AA NTV
01
Nisan. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas'ın Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde
yarın yapacağı 25. görüşme, CumhurbaşkanI
Talat'ın İsveç ve Fransa ziyareti nedeniyle ertelendi.
Cumhurbaşkanı
Talat'ın BM ve AB İşlerinden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami,
liderlerin gelecek hafta cuma günü görüşmesinin beklendiğini
açıkladı.
Müzakerelerin temsilci
düzeyinde yarın devam edeceğini kaydeden Nami, Rum yönetimi
başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu ile yarın bir araya
geleceğini de belirtti.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, temaslarda bulunmak üzere yarın
İsveç'e gidecek, ardından Fransa'ya geçecek.
KKTC
Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre,
Cumhurbaşkanı Talat, İsveç Dışişleri Bakanı
Carl Bildt ile görüşmek üzere yarın sabah İsveç'e gidecek.
Talat, yarın saat
16.00'da Stockholm'de Carl Bildt'le bir araya gelecek.
Talat, 3 Nisan Cuma günü
İsveç'ten Fransa'ya geçerek, Fransa'nın başkenti Paris'te saat
14.00'te BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ile görüşecek ve
temaslarının ardından 4 Nisan Cumartesi akşamı KKTC'ye
dönecek.
RUMLAR, ANNAN PLANINI KABUL ETSEYDİ
TC Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül, Euronews televizyon kanalına yaptığı
açıklamada, Rumlar, Annan Planını kabul etseydi,
Kıbrıstaki Türk askeri şimdi çekilmiş olacaktı. AB
dahil olmak üzere bütün dünyanın, Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüme
karşı olmadığını bilmektedir dedi
TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,
Kıbrıs'ta, Rumlar, Annan planını kabul etseydi, Türk
askerleri adadan şimdi çekilmiş olacaktı dedi.
Euronews televizyon kanalına konuşan Gül, Anadolu'dan
Kıbrıs'a yönelik göç bulunmadığını
vurguladı.
Euronews tarafından özetlenerek internet üzerinden
dağıtılan mülakata göre TC Cumhurbaşkanı Gül, AB de
dahil olmak üzere bütün dünyanın, Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüme
karşı olmadığını bildiğini söyledi.
Kuzey Irak ile ilgili soruları da yanıtlayan Gül,
Irak'ın kuzeyindeki yönetiminin şu ana kadar terör örgütüyle etkili
bir şekilde mücadele etmediği, ancak son zamanlarda sürdürülen
temaslar sonucunda bölgesel yönetimin de bölücü terör örgütünün kendilerine zarar
verdiğini anladığını ifade etti.
Silahı bırakmayan teröristlere karşı
Türkiye'nin sonuna kadar savaşmaya devam edeceğini kaydeden Gül,
bununla birlikte aldatılmış ve farkında olmadan teröre
bulaşmış kişilerin kurtarılmasına da çaba
gösterileceğini belirtti.
TC Cumhurbaşkanı Gül, PKK ile Hamas'ın
karşılaştırılmasıyla ilgili bir soru üzerine, PKK
ile Hamas ve Filistin sorunun birbirine
karıştırılmasının yanlışlık
olacağını ifade etti.
Gül, Filistin'de farklı gruplar bulunduğunu ve bunlardan
bazılarının, topraklarını ve ülkelerini korumak için
mücadele verdiğini, terörist faaliyetler ve intihar
saldırıları yapanları da
kınadığını söyledi. Filistin'in işgal
altında bulduğunu belirten Gül, BM'nin de Filistin'i işgal
altında olarak değerlendirdiğine dikkat çekti.
Gül, İsrail'in Gazze'de yaptıklarını
unutmayın: 1300 ile 1800 arasında insan öldü. Bu kabul edilemez diye
konuştu.
KIBRIS
01/04/09
SÜREÇ DEVAM EDİYOR... AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu
üyesi Olli Rehn, görevine başladığı 2004 yılında
belirlediği 6 hedeften sadece Kıbrısın yeniden
birleştirilmesine ulaşamadığını söyledi. Rehn,
Kıbrısın yeniden birleştirilmesi için ciddi bir sürecin
devam ettiğini belirterek, 2009 yılı içinde bu sorunun da
aşılmasına öncelik verdiklerini anlattı
AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn,
görevine başladığı 2004 yılında belirlediği
6 hedeften sadece Kıbrısın yeniden birleştirilmesine
ulaşamadığını söyledi.
Düşünce kuruluşu Avrupa Politika Merkezinde konuşan
Rehn, ekim ayı sonunda dolacak 5 yıllık görev süresi içinde
başardığı hedefleri ise AB'nin (25 üyeden) 27 üyeye
genişlemesi, Hırvatistan'la üyelik müzakerelerinin son aşamaya ulaşması,
Batı Balkanlar'daki diğer ülkelerin ortaklık anlaşmalarıyla
Avrupa'ya sıkıca bağlanması, Türkiye'nin sağlam
şekilde Avrupa yolu üzerinde bulunması ve Kosova'nın nihai
statüsünün belirlenmesi şeklinde sıraladı.
Rehn, Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi için
ciddi bir sürecin devam ettiğini belirterek, 2009 yılı içinde
bu sorunun da aşılmasına öncelik verdiklerini anlattı.
Batı Balkanlara vize muafiyeti istedi
Bu arada Avrupa Parlamentosu (AP) Dış
İlişkiler Komitesine hitap eden Rehn, gerekli reformları
tamamlamaları halinde Batı Balkanlardaki bazı ülkelere vize
muafiyeti getirilmesi için birkaç ay içinde üye ülkelere öneride
bulunabileceklerini söyledi.
Rehn, Vizesiz seyahat konusunda daha fazla ilerlemek istiyoruz.
Batı Balkanlar vatandaşları için bu çok önemli diye
konuştu.
Slovenya ile aralarındaki sınır
anlaşmazlığının çözülmesi halinde Hırvatistan'la
üyelik müzakerelerinin bu yıl içinde tamamlanabileceğini bildiren
Rehn, Makedonya'nın da AB'den bu yıl içinde müzakere tarihi
alabileceğini ifade etti.
KIBRIS 01/04/09
Talat, Ban Ki-Moon ile Pariste görüşecek
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile
görüşecek. Talat, temaslarda bulunmak üzere yarın İsveçe,
oradan da Fransaya gidecek
Cumhurbaşkanlığından
yapılan açıklamaya göre Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile görüşmek
üzere yarın sabah İsveçe gidecek. Talat, aynı gün saat 16.00da
İsveçin Başkenti Stokholmda Carl Bildtle bir araya gelecek.
3 Nisan Cuma günü İsveçten Fransaya geçecek olan Cumhurbaşkanı
Talat, Pariste saat 14:00te Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban
Ki-Moon ile görüşecek.
Cumhurbaşkanı Talat, temaslarının ardından 4
Nisan Cumartesi akşamı Kıbrısa dönecek.
Talata Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım
Akansoy eşlik edecek.
KIBRIS 01/04/09
AKPnin oy kaybı Rumları üzdü
UMUTLARI
KIRILDI... Türkiyedeki yerel seçimlerin sonuçları Güney
Kıbrısta geniş yankı uyandırdı. İktidardaki
AKEL Partisi lideri Andros Kiprianu Erdoğanın güçsüzleşmesi
doğru yönde ilerlemeye katkı koymazderken, ana muhalefetteki
DİSİ lideri Nikos Anastasiadis Bu seçimler yerel olsa da,
sonuçları Erdoğanın ileriye dönük politikasını
etkileyebilir değerlendirmesinde bulundu.
DIŞİŞLERİ
BAKANI DA ÜZGÜN... Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı
Markos Kiprianu da açıklamasında, Kıbrıs sorununun çözümü
konusunda gerekli tavizleri vermesi için AB üyesi ülkelerden, Türkiyeye
baskı istediklerini belirterek , Ancak, Erdoğanın bu tavizleri
yapacak gücü olmazsa, bunun Kıbrıs sorununun çözümüne olumsuz
etkileri olabilirdedi ve üzüntüsünü dile getirdi.
Türkiyedeki
yerel seçimlerin sonuçları, Güney Kıbrısta geniş
yankı uyandırdı. İktidardaki Komünist AKEL Genel Sekreteri
Andros Kiprianu ve DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiadis,
Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP) oy kaybına
uğramasını değerlendirirken, bu partinin oy
kayıbından az da olsa endişe duyduklarını
gizlemediler. Kiprianu, Erdoğanın güçsüzleşmesi doğru
yönde ilerlemeye katkı koymaz dedi. Anastasiadis ise bu sonuçların
Erdoğanın ileriye dönük politikasını etkileyebileceği
yorumunu yaptı.
Kiprianu, birt taraftan AK Partinin oylarında gerileme
olmasından üzüntü duyduğunu ima ederken, diğer yandan
Erdoğanın, Kıbrıs sorununa kalıcı ve
fonksiyonel bir çözüm bulunmasıyla gerçekten ilgilendiğini söylemedik.
Beklentimiz, Erdoğanın Kıbrıs sorununun çözümüne gerçekten
katkı koymakla ilgilenmesidirdedi. AKEL lideri, Türkiyedeki seçim
sonuçlarının, Kıbrıs sorununun çözümü çabalarının
herhangi bir şekilde etkilenmemesini dilerken Türkiyedeki seçimler bizi sadece
Kıbrıs sorunu yönüyle ilgilendirmektedirdedi.
Ana muhalefetteki DİSİ Başkanı Anastasiadis
ise, Türkiyede yerel seçim yapıldığını, ancak yine de
bu seçimlerin sonuçlarının Erdoğanın ileriye dönük
politikasını etkileyebileceği yorumunda bulundu.
Kıbrıs
sorunu olumsuz etkilenebilir
Güney Kıbrısta yayımlanan Mahi gazetesi Lefkoşada
uyuşukluk. AKP çekiciliğini kaybetti başlığı
altında verdiği haberinde, Türkiyedeki yerel seçimlerde,
Erdoğanın partisinin oy kaybına uğraması
karşısında Güney Lefkoşanın uyuşukluk
gösterdiği yorumu yaparak, Rum Dışişleri Bakanı Markos
Kiprianunun açıklamasına yer verdi.
Habere göre, Kiprianu açıklamasında, Rum hükümetinin,
seçim sonuçlarının Türkiyenin AB sürecini ve Kıbrıs
sorununu nasıl etkileyeceğini görmesi gerektiğini ifade etti.
Kiprianu, Rum hükümeti, her ne kadar da Avrupalı
ortaklarından, Kıbrıs sorununun çözümü için gerekli tavizleri
vermesi amacıyla Erdoğana baskı yapmasını istese de,
Erdoğanın bu tavizleri yapacak gücü olmazsa, bunun Kıbrıs
sorununun çözümüne olumsuz etkileri olabileceğini savundu.
Türkiyedeki seçimler, Rum gazetelerinde şu
başlıklarla yer aldı:
Fileleftheros: Seçimler Sebebiyle Kıbrıs sorununda
gölgeler. Erdoğan komutanlarla yeni denge noktaları arayacak.
Politis: Erdoğana sarı Kart.
Alithia: Erdoğana yaralanmış güven.
Ankaranın tutumu konusunda endişeler.
Simerini: Erdoğan için çok kayıplı zafer.
Haravgi: Erdoğan hayal kırıklığı
açıklıyor. Önemli oranda oy kaybıyla yerel seçimlerde zafer
kazandı
KIBRIS 01/04/09
Turkey must face consequences of its
actions
By Jacqueline Theodoulou
TURKEY can suffer the
consequences of not complying with its obligations towards the EU and Cyprus if
there is a unanimous decision by the European Council or if one or more member
states prevent the countrys negotiating process for EU accession, Foreign
Minister Marcos Kyprianou said yesterday.
Speaking after he briefed the House European Affairs Committee on how the
government plans to act during Turkeys EU negotiations, Kyprianou said there
would be a full progress report on the situation in autumn. The Cyprus
Republic, he added, will make sure that Turkey lives up to its obligations.
The Committee had convened to discuss the need to apply effective pressure on
Turkey so that it is made to realise its European commitments and especially
the Additional Protocol in the Association Agreement between the EU and Turkey.
Kyprianou said: The Cyprus Republic has made it clear that if feels Turkeys
progress report should be carried out in the autumn, as the EU had committed
to, and if Turkey doesnt comply until then, Turkey will inevitably suffer
consequences.
These consequences, he added, will have to be weighed up very carefully, taking
into consideration current efforts to find a solution to the Cyprus problem.
There can essentially be consequences in two ways: one would be a unanimous
decision by the Council, meaning the member states, which will have to decide
what these consequences will be, and the other would be for any member state or
a number of member states to prevent the opening of one or more negotiating
chapters, the Minister said, adding that there were other scenarios, which
however werent as feasible.
Turkey, said Kyprianou, has obligations towards the EU and therefore the
European Council has to decide what the consequences will be if they are
violated; but he said it was important to remind everyone that Cyprus has the
right to exercise a veto to Turkeys accession.
Committee Chairman Nicos Cleanthous of DIKO was of the view that Cyprus along
with Greece could convince the rest of Europe that Turkey should allow a
solution to the Cyprus problem.
If we dont demand here and now that Turkey is pressurised, there is no chance
for the direct talks [between the two community leaders]; thats the hard
truth, said Cleanthous.
Takis Hadjigeorgiou of ruling party AKEL said the government has its own plans
and decisions on how to deal with the matter, but added that it wouldnt be
beneficial to Cyprus if these were revealed; even to parliament.
But he did stress that the government would use every weapon it has at its
disposal during the six-month evaluation of Turkeys prospective accession.
CYPRUS MAIL 01/04/09
Russian investment in cyprus on the
rise
By Anna Hassapi
THE CENTRAL BANK yesterday
confirmed that Russian deposits in Cypriot banks were on the rise, at a time
when other countries are losing Russian investors.
The information was released by the Minister of Finance Charilaos Stavrakis who
linked the development with the future possibility of decreasing bank loan
interest rates.
The last official information from the Central Bank shows an increase in
Russian deposits in Cyprus. This is a very positive development, which supports
the policy followed for many months by the Ministry of Finance and the
government to capture the Russian market, attract investment, deposits and
capital, Stavrakis said.
The Minister of Finance also pointed out the importance of such a development
during an international financial crisis, when other countries are losing
Russian capital. During this difficult period and because of the financial
crisis In Russia there have been large withdrawals of Russian deposits from
competitor countries. This means that Cyprus is winning deposits that are lost
by other countries and therefore the share of the Cypriot bank system in
Russian deposits is increasing significantly, he said.
Stavrakis also said that interest rates in Cyprus will slowly be decreasing, as
banks gain more deposits. At present there is a large reduction in deposit
interest rates and the next step, which we all expect to see, is a reduction in
lending interest rates. My prediction is that by the end of the year we will
have deposit account interest rates at 2 per cent and loan interest rates at 4
per cent, he said.
CYPRUS MAIL 01/04/09
İsveç
Dişışleri Bakanı Carl Bildt'in davetlisi olarak
İsveç'in başkenti Stockholm'e gelen KKTC Cumhurbaşkani Mehmet
Ali Talat, AB üyesi Rum tarafının, AB ülkeleri tarafından
uyarılmasını istedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Stockholm'de
kaldığı otelde İsveç Dışisleri Bakanı Carl
Bildt'i kabul ederek yaklaşık bir saat görüştü.
Bildt'le görüşmesinden sonra basına açıklama yapan Talat,
Kıbrıs sorunu çözümünün Birleşmis Milletler şemsiyesi altında
sürdürüldüğünü hatırlattı.
Talat, "Bunu bütün taraflar kabul etmiş durumda. Ancak
Kıbrıs Rum tarafının AB üyesi olması ve
Kıbrıslı Türkler de AB üyesi olacakları için, Birleşik
Kıbrıs'ın bir parçası olarak AB'de yer alacağı
için Avrupa Birliği'nin Kıbrıs sorunuyla ilişkilerini de
tabii ki konuşmak durumundaydık ve onu da konuştuk" dedi.
Kıbrıs sorunuyla ilgili tam teşekküllü müzakerelerin
başladığını hatırlatan Talat, "Bu
müzakereler halen birçok başlık ele alınarak ilerletilmiş
durumdadır. Yönetimde güç paylaşımı, mülkiyet, ayrıca
yakın bir zamanda başlayacağımız ekonomi (müzakeresi)
aşıldıktan sonra müzakerelerin önemli kısmı
tamamlanmış olacaktır" diye konuştu.
Rum yönetimiyle yapılan bu görüşmelerin, Birleşmis Milletler
Genel Sekreterliği himayesinde iyi niyet çerçevesinde yürütüldüğünü
belirten KKTC Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıslı
Türklerin çok önemli şikayetleri var. AB söz verdiği
izolasyonları kaldırma konusunda beklenen adımları
atmamıştır. Dolayısıyla bundan ciddi bir
rahatsızlık duymaktayız. Bu aynı zamanda, görüşme
sürecini de olumsuz olarak etkilemektedir. O nedenle AB üyesi olan
Kıbrıs Rum tarafının AB üyeleri tarafından
uyarılması ve motive edilmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.
İsveç'in AB dönem başkanlığının
yakınlaşması açısından Carl Bildt ile
görüşmelerin yararlı olduğunu kaydeden Talat,
"İsveç'in dönem başkanlığı Türkiye için de önemli
bir değerlendirme süreci olacaktır" dedi.
Talat, bu görüşmenin, KKTC'li Türklerin ihtiyacı olan AB ile sürekli
temas ve diyalog içinde olma konusunda atılmış bir adım
sayılabileceğini belirtti.
Paris'te yarın BM Genel Sekteteri ile görüşme
yapacağını da kaydeden Talat, görüşmeler konusunda BM Genel
sekreteri'ni bilgilendireceğini ve BM'nin bu süreçte daha aktif rol
oynamasını isteyeceğini söyledi.
Talat, basın açıklaması sırasında, bir soru üzerine,
Ergenekon soruşturmasını başından itibaren takip
ettiklerini belirterek, "KKTC'de Ergenekon'la ilgili bazı
açıklamalar geçtiğini okudum. Bu konuda belki ileride KKTC'de de bir
soruşturma girişimi olabilir" dedi.
KKTC'de yapılacak seçimlerle ilgili bir soru uzerine Talat, "Ben,
tarafsızım. Beni ilgilendiren konu, Türkiye ile birlikte
yürüttüğümüz barış süreci var. Beni ilgilendiren bu sürecin
devam etmesi. Hükümeti kuracak olan partinin de bu süreci devam ettirmesi.
Seçimden sonra da bunu görmek istiyorum" diye konuştu.
KKTC Cumhurbaşkani Mehmet Ali Talat, yarın Türkiye saatiyle sabah
07.40'ta Fransa Havayollari'na ait uçakla Stockholm'den Paris'e gidecek
Tehdit ediyor!
Rum
Dışişleri Bakanı, Kıbrıs Cumhuriyetini
tanımaması halinde Türkiyeye yaptırım
uygulayacaklarını açıkladı.
AB
ÜLKELERİNİ SİNİRLENDİRMEYE BAŞLADI... Rum
Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, Türkiyenin,
Kıbrıs Cumhuriyetini tanımamayı sürdürmesinin, AB üyesi
ülkeleri sinirlendirmeye başladığını savunarak, bu
tutumun devam etmesi halinde yaptırım uygulayacaklarını
söyledi. Kiprianu AB üyesi olarak, Türkiyenin AB ile müzakere
başlıklarının açılmasına izin vermeme
hakkımız vardır ve biz bu hakkı muhafaza ediyoruz dedi.
TÜRKİYEYE
KARŞI SENARYOLAR GELİŞTİRDİK... Rum basınına
göre, Meclis Avrupa İşleri Komitesi toplantısında, Avrupa -
Türkiye ilişkileri konusunda bilgi veren Kiprianu, daha sonra
açıklamalarda bulundu. Türkiyenin, AB ve Güney Kıbrıs
karşısında üstlendiği yükümlülüklere
uymadığını söyleyen Kiprianu, biz de bu tavır
karşısında çeşitli senaryolar geliştirdik.
Türkiyenin, AB karşısında üstlendiği yükümlülükler
vardır, bunları yerine getirmelidir görüşünü ifade etti.
Güney Kıbrısta yayımlanan Fileleftheros gazetesine
göre, Rum Meclisi Avrupa İşleri Komitesi toplantısında,
Avrupa - Türkiye ilişkileri konusunda bilgi veren Kiprianu, daha sonra
açıklamalarda bulundu. Türkiyenin, AB ve Güney Kıbrıs
karşısında üstlendiği yükümlülüklere
uymadığını söyleyen Kiprianu, biz de bu tavır
karşısında çeşitli senaryolar geliştirdikdedi.
Türkiyenin, AB yükümlülüklerine uyması gerektiği
konusundaki tavırlarının net olduğunu ifade eden Kiprianu,
Türkiyenin, AB karşısında yükümlülükler üstlendiğini;
sonuç olarak Avrupa Konseyinin bunun etkilerine karar vereceğini söyledi.
Karar
gelecek sonbahara kalmalı
Haravgi gazetesine göre, Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu,
Türkiyenin, AB katılım süreciyle ilgili kararın, gelecek
sonbaharda yapılması gerektiğini dile getirdi.
Kiprianu, Türkiyenin, ek Protokolde öngörülen yükümlülüklerini
yerine getirmesini ve Güney Kıbrıs ile ilişkilerini
normalleştirmeyi ileriye götürmesini isteyen Kiprianu, bunun
yapılmaması ve Kıbrıs sorununun çözümüne gerçek anlamda
katkı koymaması durumunda, Türkiyeye yaptırımlar
uygulanması konusunda ısrarlı olacaklarını söyledi.
Kiprianu ayrıca bu tutumlarının, Avrupalı ortaklarla
yaptıkları görüşme ve temaslarda dile getirildiğini ifade
etti.
Kiprianu, yaptırımların içeriği konusunda ise
şunları söyledi:
Üyelik sürecinin devam etmesi ve ara yaptırımların
uygulanması, başka bir katılım
başlığının açılmaması, Türkiyenin üyelik
sürecinin tamamıyla ertelenmesi, değerlendirme veya tedbir
alınmasının ertelenmesi.
Rum hükümetinin bu konuda uygun bir anda karar
alacağını ifade eden Kiprianu, tüm olguların hesaba
katılacağını, tüm siyasi dinamikler tarafından dile
getirilen kolektif görüşün ardından hangisinin
Kıbrısın çıkarına olacağına karar
verileceğini söyledi. Türkiye ile ilgili Avrupa Komisyonu tarafından
hazırlanacak olan belgenin önemli olacağına dikkati çeken
Kiprianu, nihai kararların siyasi düzeyde AB üyeleri tarafından
alınacağını da belirtti.
Komite üyelerinin sorularını yanıtlayan Kiprianu,
Avrupadaki ortamın elverişli olduğunu, Kıbrıs Cumhuriyetini
tanımayan Türkiyenin, AB üyesi ülkeleri sinirlendirmeye
başladığını savundu. Türkiyedeki yerel seçim
sonuçlarının olguları nasıl etkileyeceği
şeklindeki bir soru üzerine Kiprianu, bunun ileriki haftalarda
netleşeceğini ancak Türkiyenin artık seçimlere gönderme
yapmasının da mümkün olmadığını, Kıbrıs
sorunu ve AB üyelik sürecini ilgilendiren konularda düşüncesini ortaya
koymaya çağrılacağını söyledi.
Türkiye
çözüm için ikna edilmeli
Fileleftheros gazetesine göre, Rum Meclisi Avrupa İşleri Komitesi
Başkanı Nikos Kleanthus, yaptığı açıklamada,
sadece Güney Kıbrıs ve Yunanistanın cesur tutumuyla,
Avrupalı ortakların Türkiyenin Kıbrıs sorununun çözümüne
olanak sağlaması konusunda ikna edilmesinin mümkün olduğunu
söyledi.
Komite üyesi AKEL Milletvekili Takis Hacıgeorgiu, Hükümetin
bu konuda plan, program ve de karara sahip olduğunu kaydetti.
DİSİ Milletvekili Hristos Stilyanidis, Komitenin
bilgilendirilmesinden iki önemli sonucun çıkarıldığını;
birincisinin, Güney Kıbrısın Avrupa alanındaki
güvenirliliğini muhafaza ettiği, ikincisinin ise daha ileri
ittifakların, mutlaka geliştirilmesi olduğunu ifade etti.
Rum Çevreciler ve Ekologlar Hareketi Genel Sekreteri Yorgos
Perdikis ise, açıklamasında, Dışişleri Bakanı
Kiprianunun toplantıya katılmasından dolayı duyduğu
memnuniyeti dile getirdi ve Türkiyenin kritik randevusundan birkaç ay önce
Hükümetin bu konuda karar ve plana sahip olmasını da beklediklerini
söyledi.
KIBRIS 02/04/09
Türk göçmenler savaş suçudur!
TÜRKİYEYE
BASKI YAPILMALI... Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, Türkiyeden,
Kıbrısa nüfus getirilmesinin savaş suçu olduğunu öne
sürdü. Stefanu, Londradaki Metropolitan Üniversitesinde
yaptığı konuşmada ABnin, Türkiyeye baskı
yapmasının şart olduğunu savundu.
YÜKÜMLÜLÜKLER
YERİNE GETİRİLMEDİ... Önümüzdeki Aralık ayında
Türkiyenin, AB sürecinin yeniden gözden geçirilecek olmasına rağmen;
Ankara Kıbrıs Cumhuriyetine yönelik yükümlülükleri konusunda hiçbir
şey yapmadığını söyleyen Stefanu,
Limanlarını ve hava alanlarını Kıbrıs gemi ve
uçaklarına kapalı tutuyor ve Kıbrısın
uluslararası örgütlere katılımını veto ediyor dedi.
Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, Türkiyeden
Kıbrısa nüfus getirilmesinin savaş suçu olduğunu öne
sürdü. Stefanu, geçen pazartesi günü Londradaki Metropolitan Üniversitesinde;
İngilterede yaşayan Rumların örgütlü bulunduğu bazı
sivil toplum örgütlerinin organizasyonunda davetli olarak
yaptığı konuşmada ABnin Türkiyeye baskı yapmasının
şart olduğunu savundu.
Haravgi gazetesi; Ankaraya Baskı Yapılması
Şart Kıbrısa Karşı Yükümlülükleri Konusunda Hiçbir
Şey Yapmadı başlığıyla
yansıttığı haberinde Stefanunun Metropolitan
Üniversitesinde yaptığı konuşmaya yer verdi.
Gazeteye göre Kıbrıs müzakerelerinde bugüne kadar
sağlanan ilerleme tatmin edici görülmemesine ve görüntünün cesaret verici
olmamasına rağmen Rum tarafının çabalarını
sürdürmekte ve çözüm için bütün olanakları tüketmekte kararlı
olduğunu savunan Stefanu Sonunda, nihai hedef olan çözüm
başarılamasa bile uluslararası camia bunun sorumluluğunu
sahibine, Türkiyeye yüklemelidir iddiasında bulundu.
Konuşmasında 1974e de yer veren Stefanu, darbeyi ve
Barış Harekâtını NATOnun etki menzilinde tutulması
amacıyla Kıbrıs Cumhuriyetine yönelik komploların doruk
noktası olarak niteledi. Stefanu, Türkiyenin güç kullanarak Adayı
coğrafik ve demografik açıdan ikiye böldüğünü, böylece iki
devlet argümanının ön şartlarını
yarattığını savundu.
Çözümün yaşayabilir olması için doğru zemine ve
ilkelere dayanması gerektiğini söyleyen Stefanu, bunların BM
kararları, uluslararası ve Avrupa hukuku ile 197779 Doruk
Anlaşmaları olduğunu söyledi, özetle şöyle devam etti:
Önümüzdeki Aralık ayında Türkiyenin AB sürecinin
yeniden gözden geçirilecek olmasına rağmen; Ankara Kıbrıs
Cumhuriyetine yönelik yükümlülükleri konusunda hiçbir şey yapmadı.
Limanlarını ve hava alanlarını Kıbrıs gemi ve
uçaklarına kapalı tutuyor ve Kıbrısın
uluslararası örgütlere katılımını veto ediyor.
Bir soruyu yanıtlarken İngilterenin Kıbrıs
sorununa çözüm bulunması çabalarındaki tavrını cesaret
verici olarak niteleyen Stefanu, buna paralel olarak Uluslararası camia
ve özellikle AB tarafından en büyük baskı Ankaraya
yapılmalı iddiasında bulundu.
Stefanu, TC kökenli KKTC vatandaşları konusuna da
değindi ve bu konuyu savaş suçu olarak niteledi.
KIBRIS 02/04/09
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt
ile görüşmek üzere bugün İsveç′e; Cuma günü de BM Genel Sekreteri Ban Ki
Moon′la görüşmek üzere
Fransa′ya gidecek.
Türk Hava Yolları′nın 05.00 uçağı ile İstanbul′a, oradan da İsveç′in başkenti
Stockholm′a yolculuk edecek Cumhurbaşkanı
Talat, bugün saat 16.00′da Dışişleri Bakanı Carl Bildt′le bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanı Talat, yarın ise Birleşmiş Milletler
Genel Sekreteri Ban Ki Moon′la görüşmek üzere İsveç′ten Fransa′nın başkenti Paris′e geçecek.
Cumhurbaşkanı′nın Genel Sekreter′le görüşmesi saat 14.00′te gerçekleşecek.
Cumhurbaşkanı Talat, Paris′te Fransa eski Başbakanı Michel Rocard ile de bir
araya gelecek.
Ayrıca, Fransız basınının önde gelen temsilcileriyle
de görüşecek olan Talat, Kıbrıs sorunu ve müzakerelerde gelinen
son aşamayla ilgili bilgi verecek.
Cumhurbaşkanı Talat, temaslarının ardından 4 Nisan
Cumartesi akşamı yine İstanbul üzerinden Kıbrıs′a dönecek. Saat 20.00
civarlarında adaya varması beklenen Talat′a Cumhurbaşkanlığı
Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.
HALKIN SESI
02/04/09
Greek and Turkish Cypriots work
together to save the environment
By Bejay Browne
ENVIRONMENTALISTS in Cyprus
are hoping to bridge the divide on the island, by coming together to
participate and promote inter communal projects.
Agyris Ioannou, President of the European Environmental Movement said he had
rrecently visited Brussels, along with 24 presidents of different organisations
in Cyprus, who are mainly concerned with protecting the environment.
The group consisted of ten Turkish Cypriots, and fifteen Greek Cypriots.
"We attended a series of seminars, presented by various departments, such
as energy and power, which have a particular impact on the environment, he
said.
The group found they had a lot of values in common and discussed numerous
issues concerning the island.
"Before leaving Brussels, we decided we would like to meet up again at
home, and put the idea forward to the European Commission. We wanted to
continue with what we had accomplished during the trip, and put our efforts
into protecting the environment here in Cyprus, Ioannou added.
Ioannou and his colleagues met with the representatives of the EU Commission in
Nicosia a few days ago and discussed their experiences of Brussels and what
aspirations they had for Cyprus.
"We passed a unanimous decision to meet again in Turkish occupied northern
Cyprus on April 26 in a place called Kormakitis. This is an area of particular
environmental significance, as the European Commission has expressed their wish
to place it in the protective Natura 2000 project.
The area is reported to be similar to that of the Akamas region, which is in
the district of Paphos, which is already part of Natura 2000.
Although there is too much building on this side of the island, apparently
its out of control in the north. The environment needs to be protected, he
said.
The Commission has arranged for them to meet with the Natura 2000 project
leader who will brief them about the developments of this EU environmental
initiative.
Ioannou believes that its good for Turkish Cypriots and Greek Cypriots to
collaborate as they have nothing to lose by working together.
"Weve been together, side by side for many years, but politics has put us
back 200 years or more. Its about time we all got together to do something,
he said.
I believe if other organisations do the same as us, we will solve the problem
of a divided island before the politicians do. I really believe a solution to
reunite divided Cyprus will come from the people."
The twenty-five environmentalists will meet with EU head representative in
Cyprus, Androulla Kaminara, who will accompany them on the forthcoming trip.
I havent been to the occupied areas since before the troubles began. I dont
like the fact that Turkish soldiers occupy it, but I want to help save the
environment, which after all belongs to the Cypriots, said Ioannou.
Ioannou doesnt consider himself to be any different from a Turkish Cypriot.
"Personally I think we are all the same. I have never said that I am a
Greek Cypriot I am a Cypriot. Maybe I have this attitude because Ive spent a
lot of time abroad, but Turkish Cypriots who are part of this project, have
said the same. Ive made friends with a number of my Turkish Cypriot
counterparts, and I hope to sustain those close ties."
Ioannou also believes education will play a big part in looking after the
islands environment, and puts particular reference on children of both sides of
Cyprus.
"We must teach them to love the environment, he said. Its so important
for their futures."
Ioannou and his counterparts also believe that more women should be involved
with these sort of schemes, as they play such a big role as carers and
nurturers.
Out of the 25 delegates who travelled to Brussels, only seven were Greek and
Turkish Cypriot women.
CYPRUS MAIL 02/04/09
Talat ditches talks to meet Ban in
Paris
By Elias Hazou
PRESIDENT Demetris
Christofias yesterday admitted he was none too thrilled with a scheduled
meeting this week between the leader of the breakaway regime in the north and
the UN Secretary General. But he said there was nothing he could do about it.
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat is heading out to Stockholm, where
today he will be holding talks with Swedens Foreign Minister Carl Bildt. On
Friday he flies on to Paris to meet with UN chief Ban Ki-moon.
Talats absence means that todays scheduled 25th meeting with Christofias as
part of the Cyprus talks has had to be postponed.
Mr. Talat has informed me. Tomorrows [todays] meeting has been cancelled due
to his flight schedule. What am I supposed to do: ask the UN to forbid Talat to
meet with the Secretary General? Are we now to demand these things as well?
Christofias said in response to a journalists question.
The President was speaking to the media following a Te Deum at the Ayios
Ioannis cathedral in Nicosia on the occasion of the April 1 celebrations.
The Turkish Cypriot leader has his own objectives
I dont know whether this
[Talats meetings abroad] will help him, said Christofias, adding that it
would have been unreasonable for him to ask the UN to shun Talat.
Talats meeting with Carl Bildt, seen as a key European player when it comes
to the Cyprus issue, will be held at Stockholms Grand Hotel, instead of at the
Swedish Foreign Ministry, as would normally happen according to protocol. The
peculiar arrangement is seen as playing down the meeting so as not to further
anger Nicosia, which has a long-standing opposition to the upgrading of the
breakaway regime.
Commentators suggested that Talat aims to boost his image as a leader ahead of
the parliamentary elections in the north. Talats CTP party is trailing
behind in polls.
Reports say the Turkish Cypriot leader will be asking Ban for a more direct
involvement in the Cyprus talks.
It is not clear whether US Secretary of State Hillary Clinton has penciled in some
time with Talat during her brief stay in Istanbul on 7 April. Clinton will be
accompanying the US President on his first trip to the Turkish capital after
taking office. Turkish Cypriot press reports said however that a Talat-Clinton
in Turkey meeting was unlikely.
A much-hyped meeting between Talat and Clinton in Washington for last week
never materialized.
CYPRUS MAIL 02/04/09
Darbe yeriz!
Ekonomik
örgütler, Rum tarafının yeniden gündeme getirdiği
Türk limanlarının açılması konusunda endişeli
ANLAŞMA
OLMADAN AÇILMAMALI
Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı
Markos Kiprianunun, limanlar konusunda Türkiyeyi tehdit etmesi ve
yaptırımlardan söz etmesi, KKTCdeki ekonomik örgütlerin tepkisine
yol açtı. KIBRISa konuşan Sanayi Odası, Ticaret
Odası, İŞAD ve GİAD Başkanları, iki taraf
arasında anlaşma olmadan Türk limanlarının
açılması durumunda, KKTC ekonomisinin ağır darbe
yiyeceği uyarısında bulundular.
EKONOMİ
GÜNEYE KAYAR
Sanayi Odası Başkanı Ali Çıralı,
Kıbrısta anlaşma olmadan limanların açması durumunda
KKTC ekonomisinin olumsuz yönde etkileneceğini ve ticaretin güneye
kayacağını belirtirken Ekonomi ağır darbe
alırdedi. İŞAD Başkanı Metin Yalçın da,
Türkiye, bu aşamada kesinlikle limanlarını, hava
sahalarını açmayacak ve Güney Kıbrısı da
tanımayacak görüşünü savundu. Yalçın, Ancak Ankara zorda
kalır ve limanlarını açarsa, KKTC ekonomisi olumsuz yönde
etkilenirşeklinde konuştu.
AĞIR DARBE YERİZ
GİAD Asbaşkanı Gizem Çeliker ise,
Güney Kıbrısın, Türkiye ile doğrudan ticaret
yapmasına olanak sağlanması durumunda, KKTCdeki birçok
işletmenin faaliyetlerine son verileceğini söyledi.
Kıbrıslı Türk iş adamlarının Türkiye ile
oluşturdukları iş ilişkilerinin bir çözümden sonra tüm Kıbrıs
coğrafyasına yine Kıbrıslı Türk iş insanları
vasıtasıyla yayılması gerektiğini belirten Çeliker, bu
nedenle çözümden önce limanların açılması halinde, Kuzey
Kıbrıs ekonomisine çok ciddi darbe vuracağını
kaydetti.
Ergül ERNUR
Ekonomik örgütler, Türkiyenin anlaşma olmadan limanlarını Güney
Kıbrısa açması halinde ülke ekonomisine darbe
vuracağına dikkat çekti.
Limanların açılması halinde ticaretin Güney
Kıbrısa kayacağına da işaret eden örgüt
başkanları, bu tür bir eylemin ekonomiyi daha da gerileteceğini
vurguladı.
Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianunun, Kıbrıs
Cumhuriyetini tanımaması halinde Türkiyeye yaptırım
uygulayacaklarını açıklamasının ardından,
ülkedeki bazı ekonomik örgütler, bu tür tehditlerin ne KKTC ekonomisini ne
de müzakere sürecini etkileyeceğini açıkladı.
Türkiyenin, Kıbrıs Cumhuriyetini tanımamayı
sürdürmesinin, AB üyesi ülkeleri sinirlendirmeye
başladığını savunarak, bu tutumun devam etmesi halinde
yaptırım uygulayacaklarını söyleyen Kiprianunun
açıklamasını geçici, alışılagelmiş,
boş tehditler olarak değerlendiren ekonomik örgüt
başkanları, Türkiyenin çözüm sürecine verdiği desteği
anımsattı.
Türkiyenin limanlarını Güney
Kıbrısa açması halinde KKTC ekonomisi ve müzakere sürecine
nasıl etki edeceğini değerlendiren Sanayi Odası, Ticaret
Odası, İŞAD ve GİAD yetkilileri, anlaşama olmadan
Türkiyenin limanlarını açmasının ekonomiyi kötüye
sürükleyeceğine işaret etti.
Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Ali
Çıralı, Türkiyenin anlaşma olmadan Güney
Kıbrısa limanlarını açması durumunda ekonomiye büyük
darbe vuracağını; Gümrük Birliği mevzuatının
uygulanmasının Türkiyeden gelen ürünlerin Güney Kıbrısa
satılmasına yol açacağını belirtti.
Çıralı, bu durumda ticaretin Güney Kıbrısa
kayacağını belirterek, bu durumun ülke ekonomisini derinden
etkileyeceğini vurguladı.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı
Şua Saraçoğlu, Türkiyenin, çözüm gerçekleşmeden ve
Kıbrıs Türk ekonomisi Gümrük Birliğine dahil edilmeden
limanlarını Güney Kıbrısa açmasının,
Kıbrıs Türk ekonomisine ve çözüm ihtimaline büyük darbe
vuracağını söyledi.
İş Adamları Derneği (İŞAD)
Başkanı Metin Yalçın ise, Bakan Kiprianunun
açıklamalarının Rumlar tarafından Ankara Protokolü
imzalandığı andan itibaren sürekli söylendiğini belirterek,
Ankara Protokolünün uygulanmaması nedeniyle AB görüşmeleri
sırasında Türkiyenin bazı başlıklarının
askıya alındığını söyledi.
Yalçın, Türkiyenin tek yanlı olarak KKTCnin gümrük
birliğine dahil olmadan limanlarını açması,
kısacası, Ankara Protokolünü uygulaması halinde bu durumun KKTC
ekonomisini olumsuz yönde etkileyeceğine dikkat çekti.
Yalçın, Rumların daha fazla engel çıkararak,
Türkiyenin önünü kesmeye çalışmasını olanaksız
olarak gördüğünü vurgulayarak, Türkiye, bu aşamada gümrük
birliği olmadan yani KKTCnin de gümrük birliğine dahil edilmemesi
halinde kesinlikle limanlarını, hava sahalarını açmayacak
ve Güney Kıbrısı da tanımayacak diyerek bu
politikanın değişmesine ihtimal vermediğinin
altını çizdi.
Genç İş Adamları Derneği (GİAD)
Asbaşkanı Gizem Çeliker de, Türkiyenin hava ve deniz
limanlarını bir çözümden önce Güney Kıbrıs Rum yönetimine
açması halinde, Kuzey Kıbrıstaki iş adamlarının
ciddi şekilde zarara uğrayacağını belirtti.
Kıbrıs Türk iş camiasının bu gelişmeyi
onaylamayacağı uyarısında da bulunan Çeliker, Güney
Kıbrıs iş insanlarının Türkiye ile direkt iş
yapabilme olanağının verilmesinin birçok iş ilişkisini
sonlandıracağını vurguladı.
Kıbrıslı Türk iş adamlarının Türkiye
ile oluşturdukları iş ilişkilerinin bir çözümden sonra tüm
Kıbrıs coğrafyasına yine Kıbrıslı Türk
iş insanları vasıtasıyla yayılmasını
istediğini belirten Çeliker, bu nedenle çözümden önce böyle bir
açılımın yapılmasının Kuzey Kıbrıs
ekonomisine çok ciddi darbe vuracağını kaydetti.
Çıralı:
Ticaret Güney Kıbrısa kayar
Sanayi Odası Başkanı Ali Çıralı, Güney
Kıbrıstan Türkiyeye yönelik tehdit içerikli açıklamaların
ekonomi ve görüşmelere yansımasının
olmayacağını söyledi.
Türkiyenin anlaşma olmadan Güney Kıbrısa
limanlarını açması durumunda ise ekonomiye büyük darbe
vuracağını kaydeden Çıralı, Gümrük Birliği mevzuatının
uygulanmasının Türkiyeden gelen ürünlerin Güney Kıbrısa
satılmasına yol açacağını belirtti.
Çıralı, bu durumda ticaretin Güney Kıbrısa
kayacağını belirterek, bu durumun ülke ekonomisini derinden
etkileyeceğini vurguladı
Söz konusu açıklamaların Türkiyeye baskı unsuru
oluşturmak amacıyla yapıldığını savunan
Çıralı, müzakere sürecinin devam ettiği şu günlerde
Rumların bir takım tavizler koparma peşinde olduğunu iddia
etti.
Çıralı, açıklamaların müzakere sürecine büyük
bir etki yapacağına inanmadığını yineleyerek,
ekonomik anlamda da sadece dış yatırımcıyı biraz
etkileyebileceğini söyledi.
Ekonomide yaşanan dalgalanma nedeniyle dış
yatırımcının en az seviyeye indiğini belirten Ali
Çıralı, dış yatırımcıların ötesinde söz
konusu söylemlerin bir olumsuzluk yaratmayacağını
vurguladı.
Çıralı, Güney Kıbrısın Türkiyeye
yönelik yaptığı açıklamalar için sabun köpüğü gibi
birkaç gün içinde etkisini yitirecek dedi.
