CNN TURK 01/05/09
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) 19 Nisan'da yapılan
Milletvekilliği Erken Genel Seçimleri sonrasında oluşan yeni
Meclis, yemin ederek resmen görevine başladı.
Cumhuriyet Meclisi'nin 7. dönem, 1. yasama yılının ilk
toplantısında, seçimlerde Meclise girmeye hak kazanan 50
milletvekili, yemin etti.
Meclis Genel Kurulu'nun ilk toplantısına, en yaşlı üye
sıfatıyla, 71 yaşındaki, Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel
Başkanı Derviş Eroğlu başkanlık etti.
En genç iki milletvekili ise katiplik görevlerini yerine getirdi. UBP
milletvekilleri Sunat Atun ile Kemal Dürüst, Meclisin en genç iki üyesi olarak
ilk toplantıda katiplik yaptı.
Meclisin yemin törenini, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'nin Lefkoşa
Büyükelçisi Şakir Fakılı, KKTC Yüksek Mahkeme Başkanı
Nevvar Nolan, Sayıştay Başkanı İsmet Akim, eski
milletvekilleri ve kalabalık vatandaş topluluğu izledi.
Milletvekili yemini
Milletvekilleri, KKTC Anayasası'nın 82. Maddesi'ne göre
milletvekilleri görevlerine başlarken şu şekilde yemin etti:
"Devletin varlığını ve
bağımsızlığını, yurdun ve halkın
bölünmez bütünlüğünü, halkın kayıtsız şartsız
egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik,
laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine bağlı
kalacağıma; halkımın refah ve mutluluğu için
çalışacağıma; her yurttaşın insan
haklarından ve temel hak ve özgürlüklerden yararlanması ülküsünden ve
Anayasa'ya bağlılıktan ayrılmayacağıma; namusum
ve şerefim üzerine and içerim."
Heyecanlananlar oldu
Yeni seçilen milletvekillerinden bazıları, heyecandan yemini
yanlış okuyunca, oturumu yöneten Derviş Eroğlu,
milletvekillerine yemini tekrarlattı.
UBP Gazimağusa Milletvekili Ahmet Eti milletvekili andını hatalı
okuduğu için iki kez uyarıldı.
50 üyeli Cumhuriyet Meclisinde, UBP 26, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) 15,
Demokrat Parti (DP) 5, Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) 2 ve Özgürlük ve Reform
Partisi (ÖRP) 2 milletvekiliyle temsil ediliyor.
Ant içmenin tamamlanmasının ardından Başkanlık
Divanı seçimi, varılan mutabakat gereği bir sonraki
toplantıya bırakıldı. Meclisin gelecek birleşimi 6
Mayıs çarşamba günü yapılacak.
Bu arada, toplantıda Kıbrıs Türk Kadın Dayanışma
Konseyi, milletvekillerine ve izleyicilere "Toplumsal cinsiyet
eşitliğinin sağlanması için
çalışacağız, isteyeceğiz, takip edeceğiz"
yazılı mektuplar dağıttı.
Hükümeti kurma görevi Eroğlu'nda
Meclis'teki yemin töreninin ardından KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat hükümeti kurma görevini, 19 Nisan erken genel seçimlerinden 26
milletvekiliyle, tek başına hükümet kurma çoğunluğu
kazanarak çıkan Ulusal Birlik Partisinin (UBP) Genel Başkanı ve
Gazimağusa milletvekili Derviş Eroğlu'na verdi.
UBP Genel Başkanı Eroğlu, yeni kabinenin listesini pazartesi
veya salı günü Cumhurbaşkanına sunabileceğini söyledi.
Yasal prosedür gereği, Bakanlar Kurulunu kurma görevini alan her
milletvekili, bu görevini en geç 15 gün içinde tamamlamak veya görevi geri
vermekle yükümlü. Görevi alan grup başkanı veya milletvekilinin
önerisine göre bakanlar Cumhurbaşkanınca atanacak.
Bakanlar, milletvekili olmayan kişiler arasından da atanabiliyor.
Yeni Bakanlar Kurulu Cumhurbaşkanınca atanıncaya kadar mevcut
hükümet devam edecek.
Cumhurbaşkanınca atanan Bakanlar Kurulunun listesi, tam olarak,
Cumhuriyet Meclisine sunulacak. Bakanlar Kurulunun programı, atanma
tarihinden başlayarak en geç bir hafta içinde, Başbakan veya bir
bakan tarafından Cumhuriyet Meclisinde okunacak ve ardından güven
oylamasına gidilecek.
Programın Cumhuriyet Meclisinde okunmasından iki tam gün sonra
görüşmeler başlayacak ve bittikten iki tam gün sonra oylama
yapılacak. KKTC Anayasası'na göre güvenoyu alan Bakanlar Kuruluna
karşı, güven oylamasından sonra, üç ay geçmedikçe güvensizlik
önergesi verilemiyor. Yorum
Yaz | Yorumları
Oku
KKTC'de yeni hükümeti kurma görevini
alan Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş
Eroğlu, bakanlar kurulunu meclis içinden belirleyeceğini belirterek,
kabineyi büyük ihtimalle salı günü Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'a sunacağını açıkladı.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, 19 Nisan erken genel seçimlerinden 26
milletvekiliyle tek başına hükümet kurma çoğunlu kazanarak
çıkan UBP'nin Genel Başkanı ve Gazimağusa milletvekili
Derviş Eroğlu'na, hükümeti kurma görevini verdi.
Eroğlu, görevi aldıktan sonra basın mensuplarına
yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı hükümeti kurma
görevini bana vermiştir, sizler de buna şahitlik ettiniz dedi.
Bugünden itibaren hükümet kurma yönünde yapılması gerekeni
yapacağını ifade eden Eroğlu, büyük ihtimalle pazartesi
veya salı günü hükümetin onayı için tekrar
Cumhurbaşkanını ziyaret edeceğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat ile biraz sohbet ettiklerini kaydeden
Eroğlu, Ülkenin içinde bulunduğu durum, son günlerde ülkeyi ve
halkımızı tedirdin eden Orams davası gibi konuları da
görüştük. Bu konuları bundan sonra daha da sık
görüşeceğiz. Çünkü bu konuda hükümet olarak alınması
gereken tedbirler var, onları Cumhurbaşkanımızla değerlendirip
sonuçlandırmaya çalışacağız dedi.
Şu anda birinci önceliğinin hükümeti kurarak, hükümet
boşluğunu ortadan kaldırmak olduğunu kaydeden Eroğlu,
yapacağı bazı temasların ardından, büyük ihtimalle
salı günü kabinenin listesini Cumhurbaşkanı Talat'a sunacağını
söyledi.
Bir soru üzerine, bakanları, meclis içinden belirleyeceğini belirten
Eroğlu, mecliste 26 milletvekilleri olduğunu, halka iktidara gelme
sözü verdiklerini, 26 kişiyle birlik ve beraberlik içinde halkın ve
ülkenin sorunlarını çözmeye çalışacaklarını
kaydetti.
Mecliste 26 sayısı ile hükümet kurmanın sıkıntı
oluşturup oluşturmayacağı sorusu üzerine ise Eroğlu,
milletvekilleri ile yaptığı toplantıda, 26 kişinin
meclis çalışmalarında mutlaka olması gerektiği
üzerinde durduklarını ifade ederek, Arkadaşlarımız
zaten bunun bilincinde, bütün arkadaşlar tecrübeli, niçin milletvekili
seçildiklerini, halkın UBP'yi niçin iktidara getirdiğini gayet iyi
biliyor, dolayısıyla problem olmayacak dedi.
DerviŞ Eroğlu, bazı bakanlıkların isminde
değişiklik olabileceğini de söyledi.
HURRIYET 01/05/09
1 Mayıs Cuma 2009 RIZA TURMEN MILLIYET
Avrupa Birliğinin yargı organı olan
Avrupa Adalet Divanı (AAD) Apostolides/Orams kararını
açıkladı. Dava konusu, İngiliz uyruklu Orams çiftinin
emekliliklerini geçirmek uzere Kıbrısın kuzeyinde 1974
öncesinde bir Ruma ait olan bir taşınmazı KKTCli üçüncü bir
kişiden satın alarak iki katlı beyaz bir villa
yapmalarından kaynaklanıyor.
Taşınmazın eski maliki Apostolides, Oramsa karşı Rum
kesimindeki mahkemede dava açıyor. Rum mahkemesi 2004 yılında
verdiği kararda, Oramsın evi boşaltmasını ve tazminat
ödemesini öngörüyor. Oramsın temyiz başvurusu reddediliyor. Bundan
sonra Apostolides, kararın uygulanması için İngiliz
Mahkemesinde dava açıyor. Davayı kaybediyor. İngiliz Temyiz
Mahkemesine başvuruyor.
Temyiz mahkemesi sorunu AADye havale ediyor ve iki soru soruyor: a)
Kıbrıs Rum Yönetimi ABye üye olurken yapılan üyelik
anlaşmasında AB hukukunun Kuzey Kıbrısta uygulanması
askıya alınmıştı. AB hukukunun KKTCde
uygulanmaması ve Rum Yönetiminin adanın kuzeyinde kontrol yetkisine
sahip olmaması, Rum mahkemelerinin kararlarının diğer AB
üyesi devletler tarafından tanınmasını nasıl
etkiler?
Kararı büyütmemek gerek
b) Apostolidesin güneydeki mahkemede açtığı davanın
Oramsa zamanında tebliğ edilmemesi ve savunma hakkının
sınırlanması dikkate alınırsa, Rum mahkemesinin
kararı tanınabilir ya da uygulanabilir mi?
AAD, kararında şu görüşlere yer verdi: AB hukukunun Kuzey
Kıbrısta uygulanmasının askıya alınmış
olması, Güney Kıbrıstaki mahkemenin verdiği kararın
tanınmasını engellemez. AB kurallarına göre, AB üyesi
devletler başka bir AB üyesi devlet mahkemesi tarafından verilen
kararları, bazı istisnai durumlar dışında,
tanımak zorundadır. Söz konusu istisnai durumlar bu olayda geçerli
değildir. Kararın uygulanamaz olması da, diğer üye
devletler tarafından tanınmasını etkilemez.
Davanın zamanında Oramsa tebliğ edilmemesi, Oramsın
görüşlerini mahkemeye bildirmesini engellememiştir.
Dolayısıyla, bu itiraz kararın tanınmaması için bir
neden olamaz.
AADnin kararı bir sürpriz değil. ABnin kuralları göz önünde
tutulursa, AADnin, tersine bir karar vermesi
şaşırtıcı olurdu. Ancak kararı fazla büyütmemek
gerek. AADnin kararı Güney Kıbrıstaki bir mahkeme kararının
tanınmasıyla sınırlı. Kaldı ki, sorun henüz
sonuçlanmış değil. AAD kararının uygulanması için
İngiliz mahkemesinin kararına gereksinim var.
Kıbrıs görüşmelerini etkiler
İngiliz mahkemesi Kararın uygulanması olanaksızdır
diyebilir ya da savunma hakkının sınırlanması
İngiliz kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle
kararı tanımayabilir.
AADnin kararı KKTC ekonomisi bakımından olumsuz sonuçlar
doğurabilir. Karardan sonra, İngiliz vatandaşları KKTCde
taşınmaz mal satın almak istemeyebilirler. Ayrıca,
kararın KKTCde yaşayan 2700 dolayındaki İngilizin
satın aldığı taşınmazlar bakımından
emsal oluşturması tehlikesi var.
Karar, Kıbrıstaki toplumlar arasındaki görüşmelere
yardımcı olmayacak. Özellikle, Güney Kıbrıstaki
mahkemelerin yargı yetkisinin kuzeyi de kapsadığı
şeklinde yorumlanabilecek ifadeler, görüşmelerdeki iki kesimli ve iki
toplumlu federasyon hedefiyle bağdaşmıyor.
AAD kararının AİHMdeki Rum başvuruları üzerindeki
etkilerini de düşünmek gerekir. AİHM, KKTCde kurulan Tazminat
Komisyonunun etkili bir iç yargı yolu olup olmadığına
karar vermek amacıyla 8 pilot dava seçti.
Uygulamada değişiklik olmaz
AİHM, Tazminat Komisyonunun etkili bir iç yargı olduğuna karar
verirse, 1500 davayı görüşmeden Tazminat Komisyonuna gönderecek.
AADnin verdiği kararın Tazminat Komisyonunun statüsünü etkilememesi
gerekir. Çünkü Tazminat Komisyonu AİHMnin kararı gereğince
kuruldu. Tazminat Komisyonunun kurulmasını öngören ve Komisyonu
onaylayan Xenides-Arestis/Türkiye kararı kesinleşti. AADnin
kararı bunu değiştiremez.
Ayrıca, AAD kararı KKTCde uygulanamayacağına göre,
Apostolidese Tazminat Komisyonu aracılığıyla tazminat
ödenmesi herkes için en makul çözüm olur.
AAD kararı uygulamada fazla bir şey değiştirmeyecek. O
nedenle, Rum tarafı bu karara dayanarak Kıbrısta bir çözümü
baltalarsa, karar Rumlar açısından bir Pirus zaferine
dönüşebilir.
Orams case could spell end of Cyprus
talks
By Nathan Morley
Eroglu: Im very angry and
upset
HARDLINE Turkish Cypriot Prime Minister elect Dervis Eroglu has suggested
that if British Courts adopt the European Court of Justice (ECJ) ruling in the
Apostolides-Orams case, then it could spell the end of the current UN sponsored
peace talks.
In an interview yesterday with Voice of America, he said that he was very
angry and upset by the latest twist in the Orams case and that Turkish
Cypriots were becoming increasing fed up with the process.
The decision of the European Court of Justice, if accepted as it is in the
British High Court of appeal, will mean that it will not be meaningful for us
to continue the negotiations. This will affect very negatively the process, he
said.
His comments come after the ECJ backed the right of a Greek Cypriot to reclaim
land in the occupied areas that has since been sold to Linda and David Orams, a
retired British Couple.
However, Eroglu stressed he would not personally ask for an end to the talks,
but said the Turkish Cypriot public would believe any further discussion
between the two communities would be pointless.
If the Greek Cypriots want to push us with courts and judges, then the
negotiations are nonsense. Our people will believe that it is meaningless to be
at the negotiating table and they will put pressure on us to finish this
process.
This situation has created great difficultly for us, with trade, the economy
and investment.
Eroglus nationalist UBP party favours a two-state solution and calls for
international recognition of the Turkish-occupied areas
The party also seeks integration with Ankara rather than EU membership.
Eroglu also stated that he was convinced that the current peace talks being
held between President Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat
would be the last ever such process on the Cyprus problem.
This is probably the last chance, Turkish Cypriots are starting to get fed up
with this whole negotiating process, and they are losing their interest. People
are more bothered about economic problems, their daily life. They dont ask
anymore ask about the talks. If we cant use this last chance, Turkish Cypriots
will start to think only about their own state.
Eroglu also confirmed he will appoint a representative of his to monitor the
talks taking place in the UN-controlled buffer zone, with a simple yes, but
refused to give further details saying: Ask Mr. Talat.
This statement of intent has been seen as the first sign of meddling in the
process.
CYPRUS MAIL 01/05/09
Security Council agrees on draft
statement on Cyprus talks progress
By Daniel Thomas
THE FIVE permanent members
of the United Nations Security Council have reached an agreement on a draft
statement set to be delivered by the Council President on the progress of the
Cyprus talks.
The move followed a briefing by the UNs Special Adviser for the Cyprus
Problem, Alexander Downer, late on Wednesday.
The Mexican delegation, which has the role of presidency for April in the SCs
rotational system, had set a deadline of 4pm for members to voice any
objections to the statement, which is understood to have fulfilled the inherent
requirements of both the Cypriot and Turkish governments.
While Turkey was ready to accept the contents of the statement, reports said
the SC member was still seeking some points to be included in Downers speech
to the Security Council.
The content of the statement was expected to be of an encouraging and
facilitative nature, with all five permanent members (China, France, Russia,
the UK and the US) seeking to congratulate the two Cypriot leaders on their
achievements so far in working towards a final settlement.
Additionally, it was anticipated that the statement would urge the duo to
maintain the momentum in the current negotiations process, which it does not
consider to be bound by any deadlines, and to focus on the ultimate goal of
reunification regardless of peripheral altercations that might arise.
According to the Cyprus News Agency, Secretary General Ban Ki-Moon and
Under-Secretary-General for Political Affairs B. Lynn Pascoe had already
pledged to provide additional support for the supplemental negotiating team
that is providing advice and assistance to the working groups from both sides.
During a special session of the SC held last week, Pascoe presented a Report
on Enhancing Effectiveness of UN Mediation, in which he explained that in
Cyprus the UN has deployed facilitators to the technical working groups during
the preparatory phase of the talks, which continue to work closely with the
Secretary-Generals Special Adviser, Alexander Downer, including technical
support on power-sharing and property issues.
Cypriot President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat have been engaged in direct negotiations since last September.
CYPRUS MAIL 01/05/09
MİLLİYET
MAGAZİN SERVİSİ
02/05/09
5,5
yıldır devam eden, Gülse Birsel imzalı "Avrupa Yakası" dizisinin geçen çarşamba
ekrana gelen bölümünde Ata Demirer'in canlandırdığı Kıbrıslı Nadir karakteri şivesi
nedeniyle Kıbrıslıların tepkisini topladı.
Kıbrısın Havadis isimli günlük gazetesine manşet olan
konuyla ilgili facebook'ta da "Gülse Birsel.... Kıbrıslılar
sana yakıştıramadı" başlıklı sayfa açıldı.
Havadis gazetesinin ceviz macununun ceviz reçeli, gollifa sözcüğünün
golfa şeklinde söylenmesi ve İngilizce sözcüklere de
gereğinden fazla yer verilmesi nedeniyle eleştirdiği senarist
Gülse Birsel, "Bu tepki çok gerçekçi değil. Çok ufak bir grubun
dikkat çekmek için gösterdiği aşırı bir hassiyet bu...
Çünkü ortada Kıbrıslıları aşağılayacak,
rencide edecek bir olay yok. Bilhakis biz, diyaloglarda Kıbrıs
şivesinin tatlılığından söz ettik. Zaten
Kıbrıslı Nadir karakterini tek bölümlük planladık"
dedi.
"Çekmeden önce çok araştırdık"
Çocukluğundan beri sık sık gittiği Kıbrıs'ın
şivesini çok iyi bildiğini belirten Birsel, eleştirilere şu
yanıtı verdi:
"Genel olarak Kıbrıslılar çok hoşgörülü ve
eğlenceli insanlardır. Dizi yayınlandıktan sonra
Kıbrıslılardan çok güzel e - mail'ler de geldi. 'Çok güzel, çok
komik, birebir olmuş' yazmışlar. Bu eleştirileri yapanlar
Kıbrıslılar değil, facebook'ta ufak bir grup... Mesela
takıldıkları şeyler arasında 'Ceviz reçeli denmez,
ceviz macunu denir' demişler. Hayır, o tatlının iki ismi
vardır. Çocukluğumdan beri sürekli Kıbrıs'a giden biriyim.
Ceviz tatlısı da, ceviz macunu da, hatta ceviz tatlısı da
denir. Bu bir hata değil, bu bir tercih.
Gollifaya da golfa denildiğiyle ilgili bir eleştiri var. Hayır,
gollifa yazdım zaten.. Kolay demektir... 'Gollifa mı sandın?'
yani 'Kolay mı sandın? derler. Ata da(Demirer) gollifa demiş ama
hızlı konuşurken belki i harfini yutmuş.
'Bizim şivemiz tam olarak böyle değil' diyorlar bir de... Zaten
birebir olması çok zor. Oralı olmak, orada yaşamak gerek. Biz
mümkün olduğu kadar, ne kadar yakın olabiliyorsa onu yaptık.
Birçok Kıbrıslıya da sorduk, fikir aldık. Senaryoyu
çekmeden önce okuttuk. Kitaplara başvurduk, internette araştırma
yaptık ve oradaki kelimelerden kullandık. Bir de çok İngilizce
kullandığımızla ilgili eleştiri var. İngilizce üç
yerde geçti Kıbrıslılar otobüse İngilizce 'bus'
kelimesinden dolayı bas, keke 'cake'den dolayı keyk ve
kahvaltıya da 'breakfast'tan dolayı birekfıst derler. Zaten
Kıbrıs'ta arada sırada İnglizce kelimeler
kullanılıyor."
2 Mayıs Cumartesi 2009
HASAN PULUR MILLIYET
KIBRISta seçimi Ulusal Birlik Partisinin yüzde 44 gibi bir oranla
kazanması işleri karıştırdı.
Aslında kazanan da Çözümsüzlük, çözüm değildir gibi veciz(!) bir
lafla iktidara gelen Yes be anem!cilerin kafasıydı da...
Şimdi ne olacaktı?
Rumlarla görüşmeleri kim yürütecekti?
Zaten UBPnin başındaki Derviş Eroğlu, seçim
sırasında onların hiç de hoşuna gitmeyen laflar
etmişti.
KKTC yaşayacaktır diyordu.
Federasyon değil, konfederasyon diyordu.
Rumlarla birleşeceğiz diye Türk halkını Ruma mahkûm
etmeyeceğiz diyordu.
Rumlarla yapılan müzakerelerde Cumhurbaşkanı Talatın
yanında bir UBPlinin de bulunacağını, bunun da muhtemelen
Dışişleri Bakanı olacağını söylüyordu.
* * *
KIYAMET kopardılar Çözümsüzlük geliyor diye, seçime iki gün kala Ergenekon
masalı bile okudular, Türkiyeden gelen bir müzakereci tam destek
verdi.
* * *
AMA Kıbrıs Türk halkı, onlara değil, Ulusal Birlik
Partisine oy verdi, hem yüzde 44 oranla...
En büyük sorun, Cumhurbaşkanı Talatın yanında
görüşmeci olarak UBPli Dışişleri Bakanının
olacağıydı, bunu istemiyorlardı.
Niye?
* * *
OYSA 2003 yılında, muhalefet lideriyken Hükümet olunca kurucu
Cumhurbaşkanı Denktaşı görüşmecilikten
alacağız diyen kimdi?
İktidara gelirsek, Cumhurbaşkanını müzakereci görevinden
azledip, görüşmeleri hükümetin yürütmesini sağlayacağız
diyen kimdi?
Türkiye bize görüşmeci olarak Denktaş ile devam edin diyemez. Bizim
Anayasamıza göre görüşmeciyi hükümet belirler diyen kimdi?
Türkiye bizi dikkate almak zorunda, bize zorla karar aldıramaz, Türkiye
bu halkın iradesiyle diyalog kuracak diyen kimdi?
* * *
2003te bunları söyleyen şimdiki Cumhurbaşkanı Talat
değil miydi?(x)
Geçen hafta da Müzakereleri Cumhurbaşkanı olarak ben yürütüyorum!
diyen kimdi?
O da Mehmet Ali Talat!
Demek değişmez kural, bulaşıcı bir hastalık gibi
ona da geçmiş:
Biz demokrasiyi çok severiz ama bizim parti kazanırsa!
* * *
YA Türkiyeden esen rüzgâra ne demeli?
Biz Talatın arkasındayız! rüzgârını estirenler,
Kıbrıs halkının iradesine niye bu kadar soğuklar?
Hamasa gösterdikleri hoşgörüyü niye Kıbrıs halkının
yüzde 44üne göstermiyorlar?
Hamas için ne diyorlardı?
Ama onlar seçimle geldiler!
Peki UBP neyle geldi?
Uçurtmayla mı?
-
(x) Sefa Karahasan
Vekiller yemin etti
ETİ,
ÇALUDA, AMCAOĞLU ANDI YANLIŞ OKUDU
Özellikle ilk kez milletvekili
seçilenlerin heyecanları gözden kaçmadı. UBP Gazimağusa
Milletvekili Ahmet Eti milletvekili andını hatalı okuduğu
için oturumu yöneten Derviş Eroğlu tarafından iki kez
uyarıldı ve andı tekrarladı. UBP Güzelyurt Milletvekili
Ahmet Çaluda, UBP Lefkoşa Milletvekili Ali Çetin Amcaoğlu da
yanlış okudukları kelime yüzünden andı tekrar okudu.
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, 19 Nisanda yapılan milletvekilliği
erken genel seçimleri sonrasında başlayan 5 yıllık yeni
yasama döneminin ilk toplantısını dün yaptı.
Meclisin 7. dönem, 1. yasama yılının dünkü ilk
toplantısında, seçimlerde meclise girmeye hak kazanan 50 milletvekili
yemin ederek resmen görevlerine başladı. Meclis Başkanlık
Divanı seçimleri ise 6 Mayıs Çarşamba günü yapılacak
toplantıya kaldı.
Meclis Genel Kurulunun saat 10.00da başlayan ilk
toplantısına, en yaşlı milletvekili sıfatını
taşıyan 71 yaşındaki UBP Genel Başkanı
Derviş Eroğlu başkanlık etti. En genç 2 milletvekili UBP
milletvekilleri Sunat Atun ile Kemal Dürüst, katiplik görevlerini yaptı.
Meclisin ilk toplantısını Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, TC Lefkoşa
Büyükelçisi Şakir Fakılı, Yüksek Mahkeme Başkanı
Nevvar Nolan, Sayıştay Başkanı İsmet Akim, eski
milletvekilleri ve kalabalık vatandaş topluluğu izledi.
Basının da büyük ilgi gösterdiği toplantıda
Kıbrıs Türk Kadın Dayanışma Konseyi, milletvekillerine
ve izleyicilere Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması
için çalışacağız, isteyeceğiz, takip edeceğiz yazılı
mektuplar dağıttı.
Seçim sonuçlarına göre UBP 26, CTP-BG 15, DP 5, TDP 2 ve ÖRP
de 2 milletvekiliyle Mecliste temsil ediliyor.
Cumhurbaşkanı Talat, ant içme töreninin ardından,
seçimden 26 milletvekiliyle ilk sırada çıkan UBPnin Genel
Başkanı Derviş Eroğluna saat 12.00de hükümeti kurma
görevi verdi.
Heyecanlandılar
Milletvekillerinin Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulundaki ant içme töreninde
bazı milletvekillerinin oldukça heyecanlı oldukları gözden
kaçmadı.
Başkan ve katiplerin ardından, sırasıyla
Gazimağusa, Girne, Güzelyurt, İskele ve Lefkoşa milletvekilleri
ant içti.
İlk andı, birleşime en yaşlı üye
sıfatıyla başkanlık yapan UBP Genel Başkanı
Derviş Eroğlu içti. Eroğlunun andını milletvekilleri
ve izleyiciler ayakta izledi.
Ardından katipler sonra da ilçelere göre diğer
milletvekilleri ant içti.
Özellikle ilk kez milletvekili seçilenlerin heyecanları
gözden kaçmazken, UBP Gazimağusa Milletvekili Ahmet Eti milletvekili
andını hatalı okuduğu için oturumu yöneten Derviş
Eroğlu tarafından iki kez uyarıldı ve andı
tekrarladı.
UBP Güzelyurt Milletvekili Ahmet Çaluda, UBP Lefkoşa
Milletvekili Ali Çetin Amcaoğlu da yanlış okudukları kelime
yüzünden andı tekrar okudu.
50 dakika süren ant içmenin tamamlanmasının
ardından Başkanlık Divanı seçimi varılan mutabakat
gereği bir sonraki toplantıya bırakıldı.
Meclisin gelecek birleşimi 6 Mayıs Çarşamba günü
yapılacak.
Milletvekili
andı
Anayasanın 82. maddesine göre milletvekilleri görevlerine başlarken
mecliste şu şekilde ant içiyor:
"Devletin varlığını ve
bağımsızlığını, yurdun ve halkın
bölünmez bütünlüğünü, halkın kayıtsız şartsız
egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik,
laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine bağlı
kalacağıma; halkımın refah ve mutluluğu için
çalışacağıma; her yurttaşın insan
haklarından ve temel hak ve özgürlüklerden yararlanması ülküsünden ve
Anayasaya bağlılıktan ayrılmayacağıma; namusum
ve şerefim üzerine ant içerim."
KIBRIS
02/05/09
ABAD kararı adli bir konu,
adli şekilde ele alınmalı
İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi
Büyükelçi John Sawers, Avrupa Adalet Divanı'nın Kıbrıs'ta
mülkiyet konusunda aldığı son kararın adli bir konu
olduğunu ve adli şekilde ele alınması gerektiğini
belirterek, konunun adada devam eden siyasi müzakere sürecine bir etkisinin
olmamasını umduğunu söyledi.
Sawers, BM Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs konusunda kabul
ettiği başkanlık bildirisiyle ilgili gazetecilere
açıklamalarda bulundu. Sawers, Güvenlik Konseyi'nin liderlerin BM
Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un Kıbrıs özel danışmanı
Alexander Downer'un da yardımıyla ilerleme yolundaki
fırsatı yakalamalarını ümit ettiğini belirtti.
Sawers, ''Adaya barış ve kapsamlı çözüm getirilmesi
konusunda gerçek bir fırsat olduğunu görüyoruz, bu adadaki her iki toplum
için de son derece yararlı olacaktır'' diye konuştu.
