Talat-Hristofyas görüşmesi iptal

Mehmet Ali Talat ile Dimitris Hristofyas arasında yarın gerçekleşmesi planlanan görüşme, ertelendi.

 

AA NTV

01 Nisan. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde yarın yapacağı 25. görüşme, CumhurbaşkanI Talat'ın İsveç ve Fransa ziyareti nedeniyle ertelendi.

Cumhurbaşkanı Talat'ın BM ve AB İşlerinden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami, liderlerin gelecek hafta cuma günü görüşmesinin beklendiğini açıkladı.

Müzakerelerin temsilci düzeyinde yarın devam edeceğini kaydeden Nami, Rum yönetimi başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu ile yarın bir araya geleceğini de belirtti.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, temaslarda bulunmak üzere yarın İsveç'e gidecek, ardından Fransa'ya geçecek.

KKTC Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Talat, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile görüşmek üzere yarın sabah İsveç'e gidecek.

Talat, yarın saat 16.00'da Stockholm'de Carl Bildt'le bir araya gelecek.

Talat, 3 Nisan Cuma günü İsveç'ten Fransa'ya geçerek, Fransa'nın başkenti Paris'te saat 14.00'te BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ile görüşecek ve temaslarının ardından 4 Nisan Cumartesi akşamı KKTC'ye dönecek.

Türkiye, Kıbrıs’ta çözüm istiyor

RUMLAR, ANNAN PLANI’NI KABUL ETSEYDİ… TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Euronews televizyon kanalına yaptığı açıklamada, “Rumlar, Annan Planını kabul etseydi, Kıbrıs’taki Türk askeri şimdi çekilmiş olacaktı. AB dahil olmak üzere bütün dünyanın, Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüme karşı olmadığını bilmektedir” dedi

   TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Kıbrıs'ta, Rumlar, Annan planını kabul etseydi, Türk askerleri adadan şimdi çekilmiş olacaktı” dedi.
   Euronews televizyon kanalına konuşan Gül, Anadolu'dan Kıbrıs'a yönelik göç bulunmadığını vurguladı.
   Euronews tarafından özetlenerek internet üzerinden dağıtılan mülakata göre TC Cumhurbaşkanı Gül, “AB de dahil olmak üzere bütün dünyanın, Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüme karşı olmadığını bildiğini” söyledi.
   Kuzey Irak ile ilgili soruları da yanıtlayan Gül, Irak'ın kuzeyindeki yönetiminin şu ana kadar terör örgütüyle etkili bir şekilde mücadele etmediği, ancak son zamanlarda sürdürülen temaslar sonucunda bölgesel yönetimin de bölücü terör örgütünün kendilerine zarar verdiğini anladığını ifade etti.
   Silahı bırakmayan teröristlere karşı Türkiye'nin sonuna kadar savaşmaya devam edeceğini kaydeden Gül, bununla birlikte aldatılmış ve farkında olmadan teröre bulaşmış kişilerin kurtarılmasına da çaba gösterileceğini belirtti.
   TC Cumhurbaşkanı Gül, PKK ile Hamas'ın karşılaştırılmasıyla ilgili bir soru üzerine, PKK ile Hamas ve Filistin sorunun birbirine karıştırılmasının yanlışlık olacağını ifade etti.
   Gül, Filistin'de farklı gruplar bulunduğunu ve bunlardan bazılarının, topraklarını ve ülkelerini korumak için mücadele verdiğini, terörist faaliyetler ve intihar saldırıları yapanları da kınadığını söyledi. Filistin'in işgal altında bulduğunu belirten Gül, BM'nin de Filistin'i işgal altında olarak değerlendirdiğine dikkat çekti.
   Gül, “İsrail'in Gazze'de yaptıklarını unutmayın: 1300 ile 1800 arasında insan öldü. Bu kabul edilemez” diye konuştu.

KIBRIS 01/04/09

 

“Kıbrıs hariç tüm hedeflerime ulaştım”

SÜREÇ DEVAM EDİYOR... AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, görevine başladığı 2004 yılında belirlediği 6 hedeften sadece “Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesine” ulaşamadığını söyledi. Rehn, Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesi için “ciddi bir sürecin devam ettiğini” belirterek, 2009 yılı içinde bu sorunun da aşılmasına öncelik verdiklerini anlattı


   AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, görevine başladığı 2004 yılında belirlediği 6 hedeften sadece “Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesine” ulaşamadığını söyledi.
   Düşünce kuruluşu Avrupa Politika Merkezinde konuşan Rehn, ekim ayı sonunda dolacak 5 yıllık görev süresi içinde başardığı hedefleri ise “AB'nin (25 üyeden) 27 üyeye genişlemesi, Hırvatistan'la üyelik müzakerelerinin son aşamaya ulaşması, Batı Balkanlar'daki diğer ülkelerin ortaklık anlaşmalarıyla Avrupa'ya sıkıca bağlanması, Türkiye'nin sağlam şekilde Avrupa yolu üzerinde bulunması ve Kosova'nın nihai statüsünün belirlenmesi” şeklinde sıraladı.
   Rehn, Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi için “ciddi bir sürecin devam ettiğini” belirterek, 2009 yılı içinde bu sorunun da aşılmasına öncelik verdiklerini anlattı.

Batı Balkanlara vize muafiyeti istedi

   Bu arada Avrupa Parlamentosu (AP) Dış İlişkiler Komitesine hitap eden Rehn, gerekli reformları tamamlamaları halinde Batı Balkanlardaki bazı ülkelere vize muafiyeti getirilmesi için birkaç ay içinde üye ülkelere öneride bulunabileceklerini söyledi.
   Rehn, “Vizesiz seyahat konusunda daha fazla ilerlemek istiyoruz. Batı Balkanlar vatandaşları için bu çok önemli” diye konuştu.
   Slovenya ile aralarındaki sınır anlaşmazlığının çözülmesi halinde Hırvatistan'la üyelik müzakerelerinin bu yıl içinde tamamlanabileceğini bildiren Rehn, Makedonya'nın da AB'den bu yıl içinde müzakere tarihi alabileceğini ifade etti.

KIBRIS 01/04/09

 

Talat, Ban Ki-Moon ile Paris’te görüşecek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile görüşecek. Talat, temaslarda bulunmak üzere yarın İsveç’e, oradan da Fransa’ya gidecek

Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile görüşmek üzere yarın sabah İsveç’e gidecek. Talat, aynı gün saat 16.00’da İsveç’in Başkenti Stokholm’da Carl Bildt’le bir araya gelecek.  
  3 Nisan Cuma günü İsveç’ten Fransa’ya geçecek olan Cumhurbaşkanı Talat, Paris’te saat 14:00’te Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile görüşecek.
  Cumhurbaşkanı Talat, temaslarının ardından 4 Nisan Cumartesi akşamı Kıbrıs’a dönecek.
  Talat’a Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.

 KIBRIS 01/04/09

AKP’nin oy kaybı Rumları üzdü

UMUTLARI KIRILDI... Türkiye’deki yerel seçimlerin sonuçları Güney Kıbrıs’ta geniş yankı uyandırdı. İktidardaki AKEL Partisi lideri Andros Kiprianu “Erdoğan’ın güçsüzleşmesi doğru yönde ilerlemeye katkı koymaz”derken, ana muhalefetteki DİSİ lideri Nikos Anastasiadis “Bu seçimler yerel olsa da, sonuçları Erdoğan’ın ileriye dönük politikasını etkileyebilir” değerlendirmesinde bulundu.

DIŞİŞLERİ BAKANI DA ÜZGÜN...  Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu da açıklamasında, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda gerekli tavizleri vermesi için AB üyesi ülkelerden, Türkiye’ye baskı istediklerini belirterek , “Ancak, Erdoğan’ın bu tavizleri yapacak gücü olmazsa, bunun Kıbrıs sorununun çözümüne olumsuz etkileri olabilir”dedi ve üzüntüsünü dile getirdi.

 Türkiye’deki yerel seçimlerin sonuçları, Güney Kıbrıs’ta geniş yankı uyandırdı. İktidardaki Komünist AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu ve DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiadis, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) oy kaybına uğramasını değerlendirirken, bu partinin oy kayıbından az da olsa endişe duyduklarını gizlemediler. Kiprianu, “Erdoğan’ın güçsüzleşmesi doğru yönde ilerlemeye katkı koymaz” dedi. Anastasiadis ise bu sonuçların Erdoğan’ın ileriye dönük politikasını etkileyebileceği yorumunu yaptı.
    Kiprianu, birt taraftan AK Parti’nin oylarında gerileme olmasından üzüntü duyduğunu ima ederken, diğer yandan  “Erdoğan’ın, Kıbrıs sorununa kalıcı ve fonksiyonel bir çözüm bulunmasıyla gerçekten ilgilendiğini söylemedik. Beklentimiz, Erdoğan’ın Kıbrıs sorununun çözümüne gerçekten katkı koymakla ilgilenmesidir”dedi. AKEL lideri,  Türkiye’deki seçim sonuçlarının, Kıbrıs sorununun çözümü çabalarının herhangi bir şekilde etkilenmemesini dilerken “Türkiye’deki seçimler bizi sadece Kıbrıs sorunu yönüyle ilgilendirmektedir”dedi.
   Ana muhalefetteki DİSİ Başkanı Anastasiadis ise, Türkiye’de yerel seçim yapıldığını, ancak yine de bu seçimlerin sonuçlarının Erdoğan’ın ileriye dönük politikasını etkileyebileceği yorumunda bulundu.

Kıbrıs sorunu olumsuz etkilenebilir

   Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Mahi gazetesi “Lefkoşa’da uyuşukluk. AKP çekiciliğini kaybetti” başlığı altında verdiği haberinde, Türkiye’deki yerel seçimlerde, Erdoğan’ın partisinin oy kaybına uğraması karşısında Güney Lefkoşa’nın uyuşukluk gösterdiği yorumu yaparak, Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu’nun açıklamasına yer verdi.
   Habere göre, Kiprianu açıklamasında, Rum hükümetinin, seçim sonuçlarının Türkiye’nin AB sürecini ve Kıbrıs sorununu nasıl etkileyeceğini görmesi gerektiğini ifade etti.
   Kiprianu, Rum hükümeti, her ne kadar da Avrupalı ortaklarından, Kıbrıs sorununun çözümü için gerekli tavizleri vermesi amacıyla Erdoğan’a baskı yapmasını istese de, Erdoğan’ın bu tavizleri yapacak gücü olmazsa, bunun Kıbrıs sorununun çözümüne olumsuz etkileri olabileceğini savundu.
   Türkiye’deki seçimler, Rum gazetelerinde şu başlıklarla yer aldı:
   Fileleftheros: Seçimler Sebebiyle Kıbrıs sorununda gölgeler. Erdoğan komutanlarla yeni denge noktaları arayacak”.
   Politis: Erdoğan’a sarı Kart.
   Alithia: Erdoğan’a yaralanmış güven. Ankara’nın tutumu konusunda endişeler.
   Simerini: Erdoğan için çok kayıplı zafer”.
  Haravgi: Erdoğan hayal kırıklığı açıklıyor. Önemli oranda oy kaybıyla yerel seçimlerde zafer kazandı

KIBRIS 01/04/09

 

Turkey must face consequences of its actions
By Jacqueline Theodoulou

TURKEY can suffer the consequences of not complying with its obligations towards the EU and Cyprus if there is a unanimous decision by the European Council or if one or more member states prevent the country’s negotiating process for EU accession, Foreign Minister Marcos Kyprianou said yesterday.

Speaking after he briefed the House European Affairs Committee on how the government plans to act during Turkey’s EU negotiations, Kyprianou said there would be a full progress report on the situation in autumn. The Cyprus Republic, he added, will make sure that Turkey lives up to its obligations.

The Committee had convened to discuss the need to apply effective pressure on Turkey so that it is made to realise its European commitments and especially the Additional Protocol in the Association Agreement between the EU and Turkey.

Kyprianou said: “The Cyprus Republic has made it clear that if feels Turkey’s progress report should be carried out in the autumn, as the EU had committed to, and if Turkey doesn’t comply until then, Turkey will inevitably suffer consequences”.

These consequences, he added, will have to be weighed up very carefully, taking into consideration current efforts to find a solution to the Cyprus problem.

“There can essentially be consequences in two ways: one would be a unanimous decision by the Council, meaning the member states, which will have to decide what these consequences will be, and the other would be for any member state or a number of member states to prevent the opening of one or more negotiating chapters,” the Minister said, adding that there were other scenarios, which however weren’t as feasible.

Turkey, said Kyprianou, has obligations towards the EU and therefore the European Council has to decide what the consequences will be if they are violated; but he said it was important to remind everyone that Cyprus has the right to exercise a veto to Turkey’s accession.

Committee Chairman Nicos Cleanthous of DIKO was of the view that Cyprus along with Greece could convince the rest of Europe that Turkey should allow a solution to the Cyprus problem.

“If we don’t demand here and now that Turkey is pressurised, there is no chance for the direct talks [between the two community leaders]; that’s the hard truth,” said Cleanthous.

Takis Hadjigeorgiou of ruling party AKEL said the government has its own plans and decisions on how to deal with the matter, but added that it wouldn’t be beneficial to Cyprus if these were revealed; even to parliament.

But he did stress that the government would use every weapon it has at its disposal during the six-month evaluation of Turkey’s prospective accession.

CYPRUS MAIL 01/04/09

Russian investment in cyprus on the rise
By Anna Hassapi

THE CENTRAL BANK yesterday confirmed that Russian deposits in Cypriot banks were on the rise, at a time when other countries are losing Russian investors.

The information was released by the Minister of Finance Charilaos Stavrakis who linked the development with the future possibility of decreasing bank loan interest rates.

“The last official information from the Central Bank shows an increase in Russian deposits in Cyprus. This is a very positive development, which supports the policy followed for many months by the Ministry of Finance and the government to capture the Russian market, attract investment, deposits and capital,” Stavrakis said.

The Minister of Finance also pointed out the importance of such a development during an international financial crisis, when other countries are losing Russian capital. “During this difficult period and because of the financial crisis In Russia there have been large withdrawals of Russian deposits from competitor countries. This means that Cyprus is winning deposits that are lost by other countries and therefore the share of the Cypriot bank system in Russian deposits is increasing significantly,” he said.

Stavrakis also said that interest rates in Cyprus will slowly be decreasing, as banks gain more deposits. “At present there is a large reduction in deposit interest rates and the next step, which we all expect to see, is a reduction in lending interest rates. My prediction is that by the end of the year we will have deposit account interest rates at 2 per cent and loan interest rates at 4 per cent,” he said.

CYPRUS MAIL 01/04/09

 

Talat'tan AB'ye çağrı: "Rumları uyarın"

02.04.2009 CNN TURK

İsveç Dişışleri Bakanı Carl Bildt'in davetlisi olarak İsveç'in başkenti Stockholm'e gelen KKTC Cumhurbaşkani Mehmet Ali Talat, AB üyesi Rum tarafının, AB ülkeleri tarafından uyarılmasını istedi.


KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Stockholm'de kaldığı otelde İsveç Dışisleri Bakanı Carl Bildt'i kabul ederek yaklaşık bir saat görüştü.

Bildt'le görüşmesinden sonra basına açıklama yapan Talat, Kıbrıs sorunu çözümünün Birleşmis Milletler şemsiyesi altında sürdürüldüğünü hatırlattı.

Talat, "Bunu bütün taraflar kabul etmiş durumda. Ancak Kıbrıs Rum tarafının AB üyesi olması ve Kıbrıslı Türkler de AB üyesi olacakları için, Birleşik Kıbrıs'ın bir parçası olarak AB'de yer alacağı için Avrupa Birliği'nin Kıbrıs sorunuyla ilişkilerini de tabii ki konuşmak durumundaydık ve onu da konuştuk" dedi.

Kıbrıs sorunuyla ilgili tam teşekküllü müzakerelerin başladığını hatırlatan Talat, "Bu müzakereler halen birçok başlık ele alınarak ilerletilmiş durumdadır. Yönetimde güç paylaşımı, mülkiyet, ayrıca yakın bir zamanda başlayacağımız ekonomi (müzakeresi) aşıldıktan sonra müzakerelerin önemli kısmı tamamlanmış olacaktır" diye konuştu.

Rum yönetimiyle yapılan bu görüşmelerin, Birleşmis Milletler Genel Sekreterliği himayesinde iyi niyet çerçevesinde yürütüldüğünü belirten KKTC Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıslı Türklerin çok önemli şikayetleri var. AB söz verdiği izolasyonları kaldırma konusunda beklenen adımları atmamıştır. Dolayısıyla bundan ciddi bir rahatsızlık duymaktayız. Bu aynı zamanda, görüşme sürecini de olumsuz olarak etkilemektedir. O nedenle AB üyesi olan Kıbrıs Rum tarafının AB üyeleri tarafından uyarılması ve motive edilmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.

İsveç'in AB dönem başkanlığının yakınlaşması açısından Carl Bildt ile görüşmelerin yararlı olduğunu kaydeden Talat, "İsveç'in dönem başkanlığı Türkiye için de önemli bir değerlendirme süreci olacaktır" dedi.

Talat, bu görüşmenin, KKTC'li Türklerin ihtiyacı olan AB ile sürekli temas ve diyalog içinde olma konusunda atılmış bir adım sayılabileceğini belirtti.

Paris'te yarın BM Genel Sekteteri ile görüşme yapacağını da kaydeden Talat, görüşmeler konusunda BM Genel sekreteri'ni bilgilendireceğini ve BM'nin bu süreçte daha aktif rol oynamasını isteyeceğini söyledi.

Talat, basın açıklaması sırasında, bir soru üzerine, Ergenekon soruşturmasını başından itibaren takip ettiklerini belirterek, "KKTC'de Ergenekon'la ilgili bazı açıklamalar geçtiğini okudum. Bu konuda belki ileride KKTC'de de bir soruşturma girişimi olabilir" dedi.

KKTC'de yapılacak seçimlerle ilgili bir soru uzerine Talat, "Ben, tarafsızım. Beni ilgilendiren konu, Türkiye ile birlikte yürüttüğümüz barış süreci var. Beni ilgilendiren bu sürecin devam etmesi. Hükümeti kuracak olan partinin de bu süreci devam ettirmesi. Seçimden sonra da bunu görmek istiyorum" diye konuştu.

KKTC Cumhurbaşkani Mehmet Ali Talat, yarın Türkiye saatiyle sabah 07.40'ta Fransa Havayollari'na ait uçakla Stockholm'den Paris'e gidecek

 

Tehdit ediyor!

Rum Dışişleri Bakanı, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımaması halinde Türkiye’ye yaptırım uygulayacaklarını açıkladı.

AB ÜLKELERİNİ SİNİRLENDİRMEYE BAŞLADI... Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, Türkiye’nin, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımamayı sürdürmesinin, AB üyesi ülkeleri sinirlendirmeye başladığını savunarak, bu tutumun devam etmesi halinde yaptırım uygulayacaklarını söyledi. Kiprianu “AB üyesi olarak, Türkiye’nin AB ile müzakere başlıklarının açılmasına izin vermeme hakkımız vardır ve biz bu hakkı muhafaza ediyoruz” dedi.

TÜRKİYE’YE KARŞI SENARYOLAR GELİŞTİRDİK... Rum basınına göre, Meclis Avrupa İşleri Komitesi toplantısında, Avrupa - Türkiye ilişkileri konusunda bilgi veren Kiprianu, daha sonra açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin, AB ve Güney Kıbrıs karşısında üstlendiği yükümlülüklere uymadığını söyleyen Kiprianu, “biz de bu tavır karşısında çeşitli senaryolar geliştirdik. Türkiye’nin, AB karşısında üstlendiği yükümlülükler vardır, bunları yerine getirmelidir” görüşünü ifade etti.


   Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Fileleftheros gazetesine göre, Rum Meclisi Avrupa İşleri Komitesi toplantısında, Avrupa - Türkiye ilişkileri konusunda bilgi veren Kiprianu, daha sonra açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin, AB ve Güney Kıbrıs karşısında üstlendiği yükümlülüklere uymadığını söyleyen Kiprianu, “biz de bu tavır karşısında çeşitli senaryolar geliştirdik”dedi.
   Türkiye’nin, AB yükümlülüklerine uyması gerektiği konusundaki tavırlarının net olduğunu ifade eden Kiprianu, Türkiye’nin, AB karşısında yükümlülükler üstlendiğini; sonuç olarak Avrupa Konseyi’nin bunun etkilerine karar vereceğini söyledi.

Karar gelecek sonbahara kalmalı

   Haravgi gazetesine göre, Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, Türkiye’nin, AB katılım süreciyle ilgili kararın, gelecek sonbaharda yapılması gerektiğini dile getirdi.
   Kiprianu, Türkiye’nin, ek Protokol’de öngörülen yükümlülüklerini yerine getirmesini ve Güney Kıbrıs ile ilişkilerini normalleştirmeyi ileriye götürmesini isteyen Kiprianu, bunun yapılmaması ve Kıbrıs sorununun çözümüne gerçek anlamda katkı koymaması durumunda, Türkiye’ye yaptırımlar uygulanması konusunda ısrarlı olacaklarını söyledi. Kiprianu ayrıca bu tutumlarının, Avrupalı ortaklarla yaptıkları görüşme ve temaslarda dile getirildiğini ifade etti.
   Kiprianu, yaptırımların içeriği konusunda ise şunları söyledi:
   “Üyelik sürecinin devam etmesi ve ara yaptırımların uygulanması, başka bir katılım başlığının açılmaması, Türkiye’nin üyelik sürecinin tamamıyla ertelenmesi, değerlendirme veya tedbir alınmasının ertelenmesi.”
   Rum hükümetinin bu konuda uygun bir anda karar alacağını ifade eden Kiprianu, tüm olguların hesaba katılacağını, tüm siyasi dinamikler tarafından dile getirilen kolektif görüşün ardından hangisinin “Kıbrıs”ın çıkarına olacağına karar verileceğini söyledi. Türkiye ile ilgili Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanacak olan belgenin önemli olacağına dikkati çeken Kiprianu, nihai kararların siyasi düzeyde AB üyeleri tarafından alınacağını da belirtti.
   Komite üyelerinin sorularını yanıtlayan Kiprianu, Avrupa’daki ortamın elverişli olduğunu, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımayan Türkiye’nin, AB üyesi ülkeleri sinirlendirmeye başladığını savundu. Türkiye’deki yerel seçim sonuçlarının olguları nasıl etkileyeceği şeklindeki bir soru üzerine Kiprianu, bunun ileriki haftalarda netleşeceğini ancak Türkiye’nin artık seçimlere gönderme yapmasının da mümkün olmadığını, Kıbrıs sorunu ve AB üyelik sürecini ilgilendiren konularda düşüncesini ortaya koymaya çağrılacağını söyledi.

Türkiye çözüm için ikna edilmeli

   Fileleftheros gazetesine göre, Rum Meclisi Avrupa İşleri Komitesi Başkanı Nikos Kleanthus, yaptığı açıklamada, sadece Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın cesur tutumuyla, Avrupalı ortakların “Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümüne olanak sağlaması” konusunda ikna edilmesinin mümkün olduğunu söyledi.
   Komite üyesi AKEL Milletvekili Takis Hacıgeorgiu, Hükümet’in bu konuda plan, program ve de karara sahip olduğunu kaydetti. DİSİ Milletvekili Hristos Stilyanidis, Komite’nin bilgilendirilmesinden iki önemli sonucun çıkarıldığını; birincisinin, Güney Kıbrıs’ın Avrupa alanındaki güvenirliliğini muhafaza ettiği, ikincisinin ise daha ileri ittifakların, mutlaka geliştirilmesi olduğunu ifade etti.
   Rum Çevreciler ve Ekologlar Hareketi Genel Sekreteri Yorgos Perdikis ise, açıklamasında, Dışişleri Bakanı Kiprianu’nun toplantıya katılmasından dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve Türkiye’nin kritik randevusundan birkaç ay önce Hükümet’in bu konuda karar ve plana sahip olmasını da beklediklerini söyledi.

KIBRIS 02/04/09

 

Türk göçmenler savaş suçudur!

TÜRKİYE’YE BASKI YAPILMALI... Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, Türkiye’den, Kıbrıs’a nüfus getirilmesinin “savaş suçu” olduğunu öne sürdü. Stefanu, Londra’daki Metropolitan Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada AB’nin, Türkiye’ye baskı yapmasının şart olduğunu savundu.

YÜKÜMLÜLÜKLER YERİNE GETİRİLMEDİ... Önümüzdeki Aralık ayında Türkiye’nin, AB sürecinin yeniden gözden geçirilecek olmasına rağmen; Ankara Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yönelik yükümlülükleri konusunda hiçbir şey yapmadığını söyleyen Stefanu, “Limanlarını ve hava alanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına kapalı tutuyor ve Kıbrıs’ın uluslararası örgütlere katılımını veto ediyor” dedi.


   Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, Türkiye’den Kıbrıs’a nüfus getirilmesinin “savaş suçu” olduğunu öne sürdü. Stefanu, geçen pazartesi günü Londra’daki Metropolitan Üniversitesi’nde; İngiltere’de yaşayan Rumların örgütlü bulunduğu bazı sivil toplum örgütlerinin organizasyonunda davetli olarak yaptığı konuşmada AB’nin Türkiye’ye baskı yapmasının şart olduğunu savundu.
   Haravgi gazetesi; “Ankara’ya Baskı Yapılması Şart – Kıbrıs’a Karşı Yükümlülükleri Konusunda Hiçbir Şey Yapmadı” başlığıyla yansıttığı haberinde Stefanu’nun Metropolitan Üniversitesi’nde yaptığı konuşmaya yer verdi.
   Gazeteye göre Kıbrıs müzakerelerinde bugüne kadar sağlanan ilerleme tatmin edici görülmemesine ve görüntünün cesaret verici olmamasına rağmen Rum tarafının çabalarını sürdürmekte ve çözüm için bütün olanakları tüketmekte kararlı olduğunu savunan Stefanu “Sonunda, nihai hedef olan çözüm başarılamasa bile uluslararası camia bunun sorumluluğunu sahibine, Türkiye’ye yüklemelidir” iddiasında bulundu.
   Konuşmasında 1974’e de yer veren Stefanu, darbeyi ve Barış Harekâtı’nı “NATO’nun etki menzilinde tutulması amacıyla Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yönelik komploların doruk noktası” olarak niteledi. Stefanu, “Türkiye’nin güç kullanarak Ada’yı coğrafik ve demografik açıdan ikiye böldüğünü, böylece iki devlet argümanının ön şartlarını yarattığını” savundu.
   Çözümün yaşayabilir olması için doğru zemine ve ilkelere dayanması gerektiğini söyleyen Stefanu, bunların BM kararları, uluslararası ve Avrupa hukuku ile 1977–79 Doruk Anlaşmaları olduğunu söyledi, özetle şöyle devam etti:
   “Önümüzdeki Aralık ayında Türkiye’nin AB sürecinin yeniden gözden geçirilecek olmasına rağmen; Ankara Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yönelik yükümlülükleri konusunda hiçbir şey yapmadı. Limanlarını ve hava alanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına kapalı tutuyor ve Kıbrıs’ın uluslararası örgütlere katılımını veto ediyor.”
   Bir soruyu yanıtlarken İngiltere’nin Kıbrıs sorununa çözüm bulunması çabalarındaki tavrını “cesaret verici” olarak niteleyen Stefanu, buna paralel olarak “Uluslararası camia ve özellikle AB tarafından en büyük baskı Ankara’ya yapılmalı” iddiasında bulundu.
   Stefanu, TC kökenli KKTC vatandaşları konusuna da değindi ve bu konuyu “savaş suçu” olarak niteledi.

KIBRIS 02/04/09

 

Gözler, Talatın İsveç temaslarında

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile görüşmek üzere bugün İsveçe; Cuma günü de BM Genel Sekreteri Ban Ki Moonla görüşmek üzere Fransaya gidecek.
Türk Hava Yolları
nın 05.00 uçağı ile İstanbula, oradan da İsveçin başkenti Stockholma yolculuk edecek Cumhurbaşkanı Talat, bugün saat 16.00da Dışişleri Bakanı Carl Bildtle bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanı Talat, yarın ise Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon
la görüşmek üzere İsveçten Fransanın başkenti Parise geçecek. Cumhurbaşkanının Genel Sekreterle görüşmesi saat 14.00te gerçekleşecek.
Cumhurbaşkanı Talat, Paris
te Fransa eski Başbakanı Michel Rocard ile de bir araya gelecek.
Ayrıca, Fransız basınının önde gelen temsilcileriyle de görüşecek olan Talat, Kıbrıs sorunu ve müzakerelerde gelinen son aşamayla ilgili bilgi verecek.
Cumhurbaşkanı Talat, temaslarının ardından 4 Nisan Cumartesi akşamı yine İstanbul üzerinden Kıbrıs
a dönecek. Saat 20.00 civarlarında adaya varması beklenen Talata Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.

HALKIN SESI 02/04/09

Greek and Turkish Cypriots work together to save the environment
By Bejay Browne

ENVIRONMENTALISTS in Cyprus are hoping to bridge the divide on the island, by coming together to participate and promote inter communal projects.

Agyris Ioannou, President of the European Environmental Movement said he had rrecently visited Brussels, along with 24 presidents of different organisations in Cyprus, who are mainly concerned with protecting the environment.

The group consisted of ten Turkish Cypriots, and fifteen Greek Cypriots.

"We attended a series of seminars, presented by various departments, such as energy and power, which have a particular impact on the environment,” he said.

The group found they had a lot of values in common and discussed numerous issues concerning the island.

"Before leaving Brussels, we decided we would like to meet up again at home, and put the idea forward to the European Commission. We wanted to continue with what we had accomplished during the trip, and put our efforts into protecting the environment here in Cyprus,” Ioannou added.

Ioannou and his colleagues met with the representatives of the EU Commission in Nicosia a few days ago and discussed their experiences of Brussels and what aspirations they had for Cyprus.

"We passed a unanimous decision to meet again in Turkish occupied northern Cyprus on April 26 in a place called Kormakitis. This is an area of particular environmental significance, as the European Commission has expressed their wish to place it in the protective Natura 2000 project.”

The area is reported to be similar to that of the Akamas region, which is in the district of Paphos, which is already part of Natura 2000.

“Although there is too much building on this side of the island, apparently it’s out of control in the north. The environment needs to be protected,” he said.

The Commission has arranged for them to meet with the Natura 2000 project leader who will brief them about the developments of this EU environmental initiative.

Ioannou believes that it’s good for Turkish Cypriots and Greek Cypriots to collaborate as they have ‘nothing to lose’ by working together.

"We’ve been together, side by side for many years, but politics has put us back 200 years or more. It’s about time we all got together to do something,” he said.

I believe if other organisations do the same as us, we will solve the problem of a divided island before the politicians do. I really believe a solution to reunite divided Cyprus will come from the people."

The twenty-five environmentalists will meet with EU head representative in Cyprus, Androulla Kaminara, who will accompany them on the forthcoming trip.

” I haven’t been to the occupied areas since before the troubles began. I don’t like the fact that Turkish soldiers occupy it, but I want to help save the environment, which after all belongs to the Cypriots,” said Ioannou.

Ioannou doesn’t consider himself to be any different from a Turkish Cypriot.

"Personally I think we are all the same. I have never said that I am a Greek Cypriot I am a Cypriot. Maybe I have this attitude because I’ve spent a lot of time abroad, but Turkish Cypriots who are part of this project, have said the same. I‘ve made friends with a number of my Turkish Cypriot counterparts, and I hope to sustain those close ties."

Ioannou also believes education will play a big part in looking after the islands environment, and puts particular reference on children of both sides of Cyprus.

"We must teach them to love the environment,” he said. “It’s so important for their futures."

Ioannou and his counterparts also believe that more women should be involved with these sort of schemes, as they play such a big role as ‘carers and nurturers’.

Out of the 25 delegates who travelled to Brussels, only seven were Greek and Turkish Cypriot women.

CYPRUS MAIL 02/04/09

Talat ditches talks to meet Ban in Paris
By Elias Hazou

PRESIDENT Demetris Christofias yesterday admitted he was none too thrilled with a scheduled meeting this week between the leader of the breakaway regime in the north and the UN Secretary General. But he said there was nothing he could do about it.

Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat is heading out to Stockholm, where today he will be holding talks with Sweden’s Foreign Minister Carl Bildt. On Friday he flies on to Paris to meet with UN chief Ban Ki-moon.

Talat’s absence means that today’s scheduled 25th meeting with Christofias as part of the Cyprus talks has had to be postponed.

“Mr. Talat has informed me. Tomorrow’s [today’s] meeting has been cancelled due to his flight schedule. What am I supposed to do: ask the UN to forbid Talat to meet with the Secretary General? Are we now to demand these things as well?” Christofias said in response to a journalist’s question.

The President was speaking to the media following a Te Deum at the Ayios Ioannis cathedral in Nicosia on the occasion of the April 1 celebrations.

“The Turkish Cypriot leader has his own objectives…I don’t know whether this [Talat’s meetings abroad] will help him,” said Christofias, adding that it would have been “unreasonable” for him to ask the UN to shun Talat.

Talat’s meeting with Carl Bildt, seen as a key European “player” when it comes to the Cyprus issue, will be held at Stockholm’s Grand Hotel, instead of at the Swedish Foreign Ministry, as would normally happen according to protocol. The peculiar arrangement is seen as “playing down” the meeting so as not to further anger Nicosia, which has a long-standing opposition to the upgrading of the breakaway regime.

Commentators suggested that Talat aims to boost his image as a leader ahead of the ‘parliamentary elections’ in the north. Talat’s CTP party is trailing behind in polls.

Reports say the Turkish Cypriot leader will be asking Ban for a more direct involvement in the Cyprus talks.

It is not clear whether US Secretary of State Hillary Clinton has penciled in some time with Talat during her brief stay in Istanbul on 7 April. Clinton will be accompanying the US President on his first trip to the Turkish capital after taking office. Turkish Cypriot press reports said however that a Talat-Clinton in Turkey meeting was unlikely.

A much-hyped meeting between Talat and Clinton in Washington for last week never materialized.

CYPRUS MAIL 02/04/09

 

Darbe yeriz!

Ekonomik örgütler, Rum tarafının yeniden gündeme getirdiği
‘Türk limanlarının açılması’ konusunda endişeli

ANLAŞMA OLMADAN AÇILMAMALI…  Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu’nun, limanlar konusunda Türkiye’yi tehdit etmesi ve yaptırımlardan söz etmesi, KKTC’deki ekonomik örgütlerin tepkisine yol açtı.  KIBRIS’a konuşan Sanayi Odası, Ticaret Odası, İŞAD ve GİAD Başkanları, iki taraf arasında anlaşma olmadan Türk limanlarının açılması durumunda, KKTC ekonomisinin ağır darbe yiyeceği uyarısında bulundular.

EKONOMİ GÜNEYE KAYAR… Sanayi Odası Başkanı Ali Çıralı, Kıbrıs’ta anlaşma olmadan limanların açması durumunda KKTC ekonomisinin olumsuz yönde etkileneceğini ve ticaretin güneye kayacağını belirtirken “Ekonomi ağır darbe alır”dedi. İŞAD Başkanı Metin Yalçın da, “Türkiye, bu aşamada kesinlikle limanlarını, hava sahalarını açmayacak ve Güney Kıbrıs’ı da tanımayacak” görüşünü savundu. Yalçın, “Ancak Ankara zorda kalır ve limanlarını açarsa, KKTC ekonomisi olumsuz yönde etkilenir”şeklinde konuştu.


AĞIR DARBE YERİZ… GİAD Asbaşkanı Gizem Çeliker ise, Güney Kıbrıs’ın, Türkiye ile doğrudan ticaret yapmasına olanak sağlanması durumunda, KKTC’deki birçok işletmenin faaliyetlerine son verileceğini söyledi. Kıbrıslı Türk iş adamlarının Türkiye ile oluşturdukları iş ilişkilerinin bir çözümden sonra tüm Kıbrıs coğrafyasına yine Kıbrıslı Türk iş insanları vasıtasıyla yayılması gerektiğini belirten Çeliker, bu nedenle çözümden önce limanların açılması halinde, Kuzey Kıbrıs ekonomisine çok ciddi “darbe” vuracağını kaydetti.


Ergül ERNUR

    Ekonomik örgütler, Türkiye’nin anlaşma olmadan limanlarını Güney Kıbrıs’a açması halinde ülke ekonomisine darbe vuracağına dikkat çekti.
   Limanların açılması halinde ticaretin Güney Kıbrıs’a kayacağına da işaret eden örgüt başkanları, bu tür bir eylemin ekonomiyi daha da gerileteceğini vurguladı.
  Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu’nun, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımaması halinde Türkiye’ye yaptırım uygulayacaklarını açıklamasının ardından, ülkedeki bazı ekonomik örgütler, bu tür tehditlerin ne KKTC ekonomisini ne de müzakere sürecini etkileyeceğini açıkladı.
   “Türkiye’nin, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımamayı sürdürmesinin, AB üyesi ülkeleri sinirlendirmeye başladığını savunarak, bu tutumun devam etmesi halinde yaptırım uygulayacaklarını” söyleyen Kiprianu’nun açıklamasını “geçici, alışılagelmiş, boş tehditler” olarak değerlendiren ekonomik örgüt başkanları, Türkiye’nin çözüm sürecine verdiği desteği anımsattı.
     Türkiye’nin limanlarını Güney Kıbrıs’a açması halinde KKTC ekonomisi ve müzakere sürecine nasıl etki edeceğini değerlendiren Sanayi Odası, Ticaret Odası, İŞAD ve GİAD yetkilileri, anlaşama olmadan Türkiye’nin limanlarını açmasının ekonomiyi kötüye sürükleyeceğine işaret etti.
   Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Ali Çıralı,  Türkiye’nin anlaşma olmadan Güney Kıbrıs’a limanlarını açması durumunda ekonomiye büyük darbe vuracağını; Gümrük Birliği mevzuatının uygulanmasının Türkiye’den gelen ürünlerin Güney Kıbrıs’a satılmasına yol açacağını belirtti.
   Çıralı, bu durumda ticaretin Güney Kıbrıs’a kayacağını belirterek, bu durumun ülke ekonomisini derinden etkileyeceğini vurguladı.
   Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Şua Saraçoğlu, “Türkiye’nin, çözüm gerçekleşmeden ve Kıbrıs Türk ekonomisi Gümrük Birliği’ne dahil edilmeden limanlarını Güney Kıbrıs’a açmasının, Kıbrıs Türk ekonomisine ve çözüm ihtimaline büyük darbe vuracağını” söyledi.
   İş Adamları Derneği (İŞAD) Başkanı Metin Yalçın ise, Bakan Kiprianu’nun açıklamalarının Rumlar tarafından Ankara Protokolü imzalandığı andan itibaren sürekli söylendiğini belirterek, Ankara Protokolü’nün uygulanmaması nedeniyle AB görüşmeleri sırasında Türkiye’nin bazı başlıklarının askıya alındığını söyledi.
   Yalçın, Türkiye’nin tek yanlı olarak KKTC’nin gümrük birliğine dahil olmadan limanlarını açması, kısacası, Ankara Protokolü’nü uygulaması halinde bu durumun KKTC ekonomisini olumsuz yönde etkileyeceğine dikkat çekti.
   Yalçın, Rumların daha fazla engel çıkararak, Türkiye’nin önünü kesmeye çalışmasını “olanaksız” olarak gördüğünü vurgulayarak, “Türkiye, bu aşamada gümrük birliği olmadan yani KKTC’nin de gümrük birliğine dahil edilmemesi halinde kesinlikle limanlarını, hava sahalarını açmayacak ve Güney Kıbrıs’ı da tanımayacak” diyerek bu politikanın değişmesine ihtimal vermediğinin altını çizdi.
   Genç İş Adamları Derneği (GİAD) Asbaşkanı Gizem Çeliker de, Türkiye’nin hava ve deniz limanlarını bir çözümden önce Güney Kıbrıs Rum yönetimine açması halinde, Kuzey Kıbrıs’taki iş adamlarının ciddi şekilde zarara uğrayacağını belirtti. Kıbrıs Türk iş camiasının bu gelişmeyi onaylamayacağı uyarısında da bulunan Çeliker, Güney Kıbrıs iş insanlarının Türkiye ile direkt iş yapabilme olanağının verilmesinin birçok iş ilişkisini sonlandıracağını vurguladı.
   Kıbrıslı Türk iş adamlarının Türkiye ile oluşturdukları iş ilişkilerinin bir çözümden sonra tüm Kıbrıs coğrafyasına yine Kıbrıslı Türk iş insanları vasıtasıyla yayılmasını istediğini belirten Çeliker, bu nedenle çözümden önce böyle bir açılımın yapılmasının Kuzey Kıbrıs ekonomisine çok ciddi “darbe” vuracağını kaydetti.

Çıralı: Ticaret Güney Kıbrıs’a kayar

   Sanayi Odası Başkanı Ali Çıralı, Güney Kıbrıs’tan Türkiye’ye yönelik tehdit içerikli açıklamaların ekonomi ve görüşmelere yansımasının olmayacağını söyledi.
   Türkiye’nin anlaşma olmadan Güney Kıbrıs’a limanlarını açması durumunda ise ekonomiye büyük darbe vuracağını kaydeden Çıralı, Gümrük Birliği mevzuatının uygulanmasının Türkiye’den gelen ürünlerin Güney Kıbrıs’a satılmasına yol açacağını belirtti.
   Çıralı, bu durumda ticaretin Güney Kıbrıs’a kayacağını belirterek, bu durumun ülke ekonomisini derinden etkileyeceğini vurguladı
   Söz konusu açıklamaların Türkiye’ye baskı unsuru oluşturmak amacıyla yapıldığını savunan Çıralı, müzakere sürecinin devam ettiği şu günlerde Rumların bir takım tavizler koparma peşinde olduğunu iddia etti.
   Çıralı, açıklamaların müzakere sürecine büyük bir etki yapacağına inanmadığını yineleyerek, ekonomik anlamda da sadece dış yatırımcıyı biraz etkileyebileceğini söyledi.
   Ekonomide yaşanan dalgalanma nedeniyle dış yatırımcının en az seviyeye indiğini belirten Ali Çıralı, dış yatırımcıların ötesinde söz konusu söylemlerin bir olumsuzluk yaratmayacağını vurguladı.
   Çıralı, Güney Kıbrıs’ın Türkiye’ye yönelik yaptığı açıklamalar için “sabun köpüğü gibi birkaç gün içinde etkisini yitirecek” dedi.

Saraçoğlu: Türkiye’nin çözüm olmadan
limanlarını açması ekonomiye darbe vurur

   Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Şua Saraçoğlu, “Türkiye’nin, çözüm gerçekleşmeden ve Kıbrıs Türk ekonomisi Gümrük Birliği’ne dahil edilmeden limanlarını Güney Kıbrıs’a açmasının, Kıbrıs Türk ekonomisine ve çözüm ihtimaline büyük darbe vuracağını” söyledi.
   Şua Saraçoğlu, haksız ambargolar yüzünden hem ekonomik potansiyelini ortaya çıkaramayan hem de Güney Kıbrıs ve Türkiye ekonomileri arasında sıkışan Kuzey Kıbrıs ekonomisinin haksız rekabete uğradığını söyledi.
   Kıbrıs Türk ekonomisinin önündeki engellerin kaldırılmasıyla turizm, yüksek öğrenim, hizmet sektörü, deniz taşımacılığı ve marinacılık gibi alanlarda var olan mevcut potansiyelin açığa çıkacağını kaydeden Saraçoğlu, bunun sürdürülebilir bir kalkınma sağlayacağını ve Doğu Akdeniz’de bir refah bölgesi oluşturacağını belirtti.
   Şua Saraçoğlu, Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın referandum sürecinde Kıbrıs Türk halkının çözüme ve AB üyeliğine yönelik dönüşümünde önemli rol oynadığına işaret ederek, “çözüm ve AB” vizyonuna sahip çıkan odanın Kıbrıs Türk ekonomisine darbe vuracak bir gelişmenin de karşısında dimdik duracağını söyledi.
   Geleceğe güvenle bakabilmek ve sürdürülebilir bir ekonomi yaratabilmek için dünyayla kucaklaşmak gerektiğine inandıklarını anlatan Saraçoğlu, bunun olabilmesi için de sağlıklı bir geçiş sürecine ihtiyaç duyulacağını vurguladı.