Saraçoğlu:
Türkiyenin çözüm olmadan
limanlarını açması ekonomiye darbe vurur
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Şua
Saraçoğlu, Türkiyenin, çözüm gerçekleşmeden ve Kıbrıs
Türk ekonomisi Gümrük Birliğine dahil edilmeden limanlarını
Güney Kıbrısa açmasının, Kıbrıs Türk ekonomisine
ve çözüm ihtimaline büyük darbe vuracağını söyledi.
Şua Saraçoğlu, haksız ambargolar yüzünden hem
ekonomik potansiyelini ortaya çıkaramayan hem de Güney Kıbrıs ve
Türkiye ekonomileri arasında sıkışan Kuzey Kıbrıs
ekonomisinin haksız rekabete uğradığını söyledi.
Kıbrıs Türk ekonomisinin önündeki engellerin
kaldırılmasıyla turizm, yüksek öğrenim, hizmet sektörü,
deniz taşımacılığı ve marinacılık gibi
alanlarda var olan mevcut potansiyelin açığa
çıkacağını kaydeden Saraçoğlu, bunun sürdürülebilir
bir kalkınma sağlayacağını ve Doğu Akdenizde bir
refah bölgesi oluşturacağını belirtti.
Şua Saraçoğlu, Kıbrıs Türk Ticaret
Odasının referandum sürecinde Kıbrıs Türk
halkının çözüme ve AB üyeliğine yönelik dönüşümünde önemli
rol oynadığına işaret ederek, çözüm ve AB vizyonuna sahip
çıkan odanın Kıbrıs Türk ekonomisine darbe vuracak bir
gelişmenin de karşısında dimdik duracağını
söyledi.
Geleceğe güvenle bakabilmek ve sürdürülebilir bir ekonomi
yaratabilmek için dünyayla kucaklaşmak gerektiğine
inandıklarını anlatan Saraçoğlu, bunun olabilmesi için de
sağlıklı bir geçiş sürecine ihtiyaç
duyulacağını vurguladı.
Yalçın:
Ankara Protokolünün
uygulanması ekonomiyi etkiler
İş Adamları Derneği (İŞAD) Başkanı
Metin Yalçın, Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianunun
Kıbrıs Cumhuriyetini tanımaması halinde Türkiyeye
yaptırım uygulayacaklarına yönelik tehdit içerikli
açıklamasının, ne ekonomi ne de çözüme olumsuz etki
yaratmayacağını vurguladı.
Söz konusu açıklamanın ekonomiye ciddi şekilde
yansımayacağını yineleyen Yalçın, Bakan Kiprianunun
açıklamalarının Rumlar tarafından Ankara Protokolü
imzalandığı andan itibaren sürekli söylendiğini kaydetti.
Yalçın, Ankara Protokolünün uygulanmaması nedeniyle AB
görüşmeleri sırasında Türkiyenin bazı
başlıklarını askıya aldığını
belirterek, Bunun değişeceğini sanmıyorum. Bu tehdidin bir
anlamı yok şu anda dedi.
Rumları sürekli aynı söylemleri tekrarlamakla
eleştiren Metin Yalçın, Güney Kıbrısın Avrupa
Birliğinde yeni başlıkların kapatılması gibi bir
durumu başarabileceklerini düşünmediğini söyledi. Yalçın,
Rumların daha fazla engel çıkartarak, Türkiyenin önünü kesmeye
çalışmasını olanaksız olarak gördüğünü
vurguladı.
İŞAD Başkanı Metin Yalçın, Türkiye, bu
aşamada kesinlikle gümrük birliği olmadan yani KKTCnin de gümrük
birliğine dahil edilmemesi, limanların açılmamsı halinde
kesinlikle limanlarını, hava sahalarını açmayacak ve Güney
Kıbrısı da tanımayacak diyerek bu politikanın
değişmesine ihtimal vermediğinin altını çizdi.
Yalçın, Türkiyenin tek yanlı olarak KKTCnin gümrük
birliğine dahil olmadan limanlarını açması
kısacası, Ankara Protokolünü uygulaması halinde bu durumun KKTC
ekonomisini olumsuz yönde etkileyeceğine dikkat çekti.
Türkiyenin bu şekilde hareket etmesinin bugünkü durumda söz konusu
dahi olmadığını belirten Yalçın, Bakan Markos
Kiprianunun açıklamasının görüşmeleri de
etkilemeyeceğini düşündüğünü söyledi.
Yalçın, Türkiye en yetkili ağızlardan
Kıbrıs sorununun çözümünü her fırsatta dile getirdiğini ve
bu durumun AB tarafından da kabul gördüğünü kaydeden Metin
Yalçın, Türkiyenin çözüme desteği ortada olduğu sürece
Rumların bu tür tehditlerinin bir anlamı
olmadığını ifade etti.
Çözüm süreci ve Türkiyenin önünün daha fazla kesilmemesiyle
ilgili Rum tarafının üzerinde ciddi bir baskı olduğunu
ileri süren Yalçın, tehdit içerikli söylemlerin çözümü
etkilemeyeceğini yineledi.
Çeliker:
Türkiyeye yapılan tehditler
KKTC ekonomisi etkilenmez
Genç
İş Adamları Derneği (GİAD) Asbaşkanı Gizem
Çeliker, Türkiyenin hava ve deniz limanlarını bir çözümden önce
Güney Kıbrıs Rum yönetimine açması halinde, Kuzey
Kıbrıstaki iş adamlarının ciddi şekilde zarara
uğrayacağını ve Kıbrıs Türk iş
camiasının bu gelişmeyi onaylamayacağı uyarısında
bulundu.
Çeliker, Yıllardır süren çözüm görüşmeleri
ve bu süreçte Kıbrıs Türklerinin dünyaya tek açık
kapısı
olan Türkiye pazarıyla geliştirilmiş iş ilişkilerinin,
bir çözüm sürecinde tüm Kıbrıs coğrafyasına
yayılırsa, Kıbrıs Türk iş insanları bu çözümden
yarar sağlayacaklardır diyerek, aksi takdirde denk olmayan
ekonomilerde zayıf olan tarafın zarar görmesinin kaçınılmaz
olacağının altını çizdi.
Çözüm isteyen Kıbrıs Türk iş
insanlarının yıllardır, bir çözüm ile tüm Kıbrıs
coğrafyasında iş yapabilme şansının, rekabet
güçlerini olumlu etkileyeceğini düşündüğünü kaydeden Gizem
Çeliker, herhangi bir çözümden önce ve Kıbrıslı Türklerin
izolasyonlarına açılım getirmeden, tüm kısıtlamalarla
baş başa bırakılarak, Güney Kıbrıs iş
insanlarının Türkiye ile direk iş yapabilme
olanağının verilmesinin birçok iş ilişkisini
sonlandıracağını vurguladı.
Kıbrıslı Türk iş adamlarının Türkiye
ile oluşturdukları iş ilişkilerinin bir çözümden sonra tüm
Kıbrıs coğrafyasına yine Kıbrıslı Türk
iş insanları vasıtasıyla yayılmasını
istediğini belirten Çeliker, bu nedenle çözümden önce böyle bir
açılımın yapılmasının Kuzey Kıbrıs
ekonomisine çok ciddi darbe vuracağını kaydetti.
Çeliker, bu süreçte, en iyi gelişmenin, doğru ve
yaşayabilir bir çözüme ulaşmak için ciddi gayret sarf edilmesi
olduğunu ifade ederek, Çözüm için görüşmeler sürerken Rum kesiminin
böyle talepleri yeniden gündeme getirmesi ve hatta bunları birer tehdit
unsuru olarak kullanmaları, çözüm sürecine yarar
sağlamayacaktır dedi.
Çeliker, şöyle devam etti:
Türkiye, AB uyum sürecinde ve bir çözümden önce, AB
baskıları ile limanlarını Güney Kıbrısa açmak
durumunda kalacağını hissederse, bunun en doğru
karşılığı da Kuzey Kıbrıs hava ve deniz
limanlarının tüm ambargolardan arındırılarak, dünya
ile direk temasa açılmasının talep edilmesi ve
gerçekleştirilmesi olmalıdır.
GİAD Asbaşkanı Gizem Çeliker, Güney Kıbrıs
yönetimi tarafından Türkiyeye yönelik yapılan tehditlerin KKTC
ekonomisine direk bir etkisi olmayacağını söyledi.
Psikolojik olarak insanların mutlaka etkileneceğini
kaydeden Çeliker, söz konusu söylemlerin müzakere sürecinin devam ettiği
şu günlerde birbirine yaklaşması gereken iki toplumun
arasına daha da soğukluk getireceğini belirtti.
Çeliker, iki toplum arasında bu gibi bir
yaklaşımın yaşanmasının tercih edilebilir
olmadığını ifade ederek, İnsanlar ve toplumlar
diyalog yoluyla ve birbirini anlamaya çalışarak uyuşmaya
çalışırlar. Halbuki bizim süregelen çözüm görüşmeleri
sürecinde böyle tavırların bu sürece olumlu etki
yapacağını söylemek mümkün değildir dedi.
Güney Kıbrısın tavrının uzun vadede
Türkiye ekonomisinin AB sürecinde az da olsa negatif bir etki
yaratabileceğini savunan Çeliker, Türkiye ekonomisinin bu gibi
tehditlerden etkilenmeyecek kadar büyük olduğuna dikkat çekti.
Çeliker, her şeye rağmen çağdaş ülkelerle
işbirliklerinde tehditkâr tavırlar değil, kazan-kazan yöntemini
hedefleyen davranışların tercih edilmesi gerektiğini
söyledi.
KIBRIS 03/04/09
Hedefe varmak için birleşelim
Başpiskopos
Hrisostomos, EOKAnın yıldönümünde ENOSİS hayallerini
canlandırdı
HEDEFİ
SAKLAMA İHTİYACI HİSSETMEDİ... Güney Kıbrısta
Rum terör örgütü EOKAnın kuruluşu yıldönümü törenlerinde
konuşan Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos,
Kıbrısın Yunanistanla birleştirilmesi anlamına gelen
ENOSİS talebini yeniden gündeme getirdi. Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas ise Ülkemizin Türkleşmesini durdurmalı ve
tersine çevirmeliyiz dedi.
Rum gazeteleri, EOKA terör örgütünün silahlı faaliyete
geçişinin yıldönümü nedeniyle geçtiğimiz gün Güney
Kıbrısta düzenlenen törenlere ve buralarda yapılan
konuşmalara geniş yer verdiler. Rum Ortodoks Kilisesi
Başpiskoposu II. Hrisostomosun ENOSİS hedefinin yeniden gündeme
getirilmesi talebi, yapılan konuşmaların en dikkat çekici
olanıydı.
Alithia gazetesi, Hristofyas Ulusal Uzlaşı Niyetinde
Olduğunu Söylüyor...1 Nisan Yıldönümü İçin Açıklama ve
Etkinlikler...1955 Hedefi Başarılana Kadar Mücadeleden ve Doğru
Bir Çözümden, İşleyebilir Bir Federasyondan Söz Etti
başlıklı haberinde, Başkan Dimitris Hristofyas,
Başpiskopos II. Hrisostomos ve EDEK Onursal Başkanı Vasos
Lissaridisin gün dolayısıyla yaptığı
açıklamalara yer verdi.
Cuntayla
birlikte Türkiyeyi Kıbrısa taşıdılar
Gazeteye göre Hristofyas geçtiğimiz gün sabah Lefkoşadaki Ay. Yoanni
Kilisesindeki ayinden sonra yaptığı açıklamada, Çolak
bağımsızlık işlemedi çünkü o mücadelede yeminini
bozanlar, cuntayla birlikte Türkiyeyi Kıbrısa taşıyanlar
ve vatanımızın bir bölümünü Türkleştirenler vardı
ifadelerini kullandı.
Hükümetinin olguları çarpıtma ve tarihi gerçekleri
tahrif etme niyetinde olduğunun zannedilmesinden vazgeçilmesi
çağrısında da bulunan Hristofyas, şunları söyledi:
Bu ayinde Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı, geçmişte Meclis
Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri olarak hazır bulunmam ulusal
uzlaşı niyetinde olduğumun göstergesidir. Türk
uzlaşmazlığıyla ve Türk çevrelerinin
yayılmacılığıyla başa çıkmak istiyorsak
birlik olmalıyız. Aksi halde büyük laflar edecek ve
yıkıntılar üzerinde ağlayacağız. Ülkemizin
Türkleşmesini durdurmalı ve tersine çevirmeliyiz. Buna ilkelere
dayalı onurlu bir çözümle son vermeliyiz.
Enosisi yeniden
gündeme getirelim
Rum
Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos da ayin sonrasında
yaptığı konuşmada, 55 - 59 mücadelesini,
Kıbrısın Yunanistanla birleştirilmesi hedefini yeniden
gündeme getirelim dedi, Halkımızın 1955ten beri arzu
ettiği ancak maalesef Zürih-Londra anlaşmaları ile
başaramadığını başarmak için tek yumruk
olalım. Bugün birlik içerisinde çok daha iyi şartlara sahibiz ve bunu
başarabiliriz ifadelerini kullandı.
Müzakerelerde Rumların kırmızı çizgilerinin
aşıldığını da söyle Hrisostomos,
Hristofyasın bu sözlerini yorumlaması üzerine ulusal hedefi
Enosisten federasyona çevirdiğini belirtti ve sözlerine
açıklık kazandırmak için şunları söyledi:
Kırmızı çizgileri ezelden beri
aştığımızı kastettim. Bu halk
atalarının toprağı üzerinde bütün demokratik nimetlerden
yararlanarak yaşayabilmesi amacıyla doğru bir çözümü,
işleyebilir bir federasyonu başarabilmemiz için halk ve Kilise
samimiyetle siyasi liderliğin yanında olacak...
Kıbrısın
tamamı Hataylaşacak!
EDEK
Onursal Başkanı Vasos Lissaridis ise 1 Nisan nedeniyle bir lisede
düzenlenen törende yaptığı konuşmada, Kuluçkadaki yeni
Annanist - planı kabul edersek sonuç iddia ettikleri gibi taksim
değil, Hataylaşma olacak. Yani Türkiye kolonizasyonla Türk
çoğunluğu yaratacak ve Kıbrısın tamamını
isteyecek dedi, şunları ekledi:
Maalesef, bir çözümün gebe olduğu iki devlet çözümünün,
ortaklığın, dönüşümlü başkanlığın,
kolonizasyona ve yabancı vasiliğine meşruiyet
kazandırılmasının altına imza atmayacağız.
Herkes seçim öncesi verdiği vaatleri yerine getirmeli. Mücadele
edeceğiz. Ön şartlar vardır. AB üyesiyiz ve Türkiye Avrupa
sürecini güvence altına almak istiyorsa yükümlülüklerini yerine
getirmelidir. Türkiyenin a la carte AB üyeliğini kabul etmeyeceğiz.
Gazete, Lissaridisin Kıbrıslı Türklerin ve Rumların
yeniden yakınlaşmasına karşı olduğunu da
yazdı ve şunları söylediğini yazdı:
Şimdi akılsız bir akılla bizi, yalan bir yeniden
yakınlaşma adına Yunan geleneklerimizden kopmamız veya buna
suskun kalmamız gerektiğine ikna etmeye çalışıyorlar.
Bu yalan bir yeniden yakınlaşmadır. Çünkü gerçek yeniden
yakınlaşma bütün Kıbrıslıların işgale ve
yabancı vasiliğine karşı ortak seferberliğine
dayanmalıdır.
Ulusun mavi
beyaz renkleri!
Fileleftheros gazetesi ise Hristofyas ve II. Hrisostomos arasındaki
karşılıklı konuşmaları okurlarına
Fırtınadan Sonra Balayı... Başkan-Başpiskopos Yeniden
Yakınlaşma Çabası Anlaşmazlıkları Geride
Bıraktı başlığıyla değerlendirdi.
Simerini gazetesi de, Eleftheria Kapalı Stadında Parlak
Kutlamalar... Mücadeleciler EOKA Mücadelesinin Yıldönümünü Kutladı
başlıklı haberinde törenlerin en parlağının
EOKACI Birlikleri tarafından Lefkoşanın Eleftheria (Özgürlük)
stadyumunda yapıldığını yazdı.
Gazete, Eleftheria kapalı stadyumu, EOKA Tarihi
Anısını Yaşatma Vakfı ve Özgürlük Mücadelesi
kurumlarının EOKA mücadelesini kutlamak için düzenledikleri tören
için geçtiğimiz gün öğleden sonra ulusun mavi - beyaz renklerine
büründü ifadesini kullandı.
Gençlerin
sloganları!
Gazeteye göre Rum gençleri törende Yunanistan Kıbrıs -
ENOSİS, Yunanistan Bizi De Kapla, Kıbrıs Helendir
sloganları attılar.
EOKAcı Birlikler Başkanı Thasos Sofokleus törende,
Geçirmekte olduğumuz bu kritik konjonktürde ışık ve
savunma olarak köklerimize ve EOKA idealine bağlı kalmamız
şarttır dedi, şöyle devam etti:
Yeni nesil EOKAnın büyüklüğü önünde huşu içerisinde
duruyoruz ve yine tehlike içinde olan vatanı her türlü imkânla savunmaya
hazırız. Siyasi liderlik ilkelere bağlı olmalı ve
atalarının toprağında özgür yaşamak isteyen
Kıbrıs Helenizminin haklarını sonuna kadar
savunmalıdır.
Bu törene DİSİ, EURO.KO, DİKO, Ekologlar ve SEK yetkililerinin
katıldığını, Ortodoks Kilisesinin ise Cikko ve
Dillirga Piskoposu Nikiforos tarafından temsil edildiğini belirten
gazete, törenin başında Rum gençlerin Yunan bayraklarıyla geçit
resmi yaptıklarını, EOKA şarkıları ve
şiirleri okunduğunu, diğer sanatsal etkinliklerin yer
aldığını kaydetti.
Gazete 1955-59 Kahramanlarına Onur ve Şeref... Kurtuluş
Mücadelemizin Başlama Yıldönümü İçin Etkinlikler
başlığıyla verdiği haberinde ise,
Halkımızın özgürlüğü çolak ve Yunanistanla birleşme
ulusal arzumuz bugün namümkün görünse de büyük mücadele 54 yıl sonra,
bütün Kıbrıslıları sarmaya devam ediyor ifadesini kullandı.
EOKA için geçtiğimiz gün Güney Kıbrıs genelinde törenler
yapıldığını ancak ana törenin Lefkoşada
gerçekleştiğini kaydeden gazete, sabah 06.30da Athalassadaki
Hristu Samara topçu kışlasından 21 pare top
atışı yapıldığını, saat 10.00da Ay.
Yoannu Kilisesinde Bapiskopos II. Hrisostomosun yönetiminde
gerçekleştirilen ayine Başkan Dimitris Hristofyas, siyasi ve askerî
erkânın katıldığını belirtti.
Haberde, Merkezi Cezaevi avlusundaki EOKAcı mezarları
başında tören düzenlendiği, burada bir EOKAcnın yüksek
sesle EOKA ilke ve değerlerini iyi korumasını, Kıbrıs
Helenizminin çıkarlarını savunmasını istemesi
üzerine Başkan Hristofyasın çok duygulandığını
ekledi.
KIBRIS 03/04/09
Talat-Ban görüşmesi bugün
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban
Ki-Moon ile olan görüşmesi için ise bugün İsveçten Fransanın
başkenti Parise geçecek ve saat 14.00te Ban Ki-Moon ile görüşecek.
Talat, dün
İsveçe gitti. Dün sabah saat 05.00te KKTCden ayrılarak
İstanbula giden Talat, oradan İsveçe geçti.
Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosundan verilen
bilgiye göre, İsveçin başkenti Stockholma giden
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, saat 16.00da İsveç
Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile görüştü.
Cumhurbaşkanı Talat, Bildte Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm bulmak amacıyla Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri
Dimitris Hristofyas ile yürüttüğü müzakerelerde gelinen son aşama ile
ilgili bilgi verdi ve Avrupa Birliğinin Rum tarafını çözüm
yönünde motive etmesini istedi.
Cumhurbaşkanı Talat, dün ayrıca, İsveçte
bazı basın kuruluşları ile de görüştü.
Ban ile
14.00te görüşecekler
Cumhurbaşkanı Talat, Birleşmiş Milletler (BM) Genel
Sekreteri Ban Ki-Moon ile olan görüşmesi için ise bugün İsveçten
Fransanın başkenti Parise geçecek.
Cumhurbaşkanı Talatın Genel Sekreter ile saat
14:00de yapacağı görüşmede müzakere süreci ve BMnin süreçte
üstlenebileceği rol ele alınacak.
Cumhurbaşkanı Talat, Pariste ayrıca, Fransa Eski
Başbakanlarından Michel Rocard ve Fransız
basınının önde gelen temsilcileri ile bir araya gelecek
Cumhurbaşkanı Talatın, 4 Nisan Cumartesi
akşamı saat 20.00 sıralarında adaya dönmesi bekleniyor.
Talata Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü Asım
Akansoy eşlik ediyor.
Talat: AB,
çözüm için Rum
tarafını teşvik etmeli
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABın çözümle ilgili motivasyon
eksikliği yaşayan Rum tarafını ikna etmesi ve motivasyonunu
sağlaması gerektiğini söyledi. Talat, Çözüm yönünde hareket
sağlamak için AB Rum tarafını teşvik edici ve gerekirse
uyarıcı olmalı dedi.
Cumhurbaşkanlığından yapılan
açıklamaya göre, İsveç Dışişleri Bakanı Carl
Bildtin daveti üzerine İsveçe giden Talat, uçakta yaptığı
açıklamada, Rum Yönetimi liderliğinin çözüm konusunda arzulu
olduğuna inandığını, ancak bu arzuyu tüm kurumlara ve
halka yaymakta zaafiyet yaşadığını söyledi.
Talat, dün bir araya geldiği İsveç
Dışişleri Bakanı Carl Bildte Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm bulma amaçlı müzakere süreciyle ilgili bilgi
verdiğini ve Avrupa Birliğinin Rum tarafını çözüm için
motive etmesini isteyeceğini de söyledi.
Görüşmenin önemine dikkat çeken Talat, İsveç
Dışişleri Bakanı, hem Kıbrıs sorununa ilgi
gösteren bir ülkenin dışişleri bakanı olarak, hem de
önümüzdeki yarıyılda Avrupa Birliği Dönem
Başkanlığını üstlenecek ülkenin dışişleri
bakanı olarak büyük öneme sahip dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, İsveçin Türkiyenin AB
üyeliğiyle ilgili kararlı olduğunu ve bu konuda
Kıbrıslı Türklerle tam bir uyumun söz konusu olduğunu
söyledi. Türkiyenin AB üyelik sürecinin bu yıl sonunda gözden
geçirileceğini hatırlatan Talat, bu konuda her kafadan bir ses
çıktığını belirtti.
Talat, Rum tarafı tek başına Türkiyenin önünü
kesemez. Başka ülkeler de Kıbrıs kartını kullanma
yoluna gittiği için, bu konuda İsveçin görevi oldukça önem
kazanıyor dedi.
Talat, Rum tarafının çözüm yönünde motivasyonunun
sağlanması amacıyla izolasyonların
kaldırılması konusunu da sürekli gündemde tuttuklarını
söyledi. Ara hedef olarak tanımladığı izolasyonların
kaldırılmasını Bildt ile görüşeceğini kaydeden Talat,
Temel hedefimiz çözümdür. Ara hedef olarak izolasyonların
kaldırılmasını görüşeceğiz dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Parlamentosu seçimlerinin
İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile
görüşmelerinin gündeminde bulunmadığını, ancak konunun
açılabileceğini de belirtti.
Talat, Avrupa Parlamentosunda Kıbrıslı Türkler
için ayrılan 2 sandalyenin Kıbrıslı Türklerin seçeceği
temsilciler tarafından kullanılabilmesi talebi konusunda,
İskandinav ülkeleri demokrasi konusunda son derece hassastırlar.
İkisi Kıbrıslı Türklerin olması gereken ve gasp edilen
6 milletvekilinin seçimini, Kıbrıslı Türkler açısından
demokrasinin gereği olarak görebilirler dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklere
Güneyde yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanmaları
çağrısında bulunmanın Kıbrıslı Türklerin
iradesine hakaret olduğunu da yineledi.
Cumhurbaşkanı Talat, İsveçteki
temaslarının ardından bugün Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri Ban Ki Moon ile görüşmek üzere Fransanın başkenti
Parise geçecek. Genel Sekreter ile görüşme, saat 14.00te
gerçekleşecek. Müzakere sürecinin ayrıntılı şekilde
ele alınacağı görüşmede Talat ve Ban, Birleşmiş
Milletlerin süreçte üstlenebileceği rol ile ilgili de fikir
alışverişinde bulunacak.
Talat, Pariste Fransa eski Başbakanı Michel Rocard ile
de bir araya gelecek.
Fransız basınının önde gelen temsilcileriyle
de görüşecek olan Talat, Kıbrıs sorunu ve müzakerelerde gelinen
son aşamayla ilgili bilgi verecek.
Cumhurbaşkanı Talat, temaslarının
ardından yarın akşam saat 20.00de KKTCye dönecek.
KIBRIS 03/04/09
Eurocrats want to snag British bases
THE
EUROPEAN parliament wants Brussels to get its hands on British bases around the
world, including Cyprus, in a move the British Defence Ministry described as a
twisted fantasy.
A report commissioned by the Parliament suggested that Gibraltar, Cyprus and
the Falklands bases should be brought under the umbrella of the European
Security and Defence Policy (ESDP).
Member states of the EU would benefit from placing their overseas military
installations and maritime power at the crux of ESDP, said the report. It said
bases belonging to Britain needed to be Europeanised as part of an EU Grand
Strategy and part of a forward presence to protect vital shipping routes.
The EU Member States military installations mainly French and British
would provide a formidable asset for the geographical and functional expansion
of EU Grand Strategy, says the report, written by two UK-based academics,
James Rogers and Luis Simon.
As the EU assumes a wider role in the security and defence of the entire bloc,
institutional reforms will be required so that it can handle the new and
demanding tasks. One of these may be for Britain and France to transfer the
maintenance and upkeep of their military installations to a central
institution, funded by all of the Member States, it added\
The idea received widespread ridicule in Britain. Shadow Defence Secretary Liam
Fox was quoted in yesterdays Daily Express as saying; This talk of a grand
strategy betrays the real intentions of the European Commission. At a time when
NATO is more overstretched than ever before, the idea that we might turn our
military bases over to the EU, for projects the British people have never given
their assent to, is a twisted fantasy.
If this had been discussed on April 1, I could have understood it, said
Geoffrey Van Orden MEP, defence spokesman for the UKs Conservative party told
shipping bible Lloyds List..
These are among the most hubristic proposals the EU has yet produced in
support of its defence policies. I have criticised the EUs military operations
as mere exercises in sticking an EU badge on our soldiers arms. Now they want
to run up the EU flag on our ships and even our overseas territories.
CYPRUS MAIL 03/04/09
Ledra opening benefitted both sides
THE OPENING of the Ledra
Street crossing a year ago today led to more business for
restaurants, opticians, clothing, electronic and souvenir shop on the Greek
Cypriot side, according to a study that will be published next week.
The report by the Peace Research Institute of Oslo (PRIO) is titled The
Opening of Ledra Street/Lockmaci Crossing in April 2008: Reactions from
Citizens and Shopkeepers.
According to the findings, in the north of Nicosia, restaurants performed best
after the opening, while souvenir and clothing shops also did well.
Shopkeepers in both north and south are generally optimistic about the future,
although Turkish Cypriot shopkeepers are more optimistic compared to their
Greek Cypriot colleagues, said a PRIO announcement.
The study said that most users of the Ledra Street, crossing - or Lokmaci as it
is known in the north - particularly Turkish Cypriots, regard the opening as
positive, both for themselves personally, and for Cyprus.
One in two users of the crossing, whether Greek Cypriot or Turkish Cypriot,
crosses to the other side more often since the opening. The revitalisation of
Nicosias traditional commercial centre was a result of increased visits by
both Greek Cypriot and Turkish Cypriot consumers after the opening.
Despite the openings positive social and commercial impact, elsewhere,
Nicosia remains divided and continues to suffer from the division, the report
added.
It recommends that politicians discuss the opening of further crossings within
the old centre and other measures to reduce the militarisation all along the
Green Line.
The study carried out by a group of researchers, will be presented April 10 at
the Fulbright Centre, next to Ledra Palace hotel in Nicosia.
CYPRUS MAIL 03/04/09
BM, sürece daha aktif katılsın
Talat, BM Genel Sekreteri ile Pariste görüştü
KAPSAMLI ÇÖZÜM İÇİN GÖRÜŞÜYORUZ
Cumhurbaşkanı Talat, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri
Ban Ki Moonla, Fransanın başkenti Pariste görüştü. Dün
öğle saatlerinde gerçekleşen ve 45 dakika kadar süren görüşmede,
Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri Bana, Rum Yönetimi Lideri
Hristofyas ile Kıbrısta kapsamlı çözüm amacıyla
yürüttükleri müzakerelerle ilgili detaylı bilgi verdi
Kıbrıs
Türk tarafının müzakere süreci ile ilgili görüşlerini ortaya
koyan Cumhurbaşkanı Talat, Genel Sekreterden Birleşmiş
Milletlerin sürece daha aktif şekilde katılmasını talep
etti.
Rum tarafının sürekli tekrarladığı
Kıbrıslı çözüm ifadesinin, BMnin rolünü azaltmak
amacıyla kullanılmaması gerektiğini söyleyen
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafının,
Kıbrıs sorununu 2009 yılında çözme isteğini ve
kararlılığını yineleyerek, bunun için ellerinden
geleni yaptıklarını vurguladı.
Talat, bu yıl içerisinde gerçek bir barış
fırsatı olduğunu ve zorluklara rağmen bunun
gerçekleştirilebileceğini belirtti.
Görüşme
sonrası açıklama
BM Genel Sekreteri Ban ile görüşmesinin ardından gazetecilere bir
açıklama yapan Cumhurbaşkanı Talat, Genel Sekreter Banın
yürütülen müzakereleri yakından takip ettiğini söyledi.
Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu durumu birlikte
değerlendirme fırsatı yakaladıklarını belirten
Cumhurbaşkanı Talat, çok faydalı bir görüşme
gerçekleştirdiklerini dile getirdi.
Talat, Biz görüşmede kendi görüşlerimizi ortaya koyduk,
gerçeklerin bizim açımızdan nasıl görüldüğünü
anlattık. Genel Sekreterin bize göre BM bakımından nasıl
bir rol üstlenmesi gerektiğini belirttik dedi.
Rumlar
engellemeye çalışıyor
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafının
uluslararası toplumun sürece katılmasını istemediğini,
Kıbrıslı çözüme inandığını söyleyerek de,
bu katılımı engellemeye
çalıştığını belirtti.
Bu tutumun ciddi sakıncaları olduğuna dikkat
çeken Talat, Kıbrıs sorununun, ancak Birleşmiş Milletlerin
katkılarıyla çözülebileceğini vurguladı.
BM de
gördü
Talat, BMin müzakere sürecine katkıda bulunmaya hazır olduğunu
da aktardı ve BMnin süreçte daha aktif rol almasının bir
ihtiyaç olduğunu BM çevrelerinin de gördüğünü söyledi.
Talat, Tabii bu, BMnin daha aktif rol üstlenmesini hangi safhada
hayata geçirecekler o önemli. Benim beklentim bunun, özellikle gözden geçirme
diyebileceğimiz bu turu tamamladıktan sonra hayata geçirilmesidir
diye konuştu.
Müzakerelerde
gelinen nokta
İki liderin kısa sürede kaydettikleri aşamanın Banı
oldukça cesaretlendirdiğini belirten Talat, şöyle devam etti:
Öyle görünüyor ki, müzakerelerde geldiğimiz nokta herkesi
mutlu ediyor... 2004te Rumların çözümü reddetmesinin
yarattığı şok ve ardından yaşanan
tıkanıklıktan tüm dünya bıkıp usandığı
için bugünkü müzakere sürecini, sürecin kopmadan devam etmesini ve çözüm için
müzakerelere devam kararını tüm dünya takdir ediyor ve
devamını arzuluyor.
Cumhurbaşkanı Talat, Bana, verilen sözlere rağmen
izolasyonların kaldırılmamasının çözümü olumsuz
etkilediğini de aktardığını bildirdi. Talat, En ciddi
sıkıntılarımızdan biri olan izolasyonların, eski
genel sekreter ve hatta kendisinin de çağrısına rağmen hala
devam ettiğini ve bundan yaşanan mağduriyeti ortaya koyduk
dedi.
Ergenekon
Cumhurbaşkanı Talat, "Ergenekon"la ilgili
açıklamalarının hatırlatılması üzerine, hiçbir
şeyin gizli kalmaması gerektiğini belirterek, Türk
yargısından talep gelmesi halinde yapılanmanın
Kıbrıs ayağını araştıracaklarını
söyledi.
Rocard ile
görüşme
Cumhurbaşkanı Talat, dün saat 17:00de ise, Fransa eski
Başbakanı Michel Rocard ile de bir araya geldi.
Ayrıca, Fransız basınının önde gelen
temsilcileri ile de görüşen Talat, Kıbrıs sorunu ve
müzakerelerde gelinen son aşama ile ilgili bilgi verdi.
Cumhurbaşkanı Talat, temaslarının
ardından yarın İstanbul üzerinden Kuzey Kıbrısa
dönecek.
Bugün saat 20.00 sıralarında adaya varması beklenen
Talata Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım
Akansoy eşlik ediyor.
KIBRIS 04/04/09
TMT kurucularından Tanrısevdi anıldı
Lefkoşa
Mezarlığında düzenlenen anma töreninde 1 dakikalık
saygı duruşunun ardından Tanrısevdinin ruhuna Fatiha
duası okundu.
Törene, Tanrısevdinin ailesi, mücadele arkadaşları
ve sevenleri katıldı.
Törende TMT Başkanı Yılmaz Bora, gazeteci Akay
Cemal ve oğlu Gökalp Tanrısevdi birer konuşma yaptı. Tören,
konuşmaların ardından sona erdi.
TMT Başkanı Yılmaz Bora, TMT kurucularından ve
dava adamı Tanrısevdinin TC Konsolosluğunda görev
yaptığını ve Kıbrıs Türk halkının var
oluş mücadelesinde ön saflarda yer aldığını kaydetti.
Tanrısevdinin TMTnin ilk tohumlarını
attığını ve başlattığı mücadele sonunda
bugünlere gelindiğini belirten Bora, verilen mücadele sonunda bugün
iftihar ve gurur duyulan bir ortamda
yaşanıldığını kaydetti.
Rum tararının EOKAnın kuruluş
yıldönümünü kutlamaları çerçevesinde küçücük çocukları EOKA
kurucularının mezarları başına götürmesini
eleştirerek, Rumların hala yaşanan geçmişin
unutulmamasını sağlamaya çalıştıklarını
dile getiren Bora, Bizler ise mücadele tarihimizin
çıkartılmasıyla övünüyoruz dedi.
Yapılanın büyük bir yanlış olduğunu ve
halkın geçmişini bilmesi gerektiğini kaydeden Bora, tehlikenin
dünden daha büyük olduğunu söyledi.
Gazeteci Akay Cemal ise, Rum tarafında iki
yaşındaki çocukların bile EOKA kurucularının
mezarlarına götürülmesini eleştirerek, Bu zihniyetle nereye
varabiliriz dedi.
Tanrısevdinin zor ve ateşli çemberlerden geçerek
mücadele verdiğini dile getiren Cemal, Bu insanlar olmasaydı
Türklükten eser kalmayacaktı dedi.
Tarih kitaplarında değişiklik
yapılmasından gurur duyulmasının yanlış
olduğunu kaydeden Cemal, her şeyin tos pembe görüntülenmesinin
doğru olmadığını belirtti.
Gökalp Tanrısevdi ise, Kıbrıs Türk
halkının var oluş mücadelesinde en büyük örgütlenmeyle
babasının ve arkadaşlarının mücadele verdiklerini
belirtti.
Babasının tek isteğinin burada gömülmek
olduğunu söylene Tanrısevdi, babasının çok büyük bir
şerefle, düzenlenen askeri törenle gömüldüğünü anımsattı.
KIBRIS 04/04/09
Rumlar, adayı Helenleştirme emelinden vazgeçmedi
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, EOKA terör örgütünün silahlı faaliyete geçişinin
yıldönümü nedeniyle Güney Kıbrıs Rum yönetiminde
gerçekleştirilen törenlerde Başkan Dimitris Hristofyas ile Rum
Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomosun, EOKAyı öven,
Kıbrıstaki Türk varlığına tahammülsüzlük gösteren,
daha da ötesinde Enosis emelini yeniden canlandırmak için
çağrıda bulunduğunu belirtti ve bu açıklamaları
kınadı.
Avcı, Bakanlık basın bürosu aracılığıyla
yaptığı yazılı açıklamada, Rum
tarafının siyasi ve dini liderlerinin bu gibi çağrılarda
bulunmasının bizce tek bir açıklaması olabilir; bu da
Kıbrıs Rum tarafının, adayı Helenleştirme ve tüm
adanın sahibi olma emelinden bir an dahi vazgeçmemiş olması
gerçeğidir dedi.
Düşmanlık
çığırtkanlığı kabul edilemez
Enosisin ulusal hedef olması gerektiği yönünde çağrılar
yapan Hrisostomosun, geçmişte, Rum tarafının EOKA terör
örgütünün liderliğinde adadaki Kıbrıs Türk
varlığını yok etme hedefiyle başlattığı
kanlı eylemler ve Kıbrıs Türklerine 196374 yılları
arasında yaşattıkları trajediye özlem duyduğunun
anlaşıldığını ifade eden Avcı, Kıbrısta
11 yıl boyunca Adanın %3üne tekabül eden gettolarda yaşamak
zorunda bırakılan Kıbrıs Türk halkının,
Hrisostomosun bu deli saçması çağrılarına tek bir
cevabı vardır: Kıbrıs Türk halkı, Ata yadigarı
topraklarımız da dahil olmak üzere Kıbrısta sahip
olduğu haklarından hiçbir surette vazgeçmeyecek ve bunun mücadelesini
her koşulda verecektir. Bir din adamının, dinler arası
diyalog ve barış çağrısı yapması gerekirken,
adanın ortak sahipleri olan Kıbrıslı Türklere yönelik
düşmanlık çığırtkanlığında bulunması
kabul edilemezdir dedi.
Müzakere
sürecine olumlu
katkıda bulunmuyor....
Hrisostomosun adada yaşayabilir ve kalıcı bir anlaşmaya
varılarak, 40 yıllık Kıbrıs sorununun çözümlenmesi
yerine, Kıbrısı kanlı günlere döndürme hayalinde
olduğunu, Kıbrısın acılı tarihinden hiçbir ders
almadığının açıkça görüldüğünü belirten
Avcı, Hrisostomosun bu görüş ve tutumuyla ne iki halk arasında
yaratılmaya çalışılan güven ortamına, ne de iki lider
arasında sürdürülen müzakereler sürecine olumlu bir katkıda
bulunduğunu söyledi.
Avcı, GKRY lideri Hristofyasın, aynı törende
adadaki Türk varlığına tahammülsüzlüğünü ifade eden
açıklamalarının ise, Hristofyasın geçmiş GKRY
liderleri gibi aşırı milliyetçi bir tutum benimsediğini ve
Rum halkına Türk düşmanlığı aşılamayı
tercih ettiğini gösterdiğine işaret ederek, çözüm ve
barış sloganlarıyla GKRY liderliğini üstlenen ve adada
kalıcı bir anlaşmaya varılabilmesi için
başlatılan tam teşekkülü müzakerelere katılan
Hristofyasın, adadaki siyasi eşit ortağının
varlığını yok etmeye yönelik bu tür
açıklamalarıyla gerçekten çözüm yönünde iyi niyetli
olmadığını açıkça gözler önüne serdiğini
vurguladı.
Türk varlığına karşı mücadele
çağrılarında bulunan bir siyasi liderin Kıbrıs Türk
tarafıyla ortak bir geleceği paylaşma düşüncesinde
olmadığı, aksine Helen bir Kıbrıs hayaliyle Rum
hegemonyasını tüm adaya yaymayı amaçladığı
ortadadır diyen Turgay Avcı, GKRY liderinin görüşme
masasına uluslararası toplumun tepkisini çekmemek ve oyalama
taktikleriyle uluslararası arenada KKTC ve Türkiye aleyhine
politikalarını rahatlıkla sürdürebilmek amacıyla
katıldığının aşikar olduğunu kaydetti. Bakan
Avcı açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
KKTC, Hristofyas liderliğinin bu oyunlarını gayet
iyi bilmektedir ve adadaki tarihi ve uluslararası anlaşmalardan
kaynaklanan hak ve hukukunu korumak için her türlü mücadeleyi vermeye hazırdır.
Bu tutum ve açıklamalarla, gerek Rum siyasi lideri Hristofyas gerek
Rum dini lider Hrisostomos, adada kalıcı bir anlaşmaya
varılmasına katkıda bulunarak tarihe adlarını
yazdırmak yerine tarihin çöplüğüne atılmaya mahkumdurlar.
KIBRIS 04/04/09
İşte KADEMin son anketi
Toplam 1878
kişi ile yüz yüze görüşme
Kısa adı KADEM olan Kıbrıs Toplumsal
Araştırmalar Merkezinin, 20-29 Mart 2009 tarihlerinde KIBRIS
Gazetesi için yapmış olduğu kamuoyu
araştırmasında 5 ilçeden 1878 kişi ile yüz yüze görüşme
yapıldı.
Lefkoşada 646, Gazi Mağusada 459, Girnede 349, Güzelyurtta 240,
İskelede 185 hane ziyaret edildi ve her hanede bir kişi ile
konuşuldu. KADEM, bu araştırma için en çok %2,32 hata payı
veriyor.
KADEMin,
Şubat ayındaki araştırmasında UBPnin oyları
yüzde 43,2 iken,Mart ayında yüzde 44,6ya ulaştı. CTP-BGnin
oyları yüzde 28,2den
Yüzde 27,4e geriledi. DPnin Şubat ayındaki oy oranı yüzde 12,2
iken,Mart ayında az bir artışla 12,4e yükseldi. TDP yüzde
8,2den, yüzde 7,4e, ÖRP yüzde 5,1den 4,8e geriledi. BKP-Yasemin
Hareketinin oy oranı yüzde 2,4ten, 2,5e, HİSin de yüzde 0,8den,
0,9a yükseldi.
Şubat
ayındaki araştırmada, karma oyların oranı yüzde 13,8
iken,Mart ayında 18,1e yükseldi.
Kararsızlar
ise yüzde 13,4ten, 12,9a geriledi. Araştırmanın
sonuçlarına göre, UBP %44,6 oranında oy ile 26 milletvekili, CTP-BG
%27,4 ile 16
milletvekili, DP %12,4 ile 6 milletvekili, TDP % 7,4 ile 2 milletvekili
çıkarıyor. ÖRP % 4,8, BKPYasemin Hareketi % 2,5, HİS % 0,9 ile
barajın
altında kalıyor ve milletvekili çıkaramıyor.
Hangi parti
ne kadar mühür ve karma oy alıyor? UBP, mühürden yüzde 35,8, karma
oylardan yüzde 4,6, kararsızlardan ise 4,2 oranında oy alırken,
CTPBG mühürden yüzde 18, karmadan yüzde 5,6,
kararsızlardan 3,8 oranında oy alıyor.
Diğer partilerin
oyları ise şöyle dağılıyor:
DP: Mühür %5,8, karma 4,2, kararsızlar 2,4.
