KKTC'de yeni meclis yemin etti

CNN TURK 01/05/09

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) 19 Nisan'da yapılan Milletvekilliği Erken Genel Seçimleri sonrasında oluşan yeni Meclis, yemin ederek resmen görevine başladı.


Cumhuriyet Meclisi'nin 7. dönem, 1. yasama yılının ilk toplantısında, seçimlerde Meclise girmeye hak kazanan 50 milletvekili, yemin etti.

Meclis Genel Kurulu'nun ilk toplantısına, en yaşlı üye sıfatıyla, 71 yaşındaki, Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu başkanlık etti.

En genç iki milletvekili ise katiplik görevlerini yerine getirdi. UBP milletvekilleri Sunat Atun ile Kemal Dürüst, Meclisin en genç iki üyesi olarak ilk toplantıda katiplik yaptı.

Meclisin yemin törenini, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, KKTC Yüksek Mahkeme Başkanı Nevvar Nolan, Sayıştay Başkanı İsmet Akim, eski milletvekilleri ve kalabalık vatandaş topluluğu izledi.

Milletvekili yemini


Milletvekilleri, KKTC Anayasası'nın 82. Maddesi'ne göre milletvekilleri görevlerine başlarken şu şekilde yemin etti:

"Devletin varlığını ve bağımsızlığını, yurdun ve halkın bölünmez bütünlüğünü, halkın kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine bağlı kalacağıma; halkımın refah ve mutluluğu için çalışacağıma; her yurttaşın insan haklarından ve temel hak ve özgürlüklerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa'ya bağlılıktan ayrılmayacağıma; namusum ve şerefim üzerine and içerim."

Heyecanlananlar oldu


Yeni seçilen milletvekillerinden bazıları, heyecandan yemini yanlış okuyunca, oturumu yöneten Derviş Eroğlu, milletvekillerine yemini tekrarlattı.

UBP Gazimağusa Milletvekili Ahmet Eti milletvekili andını hatalı okuduğu için iki kez uyarıldı.

50 üyeli Cumhuriyet Meclisinde, UBP 26, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) 15, Demokrat Parti (DP) 5, Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) 2 ve Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) 2 milletvekiliyle temsil ediliyor.

Ant içmenin tamamlanmasının ardından Başkanlık Divanı seçimi, varılan mutabakat gereği bir sonraki toplantıya bırakıldı. Meclisin gelecek birleşimi 6 Mayıs çarşamba günü yapılacak.

Bu arada, toplantıda Kıbrıs Türk Kadın Dayanışma Konseyi, milletvekillerine ve izleyicilere "Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için çalışacağız, isteyeceğiz, takip edeceğiz" yazılı mektuplar dağıttı.

Hükümeti kurma görevi Eroğlu'nda

Meclis'teki yemin töreninin ardından KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat hükümeti kurma görevini, 19 Nisan erken genel seçimlerinden 26 milletvekiliyle, tek başına hükümet kurma çoğunluğu kazanarak çıkan Ulusal Birlik Partisinin (UBP) Genel Başkanı ve Gazimağusa milletvekili Derviş Eroğlu'na verdi.

UBP Genel Başkanı Eroğlu, yeni kabinenin listesini pazartesi veya salı günü Cumhurbaşkanına sunabileceğini söyledi.

Yasal prosedür gereği, Bakanlar Kurulunu kurma görevini alan her milletvekili, bu görevini en geç 15 gün içinde tamamlamak veya görevi geri vermekle yükümlü. Görevi alan grup başkanı veya milletvekilinin önerisine göre bakanlar Cumhurbaşkanınca atanacak.

Bakanlar, milletvekili olmayan kişiler arasından da atanabiliyor. Yeni Bakanlar Kurulu Cumhurbaşkanınca atanıncaya kadar mevcut hükümet devam edecek.

Cumhurbaşkanınca atanan Bakanlar Kurulunun listesi, tam olarak, Cumhuriyet Meclisine sunulacak. Bakanlar Kurulunun programı, atanma tarihinden başlayarak en geç bir hafta içinde, Başbakan veya bir bakan tarafından Cumhuriyet Meclisinde okunacak ve ardından güven oylamasına gidilecek.

Programın Cumhuriyet Meclisinde okunmasından iki tam gün sonra görüşmeler başlayacak ve bittikten iki tam gün sonra oylama yapılacak. KKTC Anayasası'na göre güvenoyu alan Bakanlar Kuruluna karşı, güven oylamasından sonra, üç ay geçmedikçe güvensizlik önergesi verilemiyor.
Yorum Yaz | Yorumları Oku

 

KKTC'de Eroğlu kabinesini hazırlıyor

KKTC'de yeni hükümeti kurma görevini alan Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu, bakanlar kurulunu meclis içinden belirleyeceğini belirterek, kabineyi büyük ihtimalle salı günü Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sunacağını açıkladı.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, 19 Nisan erken genel seçimlerinden 26 milletvekiliyle tek başına hükümet kurma çoğunlu kazanarak çıkan UBP'nin Genel Başkanı ve Gazimağusa milletvekili Derviş Eroğlu'na, hükümeti kurma görevini verdi.

Eroğlu, görevi aldıktan sonra basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanı hükümeti kurma görevini bana vermiştir, sizler de buna şahitlik ettiniz” dedi.

Bugünden itibaren hükümet kurma yönünde yapılması gerekeni yapacağını ifade eden Eroğlu, büyük ihtimalle pazartesi veya salı günü hükümetin onayı için tekrar Cumhurbaşkanını ziyaret edeceğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat ile biraz sohbet ettiklerini kaydeden Eroğlu, “Ülkenin içinde bulunduğu durum, son günlerde ülkeyi ve halkımızı tedirdin eden Orams davası gibi konuları da görüştük. Bu konuları bundan sonra daha da sık görüşeceğiz. Çünkü bu konuda hükümet olarak alınması gereken tedbirler var, onları Cumhurbaşkanımızla değerlendirip sonuçlandırmaya çalışacağız” dedi.

Şu anda birinci önceliğinin hükümeti kurarak, hükümet boşluğunu ortadan kaldırmak olduğunu kaydeden Eroğlu, yapacağı bazı temasların ardından, büyük ihtimalle salı günü kabinenin listesini Cumhurbaşkanı Talat'a sunacağını söyledi.

Bir soru üzerine, bakanları, meclis içinden belirleyeceğini belirten Eroğlu, mecliste 26 milletvekilleri olduğunu, halka iktidara gelme sözü verdiklerini, 26 kişiyle birlik ve beraberlik içinde halkın ve ülkenin sorunlarını çözmeye çalışacaklarını kaydetti.

Mecliste 26 sayısı ile hükümet kurmanın sıkıntı oluşturup oluşturmayacağı sorusu üzerine ise Eroğlu, milletvekilleri ile yaptığı toplantıda, 26 kişinin meclis çalışmalarında mutlaka olması gerektiği üzerinde durduklarını ifade ederek, “Arkadaşlarımız zaten bunun bilincinde, bütün arkadaşlar tecrübeli, niçin milletvekili seçildiklerini, halkın UBP'yi niçin iktidara getirdiğini gayet iyi biliyor, dolayısıyla problem olmayacak” dedi.

DerviŞ Eroğlu, bazı bakanlıkların isminde değişiklik olabileceğini de söyledi.
HURRIYET 01/05/09

 

Kıbrıs’taki beyaz villa

1 Mayıs Cuma 2009 RIZA TURMEN MILLIYET

Avrupa Birliği’nin yargı organı olan Avrupa Adalet Divanı (AAD) Apostolides/Orams kararını açıkladı. Dava konusu, İngiliz uyruklu Orams çiftinin emekliliklerini geçirmek uzere Kıbrıs’ın kuzeyinde 1974 öncesinde bir Ruma ait olan bir taşınmazı KKTC’li üçüncü bir kişiden satın alarak iki katlı beyaz bir villa yapmalarından kaynaklanıyor.
Taşınmazın eski maliki Apostolides, Orams’a karşı Rum kesimindeki mahkemede dava açıyor. Rum mahkemesi 2004 yılında verdiği kararda, Orams’ın evi boşaltmasını ve tazminat ödemesini öngörüyor. Orams’ın temyiz başvurusu reddediliyor. Bundan sonra Apostolides, kararın uygulanması için İngiliz Mahkemesi’nde dava açıyor. Davayı kaybediyor. İngiliz Temyiz Mahkemesi’ne başvuruyor.
Temyiz mahkemesi sorunu AAD’ye havale ediyor ve iki soru soruyor: a) Kıbrıs Rum Yönetimi AB’ye üye olurken yapılan üyelik anlaşmasında AB hukukunun Kuzey Kıbrıs’ta uygulanması askıya alınmıştı. AB hukukunun KKTC’de uygulanmaması ve Rum Yönetimi’nin adanın kuzeyinde kontrol yetkisine sahip olmaması, Rum mahkemelerinin kararlarının diğer AB üyesi devletler tarafından tanınmasını nasıl etkiler? 

Kararı büyütmemek gerek
b) Apostolides’in güneydeki mahkemede açtığı davanın Orams’a zamanında tebliğ edilmemesi ve savunma hakkının sınırlanması dikkate alınırsa, Rum mahkemesinin kararı tanınabilir ya da uygulanabilir mi?
AAD, kararında şu görüşlere yer verdi: AB hukukunun Kuzey Kıbrıs’ta uygulanmasının askıya alınmış olması, Güney Kıbrıs’taki mahkemenin verdiği kararın tanınmasını engellemez. AB kurallarına göre, AB üyesi devletler başka bir AB üyesi devlet mahkemesi tarafından verilen kararları, bazı istisnai durumlar dışında, tanımak zorundadır. Söz konusu istisnai durumlar bu olayda geçerli değildir. Kararın uygulanamaz olması da, diğer üye devletler tarafından tanınmasını etkilemez.
Davanın zamanında Orams’a tebliğ edilmemesi, Orams’ın görüşlerini mahkemeye bildirmesini engellememiştir. Dolayısıyla, bu itiraz kararın tanınmaması için bir neden olamaz.
AAD’nin kararı bir sürpriz değil. AB’nin kuralları göz önünde tutulursa, AAD’nin, tersine bir karar vermesi şaşırtıcı olurdu. Ancak kararı fazla büyütmemek gerek. AAD’nin kararı Güney Kıbrıs’taki bir mahkeme kararının tanınmasıyla sınırlı. Kaldı ki, sorun henüz sonuçlanmış değil. AAD kararının uygulanması için İngiliz mahkemesinin kararına gereksinim var. 

Kıbrıs görüşmelerini etkiler
İngiliz mahkemesi “Kararın uygulanması olanaksızdır” diyebilir ya da savunma hakkının sınırlanması İngiliz kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle kararı tanımayabilir.
AAD’nin kararı KKTC ekonomisi bakımından olumsuz sonuçlar doğurabilir. Karardan sonra, İngiliz vatandaşları KKTC’de taşınmaz mal satın almak istemeyebilirler. Ayrıca, kararın KKTC’de yaşayan 2700 dolayındaki İngilizin satın aldığı taşınmazlar bakımından emsal oluşturması tehlikesi var.
Karar, Kıbrıs’taki toplumlar arasındaki görüşmelere yardımcı olmayacak. Özellikle, Güney Kıbrıs’taki mahkemelerin yargı yetkisinin kuzeyi de kapsadığı şeklinde yorumlanabilecek ifadeler, görüşmelerdeki iki kesimli ve iki toplumlu federasyon hedefiyle bağdaşmıyor.
AAD kararının AİHM’deki Rum başvuruları üzerindeki etkilerini de düşünmek gerekir. AİHM, KKTC’de kurulan Tazminat Komisyonu’nun etkili bir iç yargı yolu olup olmadığına karar vermek amacıyla 8 pilot dava seçti. 

Uygulamada değişiklik olmaz
AİHM, Tazminat Komisyonu’nun etkili bir iç yargı olduğuna karar verirse, 1500 davayı görüşmeden Tazminat Komisyonu’na gönderecek. AAD’nin verdiği kararın Tazminat Komisyonu’nun statüsünü etkilememesi gerekir. Çünkü Tazminat Komisyonu AİHM’nin kararı gereğince kuruldu. Tazminat Komisyonu’nun kurulmasını öngören ve Komisyon’u onaylayan Xenides-Arestis/Türkiye kararı kesinleşti. AAD’nin kararı bunu değiştiremez.
Ayrıca, AAD kararı KKTC’de uygulanamayacağına göre, Apostolides’e Tazminat Komisyonu aracılığıyla tazminat ödenmesi herkes için en makul çözüm olur.
AAD kararı uygulamada fazla bir şey değiştirmeyecek. O nedenle, Rum tarafı bu karara dayanarak Kıbrıs’ta bir çözümü baltalarsa, karar Rumlar açısından bir Pirus zaferine dönüşebilir.

 

Orams case could spell end of Cyprus talks
By Nathan Morley

Eroglu: I’m very angry and upset

HARDLINE Turkish Cypriot ‘Prime Minister’ elect Dervis Eroglu has suggested that if British Courts adopt the European Court of Justice (ECJ) ruling in the Apostolides-Orams case, then it could spell the end of the current UN sponsored peace talks.

In an interview yesterday with Voice of America, he said that he was “very angry and upset” by the latest twist in the Orams case and that Turkish Cypriots were becoming increasing fed up with the process.

“The decision of the European Court of Justice, if accepted as it is in the British High Court of appeal, will mean that it will not be meaningful for us to continue the negotiations. This will affect very negatively the process,” he said.

His comments come after the ECJ backed the right of a Greek Cypriot to reclaim land in the occupied areas that has since been sold to Linda and David Orams, a retired British Couple.

However, Eroglu stressed he would not personally ask for an end to the talks, but said the Turkish Cypriot public would believe any further discussion between the two communities would be pointless.

“If the Greek Cypriots want to push us with courts and judges, then the negotiations are nonsense. Our people will believe that it is meaningless to be at the negotiating table and they will put pressure on us to finish this process.

“This situation has created great difficultly for us, with trade, the economy and investment.”

Eroglu’s nationalist UBP party favours a two-state solution and calls for international recognition of the Turkish-occupied areas

The party also seeks integration with Ankara rather than EU membership.

Eroglu also stated that he was convinced that the current peace talks being held between President Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat would be the last ever such process on the Cyprus problem.

“This is probably the last chance, Turkish Cypriots are starting to get fed up with this whole negotiating process, and they are losing their interest. People are more bothered about economic problems, their daily life. They don’t ask anymore ask about the talks. If we can’t use this last chance, Turkish Cypriots will start to think only about their own state.”

Eroglu also confirmed he will appoint a representative of his to “monitor” the talks taking place in the UN-controlled buffer zone, with a simple “yes”, but refused to give further details saying: “Ask Mr. Talat.”

This statement of intent has been seen as the first sign of “meddling” in the process.

CYPRUS MAIL 01/05/09

 

Security Council agrees on draft statement on Cyprus talks progress
By Daniel Thomas

THE FIVE permanent members of the United Nations Security Council have reached an agreement on a draft statement set to be delivered by the Council President on the progress of the Cyprus talks.

The move followed a briefing by the UN’s Special Adviser for the Cyprus Problem, Alexander Downer, late on Wednesday.

The Mexican delegation, which has the role of presidency for April in the SC’s rotational system, had set a deadline of 4pm for members to voice any objections to the statement, which is understood to have fulfilled the inherent requirements of both the Cypriot and Turkish governments.

While Turkey was ready to accept the contents of the statement, reports said the SC member was still seeking some points to be included in Downer’s speech to the Security Council.

The content of the statement was expected to be of an encouraging and facilitative nature, with all five permanent members (China, France, Russia, the UK and the US) seeking to congratulate the two Cypriot leaders on their achievements so far in working towards a final settlement.

Additionally, it was anticipated that the statement would urge the duo to maintain the momentum in the current negotiations process, which it does not consider to be bound by any deadlines, and to focus on the ultimate goal of reunification regardless of peripheral altercations that might arise.

According to the Cyprus News Agency, Secretary General Ban Ki-Moon and Under-Secretary-General for Political Affairs B. Lynn Pascoe had already pledged to provide additional support for the supplemental negotiating team that is providing advice and assistance to the working groups from both sides.

During a special session of the SC held last week, Pascoe presented a “Report on Enhancing Effectiveness of UN Mediation”, in which he explained that in Cyprus the UN has “deployed facilitators to the technical working groups during the preparatory phase of the talks”, which “continue to work closely with the Secretary-General’s Special Adviser, Alexander Downer, including technical support on power-sharing and property issues”.

Cypriot President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat have been engaged in direct negotiations since last September.

CYPRUS MAIL 01/05/09

 

Gülse Birsel: Ortada Kıbrıslıları rencide edecek bir olay yok

MİLLİYET MAGAZİN SERVİSİ

02/05/09

 

5,5 yıldır devam eden, Gülse Birsel imzalı "Avrupa Yakası" dizisinin geçen çarşamba ekrana gelen bölümünde Ata Demirer'in canlandırdığı Kıbrıslı Nadir karakteri şivesi nedeniyle Kıbrıslıların tepkisini topladı. Kıbrıs’ın Havadis isimli günlük gazetesine manşet olan konuyla ilgili facebook'ta da "Gülse Birsel.... Kıbrıslılar sana yakıştıramadı" başlıklı sayfa açıldı. Havadis gazetesinin ’ceviz macunu’nun ’ceviz reçeli’, ’gollifa’ sözcüğünün ’golfa’ şeklinde söylenmesi ve İngilizce sözcüklere de gereğinden fazla yer verilmesi nedeniyle eleştirdiği senarist Gülse Birsel, "Bu tepki çok gerçekçi değil. Çok ufak bir grubun dikkat çekmek için gösterdiği aşırı bir hassiyet bu... Çünkü ortada Kıbrıslıları aşağılayacak, rencide edecek bir olay yok. Bilhakis biz, diyaloglarda Kıbrıs şivesinin tatlılığından söz ettik. Zaten Kıbrıslı Nadir karakterini tek bölümlük planladık" dedi.

"Çekmeden önce çok araştırdık"
Çocukluğundan beri sık sık gittiği Kıbrıs'ın şivesini çok iyi bildiğini belirten Birsel, eleştirilere şu yanıtı verdi:

"Genel olarak Kıbrıslılar çok hoşgörülü ve eğlenceli insanlardır. Dizi yayınlandıktan sonra Kıbrıslılardan çok güzel e - mail'ler de geldi. 'Çok güzel, çok komik, birebir olmuş' yazmışlar. Bu eleştirileri yapanlar Kıbrıslılar değil, facebook'ta ufak bir grup... Mesela takıldıkları şeyler arasında 'Ceviz reçeli denmez, ceviz macunu denir' demişler. Hayır, o tatlının iki ismi vardır. Çocukluğumdan beri sürekli Kıbrıs'a giden biriyim. Ceviz tatlısı da, ceviz macunu da, hatta ceviz tatlısı da denir. Bu bir hata değil, bu bir tercih.
Gollifaya da golfa denildiğiyle ilgili bir eleştiri var. Hayır, gollifa yazdım zaten.. Kolay demektir... 'Gollifa mı sandın?' yani 'Kolay mı sandın? derler. Ata da(Demirer) gollifa demiş ama hızlı konuşurken belki i harfini yutmuş.
'Bizim şivemiz tam olarak böyle değil' diyorlar bir de... Zaten birebir olması çok zor. Oralı olmak, orada yaşamak gerek. Biz mümkün olduğu kadar, ne kadar yakın olabiliyorsa onu yaptık. Birçok Kıbrıslıya da sorduk, fikir aldık. Senaryoyu çekmeden önce okuttuk. Kitaplara başvurduk, internette araştırma yaptık ve oradaki kelimelerden kullandık. Bir de çok İngilizce kullandığımızla ilgili eleştiri var. İngilizce üç yerde geçti Kıbrıslılar otobüse İngilizce 'bus' kelimesinden dolayı bas, keke 'cake'den dolayı keyk ve kahvaltıya da 'breakfast'tan dolayı birekfıst derler. Zaten Kıbrıs'ta arada sırada İnglizce kelimeler kullanılıyor."

 

 

Kıbrıs’ta esen rüzgâr...

2 Mayıs Cumartesi 2009

HASAN PULUR MILLIYET

 

KIBRIS’ta seçimi Ulusal Birlik Partisi’nin yüzde 44 gibi bir oranla kazanması işleri karıştırdı.
Aslında kazanan da “Çözümsüzlük, çözüm değildir” gibi veciz(!) bir lafla iktidara gelen “Yes be anem!”cilerin kafasıydı da...
Şimdi ne olacaktı?
Rumlarla görüşmeleri kim yürütecekti?
Zaten UBP’nin başındaki Derviş Eroğlu, seçim sırasında onların hiç de hoşuna gitmeyen laflar etmişti.
“KKTC yaşayacaktır” diyordu.
“Federasyon değil, konfederasyon” diyordu.
“Rumlarla birleşeceğiz diye Türk halkını Ruma mahkûm etmeyeceğiz” diyordu.
Rumlarla yapılan müzakerelerde Cumhurbaşkanı Talat’ın yanında bir UBP’linin de bulunacağını, bunun da muhtemelen Dışişleri Bakanı olacağını söylüyordu.
* * *
KIYAMET kopardılar “Çözümsüzlük geliyor” diye, seçime iki gün kala “Ergenekon masalı” bile okudular, Türkiye’den gelen “bir müzakereci” tam destek verdi.
* * *
AMA Kıbrıs Türk halkı, onlara değil, Ulusal Birlik Partisi’ne oy verdi, hem yüzde 44 oranla...
En büyük sorun, Cumhurbaşkanı Talat’ın yanında görüşmeci olarak UBP’li Dışişleri Bakanı’nın olacağıydı, bunu istemiyorlardı.
Niye?
* * *
OYSA 2003 yılında, muhalefet lideriyken “Hükümet olunca kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş’ı görüşmecilikten alacağız” diyen kimdi?
“İktidara gelirsek, Cumhurbaşkanı’nı müzakereci görevinden azledip, görüşmeleri hükümetin yürütmesini sağlayacağız” diyen kimdi?
“Türkiye bize görüşmeci olarak Denktaş ile devam edin diyemez. Bizim Anayasamıza göre görüşmeciyi hükümet belirler” diyen kimdi?
“Türkiye bizi dikkate almak zorunda, bize zorla karar aldıramaz, Türkiye bu halkın iradesiyle diyalog kuracak” diyen kimdi?
* * *
2003’te bunları söyleyen şimdiki Cumhurbaşkanı Talat değil miydi?(x)
Geçen hafta da “Müzakereleri Cumhurbaşkanı olarak ben yürütüyorum!” diyen kimdi?
O da Mehmet Ali Talat!
Demek değişmez kural, bulaşıcı bir hastalık gibi ona da geçmiş:
“Biz demokrasiyi çok severiz ama bizim parti kazanırsa!”
* * *
YA Türkiye’den esen rüzgâra ne demeli?
“Biz Talat’ın arkasındayız!” rüzgârını estirenler, Kıbrıs halkının iradesine niye bu kadar soğuklar?
“Hamas’a gösterdikleri hoşgörüyü niye Kıbrıs halkının yüzde 44’üne göstermiyorlar?”
“Hamas” için ne diyorlardı?
“Ama onlar seçimle geldiler!”
Peki UBP neyle geldi?
Uçurtmayla mı?
———————-
(x) Sefa Karahasan

Vekiller yemin etti

ETİ, ÇALUDA, AMCAOĞLU ANDI YANLIŞ OKUDU… Özellikle ilk kez milletvekili seçilenlerin heyecanları gözden kaçmadı. UBP Gazimağusa Milletvekili Ahmet Eti milletvekili andını hatalı okuduğu için oturumu yöneten Derviş Eroğlu tarafından iki kez uyarıldı ve andı tekrarladı. UBP Güzelyurt Milletvekili Ahmet Çaluda, UBP Lefkoşa Milletvekili Ali Çetin Amcaoğlu da yanlış okudukları kelime yüzünden andı tekrar okudu.

   Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, 19 Nisan’da yapılan milletvekilliği erken genel seçimleri sonrasında başlayan 5 yıllık yeni yasama döneminin ilk toplantısını dün yaptı.
   Meclisin 7. dönem, 1. yasama yılının dünkü ilk toplantısında, seçimlerde meclise girmeye hak kazanan 50 milletvekili yemin ederek resmen görevlerine başladı. Meclis Başkanlık Divanı seçimleri ise 6 Mayıs Çarşamba günü yapılacak toplantıya kaldı.
   Meclis Genel Kurulu’nun saat 10.00’da başlayan ilk toplantısına, en yaşlı milletvekili sıfatını taşıyan 71 yaşındaki UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu başkanlık etti. En genç 2 milletvekili UBP milletvekilleri Sunat Atun ile Kemal Dürüst, katiplik görevlerini yaptı.
   Meclisin ilk toplantısını Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, TC Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, Yüksek Mahkeme Başkanı Nevvar Nolan, Sayıştay Başkanı İsmet Akim, eski milletvekilleri ve kalabalık vatandaş topluluğu izledi.
   Basının da büyük ilgi gösterdiği toplantıda Kıbrıs Türk Kadın Dayanışma Konseyi, milletvekillerine ve izleyicilere “Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için çalışacağız, isteyeceğiz, takip edeceğiz” yazılı mektuplar dağıttı.
   Seçim sonuçlarına göre UBP 26, CTP-BG 15, DP 5, TDP 2 ve ÖRP de 2 milletvekiliyle Meclis’te temsil ediliyor.
   Cumhurbaşkanı Talat, ant içme töreninin ardından, seçimden 26 milletvekiliyle ilk sırada çıkan UBP’nin Genel Başkanı Derviş Eroğlu’na saat 12.00’de hükümeti kurma görevi verdi.

Heyecanlandılar

   Milletvekillerinin Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’ndaki ant içme töreninde bazı milletvekillerinin oldukça heyecanlı oldukları gözden kaçmadı.
   Başkan ve katiplerin ardından, sırasıyla Gazimağusa, Girne, Güzelyurt, İskele ve Lefkoşa milletvekilleri ant içti.
   İlk andı, birleşime en yaşlı üye sıfatıyla başkanlık yapan UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu içti. Eroğlu’nun andını milletvekilleri ve izleyiciler ayakta izledi.
   Ardından katipler sonra da ilçelere göre diğer milletvekilleri ant içti.
   Özellikle ilk kez milletvekili seçilenlerin heyecanları gözden kaçmazken, UBP Gazimağusa Milletvekili Ahmet Eti milletvekili andını hatalı okuduğu için oturumu yöneten Derviş Eroğlu tarafından iki kez uyarıldı ve andı tekrarladı.
   UBP Güzelyurt Milletvekili Ahmet Çaluda, UBP Lefkoşa Milletvekili Ali Çetin Amcaoğlu da yanlış okudukları kelime yüzünden andı tekrar okudu.
   50 dakika süren ant içmenin tamamlanmasının ardından Başkanlık Divanı seçimi varılan mutabakat gereği bir sonraki toplantıya bırakıldı.
   Meclisin gelecek birleşimi 6 Mayıs Çarşamba günü yapılacak.

Milletvekili andı

   Anayasa’nın 82. maddesine göre milletvekilleri görevlerine başlarken mecliste şu şekilde ant içiyor:
   "Devletin varlığını ve bağımsızlığını, yurdun ve halkın bölünmez bütünlüğünü, halkın kayıtsız şartsız
egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine bağlı kalacağıma; halkımın refah ve mutluluğu için çalışacağıma; her yurttaşın insan haklarından ve temel hak ve özgürlüklerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa’ya bağlılıktan ayrılmayacağıma; namusum ve şerefim üzerine ant içerim."

KIBRIS 02/05/09

 

ABAD kararı adli bir konu, adli şekilde ele alınmalı

İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi John Sawers, Avrupa Adalet Divanı'nın Kıbrıs'ta mülkiyet konusunda aldığı son kararın adli bir konu olduğunu ve adli şekilde ele alınması gerektiğini belirterek, konunun adada devam eden siyasi müzakere sürecine bir etkisinin olmamasını umduğunu söyledi.
   Sawers, BM Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs konusunda kabul ettiği başkanlık bildirisiyle ilgili gazetecilere açıklamalarda bulundu. Sawers, Güvenlik  Konseyi'nin liderlerin BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un Kıbrıs özel danışmanı Alexander Downer'un da yardımıyla ilerleme yolundaki fırsatı yakalamalarını ümit ettiğini belirtti.
   Sawers, ''Adaya barış ve kapsamlı çözüm getirilmesi konusunda gerçek bir fırsat olduğunu görüyoruz, bu adadaki her iki toplum için de son derece yararlı olacaktır'' diye konuştu.
   Müzakerelerde takvim belirlenmesiyle ilgili bir soru üzerine, belirli takvimlere inanmadıklarını, ancak sürecin hızlanmasını ve ilerleme görmek istediklerini kaydeden Sawers, ''Bu tür fırsatlar sonsuza dek sürmez, bu fırsatlar elde mevcutken yakalanmalıdır ve şu anda da bu fırsatlar mevcut'' dedi.
   Sawers, Avrupa Adalet Divanı'nın mülkiyet konusunda son aldığı kararın adada devam eden siyasi süreci olumsuz etkileyip etkilemeyeceğinin sorulması üzerine ise ''Umarım müzakere sürecine bir etkisi olmaz, bu adli bir konu ve adli bir şekilde ele alınması gerekir. Bizim açımızdan konunun siyasi bir boyutu yoktur'' diye konuştu.
   Güvenlik Konseyi, Genel Sekreter Ban'ın Kıbrıs özel danışmanı Downer'un Kıbrıs'la ilgili verdiği brifingin ardından önceki gün bir başkanlık bildirisi kabul ederek, adada sürdürülen müzakerelerde elde edilen ilerlemeden memnuniyet duyduğunu ve müzakerelerin ivmesinin artmasını talep etmişti.
   Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin de gazetecilere yaptığı açıklamada, garantör ülke olarak Türkiye'nin ve Kıbrıslı Türklerin Ada'daki süreci desteklemeyi sürdüreceklerini belirterek, ''Ama tabii günün sonunda varılacak çözümün Kıbrıslı Türklerin de kabul edebilecekleri bir çözüm olması gerekir'' diye konuşmuştu.
   Downer ise BM'deki gazetecilerin karşısına ilk kez çıkmış ve Kıbrıs'ta müzakerelerin başarıya ulaşacağı konusunda ''ihtiyatlı iyimserlik'' taşıdığını söylemişti.