Yalçın: Ankara Protokolü’nün
uygulanması ekonomiyi etkiler

   İş Adamları Derneği (İŞAD) Başkanı Metin Yalçın, Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu’nun Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımaması halinde Türkiye’ye yaptırım uygulayacaklarına yönelik tehdit içerikli açıklamasının, ne ekonomi ne de çözüme olumsuz etki yaratmayacağını vurguladı.
   Söz konusu açıklamanın ekonomiye ciddi şekilde yansımayacağını yineleyen Yalçın, Bakan Kiprianu’nun açıklamalarının Rumlar tarafından Ankara Protokolü imzalandığı andan itibaren sürekli söylendiğini kaydetti.
   Yalçın, Ankara Protokolü’nün uygulanmaması nedeniyle AB görüşmeleri sırasında Türkiye’nin bazı başlıklarını askıya aldığını belirterek, “Bunun değişeceğini sanmıyorum. Bu tehdidin bir anlamı yok şu anda” dedi.
   Rumları sürekli aynı söylemleri tekrarlamakla eleştiren Metin Yalçın, Güney Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’nde yeni başlıkların kapatılması gibi bir durumu başarabileceklerini düşünmediğini söyledi. Yalçın, Rumların daha fazla engel çıkartarak, Türkiye’nin önünü kesmeye çalışmasını “olanaksız” olarak gördüğünü vurguladı.
   İŞAD Başkanı Metin Yalçın, “Türkiye, bu aşamada kesinlikle gümrük birliği olmadan yani KKTC’nin de gümrük birliğine dahil edilmemesi, limanların açılmamsı halinde kesinlikle limanlarını, hava sahalarını açmayacak ve Güney Kıbrıs’ı da tanımayacak” diyerek bu politikanın değişmesine ihtimal vermediğinin altını çizdi.
   Yalçın, Türkiye’nin tek yanlı olarak KKTC’nin gümrük birliğine dahil olmadan limanlarını açması kısacası, Ankara Protokolü’nü uygulaması halinde bu durumun KKTC ekonomisini olumsuz yönde etkileyeceğine dikkat çekti.
 Türkiye’nin bu şekilde hareket etmesinin bugünkü durumda söz konusu dahi olmadığını belirten Yalçın, Bakan Markos Kiprianu’nun açıklamasının görüşmeleri de etkilemeyeceğini düşündüğünü söyledi.
   Yalçın, Türkiye en yetkili ağızlardan Kıbrıs sorununun çözümünü her fırsatta dile getirdiğini ve bu durumun AB tarafından da kabul gördüğünü kaydeden Metin Yalçın, Türkiye’nin çözüme desteği ortada olduğu sürece Rumların bu tür tehditlerinin bir anlamı olmadığını ifade etti.
   Çözüm süreci ve Türkiye’nin önünün daha fazla kesilmemesiyle ilgili Rum tarafının üzerinde ciddi bir baskı olduğunu ileri süren Yalçın, tehdit içerikli söylemlerin çözümü etkilemeyeceğini yineledi.

Çeliker: Türkiye’ye yapılan tehditler
KKTC ekonomisi etkilenmez

  Genç İş Adamları Derneği (GİAD) Asbaşkanı Gizem Çeliker, Türkiye’nin hava ve deniz limanlarını bir çözümden önce Güney Kıbrıs Rum yönetimine açması halinde, Kuzey Kıbrıs’taki iş adamlarının ciddi şekilde zarara uğrayacağını ve Kıbrıs Türk iş camiasının bu gelişmeyi onaylamayacağı uyarısında bulundu.
    Çeliker, “Yıllardır süren çözüm görüşmeleri ve bu süreçte Kıbrıs Türklerinin dünyaya tek açık kapısı
olan Türkiye pazarıyla geliştirilmiş iş ilişkilerinin, bir çözüm sürecinde tüm Kıbrıs coğrafyasına yayılırsa, Kıbrıs Türk iş insanları bu çözümden yarar sağlayacaklardır” diyerek, aksi takdirde denk olmayan ekonomilerde zayıf olan tarafın zarar görmesinin kaçınılmaz olacağının altını çizdi.
    Çözüm isteyen Kıbrıs Türk iş insanlarının yıllardır, bir çözüm ile tüm Kıbrıs coğrafyasında iş yapabilme şansının, rekabet güçlerini olumlu etkileyeceğini düşündüğünü kaydeden Gizem Çeliker, herhangi bir çözümden önce ve Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarına açılım getirmeden, tüm kısıtlamalarla baş başa bırakılarak, Güney Kıbrıs iş insanlarının Türkiye ile direk iş yapabilme olanağının verilmesinin birçok iş ilişkisini sonlandıracağını vurguladı.
   Kıbrıslı Türk iş adamlarının Türkiye ile oluşturdukları iş ilişkilerinin bir çözümden sonra tüm Kıbrıs coğrafyasına yine Kıbrıslı Türk iş insanları vasıtasıyla yayılmasını istediğini belirten Çeliker, bu nedenle çözümden önce böyle bir açılımın yapılmasının Kuzey Kıbrıs ekonomisine çok ciddi darbe vuracağını kaydetti.
   Çeliker, bu süreçte, en iyi gelişmenin, doğru ve yaşayabilir bir çözüme ulaşmak için ciddi gayret sarf edilmesi olduğunu ifade ederek, “Çözüm için görüşmeler sürerken Rum kesiminin böyle talepleri yeniden gündeme getirmesi ve hatta bunları birer tehdit unsuru olarak kullanmaları, çözüm sürecine yarar sağlamayacaktır” dedi.
  Çeliker, şöyle devam etti:
    “Türkiye, AB uyum sürecinde ve bir çözümden önce, AB baskıları ile limanlarını Güney Kıbrısa açmak durumunda kalacağını hissederse, bunun en doğru karşılığı da Kuzey Kıbrıs hava ve deniz limanlarının tüm ambargolardan arındırılarak, dünya ile direk temasa açılmasının talep edilmesi ve gerçekleştirilmesi olmalıdır”.
 GİAD Asbaşkanı Gizem Çeliker, Güney Kıbrıs yönetimi tarafından Türkiye’ye yönelik yapılan tehditlerin KKTC ekonomisine direk bir etkisi olmayacağını söyledi.
   Psikolojik olarak insanların mutlaka etkileneceğini kaydeden Çeliker, söz konusu söylemlerin müzakere sürecinin devam ettiği şu günlerde birbirine yaklaşması gereken iki toplumun arasına daha da soğukluk getireceğini belirtti.
   Çeliker, iki toplum arasında bu gibi bir yaklaşımın yaşanmasının tercih edilebilir olmadığını ifade ederek, “İnsanlar ve toplumlar diyalog yoluyla ve birbirini anlamaya çalışarak uyuşmaya çalışırlar. Halbuki bizim süregelen çözüm görüşmeleri sürecinde böyle tavırların bu sürece olumlu etki yapacağını söylemek mümkün değildir” dedi.
   Güney Kıbrıs’ın tavrının uzun vadede Türkiye ekonomisinin AB sürecinde az da olsa negatif bir etki yaratabileceğini savunan Çeliker, Türkiye ekonomisinin bu gibi tehditlerden etkilenmeyecek kadar büyük olduğuna dikkat çekti.
   Çeliker, her şeye rağmen çağdaş ülkelerle işbirliklerinde tehditkâr tavırlar değil, kazan-kazan yöntemini hedefleyen davranışların tercih edilmesi gerektiğini söyledi.

KIBRIS 03/04/09

“Hedefe varmak için birleşelim”

Başpiskopos Hrisostomos, EOKA’nın yıldönümünde ENOSİS hayallerini canlandırdı

HEDEFİ SAKLAMA İHTİYACI HİSSETMEDİ... Güney Kıbrıs’ta Rum terör örgütü EOKA’nın kuruluşu yıldönümü törenlerinde konuşan Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos, Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleştirilmesi anlamına gelen ENOSİS talebini yeniden gündeme getirdi. Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise “Ülkemizin Türkleşmesini durdurmalı ve tersine çevirmeliyiz” dedi.


   Rum gazeteleri, EOKA terör örgütünün silahlı faaliyete geçişinin yıldönümü nedeniyle geçtiğimiz gün Güney Kıbrıs’ta düzenlenen törenlere ve buralarda yapılan konuşmalara geniş yer verdiler. Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos’un “ENOSİS hedefinin yeniden gündeme getirilmesi” talebi, yapılan konuşmaların en dikkat çekici olanıydı.
   Alithia gazetesi, “Hristofyas Ulusal Uzlaşı Niyetinde Olduğunu Söylüyor...1 Nisan Yıldönümü İçin Açıklama ve Etkinlikler...1955 Hedefi Başarılana Kadar Mücadeleden ve Doğru Bir Çözümden, İşleyebilir Bir Federasyondan Söz Etti” başlıklı haberinde, Başkan Dimitris Hristofyas, Başpiskopos II. Hrisostomos ve EDEK Onursal Başkanı Vasos Lissaridis’in gün dolayısıyla yaptığı açıklamalara yer verdi.

Cuntayla birlikte Türkiye’yi Kıbrıs’a taşıdılar

  Gazeteye göre Hristofyas geçtiğimiz gün sabah Lefkoşa’daki Ay. Yoanni Kilisesi’ndeki ayinden sonra yaptığı açıklamada, “Çolak bağımsızlık işlemedi çünkü o mücadelede yeminini bozanlar, cuntayla birlikte Türkiye’yi Kıbrıs’a taşıyanlar ve vatanımızın bir bölümünü Türkleştirenler vardı” ifadelerini kullandı.
   “Hükümetinin olguları çarpıtma ve tarihi gerçekleri tahrif etme niyetinde olduğunun zannedilmesinden vazgeçilmesi” çağrısında da bulunan Hristofyas, şunları söyledi:
“Bu ayinde Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı, geçmişte Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri olarak hazır bulunmam ulusal uzlaşı niyetinde olduğumun göstergesidir. Türk uzlaşmazlığıyla ve Türk çevrelerinin yayılmacılığıyla başa çıkmak istiyorsak birlik olmalıyız. Aksi halde büyük laflar edecek ve yıkıntılar üzerinde ağlayacağız. Ülkemizin Türkleşmesini durdurmalı ve tersine çevirmeliyiz. Buna ilkelere dayalı onurlu bir çözümle son vermeliyiz.”

Enosisi yeniden gündeme getirelim

  Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos da ayin sonrasında yaptığı konuşmada, “55 - 59 mücadelesini, Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleştirilmesi hedefini yeniden gündeme getirelim” dedi, “Halkımızın 1955’ten beri arzu ettiği ancak maalesef Zürih-Londra anlaşmaları ile başaramadığını başarmak için tek yumruk olalım. Bugün birlik içerisinde çok daha iyi şartlara sahibiz ve bunu başarabiliriz” ifadelerini kullandı.
   Müzakerelerde Rumların “kırmızı çizgilerinin aşıldığını” da söyle Hrisostomos, Hristofyas’ın bu sözlerini yorumlaması üzerine “ulusal hedefi Enosis’ten federasyona çevirdiğini” belirtti ve sözlerine açıklık kazandırmak için şunları söyledi:
   “Kırmızı çizgileri ezelden beri aştığımızı kastettim. Bu halk atalarının toprağı üzerinde bütün demokratik nimetlerden yararlanarak yaşayabilmesi amacıyla doğru bir çözümü, işleyebilir bir federasyonu başarabilmemiz için halk ve Kilise samimiyetle siyasi liderliğin yanında olacak...”

Kıbrıs’ın tamamı Hataylaşacak!

  EDEK Onursal Başkanı Vasos Lissaridis ise 1 Nisan nedeniyle bir lisede düzenlenen törende yaptığı konuşmada, “Kuluçkadaki yeni ‘Annanist - planı’ kabul edersek sonuç iddia ettikleri gibi taksim değil, ‘Hataylaşma’ olacak. Yani Türkiye kolonizasyonla Türk çoğunluğu yaratacak ve Kıbrıs’ın tamamını isteyecek” dedi, şunları ekledi:
  “Maalesef, bir çözümün gebe olduğu iki devlet çözümünün, ortaklığın, dönüşümlü başkanlığın, kolonizasyona ve yabancı vasiliğine meşruiyet kazandırılmasının altına imza atmayacağız. Herkes seçim öncesi verdiği vaatleri yerine getirmeli. Mücadele edeceğiz. Ön şartlar vardır. AB üyesiyiz ve Türkiye Avrupa sürecini güvence altına almak istiyorsa yükümlülüklerini yerine getirmelidir. Türkiye’nin a la carte AB üyeliğini kabul etmeyeceğiz.”
  Gazete, Lissaridis’in Kıbrıslı Türklerin ve Rumların yeniden yakınlaşmasına karşı olduğunu da yazdı ve şunları söylediğini yazdı:
  “Şimdi akılsız bir akılla bizi, yalan bir yeniden yakınlaşma adına Yunan geleneklerimizden kopmamız veya buna suskun kalmamız gerektiğine ikna etmeye çalışıyorlar. Bu yalan bir yeniden yakınlaşmadır. Çünkü gerçek yeniden yakınlaşma bütün Kıbrıslıların işgale ve yabancı vasiliğine karşı ortak seferberliğine dayanmalıdır.”

Ulusun mavi beyaz renkleri!

  Fileleftheros gazetesi ise Hristofyas ve II. Hrisostomos arasındaki karşılıklı konuşmaları okurlarına “Fırtınadan Sonra Balayı... Başkan-Başpiskopos Yeniden Yakınlaşma Çabası Anlaşmazlıkları Geride Bıraktı” başlığıyla değerlendirdi.
   Simerini gazetesi de, “Eleftheria Kapalı Stadında Parlak Kutlamalar... Mücadeleciler EOKA Mücadelesinin Yıldönümünü Kutladı” başlıklı haberinde törenlerin en “parlağının” EOKACI Birlikleri tarafından Lefkoşa’nın “Eleftheria” (Özgürlük) stadyumunda yapıldığını yazdı.
   Gazete, “Eleftheria kapalı stadyumu, EOKA Tarihi Anısını Yaşatma Vakfı ve Özgürlük Mücadelesi kurumlarının EOKA mücadelesini kutlamak için düzenledikleri tören için geçtiğimiz gün öğleden sonra ulusun mavi - beyaz renklerine büründü” ifadesini kullandı.

Gençlerin sloganları!

  Gazeteye göre Rum gençleri törende “Yunanistan – Kıbrıs - ENOSİS”, “Yunanistan Bizi De Kapla”, “Kıbrıs Helendir” sloganları attılar.
   EOKA’cı Birlikler Başkanı Thasos Sofokleus törende, “Geçirmekte olduğumuz bu kritik konjonktürde ışık ve savunma olarak köklerimize ve EOKA idealine bağlı kalmamız şarttır” dedi, şöyle devam etti:
  “Yeni nesil EOKA’nın büyüklüğü önünde huşu içerisinde duruyoruz ve yine tehlike içinde olan vatanı her türlü imkânla savunmaya hazırız. Siyasi liderlik ilkelere bağlı olmalı ve atalarının toprağında özgür yaşamak isteyen Kıbrıs Helenizminin haklarını sonuna kadar savunmalıdır.”
Bu törene DİSİ, EURO.KO, DİKO, Ekologlar ve SEK yetkililerinin katıldığını,  Ortodoks Kilisesi’nin ise Cikko ve Dillirga Piskoposu Nikiforos tarafından temsil edildiğini belirten gazete, törenin başında Rum gençlerin Yunan bayraklarıyla geçit resmi yaptıklarını, EOKA şarkıları ve şiirleri okunduğunu, diğer sanatsal etkinliklerin yer aldığını kaydetti.
  Gazete “1955-59 Kahramanlarına Onur ve Şeref... Kurtuluş Mücadelemizin Başlama Yıldönümü İçin Etkinlikler” başlığıyla verdiği haberinde ise, “Halkımızın özgürlüğü çolak ve Yunanistan’la birleşme ulusal arzumuz bugün namümkün görünse de büyük mücadele 54 yıl sonra, bütün Kıbrıslıları sarmaya devam ediyor” ifadesini kullandı.
  EOKA için geçtiğimiz gün Güney Kıbrıs genelinde törenler yapıldığını ancak ana törenin Lefkoşa’da gerçekleştiğini kaydeden gazete, sabah 06.30’da Athalassa’daki “Hristu Samara” topçu kışlasından 21 pare top atışı yapıldığını, saat 10.00’da Ay. Yoannu Kilisesi’nde Bapiskopos II. Hrisostomos’un yönetiminde gerçekleştirilen ayine Başkan Dimitris Hristofyas, siyasi ve askerî erkânın katıldığını belirtti.
   Haberde, Merkezi Cezaevi avlusundaki EOKA’cı mezarları başında tören düzenlendiği, burada bir EOKA’cnın yüksek sesle “EOKA ilke ve değerlerini iyi korumasını, Kıbrıs Helenizmi’nin çıkarlarını savunmasını” istemesi üzerine Başkan Hristofyas’ın çok duygulandığını ekledi.

KIBRIS 03/04/09

 

Talat-Ban görüşmesi bugün

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile olan görüşmesi için ise bugün İsveç’ten Fransa’nın başkenti Paris’e geçecek ve saat 14.00’te Ban Ki-Moon ile görüşecek.

Talat, dün İsveç’e gitti. Dün sabah saat 05.00’te KKTC’den ayrılarak İstanbul’a giden Talat, oradan İsveç’e geçti.
  Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosu’ndan verilen bilgiye göre, İsveç’in başkenti Stockholm’a giden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, saat 16.00’da İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile görüştü.
   Cumhurbaşkanı Talat, Bildt’e Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas ile yürüttüğü müzakerelerde gelinen son aşama ile ilgili bilgi verdi ve Avrupa Birliği’nin Rum tarafını çözüm yönünde motive etmesini istedi. 
   Cumhurbaşkanı Talat, dün ayrıca, İsveç’te bazı basın kuruluşları ile de görüştü.

Ban ile 14.00’te görüşecekler

   Cumhurbaşkanı Talat, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile olan görüşmesi için ise bugün İsveç’ten Fransa’nın başkenti Paris’e geçecek.
   Cumhurbaşkanı Talat’ın Genel Sekreter ile saat 14:00’de yapacağı görüşmede müzakere süreci ve BM’nin süreçte üstlenebileceği rol ele alınacak.
   Cumhurbaşkanı Talat, Paris’te ayrıca, Fransa Eski Başbakanlarından Michel Rocard ve Fransız basınının önde gelen temsilcileri ile bir araya gelecek
   Cumhurbaşkanı Talat’ın, 4 Nisan Cumartesi akşamı saat 20.00 sıralarında adaya dönmesi bekleniyor.
   Talat’a Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik ediyor.

Talat: AB, çözüm için Rum
tarafını teşvik etmeli

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB’ın çözümle ilgili motivasyon eksikliği yaşayan Rum tarafını ikna etmesi ve motivasyonunu sağlaması gerektiğini söyledi. Talat, “Çözüm yönünde hareket sağlamak için AB Rum tarafını teşvik edici ve gerekirse uyarıcı olmalı” dedi.
   Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt’in daveti üzerine İsveç’e giden Talat, uçakta yaptığı açıklamada, Rum Yönetimi liderliğinin çözüm konusunda arzulu olduğuna inandığını, ancak bu arzuyu tüm kurumlara ve halka yaymakta zaafiyet yaşadığını söyledi.
   Talat, dün bir araya geldiği İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt’e Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma amaçlı müzakere süreciyle ilgili bilgi verdiğini ve Avrupa Birliği’nin Rum tarafını çözüm için motive etmesini isteyeceğini de söyledi. 
   Görüşmenin önemine dikkat çeken Talat, “İsveç Dışişleri Bakanı, hem Kıbrıs sorununa ilgi gösteren bir ülkenin dışişleri bakanı olarak, hem de önümüzdeki yarıyılda Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nı üstlenecek ülkenin dışişleri bakanı olarak büyük öneme sahip” dedi.
   Cumhurbaşkanı Talat, İsveç’in Türkiye’nin AB üyeliğiyle ilgili kararlı olduğunu ve bu konuda Kıbrıslı Türklerle tam bir uyumun söz konusu olduğunu söyledi. Türkiye’nin AB üyelik sürecinin bu yıl sonunda gözden geçirileceğini hatırlatan Talat, bu konuda her kafadan bir ses çıktığını belirtti.
   Talat, “Rum tarafı tek başına Türkiye’nin önünü kesemez. Başka ülkeler de Kıbrıs kartını kullanma yoluna gittiği için, bu konuda İsveç’in görevi oldukça önem kazanıyor” dedi.
   Talat, Rum tarafının çözüm yönünde motivasyonunun sağlanması amacıyla izolasyonların kaldırılması konusunu da sürekli gündemde tuttuklarını söyledi. “Ara hedef” olarak tanımladığı izolasyonların kaldırılmasını Bildt ile görüşeceğini kaydeden Talat, “Temel hedefimiz çözümdür. Ara hedef olarak izolasyonların kaldırılmasını görüşeceğiz” dedi.
   Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Parlamentosu seçimlerinin İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile görüşmelerinin gündeminde bulunmadığını, ancak konunun açılabileceğini de belirtti.
   Talat, Avrupa Parlamentosu’nda Kıbrıslı Türkler için ayrılan 2 sandalyenin Kıbrıslı Türklerin seçeceği temsilciler tarafından kullanılabilmesi talebi konusunda, “İskandinav ülkeleri demokrasi konusunda son derece hassastırlar. İkisi Kıbrıslı Türklerin olması gereken ve gasp edilen 6 milletvekilinin seçimini, Kıbrıslı Türkler açısından demokrasinin gereği olarak görebilirler” dedi.
   Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklere Güney’de yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanmaları çağrısında bulunmanın Kıbrıslı Türklerin iradesine hakaret olduğunu da yineledi.
   Cumhurbaşkanı Talat, İsveç’teki temaslarının ardından bugün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile görüşmek üzere Fransa’nın başkenti Paris’e geçecek. Genel Sekreter ile görüşme, saat 14.00’te gerçekleşecek. Müzakere sürecinin ayrıntılı şekilde ele alınacağı görüşmede Talat ve Ban, Birleşmiş Milletler’in süreçte üstlenebileceği rol ile ilgili de fikir alışverişinde bulunacak.
   Talat, Paris’te Fransa eski Başbakanı Michel Rocard ile de bir araya gelecek.
   Fransız basınının önde gelen temsilcileriyle de görüşecek olan Talat, Kıbrıs sorunu ve müzakerelerde gelinen son aşamayla ilgili bilgi verecek.
   Cumhurbaşkanı Talat, temaslarının ardından yarın akşam saat 20.00’de KKTC’ye dönecek.

KIBRIS 03/04/09

 

Eurocrats want to snag British bases

THE EUROPEAN parliament wants Brussels to get its hands on British bases around the world, including Cyprus, in a move the British Defence Ministry described as a “twisted fantasy”.

A report commissioned by the Parliament suggested that Gibraltar, Cyprus and the Falklands bases should be brought under the umbrella of the European Security and Defence Policy (ESDP).

“Member states of the EU would benefit from placing their overseas military installations and maritime power at the crux of ESDP,” said the report. It said bases belonging to Britain needed to be “Europeanised” as part of an “EU Grand Strategy” and part of a ‘forward presence’ to protect vital shipping routes.

“The EU Member States’ military installations — mainly French and British — would provide a formidable asset for the geographical and functional expansion of EU Grand Strategy,” says the report, written by two UK-based academics, James Rogers and Luis Simon. 

“As the EU assumes a wider role in the security and defence of the entire bloc, institutional reforms will be required so that it can handle the new and demanding tasks. One of these may be for Britain and France to transfer the maintenance and upkeep of their military installations to a central institution, funded by all of the Member States,” it added\

The idea received widespread ridicule in Britain. Shadow Defence Secretary Liam Fox was quoted in yesterday’s Daily Express as saying; “This talk of a grand strategy betrays the real intentions of the European Commission. At a time when NATO is more overstretched than ever before, the idea that we might turn our military bases over to the EU, for projects the British people have never given their assent to, is a twisted fantasy.”

“If this had been discussed on April 1, I could have understood it,” said Geoffrey Van Orden MEP, defence spokesman for the UK’s Conservative party told shipping bible Lloyds List.. 

“These are among the most hubristic proposals the EU has yet produced in support of its defence policies. I have criticised the EU’s military operations as mere exercises in sticking an EU badge on our soldiers’ arms. Now they want to run up the EU flag on our ships and even our overseas territories.” 

CYPRUS MAIL 03/04/09

Ledra opening benefitted both sides

THE OPENING of the Ledra Street crossing a year ago today led to more business for

restaurants, opticians, clothing, electronic and souvenir shop on the Greek Cypriot side, according to a study that will be published next week.

The report by the Peace Research Institute of Oslo (PRIO) is titled ‘The Opening of Ledra Street/Lockmaci Crossing in April 2008: Reactions from Citizens and Shopkeepers’.

According to the findings, in the north of Nicosia, restaurants performed best after the opening, while souvenir and clothing shops also did well.

“Shopkeepers in both north and south are generally optimistic about the future, although Turkish Cypriot shopkeepers are more optimistic compared to their Greek Cypriot colleagues,” said a PRIO announcement.

The study said that most users of the Ledra Street, crossing - or Lokmaci as it is known in the north - particularly Turkish Cypriots, regard the opening as positive, both for themselves personally, and for Cyprus.

One in two users of the crossing, whether Greek Cypriot or Turkish Cypriot, crosses to the other side more often since the opening. The revitalisation of Nicosia’s traditional commercial centre was a result of increased visits by both Greek Cypriot and Turkish Cypriot consumers after the opening.

“Despite the opening’s positive social and commercial impact, elsewhere, Nicosia remains divided and continues to suffer from the division,” the report added.

It recommends that politicians discuss the opening of further crossings within the old centre and other measures to reduce the militarisation all along the Green Line.

The study carried out by a group of researchers, will be presented April 10 at the Fulbright Centre, next to Ledra Palace hotel in Nicosia.

CYPRUS MAIL 03/04/09

 

BM, sürece daha aktif katılsın

Talat, BM Genel Sekreteri ile Paris’te görüştü

KAPSAMLI ÇÖZÜM İÇİN GÖRÜŞÜYORUZ… Cumhurbaşkanı Talat, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon’la, Fransa’nın başkenti Paris’te görüştü. Dün öğle saatlerinde gerçekleşen ve 45 dakika kadar süren görüşmede, Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri Ban’a, Rum Yönetimi Lideri Hristofyas ile Kıbrıs’ta kapsamlı çözüm amacıyla yürüttükleri müzakerelerle ilgili detaylı bilgi verdi

Kıbrıs Türk tarafının müzakere süreci ile ilgili görüşlerini ortaya koyan Cumhurbaşkanı Talat, Genel Sekreter’den Birleşmiş Milletler’in sürece daha aktif şekilde katılmasını talep etti.
  Rum tarafının sürekli tekrarladığı “Kıbrıslı çözüm” ifadesinin, BM’nin rolünü azaltmak amacıyla kullanılmaması gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs sorununu 2009 yılında çözme isteğini ve kararlılığını yineleyerek, bunun için ellerinden geleni yaptıklarını vurguladı.
   Talat, bu yıl içerisinde gerçek bir barış fırsatı olduğunu ve zorluklara rağmen bunun gerçekleştirilebileceğini belirtti.

Görüşme sonrası açıklama

   BM Genel Sekreteri Ban ile görüşmesinin ardından gazetecilere bir açıklama yapan Cumhurbaşkanı Talat, Genel Sekreter Ban’ın yürütülen müzakereleri yakından takip ettiğini söyledi.
   Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu durumu birlikte değerlendirme fırsatı yakaladıklarını belirten Cumhurbaşkanı Talat, çok faydalı bir görüşme gerçekleştirdiklerini dile getirdi.
   Talat, “Biz görüşmede kendi görüşlerimizi ortaya koyduk, gerçeklerin bizim açımızdan nasıl görüldüğünü anlattık. Genel Sekreter’in bize göre BM bakımından nasıl bir rol üstlenmesi gerektiğini belirttik” dedi.

“Rumlar engellemeye çalışıyor”

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafının uluslararası toplumun sürece katılmasını istemediğini, “Kıbrıslı çözüme” inandığını söyleyerek de, bu katılımı engellemeye çalıştığını belirtti.
    Bu tutumun ciddi sakıncaları olduğuna dikkat çeken Talat, Kıbrıs sorununun, ancak Birleşmiş Milletler’in katkılarıyla çözülebileceğini vurguladı.

“BM de gördü”

   Talat, BM’in müzakere sürecine katkıda bulunmaya hazır olduğunu da aktardı ve BM’nin süreçte daha aktif rol almasının bir ihtiyaç olduğunu BM çevrelerinin de gördüğünü söyledi.
   Talat, “Tabii bu, BM’nin daha aktif rol üstlenmesini hangi safhada hayata geçirecekler o önemli. Benim beklentim bunun, özellikle gözden geçirme diyebileceğimiz bu turu tamamladıktan sonra hayata geçirilmesidir” diye konuştu.

Müzakerelerde gelinen nokta

   İki liderin kısa sürede kaydettikleri aşamanın Ban’ı oldukça cesaretlendirdiğini belirten Talat, şöyle devam etti:
   “Öyle görünüyor ki, müzakerelerde geldiğimiz nokta herkesi mutlu ediyor... 2004’te Rumların çözümü reddetmesinin yarattığı şok ve ardından yaşanan tıkanıklıktan tüm dünya bıkıp usandığı için bugünkü müzakere sürecini, sürecin kopmadan devam etmesini ve çözüm için müzakerelere devam kararını tüm dünya takdir ediyor ve devamını arzuluyor.”
   Cumhurbaşkanı Talat, Ban’a, verilen sözlere rağmen izolasyonların kaldırılmamasının çözümü olumsuz etkilediğini de aktardığını bildirdi. Talat, “En ciddi sıkıntılarımızdan biri olan izolasyonların, eski genel sekreter ve hatta kendisinin de çağrısına rağmen hala devam ettiğini ve bundan yaşanan mağduriyeti ortaya koyduk” dedi.

Ergenekon

   Cumhurbaşkanı Talat, "Ergenekon"la ilgili açıklamalarının hatırlatılması üzerine, hiçbir şeyin gizli kalmaması gerektiğini belirterek, Türk yargısından talep gelmesi halinde yapılanmanın Kıbrıs ayağını araştıracaklarını söyledi.

Rocard ile görüşme

   Cumhurbaşkanı Talat, dün saat 17:00’de ise, Fransa eski Başbakanı Michel Rocard ile de bir araya geldi.
   Ayrıca, Fransız basınının önde gelen temsilcileri ile de görüşen Talat, Kıbrıs sorunu ve müzakerelerde gelinen son aşama ile ilgili bilgi verdi. 
   Cumhurbaşkanı Talat, temaslarının ardından yarın İstanbul üzerinden Kuzey Kıbrıs’a dönecek.
   Bugün saat 20.00 sıralarında adaya varması beklenen Talat’a Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik ediyor.

KIBRIS 04/04/09

 

TMT kurucularından Tanrısevdi anıldı

Lefkoşa Mezarlığı’nda düzenlenen anma töreninde 1 dakikalık saygı duruşunun ardından Tanrısevdi’nin ruhuna Fatiha duası okundu.
   Törene, Tanrısevdi’nin ailesi, mücadele arkadaşları ve sevenleri katıldı.
   Törende TMT Başkanı Yılmaz Bora, gazeteci Akay Cemal ve oğlu Gökalp Tanrısevdi birer konuşma yaptı. Tören, konuşmaların ardından sona erdi.
   TMT Başkanı Yılmaz Bora, TMT kurucularından ve dava adamı Tanrısevdi’nin TC Konsolosluğu’nda görev yaptığını ve Kıbrıs Türk halkının var oluş mücadelesinde ön saflarda yer aldığını kaydetti.
   Tanrısevdi’nin TMT’nin ilk tohumlarını attığını ve başlattığı mücadele sonunda bugünlere gelindiğini belirten Bora, verilen mücadele sonunda bugün iftihar ve gurur duyulan bir ortamda yaşanıldığını kaydetti. 
   Rum tararının EOKA’nın kuruluş yıldönümünü kutlamaları çerçevesinde küçücük çocukları EOKA kurucularının mezarları başına götürmesini eleştirerek, Rumların hala yaşanan geçmişin unutulmamasını sağlamaya çalıştıklarını dile getiren Bora, “Bizler ise mücadele tarihimizin çıkartılmasıyla övünüyoruz” dedi.
   Yapılanın büyük bir yanlış olduğunu ve halkın geçmişini bilmesi gerektiğini kaydeden Bora, tehlikenin dünden daha büyük olduğunu söyledi.
   Gazeteci Akay Cemal ise, Rum tarafında iki yaşındaki çocukların bile EOKA kurucularının mezarlarına götürülmesini eleştirerek, “Bu zihniyetle nereye varabiliriz” dedi.
   Tanrısevdi’nin “zor ve ateşli çemberlerden geçerek” mücadele verdiğini dile getiren Cemal, “Bu insanlar olmasaydı Türklük’ten eser kalmayacaktı” dedi.
   Tarih kitaplarında değişiklik yapılmasından gurur duyulmasının yanlış olduğunu kaydeden Cemal, “her şeyin tos pembe görüntülenmesinin doğru olmadığını” belirtti.
   Gökalp Tanrısevdi ise, Kıbrıs Türk halkının var oluş mücadelesinde en büyük örgütlenmeyle babasının ve arkadaşlarının mücadele verdiklerini belirtti.
   Babasının tek isteğinin burada gömülmek olduğunu söylene Tanrısevdi, babasının çok büyük bir şerefle, düzenlenen askeri törenle gömüldüğünü anımsattı.

KIBRIS 04/04/09

 

Rumlar, adayı Helenleştirme emelinden vazgeçmedi

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, EOKA terör örgütünün silahlı faaliyete geçişinin yıldönümü nedeniyle Güney Kıbrıs Rum yönetiminde gerçekleştirilen törenlerde Başkan Dimitris Hristofyas ile Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos’un, EOKA’yı öven, Kıbrıs’taki Türk varlığına tahammülsüzlük gösteren, daha da ötesinde Enosis emelini yeniden canlandırmak için çağrıda bulunduğunu belirtti ve bu açıklamaları kınadı.  
   Avcı, Bakanlık basın bürosu aracılığıyla yaptığı yazılı açıklamada, “Rum tarafının siyasi ve dini liderlerinin bu gibi çağrılarda bulunmasının bizce tek bir açıklaması olabilir; bu da Kıbrıs Rum tarafının, adayı Helenleştirme ve tüm adanın sahibi olma emelinden bir an dahi vazgeçmemiş olması gerçeğidir” dedi. 

“Düşmanlık çığırtkanlığı kabul edilemez”

   “Enosis’in ulusal hedef olması gerektiği yönünde” çağrılar yapan Hrisostomos’un, geçmişte, Rum tarafının EOKA terör örgütünün liderliğinde adadaki Kıbrıs Türk varlığını yok etme hedefiyle başlattığı kanlı eylemler ve Kıbrıs Türklerine 1963–74 yılları arasında yaşattıkları trajediye özlem duyduğunun anlaşıldığını ifade eden Avcı, “Kıbrıs’ta 11 yıl boyunca Ada’nın %3’üne tekabül eden gettolarda yaşamak zorunda bırakılan Kıbrıs Türk halkının, Hrisostomos’un bu deli saçması çağrılarına tek bir cevabı vardır: Kıbrıs Türk halkı, Ata yadigarı topraklarımız da dahil olmak üzere Kıbrıs’ta sahip olduğu haklarından hiçbir surette vazgeçmeyecek ve bunun mücadelesini her koşulda verecektir. Bir din adamının, dinler arası diyalog ve barış çağrısı yapması gerekirken, adanın ortak sahipleri olan Kıbrıslı Türklere yönelik düşmanlık çığırtkanlığında bulunması kabul edilemezdir” dedi.

“Müzakere sürecine olumlu
katkıda bulunmuyor....”

   Hrisostomos’un adada yaşayabilir ve kalıcı bir anlaşmaya varılarak, 40 yıllık Kıbrıs sorununun çözümlenmesi yerine, Kıbrıs’ı kanlı günlere döndürme hayalinde olduğunu, Kıbrıs’ın acılı tarihinden hiçbir ders almadığının açıkça görüldüğünü belirten Avcı, Hrisostomos’un bu görüş ve tutumuyla ne iki halk arasında yaratılmaya çalışılan güven ortamına, ne de iki lider arasında sürdürülen müzakereler sürecine olumlu bir katkıda bulunduğunu söyledi.  
   Avcı, GKRY lideri Hristofyas’ın, aynı törende adadaki Türk varlığına tahammülsüzlüğünü ifade eden açıklamalarının ise, Hristofyas’ın geçmiş GKRY liderleri gibi aşırı milliyetçi bir tutum benimsediğini ve Rum halkına Türk düşmanlığı aşılamayı tercih ettiğini gösterdiğine işaret ederek, “çözüm ve barış” sloganlarıyla GKRY liderliğini üstlenen ve adada kalıcı bir anlaşmaya varılabilmesi için başlatılan tam teşekkülü müzakerelere katılan Hristofyas’ın, adadaki siyasi eşit ortağının varlığını yok etmeye yönelik bu tür açıklamalarıyla gerçekten çözüm yönünde iyi niyetli olmadığını açıkça gözler önüne serdiğini vurguladı.     
   “Türk varlığına karşı mücadele çağrılarında bulunan bir siyasi liderin Kıbrıs Türk tarafıyla ortak bir geleceği paylaşma düşüncesinde olmadığı, aksine Helen bir Kıbrıs hayaliyle Rum hegemonyasını tüm adaya yaymayı amaçladığı ortadadır” diyen Turgay Avcı, GKRY liderinin görüşme masasına uluslararası toplumun tepkisini çekmemek ve oyalama taktikleriyle uluslararası arenada KKTC ve Türkiye aleyhine politikalarını rahatlıkla sürdürebilmek amacıyla katıldığının aşikar olduğunu kaydetti. Bakan Avcı açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
   “KKTC, Hristofyas liderliğinin bu oyunlarını gayet iyi bilmektedir ve adadaki tarihi ve uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan hak ve hukukunu korumak için her türlü mücadeleyi vermeye hazırdır.
  Bu tutum ve açıklamalarla, gerek Rum siyasi lideri Hristofyas gerek Rum dini lider Hrisostomos, adada kalıcı bir anlaşmaya varılmasına katkıda bulunarak tarihe adlarını yazdırmak yerine tarihin çöplüğüne atılmaya mahkumdurlar.” 

KIBRIS 04/04/09

 

İşte KADEM’in son anketi

Toplam 1878 kişi ile yüz yüze görüşme…
Kısa adı KADEM olan ‘Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin, 20-29 Mart 2009 tarihlerinde KIBRIS Gazetesi için yapmış olduğu kamuoyu araştırmasında 5 ilçeden 1878 kişi ile yüz yüze görüşme yapıldı.
Lefkoşa’da 646, Gazi Mağusa’da 459, Girne’de 349, Güzelyurt’ta 240, İskele’de 185 hane ziyaret edildi ve her hanede bir kişi ile konuşuldu. KADEM, bu araştırma için en çok %2,32 hata payı veriyor.

KADEM’in, Şubat ayındaki araştırmasında UBP’nin oyları yüzde 43,2 iken,Mart ayında yüzde 44,6’ya ulaştı. CTP-BG’nin oyları yüzde 28,2’den
Yüzde 27,4’e geriledi. DP’nin Şubat ayındaki oy oranı yüzde 12,2 iken,Mart ayında az bir artışla 12,4’e yükseldi. TDP yüzde 8,2’den, yüzde 7,4’e, ÖRP yüzde 5,1’den 4,8’e geriledi. BKP-Yasemin Hareketi’nin oy oranı yüzde 2,4’ten, 2,5’e, HİS’in de yüzde 0,8’den, 0,9’a yükseldi.

Şubat ayındaki araştırmada, karma oyların oranı yüzde 13,8 iken,Mart ayında 18,1’e yükseldi.

Kararsızlar ise yüzde 13,4’ten, 12,9’a geriledi. Araştırmanın sonuçlarına göre, UBP %44,6 oranında oy ile 26 milletvekili, CTP-BG %27,4 ile 16
milletvekili, DP %12,4 ile 6 milletvekili, TDP % 7,4 ile 2 milletvekili çıkarıyor. ÖRP % 4,8, BKPYasemin Hareketi % 2,5, HİS % 0,9 ile barajın
altında kalıyor ve milletvekili çıkaramıyor.

Hangi parti ne kadar mühür ve karma oy alıyor? UBP, mühürden yüzde 35,8, karma oylardan yüzde 4,6, kararsızlardan ise 4,2 oranında oy alırken, CTPBG mühürden yüzde 18, karmadan yüzde 5,6,
kararsızlardan 3,8 oranında oy alıyor.

Diğer partilerin oyları ise şöyle dağılıyor:
DP: Mühür %5,8, karma 4,2, kararsızlar 2,4.
TDP: Mühür %4,5, karma % 2,0, kararsızlar % 1,0.
ÖRP: Mühür % 2,3 karma 1,3, kararsızlar % 1,2.
BKP: Mühür % 2,0 karma 0,3, kararsızlar % 0,3.
HİS:Mühür 0,6, karma 0,2, kararsızlar 0,1.

Bölgelere göre milletvekili sayıları KADEM’in araştırma sonuçlarına göre, ülke genelinde 26 milletvekili çıkaran UBP’nin, bölgelere
göre milletvekili dağılımı şöyle:
Lefkoşa 8, Gazi Mağusa 7, Girne 5, Güzelyurt 3, İskele 3.

Ülke genelinde 16 milletvekili çıkaran CTPBG’nin bölgelere göre milletvekili dağılımı şöyle:
Lefkoşa: 5, Gazi Mağusa: 4, Girne 3, Güzelyurt 2, İskele 2.

Ülke genelinde 6 milletvekili çıkaran DP’nin, bölgelere göre milletvekili dağılımı şöyle:
Lefkoşa 2, Gazi Mağusa 1, Girne 1, Güzelyurt 1, İskele 1.

TDP ise Lefkoşa’da ve Gazi Mağusa’da birer olmak üzere toplam 2 milletvekili çıkarıyor.

KIBRIS 04/04/09

 

Mine-free Cyprus by 2011

UN Special Representative and Chief Mission in Cyprus, Taye-Brook Zerihoun yesterday called for , a concerted push to achieve the goal of a mine-free buffer zone in Cyprus by 2011.

“Recent incidents have served as tragic reminders of the dangers these devices still represent”, Zerihoun said, recalling the injuries sustained by de-miners and civilians in landmine explosions in 2008.  

“Landmines can kill and maim, and they prevent Cypriots from enjoying the beauty and the potential abundance of large areas of their country,” he added.

Zerihoun echoed the hope expressed by Secretary General Ban Ki-moon for stronger action on de-mining.  In a message to mark International Day for Mine Awareness and Assistance in Mine Action today, the Secretary-General urged the international community to renew its commitment to carry out the “life-saving work” of freeing the world of the threats caused by landmines and explosives remnants of war.  

“Beyond removing weapons, mine action means ensuring a safe environment for civilians, developing local capacity and restoring dignity to survivors through job opportunities and other reintegration programmes”, the Secretary-General said.