TDP: Mühür %4,5, karma % 2,0, kararsızlar % 1,0.
ÖRP: Mühür % 2,3 karma 1,3, kararsızlar % 1,2.
BKP: Mühür % 2,0 karma 0,3, kararsızlar % 0,3.
HİS:Mühür 0,6, karma 0,2, kararsızlar 0,1.
Bölgelere
göre milletvekili sayıları KADEMin araştırma
sonuçlarına göre, ülke genelinde 26 milletvekili çıkaran UBPnin,
bölgelere
göre milletvekili dağılımı şöyle:
Lefkoşa 8, Gazi Mağusa 7, Girne 5, Güzelyurt 3, İskele 3.
Ülke
genelinde 16 milletvekili çıkaran CTPBGnin bölgelere göre milletvekili
dağılımı şöyle:
Lefkoşa: 5, Gazi Mağusa: 4, Girne 3, Güzelyurt 2, İskele 2.
Ülke
genelinde 6 milletvekili çıkaran DPnin, bölgelere göre milletvekili
dağılımı şöyle:
Lefkoşa 2, Gazi Mağusa 1, Girne 1, Güzelyurt 1, İskele 1.
TDP ise
Lefkoşada ve Gazi Mağusada birer olmak üzere toplam 2 milletvekili
çıkarıyor.
KIBRIS 04/04/09
Mine-free Cyprus by 2011
UN
Special Representative and Chief Mission in Cyprus, Taye-Brook Zerihoun
yesterday called for , a concerted push to achieve the goal of a mine-free
buffer zone in Cyprus by 2011.
Recent incidents have served as tragic reminders of the dangers these devices
still represent, Zerihoun said, recalling the injuries sustained by de-miners
and civilians in landmine explosions in 2008.
Landmines can kill and maim, and they prevent Cypriots from enjoying the
beauty and the potential abundance of large areas of their country, he added.
Zerihoun echoed the hope expressed by Secretary General Ban Ki-moon for
stronger action on de-mining. In a message to mark International Day for
Mine Awareness and Assistance in Mine Action today, the Secretary-General urged
the international community to renew its commitment to carry out the
life-saving work of freeing the world of the threats caused by landmines and
explosives remnants of war.
Beyond removing weapons, mine action means ensuring a safe environment for
civilians, developing local capacity and restoring dignity to survivors through
job opportunities and other reintegration programmes, the Secretary-General
said.
The benefits of mine action are evident in Cyprus, Zerihoun said. He
said over 6.5 million square metres of land comprising 55 minefields have been
released since 2004, thanks to the Mine Action Centre Cyprus. Mine
action has made it possible to open crossing points between the north and
south, including at Ledra Street in Nicosia, and to return land to farmers, he
said.
But much work remained to be done.
The job is difficult but it is possible, he said. Provided there is a
concerted demonstration of political will and continued funding, we can rid the
buffer zone of landmines by April 2011. The people of Cyprus deserve no less.
Since it began its work in 2004, the Mine Action Centre Cyprus, a European
Union-funded project of the UNDPs Partnership for the Future, has, with the
support of UNFICYP, removed and destroyed 6410 anti-personnel mines and 3990
anti-tank mines. A total of 6.5 million square miles of land have been
rendered mine-free, comprising 55 minefields.
CYPRUS MAIL 04/04/09
Dilemma for asylum seekers landing
in the north
By Simon Bahceli
REFUGEE rights activist in
the north were yesterday struggling to prevent the imprisonment and separation
of adults and children in a group of 18 refugees from Iraq and Palestine.
Members of four families from the two countries were dropped off on the Karpas
coast on Wednesday by a fishing boat used to smuggle them from Turkey.
Apparently, the refugees had paid 3,000 dollars each and were destined for the
south of the island. On Thursday all 18 appeared in court in Famagusta where
the nine adults were sentenced to ten days jail for entering the island
illegally. The children were to be handed over to the social services to be
looked after until their parents release.
However, the parents and children are still believed to be together at the
Trikomo police station after mothers of the children broke down in court and
begged not to be separated from their offspring. It is unclear what will happen
now.
When we saw in the media that these people had been arrested, we sent our
colleagues to the police station where they are being held. We wanted to offer
them legal protection, protection for the children, counseling and translation
services, Utku Beyazit, a psychologist working for the newly-formed Refugees
Rights Association (RRA), told the Cyprus Mail.
The problem is that we dont want the kids in jail, but at the same time we
dont want them separated from their parents, he said.
Although details about the four families are still sketchy, Beyazit said it is
believed the group of 18 had applied for permission to stay temporarily in
Turkey, and that their visas may have expired. Because of their earlier
applications in Turkey, it is also believed the 18 may be deported from the
island once their jail terms are served.
Refugees often experience great difficulties in the north, where there are no
formal provisions for them. Until the end of last year a Turkish Cypriot UNHCR
representative offered some legal aid to those considered to be bona fide
refugees. This service was, however, discontinued after it was suspected that
the representative was taking payment to smuggle refugees under his care into
the south.
If they [refugees] stay in the north they have a hard time. There is no money
for them, no shelter, no food, nothing, Beyazit said, but added that the RRA
was still determined to provide what it could, including psychological
counseling.
Most importantly we want to help the children deal with the trauma they are
going through, he added.
The RRA says the ongoing family drama is just one of many involving refugees.
Since crossings opened in the UN-controlled Green Line thousands of refugees
have poured into the north of Cyprus hoping to use it as a stepping stone to
the EU.
The upside is that this drama has shown the people the seriousness of the
problem. When people see nine children crying in court they respond, Beyazit
said.
But the problem remains that while the RRA seeks to protect bona fide refugees,
funds for them to do so are virtually non-existent and that most who work for
the NGO do so on a voluntary basis.
This is a human disaster. We need the help of people and organisations.
Without it we can do nothing, Mustafa Abitoglu of the Turkish Cypriot Human
Rights Foundation (KTIHV), an organisation from which the RRA sprang. Abitoglu
added that his organisation and the RRA were keen to gain resources and
expertise from international bodies that help refugees, such as the UNHCR.
We are more than willing to form links with international organisations so
that we can provide proper protection for these and other refugees, he said,
adding: This is a global problem, so it needs to be tackled globally.
CYPRUS MAIL 04/04/09
Hristofyasın Maraş girişimleri sonuçsuz kalacak!
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın
Maraşın işgal altında olduğu iddiasıyla Rum
halkına konuyu müzakere masası dışında
girişimlerle halledebilme sözü vermesini eleştirdi ve
Hristofyasın bu girişimlerinin sonuçsuz kalacağını
belirtti.
Avcı, Hristofyas liderliğini, bu tür boş
girişimlere son vermeye ve adada kalıcı ve yaşayabilir bir
anlaşmaya vakit kaybetmeksizin varılabilmesi için üzerine düşeni
yaparak, eşit siyasi ortağı olan Kıbrıs Türk
tarafıyla ciddiyetle müzakere etmeye davet etti.
Avcı yazılı açıklamasında, Rum
liderliğinin; siyasi eşit ortağı Kıbrıs Türk
tarafıyla görüşme masasına ciddiyetle oturup müzakere etmek
yerine, Kıbrıs konusunun çözüm unsurlarını müzakere
masasının dışında KKTC ve Türkiye üzerinde baskı
yaratmak yoluyla kendi lehine çözümleyebileceği yanılgısına
devam ettiğini kaydetti.
Kıbrısta işgalden söz edilecekse, bunun; 1960
Cumhuriyetinin Rum tarafınca 1963te silah zoruyla işgal edilmesi
olduğunu ifade eden Turgay Avcı, Maraşın KKTC
topraklarının bir parçası olduğunu ve bütünüyle KKTC
egemenlik ve yetki alanında bulunduğunu vurguladı.
Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Maraşın büyük
oranda ata yadigârı Türk vakıf arazileri üzerinde kurulduğuna
işaret ederek, bu vakıf arazilerinin İngiliz Sömürge
İdaresi ve Rum işbirliği ile yasadışı olarak
Evkaf yönetiminden alınarak Rumlara
dağıtıldığını belirtti.
Maraşın Kıbrıs konusunun bir unsuru ve
kapsamlı görüşmelerde ele alınacak ve iki taraf arasında
müzakere yoluyla çözümlenebilecek bir konu olduğunu vurgulayan Avcı,
GKRY liderliği, bu gerçeği ya unutmuşa benzemekte ya da
gözardı etmeye çalışmaktadır. Kıbrıs Rum
tarafının, kentin kendilerine iadesi için uluslararası arenada
yapacağı girişimler, geçmişte olduğu gibi, adada
gerginliği artırmak dışında bir katkı
sağlamayacaktır ifadelerine yer verdi.
Turgay Avcı, Rum liderliğinin, sürekli olarak çözümün
unsurlarını, uluslararası tanınmışlığını
ve tek yanlı AB üyeliğini KKTC ve Türkiye aleyhine kullanarak
görüşme masası dışında halletme yolunu seçtiğine
işaret etti ve geçmişteki örnekleri anımsattı.
Maraşın, ancak kapsamlı müzakereler
sırasında ele alınabileceğini Kıbrıs sorununu
yakından takip edenlerin iyi bildiğine işaret eden Turgay
Avcı, Maraşı sürekli olarak, kapsamlı çözüm sürecinden
başka alanlarda kendi lehlerine çözümlemeye çalışmak boşuna
bir gayrettir dedi ve konuları AB zeminine veya diğer
uluslararası platformlara taşımanın müzakere sürecine zarar
vereceğine dikkat çekti.
KIBRIS
07/04/09
Talat, ne yapmaya çalışılıyor anlamış değilim
Demokrat Partiden (DP) verilen bilgiye göre Denktaş,
Büyükkonuk, Kumyalı, Ziyamet, Gelincik, Derince, Yeşilköy, Erenköy,
Sipahi, Dipkarpaz ve Kaleburnu köylerini dolaştı. Gezilerde
halkın yoğun ilgisiyle karşılaşan Denktaş,
köylülere hitaben konuşmalar yaptı ve sorularını
yanıtladı.
1. Cumhurbaşkanı Denktaş, ilk defa bir seçim
döneminde Kıbrıs meselesinin
tartışılmadığını, bunun da hem iyi hem de
kötü tarafları bulunduğunu ifade ederek, CTPyi halkı sahte
çözüm vaadiyle kandırmaya çalışmakla suçladı.
Denktaş, Cumhurbaşkanı Talatı
görüşmelerdeki tutumu nedeniyle eleştirerek, Türkiye iki
egemenlik, iki devlet, iki halk derken Talat tek devlet, tek egemenlik, tek
halk demektedir. Öte yandan Talata destek belirtilmektedir. Ne yapılmaya
çalışıldığını anlamak mümkün değil.
Gerekli uyarıları yazılı sözlü yapıyor ve sabırla
sonucu bekliyoruz şeklinde konuştu.
Denktaş, vatandaşların BKPnin söylemlerinden
şikayet etmesi üzerine; Bırakın konuşsunlar ve içlerini
döksünler. Seçimlerde alacakları oy her şeyi ortaya koyacak dedi.
Bir vatandaşın önümüzdeki yıl
Cumhurbaşkanlığına aday olmayı düşünür müsünüz?
sorusu üzerine Denktaş, Hayır düşünmem. Ben yerimi gençlere
bıraktım. Ama son nefesime kadar halkımın ve kurucusu
olduğum bu devletin çıkarlarını savunacağım diye
konuştu.
Annan Planı ile ilgili bir soru üzerine ise Denktaş,
şöyle konuştu:
O günleri hatırlamak bile istemiyorum. Benim
halkımı tam ortadan ikiye böldüler, birbirine düşürdüler. Evet
dedirtmek için yalan propagandalar yaptılar ve milyonlarca dolar para
döktüler. Günün sonunda hepsi kandırıldık deyip suçu
üzerlerinden atmaya çalıştılar. Kandırılmayan ve
haklı çıkan bir tek ben oldum. Bana inanıp bu plana Hayır
diyen İskele bölgesine ve özellikle Karpaz halkına gecikmiş de
olsa teşekkür etmek istiyorum. Kıbrıs Türkü de Rumlar gibi o
plana hayır demiş olsaydı bugünkü görüşmeler iki devlet
esası üzerine yapılıyor olacaktı.
Avrupa Birliğinin Rumları tüm Kıbrıs
adına üye yapmasını da eleştiren 1. Cumhurbaşkanı
Denktaş, ABnin, Rumları, uluslararası anlaşmaları
hiçe sayarak Türkiyenin üye olmadığı ABye üye yaparak bu
meseleyi ebediyen çözümsüzlüğe mahkum ettiğini savundu.
Kıbrıs Türkü Türkiyenin üye olmadığı bir ABye
giremez. Hele hele tek devlet, tek halk ve tek egemenlik prensibine dayalı
bir anlaşmayla asla ABye giremez. Girerse intihar etmiş olur
görüşünü ortaya koyan Denktaş, Güneyde Hristofyasın
Başpiskopos ve eski EOKAcılarla görüşmesinden sonra
yapılan açıklamalarda Bize verilen özel bilgilerden sonra tatmin
olduk. Hristofyası sonuna kadar destekliyoruz diye açıklamalar
yapıldığını, bu özel bilgilerin ne olduğunu da
özellikle Cumhurbaşkanı Talatın açıklaması
gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talatın BM Genel Sekreteri ile
yaptığı görüşmede, Talatın BM Genel Sekreterini faal
olmaya davet etmesini de eleştiren Denktaş, Sayın
Cumhurbaşkanı ölü gözünden yaş bekliyor. BM Kıbrıs konusunda
hakem olmadan önce taraflara eşit muamele yapmalı, BMnin gözünde biz
meşru bir Devlete karşı isyan bayrağı açmış
asileriz. Böyle şey olur mu? Bunu söyleyen bir kuruluş adil olabilir
mi? dedi.
Bir soru üzerine ne kendisinin ne de DPnin AKP ile bir
meselesinin olmadığını, AKPnin buradaki seçimlere
karışmayarak doğru olanı yaptığını, bir
küçük partinin kendisini burada AKPnin şubesi gibi göstermeye
çalıştığını, bunun da çok yanlış
olduğunu söyleyen Denktaş, AKPnin bu partinin kendi adını
bu şekilde kullanmasına niçin müsaade ettiğini anlamanın
mümkün olmadığını dile getirdi.
KIBRIS 06/04/09
Hristofyas, Maraş
için ısınıyor!
Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, Maraş konusunun ileri götürülmesi
amacıyla çok yakında inisiyatif alacağını açıkladı.
Ancak ne tür hareketlerde bulunacağını şu anda tayin etmek
istemediğini bildirdi.
Gazete; Maraş İçin İnisiyatifler İşgal
Altındaki Kent Hükümet Gündeminin Üst Sırasında 550
Sayılı Kararı Uygulamak Türkiyenin Yükümlülüğüdür
başlık ve spotlarıyla manşete çektiği haberinde
Hristofyasın dün; Limasolda faaliyet göstermekte olan sözde Maraş
Belediyesini ziyaret ederek, sözde Belediye Başkanı Aleksis
Galanos ve Belediye Meclisi üyeleriyle görüştüğünü yazdı.
Gazeteye göre Rum Yönetimi Başkanı görüşmeyle
ilgili olarak Rum gazetecilere yaptığı açıklamada,
Maraş konusunda yapacakları yeni olası hareketlerle ilgili
olarak bilgi verdiğini belirterek, Belediye Başkanına ve Belediye
Meclisi üyelerine; çok yakında Maraş konusunda somut bir şeyler
yapacağımı taahhüt ettim dedi.
Ne tür hareketlerde bulunmayı planladığını soran
gazetecilerden sabretmelerini isteyen Hristofyas, Biz inisiyatiflerimizi asla
basın yoluyla öldürmeyiz dedi, şunları ekledi:
Maraş meselesi Kıbrısın meselesidir. Dolayısıyla
devletin dümeninde her kim olursa olsun; Maraşı diğer
öncelikleri arasında görmek zorundadır. Bu nedenle Başkana ve
görüşmemizde hazır bulunan meclis üyelerine; uluslararası
unsurlarla yaptığım görüşmelerde çoğu zaman;
Türkiyenin 550 sayılı BM kararını uygulama ve
Maraşla ilgili iyi niyet hareketlerinde bulunma yükümlülüğünü
gündeme getirdiğimi ilettim.
Sözde Maraş Belediyesi ve Belediye Meclisinin
Kıbrıs sorununu Maraşlaştırmadıklarını
savunan Hristofyas, Her zamanki sloganımızda olduğu gibi
muhataplarımızla görüşmek suretiyle (BM) kararlarının
uygulanması yönündeki çabalarımız sürekliyse bu; Maraş
konusunu gündeme getirmek için her türlü gerekçeye, hakka ve yükümlülüğe
sahip olduğumuz anlamına gelir ifadesini kullandı.
Sözde Belediye Başkanı Galanos ise, Hristofyasın
icraatlarından memnuniyet belirterek, Durum çok zor olsa da her zaman
doğru süreçte bulunuyoruz. Özellikle Maraşa öncelik verilmesi, asla
bir kenara atmamamız gereken bir şeydir, çünkü bütün göçmen
camiası için bir semboldür dedi.
Fileleftheros gazetesi haberi; Hristofyas: Maraş İçin
İnisiyatif Uluslararası Düzeyde Müdahaleler
başlığıyla yansıtırken;
Alithia Maraş: Hristofyas Aleksise Gitti;
Politis Maraş, İnisiyatif Alıyor;
Simerini Hristofyastan Maraş İçin İnisiyatif;
Mahi Maraş Konusu Masada başlığı altında
özetledi.
KIBRIS 05/04/09
Kyprioanou satisfied with 30 minute meeting with Clinton
FOREIGN Minister Marcos
Kyprianou was yesterday said to be satisfied with his meeting with his US
counterpart, Hillary Clinton.
During the half-hour meeting in Prague, where the duo attended the EU-US
Summit, the US Secretary of State assured Kyprianou that efforts to reach a
Cyprus solution had the full support of America.
Kyprianou said: We talked mainly about the Cyprus problem. The US expressed
support to the ongoing [negotiations] process, and to the aim of a bizonal,
bicommunal federation in Cyprus.
The Foreign Minister briefed Clinton on the latest developments in the direct
talks, the difficulties of the process, and the expectation from Turkey, which
has a crucial role to play.
The pair agreed to find a date for a new meeting in Washington, to continue the
discussion, an official announcement said. Whether this will secure Turkish
Cypriot leader Mehmet Ali Talat a much-coveted meeting with Clinton was
yesterday unclear.
Last month much fuss was made about a possible meeting between Talat and
Clinton. The meeting, said to be prompted by Turkey and provoking strong Greek
Cypriot condemnation, was thought to help boost Talats popularity ahead of
parliamentary elections in the north. The Turkish Cypriot leaders party is
said to be trailing in the polls, which could potentially have a detrimental
effect in the negotiation process.
Kyprianou added: We found out that there are many other basic issues to
discuss, like the bilateral relations between the US and Cyprus and issues that
Cyprus can play a positive role as an EU member state, such as the Middle East
problem.
The Foreign Minister said he and Clinton had also had the opportunity to refer
to the Greek and Greek Cypriot community living in the US.
An important link between Cyprus and the US, the community is hoping for closer
relations and co-operation between the Cyprus and US governments, said
Kyprianou.
CYPRUS MAIL 07/04/09
Christofias asks Obama to up
pressure on Turkey
By Elias Hazou
PRESIDENT Demetris
Christofias urged the United States to use its leverage with Turkey to bring
about an end to the islands continuing occupation.
Christofias said he found US President Barack Obama to be responsive during a
brief tête-a-tête on the sidelines of an EU-US summit in Prague on Sunday.
It was the first time the two leaders met in person; Christofias approached
Obama for a brief exchange as European leaders clamoured to shake hands with
the US President.
I detected a sincere response from Mr Obama. I would like to say that on
certain matters he complemented our positions. From then on, it remains to be
seen how this will translate in real terms, Christofias told newsmen later.
The President managed to get some face time with Obama before the US leader
flew to Ankara for talks with Turkish leaders. Also on the sidelines of the
EU-US summit, Foreign Minister Marcos Kyprianou had a half-hour meeting with US
Secretary of State Hillary Clinton, who reiterated US support for a Cyprus
settlement based on a bizonal, bicommunal federation.
Obama is spending two days in Turkey as he wraps up an event-packed
international trip that also saw stops in Britain, France, Germany and the
Czech Republic.
Nicosia is concerned that warming US-Turkish relations may harden Ankaras
stance on Cyprus.
The US President arrived in Ankara late Sunday and will go on to Istanbul for
events today. In talks with Turkish President Abdullah Gul and Prime Minister
Recep Tayyip Erdogan, Obama will try to sell his strategy for Afghanistan and
Pakistan.
At the EU-US summit in Prague, Obama had called on leaders of the European
Unions 27 nations to seek greater co-operation and closer ties with Islamic
nations, including allowing Turkey to join the European Union a contentious
subject for some European countries. French President Nicolas Sarkozy said
after Obamas remarks that the decision was the EUs to make, not Washingtons.
Earlier, Obama had attended the NATO summit in Strasbourg, where his
last-minute intervention proved instrumental in overcoming Turkish opposition
to the appointment of outgoing Danish Prime Minister Anders Fogh Rasmussen as
NATOs new secretary general.
The choice of Rasmussen, who in 2005-06 supported the right of Danish
newspapers to print satirical cartoons of the prophet Mohammed, was objected to
by Ankara NATOs only Muslim-majority member as offensive and a possible
provocation in Afghanistan.
Commenting on the goings-on at the NATO summit, Christofias said European
leaders approached him in Prague to complain about Turkeys hard stance.
Many of them [foreign leaders] came up to me to say that Turkey is a very
tough interlocutor and partner. And I in turn pointed out how much we are
suffering from Turkeys hard positions, since Turkey is the main negotiator for
the solution of the [Cyprus] problem
and they all agreed with me, Christofias
told reporters.
In Nicosia yesterday, House Speaker and acting President Marios Garoyian
cautioned that Cypriot diplomacy should keep a close watch on international
developments.
One should take Mr Obamas visit to Turkey very seriously, despite earlier
signs of a possible shift in US policy [on Cyprus].
Turkey remains important as ever to US geopolitical interests, and it will
take a lot of hard work, both by the Cypriot and Greek governments, so as to
make the most of our influence within the United States, Garoyian said.
Meanwhile the Kyrenia Refugees Association yesterday staged a silent demo
outside the US Embassy building in Nicosia to protest Obamas visit to Turkey.
CYPRUS MAIL 07/04/09
AA
NTV 08 Nisan. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA - KKTC
Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'deki Ergenekon
soruşturması iddianamesinde adı geçen KKTC'nin 1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve eski başbakanlardan, ana
muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş
Eroğlu hakkındaki iddiaların araştırılması
için bugün Başsavcılıktan soruşturma yapılması
talebinde bulundu.
KKTC Başbakanlık
Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünden konuya ilişkin
yapılan yazılı açıklamada şunlar kaydedildi:
"Türkiye'de
'Ergenekon' adı ile bilinen bir soruşturma yapılmaktadır.
Bilindiği üzere bu soruşturma neticesinde şüpheliler aleyhine
Türkiye Cumhuriyeti Ceza Usul Yasası uyarınca iddianame
hazırlanmıştır.
Bu iddianamede bulunan
bazı kısımlar basınımızda yer almış ve
söz konusu iddianamenin bir bölümünde Ulusal Birlik Partisi Genel
Başkanı Sayın Dr. Derviş Eroğlu ve Eski
Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Raif Denktaş hakkında
iddialar bulunmaktadır.
Bu iddiaların çok
ciddi olması ve kamu yararı gereği KKTC yasal mevzuatı
uyarınca da soruşturma yapılması kaçınılmaz bir
sonuçtur. Bu bağlamda Sayın Başbakan Ferdi Sabit Soyer, KKTC
Anayasası uyarınca devletin Hukuk Danışmanı olan Hukuk
Dairesine (Başsavcılık) bugün resmi bir yazıyla söz konusu
iddianameyi göndererek, KKTC yasaları uyarınca mezkur iddiaların
araştırılması ve gerekli soruşturmanın
yapılması talebinde bulunmuştur."
NTV 08 Nisan. 2009
Çarşamba
LEFKOŞA - NTV'nin
sorularını yanıtlayan Denktaş, "Yargının
kabul etmediği iddiaları ciddiye almam" dedi. Denktaş,
soruşturma talebinin KKTC'deki seçim öncesinde gündeme gelmesinin de
manidar olduğunu söyledi.
Denktaş
şunları söyledi: "Akşam sayın Soyer elinde bir
sızdırma rapor olduğunu, bu raporda 1998 seçimlerinde sayın
Derviş Eroğluna Mustafa Özbek Bey'in ve onun ilgili olduğu
kuruluşun beni ekarte etmek için büyük paralar sarf edildiğini
vesaire konuşuyorlardı.
Ve sayın Soyer yeniden seçildiğim taktirde derhal ertesi gün bu
konuyu savcılığa vereceğim demişti. Yani benim
aleyhime değil beni korur vaziyette bir durum vardı. Çünkü
Ergenekonun beni ekarte etmek istediği ve sayın Eroğlunu
kullandığı anlamında bir şeyler vardı.
Yargının kabul etmediği böyle sızdırma raporları hiç
bir zaman ciddiye almadım. Her ne kadar bu raporda bazı gerçeklere
temas edilmişse de... Onun için bekleyelim görelim ne
yapacaklarını. Ama ben ciddiye almıyorum bu konuyu. Bu
gerçeklerin bir tanesi 1998 seçimlerinde hakikatten sayın Eroğlunun
benim aleyhime çalıştığıdır ve
çalıştırıldığıdır. Bunu biliyoruz ve
sayın Mustafa Özbekin Ulusal Birlik Partisini desteklediği de
gerçeklerdir. Ama bunun ötesinde bunları döndürüp henüz
kanıtlanmamış bir Ergenekon teşkilatına bağlamak
bence ciddi değerlendirme değildir.
Bir
his ya da bir takım izlenimler edinmiş miydiniz o zaman?
Denktaş: Hayır Türkiye daima kendi siyasetine ters düşen
tutumlarda tedbir almıştır. Herhalde o günlerde kim
başbakansa hatırlamıyorum, benim yine görüşmelerde bir
sıkıntım olmuşsa veya birilerinin istediği
şekilde boyun eğiyorsam bir yerlere, o nedenle beni ekarte edip daha
uyumlu, daha uysal birini makama getirmek istemiş olabilirler. Ama o
günlerde bunları ben ne ciddiye aldım ne bir şey yaptım.
Bir seçim havası içinde taraflardan biri destekleniyorsa, biz halkın
iradesine müracaat ettik: Yine neticeyi de hatırlamıyorum ne
olduysa oldu.
Bu
girişimin seçimden önce ortaya çıkması için ne diyorsunuz?
Denktaş: Manidardır, ve bir nevi müdahaledir. Şimdi ne kadar
doğrudur, ne kadar eğridir bilmiyorum ama yeniden buradaki ÖRP
partisine sayın Topbaşın otobüsünün getirildiği
söyleniyor. Ve üzerinde aynı partinin başkanının
resmi konulmuş. Sayın Bağış geliyormuş yardımcı
olmak için. Demek ki Türkiye'nin ya da Türk hükümetinin yine bir tercihi
vardır ki; bu hazırlıklar yapılıyor. Biz şimdiye
kadar Türkiye müdahale etmez diyorduk. Çünkü çok kabul edilmez gelişmeler
olmuştu seçimler öncesinde. Türkiye herhalde bu sefer uzak durur ve
karışmaz diye düşünüyorduk inşallah öyledir.
Ergenekon
iddialarının Kıbrısta varlığı hakkında
ne diyorsunuz?
Denktaş: Şimdi önce bu Ergenekon nedir? Hükümeti devirmek için
bir komplo dendi değil mi? Cumhuriyet mitingleri nedeniyle hükümete
karşı bir darbe hazırlanıyor, diye başladı. Böyle
bir şey ise Kıbrısla bunun ne ilgisi var. Ama bununla ilgili
insanlar Kıbrısa gelip gitmişse, Ergenekon ile
Kıbrıs'ın ne ilgisi var. Bir sepet ortaya konmuşsa ve bütün
faili meçhul cinayetlerin hepsi bunun içine atılıyorsa ve bu nedenle
Ergenekon var deniyorsa yani bu çok çok acayip bir şeydir.
Ben ne böyle dava ne böyle iddianame gördüm. Böyle binlerce sayfa. Bir de
geliniz sizi içeriye tıkalım, delil arayalım, diye aylarca
insanlar içerde tutuluyor. Bunları biz hakikatten ne kabul edebiliyoruz,
ne hazmedebiliyoruz. Ergenekon diye bir şeyin Kıbrısta
olması ihtimali, Türkiye'de hükümet devirmesi ile hiç alakası
olamaz. Çünkü Kıbrıs Türkünün bütün inancı ve faaliyetleri
yıllarca Türk hükümetinin seçtiği hükümetlerle işbirliği
yapmaktır. Kıbrıs meselesini partiler üstü tutmaktır. Bu
nedenle de Kıbrıs Türk idarecileri, ben de dahil çok büyük
fedakarlıklar yaptık, Kıbrıs meselesi partiler üstü
kalsın diye...
ntvmsnbc
08 Nisan. 2009
Çarşamba
LONDRA
- Dünya basınında ABD Başkanı Barack Obama'nın Türkiye
ziyareti ile ilgili haberler yer almaya devam ediyor.
İngiliz
Independent gazetesinin Ortadoğu muhabiri Patrick Cocburn de bugün konu
ile ilgili ilginç bir makale yazdı. Cockburn, Obama'nın
buluştuğu gençler arasında yer alan mini etekli, modern
kızlara aldanılmaması gerektiğini, Türkiye'de
laikliğin aslında gerilediğini söyledi.
Cockburn,
Barack Obama'nın Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki "İslam
dünyasıyla savaşta değiliz" sözlerine atıf yaparak
"Obama, İslam dünyasıyla barış söylemini hayata
geçirebilecek mi?" diye sordu:
Obama'nın
Bush'un başlattığı savaşları bitirmesi ve
Amerikan karşıtlığını tersine çevirmesi kolay
olmayacak. Bush'un Blair'in yaptığı gibi Obama'nın da
Bağdat'a güvenlik nedenleriyle kimseye haber vermeden gitmek zorunda
kalması, Irak'taki sorunun bitmediğine işaret ediyor.
Obama'nın en büyük avantajı Amerikan basınının parasızlık
nedeniyle Irak'a ilgisini kesmesi, Amerikalıların da Irak'taki
savaşı kazandıklarına inanması.
Irak'ta
şiddetin yeniden alevlenmesi, Obama'nın omuzlarına
yıkılabilir. Obama Ankara'da İslam dünyasında savaşta
olmadıklarını söyledi. Müslümanların çoğunlukta
oldukları ülkelerin liderleri ABD'nin ton değişikliğini
takdir ediyor, ama gerçekte bir şeylerin değişip
değişmeyeceğini görmek istiyor.
SADECE BİRKAÇ KASAP DOMUZ ETİ SATIYOR
Patrick Cockburn, Obama'nın dün Türk öğrencilerle
yaptığı toplantıyla ilgili olarak da şunları
söylüyor:
Obama'ya
iyi İngilizceleriyle soru soran türbansız, mini etekli
öğrenciler, modern Türkiye'de laiklerle dinciler arasındaki dengeye
dair yanıltıcı bir izlenim veriyor. Gerçek şu ki
kırsal kesimde hatta İstanbul'da bile laiklik geriliyor. 20 yıl
öncesiyle kıyaslanınca artık sadece birkaç kasap domuz eti
satıyor."
Yüksek
vergiler ve ruhsat harçları nedeniyle alkollü içki almak
zorlaşıyor. Konuştuğumuz bir uzman, 'Sosyal açıdan
Türkiye artık çok daha İslami bir ülke oldu" diyor.
Obama'nın
İslam dünyasında kalpleri kazanabilmesi İsrail ve Filistin,
Irak, Suriye, İran ve Afganistan'daki politikalarını ne ölçüde
değiştireceğine bağlı.
08.04.2009 CNN TURK
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'de
Ergenekon soruşturması çerçevesinde hazırlanan iddianameyle
ilgili ek dokümanları okuyunca "dudaklarının
uçukladığını" söyledi.
Soyer, Bakanlar Kurulu toplantısına girerken yaptığı
açıklamada, iddianameyle ilgili ek dokümanlarda, "1998 seçimlerinde
dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı ekarte etmek için
Ulusal Birlik Partisi'ni (UBP) organize şekilde, maddi menfaatler,
baskı ve şantajla öne çıkarmaya çalışan organize bir
çalışma yapıldığının ortaya
çıktığını" belirtti.
Türkiye'deki Ergenekon soruşturması kapsamında
Başsavcılığa yaptığı başvuruyla ilgili
bilgiler aktaran Soyer, Ergenekon soruşturması çerçevesinde
hazırlanan iddianameyle ilgili ek dokümanların dün bilgisine
geldiğini ve bunları okuyunca "dudaklarının
uçukladığını" ifade etti.
Soyer, "1998 seçimlerindeki pek çok olayı bilen biri olarak bunun
perde gerisini öğrenmek ve bununla ilgili çeşitli olayları bir
de resmi belgeler çerçevesinde öğrenmenin kendisini şok
ettiğini" söyledi.
Soyer, "Bu belgelerde açık bir şekilde gördüm ki 1998
seçimlerinde dönemin Cumhurbaşkanı -ne kadar politik görüşüm
kendisinden farklı olsa da- Sayın Rauf Raif Denktaş'ı
ekarte etmek için Ulusal Birlik Partisini organize bir şekilde; üstelik
maddi menfaatler de tutarak, çeşitli insanlara baskı ve şantaj
yaparak öne çıkarmaya çalışan çok organize bir çalışma
yapıldı ve bulunan bu belgelerde, özellikle dönemin
Başbakanına, yani Sayın Eroğlu'na yazılan raporlar
tüylerimi diken diken etti" dedi.
KKTC Başbakanı Soyer, "Bunun için bu iddialar kesinlikle
araştırılmayı gerektiren noktalardır. Hele bu rapor ve
yazıların içinde, Kıbrıs Türk halkına yapılan
hakaretleri, 'Kıbrıs Türk halkının parayla
kişiliğini satan bir halk olduğuna' dönük
tanımlamaları, Kıbrıs Türk halkını aşağılayan
ifadeleri ve 'ensesine vur elindeki ekmeği al, parayla da iradesini
satacak insanlar' yönündeki tanımlamaları tüylerimi diken diken etti.
Onun için esas olan nokta bunların
araştırılmasıdır" diye konuştu.
"Artık kimsenin Kıbrıs Türk halkının iradesine,
bu tür hadiseler ve organizasyonlarla ipotek
koyamayacağını" kaydeden Soyer, "Öyle bir plan, proje
ki 1998 seçimlerinde UBP'yi birinci parti olarak göstermek amacıyla anket
çalışmalarının ve anketörlerin finanse edilmesinden
tutalım, belli bölgelerde, belli örgütlenmelerle, o dönemin
koşullarında, 20 milyon dolara yakın para dağıtmalar,
şantajlar, isim isim orta yere dökülen tablolar tüyler ürperticidir"
ifadelerini kullandı.
Soyer, "bu belgelerde, UBP'nin 1998 seçimlerinden birinci parti olarak
çıkması ve 2000 yılındaki cumhurbaşkanı
seçimlerinde Denktaş'ın ekarte edilmesi için hükümet kurma modelleri,
hükümeti sürdürme biçimlerinin de yer aldığını"
belirti.
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'deki
Ergenekon soruşturması iddianamesinde adı geçen KKTC'nin 1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve eski başbakanlardan, ana
muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş
Eroğlu hakkındaki iddiaların araştırılması
için bugün Başsavcılıktan soruşturma yapılması talebinde bulunmuştu.
08.04.2009 CNN TURK
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'deki
Ergenekon soruşturması iddianamesinde adı geçen KKTC'nin 1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve eski başbakanlardan, ana
muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş
Eroğlu hakkındaki iddiaların araştırılması
için bugün Başsavcılıktan soruşturma yapılması
talebinde bulundu. Soruşta talebine Rauf Denktaş ve Ulusal Birlik
Partisi (UBP) tepki gösterdi.
KKTC Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler
Müdürlüğü'nün açıklamasında, "Ergenekon iddianamesinde
bulunan bazı kısımlar basınımızda yer
almış ve söz konusu iddianamenin bir bölümünde Ulusal Birlik Partisi
Genel Başkanı Sayın Dr. Derviş Eroğlu ve Eski
Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Raif Denktaş hakkında
iddialar bulunmaktadır. Bu iddiaların çok ciddi olması ve kamu
yararı gereği KKTC yasal mevzuatı uyarınca da
soruşturma yapılması kaçınılmaz bir sonuçtur"
denildi.
Açıklamada, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in KKTC Anayasası
uyarınca devletin Hukuk Danışmanı olan Hukuk Dairesi'ne
(Başsavcılık) bugün resmi bir yazıyla söz konusu
iddianameyi gönderdiği ve gerekli soruşturmanın
yapılması talebinde bulunduğu belirtildi.
Denktaş: "Halkımız böyle
şeyleri yutmaz"
cnnturk.com
CNN TÜRK'e konuşan KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
kanıtlanmayan iddiaları ciddiye almadığını
belirterek, haberi bugün aldıklarını ve
şaşırdıklarını söyledi.
Zamanlama açısından böyle bir raporun gönderilmesini seçimlere
müdahale olarak gördüğünü belirten Denktaş, konunun henüz
yargıdan geçmediğini kaydetti.
Denktaş, "Dün akşam Sayın Soyer ile Derviş
Eroğlu'nu televizyonda seyrettim. Soyer'in elinde bir 'Ergenekon' belgesi
olduğunu ve bu belgede 1998 seçimlerinde Sayın Mustafa Özbek
kanalıyla, benim aleyhime Serdar'ın (Serdar Denktaş) seçimleri
kazanmaması için, UBP'nin kazanması için, büyük paralar
harcandığını ve destek aldığını vesaire
konusunda atıştıklarını gördüm. Bunu Sayın Soyer,
savcıya verip takip ettireceğini de söyledi" dedi.
Rauf Denktaş, "Bunun içerisinde benim aleyhime bir şey
olduğunu sanmıyorum, varsa da ciddiye almıyorum. Çünkü
yargı tarafından kanıtlanmamış, yargıdan
geçmemiş, sızdırma bir belge var, basına
sızdırılmış. Ve yine seçimler öncesi bir
sızdırma vardır. Bu seçimlere müdahale için yapılan bir tertip
de olabilir" diye konuştu.
Denktaş, seçimler için Egemen Bağış'ın da KKTC'ye
geleceğini belirterek, bunların hatılı bir
davranış olduğunu söyledi.
Hazırlanan raporun Türkiye'den geldiğini belirten Denktaş,
raporun içerisinde KKTC'deki Sivil Daire Başkanlığı'nın
Ergenekon soruşturmasında tutuklu olan Mustafa Özbek'e gizli bilgi
verdiği, yine Mehmet Şener Eruygur'un da kendisine gizli bilgi
verdiği, kendisinin seçimlerde Ergenekon sanıklarından
yardım istediği yönünde iddiaların olduğunu söyledi.
"Bunlar alakası olmayan uydurma şeyler" diyen Rauf
Denktaş, ifade vermeye çağrılmadığını fakat
çağrıldığı takdirde ifade vermeye gideceğini
söyledi.
Denktaş, "Seçimlerde bizi susturmak için yapılan bir
harekettır diye düşünüyorum. Halkımız böyle şöyleri
yutmaz" diye konuştu.
"Böyle bir zamanda böyle bir şeyin
sızdırılmış olmasını, seçimlerle
bağlantılı gördüğünü" kaydeden Denktaş,
"Kanımca böyle bir sızdırmanın bu safhada yapılması
da maksatlıdır. Kanıtlanmayan iddiaları ciddiye
almıyorum. Ergenekon'un KKTC ile hiçbir alakası olamaz" dedi.
Denktaş, "Ergenekon nedir? Olay, hükümeti devirmek için komplo, darbe
hazırlığı olarak başladı. Böyleyse KKTC ile ne
ilgisi var? Bir sepet ortaya konmuşsa, içine bir şeyler
atılıyorsa, Ergenekon var deniyorsa bu çok acayip bir şeydir.
Ben ne böyle dava gördüm, ne de böyle iddianame. Bunları biz kabul
edemiyoruz, hazmedemiyoruz.. Ergenekon diye bir şeyin KKTC'de olması
mantıklı değil. Türkiye'de hükümet devirme planlarıyla
KKTC'nin hiçbir alakası olamaz. KKTC'nin amacı şimdiye kadar
Türkiye hükümetleriyle işbirliği yapmaktır. Kıbrıs
meselesini de partilerüstü tutmaktır" diye konuştu.
UBP: "Çirkin bir siyasi oyun"
KKTC'deki ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP), Başbakan Ferdi Sabit
Soyer'in Türkiye'deki Ergenekon soruşturması iddianamesinde adı
geçen UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu hakkındaki
iddiaların araştırılması için
Başsavcılıktan soruşturma yapılması talebinde
bulunmasını "çirkin bir siyasi oyun" olarak niteledi.
UBP Basın Bürosundan, UBP Genel Merkezi adına yapılan
yazılı açıklamada, "UBP olarak alnımız açık,
başımız diktir. Verilemeyecek hiçbir hesabımız
yoktur" denildi.
Açıklamada "Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı
ve Başbakan Soyer'in önce 1998 seçimleri için Türk-Metal Sen Genel
Başkanı tarafından UBP'ye 20 milyon dolar verildiği yolunda
bir televizyon programında açıklamalar yapması, ardından da
Başsavclığıa başvurması çirkin bir siyasi
oyundur. Ciddi bir Başbakan önce iddiaların doğruluğunu
araştırır, mantığına başvurur,
muhatapları ile konuyu ele alır, ondan sonra konuyu daha ileriye
götürür, ama CTP Genel Başkanı bunun tam tersini yaptı"
dedi.
"UBP'nin Kıbrıs Türk halkına güvenen bir parti olduğu,
halkın geniş desteğiyle CTP'nin en az 20 puan önünde iktidara
yürüdüğünün tüm kamuoyu yoklamaları tarafından da
saptandığı" görüşüne yer verilen açıklamada,
"Ekonomimizi mahveden, Kıbrıs Türk halkının yüzde 70'i
tarafından başarısız bulunan CTP hükümeti son çare olarak
'Ergenekon ipine' sarılmaktadır" iddiasında bulunuldu.
Açıklamada, "Yasalarımıza göre KKTC
Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmanın bir
prosedürü yoktur. Ancak bir başvuruda bulunulması
Başsavcılığın bunu dikkate alarak harekete
geçeceği anlamına gelmez. KKTC Başsavcılığı
herhangi bir makamın talimatı ile hareket etmez" denildi.
UBP açıklamasında, "Bir Başbakanın ülkesinin hukuk
sisteminden habersiz sırf siyasi amaçlarla hareket etmesi hiçbir siyasi
etkik anlayışı ile bağdaşmaz. UBP olarak
alnımız açık, başımız diktir. Verilemeyecek
hiçbir hesabımız yoktur. 19 Nisan seçimleri için de
halkımıza hesap vererek, projelerimizi sunarak ilerliyoruz.
Kıbrıs Türk halkından ve Anavatan Türkiye'deki
kardeşlerimizden ricamız bu iddiaları ciddiye almamaları,
CTP'nin çamur at izi kalsın siyasetine prim vermemeleridir"
ifadlerine yer verildi.
