini
ise bakanlar kurulu sonrası Cemil Çiçek şöyle dile getirdi: 2009
sonuna dek kalıcı çözüm bulunamazsa sorumlusu Türkiye ile KKTC
değildir. Bunun dünyaca bilinmesinde fayda var. Biz üzerimize düşeni
yapalım. Sonuç çıkmazsa sorumlunun da kim olacağını
dünya görmüş olur. 2004 Nisanındaki gibi.
Kıbrıs'ta
boşanmaya doğru mu gidiliyor?
RADIKAL 15/07/09 MURAT YETKIN
Kıbrıs
harekâtının 35inci yılına birkaç gün kala gelişmeler
ya birleşme, ya boşanma noktasına doğru hızlanmaya
başladı.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın önceki gün Ankarada
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşmesi ardından
yaptıkları ortak açıklama gelişmelerin ivme
kazanmasında rol oynadı.
Bu açıklamadaki kritik bölüm Adada birleşme görüşmelerinin 2009
sonuna dek Türk ve Rum tarafında referanduma, halk oylamasına
sunulması talebiydi.
Özetle Türk tarafı, 2004 yılında Annan Planının
referanduma sunulup Rum tarafının ret oyuyla gerçekleşemeyen
yeni Birleşik Kıbrısı kurma fırsatının bu
yıl sonuna dek kullanılmasını istiyordu.
O günlerde herkesin dikkati askeri yargı usulleri yasası geriliminde
olduğu için fark edilmemişti ama, 30 Haziranda yapılan Milli
Güvenlik Kurulu toplantısı ardından yayımlanan bildiride,
içeride ağırlıkla tartışılan konunun
Kıbrıs olduğu anlaşılıyordu. MGKnın
Kıbrıs konusundaki açıklaması öncekilere göre birtakım
yeni unsurlar içeriyordu. Örneğin, birleşmenin artık Adadaki
iki bölgenin aritmetik toplamı değil, siyasi eşitlik, iki
kesimlilik ve eşit statüde iki kurucu devleti haiz yeni bir ortaklık
şeklinde olması öngörülüyordu. Aynı şekilde, hukuki
güvenlik ve kesinliğin teminat altına alınması
gerektiği söyleniyordu. Bu da yeni bir unsurdu ve aslında Rum
tarafının iki kurucu devlet ifadesini daha kolay kabullenmesi için
kapı açacağı düşünülen bir unsurdu. Türkiye, garanti
kelimesini kullanmıyor, ancak AB sistemine girmekle Kıbrıs
Türklerinin haklarının temin edilmiş sayılmayacağının
altını çiziyordu.
Talatın Ankara görüşmeleri, MGKnın bu yeni
yaklaşımının tartışılmasına da sahne
oldu. Gül ve Talatın basın toplantıları 1.5 saat geç
başladı. Hilal Köylünün haberinden okuyabileceğiniz gibi,
önceki gece Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile 4
saat mesaileri oldu. Dün sabah da Başbakan Tayyip Erdoğan ve
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile bir araya geldiler.
Talat bu çalışmaları sürdürürken, rakibi Dimitri Hristofyas ne
AB üyeliği dışında bir garantiyi kabul edeceği, ne de 2009
sonuna dek referanduma hazır olunacağını
sandığını söyleyiverdi.
İşte bu noktada, Bakanlar Kurulu ardından Çiçekin Hükümet
Sözcüsü sıfatıyla söyledikleri önem taşıyor. Çiçek,
KIbrısta birleşme yolunda kısa sürede adım atılmazsa,
bunun sorumlusunun artık ne Türkiye, ne de KKTC olacağını
söyledi.
Bu ifade aslında yalnızca Ankarada olmayan, giderek Avrupa ülkeleri
arasında da yayıldığını diplomatik çevrelerle
görüşmelerden de gözlediğimiz bir bıkkınlığa
işaret ediyor. Kıbrıs görüşmelerinin sırtını
ABye yaslayan Rum Cumhuriyetinin tutumunu milim
değiştirmemesinden kaynaklanan şekilde sonsuza dek sürmesine
izin mi vereceği sorusu
sorulmaya başlandı. Hristofyasın önünde giderek iki seçenek
belirmeye başlıyor: Ya uzlaşma yoluyla birleşme, ya da sulh
yoluyla boşanma.