Müzakerelerde takvim belirlenmesiyle ilgili bir soru üzerine,
belirli takvimlere inanmadıklarını, ancak sürecin
hızlanmasını ve ilerleme görmek istediklerini kaydeden Sawers,
''Bu tür fırsatlar sonsuza dek sürmez, bu fırsatlar elde mevcutken
yakalanmalıdır ve şu anda da bu fırsatlar mevcut'' dedi.
Sawers, Avrupa Adalet Divanı'nın mülkiyet konusunda son
aldığı kararın adada devam eden siyasi süreci olumsuz
etkileyip etkilemeyeceğinin sorulması üzerine ise ''Umarım
müzakere sürecine bir etkisi olmaz, bu adli bir konu ve adli bir şekilde
ele alınması gerekir. Bizim açımızdan konunun siyasi bir
boyutu yoktur'' diye konuştu.
Güvenlik Konseyi, Genel Sekreter Ban'ın Kıbrıs özel
danışmanı Downer'un Kıbrıs'la ilgili verdiği
brifingin ardından önceki gün bir başkanlık bildirisi kabul
ederek, adada sürdürülen müzakerelerde elde edilen ilerlemeden memnuniyet
duyduğunu ve müzakerelerin ivmesinin artmasını talep
etmişti.
Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin de
gazetecilere yaptığı açıklamada, garantör ülke olarak
Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türklerin Ada'daki süreci desteklemeyi
sürdüreceklerini belirterek, ''Ama tabii günün sonunda varılacak çözümün
Kıbrıslı Türklerin de kabul edebilecekleri bir çözüm olması
gerekir'' diye konuşmuştu.
Downer ise BM'deki gazetecilerin karşısına ilk kez
çıkmış ve Kıbrıs'ta müzakerelerin başarıya
ulaşacağı konusunda ''ihtiyatlı iyimserlik''
taşıdığını söylemişti.
KIBRIS 02/05/09
Pelin
ŞAHİN
Kıbrıs
Barış Platformu dün akşam 1 Mayıs′ı
"Taksime Hayır
1 Mayıs′ta Taksim′deyiz"
sloganıyla Taksim Sahası′nda düzenlenen iki toplumlu etkinlikle
kutladı.
Etkinlik için saat 18.00′de Kuğulu Park′ta toplanılarak
ara bölgeye hareket edildi.
Etkinlikte, 5′i Güney, 3′ü Kuzey Kıbrıs′tan 8 müzik
grubu konserler verdi, Türkçe ve Rumca sunulacak etkinliğin
Kıbrıslı Türkler ve Rumların 51 yıl aradan sonra ortak
1 Mayıs kutlaması yapmış olmasından dolayı miting
büyük önem taşıdı.
Kıbrıs Barış Platformu Dönem Sözcüsü Tevfik Yoldaş
konuşmasında, "kapitalist sömürü ve baskı düzenine,
emperyalizm ve işbirlikçi patronlar tarafından dayatılmakta olan
yıkım paketlerine, eğitimin, sağlığın ve
sosyal güvenliğin özelleştirilmesine, kapitalizmin dünya
çapındaki krizinin faturasının emekçi sınıflara
ödetilmesine, ırkçılığa, şovenizme,
Kıbrıslı Türklerin asimile edilmesine karşı
mücadelelerini yükseltmek ve kararlılıklarını göstermek ve
Kıbrıs′ın taksim edilerek bölünmesine, Taksim
Sahası′nda ′hayır′ demek için" bir arada
olduklarını söyledi.
"Kapitalizm Kıbrıs′ta milliyetçi
kışkırtmalardır, nefrettir,
ırkçılıktır, savaştır, bölünmüşlüktür,
kandır, gözyaşıdır" diyen Yoldaş, "Kıbrıs′ın
bölünmüşlüğünü sürdürmenin, Kıbrıslılara acıdan
başka bir şey vermediğini, fakat sömürünün artarak devamına
yol açtığını" savundu.
"Emperyalizmin müdahaleleri sonucunda"
Kıbrıslıların 51 yıldır 1 Mayıs′ı
birlikte kutlayamadığını söyleyen Yoldaş,
"Kıbrıs′ın bölünmüşlüğüne dur demek,
taksime, yani statükoya hayır demek için Taksim Sahası′nda
olduklarını" belirtti.
HALKIN SESI 02/05/09
HALKIN SESI 02/05/09
BM Genel Sekreteri Ban
Ki-Moon′un Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander
Downer, Kıbrıs′ta müzakerelerin başarıya
ulaşacağı konusunda ′′ihtiyatlı
iyimserlik′′ taşıdığını söyledi.
Alexander Downer, dün BM Güvenlik Konseyi′nin basına kapalı
olarak düzenlediği toplantısında, Ada′da süren müzakere
süreciyle ilgili konseye bilgi verdi.
Downer, daha sonra basına bir açıklama yaptı ve gazetecilerin
sorularını yanıtladı.
′′Açıkçası bu çok zor bir müzakere ve çok uzun süredir
devam eden bir konu′′ diye konuşan Downer, sorunun kolay
çözülecek bir sorun olmadığını, kimsenin de böyle bir
beklentiye kapılmaması gerektiğini, zaten öyle olsa sorunun çok
daha önceden çözülmüş olacağını bildirdi. Downer, ancak
kendisinin ve BM′nin çaba harcamayı sürdürmesinin yararlı
olduğunu düşündüğünü ve bu yüzden bu görevi sürdürdüğünü
belirterek, süreçle ilgili olarak ′′ihtiyatlı bir
iyimserliğe′′ sahip olduğunu, ama zorlukların da
farkında olduğunu kaydetti.
Downer, Türkiye′nin sürece ilişkin desteğiyle ilgili bir soru
üzerine, Türkiye′de başta cumhurbaşkanı ve
başbakandan başlamak üzere Türk liderliğinin Kıbrıs
sorununun çözülmesini desteklediklerini, bundan hiçbir kuşkusu
olmadığını vurguladı. Elbette tarafların
farklı tutumları olduğunu ve bunun doğal olduğunu belirten
Downer, ′′Türkiye′nin sorunun çözülmesini
istediğini,′′ bu konuda hiç kuşkusunun
olmadığını yineledi ve ′′(Türkiye′nin) bu
konuya odaklanmasını takdir ediyorum′′ diye konuştu.
Downer, müzakerelere bir takvim getirilip getirilmeyeceğine yönelik bir soru
üzerineyse, ′′Bu süreçte ivme olmalı′′ dedi.
Downer, hem liderlerin hem de temsilcilerinin pek çok kez bir araya
geldiklerini, süreçte çok enerji harcandığını ve bu ivmenin
korunması gerektiğini belirterek, ′′Bu süreç sonsuza dek
sürecek bir süreç değildir. Eğer (süreç) gereğinden fazla uzarsa
başarısızlığa sürüklenir′′ diye
konuştu.
Ada′nın kuzeyinde ve güneyinde bulunan tüm tarafların
müzakereleri desteklemelerinin önemli olduğunu, yoksa
Kıbrıs′ı ′′karanlık bir
geleceğin′′ beklediğini vurgulayan Downer, Ada′daki
iki lider Talat ve Hristofyas′ın müzakereleri sürdürmeleri için
onlara yeterli alan ve zaman verilmesi gerektiğini bildirdi.
Talat′ın görev süresinin sonunda bir çözüme varılıp
varılmayacağının sorulması üzerineyse Downer, tahminde
bulunamayacağını, ancak ′′sürecin başarıya
erebileceği konusunda ihti-yatlı olarak iyimser′′
olduğunu kaydederken, ′′Bu fırsat penceresi sonsuza dek
açık kalmayacak′′ diye konuştu.
HALKIN SESI 02/05/09
ntvmsnbc ve Ajanslar
02
Mayıs. 2009 Cumartesi
ANTALYA - KKTC'nin Birinci
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC'de göreve seçilen yeni
hükümetin Rum tarafından korkuya neden olduğunu ifade ederek,
''Bırakılması lazımdı bu korku devam etsin. Etsin ki
Sayın Talat, hiç olmazsa pazarlıkta biraz daha kuvvetli olsun'' dedi.
Denktaş,
Kıbrıs Türk Kültür Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği
Antalya ve Kemer Şubeleri ile Cumhuriyet Okurları Derneği
Antalya Şubesi'nce düzenlenen, 'Kıbrıs'ta Son Durum' konulu
konferans vermek üzere Antalya'ya geldi.
Antalya Büyükşehir
Belediyesi Kültür Salonunda düzenlenen konferansta konuşan Rauf
Denktaş, Kıbrıs sorununda gelinen noktayı
değerlendirdi. Kıbrıs'ta devlet olmadan önce
yaşadıkları acıları dile getiren ve dedesinin Türk
askerleriyle ilgili kendisine söylediği, 'Gittiler ama yine gelecekler'
sözünü hatırlatan Denktaş, ''Bu sözü torunlarıma söylemek
istemem. Bu asker geldi ya ben torunlarıma 'Gidecekler ve gelecekler'
demeyeceğim. İnşallah, Türk askerleri hiç gitmeyecek'' diye
konuştu.
Görevi sırasında
Annan Planı'nı, Lozan'ın dengesini bozma anlamına
geleceği için kabul etmediğini, bu nedenle referandumda da
'hayır' oyu çıkması için çok
uğraştığını dile getiren Denktaş, ''ABD 30
milyon dolar harcadı. Bazı kişilerin cebini doldurdular. AB de
'Gökten Avrolar yağacak' dedi. Yüzde 65 evet, yüzde 35 hayır dedi.
Dört yıl sonra verilen sözlerin hiçbirinin
tutulmadığını gören halkımız, son seçimde
'devletim, halkım' diyenlere oy verdi'' ifadesini kullandı.
''RUMLAR
İPTEN İNMİŞ OLDU''
KKTC'de yapılan son seçimin sonuçlarının Rum kesiminde korkuya
neden olduğunu ifade eden Denktaş, ''Rum tarafı, yeni hükümetin
seçilmesiyle muazzam bir korku içerisine girdi. 'Bunlar gelirse
başlamış olan görüşmeler yarı buçuk kalacak. Bunlarla
ne güzel gidiyorduk. Tek halk, tek devlet, tek egemenlik' diyorlardı.
Bırakılması lazımdı bu korku devam etsin. Etsin ki
Sayın Talat, hiç olmazsa pazarlıkta biraz daha kuvvetli olsun. Bakan
Cemil Çiçek, burada, 'İşte ayrı seçimler, ayrı demokrasi,
ayrı demokrasinin varlığı teyit edilmiştir'
beyanatını yaptı. İçimize su serpti. Ama Sayın
Başbakanımız Erdoğan, Sayın Eroğlu'na,
'Sakın ola görüşmeleri kesme, sakın ola yeni bir şeyler
koyma, ne üzerinde yürürse onun üzerinde bu iş yürüyecek' deyince, Rumlar
ipten inmiş oldu. 'Türkiye karar verir. Kıbrıs Türklerinin hükmü
yoktur' dediler'' dedi.
Denktaş sözlerini,
''Yüzde 65 Rum genci Türklerle birarada yaşamak istemiyor. Bizim
çıkışımız milli çizgimize dönüştür.
Kıbrıs'ta iki eşit halk, iki ayrı demokrasi, iki ayrı
devlet ve iki ayrı egemenlik vardır. Türkiye'nin garantörlüğü de
esastır'' diye sürdürdü.
Rauf Denktaş, her
yerde yaşanan süreci ve karşı karşıya kalınacak
tehlikeleri anlatmaya çalıştığını belirterek,
sözlerini, ''Bana göre Sayın Talat'ın görüşmeleri derhal askıya
alması lazım. Ben bu yaşta bunları anlatmak için
uğraşıyorum. Biliyorum bu söylediklerimi yarın büyük
gazeteler yazmayacak. Türk halkına, 'Kıbrıs yerinde duruyor,
asker mi çektik, toprak mı verdik?' diyecekler ve bu sözleri manşet
yapılacak. Toprak veriyorsunuz. Vermeye devam ediyorsunuz. Askerin tümünü
çekeceğinizi, Annan Planı'na ve şimdiki görüşmeleri
desteklemekle kabul etmiş oldunuz. Bu salona siz, sırf 85
yaşında saçsız bir adamı görmeye gelmediniz. Uğruna
şehitler verdiğiniz milli bir davanın nereye gittiğini
öğrenmeye geldiniz. Nereye gidiyor Kıbrıs meselesi? Bilmiyorum,
Karanlığa gidiyor'' şeklinde tamamladı.
KONFERANS
ÖNCESİ...
Rauf Denktaş, verdiği konferans öncesi, Muratpaşa Belediye
Başkanı Süleyman Evcilmen tarafından onuruna verilen
yemeğe, sonra da yerel VTV Televizyonu'nda bir programa katıldı.
Denktaş, daha sonra
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın'ı
ziyaret ederek, göreve seçilmesi dolayısıyla kutladı.
Denktaş, ziyarette Akaydın'a iki kitabını hediye etti.
Akaydın,
Denktaş'a, ''Kütüphanemin bir rafı sizin, bir rafı da 9.
Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'in eseriyle kaplı'' dedi.
Akaydın, Denktaş'a ziyaretin anısına plaket sundu.
Denktaş'ın
konferansı sonrası ise, Antalya Büyükşehir Belediye
Başkanı Mustafa Akaydın yüzyılın yaşayan en büyük
siyasi liderlerin Süleyman Demirel, Rauf Denktaş ve Nelson Mandela
olduğunu söyledi.
Daha sonra,
katılımcı kuruluş temsilcileri Denktaş'a plaket sundu.
Rauf Denktaş,
Atatürkçü Düşünce Derneği Kemer Şubesi'nin davetlisi olarak
geldiği ilçede dernek üyeleri tarafından verilen yemeğe katıldı.
Denktaş, burada yaptığı konuşmada Kıbrıs'ta
direnişin 60. yılına girdiğini, bu mücadelenin
bitmeyeceğini ifade etti.
Denktaş,
''Kıbrıs'ta devam eden görüşmelerde tek halk tek devlet ve tek
egemenlik savunuluyor. Türkiye AB'ye girmeden KKTC'nin Rumlar ile
birleşerek AB'ye girmesi, KKTC ile Türkiye'nin bütün
bağlarının kesilmesi anlamına gelir. Bunun endişesi
içindeyim. Bu nedenle, bu yaşta Anadolu'dan aldığım
davetlere icabet ediyorum. Halk, tehlikenin farkında değil. Çünkü
mega basın, büyük basın tehlikeleri yazmıyor. Taraf tutan
basın ise aleyhimize ne varsa onu yazıyor. 'KKTC elden gidiyor'
diyenlerin susması için uğraştılar'' şeklinde
konuştu.
Denktaş,
konuşmasının sonunda Kemer Belediye Başkanı Mustafa
Gül'ü de belediye başkanı seçildiği için tebrik etti.
03
Mayıs. 2009 Pazar
LEFKOŞA - Hristofyas,
ATAD'ın görüşünün, müzakere masasında "uç argümanlar
sunmadan, sonuç getirici biçimde değerlendirilmesi gerektiğini"
ifade etti. Rum gazetelerine göre Hristofyas, ziyaret için bulunduğu
Londra'da ATAD kararını değerlendirdi ve Kıbrıs Türk
tarafının ATAD kararına verdiği tepkiyi "kabalık"
olarak niteledi.
Hristofyas, İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Rumların
onuruna verdiği yemekte yaptığı konuşmada,
"mülkiyet sorunu ve Kıbrıs sorununun mahkemelerde
çözüleceği" şeklinde bir değerlendirmeleri
bulunmadığını savundu.
Hristofyas, "devletlerarası davaların ve Titina Loizidu
davasında alınan kararların güçsüzleştirilmemesi
gerektiğini" ifade ederek, "Mahkemeler hakim
koşulların dışında faaliyet göstermiyorlar. Bu yüzden
mahkemelere her başvuruşumuzda yeni bir şey araya girecektir.
Güçlü olan mahkemeler üzerinde etkili olur" diye konuştu.
Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ATAD
kararına yönelik tepkisiyle ilgili olarak da "malı,
Kıbrıslı Türkler, işgal rejimi ve yabancılar
tarafından yağmalanan Kıbrıslı bir Rumun mahkemede
haklı bulunmasına kötü bir şey diyebilir miyiz? Elbette bu
kararı memnunlukla karşılayacağız. Sayın Talat
tehdit açıklamalarıyla, bilgisizce tepki gösteriyor. Kötü"
iddiasında bulundu.
Hristofyas, söz konusu
yemekte ayrıca, Kıbrıs müzakerelerine değindi ve
tarafların görüşme masasında ortaya koydukları öneriler
hakkında İngiltere'deki Rumlara bilgi verdi.
"Müzakere sürecinde, Türkiye'nin AB'ye hesap vereceği aralık
ayı ve Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıslı Türklerin lideri
olmaya devam edip etmeyeceğinin netleşeceği Nisan 2010 gibi
doğal takvimlerin bulunduğunu" savunan Hristofyas,
"Türkiye'nin sınavda iyi not almasında ya da Türkiye kurtulsun
diye Kıbrıs sorununu alelacele çözmekle biz mi yükümlüyüz? Bunu hem
Türkiye hem de Talat anlasın" ifadesini kullandı.
Hristofyas, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini desteklediklerini, ancak bunun
koşulsuz olmadığını yineleyerek, Türkiye'nin
"Kıbrıs cumhuriyeti"ni tanıması; liman ve
havaalanlarını Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına
açması gerektiğini iddia etti.
Rum tarafı ile Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs
sorununun çözümüne ilişkin yönetim, mülkiyet ve AB konularında
sunmuş oldukları karşılıklı tezlere de
değinen Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafının tüm
makamlarda dönüşümlü görev istediğini, bunun da en büyük görüş
ayrılığını teşkil ettiğini söyledi.
03.05.2009 CNN TURK
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kurucu Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, Ergenekon iddianamesine kendi adının da
karışmasından rahatsız olduğunu belirtti, "Delil
varsa beni içeri alırsın. Ben hukukçuyum. Dünyanın hiçbir
yerinde böyle kanun görmedim" dedi.
Kıbrıs Türk Kültür Derneği Antalya Şubesi ve Atatürkçü
Düşünce Derneği Kemer şubesi tarafından
"Kıbrıs´ta son durum" başlıklı panele
katılmak için dün kente gelen Rauf Denktaş, bugün Kemer´deki Viking
Oteli´nde basın toplantısı düzenledi.
Toplantıda Kıbrıs'la ilgili yaşanan gelişmelere
değinen Denktaş, görüşmelerin bu seyirde sürmesi halinde 5
yıla kadar konunun Girit meselesi gibi elden gideceğini
vurguladı, üstü kapalı görüşmelerden duyduğu
rahatsızlığı aktardı.
Türk hükümetinin Kıbrıs konusunda ikili
oynadığını da savunan Denktaş, ``Hem
Kıbrıs'ın gerçeğini kabul edip, sayın başbakan ve
kabine üyeleri, ´Kıbrıs'ta çift devlet, çift halk vardır´ diyor,
hem de AB için yapılan Kıbrıs görüşmelerinin eski seyrinde,
Kbrıs'tan taviz verilerek devam etmesine destek oluyorlar'' dedi.
Ergenekon iddianamesine adının karışmasından
duyduğu rahatsızlığa da değinen Rauf Denktaş,
``Gazetelere öyle bir yansımış ki, sanki iki rektörün
gözaltına alınma nedenlerinden biri de benimle yemek yemeleri olarak
gösterilmiş. Gözaltı nedenlerinden biri olarak gazetelere
yansıdı bu durum. Böyle bir şey olabilir mi? benimle
konuştu diye gözaltı olur mu? bu çok üzücü bir durum'' diye
konuştu.
Gazetecilerin, "Sizin de gözaltına alınmanız söz konusu
olur mu?" sorusuna Denktaş ilginç bir cevap verdi.
Gazeteciyi kolundan tutarak yanına çağıran Denktaş, ``Sen
gel bakalım buraya. Gel şurada bekle. 3, 8, 13 ay orada
kalırsın. Ondan sonra seni eve göndereyim ölmek için. Böyle hukuk
dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Delilin varsa beni içeri
alırsın. Eğer şüphe ile de aldıysan 2 hafta, 3 hafta,
1 ay sonra da ´ben delil bulamadım´ dersin. ben hukukçuyum, dünyanın
hiçbir yerinde böyle bir kanun görmedim'' diye konuştu.
03.05.2009 CNN TURK
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Avrupa Toplulukları Adalet
Divanı'nın (ATAD) Kıbrıslı Rum Meletis Apostolidis'in
İngiliz David-Linda Oram çifti aleyhine açtığı davaya
ilişkin verdiği görüşün, Kıbrıs sorununun çözümünü
amaçlayan müzakere masasında değerlendirilmesi gerektiğini
söyledi.
Hristofyas, ATAD'ın görüşünün, müzakere masasında "uç
argümanlar sunmadan, sonuç getirici biçimde değerlendirilmesi
gerektiğini" ifade etti.
Rum gazetelerine göre Hristofyas, ziyaret için bulunduğu Londra'da ATAD
kararını değerlendirdi ve Kıbrıs Türk
tarafının ATAD kararına verdiği tepkiyi
"kabalık" olarak niteledi.
Hristofyas, İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı
Rumların onuruna verdiği yemekte yaptığı
konuşmada, "mülkiyet sorunu ve Kıbrıs sorununun mahkemelerde
çözüleceği" şeklinde bir değerlendirmeleri
bulunmadığını savundu.
Hristofyas, "devletlerarası davaların ve Titina Loizidu
davasında alınan kararların güçsüzleştirilmemesi
gerektiğini" ifade ederek, "Mahkemeler hakim
koşulların dışında faaliyet göstermiyorlar. Bu yüzden
mahkemelere her başvuruşumuzda yeni bir şey araya girecektir.
Güçlü olan mahkemeler üzerinde etkili olur" diye konuştu.
Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ATAD
kararına yönelik tepkisiyle ilgili olarak da "malı,
Kıbrıslı Türkler, işgal rejimi ve yabancılar
tarafından yağmalanan Kıbrıslı bir Rumun mahkemede
haklı bulunmasına kötü bir şey
diyebilir miyiz? Elbette bu kararı memnunlukla
karşılayacağız. Sayın Talat tehdit
açıklamalarıyla, bilgisizce tepki gösteriyor. Kötü" iddiasında
bulundu.
"Doğal takvimler var"
Hristofyas, söz konusu yemekte ayrıca, Kıbrıs müzakerelerine
değindi ve tarafların görüşme masasında ortaya
koydukları öneriler hakkında İngiltere'deki Rumlara bilgi verdi.
"Müzakere sürecinde, Türkiye'nin AB'ye hesap vereceği aralık
ayı ve Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıslı Türklerin lideri
olmaya devam edip etmeyeceğinin netleşeceği Nisan 2010 gibi
doğal takvimlerin bulunduğunu" savunan Hristofyas, "Türkiye'nin
sınavda iyi not almasında ya da Türkiye kurtulsun diye Kıbrıs
sorununu alelacele çözmekle biz mi yükümlüyüz? Bunu hem Türkiye hem de Talat
anlasın" ifadesini kullandı.
Hristofyas, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini desteklediklerini, ancak bunun
koşulsuz olmadığını yineleyerek, Türkiye'nin
"Kıbrıs cumhuriyeti"ni tanıması; liman ve
havaalanlarını Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına
açması gerektiğini iddia etti.
Rum tarafı ile Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs
sorununun çözümüne ilişkin yönetim, mülkiyet ve AB konularında
sunmuş oldukları karşılıklı tezlere de
değinen Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafının tüm
makamlarda dönüşümlü görev istediğini, bunun da en büyük görüş
ayrılığını teşkil ettiğini söyledi.
AİHMden gün
bekliyor!
UZUN YILLAR DEVAM EDEN
GİRİŞİMLER SONUÇSUZ
Kıbrıslı Rumlar, Orams
davasıyla ilgili ABAD kararı sonrasında bayram yaparken, güneyde
mal bırakan Kıbrıslı Türklerin yıllardan beri devam
eden hak arayışlarında hiçbir ilerleme olmuyor. 1974
sonrasında, güneyde kalan Tatlısu köyündeki denize sıfır 17
dönümlük arazisini geri almak için mücadele veren Erdoğan Atakan,
bunlardan biri. Atakan, büyük uğraşlar sonucunda Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine gönderdiği dava dosyasının
sıraya alınmasını sevinçle karşılamış
ve umutlanmıştı
Fakat AİHM 4 yıldan beri bu dava için
duruşma günü vermedi
ARAZİSİNE ELEKTRİK SANTRALİ
DİKTİLER
Erdoğan Atakan, 1974 öncesinde sultani üzüm
yetiştirdiği, paha biçilmez arazisinin, Rum Yönetimince bilinçli bir
şekilde istimlak edildiğini ve üzerine elektrik santrali
dikildiğini görünce inanılmaz bir hayal
kırıklığına uğradı. Daha sonra
tanınmış avukatlarla görüşerek, hakkını elde
etmek için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurdu. Mahkeme,
dava dosyasını 4 yıl önce kabul ettiği halde, hala
duruşma günü vermedi. Bölgede 52 Kıbrıslı Türkün daha
toprağı bulunduğunu belirten Atakan, Tümünün arazisini telle
çevirip istimlak ettiler dedi.
Aral MORAL
Avrupa Birliği Adalet Divanının (ABAD) Orams
davasıyla ilgili kararı, Kıbrıslı Rumlar
tarafından büyük coşkuyla karşılanırken,
Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrısta kalan
mallarının akıbeti hala belirsizliğini koruyor.
Kıbrıslı Türklerin bu konuda uluslararası arenalarda
verdiği mücadelelerde de hiçbir ilerleme kaydedilemiyor.
Bunlardan biri de, çıkan olaylar nedeniyle 1974
sonrasında Larnakaya bağlı Tatlısu köyündeki 17 dönümlük
denize sıfır arazisini bırakarak Kuzey Kıbrısa kaçmak
zorunda kalan Erdoğan Atakan.
Şu anda Paşaköyde ikamet eden Erdoğan Atakan, 1974
öncesinde, atalarından kalan arazisinde Sultani üzüm
yetiştirdiği verimli topraklarının geçen süre içerisinde
Rum yönetimi tarafından istimlak edilerek üzerine elektrik santrali
kurulduğunu görmüş ve hemen hukuki bir mücadele
başlatmış
Söz konusu toprakların ata yadigarı olduğunu
belirten Atakan, önce güneyde dava açmaya
çalıştığını, bunu başaramayınca da
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) dava
dosyaladığını söyledi.
4 yıldır davanın görüşülmesi için
beklediğini belirten Erdoğan Atakan, güneyde kalan
Kıbrıslı Türk mallarının, Rumlar tarafından
kasıtlı olarak istimlak edildiğine dikkat çekti.
O topraklar bana atalarımdan kaldı
Larnakaya bağlı Tatlısu
köyündeki 17 dönülük arazisinde üzüm bağı olduğunu söyleyen
Erdoğan Atakan, Sultani üzüm yetiştirip Avrupaya satıyordum. O
topraklar bana atalarımdan kalmıştı dedi.
1968 yılından 1974e kadar üzüm yetiştirdiğini
söyleyen Atakan, 1974te savaşın patlak vermesiyle evini ve
bağlarını terk ederek kuzey Kıbrısa geçtiğini
ifade etti.
Aradan geçen uzun yılların ardından
karşılıklı geçişlerin 2003 yılında
başlamasıyla köyüne gitme fırsatı
yakaladığını belirten Erdoğan Atakan, o gün
yaşadığı şoku şu sözlerle anlattı:
Kapılar açıldığı zaman köyüme gittim.
Ben, bıraktığım gibi bulacağımı
sanıyordum ama Rumlar üzüm bağlarımın üzerine elektrik
santrali kurmuştu.
Rum avukatlar, Kıbrıs meselesi
çözülmeden bu davaya bakamazmış
17 dönümlük ata toprağına
elektrik santralinin kurulduğunu gördükten sonra, ne
yapacağını düşünmeye başladığını
ifade eden Atakan, 2 Rum avukat tuttuğunu ancak avukatların Biz bu
davaya bakamayız. Kıbrıs meselesi çözülmeden yapabileceğimiz
bir şey yok dediğine dikkat çekti.
Daha sonra Taşınmaz Mal Komisyonuna başvurdum.
Ancak onlarda ayni cevabı aldılar diyen Erdoğan Atakan, son
çare olarak, Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı
Mütevelli Heyeti Başkanı Avukat Emine Erkin yardımlarıyla
AİHMde dava dosyaladığını belirtti.
Atakan ayrıca, dosyasının kabul edilerek
sıraya konulduğunu belirterek, 4 yıldır davanın
görüşülmesini beklediğini kaydetti.
Türk malları kasıtlı olarak istimlak
ediliyor
Geride bıraktığı
mallar için tazminat istediğini söyleyen Erdoğan Atakan, Çünkü
içinde santral var. Santrali söküp de atacaklarını sanmıyorum
dedi.
Elektrik santralinin kasıtlı olarak kendi
toprağının üzerine yapıldığını söyleyen
Atakan, kendi arazisinin bulunduğu bölgede Rumlara ait arazilerin de
olduğunu belirtti.