BAŞBAKAN SOYER'İN İDDİALARI
cnnturk.com
Dün TV programında söylemişti
Kıbrıs gazetesinde yer alan bir haberde, Başbakan Ferdi Sabit
Soyer ile UBP lideri Derviş Eroğlu'nun dün akşam
Kıbrıs TV'de bir araya geldiği kaydedildi. Habere göre
Başbakan Soyer, programın başında Ergenekon iddianamesini
ele geçirdiğini ve bu konuda suç duyurusunda bulunacağını
açıkladı.
Soyer, Ergenekon iddianamesinde Eroğluna sunulan bir rapordan söz
edildiğini, 1998 seçimlerinde 20 milyon dolar civarında para
dağıtıldığı iddialarının
bulunduğunu belirterek, Bunların açığa çıkması
gerektiğine inanıyorum. Ortada resmi bir belge var ve bu belgede
bizim demokrasimizle ilgili önemli iddialar bulunuyor demiş ve
savcılığa suç duyurusu yapacağını söyledi.
Derviş Eroğlu, Soyerin bahsettiği rapordan haberi
olmadığını belirterek, seçim sürecine girilmesiyle birlikte
adının Ergenekonla bağdaşlaştırılmak
istendiğini ve bunun demokrasiye yakışmadığını
söyledi.
Seçimlere asıl müdahalenin 2005te AB, ABD ve İngiliz Yüksek
Komiserliği tarafından yapıldığını iddia
eden Eroğlu, Ergenekon iddianamesinde adı geçen Metal-Sen
Başkanı Mustafa Özbekin sadece kendisiyle değil, CTP lideri
Soyerle de görüşmeler yaptığını belirtti.
Detaylar...
Soyer, Şu ana kadar Ergenekon konusunda konuşmak istemedim. Ancak,
bu iddianame ve iddianameyle ilgili olayları görünce şok oldum.
Bunların açığa çıkması gerektiğine
inanıyorum. Özbekin evrakları arasında bulunan ve Derviş
Eroğluna sunulması için hazırlanmış bir rapor var.
Bunları okuduğumda tüylerim dikken diken oldu dedi.
Raporda, 1998 seçimleriyle ilgili olarak toplam 20 milyon dolar paranın
1998 seçimleri için birçok kişiye
dağıtıldığı iddialarının yer
aldığını belirten Soyer, elde edilen belgede, 2000
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Denktaştan sonra Eroğlu
vasıfları ile tamamen uygundur. Bu konuyu
arkadaşlarımız ele almalıdır ifadelerinin yer
aldığını söyledi.
Ölüm timlerinin geldiği ve paraların
dağıtıldığı konusunda iddialar yer
aldığını ve bunların açığa
çıkarılması gerektiğini ifade eden Soyer, elde edilen
raporun resmi bir evrak olduğunu belirterek, KIBRIS TV ekranlarından
bu konuda Başsavcılığa suç duyurusunda
bulunacağını açıkladı.
Soyer, 19 Nisan seçimlerinde birinci parti çıkacağız ve ilk
vereceğimiz yeminden sonra hükümet programıyla bağlantılı
olarak bunun açığa çıkarılması için
uğraşacağız diye konuştu.
1998 seçimlerinin kokusunun 2009da ortaya çıktığını
ifade eden Soyer, Derviş Eroğluna sunulmak üzere
hazırlanmış rapor ve bu raporun Özbeke iletildiği,
Denktaşa yönelik operasyon yapıldığı dönemdir. Bugüne
kadar hiç konuşmadım, ısrarla konuşmadım ama bu raporu
bugün aldım ve bununla ilgili olarak başvuruda bulundum ve internet
vasıtasıyla bu iddianamenin resmi eklerini yolladılar dedi.
Türkiyede henüz kanıtlanmamış bu iddianameyi savcılığın
ele alıp almayacağıyla ilgili soruyu yanıtlayan Soyer,
raporda 2000 cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik olarak
Denktaşın ekarte edilmesinin yer aldığını belirterek,
Bu raporun bir yerde kanıtlanmasına gerek yoktur. Bunu siz
(Eroğlu) kanıtlayacaksınız. Bu resmi bir belgedir ve bu
belgede bizim demokrasimizle ilgili önemli iddialar vardı. Hedef bu
hadiseleri ortaya çıkarmaktır. Bu demokrasinin
kurumsallaşması için son derece önemlidir diye konuştu.
Eroğlu: Rapordan haberim yok
CTP Genel Başkanı Soyerin bahsettiği rapordan haberi
olmadığını belirten UBP Genel Başkanı
Eroğlu, seçim sürecine girilmesiyle birlikte kendisinin Ergenekonla
bağdaşlaştırılmaya çalışıldığından
yakınarak, Yıpranmış bir parti, UBPyi de
yıpranmış bir çizgiye sokmaya çalışıyor diyerek
CTPyi eleştirdi.
UBPnin Ergenekonun dışında olduğunu dile getiren
Eroğlu, KKTCde namusumla politika içinde bulundum. Seçim ve oy
amacı ile de olsa böyle yapmanız yanlıştır.
Demokrasiye esas lekeyi sürdüren sizsiniz. Milletvekilini satın
aldınız
diyerek, Ergenekon olayıyla ilgili iddiaları
yanıtladı.
Soyerin içeriğinden ayrıntılar aktardığı raporda
adı geçen Mustafa Özbek ile dostane bir ilişkisi bulunduğunu
söyleyen Derviş Eroğlu, Özbekin Cumhurbaşkanı Talat ile de
diyalog içinde olduğunu kaydetti.
Ulusal Birlik Partisini Ergenekoncu gibi göstermenin demokrasiye
yakışmadığını ifade eden Eroğlu, seçimlere
asıl müdahalenin 2005te AB, ABD ve İngiliz Yüksek Komiserliği
tarafından yapıldığını iddia etti.
08.04.2009 CNN TURK
Düşünce
kuruluşu Avrupa Siyasi Araştırmalar Merkezi'nin
"Kıbrıs'ta halkların barışı" konulu
kamuoyu araştırması, Kıbrıslı Türklerin yüzde
61'i ve Rumların yüzde 59'unun, Eylül 2008'de başlatılan
kapsamlı çözüm müzakerelerinin olumlu sonuçlanmasını
beklemediğini ortaya koydu.
Kıbrıs'ın her iki kesiminde, toplumları
yansıtacak şekilde 1000'er kişiyle görüşülerek yapılan
araştırmada, güneyde yüzde 64 ve kuzeyde yüzde 65 olmak üzere adadaki
halkların yaklaşık 3'te 2'si liderlerinden müzakereler yoluyla
uzlaşmasını isterken, her iki tarafın kabul
edebileceği çözüm alternatiflerinde büyük farklılıklar
gözlemleniyor.
"Üniter devlet ve merkezi hükümete" dayanan bir çözüm, Rumların
yüzde 80'inden destek alırken, yüzde 11'lik kesim uzlaşma adına
bu çözüme hoşgörüyle yaklaşıyor, yüzde 9'u karşı
çıkıyor. Türk tarafının ise yüzde 48'i böyle bir çözümü
reddediyor. Türklerin yüzde 33'ü üniter devlet modelini memnuniyetle karşılarken,
yüzde 19'u uzlaşma adına bunu kabul edebileceğini belirtiyor.
"İki bölgeli ve iki toplumlu federasyon" seçeneği,
Türklerin yüzde 49'u tarafından desteklenirken, karşı
çıkanların oranı yüzde 28'de kalıyor. Rum tarafında
ise federasyon seçeneğine destek verenlerin oranı yüzde 44 ve itiraz
edenlerin oranı yüzde 20 olarak hesaplanıyor.
Araştırmaya göre, "iki egemen devletin konfederasyonu"
seçeneğine Türklerin desteği, ilginç bir şekilde yüzde 39'a
gerilerken, karşı çıkanların oranı yüzde 41'e
ulaşıyor.
Konfederasyon fikrini Rum kesiminin sadece yüzde 9'u onaylarken, yüzde 78'i
reddediyor.
Mevcut durumun (statüko) devamına destek verenlerin oranı Türkler
arasında yüzde 33 ve Rumlar arasında yüzde 10 olarak ölçülürken,
karşı çıkanlar Türk tarafında yüzde 41 ve Rum
tarafında yüzde 60'a ulaşıyor.
"Uluslararası toplumca tanınmış iki ayrı
devlet" ihtimali, Türklerin yüzde 71'inin desteğini alıyor.
Türklerin yüzde 14'lük kesimi buna karşı
çıkacağını belirtiyor.
İki bağımsız devlet modelini Rumların yüzde 82'si
reddediyor, yüzde 8'i destekliyor.
Araştırmaya göre Kıbrıs'ta çözüm için Rumların en
büyük motivasyonları, yüzde 81 oranla "Türkiye'den kaynaklanan
tehdidin sona ermesi", yüzde 63 oranla kayıp mülk sorununun çözümü ve
uluslararası saygı gören demokratik bir ülkede yaşama arzusu
olurken, Türk toplumunu çözüme teşvik eden unsurlar arasında yüzde 70
oranla "ekonomik durumun iyileşeceği" beklentisi, yüzde 54
oranla kültürel kimliğin korunması ve yüzde 53 oranla
uluslararası saygınlığa sahip demokratik bir ülkede
yaşama isteği öne çıkıyor.
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'deki
Ergenekon soruşturması iddianamesinde adı geçen Denktaş ve
ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş
Eroğlu hakkındaki iddiaların araştırılması
için bugün Başsavcılıktan soruşturma yapılması
talebinde bulundu. Denktaş ise iddiaları ciddiye
almadığını söyledi ve bu girişimin zamanlamasına
dikkat çekerek seçimlere müdahale olduğunu ileri sürdü.
KKTC Başbakanlık Basın ve Halkla
İlişkiler Müdürlüğünden konuya ilişkin yapılan yazılı
açıklamada şunlar kaydedildi:
"Türkiye'de 'Ergenekon' adı ile bilinen bir soruşturma
yapılmaktadır. Bilindiği üzere bu soruşturma neticesinde
şüpheliler aleyhine Türkiye Cumhuriyeti Ceza Usul Yasası
uyarınca iddianame hazırlanmıştır. Bu iddianamede bulunan
bazı kısımlar basınımızda yer almış ve
söz konusu iddianamenin bir bölümünde Ulusal Birlik Partisi Genel
Başkanı Sayın Dr. Derviş Eroğlu ve Eski
Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Raif Denktaş hakkında
iddialar bulunmaktadır.
Bu iddiaların çok ciddi olması ve kamu yararı
gereği KKTC yasal mevzuatı uyarınca da soruşturma
yapılması kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu bağlamda
Sayın Başbakan Ferdi Sabit Soyer, KKTC Anayasası uyarınca
devletin Hukuk Danışmanı olan Hukuk Dairesine
(Başsavcılık) bugün resmi bir yazıyla söz konusu
iddianameyi göndererek, KKTC yasaları uyarınca mezkur iddiaların
araştırılması ve gerekli soruşturmanın
yapılması talebinde bulunmuştur."
"CİDDİYE ALMIYORUM"
KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in Türkiye'deki Ergenekon soruşturması
iddianamesinde adı geçtiği için hakkında soruşturma
yapılması talebini, ciddiye almadığını söyledi.
Denktaş, Çünkü yargı tarafından
kanıtlanmamış, yargıdan geçmemiş, sızdırma
bir belge var, basına sızdırılmış. Ve yine
seçimler öncesi bir sızdırma vardır. Bu, seçimlere müdahale için
yapılan bir tertip de olabilir. Onun için bekleyelim görelim, ne olacak
dedi.
Başbakan Soyer'in, Türkiye'deki Ergenekon soruşturması
iddianamesinde adı geçen Rauf Denktaş ve eski başbakanlardan,
ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) Genel Başkanı
Derviş Eroğlu hakkındaki iddialarla ilgili
Başsavcılığın soruşturma yapması talebi
hakkında AA muhabirine değerlendirmede bulunan Denktaş,
şunları söyledi:
Dün akşam Sayın Soyer ile Derviş Eroğlu'nu
televizyonda seyrettim. Soyer'in elinde bir 'Ergenekon' belgesi olduğunu
ve bu belgede 1998 seçimlerinde Sayın Mustafa Özbek kanalıyla, benim
aleyhime Serdar'ın (Serdar Denktaş) seçimleri kazanmaması için,
UBP'nin kazanması için, büyük paralar harcandığını ve
destek aldığını vesaire konusunda atıştıklarını
gördüm. Bunu Sayın Soyer, savcıya verip takip ettireceğini de
söyledi. Bunun içerisinde benim aleyhime
bir şey olduğunu sanmıyorum, varsa da ciddiye
almıyorum. Çünkü yargı tarafından kanıtlanmamış,
yargıdan geçmemiş, sızdırma bir belge var, basına
sızdırılmış. Ve yine seçimler öncesi bir
sızdırma vardır. Bu seçimlere müdahale için yapılan bir
tertip de olabilir. Onun için bekleyelim görelim, ne olacak.
Böyle bir zamanda böyle bir şeyin
sızdırılmış olmasını, seçimlerle
bağlantılı gördüğünü kaydeden Denktaş, Kanımca
böyle bir sızdırmanın bu safhada yapılması da
maksatlıdır dedi.
Bu arada, AA muhabirinin görüştüğü UBP kaynakları
da, Başbakan Soyer'in Başsavcılıktan soruşturma
açılması talebini ciddiye almadıklarını belirterek,
Gerekirse yazılı açıklama yaparız dediler.
'Denktaş için
Ergenekon soruşturulması başlatılsın'
08/04/2009 RADIKAL
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'deki Ergenekon soruşturması iddianamesinde adı geçen Rauf Denktaş ve Derviş Eroğlu hakkındaki iddiaların araştırılması için soruşturma yapılması talebinde bulundu
LEFKOŞA - KKTC Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiyede devam eden Ergenekon soruşturması konusunda bugüne kadar sustuğunu, ancak dün aldığı bir iddianame karşısında suskunluğunu bozduğunu söyledi.
Soyer, elindeki iddianamede 1998 seçimlerine yönelik maddi olarak müdahale yapıldığının yer aldığını belirterek, bu konuyla ilgili olarak Başsavcıya suç duyurusunda bulunduğunu, 19 Nisan seçimlerinden sonra da Cumhuriyet Meclisine araştırma önergesi vereceğini açıkladı. KKTC Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre Başbakan Soyer, Kıbrıs TVde yayımlanan ve ana muhalefet partisi Ulusal Birlik Partisinin (BP) Genel Başkanı Derviş Eroğlunun da konuk olduğu "Son Durum" programındaki konuşmasında, "daha önceki programlarda Ergenekon konusunu konuşmak istemediğini, ancak elinde bir iddianame bulunduğunu ve bu iddianamedeki verileri gördüğünde şoke olduğunu" ifade etti.
-TÜYLERİM DİKEN DİKEN OLDU-
Soyer, şunları söyledi: "Bugüne kadar UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlunun arkasından hiç konuşmadım ve herhangi bir şekilde de bir olguyla yüz yüze gelmedim. Ergenekonda yayımlanan ve mahkemeye sunulan bu iddianamenin eklerinde, Mustafa Özbekin evrakları arasında bulunmuş ve Derviş Eroğluna sunulmak üzere hazırlandığı belirtilen bir rapor var. Bu raporu okuduğum zaman tüylerim diken diken oldu. Çünkü 1998 seçimlerine girerkenki ilginç örnekler de var ve hafızamız bizi hiç yanıltmaz. Bir Range Rover arabanın devrilmesi insanların yaralanması yaşanmıştı. O günlerde bununla ilgili sayısız haberler çıkmıştı basında."
Rapordan alıntılar yapan Soyer, şöyle devam etti: "Bütün bu raporun içinde ve benim okuduğum bölümlerde toplam 20 milyon dolar paranın 98 seçimleriyle ilgili olarak dağıtıldığı belirtilmektedir. Bununla ilgili sayısız isim ekip başları var. Burada geçen isimlerin bir kısmını da çok iyi tanıyorum. Bu raporda ilginç olan noktalardan bir tanesi, özellikle 1998 seçimleriyle ilgili hedefler, KKTCde yapılan bu operasyon tamamen Türkiyenin menfaatlerini kapsamaktadır deniliyor, kendilerine göre..."
Soyer, bunların iddia olabileceğini, ancak kesinlikle açığa çıkarılmasının şart olduğunu, çünkü orta yerde bulunan isimler ve verilerin gerçekten incelenmesi gereken konular olduğunu belirtti.
Raporda, "Derviş Eroğluna sunulmak üzere hazırlandığının ve Özbekin devreye girmesiyle Eroğluna sunulduğunun" belirtildiğini ve Rauf Denktaşın telefonlarının dinlendiği ve yine Denktaşa dönük olarak da operasyonların yapıldığının yer aldığını kaydeden Soyer, "Eğer bu rapor Derviş Beyin bilgisindeyse Rauf Denktaşla bunu paylaştı mı? Bunu doğrusu çok merak ediyorum" diye konuştu.
Soyer, "1998deki seçimlerde yaşananların kokusunun 2009 yılında çıktığını" ifade ederek, 19 Nisan seçimlerinden sonra Cumhuriyet Meclisinde ilk verecekleri önergenin de bunun araştırılması ve ortaya çıkarılması olacağını söyledi.
DENKTAŞ: CİDDİYE ALMIYORUM
KKTCnin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Ferdi
Sabit Soyerin Türkiyedeki Ergenekon soruşturması iddianamesinde
adı geçtiği için hakkında soruşturma yapılması
talebini, "ciddiye almadığını" söyledi.
Denktaş, "Çünkü yargı tarafından
kanıtlanmamış, yargıdan geçmemiş, sızdırma
bir belge var, basına sızdırılmış. Ve yine
seçimler öncesi bir sızdırma vardır. Bu, seçimlere müdahale için
yapılan bir tertip de olabilir. Onun için bekleyelim görelim, ne
olacak" dedi. Başbakan Soyerin, Türkiyedeki Ergenekon soruşturması
iddianamesinde adı geçen Rauf Denktaş ve eski başbakanlardan,
ana muhalefet Ulusal Birlik Partisinin (UBP) Genel Başkanı
Derviş Eroğlu hakkındaki iddialarla ilgili
Başsavcılığın soruşturma yapması talebi
hakkında değerlendirmede bulunan Denktaş, şunları
söyledi: "Dün akşam Sayın Soyer ile Derviş Eroğlunu
televizyonda seyrettim. Soyerin elinde bir Ergenekon belgesi olduğunu
ve bu belgede 1998 seçimlerinde Sayın Mustafa Özbek kanalıyla, benim
aleyhime Serdarın (Serdar Denktaş) seçimleri kazanmaması için,
UBPnin kazanması için, büyük paralar harcandığını ve
destek aldığını vesaire konusunda
atıştıklarını gördüm. Bunu Sayın Soyer,
savcıya verip takip ettireceğini de söyledi. Bunun içerisinde benim
aleyhime bir şey olduğunu sanmıyorum, varsa da ciddiye
almıyorum. Çünkü yargı tarafından kanıtlanmamış,
yargıdan geçmemiş, sızdırma bir belge var, basına
sızdırılmış. Ve yine seçimler öncesi bir
sızdırma vardır. Bu seçimlere müdahale için yapılan bir
tertip de olabilir. Onun için bekleyelim görelim, ne olacak."
"Böyle bir zamanda böyle bir şeyin
sızdırılmış olmasını, seçimlerle
bağlantılı gördüğünü" kaydeden Denktaş,
"Kanımca böyle bir sızdırmanın bu safhada yapılması
da maksatlıdır" dedi.
UBP kaynakları da, Başbakan Soyerin Başsavcılıktan
soruşturma açılması talebini "ciddiye
almadıklarını" belirterek, "Gerekirse yazılı
açıklama yaparız" dedi. (aa)
Kozlar paylaşıldı
İktidara aday CTP ile
UBPnin Genel Başkanları, ilk defa bir TV programında teke tek
tartıştı
CTP-BG Lideri, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile
UBP Lideri Dr. Derviş Eroğlu, dün akşam ilk defa KIBRIS TVde
bir araya geldi.
KIBRIS Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Reşat
Akarın yönettiği Son Durum programına katılan liderler,
yaklaşık 3 saat süreyle ekonomik ve siyasal sorunları
tartışırken, tansiyonun yükseldiği gergin anlar
yaşandı.
Programın sonunda ise, bazı partilerin Türkiyeden
müdahale beklentisinde olduğunu ve halka bu yönde mesajların
verildiğini anımsatan Reşat Akar, liderlere ne
düşündüklerini sordu. Soyer ile Eroğlu, müdahale beklentilerine
karşı çıkarak olmadı ve olmayacak noktasında
buluştu.
Başbakan, CTP-BG Lideri Ferdi Soyer, programın
başında Ergenekon iddianamesini ele geçirdiğini ve bu konuda suç
duyurusunda bulunacağını açıkladı. Soyer, Ergenekon
iddianamesinde Eroğluna sunulan bir rapordan söz edildiğini, 1998
seçimlerinde 20 milyon dolar civarında para
dağıtıldığı iddialarının
bulunduğunu belirterek, Bunların açığa çıkması
gerektiğine inanıyorum. Ortada resmi bir belge var ve bu belgede
bizim demokrasimizle ilgili önemli iddialar bulunuyor dedi ve
Savcılığa suç duyurusu yapacağını söyledi.
UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, Soyerin
bahsettiği rapordan haberi olmadığını belirterek,
seçim sürecine girilmesiyle birlikte adının Ergenekonla
bağdaşlaştırılmak istendiğini ve bunun
demokrasiye yakışmadığını söyledi. Seçimlere
asıl müdahalenin 2005te AB, ABD ve İngiliz Yüksek Komiserliği
tarafından yapıldığını iddia eden Eroğlu,
Ergenekon iddianamesinde adı geçen Metal-Sen Başkanı Mustafa
Özbekin sadece kendisiyle değil, CTP Lideri Soyerle de görüşmeler
yaptığını belirtti. Eroğlu, Kıbrıs sorunuyla
ilgili olarak, Rum yönetimi lideri Hristofyas ile CTP arasındaki
anlaşma yapılıp, yapılmadığını sordu.
Seçimlere müdahale yok
Reşat
Akarın Bir siyasi partimizin temsilcileri, son zamanlarda Türkiye bizi
destekliyor ve Türkiyeden adamlar geldi diyor. Bu seçimlerde ister
Türkiyeden ister başka bir yerden müdahale bekliyor musunuz? Olursa
tavrınız ne olacaktır şeklindeki sorusuna
karşılık, iki siyasi parti lideri de müdahale
beklemediğini söyledi.
UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, Ben müdahale
beklemiyorum ve müdahalenin de doğru olmadığını
düşünüyorum dedi.
CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise
şöyle konuştu: 2003ten beri, referandumu, yerel seçimleri ve
cumhurbaşkanlığı seçimlerini yaptık. Sözünü
ettiğim seçimlerde ilk kez Türkiye, tüm siyasi renklere eşit
davrandı. Bugün de böyledir. Türkiyede aynı hükümet iş başındadır.
2004teki referandumda da aynı hükümetti, 2005te de,
cumhurbaşkanlığı ve yerel seçimlerde de... Hiçbir
şekilde müdahale yapılmamıştır ve şimdi de
yoktur. En önemli örneği vereyim: Sayın Cemil Çiçek geldi memlekete
ve kendisiyle konuştuk. Seçim kampanyası var, seçim yasakları
var diye ben başbakan olarak kendisini karşılamaya gitmedim.
CTP, Ergenekonla ilgili
suç duyurusunda bulunacak
Demokrasilerde önemli olanın, fikirlerin ve düşüncelerin halkla en
açık bir şekilde paylaşılması olduğunu ifade
ederek, seçimlerin bu açıdan önemine dikkat çeken Başbakan Soyer,
Ergenekon konusunu gündeme getirerek, bu konuda bugün suç duyurusuna
bulunacağını açıkladı.
Soyer, Şu ana kadar Ergenekon konusunda konuşmak
istemedim. Ancak, bu iddianame ve iddianameyle ilgili olayları görünce
şok oldum. Bunların açığa çıkması
gerektiğine inanıyorum. Özbekin evrakları arasında bulunan
ve Derviş Eroğluna sunulması için hazırlanmış
bir rapor var. Bunları okuduğumda tüylerim dikken diken oldu dedi.
Raporda, 1998 seçimleriyle ilgili olarak toplam 20 milyon dolar
paranın 1998 seçimleri için birçok kişiye
dağıtıldığı iddialarının yer
aldığını belirten Soyer, elde edilen belgede, 2000
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Denktaştan sonra Eroğlu
vasıfları ile tamamen uygundur. Bu konuyu
arkadaşlarımız ele almalıdır ifadelerinin yer aldığını
söyledi.
Ölüm timlerinin geldiği ve paraların
dağıtıldığı konusunda iddialar yer
aldığını ve bunların açığa
çıkarılması gerektiğini ifade eden Soyer, elde edilen
raporun resmi bir evrak olduğunu belirterek, KIBRIS TV ekranlarından
bu konuda Başsavcılığa suç duyurusunda
bulunacağını açıkladı.
Soyer, 19 Nisan seçimlerinde birinci parti
çıkacağız ve ilk vereceğimiz yeminden sonra hükümet
programıyla bağlantılı olarak bunun açığa
çıkarılması için uğraşacağız diye
konuştu.
1998 seçimlerinin kokusunun 2009da ortaya
çıktığını ifade eden Soyer, Derviş
Eroğluna sunulmak üzere hazırlanmış rapor ve bu raporun
Özbeke iletildiği, Denktaşa yönelik operasyon
yapıldığı dönemdir. Bugüne kadar hiç konuşmadım,
ısrarla konuşmadım ama bu raporu bugün aldım ve bununla
ilgili olarak başvuruda bulundum ve internet vasıtasıyla bu
iddianamenin resmi eklerini yolladılar dedi.
Reşat Akarın, Türkiyede henüz
kanıtlanmamış bu iddianameyi savcılığın ele
alıp almayacağıyla ilgili soruyu yanıtlayan Soyer, raporda 2000
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik olarak
Denktaşın ekarte edilmesinin yer aldığını
belirterek, Bu raporun bir yerde kanıtlanmasına gerek yoktur. Bunu
siz (Eroğlu) kanıtlayacaksınız. Bu resmi bir belgedir ve bu
belgede bizim demokrasimizle ilgili önemli iddialar vardı. Hedef bu
hadiseleri ortaya çıkarmaktır. Bu demokrasinin
kurumsallaşması için son derece önemlidir diye konuştu.
Eroğlu: Rapordan
haberim yok
CTP Genel
Başkanı Soyerin bahsettiği rapordan haberi
olmadığını belirten UBP Genel Başkanı
Eroğlu, seçim sürecine girilmesiyle birlikte kendisinin Ergenekonla
bağdaşlaştırılmaya
çalışıldığından yakınarak,
Yıpranmış bir parti, UBPyi de yıpranmış bir
çizgiye sokmaya çalışıyor diyerek CTPyi eleştirdi.
UBPnin Ergenekonun dışında olduğunu dile
getiren Eroğlu, KKTCde namusumla politika içinde bulundum. Seçim ve oy
amacı ile de olsa böyle yapmanız yanlıştır.
Demokrasiye esas lekeyi sürdüren sizsiniz. Milletvekilini satın
aldınız
diyerek, Ergenekon olayıyla ilgili iddiaları
yanıtladı.
Soyerin içeriğinden ayrıntılar
aktardığı raporda adı geçen Mustafa Özbek ile dostane bir
ilişkisi bulunduğunu söyleyen Derviş Eroğlu, Özbekin
Cumhurbaşkanı Talat ile de diyalog içinde olduğunu kaydetti.
Ulusal Birlik Partisini Ergenekoncu gibi göstermenin demokrasiye
yakışmadığını ifade eden Eroğlu, seçimlere
asıl müdahalenin 2005te AB, ABD ve İngiliz Yüksek Komiserliği
tarafından yapıldığını iddia etti.
Kıbrıs konusunda
karşılıklı atışmalar
UBP Genel
Başkanı Dr. Derviş Eroğlu, Kıbrıs sorunuyla
ilgili olarak, Rum lideri Hristofyas ile CTP arasındaki anlaşma
yapılıp, yapılmadığını sordu.
CTP Lideri Soyer, Hristofyas ile CTPnin Kıbrısta iki
bölgeli ve iki toplumlu federal bir çözüm için ilke anlaşması
yaptığını belirtti ve Hristofyası da bunlara
uymadığı için kınadı.
İki parti lideri arasında bu konuda
karşılıklı atışmalar yaşandı. Soyer,
Eroğlunun Hristofyasın müttefiki olduğunu ifade ederek, AKEL
ve UBPnin 2004te Annan Planıyla ilgili yapılan referandumda
hayır dediğini, CTP ile Anastasiadisin partisi DİSİnin
ise evet dediğini hatırlattı.
ABD Başkanı Barack Obamanın Türkiyeye ziyareti
sırasında Kıbrıs konusunda yaptığı
açıklamayı değerlendiren Eroğlu, federal bir çözümün iki
eşit taraf arasında olması halinde yaşayabilir ve
kalıcı olabileceğine işaret ederek, Obamanın
Ankarada sadece Kıbrıs sorununu çözümüne destek bildirip, adada iki
taraf arasındaki dengesizliğin kaldırılmasına destek
verme yönünde bir açıklama yapmamasını eleştirdi.
CTP Lideri Soyer ise, Obamanın Türkiyedeki ziyaretinde hem
Kıbrıs hem de Türkiye ile ilgili açıklamalarını
memnuniyetle karşıladığını ifade etti.
Eroğlunun Obamanın Kıbrıslı Türklere
yönelik izolasyonların kaldırılmasıyla ilgili bir
açıklamada bulunmasına da değinen Soyer, ABD Dışişleri
Bakanı Hillary Clintonın kısa bir süre önce Türkiyeye ziyareti
sırasında Kıbrıslı Türklere yönelik
izolasyonların kaldırılması gerektiği yönündeki
açıklamasını hatırlattı.
Soyer, UBPnin sadece devletten devlete görüşme ilkesinin
olduğunu hatırlatarak, UBP döneminde, federasyon değil,
konfederasyon tezinin ileri sürüldüğünü, ABnin kıyma makinesine
benzetildiğini, yabancı elçilerin kuzeye geçişinin
engellendiğini söyledi.
Eroğlu ise, çözüm ve AB vaatlerinin yerine
getirilmediğine işaret ederek, Kıbrıs sorununun çözüm için
uluslararası konferansta para toplanamadığını
hatırlattı.
KIBRIS
08/04/09
Liderler, cuma günü yeniden bir araya geliyor
Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm bulma amacıyla başlatılan müzakereler cuma
günü devam edecek
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Cuma
günü saat 10.00da ara bölgede müzakereler için ayrılan binada bir araya
gelecek.
Liderlerin, Cuma günkü görüşmede Avrupa Birliği
konularını son kez ele alması bekleniyor. Müzakerelerdeki bir
sonraki başlık Ekonomi olacak.
En son 24 Martta bir araya gelen liderlerin, 2 Nisandaki
görüşmesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın
yurtdışı gezisi nedeniyle iptal edilmişti.
Downer Kıbrısta
Bu arada
Birleşmiş Milletler Barış Gücü Sözcülüğünden elde
edilen bilgiye göre, liderlerin görüşmesine, önceki akşam adaya gelen
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer da katılacak.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bugün saat 17.00de
görüşecek olan Downer, bu arada dün öğle yemeğinde
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın AB ve BM İşlerinden
Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile de bir araya geldi.
15 Nisana kadar adada kalacak olan Downer, temsilci ve uzmanlar
düzeyinde devam eden müzakerelerde de hazır bulunacak.
Öte yandan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın AB ve
BM İşlerinden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Yönetimi
Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu, dün saat 16.00da bir araya geldi.
KIBRIS
08/04/09
Declare a national holiday to clean
up the island
By Bejay Browne
ENVIRONMENT
Commissioner Charalmbos Theopemptou is proposing that everyone gets a day off
work every year and join forces to clean up the island.
Theopemptou said there are 1,000 hotspots in Cyprus, which have been
identified as needing to be cleaned up. He has proposed an initial week-long
campaign titled Clean up Cyprus this year and is waiting for the approval of
President Demetris Christofias, he said.
This could coincide with Green week of June 5," he added.
According to Theopemptou, Interior Ministry inspectors went out and identified
1,000 hotspots, good number of which are in Paphos.
"It will require around 10,000 truck loads to carry old cars and tyres,
and remove a large volume of waste from the countryside, Theopemptou said.
In addition, I hope that the President will give money to start a clean-up
operation of the sea floor, and also to proclaim one day a year as Clean up
Cyprus Day, where no one goes to work, and we all join forces to clean up the
rubbish."
He said, "Im waiting to hear back his official response, but Im hopeful
that my ideas will be approved."
Theopemptous comments came in the wake of an oil spill, which hit the shores
of Latsi last week. The oil is believed to have come from a passing ship.
A visitor to the area, Joe Murphy said he and a German tourist had seen small
globules of thick oil and later they witnessed the clean-up operation but not
before the oil deposits had ruined their shoes.
Pantelis Prodromou, of the Latsi fisheries department said: "The marine
police and the Town Hall phoned the fisheries department in Latsi on Monday
evening to inform us that there was a problem on the beach close to a campsite.
I went to the area, and was there for four hours, from 5.30pm until 9.30pm. I saw
the oil for myself."
Prodromou was unsure of the origin of the oil, but said it was probably from a
boat or ship. I have only worked here for three months, and this is my first
oil incident," he said. He said he had spoken to the Mayor of Polis Chrysochous
a few days before and given the municipality a special liquid to spray on the
beach and rocks, and a special cloth to absorb the oil.
"We took measures to ensure it was cleaned up," he said. Theopemptou
said the sea around Cyprus was polluted with all sorts of things floating
around in it.
"Our sewers here are designed to end up on the beach, and when I talk to
divers they have told me about car tyres, batteries and tin cans they find on
the seabed.
CYPRUS MAIL 08/04/09
Stelios helping to break down
barriers
By Charles Charalambous
SIR STELIOS Haji-Ioannou,
the serial entrepreneur and founder of easyGroup, is putting up 1 million of
his own money to promote island-wide, bi-communal business co-operation between
entrepreneurs.
Haji-Ioannou who prefers to be known as Stelios, has created the Stelios
Award for Business Cooperation in Cyprus, and has pledged to give away up to 1
million over the next 4 years to businessmen from the north and south of the
island who co-operate on new ventures.
Haji-Ioannou, whose parents were born in Cyprus, told the British press that he
wants to break down the barriers between the countrys north and south,
saying: When money talks, people set aside their differences.
Applications are being invited from young, dynamic businesses in need of
growth funding which will have demonstrated entrepreneurial activity
island-wide by the end of Summer 2009. An important criterion is that
applicants should have formed or are willing to form an entrepreneurial business
team that includes at least one Greek-Cypriot and one Turkish-Cypriot, each
born on the island of Cyprus.
According to easyGroup, Stelios will review applications personally and select
the winning teams best able to demonstrate effective teamwork, mutual trust and
the best prospects for business viability in the future.
Up to four winning teams per year will each be presented a personal cheque for
50,000 per team by Haji-Ioannou himself in a ceremony in Nicosia at the end of
2009, and each year thereafter for up to four years, depending on the calibre
of applicants.
Haji-Ioannou is best known for creating easyJet in 1995, at the age of 28.
Today, he owns and runs easyGroup, a holding company that operates the no
frills low-cost business model under several easy brands in sectors such as
car rental, internet cafés, hotels, cinemas, and cruise ships. He is said to be
worth £1.3 billion.
The Business Co-operation Award is not Stelioss first initiative in Cyprus. In
1992, he co-founded the Cyprus Marine Environment Protection Association
(CYMEPA), a not-for-profit association dedicated to preserving the marine
environment which works closely with partner associations in Greece, Turkey and
Australia.
For more information in the business co-operation award and expressions of
interest, contact Marie-Louise Bang at the office of Stelios at
mlb@stelios.com.
CYPRU MAIL 08/04/09
Nationalist group engineered Eroglu
win in 1998
By Simon Bahceli
A
CLANDESTINE ultra-nationalist terrorist organisation, currently at the heart of
one of the biggest criminal investigations ever to be held in Turkey, may have
used its influence in the north to help Dervish Eroglus National unity Party
(UBP) to come to power in a 1998 general election, it was claimed yesterday.
The allegations were made in newspapers published in the north, which
published, along with their allegations, extracts from Turkeys Chief
Prosecutors report on documents found in the possession of Turkish Metal
Workers Trade Union Mustafa Ozbek.
Ozbek, arrested in Turkey in January, is currently being held in custody along
with over a hundred others pending their trial for membership of the secret
Ergenekon group. Ergenekon is believed by the Turkish authorities to be an
umbrella group of ultra-nationalists, which stands accused of seeking to topple
the ruling Justice and Development Party (AKP) by triggering unrest in the
country in the hope that it would precipitate a military coup. Those arrested
include military generals, party officials, and even a former secretary general
of the Turkish National Security Council.
Ozbek has for years had strong connections with Cyprus and owns the national
Avrasya TV which operates from Nicosia. Typed documents retrieved from his home
following his arrests appear to show that the Ergenekon organisation was
operating in north Cyprus over a decade ago, and had in 1998 set up cells
across the north to drum up support for Eroglu after withdrawing its support
for Rauf Denktash and his son Serdar.
One of the transcripts published in newspapers yesterday appeared to be that of
a bugged telephone conversation between Serdar Denktash and an individual named
as Pasha. In the conversation Pasha tells Serdar he can no longer back him and
his political party because of threats he has received.
Serdar, I am withdrawing my support for you, Pasha is quoted as saying, and
adds: These people are very dangerous. You cant imagine what these people can
do.
Pasha seems to indicate the shift in Ergenekons support by saying, They are
all going over to the other side, the other side being the UBP.
Interestingly, the junior Denktash is reported to have asked if it were
possible to make friends with those making the threats, but was told that it
was impossible and that he (Pasha) was no longer prepared to be associated with
him.
The clandestine group, according to the documents, seems to have switched
allegiance to Eroglu and the UBP after deciding that Denktash could no longer
be relied upon, partly because of his age, and partly because he was too
emotional.
The Chief Prosecutors report alleges there was a Cyprus Operations section of
the group which, as well as promoting Eroglu, also infiltrated the
currently-ruling Republican Turkish Party (CTP) in order to destabilise it.
There are also documents pertaining to intelligence reports on current
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat. These reports were, at one time,
apparently delivered to the desk of former leader Rauf Denktash.
In explaining the rationale behind Ergenkons Cyprus operations, the Chief
Prosecutor said, This happened because of the lack of regulation in [north]
Cyprus because of its lack of regulation, and because of its political and
financial importance. The ultra-nationalist community of Turkey saw Cyprus as a
great source of wealth, which they were not prepared to lose.
While the Ergenekon trial continues in Turkey, some in the north have called
for an investigation into its actions on the island and those in Cyprus who
cooperated with them. Yesterday Kibris newspapers Hasan Hasturer wrote, Now
that the dimensions of this issue have grown so big, no one has the right to
remain silent. Beginning with Eroglu, everyone must speak so that the truth can
be known. Is it right to raise such an issue so close to an election? It is
exactly the right time.
CYPRUS MAIL 08/04/09
NTV
09
Nisan. 2009 Perşembe
LEFKOŞA -
Mağdur oldum diyen eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise,
Başbakan Soyer'le Cumhurbaşkanı Talat'ın da üzüntülerini
ilettiklerini söylüyor.
19 Nisan erken genel
seçimi öncesinde Ergenekon tartışması yaşanan Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde, Başsavcı Aşkan
İlgen, Ergenekon davasının tutuklu sanığı Türk
Metal-Senin eski başkanı Mustafa Özbek'in evinde bulunan raporu
inceliyor.
Raporda, 1998 genel
seçiminde, üst kurul adı verilen bir yapının, Rauf
Denktaş ekibine karşı Derviş Eroğlu'nun desteklenmesi
için faaliyet yürüttüğü iddia ediliyor.
Raporu
Başsavcılığa ileten Başbakan Soyer, gerek görülürse
Türkiye'den ek bilgiler istenebileceğini belirtti.
DENKTAŞA
ÜZÜNTÜLER İLETİLDİ
İddialara adı karışan eski Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş ise, inceleme sonunda mağdur olanın kendisi
olduğunun anlaşılacağını söyledi.
Denktaş,
Başbakan Soyer'in telefonla, Cumhurbaşkanı Talat'ın ise
bizzat ziyaret ederek, üzüntülerini ilettiğini de anlattı.
Derviş
Eroğlu'nun ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi ise, iddiaları,
kamuoyu yoklamalarında geriye düşen iktidarın manevrası
olarak yorumluyor.
09
Nisan. 2009 Perşembe
LEFKOŞA - KKTC'nin 1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'deki Ergenekon
soruşturması çerçevesinde açıklanan ikinci iddianamede
"Kıbrıs faaliyetleri" başlığı
altında yazılanların "hiçbir kıymeti ve hukuki
değeri olmadığını, kendisinin de suçlu değil
mağdur olduğunu" söyledi.
Rauf Denktaş,
Lefkoşa'daki çalışma ofisinde düzenlediği basın
toplantısında, KKTC'de 19 Nisanda yapılacak seçim öncesi
Ergenekon soruşturması konusunda başsavcılığa
yapılan başvurunun "maksatlı olduğunu" ifade
etti.
Denktaş,
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, kendisi ve eski başbakanlardan Ulusal
Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu
hakkında başsavcılığa dün yaptığı
inceleme başvurusunu düzelteceğini açıkladı.
Denktaş, "Söz
konusu belgenin Ergenekon ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Ben o
raporda suçlu değil mağdurum, suçlamalar maksatlıdır"
dedi.
Belgenin geçerli
olmadığını ve kamuoyuna "Denktaş
Ergenekoncudur" görüşünü yaymanın, genel seçime kısa bir
süre kala maksatlı yapıldığını ifade eden
Denktaş, KKTC'yi ve egemenliğini savunduğu için suçlamalara
maruz kaldığını söyledi.
"Kıbrıs'ı
Türkiye'nin AB'ye girmesine engel görenlerin kendilerini susturmak için
Ergenekon suçlamalarını Kıbrıs'a da yayma yolunda
hareketlendiğini" ifade eden Rauf Denktaş, Ergenekon
soruşturmasında 2. iddianame olarak açıklanan belgenin hukuki
değeri olmadığını savundu.
Denktaş, Türkiye'deki
Ergenekon soruşturması çerçevesinde KKTC'de de soruşturmaya
gidilebilmesi için iki ülke arasında 1987'de imzalanan sözleşmeye
uygun olarak hükümetler tarafından resmi girişim yapılması
gerektiğini vurguladı.
SOYER
DE YANLIŞLIĞI KABUL ETTİ
Başbakan Soyer'in dün başsavcılığa
yaptığı başvurunun Ergenekon soruşturmasıyla
ilgisi olmadığını da savunan Denktaş, "Burada
yürütülen bir şey yok ve olamaz" dedi.
Soyer'in
başsavcılığa başvurusunun yanlış
açıklandığını, kendisinin de suçlandığı
anlamı çıktığını, ancak kendisinin mağdur
olduğunu ifade eden Denktaş, bu sabah Başbakan Soyer'le
telefonda görüştüğünü ve onun da bu yanlışlığı
kabul ettiğini bildirdi.
Denktaş, Soyer'in,
"Suçlu olan siz değilsiniz, benim suçladığım
Derviş Eroğlu'dur. Başvuruyu düzelteceğim"
dediğini aktardı.