KIBRIS 02/05/09

 

51 yıl sonra emekçiler bir arada

Pelin ŞAHİN

Kıbrıs Barış Platformu dün akşam 1 Mayıs′ı "Taksime Hayır… 1 Mayıs′ta Taksim′deyiz" sloganıyla Taksim Sahası′nda düzenlenen iki toplumlu etkinlikle kutladı.
Etkinlik için saat 18.00′de Kuğulu Park′ta toplanılarak ara bölgeye hareket edildi.
Etkinlikte, 5′i Güney, 3′ü Kuzey Kıbrıs′tan 8 müzik grubu konserler verdi, Türkçe ve Rumca sunulacak etkinliğin Kıbrıslı Türkler ve Rumların 51 yıl aradan sonra ortak 1 Mayıs kutlaması yapmış olmasından dolayı miting büyük önem taşıdı.
Kıbrıs Barış Platformu Dönem Sözcüsü Tevfik Yoldaş konuşmasında, "kapitalist sömürü ve baskı düzenine, emperyalizm ve işbirlikçi patronlar tarafından dayatılmakta olan yıkım paketlerine, eğitimin, sağlığın ve sosyal güvenliğin özelleştirilmesine, kapitalizmin dünya çapındaki krizinin faturasının emekçi sınıflara ödetilmesine, ırkçılığa, şovenizme, Kıbrıslı Türklerin asimile edilmesine karşı mücadelelerini yükseltmek ve kararlılıklarını göstermek ve Kıbrıs′ın taksim edilerek bölünmesine, Taksim Sahası′nda ′hayır′ demek için" bir arada olduklarını söyledi.
"Kapitalizm Kıbrıs′ta milliyetçi kışkırtmalardır, nefrettir, ırkçılıktır, savaştır, bölünmüşlüktür, kandır, gözyaşıdır" diyen Yoldaş, "Kıbrıs′ın bölünmüşlüğünü sürdürmenin, Kıbrıslılara acıdan başka bir şey vermediğini, fakat sömürünün artarak devamına yol açtığını" savundu.
"Emperyalizmin müdahaleleri sonucunda" Kıbrıslıların 51 yıldır 1 Mayıs′ı birlikte kutlayamadığını söyleyen Yoldaş, "Kıbrıs′ın bölünmüşlüğüne dur demek, taksime, yani statükoya hayır demek için Taksim Sahası′nda olduklarını" belirtti.

HALKIN SESI 02/05/09

 

Müzakerelere ara mı veriliyor?

Cumhurbaşkanlığı AB ve BM İşlerinden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu′nun önceki gün planlanan görüşmesi ertelendi.
Nami, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı′nın Orams davasıyla ilgili kararının değerlendirmesi için devam eden toplantılar nedeniyle önceki günkü toplantıya katılamayacağını bildirerek erteleme istedi.
"Ekonomi" konularının ele alınacağı görüşme haftaya ertelendi ancak kesin görüşme tarihi henüz             saptandı.
Öte yandan konuyla ilgili olarak HALKIN SESİ′ne konuşan Özdil Nami, Orams davasının kararıyla ilgili Cumhurbaşkanlığı′ndaki değerlendirmelerin devam ettiğini ve bu nedenle görüşmeyi önümüzdeki            haftaya ertelendiğini belirtti. Nami, "Görüşmelerin iptali asla söz konusu olamaz" dedi.
 "KIBRIS TÜRK TARAFI GÖRÜŞMELERİ İPTAL ETTİ" İDDİASI
Bu arada Güney’de yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Kıbrıs Türk tarafının ATAD kararına tepki amacıyla Kıbrıs sorununun çözümü müza-kereleri çerçevesinde önceki gün gerçekleştirilmesi planlanan iki toplantıyı iptal ettiğini ileri sürdü. Gazete, Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu ile Cumhurbaşkanlığı AB ve BM İşlerinden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami arasında yapılması planlanan bir görüşme olduğunu, ancak görüşmenin iptal edildiğini iddia etti.
Haberde ayrıca, önceki gün de teknokratlar düzeyinde bir görüşmenin planlanmış olduğu ancak bunun da iptal edildiği belirtilirken, iptallerin sebebinin doğrudan ATAD′ın kararıyla ilişkili olduğu ileri sürüldü.
STEFANU: NEDENİNİN, ATAD KARARI OLDUĞU YÖNÜNDE BİR MESAJ YOK
Öte yandan Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu da görüşmelerin ertelendiğini doğruladı ancak "ertelemenin nedeninin ATAD kararı olduğu yolunda hiçbir mesaj alınmadı. Başka zamanlarda da farklı nedenlerden dolayı ertelemeler yaşandı" dedi.
Stefanu, Orams davasına da değindi ve "Dilerim, Kıbrıs Türk tarafından müzakereleri zedeleyebilecek tepkiler gelmez" ifadesini kullandı.

HALKIN SESI 02/05/09

 

"Müzakereler fazla uzarsa başarısızlığa sürüklenir′′

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon′un Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, Kıbrıs′ta müzakerelerin başarıya ulaşacağı konusunda ′′ihtiyatlı iyimserlik′′ taşıdığını söyledi.
Alexander Downer, dün BM Güvenlik Konseyi′nin basına kapalı olarak düzenlediği toplantısında, Ada′da süren müzakere süreciyle ilgili konseye bilgi verdi.
Downer, daha sonra basına bir açıklama yaptı ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.
′′Açıkçası bu çok zor bir müzakere ve çok uzun süredir devam eden bir konu′′ diye konuşan Downer, sorunun kolay çözülecek bir sorun olmadığını, kimsenin de böyle bir beklentiye kapılmaması gerektiğini, zaten öyle olsa sorunun çok daha önceden çözülmüş olacağını bildirdi. Downer, ancak kendisinin ve BM′nin çaba harcamayı sürdürmesinin yararlı olduğunu düşündüğünü ve bu yüzden bu görevi sürdürdüğünü belirterek, süreçle ilgili olarak ′′ihtiyatlı bir iyimserliğe′′ sahip olduğunu, ama zorlukların da farkında olduğunu kaydetti.
Downer, Türkiye′nin sürece ilişkin desteğiyle ilgili bir soru üzerine, Türkiye′de başta cumhurbaşkanı ve başbakandan başlamak üzere Türk liderliğinin Kıbrıs sorununun çözülmesini desteklediklerini, bundan hiçbir kuşkusu olmadığını vurguladı. Elbette tarafların farklı tutumları olduğunu ve bunun doğal olduğunu belirten Downer, ′′Türkiye′nin sorunun çözülmesini istediğini,′′ bu konuda hiç kuşkusunun olmadığını yineledi ve ′′(Türkiye′nin) bu konuya odaklanmasını takdir ediyorum′′ diye konuştu.
Downer, müzakerelere bir takvim getirilip getirilmeyeceğine yönelik bir soru üzerineyse, ′′Bu süreçte ivme olmalı′′ dedi. Downer, hem  liderlerin hem de temsilcilerinin pek çok kez bir araya geldiklerini, süreçte çok enerji harcandığını ve bu ivmenin korunması gerektiğini belirterek, ′′Bu süreç sonsuza dek sürecek bir süreç değildir. Eğer (süreç) gereğinden fazla uzarsa başarısızlığa sürüklenir′′ diye konuştu.
Ada′nın kuzeyinde ve güneyinde bulunan tüm tarafların müzakereleri desteklemelerinin önemli olduğunu, yoksa Kıbrıs′ı ′′karanlık bir geleceğin′′ beklediğini vurgulayan Downer, Ada′daki iki lider Talat ve Hristofyas′ın müzakereleri sürdürmeleri için onlara yeterli alan ve zaman verilmesi gerektiğini bildirdi.
Talat′ın görev süresinin sonunda bir çözüme varılıp varılmayacağının sorulması üzerineyse Downer, tahminde bulunamayacağını, ancak ′′sürecin başarıya erebileceği konusunda ihti-yatlı olarak iyimser′′ olduğunu kaydederken, ′′Bu fırsat penceresi sonsuza dek açık kalmayacak′′ diye konuştu.

HALKIN SESI 02/05/09

 

Denktaş: Rumlar ipten indi

KKTC'nin ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, seçimlerde 'devletim, halkım' diyenlerin oy aldığını ve yeni hükümetin Rum tarafına korku saldığını belirterek, Başbakan Erdoğan'ın Derviş Eroğlu'na telkinlerinin 'Rumlar'ı ipten indirdiğini' söyledi.

ntvmsnbc ve Ajanslar

02 Mayıs. 2009 Cumartesi

ANTALYA - KKTC'nin Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC'de göreve seçilen yeni hükümetin Rum tarafından korkuya neden olduğunu ifade ederek, ''Bırakılması lazımdı bu korku devam etsin. Etsin ki Sayın Talat, hiç olmazsa pazarlıkta biraz daha kuvvetli olsun'' dedi.

Denktaş, Kıbrıs Türk Kültür Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği Antalya ve Kemer Şubeleri ile Cumhuriyet Okurları Derneği Antalya Şubesi'nce düzenlenen, 'Kıbrıs'ta Son Durum' konulu konferans vermek üzere Antalya'ya geldi.

Antalya Büyükşehir Belediyesi Kültür Salonunda düzenlenen konferansta konuşan Rauf Denktaş, Kıbrıs sorununda gelinen noktayı değerlendirdi. Kıbrıs'ta devlet olmadan önce yaşadıkları acıları dile getiren ve dedesinin Türk askerleriyle ilgili kendisine söylediği, 'Gittiler ama yine gelecekler' sözünü hatırlatan Denktaş, ''Bu sözü torunlarıma söylemek istemem. Bu asker geldi ya ben torunlarıma 'Gidecekler ve gelecekler' demeyeceğim. İnşallah, Türk askerleri hiç gitmeyecek'' diye konuştu.

Görevi sırasında Annan Planı'nı, Lozan'ın dengesini bozma anlamına geleceği için kabul etmediğini, bu nedenle referandumda da 'hayır' oyu çıkması için çok uğraştığını dile getiren Denktaş, ''ABD 30 milyon dolar harcadı. Bazı kişilerin cebini doldurdular. AB de 'Gökten Avrolar yağacak' dedi. Yüzde 65 evet, yüzde 35 hayır dedi. Dört yıl sonra verilen sözlerin hiçbirinin tutulmadığını gören halkımız, son seçimde 'devletim, halkım' diyenlere oy verdi'' ifadesini kullandı.

''RUMLAR İPTEN İNMİŞ OLDU''
KKTC'de yapılan son seçimin sonuçlarının Rum kesiminde korkuya neden olduğunu ifade eden Denktaş, ''Rum tarafı, yeni hükümetin seçilmesiyle muazzam bir korku içerisine girdi. 'Bunlar gelirse başlamış olan görüşmeler yarı buçuk kalacak. Bunlarla ne güzel gidiyorduk. Tek halk, tek devlet, tek egemenlik' diyorlardı. Bırakılması lazımdı bu korku devam etsin. Etsin ki Sayın Talat, hiç olmazsa pazarlıkta biraz daha kuvvetli olsun. Bakan Cemil Çiçek, burada, 'İşte ayrı seçimler, ayrı demokrasi, ayrı demokrasinin varlığı teyit edilmiştir' beyanatını yaptı. İçimize su serpti. Ama Sayın Başbakanımız Erdoğan, Sayın Eroğlu'na, 'Sakın ola görüşmeleri kesme, sakın ola yeni bir şeyler koyma, ne üzerinde yürürse onun üzerinde bu iş yürüyecek' deyince, Rumlar ipten inmiş oldu. 'Türkiye karar verir. Kıbrıs Türklerinin hükmü yoktur' dediler'' dedi.

Denktaş sözlerini, ''Yüzde 65 Rum genci Türklerle birarada yaşamak istemiyor. Bizim çıkışımız milli çizgimize dönüştür. Kıbrıs'ta iki eşit halk, iki ayrı demokrasi, iki ayrı devlet ve iki ayrı egemenlik vardır. Türkiye'nin garantörlüğü de esastır'' diye sürdürdü.

Rauf Denktaş, her yerde yaşanan süreci ve karşı karşıya kalınacak tehlikeleri anlatmaya çalıştığını belirterek, sözlerini, ''Bana göre Sayın Talat'ın görüşmeleri derhal askıya alması lazım. Ben bu yaşta bunları anlatmak için uğraşıyorum. Biliyorum bu söylediklerimi yarın büyük gazeteler yazmayacak. Türk halkına, 'Kıbrıs yerinde duruyor, asker mi çektik, toprak mı verdik?' diyecekler ve bu sözleri manşet yapılacak. Toprak veriyorsunuz. Vermeye devam ediyorsunuz. Askerin tümünü çekeceğinizi, Annan Planı'na ve şimdiki görüşmeleri desteklemekle kabul etmiş oldunuz. Bu salona siz, sırf 85 yaşında saçsız bir adamı görmeye gelmediniz. Uğruna şehitler verdiğiniz milli bir davanın nereye gittiğini öğrenmeye geldiniz. Nereye gidiyor Kıbrıs meselesi? Bilmiyorum, Karanlığa gidiyor'' şeklinde tamamladı.

KONFERANS ÖNCESİ...
Rauf Denktaş, verdiği konferans öncesi, Muratpaşa Belediye Başkanı Süleyman Evcilmen tarafından onuruna verilen yemeğe, sonra da yerel VTV Televizyonu'nda bir programa katıldı.

Denktaş, daha sonra Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın'ı ziyaret ederek, göreve seçilmesi dolayısıyla kutladı. Denktaş, ziyarette Akaydın'a iki kitabını hediye etti.

Akaydın, Denktaş'a, ''Kütüphanemin bir rafı sizin, bir rafı da 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'in eseriyle kaplı'' dedi. Akaydın, Denktaş'a ziyaretin anısına plaket sundu.

Denktaş'ın konferansı sonrası ise, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın yüzyılın yaşayan en büyük siyasi liderlerin Süleyman Demirel, Rauf Denktaş ve Nelson Mandela olduğunu söyledi.

Daha sonra, katılımcı kuruluş temsilcileri Denktaş'a plaket sundu.

Rauf Denktaş, Atatürkçü Düşünce Derneği Kemer Şubesi'nin davetlisi olarak geldiği ilçede dernek üyeleri tarafından verilen yemeğe katıldı. Denktaş, burada yaptığı konuşmada Kıbrıs'ta direnişin 60. yılına girdiğini, bu mücadelenin bitmeyeceğini ifade etti.

Denktaş, ''Kıbrıs'ta devam eden görüşmelerde tek halk tek devlet ve tek egemenlik savunuluyor. Türkiye AB'ye girmeden KKTC'nin Rumlar ile birleşerek AB'ye girmesi, KKTC ile Türkiye'nin bütün bağlarının kesilmesi anlamına gelir. Bunun endişesi içindeyim. Bu nedenle, bu yaşta Anadolu'dan aldığım davetlere icabet ediyorum. Halk, tehlikenin farkında değil. Çünkü mega basın, büyük basın tehlikeleri yazmıyor. Taraf tutan basın ise aleyhimize ne varsa onu yazıyor. 'KKTC elden gidiyor' diyenlerin susması için uğraştılar'' şeklinde konuştu.

Denktaş, konuşmasının sonunda Kemer Belediye Başkanı Mustafa Gül'ü de belediye başkanı seçildiği için tebrik etti.

 

 

Hristofyas: ATAD kararı müzakerede değerlendirilmeli

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın (ATAD) Kıbrıslı Rum Meletis Apostolidis'in İngiliz David-Linda Oram çifti aleyhine açtığı davaya ilişkin verdiği görüşün, Kıbrıs sorununun çözümünü amaçlayan müzakere masasında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

AA

03 Mayıs. 2009 Pazar

LEFKOŞA - Hristofyas, ATAD'ın görüşünün, müzakere masasında "uç argümanlar sunmadan, sonuç getirici biçimde değerlendirilmesi gerektiğini" ifade etti. Rum gazetelerine göre Hristofyas, ziyaret için bulunduğu Londra'da ATAD kararını değerlendirdi ve Kıbrıs Türk tarafının ATAD kararına verdiği tepkiyi "kabalık" olarak niteledi.

Hristofyas, İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Rumların onuruna verdiği yemekte yaptığı konuşmada, "mülkiyet sorunu ve Kıbrıs sorununun mahkemelerde çözüleceği" şeklinde bir değerlendirmeleri bulunmadığını savundu.

Hristofyas, "devletlerarası davaların ve Titina Loizidu davasında alınan kararların güçsüzleştirilmemesi gerektiğini" ifade ederek, "Mahkemeler hakim koşulların dışında faaliyet göstermiyorlar. Bu yüzden mahkemelere her başvuruşumuzda yeni bir şey araya girecektir. Güçlü olan mahkemeler üzerinde etkili olur" diye konuştu.

Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ATAD kararına yönelik tepkisiyle ilgili olarak da "malı, Kıbrıslı Türkler, işgal rejimi ve yabancılar tarafından yağmalanan Kıbrıslı bir Rumun mahkemede haklı bulunmasına kötü bir şey diyebilir miyiz? Elbette bu kararı memnunlukla karşılayacağız. Sayın Talat tehdit açıklamalarıyla, bilgisizce tepki gösteriyor. Kötü" iddiasında bulundu.

Hristofyas, söz konusu yemekte ayrıca, Kıbrıs müzakerelerine değindi ve tarafların görüşme masasında ortaya koydukları öneriler hakkında İngiltere'deki Rumlara bilgi verdi.

"Müzakere sürecinde, Türkiye'nin AB'ye hesap vereceği aralık ayı ve Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıslı Türklerin lideri olmaya devam edip etmeyeceğinin netleşeceği Nisan 2010 gibi doğal takvimlerin bulunduğunu" savunan Hristofyas, "Türkiye'nin sınavda iyi not almasında ya da Türkiye kurtulsun diye Kıbrıs sorununu alelacele çözmekle biz mi yükümlüyüz? Bunu hem Türkiye hem de Talat anlasın" ifadesini kullandı.

Hristofyas, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini desteklediklerini, ancak bunun koşulsuz olmadığını yineleyerek, Türkiye'nin "Kıbrıs cumhuriyeti"ni tanıması; liman ve havaalanlarını Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına açması gerektiğini iddia etti.

Rum tarafı ile Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin yönetim, mülkiyet ve AB konularında sunmuş oldukları karşılıklı tezlere de değinen Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafının tüm makamlarda dönüşümlü görev istediğini, bunun da en büyük görüş ayrılığını teşkil ettiğini söyledi.

Denktaş: "Delil varsa beni içeri alırsın"

03.05.2009 CNN TURK

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ergenekon iddianamesine kendi adının da karışmasından rahatsız olduğunu belirtti, "Delil varsa beni içeri alırsın. Ben hukukçuyum. Dünyanın hiçbir yerinde böyle kanun görmedim" dedi.


Kıbrıs Türk Kültür Derneği Antalya Şubesi ve Atatürkçü Düşünce Derneği Kemer şubesi tarafından "Kıbrıs´ta son durum" başlıklı panele katılmak için dün kente gelen Rauf Denktaş, bugün Kemer´deki Viking Oteli´nde basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda Kıbrıs'la ilgili yaşanan gelişmelere değinen Denktaş, görüşmelerin bu seyirde sürmesi halinde 5 yıla kadar konunun Girit meselesi gibi elden gideceğini vurguladı, üstü kapalı görüşmelerden duyduğu rahatsızlığı aktardı.

Türk hükümetinin Kıbrıs konusunda ikili oynadığını da savunan Denktaş, ``Hem Kıbrıs'ın gerçeğini kabul edip, sayın başbakan ve kabine üyeleri, ´Kıbrıs'ta çift devlet, çift halk vardır´ diyor, hem de AB için yapılan Kıbrıs görüşmelerinin eski seyrinde, Kbrıs'tan taviz verilerek devam etmesine destek oluyorlar'' dedi.

Ergenekon iddianamesine adının karışmasından duyduğu rahatsızlığa da değinen Rauf Denktaş, ``Gazetelere öyle bir yansımış ki, sanki iki rektörün gözaltına alınma nedenlerinden biri de benimle yemek yemeleri olarak gösterilmiş. Gözaltı nedenlerinden biri olarak gazetelere yansıdı bu durum. Böyle bir şey olabilir mi? benimle konuştu diye gözaltı olur mu? bu çok üzücü bir durum'' diye konuştu.

Gazetecilerin, "Sizin de gözaltına alınmanız söz konusu olur mu?" sorusuna Denktaş ilginç bir cevap verdi.

Gazeteciyi kolundan tutarak yanına çağıran Denktaş, ``Sen gel bakalım buraya. Gel şurada bekle. 3, 8, 13 ay orada kalırsın. Ondan sonra seni eve göndereyim ölmek için. Böyle hukuk dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Delilin varsa beni içeri alırsın. Eğer şüphe ile de aldıysan 2 hafta, 3 hafta, 1 ay sonra da ´ben delil bulamadım´ dersin. ben hukukçuyum, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir kanun görmedim'' diye konuştu.

"Orams kararı müzakerelerde değerlendirilmeli"

03.05.2009  CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın (ATAD) Kıbrıslı Rum Meletis Apostolidis'in İngiliz David-Linda Oram çifti aleyhine açtığı davaya ilişkin verdiği görüşün, Kıbrıs sorununun çözümünü amaçlayan müzakere masasında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.


Hristofyas, ATAD'ın görüşünün, müzakere masasında "uç argümanlar sunmadan, sonuç getirici biçimde değerlendirilmesi gerektiğini" ifade etti.

Rum gazetelerine göre Hristofyas, ziyaret için bulunduğu Londra'da ATAD kararını değerlendirdi ve Kıbrıs Türk tarafının ATAD kararına verdiği tepkiyi "kabalık" olarak niteledi.

Hristofyas, İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Rumların onuruna verdiği yemekte yaptığı konuşmada, "mülkiyet sorunu ve Kıbrıs sorununun mahkemelerde çözüleceği" şeklinde bir değerlendirmeleri bulunmadığını savundu.

Hristofyas, "devletlerarası davaların ve Titina Loizidu davasında alınan kararların güçsüzleştirilmemesi gerektiğini" ifade ederek, "Mahkemeler hakim koşulların dışında faaliyet göstermiyorlar. Bu yüzden mahkemelere her başvuruşumuzda yeni bir şey araya girecektir. Güçlü olan mahkemeler üzerinde etkili olur" diye konuştu.

Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ATAD kararına yönelik tepkisiyle ilgili olarak da "malı, Kıbrıslı Türkler, işgal rejimi ve yabancılar tarafından yağmalanan Kıbrıslı bir Rumun mahkemede haklı bulunmasına kötü bir şey
diyebilir miyiz? Elbette bu kararı memnunlukla karşılayacağız. Sayın Talat tehdit açıklamalarıyla, bilgisizce tepki gösteriyor. Kötü" iddiasında bulundu.

"Doğal takvimler var"


Hristofyas, söz konusu yemekte ayrıca, Kıbrıs müzakerelerine değindi ve tarafların görüşme masasında ortaya koydukları öneriler hakkında İngiltere'deki Rumlara bilgi verdi.

"Müzakere sürecinde, Türkiye'nin AB'ye hesap vereceği aralık ayı ve Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıslı Türklerin lideri olmaya devam edip etmeyeceğinin netleşeceği Nisan 2010 gibi doğal takvimlerin bulunduğunu" savunan Hristofyas, "Türkiye'nin sınavda iyi not almasında ya da Türkiye kurtulsun diye Kıbrıs sorununu alelacele çözmekle biz mi yükümlüyüz? Bunu hem Türkiye hem de Talat anlasın" ifadesini kullandı.

Hristofyas, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini desteklediklerini, ancak bunun koşulsuz olmadığını yineleyerek, Türkiye'nin "Kıbrıs cumhuriyeti"ni tanıması; liman ve havaalanlarını Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına açması gerektiğini iddia etti.

Rum tarafı ile Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin yönetim, mülkiyet ve AB konularında sunmuş oldukları karşılıklı tezlere de değinen Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafının tüm makamlarda dönüşümlü görev istediğini, bunun da en büyük görüş ayrılığını teşkil ettiğini söyledi.

 

AİHM’den gün bekliyor!

UZUN YILLAR DEVAM EDEN GİRİŞİMLER SONUÇSUZ… Kıbrıslı Rumlar, Orams davasıyla ilgili ABAD kararı sonrasında bayram yaparken, güneyde mal bırakan Kıbrıslı Türklerin yıllardan beri devam eden hak arayışlarında hiçbir ilerleme olmuyor. 1974 sonrasında, güneyde kalan Tatlısu köyündeki denize sıfır 17 dönümlük arazisini geri almak için mücadele veren Erdoğan Atakan, bunlardan biri. Atakan, büyük uğraşlar sonucunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gönderdiği dava dosyasının ‘sıraya alınmasını’ sevinçle karşılamış ve umutlanmıştı… Fakat AİHM 4 yıldan beri bu dava için duruşma günü vermedi…

ARAZİSİNE ELEKTRİK SANTRALİ DİKTİLER… Erdoğan Atakan, 1974 öncesinde sultani üzüm yetiştirdiği, paha biçilmez arazisinin, Rum Yönetimince bilinçli bir şekilde istimlak edildiğini ve üzerine elektrik santrali dikildiğini görünce inanılmaz bir hayal kırıklığına uğradı. Daha sonra tanınmış avukatlarla görüşerek, hakkını elde etmek için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme, dava dosyasını 4 yıl önce kabul ettiği halde, hala duruşma günü vermedi. Bölgede 52 Kıbrıslı Türk’ün daha toprağı bulunduğunu belirten Atakan, “Tümünün arazisini telle çevirip istimlak ettiler” dedi.

Aral MORAL
   Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ABAD) Orams davasıyla ilgili kararı, Kıbrıslı Rumlar tarafından büyük coşkuyla karşılanırken, Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs’ta kalan mallarının akıbeti hala belirsizliğini koruyor. Kıbrıslı Türklerin bu konuda uluslararası arenalarda verdiği mücadelelerde de hiçbir ilerleme kaydedilemiyor.
   Bunlardan biri de, çıkan olaylar nedeniyle 1974 sonrasında Larnaka’ya bağlı Tatlısu köyündeki 17 dönümlük denize sıfır arazisini bırakarak Kuzey Kıbrıs’a kaçmak zorunda kalan Erdoğan Atakan.
   Şu anda Paşaköy’de ikamet eden Erdoğan Atakan, 1974 öncesinde, atalarından kalan arazisinde Sultani üzüm yetiştirdiği verimli topraklarının geçen süre içerisinde Rum yönetimi tarafından istimlak edilerek üzerine elektrik santrali kurulduğunu görmüş ve hemen hukuki bir mücadele başlatmış…
   Söz konusu toprakların ata yadigarı olduğunu belirten Atakan, önce güneyde dava açmaya çalıştığını, bunu başaramayınca da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) dava dosyaladığını söyledi.
   4 yıldır davanın görüşülmesi için beklediğini belirten Erdoğan Atakan, güneyde kalan Kıbrıslı Türk mallarının, Rumlar tarafından kasıtlı olarak istimlak edildiğine dikkat çekti.

“O topraklar bana atalarımdan kaldı”

   Larnaka’ya bağlı Tatlısu köyündeki 17 dönülük arazisinde üzüm bağı olduğunu söyleyen Erdoğan Atakan, “Sultani üzüm yetiştirip Avrupa’ya satıyordum. O topraklar bana atalarımdan kalmıştı” dedi.
   1968 yılından 1974’e kadar üzüm yetiştirdiğini söyleyen Atakan, 1974’te savaşın patlak vermesiyle evini ve bağlarını terk ederek kuzey Kıbrıs’a geçtiğini ifade etti.
   Aradan geçen uzun yılların ardından karşılıklı geçişlerin 2003 yılında başlamasıyla köyüne gitme fırsatı yakaladığını belirten Erdoğan Atakan, o gün yaşadığı şoku şu sözlerle anlattı:
   “Kapılar açıldığı zaman köyüme gittim. Ben, bıraktığım gibi bulacağımı sanıyordum ama Rumlar üzüm bağlarımın üzerine elektrik santrali kurmuştu.”