Bölgede 52 Kıbrıslı Türkün daha toprağı
bulunduğuna vurgu yapan Atakan, Tümünün arazisini telle çevirip istimlak
ettiler dedi.
Devlet yardımcı olmalı
Koçanlarının elinde
olduğunu söyleyen Atakan, Ancak elinde koçanı olmayanlar
hakkını aramak için dava açamadı diye konuştu.
Güneyde mal bırakmış ve mağdur olmuş
Kıbrıslı Türklere devletin yardımcı olması
gerektiğine vurgu yapan Erdoğan Atakan, davanın
görüşüleceğin günü iple çektiğini ifade etti.
Güçlü lobi faaliyetleriyle Kıbrıslı Türklerin
haklarının aranması gerektiğini vurgulayan Atakan sözlerini
şöyle tamamladı:
Hem devletimizin hem de Türkiyenin uzman ekipleri bize
yardımcı olmalı. Aksi takdirde hiçbir hak elde
edemeyeceğiz. Zamanında silahla yapamadıklarını
topraklarımıza el koyarak başarmaya
çalışıyorlar.
KIBRIS 03/05/09
Non-EU buyers not safe from long arm
of ECJ ruling
By Stefanos Evripidou
THE EUROPEAN Court ruling
on the Orams case could have worldwide implications for investors in the north,
giving Greek Cypriots recourse to assets held outside the European Union,
warned a human rights lawyer yesterday.
The ruling opens the door to Greek Cypriot refugees pursuing the assets of
foreign buyers of their land in any one of the 27 EU member states, and even
beyond, said Achilleas Demetriades.
The European Court of Justice ruling (ECJ) backed a Nicosia courts judgement
earlier this week against the British couple who had built a villa on land
belonging to refugee Meletis Apostolides.
Assuming the English Court of Appeal adopts the ECJ ruling, Apostolides will be
able to enforce the Nicosia court judgement in England by seizing the Orams
assets in the UK.
The ruling has been described as a huge blow to the Turkish Cypriots with
ominous consequences predicted for the economy of the breakaway state, heavily
reliant on the sale of Greek Cypriot properties to foreigners.
Demetriades argued that the scope of the ruling went beyond simply discouraging
EU citizens not to exploit Greek Cypriot land in the north, but was a warning
bell for anyone with assets in the EU, or even in third countries outside the
Union.
This not only affects EU citizens, but also any persons with assets in the EU.
For example, if you are from Russia, and have assets in Europe, you can still
be caught, he said.
Even if there are difficulties in executing a judgement against the usurper of
your land in Cyprus, you still have 26 other member states to look for
enforceability, thereby increasing your chances.
The human rights lawyer further suggested the long tentacles of the law could
stretch beyond the EU to other countries whose residents have property
interests in the north Potentially, judgements could be enforced anywhere in
the world where there is a bilateral judicial enforcement agreement with an EU
country, possibly including Russia, Israel or even Turkey.
The question is by registering the judgement in an EU country, can you take
that countrys bilateral agreements and then execute in the third country? If,
for example, we were to register a judgement in France, which has a reciprocal
enforcement of judgement treaty with a third country, say Russia, could you
take advantage of that judgement in France and execute it in Russia? asked
Demetriades.
You can use the other 26 EU member states as stepping stones to execute
judgement in a third country on the basis of bilateral agreements which are
independent of the EU. Obviously, the main target for this would be Turkish
interests which are in abundance in the occupied areas, he added.
A second possible implication of the ECJ ruling is the potential for civil
litigation on events taking place in the north, with execution of the
judgements in the south or EU.
For example, a Greek Cypriot travels to the occupied areas and gets his car
crashed into by a Turkish Cypriot in Kyrenia. He may bring an action against
the Turkish Cypriot in the Kyrenia district court temporarily situated in
Nicosia. If he obtains a judgement, and the defendant has assets in the government-controlled
areas or the EU, then he can execute the judgement, said Demetriades.
The reaction to the ruling in the north has been one of panic and outrage, with
calls from some quarters for Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat to pull
out of the talks and even resign.
Speaking from London, President Demetris Christofias said the Orams decision
should be used effectively in the talks but without adopting extreme positions.
Of course its not our position that the property issue and the Cyprus problem
will be solved by the courts, he added.
Hubert Faustmann, an international relations expert, described the ruling as a
huge blow to the Turkish Cypriots which could prove to be the kiss of death
in the long-term.
Its a huge success for the Greek Cypriots, which adds another layer of
urgency to reach a settlement. Its clear that without a solution, any Greek
Cypriot, possibly with government help, can ask for their property back, he
said.
Its a vindication of the Greek Cypriot property position in the north, and
anyone buying there will know about it. The norths attractiveness will suffer
and there is a huge hefty bill looming on Turkish Cypriots now, he added.
Faustmann warned that the Turkish Cypriots could also seek redress for their
properties in the government-controlled areas which would spark off a property
war in the courts.
Things can get ugly but it depends on how they want to play it and whether
they want to escalate it? he said.
The analyst said both leaders were still determined to find a solution through
direct talks and not through the courts. But if the chance is passed, and more
people start taking advantage of the Orams ruling, in the long-run this could
be the kiss of death for the north, where property is a huge source of income.
CYPRUS MAIL 03/05/09
Greek Cypriot property rights must be recognised
ITS HARD to have any
sympathy for David and Linda Orams, or for any of the other expats living on
Greek Cypriot properties in the north whose peaceful retirement has been
disturbed by the ruling of the European Court of Justice, backing a Nicosia
courts judgement against the British couple who had built a villa on land
belonging to refugee Meletis Apostolides.
It would have been different had the case targeted Turkish Cypriots, themselves
displaced or in some way victims of the long-running Cyprus conflict. But the
Orams, and hundreds of others like them, are effectively guilty of buying
stolen property, snatching up the cheap deal offered off the back of a lorry
while wilfully closing their eyes to the reasons for such a bargain. The least
they deserve is to sweat about the future of their ill-gotten gains.
The reaction of Turkish Cypriot politicians is as predictable as it is in bad
faith. To say that the welcome for the ruling in the south proves the Greek
Cypriots are not serious about reunification is frankly ludicrous. What then is
one to say about the orgy of construction and speculation in Greek Cypriot
properties in the five years since the failed Annan plan referendum? Has that
been a sign of good will? Does it show commitment to reunification in a common
homeland?
Did Messrs Talat and Eroglu really expect the European Court of Justice to
issue a political judgment, one that would suspend the rule of law in the name
of realpolitik? Perhaps they did, much in the same way as Turkey often seems to
see its harmonisation process with the European Union as a game of give and
take where its strategic weight bears heavily on the scales, rather than as the
wholesale adoption without negotiation of a body of Community law.
The truth is that the ruling is a severe blow to the north, but if anything it
should add urgency to the negotiations rather than bring them to their knees.
For what it shows, once again, is the unsustainability of the status quo. For
those in the north who thought that in the wake of the Greek Cypriot no they
could just go it alone and raise a finger across the Green Line, it is a
reminder that a future without a settlement is one of uncertainty and continued
illegality in the eyes of the international community.
And while the Greek Cypriots may hail the ruling as a vindication of their
rights, Meletis Apostolides will know that he is no closer to reclaiming his
property than he was a week ago. As President Christofias acknowledged, the
Cyprus problem will not be solved by a court decision, however favourable it
may be.
Of course, the decision will affect the talks. If only for domestic political
consumption, Talat and his team will have to sulk. In response, the Greek
Cypriot side must resist the temptation to gloat. And we hope that after a
while matters can return to normal if there is such a thing.
But the Orams ruling must not be forgotten, for it highlights the importance of
property as the issue on which any settlement will succeed or fail. One of the
greatest undoings of the Annan plan lay in its property provisions, effectively
asking the Greek Cypriots to pay compensation to their own refugees for land
that had been seized from them by force. (At least the compensation at the
so-called property commission is paid out by Turkey.)
Clearly, not all Greek Cypriot refugees will go home, but there has to be an
unquestioned acknowledgment of their ownership rights, a mechanism that
recognises their title to the property even if it does not necessarily allow
them to occupy it, and an externally-funded compensation package that matches
the value of the land lost.
If Mr Talats vision of a settlement is one that rides roughshod over Greek
Cypriot property rights, then he must realise that it will fail. If he feels so
strongly that unscrupulous British buyers should have a right to plunder Greek
Cypriot property, then it should fail.
If that is the premise on which he is negotiating, then the two sides are
talking at cross-purposes, and the European Court ruling is indeed a blow to
the entire process. But if he is genuine in his desire for a solution, he will
realise that a solution must recognise the property rights of all Cypriots. He
will not waste his sympathy on undeserving expats, he will play to the gallery
for a week or two, and he will return to the process with ever-greater urgency,
spurred by the realisation that a legal limbo can only be to the detriment of
all.
CYPRUS MAIL 03/05/09
CNN TURK 04/05/09
KKTC
Başbakanı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı
Ferdi Sabit Soyer, "Orams davasında esas amacın, hak aramak
değil, çözümün temeli olan BM parametrelerini temelsiz kılmak
olduğuna" işaret ederek, "Gün, çözüme odaklanmak günüdür.
Gün, BM parametrelerine dayalı çözümün önemini yeniden öne almak
günüdür" dedi.
Soyer, CTP Basın Bürosu aracılığıyla
yaptığı yazılı açıklamayla, Avrupa Topluluğu
Adalet Divanı'nın (ATAD) Orams davasıyla ilgili kararını
değerlendirdi.
Soyer, "BM parametrelerine dört elle sarılarak, görüşme sürecini
desteklemek gerektiğini" belirtti.
"ATAD'ın Orams davasıyla ilgili olarak ileriye sürdüğü
görüşlerin, yalnız bu meselede adı geçenleri değil,
doğrudan sorunun çözümüyle ilgilenen tüm tarafları
ilgilendirdiğini" belirten Soyer, "Bu olumsuz gelişmeye
karşın, meselenin esasına yoğunlaşmakta ve bu
olumsuzluğu, çözüm süreci içinde etkisiz kılmakta fayda vardır.
Sorumlu herkes buna yoğunlaşmalıdır" dedi.
KKTC Başbakanı Soyer, "Orams davasıyla Güney
Kıbrıs'ın avantajlı olduğu görünümüne
karşın, mülkiyet meselesinin görüşme sürecinde bütünlüklü çözüm
içinde sonuca kavuşacağına dair hala dünyada süren anlayış
ve bu konuda hala geçerliliği süren BM parametrelerinin
varlığına" dikkati çekti.
Türkiye Cumhuriyeti Milli Güvenlik Kurulu'nun Kıbrıs sorununa
bulunacak çözüm sürecinde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
sürdürdüğü BM parametrelerine dayalı müzakerelere desteğini
hatırlatan Soyer, "Bu, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde,
Kıbrıs Türk tarafı ile Türkiye'nin ortak, samimi
tavrını gösteren önemli bir açıklamadır. Ayrıca tüm
dünyaya BM parametreleri dışına çıkılmaması
gerektiğini ifade eden bir açıklamadır" ifadelerini
kullandı.
By Natalie
Clarke 04th May 2009 DAILY MAIL
The weather was suitably fine for
the second annual Ozankoy Flower Show on Saturday, with blue skies and a mellow
breeze that kept the hundreds of visitors cool as the afternoon wore on.
As befits a country show, there
were cake and book stalls, a beer garden, arts and crafts, and, of course, the
flowers - hibiscus, jasmine and many more - whose seductive scent pervaded the
village square.
It was a taste of old-fashioned
England under the piercing blue skies of the Mediterranean. But there was also
a sense of defiance in the air, mixed with fear.
The idyll of the British
community in Northern Cyprus, which comprises at least 10,000 residents and
around 10,000 more who have holiday homes in the area, is under threat.
Their fate rests on the result of
a court case that has been going on for more than four years and concerns a
third of an acre plot of land in the village of Lapta, eight miles from the
city of Kyrenia.
British couple David and Linda
Orams bought the site seven years ago, investing £170,000 in the property that
was intended to enable them to live in peaceful retirement in the sun.
But two years later, in 2004, a
man turned up on their doorstep and politely explained that the land belonged
to him.
His family had been forced to
flee in 1974 in just the clothes they were wearing, when Turkish troops invaded
the island in response to moves by the Greek government to unite Cyprus with
mainland Greece.
And now he wanted his property
back.
On Tuesday this week, that man,
Meletis Apostolides, gained the advantage over the Oramses in the latest chapter
of this legal saga, when the European Court of Justice supported his claim,
upholding the ruling of the very first court hearing back in 2004.
Back then, a court in Nicosia
ruled that Mr and Mrs Orams must demolish their home, return the land to Mr
Apostolides, replant the family lemon grove and pay him compensation and
monthly rent until he received his property.
The case now returns to the
British Court of Appeal, which had sought guidance from the European Court, and
their ruling is expected by October.
If the Oramses lose, they will
face legal costs that could run into millions. And thousands of Britons will be
exposed to similar claims.
Indeed, a second British couple,
Bruce and Barbara Weedon, who divide their time between Canterbury, Kent, and
Northern Cyprus, have already been targeted by another man who wants his
property back.
Constantis Candounas, the lawyer
who also represents Mr Apostolides, says a writ was served against the couple
in November, demanding they pay £60,000 in back rent, leave their house in
Karaman and hand it back to Vasiliki Zehchiri, another exile who fled in the
wake of Turkish forces.
Yesterday Mrs Weedon denied
receiving a writ. 'It's not true,' she says, 'but our lawyers have advised us
not to speak about the case.'
So in Ozankoy on Saturday there
was much for the British expats to talk about. Will Greek Cypriots start
banging on all their doors? Will they all lose their homes and livelihoods?
Already, there is great animosity
in the south, with the British perceived as having marched in and taken
possession of properties that do not belong to them. Words such as 'trespass'
and 'theft' are used freely.
Many Greek Cypriots believe the
thousands of British who bought here when the boom began in 2003 were aware the
land belonged to Greek Cypriots, but turned a blind eye to get a bargain,
pointing out that property prices in the south of Cyprus are four times higher.
One can certainly feel a measure
of sympathy for the Greek Cypriots, the pain they must feel at seeing their
villages taken over by Brits, the houses where they raised their children
turned into holiday homes.
But are the British, who live in
and around Kyrenia - north of the so-called Green Line that divides southern
Cyprus from the Turkish Republic of Northern Cyprus - to blame?
They insist not, saying that they
were, at best, uninformed, at worst misled, although Northern Cyprus's
reputation for being 'dodgy' was certainly no secret.
The Britons who may be at risk
are those who bought on so-called exchanged land - Greek Cypriot land given to
Turkish Cypriots in exchange for land they had lost in the south.
Those who own Turkish title deeds
to properties which were not previously owned by Greek Cypriots are not at
risk.
Steve and Jean Beaumont are among
those who fear for their home. They moved to the Turkish Republic of Northern
Cyprus, which is recognised only by Turkey, to seek a new life after Steve was
made redundant from his job with a vending machine company.
The couple, who have four grandchildren,
sold their house in Pontefract, West Yorkshire, to buy a £90,000 new-build
three-bedroom detached house with a third of an acre, in Ozankoy, and moved to
the island in June last year.
'We're very worried,' says Steve,
55. 'We're starting to think it's not a question of if someone is
going to come knocking on our door, but when.
'After I was made redundant we
looked at various countries on the internet to see where it would be possible
and affordable for us to move to, and Northern Cyprus came up. We came out here
three times and did as much homework as we could to make sure everything was
done correctly.
'We knew there were problems
between north and south, but the estate agent told us it was perfectly safe to
buy on exchanged land because the Greek Cypriots had been recompensed with land
in the south.
'When we moved in, we spent
£20,000 on installing water and electricity and so on, and having the garden
landscaped. We've worked all our lives for this, to have a nicer lifestyle.
This house is all we've got and if we lose it we have nothing.
'We've been talking about
selling, but with the case going on I don't think we'd be able to. We're trying
to stay positive, but it's very worrying.'
Harry Margerison, a 66-year-old
retired draughtsman and his 66-year-old wife, Rita, moved to Northern Cyprus
from Blackburn, Lancashire, three years ago, paying £120,000 for a spacious
bungalow in Ozankoy.
'We're not frightened and we're
staying put because we believe we've done nothing wrong,' Harry insists.
'In 1974 there was no bungalow
here, just an olive grove stood, and we were told by the estate agent and the
solicitors who advised us, that the person who had lost their land had been
given the equivalent in the south, so there would be no issue.
'We understood it was in the
past, it had been resolved and that it would be OK for us to buy.'
Marion and Alan Stuart bought a
four-storey property in the village of Malatya for £125,000 five years ago.
Before 1974, it was a Greek Cypriot village and Marion, a journalist, and Alan,
a 79-year-old retired road engineer, both originally from London, are aware
they could be targeted.
'I was on an internet forum
discussing the problems, and I received an email from someone saying: "You
are born in England, living in stolen property",' Marion says.
'I replied that I have never
stolen anything in my life. We were assured by our estate agent and solicitors
that everything was above board. We feel we did everything we could do to check
the legitimacy of the sale.
'I do think it's time the Turkish
Cypriots stood up for themselves. Why don't they ask for the land back in the
south they had to flee from?
'Alan and I do have an address in
the UK, and we have family who would look after us, so while we are concerned
about the situation we'll deal with whatever is thrown at us.
'But it's already having an
effect on the housing market. An estate agent friend told me that this week one
person keen to buy a property has changed his mind and another one who has put
down quite a lot of money already is trying to pull out.
'We feel really sorry for the
Oramses, and that this is just extremely unfair.'
Today, David and Linda Orams, who
have two sons in their 30s, and are being represented by Tony Blair's wife
Cherie Booth QC, are trying to remain positive.
'It has taken its toll, but you
have to keep a sense of perspective,' says Linda, 62. 'We are not going to give
up because we have done nothing wrong, and that is what keeps us going.'
When the couple moved out to
Cyprus in 2002, both had recently retired - David, now 65, from his job as a PR
manager and Linda as an administrative worker at a museum in Hove, East Sussex.
A half-built shell of a house
stood on the plot. The Oramses finished the house and built a pool and a terrace.
They planted olive and lemon trees, hibiscus and roses in the garden.
'We don't know why whoever had
been building the house pulled out; we just assumed he'd run out of money,'
says Linda. 'We were told the land had belonged to a Turkish Cypriot who had
bought it from someone else and there were title deeds backing this up, which
we saw.
'Further back, the land had
belonged to a Turkish Cypriot who had been given it in exchange for land he'd
lost in the south.
'There was no reason at all to
suspect that it belonged to a Greek Cypriot family.'
The year after the couple moved
in, planning to spend half the year there and the other half at their property
in Hove, the border opened between the north and south. Greek Cypriots jumped
in their cars to go back to the family homes they had fled as children.
Soon afterwards, David and Linda
discovered that the land had once been owned by Greek Cypriots.
'A neighbour came round and said
a crowd of Greeks had hammered at her door demanding their land back,' Linda
says. 'She said all the land around here was Greek. It was a bit of a
bombshell.
'We were in a restaurant one
night when a man came in shouting that the Greeks were going to get their land
back, and then he made a sign to indicate that anyone who resisted would have
their throat cut.'
Then, one day in October 2004,
Linda answered the door to Mr Apostolides.
'He said the land belonged to
him, that he had lived there with his parents, and they used to have a lemon
grove on the land.
'I said: "Well it belongs to
me now." Then he said that he had the title deeds to prove ownership.'
His family were among 167,000
Greek Cypriots forced to flee their homes in Northern Cyprus during the period
of turmoil in 1974 and 1975. Some 40,000 Turkish Cypriots also abandoned
properties in the south to escape north.
'Mr Apostolides blames us for his
lemon grove not being here, but the fact is when we moved in the plot was just
a pile of rubble,' says Linda. 'We did not destroy it - of course we would not
have done that.'
One evening, when David was back
in England, two men turned up and said they had some papers for Linda to sign.
'They were in Greek,' recalls
Linda. 'I asked one of the men to translate, but he said he didn't understand
them because he was Turkish. I later discovered he was, in fact, Greek and so
could have translated for me.
'Later that night I found someone
who spoke Greek and he said I'd better get a lawyer.
'It was a writ stating that I
agreed to pull down the house, return the land, replant the lemon trees and pay
rent and compensation. If I didn't sign, the case would go to court.'
Linda had two weeks to object
before a judge in southerncontrolled Nicosia ruled on the case. By the time she
had found a lawyer, the judge had found against her by default.
A few weeks later, Linda went
back to court to appeal.
'The judge threw out the
documents because he was Greek Cypriot and our evidence had been prepared in
Turkish,' says Linda.
In January 2005, Linda returned
for another court hearing in Nicosia and the judgment was upheld. The Oramses
were planning to appeal to the Supreme Court when they heard that the other
side had taken the case to the High Court in London so that it might be
recognised in Britain, and Mr Apostolides could seize the couple's assets in
Britain if he could not get the land back in Cyprus.
At this point Mrs Blair was
approached. The costs were mounting. The couple do not wish to discuss the
funding of their case other than to say they are receiving help from
'sponsors', and won't be drawn on whether this funding will pay their costs if
they lose.
The High Court case - which alone
cost £800,000 - took place in July 2006 over four days.
This time the Oramses won, with
the High Court ruling that the Greek Cypriot ruling was not enforceable because
EU legislation is suspended in Northern Cyprus pending the island's
reunification (the rest of Cyprus is a member state of the EU).
It was a huge relief. But it was
not the end. In June 2007, the case was heard at the Court of Appeal at the
High Court, which referred it to Europe. There was yet another delay before
that hearing was held before the European Court of Justice last September.
Of the latest ruling, Linda says:
'Of course, we were very disappointed. But it just becomes part of your life.
Actually we've managed to enjoy the house. We look after the garden, sit on the
terrace and enjoy the sun.'
Many here, British and Turkish
Cypriot alike, believe the Oramses are pawns in a political game being played
by the government of Cyprus, in a bid to derail talks aimed at reunifying the
island.
In 2004, the Greeks rejected by
three to one a referendum supported by the United Nations to unify the island,
while the Turkish population in the north voted two to one for it.
There have been suspicions for
some time that Mr Apostolides, an architect who trained in Britain, may be
receiving southern Cypriot government assistance. His lawyer denies this.
But whatever the motivation
behind the case, David and Linda expect to learn what should be the final
decision in September or October and visitors to the second annual Ozankoy
Flower Show nervously await the outcome.
Will there, one wonders, be a
third?
SAFFET
YENİGÜN Antalya DHA MILLIYET 04/05/09
Eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ergenekon
iddianamesine
kendi adının karışmasından rahatsız olduğunu
söyledi.
Kemerde
dün basın toplantısı düzenleyen Denktaş, Sizin de
gözaltına alınmanız söz konusu olabilir mi? diye soran
gazeteciyi kolundan tutarak yanına çağırdıktan sonra,
şunları söyledi
Sen gel bakalım buraya. Gel şurada bekle. 3, 8, 13 ay orada
kalırsın. Ondan sonra seni eve göndereyim ölmek için. Delilin varsa
beni içeri alırsın. Eğer şüphe ile de aldıysan, iki
hafta, üç hafta, bir ay sonra da Ben delil bulamadım dersin. Ben
hukukçuyum, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir kanun görmedim.
Denktaş, AKPnin Kıbrıs konusunda ikili
oynadığını da söyledi.
4 Mayıs Pazartesi 2009
SEMIH EDIZ MILLIYET
Avrupa Adalet Divanının (AAD) KKTCnin
aleyhine olan Apostolides/Orams kararı, Türk tarafı
açısından ciddi siyasi ve ekonomik sonuçlara yol açma özelliğini
taşıyor. Gerçi, eski AİHM yargıcı olan
yazarımız Rıza Türmenin de dünkü yazısında
belirttiği gibi, bu karar nihai sayılamaz. Kuzey
Kıbrıstaki arazisinde ev yaptıkları gerekçesiyle Rum ve
İngiliz mahkemelerinde İngiliz Orams çiftine dava açan Rum Meletis
Apostolidesin avukatı Konstantis Kandunas da aynı şeyi
söylüyor.
Bu nedenle, Güney Kıbrıs yönetimi, hukuki
ayrıntılarını Türmenin dünkü yazısında
bulacağınız AADnin son kararını ihtiyatlı bir
sevinçle karşıladı. Fakat Güneyde bu karardan dolayı yine
de bir bayram havasının estiği kesin.
Gerginleştirme kararı
Kıbrısın Kuzeyine gelince, daha beklenmesi gereken hukuki
gelişmeler olsa bile, AADnin kararı, Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talata konuyla ilgili bir Ulusa Sesleniş konuşması
yaptırtacak kadar vahim sayılıyor.
Kıbrıs sorununa çözüm için büyük çaba sarf eden, ancak hem içeride
hem de dışarıda engellerle karşılaşan
Talatın da dediği gibi, bu karar iki halk arasındaki
ilişkileri gerginleştirmekten başka bir işe
yaramayacaktır. AAD başka bir türlü karar alabilir miydi? Türmene
göre AB kuralları göz önünde tutulduğunda bu karar sürpriz
değil. Ancak Kıbrıs Türk kamuoyu açısından işin
içinde bir garabet olduğu da kesin.
Şüpheleri artıracak durum
Buradaki en çarpıcı husus bizce şudur: AB müktesebatı,
çözüme kadar Kuzey Kıbrısta askıya alındığı
için, Kıbrıslı Türklerin lehine uygulanamazken, bu kararla
aynı müktesebat Kıbrıslı Türklerin aleyhine uygulanabilir
kılınmış oluyor. Hukukçularının bu garip duruma
getirebildikleri bir açıklama olabilir.
Ancak, bu durumu Kıbrıslı Türk ve Türk kamuoyuna anlatmak kolay
değil. Kararı veren AADnin hâkimler heyetine Yunanlı bir
hâkimin başkanlık yaptığı haberleri ise -hukuken bir
şey ifade etmese bile- kamuoyunun duyduğu şüpheleri
artıracak niteliktedir.
Kıbrıslı Türklerin son genel seçimlerdeki tercihi
ışığında duruma bakılınca, konunun
yalnız Türk tarafını değil, Kıbrısta çözüm
isteyen herkesi düşündürmesi gerekiyor. Zira, ABden zaten eşit ve
adil muamele görmediğine inanan Kıbrıslı Türklerin bu
karardan sonra nasıl düşüneceklerini tahmin etmek güç değil.
AB açısından yararlı değil
Burada AAD kararının KKTC ekonomisine vereceği zarara ise hiç
girmiyoruz. Ama bunun da ciddi olacağı kesin. Öte yandan, söz konusu
kararın Türkiye açısından da ciddi bir boyutu var ki buna
Apostolidesin avukatı Kandunas da işaret etmiş.
Bunun bir siyasi dava olmadığını ısrarla belirten
Kandunas, Famagusta Gazetteye verdiği demeçte, Davanın tek siyasi
boyutu, bunun Kıbrısın bir kısmının Türkiye
tarafından istila edilip işgal edildiğine atıfta bulunan
ilk hukuki metin olmasıdır diye konuşmuş.
Gerçekten de, AADnin kararına baktığımızda,
Kıbrısın 1974te Türk ordusu tarafından istila edilip
işgal edildiğine dair iki yerde kayıt düşüldüğünü
görüyoruz. ABye bağlı bir mahkemenin metninde bu ifadenin yer
almasının, Türkiyenin AB perspektifi açısından da çok
yararlı olmayacağı kesin. Sonuç olarak, şunu belirtmek
isteriz; Apostolidesin mülkiyet hakları konusunda diyeceğimiz yok.
Neticede birçok Kıbrıslı Türkün de Güneyde mülkiyet
hakları var.
Fakat bu konunun Kıbrıs sorununa çözüm çerçevesinde ele
alınması gerekiyor. Çünkü Kıbrıstaki durum normal
sayılamaz. AADnin kararı ise bu çözümü zorlaştıracak
niteliktedir.
Ona
yaklaşmak isteyenler oldu ama
Oya Talat, Sabah gazetesine özel
açıklamalarda bulundu
Cumhurbaşkanı olan eşi Mehmet Ali
Talatın kendisini aldatmadığını, ama ona
yaklaşmak isteyen kadınların olduğunu belirten Oya Talat
hiçbir endişem olmadı. Çünkü biliyorum ki öyle bir yapıda bir
erkek değil. Güvenilir. Ama eşime yaklaşmaya çalışan
değişik niyetli kadınlar da olmadı değil dedi.
Türkiyede yayımlanan Sabah gazetesinin Talat çiftiyle
gerçekleştirdiği, sosyal ağırlıklı
röportajın bazı bölümlerini, soru-cevap şeklinde
aktarıyoruz.
-Karı-koca birlikte en çok ne yapmaktan
hoşlanırsınız?
O.T: Hafta sonları bir gün de olsa yalnız kalıp
konuşmaktan hoşlanırız. Dans etmeyi de çok severim ama
eşim bu konuda yetenekli olmadığını düşünüyor.
Resepsiyonlarda eskiden iyi kötü dans ederdik. Bakan olduktan sonra, dans kursuna
gitmeyi istedik. İzmir'de yaşayan yeğenim bize hoca da buldu ama
gidemedik. Hep beni suçlar eşim, 'Sen biliyorsun bana öğretmiyorsun'
diye.