Denktaş,
"Açıklanan belgenin Ergenekon'la ilgisi
olmadığını, şahsıyla ilgili bir suçlama yer
almadığını, dönemin hükümeti ANAP'ın UBP'yi
desteklediğini zaten bildiklerini, ancak belgede yer alan ifadelerle
bazı olaylarda dolaplar döndüğünü de
anladıklarını" söyledi.
Rauf Denktaş, belgede
"örgütün başına getirilmesinin" yer
aldığını, ancak kendisinin bunlardan haberi
olmadığını kaydetti.
Seçime on gün kala
"Denktaş başsavcılığa verildi" diye
açıklama yapmanın maksatlı olduğunu ifade eden
Denktaş, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda çelişkili
davrandığını iddia etti.
TALAT
GÖNLÜMÜ ALDI
Denktaş, Ergenekon soruşturmasının ikinci
iddianamesinde "Kıbrıs faaliyetleri"
başlığı altında yer alan bölümü "kimin
yazdığı belli olmayan ama mantık ve Türkçe'den yoksun bir
belge" diye niteledi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'la dün görüştüğünü ve üzüntülerini ilettiğini
belirten Denktaş, Talat'ın bu sabah kendisini ziyaret ederek,
"Senin aleyhine bir şey yok, mağdursun" diyerek
"gönlünü aldığını" da söyledi.
"Bir hukukçu, 60
yılını Kıbrıs Türk halkına feda etmiş biri
olarak gelişmelerden üzüntü duyduğunu" ifade eden Denktaş,
"Üzüntüm kendim için değil, insan hakları içindir. Üzüntüm, insanların
siyasi sebeplerle suçlanmasının Türkiye ve Kıbrıs Türk
halkına yakışmamasındandır. Ayıptır,
günahtır" dedi.
CNN TURK 09/04/09
Ergenekon
soruşturması kapsamında gözaltına alınan ya da
tutuklanan bazı isimler arasında KKTC
vatandaşlığı süren isimler var.
İşte İçişleri Bakanlığı kaynaklarına
göre KKTC vatandaşı olanlar...
Mustafa Özbek: Eski Türk Metal Sendikası Başkanı.
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu. KKTC
vatandaşı.
Sinan Aygün: Ankara Ticaret Odası Başkanı. Ergenekon
davası sanığı. KKTC vatandaşı oldu. Daha sonra
yüksek mahkeme kararıyla vatandaşlığı iptal edildi.
Semih Tufan Gülaltay: Ergenekon davası sanığı.
Akın Birdal'a suikasttan hüküm giymişti. KKTC
vatandaşlığı iptal edildi.
Muzaffer Tekin: Eski yüzbaşı. Ergenekon sanığı. O
da KKTC vatandaşı.
Mecit Hazır: 26 Mart 1997'de KKTC vatandaşı oldu. Türk
Metal Sendikası yöneticisi. Ergenekon'dan gözaltına alınıp
serbest bırakılmıştı.
Pevrul Kavlak: 16. 10. 2002'de KKTC vatandaşı oldu. Mustafa
Özbek'in genel başkanlığa aday gösterdiği Kavlak
Ergenekon'dan gözaltına alınıp serbest
bırakılmıştı.
Süleyman Erdinç: 18.10.2002'de KKTC vatandaşı oldu. O da
Ergenekon'dan gözaltına alınıp serbest bırakıldı
CNN TURK 09/04/09
Ergenekon
iddianamesinde adı geçen KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, kendini savundu: "Kıbrıs faaliyetleri
başlığı altında yazılanların hiçbir
kıymeti ve hukuki değeri yok. Ben de suçlu değil
mağdurum"
Rauf Denktaş, Lefkoşa'daki çalışma ofisinde
düzenlediği basın toplantısında, KKTC'de 19 Nisanda
yapılacak seçim öncesi Ergenekon soruşturması konusunda
başsavcılığa yapılan başvurunun
"maksatlı olduğunu" ifade etti.
Denktaş, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, kendisi ve eski
başbakanlardan
Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu
hakkında başsavcılığa dün yaptığı
inceleme başvurusunu düzelteceğini açıkladı.
Denktaş, "Söz konusu belgenin Ergenekon ile uzaktan yakından
ilgisi yoktur. Ben o raporda suçlu değil mağdurum, suçlamalar
maksatlıdır" dedi.
Belgenin geçerli olmadığını ve kamuoyuna "Denktaş
Ergenekoncudur" görüşünü yaymanın, genel seçime kısa bir
süre kala maksatlı yapıldığını ifade eden
Denktaş, KKTC'yi ve egemenliğini savunduğu için suçlamalara
maruz kaldığını söyledi.
"Kıbrıs'ı Türkiye'nin AB'ye girmesine engel görenlerin
kendilerini susturmak için Ergenekon suçlamalarını Kıbrıs'a
da yayma yolunda hareketlendiğini" ifade eden Rauf Denktaş,
Ergenekon soruşturmasında 2. iddianame olarak açıklanan belgenin
hukuki değeri olmadığını savundu.
Denktaş, Türkiye'deki Ergenekon soruşturması çerçevesinde
KKTC'de de soruşturmaya gidilebilmesi için iki ülke arasında 1987'de
imzalanan sözleşmeye uygun olarak hükümetler tarafından resmi
girişim yapılması gerektiğini vurguladı.
Başbakan Soyer'in dün başsavcılığa yaptığı
başvurunun Ergenekon soruşturmasıyla ilgisi
olmadığını da savunan Denktaş, "Burada yürütülen
bir şey yok ve olamaz" dedi.
"Başbakan Soyer ile telefonda görüştüm"
"MAĞDURUM"-Soyer'in başsavcılığa
başvurusunun yanlış açıklandığını,
kendisinin desuçlandığı anlamı
çıktığını, ancak kendisinin mağdur olduğunu
ifade eden Denktaş,bu sabah Başbakan Soyer'le telefonda
görüştüğünü ve onun da bu yanlışlığı kabulettiğini
bildirdi.
Denktaş, Soyer'in, "Suçlu olan siz değilsiniz, benim
suçladığım Derviş Eroğlu'dur. Başvuruyu
düzelteceğim" dediğini aktardı.Denktaş,
"Açıklanan belgenin Ergenekon'la ilgisi
olmadığını, şahsıyla ilgili bir suçlama yer
almadığını, dönemin hükümeti ANAP'ın UBP'yi
desteklediğini zaten bildiklerini, ancak belgede yer alan ifadelerle
bazı olaylarda dolaplar döndüğünü de
anladıklarını" söyledi.
Rauf Denktaş, belgede "örgütün başına getirilmesinin"
yer aldığını, ancakkendisinin bunlardan haberi
olmadığını kaydetti. Seçime on gün kala "Denktaş
başsavcılığa verildi" diye açıklama yapmanın
maksatlı olduğunu ifade eden Denktaş, Türkiye'nin
Kıbrıs konusunda çelişkili davrandığını
iddia etti.
Denktaş, Ergenekon soruşturmasının ikinci iddianamesinde
"Kıbrıs faaliyetleri" başlığı
altında yer alan bölümü "kimin yazdığı belli olmayan
ama mantık ve Türkçe'den yoksun bir belge" diye niteledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la dün görüştüğünü ve
üzüntülerini ilettiğini belirten Denktaş, Talat'ın bu sabah
kendisini ziyaret ederek, "Senin aleyhine bir şey yok,
mağdursun" diyerek "gönlünü aldığını"
da söyledi.
"Bir hukukçu, 60 yılını Kıbrıs Türk halkına
feda etmiş biri olarak gelişmelerden üzüntü duyduğunu"
ifade eden Denktaş, "Üzüntüm kendim için değil, insan
hakları içindir. Üzüntüm, insanların siyasi sebeplerle
suçlanmasının Türkiye ve Kıbrıs Türk halkına yakışmamasındandır.
Ayıptır, günahtır" dedi.
Rauf Denktaş: Ergenekon'da suçlu değil mağdurum
09/04/2009 RADIKAL
Rauf Denktaş Ergenekon suçlamalarıyla ilgili basın açıklaması yaptı: Başbakan Soyer savcılığa yaptığı başvuruyu değişterecek
LEFKOŞA - KKTCnin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Türkiyedeki Ergenekon soruşturması çerçevesinde açıklanan
ikinci iddianamede "Kıbrıs faaliyetleri"
başlığı altında yazılanların "hiçbir
kıymeti ve hukuki değeri olmadığını, kendisinin
de suçlu değil mağdur olduğunu" söyledi.
Rauf Denktaş, Lefkoşadaki çalışma ofisinde
düzenlediği basın toplantısında, KKTCde 19 Nisanda
yapılacak seçim öncesi Ergenekon soruşturması konusunda
başsavcılığa yapılan başvurunun
"maksatlı olduğunu" ifade etti.
Denktaş, Başbakan Ferdi Sabit Soyerin, kendisi ve eski
başbakanlardan Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı
Derviş Eroğlu hakkında başsavcılığa dün
yaptığı inceleme başvurusunu düzelteceğini
açıkladı.
Denktaş, "Söz konusu belgenin Ergenekon ile uzaktan yakından
ilgisi yoktur. Ben o raporda suçlu değil mağdurum, suçlamalar
maksatlıdır" dedi.
Belgenin geçerli olmadığını ve kamuoyuna "Denktaş
Ergenekoncudur" görüşünü yaymanın, genel seçime kısa bir
süre kala maksatlı yapıldığını ifade eden
Denktaş, KKTCyi ve egemenliğini savunduğu için suçlamalara
maruz kaldığını söyledi.
"Kıbrısı Türkiyenin ABye girmesine engel görenlerin
kendilerini susturmak için Ergenekon suçlamalarını Kıbrısa
da yayma yolunda hareketlendiğini" ifade eden Rauf Denktaş,
Ergenekon soruşturmasında 2. iddianame olarak açıklanan belgenin
hukuki değeri olmadığını savundu.
Denktaş, Türkiyedeki Ergenekon soruşturması çerçevesinde
KKTCde de soruşturmaya gidilebilmesi için iki ülke arasında 1987de
imzalanan sözleşmeye uygun olarak hükümetler tarafından resmi
girişim yapılması gerektiğini vurguladı.
Başbakan Soyerin dün başsavcılığa
yaptığı başvurunun Ergenekon soruşturmasıyla
ilgisi olmadığını da savunan Denktaş, "Burada
yürütülen bir şey yok ve olamaz" dedi.
-MAĞDURUM-
Soyerin başsavcılığa başvurusunun yanlış açıklandığını,
kendisinin de suçlandığı anlamı
çıktığını, ancak kendisinin mağdur olduğunu
ifade eden Denktaş, bu sabah Başbakan Soyerle telefonda görüştüğünü
ve onun da bu yanlışlığı kabul ettiğini bildirdi.
Denktaş, Soyerin, "Suçlu olan siz değilsiniz, benim
suçladığım Derviş Eroğludur. Başvuruyu
düzelteceğim" dediğini aktardı.
Denktaş, "Açıklanan belgenin Ergenekonla ilgisi
olmadığını, şahsıyla ilgili bir suçlama yer
almadığını, dönemin hükümeti ANAPın UBPyi
desteklediğini zaten bildiklerini, ancak belgede yer alan ifadelerle
bazı olaylarda dolaplar döndüğünü de
anladıklarını" söyledi.
Rauf Denktaş, belgede "örgütün başına getirilmesinin"
yer aldığını, ancak kendisinin bunlardan haberi
olmadığını kaydetti.
Seçime on gün kala "Denktaş başsavcılığa
verildi" diye açıklama yapmanın maksatlı olduğunu
ifade eden Denktaş, Türkiyenin Kıbrıs konusunda çelişkili
davrandığını iddia etti.
Denktaş, Ergenekon soruşturmasının ikinci iddianamesinde
"Kıbrıs faaliyetleri" başlığı
altında yer alan bölümü "kimin yazdığı belli olmayan
ama mantık ve Türkçeden yoksun bir belge" diye niteledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla dün görüştüğünü ve
üzüntülerini ilettiğini belirten Denktaş, Talatın bu sabah
kendisini ziyaret ederek, "Senin aleyhine bir şey yok, mağdursun"
diyerek "gönlünü aldığını" da söyledi.
"Bir hukukçu, 60 yılını Kıbrıs Türk halkına
feda etmiş biri olarak gelişmelerden üzüntü duyduğunu"
ifade eden Denktaş, "Üzüntüm kendim için değil, insan
hakları içindir. Üzüntüm, insanların siyasi sebeplerle suçlanmasının
Türkiye ve Kıbrıs Türk halkına
yakışmamasındandır. Ayıptır, günahtır"
dedi. (dha)
KKTC Başbakanı Soyer savcılığa suç duyurusunda bulundu

09/04/2009 RADIKAL
Ergenekon iddialarına Denktaş ve BTP tepkili: Seçim oyunu
Ali RUHLUEL
LEFKOŞA - KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Ergenekon
İddianamesi'nin bir kısmında bulunan Ulusal Birlik Partisi (UBP)
Genel Başkanı Derviş Eroğlu hakkındaki iddiaların
araştırılması için bugün Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti Başsavcılığı'na müracaatta
bulunduğunu söyledi.
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, KKTCde "Ergenekon
soruşturması" kapsamında Başsavcılıktan
soruşturma talep etmesiyle ilgili olarak, "Kıbrıs Türk halkının
iradesini etkilemek için kesintisiz bir gizli organizasyonun
varlığı kuşkusu orta yere çıktıktan sonra benim
susmam cinayetin ta kendisiydi. Beklediğim zaten böyle somut
verilerdi" dedi. AA'ya açıklamalarda bulunan Soyer, Türk
Metal-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbekin
evinde yapılan en son aramada ele geçirilen belgelerin kendisine yeni
ulaştığını belirten Soyer, "Bu belgede
yazılanları okuyunca tüylerim diken diken oldu, irkildim" dedi.
Belgelerde 1998 seçimlerine yapılan müdahalelerin çok net şekilde
açıklandığını, aynı şekilde KKTCdeki gizli
organizasyonla, 1999da Türkiyedeki seçimlere de müdahale edildiğinin
görüldüğünü kaydeden Soyer, belgenin içeriğine ilişkin olarak şunları
söyledi:
"Bu belgelerde eski Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Raif
Denktaşın telefonlarının dinlendiği, ekarte edilmesi
için çeşitli çalışmalar yapıldığı, UBPnin
birinci parti çıkması ve 2000deki
cumhurbaşkanlığı seçimlerini doğrudan doğruya
Sayın Eroğlunun kazanması çerçevesinde şekillendirilmeye
çalışıldığı... Ve öyle bir örgüt bu ki, daha
sonra Başbakan olan Sayın Mehmet Ali Talatın
telefonlarının dinlendiği ve buna bağlı olarak da
Sayın Talatla ilgili istihbarat çalışmaları
yapıldığı, ekarte edildiği ifade edilmektedir. Ve hiç
kimse unutmamalıdır ki, aynı dönemde Sayın Talatın
evinde de bomba patlamıştır. Bütün bunlar benim bilgime
geldikten sonra, Kıbrıs Türk halkının iradesini etkilemek
için kesintisiz bir gizli organizasyonun varlığı kuşkusu orta
yere çıktıktan sonra benim susmam cinayetin ta kendisiydi. Beklediğim
zaten böyle somut verilerdi. Bu somut veriler elime
ulaştığı anda da gereğinin yapılması ve
Kıbrıs Türk demokrasisi üzerindeki bütün gölgelerin silinmesi; ve
aynı zamanda burada gözükmektedir ki, çeşitli basın
organları vasıtasıyla ve organizasyonlarla da Kıbrıs
üstünden Türkiyeye bu anlamda etki edildiği de ortaya
çıktığına göre, bunun soruşturmasını talep
etmenin, sadece başbakan olarak değil, demokrat bir insan olarak ana
görevim olduğuna inandım ve bunu Başsavcılığa
ilettim. Bu kadar açıktır, her şeyin meydana çıkması
gerekir, bu belgeleri okuduğunuz zaman hayretler içinde
kalırsınız."
-KKTCYİ İLGİLENDİREN VERİLER-
Elindeki belgelerin internette olmadığını ve bu bilgileri
resmi makamalar vasıtasıyla aldığını,
Türkiyedeki resmi makamlardan, "Soruşturma açın" yönünde
talep olmadığını belirten Soyer, "Kesinlikle öyle bir
talep yok, bunlar benim bilgime gelmiştir. Çünkü KKTCyi ilgilendiren
verilerdir bunlar" dedi Bu verilerle ilgili görevin KKTCye, KKTCnin
bağımsız yargısına, savcısına ait olduğunu
ifade eden Soyer, "Bizde adalet bakanlığı yoktur. Bizde
savcılık müessesesi bağımsızdır. Bizde
yargıçlar doğrudan doğruya kendi mekanizmalarıyla
atanır. Dolayısıyla hükümetin yargıyı herhangi bir
şekilde yönlendirmesi mümkün değildir" diye konuştu. Bundan
sonra görevin savcılıkta olduğunu belirten Soyer,
Savcılığın gereken yazışmaları yaparak,
Türkiyeden daha ileri belgeler talep etme hakkına sahip olduğunu
kaydetti.
Belgedeki verilerden "hayretler içinde kaldığını"
belirten Soyer, raporun, dönemin Başbakanı Derviş Eroğluna
yazıldığının görüldüğünü söyledi. Soruşturma
talebinin, doğrudan doğruya demokrasiye ve özgür halk iradesine taraf
olmak olduğunu ifade eden Soyer, "Bu, ne Kıbrıs Türkünün,
ne Türkiyenin iradesini gizli bazı organizasyonların etkilemesine
izin verme meselesidir. Onun için bunun açığa kavuşması
gerekmektedir" dedi.
DENKTAŞ: ANCAK GUANTANAMA'DA OLUR
KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Kıbrıs Genç
TVde yayınlanan bir programında Ergenekon ile ilgili soruları
yanıtladı. Denktaş, İddianamenin seçim öncesi gündeme
gelmesi manidardır. Ergenekon diye bir şeyin Kıbrısta
olması ihtimali hiç olmaz dedi. Ergenekon soruşturması
kapsamındaki soruları yanıtlayan Denktaş, ortada
kanıtlanmış bir iddianamenin bulunmadığını
söyledi. KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş,
İspatlanmış iddianame ortada yokken insanların suçlu ilan
edilmesini yanlış olduğunu kaydetti. Denktaş, bir insana
gel içeri hakkında delil arayacağım deyip 7- 8 ay içerde
tutmanın mümkün olmadığını, bu uygulamanın ancak
Amerikada Guatanamada yapıldığını söyledi.
UBP'DEN YAZILI AÇIKLAMA
Soyer'in savcılığa başvurmasının ardından
UBP Genel Merkezi'nden yazılı açıklama yapıldı. UBP,
CTP Genel Başkanı ve KKTC Başbakanı Soyer'in önce 1998
seçimleri için Türk Metal Sen Genel Başkanı tarafından UBPye 20
milyon dolar verildiği yolunda bir televizyon programında
açıklamalar yapması ardından da Başsavclığa
başvurmasının çirkin bir siyasi oyun olduğunu iddia etti.
Açıklamada, UBP'nin hiçbir yasa dışı olayla
bağlantısı olmadı, olamaz denildi. Ciddi bir
Başbakan, önce iddiaların doğruluğunu
araştırır, mantığına başvurur,
muhataplarıyla konuyu ele alır, ondan sonra konuyu daha ileriye
götürür, ama CTP Genel Başkanı bunun tam tersini yaptı
görüşü savunulan açıklamada, Başbakan Soyer çamur at izi
kalsın siyasetinden medet ummakla suçlandı.
Açıklamada, UBP'nin Kıbrıs Türk halkına güvenen bir parti
olduğu ifade edilerek, CTP hükümetinin ise son çare olarak Ergenekon
ipine sarıldığı iddia edildi. UBP açıklamasında
şunlar kaydedildi: Baştan bu yana belirttiğimiz üzere UBP'nin
hiç bir yasa dışı olayla bağlantısı olmadı,
olamaz. UBP'ye 20 milyon dolar gibi muazzam bir para verildiğini ileri
sürmek, akla ziyan bir saçmalıktır. Kaldı ki, KKTC'deki tüm
partiler gibi UBP de mali açıdan KKTC Anayasa Mahkemesi'nin denetimi
altındadır. UBP ve onun Genel Başkanı KKTC'de demokrasinin
yerleşmesi için çok bedeller ödemiş, büyük uğraşlar
vermişlerdir.
-KKTC SAVCILIĞI TALİMATLA HAREKET ETMEZ-
KKTC seçimlerine asıl müdahalenin 2003 ve 2005'te olduğu ileri
sürülen UBP açıklamasında, ABD ve AB'nin neler
yaptığını öğrenmek isteyenler, arşivlere
başvurmalıdır. Avrupa Birliği yetkilisi Karen Fogg'un bir
dönem söyledikleri halen kulaklarda ve gazete arşivlerindedir. ÖP'ün
nasıl kurulduğu, CTP'nin siyasi ahlaksızlığı ile
demokrasimize nasıl zarar verdiği halkımızca iyi
bilinmektedir iddiasında bulunuldu.
Açıklamada, yasalara göre KKTC Başsavcılığı'na
suç duyurusunda bulunmanın bir prosedürü bulunmadığı; ancak
bir başvuruda bulunulmasının Başsavcılığın
bunu dikkate alarak harekete geçeceği anlamına gelmediği
görüşüne de yer verilerek, şöyle denildi: KKTC
Başsavcılığı, herhangi bir makamın
talimatıyla hareket etmez. Bir Başbakan'ın, ülkesinin hukuk
sisteminden habersiz, sırf siyasi amaçlarla hareket etmesi hiçbir siyasi
etik anlayışıyla bağdaşmaz. UBP olarak
alnımız açık, başımız diktir. Verilemeyecek hiç
bir hesabımız yoktur. 19 Nisan seçimleri için de halkımıza
hesap vererek, projelerimizi sunarak ilerliyoruz.
Kıbrıs Türk halkından ve Anavatan Türkiye'deki
kardeşlerimizden ricamız bu iddiaları ciddiye almamaları,
CTP'nin çamur at izi kalsın siyasetine prim vermemeleridir.
Halkımızın karnı bu gibi saçma iddialara toktur.
(dha)
Downer: Süreç hız kazandı
|
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün
öğleden sonra, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downeri kabul etti. Görüşme
yaklaşık 2 saat sürdü. Yeşilırmak Kapısı Downer, Kuzeydeki genel seçimden
önce, örneğin Yeşilırmak (Limnidi) Kapısının
açılması gibi bir açılım olabilir mi? şeklindeki
soru üzerine, BM Genel Sekreterinin bir temsilcisi olarak herhangi bir
şekilde seçim konusuna giremeyeceğini ifade etti. Downer, ancak
önceki gün temsilcilerin olumlu bir toplantı
yaptıklarını, liderlerin yarın bir araya geleceklerini ve
şüphesiz ki yarınki görüşmeden sonra toplantıyla ilgili
açıklama yapılacağını, ondan sonraki hafta da
liderlerin yeniden bir araya geleceklerini kaydetti. Başlıkların ikinci kez ele
alınmasının daha az zaman alacağını, ancak daha
güç olacağını dile getiren Downer, daha sonra da al-ver
sürecine geçileceğini, liderlerin ortaya bir sonuç paketi koymak
durumunda olduklarını söyledi. |
|
|
KIBRIS
09/04/09
Talat, çözümü tehlikeye sokacak hükümete etkisiz
kalmaz
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, seçim sonrasında oluşacak hükümetle siyasi hedefler
konusunda bir uyuşmazlık yaşanması ve çözüm vizyonuna ters
düşecek siyasi davranışlar gelişmesi halinde
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın etkisiz
kalmayacağını ve görevlerini yerine getireceğini söyledi.
Erçakıca, 19 Nisanda gerçekleşecek milletvekilliği
genel seçimlerine çok yaklaşmış olunmasına
karşın, seçim kampanyasının gerginliklerden uzak,
hoşgörüyle sürdürülmesinin, bütün dünya tarafından dikkate
alınması gereken bir husus olduğunu söyledi.
Erçakıca dün düzenlediği haftalık brifingde,
yaklaşan 19 Nisan milletvekilliği erken genel seçimlerine
ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.
Hasan Erçakıca, seçim kampanyasının olgunlukla
sürdürülmesinin, Kıbrıs Türk halkının bir devlete sahip
olma ve onun devamlılığını sağlama konusunda
ulaştığı aşamayı göstermesi bakımından
büyük önem taşıdığını belirtti.
Erçakıca, Bir yanda seçim kampanyası sürerken,
diğer yanda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, halkına ve
dünyaya karşı olan sorumluluklarını yerine getirmeye devam
etmekte ve görüşme sürecini de tam kapasiteyle devam ettirmektedir dedi.
Erçakıca, seçimle belirlenecek yeni meclisin
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın görüşmecilik görevine son
vermesinin beklenmediğini de kaydetti.
Hasan Erçakıca seçimlerden farklı bir hükümet
çıkması durumunda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın ve
müzakere sürecinin bu değişiklikten nasıl etkileneceğine
ilişkin soruyu yanıtında, yetki ve sorumlulukları hukuk
kurallarıyla belirlenen Cumhurbaşkanının, hangi hükümet
olursa olsun, Anayasa ve diğer yasaların kendisine verdiği
görevleri yerine getirmeye devam edeceğini belirtti.
İlgisiz kalamaz
Hukuken tarafsız olmasına
rağmen siyasi açıdan belirli idealleri benimseyip seçilen
Cumhurbaşkanının siyasi bir makam olduğunu ifade eden
Erçakıca, Kıbrıs sorununa çözüm bulma hedefine sıkı
sıkıya bağlı olan Cumhurbaşkanı Talatın
çözüm sürecini tehlikeye sokacak hükümetlerden kaynaklanan
davranışlara karşı da ilgisiz kalmayacağını
söyledi.
Erçakıca; (Cumhurbaşkanı), hukuk çerçevesinde
kalarak, ancak siyaseten, siyasi mekanizmaları kullanarak yönlendirmeye
çalışacak. Buna ilgisiz kalamaz. Çünkü Cumhurbaşkanı Talat,
halkına siyasi bir vizyon sunarak Cumhurbaşkanı seçildi. Bu
vizyonunun takipçisi olacaktır dedi.
Hasan Erçakıca, şöyle devam etti:
Eğer hükümetle siyasi hedefler konusunda bir
uyuşmazlık olursa, Cumhurbaşkanlığı görevleri
yerine getirilecektir. Cumhurbaşkanının, çözüm vizyonuna ters
düşecek siyasi davranışlara karşı etkisiz kalması
beklenemez
Cumhurbaşkanının görüşmecilik
görevi
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın
görüşmecilik görevine, seçimlerden sonra oluşacak yeni meclis
tarafından son verilmesinin beklenip beklenilmediğine ilişkin
soruya Hayır beklemiyoruz. Gerçekleşmesi güçlü bir
olasılık değil. Neredeyse siyasi bir olasılık olarak
gündemimizde yok yanıtını verdi.
Anayasal sistemin parlamenter olmasından dolayı bu
senaryonun mümkün olduğunu, ancak geleneksel olarak görüşmelerin,
seçimle belirlenen toplum liderleri tarafından yürütüldüğünü kaydeden
Erçakıca, Seçimlere katılan ve parlamentoda temsil
edilebileceğini anladığımız siyasi partilerimizden
hiçbirisinin, bu sistemin dışına çıkarak, Kıbrıs
sorununa çözüm arama veya çözümsüz kalmasını savunma pozisyonunda
olmadığını görüyoruz şeklinde konuştu.
KIBRIS 09/04/09
Ergenekon
tartışması KKTC KIBRIS TV'de başladı
KKTCde 19 Nisanda
yapılacak milletvekilliği seçimleri öncesinde ilk kez teke tek KIBRIS
TVde KIBRIS
Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Reşat Akarın sunduğu Son
Durum programında bir araya gelen Başbakan, CTP-BG Genel
Başkanı Ferdi Sabit Soyer ile UBP Genel Başkanı Dr.
Derviş Eroğlunun Ergenekon iddialarına odaklanan tartışmaları
KKTC ve Türkiyenin gündemine oturdu.
İki partinin Kıbrıs sorunu, mülkiyet konusu, AB,
ekonomi gibi konulardaki görüşlerinin ve politikalarının
tartışıldığı programda iki parti lideri
arasında zaman zaman gergin anlar yaşandı.
Tartışma, Ergenekonla başladı
Demokrasilerde önemli olanın, fikirlerin ve düşüncelerin halkla en
açık bir şekilde paylaşılması olduğunu ifade
ederek, seçimlerin bu açıdan önemine dikkat çeken Başkan Soyer,
Ergenekon konusunu gündeme getirerek bu konuda suç duyurusuna
bulunacağını açıklamıştı.
Şu ana kadar Ergenekon konusunda konuşmak istemedim.
Ancak, bu iddianame ve iddianameyle ilgili olayları görünce şok
oldum. Bunların açığa çıkması gerektiğine
inanıyorum. Özbekin evrakları arasında bulunan ve Derviş
Eroğluna sunulması için hazırlanmış bir rapor var.
Bunları okuduğumda tüylerim dikken diken oldu.
1998 seçimlerinde toplam 20 milyon dolar paranın
dağıtıldığı iddialarının yer
aldığı raporda en ilginç noktayı belirtilen hedeflerde
gördüğünü kaydeden Soyer, elde edilen belgede, 2000
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Denktaştan sonra
Eroğlu vasıfları ile tamamen uygundur. Bu konuyu
arkadaşlarımız ele almalıdır ifadelerinin yer
aldığını söyledi.
Ölüm timlerinin geldiği ve paraların
dağıtıldığı konusunda iddiaların yer
aldığı ve bunların açığa
çıkarılması gerektiğini kaydeden Soyer, elde edilen raporun
resmi bir evrak olduğunu belirterek, KIBRIS TV ekranlarından bu
konuda Başsavcılığa suç duyurusunda
bulunacağını açıklamıştı.
Soyer, 19 Nisan seçimlerinde birinci parti
çıkacağız ve vereceğimiz yeminden sonra hükümet
programıyla bağlantılı olarak bunun açığa
çıkarılması için uğraşacağız şeklinde
konuştu.
1998 seçimlerinin kokusunun 2009da ortaya
çıktığını ifade eden Soyer, Derviş
Eroğluna sunulmak üzere hazırlanmış rapor ve bu raporun
Özbeke iletildiği, Denktaşa yönelik operasyon
yapıldığı dönemdir. Bugüne kadar hiç konuşmadım,
ısrarla konuşmadım ama bu raporu bugün (önceki gün) aldım
ve bununla ilgili olarak başvuruda bulundum ve internet vasıtasıyla
bu iddianamenin resmi eklerini yolladılar dedi.
Reşat Akarın, Türkiyede henüz
kanıtlanmamış bu iddianameyi savcılığın ele
alıp almayacağıyla ilgili soruyu yanıtlayan Soyer, raporda
2000 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik olarak
Denktaşın ekarte edilmesinin yer aldığını
belirterek, Bu raporun bir yerde kanıtlanmasına gerek yoktur. Bunu
siz (Eroğlu) kanıtlayacaksınız. Bu resmi bir belgedir ve bu
belgede bizim demokrasimizle ilgili önemli iddialar vardır. Hedef bu
hadiseleri ortaya çıkarmaktır. Bu demokrasinin
kurumsallaşması için son derece önemlidir şeklinde
konuştu.
Eroğlu: Rapordan
haberim yok
CTP Genel
Başkanı Soyerin bahsettiği rapordan haberi
olmadığını kaydeden UBP Genel Başkanı
Eroğlu, seçim sürecine girilmesiyle birlikte kendisinin Ergenekonla
bağdaşlaştırılmaya
çalışıldığından yakınarak,
Yıpranmış bir parti, UBPyi de yıpranmış bir
çizgiye sokmaya çalışıyor diyerek CTPyi eleştirdi.
UBPnin Ergenekonun dışında olduğunu dile
getiren Eroğlu, KKTCde namusuyla politika içinde bulundum. Seçim ve oy
amacı ile de olsa böyle yapmanız yanlıştır.
Demokrasiye esas lekeyi sürdüren sizsiniz. Milletvekilinin satın
aldınız
diyerek Ergenekon olayıyla ilgili iddiaları
yanıtladı.
Soyerin içeriğinden ayrıntılar
aktardığı raporda adı geçen Mustafa Özbek ile dostane bir
ilişkisi bulunduğunu söyleyen Derviş Eroğlu, Özbekin
Cumhurbaşkanı Talat ile de diyalog içinde olduğunu kaydetti.
Ulusal Birlik Partisini Ergenekoncu gibi göstermenin demokrasiye
yakışmadığını ifade eden Eroğlu, seçimlere
asıl müdahalenin 2005te AB, ABD, İngiltere, Türkiyede bazı
zengin işadamları ve bazı basın yayın organları
tarafından yapıldığını iddia etti.
UBPnin yıllardan beri seçimlerden sonra borç ödeyen bir
parti olduğunu belirten Eroğlu, CTPnin 2003 ve 2005 seçimleri
öncesinde para dağıttığını, alanları da
dağıtanları da bildiklerini belirterek, CTPnin
vatandaşı rüşvete alıştıran parti olduğunu
iddia etti.
CTPnin seçimi kazanması için dış müdahaleler
olduğunu ileri süren Eroğlu, AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri
Olli Rehn ve Avrupa Parlamentosu Kıbrıslı Türklerle Yüksek
Seviyede Temas Grubu Başkanı Mechtild Rotheun adaya ziyaretleri
sırasında yaptıkları açıklamaların seçimlere
dış müdahalenin bir örneği olarak gösterdi.
Ülkede ulusal birlik zamanı olduğunu ifade eden
UBP Lideri, KKTC vatandaşı olan ve bir devlet kurmuş
olmanın mutluluğunu yaşayan tüm insanların birleşme ve
kaynaşma zamanıdır dedi.
Müzakere masasında istikrarlı ve güçlü bir hükümete ihtiyaç
olduğunu da belirten Eroğlu, ABDden uçaklar ineceği, ABye
girme hayalleri ile insanların umutlarıyla oynandı, ancak bu
oyun bitti dedi.
Eroğlu, UBPnin CTP hükümetinin ülkede
yarattığını iddia ettiği enkazı ortadan
kaldıracak beceriye sahip olduğunu da vurguladı.
Soyer: Eroğlu, Ergenekon
konusunu kapatmaya çalışıyor
Eroğlunun Ergenekonla ilgili rapordan haberi
olmadığını yönündeki ifadesine yanıt veren CTP lideri
Soyer, raporda, 1998 seçimlerinde kimlere para
dağıtıldığı ve ülkeyi haritalarlara böldükleriyle
ilgili bilgilerin yer aldığına işaret ederek, Ben bu
konunun soruşturulması gerektiğini söylüyorum dedi ve
Eroğlunu bu konuyu kapatmaya çalışmakla suçladı.
Eroğlunun ABnin müdahalesiyle ilgili iddialarına da
cevap veren CTP lideri, AB temsilcisi, adaya gelip, Rumların engelline
rağmen Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile görüştüyse ve
bizi eşit ortak olarak gördüyse bundan onur duymanız
lazımdır. Beyanatları da çözüm ve AB yönündedir diyerek, UBP
döneminde AB elçisinin kuzeye geçmediğini hatırlattı.
Eroğlunun ülkede bir enkaz
yaratıldığıyla ilgili iddiasına ilişkin
Başbakan Soyer, hükümete geldiklerinde elektrik üretimini,
mevduatları, Gayrı Safi Milli Hasılayı
artırdıklarını anlatarak, Ekonomide bir yıkım
mı var, bir iflas mı devrediyoruz diye sormak lazımdır! Ekonomide
sıkıntı yok mu, elbette var diyerek, Biz, mevcut olan bu
zeminden ileriye gitmek için 19 Nisanda ileriye gidelim diyoruz. Temel
hedefimiz de Gayrı Safi Milli Hasılada Maltayı yakalamak
olmalıdır şeklinde konuştu.
Eroğlu: Vatandaş kararını verecek
Soyere
yanıt veren Eroğlu, UBP iktidara geldiğinde ülkede hiçbir
altyapının olmadığını ve hiçten bir ekonomi
yarattıklarını ifade ederek, ekonomik büyüme ile
kalkınmanın bir birinden farklı kavramlar olduğuna dikkat
çekti.
Ekonominin hangi noktaya geldiği konusunda gerçekçi
olunması gerektiğini vurgulayan Eroğlu, KTHYnin ve Elektrik
Kurumunun borçları bulunduğunu, Sanayi ve Ticaret
Odasının zorda olduğunu, otellerin kapanmakta olduğunu,
fabrikaların anahtarlarını teslim ettiğini belirterek,
Seçim geldi, vatandaş kararını verecek. Halkın yüzde
70ten fazlası hükümetten memnun değildir. Ekonomik kriz geliyor.
Şu ana kadar yaşanan kriz kürsel krizden dolayı değildir.
Bu krizi ortadan kaldıracağız dedi.
Soyerden Eroğluna mülkiyet ve
referandum konusunda eleştiri
CTP
lideri, Başbakan Soyer, çözüm ve ekonominin bir biriyle
bağlantılığı olduğuna işaret ederek, ülkede
kişi başına düşen gelirin 2 bin dolar olduğunu,
2003ten beri ekonomik gelişmeyi sağlayan esas faktörün
Kıbrıs Türk toplumunun çözüm ve AB vizyonu olduğunu
vurguladı.
Soyer, Meydanlarda çözüm ve AB iradesini ortaya koyan insanlar ve
sınır kapılarının açılması ile
yaratılan ortam ekonominin önünü açılmasını
sağlamıştır diyerek, Kıbrıs Türk halkı
çözüm vizyonu ile hareket etmelidir. Bu ekonominin gelişmesinin de
temelidir şeklinde konuştu.
Başbakan Soyer, Eroğlunun KKTC
Cumhurbaşkanı KKTC Anayasasına bağlı olduğu
sürece desteğinin süreceği yönündeki sözünü hatırlatarak,
UBPnin 2004teki Referandum Yasasının ve Mal Tazmin Komisyonu
Yasasının Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle
Anayasa Mahkemesine götürdüğüne işaret ederek şöyle
konuştu:
UBP, yine aynı bakışla Cumhurbaşkanının
Anayasal sürece bağlı hareket etmesi gerekir diye düşünüyor?
UBP, şu an AİHM tarafından da kabul gören Mal Tazmin
Komisyonunca yapılan tazmin ve takası uygulamasını da
Anayasaya aykırı mı görüyor? İnşaat sektöründeki bu
zemini ortadan kaldırmayı mı amaçlıyor?.
Eroğlu: Mal Tazmin Komisyonuna karşıyız
Soyerin Mal Tazmin Komisyonuyla ilgili suçlamalarına yanıt veren
Eroğlu, geçmişte Türkiye hükümeti ile mülkiyet konusunda adada bir
anlaşmadan sonra takas ve tazminatın olması hususunda
mutabık kaldıklarına işaret ederek, Mal Tazmin Komisyonuna
karşı olduklarını söyledi.
UBP muhalefetteyken Mal Tazmin Komisyonunun
kurulduğuna işaret eden Eroğlu, bu komisyona onay vermediklerini
ve ilgili yasanın kabul edilmesinin ardından da konuyu Anayasa
Mahkemesine taşıdıklarını hatırlattı.
Referandum Yasasıyla ilgili olarak ise Eroğlu,
Liderlerin mutabık kaldığı bir anlaşma ise ve 9000
sayfasını bilmediğimiz bir anlaşma değilse tabii ki
bunu referanduma koyacağız. Tutumumuz, Annan Planından farklı
olacaktır diye konuştu.
UBP, çözüme karşı değil, ama
yaşayabilir bir anlaşmadan yanadır diyen Eroğlu,
Cumhurbaşkanı Talatın bizimle diyalog içinde olduğu sürece
kendisini destekleriz. Anayasanın kendisine yüklediği sorumluluklar
vardır bunun bilincinde olması lazımdır dedi.
Soyerden, Hristofyasın CTP ile yaptığı
anlaşmaya açıklık getirmesini de isteyen Eroğlu, çözümün
iki eşit taraf arasında olması halinde kalıcı ve uzun
süreli olabileceği görüşünü dile getirerek, ABD Başkanı Barack
Obamanın Türkiye ziyareti sırasında sadece çözüme destek verip,
iki taraf arasındaki dengesizliğin kaldırılmasına
destek verme yönünde bir açıklama yapmamasını eleştirdi.
Soyerin serbest bölgeyle ilgili eleştirilerine de yanıt veren UBP
lideri, 1986da hükümette oldukları dönemde serbest bölgeyi hayata
geçirmek istediklerini ancak o zamanki hükümet ortaklarının bunu
kabul etmediğini ifade etti.
Türkiyede ve çeşitli Avrupa ülkelerinde serbest bölge
olduğuna işaret eden Eroğlu, Serbest bölge, ABye girinceye
kadar ve hatta ABye girdikten sonra da uygulanabilir. İktidara geldiğimizde
bu konuda çalışmalar yapacağız ve Serbest Bölge
Yasasını hazırlayacağız dedi.
Soyer: 1990da neden uygulamaya koymadınız?
CTP Genel
Başkanı ve Başbakan Soyer, serbest bölge konusunda
Eroğluna eleştirisini sürdürerek, Neden 1990da muhalefetin
olmadığı ve 45 milletvekili ile mecliste bulunduğunuz
dönemde serbest bölgeyi uygulamaya geçirmediniz diye sordu.
Eroğlunun mili gelirin 7 bin dolar olduğu yönündeki
iddiasına yanıt veren Soyer, KKTCde kişi başına
düşen milli gelirin 14 bin dolar olduğunun TÜSİAD ve Dünya
Bankası raporunda da yer aldığına ve Türkiye
Başbakanınca da ifade edildiğine işaret ederek, milli
gelirin göreceli bir kavram olmadığını vurguladı.
Eroğlunun aksine Soyer, Obamanın Türkiyedeki
ziyaretinde hem Kıbrıs hem de Türkiye ile ilgili
açıklamalarını memnuniyetle
karşıladığını ifade ederek, ABD
Dışişleri Bakanı Hillary Clintonun kısa bir süre önce
Türkiyeye ziyareti sırasında Kıbrıslı Türklere
yönelik izolasyonların kaldırılması gerektiği
yönündeki açıklamasını hatırlattı.
Eroğlunun AKEL ve CTPnin yaptığı ilke
anlaşmasıyla ilgili sorusuna da yanıt veren Soyer, Biz, AKEL ve
lideri ile iki bölgeli iki toplumlu federal bir çözüm için ilke
anlaşmaları yaptık. Ama bunlara uymadığı için
kendilerini kınıyorum dedi. Soyer, Eroğlunun
Hristofyasın müttefiki olduğunu, ikisinin de referandumda
hayır dediğini, kendi partisinin ve Anastasiadisin partisinin ise
evet dediğini hatırlattı.
Seçimlere müdahale yok
Bir siyasi partinin temsilcilerinin, son
zamanlarda Türkiye bizi destekliyor ve Türkiyeden adamlar geldi
dediğinin hatırlatılarak, bu seçimlerde gerek Türkiyeden
gerekse başka bir yerden dış müdahale bekleyip
beklemediğinin sorulması üzerine UBP Genel Başkanı
Derviş Eroğlu, Ben müdahale beklemiyorum ve müdahalenin de
doğru olmadığını düşünüyorum dedi.
Aynı soruya muhatap olan CTP Genel Başkanı,
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise şöyle konuştu:
2003ten beri, referandumu, yerel seçimleri ve
cumhurbaşkanlığı seçimlerini yaptık. Sözünü
ettiğim seçimlerde ilk kez Türkiye, tüm siyasi renklere eşit
davrandı. Bugün de böyledir. Türkiyede aynı hükümet iş
başındadır. 2004teki referandumda da aynı hükümetti,
2005te de, cumhurbaşkanlığı ve yerel seçimlerde de...