Yataklar 35 senedir ayrı nasıl olsa.
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
KKTCde yapımı tartışmalara neden olan Atatürk
anıtı, Sivil Savunma Başkanlığı tarafından
Lefkoşa Metehan sınır kapısına yaklaşık 1 km
uzaklıkta bulunan alana konuldu.
Yüzü Rum
tarafına dönük olan anıtın etrafı, Türkiye ve KKTC
bayraklarıyla donatıldı.
Muhalefet Rumların rahatsız olabileceğini ileri sürerek
anıtın yapımına karşı çıkarken
İçişleri Bakanı İlkay Kamil, hükümetin Rumlara göre hareket
edemeyeceğini söylemişti.
Anıtın resmi açılışının, 20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekâtının 35inci
yıldönümü kutlamaları çerçevesinde yapılması
bekleniyor.
MILLIYET 15/07/09
![]()
BM Barış Gücüne hizmet sunulması konusunda
Rum şirketle kontrat imzalanmasına yankıları sürerken
Birleşmiş Milletlerin Kıbrıstaki Basın Sözcüsü Jose
Diaz, ihaleye KKTCde de çıkıldığını ancak
KKTCdeki hiçbir şirketin başvuru yapmadığını
söyledi.
Diaz, dün yaptığı açıklamada ihale duyurusunu
geçtiğimiz yıl Ağustos ayında Kıbrıs ve Cyprus
Today gazetelerine verdiklerini belirterek, Arkadaşlarıma
danıştım ve bana verilen bilgi İhale duyurusunu
Kıbrıslı Türk şirketleri için de yaptık. Ancak her
hangi Kıbrıslı Türk şirket bize başvuru
yapmamıştı dedi. Diaz konuyla ilgili
araştırmalarını sürdürdüğünü kaydetti.
STAR KIBRIS 15/07/09
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün TC
Başbakanı Erdoğan görüştü ancak, görüşmeden
açıklama çıkmadı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Cumhuriyetinin üst düzey
makamlarıyla Kıbrıs konusunda gelinen son aşamayı
değerlendirme toplantıları yapmak amacıyla gittiği
Ankaradaki temaslarını tamamladı. Dün ülkeye dönen
Cumhurbaşkanı Talat yaptığı açıklamada,
garantilere gerek olmamasını istediklerini ancak, geçmişin bunu
doğrulamadığını vurguladı. Talat,
Güvendiğimiz garanti sistemi mevcut olan, Avrupa Birliği değil
dedi.
Talat çalışma ziyareti gerçekleştirdiği Ankarada Pazartesi
günü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı
Ahmet Davutoğlu ve Devlet Bakanı Başmüzakereci Egemen
Bağış dün de Başbakan Recep Tayip Erdoğan ile
görüştü.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, TC Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan'la Başbakanlıkta görüştü. Merkez Binada bir araya
gelen Talat ve Erdoğan'ın görüşmeleri yaklaşık bir
buçuk saat sürdü. Talat Başbakanlığa gelişinde,
Başbakan Erdoğan ile TC Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek tarafından kapıda
karşılandı. Cumhurbaşkanı Talat'ın
ayrılışında da yine Erdoğan ve Çiçek kendisini
arabasına kadar uğurladı.
İki liderin görüşmesinin ardından basına açıklama
yapılmadı. Talatın dünkü Davutoğlu ve Bağış
görüşmelerinden sonra da açıklama yapılmaması dikkat çekici
bulundu.
Erdoğanla görüşmesinin ardından ATA özel uçağıyla
KKTCye dönmek üzere Atatürk Esenboğa Havalimanına giden
Cumhurbaşkanı Talatı Ankara Valisi Kemal Önal, KKTC Ankara
Büyükelçisi Namık Korhan ve TC Dışişleri
Bakanlığı yetkilileri tarafından uğurlandı.