“Rum avukatlar, Kıbrıs meselesi
çözülmeden bu davaya bakamazmış”

   17 dönümlük ata toprağına elektrik santralinin kurulduğunu gördükten sonra, ne yapacağını düşünmeye başladığını ifade eden Atakan, 2 Rum avukat tuttuğunu ancak avukatların “Biz bu davaya bakamayız. Kıbrıs meselesi çözülmeden yapabileceğimiz bir şey yok” dediğine dikkat çekti.
   “Daha sonra Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvurdum. Ancak onlarda ayni cevabı aldılar” diyen Erdoğan Atakan, son çare olarak, Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Avukat Emine Erk’in yardımlarıyla AİHM’de dava dosyaladığını belirtti.
   Atakan ayrıca, dosyasının kabul edilerek sıraya konulduğunu belirterek, 4 yıldır davanın görüşülmesini beklediğini kaydetti.

“Türk malları kasıtlı olarak istimlak ediliyor”

   Geride bıraktığı mallar için tazminat istediğini söyleyen Erdoğan Atakan, “Çünkü içinde santral var. Santrali söküp de atacaklarını sanmıyorum” dedi.
   Elektrik santralinin kasıtlı olarak kendi toprağının üzerine yapıldığını söyleyen Atakan, kendi arazisinin bulunduğu bölgede Rumlara ait arazilerin de olduğunu belirtti.
   Bölgede 52 Kıbrıslı Türk’ün daha toprağı bulunduğuna vurgu yapan Atakan, “Tümünün arazisini telle çevirip istimlak ettiler” dedi.

“Devlet yardımcı olmalı”

   Koçanlarının elinde olduğunu söyleyen Atakan, “Ancak elinde koçanı olmayanlar hakkını aramak için dava açamadı” diye konuştu.
   Güneyde mal bırakmış ve mağdur olmuş Kıbrıslı Türklere devletin yardımcı olması gerektiğine vurgu yapan Erdoğan Atakan, davanın görüşüleceğin günü iple çektiğini ifade etti.
   Güçlü lobi faaliyetleriyle Kıbrıslı Türklerin haklarının aranması gerektiğini vurgulayan Atakan sözlerini şöyle tamamladı:
   “Hem devletimizin hem de Türkiye’nin uzman ekipleri bize yardımcı olmalı. Aksi takdirde hiçbir hak elde edemeyeceğiz. Zamanında silahla yapamadıklarını topraklarımıza el koyarak başarmaya çalışıyorlar.”

KIBRIS 03/05/09

Non-EU buyers not safe from long arm of ECJ ruling
By Stefanos Evripidou

THE EUROPEAN Court ruling on the Orams case could have worldwide implications for investors in the north, giving Greek Cypriots recourse to assets held outside the European Union, warned a human rights lawyer yesterday.

The ruling opens the door to Greek Cypriot refugees pursuing the assets of foreign “buyers” of their land in any one of the 27 EU member states, and even beyond, said Achilleas Demetriades.

The European Court of Justice ruling (ECJ) backed a Nicosia court’s judgement earlier this week against the British couple who had built a villa on land belonging to refugee Meletis Apostolides.

Assuming the English Court of Appeal adopts the ECJ ruling, Apostolides will be able to enforce the Nicosia court judgement in England by seizing the Orams’ assets in the UK.

The ruling has been described as a “huge blow” to the Turkish Cypriots with ominous consequences predicted for the economy of the breakaway state, heavily reliant on the sale of Greek Cypriot properties to foreigners.

Demetriades argued that the scope of the ruling went beyond simply discouraging EU citizens not to exploit Greek Cypriot land in the north, but was a warning bell for anyone with assets in the EU, or even in third countries outside the Union.

“This not only affects EU citizens, but also any persons with assets in the EU. For example, if you are from Russia, and have assets in Europe, you can still be caught,” he said.

Even if there are difficulties in executing a judgement against the usurper of your land in Cyprus, “you still have 26 other member states to look for enforceability, thereby increasing your chances”.

The human rights lawyer further suggested the long tentacles of the law could stretch beyond the EU to other countries whose residents have property interests in the north Potentially, judgements could be enforced anywhere in the world where there is a bilateral judicial enforcement agreement with an EU country, possibly including Russia, Israel or even Turkey.

“The question is by registering the judgement in an EU country, can you take that country’s bilateral agreements and then execute in the third country? If, for example, we were to register a judgement in France, which has a reciprocal enforcement of judgement treaty with a third country, say Russia, could you take advantage of that judgement in France and execute it in Russia?” asked Demetriades.

“You can use the other 26 EU member states as stepping stones to execute judgement in a third country on the basis of bilateral agreements which are independent of the EU. Obviously, the main target for this would be Turkish interests which are in abundance in the occupied areas,” he added.

A second possible implication of the ECJ ruling is the potential for civil litigation on events taking place in the north, with execution of the judgements in the south or EU.

“For example, a Greek Cypriot travels to the occupied areas and gets his car crashed into by a Turkish Cypriot in Kyrenia. He may bring an action against the Turkish Cypriot in the Kyrenia district court temporarily situated in Nicosia. If he obtains a judgement, and the defendant has assets in the government-controlled areas or the EU, then he can execute the judgement,” said Demetriades.

The reaction to the ruling in the north has been one of panic and outrage, with calls from some quarters for Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat to pull out of the talks and even resign.

Speaking from London, President Demetris Christofias said the Orams decision should be used effectively in the talks but without adopting extreme positions. “Of course it’s not our position that the property issue and the Cyprus problem will be solved by the courts,” he added.

Hubert Faustmann, an international relations expert, described the ruling as a “huge blow” to the Turkish Cypriots which could prove to be “the kiss of death” in the long-term.

“It’s a huge success for the Greek Cypriots, which adds another layer of urgency to reach a settlement. It’s clear that without a solution, any Greek Cypriot, possibly with government help, can ask for their property back,” he said.

“It’s a vindication of the Greek Cypriot property position in the north, and anyone buying there will know about it. The north’s attractiveness will suffer and there is a huge hefty bill looming on Turkish Cypriots now,” he added.

Faustmann warned that the Turkish Cypriots could also seek redress for their properties in the government-controlled areas which would spark off a property war in the courts.

“Things can get ugly but it depends on how they want to play it and whether they want to escalate it?” he said.

The analyst said both leaders were still determined to find a solution through direct talks and not through the courts. But if the chance is passed, and more people start taking advantage of the Orams ruling, “in the long-run this could be the kiss of death for the north, where property is a huge source of income.”

CYPRUS MAIL 03/05/09

Greek Cypriot property rights must be recognised

IT’S HARD to have any sympathy for David and Linda Orams, or for any of the other expats living on Greek Cypriot properties in the north whose peaceful retirement has been disturbed by the ruling of the European Court of Justice, backing a Nicosia court’s judgement against the British couple who had built a villa on land belonging to refugee Meletis Apostolides.

It would have been different had the case targeted Turkish Cypriots, themselves displaced or in some way victims of the long-running Cyprus conflict. But the Orams, and hundreds of others like them, are effectively guilty of buying stolen property, snatching up the cheap deal offered ‘off the back of a lorry’ while wilfully closing their eyes to the reasons for such a bargain. The least they deserve is to sweat about the future of their ill-gotten gains.

The reaction of Turkish Cypriot politicians is as predictable as it is in bad faith. To say that the welcome for the ruling in the south proves the Greek Cypriots are not serious about reunification is frankly ludicrous. What then is one to say about the orgy of construction and speculation in Greek Cypriot properties in the five years since the failed Annan plan referendum? Has that been a sign of good will? Does it show commitment to reunification in a common homeland?

Did Messrs Talat and Eroglu really expect the European Court of Justice to issue a political judgment, one that would suspend the rule of law in the name of realpolitik? Perhaps they did, much in the same way as Turkey often seems to see its harmonisation process with the European Union as a game of give and take where its strategic weight bears heavily on the scales, rather than as the wholesale adoption – without negotiation – of a body of Community law.

The truth is that the ruling is a severe blow to the north, but if anything it should add urgency to the negotiations rather than bring them to their knees. For what it shows, once again, is the unsustainability of the status quo. For those in the north who thought that in the wake of the Greek Cypriot ‘no’ they could just go it alone and raise a finger across the Green Line, it is a reminder that a future without a settlement is one of uncertainty and continued illegality in the eyes of the international community.

And while the Greek Cypriots may hail the ruling as a vindication of their rights, Meletis Apostolides will know that he is no closer to reclaiming his property than he was a week ago. As President Christofias acknowledged, the Cyprus problem will not be solved by a court decision, however favourable it may be.

Of course, the decision will affect the talks. If only for domestic political consumption, Talat and his team will have to sulk. In response, the Greek Cypriot side must resist the temptation to gloat. And we hope that after a while matters can return to normal – if there is such a thing.

But the Orams ruling must not be forgotten, for it highlights the importance of property as the issue on which any settlement will succeed or fail. One of the greatest undoings of the Annan plan lay in its property provisions, effectively asking the Greek Cypriots to pay compensation to their own refugees for land that had been seized from them by force. (At least the compensation at the so-called property commission is paid out by Turkey.)

Clearly, not all Greek Cypriot refugees will go home, but there has to be an unquestioned acknowledgment of their ownership rights, a mechanism that recognises their title to the property even if it does not necessarily allow them to occupy it, and an externally-funded compensation package that matches the value of the land lost.

If Mr Talat’s vision of a settlement is one that rides roughshod over Greek Cypriot property rights, then he must realise that it will fail. If he feels so strongly that unscrupulous British buyers should have a right to plunder Greek Cypriot property, then it should fail.

If that is the premise on which he is negotiating, then the two sides are talking at cross-purposes, and the European Court ruling is indeed a blow to the entire process. But if he is genuine in his desire for a solution, he will realise that a solution must recognise the property rights of all Cypriots. He will not waste his sympathy on undeserving expats, he will play to the gallery for a week or two, and he will return to the process with ever-greater urgency, spurred by the realisation that a legal limbo can only be to the detriment of all.

CYPRUS MAIL 03/05/09

 

KKTC Başbakanı'ndan Orams yorumu

 CNN TURK 04/05/09

 

KKTC Başbakanı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, "Orams davasında esas amacın, hak aramak değil, çözümün temeli olan BM parametrelerini temelsiz kılmak olduğuna" işaret ederek, "Gün, çözüme odaklanmak günüdür. Gün, BM parametrelerine dayalı çözümün önemini yeniden öne almak günüdür" dedi.


Soyer, CTP Basın Bürosu aracılığıyla yaptığı yazılı açıklamayla, Avrupa Topluluğu Adalet Divanı'nın (ATAD) Orams davasıyla ilgili kararını değerlendirdi.

Soyer, "BM parametrelerine dört elle sarılarak, görüşme sürecini desteklemek gerektiğini" belirtti.

"ATAD'ın Orams davasıyla ilgili olarak ileriye sürdüğü görüşlerin, yalnız bu meselede adı geçenleri değil, doğrudan sorunun çözümüyle ilgilenen tüm tarafları ilgilendirdiğini" belirten Soyer, "Bu olumsuz gelişmeye karşın, meselenin esasına yoğunlaşmakta ve bu olumsuzluğu, çözüm süreci içinde etkisiz kılmakta fayda vardır. Sorumlu herkes buna yoğunlaşmalıdır" dedi.

KKTC Başbakanı Soyer, "Orams davasıyla Güney Kıbrıs'ın avantajlı olduğu görünümüne karşın, mülkiyet meselesinin görüşme sürecinde bütünlüklü çözüm içinde sonuca kavuşacağına dair hala dünyada süren anlayış ve bu konuda hala geçerliliği süren BM parametrelerinin varlığına" dikkati çekti.

Türkiye Cumhuriyeti Milli Güvenlik Kurulu'nun Kıbrıs sorununa bulunacak çözüm sürecinde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın sürdürdüğü BM parametrelerine dayalı müzakerelere desteğini hatırlatan Soyer, "Bu, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde, Kıbrıs Türk tarafı ile Türkiye'nin ortak, samimi tavrını gösteren önemli bir açıklamadır. Ayrıca tüm dünyaya BM parametreleri dışına çıkılmaması gerektiğini ifade eden bir açıklamadır" ifadelerini kullandı.

They've been branded thieves and
suffered death threats - the hell of the
Britons who dreamed of retiring to Northern Cyprus

By Natalie Clarke 04th May 2009 DAILY MAIL

The weather was suitably fine for the second annual Ozankoy Flower Show on Saturday, with blue skies and a mellow breeze that kept the hundreds of visitors cool as the afternoon wore on.

As befits a country show, there were cake and book stalls, a beer garden, arts and crafts, and, of course, the flowers - hibiscus, jasmine and many more - whose seductive scent pervaded the village square.

It was a taste of old-fashioned England under the piercing blue skies of the Mediterranean. But there was also a sense of defiance in the air, mixed with fear.

The idyll of the British community in Northern Cyprus, which comprises at least 10,000 residents and around 10,000 more who have holiday homes in the area, is under threat.

Their fate rests on the result of a court case that has been going on for more than four years and concerns a third of an acre plot of land in the village of Lapta, eight miles from the city of Kyrenia.

British couple David and Linda Orams bought the site seven years ago, investing £170,000 in the property that was intended to enable them to live in peaceful retirement in the sun.

But two years later, in 2004, a man turned up on their doorstep and politely explained that the land belonged to him.

His family had been forced to flee in 1974 in just the clothes they were wearing, when Turkish troops invaded the island in response to moves by the Greek government to unite Cyprus with mainland Greece.

And now he wanted his property back.

On Tuesday this week, that man, Meletis Apostolides, gained the advantage over the Oramses in the latest chapter of this legal saga, when the European Court of Justice supported his claim, upholding the ruling of the very first court hearing back in 2004.

Back then, a court in Nicosia ruled that Mr and Mrs Orams must demolish their home, return the land to Mr Apostolides, replant the family lemon grove and pay him compensation and monthly rent until he received his property.

The case now returns to the British Court of Appeal, which had sought guidance from the European Court, and their ruling is expected by October.

If the Oramses lose, they will face legal costs that could run into millions. And thousands of Britons will be exposed to similar claims.

Indeed, a second British couple, Bruce and Barbara Weedon, who divide their time between Canterbury, Kent, and Northern Cyprus, have already been targeted by another man who wants his property back.

Constantis Candounas, the lawyer who also represents Mr Apostolides, says a writ was served against the couple in November, demanding they pay £60,000 in back rent, leave their house in Karaman and hand it back to Vasiliki Zehchiri, another exile who fled in the wake of Turkish forces.

Yesterday Mrs Weedon denied receiving a writ. 'It's not true,' she says, 'but our lawyers have advised us not to speak about the case.'

So in Ozankoy on Saturday there was much for the British expats to talk about. Will Greek Cypriots start banging on all their doors? Will they all lose their homes and livelihoods?

Already, there is great animosity in the south, with the British perceived as having marched in and taken possession of properties that do not belong to them. Words such as 'trespass' and 'theft' are used freely.

Many Greek Cypriots believe the thousands of British who bought here when the boom began in 2003 were aware the land belonged to Greek Cypriots, but turned a blind eye to get a bargain, pointing out that property prices in the south of Cyprus are four times higher.

One can certainly feel a measure of sympathy for the Greek Cypriots, the pain they must feel at seeing their villages taken over by Brits, the houses where they raised their children turned into holiday homes.

But are the British, who live in and around Kyrenia - north of the so-called Green Line that divides southern Cyprus from the Turkish Republic of Northern Cyprus - to blame?

They insist not, saying that they were, at best, uninformed, at worst misled, although Northern Cyprus's reputation for being 'dodgy' was certainly no secret.

The Britons who may be at risk are those who bought on so-called exchanged land - Greek Cypriot land given to Turkish Cypriots in exchange for land they had lost in the south.

Those who own Turkish title deeds to properties which were not previously owned by Greek Cypriots are not at risk.

Steve and Jean Beaumont are among those who fear for their home. They moved to the Turkish Republic of Northern Cyprus, which is recognised only by Turkey, to seek a new life after Steve was made redundant from his job with a vending machine company.

The couple, who have four grandchildren, sold their house in Pontefract, West Yorkshire, to buy a £90,000 new-build three-bedroom detached house with a third of an acre, in Ozankoy, and moved to the island in June last year.

'We're very worried,' says Steve, 55. 'We're starting to think it's not a question of if someone is going to come knocking on our door, but when.

'After I was made redundant we looked at various countries on the internet to see where it would be possible and affordable for us to move to, and Northern Cyprus came up. We came out here three times and did as much homework as we could to make sure everything was done correctly.

'We knew there were problems between north and south, but the estate agent told us it was perfectly safe to buy on exchanged land because the Greek Cypriots had been recompensed with land in the south.

'When we moved in, we spent £20,000 on installing water and electricity and so on, and having the garden landscaped. We've worked all our lives for this, to have a nicer lifestyle. This house is all we've got and if we lose it we have nothing.

'We've been talking about selling, but with the case going on I don't think we'd be able to. We're trying to stay positive, but it's very worrying.'

Harry Margerison, a 66-year-old retired draughtsman and his 66-year-old wife, Rita, moved to Northern Cyprus from Blackburn, Lancashire, three years ago, paying £120,000 for a spacious bungalow in Ozankoy.

'We're not frightened and we're staying put because we believe we've done nothing wrong,' Harry insists.

'In 1974 there was no bungalow here, just an olive grove stood, and we were told by the estate agent and the solicitors who advised us, that the person who had lost their land had been given the equivalent in the south, so there would be no issue.

'We understood it was in the past, it had been resolved and that it would be OK for us to buy.'

Marion and Alan Stuart bought a four-storey property in the village of Malatya for £125,000 five years ago. Before 1974, it was a Greek Cypriot village and Marion, a journalist, and Alan, a 79-year-old retired road engineer, both originally from London, are aware they could be targeted.

'I was on an internet forum discussing the problems, and I received an email from someone saying: "You are born in England, living in stolen property",' Marion says.

'I replied that I have never stolen anything in my life. We were assured by our estate agent and solicitors that everything was above board. We feel we did everything we could do to check the legitimacy of the sale.

'I do think it's time the Turkish Cypriots stood up for themselves. Why don't they ask for the land back in the south they had to flee from?

'Alan and I do have an address in the UK, and we have family who would look after us, so while we are concerned about the situation we'll deal with whatever is thrown at us.

'But it's already having an effect on the housing market. An estate agent friend told me that this week one person keen to buy a property has changed his mind and another one who has put down quite a lot of money already is trying to pull out.

'We feel really sorry for the Oramses, and that this is just extremely unfair.'

Today, David and Linda Orams, who have two sons in their 30s, and are being represented by Tony Blair's wife Cherie Booth QC, are trying to remain positive.

'It has taken its toll, but you have to keep a sense of perspective,' says Linda, 62. 'We are not going to give up because we have done nothing wrong, and that is what keeps us going.'

When the couple moved out to Cyprus in 2002, both had recently retired - David, now 65, from his job as a PR manager and Linda as an administrative worker at a museum in Hove, East Sussex.

A half-built shell of a house stood on the plot. The Oramses finished the house and built a pool and a terrace. They planted olive and lemon trees, hibiscus and roses in the garden.

'We don't know why whoever had been building the house pulled out; we just assumed he'd run out of money,' says Linda. 'We were told the land had belonged to a Turkish Cypriot who had bought it from someone else and there were title deeds backing this up, which we saw.

'Further back, the land had belonged to a Turkish Cypriot who had been given it in exchange for land he'd lost in the south.

'There was no reason at all to suspect that it belonged to a Greek Cypriot family.'

The year after the couple moved in, planning to spend half the year there and the other half at their property in Hove, the border opened between the north and south. Greek Cypriots jumped in their cars to go back to the family homes they had fled as children.

Soon afterwards, David and Linda discovered that the land had once been owned by Greek Cypriots.

'A neighbour came round and said a crowd of Greeks had hammered at her door demanding their land back,' Linda says. 'She said all the land around here was Greek. It was a bit of a bombshell.

'We were in a restaurant one night when a man came in shouting that the Greeks were going to get their land back, and then he made a sign to indicate that anyone who resisted would have their throat cut.'

Then, one day in October 2004, Linda answered the door to Mr Apostolides.

'He said the land belonged to him, that he had lived there with his parents, and they used to have a lemon grove on the land.

'I said: "Well it belongs to me now." Then he said that he had the title deeds to prove ownership.'

His family were among 167,000 Greek Cypriots forced to flee their homes in Northern Cyprus during the period of turmoil in 1974 and 1975. Some 40,000 Turkish Cypriots also abandoned properties in the south to escape north.

'Mr Apostolides blames us for his lemon grove not being here, but the fact is when we moved in the plot was just a pile of rubble,' says Linda. 'We did not destroy it - of course we would not have done that.'

One evening, when David was back in England, two men turned up and said they had some papers for Linda to sign.

'They were in Greek,' recalls Linda. 'I asked one of the men to translate, but he said he didn't understand them because he was Turkish. I later discovered he was, in fact, Greek and so could have translated for me.

'Later that night I found someone who spoke Greek and he said I'd better get a lawyer.

'It was a writ stating that I agreed to pull down the house, return the land, replant the lemon trees and pay rent and compensation. If I didn't sign, the case would go to court.'

Linda had two weeks to object before a judge in southerncontrolled Nicosia ruled on the case. By the time she had found a lawyer, the judge had found against her by default.

A few weeks later, Linda went back to court to appeal.

'The judge threw out the documents because he was Greek Cypriot and our evidence had been prepared in Turkish,' says Linda.

In January 2005, Linda returned for another court hearing in Nicosia and the judgment was upheld. The Oramses were planning to appeal to the Supreme Court when they heard that the other side had taken the case to the High Court in London so that it might be recognised in Britain, and Mr Apostolides could seize the couple's assets in Britain if he could not get the land back in Cyprus.

At this point Mrs Blair was approached. The costs were mounting. The couple do not wish to discuss the funding of their case other than to say they are receiving help from 'sponsors', and won't be drawn on whether this funding will pay their costs if they lose.

The High Court case - which alone cost £800,000 - took place in July 2006 over four days.

This time the Oramses won, with the High Court ruling that the Greek Cypriot ruling was not enforceable because EU legislation is suspended in Northern Cyprus pending the island's reunification (the rest of Cyprus is a member state of the EU).

It was a huge relief. But it was not the end. In June 2007, the case was heard at the Court of Appeal at the High Court, which referred it to Europe. There was yet another delay before that hearing was held before the European Court of Justice last September.

Of the latest ruling, Linda says: 'Of course, we were very disappointed. But it just becomes part of your life. Actually we've managed to enjoy the house. We look after the garden, sit on the terrace and enjoy the sun.'

Many here, British and Turkish Cypriot alike, believe the Oramses are pawns in a political game being played by the government of Cyprus, in a bid to derail talks aimed at reunifying the island.

In 2004, the Greeks rejected by three to one a referendum supported by the United Nations to unify the island, while the Turkish population in the north voted two to one for it.

There have been suspicions for some time that Mr Apostolides, an architect who trained in Britain, may be receiving southern Cypriot government assistance. His lawyer denies this.

But whatever the motivation behind the case, David and Linda expect to learn what should be the final decision in September or October and visitors to the second annual Ozankoy Flower Show nervously await the outcome.

Will there, one wonders, be a third?

 

Denktaş’tan Ergenekon tepkisi: Delil varsa, alırsın

SAFFET YENİGÜN Antalya DHA MILLIYET 04/05/09

 

Eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ergenekon iddianamesine kendi adının karışmasından rahatsız olduğunu söyledi.

Kemer’de dün basın toplantısı düzenleyen Denktaş, “Sizin de gözaltına alınmanız söz konusu olabilir mi?” diye soran gazeteciyi kolundan tutarak yanına çağırdıktan sonra, şunları söyledi
“Sen gel bakalım buraya. Gel şurada bekle. 3, 8, 13 ay orada kalırsın. Ondan sonra seni eve göndereyim ölmek için. Delilin varsa beni içeri alırsın. Eğer şüphe ile de aldıysan, iki hafta, üç hafta, bir ay sonra da ‘Ben delil bulamadım’ dersin. Ben hukukçuyum, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir kanun görmedim.”
Denktaş, AKP’nin Kıbrıs konusunda ikili oynadığını da  söyledi.

 

Orams kararı Kıbrıs’ta çözümü zorlaştırır

4 Mayıs Pazartesi 2009

SEMIH EDIZ MILLIYET

 

Avrupa Adalet Divanı’nın (AAD) KKTC’nin aleyhine olan Apostolides/Orams kararı, Türk tarafı açısından ciddi siyasi ve ekonomik sonuçlara yol açma özelliğini taşıyor. Gerçi, eski AİHM yargıcı olan yazarımız Rıza Türmen’in de dünkü yazısında belirttiği gibi, bu karar “nihai” sayılamaz. Kuzey Kıbrıs’taki arazisinde ev yaptıkları gerekçesiyle Rum ve İngiliz mahkemelerinde İngiliz Orams çiftine dava açan Rum Meletis Apostolides’in avukatı Konstantis Kandunas da aynı şeyi söylüyor.
Bu nedenle, Güney Kıbrıs yönetimi, hukuki ayrıntılarını Türmen’in dünkü yazısında bulacağınız AAD’nin son kararını “ihtiyatlı bir sevinçle” karşıladı. Fakat Güney’de bu karardan dolayı yine de bir bayram havasının estiği kesin.

Gerginleştirme kararı

Kıbrıs’ın Kuzey’ine gelince, daha beklenmesi gereken hukuki gelişmeler olsa bile, AAD’nin kararı, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a konuyla ilgili bir “Ulusa Sesleniş” konuşması yaptırtacak kadar vahim sayılıyor.
Kıbrıs sorununa çözüm için büyük çaba sarf eden, ancak hem içeride hem de dışarıda engellerle karşılaşan Talat’ın da dediği gibi, bu karar iki halk arasındaki ilişkileri gerginleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır. AAD başka bir türlü karar alabilir miydi? Türmen’e göre AB kuralları göz önünde tutulduğunda bu karar sürpriz değil. Ancak Kıbrıs Türk kamuoyu açısından işin içinde bir garabet olduğu da kesin. 

Şüpheleri artıracak durum

Buradaki en çarpıcı husus bizce şudur: AB müktesebatı, çözüme kadar Kuzey Kıbrıs’ta askıya alındığı için, Kıbrıslı Türklerin lehine uygulanamazken, bu kararla aynı müktesebat Kıbrıslı Türklerin aleyhine uygulanabilir kılınmış oluyor. Hukukçularının bu garip duruma getirebildikleri bir açıklama olabilir.
Ancak, bu durumu Kıbrıslı Türk ve Türk kamuoyuna anlatmak kolay değil. Kararı veren AAD’nin hâkimler heyetine Yunanlı bir hâkimin başkanlık yaptığı haberleri ise -hukuken bir şey ifade etmese bile- kamuoyunun duyduğu şüpheleri artıracak niteliktedir.
Kıbrıslı Türklerin son genel seçimlerdeki tercihi ışığında duruma bakılınca, konunun yalnız Türk tarafını değil, Kıbrıs’ta çözüm isteyen herkesi düşündürmesi gerekiyor. Zira, AB’den zaten eşit ve adil muamele görmediğine inanan Kıbrıslı Türklerin bu karardan sonra nasıl düşüneceklerini tahmin etmek güç değil.

AB açısından yararlı değil

Burada AAD kararının KKTC ekonomisine vereceği zarara ise hiç girmiyoruz. Ama bunun da ciddi olacağı kesin. Öte yandan, söz konusu kararın Türkiye açısından da ciddi bir boyutu var ki buna Apostolides’in avukatı Kandunas da işaret etmiş.
Bunun bir siyasi dava olmadığını ısrarla belirten Kandunas, “Famagusta Gazette”ye verdiği demeçte, “Davanın tek siyasi boyutu, bunun Kıbrıs’ın bir kısmının Türkiye tarafından istila edilip işgal edildiğine atıfta bulunan ilk hukuki metin olmasıdır” diye konuşmuş.
Gerçekten de, AAD’nin kararına baktığımızda, “Kıbrıs’ın 1974’te Türk ordusu tarafından istila edilip işgal edildiğine” dair iki yerde kayıt düşüldüğünü görüyoruz. AB’ye bağlı bir mahkemenin metninde bu ifadenin yer almasının, Türkiye’nin AB perspektifi açısından da çok yararlı olmayacağı kesin. Sonuç olarak, şunu belirtmek isteriz; Apostolides’in mülkiyet hakları konusunda diyeceğimiz yok. Neticede birçok Kıbrıslı Türkün de Güney’de mülkiyet hakları var.
Fakat bu konunun Kıbrıs sorununa çözüm çerçevesinde ele alınması gerekiyor. Çünkü Kıbrıs’taki durum normal sayılamaz. AAD’nin kararı ise bu çözümü zorlaştıracak niteliktedir.