“The benefits of mine action are evident in Cyprus”, Zerihoun said.  He said over 6.5 million square metres of land comprising 55 minefields have been “released” since 2004, thanks to the Mine Action Centre Cyprus.  Mine action has made it possible to open crossing points between the north and south, including at Ledra Street in Nicosia, and to return land to farmers, he said.

But much work remained to be done.

“The job is difficult but it is possible”, he said.  “Provided there is a concerted demonstration of political will and continued funding, we can rid the buffer zone of landmines by April 2011. The people of Cyprus deserve no less.”

Since it began its work in 2004, the Mine Action Centre Cyprus, a European Union-funded project of the UNDP’s Partnership for the Future, has, with the support of UNFICYP, removed and destroyed 6410 anti-personnel mines and 3990 anti-tank mines.  A total of 6.5 million square miles of land have been rendered mine-free, comprising 55 minefields.  

CYPRUS MAIL 04/04/09

Dilemma for asylum seekers landing in the north
By Simon Bahceli

REFUGEE rights activist in the north were yesterday struggling to prevent the imprisonment and separation of adults and children in a group of 18 refugees from Iraq and Palestine.

Members of four families from the two countries were dropped off on the Karpas coast on Wednesday by a fishing boat used to smuggle them from Turkey. Apparently, the refugees had paid 3,000 dollars each and were destined for the south of the island. On Thursday all 18 appeared in court in Famagusta where the nine adults were sentenced to ten days jail for entering the island illegally. The children were to be handed over to the ‘social services’ to be looked after until their parents’ release.

However, the parents and children are still believed to be together at the Trikomo police station after mothers of the children broke down in court and begged not to be separated from their offspring. It is unclear what will happen now.

“When we saw in the media that these people had been arrested, we sent our colleagues to the police station where they are being held. We wanted to offer them legal protection, protection for the children, counseling and translation services,” Utku Beyazit, a psychologist working for the newly-formed Refugees Rights Association (RRA), told the Cyprus Mail.

“The problem is that we don’t want the kids in jail, but at the same time we don’t want them separated from their parents,” he said.

Although details about the four families are still sketchy, Beyazit said it is believed the group of 18 had applied for permission to stay temporarily in Turkey, and that their visas may have expired. Because of their earlier applications in Turkey, it is also believed the 18 may be deported from the island once their jail terms are served.

Refugees often experience great difficulties in the north, where there are no formal provisions for them. Until the end of last year a Turkish Cypriot UNHCR representative offered some legal aid to those considered to be bona fide refugees. This service was, however, discontinued after it was suspected that the representative was taking payment to smuggle refugees under his care into the south.

“If they [refugees] stay in the north they have a hard time. There is no money for them, no shelter, no food, nothing,” Beyazit said, but added that the RRA was still determined to provide what it could, including psychological counseling.

“Most importantly we want to help the children deal with the trauma they are going through,” he added.

The RRA says the ongoing family drama is just one of many involving refugees. Since crossings opened in the UN-controlled Green Line thousands of refugees have poured into the north of Cyprus hoping to use it as a stepping stone to the EU.

“The upside is that this drama has shown the people the seriousness of the problem. When people see nine children crying in court they respond,” Beyazit said.

But the problem remains that while the RRA seeks to protect bona fide refugees, funds for them to do so are virtually non-existent and that most who work for the NGO do so on a voluntary basis.

“This is a human disaster. We need the help of people and organisations. Without it we can do nothing,” Mustafa Abitoglu of the Turkish Cypriot Human Rights Foundation (KTIHV), an organisation from which the RRA sprang. Abitoglu added that his organisation and the RRA were keen to gain resources and expertise from international bodies that help refugees, such as the UNHCR.

“We are more than willing to form links with international organisations so that we can provide proper protection for these and other refugees,” he said, adding: “This is a global problem, so it needs to be tackled globally”.

CYPRUS MAIL 04/04/09

 

Hristofyas’ın Maraş girişimleri sonuçsuz kalacak!

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın Maraş’ın “işgal altında olduğu” iddiasıyla Rum halkına konuyu müzakere masası dışında girişimlerle halledebilme sözü vermesini eleştirdi ve Hristofyas’ın bu girişimlerinin sonuçsuz kalacağını belirtti.
   Avcı, “Hristofyas liderliğini, bu tür boş girişimlere son vermeye ve adada kalıcı ve yaşayabilir bir anlaşmaya vakit kaybetmeksizin varılabilmesi için üzerine düşeni yaparak, eşit siyasi ortağı olan Kıbrıs Türk tarafıyla ciddiyetle müzakere etmeye” davet etti.
   Avcı yazılı açıklamasında, Rum liderliğinin; siyasi eşit ortağı Kıbrıs Türk tarafıyla görüşme masasına ciddiyetle oturup müzakere etmek yerine, Kıbrıs konusunun çözüm unsurlarını müzakere masasının dışında KKTC ve Türkiye üzerinde baskı yaratmak yoluyla kendi lehine çözümleyebileceği yanılgısına devam ettiğini kaydetti.
   Kıbrıs’ta “işgalden” söz edilecekse, bunun; 1960 Cumhuriyeti’nin Rum tarafınca 1963’te silah zoruyla işgal edilmesi olduğunu ifade eden Turgay Avcı, Maraş’ın KKTC topraklarının bir parçası olduğunu ve bütünüyle KKTC egemenlik ve yetki alanında bulunduğunu vurguladı.
   Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Maraş’ın büyük oranda “ata yadigârı” Türk vakıf arazileri üzerinde kurulduğuna işaret ederek, bu vakıf arazilerinin İngiliz Sömürge İdaresi ve Rum işbirliği ile yasadışı olarak Evkaf yönetiminden alınarak Rumlara dağıtıldığını belirtti.
   Maraş’ın Kıbrıs konusunun bir unsuru ve kapsamlı görüşmelerde ele alınacak ve iki taraf arasında müzakere yoluyla çözümlenebilecek bir konu olduğunu vurgulayan Avcı, “GKRY liderliği, bu gerçeği ya unutmuşa benzemekte ya da gözardı etmeye çalışmaktadır. Kıbrıs Rum tarafının, kentin kendilerine iadesi için uluslararası arenada yapacağı girişimler, geçmişte olduğu gibi, adada gerginliği artırmak dışında bir katkı sağlamayacaktır” ifadelerine yer verdi.
   Turgay Avcı, Rum liderliğinin, sürekli olarak çözümün unsurlarını, uluslararası tanınmışlığını ve tek yanlı AB üyeliğini KKTC ve Türkiye aleyhine kullanarak görüşme masası dışında halletme yolunu seçtiğine işaret etti ve geçmişteki örnekleri anımsattı.
   Maraş’ın, ancak kapsamlı müzakereler sırasında ele alınabileceğini Kıbrıs sorununu yakından takip edenlerin iyi bildiğine işaret eden Turgay Avcı, “Maraş’ı sürekli olarak, kapsamlı çözüm sürecinden başka alanlarda kendi lehlerine çözümlemeye çalışmak boşuna bir gayrettir” dedi ve konuları AB zeminine veya diğer uluslararası platformlara taşımanın müzakere sürecine zarar vereceğine dikkat çekti.

KIBRIS 07/04/09

 

Talat, ne yapmaya çalışılıyor anlamış değilim

Demokrat Parti’den (DP) verilen bilgiye göre Denktaş, Büyükkonuk, Kumyalı, Ziyamet, Gelincik, Derince, Yeşilköy, Erenköy, Sipahi, Dipkarpaz ve Kaleburnu köylerini dolaştı. Gezilerde halkın yoğun ilgisiyle karşılaşan Denktaş, köylülere hitaben konuşmalar yaptı ve sorularını yanıtladı.
   1. Cumhurbaşkanı Denktaş, ilk defa bir seçim döneminde Kıbrıs meselesinin tartışılmadığını, bunun da hem iyi hem de kötü tarafları bulunduğunu ifade ederek, CTP’yi “halkı sahte çözüm vaadiyle kandırmaya çalışmakla” suçladı.
   Denktaş, Cumhurbaşkanı Talat’ı görüşmelerdeki “tutumu nedeniyle” eleştirerek, “Türkiye ‘iki egemenlik, iki devlet, iki halk’ derken Talat ‘tek devlet, tek egemenlik, tek halk’ demektedir. Öte yandan Talat’a destek belirtilmektedir. Ne yapılmaya çalışıldığını anlamak mümkün değil. Gerekli uyarıları yazılı sözlü yapıyor ve sabırla sonucu bekliyoruz” şeklinde konuştu.
   Denktaş, vatandaşların BKP’nin söylemlerinden şikayet etmesi üzerine; “Bırakın konuşsunlar ve içlerini döksünler. Seçimlerde alacakları oy her şeyi ortaya koyacak” dedi.
   Bir vatandaşın “önümüzdeki yıl Cumhurbaşkanlığına aday olmayı düşünür müsünüz?” sorusu üzerine Denktaş, “Hayır düşünmem. Ben yerimi gençlere bıraktım. Ama son nefesime kadar halkımın ve kurucusu olduğum bu devletin çıkarlarını savunacağım” diye konuştu.
   Annan Planı ile ilgili bir soru üzerine ise Denktaş, şöyle konuştu:
   “O günleri hatırlamak bile istemiyorum. Benim halkımı tam ortadan ikiye böldüler, birbirine düşürdüler. ‘Evet’ dedirtmek için yalan propagandalar yaptılar ve milyonlarca dolar para döktüler. Günün sonunda hepsi ‘kandırıldık’ deyip suçu üzerlerinden atmaya çalıştılar. Kandırılmayan ve haklı çıkan bir tek ben oldum. Bana inanıp bu plana ‘Hayır’ diyen İskele bölgesine ve özellikle Karpaz halkına gecikmiş de olsa teşekkür etmek istiyorum. Kıbrıs Türkü de Rumlar gibi o plana ‘hayır’ demiş olsaydı bugünkü görüşmeler iki devlet esası üzerine yapılıyor olacaktı.”
   Avrupa Birliği’nin Rumları tüm Kıbrıs adına üye yapmasını da eleştiren 1. Cumhurbaşkanı Denktaş, AB’nin, Rumları, uluslararası anlaşmaları hiçe sayarak Türkiye’nin üye olmadığı AB’ye üye yaparak bu meseleyi ebediyen çözümsüzlüğe mahkum ettiğini savundu. “Kıbrıs Türkü Türkiye’nin üye olmadığı bir AB’ye giremez. Hele hele tek devlet, tek halk ve tek egemenlik prensibine dayalı bir anlaşmayla asla AB’ye giremez. Girerse intihar etmiş olur” görüşünü ortaya koyan Denktaş, Güney’de Hristofyas’ın Başpiskopos ve eski EOKA’cılarla görüşmesinden sonra yapılan açıklamalarda “Bize verilen özel bilgilerden sonra tatmin olduk. Hristofyas’ı sonuna kadar destekliyoruz” diye açıklamalar yapıldığını, bu özel bilgilerin ne olduğunu da özellikle Cumhurbaşkanı Talat’ın açıklaması gerektiğini söyledi.
   Cumhurbaşkanı Talat’ın BM Genel Sekreteri ile yaptığı görüşmede, Talat’ın BM Genel Sekreterini faal olmaya davet etmesini de eleştiren Denktaş, “Sayın Cumhurbaşkanı ölü gözünden yaş bekliyor. BM Kıbrıs konusunda hakem olmadan önce taraflara eşit muamele yapmalı, BM’nin gözünde biz ‘meşru bir Devlete karşı isyan bayrağı açmış asileriz’. Böyle şey olur mu? Bunu söyleyen bir kuruluş adil olabilir mi?” dedi.
   Bir soru üzerine ne kendisinin ne de DP’nin AKP ile bir meselesinin olmadığını, AKP’nin buradaki seçimlere
karışmayarak doğru olanı yaptığını, bir küçük partinin kendisini burada AKP’nin şubesi gibi göstermeye çalıştığını, bunun da çok yanlış olduğunu söyleyen Denktaş, AKP’nin bu partinin kendi adını bu şekilde kullanmasına niçin müsaade ettiğini anlamanın mümkün olmadığını dile getirdi.

KIBRIS 06/04/09

 

Hristofyas, Maraş için ısınıyor!

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Maraş konusunun ileri götürülmesi amacıyla çok yakında inisiyatif alacağını açıkladı. Ancak ne tür hareketlerde bulunacağını şu anda tayin etmek istemediğini bildirdi.
   Gazete; “Maraş İçin İnisiyatifler – İşgal Altındaki Kent Hükümet Gündeminin Üst Sırasında – 550 Sayılı Kararı Uygulamak Türkiye’nin Yükümlülüğüdür” başlık ve spotlarıyla manşete çektiği haberinde Hristofyas’ın dün; Limasol’da faaliyet göstermekte olan sözde “Maraş Belediyesi”ni ziyaret ederek, sözde “Belediye Başkanı” Aleksis Galanos ve “Belediye Meclisi üyeleriyle” görüştüğünü yazdı.
   Gazeteye göre Rum Yönetimi Başkanı görüşmeyle ilgili olarak Rum gazetecilere yaptığı açıklamada, Maraş konusunda yapacakları yeni olası hareketlerle ilgili olarak bilgi verdiğini belirterek, “Belediye Başkanı’na ve Belediye Meclisi üyelerine; çok yakında Maraş konusunda somut bir şeyler yapacağımı taahhüt ettim” dedi.
Ne tür hareketlerde bulunmayı planladığını soran gazetecilerden sabretmelerini isteyen Hristofyas, “Biz inisiyatiflerimizi asla basın yoluyla öldürmeyiz” dedi, şunları ekledi:
   “Maraş meselesi Kıbrıs’ın meselesidir. Dolayısıyla devletin dümeninde her kim olursa olsun; Maraş’ı diğer öncelikleri arasında görmek zorundadır. Bu nedenle Başkan’a ve görüşmemizde hazır bulunan meclis üyelerine; uluslararası unsurlarla yaptığım görüşmelerde çoğu zaman; Türkiye’nin 550 sayılı BM kararını uygulama ve Maraş’la ilgili iyi niyet hareketlerinde bulunma yükümlülüğünü gündeme getirdiğimi ilettim.”
   Sözde “Maraş Belediyesi ve Belediye Meclisi”nin Kıbrıs sorununu Maraşlaştırmadıklarını” savunan Hristofyas, “Her zamanki sloganımızda olduğu gibi muhataplarımızla görüşmek suretiyle (BM) kararlarının uygulanması yönündeki çabalarımız sürekliyse bu; Maraş konusunu gündeme getirmek için her türlü gerekçeye, hakka ve yükümlülüğe sahip olduğumuz anlamına gelir” ifadesini kullandı.
  Sözde “Belediye Başkanı” Galanos ise, Hristofyas’ın icraatlarından memnuniyet belirterek, “Durum çok zor olsa da her zaman doğru süreçte bulunuyoruz. Özellikle Maraş’a öncelik verilmesi, asla bir kenara atmamamız gereken bir şeydir, çünkü bütün göçmen camiası için bir semboldür” dedi.
Fileleftheros gazetesi haberi; “Hristofyas: Maraş İçin İnisiyatif – Uluslararası Düzeyde Müdahaleler” başlığıyla yansıtırken;
Alithia “Maraş: Hristofyas Aleksis’e Gitti”;
Politis “Maraş, İnisiyatif Alıyor”;
Simerini “Hristofyas’tan Maraş İçin İnisiyatif”;
Mahi “Maraş Konusu Masada” başlığı altında özetledi.

KIBRIS 05/04/09

Kyprioanou ‘satisfied’ with 30 minute meeting with Clinton

FOREIGN Minister Marcos Kyprianou was yesterday said to be “satisfied” with his meeting with his US counterpart, Hillary Clinton.

During the half-hour meeting in Prague, where the duo attended the EU-US Summit, the US Secretary of State assured Kyprianou that efforts to reach a Cyprus solution had the full support of America.

Kyprianou said: “We talked mainly about the Cyprus problem. The US expressed support to the ongoing [negotiations] process, and to the aim of a bizonal, bicommunal federation in Cyprus.”

The Foreign Minister briefed Clinton on the latest developments in the direct talks, the difficulties of the process, and the expectation from Turkey, which “has a crucial role to play”.

The pair agreed to find a date for a new meeting in Washington, to continue the discussion, an official announcement said. Whether this will secure Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat a much-coveted meeting with Clinton was yesterday unclear.

Last month much fuss was made about a possible meeting between Talat and Clinton. The meeting, said to be prompted by Turkey and provoking strong Greek Cypriot condemnation, was thought to help boost Talat’s popularity ahead of parliamentary elections in the north. The Turkish Cypriot leader’s party is said to be trailing in the polls, which could potentially have a detrimental effect in the negotiation process.

Kyprianou added: “We found out that there are many other basic issues to discuss, like the bilateral relations between the US and Cyprus and issues that Cyprus can play a positive role as an EU member state, such as the Middle East problem.”

The Foreign Minister said he and Clinton had also had the opportunity to refer to the Greek and Greek Cypriot community living in the US.

An important link between Cyprus and the US, the community is hoping for closer relations and co-operation between the Cyprus and US governments, said Kyprianou.

CYPRUS MAIL 07/04/09

 

 

Christofias asks Obama to up pressure on Turkey
By Elias Hazou

PRESIDENT Demetris Christofias urged the United States to use its leverage with Turkey to bring about an end to the island’s continuing occupation.

Christofias said he found US President Barack Obama to be “responsive” during a brief tête-a-tête on the sidelines of an EU-US summit in Prague on Sunday.

It was the first time the two leaders met in person; Christofias approached Obama for a brief exchange as European leaders clamoured to shake hands with the US President.

“I detected a sincere response from Mr Obama. I would like to say that on certain matters he complemented our positions. From then on, it remains to be seen how this will translate in real terms,” Christofias told newsmen later.

The President managed to get some face time with Obama before the US leader flew to Ankara for talks with Turkish leaders. Also on the sidelines of the EU-US summit, Foreign Minister Marcos Kyprianou had a half-hour meeting with US Secretary of State Hillary Clinton, who reiterated US support for a Cyprus settlement based on a bizonal, bicommunal federation.

Obama is spending two days in Turkey as he wraps up an event-packed international trip that also saw stops in Britain, France, Germany and the Czech Republic.

Nicosia is concerned that warming US-Turkish relations may harden Ankara’s stance on Cyprus.

The US President arrived in Ankara late Sunday and will go on to Istanbul for events today. In talks with Turkish President Abdullah Gul and Prime Minister Recep Tayyip Erdogan, Obama will try to sell his strategy for Afghanistan and Pakistan.

At the EU-US summit in Prague, Obama had called on leaders of the European Union’s 27 nations to seek greater co-operation and closer ties with Islamic nations, including allowing Turkey to join the European Union – a contentious subject for some European countries. French President Nicolas Sarkozy said after Obama’s remarks that the decision was the EU’s to make, not Washington’s.

Earlier, Obama had attended the NATO summit in Strasbourg, where his last-minute intervention proved instrumental in overcoming Turkish opposition to the appointment of outgoing Danish Prime Minister Anders Fogh Rasmussen as NATO’s new secretary general.

The choice of Rasmussen, who in 2005-06 supported the right of Danish newspapers to print satirical cartoons of the prophet Mohammed, was objected to by Ankara – NATO’s only Muslim-majority member – as offensive and a possible provocation in Afghanistan.

Commenting on the goings-on at the NATO summit, Christofias said European leaders approached him in Prague to complain about Turkey’s hard stance.

“Many of them [foreign leaders] came up to me to say that Turkey is a very tough interlocutor and partner. And I in turn pointed out how much we are suffering from Turkey’s hard positions, since Turkey is the main negotiator for the solution of the [Cyprus] problem…and they all agreed with me,” Christofias told reporters.

In Nicosia yesterday, House Speaker and acting President Marios Garoyian cautioned that Cypriot diplomacy should keep a close watch on international developments.

“One should take Mr Obama’s visit to Turkey very seriously, despite earlier signs of a possible shift in US policy [on Cyprus].

“Turkey remains important as ever to US geopolitical interests, and it will take a lot of hard work, both by the Cypriot and Greek governments, so as to make the most of our influence within the United States,” Garoyian said.

Meanwhile the Kyrenia Refugees Association yesterday staged a silent demo outside the US Embassy building in Nicosia to protest Obama’s visit to Turkey.

CYPRUS MAIL 07/04/09

 

 

Ergenekon adaya mı uzanıyor?

Rauf Denktaş ve KKTC eski Başbakanı Eroğlu hakkında soruşturma yapılması talebinde bulunuldu. Rauf Denktaş iddialara NTV'de yanıt verdi.

AA

NTV 08 Nisan. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'deki Ergenekon soruşturması iddianamesinde adı geçen KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve eski başbakanlardan, ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu hakkındaki iddiaların araştırılması için bugün Başsavcılıktan soruşturma yapılması talebinde bulundu.

KKTC Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünden konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada şunlar kaydedildi:

"Türkiye'de 'Ergenekon' adı ile bilinen bir soruşturma yapılmaktadır. Bilindiği üzere bu soruşturma neticesinde şüpheliler aleyhine Türkiye Cumhuriyeti Ceza Usul Yasası uyarınca iddianame hazırlanmıştır.

Bu iddianamede bulunan bazı kısımlar basınımızda yer almış ve söz konusu iddianamenin bir bölümünde Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Derviş Eroğlu ve Eski Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Raif Denktaş hakkında iddialar bulunmaktadır.

Bu iddiaların çok ciddi olması ve kamu yararı gereği KKTC yasal mevzuatı uyarınca da soruşturma yapılması kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu bağlamda Sayın Başbakan Ferdi Sabit Soyer, KKTC Anayasası uyarınca devletin Hukuk Danışmanı olan Hukuk Dairesine (Başsavcılık) bugün resmi bir yazıyla söz konusu iddianameyi göndererek, KKTC yasaları uyarınca mezkur iddiaların araştırılması ve gerekli soruşturmanın yapılması talebinde bulunmuştur."

 

Denktaş: Seçim öncesine gelmesi manidar

KKTC  Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC Başbakanı Soyer'in Ergenekon iddianamesinin Kıbrıs'la ilgili bölümlerinin araştırılması talimatına tepki gösterdi.

NTV 08 Nisan. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - NTV'nin sorularını yanıtlayan Denktaş, "Yargının kabul etmediği iddiaları ciddiye almam" dedi. Denktaş, soruşturma talebinin KKTC'deki seçim öncesinde gündeme gelmesinin de manidar olduğunu söyledi.

Denktaş şunları söyledi: "Akşam sayın Soyer elinde bir sızdırma rapor olduğunu, bu raporda 1998 seçimlerinde sayın Derviş Eroğlu’na Mustafa Özbek Bey'in ve onun ilgili olduğu kuruluşun beni ekarte etmek için büyük paralar sarf edildiğini vesaire konuşuyorlardı.

Ve sayın Soyer yeniden seçildiğim taktirde derhal ertesi gün bu konuyu savcılığa vereceğim demişti. Yani benim aleyhime değil beni korur vaziyette bir durum vardı. Çünkü Ergenekon’un beni ekarte etmek istediği ve sayın Eroğlu’nu kullandığı anlamında bir şeyler vardı.

Yargının kabul etmediği böyle sızdırma raporları hiç bir zaman ciddiye almadım. Her ne kadar bu raporda bazı gerçeklere temas edilmişse de... Onun için bekleyelim görelim ne yapacaklarını. Ama ben ciddiye almıyorum bu konuyu. Bu gerçeklerin bir tanesi 1998 seçimlerinde hakikatten sayın Eroğlu’nun benim aleyhime çalıştığıdır ve çalıştırıldığıdır. Bunu biliyoruz ve sayın Mustafa Özbek’in Ulusal Birlik Partisini desteklediği de gerçeklerdir. Ama bunun ötesinde bunları döndürüp henüz kanıtlanmamış bir Ergenekon teşkilatına bağlamak bence ciddi değerlendirme değildir.

Bir his ya da bir takım izlenimler edinmiş miydiniz o zaman?
Denktaş: Hayır Türkiye daima kendi siyasetine ters düşen tutumlarda tedbir almıştır. Herhalde o günlerde kim başbakansa hatırlamıyorum, benim yine görüşmelerde bir sıkıntım olmuşsa veya birilerinin istediği şekilde boyun eğiyorsam bir yerlere, o nedenle beni ekarte edip daha uyumlu, daha uysal birini makama getirmek istemiş olabilirler. Ama o günlerde bunları ben ne ciddiye aldım ne bir şey yaptım. Bir seçim havası içinde taraflardan biri destekleniyorsa, biz halkın iradesine  müracaat ettik: Yine neticeyi de hatırlamıyorum ne olduysa oldu.

Bu girişimin seçimden önce ortaya çıkması için ne diyorsunuz?
Denktaş: Manidardır, ve bir nevi müdahaledir. Şimdi ne kadar doğrudur, ne kadar eğridir bilmiyorum ama yeniden buradaki ÖRP partisine sayın Topbaş’ın otobüsünün getirildiği söyleniyor.  Ve üzerinde aynı partinin başkanının resmi konulmuş. Sayın Bağış geliyormuş yardımcı olmak için. Demek ki Türkiye'nin ya da Türk hükümetinin yine bir tercihi vardır ki; bu hazırlıklar yapılıyor. Biz şimdiye kadar Türkiye müdahale etmez diyorduk. Çünkü çok kabul edilmez gelişmeler olmuştu seçimler öncesinde. Türkiye herhalde bu sefer uzak durur ve karışmaz diye düşünüyorduk inşallah öyledir.

Ergenekon iddialarının Kıbrıs’ta varlığı hakkında ne diyorsunuz?
Denktaş: Şimdi önce bu Ergenekon nedir? Hükümeti devirmek için bir komplo dendi değil mi? Cumhuriyet mitingleri nedeniyle hükümete karşı bir darbe hazırlanıyor, diye başladı. Böyle bir şey ise Kıbrıs’la bunun ne ilgisi var. Ama bununla ilgili insanlar Kıbrıs’a gelip gitmişse, Ergenekon ile Kıbrıs'ın ne ilgisi var. Bir sepet ortaya konmuşsa ve bütün faili meçhul cinayetlerin hepsi bunun içine atılıyorsa ve bu nedenle Ergenekon var deniyorsa yani bu çok çok acayip bir şeydir.

Ben ne böyle dava ne böyle iddianame gördüm. Böyle binlerce sayfa. Bir de geliniz sizi içeriye tıkalım, delil arayalım, diye aylarca insanlar içerde tutuluyor. Bunları biz hakikatten ne kabul edebiliyoruz, ne hazmedebiliyoruz. Ergenekon diye bir şeyin Kıbrıs’ta olması ihtimali,  Türkiye'de hükümet devirmesi ile hiç alakası olamaz. Çünkü Kıbrıs Türkünün bütün inancı ve faaliyetleri yıllarca Türk hükümetinin seçtiği hükümetlerle işbirliği yapmaktır. Kıbrıs meselesini partiler üstü tutmaktır. Bu nedenle de Kıbrıs Türk idarecileri, ben de dahil çok büyük fedakarlıklar yaptık, Kıbrıs meselesi partiler üstü kalsın diye...

 

Türkiye'de laiklik geriliyor

Independent yazarı Cockburn uyarıyor: 'Mini etekli kızlara inanmayın, Türkiye'de laiklik geriliyor'

ntvmsnbc

 08 Nisan. 2009 Çarşamba

LONDRA - Dünya basınında ABD Başkanı Barack Obama'nın Türkiye ziyareti ile ilgili haberler yer almaya devam ediyor.

İngiliz Independent gazetesinin Ortadoğu muhabiri Patrick Cocburn de bugün konu ile ilgili ilginç bir makale yazdı. Cockburn, Obama'nın buluştuğu gençler arasında yer alan mini etekli, modern kızlara aldanılmaması gerektiğini, Türkiye'de laikliğin aslında gerilediğini söyledi.

Cockburn, Barack Obama'nın Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki "İslam dünyasıyla savaşta değiliz" sözlerine atıf yaparak "Obama, İslam dünyasıyla barış söylemini hayata geçirebilecek mi?" diye sordu:

“Obama'nın Bush'un başlattığı savaşları bitirmesi ve Amerikan karşıtlığını tersine çevirmesi kolay olmayacak. Bush'un Blair'in yaptığı gibi Obama'nın da Bağdat'a güvenlik nedenleriyle kimseye haber vermeden gitmek zorunda kalması, Irak'taki sorunun bitmediğine işaret ediyor. Obama'nın en büyük avantajı Amerikan basınının parasızlık nedeniyle Irak'a ilgisini kesmesi, Amerikalıların da Irak'taki savaşı kazandıklarına inanması.

Irak'ta şiddetin yeniden alevlenmesi, Obama'nın omuzlarına yıkılabilir. Obama Ankara'da İslam dünyasında savaşta olmadıklarını söyledi. Müslümanların çoğunlukta oldukları ülkelerin liderleri ABD'nin ton değişikliğini takdir ediyor, ama gerçekte bir şeylerin değişip değişmeyeceğini görmek istiyor.”

SADECE BİRKAÇ KASAP DOMUZ ETİ SATIYOR
Patrick Cockburn, Obama'nın dün Türk öğrencilerle yaptığı toplantıyla ilgili olarak da şunları söylüyor:

“Obama'ya iyi İngilizceleriyle soru soran türbansız, mini etekli öğrenciler, modern Türkiye'de laiklerle dinciler arasındaki dengeye dair yanıltıcı bir izlenim veriyor. Gerçek şu ki kırsal kesimde hatta İstanbul'da bile laiklik geriliyor. 20 yıl öncesiyle kıyaslanınca artık sadece birkaç kasap domuz eti satıyor."

“Yüksek vergiler ve ruhsat harçları nedeniyle alkollü içki almak zorlaşıyor. Konuştuğumuz bir uzman, 'Sosyal açıdan Türkiye artık çok daha İslami bir ülke oldu" diyor.

Obama'nın İslam dünyasında kalpleri kazanabilmesi İsrail ve Filistin, Irak, Suriye, İran ve Afganistan'daki politikalarını ne ölçüde değiştireceğine bağlı.”

 

KKTC Başbakanı'nın dudakları uçuklamış!

08.04.2009 CNN TURK

 

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'de Ergenekon soruşturması çerçevesinde hazırlanan iddianameyle ilgili ek dokümanları okuyunca "dudaklarının uçukladığını" söyledi.

 


Soyer, Bakanlar Kurulu toplantısına girerken yaptığı açıklamada, iddianameyle ilgili ek dokümanlarda, "1998 seçimlerinde dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı ekarte etmek için Ulusal Birlik Partisi'ni (UBP) organize şekilde, maddi menfaatler, baskı ve şantajla öne çıkarmaya çalışan organize bir çalışma yapıldığının ortaya çıktığını" belirtti.

Türkiye'deki Ergenekon soruşturması kapsamında Başsavcılığa yaptığı başvuruyla ilgili bilgiler aktaran Soyer, Ergenekon soruşturması çerçevesinde hazırlanan iddianameyle ilgili ek dokümanların dün bilgisine geldiğini ve bunları okuyunca "dudaklarının uçukladığını" ifade etti.

Soyer, "1998 seçimlerindeki pek çok olayı bilen biri olarak bunun perde gerisini öğrenmek ve bununla ilgili çeşitli olayları bir de resmi belgeler çerçevesinde öğrenmenin kendisini şok ettiğini" söyledi.

Soyer, "Bu belgelerde açık bir şekilde gördüm ki 1998 seçimlerinde dönemin Cumhurbaşkanı -ne kadar politik görüşüm kendisinden farklı olsa da- Sayın Rauf Raif Denktaş'ı ekarte etmek için Ulusal Birlik Partisini organize bir şekilde; üstelik maddi menfaatler de tutarak, çeşitli insanlara baskı ve şantaj yaparak öne çıkarmaya çalışan çok organize bir çalışma yapıldı ve bulunan bu belgelerde, özellikle dönemin Başbakanına, yani Sayın Eroğlu'na yazılan raporlar tüylerimi diken diken etti" dedi.

KKTC Başbakanı Soyer, "Bunun için bu iddialar kesinlikle araştırılmayı gerektiren noktalardır. Hele bu rapor ve yazıların içinde, Kıbrıs Türk halkına yapılan hakaretleri, 'Kıbrıs Türk halkının parayla kişiliğini satan bir halk olduğuna' dönük tanımlamaları, Kıbrıs Türk halkını aşağılayan ifadeleri ve 'ensesine vur elindeki ekmeği al, parayla da iradesini satacak insanlar' yönündeki tanımlamaları tüylerimi diken diken etti. Onun için esas olan nokta bunların araştırılmasıdır" diye konuştu.

"Artık kimsenin Kıbrıs Türk halkının iradesine, bu tür hadiseler ve organizasyonlarla ipotek koyamayacağını" kaydeden Soyer, "Öyle bir plan, proje ki 1998 seçimlerinde UBP'yi birinci parti olarak göstermek amacıyla anket çalışmalarının ve anketörlerin finanse edilmesinden tutalım, belli bölgelerde, belli örgütlenmelerle, o dönemin koşullarında, 20 milyon dolara yakın para dağıtmalar, şantajlar, isim isim orta yere dökülen tablolar tüyler ürperticidir" ifadelerini kullandı.

Soyer, "bu belgelerde, UBP'nin 1998 seçimlerinden birinci parti olarak çıkması ve 2000 yılındaki cumhurbaşkanı seçimlerinde Denktaş'ın ekarte edilmesi için hükümet kurma modelleri, hükümeti sürdürme biçimlerinin de yer aldığını" belirti.

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'deki Ergenekon soruşturması iddianamesinde adı geçen KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve eski başbakanlardan, ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu hakkındaki iddiaların araştırılması için bugün Başsavcılıktan soruşturma yapılması talebinde bulunmuştu.

 

Soyer, Denktaş ve Eroğlu için soruşturma istedi

08.04.2009 CNN TURK

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'deki Ergenekon soruşturması iddianamesinde adı geçen KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve eski başbakanlardan, ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu hakkındaki iddiaların araştırılması için bugün Başsavcılıktan soruşturma yapılması talebinde bulundu. Soruşta talebine Rauf Denktaş ve Ulusal Birlik Partisi (UBP) tepki gösterdi.


KKTC Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nün açıklamasında, "Ergenekon iddianamesinde bulunan bazı kısımlar basınımızda yer almış ve söz konusu iddianamenin bir bölümünde Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Derviş Eroğlu ve Eski Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Raif Denktaş hakkında iddialar bulunmaktadır. Bu iddiaların çok ciddi olması ve kamu yararı gereği KKTC yasal mevzuatı uyarınca da soruşturma yapılması kaçınılmaz bir sonuçtur" denildi.

Açıklamada, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in KKTC Anayasası uyarınca devletin Hukuk Danışmanı olan Hukuk Dairesi'ne (Başsavcılık) bugün resmi bir yazıyla söz konusu iddianameyi gönderdiği ve gerekli soruşturmanın yapılması talebinde bulunduğu belirtildi.

Denktaş: "Halkımız böyle şeyleri yutmaz"
cnnturk.com

CNN TÜRK'e konuşan KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, kanıtlanmayan iddiaları ciddiye almadığını belirterek, haberi bugün aldıklarını ve şaşırdıklarını söyledi.

Zamanlama açısından böyle bir raporun gönderilmesini seçimlere müdahale olarak gördüğünü belirten Denktaş, konunun henüz yargıdan geçmediğini kaydetti.

Denktaş, "Dün akşam Sayın Soyer ile Derviş Eroğlu'nu televizyonda seyrettim. Soyer'in elinde bir 'Ergenekon' belgesi olduğunu ve bu belgede 1998 seçimlerinde Sayın Mustafa Özbek kanalıyla, benim aleyhime Serdar'ın (Serdar Denktaş) seçimleri kazanmaması için, UBP'nin kazanması için, büyük paralar harcandığını ve destek aldığını vesaire konusunda atıştıklarını gördüm. Bunu Sayın Soyer, savcıya verip takip ettireceğini de söyledi" dedi.

Rauf Denktaş, "Bunun içerisinde benim aleyhime bir şey olduğunu sanmıyorum, varsa da ciddiye almıyorum. Çünkü yargı tarafından kanıtlanmamış, yargıdan geçmemiş, sızdırma bir belge var, basına sızdırılmış. Ve yine seçimler öncesi bir sızdırma vardır. Bu seçimlere müdahale için yapılan bir tertip de olabilir" diye konuştu.

Denktaş, seçimler için Egemen Bağış'ın da KKTC'ye geleceğini belirterek, bunların hatılı bir davranış olduğunu söyledi.

Hazırlanan raporun Türkiye'den geldiğini belirten Denktaş, raporun içerisinde KKTC'deki Sivil Daire Başkanlığı'nın Ergenekon soruşturmasında tutuklu olan Mustafa Özbek'e gizli bilgi verdiği, yine Mehmet Şener Eruygur'un da kendisine gizli bilgi verdiği, kendisinin seçimlerde Ergenekon sanıklarından yardım istediği yönünde iddiaların olduğunu söyledi.

"Bunlar alakası olmayan uydurma şeyler" diyen Rauf Denktaş, ifade vermeye çağrılmadığını fakat çağrıldığı takdirde ifade vermeye gideceğini söyledi.

Denktaş, "Seçimlerde bizi susturmak için yapılan bir harekettır diye düşünüyorum. Halkımız böyle şöyleri yutmaz" diye konuştu.

"Böyle bir zamanda böyle bir şeyin sızdırılmış olmasını, seçimlerle bağlantılı gördüğünü" kaydeden Denktaş, "Kanımca böyle bir sızdırmanın bu safhada yapılması da maksatlıdır. Kanıtlanmayan iddiaları ciddiye almıyorum. Ergenekon'un KKTC ile hiçbir alakası olamaz" dedi.

Denktaş, "Ergenekon nedir? Olay, hükümeti devirmek için komplo, darbe hazırlığı olarak başladı. Böyleyse KKTC ile ne ilgisi var? Bir sepet ortaya konmuşsa, içine bir şeyler atılıyorsa, Ergenekon var deniyorsa bu çok acayip bir şeydir. Ben ne böyle dava gördüm, ne de böyle iddianame. Bunları biz kabul edemiyoruz, hazmedemiyoruz.. Ergenekon diye bir şeyin KKTC'de olması mantıklı değil. Türkiye'de hükümet devirme planlarıyla KKTC'nin hiçbir alakası olamaz. KKTC'nin amacı şimdiye kadar Türkiye hükümetleriyle işbirliği yapmaktır. Kıbrıs meselesini de partilerüstü tutmaktır" diye konuştu.

UBP: "Çirkin bir siyasi oyun"

KKTC'deki ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP), Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in Türkiye'deki Ergenekon soruşturması iddianamesinde adı geçen UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu hakkındaki iddiaların araştırılması için Başsavcılıktan soruşturma yapılması talebinde bulunmasını "çirkin bir siyasi oyun" olarak niteledi.

UBP Basın Bürosundan, UBP Genel Merkezi adına yapılan yazılı açıklamada, "UBP olarak alnımız açık, başımız diktir. Verilemeyecek hiçbir hesabımız yoktur" denildi.

Açıklamada "Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve Başbakan Soyer'in önce 1998 seçimleri için Türk-Metal Sen Genel Başkanı tarafından UBP'ye 20 milyon dolar verildiği yolunda bir televizyon programında açıklamalar yapması, ardından da Başsavclığıa başvurması çirkin bir siyasi oyundur. Ciddi bir Başbakan önce iddiaların doğruluğunu araştırır, mantığına başvurur, muhatapları ile konuyu ele alır, ondan sonra konuyu daha ileriye götürür, ama CTP Genel Başkanı bunun tam tersini yaptı" dedi.

"UBP'nin Kıbrıs Türk halkına güvenen bir parti olduğu, halkın geniş desteğiyle CTP'nin en az 20 puan önünde iktidara yürüdüğünün tüm kamuoyu yoklamaları tarafından da saptandığı" görüşüne yer verilen açıklamada, "Ekonomimizi mahveden, Kıbrıs Türk halkının yüzde 70'i tarafından başarısız bulunan CTP hükümeti son çare olarak 'Ergenekon ipine' sarılmaktadır" iddiasında bulunuldu.

Açıklamada, "Yasalarımıza göre KKTC Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmanın bir prosedürü yoktur. Ancak bir başvuruda bulunulması Başsavcılığın bunu dikkate alarak harekete geçeceği anlamına gelmez. KKTC Başsavcılığı herhangi bir makamın talimatı ile hareket etmez" denildi.

UBP açıklamasında, "Bir Başbakanın ülkesinin hukuk sisteminden habersiz sırf siyasi amaçlarla hareket etmesi hiçbir siyasi etkik anlayışı ile bağdaşmaz. UBP olarak alnımız açık, başımız diktir. Verilemeyecek hiçbir hesabımız yoktur. 19 Nisan seçimleri için de halkımıza hesap vererek, projelerimizi sunarak ilerliyoruz. Kıbrıs Türk halkından ve Anavatan Türkiye'deki kardeşlerimizden ricamız bu iddiaları ciddiye almamaları, CTP'nin çamur at izi kalsın siyasetine prim vermemeleridir" ifadlerine yer verildi.



BAŞBAKAN SOYER'İN İDDİALARI
cnnturk.com

Dün TV programında söylemişti

Kıbrıs gazetesinde yer alan bir haberde, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile UBP lideri Derviş Eroğlu'nun dün akşam Kıbrıs TV'de bir araya geldiği kaydedildi. Habere göre Başbakan Soyer, programın başında Ergenekon iddianamesini ele geçirdiğini ve bu konuda suç duyurusunda bulunacağını açıkladı.

Soyer, Ergenekon iddianamesinde Eroğlu’na sunulan bir rapordan söz edildiğini, 1998 seçimlerinde 20 milyon dolar civarında para dağıtıldığı iddialarının bulunduğunu belirterek, “Bunların açığa çıkması gerektiğine inanıyorum. Ortada resmi bir belge var ve bu belgede bizim demokrasimizle ilgili önemli iddialar bulunuyor” demiş ve savcılığa suç duyurusu yapacağını söyledi.

Derviş Eroğlu, Soyer’in bahsettiği rapordan haberi olmadığını belirterek, seçim sürecine girilmesiyle birlikte adının Ergenekon’la bağdaşlaştırılmak istendiğini ve bunun demokrasiye yakışmadığını söyledi.

Seçimlere asıl müdahalenin 2005’te AB, ABD ve İngiliz Yüksek Komiserliği tarafından yapıldığını iddia eden Eroğlu, Ergenekon iddianamesinde adı geçen Metal-Sen Başkanı Mustafa Özbek’in sadece kendisiyle değil, CTP lideri Soyer’le de görüşmeler yaptığını belirtti.

Detaylar...
 
Soyer, “Şu ana kadar Ergenekon konusunda konuşmak istemedim. Ancak, bu iddianame ve iddianameyle ilgili olayları görünce şok oldum. Bunların açığa çıkması gerektiğine inanıyorum. Özbek’in evrakları arasında bulunan ve Derviş Eroğlu’na sunulması için hazırlanmış bir rapor var. Bunları okuduğumda tüylerim dikken diken oldu” dedi.

Raporda, 1998 seçimleriyle ilgili olarak toplam 20 milyon dolar paranın 1998 seçimleri için birçok kişiye dağıtıldığı iddialarının yer aldığını belirten Soyer, elde edilen belgede, “2000 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Denktaş’tan sonra Eroğlu vasıfları ile tamamen uygundur. Bu konuyu arkadaşlarımız ele almalıdır” ifadelerinin yer aldığını söyledi.

Ölüm timlerinin geldiği ve paraların dağıtıldığı konusunda iddialar yer aldığını ve bunların açığa çıkarılması gerektiğini ifade eden Soyer, elde edilen raporun resmi bir evrak olduğunu belirterek, KIBRIS TV ekranlarından bu konuda Başsavcılığa suç duyurusunda bulunacağını açıkladı.