Türkiyenin özel ATA uçağıyla saat 14.00 civarında Ercana
inen Cumhurbaşkanı Talatı Meclis Başkanı Hasan Bozer,
Türkiyenin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı ve Maliye
Bakanı Ersin Tatar karşıladı.
Son derece yararlı
Cumhurbaşkanı Talat, 1.5 günlük kısa Ankara ziyaretinden
dönüşünde Kıbrıs konusunda gelinen son aşama ve iki ülkeyi
ilgilendiren konularda çok olumlu görüşmeler yaptıklarını
ve istişarelerde bulunduklarını anlattı.
Talat, Ankaraya yaptığı ziyaretin son derece yararlı
geçtiğini belirterek, ilk ziyarette bulunduğu Türkiye
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile baş başa ve heyetler
arası yapılan değerlendirmelerde hem Kıbrıs sorunuyla
ilgili hususlarda, hem de iki ülkeyi ilgilendiren konularda görüş
alışverişinde bulunulduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, Gül ile görüşmesinin ardından birlikte
yaptıkları ortak basın açıklamasında, çözümün
gereğinin vurgulandığını ve Türkiye Cumhuriyetinin
Kıbrıslı Türkleri, müzakere süreci ile Kıbrısta
çözümü desteklediğini dile getirdiğini, bu yıl içerisinde
çözümün hedeflendiğinin de ifade edildiğini anlattı.
Talat, aynı gün Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu ile baş başa ve heyetler arası görüşmeler
yaptıklarını ve bu görüşmede de müzakere sürecinde gelinen
aşamaları gözden geçirdiklerini, bundan sonraki aşamalarda
yapılması gerekenleri de değerlendirdiklerini anlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, aynı günün akşamı da Devlet
Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile
yaptıkları görüşmede, özellikle Avrupa Birliği ile
ilişkiler meselesinin değerlendirildiğini belirterek, Kuzey
Kıbrısın Avrupa Birliği ile ilişkileri ve Türkiyenin
bu konuda Kuzey Kıbrısa vereceği destek konularında
değerlendirmeler yaptıklarını dile getirdi.
Erdoğan ile görüşme
Talat, Ankaradaki temasları çerçevesinde dün son olarak Türkiye
Başbakanı Erdoğan ile bir araya geldiklerini belirterek,
yapılan görüşmede Kıbrıs sorunu dahil karşı
karşıya bulunulan çeşitli konuları
değerlendirdiklerini ifade etti.
Talat, Erdoğan ile yapılan görüşmede bundan sonra da bu
temasların devam etmesi konusunda görüş birliğine
vardıklarını belirterek, Ankara ziyaretini genel hatlarıyla
çok verimli geçtiğini belirtti.
Başarabilirsek
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafıyla Türkiyenin
istişarelerinin sürekli devam edeceğini, çünkü yıl sonuna doğru
Kıbrıs müzakerelerinde sürecin hızlanması ve Rum
tarafının da işbirliği halinde Kıbrıs sorununda
bir sonuca varmayı hedeflediklerini belirterek, Bu yıl sonu veya en
geç önümüzdeki yılın başında bir referandum öngörüyoruz,
eğer bunu başarabilirsek Kıbrıs sorununu çözmüş
olacağız dedi.
Bunun için daha yoğun çalışacaklarını ve bu
temasların belki de daha sık olacağını belirten Talat,
süreç hızlandıkça Türkiyenin yardımına daha fazla ihtiyaç
duyacaklarını söyleyerek, Türkiyenin her zaman olduğu gibi her
türlü olanağını kendileri için seferber etmeye hazır
olduğunu her düzeyde ifade ettiğini vurguladı.
Sorular
Soruları da yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasın çözüm olduktan sonra
Kıbrısta garantilere ihtiyacımız olmayacak sözlerinin
hatırlatılması üzerine, garantilere gerek
kalmadığını Kıbrıs Türkünün de görmek
istediğini belirterek, Hepimiz biliyoruz, 1963-1974de eğer
garantiler olmasaydı Kıbrıs Türkü bu noktada olmazdı, bu
nedenle garantilere ihtiyaç olmadığını görmemiz lazım
dedi.