 

“Ama aldatmadı”

Ona yaklaşmak isteyenler oldu ama… Oya Talat, Sabah gazetesine ‘özel’ açıklamalarda bulundu… Cumhurbaşkanı olan eşi Mehmet Ali Talat’ın kendisini aldatmadığını, ama ona yaklaşmak isteyen kadınların olduğunu belirten Oya Talat “hiçbir endişem olmadı. Çünkü biliyorum ki öyle bir yapıda bir erkek değil. Güvenilir. Ama eşime yaklaşmaya çalışan değişik niyetli kadınlar da olmadı değil” dedi.
  
   Türkiye’de yayımlanan Sabah gazetesinin Talat çiftiyle gerçekleştirdiği, sosyal ağırlıklı röportajın bazı bölümlerini, soru-cevap şeklinde aktarıyoruz.
   -Karı-koca birlikte en çok ne yapmaktan hoşlanırsınız?
   O.T: Hafta sonları bir gün de olsa yalnız kalıp konuşmaktan hoşlanırız. Dans etmeyi de çok severim ama eşim bu konuda yetenekli olmadığını düşünüyor. Resepsiyonlarda eskiden iyi kötü dans ederdik. Bakan olduktan sonra, dans kursuna gitmeyi istedik. İzmir'de yaşayan yeğenim bize hoca da buldu ama gidemedik. Hep beni suçlar eşim, 'Sen biliyorsun bana öğretmiyorsun' diye.

   - Neye hiç tahammülünüz yoktur Oya hanım?
   O.T: Kandırılmaya ve kaale alınmamaya. Bir de özellikle statü düşkünü bazı genç kadınların kendilerinden yaşça büyük erkeklere yönelik yılışık tavırlarından hiç haz edemem. Buna onay veren erkekleri de affedemem. Yazarım onu kara listeye. Fazla görüşmek istemem. Bir başkasına gönül verdikten sonra 'Zaten ilişkimiz bitmişti,' diye savunma yapılamaz. Bunu bizim yaşımızda görmek daha farklı. İçinde bulunduğum statü de eklenince bu konuya olan hassasiyetim arttı çünkü bu nedenle mutsuz olan birçok kadının sorununu dinliyorum. Benden yardım isteyen çok kişi oluyor. Görüyorum ki ailelerin yıkılması, çiftlerin ayrılması artıyor... Evli bir erkeğe veya kadına gönül düşürüp ayrılmalarına neden olanlara kızıyorum özet olarak. Bu kadın için de erkek için de geçerli.

   - Eşim beni aldatır korkusu yaşadınız mı?
   O.T: Yo hayır yaşamadım, hiçbir endişem olmadı. Çünkü biliyorum ki öyle bir yapıda bir erkek değil. Güvenilir. Ama eşime yaklaşmaya çalışan değişik niyetli kadınlar da olmadı değil. Kadınca sezgilerle onları tanımak mümkün. Ayrıca bu da normal çünkü eşim çok sevilen, ilgi duyulacak birisi. Bu gibi durumlarda eşime 'Buna karşı dikkatli ol,' diye uyarırım. Bir de sevmez böyle bir şeyle muhatap olmayı. 'Doğru haklısın, dikkatli olayım,' der. Ancak madalyonun bir de aydınlık ve sevecen yüzü var. Halkımızın her kesiminden, çok fazla kişinin de eşimi çok sevdiğini biliyorum. Bu sevgi çok samimi. Bu da bana gurur veriyor.

KIBRIS 04/05/09

 

Cumhurbaşkanı seçilemezsem siyaseti bırakırım

Cumhurbaşkanı Talat, gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetmesi durumunda aktif siyaseti bırakacağını açıkladı.
   Sabah gazetesine demeç veren Mehmet Ali Talat, halkın bütün beklentilerine yanıt veremeyen CTP’de yıpranma olduğunu ifade etti.
   Cumhurbaşkanı Talat’ın Sabah gazetesinin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

Cumhurbaşkanı olduğunuz devletin, dünyada tanınacağını, torunlarınız görür mü sizce?
- M.A.T: Biz de göreceğiz. Bu takıntıdır bende. Çözüme ulaştığımızda Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti diye olacak adreslerimiz. Bu yıl sonu, gelecek yıl başında bir referandum hedefliyoruz ve o sorunun çözümü olacak diye düşünüyorum. Bu fırsat kaçırılabilir mi elbette kaçırılabilir, ancak bazı bedelleri olur. Bize de olabilir, Rumlara da olabilir. Kim suçluysa bu hedeflenen barışı kaçırmaya, başaramamaya kim neden olursa o bunun için bedel ödeyecektir.

- Bugünlerde sizi en çok ne kızdırıyor, Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) yenilgisi mi?
- M.A.T: Evet beni elbette kızdırıyor, ama bütün partilere eşit uzaklıkta duran bir konumdayım. Ancak kişisel olarak CTP'nin başarısı ya da başarısızlığı beni etkiliyor. CTP'de bazı yıpranmışlıklar oldu. Halkın bütün beklentilerine cevap veremedi. Bunun bir sürü nedeni var ama, bürokrasinin çok ciddi sorumluluğu var. İnsanlar devlet dairelerine geldiklerinde muhatap olacak, kendilerini nezaketle karşılayacak bir bürokrasiyle karşılaşmadılar. 'Bugün git yarın gel' gibi, adeta gelenlere suçluymuş gibi davranıldı.

- Gelecek sene Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanamazsanız, partiye mi döneceksiniz bahçe işlerine mi?
- M.A.T: Cumhurbaşkanı düzeyine geldikten sonra tekrar partiye dönmek sanıyorum çok doğru olmaz. Siyasette aktif değil, bir danışman gibi çalışırım.

- Yaşınız genç ama?
- M.A.T: Genç mi görünüyorum, 60 değiliz ama, başka düşüncelerim var. Olanları toparlayıp yazıya dökmek, hatıra gibi de değil, 'neler olmuştu, nerelerde yanlışlar yaptık' gibi, bunları içeren bir şeyler karalarım.

- Türk gazetelerinin hepsini okuyor musunuz? Okuduğunuz köşe yazarları kimler?
-M.A.T: Sürekli okuduğum köşe yazarı yok. Konusuna göre bütün yazarların başlığına bakarım. Türkiye gazetelerinin hepsini almam. Kıbrıs'la ilgili yazılan bütün yazılar geliyor zaten. Bizim 9-10 tane yerel gazetemiz var. Daha ziyade onları ayrıntılı gözden geçiriyorum.

KIBRIS 04/05/09

 

Eroğlu: Tek egemenlik ve tek vatandaşlığa açıklık getirilmeli

Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu, Kıbrıs sorununun çözümü çerçevesinde ortaya konan tek egemenlik ve tek vatandaşlığın ne anlama geldiğine açıklık getirilmesi gerektiğini; zira Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat′ın bazı boşluklar bıraktığını söyleyerek, kendilerinin bu boşlukların doldurulmasına ve bunlara netlik kazandırılmasına çaba göstereceklerini belirtti.
Eroğlu, Güney Kıbrıs′ta yayımlanan Simerini gazetesine verdiği söyleşide, 19 Nisan′da gerçekleştirilen genel seçimlere ve Kıbrıs sorununa değindi.
UBP′nin zaferinin, müza-kerelerde engeller ortaya koyacağı şeklinde korkuya neden olduğunun söylenmesi üzerine Eroğlu, gerek seçim döneminde gerekse seçimlerin kazanıldığı gece, müzakereleri terk etmeyeceklerini ve süreçte engel ortaya koymayacaklarını söylediğini anımsattı.
Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas′ın iki kesimli, iki toplumlu federasyon, tek egemenlik, tek uluslararası kimlik ve vatandaşlık konusunda anlaşmaya varmalarının hatırlatılıp kendilerinin bu üzerinde anlaşmaya varılanlara sadık kalıp kalmayacaklarının sorulması üzerine Eroğlu, öncellikle, tek egemenlik ve tek vatandaşlığın ne anlama geldiğine açıklık           getirilmesi gerektiğini; zira Cumhurbaşkanı Talat′ın bazı boşluklar bıraktığını ifade etti. Kendilerinin bu boşlukların doldurulmasına ve bunlara netlik kazandırılmasına çaba göstereceklerini söyleyen Eroğlu, liderlerin iki kesimli,         iki toplumlu federasyonu konuştuklarını, bunun ne anlama geldiğinin müzakere masasında açıklanması gerektiğini belirtti. Eroğlu ayrıca,         liderlerin bir hükümet olacağından bahsettiğini ifade ederek, "bu Kıbrıs Cumhuriyetinin devamı mı olacak yoksa iki devletten mi oluşacak" sorusunu sordu.
Hangi çözüm şeklini destekliyorsunuz sorusu üzerine Eroğlu, şu yanıtı verdi: 
"Çözümün iki kesimli olacağı söyleniyor. İki devlete sahip iken nasıl iki kesimli olacak? Bizim kendimize ait devletimiz var, sizin de kendinize ait devletiniz var. Ancak bizim devletimiz sadece Türkiye tarafında tanınıyor sizinki ise tüm dünya tarafından. Sonuç olarak basit bir toplumu teşkil etmeyi sürdürmeyi kabul etmemiz mümkün değildir. Bir federasyonun, bir toplum ve bir devletten oluşması mümkün değildir. 1975′teki nüfus mübadelesinin ardından Kıbrıs Rum tarafında Rumlar, Kıbrıs Türk tarafında ise Türkler yaşamaktadır. Bu gerçekliğin, ayrı yaşadığımızın anlaşılması gerekmektedir. Kıbrıs Rum tarafında bir egemenlik, Kıbrıs Türk tarafında başka bir egemenlik vardır. Bu nedenden dolayı iki tarafın, yeni bir hükümet ve yeni bir Cumhuriyet kurabilmek için  egemenliklerinden bazılarından feragat etmesi gerekmektedir."
UBP Genel Başkanı Eroğlu "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin gelişmiş şeklini kabul etmelerinin de mümkün olmadığını belirtti.
UBP′nin müzakerelerde gözlemciye sahip olup olmayacağı sorusu üzerine Eroğlu, bu konuyu Cumhurbaşkanı Talat ile en yakın zamanda görüşeceklerini söyledi.
"GÖRÜŞMEYE İMKAN SAĞLAMIYOR"
Kıbrıs Rum parti başkanlarıyla görüşmeyi arzulayıp arzulamadığı sorusu üzerine Eroğlu, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ile görüşeceğini, Hristofyas ile de görüşmek istediğini; ancak kendisinin KKTC Başbakanı olacak olmasının, Hristofyas′ın da Başkan olmasının bu görüş-meye imkan sağlamadığını söyledi.
ATAD′ın Orams ile ilgili kararının ardından Kıbrıs Rum taşınmaz mallarının satışının durdurulmasının düşünülüp düşünülmediği sorusuna karşılık Eroğlu, "tabi ki hayır" yanıtını vererek, malların satışının durdurulmasının söz konusu olmadığını, yaşamın devam ettiğini, Kıbrıs sorunun ne zaman çözümleneceğini  hiç kimsenin bilmediğini söyledi. Eroğlu, Kıbrıs sorunun çözümüne değin yaşmalarını sürdürmek için ekonomik faaliyetleri sürdüreceklerini ifade etti.
"MÜZAKERLERİN DEVAMI NASIL MÜMKÜN OLACAK"
İngiltere Mahkemesi′nin de bu kararı kabul etmesi ve uygulaması durumunda müzakerelerin devam etmesinin nasıl mümkün olacağını bilmediklerini söyleyen UBP Genel Başkanı Eroğlu, İngiltere Mahkemesi′nin kararının beklenmesi gerektiğini dile getirdi. İngiltere′nin kararı uygulaması durumunda müzakerelerin kesilip kesilmeyeceği sorusu üzerine Eroğlu, buna o zaman karar verileceğini, kendilerinin Kıbrıs sorununun, mahkeme koridorlarında değil  müzakereler masasında çözümlenmesini istediklerini yineledi.

HALKIN SESI 04/05/09

 

 

Kıbrıs'ta liderlerin değerlendirme toplantısı

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs konusundaki gelişmelerle ilgili ''son durum değerlendirmesi yapmak'' üzere bir araya geldi.

AA

05 Mayıs. 2009 Salı

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakere sürecinin yoğunlaşması için daha sık bir araya gelmeye karar verdi.

Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirmek üzere bir araya gelen Talat ile Hristofyas'ın Lefkoşa ara bölgedeki görüşmesi sona erdi.

Son durum değerlendirilmesinin yapıldığı ve iki saat süren görüşmeye liderlerin temsilcileri, Özdil Nami ile Yorgos Yakovu da katıldı.

Liderler, görüşmenin ardından açıklamada bulunmadan bölgeden ayrılırken, görüşmeye ev sahipliği yapan, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun, görüşmede liderlerin, bugüne kadar yapılan çalışmaları değerlendirdiğini ve süreci yoğunlaştırmak için daha sık bir araya gelmek konusunda mutabık kaldığını söyledi.

Zerihoun, liderlerin 7 Mayısta yeniden bir araya gelerek müzakerelerdeki 6 ana başlıktan biri olan ekonomi konusunu görüşmeye devam edeceklerini belirtti.

“Son gelişmeler” değerlendirilecek!

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, son gelişmeler sonrasında durum değerlendirmesi yapmak amacıyla bugün saat 10.00’da bir araya geliyor.
   Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma amaçlı müzakerelerin gerçekleştiği binada yapılacak görüşmeye Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın BM ve AB İşlerinden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ile Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu da katılacak.
   TAK muhabirinin Cumhurbaşkanlığı’ndan elde ettiği bilgiye göre, bugünkü görüşmede liderler rutin müzakereler yerine, “son gelişmeleri” değerlendirecek.
   Müzakerelerde mülkiyet ve AB ile ilişkilerin tartışıldığı bu dönemde Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ABAD) geçten hafta açıklanan Orams davasıyla ilgili kararı, Türk tarafında tepkiyle karşılanırken, Rum liderliği tarafından memnuniyetle karşılanmıştı.

KIBRIS 05/05/09

 

İşte kabine

Hükümeti kurmakla görevlendirilen Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu, yeni Bakanlar Kurulu listesini dün ziyaret ettiği Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a sundu.
   Başbakan Derviş Eroğlu başkanlığında oluşturulan Bakanlar Kurulu’nda Dışişleri Bakanlığı’na Hüseyin Özgürgün, İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanlığına İlkay Kamil, Maliye Bakanlığı’na Ersin Tatar, Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na Kemal Dürüst, Sağlık Bakanlığı’na Ahmet Kaşif, Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı’na Nazım Çavuşoğlu, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı’na Hasan Taçoy, Turizm, Çevre ve Kültür Bakanlığı’na Hamza Ersan Saner, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na Türkay Tokel, ve Ekonomi ve Enerji Bakanlığı’na Sunat Atun getirildi.

Eroğlu: Cumhurbaşkanı
kabineyi onayladı
 
   19 Nisan Milletvekilliği Erken Genel Seçimleri sonucunda 26 milletvekiliyle tek başına hükümeti kurma olanağını elde eden Ulusal Birlik Partisi’nin Genel Başkanı Derviş Eroğlu, Cumhurbaşkanı Talat ile dün gerçekleştirdiği görüşme çıkışında kabineyi açıkladı.
   Eroğlu açıklamasında, Cumhurbaşkanı Talat’ın takdim ettiği Bakanlar Kurulu listesini onayladığını kaydetti.  
   Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Eroğlu, Talat ile görüşmesinin, prosedürün tamamlanmasının zaman almasından dolayı uzadığını söyledi. Eroğlu, “Cumhurbaşkanı memnundur. Ben zaten cumhurbaşkanı ile bir ön görüşme yapmıştım” dedi. Derviş Eroğlu, görevi henüz devretmemiş Başbakan ile de görüşeceğini söyledi.
   Derviş Eroğlu, Dışişleri Bakanlığı konusunda kamuoyunda Tahsin Ertuğruloğlu ile Hüseyin Özgürgün’ün isminin geçtiğinin hatırlatılması üzerine, “Tercih meselesi. Zaten Tahsin bey daha önce uzun süre Dışişleri Bakanlığı yapmıştı. Hüseyin bey ise yıllardır milletvekili, ancak bakanlık yapmamıştı. Dolayısıyla tercih o yönde olmuştur. Herhangi bir art niyet ya da yanlış düşünce olamaz. Yoktur zaten” dedi.

Kabine Meclis’e sunulacak

   Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan Bakanlar Kurulu’nun listesi, Cumhuriyet Meclisi’ne sunulacak. Bakanlar Kurulu’nun programı, atanma tarihinden başlayarak en geç bir hafta içinde, Başbakan veya bir bakan tarafından Cumhuriyet Meclisi’nde okunacak ve ardından güven oylamasına gidilecek.
   Programın Cumhuriyet Meclisi’nde okunmasından iki tam gün sonra görüşmeler başlayacak ve bittikten iki tam gün sonra oylama yapılacak. Anayasa’ya göre güvenoyu alan Bakanlar Kurulu’na karşı, güven oylamasından sonra, üç ay geçmedikçe güvensizlik önergesi verilemiyor.
 
Kabine üyelerinin özgeçmişleri

Başbakan Derviş Eroğlu:

   1938 yılında Mağusa’nın Ergazi köyünde doğdu. 1976’dan bu yana ülkemizde yapılan tüm milletvekilliği seçimlerde UBP’den Gazimağusa Milletvekili seçildi. İlk kez 1985 Genel Seçimlerinden sonra Başbakan olarak atandı. 11 Dönem UBP Genel Başkanlığı yaptıktan sonra 29 Kasım 2008 tarihinde bir kez daha UBP Genel Başkanlığı’na seçildi. KKTC’de 7 kez hükümet kurdu. Evli, dört çocuk ve 6 torun sahibidir.
 
Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün:

  1965 yılında Lefkoşa’da doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olduktan sonra İngiltere’de dil ve yönetim bilimi eğitimi gördü. Atletizm ve futbolda milli sporcu olan, 1998, 2003, 2005 seçimlerinde milletvekilliğini kazanan, 2006 yılında 10 ay süreyle UBP Genel Başkanlığı yapan Özgürgün 2 çocuk babasıdır.
 
İçişleri Ve Yerel Yönetimler Bakanı İlkay Kamil:

  1944 yılında Limasol’un Düzkaya köyünde doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset ve İdari Bilimler Bölümü’nden mezun oldu. 1978-1990 yılları arasında Kaymakamlık yaptı. 1990 yılında milletvekili seçilen ve 1996-2003 yılları arasında çeşitli bakanlık görevlerinde bulunan Kamil evli ve bir çocuk babasıdır.

Maliye Bakanı Ersin Tatar:

  1960 yılında Lefkoşa’da doğdu. 1982 yılında İngiltere’nin Cambridge Üniversitesi’nde İktisat Fakültesi’nden mezun oldu. Daha sonra hesap uzmanlığı eğitimi aldı. 1986-1991 yılları arasında “Pollypeck’te” 1991-2001 yılları arasında ise “Show TV’de” yöneticilik yapan, “Kanal T” televizyonu Yönetim Kurulu Başkanı, bağımsız hesap uzmanı, UBP Genel Sekreter Yardımcısı Tatar, evli ve iki çocuk babasıdır.

Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüst:

  1971 yılında Limasol’da doğdu. 1993 yılında Uludağ Üniversitesi Müzik Bölümü’nden mezun oldu. 1998-2005 yılları arasında GÜSAD Başkanı olarak görev yaptı. 2005 yılında milletvekili seçilen ve halen UBP Genel Sekreter Yardımcısı olan Dürüst 2 çocuk babasıdır.

Sağlık Bakanı Ahmet Kaşif:

  1950 yılında Nergisli köyünde doğdu. 1975 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1980 yılında Gazimağusa Hastanesi’nde göreve başladı. 1990, 1993, 1998, 2003, 2005 seçimlerinde milletvekili oldu. Çeşitli bakanlıklarda görev yapan Kaşif halen Ulusal Birlik Partisi Gazimağusa İlçe Başkanıdır.

Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Nazım Çavuşoğlu:

  1965 yılında Topçuköy’de doğdu. Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunudur. Bir süre Karpaz Meslek Lisesi Müdür Muavinliği yaptı. 2003 ve 2005 yıllarında milletvekili seçilen Çavuşoğlu, 2006 yılından bu yana UBP Genel Sekreteridir. Evli ve 2 çocuk babasıdır.

Bayındırlık Ve Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy:

  1963 yılında Lefkoşa’da doğdu. 1986 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde Ekonomi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Ticaret ve konfeksiyon üretimi ile uğraştıktan sonra 1998, 2003 ve 2005 yıllarında milletvekili seçildi. 1999 yılından bu yana Lefkoşa İlçe Başkanlığı yapan Taçoy, evli ve 2 çocuk babasıdır.

Turizm, Çevre Ve Kültür Bakanı Hamza Ersan Saner:

   1966 yılında Gazimağusa’da doğdu. 1988 yılında Trakya Üniversitesi’nden mimar olarak mezun oldu. 1997 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde kentsel tasarım üzerine eğitim gördü. 21 yıldır Saner Mimarlık ve Mühendislik Bürosu’nda direktör olarak görev yapan, 2002-2006 yılları arasında Gazimağusa Belediye Meclis üyeliği görevinde bulunan Saner evli ve 2 çocuk babasıdır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel:

   1951 yılında Baf’ın Tera- (Çakırlar) köyünde doğdu. Liseden mezun olduktan sonra 1973 yılında serbest iş yaşamına başladı. 1990-1994 yılları arasında Güzelyurt Belediye Başkanlığı yaptı. 1998, 2003 ve 2005 yıllarında milletvekili seçilen halen Ulusal Birlik Partisi Güzelyurt İlçe Başkanı olan Tokel evli ve 2 çocuk babasıdır

Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun:

  1973 yılında Gazimağusa’da doğdu. İngiltere’de Ekonomi tahsili yaptı. 1996 yılında Fransa’da Lojistik Yönetimi, 1997 yılında da İngiltere’de Denizcilik İşletmesi alanlarında ihtisas yaptı. ATUN Denizcilik ve Ticaret Şirketi’nde yönetici olan, 2007 yılında Türkiye Genç İşadamları Dernekleri Konfederasyonu Başkan Vekilliği’ne getirilen ve halen Genç İşadamları Derneği Başkanı olan Atun evli ve iki çocuk babasıdır.

 

KIBRIS 05/05/09

 

ATAD kararı sabotajdır...

... Cumburbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı dün iletişim bakımından rahat, çözüm bakımından endişeli buldum. ATAD’ın Orams davasıyla ilgili verdiği kararı, iyi niyetle, hangi bakış açısından bakarsa baksın olumlu yorumlayamıyor. Gelinen noktada görüşmeler kesilir mi? Kesilmez ama görüşmelerin verimliliği çok zora girer. Tek çıkış kapısı BM merkezli etkin yeni açılımlar olabilir.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gazetecilerle doğrudan iletişimi tercih eder. Önemli gelişme olduğu zaman tüm görüşlerden gazetecilerle bir araya gelir hem konuşur, hem de dinler.
Avrupa Topluluğu Adalet Divanı’nın (ATAD) Orams davasıyla ilgili verdiği karar, Kıbrıs sorununu doğrudan etkileyecek bir karar.
Günlerdir tartışılıyor ve bundan sonra da tartışılacak.
ATAD’ın Orams Davasıyla ilgili verdiği karar kilometre taşı niteliğindedir.
İşte bu önemli kararın ardından Talat, gazetecilerle bir araya geliyor.
Dün de böylesi bir buluşma gerçekleşti.
Cumhurbaşkanı Talat, kahvaltıda bir araya geldiği gazetecilere Orams davasıyla ilgili gelişmeleri anlattı.
*           *          *
Bir kez Talat, yanlış bilgilendirme eğilimlerinden rahatsız.
Çok somut örneklerle kamuoyunun nasıl yanıltılmak istendiğini anlattı.
Talat, yeterli savunma yapılmadı diyenleri işret edip; “Bugün bizim savunmamızı yetersiz bulanlar 1994’te ATAD’da, Loizidou Davası’nda AİHM’de hiç savunma yapmadı. Dün hiç savunma yapmayanların bugün bizim duyarlılıkla sürdürdüğümüz savunmayı yetersiz bulmaya ne kadar hakkı var? Hukukta mücadele edersiniz. İngiltere’de biz kazandık. ATAD’da istediğimiz sonuç çıkmadı. Ancak mücadele devam ediyor” dedi.
*            *           *
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun siyasi yanını ve görüşme sürecini hiç dikkate almadan karar üretildiği ifade edip şunları ekledi: “ Kıbrıs’ta olağanüstü bir durum var. ATAD, bu olağanüstü durumu hiç dikkate almadan sıradan iki kişinin konusuyla ilgili karar üretir gibi karar üretmiştir.”
*            *          *
Orams davasıyla ilgili ATAD’ın verdiği karar hukuk sınırları içinde bir karar. Talat da bunu aksini söylemiyor. Ancak gelinen noktada dengeleme faaliyetine giren başta İngiltere olmak üzere AB üyesi ülkelerini “günahkar” olarak nitelemeyi de satır aralarına eklemekten kaçınmıyor.
AB hukuk düzeni içerisinde ATAD’na AB üyesi ülkelerin görüş bildirme hakkının olmasına karşılık sadece Yunanistan, Polonya ve Kıbrıs Rum tarafının görüş bildirmesinin de dikkat çekici olduğunu söyleyen Talat, “1994’te adeta bizim adımıza savunma yapan İngiltere bu defa görüş bildirme hakkını kullanmamıştır” noktasına dikkat çekti.
*           *          *
Talat’ın adeta öfkesine neden olan yaklaşım şu: “ ATAD kararı çözümün gerekliliğini ispat içindir.”
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu noktada şunları ekledi: “ Bizler çözümün gerekliliğine inanan ve en ciddi katkıyı koyan tarafız. Bu kararla bize mi çözümün gerekliliğini ispat edecekler? Bizim böyle bir gereksinimimiz yok. Bu karar çözümün gerekliliğine ihtiyacı olan Rum tarafında tam ters bir etki yapmıştır. Görüşme masasındaki Hristofyas’ın mülkiyet konusunda öneri sunma alanını daraltmıştır.”
ATAD’ın kararının Kıbrıs’ta çözüm sürecini ciddi anlamda olumsuz etkilediğine de değinen Talat, “ Bu karar, Kıbrıs sorununun çözüm sürecine sabotaj gibi etki yapmıştır. Sanki de Kıbrıs’ta çözüm istemeyen birilerinin kışkırtması var. Bu kışkırtmayla Kıbrıs üzerinden Türkiye – AB ilişkileri sabote edilmek isteniyor gibi” diyerek üzerinde çok durulacak bir yaklaşım ortaya koydu.
... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı dün iletişim bakımından rahat çözüm bakımından endişeli buldum. ATAD’ın Orams davasıyla ilgili verdiği kararı, iyi niyetle, hangi bakış açısından bakarsa baksın olumlu yorumlayamıyor. Gelinen noktada görüşmeler kesilir mi? Kesilmez ama görüşmelerin verimliliği çok zora girer. Tek çıkış kapısı BM merkezli etkin yeni açılımlar olabilir.
*          *          *
YENİ HÜKÜMETE BAŞARILAR... UBP Genel Başkanı ve Başbakan Derviş Eroğlu’nun başbakanlığındaki UBP hükümeti dün akşam saatlerinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a sunulup onaylandı. Yeni hükümeti mutlaka değerlendireceğiz. Ancak toplum adına içten başarı dileklerimiz her zaman yerinde olacaktır.

Günün sözü:
Halk, hizmeti hissettiği kadar sahiplenir

 

KIBRIS 05/05/09 Hasan Hastürer

 

KKTC Rumlara 10 milyon Sterlin ödedi

KKTC Taşınmaz Mallar Komisyonu'nca ilk kez yaptığı açıklamada, 2006 yılından bu yana, 1974 öncesinde Kuzey Kıbrıs'ta kalan malları için başvuru yapan Rumlara 9 milyon 906 bin Sterlin ödendiği belirtildi.

AA

06 Mayıs. 2009 Çarşamba

LEFKOŞA - Kıbrıslı Rumlardan, 1974 öncesinde Kuzey Kıbrıs'ta kalan malları için başvuru kabul eden ve ilgili yasada belirlenen kıstaslara göre tazminat, iade veya takas yönünde bağlayıcı kararlar veren KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'nun, yaklaşık 3 yılda Rumlara mallarının mülkiyeti karşılığında 9 milyon 906 bin 600 Sterlin tazminat ödediği açıklandı.

Rumların sürekli başvurusu üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin talebiyle uzun tartışmaların ardından yasayla kurulan ve 'iç hukuk' oluşturma amacıyla bağımsız mahkeme statüsünde çalışan Taşınmaz Mal Komisyonu, 2006 yılındaki kuruluşundan itibaren Rumlara verilen tazminat miktarını ilk kez açıkladı.

Komisyon Başkanı Sümer Erkmen'in Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) verdiği bilgiye göre, yaklaşık 3 yılda Rumlara ödenen tazminat miktarı toplam 9 milyon 906 bin 600 Sterlin.