Hiçbir şekilde müdahale yapılmamıştır ve şimdi de
yoktur. En önemli örneği vereyim: Sayın Cemil Çiçek geldi memlekete
ve kendisiyle konuştuk. Seçim kampanyası var, seçim yasakları
var diye ben başbakan olarak kendisini karşılamaya gitmedim.
KIBRIS 09/04/09
Christofias to address Arab League
By Elias Hazou
PRESIDENT Demetris
Christofias has said he has accepted an invitation extended to him by Amr
Moussa, the general-secretary of the Arab League, to address a conference of
the organisation.
Christofias, on an official visit to Egypt, meanwhile announced that Cyprus
would accredit an ambassador to the Arab League.
''Cyprus has very close relations with the Arab League and despite the fact
that we are members of the EU, we will accredit an Ambassador to the League,
he said.
The Arab League, he went on, is ''an organisation which adopts positions of
principle, since it supports the implementation of the UN resolutions for
Cyprus, the termination of foreign intervention and occupation.
Christofias expressed gratitude for the Arab Leagues positions on Cyprus and
said that Cyprus supports the implementation of the UN resolutions on the
Palestinian issue, that would lead to the creation of a Palestinian state next
to the state of Israel.
For his part, the Arab League chief said that during the meeting he was briefed
by President Christofias on developments in the Cyprus question and that he
updated the Cypriot President on the Middle East developments.
Later in the day, President Christofias headed on to Alexandria, where tomorrow
he will meet with the Patriarch of Alexandria and All Africa Theodoros II.
Today, the Patriarch will decorate President Christofias with the Cross of
Evangelist Markos, the highest honorary distinction.
The President, who is escorted by ministers, senior government officials and a
Chamber of Commerce delegation, has already met with Egypts leader Hosni
Mubarak and Prime Minister Ahmed Nazif.
CYPRUS MAIL 09/04/09
Cypriots hopeful about a solution
By Stefanos Evripidou
A
RECENT survey revealed that both Greek and Turkish Cypriots may be pessimistic
about a Cyprus solution yet both communities remain hopeful that the two
leaders can reach a mutually acceptable solution.
According to a study presented yesterday by the Brussels-based think tank, the
Centre for European Policy Studies (CEPS), 56 per cent of Greek Cypriots and 61
per cent of Turkish Cypriots are pessimistic about the direct talks ongoing
between the two community leaders.
However, the study revealed that 64 per cent of Greek Cypriots and 65 per cent
of Turkish Cypriots expressed hope that the two leaders reach a mutually
acceptable solution.
The poll, conducted in partnership with local researchers in January and
February of this year, involved 1,000 respondents on the island.
According to the poll, 80 per cent of Greek Cypriots want a unified state with
a central government, while 71 per cent of Turkish Cypriots are in favour of
two separate states with international recognition.
A solution entailing a bizonal, bicommunal federation gets 44 per cent of the
Greek Cypriot vote and 49 per cent of the Turkish Cypriot vote.
Only ten per cent of Greek Cypriots, compared to 33 per cent of Turkish
Cypriots, wish to see the continuation of the status quo.
A federal solution with two sovereign states is preferred by nine per cent of
Greek Cypriots and 39 per cent of Turkish Cypriots.
Asked what they would vote in a new referendum, assuming the talks end in
agreement, 19 per cent of Greek Cypriots and 30 per cent of Turkish Cypriots
said they would certainly vote YES, while 25 per cent of Greek Cypriots and 29
per cent of Turkish Cypriots would certainly vote NO.
The swing vote remains substantial with 44 per cent of Greek Cypriots and 21
per cent of Turkish Cypriots stating they are undecided as to which way theyll
vote.
Among the Greek Cypriot community, 24 per cent of DISY supporters would
certainly vote YES, as would 21 per cent of AKEL voters, 19 per cent of DIKO
voters and 16 per cent of EDEK voters.
Among the Turkish Cypriot community, 61 per cent of the Republican Turkish
Party would certainly vote YES, as would 46 per cent of the Communal Democracy
Party, 11 per cent of the Democratic Party and 16 per cent of the National
Unity Party.
CYPRUS MAIL 09/04/09
Enquiry sought in to Denktashs
Ergenekon ties
By Simon Bahceli
FORMER Turkish Cypriot
leader Rauf Denktash and his once-prime minister Dervish Eroglu are to become
subjects of an enquiry into whether the two have links with the
ultra-nationalist Ergenekon group currently under investigation in Turkey.
The Ergenekon trial is shaking Turkey by the roots as military generals,
academics, businessmen, security officials and journalists stand accused of
plotting to overthrow the ruling Justice and Development Party (AKP) government.
Their plot, accusers say, was to involve false flag operations that would
have led to civil unrest and culminate in a military takeover. Over 100 have so
far been arrested and detained since the enquiry began last summer.
The request for the enquiry was filed by current prime minister of the north
Ferdi Sabit Soyer to the norths chief prosecutor after sections of the bill
of indictment to be presented against Ergenekon suspects in the Turkish courts
were published in a Turkish Cypriot newspaper. Soyers spokesman Ahmet
Muratoglu yesterday said, There are claims about former president Rauf
Denktash and leader of the National Unity Party Dervish Eroglu in the bill of
indictment prepared by against suspects in the Ergenekon trial in Turkey. He added
that the claims had been read by Soyer in the press.
The leaked prosecution report included documents allegedly belonging to chief
of the Turkish Metal Workers Union Mustafa Ozbek who has been under arrest in
Turkey as a suspected Ergenekon member since January. The documents and taped
telephone conversations appeared to suggest that Ozbek and the Ergenekon
organisation had in 1998 sought to topple Denktash by setting up cells to
frighten off his backers. The documents also seemed to suggest that opposition
parties were infiltrated with the aim of weakening them.
Reacting to the request for an enquiry Denktash yesterday told the press he was
not taking this seriously.
Last night Mr Soyer said he had a leaked report that in the 1998 election Mustafa
Ozbek and organisations related to him spent a lot of money trying to oust me.
Even though I was re-elected [in 1998], the next day he says he is going to
present the case to the prosecutor, Denktash said, adding, This doesnt work
against me; its covers me because Ergenekon was trying to get me out.
Denktash said he believed the motivation behind the enquiry was to influence
the outcome of the April 19 election in the north where Eroglus National Unity
Party (UBP) is leading in the polls.
It is interesting that this comes on the eve of the election, the former
leader said.
However, Soyers spokesman denied there was political motivation behind the
call for the enquiry.
The timing has nothing to do with the election; it has to do with the fact
that the evidence emerged just two or three days ago, he told the Cyprus Mail.
He added that public interest and the seriousness of the allegations made an
enquiry vital.
The spokesman also said the enquiry would not affect Eroglus ability to stand
in the coming weeks election as leader of party.
He is innocent until found guilty, he said, but added that legal proceedings
against one or both of them would be instigated if evidence of wrongdoing were
uncovered.
In a programme on Turkish Cypriot TV on Tuesday night Denktash told
interviewers he was aware there had been efforts to topple him and that Mustafa
Ozbek was involved in these. But on whether he himself was a member of the
underground organisation Denktash said, Am I in Ergenekon, or am I not? I
dont know either.
CYPRUS MAIL 09/04/09
Both communities pessimistic over
solution prospects
By Stefanos Evripidou
A
RECENT survey revealed that both Greek and Turkish Cypriots may be pessimistic
about a Cyprus solution yet both communities remain hopeful that the two
leaders reach a mutually acceptable solution.
According to a study presented yesterday by the Brussels-based think tank, the
Centre for European Policy Studies (CEPS), 56 per cent of Greek Cypriots and 61
per cent of Turkish Cypriots are pessimistic about the direct talks ongoing
between the two community leaders.
However, the study revealed that 64 per cent of Greek Cypriots and 65 per cent
of Turkish Cypriots expressed hope that the two leaders reach a mutually
acceptable solution.
The poll, conducted in partnership with local researchers in January and
February of this year, involved 1,000 respondents on the island.
According to the poll, 80 per cent of Greek Cypriots want a unified state with
a central government, while 71 per cent of Turkish Cypriots are in favour of
two separate states with international recognition.
A solution entailing a bizonal, bicommunal federation gets 44 per cent of the
Greek Cypriot vote and 49 per cent of the Turkish Cypriot vote.
Only ten per cent of Greek Cypriots, compared to 33 per cent of Turkish
Cypriots, wish to see the continuation of the status quo.
A federal solution with two sovereign states is preferred by nine per cent of
Greek Cypriots and 39 per cent of Turkish Cypriots.
Asked what they would vote in a new referendum, assuming the talks end in
agreement, 19 per cent of Greek Cypriots and 30 per cent of Turkish Cypriots
said they would certainly vote YES, while 25 per cent of Greek Cypriots and 29
per cent of Turkish Cypriots would certainly vote NO.
The swing vote remains substantial with 44 per cent of Greek Cypriots and 21
per cent of Turkish Cypriots stating they are undecided as to which way theyll
vote.
Among the Greek Cypriot community, 24 per cent of DISY supporters would
certainly vote YES, as would 21 per cent of AKEL voters, 19 per cent of DIKO
voters and 16 per cent of EDEK voters.
Among the Turkish Cypriot community, 61 per cent of the Republican Turkish
Party would certainly vote YES, as would 46 per cent of the Communal Democracy
Party, 11 per cent of the Democratic Party and 16 per cent of the National
Unity Party.
CYPRUS MAIL 09/04/09
10
Nisan. 2009 Cuma
LEFKOŞA - Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin eski Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, 1981 seçimlerinde CIA tarafından tehdit edildiğini
açıkladı.
Ergenekon
davasının tutuklu sanığı Türk Metal
Sendikası'nın eski başkanı Mustafa Özbek'in evinde bulunan
rapor, adada eski defterlerin açılmasına yol açtı.
Kıbrıs'ta
farklı çevrelerin seçimlere müdahale ettiğini anlatan Denktaş,
kendisinin de 1981'de bir CIA ajanından, "uzlaşmaz"
görüldüğü için ölüm tehdidi aldığını belirtti.
Eski
cumhurbaşkanı, "Durumu derhal Türkiye'ye bildirdim, onlar da
arkamızda durdu" dedi.
Rauf Denktaş,
Başbakan Soyer'in başsavcılığa ilettiği raporun
hiçbir kıymeti olmadığını da yineledi. Denktaş,
bunu, 19 Nisan'da yapılacak seçimi etkilemeye yönelik bir girişim
olarak görüyor.
Raporda, 1998 seçiminde,
"üst kurul" adı verilen bir yapının, Denktaş
karşısında Derviş Eroğlu'nun desteklenmesi için
faaliyet yürüttüğü iddia ediliyor.
ntvmsnbc ve Ajanslar
10
Nisan. 2009 Cuma
LEFKOŞA - Ergenekon
davası sanığı Türk-Metal Sendikası eski
Başkanı Mustafa Özbek'in evinden çıkan ve KKTC'nin 1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Ulusal Birlik Partisi lideri
Derviş Eroğlu'nun adının geçtiği raporu, seçime
kısa süre kala açıkladığı için eleştirilen KKTC
Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, bir basın toplantısı
düzenledi.
Soyer, raporu
açıklamasını "Elime yeni geçti, her türlü riski göze alarak
bunu yaptım. Zira söz konusu olan demokrasimizdir. Kim olursa olsun, bir
darbeye doğru giden bir müdahaleyi hiçbir demokrat insanın
kabullenmesi mümkün değil" diyerek savundu.
Belgenin iki ay önce elde
ettiğinde Mecliste araştırma komitesi kurdurmuş
olacağını söyleyen Ferdi Sabit Soyer, belgede adı geçen
kişilerin de burada ifade vermiş olacağını dile
getirdi. Soyer, "Bunun seçimlerle ilişkilendirilmesini anlamam mümkün
değil" dedi.
TÜRKİYE'DEN
HERHANGİ BİR TALEP GELMEDİ
Ergenekon soruşturmasının 2. iddianamesinin ekinde
Kıbrıs'la ilgili bölümleri okuyunca müthiş iddialar
bulunduğunu gördüğünü ifade eden KKTC Başbakanı Soyer,
KKTC'de Ergenekon soruşturması açılması için Türkiye'deki
herhangi kurumdan bir talep gelmediğini belirtti.
Soyer, belgedeki
iddiaların Kıbrıs Türk halkını ilgilendirdiğini,
bunların KKTC'nin resmi makamları tarafından inceleneceğini
vurguladı.
Başsavcının
gerek gördüğü takdirde Türkiye'den ek belge isteyebileceğini anlatan
Soyer, seçim sonrası araştırma komisyonu kurulması için
önerge vereceğini açıkladı.
BOMBALAR
PATLAMIŞTI
O dönemlerde, KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu ve daha sonraki
Başbakan Mehmet Ali Talat'ın evlerinin önünde bombalar
patladığını, bunların halkın vicdanını
rahatsız ettiğini anlatan Soyer şunları söyledi:
"Bu belgelerde
bununla ilgili çok önemli hadiselerin işaretleri veriliyorsa, bu konuda
susmak, demokrat olmamak demektir. Bu konuda meseleyi herhangi bir şekilde
ellememek, Kıbrıs Türk halkının demokrasine ve
geleceğine dönük olarak işlenen cinayetlere ortak olmak demektir. Ben
buna inanıyorum. Bunun için, riski ne olursa olsun bu konuyu gündeme
getirmeye karar verdim. Bu süreç, Kıbrıs Türk halkının
demokrasisini güçlendirecek en temel süreçtir."
NE
KIBRIS ESKİ KIBRIS, NE DE TÜRKİYE
Soruları da yanıtlayan Soyer, başvuruyu yapmadan önce
Başsavcı ile görüşmediğini belirterek, ona herhangi bir
müdahalede bulunmadığını ve bulunmayacağını
ifade etti. Soyer, Başsavcı'nın resmen tehdit edildiğini de
açıkladı.
Soyer, 19 Nisan
seçimlerine de müdahale olasılığının olup
olmadığı yönündeki bir soruya karşılık,
demokratikleşmenin Türkiye ve Kıbrıs'ta en üst noktada bulunduğunu
belirterek, "Ne Kıbrıs eski Kıbrıs'tır, ne
Türkiye eski Türkiye'dir" ifadesini kullandı.
DENKTAŞ'A
YÖNELİK SUÇLAMA YOK
Soyer, başvurusunda Rauf Denktaş'la ilgili düzeltme yapıp
yapmayacağıyla ilgili bir soru üzerine, Denktaş'a yönelik
suçlama bulunmadığını ve eski
cumhurbaşkanının bunu kendisine suçlama gibi
aldığını vurguladı.
CNN TURK 10/04/09
KKTC'deki
Demokrat Parti'nin (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, Ergenekon
tartışmaları hakkında, "yıllardır
Denktaşlara karşı sürdürülen bilinçli yıpratma ve karalama
kampanyasının ardındaki gerçeklerin belgeyle
aralandığını" ifade ederek, "Belgede açıkça
vurgulanmaktadır ki, bu ülke üzerinde emelleri olanların
Denktaşları oyunlarına alet edemeyecekleri kesindir" dedi.
Denktaş, parti genel merkezinde düzenlediği basın
toplantısında, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in Türkiye'deki
Ergenekon iddianamesinde yer alan iddialar için Başsavcılıktan
soruşturma talebinde bulunmasına ilişkin açıklamalarda
bulundu.
"Kirli oyunları sahneye koymak üzere seçilen oyuncunun kim
olduğunun da açık bir şekilde ortaya
çıktığını" kaydeden Denktaş, "DP'nin
saklayacak, gizleyecek, karanlık hiçbir şeyi olmadığını"
belirtti; "Siyaset yapmaktaki tek hedefimiz, Kıbrıs Türk
halkının çıkarlarını her şeyin üzerinde tutmak
olmuştur" dedi.
"Bugün Ergenekon'la ilgili ortaya çıkan belge konusunda
basının karşısına son kez çıkıyorum"
diyen Denktaş, "ortaya çıkan belgenin tarihsel
akışına bakıldığında, o yıllarda
yaşanan birçok olayı aydınlatması açısından dikkate
değer bulduğunu" söyledi.
DP olarak her dönemde müdahalelerin karşısında
olduklarını ve siyaset yapmaktaki tek hedeflerinin Kıbrıs
Türk halkının çıkarlarını her şeyin üzerinde
tutmak olduğunu ifade eden Denktaş, bundan asla taviz vermediklerini
ve bundan sonra da vermeyeceklerini kaydetti.
"Denktaş adı engel olarak görülüyor"
"Yıllardır Denktaşlara karşı sürdürülen bilinçli
yıpratma ve karalama kampanyasının ardındaki gerçek
sanırım bu belgeyle aralanmış oldu" diyen
Denktaş, bugüne kadar "Denktaş" isminin Kıbrıs
Türk halkının bağımsızlık ve varoluş
mücadelesiyle birlikte anıldığını belirtti.
Ancak zaman içinde bazı kesimlerin, "ülke üzerindeki kirli
hedeflerine ulaşmada Denktaş adını bir engel olarak
gördüğünü" kaydeden DP Genel Başkanı, "Bulunan 'piyonlar'
vatandaşları kullandı ve kendi kişisel hedeflerine
ulaşmada bu entrika içinde yer aldı" diye konuştu.
Serdar Denktaş, "Belgede açıkça vurgulanmaktadır ki, bu
ülke üzerinde emelleri olanların Denktaşları oyunlarına
alet edemeyecekleri kesindir. Bu amaçlarına ulaşmak için
yaptıkları kirli oyunlar, bu oyunları sahneye koymak üzere
seçtikleri oyuncunun kim olduğu da açık bir şekilde ortaya
çıkmış bulunmaktadır. Bu tezgahın orasından
burasından, her düzeyde parçası olanlar ne vicdanlarda ne de
akıllarda hiçbir zaman aklanamayacaklardır. Halkımızın
sağduyusu bunu görmeye muktedirdir. Bu noktadan sonra işin takip
edileceği merci yargı olmalıdır. Seçim sonrasında biz
Demokrat Parti olarak konunun meclis gündemine de alınıp gerçeklerin
ortaya çıkarılması için üzerimize düşeni
yapacağımızın sözünü bugünden veriyoruz. Demokrat Parti'nin
saklayacak, gizleyecek, karanlık hiçbir şeyi yoktur" dedi.
Raporda en çok üzüldüğü bölüm
DP Genel Başkanı Denktaş, belgeyi başından sonuna
okuduğunu, bunun bir iddianame değil, bir sanığın
belgeleri arasında bulunmuş bir raporlar dizisi olduğunu ifade
etti.
Denktaş, bu belgelerin devletle ilgisi ve ilişkisi
olmadığı inancında olduğunu, ancak bu belgeler
içerisinde kendisini en çok üzen kısmının, kendilerine
milliyetçi diyen kişilerin, "Serdar Denktaş'a verilecek
desteğin Türkiye'deki çete olayına destekten farksız
olmadığını" söylemesi olduğunu aktardı.
Bu sözü söyleyenlerin kendisinin "Kıbrıs Türk
milliyetçiliği" söylemlerinden yola çıkarak bu noktaya
vardıkları görüşünü dile getiren Denktaş, bu söylemin Türk
milliyetçiliğine karşı değil, bu devletin
insanlarının bir mihenk taşı etrafında
toparlanabilmesi için ortaya konmuş bir görüş olduğunu ve asla
bunun arkasından geri çekilmeyeceğini söyledi.
Denktaş, bu görüşü bir terör örgütüyle
bağdaştıranların kendisini
tanımadığını veya kötü emellere sahip
olduklarını belirterek, "Biri beni Kıbrıs Türk
halkının geleceğine bir tehdit oluşturmakta olduğuma
ve Türkiye'nin menfaatlerine aykırı olduğuna ikna ederse,
siyasetten çekilirim ve ağzımı açmam" diye konuştu.
Serdar Denktaş, bu açıklamasının ardından konuyu
seçimlerin yapılacağı 19 Nisan'a kadar
kapattığını da belirtti. Denktaş, seçimlerin
ardından bu belgelerin araştırılmasını ve
kendisinin de karanlık ilişkileri neyse ortaya çıkarılmasını
istedi.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas ile Güven Artırıcı Önlemler üzerinde
uzlaştıklarını, buna göre ambulansların karşılıklı
geçişlerinin kolaylaştırılacağını, kültürel
mirasın korunması ve su tasarrufu projesinin hayata
geçirileceğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas ile görüşmesinin ardından
Cumhurbaşkanlığına döşününde yaptığı
açıklamada, müzakerelerde "Avrupa Birliği
konularının" tamamlandığını ve gelecek hafta
çarşamba günü "Ekonomi" başlığına
geçileceğini kaydetti.
AB konularında ilerleme kaydedilerek konunun
kapatıldığını, az sayıda farklılıklar
ve anlaşmazlıklar bulunduğunu ifade eden Talat, temsilcilerin bu
konular üzerinde konuşacaklarını söyledi.
Daha önce teknik komitelerin ele aldığı dört konuda yeniden
teyit yapıldığını açıklayan Talat,
ambulansların geçişi konusunda var olan pürüzlerin ortadan
kaldırıldığını, çevrede su tasarrufuna
ilişkin BM Kalkınma Programının (UNDP) desteklediği
projelerin yürütülmesiyle ilgili nihai sonuca
varıldığını, kültürel miras danışma
konseyinin kurulması ve faaliyetleriyle suç ve suça ilişkin konularda
bilgi değişimine ilişkin konuların
sonuçlandırıldığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, özellikle suç ve suça ilişkin konularda
bilgi paylaşımını sağlayacak bir ofisin
kurulmasının, her iki tarafın da bir suçlu
sığınağı olarak kullanılmasını
engelleyeceği için önemsediğini vurguladı.
Talat, ekonomi konusunda da temsilcilerin yapacağı
çalışmalarla kısa zamanda önemli ölçüde yakınlaşma
sağlanacağı umudunu dile getirdi.
"Baş başa görüşme sırasında Rum lideri Hristofyas
ile birlikte neden bahçede dolaşmaya çıktığı"
sorusuna Talat, "Biz baş başa görüşmemizi tamamlayıp
salona döndüğümüzde ekiplerimizin AB konularıyla ilgili
ayrıntıları görüştüğünü gördük, hem teknik
konulardı, hem de AB ile ilgili daha önce başlamış ve
tartıştıkları konulardı. Onlara biraz zaman verebilmek
için çıkıp biraz ayrellilere, hosteslere baktık, bir tur
attık ve zaten biz dönene kadar onlar da bitirmişti"
karşılığını verdi.
"Suç ve suça ilişkin konularda anlaşıldı. Bu, bundan
sonra sorun çıkmayacağı anlamına gelir mi?" sorusuna
karşılık, Talat, "Anlaşmaya varılan konu
şudur: Bir ofis olacak, bu ofis 24 saat görevli olacak. Görevliler suç ve
suça ilişkin konularda bilgi paylaşımı yürütecekler, bu
tabii çok önemli bir aşamadır. Her iki tarafı da bir suçlu
sığınağı olarak kullanan kişiler artık bunu
yapamayacak diye umuyoruz... 1963'ten beri gelişmiş ilk ve önemli
işbirliği konusudur bu konu. Ben buna çok önem veriyorum. Bunu siyasi
bir kılıfa büründürmeyeceğiz, başka maksatlarla kendi
siyasi duruşumuzu güçlendirmek için kullanmayacağız... Bundan
çok umutluyum, eğer bunu başarabilirsek örnek bir
işbirliği gerçekleştirmiş olacağız diye
düşünüyorum" dedi.
Talat, süreç içinde yeni zorluklar çıkmaması umudunu da dile getirdi.
İki lider, 15 Nisan Çarşamba günü 26. kez buluşacak.
10/04/2009 RADIKAL
DP Genel Başkanı Denktaş, Ergenekon konusunda basın toplantısı yaptı: 'Bunlar milliyetçiyse ben en komünist, en vatan haini insanım'
Ali RUHLUEL/LEFKOŞA
KKTCde Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş,
Ergenekon konusunda gelinen aşamada işin takip edileceği
mercinin yargı olması gerektiğini, ancak seçim sonrasında
parti olarak konunun Meclis gündemine de alınıp gerçeklerin ortaya
çıkarılması için üzerlerine düşeni yapacaklarını
bildirdi. DPnin saklayacak, gizleyecek, karanlık hiçbir şeyi
olmadığını belirten Denktaş, Siyaset yapmaktaki tek
hedefimiz; Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını
her şeyin üzerinde tutmak olmuştur dedi.
DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, bugün parti genel merkezinde
basın toplantısı düzenleyerek, KKTC Başbakanı Ferdi
Sabit Soyerin Türkiyedeki Ergenekon iddianamesiyle ilgili iddialar için
soruşturma talebinde bulunması konusunda açıklamalarda bulundu.
Bugün Ergenekonla ilgili ortaya çıkan belge konusunda basının
karşısına son kez çıkıyorum diyen Denktaş,
ortaya çıkan belgenin tarihsel akışına
bakıldığında o yıllarda yaşanan birçok olayı
aydınlatması açısından dikkate değer bulduğunu
söyledi. Demokrat Parti olarak her dönemde müdahalelerin karşısında
olduklarını ve siyaset yapmaktaki tek hedeflerinin Kıbrıs
Türk halkının çıkarlarını her şeyin üzerinde
tutmak olduğunu ifade eden Denktaş, bundan asla taviz vermediklerini
ve bundan sonra da vermeyeceklerini kaydetti.
Yıllardır Denktaşlar'a karşı sürdürülen bilinçli
yıpratma ve karalama kampanyasının ardındaki gerçek
sanırım bu belgeyle aralanmış oldu ifadesini de kullanan
Denktaş, bugüne kadar Denktaş isminin Kıbrıs Türk
halkının bağımsızlık ve varoluş
mücadelesiyle birlikte anıldığını belirtti. Ancak
zaman içinde bazı kesimlerin ülke üzerindeki kirli hedeflerine
ulaşmada Denktaş adını bir engel olarak gördüğünü
kaydetti. Denktaş ailesinin halkın çıkarları,
varlığının korunması ve halkın güvenli bir
geleceğe gidebilmesi dışında hayatlarında başka
bir amacı olmadığını ifade eden Serdar Denktaş,
şöyle devam etti:
Belgede açıkça vurgulanmaktadır ki, bu ülke üzerinde emelleri
olanların Denktaşları oyunlarına alet edemeyecekleri
kesindir. Bu amaçlarına ulaşmak için yaptıkları kirli
oyunlar, bu oyunları sahneye koymak üzere seçtikleri oyuncunun kim
olduğu da açık bir şekilde ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Bu tezgahın orasından burasından her düzeyde parçası
olanlar ne vicdanlarda ne de akıllarda hiçbir zaman
aklanamayacaklardır. Halkımızın sağduyusu bunu görmeye
muktedirdir. Bu noktadan sonra işin takip edileceği merci yargı
olmalıdır. Seçim sonrasında biz Demokrat Parti olarak konunun
meclis gündemine de alınıp gerçeklerin ortaya
çıkarılması için üzerimize düşeni
yapacağımızın sözünü bugünden veriyoruz. Demokrat Partinin
saklayacak, gizleyecek, karanlık hiçbir şeyi yoktur. Önümüzde bütün
siyasi partiler için halkımızın geleceğini belirleyecek bir
seçim durmaktadır. Bu noktada tüm siyasi partilerin amacı belgeyle
ilgili spekülasyonların arkasına saklanarak halkımızın
kafasını bulandırmak değil, onlara içinde bulunduğumuz
bu kapandan çıkış yolunu gösterecek plan ve projeleri aktarmak
olmalıdır. Biz şu andan itibaren tekrar halımıza
layık olduğu yaşam şeklini sunmak için
hazırladığımız plan ve projeleri anlatmaya devam edeceğiz.
Halkımızın sağduyusuna güveniyoruz. Kimsenin bu halk
üzerinde kirli oyunlar oynamasına izin vermeyeceğiz.
DP Genel Başkanı Denktaş, belgeyi başından sonuna
okuduğunu, bunun bir iddianame değil bir sanığın
belgeleri arasında bulunmuş bir raporlar dizisi olduğunu ifade
ederek, bunu yazanların milliyetçi olduğunu söyleyen insanlar
olduğunu kaydetti. Denktaş, bu belgelerin devletle ilgisi ve
ilişkisi olmadığı inancında olduğunu, ancak bu
belgeler içerisinde kendisini en çok üzen kısmının, belgede yer
alan ve kendisine milliyetçi diyen kişilerin, Serdar Denktaş'a
verilecek desteğin Türkiye'deki çete olayına destekten farksız
olmadığını söylediklerini ifade etti. Bu sözü
söyleyenlerin kendisinin Kıbrıs Türk milliyetçiliği
söylemlerinden yola çıkarak bu noktaya vardıkları görüşünü
dile getiren Denktaş, bu söylemin Türk milliyetçiliğine
karşı değil, bu devletin insanlarının bir mihenk
taşı etrafında toparlanabilmesi için ortaya konmuş bir
görüş olduğunu ve asla bunun arkasından geri
çekilmeyeceğini söyledi. Denktaş, bu görüşü bir terör örgütüyle
bağdaştıranların kendisini tanımadığını
veya kötü emellere sahip olduklarını belirterek, Biri beni
Kıbrıs Türk halkının geleceğine bir tehdit
oluşturmakta olduğuma ve Türkiyenin menfaatlerine aykırı
olduğuma ikna ederse siyasetten çekilirim ve ağzımı açmam
ifadelerini kullandı. Serdar Denktaş, bu açıklamasının
ardından bu konuyu 19 Nisana kadar kapattığını da
belirtti.
Konuşmasının ardından basın mensuplarının
sorularını yanıtlayan Denktaş, Türkiyedeki Ergenekon
iddianamesinde kendisiyle ilgili yer aldığı savunulan
konuşmaların doğru olmadığını ifade etti.
Denktaş, seçimlerin ardından bu belgelerin
araştırılmasını ve kendisinin de karanlık
ilişkileri neyse ortaya çıkarılmasını istedi. Serdar
Denktaş, belgelerde yer alan iddialara da atıfta bulunarak, Bunlar
eğer suçsa ben suçlunun en üst seviyesindeyim; bunu yazanlar milliyetçiyse
ben dünyanın en komünist, en vatan haini insanım... Kaç zamandır
Ergenekoncu Ergenekoncu diye hakkımızda bir şeyler söylenir,
yarın Allah bilir Ergenekonun kurucusu diye başka bir belge
çıkar adımıza diye ekledi.(dha)
10/04/2009 RADIKAL
Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan ya da tutuklanan bazı isimler arasında KKTC vatandaşlığı süren isimler var
İşte İçişleri Bakanlığı kaynaklarına
göre KKTC vatandaşı olanlar...
Mustafa Özbek: Eski Türk Metal Sendikası Başkanı. Ergenekon
soruşturması kapsamında tutuklu. KKTC vatandaşı.
Sinan Aygün: Ankara Ticaret Odası Başkanı. Ergenekon davası
sanığı. KKTC vatandaşı oldu. Daha sonra yüksek mahkeme
kararıyla vatandaşlığı iptal edildi.
Semih Tufan Gülaltay: Ergenekon davası sanığı. Akın
Birdal'a suikasttan hüküm giymişti. KKTC vatandaşlığı
iptal edildi.
Muzaffer Tekin: Eski yüzbaşı. Ergenekon sanığı. O da
KKTC vatandaşı.
Mecit Hazır: 26 Mart 1997'de KKTC vatandaşı oldu. Türk Metal
Sendikası yöneticisi. Ergenekon'dan gözaltına alınıp
serbest bırakılmıştı.
Pevrul Kavlak: 16. 10. 2002'de KKTC vatandaşı oldu. Mustafa Özbek'in
genel başkanlığa aday gösterdiği Kavlak Ergenekon'dan
gözaltına alınıp serbest bırakılmıştı.
Süleyman Erdinç: 18.10.2002'de KKTC vatandaşı oldu. O da
Ergenekon'dan gözaltına alınıp serbest bırakıldı.
Şok itiraf!
TÜRKİYE ARKAMIZDA DURDU
KIBRIS TVde Son
Durum programına katılarak, KKTCdeki seçimlere yönelik müdahaleler
konusunda şok açıklamalarda bulunan I. Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, 1981 seçimlerini ima ederek, Amerikan İstihbarat Örgütü CIA
ajanı tarafından ölümle tehdit edildiğini söyledi. Denktaş
Durumu derhal Türkiyedeki yönetime bildirdim ve onlar da arkamızda
durdu. Zaten dava Türkiyesiz yürütülemez dedi.
l MÜDAHALELELER DEVAM EDİYOR
Genel Yayın
Yönetmenimiz Reşat Akarın sorularını yanıtlarken, CIA
tehdidinin gerçekleştiği dönemde, Kıbrıs konusunda yine
şahin olarak addedildiğini anlatan Denktaş, Kliridis
barışçıl, ben ise uzlaşmaz gösteriliyordum. Onların
Kıbrıs hükümeti dedikleri eli kanlı yönetimi kabul etmiyoruz
diye ekarte edilmek istendim. Bugün yabancıların müdahaleleri yok mu?
İngiliz Yüksek Komiseri ve Amerikan büyükelçilerinin söyledikleri müdahale
değil mi? diye sordu
Eski Cumhurbaşkanı Rauf Raif
Denktaş, yaptığı şok itirafta, 1981 seçimlerini ima
ederek, CIA ajanları tarafından ölümle tehdit edildiğini
açıkladı. Denktaş bu şok itirafını, dün KIBRIS
TVde KIBRIS Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Reşat Akarın
hazırlayıp sunduğu Son Durum programında yaptı.
1981 seçimlerinde bir CIA ajanından ölüm tehdidi
aldığını açıklayan Denktaş, konuyu Türkiye
makamlarına ilettiğini de söyleyen Denktaş Türkiye
arkamızda durdu ve devam ettik dedi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyerin ortaya attığı,
Ergenekonla ilgisi olduğu iddia edilen belge konusuna da değinen
Rauf Denktaş, söz konusu belgenin gerçekle alakası
olmadığını ifade ederek, bunu, seçimlere müdahale olarak
nitelendirdi.
Kendisine henüz polis ya da başka bir merci tarafından
soruşturma yapılmadığını ifade eden Denktaş,
Bu belgenin hikayeden başka bir kıymeti yok. Hukuki olarak da
bakıldığında suçlanacak, bir şey yok dedi.
İçerisinde beni suçlayan bir şey yok
Suçlamanın yayılması
sonrasında, Türkiye medyasının sorularına muhatap
olduğunu ifade eden Denktaş Sayın Soyeri aradım ve bu
rapor denilen şeyin ben de var olduğunu söyledim dedi.
Raporun içerisinde kendisini suçlayan bir şeyin
bulunmadığına vurgu yapan eski cumhurbaşkanı
Denktaş, O halde niye beni de suçlar şekilde savcıya müracaat
ettin diye sordum. Kendisi de dedi ki, ortada bir yanılgı
olduğunu ve raporu okuduğu zaman, bana karşı yapılan
muameleden üzüldüğünü belirtti. Esasen Eroğlu aleyhine araştırma
yapılması için yazı yazdım diye konuştu.
Belgenin, Başsavcının kâle alabileceği
bir belge olmadığını söyleyen Denktaş, sözlerini
şöyle sürdürdü:
Sabah gazetesinde çıkan bir yazıda, İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığı yetkililerinden alınan
bilgiye göre, KKTCde başlatılan soruşturmanın ki böyle bir
soruşturma başlatılmış değil, yanlış
olduğunu söylüyor. Haberde, başlatılan soruşturmanın
Ergenekon soruşturması ile alakası yoktur. Bunlar kulaktan duyma
şeylerle, seçime on kala yapılmış müdahaledir. Kim ne derse
desin. Bu resmi bir müdahaledir. Yine, rüşvet sözleriyle anılan bir
küçük parti, köy köy dolaşarak AKPnin arkalarında olduğunu ve
kendilerini desteklediğini söylüyor. AKPden de bu konuda ses
çıkmıyor. Bunlar kabul edilemez müdahalelerdir.
Hikayeden başka bir şey değil
Kendisine henüz polis ya da başka
bir merci tarafından soruşturma
yapılmadığını ifade eden Rauf Raif Denktaş, Bu
belgenin hikayeden başka bir kıymeti yok. Hukuki olarak da
bakıldığında suçlanacak, bir şey yok dedi.
Dönemin Türkiye Başbakanı Mesut Yılmazın
partisi ANAP ile UBP arasında kardeşlik ilan edildiğini
hatırlatan Denktaş, Eroğlu, o kardeşliğe dayanarak,
Yılmazın kulağını Serdar aleyhine doldurdu. Onun
üzerine bir operasyon yapıldı ve paralar gönderildi. Zaten biz,
ANAPın UBPyi Serdara karşı desteklediğini biliyorduk
diye konuştu.
Söz konusu raporun Ergenekon davasıyla ilgili bir belge
olması durumunda, medyaya sızdırılmasının bir suç
olduğunun altını çizen Denktaş, Bu doğrudan
doğruya basın yoluyla müdahale edilmesi için verilen bir belgedir
diye konuştu.
CIA ajanı ölümle tehdit etti
Bir soru üzerine Rauf Raif
Denktaş, 1981deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CIA
ajanları tarafından ölüm tehdidi aldığını şu
sözlerle açıkladı:
Ben o dönemlerde Kıbrıs konusunda yine, şahin
olarak addediliyordum. Kleridis barışçıl, ben ise uzlaşmaz
gösteriliyordum. Onların Kıbrıs hükümeti dedikleri eli
kanlı yönetimi kabul etmiyoruz diye ekarte edilmek istendim. Bugün
yabancıların müdahaleleri yok mu? İngiliz Yüksek Komiseri ve
Amerikan büyükelçilerinin söyledikleri müdahale değil mi? Ya ABDnin
dağıttığı otuz milyon dolar? Bunları
unutmayalım. Bunlara müdahale demeyenler, Türkiyenin müdahalesi
olduğunda ayağa kalkıyorlar ve bağırıyorlardı.
Bu rapora baktığınızda yazanların Türkçeleri bile
doğru değil. Bize Kıbrıs içerisinde yapılan bazı
işler konusunda öyle bir ihbarlar geliyor ki, bunların ciddi
olduğunu görünce yetkililere bildirirdim. CIA ajanının da ölüm
mektubunu Türkiyeye bildirdim ve Türkiye de arkamızda durdu.
ABDli senatörler de baskı kurdu
Türkiye eski
cumhurbaşkanlarından Turgut Özal döneminde, ABDli senatörlerin
kendisine baskı yaptığına da dikkat çeken Rauf Raif
Denktaş, Bize Rumların istediği şekildeki bir çözüme imza
atmamız konusunda baskı yaptılar, ayrı devlet ve egemenlik
istememek gibi. Denktaş ile olmaz söylemini en son AKP kabul etti.
Halkın iradesi benim istediğimin dışında
çıkınca, Türkiye hükümeti de bunu benimseyince, benim tekrardan
seçime girmem anlamsızdı. Bizleri, Papadopulosun hayırı
kurtardı. Sayın Gülün de dediği gibi, Rumlar evet deseydi, Türk
askeri adada kalmayacaktı. Türk askerinin kalmadığını
düşündüğüm zaman benim uykularım kaçıyor. Biz
kalıcı uzlaşma istediğimizden dolayı tüm bu konular
üzerinde diretiyoruz. Rumun yırtıp atamayacağı bir
anlaşma olması lazım. Coğrafyaya dayalı olması ve
egemen olmamız gerekiyor diye konuştu.
Konfederasyondan federasyona gidilebilir
Çözümün, coğrafi
esaslılık üzerine kurulmasının şart olduğunu
vurgulayan eski cumhurbaşkanı Denktaş, çözüm şeklinin
konfederasyon olmasını, bunun da zaman içerisinde federal çözüme
dönüştürülebileceğini kaydetti.
İlk önce Rumlar, ENOSİS hülyasından vazgeçtiler mi
vazgeçmediler mi? Bunu görmemiz lazım diyen Denktaş,
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıcanın
açıklamalarıyla, Rumun uzlaşma niyeti
olmadığının açığa
çıktığını söyledi.
Denktaş sözlerini şöyle sürdürdü:
Rumlar, uzlaşma olması durumunda, ayrı devlet ve
egemenliklerin olmayacağını ve Türkiyenin garantörlüğünün
kağıt üzerinde olacağını ve AB normlarının
olacağını söylüyorlar. Bu ne demektir? Özgürlükler esastır.
Mal mülk edinme ve yerleşim hakkı demektir. Biz bunları
kısıtlarsak AİHMe gidecekler ve bize saldıracaklar. Çünkü
AB de kalıcı deregasyonlara razı değil. Bir
anlaşmayı devlet esası üzerine oturtmanın hiçbir
sakıncası yok. Rumlar ENOSİS rüyasından vazgeçmedikleri
için bunları kabul etmiyorlar. Hristofyas da kalkıp, Makariosun
görüşlerinden vazgeçmediğini söylüyor. Papazı,
EOKAcıları memnun edici açıklamalar yapıyor. Bunları
açık açık söylüyorlar.
2003 yılında referandum öncesinde çok defa söylediniz
ama net değildi. Size kibarca Annan Planını ya kabul et ya da
emekli çık mesajı verildi mi? Sorusuna Denktaş, 40
yıllık siyaset yanlıştır. Bu mesele Denktaşın
meselesi değildir. Hayır derseniz Türkiyeyi arkanızda bulamazsınız
dendi. Bana New Yorka gitmelisin ve gerekirse masadan kalkarsın dediler.
Uğur ziyal ise, kesinlikle kalkmak yok. Türkiyenin aleyhine olur
deyince, benim orada işim bitmişti diye konuştu.
Kıbrıs sorununun Türkiyesiz çözülemeyeceğini
söyleyen Denktaş, ancak Türkiyenin her dediğine de boyun
eğilemeyeceğini belirtti.
Amerikan raporlarında, plana evet dendiği için
Kıbrıslı Türklerin ayrı egemenlik isteyemeyeceğinin
yer aldığına vurgu yapan Rauf Raif Denktaş,
Cumhurbaşkanı Talat ve Rum lider Hristofyas arasındaki
görüşmelerin de bu çizgide sürdürüldüğüne dikkat çekti.
Devletim, egemenliğim ve Türkiyenin
garantörlüğü diyen partilere dikkat
19 Nisan erken genel seçimi konusuna da
değinen Denktaş, Devletim, egemenliğim, Türkiyenin garantörlüğü
diyen partilere dikkat edilmesi lazım diye konuştu.
Oğlu Serdar Denktaşın partisi DPnin,
ayakları yerde olan bir parti olduğunu gördüğü için
desteklediğine dikkat çeken Rauf Raif Denktaş, bunun, diğer
partileri desteklemeyin anlamına gelmediğini söyledi.
Bu halkın bir devleti var diye konuşan Denktaş,
devletsiz kalacak bir halkın, öksüz kalmış zavallı bir
azınlıktan başka bir şey olamayacağını ifade
etti.
Denktaş sözlerini tamamlarken, seçime az bir süre kala,
Ergenekon ile ilgisi olduğu söylenen raporun gündeme getirilmesinin ters
tepeceğini belirterek, Keşke Soyer bu adımı
atmasaydı. Hiç gereği yok, yararı da olmayacak dedi.