Garantilere ihtiyaç duyulmadığı ispat edilirse o zaman bunun
konuşulabileceğini söyleyen Talat, şunları söyledi:
Ancak, Rum tarafının AB içerisinde Kıbrısın
garantöre ihtiyacı olmadığını söylemesi bizim
açımızdan herhangi bir önem taşımaz. Çünkü biz görüyor ve
biliyoruz ki, ABnin böyle bir garanti verme kapasitesi yoktur. Bizim
güvendiğimiz, güveneceğimiz tek garanti sistemi halen mevcut olan
garanti sistemidir. Bu garanti sisteminin zor da olsa çalıştığı
görülmüştür. Hatta geç çalışmıştır. 1963ten
1974e kadar ne yazık ki çalışamamıştır,
çalışmamıştır. Kıbrıslı Türkler büyük
acılar çekmiştir, o nedenle Kıbrıs Türk halkının
çok büyük bir destek verdiği, istediği, arzuladığı
garanti sistemi bizim için hayati önem taşıyor.
Gül ve Erdoğan 20 Temmuzda Yok
Cumhurbaşkanı Talat, hem Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah
Gülü, hem de Başbakan Recep Tayyip Erdoğanı 20 Temmuz
kutlamalarına davet ettiğini ancak müsait olmayacaklarından
dolayı gelemeyeceklerini söyledi.
Talat, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil
Çiçekin herhangi önemli bir engel olmaması halinde geleceğini,
ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanlığı ve
Başbakanlığı yetkililerinin kutlamalara
katılacağını belirtti.
STAR KIBRIS 15/07/09
![]()
Kıbrıslı Rumlar tarafından Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) açılan ve kabul edilen
20 dava ile Türkiye aleyhine sonuçlanan 12 dava konusunda Türkiyenin
AİHMe yaptığı, 20 davanın dondurulması ve 12
davanın da yeninde görüşülmesi talebinin reddedildiği
bildirildi.
Rum basını, AİHMin Türkiyenin söz konusu davalara ilişkin
başvurusunun reddedilmesinin, AİHMdeki Rum
başvurularının avukatlığını da yapan
Ahilleas Dimitriadis tarafından davaların iyi yolda
ilerlediğini güçlendiren bir karar olarak nitelendirildiğini
yazdı.
Habere göre Dimitriadis dünkü açıklamasında, AİHMin
Türkiyenin, 20 başvurunun dondurulması ve 12 başvurunun da
yeniden görüşülmesi talebini reddetmesinin önemli bir gelişme
olduğunu, böylece Türkiyenin Kıbrıslı Rum göçmenlerin
insan haklarını çiğnediğinin bir kez daha
onaylandığını savundu.
Dimitriadis, yaz sonunda AİHMin tazminat belirlenmesi yönünde
ilerlemesinin beklendiğini de sözlerine ekledi.
STAR KIBRIS 15/07/09
![]()
Rum tarafı Cumhurbaşkanı
Talatın Ankara temaslarına isim bile koydu.
Rum gazeteleri, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın dün
gittiği Ankarada gerçekleştirmiş olduğu temaslara ve
açıklamalara geniş yer verdi.
Gazeteler, Ankaranın; Cumhurbaşkanı Talatın
gerçekleştirdiği görüşmeler aracılığıyla,
Kıbrıs sorununda anlaşma ve yılsonunda referandum
yapılmasını arzuladığı mesajını
gönderdiğini de belirttiler.
Haberi; Ala Turka Çözüm
Kıbrıs Cumhuriyetinin
Dağılması, Daimi Sapmalar ve Garantiler
başlığıyla veren Fileleftheros, Ankaranın dünkü
görüşmelerde çözüm çerçevesini ortaya koyduğunu yazdı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile TC Cumhurbaşkanı
Abdullah Gülün dünkü görüşmenin ardından, anlaşmaya kendi
içeriklerini vererek, çözümün ileriye götürülmesinde kararlı
olduklarının görüldüğünü yazan gazete, Abdullah Gülün açıklamasına
atıfta bulunarak, Gülün; Ankaranın Kıbrıs sorunundaki
arzularını teyit eden çözümün ana taslağını yeniden
ortaya koyduğunu belirtti.