Soyer, “19 Nisan seçimlerinde birinci parti çıkacağız ve ilk vereceğimiz yeminden sonra hükümet programıyla bağlantılı olarak bunun açığa çıkarılması için uğraşacağız” diye konuştu.

1998 seçimlerinin kokusunun 2009’da ortaya çıktığını ifade eden Soyer, “Derviş Eroğlu’na sunulmak üzere hazırlanmış rapor ve bu raporun Özbek’e iletildiği, Denktaş’a yönelik operasyon yapıldığı dönemdir. Bugüne kadar hiç konuşmadım, ısrarla konuşmadım ama bu raporu bugün aldım ve bununla ilgili olarak başvuruda bulundum ve internet vasıtasıyla bu iddianamenin resmi eklerini yolladılar” dedi.

Türkiye’de henüz kanıtlanmamış bu iddianameyi savcılığın ele alıp almayacağıyla ilgili soruyu yanıtlayan Soyer, raporda 2000 cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik olarak Denktaş’ın ekarte edilmesinin yer aldığını belirterek, “Bu raporun bir yerde kanıtlanmasına gerek yoktur. Bunu siz (Eroğlu) kanıtlayacaksınız. Bu resmi bir belgedir ve bu belgede bizim demokrasimizle ilgili önemli iddialar vardı. Hedef bu hadiseleri ortaya çıkarmaktır. Bu demokrasinin kurumsallaşması için son derece önemlidir” diye konuştu.

Eroğlu: Rapordan haberim yok

CTP Genel Başkanı Soyer’in bahsettiği rapordan haberi olmadığını belirten UBP Genel Başkanı Eroğlu, seçim sürecine girilmesiyle birlikte kendisinin Ergenekon’la bağdaşlaştırılmaya çalışıldığından yakınarak, “Yıpranmış bir parti, UBP’yi de yıpranmış bir çizgiye sokmaya çalışıyor” diyerek CTP’yi eleştirdi.

UBP’nin Ergenekon’un dışında olduğunu dile getiren Eroğlu, “KKTC’de namusumla politika içinde bulundum. Seçim ve oy amacı ile de olsa böyle yapmanız yanlıştır. Demokrasiye esas lekeyi sürdüren sizsiniz. Milletvekilini satın aldınız…” diyerek, Ergenekon olayıyla ilgili iddiaları yanıtladı.

Soyer’in içeriğinden ayrıntılar aktardığı raporda adı geçen Mustafa Özbek ile dostane bir ilişkisi bulunduğunu söyleyen Derviş Eroğlu, Özbek’in Cumhurbaşkanı Talat ile de diyalog içinde olduğunu kaydetti.

Ulusal Birlik Partisi’ni Ergenekoncu gibi göstermenin demokrasiye yakışmadığını ifade eden Eroğlu, seçimlere asıl müdahalenin 2005’te AB, ABD ve İngiliz Yüksek Komiserliği tarafından yapıldığını iddia etti.

 

 

Ada halkının çözüm için umudu zayıf

08.04.2009 CNN TURK

 

Düşünce kuruluşu Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi'nin "Kıbrıs'ta halkların barışı" konulu kamuoyu araştırması, Kıbrıslı Türklerin yüzde 61'i ve Rumların yüzde 59'unun, Eylül 2008'de başlatılan kapsamlı çözüm müzakerelerinin olumlu sonuçlanmasını beklemediğini ortaya koydu.


Kıbrıs'ın her iki kesiminde, toplumları yansıtacak şekilde 1000'er kişiyle görüşülerek yapılan araştırmada, güneyde yüzde 64 ve kuzeyde yüzde 65 olmak üzere adadaki halkların yaklaşık 3'te 2'si liderlerinden müzakereler yoluyla uzlaşmasını isterken, her iki tarafın kabul edebileceği çözüm alternatiflerinde büyük farklılıklar gözlemleniyor.

"Üniter devlet ve merkezi hükümete" dayanan bir çözüm, Rumların yüzde 80'inden destek alırken, yüzde 11'lik kesim uzlaşma adına bu çözüme hoşgörüyle yaklaşıyor, yüzde 9'u karşı çıkıyor. Türk tarafının ise yüzde 48'i böyle bir çözümü reddediyor. Türklerin yüzde 33'ü üniter devlet modelini memnuniyetle karşılarken, yüzde 19'u uzlaşma adına bunu kabul edebileceğini belirtiyor.

"İki bölgeli ve iki toplumlu federasyon" seçeneği, Türklerin yüzde 49'u tarafından desteklenirken, karşı çıkanların oranı yüzde 28'de kalıyor. Rum tarafında ise federasyon seçeneğine destek verenlerin oranı yüzde 44 ve itiraz edenlerin oranı yüzde 20 olarak hesaplanıyor.

Araştırmaya göre, "iki egemen devletin konfederasyonu" seçeneğine Türklerin desteği, ilginç bir şekilde yüzde 39'a gerilerken, karşı çıkanların oranı yüzde 41'e ulaşıyor.

Konfederasyon fikrini Rum kesiminin sadece yüzde 9'u onaylarken, yüzde 78'i reddediyor.

Mevcut durumun (statüko) devamına destek verenlerin oranı Türkler arasında yüzde 33 ve Rumlar arasında yüzde 10 olarak ölçülürken, karşı çıkanlar Türk tarafında yüzde 41 ve Rum tarafında yüzde 60'a ulaşıyor.

"Uluslararası toplumca tanınmış iki ayrı devlet" ihtimali, Türklerin yüzde 71'inin desteğini alıyor. Türklerin yüzde 14'lük kesimi buna karşı çıkacağını belirtiyor.

İki bağımsız devlet modelini Rumların yüzde 82'si reddediyor, yüzde 8'i destekliyor.

Araştırmaya göre Kıbrıs'ta çözüm için Rumların en büyük motivasyonları, yüzde 81 oranla "Türkiye'den kaynaklanan tehdidin sona ermesi", yüzde 63 oranla kayıp mülk sorununun çözümü ve uluslararası saygı gören demokratik bir ülkede yaşama arzusu olurken, Türk toplumunu çözüme teşvik eden unsurlar arasında yüzde 70 oranla "ekonomik durumun iyileşeceği" beklentisi, yüzde 54 oranla kültürel kimliğin korunması ve yüzde 53 oranla uluslararası saygınlığa sahip demokratik bir ülkede yaşama isteği öne çıkıyor.

 

 

Denktaş ve Eroğlu için soruşturma istendi

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'deki Ergenekon soruşturması iddianamesinde adı geçen Denktaş ve ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu hakkındaki iddiaların araştırılması için bugün Başsavcılıktan soruşturma yapılması talebinde bulundu. Denktaş ise iddiaları ciddiye almadığını söyledi ve bu girişimin zamanlamasına dikkat çekerek seçimlere müdahale olduğunu ileri sürdü.

KKTC Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünden konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada şunlar kaydedildi:
"Türkiye'de 'Ergenekon' adı ile bilinen bir soruşturma yapılmaktadır. Bilindiği üzere bu soruşturma neticesinde şüpheliler aleyhine Türkiye Cumhuriyeti Ceza Usul Yasası uyarınca iddianame hazırlanmıştır. Bu iddianamede bulunan bazı kısımlar basınımızda yer almış ve söz konusu iddianamenin bir bölümünde Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Derviş Eroğlu ve Eski Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Raif Denktaş hakkında iddialar bulunmaktadır.

Bu iddiaların çok ciddi olması ve kamu yararı gereği KKTC yasal mevzuatı uyarınca da soruşturma yapılması kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu bağlamda Sayın Başbakan Ferdi Sabit Soyer, KKTC Anayasası uyarınca devletin Hukuk Danışmanı olan Hukuk Dairesine (Başsavcılık) bugün resmi bir yazıyla söz konusu iddianameyi göndererek, KKTC yasaları uyarınca mezkur iddiaların araştırılması ve gerekli soruşturmanın yapılması talebinde bulunmuştur."

"CİDDİYE ALMIYORUM"

 

KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in Türkiye'deki Ergenekon soruşturması iddianamesinde adı geçtiği için hakkında soruşturma yapılması talebini, “ciddiye almadığını” söyledi.

Denktaş, “Çünkü yargı tarafından kanıtlanmamış, yargıdan geçmemiş, sızdırma bir belge var, basına sızdırılmış. Ve yine seçimler öncesi bir sızdırma vardır. Bu, seçimlere müdahale için yapılan bir tertip de olabilir. Onun için bekleyelim görelim, ne olacak” dedi.

Başbakan Soyer'in, Türkiye'deki Ergenekon soruşturması iddianamesinde adı geçen Rauf Denktaş ve eski başbakanlardan, ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu hakkındaki iddialarla ilgili Başsavcılığın soruşturma yapması talebi hakkında AA muhabirine değerlendirmede bulunan Denktaş, şunları söyledi:

“Dün akşam Sayın Soyer ile Derviş Eroğlu'nu televizyonda seyrettim. Soyer'in elinde bir 'Ergenekon' belgesi olduğunu ve bu belgede 1998 seçimlerinde Sayın Mustafa Özbek kanalıyla, benim aleyhime Serdar'ın (Serdar Denktaş) seçimleri kazanmaması için, UBP'nin kazanması için, büyük paralar harcandığını ve destek aldığını vesaire konusunda atıştıklarını gördüm. Bunu Sayın Soyer, savcıya verip takip ettireceğini de söyledi. Bunun içerisinde benim aleyhime

 

bir şey olduğunu sanmıyorum, varsa da ciddiye almıyorum. Çünkü yargı tarafından kanıtlanmamış, yargıdan geçmemiş, sızdırma bir belge var, basına sızdırılmış. Ve yine seçimler öncesi bir sızdırma vardır. Bu seçimlere müdahale için yapılan bir tertip de olabilir. Onun için bekleyelim görelim, ne olacak.”

“Böyle bir zamanda böyle bir şeyin sızdırılmış olmasını, seçimlerle bağlantılı gördüğünü” kaydeden Denktaş, “Kanımca böyle bir sızdırmanın bu safhada yapılması da maksatlıdır” dedi.

Bu arada, AA muhabirinin görüştüğü UBP kaynakları da, Başbakan Soyer'in Başsavcılıktan soruşturma açılması talebini “ciddiye almadıklarını” belirterek, “Gerekirse yazılı açıklama yaparız” dediler.

 HURRIYET 08/04/09

 

'Denktaş için Ergenekon soruşturulması başlatılsın'

08/04/2009 RADIKAL

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'deki Ergenekon soruşturması iddianamesinde adı geçen Rauf Denktaş ve Derviş Eroğlu hakkındaki iddiaların araştırılması için soruşturma yapılması talebinde bulundu

LEFKOŞA - KKTC Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye’de devam eden Ergenekon soruşturması konusunda bugüne kadar sustuğunu, ancak dün aldığı bir iddianame karşısında suskunluğunu bozduğunu söyledi.

Soyer, elindeki iddianamede 1998 seçimlerine yönelik maddi olarak müdahale yapıldığının yer aldığını belirterek, bu konuyla ilgili olarak Başsavcıya suç duyurusunda bulunduğunu, 19 Nisan seçimlerinden sonra da Cumhuriyet Meclisine araştırma önergesi vereceğini açıkladı. KKTC Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre Başbakan Soyer, Kıbrıs TV’de yayımlanan ve ana muhalefet partisi Ulusal Birlik Partisinin (BP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu’nun da konuk olduğu "Son Durum" programındaki konuşmasında, "daha önceki programlarda Ergenekon konusunu konuşmak istemediğini, ancak elinde bir iddianame bulunduğunu ve bu iddianamedeki verileri gördüğünde şoke olduğunu" ifade etti.

 

 

-TÜYLERİM DİKEN DİKEN OLDU-

 

 

Soyer, şunları söyledi: "Bugüne kadar UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu’nun arkasından hiç konuşmadım ve herhangi bir şekilde de bir olguyla yüz yüze gelmedim. Ergenekon’da yayımlanan ve mahkemeye sunulan bu iddianamenin eklerinde, Mustafa Özbek’in evrakları arasında bulunmuş ve Derviş Eroğlu’na sunulmak üzere hazırlandığı belirtilen bir rapor var. Bu raporu okuduğum zaman tüylerim diken diken oldu. Çünkü 1998 seçimlerine girerkenki ilginç örnekler de var ve hafızamız bizi hiç yanıltmaz. Bir Range Rover arabanın devrilmesi insanların yaralanması yaşanmıştı. O günlerde bununla ilgili sayısız haberler çıkmıştı basında."

Rapordan alıntılar yapan Soyer, şöyle devam etti: "Bütün bu raporun içinde ve benim okuduğum bölümlerde toplam 20 milyon dolar paranın 98 seçimleriyle ilgili olarak dağıtıldığı belirtilmektedir. Bununla ilgili sayısız isim ekip başları var. Burada geçen isimlerin bir kısmını da çok iyi tanıyorum. Bu raporda ilginç olan noktalardan bir tanesi, özellikle 1998 seçimleriyle ilgili hedefler, ’KKTC’de yapılan bu operasyon tamamen Türkiye’nin menfaatlerini kapsamaktadır’ deniliyor, kendilerine göre..."

Soyer, bunların iddia olabileceğini, ancak kesinlikle açığa çıkarılmasının şart olduğunu, çünkü orta yerde bulunan isimler ve verilerin gerçekten incelenmesi gereken konular olduğunu belirtti.

Raporda, "Derviş Eroğlu’na sunulmak üzere hazırlandığının ve Özbek’in devreye girmesiyle Eroğlu’na sunulduğunun" belirtildiğini ve Rauf Denktaş’ın telefonlarının dinlendiği ve yine Denktaş’a dönük olarak da operasyonların yapıldığının yer aldığını kaydeden Soyer, "Eğer bu rapor Derviş Bey’in bilgisindeyse Rauf Denktaş’la bunu paylaştı mı? Bunu doğrusu çok merak ediyorum" diye konuştu.

Soyer, "1998’deki seçimlerde yaşananların kokusunun 2009 yılında çıktığını" ifade ederek, 19 Nisan seçimlerinden sonra Cumhuriyet Meclisinde ilk verecekleri önergenin de bunun araştırılması ve ortaya çıkarılması olacağını söyledi.

DENKTAŞ: CİDDİYE ALMIYORUM

KKTC’nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Ferdi Sabit Soyer’in Türkiye’deki Ergenekon soruşturması iddianamesinde adı geçtiği için hakkında soruşturma yapılması talebini, "ciddiye almadığını" söyledi.
Denktaş, "Çünkü yargı tarafından kanıtlanmamış, yargıdan geçmemiş, sızdırma bir belge var, basına sızdırılmış. Ve yine seçimler öncesi bir sızdırma vardır. Bu, seçimlere müdahale için yapılan bir tertip de olabilir. Onun için bekleyelim görelim, ne olacak" dedi. Başbakan Soyer’in, Türkiye’deki Ergenekon soruşturması iddianamesinde adı geçen Rauf Denktaş ve eski başbakanlardan, ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi’nin (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu hakkındaki iddialarla ilgili Başsavcılığın soruşturma yapması talebi hakkında değerlendirmede bulunan Denktaş, şunları söyledi: "Dün akşam Sayın Soyer ile Derviş Eroğlu’nu televizyonda seyrettim. Soyer’in elinde bir ’Ergenekon’ belgesi olduğunu ve bu belgede 1998 seçimlerinde Sayın Mustafa Özbek kanalıyla, benim aleyhime Serdar’ın (Serdar Denktaş) seçimleri kazanmaması için, UBP’nin kazanması için, büyük paralar harcandığını ve destek aldığını vesaire konusunda atıştıklarını gördüm. Bunu Sayın Soyer, savcıya verip takip ettireceğini de söyledi. Bunun içerisinde benim aleyhime bir şey olduğunu sanmıyorum, varsa da ciddiye almıyorum. Çünkü yargı tarafından kanıtlanmamış, yargıdan geçmemiş, sızdırma bir belge var, basına sızdırılmış. Ve yine seçimler öncesi bir sızdırma vardır. Bu seçimlere müdahale için yapılan bir tertip de olabilir. Onun için bekleyelim görelim, ne olacak."
"Böyle bir zamanda böyle bir şeyin sızdırılmış olmasını, seçimlerle bağlantılı gördüğünü" kaydeden Denktaş, "Kanımca böyle bir sızdırmanın bu safhada yapılması da maksatlıdır" dedi.
UBP kaynakları da, Başbakan Soyer’in Başsavcılıktan soruşturma açılması talebini "ciddiye almadıklarını" belirterek, "Gerekirse yazılı açıklama yaparız" dedi. (aa)

 

Kozlar paylaşıldı

 

İktidara aday CTP ile UBP’nin Genel Başkanları, ilk defa bir TV programında teke tek tartıştı

CTP-BG Lideri, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile UBP Lideri Dr. Derviş Eroğlu, dün akşam ilk defa KIBRIS TV’de bir araya geldi.
   KIBRIS Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Reşat Akar’ın yönettiği “Son Durum” programına katılan liderler, yaklaşık 3 saat süreyle ekonomik ve siyasal sorunları tartışırken, tansiyonun yükseldiği gergin anlar yaşandı.
   Programın sonunda ise, bazı partilerin Türkiye’den müdahale beklentisinde olduğunu ve halka bu yönde mesajların verildiğini anımsatan Reşat Akar, liderlere ‘ne düşündüklerini’ sordu. Soyer ile Eroğlu, müdahale beklentilerine karşı çıkarak “olmadı ve olmayacak” noktasında buluştu.
   Başbakan, CTP-BG Lideri Ferdi Soyer, programın başında Ergenekon iddianamesini ele geçirdiğini ve bu konuda suç duyurusunda bulunacağını açıkladı. Soyer, Ergenekon iddianamesinde Eroğlu’na sunulan bir rapordan söz edildiğini, 1998 seçimlerinde 20 milyon dolar civarında para dağıtıldığı iddialarının bulunduğunu belirterek, “Bunların açığa çıkması gerektiğine inanıyorum. Ortada resmi bir belge var ve bu belgede bizim demokrasimizle ilgili önemli iddialar bulunuyor” dedi ve Savcılığa suç duyurusu yapacağını söyledi.
   UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, Soyer’in bahsettiği rapordan haberi olmadığını belirterek, seçim sürecine girilmesiyle birlikte adının Ergenekon’la bağdaşlaştırılmak istendiğini ve bunun demokrasiye yakışmadığını söyledi. Seçimlere asıl müdahalenin 2005’te AB, ABD ve İngiliz Yüksek Komiserliği tarafından yapıldığını iddia eden Eroğlu, Ergenekon iddianamesinde adı geçen Metal-Sen Başkanı Mustafa Özbek’in sadece kendisiyle değil, CTP Lideri Soyer’le de görüşmeler yaptığını belirtti. Eroğlu, Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak, Rum yönetimi lideri Hristofyas ile CTP arasındaki anlaşma yapılıp, yapılmadığını sordu.
         
“Seçimlere müdahale yok”

   Reşat Akar’ın “Bir siyasi partimizin temsilcileri, son zamanlarda ‘Türkiye bizi destekliyor ve Türkiye’den adamlar geldi’ diyor. Bu seçimlerde ister Türkiye’den ister başka bir yerden müdahale bekliyor musunuz? Olursa tavrınız ne olacaktır” şeklindeki sorusuna karşılık, iki siyasi parti lideri de “müdahale beklemediğini” söyledi.
   UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, “Ben müdahale beklemiyorum ve müdahalenin de doğru olmadığını düşünüyorum” dedi.
   CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise şöyle konuştu: “2003’ten beri, referandumu, yerel seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini yaptık. Sözünü ettiğim seçimlerde ilk kez Türkiye, tüm siyasi renklere eşit davrandı. Bugün de böyledir. Türkiye’de aynı hükümet iş başındadır. 2004’teki referandumda da aynı hükümetti, 2005’te de, cumhurbaşkanlığı ve yerel seçimlerde de... Hiçbir şekilde müdahale yapılmamıştır ve şimdi de yoktur. En önemli örneği vereyim: Sayın Cemil Çiçek geldi memlekete ve kendisiyle konuştuk. Seçim kampanyası var, seçim yasakları var diye ben başbakan olarak kendisini karşılamaya gitmedim.”

CTP, Ergenekon’la ilgili
suç duyurusunda bulunacak

   Demokrasilerde önemli olanın, fikirlerin ve düşüncelerin halkla en açık bir şekilde paylaşılması olduğunu ifade ederek, seçimlerin bu açıdan önemine dikkat çeken Başbakan Soyer, Ergenekon konusunu gündeme getirerek, bu konuda bugün suç duyurusuna bulunacağını açıkladı.
   Soyer, “Şu ana kadar Ergenekon konusunda konuşmak istemedim. Ancak, bu iddianame ve iddianameyle ilgili olayları görünce şok oldum. Bunların açığa çıkması gerektiğine inanıyorum. Özbek’in evrakları arasında bulunan ve Derviş Eroğlu’na sunulması için hazırlanmış bir rapor var. Bunları okuduğumda tüylerim dikken diken oldu” dedi.
   Raporda, 1998 seçimleriyle ilgili olarak toplam 20 milyon dolar paranın 1998 seçimleri için birçok kişiye dağıtıldığı iddialarının yer aldığını belirten Soyer, elde edilen belgede, “2000 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Denktaş’tan sonra Eroğlu vasıfları ile tamamen uygundur. Bu konuyu arkadaşlarımız ele almalıdır” ifadelerinin yer aldığını söyledi.
   Ölüm timlerinin geldiği ve paraların dağıtıldığı konusunda iddialar yer aldığını ve bunların açığa çıkarılması gerektiğini ifade eden Soyer, elde edilen raporun resmi bir evrak olduğunu belirterek, KIBRIS TV ekranlarından bu konuda Başsavcılığa suç duyurusunda bulunacağını açıkladı.
   Soyer, “19 Nisan seçimlerinde birinci parti çıkacağız ve ilk vereceğimiz yeminden sonra hükümet programıyla bağlantılı olarak bunun açığa çıkarılması için uğraşacağız” diye konuştu.
   1998 seçimlerinin kokusunun 2009’da ortaya çıktığını ifade eden Soyer, “Derviş Eroğlu’na sunulmak üzere hazırlanmış rapor ve bu raporun Özbek’e iletildiği, Denktaş’a yönelik operasyon yapıldığı dönemdir. Bugüne kadar hiç konuşmadım, ısrarla konuşmadım ama bu raporu bugün aldım ve bununla ilgili olarak başvuruda bulundum ve internet vasıtasıyla bu iddianamenin resmi eklerini yolladılar” dedi.
   Reşat Akar’ın, Türkiye’de henüz kanıtlanmamış bu iddianameyi savcılığın ele alıp almayacağıyla ilgili soruyu yanıtlayan Soyer, raporda 2000 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik olarak Denktaş’ın ekarte edilmesinin yer aldığını belirterek, “Bu raporun bir yerde kanıtlanmasına gerek yoktur. Bunu siz (Eroğlu) kanıtlayacaksınız. Bu resmi bir belgedir ve bu belgede bizim demokrasimizle ilgili önemli iddialar vardı. Hedef bu hadiseleri ortaya çıkarmaktır. Bu demokrasinin kurumsallaşması için son derece önemlidir” diye konuştu.

Eroğlu: Rapordan haberim yok

   CTP Genel Başkanı Soyer’in bahsettiği rapordan haberi olmadığını belirten UBP Genel Başkanı Eroğlu, seçim sürecine girilmesiyle birlikte kendisinin Ergenekon’la bağdaşlaştırılmaya çalışıldığından yakınarak, “Yıpranmış bir parti, UBP’yi de yıpranmış bir çizgiye sokmaya çalışıyor” diyerek CTP’yi eleştirdi.
   UBP’nin Ergenekon’un dışında olduğunu dile getiren Eroğlu, “KKTC’de namusumla politika içinde bulundum. Seçim ve oy amacı ile de olsa böyle yapmanız yanlıştır. Demokrasiye esas lekeyi sürdüren sizsiniz. Milletvekilini satın aldınız…” diyerek, Ergenekon olayıyla ilgili iddiaları yanıtladı.
   Soyer’in içeriğinden ayrıntılar aktardığı raporda adı geçen Mustafa Özbek ile dostane bir ilişkisi bulunduğunu söyleyen Derviş Eroğlu, Özbek’in Cumhurbaşkanı Talat ile de diyalog içinde olduğunu kaydetti.
   Ulusal Birlik Partisi’ni Ergenekoncu gibi göstermenin demokrasiye yakışmadığını ifade eden Eroğlu, seçimlere asıl müdahalenin 2005’te AB, ABD ve İngiliz Yüksek Komiserliği tarafından yapıldığını iddia etti.

Kıbrıs konusunda karşılıklı atışmalar

   UBP Genel Başkanı Dr. Derviş Eroğlu, Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak, Rum lideri Hristofyas ile CTP arasındaki anlaşma yapılıp, yapılmadığını sordu.
   CTP Lideri Soyer, Hristofyas ile CTP’nin Kıbrıs’ta iki bölgeli ve iki toplumlu federal bir çözüm için ilke anlaşması yaptığını belirtti ve Hristofyas’ı da bunlara uymadığı için kınadı.
   İki parti lideri arasında bu konuda karşılıklı atışmalar yaşandı. Soyer, Eroğlu’nun Hristofyas’ın müttefiki olduğunu ifade ederek, AKEL ve UBP’nin 2004’te Annan Planı’yla ilgili yapılan referandumda ‘hayır’ dediğini, CTP ile Anastasiadis’in partisi DİSİ’nin ise ‘evet’ dediğini hatırlattı.
   ABD Başkanı Barack Obama’nın Türkiye’ye ziyareti sırasında Kıbrıs konusunda yaptığı açıklamayı değerlendiren Eroğlu, federal bir çözümün iki eşit taraf arasında olması halinde yaşayabilir ve kalıcı olabileceğine işaret ederek, Obama’nın Ankara’da sadece Kıbrıs sorununu çözümüne destek bildirip, adada iki taraf arasındaki dengesizliğin kaldırılmasına destek verme yönünde bir açıklama yapmamasını eleştirdi.
   CTP Lideri Soyer ise, Obama’nın Türkiye’deki ziyaretinde hem Kıbrıs hem de Türkiye ile ilgili açıklamalarını memnuniyetle karşıladığını ifade etti.
   Eroğlu’nun Obama’nın Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılmasıyla ilgili bir açıklamada bulunmasına da değinen Soyer, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın kısa bir süre önce Türkiye’ye ziyareti sırasında “Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılması gerektiği” yönündeki açıklamasını hatırlattı.
   Soyer, UBP’nin sadece “devletten devlete görüşme” ilkesinin olduğunu hatırlatarak, UBP döneminde, federasyon değil, konfederasyon tezinin ileri sürüldüğünü, AB’nin kıyma makinesine benzetildiğini, yabancı elçilerin kuzeye geçişinin engellendiğini söyledi.
   Eroğlu ise, çözüm ve AB vaatlerinin yerine getirilmediğine işaret ederek, Kıbrıs sorununun çözüm için uluslararası konferansta para toplanamadığını hatırlattı.

KIBRIS 08/04/09

 

Liderler, cuma günü yeniden bir araya geliyor

 

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma amacıyla başlatılan müzakereler cuma günü devam edecek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Cuma günü saat 10.00’da ara bölgede müzakereler için ayrılan binada bir araya gelecek.
   Liderlerin, Cuma günkü görüşmede “Avrupa Birliği konuları”nı son kez ele alması bekleniyor. Müzakerelerdeki bir sonraki başlık “Ekonomi” olacak.
   En son 24 Mart’ta bir araya gelen liderlerin, 2 Nisan’daki görüşmesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın yurtdışı gezisi nedeniyle iptal edilmişti.

Downer Kıbrıs’ta

   Bu arada Birleşmiş Milletler Barış Gücü Sözcülüğü’nden elde edilen bilgiye göre, liderlerin görüşmesine, önceki akşam adaya gelen BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer da katılacak.
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bugün saat 17.00’de görüşecek olan Downer, bu arada dün öğle yemeğinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın AB ve BM İşlerinden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile de bir araya geldi.
   15 Nisan’a kadar adada kalacak olan Downer, temsilci ve uzmanlar düzeyinde devam eden müzakerelerde de hazır bulunacak.
   Öte yandan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın AB ve BM İşlerinden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu, dün saat 16.00’da bir araya geldi.

KIBRIS 08/04/09

 

Declare a national holiday to clean up the island
By Bejay Browne

ENVIRONMENT Commissioner Charalmbos Theopemptou is proposing that everyone gets a day off work every year and join forces to clean up the island.

Theopemptou said there are 1,000 ‘hotspots’ in Cyprus, which have been identified as needing to be cleaned up. He has proposed an initial week-long campaign titled ‘Clean up Cyprus’ this year and is waiting for the approval of President Demetris Christofias, he said.

‘This could coincide with Green week of June 5," he added.

According to Theopemptou, Interior Ministry inspectors went out and identified 1,000 ‘hotspots’, good number of which are in Paphos.

"It will require around 10,000 truck loads to carry old cars and tyres, and remove a large volume of waste from the countryside,” Theopemptou said.

“In addition, I hope that the President will give money to start a clean-up operation of the sea floor, and also to proclaim one day a year as ‘Clean up Cyprus Day’, where no one goes to work, and we all join forces to clean up the rubbish."

He said, "I’m waiting to hear back his official response, but I’m hopeful that my ideas will be approved."

Theopemptou’s comments came in the wake of an oil spill, which hit the shores of Latsi last week. The oil is believed to have come from a passing ship.

A visitor to the area, Joe Murphy said he and a German tourist had seen small globules of thick oil and later they witnessed the clean-up operation but not before the oil deposits had ruined their shoes.

Pantelis Prodromou, of the Latsi fisheries department said: "The marine police and the Town Hall phoned the fisheries department in Latsi on Monday evening to inform us that there was a problem on the beach close to a campsite. I went to the area, and was there for four hours, from 5.30pm until 9.30pm. I saw the oil for myself."

Prodromou was unsure of the origin of the oil, but said it was probably from a boat or ship. “I have only worked here for three months, and this is my first oil incident," he said. He said he had spoken to the Mayor of Polis Chrysochous a few days before and given the municipality a special liquid to spray on the beach and rocks, and a special cloth to absorb the oil.

"We took measures to ensure it was cleaned up," he said. Theopemptou said the sea around Cyprus was polluted “with all sorts of things” floating around in it.

"Our sewers here are designed to end up on the beach, and when I talk to divers they have told me about car tyres, batteries and tin cans they find on the seabed.”
CYPRUS MAIL 08/04/09

Stelios helping to break down barriers
By Charles Charalambous

SIR STELIOS Haji-Ioannou, the serial entrepreneur and founder of easyGroup, is putting up €1 million of his own money to promote island-wide, bi-communal business co-operation between entrepreneurs.

Haji-Ioannou – who prefers to be known as Stelios, – has created the Stelios Award for Business Cooperation in Cyprus, and has pledged to give away up to €1 million over the next 4 years to businessmen from the north and south of the island who co-operate on new ventures.

Haji-Ioannou, whose parents were born in Cyprus, told the British press that he wants to “break down the barriers” between the country’s north and south, saying: “When money talks, people set aside their differences.”

Applications are being invited from “young, dynamic businesses in need of growth funding” which will have “demonstrated entrepreneurial activity island-wide by the end of Summer 2009”. An important criterion is that applicants should have formed or are willing to form “an entrepreneurial business team that includes at least one Greek-Cypriot and one Turkish-Cypriot, each born on the island of Cyprus”.

According to easyGroup, “Stelios will review applications personally and select the winning teams best able to demonstrate effective teamwork, mutual trust and the best prospects for business viability in the future.”

Up to four winning teams per year will each be presented a personal cheque for €50,000 per team by Haji-Ioannou himself in a ceremony in Nicosia at the end of 2009, and each year thereafter for up to four years, depending on the calibre of applicants.

Haji-Ioannou is best known for creating easyJet in 1995, at the age of 28. Today, he owns and runs easyGroup, a holding company that operates the “no frills” low-cost business model under several “easy” brands in sectors such as car rental, internet cafés, hotels, cinemas, and cruise ships. He is said to be worth £1.3 billion.

The Business Co-operation Award is not Stelios’s first initiative in Cyprus. In 1992, he co-founded the Cyprus Marine Environment Protection Association (CYMEPA), a not-for-profit association dedicated to preserving the marine environment which works closely with partner associations in Greece, Turkey and Australia.

• For more information in the business co-operation award and expressions of interest, contact Marie-Louise Bang at the office of Stelios at mlb@stelios.com.

CYPRU MAIL 08/04/09

Nationalist group engineered Eroglu win in 1998
By Simon Bahceli

A CLANDESTINE ultra-nationalist terrorist organisation, currently at the heart of one of the biggest criminal investigations ever to be held in Turkey, may have used its influence in the north to help Dervish Eroglu’s National unity Party (UBP) to come to power in a 1998 general election, it was claimed yesterday.

The allegations were made in newspapers published in the north, which published, along with their allegations, extracts from Turkey’s Chief Prosecutors report on documents found in the possession of Turkish Metal Workers’ Trade Union Mustafa Ozbek.

Ozbek, arrested in Turkey in January, is currently being held in custody along with over a hundred others pending their trial for membership of the secret Ergenekon group. Ergenekon is believed by the Turkish authorities to be an umbrella group of ultra-nationalists, which stands accused of seeking to topple the ruling Justice and Development Party (AKP) by triggering unrest in the country in the hope that it would precipitate a military coup. Those arrested include military generals, party officials, and even a former secretary general of the Turkish National Security Council.

Ozbek has for years had strong connections with Cyprus and owns the national Avrasya TV which operates from Nicosia. Typed documents retrieved from his home following his arrests appear to show that the Ergenekon organisation was operating in north Cyprus over a decade ago, and had in 1998 set up cells across the north to drum up support for Eroglu after withdrawing its support for Rauf Denktash and his son Serdar.

One of the transcripts published in newspapers yesterday appeared to be that of a bugged telephone conversation between Serdar Denktash and an individual named as Pasha. In the conversation Pasha tells Serdar he can no longer back him and his political party because of threats he has received.

“Serdar, I am withdrawing my support for you,” Pasha is quoted as saying, and adds: “These people are very dangerous. You can’t imagine what these people can do”.

Pasha seems to indicate the shift in Ergenekon’s support by saying, “They are all going over to the other side”, the other side being the UBP.

Interestingly, the junior Denktash is reported to have asked if it were possible to “make friends” with those making the threats, but was told that it was impossible and that he (Pasha) was no longer prepared to be associated with him.

The clandestine group, according to the documents, seems to have switched allegiance to Eroglu and the UBP after deciding that Denktash could no longer be relied upon, partly because of his age, and partly because he was “too emotional”.

The Chief Prosecutor’s report alleges there was a Cyprus Operations section of the group which, as well as promoting Eroglu, also infiltrated the currently-ruling Republican Turkish Party (CTP) in order to destabilise it. There are also documents pertaining to “intelligence reports” on current Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat. These reports were, at one time, apparently delivered to the desk of former leader Rauf Denktash.

In explaining the rationale behind Ergenkon’s Cyprus operations, the Chief Prosecutor said, “This happened because of the lack of regulation in [north] Cyprus because of its lack of regulation, and because of its political and financial importance. The ultra-nationalist community of Turkey saw Cyprus as a great source of wealth, which they were not prepared to lose”.

While the Ergenekon trial continues in Turkey, some in the north have called for an investigation into its actions on the island and those in Cyprus who cooperated with them. Yesterday Kibris newspaper’s Hasan Hasturer wrote, “Now that the dimensions of this issue have grown so big, no one has the right to remain silent. Beginning with Eroglu, everyone must speak so that the truth can be known. Is it right to raise such an issue so close to an election? It is exactly the right time”.

CYPRUS MAIL 08/04/09

 

KKTC’de Mustafa Özbek’in raporu inceleniyor

KKTC Başsavcılığı, Ergenekon davasının tutuklu sanığı Türk Metal-Sen’in eski başkanı Mustafa Özbek'in evinde bulunan raporu inceliyor.

NTV

09 Nisan. 2009 Perşembe

LEFKOŞA - ‘Mağdur oldum’ diyen eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise, Başbakan Soyer'le Cumhurbaşkanı Talat'ın da üzüntülerini ilettiklerini söylüyor.

19 Nisan erken genel seçimi öncesinde Ergenekon tartışması yaşanan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde, Başsavcı Aşkan İlgen, Ergenekon davasının tutuklu sanığı Türk Metal-Sen’in eski başkanı Mustafa Özbek'in evinde bulunan raporu inceliyor.

Raporda, 1998 genel seçiminde, ‘üst kurul’ adı verilen bir yapının, Rauf Denktaş ekibine karşı Derviş Eroğlu'nun desteklenmesi için faaliyet yürüttüğü iddia ediliyor.

Raporu Başsavcılığa ileten Başbakan Soyer, gerek görülürse Türkiye'den ek bilgiler istenebileceğini belirtti.

DENKTAŞ’A ÜZÜNTÜLER İLETİLDİ
İddialara adı karışan eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise, inceleme sonunda mağdur olanın kendisi olduğunun anlaşılacağını söyledi.

Denktaş, Başbakan Soyer'in telefonla, Cumhurbaşkanı Talat'ın ise bizzat ziyaret ederek, üzüntülerini ilettiğini de anlattı.

Derviş Eroğlu'nun ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi ise, iddiaları, kamuoyu yoklamalarında geriye düşen iktidarın manevrası olarak yorumluyor.

 

Denktaş: Suçlu değil, mağdurum

Rauf Denktaş, Ergenekon soruşturması konusunda başsavcılığa yapılan başvurunun "maksatlı olduğunu" ifade etti ve "Ben suçlu değil mağdurum" dedi.

AA

09 Nisan. 2009 Perşembe

LEFKOŞA - KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'deki Ergenekon soruşturması çerçevesinde açıklanan ikinci iddianamede "Kıbrıs faaliyetleri" başlığı altında yazılanların "hiçbir kıymeti ve hukuki değeri olmadığını, kendisinin de suçlu değil mağdur olduğunu" söyledi.

Rauf Denktaş, Lefkoşa'daki çalışma ofisinde düzenlediği basın toplantısında, KKTC'de 19 Nisanda yapılacak seçim öncesi Ergenekon soruşturması konusunda başsavcılığa yapılan başvurunun "maksatlı olduğunu" ifade etti.

Denktaş, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, kendisi ve eski başbakanlardan Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu hakkında başsavcılığa dün yaptığı inceleme başvurusunu düzelteceğini açıkladı.

Denktaş, "Söz konusu belgenin Ergenekon ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Ben o raporda suçlu değil mağdurum, suçlamalar maksatlıdır" dedi.

Belgenin geçerli olmadığını ve kamuoyuna "Denktaş Ergenekoncudur" görüşünü yaymanın, genel seçime kısa bir süre kala maksatlı yapıldığını ifade eden Denktaş, KKTC'yi ve egemenliğini savunduğu için suçlamalara maruz kaldığını söyledi.

"Kıbrıs'ı Türkiye'nin AB'ye girmesine engel görenlerin kendilerini susturmak için Ergenekon suçlamalarını Kıbrıs'a da yayma yolunda hareketlendiğini" ifade eden Rauf Denktaş, Ergenekon soruşturmasında 2. iddianame olarak açıklanan belgenin hukuki değeri olmadığını savundu.

Denktaş, Türkiye'deki Ergenekon soruşturması çerçevesinde KKTC'de de soruşturmaya gidilebilmesi için iki ülke arasında 1987'de imzalanan sözleşmeye uygun olarak hükümetler tarafından resmi girişim yapılması gerektiğini vurguladı.

SOYER DE YANLIŞLIĞI KABUL ETTİ
Başbakan Soyer'in dün başsavcılığa yaptığı başvurunun Ergenekon soruşturmasıyla ilgisi olmadığını da savunan Denktaş, "Burada yürütülen bir şey yok ve olamaz" dedi.

Soyer'in başsavcılığa başvurusunun yanlış açıklandığını, kendisinin de suçlandığı anlamı çıktığını, ancak kendisinin mağdur olduğunu ifade eden Denktaş, bu sabah Başbakan Soyer'le telefonda görüştüğünü ve onun da bu yanlışlığı kabul ettiğini bildirdi.

Denktaş, Soyer'in, "Suçlu olan siz değilsiniz, benim suçladığım Derviş Eroğlu'dur. Başvuruyu düzelteceğim" dediğini aktardı.

Denktaş, "Açıklanan belgenin Ergenekon'la ilgisi olmadığını, şahsıyla ilgili bir suçlama yer almadığını, dönemin hükümeti ANAP'ın UBP'yi desteklediğini zaten bildiklerini, ancak belgede yer alan ifadelerle bazı olaylarda dolaplar döndüğünü de anladıklarını" söyledi.

Rauf Denktaş, belgede "örgütün başına getirilmesinin" yer aldığını, ancak kendisinin bunlardan haberi olmadığını kaydetti.

Seçime on gün kala "Denktaş başsavcılığa verildi" diye açıklama yapmanın maksatlı olduğunu ifade eden Denktaş, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda çelişkili davrandığını iddia etti.

TALAT GÖNLÜMÜ ALDI
Denktaş, Ergenekon soruşturmasının ikinci iddianamesinde "Kıbrıs faaliyetleri" başlığı altında yer alan bölümü "kimin yazdığı belli olmayan ama mantık ve Türkçe'den yoksun bir belge" diye niteledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la dün görüştüğünü ve üzüntülerini ilettiğini belirten Denktaş, Talat'ın bu sabah kendisini ziyaret ederek, "Senin aleyhine bir şey yok, mağdursun" diyerek "gönlünü aldığını" da söyledi.

"Bir hukukçu, 60 yılını Kıbrıs Türk halkına feda etmiş biri olarak gelişmelerden üzüntü duyduğunu" ifade eden Denktaş, "Üzüntüm kendim için değil, insan hakları içindir. Üzüntüm, insanların siyasi sebeplerle suçlanmasının Türkiye ve Kıbrıs Türk halkına yakışmamasındandır. Ayıptır, günahtır" dedi.

 

Ergenekon soruşturmasında garip tesadüf!

 CNN TURK 09/04/09

Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan ya da tutuklanan bazı isimler arasında KKTC vatandaşlığı süren isimler var.


İşte İçişleri Bakanlığı kaynaklarına göre KKTC vatandaşı olanlar...

Mustafa Özbek: Eski Türk Metal Sendikası Başkanı. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu. KKTC vatandaşı.

Sinan Aygün: Ankara Ticaret Odası Başkanı. Ergenekon davası sanığı. KKTC vatandaşı oldu. Daha sonra yüksek mahkeme kararıyla vatandaşlığı iptal edildi.

Semih Tufan Gülaltay:
Ergenekon davası sanığı. Akın Birdal'a suikasttan hüküm giymişti. KKTC vatandaşlığı iptal edildi.

Muzaffer Tekin:
Eski yüzbaşı. Ergenekon sanığı. O da KKTC vatandaşı.

Mecit Hazır: 26 Mart 1997'de KKTC vatandaşı oldu. Türk Metal Sendikası yöneticisi. Ergenekon'dan gözaltına alınıp serbest bırakılmıştı.

Pevrul Kavlak:
16. 10. 2002'de KKTC vatandaşı oldu. Mustafa Özbek'in genel başkanlığa aday gösterdiği Kavlak Ergenekon'dan gözaltına alınıp serbest bırakılmıştı.