- Neye hiç tahammülünüz yoktur Oya hanım?
O.T: Kandırılmaya ve kaale alınmamaya. Bir de
özellikle statü düşkünü bazı genç kadınların kendilerinden
yaşça büyük erkeklere yönelik yılışık
tavırlarından hiç haz edemem. Buna onay veren erkekleri de affedemem.
Yazarım onu kara listeye. Fazla görüşmek istemem. Bir
başkasına gönül verdikten sonra 'Zaten ilişkimiz bitmişti,'
diye savunma yapılamaz. Bunu bizim yaşımızda görmek daha
farklı. İçinde bulunduğum statü de eklenince bu konuya olan
hassasiyetim arttı çünkü bu nedenle mutsuz olan birçok kadının
sorununu dinliyorum. Benden yardım isteyen çok kişi oluyor. Görüyorum
ki ailelerin yıkılması, çiftlerin ayrılması
artıyor... Evli bir erkeğe veya kadına gönül düşürüp
ayrılmalarına neden olanlara kızıyorum özet olarak. Bu
kadın için de erkek için de geçerli.
- Eşim beni aldatır korkusu yaşadınız mı?
O.T: Yo hayır yaşamadım, hiçbir endişem
olmadı. Çünkü biliyorum ki öyle bir yapıda bir erkek değil.
Güvenilir. Ama eşime yaklaşmaya çalışan değişik
niyetli kadınlar da olmadı değil. Kadınca sezgilerle
onları tanımak mümkün. Ayrıca bu da normal çünkü eşim çok
sevilen, ilgi duyulacak birisi. Bu gibi durumlarda eşime 'Buna
karşı dikkatli ol,' diye uyarırım. Bir de sevmez böyle bir
şeyle muhatap olmayı. 'Doğru haklısın, dikkatli
olayım,' der. Ancak madalyonun bir de aydınlık ve sevecen yüzü
var. Halkımızın her kesiminden, çok fazla kişinin de
eşimi çok sevdiğini biliyorum. Bu sevgi çok samimi. Bu da bana gurur
veriyor.
KIBRIS 04/05/09
Cumhurbaşkanı seçilemezsem siyaseti bırakırım
Cumhurbaşkanı
Talat, gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı
seçimini kaybetmesi durumunda aktif siyaseti bırakacağını
açıkladı.
Sabah gazetesine demeç veren Mehmet Ali Talat, halkın bütün
beklentilerine yanıt veremeyen CTPde yıpranma olduğunu ifade
etti.
Cumhurbaşkanı Talatın Sabah gazetesinin
sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
Cumhurbaşkanı
olduğunuz devletin, dünyada tanınacağını,
torunlarınız görür mü sizce?
- M.A.T: Biz de göreceğiz. Bu takıntıdır bende. Çözüme
ulaştığımızda Birleşik Kıbrıs
Cumhuriyeti diye olacak adreslerimiz. Bu yıl sonu, gelecek yıl
başında bir referandum hedefliyoruz ve o sorunun çözümü olacak diye
düşünüyorum. Bu fırsat kaçırılabilir mi elbette
kaçırılabilir, ancak bazı bedelleri olur. Bize de olabilir,
Rumlara da olabilir. Kim suçluysa bu hedeflenen barışı kaçırmaya,
başaramamaya kim neden olursa o bunun için bedel ödeyecektir.
- Bugünlerde
sizi en çok ne kızdırıyor, Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP)
yenilgisi mi?
- M.A.T: Evet beni elbette kızdırıyor, ama bütün partilere
eşit uzaklıkta duran bir konumdayım. Ancak kişisel olarak
CTP'nin başarısı ya da başarısızlığı
beni etkiliyor. CTP'de bazı yıpranmışlıklar oldu.
Halkın bütün beklentilerine cevap veremedi. Bunun bir sürü nedeni var ama,
bürokrasinin çok ciddi sorumluluğu var. İnsanlar devlet dairelerine
geldiklerinde muhatap olacak, kendilerini nezaketle karşılayacak bir
bürokrasiyle karşılaşmadılar. 'Bugün git yarın gel'
gibi, adeta gelenlere suçluymuş gibi davranıldı.
- Gelecek
sene Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanamazsanız, partiye
mi döneceksiniz bahçe işlerine mi?
- M.A.T: Cumhurbaşkanı düzeyine geldikten sonra tekrar partiye dönmek
sanıyorum çok doğru olmaz. Siyasette aktif değil, bir
danışman gibi çalışırım.
-
Yaşınız genç ama?
- M.A.T: Genç mi görünüyorum, 60 değiliz ama, başka düşüncelerim
var. Olanları toparlayıp yazıya dökmek, hatıra gibi de
değil, 'neler olmuştu, nerelerde yanlışlar yaptık'
gibi, bunları içeren bir şeyler karalarım.
- Türk
gazetelerinin hepsini okuyor musunuz? Okuduğunuz köşe yazarları
kimler?
-M.A.T: Sürekli okuduğum köşe yazarı yok. Konusuna göre bütün
yazarların başlığına bakarım. Türkiye
gazetelerinin hepsini almam. Kıbrıs'la ilgili yazılan bütün
yazılar geliyor zaten. Bizim 9-10 tane yerel gazetemiz var. Daha ziyade
onları ayrıntılı gözden geçiriyorum.
KIBRIS 04/05/09
Ulusal
Birlik Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu,
Kıbrıs sorununun çözümü çerçevesinde ortaya konan tek egemenlik ve
tek vatandaşlığın ne anlama geldiğine açıklık
getirilmesi gerektiğini; zira Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat′ın bazı boşluklar bıraktığını
söyleyerek, kendilerinin bu boşlukların doldurulmasına ve
bunlara netlik kazandırılmasına çaba göstereceklerini belirtti.
Eroğlu, Güney Kıbrıs′ta yayımlanan Simerini
gazetesine verdiği söyleşide, 19 Nisan′da gerçekleştirilen
genel seçimlere ve Kıbrıs sorununa değindi.
UBP′nin zaferinin, müza-kerelerde engeller ortaya koyacağı
şeklinde korkuya neden olduğunun söylenmesi üzerine Eroğlu,
gerek seçim döneminde gerekse seçimlerin kazanıldığı gece,
müzakereleri terk etmeyeceklerini ve süreçte engel ortaya koymayacaklarını
söylediğini anımsattı.
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyas′ın iki kesimli, iki toplumlu federasyon, tek egemenlik,
tek uluslararası kimlik ve vatandaşlık konusunda anlaşmaya
varmalarının hatırlatılıp kendilerinin bu üzerinde
anlaşmaya varılanlara sadık kalıp
kalmayacaklarının sorulması üzerine Eroğlu, öncellikle, tek
egemenlik ve tek vatandaşlığın ne anlama geldiğine
açıklık
getirilmesi gerektiğini; zira Cumhurbaşkanı Talat′ın
bazı boşluklar bıraktığını ifade etti.
Kendilerinin bu boşlukların doldurulmasına ve bunlara netlik
kazandırılmasına çaba göstereceklerini söyleyen Eroğlu,
liderlerin iki kesimli, iki
toplumlu federasyonu konuştuklarını, bunun ne anlama
geldiğinin müzakere masasında açıklanması gerektiğini
belirtti. Eroğlu
ayrıca, liderlerin bir
hükümet olacağından bahsettiğini ifade ederek, "bu
Kıbrıs Cumhuriyetinin devamı mı olacak yoksa iki devletten
mi oluşacak" sorusunu sordu.
Hangi çözüm şeklini destekliyorsunuz sorusu üzerine Eroğlu, şu
yanıtı verdi:
"Çözümün iki kesimli olacağı söyleniyor. İki devlete sahip
iken nasıl iki kesimli olacak? Bizim kendimize ait devletimiz var, sizin
de kendinize ait devletiniz var. Ancak bizim devletimiz sadece Türkiye
tarafında tanınıyor sizinki ise tüm dünya tarafından. Sonuç
olarak basit bir toplumu teşkil etmeyi sürdürmeyi kabul etmemiz mümkün
değildir. Bir federasyonun, bir toplum ve bir devletten oluşması
mümkün değildir. 1975′teki nüfus mübadelesinin ardından
Kıbrıs Rum tarafında Rumlar, Kıbrıs Türk
tarafında ise Türkler yaşamaktadır. Bu gerçekliğin,
ayrı yaşadığımızın
anlaşılması gerekmektedir. Kıbrıs Rum tarafında
bir egemenlik, Kıbrıs Türk tarafında başka bir egemenlik
vardır. Bu nedenden dolayı iki tarafın, yeni bir hükümet ve yeni
bir Cumhuriyet kurabilmek için egemenliklerinden bazılarından
feragat etmesi gerekmektedir."
UBP Genel Başkanı Eroğlu "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin gelişmiş şeklini kabul etmelerinin de
mümkün olmadığını belirtti.
UBP′nin müzakerelerde gözlemciye sahip olup olmayacağı sorusu
üzerine Eroğlu, bu konuyu Cumhurbaşkanı Talat ile en yakın
zamanda görüşeceklerini söyledi.
"GÖRÜŞMEYE İMKAN SAĞLAMIYOR"
Kıbrıs Rum parti başkanlarıyla görüşmeyi
arzulayıp arzulamadığı sorusu üzerine Eroğlu,
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ile görüşeceğini,
Hristofyas ile de görüşmek istediğini; ancak kendisinin KKTC
Başbakanı olacak olmasının, Hristofyas′ın da
Başkan olmasının bu görüş-meye imkan
sağlamadığını söyledi.
ATAD′ın Orams ile ilgili kararının ardından
Kıbrıs Rum taşınmaz mallarının
satışının durdurulmasının düşünülüp
düşünülmediği sorusuna karşılık Eroğlu,
"tabi ki hayır" yanıtını vererek, malların
satışının durdurulmasının söz konusu
olmadığını, yaşamın devam ettiğini,
Kıbrıs sorunun ne zaman çözümleneceğini hiç kimsenin
bilmediğini söyledi. Eroğlu, Kıbrıs sorunun çözümüne
değin yaşmalarını sürdürmek için ekonomik faaliyetleri
sürdüreceklerini ifade etti.
"MÜZAKERLERİN DEVAMI NASIL MÜMKÜN OLACAK"
İngiltere Mahkemesi′nin de bu kararı kabul etmesi ve
uygulaması durumunda müzakerelerin devam etmesinin nasıl mümkün
olacağını bilmediklerini söyleyen UBP Genel Başkanı
Eroğlu, İngiltere Mahkemesi′nin kararının beklenmesi
gerektiğini dile getirdi. İngiltere′nin kararı
uygulaması durumunda müzakerelerin kesilip kesilmeyeceği sorusu
üzerine Eroğlu, buna o zaman karar verileceğini, kendilerinin
Kıbrıs sorununun, mahkeme koridorlarında değil
müzakereler masasında çözümlenmesini istediklerini yineledi.
HALKIN
SESI 04/05/09
AA
05
Mayıs. 2009 Salı
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakere sürecinin
yoğunlaşması için daha sık bir araya gelmeye karar verdi.
Kıbrıs
konusundaki son gelişmeleri değerlendirmek üzere bir araya gelen
Talat ile Hristofyas'ın Lefkoşa ara bölgedeki görüşmesi sona
erdi.
Son durum
değerlendirilmesinin yapıldığı ve iki saat süren
görüşmeye liderlerin temsilcileri, Özdil Nami ile Yorgos Yakovu da
katıldı.
Liderler, görüşmenin
ardından açıklamada bulunmadan bölgeden ayrılırken,
görüşmeye ev sahipliği yapan, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, görüşmede
liderlerin, bugüne kadar yapılan çalışmaları
değerlendirdiğini ve süreci yoğunlaştırmak için daha
sık bir araya gelmek konusunda mutabık kaldığını
söyledi.
Zerihoun, liderlerin 7
Mayısta yeniden bir araya gelerek müzakerelerdeki 6 ana
başlıktan biri olan ekonomi konusunu görüşmeye devam
edeceklerini belirtti.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, son
gelişmeler sonrasında durum değerlendirmesi yapmak amacıyla
bugün saat 10.00da bir araya geliyor.
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma amaçlı
müzakerelerin gerçekleştiği binada yapılacak görüşmeye
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın BM ve AB İşlerinden
Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri
Yorgo Yakovu da katılacak.
TAK muhabirinin Cumhurbaşkanlığından elde
ettiği bilgiye göre, bugünkü görüşmede liderler rutin müzakereler
yerine, son gelişmeleri değerlendirecek.
Müzakerelerde mülkiyet ve AB ile ilişkilerin
tartışıldığı bu dönemde Avrupa Birliği
Adalet Divanının (ABAD) geçten hafta açıklanan Orams
davasıyla ilgili kararı, Türk tarafında tepkiyle
karşılanırken, Rum liderliği tarafından memnuniyetle
karşılanmıştı.
KIBRIS
05/05/09
Hükümeti
kurmakla görevlendirilen Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı
Derviş Eroğlu, yeni Bakanlar Kurulu listesini dün ziyaret ettiği
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talata sundu.
Başbakan Derviş Eroğlu
başkanlığında oluşturulan Bakanlar Kurulunda
Dışişleri Bakanlığına Hüseyin Özgürgün,
İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanlığına İlkay
Kamil, Maliye Bakanlığına Ersin Tatar, Milli Eğitim,
Gençlik ve Spor Bakanlığına Kemal Dürüst, Sağlık
Bakanlığına Ahmet Kaşif, Tarım ve Doğal
Kaynaklar Bakanlığına Nazım Çavuşoğlu,
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığına
Hasan Taçoy, Turizm, Çevre ve Kültür Bakanlığına Hamza Ersan
Saner, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına Türkay
Tokel, ve Ekonomi ve Enerji Bakanlığına Sunat Atun getirildi.
Eroğlu:
Cumhurbaşkanı
kabineyi onayladı
19 Nisan Milletvekilliği Erken Genel Seçimleri sonucunda 26
milletvekiliyle tek başına hükümeti kurma olanağını
elde eden Ulusal Birlik Partisinin Genel Başkanı Derviş
Eroğlu, Cumhurbaşkanı Talat ile dün gerçekleştirdiği
görüşme çıkışında kabineyi açıkladı.
Eroğlu açıklamasında, Cumhurbaşkanı
Talatın takdim ettiği Bakanlar Kurulu listesini
onayladığını kaydetti.
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Eroğlu,
Talat ile görüşmesinin, prosedürün tamamlanmasının zaman almasından
dolayı uzadığını söyledi. Eroğlu,
Cumhurbaşkanı memnundur. Ben zaten cumhurbaşkanı ile bir
ön görüşme yapmıştım dedi. Derviş Eroğlu, görevi
henüz devretmemiş Başbakan ile de görüşeceğini söyledi.
Derviş Eroğlu, Dışişleri
Bakanlığı konusunda kamuoyunda Tahsin Ertuğruloğlu ile
Hüseyin Özgürgünün isminin geçtiğinin hatırlatılması
üzerine, Tercih meselesi. Zaten Tahsin bey daha önce uzun süre
Dışişleri Bakanlığı yapmıştı.
Hüseyin bey ise yıllardır milletvekili, ancak bakanlık
yapmamıştı. Dolayısıyla tercih o yönde olmuştur.
Herhangi bir art niyet ya da yanlış düşünce olamaz. Yoktur
zaten dedi.
Kabine
Meclise sunulacak
Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan Bakanlar Kurulunun listesi,
Cumhuriyet Meclisine sunulacak. Bakanlar Kurulunun programı, atanma
tarihinden başlayarak en geç bir hafta içinde, Başbakan veya bir
bakan tarafından Cumhuriyet Meclisinde okunacak ve ardından güven
oylamasına gidilecek.
Programın Cumhuriyet Meclisinde okunmasından iki tam
gün sonra görüşmeler başlayacak ve bittikten iki tam gün sonra oylama
yapılacak. Anayasaya göre güvenoyu alan Bakanlar Kuruluna
karşı, güven oylamasından sonra, üç ay geçmedikçe güvensizlik
önergesi verilemiyor.
Kabine üyelerinin özgeçmişleri
Başbakan
Derviş Eroğlu:
1938 yılında Mağusanın Ergazi köyünde doğdu. 1976dan
bu yana ülkemizde yapılan tüm milletvekilliği seçimlerde UBPden
Gazimağusa Milletvekili seçildi. İlk kez 1985 Genel Seçimlerinden
sonra Başbakan olarak atandı. 11 Dönem UBP Genel
Başkanlığı yaptıktan sonra 29 Kasım 2008
tarihinde bir kez daha UBP Genel Başkanlığına seçildi.
KKTCde 7 kez hükümet kurdu. Evli, dört çocuk ve 6 torun sahibidir.
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün:
1965
yılında Lefkoşada doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal
Bilgiler Fakültesinden mezun olduktan sonra İngilterede dil ve yönetim
bilimi eğitimi gördü. Atletizm ve futbolda milli sporcu olan, 1998, 2003,
2005 seçimlerinde milletvekilliğini kazanan, 2006 yılında 10 ay
süreyle UBP Genel Başkanlığı yapan Özgürgün 2 çocuk
babasıdır.
İçişleri Ve Yerel Yönetimler Bakanı İlkay Kamil:
1944
yılında Limasolun Düzkaya köyünde doğdu. Ankara Üniversitesi
Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset ve İdari Bilimler Bölümünden mezun
oldu. 1978-1990 yılları arasında Kaymakamlık yaptı.
1990 yılında milletvekili seçilen ve 1996-2003 yılları
arasında çeşitli bakanlık görevlerinde bulunan Kamil evli ve bir
çocuk babasıdır.
Maliye
Bakanı Ersin Tatar:
1960
yılında Lefkoşada doğdu. 1982 yılında
İngilterenin Cambridge Üniversitesinde İktisat Fakültesinden mezun
oldu. Daha sonra hesap uzmanlığı eğitimi aldı.
1986-1991 yılları arasında Pollypeckte 1991-2001
yılları arasında ise Show TVde yöneticilik yapan, Kanal T
televizyonu Yönetim Kurulu Başkanı, bağımsız hesap
uzmanı, UBP Genel Sekreter Yardımcısı Tatar, evli ve iki
çocuk babasıdır.
Milli
Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüst:
1971
yılında Limasolda doğdu. 1993 yılında Uludağ
Üniversitesi Müzik Bölümünden mezun oldu. 1998-2005 yılları
arasında GÜSAD Başkanı olarak görev yaptı. 2005
yılında milletvekili seçilen ve halen UBP Genel Sekreter
Yardımcısı olan Dürüst 2 çocuk babasıdır.
Sağlık
Bakanı Ahmet Kaşif:
1950
yılında Nergisli köyünde doğdu. 1975 yılında
İstanbul Tıp Fakültesinden mezun oldu. 1980 yılında
Gazimağusa Hastanesinde göreve başladı. 1990, 1993, 1998, 2003,
2005 seçimlerinde milletvekili oldu. Çeşitli bakanlıklarda görev
yapan Kaşif halen Ulusal Birlik Partisi Gazimağusa İlçe
Başkanıdır.
Tarım
ve Doğal Kaynaklar Bakanı Nazım Çavuşoğlu:
1965
yılında Topçuköyde doğdu. Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve
Edebiyatı Bölümü mezunudur. Bir süre Karpaz Meslek Lisesi Müdür
Muavinliği yaptı. 2003 ve 2005 yıllarında milletvekili
seçilen Çavuşoğlu, 2006 yılından bu yana UBP Genel
Sekreteridir. Evli ve 2 çocuk babasıdır.
Bayındırlık
Ve Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy:
1963
yılında Lefkoşada doğdu. 1986 yılında Amerika
Birleşik Devletlerinde Ekonomi ve Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun
oldu. Ticaret ve konfeksiyon üretimi ile uğraştıktan sonra 1998,
2003 ve 2005 yıllarında milletvekili seçildi. 1999 yılından
bu yana Lefkoşa İlçe Başkanlığı yapan Taçoy, evli
ve 2 çocuk babasıdır.
Turizm,
Çevre Ve Kültür Bakanı Hamza Ersan Saner:
1966 yılında Gazimağusada doğdu. 1988 yılında
Trakya Üniversitesinden mimar olarak mezun oldu. 1997 yılında
Amerika Birleşik Devletlerinde kentsel tasarım üzerine eğitim
gördü. 21 yıldır Saner Mimarlık ve Mühendislik Bürosunda
direktör olarak görev yapan, 2002-2006 yılları arasında
Gazimağusa Belediye Meclis üyeliği görevinde bulunan Saner evli ve 2
çocuk babasıdır.
Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel:
1951 yılında Bafın Tera- (Çakırlar) köyünde doğdu.
Liseden mezun olduktan sonra 1973 yılında serbest iş
yaşamına başladı. 1990-1994 yılları arasında
Güzelyurt Belediye Başkanlığı yaptı. 1998, 2003 ve
2005 yıllarında milletvekili seçilen halen Ulusal Birlik Partisi
Güzelyurt İlçe Başkanı olan Tokel evli ve 2 çocuk
babasıdır
Ekonomi ve
Enerji Bakanı Sunat Atun:
1973
yılında Gazimağusada doğdu. İngilterede Ekonomi
tahsili yaptı. 1996 yılında Fransada Lojistik Yönetimi, 1997
yılında da İngilterede Denizcilik İşletmesi
alanlarında ihtisas yaptı. ATUN Denizcilik ve Ticaret
Şirketinde yönetici olan, 2007 yılında Türkiye Genç
İşadamları Dernekleri Konfederasyonu Başkan
Vekilliğine getirilen ve halen Genç İşadamları
Derneği Başkanı olan Atun evli ve iki çocuk babasıdır.
KIBRIS
05/05/09
ATAD kararı sabotajdır...
...
Cumburbaşkanı Mehmet Ali Talatı dün iletişim
bakımından rahat, çözüm bakımından endişeli buldum.
ATADın Orams davasıyla ilgili verdiği kararı, iyi niyetle,
hangi bakış açısından bakarsa baksın olumlu
yorumlayamıyor. Gelinen noktada görüşmeler kesilir mi? Kesilmez ama
görüşmelerin verimliliği çok zora girer. Tek çıkış
kapısı BM merkezli etkin yeni açılımlar olabilir.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, gazetecilerle doğrudan iletişimi tercih eder.
Önemli gelişme olduğu zaman tüm görüşlerden gazetecilerle bir
araya gelir hem konuşur, hem de dinler.
Avrupa Topluluğu Adalet Divanının (ATAD) Orams davasıyla
ilgili verdiği karar, Kıbrıs sorununu doğrudan etkileyecek
bir karar.
Günlerdir tartışılıyor ve bundan sonra da
tartışılacak.
ATADın Orams Davasıyla ilgili verdiği karar kilometre
taşı niteliğindedir.
İşte bu önemli kararın ardından Talat, gazetecilerle bir
araya geliyor.
Dün de böylesi bir buluşma gerçekleşti.
Cumhurbaşkanı Talat, kahvaltıda bir araya geldiği
gazetecilere Orams davasıyla ilgili gelişmeleri anlattı.
*
* *
Bir kez Talat, yanlış bilgilendirme eğilimlerinden
rahatsız.
Çok somut örneklerle kamuoyunun nasıl yanıltılmak
istendiğini anlattı.
Talat, yeterli savunma yapılmadı diyenleri işret edip; Bugün
bizim savunmamızı yetersiz bulanlar 1994te ATADda, Loizidou
Davasında AİHMde hiç savunma yapmadı. Dün hiç savunma
yapmayanların bugün bizim duyarlılıkla sürdürdüğümüz
savunmayı yetersiz bulmaya ne kadar hakkı var? Hukukta mücadele
edersiniz. İngilterede biz kazandık. ATADda istediğimiz sonuç
çıkmadı. Ancak mücadele devam ediyor dedi.
*
* *
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun siyasi yanını ve
görüşme sürecini hiç dikkate almadan karar üretildiği ifade edip
şunları ekledi: Kıbrısta olağanüstü bir durum var.
ATAD, bu olağanüstü durumu hiç dikkate almadan sıradan iki
kişinin konusuyla ilgili karar üretir gibi karar üretmiştir.
*
* *
Orams davasıyla ilgili ATADın verdiği karar hukuk
sınırları içinde bir karar. Talat da bunu aksini söylemiyor.
Ancak gelinen noktada dengeleme faaliyetine giren başta İngiltere
olmak üzere AB üyesi ülkelerini günahkar olarak nitelemeyi de satır
aralarına eklemekten kaçınmıyor.
AB hukuk düzeni içerisinde ATADna AB üyesi ülkelerin görüş bildirme
hakkının olmasına karşılık sadece Yunanistan,
Polonya ve Kıbrıs Rum tarafının görüş bildirmesinin de
dikkat çekici olduğunu söyleyen Talat, 1994te adeta bizim
adımıza savunma yapan İngiltere bu defa görüş bildirme
hakkını kullanmamıştır noktasına dikkat çekti.
*
* *
Talatın adeta öfkesine neden olan yaklaşım şu: ATAD
kararı çözümün gerekliliğini ispat içindir.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu noktada şunları ekledi:
Bizler çözümün gerekliliğine inanan ve en ciddi katkıyı koyan
tarafız. Bu kararla bize mi çözümün gerekliliğini ispat edecekler?
Bizim böyle bir gereksinimimiz yok. Bu karar çözümün gerekliliğine
ihtiyacı olan Rum tarafında tam ters bir etki
yapmıştır. Görüşme masasındaki Hristofyasın
mülkiyet konusunda öneri sunma alanını daraltmıştır.
ATADın kararının Kıbrısta çözüm sürecini ciddi
anlamda olumsuz etkilediğine de değinen Talat, Bu karar,
Kıbrıs sorununun çözüm sürecine sabotaj gibi etki
yapmıştır. Sanki de Kıbrısta çözüm istemeyen
birilerinin kışkırtması var. Bu kışkırtmayla
Kıbrıs üzerinden Türkiye AB ilişkileri sabote edilmek
isteniyor gibi diyerek üzerinde çok durulacak bir yaklaşım ortaya
koydu.
... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı dün iletişim
bakımından rahat çözüm bakımından endişeli buldum.
ATADın Orams davasıyla ilgili verdiği kararı, iyi niyetle,
hangi bakış açısından bakarsa baksın olumlu
yorumlayamıyor. Gelinen noktada görüşmeler kesilir mi? Kesilmez ama
görüşmelerin verimliliği çok zora girer. Tek çıkış
kapısı BM merkezli etkin yeni açılımlar olabilir.
*
* *
YENİ HÜKÜMETE BAŞARILAR... UBP Genel Başkanı ve
Başbakan Derviş Eroğlunun başbakanlığındaki
UBP hükümeti dün akşam saatlerinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talata sunulup onaylandı. Yeni hükümeti mutlaka
değerlendireceğiz. Ancak toplum adına içten başarı
dileklerimiz her zaman yerinde olacaktır.
Günün sözü:
Halk, hizmeti hissettiği kadar sahiplenir
KIBRIS
05/05/09 Hasan Hastürer
06
Mayıs. 2009 Çarşamba
LEFKOŞA -
Kıbrıslı Rumlardan, 1974 öncesinde Kuzey Kıbrıs'ta
kalan malları için başvuru kabul eden ve ilgili yasada belirlenen
kıstaslara göre tazminat, iade veya takas yönünde bağlayıcı
kararlar veren KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun, yaklaşık 3
yılda Rumlara mallarının mülkiyeti
karşılığında 9 milyon 906 bin 600 Sterlin tazminat
ödediği açıklandı.
Rumların sürekli
başvurusu üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin talebiyle
uzun tartışmaların ardından yasayla kurulan ve 'iç hukuk'
oluşturma amacıyla bağımsız mahkeme statüsünde
çalışan Taşınmaz Mal Komisyonu, 2006 yılındaki
kuruluşundan itibaren Rumlara verilen tazminat miktarını ilk kez
açıkladı.
Komisyon Başkanı
Sümer Erkmen'in Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) verdiği bilgiye
göre, yaklaşık 3 yılda Rumlara ödenen tazminat miktarı
toplam 9 milyon 906 bin 600 Sterlin.
Erkmen, her dosya için
ayrı ayrı karara bağlanan tazminat miktarlarının,
bankalarda ilgili Rumlar adına açılan hesaplara yatırılarak
ödemelerinin yapıldığını bildirdi.
ÇOĞUNLUK
TAZMİNAT
Kuzey Kıbrıs'ta 1974 öncesinden kalan malları için Komisyona
başvuran Rumların sayısı 390'a ulaştı.
Yabancıların da görev aldığı mahkeme statüsündeki
Komisyon, bu başvurulardan 59'unu sonuçlandırırken, 52'si için
tazminat, 2'sine tazminat ve takas, 4'ü için iade ve tazminat, 1'i için de
çözümden sonra iade kararı aldı.
Takas formülüyle karara
bağlanan 4 dosya, AİHM gündeminde başvurusu bulunan 2 Rum'a ait.
Bu kapsamda geçen yıl
AİHM'de başvurusu bulunan Mike Timvios ile uzlaşmaya varan Komisyon,
geçen aylarda da 2 ayrı dosya için yine AİHM gündeminde
başvurusu bulunan Andromachi Alexandrou adlı Rum ile takas konusunda
anlaşma yaptı.