PARAPETRELER YENİDEN
Gazete, Ankaranın; çözümün parametrelerini yeniden ortaya koyduğu ve
dünkü görüşmelerde temel hedefin; Kıbrıs Cumhuriyetinin kaldırılması
ve Ankaranın Kıbrıstaki asker ve sivilinin sonsuza dek
kalması olduğunun görüldüğü yorumunda bulundu.
Gazete, TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün garantiler konusundaki
açıklamasına da yer verdi.
Politis de haberi; Abdullah Gül Ankarada Talatı Resmi Törenler
Karşıladı --- 2009 Sonunda Referandumlar
başlığıyla verirken, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün ortak basın
toplantısında yapmış oldukları açıklamaları
yansıttı.
Gazete, Gülün; Ankaranın, iki eşit bölgenin yeni
ortaklığıyla 1960 garantilerinin korunmasıyla ilgili
bilindik tezlerini ortaya koyduğunu yazdı.
ALİTHİA: BM, Türkiye, Kıbrıslı Türkler 2009 Sonuna
Kadar Çözüm GörüyorAralıkta Israr
HARAVGİ: Yıl Sonuna Kadar Çözümden Bahsediyorlar
SİMERİNİ: Gül ile Arayı Buldu, Eroğlu İle
Arayı Bozdu... Türkiye-Talat Yıl Sonunda Çözümde Israr Ediyor.
STAR KIBRIS 15/07/09
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Kıbrıs Türk tarafının güvendiği ve
güvenebileceği tek garanti sisteminin halen mevcut olan garanti sistemi
olduğunu belirterek, "Avrupa Birliği′nin böyle bir garanti
verme kapasitesi yok" dedi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül′ün davet-lisi olarak önceki
gün Ankara′ya giden Cumhurbaşkanı Talat, temaslarını
tamamlayarak adaya döndü. Ercan Havalimanı′nda basın
toplantısı düzenleyen Talat, Ankara′da yaptığı
görüşmeler hakkında bilgi verdi ve soruları yanıtladı.
Talat, Ankara′ya yaptığı ziyaretin "son derece
yararlı" geçtiğini belirterek, ilk ziyarette bulunduğu
Türkiye Cumhurbaşkanı Gül ile baş başa ve
heyetlerarası yapılan değerlendirmelerde hem Kıbrıs
sorunuyla ilgili hususlarda, hem de iki ülkeyi ilgilendiren konularda
görüş alışverişinde bulunulduğunu belirtti. Talat,
aynı gün Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu
ile baş başa ve heyetler arası görüşmeler
yaptıklarını ve bu görüşmede de müzakere sürecinde gelinen
aşamaları gözden geçirdiklerini, bundan sonraki aşamalarda
yapılması gerekenleri de değerlendirdiklerini anlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, aynı günün akşamı da Devlet
Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile
yaptıkları görüşmede, özellikle Avrupa Birliği ile
ilişkiler meselesinin değerlendirildiğini belirterek, Kuzey
Kıbrıs′ın Avrupa Birliği ile ilişkileri ve
Türkiye′nin bu konuda Kuzey Kıbrıs′a vereceği destek
konularında değerlendirmeler yaptıklarını dile
getirdi.
ERDOĞAN İLE GÖRÜŞME
Talat, Ankara′daki temasları çerçevesinde dün son olarak Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldiklerini
belirterek, Erdoğan ile yapılan görüşmede Kıbrıs
sorunu dahil karşı karşıya bulunulan çeşitli
konuları değerlendirdiklerini ifade etti.
"TÜRKİYE, HER TÜRLÜ OLANAĞINI SEFERBER ETMEYE
HAZIR"
Talat, süreç hızlandıkça Türkiye′nin yardımına daha
fazla ihtiyaç duyacaklarını söyleyerek, Türkiye′nin her zaman
olduğu gibi her türlü olanağını kendileri için seferber
etmeye hazır olduğunu her düzeyde ifade ettiğini
vurguladı.