Süleyman Erdinç:
18.10.2002'de KKTC vatandaşı oldu. O da Ergenekon'dan gözaltına alınıp serbest bırakıldı

 

 

 

Denktaş: "Suçlu değil, mağdurum"

 CNN TURK 09/04/09

Ergenekon iddianamesinde adı geçen KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, kendini savundu: "Kıbrıs faaliyetleri başlığı altında yazılanların hiçbir kıymeti ve hukuki değeri yok. Ben de suçlu değil mağdurum"


Rauf Denktaş, Lefkoşa'daki çalışma ofisinde düzenlediği basın toplantısında, KKTC'de 19 Nisanda yapılacak seçim öncesi Ergenekon soruşturması konusunda başsavcılığa yapılan başvurunun "maksatlı olduğunu" ifade etti.

Denktaş, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, kendisi ve eski başbakanlardan

Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu hakkında başsavcılığa dün yaptığı inceleme başvurusunu düzelteceğini açıkladı.

Denktaş, "Söz konusu belgenin Ergenekon ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Ben o raporda suçlu değil mağdurum, suçlamalar maksatlıdır" dedi.

Belgenin geçerli olmadığını ve kamuoyuna "Denktaş Ergenekoncudur" görüşünü yaymanın, genel seçime kısa bir süre kala maksatlı yapıldığını ifade eden Denktaş, KKTC'yi ve egemenliğini savunduğu için suçlamalara maruz kaldığını söyledi.

"Kıbrıs'ı Türkiye'nin AB'ye girmesine engel görenlerin kendilerini susturmak için Ergenekon suçlamalarını Kıbrıs'a da yayma yolunda hareketlendiğini" ifade eden Rauf Denktaş, Ergenekon soruşturmasında 2. iddianame olarak açıklanan belgenin hukuki değeri olmadığını savundu.

Denktaş, Türkiye'deki Ergenekon soruşturması çerçevesinde KKTC'de de soruşturmaya gidilebilmesi için iki ülke arasında 1987'de imzalanan sözleşmeye uygun olarak hükümetler tarafından resmi girişim yapılması gerektiğini vurguladı.

Başbakan Soyer'in dün başsavcılığa yaptığı başvurunun Ergenekon soruşturmasıyla ilgisi olmadığını da savunan Denktaş, "Burada yürütülen bir şey yok ve olamaz" dedi.

"Başbakan Soyer ile telefonda görüştüm"

"MAĞDURUM"-Soyer'in başsavcılığa başvurusunun yanlış açıklandığını, kendisinin desuçlandığı anlamı çıktığını, ancak kendisinin mağdur olduğunu ifade eden Denktaş,bu sabah Başbakan Soyer'le telefonda görüştüğünü ve onun da bu yanlışlığı kabulettiğini bildirdi.

Denktaş, Soyer'in, "Suçlu olan siz değilsiniz, benim suçladığım Derviş Eroğlu'dur. Başvuruyu düzelteceğim" dediğini aktardı.Denktaş, "Açıklanan belgenin Ergenekon'la ilgisi olmadığını, şahsıyla ilgili bir suçlama yer almadığını, dönemin hükümeti ANAP'ın UBP'yi desteklediğini zaten bildiklerini, ancak belgede yer alan ifadelerle bazı olaylarda dolaplar döndüğünü de anladıklarını" söyledi.

Rauf Denktaş, belgede "örgütün başına getirilmesinin" yer aldığını, ancakkendisinin bunlardan haberi olmadığını kaydetti. Seçime on gün kala "Denktaş başsavcılığa verildi" diye açıklama yapmanın maksatlı olduğunu ifade eden Denktaş, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda çelişkili davrandığını iddia etti.

Denktaş, Ergenekon soruşturmasının ikinci iddianamesinde "Kıbrıs faaliyetleri" başlığı altında yer alan bölümü "kimin yazdığı belli olmayan ama mantık ve Türkçe'den yoksun bir belge" diye niteledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la dün görüştüğünü ve üzüntülerini ilettiğini belirten Denktaş, Talat'ın bu sabah kendisini ziyaret ederek, "Senin aleyhine bir şey yok, mağdursun" diyerek "gönlünü aldığını" da söyledi.

"Bir hukukçu, 60 yılını Kıbrıs Türk halkına feda etmiş biri olarak gelişmelerden üzüntü duyduğunu" ifade eden Denktaş, "Üzüntüm kendim için değil, insan hakları içindir. Üzüntüm, insanların siyasi sebeplerle suçlanmasının Türkiye ve Kıbrıs Türk halkına yakışmamasındandır. Ayıptır, günahtır" dedi.

 

 

Rauf Denktaş: Ergenekon'da suçlu değil mağdurum

09/04/2009 RADIKAL

Rauf Denktaş Ergenekon suçlamalarıyla ilgili basın açıklaması yaptı: Başbakan Soyer savcılığa yaptığı başvuruyu değişterecek


LEFKOŞA - KKTC’nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye’deki Ergenekon soruşturması çerçevesinde açıklanan ikinci iddianamede "Kıbrıs faaliyetleri" başlığı altında yazılanların "hiçbir kıymeti ve hukuki değeri olmadığını, kendisinin de suçlu değil mağdur olduğunu" söyledi.
Rauf Denktaş, Lefkoşa’daki çalışma ofisinde düzenlediği basın toplantısında, KKTC’de 19 Nisanda yapılacak seçim öncesi Ergenekon soruşturması konusunda başsavcılığa yapılan başvurunun "maksatlı olduğunu" ifade etti.
Denktaş, Başbakan Ferdi Sabit Soyer’in, kendisi ve eski başbakanlardan Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu hakkında başsavcılığa dün yaptığı inceleme başvurusunu düzelteceğini açıkladı.
Denktaş, "Söz konusu belgenin Ergenekon ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Ben o raporda suçlu değil mağdurum, suçlamalar maksatlıdır" dedi.
Belgenin geçerli olmadığını ve kamuoyuna "Denktaş Ergenekoncudur" görüşünü yaymanın, genel seçime kısa bir süre kala maksatlı yapıldığını ifade eden Denktaş, KKTC’yi ve egemenliğini savunduğu için suçlamalara maruz kaldığını söyledi.
"Kıbrıs’ı Türkiye’nin AB’ye girmesine engel görenlerin kendilerini susturmak için Ergenekon suçlamalarını Kıbrıs’a da yayma yolunda hareketlendiğini" ifade eden Rauf Denktaş, Ergenekon soruşturmasında 2. iddianame olarak açıklanan belgenin hukuki değeri olmadığını savundu.
Denktaş, Türkiye’deki Ergenekon soruşturması çerçevesinde KKTC’de de soruşturmaya gidilebilmesi için iki ülke arasında 1987’de imzalanan sözleşmeye uygun olarak hükümetler tarafından resmi girişim yapılması gerektiğini vurguladı.
Başbakan Soyer’in dün başsavcılığa yaptığı başvurunun Ergenekon soruşturmasıyla ilgisi olmadığını da savunan Denktaş, "Burada yürütülen bir şey yok ve olamaz" dedi.


-MAĞDURUM-


Soyer’in başsavcılığa başvurusunun yanlış açıklandığını, kendisinin de suçlandığı anlamı çıktığını, ancak kendisinin mağdur olduğunu ifade eden Denktaş, bu sabah Başbakan Soyer’le telefonda görüştüğünü ve onun da bu yanlışlığı kabul ettiğini bildirdi.
Denktaş, Soyer’in, "Suçlu olan siz değilsiniz, benim suçladığım Derviş Eroğlu’dur. Başvuruyu düzelteceğim" dediğini aktardı.
Denktaş, "Açıklanan belgenin Ergenekon’la ilgisi olmadığını, şahsıyla ilgili bir suçlama yer almadığını, dönemin hükümeti ANAP’ın UBP’yi desteklediğini zaten bildiklerini, ancak belgede yer alan ifadelerle bazı olaylarda dolaplar döndüğünü de anladıklarını" söyledi.
Rauf Denktaş, belgede "örgütün başına getirilmesinin" yer aldığını, ancak kendisinin bunlardan haberi olmadığını kaydetti.
Seçime on gün kala "Denktaş başsavcılığa verildi" diye açıklama yapmanın maksatlı olduğunu ifade eden Denktaş, Türkiye’nin Kıbrıs konusunda çelişkili davrandığını iddia etti.
Denktaş, Ergenekon soruşturmasının ikinci iddianamesinde "Kıbrıs faaliyetleri" başlığı altında yer alan bölümü "kimin yazdığı belli olmayan ama mantık ve Türkçe’den yoksun bir belge" diye niteledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la dün görüştüğünü ve üzüntülerini ilettiğini belirten Denktaş, Talat’ın bu sabah kendisini ziyaret ederek, "Senin aleyhine bir şey yok, mağdursun" diyerek "gönlünü aldığını" da söyledi.
"Bir hukukçu, 60 yılını Kıbrıs Türk halkına feda etmiş biri olarak gelişmelerden üzüntü duyduğunu" ifade eden Denktaş, "Üzüntüm kendim için değil, insan hakları içindir. Üzüntüm, insanların siyasi sebeplerle suçlanmasının Türkiye ve Kıbrıs Türk halkına yakışmamasındandır. Ayıptır, günahtır" dedi. (dha)

KKTC Başbakanı Soyer savcılığa suç duyurusunda bulundu

 

 

KKTC Başbakanı Soyer savcılığa suç duyurusunda bulundu

09/04/2009 RADIKAL

Ergenekon iddialarına Denktaş ve BTP tepkili: Seçim oyunu


Ali RUHLUEL


LEFKOŞA - KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Ergenekon İddianamesi'nin bir kısmında bulunan Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu hakkındaki iddiaların araştırılması için bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başsavcılığı'na müracaatta bulunduğunu söyledi.

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, KKTC’de "Ergenekon soruşturması" kapsamında Başsavcılıktan soruşturma talep etmesiyle ilgili olarak, "Kıbrıs Türk halkının iradesini etkilemek için kesintisiz bir gizli organizasyonun varlığı kuşkusu orta yere çıktıktan sonra benim susmam cinayetin ta kendisiydi. Beklediğim zaten böyle somut verilerdi" dedi. AA'ya açıklamalarda bulunan Soyer, Türk Metal-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek’in evinde yapılan en son aramada ele geçirilen belgelerin kendisine yeni ulaştığını belirten Soyer, "Bu belgede yazılanları okuyunca tüylerim diken diken oldu, irkildim" dedi. Belgelerde 1998 seçimlerine yapılan müdahalelerin çok net şekilde açıklandığını, aynı şekilde KKTC’deki gizli organizasyonla, 1999’da Türkiye’deki seçimlere de müdahale edildiğinin görüldüğünü kaydeden Soyer, belgenin içeriğine ilişkin olarak şunları söyledi:
"Bu belgelerde eski Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Raif Denktaş’ın telefonlarının dinlendiği, ekarte edilmesi için çeşitli çalışmalar yapıldığı, UBP’nin birinci parti çıkması ve 2000’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerini doğrudan doğruya Sayın Eroğlu’nun kazanması çerçevesinde şekillendirilmeye çalışıldığı... Ve öyle bir örgüt bu ki, daha sonra Başbakan olan Sayın Mehmet Ali Talat’ın telefonlarının dinlendiği ve buna bağlı olarak da Sayın Talat’la ilgili istihbarat çalışmaları yapıldığı, ekarte edildiği ifade edilmektedir. Ve hiç kimse unutmamalıdır ki, aynı dönemde Sayın Talat’ın evinde de bomba patlamıştır. Bütün bunlar benim bilgime geldikten sonra, Kıbrıs Türk halkının iradesini etkilemek için kesintisiz bir gizli organizasyonun varlığı kuşkusu orta yere çıktıktan sonra benim susmam cinayetin ta kendisiydi. Beklediğim zaten böyle somut verilerdi. Bu somut veriler elime ulaştığı anda da gereğinin yapılması ve Kıbrıs Türk demokrasisi üzerindeki bütün gölgelerin silinmesi; ve aynı zamanda burada gözükmektedir ki, çeşitli basın organları vasıtasıyla ve organizasyonlarla da Kıbrıs üstünden Türkiye’ye bu anlamda etki edildiği de ortaya çıktığına göre, bunun soruşturmasını talep etmenin, sadece başbakan olarak değil, demokrat bir insan olarak ana görevim olduğuna inandım ve bunu Başsavcılığa ilettim. Bu kadar açıktır, her şeyin meydana çıkması gerekir, bu belgeleri okuduğunuz zaman hayretler içinde kalırsınız."


-KKTC’Yİ İLGİLENDİREN VERİLER-


Elindeki belgelerin internette olmadığını ve bu bilgileri resmi makamalar vasıtasıyla aldığını, Türkiye’deki resmi makamlardan, "Soruşturma açın" yönünde talep olmadığını belirten Soyer, "Kesinlikle öyle bir talep yok, bunlar benim bilgime gelmiştir. Çünkü KKTC’yi ilgilendiren verilerdir bunlar" dedi Bu verilerle ilgili görevin KKTC’ye, KKTC’nin bağımsız yargısına, savcısına ait olduğunu ifade eden Soyer, "Bizde adalet bakanlığı yoktur. Bizde savcılık müessesesi bağımsızdır. Bizde yargıçlar doğrudan doğruya kendi mekanizmalarıyla atanır. Dolayısıyla hükümetin yargıyı herhangi bir şekilde yönlendirmesi mümkün değildir" diye konuştu. Bundan sonra görevin savcılıkta olduğunu belirten Soyer, Savcılığın gereken yazışmaları yaparak, Türkiye’den daha ileri belgeler talep etme hakkına sahip olduğunu kaydetti.
Belgedeki verilerden "hayretler içinde kaldığını" belirten Soyer, raporun, dönemin Başbakanı Derviş Eroğlu’na yazıldığının görüldüğünü söyledi. Soruşturma talebinin, doğrudan doğruya demokrasiye ve özgür halk iradesine taraf olmak olduğunu ifade eden Soyer, "Bu, ne Kıbrıs Türkünün, ne Türkiye’nin iradesini gizli bazı organizasyonların etkilemesine izin verme meselesidir. Onun için bunun açığa kavuşması gerekmektedir" dedi.


DENKTAŞ: ANCAK GUANTANAMA'DA OLUR


KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Kıbrıs Genç TV’de yayınlanan bir programında Ergenekon ile ilgili soruları yanıtladı. Denktaş, “İddianamenin seçim öncesi gündeme gelmesi manidardır. Ergenekon diye bir şeyin Kıbrıs’ta olması ihtimali hiç olmaz” dedi. Ergenekon soruşturması kapsamındaki soruları yanıtlayan Denktaş, ortada kanıtlanmış bir iddianamenin bulunmadığını söyledi. KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş, İspatlanmış iddianame ortada yokken insanların suçlu ilan edilmesini yanlış olduğunu kaydetti. Denktaş, bir insana gel içeri hakkında delil arayacağım deyip 7- 8 ay içerde tutmanın mümkün olmadığını, bu uygulamanın ancak Amerika’da Guatanama’da yapıldığını söyledi.


UBP'DEN YAZILI AÇIKLAMA


Soyer'in savcılığa başvurmasının ardından UBP Genel Merkezi'nden yazılı açıklama yapıldı. UBP, “CTP Genel Başkanı ve KKTC Başbakanı Soyer'in önce 1998 seçimleri için Türk Metal Sen Genel Başkanı tarafından UBP’ye 20 milyon dolar verildiği yolunda bir televizyon programında açıklamalar yapması ardından da Başsavclığa başvurmasının çirkin bir siyasi oyun olduğunu’ iddia etti.
Açıklamada, “UBP'nin hiçbir yasa dışı olayla bağlantısı olmadı, olamaz” denildi. ‘Ciddi bir Başbakan, önce iddiaların doğruluğunu araştırır, mantığına başvurur, muhataplarıyla konuyu ele alır, ondan sonra konuyu daha ileriye götürür, ama CTP Genel Başkanı bunun tam tersini yaptı’ görüşü savunulan açıklamada, Başbakan Soyer ‘çamur at izi kalsın’ siyasetinden medet ummakla” suçlandı.
Açıklamada, UBP'nin Kıbrıs Türk halkına güvenen bir parti olduğu ifade edilerek, ‘CTP hükümetinin ise son çare olarak Ergenekon ipine sarıldığı’ iddia edildi. UBP açıklamasında şunlar kaydedildi: “Baştan bu yana belirttiğimiz üzere UBP'nin hiç bir yasa dışı olayla bağlantısı olmadı, olamaz. UBP'ye 20 milyon dolar gibi muazzam bir para verildiğini ileri sürmek, akla ziyan bir saçmalıktır. Kaldı ki, KKTC'deki tüm partiler gibi UBP de mali açıdan KKTC Anayasa Mahkemesi'nin denetimi altındadır. UBP ve onun Genel Başkanı KKTC'de demokrasinin yerleşmesi için çok bedeller ödemiş, büyük uğraşlar vermişlerdir.”


-KKTC SAVCILIĞI TALİMATLA HAREKET ETMEZ-


‘KKTC seçimlerine asıl müdahalenin 2003 ve 2005'te olduğu’ ileri sürülen UBP açıklamasında, “ABD ve AB'nin neler yaptığını öğrenmek isteyenler, arşivlere başvurmalıdır. Avrupa Birliği yetkilisi Karen Fogg'un bir dönem söyledikleri halen kulaklarda ve gazete arşivlerindedir. ÖP'ün nasıl kurulduğu, CTP'nin siyasi ahlaksızlığı ile demokrasimize nasıl zarar verdiği halkımızca iyi bilinmektedir” iddiasında bulunuldu.
Açıklamada, yasalara göre KKTC Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmanın bir prosedürü bulunmadığı; ancak bir başvuruda bulunulmasının Başsavcılığın bunu dikkate alarak harekete geçeceği anlamına gelmediği görüşüne de yer verilerek, şöyle denildi: “KKTC Başsavcılığı, herhangi bir makamın talimatıyla hareket etmez. Bir Başbakan'ın, ülkesinin hukuk sisteminden habersiz, sırf siyasi amaçlarla hareket etmesi hiçbir siyasi etik anlayışıyla bağdaşmaz. UBP olarak alnımız açık, başımız diktir. Verilemeyecek hiç bir hesabımız yoktur. 19 Nisan seçimleri için de halkımıza hesap vererek, projelerimizi sunarak ilerliyoruz.
Kıbrıs Türk halkından ve Anavatan Türkiye'deki kardeşlerimizden ricamız bu iddiaları ciddiye almamaları, CTP'nin çamur at izi kalsın siyasetine prim vermemeleridir. Halkımızın karnı bu gibi saçma iddialara toktur.” (dha) 

 

Downer: Süreç hız kazandı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün öğleden sonra, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’i kabul etti. Görüşme yaklaşık 2 saat sürdü.
  Basının görüşmeden görüntü almasına imkân verilmezken görüşmeden çıkışta Kıbrıs Türk ve Rum gazetecilerin sorularını yanıtlayan Downer, “her zaman olduğu gibi söyleyecek çok az şeyim var” demesine rağmen, bu tür görüşmelerden sonraki en uzun açıklamalarından birini yaptı.
  Downer, sürecin hız kazandığını belirterek, yarın liderlerin bir araya geleceğini ve bunun AB konularının ele alınacağı son görüşme olacağını belirtti. Bu başlıkta birçok uzlaşma noktası bulunduğu gibi, hala daha uzlaşma olmadan duran konular da bulunduğunu ifade eden Downer, liderlerin önümüzdeki hafta ekonomi konularını ele almaya başlayacaklarını söyledi.
  Downer, süreç çerçevesinde tüm başlıkların bir kez ele alınacağını anımsatarak, “tamamen uzlaşılan” konuların bile yeniden gözden geçirilmeye ihtiyacı bulunduğunu kaydetti.
  Tüm bunların zaman aldığını dile getiren Downer, “Bir yere oturup başlıkları ‘tik tik tik’ diye işaretleyerek geçemezsiniz” dedi.

“Yeşilırmak Kapısı”

   Downer, “Kuzey’deki genel seçimden önce, örneğin Yeşilırmak (Limnidi) Kapısı’nın açılması gibi bir açılım olabilir mi?” şeklindeki soru üzerine, BM Genel Sekreteri’nin bir temsilcisi olarak herhangi bir şekilde seçim konusuna giremeyeceğini ifade etti. Downer, ancak önceki gün temsilcilerin olumlu bir toplantı yaptıklarını, liderlerin yarın bir araya geleceklerini ve şüphesiz ki yarınki görüşmeden sonra toplantıyla ilgili açıklama yapılacağını, ondan sonraki hafta da liderlerin yeniden bir araya geleceklerini kaydetti.
  Tarafların güven yaratıcı önlemler konusunu ele aldıklarını kaydeden Downer, liderlerin bununla ilgili bazı açıklamalar yapmaya başlayabileceğini hissettiğini; ancak bunun Yeşilırmak Kapısı olacağını söyleyemeyeceğini; çünkü söz konusu başlığın son derece karmaşık bir konu olduğunu vurguladı.
 
“Güven yaratıcı önlemlerde
önemli ilerlemeler kaydedildi”
 
  Güven yaratıcı önlemler konusunda 22 başlık bulunduğunu ve bunların tümünün görüşüldüğünü söyleyen Downer, bunlarla ilgili önemli ilerlemeler bulunduğunu kaydederek şöyle devam etti:
  “Ancak bu konuda beni yanlış anlamayın, güven yaratıcı önlemler, sadece ‘güven yaratıcı önlemlerdir’. Burada esas merkezdeki olay ve görev Kıbrıs sorununun çözümüdür. Güven yaratıcı önlemler görüşmelerin odağı değildir.”
  Downer, kendisinin de Kıbrıs sorunun çözümüne yoğunlaştığını çünkü bunun sadece Kıbrıs için değil uluslararası topluluk için de çok önemli olduğunu ve herkesin liderlerin bir çözüme ulaşmasını beklediğini kaydetti.
  BM diplomatı, ABD Başkanı Barack Obama’nın da Türkiye gezisinde Kıbrıs sorunun çözümünün önemini vurguladığını anımsattı.
  BM Genel Sekreteri’nin Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmesini de anımsatan Downer, Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’de küçük bir ada olduğunu, ancak uluslararası topluluğun çözüme yardımcı olabilmek için büyük çaba harcadığını ve günün sonunda iki liderin bir anlaşmaya varması beklentisi olduğunu söyledi.
  Downer, adada bir çözüm olacaksa yeni gelişmeye ve daha çok ilerlemeye ihtiyaç bulunduğunu belirterek, ancak görüşmelerin kendi beklentilerinin ilerisinde devam ettiğini kaydetti.
  Downer, 6 başlık bulunduğunu ve bu başlıklarda birçok konunun bulunduğunu anımsatarak, bunun da çok çalışma ve zaman gerektirdiğini ifade etti.
     
“Liderler sonuç paketi ortaya koyacak”

  Başlıkların ikinci kez ele alınmasının daha az zaman alacağını, ancak daha güç olacağını dile getiren Downer, daha sonra da al-ver sürecine geçileceğini, liderlerin ortaya bir sonuç paketi koymak durumunda olduklarını söyledi.
  Downer, zaman konusundaki bir soru üzerineyse, Talat’ın bu yılsonuyla ilgili beklentilerinin bulunduğunu anımsatarak, Rumların ise takvimlendirme istemediğini kaydetti. Bu konuda çalışma yaptıklarını belirten Downer, belki gün gün, hafta hafta takvimlendirme yapılmayacağını ancak süreçteki devinimin doğru ayarlanması gerektiğini vurguladı.
  Downer, örnek vererek, “tarafların 2 ay ara vererek sörf yapmaya gidemeyeceklerini” söyledi. Downer, tarafların bu süreçteki konsantrasyonlarının devamlı olması gerektiğini belirtti.
    BM diplomatı, liderlerin anlaştıkları ve Kuzey’deki seçimlerden önce Yeşilırmak Kapısı’nın açılacağı konusunda “söylentiler” olduğunun belirtilmesi üzerine, Yeşilırmak Kapısı’nın apaçık bir şekilde zor bir konu olduğunu, kapının açılmak istenmesi halinde bile yol çalışmaları da dahil yapılacak çok şey olduğunu, bunların açılma kararı verildikten ve çalışmalar başladıktan sonra bir yılı bile bulabileceğini ifade etti.
   Downer, “Bu kapının açılması meselesi değil, nasıl yapılacağının müzakere edilmesi meselesidir. Bu zaman zaman yetkililer tarafından ele alınan bir konudur ancak bunun üzerindeki bir anlaşma liderleri ilgilendiren bir konudur” dedi.

 

 

KIBRIS 09/04/09

 

 

Talat, çözümü tehlikeye sokacak hükümete etkisiz kalmaz

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, seçim sonrasında oluşacak hükümetle siyasi hedefler konusunda bir uyuşmazlık yaşanması ve çözüm vizyonuna ters düşecek siyasi davranışlar gelişmesi halinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın etkisiz kalmayacağını ve görevlerini yerine getireceğini söyledi.
   Erçakıca, 19 Nisan’da gerçekleşecek milletvekilliği genel seçimlerine çok yaklaşmış olunmasına karşın, seçim kampanyasının gerginliklerden uzak, hoşgörüyle sürdürülmesinin, bütün dünya tarafından dikkate alınması gereken bir husus olduğunu söyledi.
   Erçakıca dün düzenlediği haftalık brifingde, yaklaşan 19 Nisan milletvekilliği erken genel seçimlerine ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.
   Hasan Erçakıca, seçim kampanyasının olgunlukla sürdürülmesinin, Kıbrıs Türk halkının bir devlete sahip olma ve onun devamlılığını sağlama konusunda ulaştığı aşamayı göstermesi bakımından büyük önem taşıdığını belirtti.
   Erçakıca, “Bir yanda seçim kampanyası sürerken, diğer yanda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, halkına ve dünyaya karşı olan sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmekte ve görüşme sürecini de tam kapasiteyle devam ettirmektedir” dedi.
   Erçakıca, seçimle belirlenecek yeni meclisin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın görüşmecilik görevine son vermesinin beklenmediğini de kaydetti.
   Hasan Erçakıca “seçimlerden farklı bir hükümet çıkması durumunda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın ve müzakere sürecinin bu değişiklikten nasıl etkileneceğine” ilişkin soruyu yanıtında, yetki ve sorumlulukları hukuk kurallarıyla belirlenen Cumhurbaşkanı’nın, hangi hükümet olursa olsun, Anayasa ve diğer yasaların kendisine verdiği görevleri yerine getirmeye devam edeceğini belirtti.

İlgisiz kalamaz

   “Hukuken tarafsız olmasına rağmen siyasi açıdan belirli idealleri benimseyip seçilen Cumhurbaşkanı’nın siyasi bir makam olduğunu” ifade eden Erçakıca, Kıbrıs sorununa çözüm bulma hedefine sıkı sıkıya bağlı olan Cumhurbaşkanı Talat’ın çözüm sürecini tehlikeye sokacak hükümetlerden kaynaklanan davranışlara karşı da ilgisiz kalmayacağını söyledi.
   Erçakıca; “(Cumhurbaşkanı), hukuk çerçevesinde kalarak, ancak siyaseten, siyasi mekanizmaları kullanarak yönlendirmeye çalışacak. Buna ilgisiz kalamaz. Çünkü Cumhurbaşkanı Talat, halkına siyasi bir vizyon sunarak Cumhurbaşkanı seçildi. Bu vizyonunun takipçisi olacaktır” dedi.
   Hasan Erçakıca, şöyle devam etti:
   “Eğer hükümetle siyasi hedefler konusunda bir uyuşmazlık olursa, Cumhurbaşkanlığı görevleri yerine getirilecektir. Cumhurbaşkanı’nın, çözüm vizyonuna ters düşecek siyasi davranışlara karşı etkisiz kalması beklenemez”

Cumhurbaşkanı’nın görüşmecilik görevi

   Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın görüşmecilik görevine, seçimlerden sonra oluşacak yeni meclis tarafından son verilmesinin beklenip beklenilmediğine ilişkin soruya “Hayır beklemiyoruz. Gerçekleşmesi güçlü bir olasılık değil. Neredeyse siyasi bir olasılık olarak gündemimizde yok” yanıtını verdi. 
   Anayasal sistemin parlamenter olmasından dolayı bu senaryonun mümkün olduğunu, ancak geleneksel olarak görüşmelerin, seçimle belirlenen toplum liderleri tarafından yürütüldüğünü kaydeden Erçakıca, “Seçimlere katılan ve parlamentoda temsil edilebileceğini anladığımız siyasi partilerimizden hiçbirisinin, bu sistemin dışına çıkarak, Kıbrıs sorununa çözüm arama veya çözümsüz kalmasını savunma pozisyonunda olmadığını görüyoruz” şeklinde konuştu.

 KIBRIS 09/04/09

Ergenekon tartışması KKTC KIBRIS TV'de başladı

KKTC’de 19 Nisan’da yapılacak milletvekilliği seçimleri öncesinde ilk kez teke tek KIBRIS TV’de KIBRIS
Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Reşat Akar’ın sunduğu “Son Durum” programında bir araya gelen Başbakan, CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer ile UBP Genel Başkanı Dr. Derviş Eroğlu’nun Ergenekon iddialarına odaklanan tartışmaları KKTC ve Türkiye’nin gündemine oturdu.
   İki partinin Kıbrıs sorunu, mülkiyet konusu, AB, ekonomi gibi konulardaki görüşlerinin ve politikalarının tartışıldığı programda iki parti lideri arasında zaman zaman gergin anlar yaşandı.
  
Tartışma, Ergenekon’la başladı

   Demokrasilerde önemli olanın, fikirlerin ve düşüncelerin halkla en açık bir şekilde paylaşılması olduğunu ifade ederek, seçimlerin bu açıdan önemine dikkat çeken Başkan Soyer, Ergenekon konusunu gündeme getirerek bu konuda suç duyurusuna bulunacağını açıklamıştı.
   “Şu ana kadar Ergenekon konusunda konuşmak istemedim. Ancak, bu iddianame ve iddianameyle ilgili olayları görünce şok oldum. Bunların açığa çıkması gerektiğine inanıyorum. Özbek’in evrakları arasında bulunan ve Derviş Eroğlu’na sunulması için hazırlanmış bir rapor var. Bunları okuduğumda tüylerim dikken diken oldu.” 
    1998 seçimlerinde toplam 20 milyon dolar paranın dağıtıldığı iddialarının yer aldığı raporda en ilginç noktayı belirtilen hedeflerde gördüğünü kaydeden Soyer, elde edilen belgede, “2000 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Denktaş’tan sonra Eroğlu vasıfları ile tamamen uygundur. Bu konuyu arkadaşlarımız ele almalıdır” ifadelerinin yer aldığını söyledi.
   Ölüm timlerinin geldiği ve paraların dağıtıldığı konusunda iddiaların yer aldığı ve bunların açığa çıkarılması gerektiğini kaydeden Soyer, elde edilen raporun resmi bir evrak olduğunu belirterek, KIBRIS TV ekranlarından bu konuda Başsavcılığa suç duyurusunda bulunacağını açıklamıştı.
   Soyer, “19 Nisan seçimlerinde birinci parti çıkacağız ve vereceğimiz yeminden sonra hükümet programıyla bağlantılı olarak bunun açığa çıkarılması için uğraşacağız” şeklinde konuştu.
   1998 seçimlerinin kokusunun 2009’da ortaya çıktığını ifade eden Soyer, “Derviş Eroğlu’na sunulmak üzere hazırlanmış rapor ve bu raporun Özbek’e iletildiği, Denktaş’a yönelik operasyon yapıldığı dönemdir. Bugüne kadar hiç konuşmadım, ısrarla konuşmadım ama bu raporu bugün (önceki gün) aldım ve bununla ilgili olarak başvuruda bulundum ve internet vasıtasıyla bu iddianamenin resmi eklerini yolladılar” dedi.
   Reşat Akar’ın, Türkiye’de henüz kanıtlanmamış bu iddianameyi savcılığın ele alıp almayacağıyla ilgili soruyu yanıtlayan Soyer, raporda 2000 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik olarak Denktaş’ın ekarte edilmesinin yer aldığını belirterek, “Bu raporun bir yerde kanıtlanmasına gerek yoktur. Bunu siz (Eroğlu) kanıtlayacaksınız. Bu resmi bir belgedir ve bu belgede bizim demokrasimizle ilgili önemli iddialar vardır. Hedef bu hadiseleri ortaya çıkarmaktır. Bu demokrasinin kurumsallaşması için son derece önemlidir” şeklinde konuştu.

Eroğlu: Rapordan haberim yok

   CTP Genel Başkanı Soyer’in bahsettiği rapordan haberi olmadığını kaydeden UBP Genel Başkanı Eroğlu, seçim sürecine girilmesiyle birlikte kendisinin Ergenekon’la bağdaşlaştırılmaya çalışıldığından yakınarak, “Yıpranmış bir parti, UBP’yi de yıpranmış bir çizgiye sokmaya çalışıyor” diyerek CTP’yi eleştirdi.
   UBP’nin Ergenekon’un dışında olduğunu dile getiren Eroğlu, KKTC’de namusuyla politika içinde bulundum. Seçim ve oy amacı ile de olsa böyle yapmanız yanlıştır. Demokrasiye esas lekeyi sürdüren sizsiniz. Milletvekilinin satın aldınız…” diyerek Ergenekon olayıyla ilgili iddiaları yanıtladı.
   Soyer’in içeriğinden ayrıntılar aktardığı raporda adı geçen Mustafa Özbek ile dostane bir ilişkisi bulunduğunu söyleyen Derviş Eroğlu, Özbek’in Cumhurbaşkanı Talat ile de diyalog içinde olduğunu kaydetti.
   Ulusal Birlik Partisi’ni Ergenekoncu gibi göstermenin demokrasiye yakışmadığını ifade eden Eroğlu, seçimlere asıl müdahalenin 2005’te AB, ABD, İngiltere, Türkiye’de bazı zengin işadamları ve bazı basın yayın organları tarafından yapıldığını iddia etti.
   UBP’nin yıllardan beri seçimlerden sonra borç ödeyen bir parti olduğunu belirten Eroğlu, CTP’nin 2003 ve 2005 seçimleri öncesinde para dağıttığını, alanları da dağıtanları da bildiklerini belirterek, CTP’nin vatandaşı rüşvete alıştıran parti olduğunu iddia etti.
    CTP’nin seçimi kazanması için dış müdahaleler olduğunu ileri süren Eroğlu, AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ve Avrupa Parlamentosu Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu Başkanı Mechtild Rothe’un adaya ziyaretleri sırasında yaptıkları açıklamaların seçimlere dış müdahalenin bir örneği olarak gösterdi.
    Ülkede ulusal birlik zamanı olduğunu ifade eden UBP Lideri, “KKTC vatandaşı olan ve bir devlet kurmuş olmanın mutluluğunu yaşayan tüm insanların birleşme ve kaynaşma zamanıdır” dedi.
Müzakere masasında istikrarlı ve güçlü bir hükümete ihtiyaç olduğunu da belirten Eroğlu, “ABD’den uçaklar ineceği, AB’ye girme hayalleri ile insanların umutlarıyla oynandı, ancak bu oyun bitti” dedi.
  Eroğlu, UBP’nin CTP hükümetinin ülkede yarattığını iddia ettiği “enkazı ortadan kaldıracak beceriye sahip olduğunu” da vurguladı.

Soyer: Eroğlu, Ergenekon konusunu kapatmaya çalışıyor

   Eroğlu’nun Ergenekon’la ilgili rapordan haberi olmadığını yönündeki ifadesine yanıt veren CTP lideri Soyer, raporda, 1998 seçimlerinde kimlere para dağıtıldığı ve ülkeyi haritalarlara böldükleriyle ilgili bilgilerin yer aldığına işaret ederek, “Ben bu konunun soruşturulması gerektiğini söylüyorum” dedi ve Eroğlu’nu bu konuyu kapatmaya çalışmakla suçladı.
   Eroğlu’nun AB’nin müdahalesiyle ilgili iddialarına da cevap veren CTP lideri, “AB temsilcisi, adaya gelip, Rumların engelline rağmen Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile görüştüyse ve bizi eşit ortak olarak gördüyse bundan onur duymanız lazımdır. Beyanatları da çözüm ve AB yönündedir” diyerek, UBP döneminde AB elçisinin kuzeye geçmediğini hatırlattı.
   Eroğlu’nun ülkede “bir enkaz yaratıldığıyla” ilgili iddiasına ilişkin Başbakan Soyer, hükümete geldiklerinde elektrik üretimini, mevduatları, Gayrı Safi Milli Hasıla’yı artırdıklarını anlatarak, “Ekonomide bir yıkım mı var, bir iflas mı devrediyoruz diye sormak lazımdır! Ekonomide sıkıntı yok mu, elbette var” diyerek, “Biz, mevcut olan bu zeminden ileriye gitmek için 19 Nisan’da ileriye gidelim diyoruz. Temel hedefimiz de Gayrı Safi Milli Hasıla’da Malta’yı yakalamak olmalıdır” şeklinde konuştu. 
   
Eroğlu: Vatandaş kararını verecek

   Soyer’e yanıt veren Eroğlu, UBP iktidara geldiğinde ülkede hiçbir altyapının olmadığını ve hiçten bir ekonomi yarattıklarını ifade ederek, ekonomik büyüme ile kalkınmanın bir birinden farklı kavramlar olduğuna dikkat çekti.
   Ekonominin hangi noktaya geldiği konusunda gerçekçi olunması gerektiğini vurgulayan Eroğlu, KTHY’nin ve Elektrik Kurumu’nun borçları bulunduğunu, Sanayi ve Ticaret Odası’nın zorda olduğunu, otellerin kapanmakta olduğunu, fabrikaların anahtarlarını teslim ettiğini belirterek, “Seçim geldi, vatandaş kararını verecek. Halkın yüzde 70’ten fazlası hükümetten memnun değildir. Ekonomik kriz geliyor. Şu ana kadar yaşanan kriz kürsel krizden dolayı değildir. Bu krizi ortadan kaldıracağız” dedi.
   
Soyer’den Eroğlu’na mülkiyet ve
referandum konusunda eleştiri

    CTP lideri, Başbakan Soyer, çözüm ve ekonominin bir biriyle bağlantılığı olduğuna işaret ederek, ülkede kişi başına düşen gelirin 2 bin dolar olduğunu, 2003’ten beri ekonomik gelişmeyi sağlayan esas faktörün Kıbrıs Türk toplumunun çözüm ve AB vizyonu olduğunu vurguladı.
   Soyer, “Meydanlarda çözüm ve AB iradesini ortaya koyan insanlar ve sınır kapılarının açılması ile yaratılan ortam ekonominin önünü açılmasını sağlamıştır” diyerek, “Kıbrıs Türk halkı çözüm vizyonu ile hareket etmelidir. Bu ekonominin gelişmesinin de temelidir” şeklinde konuştu.
    Başbakan Soyer, Eroğlu’nun “KKTC Cumhurbaşkanı KKTC Anayasası’na bağlı olduğu sürece desteğinin süreceği” yönündeki sözünü hatırlatarak, UBP’nin 2004’teki Referandum Yasası’nın ve Mal Tazmin Komisyonu Yasası’nın Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne götürdüğüne işaret ederek şöyle konuştu:
“UBP, yine aynı bakışla ‘Cumhurbaşkanı’nın Anayasal sürece bağlı hareket etmesi gerekir’ diye düşünüyor? UBP, şu an AİHM tarafından da kabul gören Mal Tazmin Komisyonu’nca yapılan tazmin ve takası uygulamasını da Anayasaya aykırı mı görüyor? İnşaat sektöründeki bu zemini ortadan kaldırmayı mı amaçlıyor?”.
   
Eroğlu: Mal Tazmin Komisyonu’na karşıyız

     Soyer’in Mal Tazmin Komisyonu’yla ilgili suçlamalarına yanıt veren Eroğlu, geçmişte Türkiye hükümeti ile mülkiyet konusunda adada bir anlaşmadan sonra takas ve tazminatın olması hususunda mutabık kaldıklarına işaret ederek, Mal Tazmin Komisyonu’na karşı olduklarını söyledi.
     UBP muhalefetteyken Mal Tazmin Komisyonu’nun kurulduğuna işaret eden Eroğlu, bu komisyona onay vermediklerini ve ilgili yasanın kabul edilmesinin ardından da konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdıklarını hatırlattı.
   Referandum Yasasıyla ilgili olarak ise Eroğlu, “Liderlerin mutabık kaldığı bir anlaşma ise ve 9000 sayfasını bilmediğimiz bir anlaşma değilse tabii ki bunu referanduma koyacağız. Tutumumuz, Annan Planı’ndan farklı olacaktır” diye konuştu.
     “UBP, çözüme karşı değil, ama yaşayabilir bir anlaşmadan yanadır” diyen Eroğlu, Cumhurbaşkanı Talat’ın bizimle diyalog içinde olduğu sürece kendisini destekleriz. Anayasanın kendisine yüklediği sorumluluklar vardır bunun bilincinde olması lazımdır” dedi.
     Soyer’den, Hristofyas’ın CTP ile yaptığı anlaşmaya açıklık getirmesini de isteyen Eroğlu, çözümün iki eşit taraf arasında olması halinde kalıcı ve uzun süreli olabileceği görüşünü dile getirerek, ABD Başkanı Barack Obama’nın Türkiye ziyareti sırasında sadece çözüme destek verip, iki taraf arasındaki dengesizliğin kaldırılmasına destek verme yönünde bir açıklama yapmamasını eleştirdi.
Soyer’in serbest bölgeyle ilgili eleştirilerine de yanıt veren UBP lideri, 1986’da hükümette oldukları dönemde serbest bölgeyi hayata geçirmek istediklerini ancak o zamanki hükümet ortaklarının bunu kabul etmediğini ifade etti.
    Türkiye’de ve çeşitli Avrupa ülkelerinde serbest bölge olduğuna işaret eden Eroğlu, “Serbest bölge, AB’ye girinceye kadar ve hatta AB’ye girdikten sonra da uygulanabilir. İktidara geldiğimizde bu konuda çalışmalar yapacağız ve Serbest Bölge Yasası’nı hazırlayacağız” dedi.
   
Soyer: 1990’da neden uygulamaya koymadınız?

   CTP Genel Başkanı ve Başbakan Soyer, serbest bölge konusunda Eroğlu’na eleştirisini sürdürerek, “Neden 1990’da muhalefetin olmadığı ve 45 milletvekili ile mecliste bulunduğunuz dönemde serbest bölgeyi uygulamaya geçirmediniz” diye sordu.
   Eroğlu’nun mili gelirin 7 bin dolar olduğu yönündeki iddiasına yanıt veren Soyer, KKTC’de kişi başına düşen milli gelirin 14 bin dolar olduğunun TÜSİAD ve Dünya Bankası raporunda da yer aldığına ve Türkiye Başbakanı’nca da ifade edildiğine işaret ederek, milli gelirin göreceli bir kavram olmadığını vurguladı.
    Eroğlu’nun aksine Soyer, Obama’nın Türkiye’deki ziyaretinde hem Kıbrıs hem de Türkiye ile ilgili açıklamalarını memnuniyetle karşıladığını ifade ederek, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un kısa bir süre önce Türkiye’ye ziyareti sırasında “Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılması gerektiği” yönündeki açıklamasını hatırlattı.
   Eroğlu’nun AKEL ve CTP’nin yaptığı ilke anlaşmasıyla ilgili sorusuna da yanıt veren Soyer, “Biz, AKEL ve lideri ile iki bölgeli iki toplumlu federal bir çözüm için ilke anlaşmaları yaptık. Ama bunlara uymadığı için kendilerini kınıyorum” dedi. Soyer, Eroğlu’nun Hristofyas’ın müttefiki olduğunu, ikisinin de referandumda ‘hayır’ dediğini, kendi partisinin ve Anastasiadis’in partisinin ise ‘evet’ dediğini hatırlattı.
   