KIBRIS 10/04/09
Susmam cinayet olurdu
SOMUT VERİ BEKLİYORDUM... Soyer:
Kıbrıs Türk halkının iradesini etkilemek için kesintisiz
bir gizli organizasyonun varlığı kuşkusu orta yere
çıktıktan sonra benim susmam cinayetin ta kendisiydi. Beklediğim
zaten böyle somut verilerdi
Başbakanı Ferdi Sabit Soyer,
KKTC'de "Ergenekon soruşturması" kapsamında
Başsavcılıktan soruşturma talep etmesiyle ilgili olarak,
"Kıbrıs Türk halkının iradesini etkilemek için
kesintisiz bir gizli organizasyonun varlığı kuşkusu orta
yere çıktıktan sonra benim susmam cinayetin ta kendisiydi.
Beklediğim zaten böyle somut verilerdi" dedi.
Başbakan Soyer, UBP Genel Başkanı Derviş
Eroğlunu, 2000 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde
adaylıktan neden çekildiğini açıklamaya çağırdı.
Soyer, Türkiye'deki Ergenekon soruşturması
iddianamesinde adı geçen KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş ve eski başbakanlardan, UBP Genel Başkanı
Derviş Eroğlu hakkındaki iddiaların
araştırılması için önceki gün Başsavcılıktan
soruşturma yapılması talebinde bulunmasıyla ilgili olarak
AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Türk Metal-İş Sendikası Genel Başkanı
Mustafa Özbek'in evinde yapılan en son aramada ele geçirilen belgelerin
kendisine yeni ulaştığını belirten Soyer, "Bu
belgede yazılanları okuyunca tüylerim diken diken oldu,
irkildim" dedi.
Belgelerde 1998 seçimlerine yapılan müdahalelerin çok net
şekilde açıklandığını, aynı şekilde
KKTC'deki gizli organizasyonla, 1999'da Türkiye'deki seçimlere de müdahale
edildiğinin görüldüğünü kaydeden Soyer, belgenin içeriğine
ilişkin olarak şunları söyledi:
"Bu belgelerde eski Cumhurbaşkanı Sayın Rauf
Raif Denktaş'ın telefonlarının dinlendiği, ekarte
edilmesi için çeşitli çalışmalar yapıldığı,
UBP'nin birinci parti çıkması ve 2000'deki
cumhurbaşkanlığı seçimlerini doğrudan doğruya Sayın
Eroğlu'nun kazanması çerçevesinde şekillendirilmeye
çalışıldığı... Ve öyle bir örgüt bu ki, daha
sonra Başbakan olan Sayın Mehmet Ali Talat'ın
telefonlarının dinlendiği ve buna bağlı olarak da
Sayın Talat'la ilgili istihbarat çalışmaları
yapıldığı, ekarte edildiği ifade edilmektedir. Ve hiç
kimse unutmamalıdır ki, aynı dönemde Sayın Talat'ın evinde
de bomba patlamıştır. Bütün bunlar benim bilgime geldikten
sonra, Kıbrıs Türk halkının iradesini etkilemek için
kesintisiz bir gizli organizasyonun varlığı kuşkusu orta
yere çıktıktan sonra benim susmam cinayetin ta kendisiydi.
Beklediğim zaten böyle somut verilerdi. Bu somut veriler elime
ulaştığı anda da gereğinin yapılması ve
Kıbrıs Türk demokrasisi üzerindeki bütün gölgelerin silinmesi; ve
aynı zamanda burada gözükmektedir ki, çeşitli basın
organları vasıtasıyla ve organizasyonlarla da Kıbrıs
üstünden Türkiye'ye bu anlamda etki edildiği de ortaya
çıktığına göre, bunun soruşturmasını talep
etmenin, sadece başbakan olarak değil, demokrat bir insan olarak ana
görevim olduğuna inandım ve bunu önceki gün
Başsavcılığa ilettim. Bu kadar açıktır, her
şeyin meydana çıkması gerekir, bu belgeleri okuduğunuz
zaman hayretler içinde kalırsınız."
"KKTC'yi ilgilendiren veriler"
Elindeki belgelerin internette
olmadığını ve bu bilgileri resmi makamlar
vasıtasıyla aldığını, Türkiye'deki resmi
makamlardan, "Soruşturma açın" yönünde talep
olmadığını belirten Soyer, "Kesinlikle öyle bir talep
yok, bunlar benim bilgime gelmiştir. Çünkü KKTC'yi ilgilendiren verilerdir
bunlar" dedi
Bu verilerle ilgili görevin KKTC'ye, KKTC'nin
bağımsız yargısına, savcısına ait
olduğunu ifade eden Soyer, "Bizde adalet bakanlığı
yoktur. Bizde savcılık müessesesi bağımsızdır.
Bizde yargıçlar doğrudan doğruya kendi mekanizmalarıyla
atanır. Dolayısıyla hükümetin yargıyı herhangi bir
şekilde yönlendirmesi mümkün değildir" diye konuştu.
Bundan sonra görevin savcılıkta olduğunu belirten
Soyer, Savcılığın gereken yazışmaları
yaparak, Türkiye'den daha ileri belgeler talep etme hakkına sahip
olduğunu kaydetti.
Belgedeki verilerden "hayretler içinde
kaldığını" belirten Soyer, raporun, dönemin Başbakanı
Derviş Eroğlu'na yazıldığının
görüldüğünü söyledi.
Soruşturma talebinin, doğrudan doğruya demokrasiye
ve özgür halk iradesine taraf olmak olduğunu ifade eden Soyer, "Bu,
ne Kıbrıs Türkünün, ne Türkiye'nin iradesini gizli bazı
organizasyonların etkilemesine izin verme meselesidir. Onun için bunun
açığa kavuşması gerekmektedir" dedi.
Bundan sonra sürecin nasıl olacağına ilişkin
olarak, Başsavcılığın gerekli incelemeyi
yapacağını, Türkiye'den gerekli taleplerde
bulunacağını anlatan Soyer, belgede ismi geçen yerel
organizasyonlarla ilgili savcılığın gerekli
çalışmayı yapacağını belirtti.
Denktaş ve Eroğlu'nun tepkileri
Başbakan Soyer, Rauf Denktaş
ve Derviş Eroğlu'nun soruşturma talebini "ciddiye
almadıkları ve bunu seçimlere yönelik bir girişim" olarak
gördükleri yönündeki tepkilerinin hatırlatılması üzerine, bu
tepkileri "çok komik karşıladığını"
söyledi ve şöyle devam etti:
"Çünkü seçimlere bir müdahale için yapılmış ve
Kıbrıs Türk halkının iradesini bir toplum mühendisliği
gibi dizayn etmek isteyen bir hareket varsa, bu hareket benim lehime de olsa,
başkasının lehine de olsa demokrat bir insanın buna
karşı çıkması gerekir. Çünkü bu olabilecek bir iş
değildir. Bugün de ben aynı şeyi, aynı organizasyonu
görüyorum."
Şişli Belediye Başkanı Mustafa
Sarıgül'ün, "Annan Planı döneminde UBP ve Türkiye'de
Ergenekon'dan tutuklu bir kısım insanlarla Kıbrıs'ta
yaptığı organizasyonlara" atıf yapan Soyer,
Sarıgül'ün şimdi de UBP'ye kendi reklamcılarını ve
seçim otobüsü gönderdiğini, "bunun yalnız dostlukla alakalı
bir mesele olmadığını" söyledi.
"Eroğlu, 'peşimde 41 MİT ajanı dolaşıyor'
demişti"
Derviş Eroğlu'nun
"Asıl dava açması gereken benim, bu hakkımı saklı
tutuyorum" sözleriyle ilgili olarak da Soyer, "Dava açsın, niye
açmasın ki, dava açsın. Sayın Eroğlu, bir kere çok
demokratsa 2000 seçimlerinde adaylıktan niye çekildiğini
açıklamak zorundadır" dedi.
Eroğlu'nun adaylıktan niye çekildiğini ve ne
olduğunu açıklamak durumunda olduğunu kaydeden Soyer,
"Kendisi söylemişti; 'Peşimde 41 MİT ajanı
dolaşıyor' demişti. Bununla ilgili pozisyonları gizli
tutması, bu rapordaki bağlantılardan ürktüğünü gösterir. Bu
kadar açıktır bu ve net olarak ifade ediyorum. Kendisine düşen
görev, bu tartışmalar da çıktıktan sonra, 2000'deki
adaylıktan niye çekildiğini, emekliye çıkacağı zamana
saklamaması gerekir kanısındayım. Bu hem kendisine, hem
partisine, hem Kıbrıs Türk demokrasisine yapacağı en büyük
katkıdır kanısındayım."
Soyer, bugün konuyla ilgili basın toplantısı
düzenleyeceğini de sözlerine ekledi.
KIBRIS 10/04/09
10
Nisan. 2009 Cuma NTV
KKTC'de ana muhalefet
Ulusal Birlik Partisi (UBP), Ergenekon soruşturması çerçevesinde
ortaya atılan iddialara dayanarak açıklamalarda bulunan KKTC
Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'e bir mektup göndererek, ''UBP Genel
Başkanı Derviş Eroğlu ile ilgili beyanlarını geri
çekip özür dilemeye'' çağırdı.
UBP Basın Bürosu'ndan
yapılan açıklamaya göre, Avukat Aygün Doratlı imzasıyla
Başbakan Soyer'e gönderilen mektupta, ''Bugünden itibaren bu mesnetsiz ve
hakkaniyet ölçülerini aşan kasti beyanlarınızı geri çekmez
ve Derviş Eroğlu'ndan yine basın yoluyla özür dilemezseniz sizin
ve beyanlarınıza yer veren basın-yayın organları
aleyhine yasal yola başvurmak zorunda kalacağız'' ifadelerine
yer verildi.
Basına da dağıtılan
mektupta, ''Ergenekon soruşturması adı altında yapılan
soruşturmada ve halen dosyalanmayan bir iddianamede yer alan bazı
iddiaların doğrulukları kanıtlanmış gibi yansıtıldığı''
belirtilerek, ''Ergenekon iddianamesinde yer aldığı iddia edilen
ve bir iddiadan ibaret olduğu gibi delil niteliği bile olmayan
iddiaları basın yayın organları vasıtasıyla
gündeme taşıyarak UBP Başkanı Derviş Eroğlu'nu
suçlamanız kabul edilemez'' denildi.
''Eroğlu'na isnat
edilmiş suç varmış gibi yalan, yanlış ve
doğruluğu oldukça kuşkulu bazı iddialar gündeme
getirilerek, tamamen seçim döneminde siyasi çıkar sağlama
amacıyla açıklamalar yapılıyor'' ifadesine yer verilen
mektupta, ''Çağdaş hakkaniyet ve makuliyet ölçüleri aşılarak,
kanunlarda 'hakaret ve sövme' olarak tabir edilen suçun işlendiği''
savunuldu.
Konuyla ilgili
yayınların, ''kamuoyunu seçim döneminde Cumhuriyetçi Türk Partisi
(CTP) lehine etkileme ve Derviş Eroğlu ile UBP'ye zarar vermeyi
amaçladığı'' da iddia edilen mektupta, ''Bir Başbakan
olarak, aldığınız bir duyumu ilgili resmi mercilerden
soruşturulmasını talep etmek en tabii hakkınız olmakla
ve bunu da yapmış olmanızla birlikte, bunu yapmadan önce ve
sonra televizyon programlarınızda veya basına demeç vermek
suretiyle yayına tabi tutmanız hukuk sistemimiz ve bilhassa
Anayasamızın düşünce, söz ve anlatım özgürlüğüyle
ispat hakkı
ilkelerinde öngörülen sınırları aşarak suç
işlemekte olduğunuz aşikardır'' denildi.
KKTC'deki ana muhalefet
Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu,
1998'de kazandıkları seçimi karalamaya çalışanlar
olduğunu ve kendilerinin ''Ergenekon oyunlarıyla işlerinin
olmayacağını'' söyledi.
UBP Basın Bürosu'ndan
verilen bilgiye, partisini Geçitkale'de düzenlediği mitingde konuşan
Eroğlu, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, ''seçim arifesinde oy kazanmaya
çalıştığını'' belirtti.
Eroğlu, ''Ben
Başbakan olduğum sürece anavatanımızdan gelen bütün
yetkililerle görüştüm. Türkiye'nin 9 Başbakanı ile Başbakan
olarak görüştüm, konuştum. Türkiye'nin iş adamları,
çeşitli kurum ve kuruluşları beni ziyaret ettiler. Ne olacak
yani beni görmeyle, ben suç mu işlemiş olurum'' diye konuştu.
Ortada Denktaşlardan
kurtulma tertibi var!
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar
Denktaş, Ergenekon tartışmalarında eğer
yazılanlar doğruysa ortada Denktaşlardan kurtulma tertibi
bulunduğunu vurguladı.
Denktaş, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, Türkiyedeki
Ergenekon iddianamesinde adı geçen Eski Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş ve eski başbakanlardan UBP Genel Başkanı
Derviş Eroğlu hakkındaki iddialar için soruşturma talebinde
bulunması konusunda AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
"Ortada var olanın iddianame
olmadığını, halen sorgulanan bir kişinin
evrakları arasından bulunan bir rapor olduğunu" kaydeden
Serdar Denktaş, bu raporun ne kadar doğru veya yanlış
olduğunun ve ne kadar ciddiye alınması gerektiğinin ileride
ortaya çıkacağını söyledi.
Bütün raporu incelediğini belirten ve kendisiyle ilgili bir
telefon konuşmasına atıf yapıldığına
işaret eden Serdar Denktaş, "Ne kullanılan jargon benim
jargonum, ne herhangi bir komutan bana bugüne kadar 'beyefendi' diye hitap
etti. Böyle yaşı daha geçkin, başbakan, cumhurbaşkanı
seviyesindeki insanlara kullanılır ama, bana hiç 'beyefendi'
dediğini hatırlamıyorum, bir üst rütbeli komutanın"
diye konuştu.
Bütün olayların içeriğine baktığında 1998
yılındaki gelişmeleri hatırlamaya
çalıştığını belirterek, Onunla da uyumlu bir
şey var diyen Serdar Denktaş, ya bütün o gelişmeleri de bilen
birilerinin bir senaryo yazarak sızdırdığını, ya
da eğer yazılanlar doğruysa ortada bir tertip olduğunu
kaydetti.
Denktaşlardan kurtulma tertibi"
Serdar Denktaş, şöyle devam
etti:
Bütün bu tertip içinde ortaya çıkan şu;
Denktaşlardan kurtulma, onun yerine işte 'sözümüzü dinleyecek, bizim
söylediğimizden çıkmayacak birilerinin getirilmesi' gibi bir tertip
var. Ve 1998'deki bir belgedir ama aslında 1994'lerden başlayan bir
sürecin devamı gibi görülüyor.
O yıllarda neden böyle bir ihtiyaç doğdu ve nereye
varılmak isteniyor sorularını sorarak, belgede ileride kritik
günlerden bahsedildiğini belirten Serdar Denktaş, kritik olarak
nitelenen günlerin Annan Planı dönemini akla getirdiğini söyledi.
Ama bu kritik günler acaba geride mi kaldı, yoksa hala daha
karşı karşıya geleceğimiz başka kritik günler mi
var? diye soran Denktaş, belgede kendisine atıf yapılarak,
İstediklerimizi kabul ettiremeyeceğimiz kişi denildiğini
belirtti.
Ne isteyecektin ki, ben Serdar Denktaş olarak kabul
etmeyeceğim bunu? diyen DP Genel Başkanı Denktaş,
şöyle devam etti:
Kıbrıs Türk halkının hakları konusunda
baş eğmedim, eğmem. Ama şu gelip söylense bize,
'kardeşim sen Türkiye'nin âli menfaatlerine, KKTC halkının
haklarına zarar veriyorsun, bak şunları şunları
yapıyorsun, çekil' deseler, hiç böyle işlere girmeden, ben zaten
çekilirim. Türkiye'ye anavatana o kadar bağlılığım
var, öyle yetiştim, babam da (Rauf Denktaş) aynı
durumdadır. Neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuldu, bunu anlamak benim
açımdan gerçekten zor.
Rapor gerçekse ve raporu yazanlar da eğer milliyetçi ise Serdar
Denktaş'ı PKK terör örgütü ile eş değer
tutmalarının kendisini çok üzdüğünü kaydeden Serdar
Denktaş, İnanılmaz takmış durumdayım bu konuya.
Çünkü hak etmediğime inanıyorum böyle bir suçlamayı. Kim neden
böyle bir benzetme yapsın diye konuştu.
Serdar Denktaş, belge gerçek olmasa bile, kendisine böyle bir
atıf yapılmasından son derece üzüntü duyduğunu kaydetti.
Başbakan Soyer'in soruşturma talebini seçimler öncesinde
yapmasını da ilginç olarak niteleyen Serdar Denktaş, raporun
Ergenekon'la bağının tespit edilmediğini söyledi.
Benzeri olayların hala devam ettiğini savunan
Denktaş, UBP'nin, hiç bir şey söylemeden, tartışma
programlarından kaçarak, 20 Nisan sonrası hiç bir plan projeyi ortaya
koymadan oy oranını artırdığına değindi.
Denktaş, Nerden oluşuyor, tutuklu Ergenekon tam tutuklu
değil de gene benzeri bir şeyler mi dönüyor memlekette. Yoksa
Ergenekonu tutuklayanlar bu sefer onların yaptığını
tekrar başka maksatla mı yapıyor? diye sorarak şöyle devam
etti:
Adaylar açısından bakın program
açısından bakın, söylemler açısından bakın,
televizyon performansları açısından bakın, neresinden
bakarsanız bakın, böylesi bir yükselmeyi hak eden bir konumda
değil, UBP. Bir anda gayet iyi harcama yapmaya başlayabildiler.
Şimdi bütün partilerde var bu, bizde yok ama, yine bir şeyler dönüyor
ortada. Bu da (belge) üstüne tuz biber diye geldi. Peki niye geldi, onun
yükselişini engellemek için mi, yoksa bir ters tepki yapsın da tek
başına iktidar hayali gerçekleşsin diye mi? Bilemiyorum, yani
bir şey var. Zamanı ilginç, içerik ilginç.
Soyer'e eleştiri
Serdar Denktaş, belgeyi,
başbakan Soyer'in Başsavcılığa verdiği
hatırlatılınca, Sayın Soyer'in mal bulmuş
mağribi gibi bunun üstüne bu şekilde gelmesi, bu zamanlamayla gelmesi
çok çok ilginç. Dur hele bir bakalım, gerçekten muteber bir belge mi onu
görelim dedi.
19 Nisan seçimlerinden birinci parti olarak çıkmayı
hedeflediklerini dile getiren Serdar Denktaş, Ortaya koyduğumuz
program ve çıkardığımız adaylarla bunu hak etmiş
durumda olduğumuza inanıyoruz iddiasında bulundu.
Serdar Denktaş, basın
toplantısı düzenledi
Öte yandan, DP Genel Başkanı
Serdar Denktaş, dün parti genel merkezinde basın toplantısı
düzenleyerek, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in Türkiyedeki Ergenekon
iddianamesiyle ilgili iddialar için soruşturma talebinde bulunması
konusunda açıklamalarda bulundu.
DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, Ergenekon
konusunda gelinen aşamada işin takip edileceği mercinin
yargı olması gerektiğini, ancak seçim sonrasında parti
olarak konunun Meclis gündemine de alınıp gerçeklerin ortaya
çıkarılması için üzerlerine düşeni yapacaklarını
bildirdi.
DPnin saklayacak, gizleyecek, karanlık hiçbir şeyi
olmadığını belirten Denktaş, Siyaset yapmaktaki tek
hedefimiz; Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını
her şeyin üzerinde tutmak olmuştur dedi.
Bugün Ergenekonla ilgili ortaya çıkan belge konusunda
basının karşısına son kez çıkıyorum diyen
Denktaş, ortaya çıkan belgenin tarihsel akışına
bakıldığında o yıllarda yaşanan birçok olayı
aydınlatması açısından dikkate değer bulduğunu
söyledi.
Demokrat Parti olarak her dönemde müdahalelerin
karşısında olduklarını ve siyaset yapmaktaki tek
hedeflerinin Kıbrıs Türk halkının
çıkarlarını her şeyin üzerinde tutmak olduğunu ifade
eden Denktaş, bundan asla taviz vermediklerini ve bundan sonra da
vermeyeceklerini kaydetti.
Denktaşlara karşı karalama
kampanyası belgeyle aralandı
Yıllardır Denktaşlara
karşı sürdürülen bilinçli yıpratma ve karalama
kampanyasının ardındaki gerçek sanırım bu belgeyle
aralanmış oldu ifadesini de kullanan Denktaş, bugüne kadar
Denktaş isminin Kıbrıs Türk halkının
bağımsızlık ve varoluş mücadelesiyle birlikte
anıldığını belirtti. Ancak zaman içinde bazı
kesimlerin ülke üzerindeki kirli hedeflerine ulaşmada Denktaş
adını bir engel olarak gördüğünü kaydeden Denktaş,
Bulunan piyonlar vatandaşları kullandı ve kendi kişisel
hedeflerine ulaşmada bu entrika içinde yer aldı diye konuştu.
Meclise taşınacak...
Denktaş ailesinin halkın
çıkarları, varlığının korunması ve
halkın güvenli bir geleceğe gidebilmesi dışında
hayatlarında başka bir amacı olmadığını
ifade eden Serdar Denktaş, şöyle devam etti:
Belgede açıkça vurgulanmaktadır ki, bu ülke üzerinde
emelleri olanların Denktaşları oyunlarına alet
edemeyecekleri kesindir. Bu amaçlarına ulaşmak için
yaptıkları kirli oyunlar, bu oyunları sahneye koymak üzere
seçtikleri oyuncunun kim olduğu da açık bir şekilde ortaya
çıkmış bulunmaktadır.
Bu tezgahın orasından burasından her düzeyde
parçası olanlar ne vicdanlarda ne de akıllarda hiçbir zaman
aklanamayacaklardır. Halkımızın sağduyusu bunu görmeye
muktedirdir.
Bu noktadan sonra işin takip edileceği merci yargı
olmalıdır. Seçim sonrasında biz Demokrat Parti olarak konunun
meclis gündemine de alınıp gerçeklerin ortaya
çıkarılması için üzerimize düşeni
yapacağımızın sözünü bugünden veriyoruz. Demokrat Partinin
saklayacak, gizleyecek, karanlık hiçbirşeyi yoktur.
Önümüzde bütün siyasi partiler için halkımızın
geleceğini belirleyecek bir seçim durmaktadır. Bu noktada tüm siyasi
partilerin amacı belgeyle ilgili spekülasyonların arkasına
saklanarak halkımızın kafasını bulandırmak
değil, onlara içinde bulunduğumuz bu kapandan çıkış
yolunu gösterecek plan ve projeleri aktarmak olmalıdır.
Biz şu andan itibaren tekrar halımıza layık
olduğu yaşam şeklini sunmak için
hazırladığımız plan ve projeleri anlatmaya devam
edeceğiz.
Halkımızın sağduyusuna güveniyoruz. Kimsenin
bu halk üzerinde kirli oyunlar oynamasına izin vermeyeceğiz.
Raporda en üzüldüğü yer
DP Genel Başkanı
Denktaş, belgeyi başından sonuna okuduğunu, bunun bir
iddianame değil bir sanığın belgeleri arasında
bulunmuş bir raporlar dizisi olduğunu ifade ederek, bunu yazanların
milliyetçi olduğunu söyleyen insanların olduğunu kaydetti.
Denktaş, bu belgelerin devletle ilgisi ve ilişkisi
olmadığı inancında olduğunu, ancak bu belgeler
içerisinde kendisini en çok üzen kısmının, belgede yer alan ve
kendisine milliyetçi diyen kişilerin Serdar Denktaşa verilecek
desteğin Türkiyedeki çete olayına destekten farksız
olmadığını söylediklerini ifade etti.
Bu sözü söyleyenlerin kendisinin Kıbrıs Türk
milliyetçiliği söylemlerinden yola çıkarak bu noktaya
vardıkları görüşünü dile getiren Denktaş, bu söylemin Türk
milliyetçiliğine karşı değil, bu devletin
insanlarının bir mihenk taşı etrafında
toparlanabilmesi için ortaya konmuş bir görüş olduğunu ve asla
bunun arkasından geri çekilmeyeceğini söyledi.
Siyasetten çekilirim
Denktaş, bu görüşü bir terör
örgütüyle bağdaştıranların kendisini tanımadığını
veya kötü emellere sahip olduklarını belirterek, Biri beni
Kıbrıs Türk halkının geleceğine bir tehdit
oluşturmakta olduğuma ve Türkiyenin menfaatlerine aykırı olduğuma
ikna ederse siyasetten çekilirim ve ağzımı açmam ifadelerini
kullandı.
Serdar Denktaş, bu açıklamasının ardından
bu konuyu 19 Nisana kadar kapattığını da belirtti.
Konuşmasının ardından basın
mensuplarının sorularını yanıtlayan Denktaş,
Türkiyedeki Ergenekon iddianamesinde kendisiyle ilgili yer
aldığı savunulan konuşmaların doğru
olmadığını ifade etti.
Denktaş, seçimlerin ardından bu belgelerin
araştırılmasını ve kendisinin de karanlık
ilişkileri neyse ortaya çıkarılmasını istedi.
Bunu yazan milliyetçiyse ben...
Serdar Denktaş, belgelerde yer
alan iddialara da atıfta bulunarak, Bunlar eğer suçsa ben suçlunun
en üst seviyesindeyim; bunu yazanlar milliyetçiyse ben dünyanın en
komünist, en vatan haini insanım... Kaç zamandır Ergenekoncu
Ergenekoncu diye hakkımızda bir şeyler söylenir, yarın
Allah bilir Ergenekonun kurucusu diye başka bir belge çıkar
adımıza diye ekledi.
KIBRIS 11/04/09
Soyere dava
uyarısı
Ulusal Birlik Partisi (UBP),
Ergenekon soruşturması çerçevesinde ortaya atılan iddialara
dayanarak açıklamalarda bulunan Başbakan Ferdi Sabit Soyeri UBP
Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile ilgili
beyanlarını geri çekip özür dilemeye çağırdı.
UBP Basın Bürosundan yapılan açıklamaya göre,
avukat Aygün Doratlı imzasıyla Başbakan Soyere gönderilen
mektupta, Bugünden itibaren bu mesnetsiz ve hakkaniyet ölçülerini aşan
kasti beyanlarınızı geri çekmez ve Derviş Eroğlundan
yine basın yoluyla özür dilemezseniz sizin ve beyanlarınıza yer
veren basın-yayın organları aleyhine yasal yola başvurmak
zorunda kalacağız ifadesine yer verildi.
Basına da dağıtılan mektupta, Ergenekon
soruşturması adı altında yapılan soruşturmada ve
halen dosyalanmayan bir iddianamede yer alan bazı iddiaların
doğrulukları kanıtlanmış gibi
yansıtıldığı belirtilerek, Ergenekon
iddianamesinde yer aldığı iddia edilen ve bir iddiadan ibaret
olduğu gibi delil niteliği bile olmayan iddiaları basın
yayın organları vasıtasıyla gündeme taşıyarak UBP
Başkanı Derviş Eroğlunu suçlamanız kabul edilemez
denildi
Eroğluna isnad edilmiş suç varmış gibi
yalan, yanlış ve doğruluğu oldukça kuşkulu bazı
iddialar gündeme getirilerek, tamamen seçim döneminde siyasi çıkar
sağlama amacıyla açıklamalar yapılıyor ifadesine yer
verilen mektupta, Çağdaş hakkaniyet ve makuliyet ölçüleri
aşılarak, kanunlarda hakaret ve sövme olarak tabir edilen suçun işlendiği
savunuldu.
Konuyla ilgili yayınların, kamuoyunu seçim döneminde
CTP lehine etkileme ve Derviş Eroğlu ile UBPye zarar vermeyi
amaçladığı da iddia edilen mektupta, şöyle denildi:
Bir Başbakan olarak, aldığınız bir
duyumu ilgili resmi mercilerden soruşturulmasını talep etmek en
tabii hakkınız olmakla ve bunu da yapmış olmanızla
birlikte, bunu yapmazdan önce ve sonra televizyon programlarınızda
veya basına demeç vermek suretiyle yayına tabi tutmanız hukuk
sistemimiz ve bilhassa Anayasamızın düşünce, söz ve anlatım
özgürlüğüyle ispat hakkı ilkelerinde öngörülen
sınırları aşarak suç işlemekte olduğunuz
aşikârdır.
KIBRIS 11/04/09
Hristofyas:10. protokol
üzerinde ısrar ediyoruz
Liderler AB konuları
başlığını dün tamamladı. Sırada ekonomi var.
KIBRISLI TÜRKLER FARKLI GÖRÜŞTE
Cumhurbaşkanı Talat dünkü görüşmeden sonra
yaptığı açıklamada, AB konularında ilerleme
kaydedilerek konunun kapatıldığını, az sayıda
farklılıklar ve anlaşmazlıklar bulunduğunu söyledi.
Rum yönetimi başkanı Hristofyas ise, pek çok konuda görüş
birliğine varıldığını, ancak halen açık
kalan çok temel konu bulunduğunu belirtti. Rum lider, gazetecilerin
açık konular bulunduğu sözünü hatırlatması üzerine, Bu konuların
en önemlisini söylemek isterim. Biz, 10uncu protokolde ısrar ediyoruz;
Kıbrıslı Türklerin farklı görüşte olduğu
biliniyor. Müktesebattan pek çok sapma (derogasyon) talep ediyorlar dedi
l BAHÇEDE DOLAŞRAK AYRELLİLERE BAKTILAR
Baş başa görüşme sırasında Rum lider Hristofyasla
birlikte neden bahçede dolaşmaya çıktığı konusundaki
soruya Talat, Biz baş başa görüşmemizi tamamlayıp salona
döndüğümüzde ekiplerimizin AB konularıyla ilgili
ayrıntıları görüştüğünü gördük, hem teknik konulardı
hem de AB ile ilgili daha önce başlamış ve
tartıştıkları konulardı... Onlara biraz zaman
verebilmek için çıkıp biraz ayrellilere hosteslere baktık, bir
tur attık ve zaten biz dönene kadar onlar da bitirmişti diye cevap
verdi.
Kıbrıs sorununa kapsamlı ve
kalıcı çözüm bulmayı amaçlayan Kıbrıs müzakereleri
çerçevesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas dün sabah ara bölgede yeniden bir araya
geldi.
Görüşmeye makam arabalarıyla önce Cumhurbaşkanı
Talat, ardından da Hristofyas geldi.
BM kontrolündeki ara bölgede görüşmeler için tahsis edilen binaya
girişte liderleri BM Genel Sekreterinin Özel Danışmanı
Alexander Downer ile BM Genel Sekreterinin Kıbrıstaki Özel
Temsilcisi Taye Brook Zerihoun karşıladı.
Cumhurbaşkanı Talata görüşmede BM ve AB ile
İlişkilerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami ve heyeti,
Hristofyasa ise Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ile heyeti
eşlik etti.
Çarşamba günkü görüşme ertelendi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma
çalışmaları çerçevesinde gerçekleştirilen müzakerelerde
Avrupa Birliği konularının tamamlandığını ve
gelecek hafta çarşamba günü ekonomi başlığına
geçileceğini açıkladı. Ancak daha sonra yapılan
açıklanmada, iki liderin çarşamba günü yapacakları
görüşmenin, Talatın salı günü başlayacak ABD ziyareti nedeniyle
bir sonraki haftaya ertelendiği duyuruldu..
Ertelenen görüşmenin ne zaman yapılacağı,
önümüzdeki günlerde netleşecek.
Cumhurbaşkanı Talat, ABD Dışişleri
Bakanı Hillary Clintonun davetlisi olarak salı günü ABDye hareket
edecek. Talat ile Clinton, çarşamba günü Washingtonda bir araya gelecek.
Talat: AB konularında az sayıda
farklılıklar ve anlaşmazlıklar var
Cumhurbaşkanı Talat, dünkü görüşmeden sonra
yaptığı açıklamada, AB konularında ilerleme
kaydedilerek konunun kapatıldığını, az sayıda
farklılıklar ve anlaşmazlıklar bulunduğunu ve
temsilcilerin bu konular üzerinde konuşacaklarını söyledi.
Daha önce teknik komitelerin ele aldığı dört konuda
yeniden teyit yapıldığını söyleyen Talat,
ambulansların
geçişi konusunda var olan pürüzlerin ortadan
kaldırıldığını; çevrede su tasarrufu ile ilgili
UNDPnin desteklediği projelerin yürütülmesi ile ilgili nihai sonuca
varıldığını; kültürel miras danışma
konseyinin kurulması ve faaliyetleriyle, suç ve suça ilişkin
konularda bilgi değişimi ile ilgili konuların
sonuçlandırıldığını söyledi.
Talat, ekonomi konusunda da temsilcilerin yapacağı
çalışmalarla kısa zamanda önemli ölçüde yakınlaşma
sağlanacağını umduklarını bildirdi.
Birlikte bahçeyi dolaştılar,
ayrelli ve hosteslere baktılar
Baş başa görüşme
sırasında Rum lider Hristofyasla birlikte neden bahçede
dolaşmaya çıktığı konusundaki soruya Talat, Biz
baş başa görüşmemizi tamamlayıp salona döndüğümüzde
ekiplerimizin AB konularıyla ilgili ayrıntıları
görüştüğünü gördük, hem teknik konulardı hem de AB ile ilgili
daha önce başlamış ve tartıştıkları
konulardı... Onlara biraz zaman verebilmek için çıkıp biraz
ayrellilere hosteslere baktık, bir tur attık ve zaten biz dönene kadar
onlar da bitirmişti diye cevap verdi.
1963ten beri ilk ve önemli işbirliği
Suç ve suça ilişkin konularda
anlaşıldı; bu, bundan sonra sorun çıkmayacağı
anlamına gelir mi sorusuna karşılık, Talat,
şunları söyledi:
Anlaşmaya varılan konu şudur, bir ofis olacak, bu
ofis 24 saat görevli olacak. Görevliler suç ve suça ilişkin konularda
bilgi paylaşımı yürütecekler, bu tabi çok önemli bir
aşamadır. Her iki tarafı da bir suçlu
sığınağı olarak kullanan kişiler artık bunu
yapamayacak diye umuyoruz... 1963ten beri gelişmiş ilk ve önemli
işbirliği konusudur bu konu. Ben buna çok önem veriyorum. Bunu siyasi
bir kılıfa büründürmeyeceğiz, başka maksatlarla kendi
siyasi duruşumuzu güçlendirmek için kullanmayacağız... Bundan
çok umutluyum, eğer bunu başarabilirsek örnek bir işbirliği
gerçekleştirmiş olacağız diye düşünüyorum.
Umuyoruz diyorsunuz, endişeniz nedir sorusuna da Talat,
Arada çıkabilecek zorluklar... Nitekim bu konudaki anlaşma yeni
yapılmadı. Belki de 3 ay önce yapıldı ama halen hayata
geçiremedik, o zorlukları birer birer aştık. Benim umudum süreç
içinde yeni bazı zorluklar çıkmamasıdır
yanıtını verdi.
Hristofyas: Açık kalan çok
temel konu var
Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla dünkü görüşmelerinde pek çok
konuda görüş birliğine varıldığını, ancak
halen açık kalan çok temel konu bulunduğunu söyledi.
Rum radyosunun haberine göre Hristofyas, doğrudan müzakereler
kapsamındaki bugünkü görüşmenin ardından Rum Başkanlık
Köşküne dönüşünde yaptığı açıklamada gelecek
toplantıda ekonomi konularını ele alacaklarını söyledi.
Açık konular bulunduğu sözü hatırlatılarak;
açık kalanların, uzlaşıya varılanlardan çok daha
önemli mi olduğunun sorulmasına karşılık; her konunun
kendi içerisinde önemli olduğu görüşünü belirten Hristofyas,
buların Avrupa Birliğiyle ve Kıbrısın ABye
katılımıyla ilgili başlıklar olduğunu,
bunların, herkesin kendine göre önem addettiği konular olduğuna
işaret etti. Hristofyas şunları söyledi:
Ancak bu konuların en önemlisini söylemek isterim. Biz,
10uncu protokolde ısrar ediyoruz; çözümden sonra Avrupa
müktesebatının Kıbrıs Cumhuriyeti
hükümranlığının tamamında uygulanması konusunda.
Kıbrıslı Türklerin farklı görüşte olduğu
biliniyor. Müktesebattan pek çok sapma (derogasyon) talep ediyorlar. Biz;
herhangi bir şey olacak ise bunun kısa geçiş dönemleri
olması gerektiğini düşünüyoruz.
Bir gazetecinin; TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün,
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda jestlerin Türkiyeden istenmesi
değil, Türkiyeye yapılması gerektiği sözünü
hatırlatması ve yorumunu sorması üzerine ise Rum Yönetimi
Başkanı, Türkiye, Kıbrısa başka askerler ve
yerleşikler de mi getirmek istiyor ve bizden de bunları kabul
etmemizi mi istiyor bilmiyorum ifadesini kullandı.
Rum halkının Annan planını reddettiğinin
aşikâr olduğuna işaret eden Hristofyas, Türkiye o zaman o
planı dayatmak istedi, BM Genel Sekreteri de, Türkiyenin talep ve
isteklerini kabul etti. Bu tekrarlanamaz dedi.
Rum yönetimi açısından Türkiyenin bir üçüncü ülke
olduğunu söyleyen Hristofyas, Türkiyeden istenilen; Kıbrıs
Cumhuriyetinin bağımsızlığına, egemenliğine
ve toprak bütünlüğüne saygı göstermesidir. Türkiyeden
beklediğimiz, bunu fiiliyata geçirmesidir dedi.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı
Alexander Downerin görüşme sonrasında yaptığı
açıklamada;
bir süre önce üzerinde uzlaşılan güven yaratıcı önlemlerin
uygulanması konusunda liderlerin anlaştıkları
açıklaması hatırlatılarak, Yeşilırmakın
açılması konusunda bazı jestler beklenip beklenemeyeceğinin
sorulması üzerine, Yeşilırmak konusunu her görüşmede gündeme
getirdiğini tekrarlayan Hristofyas; şu anda
Yeşilırmakın açılmasının söz konusu
olduğunu söylemesi gerektiğini düşünmediğini, ancak bu
yönde çaba harcamakta olduğunu anlattı.
Hristofyas, bazı Rum çevrelerinin Lokmacı geçiş
noktasının kapatılması gerektiğini söylediklerini
hatırlatarak, Bunlar yaratıcı tezler değil. Ledranın
(Lokmacı) açılması başardığımız bir
şeydir. Geri dönemeyiz. Güçlerimizi ve dikkatlerimizi yoğunlaştırmamız
gereken; Limnidinin de açılmasıdır dedi.
Downer: iyi bir ilerleme var
Liderlerin ayrılmasının
ardından BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer tarafından bir basın
açıklaması yapıldı.
Downer, başkanların yüz yüze görüşmesi
sırasında heyetlerin de AB Konuları
başlığı üzerindeki teknik konuları ele
aldıklarını kaydetti.
AB konusundaki görüşmelerin ilk turunun
tamamlandığını ve birçok konuda iyi mesafe
alındığını belirten Downer, liderlerin bundan sonraki
görüşmelerinde ekonomi başlığı üzerinde görüşmeye
başlayacaklarını ifade etti.
Downer, güven yaratıcı önlemler konusunda önemli bir ilerleme
sağlandığını kaydederek, bazılarının
uygulanmasına geçilmesi için uzlaşmaya
varıldığını belirtti.
Downer, bunlara örnek olarak acil durumlarda
karşılıklı ambulans geçişlerinin gelecek haftadan itibaren
sağlanabileceğini, suç ile ilgili konularda iletişim
sağlanması için kurulan komitenin çalışmaya
başlayacağını ve kültürel mirasın korunması
konusunda Danışma Kurulu oluşturulacağını
söyledi.
Alexander Downer, BM Kalkınma Programı (UNDP)
tarafından finanse edilecek su tasarrufu önlemlerine ilişkin
çalışmanın da hayata geçirileceğini kaydetti.
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan BM diplomatı,
müzakerelerin takvimlendirilmesine ilişkin sorular üzerine, ortada kesin
bir takvim bulunmadığını, ancak sürecin doğru
devinimde ileriye doğru gitmesinin sağlanmasının önemli
olduğunu belirtti.
Downer, Ekonomi başlığı konusundan sonra
Toprak ve Güvenlik konularının ele
alınacağını, ardından bir tür ikinci turun
başlayacağını ve bunun sona ermesinin ardından da
üçüncü tur olarak al-ver sürecinin yaşanacağını kaydetti.
BM diplomatı, süreci olduğundan daha basit görmemenin
taşıdığı önem kadar, sürece zaman
kısıtlayıcı tarihler koymamanın da önemli
olduğunu söyledi.
Alexander Downer, ortada çok büyük bir müzakere ve uzun süredir
devam eden bir konu bulunduğunu
kaydederek, liderlerin 22 görüşme yaptıklarını ve iyi bir
ilerleme sağlandığını, bunların kayıt
altına alındığını ve 1974ten beri ilk kez
liderler tarafından üzerinde uzlaşılan konuların
görüşme sürecinde kayıt altına
alındığını, bunun da önemli ve cesaretlendirici
olduğunu vurguladı.
Downer, buna örnek verirken Annan Planında da liderler
tarafından üzerinde anlaşmaya varılmamış birçok konu
bulunduğunu anımsattı.
Alexander Downer, uluslararası topluluğun da
Kıbrıs sorununun çözümü yönünde beklentisi bulunduğunu
kaydederek, BM Genel Sekreterinin sorunun çözümü için önemli destek
verdiğini, ayrıca ABD Başkanı Barack Obama ile diğer
BM Güvenlik Konseyi üyelerinin de sorunun çözümünü desteklediğini ifade
etti.
KIBRIS 11/04/09r ed
More agreement than at any time
since 1974
By Stefanos Evripidou
THE LEADERS of the two
communities have agreed to more points on a potential solution than at any time
since 1974, said the UNs Special Envoy Alexander Downer yesterday.
The UN envoy acknowledged the possibility of a three-stage process in the
talks, where the chapters under discussion are divided into a first reading,
followed by a second and then a third in the autumn where the two leaders enter
into a more intense give-and-take procedure. He noted, however, that
give-and-take was part of the whole process, not just the end phase.
The Australian diplomat further highlighted the high level of support but also
expectation among the international community for a solution.
Speaking after yesterdays meeting between the two leaders, Downer said: They
have made real progress
more has been agreed between the two parties and
written down than at any time since 1974.
Of course, you know the Annan Plan had a lot of words in it but it wasnt
agreed in the sense that this is agreed material between the two leaders and
that, I think, is pretty encouraging, he added.
His sentiments were echoed by both leaders who came out of the talks on EU
affairs citing progress, though both added that there was work still to be done
on the chapter.
President Demetris Christofias said that a convergence of views had been
achieved on many issues, while at the same time basic issues were left open to
be tackled at a later point.
It was announced that the two leaders will begin talks on the economy at their
next meeting on April 15. However, the Turkish Cypriot press yesterday reported
that Talat planned to meet US Secretary of State Hillary Clinton in Washington
on the same day.
After the meeting, Downer announced the implementation of four
confidence-building measures which had been agreed months earlier.
The first is the crossing of ambulances in emergency cases that will come into
effect from next week. The committee on communications and liaison for crime
and criminal matters will come into force. The Advisory Board has been
established on the preservation of cultural heritage. And the project which is
funded by UNDP to deal with water-saving measures is proceeding as well, said
Downer.
Talat described the crime liaison committee as the first and most significant
issue of cooperation agreed upon since 1963.
Before the official talks began yesterday, the two leaders had their usual one
and a half hour tête-à-tête, after which they took a 20-minute walk while their
representatives discussed technical issues.
Regarding EU issues still pending, Christofias said the most serious issue was
disagreement over Protocol 10 of the Accession Agreement concerning the
implementation of the acquis communautaire in all areas of the Republic after a
solution.