Erkmen, her dosya için ayrı ayrı karara bağlanan tazminat miktarlarının, bankalarda ilgili Rumlar adına açılan hesaplara yatırılarak ödemelerinin yapıldığını bildirdi.

ÇOĞUNLUK TAZMİNAT
Kuzey Kıbrıs'ta 1974 öncesinden kalan malları için Komisyona başvuran Rumların sayısı 390'a ulaştı. Yabancıların da görev aldığı mahkeme statüsündeki Komisyon, bu başvurulardan 59'unu sonuçlandırırken, 52'si için tazminat, 2'sine tazminat ve takas, 4'ü için iade ve tazminat, 1'i için de çözümden sonra iade kararı aldı.

Takas formülüyle karara bağlanan 4 dosya, AİHM gündeminde başvurusu bulunan 2 Rum'a ait.

Bu kapsamda geçen yıl AİHM'de başvurusu bulunan Mike Timvios ile uzlaşmaya varan Komisyon, geçen aylarda da 2 ayrı dosya için yine AİHM gündeminde başvurusu bulunan Andromachi Alexandrou adlı Rum ile takas konusunda anlaşma yaptı.

TAZMİNAT ALANIN MÜLKİYET HAKKI KALKIYOR
KKTC Cumhuriyet Meclisi'nde onaylanan Mülkiyet Yasası uyarınca, mülkiyet veya kullanım hakkı gerçek veya tüzel kişiye ait olmayan; konumu ve niteliği uyarınca ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye düşürmeyecek taşınmaz mallar hemen iade kapsamında.

Tahsisten kullanımda olan veya inkişaf edilmiş malların iadesi yönünde karar alınması halinde, iade yasayla çözüm sonrasına erteleniyor. Eşdeğer karşılığı mallar ise iade kapsamı dışında.

Aynı yasaya göre, Tazminat alan Rum'un mülkiyet hakkı ortadan kalkıyor.

KOMİSYON
KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu, 19 Aralık 2005'te yasalaşarak uygulamaya giren Mülkiyet Yasası uyarınca oluşturulmuştu.

KKTC Anayasası'nın 159'uncu maddesine göre hazırlanan ''Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi'' adlı yasayla kurulan Komisyon, Cumhurbaşkanı'nın önerisiyle Yüksek Adliye Kurulu tarafından 5 yıllık süre için 2006'da atanmıştı.

Kuruluşundan itibaren üyeleri zaman zaman değişen, AİHM'in talebi doğrultusunda bünyesinde 2 de yabancı bulunan Sümer Erkmen başkanlığındaki Komisyon, Güngör Günkan, Ayfer S. Erkmen, Hans Cristian Kruger, Daniel Tarschys ve Romans Mapolar'dan oluşuyor. KKTC’ye girişi engellenebilir!

Cumhurbaşkanı Talat: Kandunas’ın

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İngiliz Linda ve David Orams çifti hakkında mülk davası açan Kıbrıslı Rum Meletios Apostolides'in avukatı Konstantin Kandunas'ın, kamu yararı gereği, KKTC'ye girişinin engellenmesinin gündeme gelebileceğini açıkladı.

Cumhurbaşkanı Talat, dün akşam bir TV programına katılarak, Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın (ABAD) Orams davasıyla ilgili aldığı kararı ve karar sonrası gelişmeleri değerlendirdi.
   ATAD'ın Orams kararından sonra, “müzakerelerden çekilmek gerektiği” yönünde eleştiriler aldığını belirten Talat “Biz, görüşmelerden çekilemeyiz. Öyle bir lüksümüz yoktur. Bu çok ciddi bir risk almak demektir. Çünkü biz 'çekildik' dediğimiz andan itibaren Rum
tarafının masaya gelme yükümlülüğü veya motivasyonu olmayabilir” dedi.
  ATAD'ın Orams kararının, “büyük bir sorumsuzluk” olduğunu dile getiren Talat, Avrupa Birliği (AB) kurumlarının Kıbrıs konusunda büyük hatalar yaptığını söyledi.
  Müzakerelerde mülkiyetin konuşulduğunu ve mülkiyetin en zor konulardan biri olduğunu kaydeden Talat, “Bu şartlar altında bu mahkeme (ATAD) adeta bir bomba atar gibi müzakere masasının altına, böyle bir karar alabiliyor. Bu ciddi bir sorumsuzluktur. AB'nin yaptığı, bana göre ikinci büyük sorumsuzluk budur” dedi.

KIBRIS 06/05/09

 

 

Bu kez Weedon davası!

İNGİLTERE’DEN YARDIM ALDI… Orams davası ile ünlenen Kıbrıslı Rum avukat Konstantis Kandunas, şimdi de Karmi’de ev sahibi olan İngiliz Weedon ailesinin peşinde. Kandunas, dün akşam KIBRIS TV’de yayınlanan ve yaklaşık bir saat süren Son Durum programının canlı yayın konuğuydu. Kıbrıs Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Reşat Akar’ın sorularını yanıtlayan Kandunas, Karmi’de ikamet eden Weedon ailesiyle ilgili bilgileri sağlamada İngiltere’den yardım aldıklarını söyledi.

ORAMS DAVASI HENÜZ SONUÇLANMADI… Avrupa Adalet Divanı kararından memnun olduğunu, ancak Orams davasının henüz tam olarak sonuçlanmadığını belirten Kandunas, İngiltere Temyiz Mahkemesi’nin vereceği kararın beklendiğini söyledi. Kandunas “ mahkemenin yazdan önce karar vermesini ümit ediyorum” derken, bugüne kadar gerek Rum Ortodoks Kilisesi’nden gerekse Rum hükümetinden tek kuruş yardım almadığını, bütün masrafları dava sonucunda Türk tarafından talep edeceğini vurguladı.

 
   Programın başında, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın (ATAD) beş soruya verdiği yanıtı anlatan Kandunas, davanın henüz sonuçlanmadığını ifade etti ve “hala gidecek yolumuz var” dedi.
Ancak Kandunas, yine de ATAD kararının kendisi için kişisel tatminin ötesinde bir keyif olduğunu belirtti. Kandunas, mülkiyet konusunda ne kendisi ne de Meletis Apostolides’in “haklı” davalarından vazgeçeceklerini anlatırken “Asla kimse vazgeçmez” dedi.

Aşırı sevinç veya aşırı üzüntü doğru değil

   Kandunas, ATAD kararı sonrası bir tarafın aşırı sevinicinin, öteki tarafın ise aynı oranda üzüntüsünün görüldüğünü söyledi ve şunları ekledi:
   “Bana göre her ikisi de yanlış, bu karar ne sevinmeyi ne de üzülmeyi gerektirmez, dava henüz sonuçlanmadı.”
   Kandunas, İngiltere Temyiz Mahkemesi’nin son kararı yaz öncesinde, ya da Ekim ayına kadar vermesini beklediklerini de ifade etti.
   Kandunas, Orams davasında temsil ettiği Meletis Apostolides’i müvekkil olarak aldıktan sonra, onun hakları için mücadele vermek zorunda olan bir avukat olduğunu ekledi ve şunları söyledi:
   “Cikko Kilisesi’nin piskoposuna gittim, maddi yardım yapıp yapamayacaklarını sordum. Bana kilisenin mali krizde olduğunu kaydetti ve sadece 500 Kıbrıs Lirası verebileceklerini belirtti. Tabii ki almadım ve oradan ayrıldım. Kıbrıslı Türkler, beğenmedikleri bir dava ya da bir konu olduğu zaman arkasında mutlaka kiliseyi arıyor. Kimse bana tek kuruş vermedi.”

Daha fazla argüman için geç kalındı

   Kandunas, “İngiliz Temyiz Mahkemesi’nden ATAD kararına uyumlu bir karar bekliyor musunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi:
   “ATAD’ın kararı ortadadır. Sadece İngiltere’de değil tüm Avrupa’da geçerlidir. Bu her hangi bir tartışma kaldırmayan durumdur. Başka argümanlar mahkemeye hala getirilebilir ve mahkeme buna göre karar verebilir. Bizim tarafımızdan önemli olan konu, buna direnmektir. Sanırım yeni argüman getirmek kolay olmayacak... Yine tahmin ederim ki daha fazla argüman getirebilmek için geç kalınmıştır. Ancak yine de karar mahkemeye kalmıştır. Mahkeme kararlarına saygı duyulmalıdır.”

Karmi’deki yeni İngilizler

   Kandunas, Karmi’de yeni bir dava açılacağı konusunda da Akar’ın sorusunu yanıtladı ve bu dava ile ilgili bilgileri, Rum Adalet Bakanlığı aracılığıyla, İngiliz Dışişleri Bakanlığı’ndan talep ettiklerini açıkladı.
   Kandunas, “Peki kimlerdir bu kişiler?” sorusuna şu yanıtı verdi:
   “Burada bunun yanıtını veremem. Bir Türk televizyonunda, canlı yayında bu soruya yanıt vermek zor. İki kez tutuklandım. Ve ünlü misafirperverliğinizin pek de iyi olmadığını gördüm. Aynı tacizi tekrar yaşamak istemem.”
   Kandunas program süresince Karmi’deki ailenin adını vermedi. Ancak program sonrasında gazetemize yaptığı açıklamada, ailenin adının “Weedon” olduğunu kaydetti.
Kandunas, Karmi’deki davaya konu olan “mülkün”, 1974 öncesinden var olan bir ev olduğunu belirtti.
   Kandunas, Orams davası nedeniyle bir kez daha Kuzey Kıbrıs’a geçememe veya tutuklanma gibi bir durumu olursa, mutlaka birkaç Kıbrıslı Türkün kendisi için ayağa kalkmasını istediğini de belirtti.
   Rum avukat, kişisel bilgilere nasıl ulaştığı konusunda ise şunları belirtti:
   “Kuzey’e geçip de bilgi almaya gerek yok. Birçok insan turist olarak İngiltere’den, Almanya’dan Kuzey’e tatil yapmaya gelebilir ve istediği kadar da bilgi toplar.”

Dava çözümün önüne geçemez

   Kandunas, Orams davası ya da banzeri davaların siyasi çözümün önüne geçemeyeceğini de kaydetti. Rum avukat, davanın müzakerelere etki etmemesi gerektiğine de dikkat çekerken, bu dava ile Kıbrıslı Türklerin de tüm Avrupa’da yasal hak elde ettiklerini öne sürdü. Kandunas, “örneğin bir Avrupalı bir Kıbrıslı Türkü dolandırır ve kaçarsa, O’nun aleyhine tüm Avrupa’da dava açılabilir, bu kişi aranabilir” dedi.
   Kandunas, kendi ifadesiyle Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB’ye katılması nedeniyle, Orams davası gibi davaların artık daha çok zor olduğunu da iddia ederken, “geçmişte İngiltere ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında adli yardımlaşma anlaşması vardı ve benzer davalar daha kolaydı çünkü kamu yararı yoktu”.
   Kandunas, bugüne kadar ne kadar masraf yaptığını hiç hesaplamadığını ama dava sonuçlanınca, karşı taraftan alacağı parayla birlikte bunu hesaplayacağını anlattı. Bu konuda espri yaptı.

1963’te evlerini kaybeden Türkler

    Kandunas, 1963 yılında evlerini kaybeden Kıbrıslı Türklerin mahkemeye başvurmaları gerektiğini de kaydetti ve “bu insanların yaşadıkları da mahkemeye götürülmelidir” dedi. Kandunas, Akar’ın, “Hüseyin Helvacıoğlu davası beş yıldır tehir oluyor” hatırlatmasına şu yanıtı verdi:
   “Mahkeme yavaş ilerlerse de kişilerin yavaş gitmeye karşı dava açma hakkı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitme hakkı vardır”.
   Kandunas, Kuzey Kıbrıs’ta gerek yerel gerekse uluslararası anlamda tüm hukuğun mülk konusunda çiğnendiğini dddia ederken, “hatta Kıbrıslı Türklerin kendilerinin yaptığı mal tazmin komisyonu ile ilgili yasanın bile birinci maddesinde mülklerin Kıbrıslı Rumlara ait olduğu kabul edilmektedir” hatırlatmasını yaptı.
   Kandunas, “Avrupa ailesine katılmak isteyen Kıbrıslı Türk kardeşlerime şunu söylemek istiyorum ki kanunlara uymamak bazı sonuçlar doğurur... Şunu anlamıyorum; Kıbrıslı Türkler, Avrupa ailesinin bir ferdi oldukları zaman, şu kanunu beğeniyoruz bu kanunu beğenmiyoruz deme hakkına sahip olacaklarına mı inanıyorlar?...
   Kandunas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, “Orams davası müzakere sürecini olumsuz etkileyecek” sözünü hatırlatan ve “Kıbrıs sorununu çıkmaza sürükleyen bir avukat olmak sizi rahatsız etmez mi?” sorusuna şu yanıtı verdi:
   “İki şey söylemek istiyorum. Sayın Talat’ın inanın bana ki hiç umrumda değildir. Müzakereler konusuna gelince... Doğru mu anlıyorum? Müzakerelerin devam etmesi için Kıbrıslı Rumların mülklerinden vazgeçmesi ön şartı mı vardı?.. Gitmeden önce şunu söylemek istiyorum ki, çıkacak olan karara saygılıyız... Geçen salıdan beri her Kıbrıslı Türk, emlak ya da herhangi bir konuda sıkıntı yaşıyorsa, önemli bir hakka sahiptir."

KIBRIS 06/05/09

 

Orams case discussed at talks
By Stefanos Evripidou

THE TWO leaders yesterday agreed to intensify efforts to reach a solution, dispelling fears that Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat would walk out of the talks following the key Orams ruling.

President Demetris Christofias and Talat met for over two hours with their aides yesterday, putting off the economy chapter once again to assess the course of the talks and discuss the implications of the Orams ruling.

The European Court of Justice (ECJ) ruled last week that Greek Cypriot refugee Meletis Apostolides could enforce a Nicosia court judgement against the Orams in the UK, even though the case involved exploitation of his property in the north, where the acquis is suspended. The ruling opens the door for displaced Greek Cypriots to go after those who occupy their land in the north by pursuing any assets they have in the EU, and possibly beyond.

Talat had warned after the ruling that the decision would have political consequences. He told journalists: “After the decision, even if Christofias wanted to, he couldn’t make concessions on property”.

The Turkish Cypriot leader did not rule out barring Apolostides’ lawyer Constantis Candounas from crossing to the north following the ruling.

However, despite the Turkish Cypriot leadership’s loud reaction to the ruling, the two leaders yesterday agreed to intensify efforts to solve the Cyprus problem, asking their two aides to meet more frequently.

Speaking on his return from the talks, Talat said the two leaders evaluated the negotiation process post-Orams and discussed the danger of outside influential factors like the ECJ ruling. The two agreed that any solution, even on property, could only come through negotiation and not the courts, he added.

“The best path to overcome the various influences from outside, like the ECJ decision, which will affect the talks, is to speed up and intensify negotiations and for them to reach a point which brings results,” said Talat.

Christofias also stressed that the two leaders were determined to continue negotiations and solve the Cyprus problem.

“We are determined to continue the process of talks because we aim to solve the problem,” he said.

Christofias told reporters that discussions on the property issue would continue, adding that the Greek Cypriot side would defend its positions, which were reaffirmed by the Orams case ruling.

The president acknowledged that the case was discussed and that he reiterated his positions on the matter.

The leaders will meet again on May 14 to discuss economic matters.

CYPRUS MAIL 06/05/09

 

İngiltere’ye “izolasyonlar”ı anımsattı

Eylem ERAYDIN / LONDRA

   Londra’da bulunan Türkiye Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirerek, İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile yaptığı görüşmede Avrupa Konseyi’nin, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılmasına yönelik 2006 yılında aldığı kararı tekrar hatırlattığını söyledi.
   Londra’ya giderek resmi temaslarına başlayan Devlet Bakanı Bağış, sabah saatlerinde İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile görüştü. Görüşmenin ardından TC Londra Büyükelçiliği’nde bir basın toplantısı düzenleyen Egemen Bağış, Miliband ile Kıbrıs konusunda da fikir alışverişinde bulunduğunu söyledi. Bağış, Türkiye’nin AB sürecinin görüşüldüğü her yerde kaçınılmaz olarak Kıbrıs konusunun da gündeme geldiğini belirterek, 26 Nisan 2006’da Avrupa Konseyi’nin Kıbrıs Türkü’ne uygulanan izolasyonların kaldırılması yönündeki ortak kararını İngiltere Dışişleri Bakanı Miliband’a hatırlattığını kaydetti. Bağış “KKTC’ye uygulanan ambargoların sona ermesi için Avrupa Konseyi’nin aldığı kararı hatırlatarak, konseyin kendi kararlarına sahip çıkmalarını istiyoruz. Biz her zaman çözümden yanayız, ama makul olmayan bir çözümü de kabul etmeyiz. Diklenmeden dik duruşumuza devam ediyoruz başbakanımızın dediği gibi” diye konuştu.
   Kıbrıs’taki müzakere sürecine de değinen Bağış, iki liderin 8 ayda 27 kez görüştüğünü vurgulayarak, “Bizim Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a desteğimiz çok nettir. Seçim öncesi adaya gittiğimde de seçim sonrası netice ne olursa olsun Sayın Talat’ın görüşmelere devam etmesinin ne kadar önemli olduğunu gösterdik. Seçim sonrası da Sayın Derviş Eroğlu da, görüşmelerin devam etmesine yönelik desteğini vermiştir. Bu da, adadaki Türk halkının hala çözümden yana olduğunun bir göstergesidir” dedi.
   Orams davasına da değinen Devlet Bakanı Egemen Bağış, bu konudaki görüşlerini de “Kıbrıs Türkü’nün çözümden yana olan tavrı çok açıktır. Ancak Orams davası gibi nedenler Rum kesiminin masadan kalkmasına neden olamaz” diye açıkladı.
   Kıbrıs’ın Türkiye için iktidarı ve muhalefeti ile her kesim için milli bir dava olduğunun altını çizen Egemen Bağış “Kıbrıs’taki kardeşlerimizin güvenliği ve dünyayla entegre olması ve adada kalıcı bir çözümün sağlanması için desteğimiz her zaman sürecektir” dedi.
   Türkiye’nin AB sürecine yönelik yapılan çalışmalar hakkında da bilgi veren Bağış, İngiltere’nin Türkiye’ye AB yolunda verdiği açık desteği bir kez daha teyit ettirdiklerini söyledi. İngiltere’nin AB içinde güçlü ve önemli bir ülke olduğunu kaydeden Bağış “Bu ülkenin Türkiye’nin AB sürecine olan isteği çok açık ve nettir. Biz de burada yaptığımız görüşmelerde bunun bir kez daha teyidini almaktan mutluluk duyuoruz” dedi.
   Türkiye’nin 50 yıllık AB sürecine de değinen Bağış, bu anlamda Türkiye’nin çok yol katettiğini belirtti. Devlet Bakanı Egemen Bağış şöyle konuştu:
   “Türkiye bugün önemli bir noktaya gelmiştir. Zaman bizim lehimize ilerliyor. Türkiye’nin önemi giderek artıyor. Avrupa’daki 6. büyük ekonomiyiz. Bu ekonomik krizde bir çok ülkede Amerika başta olmak üzere bankalar döküldü. Bu konuda Avrupa içinde kar eden ve sorun yaşamayan tek ülke Türkiye’dir. Bu bizim ekonomik anlamda da AB’ye etki edeceğimiz anlamına geliyor. Avrupa için akıl ve mantık olarak Türkiye’nin kazanılması gerekiyor. Türkiye kendi gücü ve potansiyelinin farkına varır ve bunu dinletirse, Avrupa Türkiye’yi anlayacaktır. AB’nin Türkiyesiz fazla bir alternatifi yoktur. Avrupa yaşlanıyor ve Türkiye’ye ihtiyacı var.”
   Egemen Bağış, Londra temasları çerçevesinde İngiltere’nin Avrupa Bakanı Caroline Flint ile de çalışma yemeğinde bir araya geldi. Bağış, aynı akşam London School Economics’de, Türkiye’nin AB ile ilgili müzakere süreciyle ilgili bir konuşma yaptı.

KIBRIS 07/05/09

 

Barış, stratejik hedeflerimizi gözeten bir temele oturtulmalı

İlk yurtdışı ziyaretini KKTC’ye yapan Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu önemli mesajlar verdi:

HEDEFLERİMİZ AÇIK VE BERRAKTIR… Türkiye’nin yeni Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, KKTC’ye günübirlik ziyaretinde Kıbrıs sorununa ilişkin önemli mesajlar verdi. “Nihai aşamada herkes için yararlı olacak bir barış gerçekleştirmek istediklerine” işaret eden Davutoğlu, “Nasıl ki 2004’te Annan Planı çerçevesinde yürütülen müzakerelerdeki hedeflerimiz açık ve berraksa, şimdi de açık ve berraktır.”dedi.
 

   Türkiye’nin yeni Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, göreve atanmasının ardından ilk yurtdışı ziyaretini dün KKTC’ye yaptı ve önemli mesajlar verdi.
   Bakan Davutoğlu günübirlik ziyaretinde, “nihai aşamada herkes için yararlı olacak bir barış gerçekleştirmek istediklerine” işaret ederek, “Nasıl ki 2004’te Annan Planı çerçevesinde yürütülen müzakerelerdeki hedeflerimiz açık ve berraksa, şimdi de açık ve berraktır.”dedi.
   “Ancak bu barışın hem Kıbrıs Türk halkını hem de Türkiye’nin stratejik hedeflerini, öncelliklerini gözeten, iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı, Doğu Akdeniz havzasına bir bütün olarak barış getirecek bir parametreye bir temele oturtulması lazım geldiğine” dikkat çeken Davutoğlu, Türkiye’nin müzakere sürecine katkıda bulunmaya devam edeceğini söyledi..
   Ahmet Davutoğlu, KKTC’nin tanıtılması açısından son derece önemli bir konuma sahip olan KKTC Dışişleri Bakanlığına verilen desteğin sürdürüleceğini de vurguladı.  
 
Cumhurbaşkanı Talat’la görüşme 

   Davutoğlu, KKTC’ye gelmesinin hemen ardından Kıbrıs Türk Halkı’nın Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük’ün Anıttepe’deki kabrini ziyaret etti, ardından Cumhurbaşkanlığı’na gitti.
   TC Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı ile birlikte, Cumhurbaşkanlığı’na gelen Ahmet Davutoğlu’nu kapıda Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan Sarıca ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Erdengiz karşıladı.
   Ardından Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün ve Davutoğlu ile birlikte gelen TC heyeti Cumhurbaşkanlığı’na geldi.
   Cumhurbaşkanı Talat ile Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu, yaptıkları görüşmenin ardından basın açıklaması yaptı.
   Talat, KKTC olarak elden gelen bütün gayret ortaya konularak çalışıldığını ve Kıbrıs Türk halkı adına yürütülen müzakerelerde esneklik ve yapıcılık içinde hareket ettiğini söyledi
   Talat, Kıbrıs Türk halkının vazgeçilmez haklarını korurken, bir anlaşma ile Kıbrıs sorununu sona erdirerek, hem Kıbrıs’ta barışa katkıda bulunmaya hem de bölgenin bir çatışma alanı değil barış alanı haline gelmesine çalıştıklarını söyledi.
   Davutoğlu da, Türkiye’nin Kıbrıs ile ilgili perspektifinin Kıbrıs’ı barış adası haline dönüştürmek ve Doğu Akdeniz’i barış havzası haline dönüştürmek olduğunu belirterek, bunun için uluslararası mahkemeler de dahil tüm tarafların, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın gösterdiği yapıcı çalışmalara destek olması gerektiğini kaydetti.

Eroğlu: Türkiye’yle işbirliğini
her zaman derinleştirmekten yanayız
  
   Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Talat’la görüşmesinin ardından, Başbakanlık koltuğuna önceki gün oturan Derviş Eroğlu ile bir araya geldi.
   Davutoğlu ve beraberindeki heyeti kabulünde konuşan Eroğlu, Türkiye’yle işbirliğini her zaman derinleştirmekten ve sıkı bir diyalog içinde olmaktan yana olduklarını vurguladı. Eroğlu, her zaman Türkiye hükümetlerinin desteğini gördüklerini ve bu şekilde hem demokrasi hem de yaşam mücadelesi içinde olduklarını söyledi.
   Kıbrıs konusunda sürdürülen görüşmelere atıfta bulunan Eroğlu, “Görüşmelerin seyri esnasında sizlerle diyalog içinde olmak, sizlerin görüşlerini de almak ve stratejilerimizi ona göre belirlemek durumundayız” şeklinde konuştu. Kıbrıs Türk halkının isteğinin, bu topraklarda huzur, güven ve refah içerisinde yaşama olanağının devam ettirilmesi olduğuna işaret eden Eroğlu, Garantör Türkiye sayesinde güvenlik açısından endişeleri bulunmadığını vurguladı.
 
Davutoğlu: Zamanlama anlamlı

   Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da, ziyaretinin zamanlamasının anlamlı olduğunu ve gerek iki ülkenin birlikte çalışmasını göstermek açısından gerek TBMM’de yemin etmesinin üzerinden 24 saat geçmeden adada bulunmanın kendisi açısından onur verici olduğunu kaydetti.
   Seçimler nedeniyle Eroğlu’nu, onun şahsında yeni hükümeti ve tüm Kıbrıs Türk halkını kutlamak gerektiğini söyleyen Davutoğlu, “Bu seçimler göstermiştir ki KKTC’de gerçek bir demokrasi, bütün anlamıyla ve bütün kurumlarıyla işlemektedir” dedi.
   Yeni kurulan hükümet ile Türkiye Cumhuriyeti arasında her zaman olagelen işbirliğinin süreceğini vurgulayan Davutoğlu “Bu konuda Türkiye hem KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Talat’ın sürdüregeldiği müzakerelerin  hem sizin başkanlığınızda kurulan hükümetin Kıbrıs Türk halkının refahı, esenliği için yaptığı faaliyetleri desteklemeye devam edecektir. Bütün Türkiye arkanızdadır. Türk kardeşlerimizin Kuzey Kıbrıs’ta barış ve güvenlik içinde yaşaması Türkiye’nin en öncelikli stratejik hedefleri arasındadır. Nihai hedefimiz bu müzakerelerin sonucunda sadece Kıbrıs’ta değil Doğu Akdeniz bölgesinde, havzasında da bir barış ortamı oluşmasıdır. Ancak bu, şu ana kadar bütün Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin ve Kuzey Kıbrıs Türk yetkililerin sürdüregeldikleri temel ilke ve parametreler etrafında gerçekleşecektir” diye konuştu.

Davutoğlu, Özgürgün’le de görüştü
 
   Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün’ü de ziyaret etti.
   Özgürgün görüşmede yaptığı konuşmada, Ahmet Davutoğlu’nun ilk yurtdışı ziyaretini KKTC’ye gerçekleştirmesi ve verdiği güçlü mesajdan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirerek, iki bakanlık arasındaki işbirliği ve koordinasyonunun tam olacağını kaydetti.
   Kıbrıs’ta başlatılan müzakere sürecine TC Dışişleri Bakanlığı’nın her zaman destek verdiğine işaret eden ve bundan sonraki süreçte de çözüm arayışına verilecek destek için teşekkür eden Özgürgün, olası bir anlaşmanın, iki kesimli, iki kurucu devlet ve Anavatan Türkiye’nin garantörlüğüne bağlı olması gerektiğini belirtti.
     
“KKTC’nin yanında olmaya devam edeceğiz”

   Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da, Özgürgün’ü yeni görevi dolayısıyla kutladığını dile getirerek, daha önceki dışişleri bakanlarının yaptığı gibi ilk ziyaretini KKTC’ye yapmış olmasından dolayı onur ve şeref duyduğunu belirtti.
   Davutoğlu, “Çok güzel bir tesadüfle bugün Hüseyin beyle birlikte ilk günü idrak ettik. Bu kader birliği diyelim. Bakanlıklarımız arasındaki işbirliği açısından da geçerli bir kader birliğidir. Bundan sonra TC Hükümeti Dışişleri Bakanlığı olarak şimdiye kadar olduğu gibi KKTC’nin yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.

“Müzakere sürecinde hedeflerimiz açıktır”

   Türkiye Cumhuriyeti’nin KKTC’nin arkasında olduğunun Kıbrıs Türk halkı tarafından bilinmesini isteyen ve bunu bir kez daha teyit ettiklerini dile getiren Davutoğlu, müzakere sürecinde de hedeflerinin açık olduğunu dile getirdi, bu hedefleri şöyle açıkladı:
   “Cumhurbaşkanı Talat ile bu sabah çok verimli ve uzun görüşmeler yaptık. Nasıl 2004’te Annan Planı çerçevesinde yürütülen müzakerelerdeki hedeflerimiz açık ve berraksa, şimdi de açık ve berraktır. Nihai aşamada herkes için yararlı olacak bir barış gerçekleştirmek istiyoruz. Ancak bu barışın hem Kıbrıs Türk halkını hem de Türkiye’nin stratejik hedeflerini, öncelliklerini gözeten, iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı, Doğu Akdeniz havzasına bir bütün olarak barış getirecek bir parametreye bir temele oturtulması lazım.”