“Seçimlere müdahale yok”
  
      Bir siyasi partinin temsilcilerinin, son zamanlarda ‘Türkiye bizi destekliyor ve Türkiye’den adamlar geldi’ dediğinin hatırlatılarak, bu seçimlerde gerek Türkiye’den gerekse başka bir yerden dış müdahale bekleyip beklemediğinin sorulması üzerine UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, “Ben müdahale beklemiyorum ve müdahalenin de doğru olmadığını düşünüyorum” dedi.
   Aynı soruya muhatap olan CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise şöyle konuştu:
  “2003’ten beri, referandumu, yerel seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini yaptık. Sözünü ettiğim seçimlerde ilk kez Türkiye, tüm siyasi renklere eşit davrandı. Bugün de böyledir. Türkiye’de aynı hükümet iş başındadır. 2004’teki referandumda da aynı hükümetti, 2005’te de, cumhurbaşkanlığı ve yerel seçimlerde de... Hiçbir şekilde müdahale yapılmamıştır ve şimdi de yoktur. En önemli örneği vereyim: Sayın Cemil Çiçek geldi memlekete ve kendisiyle konuştuk. Seçim kampanyası var, seçim yasakları var diye ben başbakan olarak kendisini karşılamaya gitmedim.”

KIBRIS 09/04/09

 

Christofias to address Arab League
By Elias Hazou

PRESIDENT Demetris Christofias has said he has accepted an invitation extended to him by Amr Moussa, the general-secretary of the Arab League, to address a conference of the organisation.

Christofias, on an official visit to Egypt, meanwhile announced that Cyprus would accredit an ambassador to the Arab League.

''Cyprus has very close relations with the Arab League and despite the fact that we are members of the EU, we will accredit an Ambassador to the League”, he said.

The Arab League, he went on, is ''an organisation which adopts positions of principle, since it supports the implementation of the UN resolutions for Cyprus, the termination of foreign intervention and occupation”.

Christofias expressed gratitude for the Arab League’s positions on Cyprus and said that Cyprus supports the implementation of the UN resolutions on the Palestinian issue, “that would lead to the creation of a Palestinian state next to the state of Israel”.

For his part, the Arab League chief said that during the meeting he was briefed by President Christofias on developments in the Cyprus question and that he updated the Cypriot President on the Middle East developments.

Later in the day, President Christofias headed on to Alexandria, where tomorrow he will meet with the Patriarch of Alexandria and All Africa Theodoros II.

Today, the Patriarch will decorate President Christofias with the Cross of Evangelist Markos, the highest honorary distinction.

The President, who is escorted by ministers, senior government officials and a Chamber of Commerce delegation, has already met with Egypt’s leader Hosni Mubarak and Prime Minister Ahmed Nazif.

CYPRUS MAIL 09/04/09

Cypriots hopeful about a solution
By Stefanos Evripidou

A RECENT survey revealed that both Greek and Turkish Cypriots may be pessimistic about a Cyprus solution yet both communities remain hopeful that the two leaders can reach a mutually acceptable solution.

According to a study presented yesterday by the Brussels-based think tank, the Centre for European Policy Studies (CEPS), 56 per cent of Greek Cypriots and 61 per cent of Turkish Cypriots are pessimistic about the direct talks ongoing between the two community leaders.

However, the study revealed that 64 per cent of Greek Cypriots and 65 per cent of Turkish Cypriots expressed hope that the two leaders reach a mutually acceptable solution.

The poll, conducted in partnership with local researchers in January and February of this year, involved 1,000 respondents on the island.

According to the poll, 80 per cent of Greek Cypriots want a unified state with a central government, while 71 per cent of Turkish Cypriots are in favour of two separate states with international recognition.

A solution entailing a bizonal, bicommunal federation gets 44 per cent of the Greek Cypriot vote and 49 per cent of the Turkish Cypriot vote.

Only ten per cent of Greek Cypriots, compared to 33 per cent of Turkish Cypriots, wish to see the continuation of the status quo.

A federal solution with two sovereign states is preferred by nine per cent of Greek Cypriots and 39 per cent of Turkish Cypriots.

Asked what they would vote in a new referendum, assuming the talks end in agreement, 19 per cent of Greek Cypriots and 30 per cent of Turkish Cypriots said they would certainly vote YES, while 25 per cent of Greek Cypriots and 29 per cent of Turkish Cypriots would certainly vote NO.

The swing vote remains substantial with 44 per cent of Greek Cypriots and 21 per cent of Turkish Cypriots stating they are undecided as to which way they’ll vote.

Among the Greek Cypriot community, 24 per cent of DISY supporters would certainly vote YES, as would 21 per cent of AKEL voters, 19 per cent of DIKO voters and 16 per cent of EDEK voters.

Among the Turkish Cypriot community, 61 per cent of the Republican Turkish Party would certainly vote YES, as would 46 per cent of the Communal Democracy Party, 11 per cent of the Democratic Party and 16 per cent of the National Unity Party.

CYPRUS MAIL 09/04/09

 

Enquiry sought in to Denktash’s Ergenekon ties
By Simon Bahceli

FORMER Turkish Cypriot leader Rauf Denktash and his once-‘prime minister’ Dervish Eroglu are to become subjects of an enquiry into whether the two have links with the ultra-nationalist Ergenekon group currently under investigation in Turkey.

The Ergenekon trial is shaking Turkey by the roots as military generals, academics, businessmen, security officials and journalists stand accused of plotting to overthrow the ruling Justice and Development Party (AKP) government. Their plot, accusers say, was to involve ‘false flag’ operations that would have led to civil unrest and culminate in a military takeover. Over 100 have so far been arrested and detained since the enquiry began last summer.

The request for the enquiry was filed by current ‘prime minister’ of the north Ferdi Sabit Soyer to the north’s ‘chief prosecutor’ after sections of the bill of indictment to be presented against Ergenekon suspects in the Turkish courts were published in a Turkish Cypriot newspaper. Soyer’s spokesman Ahmet Muratoglu yesterday said, “There are claims about former president Rauf Denktash and leader of the National Unity Party Dervish Eroglu in the bill of indictment prepared by against suspects in the Ergenekon trial in Turkey”. He added that the claims had been read by Soyer in the press.

The leaked prosecution report included documents allegedly belonging to chief of the Turkish Metal Workers’ Union Mustafa Ozbek who has been under arrest in Turkey as a suspected Ergenekon member since January. The documents and taped telephone conversations appeared to suggest that Ozbek and the Ergenekon organisation had in 1998 sought to topple Denktash by setting up cells to frighten off his backers. The documents also seemed to suggest that opposition parties were infiltrated with the aim of weakening them.

Reacting to the request for an enquiry Denktash yesterday told the press he was “not taking this seriously”.

“Last night Mr Soyer said he had a leaked report that in the 1998 election Mustafa Ozbek and organisations related to him spent a lot of money trying to oust me. Even though I was re-elected [in 1998], the next day he says he is going to present the case to the prosecutor,” Denktash said, adding, “This doesn’t work against me; it’s covers me because Ergenekon was trying to get me out.

Denktash said he believed the motivation behind the enquiry was to influence the outcome of the April 19 election in the north where Eroglu’s National Unity Party (UBP) is leading in the polls.

“It is interesting that this comes on the eve of the election,” the former leader said.

However, Soyer’s spokesman denied there was political motivation behind the call for the enquiry.

“The timing has nothing to do with the election; it has to do with the fact that the evidence emerged just two or three days ago,” he told the Cyprus Mail. He added that “public interest and the seriousness of the allegations” made an enquiry vital.

The spokesman also said the enquiry would not affect Eroglu’s ability to stand in the coming week’s election as leader of party.

“He is innocent until found guilty,” he said, but added that legal proceedings against one or both of them would be instigated if evidence of wrongdoing were uncovered.

In a programme on Turkish Cypriot TV on Tuesday night Denktash told interviewers he was aware there had been efforts to topple him and that Mustafa Ozbek was involved in these. But on whether he himself was a member of the underground organisation Denktash said, “Am I in Ergenekon, or am I not? I don’t know either”.

CYPRUS MAIL 09/04/09

 

Both communities pessimistic over solution prospects
By Stefanos Evripidou

A RECENT survey revealed that both Greek and Turkish Cypriots may be pessimistic about a Cyprus solution yet both communities remain hopeful that the two leaders reach a mutually acceptable solution.

According to a study presented yesterday by the Brussels-based think tank, the Centre for European Policy Studies (CEPS), 56 per cent of Greek Cypriots and 61 per cent of Turkish Cypriots are pessimistic about the direct talks ongoing between the two community leaders.

However, the study revealed that 64 per cent of Greek Cypriots and 65 per cent of Turkish Cypriots expressed hope that the two leaders reach a mutually acceptable solution.

The poll, conducted in partnership with local researchers in January and February of this year, involved 1,000 respondents on the island.

According to the poll, 80 per cent of Greek Cypriots want a unified state with a central government, while 71 per cent of Turkish Cypriots are in favour of two separate states with international recognition.

A solution entailing a bizonal, bicommunal federation gets 44 per cent of the Greek Cypriot vote and 49 per cent of the Turkish Cypriot vote.

Only ten per cent of Greek Cypriots, compared to 33 per cent of Turkish Cypriots, wish to see the continuation of the status quo.

A federal solution with two sovereign states is preferred by nine per cent of Greek Cypriots and 39 per cent of Turkish Cypriots.

Asked what they would vote in a new referendum, assuming the talks end in agreement, 19 per cent of Greek Cypriots and 30 per cent of Turkish Cypriots said they would certainly vote YES, while 25 per cent of Greek Cypriots and 29 per cent of Turkish Cypriots would certainly vote NO.

The swing vote remains substantial with 44 per cent of Greek Cypriots and 21 per cent of Turkish Cypriots stating they are undecided as to which way they’ll vote.

Among the Greek Cypriot community, 24 per cent of DISY supporters would certainly vote YES, as would 21 per cent of AKEL voters, 19 per cent of DIKO voters and 16 per cent of EDEK voters.

Among the Turkish Cypriot community, 61 per cent of the Republican Turkish Party would certainly vote YES, as would 46 per cent of the Communal Democracy Party, 11 per cent of the Democratic Party and 16 per cent of the National Unity Party.

CYPRUS MAIL 09/04/09

 

Denktaş: CIA beni ölümle tehdit etti

KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 1981 seçimlerinde CIA tarafından tehdit edildiğini açıkladı.

NTV

10 Nisan. 2009 Cuma

LEFKOŞA - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 1981 seçimlerinde CIA tarafından tehdit edildiğini açıkladı.

Ergenekon davasının tutuklu sanığı Türk Metal Sendikası'nın eski başkanı Mustafa Özbek'in evinde bulunan rapor, adada eski defterlerin açılmasına yol açtı.

Kıbrıs'ta farklı çevrelerin seçimlere müdahale ettiğini anlatan Denktaş, kendisinin de 1981'de bir CIA ajanından, "uzlaşmaz" görüldüğü için ölüm tehdidi aldığını belirtti.

Eski cumhurbaşkanı, "Durumu derhal Türkiye'ye bildirdim, onlar da arkamızda durdu" dedi.

Rauf Denktaş, Başbakan Soyer'in başsavcılığa ilettiği raporun hiçbir kıymeti olmadığını da yineledi. Denktaş, bunu, 19 Nisan'da yapılacak seçimi etkilemeye yönelik bir girişim olarak görüyor.

Raporda, 1998 seçiminde, "üst kurul" adı verilen bir yapının, Denktaş karşısında Derviş Eroğlu'nun desteklenmesi için faaliyet yürüttüğü iddia ediliyor.

 

Soyer: Başsavcı tehdit ediliyor

KKTC Başbakanı Soyer, 1998'de Kıbrıs'taki seçime müdahale edildiği yönünde bilgilerin bulunduğu rapora 3. Ergenekon iddianamesinde yer verilebileceğini belirtti.

ntvmsnbc ve Ajanslar

10 Nisan. 2009 Cuma

LEFKOŞA - Ergenekon davası sanığı Türk-Metal Sendikası eski Başkanı Mustafa Özbek'in evinden çıkan ve KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Ulusal Birlik Partisi lideri Derviş Eroğlu'nun adının geçtiği raporu, seçime kısa süre kala açıkladığı için eleştirilen KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, bir basın toplantısı düzenledi.

Soyer, raporu açıklamasını "Elime yeni geçti, her türlü riski göze alarak bunu yaptım. Zira söz konusu olan demokrasimizdir. Kim olursa olsun, bir darbeye doğru giden bir müdahaleyi hiçbir demokrat insanın kabullenmesi mümkün değil" diyerek savundu.

Belgenin iki ay önce elde ettiğinde Mecliste araştırma komitesi kurdurmuş olacağını söyleyen Ferdi Sabit Soyer, belgede adı geçen kişilerin de burada ifade vermiş olacağını dile getirdi. Soyer, "Bunun seçimlerle ilişkilendirilmesini anlamam mümkün değil" dedi.

TÜRKİYE'DEN HERHANGİ BİR TALEP GELMEDİ
Ergenekon soruşturmasının 2. iddianamesinin ekinde Kıbrıs'la ilgili bölümleri okuyunca müthiş iddialar bulunduğunu gördüğünü ifade eden KKTC Başbakanı Soyer, KKTC'de Ergenekon soruşturması açılması için Türkiye'deki herhangi kurumdan bir talep gelmediğini belirtti.

Soyer, belgedeki iddiaların Kıbrıs Türk halkını ilgilendirdiğini, bunların KKTC'nin resmi makamları tarafından inceleneceğini vurguladı.

Başsavcının gerek gördüğü takdirde Türkiye'den ek belge isteyebileceğini anlatan Soyer, seçim sonrası araştırma komisyonu kurulması için önerge vereceğini açıkladı.

BOMBALAR PATLAMIŞTI
O dönemlerde, KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu ve daha sonraki Başbakan Mehmet Ali Talat'ın evlerinin önünde bombalar patladığını, bunların halkın vicdanını rahatsız ettiğini anlatan Soyer şunları söyledi:

"Bu belgelerde bununla ilgili çok önemli hadiselerin işaretleri veriliyorsa, bu konuda susmak, demokrat olmamak demektir. Bu konuda meseleyi herhangi bir şekilde ellememek, Kıbrıs Türk halkının demokrasine ve geleceğine dönük olarak işlenen cinayetlere ortak olmak demektir. Ben buna inanıyorum. Bunun için, riski ne olursa olsun bu konuyu gündeme getirmeye karar verdim. Bu süreç, Kıbrıs Türk halkının demokrasisini güçlendirecek en temel süreçtir."

NE KIBRIS ESKİ KIBRIS, NE DE TÜRKİYE
Soruları da yanıtlayan Soyer, başvuruyu yapmadan önce Başsavcı ile görüşmediğini belirterek, ona herhangi bir müdahalede bulunmadığını ve bulunmayacağını ifade etti. Soyer, Başsavcı'nın resmen tehdit edildiğini de açıkladı.

Soyer, 19 Nisan seçimlerine de müdahale olasılığının olup olmadığı yönündeki bir soruya karşılık, demokratikleşmenin Türkiye ve Kıbrıs'ta en üst noktada bulunduğunu belirterek, "Ne Kıbrıs eski Kıbrıs'tır, ne Türkiye eski Türkiye'dir" ifadesini kullandı.

DENKTAŞ'A YÖNELİK SUÇLAMA YOK
Soyer, başvurusunda Rauf Denktaş'la ilgili düzeltme yapıp yapmayacağıyla ilgili bir soru üzerine, Denktaş'a yönelik suçlama bulunmadığını ve eski cumhurbaşkanının bunu kendisine suçlama gibi aldığını vurguladı.

 

"Denktaşlar karalanmaya çalışılıyor"

 CNN TURK 10/04/09

KKTC'deki Demokrat Parti'nin (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, Ergenekon tartışmaları hakkında, "yıllardır Denktaşlara karşı sürdürülen bilinçli yıpratma ve karalama kampanyasının ardındaki gerçeklerin belgeyle aralandığını" ifade ederek, "Belgede açıkça vurgulanmaktadır ki, bu ülke üzerinde emelleri olanların Denktaşları oyunlarına alet edemeyecekleri kesindir" dedi.


Denktaş, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in Türkiye'deki Ergenekon iddianamesinde yer alan iddialar için Başsavcılıktan soruşturma talebinde bulunmasına ilişkin açıklamalarda bulundu.

"Kirli oyunları sahneye koymak üzere seçilen oyuncunun kim olduğunun da açık bir şekilde ortaya çıktığını" kaydeden Denktaş, "DP'nin saklayacak, gizleyecek, karanlık hiçbir şeyi olmadığını" belirtti; "Siyaset yapmaktaki tek hedefimiz, Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını her şeyin üzerinde tutmak olmuştur" dedi.

"Bugün Ergenekon'la ilgili ortaya çıkan belge konusunda basının karşısına son kez çıkıyorum" diyen Denktaş, "ortaya çıkan belgenin tarihsel akışına bakıldığında, o yıllarda yaşanan birçok olayı aydınlatması açısından dikkate değer bulduğunu" söyledi.

DP olarak her dönemde müdahalelerin karşısında olduklarını ve siyaset yapmaktaki tek hedeflerinin Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını her şeyin üzerinde tutmak olduğunu ifade eden Denktaş, bundan asla taviz vermediklerini ve bundan sonra da vermeyeceklerini kaydetti.

"Denktaş adı engel olarak görülüyor"


"Yıllardır Denktaşlara karşı sürdürülen bilinçli yıpratma ve karalama kampanyasının ardındaki gerçek sanırım bu belgeyle aralanmış oldu" diyen Denktaş, bugüne kadar "Denktaş" isminin Kıbrıs Türk halkının bağımsızlık ve varoluş mücadelesiyle birlikte anıldığını belirtti.

Ancak zaman içinde bazı kesimlerin, "ülke üzerindeki kirli hedeflerine ulaşmada Denktaş adını bir engel olarak gördüğünü" kaydeden DP Genel Başkanı, "Bulunan 'piyonlar' vatandaşları kullandı ve kendi kişisel hedeflerine ulaşmada bu entrika içinde yer aldı" diye konuştu.

Serdar Denktaş, "Belgede açıkça vurgulanmaktadır ki, bu ülke üzerinde emelleri olanların Denktaşları oyunlarına alet edemeyecekleri kesindir. Bu amaçlarına ulaşmak için yaptıkları kirli oyunlar, bu oyunları sahneye koymak üzere seçtikleri oyuncunun kim olduğu da açık bir şekilde ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu tezgahın orasından burasından, her düzeyde parçası olanlar ne vicdanlarda ne de akıllarda hiçbir zaman aklanamayacaklardır. Halkımızın sağduyusu bunu görmeye muktedirdir. Bu noktadan sonra işin takip edileceği merci yargı olmalıdır. Seçim sonrasında biz Demokrat Parti olarak konunun meclis gündemine de alınıp gerçeklerin ortaya çıkarılması için üzerimize düşeni yapacağımızın sözünü bugünden veriyoruz. Demokrat Parti'nin saklayacak, gizleyecek, karanlık hiçbir şeyi yoktur" dedi.

Raporda en çok üzüldüğü bölüm

DP Genel Başkanı Denktaş, belgeyi başından sonuna okuduğunu, bunun bir iddianame değil, bir sanığın belgeleri arasında bulunmuş bir raporlar dizisi olduğunu ifade etti.

Denktaş, bu belgelerin devletle ilgisi ve ilişkisi olmadığı inancında olduğunu, ancak bu belgeler içerisinde kendisini en çok üzen kısmının, kendilerine milliyetçi diyen kişilerin, "Serdar Denktaş'a verilecek desteğin Türkiye'deki çete olayına destekten farksız olmadığını" söylemesi olduğunu aktardı.

Bu sözü söyleyenlerin kendisinin "Kıbrıs Türk milliyetçiliği" söylemlerinden yola çıkarak bu noktaya vardıkları görüşünü dile getiren Denktaş, bu söylemin Türk milliyetçiliğine karşı değil, bu devletin insanlarının bir mihenk taşı etrafında toparlanabilmesi için ortaya konmuş bir görüş olduğunu ve asla bunun arkasından geri çekilmeyeceğini söyledi.

Denktaş, bu görüşü bir terör örgütüyle bağdaştıranların kendisini tanımadığını veya kötü emellere sahip olduklarını belirterek, "Biri beni Kıbrıs Türk halkının geleceğine bir tehdit oluşturmakta olduğuma ve Türkiye'nin menfaatlerine aykırı olduğuna ikna ederse, siyasetten çekilirim ve ağzımı açmam" diye konuştu.

Serdar Denktaş, bu açıklamasının ardından konuyu seçimlerin yapılacağı 19 Nisan'a kadar kapattığını da belirtti. Denktaş, seçimlerin ardından bu belgelerin araştırılmasını ve kendisinin de karanlık ilişkileri neyse ortaya çıkarılmasını istedi.

 

 

 

Kıbrıslı liderler güven artırıcı önlemlerde anlaştı

CNN TURK 10/04/09

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile Güven Artırıcı Önlemler üzerinde uzlaştıklarını, buna göre ambulansların karşılıklı geçişlerinin kolaylaştırılacağını, kültürel mirasın korunması ve su tasarrufu projesinin hayata geçirileceğini bildirdi.


Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas ile görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanlığına döşününde yaptığı açıklamada, müzakerelerde "Avrupa Birliği konularının" tamamlandığını ve gelecek hafta çarşamba günü "Ekonomi" başlığına geçileceğini kaydetti.

AB konularında ilerleme kaydedilerek konunun kapatıldığını, az sayıda farklılıklar ve anlaşmazlıklar bulunduğunu ifade eden Talat, temsilcilerin bu konular üzerinde konuşacaklarını söyledi.

Daha önce teknik komitelerin ele aldığı dört konuda yeniden teyit yapıldığını açıklayan Talat, ambulansların geçişi konusunda var olan pürüzlerin ortadan kaldırıldığını, çevrede su tasarrufuna ilişkin BM Kalkınma Programının (UNDP) desteklediği projelerin yürütülmesiyle ilgili nihai sonuca varıldığını, kültürel miras danışma konseyinin kurulması ve faaliyetleriyle suç ve suça ilişkin konularda bilgi değişimine ilişkin konuların sonuçlandırıldığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, özellikle suç ve suça ilişkin konularda bilgi paylaşımını sağlayacak bir ofisin kurulmasının, her iki tarafın da bir suçlu sığınağı olarak kullanılmasını engelleyeceği için önemsediğini vurguladı.

Talat, ekonomi konusunda da temsilcilerin yapacağı çalışmalarla kısa zamanda önemli ölçüde yakınlaşma sağlanacağı umudunu dile getirdi.

"Baş başa görüşme sırasında Rum lideri Hristofyas ile birlikte neden bahçede dolaşmaya çıktığı" sorusuna Talat, "Biz baş başa görüşmemizi tamamlayıp
salona döndüğümüzde ekiplerimizin AB konularıyla ilgili ayrıntıları görüştüğünü gördük, hem teknik konulardı, hem de AB ile ilgili daha önce başlamış ve tartıştıkları konulardı. Onlara biraz zaman verebilmek için çıkıp biraz ayrellilere, hosteslere baktık, bir tur attık ve zaten biz dönene kadar onlar da bitirmişti" karşılığını verdi.

"Suç ve suça ilişkin konularda anlaşıldı. Bu, bundan sonra sorun çıkmayacağı anlamına gelir mi?" sorusuna karşılık, Talat,  "Anlaşmaya varılan konu şudur: Bir ofis olacak, bu ofis 24 saat görevli olacak. Görevliler suç ve suça ilişkin konularda bilgi paylaşımı yürütecekler, bu tabii çok önemli bir aşamadır. Her iki tarafı da bir suçlu sığınağı olarak kullanan kişiler artık bunu yapamayacak diye umuyoruz... 1963'ten beri gelişmiş ilk ve önemli işbirliği konusudur bu konu. Ben buna çok önem veriyorum. Bunu siyasi bir kılıfa büründürmeyeceğiz, başka maksatlarla kendi siyasi duruşumuzu güçlendirmek için kullanmayacağız... Bundan çok umutluyum, eğer bunu  başarabilirsek örnek bir işbirliği gerçekleştirmiş olacağız diye düşünüyorum" dedi.

Talat, süreç içinde yeni zorluklar çıkmaması umudunu da dile getirdi. İki lider, 15 Nisan Çarşamba günü 26. kez buluşacak.

 

 

'Bunlar milliyetçiyse ben en komünist insanım'

10/04/2009 RADIKAL

DP Genel Başkanı Denktaş, Ergenekon konusunda basın toplantısı yaptı: 'Bunlar milliyetçiyse ben en komünist, en vatan haini insanım'


Ali RUHLUEL/LEFKOŞA

KKTC’de Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, Ergenekon konusunda gelinen aşamada işin takip edileceği mercinin yargı olması gerektiğini, ancak seçim sonrasında parti olarak konunun Meclis gündemine de alınıp gerçeklerin ortaya çıkarılması için üzerlerine düşeni yapacaklarını bildirdi. DP’nin saklayacak, gizleyecek, karanlık hiçbir şeyi olmadığını belirten Denktaş, “Siyaset yapmaktaki tek hedefimiz; Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını her şeyin üzerinde tutmak olmuştur” dedi.
DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, bugün parti genel merkezinde basın toplantısı düzenleyerek, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer’in Türkiye’deki Ergenekon iddianamesiyle ilgili iddialar için soruşturma talebinde bulunması konusunda açıklamalarda bulundu. “Bugün Ergenekon’la ilgili ortaya çıkan belge konusunda basının karşısına son kez çıkıyorum” diyen Denktaş, ortaya çıkan belgenin tarihsel akışına bakıldığında o yıllarda yaşanan birçok olayı aydınlatması açısından dikkate değer bulduğunu söyledi. Demokrat Parti olarak her dönemde müdahalelerin karşısında olduklarını ve siyaset yapmaktaki tek hedeflerinin Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını her şeyin üzerinde tutmak olduğunu ifade eden Denktaş, bundan asla taviz vermediklerini ve bundan sonra da vermeyeceklerini kaydetti.
“Yıllardır Denktaşlar'a karşı sürdürülen bilinçli yıpratma ve karalama kampanyasının ardındaki gerçek sanırım bu belgeyle aralanmış oldu” ifadesini de kullanan Denktaş, bugüne kadar ‘Denktaş’ isminin Kıbrıs Türk halkının bağımsızlık ve varoluş mücadelesiyle birlikte anıldığını belirtti. Ancak zaman içinde bazı kesimlerin ‘ülke üzerindeki kirli hedeflerine ulaşmada Denktaş adını bir engel olarak gördüğünü’ kaydetti. Denktaş ailesinin halkın çıkarları, varlığının korunması ve halkın güvenli bir geleceğe gidebilmesi dışında hayatlarında başka bir amacı olmadığını ifade eden Serdar Denktaş, şöyle devam etti:
“Belgede açıkça vurgulanmaktadır ki, bu ülke üzerinde emelleri olanların Denktaşları oyunlarına alet edemeyecekleri kesindir. Bu amaçlarına ulaşmak için yaptıkları kirli oyunlar, bu oyunları sahneye koymak üzere seçtikleri oyuncunun kim olduğu da açık bir şekilde ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu tezgahın orasından burasından her düzeyde parçası olanlar ne vicdanlarda ne de akıllarda hiçbir zaman aklanamayacaklardır. Halkımızın sağduyusu bunu görmeye muktedirdir. Bu noktadan sonra işin takip edileceği merci yargı olmalıdır. Seçim sonrasında biz Demokrat Parti olarak konunun meclis gündemine de alınıp gerçeklerin ortaya çıkarılması için üzerimize düşeni yapacağımızın sözünü bugünden veriyoruz. Demokrat Parti’nin saklayacak, gizleyecek, karanlık hiçbir şeyi yoktur. Önümüzde bütün siyasi partiler için halkımızın geleceğini belirleyecek bir seçim durmaktadır. Bu noktada tüm siyasi partilerin amacı belgeyle ilgili spekülasyonların arkasına saklanarak halkımızın kafasını bulandırmak değil, onlara içinde bulunduğumuz bu kapandan çıkış yolunu gösterecek plan ve projeleri aktarmak olmalıdır. Biz şu andan itibaren tekrar halımıza layık olduğu yaşam şeklini sunmak için hazırladığımız plan ve projeleri anlatmaya devam edeceğiz. Halkımızın sağduyusuna güveniyoruz. Kimsenin bu halk üzerinde kirli oyunlar oynamasına izin vermeyeceğiz.”
DP Genel Başkanı Denktaş, belgeyi başından sonuna okuduğunu, bunun bir iddianame değil bir sanığın belgeleri arasında bulunmuş bir raporlar dizisi olduğunu ifade ederek, bunu yazanların ‘milliyetçi’ olduğunu söyleyen insanlar olduğunu kaydetti. Denktaş, bu belgelerin devletle ilgisi ve ilişkisi olmadığı inancında olduğunu, ancak bu belgeler içerisinde kendisini en çok üzen kısmının, belgede yer alan ve kendisine milliyetçi diyen kişilerin, ‘Serdar Denktaş'a verilecek desteğin Türkiye'deki çete olayına destekten farksız olmadığını’ söylediklerini ifade etti. Bu sözü söyleyenlerin kendisinin ‘Kıbrıs Türk milliyetçiliği’ söylemlerinden yola çıkarak bu noktaya vardıkları görüşünü dile getiren Denktaş, bu söylemin Türk milliyetçiliğine karşı değil, bu devletin insanlarının bir mihenk taşı etrafında toparlanabilmesi için ortaya konmuş bir görüş olduğunu ve asla bunun arkasından geri çekilmeyeceğini söyledi. Denktaş, bu görüşü bir terör örgütüyle bağdaştıranların kendisini tanımadığını veya kötü emellere sahip olduklarını belirterek, “Biri beni Kıbrıs Türk halkının geleceğine bir tehdit oluşturmakta olduğuma ve Türkiye’nin menfaatlerine aykırı olduğuma ikna ederse siyasetten çekilirim ve ağzımı açmam” ifadelerini kullandı. Serdar Denktaş, bu açıklamasının ardından bu konuyu 19 Nisan’a kadar kapattığını da belirtti.
Konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Denktaş, Türkiye’deki Ergenekon iddianamesinde kendisiyle ilgili yer aldığı savunulan konuşmaların doğru olmadığını ifade etti. Denktaş, seçimlerin ardından bu belgelerin araştırılmasını ve kendisinin de karanlık ilişkileri neyse ortaya çıkarılmasını istedi. Serdar Denktaş, belgelerde yer alan iddialara da atıfta bulunarak, “Bunlar eğer suçsa ben suçlunun en üst seviyesindeyim; bunu yazanlar milliyetçiyse ben dünyanın en komünist, en vatan haini insanım... Kaç zamandır ’Ergenekoncu Ergenekoncu’ diye hakkımızda bir şeyler söylenir, yarın Allah bilir ’Ergenekon’un kurucusu’ diye başka bir belge çıkar adımıza” diye ekledi.(dha)

 

Ergenekon'da garip tesadüf!

10/04/2009 RADIKAL

Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan ya da tutuklanan bazı isimler arasında KKTC vatandaşlığı süren isimler var


İşte İçişleri Bakanlığı kaynaklarına göre KKTC vatandaşı olanlar...

Mustafa Özbek: Eski Türk Metal Sendikası Başkanı. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu. KKTC vatandaşı.

Sinan Aygün: Ankara Ticaret Odası Başkanı. Ergenekon davası sanığı. KKTC vatandaşı oldu. Daha sonra yüksek mahkeme kararıyla vatandaşlığı iptal edildi.

Semih Tufan Gülaltay: Ergenekon davası sanığı. Akın Birdal'a suikasttan hüküm giymişti. KKTC vatandaşlığı iptal edildi.

Muzaffer Tekin: Eski yüzbaşı. Ergenekon sanığı. O da KKTC vatandaşı.

Mecit Hazır: 26 Mart 1997'de KKTC vatandaşı oldu. Türk Metal Sendikası yöneticisi. Ergenekon'dan gözaltına alınıp serbest bırakılmıştı.

Pevrul Kavlak: 16. 10. 2002'de KKTC vatandaşı oldu. Mustafa Özbek'in genel başkanlığa aday gösterdiği Kavlak Ergenekon'dan gözaltına alınıp serbest bırakılmıştı.

Süleyman Erdinç: 18.10.2002'de KKTC vatandaşı oldu. O da Ergenekon'dan gözaltına alınıp serbest bırakıldı.

 

Şok itiraf!

TÜRKİYE ARKAMIZDA DURDU… KIBRIS TV’de ‘Son Durum’ programına katılarak, KKTC’deki seçimlere yönelik müdahaleler konusunda şok açıklamalarda bulunan I. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 1981 seçimlerini ima ederek, Amerikan İstihbarat Örgütü CIA ajanı tarafından ölümle tehdit edildiğini söyledi. Denktaş “Durumu derhal Türkiye’deki yönetime bildirdim ve onlar da arkamızda durdu. Zaten dava Türkiyesiz yürütülemez” dedi.

l MÜDAHALELELER DEVAM EDİYOR… Genel Yayın Yönetmenimiz Reşat Akar’ın sorularını yanıtlarken, CIA tehdidinin gerçekleştiği dönemde, Kıbrıs konusunda yine şahin olarak addedildiğini anlatan Denktaş, “Kliridis barışçıl, ben ise uzlaşmaz gösteriliyordum. Onların Kıbrıs hükümeti dedikleri eli kanlı yönetimi kabul etmiyoruz diye ekarte edilmek istendim. Bugün yabancıların müdahaleleri yok mu? İngiliz Yüksek Komiseri ve Amerikan büyükelçilerinin söyledikleri müdahale değil mi?” diye sordu…

 

   Eski Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş, yaptığı şok itirafta, 1981 seçimlerini ima ederek, CIA ajanları tarafından ölümle tehdit edildiğini açıkladı. Denktaş bu şok itirafını, dün KIBRIS TV’de KIBRIS Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Reşat Akar’ın hazırlayıp sunduğu Son Durum programında yaptı.
   1981 seçimlerinde bir CIA ajanından ölüm tehdidi aldığını açıklayan Denktaş, konuyu Türkiye makamlarına ilettiğini de söyleyen Denktaş “Türkiye arkamızda durdu ve devam ettik” dedi.
   Başbakan Ferdi Sabit Soyer’in ortaya attığı, Ergenekon’la ilgisi olduğu iddia edilen belge konusuna da değinen Rauf Denktaş, söz konusu belgenin gerçekle alakası olmadığını ifade ederek, bunu, seçimlere müdahale olarak nitelendirdi.
   Kendisine henüz polis ya da başka bir merci tarafından soruşturma yapılmadığını ifade eden Denktaş, “Bu belgenin hikayeden başka bir kıymeti yok. Hukuki olarak da bakıldığında suçlanacak, bir şey yok” dedi.

“İçerisinde beni suçlayan bir şey yok”

   Suçlamanın yayılması sonrasında, Türkiye medyasının sorularına muhatap olduğunu ifade eden Denktaş “Sayın Soyer’i aradım ve bu rapor denilen şeyin ben de var olduğunu söyledim” dedi.
   Raporun içerisinde kendisini suçlayan bir şeyin bulunmadığına vurgu yapan eski cumhurbaşkanı Denktaş, “O halde niye beni de suçlar şekilde savcıya müracaat ettin diye sordum. Kendisi de dedi ki, ortada bir yanılgı olduğunu ve raporu okuduğu zaman, bana karşı yapılan muameleden üzüldüğünü belirtti. Esasen Eroğlu aleyhine araştırma yapılması için yazı yazdım” diye konuştu.
   Belgenin,  Başsavcının kâle alabileceği bir belge olmadığını söyleyen Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
   “Sabah gazetesinde çıkan bir yazıda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yetkililerinden alınan bilgiye göre, KKTC’de başlatılan soruşturmanın ki böyle bir soruşturma başlatılmış değil, yanlış olduğunu söylüyor. Haberde, başlatılan soruşturmanın Ergenekon soruşturması ile alakası yoktur. Bunlar kulaktan duyma şeylerle, seçime on kala yapılmış müdahaledir. Kim ne derse desin. Bu resmi bir müdahaledir. Yine, rüşvet sözleriyle anılan bir küçük parti, köy köy dolaşarak AKP’nin arkalarında olduğunu ve kendilerini desteklediğini söylüyor. AKP’den de bu konuda ses çıkmıyor. Bunlar kabul edilemez müdahalelerdir.” 

“Hikayeden başka bir şey değil”

   Kendisine henüz polis ya da başka bir merci tarafından soruşturma yapılmadığını ifade eden Rauf Raif Denktaş, “Bu belgenin hikayeden başka bir kıymeti yok. Hukuki olarak da bakıldığında suçlanacak, bir şey yok” dedi.
   Dönemin Türkiye Başbakanı Mesut Yılmaz’ın partisi ANAP ile UBP arasında kardeşlik ilan edildiğini hatırlatan Denktaş, “Eroğlu, o kardeşliğe dayanarak, Yılmaz’ın kulağını Serdar aleyhine doldurdu. Onun üzerine bir operasyon yapıldı ve paralar gönderildi. Zaten biz, ANAP’ın UBP’yi Serdar’a karşı desteklediğini biliyorduk” diye konuştu.
   Söz konusu raporun Ergenekon davasıyla ilgili bir belge olması durumunda, medyaya sızdırılmasının bir suç olduğunun altını çizen Denktaş, “Bu doğrudan doğruya basın yoluyla müdahale edilmesi için verilen bir belgedir” diye konuştu.

CIA ajanı ölümle tehdit etti

   Bir soru üzerine Rauf Raif Denktaş, 1981’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CIA ajanları tarafından ölüm tehdidi aldığını şu sözlerle açıkladı:
   “Ben o dönemlerde Kıbrıs konusunda yine, şahin olarak addediliyordum. Kleridis barışçıl, ben ise uzlaşmaz gösteriliyordum. Onların Kıbrıs hükümeti dedikleri eli kanlı yönetimi kabul etmiyoruz diye ekarte edilmek istendim. Bugün yabancıların müdahaleleri yok mu? İngiliz Yüksek Komiseri ve Amerikan büyükelçilerinin söyledikleri müdahale değil mi? Ya ABD’nin dağıttığı otuz milyon dolar? Bunları unutmayalım. Bunlara müdahale demeyenler, Türkiye’nin müdahalesi olduğunda ayağa kalkıyorlar ve bağırıyorlardı. Bu rapora baktığınızda yazanların Türkçeleri bile doğru değil. Bize Kıbrıs içerisinde yapılan bazı işler konusunda öyle bir ihbarlar geliyor ki, bunların ciddi olduğunu görünce yetkililere bildirirdim. CIA ajanının da ölüm mektubunu Türkiye’ye bildirdim ve Türkiye de arkamızda durdu.”

“ABD’li senatörler de baskı kurdu”

   Türkiye eski cumhurbaşkanlarından Turgut Özal döneminde, ABD’li senatörlerin kendisine baskı yaptığına da dikkat çeken Rauf Raif Denktaş, “Bize Rumların istediği şekildeki bir çözüme imza atmamız konusunda baskı yaptılar, ayrı devlet ve egemenlik istememek gibi. Denktaş ile olmaz söylemini en son AKP kabul etti. Halkın iradesi benim istediğimin dışında çıkınca, Türkiye hükümeti de bunu benimseyince, benim tekrardan seçime girmem anlamsızdı. Bizleri, Papadopulos’un ‘hayır’ı kurtardı. Sayın Gül’ün de dediği gibi, Rumlar evet deseydi, Türk askeri adada kalmayacaktı. Türk askerinin kalmadığını düşündüğüm zaman benim uykularım kaçıyor. Biz kalıcı uzlaşma istediğimizden dolayı tüm bu konular üzerinde diretiyoruz. Rum’un yırtıp atamayacağı bir anlaşma olması lazım. Coğrafyaya dayalı olması ve egemen olmamız gerekiyor” diye konuştu.

“Konfederasyondan federasyona gidilebilir”

   Çözümün, coğrafi esaslılık üzerine kurulmasının şart olduğunu vurgulayan eski cumhurbaşkanı Denktaş, çözüm şeklinin konfederasyon olmasını, bunun da zaman içerisinde federal çözüme dönüştürülebileceğini kaydetti.
   “İlk önce Rumlar, ENOSİS hülyasından vazgeçtiler mi vazgeçmediler mi? Bunu görmemiz lazım” diyen Denktaş, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca’nın açıklamalarıyla, Rum’un uzlaşma niyeti olmadığının açığa çıktığını söyledi.
   Denktaş sözlerini şöyle sürdürdü:
   “Rumlar, uzlaşma olması durumunda, ayrı devlet ve egemenliklerin olmayacağını ve Türkiye’nin garantörlüğünün kağıt üzerinde olacağını ve AB normlarının olacağını söylüyorlar. Bu ne demektir? Özgürlükler esastır. Mal mülk edinme ve yerleşim hakkı demektir. Biz bunları kısıtlarsak AİHM’e gidecekler ve bize saldıracaklar. Çünkü AB de kalıcı deregasyonlara razı değil. Bir anlaşmayı devlet esası üzerine oturtmanın hiçbir sakıncası yok. Rumlar ENOSİS rüyasından vazgeçmedikleri için bunları kabul etmiyorlar. Hristofyas da kalkıp, Makarios’un görüşlerinden vazgeçmediğini söylüyor. Papazı, EOKA’cıları memnun edici açıklamalar yapıyor. Bunları açık açık söylüyorlar.”
   2003 yılında referandum öncesinde çok defa söylediniz ama net değildi. Size kibarca Annan Planını ya kabul et ya da emekli çık mesajı verildi mi? Sorusuna Denktaş, “40 yıllık siyaset yanlıştır. Bu mesele Denktaş’ın meselesi değildir. Hayır derseniz Türkiye’yi arkanızda bulamazsınız dendi. Bana New York’a gitmelisin ve gerekirse masadan kalkarsın dediler. Uğur ziyal ise, kesinlikle kalkmak yok. Türkiye’nin aleyhine olur” deyince, benim orada işim bitmişti” diye konuştu.
   Kıbrıs sorununun Türkiye’siz çözülemeyeceğini söyleyen Denktaş, ancak Türkiye’nin her dediğine de boyun eğilemeyeceğini belirtti.
   Amerikan raporlarında, plana evet dendiği için Kıbrıslı Türklerin ayrı egemenlik isteyemeyeceğinin yer aldığına vurgu yapan Rauf Raif Denktaş, Cumhurbaşkanı Talat ve Rum lider Hristofyas arasındaki görüşmelerin de bu çizgide sürdürüldüğüne dikkat çekti.

“Devletim, egemenliğim ve Türkiye’nin garantörlüğü diyen partilere dikkat”

   19 Nisan erken genel seçimi konusuna da değinen Denktaş, “Devletim, egemenliğim, Türkiye’nin garantörlüğü diyen partilere dikkat edilmesi lazım” diye konuştu.
   Oğlu Serdar Denktaş’ın partisi DP’nin, ayakları yerde olan bir parti olduğunu gördüğü için desteklediğine dikkat çeken Rauf Raif Denktaş, bunun, diğer partileri desteklemeyin anlamına gelmediğini söyledi.
   “Bu halkın bir devleti var” diye konuşan Denktaş, devletsiz kalacak bir halkın, öksüz kalmış zavallı bir azınlıktan başka bir şey olamayacağını ifade etti.
   Denktaş sözlerini tamamlarken, seçime az bir süre kala, Ergenekon ile ilgisi olduğu söylenen raporun gündeme getirilmesinin ters tepeceğini belirterek, “Keşke Soyer bu adımı atmasaydı. Hiç gereği yok, yararı da olmayacak” dedi.