TAZMİNAT
ALANIN MÜLKİYET HAKKI KALKIYOR
KKTC Cumhuriyet Meclisi'nde onaylanan Mülkiyet Yasası uyarınca, mülkiyet
veya kullanım hakkı gerçek veya tüzel kişiye ait olmayan; konumu
ve niteliği uyarınca ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu
yararını tehlikeye düşürmeyecek taşınmaz mallar hemen
iade kapsamında.
Tahsisten kullanımda
olan veya inkişaf edilmiş malların iadesi yönünde karar
alınması halinde, iade yasayla çözüm sonrasına erteleniyor.
Eşdeğer karşılığı mallar ise iade
kapsamı dışında.
Aynı yasaya göre,
Tazminat alan Rum'un mülkiyet hakkı ortadan kalkıyor.
KOMİSYON
KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu, 19 Aralık 2005'te
yasalaşarak uygulamaya giren Mülkiyet Yasası uyarınca
oluşturulmuştu.
KKTC
Anayasası'nın 159'uncu maddesine göre hazırlanan
''Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi''
adlı yasayla kurulan Komisyon, Cumhurbaşkanı'nın önerisiyle
Yüksek Adliye Kurulu tarafından 5 yıllık süre için 2006'da
atanmıştı.
Kuruluşundan itibaren
üyeleri zaman zaman değişen, AİHM'in talebi doğrultusunda
bünyesinde 2 de yabancı bulunan Sümer Erkmen
başkanlığındaki Komisyon, Güngör Günkan, Ayfer S. Erkmen,
Hans Cristian Kruger, Daniel Tarschys ve Romans Mapolar'dan oluşuyor. KKTCye
girişi engellenebilir!
Cumhurbaşkanı Talat: Kandunasın
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiliz Linda ve David Orams çifti hakkında mülk davası açan Kıbrıslı Rum Meletios Apostolides'in avukatı Konstantin Kandunas'ın, kamu yararı gereği, KKTC'ye girişinin engellenmesinin gündeme gelebileceğini açıkladı.
Cumhurbaşkanı Talat, dün akşam bir TV
programına katılarak, Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın
(ABAD) Orams davasıyla ilgili aldığı kararı ve karar
sonrası gelişmeleri değerlendirdi.
ATAD'ın Orams kararından sonra, müzakerelerden çekilmek
gerektiği yönünde eleştiriler aldığını belirten
Talat Biz, görüşmelerden çekilemeyiz. Öyle bir lüksümüz yoktur. Bu çok
ciddi bir risk almak demektir. Çünkü biz 'çekildik' dediğimiz andan
itibaren Rum tarafının masaya gelme yükümlülüğü veya
motivasyonu olmayabilir dedi.
ATAD'ın Orams kararının, büyük bir sorumsuzluk
olduğunu dile getiren Talat, Avrupa Birliği (AB)
kurumlarının Kıbrıs konusunda büyük hatalar
yaptığını söyledi.
Müzakerelerde mülkiyetin konuşulduğunu ve mülkiyetin en zor
konulardan biri olduğunu kaydeden Talat, Bu şartlar altında bu
mahkeme (ATAD) adeta bir bomba atar gibi müzakere masasının
altına, böyle bir karar alabiliyor. Bu ciddi bir sorumsuzluktur. AB'nin
yaptığı, bana göre ikinci büyük sorumsuzluk budur dedi.
KIBRIS 06/05/09
Bu kez Weedon
davası!
İNGİLTEREDEN YARDIM ALDI
Orams
davası ile ünlenen Kıbrıslı Rum avukat Konstantis Kandunas,
şimdi de Karmide ev sahibi olan İngiliz Weedon ailesinin
peşinde. Kandunas, dün akşam KIBRIS TVde yayınlanan ve
yaklaşık bir saat süren Son Durum programının canlı
yayın konuğuydu. Kıbrıs Medya Grubu Genel Yayın
Yönetmeni Reşat Akarın sorularını yanıtlayan
Kandunas, Karmide ikamet eden Weedon ailesiyle ilgili bilgileri sağlamada
İngiltereden yardım aldıklarını söyledi.
ORAMS DAVASI HENÜZ SONUÇLANMADI
Avrupa Adalet
Divanı kararından memnun olduğunu, ancak Orams
davasının henüz tam olarak sonuçlanmadığını
belirten Kandunas, İngiltere Temyiz Mahkemesinin vereceği
kararın beklendiğini söyledi. Kandunas mahkemenin yazdan önce karar
vermesini ümit ediyorum derken, bugüne kadar gerek Rum Ortodoks Kilisesinden
gerekse Rum hükümetinden tek kuruş yardım almadığını,
bütün masrafları dava sonucunda Türk tarafından talep edeceğini
vurguladı.
Programın başında, Avrupa Toplulukları Adalet
Divanının (ATAD) beş soruya verdiği yanıtı
anlatan Kandunas, davanın henüz sonuçlanmadığını ifade
etti ve hala gidecek yolumuz var dedi.
Ancak Kandunas, yine de ATAD kararının kendisi için kişisel
tatminin ötesinde bir keyif olduğunu belirtti. Kandunas, mülkiyet
konusunda ne kendisi ne de Meletis Apostolidesin haklı
davalarından vazgeçeceklerini anlatırken Asla kimse vazgeçmez dedi.
Aşırı sevinç veya
aşırı üzüntü doğru değil
Kandunas, ATAD kararı sonrası
bir tarafın aşırı sevinicinin, öteki tarafın ise
aynı oranda üzüntüsünün görüldüğünü söyledi ve şunları
ekledi:
Bana göre her ikisi de yanlış, bu karar ne sevinmeyi ne
de üzülmeyi gerektirmez, dava henüz sonuçlanmadı.
Kandunas, İngiltere Temyiz Mahkemesinin son kararı yaz
öncesinde, ya da Ekim ayına kadar vermesini beklediklerini de ifade etti.
Kandunas, Orams davasında temsil ettiği Meletis
Apostolidesi müvekkil olarak aldıktan sonra, onun hakları için
mücadele vermek zorunda olan bir avukat olduğunu ekledi ve
şunları söyledi:
Cikko Kilisesinin piskoposuna gittim, maddi yardım
yapıp yapamayacaklarını sordum. Bana kilisenin mali krizde
olduğunu kaydetti ve sadece 500 Kıbrıs Lirası verebileceklerini
belirtti. Tabii ki almadım ve oradan ayrıldım.
Kıbrıslı Türkler, beğenmedikleri bir dava ya da bir konu
olduğu zaman arkasında mutlaka kiliseyi arıyor. Kimse bana tek
kuruş vermedi.
Daha fazla argüman için geç kalındı
Kandunas, İngiliz Temyiz
Mahkemesinden ATAD kararına uyumlu bir karar bekliyor musunuz? sorusuna
şu yanıtı verdi:
ATADın kararı ortadadır. Sadece İngilterede
değil tüm Avrupada geçerlidir. Bu her hangi bir tartışma
kaldırmayan durumdur. Başka argümanlar mahkemeye hala getirilebilir
ve mahkeme buna göre karar verebilir. Bizim tarafımızdan önemli olan
konu, buna direnmektir. Sanırım yeni argüman getirmek kolay
olmayacak... Yine tahmin ederim ki daha fazla argüman getirebilmek için geç
kalınmıştır. Ancak yine de karar mahkemeye
kalmıştır. Mahkeme kararlarına saygı
duyulmalıdır.
Karmideki yeni İngilizler
Kandunas, Karmide yeni bir dava
açılacağı konusunda da Akarın sorusunu yanıtladı
ve bu dava ile ilgili bilgileri, Rum Adalet Bakanlığı
aracılığıyla, İngiliz Dışişleri
Bakanlığından talep ettiklerini açıkladı.
Kandunas, Peki kimlerdir bu kişiler? sorusuna şu
yanıtı verdi:
Burada bunun yanıtını veremem. Bir Türk
televizyonunda, canlı yayında bu soruya yanıt vermek zor.
İki kez tutuklandım. Ve ünlü misafirperverliğinizin pek de iyi
olmadığını gördüm. Aynı tacizi tekrar yaşamak
istemem.
Kandunas program süresince Karmideki ailenin adını
vermedi. Ancak program sonrasında gazetemize yaptığı
açıklamada, ailenin adının Weedon olduğunu kaydetti.
Kandunas, Karmideki davaya konu olan mülkün, 1974 öncesinden var olan bir ev
olduğunu belirtti.
Kandunas, Orams davası nedeniyle bir kez daha Kuzey
Kıbrısa geçememe veya tutuklanma gibi bir durumu olursa, mutlaka
birkaç Kıbrıslı Türkün kendisi için ayağa kalkmasını
istediğini de belirtti.
Rum avukat, kişisel bilgilere nasıl
ulaştığı konusunda ise şunları belirtti:
Kuzeye geçip de bilgi almaya gerek yok. Birçok insan turist
olarak İngiltereden, Almanyadan Kuzeye tatil yapmaya gelebilir ve
istediği kadar da bilgi toplar.
Dava çözümün önüne geçemez
Kandunas, Orams davası ya da
banzeri davaların siyasi çözümün önüne geçemeyeceğini de kaydetti.
Rum avukat, davanın müzakerelere etki etmemesi gerektiğine de dikkat
çekerken, bu dava ile Kıbrıslı Türklerin de tüm Avrupada yasal
hak elde ettiklerini öne sürdü. Kandunas, örneğin bir Avrupalı bir
Kıbrıslı Türkü dolandırır ve kaçarsa, Onun aleyhine
tüm Avrupada dava açılabilir, bu kişi aranabilir dedi.
Kandunas, kendi ifadesiyle Kıbrıs Cumhuriyetinin ABye
katılması nedeniyle, Orams davası gibi davaların artık
daha çok zor olduğunu da iddia ederken, geçmişte İngiltere ile
Kıbrıs Cumhuriyeti arasında adli yardımlaşma
anlaşması vardı ve benzer davalar daha kolaydı çünkü kamu
yararı yoktu.
Kandunas, bugüne kadar ne kadar masraf
yaptığını hiç hesaplamadığını ama dava
sonuçlanınca, karşı taraftan alacağı parayla birlikte
bunu hesaplayacağını anlattı. Bu konuda espri yaptı.
1963te evlerini kaybeden Türkler
Kandunas, 1963 yılında
evlerini kaybeden Kıbrıslı Türklerin mahkemeye
başvurmaları gerektiğini de kaydetti ve bu insanların
yaşadıkları da mahkemeye götürülmelidir dedi. Kandunas,
Akarın, Hüseyin Helvacıoğlu davası beş
yıldır tehir oluyor hatırlatmasına şu
yanıtı verdi:
Mahkeme yavaş ilerlerse de kişilerin yavaş gitmeye
karşı dava açma hakkı, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine gitme hakkı vardır.
Kandunas, Kuzey Kıbrısta gerek yerel gerekse
uluslararası anlamda tüm hukuğun mülk konusunda
çiğnendiğini dddia ederken, hatta Kıbrıslı Türklerin
kendilerinin yaptığı mal tazmin komisyonu ile ilgili
yasanın bile birinci maddesinde mülklerin Kıbrıslı Rumlara
ait olduğu kabul edilmektedir hatırlatmasını yaptı.
Kandunas, Avrupa ailesine katılmak isteyen
Kıbrıslı Türk kardeşlerime şunu söylemek istiyorum ki
kanunlara uymamak bazı sonuçlar doğurur... Şunu
anlamıyorum; Kıbrıslı Türkler, Avrupa ailesinin bir ferdi
oldukları zaman, şu kanunu beğeniyoruz bu kanunu
beğenmiyoruz deme hakkına sahip olacaklarına mı
inanıyorlar?...
Kandunas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın,
Orams davası müzakere sürecini olumsuz etkileyecek sözünü
hatırlatan ve Kıbrıs sorununu çıkmaza sürükleyen bir
avukat olmak sizi rahatsız etmez mi? sorusuna şu yanıtı
verdi:
İki şey söylemek istiyorum. Sayın Talatın
inanın bana ki hiç umrumda değildir. Müzakereler konusuna gelince...
Doğru mu anlıyorum? Müzakerelerin devam etmesi için
Kıbrıslı Rumların mülklerinden vazgeçmesi ön
şartı mı vardı?.. Gitmeden önce şunu söylemek
istiyorum ki, çıkacak olan karara saygılıyız... Geçen
salıdan beri her Kıbrıslı Türk, emlak ya da herhangi bir
konuda sıkıntı yaşıyorsa, önemli bir hakka
sahiptir."
KIBRIS 06/05/09
Orams case discussed at talks
By Stefanos Evripidou
THE TWO leaders yesterday agreed to intensify efforts to
reach a solution, dispelling fears that Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat
would walk out of the talks following the key Orams ruling.
President Demetris Christofias and Talat met for over two hours with their
aides yesterday, putting off the economy chapter once again to assess the
course of the talks and discuss the implications of the Orams ruling.
The European Court of Justice (ECJ) ruled last week that Greek Cypriot refugee
Meletis Apostolides could enforce a Nicosia court judgement against the Orams
in the UK, even though the case involved exploitation of his property in the
north, where the acquis is suspended. The ruling opens the door for displaced
Greek Cypriots to go after those who occupy their land in the north by pursuing
any assets they have in the EU, and possibly beyond.
Talat had warned after the ruling that the decision would have political
consequences. He told journalists: After the decision, even if Christofias
wanted to, he couldnt make concessions on property.
The Turkish Cypriot leader did not rule out barring Apolostides lawyer
Constantis Candounas from crossing to the north following the ruling.
However, despite the Turkish Cypriot leaderships loud reaction to the ruling,
the two leaders yesterday agreed to intensify efforts to solve the Cyprus
problem, asking their two aides to meet more frequently.
Speaking on his return from the talks, Talat said the two leaders evaluated the
negotiation process post-Orams and discussed the danger of outside influential
factors like the ECJ ruling. The two agreed that any solution, even on
property, could only come through negotiation and not the courts, he added.
The best path to overcome the various influences from outside, like the ECJ
decision, which will affect the talks, is to speed up and intensify
negotiations and for them to reach a point which brings results, said Talat.
Christofias also stressed that the two leaders were determined to continue
negotiations and solve the Cyprus problem.
We are determined to continue the process of talks because we aim to solve the
problem, he said.
Christofias told reporters that discussions on the property issue would
continue, adding that the Greek Cypriot side would defend its positions, which
were reaffirmed by the Orams case ruling.
The president acknowledged that the case was discussed and that he reiterated
his positions on the matter.
The leaders will meet again on May 14 to discuss economic matters.
CYPRUS
MAIL 06/05/09
Eylem ERAYDIN / LONDRA
Londrada
bulunan Türkiye Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen
Bağış, Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri
değerlendirerek, İngiltere Dışişleri Bakanı David
Miliband ile yaptığı görüşmede Avrupa Konseyinin,
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kaldırılmasına yönelik 2006 yılında
aldığı kararı tekrar
hatırlattığını söyledi.
Londraya giderek resmi temaslarına başlayan Devlet
Bakanı Bağış, sabah saatlerinde İngiltere
Dışişleri Bakanı David Miliband ile görüştü.
Görüşmenin ardından TC Londra Büyükelçiliğinde bir basın
toplantısı düzenleyen Egemen Bağış, Miliband ile
Kıbrıs konusunda da fikir alışverişinde bulunduğunu
söyledi. Bağış, Türkiyenin AB sürecinin görüşüldüğü
her yerde kaçınılmaz olarak Kıbrıs konusunun da gündeme
geldiğini belirterek, 26 Nisan 2006da Avrupa Konseyinin Kıbrıs
Türküne uygulanan izolasyonların kaldırılması yönündeki
ortak kararını İngiltere Dışişleri Bakanı
Milibanda hatırlattığını kaydetti.
Bağış KKTCye uygulanan ambargoların sona ermesi için
Avrupa Konseyinin aldığı kararı hatırlatarak,
konseyin kendi kararlarına sahip çıkmalarını istiyoruz. Biz
her zaman çözümden yanayız, ama makul olmayan bir çözümü de kabul etmeyiz.
Diklenmeden dik duruşumuza devam ediyoruz
başbakanımızın dediği gibi diye konuştu.
Kıbrıstaki müzakere sürecine de değinen
Bağış, iki liderin 8 ayda 27 kez görüştüğünü
vurgulayarak, Bizim Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talata desteğimiz
çok nettir. Seçim öncesi adaya gittiğimde de seçim sonrası netice ne
olursa olsun Sayın Talatın görüşmelere devam etmesinin ne kadar
önemli olduğunu gösterdik. Seçim sonrası da Sayın Derviş
Eroğlu da, görüşmelerin devam etmesine yönelik desteğini vermiştir.
Bu da, adadaki Türk halkının hala çözümden yana olduğunun bir
göstergesidir dedi.
Orams davasına da değinen Devlet Bakanı Egemen
Bağış, bu konudaki görüşlerini de Kıbrıs
Türkünün çözümden yana olan tavrı çok açıktır. Ancak Orams
davası gibi nedenler Rum kesiminin masadan kalkmasına neden olamaz
diye açıkladı.
Kıbrısın Türkiye için iktidarı ve muhalefeti
ile her kesim için milli bir dava olduğunun altını çizen Egemen
Bağış Kıbrıstaki kardeşlerimizin güvenliği
ve dünyayla entegre olması ve adada kalıcı bir çözümün
sağlanması için desteğimiz her zaman sürecektir dedi.
Türkiyenin AB sürecine yönelik yapılan çalışmalar
hakkında da bilgi veren Bağış, İngilterenin
Türkiyeye AB yolunda verdiği açık desteği bir kez daha teyit
ettirdiklerini söyledi. İngilterenin AB içinde güçlü ve önemli bir ülke olduğunu
kaydeden Bağış Bu ülkenin Türkiyenin AB sürecine olan
isteği çok açık ve nettir. Biz de burada
yaptığımız görüşmelerde bunun bir kez daha teyidini
almaktan mutluluk duyuoruz dedi.
Türkiyenin 50 yıllık AB sürecine de değinen
Bağış, bu anlamda Türkiyenin çok yol katettiğini belirtti.
Devlet Bakanı Egemen Bağış şöyle konuştu:
Türkiye bugün önemli bir noktaya gelmiştir. Zaman bizim
lehimize ilerliyor. Türkiyenin önemi giderek artıyor. Avrupadaki 6.
büyük ekonomiyiz. Bu ekonomik krizde bir çok ülkede Amerika başta olmak
üzere bankalar döküldü. Bu konuda Avrupa içinde kar eden ve sorun
yaşamayan tek ülke Türkiyedir. Bu bizim ekonomik anlamda da ABye etki
edeceğimiz anlamına geliyor. Avrupa için akıl ve mantık
olarak Türkiyenin kazanılması gerekiyor. Türkiye kendi gücü ve
potansiyelinin farkına varır ve bunu dinletirse, Avrupa Türkiyeyi
anlayacaktır. ABnin Türkiyesiz fazla bir alternatifi yoktur. Avrupa
yaşlanıyor ve Türkiyeye ihtiyacı var.
Egemen Bağış, Londra temasları çerçevesinde
İngilterenin Avrupa Bakanı Caroline Flint ile de çalışma
yemeğinde bir araya geldi. Bağış, aynı akşam
London School Economicsde, Türkiyenin AB ile ilgili müzakere süreciyle ilgili
bir konuşma yaptı.
KIBRIS
07/05/09
Barış, stratejik
hedeflerimizi gözeten bir temele
oturtulmalı
İlk yurtdışı ziyaretini KKTCye yapan Türkiye
Dışişleri Bakanı Davutoğlu önemli mesajlar verdi:
HEDEFLERİMİZ AÇIK VE BERRAKTIR
Türkiyenin yeni Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu,
KKTCye günübirlik ziyaretinde Kıbrıs sorununa ilişkin önemli
mesajlar verdi. Nihai aşamada herkes için yararlı olacak bir
barış gerçekleştirmek istediklerine işaret eden
Davutoğlu, Nasıl ki 2004te Annan Planı çerçevesinde yürütülen
müzakerelerdeki hedeflerimiz açık ve berraksa, şimdi de açık ve
berraktır.dedi.
Türkiyenin yeni
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, göreve
atanmasının ardından ilk yurtdışı ziyaretini dün
KKTCye yaptı ve önemli mesajlar verdi.
Bakan Davutoğlu günübirlik ziyaretinde, nihai aşamada
herkes için yararlı olacak bir barış gerçekleştirmek
istediklerine işaret ederek, Nasıl ki 2004te Annan Planı
çerçevesinde yürütülen müzakerelerdeki hedeflerimiz açık ve berraksa,
şimdi de açık ve berraktır.dedi.
Ancak bu barışın hem Kıbrıs Türk
halkını hem de Türkiyenin stratejik hedeflerini, öncelliklerini
gözeten, iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı, Doğu Akdeniz
havzasına bir bütün olarak barış getirecek bir parametreye bir
temele oturtulması lazım geldiğine dikkat çeken Davutoğlu,
Türkiyenin müzakere sürecine katkıda bulunmaya devam edeceğini
söyledi..
Ahmet Davutoğlu, KKTCnin tanıtılması
açısından son derece önemli bir konuma sahip olan KKTC
Dışişleri Bakanlığına verilen desteğin
sürdürüleceğini de vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talatla görüşme
Davutoğlu, KKTCye gelmesinin
hemen ardından Kıbrıs Türk Halkının Özgürlük
Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçükün Anıttepedeki kabrini ziyaret
etti, ardından Cumhurbaşkanlığına gitti.
TC Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı ile
birlikte, Cumhurbaşkanlığına gelen Ahmet Davutoğlunu
kapıda Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan
Sarıca ve Dışişleri Bakanlığı
Müsteşarı Ahmet Erdengiz karşıladı.
Ardından Dışişleri Bakanı Hüseyin
Özgürgün ve Davutoğlu ile birlikte gelen TC heyeti
Cumhurbaşkanlığına geldi.
Cumhurbaşkanı Talat ile Türkiye Dışişleri
Bakanı Davutoğlu, yaptıkları görüşmenin ardından
basın açıklaması yaptı.
Talat, KKTC olarak elden gelen bütün gayret ortaya konularak
çalışıldığını ve Kıbrıs Türk
halkı adına yürütülen müzakerelerde esneklik ve
yapıcılık içinde hareket ettiğini söyledi
Talat, Kıbrıs Türk halkının vazgeçilmez
haklarını korurken, bir anlaşma ile Kıbrıs sorununu
sona erdirerek, hem Kıbrısta barışa katkıda bulunmaya
hem de bölgenin bir çatışma alanı değil barış
alanı haline gelmesine çalıştıklarını söyledi.
Davutoğlu da, Türkiyenin Kıbrıs ile ilgili
perspektifinin Kıbrısı barış adası haline
dönüştürmek ve Doğu Akdenizi barış havzası haline
dönüştürmek olduğunu belirterek, bunun için uluslararası
mahkemeler de dahil tüm tarafların, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın gösterdiği yapıcı çalışmalara destek
olması gerektiğini kaydetti.
Eroğlu: Türkiyeyle işbirliğini
her zaman derinleştirmekten yanayız
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu,
Cumhurbaşkanı Talatla görüşmesinin ardından,
Başbakanlık koltuğuna önceki gün oturan Derviş Eroğlu
ile bir araya geldi.
Davutoğlu ve beraberindeki heyeti kabulünde konuşan
Eroğlu, Türkiyeyle işbirliğini her zaman derinleştirmekten
ve sıkı bir diyalog içinde olmaktan yana olduklarını
vurguladı. Eroğlu, her zaman Türkiye hükümetlerinin desteğini
gördüklerini ve bu şekilde hem demokrasi hem de yaşam mücadelesi
içinde olduklarını söyledi.
Kıbrıs konusunda sürdürülen görüşmelere atıfta
bulunan Eroğlu, Görüşmelerin seyri esnasında sizlerle diyalog
içinde olmak, sizlerin görüşlerini de almak ve stratejilerimizi ona göre
belirlemek durumundayız şeklinde konuştu. Kıbrıs Türk
halkının isteğinin, bu topraklarda huzur, güven ve refah
içerisinde yaşama olanağının devam ettirilmesi
olduğuna işaret eden Eroğlu, Garantör Türkiye sayesinde güvenlik
açısından endişeleri bulunmadığını
vurguladı.
Davutoğlu: Zamanlama anlamlı
Türkiye Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu da, ziyaretinin zamanlamasının
anlamlı olduğunu ve gerek iki ülkenin birlikte
çalışmasını göstermek açısından gerek TBMMde
yemin etmesinin üzerinden 24 saat geçmeden adada bulunmanın kendisi
açısından onur verici olduğunu kaydetti.
Seçimler nedeniyle Eroğlunu, onun şahsında yeni
hükümeti ve tüm Kıbrıs Türk halkını kutlamak
gerektiğini söyleyen Davutoğlu, Bu seçimler göstermiştir ki
KKTCde gerçek bir demokrasi, bütün anlamıyla ve bütün kurumlarıyla
işlemektedir dedi.
Yeni kurulan hükümet ile Türkiye Cumhuriyeti arasında her
zaman olagelen işbirliğinin süreceğini vurgulayan Davutoğlu
Bu konuda Türkiye hem KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Talatın
sürdüregeldiği müzakerelerin hem sizin
başkanlığınızda kurulan hükümetin Kıbrıs
Türk halkının refahı, esenliği için yaptığı
faaliyetleri desteklemeye devam edecektir. Bütün Türkiye
arkanızdadır. Türk kardeşlerimizin Kuzey Kıbrısta
barış ve güvenlik içinde yaşaması Türkiyenin en öncelikli
stratejik hedefleri arasındadır. Nihai hedefimiz bu müzakerelerin
sonucunda sadece Kıbrısta değil Doğu Akdeniz bölgesinde,
havzasında da bir barış ortamı oluşmasıdır.
Ancak bu, şu ana kadar bütün Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin ve Kuzey
Kıbrıs Türk yetkililerin sürdüregeldikleri temel ilke ve parametreler
etrafında gerçekleşecektir diye konuştu.
Davutoğlu, Özgürgünle de görüştü
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu,
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgünü de ziyaret etti.
Özgürgün görüşmede yaptığı konuşmada,
Ahmet Davutoğlunun ilk yurtdışı ziyaretini KKTCye
gerçekleştirmesi ve verdiği güçlü mesajdan dolayı duyduğu
memnuniyeti dile getirerek, iki bakanlık arasındaki
işbirliği ve koordinasyonunun tam olacağını kaydetti.
Kıbrısta başlatılan müzakere sürecine TC
Dışişleri Bakanlığının her zaman destek
verdiğine işaret eden ve bundan sonraki süreçte de çözüm
arayışına verilecek destek için teşekkür eden Özgürgün,
olası bir anlaşmanın, iki kesimli, iki kurucu devlet ve Anavatan
Türkiyenin garantörlüğüne bağlı olması gerektiğini
belirtti.
KKTCnin yanında olmaya devam edeceğiz
Türkiye Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu da, Özgürgünü yeni görevi dolayısıyla
kutladığını dile getirerek, daha önceki
dışişleri bakanlarının yaptığı gibi ilk
ziyaretini KKTCye yapmış olmasından dolayı onur ve
şeref duyduğunu belirtti.
Davutoğlu, Çok güzel bir tesadüfle bugün Hüseyin beyle
birlikte ilk günü idrak ettik. Bu kader birliği diyelim.
Bakanlıklarımız arasındaki işbirliği
açısından da geçerli bir kader birliğidir. Bundan sonra TC
Hükümeti Dışişleri Bakanlığı olarak şimdiye
kadar olduğu gibi KKTCnin yanında olmaya devam edeceğiz dedi.
Müzakere sürecinde hedeflerimiz açıktır
Türkiye Cumhuriyetinin KKTCnin
arkasında olduğunun Kıbrıs Türk halkı tarafından
bilinmesini isteyen ve bunu bir kez daha teyit ettiklerini dile getiren
Davutoğlu, müzakere sürecinde de hedeflerinin açık olduğunu dile
getirdi, bu hedefleri şöyle açıkladı:
Cumhurbaşkanı Talat ile bu sabah çok verimli ve uzun
görüşmeler yaptık. Nasıl 2004te Annan Planı çerçevesinde
yürütülen müzakerelerdeki hedeflerimiz açık ve berraksa, şimdi de
açık ve berraktır. Nihai aşamada herkes için yararlı olacak
bir barış gerçekleştirmek istiyoruz. Ancak bu
barışın hem Kıbrıs Türk halkını hem de
Türkiyenin stratejik hedeflerini, öncelliklerini gözeten, iki kesimli, siyasi
eşitliğe dayalı, Doğu Akdeniz havzasına bir bütün
olarak barış getirecek bir parametreye bir temele oturtulması lazım.
KIBRIS 07/05/09
16 yeni cami
için 13 trilyon
KKTCde 182 camiyi yeterli bulmayan Din İşleri
Başkanlığı, yeni projeler üretti.
Dokuz tanesinin inşaatı
sürüyor
Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği Yardım Heyeti, Din Hizmetlerinin
Geliştirilmesi Projesine bu yıl 13 milyon TLlik (13 trilyon) bütçe
ayırdı. 2008den devreden 8 milyon TL, 2009 için öngörülen 5 milyon
TLnin üzerine eklendi. Söz konusu bütçe, cami, lojman yapımı,
bakım, onarım ve dini hizmetler için kullanılıyor. Ülkede
faal toplam 182 caminin yetersiz olduğunu iddia eden Din İşleri
Başkanı Yusuf Suiçmez, şu anda 9 caminin
yapımının sürdüğünü, bunlara ilaveten 7 yeni cami
yapılacağını söyledi.