KIBRIS 07/05/09

 

 

16 yeni cami için 13 trilyon

KKTC’de 182 camiyi yeterli bulmayan Din İşleri Başkanlığı, yeni projeler üretti.

Dokuz tanesinin inşaatı sürüyor… Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği Yardım Heyeti, Din Hizmetlerinin Geliştirilmesi Projesi’ne bu yıl 13 milyon TL’lik (13 trilyon) bütçe ayırdı. 2008’den devreden 8 milyon TL, 2009 için öngörülen 5 milyon TL’nin üzerine eklendi. Söz konusu bütçe, cami, lojman yapımı, bakım, onarım ve dini hizmetler için kullanılıyor. Ülkede faal toplam 182 caminin yetersiz olduğunu iddia eden Din İşleri Başkanı Yusuf Suiçmez, şu anda 9 caminin yapımının sürdüğünü, bunlara ilaveten 7 yeni cami yapılacağını söyledi.

Talep giderek artıyor… Din İşleri Başkanı Yusuf Suiçmez, ek cami yapımı için sürekli talep geldiğini belirtirken, halen kullanımda olan 182 camiden 28’inin kiliseden dönme olduğunu söyledi. Taleplerin genellikle vatandaş, muhtar veya belediyelerden geldiğini ifade eden Suiçmez, bir anda ülkede birçok cami yapılmasına “ihtiyaç” olduğunu iddia ederek, TC Yardım Heyeti’nin yanı sıra Vakıflar İdaresi, özel kurum ve kişiler tarafından da katkı sağlandığını kaydetti.


Ergül ERNUR

   Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği Yardım Heyeti, Din Hizmetlerinin Geliştirilmesi Projesine 2008’den 8 milyon TL, 2009 bütçesine aktarmak suretiyle toplam 13 milyon TL’lik bütçe ayırdı.
   Söz konusu bütçe, cami, lojman yapımı, bakım, onarım ve dini hizmetler için kullanılıyor.  
   1974’ten bugüne kadar Kuzey Kıbrıs’ta 39 yeni cami yapılırken, bunların 31 tanesi TC Yardım Heyeti finansmanıyla inşa edildi.
   Ülkede faal olan toplam 182 cami olduğunu belirten Din İşleri Başkanı Yusuf Suiçmez, şu anda 9 caminin yapımının sürdüğünü kaydetti. Suiçmez, 7 yeni cami inşası projesi için de çalışmaların sürdüğünü ifade etti. 
   Son yıllarda yapımı artan camilerin, ülkede bir ihtiyaç olduğunu öne süren Suiçmez, cami talebinin belediye, muhtarlık ve vatandaşlardan geldiğini söyledi.
   Suiçmez, Din İşleri Başkanlığı’nın sadece gelen talepleri değerlendirerek görüş belirttiğini, ardından konunun Vakıflar İdaresi’ne ve finansmanla ilgili olarak TC Yardım Heyeti’ne bildirildiğini belirtti.
   Birçok kilisenin şu anda cami olarak kullanıldığını söyleyen Suiçmez, bir köyde birden çok caminin de bulunduğuna işaret etti.
   Suiçmez, TC Yardım Heyeti ve Vakıflar İdaresi’nin yanı sıra ülkede inşa edilen camilerin, Din İşleri Başkanlığı, bazı kurum veya özel kişilerin finansman ve desteğiyle de yapıldığını kaydetti.
  
“Acil ihtiyaçlar için 20 bin TL bütçe”

   Din İşleri Başkanlığı’nın ise camiler için fazla bir para ayıramadığını ifade eden Yusuf Suiçmez, cami bakımları için 20 bin TL’lik bir bütçeleri olduğunu belirtti.
   Suiçmez, belirtilen paranın acil ihtiyaçlar için kullanıldığını söyledi.
   Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği Yardım Heyeti ise, Din Hizmetlerinin Geliştirilmesi Projesi’ne bu yıl 13 milyon TL’lik bütçe ayırdı.
  2008’den 8 milyon TL, 2009 bütçesine devrederken 2009 bütçe ödeneği de 5 milyon TL olarak görülüyor.
   Söz konusu bütçe, cami, lojman yapımı, bakım, onarım ve dini hizmetler için kullanılıyor.  
  Devam eden cami inşaatlarının yanı sıra bu yıl yapılması planlanan yeni cami projeleri de 2009 bütçesinden faydalanacak.

9 yeni cami inşası sürüyor

   Türkiye Cumhuriyeti yardımlarıyla finanse edilecek projelerin detay listesi incelendiğinde, 9 yeni cami inşaatı çalışmalarının sürdüğü görülüyor.
   Söz konusu cami inşaatları, Tatlısu, Ulukışla, Gemikonağı, Beyarmudu, Mağusa’da Harika Mahallesi, Alayköy, Ötüken, Yayla ve Dilekkaya köylerinde yapılıyor.
   2009 yılında Türkiye Cumhuriyeti yardımlarıyla finanse edilecek projeler arasında, 7 yeni cami daha yapılması da bulunuyor.
   Kalkanlı köyüne (500 kişilik), Mormenekşe (350 kişilik), Adaçay, Düzova köylerine cami ve lojman yapımı, Kayalar ve Pamuklu köylerine cami yapımı, Atlılar köyüne de cami tamiri ve lojman yapılması planlanan projeler için, ilgili birimler halen çalışmalarını sürdürüyor.
   Cami yapımlarının yanı sıra yeni projeler arasında, muhtelif cami, minare, imam lojmanı, şadırvan yapım ve tamiratları, yeni camilerin elektrik ve su bağlama giderlerinin kapsıyor.

Girne ve Mağusa’da örnek cami

   Suiçmez, KKTC genelinde Girne ve Mağusa ilçelerindeki birer caminin örnek olarak gösterilebileceğini kaydetti.
   Girne’de Nurettin Ersin Paşa Camii ile Mağusa’daki Polatpaşa Camii’nin örnek camiler olduğunu ifade eden Suiçmez, mimari yapılarının da dikkat çekici olduğunu belirtti.

Kuzey Kıbrıs’taki camiler

   Din İşleri Başkanı Yusuf Suiçmez, ülkede toplam 182 tane cami bulunduğunu belirterek, bunların 28’inin cami olarak kullanılan kiliselerin olduğunu kaydetti.
  Buna göre, ülkedeki cami isimleri şöyle:
  “Sarayönü Camii, Akkavuk, Arabahmet, Aziziye, Balıkesir, C.Sönmez Çelik, Din Sitesi, Düzova (kilise), Gönyeli, Hamitköy, Hz.Ebubekir, İplik Pazarı, K.Kaymaklı, Laleli, Nurettin E.P.L/şa, Ornuta/Gaziköy, Ortaköy, Selimiye, Şehitler C., Turunçlu, Yenicami, Yeniceköy, Alayköy (kilise), Demirhan, Dilekkaya, Minareliköy, Yılmazköy, Meriç, Cihangir, Çukurova, Kalavaç,Değirmenlik  Orta (kilise), Değirmenlik Başpınar Camii (kilise), Değirmenlik Yeni, Erdemli, Gaziköy, Haspolat, İskele, Topçuköy, Yenierenköy, İskele, Kilitkaya, Kaplıca, İskele, Yeni Erenköy, Mehmetçik, Mersinlik (kilise), Pamuklu, Sazlıköy, Sipahi, Yarköy, Yeşilköy, Turnalar, Ziyamet, Aygün (kilise), Adaçay (kilise), Derince, Boğaziçi Köy Camii, Yedikonuk, Balalan, Bafra, Sınırüstü, Boltaşlı, Büyükkonuk, Çayırova, Dipkarpaz, Ergazi, Gelincik, Kaleburnu, Ağa Cafer Paşa, Karaoğlanoğlu, Lapta Aşağı Camii, Bahçeli, Akdeniz, Ozanköy, Karaoğlanoğlu (kilise), Lefke Mahkemeler Camii, Nurettin E.Paşa, Çatalköy, Hz.Ömer Türbesi, Arapköy, Zafer Boklan, Zeytinlik, Lapta Seyit ağa, Bahçeli, Esentepe, Pınarbaşı, Geçitköy, Dağyolu, Çamlıbel, Göçeri, Dikmen, Ağırdağ, Kozanköy, Taşkent, Karşıyaka, Gayretköy, Mevlevi, Fatih Camii, Ramazan Camii, Aşağı Bostancı (kilise), Y.Bostancı (kilise), Akçay, Aydınköy,  Doğancı, Gaziveren, Güneşköy, Kalkanlı (kilise), Taşpınar, Şahinler, Yedidalga Köy Camii,  Zümrütköy, Bağlıköy, Gemikonağı, Lefke Orta Camii, Lefke Piri Paşa Cami, Çamlıköy, Yeşilırmak, Lala Mustafa Paşa, Ötüken (kilise), Kurudere (kilise),  Gönendere, Fazıl Polat Paşa, Ulucami (kilise), Veyselliler, Burçak Camii, Terminal Mescit, Antalyalılar (Zafer), Harika, Anadolu Mahallesi, Beyarmudu, Dörtyol, Çayönü,  Geçitkale, Güvercinlik (kilise), İnönü, Korkuteli (kilise), Köprü, Mallıdağ, Mormenekşe (kilise), Mutluyaka, Nergizli, Pile, Sütlüce,  Serdarlı, Tatlısu  (kilise), Tirmen, Ulukışla, Görneç, Paşaköy (kilise), Turunçlu Köy, Yiğitler, Tuzla (kilise), Yıldırım (kilise), Türkmenköy,  Vadili, Yamaçköy (kilise), Yeniboğaziçi,  KüçükerenköY (kilise), Aslanköy, Akova (kilise), Altınaova, Müftü Ziya Camii (Lşa), Kırıkkale Camii (Lşa), Akıncılar Camii (Lşa), Akdoğan Camii (kilise), Alaniçi Camii, Ağıllar, Kalecik, Tuzluca, Taşlıca, Yazıcızade Camii, Kayalar Köy Camii  (kilise), Tepebaşı  Camii, Yeşilyurt Camii (kilise), Boğazköy Camii”. 

KIBRIS 07/05/09

Rumlara, 10 milyon sterlin tazminat ödendi

Rumlardan 1974 öncesinde Kuzey Kıbrıs’ta kalan malları için başvuru kabul eden ve ilgili yasada belirlenen kıstaslara göre tazminat, iade veya takas yönünde bağlayıcı kararlar veren Taşınmaz Mal Komisyonu, yaklaşık 3 yılda Rumlara mallarının mülkiyeti karşılığında ödenen tazminat miktarının 9 milyon 906 bin 600 Sterlin olduğunu açıkladı.
   Rumların sürekli başvurusu üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) talebiyle uzun tartışmaların ardından yasayla kurulan ve “iç hukuk” oluşturma amacıyla bağımsız mahkeme statüsünde çalışan Taşınmaz Mal Komisyonu, 2006 yılındaki kuruluşundan itibaren Rumlara verilen tazminat miktarını ilk kez açıkladı.
   TAK muhabirinin Komisyon Başkanı Sümer Erkmen’den aldığı bilgiye göre, yaklaşık 3 yılda Rumlara ödenen tazminat miktarı toplam 9 milyon 906 bin 600 Sterlin.
   Erkmen, her dosya için ayrı ayrı karara bağlanan tazminat miktarlarının, bankalarda ilgili Rumlar adına açılan hesaplara yatırılarak ödemelerinin yapıldığını da bildirdi.
  
Başvurular 390’a ulaştı

   Kuzey Kıbrıs’ta 1974 öncesinden kalan malları için Komisyon’a başvuran Rumların sayısı 390’a ulaştı.
   Yabancıların da görev aldığı mahkeme statüsündeki Komisyon, bu başvurulardan 59’unu sonuçlandırırken, 52’si için tazminat, 2’sine tazminat ve takas, 4’ü için iade ve tazminat, 1’i için de çözümden sonra iade kararı aldı.
   Takas formülüyle karara bağlanan 4 dosya, AİHM gündeminde başvurusu bulunan 2 Rum’a ait.
   Bu kapsamda geçtiğimiz yıl AİHM’de başvurusu bulunan Mike Timvios ile uzlaşmaya varan Komisyon, geçtiğimiz aylarda da 2 ayrı dosya için yine AİHM gündeminde başvurusu bulunan Andromachi Alexandrou ile takas konusunda anlaşma yaptı.
 
Tazminat alanın mülkiyet hakkı kalkıyor

   Uzun tartışmaların ardından Cumhuriyet Meclisi’nde onaylanan Mülkiyet Yasası uyarınca, mülkiyet veya kullanım hakkı gerçek veya tüzel kişiye ait olmayan; konumu ve niteliği uyarınca ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye düşürmeyecek taşınmaz mallar hemen iade kapsamında.
   Tahsisten kullanımda olan veya inkişaf edilmiş malların iadesi yönünde karar alınması halinde, iade yasayla çözüm sonrasına erteleniyor. Eşdeğer karşılığı mallar ise iade kapsamı dışında.
   Aynı yasaya göre, Tazminat alan Rum’un mülkiyet hakkı ortadan kalkıyor.
             
Komisyon: 2005’te oluştu

   Taşınmaz Mal Komisyonu, 19 Aralık 2005’te yasalaşarak uygulamaya giren Mülkiyet Yasası uyarınca oluşturulmuştu.
   Anayasa’nın 159’uncu maddesine göre hazırlanan “Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi” adlı yasayla kurulan Komisyon, Cumhurbaşkanı’nın önerisiyle Yüksek Adliye Kurulu tarafından 5 yıllık süre için 2006’da atanmıştı.
   Kuruluşundan itibaren üyeleri zaman zaman değişen, AİHM’nin talebi doğrultusunda bünyesinde 2 de yabancı bulunan Sümer Erkmen başkanlığındaki Komisyon, Güngör Günkan, Ayfer S. Erkmen, Hans Cristian Kruger, Daniel Tarschys ve Romans Mapolar’dan oluşuyor.

KIBRIS 07/05/09

 

Ankara’s gesture of support to Talat
By Simon Bahceli

TURKEY’S newly-appointed Foreign Minister Ahmet Davutoglu yesterday called on all sides involved Cyprus negotiations to play a positive role and refrain from actions that could derail peace talks. Davutoglu was on the island just 24 hours after being sworn in as foreign minister in a major cabinet reshuffle in Ankara.

Speaking during a surprise visit to the Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat yesterday, Davutoglu said, “All sides, including the international courts, should support Talat’s positive efforts for peace. All sides should be especially careful to avoid negatively affecting the talks”.

Davutoglu’s visit was widely seen yesterday as a gesture of support from Turkey’s Justice and Development Party (AKP) government, which has developed strong ties with Talat over the past five years. It is also believed by some that the visit was meant to reiterate Turkey’s backing for negotiations and issue a clear warning to the newly-elected National Unity Party (UBP) ‘government’ in the north that it will not tolerate attempts to derail or divert talks. The nationalist UBP has said it will not seek to block talks, but openly says it is wary of the joint sovereignty framework on which current reunification talks are based. Traditionally the party has promoted campaigning for the international recognition of the north as a separate state.

The Turkish Foreign Minister also sought to encourage the positive participation of other interested parties in the talks to continue giving constructive support to peace efforts.

“We believe also that the international community, the Greek Cypriot administration, Greece and Britain as guarantor powers, will continue to play a positive role in talks,” he said optimistically.

Davutoglu’s one-day visit also included meetings with the newly-elected Turkish Cypriot ‘prime minister’ Dervish Eroglu, ‘foreign minister’ Huseyin Ozgurgun, and outgoing ‘prime minister’ Ferdi Sabit Soyer.

On what Davutoglu’s appointment might bring to ongoing negotiations on the Cyprus problem, Eastern Mediterranean University lecturer in international relations Erol Kaymak told the Cyprus Mail the new foreign minister was likely to take an active role in shaping the Turkish and Turkish Cypriot line.

“Davutoglu is seen as the architect of Turkey’s current foreign policy,” Kaymak said, adding that the former academic was also a politician known for thinking outside the box.

“It was his brainchild to normalise relations with Hamas in the Gaza strip,” he said.

Kaymak added that Davutoglu had strong beliefs about Turkey’s combined growing diplomatic role in the Middle East and links with the EU.

“He sees Turkey as a hub, rather than as a conduit between East and West”.

Talat appeared genuinely pleased with Davutoglu’s appointment, saying yesterday that the new foreign minister was someone he knew well and had worked with a great deal.

“He knows Cyprus very well and we a glad to see him in this role,” he said.

CYPRUS MAIL 07/05/09

 

Old olive trees uprooted for sale to developers
By Bejay Browne

ANGRY residents of Axylou, a Turkish Cypriot village in Paphos, Green party members and environmentalists turned out to demonstrate against the removal of thirty ancient olive trees from their village yesterday.

The villagers believe the trees, some dating back 500 years, have been uprooted by their community leader, to sell on to developers and garden centres.

Chris Parsons, OBE, a member of the district and central committee of the Cyprus Greens said the mature olive trees, which are between 200-300 years old, have been removed.

“This is part of a seemingly growing trend in Cyprus, where homeowners want to plant mature olive trees in their gardens,” he said.

“There are some trees, which have been partially ripped out, but are still in place. The villagers said they believed they were too big to be removed from the site, and in addition, remnants of old trees can be found lying across fields, and there are now vast areas of barren land where the trees once stood."

Parsons added that he believes the land would now be used for agricultural purposes. It also appears that a number of almond trees were also destroyed. Around seventy demonstrators gathered in the village, to show their anger and sadness.

"I’ve seen similar practices in other areas of Paphos," confirmed Parsons." I’ve also witnessed some new developments where mature trees suddenly appear over a three or four day period. In ‘Chapotami’ you can see that the approach road is lined with mature trees, despite the fact the development is fairly new. These trees certainly weren’t there before."

Parsons believes this practice coupled with the equally worrying practice of illegally quarrying massive pieces of stone is destroying the island.

"They are illegally taking huge great blocks of stone, which are used for beatifying enormous retaining walls of developments. These two facts are irreversibly damaging our countryside and habitat, as Greens we condemn both of them,” he underlined.

"If this abhorrent practice of moving mature olive trees isn’t stopped soon, there won’t be any trees left in areas where they belong," he said.

One young mother of a two year old child wept as she lamented to Parsons: “What will be left for my daughter to see of our beautiful village when she’s older. The people who destroy our history and our land are greedy, and have to show more care for our country.”

"I found it very upsetting," said Parsons." Environmentalists from all over Europe are showing increasing interest in this awful practice."

CYPRUS MAIL 07/05/09

 

UNFICYP mandate to be renewed this month

THE UNITED Nation’s Security Council plans to renew the mandate of the UN Peacekeeping Force in Cyprus (UNFICYP) this month to avoid it coinciding with Turkey’s UN Security Council (UNSC) presidency, in June.

UNFICYP’s six-month mandate is normally renewed in June and December each year.

Announcing the Security Council’s programme for May, Russian Permanent Representative in the UN, Vitali Curkin, whose country holds this month’s UNSC presidency, said that consultations would begin on May 22, the Cyprus News Agency (CNA) reported.

“On May 22nd we plan to have consultations on the UN Force in Cyprus. Later this month we hope to adopt a Security Council resolution, which will extend the mandate of that operation,” said Curkin.

Meanwhile, UNSG Ban Ki- moon is expected to submit to the members of the UNSC his report for the renewal of UNFICYP’s mandate by the end of next week.

The UN Secretariat and the five permanent UNSC member states agreed to speed up the process for the adoption of the UNFICYP resolution so that it does not coincide with Turkey’s UNSC presidency, in June.

According to a diplomatic source, Turkey did not raise any serious objections to that, since as president of the UNSC it would have difficulties either to recognise the Republic of Cyprus, or to continue its current provocative stance.

Although the resolution will be adopted in May, the UNFICYP’s mandate will not be affected. It will begin June 15 and end December 14, until its further renewal.

CYPRUS MAIL 07/05/09

 

 

Talat "hedef referandum" dedi

08.05.2009 CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakerelere ilişkin, "Hedefimiz, haziran sonuna doğru müzakerelerde birinci turu tamamlamak ve yıl sonuna doğru ya da 2010 başında referanduma gitmek. Böyle bir takvim öngörüyoruz" dedi.


Kadir Has Üniversitesi'nde düzenlenen "9 Mayıs Avrupa Günü" kutlama etkinliğine katılan Talat, "Kıbrıs'ta toplumlar arası görüşmeler ve KKTC-AB ilişkileri" konulu konferans verdi.

"Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın (ATAD), Orams davasıyla ilgilikararıyla müzakere masasına bomba attığını" ifade eden Talat, "Sanki birileri devam etmekte olan müzakere sürecini sabote etmek istercesine ATAD'ı yanlış yönlendirdi ve bu kararı almasını sağladı" değerlendirmesinde bulundu.

Talat, ancak ATAD'ın, Kuzey Kıbrıs'taki mülkiyet rejimini ya da siyasi ve hukuki yapıyı tartışıp uluslararası hukuk dışında bulduğu iddialarının tamamengerçek dışı olduğuna dikkati çekti.

"AB'nin 2. büyük yanlışı"


Kararın, bir üye ülkenin mahkemesinin ticari ve medeni konularda aldığı kararın diğer üye ülkelerde uygulanmasını öngören tüzüğün Kıbrıs için geçerliolup olmadığının değerlendirilmesi sonucu, "Kıbrıs'taki mahkeme kararlarının İngiltere veya başka bir ülkede geçerli olduğu" şeklinde verildiğini hatırlatan Talat, "Bu konuyu son derece beceriksizce ele alan AB, yine bize ciddi bir sorun yaratmıştır. Böyle bir karar, Kıbrıs Rum Lideri'nin müzakere görüşmelerinde özellikle mülkiyet konusunda bir esneklik göstermesini ortadan kaldıracaktır. Hatta Kıbrıslı Rum Lider'in istese de esneklik gösteremeyeceği kadar tehlikeli ve zararlı bir karardır. Bu AB'nin ikinci büyük yanlışıdır, ikinci büyük suçudur. Birincisi belki bundan da büyüktü, Kıbrıs sorunu çözülmeden, Kıbrıs Rum tarafını bütün Kıbrıs adına AB'ye almasıydı" dedi.

Talat, "Hedefimiz, Haziran sonuna doğru müzakerelerde birinci turu tamamlamak.İkinci tur görüşmeyi, 'ikinci okuma' dediğimiz çerçevede Temmuz sonuna kadar tamamlamak ve Ağustos'tan sonra Eylül ayıyla birlikte bir al-ver sürecine girmek, yıl sonuna doğru ya da 2010 başında referanduma gitmek. Böyle bir takvim öngörüyoruz" dedi.

Talat, uluslararası toplum ve BM'nin bu takvime sempatiyle baktığını ve doğru bulduğunu, Kıbrıs Rum tarafının ise itiraz etmemekle birlikte bu takvimi seslendirmediğini belirtti.

 

Hedefimiz: yılsonuna doğru ya da 2010 başında referanduma gitmek

Talat, İstanbul’da müzakereler için öngördüğü takvimi açıkladı:

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakerelere ilişkin, ''Hedefimiz, haziran sonuna doğru müzakerelerde birinci turu tamamlamak ve yılsonuna doğru ya da 2010 başında referanduma gitmek. Böyle bir takvim öngörüyoruz'' dedi.
    Kadir Has Üniversitesi'nde düzenlenen ''9 Mayıs Avrupa Günü'' kutlama etkinliğine katılan Talat, ''Kıbrıs'ta toplumlararası görüşmeler ve KKTC-AB ilişkileri'' konulu  konferans verdi.
  ''Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın (ATAD), Orams davasıyla ilgili kararıyla müzakere masasına bomba attığını'' ifade eden Talat, ''Sanki birileri devam etmekte olan müzakere sürecini sabote etmek istercesine ATAD'ı yanlış yönlendirdi ve bu kararı almasını sağladı'' değerlendirmesinde bulundu.
  Talat, ancak ATAD'ın, Kuzey Kıbrıs'taki mülkiyet rejimini ya da siyasi ve hukuki yapıyı tartışıp uluslararası hukuk dışında bulduğu iddialarının tamamen gerçek dışı olduğuna dikkati çekti.

Orams kararı, AB'nin ikinci büyük yanlışı

  Kararın, bir üye ülkenin mahkemesinin ticari ve medeni konularda aldığı kararın diğer üye ülkelerde uygulanmasını öngören tüzüğün Kıbrıs için geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi sonucu, ''Kıbrıs'taki mahkeme kararlarının İngiltere veya başka bir ülkede geçerli olduğu'' şeklinde verildiğini hatırlatan Talat, şunları söyledi:
  ''Bu konuyu son derece beceriksizce ele alan AB, yine bize ciddi bir sorun yaratmıştır. Böyle bir karar, Kıbrıs Rum liderinin müzakere görüşmelerinde özellikle mülkiyet konusunda bir esneklik göstermesini ortadan kaldıracaktır. Hatta Kıbrıslı Rum liderin istese de esneklik gösteremeyeceği kadar tehlikeli ve zararlı bir karardır. Bu, AB'nin ikinci büyük yanlışıdır, ikinci büyük suçudur. Birincisi belki bundan da büyüktü, Kıbrıs sorunu çözülmeden, Kıbrıs Rum tarafını bütün Kıbrıs adına AB'ye almasıydı. İkincisi de mülkiyet sorununu müzakereler yoluyla çözmeye çalışırken böyle bir bombayı atabilmiştir.''
  Bu durumdan BM'nin ve AB'nin diğer kurumlarının da rahatsız olduğunu belirten Talat, sonuç olarak ekonomiyle ilgili müzakereler belli bir noktaya gelmeden bu kararla görüşmelerin yavaşladığını ve gündemin değiştiğini kaydetti.
  Bu karar üzerine Rum liderle görüşmeye gittiklerini ve o görüşmede müzakereleri yoğunlaştırma kararı çıkardıklarını ifade eden Talat, şöyle dedi:
  ''Hedefimiz, Haziran sonuna doğru müzakerelerde birinci turu tamamlamak. İkinci tur görüşmeyi, 'ikinci okuma' dediğimiz çerçevede Temmuz sonuna kadar tamamlamak ve Ağustos'tan sonra Eylül ayıyla birlikte bir al-ver sürecine girmek, yılsonuna doğru ya da 2010 başında referanduma gitmek. Böyle bir takvim öngörüyoruz.''
  Talat, uluslararası toplum ve BM'nin bu takvime sempatiyle baktığını ve doğru bulduğunu, Kıbrıs Rum tarafının ise itiraz etmemekle birlikte bu takvimi seslendirmediğini belirtti.

“Yönetim ve güç paylaşımında
ciddi bir yakınlaşma sağladık''

  Kendisine sürekli olarak, ''Bu şartlar altında umutlu musunuz?'' diye sorulduğunu ifade eden Talat, yönetim ve güç paylaşımının Kıbrıs sorununun esas çıkış nedeni olduğunu anımsatarak, yönetim ve güç paylaşımında yürütme dışındaki bölümlerde ciddi bir yakınlaşma sağladıklarını anlattı.
  Talat, esas sorunun olduğu alanda ciddi ilerleme sağlanması nedeniyle bu müzakerelerin başarıyla tamamlanamaması için bir neden bulunmadığını, ancak mahkeme kararları veya başka yollarla, dış müdahalelerle müzakere sürecini olumsuz etkileyecek girişimlerde bulunulmaması gerektiğine dikkati çekti.
   Sorunun çözümünde BM'nin daha aktif rol almasını istediklerini, şu an yürüttüğü gözlemci rolünün yeterli olmadığını dile getiren Talat, uluslararası bir sorun haline gelen Kıbrıs sorununun uluslararası ilgiyle çözülebileceğini vurguladı.
   Müzakere sürecini Türkiye ile götürdüklerini, sürekli istişare içinde olduklarını kaydeden Talat, Türkiye'nin uluslararası ilişkilerde artan gücünün kendileri için en büyük güvence olduğunu bildirdi.
  Talat, ''Türkiye'nin desteğini alan Kıbrıslı Türkler olarak kendimizi daha bir güvende hissediyoruz'' dedi.
  Kıbrıs sorununun çözümünün Kıbrıs Türk ve Rum toplumları ile Yunanistan, İngiltere ve Türkiye'nin imzalarıyla sağlanacağını ifade eden Talat, bu sorunun çözümünde Türkiye'nin en büyük rolü oynadığını söyledi.