KIBRIS 10/04/09

 

Susmam cinayet olurdu

SOMUT VERİ BEKLİYORDUM... Soyer: Kıbrıs Türk halkının iradesini etkilemek için kesintisiz bir gizli organizasyonun varlığı kuşkusu orta yere çıktıktan sonra benim susmam cinayetin ta kendisiydi. Beklediğim zaten böyle somut verilerdi

  Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, KKTC'de "Ergenekon soruşturması" kapsamında Başsavcılık’tan soruşturma talep etmesiyle ilgili olarak, "Kıbrıs Türk halkının iradesini etkilemek için kesintisiz bir gizli organizasyonun varlığı kuşkusu orta yere çıktıktan sonra benim susmam cinayetin ta kendisiydi. Beklediğim zaten böyle somut verilerdi" dedi.
   Başbakan Soyer, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu’nu, 2000 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylıktan neden çekildiğini açıklamaya çağırdı.
   Soyer, Türkiye'deki Ergenekon soruşturması iddianamesinde adı geçen KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve eski başbakanlardan, UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu hakkındaki iddiaların araştırılması için önceki gün Başsavcılıktan soruşturma yapılması talebinde bulunmasıyla ilgili olarak AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
   Türk Metal-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek'in evinde yapılan en son aramada ele geçirilen belgelerin kendisine yeni ulaştığını belirten Soyer, "Bu belgede yazılanları okuyunca tüylerim diken diken oldu, irkildim" dedi.
   Belgelerde 1998 seçimlerine yapılan müdahalelerin çok net şekilde açıklandığını, aynı şekilde KKTC'deki gizli organizasyonla, 1999'da Türkiye'deki seçimlere de müdahale edildiğinin görüldüğünü kaydeden Soyer, belgenin içeriğine ilişkin olarak şunları söyledi:
   "Bu belgelerde eski Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Raif Denktaş'ın telefonlarının dinlendiği, ekarte edilmesi için çeşitli çalışmalar yapıldığı, UBP'nin birinci parti çıkması ve 2000'deki cumhurbaşkanlığı seçimlerini doğrudan doğruya Sayın Eroğlu'nun kazanması çerçevesinde şekillendirilmeye çalışıldığı... Ve öyle bir örgüt bu ki, daha sonra Başbakan olan Sayın Mehmet Ali Talat'ın telefonlarının dinlendiği ve buna bağlı olarak da Sayın Talat'la ilgili istihbarat çalışmaları yapıldığı, ekarte edildiği ifade edilmektedir. Ve hiç kimse unutmamalıdır ki, aynı dönemde Sayın Talat'ın evinde de bomba patlamıştır. Bütün bunlar benim bilgime geldikten sonra, Kıbrıs Türk halkının iradesini etkilemek için kesintisiz bir gizli organizasyonun varlığı kuşkusu orta yere çıktıktan sonra benim susmam cinayetin ta kendisiydi. Beklediğim zaten böyle somut verilerdi. Bu somut veriler elime ulaştığı anda da gereğinin yapılması ve Kıbrıs Türk demokrasisi üzerindeki bütün gölgelerin silinmesi; ve aynı zamanda burada gözükmektedir ki, çeşitli basın organları vasıtasıyla ve organizasyonlarla da Kıbrıs üstünden Türkiye'ye bu anlamda etki edildiği de ortaya çıktığına göre, bunun soruşturmasını talep etmenin, sadece başbakan olarak değil, demokrat bir insan olarak ana görevim olduğuna inandım ve bunu önceki gün Başsavcılığa ilettim. Bu kadar açıktır, her şeyin meydana çıkması gerekir, bu belgeleri okuduğunuz zaman hayretler içinde kalırsınız."

"KKTC'yi ilgilendiren veriler"

   Elindeki belgelerin internette olmadığını ve bu bilgileri resmi makamlar vasıtasıyla aldığını, Türkiye'deki resmi makamlardan, "Soruşturma açın" yönünde talep olmadığını belirten Soyer, "Kesinlikle öyle bir talep yok, bunlar benim bilgime gelmiştir. Çünkü KKTC'yi ilgilendiren verilerdir bunlar" dedi
   Bu verilerle ilgili görevin KKTC'ye, KKTC'nin bağımsız yargısına, savcısına ait olduğunu ifade eden Soyer, "Bizde adalet bakanlığı yoktur. Bizde savcılık müessesesi bağımsızdır. Bizde yargıçlar doğrudan doğruya kendi mekanizmalarıyla atanır. Dolayısıyla hükümetin yargıyı herhangi bir şekilde yönlendirmesi mümkün değildir" diye konuştu.
   Bundan sonra görevin savcılıkta olduğunu belirten Soyer, Savcılığın gereken yazışmaları yaparak, Türkiye'den daha ileri belgeler talep etme hakkına sahip olduğunu kaydetti.
   Belgedeki verilerden "hayretler içinde kaldığını" belirten Soyer, raporun, dönemin Başbakanı Derviş Eroğlu'na yazıldığının görüldüğünü söyledi.
   Soruşturma talebinin, doğrudan doğruya demokrasiye ve özgür halk iradesine taraf olmak olduğunu ifade eden Soyer, "Bu, ne Kıbrıs Türkü’nün, ne Türkiye'nin iradesini gizli bazı organizasyonların etkilemesine izin verme meselesidir. Onun için bunun açığa kavuşması gerekmektedir" dedi.
   Bundan sonra sürecin nasıl olacağına ilişkin olarak, Başsavcılığın gerekli incelemeyi yapacağını, Türkiye'den gerekli taleplerde bulunacağını anlatan Soyer, belgede ismi geçen yerel organizasyonlarla ilgili savcılığın gerekli çalışmayı yapacağını belirtti.
  
Denktaş ve Eroğlu'nun tepkileri

   Başbakan Soyer, Rauf Denktaş ve Derviş Eroğlu'nun soruşturma talebini "ciddiye almadıkları ve bunu seçimlere yönelik bir girişim" olarak gördükleri yönündeki tepkilerinin hatırlatılması üzerine, bu tepkileri "çok komik karşıladığını" söyledi ve şöyle devam etti:
   "Çünkü seçimlere bir müdahale için yapılmış ve Kıbrıs Türk halkının iradesini bir toplum mühendisliği gibi dizayn etmek isteyen bir hareket varsa, bu hareket benim lehime de olsa, başkasının lehine de olsa demokrat bir insanın buna karşı çıkması gerekir. Çünkü bu olabilecek bir iş değildir. Bugün de ben aynı şeyi, aynı organizasyonu görüyorum."
   Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün, "Annan Planı döneminde UBP ve Türkiye'de Ergenekon'dan tutuklu bir kısım insanlarla Kıbrıs'ta yaptığı organizasyonlara" atıf yapan Soyer, Sarıgül'ün şimdi de UBP'ye kendi reklamcılarını ve seçim otobüsü gönderdiğini, "bunun yalnız dostlukla alakalı bir mesele olmadığını" söyledi.
 
"Eroğlu, 'peşimde 41 MİT ajanı dolaşıyor' demişti"

   Derviş Eroğlu'nun "Asıl dava açması gereken benim, bu hakkımı saklı tutuyorum" sözleriyle ilgili olarak da Soyer, "Dava açsın, niye açmasın ki, dava açsın. Sayın Eroğlu, bir kere çok demokratsa 2000 seçimlerinde adaylıktan niye çekildiğini açıklamak zorundadır" dedi.
   Eroğlu'nun adaylıktan niye çekildiğini ve ne olduğunu açıklamak durumunda olduğunu kaydeden Soyer, "Kendisi söylemişti; 'Peşimde 41 MİT ajanı dolaşıyor' demişti. Bununla ilgili pozisyonları gizli tutması, bu rapordaki bağlantılardan ürktüğünü gösterir. Bu kadar açıktır bu ve net olarak ifade ediyorum. Kendisine düşen görev, bu tartışmalar da çıktıktan sonra, 2000'deki adaylıktan niye çekildiğini, emekliye çıkacağı zamana saklamaması gerekir kanısındayım. Bu hem kendisine, hem partisine, hem Kıbrıs Türk demokrasisine yapacağı en büyük katkıdır kanısındayım."
   Soyer, bugün konuyla ilgili basın toplantısı düzenleyeceğini de sözlerine ekledi.

KIBRIS 10/04/09

KKTC'de muhalefet özür istedi

UBP'den yapılan açıklamada, Ergenekon soruşturması çerçevesinde Başbakan Soyer'in yaptığı açıklamaların 'mesnetsiz ve dayanaksız' olduğu belirtildi. Açıklamada, Derviş Eroğlu ile ilgili beyanların geri çekilmesi  ve özür dilenmesi istendi.

AA

10 Nisan. 2009 Cuma NTV

KKTC'de ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP), Ergenekon soruşturması çerçevesinde ortaya atılan iddialara dayanarak açıklamalarda bulunan KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'e bir mektup göndererek, ''UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile ilgili beyanlarını geri çekip özür dilemeye'' çağırdı.

UBP Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre, Avukat Aygün Doratlı imzasıyla Başbakan Soyer'e gönderilen mektupta, ''Bugünden itibaren bu mesnetsiz ve hakkaniyet ölçülerini aşan kasti beyanlarınızı geri çekmez ve Derviş Eroğlu'ndan yine basın yoluyla özür dilemezseniz sizin ve beyanlarınıza yer veren basın-yayın organları aleyhine yasal yola başvurmak zorunda kalacağız'' ifadelerine yer verildi.

Basına da dağıtılan mektupta, ''Ergenekon soruşturması adı altında yapılan soruşturmada ve halen dosyalanmayan bir iddianamede yer alan bazı iddiaların doğrulukları kanıtlanmış gibi yansıtıldığı'' belirtilerek, ''Ergenekon iddianamesinde yer aldığı iddia edilen ve bir iddiadan ibaret olduğu gibi delil niteliği bile olmayan iddiaları basın yayın organları vasıtasıyla gündeme taşıyarak UBP Başkanı Derviş Eroğlu'nu suçlamanız kabul edilemez'' denildi.

''Eroğlu'na isnat edilmiş suç varmış gibi yalan, yanlış ve doğruluğu oldukça kuşkulu bazı iddialar gündeme getirilerek, tamamen seçim döneminde siyasi çıkar sağlama amacıyla açıklamalar yapılıyor'' ifadesine yer verilen mektupta, ''Çağdaş hakkaniyet ve makuliyet ölçüleri aşılarak, kanunlarda 'hakaret ve sövme' olarak tabir edilen suçun işlendiği'' savunuldu.

Konuyla ilgili yayınların, ''kamuoyunu seçim döneminde Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lehine etkileme ve Derviş Eroğlu ile UBP'ye zarar vermeyi amaçladığı'' da iddia edilen mektupta, ''Bir Başbakan olarak, aldığınız bir duyumu ilgili resmi mercilerden soruşturulmasını talep etmek en tabii hakkınız olmakla ve bunu da yapmış olmanızla birlikte, bunu yapmadan önce ve sonra televizyon programlarınızda veya basına demeç vermek suretiyle yayına tabi tutmanız hukuk sistemimiz ve bilhassa Anayasamızın düşünce, söz ve anlatım özgürlüğüyle ispat hakkı ilkelerinde öngörülen sınırları aşarak suç işlemekte olduğunuz aşikardır'' denildi.

KKTC'deki ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu, 1998'de kazandıkları seçimi karalamaya çalışanlar olduğunu ve kendilerinin ''Ergenekon oyunlarıyla işlerinin olmayacağını'' söyledi.

UBP Basın Bürosu'ndan verilen bilgiye, partisini Geçitkale'de düzenlediği mitingde konuşan Eroğlu, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, ''seçim arifesinde oy kazanmaya çalıştığını'' belirtti.

Eroğlu, ''Ben Başbakan olduğum sürece anavatanımızdan gelen bütün yetkililerle görüştüm. Türkiye'nin 9 Başbakanı ile Başbakan olarak görüştüm, konuştum. Türkiye'nin iş adamları, çeşitli kurum ve kuruluşları beni ziyaret ettiler. Ne olacak yani beni görmeyle, ben suç mu işlemiş olurum'' diye konuştu.

 

Ortada Denktaşlardan kurtulma tertibi var!

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, Ergenekon tartışmalarında eğer yazılanlar doğruysa ortada Denktaşlardan kurtulma tertibi bulunduğunu vurguladı.
   Denktaş, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, Türkiye’deki Ergenekon iddianamesinde adı geçen Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve eski başbakanlardan UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu hakkındaki iddialar için soruşturma talebinde bulunması konusunda AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
   "Ortada var olanın iddianame olmadığını, halen sorgulanan bir kişinin evrakları arasından bulunan bir rapor olduğunu" kaydeden Serdar Denktaş, bu raporun ne kadar doğru veya yanlış olduğunun ve ne kadar ciddiye alınması gerektiğinin ileride ortaya çıkacağını söyledi.
   Bütün raporu incelediğini belirten ve kendisiyle ilgili bir telefon konuşmasına atıf yapıldığına işaret eden Serdar Denktaş, "Ne kullanılan jargon benim jargonum, ne herhangi bir komutan bana bugüne kadar 'beyefendi' diye hitap etti. Böyle yaşı daha geçkin, başbakan, cumhurbaşkanı seviyesindeki insanlara kullanılır ama, bana hiç 'beyefendi' dediğini hatırlamıyorum, bir üst rütbeli komutanın" diye konuştu.
   Bütün olayların içeriğine baktığında 1998 yılındaki gelişmeleri hatırlamaya çalıştığını belirterek, “Onunla da uyumlu bir şey var” diyen Serdar Denktaş, ya bütün o gelişmeleri de bilen birilerinin bir senaryo yazarak sızdırdığını, ya da eğer yazılanlar doğruysa ortada bir tertip olduğunu kaydetti.

“Denktaşlardan kurtulma tertibi"

   Serdar Denktaş, şöyle devam etti:
   “Bütün bu tertip içinde ortaya çıkan şu; Denktaşlardan kurtulma, onun yerine işte 'sözümüzü dinleyecek, bizim söylediğimizden çıkmayacak birilerinin getirilmesi' gibi bir tertip var. Ve 1998'deki bir belgedir ama aslında 1994'lerden başlayan bir sürecin devamı gibi görülüyor.”
   “O yıllarda neden böyle bir ihtiyaç doğdu ve nereye varılmak isteniyor” sorularını sorarak, belgede “ileride kritik günlerden” bahsedildiğini belirten Serdar Denktaş, “kritik” olarak nitelenen günlerin Annan Planı dönemini akla getirdiğini söyledi.
   “Ama bu kritik günler acaba geride mi kaldı, yoksa hala daha karşı karşıya geleceğimiz başka kritik günler mi var?” diye soran Denktaş, belgede kendisine atıf yapılarak, “İstediklerimizi kabul ettiremeyeceğimiz kişi” denildiğini belirtti.
   “Ne isteyecektin ki, ben Serdar Denktaş olarak kabul etmeyeceğim bunu?” diyen DP Genel Başkanı Denktaş, şöyle devam etti:
  “Kıbrıs Türk halkının hakları konusunda baş eğmedim, eğmem. Ama şu gelip söylense bize, 'kardeşim sen Türkiye'nin âli menfaatlerine, KKTC halkının haklarına zarar veriyorsun, bak şunları şunları yapıyorsun, çekil' deseler, hiç böyle işlere girmeden, ben zaten çekilirim. Türkiye'ye anavatana o kadar bağlılığım var, öyle yetiştim, babam da (Rauf Denktaş) aynı durumdadır. Neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuldu, bunu anlamak benim açımdan gerçekten zor.”
  “Rapor gerçekse ve raporu yazanlar da eğer milliyetçi ise Serdar Denktaş'ı PKK terör örgütü ile eş değer tutmalarının kendisini çok üzdüğünü” kaydeden Serdar Denktaş, “İnanılmaz takmış durumdayım bu konuya. Çünkü hak etmediğime inanıyorum böyle bir suçlamayı. Kim neden böyle bir benzetme yapsın” diye konuştu.
   Serdar Denktaş, belge gerçek olmasa bile, kendisine böyle bir atıf yapılmasından son derece üzüntü duyduğunu kaydetti.
   Başbakan Soyer'in soruşturma talebini seçimler öncesinde yapmasını da “ilginç” olarak niteleyen Serdar Denktaş, raporun Ergenekon'la bağının tespit edilmediğini söyledi.
   “Benzeri olayların hala devam ettiğini” savunan Denktaş, UBP'nin, “hiç bir şey söylemeden, tartışma programlarından kaçarak, 20 Nisan sonrası hiç bir plan projeyi ortaya koymadan” oy oranını artırdığına değindi.
   Denktaş, “Nerden oluşuyor, tutuklu Ergenekon tam tutuklu değil de gene benzeri bir şeyler mi dönüyor memlekette. Yoksa Ergenekon’u tutuklayanlar bu sefer onların yaptığını tekrar başka maksatla mı yapıyor?” diye sorarak şöyle devam etti:
   “Adaylar açısından bakın program açısından bakın, söylemler açısından bakın, televizyon performansları açısından bakın, neresinden bakarsanız bakın, böylesi bir yükselmeyi hak eden bir konumda değil, UBP. Bir anda gayet iyi harcama yapmaya başlayabildiler. Şimdi bütün partilerde var bu, bizde yok ama, yine bir şeyler dönüyor ortada. Bu da (belge) üstüne tuz biber diye geldi. Peki niye geldi, onun yükselişini engellemek için mi, yoksa bir ters tepki yapsın da tek başına iktidar hayali gerçekleşsin diye mi? Bilemiyorum, yani bir şey var. Zamanı ilginç, içerik ilginç.”

Soyer'e eleştiri

   Serdar Denktaş, belgeyi, başbakan Soyer'in Başsavcılığa verdiği hatırlatılınca, “Sayın Soyer'in mal bulmuş mağribi gibi bunun üstüne bu şekilde gelmesi, bu zamanlamayla gelmesi çok çok ilginç. Dur hele bir bakalım, gerçekten muteber bir belge mi onu görelim” dedi.
   19 Nisan seçimlerinden birinci parti olarak çıkmayı hedeflediklerini dile getiren Serdar Denktaş, “Ortaya koyduğumuz program ve çıkardığımız adaylarla bunu hak etmiş durumda olduğumuza inanıyoruz” iddiasında bulundu.

Serdar Denktaş, basın
toplantısı düzenledi

   Öte yandan, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, dün parti genel merkezinde basın toplantısı düzenleyerek, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in Türkiye’deki Ergenekon iddianamesiyle ilgili iddialar için soruşturma talebinde bulunması konusunda açıklamalarda bulundu.
   DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, Ergenekon konusunda gelinen aşamada işin takip edileceği mercinin yargı olması gerektiğini, ancak seçim sonrasında parti olarak konunun Meclis gündemine de alınıp gerçeklerin ortaya çıkarılması için üzerlerine düşeni yapacaklarını bildirdi.
   DP’nin saklayacak, gizleyecek, karanlık hiçbir şeyi olmadığını belirten Denktaş, “Siyaset yapmaktaki tek hedefimiz; Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını her şeyin üzerinde tutmak olmuştur” dedi.
   “Bugün Ergenekon’la ilgili ortaya çıkan belge konusunda basının karşısına son kez çıkıyorum” diyen Denktaş, ortaya çıkan belgenin tarihsel akışına bakıldığında o yıllarda yaşanan birçok olayı aydınlatması açısından dikkate değer bulduğunu söyledi.
   Demokrat Parti olarak her dönemde müdahalelerin karşısında olduklarını ve siyaset yapmaktaki tek hedeflerinin Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını her şeyin üzerinde tutmak olduğunu ifade eden Denktaş, bundan asla taviz vermediklerini ve bundan sonra da vermeyeceklerini kaydetti.

“Denktaşlara karşı karalama
kampanyası belgeyle aralandı…”

   “Yıllardır Denktaşlara karşı sürdürülen bilinçli yıpratma ve karalama kampanyasının ardındaki gerçek sanırım bu belgeyle aralanmış oldu” ifadesini de kullanan Denktaş, bugüne kadar “Denktaş” isminin Kıbrıs Türk halkının bağımsızlık ve varoluş mücadelesiyle birlikte anıldığını belirtti. Ancak zaman içinde bazı kesimlerin “ülke üzerindeki kirli hedeflerine ulaşmada Denktaş adını bir engel olarak gördüğünü” kaydeden Denktaş, “Bulunan ‘piyonlar’ vatandaşları kullandı ve kendi kişisel hedeflerine ulaşmada bu entrika içinde yer aldı” diye konuştu.

Meclise taşınacak...

   Denktaş ailesinin halkın çıkarları, varlığının korunması ve halkın güvenli bir geleceğe gidebilmesi dışında hayatlarında başka bir amacı olmadığını ifade eden Serdar Denktaş, şöyle devam etti:
   “Belgede açıkça vurgulanmaktadır ki, bu ülke üzerinde emelleri olanların Denktaşları oyunlarına alet edemeyecekleri kesindir. Bu amaçlarına ulaşmak için yaptıkları kirli oyunlar,  bu oyunları sahneye koymak üzere seçtikleri oyuncunun kim olduğu da açık bir şekilde ortaya çıkmış bulunmaktadır.
   Bu tezgahın orasından burasından her düzeyde parçası olanlar ne vicdanlarda ne de akıllarda hiçbir zaman aklanamayacaklardır. Halkımızın sağduyusu bunu görmeye muktedirdir.
   Bu noktadan sonra işin takip edileceği merci yargı olmalıdır. Seçim sonrasında biz Demokrat Parti olarak konunun meclis gündemine de alınıp gerçeklerin ortaya çıkarılması için üzerimize düşeni yapacağımızın sözünü bugünden veriyoruz. Demokrat Parti’nin saklayacak, gizleyecek, karanlık hiçbirşeyi yoktur.
   Önümüzde bütün siyasi partiler için halkımızın geleceğini belirleyecek bir seçim durmaktadır. Bu noktada tüm siyasi partilerin amacı belgeyle ilgili spekülasyonların arkasına saklanarak halkımızın kafasını bulandırmak değil, onlara içinde bulunduğumuz bu kapandan çıkış yolunu gösterecek plan ve projeleri aktarmak olmalıdır.
   Biz şu andan itibaren tekrar halımıza layık olduğu yaşam şeklini sunmak için hazırladığımız plan ve projeleri anlatmaya devam edeceğiz.
   Halkımızın sağduyusuna güveniyoruz. Kimsenin bu halk üzerinde kirli oyunlar oynamasına izin vermeyeceğiz.”

Raporda en üzüldüğü yer

   DP Genel Başkanı Denktaş, belgeyi başından sonuna okuduğunu, bunun bir iddianame değil bir sanığın belgeleri arasında bulunmuş bir raporlar dizisi olduğunu ifade ederek, bunu yazanların “milliyetçi” olduğunu söyleyen insanların olduğunu kaydetti.
   Denktaş, bu belgelerin devletle ilgisi ve ilişkisi olmadığı inancında olduğunu, ancak bu belgeler içerisinde kendisini en çok üzen kısmının, belgede yer alan ve kendisine milliyetçi diyen kişilerin “Serdar Denktaş’a verilecek desteğin Türkiye’deki çete olayına destekten farksız olmadığını” söylediklerini ifade etti.
   Bu sözü söyleyenlerin kendisinin “Kıbrıs Türk milliyetçiliği” söylemlerinden yola çıkarak bu noktaya vardıkları görüşünü dile getiren Denktaş, bu söylemin Türk milliyetçiliğine karşı değil, bu devletin insanlarının bir mihenk taşı etrafında toparlanabilmesi için ortaya konmuş bir görüş olduğunu ve asla bunun arkasından geri çekilmeyeceğini söyledi.

“Siyasetten çekilirim”

   Denktaş, bu görüşü bir terör örgütüyle bağdaştıranların kendisini tanımadığını veya kötü emellere sahip olduklarını belirterek, “Biri beni Kıbrıs Türk halkının geleceğine bir tehdit oluşturmakta olduğuma ve Türkiye’nin menfaatlerine aykırı olduğuma ikna ederse siyasetten çekilirim ve ağzımı açmam” ifadelerini kullandı.
   Serdar Denktaş, bu açıklamasının ardından bu konuyu 19 Nisan’a kadar kapattığını da belirtti.
   Konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Denktaş, Türkiye’deki Ergenekon iddianamesinde kendisiyle ilgili yer aldığı savunulan konuşmaların doğru olmadığını ifade etti.
   Denktaş, seçimlerin ardından bu belgelerin araştırılmasını ve kendisinin de karanlık ilişkileri neyse ortaya çıkarılmasını istedi.

“Bunu yazan milliyetçiyse ben...”

   Serdar Denktaş, belgelerde yer alan iddialara da atıfta bulunarak, “Bunlar eğer suçsa ben suçlunun en üst seviyesindeyim; bunu yazanlar milliyetçiyse ben dünyanın en komünist, en vatan haini insanım... Kaç zamandır ‘Ergenekoncu Ergenekoncu’ diye hakkımızda bir şeyler söylenir, yarın Allah bilir ‘Ergenekonun kurucusu’ diye başka bir belge çıkar adımıza” diye ekledi. 

KIBRIS 11/04/09

Soyer’e dava uyarısı

Ulusal Birlik Partisi (UBP), Ergenekon soruşturması çerçevesinde ortaya atılan iddialara dayanarak açıklamalarda bulunan Başbakan Ferdi Sabit Soyer’i “UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile ilgili beyanlarını geri çekip özür dilemeye” çağırdı.
   UBP Basın Bürosu’ndan yapılan açıklamaya göre, avukat Aygün Doratlı imzasıyla Başbakan Soyer’e gönderilen mektupta, “Bugünden itibaren bu mesnetsiz ve hakkaniyet ölçülerini aşan kasti beyanlarınızı geri çekmez ve Derviş Eroğlu’ndan yine basın yoluyla özür dilemezseniz sizin ve beyanlarınıza yer veren basın-yayın organları aleyhine yasal yola başvurmak zorunda kalacağız” ifadesine yer verildi.
   Basına da dağıtılan mektupta, “Ergenekon soruşturması adı altında yapılan soruşturmada ve halen dosyalanmayan bir iddianamede yer alan bazı iddiaların doğrulukları kanıtlanmış gibi yansıtıldığı” belirtilerek,  “Ergenekon iddianamesinde yer aldığı iddia edilen ve bir iddiadan ibaret olduğu gibi delil niteliği bile olmayan iddiaları basın yayın organları vasıtasıyla gündeme taşıyarak UBP Başkanı Derviş Eroğlu’nu suçlamanız kabul edilemez” denildi
   “Eroğlu’na isnad edilmiş suç varmış gibi yalan, yanlış ve doğruluğu oldukça kuşkulu bazı iddialar gündeme getirilerek, tamamen seçim döneminde siyasi çıkar sağlama amacıyla açıklamalar yapılıyor” ifadesine yer verilen mektupta, “Çağdaş hakkaniyet ve makuliyet ölçüleri aşılarak, kanunlarda ‘hakaret ve sövme’ olarak tabir edilen suçun işlendiği” savunuldu.
   Konuyla ilgili yayınların, “kamuoyunu seçim döneminde CTP lehine etkileme ve Derviş Eroğlu ile UBP’ye zarar vermeyi amaçladığı” da iddia edilen mektupta, şöyle denildi:
   “Bir Başbakan olarak, aldığınız bir duyumu ilgili resmi mercilerden soruşturulmasını talep etmek en tabii hakkınız olmakla ve bunu da yapmış olmanızla birlikte, bunu yapmazdan önce ve sonra televizyon programlarınızda veya basına demeç vermek suretiyle yayına tabi tutmanız hukuk sistemimiz ve bilhassa Anayasamızın düşünce, söz ve anlatım özgürlüğüyle ispat hakkı ilkelerinde öngörülen sınırları aşarak suç işlemekte olduğunuz aşikârdır.”

KIBRIS 11/04/09

Hristofyas:10. protokol üzerinde ısrar ediyoruz

Liderler “AB konuları” başlığını dün tamamladı. Sırada ekonomi var.

“KIBRISLI TÜRKLER FARKLI GÖRÜŞTE”… Cumhurbaşkanı Talat dünkü görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, AB konularında ilerleme kaydedilerek konunun kapatıldığını, az sayıda farklılıklar ve anlaşmazlıklar bulunduğunu söyledi. Rum yönetimi başkanı Hristofyas ise, pek çok konuda görüş birliğine varıldığını, ancak halen açık kalan çok temel konu bulunduğunu belirtti. Rum lider, gazetecilerin ‘açık konular bulunduğu sözünü hatırlatması üzerine, “Bu konuların en önemlisini söylemek isterim. Biz, 10’uncu protokolde ısrar ediyoruz; Kıbrıslı Türklerin farklı görüşte olduğu biliniyor. Müktesebattan pek çok sapma (derogasyon) talep ediyorlar” dedi

l BAHÇEDE DOLAŞRAK AYRELLİLERE BAKTILAR… “Baş başa görüşme sırasında Rum lider Hristofyas’la birlikte neden bahçede dolaşmaya çıktığı” konusundaki soruya Talat, “Biz baş başa görüşmemizi tamamlayıp salona döndüğümüzde ekiplerimizin AB konularıyla ilgili ayrıntıları görüştüğünü gördük, hem teknik konulardı hem de AB ile ilgili daha önce başlamış ve tartıştıkları konulardı... Onlara biraz zaman verebilmek için çıkıp biraz ayrellilere hosteslere baktık, bir tur attık ve zaten biz dönene kadar onlar da bitirmişti” diye cevap verdi.

  Kıbrıs sorununa kapsamlı ve kalıcı çözüm bulmayı amaçlayan Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas dün sabah ara bölgede yeniden bir araya geldi.
  Görüşmeye makam arabalarıyla önce Cumhurbaşkanı Talat, ardından da Hristofyas geldi. 
  BM kontrolündeki ara bölgede görüşmeler için tahsis edilen binaya girişte liderleri BM Genel Sekreteri’nin Özel Danışmanı Alexander Downer ile BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’taki Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun karşıladı.
  Cumhurbaşkanı Talat’a görüşmede BM ve AB ile İlişkilerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami ve heyeti, Hristofyas’a ise Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ile heyeti eşlik etti.
 
Çarşamba günkü görüşme ertelendi

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma çalışmaları çerçevesinde gerçekleştirilen müzakerelerde Avrupa Birliği konularının tamamlandığını ve gelecek hafta çarşamba günü “ekonomi” başlığına geçileceğini açıkladı. Ancak daha sonra yapılan açıklanmada, iki liderin çarşamba günü yapacakları görüşmenin, Talat’ın salı günü başlayacak ABD ziyareti nedeniyle bir sonraki haftaya ertelendiği duyuruldu..
   Ertelenen görüşmenin ne zaman yapılacağı, önümüzdeki günlerde netleşecek.
   Cumhurbaşkanı Talat, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un davetlisi olarak salı günü ABD’ye hareket edecek. Talat ile Clinton, çarşamba günü Washington’da bir araya gelecek.

Talat: AB konularında az sayıda
farklılıklar ve anlaşmazlıklar var    
 
   Cumhurbaşkanı Talat, dünkü görüşmeden sonra yaptığı açıklamada,  AB konularında ilerleme kaydedilerek konunun kapatıldığını, az sayıda farklılıklar ve anlaşmazlıklar bulunduğunu ve temsilcilerin bu konular üzerinde konuşacaklarını söyledi.
   Daha önce teknik komitelerin ele aldığı dört konuda yeniden teyit yapıldığını söyleyen Talat, ambulansların
geçişi konusunda var olan pürüzlerin ortadan kaldırıldığını; çevrede su tasarrufu ile ilgili UNDP’nin desteklediği projelerin yürütülmesi ile ilgili nihai sonuca varıldığını; kültürel miras danışma konseyinin kurulması ve faaliyetleriyle, suç ve suça ilişkin konularda bilgi değişimi ile ilgili konuların sonuçlandırıldığını söyledi.
  Talat, ekonomi konusunda da temsilcilerin yapacağı çalışmalarla kısa zamanda önemli ölçüde yakınlaşma sağlanacağını umduklarını bildirdi.

Birlikte bahçeyi dolaştılar,
ayrelli ve hosteslere baktılar

  “Baş başa görüşme sırasında Rum lider Hristofyas’la birlikte neden bahçede dolaşmaya çıktığı” konusundaki soruya Talat, “Biz baş başa görüşmemizi tamamlayıp salona döndüğümüzde ekiplerimizin AB konularıyla ilgili ayrıntıları görüştüğünü gördük, hem teknik konulardı hem de AB ile ilgili daha önce başlamış ve tartıştıkları konulardı... Onlara biraz zaman verebilmek için çıkıp biraz ayrellilere hosteslere baktık, bir tur attık ve zaten biz dönene kadar onlar da bitirmişti” diye cevap verdi.

“1963’ten beri ilk ve önemli işbirliği”

   “Suç ve suça ilişkin konularda anlaşıldı; bu, bundan sonra sorun çıkmayacağı anlamına gelir mi” sorusuna karşılık, Talat, şunları söyledi:
   “Anlaşmaya varılan konu şudur, bir ofis olacak, bu ofis 24 saat görevli olacak. Görevliler suç ve suça ilişkin konularda bilgi paylaşımı yürütecekler, bu tabi çok önemli bir aşamadır. Her iki tarafı da bir suçlu sığınağı olarak kullanan kişiler artık bunu yapamayacak diye umuyoruz... 1963’ten beri gelişmiş ilk ve önemli işbirliği konusudur bu konu. Ben buna çok önem veriyorum. Bunu siyasi bir kılıfa büründürmeyeceğiz, başka maksatlarla kendi siyasi duruşumuzu güçlendirmek için kullanmayacağız... Bundan çok umutluyum, eğer bunu başarabilirsek örnek bir işbirliği gerçekleştirmiş olacağız diye düşünüyorum.”
   “Umuyoruz diyorsunuz, endişeniz nedir” sorusuna da Talat, “Arada çıkabilecek zorluklar... Nitekim bu konudaki anlaşma yeni yapılmadı. Belki de 3 ay önce yapıldı ama halen hayata geçiremedik, o zorlukları birer birer aştık. Benim umudum süreç içinde yeni bazı zorluklar çıkmamasıdır” yanıtını verdi.

Hristofyas: Açık kalan çok
temel konu var
 
   Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la dünkü görüşmelerinde pek çok konuda görüş birliğine varıldığını, ancak halen açık kalan çok temel konu bulunduğunu söyledi.
   Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, doğrudan müzakereler kapsamındaki bugünkü görüşmenin ardından Rum Başkanlık Köşkü’ne dönüşünde yaptığı açıklamada gelecek toplantıda ekonomi konularını ele alacaklarını söyledi.
  Açık konular bulunduğu sözü hatırlatılarak; “açık kalanların, uzlaşıya varılanlardan çok daha önemli mi olduğunun” sorulmasına karşılık; her konunun kendi içerisinde önemli olduğu görüşünü belirten Hristofyas, buların Avrupa Birliği’yle ve “Kıbrıs”ın AB’ye katılımıyla ilgili başlıklar olduğunu, bunların, herkesin kendine göre önem addettiği konular olduğuna işaret etti. Hristofyas şunları söyledi:
   “Ancak bu konuların en önemlisini söylemek isterim. Biz, 10’uncu protokolde ısrar ediyoruz; çözümden sonra Avrupa müktesebatının Kıbrıs Cumhuriyeti hükümranlığının tamamında uygulanması konusunda. Kıbrıslı Türklerin farklı görüşte olduğu biliniyor. Müktesebattan pek çok sapma (derogasyon) talep ediyorlar. Biz; herhangi bir şey olacak ise bunun kısa geçiş dönemleri olması gerektiğini düşünüyoruz.”
   Bir gazetecinin; TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda jestlerin Türkiye’den istenmesi değil, Türkiye’ye yapılması gerektiği sözünü hatırlatması ve yorumunu sorması üzerine ise Rum Yönetimi Başkanı, “Türkiye, Kıbrıs’a başka askerler ve yerleşikler de mi getirmek istiyor ve bizden de bunları kabul etmemizi mi istiyor bilmiyorum” ifadesini kullandı.
   Rum halkının Annan planını reddettiğinin aşikâr olduğuna işaret eden Hristofyas, “Türkiye o zaman o planı dayatmak istedi, BM Genel Sekreteri de, Türkiye’nin talep ve isteklerini kabul etti. Bu tekrarlanamaz” dedi.
   Rum yönetimi açısından Türkiye’nin bir üçüncü ülke olduğunu söyleyen Hristofyas, “Türkiye’den istenilen; Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermesidir. Türkiye’den beklediğimiz, bunu fiiliyata geçirmesidir” dedi.
  BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’in görüşme sonrasında yaptığı açıklamada;
“bir süre önce üzerinde uzlaşılan güven yaratıcı önlemlerin uygulanması konusunda liderlerin anlaştıkları” açıklaması hatırlatılarak, Yeşilırmak’ın açılması konusunda bazı jestler beklenip beklenemeyeceğinin sorulması üzerine, Yeşilırmak konusunu her görüşmede gündeme getirdiğini tekrarlayan Hristofyas; şu anda Yeşilırmak’ın açılmasının söz konusu olduğunu söylemesi gerektiğini düşünmediğini, ancak bu yönde çaba harcamakta olduğunu anlattı.
   Hristofyas, bazı Rum çevrelerinin Lokmacı geçiş noktasının kapatılması gerektiğini söylediklerini hatırlatarak, “Bunlar yaratıcı tezler değil. Ledra’nın (Lokmacı) açılması başardığımız bir şeydir. Geri dönemeyiz. Güçlerimizi ve dikkatlerimizi yoğunlaştırmamız gereken; Limnidi’nin de açılmasıdır” dedi.

Downer: iyi bir ilerleme var

   Liderlerin ayrılmasının ardından BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer tarafından bir basın açıklaması yapıldı.
  Downer, başkanların yüz yüze görüşmesi sırasında heyetlerin de “AB Konuları” başlığı üzerindeki teknik konuları ele aldıklarını kaydetti.
  AB konusundaki görüşmelerin ilk turunun tamamlandığını ve birçok konuda iyi mesafe alındığını belirten Downer, liderlerin bundan sonraki görüşmelerinde ekonomi başlığı üzerinde görüşmeye başlayacaklarını ifade etti.
  Downer, güven yaratıcı önlemler konusunda önemli bir ilerleme sağlandığını kaydederek, bazılarının uygulanmasına geçilmesi için uzlaşmaya varıldığını belirtti.
  Downer, bunlara örnek olarak acil durumlarda karşılıklı ambulans geçişlerinin gelecek haftadan itibaren sağlanabileceğini, suç ile ilgili konularda iletişim sağlanması için kurulan komitenin çalışmaya başlayacağını ve kültürel mirasın korunması konusunda Danışma Kurulu oluşturulacağını söyledi.
   Alexander Downer, BM Kalkınma Programı (UNDP) tarafından finanse edilecek su tasarrufu önlemlerine ilişkin çalışmanın da hayata geçirileceğini kaydetti.
  Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan BM diplomatı, müzakerelerin takvimlendirilmesine ilişkin sorular üzerine, ortada kesin bir takvim bulunmadığını, ancak sürecin doğru devinimde ileriye doğru gitmesinin sağlanmasının önemli olduğunu belirtti.
   Downer, “Ekonomi” başlığı konusundan sonra “Toprak” ve “Güvenlik” konularının ele alınacağını, ardından “bir tür” ikinci turun başlayacağını ve bunun sona ermesinin ardından da “üçüncü tur” olarak al-ver sürecinin yaşanacağını kaydetti.
  BM diplomatı, süreci olduğundan daha basit görmemenin taşıdığı önem kadar, sürece zaman kısıtlayıcı tarihler koymamanın da önemli olduğunu söyledi.
   Alexander Downer, ortada çok büyük bir müzakere ve uzun süredir devam eden bir konu bulunduğunu
kaydederek, liderlerin 22 görüşme yaptıklarını ve iyi bir ilerleme sağlandığını, bunların kayıt altına alındığını ve “1974’ten beri ilk kez liderler tarafından üzerinde uzlaşılan konuların görüşme sürecinde kayıt altına alındığını”, bunun da önemli ve cesaretlendirici olduğunu vurguladı.
   Downer, buna örnek verirken Annan Planı’nda da liderler tarafından üzerinde anlaşmaya varılmamış birçok konu bulunduğunu anımsattı.
   Alexander Downer, uluslararası topluluğun da Kıbrıs sorununun çözümü yönünde beklentisi bulunduğunu kaydederek, BM Genel Sekreteri’nin sorunun çözümü için önemli destek verdiğini, ayrıca ABD Başkanı Barack Obama ile diğer BM Güvenlik Konseyi üyelerinin de sorunun çözümünü desteklediğini ifade etti.
 
KIBRIS 11/04/09r ed

 

More agreement than at any time since 1974
By Stefanos Evripidou

THE LEADERS of the two communities have agreed to more points on a potential solution than at any time since 1974, said the UN’s Special Envoy Alexander Downer yesterday.

The UN envoy acknowledged the “possibility” of a three-stage process in the talks, where the chapters under discussion are divided into a “first reading”, followed by a second and then a third in the autumn where the two leaders enter into a more intense give-and-take procedure. He noted, however, that give-and-take was part of the whole process, not just the end phase.

The Australian diplomat further highlighted the high level of support but also “expectation” among the international community for a solution.

Speaking after yesterday’s meeting between the two leaders, Downer said: “They have made real progress…more has been agreed between the two parties and written down than at any time since 1974.

“Of course, you know the Annan Plan had a lot of words in it but it wasn’t agreed in the sense that this is agreed material between the two leaders and that, I think, is pretty encouraging,” he added.

His sentiments were echoed by both leaders who came out of the talks on EU affairs citing progress, though both added that there was work still to be done on the chapter.

President Demetris Christofias said that a convergence of views had been achieved on many issues, while at the same time basic issues were left open to be tackled at a later point.

It was announced that the two leaders will begin talks on the economy at their next meeting on April 15. However, the Turkish Cypriot press yesterday reported that Talat planned to meet US Secretary of State Hillary Clinton in Washington on the same day.

After the meeting, Downer announced the implementation of four confidence-building measures which had been agreed months earlier.

“The first is the crossing of ambulances in emergency cases that will come into effect from next week. The committee on communications and liaison for crime and criminal matters will come into force. The Advisory Board has been established on the preservation of cultural heritage. And the project which is funded by UNDP to deal with water-saving measures is proceeding as well,” said Downer.

Talat described the crime liaison committee as “the first and most significant issue of cooperation agreed upon since 1963”.

Before the official talks began yesterday, the two leaders had their usual one and a half hour tête-à-tête, after which they took a 20-minute walk while their representatives discussed technical issues.

Regarding EU issues still pending, Christofias said the most serious issue was disagreement over Protocol 10 of the Accession Agreement concerning the implementation of the acquis communautaire in all areas of the Republic after a solution.

“The Turkish Cypriots have a different view. They want many deviations from the acquis. We consider that if there is anything, it should be short transitional periods,” he said.

On the issue of Limnitis crossing, the president said he raises the issue at every meeting and would continue to do so, adding: “I want to give a friendly answer to those who say that Ledra Street must close. These positions are not constructive. Ledra Street is something we achieved. We cannot go back.”

CYPRUS MAIL 11/04/09

 

Belçika Büyükelçisi: AB garantör olsun!

Belçika’nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Guy Sevrin, “tüm Kıbrıs’ın AB üyesi olduğunu bu yüzden de garantiler konusunda AB’nin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini” ileri sürdü.