The Turkish Cypriots have a different view. They want many deviations from the
acquis. We consider that if there is anything, it should be short transitional
periods, he said.
On the issue of Limnitis crossing, the president said he raises the issue at
every meeting and would continue to do so, adding: I want to give a friendly
answer to those who say that Ledra Street must close. These positions are not
constructive. Ledra Street is something we achieved. We cannot go back.
CYPRUS MAIL 11/04/09
Belçika Büyükelçisi: AB garantör olsun!
Belçikanın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Guy
Sevrin, tüm Kıbrısın AB üyesi olduğunu bu yüzden de
garantiler konusunda ABnin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ileri
sürdü.
Alithia gazetesi ve diğer gazeteler Sevrinin,
Kıbrıs sorunu konusunda daha fazla bilgi sahibi olmak için Güney
Kıbrısın siyasi ve kültürel alanlardaki yetkili
kişileriyle temaslarda bulunmaya başladığını, bu
bağlamda da geçtiğimiz gün KS EDEK Başkanı Yannakis
Omiruyla bir araya geldiğini yazdılar.
Habere göre görüşme sonrasında yaptığı
açıklamada Sevrin, 1960 garantilerinin de gözden geçirilmesi
gerektiğini savundu.
Ülkesinin 2010 yılının ikinci yarısında
AB dönem başkanlığını üstlenecek olmasından ötürü
bu ziyaretleri gerçekleştirdiğini belirten Sevrin, uluslar arası
toplumun Kıbrıs sorununa daha çok ilgi göstermesi gerektiğini,
bunun, çözüm için iyi koşullar oluşmasına yardımcı
olacağını söyledi.
Habere göre Türk tarafının garantiler konusundaki tutumu
hakkındaki görüşünün sorulması üzerine Sevrin, 1960
garantilerinin de bir ara gözden geçirilmesinin gerekeceğini savundu.
Kıbrısın garantörü olan iki ülkenin AB üyesi
olduğunu vurgulayan Sevrin şöyle konuştu:
Belki de AByi adadaki istikrarın garantörü olarak görmemiz de bir
olasılıktır. Tüm ada ABnin bir parçasıdır ve AB
garantilere ilişkin yükümlülüklerini üstlenmelidir.
Gazete, Omirunun ise görüşme sonrasındaki
açıklamasında, görüşmede Sevrine şimdiye kadar müzakere
masasına konulan Türk tezlerinden ötürü Kıbrıs sorununun
çözümüne ilişkin duyduğu kötümserliği dile getirdiğini
belirtti.
KIBRIS 12/04/09
Hristofyas: Temel konularda görüş
ayrılığı çok!
Rum lideri, Talatla Barış Yürüyüşü
sonrasında açıklama yaptı.
Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas,
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile çoğu meselede görüş
birliği içerisinde olduklarını ancak hala açık kalan çok
temel meseleler de olduğunu söyledi.
Rum gazeteleri Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın önceki gün doğrudan
müzakereler kapsamındaki 25inci görüşmelerinde; 10uncu protokol
dikenini aşamadıkları, çok sayıda görüş
birliği, bir o kadar da görüş ayrılığıyla AB
başlığını kapattıklarını yazdı.
Barış gezintisi yaptılar
Simerini gazetesi Barış
Gezintisi Yaptılar - Hristofyas ve Talat Bir Doğa Yürüyüşüyle
Şaşırttı başlığıyla
yansıttığı haberinde, yukarıdakileri; önceki günkü
görüşme sonrasında Rum Başkanlık Köşküne dönüşünde
Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyasın söylediğini
yazdı.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Danışmanı Aleksander Downerin görüşme sonrasında
yaptığı açıklamada; AB başlığında
kaydedilen ilerlemeyi; iki toplum arasında 1974 itibarıyla başarılan
en büyük ilerleme olarak nitelediğini belirten gazete; özetle
şunları yazdı:
Bu arada sağlık, cürümleri önlemede
işbirliği, kültürel mirasın korunması ve su sorununun
göğüslenmesiyle ilgili Güven Yaratıcı Önlemlerin hayata
geçirilmesi konusunda da anlaştılar. Bu önlemler çok yakında
hayata geçirilecek görünüyor. Ancak önceki günkü görüşme
sırasında iki liderin müzakerelerin yapılmakta olduğu
alanın çevresinde 20 dakika süren yürüyüşleri dikkat çekti. Talat ve
Hristofyas müzakerecilik rollerine kısa bir ara verdiler ve baharı
yaşayan doğada insanî güzellikleri paylaştılar.
Önce ekonomi, sonra ağır
meseleler; toprak ve güvenlik!
Başkan Dimitris Hristofyas
Köşke dönüşünde gazetecilere; çoğu meselede görüş
birliği olduğunu, ancak halen açık kalan çok temel meseleler de
olduğunu söyledi. Görüşmeyi iyi diye niteleyen Hristofyas,
şimdi Ekonomi Başlığının görüşülmesine
geçileceğini, ardından da Toprak ve Güvenlik
konularının ele alınacağını açıkladı.
Ancak Başkan; 10uncu Protokolün, söz konusu başlığın
müzakeresinde ilerlemeyi engelleyen en ciddi mesele olduğuna dikkat çekti.
Hristofyas şunları söyledi:
Elbette her birinin kendine göre önemi var. Ancak meselelerin en
önemlisi, bizim, müktesebatın çözümden sonra hükümranlığın
tamamında uygulanmasıyla ilgili 10uncu protokoldeki
ısrarımızdır. Kıbrıslı Türkler
bilindiği gibi farklı görüştedir. Biz; herhangi bir şey
olacaksa, kısa geçiş sürelerinde olması gerektiğini
düşünüyoruz.
Başkanın söylediği üzere,
varlığını korumakta olan uçurumların
aşılması amacıyla anlaşmazlıklar bulunan bütün
meselelerde müzakereler danışmanlar düzeyinde devam edecek.
Dikkate değer,
alışılmamış ve önemli!
Gazete Cumhurbaşkanı Talat ve
Rum Yönetimi Başkanı Hristofyasın geçtiğimiz günkü
görüşme sırasında bir ara, görüşme salonunun
dışına çıkarak 20 dakika kadar birlikte bahar yürüyüşü
yaptıktan sonra salona geri dönmelerini dikkate değer,
alışılmamış ve önemli diye niteledi.
Gazete BMden güvenilir kaynaklara dayanarak iki liderin bu
sembolik hareketle, dostluk ilişkilerini sürdürdüklerini ve müzakere
salonu içerisindeki zorluklara rağmen diyaloga devam etmeye
bağlılıklarını göstermek istediklerini yazdı,
şunları ekledi:
Ancak, iki liderin gerçekleştirdiği 20 dakikalık
yürüyüşün nedenin ne olduğunun sorulmasına
karşılık Downer, herhangi bir önemi
bulunmadığını belirterek temsilci ve yetkilileri AB
konularının bazı teknik yönleri üzerindeki görüşmeyi
tamamladı ve liderler yürüyüşe çıkıp baş başa
konuşma fırsatı buldular dedi.
Önemli meselelerde anlaşmazlıklarla
kapanış!
Fileleftheros gazetesi, AByle
İlişkiler: Önemli Meselelerde Anlaşmazlıklarla
Kapandı başlığıyla aktardığı haberinde
AB ile ilişkiler başlığının, ardında iki
önemli anlaşmazlık bırakarak kapandığını
yazdı, bunları şöyle sıraladı:
Kıbrıslı Türklerin; Avrupa
müktesebatının çözüm olması halinde Kıbrısın
tamamına yayılmasını öngören 10uncu Protokolü
kuşkulu hale getirme çabaları ve derogasyonlar (sapmalar). ABde
temsiliyet konusundaki anlaşmazlıklar da
varlığını koruyor.
Gazete edindiği bilgilere dayanarak BMnin, başka
görüş birliklerine daha varılabilmesi için tezlerin bir daha
okunmasına çalışmakta olduğunu yazdı.
Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının, daha önce
kararlaştırdıkları ancak uygulamaya konulmayan güven yaratıcı
önlemlerin uygulanması konusuna geri dönmekte olduğunu belirten
gazete özetle şöyle devam etti:
1. Ambulansların barikatlardan geçişlerinin
kolaylaştırılması, 2. UNDPnin finansörlüğünde su
tasarruf programları benimsendi, 3. Cürümler ve suç konularına
ilişkin bilgi değiş tokuşu için bir enformasyon konseyi
kurulması ve işletilmesi, 4. Kültürel mirasın korunması.
Mahi gazetesi haberine Temel Konular Açık -Aleksander Downer
1974ten Beri En Büyük İlerleme Kaydedildi Diyor
başlığını attı.
Alithia da manşet haberini Birleşmiş Milletlerin
Çözüm Ümidi Artıyor -1974ten Beri En Çok İlerleme
başlığıyla yansıttı.
KIBRIS 12/04/09
Ohi mitingi!
Annan Planına Hayırın 5.
yılında etkinlik düzenliyorlar
Güney Kıbrıs ve
Yunanistandan 35 sivil toplum örgütü ve hareket, Annan Planına
Hayır deyişlerinin beşinci yılında dev bir mitinge
hazırlanırken, Türkiye bizi tehdit ediyor, tüm dış
politikalarımız Türkiye aleyhine olmalıdır
açıklaması yaptı.
Annan Planına Rum tarafından hayır
yanıtının çıkışının 5inci
yıldönümü dolayısıyla 24 Nisan Perşembe günü saat 19.00da
Ledra Palace Rum barikatında miting düzenleyecek.
Mahi gazetesi OHİnin 5inci Yıldönümü İçin
Miting başlığıyla yansıttığı haberinde
35 örgütün, yayımladıkları ortak bildiriyle Rum
halkını mitinge katılarak; Türkiyenin Kıbrısa
karşı işlediği savaş suçu ve genel olarak Helenizme
yönelik soykırım suçu konusunda dünya çapında dinamik bir
propaganda başlatılmasını talep etmeye
çağırdığını yazdı.
Habere göre Rum halkından Rum ve Yunan siyasi
liderliklerinden; dış politikalarını Türkiye aleyhine
olacak şekilde düzenlemelerini istemeleri de talep edilen ortak bildiride,
buna gerekçe olarak Türkiyenin tehditlerinin her zaman bu iki ülkeye (Güney Kıbrıs
ve Yunanistan) yönelik olduğu iddiasında bulunuldu.
Rum ve Yunan örgütlerinin ortak bildirisinde Partenojenez
yöntemle hilkat garibesi bir devlet kurulacağını, bu
şekilde Rumların etnik kökeninin gömüleceği, kültürünün deforme
olacağı, Kıbrıslı Rumlar aleyhine cins ve ırk
ayrımı yapılacağı, bulunacak çözümle ata
toprağının Türkleştirileceği iddia edildi.
Dönüşümlü başkanlığı, eşit
oluşturucu devletlerin ortaklığını, TC kökenli KKTC
vatandaşlarının ve Türkiyenin garantilerinin-müdahale
hakkının kalmasını kabul etmeyecekleri belirtilen
açıklamada Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasa
Türkiyenin AB üyelik sürecini kesme çağrısında da bulunuldu.
ALİTHİA haberi OHİnin 5inci Yıldönümü
İçin Miting başlığıyla aktardı.
KIBRIS 12/04/09
Soldier stole flag from Turkish post
By Alexia Saoulli
A
GREEK Cypriot soldier could have provoked a military crisis when he foolishly
crept across the buffer zone, tore down a Turkish flag and stole military
equipment from an unmanned Turkish army barracks, the government said
yesterday.
Government spokesman Stefanos Stefanou was extremely critical of the act and
said the soldiers actions were of concern and condemnable.
The National Guard and Defence Military had reacted quickly to try and avert
any repercussions by returning the items through the UNFICYP, Stefanou said.
The government does not condone acts that overturn the state of affairs on the
ceasefire line, he said.
The solider, who has been arrested by military police, had been posted at an
army barracks on the Green Line in Ayios Andreas in Nicosia when he decided to
cross the buffer zone and enter the occupied areas to steal the flag, a bullet
proof vest and a helmet.
Reports said the Turkish side did not man the post during daylight, which was
likely why the young man had decided to abandon his sentry post on Thursday
afternoon and sneak across to the unmanned barracks.
His superiors found out what happened when the National Guardsman bragged to
his army friends about what hed done. The soldier was promptly arrested and
the issue was immediately brought to the attention of the NG and Defence
Ministry leadership, who contacted UNFICYP.
[Such acts] pose a lot of dangers. Dangers to the lives of National Guards and
dangers to the area, and are a source of other possible consequences, so they
have to be avoided, said Stefanou.
He said soldiers were given strict orders about how to behave and uphold the
current ceasefire, and that they were told to be very careful to avoid
unpleasant situations which weve unfortunately had in the past.
The government congratulated the NG and Defence Ministry for its handling of
the issue, which could have led to a repeat of tragic past experiences
involving the murder of National Guardsmen.
Stefanou said all measures in line with standard protocols governed by such
situations had been taken. He reassured the parents of conscripts and the
areas residents that the situation was under control.
Turkish troops have shot dead unarmed Greek Cypriot soldiers in the buffer zone
in the past. In 1996 an unarmed 19-year-old soldier was shot when he entered
the buffer zone when he was beckoned over by a Turkish solider. A similar
incident occurred in 1993, when a Greek Cypriot soldier was killed approaching
a Turkish army sentry post east of Nicosia. He was also unarmed, carrying a
bottle of brandy to share with a Turkish soldier on the other side.
CYPRUS MAIL 12/04/09
Turkey still important to the US
SPEAKING
on the eve of Barack Obamas recent trip to Turkey, House President Marios
Garoyian said Cyprus needed to take the US Presidents visit very seriously.
Turkey remains important as ever to US geopolitical interests, and it will
take a lot of hard work, both by the Cypriot and Greek governments, to make the
most of our influence within the United States, he said.
Taking the advice, President Demetris Christofias managed to squeeze in a brief
tête-à-tête with President Obama on the sidelines of the EU-US Summit in Prague
last weekend. I detected a sincere response from Mr Obama. I would like to say
that on certain matters he complemented our positions. From then on, it remains
to be seen how this will translate in real terms, Christofias told reporters.
Perhaps suspecting that President Christofias admonitions might not do the
trick, the Kyrenia Refugees Association staged a silent demo outside the US
Embassy in Nicosia to protest Obamas visit to Turkey.
Marios Garoyian is right to acknowledge that Turkey remains as important as
ever to US geopolitical interests, and naïve to believe it could be any other
way. To suggest as some in Cyprus have done that a more demanding political
line could somehow yield results with the American administration is at best
plain stupid, at worst a cynical manipulation of public hopes and fears.
Even if you accept the Greek Cypriot mantra that the Cyprus problem is a simple
question of right and wrong, of invasion and occupation which Washington does
not the fact remains that Turkey has a population roughly a hundred times the
Greek Cypriot population, and has the second largest standing army in NATO (its
million soldiers outnumbering the whole of Cyprus). Its strategic location
places it astride the two great strategic challenges of the Middle East and the
former Soviet Union. It is Muslim yet secular. By the standards of the region
it is a beacon of democracy. And it has access and influence with all the
powers of the region.
Does anyone honestly think that anything we do or say in Cyprus will change US
policy on Turkey? Indeed, if anything, Turkey is more important to the US than
it has been for a long time. For a President who has made no secret of his
desire to heal the rift with the Muslim world, Turkey was always going to be a
prized partner, and it was no surprise to see President Obama giving Turkey
pride of place on his first overseas tour. Nor was it a coincidence that Turkey
was the culmination of the new Presidents European tour, and that not once,
but twice did he insist on Americas support for its EU accession bid.
Some in Cyprus will have taken solace in the categorical reaction of France and
Germany, which reiterated stridently in the case of Nicolas Sarkozy their
opposition to Turkeys accession. Such a reaction suggests that Cyprus may
still have a role to play in the vast strategic game that is unfolding, but it
is the role of a convenient sacrificial pawn, used to sink Turkeys EU hopes.
We should be wary of such an honour, for while it may give us a certain
satisfaction to drive the nail into Turkeys EU coffin, it will also mark the
end of any lingering hope of reunification by destroying the only realistic
leverage on Ankara. It will leave us with a resentful Turkey across the barbed
wire of the Green Line, more likely to retreat into the isolation of its twin
temptations of nationalist Islam or nationalist secular militarism.
We may not like it, but the overwhelming global power of the United States is a
fact, and the dominant strategic importance of Turkey is a fact. With no hope
of driving a wedge between Washington and Ankara, our only hope is to engage
with the United States. The government has got to wake up to this reality. It
has got to shrug off its ideological fixations (if Russia and Serbia can sign
up to the Partnership for Peace, why on earth cant Cyprus?), it has got to
desist from the reductionist slogans of evil imperialism. The President must
realise that he cannot pat President Obama on the back at international
summits, while his party officials back home echo the language of crude anti-American
street demos for domestic consumption. Its not as if our hand was brimming
with trumps: what few cards we have, we must play with greater tact.
CYPRUS MAIL 12/04/09
13.04.2009 CNN TURK
Rum
yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa ilişkin
müzakerelerde bugüne kadar sağlanan ilerlemeden memnun
olmadığını söyledi.
Güney Kıbrıs'ta yayınlanan gazetelere göre KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın, 'referandumla birlikte ilkeler çerçevesinin
onaylanabileceği bir formülden ve BM'nin hakemlik görevinden' söz etmesini
yorumlayan Hristofyas, bu açıklamaları KKTC'de yapılacak
seçimlere bağladı.
Hristofyas, "Talat, seçim dönemindedir ve istediğini
söyleyebilir" diye konuştu.
Dimitris Hristofyas, Güney Kıbrıs'ta katıldığı
bir törenin ardından yaptığı açıklamada, "Beni,
BM Genel Sekreteri ve Talat'ın benimle süreç konusunda
vardığı anlaşma bağlar" diyerek, KKTC
Cumhurbaşkanı Talat'ın, görüşlerini özgürce ifade etmesinin
mümkün olduğunu söyledi.
Görüşmelerde bugüne kadar sağlanan ilerlemeden memnun
olmadığını ifade eden Hristofyas, mücadeleye devam edip
teslim olmayacaklarını, müzakere yolundan başka seçeneğin
bulunmadığını bildirdi.
Hakemlik konusunda ise, "Hiç bir durumda ne açık ne de örtülü olarak
hakemliği kabul etmemiz söz konusu olamaz" şeklinde konuşan
Hristofyas, Türkiye'ye de çağrı yaparak Kıbrıs sorununun
çözümüne sözlü olarak değil, özlü olarak katkı koymasını
istedi.
Dimitris Hristofyas, müzakerelerin hızlanması veya
yavaşlamasının, görüşme sıklığına
değil müzakere masasına konulan tezlerin içeriği ve kalitesine
bağlı olduğunu da kaydetti.
Hristofyas açıklamasında, zaman takvimlerine değinerek,
"İşgal edilen bizim ülkemizdir, Türk işgal ordusunun
varlığından kaynaklanan tehdidi ve işgalle istilanın
etkilerini günlük olarak yaşayan biziz. Zamanın geçmesiyle birlikte
çözümün daha zor olduğu değerlendirmesini yapanlar bizleriz. Bundan
dolayı çözüm istemekte her söze sahip olan biziz. En kısa zamanda
çözüm sağlanması için acele ediyoruz. Bizi ilgilendiren çözümün
içeriğidir" dedi.
Hristofyas, AB tarafından Türkiye'nin üyeliği için yapılacak
değerlendirmenin Türkiye'nin çıkarına ve
Kıbrıs'ın yararına yapılmasını istediklerini
söyledi.
SEFA KARAHASAN lefkoşa MILLIYET
13/04/09
Rum polisi, Rumların kimliklerini AB ülkelerine rahatca gitmek
isteyen yabancı ülke vatandaşlarına sattığı
şüphesiyle soruşturma başlattı.
Rum Fileleftheros gazetesi, farklı bölgelerden birçok
vatandaşın, Avrupa kimlik kartlarını kaybettiklerini
söyleyerek yenisini istemesinin alışılmış bir şey
olmadığını ve polisin bu olayın arkasında
başka bir şeyin gizlenmiş olabileceğinden şüphelendiğini
yazdı.
Avrupa kimliğinin AB pasaportu olduğunu ve üçüncü ülkelerden
yabancı uyrukluların Avrupa ülkelerine gidebilmek için buna sahip
olmayı istediklerini belirten gazete, Rumların Avrupa kimliklerini
yabancı uyruklulara satmasının ve daha sonra da yenisini
istemesinin ihtimal dahilinde olduğunu yazdı.
Emre
DİNER
19 Nisan Erken
Genel Seçimlerine artık sayılı günler kaldı. Seçimde son
haftaya girilirken, siyasi partiler bu yarıştan galip çıkabilmek
adına çalışma tempolarını da artırdı.
Ülkenin yönetimine talip olan siyasi partiler seçmenlerden oy alabilmek için
projelerini geniş biçimde açıklamaya devam ediyor.
HALKIN SESİ, siyasi partilerin en fazla öne çıkardığı
unsurları okuyucularına sunuyor.
Seçimlerin ardından yeniden iktidar olmaları halinde CTP-BG, çözüm ve
AB′yi ön planda tutuyor.
UBP ise, KKTC′nin serbest bölge
olacağını ve sürdürülebilir bir ekonomi
oluşturacağını belirtiyor.
DP ise ödünç oy isteyerek ülkeyi beş yılda
kalkındıracağı sözünü veriyor.
TDP ise tüm yolsuzlukların üzerine gideceğini ve artık ülkede
hiçbir hukuk dışılığa geçit vermeyeceklerini
vurgularken her alanda köklü bir reform vadediyor.
ÖRP, Toki′den vatandaşa ev,
esnafa düşük faizli kredi vereceğini, HİS Parti de KKTC′nin Dubai′ye dönüştürülmesini,
ülkeye 2 ayda 400 bin tursist getireceklerini açıklıyor.
BKP Yaseminler Hareketi de "Ankara karar verir, Lefkoşa uygular"
dönemine son vereceğini, sivil bir yönetim
oluşturacağını ve Kıbrıslı Türkler′in kendi kendilerini
yönetmeleri için çalışacağını iddia ediyor.
İşte parti parti seçim
vaatleri:
CTP-BG "AB ÜYELİĞİ, KIBRIS SORUNUNA ÇÖZÜM"
CTP-BG Genel Başbakanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer
"iktidara geldikleri zaman Avrupa Birliği, barış, çözüm ve
insan sevgisi için yolumuz yeşil yol" vaadlerinde bulunuyor. Soyer,
ekonomi başta olmak üzere tüm alanlarda gelişimin devam deceğini
belirtiyor.
UBP "SÜRDÜRÜLEBİLİR EKONOMİ, SERBEST BÖLGE"
UBP Genel Başkanı Dr. Derviş Eroğlu ülkenin yangın
yerine döndüğünü söyleyerek, iktidara geldiklerinde tüm sektörleri
canladıracaklarını, krizin aşılması için ivedi
adımlar atacaklarını, gelişim ve dönüşüm projelerini yürülüğe
koyacaklarını ve KKTC′yi serbest bölge haline getireceklerini ifade ediyor.
ÖRP′DEN TOKİ
PROJESİ
ÖRP Genel Başkanı Turgay Avcı ise halka Toki′den ev vereceğini
ve kimsenin evsiz kalmayacağını iddia ederken, diğer yandan
da yeni sanayi bölgesi oluşturacağını ve küçük esnafa
düşük faizli kredi verileceğini belirtiyor.
TDP "TEMİZ TOPLUM, AYDINLIK GELECEK"
TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, partisinin
Kıbrıs Türkü′nün geleceğini şekillendireceklerini, toplumsal
kurtuluş, avuç açmayan ve kendi ayakları üzerinde duran bir yapı
oluşturmanın temiz toplum ve aydınlık gelecek
sağlayacaklarını bunun yanı sıra hukuk alanında
da AİHM standartlarını getireceklerini ve polis
teşkilatının sivile bağlanacağını dile
getiriyor.
DP ÖDÜNÇ OY
İSTİYOR
DP Genel Başkanı Serdar Denktaş da seçimlerde partisinin
Kıbrıs konusunda yaşa-nabilir, kalıcı ve güvenli bir
çözüme varılmasında, ekonomik sorunların
aşılmasında, kalıcı ve demokrasinin korunup
geliştirilmesinde ve halkın refah ve huzurunun
artırılacağını söylü-yor. DP, vatandaşlardan
ödünç oy isteyerek, ülkeyi kalkındıracaklarını vurguluyor.
BKP "ANKARA KARAR VERİR, LEFKOŞA UYGULAR DÖNEMİNE SON
VERECEĞİZ"
BKP Yaseminler Hareketi Başkanı İzzet İzcan ise,
"Ankara karar verir, Lefkoşa uygular" dönemine son
vereceklerini, sivil bir yönetim oluşturacağını ve
Kıbrıslı Türkler′in kendi kendilerini yönetmeleri için
çalışacağını ve ekonomide kendi ayakları üzerinde
durabilen bir yapı oluşturacaklarını savunuyor.
HİS′TEN DUBAİ
MODELİ
HİS Parti Genel Başkanı Ahmet Yönlüer′in partisi de halka KKTC′ye Dubai
modelini uygulayacaklarını, ülkeye 2 ayda 400 bin turist
getireceklerini bunun yanında Akdeniz′in alışveriş merkezi haline
getireceklerini ve otellerin sayılarını
artıracaklarını iddia ediyor.
HALKIN SESI 13/04/09
ntvmsnbc ve
Ajanslar
15 Nisan. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA
- Kıbrıs Türk halkı, Cumhuriyet Meclisi'nin 50 yeni üyesini
belirlemek amacıyla 19 Nisan Pazar günü sandık başına
gidecek.
20
Şubat 2005'te yapılan son genel seçimlerinin ardından yeniden
sandık başına gidilecek KKTC'de, 161 bin 373 seçmen bulunuyor.
Seçmenlerden
oy almak için ise 7 partiden 345, bağımsız olarak da 8 aday
yarışacak.
Kıbrıs
Türk siyasi tarihinin 10. genel seçimleri olacak 19 Nisan Pazar günkü
seçimlerin oy pusulalarında partiler şu şekilde
sıralanacak:
''Ulusal
Birlik Partisi (UBP), Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Demokrat Parti (DP),
Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP), Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP),
Halk İçin Siyaset Partisi (HİS), Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP).''
Oy
pusulalarında, partilerin ardından bağımsız adaylar
sıralanıyor.
GÜNDEM KIBRIS SORUNU DEĞİL, EKONOMİ
Pazar günü oy verme işlemi saat 08.00'da başlayacak ve 18.00'a
kadar sürecek. Seçimlerde Lefkoşa 16, Gazimağusa 13, Girne 9,
Güzelyurt 6 ve İskele 6 milletvekili çıkaracak.
KKTC
genelinde yüzde 5 seçim barajını aşan partiler ile adaylar oy
oranına göre Meclis'te temsil edilme şansı bulacak.
Oy
kullanmak için seçmen kartı şart değil. Oy kullanılacak
sandığı bilmek ve bir kimlik yeterli.
Yüksek
Seçim Kurulu'nun yayımladığı seçim takvimi uyarınca,
18 Nisan seçim propagandasının son günü.
KKTC'de
bir seçimler öncesinde gündemin ilk kez Kıbrıs sorunu değil de
ekonomi olması dikkat çekiyor.
ntvmsnbc ve Ajanslar
15
Nisan. 2009 Çarşamba
NEW YORK - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ABD'ye geldi. Talat'ı New York
John F. Kennedy havaalanında KKTC'nin New York Temsilcisi Büyükelçi Kemal
Gökeri ile birlikte diplomatlar karşıladı.
İstanbul'dan THY
uçağı ile New York'a gelen KKTC Cumhurbaşkanı Talat,
havaalanında bir süre dinlendikten sonra Washington'a gitmek üzere New
York'tan ayrıldı.
Talat bugün, ABD
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile görüşecek.
Talat-Clinton
görüşmesinin yapıldığı sırada, KKTC
Cumhurbaskanı'nın eşi Oya Talat da, Amerikan
Dışişleri Bakanlığı'nda küresel kadın
işlerinden sorumlu büyükelçi olarak görev yapan Melanne Verveer ile bir
araya gelecek.
Rum lobisinin
çabaları sonucu ertelenen ziyaret kapsamında Talat'ın Kongre
üyeleri ve bazı sivil toplum kuruluşları ile de biraraya gelmesi
bekleniyor.
Talat, yarın KKTC'ye
dönecek.
14.04.09 CNN TURK
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD Dışişleri
Bakanı Hillary Clinton'la görüşmek üzere bugün ABD'ye gidecek.
KKTC Cumhurbaşkanlığı'ndan verilen bilgiye göre bugün sabah
07.00'de Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) uçağı ile
İstanbul'a hareket eden Talat, İstanbul'dan New York'a, oradan da
Washington'a geçecek.
ABD Dışişleri Bakanı Clinton'ın davetiyle
gerçekleşecek ziyarette, Cumhurbaşkanı Talat, Clinton'la,
yarın yerel saatle 15.15'te görüşecek.
Washington'da bazı görüşmeler de olan yapacak Talat'a, ABD
ziyaretinde eşi Oya Talat da eşlik edecek.
Talat'ın, perşembe günü Washington'dan ayrılması
öngörülüyor.
CNN TURK 13/04/09
KKTC
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK), 11 Nisan Cumartesi
gününden itibaren Kıbrıs Rum yönetimi, Yunanistan ve Türkiye
basınında yer alan "Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) askeri,
Türk nöbet kulübesinden bayrağı indirdi" iddialarını
yalanladı.
GKK Basın Bürosu'nunda yapılan açıklamada, "11 Nisan 2009
tarihinden itibaren Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan ve Türkiye
basınında, 'RMMO askeri Türk nöbet kulübesinden bayrağı
indirdi' başlığı altında bir haber
yayımlanmıştır. 'Bayrağımızın
alınması', 'bayrağımızın indirilmesi' gibi kendi
içinde çelişkili ve başka bir amaç taşıyan haberler
tamamıyla gerçek dışıdır" denildi.
Açıklamada, "Bahse konu bölgedeki bayrağımız temas
hattı üzerinde bulunan diğer tüm bayraklarımız gibi etkin
ve fiili gözetimimiz altında dalgalanmaktadır. Kamuoyuna saygı
ile duyurulur" ifadelerine yer verildi.
KKTCden
Türkiyeye Ergenekon
başvurusu
SEFA KARAHASAN MILLIYET
14/04/09
Başsavcı Aşkan İlgen, Başbakanlıktan 8 Nisanda gönderilen yazıyla belgelerin incelendiğini ve Türkiye ile KKTC arasında hukuki, ticari ve cezai konularda adli yardımlaşma, tanıma, tenfiz ve suçluların geri verilmesi, hükümlülerin nakli sözleşmesi uyarında gerekli işlemlerin başlatıldığını açıkladı
Lefkoşa
SON haftalarda Türkiyenin
dış politikasına hâkim olan bir dizi sorun arasında
Kıbrıs konusu geri plana düştü. Ancak şimdi iki nedenle
Kıbrıs, veya daha doğrusu KKTCnin geleceği tekrar öne
çıkıyor.
Bu nedenlerden biri, önümüzdeki pazar günü burada yapılacak olan -ve
sonuçları itibariyle Kıbrıs Türklerini bir yol
ayırımına getirmesi beklenen- genel seçimlerle ilgili...
Diğer neden ise, tam seçim kampanyasının ortasında bir
bomba gibi patlayan Ergenekon soruşturmasının KKTCdeki
ayağı ile ilgili iddiaların yarattığı
sansasyondur...
KKTCdeki seçimlerin bu kez dikkati çekmesi, bir iktidar
değişikliği olasılığını ortaya
koymasından kaynaklanıyor. Son bağımsız anketler Derviş
Eroğlunun muhalefetteki Ulusal Birlik Partisinin (UBP) yüzde 46,
Başbakan Ferdi Sabit Soyerin Cumhuriyetçi Toplum Partisinin (CTP) ise
yüzde 25 civarında bir oy alabileceğini gösteriyor. Tabii bu iki ana
partinin yetkilileri, kendi lehlerinde, farklı rakamlar veriyorlar.
CTPliler başa baş bir yarıştan söz ediyorlar. UBPliler
ise yüzde 50+ şeklinde sloganlaştırdıkları hedefe
ulaşacaklarını iddia ediyorlar...
Soldan sağa çark...
TARAFSIZ gözlemcilerin söylediklerinden ve bizim gözlemlerimizden çıkardığımız
sonuç, bu seçimlerde UBPnin, CTPnin bir hayli önüne geçeceğidir.
Artık burada konuşulan konu, kimin kazanacağından çok
UBPnin ne kadar güçlü çıkacağıdır. Yani Eroğlunun
partisi 50 sandalyeli Mecliste, tek başına hükümeti kurabilecek
çoğunluğu alabilecek mi, yoksa sadece birinci parti olarak ortaya
çıkıp bir koalisyon kurmak zorunda mı kalacak?
Her iki halde Eroğlunun başa geçmesi, yani pratikte soldan
sağa kayma şeklinde nitelendirilebilecek bir yönetim
değişikliğinin gerçekleşmesi söz konusu. Bu da Kuzey
Kıbrıs içinde ve dışında da çok şeyi
değiştirebilir.
Henüz 4 yıl önce yapılan genel seçimleri yüzde 45 gibi bir oy
patlaması ile kazanan CTPnin bu kez gerilemesi ve bir ara bölünen ve
zayıflayan UBPnin şimdi geniş destek görmesinin nedeni ne?
Halkın derdi ekonomi
BAŞLICA sebep, bir sosyal bilimcinin bize ifade ettiği gibi, CTPye
yani iktidara karşı duyulan düş
kırıklığı, hatta öfkedir. Bu daha çok ekonomik
sorunlara, işsizliğe, ayrıca yolsuzluklara, adam
kayırmalara bağlanıyor. Diğer bir deyişle CTPye
tepki, UBPnin lehinde işliyor. Oysa bundan önceki seçimlerde bu tepki
UBPye karşı gösterilmiş, umutlar CTPye
bağlanmıştı... Siyasetin cilvesi bu!..
Bu seçim kampanyasında, Rumlarla müzakere süreci ve çözüm formülü gibi
konular pek tartışılmadı. Açıkçası, halk da
artık bu konuyla fazla ilgilenmiyor veya pek ümit beslemiyor. Onu
ilgilendiren başlıca sorun, ekonomik ve sosyal durumdur...
Ergenekon ilintisi
ERGENEKONun Kıbrıs uzantısıyla ilgili iddialar
kuşkusuz bu seçim kampanyasına gölge düşürdü. Ama bazı
karşılıklı suçlamaların dışında, seçim
sonucunu belirleyecek bir etken olmadı. Açıkçası, halkın
kafası karışık. Gerek Soyer, gerekse Eroğlu ile
görüşmelerimizde de gördük ki, ikisi de sırf bu iddialar ve
tartışmalar nedeniyle, ciddi bir oy kaybı veya kazancı
beklemiyor.
Ne var ki, Ergenekon soruşturması kapsamında, bazı
Kıbrıs Türk siyasetçileri (ve bu arada Eroğlu) hakkında
birtakım iddialar ortaya atılmasının zamanlaması
anlamlı ve düşündürücüdür... İleride belki bu konu burada da
aydınlanır, ama bu aşamada seçmenleri fazla ilgilendiren veya
etkileyen bir konu değil bu.
Tabii asıl önemli olan, anketlerin öngördüğü gibi, UBPnin iktidara
gelmesi halinde, KKTCde ne gibi değişikliklerin olacağı ve
özellikle bunun Kıbrıs sorununun çözümünü nasıl
etkileyeceğidir. Bunu yarın ele alacağız...
Historic meeting between right and
left
By Alexia Saoulli
OPPOSITION
right-wing DISY and left-wing ruling AKEL yesterday made history when the
long-time ideological foes sat down to their first meeting in 33 years.
Party leaders Andros Kyprianou and Nicos Anastassiades were quick to make clear
that nothing more should be read into the meeting, which was made up of
representatives from both sides, and that it was not about putting pressure on
anyone or sending out a message to coalition government parties.
The meeting, which had been scheduled before letters were leaked from coalition
DIKOs top brass calling for the partys withdrawal from government, raised a
number of eyebrows. Political analysts have long been calling for an alliance
between the two parties after it has become increasingly clear that the
government has the backing of DISY, not EDEK or DIKO, on its handling of the
Cyprus problem.
AKELs Kyprianou visited DISY boss Anastassiades at the rightwing partys
offices on Pindarou Street where the pair sat down to a meeting lasting well
over an hour.
Both leaders said the meeting had been fruitful and denied the existence of any
anti-leftist or anti-DISY sentiments within their own parties.
Anastassiades said yesterdays meeting was a good beginning following the many
years since DISYs foundation.
A beginning that is being taken by AKEL and welcomed, a beginning that leads
to getting past dogmatism or anti sentiments. In others words the
anticommunist syndromes, which I want to say have been expelled from the party,
or the anti-DISY syndromes, which I want to believe Mr Kyprianous presence
will have some basis in them being overcome, he said.
Kyprianou said there were times AKEL might be more intense in the way it
reacted to DISYs political positions but that was only because it was an
opposition party as compared to a coalition party, and denied any anti-DISY
sentiments.
Anastassiades said both parties had shared a convergence of views, but they
still had huge ideological differences which could not be bridged. Nevertheless
what mattered most was putting countrys interests first and for talks to
continue with all political parties to address issues that involved the
national problem, he said.
It is well known that before and after President [Demetris] Christofias
election we had announced and repeated that we would support every initiative
that would help get the Cyprus problem moving and gain international interest
so that a solution based on principles acceptable by Greek Cypriots could be
reached as soon as possible, said Anastassiades.
He said DISY was open to dialogue on all major issues, including matters of
internal governance.
Both Kyprianou and Anastassiades said the meeting had no intention of creating
a rift in the government coalition, although the door was left open on both
sides for a possible co-operation on the Cyprus problem.
The left-wing leader said the duo had enjoyed an honest and fruitful dialogue
and denied insinuations made in the press that the meeting was an attempt to
exert pressure on others.
Kyprianou said the two leaders had discussed a wide range of issues and
exchanged opinions on various issues in todays political life during a period
that demanded unity to move forward and reach a solution.
Despite the parties ideological differences there was no need for them to
maintain a sterile debate especially as far as the national issue was
concerned, he said.
ntvmsnbc ve Ajanslar
15
Nisan. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA -
Kıbrıs Türk halkı, Cumhuriyet Meclisi'nin 50 yeni üyesini belirlemek
amacıyla 19 Nisan Pazar günü sandık başına gidecek.
20 Şubat 2005'te
yapılan son genel seçimlerinin ardından yeniden sandık
başına gidilecek KKTC'de, 161 bin 373 seçmen bulunuyor.
Seçmenlerden oy almak için
ise 7 partiden 345, bağımsız olarak da 8 aday
yarışacak.
Kıbrıs Türk
siyasi tarihinin 10. genel seçimleri olacak 19 Nisan Pazar günkü seçimlerin oy
pusulalarında partiler şu şekilde sıralanacak:
''Ulusal Birlik Partisi
(UBP), Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Demokrat Parti (DP), Birleşik
Kıbrıs Partisi (BKP), Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP), Halk
İçin Siyaset Partisi (HİS), Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP).''
Oy pusulalarında,
partilerin ardından bağımsız adaylar sıralanıyor.
GÜNDEM
KIBRIS SORUNU DEĞİL, EKONOMİ
Pazar günü oy verme işlemi saat 08.00'da başlayacak ve 18.00'a
kadar sürecek. Seçimlerde Lefkoşa 16, Gazimağusa 13, Girne 9,
Güzelyurt 6 ve İskele 6 milletvekili çıkaracak.
KKTC genelinde yüzde 5
seçim barajını aşan partiler ile adaylar oy oranına göre
Meclis'te temsil edilme şansı bulacak.
Oy kullanmak için seçmen
kartı şart değil. Oy kullanılacak sandığı
bilmek ve bir kimlik yeterli.
Yüksek Seçim Kurulu'nun
yayımladığı seçim takvimi uyarınca, 18 Nisan seçim
propagandasının son günü.
KKTC'de bir seçimler öncesinde gündemin ilk kez Kıbrıs sorunu değil de ekonomi olması dikkat çekiyor.
SEFA KARAHASAN Lefkoşa MILLIYET
KKTCde Kıbrıs Türk halkı, 50
sandalyeli Cumhuriyet Meclisinin üyelerini belirlemek amacıyla, 19 Nisan
Pazar günü sandık başına gidiyor. Kuzey Kıbrısta
yapılan son anketlerde, sağ partiler önde gidiyor. 7 partinin ülke
yönetimine talip olduğu seçimlerde, 161 bin 373 seçmen oy kullanacak.
Seçimlere 5 gün kala Ergenekon iddialarının damga vurduğu
ülkede, Ergenekoncu olmakla suçlanan Derviş Eroğlunun Ulusal
Birlik Partisi (UBP), suçlamayı
yapan iktidar Cumhuriyetçi Türk Partisinin (CTP) yaklaşık 20 puan önünde
gözüküyor.
Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar Merkezinin (KADEM) 20-29
Mart tarihleri arasında 5 ilçeden 1878 kişi ile yüz yüze
görüşmeyle yaptığı ankete göre, CTPnin oy oranında
ciddi bir azalma olduğu görülüyor. Ankete göre, CTPnin 2005
yılında yüzde 45lerde olan oy oranı, yüzde 27.4e kadar
geriledi. UBPnin oyları ise, yüzde 31lerden yüzde 44.6ya
çıktı.
Ankete göre, KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın
oğlu Serdar Denktaşın başkanlığını
yaptığı Demokrat Parti (DP) yüzde 12.4, Toplumcu Demokrasi
Partisi (TDP) yüzde 7.4 oranında oy alıyor.
AKPnin seçim propagadandası boyunca desteklediği öne sürülen
Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) ise yüzde 4.8lik oranla yüzde 5lik baraja
takılıyor. Bu sonuçlara göre, 50 kişilik Cumhuriyet Meclisine,
UBP 26, CTP 16, DP 6, TDP ise 2 milletvekili gönderiyor. KKTCde tek
başına iktidar olmak için 26 milletvekili yeterli oluyor.
Öte yandan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın
yaptırdığı son ankete göre ise, halkın yüzde 44.5i
UBPnin, yüzde 25.1 de CTPnin iktidar olmasını istiyor.
Partilerin sloganları:
UBP: Şimdi ulusal birlik zamanı
CTP: Geri dönme, ilerle
DP : Biz varız
TDP: Ben buralıyım
ÖRP: Bu defa sen kazan
BKP: Yaseminlerimizi geri alacağız
HİS : Yağmurdan kaçarken doluya tutulma
Eroğlu:
Ergenekonda Denktaşın parmağı var
Ulusal Birlik Partisinin (UBP) Genel Başkanı Derviş
Eroğlu, hakkındaki Ergenekon soruşturmasıyla ilgili
iddiaların, Cumhuriyetçi Türk Partisinin (CTP), yükselen UBP
oylarını durdurmaya yönelik bir oyunu olduğunu öne sürerek,
Maalesef bu oyunu Sayın Denktaşla (KKTCnin 1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş) birlikte planlamış ve
oynamışlardır dedi. Eroğlu, Tabii ki benim Ergenekonla
herhangi bir ilgim yok, olamaz zaten diyerek, yıllardır KKTCde hukuk
kuralları içinde icraat yaptıklarını kaydetti.
15 Nisan Çarşamba 2009 SAMI KOHEN MILLIYET
Lefkoşa