“KKTC’nin ekonomik sorununu çözmek
Türkiye’ninkini çözmekten daha zor”

  Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'nin ekonomik sorununu çözmenin, Türkiye'nin ekonomik sorununu çözmekten çok daha zor olduğuna dikkati çekti.
  Ekonominin 1974 sonrası ciddi yapısal sorunlar ve bozukluklarla birlikte geliştiğini anlatan Talat, ''Kuzey Kıbrıs'ta bugün bu ekonomik yapının sürdürülebilmesi gerçekten bir mucizedir'' dedi.
  Talat, KKTC'nin sosyal güvenlik sisteminin de çok zor bir durumda olduğunu, devlet bütçesinden her ay bu sisteme kaynak ayrıldığını, aksi takdirde emekli maaşlarının kesileceğini vurgulayarak, ''Devlet bütçesinin en büyük sıkıntısı budur. Her ay Türkiye'nin yapacağı belli bir katkıyı almadığı sürece maaş ödeyemez haldedir'' şeklinde konuştu.
  Bir dönem, devlette çok kısa süre çalışan insanların emekliye ayrıldığını, yerine yenilerinin istihdam edildiğini ve istihdam konusunda baskılar yaşandığını aktaran Talat, ''Devlet bütçesinin yüzde 70'i personel maaşlarına harcanır hale gelmiştir'' dedi.
  Talat, Kıbrıs Rum tarafının tüm Kıbrıs adına AB'ye üyeliği nedeniyle KKTC'nin Avrupa normlarına ve Maastricht kriterlerine uygun hale getirilmesi fırsatının kaçırıldığına dikkati çekti.
  KKTC'de demokratik bir ortam bulunduğunu ifade eden Talat, çalışan kesimin örgütlü, sendikaların da güçlü olduğunu anlattı.
  Kıbrıs sorununun çözümü için başlatılan müzakere sürecinin devam ettiğini ve bu süreçte 3 başlığın ele alındığını dile getiren Talat, bu başlıklardan biri olan mülkiyet sorunu konusunda ciddi görüş ayrılıkları yaşadıklarını söyledi.
  Talat, Rum tarafının, mülkiyet sorununda eski mal sahiplerinin mallarıyla ilgili nihai kararı vermesini talep ettiğini, kendilerinin ise bağımsız bir kurul tarafından kararların verilmesini istediklerini kaydetti.
  Müzakere sürecinde özellikle AB ile ilişkiler konusunda ciddi bir yakınlaşma yaşandığını, Kıbrıs'ın AB'de temsiliyeti konusunda ilerleme kaydedildiğini dile getiren Talat, şu sıralarda ekonomi başlığının görüşüldüğünü ve bu görüşmede Kıbrıs olarak AB'ye girene kadar Türkiye'nin Yunanistan ile aynı haklara sahip olmasını talep ettiklerini anlattı.
  Kıbrıs'a özellikle turizm alanında Türkiye ve başka ülkeler tarafından çok ciddi yatırımlar yapıldığını ifade eden Talat, ancak küresel kriz nedeniyle bu yatırımların duraklama noktasına geldiğini belirtti.

Sorular

  Konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, ''1996'da Türk bayrağını indirmeye çalışırken öldürülen Rum'un, Ergenekon'a bağlı bir tim tarafından vurulduğu iddiaları var? Bu konuda bilginiz var mı?'' sorusu üzerine, şunları kaydetti:
  ''Hayır, bu konuda bilgim yok. Bildiğim ve hatırladığım kadarıyla orada çeşitli görevliler yanında bir kısım siviller de vardı. Sonradan o sivillerin de öldürme olayında rol aldığı iddiaları oldu. Fakat yalanlandı. Dolayısıyla o konu bilinmeyen bir konudur. Bilinen şudur; Rum tarafı büyük bir provokasyon örgütlemişti. Türk tarafına zorla geçişi sağlayabilmek için motosikletlileri teşvik etmişti. Sonuçta ciddi bir provokasyon bu sonuca neden olmuştu.''
   Talat, KKTC'de yapılan seçim sonrası yeni Başbakan ve hükümetle arasındaki ilişkilerin sorulması üzerine de Başbakan'ın, parti başkanıyken de Başbakan seçildikten sonra da görüşme sürecini ve kendisini desteklediğini açıkça ifade ettiğini vurgulayarak, başka bir anlam yüklemeye gerek olmadığını belirtti. 

KIBRIS 09/05/09

 

 

"ATAD müzakere masasına bomba attı"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakerelere ilişkin, ′′Hedefimiz, Haziran sonuna doğru müzakere-lerde birinci turu tamamlamak ve yıl sonuna doğru ya da 2010 başında referanduma gitmek. Böyle bir takvim öngörüyoruz′′ dedi.
Kadir Has Üniversitesi′nde düzenlenen ′′9 Mayıs Avrupa Günü′′ kutlama etkinliğine katılan Talat, ′′Kıbrıs′ta toplumlar arası görüşmeler ve KKTC-AB ilişkileri′′ konulu konferans verdi.
′′Avrupa Toplulukları Adalet Divanı′nın (ATAD), Orams davasıyla ilgili kararıyla müzakere masasına bomba attığını′′ ifade eden Talat, ′′Sanki birileri devam etmekte olan müzakere sürecini sabote etmek istercesine ATAD′ı yanlış yönlendirdi ve bu kararı almasını sağladı′′ değerlendirmesinde bulundu.
Talat, ancak ATAD′ın, Kuzey Kıbrıs′taki mülkiyet rejimini ya da siyasi ve hukuki yapıyı tartışıp uluslararası hukuk dışında bulduğu iddialarının tamamen gerçek dışı olduğuna dikkati çekti.
′′AB′NİN İKİNCİ BÜYÜK YANLIŞI′′
Kararın, bir üye ülkenin mahkemesinin ticari ve medeni konularda aldığı kararın diğer üye ülke-lerde uygulanmasını öngören tüzüğün Kıbrıs için geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi sonucu, ′′Kıbrıs′taki mahkeme kararlarının İngiltere veya başka bir ülkede geçerli olduğu′′ şeklinde verildiğini hatırlatan Talat, şunları söyledi:
′′Bu konuyu son derece beceriksizce ele alan AB, yine bize ciddi bir sorun yaratmıştır. Böyle bir karar, Kıbrıs Rum liderinin müzakere görüşmelerinde özellikle mülkiyet konusunda bir esneklik göstermesini ortadan kaldıracaktır. Hatta Kıbrıslı Rum Lider′in istese de esneklik gösteremeyeceği kadar tehlikeli ve zararlı bir karardır. Bu AB′nin ikinci büyük yanlışıdır, ikinci büyük suçudur. Birincisi belki bundan da büyüktü, Kıbrıs sorunu çözülmeden, Kıbrıs Rum tarafını bütün Kıbrıs adına AB′ye almasıydı. İkincisi de mülkiyet sorununu müzakereler yoluyla çözmeye çalışırken böyle bir bombayı atabilmiştir.′′
Bu karar üzerine Rum liderle görüşmeye gittiklerini ve o görüşmede müzakereleri yoğunlaştırma kararı çıkardıklarını ifade eden Talat, şöyle dedi:
′′Hedefimiz, Haziran sonuna doğru müzakere-lerde birinci turu tamamlamak. İkinci tur görüşmeyi, ′ikinci okuma′ dediğimiz çerçevede Temmuz sonuna kadar tamamlamak ve Ağustos′tan sonra Eylül ayıyla birlikte bir al-ver sürecine girmek, yıl sonuna doğru ya da 2010 başında referanduma gitmek. Böyle bir takvim öngörüyoruz.′′
Talat, uluslararası toplum ve BM′nin bu takvime sempatiyle baktığını ve doğru duğunu, Kıbrıs Rum tarafının ise itiraz etmemekle birlikte bu takvimi seslendirmediğini belirtti.
Kıbrıs sorununun çözümünün Kıbrıs Türk ve Rum toplumları ile Yunanistan, İngiltere ve Türkiye′nin imzalarıyla sağlanacağını ifade eden Talat, bu sorunun çözümünde Türkiye′nin en büyük rolü oynadığını söyledi.
′′EKONOMİK YAPININ SÜRDÜRÜLEBİLMESİ BİR MUCİZE′′
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC′nin ekonomik sorununu çözmenin, Türkiye′nin ekonomik sorununu çözmekten çok daha zor olduğuna dikkati çekti.
Ekonominin 1974 sonrası ciddi yapısal sorunlar ve bozukluklarla birlikte geliştiğini anlatan Talat, ′′Kuzey Kıbrıs′ta bugün bu ekonomik yapının sürdürülebilmesi gerçekten bir mucizedir′′ dedi.
Talat, KKTC′nin sosyal güvenlik sisteminin de çok zor bir durumda olduğunu, devlet bütçesinden her ay bu sisteme kaynak ayrıldığını, aksi takdirde emekli maaşlarının kesileceğini vurgulayarak, ′′Devlet bütçesinin en büyük sıkıntısı budur. Her ay Türkiye′nin yapacağı belli bir katkıyı almadığı sürece maaş ödeyemez haldedir′′ şeklinde konuştu.
Kıbrıs′a özellikle turizm alanında Türkiye ve başka ülkeler tarafından çok ciddi yatırımlar yapıldığını ifade eden Talat, ancak küresel kriz nedeniyle bu yatırımların duraklama noktasına geldiğini belirtti.

HALKIN SESI 09/05/09

 

‘The fight for a better future’
By Daniel Lucas

IF THERE was one wish that remained constant among World War II veterans who yesterday marked the 64th anniversary of Victory in Europe Day, it was that the two sides in Cyprus should try to follow by example the unity that encapsulated people regardless of nationality, race or religion in the fight for a better future.

Quietly smoking a cigarette in the corridor outside the ballroom where the main ceremony was taking place at the Hilton Park yesterday was Neophytos Sophocleous, an 85 year old veteran from Tsada who served in Italy with a contingent of 800 other Greek and Turkish Cypriots from 1943 until 1945.

“I fought along Turkish Cypriots who we didn’t consider to be different to us in any way whatsoever. I believe that justice prevailed in the end, and the world learned what the true value of peace is - sadly through a very painful and terrible experience,” he said.

“It seems that many people didn’t learn well enough back then, maybe because we didn’t see any battles in Cyprus. I just hope we can now learn from our many mistakes and remember how terrible war can be”.

Sophocleous also spoke about why he went to war. “Before the war, we didn’t have anything. We decided to go and fight because we knew that our brothers and sisters were being killed by an evil idea that needed to be stopped.”

He also spoke about how many young volunteers thought that if they joined the British army, it would help towards Cyprus’ independence and would be personally taken care of.

“Instead, when I returned to Cyprus, I was sent back to the fields to work for a pittance,” he said.

However, despite his disappointment on the way his sacrifice was reciprocated at the time, he remains confident that what he and his comrades did was both noble and necessary.

Inside the ballroom, two old friends, Venizelos and Ioannis from Stroumbi, who both served in the Cyprus Volunteers contingent in Rimini and Taranto said: “When we got to Italy, we were suddenly given much more food than what we had been used to growing up in the village in Cyprus. Tea and crackers, which the English called ‘dog biscuits’ for breakfast, meat like spam and corned beef without exception for lunch and lentils for dinner. It was great. We were young then so we appreciated the food a lot.”

When asked what had caused them to volunteer, there was a difference in reaction. Venizelos, who was seventeen at the time, says: “We didn’t have anything to eat, so I went to fight and see if the situation could be changed.” Ioannis, who was slightly older at 18, describes how ideology was “such an important part of my life, being a member of AKEL had shown me that fighting fascism was a necessary sacrifice that had to be made if were to have any prospect of freedom in the future. Remember, Cyprus had never been free in its entire history at this time.”

Yesterday’s event was addressed by President Demetris Christofias who paid tribute to the veterans’ contribution to the defence of freedom and the relative prosperity and peace that the world has enjoyed since their sacrifice was made, as well as by other prominent speakers such as the House President Marios Garoyian, ministers and ambassadors of foreign embassies.

CYPRUS MAIL 09/05/09

 

 

'Mustafa'da Atatürk’e hakaret yok

Can Dündar'ın yazıp yönettiği "Mustafa" belgeseliyle ilgili Atatürk'e hakaret ve aşağılama iddiasıyla başlatılan soruşturmada takipsizlik kararı çıktı.

NTV

09 Mayıs. 2009 Cumartesi

ANKARA - Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, soruşturma sonunda verdiği kararda eserin Atatürk'ün hayatına ilişkin tarihi gerçekleri yansıtmadığı belirtildi.

Kararda ayrıca tarih uzmanı bilirkişilerin yaptığı incelemede, belgeselde Atatürk'ün hayatına ilişkin 28 büyük hatanın belirlendiği kaydedildi.

Deniz Feneri soruşturmasını da yürüten Ankara Cumhuriyet savcısı Nadi Türkarslan'ın yazdığı kararda, tarihi hatalara rağmen, eserin bütününde senaristin öznel yorumunu yaptığı vurgulandı ve "Atatürk'e hakaret ve aşağılama unsurları bulunmamıştır" denildi.

 

Türkiye’den Katar’a: Önceliği KKTC’ye ver!

Türkiye’nin, Katar Emirliği’ne “KKTC’ye de yatırım yap ve önceliği bu ülkeye ver” şeklinde baskı yaptığı iddia edildi. İddiayı ortaya atan Güney Kıbrıs’taki Politis gazetesi, “Türkiye, son iki ayda Katar’a yönelik baskılarını artırdı ve İslam Konferansı Örgütü’nün, KKTC’nin ekonomik açıdan güçlendirilmesi yönündeki kararını da öne sürerek, yatırım konusunda önceliğin KKTC’ye verilmesi gerektiğini iletti” yorumunu yaptı.

Hristofyas’ın Katar ziyareti Güney’de tartışma konusu

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın Katar Emirliği’ne kalabalık bir heyetle gerçekleştirdiği ziyaret ve Katar’ın Güney Lefkoşa’daki bir devlet arazisine lüks bir otel inşa etmesi konusu Güney Kıbrıs’ta tartışma yaratmaya devam ediyor.
Alithia gazetesi ve diğer gazeteler, Katar tarafından, Güney Lefkoşa’daki Hilton otelinin karşısında yer alan ve şu anda askeri bir birlik ile teknik okulun da bulunduğu araziye inşa edilmesi söz konusu olan lüks otel ve alışveriş merkezinin, Rum iç siyasetinde tartışma ortamı yaratmayı sürdürdüğünü yazdılar.
Gazete; DİSİ’nin, söz konusu devlet arazisinin yatırım amacıyla Katar’a verilmesi konusunda Rum hükümetini “şeffaf davranmamakla” suçladığını, AKEL’in ise bu eleştirilere “hükümetin altını oyma çabası” şeklinde karşılık verdiğini belirtti.
DİSİ Başkan Yardımcısı Averof Neofitu, Hristofyas’ın beraberinde 3 bakan, hükümet sözcüsü ve eski büyükelçiyle gerçekleştirdiği bu ziyaretin beklentilere karşılık verebilmesini dilediğini belirtirken, “yasal yollarla ve şeffaf bir şekilde gerçekleşen yabancı yatırımları her zaman memnunlukla karşıladıklarını” vurguladı.
Neofitu’nun açıklamalarını yorumlayan AKEL Basın Sözcüsü Stavros Evagoru ise, DİSİ’nin partisel çıkarları sebebiyle yabancı yatırımın ülkeye getirilmesine engel olmaya çalıştığını savundu.
Öte yandan gazete, Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu’nun da bir açıklamada bulunarak, Katar’ın, Rum iç siyaset cephesindeki tartışmalardan rahatsızlık duyduğunu söylediğini yazdı.
Habere göre Stefanu, Katar’ın rahatsızlık duymasının öngörülemeyen sonuçlar doğurabileceğini belirtti ve herkesi yorum yaparken dikkatli olmaya çağırdı.

Türkiye’den Katar’a baskı

Politis gazetesi ise “Anlaşma İçin Formül Arıyorlar – Katar’ın Yatırımı İçin Devlet Arazisinin Değerlendirilmesinde Zor Denklem – Türkiye’den Katar’a Baskı” başlıklarıyla verdiği haberinde, Katar’ın söz konusu devlet arazisini satın almakta ısrar ettiğini, ancak yasalara göre devlet arazisinin satılmasının mümkün olmamasının sorun teşkil ettiğini yazdı.
Gazete, Katar’ın yatırımı konusunda iç siyasette yer alan tartışmalara da yer verdiği haberinde, Türkiye’nin de Katar’a yönelik yoğun baskılarda bulunmakta olduğunu ileri sürdü.
Habere göre Türkiye, son iki ayda Katar’a yönelik baskılarını artırdı ve İslam Konferansı Örgütü’nün, KKTC’nin ekonomik açıdan güçlendirilmesi yönündeki kararını da öne sürerek, yatırım konusunda önceliğin KKTC’ye verilmesi gerektiğini iletti.
Gazete ayrıca, KKTC’nin Katar’ın başkenti Doha’da 2008 yılının Kasım ayında temsilcilik açmış olduğunu da hatırlattı.

KIBRIS 10/05/09

 

 

Orams davasına hukuki bir bakış

Son günlerde gündemimizi meşgul eden Orams davası ile ilgili olarak, çeşitli televizyon kanallarında ve gazetelerde yorumlar yapılmaktadır. Bu yorumların çok büyük bir kısmı bilinçsizce yapılmakta ve yanıltıcı bilgiler içermektedir. Bu nedenle Orams davasının detaylı bir analizinin yapılması gerekmektedir

Avukat Ulaş GÜNDÜZLER
(Doğu Akdeniz Üniversitesi, Hukuk Fakültesi,
Avrupa Birliği Hukuku ve Uluslararası Hukuk Araştırma Görevlisi)


Davanın olguları kısaca şöyledir: Orams çiftinin Girne ilçesinde almış olduğu arazinin, 1974’den önceki Rum sahibi Meletis Apostolides, Kıbrıs Rum Kesimi’nde, Lefkoşa’da oturum yapan mahkemede Orams çifti aleyhine dava açmıştır. Bu dava Orams çifti aleyhine sonuçlanmış ve mahkeme Orams çiftine, satın almış oldukları arazi üzerine inşa ettikleri villayı ve yüzme havuzunu yıkmaları, araziyi Rum sahiplerine iade etmeleri, Apostolides’in özel zarar ziyanını (special damages) tazmin etmeleri emrini vermiştir. Bunlara ek olarak mahkeme, Orams çiftinin, mahkeme kararına uyuncaya kadar geçecek süre için, aylık belli bir miktar para ödemesine de karar vermiştir.
   Söz konusu mahkeme kararının, Kıbrıs’ta uygulanması mümkün olmadığından, Orams çiftinin İngiliz vatandaşı olduğunu dikkate alan Apostolides, kararın İngiltere’de tanınması ve tenfiz edilmesi için İngiliz mahkemesine başvurmuştur. İngiliz mahkemesi, mahkeme kararlarının karşılıklı tanınmasına ilişkin 44/2001 sayılı AT (Avrupa Topluluğu) tüzüğünü dikkate alarak, Rum mahkemesi kararını tanımış ve tenfiz edilmesine karar vermiştir. Orams çifti meseleyi yüksek mahkemeye taşımış, yüksek mahkeme de, tüzüğün başka bir hükmüne dayanarak, tenfiz kararı veren mahkemenin kararını ortadan kaldırmıştır. Bu karar ise, Apostolides tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz mahkemesi ise, AT Antlaşmasının 234. maddesinde öngörülen ön karar usulü (preliminary ruling) çerçevesinde önündeki meseleyi askıya alarak, Avrupa Birliği Adalet Divanı’na, 44/2001 sayılı tüzüğün ve 10. protokolün yorumlanması ile ilgili bazı sorular yöneltmiştir.
   Kararın incelenmesine geçmezden önce, kararın sonuçlarını anlamak bakımından, ön karar usulünün açıklanmasında fayda vardır. Ön karar usulü, üye devlet mahkemelerinin, AT (Avrupa Topluluğu) hukukunu uygularken, Adalet Divanı’ndan yardım almalarını sağlamaya yöneliktir. AT Antlaşmasının 234. maddesine göre, “Adalet Divanı, Antlaşmaların yorumunu ve Topluluk kurumlarının tasarruflarının yorumu ve geçerliliğini ilgilendiren meselelerde” münhasır yargı yetkisine sahiptir. Diğer bir ifadeye, Antlaşmaların yorumunu yapma ve Topluluk tasarruflarının geçerliliğine karar verme ya da bu tasarrufların yorumunu yapma yetkisi sadece Adalet Divanı’na ait olan bir yetkidir. Buradan da anlaşılacağı üzere, üye devlet mahkemeleri AT hukukunu yorumlayamamaktadırlar. Ön karar usulü, ulusal mahkemelerin uygulayacakları AT hukuku kurallarının yorumunun yapılabilmesi bakımından Adalet Divanı’na başvuru yapmalarına olanak sağlamaktadır.
  Önkarar usulünün en önemli fonksiyonu, AT hukukunun tek bir mahkeme tarafından yorumlanmasını sağlayarak, Avrupa Birliği içerisinde tek bir uygulanışının olmasını garanti altına almaktır. Zira AT hukukunu yorumlama yetkisi üye devlet mahkemelerine de verilmiş olsaydı, her üye devlet mahkemesinin yapacağı yorum farklı olacağından, AT hukuku’nun üye devletten üye devlete farklılık göstermesi mümkün olacaktı.
Bu safhada, üye devlet mahkemeleri ile Adalet Divanı arasında bir hiyerarşi olmadığını da açıkça belirtmekte fayda vardır. Basında çıkan bazı yorumlarda, Adalet Divanı’nın ulusal mahkemelerden hiyerarşik olarak üstün olduğu ileri sürülmektedir. Bu kesinlikle yanlış bir kanıdır. Adalet Divanı, sadece AT hukuku’nun yorumunu yapmakta, ulusal mahkemenin önündeki meseleyi çözüme kavuşturmamaktadır. Ulusal mahkeme, Adalet Divanı’nın yorumunu dikkate alarak, önündeki meseleyi kendi çözümlemektedir. Bir anlamda, Adalet Divanı, ulusal mahkemeye uygulayacağı hukukun ne olduğunu göstermektedir.
   Topluluk hukukunun tüm üye devletlerde tek bir uygulanışının olması bakımından, üye devlet mahkemelerinin Adalet Divanı’na başvurmalarını teminat altına alma büyük bir önem arz etmektedir. Bu nedenle AT Antlaşmasının 234. maddesi, Topluluk hukukunun yorumunun gerekli olduğu meselelerde, kararlarına karşı yargı yolu açık olan ulusal mahkemelere (üye devletlerin ilk derece mahkemelerine), Adalet Divanı’na başvuru yapma konusunda takdir yetkisi tanımakta, fakat kararlarına karşı yargı yolu bulunmayan ulusal mahkemelerin (yani üst mahkemelerin) Adalet Divanı’na başvuru yapmasını zorunlu kılmaktadır. AT Antlaşması’nın 234. maddesinin bu hükmünden de anlaşılacağı üzere, kararlarına karşı yargı yolu bulunan mahkemeler, davanın taraflarının görüşlerine bakmaksızın, Adalet Divanı’na Topluluk hukukunun yorumu için başvurabilmektedirler. Tarafların, Adalet Divanı’na başvurulmaması konusunda anlaşmaları bile ulusal mahkemeleri bağlamamaktadır. Kararlarına karşı yargı yolu bulunmayan mahkemelerin ise bu konuda takdir yetkisi hemen hemen hiç bulunmamaktadır. Kararlarına karşı yargı yolu bulunmayan mahkemeler ancak, aynı konuda Adalet Divanı’nın hali hazırda verilmiş bir kararı olması, Topluluk hukukunun nasıl uygulanacağının şüpheye yer bırakmayacak kadar açık olması gibi durumlarda Adalet Divanı’na başvuru yapmaktan kaçınabilmektedirler.
Bütün bu prensiplerden hareketle, Orams davasında, İngiliz mahkemesinin Adalet Divanı’na başvurusunun engellenmesinin mümkün olmadığı kabul edilmelidir. Zira, İngiliz istinaf mahkemesinin huzurundaki meselenin çözümlenebilmesi için, 44/2001 sayılı AT tüzüğünün ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB’ye katılmasına ilişkin Antlaşmanın bir eki olan 10. protokolün yorumlanması gerekmektedir. Böyle bir meselenin Adalet Divanı’nın önüne daha önce gitmediği de dikkate alındığında, Kıbrıs Türk tarafının, İngiliz istinaf mahkemesinin Adalet Divanı’na başvuru yapılmasını engelleme olanağı olmadığını kabul etmek gerekir.
   Ön karar usulüne ilişkin bu genel prensiplerden bahsettikten sonra, Orams davasında Adalet Divanı’nın kararının daha detaylı incelenmesi gerekmektedir. İngiliz istinaf mahkemesi, ön karar usulü ile Adalet Divanına başvurarak, 44/2001 sayılı tüzüğün ve 10. protokolün yorumlanmasına ilişkin bazı sorular sormuştur.
Söz konusu 10. protokol, AB müktesabatının Kuzey Kıbrıs’ta askıya alınmış olduğunu öngörmektedir. İngiliz istinaf mahkemesinin Adalet Divanına sorduğu ilk ve en önemli soru, Kuzey Kıbrıs’ta bulunan bir gayrı menkul ile ilgili olarak, hükümetin denetimi altında bulunan bölgelerde yani Güney Kıbrıs’taki bir mahkemenin vermiş olduğu kararın, 44/2001 sayılı tüzük çerçevesinde diğer üye devletlerde tanınmasının, 10. protokol tarafından engellenip engellenmediğidir. Adalet Divanı, 10. protokolün müktesabatı Kuzey’de askıya aldığını, buna karşın İngiltere’de tanınması ve tenfiz edilmesi istenen kararın Güney Kıbrıs’ta verildiğine dikkat çekmiştir. Bu çerçevede, Güney Kıbrıs’ta oturum yapan bir mahkemenin, Kuzey Kıbrıs’ta bulunan bir gayrı menkul ile ilgili vermiş olduğu kararın, diğer üye devletlerde tanınması ve tenfiz edilmesini 10. protokolün engellemediği sonucuna varmıştır.
   Avrupa Birliği kurumlarından olan Komisyon, Adalet Divanı’na verdiği görüşte, 44/2001 sayılı tüzüğün Orams davası gibi davalara uygulanamayacağını ileri sürmüştür. Söz konusu tüzüğün 1. maddesinin 1. fıkrası, “tüzüğün medeni hukuk ve ticaret hukuku meselelerine uygulanacağını” öngörmektedir. Komisyon, Orams davasında, meselenin bir medeni hukuk, ticaret hukuku meselesi olmadığını ileri sürmüştür. Bu iddia, gayrı menkullere ilişkin meselenin esas itibarıyla bir uluslararası antlaşmayla çözümlenmesi gerektiği yönündeki Türk tarafı görüşü ile paralellik göstermektedir.
   Adalet Divanı, Komisyon’un bu görüşünü de reddederek, söz konusu davanın iki özel kişi arasındaki bir dava olduğuna dikkat çektikten sonra, davanın amacının bir gayrı menkulün gayrı yasal olarak işgal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan zarar ziyanın tazmin edilmesi ve gayrı menkulün sahibine iadesine ilişkin olduğuna, bu nedenlerle de meselenin medeni hukuk ve ticaret hukuku meselesi olarak kabul edilmesi gerektiğine karar vermiştir.
   Adalet Divanı’nın bu kararının iki temel sonucu bulunmaktadır. Kıbrıs Rum Kesimi mahkemelerinin, Kuzey    Kıbrıs’ta meydana gelen tüm medeni hukuk ve ticaret hukuku meselelerinde vereceği kararlar, Avrupa Birliği’nin diğer üye devletleri’nde 44/2001 sayılı tüzük çerçevesinde tanınabilir ve tenfiz edilebilir. Bu husus özellikle, 1974’de gayrı menkullerini Kuzey Kıbrıs’ta bırakan Rumların mülkiyet haklarının, Avrupa Birliği’ne üye devletler tarafından da tanınması sonucunu doğuracak niteliktedir. Rumların 1974’de Kuzey Kıbrıs’ta bırakmış oldukları gayrı menkuller üzerindeki mülkiyet hakları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin vermiş olduğu çeşitli kararlar ile teyit edilmiş olsa da, Adalet Divanı’nın Orams davasında vermiş olduğu karar, İnsan hakları Mahkemesi’nin kararlarının doğurduğu etkiden daha ciddi etkiler doğuracak niteliktedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Rumların açmış olduğu davalarda, davalı konumunda bulunan Türkiye Cumhuriyeti iken, Orams davasında davalı konumunda bulunan iki gerçek kişidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları sadece Türkiye devleti bakımından etki doğururken, Adalet Divanı kararının etkisi gerçek kişiler üzerinde ortaya çıkmaktadır. Adalet Divanı kararının doğuracağı sonuçlara artık sadece bir devlet değil, gerçek kişiler de katlanmak zorunda kalacaktır. Bu bağlamda, kararın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki etkisi çok daha fazla olacaktır. Öncelikle, inşaat sektörü, emlak sektörü durma noktasına gelecek, buna bağlı olarak diğer sektörler de etkilenecektir. Son günlerde basından yer alan ve İngiliz hükümetinin kendi vatandaşlarını, KKTC’de mülk almak konusunda uyardığı yönündeki haberler de bu görüşü doğrular niteliktedir.
Söz konusu karar, sadece KKTC’de gayrı menkul almak isteyen Avrupa Birliği vatandaşları bakımından değil, KKTC’ye yatırım yapmak niyetinde olan Türk işadamları da dahil birçok yabancı yatırımcıyı da korkutacaktır. Zira, Avrupa Birliği içerisinde yatırımları örneğin otelleri bulunan bir yatırımcı, 1974’den önce Rumların mülkiyetinde olan bir gayrı menkulü aldığı takdirde, aleyhine açılan davalarla boğuşmak zorunda kalacaktır. Gayrımenkülün 1974’den önceki sahibi, Rum kesimindeki mahkemeler nezdinde kazanmış olduğu davanın kararını, yatırımcının otellerinin bulunduğu üye devletlerde tanıtıp tenfiz ettirebilecektir. Bu durumda, davalının otellerinin satılmasını ve kendisine tazminat olarak verilmesini isteyebilecektir. Ne kadar da bu tip davaların ortaya çıkması, yıllarca sürecek yargılamalar ve yapılacak büyük masraflar nedeniyle beklenmese de, teorik olarak mümkündür.
   Adalet Divanı kararlarında dikkat çekilmesi gereken bir nokta daha vardır. Adalet Divanı, İngiliz istinaf mahkemesine Orams çifti aleyhine verilen kararın mutlaka tanınması gerektiğini söylememiştir. Daha önce de belirtildiği üzere, Adalet Divanı, sadece Topluluk hukukunu yorumlamakla yetkilidir. Ulusal mahkemenin önündeki meseleyi çözüme kavuşturmaya yetkili değildir. Adalet Divanı Orams davasında da İngiliz mahkemesi önündeki davayı çözüme kavuşturmamış, sadece Kuzey’de muktesabatı askıya alan 10. protokolün, Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki mahkemenin Kuzey Kıbrıs’taki bir gayrı menkul ile ilgili verdiği kararın İngiliz mahkemesi tarafından tanınmasına engel olmadığına karar vermiştir. Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere, Rum Kesimindeki mahkemenin kararının tanınıp tenfiz edilmesine karar verecek olan yine İngiliz Mahkemesi olacaktır.
Bu durumda, İngiliz Mahkemesi, Rum mahkemesinin kararını tanımak konusunda 44/2001 sayılı tüzüğün kurallarını uygulayacaktır. İlgili tüzüğün 34. maddesi, bir üye devlet mahkemesinin, diğer üye devlet mahkemelerinin verdiği kararı tanımaktan hangi hallerde kaçınabileceğini saymaktadır. Tüzüğün 34. maddesine göre, kararın tanınması, tanımaya karar vermesi istenen mahkemenin ülkesindeki kamu düzenine açıkça (manifestly) aykırı ise, o kararın tanınması söz konusu olmaz. Yani, Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki mahkeme tarafından verilen kararın tanınması İngiltere’deki kamu düzenine açıkça aykırı ise, İngiliz mahkemesi bu kararı tanımaktan kaçınabilir. Kararın tanınmasının kamu düzenine açık aykırılık teşkil edip etmeyeceğine yine İngiliz mahkemesi karar verecektir.
Kamu düzeni, oldukça genel ve kapsamlı bir kavramdır. Kesin bir tanımı olmamakla beraber, yer ve zamana göre değişiklik gösterebilir. Doktrinde kamu düzeninin çeşitli tanımları yapılmaktadır. Genel ve basit bir tanımını yapacak olursak, kamu düzeni, belli bir ülkede, belli bir zamanda, ekonomik ve sosyal şartlar ile ortaya çıkan, o ülkedeki istikrar ve düzeni sağlamaya yönelik olan, ihlal edilmeleri halinde adalet duygularının kabul edilemez ölçüde yaralanacağı ve hukuka olan güvenin sarsılacağı hukuk prensipleridir. Adalet Divanı da kararında, tüzükteki kamu düzeni kaydına başvurulabilmesi için, tanınması ve tenfiz edilmesi istenen kararın, temel hukuk prensiplerini ihlal etmek suretiyle o ülkenin hukuk düzenine kabul edilemez ölçüde aykırı olması gerektiğini belirtmektedir. Bu noktada, Adalet Divanı, kamu düzeni kaydının ancak istisnai hallerde kullanılabileceğini belirtmektedir.
   Kamu düzeni niteliğinde olan bazı hukuk prensipleri, doğrudan doğruya 44/2001 sayılı tüzüğün içerisinde yer almaktadır. Bu ilkelerden biri tüzüğün 34. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmektedir. Buna göre, bir mahkeme kararı, davalıya yeterli savunma hakkı verilmeden alınmışsa, diğer üye devletlerin mahkemeleri bu kararı tanımaktan kaçınabilmektedirler. Bu çerçevede, tüzük, davalıya aleyhine işlemlerin başlatıldığını gösteren belgelerin iletilmesini ve davalıya savunmasını yapmak için yeterli zamanın verilmesini öngörmektedir. Adalet Divanı, Orams çiftine, Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki mahkeme tarafından savunmasını yapmak için yeterli fırsatın verildiğine kanaat getirmiştir. Bu noktada, İngiliz mahkemesinin, Orams çiftine yeterli savunma hakkı tanınmadığı konusunda bulgu yapması ve Rum mahkemesinin kararını tanımaktan kaçınması mümkün değildir.
   Kararı veren mahkemenin yetkisiz bir mahkeme olması durumunda da, prensip olarak yabancı mahkeme kararlarının tanınması kamu düzenine aykırı olmaktadır. Hukukun genel ilkelerinden biri de, gayrimenküle ilişkin davaların, Gayrimenkülün bulunduğu yer mahkemesinde açılmasıdır. Bu prensip de belli bir ölçüde 44/2001 sayılı tüzük içerisinde yer almaktadır. Fakat bu prensibin tüzükteki düzenlenişi farklıdır. Tüzüğün 22. maddesine göre, gayrimenküllere ilişkin davalar, gayrimenkülün bulunduğu ülkede açılmalıdır. Tüzüğün 22. maddesini de yorumlayan Adalet Divanı, bu hükmün üye devletlerin uluslararası yargı yetkisini düzenlediğini, üye devletlerin içerisindeki mahkemelerin yargı yetkisini düzenlemediğini belirtmiştir. Bu noktadan hareket eden Adalet Divanı, ilgili tüzük hükmünün üye devletlere kendi mahkemelerini örgütlenme konusunda takdir yetkisi verdiğine karar vermiştir. Adalet Divanı, tüzüğün 35. maddesinin 3. fıkrasına da atıfta bulunarak, kararı tanıması istenen mahkemenin, kararı veren mahkemenin iç yetkisini denetleyemeyeceğini de belirtmiş, bu çerçevede, Girne’de bulunan gayrı menkul ile ilgili olarak, Lefkoşa’da oturum yapan bir mahkemenin karar vermiş olmasının, kamu düzeni kapsamında değerlendirilemeyeceğini ortaya koymuştur.
   Görüleceği üzere, mahkeme kararlarının karşılıklı tanınmamasını sağlamak bakımından dayanılabilecek en temel iki ilkenin, Orams davasında ileri sürülmesi mümkün değildir. Bu durumda, Rum mahkemesi’nin vermiş olduğu kararın tanınmasını engellemek için, tanımanın aykırılık teşkil edeceği bir İngiliz hukuku prensibi ileri sürülmesi gerekecektir. Diğer bir ifadeyle, kararın tanınmasının İngiltere’deki en temel hukuk ilkelerinden birine aykırı olduğu konusunda İngiliz mahkemesinin ikna edilmesi gerekmektedir.
   İngiliz mahkemesi’nin, kamu düzeni nedeniyle Rum mahkemesinin kararını tanımaktan kaçınması durumunda bile, Adalet Divanı kararı varlığını koruyacak ve tüm üye devletler için bağlayıcı olmaya devam edecektir. Kamu düzeni kaydı ancak istisnai hallerde kullanılabileceğinden, kamu düzenine aykırılık iddiası her davanın kendi olgularına göre değerlendirilecektir. Bu nedenle, kamu düzenine aykırılık iddiası Orams davasında kabul edilse bile, Orams davasına benzer tüm davalar için geçerli olmayacaktır. Yani Kuzey Kıbrıs’taki gayrı menkullerle ilgili Güney Kıbrıs’taki mahkemelerin verdiği kararların tamamının tanınmasının, İngiliz mahkemesi tarafından kamu düzeni nedeniyle reddedilmesi mümkün olmayacaktır. Böyle bir uygulama, kamu düzenini istisna olmaktan çıkarıp kural haline getirecek, bu da İngiliz mahkemesinin Avrupa Topluluğu hukukuna aykırı hareket ettiği anlamına gelecektir. Bu durum İngiltere’nin, Adalet Divanı nezdinde açılacak ihlal davaları neticesinde para cezası ödemesine hatta, Konsey’deki oy hakkının askıya alınmasına kadar gidebilir.
    Orams davasının, KKTC’deki ticaret ve medeni hukuk meselelerine Kıbrıs Rum Kesimi’nin hukukunun uygulanması halinde, diğer üye devletlerce tanınmasının ve tenfiz edilmesinin yolunu açtığını tekrar belirtmek gerekir. Bu durumda, bu tip meselelere Kıbrıs Rum Kesimi hukukunun uygulanmasını engellemenin tek yolu, Kıbrıs’ta yapılacak bir antlaşmadır. Son dönemlerde, görüşme masasından kalkılması gerektiği konusunda görüşler beyan edilmektedir. Orams davası ile görüşme masasındaki manevra alanımızın daraldığı bir gerçektir. Fakat bu bizim siyasi bir çözüme ihtiyaç duyduğumuz gerçeğini de değiştirmemektedir. Daha önce de belirtildiği üzere, Orams davası gibi davaları ancak Kıbrıs Türkleri ile Kıbrıs Rumları arasında imzalanan bir antlaşma engelleyebilir . Kıbrıs Türk halkı, görüşmeler neticesinde menfaatlerine ters düşen bir antlaşma ortaya çıksa bile, bu antlaşmayı referandumla reddetme hakkına da sahiptir. Bu nedenle, Orams davasının doğuracağı sonuçları iyice anlayarak, fakat paniğe kapılmadan hareket edilmesi gerekir.