Talep giderek artıyor
Din İşleri
Başkanı Yusuf Suiçmez, ek cami yapımı için sürekli talep
geldiğini belirtirken, halen kullanımda olan 182 camiden 28inin
kiliseden dönme olduğunu söyledi. Taleplerin genellikle vatandaş,
muhtar veya belediyelerden geldiğini ifade eden Suiçmez, bir anda ülkede
birçok cami yapılmasına ihtiyaç olduğunu iddia ederek, TC
Yardım Heyetinin yanı sıra Vakıflar İdaresi, özel
kurum ve kişiler tarafından da katkı
sağlandığını kaydetti.
Ergül ERNUR
Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği
Yardım Heyeti, Din Hizmetlerinin Geliştirilmesi Projesine 2008den 8
milyon TL, 2009 bütçesine aktarmak suretiyle toplam 13 milyon TLlik bütçe
ayırdı.
Söz konusu bütçe, cami, lojman yapımı, bakım,
onarım ve dini hizmetler için kullanılıyor.
1974ten bugüne kadar Kuzey Kıbrısta 39 yeni cami
yapılırken, bunların 31 tanesi TC Yardım Heyeti
finansmanıyla inşa edildi.
Ülkede faal olan toplam 182 cami olduğunu belirten Din
İşleri Başkanı Yusuf Suiçmez, şu anda 9 caminin
yapımının sürdüğünü kaydetti. Suiçmez, 7 yeni cami
inşası projesi için de çalışmaların sürdüğünü ifade
etti.
Son yıllarda yapımı artan camilerin, ülkede bir
ihtiyaç olduğunu öne süren Suiçmez, cami talebinin belediye,
muhtarlık ve vatandaşlardan geldiğini söyledi.
Suiçmez, Din İşleri
Başkanlığının sadece gelen talepleri
değerlendirerek görüş belirttiğini, ardından konunun
Vakıflar İdaresine ve finansmanla ilgili olarak TC Yardım
Heyetine bildirildiğini belirtti.
Birçok kilisenin şu anda cami olarak
kullanıldığını söyleyen Suiçmez, bir köyde birden çok
caminin de bulunduğuna işaret etti.
Suiçmez, TC Yardım Heyeti ve Vakıflar İdaresinin
yanı sıra ülkede inşa edilen camilerin, Din İşleri
Başkanlığı, bazı kurum veya özel kişilerin
finansman ve desteğiyle de yapıldığını kaydetti.
Acil ihtiyaçlar için 20 bin TL bütçe
Din İşleri Başkanlığının
ise camiler için fazla bir para ayıramadığını ifade
eden Yusuf Suiçmez, cami bakımları için 20 bin TLlik bir bütçeleri
olduğunu belirtti.
Suiçmez, belirtilen paranın acil ihtiyaçlar için
kullanıldığını söyledi.
Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği Yardım Heyeti ise, Din
Hizmetlerinin Geliştirilmesi Projesine bu yıl 13 milyon TLlik bütçe
ayırdı.
2008den 8 milyon TL, 2009 bütçesine devrederken 2009 bütçe ödeneği
de 5 milyon TL olarak görülüyor.
Söz konusu bütçe, cami, lojman yapımı, bakım,
onarım ve dini hizmetler için kullanılıyor.
Devam eden cami inşaatlarının yanı sıra bu
yıl yapılması planlanan yeni cami projeleri de 2009 bütçesinden
faydalanacak.
9 yeni cami inşası sürüyor
Türkiye Cumhuriyeti
yardımlarıyla finanse edilecek projelerin detay listesi
incelendiğinde, 9 yeni cami inşaatı
çalışmalarının sürdüğü görülüyor.
Söz konusu cami inşaatları, Tatlısu,
Ulukışla, Gemikonağı, Beyarmudu, Mağusada Harika
Mahallesi, Alayköy, Ötüken, Yayla ve Dilekkaya köylerinde yapılıyor.
2009 yılında Türkiye Cumhuriyeti yardımlarıyla
finanse edilecek projeler arasında, 7 yeni cami daha yapılması
da bulunuyor.
Kalkanlı köyüne (500 kişilik), Mormenekşe (350
kişilik), Adaçay, Düzova köylerine cami ve lojman yapımı,
Kayalar ve Pamuklu köylerine cami yapımı, Atlılar köyüne de cami
tamiri ve lojman yapılması planlanan projeler için, ilgili birimler
halen çalışmalarını sürdürüyor.
Cami yapımlarının yanı sıra yeni projeler
arasında, muhtelif cami, minare, imam lojmanı, şadırvan
yapım ve tamiratları, yeni camilerin elektrik ve su bağlama
giderlerinin kapsıyor.
Girne ve Mağusada örnek cami
Suiçmez, KKTC genelinde Girne ve
Mağusa ilçelerindeki birer caminin örnek olarak gösterilebileceğini
kaydetti.
Girnede Nurettin Ersin Paşa Camii ile Mağusadaki
Polatpaşa Camiinin örnek camiler olduğunu ifade eden Suiçmez, mimari
yapılarının da dikkat çekici olduğunu belirtti.
Kuzey Kıbrıstaki camiler
Din
İşleri Başkanı Yusuf Suiçmez, ülkede toplam 182 tane cami
bulunduğunu belirterek, bunların 28inin cami olarak kullanılan
kiliselerin olduğunu kaydetti.
Buna göre, ülkedeki cami isimleri şöyle:
Sarayönü Camii, Akkavuk, Arabahmet, Aziziye, Balıkesir, C.Sönmez
Çelik, Din Sitesi, Düzova (kilise), Gönyeli, Hamitköy, Hz.Ebubekir,
İplik Pazarı, K.Kaymaklı, Laleli, Nurettin E.P.L/şa,
Ornuta/Gaziköy, Ortaköy, Selimiye, Şehitler C., Turunçlu, Yenicami,
Yeniceköy, Alayköy (kilise), Demirhan, Dilekkaya, Minareliköy, Yılmazköy,
Meriç, Cihangir, Çukurova, Kalavaç,Değirmenlik Orta (kilise),
Değirmenlik Başpınar Camii (kilise), Değirmenlik Yeni,
Erdemli, Gaziköy, Haspolat, İskele, Topçuköy, Yenierenköy, İskele,
Kilitkaya, Kaplıca, İskele, Yeni Erenköy, Mehmetçik, Mersinlik
(kilise), Pamuklu, Sazlıköy, Sipahi, Yarköy, Yeşilköy, Turnalar,
Ziyamet, Aygün (kilise), Adaçay (kilise), Derince, Boğaziçi Köy Camii,
Yedikonuk, Balalan, Bafra, Sınırüstü, Boltaşlı, Büyükkonuk,
Çayırova, Dipkarpaz, Ergazi, Gelincik, Kaleburnu, Ağa Cafer
Paşa, Karaoğlanoğlu, Lapta Aşağı Camii, Bahçeli,
Akdeniz, Ozanköy, Karaoğlanoğlu (kilise), Lefke Mahkemeler Camii,
Nurettin E.Paşa, Çatalköy, Hz.Ömer Türbesi, Arapköy, Zafer Boklan,
Zeytinlik, Lapta Seyit ağa, Bahçeli, Esentepe, Pınarbaşı,
Geçitköy, Dağyolu, Çamlıbel, Göçeri, Dikmen, Ağırdağ,
Kozanköy, Taşkent, Karşıyaka, Gayretköy, Mevlevi, Fatih Camii,
Ramazan Camii, Aşağı Bostancı (kilise), Y.Bostancı
(kilise), Akçay, Aydınköy, Doğancı, Gaziveren,
Güneşköy, Kalkanlı (kilise), Taşpınar, Şahinler,
Yedidalga Köy Camii, Zümrütköy, Bağlıköy, Gemikonağı,
Lefke Orta Camii, Lefke Piri Paşa Cami, Çamlıköy,
Yeşilırmak, Lala Mustafa Paşa, Ötüken (kilise), Kurudere
(kilise), Gönendere, Fazıl Polat Paşa, Ulucami (kilise),
Veyselliler, Burçak Camii, Terminal Mescit, Antalyalılar (Zafer), Harika,
Anadolu Mahallesi, Beyarmudu, Dörtyol, Çayönü, Geçitkale, Güvercinlik
(kilise), İnönü, Korkuteli (kilise), Köprü, Mallıdağ,
Mormenekşe (kilise), Mutluyaka, Nergizli, Pile, Sütlüce,
Serdarlı, Tatlısu (kilise), Tirmen, Ulukışla, Görneç,
Paşaköy (kilise), Turunçlu Köy, Yiğitler, Tuzla (kilise),
Yıldırım (kilise), Türkmenköy, Vadili, Yamaçköy (kilise),
Yeniboğaziçi, KüçükerenköY (kilise), Aslanköy, Akova (kilise),
Altınaova, Müftü Ziya Camii (Lşa), Kırıkkale Camii
(Lşa), Akıncılar Camii (Lşa), Akdoğan Camii (kilise),
Alaniçi Camii, Ağıllar, Kalecik, Tuzluca, Taşlıca,
Yazıcızade Camii, Kayalar Köy Camii (kilise),
Tepebaşı Camii, Yeşilyurt Camii (kilise), Boğazköy
Camii.
KIBRIS 07/05/09
Rumlara, 10
milyon sterlin tazminat ödendi
Rumlardan 1974 öncesinde Kuzey Kıbrısta
kalan malları için başvuru kabul eden ve ilgili yasada belirlenen
kıstaslara göre tazminat, iade veya takas yönünde bağlayıcı
kararlar veren Taşınmaz Mal Komisyonu, yaklaşık 3
yılda Rumlara mallarının mülkiyeti karşılığında
ödenen tazminat miktarının 9 milyon 906 bin 600 Sterlin olduğunu
açıkladı.
Rumların sürekli başvurusu üzerine Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin (AİHM) talebiyle uzun
tartışmaların ardından yasayla kurulan ve iç hukuk
oluşturma amacıyla bağımsız mahkeme statüsünde
çalışan Taşınmaz Mal Komisyonu, 2006 yılındaki
kuruluşundan itibaren Rumlara verilen tazminat miktarını ilk kez
açıkladı.
TAK muhabirinin Komisyon Başkanı Sümer Erkmenden
aldığı bilgiye göre, yaklaşık 3 yılda Rumlara
ödenen tazminat miktarı toplam 9 milyon 906 bin 600 Sterlin.
Erkmen, her dosya için ayrı ayrı karara bağlanan
tazminat miktarlarının, bankalarda ilgili Rumlar adına
açılan hesaplara yatırılarak ödemelerinin
yapıldığını da bildirdi.
Başvurular 390a ulaştı
Kuzey Kıbrısta 1974
öncesinden kalan malları için Komisyona başvuran Rumların sayısı
390a ulaştı.
Yabancıların da görev aldığı mahkeme
statüsündeki Komisyon, bu başvurulardan 59unu sonuçlandırırken,
52si için tazminat, 2sine tazminat ve takas, 4ü için iade ve tazminat, 1i
için de çözümden sonra iade kararı aldı.
Takas formülüyle karara bağlanan 4 dosya, AİHM
gündeminde başvurusu bulunan 2 Ruma ait.
Bu kapsamda geçtiğimiz yıl AİHMde başvurusu
bulunan Mike Timvios ile uzlaşmaya varan Komisyon, geçtiğimiz aylarda
da 2 ayrı dosya için yine AİHM gündeminde başvurusu bulunan
Andromachi Alexandrou ile takas konusunda anlaşma yaptı.
Tazminat alanın mülkiyet hakkı kalkıyor
Uzun tartışmaların
ardından Cumhuriyet Meclisinde onaylanan Mülkiyet Yasası
uyarınca, mülkiyet veya kullanım hakkı gerçek veya tüzel
kişiye ait olmayan; konumu ve niteliği uyarınca ulusal
güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye
düşürmeyecek taşınmaz mallar hemen iade kapsamında.
Tahsisten kullanımda olan veya inkişaf edilmiş
malların iadesi yönünde karar alınması halinde, iade yasayla çözüm
sonrasına erteleniyor. Eşdeğer
karşılığı mallar ise iade kapsamı
dışında.
Aynı yasaya göre, Tazminat alan Rumun mülkiyet hakkı
ortadan kalkıyor.
Komisyon: 2005te oluştu
Taşınmaz Mal Komisyonu, 19
Aralık 2005te yasalaşarak uygulamaya giren Mülkiyet Yasası
uyarınca oluşturulmuştu.
Anayasanın 159uncu maddesine göre hazırlanan
Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi
adlı yasayla kurulan Komisyon, Cumhurbaşkanının önerisiyle
Yüksek Adliye Kurulu tarafından 5 yıllık süre için 2006da
atanmıştı.
Kuruluşundan itibaren üyeleri zaman zaman değişen,
AİHMnin talebi doğrultusunda bünyesinde 2 de yabancı bulunan
Sümer Erkmen başkanlığındaki Komisyon, Güngör Günkan, Ayfer
S. Erkmen, Hans Cristian Kruger, Daniel Tarschys ve Romans Mapolardan
oluşuyor.
KIBRIS 07/05/09
Ankaras gesture of support to Talat
By Simon Bahceli
TURKEYS newly-appointed
Foreign Minister Ahmet Davutoglu yesterday called on all sides involved Cyprus
negotiations to play a positive role and refrain from actions that could derail
peace talks. Davutoglu was on the island just 24 hours after being sworn in as
foreign minister in a major cabinet reshuffle in Ankara.
Speaking during a surprise visit to the Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat
yesterday, Davutoglu said, All sides, including the international courts,
should support Talats positive efforts for peace. All sides should be
especially careful to avoid negatively affecting the talks.
Davutoglus visit was widely seen yesterday as a gesture of support from
Turkeys Justice and Development Party (AKP) government, which has developed
strong ties with Talat over the past five years. It is also believed by some
that the visit was meant to reiterate Turkeys backing for negotiations and
issue a clear warning to the newly-elected National Unity Party (UBP)
government in the north that it will not tolerate attempts to derail or
divert talks. The nationalist UBP has said it will not seek to block talks, but
openly says it is wary of the joint sovereignty framework on which current
reunification talks are based. Traditionally the party has promoted campaigning
for the international recognition of the north as a separate state.
The Turkish Foreign Minister also sought to encourage the positive participation
of other interested parties in the talks to continue giving constructive
support to peace efforts.
We believe also that the international community, the Greek Cypriot
administration, Greece and Britain as guarantor powers, will continue to play a
positive role in talks, he said optimistically.
Davutoglus one-day visit also included meetings with the newly-elected Turkish
Cypriot prime minister Dervish Eroglu, foreign minister Huseyin Ozgurgun,
and outgoing prime minister Ferdi Sabit Soyer.
On what Davutoglus appointment might bring to ongoing negotiations on the
Cyprus problem, Eastern Mediterranean University lecturer in international
relations Erol Kaymak told the Cyprus Mail the new foreign minister was likely
to take an active role in shaping the Turkish and Turkish Cypriot line.
Davutoglu is seen as the architect of Turkeys current foreign policy, Kaymak
said, adding that the former academic was also a politician known for thinking
outside the box.
It was his brainchild to normalise relations with Hamas in the Gaza strip, he
said.
Kaymak added that Davutoglu had strong beliefs about Turkeys combined growing
diplomatic role in the Middle East and links with the EU.
He sees Turkey as a hub, rather than as a conduit between East and West.
Talat appeared genuinely pleased with Davutoglus appointment, saying yesterday
that the new foreign minister was someone he knew well and had worked with a
great deal.
He knows Cyprus very well and we a glad to see him in this role, he said.
CYPRUS MAIL 07/05/09
Old olive trees uprooted for sale to
developers
By Bejay Browne
ANGRY
residents of Axylou, a Turkish Cypriot village in Paphos, Green party members
and environmentalists turned out to demonstrate against the removal of thirty
ancient olive trees from their village yesterday.
The villagers believe the trees, some dating back 500 years, have been uprooted
by their community leader, to sell on to developers and garden centres.
Chris Parsons, OBE, a member of the district and central committee of the
Cyprus Greens said the mature olive trees, which are between 200-300 years old,
have been removed.
This is part of a seemingly growing trend in Cyprus, where homeowners want to
plant mature olive trees in their gardens, he said.
There are some trees, which have been partially ripped out, but are still in
place. The villagers said they believed they were too big to be removed from
the site, and in addition, remnants of old trees can be found lying across
fields, and there are now vast areas of barren land where the trees once
stood."
Parsons added that he believes the land would now be used for agricultural
purposes. It also appears that a number of almond trees were also destroyed.
Around seventy demonstrators gathered in the village, to show their anger and
sadness.
"Ive seen similar practices in other areas of Paphos," confirmed
Parsons." Ive also witnessed some new developments where mature trees
suddenly appear over a three or four day period. In Chapotami you can see that
the approach road is lined with mature trees, despite the fact the development
is fairly new. These trees certainly werent there before."
Parsons believes this practice coupled with the equally worrying practice of
illegally quarrying massive pieces of stone is destroying the island.
"They are illegally taking huge great blocks of stone, which are used for
beatifying enormous retaining walls of developments. These two facts are
irreversibly damaging our countryside and habitat, as Greens we condemn both of
them, he underlined.
"If this abhorrent practice of moving mature olive trees isnt stopped
soon, there wont be any trees left in areas where they belong," he said.
One young mother of a two year old child wept as she lamented to Parsons: What
will be left for my daughter to see of our beautiful village when shes older.
The people who destroy our history and our land are greedy, and have to show
more care for our country.
"I found it very upsetting," said Parsons." Environmentalists
from all over Europe are showing increasing interest in this awful
practice."
CYPRUS MAIL 07/05/09
UNFICYP mandate to be renewed this month
THE
UNITED Nations Security Council plans to renew the mandate of the UN
Peacekeeping Force in Cyprus (UNFICYP) this month to avoid it coinciding with
Turkeys UN Security Council (UNSC) presidency, in June.
UNFICYPs six-month mandate is normally renewed in June and December each year.
Announcing the Security Councils programme for May, Russian Permanent
Representative in the UN, Vitali Curkin, whose country holds this months UNSC
presidency, said that consultations would begin on May 22, the Cyprus News
Agency (CNA) reported.
On May 22nd we plan to have consultations on the UN Force in Cyprus. Later
this month we hope to adopt a Security Council resolution, which will extend
the mandate of that operation, said Curkin.
Meanwhile, UNSG Ban Ki- moon is expected to submit to the members of the UNSC
his report for the renewal of UNFICYPs mandate by the end of next week.
The UN Secretariat and the five permanent UNSC member states agreed to speed up
the process for the adoption of the UNFICYP resolution so that it does not
coincide with Turkeys UNSC presidency, in June.
According to a diplomatic source, Turkey did not raise any serious objections
to that, since as president of the UNSC it would have difficulties either to
recognise the Republic of Cyprus, or to continue its current provocative
stance.
Although the resolution will be adopted in May, the UNFICYPs mandate will not
be affected. It will begin June 15 and end December 14, until its further
renewal.
CYPRUS MAIL 07/05/09
08.05.2009 CNN TURK
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik müzakerelere ilişkin, "Hedefimiz, haziran sonuna doğru
müzakerelerde birinci turu tamamlamak ve yıl sonuna doğru ya da 2010
başında referanduma gitmek. Böyle bir takvim öngörüyoruz" dedi.
Kadir Has Üniversitesi'nde düzenlenen "9 Mayıs Avrupa Günü"
kutlama etkinliğine katılan Talat, "Kıbrıs'ta
toplumlar arası görüşmeler ve KKTC-AB ilişkileri" konulu
konferans verdi.
"Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın (ATAD), Orams
davasıyla ilgilikararıyla müzakere masasına bomba
attığını" ifade eden Talat, "Sanki birileri devam
etmekte olan müzakere sürecini sabote etmek istercesine ATAD'ı
yanlış yönlendirdi ve bu kararı almasını
sağladı" değerlendirmesinde bulundu.
Talat, ancak ATAD'ın, Kuzey Kıbrıs'taki mülkiyet rejimini ya da
siyasi ve hukuki yapıyı tartışıp uluslararası
hukuk dışında bulduğu iddialarının tamamengerçek
dışı olduğuna dikkati çekti.
"AB'nin 2. büyük yanlışı"
Kararın, bir üye ülkenin mahkemesinin ticari ve medeni konularda
aldığı kararın diğer üye ülkelerde
uygulanmasını öngören tüzüğün Kıbrıs için geçerliolup
olmadığının değerlendirilmesi sonucu,
"Kıbrıs'taki mahkeme kararlarının İngiltere veya
başka bir ülkede geçerli olduğu" şeklinde verildiğini
hatırlatan Talat, "Bu konuyu son derece beceriksizce ele alan AB,
yine bize ciddi bir sorun yaratmıştır. Böyle bir karar,
Kıbrıs Rum Lideri'nin müzakere görüşmelerinde özellikle mülkiyet
konusunda bir esneklik göstermesini ortadan kaldıracaktır. Hatta
Kıbrıslı Rum Lider'in istese de esneklik gösteremeyeceği
kadar tehlikeli ve zararlı bir karardır. Bu AB'nin ikinci büyük
yanlışıdır, ikinci büyük suçudur. Birincisi belki bundan da
büyüktü, Kıbrıs sorunu çözülmeden, Kıbrıs Rum tarafını
bütün Kıbrıs adına AB'ye almasıydı" dedi.
Talat, "Hedefimiz, Haziran sonuna doğru müzakerelerde birinci turu
tamamlamak.İkinci tur görüşmeyi, 'ikinci okuma' dediğimiz
çerçevede Temmuz sonuna kadar tamamlamak ve Ağustos'tan sonra Eylül
ayıyla birlikte bir al-ver sürecine girmek, yıl sonuna doğru ya
da 2010 başında referanduma gitmek. Böyle bir takvim
öngörüyoruz" dedi.
Talat, uluslararası toplum ve BM'nin bu takvime sempatiyle
baktığını ve doğru bulduğunu, Kıbrıs
Rum tarafının ise itiraz etmemekle birlikte bu takvimi
seslendirmediğini belirtti.
Hedefimiz:
yılsonuna doğru ya da 2010 başında referanduma gitmek
Talat, İstanbulda müzakereler için öngördüğü takvimi
açıkladı:
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakerelere ilişkin,
''Hedefimiz, haziran sonuna doğru müzakerelerde birinci turu tamamlamak ve yılsonuna doğru ya da 2010
başında referanduma gitmek. Böyle bir takvim öngörüyoruz'' dedi.
Kadir Has Üniversitesi'nde düzenlenen ''9 Mayıs Avrupa
Günü'' kutlama etkinliğine katılan Talat, ''Kıbrıs'ta
toplumlararası görüşmeler ve KKTC-AB ilişkileri'' konulu
konferans verdi.
''Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın (ATAD), Orams
davasıyla ilgili kararıyla müzakere masasına bomba
attığını'' ifade eden Talat, ''Sanki birileri devam etmekte
olan müzakere sürecini sabote etmek istercesine ATAD'ı yanlış
yönlendirdi ve bu kararı almasını sağladı''
değerlendirmesinde bulundu.
Talat, ancak ATAD'ın, Kuzey Kıbrıs'taki mülkiyet rejimini
ya da siyasi ve hukuki yapıyı tartışıp
uluslararası hukuk dışında bulduğu
iddialarının tamamen gerçek dışı olduğuna dikkati
çekti.
Orams kararı, AB'nin ikinci büyük
yanlışı
Kararın, bir üye ülkenin
mahkemesinin ticari ve medeni konularda aldığı kararın
diğer üye ülkelerde uygulanmasını öngören tüzüğün
Kıbrıs için geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi
sonucu, ''Kıbrıs'taki mahkeme kararlarının İngiltere
veya başka bir ülkede geçerli olduğu'' şeklinde verildiğini
hatırlatan Talat, şunları söyledi:
''Bu konuyu son derece beceriksizce ele alan AB, yine bize ciddi bir
sorun yaratmıştır. Böyle bir karar, Kıbrıs Rum
liderinin müzakere görüşmelerinde özellikle mülkiyet konusunda bir
esneklik göstermesini ortadan kaldıracaktır. Hatta
Kıbrıslı Rum liderin istese de esneklik gösteremeyeceği
kadar tehlikeli ve zararlı bir karardır. Bu, AB'nin ikinci büyük
yanlışıdır, ikinci büyük suçudur. Birincisi belki bundan da
büyüktü, Kıbrıs sorunu çözülmeden, Kıbrıs Rum
tarafını bütün Kıbrıs adına AB'ye almasıydı.
İkincisi de mülkiyet sorununu müzakereler yoluyla çözmeye
çalışırken böyle bir bombayı atabilmiştir.''
Bu durumdan BM'nin ve AB'nin diğer kurumlarının da
rahatsız olduğunu belirten Talat, sonuç olarak ekonomiyle ilgili
müzakereler belli bir noktaya gelmeden bu kararla görüşmelerin
yavaşladığını ve gündemin değiştiğini
kaydetti.
Bu karar üzerine Rum liderle görüşmeye gittiklerini ve o
görüşmede müzakereleri yoğunlaştırma kararı
çıkardıklarını ifade eden Talat, şöyle dedi:
''Hedefimiz, Haziran sonuna doğru müzakerelerde birinci turu
tamamlamak. İkinci tur görüşmeyi, 'ikinci okuma' dediğimiz
çerçevede Temmuz sonuna kadar tamamlamak ve Ağustos'tan sonra Eylül
ayıyla birlikte bir al-ver sürecine girmek, yılsonuna doğru ya
da 2010 başında referanduma gitmek. Böyle bir takvim öngörüyoruz.''
Talat, uluslararası toplum ve BM'nin bu takvime sempatiyle
baktığını ve doğru bulduğunu, Kıbrıs
Rum tarafının ise itiraz etmemekle birlikte bu takvimi
seslendirmediğini belirtti.
Yönetim ve güç
paylaşımında
ciddi bir yakınlaşma sağladık''
Kendisine sürekli olarak, ''Bu
şartlar altında umutlu musunuz?'' diye sorulduğunu ifade eden
Talat, yönetim ve güç paylaşımının Kıbrıs
sorununun esas çıkış nedeni olduğunu anımsatarak,
yönetim ve güç paylaşımında yürütme dışındaki
bölümlerde ciddi bir yakınlaşma sağladıklarını
anlattı.
Talat, esas sorunun olduğu alanda ciddi ilerleme sağlanması
nedeniyle bu müzakerelerin başarıyla tamamlanamaması için bir
neden bulunmadığını, ancak mahkeme kararları veya
başka yollarla, dış müdahalelerle müzakere sürecini olumsuz
etkileyecek girişimlerde bulunulmaması gerektiğine dikkati
çekti.
Sorunun çözümünde BM'nin daha aktif rol almasını
istediklerini, şu an yürüttüğü gözlemci rolünün yeterli
olmadığını dile getiren Talat, uluslararası bir sorun
haline gelen Kıbrıs sorununun uluslararası ilgiyle
çözülebileceğini vurguladı.
Müzakere sürecini Türkiye ile götürdüklerini, sürekli
istişare içinde olduklarını kaydeden Talat, Türkiye'nin
uluslararası ilişkilerde artan gücünün kendileri için en büyük
güvence olduğunu bildirdi.
Talat, ''Türkiye'nin desteğini alan Kıbrıslı Türkler
olarak kendimizi daha bir güvende hissediyoruz'' dedi.
Kıbrıs sorununun çözümünün Kıbrıs Türk ve Rum
toplumları ile Yunanistan, İngiltere ve Türkiye'nin imzalarıyla
sağlanacağını ifade eden Talat, bu sorunun çözümünde
Türkiye'nin en büyük rolü oynadığını söyledi.
KKTCnin ekonomik sorununu çözmek
Türkiyeninkini çözmekten daha zor
Cumhurbaşkanı Talat,
KKTC'nin ekonomik sorununu çözmenin, Türkiye'nin ekonomik sorununu çözmekten
çok daha zor olduğuna dikkati çekti.
Ekonominin 1974 sonrası ciddi yapısal sorunlar ve bozukluklarla
birlikte geliştiğini anlatan Talat, ''Kuzey Kıbrıs'ta bugün
bu ekonomik yapının sürdürülebilmesi gerçekten bir mucizedir'' dedi.
Talat, KKTC'nin sosyal güvenlik sisteminin de çok zor bir durumda
olduğunu, devlet bütçesinden her ay bu sisteme kaynak ayrıldığını,
aksi takdirde emekli maaşlarının kesileceğini vurgulayarak,
''Devlet bütçesinin en büyük sıkıntısı budur. Her ay
Türkiye'nin yapacağı belli bir katkıyı almadığı
sürece maaş ödeyemez haldedir'' şeklinde konuştu.
Bir dönem, devlette çok kısa süre çalışan insanların
emekliye ayrıldığını, yerine yenilerinin istihdam
edildiğini ve istihdam konusunda baskılar
yaşandığını aktaran Talat, ''Devlet bütçesinin yüzde
70'i personel maaşlarına harcanır hale gelmiştir'' dedi.