Garantilere ihtiyaç duyulmadığı ispat edilirse o zaman bunun
konuşulabileceğini söyleyen Talat, şunları söyledi:
"Ancak, Rum tarafının ′AB içerisinde
Kıbrıs′ın garantöre ihtiyacı
olmadığını′ söylemesi bizim açımızdan
herhangi bir önem taşımaz. Çünkü biz görüyor ve biliyoruz ki,
AB′nin böyle bir garanti verme kapasitesi yoktur. Bizim
güvendiğimiz, güveneceğimiz tek garanti sistemi halen mevcut olan garanti
sistemidir. Bu garanti sisteminin zor da olsa
çalıştığı görülmüştür. Hatta geç
çalışmıştır. 1963′ten 1974′e kadar ne
yazık ki çalışamamıştır, çalışmamıştır.
Kıbrıslı Türkler büyük acılar çekmiştir, o nedenle
Kıbrıs Türk halkının çok büyük bir destek verdiği,
istediği, arzuladığı garanti sistemi bizim için hayati
önem taşıyor"
HALKIN SESI 15/07/09
Presenting a UN blueprint would be
major mistake
By Stefanos Evripidou
THE UN would be committing
a major mistake if it tried to repeat what it did in 2004 to end the division
of the island, said the UNs Special Envoy Alexander Downer yesterday.
Speaking after a meeting with House President Marios Garoyian, Downer said he
wanted to dispel the idea put forth by some that the UN wants to present a blueprint
solution to the people as it did in 2004.
I think it would be a major mistake for the UN to try to do again what it did
in 2004. I dont think that is a good idea. I dont think the UN should present
a blueprint to Cyprus and say vote for that. I dont think thats the right
way to go, he said.
The UN envoy said it was up to the two leaders to negotiate between themselves
an agreement they were comfortable which would more likely be accepted by the
Cypriot people.
I am not here with a blueprint
You have to determine your future. Not have
the UN determine your future for you. And it is very important that people
understand that, he said.
Downer clarified that the UN would not be setting deadlines for an agreed
solution. Asked to comment on Turkish President Abdullah Guls statement that
negotiations should be concluded by the end of the year, Downer said: What we
have always said at the UN is that there shouldnt be specific timetables. But
the important thing is for there to be momentum in the process, and I think
there is momentum.
The Australian diplomat acknowledged, however, that the two leaders had
diverging viewpoints on the issue of security, with Greek Cypriots wanting to
do away with external guarantees and the Turkish Cypriots wishing to keep the
Treaty of Guarantee.
Downer said the process was moving along well but there is a way to go. The
two leaders are about to complete the first reading of the final chapter,
security, after which a second more detailed reading is expected, followed by a
final process of give and take.
Gul told a news conference with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat on
Monday that Ankara wants a referendum by the end of 2009. He also said a new
solution, based on equal power-sharing and arising from a new partnership,
should replace Protocol Ten of the Accession Treaty to become primary law of
the EU.
As things now stand... if things do not change, we cannot see how it will be
possible to agree by December on a solution which will then go to referendum,
said government spokesman Stefanos Stefanou.
The Turkish head of state also said that the Treaty of Guarantee and Alliance
was an issue for Turkey, Greece and Britain, not Cypriots (Greek or Turkish).
President Demetris Christofias responded unequivocally, saying that Cyprus had
suffered enough tragedies in the last 50 years, and matured enough to be able
to look after its own affairs.
We dont need guarantees and guardians for our security, he said.
AKEL leader Andros Kyprianou said if the Turkish side put proposals on the
table within the agreed framework of a solution, then there could be an
agreement by the end of the year which the Cypriot people in their entirety
would embrace. The ball is in their court, he said.
Opposition DISY leader Nicos Anastasiades agreed that December was a feasible
deadline if the Turkish side realised their obligations to Cyprus and the EU
and understand the concerns of the Greek Cypriots.
DIKO spokesman Fotis Fotiou described Guls statements as provocative and
indicative of Turkish intransigence, calling for all parties to focus on a plan
B.
EDEKs Yiannakis Omirou said it was insulting that Gul should decide for
Cypriots whether they want Turkey as a guarantor power. He called on the
President to state clearly that Cypriot Hellenism has not decided to commit
suicide.
CYPRUS MAIL 15/07/09