KIBRIS 10/05/09

 

Omiru: Hristofyas Maraş’la ilgili girişim başlatacak

Güney Kıbrıs’ta hükümetin üç ortağından biri olan Sosyal Demokratlar Hareketi EDEK’in Başkanı Yannakis Omiru, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın Maraş konusunda, gerek Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla gerçekleştirilen doğrudan müzakerelerde, gerekse genel anlamda girişim üstlenmeyi planladığını açıkladı.

Omiru, geçtiğimiz Cuma günü, sözde Maraş Belediye Başkanı Aleksis Galanos ve belediye konsey üyeleriyle bir araya geldi.
Fileleftheros gazetesi , görüşmenin ana noktasını, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Maraş’la ilgili 550 sayılı kararının oluşturduğunu yazdı.
EDEK Başkanı Yannakis Omiru, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın Maraş konusunda gerek Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla gerçekleştirilen doğrudan müzakerelerde, gerekse genel anlamda girişim üstlenmeyi planladığını söyledi.
BM Güvenlik Konseyi’nin Maraş’la ilgili 550 sayılı kararını “Türk işgalinin sona ermesine ilişkin geniş çaplı mücadelenin en temel silahlarından biri” olarak nitelendiren Omiru, “Türkiye söz konusu kararı hayata geçirerek, Kıbrıs sorununun çözümüyle uzlaşmaya hazır olduğunu Avrupalı ortaklarımıza göstersin” ifadelerini kullandı.
Sözde “Maraş Belediye Başkanı” Aleksis Galanos ise açıklamasında, “Birleşmiş Milletler’in 550 sayılı kararının; Maraş ya da herhangi başka bir şey için olduğundan bağımsız olarak, Türk askeri birliklerine değinen BM’nin tek bağlayıcı kararı olduğunu” öne sürdü.

KIBRIS 10/05/09

 

Limasol’da Evkaf’ın malını belediyeye verdiler

Kuzeydeki Rum mülkleri için Avrupa mahkemelerinden karar çıkartan Rum Yönetimi, güneydeki Türk mallarını yağmalamaya devam ediyor.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, kuzeydeki Rum mülklerini geri almak ve Türkiye’yi tazminata mahkum etmek amacıyla uluslar arası alanda girişimlerini sürdürürken, diğer yandan güneydeki Türk mallarını “yasal devlet” savunmasının arkasına saklanarak yağmalamaya devam ediyor.
   Larnaka, Limasol ve Baf’ta en değerli Türk arazilerini istimlak ederek, havaalanı, yol, köprü, park ve mezarlık yaptıktan sonra,  Limasol’da Türk Vakıflar İdaresi’ne (Evkaf) oldukça değerli bir araziyi daha belediyeye devretme kararı aldılar. Limasol belediyesi burasını yeşil alan ve park yapacak.
   Güney’de yayımlanan Politis gazetesi  “Evkaf bölgesi yeşil ciğer. Limasol Belediyesi’nin dönüşüm planları zaman gerektiriyor” başlığıyla yansıttığı haberinde Nikos Pattihis Caddesi’ndeki EVKAF’a ait geniş arazinin Limasol Belediyesi’ne verildiğini, belediyenin de söz konusu alanı park yapacağını bildirdi.
   Sözü edilen geniş arazinin devredilmesi konusundaki ilk adımın Limasol Belediyesi ile Rum İçişleri Bakanlığı arasında yapılan anlaşmayla atılmış olduğunu yazan gazete, halen boş olan Evkaf arazisine hurda araç bırakan, çöp, moloz ve sanayi atığı döken, kişi ve kuruluşlara karşı belediye tarafından hukuki işlem başlattığını yazdı.
   Gazeteye göre EVKAF malının yeşillendirilerek park haline getirilmesi için, Rum İçişleri Bakanlığı’na bağlı ‘Kıbrıs Türk Mallarını İdare Birimi’nin de araziyle ilgili yazılı onay vermesi gerekiyor.
   Gazete, belediyenin ilk etapta EVKAF arazisinin boş alanlarını telleyerek yeşillendirmeye başlayacağını, arazinin kaçak işletmelerce işgal edilen bölümleri boşaltıldıkça, bu alanı genişleteceğini kaydetti.

KIBRIS 10/05/09

 

 

Ekonomi başlığındaTürk Lirası tartışması!

Kapsamlı müzakerelerde KKTC tarafı, Türk Lirası’nın da resmi para olmasını istemiş!

Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının siyasi endişelerinin, ekonomi başlığında görüş birliği oluşturulmasına engel olduğu iddia edildi.
   Kıbrıs Türk tarafının yetkileri daha çok “oluşturucu devletçikte”, Rum tarafının ise “federal devlette” toplamayı talep ettiği ve bunun uzlaşmazlığı yarattığı öne sürüldü.
    İddialara göre Rumlar, Türk tarafının “Türk Lirası Kıbrıs’ın resmi para birimi olarak tanınmalıdır” önerisini de kabullenmiyor.

Ekonomi başlığında geniş bir görüş birlikteliği yok!

   Özlü müzakeresini Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın BM ve AB’yle İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Özdil Nami ve Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu’nun üstlendiği “Ekonomi Başlığı”nda geniş bir görüş birlikteliği bulunması çabaları sonuç vermiyor.
   Politis gazetesi, Nami ve Yakovu’nun; Talat ve Hristofyas’ın Salı günkü baş başa görüşmelerinde kararlaştırdıkları müzakerelerin hızlandırılması çerçevesinde;  ekonomi alanındaki uzmanlar eşliğinde Perşembe ve Cuma günü bir araya gelerek bu başlığı ele aldıklarını yazdı.
   Nami ve Yakovu’nun önündeki görüntünün, “beyaz veya siyah” olmadığının anlaşılmakta olduğunu belirten gazete, özetle şunları belirtti:
   “Aslında, karşılaşılan ana sorunu; Kıbrıslı Türklerin oluşturucu devletçiklerle ilgili talepleri oluşturuyor, Rum tarafı ise çoğu meselede ekonomide de temel kararların federal düzeyde alınmasını istiyor. Nami ve Yakovu’nun bir sonraki görüşmesi önümüzdeki Salı günü gerçekleşecek ve iki tarafın temel isteği ‘altın kesiti’ (ortak payda) bulmaktır. Yani; federal devletin Birleşik bir Kıbrıs’ın AB içerisindeki temel ekonomi politikasını belirleme olanağını elinden almadan, eyaletlerin ekonomik faaliyetlerini güçlendirecek ‘üçüncü yolu’ açmak…”

“Türk tarafı dikenler döşüyor”

   Filelefthero ise “Ekonomi X2 Ve Türk Parası –Türk Tarafı Şartlar Koşmaya Çalışıyor Kendi Gümrükleri Olsun İstiyor” başlıklı haberinde Kıbrıs Türk tarafının ekonomi meselelerine “dikenler döşemekte olduğunu” iddia etti.
   Teknokratik düzeydeki görüşmelerin; iki taraf arasında var olan anlaşmazlıkları doğruladığını ve öncelikle; Türklerin talep etmekte olduğu iki devlet tezine işaret ettiğini yazan gazete, önümüzdeki Perşembe günkü Talat-Hristofyas görüşmesi arifesinde ortak zemin şekillendirme hedefiyle ön hazırlıkların başladığını belirtti, özetle şunları yazdı:

Türk Lirası resmi para birimi olmalı önerisi!

“Edindiğimiz bilgilere göre Türk tarafı, gerek nihai çözümün bir parçası gerekse geçiş dönemi tedbiri olarak iki devlete göndermede bulunduğu aşikâr tezler ortaya koyuyor.
  1- Türk tarafı Türk Lirası’nın Kıbrıs’ın resmi para birimi olarak tanınmasını,
  2- Oluşturucu devletçiklerin dolaylı vergi uygulayabilme olanağı olmasını,
  3- Oluşturucu devletçiklerin doğrudan vergi ortaklık vergisi uygulamalarını istiyor,
  4- İç sınırların varlığına göndermede bulunan tezler ortaya koyuyor (gümrük denetimi)
5- Zaman sınırı belirtmeksizin, ekonomiyi birleştiren unsurlardan sapmalar talep ediyor. İki Merkez Bankası’nın, ne kadar süreceği şimdilik bilinmeyen işleyişi gibi…

Oluşturucu devleti güçlendirip, merkezi devleti zayıf tutma!

  Türk tarafının ortaya koyduğu tezler daha çok; Kıbrıs sorununun bütün yönlerindeki tezlerinin tabi olduğu mantığı: Oluşturucu devletçikleri güçlendirme ve federal merkezi hükümeti güçsüzleştirme mantığını teyit ediyor.
  Kıbrıs Rum tarafı, bu tezleri kabul etmiyor. Rum tarafı diğer şeyler yanında muhataplarına; bu tür tezlerin Avrupa Birliği’nce kabul edilemeyeceğini vurguluyor. Önümüzdeki Perşembe gününe kadar gerek teknokratlar gerek liderlerin danışmanları Nami ve Yakovu görüşmelerine devam edecek. Ekonomi Başlığı’nın uzun süre açık tutulmayacağı tahmin ediliyor.
  Bilgi sahibi kaynaklara göre Birleşmiş Milletler; Haziran ayı ortalarına kadar bir özetleme yapılabilmesi ve ardından da sözde al-ver’e geçilmesi için –ki başlangıcı sonbahara tarihleniyor- karşılıklı tezlerin okunmasının Haziran ayı ortalarına kadar tamamlanması gerektiği görüşündedir.
Halen, BM uzmanlarının doğrudan müzakereler prosedürünün ikinci aşaması için hazırlanmakta olduğuna dikkat çekiliyor.”

KIBRIS 10/05/09

 

Günde 23 bin ton su!

DÖRT BÖLGE YARARLANACAK… Kuzey Kıbrıs’taki su sıkıntısını azaltmak amacıyla yürütülen çalışmalara, Avrupa Birliği’nin katkılarıyla gerçekleşecek bir proje ekleniyor. Su İşleri Dairesi Müdürü Asım Kayan’dan elde edilen bilgilere göre, AB’nin yürüteceği proje çerçevesinde günde 23 bin ton civarında su üretilip, dört bölgeye dağıtılacak. Buna göre Güzelyurt bölgesine günde 6 bin ton su verilecek. Geriye kalan 17 bin ton su ise Lefkoşa, Gönyeli ve Gazimağusa’ya verilecek.

YENİ YATIRIMLARA İHTİYAÇ VAR… Güzelyurt bölgesinde suyun tuzlanması nedeniyle, narenciye bahçelerinin kuruduğuna dikkat çeken Asım Kayan, KKTC’nin yılda 27 milyon ton su ihtiyacı olduğuna dikkat çekti. Bu durumda, AB’nin katkılarıyla kurulacak denizden su arıtma sisteminin de yetersiz kalacağı ve yeni yatırımlara ihtiyaç olduğu görülüyor. Halen Bafra’da günde en az 2 bin ton su üreten İsrail şirketinin de, yaz aylarında bu kapasiteyi günde 8 bin tona kadar çıkaracağı belirtiliyor.

Ali CANSU
   Bafra Tatil Köyü ve Bölgesi Deniz Suyu Arıtma Projesi'nin 2 yıl önce hayata geçirildiğini anlatan Su İşleri Dairesi Müdürü Asım Kayan, İsrailli Tahal Consulting Engineers Ltd. Şirketi tarafından kurulan arıtma tesisinin günde 8 bin ton üretim kapasitesinde olduğunu söyledi.
   Kayan, KIBRIS muhabirinin, İsrail şirketine bugüne kadar yapılan ödemelerle ilgili sorusuna yanıt vermezken, güvenilir bir kaynak, projenin başladığı 27 Nisan 2007 tarihinden bugüne kadar toplam 1 milyon 125 bin 712 metre küp su çıkarıldığını ve şirkete Su İşleri Dairesi tarafından 1 milyon 125 bin 712 dolar para ödendiğini bildirdi.
   Şirket, sahilin 80 metre gerisine inşa ettiği Bafra Tatil Köyü ve Bölgesi Deniz Suyu Arıtma Tesisi’nde, denizden alınan ve tuzluluk oranı 38 bin ppm (parts per million)’den 228 ppm oranında içilebilir su elde ederek,  Bafra’daki Artemis otele, bölgedeki bazı köylere pompalıyor.
   27 Nisan 2007 tarihinde hizmete başlayan Bafra Tatil Köyü ve Bölgesi Deniz Suyu Arıtma Tesisi’ndeki depolara günde en az iki bin ton su depolanarak, İskele, Dokuzevler, Boğaztepe, Çayırova, Pamuklu ve Bafra köylerine dağıtılıyor.

Yap işlet devret modeli ile hayata geçirildi

   Su İşleri Dairesi Müdürü Asım Kayan, Bafra Tatil Köyü ve Bölgesi Deniz Suyu Arıtma Projesi’nin yap-işlet devret modelinde 10 yıllık bir proje olduğunu söyledi. Kayan, üretilen her metreküp suya 0.97 cent (USD) ödeme yaptıklarını söyledi.
   Bölgede bulunan Kaya Artemis Otel ile de yıllık sözleşme yaptıklarını ifade eden Kayan, anlaşmaya göre otele verilen su için bir miktar tahsilat yaptıklarını söyledi.
   Tesisin tam kapasite ile çalışması durumunda günde 8 bin ton suyun arıtılacağını anlatan Kayan, başka bölgeler için de benzeri projelerinin gündemlerinde olduğunu kaydetti.

KIBRIS 10/05/09

 

Europe day concert hits a sour note
By Elias Hazou

EUROPE DAY, intended as a celebration of peace and unity in Europe, has instead caused discord and ill-feeling in the Cyprus Symphony Orchestra after the state invited Turkish musicians to take part in local events.

The inclusion of six musical artists from Turkey in concerts has provoked the ire of some members of the CSO.

Two of the Turkish nationals are soloists performing the prelude to the ‘Ode to Joy’, from Beethoven’s Symphony No. 9, the European anthem.

Overseas artists are regularly invited as guests by the CSO without incident. Indeed the orchestra itself is comprised of many different nationalities. Some members have taken exception to the nationality of these specific musicians.

The concerts were co-organised by the Education Ministry and the Embassy of the Czech Republic, which currently holds the EU presidency.

In addition to the Turkish nationals, the orchestra also featured Syrian, Lebanese, Israeli, Palestinian and Egyptian musicians.

Diversity is fine, but in this case it’s been taken too far, say the dissenters.

“It’s provocative. There was really no need for it,” said Nikos Ioannou, a double bass player on the orchestra.

“What kind of message are we sending out when we invite people from Turkey to play alongside us, when our country is still occupied?

“Are we trying to say that everything here is all right? Because it’s not. Besides, Turkey is not even in the European Union.”

He had nothing personal against the Turkish musicians, he hastened to add.

“I had the chance to chat with one of them, also a double bass player, and he seemed like a very reasonable fellow. He agreed that Cyprus should be demilitarised.”

But unlike Ioannou, other Greek Cypriots in the orchestra, some of whom are refugees, were not on speaking terms with their Turkish colleagues.

“That’s understandable,” Ioannou told the Sunday Mail.

Including overseas talent, has also caused expenses to soar, according to the dissenters. The tab is being mostly picked by the government.

“Each of the Turkish musicians cost some €3,000, for travel, accommodation and fees. Not only that, but they brought them over 10 days ago [for rehearsals], out of which three days were down time with no rehearsals because of the May 1 long weekend,” said another source, who preferred not to be named.

The two Turkish soloists were certainly made to feel unwelcome before setting foot on the island.

The Sunday Mail understands they were sent anonymous threats via email warning them to keep away. The matter has been reported to the police by administrators at the Cyprus Symphony Orchestra.

It’s been suggested that the masterminds behind the concert may got carried away by an attempt at détente between Cyprus and Turkey. One source likened the move to the policy of promoting rapprochement between the island’s two communities in public schools.

During the concert at Limassol’s Rialto theatre on Friday night, a band of around 10 protesters, distributed pamphlets condemning the inclusion of the musicians from Turkey. A couple brandished Greek flags outside the performance to drive home their point.

The inflammatory pamphlets featured a parody drawing of Beethoven wearing a fez with the crescent moon and star, the symbols appearing on the flag of Turkey.

A few protesters were also expected to turn up at the second show last night at Strovolos Municipal theatre for maximum exposure, as the event was set be attended by a host of European ambassadors and Cypriot officials. Tickets to the concert was sold out days ago.

Were the concert arrangements off tune? Not so, insist the organisers.

“We wanted to stress the spirit of co-operation, the concept that art transcends nations and unites all people. That’s the idea,” said Giorgos Moleskis, consultant for the CSO.

“These things can’t be taken seriously,” he said of the controversy, also brushing aside allegations that qualified Cypriot musicians had been passed over.

“Our criteria for hiring musicians were not based primarily on degrees and whatnot, but rather on a person’s performance during auditions. This was a special event, special circumstances, and we wanted to get the right people for it,” said Moleskis.

CYPRUS MAIL 10/05/09

 

 

“Avrupa Günü” kutlandı

“Avrupa Parlamentosu Kıbrıs Bürosu” ile “Avrupa Komisyonu Kıbrıs  Temsilciği”nden, ortak etkinlik.

Aral MORAL
  “ 9 Mayıs Avrupa Günü”, diğer AB ülkelerinde olduğu gibi, dün Güney Lefkoşa’da da, “Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği” ile “Avrupa Parlamentosu Kıbrıs Ofisi”nin düzenlediği ortak etkinlikle kutlandı.
   Avrupa Komisyonu’nun sağlıktan sorumlu üyesi Andrulla Vasiliu’nun konuşma yaptığı etkinlik, Başpiskopos 3. Makarios Caddesi’nde 12.00 ile 15.00 saatleri arasında düzenlendi.
   AB üyesi devletlerden 12 büyükelçinin katıldığı etkinlikte konser veren Arda Gündüz, katılımcılardan büyük ilgi gördü.
   Cadde üzerine kurulan stantlarda AB ülkelerini tanıtıcı broşürler dağıtılırken, Kıbrıs Rum Polis Müdürlüğü, Sosyal Reform Derneği OPEK, Lefkoşa Rum Belediyesi ve bazı sivil toplum örgütleri de stantlardaki yerini aldı.
   Etkinlikte çocuklar da unutulmadı. Palyaçolar, etkinlikte çocukların yüzlerini boyattılar, çocuklara neşeli balonlar dağıttılar. Çocuklar yüzlerini boyatarak ve balonlarla oynayarak hoşça vakit geçirdi.
   Etkinliğe ayrıca, Fransız Okulu Korosu ve Baf’tan Başpiskopos 3. Makarios Lisesi Dans Drubu da renk kattı.
   Geçmişte “AB Günü” etkinliklerine yoğun olarak katılan Kıbrıslı Türkler, dünkü etkinliğe fazla ilgi göstermedi.

Avrupa Günü nedir?

   “9 Mayıs Avrupa Günü”, Schuman Deklarasyonu’nun yıl dönümüdür. 1950 yılında Avrupa için politik işbirliğinin yeni bir şekli olarak önerilmiş ve Avrupa ulusları arasında barışı güçlendirmek ve savaşı düşünülemez bir kavram haline getirmek için kullanılması amaçlanmıştır.
   Deklarasyon, son derece başarılı olmuş ve ilk günden itibaren Avrupa Birliği üyelerinin eşsiz bir refah, barış ve istikrarın neşesini yaşamalarını sağlamıştır.

KIBRIS 10/05/09