Talat, Kıbrıs Rum tarafının tüm Kıbrıs
adına AB'ye üyeliği nedeniyle KKTC'nin Avrupa normlarına ve
Maastricht kriterlerine uygun hale getirilmesi fırsatının
kaçırıldığına dikkati çekti.
KKTC'de demokratik bir ortam bulunduğunu ifade eden Talat,
çalışan kesimin örgütlü, sendikaların da güçlü olduğunu
anlattı.
Kıbrıs sorununun çözümü için başlatılan müzakere
sürecinin devam ettiğini ve bu süreçte 3 başlığın ele
alındığını dile getiren Talat, bu
başlıklardan biri olan mülkiyet sorunu konusunda ciddi görüş
ayrılıkları yaşadıklarını söyledi.
Talat, Rum tarafının, mülkiyet sorununda eski mal sahiplerinin
mallarıyla ilgili nihai kararı vermesini talep ettiğini,
kendilerinin ise bağımsız bir kurul tarafından
kararların verilmesini istediklerini kaydetti.
Müzakere sürecinde özellikle AB ile ilişkiler konusunda ciddi bir
yakınlaşma yaşandığını,
Kıbrıs'ın AB'de temsiliyeti konusunda ilerleme
kaydedildiğini dile getiren Talat, şu sıralarda ekonomi
başlığının görüşüldüğünü ve bu
görüşmede Kıbrıs olarak AB'ye girene kadar Türkiye'nin
Yunanistan ile aynı haklara sahip olmasını talep ettiklerini
anlattı.
Kıbrıs'a özellikle turizm alanında Türkiye ve başka
ülkeler tarafından çok ciddi yatırımlar
yapıldığını ifade eden Talat, ancak küresel kriz
nedeniyle bu yatırımların duraklama noktasına
geldiğini belirtti.
Sorular
Konuşmasının
ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat,
''1996'da Türk bayrağını indirmeye çalışırken
öldürülen Rum'un, Ergenekon'a bağlı bir tim tarafından vurulduğu
iddiaları var? Bu konuda bilginiz var mı?'' sorusu üzerine,
şunları kaydetti:
''Hayır, bu konuda bilgim yok. Bildiğim ve
hatırladığım kadarıyla orada çeşitli görevliler
yanında bir kısım siviller de vardı. Sonradan o sivillerin
de öldürme olayında rol aldığı iddiaları oldu. Fakat
yalanlandı. Dolayısıyla o konu bilinmeyen bir konudur. Bilinen
şudur; Rum tarafı büyük bir provokasyon örgütlemişti. Türk
tarafına zorla geçişi sağlayabilmek için motosikletlileri
teşvik etmişti. Sonuçta ciddi bir provokasyon bu sonuca neden olmuştu.''
Talat, KKTC'de yapılan seçim sonrası yeni Başbakan
ve hükümetle arasındaki ilişkilerin sorulması üzerine de
Başbakan'ın, parti başkanıyken de Başbakan seçildikten
sonra da görüşme sürecini ve kendisini desteklediğini açıkça
ifade ettiğini vurgulayarak, başka bir anlam yüklemeye gerek olmadığını
belirtti.
KIBRIS 09/05/09
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakerelere ilişkin,
′′Hedefimiz, Haziran sonuna doğru müzakere-lerde birinci turu
tamamlamak ve yıl sonuna doğru ya da 2010 başında
referanduma gitmek. Böyle bir takvim öngörüyoruz′′ dedi.
Kadir Has Üniversitesi′nde düzenlenen ′′9 Mayıs Avrupa
Günü′′ kutlama etkinliğine katılan Talat,
′′Kıbrıs′ta toplumlar arası görüşmeler ve
KKTC-AB ilişkileri′′ konulu konferans verdi.
′′Avrupa Toplulukları Adalet Divanı′nın
(ATAD), Orams davasıyla ilgili kararıyla müzakere masasına bomba
attığını′′ ifade eden Talat,
′′Sanki birileri devam etmekte olan müzakere sürecini sabote etmek
istercesine ATAD′ı yanlış yönlendirdi ve bu kararı almasını
sağladı′′ değerlendirmesinde bulundu.
Talat, ancak ATAD′ın, Kuzey Kıbrıs′taki mülkiyet
rejimini ya da siyasi ve hukuki yapıyı tartışıp
uluslararası hukuk dışında bulduğu
iddialarının tamamen gerçek dışı olduğuna dikkati
çekti.
′′AB′NİN İKİNCİ BÜYÜK
YANLIŞI′′
Kararın, bir üye ülkenin mahkemesinin ticari ve medeni konularda
aldığı kararın diğer üye ülke-lerde
uygulanmasını öngören tüzüğün Kıbrıs için geçerli olup
olmadığının değerlendirilmesi sonucu,
′′Kıbrıs′taki mahkeme kararlarının
İngiltere veya başka bir ülkede geçerli olduğu′′
şeklinde verildiğini hatırlatan Talat, şunları
söyledi:
′′Bu konuyu son derece beceriksizce ele alan AB, yine bize ciddi
bir sorun yaratmıştır. Böyle bir karar, Kıbrıs Rum
liderinin müzakere görüşmelerinde özellikle mülkiyet konusunda bir
esneklik göstermesini ortadan kaldıracaktır. Hatta
Kıbrıslı Rum Lider′in istese de esneklik
gösteremeyeceği kadar tehlikeli ve zararlı bir karardır. Bu
AB′nin ikinci büyük yanlışıdır, ikinci büyük suçudur.
Birincisi belki bundan da büyüktü, Kıbrıs sorunu çözülmeden,
Kıbrıs Rum tarafını bütün Kıbrıs adına
AB′ye almasıydı. İkincisi de mülkiyet sorununu müzakereler
yoluyla çözmeye çalışırken böyle bir bombayı
atabilmiştir.′′
Bu karar üzerine Rum liderle görüşmeye gittiklerini ve o görüşmede müzakereleri
yoğunlaştırma kararı çıkardıklarını
ifade eden Talat, şöyle dedi:
′′Hedefimiz, Haziran sonuna doğru müzakere-lerde birinci turu
tamamlamak. İkinci tur görüşmeyi, ′ikinci okuma′
dediğimiz çerçevede Temmuz sonuna kadar tamamlamak ve
Ağustos′tan sonra Eylül ayıyla birlikte bir al-ver sürecine
girmek, yıl sonuna doğru ya da 2010 başında referanduma
gitmek. Böyle bir takvim öngörüyoruz.′′
Talat, uluslararası toplum ve BM′nin bu takvime sempatiyle
baktığını ve doğru duğunu, Kıbrıs Rum
tarafının ise itiraz etmemekle birlikte bu takvimi
seslendirmediğini belirtti.
Kıbrıs sorununun çözümünün Kıbrıs Türk ve Rum
toplumları ile Yunanistan, İngiltere ve Türkiye′nin
imzalarıyla sağlanacağını ifade eden Talat, bu sorunun
çözümünde Türkiye′nin en büyük rolü oynadığını
söyledi.
′′EKONOMİK YAPININ SÜRDÜRÜLEBİLMESİ BİR
MUCİZE′′
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC′nin ekonomik sorununu çözmenin,
Türkiye′nin ekonomik sorununu çözmekten çok daha zor olduğuna
dikkati çekti.
Ekonominin 1974 sonrası ciddi yapısal sorunlar ve bozukluklarla
birlikte geliştiğini anlatan Talat, ′′Kuzey
Kıbrıs′ta bugün bu ekonomik yapının sürdürülebilmesi
gerçekten bir mucizedir′′ dedi.
Talat, KKTC′nin sosyal güvenlik sisteminin de çok zor bir durumda
olduğunu, devlet bütçesinden her ay bu sisteme kaynak
ayrıldığını, aksi takdirde emekli
maaşlarının kesileceğini vurgulayarak, ′′Devlet
bütçesinin en büyük sıkıntısı budur. Her ay
Türkiye′nin yapacağı belli bir katkıyı
almadığı sürece maaş ödeyemez haldedir′′
şeklinde konuştu.
Kıbrıs′a özellikle turizm alanında Türkiye ve başka
ülkeler tarafından çok ciddi yatırımlar
yapıldığını ifade eden Talat, ancak küresel kriz
nedeniyle bu yatırımların duraklama noktasına
geldiğini belirtti.
HALKIN SESI 09/05/09
The fight for a better future
By Daniel Lucas
IF
THERE was one wish that remained constant among World War II veterans who
yesterday marked the 64th anniversary of Victory in Europe Day, it was that the
two sides in Cyprus should try to follow by example the unity that encapsulated
people regardless of nationality, race or religion in the fight for a better
future.
Quietly smoking a cigarette in the corridor outside the ballroom where the main
ceremony was taking place at the Hilton Park yesterday was Neophytos
Sophocleous, an 85 year old veteran from Tsada who served in Italy with a
contingent of 800 other Greek and Turkish Cypriots from 1943 until 1945.
I fought along Turkish Cypriots who we didnt consider to be different to us
in any way whatsoever. I believe that justice prevailed in the end, and the world
learned what the true value of peace is - sadly through a very painful and
terrible experience, he said.
It seems that many people didnt learn well enough back then, maybe because we
didnt see any battles in Cyprus. I just hope we can now learn from our many
mistakes and remember how terrible war can be.
Sophocleous also spoke about why he went to war. Before the war, we didnt
have anything. We decided to go and fight because we knew that our brothers and
sisters were being killed by an evil idea that needed to be stopped.
He also spoke about how many young volunteers thought that if they joined the
British army, it would help towards Cyprus independence and would be
personally taken care of.
Instead, when I returned to Cyprus, I was sent back to the fields to work for
a pittance, he said.
However, despite his disappointment on the way his sacrifice was reciprocated
at the time, he remains confident that what he and his comrades did was both
noble and necessary.
Inside the ballroom, two old friends, Venizelos and Ioannis from Stroumbi, who
both served in the Cyprus Volunteers contingent in Rimini and Taranto said:
When we got to Italy, we were suddenly given much more food than what we had
been used to growing up in the village in Cyprus. Tea and crackers, which the
English called dog biscuits for breakfast, meat like spam and corned beef
without exception for lunch and lentils for dinner. It was great. We were young
then so we appreciated the food a lot.
When asked what had caused them to volunteer, there was a difference in
reaction. Venizelos, who was seventeen at the time, says: We didnt have
anything to eat, so I went to fight and see if the situation could be changed.
Ioannis, who was slightly older at 18, describes how ideology was such an
important part of my life, being a member of AKEL had shown me that fighting
fascism was a necessary sacrifice that had to be made if were to have any
prospect of freedom in the future. Remember, Cyprus had never been free in its
entire history at this time.
Yesterdays event was addressed by President Demetris Christofias who paid
tribute to the veterans contribution to the defence of freedom and the
relative prosperity and peace that the world has enjoyed since their sacrifice
was made, as well as by other prominent speakers such as the House President
Marios Garoyian, ministers and ambassadors of foreign embassies.
CYPRUS MAIL 09/05/09
09
Mayıs. 2009 Cumartesi
ANKARA - Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığı'nın, soruşturma sonunda
verdiği kararda eserin Atatürk'ün hayatına ilişkin tarihi
gerçekleri yansıtmadığı belirtildi.
Kararda ayrıca tarih
uzmanı bilirkişilerin yaptığı incelemede, belgeselde
Atatürk'ün hayatına ilişkin 28 büyük hatanın belirlendiği
kaydedildi.
Deniz Feneri
soruşturmasını da yürüten Ankara Cumhuriyet savcısı
Nadi Türkarslan'ın yazdığı kararda, tarihi hatalara
rağmen, eserin bütününde senaristin öznel yorumunu yaptığı
vurgulandı ve "Atatürk'e hakaret ve aşağılama
unsurları bulunmamıştır" denildi.
Türkiyeden
Katara: Önceliği KKTCye ver!
Türkiyenin, Katar Emirliğine KKTCye de yatırım
yap ve önceliği bu ülkeye ver şeklinde baskı
yaptığı iddia edildi. İddiayı ortaya atan Güney
Kıbrıstaki Politis gazetesi, Türkiye, son iki ayda Katara yönelik
baskılarını artırdı ve İslam Konferansı
Örgütünün, KKTCnin ekonomik açıdan güçlendirilmesi yönündeki
kararını da öne sürerek, yatırım konusunda önceliğin
KKTCye
verilmesi gerektiğini iletti yorumunu yaptı.
Hristofyasın Katar
ziyareti Güneyde tartışma konusu
Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasın Katar Emirliğine
kalabalık bir heyetle gerçekleştirdiği ziyaret ve Katarın
Güney Lefkoşadaki bir devlet arazisine lüks bir otel inşa etmesi
konusu Güney Kıbrısta tartışma yaratmaya devam ediyor.
Alithia gazetesi ve diğer gazeteler, Katar tarafından, Güney
Lefkoşadaki Hilton otelinin karşısında yer alan ve şu
anda askeri bir birlik ile teknik okulun da bulunduğu araziye inşa
edilmesi söz konusu olan lüks otel ve alışveriş merkezinin, Rum
iç siyasetinde tartışma ortamı yaratmayı sürdürdüğünü
yazdılar.
Gazete; DİSİnin, söz konusu devlet arazisinin yatırım
amacıyla Katara verilmesi konusunda Rum hükümetini şeffaf
davranmamakla suçladığını, AKELin ise bu
eleştirilere hükümetin altını oyma çabası şeklinde
karşılık verdiğini belirtti.
DİSİ Başkan Yardımcısı Averof Neofitu,
Hristofyasın beraberinde 3 bakan, hükümet sözcüsü ve eski büyükelçiyle
gerçekleştirdiği bu ziyaretin beklentilere karşılık
verebilmesini dilediğini belirtirken, yasal yollarla ve şeffaf bir
şekilde gerçekleşen yabancı yatırımları her zaman
memnunlukla karşıladıklarını vurguladı.
Neofitunun açıklamalarını yorumlayan AKEL Basın Sözcüsü
Stavros Evagoru ise, DİSİnin partisel çıkarları sebebiyle
yabancı yatırımın ülkeye getirilmesine engel olmaya
çalıştığını savundu.
Öte yandan gazete, Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanunun da bir
açıklamada bulunarak, Katarın, Rum iç siyaset cephesindeki
tartışmalardan rahatsızlık duyduğunu söylediğini
yazdı.
Habere göre Stefanu, Katarın rahatsızlık duymasının
öngörülemeyen sonuçlar doğurabileceğini belirtti ve herkesi yorum
yaparken dikkatli olmaya çağırdı.
Türkiyeden Katara
baskı
Politis gazetesi ise
Anlaşma İçin Formül Arıyorlar Katarın
Yatırımı İçin Devlet Arazisinin Değerlendirilmesinde
Zor Denklem Türkiyeden Katara Baskı başlıklarıyla
verdiği haberinde, Katarın söz konusu devlet arazisini satın
almakta ısrar ettiğini, ancak yasalara göre devlet arazisinin
satılmasının mümkün olmamasının sorun teşkil
ettiğini yazdı.
Gazete, Katarın yatırımı konusunda iç siyasette yer alan
tartışmalara da yer verdiği haberinde, Türkiyenin de Katara
yönelik yoğun baskılarda bulunmakta olduğunu ileri sürdü.
Habere göre Türkiye, son iki ayda Katara yönelik baskılarını
artırdı ve İslam Konferansı Örgütünün, KKTCnin ekonomik
açıdan güçlendirilmesi yönündeki kararını da öne sürerek, yatırım
konusunda önceliğin KKTCye verilmesi gerektiğini iletti.
Gazete ayrıca, KKTCnin Katarın başkenti Dohada 2008
yılının Kasım ayında temsilcilik açmış
olduğunu da hatırlattı.
KIBRIS 10/05/09
Orams davasına hukuki bir bakış
Son günlerde gündemimizi meşgul eden Orams davası ile
ilgili olarak, çeşitli televizyon kanallarında ve gazetelerde
yorumlar yapılmaktadır. Bu yorumların çok büyük bir
kısmı bilinçsizce yapılmakta ve yanıltıcı bilgiler
içermektedir. Bu nedenle Orams davasının detaylı bir analizinin
yapılması gerekmektedir
Avukat Ulaş GÜNDÜZLER
(Doğu Akdeniz Üniversitesi, Hukuk Fakültesi,
Avrupa Birliği Hukuku ve Uluslararası Hukuk
Araştırma Görevlisi)
Davanın olguları kısaca şöyledir: Orams çiftinin Girne
ilçesinde almış olduğu arazinin, 1974den önceki Rum sahibi
Meletis Apostolides, Kıbrıs Rum Kesiminde, Lefkoşada oturum
yapan mahkemede Orams çifti aleyhine dava açmıştır. Bu dava
Orams çifti aleyhine sonuçlanmış ve mahkeme Orams çiftine, satın
almış oldukları arazi üzerine inşa ettikleri villayı
ve yüzme havuzunu yıkmaları, araziyi Rum sahiplerine iade etmeleri,
Apostolidesin özel zarar ziyanını (special damages) tazmin etmeleri
emrini vermiştir. Bunlara ek olarak mahkeme, Orams çiftinin, mahkeme
kararına uyuncaya kadar geçecek süre için, aylık belli bir miktar
para ödemesine de karar vermiştir.
Söz konusu mahkeme kararının, Kıbrısta
uygulanması mümkün olmadığından, Orams çiftinin
İngiliz vatandaşı olduğunu dikkate alan Apostolides,
kararın İngilterede tanınması ve tenfiz edilmesi için
İngiliz mahkemesine başvurmuştur. İngiliz mahkemesi,
mahkeme kararlarının karşılıklı
tanınmasına ilişkin 44/2001 sayılı AT (Avrupa
Topluluğu) tüzüğünü dikkate alarak, Rum mahkemesi kararını
tanımış ve tenfiz edilmesine karar vermiştir. Orams çifti
meseleyi yüksek mahkemeye taşımış, yüksek mahkeme de,
tüzüğün başka bir hükmüne dayanarak, tenfiz kararı veren
mahkemenin kararını ortadan kaldırmıştır. Bu
karar ise, Apostolides tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz mahkemesi
ise, AT Antlaşmasının 234. maddesinde öngörülen ön karar usulü
(preliminary ruling) çerçevesinde önündeki meseleyi askıya alarak, Avrupa
Birliği Adalet Divanına, 44/2001 sayılı tüzüğün ve
10. protokolün yorumlanması ile ilgili bazı sorular yöneltmiştir.
Kararın incelenmesine geçmezden önce, kararın
sonuçlarını anlamak bakımından, ön karar usulünün
açıklanmasında fayda vardır. Ön karar usulü, üye devlet
mahkemelerinin, AT (Avrupa Topluluğu) hukukunu uygularken, Adalet
Divanından yardım almalarını sağlamaya yöneliktir. AT
Antlaşmasının 234. maddesine göre, Adalet Divanı,
Antlaşmaların yorumunu ve Topluluk kurumlarının
tasarruflarının yorumu ve geçerliliğini ilgilendiren
meselelerde münhasır yargı yetkisine sahiptir. Diğer bir
ifadeye, Antlaşmaların yorumunu yapma ve Topluluk
tasarruflarının geçerliliğine karar verme ya da bu
tasarrufların yorumunu yapma yetkisi sadece Adalet Divanına ait olan
bir yetkidir. Buradan da anlaşılacağı üzere, üye devlet
mahkemeleri AT hukukunu yorumlayamamaktadırlar. Ön karar usulü, ulusal
mahkemelerin uygulayacakları AT hukuku kurallarının yorumunun
yapılabilmesi bakımından Adalet Divanına başvuru
yapmalarına olanak sağlamaktadır.
Önkarar usulünün en önemli fonksiyonu, AT hukukunun tek bir mahkeme
tarafından yorumlanmasını sağlayarak, Avrupa Birliği
içerisinde tek bir uygulanışının olmasını garanti
altına almaktır. Zira AT hukukunu yorumlama yetkisi üye devlet
mahkemelerine de verilmiş olsaydı, her üye devlet mahkemesinin
yapacağı yorum farklı olacağından, AT hukukunun üye
devletten üye devlete farklılık göstermesi mümkün olacaktı.
Bu safhada, üye devlet mahkemeleri ile Adalet Divanı arasında bir
hiyerarşi olmadığını da açıkça belirtmekte fayda
vardır. Basında çıkan bazı yorumlarda, Adalet
Divanının ulusal mahkemelerden hiyerarşik olarak üstün
olduğu ileri sürülmektedir. Bu kesinlikle yanlış bir
kanıdır. Adalet Divanı, sadece AT hukukunun yorumunu yapmakta,
ulusal mahkemenin önündeki meseleyi çözüme kavuşturmamaktadır. Ulusal
mahkeme, Adalet Divanının yorumunu dikkate alarak, önündeki meseleyi
kendi çözümlemektedir. Bir anlamda, Adalet Divanı, ulusal mahkemeye
uygulayacağı hukukun ne olduğunu göstermektedir.
Topluluk hukukunun tüm üye devletlerde tek bir
uygulanışının olması bakımından, üye devlet
mahkemelerinin Adalet Divanına başvurmalarını teminat
altına alma büyük bir önem arz etmektedir. Bu nedenle AT
Antlaşmasının 234. maddesi, Topluluk hukukunun yorumunun gerekli
olduğu meselelerde, kararlarına karşı yargı yolu
açık olan ulusal mahkemelere (üye devletlerin ilk derece mahkemelerine),
Adalet Divanına başvuru yapma konusunda takdir yetkisi
tanımakta, fakat kararlarına karşı yargı yolu
bulunmayan ulusal mahkemelerin (yani üst mahkemelerin) Adalet Divanına
başvuru yapmasını zorunlu kılmaktadır. AT
Antlaşmasının 234. maddesinin bu hükmünden de
anlaşılacağı üzere, kararlarına karşı
yargı yolu bulunan mahkemeler, davanın taraflarının
görüşlerine bakmaksızın, Adalet Divanına Topluluk
hukukunun yorumu için başvurabilmektedirler. Tarafların, Adalet
Divanına başvurulmaması konusunda anlaşmaları bile
ulusal mahkemeleri bağlamamaktadır. Kararlarına karşı
yargı yolu bulunmayan mahkemelerin ise bu konuda takdir yetkisi hemen
hemen hiç bulunmamaktadır. Kararlarına karşı yargı
yolu bulunmayan mahkemeler ancak, aynı konuda Adalet Divanının
hali hazırda verilmiş bir kararı olması, Topluluk hukukunun
nasıl uygulanacağının şüpheye yer bırakmayacak
kadar açık olması gibi durumlarda Adalet Divanına başvuru
yapmaktan kaçınabilmektedirler.
Bütün bu prensiplerden hareketle, Orams davasında, İngiliz
mahkemesinin Adalet Divanına başvurusunun engellenmesinin mümkün
olmadığı kabul edilmelidir. Zira, İngiliz istinaf
mahkemesinin huzurundaki meselenin çözümlenebilmesi için, 44/2001
sayılı AT tüzüğünün ve Kıbrıs Cumhuriyetinin ABye
katılmasına ilişkin Antlaşmanın bir eki olan 10.
protokolün yorumlanması gerekmektedir. Böyle bir meselenin Adalet
Divanının önüne daha önce gitmediği de dikkate
alındığında, Kıbrıs Türk tarafının,
İngiliz istinaf mahkemesinin Adalet Divanına başvuru
yapılmasını engelleme olanağı
olmadığını kabul etmek gerekir.
Ön karar usulüne ilişkin bu genel prensiplerden bahsettikten
sonra, Orams davasında Adalet Divanının kararının
daha detaylı incelenmesi gerekmektedir. İngiliz istinaf mahkemesi, ön
karar usulü ile Adalet Divanına başvurarak, 44/2001 sayılı tüzüğün
ve 10. protokolün yorumlanmasına ilişkin bazı sorular
sormuştur.
Söz konusu 10. protokol, AB müktesabatının Kuzey Kıbrısta
askıya alınmış olduğunu öngörmektedir. İngiliz
istinaf mahkemesinin Adalet Divanına sorduğu ilk ve en önemli soru,
Kuzey Kıbrısta bulunan bir gayrı menkul ile ilgili olarak,
hükümetin denetimi altında bulunan bölgelerde yani Güney
Kıbrıstaki bir mahkemenin vermiş olduğu kararın,
44/2001 sayılı tüzük çerçevesinde diğer üye devletlerde
tanınmasının, 10. protokol tarafından engellenip
engellenmediğidir. Adalet Divanı, 10. protokolün müktesabatı
Kuzeyde askıya aldığını, buna karşın
İngilterede tanınması ve tenfiz edilmesi istenen kararın
Güney Kıbrısta verildiğine dikkat çekmiştir. Bu çerçevede,
Güney Kıbrısta oturum yapan bir mahkemenin, Kuzey
Kıbrısta bulunan bir gayrı menkul ile ilgili vermiş
olduğu kararın, diğer üye devletlerde tanınması ve
tenfiz edilmesini 10. protokolün engellemediği sonucuna
varmıştır.
Avrupa Birliği kurumlarından olan Komisyon, Adalet
Divanına verdiği görüşte, 44/2001 sayılı tüzüğün
Orams davası gibi davalara uygulanamayacağını ileri
sürmüştür. Söz konusu tüzüğün 1. maddesinin 1. fıkrası,
tüzüğün medeni hukuk ve ticaret hukuku meselelerine
uygulanacağını öngörmektedir. Komisyon, Orams davasında,
meselenin bir medeni hukuk, ticaret hukuku meselesi
olmadığını ileri sürmüştür. Bu iddia, gayrı
menkullere ilişkin meselenin esas itibarıyla bir uluslararası
antlaşmayla çözümlenmesi gerektiği yönündeki Türk tarafı
görüşü ile paralellik göstermektedir.
Adalet Divanı, Komisyonun bu görüşünü de reddederek,
söz konusu davanın iki özel kişi arasındaki bir dava
olduğuna dikkat çektikten sonra, davanın amacının bir
gayrı menkulün gayrı yasal olarak işgal edilmesi nedeniyle
ortaya çıkan zarar ziyanın tazmin edilmesi ve gayrı menkulün
sahibine iadesine ilişkin olduğuna, bu nedenlerle de meselenin medeni
hukuk ve ticaret hukuku meselesi olarak kabul edilmesi gerektiğine karar
vermiştir.
Adalet Divanının bu kararının iki temel
sonucu bulunmaktadır. Kıbrıs Rum Kesimi mahkemelerinin,
Kuzey Kıbrısta meydana gelen tüm medeni hukuk ve
ticaret hukuku meselelerinde vereceği kararlar, Avrupa Birliğinin
diğer üye devletlerinde 44/2001 sayılı tüzük çerçevesinde tanınabilir
ve tenfiz edilebilir. Bu husus özellikle, 1974de gayrı menkullerini Kuzey
Kıbrısta bırakan Rumların mülkiyet haklarının,
Avrupa Birliğine üye devletler tarafından da tanınması
sonucunu doğuracak niteliktedir. Rumların 1974de Kuzey
Kıbrısta bırakmış oldukları gayrı menkuller
üzerindeki mülkiyet hakları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin
vermiş olduğu çeşitli kararlar ile teyit edilmiş olsa da,
Adalet Divanının Orams davasında vermiş olduğu karar,
İnsan hakları Mahkemesinin kararlarının
doğurduğu etkiden daha ciddi etkiler doğuracak niteliktedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Rumların açmış
olduğu davalarda, davalı konumunda bulunan Türkiye Cumhuriyeti iken,
Orams davasında davalı konumunda bulunan iki gerçek kişidir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları sadece Türkiye
devleti bakımından etki doğururken, Adalet Divanı
kararının etkisi gerçek kişiler üzerinde ortaya
çıkmaktadır. Adalet Divanı kararının
doğuracağı sonuçlara artık sadece bir devlet değil,
gerçek kişiler de katlanmak zorunda kalacaktır. Bu bağlamda,
kararın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki etkisi çok daha
fazla olacaktır. Öncelikle, inşaat sektörü, emlak sektörü durma
noktasına gelecek, buna bağlı olarak diğer sektörler de
etkilenecektir. Son günlerde basından yer alan ve İngiliz hükümetinin
kendi vatandaşlarını, KKTCde mülk almak konusunda
uyardığı yönündeki haberler de bu görüşü doğrular
niteliktedir.
Söz konusu karar, sadece KKTCde gayrı menkul almak isteyen Avrupa
Birliği vatandaşları bakımından değil, KKTCye
yatırım yapmak niyetinde olan Türk işadamları da dahil
birçok yabancı yatırımcıyı da korkutacaktır.
Zira, Avrupa Birliği içerisinde yatırımları örneğin
otelleri bulunan bir yatırımcı, 1974den önce Rumların
mülkiyetinde olan bir gayrı menkulü aldığı takdirde,
aleyhine açılan davalarla boğuşmak zorunda kalacaktır.
Gayrımenkülün 1974den önceki sahibi, Rum kesimindeki mahkemeler nezdinde
kazanmış olduğu davanın kararını,
yatırımcının otellerinin bulunduğu üye devletlerde
tanıtıp tenfiz ettirebilecektir. Bu durumda, davalının
otellerinin satılmasını ve kendisine tazminat olarak verilmesini
isteyebilecektir. Ne kadar da bu tip davaların ortaya çıkması,
yıllarca sürecek yargılamalar ve yapılacak büyük masraflar
nedeniyle beklenmese de, teorik olarak mümkündür.