Alithia gazetesi ve diğer gazeteler Sevrin’in, Kıbrıs sorunu konusunda daha fazla bilgi sahibi olmak için Güney Kıbrıs’ın siyasi ve kültürel alanlardaki yetkili kişileriyle temaslarda bulunmaya başladığını, bu bağlamda da geçtiğimiz gün KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru’yla bir araya geldiğini yazdılar.
   Habere göre görüşme sonrasında yaptığı açıklamada Sevrin, 1960 garantilerinin de gözden geçirilmesi gerektiğini savundu.
   Ülkesinin 2010 yılının ikinci yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek olmasından ötürü bu ziyaretleri gerçekleştirdiğini belirten Sevrin, uluslar arası toplumun Kıbrıs sorununa daha çok ilgi göstermesi gerektiğini, bunun, çözüm için iyi koşullar oluşmasına yardımcı olacağını söyledi.
   Habere göre Türk tarafının garantiler konusundaki tutumu hakkındaki görüşünün sorulması üzerine Sevrin, “1960 garantilerinin de bir ara gözden geçirilmesinin gerekeceğini” savundu.
   Kıbrıs’ın garantörü olan iki ülkenin AB üyesi olduğunu vurgulayan Sevrin şöyle konuştu:
“Belki de AB’yi adadaki istikrarın garantörü olarak görmemiz de bir olasılıktır. Tüm ada AB’nin bir parçasıdır ve AB garantilere ilişkin yükümlülüklerini üstlenmelidir.”
   Gazete, Omiru’nun ise görüşme sonrasındaki açıklamasında, görüşmede Sevrin’e “şimdiye kadar müzakere masasına konulan Türk tezlerinden ötürü Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin duyduğu kötümserliği” dile getirdiğini belirtti.

KIBRIS 12/04/09

 

Hristofyas: Temel konularda görüş ayrılığı çok!

Rum lideri, Talat’la “Barış Yürüyüşü” sonrasında açıklama yaptı.

Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile çoğu meselede görüş birliği içerisinde olduklarını ancak hala açık kalan çok temel meseleler de olduğunu söyledi.
   Rum gazeteleri Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın önceki gün doğrudan müzakereler kapsamındaki 25’inci görüşmelerinde; 10’uncu protokol “dikenini” aşamadıkları, çok sayıda görüş birliği, bir o kadar da görüş ayrılığıyla “AB” başlığını kapattıklarını yazdı.

Barış gezintisi yaptılar

   Simerini gazetesi “Barış Gezintisi Yaptılar - Hristofyas ve Talat Bir Doğa Yürüyüşüyle Şaşırttı” başlığıyla yansıttığı haberinde, yukarıdakileri; önceki günkü görüşme sonrasında Rum Başkanlık Köşkü’ne dönüşünde Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas’ın söylediğini yazdı.
   BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer’in görüşme sonrasında yaptığı açıklamada; AB başlığında kaydedilen ilerlemeyi; “iki toplum arasında 1974 itibarıyla başarılan en büyük ilerleme” olarak nitelediğini belirten gazete; özetle şunları yazdı:
   “Bu arada sağlık, cürümleri önlemede işbirliği, kültürel mirasın korunması ve su sorununun göğüslenmesiyle ilgili Güven Yaratıcı Önlemlerin hayata geçirilmesi konusunda da anlaştılar. Bu önlemler çok yakında hayata geçirilecek görünüyor. Ancak önceki günkü görüşme sırasında iki liderin müzakerelerin yapılmakta olduğu alanın çevresinde 20 dakika süren yürüyüşleri dikkat çekti. Talat ve Hristofyas müzakerecilik rollerine kısa bir ara verdiler ve baharı yaşayan doğada insanî güzellikleri paylaştılar.

Önce ekonomi, sonra ağır
meseleler; toprak ve güvenlik!

   Başkan Dimitris Hristofyas Köşk’e dönüşünde gazetecilere; çoğu meselede görüş birliği olduğunu, ancak halen açık kalan çok temel meseleler de olduğunu söyledi. Görüşmeyi ‘iyi’ diye niteleyen Hristofyas, şimdi Ekonomi Başlığı’nın görüşülmesine geçileceğini, ardından da ‘Toprak’ ve ‘Güvenlik’ konularının ele alınacağını açıkladı. Ancak Başkan; 10’uncu Protokolün, söz konusu başlığın müzakeresinde ilerlemeyi engelleyen en ciddi mesele olduğuna dikkat çekti.
   Hristofyas şunları söyledi:
   ‘Elbette her birinin kendine göre önemi var. Ancak meselelerin en önemlisi, bizim, müktesebatın çözümden sonra hükümranlığın tamamında uygulanmasıyla ilgili 10’uncu protokoldeki ısrarımızdır. Kıbrıslı Türkler bilindiği gibi farklı görüştedir. Biz; herhangi bir şey olacaksa, kısa geçiş sürelerinde olması gerektiğini düşünüyoruz.’
   Başkanın söylediği üzere, varlığını korumakta olan uçurumların aşılması amacıyla anlaşmazlıklar bulunan bütün meselelerde müzakereler danışmanlar düzeyinde devam edecek.”

“Dikkate değer, alışılmamış ve önemli!”

   Gazete Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın geçtiğimiz günkü görüşme sırasında bir ara, görüşme salonunun dışına çıkarak 20 dakika kadar birlikte bahar yürüyüşü yaptıktan sonra salona geri dönmelerini “dikkate değer, alışılmamış ve önemli” diye niteledi.
   Gazete BM’den güvenilir kaynaklara dayanarak “iki liderin bu sembolik hareketle, dostluk ilişkilerini sürdürdüklerini ve müzakere salonu içerisindeki zorluklara rağmen diyaloga devam etmeye bağlılıklarını göstermek istediklerini” yazdı, şunları ekledi:
   “Ancak, iki liderin gerçekleştirdiği 20 dakikalık yürüyüşün nedenin ne olduğunun sorulmasına karşılık Downer, herhangi bir önemi bulunmadığını belirterek ‘temsilci ve yetkilileri AB konularının bazı teknik yönleri üzerindeki görüşmeyi tamamladı ve liderler yürüyüşe çıkıp baş başa konuşma fırsatı buldular’ dedi.”

Önemli meselelerde anlaşmazlıklarla kapanış!

   Fileleftheros gazetesi,  “AB’yle İlişkiler: Önemli Meselelerde Anlaşmazlıklarla Kapandı” başlığıyla aktardığı haberinde AB ile ilişkiler başlığının, ardında iki önemli anlaşmazlık bırakarak kapandığını yazdı, bunları şöyle sıraladı:
   “Kıbrıslı Türklerin; Avrupa müktesebatının çözüm olması halinde Kıbrıs’ın tamamına yayılmasını öngören 10’uncu Protokol’ü kuşkulu hale getirme çabaları ve derogasyonlar (sapmalar). AB’de temsiliyet konusundaki anlaşmazlıklar da varlığını koruyor.”
   Gazete edindiği bilgilere dayanarak BM’nin, başka görüş birliklerine daha varılabilmesi için tezlerin bir daha okunmasına çalışmakta olduğunu yazdı.
   Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının, daha önce kararlaştırdıkları ancak uygulamaya konulmayan güven yaratıcı önlemlerin uygulanması konusuna geri dönmekte olduğunu belirten gazete özetle şöyle devam etti:
   “1. Ambulansların barikatlardan geçişlerinin kolaylaştırılması, 2. UNDP’nin finansörlüğünde su tasarruf programları benimsendi, 3. Cürümler ve suç konularına ilişkin bilgi değiş tokuşu için bir enformasyon konseyi kurulması ve işletilmesi, 4. Kültürel mirasın korunması.”
   Mahi gazetesi haberine “Temel Konular Açık -Aleksander Downer ‘1974’ten Beri En Büyük İlerleme Kaydedildi’ Diyor” başlığını attı.
   Alithia da manşet haberini “Birleşmiş Milletler’in Çözüm Ümidi  Artıyor -1974’ten Beri En Çok İlerleme” başlığıyla yansıttı.

KIBRIS 12/04/09

Ohi mitingi!

Annan Planı’na “Hayır”ın 5. yılında etkinlik düzenliyorlar

Güney Kıbrıs ve Yunanistan’dan 35 sivil toplum örgütü ve hareket, Annan Planı’na “Hayır” deyişlerinin beşinci yılında dev bir mitinge hazırlanırken, “Türkiye bizi tehdit ediyor, tüm dış politikalarımız Türkiye aleyhine olmalıdır” açıklaması yaptı.
   Annan Planı’na Rum tarafından hayır yanıtının çıkışının 5’inci yıldönümü dolayısıyla 24 Nisan Perşembe günü saat 19.00’da Ledra Palace Rum barikatında miting düzenleyecek.
   Mahi gazetesi “OHİ’nin 5’inci Yıldönümü İçin Miting” başlığıyla yansıttığı haberinde 35 örgütün, yayımladıkları ortak bildiriyle Rum halkını mitinge katılarak; “Türkiye’nin Kıbrıs’a karşı işlediği savaş suçu ve genel olarak Helenizm’e yönelik soykırım suçu” konusunda dünya çapında dinamik bir propaganda başlatılmasını talep etmeye çağırdığını yazdı.
   Habere göre Rum halkından Rum ve Yunan siyasi liderliklerinden; dış politikalarını Türkiye aleyhine olacak şekilde düzenlemelerini istemeleri de talep edilen ortak bildiride, buna gerekçe olarak “Türkiye’nin tehditlerinin her zaman bu iki ülkeye (Güney Kıbrıs ve Yunanistan) yönelik olduğu” iddiasında bulunuldu.
   Rum ve Yunan örgütlerinin ortak bildirisinde “Partenojenez yöntemle hilkat garibesi bir devlet” kurulacağını, bu şekilde Rumların etnik kökeninin gömüleceği, kültürünün deforme olacağı, Kıbrıslı Rumlar aleyhine cins ve ırk ayrımı yapılacağı, bulunacak çözümle “ata toprağının Türkleştirileceği” iddia edildi.
   Dönüşümlü başkanlığı, eşit oluşturucu devletlerin ortaklığını, TC kökenli KKTC vatandaşlarının ve Türkiye’nin garantilerinin-müdahale hakkının kalmasını kabul etmeyecekleri belirtilen açıklamada Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’a Türkiye’nin AB üyelik sürecini kesme çağrısında da bulunuldu.
   ALİTHİA haberi “‘OHİ’nin 5’inci Yıldönümü İçin Miting” başlığıyla aktardı.

KIBRIS 12/04/09

 

Soldier stole flag from Turkish post
By Alexia Saoulli

A GREEK Cypriot soldier could have provoked a military crisis when he foolishly crept across the buffer zone, tore down a Turkish flag and stole military equipment from an unmanned Turkish army barracks, the government said yesterday.

Government spokesman Stefanos Stefanou was extremely critical of the act and said the soldier’s actions were “of concern” and “condemnable”.

The National Guard and Defence Military had reacted quickly to try and avert any repercussions by returning the items through the UNFICYP, Stefanou said.

“The government does not condone acts that overturn the state of affairs on the ceasefire line,” he said.

The solider, who has been arrested by military police, had been posted at an army barracks on the Green Line in Ayios Andreas in Nicosia when he decided to cross the buffer zone and enter the occupied areas to steal the flag, a bullet proof vest and a helmet.

Reports said the Turkish side did not man the post during daylight, which was likely why the young man had decided to abandon his sentry post on Thursday afternoon and sneak across to the unmanned barracks.

His superiors found out what happened when the National Guardsman bragged to his army friends about what he’d done. The soldier was promptly arrested and the issue was immediately brought to the attention of the NG and Defence Ministry leadership, who contacted UNFICYP.

“[Such acts] pose a lot of dangers. Dangers to the lives of National Guards and dangers to the area, and are a source of other possible consequences, so they have to be avoided,” said Stefanou.

He said soldiers were given strict orders about how to behave and uphold the current ceasefire, and that they were told to be “very careful to avoid unpleasant situations which we’ve unfortunately had in the past”.

The government congratulated the NG and Defence Ministry for its handling of the issue, which could have led to a repeat of “tragic past experiences involving the murder of National Guardsmen”.

Stefanou said all measures in line with standard protocols governed by such situations had been taken. He reassured the parents of conscripts and the area’s residents that the situation was under control.

Turkish troops have shot dead unarmed Greek Cypriot soldiers in the buffer zone in the past. In 1996 an unarmed 19-year-old soldier was shot when he entered the buffer zone when he was beckoned over by a Turkish solider. A similar incident occurred in 1993, when a Greek Cypriot soldier was killed approaching a Turkish army sentry post east of Nicosia. He was also unarmed, carrying a bottle of brandy to share with a Turkish soldier on the other side.

CYPRUS MAIL 12/04/09

Turkey still important to the US

SPEAKING on the eve of Barack Obama’s recent trip to Turkey, House President Marios Garoyian said Cyprus needed to take the US President’s visit “very seriously”. “Turkey remains important as ever to US geopolitical interests, and it will take a lot of hard work, both by the Cypriot and Greek governments, to make the most of our influence within the United States,” he said.

Taking the advice, President Demetris Christofias managed to squeeze in a brief tête-à-tête with President Obama on the sidelines of the EU-US Summit in Prague last weekend. “I detected a sincere response from Mr Obama. I would like to say that on certain matters he complemented our positions. From then on, it remains to be seen how this will translate in real terms,” Christofias told reporters.

Perhaps suspecting that President Christofias’ admonitions might not do the trick, the Kyrenia Refugees’ Association staged a silent demo outside the US Embassy in Nicosia to protest Obama’s visit to Turkey.

Marios Garoyian is right to acknowledge that Turkey remains as important as ever to US geopolitical interests, and naïve to believe it could be any other way. To suggest as some in Cyprus have done that a more “demanding” political line could somehow yield results with the American administration is at best plain stupid, at worst a cynical manipulation of public hopes and fears.

Even if you accept the Greek Cypriot mantra that the Cyprus problem is a simple question of right and wrong, of invasion and occupation – which Washington does not – the fact remains that Turkey has a population roughly a hundred times the Greek Cypriot population, and has the second largest standing army in NATO (its million soldiers outnumbering the whole of Cyprus). Its strategic location places it astride the two great strategic challenges of the Middle East and the former Soviet Union. It is Muslim yet secular. By the standards of the region it is a beacon of democracy. And it has access and influence with all the powers of the region.

Does anyone honestly think that anything we do or say in Cyprus will change US policy on Turkey? Indeed, if anything, Turkey is more important to the US than it has been for a long time. For a President who has made no secret of his desire to heal the rift with the Muslim world, Turkey was always going to be a prized partner, and it was no surprise to see President Obama giving Turkey pride of place on his first overseas tour. Nor was it a coincidence that Turkey was the culmination of the new President’s European tour, and that not once, but twice did he insist on America’s support for its EU accession bid.

Some in Cyprus will have taken solace in the categorical reaction of France and Germany, which reiterated – stridently in the case of Nicolas Sarkozy – their opposition to Turkey’s accession. Such a reaction suggests that Cyprus may still have a role to play in the vast strategic game that is unfolding, but it is the role of a convenient sacrificial pawn, used to sink Turkey’s EU hopes.

We should be wary of such an honour, for while it may give us a certain satisfaction to drive the nail into Turkey’s EU coffin, it will also mark the end of any lingering hope of reunification by destroying the only realistic leverage on Ankara. It will leave us with a resentful Turkey across the barbed wire of the Green Line, more likely to retreat into the isolation of its twin temptations of nationalist Islam or nationalist secular militarism.

We may not like it, but the overwhelming global power of the United States is a fact, and the dominant strategic importance of Turkey is a fact. With no hope of driving a wedge between Washington and Ankara, our only hope is to engage with the United States. The government has got to wake up to this reality. It has got to shrug off its ideological fixations (if Russia and Serbia can sign up to the Partnership for Peace, why on earth can’t Cyprus?), it has got to desist from the reductionist slogans of evil imperialism. The President must realise that he cannot pat President Obama on the back at international summits, while his party officials back home echo the language of crude anti-American street demos for domestic consumption. It’s not as if our hand was brimming with trumps: what few cards we have, we must play with greater tact.

CYPRUS MAIL 12/04/09

 

"Müzakerelerdeki ilerlemeden memnun değilim"

13.04.2009 CNN TURK  

Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerde bugüne kadar sağlanan ilerlemeden memnun olmadığını söyledi.


Güney Kıbrıs'ta yayınlanan gazetelere göre KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, 'referandumla birlikte ilkeler çerçevesinin onaylanabileceği bir formülden ve BM'nin hakemlik görevinden' söz etmesini yorumlayan Hristofyas, bu açıklamaları KKTC'de yapılacak seçimlere bağladı.

Hristofyas, "Talat, seçim dönemindedir ve istediğini söyleyebilir" diye konuştu.

Dimitris Hristofyas, Güney Kıbrıs'ta katıldığı bir törenin ardından yaptığı açıklamada, "Beni, BM Genel Sekreteri ve Talat'ın benimle süreç konusunda vardığı anlaşma bağlar" diyerek, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın, görüşlerini özgürce ifade etmesinin mümkün olduğunu söyledi.

Görüşmelerde bugüne kadar sağlanan ilerlemeden memnun olmadığını ifade eden Hristofyas, mücadeleye devam edip teslim olmayacaklarını, müzakere yolundan başka seçeneğin bulunmadığını bildirdi.

Hakemlik konusunda ise, "Hiç bir durumda ne açık ne de örtülü olarak hakemliği kabul etmemiz söz konusu olamaz" şeklinde konuşan Hristofyas, Türkiye'ye de çağrı yaparak Kıbrıs sorununun çözümüne sözlü olarak değil, özlü olarak katkı koymasını istedi.

Dimitris Hristofyas, müzakerelerin hızlanması veya yavaşlamasının, görüşme sıklığına değil müzakere masasına konulan tezlerin içeriği ve kalitesine bağlı olduğunu da kaydetti.

Hristofyas açıklamasında, zaman takvimlerine değinerek, "İşgal edilen bizim ülkemizdir, Türk işgal ordusunun varlığından kaynaklanan tehdidi ve işgalle istilanın etkilerini günlük olarak yaşayan biziz. Zamanın geçmesiyle birlikte çözümün daha zor olduğu değerlendirmesini yapanlar bizleriz. Bundan dolayı çözüm istemekte her söze sahip olan biziz. En kısa zamanda çözüm sağlanması için acele ediyoruz. Bizi ilgilendiren çözümün içeriğidir" dedi.

Hristofyas, AB tarafından Türkiye'nin üyeliği için yapılacak değerlendirmenin Türkiye'nin çıkarına ve Kıbrıs'ın yararına yapılmasını istediklerini söyledi.

 

KıbrısRumlar kimliklerini satıyor!


SEFA KARAHASAN lefkoşa MILLIYET 13/04/09

 

Çok sayıda KıbrısRumun, Avrupa kimlik kartlarını kaybettikleri gerekçesiyle polise gitmesi ve yenilerinin verilmesini istemesi Rum tarafında büyük endişe yarattı

Rum polisi, “Rumların kimliklerini AB ülkelerine rahatca gitmek isteyen yabancı ülke vatandaşlarına sattığı” şüphesiyle soruşturma başlattı.
Rum Fileleftheros gazetesi, farklı bölgelerden birçok vatandaşın, Avrupa kimlik kartlarını kaybettiklerini söyleyerek yenisini istemesinin alışılmış bir şey olmadığını ve polisin bu olayın arkasında başka bir şeyin gizlenmiş olabileceğinden şüphelendiğini yazdı.
Avrupa kimliğinin AB pasaportu olduğunu ve üçüncü ülkelerden yabancı uyrukluların Avrupa ülkelerine gidebilmek için buna sahip olmayı istediklerini belirten gazete, Rumların Avrupa kimliklerini yabancı uyruklulara satmasının ve daha sonra da yenisini istemesinin ihtimal dahilinde olduğunu yazdı.  

 

 

Partiler tempoyu daha da artırdı

Emre DİNER

19 Nisan Erken Genel Seçimleri’ne artık sayılı günler kaldı. Seçimde son haftaya girilirken, siyasi partiler bu yarıştan galip çıkabilmek adına çalışma tempolarını da artırdı.
Ülkenin yönetimine talip olan siyasi partiler seçmenlerden oy alabilmek için projelerini geniş biçimde açıklamaya devam ediyor.
HALKIN SESİ, siyasi partilerin en fazla öne çıkardığı unsurları okuyucularına sunuyor.
Seçimlerin ardından yeniden iktidar olmaları halinde CTP-BG, çözüm ve AB
yi ön planda tutuyor.
UBP ise, KKTC
nin serbest bölge olacağını ve sürdürülebilir bir ekonomi oluşturacağını belirtiyor.
DP ise ödünç oy isteyerek ülkeyi beş yılda kalkındıracağı sözünü veriyor.
TDP ise tüm yolsuzlukların üzerine gideceğini ve artık ülkede hiçbir hukuk dışılığa geçit vermeyeceklerini vurgularken her alanda köklü bir reform vadediyor.
ÖRP, Toki
den vatandaşa ev, esnafa düşük faizli kredi vereceğini, HİS Parti de KKTCnin Dubaiye dönüştürülmesini, ülkeye 2 ayda 400 bin tursist getireceklerini açıklıyor.
BKP Yaseminler Hareketi de "Ankara karar verir, Lefkoşa uygular" dönemine son vereceğini, sivil bir yönetim oluşturacağını ve Kıbrıslı Türkler
in kendi kendilerini yönetmeleri için çalışacağını iddia ediyor. 
İşte parti parti seçim
vaatleri:
CTP-BG "AB ÜYELİĞİ, KIBRIS SORUNUNA ÇÖZÜM"
CTP-BG Genel Başbakanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer "iktidara geldikleri zaman Avrupa Birliği, barış, çözüm ve insan sevgisi için yolumuz yeşil yol" vaadlerinde bulunuyor. Soyer, ekonomi başta olmak üzere tüm alanlarda gelişimin devam deceğini belirtiyor.
UBP "SÜRDÜRÜLEBİLİR EKONOMİ, SERBEST BÖLGE"
UBP Genel Başkanı Dr. Derviş Eroğlu ülkenin yangın yerine döndüğünü söyleyerek, iktidara geldiklerinde tüm sektörleri canladıracaklarını, krizin aşılması için ivedi adımlar atacaklarını, gelişim ve dönüşüm projelerini yürülüğe koyacaklarını ve KKTC
yi serbest bölge haline getireceklerini ifade  ediyor.
ÖRP
DEN TOKİ PROJESİ
ÖRP Genel Başkanı Turgay Avcı ise halka Toki
den ev vereceğini ve kimsenin evsiz kalmayacağını iddia ederken, diğer yandan da yeni sanayi bölgesi oluşturacağını ve küçük esnafa düşük faizli kredi   verileceğini belirtiyor.
TDP "TEMİZ TOPLUM, AYDINLIK GELECEK"
TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, partisinin Kıbrıs Türkü
nün geleceğini şekillendireceklerini, toplumsal kurtuluş, avuç açmayan ve kendi ayakları üzerinde duran bir yapı oluşturmanın temiz toplum ve aydınlık gelecek sağlayacaklarını bunun yanı sıra hukuk alanında da AİHM standartlarını getireceklerini ve polis teşkilatının sivile bağlanacağını dile getiriyor.    

DP ÖDÜNÇ OY İSTİYOR
DP Genel Başkanı Serdar Denktaş da seçimlerde partisinin Kıbrıs konusunda yaşa-nabilir, kalıcı ve güvenli bir çözüme varılmasında, ekonomik sorunların aşılmasında, kalıcı ve demokrasinin korunup geliştirilmesinde ve halkın refah ve huzurunun artırılacağını söylü-yor. DP, vatandaşlardan ödünç oy isteyerek, ülkeyi kalkındıracaklarını vurguluyor.
BKP "ANKARA KARAR VERİR, LEFKOŞA UYGULAR DÖNEMİNE SON VERECEĞİZ"
BKP Yaseminler Hareketi Başkanı İzzet İzcan ise, "Ankara karar verir, Lefkoşa uygular" dönemine son vereceklerini, sivil bir yönetim oluşturacağını ve Kıbrıslı Türkler
in kendi kendilerini yönetmeleri için çalışacağını ve ekonomide kendi ayakları üzerinde durabilen bir yapı oluşturacaklarını savunuyor.
HİS
TEN DUBAİ MODELİ
HİS Parti Genel Başkanı Ahmet Yönlüer
in partisi de halka KKTCye Dubai modelini uygulayacaklarını, ülkeye 2 ayda 400 bin turist getireceklerini bunun yanında  Akdenizin alışveriş merkezi haline getireceklerini ve otellerin sayılarını artıracaklarını iddia ediyor.

HALKIN SESI 13/04/09

 

 

KKTC seçimlere hazırlanıyor

Kıbrıs Türk halkı, Cumhuriyet Meclisi'nin yeni üyelerini belirlemek için 19 Nisan'da sandık başına gidecek

ntvmsnbc ve Ajanslar

15 Nisan. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - Kıbrıs Türk halkı, Cumhuriyet Meclisi'nin 50 yeni üyesini belirlemek amacıyla 19 Nisan Pazar günü sandık başına gidecek.

20 Şubat 2005'te yapılan son genel seçimlerinin ardından yeniden sandık başına gidilecek KKTC'de, 161 bin 373 seçmen bulunuyor.

Seçmenlerden oy almak için ise 7 partiden 345, bağımsız olarak da 8 aday yarışacak.

Kıbrıs Türk siyasi tarihinin 10. genel seçimleri olacak 19 Nisan Pazar günkü seçimlerin oy pusulalarında partiler şu şekilde sıralanacak:

''Ulusal Birlik Partisi (UBP), Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Demokrat Parti (DP), Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP), Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP), Halk İçin Siyaset Partisi (HİS), Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP).''

Oy pusulalarında, partilerin ardından bağımsız adaylar sıralanıyor.

GÜNDEM KIBRIS SORUNU DEĞİL, EKONOMİ
Pazar günü oy verme işlemi saat 08.00'da başlayacak ve 18.00'a kadar sürecek. Seçimlerde Lefkoşa 16, Gazimağusa 13, Girne 9, Güzelyurt 6 ve İskele 6 milletvekili çıkaracak.

KKTC genelinde yüzde 5 seçim barajını aşan partiler ile adaylar oy oranına göre Meclis'te temsil edilme şansı bulacak.

Oy kullanmak için seçmen kartı şart değil. Oy kullanılacak sandığı bilmek ve bir kimlik yeterli.

Yüksek Seçim Kurulu'nun yayımladığı seçim takvimi uyarınca, 18 Nisan seçim propagandasının son günü.

KKTC'de bir seçimler öncesinde gündemin ilk kez Kıbrıs sorunu değil de ekonomi olması dikkat çekiyor.

 

KKTC lideri Talat ABD'de

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un davetlisi olarak Washington'a gitti.

ntvmsnbc ve Ajanslar

15 Nisan. 2009 Çarşamba

NEW YORK - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ABD'ye geldi. Talat'ı New York John F. Kennedy havaalanında KKTC'nin New York Temsilcisi Büyükelçi Kemal Gökeri ile birlikte diplomatlar karşıladı.

İstanbul'dan THY uçağı ile New York'a gelen KKTC Cumhurbaşkanı Talat, havaalanında bir süre dinlendikten sonra Washington'a gitmek üzere New York'tan ayrıldı.

Talat bugün, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile görüşecek.

Talat-Clinton görüşmesinin yapıldığı sırada, KKTC Cumhurbaskanı'nın eşi Oya Talat da, Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nda küresel kadın işlerinden sorumlu büyükelçi olarak görev yapan Melanne Verveer ile bir araya gelecek.

Rum lobisinin çabaları sonucu ertelenen ziyaret kapsamında Talat'ın Kongre üyeleri ve bazı sivil toplum kuruluşları ile de biraraya gelmesi bekleniyor.

Talat, yarın KKTC'ye dönecek.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Talat ABD yolcusu

14.04.09  CNN TURK

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'la görüşmek üzere bugün ABD'ye gidecek.


KKTC Cumhurbaşkanlığı'ndan verilen bilgiye göre bugün sabah 07.00'de Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) uçağı ile İstanbul'a hareket eden Talat, İstanbul'dan New York'a, oradan da Washington'a geçecek.

ABD Dışişleri Bakanı Clinton'ın davetiyle gerçekleşecek ziyarette, Cumhurbaşkanı Talat, Clinton'la, yarın yerel saatle 15.15'te görüşecek.

Washington'da bazı görüşmeler de olan yapacak Talat'a, ABD ziyaretinde eşi Oya Talat da eşlik edecek.

Talat'ın, perşembe günü Washington'dan ayrılması öngörülüyor.

 

 

“Rumlar bayrak indirdi”ye yalanlama

CNN TURK 13/04/09

KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK), 11 Nisan Cumartesi gününden itibaren Kıbrıs Rum yönetimi, Yunanistan ve Türkiye basınında yer alan "Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) askeri, Türk nöbet kulübesinden bayrağı indirdi" iddialarını yalanladı.


GKK Basın Bürosu'nunda yapılan açıklamada, "11 Nisan 2009 tarihinden itibaren Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan ve Türkiye basınında, 'RMMO askeri Türk nöbet kulübesinden bayrağı indirdi' başlığı altında bir haber yayımlanmıştır. 'Bayrağımızın alınması', 'bayrağımızın indirilmesi' gibi kendi içinde çelişkili ve başka bir amaç taşıyan haberler tamamıyla gerçek dışıdır" denildi.

Açıklamada, "Bahse konu bölgedeki bayrağımız temas hattı üzerinde bulunan diğer tüm bayraklarımız gibi etkin ve fiili gözetimimiz altında dalgalanmaktadır. Kamuoyuna saygı ile duyurulur" ifadelerine yer verildi.

 

 

KKTC’den Türkiye’ye Ergenekon başvurusu

 

SEFA KARAHASAN MILLIYET 14/04/09

 

KKTC Başsavcılığı, Türkiye’deki Ergenekon soruşturması çerçevesinde hazırlanan iddianamede yer alan Kıbrıs bağlantılı bölümlerin araştırılması amacıyla bilgi ve belge temini için Adalet Bakanlığı’na başvurma kararı aldı.

Başsavcı Aşkan İlgen, Başbakanlık’tan 8 Nisan’da gönderilen yazıyla belgelerin incelendiğini ve Türkiye ile KKTC arasında hukuki, ticari ve cezai konularda adli yardımlaşma, tanıma, tenfiz ve suçluların geri verilmesi, hükümlülerin nakli sözleşmesi uyarında gerekli işlemlerin başlatıldığını açıkladı

 

Kıbrıs izlenimleri (1)

KKTC yol ayırımında

14 Nisan Salı 2009 SAMI KOHEN MILLIYET

Lefkoşa

SON haftalarda Türkiye’nin dış politikasına hâkim olan bir dizi sorun arasında Kıbrıs konusu geri plana düştü. Ancak şimdi iki nedenle Kıbrıs, veya daha doğrusu KKTC’nin geleceği tekrar öne çıkıyor.
Bu nedenlerden biri, önümüzdeki pazar günü burada yapılacak olan -ve sonuçları itibariyle Kıbrıs Türklerini bir yol ayırımına getirmesi beklenen- genel seçimlerle ilgili...
Diğer neden ise, tam seçim kampanyasının ortasında bir bomba gibi patlayan Ergenekon soruşturmasının KKTC’deki “ayağı” ile ilgili iddiaların yarattığı sansasyondur...
KKTC’deki seçimlerin bu kez dikkati çekmesi, bir iktidar değişikliği olasılığını ortaya koymasından kaynaklanıyor. Son bağımsız anketler Derviş Eroğlu’nun muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi’nin (UBP) yüzde 46, Başbakan Ferdi Sabit Soyer’in Cumhuriyetçi Toplum Partisi’nin (CTP) ise yüzde 25 civarında bir oy alabileceğini gösteriyor. Tabii bu iki ana partinin yetkilileri, kendi lehlerinde, farklı rakamlar veriyorlar. CTP’liler “başa baş bir yarış”tan söz ediyorlar. UBP’liler ise “yüzde 50+” şeklinde sloganlaştırdıkları hedefe ulaşacaklarını iddia ediyorlar...

Soldan sağa çark...

TARAFSIZ gözlemcilerin söylediklerinden ve bizim gözlemlerimizden çıkardığımız sonuç, bu seçimlerde UBP’nin, CTP’nin bir hayli önüne geçeceğidir.
Artık burada konuşulan konu, “kimin kazanacağı”ndan çok “UBP’nin ne kadar güçlü çıkacağı”dır. Yani Eroğlu’nun partisi 50 sandalyeli Meclis’te, tek başına hükümeti kurabilecek çoğunluğu alabilecek mi, yoksa sadece birinci parti olarak ortaya çıkıp bir koalisyon kurmak zorunda mı kalacak?
Her iki halde Eroğlu’nun başa geçmesi, yani pratikte “soldan sağa kayma” şeklinde nitelendirilebilecek bir yönetim değişikliğinin gerçekleşmesi söz konusu. Bu da Kuzey Kıbrıs içinde ve dışında da çok şeyi değiştirebilir.
Henüz 4 yıl önce yapılan genel seçimleri yüzde 45 gibi bir “oy patlaması” ile kazanan CTP’nin bu kez gerilemesi ve bir ara bölünen ve zayıflayan UBP’nin şimdi geniş destek görmesinin nedeni ne?

Halkın derdi ekonomi

BAŞLICA sebep, bir sosyal bilimcinin bize ifade ettiği gibi, “CTP’ye yani iktidara karşı duyulan düş kırıklığı, hatta öfkedir.” Bu daha çok ekonomik sorunlara, işsizliğe, ayrıca yolsuzluklara, adam kayırmalara bağlanıyor. Diğer bir deyişle CTP’ye tepki, UBP’nin lehinde işliyor. Oysa bundan önceki seçimlerde bu tepki UBP’ye karşı gösterilmiş, umutlar CTP’ye bağlanmıştı... Siyasetin cilvesi bu!..
Bu seçim kampanyasında, Rumlarla müzakere süreci ve çözüm formülü gibi konular pek tartışılmadı. Açıkçası, halk da artık bu konuyla fazla ilgilenmiyor veya pek ümit beslemiyor. Onu ilgilendiren başlıca sorun, ekonomik ve sosyal durumdur...

Ergenekon ilintisi

ERGENEKON’un Kıbrıs uzantısıyla ilgili iddialar kuşkusuz bu seçim kampanyasına gölge düşürdü. Ama bazı karşılıklı suçlamaların dışında, seçim sonucunu belirleyecek bir etken olmadı. Açıkçası, halkın kafası karışık. Gerek Soyer, gerekse Eroğlu ile görüşmelerimizde de gördük ki, ikisi de sırf bu iddialar ve tartışmalar nedeniyle, ciddi bir oy kaybı veya kazancı beklemiyor.
Ne var ki, Ergenekon soruşturması kapsamında, bazı Kıbrıs Türk siyasetçileri (ve bu arada Eroğlu) hakkında birtakım iddialar ortaya atılmasının “zamanlaması” anlamlı ve düşündürücüdür... İleride belki bu konu burada da aydınlanır, ama bu aşamada seçmenleri fazla ilgilendiren veya etkileyen bir konu değil bu.
Tabii asıl önemli olan, anketlerin öngördüğü gibi, UBP’nin iktidara gelmesi halinde, KKTC’de ne gibi değişikliklerin olacağı ve özellikle bunun Kıbrıs sorununun çözümünü nasıl etkileyeceğidir. Bunu yarın ele alacağız...

 

Talat bugün ABD’ye uçuyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’la görüşmek üzere bugün ABD’ye gidiyor.

Cumhurbaşkanlığı’ndan verilen bilgiye göre, KTHY uçağı ile İstanbul’a hareket edecek Talat, eşi Oya Talat ve Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, İstanbul’dan New York’a gidecek ve oradan da Washington’a geçecek.
   ABD Dışişleri Bakanı Clinton’un davetiyle gerçekleşecek ziyarette, Cumhurbaşkanı Talat, Clinton’la, yarın ABD saatiyle 15.15’te görüşecek.
   Washington’da bazı görüşmeler de yapacak Talat’ın cuma günü saat 11.00’de KKTC’ye dönmesi bekleniyor
.
KIBRIS 14/04/09

 

Historic meeting between right and left
By Alexia Saoulli

OPPOSITION right-wing DISY and left-wing ruling AKEL yesterday made history when the long-time ideological foes sat down to their first meeting in 33 years.

Party leaders Andros Kyprianou and Nicos Anastassiades were quick to make clear that nothing more should be read into the meeting, which was made up of representatives from both sides, and that it was not about putting pressure on anyone or sending out a message to coalition government parties.

The meeting, which had been scheduled before letters were leaked from coalition DIKO’s top brass calling for the party’s withdrawal from government, raised a number of eyebrows. Political analysts have long been calling for an alliance between the two parties after it has become increasingly clear that the government has the backing of DISY, not EDEK or DIKO, on its handling of the Cyprus problem.

AKEL’s Kyprianou visited DISY boss Anastassiades at the rightwing party’s offices on Pindarou Street where the pair sat down to a meeting lasting well over an hour.

Both leaders said the meeting had been fruitful and denied the existence of any anti-leftist or anti-DISY sentiments within their own parties.

Anastassiades said yesterday’s meeting was a good beginning following the many years since DISY’s foundation.

“A beginning that is being taken by AKEL and welcomed, a beginning that leads to getting past dogmatism or ‘anti’ sentiments. In others words the anticommunist syndromes, which I want to say have been expelled from the party, or the anti-DISY syndromes, which I want to believe Mr Kyprianou’s presence will have some basis in them being overcome,” he said.

Kyprianou said there were times AKEL might be more “intense” in the way it reacted to DISY’s political positions but that was only because it was an opposition party as compared to a coalition party, and denied any anti-DISY sentiments.

Anastassiades said both parties had shared a convergence of views, but they still had huge ideological differences which could not be bridged. Nevertheless what mattered most was putting country’s interests first and for talks to continue with all political parties to address issues that involved the national problem, he said.

“It is well known that before and after President [Demetris] Christofias’ election we had announced and repeated that we would support every initiative that would help get the Cyprus problem moving and gain international interest so that a solution based on principles acceptable by Greek Cypriots could be reached as soon as possible,” said Anastassiades.

He said DISY was open to dialogue on all major issues, including matters of internal governance.

Both Kyprianou and Anastassiades said the meeting had no intention of creating a rift in the government coalition, although the door was left open on both sides for a possible co-operation on the Cyprus problem.

The left-wing leader said the duo had enjoyed an “honest and fruitful dialogue” and denied insinuations made in the press that the meeting was an attempt to exert pressure on “others”.

Kyprianou said the two leaders had discussed a wide range of issues and exchanged opinions on various issues in today’s political life during a period that demanded unity to move forward and reach a solution.

Despite the parties’ ideological differences there was no need for them to maintain a sterile debate especially as far as the national issue was concerned, he said.

CYPRUS MAIL 14/04/09

KKTC seçimlere hazırlanıyor

Kıbrıs Türk halkı, Cumhuriyet Meclisi'nin yeni üyelerini belirlemek için 19 Nisan'da sandık başına gidecek.

ntvmsnbc ve Ajanslar

15 Nisan. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - Kıbrıs Türk halkı, Cumhuriyet Meclisi'nin 50 yeni üyesini belirlemek amacıyla 19 Nisan Pazar günü sandık başına gidecek.

20 Şubat 2005'te yapılan son genel seçimlerinin ardından yeniden sandık başına gidilecek KKTC'de, 161 bin 373 seçmen bulunuyor.

Seçmenlerden oy almak için ise 7 partiden 345, bağımsız olarak da 8 aday yarışacak.

Kıbrıs Türk siyasi tarihinin 10. genel seçimleri olacak 19 Nisan Pazar günkü seçimlerin oy pusulalarında partiler şu şekilde sıralanacak:

''Ulusal Birlik Partisi (UBP), Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Demokrat Parti (DP), Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP), Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP), Halk İçin Siyaset Partisi (HİS), Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP).''

Oy pusulalarında, partilerin ardından bağımsız adaylar sıralanıyor.

GÜNDEM KIBRIS SORUNU DEĞİL, EKONOMİ
Pazar günü oy verme işlemi saat 08.00'da başlayacak ve 18.00'a kadar sürecek. Seçimlerde Lefkoşa 16, Gazimağusa 13, Girne 9, Güzelyurt 6 ve İskele 6 milletvekili çıkaracak.

KKTC genelinde yüzde 5 seçim barajını aşan partiler ile adaylar oy oranına göre Meclis'te temsil edilme şansı bulacak.

Oy kullanmak için seçmen kartı şart değil. Oy kullanılacak sandığı bilmek ve bir kimlik yeterli.

Yüksek Seçim Kurulu'nun yayımladığı seçim takvimi uyarınca, 18 Nisan seçim propagandasının son günü.

KKTC'de bir seçimler öncesinde gündemin ilk kez Kıbrıs sorunu değil de ekonomi olması dikkat çekiyor.

KKTC’de sağ, açık ara önde


SEFA KARAHASAN Lefkoşa MILLIYET

Ada’nın kuzeyinde 19 Nisan’da düzenlenecek genel seçim öncesinde yapılan son anket, anamuhalefet partisi UBP’yi iktidardaki CTP’nin 20 puan önünde gösteriyor

KKTC’de Kıbrıs Türk halkı, 50 sandalyeli Cumhuriyet Meclisi’nin üyelerini belirlemek amacıyla, 19 Nisan Pazar günü sandık başına gidiyor. Kuzey Kıbrıs’ta yapılan son anketlerde, sağ partiler önde gidiyor. 7 partinin ülke yönetimine talip olduğu seçimlerde, 161 bin 373 seçmen oy kullanacak.
Seçimlere 5 gün kala Ergenekon iddialarının damga vurduğu ülkede, “Ergenekoncu” olmakla suçlanan Derviş Eroğlu’nun Ulusal Birlik Partisi (UBP), suçlamayı yapan iktidar Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) yaklaşık 20 puan önünde gözüküyor.
Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (KADEM) 20-29 Mart tarihleri arasında 5 ilçeden 1878 kişi ile yüz yüze görüşmeyle yaptığı ankete göre, CTP’nin oy oranında ciddi bir azalma olduğu görülüyor. Ankete göre, CTP’nin 2005 yılında yüzde 45’lerde olan oy oranı, yüzde 27.4’e kadar geriledi. UBP’nin oyları ise, yüzde 31’lerden yüzde 44.6’ya çıktı.
Ankete göre, KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın oğlu Serdar Denktaş’ın başkanlığını yaptığı Demokrat Parti (DP) yüzde 12.4, Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) yüzde 7.4 oranında oy alıyor.
AKP’nin seçim propagadandası boyunca desteklediği öne sürülen Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) ise yüzde 4.8’lik oranla yüzde 5’lik baraja takılıyor. Bu sonuçlara göre, 50 kişilik Cumhuriyet Meclisi’ne, UBP 26, CTP 16, DP 6, TDP ise 2 milletvekili gönderiyor. KKTC’de tek başına iktidar olmak için 26 milletvekili yeterli oluyor.
Öte yandan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın yaptırdığı son ankete göre ise, halkın yüzde 44.5’i UBP’nin, yüzde 25.1 de CTP’nin iktidar olmasını istiyor.

Partilerin sloganları:
UBP: Şimdi ulusal birlik zamanı
CTP: Geri dönme, ilerle
DP  : Biz varız
TDP: Ben buralıyım
ÖRP: Bu defa sen kazan
BKP: Yaseminlerimizi geri alacağız
HİS : Yağmurdan kaçarken doluya tutulma

Eroğlu: Ergenekon’da Denktaş’ın parmağı var
Ulusal Birlik Partisi’nin (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu, hakkındaki Ergenekon soruşturmasıyla ilgili iddiaların, “Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP), yükselen UBP oylarını durdurmaya yönelik bir oyunu olduğunu” öne sürerek, “Maalesef bu oyunu Sayın Denktaş’la (KKTC’nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş) birlikte planlamış ve oynamışlardır” dedi. Eroğlu, “Tabii ki benim Ergenekon’la herhangi bir ilgim yok, olamaz zaten” diyerek, yıllardır KKTC’de hukuk kuralları içinde icraat yaptıklarını kaydetti.

 

 

Kıbrıs izlenimleri (2)

Çözümsüzlük dönemine dönüş mü?

15 Nisan Çarşamba 2009 SAMI KOHEN MILLIYET

Lefkoşa