Adalet Divanı kararlarında dikkat çekilmesi gereken bir
nokta daha vardır. Adalet Divanı, İngiliz istinaf mahkemesine
Orams çifti aleyhine verilen kararın mutlaka tanınması
gerektiğini söylememiştir. Daha önce de belirtildiği üzere,
Adalet Divanı, sadece Topluluk hukukunu yorumlamakla yetkilidir. Ulusal
mahkemenin önündeki meseleyi çözüme kavuşturmaya yetkili değildir.
Adalet Divanı Orams davasında da İngiliz mahkemesi önündeki
davayı çözüme kavuşturmamış, sadece Kuzeyde
muktesabatı askıya alan 10. protokolün, Kıbrıs Rum
Kesimindeki mahkemenin Kuzey Kıbrıstaki bir gayrı menkul ile
ilgili verdiği kararın İngiliz mahkemesi tarafından
tanınmasına engel olmadığına karar vermiştir. Bu
ifadelerden de anlaşılacağı üzere, Rum Kesimindeki
mahkemenin kararının tanınıp tenfiz edilmesine karar
verecek olan yine İngiliz Mahkemesi olacaktır.
Bu durumda, İngiliz Mahkemesi, Rum mahkemesinin kararını
tanımak konusunda 44/2001 sayılı tüzüğün
kurallarını uygulayacaktır. İlgili tüzüğün 34.
maddesi, bir üye devlet mahkemesinin, diğer üye devlet mahkemelerinin
verdiği kararı tanımaktan hangi hallerde
kaçınabileceğini saymaktadır. Tüzüğün 34. maddesine göre,
kararın tanınması, tanımaya karar vermesi istenen
mahkemenin ülkesindeki kamu düzenine açıkça (manifestly) aykırı
ise, o kararın tanınması söz konusu olmaz. Yani, Kıbrıs
Rum Kesimindeki mahkeme tarafından verilen kararın
tanınması İngilteredeki kamu düzenine açıkça
aykırı ise, İngiliz mahkemesi bu kararı tanımaktan
kaçınabilir. Kararın tanınmasının kamu düzenine
açık aykırılık teşkil edip etmeyeceğine yine
İngiliz mahkemesi karar verecektir.
Kamu düzeni, oldukça genel ve kapsamlı bir kavramdır. Kesin bir
tanımı olmamakla beraber, yer ve zamana göre değişiklik
gösterebilir. Doktrinde kamu düzeninin çeşitli tanımları
yapılmaktadır. Genel ve basit bir tanımını yapacak olursak,
kamu düzeni, belli bir ülkede, belli bir zamanda, ekonomik ve sosyal
şartlar ile ortaya çıkan, o ülkedeki istikrar ve düzeni
sağlamaya yönelik olan, ihlal edilmeleri halinde adalet
duygularının kabul edilemez ölçüde yaralanacağı ve hukuka
olan güvenin sarsılacağı hukuk prensipleridir. Adalet
Divanı da kararında, tüzükteki kamu düzeni kaydına
başvurulabilmesi için, tanınması ve tenfiz edilmesi istenen
kararın, temel hukuk prensiplerini ihlal etmek suretiyle o ülkenin hukuk
düzenine kabul edilemez ölçüde aykırı olması gerektiğini
belirtmektedir. Bu noktada, Adalet Divanı, kamu düzeni kaydının
ancak istisnai hallerde kullanılabileceğini belirtmektedir.
Kamu düzeni niteliğinde olan bazı hukuk prensipleri,
doğrudan doğruya 44/2001 sayılı tüzüğün içerisinde yer
almaktadır. Bu ilkelerden biri tüzüğün 34. maddesinin ikinci
fıkrasında düzenlenmektedir. Buna göre, bir mahkeme kararı,
davalıya yeterli savunma hakkı verilmeden alınmışsa,
diğer üye devletlerin mahkemeleri bu kararı tanımaktan
kaçınabilmektedirler. Bu çerçevede, tüzük, davalıya aleyhine
işlemlerin başlatıldığını gösteren
belgelerin iletilmesini ve davalıya savunmasını yapmak için
yeterli zamanın verilmesini öngörmektedir. Adalet Divanı, Orams
çiftine, Kıbrıs Rum Kesimindeki mahkeme tarafından savunmasını
yapmak için yeterli fırsatın verildiğine kanaat
getirmiştir. Bu noktada, İngiliz mahkemesinin, Orams çiftine yeterli
savunma hakkı tanınmadığı konusunda bulgu yapması
ve Rum mahkemesinin kararını tanımaktan kaçınması
mümkün değildir.
Kararı veren mahkemenin yetkisiz bir mahkeme olması
durumunda da, prensip olarak yabancı mahkeme kararlarının
tanınması kamu düzenine aykırı olmaktadır. Hukukun
genel ilkelerinden biri de, gayrimenküle ilişkin davaların,
Gayrimenkülün bulunduğu yer mahkemesinde açılmasıdır. Bu
prensip de belli bir ölçüde 44/2001 sayılı tüzük içerisinde yer
almaktadır. Fakat bu prensibin tüzükteki düzenlenişi
farklıdır. Tüzüğün 22. maddesine göre, gayrimenküllere
ilişkin davalar, gayrimenkülün bulunduğu ülkede
açılmalıdır. Tüzüğün 22. maddesini de yorumlayan Adalet
Divanı, bu hükmün üye devletlerin uluslararası yargı yetkisini
düzenlediğini, üye devletlerin içerisindeki mahkemelerin yargı
yetkisini düzenlemediğini belirtmiştir. Bu noktadan hareket eden
Adalet Divanı, ilgili tüzük hükmünün üye devletlere kendi mahkemelerini
örgütlenme konusunda takdir yetkisi verdiğine karar vermiştir. Adalet
Divanı, tüzüğün 35. maddesinin 3. fıkrasına da atıfta
bulunarak, kararı tanıması istenen mahkemenin, kararı veren
mahkemenin iç yetkisini denetleyemeyeceğini de belirtmiş, bu
çerçevede, Girnede bulunan gayrı menkul ile ilgili olarak,
Lefkoşada oturum yapan bir mahkemenin karar vermiş
olmasının, kamu düzeni kapsamında
değerlendirilemeyeceğini ortaya koymuştur.
Görüleceği üzere, mahkeme kararlarının
karşılıklı tanınmamasını sağlamak
bakımından dayanılabilecek en temel iki ilkenin, Orams
davasında ileri sürülmesi mümkün değildir. Bu durumda, Rum
mahkemesinin vermiş olduğu kararın tanınmasını
engellemek için, tanımanın aykırılık teşkil
edeceği bir İngiliz hukuku prensibi ileri sürülmesi gerekecektir.
Diğer bir ifadeyle, kararın tanınmasının
İngilteredeki en temel hukuk ilkelerinden birine aykırı
olduğu konusunda İngiliz mahkemesinin ikna edilmesi gerekmektedir.
İngiliz mahkemesinin, kamu düzeni nedeniyle Rum mahkemesinin
kararını tanımaktan kaçınması durumunda bile, Adalet
Divanı kararı varlığını koruyacak ve tüm üye
devletler için bağlayıcı olmaya devam edecektir. Kamu düzeni
kaydı ancak istisnai hallerde kullanılabileceğinden, kamu
düzenine aykırılık iddiası her davanın kendi
olgularına göre değerlendirilecektir. Bu nedenle, kamu düzenine
aykırılık iddiası Orams davasında kabul edilse bile,
Orams davasına benzer tüm davalar için geçerli olmayacaktır. Yani
Kuzey Kıbrıstaki gayrı menkullerle ilgili Güney
Kıbrıstaki mahkemelerin verdiği kararların
tamamının tanınmasının, İngiliz mahkemesi
tarafından kamu düzeni nedeniyle reddedilmesi mümkün olmayacaktır.
Böyle bir uygulama, kamu düzenini istisna olmaktan çıkarıp kural
haline getirecek, bu da İngiliz mahkemesinin Avrupa Topluluğu
hukukuna aykırı hareket ettiği anlamına gelecektir. Bu
durum İngilterenin, Adalet Divanı nezdinde açılacak ihlal
davaları neticesinde para cezası ödemesine hatta, Konseydeki oy
hakkının askıya alınmasına kadar gidebilir.
Orams davasının, KKTCdeki ticaret ve medeni hukuk
meselelerine Kıbrıs Rum Kesiminin hukukunun uygulanması
halinde, diğer üye devletlerce tanınmasının ve tenfiz
edilmesinin yolunu açtığını tekrar belirtmek gerekir. Bu
durumda, bu tip meselelere Kıbrıs Rum Kesimi hukukunun
uygulanmasını engellemenin tek yolu, Kıbrısta
yapılacak bir antlaşmadır. Son dönemlerde, görüşme
masasından kalkılması gerektiği konusunda görüşler
beyan edilmektedir. Orams davası ile görüşme masasındaki manevra
alanımızın daraldığı bir gerçektir. Fakat bu
bizim siyasi bir çözüme ihtiyaç duyduğumuz gerçeğini de
değiştirmemektedir. Daha önce de belirtildiği üzere, Orams
davası gibi davaları ancak Kıbrıs Türkleri ile Kıbrıs
Rumları arasında imzalanan bir antlaşma engelleyebilir . Kıbrıs
Türk halkı, görüşmeler neticesinde menfaatlerine ters düşen bir
antlaşma ortaya çıksa bile, bu antlaşmayı referandumla
reddetme hakkına da sahiptir. Bu nedenle, Orams davasının
doğuracağı sonuçları iyice anlayarak, fakat paniğe
kapılmadan hareket edilmesi gerekir.
KIBRIS 10/05/09
Omiru:
Hristofyas Maraşla ilgili girişim başlatacak
Güney Kıbrısta hükümetin üç
ortağından biri olan Sosyal Demokratlar Hareketi EDEKin
Başkanı Yannakis Omiru, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyasın Maraş konusunda, gerek Kıbrıs sorununun
çözümü amacıyla gerçekleştirilen doğrudan müzakerelerde, gerekse
genel anlamda girişim üstlenmeyi planladığını
açıkladı.
Omiru, geçtiğimiz Cuma günü, sözde Maraş
Belediye Başkanı Aleksis Galanos ve belediye konsey üyeleriyle bir
araya geldi.
Fileleftheros gazetesi , görüşmenin ana noktasını,
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin Maraşla ilgili 550
sayılı kararının oluşturduğunu yazdı.
EDEK Başkanı Yannakis Omiru, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyasın Maraş konusunda gerek Kıbrıs sorununun çözümü
amacıyla gerçekleştirilen doğrudan müzakerelerde, gerekse genel
anlamda girişim üstlenmeyi planladığını söyledi.
BM Güvenlik Konseyinin Maraşla ilgili 550 sayılı
kararını Türk işgalinin sona ermesine ilişkin geniş
çaplı mücadelenin en temel silahlarından biri olarak nitelendiren
Omiru, Türkiye söz konusu kararı hayata geçirerek, Kıbrıs
sorununun çözümüyle uzlaşmaya hazır olduğunu Avrupalı
ortaklarımıza göstersin ifadelerini kullandı.
Sözde Maraş Belediye Başkanı Aleksis Galanos ise
açıklamasında, Birleşmiş Milletlerin 550 sayılı
kararının; Maraş ya da herhangi başka bir şey için
olduğundan bağımsız olarak, Türk askeri birliklerine
değinen BMnin tek bağlayıcı kararı olduğunu öne
sürdü.
KIBRIS 10/05/09
Limasolda
Evkafın malını belediyeye verdiler
Kuzeydeki Rum mülkleri için Avrupa mahkemelerinden
karar çıkartan Rum Yönetimi, güneydeki Türk mallarını
yağmalamaya devam ediyor.
Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi, kuzeydeki Rum mülklerini geri almak ve Türkiyeyi tazminata mahkum
etmek amacıyla uluslar arası alanda girişimlerini sürdürürken,
diğer yandan güneydeki Türk mallarını yasal devlet
savunmasının arkasına saklanarak yağmalamaya devam ediyor.
Larnaka, Limasol ve Bafta en değerli Türk arazilerini
istimlak ederek, havaalanı, yol, köprü, park ve mezarlık
yaptıktan sonra, Limasolda Türk Vakıflar İdaresine
(Evkaf) oldukça değerli bir araziyi daha belediyeye devretme kararı
aldılar. Limasol belediyesi burasını yeşil alan ve park
yapacak.
Güneyde yayımlanan Politis gazetesi Evkaf bölgesi
yeşil ciğer. Limasol Belediyesinin dönüşüm planları zaman
gerektiriyor başlığıyla yansıttığı
haberinde Nikos Pattihis Caddesindeki EVKAFa ait geniş arazinin Limasol
Belediyesine verildiğini, belediyenin de söz konusu alanı park
yapacağını bildirdi.
Sözü edilen geniş arazinin devredilmesi konusundaki ilk
adımın Limasol Belediyesi ile Rum İçişleri
Bakanlığı arasında yapılan anlaşmayla
atılmış olduğunu yazan gazete, halen boş olan Evkaf
arazisine hurda araç bırakan, çöp, moloz ve sanayi atığı
döken, kişi ve kuruluşlara karşı belediye tarafından
hukuki işlem başlattığını yazdı.
Gazeteye göre EVKAF malının yeşillendirilerek park
haline getirilmesi için, Rum İçişleri Bakanlığına
bağlı Kıbrıs Türk Mallarını İdare
Biriminin de araziyle ilgili yazılı onay vermesi gerekiyor.
Gazete, belediyenin ilk etapta EVKAF arazisinin boş
alanlarını telleyerek yeşillendirmeye
başlayacağını, arazinin kaçak işletmelerce işgal
edilen bölümleri boşaltıldıkça, bu alanı
genişleteceğini kaydetti.
KIBRIS 10/05/09
Ekonomi
başlığındaTürk Lirası tartışması!
Kapsamlı müzakerelerde KKTC tarafı, Türk Lirasının
da resmi para olmasını istemiş!
Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının
siyasi endişelerinin, ekonomi başlığında görüş
birliği oluşturulmasına engel olduğu iddia edildi.
Kıbrıs Türk tarafının yetkileri daha çok
oluşturucu devletçikte, Rum tarafının ise federal devlette
toplamayı talep ettiği ve bunun uzlaşmazlığı
yarattığı öne sürüldü.
İddialara göre Rumlar, Türk tarafının Türk
Lirası Kıbrısın resmi para birimi olarak
tanınmalıdır önerisini de kabullenmiyor.
Ekonomi başlığında geniş
bir görüş birlikteliği yok!
Özlü müzakeresini
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın BM ve AByle
İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ve Rum Başkanlık
Komiseri Yorgos Yakovunun üstlendiği Ekonomi
Başlığında geniş bir görüş birlikteliği
bulunması çabaları sonuç vermiyor.
Politis gazetesi, Nami ve Yakovunun; Talat ve Hristofyasın
Salı günkü baş başa görüşmelerinde
kararlaştırdıkları müzakerelerin
hızlandırılması çerçevesinde; ekonomi alanındaki
uzmanlar eşliğinde Perşembe ve Cuma günü bir araya gelerek bu
başlığı ele aldıklarını yazdı.
Nami ve Yakovunun önündeki görüntünün, beyaz veya siyah
olmadığının anlaşılmakta olduğunu belirten
gazete, özetle şunları belirtti:
Aslında, karşılaşılan ana sorunu;
Kıbrıslı Türklerin oluşturucu devletçiklerle ilgili
talepleri oluşturuyor, Rum tarafı ise çoğu meselede ekonomide de
temel kararların federal düzeyde alınmasını istiyor. Nami
ve Yakovunun bir sonraki görüşmesi önümüzdeki Salı günü
gerçekleşecek ve iki tarafın temel isteği altın kesiti
(ortak payda) bulmaktır. Yani; federal devletin Birleşik bir
Kıbrısın AB içerisindeki temel ekonomi politikasını
belirleme olanağını elinden almadan, eyaletlerin ekonomik faaliyetlerini
güçlendirecek üçüncü yolu açmak
Türk tarafı dikenler döşüyor
Filelefthero ise Ekonomi X2 Ve Türk
Parası Türk Tarafı Şartlar Koşmaya
Çalışıyor Kendi Gümrükleri Olsun İstiyor
başlıklı haberinde Kıbrıs Türk tarafının
ekonomi meselelerine dikenler döşemekte olduğunu iddia etti.
Teknokratik düzeydeki görüşmelerin; iki taraf arasında
var olan anlaşmazlıkları doğruladığını
ve öncelikle; Türklerin talep etmekte olduğu iki devlet tezine işaret
ettiğini yazan gazete, önümüzdeki Perşembe günkü Talat-Hristofyas
görüşmesi arifesinde ortak zemin şekillendirme hedefiyle ön
hazırlıkların başladığını belirtti,
özetle şunları yazdı:
Türk Lirası resmi para birimi olmalı
önerisi!
Edindiğimiz bilgilere göre Türk tarafı,
gerek nihai çözümün bir parçası gerekse geçiş dönemi tedbiri olarak
iki devlete göndermede bulunduğu aşikâr tezler ortaya koyuyor.
1- Türk tarafı Türk Lirasının Kıbrısın
resmi para birimi olarak tanınmasını,
2- Oluşturucu devletçiklerin dolaylı vergi uygulayabilme
olanağı olmasını,
3- Oluşturucu devletçiklerin doğrudan vergi ortaklık
vergisi uygulamalarını istiyor,
4- İç sınırların varlığına göndermede
bulunan tezler ortaya koyuyor (gümrük denetimi)
5- Zaman sınırı belirtmeksizin, ekonomiyi birleştiren
unsurlardan sapmalar talep ediyor. İki Merkez Bankasının, ne
kadar süreceği şimdilik bilinmeyen işleyişi gibi
Oluşturucu devleti güçlendirip, merkezi devleti
zayıf tutma!
Türk tarafının ortaya koyduğu
tezler daha çok; Kıbrıs sorununun bütün yönlerindeki tezlerinin tabi
olduğu mantığı: Oluşturucu devletçikleri güçlendirme
ve federal merkezi hükümeti güçsüzleştirme mantığını
teyit ediyor.
Kıbrıs Rum tarafı, bu tezleri kabul etmiyor. Rum
tarafı diğer şeyler yanında muhataplarına; bu tür
tezlerin Avrupa Birliğince kabul edilemeyeceğini vurguluyor.
Önümüzdeki Perşembe gününe kadar gerek teknokratlar gerek liderlerin
danışmanları Nami ve Yakovu görüşmelerine devam edecek.
Ekonomi Başlığının uzun süre açık tutulmayacağı
tahmin ediliyor.
Bilgi sahibi kaynaklara göre Birleşmiş Milletler; Haziran
ayı ortalarına kadar bir özetleme yapılabilmesi ve ardından
da sözde al-vere geçilmesi için ki başlangıcı sonbahara
tarihleniyor- karşılıklı tezlerin okunmasının
Haziran ayı ortalarına kadar tamamlanması gerektiği
görüşündedir.
Halen, BM uzmanlarının doğrudan müzakereler prosedürünün ikinci aşaması için hazırlanmakta olduğuna
dikkat çekiliyor.
KIBRIS 10/05/09
Günde 23 bin
ton su!
DÖRT BÖLGE YARARLANACAK
Kuzey Kıbrıstaki
su sıkıntısını azaltmak amacıyla yürütülen
çalışmalara, Avrupa Birliğinin katkılarıyla
gerçekleşecek bir proje ekleniyor. Su İşleri Dairesi Müdürü
Asım Kayandan elde edilen bilgilere göre, ABnin yürüteceği proje
çerçevesinde günde 23 bin ton civarında su üretilip, dört bölgeye
dağıtılacak. Buna göre Güzelyurt bölgesine günde 6 bin ton su
verilecek. Geriye kalan 17 bin ton su ise Lefkoşa, Gönyeli ve
Gazimağusaya verilecek.
YENİ YATIRIMLARA İHTİYAÇ VAR
Güzelyurt bölgesinde suyun tuzlanması nedeniyle, narenciye bahçelerinin
kuruduğuna dikkat çeken Asım Kayan, KKTCnin yılda 27 milyon ton
su ihtiyacı olduğuna dikkat çekti. Bu durumda, ABnin
katkılarıyla kurulacak denizden su arıtma sisteminin de yetersiz
kalacağı ve yeni yatırımlara ihtiyaç olduğu görülüyor.
Halen Bafrada günde en az 2 bin ton su üreten İsrail şirketinin de,
yaz aylarında bu kapasiteyi günde 8 bin tona kadar
çıkaracağı belirtiliyor.
Ali CANSU
Bafra Tatil Köyü ve Bölgesi Deniz Suyu Arıtma Projesi'nin 2
yıl önce hayata geçirildiğini anlatan Su İşleri Dairesi
Müdürü Asım Kayan, İsrailli Tahal Consulting Engineers Ltd.
Şirketi tarafından kurulan arıtma tesisinin günde 8 bin ton
üretim kapasitesinde olduğunu söyledi.
Kayan, KIBRIS muhabirinin, İsrail şirketine bugüne kadar
yapılan ödemelerle ilgili sorusuna yanıt vermezken, güvenilir bir
kaynak, projenin başladığı 27 Nisan 2007 tarihinden bugüne
kadar toplam 1 milyon 125 bin 712 metre küp su
çıkarıldığını ve şirkete Su İşleri
Dairesi tarafından 1 milyon 125 bin 712 dolar para ödendiğini
bildirdi.
Şirket, sahilin 80 metre gerisine inşa ettiği Bafra
Tatil Köyü ve Bölgesi Deniz Suyu Arıtma Tesisinde, denizden alınan
ve tuzluluk oranı 38 bin ppm (parts per million)den 228 ppm oranında
içilebilir su elde ederek, Bafradaki Artemis otele, bölgedeki bazı
köylere pompalıyor.
27 Nisan 2007 tarihinde hizmete başlayan Bafra Tatil Köyü ve
Bölgesi Deniz Suyu Arıtma Tesisindeki depolara günde en az iki bin ton su
depolanarak, İskele, Dokuzevler, Boğaztepe, Çayırova, Pamuklu ve
Bafra köylerine dağıtılıyor.
Yap işlet devret modeli ile hayata geçirildi
Su İşleri Dairesi Müdürü
Asım Kayan, Bafra Tatil Köyü ve Bölgesi Deniz Suyu Arıtma Projesinin
yap-işlet devret modelinde 10 yıllık bir proje olduğunu
söyledi. Kayan, üretilen her metreküp suya 0.97 cent (USD) ödeme yaptıklarını
söyledi.
Bölgede bulunan Kaya Artemis Otel ile de yıllık
sözleşme yaptıklarını ifade eden Kayan, anlaşmaya göre
otele verilen su için bir miktar tahsilat yaptıklarını söyledi.
Tesisin tam kapasite ile çalışması durumunda günde
8 bin ton suyun arıtılacağını anlatan Kayan,
başka bölgeler için de benzeri projelerinin gündemlerinde olduğunu
kaydetti.
KIBRIS 10/05/09
Europe day concert hits a sour note
By Elias Hazou
EUROPE DAY, intended as a
celebration of peace and unity in Europe, has instead caused discord and
ill-feeling in the Cyprus Symphony Orchestra after the state invited Turkish
musicians to take part in local events.
The inclusion of six musical artists from Turkey in concerts has provoked the
ire of some members of the CSO.
Two of the Turkish nationals are soloists performing the prelude to the Ode to
Joy, from Beethovens Symphony No. 9, the European anthem.
Overseas artists are regularly invited as guests by the CSO without incident.
Indeed the orchestra itself is comprised of many different nationalities. Some
members have taken exception to the nationality of these specific musicians.
The concerts were co-organised by the Education Ministry and the Embassy of the
Czech Republic, which currently holds the EU presidency.
In addition to the Turkish nationals, the orchestra also featured Syrian,
Lebanese, Israeli, Palestinian and Egyptian musicians.
Diversity is fine, but in this case its been taken too far, say the
dissenters.
Its provocative. There was really no need for it, said Nikos Ioannou, a
double bass player on the orchestra.
What kind of message are we sending out when we invite people from Turkey to
play alongside us, when our country is still occupied?
Are we trying to say that everything here is all right? Because its not.
Besides, Turkey is not even in the European Union.
He had nothing personal against the Turkish musicians, he hastened to add.
I had the chance to chat with one of them, also a double bass player, and he
seemed like a very reasonable fellow. He agreed that Cyprus should be
demilitarised.
But unlike Ioannou, other Greek Cypriots in the orchestra, some of whom are
refugees, were not on speaking terms with their Turkish colleagues.
Thats understandable, Ioannou told the Sunday Mail.
Including overseas talent, has also caused expenses to soar, according to the
dissenters. The tab is being mostly picked by the government.
Each of the Turkish musicians cost some 3,000, for travel, accommodation and
fees. Not only that, but they brought them over 10 days ago [for rehearsals],
out of which three days were down time with no rehearsals because of the May 1
long weekend, said another source, who preferred not to be named.
The two Turkish soloists were certainly made to feel unwelcome before setting
foot on the island.
The Sunday Mail understands they were sent anonymous threats via email warning
them to keep away. The matter has been reported to the police by administrators
at the Cyprus Symphony Orchestra.
Its been suggested that the masterminds behind the concert may got carried
away by an attempt at détente between Cyprus and Turkey. One source likened the
move to the policy of promoting rapprochement between the islands two
communities in public schools.
During the concert at Limassols Rialto theatre on Friday night, a band of
around 10 protesters, distributed pamphlets condemning the inclusion of the
musicians from Turkey. A couple brandished Greek flags outside the performance
to drive home their point.
The inflammatory pamphlets featured a parody drawing of Beethoven wearing a fez
with the crescent moon and star, the symbols appearing on the flag of Turkey.
A few protesters were also expected to turn up at the second show last night at
Strovolos Municipal theatre for maximum exposure, as the event was set be
attended by a host of European ambassadors and Cypriot officials. Tickets to
the concert was sold out days ago.
Were the concert arrangements off tune? Not so, insist the organisers.
We wanted to stress the spirit of co-operation, the concept that art
transcends nations and unites all people. Thats the idea, said Giorgos
Moleskis, consultant for the CSO.
These things cant be taken seriously, he said of the controversy, also
brushing aside allegations that qualified Cypriot musicians had been passed
over.
Our criteria for hiring musicians were not based primarily on degrees and whatnot,
but rather on a persons performance during auditions. This was a special
event, special circumstances, and we wanted to get the right people for it,
said Moleskis.
CYPRUS MAIL 10/05/09
Avrupa Günü
kutlandı
Avrupa Parlamentosu Kıbrıs Bürosu ile Avrupa Komisyonu Kıbrıs
Temsilciğinden, ortak etkinlik.
Aral MORAL
9 Mayıs Avrupa Günü, diğer AB ülkelerinde olduğu gibi,
dün Güney Lefkoşada da, Avrupa Komisyonu Kıbrıs
Temsilciliği ile Avrupa Parlamentosu Kıbrıs Ofisinin
düzenlediği ortak etkinlikle kutlandı.
Avrupa Komisyonunun sağlıktan sorumlu üyesi Andrulla
Vasiliunun konuşma yaptığı etkinlik, Başpiskopos 3.
Makarios Caddesinde 12.00 ile 15.00 saatleri arasında düzenlendi.
AB üyesi devletlerden 12 büyükelçinin
katıldığı etkinlikte konser veren Arda Gündüz,
katılımcılardan büyük ilgi gördü.
Cadde üzerine kurulan stantlarda AB ülkelerini
tanıtıcı broşürler dağıtılırken,
Kıbrıs Rum Polis Müdürlüğü, Sosyal Reform Derneği OPEK,
Lefkoşa Rum Belediyesi ve bazı sivil toplum örgütleri de stantlardaki
yerini aldı.
Etkinlikte çocuklar da unutulmadı. Palyaçolar, etkinlikte
çocukların yüzlerini boyattılar, çocuklara neşeli balonlar
dağıttılar. Çocuklar yüzlerini boyatarak ve balonlarla oynayarak
hoşça vakit geçirdi.
Etkinliğe ayrıca, Fransız Okulu Korosu ve Baftan
Başpiskopos 3. Makarios Lisesi Dans Drubu da renk kattı.
Geçmişte AB Günü etkinliklerine yoğun olarak
katılan Kıbrıslı Türkler, dünkü etkinliğe fazla ilgi göstermedi.
Avrupa Günü nedir?
9 Mayıs Avrupa Günü, Schuman
Deklarasyonunun yıl dönümüdür. 1950 yılında Avrupa için politik
işbirliğinin yeni bir şekli olarak önerilmiş ve Avrupa
ulusları arasında barışı güçlendirmek ve
savaşı düşünülemez bir kavram haline getirmek için
kullanılması amaçlanmıştır.
Deklarasyon, son derece başarılı olmuş ve ilk
günden itibaren Avrupa Birliği üyelerinin eşsiz bir refah,
barış ve istikrarın neşesini yaşamalarını
sağlamıştır.
KIBRIS 10/05/09